Page 1


Yıl: 6 - Sayı: 63 - Fiyatı: 7,5 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ahmet Özer Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Yılmaz Mali İşler Sorumlusu Turhan Güncü Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik, Tasarım Yakup Hazman Abone ve Dağıtım Sorumlusu Mürsel Gölbaşı (0543 654 46 63) (0212 515 65 72) Abonelik Hesap Bilgileri Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Hesap Sahibi: Mürsel Gölbaşı Hesap No: 6847147 IBAN: TR13 0020 5000 0068 4714 7000 01 (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.) Yönetim Merkezi Reklam ve Abone İşleri Güneşli Mh. 1300. Sk. No: 36 Bağcılar/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayat dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com Abone Şartları 2018 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 90 TL Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevi Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı: Matsis Matbaa, İstanbul, Şubat 2018 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

Editör

H

amd, göklerin ve yerlerin mülkünü elinde bulunduran Allahu Teâlâ’ya, salat ve selam ise Rahmanın kulları için hangi işlerin daha iyi olduğunu en iyi bilen Muhammed aleyhisselam’a, ailesine, ashabına ve tüm müminlere olsun. İnsanlık, kabirlerinden çekirge sürüsü gibi kaldırılıp bilinmez bir yolculuğa doğru adım attığında etrafında olup bitenler zihin dünyasında büyük soru işaretlerin oluşmasına neden olacaktır. Bu soru işaretleri arkasından korku ve kaygıları sürükleyecektir. Akıbetinin ne olacağı endişesi insanlar için en zor imtihanları aratacak cinstendir. Öyle ki, bazıları bu durumun verdiği dehşet neticesinde cehennem ateşine atılarak belirsizliklerinin ortadan kalkmasını isteyecekler. Zavallı insan… Güneş bir mızrak insanlara yakınlaştırılacak ve kişiler günahları oranında ter içerisinde kalacaklardır. Yaşanan tüm manzaralara rağmen, korku ve elem verici kaygılar içerisinde olanların dışında 7 sınıf vardır ki onlar Rahim olan Allah’ın koruması altında olacaklardır. Nebevi Hayat Dergisi olarak, kıyamet gününün dehşetli sahneleri arasında emniyet içine alınan bu yedi sınıfı araştırdık. Onların dünya hayatında yapmış oldukları salih amellerin neler olduğunu ve Rahman katında nasıl bir değerinin olduğunu gözler önüne sermeye çalıştık. Rabbimiz istifade etmeyi hepimize nasip etsin. Nebevi Hayat Dergisi olarak, abone kampanyamızın devam ettiğini hatırlatmak isteriz. Selam ve dua ile


İçindekiler

Âdil Devlet Başkanı Mahmut Varhan

Rabbine Kulluk Ederek Hayat Geçiren Genç Hakan Sarıküçük

04

12

Kapak Dosya Gözünden Rahmete Akan Ilık Damla Derya Fıçıcı

28

Kapak Dosya Mevki ve Makam Sahibi Kadın ve Erkeklerin Zina Tekliflerini Rededenler Ümit Şit

31

Kapak Dosya Sağ Elinin Verdiğini Sol Elin Bilmediği Kadar Gizli Sadaka Vermek Soner Dural

36

Davet Mektebi İnsanlığı İslâm'a Davet Etmenin Hükmü Musa Şerifoğlu

44

Gündem Analiz İran'daki Olayların Satır Aralarını Okumak Nedim Bal

50

Hasbihâl Dünya Körleri Sağırları da Oynasa Biz Bu İnsanlarla Olmaya Devam Edeceğiz Emrah Seven

Mescide Devam Eden Kimse M. Sâdık Türkmen

Arşın Gölgesinin İki Bahtiyar İnsanı Ahmet İnal

18

22

56

Tarihten Notlar Tarihin Karanlık Fermanı; Tanzimat Furkan Uyanık

61

Haber Analiz Türkiye'nin Afrin’deki Operasyonu; Anahtar Oyuncular Emrah Seven

66

Müslüman Kâşifler Orta Asya’da Yaşamış Evrensel Dehâ: El-Bîrûnî Cihan Malay

69

Nebevî Aile Beni Güzel Yetiştirmek İstiyorsan Bana Karşı Yumuşak ve Sabırlı ol! Halime Yılmaz

76


KAPAK DOSYA Mahmut Varhan

Arşta Gölgelenen 1. Sınıf

Âdil devlet başkanının en temel vazifesi, Allah'ın kanunlarını, O'nun kullarına tatbik etmektir.

4

Şubat 2018

ÂDİL DEVLET BAŞKANI

H

amd olsun âlemlerin Rabbi Allah'a! Din (duruşma ve

gelecek bütün yöneticilere sı-

hesap verme) gününün hâ-

idare etmekte nübüvvet yolu-

kimine! Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım isteriz. Doğru yola ilet bizi: Nimet (hidayet) verdiklerinin yoluna, gazaba uğramayan ve dalalete düşmeyenlerin. (Âmin!) Salât ve selam olsun peygamberlerin efendisine ve

rat-ı müstakimi gösteren siyasetli Muhammed'e! Ümmeti nu takip eden raşid halifelere ve bu konuda onlara yardımcı olan bütün ashab-ı kiram ve sadık mü’minlere de salat ve selam olsun! İmdi; bu makalemizde ümmetin istikameti için hayat suyu

ümmetin rehberine! Hayatını,

konumunda olan âdil devlet

hayatı verene tevekkül ederek

başkanının faziletinden bir

O'na kulluk çerçevesi içinde

nebze de olsa bahsedeceğiz.

yaşayan ve kendisinden sonra

Çünkü ümmetin ıslah edilme-


si ve istikamet üzere yürüyebilmesi için bir taraftan rabbani âlimlere, diğer taraftan âdil devlet başkanına zaruret derecesinde ihtiyaç vardır. Bu iki hayat unsuruna su ve ekmekten daha fazla muhtacız. Zira ümmetin dünyevi ve uhrevi saadetinin teminatı, hidayet rehberi olan kitap ve onu taşıyan Rabbani âlimler ile kitabı koruyan ve onun yön vermesi ile hareket eden kılıç ve onu taşıyan âdil devlet başkanlarıdır. İbni Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurdu: "Yedi kimseyi

Allahu Teâlâ kendi gölgesinden başka

Âdil devlet başkanının en temel vazifesi, Allah'ın kanunlarını, O'nun kullarına tatbik etmektir. Sosyal statüsü ne olursa olsun suç işleyen herkese Allah'ın koyduğu cezayı uygulamalıdır. Bu konuda hiçbir baskıya boyun eğmemeli ve hiçbir aracı kabul etmemelidir.

gölge bulunmayan kıyamet gününde, gölgesinde barındıracaktır. Bunlar: adaletli devlet reisi... dir." (1) Kıyamet gününde mü'minleri barındıracak ilahi gölge, Allahu Teâlâ’nın arşının gölgesidir. O gölgeliğin altında barınacak bahtiyarların arasında âdil devlet başkanı da bulunmaktadır. O müthiş günde Allah'ın himayesine sığınmış olmanın anlamı, şüphesiz gerek mahşerde gerek daha sonraki zor zamanlarda hiçbir sıkıntı ile karşılaşmamak ve hem cenneti hem de Allah'ın rızasını kazanmak demektir. Hadis-i şerifte görüldüğü üzere bu yedi bahtiyar sınıfın başında adaletli devlet başkanı yer almaktadır. Âdil devlet başkanı

nizama uygun bir şekilde onların sorunlarını çözer, onların huzur içinde yaşamaları için gayret sarfeder, onların tok olmaları için kendisi aç yaşar ve böylece Allah'ın pek çok kuluna iyiliği ve faydası dokunur. Kullarını çok seven Allahu Teâlâ’nın, onlara iyilik edenlere büyük değer vermesi ve: "Siz benim kullarıma faydalı oldunuz, onlara âdil davrandınız, dünyada on-

niçin bu kadar önemlidir? Bunun se-

ları himaye ettiniz; Ben de bugün sizi

bebi şudur ki; adaletli devlet başka-

himaye edeceğim" diyerek onlara sa-

nı, halkının derdine çözüm arar, ilahi

hip çıkması son derece tabîidir.

1. Buhari, Ezan 36, Zekât 16, Hudud 19; Müslim, Zekât 91.

Cemâziy el-Evvel 1439

5


buyurmaktadır: "Ya Davud! (buyurduk), kesinlikle biz seni o ülkede halife (yönetici) yaptık; dolayısıyla insanlar arasında hakka uygun bir şekilde hüküm ver; sakın heva ve hevesine uyma. Nitekim seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın

"Müslümanların işlerini üstlenip onlar için çalışıp çabalamayan hiçbir yönetici, onlarla birlikte cennete giremez."

yolundan sapanlar ise, mutlaka onlara hesap gününü unuttuklarından ötürü çok ağır bir azap vardır." (Sâd, 26) Buna göre devlet başkanının önünde üçüncüsü bulunmayan iki yol vardır: Ya hesap gününü hesaba katarak ve halkını nasıl ve neye göre yönettiğine dair çok ince ve ağır bir muhasebeye çekileceğini bilerek onları hakkaniyetle, Kur'an ve Sünnet'e muvafık bir şekilde idare edecek ve böylece âdil bir devlet başkanı olacaktır. Ya da hesaba çekileceği ve çok ağır bir muhasebeye tabi tutulacağı hesap gününü unutarak, halkını he-

Âdil devlet başkanı, halkını idare ederken asla ne kendisinin ne de başkasının heva ve arzusuna göre hareket etmez. Onları sadece hakka uygun bir şekilde ve Şer-i Şerif'in tanımış olduğu bütün haklarını gözeterek yönetir. Onlar arasında hüküm verirken, Allah'ın adalet sistemi olan şeriatına muvafık bir şekilde hüküm verir. Âdil devlet başkanının anayasası Kur'an'ı Kerim ve toplum hayatı ile ilgili bütün yasaları kapsayan tek hukuk kaynağı da sünnet-i seniyye/ şeriat-ı ğarradir. Allah azze ve celle şöyle

6

Şubat 2018

vasına ve arzusuna göre yönetecek, beşeri sistemlere uygun biçimde onları idare edecek ve böylece çok ağır bir azaba maruz kalacaktır. Zira böyle bir yönetim kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların yönetim biçimidir. Âdil devlet başkanı halkının huzuru, emniyeti ve refahı için bütün gayretini ortaya koyar; onların dünyada ve ahirette saadete nail olmaları için çaba sarf eder. İbni Ömer radıyallahu anhuma

dedi ki: "Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem

şöyle buyurdu: "Hepiniz

çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir ço-


bandır ve sürüsünden sorumludur..." (2)

datarak ölürse, Allahu Teâlâ ona cennet

Peygamber Efendimiz sorumlu olan

yüzünü göstermez." (3) Bir başka riva-

kimseyle sorumlu olduğu şeyleri ço-

yet şöyledir: "Onlara sahip çıkıp koru-

ban-sürü benzetmesiyle anlatmıştır.

mazsa, cennetin kokusunu duyamaz." (4)

Çoban, saflığı ve samimiyeti temsil

Müslim'in bir rivayeti de şöyledir:

eder. O, güttüğü koyunlara derin bir

"Müslümanların işlerini üstlenip onlar

şefkat ve merhamet besler. Koyun-

için çalışıp çabalamayan hiçbir yönetici,

larını en güzel otlaklarda yaymaya

onlarla birlikte cennete giremez." (5)

çalışır. Sulama zamanı gelince onları

Ebu Meryem el-Ezdi dedi ki: "Ben,

sular. Dinlenme zamanı eğlek yerine götürüp yatırır. Kurda kuşa kaptırmaz. Onların hastalanmamasına dikkat eder. Hasta olanlara da özel

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: "Allahu Teâlâ bir kimseyi Müslümanların başına idareci yapar, o da halkın işlerinin bitirilmesi-

ihtimam gösterir. Kendisine canlısı

ne, ihtiyaç ve sıkıntılarının giderilmesine

cansızıyla koskoca bir devlet emanet

çalışmak yerine kendisiyle onlar arasına

edilen devlet başkanı, üstlendiği so-

engeller koyarsa; kıyamet gününde Alla-

rumluluğun pek büyük, aldığı göre-

hu Teâlâ da onun işlerini görmez, ihtiyaç

vin altından kalkılamayacak kadar

ve sıkıntılarını gidermez." (6)

ağır olduğunu düşünerek yönettiği herkese, her şeye karşı âdil davranmaya gayret etmeli, sorumluluk sınırı içinde bulunan hiç kimsenin, bir başkasının hakkını yemesine izin vermemelidir. Aksi takdirde halkının üzerinde baskı kuran ve güçlü olanların zayıfları ezmesine olanak sağlayan zalim devlet başkanı, kendisini büyük bir felakete ve acıklı bir azaba maruz bırakmış olur. Ebu Ya'la

Âdil devlet başkanının en temel vazifesi, Allah'ın kanunlarını, O'nun kullarına tatbik etmektir. Sosyal statüsü ne olursa olsun suç işleyen herkese Allah'ın koyduğu cezayı uygulamalıdır. Bu konuda hiçbir baskıya boyun eğmemeli ve hiçbir aracı kabul etmemelidir. Hz. Aişe'den rivayet edildiğine göre Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri pek üzmüştü. Bunun

Ma'kil bin Yesar radıyallahu anhu dedi ki:

üzerine: "Bu konuyu Rasûlullah sallal-

"Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöy-

lahu aleyhi ve sellem

le buyurdu: "Cenab-ı Hakk'ın, yönetici

diye kendi aralarında konuştular. Ba-

yaptığı bir kimse, yönettiği insanları al-

zıları: "Buna Rasûlullah aleyhisselâm'ın

ile kim görüşebilir?"

2. Buhari, Cum’a 11, Ahkâm 1; Müslim, İmare 20. 3. Buhari, Ahkâm 8; Müslim, İmare 21. 4. Buhari, Ahkâm 8. 5. Müslim, İman 229, İmare 22. 6. Ebu Davud, İmare 13; Tirmizi, Ahkâm 6.

Cemâziy el-Evvel 1439

7


sevgilisi Usame Bin Zeyd'den başka

zir nasip eder. Vazifesini unuttuğunda

kimse cesaret edemez." dediler. Usa-

ona hatırlatmaz, hatırladığında da ona

me de onların istekleri doğrultusun-

yardım etmez." (8)

da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile konuştu. Resul-i Ekrem, Usame'ye: "Allah'ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?" buyurduktan sonra kalkıp bir konuşma yaptı ve şunları söyledi: "Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim." (7) Âdil bir yönetici, salih insanları kendisine yaklaştırır ve onları yönetimine ortak eder. Doğru yaptığı işlerde bunlar kendisine yardımcı olur ve yanlış yaptığında da kendisini uyarıp düzeltirler. Doğru işler yapmasına engel olan ve günah işlemeye kendisini teşvik eden fasık insanlardan da yılandan ve akrepten sakındığı gibi sakınır. Hz. Aişe radıyallahu anha dedi ki: "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahu Teâlâ bir yönetici hakkında hayır murad ederse, ona sadık/özü sözü doğru bir vezir nasip eder.

"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Devlet başkanlarının en hayırlısı; sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size dua eden ve sizin duanızı alan kimselerdir. Devlet başkanlarınızın en kötüsü de; sizi sevmeyen, sizin de kendisini sevmediğiniz, sizin lanetinize hedef olan, size lanet eden kimselerdir." (9) Âdil Müslüman yöneticilerin özelliklerini Ebu'l-Hasan en-Nedvi şu dört maddede özetlemektedir: 1- Her  şeyden önce onlar, Allah katından indirilmiş bir kitaba ve ilahi bir nizama inanıyorlardı. Kendi arzu ve isteklerine göre kanun koymuyorlardı. Çünkü bu; zulmün, hatanın ve cehaletin kaynağıydı. Aynı zamanda onlar, insanlarla olan münasebetlerinde, davranışlarında ve hareketlerinde körü körüne gitmezlerdi. Allah onlara, ışığında yürüyecekleri bir nur, insanlara hükmedecekleri bir nizam göndermişti. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse,

Vazifesini unuttuğunda ona hatırlatır,

karanlıklar içinde kalıp ondan hiç

hatırladığında ise ona yardım eder. Al-

çıkamayacak durumdaki kimse gibi

lahu Teâlâ bir yönetici hakkında bundan

olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları

başkasını murad ederse, ona kötü bir ve-

böyle süslü gösterilmiştir.” (En’am,

7. Buhari, Enbiya 54; Müslim, Hudud 8,9. 8. Ebu Davud 2932. Sahih bir hadistir. 9. Müslim, İmare 65, 66.

8

Avf bin Malik radıyallahu anhu dedi ki:

Şubat 2018


122) “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Maide, 8) 2- Müslümanlar, idareyi ve kumanda mevkiini günümüzde ve geçmiş devirlerde bazı milletlerin, fertlerin ve devlet adamlarının yaptığı gibi ahlak ve ruh temizliği olmadan ele geçirmiş değillerdi. Bilakis, uzun zaman Hz. Muhammed aleyhisselam'ın terbiyesi ve murakabesi altında ya-

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.” (Maide, 8)

şamışlardı. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem

onları, eşsiz bir tezkiye

ve terbiye süzgecinden geçirerek zühde, takvaya, iffete, emanete, feragat ve Allah korkusuna alıştırmış, makam ve koltuk ihtirasını onlardan gidermişti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyuruyor: "Allah’a yemin

ederim ki, biz bu işi isteyene veya ihtiras

sorguya çekileceklerini  biliyorlar ve

gösterene vermeyiz.” (10) Onların kulak-

daima yüce Allah’ın şu ayeti keri-

larında şu ayeti kerimenin gür sedası

mesini hatırlıyorlardı: “Allah, size,

çalınıyordu: “İşte ahiret yurdu! Biz

emanetleri mutlaka ehline verme-

onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkıbet, takvâ sahiplerinindir.” (Kasas, 83) Aynı zamanda yarın kıyamet günün-

nizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz

de Rablerinin huzurunda durarak,

ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıy-

büyük, küçük  bütün günahlardan

la görendir.” (Nisa, 58)

10. Buhari, Müslim.

Cemâziy el-Evvel 1439

9


"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur..."

3- Müslümanlar, bütün milletler-

Ve birbirinizle tanışmanız için sizi

den ve  bölgelerden  üstün ve değerli

kavimlere ve kabilelere ayırdık. Mu-

olduğuna inandıkları bir vatanın veya

hakkak ki Allah yanında en değerli

bir milletin menfaat ve saadeti  için koşan bir zümre yahut da herhangi bir ırkın hizmetinde çalışan kimseler değillerdir. Hiçbir zaman onlar, göl-

olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”(Hucurat, 13)

gesine sığınıp yaşayacakları, himaye-

4- İnsan, ruh ve bedenden müteşekkil

sinde böbürlenip kibirlenecekleri bir

bir varlıktır. Aynı zamanda onun kal-

Arap imparatorluğu kurmak için

bi, aklı, çeşitli duyguları ve organları

ortaya atılmadılar. Onlar insanları,

vardır. İnsan denen varlık bu kuv-

Romalılar'ın ve İranlılar'ın hâkimiye-

vetlerin vücutta uygun ve ölçülü bir

tinden alıp, Arapların veya kendi sal-

şekilde gelişmeleri ile ancak normal

tanatlarının boyunduruğuna sürüklemek için çıkmadılar. Ancak bütün insanları kula kulluktan bir  olan Allah'a  kulluğa;  dünyanın darlığından geniş ufkuna ve  dinlerin  zulmünden İslâm'ın adaletine çıkarmak için gönderildiler. Onların nazarında bütün milletler ve insanlar eşitti. Bütün insanlar Âdem’den, o da topraktandı. Ne  Arap'ın  Acem'e, ne de Acem'in

bir ilerleme kaydederek huzur ve refaha kavuşur, gerçek gıdasını alabilir. Sağlam bir medeniyet ancak insanı  kolay yollarla kemale eriştiren dini, ahlaki, akli ve bedeni ortama gereken önemin verilmesi ile kurulabilir. Tecrübeler göstermiştir ki bu da ancak hayatın dizginlerinin ve medeniyet gemisinin dümeninin ruha

Arap'a takvadan başka bir üstünlü-

ve maddeye inanan, ahlaki ve dini

ğü yoktu. “Ey insanlar! Doğrusu biz

hayatlarında misal alınacak seviyeye

sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.

ulaşan; faydalı ilimlerle donanmış; aklıselim sahibi faziletli şahsiyetlerin

10

Şubat 2018


“Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Nisa, 58)

eline geçmesi ile mümkündür. (11) Bütün bu özelliklere sahip olan, Resul-i Ekrem’den sonra ilk seçilen devlet başkanı halife Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhu

minbere çıkarak, Allah’a

hamd-u senadan sonra İslâm’ın âdil siyasetini şu şekilde açıkladı: “Ey Müslümanlar! Sizin en hayırlınız olmadığım halde sizi idare etmek üzere seçildim. İyilik yaparsam bana yardım edin, kötülük yaparsam beni doğrultun. Doğruluk emanet, yalancılık da hıyanettir. Sizin yanınızda zayıf olanlar benim yanımda güçlüdürler; ta ki inşallah onların bu illetini onlardan uzaklaştırıncaya kadar.

rir. Allah’a ve Rasulü'ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Şayet ben Allah’a ve Resulüne isyan edersem, artık bana itaat yoktur.” En kalın hatları ile tarif etmeye çalıştığımız adaleti ikamet eden âdil devlet başkanları, büyük bir müjdeye nail olmuşlardır. Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma

dedi ki: "Rasûlullah  sallalla-

hu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Verdiği

hükümlerde, ailesinin ve halkının yönetiminde adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allahu Teâlâ’nın yanında, nurdan, yüksek koltuklar üzerinde otururlar." (12)

Yanınızda güçlü olanlar da, inşallah

Makalemizi Hz. Peygamber sallalla-

onlar üzerindeki hakkı alıncaya ka-

hu aleyhi ve sellem'in şu

dar yanımda zayıftırlar. Hangi İslâm

lim: "Allah'ım! Ümmetimin yönetimini

toplumu Allah yolunda cihadı terk

üstlenip de onlara zorluk çıkaran kim-

ederse, Allah ona zillet ve aşağılanma

seye Sen  de  zorluk çıkar,  ümmetimin

verir. Hangi Müslüman toplum ara-

yönetimini üstlenip de onlara yumu-

sında fuhuş yayılırsa, Allah onlara

şak davrananlara Sen de yumuşak dav-

vereceği bela ve cezayı umumileşti-

ran." (13)

duası ile bitire-

11. Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti; 155-159. 12. Müslim, İmare 18. 13. Müslim, İmare 19.

Cemâziy el-Evvel 1439

11


KAPAK DOSYA Hakan Sarıküçük

Arşta Gölgelenen 2. Sınıf “Kadın olsun, erkek olsun; her kim, inanmış olarak iyi amel işlerse; ona hoş bir hayat yaşatacağız. Mükâfatlarını yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.” (Nahl, 97)

RABBİNE KULLUK EDEREK HAYAT GEÇİREN GENÇ

H

amd; “Doğrusu onlar; Rabblerine inanmış, genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.” (1) buyuran Allah’a;

genç iken Rabbinin buyruk-

Salât ve selâm; Allahu Teâlâ’nın

Mükellef olduğu andan itiba-

gölgesinden başka hiçbir göl-

ren Rabbine kulluk hizmetine

genin bulunmadığı bir günde

başlayan ve ibadetle yoğrulup

gölgelenecek yedi zümreden

zevkle Rabbine ibadete yöne-

birinin “Rabbine ibadet içinde

lenlere selâm olsun!

yetişen genç” olacağını bildiren Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimize,

Allahu Teâlâ’nın affı ve keremi 1. Kehf, 13.

12

Şubat 2018

larına tabi olmuş vahiyle beslenmeye devam eden ve ilahi buyruklara riayet ederek genç kalabilenlerin üzerine olsun.

Rabbinin buyruklarına daha küçüklükten itibaren yavaş yavaş alışan veya alıştırılanlara ne mutlu!


