Page 1

EKİM 2017, MUHARREM 1439 • YIL 5 • SAYI 59 FİYATI 7,5 TL• dergi.nebevihayatyayinlari.com

KUR’ÂN’IN GÖLGESİNDE BİR HAYAT

Kur’an’ın Diğer İlahi Kitaplar Arasındaki Mertebesi Hasan Karakaya

Kur’an’ın Muhafızı Olmak M. Sadık Türkmen

Kur'an'ın Tefsiri ve Tefsir Çeşitleri Hakan Sarıküçük

Bu Karanlık Gecelerin Sabahı Bir Gün Gelecek Mi? Nedim Bal

. .

. .


Kasım Ayında kermesimiz başlıyor.


Nebevi Hayat Yayınları Ekim 2017 İndirim Kampanyası 100₺

50₺

3. 2 Cilt Ahkâm Tefsiri

Muhammed Ali Sabuni 17x24 Ivory Kağıt Mukavva Karton Ciltli Kapak

17₺

7,5₺

60₺

30₺

2. Umdetu’l Ahkâm

17x24 Şamua Kağıt Karton Ciltli Kapak

90₺

45₺

4. 2 Cilt Kur’ân İlimleri 1. Nübüvvet Pınarından

Kadınlarla İlgili 100 Hadis Faydalar ve Dersler 13,5x21 Kitap Kağıdı Karton Ciltli Kapak

Ansiklopedisi 17x24 Şamua Kağıt Karton Ciltli Kapak

Fiyatlar Yalnızca “01 Ekim - 15 Kasım 2017” Tarihleri Arasında Nebevi Hayat Yayınlarında Geçerlidir


Editör Y

arattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim. Salat-u selam; Kâinatın efendisi ve muttakilerin imamı olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, ehli beytin, ashabın ve kıyamete kadar O’nu takip edenlerin üzerine olsun. ‘’Elif, Lâm, Râ. Bu, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman ve her şeye galip, övülmeye layık olan Allah’ın yoluna iletmen için, sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim, 1) ‘’Kur'an'dan müminler için bir Şifa ve bir rahmet olanı indiriyoruz. Kur’an, zalimlerin ise ancak zararını arttırır.’’ (İsra, 82) Allah’a sırt çeviren ve liderlerinin gölgesinde sapkın bir yaşamın keskin pençelerinde hayat tüketen insanlara rahmetinin bir göstergesi olarak Rahman vahyini iki kapak arasında toplamıştır. Yollarını şaşırmış olanları uyarmak, istikamet bulmak isteyenleri yönlendirmek, sırat-ı müstakim üzere olanları yüceltmek için vahyedilen tertemiz Rabbani sözler, tüm tazeliği ile hükmünü korumaktadır. Hiç-

YIL: 5 Sayı: 59 Fiyatı: 7,5 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ahmet Özer Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik, Tasarım Ercan Araz

Abone ve Dağıtım Sorumlusu Mürsel Gölbaşı (0543 654 46 63) (0212 515 65 72) Abonelik Hesap Bilgileri Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük Kuvveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Mürsel Gölbaşı Hesap No: 6847147 IBAN: TR13 0020 5000 0068 4714 7000 01 (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.)

bir elin değiştirmeye gücü yetmediği Kerim olan Kitaba her zamanda amansız düşmanlar mızrakları ile saldırsalarda muafak olamamışlar hamdolsun… Baldan tatlı, sütten daha temiz kelimelerin sahibine hamdolsun… O, pak sözlere yönelen, ayetlerin emir ve yasaklarına kanat çırpan Rahmanın kullarına da selam olsun… Nebevi Hayat Dergisi olarak, okurlarımızın hayatlarının en önemli membaı olan Kuran’ı daha iyi anlamaları adına “Kuran’ın Gölgesinde Bir Hayat” konulu sayımızı hazırladı. Rabbim istifade etmeyi nasib etsin. Aynı zamanda son günlerde şiddetlenen Budist zulmünün bertaraf olmasını, müminlerin yüzlerini güldürüp Arakan’a Kuranın Gölgesinde Bir Hayat bağışlamasını, İdlibin sokaklarından, Bağdatın caddelerine varıncaya kadar kin ve nefretini Müslümanlara kusanların güçlerinin kırılmasını Aziz ve Celil olan Allah’tan isteriz… Zalim ve zorbaları, aynı zamanda bu duruma kayıtsız kalıp yetmezmiş gibi zalimlerin kulpuna sarılanları, mazlumlar ile arasına perde koymayan Allah’a şikâyet ederiz. Selam ve dua ile…

Yönetim Merkezi Reklam ve Abone İşleri Güneşli Mh. 1300. Sk. (Ayçin Sk.) No: 36 Bağcılar/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayat dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Abone Şartları 2017 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 90 TL Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevi Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı: Matsis Matbaa İstanbul, EKİM 2017 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir.Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.


İçindekiler

Kur’ân’ın Diğer İlahi Kitaplar Arasındaki Mertebesi Hasan Karakaya

Kur'ân'ın Tefsiri ve Tefsir Çeşitleri Hakan Sarıküçük

Olaylar ve Yorumlar Bu Karanlık Gecelerin Sabahı Bir Gün Gelecek Mi? Nedim Bal

Nebevi Aile Kur'ân'ı Muhâfaza Eden Hâfızlar Yetiştirmek Halime Yılmaz

Dava Önderleri Ehl-i Sünnet İtikadının İmamları - 2 Cihan Malay

M. Sadık Türkmen

24

Kur'ân'ın Tespit ve Cemi Ömer Ergül

28

04

14

Kur'ân Mucizeleri Engin Sağban

40

Haber Analiz Arakan Müslümanları Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikâyesi Emrah Seven

45

Serbest Köşe Fertleri ve Toplumları Uçuruma Sürükleyen Ameller; Şehveti Dava Edinmek Ümit Şit

50

Serbest Köşe Es Selamu Aleykum Bejing Derya Fıçıcı

34

56

58

62


| Başyazı

| Hasan Karakaya

Kur’ân’ın Diğer İlahi Kitaplar Arasındaki Mertebesi

K

ur’an’ı okuyup onun nihayetsiz sırlarına, bitmeyen hikmetlerine vakıf olan, içerdiği

ettiği ilmi gerçekleri kavrayan, özetlediği tarihi

1. Kur’an-ı Kerim önceki kitapları nesh edip yürürlükten kaldırmıştır

vakıalardan ibret alan bir insan, bu kutsal kita-

Kur’an-ı Kerim, kendinden önce gelen kitapla-

bın, kendinden önce inen semavi kitaplardan

rın hem lafızlarını hem de içerdikleri hükümle-

mutlak üstünlüğünü, onlar arasında yüce bir

ri nesh etmiş, onları yürürlükten kaldırmıştır.

mertebeye sahip olduğunu aklı ile idrak, gözü

Artık onların hükümleri uygulanamaz, metin-

ile müşahede eder. Kur’an-ı Kerim’in bu üstün

leri okunarak onlarla ibadet edilemez.

EKİM 2017

temel hukuki ilke ve kuralları öğrenen, ispat

4

mertebesi şu meziyetleriyle ortaya çıkar:


Kur’an’ın diğer ilahi kitapları nesh etmesinin

peygamberlerden, daha sonrakilere iman edip

hikmetleri ise şunlardır:

desteklemelerine dair ahit almış ve şöyle bu-

a. Kur’ân, kıyamete kadar Allahu Teâlâ tarafından koruma altındadır. Onda hiçbir değişme

yurmuştur: “Bir zaman Allah, Peygamberlerden ahit almıştı: ‘Ne zaman size bir kitap

olmamış ve olmayacaktır. Kur’an’dan önce inen

ve hikmet verirsem ve sonra size bir pey-

ilahi kitaplar ise, daha sonra açıklanacağı gibi,

gamber gelip o yanınızda bulunanı tasdik

tahrif edilip değiştirilmişlerdir. Zaman zaman

ederse, ona mutlaka iman edecek ve yardım

kaybolmuşlar, unutulmuşlar, öyle ki hak oldu-

edeceksiniz. İkrar edip buna dair ahdimi

ğu kesin olarak bilinen herhangi bir kısımları

üzerinize aldınız mı?’ demiş, onlar da: ‘İk-

dahi kalmamıştır. Artık bu kitaplar, Allah’ın

rar ettik’ demişler. Allah da: ‘Şahit olun. Ben

indirdiği ilahi kitapların gerçeğini temsil etme-

de, sizlerle beraber şahitlerdenim’ demişti.

mekte, insanlara doğru yolu göstermemekte ve onlar için bir hayat sistemi teşkil edememektedir. Bu nedenle bu kitapların getirdiği dinlere mensup olduklarını iddia edenler, onları bir tarafa itip eski Helen Felsefesi’nin bir eseri olan ve insanları putlaştıran “Demokrasi”ye sarılmışlardır. İşte bunun içindir ki yarattığı insanlara, annelerinden daha merhametli olan Yüce Mevlâ, Kur’an’ dan önce inen bu kitapları neshetmiştir. İnsanlığa geçmiş tarihi özetleyen, geleceğin ne olduğuna ışık tutup aydınlatan, bu dünyadaki insanların ve cinlerin hukuk sistemini, ahlaki düsturlarını belirleyen yepyeni

“(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde, insanlar arasında hükmetmen için Kur’an’ı sana hak olarak indirdik. Sen, hainlerin savunucusu olma.”

ve mükemmel bir hayat sistemi göndermiş ve onu korumayı bizzat kendisi üzerine almıştır. b. Kur’an’dan önce inen kitaplar belli bir kavim için indirilmişler ve belli bir zaman için geçerli kılınmışlardır. Mesela Tevrat İsrailoğulları’na indirilmiş, Hz. İsa (as) gelince o, yürürlükten kaldırılıp yerine İncil indirilmiştir. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) gelince de, İncil neshedilmiş ve bütün ilahi kitapları özetleyen Kur’an indirilmiştir. Kur’an’ın, kendinden önce inen kitapları neshetmesi çok ta-

Bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar, fasıkların ta kendileridir.” (1) Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’de önce-

lığa rehberlik yapmakta ve kıyamete kadar her

ki peygamberlerin daha sonra gelenlere iman

zaman ve zeminde yürürlüktedir. Sadece belli

etmelerinin gerektiği hususunda şöyle buyur-

bir kavim veya belli bir yer yahut belli bir za-

muştur: “…Canım elinde olan Allah’a yemin

man için indirilmiş değildir.

olsun ki, eğer Musa (as) sağ olsaydı, bana tabi

Diğer yandan Yüce Mevlâ, önce gönderilen

olmaktan başka bir yolu olmazdı…” (2)

5

MUHARREM 1439

bii bir hadisedir. Çünkü Kur’an, bütün insan-


2. Kur’an-ı Kerim diğer kitaplara hâkimdir Kur’an, kendinden önce inen ilahi kitaplara tamamıyla hâkimdir. Onları gözetler, denetler, hak olarak kalan kısımlarını, değiştirilen batıl kısımlarından ayırır ve onları tashih eder. Bu

“Şüphesiz ki zikir (Kur’an) kendilerine gelince onu inkâr edenler (mutlaka cezalandırılacaklardır). Şüphesiz o, aziz bir kitaptır. Ona batıl, ne önünden, ne de arkasından sokulabilir. O, hikmet sahibi ve hamde layık olan Allah tarafından indirilmiştir.”

hususta Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları hâkimiyeti altına alan Kur’an’ı hak olarak indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma…” (3) “(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz, Allah’ın sana gösterdiği şekilde, insanlar arasında hükmetmen için Kur’an’ı sana hak olarak indirdik. Sen, hainlerin savunucusu olma.” (4)

3. Kur’an-ı Kerim evrenseldir Kur’an’ın içerdiği hükümler, daha önce de zikredildiği gibi, belli bir kavme veya belli bir zamana ait değildir. Onun hükümleri bütün

biz. Onun koruyucusu da şüphesiz ki biziz.” (8)

insanlığa aittir ve kıyamete kadar bakidir. Bu “Şüphesiz ki zikir (Kur’an) kendilerine ge-

hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e, hakkı batıldan ayıran Kur’an’ı indiren Allah, yüceler yücesidir.” (5)

hesiz ki ben, göklerin ve yerin hükümranı, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, hayat veren ve öldüren Allah’ın, hepinize gönderdiği bir elçiyim’…” (6)

Ona batıl, ne önünden, ne de arkasından soolan Allah tarafından indirilmiştir.” (9) Kur’an’ın haricindeki ilahi kitaplar için böyle bir himaye söz konusu değildir. Mesela Tevrat, Babilli (Iraklı) Buhtunnasr’ın, İsrailoğulları’nın memleketlerini tarumar etmesi döneminde

“(Ey Muhammed!) Biz, seni ancak bütün in-

ortadan kaybolmuş, uzun zaman sonra bu-

sanlara bir müjdeci ve uyarıcı olarak gön-

lunduğu iddia edilmiş, onda da materyalistler

derdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”

oynayıp durmuşlar ve heva heveslerine göre

(7)

4. Kur’an’ı, Allah korumaktadır Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki zikri (Kur’an’ı) biz indirdik

EKİM 2017

rılacaklardır). Şüphesiz o, aziz bir kitaptır. kulabilir. O, hikmet sahibi ve hamde layık

“(Ey Muhammed!) De ki: ‘Ey insanlar! Şüp-

6

lince onu inkâr edenler (mutlaka cezalandı-

tahrifler yapmışlardır. İncil’in tahrif edildiğinin en açık delili ise, o tek bir kitap olarak indirildiği halde, bugün birbiriyle çelişen dört farklı İncil’in bulunmasıdır.


Bunlar da yüz küsur İncil’den seçilmişlerdir. Daha sonra bu konuya değinilecektir.

5. Kur’an mükemmel bir hayat sistemidir Kur’an, insanlığı doğru yola iletip kemâle eriştirecek kaidelere sahiptir. Ona mutluluk sağlayacak esasları haizdir. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz bu Kur’an (insanları) en doğru yola götürür. Sâlih ameller işleyen mü’minlere, büyük bir mükâfat olduğunu, ahirete iman etmeyenlere de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (10)

haykırmaktadır: “Kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sûre meydana getirin. Eğer iddianızda samimi iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- o halde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan, cehennem ateşinden sakının.” (12) “Yoksa onlar: ‘Kur’an’ı Muhammed uydurdu’ mu diyorlar? (Ey Muhammed!) De ki: “Siz de Kur’an’ın benzeri, on uydurma sûre meydana getirin bakalım. Eğer iddianızda

“Ey kitap ehli! Şüphesiz size, kitaptan gizle-

doğruysanız, Allah’tan başka yardımını is-

diklerinizin çoğunu açıklayan ve birçoğunu

teyebileceklerinizi de çağırın.” (13)

da açıklamayıp geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Muhakkak ki size, Allah tarafından bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah, o kitapla rızasına tabi olanları selamet yollarına eriştirir. Onları izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola iletir.” (11)

“(Ey Muhammed!) Sana da geçmiş kitapları tasdik eden ve onları muhafazası altına alan Kur’an’ı hak olarak indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyarak sana gelen haktan sapma…” (14) “Biz, Kur’an’ı hak olarak indirdik, bütün

İkinci Mesele: Kur’an’ın Özellikleri

hakikatleri içinde toplayarak indi. (Ey Pey-

Kur’an-ı Kerim’in sayılamayacak kadar özellik-

gamber!) Biz seni ancak bir müjdeci ve uya-

leri vardır. Bunlardan en barizleri şunlardır:

rıcı olarak gönderdik.” (15)

1. Kur’an hak bir kitaptır

2. Kur’an, akılların eremeyeceği her şeyi

Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından gönderilen

açıklamaktadır

hak bir kitap olduğu kesindir. Onu okuyup dü-

Kur’an-ı Kerim, insanlığın ihtiyacı olan ve be-

şünenin bunda şüphe etmesi mümkün değil-

şeri akıllarla idrak edilemeyen her şeyi açıkla-

dir. Bu hususta Kur’an meydan okuyarak şöyle

yıp vuzuha kavuşturmuştur. Nereden geldik?