Hayatlarını cahiliyenin pisliklerinden uzak tutup nefes almaya başladığı andan itibaren Rabbine kullukta çaba gösteren ayakta zor durabildiği o küçüklük halinde bile yarım yamalak bir ağızla ibadete yönelen ve İslâmi bir ortamda kulluğu öğrenmekle şereflenen kardeşlerim! Nasıl bir değere sahip olduğunuzun farkında mısınız? Rabbimizin size olan lütfunun şuurunda mısınız? Nicelerinin tevbe etmeye dahi fırsat bulamadığı ve günahlarının ağırlığı içinde Rabbine doğru hızla yola koyulduğu, cahiliyenin pislikleri altında ezildiği ve belini dahi doğrultamadığı böyle bir dünyada Allah’ın hidayetlerini artırdığı kullarından olmanın mutluluğunu hissedebiliyor musunuz? “Hidayete erenlere gelince; onların hidayetlerini artırır ve onlara takvalarını verir.” (2) Size verdiği değerden dolayı Allah’a gereği gibi şükredebiliyor musunuz? “Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.” (3) Bazılarının ölümüne ramak kala yakalayabildiği fırsatın daha ilk mükellef olduğunuz andan itibaren size

kolaylaştırıldığının farkında mısınız? Rabbimizin size verdiği kıymeti iyi düşünün! Düşünün ki O’na gereği üzere kul olun. “Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.” (4) “Kadın olsun, erkek olsun; her kim, inanmış olarak iyi amel işlerse; ona hoş bir hayat yaşatacağız. Mükâfatlarını yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.” (5) Yedi milyar insan içinde Şeytanın fitneler yoluyla kendisine en fazla saldırabileceği bir yaşta iken zinadan, şehvetlerden, dünyevi ihtiraslardan uzak kalabildiğiniz için Rabbinize hamd edin. “…Onlar; Rabblerine inanmış, genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.” (6) İslâmi bir ortamda bulunduğunuz için O’na çokça şükredin. İbadete muvâfık kılındığınız ve ibadet sevgisini gönlünüze yerleştirdiği için O’na çokça yönelin. “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbleri yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (7)

2. Muhammed, 17. 3. İbrahim, 7. 4. Leyl, 5-7. 5. Nahl, 97. 6. Kehf, 13. 7. Ra’d, 28.

Cemâziy el-Evvel 1439

13


Unutmayın ki siz ne kadar Rabbinize yönelirseniz sizden daha fazla size yönelecek bir Rabbiniz var. Başının sıkıştığında sığınabileceğiniz ve her türlü sıkıntıyı gidermeye muktedir bir Yaratıcınız var. İşte böyle güzel bir nimete sahip olduğunuzu unutmayın. Size verilen değerin farkına varın. Gençlik yıllarını Allah'a kulluğa adayan ibadetler içinde bir yaşamı tercih edip namazla, Allah’a dua ve zikir ile yetişen genç kişi o dehşetli günde özel bir gölgelikte bulunacaktır. Bu öyle bir gölgelik ki kişilerin amelleri oranında terleri içinde bulunduğu o dehşet anlarında gölgelikler içinde Rahman olan Allahu Teâlâ’nın özel ve seçkin kullarından olacaktır. Nefsini Allah’ın emirlerine muhalefetten koruyabilmiş, heva ve heveslerin, şehevi duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmış olan bu kişiyi böyle davranmaya sevk eden etken ondaki derin Allah sevgisidir. O’na duyduğu saygının bir neticesidir. Allah’ın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak neticede işte böyle faziletli bir durum içinde bulunmaya sebeptir. Günümüzde yarının gençleri olacak çocuklarımızı yetiştirmede en büyük sorumluluk öncelikle anne-babaya aittir. Müslümanların geleceği iyi yetiştirilmiş nesillerle mümkündür. Eğer ki geleceklerini emanet edebilecekleri mükemmel bir nesil yetiştirmemişlerse istikballeri karanlık demektir. Anne-baba çocuğuna sahip çıkar ve

14

Şubat 2018

onu İslâmi bir şekilde yetiştirirse geleceklerine yatırım yapmış olurlar. Yok, eğer onu ihmal etmişlerse gelecek kuşaklar için büyük bir belayı ortalığa salmış olurlar. Yapılan araştırmalara göre çocuklar karakter yapılarının yaklaşık yarısını 4-5 yaşına kadar aile içinde edinmektedirler. Bu durumda erdemli ya da suçlu yetişkinlerin temeline inip geçmişlerine baktığımızda altından büyük oranda ailesi çıkacaktır. “Kaliteli toplumları aileler, kaliteli aileleri de kaliteli toplumlar yetiştirir.” Çocuklar gelişme çağlarında bilgiden ziyade davranış kazanırlar. Aile içinde çocuğa öğretilmesi gereken husus Ele, Dile ve Bele hâkim olmaktır. (Baş harfleri kısaca EDEB’tir.) Ebeveynin bu büyük vazifenin şuurunda olması ve gücü nisbetinde bu hususla alakalı gayreti göstermesi en büyük sorumluluğudur. Emanete sahip çıkmak ve Ahirette bundan mesul olacağının şuurunda olmak hangi ortamda olursa olsun mazereti bulunmayan asli meselelerdendir. Rivayete göre Halife Mansur hapiste bulunan Emevîlere sordurur: "Hapis sırasında size en ziyâde zor gelen şey nedir?" Onlar şu cevâbı verirler: "Çocuklarımızın te'dibinden (edebinden ve eğitilmesinden) mahrûm kaldık." Meselenin önemine ve idrakine vesile olacak şu hadisi şerifler pek manidardır. Said İbnu'l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor:


Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: "Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha üstün bir miras bırakamaz." Yine Tirmizî'de, Câbir İbnu Semure'den gelen bir başka rivayette, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: "Kişinin çocuğunu bir kerecik terbiye etmesi, onun için bir Sa' (8) miktarında yiyecek tasadduk etmesinden daha hayırlıdır." (9) Süfyân-ı Sevrî: "Kişiye, çocuğunu hadis öğretmeye zorlaması gerekir. Zira o, bundan mes'uldür" der.

Gençlik yıllarını Allaha kulluğa adayan ibadetler içinde bir yaşamı tercih edip namazla, Allah’a dua ve zikir ile yetişen genç kişi o dehşetli günde özel bir gölgelikte bulunacaktır. Bu öyle bir gölgelik ki kişilerin amelleri oranında terleri içinde bulunduğu o dehşet anlarında gölgelikler içinde Rahman olan Allahu Teâlâ’nın özel ve seçkin kullarından olacaktır.

İbnu Ömer radıyallahu anh de: "Oğlunu te'dîb et, zira bundan mes'ûlsün, te'dîb olarak ne yaptın, neler öğrettin? diye hesaba çekileceksin" der. Heva ve hevesler oldukça tatlı, faziletler de biraz ekşi ve tuzlu yemeklere benzerler. Gençler bunlardan birini seçmekle serbest bırakılınca neyi seçip neyi terk edecekleri, tahmin edilmesi zor olan bir husus olmayacaktır. Bu sebeple daha küçük yaşlarda yönlendirilmeleri oldukça önemlidir. “Daha yaşı küçük, hevesini alsın(!)” şeklinde cahiliyeye özlemi içeren lafızlardan şiddetle kaçınmak gerekir. Daha küçükken aşama aşama verilmesi gereken İslâmi terbiye, ileriki

yaşlara ertelenecek olursa geri dönüşümü mümkün olmayacak sorunlara ve sıkıntılara sebebiyet verecektir. Bu sözlerin sarf edilmesi belki de bu sözleri söyleyen kişilerin geçmişlerinde, geriye dönük özlemini duydukları hususların da habercisi konumundadır. Bunlar hiçte güzel sözler değildir. Müslüman geçmişini her türlü cahiliye âdetinden ve alışkanlıklarından temizleyen ve onlara bir daha arkasını dönmemecesine yüz çeviren kişi demektir.

8. Bir Sa': 2120 grama tekabül eden bir ölçü birimi. 9. Tirmizî, Birr 33 (1953).

Cemâziy el-Evvel 1439

15


Bir milletin geleceği hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler, o milletin gençlerine verilen terbiyeye baksalar verecekleri hükümde çok büyük bir oranda haklı çıkacaklardır.

Rabbimizin “Ailene namazı emret; kendin de bütün titizliğinle onu edâya sabret.” (10) ayeti ile “Ey iman edenler kendinizi ve âilenizi Cehennem ateşinden koruyun” (11) buyrukları bizlere sorumluluk sahibi olduğumuzu ve bunun belli bir zamanla kayıtlanmadığını, aksine sorumluluğu aldığımız ilk andan itibaren geriye vereceğimiz zamana kadar bu hususla vazifelendirildiğimizi hatırlatmaktadır.

aday olurlarken onları ihmal etmiş

Muâz İbn Abdullah İbn Hubeyb el-Cühenî’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasûlü aleyhisselâm şöyle buyuruyor: “Sağını solundan ayırt etmeye başladığında çocuklara namaz kılmayı emredin.” (12)

Çocukları küçük ve değersiz gören-

Sâib İbn Yezîd(ra) anlatıyor:  “Babam beni Allah Rasûlü’yle birlikte yapılan Vedâ Haccı'na götürdü. Bu sırada yedi yaşlarındaydım.” (13) hadisleri Rasûlullah aleyhisselâm’ın ve sahabe neslinin çocuklarını yetiştirmeye verdiği önemi gözler önüne sermektedir.

Günümüzde görülen fenalıkların ve

Gençleri iyi yetiştirilmiş milletler her zaman yükselmeye ve gelişmeye

Geleceğini temin altına almak isteyen

milletlerin bir adım ilerlemelerine dahi imkân yoktur. Bir milletin geleceği hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler, o milletin gençlerine verilen terbiyeye baksalar verecekleri hükümde çok büyük bir oranda haklı çıkacaklardır. Her 30-40 senede bir, milletin en verimli ve en aktif kesimini teşkil edecek nesiller, bugünkü çocuklardır. ler ve gereken önemi vermeyenler millet hayatında, nasıl mühim bir unsuru hafife aldıklarını düşünüp ürpermelidirler. toplumdaki İslâmi hassasiyetin zayıflamasına sebep olan etkenler 30-40 sene önceki unsurlardır. Çeyrek asır sonraki her türlü facialar da, faziletle de bugünkü nesillerin talim ve terbiyesiyle mümkün olacaktır. her millet etrafa harcayacağı zaman

10. Tâhâ 20/ 132. 11. Tahrim, 66/ 6. 12. Sünen-i Ebu Davud, Salât (1/ 335). Hadis, isnadı hasen olan bir hadistir. (Camiu l-Usûl Fî Ahâdîsi r-Rasûl, 5/ 188). 13. Sahih-i Buharî, Hac (8/ 404), Sünen-i Tirmizî, Hac (3/ 265?) “Hadis, hasen sahihtir,” der.

16

Şubat 2018


Geleceğini temin altına almak isteyen her millet etrafa harcayacağı zaman ve enerjinin bir kısmını yarının büyük insanları olacak çocukların yetiştirilmesine sarf etmelidirler.

ve enerjinin bir kısmını yarının büyük insanları olacak çocukların yetiştirilmesine sarf etmelidirler.

şekilde değerlendirin. Hayatınızın en

“İstikbal KÖKlerdedir” sözü geleceğe yatırım yapmak isteyenlerin köklerine sahip çıkmasının ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

görün. İbadetten ve kul olmaktan

Geleceğin mirasçıları olacak nesillerimize de tavsiyemiz hayat yolunda ilerlerken şu misali unutmamalarıdır: Hayat yolculuğunu yüksek bir tepeye tırmanmaya benzetecek olursak insan yukarıya doğru ilerledikçe yorulmaya, nefesi daralmaya, dizlerinin bağı çözülmeye, gücü azalmaya başlar. Ancak görüş açısı da buna paralel olarak genişler. Hayata bakış açısı farklılaşır. Önceden görmekte zorlandığı şeyleri daha rahat görmeye başlar. Tam tepeye vardığında artık her şey ayaklarının altındadır. Ve ufku da oldukça genişlemiştir. Ancak bu defa da gücü bir hayli azalmış ve yetersiz hale gelmiştir. Hayatı okumakta böyledir. Yapmamız gerekenleri yaparak ilerleyebilirsek belki pişmanlıklarımızın ve “keşke”lerimizin sayısı daha azalacaktır. Fırsatınız varken size verilen imkânların kıymetini bilin ve bunları en güzel

güzel zamanlarını Rabbinize kulluk içinde geçirdiğiniz zamanlar olarak mutlu olun, bunları yaparken zevk alabilmenin yollarını araştırın. İhlâsınızı, samimiyetinizi ve takvanızı artıracak amellere yönelin. Okuyun+(Okuduklarınızı)

Yaşayın+

(Fikirlerinizi) Yaşatın. Lokomotif misali çekin, vagon gibi çekilmeyin. Devamlı bir iş yapmak için itilen olmayın, iten taraf olun. Okumanın az, cehaletin yaygın olduğu bir zaman da ümmi (okuma-yazması olmayan) bir Peygambere verilen ilk emri “İKRA” (OKU)’yu hatırlayın. Sizi değiştirecek ilk şeyin farkına varın ve hayatınızı bu düstur ile değiştirmeye başlayın. Bu hususta başlangıç noktanızın ne olduğunu en iyi şekilde öğretecek ana kaynağınız ise hiç şüphesiz ki Kur’an’ı Kerim ile Peygamber efendimizin sahih sünneti seniyyesi olsun. Ne mutlu bunlara sımsıkı sarılıp bu yolda yürüyenlere, Ne mutlu bu iki kaynağı kendine rehber edinenlere! Selam ve Dua ile.

Cemâziy el-Evvel 1439

17


KAPAK DOSYA M. Sadık Türkmen

Arşta Gölgelenen

MESCİDLERE DEVAM EDEN KİMSE

3. Sınıf Hiç şüphesiz her dönemde Müslümanların kalplerinde tereddüt etmeden bir araya geldikleri yerler mescitlerdir. Çünkü bu mübârek mekânlar içlerinde çeşitli ibadetlerle Allah’ın isminin yüceltilmesi sebebiyle tüm inananların ortak değeridir.

18

Şubat 2018

H

amd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun ailesine ve ashabına olsun.

manabilir. Müslümanların tarihinde beraber hareket edildiği zaman elde edilen kazanımlar bu gerçeği tasdik etmek için kâfidir.

Dinimizin en fazla önem verdiği hususlardan biri de toplu halde hareket edecek cemiyetler inşa etmektir. Birbirine sımsıkı sarılan, hakkı hak, batılı batıl bilen, tek el şeklinde hareket eden bir cemiyet, içinde meydana gelebilecek muhtemel ifsatları engelleyebileceği gibi hayır babından çok yüksek zirvelere de tır-

Dinimizin, cemaat olma ve tüm mü'minlerin beraber hareket etmekle kurtuluşa ereceğini beyan etmesi, sadece bu konudaki emirlerle ve ayrılığın vahim sonuçları olduğu ile sınırlı kalmamıştır. Öyle ki dinin temel ibadetlerinden olan hac ve namaz mü'minleri bir arada toplamış ve İslâm kardeşliğini sağlam bir şekilde pekiştirmiştir. Hiç şüphesiz her dönemde Müslümanların kalplerinde tereddüt etmeden bir araya geldikleri yerler mescitlerdir. Çünkü bu mübârek


mekânlar içlerinde çeşitli ibadetlerle Allah’ın isminin yüceltilmesi sebebiyle tüm inananların ortak değeridir. İslâm davetinin başlangıcında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Mescid-i Aksa’ya yönelme emrini aldıktan sonra ibadetlerini Kâbe’de yerine getirmesi, Mescid-i Haram’ı kendisiyle Kudüs arasına alarak ibadet yapmasında mescitlerin ehemmiyetine dair kuvvetli bir vurgu vardır. Oysa Kureyş Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e namaz esnasında defalarca eziyet etmiş ve onu öldürme teşebbüsünde bulunmuştu. Hz. Ömer radıyallahu anh’ın İslâm’a girmesinin Müslümanların Kâbe’de namaz kılma kapılarının açılmasına vesile olacak büyük bir hadise olarak görülmesi ashabı kiramın mescitlere ne kadar ehemmiyet verdiklerine delalet etmektedir. Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir: “Ömer Müslüman oluncaya kadar Kâbe’nin yanında namaz kılmaya güç yetiremezdik. O Müslüman olunca Kureyş’le mücadele ederek Kâbe’nin yanında namaz kıldı. Böylece bizde onunla beraber namaz kıldık.” (1) O dönemde putperestlerin merkezi olan Kâbe’de namaz kılma İslâm davetinin Mekke halkı tarafından görülmesi açısından bir başarı sayılmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Medine’ye hicret ettiği ilk anda Kuba mescidini inşa etmesi, ardından Medine’de Mescid-i Nebevi’yi inşa etmesi ve orada

İslâm toplumunda cemaate gitmesine herhangi bir engel olmayanların camiye gitmesi vacip olarak kabul edilmiştir. Toplumun tamamen cemaati terk etmesine müsaade edilmez. Çünkü bu durum isyan ve ibadete tavır almak şeklinde görülür. Cemaate mazeretsiz olarak devam etmeyen kimseye ta’zir cezası uygulanır. Onu uyarmayan komşuları da günahkâr duruma düşerler.

bizzat çalışması dikkate şayan hadiselerdendir. Mescitleri İhya Etmenin Önemi Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yanlız Allah’tan korkan kimseler imar ederler. Doğru yola ermeleri umut edilenler işte bunlardır.” (Tevbe, 18) Mescitleri imar etme iki şekilde olur. Birincisi; onları inşa etme ve süslemeyle alakalı olan fiziki kısmıdır. Bu ayette Kureyş müşriklerine Mescid-i Haram’a

1. Buhari hn: 3684.

Cemâziy el-Evvel 1439

19


“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yanlız Allah’tan korkan kimseler imar ederler. Doğru yola ermeleri umut edilenler işte bunlardır.” (Tevbe, 18)

dair yaptıkları bazı fiziki katkılarından dolayı iftihar etmelerine reddiye verilmiştir. Asıl mükâfatın ancak bu imarın iman üzere yapılmasıyla elde edileceği belirtilmiştir. İmarın ikinci şekli ise o mescitlerde Allah’ın isminin anılarak ibadet edilmesidir. Ebu Said El- Hudrî radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

şöyle buyurdu-

ğunu söylemiştir: “Bir kişinin mescide gitmeyi adet edindiğini görürseniz onun imanlı olduğuna şahit olunuz. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ‘Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, …kimseler imar ederler.’ ” (2)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem

şöyle buyurdu: “Kim sabah ak-

şam camiye gider gelirse her gidip gelişinde Allahu Teâlâ o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.” (3) Bu hadisi şerifte sadece sabah ve akşam namazları değil her namaz kastedilmiştir. Sabah ve akşam kelimelerinin kullanılması 2. Tirmizi, İman 8. 3. Buhari, Ezan; 37, Müslim, Mesacid 285. 4. Müslim, Mesacid 282.

20

Şubat 2018

sürekliliğe işaret etmesi için örfi bir tabirdir. Camilere devam etmek bitmek bilmeyen bir hazineden sürekli istifade etmektir. Gözünü Allah katındaki yüce makamlara diken salihlerin yarışacağı yüce bir hedeftir. Bu mükâfatın sebebi mescitlere devam etmenin vereceği meyvelerdir. Fidanı dahi günahlara kefaret, ecirlere sahip olmayı sağlayan bu yüce amelin gövde salıp meyve vermesi nasıl olur acaba? Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Bir kimse evinde güzelce temizlenir, sonra Allah’ın farzlarından bir farzı yerine getirmek için Allah’ın evlerinden birine giderse, attığı adımlardan her biri bir günahı silip yok eder, diğer adımı da onu bir derece yükseltir.” (4) İşte bu yüce makamdan dolayı Beni Seleme Mescid-i Nebevî’nin yanına taşınmak istediğinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara mescidin uzağında olan yurtla-


rında kalıp her adımlarından mükâfat almalarını tavsiye etmişti. Dinen mazur olmadıkları halde cemaat ile namazı terk edenler Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından tehdit edilmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim, odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra bir adamın cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım.” (5) Bu ve benzeri namaza devam etmeyenleri tehdit eden hadisi şeriflere dayanan bazı âlimler cemaat ile namaz kılmanın farz olduğuna hükmetmişlerdir. Ahmed b. Hanbel ve İmam Şafii’nin de başlangıçta bu görüşte oldukları daha sonradan cemaat ile namazın farz-ı kifaye olduğu görüşüne yöneldikleri rivayet edilir. Hanefi ve Malikiler'de yaygın olan görüş cemaat ile kılınan namazın sünneti müekkede oluşudur. İslâm toplumunda cemaate gitmesine herhangi bir engel olmayanların camiye gitmesi vacip olarak kabul edilmiştir. Toplumun tamamen cemaati terk etmesine müsaade edilmez. Çünkü bu durum isyan ve ibadete tavır almak şeklinde görülür. Cemaate mazeretsiz olarak

devam etmeyen kimseye ta’zir cezası uygulanır. Onu uyarmayan komşuları da günahkâr duruma düşerler. İslâm’a davet tarihi mescitlerden, mescitlerin anası olan Mescid-i Haram’dan başlamıştır. İslâmi olmayan bir toplumda, tevhid simgesi olan bu mekânda, tamamen tevhide işaret eden namazın müşriklerin gözleri önünde icra edilmesi günümüz Müslümanlarının ibret alması gereken bir hadisedir. Mescitlerin ihyası ancak o mekânların kurulmuş oldukları amaçlara hizmet etmesiyle gerçekleşebilir. Bu amaçları; Allah’a ibadet, Kur’an-ı Kerim tilaveti, Allah’ın ismini zikretme, O’nun yarattığı kâinatı tefekkür etme, Müslümanların tanışıp-kaynaşması ve İslâm’ın öğrenilmesi şeklinde sıralayabiliriz. Belki de İslâm’ın cami ve mescitleri davet merkezi seçmesinin sayamadığımız pek çok amacı da vardır. Şurası muhakkak ki cami ve mescitlerden uzaklaşmak “Allah’ın gölgesinde olmayı” müjdeleyen hadis-i şerif ile tezat teşkil etmektedir. O halde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sünnetini ihya etmeye gayret sarf etmek gerekir. Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Bir köy ve kırda üç kişi birlikte bulunurda namazı aralarında cemaat ile kılmazlarsa, şeytan onları kuşatıp yener. Şu halde cemaate devam ediniz. Muhakkak ki sürüden ayrılan koyunu kurt yer.” (6)

5. Buhari, Ezan; 29, Müslim, Mesacid 251. 6. Ebu Davud, Salat 46.

Cemâziy el-Evvel 1439

21


KAPAK DOSYA Ahmet İnal

ARŞIN GÖLGESİNİN İKİ BAHTİYAR İNSANI Arşta Gölgelenen 4. Sınıf

Günümüz toplumunda fitnenin, sinir hastalıklarının, cinayetlerin çoğalmasının en temel nedenlerinden biri de kalpteki en kuvvetli ve en harekete geçirici özelliklerin yani sevginin ve nefretin kontrolsüz beslenen iki duygu olmasıdır.

H

amd alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. Rabbimiz seni

noksan sıfatlardan tenzih eder hamd ile tesbih ederiz. Salat ve selam ise alemlere rahmet olarak gönderilen şanlı nebiye ve ona yürekten inanarak tabii olan mü'minlere olsun. Sevgi kalplerin yaşam belirtisi ve insanin özü olan ruhun gıdasıdır. Sevmeyen kalp işlevini yitirmiş manen kaskatı kesilerek ölmüş demektir. Şüphesiz sevgiye en layık olan da sevgiyi yaratan ve onu insanın kalbine koyandır. İnsanı ihya etmenin yolu kalpten geçer.

22

Şubat 2018


''Vücutta bir et parçası vardır ki o doğru olursa bütün vücut doğru olur o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.'' (1) Kalp duygunun merkezi olan bir organdır. Bu nedenle bilgi kalbi tek başına koruyamaz. Kalbi korumanın yolu duygulardan geçer. Duygular ise ifrat ve tefrit çizgilerinden ancak İslâm ile korunur. Herşeye bir ölçü getiren Rabbimiz sevme, nefret etme vb.duygulara da ölçü getirmiştir. Hal böyleyken insanın davranışlara yön veren sevgi ve nefret gibi çok güçlü duyguları dünya menfaatleri için değil Allah rızası için kullanması gerekir. Aksi takdirde maddi bir çıkar yahut bedeni bir haz uğruna birini sevmenin veya çıkarına uymadığı, menfaatine ters düştüğü için birinden nefret etmenin Allah katında hiçbir değerinin olmadığı gibi böyle duygular kişinin kalbinde haset, kin, intikam doğurur. Bu da kişiyi hem dünya hem de ahiret yurdunda ifsateder. Günümüz toplumunda fitnenin, sinir hastalıklarının, cinayetlerin çoğalmasının en temel nedenlerinden biri de kalpteki en kuvvetli ve en harekete geçirici özelliklerin yani sevginin ve nefretin kontrolsüz beslenen iki duygu olmasıdır. Materyalist ve kapitalist yaşam bizden herşeyi götürdü. Birbirimizi ezmek için en küçük fırsatları kaçırmaz olduk. Daha da kötüsü yarışı, hırsı ve kazanmayı hep kazanmayı(!) benimsedik. Sevgi,

''Vücutta bir et parçası vardır ki o doğru olursa bütün vücut doğru olur o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir.''

dünyalık çıkar ve menfaatlerle besleniyor artık. Semahat ve merhamet kaybolurken yerini öfke, nefret ve caniliğin aldığını kafamızı çevirdiğimiz heryerde görmek mümkün.Tabi gözlerimiz gerçek manada hala görüyorsa! Mü'min, Allah'a ve Rasûlü'ne iman eden ve dünyasını ahireti için güzelleştiren kişidir. Mü'minin hayatının gayesi ve en zirve noktası olan ahiret hayatı ve kıyamet bahisleri Kur'an-ı Kerim ve hadisi şeriflerde bolca zikredilen en temel konulardandır. Kıyametin nasıl kopacağı, o günden sonra bizi bekleyen hayatta nelerle karşılaşacağımız vb. hususlar ile alakalı tüyler ürpertici birçok ayet

1. Buhari, İman; 39.

Cemâziy el-Evvel 1439

23


Ailesinin ve Mekke’nin göz bebeği olan Musab da Allah için sevmeyi tercih etti ve diğer sevgileri elinin tersiyle itti. Artık ailesi ve Mekke’nin kibirlileri yoktu sevdikleri arasında. Allah için sevecekti artık, saçı başı dağınık bir şehid olana kadar...

nazil olmuş ve Peygamberimiz aleyhisselamdan birçok hadis nakledilmiştir. Mikdat radıyallahu anh şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kıyamet günü güneş kulların üzerine bir mil veya iki mil mesafeye kadar yaklaştırılacaktır.” Süleym diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in milden neyi kastettiğini bilemiyorum ya uzunluk ölçüsü olan mil veya göze sürme çekilen mil. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti: “Güneş onları adeta eritecek ve herkes yaptığı amelleri oranınca sıkıntıdan ter içinde kalacaktır. Kimi topuğuna kadar kimi diz kapaklarına kadar kimi de beline kadar kimi de ağzına kadar ter içinde kalacaktır.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözü söylerken ağzına işaret ediyor ve; “Ağzına gem vuracak kadar” diyordu. (2) ''İnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar.'' (Enbiya, 1)

İkaz edici ve korkutucu bu vb. ayet-

lerin ardından müjdeleyici ve sevindirici ayetlerde daima gelmiştir. Peygamberimiz aleyhisselam da mü'minleri sakındırıp uyardığı kadar müjdelemiş ve sevindirmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allahu Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: Âdil devlet başkanı, rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, kalbi mescitlere bağlı Müslüman, birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit, sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi." (3) Peygamberimizin kendisine, aline ashabına binlerce salatu ve selam olsun bu hadiste yedi güzel gruptan bahse-

2. Müslim, Cennet; 15 3. Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24; Müslim, Zekat 91.

24

Şubat 2018


derken arşın gölgesinde gölgelenecek iki bahtiyar kişiyi de zikretmiştir. Ve bu kişileri böyle bir saadete ulaştıran şey ise çokça namaz kılıp oruç tutmaları ya da Allah yolunda cihad etmeleri değil birbirlerini yalnız ve yalnız Allah için sevmeleridir. Öyleyse sevmek ama sadece Allah için sevmek de bizi cennete taşıyacak, herkesin terler içinde battığı öylesi bir günde bizi sıkıntıdan kurtaracak o güzel amellerin başında gelmektedir. Allah için sevmek... Eminim hepimizin seviyorum dediği bir çok kişi vardır. Ailemiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız... Hepsini düşündüğümüzde nasıl bir tablo çıkıyor ortaya. Sevgi kıstasımız ne mesela? Aileni seçemezsin, arkadaşların cana yakın hissettiklerindir, eşin çocukların ömür sermayenin en değerli parçalarıdır.. En çok hangisi sevilmelidir?.. Sosyal hayatın ve insan ilişkilerinin battıkça battığı, neredeyse kimsenin bana Rabbimi hatırlatıyor diyerek bir ilişki kurmadığı şu günlerde en iyi anlamamız gereken konu Allah için sevmektir. Böyle bir hususta nefsiyle hareket eden hüsrana uğrar. "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir." (Yusuf, 53) Allah azze ve celle Kur'an-ı Kerim'de bize helal ve haram daireleri çizerek hiçbir konuda zulüm yapmadan yaşamanın yollarını göstermiş, gönderdiği elçile-

rinin örnek yaşamlarıyla sınırlarımızı açık ve net bir şekilde belirlemiştir. Peygamberimizin yıldızlara benzettiği ashabı sahabe efendilerimizde bu kıstasları en güzel şekilde hayatlarına uygulamışlardır. Allah'a iman ettikten sonra O'nun Rasûlü'ne tam bir şekilde itaat edip tabi olmuşlar, sevgi ve nefrettede Allah'ı ve Rasûlü'nü kendilerine kıstas edinmişlerdir. Müslüman olmadan önceki sevdikleri ile müslüman olduktan sonraki sevdikleri asla aynı değildir. Çünkü onlar nefislerinin, arzularının yerine Allah'ın ve Rasûlünün emirlerini tercih etmişler, onların sevdiğini sevmiş, onların hoş görmediğini ise terk etmişlerdir. Bu yüzden asrı saadet asrı olmuş, bu yüzden sahabe efendilerimiz örnek şahsiyetler haline gelmişlerdir. Vahiy ile eğitilmeyen hiçbir toplum asla bu saadete eremez. Ancak ilahi ve nebevi öğretilerin tatbik edildiği bir toplum bu seviyeye ulaşabilir. Peygamberimiz aleyhisselam nübüvvetten önce tüm Mekkeliler'in sevdiği, itimat ettiği bir kimse idi, fakat kendisi nübüvvetle şereflenip insanları İslâm’a davet ettiğinde etrafında yalnızca iman edenler, onu Allah için sevenler kaldı. Ailesinin ve Mekke’nin göz bebeği olan Musab da Allah için sevmeyi tercih etti ve diğer sevgileri elinin tersiyle itti. Artık ailesi ve Mekke’nin kibirlileri yoktu sevdikleri arasında. Allah için sevecekti artık, saçı başı dağınık bir şehit olana kadar... Üzerini örtecek kefeni bile olmadan

Cemâziy el-Evvel 1439

25


dirten hadise. Bedir, Uhud, Yermük, Haris bin Hişam, İkrime b. Ebi Cehil, Süheyl b. Amr, kardeşime götür diye-

"Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder. Doğrusu rabbim bağışlayandır, merhamet edendir." (Yusuf, 53)

rek su içemeden şehid olan üç yiğit... İmran b. Husayn... Babası Mekke'nin seçkinlerinden olan İmran müslüman olmuş, babası ise henüz iman etmemişti. Birgün İmran Rasûlullah ve ashabıyla otururken babası meclise girdi ve Allah Rasûlu ile konuştuktan sonra müslüman oldu. Bunun üzerine İmran kalkarak babasını başından elinden ve ayaklarından öptü. Kainatın efendisi bunları görünce ağladı ve mübarek ağzından şu sözler döküldü: ''İmran'ın bu tavrına ağladım. Babası Husayn, kafir olarak içeri girdiğinde

hem de. İslâm’a iki evlat veren Ümmü

İmran ne ayağa kalktı ne de o tarafa

Süleym'de Allah için sevmişti. Rab-

baktı. Ama babası İslâm’a girince aya-

binin ve Rasûlünün sevgisini en öne

ğa kalktı ve babaya gösterilmesi gere-

geçirerek oğlu

Enes'i Hz. Peygam-

ken saygıyı ve evlatlık görevini yerine

ber'in hizmetine vermiş, ikinci oğlu

getirdi.'' (4) Babasını dahi Allah için se-

olan Bera bin Malik’i de şehadeti ar-

ven kucaklayan İmran ve daha niceleri.

zulayan ve şehit olan bir yiğit olarak yetiştirmişti. Bir de Ensar vardı Allah

lerini de Allah için terk ettiler.

için seven ve Allah Rasûlünün 'bu se-

Peygamber aleyhisselam arşın gölgesinde

nin kardeşindir' dediği kimseyi kendi

gölgelenecek iki bahtiyar kimseyi zik-

nefislerine tercih eden. Muhacir vardı

rederken Allah için seven ve Allah için

memleketini Allah için terk eden, tüm

ayrılabilen buyurmuştur. Çünkü sev-

sevgileri geride bırakıp Allah için sev-

mekten daha zor olan şey sevdiklerin-

meye giden... Hangi birini sayalım ki

den, en sevdiğin için vazgeçebilmektir.

binlerce pırlanta kadar parlak örnek…

Atamız İbrahim aleyhisselam bununla im-

Binlerce gözleri yaşartan ''ben gerçek-

tihan olmuş ve İbrahimce bir tutumla

ten Allah için sevebildim mi?'' de-

bu imtihanları kazanmış, halilullah

4. İbni Hacer, el-İsabe 1/337.

26

Onlar Allah için sevdikleri gibi sevdik-

Şubat 2018


makamına yükselmiştir. Issız bir çö-

lüne ne kadar yer veriyoruz? Dışarıda

lün ortasında Hacer annemiz ve küçük

şeytana ve dostlarına kapılan kardeşle-

oğlu İsmail’i bırakarak eşşiz bir tevek-

rimize kaçımızın canı yanıyor? Parlak

kül ve metanet göstermiş, Rabbinin

ekranlardan bedenleri ve ruhları kirli,

emrini yerine getirmiştir. Annemiz

yüzleri, kalpleri kapkara kaç kişi taşı-

Hacer ise teslimiyetin en parlak man-

yoruz yüreğimizde? Üstüne basıp ez-

zarasını ortaya koymuş ve hac farizasının ruhunu oluşturacak bir serüven yaşanmıştır.

Peygamber

aleyhisselam'ı

çok sevdiği Mekke’den ayıran da Rabbine duyduğu sevgi ve dinini yaşama arzusudur. Şüphesiz Allah için terk edebilmeye en güzel örneklerden biri de Abdullah bin Revaha'nın şehadeti-

mek için değil elinden tutup birlikte cennete, arşın gölgesine yürümek için kaç kişi sevdik ömrümüzde?(!)” Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah için seven bir kimseden şöyle bahsediyor:

dir. Kendisi Mute Savaşın'da şehit ola-

“Adamın biri, bir başka köydeki (din) kar-

cağını anlamış ve geride bıraktığı sev-

deşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allahu

dikleri aklına gelince ileri atılmaktan

Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu

bir an çekinmiştir. Daha sonra nefsini

üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam

kınayarak ''Ey nefis! Seni şehit olmak-

meleğin yanına gelince, melek:

tan çekindiren hangi şeylerdir? Eğer

- Nereye gidiyorsun? dedi. Adam,

hanımından ayrı kalmaksa o üç talakla boşanmıştır. Kölelerinden mahrum kalmaksa onlar azat olunmuştur. Eğer bakımsız, verimsiz hale gelmiş bosta-

- Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum, cevabını verdi. Melek:

nın, bahçense o da Allah ve Rasûlüne

- O adamdan elde etmek istediğin bir men-

hibe edilmiştir'' dedi ve şehadet şerbe-

faatin mi var? dedi. Adam:

tini içti. Allah içinde olsa O'na kavuşmasına engel olan ne varsa terk etti ve sevilmeye en layık olanın yolunda canını feda etti. - Allah hepsinden razı olsun cennetlerinde yüce makamlarda ağırlasın onları inşallah- Bize çizilen örnek tablolar böyle yüceyken şimdi soruyorum: “Gerçekten Allah için sevdik mi birini? Kalbimizde Allah ve Rasû-

- Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum, dedi. Bunun üzerine melek: - Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allahu Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim, dedi.”

(5)

Allah için sevmenin mükafatı...

5. Müslim, Birr 38

Cemâziy el-Evvel 1439

27


KAPAK DOSYA Derya Fıçıcı

Arşta Gölgelenen 5. Sınıf

GÖZÜNDEN RAHMETE AKAN ILIK DAMLA

28

Şubat 2018


Ç

ocukluğumuza gidelim bir an. O masum hallerimizi hatırlayalım.

Temiz ve saf duygularımızı, muhtaç ve aciz olduğumuz zamanlarımızı hayal edelim. Yaramazlık yaptığımız anları hatırlayalım, annemizden hem korkup hem de yaramazlık yaptığımızı. Yapmadan önce bir cesaret ama yaptıktan sonra korku alırdı kalbimizi. Tir tir titrerdik, aslında bilirdik annemizin yumuşak kalbini. Ama yine de korkardık, ne cevap vereceğiz annemize diye. Bazen korkumuz şiddetlenirdi. Başlardık ağlamaya hıçkıra hıçkıra, titreyerek, korku, panik ve

Tenhalar bizi bekler, Rabbimizle buluşmak için. Gözlerimizden yağmurlar aksın kardeşim, henüz daha nefes alıp veriyorken. Yıkansın kalplerimiz, arınsın tüm günahlardan. Vuslat, O'nun için akan gözyaşlarıyla olsun...

endişe içinde. Ve dilimizden dökülen kelime de "anne" "anne" "anneciğim" diyerek ağlardık. Onun ismini anarak, sayıklayarak ağlardık. Aslında onun affına sığınırdık, bize öfkelenmesin diye. Onu üzdüğümüz için de ağlardık pişmanlıktan. Ve annemiz görünce o perişan halimizi, kızardı aslında yaptığımız işe, ama yavrusunun gözyaşlarına dayanamazdı. Bizi kucaklar, bağrına basar, "tamam üzülme ama

Bizi yaratan, yoktan var eden, yedirip içiren, her türlü ihtiyacımızı gideren, bize rahmet, merhamet eden Rahman'ın kullarıyız.

lütfen bir daha yapma" derdi. "Söz ver

Bize yol gösteren, doğruyu yanlışı bil-

şimdi bir daha yapmayacağına". "Söz

diren, bizi karanlıklardan aydınlığa

anne söz, bir daha asla yapmayacağım" derdik. Affedilmenin hafifliğini hissederdik

yüreğimizde.

Hafifler,

mutluluktan uçardık sanki. İşte şimdi büyüdük. Rahman'ın kul-

çıkaran, her zorlukla beraber bir kolaylık veren, bizi cennetiyle müjdeleyip, cehennemiyle korkutan. Bizi öldüren ve öldükten sonra tekrar

larıyız. Annemizin kalbine bağışlama,

diriltecek olan Rahman'ın kullarıyız.

affetme, merhamet duygusunu ko-

Bizi huzurunda toplayacak olan Rah-

yan, yerleştiren Rahman'ın kullarıyız.

man'ın kullarıyız.

Cemâziy el-Evvel 1439

29


O'na karşı kusurlar işledik. Hatalar

Bil ki göz pınarlarında sakladığın

yaptık, bilerek bilmeyerek. Günah-

gözyaşı öyle kıymetli ki yeter ki onu

lar işledik defalarca, nankörlük ettik.

Rabbin için akıt. Ebu Umame Suday

Korkmayacak mı kalbimiz O'nun bü-

ibni Aclan el-Bahile radıyallahu anh 'tan

yüklüğünden, kudretinden, azame-

rivayet edildiğine göre Peygamber

tinden? Titremeyecek mi bedenimiz,

sallallahu aleyhi ve sellem

hüzünlenmeyecek

"Allah katında hiçbir şey iki damla ve

mi

yüreğimiz,

O'nun rızasını istemeyecek miyiz? İçimiz daralmayacak mı, tek tek günahlarımızı hatırlamayacak mıyız? Uykularımız kaçmayacak mı, O'nun huzuruna nasıl varacağımızı düşünmeyecek miyiz? Bizi her an gözetlediğini, işittiğini, kalbimizden geçenleri dahi bildiğini bilerek, O'ndan hakkıyla korkmayacak mıyız? İçimiz ürpererek, bedenimiz titreyerek, hıçkırıklar içinde "Rabbim... Rabbim... Rabbim..."

iki izden daha sevimli değildir. Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kandamlası, iki iz ise Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allah'ın emrettiği farzlardan birine yerine getirmekten kalan kulluk izidir."

(2)

Ve yine Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem,

Allah'ın kendi gölgesin-

den başka bir gölge bulunmayan kı-

diyerek ağlamayacak mıyız? Huzu-

yamet gününde gölgesinde barındırı-

runa varıp, alnımızı secdeye koyup,

lacakları bildirirken onlardan birinin

O'ndan saatlerce, günlerce af dileme-

de "tenhada Allah'ı anıp gözyaşı döken

yecek miyiz? O'nun rahmetine sığın-

kişidir" buyurmuştur.

mayacak mıyız?

Ne büyük müjdedir kardeşim..! Af

Eğer hala bunu yapmamışsan, erte-

dilemek için, cenneti istemek için, hu-

lemişsen ya da bağışlanamamaktan

zurunda durmak için ne büyük müj-

korkuyorsan, O'nu nasıl razı edeceği-

dedir.

ni bilmiyorsan, O'ndan nasıl af dileyeceğini bilmiyorsan, işte sana Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem 'den müjde: "Sinek başı kadar bile olsa gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanaklarına değecek kadar akan hiçbir mü'min yoktur ki Allah onu ateşe haram etmesin."

(1)

1. İbni Mace, Zühd 19. 2. Tirmizi, Fezailul Cihad 26.

30

şöyle buyurdu:

Şubat 2018

Tenhalar bizi bekler, Rabbimizle buluşmak için. Gözlerimizden yağmurlar aksın kardeşim, henüz daha nefes alıp veriyorken. Yıkansın kalplerimiz, arınsın tüm günahlardan. Vuslat, O'nun için akan gözyaşlarıyla olsun... Selam ve dua ile...


KAPAK DOSYA Ümit Şit

MEVKİ VE MAKAM SAHİBİ KADIN VE ERKEKLERİN ZİNA TEKLİFLERİNİ REDEDENLER Şehvet, mü'min bir kalbe sahip olanların

Arşta Gölgelenen yanında tasması takılmış ve ehlîleştirilmiştir. 6. Sınıf

K

Mü'minlerin yanında şehveti, sadece helal yoldan maksatları giderilmiş olarak bulursun.

ıyamet günü yedi sınıf insan vardır ki, Allah’ın arşının gölgesinden başka gölgenin olmadığı bir günde onları kendi arşının gölgesinde barındırır. İşte bu yedi sınıf içerisinde; güzel ve mevki sahibi bir kadının kendisine davet ettiğinde, “Ben Allah’tan korkarım” diyerek bu teklifi reddedenler sınıfı da vardır. İbn’ul Mübarek bu hadisi naklederken ”kendisine” diye bir fazlalık ile birlikte zikretmiştir. Beyhâki “Şuaybu’l İmanda” bu rivayeti “kendisini ona sundu” şeklinde nakletmiştir. Hadisten, kadının erkeği zinaya çağırdığı anlaşılıyor. Nitekim Kurtubi kesin bir

şekilde bunu açıklamıştır. Başka görüşe yer vermemiştir. “Ben Allah’tan korkarım” sözünü ilk akla gelen manaya göre, kişi bu sözü diliyle söyler. Bununla kadını çirkin ahlakından çevirmeye çalışır. Nitekim Kadı Iyaz, İbn Battal, Kurtubi’nin şöyle dediğini bildirmiştir: “Bu söz Allah korkusunun şiddetinden, takvanın güçlü olmasından ve hayâdan ileri gelir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hadisin bu kısmında kadını, Arap adetlerine göre en üstün özelliklerle tasvir etmiştir. Bu özelliklerdeki kadına olan rağbet, hayli

Cemâziy el-Evvel 1439

31


fazladır. Zira bir yanda sosyal konum ve parayı getiren makam, diğer yanda ise güzellik söz konusudur. Çok az kadında bu iki özellik bir arada bulunur. (1) Hadiste güzel ve makam sahibi kadınla evlenilmemesi değil böyle bir kadından gelen zina teklifini reddeden mü'minlerden bahsedilmektedir. Bir erkeğin göreceli güzellik anlayışına ters olan bir kadından gelen zina teklifine çok itibar edilmeyebilir. Ya da toplum içerisinde saygın bir konumu olmayan bir bayan veya erkeğin zina teklifine bir erkek veya bir kadın imanı gereği karşı koyabilir ya da kolayca savabilir. Ancak toplumda herkesin parmakla gösterdiği ve güzelliği ile dillere düşen bir kişiden gelen zina teklifine karşı koyabilmek için Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek kadar üstün bir takvaya, dereceye sahip olmak gerekmektedir. Bu hadis bize üstün niteliklerine rağmen vazgeçilen kötü bir amelden dolayı, Allah nezdinde saygın bir yere sahip olunacağından bahsedilmektedir. Zira böyle bir teklife herkes karşı koymaz. Bu tavrı almak gerçekten de kadın olsun erkek olsun alınacak zor bir tavırdır. Çünkü nefsi zorlayan niteliklere sahip bir kadın veya erkek, insanoğlunu zor durumda bırakmaktadır. Her türlü nimeti bahşeden âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Şehvet, mü'min bir kalbe sahip 1. Feth’ul Bari syf. 299. 2. Minhacul Kasidin ve Müfidüs Sadıkin - syf, 619.

32

Şubat 2018

olanların yanında tasması takılmış ve ehlîleştirilmiştir. Mü'minlerin yanında şehveti, sadece helal yoldan maksatları giderilmiş olarak bulursun. Ancak sahibi gafil olan kalplerin yanında şehveti, tasmasını koparmış sağa sola saldıran ve maksatları aşan bir halde bulursun. Şehveti dizginlemek her yiğidin harcı değildir. Bu yüzden şehvetin etrafını dikenli çitlerle örmek suretiyle önlem almak gerekmektedir. Her insan şehvetiyle imtihan olabilme potansiyeline sahiptir. Tefsir, hadis ve fıkıh âlimi olan Süfyanı Sevri rahmetullahi aleyh şöyle söylemiştir: “Ağzına kadar para dolu bir evi emanet etmede bana güven. Ama bana helal olmayan siyahi bir cariyeyi emanet etmede asla güvenme!” (2) evet paradan insan kendini uzaklaştırma yeteneğine ya da yönelmeme hatta nefret etme kabiliyetine sahip olarak kendini eğitebilir. Ancak hiçbir erkek ya da hiçbir kadın bir odada bir arada iken, hiçbir eyleme girişmeyeceğine dair kendisine kefil olamaz. Örneğin; Günümüzde asgari ücretle geçinen insanlar yolda balya şeklinde buldukları paralara tenezzül etmeyip sahibine teslim etmelerine “insanlık ölmemiş” manşetleri ile şahit oluruz. Ancak aynı kişinin, kendilerinden başka kimselerin olmadığı bir ortamda karşıt cinsin, edalı cümleleri ile cilveli bir şekildeki teklifte bulunuşuna karşı durma olasılığı


çok zayıftır. İster vasıfsız bir insan ol, istersen de ünlü bir âlim içerden gelen bu dürtünün yapacağı bu hata bir anda gerçekleşen trafik kazasına benzemektedir. Bu konuda kimse ne kendine ne de çok güvendikleri kişilere kefil olabilir. “Biz küçüklükten beri kardeş gibi yaşadık” ya da “ben onun çocukluğunu bilirim” veya “o beni kardeşi gibi görür” cümlelerine cevap olarak gazetelerin ikinci sayfaları veya televizyon programlarındaki çeşitli aile haberlerini vermemiz yeterli olacaktır. Haber kanallarına ve gazete sayfalarına intikal etmemiş daha nicelerini saymıyoruz. İnsan olan hiçbir nefis, içine kadar girmiş bir vakıanın içinde şehvet imtihanından galip olarak çıkacağına kesinlikle inanamaz. Bu yüzden böylesi bir duruma düşmekten Allah’a sığınır. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bulunan bir genç bile şehvetinden dem vurarak, yeni yasaklanmış olan zinanın yasal olması adına bizzat Rasûlullah’a talepte bulunmuştur. Bu olay şu şekilde gerçekleşmiştir: Genç biri Allah Rasûlüne gelip: "Ey Allah'ın Rasûlü! Zina etmem için bana izin ver” dedi. Oradakiler kendisine doğru dönüp: "Yavaş ol, yavaş ol!” diyerek azarladılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, gence: "Yaklaş!" buyurunca, genç yaklaştı. Ona: Annenin zina etmesi hoşuna gider mi? buyurunca, genç: "Hayır vallahi sana kurban olayım” karşılığını

verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "insanlar da annelerinin böyle bir şey yapmasını istemez. Kızın için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: "Hayır, vallahi sana kurban olayım, ey Allah'ın Rasûlü!” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İnsanlar da kızlarının böyle bir şey yapmasını istemez. Kız kardeşin için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: "Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "İnsanlar da kız kardeşlerinin böyle bir şey yapmasını istemez. Halan için böyle bir şeyden hoşlanır mısın? Buyurunca, genç: "Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İnsanlar da halalarının böyle bir şey yapmasını istemez. Teyzen için böyle bir şeyden hoşlanır mısın?' buyurunca, genç: "Hayır, vallahi sana kurban olayım” karşılığını verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İnsanlar da teyzelerinin böyle bir şey yapmasını istemez" buyurdu. Sonra elini o gencin üzerine koyarak: "Allah’ım! Günahını bağışla, kalbini temizle ve iffetini koru" diye dua etti. Daha sonra bu genç böyle bir şeyle ilgilenmedi. (3) Rasûlullah bu genci sözlerinden dolayı yargılamadı ve huzurundan kovmadı. Âlemlere rahmet olarak gönderilmenin gereğini yaptı. Merhamet kanatlarını gencin üzerine açarak, ona nerede hata yaptığını ve ne yapması gerektiğini hikmete uy-

3. Ahmed İbni Hanbel, Müsned 12/ 130.

Cemâziy el-Evvel 1439

33


34

gun bir şekilde, günümüzde "duy-

Kadının aşkı ona galip gelince daya-

gudaşlık" denilen tekniği uyguladı.

namayıp bir gün gencin geçtiği yola

Gencin benliğinde var olan vicdanını

çıkıp ona şöyle dedi: “Sana bir şey

sorgulamaya teşvik ettirdi. Peki, biz

söyleyeceğim, beni dinler misin?”