MUHARREM 1439

7


ve takva sahiplerine doğru yolu gösteren bir kitaptır.” (18) “O sayılı günler, Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur’an, bu ayda indirildi…” (19) 4. Kur’an âlemlere rahmettir Kur’an’a iman edip onu yaşayan zat, hem kendisine, hem de çevresinde bulunan tüm insanlara, hem de kâinatta yaşayan diğer varlıklara merhametli davranır, onların zayıflarının ellerinden tutar, zalimlerine haddini bildirir ve insanın insanlığına yaraşan bir ortam oluşturur. Tarih buna şahittir. Bu hususta Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur: “Elif, lâm, mim. Bunlar, hikmet dolu o kitabın ayetleridir. Bu ayetler, iyi davrananlar Neyiz ve ne olacağız sorularına ikna edici ce-

için bir hidayet rehberi ve rahmet kaynağı-

vaplar vermiş, tarihlerce insanlığı meşgul eden

dır.” (20)

bu problemi kökünden çözmüştür. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “…Biz sana, her şeyi açıklayan, hidayet rehberi, rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olan Kur’an’ı indirdik.” (16)

küfrün ve zulmün karanlıklarından çıkarıp aydınlığa kavuşturan ilahi bir nurdur. Yüce Mevlâ bu hususta bütün insanlara seslenerek şöyle buyurmuştur:

Kur’an’ın doğru yola ileten bir rehber olduğu,

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gel-

içermiş olduğu Rabbani ahkâmda açıkça gö-

di ve size apaçık bir nur indirdik.” (21)

rülmektedir. Onun hükümleri, insanın canını,

6. Kur’an-ı Kerim en büyük öğüttür

rumayı gaye edinmiş ve bunlardan asla taviz vermemiştir. Yüce Mevlâ Kur’an’ın rehberliğini beyan ederek şöyle buyurmuştur:

Yüce Mevlâ’nın Kur’an’da zikrettiği kıssalar, onda verdiği çeşitli örnekler ve onunla bildirdiği detaylı hükümler insanlar için emsalsiz öğütlerdir. Onu okuyup düşünenler, bunu çok

“Şüphesiz bu Kur’an en doğru yola götürür.

iyi kavramışlar ve hayatlarına tatbik etmişler-

Sâlih ameller işleyen mü’minlere büyük bir

dir. Bu hususta da Yüce Mevlâ şöyle buyurmuş-

mükâfat olduğunu, ahirete iman etmeyen-

tur:

lere de can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler.” (17) “İşte o kitap, kendisinde asla şüphe yoktur

EKİM 2017

Kur’an insanların kalbini aydınlatan, onları

3. Kur’an doğru yolu gösteren rehberdir

aklını, malını, namusunu ve kutsal dinini ko-

8

5. Kur’an-ı Kerim nurdur

“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt gelmiştir. O, kalplerdeki hastalıklar için bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.” (22)


7. Kur’an-ı Kerim şifadır

9. Kur’an-ı Kerim bedenler için bir ruhtur

Kur’an-ı Kerim, manevi hastalıkları tedavi

Ona iman edenler, dinamik, hareketli, cesur, yi-

eden ilahi bir şifadır. Öyle ki en mahir doktor-

ğitlik örneği, nadide zatlardır. Sadece kendile-

ların tedavi etmekten aciz kaldıkları, akli, ruhi

rini değil, tüm yaratılanları gözetirler. Kur’an’a

hastalıkları tedavi eder. Bunlara yakalananları

imanla şereflenmeyen sefillerse, hayalet şeklin-

kurtarıp sağlıklı bir hale getirir. Kur’an’a iman

de yürüyen, manen ölülerdir. Kendilerinden

edip onunla amel eden bir Müslümanın asa-

başka hiçbir kimseyi düşünmezler, başkalarına

biyyu’l-mizaç olması veya şaz davranışlarda

yapılan zulümlere karşı kör ve sağır olurlar.

bulunması beklenemez. Çünkü o, sinirlerine

Bugün dünyada yaşanan olaylar bunun en ba-

hâkimdir. Davranışlarını kontrol eder. Yine

riz misalidir. Yüce Mevlâ Kur’an’ın ruh olduğu-

Kur’an, insanda meydana gelen, kendini be-

nu beyanla şöyle buyurmuştur:

ğenme, büyüklük taslama, kin besleme, zulmetme, kıskanma, cimrilik yapma, tembellik etme, acze düşme, korkak olma gibi hastalıkları tedavi eder; kendisine iman edeni cesaretli, mütevazı, vakarlı ve uyumlu bir insan yapar. Kezâ Kur’an, insandaki en büyük maraz olan inkârcılığı ve şirki, akılları pes ettiren delilleri ve manevi ilaçlarıyla tedavi eder. Bu konuda

“(Ey Muhammed!) Böylece biz sana emrimizle bir ruh (insanlar için bir hayat olan Kur’an’ı) vahyettik. Sen önceleri, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz, onu bir nur kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi onunla hidayete erdiririz. Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yolu gösteriyorsun.” (28)

Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur:

10. Kur’an-ı Kerim tümüyle hayırdır

“Biz Kur’an’ı, iman edenler için bir şifa ve

Çünkü Kur’an’a iman edip onu hayatına geçi-

rahmet kaynağı olarak indiriyoruz. Kur’an,

ren mü’min, dünya ve ahiret saadetine ulaşır,

zalimlerin ise, ancak zararını artırır.” (23)

hayatın çeşitli çile ve meşakkatlerini asanlıkla

“Ey insanlar! Size Rabbiniz’den bir öğüt gel-

(kolayca) atlatır, manen huzur içinde yaşar,

miştir. O, kalplerdeki hastalıklar için bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.” (24) 8. Kur’an-ı Kerim ilahi bir zikirdir Kur’an kalpleri diri tutar, onları huzura kavuşturur. Öyle ki okunması dahi ibadettir. Bu hususta Yüce Mevlâ şöyle buyurmuştur: “Allah’a yönelenler; iman edip Allah’ı zikrederek kalpleri huzura kavuşanlardır. İyi bilinmelidir ki, kalpler, Allah’ı zikretmekle huzura kavuşur.” (25)

“Biz, Kur’an’ı hak olarak indirdik, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. (Ey Peygamber!) Biz seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.”

“Şüphesiz ki bu Kur’an, sana ve ümmetine bir zikirdir. Yakında hesaba çekileceksiniz.” (26)

Kur’an’a yemin olsun ki” (27)

9

MUHARREM 1439

“Sâd. Zikir sahibi (şeref ve öğüt dolu)


sız şartsız teslim olup gereğince amel etmesi ve Rabbinden her zaman ve her yerde korkması gerekir. Aksi takdirde, Arapça bir şiirde denildiği gibi, “sırtında su taşıdığı halde çölde susuzluktan ölen deveye benzer” ve Allahu Teâlâ’nın

“Elif, lâm, mim. Bunlar, hikmet dolu o kitabın ayetleridir. Bu ayetler, iyi davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet kaynağıdır.”

şu ayette Tevrat’la amel etmeyen Yahudileri benzettiği eşekler gibi olur: “Kendilerine Tevrat verildikten sonra onu kabul etmeyenler, kitap yüklü merkep gibidirler. Allah’ın ayetlerini yalanlayan böyle bir kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.” (30) 12. Kur’an’ın hazineleri tükenmez Kur’an’a iman eden kul, onda aradığını bulur. Başka bir rehbere ihtiyacı kalmaz. Hem öz benliğini, hem çevresinde bulunan diğer insanları, hem de bütün kâinatı Kur’an yoluyla tanır. Her

maddeten en mütevazı durumda olsa dahi elinden geleni yapmaktan geri durmaz ve mevcut olan haline şükreder. Bununla birlikte diğer garibanları gözetmeye gayret eder, gerek be-

şar. Allah’ın onlara koyduğu kanunlara karşı gelerek kendisini mahv-ı perişan etmez. 13. Kur’an-ı Kerim ilahi bir fermandır

yardım etmeye çalışır. O iç âleminde hep bunu

Bu itibarla onun üstünlüklerini sayarak bitir-

düşünür. Şimdi insanı tedirgin eden sıkıntılar-

mek imkânsızdır.

ihtiraslarından arındırıp yardımsever yapan bu ilahi kitaptan daha hayırlı ne olabilir? Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkanlara ‘Rabbiniz ne indirdi?’ denildiğinde ‘Hayr indirdi’ derler. İyilik edenlere bu dünyada iyilik vardır. Ahiret

Evet, Kur’an ulvi bir ilahi kitaptır. Tarif edenler onu bütün özellikleriyle tarif etmekten aciz kalmışlardır. Herkes ondan aldığı nasibe göre onu tarif etmiştir. - Merhum Said Nursi, Kur’an-ı Kerim’i Osmanlı şivesi ile tarif ederek şöyle demiştir.

yurdu ise daha hayırlıdır. Allah’tan korkan-

- Kur’an, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercü-

ların yurdu ne güzeldir.” (29)

me-i ezeliyyesi

11. Kur’ân, kendisine iman edip onunla

- ve âyât-i tekviniyyeyi okuyan mütenevvi` dil-

amel edene hazine kapılarını açar, kâfirler

lerin tercümân-ı ebediyyesi

ise ondan nasiplenemezler

- ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının mü-

Mü’min kulun Kur’an’dan faydalanıp ondan

EKİM 2017

bütün kâinatla uyum içinde barışık olarak ya-

deni, gerek malı, gerekse dili ile tüm insanlara

dan kurtarıp huzura kavuşturan, onu manevi

10

varlığa özelliğine göre muamele eder. Böylece

fessiri

nasibini tam olarak alması için, ona hakkıyla

- zeminde ve gökte gizli esmâ-i ilâhiyyenin mâ-

iman etmesi, onun emir ve yasaklarına kayıt-

nevi hazinelerinin keşşâfı


- sutûr-i hâdisatın altında muzmer hakâikın

mesleklerine her birindeki meşrebin mezâkına

miftâhı

layık ve o meşrebi tenvir edecek ve her bir mes-

- ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı - ve şu âlem-i şehâdet perdesi arkasında olan, âlem-i gayb cihetinden gelen, iltifâtât-ı ebediyye-i rahmâniyye

leğin mesâkına muvâfık ve onu tasvir edecek birer risale ibrâz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semâvidir. - Kur’ân Arş-ı Âzâm’dan, İsm-i Âzâm’dan, her ismin mertebe-i âzâmından geldiği için, Kur’ân,

- ve hitâbât-ı ezeliyye-i subhâniyyenin hazinesi

bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelâ-

- ve şu İslamiyet âlem-i mâneviyyesinin güneşi,

mıdır. Bütün mevcûdâtın ilâhi ünvânı ile Al-

temeli, hendesesi

lah’ın fermânıdır.

- ve âlem-i uhrevinin mukaddes haritası

- Hem bütün semâvât ve arzın hâlıkı nâmına

- ve zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-i ilâhiyyenin kavl-i şârihi, tefsiri, vâzıhı, burhân-ı kati`i, tercümân-ı sati`i - ve şu âlem-i insâniyyetin mürebbisi - ve insâniyyet-i kübrâ olan İslamiyet’in mâi ve ziyâsı - ve nev`-i beşerin hikmet-i hakikiyyesi

bir hitâbdır - Hem Rubûbiyye-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir - Hem saltanât-ı âmme-i subhâniyye hesâbına bir hutbe-i ezeliyyedir - Hem rahmet-i vâsi`a-i muhite, nokta-i nazârından bir defter-i iltifâtât-ı rahmâniyyedir - Hem ulûhiyyetin azameti, haşmeti, haysiyyeti

- ve insâniyet-i saâdete sevk eden hakiki mür-

ile başlarında bazen şifre bulunan bir muhabe-

şidi ve hâdisi

re mecmûâsıdır

- ve insana hem bir kitâb-ı şeri`at, hem bir ki-

- Hem ism-i âzâmın muhitinden nüzûl ile Arş-ı

tab-ı duâ, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir ki-

Âzâm’ın bütün muhâtabına bakan ve teftiş

tab-ı ubûdiyyet, hem bir kitab-ı emr ve davet,

eden, hikmetfeşân bir kitâb-ı mukaddestir

hem bir kitâb-ı zikr, hem bir kitab-ı fikr, hem bütün insânın bütün hâcât-ı maneviyyesine merci olacak çok kitapları tezammun eden tek câmi` bir kitab-ı mukaddes - hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefâ ve muhakikinin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı

- Ve şu sırdandır ki, kelâmullâh ünvan-ı kemâli, liyâkatle Kur’ân’a verilmiş ve dâimâ veriliyor - Kur’ân’dan sonra sâir enbiyânın kütübü ve sahifelerinin derecesi gelir - Sâir nihayetsiz kelimât-ı ilâhiyyenin ise bir

MUHARREM 1439

11


kısmı dahi hâs bir itibar ile cüz’i bir ünvân ile

15. İsrâ’, 105.

husûsi bir tecelli ile cüz’i bir isimle ve hâs bir

16. Nahl, 89.

Rubûbiyyet ile ve mahsûs bir saltanât ile ve

17. İsrâ’, 9.

husûsi bir rahmet ile zâhir olan ilhâmât sûre-

18. Bakara, 2.

tinde bir mükâlemedir

19. Bakara, 185.

- Melek ve beşer ve hayvanâtın ilhâmları kül-

20. Lokman, 1-3.

liyyet ve husûsiyyet itibârı ile çok muhteliftir

21. Nisâ, 174.

- Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyânın kitâblarını ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evhâm şubuhâtının zulumâtından musaffâ ve nokta-i istinâd-i bi’l-yakin vahy-i mânevi ve kelâm-ı ezeli ve hedefi ve gayesi bi’l-müşâhede saâdet-i ebediyye, içi bi’l-bedâhe hâlis hidayet, üstü bi’d-darûre en-

22. Yunus, 57. 23. İsrâ’, 82. 24. Yunus, 57. 25. Rad, 28. 26. Zuhruf, 44. 27. Sad, 1. 28. Şura, 52. 29. Nahl, 30. 30. Cumua, 5.

var-i imân, altı bi ilmi’l-yakin, delil ve burhân,

31. Kur’an-ı Kerim’i Osmanlı Şivesiyle tarif eden bu ifâdelerin sadeleştirilmiş şekli yaklaşık şöyledir:

sağı bi’t-tecrübe teslim-i kalb ve vicdân, solu

- Kur’an şu büyük kâinat kitabının ezeli bir tercümesidir.

bi ayne’l-yakin tashiru akıl ve izân, meyvesi bi hakki’l-yakin rahmet-i Rahmân ve dâr-i cinân, makâm-ı ve revâc-ı bi’l-hadesi es-sâdık, makbûl-u melek ve ins ve cân bir kitâb-ı semâvidır.” (31)

- Kâinatın ayetlerini okuyan çeşitli dillerin ebedi tercümanıdır. - Şu görülen ve görülmeyen âlemler kitabının müfessiridir. - Yerde ve gökte Allah’ın gizli isimlerinin manevi hazinelerini keşfedendir. - Yaratılanların altında gizli olan gerçeklerin anahtarıdır.

-------------------------

1. Ali İmran, 81-82. 2. Müsned, İmam Ahmed, III, 387.

- Allahu Teâlâ’nın ezeli konuşmalarının hazinesidir. - İslamiyet’in manevi âleminin güneşi, temeli ve hendesesidir.

4. Nisâ, 105.

- Ahiret âleminin mukaddes haritasıdır.

5. Furkan, 1.

- Allahu Teâlâ’nın zatı, sıfatlarını; isimlerini ve fiillerini beyan eden tarifi, açıklayan Tefsiri, kesin olan delili ve net olan tercümanıdır.

7. Sebe, 28. 8. Hicr, 9. 9. Fussilet, 41, 42. 10. İsrâ’, 9. 11. Mâide, 15-16. 12. Bakara, 23-24. 13. Hud, 13. 14. Mâide, 48.

EKİM 2017

- Yine şu görülen âlemin perde arkasında olan, o görülmeyen âlemden gelen Rahmani ve ebedi iltifatlardır.

3. Mâide, 48.

6. Araf, 158.

12

- Görülen âlemde görülmeyen âlemin lisanıdır.

- Şu insan âleminin eğiticisi, ulvi insanlık olan İslamiyetin suyu, ışığı, beşer cinsinin gerçek hikmeti, insanlığı mutluluğa götüren gerçek mürşidi ve rehberidir. - İnsan için hem bir yasa hem de bir dua kitabıdır. Hem bir hikmet hem de bir ibadet kitabıdır. Hem bir emir hem de bir davet kitabıdır. Hem bir zikir hem de bir fikir kitabıdır. Hem de bütün insanların manevi ihtiyaçlarına kaynak olacak birçok kitabı içeren tek ve kuşatıcı, mukaddes bir kitâptır. - Hem bütün velilerin, sıddıkların, âriflerin ve muhakkiklerin çeşitli meşreplerine, ayrı ayrı mesleklerine, her


birindeki meşrebin zevkine layık, onu aydınlatacak, tuttuğu yola uygun ve onu şekillendirecek birer risâle ortaya koyan mukaddes bir kütüphane mahiyetinde bir kitab-ı semâvidir.

- (Hülasa) Kur’an çağları farklı bütün peygamberlerin ki-

- Kur’an Arş-ı Azam’dan, İsm-i Azam’dan her ismin yüce mertebesinden geldiği için, bütün âlemlerin Rabbi olma itibari ile Allah’ın kelamıdır. Bütün varlıkların ilâhi ünvanı ile Allah’ın fermanıdır.

rak içeren altı yönü parlak, şüphelerden doğan evhamla-

taplarını, meşrepleri değişik bütün velilerin risâlelerini, meslekleri muhtelif bütün seçkinlerin eserlerini, özet oların karanlıklarından arınık bir kitâptır. - Dayandığı nokta kesin olarak ilâhi vahiy ve ezeli kelam,

- Hem bütün göklerin ve yerin yaratıcısı adına bir hitaptır. - Hem mutlak rablik yönünden bir mukalemedir.

- Hedefi ve gayesi görüldüğü üzere ebedi mutluluk,

- Hem Allah’ın genel otoritesi adına ezeli bir hutbedir.

- İçi açıkça halis hidayet,

- Geniş ve kuşatıcı rahmet nokta-i nazarından bir Rahmâni lütuflar defteridir.

- Üstü zorunlu olarak iman nurları,

- Hem ulûhiyetin azameti ve haşmeti yönünden, başlarında bazen şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, bültenidir.

- Altı kesin bilindiği üzere delil ve burhan,

- Hem İsm-i Azam’ın muhitinden inmesiyle, Arş-ı Azamın bütün muhataplarına bakan ve teftiş eden hikmet saçan bir kitab-ı mukaddestir.

miyeti,

- İşte bu sırdandır ki, Kur’an’a kelamullah ünvanı tam layık olarak verilmiş ve daima verilmektedir.

boyun eğdirme,

- Diğer peygamberlerin kitâplarının ve sayfalarının derecesi ise, Kur’an’dan sonra gelir. - Diğer sonsuz ilâhi kelimelerin ise, her bir kısmı daha özel bir itibarla, cüzi bir unvan ile, hususi bir tecelli ile, cüzi bir isimle, has bir rütbeyle, mahsus bir otorite ile ve hususi bir rahmet ile ortaya çıkan ilhamlar şeklinde bir konuşmadır. Meleklerin, insanların ve hayvanların ilhamları genellik ve özellik bakımından çok farklılardır.

- Sağı tecrübelerle görüldüğü gibi kalp ve vicdanın tesli-

- Solu kesin görüldüğü gibi aklı hizmetine ram etme ve

- Meyvesi kesin bir gerçek olan Rahmân’ın rahmeti ve cennet yurdu, - Mertebesi ve geçerliliği doğru tecrübeyle meleklerin insanların ve cinlerin kabulune mazhâr olan bir semâvi kitâptır. (Bediuzzamân Said Nursi, Zülfikâr isimli eseri, 3-6)

MUHARREM 1439

13


EKİM 2017

| Kapak Dosya

| Hakan Sarıküçük

KUR’ÂNIN TEFSİRİ VE TEFSİR ÇEŞİTLERİ

14


H

amd, “Sana da zikri (Kur’an’ı) indir-

tirilmiş, bu farklı tefsirler farklı usûller takip

dik ki, kendilerine indirileni insanlara

etmiştir. Gözetilen hedef ise, okuyup anlaşıl-

açıklayasın ve onlar da belki düşünürler”

(1)

ması ve ona göre yaşanması için gönderilen bu

buyuran Allah’a,

ilâhi kitabın her seviyeden insana hitab etmesi

Salât ve Selâm Kur’an’ı bizzat yaşantısıyla tefsir

ve ondaki mânâ zenginliklerinin ortaya çıkarıl-

eden, Rabbinin buyruklarını en doğru şekilde

ması olmuştur.

ümmetine açıklayıp izah eden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, Allah’ın rahmeti ve ihsanı da Kur’an’ın sahih

Tefsirin âlimler arasındaki yaygın anlamı: “Kur’ân-ı Kerim’in mânâlarını keşfetmek,

yollarla yapılan tefsirine tabi olup ehlisünnete muhalif izah ve tefsirler ile heva ve heveslere dayanan açıklamalardan uzak durup Rasûlullah efendimizden sahih yollarla gelen izahlar doğrultusunda Kur’an’ı anlamaya çalışan mümin ve muvahhid kullarının üzerine olsun. Nazil olmaya başladığı andan günümüze kadar canlılığını ve tazeliğini muhafaza eden yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim, daha ilk günden itibaren aslı değişmeden olduğu hal üzere muhafaza edilen tek mukaddes kitaptır. Çünkü ilâhi koruma altındadır. Yüce Rabbimiz bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik ve muhakkak ki onu, (tahrif ile tebdilden yani değişikliğe uğramaktan) biz koruyacağız.” (2)

İslâm dini, yalnız bir zamana, yalnız Arap kavmine mahsus değil, bütün gelecek zamanları ve toplumları kuşatan umumi bir dindir. Bu sebeple Kur’ân'ın mânâsından her Müslüman toplumun hakkıyla istifâde etmesi bir vecibedir. Bu istifâde ise, ancak tefsir vâsıtasıyla mümkün olabilir.

Müslümanlar, nazil olduğu ilk dönemden itibaren Kur’ân’ı anlamak için gayret göstermişlerdir. İlk zamanlarda ayetleri bizzat Kur’ân’ın açıklayıcısı olan Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan sorarak öğrenmişler, daha sonra gelenler ise sahabeden, onlardan sonra gelenler de tabiinden, daha sonrakiler ise kendi gayret ve uğraşılarıyla veya ders ve müzakere yolları

ondaki müşkil ve garib lâfızlardan kastedi-

ile Kur’an’ı anlamaya ve öğrenmeye çalışmış-

len şeyi beyan etmektir.” (3)

lardır. Ancak zamanın geçmesiyle, Kur’ân’ı anlama, yani tefsir metodları da değişmiştir. Başlangıçtan zamanımıza kadar lügat, belâgat,

Tefsir ilminin konusu, bütünüyle Kur’ân âyetleridir. Bu ilmin gâyesi; hem bu dünyada, hem de âhi-

daha pek çok yönlerden tefsirler meydana ge-

rette kişilerin selâmete ve saadete ulaşmalarını

15

MUHARREM 1439

edeb, nahiv, fıkıh, mezheb, felsefe, tasavvuf ve


toplumun hakkıyla istifâde etmesi bir vecibedir. Bu istifâde ise, ancak tefsir vâsıtasıyla mümkün olabilir. (5) Kur’ân-ı Kerim’deki hakikatleri bize en iyi öğ-

Kur’ân'daki hükümlerin ekserisi külli olduğundan, o külli hükümleri izâh ve açıklamak için dâima Sünnet'e ihtiyaç duyulmuştur. Başlangıçtan beri Sünnet, İslâm teşri'nin ikinci kaynağı olmuştur.

retecek, bizzat kendisine kitap gelen Hz. Peygamber aleyhisselâm’dır. O, Kur’ân tefsirinin aslı ve esasıdır. Zira Kur’ân O’na indirilmiştir. O, mutlak olarak Kur’ân’ı insanlar içinde en iyi bilen ve en iyi anlayandır. Bu bakımdan O, insanlara bilmedikleri hususları öğretmekle ve izah etmekle mükelleftir. Bu hususlar âyetlerde açık olarak belirtilmiştir. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah, seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.” (6)

sağlamak için Allah’ın kitabını onun ifâde et-

“(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı)

mek istediği hakiki maksada yakın olarak an-

hak olarak indirdik ki, insanlar arasında

lamak, anlatmak ve faydalı sonuçlar çıkarmaya

Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin.

çalışmaktır.

Sakın hainlerin savunucusu olma.” (7)

Kur’ân’ın indiği dönemlerde Araplar lûgat ba-

Bugün Rasûlullah’ın kadrini düşürmeye çalışıp

kımından Kur’ân’ı anlıyorlardı. Ancak, lûgavi

ona postacı muamelesini reva görenler gerçek-

mânâları bilmekle birlikte, lâyıkıyla anlayama-

te bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde İslâm’a zarar

yacakları meseleler de vardı. Hadislerden de

vermektedirler. Bu işe yeltenenler kendi akıl-

anlaşılıyor ki, Kur’ân-ı Kerim’deki bazı kelime ve âyetler hususunda bazı sahabiler, gerek Hz. Peygamber aleyhisselâm’a ve gerekse âlim sahabilere müracaat ederdi. Bir taraftan müteşabih âyetler, diğer taraftan Arap alfabesinin o zamanki büyük noksanlığı olan hareke ve noktaların bulunmayışı, nihayet muhtelif kıraatların mevcudiyeti, Kur’ân-ı Kerim’in bazı yerle-

EKİM 2017

rini tefsir etmek ihtiyacını zaruri kılmıştır. (4)

16

larını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in aklından daha üstün görmekte Kur’an’ı tefsir etme yetkisini ona vermezken kendilerine reva görmektedirler. Oysa basiretli bir şekilde düşünülecek olsa suyu menbasından kana kana içmek dururken sağlıksız koşullarda bulunan ve etrafa mikrop saçan değersiz kaplardan almak son derece zararlı ve bir o kadar da bilinçsizce hareket etmek manasına gelecektir. Bu şekilde-

İslâm dini, yalnız bir zamana, yalnız Arap kav-

ki bir tavrı göstermek şöyle dursun düşüncesi

mine mahsus değil, bütün gelecek zamanları

bile Müslüman bir kişiden asla beklenilmez.

ve toplumları kuşatan umumi bir dindir. Bu se-

Aynı zamanda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

beple Kur’ân’ın mânâsından her Müslüman

sellem’in tefsirini beğenmemek hakikatte va-


hiyle konuşan ve Allah’ın kendisine bildirdiği hususlarda asla hevasına göre hareket etmeyen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i de beğenmemek manasına geleceği gibi, Onu bu işle vazifelendirmiş olan Yüce Allah’ı da beğenmemek manasına gelecektir. Yaratıcının tercihini sorgulamak ve kendini bu hususta ondan daha

selâm açıklamakla mükellef kılınmıştır. Kur’ân’daki hükümlerin ekserisi külli olduğundan, o külli hükümleri izâh ve açıklamak için dâima Sünnet’e ihtiyaç duyulmuştur. Başlangıçtan beri Sünnet, İslâm teşri’nin ikinci kaynağı olmuştur. (10)

ehil görmek anlamına gelecektir.

Allah Rasûlü’nün Kur’ân’ı tefsir ettiğini, muh-

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in

mekteyiz. O’nun bu tefsiri, hadis kitaplarının

tefsiri, Kur’ân’ın mücmel olan âyetlerini tafsil, umumi hükümlerini tahsis, müşkilini tavzih, neshe delâlet etme, müphem olanı açıklama, garip kelimeleri beyan, tavsif ve tasvir ederek müşahhas hâle getirme, edebi incelikleri ihtiva eden âyetlerin kastetmiş olduklarını bildirme gibi belli başlı kısımlara taalluk eder. (8)

telif hadis kitaplarındaki rivâyetlerden öğren“Kitâbu’t-Tefsir” bölümünü oluşturmuştur. Hz. Peygamber aleyhisselâm’dan sonra tefsir alanında en büyük rolü Sahabe üstlenmiştir. Onlar, Hz. Peygamber aleyhisselâm’ın emirlerine derhal itaat ederek, Hz. Peygamber’den Kur’ân’ın mânâsını ve tatbikâtını en iyi şekilde öğrenmişler, öğrendikleri sûreyi ezberleyince-

Ahkâma, âhiret ahvaline, kısas ve ahbâra ait

ye ve anlayıncaya kadar üzerinde durmuşlar,

bazı hususlar vardır ki, Kur’ân’da zikredilmez-

iyice belleyip öğrenmeden başka bir sûreye

ler. Bunların tefsiri Peygamberimize bırakılmış-

geçmemişlerdir. (11)

tır.

Sahabe, Kur’ân âyetlerini tefsir ederken hak-

“Biz sana da Kur’ân’ı indirdik. Tâ ki insan-

kında nass mevcut olanlar meseleler üzerin-

lara, kendilerine ne indirildiğini açıkça an-

de konuşmuyorlardı. Hz. Peygamber aleyhis-

âyetiyle, Hz. Peygamber aleyhis-

selâm’dan işittikleri ve gördükleri bir şey olup

latasın.”

(9)

MUHARREM 1439

17


olmadığına bakıyorlardı. Çoğunlukla âyetlerin sebeb-i nüzûllerini anlatmak sûretiyle tefsir yapıyorlardı. Sahâbeden, Kur’ân tefsirine dair en çok ri-

3. Irak (Kûfe) Medresesi. (13) Sahabe ve Tâbiin rivâyetleriyle başlayan tefsir

nan şu kişileri sayabiliriz:

ilmi, tedvin edilinceye kadar böylece devam

Mes’ûd (32/652); Ubeyy İbn Kâ’b (19/640); Abdullah İbn Abbâs (68/687); Ebû Musa’l-Eş’ari (44/664); Zeyd İbn Sâbit (45/665); Abdullah İbn Zübeyr (73/692). İslâm Dini'nin hâkim olduğu beldelerde, sahabenin güzide âlimleri, tedris halkaları kuruyor ve etraflarına toplanmış olan tabiinden öğrencilerine Kur’ân'dan anladıkları ve Hz. Peygamber aleyhisselâm›dan öğrendikleri tefsiri öğre-

etmiştir. Yani ilk asırlarda tefsir ilmini hadis ilminin bir kolu olarak görmekteyiz. Fakat daha sonraki asırlarda rivâyet tefsirinin yanısıra dirâyet tefsiri de gelişmeye başlamış, böylece hicri ikinci asırdan itibaren hadis ilminden bağımsız olarak tefsirler meydana getirilmiştir. Tefsirin müstakil bir ilim hüviyetini kazandığı Etbau’t-Tâbiin döneminde her bir âyet, mushaf tertibi gözetilerek tefsir edilmiştir. İlk tefsirlerin çoğu kaybolmuş veya bize kadar ulaşa-

tiyorlardı. Bilhassa Müslümanların yaşadıkları

mamıştır. Bu bakımdan Taberi’nin (310/922)

birçok bölged, fitnenin zuhuruyla ihtilafların

tefsiri bu eski tefsirleri koruyan tefsirler kol-

artması, görüş ve kanaat farklılıkları netice-

leksiyonu sayılmıştır. (14)

sinde grupların ortaya çıkması ve buna benzer

II. TEFSİR ÇEŞİTLERİ

daha başka sebeplerden dolayı Sahabe’nin ileri gelen âlimlerine müracaat sıklaşıyor, onların çevrelerinde Kur’ân ve Hadis tedris ediliyordu. (12)

EKİM 2017

2. Medine Medresesi.

vâyette bulunan ve tefsir alanında ün kaza-

Ali İbn Ebi Tâlib (40/660); Abdullah İbn

18

1. Mekke Medresesi

Kur’ân Tefsirindeki Farklılığın Sebepleri Kur’ân

tefsirindeki

farklılıkların,

biri

Kur’ân’ın yapısı, muhtevası ve üslûbundan,

Bu faaliyetin tabii sonucu olarak, hocaları sa-

diğeri de müfessirlerin görüş, düşünce ve ta-

habiler, öğrencileri tâbiinler olan mektepler

vırlarından kaynaklanan iki ana sebebi bulun-

(medreseler) oluştu.

maktadır.