Rasûlullah’ın tekniğini gençlere uy-

Genç başını öne eğerek dedi ki: “Bu

guluyor muyuz? Yoksa nasihat ver-

bir töhmet yeridir ve ben töhmet al-

mek şöyle dursun her bir gencimizi

tında kalmak istemem!” Kadın dedi

yargılayıcı bakışlarımıza kurban mı

ki: “Vallahi ben burada senin nasıl

ediyoruz? Evet, bu hadiste zinadan

birisi olduğunu bilmediğimden do-

uzaklaşmakta zorluk yaşayan bir

layı durmuyorum. Siz âbidler hemen

gence şahit olduk. Ayrıca Rasûlul-

kırılıverecek narin camlara benzi-

lah’ın zinaya giden yolu nasıl tıkadı-

yorsunuz. Ancak sana söyleyeceğim

ğını da şahit olduk. Şehvet her çağda

sözlerin özeti şu: Bütün uzuvlarım

çağına göre zor bir imtihandır. Her

seninle meşgul! Aramızdaki şeyi

çağda nikâh dışı birleşmelerin hem

Allah'a, Allah'a şikâyet ediyorum!”

fertte hem de toplumda nasıl bir ah-

Genç evine döndü ve namaz kılmak

laki çöküşün meydana geldiğini tari-

istedi ama nasıl namaz kılacağını

hi kaynaklar bize göstermiştir. Böyle

akıl edemedi. Hemen bir kâğıt alıp

ferdi ve toplumu ifsat edici bir güna-

not yazdı ve evden çıktı. Kadının yol

hın birde daha da cezbedici nitelik-

üzerinde beklediğini gördü. Yazdığı

leriyle ayaklarınıza kadar geldiğini

notu ona atıp geriye döndü. Notta

düşünün. Acaba ayaklarınıza kadar

şöyle yazıyordu: “Bil ki ey kadın!

gelen böylesi bir teklif karşısında ben

Yüce Allah kendisine isyan edildi-

Aziz ve celil olan Allah’tan korkarım

ğinde buna müsamaha gösterir. Kul

mı dersiniz? Yoksa Allah’ı unutma

aynı günahı yine işlerse onu örter.

gafletine mi düşersiniz? Böylesi bir

Fakat kul günah elbisesini giyerek

durumda kalan bir genç, bize örnek

isyana devam ederse yüce Allah öyle

olacak bir tutum ile adeta nefsimizi

gazap eder ki yer ve gökler kişiye dar

aşağılamamıza sebep olacak bir tavır

gelmeye başlar. O'nun gazabına kim

sergilemiştir. Bu olayı Kûfe’nin abid-

dayanabilir? Senin söylediğin şeyin

lerinden biri olan Ahmed b. Saîd ba-

aslı yoksa eğer, sana göklerin erimiş

basından naklen bize şöyle anlatıyor:

maden ve dağların atılmış yün gibi

'Kûfe'de bizim yanımızda sürekli

olacağı, bütün ümmetlerin Cebbar

olarak ibadetle meşgul olan, her za-

ve azametli Allah'ın gücü karşısında

man camide duran ve neredeyse ora-

diz çökeceği günü hatırlatırım! Val-

dan hiç çıkmayan çok yakışıklı bir

lahi ben nefsimi ıslah etmekte zayıf

genç vardı. Güzel ve akıllı bir kadın

olduğum hâlde başkasını nasıl ıslah

bir keresinde onu gördü ve âşık oldu.

edebilirim? Eğer söylediğin şeyin

Şubat 2018


aslı varsa sana, hasta eden yarala-

öldü. Genç adam, ölümünden sonra

rı ve yakıp kavuran ağrıları tedavi

onu hatırlayıp ağlar ve şöyle derdi:

eden bir tabip göstereyim; âlemlerin

“Ben, işin başındayken onun bana

Rabbi olan Allah! İsteğinde samimî olarak O'na yönel. Çünkü ben yüce Allah'ın şu kavli sebebiyle seninle ilgilenemem: 'Yaklaşan gün hususunda onları uyar. Çünkü o onda

duyduğu isteği kestim ve bunu Allah katında kendime azık edindim.” (6) Günümüzde bazı fırsatları kaçırdığımızı düşünen cahil arkadaşların! Acı-

dehşet içinde yutkunurken yürek-

masız eleştirilerine maruz kalırız. “Bu

leri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin

fırsatı nasıl tepersin” “Ben olsaydım

ne dostu ne de sözü dinlenir bir şe-

ayağıma gelen bu fırsatı kaçırmaz-

faatçisi vardır. Allah, gözlerin hain

dım” gibi gafilce söylenen sözler ku-

bakışını ve kalplerin gizlediğini bi-

lağımıza çarpılmaktadır. Bu sözlerin

Bu ayetten nereye kaçılabilir?”

sahiplerine kendi kız kardeşlerinin

Kadın günler sonra yine gelip gencin

kimlerin fırsatları olduğunu hatır-

lir.’

(4)

yoluna çıktı. Genç uzaktan onu görünce evine dönmek istedi. Kadın dedi ki: “Ey genç! Dönme ne olur. Bir daha ancak Allah'ın huzurunda karşılaşacağız.” Sonra kadın uzun bir süre ağladı ve dedi ki: “Bana hiç unutmayacağım bir öğüt ver ve uygulayacağım bir tavsiyede bulun!” Bunun üzerine genç dedi ki: “Sana nefsini, nefsinden korumanı tavsiye ediyorum ve yüce Allah'ın şu kavlini hatırlatıyorum: ‘Geceleyin sizi öldüren, gündüz de ne işlediğinizi bilen O'dur.’”

(5)

Bu sözleri dinleyen kadın

başını önüne eğip ilk ağlamasından

latmanız üzere sanki o gafil sözleri o söylemiyormuşçasına saldırgan kesilir. Bunlar dünyadaki anlık zevklere köle olmuş akılsızlardan ve bencillerden başkaları değildirler. “İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir fakat bilmezler.”

(7)

Hikâyede geçen abid

genç gibi bizde, bize gelen cazip tekliflerin karşısında Allah katında bir azık edinme adına, bir tavır mı sergileyeceğiz? Yoksa azıkların tükenip bittiği ve yiyeceğin dikenli zakkum bitkisi olacağı, içeceğin ise kanlı irin olacağı bir duruma düşürecek bu cazip teklifleri

çok daha şiddetli bir şekilde ağladı.

kabul mü edeceğiz? Kardeşim seçimi-

Sonra kendine geldi, evine kapan-

ni nefsine sor. Kardeşim seçimini aklı-

dı. İbadetle meşgul olmaya başla-

na sor. Üç dakikalık bir zevk mi yoksa

dı. Sonra bu hâldeyken kederinden

ebedi bir zevk midir senin tercihin?

4. Mü'min, 40/18, 19. 5. En'âm, 6/60. 6. Minhacul Kasidin ve Müfidüs Sadıkin - syf. 625. 7. Bakara 2/13.

Cemâziy el-Evvel 1439

35


KAPAK DOSYA Soner Dural

Arşta Gölgelenen 7. Sınıf

Sadaka Allah rızası için fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir.

Sağ Elinin Verdiğini Sol Elin Bilmediği KADAR GIZLI SADAKA VERMEK “Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzel bir şeydir. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır…” (1) âyetini müfessirlerimiz; zekâtın teşvik maksadıyla açıktan, sadaka ve diğer hayır-hasenâtın ise gizlice yapılması gerektiği şeklinde tefsîr etmişlerdir. Allah rızası için fakirlere verilen mal, para, ilim 1. Bakara, 271.

36

Şubat 2018

gibi insanın muhtaç olduğu herhangi bir şeye sadaka denir. Sadaka farz, nâfile bütün yardımlara şâmil olduğu için, zekâta da sadaka denil-


mektedir. Fakat sadaka deyince, ilk akla gelen nâfile sadakalardır. Sadaka vermenin hükmü: İslâm’da sadaka vermek müstehap bir ameldir. Sadaka Allah rızası için fakire minnet etmeden, riyadan uzak bir şekilde ve haram yolda harcanmaması şartıyla verilir. İnsanın yakınları önceliklidir. Gizli bir şekilde yapılması ise daha faziletlidir. Sadaka temiz ve helal olan mallardan olmalıdır. Miktar olarak da ifrat ve tefrite düşülmeyecek şekilde olmalıdır ve şahsın durumuna bağlıdır. Yani ne sadaka vermekte ihmalkâr olacak ne de bütün her şeyini sadaka vererek kendisini zor ve muhtaç duruma düşürecek. Sadakanın en az limiti, şahsın kendi durumuna bağlıdır; hatta bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: “Sadaka verin hatta bir içim su dahi olsa.” Evet, sadakanın derin bir ihlas ve samimiyetle verilmesi gerekir. Gerçekten hiçbir çıkar gözetmeden, iyi niyet ve temiz kalple sadakada bulunulmalıdır. Sadaka vermekte, dünyevî ve uhrevî pek çok faydalar vardır. Sadaka bir

nevi Allah’a ödünç vermedir. Verilen bu sadakanın karşılığını Allah kat kat verecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (Allah’ın kullarına) yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." (2) "Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz Allah onu size kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, Halim’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir)” (3) buyrulmaktadır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Hangi Müslüman çıplaklığından dolayı bir Müslümana elbise giydirirse, Allah da ona cennet elbiselerinden giydirir. Bir Müslüman açlığından dolayı bir Müslümanı doyurursa, Allah da onu kıyamet günü cennet meyvelerinden doyurur. Hangi Müslüman susuzluğundan dolayı bir Müslümana su içirirse, Allahu Teâlâ da onu kıyamet gününde “Rahik-i mahtum’dan” içirir.” (4) Yapılan herhangi bir yardım veya iyiliğin  sadaka  sayılabilmesi için şu  üç özelliğin birlikte bulunması gerekmektedir. 1. Allah rızası için yapılmalıdır, 2. Özellikle fakir ve ihtiyacı olan kişilere yapılmalıdır, 3. Karşılıksız olarak yapılmalıdır. Bu üç şart birlikte gerçekleşmezse verilen şey sadaka olarak değer ka2. Muhammed, 7. 3. Teğabun, 17. 4. Tirmizi, Kıyamet 42.

Cemâziy el-Evvel 1439

37


“Onlardan önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve (samîmâne) imana sarılmış olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhacir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç) bile olsa, (o kardeşlerini) kendi nefislerine tercih ederler! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!” (Haşir, 9 -Zübde-tül Buhari)

zanmaz. İhlâstan mahrum gönülle-

Buna göre nafile sadakaları gizli ver-

rin riyâ ve gösteriş gibi marazlarla

mek daha sevaptır. Bu hüküm sadece

bulanık hayırları hiçbir değer ifâde

sadakalar için değil, diğer nafile iba-

etmez. Bu hususta en büyük tehlike,

detler için de geçerlidir.

infâk edenin nefsine bir pay çıkarması veya yaptığı hayrı fânî menfaat düşünceleriyle gölgelemesidir. İhlâsı yok edip ecri zâyî eden bu kalbi marazlardan kurtulmanın en müessir yolu da “gizliliğe riâyet”tir. “Allah gizlediğiniz/gizlice yaptığınız şeyleri de açığa vurduğunuz/açıkça yaptığınız şeyleri de hakkıyla bilir.”

(5)

Farz ibadetler açık yapılır, nafile ibadetlerin ise genel olarak gizli yapılması esastır.

“Kulun gizli işlediği

amele, Allahu Teâlâ gizlilik mükâfâtı yazar.

Eğer

bu

ameli

açıklarsa,

mükâfâtını da alenî ameller bölümüne yazar. Eğer yaptığını söylerse, o vakit ameli riyâ defterine geçer.” (6)

Rasûlullah’ın Sadaka Vermeye Teşvik Etmesi Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh’ın kızı Esma’ya şu tavsiyede bulunmuştur. “Ey Esma! Cimri olma ki, Allah da sana eksik vermesin. Saymadan ver ki, Allah da sana saymadan versin. Kesenin ağzını bağlama ki, Allah da sana nimetini eksik etmesin, kesenin ağzını bağlamasın. İnfak et ki Allah da sana infak etsin.” (7) Sadaka; dünyada yoksulun, ahirette verenin yüzünü güldüren ve insanı Rabbine yaklaştıran bir bağıştır. Sahabe-i Kiramın Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e, "Ya

5. Neml, 25. 6. İhyâ, I, 595. 7. Buhari, Zekat 21; Müslim, Zekat 88; Tirmizi, Birr 40.

38

Şubat 2018


Rasûlullah! Allah yolunda ne infak edelim?" diye sormaları üzerine, Yüce Rabbimiz: “(Ya Muhammed!) Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan arta kalanı.” (8) (harcayın) buyurmuştur.  “Biz hayır olarak ne verirsek, şüphesiz Allah onu bilmektedir.” (9)  “Allah harcadığımız her şeyin karşılığını verecektir.” (10) “Zerre ağırlığınca bir hayır işleyen onun karşılığını görecektir.” (11) Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem:  “(İyilik yapmak ve) iyiliği tavsiye etmek sadaka olduğu gibi kötülükten sakınmak ve başkalarını da sakındırmak sadakadır.” (12) “Sadaka vermede acele ediniz, zira bela sadakanın önüne geçemez.” (13) Başka bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde, Allahu Teâlâ yedi insanı Arşın gölgesinde barındıracaktır. (Bunlardan biri de), sağ elinin verdiğini, sol elinin bilmeyeceği kadar sadakayı gizli veren kimsedir.”  buyurmuşlardır. (14) “Yarım hurma ile de olsa; kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz, o kadarını da bulamayanlar güzel bir sözle bile olsa kendilerini korusunlar.” (15) Bir hurma da olsa sadaka verin, çün-

kü o bir hurma açlığı giderir. Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da hataları yok eder.”

(16)

Ashab-ı Kiram’dan Sadaka Verenlerin Örneği: Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, biri Peygamberimize gelerek aç kaldım dedi. Peygamberimiz hanımlarına bu adamın karnını doyurmak için haber gönderdi. Evlerinde sudan başka yiyecek içecek bir şey olmadığı cevabı geldi. Efendimiz, ashabına: “Bu kişiyi sofrasına alacak (misafir edecek) kim var?” dedi. “Ey Allah’ın elçisi! Ben onu misafir kabul ederim,” diyerek adamı evine götürdü. Hanımına, bu peygamberimizin misafiridir, buna iyi bak deyince karısı çocukların yiyecekleri var ne yapalım? dedi. Adam  “Olan yemeği getir, mumu yak, çocuklar yemek isterse onları uyut.” Kadın, kocasının buyruklarını yaptı ve mumu düzeltecekmiş gibi davrandı ve söndürdü. Yemeği misafirin önüne koydu, karanlıkta karı-koca yemek çiğner gibi yaptılar. O gece evdekiler aç yattılar. Sabah olunca Peygamberimizin yanına gittiler. 

8. Bakara, 219. 9. Bakara, 273. 10. Sebe, 39. 11. Zilzal, 7. 12. Müslim Misafirin 48, Zekat 56; Buhari, Sulh 11. 13. Fey’zül Kadir, 3/195. 14. Buhari, Ezan 36, Zekat 16; Müslim, Zekat 91. 15. Buhari, Zekat 10, 9, Edeb 34; Müslim, Zekat 66-67. 16. Riyaz’üz Salihin.

Cemâziy el-Evvel 1439

39


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İkinizin (misafirle senin) bu geceki durumunuzdan Allah hoşnut oldu!” buyurdu. Ve bu ayet nazil oldu:  “Onlardan önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve (samîmâne) imana sarılmış olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelen (Muhacir)leri severler; hem (onlara) verilenlerden dolayı sinelerinde bir ihtiyaç (bir rahatsızlık) duymazlar ve kendilerinde bir sıkıntı (bir ihtiyaç) bile olsa, (o kardeşlerini) kendi nefislerine tercih ederler! Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar gerçekten kurtuluşa erenlerdir!” (17) 

Ebu Ukayl radiyallahu anh’in Bir Gece Boyu Çalışıp Kazandığı Hurmanın Yarısını İnfak Etmesi Ebu Ukayl radiyallahu anh bir gün iki avuç hurma karşılığında akşamdan sabaha kadar sırtında yük taşıdı. Bunların bir avucunu aile efradına yemeleri ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere götürüp diğerini de Allah yolunda infak için Hz. Peygambere getirdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Onu sadakaların içerisine kat!” buyurdular. Münafıklar Ebu Ukayl ile alay ederek “Onun Allah için bir avuç hurma vermesi kendisine ne temin edecektir?” dediler. Bu olay üzerine “Sadakalar hususunda, (onu, imkânları olup) gönülden (gelerek çokça) veren mü17. Haşir, 9 -Zübde-tül Buhari. 18. Tövbe, 79. 19. Taberani. 20. Ebu Nuaym - Hilye.

40

Şubat 2018

minleri de (zengin olmadıklarından) güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları da ayıplayarak, bu yüzden onları alaya alan (o münafık)lar yok mu, (asıl) Allah onlarla alay etmiştir ve onlar için (pek) elemli bir azap vardır!” (18) mealindeki ayet nazil oldu. (19)

Abdullah b. Ömer radiyallahu anh’in Canının Çok Çektiği Bir Balığı Bir Fakire Vermesi Hz. Ömer’in oğlu Abdullah Arafat’tan Cuhfe’ye indiğinde hastalandı. Canı balık çekmişti. “Canım balık yemek istiyor. Benim için bulamaz mısınız?” dedi. Aradılar sonunda bir taneden başka bulamadılar. Onu alıp Abdullah’ın hanımı Safiye b. Ebi Ubeyd’e getirdiler. O da pişirip onun önüne koydu o sırada bir fakir gelerek Abdullah’ın yanına oturdu. Abdullah O’na şu balığı al da ye!” dedi. Bunun üzerine oradakiler “Subhanallah! Bizi o kadar yordun; bu balığı güç bela bulabildik onu sen ye; bu adama da başka bir şey veririz” dedilerse de O “Ben bu balığı çok istedim. Öyle ise onu sadaka vereceğim” dedi. (20)  

Onurunu Sadaka Veren Sahabe Urve b. Zeyd radiyallahu anh isimli Medineli bir sahâbi vardı. Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ciha-


da, infaka ve sadakaya teşvik eden bir konuşma yapmış; "harcayın, Allah için verin" diye nasihatte bulunmuş. Ashab-ı Kiram da gitmişler evlerine, ne varsa getirip "Burada ya Rasûlullah!" demişler. Kimi malının tamamını getirmiş, kimi yarısını getirmiş, kimi çuvala koyup getirmiş. Herkes bir şeyler getirmiş. Bu zavallı, üzerinde bir şey yok, evinde yiyeceği yok. Medineli bir garip. Gitmiş o akşam evinde iki rekât namaz kılmış. Namazdan sonra hem ağlıyor hem de diyor ki: Allah'ım! Bugün Peygamber'in sadaka verin diye tembih etti. Herkes bir şeyler getirdi, benim karnımı doyuracağım bir şey yok. Her seferinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem verin diyor ben garip kalıyorum, gidip destek olayım desem vücudumu ayakta tutamıyorum. İhtiyar bir cılızım. Ne malımdan verebiliyorum ne bedenimden verebiliyorum. Ben ne edeceğim Allah'ım diye ağlıyor. Yani o mallardan bana sadaka versinler diye değil, ben niye veremiyorum, niye destek olamıyorum, cihad edemiyorum diye üzülüyor. Sonra "Allah'ım benim ne verecek malım var ne sıhhatim var ne de sağlığım var. Kim bana Müslümanlardan sataşmış, gönlümü kırmış, onurumu zedelemişse ben de sadaka olarak hakkımı helal ediyorum onlara" demiş. Öyle söylemiş ve uyumuş kalmış. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e vahiy

“Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.”

gelmiş. Bu durum bildirilmiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'de kim olduğunu merak ediyor. Sabahleyin mescitte toplanıldığı bir saatte bir adama git şu onurunu sadaka olarak veren adam kim diye bağır demiş. Çıkmış münadi dün gece onurunu sadaka olarak veren adamı Rasûlullah aleyhisselam arıyor demiş. O sahabi gelmiş, benim o ya Rasûlullah demiş. Efendimiz aleyhisselam buyurmuş ki: “O sadakanı Allah kabul etti.” (21)

Riya (gösteriş) İçinYapılan Sadaka: Bir ibadetin sırf başkasına gösteriş olsun diye Allah rızasından uzak, menfaat için yapılmasına riya  denir. İbadetlerini Allah rızası için yapan kişi riyaya girmez. Çünkü dünyevi bir menfaat için yapmamaktadır. Asrı-

21. Bezzar, 3/312

Cemâziy el-Evvel 1439

41


riyakâr olmak çok daha büyük bir ahlâksızlıktır. Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

"Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır"

(22)

buyurmuştur. İbadet, Allah

için yapılır. Allah'ın rızası dışında bir amaçla; gösteriş olarak ibadet yapmak, Allah rızasını ortadan kaldırır. Gösteriş için ve bir çıkar düşüncesiyle Kur'an okumak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, sadaka vermek, ibadetleri boşa çıkamızda sünnetler unutulmaya başladığı için, bunların açıktan yapılması giz-

"Ey iman edenler! Sadakalarınızı,

li yapılmasından daha hayırlıdır. Zira

insanlara gösteriş için malını harca-

bu ibadetler unutulmaya başlamıştır.

yan, Allah'a ve âhiret gününe inan-

Bu tür unutulmaya başlayan sünnet-

mayan kimse gibi başa kakmak ve

leri Müslümanlar arasında yaygınlaştırmak için açıktan yapılmasında bir sakınca yoktur. Her insan vicdanen yaptığı ibadete riya karıştırıp karıştırmadığını bilir. Yalnız bu konuda fazla vesvese yapmamak gerekir. Çünkü şeytan insanı ibadetten uzaklaştırmak için vesvese vererek yaptığı ibadetin riya olduğunu telkin eder. Şeytanın vesvesesine kapılmamak gerekir. Yeri ve zamanı geldiğinde bir ibadeti yaptığını belirtmek riyaya girmez.

eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Çünkü onun bu gösterişinin hâli, üzerinde az bir toprak bulunan bir kaya parçasının hâline benzer ki, ona şiddetli bir yağmur isabet edince üzerindeki toprağı temizleyip kendisini katı bir taş hâlinde bırakır." (23) Şu halde, Allah'ın emrini ve rızasını düşünerek değil de dindar görünmek için ibadet etmek, âlim ve bilgili desinler diye ilimle uğraşmak,

Mesela, "Namaz kılıyor musun?" gibi

cömert tanınmak için zekât ve sadaka

bir suale karşılık kıldığımızı ifade et-

vermek, riyadan ibaret kötü bir dav-

mek riya değildir. Riyanın her çeşidi

ranışın ötesinde bir anlam ifade etme-

ahlaksızlık olduğu halde, ibadetlerde

mektedir.

22. Tirmizi, Hudut, 24. 23. Bakara, 264.

42

rır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Şubat 2018


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle

"Sadaka, belâları def eder" buyurmuş-

buyurmuştur:

tur. İnsan, kendisinden bir şeyler iste-

"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Al-

yen kimseyi boş çevirmemeli, elinden

lah onun kıymetsizliğini duyurur. Her

geldiğince ona bir şeyler vermeye ça-

kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Al-

lışmalıdır. Rasûlullah Efendimizin şu

lah da onun gösteriş yapmasını ve değer-

ikazını hiçbir zaman unutmamalıdır:

sizliğini ortaya çıkarır."