Tarihi süreç içinde ortaya çıkmış tefsir çe-

re dayanan tefsirdir. Bu usûl ile yapılan tefsire

şitleri:

de “dirâyet tefsiri” veya “rey ile tefsir” ya da

Tefsirciler, ötedenberi tefsir çeşitlerini genel-

“ma’kûl tefsir” denir.

likle “rivâyet tefsiri” ve “dirâyet tefsiri” ol-

Zehebi’nin ifadesine göre re’y ile tefsir, mü-

mak üzere iki ana bölümde ele almışlardır.

fessirin, Arap sözlerini, konuşma şekillerini,

(15)

Bunlardan birincisi; Kur’ân-ı Kerim, Rasûlul-

Arapça lafızların mânâlarını ve delâlet yönle-

lah aleyhisselâm’ın sünneti, Sahabe ve Tâbiûn

rini, câhiliyye devri şiirlerinden yararlanarak,

sözlerine dayanan tefsirdir. Bu kaynaklarla

nüzûl sebeplerine de vâkıf olarak Kur’ân âyet-

yapılan tefsire “rivâyet tefsiri” denildiği gibi,

lerinin nâsih ve mensûhunu ve tefsir âliminin

“nakli tefsir” veya “me’sûr tefsir” de denilir.

ihtiyaç duyduğu diğer konuları da öğrendikten

Rivâyet tefsirleri bize, âyetlerin mânâlarını, kırâat vecihlerini, muhkem veya müteşâbih ol-

sonra Kur’ân’ı içtihâd ile tefsir etmesinden ibârettir. (16)

duklarını, nüzûl sebeplerini, nâsih ve mensû-

Bir âyet hakkında onu açıklayan bir âyet veya

hunu bildirdiği gibi, geçmiş ümmetler ve on-

bir hadis bulunmadığında, tabii olarak re’y ve

larla ilgili âyetler hakkında da bilgi verir. Bu

içtihâdla tefsir edilir. Bu durumdaki müfessirin,

tür bilgiler, daha ziyâde hadis, siyer, megâzi ve

tefsir usûlüne göre kendisi için şart olan ilim-

tarih kitaplarında yer alır. Bu çeşit tefsir, baş-

leri öğrenmiş olması gereklidir. Aksi takdirde,

langıçta rivâyetle başlamış, Hz. Peygamber’den

mücerred re’y ile yapacağı tefsir, Kur’ân’a ters

Sahâbeye, onlardan da Tâbiilere intikâl etmiş-

düşeceğinden makbûl değildir.

tir. Daha sonra rivâyetler toplanmış, tefsirler tedvin edilmiştir.

Dirâyet tefsiri kendi arasında ikiye ayrılır: a.

En meşhur rivâyet tefsirlerinin isimlerini müellifleriyle birlikte şöylece zikretmek mümkündür: 1. İbn Cerir et-Taberi, Câmiu’l-Beyân an Tefsiri’l-Kur’ân. 2. Ebu’l-Leys Semerkandi, Tefsiru Ebi’l-Leys. 3. el-Vâhidi, el-Veciz fi Tefsiri’l-Kur’âni’l-Aziz. 4. el-Begavi, Meâlimu’t-Tenzil. 5. İbn Atiyye, el-Muharraru’l-Veciz fi Tefsiri Kitâbi’l-Aziz. 6. İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azim.

Kur’ân-ı Kerim, Rasûlullah aleyhisselâm'ın sünneti, Sahabe ve Tâbiûn sözlerine dayanan tefsirdir. Bu kaynaklarla yapılan tefsire "rivâyet tefsiri" denildiği gibi, "nakli tefsir" veya "me'sûr tefsir" de denilir.

7. Celâleddin es-Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr. İkincisi yani «dirâyet tefsiri» ise, rivâyetledini ve felsefi ilimler ile çeşitli müsbet ilimle-

19

MUHARREM 1439

re münhasır kalmayıp Arap dili ve edebiyâtı,


b. Mukayyed Dirâyet Tefsiri: Kendisinde muayyen bir görüşün, meselâ, sûfi, felsefi, fıkhi, edebi-içtimai görüşün hâkim olduğu tefsirdir. Mukayyed dirâyet tefsiri kendi arasında kısımlara ayrılır. a. Sûfi / Tasavvufi Tefsir

Asrımızda yeni bir tefsir tarzı olarak kabul edilen ekolün en belirgin özelliği, Onun içtimai sahaya bakan yanlarını öne çıkararak, hidâyet gayeli tefsire konu edilmesidir. Kur’ân, toplum için inmiştir. Bu yüzden tefsir edilirken, çağın içtimai problemleri Kur’ân âyetlerinin ışığında çözüme bağlanmalıdır.

Peygamber Efendimiz (asm)’in vefatından sonra özellikle dini yaşayışta ortaya çıkan bazı farklılıklar bazı değişiklikleri beraberinde getirmiş, ibadete fazla düşkünlük, uzlet, dünyadan uzaklaşma ve zühd hayatı gibi davranışların ön plana çıktığı görülmüştür. Neticede Kur’ân’da yer alan bazı ahlaki kavramları batıni bir mânâ ile yorumlamaya çalışmışlardır. Böylece Kur’ân lafızlarının biri zahiri, diğeri de batıni olmak üzere iki çeşit yorumu ortaya çıkmıştır. Tasavvuf, nazari ve ameli olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki kısmın görüşlerine uygun olarak iki çeşit sûfi tefsir meydana gelmiştir. 1. Nazari sûfi tefsir, 2. İşâri sûfi tefsir. 1. Nazari Sûfi Tefsir: Kur’ân’ı, tetkiklerine ve felsefi görüşlerine dayandırıp, onu arzu ettikleri şekilde mânâlandırma ekolü olarak ortaya

Mutlak Dirâyet tefsiri. b. Mukayyed Dirâyet

2. İşari Sûfi Tefsir: Zâhir mânâsı ile bağdaştı-

tefsiri. a. Mutlak Dirâyet Tefsiri: Kendisinde muayyen bir görüşün, meselâ sûfi, felsefi veya fenni görüşün hâkim olmadığı dirâyet tefsiridir.

(17)

EKİM 2017

rılabilen, sülûk erbabının bilebileceği birtakım anlamlara ve işâretlere göre Kur’ân’ı tefsir etmektir. Burada, nazari sûfi tefsirde olduğu gibi sûfi müfessirlerin ön fikir ve yargıları yoktur.

Bu tarzda yazılmış birkaç önemli mutlak dirâ-

Müfessir, bulunduğu makamda içine doğan il-

yet tefsiri ve müfessirlerini belirtmek gerekirse:

hâm ve işâretlerle âyetleri mânâlandırmaya ça-

1. Fahruddin er-Razi, Mefâtihu’l-Gayb (Tefsir-i

lışır. Kalblerine doğan bilgiyi kapalı bir üslûp

Kebir).

20

çıkmıştır. (18)

ile, remiz ve işâret yoluyla ifade ederler. Yaptıkları tefsirlere de tefsir değil, işaret adını verirler.

2. Kâdi Beyzavi, Envâru’t-Tenzil ve Esrâ-

Bunun için tasavvufi tefsire “işari tefsir” adı ve-

ru’t-Te’vil.

rilir. İşari tefsirler, makbûl ve makbul olmamak

3. Nesefi, Medârikü’t-Tenzil ve Hakâkiku’t-Te’vil.

üzere iki gruba ayrılırlar. (19)

4. Ebussuûd Efendi, İrşâdü’l-Akli’s-Selim ilâ

Bazı tasavvufi tefsirlere örnek olarak şunla-

Mezâye’l-Kur’âni’l-Kerim.

rı zikredebiliriz:


1. et-Tüsteri, Tefsirü’l-Kur’ân’i’l-Azim;

bazı mütekaddimin ve müteahhirin tarafından makbul görülmemiş ve tenkide uğramıştır. (22)

2. Sülemi, Hakâiku’t-Tefsir; 3. Abdülkerim el-Kuşeyri, Letâifu’l-İşârât.

e. Edebi-İçtimai Tefsir

b. Felsefi Tefsir

1. İçtimai Tefsir: Asrımızda yeni bir tefsir tar-

Felsefenin İslâm dünyasında yayılıp gelişmesini müteâkiben İslâm’ın bazı itikâdi mes’elelerini felsefi yorumlarla açıklama gayretleri görülmeye başladı. Böylece, “felsefi tefsir” diyebileceğimiz bir anlayış belirdi. Ancak bu anlayışın taraftarları Kur’ân’ın felsefi olarak izahını ihtiva eden tam bir tefsir yazmış değillerdir.

zı olarak kabul edilen ekolün en belirgin özelliği, Onun içtimai sahaya bakan yanlarını öne çıkararak, hidâyet gayeli tefsire konu edilmesidir. Kur’ân, toplum için inmiştir. Bu yüzden tefsir edilirken, çağın içtimai problemleri Kur’ân âyetlerinin ışığında çözüme bağlanmalıdır. Kur’ân’da yer alan bilgilerin önemli bir

Daha çok münferid âyetlerin felsefi yorumunu

bölümü insanın insanla olan ilişkilerine, bir

hedef alan birtakım çalışmalar göze çarpmak-

başka ifade ile fert-toplum ilişkilerine aittir. Ni-

tadır. Bu çalışmanın ilk örneklerini ünlü filozof

tekim Kur’ân’da insanın sosyal yapısından, aile

Kindi’de görmekteyiz.

Tefsirle en çok ilgisi

nizamından, evlenme ve boşanmadan, muh-

tesbit edilen İbn Sinâ ise, felsefede Farabi ve İh-

taçlara yardımdan, miras ve özel mülkiyetten,

(20)

vân-ı Safâ’yı tamamlamıştır.

(21)

c. Fıkhi Tefsir Fıkhi tefsir, Kur’ân-ı Kerim’in amel yani ibâdât ve muamelât yönleri ile meşgul olan, bu konu ile ilgili bulunan âyetleri açıklayan ve onlardan hükümler çıkarmaya çalışan bir tefsir koludur. Fıkhi tefsir sahasında yazılan eserlerin bazıları: 1. eş-Şâfii, Ahkâmu’l-Kur’ân; 2. Ebû Bekir el-Cassâs, Ahkâmu’l-Kur’ân; 3. Ebû Bekr ibn Arabi, Ahkâmu’l-Kur’ân; 4. el-Kurtubi, el-Câmi’u li Ahkâmi’l-Kur’ân. d. Fenni Tefsir Kur’ân’ın fenni tefsirinde, Kur’ân’ın bütün ilimleri ihtivâ ettiği esası, ağırlık noktasını teşkil eder. Bu yolu benimseyen kimselerin nazarında Kur’ân, dini itikadi ilimleri ihtivâ etmekle dığı fikri revaç bulur. Fenni tefsir hareketi de

21

MUHARREM 1439

beraber, onun diğer çeşitli ilimleri de kapsa-


kabileler ve milletlerarası ilişkilerden ve farklı-

dönemde ilk 5 âyeti Kur’ân’dan ilk inen âyetler

lıklardan, yönetim biçiminin dayandığı kural-

olan Alâk Sûresi’nden başlayıp, son nâzil olan

lardan, savaş ve barıştan ve daha pek çok sosyal konulardan bahsedildiği görülmektedir.

büsünde bulunmuşlardır. Bu sahadaki tefsirle-

Tasvip edilen ve edilmeyen yönleriyle ilim çevrelerinde tahlile tâbi tutulan bu tefsir hareketinin mümessili Muhammed Abduh’tur. Daha sonra Reşid Rıza, Mustafa el-Meraği, Seyyid Kutub, Said Havva ve Mevdudi gelmektedir.

Kur’ân’ın belâgat, muhteva zenginliği, ihtiva ettiği esasların insanlığa yetmesi, gaybi ha-

et-Tefsiru’l-Hadisi’ni verebiliriz. h. Fırka Tefsirleri / Kelâmi Tefsirler İslâm›ın birinci asrından itibaren gerek dini ve gerekse siyasi bir anlayışla zuhûr etmeye başlayan fırkalar olmuştur. Bu fırkalar, yaptıkları

berler ihtiva etmesi, daima yeni kalması, Hz.

işlerin doğruluğunu ispat için Kur’ân›a başvu-

Peygamber aleyhisselâm’ın arzusuna göre de-

ruyorlar, âyetleri, kendi görüşlerini teyid ede-

ğil de, Cenab-ı Allah’ın takdirine göre gelme-

cek şekilde te›vil ediyorlardı. Herbiri Kur’ân’da

si gibi konuları ele alırlar. Ayrıca Kur’ân’ın dil ve üslûbuyla birlikte, inişini, Mushaf hâlinde toplanmasını ve tabiat ilimlerini ilgilendiren

kendi mezhebine uygun gördüğünü alıyor, diğer kısımları ise te’vil edip kendi görüşüne uy-

yanlarını da mevzu edinirler. Buna Kur’ân’ın

durmaya çalışıyor ve insanlar da bu yollardan

i’câzını, yani az lafızla çok mânâ ifade etmesini

birine tâbi oluyordu.

de ilave edebiliriz. Kur’ân’ın i’câz yönü üzerinde duranlar, daha ziyade onun belagatı, dil ve üslûbu üzerinde yoğunlaşmışlardır. Edebi Tefsir ekolünün kurucusu olan Emin el-Hûli ve talebesi Dr. Aişe Abdurrahman ile

Mutezile, Şiâ ve Hârici fırkaları gibi ortaya çıkan ilk mezheplerin hepsinin Kur’ân’a sarıldığını ve ilk ihtilâfların hepsinin Kur’ân’a rucu’ ettiğini görmekteyiz. Hattâ aslı İslâmi olma-

birlikte, Muhammed Ahmed Halefullah, Sey-

yan fırkalar bile, bekâlarını sağlayabilmek için

yid Kutub, Abdulkadir el-Mağribi, Muhammed

Kur’ân’a dayanmak mecburiyetinde kalmışlar-

el-Mübârek, Şevki Dayf, Tahir b. Aşur, bu eğili-

dır. İslâm’daki birçok fırkaların elimizdeki tef-

me mensup olanların ileri gelenleridir. (24) f. Lügavi Tefsir Lügavi tefsirden/Filolojik yaklaşımdan kastımız, konu olarak Kur’ân dilini ele alan ve filo-

sirleri fazla değildir. Bazılarının da, sadece bazı âyetler hakkındaki tefsir ve te’villeri mevcuttur. ı. İlhâdi Tefsir

lojik yönden Kur’ân’ı inceleyen eserlerdir.

Bu kelime, felsefede “ateizm”in Arapça karşılı-

g. Târihi Tefsir

ğıdır. İlhâdi tefsirler, İslâm Dini›ni yıkmak

Bazı araştırmacılar da Kur’ân’ı, tarihi yönden araştırmaya yönelmişlerdir. Bu araştırmayla

EKİM 2017

re misal olarak Muhammed İzzet Derveze’nin

(23)

2. Edebi Tefsir: Edebi tefsire yönelenler,

22

âyete kadar sırayla âyetleri tefsir etme teşeb-

gayesi ile gerek Kur’ân›ı inkâra yeltenen ve gerekse bazı âyetler hakkında fâsid te›viller-

onlar, Kur’ân’ın nüzûl merhâlelerine göre tef-

de bulunarak gayelerine ulaşmak isteyenle-

sir edilmesini kastetmektedirler. Yani 23 yıllık

rin yazmış oldukları tefsirlerdir.


Bu çalışmamızda özetle tefsir çeşitlerini zikretmeye çalıştık. Daha detaylı bir şekilde bu konuları öğrenmek isteyen kardeşlerimiz tafsilatlı kitaplara müracaat edebilirler. Rabbim bizleri Kur’an ve sünnete ışığında yapılan tefsirlere tabi olan ve ehlisünnete uygun bir bakışla hareket eden kullarından eylesin. Selam ve dua ile...

12. Duman, M. Zeki, Uygulamalı Tefsir Usûlü ve Tefsir Tarihi, 133. Kayseri, 1992, s.133. 13. İbn Teymiyye, Mukaddime fi Usûli›t-Tefsir, 78-79. Tanta 1988. 14. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 269-270. Ankara, 1991. 15. Kâfiyeci, Muhyiddin Ebû Abdillah Muhammed b. Süleymân, Kitâbu›t-Teysir fi Kavâidi İlmi›t-Tefsir, 54 (Terc. ve Nşr. İ. Cerrahoğlu). Bilmen, Ö. N., Büyük Tefsir Tarihi, 1/107 İstanbul 1973; Sofuoğlu, M., Tefsire Giriş, 263. İstanbul, 1981.

-------------------------

16. ez-Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 1/255 Beyrut, ts.

1. Nahl,44.

17. el-Beyûmi, Seyyid Mursi İbrahim, Menâhicu’t-Tefsir Beyne’l-Kadim ve’l-Hadis, 16. Kahire ts.

2. Hicr,9. 3. Lisanü’l-Arab; Tâcü’l-Arûs; Zerkeşi 1972, 2/147; Zerkani, 1/471 4. Okiç, M. Tayyib, Tefsir ve Hadis Usulünün Bazı Meseleleri, 144-145. İstanbul, 1995. 5. Bilmen, Ö. N., Büyük Tefsir Tarihi, 1/105-107.İstanbul 1973. 6. Maide,67 7. Nisâ,105. 8. Yıldırım, Suat, Peygamberimizin Kur’ân’ı Tefsiri, 31. İstanbul, 1983.

18. Ateş 1974, 167; Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/340 Beyrut, ts. 19. Zerkani, Menâhilu’l-İrfân fi Ulûmi’l-Kur’ân, 1/546556 Beyrut, ts. 20. Karlığa, Bekir; Çetiner, Bedrettin, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri İbn Kesir, 16/198. İstanbul, 1988. 21. Ayrıntı için: Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/419-431 Beyrut, ts.; Turgut 1991, 289293. 22. Aydüz, Davut, “Fenni Tefsir,” Kur’ân’a Dair İncelemeler, 67-100. İstanbul 2000.

11. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 9/34-36. Ankara, 1991.

24. Ayrıntılı bilgi için: Şerif 1982, 595-610; Sağir 1983, 103-107.

23

MUHARREM 1439

10. Cerrahoğlu, İsmail, Tefsir Usûlü, 1/46-47. Ankara, 1991.

23. Ayrıntılı bilgi için: Zehebi, Muhammed Huseyn, et-Tefsir ve’l-Müfessirûn, 2/547-609 Beyrut, ts.; Ebû Huzeyfe, İbrahim ibn Muhammed, “Mukaddime fi Usûli’tTefsir” adlı kitaba yazdığı arz, 56-62.; Tanta 1988.

9. Nahl,44.


EKİM 2017

| Kapak Dosya

| M. Sadık Türkmen

KUR’ÂN’IN MUHAFIZI OLMAK

24


H

amd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, onun

ailesine ve ashabına olsun.

rinin önündeki en büyük engel teşkil etmiştir. İslam ümmeti Kur’an hafızlığına her dönem büyük önem vermiştir. Çünkü bizzat Rasû-

İslam dinini diğer dinlerden ayıran en önem-

lullah sallallahu aleyhi ve sellem hafız idi ve

li özelliklerin başında kuşkusuz kaynağının

daha sonraki hafızlara müstakbelde nasıl ha-

sağlamlığı gelmektedir. Daha önceki semavi

reket edeceklerini göstermişti. Fatıma radıyal-

dinler kaynaklarının bozulup tahrif edilmesi vesilesiyle ilk şeklini kaybetmiş kendi içinde dahi tezatlarla dolmuştur. Din adına gönderildiği kesin olan kitaplar eğer isimleri Kur’an-ı Kerim’de geçmemiş olsaydı, her Müslüman’ın inkâr etmesi dinin zaruretinden olan bilgiler içermektedir. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’in korunmasını

''Şüphesiz ki zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz. Onun koruyucuları da mutlaka Biziz.”(Hicr, 9)

üzerine almış ve daha önceki kitapların maruz kaldığı tahrifattan onu muhafaza etmiştir. ‘’Şüphesiz ki zikri (Kuran’ı) Biz indirdik Biz. Onun koruyucuları da mutlaka Biziz.”(Hicr, 9) Yüce kitabımız bu özelliği ile kıyamete kadar devam edecek olan bir hidayet rehberidir. Zira onu okuyan, tefekkür eden, anlamaya çalışan onun sanki bugün iniyormuşçasına taze

lahu anha’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

olan atmosferini hissedecektir.

sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: ‘’Cib-

Kur’an’ın bu şekliyle tahrifattan korunması, hidayet rehberi olması ve diriliğini devam ettirmesi için elbette Allah Teâlâ’nın ‘’ol’’ demesi yeterli olabilirdi. Yüce Rabbimiz onun fonksi-

ril her sene Kur’an’ı benimle bir defa mukabele ederdi. Bu sene iki kere mukabele etti. Öyle sanıyorum ki ecelim yaklaşmıştır.’’ (Buhari, Fedâilü’l-Kur’an, 8)

yonunu sürdürmesi için başka vesilelerde yara-

‘’Kim Kur’an’ı okur ve onu ezberlerse Allah onu

tabilirdi. Ancak Allah Teâlâ bu ümmetin nuru

cennete koyar ve akrabasından cehennemlik olan

olan kitabını nasıl aziz kıldı ise bu ümmete sair

on kişiye şefaatçi kılar.’’ (1)

ümmetlere nasip etmediği bir payede bahsetmiştir: O da Allah’ın kitabını ezberleme ve onu muhafaza etmektir. Müslümanlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den beri Kur’an-ı Kerim’i ezberlemek ve nesilden nesile aktarmak suretiyle Allah Teâlâ’nın onu koruyan eli daha önceki kitapları tahrif etmekteki becerile-

beraberdir.’’ (2) ‘’Kur’an sahibine ‘’Oku ve yüksel! Dünyada tertil üzere okuduğun gibi tertil üzere (tane tane) oku. Şüphesiz senin merteben, okuyacağın son ayetin yanındadır’’ denilir. (3) Hafızlığa yapılan bu teşvik ve hafızlığın Allah

25

MUHARREM 1439

olmuşlardır. Bu durum İslam düşmanlarının

‘’Hafız olup ta Kur’an’ı okuyan kimse meleklerle


lanmasını Ebu Bekir radıyallahu anh’tan talep etmişti. O dönemde hafız olanlar sadece ezberleriyle değil, davet, cihad ve fedakârlıklarıyla

''Kim Kur’an’ı okur ve onu ezberlerse Allah onu cennete koyar ve akrabasından cehennemlik olan on kişiye şefaatçi kılar.''

da ümmetin öncüleri olmuşlardı. Gerek peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem döneminde gerekse daha sonra raşid halifeler döneminde Kur’an hafızları toplumun öncüleri olmuştur. Uhud savaşında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şehitleri kabirlere ikişer ikişer koydurmuş, yaptığı tetkikten sonra Kur’an’ı daha iyi bilenleri öne almıştı. Hz Ömer radıyallahu anh’ın istişare meclisi yaşlı ve genç hafızlardan oluşuyordu. İlme çok önem veren

katında büyük karşılık göreceği müjdesi sahabeler arasında karşılığını bulmuştu. Onlar bırakın Kur’an’ın tümünü, bir kısmını dahi ezber-

muhafaza etmeye çalışıyordu. Dikkat edilmesinde ehemmiyet olan bir diğer

Hatta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

konu da şudur: Kur’an’ın hafızı olmak kitabul-

evlenmeye gücü yetmeyen bazı fakir sahabele-

lah’ın korunmasında önemli bir yer tutmuştur.

rin evlenecekleri eşlerine ezberlemiş oldukları

Ancak Allah Teâlâ dileseydi kitabını başka bir

bazı süreleri mehir olarak öğretmelerini şart

yolla da muhafaza edebilirdi. Aslında Müslü-

koşmuştu.

manlar Kur’an’ı hıfzederek Allah’ın muhafazasına sığınmaktadırlar. Çünkü Kur’an ancak onu anlamak ve yaşamak için kendisine yakla-

hafızlarının aralarındaki en bariz farklardan

şanlara kapılarını açar ve onları muhafaza eder.

biri onların çok ezber yapmak yerine azar azar

Aslında hafız olan kişi Allah’ın kitabını ezber-

ödev alıp ezberledikleri bölümleri yaşayarak

leyerek onu muhafaza ettiği gibi bu mübarek

pekiştirmeleridir. Günümüzdeki tüm hafızları

ameli ile kendisini muhafaza altına almıştır.

itham altında bırakmak doğru olmaz. Ancak

EKİM 2017

ilimlerinden istifade ederek İslam toplumunu

lemenin büyük fazilet olduğunu biliyorlardı.

Bizim zamanımızdaki hafızlar ile ilk dönem

26

Hz Ömer onları yanından ayırmıyor ve onların

ilk hafızların hepsi bu güzel özelliğe sahip idi.

Hafızların Görevleri

Bunun en açık örnekleri Bi’ri Maune’de yetmiş

1. Kur’an’ı okumak ve ezberlemek: Hafızla-

hafızın, Müseylemetü’l-Kezzab ile yapılan sa-

rın mükâfatlarının daimi olabilmesi için

vaşta pek çok hafızın şehit edilmesiyle karşımı-

Kur’an’ı okuma, ezber tekrarı ve onun ma-

za çıkmıştır. Resûlullah sallalahu aleyhi ve sel-

nasını tefekkürlerinde süreklilik arz etme-

lem’den sonra bu kadar hafızın bir savaşta şehit

si gerekir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

edilmesi Ömer bin Hattab radıyallahu anh’ın

sellem hafızları şöyle uyarmıştır: ‘’Kur’an’ı

dikkatini çekmiş ve Kur’an ehlinin tamamen

ezberlemiş hafız kimsenin ‘’şu ayetleri unut-

şehit edilmeden önce Kur’an’ın bir kitapta top-

tum’’ demesi ne kadar da kötü bir şeydir; bu-


nun yerine ‘’unutturuldu’’ demesi lazımdır. Ey Kur’an sahibi hafızlar! Sizler Kur’an’ı daima okuyup müzakere ediniz. Çünkü Kur’an’ın hafız kişilerin gönüllerinden silinip gitmesi,

rumaya gayret ederse o nispette dereceleri yükselir. Kendilerini hafızlığa yönlendiren anne babalarının hürmetinde kusur etme-

bağlı devenin boşalıp kaçmasından daha zor-

meli, üzerlerinde emeği geçen hocalarının

lu ve şiddetlidir.’’ (4)

hem huzurlarında hem de gıyaplarında

2. Kur’an’ı anlamak ve onunla amel etmek: Zira ilmi ile amil olmayanlar Hak Teâlâ ve halk nazarında kınanmaya maruz kalırlar. Günümüz hafızlarının sahabe ve ilk dö-

hürmetle hatırlamaları ve onlardan sadır olacak hatalarını görmezden gelmeli, onlar için Allah’tan mağfiret dilemelidirler.

nem hafızlarının metotlarını uygulamada daha titiz davranmaları icap eder. Yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘’Sizler kitabı oku-

-------------------------

duğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? ‘’ (Bakara, 44) 3. Her durumda okuma kaidelerine riayet etmek: Hızlı okurken tecvit kurallarına riayet etmek, harfleri birbirine katarak mana bozulmasına vesile olmaktan kaçınmak ve

1. (İbni Mace, Mukaddime, 16) 2. (Tirmizi, Fedâilü’l-Kur’an, 13 ) 3. (Ebu Davud, Vitr, 20) 4. (Buhari, Fedâilü-l Kur’an, 23) 5. (Tirmizi, Fedâilü’l-Kur’an, 20)

asli görevinden sıyırarak sadece musiki zevki verecek tarzda okumaktan kaçınmak gerekir. 4. Allah rızası için okumak: Kur’an’ın kıraatini dünya menfaatini elde etme aracı yapmamak gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: ‘’Benim ayetlerimi az paraya satmayın, benden korkun.’’ (Bakara, 41) Bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: ‘’Kur’an’ı okuyunuz. Onu menfaat vesilesi yapmayınız. Onunla mal çoğaltmaya kalkmayınız. Ondan ayrılmayınız.

''Kur’an sahibine ''Oku ve yüksel! Dünyada tertil üzere okuduğun gibi tertil üzere (tane tane) oku. Şüphesiz senin merteben, okuyacağın son ayetin yanındadır'' denilir.

Onda haddi aşmayınız. ‘’ (5) 5. Hafızlık vakarını korumak: İlimlerin en büyüğü Allah kelamıyla alakalı olduğu bilmelidir. Hafızlar Kur’an’ın vakarını ko-

27

MUHARREM 1439

için Kur’an ehli neyi temsil ettiğini çok iyi


| Kapak Dosya

| Ömer Ergül

KUR’ÂN’IN TESPİT VE CEMİ K

EKİM 2017

ur’ân-ı Kerim, Allah Teâlâ’nın yeryüzü ehliyle, insanlar arasından seçtiği bir peygamberine indirdiği vahiyle hitap ettiği son ilâhi sesleniştir. 610 yılında Hira Mağarası’nda başlayan vahiy serüveni 22 yıl (hicri 23) boyunca devam etmiştir. Hz. Peygamber’in (sav) 632 yılında vefatı ile birlikte de son bulmuştur. İlâhi vahiy ilk indiği andan itibaren çeşitli yöntemlerle kayıt altına alınmış muhafaza edilmiştir. Nesilden nesile tevâtüren nakledilmiş ve hiçbir değişikliğe uğramaksızın günümüze ulaşmıştır. Bu yazımızda Kur’ân-ı Kerim’in gökten Cibril-i Emin ondan da Muhammedü’l-Emin vasıtasıyla insanlara ulaştırılmasından, tek bir lisan üzere iki kapak arasında cem

28

edilip dağıtılmasına kadar geçen süreci özetlemeye çalışacağız. Kur’ân-ı Kerim’in cemi denildiğinde üç dönem akla gelir. Bunlardan ilki Hz. Peygamber Dönemi, ikincisi Hz. Ebû Bekir Dönemi ve üçüncüsü de Hz. Osman Dönemidir. Şimdi sırasıyla bu dönemleri, genel özelliklerini ve yapılan faaliyetleri ele alalım.

1. Hz. Peygamber Dönemi a. Hz. Peygamber Döneminde Kur’ân-ı Kerim’in Tespiti Vahyin indiği süreçte Arabistan yarımadasına dair birçok âlim ve araştırmacının dikkat çektikleri en önemli husus, o dönemde o coğraf-


ya da okuma ve yazma oranları çok düşük ve yazı çok da yaygın kullanılan bir araç değildir. Dolayısıyla yazı yazılacak malzeme bulmakta oldukça zordur. Bunun neticesi olarak taş, deri, hurma dalı, tahta ve kemik gibi birçok farklı malzeme kullanılmıştır. (1) Kur’ân-ı Kerim’in ilk ne zaman yazıya geçirildiği ile ilgili net bilgiler elimizde bulunmamakla birlikte çok erken dönemden itibaren yazıya geçirildiği ve vahyin itmamına kadar da bu işleme devam edildiği bildirilmektedir. Kur’ân-ı Kerim’in yazıya geçirildiğine delil olabilecek en erken veriler şunlardır: Öncelikle Kur’ân’da yer alan bazı ifadeler Kur’ân-ı Kerim’in nüzulünün devam ettiği süreçte yazıya geçirildiğine işaret olarak kabul edilmiştir. Kur’ân kendisini “kitap” (2) olarak vasfetmiştir. Kitap ise “yazılan ve okunan” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu, Kur’ân’ın yazılır ve okunur bir şey olduğuna işaret olarak kabul edilebilir. “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz.” (3) ayetinin tefsirinde Katâde (118/737) yeryüzüne inen vahye müşriklerin ve münafıkların dokunabildiğini ifade etmiştir. Oysa yazıya geçirilmemiş bir metinden bahsediyor olsaydık böyle bir dokunmadan bahsetmek boş bir sözden ibaret olurdu. Furkan Suresi’nin beşinci ayeti de Kur’ân’ın yazıldığına işaret etmektedir. (4) İşaret edilen ayette müşrikler Kur’ân’ın yazdırıldığını ifade ederek onu eskilerin masalları olmakla itham etmişlerdir. (5)

Hz. Peygamber (sav) zamanında yazılan metinler daha önce de işaret edildiği üzere bazı

29

MUHARREM 1439

Kur’an dışında Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde yazıya geçirildiğine dair bir takım deliller mevcuttur. Bunlardan ilki Hz. Ömer’in (ra) Müslüman oluşu ile ilgili zikredilen rivayetlerde Hz. Ömer’in (ra), daha önce Müslüman olmuş olan ve yanında Kur’ân’dan yazılı bazı bölümler bulunduran kız kardeşinden bu yazılı metinleri istemesi anlatılır. Henüz daha Mekke döneminin beşinci yılında gerçekleşen bu olay, bize Kur’ân’ın yazıya geçirilen bir kitap olduğunu göstermektedir. “Benden Kur’ân’dan başka bir şey yazmayın. Kim benden Kur’an’dan

başka bir şey yazmışsa onu imha etsin.” (6) Hadislerin yazımını genel manada yasaklayan bu rivayet Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde yazıya geçirildiğini göstermektedir. Zeyd b. Sabit (ra) “Rasûlullah’ın komşusuydum. Kendisine vahiy geldiğinde beni çağırır ve benden gelen vahyi yazmamı isterdi.” (7) Hz. Ebû Bekir’in (ra) emriyle yazılı Kur’ân metinlerine ait dağınık malzemeyi bir araya getirmek suretiyle mushaf haline getirecek heyetin lideri olan Zeyd b. Sabit’in (ra) bu sözü de bu husustaki en önemli delillerdendir. Ayrıca bu rivâyet bize Hz. Peygamber’in (sav) çevresinde sırf bu işle uğraşan “vahiy kâtiplerinin bulunduğuna da bir işaret taşır. Kur’ân’ın yazılı bir metin olarak bize ulaşmasında kuşkusuz en önemli katkı bu işle iştigal eden kâtiplere aittir. (8) Kur’an’ın ilk cem’inin Hz. Peygamber (sav) tarafından yapıldığına dair en önemli delil kuşkusuz Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilen Hz. Osman’a (ra) ait şu sözdür: “… Bazen Rasûlullah’a birkaç sûre birden nazil olurdu. Kendisine bir vahiy nazil olduğunda ‘bunu falan falan konudan bahseden surenin içine koyun, şu ayetleri falan falan konunun anlatıldığı sureye yerleştirin, şu ayeti falan falan hususun zikredildiği sureye koyun’ dedi…”. (9) Bu rivayet bize Kur’an’ın sure ve ayetlerinin yazımı yanında diziminin de bizzat Hz. Peygamber (sav) gözetiminde ve onun emirleri doğrultusunda cem edildiğini göstermektedir.