"Sâil (dilenci) sadık olup, cidden muhtaç

(24)

Sadakan’ın Önemi 1- Sadakalar günahlara keffâret, Cehennem ateşine karşı siperdir. Peygamber Efendimiz, bu hususta şöyle buyurmuştur: "Bir hurma ile de olsa sadaka verin. Çünkü o bir hurma, açlığı giderir. Su ateşi söndürdüğü gibi hataları da söndürür, yok eder." "Bir hurmanın yarısı ile bile olsa Cehennem ateşinden korunun. Onu da bulamazsanız, tatlı ve güzel söz söyleyin. (Bu da sadaka yerini tutar)." 2- Sadakalar kıyâmette, sâhibini mahşer gününün dehşetinden korur. Peygamberimiz bu hususu şu şekilde belirtmişlerdir: “Kıyamet günü hesap görülünceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır.” 3- Sadakalar Cenâb-ı Hakkın gazabını da söndürür. Hadiste: "Gizli sadaka, aziz ve celîl olan Allahu Teâlâ’nın gazabı-

halde ise, onu kovan felâh bulmaz." Hz. İsâ aleyhi ve sellem: “İsteyen kimseyi eli boş çeviren eve, bir hafta melekler uğramaz" buyurmuştur. Peygamber Efendimiz, bir muhtaca vereceği sadakayı bizzat kendi eliyle verir, araya başka birini vasıta kılmazdı... Sadakanın gizli verilmesi efdaldir. Nitekim Peygamberimiz: sallallahu aleyhi ve sellem "Üç şey iyilik hazinelerindendir. Biri de verdiği sadakayı gizlemektir" buyurmuştur. Kur`an`da da sadakalar gizli verilmeğe teşvik edilmiştir: "Eğer sadakaları gizler ve gizlice fakirlere verirseniz; işte bu sizin için daha hayırlıdır."

(25)

Sadakayı gizli vermenin en mühim faydası, sadakayı verenin riyadan kurtulmasıdır. Ayrıca, sadaka alanın da şeref ve haysiyeti rencide olmaktan korunmuş olacaktır.

nı teskin eder" buyurulmuştur.

Rabbim rızasına uygun sadaka ver-

4- Sadakalar belâ ve musibetleri de

meyi ve mallarımızdan infak etmeyi

def ederler. Peygamberimiz:

nasip etsin. (Amin)

24. Müslim, Zühd, 38. 25. Bakara, 271.

Cemâziy el-Evvel 1439

43


DAVET MEKTEBİ Musa Şerifoğlu

İNSANLIĞI İSLAM’A DAVET ETMENİN HÜKMÜ

İ

slâm ümmetinin en büyük özelliği; tüm insanlığı hakka davet etme ve hakikati tebliğ etme vasfıdır. Bu ümmet davet ve tebliğ ümmetidir. İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olan İslam ümmeti; tüm insanlığı kullara kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmaya, batılın karanlığından Hakk’ın aydınlığına, kötü/fena işlerin çirkinliğinden iyiliğin/doğruluğun güzelliğine çağıran bir ümmettir.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz” (Âl-i İmran, 110) “Sizden iyiliğe davet eden, doğruluğu emreden ve fenalıktan sakındıran bir topluluk olsun. İşte başarıya ulaşanlar yalnız onlardır.” (Âl-i İmran, 104) İnsanları hak din olan İslam’a davet etmek, hayrın yollarını göstermek, onlara iyiliğin neler olduğunu öğretmek ve emretmek, kötülüklerin neler olduğunu öğretmek ve sakındırmak mücadelesi; İslâm ümmetinden akıl baliğ olan kadın-erkek her Müslümanın yerine getirmekle yükümlü olduğu bir görevdir.

44

Şubat 2018

“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” (Âl-i İmran, 151) İslam toplumu davet toplumudur. İslam toplumunda herkes bildiğini öğretmekle yükümlüdür. Bazılarının zannettiği gibi bu görev, sadece âlimlere ait bir sorumluluk değildir. İslâm âlimlerine bazı özel hükümler ve bunların manalarını bilmek vacip olabilir. Fakat İslâm’ın temel esaslarına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine çağırmak, İslâm ümmetinin her ferdinin asli görevidir. Müslüman, tek bir ayet bile bilse onu tebliğ etmekle mükelleftir. “İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder.” (Bakara, 159) “İçlerinden bir topluluk: "Allah'ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsu-


nuz?" dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret/özür beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz)” (Araf, 164)

Salih Kulların Görevleri Allah Teâlâ’nın yeryüzündeki sünnetine göre; insanların bir kısmı Allah’a itaatkâr/ salih’dir. Bir kısmı ise Rabbinin emirlerine karşı gelen facirler/asilerdir. İşte bu şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kullar, önce kendilerinden başlayarak büyük bir azimle, sabırla, devamlılıkla yaşadıkları toplum içindeki fasitleri, facirleri, günahkârları ıslah etmeye, yaşantıları bozulmuş olanları düzeltmeye çalışmaları gerekmektedir. Yine İslam ümmetinin şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kulları; insanlığı felakete götüren beşerî ideolojilerin/sistemlerin ifsat ve zulmü altında benliğini/özünü

kaybetmiş,

ahlaki

tüm değerlerini tüketmiş, ne yapacağını şaşırmış, yanaşacak, sığınacak, güvenecek hiç kimsesi kalmamış bu acınası insanların ellerinden tutmalıdırlar. İslam ümmetinin şahsiyet ve şeref sahibi salih/itaatkâr kulları dünyanın tadı, sevinci ve mutluluğudur. İşte onlar, Allah’a davet edenlerdir. Allah’ın dinini tebliğ eden kullar vesilesiyle bu ümmet ilerler ve milletler içinde yükselir.

“Allah, içinizden iman edenlere ve Salih amellerde bulunanlara şöyle va'detmiştir: Hiç şüphesiz (Allah) onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacaktır. Kendileri için razı olup seçtiği dinlerini iyice yerleştirecek ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fasıktır.” (Nur, 55) Faziletli amelleri yapanlar da kötülüklere son verenler de onlardır. Allah Teâlâ onların vesilesiyle azabı tehir eder ve ümmetin yeryüzündeki devamını sağlar. Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, ya iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız ya da Allah Teâlâ kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir de artık O’na dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez.” (1)

Emaneti, Gökler, Yerler ve Dağlar Değil, Sen Yüklendin! Emanete Hıyanet Etme! Bugün, insanlık hiç olmadığı kadar hak yoldan sapmış ve karanlığa gömülmüştür. İçine düştüğü bu karanlık kuyudan çıkabilmek için ona uzanacak, elinden tutacak ve onu şirkin karanlığından hidayetin aydınlığına çıkaracak ele ve ellere çok muhtaçtır.

1. Ebû Davud, Melâhim 16; Tirmizî, Fıten 9

Cemâziy el-Evvel 1439

45


Bu görev ve sorumluluk hepimize yani ümmeti Muhammed’e yüklenmiştir. Tüm bu işleri yine bu ümmet yapacaktır. Zira Şeriat, Şahadet ve Cennet taliplileri bu asil görevden kaçarsa o zaman bu mücadeleyi kimler yapacaktır? Allah için sen bu davayı ve daveti yüklenmezsen İlahi Kelimetullah davasını kimler yüklenecektir? İslam ümmetinin başına akbabalar gibi üşüşen batılı emperyalistler mi, topraklarımızı işgal eden evlerimizi, ocaklarımızı, namuslarımızı tarumar eden haçlılar mı, yetimlerimizi ve nesillerimizi Hristiyanlaştırmaya çalışan misyonerler mi, ya da kundaktaki bebeğe varıncaya kadar Müslüman kanı içmeye yemin etmiş Siyonist Yahudiler mi İlahi Kelimetullah davasını yüklenecek ve yeryüzüne Allah’ın nizamını hâkim kılacaklar? Bugün insanlık sana muhtaçtır! Ama unutma! Sen ise Allah’a kulluğa muhtaçsın!

İnsanları Neye Davet Ediyoruz? Davet konusunu ele alınırken cevabı verilmesi gereken en önemli soru şudur: “Biz İnsanları neye davet ediyoruz?” Evet bizler tüm insanlığı; net olarak şu hakikatlere davet ediyoruz:

a) İnsanları Allah’a İman ve İtaat etmeye Davet Ediyoruz İnsanları; Allah’ın varlığına, birliğine, eşi ve benzeri olmadığına, zatında, sıfatlarında, hükmünde ortağı bulun-

46

Şubat 2018

madığına, hiçbir şeye muhtaç olmadığına aksine yaratılmışların hepsinin ona muhtaç olduğuna, öldüren, dirilten ve hesaba çeken olduğuna, mükâfat ve ceza sahibi olduğuna, insanlar için belirlediği hayat kurallarına uymanın, onun kanunlarına itaat etmenin şart olduğuna şeksiz şüphesiz iman etmeye davet ediyoruz. “De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (Her şey O'na muhtaçtır) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi değildir.” (İhlas sûresi) “Göklerde ve yerde olanlar O'nundur; hepsi O'na boyun eğmiştir. Önce yaratan, ölümünden sonra tekrar dirilten O'dur. Bu, O'nun için daha kolaydır. Göklerde ve yerde olan en üstün sıfatlar O'nundur. O, güçlüdür, Hakim’dir.” (Rum, 26-27) “De ki: Ben, yalnız Allah’a ibadet/İtaat etmekle ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamakla emrolundum. Yalnız O’na davet ederim. Dönüşüm de ancak Ona’dır.” (Rad, 36)

b) İnsanları Peygamberlere İman ve İtaate Davet Ediyoruz İnsanları; Allah’ın şerefli elçilerine, müminler için mutlak örnek ve önder olan peygamberlere itaat etmeye davet ediyoruz. “Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan (insanlardan) bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler.


Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur.” (Nahl, 36) “İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini okuyan bir Peygamber gönderdik. Kim iman eder ve Salih amel yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir.” (Talak, 11) “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-İ İmrân 164) “Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik.” (Nisa, 64)

c) İnsanları Allah’ın Kitabı Kur’an’a Davet Ediyoruz İnsanlığı; içine düştüğü cahiliye bataklığından kurtaracak, ona hayat verecek, yeryüzünü adalet ve merhametle dolduracak, onu “Esfele safilinden Eşrefu mahlukat” makamına çıkaracak ilahi bir kitaba, bir rehbere davet ediyoruz. “Bu Kuran, Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap'ı açıklar. Âlemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur.” (Bakara,

2) “Bu, doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap’tır.” (Yunus, 37) “Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz” (Araf, 3) “Bu, indirdiğimiz kutsal Kitap’tır, ona uyun… Şüphesiz o, size Rabbinizden bir belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü, kötü bir azapla cezalandıracağız.” (En’am, 155-157) “Kuran'dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.” (İsra, 82) “Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunus, 57) “Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitap'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.” (Nisa 105)

d) İnsanları Allah’ın Dini İslam’a Davet Ediyoruz İnsanlığı; merhametlilerin en Merhametlisi, Rahman, Rahim, Gafur, Müheymin, Latif, Halim, Kerim ve Adil olan şanı yüce Allah’ın ilahi nizamına, ilahi düzenine uymaya davet ediyoruz. “Sen yüzünü Hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere ya-

Cemâziy el-Evvel 1439

47


ratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30) “Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.” (En’am, 153) “O (Allah) dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. Şahit olarak Allah yeter.” (Fetih, 28) “Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran, 85)

e) İnsanları; Allah’ın Emirlerine Uymaya, Yasaklarından Sakınmaya Davet Ediyoruz İnsanlığı; yaratan, yaşatan, öldüren, dirilten, hesaba çeken, mükâfat ve ceza takdir eden O ilahi kudretin/gücün karşısında boyun bükmeye, kendisine hayat verecek olan emir ve yasaklarına itaat etmeye davet ediyoruz. "İman edip Salih amel yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz." (Ankebut, 7) De ki: "Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Al-

48

Şubat 2018

lah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır... Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır… Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.” (En’am, 151- 153) “Bunlar, Allah'ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar, işte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır” (Nisa, 13-14)

f) İnsanları Yüce Ahlak Esaslarına Davet Ediyoruz Ahlak; Allah’ın ve resulünün dediklerini benimseyip uygulamak ve İslam’ın kötü/münker/çirkin gördüğü işlerden uzak durmaktır. Muhakkak ki; ahlaktan yoksun bir toplumun mutlu, huzurlu ve güven içinde yaşaması mümkün değildir. Fakat bu noktada bir öz eleştiri olarak sorulması ve üzerinde durulması


gereken çok önemli hususlar vardır. Örneğin; ‘toplumu İslam ahlakına uymaya çağıran ve topluma bu ahlaki değerleri taşıyacak olan taşıyıcıların yani biz Müslümanların nefsinde bir takım ahlaki zafiyet ve bozukluklar varsa içinde yaşadığımız topluma hangi İslami değerleri taşıyabiliriz? Ya da hakkı anlatan ama nefsinde yaşamayan bir topluluk acaba davet görevini yerine getirmiş ve mesuliyetten kurtulmuş olabilir mi? Veyahut İslam’ı anlatan ama kötü ahlakından dolayı insanların nefret kimseler, toplumun İslam dininden ve Müslümanlardan uzaklaşmasına sebep olmazlar mı? İslam davasının neferleri bu sorunlarla yüzleşmeli ve sahadaki öncelikli meselelerini belirlemelidir. Devlet inşa etmekten bahsedenlerin önce kendilerini inşa ve ihya etmeyi unutmaları aslında büyük bir gafletin neticesidir. Günümüzde insanın insana güveninin tamamen tükendiği bir asırda yaşıyoruz. Kelimelerin gücü bir noktaya kadar… O yüzden davetçi kardeşlerimiz hakkı ve doğruları anlattıkları halde niye insanlar anlamıyor veya inanmıyor diye hayıflanmasınlar? Çünkü toplumla senin arana bin tane şüphe tohumu ekildi! Kim tarafından? Sadece İslam düşmanları mı? Hayır! Maalesef sözünde İslam gibi ama özünde münafık gibi yaşayan, ahlaki tüm değerlerden uzak bir görünüm arzeden biz Müslümanların eliyle bu güven duygusu yıkıldı!

Artık insanların aklına ve kalbine giden yol sadece cilalanmış, parlatılmış ve güzel kurulmuş cümlelerden geçmiyor. Kelimelere, cümlelere hayat verecek ve kalplerde hakkın yeşermesine sebep olacak şey; senin güzel ahlakındır. İslam ahlakından yoksun bir âlim, İslam ahlakından yoksun bir mücahit, İslam ahlakından yoksun bir davetçi, İslam ahlakından yoksun bir tüccar, İslam ahlakından yoksun bir Müslüman şanı yüce Allah’ın pak ve temiz dinini insanlara nasıl taşıyabilir, O kutlu davet kalplerde nasıl yeşerebilir? Söze kuvvet veren, ahlaktır. Bu din; ahlakı bozuk âlimlerin, ahlakı bozuk mücahitlerin, ahlakı bozuk davetçilerin, ahlakı bozuk tüccarların, ahlakı bozuk Müslümanların elinden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir. “Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 4) “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir” (Şems, 9-10) Sonuç olarak Müslümanlar olarak bizler insanları; a. İman esaslarına b. İslâm esaslarına c. Ahlâkî esaslara davet etmekteyiz. Esselamu Aleykum. Allaha emanet olunuz.

Cemâziy el-Evvel 1439

49


GÜNDEM ANALİZ Nedim Bal

İRAN’DAKİ OLAYLARIN

SATIR ARALARINI OKUMAK

G

İran'da yüksek

Bu olaylara ilk resmi

çağrısı

tepki

Cumhurbaşkanı

bağlısı halk ve milis güç-

enflasyon ve yolsuzluk

Ruhani ’den geldi. Ru-

ler karşı yürüyüşler dü-

gibi ekonomik sebepler’

hani, “halkın gösteri ve

zenlemek üzere sokağa

bahane gösterilerek baş-

protesto yapma hakkı-

indi. Akabinde devlet

layan protestolar kısa

nın olduğunu” söyle-

güçlerinin müdahalesiy-

sürede yönetim karşıtı

yerek

yumu-

le yirminin üzerinde in-

gösterilere

dönüşmüş

şatmaya çalıştı. Fakat

sanın ölümü ve yüzlerce

hatta ‘Ruhani'ye ölüm’

gösteriler daha da şid-

tutuklamaların ardından

‘Hamaney senin zamanın

detlenip kamu kurum ve

resmi makamlarca, ‘kar-

doldu’ gibi sloganlar ha-

kuruluşlarına yönelince,

gaşanın sona erdirildiği’

valarda uçuşmuştu.

dini lider Hamaney’in

açıklaması yapıldı.

eçen ay ‘işsizlik,

50

Şubat 2018

olayları

üzerine

rejim


Bu protestoların ilk günlerinde akıllarda kalan sloganların bir kısmı da ‘İran devletinin Suriye politikalarına’ yönelikti. Halk, İran’ın bölgedeki vekalet savaşlarında harcadığı maddi kaynakları eleştiriyor ve kamu kaynaklarının Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta değil ülke içerisinde harcanmasını istiyordu. Acaba bu durum sadece sokağa çıkan ve ‘Vandal’ diye tabir edilen halkın eleştirisi miydi? Yoksa ‘İran devletinin Suriye politikalarına’ yönelik eleştiriler bazı devlet adamlarının, bürokratların ve siyasilerin de dile getirdiği eleştiriler miydi? Suriye konusunda üst kademe yetkililerinin birbirleri aleyhindeki eleştirileri, aslında İran devletinin Sünni Müslümanlara yönelik başta Suriye olmak üzere tüm İslâm coğrafyasın da yürüttüğü sinsi ve mezhepçi politikalarının bir itirafı diye de okunabilir. Geçmişte üst düzey yöneticilik yapmış ve halen yapmakta olan zevatların karşılıklı açıklamalarına şöyle bir bakalım:

Kasım Süleymani İran Devrim Muhafızlarının dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani 19 Ağustos 2017'de “Dünya Mescit Günü” programında yaptığı konuşmada: “İçerde ve dışarıda bazı dostlar Irak ve Suriye'ye müdahale etmemize karşı çıktılar. Hatta yüksek mevkide biri; “yani Suriye'ye girelim ve diktatörümü koruyalım?” diye sorunca, devrim lideri Ali Hamaney; “Bizim için öncelik maslahattır kim diktatör kim değil mühim değil diye cevapladı” ifadesini kullanmıştır.

Kasım Süleymani’nin İşaret Ettiği ‘Yüksek Mevkideki’ Şahıs Kim? Kasım Süleymani’nin; Beşar Esad için diktatör ifadesini kullanan “yüksek mevkide biri” sözleri ocak ayında vefat eden Ayetullah Rafsancani'yi akla getirdi. Zira İran dünyanın birçok yerinden Şii milisleri henüz Esad rejimine desteğe göndermeden evvel

Rafsancani'nin yaptığı konuşma bu minvalde idi: “Allah Suriye halkına merhamet etsin, her lahza füze ve bomba sesine hazırlar. Suriye halkı son iki yılda çok eziyet gördü. 100 binden ziyade insan öldü, dâhil ve hariçte 8 milyon mülteci var. Zindanlarda yer kalmadığı için spor salonları hapishane olarak kullanılıyor. Halk kendi devleti tarafından kimyasal bombaya maruz kalırken diğer taraftan Amerika müdahalesi de yakın. “

Başkent Tahran’ın Eski Belediye Başkanı Yargılanıyor Tahran eski Belediye Başkanı Gulam Hüseyin Kerbasçi, Mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hasan Ruhani'ye destek için İsfahan'da bulunurken yaptığı konuşmada: “Gönlümüz ister ki Suriye, Lübnan ve Yemen'de barış olsun. Mazlumlar desteklensin, Şia'lar güçlensin. Ama bu iş sadece para verip, silah alıp, öldürüp, vurmakla olacak bir iş midir?” ifadelerini kullanmıştır. Müzakere

Cemâziy el-Evvel 1439

51


ve diplomasi ile çözümün gerçekleşeceğini ifade eden Kerbasçi, bu sözlerinden ötürü ‘Kutsal mekân koruyucularına’ hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanması devam etmektedir. (Kutsal mekân koruyucuları; Irak ve Suriye'deki ehl-i beyt türbelerini korumak iddiasıyla İran'ın organize ettiği Şii milis birimidir)

İçişleri Eski Bakan Yardımcısı Taczade'nin Sözleri Hatemi dönemi İçişleri Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan, 2009 seçimlerinden sonra Devrim Rehberi Ali Hamaney'e hakaret ettiği gerekçesiyle 7 yıl hapis yatan Mustafa Taczade'nin ‘Ruberu’ isimli dergiye verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı: "Her gün daha fazla Suriye'deki bataklığa sürükleniyoruz. Adeta Rus ordusunun piyade erleri gibiyiz. Diyalog seçeneği yerine dünyanın dört bir yanından Şii milisleri Suriye'ye topladık. En büyük çelişkimiz şu ki Kaddafi aleyhine

52

Şubat 2018

yapılanları "devrim", Esad aleyhine yapılanları "fitne" diye okuduk. Hâlbuki ikisinin tek farkı "birinin Alevi diğerinin Sünni oluşuydu." Sadece bu hal dahi İran'ın tarafgirliğine delildir. Eğer Suriye'de olmazsak Huzistan ve Kirmanşah'ta DAEŞ ile savaşırdık görüşü de sağlam temellere dayanmıyor. Zira henüz ortada DAEŞ yokken, Suriye halkı sade bir şekilde hak talebinde bulunurken Esed'e destek verdik.”

Öğrencilerden Meydan Okuma Devrim Muhafızları üyesi Hasan Abbasi'nin Tebriz Üniversitesi'nde katıldığı panelde bir öğrenci söz alarak Abbasi'ye hitaben: "Sizin teorileriniz diktatör ve kan dökücü Beşar Esad'i desteklemektir. Milletin milli ve mezhebi hislerini okşayıp İdlip ve Humus'ta mevcut olmayan türbeleri müdafa etmektir. Türbeler nerede? Teori ve söylemleriniz İslâm, insaf ve hukuk dışı katliamları savunmaktır, milletin bütçesini Lübnan Hizbullah'ı için sarf

etmektir” cümlesini kullanmıştır. Kasım Süleymani’nin memleketi Kirman'da bir üniversitede ‘Öğrenci Günü’ dolayısıyla tertiplenen, İran meclis başkanı yardımcısı Ali Mutahhari'nin katıldığı programda söz alan bir öğrenci Mutahhari'ye hitaben: “Tarih en adaletli mahkemedir ve korkarım ki bizler mahkûm olacağız. Acaba biz hakkın tarafı mıyız? Beş yüz bin insan öldü. Suriye viran oldu ve nesiller tükendi. Biz kimin tarafında duruyoruz? Maalesef muhalifte hiçbir görüş ifade etmiyor. Ali Mutahhari bile fikir beyan etmiyor. Kimseden bir şey beklemiyoruz ama milletin sesi olarak sizden beklentimiz var. Biz Suriye'deki çocukların gözyaşları ile beraber mahkûm olacağız" diye itirazda bulunmuştur.

İran Dışişleri Bakanı Zarif'e Mektup Tahran Üniversitesi'nde akademisyen, siyaset bilimci Sadık Zibakelam'ın okul girişinde yere serilen İsrail ve Amerika bayraklarına basmadığı


için kendisine gelen eleştirilere hitaben, “Eğer son birkaç yılda Suriye’de -bilhassa Yermuk’de - Esad rejimi tarafından öldürülen Filistinli sayısı hesaplansa korkunç rakamlar ortaya çıkacaktır. İsrail'in son 60 yılda bu kadar Filistinli öldürdüğüne inanmıyorum. Eğer yaptığı zulüm ve cinayetler yüzünden bir ülkenin bayrağı çiğnenecekse sadece İsrail değil birçok ülke bayrağı yere serilmelidir. Amerika'dan İngiltere'ye Suriye'den Rusya'ya hatta İran'a dek” cevabını vermiştir. Hükümet Suriye'de ne yaparsa yapsın tasdik etmeye mecbur bırakılmaktan da şikâyet eden Zibakelam, İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif'e yazdığı mektupta: “Arap baharı başladığında gelişmeleri “İslâmi uyanış” diye okuyan sizler neden Suriye'deki halk hareketlerini “Siyonist fitne” diye tefsir ettiniz? Suriye'deki Esad'ın Hüsnü Mübarek, Saddam Hüseyin, Kaddafi ve diğerlerinden ne farkı vardı? Neden gözlerimizi Suriye'deki rejimin gerçeklerine kapatıyoruz? Eğer Beşar Esad reform ve di-

Lübnan Hizbullah’ının İlk Genel Sekreteri Olan Şii alim Şeyh Subhi Tufeyli

yalog yerine halkla kurşun diliyle konuşmasa DAEŞ türü örgütler türer miydi? Milli menfaatlerimiz ve Arap âleminde muhabbet, itibar ve hürmeti kaybetmemek için gayret sarf edeceğinize inanıyorum” ifadelerini kullanmıştır.