Kur’ân-ı Kerim’i bir kitap haline getirmeyi zorunlu kılan husus henüz daha Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafetinin ilk yılında Yemâme Savaşı’nda Müslümanlardan Kurra hafızlardan önemli sayıda kişinin vefat etmesidir. Rivayetlerde zikrolunan sayıların en düşüğü yetmiştir.

hurma dallarına, kemiklere, taşlara vb. şeylere yazılıyordu. Dağınık halde bulunan bu yazılı Kur’ân parçalarının önemli bir kısmı Hz. Peygamber’in (sav) evinde ve diğer kısımları da bunları yazan sahabilerin evlerinde tutulmaktaydı. Mekke’den Medine’ye vahyin aktarılması hususunda da en önemli aktarıcının Akabe biatlarında Hz. Peygamber’e (sav) gelen Rafi’ b. Mâlik ez-Zuraki olduğu bildirilir. Hz. Peygamber (sav) ez-Zuraki ile görüşmesinde ona on yıl boyunca yazılan Kur’ân metinlerini içeren bir yazılı belge vermiştir. Böylece Kur’ân’ın yazılı olarak Mekke’den Medine’ye aktarımı sağlanmıştır. Ayrıca hicret eden her bir sahabi de yazdıklarını yanında götürmüş olmalıdır. (10) Netice itibariyle Hz. Peygamber döneminde Kur’ân’ın tamamı yazılmıştır. Ancak yazılan parçalar bir araya toplanmamış ve sureler tertip edilmemiştir. (11) b. Kur’ân-ı Kerim’in Peygamberimiz (sav) Zamanında Kitap Haline Getirilmemesinin Sebepleri

EKİM 2017

Hz. Peygamber zamanında Kur’an’ın iki kapak

30

arasında bir kitap olarak toplanmasını mahzurlu hale getiren bazı sebepler mevcuttu. Bununla ilgili olarak ortaya konulan bazı gerekçeler işaret etmek istiyoruz. Öncelikle yukarıda zikredilen rivayette de görüleceği üzere Kur’an bir bütün halinde inmediği gibi Kur’an’da mevcut mushaflarda bir bütün olarak karşımıza çıkan sureler de bir bütün olarak indirilmemiştir. Çeşitli zaman dilimlerinde yaşanan vakıaya uygun olarak indirilen ayetler, Hz. Peygamber’in (sav) emriyle vahiy kâtiplerinin elinde uygun surelerde uygun yerler konulmuşlardır. Dolayısıyla sürekli olarak vahyin indiği bir dönemde vahyin kitap haline getirilmesi zikrolunan uygulamada zorluklar doğuracak ve hatta imkânsız olacaktır. Çünkü yeni gelen ayetlerin ilgili yerlere konması için bazı sayfaların yeniden düzenlenmesini gerektirecekti. Ayrıca yazının başlarında da belirtildiği üzere, yazı malzemesi olarak, bildiğimiz anlamda yazı yazılacak malzeme de yaygın değildi. Bir diğer hususta vahyin bir kısmının diğer kısmını neshettiği ile ilgili yaklaşımların, sorunların ortaya çıkmasını gerekli kılışıdır. Çünkü bazı hem hükmün hem de metnin neshi söz konusu olduğunda mensuh olan metnin kitaptan çıkarılması gerekli olacaktır. Bu ise o şartlarda bir zorluğa işaret etmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber (sav), ashabının Kur’an’ı ezberlemesine daha çok önem veriyordu. Bir de Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında Kur’ân’ın kitap haline getirilmesini gerekli kılan sebepler daha henüz zuhur etmemişti. Son vahyin ne zaman geleceği veya Hz. Peygamber’in (sav) ne zaman vefat edeceği bilinmediği gibi ilâhi irade de vahyin kitaplaştırılmasını iktiza ettirecek bir emirle resulünü bilgilendirmedi. Zaten son vahiyle Hz. Peygamber’in (sav) vefatı arasında çoğunluğun görüşüne göre dokuz gece vardır. Bu süre ise böyle bir iş için çok kısa bir müddettir. Bu ve benzeri sebepler Kur’an’ın Hz. Peygamber döneminde bir kitap halinde toplanmamasını gerektirmiştir. (12)


2. Hz. Ebû Bekir Dönemi (Kur’ân-ı Kerim’in Mushaf Haline Getirilmesi) Kur’ân’ın bir kitap halinde toplanması bazı özel sebeplere istinâden Hz. Ebû Bekir (ra) döneminde gerçekleşmiştir. Kur’ân-ı Kerim’i bir kitap haline getirmeyi zorunlu kılan husus henüz daha Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafetinin ilk yılında Yemâme Savaşı’nda Müslümanlardan Kurra hafızlardan önemli sayıda kişinin vefat etmesidir. Rivayetlerde zikrolunan sayıların en düşüğü yetmiştir. Hiç de azımsanmayacak kadar büyük bir yekûn olan bu sayıdaki kişinin şehit olması, sahabenin önde gelen isimlerinde Kur’an’ın korunması ile ilgili bazı tedbirler almaya itici bazı düşünceler uyandırdı. Bu kişilerin başında Hz. Ömer (ra) gelmektedir. Hz. Ömer (ra), Hz. Ebû Bekir’e (ra) giderek Kur’an’ın kitap olarak cem edilmesi gerektiğini iletmiştir. Hz. Ebû Bekir (ra) ilk başta bazı şüphelere binaen bu hususta mütereddit kalmıştır. Özellikle de Hz. Peygamber’in (sav) yapmadığı bir işi yapmaya kalkışma düşüncesi kendisini bu hususta tereddütte bırakmıştır. Ancak sonunda Allah’ın gönlünü genişletmesi ve bu işin hayırlı olan bir iş olduğuna gönlü yatışınca bu işi yapmaya karar kıldı. Kur’ân’ın cemi için en uygun isim olduğunu düşündüğü Zeyd b. Sabit’i (ra) görevlendirdi. (13)

Zeyd b. Sabit (ra), Hz. Peygamber’in (sav) vahiy kâtibiydi. Yaşı çok gençti ve gençliğinin verdiği enerji bu işin altından kalkma da onun en büyük desteğiydi. Ayrıca Zeyd b. Sabit (ra), Hz. Peygamber’in (sav) emriyle çok kısa sürelerde Süryanice ve İbranice gibi başka dilleri öğrenebilen müstesna bir isimdi. Bu zekâ ve kabiliyeti yanısıra Kur’an’ın son arzasına uygun olarak Kur’ân’ı hem yazmış hem de ezberlemiş bir sahabi olması hasebiyle bu işe en uygun kişiydi. Zaten onun bu işle görevlendirilmesine de bildiğimiz kadarıyla bir karşı çıkışta olmamıştır. Ancak bu sayılan niteliklere ve daha da fazlasına sahip biri bu işin altından kalka bilirdi. Bu işin zorluğunu en iyi dile getiren söz de yine Zeyd b. Sabit’in (ra) kendisine aittir. O şöyle demiştir: “Allah’a yemin ederim ki şayet Ebû Bekir (ra) bana dağlardan birini taşıma görevini verseydi, bu bana teklif ettiği görevden daha ağır gelmezdi.” (14) İşte böyle ağır bir vazife olan ‘Kur’ân’ın kitap haline getirilme görevi’ Yemame Savaşı’nda sonra hicri on birinci yılsonlarında başlayarak yaklaşık on beş aylık bir süreçte tamamlanmıştır. Hz. Ebû Bekir (ra), Kur’ân’ın cemi için bir kısım ilkeler belirlemiş, Zeyd b. Sabit (ra) bu temel prensipler ışığında cemi gerçekleştirmiştir. Öncelikle kimin yanında yazılı bir metin

MUHARREM 1439

31


varsa getirmesi talep edilmiştir. Daha sonra her kişiden yazdığı metni Hz. Peygamber’in (sav) huzurunda yazdığına dair iki şahit getirmesi istenmiştir. Hem ezberden hem de yazıdan kontrollerin çift taraflı yapıldığı bu yöntemle Kur’ân kitap haline getirilmiştir. (15) Bu kitap haline getirilen Kur’ân’a ‘mushaf’ denmiştir. Hz. Ebû Bekir’in (ra) hilafeti boyunca onun yanında muhafaza edilen mushaf, Hz. Ömer’in (ra) hilafeti süresince de Hz. Ömer (ra) tarafından muhafaza edilmiş o vefat ettikten sonra ise kızı ve Hz. Peygamber’in (sav) eşi Hz. Hafsa (ra) annemize intikal etmiş, onun muhafazasında kalmıştır.

3. Hz. Osman Dönemi (Kur’ân-ı Kerim’in Çoğaltılması)

EKİM 2017

Kur’ân, Hz. Ebû Bekir (ra) zamanında kitap haline getirilmekle bazı sorunlar hallolmuş olsa da zamanla başka sorunlarda ortaya çıkmıştır. Özellikle Kur’ân Hz. Peygamber (sav) tarafında yedi kıraat üzere öğretilmesi sahabe için anlaşılır ve bilinen bir husus olarak sorun teşkil etmemekteydi. Yalnız hızlanan İslâm fetihleriyle

32

farklı coğrafyalara dağılan Müslümanlar, kendi bölgelerinde dini tedriste bulunan önde gelen sahabilerden öğrendikleri şekilde Kur’ân’ı tilavet eder oldular. Ancak başka bölge de başka bir kıraat üzere Kur’ân’ı öğrenen kişilerle karşılaştıklarında birbirlerinin okuyuşlarını reddeder hale geldiler. Çünkü her iki tarafta bazı noktalarda diğerinin hiç duymadığı biçimde Kur’ân tilavetinde bulunuyordu. Müslüman toplum içerisinde baş gösteren bu ihtilaf hali Hz. Osman’a (ra) iletilir. (16) Bunun üzerine Hz. Osman (ra), Hz. Ebû Bekir (ra) döneminde cem edilen Kur’ân’ın çoğaltılması, önemli şehir merkezlerine gönderilmesini emretti. Bu girişim, mushafın Kureyş lehçesine göre çoğaltılmasını tüm müslümanların elinde aynı lehçeye göre okunan Kur’ân mushafının olmasını ve bununla kıraat farklılıkları ve ashabın kişisel yazmalarında bulunan kişisel notların ortaya çıkardığı ihtilaflara son vermeyi hedefliyordu. Hz. Osman (ra) tarafından başında Zeyd b. Sabit’in olduğu bir heyet oluşturuldu. Hz. Hafsa’da (ra) bulunan mushaf, geri verilmek üzere alınarak istinsah edilmiş ve çoğaltma işlemi gerçekleştirilmiştir. Kaç tane mushaf çoğaltıldığı hususunda ihtilaf olsa da çoğaltılan nüshalar, önemli şehir merkezlerinden Kûfe, Basra, Suriye ve Mekke’ye gönderilmiş, bir tanesi de Medine’de bırakılmıştır. Ayrıca bazı kaynaklarda Yemen, Bahreyn gibi merkezler de zikrolunmaktadır. İstinsah işleminin ardından ilk mushaf, Hz. Hafsa’ya (ra) geri verilmiştir. (17) Hz. Osman (ra) tarafından kişisel mushafların herhangi bir karışıklığa yol açılmaması için yakılması emri verilmiştir. (18) Çünkü sahabiler, ellerindeki kendi kişisel nüshalarının yanlarına tefsir sadedinden farklı notlar almış olabiliyorlardı. Kureyş lehçesi ile yazılan bu nüshalarla birlikte artık kişisel nüshalara ihtiyaç kalmamış oldu. Ayrıca Hz. Osman (ra) önemli şehir merkezlerindeki imamlara, kendi lehçelerini terk etmelerini ve mushafta olduğu üzere, Kureyş lehçesi


ile kıraatte bulunmalarını emretmiştir. Netice itibariyle Kur’ân, Allah Teâlâ tarafından insanlığa gönderdiği son Nebisi Hz. Muhammed’e (sav) vahiy meleği Cebrâil aracılığıyla indirdiği son ilâhi hitabıdır. Asırlar boyu tevatüren nakledilmiştir. Ne önünden ne ardından ona bir batıl ilişmemiştir. Hz. Peygamber (sav) ve Cibril-i Emin’in her yıl bir kez, Hz. Peygamber’in (sav) vefat yılında da iki kez olmak üzere karşılıklı okuyuş (mukabele) yöntemi, vahiy kâtiplerinin yazması ve kurrâ hafızların ezberleri ile muhafaza edilmiştir. Allah’ın koruması altında olan Kur’ân’a bir değişiklik ve tahrifin yönelmesi imkânsızdır. Böyle bir şey ne olmuş ne de bundan sonra olacaktır. Bu yönüyle Kur’ân başka hiçbir kitabın nail olmadığı bir koruma ile günümüze gelmiştir. Bu korumalardan addedebileceğimiz hususlardan biri Kur’ân’ın kitap haline getirilmesi ve diğeri de çoğaltılmasıdır. Kur’ân kitap haline getirilmekle bazı kısımlarının dağılıp, kaybolup gitmesi önlendi; tek lehçe üzerine çoğaltılmasıyla da farklı okuyuşlardan doğabilecek çatışmalar ön-

8. Vahiy Katipleri’nin kimler olduğu ve onları bu iş için uygun kılan hasletlerini öğrenmek için bk. Doç. Dr. Muhittin Akgül, Kur’an’ın İlk Muhafızları “Vahiy Katipleri”, a.g.e., s. 83-100; M.M. el-A’zami, Kuttabu’n-Nebi. 9. Tirmizi, Sünen, no. 3086; Zürkâni, Menâhilü’l-İrfân, I, 240. 10. Ziya Şen, Kur’an-ı Kerim’in Yazılması, s. 74-77. 11. Suyuti, el-İtkân fi Ûlûmi’l-Kur’ân, Madve Yayınları, İstanbul, s. 138. 12. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bk: Ziya Şen, Kur’an’ın Metinleşme Süreci, Ensar Neşriyat, İstanbul 2007, s. 127129. 13. Buhâri, Sahih, Cemu’l-Kur’ân, no:4986. 14. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 6; Zeyd b. Sabit’i (ra) bu işe ehil kılan özellikleri için bk: M.M. el-A’zami, Vahyedilişinden Derlenişine Kur’an Tarihi, İz Yayıncılık, İstanbul 2006, s. 119; Tahir el-Cezâiri, et-Tıbyân, s. 126; Bünyamin Erul, Zeyd b. Sabit, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 44, s. 321-322. 15. Detaylı bilgi için bk. M.M. el-A’zami, Vahyedilişinden Derlenişine Kur’an Tarihi, s. 119-124. 16. Buhari, Sahih, hadis no: 4987. 17. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 19-20. 18. İbn Ebi Dâvûd, el-Mesâhif, s. 19-20.

lendi. -------------------------

1. Vahyin yazıldığı malzemeler ile ilgili bk. Prof. Dr. Mustafa Ünver, Kur’an Vahyinin Kitaplaşma Sürecine Bir Bakış, Diyanet İlmi Dergi –Kuran Özel Sayısı-, Ankara 2012, s. 156. 2. Araf Suresi 7/2 vb. 3. Vakıa Suresi 56/79. 4. “Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah-akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.” (Furkan Suresi 25/5). 5. Kur’ân’ın yazıya geçirildiğiyle alakalı olarak bizzat Kur’ân’dan hareketle ortaya konan delilere göz atmak için bk. Ünver, Kur’an Vahyinin Kitaplaşma Sürecine Bir Bakış, s.158-160; Yrd. Doç. Dr. Ziya Şen, Kur’an-ı Kerim’in Yazılması, Diyanet İlmi Dergi –Kuran Özel Sayısı-, Ankara 2012, s. 64-67; Prof. Dr. İsmail Yakıt, Kur’an’ı İlk Defa Musaf Haline Getiren Hz. Peygamberdir, VII. Kutlu Doğum Sempozyumu, Isparta 2004, 121-131.

‘Kur’ân’ın kitap haline getirilme görevi’ Yemame Savaşı’nda sonra hicri on birinci yılsonlarında başlayarak yaklaşık on beş aylık bir süreçte tamamlanmıştır. Hz. Ebû Bekir (ra), Kur’ân’ın cemi için bir kısım ilkeler belirlemiş, Zeyd b. Sabit (ra) bu temel prensipler ışığında cemi gerçekleştirmiştir.

7. İbn Ebi Dâvud, Kitâbü’l-Mesafih, s. 3.

33

MUHARREM 1439

6. Müslim, Sahih, Zühd ve Rekâik, 3004.


| Kapak Dosya

| Engin Sağban

KUR'ÂN MUCİZELERİ

Y

arattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim. Salat-u selam; Kâinatın efendisi ve muttakilerin imamı olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’e, ehli beytin, ashabın ve kıyamete kadar O’nu takip edenlerin üzerine olsun.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: ‘’Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.’’ (İmam Malik, Muvatta) Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i; Kuran’ın yolundan, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden ayırma.

EKİM 2017

Kuran’ın kelime manası “okumak” demektir. Kerim ise ikramı bol olan cömert demektir. Yani Kuran-ı kerim, okudukça ve kendisine

34

uyuldukça verecekleri bol olan bir kitap demektir. Değerli okuyucu; bahsettiğimiz konu, Allah’ın insanlığa gönderdiği, İki kapağı arasında; manasında ve tefsirinde, bizlerin bilmesi gereken konuları barındıran ilahi olan son kitaptır. Kuran âlemlerin Rabbi olan Allah’tan değerli elçi Cebrail(as) yoluyla tertemiz olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e indirilen; karanlıklardan aydınlığa çıkaran, yol gösteren, kalplere ve bedenlere şifa olan, önceki ümmetlerin haberlerini barındıran, gelecekten haber veren… Okunması ibadet olan hayat kitabıdır. Allah’a iman eden bizlerin bu kitaba göre yönetilmemiz, ekonomimizi düzenlememiz, haram ve helalleri tespit etmemiz ve sosyal hayatı dizayn etmemiz gerekir. Allah’ın kitabı şiir kitabı değildir. Astronomi kitabı değildir. Edebiyat kitabı da değildir. Matematik kitabı değildir. Tarih kitabı değildir. Gramer kitabı değildir. Sağlık kitabı da değil-


dir. Ama en gözde gramercileri, tarihçileri, matematikçileri, edebiyatçıları hayretlerde bırakacak kadar benzersiz bir kitaptır. Kur’an; bizleri doğruya ulaştıran bir rehber (Huda), Yolumuzu aydınlatıcı bir ışık (Nur), Doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü (Furkan), İhtilaf içinde bocalayanlara bir delil (İlim), Tüm beşeriyet için bir mucize (Ayet), Kalplerinde manevi hastalık bulunanlara bir ilaç (Şifa), Sıkıntıdaki müminlere bir müjde (Büşra), Tüm insanlara bir öğüt ve hatırlatma (Zikr), Her şeyi detaylı olarak açıklayan bir yasa (Mufassal), Düşünenlere bir bilgelik kaynağı (Hikmet), Her şeyi açıklayan bir kitap (Tıbyan), Haklıyı belirleyen bir kanıt (Beyyine), Müminler için bir bağış (Rahmet), Akleden müminler için apaçık bir kitap (Kitab-ul Mümin), Adalet arayan toplumlar için evrensel bir yasa (Hüküm), Birbirine düşmüş insanları birleştirici bir ip (Hablullah), Dirileri uyarsın diye gönderilen bir kitap’(Kur’an’ı Mübin)tır. ‘’…Sen Rahman olan Allah’ın yarattıklarında bir düzensizlik göremezsin. Gözü (göğe) çevirip (bak), bir çatlak görecek misin? Sonra gözünü iki defa daha çevir, (bak!) O göz perişan ve bitkin bir halde sana dönecektir.” (Mülk, 3-4) ‘’Kur’an, şerefli bir elçinin (okuduğu) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz. O bir kâhinin de sözü değildir. Ne de az düşünüp öğüt alıyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.’’(Hakka, 40-43) “Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Enbiya, 33) ‘’Elif, Lâm, Râ. Bu, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman ve her şeye galip, övülmeye layık olan Allah’ın yoluna iletmen için, sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim, 1)

‘’Onlar iman edenler ve Allah’ı anarak kalpleri mutmain olanlar (huzura kavuşanlar) dır. İyi bilin ki kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.” (Rad, 28) ‘’Yemin olsun ki, bunların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur’an) uydurulmuş bir söz değildir fakat o geçmiş kitapları doğrulayan her şeyi açıklayan iman eden bir kavme rehber ve bir rahmettir.” (Yusuf, 111) ‘’Yemin olsun ki biz bu Kur’an’da insanlara her misali değişik şekillerde açıklamışlardır fakat insan tartışması her şeyden daha çok olandır.’’ ( Kehf, 54) ‘’O gün her ümmetin içinden kendilerine karşı bir şahit göndereceğiz, seni de onlara karşı şahit olarak getireceğiz. Sana kitabı her şeyi için bir açıklama, bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.’’ (Nahl, 89) ‘’O halde sana vahyedilene sımsıkı sarıl, şüphesiz ki sen dosdoğru bir yol üzeresin. Şüphesiz ki o (Kur’an) senin için de kavmin için de elbette bir şereftir. Yakında sorgulanacaksınız.’’ (Zuhruf, 43-44) ‘’Yemin olsun ki biz, Kur’an’ı düşünülüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Hiç düşünüp öğüt alan var mı? ‘’ (Kamer, 17) ‘’Kur’an’dan müminler için bir Şifa ve bir rahmet olanı indiriyoruz. Kur’an, zalimlerin ise ancak zararını arttırır.’’ (İsra, 82) Haris radıyallahu anh’ten rivayete göre şöyle demiştir: Mescide uğradım, cemaati bazı dedikodulara dalmış buldum ve Ali’nin yanına gelerek şöyle dedim: “Ey müminlerin emiri!

35

MUHARREM 1439

‘’Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için elbette ki deliller vardır.’’ (Âl-i İmran, 190)

‘’Muhakkak ki Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra ‘Arş’ üzerinde hükümran olandır. O, gece ile gece ile onu durmadan takip eden gündüzü bürür. Allah emrine amade olan güneşi, ayı ve yıldızları da yaratmıştır. İyi bilin ki, yaratmak da O’na aittir, emretmek de. Âlemlerin Rabb’ı olan Allah yüceler yücesidir.’’ (Araf, 54)


İnsanların lüzumsuz dedikodulara daldıklarını görmüyor musunuz?” Bunun üzerine Ali: “Gerçekten böyle yapıyorlar mı?” diye sordu. Ben de evet dedim. Bunun üzerine Ali şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştu: “Dikkat edin büyük bir fitne olacaktır.” Ben de: Bu fitneden kurtuluş nasıl olacaktır ey Allah›ın Rasûlü dedim? Şöyle buyurdular: “Allah’ın kitabına sarılmakla. Çünkü onda sizden öncekilerin haberi, sizden sonrakilerin haberi aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O hak ile batılı birbirinden ayıran kesin bir hüküm olup saçmalama değildir. Her kim zorbalık yaparak ondan uzaklaşırsa Allah onun işini bitirir. Her kim de doğru yolu o Kur’an’dan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O Allah’ın sağlam ipidir ve hikmet dolu sözleridir. Sırat-ı müstakimdir. O Kur’an arzu ve isteklerin bozamadığı, dillerin karışıklığa düşüremediği, İlim adamlarının kendisinden doyamadığı, fazla tekrarlamakla eskimeyen ve bıkkınlık vermeyen, hayranlık veren yönleri bitip tükenmeyen öyle bir kitaptır ki cinlerden bir grup onu dinleyince şöyle demek mecburiyetinde kalmışlardır “Biz ne güzel bir Kur’an dinledik, doğruyu eğriden ayırt etme bilincine ulaştıran bir Kur’an ve böylece ona iman ettik. Artık bundan sonra Rabbimizden başkalarına ilahlık yakıştırmayacağız.” (Cin, 1 -2) Ona dayanarak konuşan doğru söylemiştir. Onunla amel eden sevap kazanır. Onunla hükmeden adaletli davranmış, ona davet eden doğru yola iletilmiş olur. Bu sözleri iyi dinle. (1)

EKİM 2017

Dikkat edin: Vallahi ve de vallahi! Eğer Allah’ın kitabından fayda görmek istiyorsanız önce durun ve düşünün; benim kalbim Allah’ın kitabını anlamak için müsait mi? SubhanAllah.

36

Her peygamberin zamanına göre peygamberlik davasını ispatlayan bazı harikuladeleri, mucizeleri vardır; asanın yılana çevrilmesi gibi. Musa (as) zamanında sihir yaygındı. Bunun için, Musa (as) Allah’ın izniyle sihirden daha üstün ve baskın olarak bir mucize getirip, sihirbaz muhataplarını iman etmek zorunda bıraktı. İsa (as) zamanında tıp yaygındı. Bunun için İsa (as) tıptan daha üstün ve baskın olan bir mucize getirdi: Allah’ın izniyle ölüyü diriltti. Rasûlullah (sav) zamanında ise, fesahat ve belagat yaygındı. Bunun için, Rasûlullah’a (sav) bir fesahat ve belagat mucizesi olan Kur’an-ı Kerim verildi. “Peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki, ona insanların iman etmek zorunda kaldığı mucizelerin bir benzeri verilmemiş olsun. Bana verilen mucize ise Allah’ın bana vahyettiğidir, Kur’an’dır. Bunun için, kıyamet günü peygamberlerin en çok ümmetlisi ben olacağımı umarım!” (2) Allah Rasûlünden önceki peygamberlerin mucizeleri kendilerinin vefatlarıyla sona ermiş, onları o zaman hazır bulunanlardan başkaları da görmemişlerdir. Peygamberimizin mucizesi olan Kur’an-ı Kerim ise kıyamet gününe kadar devam edecektir. Peygamberimizin mucizesi sadece Kur’an-ı Kerim’den ibaret olmadığı ve daha birçok mucizeleri bulunduğu halde, Peygamberimizin mucizelerinden olan Kur’an onun mucizelerinin en büyüğü ve en yararlısı, dine daveti, delil ve hücceti içinde taşımakta, kıyamet gününe kadar faydalanılmaktadır. Değerli okuyucu; bu girişten sonra asıl konumuz olan kuran mucizeleri konusuna başlayabiliriz.

Şüphesiz Allah’ın kitabı olan kuranı anlamak ve yaşamak için kalbimiz istekli olmalı, ruhumuz arzulamalı… Ya temizlenmek için okumalıyız ya da temiz kalmak için okumalıyız... Allah’ım bizi temizlenenlerden eyle. Âmin

Kuran çok yönden mucizeler barındıran ilahi bir kitaptır. Şüphesiz bunlar hem gramer yönü ile hem belagat yönü ile hem nüzulü hem de kevni ayetler yönü ile…

Mucize, insanı aciz bırakan, olağan üstü, garip tuhaf şey demektir.

1.) “Şüphesiz ki zikri (Kur’an) biz indirdik biz. Onun koruyucuları da mutlaka Biziz. (Hicr, 9)

Birkaç örnek ile konuya girelim:


O halde hiç kimsenin ondan bir harf eksiltip veya ona bir harf eklemesi mümkün değildir. Kur’an Hz. Rasulullahın ebedi olan mucizesidir. O Hâkim ve Hamid olan Allah’tan inen Kitap’tır; ona ne önünden ve ne de arkasından batıl yaklaşamaz. Bundan başka, İslam tarihi ve Müslümanların asırlar boyunca süregelen yaşayış tarzı da Kur’an’ın tahrif olduğunu reddeder. Zira ashabın birçoğu Kur’an’ı hıfzederek korumakta ve kendi çocuklarına hıfzettirmekte adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. O halde hiçbir şahıs, grup ve devletin onu tahrif edip değiştirmesi mümkün değildir. Eğer doğudan batıya, güneyden kuzeye bütün İslam ülkelerini ge-

zersek yine bütün yeryüzünde Kur’an’ın aynı olduğunu ve hiçbir arttırma veya eksiltmenin söz konusu olmadığını görürüz. 2.) Enbiya sûresinin 32. ayetinde Cenab-ı Hak: “Biz, göğü korunmuş bir tavan (sekfan mahfûza) kıldık. Onlar ise oradaki delillerden yüz çevirenlerdir.” buyurmaktadır. Kur’an’ın ilk muhataplarına göre “semanın korunması”, “cin ve şeytanların mele-i alada olup bitenden haberdar olmalarının engellenmesi” demekti.

3.) Ahkaf sûresi 15.ayet: ‘‘Biz insana anne ve

Lokman sûresi 14. ayeti: “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu güçsüzlük üzere güçsüzlükle (karnında) taşımıştır. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıldadır. (Biz ona emrettiği ki): ‘’Bana ve anne-babana şükret, dönüş ancak Banadır.” Yüce Allah özellikle anneyi zikrediyor. Çünkü anne çocuğun değerlendirme yeteneğinden mahrum olduğu dönemde ona büyük emeği geçmiştir. Hamilelik döneminde emzirme döneminde kısacası çocuk akletme ve ergenlik çağına gelinceye dek annesine bir yüktür. Gece uykusundan fedakârlık edip onu emziren, onu karnında taşıyan ve onu doğuran annedir ama çocuk büyüyüp aklı ermeye başlayınca kimin karşısında görür babasını. Bir isteği oldu mu babası onu karşılar… Kısacası bütün ihtiyaçlarının karşılanması baba tarafından yerine getirilir. O halde babasının ona yaptığı iyiliklere kendisi de tanıktır annesinin iyilikleri ise kendisince görülmüş değildir. Zaman onları örtmüştür. İşte bu nedenle anne, babadan daha çok tavsiye edilmiştir. Çocuk babası kendisini istekleri karşıladığı dönemi bizzat müşahede etmekte ve babasının kendisine yaptığı iyilikleri rahatlıkla anlayabilmektedir. Ama annesinin kendisine harcadığı emeği olduğu gibi takdir edebilmesi nadir olaylardandır Aslında annenin yorgunlukları ve harcadığı emek babadan kat kat fazladır. Bu sebeple anne için yapılan özel tavsiye tamamen yerinde bir tavsiyedir. 4.) Bakara sûresi 31. ayet: “Allah bütün isimleri Adem’e öğretti…” Kur’an mucizesi ile diğer mucizeler arasındaki farklardan biri de in-

37

MUHARREM 1439

Günümüzde astronomi ilminin kat ettiği gelişmeler ve ulaştığı veriler bu ayeti “Dünyayı saran atmosferin hayata zarar verecek ışık ve gök cisimlerinden korunmuş olması” şeklinde anlamamıza da imkân sağlamıştır.

babasına iyilikte bulunmasını emrettik annesi onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu onun anne karnında taşınma ve sütten kesilme müddeti otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına erişip kırk yıla ulaşınca der ki: Rabbim! Bana ve anne babama İhsan ettiğin nimetlerine şükretmemi, razı olacağın Salih ameller yapmamı bana ilham et. Soyumu da Salih kimseler yap. Şüphesiz ki ben sana tevbe ettim, muhakkak ki ben Müslümanlardanım.’’


san ilminin kaynağını tanımlamasıdır. Kur’an, bize insanın nasıl ilim elde ettiğini bildiriyor. Yüce Allah böylece insanlara bilgilenmeye nasıl başlayacaklarını belirliyor. Çocuğuna öğretmek istediğin zaman önce isimleri öğretmekle başlarsın. 5.) ‘’Kur’an, şerefli bir elçinin (okuduğu) sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz.’’ (Hakka, 40-41) Allah’ın elçisine iftira atan Mekke müşriklerine karşı verilen bu cevapta incelik vardır. Şiirin ne olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu nedenle sizin Kur’an’a şiirdir demeniz küfrünüzün delilidir. Neden? Çünkü sizler şiirin ne olduğunu

çok iyi bilen kimselersiniz. Ne vezni ne kafiyeleri itibariyle o şiir değildir. Bu nedenledir ki siz ey kafirler, Kur’an’a şiirdir dediğinizde ki bu sözünüz bu konudaki cahilliğinizden kaynaklanmıyor, bilakis yüce Allah’ı inkarınızdan kaynaklanıyor. Çünkü siz, şiiri çok iyi biliyorsunuz. 6.) Bakara sûresi 257. Ayet: ‘’Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfir olanların dostları ise, tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedi olarak kalıcılardır.’’