Lübnan Hizbullah’ının İlk Genel Sekreteri Olan Şii alim Şeyh Subhi Tufeyli’nin Sözleri İran devletinin politikalarını ağır şekilde eleştiren Tufeyli Suriye rejiminin er ya da geç devrileceğini, mezhep bağnazlığıyla olaya yaklaşan ve kardeşlerini katleden İran ve Hizbullah’ın bu gidişatı asla değiştiremeyeceğini vurguladı. İran’ın,

Irak ve Afganistan’daki Şii yapılanmaları da kullanarak ikiyüzlülük yaptıklarını söyleyen Tufeyli, İran’ın Irak’taki rolünün de utanç verici olduğunu vurguladı. Şeyh Subhi Tufeyli sözlerine şöyle devam etti; “Bize göre İran dış siyaseti, Farisi öğelerin ağırlık taşıdığı bir siyaset olup İslâm siyasetini yansıtmamaktadır. İran, İran’la ilgilidir. İran dışında ki Şiilerin dahi maslahatlarına özen göstermemektedir. Bir örnek vermemiz gerekirse, doksanlı yıllarda Sovyetler dağıldıktan sonra Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ sorunu yaşandı. Bildiğiniz üzere orada yoğun bir Azeri Şii nüfus var. İran,

Cemâziy el-Evvel 1439

53


54

tarihte o bölgenin kendilerine ait olduğunu Ruslar tarafından ele geçirildiği tezini işlemekteydi. Karadağ meselesinde Azerbaycan’ın tarafını tutmasını beklerken, Ermenistan tarafını tuttuğunu gördük. O dönem İran dışişleri bakanına “Ne yapıyorsunuz” diye sordum. Dışişleri Bakanı bana ‘Bazı siyasi meselelerden, birtakım dengelerden bahsetti. Meseleye yeni kurulmuş bağımsız ülkeler üzerinde kuracakları etki üzerinden, Türkiye ile bölgedeki çekişmelerinden bahsetti. Bir İslâm devleti olarak ne Kur’an’dan ne de ümmetin maslahatından söz etmiyordu. Benim için o olay çok önemliydi. Düşündüm ki kendi toprağı olarak gördüğü bir bölgede kendi halkına karşı böylesi bir tutum sergiliyorsa, kendi halkını eğer siyasi dengeler için satıyorsa, Lübnan’daki kendi halkından olmayan insanlara karşı nasıl bir tutum sergilemesini bekleyebiliriz?”

desteklemiştir. Bölgedeki direniş örgütlerine silah ve para yardımı yapmıştır. Hala bu yardımlarını sürdürmektedir. Takdir edersiniz ki bu tür örgüt desteklerinde ülkeler destekledikleri örgütlerin politikasında söz sahibi olmak ister. İran bölgede İsrail karşıtı örgütleri desteklerken bazen bu örgütlerin iç meselelerine fazlasıyla müdahaleci davranmaktadır. Bu nedenlerden ötürü Hizbullah içinde aktif rol aldığımız dönemlerde aramızda ciddi ihtilaflar doğmaktaydı. Örnek vermemiz gerekirse İran bizden İsrail karşıtı bazı askeri operasyonları gerçekleştirmemizi istiyordu. Bu operasyonların amacı İran’ın dış politikasıyla ilgiliydi. İran Lübnan’da tamamen kendisine bağımlı, adeta siyasi bir dükkân açmayı düşünüyordu. Hizbullah ve Emel Hareketi arasında yaşanan çatışmaların sorumlusu da İran yönetimidir.

İran devletinin politikala-

İran hepinizin bildiği üzere 1979 devriminden itibaren Lübnan’daki ve Filistin’deki tüm direniş örgütlerini fiili olarak

Buna benzer nedenlerden ötürü İran yönetimiyle aramız açılmış oldu. Sonuç olarak İran devleti Hizbullah’ın yönetimine,

dönüşmüştür." Bize göre

Şubat 2018

rına hiçbir konuda aykırı düşmeyecek

yöneticileri

getirmeyi başarmıştır. Bu şekilde Hizbullah, İran’ın siyasi dehlizlerinde gezinir olmuştur. Hizbullah 1996’da İsrail ile ‘’Nisan antlaşması’’ imzalamış ve sonrasında Hizbullah bölgede 2000’li yıllardan itibaren 2005 yılına kadar, kendi sınırını koruma kaygısıyla direnişte durağanlaşma dönemine girmiştir. Günümüzde İran desteğiyle ayakta duran Hizbullah; 2005 yılından itibaren Lübnan’daki iç siyasetin içine fazlasıyla gömülmüş, Şii Sünni tartışmalarına girerek Kudüs’ün özgürlüğü hayalinden fazlasıyla uzaklaşmıştır. “Hizbullah Siyonist rejime sahte düşmanlık yapıyor. Yaptığı anlaşmalarla aslında Siyonist varlığı tanıyor ve sınırlarına açıkça saygı duyuyor. Hizbullah, İsrail’in güvenliğini sağlayan bir Siyonist bekçisine İran dış siyaseti, Farisi öğelerin ağırlık taşıdığı bir siyaset olup İslâm siyasetini yansıtmamaktadır.


İran İslâm İnkılabı, Faşist ve Mezhepçi Bir Rejime Evrilmiştir 1979 yılında dini lider Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen halk kıyamı neticesinde Amerika ve Batı yanlısı Şah Rıza Pehlevi devrilmiş ve bu kıyamın adı; “İran İslâm İnkılabı” olarak tarihe geçmişti. Bu tarihi olay sadece Şii dünyasında değil Sünni dünyada da sevinçle karşılanmıştı. Hatta yeni ‘İran İslâm(!) Cumhuriyetine’ yapılan her saldırı Sünni halklar tarafından tepkiyle karşılanmış, meydanlarda protesto edilmişti. Irak ve İran arasında sekiz yıl süren savaşta Irak devletinin başında Saddam Hüseyin gibi Sünni bir lider ve kadro var olmasına rağmen dünya üzerindeki birçok Sünni halkların kalbi ve duaları Şii İran İslâm(!) Cumhuriyetinin yanında olmuştur. Çünkü Sünni İslâm dünyası; başta Amerika olmak üzere Siyonistlerin bu savaşın henüz yeni kurulmuş “İran İslâm İnkı-

labı”nı boğmak için çıkarıldığına inanıyordu. Sünni dünyanın “İran İslâm(!) Devrimini” yüreğine doya doya bastırıp sahiplenmesinin asıl sebebi; Hristiyan haçlılar ve Siyonist Yahudiler tarafından ezilmiş, hırpalanmış, hakaret ve aşağılanmaya uğramış, zayıf düşürülmüş, aciz bırakılmış İslâm dünyasının; mazlum Müslümanları kanatları altına alacak, zalimlerden hesap soracak ve Ümmeti eski izzetli günlerine kavuşturacak hakiki anlamda bir “İslâm devletine” olan özlem, hasret ve arzularının bir neticesiydi. Sünni dünyanın kalbindeki bu saf ve temiz duygular, kurulacak ‘İslâm Devletinin’ mezhebinin Şii veya Sünni oluşuna bakmıyordu. Neticede İslâm devleti mezhep ayırımı yapmaksızın dünyanın tüm mazlumlarına yardım edecekti! Nede olsa ‘İslâm devleti’ denilen şey böyle bir şey olmalıydı! Bunlar o günlerde yaşanan maalesef türbe yeşili rüyalardı.

Bugün yasında lişmelere

İslâm

coğraf-

yaşanan

ge-

bakıldığında

‘İran İslâm cumhuriyetinin’ kurulmadığı bilakis emperyalist ve Siyonist güçler yardımıyla kurdurulduğu, pazarlanan devrimin Sünni dünyanın koynuna sokulan bir Truva atı olduğu, amacının uzun vadede İsrail ve Batı dünyasının güvenliğini korumak olduğu tezi/ iddiası doğru çıkmış gibidir. Maalesef 30 yıl önce bu yorumları yapanlar haklı çıktı. Çok az sayıdaki bazı vicdanlı Şii alim ve yetkililerin ifadelerinden de anlaşılıyor ki; bugün an itibariyle İran İslâm İnkılabı, artık Faşist ve mezhepçi bir rejime evrilmiştir ve asla ümmetçi değildir. Allah’a emanet olunuz. Esselamu aleykum. ------------------------Kaynak Makale: Adem Yılmaz “İran'da Aykırı Sesler" Timeturk Haber Merkezi Röportaj: Şeyh Subhi Tufeyli Timetürk

Cemâziy el-Evvel 1439

55


HASBİHÂL Emrah Sevan

*Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği ile Röportaj

Dünya Körleri Sağırları da Oynasa Biz Bu İnsanlarla Olmaya Devam Edeceğiz

N

ebevi Hayat dergisi olarak bu ay ki röportajımızı Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği başkan yardımcısı Abdurrahman Taşbilek ile gerçekleştirdik. Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği’nin Kuruluş Nedenini ve Tarihsel Sürecini Kısaca Anlatır Mısınız? Bismillahirrahmânirrahim. Elhamdulillah ve’sSalâtu ve’s-Selâmu alâ Rasûlillah.

56

Şubat 2018

Şam Kardeşlik ve Yardımlaşma Derneği asıl itibariyle Doğu Ğûta’da savaş öncesinde de hizmet vermekte olan birkaç yetkin müessesenin Türkiye’ye geldikten sonra kuşatma sürecinde Türkiye’de temsil edilmek maksadıyla kurulmuş bir çatı müessesedir. 1960 yılında Doğu Ğûta’da kurulmuş müessesenin 12 yıl başkanlığını yapmış Teysir Müfid hocamız, derneğimizin kurucu başkanlığını yapmak-

tadır. Kendisi bölgenin saygın isimlerindendir. Normalde Baas rejimi bu tarz müesseselere ve teşkilatlanmaya müsaade etmeyen bir rejim ancak bu müessese Baas rejiminden önce kurulup bu süre zarfında faaliyetlerini sürdürmeye muvaffak olmuş istisnâî bir kurumdur. Bu müesseseden doğan, sağlık ve engellilere yardım gibi belli alanlarda ihtisaslaşmış ve yine savaş öncesinde bölgede kurulmuş bazı kurumlarımız var.


Savaş öncesinde, bölge insanı ve Şam esnafı ihtiyaç sahiplerine yardım etmek istediği zaman gözü kapalı itimat ettiği bu müessese üzerinden yardımlarını ulaştırmaktadır. Müessesenin başarıyla hayata geçirerek öne çıktığı sakat ve engellilerin üretim yaptığı "Ümit Atölyesi” gibi bir takım çok özel projeleri söz konusudur. Japonya’dan JICA ajansı ve Gazze’den Hamas yetkilileri savaş öncesinde özel olarak bu projeleri incelemeye gelmişler ve fevkalâde takdirle karşılamışlardır. Projeyi takdîr eden Japon JICA kuruluşu Japon halkının bağışını müesseseye teslim etmiş, bu bağışla kuşatma altında hâlen terzilik kursları verip elbise üretimi yapmaya devam eden “Tekstil Atölyesi” genişletilmiştir. Ancak savaş sonrası yerel kaynaklar tükenince ve kuşatma artık iyice artınca bu projelerin ve yardım çalışmalarının devam etmesi için dışarıdan destek alınması ihtiyacı hâsıl oldu. Bu sebeple derneğimizin kurucusu

ve başkanı Teysîr hocamız 2012’nin son aylarında Türkiye’ye geldi ve o dönemde bölgede hizmet veren, nazının geçtiği 9 müesseseyi, Türkiye’de tek bir çatı altında bir araya getirmesi sonucu derneğimiz resmi olarak kuruldu. Neden Şam Bölgesi, Stratejik ve Dini Açıdan Önemi Nedir? Bizim Doğu Ğûta haricinde Der’â’daki Nevâ kasabası gibi yardım faaliyetlerinde bulunduğumuz başka alanlar da var. Ancak ağırlıklı olarak, yüzde 95 oranında, Doğu Ğûta. Müessesenin kurucuları Ğûta’lı ve bizim alt yapı, lojistik imkânlar ve tecrübe bakımından en rahat ve sağlam proje uygulaması yapabildiğimiz yer Doğu Ğûta. Aynı zamanda Doğu Ğuta Suriye’nin en ciddî kriz ve mahrumiyet bölgesi. Ablukanın 5 buçuk yıl sürdüğü, kuşatmanın hiç kırılmadığı, bombardımanın durmadığı ve fiilî ateşkesin hiç yaşanmadığı bir bölgedir. Suriye’de böyle ikinci bir

bölge yok. Aynı zamanda 400 bine yakın insan yaşıyor bu bölgede. Bölgenin ehemmiyeti stratejik anlamda özellikle başkent Şam’a bitişik olmasından kaynaklanıyor. Rejimin başkentine en yakın bölge olmasından dolayı da rejime ciddi bir şekilde tehdit oluşturuyor. Başkent Şam çevresinde İran güdümünde Esed rejimin sürdürdüğü demografik değişiklik dayatmasına ciddî anlamda mukavemet gösterme potansiyeline sahip tek bölgedir Doğu Ğûta. Doğu Ğûta’da 30’a yakın semt var. Bunlardan bir tanesi de Côbar mahallesidir ve Şam merkezinin bir Mahallesi'dir. Temsilen anlatmak gerekirse İstanbul’un merkezi İstanbul emniyet ise Côbar Eminönü garajıdır. Birkaç kilometrelik mesafede rejimin kontrolünde olmayan halk ayaklanmasında olan bölge rejim bundan dolayı kuşatmayı hiçbir şekilde hafifletmedi. Cobar mahallesi Şam Emevi Camii'ne 1,5-2 km. yakınlıktadır. Yani

Cemâziy el-Evvel 1439

57


Côbar’dan kafayı kaldırdığınızda Emevi Camisinin surlarını görürsünüz. Dini anlamda ifade edersek Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in kıyamet öncesi olaylarla alakalı bahsettiği hadislerden birini alıp bu kesinlikle şu an meydana geliyor demeyi isabetli bulmuyoruz ancak Rasûlullah’ın bahsettiği hadislerin bu zamanda olsun ya da olmasın Ğûta’yı zikretmesi söz konusudur. Hz. Peygamberin ifade ettiği Şam bölgesi bugünkü Şam şehrinden çok daha geniş bir coğrafyayı ifade eder. Ama Bilâd-i Şam’ın özelinde bu gün bizim Şam dediğimiz şehre tekâbül eden Dımşek’ten ve daha da özelde Ğûta’dan bahseden hadisler de mevcuttur. Bunlardan en meşhuru Ahmed bin Hanbel’in, Ebû Dâvud’un ve Hâkim’in rivâyet ettiği şu hadîs-i şerîftir: “(Kıyamet öncesinde meydana gelecek olan) Büyük savaş gününde Müslümanların

karargâhı (Şam şehirlerinin en hayırlılarından) Dımeşk diye isimlendirilen şehrin yanındaki Ğûta’da olacaktır. O zaman Müslümanların kaldığı yerlerin en hayırlısıdır.” (1) Türkiye’nin Rusya ve İran ile Yaptığı Anlaşmalar Neticesinde İhlaller Söz Konusu Mu? İhlal dediğimiz şey; bir anlaşma yapılır, anlaşmaya uyulur, ancak ara ara anlaşmanın yarıldığı kaçamakların olduğu durumlara "ihlal" denir. Doğu Ğûta’da bu anlaşmaların hiçbirisine hiçbir zaman uyulmuş değil. Yani ihlal dediğiniz; bir ateşkes anlaşması yaparsınız, rejim mesela ara ara ‘on gün içerisinde bunu 2-3kez ihlal etti’ dersiniz. Doğu Ğûta’da bu anlaşmaların fiili anlamda hiçbir karşılığı olmadı. Soçi, ondan önce Astana anlaşmalarının başlangıcında özelikle Doğu Ğûta birden fazla kez çatışmasızlık bölgesi ilan edildi. Tabi bombardımanın hafifletildiği dönemler oldu ama hiç-

bir zaman anlaşmalara uyulmadı. Arapların tabiriyle “Kâğıt üzerinde mürekkep.” Şu anda ise benzeri görülmemiş, çılgın düzeyde hava saldırıları ve bombardıman yaşanıyor. Geçtiğimiz 2 hatada bir gün içerisinde 70 hava saldırısının yaşandığı günler oldu. Biz 400 bin insanın yaşadığı bir ilçe kadar yerden bahsediyoruz. Yani 300 km. karelik bir alandan bahsediyoruz. Bir şehre bile 70 hava saldırısı yapsanız korkunç bir bombardıman anlamına gelir. 2-3 haftadır Doğu Ğûta’nın özellikle Irbîn ve Harastâ beldelerinde insanların büyük çoğunluğu sığınaklarda yaşıyor. Doğu Guta’ya Yardımlar Nasıl Ulaşıyor? Öncelikle şunu belirtmemiz gerekiyor: Doğu Ğûta’ya nakit yardımın dışında herhangi bir yardım gitmiyor. 5 buçuk yıl içerisinde Birleşmiş Milletlerin dönemsel, cüzî ve de ihtiyaca karşılık gelmeyen yardım araçları dışında bölgeye

1. Ahmed b. Hanbel, 21725; Ebû Dâvud, 4298; Hâkim, el-Müstedrak, 8496.

58

Şubat 2018


aynî insani yardım malzemesi girmiyor. 18 Şubat 2017 tarihine kadar Şam mahalleri içerisinde bulunan Berze ve Kabun mahallelerinde ateşkes söz konusuydu. Berze ve Kabun mahallelerine Şam merkezinden ticaret devam etmekteydi. Doğu Ğûta’dan bu iki mahalleye açılan 2-2,5 km’lik tüneller vasıtasıyla nakdî yardımlarla satın alınan malzemeler içeriye ulaştırılıyordu. Rejim demografik değişikli planı çerçevesinde Şam çevresindeki birçok bölgeyi tehcîr ettikten sonra gözünü iki yılı aşkın süredir ateşkesin yaşandığı Berze ve Kabun mahallelerine dikti. 18 Şubatta ateşkes iptal edildi ve bölge geceli-gündüzlü en ağır silahlarla bombardımana tutuldu. Burada yaşayan 4 bine yakın aile tüneller vasıtasıyla Doğu Ğûta’ya girdi. Mayıs ayının sonunda ise bölge rejimin eline geçti ve bölge halkı tehcir edildi. O tünellerin fonksiyonları ortadan kalktı. Bu tarihten itibaren ise Doğu Ğûta bölgesine malzeme gi-

rişi yapılabilen tek bir kapı kaldı. Bu da rejimin elinde bulunan Vafidîn kapısıdır. Sadece rejimin anlaştığı bir tüccar eliyle bölgeye rejimin kapısından malzeme sağlanabiliyor. Mesela Ramazan'ın başlangıcında iki aylık bir anlaşma yapılmıştı ve beş bin ton malzeme girişi sağlandı. Bu anlaşmada malzemenin kilogramı başına rejim 1.5 dolar aldı. Bazıları bunu rüşvet diye ifade ediyor, hâlbuki bu rüşvet değil. Rüşvet el altından gizliden verilir, buna haraç ya da gümrük vergisi diyebiliriz ama bu trajik komik bir durum. Zira bir rejim kendi başkent sınırları içerisinde askeri abluka altına aldığı kendi halkına(!) gümrük vergisi dayatıyor. Ramazan’dan sonra bölgeye 4,5 ay boyunca hiçbir malzeme girdirilemedi. Bu 4,5 ayın son iki ayında Doğu Ğûta bölgesinin 5,5 yıldır yaşadığı en büyük açlık krizini yaşandı. Kasım sonunda bölgedeki bir tüccar ile rejim arasında yeni bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma ile kilogram

başı 4,5 dolara tekabül eden bir miktar ödemesi şartıyla malzeme girişi süreci tekrardan başladı. Tabi bunun ne kadar süreceği ise muallak! Türkiye’den Gönderilen Yardımlar Yeterli Mi? Türkiyeli STK’lar ve Müslümanlar Ne yapmalı? Doğu Ğûta’daki yaşanan insânî trajedi ve açlık Türkiye’de son iki ayda gündem oldu. Özellikle son açlık krizinde bazı medya aktivistlerinin, Anadolu Ajansı'nın gündem etmesiyle açlıktan ölümler gündeme geldi. En son ise doğumundan 1 hafta sonra bombardımanda annesi ve bir gözünü kaybeden, kafatası ezilen Kerim bebek vesilesiyle ciddi manada medya farkındalığı oluşturuldu. İşte bu son dönemde yapılan yardımlar nisbeten arttı. Ancak bölgenin ihtiyaçlarıyla ve yaşanan insani krizle kıyaslandığında bu yardımlar çok yetersiz düzeyde. Son dönemlerde Yeryüzü Doktorları ve Kızılay’ın bölgedeki yardım

Cemâziy el-Evvel 1439

59


60

organizasyonlarını bizim ekiplerimiz uygulamaktadır. İHH gibi saygın STK’ların da Doğu Ğûta’daki birçok projesinin uygulayıcısı da biziz el-hamdulillah.

düzeyde dahi olsa gıda

yaptığımız

emniyetini

sağlayacak

atölyemiz var. Bize bağlı

başta buğday ve bebek

14 adet özel okulumuz

maması stoku oluştu-

var. Bu okulların sadece

Her zaman söylediğim gibi bölgedeki kuşatmayı kaldırmaya bizler muktedir değiliz. Fakat Ğûta’daki Kerim bebek adına medya dayanışmasına katılan Türkiye’deki üst düzey hükümet yetkililerinin dahi “Dünya, körleri ve sağırları oynasa da Kerim bebeklerin sesi, gözü, kulağı olmaya devam edeceğiz.” “Türkiye olarak her zaman Kerim Bebeklerin, mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz." vb. ifadelerle dile getirdikleri bir dayanışma ve mazlumlara sahip çıkma söylemimiz var. Ancak bu dile getirilen niyet ve söylemin sahada somut bir karşılığı olmalı. Bizlerin somut olarak elle tutulur planlı bir şeyler yapmamız lazım. Rejim kapıları kapattığı anda meydana gelecek bir insani kriz söz konusu. Bundan dolayı bizlerin bölge halkı için asgari

ni yaklaşık 12-13 dolar,

Şubat 2018

rabilmemiz gerekli. Şu anda bölgedeki bir kg. bebek mamasının temi6 ay önce yarı fiyatından daha düşüktü. Biz Ramazan başlangıcında kapı açıldığında 50 ton bebek maması satın almaya muvaffak olduk tek seferde. Bu stok sayesinde 6 ay boyunca en şiddetli dönemlerde dahi bebek maması dağıtımını Allah’a hamd olsun

bir

tekstil

6’sının sponsorluğu üstlenilmiş durumda. Yaklaşık 50.000 adet öğrenci ve 4000 civarında öğretmen var bölgede. Ayrıca son dönemde daha da şiddetlenen

bombardı-

man ve hava saldırıları sebebiyle

‘sığınakların

hazırlanması ve desteklenmesi’ de kritik bir ihtiyaç halini aldı. Söylemek istediğim en önemli husus ise yetimler. Böl-

Stratejik

gede 13.000 civarında

anlamda yapılması gere-

yetim var. Biz bunlardan

ken en uygun hamle böl-

1400’e yakın yetime mad-

geye yiyecek stokunun

di destekte bulunuyo-

yapılmasıdır.

İnsanlara

ruz. Asgari düzeyde de

düzenli olarak yemek

olsa hiçbir kefâlet öde-

dağıtımını

mesi alamayan 3500’den

durdurmadık.

yaptığımız

iki adet aşevimiz var. Bununla günlük ortalama 1000-1500 aile sıcak yemek dağıtımında bulunuyoruz. Kış yardımı olarak; bölgedeki yetim ve engelli çocuklarımız

fazla yetim sözkonusu. Allah’ın bizlere emâneti olan Ğûta’daki bu yetimlerimize sahip çıkılması gerekiyor. Nebevi Hayat dergisi

öncelikli olmak üzere

olarak bizimle bu de-

kışlık elbise ve yakacak

ğerli bilgileri paylaştığı

olarak ailelere odun da-

için Şam Kardeşlik ve

ğıtımımız söz konusu.

Yardımlaşma Derneğine

Bölgede elbise üretimi

teşekkür ediyoruz.


TARİHTEN NOTLAR Furkan Uyanık

TARİHİN KARANLIK FERMANI

TANZİMAT

H

amd, yerin ve göğün yaratıcısı olan, gücün ve kuvvetin gerçek sahibi Allahu Teâlâ’yadır. O ki, vadini yerine getirendir. Salât ve selam efendimiz, komutanımız Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ailesine ve ashabına olsun.

Tanzimat Fermanı 26 Şaban 125 yani, Miladi 1839 yılında Gülhane’de Mehmet Reşit Paşa tarafından bir Hatt-ı Hümayunla ilan edildi. Tanzimat sözlükte "reform" olarak geçer. Kelime anlamı ise “Yönetimde işlerin düzeltilmesiyle alınan önlemle-

Fermanın ilk kısmını okuyanlar diyecektir ki bu İslâm’a, Kur'an ve Sünnete uygun bir fermandır. Lakin sonrasını okuduğunda bunun ne denli karanlık bir ferman olduğunu anlayacaktır.

Cemâziy el-Evvel 1439

61


nin başlangıç noktası olmakla beraber karanlık bir fermandır.

Tanzimat fermanından günümüze hem içeriden hem dışarıdan İslâmi kanunların yıkılması ve yeryüzünden kaldırılması adına çetin mücadeleler verildi. Hem batı aydınları! Hem de bu aydınların kölemenliğini canı gönülden yapanlar şunu iyi bilin ki İslâm’ın nurunu yeryüzünden sökemeyeceksiniz.

rin ve yapılan uygulamaların tümü” olarak ifade edilmiştir. Tanzimat Fermanı'nın ne anlam ifade ettiğini daha iyi tahayyül edebilmek için farklı kimselerin görüşlerini vermek yerinde olacaktır. Yavuz Abadan’a göre Avrupa’dan mülhem, programlı bir ıslahat, reform hareketidir. Namık Kemal’e göre, Tanzimat hukuki değil, sırf siyasi bir eserdir. Engelhardt’a göre ise, her şeyden evvel Türkiye’ye karşı daha mülayim ve müsamahakâr davranmasını temin için Avrupa’yı memnun etme hareketidir. Bizim nazarımızda ise, Tanzimat fermanı, Hakkaniyet içermeyen ötekiler yaratan! Sistemlerin kabullenilmesi-

62

Şubat 2018

Tanzimat Ferman'ını anlatırken hem kendi içerisinden bilgi vererek hem de farklı siyasi ve tarihi araştırmaları içerisinde ün yapmış kimselerin düşüncelerini aktararak vakayı Allahu Teâlâ’nın yardımıyla anlatmak istiyoruz. Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesinden kısa bir müddet önce Osmanlı Devletinin içerisinde bulunduğu duruma bir göz atalım. Devlet-i Ali Osmanlı bir önceki yazımızda da vurguladığımız gibi 1728 Lale devriyle birlikte yönünü batıya çevirmişti. Sonrasındaki süreç de hep sancılı olmuştu. 1833 yılında Ruslar ile yapılan Hünkâr İskelesi Anlaşmasıyla Ruslar'a ciddi haklar tanınmıştı. Günümüzde de dâhil, kıdemli sömürücüler kategorisinde ilk 3 sırada yer alan Ruslar'a haklar tanındıktan sonra yine ilk 3 sıranın daim devleti İngiltere’ye de tarihler 16 Ağustos 1838’i gösterdiğinde Balta Limanı Anlaşması ile ticari anlamda çok büyük haklar tanınmıştı. İngiltere’ye ticari anlamda Osmanlı Devleti'ni bağımlı kılan bu anlaşma Tanzimat Fermanı'nın mimarisi Mehmet Reşit Paşa’nın eseriydi. O dönemki en önemli sorunlardan bir tanesi de Mısır’da cereyan eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa sorunuydu. Kavalalı Mehmet Ali Paşa ise bir diğer kıdemli sömürücü olan Fransızlar ile birlikte hareket ediyor ve her daim onlara itaatini dile getiriyordu. Öyle ki Mısır’dan Fransa’ya "Obelisque" denen tonlarca ağırlıktaki dikilitaşı göndermişti. Bah-


si geçen dikilitaş bugün hala Paris’in "Place De La Concerde" denen meydanını süslemektedir. Kavalalı M.Ali Paşa, Osmanlı Devleti'ne savaş açmış ve neredeyse devleti yıkacak kadar güç toplamıştı. Fakat dış güçlerin olaya el atmasıyla mesele halledilmişti. Bu olaylar akabinde 2. Mahmut tarihler 30 Kasım 1839’u gösterdiğinde yaşamını yitirmiş, yerine 18 yaşındaki Abdülmecit geçmişti. İngilizlerin kadim dostu! Reşit Paşa’da Londra ziyaretinden tez dönüp genç halifeyi kandırarak Tanzimat Fermanı'nı ilan ettirmede çok geç kalmadı. Nihayet 3 Kasım 1839 yılında (26 Şaban 1255) Tanzimat Fermanı ilan edildi. Fermanın ilk kısmını okuyanlar diyecektir ki bu İslâm’a, Kur'an ve Sünnete uygun bir fermandır. Lakin (akabinde gelen maddelere göz atanlar fermanın İslâmi açıdan ne denli iç karartıcı olduğunu fark edecektir) sonrasını okuduğunda bunun ne denli karanlık bir ferman olduğunu anlayacaktır. Fermanın, ilk kısmı bundan önce yayınlanan fermanlardan pek de farklı değildi. Yani gayet düzgündü ve İslâm’a aykırı bir şey yoktu. Ayrıca burada ırz, namus ve can güvenliğinin güvence altına alınacağı vurgulanmaktadır. Burada şunu hatırlamak gerekir ki gerçek anlamda bir halifenin bulunduğu bölgede bu tarzda ıslahatlar olamaz. Çünkü hilafet mü'minlerin çatısıdır. Hilafet, tıpkı bir annenin yeni doğan çocuğunu sahiplendiği gibi mü'min erkekleri ve mü'min kadınları sahiplenmektedir.

Fermanda bir diğer vurgulanan hususta askerlik mevzusu idi. Reayanın tebaa olması netlik kazanacaktır. Yani hem Mü'minler hem de gayr-ı Müslimler aynı safta savaşacaktı. Şimdi sizlere sorarım ey Mü'minler, özellikle de bazı İslâm tarihini yazan lakin Avrupa’nın veya gayrimüslimlerin çokça benimsediği ve övdüğü (ilerde daha detaylı bahsedilecektir) Tanzimat Fermanı'nın bu maddesi çok gülünç değil midir? Bir İslâm devletinin en büyük hedefi nedir? El cevap: davet ve cihattır. İnsanlara ilayı kelimetullahı kâfirlerle aynı safta durarak mı ulaştıracağız? Kabe’nin Rabbi adına Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ismini yüceltmek adına çıkılan ve İslâm’daki en faziletli ibadetlerden biri olan cihad emrini gayrimüslimler birlikte mi yapacaklar?! Bırakın cihat etmeyi, insanları İslâm’a davet etmeyi, İslâmiyet onlarla dost olmamızı bile yasaklamıştır. Velhasıl fermanın devamını ve can alıcı noktasını, bu konuyla alakalı ufkumu açan ve sıkça nemalanacağım İhsan Süreyya Sırma Hoca’dan aktarmanın doğru bir karar olacağı kanaatindeyim. “Tanzimat Fermanı hem Batıcılar hem de memlekette bulunan Batıcılar nazarında göklere çıkaran cümle şuydu: “teba’a-i saltanat-ı seniyyemizden olan ehl-i İslâm ve milel-i sâire bu müsaadât-ı şahanemize bilâ istisna mazhar olmak üzere can ırz ve namus ve mal maddelerinde hükm-i şer’i iktizasınca kâffe-i memâlik-i mahrusamız ahalisinin taraf-ı şahanemizden emniyet-i kâmi-

Cemâziy el-Evvel 1439

63


le verilmiş…” Tanzimat Fermanı'nın bel kemiğini teşkil eden bu cümle ile Müslümanlarla gayr-i Müslim aynı kefeye konmuş, uygulayacağı söylenen şeriat kanunlarına göre Müslümanlarla gayr-i Müslim’in hukukları aynı olduğu halde, iş bir mugalataya getirilerek, uyulması gerektiğini söyledikleri şeriat kanunlarını ilk önce kendileri çiğneyerek, kendileriyle ve fermanlarıyla çelişkiye düşmüşlerdir. Fakat bu çelişki bile bile yapılmıştır; çünkü fermanı kaleme alan Mustafa Reşit Paşa olduğu gibi, onu destekleyen bütün ulemada, şeriat hükmünün böyle olmadığını biliyorlardı. Onun için çağdaş deyimi kullanarak söyleyecek olursak, din siyasete alet edilmiş; bir başka deyişle ‘Yahudi’ye, Ermeni’ye, Rum’a haklar vereceğim’ endişesiyle İslâm hukuku alaya alınmış, değiştirilmiş, belki yürürlükten kaldırılmıştır. Üstelik ‘hükm-i şerri iktizasınca’ deyimi kullanılarak bu gayr-i şerri hüküm, yani Müslüman’la gayr-i müslimin eşit olduğu hükmü şerrileştirilmiştir.” Bu kısmı İhsan Hoca gerçekten güzel ve net bir şekilde değerlendirmiştir. Fermanın bir başka önemli yeri ise şu kısmıdır: … İşbu kavânin-i şer’iyye mücerred din ve devlet ve mülk ve devleti ihya için vaz’ olunacak olduğundan cânib-i hümayunumuzdan hilafına hareket vuku bulmayacağına ahd ve misak olunup Hırka-i Şerife odasından cem’i ulema ve vükela hazır oldukları halde sem billah dahi olunarak, ulema ve vükela dahi tahlif olunacağından, ona

64

Şubat 2018

göre ulema ve vüzeradan velhasıl her kim olursa olsun kâvani-i şer’iye’ye muhalif hareket edenlerin kabahat-ı sâbitelerine göre te’dibât-ı layıkalarının hiç rütbeye ve hatıra ve gönüle bakılmayarak icrası zımnında mahsusan ceza kanunnamesi dahi tanzim ettirilsin!” kısaca burada da halifenin hırka-i şerif odasında bu fermanın bütün kanunlarına uyacağına dair yemin etmektedir. Ha keza ulemada bu kanunlara uyacağına yemin etmiş ve bunların dışına çıkan her bir kimse hatta Halifenin bile cezalandırılacağı belirtilmektedir. Bu aktarımlardan sonra devam edeceğimiz merhale batı aydınlarının (intelijansiyasının) Tanzimat Fermanı hakkındaki aktarımlarını vererek çıkarımlarda bulunacağız. “Modernleşen Türkiye’nin Tarihi” adlı kitabın yazarı Eric Jan Zürcher’e göre reformun 4 temel hedefi vardır. “Sultanın tebasının can, namus ve malının güvence altına alınması, iltizam sisteminin yerini alacak muntazam vergilendirme sistemi, zorunlu askerlik sistemi ve hangi dinden olursa olsun bütün tebaa için yasa önünde eşitlik…” burada dikkatleri çeken nokta son maddedir. Aslında düşünce dünyamıza entegre edilmek istenen düşüncenin temel dayanağı o maddenin bizzat kendisidir. Biraz daha açacak olursak, kanunların önünde herkesin eşit olması ve şeriatın yerine son maddeyle birlikte, seküler bir mantığın insanların zihnide oturması istenmektedir. Yine adı geçen eserde yazar, Fermanın gerek-


çesini şu cümlelerle açıklamaktadır: “Bu fermanın o dönemde ilan edilmiş olmasının imparatorluğun Kavala ile olan mücadelesinde Avrupa güçlerinin özellikle de İngiltere’nin desteğini kazanmayı amaçlamış diplomatik bir hamle olduğu kuşkusuz doğrudur.” Burada da yazar bu fermanı vazgeçilmez, kaçınılmaz bir gerçeklik olarak görüyor. Esasen fermanın tam anlamıyla ne ifade etmek istediği, fermanın yayınlandığı dönemdeki Fransız sefirinin Fransa devletine yazdığı şu satırların içerisinde yatar. “Ekselanslarının çok iyi bildiği gibi bizim bu reformlardan maksadımız Osmanlı Devleti'ni kalkındırmak değil, Ayasofya üzerinde parlamakta olan hilali indirip yerine tekrar Hıristiyan hacını koymaktır…” bu cümlelerde her şey çok net bir şekilde ifade edilmektedir. Son kertede ise Tanzimat ile birlikte toplum üzerindeki kanunların önem arz eden değişimlerine tarihsel perspektifle bakarak en baştan beri yazdıklarımızı göz önüne alıp sonuç değerlendirmesi yaparak yazımızı sonlandırmak istiyoruz. Tarihler 1843’ü gösterdiğinde Müslimler ile gayr-i Müslümanlar eşitliğini tanıyan yeni bir ceza kanununa geçildi. 1844’de şeriatın, İslâmi terk edenlere şart koştuğu ölüm cezası kalktı. 1845’den itibaren zorunlu askerlik başlatıldı. Ezcümle, toplum üzerindeki karanlık planlar uygulanmaya başladı. İlerleyen tarihlerde ise Tanzimat Fermanı'nın ne denli yanlış bir karar olduğu anlaşılsa da artık toplumda birçok şey

değişmişti. Bu Ferman ile azınlıklar iyice azmıştı. Çünkü Fransızlar ve Avusturyalılar Katoliklere, Ruslar Ortodokslara, İngilizler de Protestanlara inanılmaz destek de bulundu. Ayrıca bu süreçte misyonerlik faaliyetleri de iyice gün yüzüne çıkmıştı. Tanzimat Fermanı'ndan günümüze hem içeriden hem dışarıdan İslâmi kanunların yıkılması ve yeryüzünden kaldırılması adına çetin mücadeleler verildi. Hem batı aydınları! Hem de bu aydınların kölemenliğini canı gönülden yapanlar şunu iyi bilin ki İslâm’ın nurunu yeryüzünden sökemeyeceksiniz. İnsanların sosyal çimentosu İslâm’dır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın hakikatin nuru karanlığı boğacaktır. Bu hakikatleri bastırmak isteyenlere de şu kıssayı aktarmak istiyorum: “Eskiden kral ile horoz varmış. Horoz her sabah gün doğarken ötermiş, kralın uykusu kaçarmış, kral askerlerine emir vermiş, horoza söyleyin ötmesin. Horoz bu, laftan anlar mı yine ötmüş. Kral bu sefer askerlerine emir vermiş, şu horozun ağzını bağlayın. Ertesi gün sabah gün doğarken, horoz demiş ki “ulan zalim kral ben ötmeyince gün doğmayacak mı sandın?” Ey İslâm ümmeti, hiçbir değeri olmayan şu dünya için alçalmayın, ezilmeyin, sinmeyin, zilleti kabul etmeyin, ayağa kalkın, sadece sesinizi değil malınızı ve canınızı Allah yolunda feda edin. Son olarak yazıyı şu ayetle bitiriyorum: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmran, 103)

Cemâziy el-Evvel 1439

65


HABER ANALİZ Emrah Seven

Türkiye'nin Afrin’deki Operasyonu;

ANAHTAR OYUNCULAR

C

umartesi günü Türkiye, Ankara'nın güvenliği açısından bir tehdit olarak gördüğü

YPG’ye Suriye’nin kuzeydoğusu Afrin’de operasyon düzenledi. Türkiye askeri birliğinin ‘Zeytin Dalı’ adını verdiği operasyon, Türkiye sınırı geçip Özgür Suriye Ordusuyla birleşti. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı

66

IŞİD’den aldığı Münbiç’e olacağını söylemişti. El Cezire'nin Stefanie Dekker, Türkiye-Suriye sınırından rapor vererek, farklı bölgesel oyuncuların "Suriye'nin farklı bölgelerini parçalamaya çalışarak nüfuz alanlarını genişletmeye çalıştıklarını" söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan, Afrin'deki

Afrin operasyonundaki ana oyuncu-

operasyonun ABD destekli YPG’nin

ların bazıları:

Şubat 2018


Türkiye Türkiye, ülkenin güneydoğusunda yıllardan beri silahlı militanlarla savaşıyor. Ankara’nın savaştığı gruplar arasında daha sonra otoritesini artıracak olan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) var. Şiddet 40 bin sivil, asker ve silahlı militanın hayatına mal oldu ve binlerce milyar dolar harcandı. Türkiye PKK’yı bir terör grubu olarak görüyor ve YPG’nin de bir uzantısı olduğunu düşünüyor. Askeri operasyonu haklı bulan Erdoğan, PKK ve YPG’nin "hepsinin aynı" olduğunu ve adlarının değişik olmasının "terör örgütleri oldukları gerçeğini değiştirmeyeceğini" söyledi. Türkiye sınırı boyunca bir terör koridorunun kurulmasından endişe ediyor. Suriye topraklarına giren Türkiye, böyle bir terör koridorunun kurulmasını önlemek için Afrin'de 30 km'lik bir "güvenli bölge" kurmak istediğini açıkladı.

Suriye Rejimi 2011'de yaşanan çatışmanın başından bu yana, Suriye rejimi; muhalefete ve IŞİD dâhil çeşitli silahlı gruplara topraklarını kaybetmişti. Ancak Rusya'nın 2015'te yaptığı müdahale, Beşar Esed'in lehine döndü. 2016 yılı sonunda ise Suriye rejimi, çatışmanın ana muharebe alanlarından biri olan Halep'i geri aldı.

2018 yılına gelindiğinde, Esed'e bağlı olan güçler Suriye bölgesinin çoğunu geri aldı ancak ulaşamadığı en büyük alan, ülkenin kuzeyindeki YPG’nin kontrolü altında. Şam, Afrin'deki Türkiye operasyonuna giden günlerde Türkiye’nin hava saldırılarına karşı Suriye hava savunmalarının olduklarını belirtti. Ancak operasyon başladığından beri Suriye savunması hayata geçirilmedi.

Rusya Rusya, Esed'i desteklemek için Eylül 2015'te Suriye çatışmasına müdahale ettiğini resmen duyurdu. Rus hava desteği ile Suriye hükümeti, diğer Suriyeli muhalif güçlerin ve IŞID'e karşı kaybedilen bölgelerin çoğunu geri kazandı. Rusya, Şam'ın kendisine bıraktığı hava sahasını Afrin'de kontrol ediyordu ancak Türkiye operasyonunun öncesinde şehre yakın olan yüzlerce askerini geri çekti. Geçen Kasım ayında Esed, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e ülkeyi kurtardığı için teşekkür etti. Bir ay sonra, Putin askeri bir zafer ilan etti. Rus askerlerinin evlerine geri dönebileceğini söyledi aynı zamanda ise Tarsus ve Lazkiye’de kendisi için bir deniz üssü oluşturdu. Rusya daha önce ocak ayında ABD kontrolündeki YPG’yi Suriye’nin kuzeyinde bir varlık oluşturmakla ve ABD’nin Suriye’yi bölmeye çalıştığına dair bir şikâyette bulundu.

Cemâziy el-Evvel 1439

67


Amerika Birleşik Devletleri

YPG/PYD

Pentagon'a göre, ABD'nin Suriye'de

Halk Savunma Birlikleri anlamına gelen YPG Suriye'de muhalefet partisi olan Demokratik Birlik Partisinin (PYD) silahlı kanadı. YPG, bazı Kürt ve Arap gruplarla Suriye'nin kuzeyindeki toprak parçalarını kontrol ediyor. YPG, aynı zamanda IŞİD’in kalesi Rakka’nın tekrar ele geçirilmesinde aracı oldu.

tahmini olarak iki bin askeri bulunmaktadır. Bu rakam özel kuvvetleri ve gizli görevde bulunan askerleri kapsamamaktadır. Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Washington’un Suriye'de sadece IŞİD ve El Kaide ile savaşmak için değil, aynı zamanda Suriye'nin en güçlü müttefiklerinden biri olan İran'ın etkisine karşı varlığını sürdürmek istediğini söyledi. Çatışmanın başladığı 2011 yılından beri ABD, farklı muhalefet gruplarını destekleyerek Esed rejimini ortadan kaldırmaya çalıştı ve başarısız oldu. Fakat IŞİD’e karşı koalisyon kurma konusunda daha başarılı oldu. ABD, Esed'e karşı Türkiye ile müttefik ama aynı zamanda Türkiye'nin düşmanı olan YPG ile de uyum içinde. Son zamanlarda, ABD Suriye’nin

Türkiye hem YPG'yi hem de politik kanadı olan PYD'yi "terörist grup" olarak yasaklanmış PKK ile ilişkili olarak görüyor. YPG'nin ayrıca YPJ olarak bilinen kadınlardan oluşan bir birimi var.

Özgür Suriye Ordusu 2011 yılında kurulan muhalefetteki ilk silahlı grup Özgür Suriye Ordusu, Esed rejimini yıkmaya çalıştı. Kurucuları, Suriye Silahlı Kuvvetleri'nden ayrılan Suriyeli subaylardan oluşuyor.

kiye Afrin’den sonra Münbiç’e girece-

Suriyeliler arasında en umut vaat eden gruptu. Grup içindeki iç çatışmalar ve diğer grupların etkisiyle birçok ayrılık yaşadı. 2016 yılında Türkiye, Suriye savaşına katıldığında Özgür Suriye Ordusu ile ittifak kurdu. Türkiye en son olan Afrin operasyonunda binlerce Özgür Suriye Ordusu savaşçısını YPG’ye karşı seferber etti.

ğinin taahhüt verdi. İleriki süreçlerde

-------------------------

kuzeyinde yaklaşık 30.000 kişilik YPG militanlarından oluşan bir sınır güvenlik ordusu kurmak istediği ortaya çıktı fakat Türkiye’nin tepkisinden sonra geri adım atıldı. Amerikan

birliklerinin

çoğunun,

Münbiç'te olduğuna inanılıyor. Tür-

ABD ile Türkiye arasındaki kıvılcımın artacağının göstergesi konumunda.

68

Tahminlere göre Afrin’de 8.000 ile 10.000 arasında savaşçısı var. Münbiç’te ise daha fazla olduğu tahmin ediyor.

Şubat 2018

*Bu makale Al Jazeera haber sitesinden alınmıştır.


MÜSLÜMAN KÂŞİFLER Cihan Malay

Orta Asya’da Yaşamış Evrensel Dehâ:

El-Bîrûnî (973-1061?) Hayatı

B

atı dillerinde adı “Alberuni” veya “Aliboron” olarak geçen Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Bîrûnî, 973 yılında bugün Özbekistan-Türkistan sınırlarında yer alan Harezm bölgesinde doğdu. Bu ismin Farsça’da “dış” anlamına gelen “bîrûn” kelimesinden geldiğinden hareket eden bazı müellifler, “Bîrûnî” nisbesinin Hârizm’in merkezi bölümlerinde değil civar semtlerinden “dışarıdan gelen, taşralı, yabancı” anlamında kullanıldığı görüşündedirler. Ailesi hakkında pek fazla bilgi bulunmasa da babası Ahmed bin Ali Andicânî’nin uzayı gözlemleyen bir gözlemevinde çalıştığı söylenmiştir. El-Bîrûnî, bilim konuları ile ilgili ilk merakını babasın-

dan, eğitimini de hükümdar ailesinden olan matematikçi ve gökbilimci Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ondan geometri ve astronomi hakkında bilgiler edindi. Bîrûnî, Ebu Nasr Mansur için “üstadım” tabirini kullanmıştır.

"İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır."

Küçük yaşta babasını kaybedince Harezmşahlar Devleti tarafından korunan Bîrûnî, sarayda matematik ve astronomi eğitimi aldı. Kendisinden önce bilimsel çalışmalar yapan isimlerden etkilenen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Kendisini bilime yönelten bir sözü şöyledir: “Benim bilimle uğraşma sebebim, “Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde yatarken Allah’ı hatırlarlar, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler de şöyle derler:

Cemâziy el-Evvel 1439

69


Mahmud’u övmüştür. Gazneli Mahmud da onun için “Sarayımızın en değerli hazinesidir” demiştir.

El-Birûni'nin Ay'ın farklı durumlarını gösteren modellemesi.

“Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateş azabından koru.” (Âl-i İmrân, 191) ayetidir.” Harezm bölgesinin Gazneli Devleti’in eline geçmesiyle Bîrûnî, bu devletin idaresi altında yaşamını sürdürmeye devam etti. Gazne şehrine gelince, burada büyük bir ilgi ile Gazneli Mahmud tarafından karşılandı. Gazneli Mahmud, Hindistan’a yaptığı seyahatlerde –ki bu seyahatler ile Hindistan’ın müslümanlaşması sağlanmış- Bîrûnî’yi yanında götürdü. Mahmud, Hindistan’dan geri dönerken Bîrûnî Hindistan’da

70

Şubat 2018

kaldı. Bu sırada Bîrûnî kırk dört yaşındaydı. 1017-1030 yılları arasında Hindistan’da yaşadı ve burada gördükleri hakkında meşhur kitabı “Kitabu’t-Tahkik Ma li’l-Hind”i yazdı. Eser Hintlerin inandığı bâtıl inanç ve inanışlarını, yaşam biçimlerini ve gelenek-görenekleri çok ayrıntılı olarak ele almış, bilgiler aktarılırken tamamen tarafsız ve önyargılardan uzak davranılmıştır. Daha sonra Gazne’ye dönen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına hız verdi. Gazneli Mahmud’un desteklerini gören Bîrûnî, onun ölümünün ardından “âlemin aslanı”, “zamanın yegânesi” diye Gazneli

Onun bilime olan tutkusu hakkında şöyle bir bilgi aktarılır: “Meşhur astronomi eseri “el-Kânûnu'l-Mesûdi”yi Gazneli Mahmud'un oğlu Sultan Mesud'a ithaf ederek yazdıktan sonra, Sultan Mesud onu ödüllendirmek ister. Sultan Mesud, kendisine bir fil yükü gümüşü hediye edince, “Bu armağan beni baştan çıkarır, bilimden uzaklaştırır" diyerek bu hediyeyi geri çevirir.” Bîrûnî’nin matematikçi yönü, en ağır basan yönüdür. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk kişi olup, sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. Batı dünyası tarafından bunlar ancak iki asır sonra keşfedilip kullanılabilmiştir. Bilim ile meşgul olduğu


kadar İslâm dışı bâtıl fırkalar hakkında da eserler vermiştir. Onun 27 yaşında bâtıl Karmâti fırkasının tehlikesi hakkında yazdığı “Kitâb fî ahbâri’l-mübeyyida ve’l-Karâmita” eseri bu durumun bir göstergesidir.

Bîrûnî’nin eserlerinde dinin

Bu hususta şöyle demektedir: “Bu ilimlerle meşgul olacaklar, önce kalplerini bozuk itikat, kötü huy ve saplantılardan temizlemelidir, insanların çoğu manevi hastalıklara yakalanmıştır. Bu hastalıklar sahibini hak ve hakikati göremez hâle getirir, kalbi kör, kulağı sağır eder.”

olmanın gerekliliği gibi konu-

Ebu Bekir er-Râzî’yi, Maniheizm’in etkisiyle akideye ters düşen fikirler ileri sürdüğü gerekçesiyle eleştirmekten geri durmaması da bunun diğer göstergesidir.

lına katkıları olan bir kim-

Grek, İran ve Hint kültürlerinin belli başlı klasiklerini derinden incelemiş olmasına ve çeşitli pozitif bilim dallarında çağının standartlarının çok üstünde bir bilgi seviyesine ulaşmış bulunmasına rağmen daima samimi bir müslüman olarak kalmıştır. Onların objektif tespitlerini sık sık keserek İslâmi müesseselerin ne kadar üstün olduğunu zikretmeyi de ihmal etmemiştir.

önemi, hidayet üzere olma isteği, ilimsiz ibadetin eksikliği, iç ve dış temizlik, ibadetin vazgeçilmezliği, Allah korkusunun fert ve toplum psikolojisi üzerindeki olumlu rolü, dünyevî ihtiraslardan uzak lara dair beyanları, dinî inanç ve yaşayışı hakkında önemli ipuçları ihtiva etmektedir.

Bilime Katkıları Bir bilim olarak Bîrûnî, coğrafya, matematik, astronomi ve tarih gibi birçok bilim dasedir. Bu katkılarından yola çıkan sonraki Müslüman ve gayrimüslim bilim adamları, onun katkılarını daha ileriye taşıyarak geliştirmiştir. Eserlerinden halen bilim dünyası faydalanmaktadır. Bilim tarihçilerine göre o, Kopernik’le başlayan çağdaş astronominin temellerini atmıştır. Onun bilimle uğraşması, bir takım

bilim

adamlarında

olduğu gibi onu Allah’tan uzaklaştırmamış ve evrenin bir yaratıcı (Allah) tarafından yaratıldığını dile getirmiştir.

Kendisinden önce bilimsel çalışmalar yapan isimlerden etkilenen Bîrûnî, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Kendisini bilime yönelten bir sözü şöyledir: “Benim bilimle uğraşma sebebim, “Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzerinde yatarken Allah’ı hatırlarlar, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda derinlemesine düşünürler de şöyle derler: “Rabbimiz, Sen bunları boşuna yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateş azabından koru.” (Âl-i İmrân, 191) ayetidir.”

Onun bilime katkılarından bazıları şunlardır:

Cemâziy el-Evvel 1439

71


Solda, yuvarlak bir astrolabın bir modeli ve sağda bir mekanik güneş ve ay takviminin bir modeli.

- Güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesaplaması (Güneşin kendisine bakamayınca sudaki aksine bakarak inceleme yapmıştır.) - Güneşin hareketlerinden, mevsimlerin ne zaman başladığını belirlemek - Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak bulmak (Onun hesaplamada kullandığı metot, “Bîrûnî Kuralı” adıyla anıldı.) - Jeodezinin (yerkürenin şeklini tespit ve yeryüzünü ölçme işlemlerini konu edinen bilim dalı) kurucusu oldu. - Astronomi ve coğrafi ölçüm için birçok alet geliştirdiyse de bunların birçoğu zaman içerisinde kayboldu. Sadece

72

Şubat 2018

piknometre (elementlerin yoğunluğunu ölçen konik şeklinde bir alet), mekanik usturlap (yıldızların yerini çark ile belirleyen alet) ve bazı harita projeksiyonları (yeryüzünün iki boyutlu düzlemde göstermek için kullanılan model) günümüze kadar ulaşan ölçme araçları oldu. - İlk sezaryen doğumunu gerçekleştirdi. Nasıl olacağını da eserinde anlattı. Geliştirdiği teleskoplar ile gözlemleri sonucunda, gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü doğrulayan Galileo’dan 600 sene önce, ‘dünyanın döndüğü’ fikrini Bîrûnî savundu. Dünya dönüyorsa, ağaçlar ve taşların neden fırlamadığı

sorusuna, merkezde bir çekicilik olduğu ve her şeyin dünyanın merkezine düştüğü cevabını vererek Newton’dan 700 sene önce Newton’un matematiksel olarak ispatladığı yer çekimi kuramı üzerine ilk fikirleri ileri sürdü. Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’nın farklı noktalarda buluştuğunu; denizlerin ardında bir karanın bulunduğunu öngörerek Kristof Kolomb’dan beş asır önce Amerika kıtasından ve Japonya’dan söz etmiştir.

İlmin İlerlemesi ve Geşilmesi Bu hususta kendisi şöyle demektedir: “Taassup, başkalarına üstün gelme, nefsin, kötü arzu ve heveslerin peşi sıra gitme, makam, mevki sevdası peşinde olma ve benzeri kötü huylar, ilim adamına yakışmaz. Bu sebeple de herkes ilim adamı olamaz, ilim yolu çetin bir yoldur. Fakat ele geçmesi imkânsız da değildir. Hak ve hakikati araştırırken mümkün olan en yakın, en sahih ve en


sağlam bilgilere tutunulur. Bu yapılırken de sahalarının otoritelerine veya eserlerine müracaat edilir. Yâni herkesin sözüne ve eserine değil de otorite olan âlimlerin söz ve eserine başvurulur. Tespiti mümkün olan hakikatler ortaya çıkarılır.” Bir başka yerde de şöyle der: “İlim adamına yani ilim hizmetçisine lazım ve kaçınılmaz olan şey, ilmin bütün sahalarında yeterli bir seviyede olmasa bile, ilimler arasında bir ayırım yapmamak, her birinin hakkını vermektir. Çünkü ilim güzeldir, lezzeti de kalıcıdır. Araştırma boyunca bu lezzet sürer gider. Çalışma bitince lezzet de son bulur. İlim adamı kendinden önce gelen âlimleri hor gözle bakmamalı, tevazu ile eserlerine yaklaşıp, istifade etmelidir. Böylece en doğru ve en sağlam bilgilere ulaşacak, kusurlu, hatalı bilgilerden uzak durmuş olacaktır. İlmin ilerlemesi ve gelişmesi için şunlar lüzumludur: 1. İlmi düşünceye serbestlik tanınmalı, yani ilimde söz sahibi olanlar fikir hürriyetine sahip olmalı. 2. İlmi çalışmalar açık ve sağlam metotlara dayanmalı.

3. İlim; bâtıl düşüncelerden, sihir ve hurafelerden arınmış olmalı. 4. Gerçek ilim adamlarına çalışma zevk, şevk ve gayretleri arttıran teşvik tedbirleri alınmalı. 5. İlmin ilerlemesi için lüzumlu her türlü maddi, sosyal, teknik şart ve imkân hazırlanmalı. 6. İlme, ilmi eserlere ve ilim adamlarına hürmet edilmeli, itibarları sağlanmalı. 7. İnsanların dikkat ve alâkalarını ilmi konulara çekme çalışmaları yapılmalı. 8. Devletin ileri gelen adamları, ilmin gelişmesi için gereken tedbirleri tespit edip hemen bunları tatbik etmeli. ”

Eserleri İlk eseri 21 üniteden oluşan “Asaru’l Bakiye” olan Bîrûnî, çeşitli dallarda yüz den fazla eser vermiştir. Ancak bu eserlerden bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir. El-Kânûnu'l-Mesûdi: Ayrıntılı bir matematiksel coğrafya eseridir. Astronomi alanında da en meşhur eserlerindendir. Eserin özgün ismi, "Mesudî fi'l Heyeti ve'n-Nücum"dir. Eser Gazneli Mahmud'un oğlu Sultan Mesud'a 1010 yılında ithaf etmiştir. Dünyanın kendi ekseni etra-

Bîrûnî’nin matematikçi yönü, en ağır basan yönüdür. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini öneren ilk kişi olup, sinüs ve kosinüs gibi fonksiyonlara sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. Batı dünyası tarafından bunlar ancak iki asır sonra keşfedilip kullanılabilmiştir.

Cemâziy el-Evvel 1439

73


El-Asar Ani’l-Kurûni’l-Hâliye: Eski milletlerden kronolojik bilgiler veren, astronomiden bahseden eser. Eser bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Biruni tarafından Dünya’nın çapı ve çevresini ölçme için önerilen ve kullanılan diagram

74

fında döndüğü görüşüne bu eserinde yer vermiştir.

verdi. Kitabında, her bir

Bu eser bugün İstanbul Veliyyeddin Efendi Askeri Müzesi ve Konya Yusuf Ağa Kütüphanelerinde bulunuyor.

yarayan özgül (madde-

maddenin

maddeleri

birbirinden ayırt etmeye lerin hacim) ağırlıklarını gösterdi. Âsâru’l-Bakiyye:

Bu

eserini 28 yaşında iken

Eser Hindistan’da iki cilt halinde basılmıştır. Birçok batılı ilim adamı üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

yazmıştır. Arapça olup

İstihrâc el-Evtâr fî Dâire: Orta Asya’nın topoğrafyasını anlattığı eseri.

Tahkîku mâ li’l-Hind:

Kitabü’I Cemahir fi Ma’rifeti Cevâhir: 50’nin üzerinde mineral, maden, metal, alaşım, porselen gibi maddeler hakkında detaylı bilgi

1910 yılında tekrar basıl-

Şubat 2018

1878-79 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiş, 1923 yılında tekrar basılmıştır. Eser 1887 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiş, mıştır. Bu eserde; Hint ilmi, felsefesi ve dinleri üzerinde durmuş ve coğrafi bilgilere de yer vermiştir.

Kitâbu’s-Saydele: Ömrü boyunca incelediği bitkileri bu eserinde listelemiş ve doğal ilaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini kapsamlı bir şekilde eserinde anlatmıştır. Bu son eseri olup, 80 yaşlarında kaleme almıştır. Eser, 1930’da Bursa’nın Kurşunlu Cami Kütüphanesi’nde bulunmuştur. Bunun dışında “Tahdîdu Nihâyeti'l-Emâkin li Tashîhi Mesâfeti’l-Mesâkin (Eserin dünyadaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.), Kitâbü'tTefhîm fî Evâili Sıbaâti't-Tencîm (onun astrolojinin teknik yönü hususunda tam bir uzman olduğunun delilidir. Eser, 1934 yılında İngilizce’ye tercüme edilmiştir.), Kitabu’l-İstab Fi Sanati’l-Usturlab (Kitabın el yazma bir nüshası Süley-


maniye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.), Ahbâru’l-Harezm ve Meşâhiru’l-Harezm, Târîhu eyyâmi’s-Sultân Mahmûd” isimli eserleri de vardır.

Vefatı Gazne’de ölen Bîrûnî’nin vefat tarihi konusunda tek ve kesin bir kayıt mevcut değildir. Kendisi seksen yaşını geçtiğinden bahsettiğine göre yaygın kabul gören 440 (1048) tarihi geçersiz olmaktadır. Buna göre Bîrûnî’nin 443 (1051) yılını idrak ettiği kesindir. Bu yüzden onun kesin olmamakla beraber 1061 yılında öldüğü söylenmiştir. Türkçe dâhil 15 dilde yayımlanan The UNESCO Courier Dergisi, 1974 yılında çıkardığı sayıyı Bîrûnî’ye ayırdı ve onu, “Bin yıl önce, Orta Asya’da yaşamış evrensel dehâ: Bîrûnî. Astronom, tarihçi, botanist, farmakolog, jeolog, matematikçi ve coğrafyacı” olarak tanıttı. Bîrûnî’nin eserlerini inceleyen ilim adamları ve tarihçileri onun için,

“Bîrûnî, çok nâdir yetişen bir dâhi, ilim dünyasına şimdi ve gelecekte ışık tutacak olan büyük bir âlimdir. Ona, her yaklaşmamızda; metoduna, haysiyetine, şahsiyetine, derin kavrayış ve nezâketine hayran kalmaktayız” ifadelerine yer vermiştir.

Sözleri “Kişisel gözlem ve doğrudan inceleme, kaydetme kapasitesini artırır; gerçeği ayırt etmeyi ve aynı zamanda nesneleri tanımlamayı sağlar. Sadece kitaptan okumak yerine, verileri toplamakta büyük bir fayda ve teşvik vardır.” "İnsanların düşünceleri türlü türlüdür, dünyadaki gelişmişlik ve esenlik de bu farklılığa dayanır." “İnsanlar üç nedenle mutsuz olurlar: - İnsan yeryüzündeki yaratıkların en seçkinidir. Ancak insanlar kıskançlık nedeniyle birbirlerinin ellerinde olan nesnelere göz dikerler. Bu da toplumsal huzursuzluğa neden olur. - Kendi inancını, mezhebini ve kabilesini ötekilerden üstün görmek, insanlar

arasında sürtüşmelere yol açmaktadır. - Hurafeler ve boş inançlar, insanlığın gelişmesini önlemekte ve anlaşmazlıklar doğurmaktadır.” Biruni tarafından Dünya’nın çapı ve çevresini ölçme için önerilen ve kullanılan diagram Solda, yuvarlak bir usturlabın (yıldızların Dünya’ya

olan

uzaklığını

ölçmeye yarayan alet) bir modeli ve sağda bir mekanik güneş ve ay takviminin bir modeli. Her iki model de, Biruni’nin tasarılarına ve tanımlamalarına dayanılarak inşa edildi ve Frankfurt Üniversitesi’ndeki Arap-İslâm Tarihi Enstitüsünde bulunuyor. ------------------------KAYNAKLAR - Orta Asya’da Yaşamış Evrensel Bir Deha: El-Biruni, Sibel Çağlar (www.matematiksel.org) - Günay Tümer, TDV İslâm Ansiklopedisi “Bîrûnî” maddesi, c: 6, s: 206-215. - https://www.biruni.edu.tr/ index.php/biruni-kimdir - http://www.yeniakit.com.tr/ kimdir/Birûni - https://www.yenisafak.com/ ramazan/yasadigi-asra-adini-veren-lim-biruni-2486970

Cemâziy el-Evvel 1439

75


NEBEVÎ AİLE Halime Yılmaz

Beni Güzel Yetiştirmek İstiyorsan Bana Karşı Yumuşak ve Sabırlı ol! “Muhakkak ki Allah yumuşak huyludur. Yumuşak huyluluğu sever. Şiddet ve kabalığa vermediği güzel şeyleri, yumuşak söz ve davranışa verir.” (Müslim, Birr 77)

E

76

Şubat 2018

ğitimde olmazsa olmaz ikili; yumuşaklık ve sabır. Aynı

olunca, bunların gerekliliği

zamanda çoğu kez başara-

dir. Hassastırlar. Yeterince su

madığımız iki önemli has-

vermezsek, yumuşaklıkla gö-

let. Bir işe yumuşaklık, sabır

nül yapraklarını okşamazsak,

ve teenni girdiğinde, o iş gü-

çabucak solmaya meyillidir-

zelleşir. Bir işte de sertlik ve

ler. Sevgi sularını fazla verip

acelecilik olduğunda, hangi

şımartırsak da, hastalıklı bir

iş olursa olsun o çirkinleşir.

ruha sahip olurlar. Kalbimi-

Bu sebepledir ki Peygam-

zin narin çiçeklerini soldur-

berimiz sallallahu aleyhi ve sellem

mayalım. O yüzden dengeli

her işte sabrı, yumuşaklığı ve

bir şekilde acele etmeden

teenniyi tavsiye etmiştir. Bil-

yumuşaklığı ve sabrı elden

hassa da işin ucunda çocuk

bırakmadan hareket etmemiz

eğitimi gibi hassas bir konu

gerekir.

daha elzem hale gelmektedir. Çünkü çocuklar çiçek gibi-


Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki Allah yumuşak huyludur. Yumuşak huyluluğu sever. Şiddet ve kabalığa vermediği güzel şeyleri, yumuşak söz ve davranışa verir.”

(1)

Ailemize mensup olmayan diğer insanlara yumuşak ve sabırlı davranmak erdem değildir. Asıl erdem, aile içindekilere yumuşaklıkla yaklaşmak ve hatalarına karşı tahammüllü olabilmektir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem

önce ailesine karşı yumuşak huy-

luydu. Aksi takdirde çevresindekilere nasıl güzel örnek olurdu ki? Şunu aklımıza kazıyalım ki, kabalık ve aceleciliğin karşılığında, tıpkı ne söylersen aynı karşılığı bulacağın yankı gibi kabalık ve acelecilik görürüz. Çocuklarımıza nasıl hitap ediyorsak, onların da öyle hitap ettiğini göreceğiz. Evladına “Yavrucuğum, canım evladım” diye seslenen bir anne baba karşılığında “Anneciğim, babacığım” cevabını alacaktır. Ama çocuğun adını bile söylemeye tenezzül etmeyip “şişşt, çocuk” gibi anlamsız ifadeler kullanan veya daha da ileri giderek hakaret veya küfür içerikli konuşmalar yapan bir anne babanın çocukları da kaba saba olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Allah bir aile halkı hakkında hayır dilerse, onları birbirine karşı yumuşak huylu ve anlayışlı kılar.” (2) Eğer yumuşaklıktan mahrum olduğunuzu düşünüyorsanız, istiğfara sarılın ve bir yetimin başını okşayın veya zayıf, fakir ve gariplerin yanında fazlaca vakit geçirmeye çalış. Zira istiğfar insana hatalı olduğunu hatırlatarak, kalbini yumuşatır. Yetim veya garip birine dokunup, böylelerinin yanında fazlaca durmak da insana acizliğini hatırlatır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim istiğfara çokça devam ederse Allah onun her üzüntüsünü giderir, her sıkıntısına bir çare bulur ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (3) Yine başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Eğer kalbinin yumuşamasını ve Allah tarafından ihtiyaçlarının giderilmesini istiyorsan, yetimlere şefkatle davran. Onların başlarını okşa, kendi yemeğinden onlara da yedir. Böylece hem kalbin yumuşar, hem de ihtiyaçların giderilir.” (4) İnsanı cennete sokacak imanın yarısıdır sabır. Hadisin ifadesiyle ziya yani etrafına aydınlık saçan bir ışıktır sabır. Tüm işlerde sabırla bir sonuca varılır. Sabrın sonu selamettir. Rabbimiz, sabır ve namazla O’ndan yardım

1. Müslim, Birr 77. 2. Camiu’s-Sağir 393. 3. Ebu Davud 1518, İbn Mace 3819. 4. Ahmed Bin Hanbel, Müsned, 2/263.

Cemâziy el-Evvel 1439

77


nımızı sıkan yöntemlerle bizi çıldırtırken, sabırdan ve teenniden başka nedir bize düşen?

Şunu aklımıza kazıyalım ki, kabalık ve aceleciliğin karşılığında, tıpkı ne söylersen aynı karşılığı bulacağın yankı gibi kabalık ve acelecilik görürüz. Çocuklarımıza nasıl hitap ediyorsak, onların da öyle hitap ettiğini göreceğiz.

Kimi evladının yokluğu ile denenir, Yakup aleyhisselâm gibi, kimi evladının yanlış yollara sapıp o hal üzere sabit kalmasıyla denenir, Nuh aleyhisselâm gibi, kimi de küçük yaşta yavrusunun kollarında cansız bedenini toprağa elleriyle gömmesiyle denenir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gibi. Dikkat edin! Tüm bu sınavlarda peygamberlerin kuşanıp dayandığı tek gerçeklik, sabırdır. Ayrıca yanlış yolda olan bir evlatla denenmiş peygamberlerin tavrı da, teenni ve evladının doğru yolu bulması için tüm vesilelere sarılmalarıdır.

dilememizi emretmiş, bu ikisinin

Ayrıca çocuk yetiştirirken hoşgörülü

huşu sahipleri dışındakilere ağır ge-

olmak da sabra dâhildir. On yıl bo-

leceğini de vurgulamıştır. Ancak sabredenler, çocuklarını güzel

lem’e hizmette bulunmuş Enes bin Ma-

yetiştirme saadetine nail olurlar. Ço-

lik’e O, bir kere bile “Öf” dememiştir.

cuk eğitiminde anne babaya ve eği-

Ayrıca çocukların, çocukluktan kay-

timcilere düşen en önemli görev, sa-

naklanan hatalarını görmezden ge-

bırdır. Çünkü çocuğu terbiye etmek,

lirdi. Çünkü adı üstünde, onlar daha

dünyanın en zor mesleğidir. Ayrıca

çocuktu.

sabır, sabrettikçe artan ve kolaylaşan bir meziyettir. Çocuk ilmek ilmek işlenirken, defalarca ikazımıza rağmen çocukluğun verdiği unutkanlıkla hatalar işlemeye devam ederken, onların üzerindeki emeklerimizi inkâr

78

yunca Peygamber sallallahu aleyhi ve sel-

Ey dünyanın en zor yükünü omzuna almış anne ve baba! Çocuklarını yetiştirirken sonunda alacağın meyveyi düşün ve dişini sıkıp sabret. Ve Allah’ın kimseye taşıyamayacağı yükü

ederken veya onlara duyduğumuz

vermeyeceğini

sevgimizi ve koyduğumuz kurallar-

devam et. Allah’ın sabredenlerin ya-

da tutarlılığımızı denemek için ca-

nında olduğunu aklından çıkarma!

Şubat 2018

unutmadan

yoluna


İ

mam Buhari Afad Gönüllüleri (İBAG) dünyanın her yanında felakete uğramıs, deprem, sel yangın vb. afetlerde zarara uğramış; savaş, tabii afet gibi sebeplerle mağdur olmuş, yaralanmış, sakat kalmış; evsiz, yurtsuz, tüm insanlara yardım ulaştırmak ve bu insanların temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesi önlemek üzere olusturulmustur. İBAG, çalışmalara katılacak elemanların eğitim ve sertifikalandırılmasıyla uygun yetenekli ekiplerin oluşmasını sağlayarak, ekiplerin gerekli durumlara hazırlıklı olmasını sağlamak amacıyla; faaliyetlere katılan ekiplere sene içerisinde çeşitli eğitim ve sertifikalandırma çalışmalarında bulunmuştur. Bu çalısmalar temel olarak 3 kısımdan oluşmaktadır: • Afad eğitimleri • İlk yardım eğitimleri • İtfaiye (yangın) eğitimleri


Profile for Nebevi Hayat

Nebevi Hayat Dergisi 63. Sayı (Şubat, 2018)  

Arşın Gölgesideki 7 Sınıf İnsan

Nebevi Hayat Dergisi 63. Sayı (Şubat, 2018)  

Arşın Gölgesideki 7 Sınıf İnsan

Advertisement