EKİM 2017

Bakıyorsun Kur’an-ı Kerim’de yüce Allah ‘aydınlık ve karanlık’ sözcüklerini kullanırken, ‘aydınlık’ ve ‘karanlıklar’ sözcüklerini kullanıyor, ‘aydınlıklar’ demiyor. Ya aydınlık ve karanlık diyor ya da ‘aydınlık ve karanlıklar’ diyor.

38

Ama çoğul şeklinde aydınlıklar kullanmıyor. O, insanları ‘karanlıklardan aydınlığa çıkarıyor. Niçin “aydınlıklara çıkarıyor” demiyor? Dünyada karanlıklar pek çoktur ama nurlar yoktur. Tek bir aydınlık vardır ve o da Allah’ın aydınlığıdır; gerçeğin aydınlığıdır. Ondan başka aydınlık yoktur. Bir kişinin karanlığı, diğerinin karanlığından farklıdır. İnsanlar çoğu zaman haram olan istek ve arzularının kölesidirler. İstek ve arzular ise, çeşit çeşittir. Bu nedenle dünyada çeşit çeşit kötülükler görürsün. Kimi başkasını haksız yere öldürüyor, kimi hırsızlık yapıyor, kimi başkasının hakkına tecavüz ediyor vs. Bunların hepsi karanlıklardır. Her inkârcı ve sapmış kimse hevasının kendisine emrettiği ve gerçekleştireceğine inandığı şeyi savunuyor. Kimi komünizmi savunuyor, kimi kapitalizmi savunuyor. Kimi de laikliği savunuyor. Herkes bunlarla bir pay kapmak, yükselmek ve başkasının haklarını kendine mubah kılmak peşindedir. O halde ortada pek çok karanlıklar vardır. Herkes hevasının peşindedir. Lâkin yüce Allah, aydınlığı ortaya koyan da sadece O’dur. Ta ki insan mutlu ve huzurlu bir hayat yaşasın. Bu aydınlık yüce Allah’ın Kur’an’ı-ı Kerim’de insanlara gösterdiği hayat nizamıdır. Allah nizamından uzakta bocaladığımız her yol, karanlıklardır. Bu nedenledir ki yüce Allah bizleri birçok karanlıklardan tek bir aydınlığa; kendi aydınlığına, kendi nizamına, tek gerçeğe çıkarmaktadır. Yüce Allah, «karanlıklar» kelimesini kullanınca, insanların hevalarından söz etmektedir. İnsanların hevası ise, çeşit çeşittir. «Aydınlık» kelimesini kullanınca ise, tek bir şeyden, kendi nizamından; aydınlık olan dininden söz etmektedir. Demir, Kur’an’da kendisine dikkat çekilen elementlerden biridir. Hatta bir sûreye “Hadid” ismi verilmiştir ki, “demir” manasına gelmektedir. 7.) Hadid sûresinin 25. ayet-i kerimesinde şöyle buyrulmuştur: “…Ayrıca kendisinde büyük bir kuvvet ve insanlar için menfaatler bulunan de-


miri de indirdik…” (Hadid, 25)

Yani süpernovalar olmaz, Dünya’nın ilk dö-

Ayet-i kerimede, demirin oluşumu için kullanılan “enzelna” tabiri, “Biz indirdik” manasına gelmektedir. Hâlbuki bizim bildiğimiz şey, demirin yer altından çıkarılmasıdır. Yani bize göre, “Demiri indirdik.” yerine “Demiri çıkarttık.” denilmeliydi. Ancak durum hiç de öyle değildir. Ayet-i kerimedeki “indirdik” tabiriyle çok önemli bir bilimsel mucizeye dikkat çekilmiştir.

nemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya

Şöyle ki: Demir madeninin oluşabilmesi için bir sıcaklığa ihtiyaç vardır. İhtiyaç duyulan bu sıcaklık, Dünya’da olmadığı gibi Güneş’te de mevcut değildir. Güneş’in 6000 santigratlık bir yüzey ısısı ve 15 milyon santigratlık bir çekirdek ısısı vardır. Bu ise demirin oluşumu için yeterli bir sıcaklık değildir. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz hale gelir ve patlar. Demirin uzaya dağılması da işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur. Bütün astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

si ve “Onda insanlar için çok faydalar vardır.”

Bu bilginin Kur’an’ın indirilmiş olduğu asırda yani bundan 1400 küsur sene önce bilinmesi mümkün değildir. Madem mümkün değildir, o halde bu bilginin Kur’an’da var olması ne ile izah edilebilir?

harı, gönlümün nuru kıl, üzüntümü aydınlatan

Kur’an’ın Allah’ın kitabı olmasından başka bir izah var mıdır? Ayrıca ayet-i kerimede demirin insanlar için çok faydaları olduğundan bahsedilmektedir. Hâlbuki bu ayet-i kerimenin indiği dönemde insanlar demirden sadece kılıç yapıyorlardı ve demirin başka faydalarını bilmiyorlardı. Buna rağmen Kur’an, “onda insanlar için çok faydalar vardır.” buyuruyordu. Şimdi gelin, demir ile ilgili son bilimsel verilere bakalım:

olmaz, ozon tabakası olmaz, insan kanındaki hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz. Demir atomunun önemi, herhalde bu açıklamalarla kolayca anlaşılmıştır. İşte Kur’an’da özellikle demire dikkat çekilmebuyrulması son derece manidar ve son derece hikmetlidir.’’ (3) Bu yazımızda sadece giriş mahiyetinde bir yazı olacak şekilde bir bakış açısı olması adına bilgiler vermek istedim. Allah’ım! Ben senin kulunum, babam ve annem de senin kullarındır. Benim hakkımdaki hükmün geçmişte yazıldı. Hakkımda verdiğin hüküm âdildir. Zatını isimlendirdiğin o sana has bütün isimlerle senden isterim: Kur’an’ı kalbimin bave derdimi gideren yap. Allahumme âmin Selam ve dua ile.

-------------------------

1. Darimi, fedail-ul kuran; 1, Sahihi Tirmizi Tercümesi Abdullah Parlayan hadis no: 2906 Konya Kitapçılık 2. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 451, Buhâri, Sahih, c. 6, s. 97, Müslim, c. 1, s.134.) 3.

(http://kuranmucizeleri.com/index.php/demirde-

ki-sir/)

39

MUHARREM 1439

Demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün değildir.

da hidrosfer olmaz, koruyucu manyetik alan


| Olaylar ve Yorumlar

| Nedim Bal

BU KARANLIK GECELERİN SABAHI BİR GÜN GELECEK Mİ?

Bismillahirrahmanirrahim Çoğumuzun adını ilk kez duyduğu, birçoğumuzun ise haritada yerini dahi bilmediği

EKİM 2017

Myanmar eski adıyla Burma, birçok Asya ül-

40

lehçe konuşulmakta. Son derece zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen ülkede kişi başına düşen ulusal gelir yalnızca 1.500 dolar civarında.

kesi gibi uzun yıllar boyunca İngiliz sömürgesi

Tıpkı Ortadoğu’da 1. Dünya Savaşı’ndan sonra

altında kalmış, nüfusunun büyük bölümünü

İngilizler tarafından oluşturulan yapay ülkeler

Budistlerin oluşturduğu oldukça yoksul bir

benzeri, Myanmar/Burma da bu bölünmüşlü-

ülke. Myanmar yani Burma; Bangladeş, Çin,

ğün ve yapaylığın kurbanlarından biri. Sömür-

Hindistan, Tayland ve Laos ile komşu. Dün-

geci İngiliz zihniyeti çekip giderken ardında

yanın en kalabalık yirmi dördüncü ülkesi olan

yalnızca coğrafi olarak değil, etnik ve dinsel

Burma’nın nüfusu tam rakam bilinmese de

olarak da yapay biçimde bölünmüş bir ülke

70 milyonun biraz üzerinde. Yaklaşık 64 et-

bırakmış. Ülkenin yalnızca %68’ini Burmalılar

nik grubun yaşadığı ülkede 200’ü aşkın dil ve

oluştururken geri kalan nüfus Şanlar, Karenler,


Müslümanlar, Çinliler, Hintliler gibi onlarca etnik parçaya bölünmüş.

ları arasında bir daha hiç bitmeyecek düşman-

Arakan Nerede?

Bir Kızılderili atasözünde denildiği gibi ‘De-

Arakan’da Müslümanlığın ortaya çıkışı 8. yüzyıla kadar uzanıyor. Ticaret yapmak için gemiyle sefere çıkan Müslüman tüccarların gemisinin Arakan’da batmasıyla birlikte Müslümanlar için bu yeni topraklarda zorunlu bir ikamet süreci başlıyor. Bölgenin yerli halkı, kurtulan Müslümanların birbirlerine “Ruhunnecah” diye seslenmelerinden yola çıkarak, Müslümanların yaşadığı bu bölgeye kendi dillerine daha uygun olan Rohingya adını veriyorlar. Aradan geçen yüzyıllarla birlikte Müslümanlar yerli halktan insanlarla evlenmeye ve çoğalmaya başlıyor ve Müslüman olsun olmasın tüm bölge halkına Rohingyalılar denmeye başlıyor. Arakan, Burma’nın kıyı şeridinde uzanan, yaklaşık 50.000 kilometre yüzölçümüne sahip olan bir bölge. Katliamdan önceki nüfusu ise yaklaşık 4 milyon civarında idi. Nüfusun yüzde 75’ini Müslümanlar, geri kalanını ise Budistler oluşturuyor. Çok daha fazla Rohingyalı mülteci ise tarih boyu devam eden zulüm ve katliamlar nedeniyle Bangladeş, Pakistan, Tayland, Malezya, Suudi Arabistan ve çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşıyor.

renin içinde iki balığın kavga ettiğini görürseniz bilin ki oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir’. Bu durum İngilizlerin ayak bastığı her yerde kaçınılmaz bir son. İngilizler 1948’de bölgeden ayrıldıklarında Arakan’ı esasen o toprakların sahibi olan Rohingya Müslümanlarına değil, Budist Burma’lılar’a bıraktılar. O tarihten bu yana, Arakan’daki Müslümanlar iktidardaki Burma’lılar’ın plânlı bir şekilde yürüttükleri terör ve soykırım eylemlerine maruz kalmaktadırlar. Bugün Arakan’da işlenen katliamlar yeni değil. 1942 yılında Minbya kasabasında başlayan ve bugünkünden çok daha kanlı olan bir katliamda yaklaşık 150.000 Müslüman yaşamını yitirmişti.

Myanmar yani Burma; Bangladeş, Çin, Hindistan, Tayland ve Laos ile komşu. Dünyanın en kalabalık yirmi dördüncü ülkesi olan Burma’nın nüfusu tam rakam bilinmese de 70 milyonun biraz üzerinde. Yaklaşık 64 etnik grubun yaşadığı ülkede 200’ü aşkın dil ve lehçe konuşulmakta. Son derece zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen ülkede kişi başına düşen ulusal gelir yalnızca 1.500 dolar civarında.

41

MUHARREM 1439

Kral Narameikla’nın 15. yüzyılda Müslümanlığı kabul etmesinin ardından Arakan İslam devleti 1784 yılına kadar yani yaklaşık 300 yıl kadar İslam devleti olarak bağımsızlığını sürdürüyor. Bu tarihte Arakan, Burma tarafından işgal ediliyor. Müslümanlar 300 yıl süren bağımsızlıklarını kaybediyorlar. 1826 yılında ise bu kez Burma, Güneydoğu Asya’nın büyük bölümünü eline geçiren İngilizler tarafından işgal ediliyor ve uzun yıllar boyunca Burma dolayısıyla Arakan da İngiliz sömürgesi olarak kalıyor. İngilizler gelene kadar aralarında en ufak sorun olmayan bölgenin etnik grup-

lık başlıyor.


Bugün Arakan’da Müslümanların yaşadıkları yalnızca katliamdan ibaret değil. 1982 yılında çıkarılan “Yeni Yurttaşlık Yasası” ile Rohingyalılar yurttaşlık haklarını yitirmiş durumdalar. Yani artık doğdukları topraklarda yabancı olarak yaşamaktalar ve en temel yurttaşlık haklarından mahrumlar. Yine bir başka zulüm ise seyahat özgürlüklerinin ellerinden alınmış olmasıdır. Örneğin Müslümanların Burma’nın başkenti Rangoon’a seyahatleri kesinlikle yasaktır. Başka bir Müslüman köye seyahat etmek istediklerinde ise seyahat kartı çıkarttırıp devlete vergi ödemeleri gerekmektedir.

Kral Narameikla’nın 15. yüzyılda Müslümanlığı kabul etmesinin ardından Arakan İslam devleti 1784 yılına kadar yani yaklaşık 300 yıl kadar İslam devleti olarak bağımsızlığını sürdürüyor.

Hatta zulüm ve aşağılama o kadar ileri boyuta ulaşmıştır ki; Müslümanların beton ev yapmaları dahi yasaktır. Evlerini ahşaptan yapma zorunluluğu vardır.

yıllar öncesine dayanan bir politikanın devamı

Sadece ve sadece Müslüman oldukları için Budist Rakhinerler tarafından diri diri yakılan, tecavüze uğrayan, malları ellerinden alınan Arakan’lı Müslüman kardeşlerimiz komşu ülke Bangladeş’e sığınmak için her türlü yolu deniyor. Fakat ortada bir gerçek var ki; Bangladeş, Burma’dan çok daha yoksul bir ülke ve ne yazık ki daha fazla mülteciyi kabul edebilecek, barındıracak ekonomik durumu da yok. Ayrıca Bangladeş yönetimi Arakan’lı muhacirlere çokta dostça davranmamakta. Muhacirleri evlerinde barındırmak isteyen veya ev veren Bangladeşli Müslümanlara yönelik tutuklamalar söz konusu. Yardımların sığınma kamplarına ulaştırılması noktasında ise her türlü zorluk çıkartılmakta. Yardımların büyük bir kısmı gizli ve hayati tehlikeler göze alınarak ulaştırılmaya çalışılıyor.

EKİM 2017

1991 yılında Rohingya Dayanışma Örgütü başkanı Dr. Muhammed Yunus’un yayınladığı bildiride; Arakan’daki Müslüman halkın organize bir soykırıma tabi tutulduğu belirtildikten sonra yaşanan facialar ayrıntıları ile anlatılıyor ve maddeler halinde sıralanan hadiseler bölgede bugün meydana gelenlerin yeni değil, geçmişi

42

olduğunu gösteriyor. Rohingya Dayanışma Örgütü başkanı Dr. Muhammed Yunus’un mektubundan bölümler: “...Burma’daki Müslüman azınlığın sorunu basit bir ‘çoğunluğun azınlığa karşı uyguladığı ayrımcılık’ değildir. Bu, Burmalı yabancı işgal kuvvetleri tarafından ‘Rohingya’ olarak bilinen bir Müslüman topluluğun tümünün kendi vatanı olan Arakan’da soykırıma maruz bırakılması, yok edilmesi ve ortadan kaldırılması sorunudur. Askeri yönetimin Arakan’da Müslümanlar’a karşı işlediği suçlardan bazıları şunlardır: 1.  Rohingyalılar etnik bir topluluk ve Burma vatandaşı olarak tanınmamakta, Bengalli kabul edilmektedirler. 2. Rohingya Müslümanları’nın ülkenin bir yerinden başka bir yerine gitmesi yasaktır. Hiçbir Rohingyalı başkent Rangun’a veya ülkenin başka bir yerine gidemez. 3. Resmi kurumlarda çalışan tüm Müslümanlar işten atılmıştır. 4. Müslümanlar resmi kurumlarda işe alınmazlar.


5. Hem kadın hem erkek Müslümanlar zorla çalıştırılmaktadır. 6.  Rohingyalılar güvenlik güçleri ve bazı toplumsal unsurlar tarafından keyfi tutuklama, fiziki işkence ve öldürmeye varan muameleye maruz bırakılmaktadır. Arakan’da çeşitli cezaevlerinde 2000 kadar Rohingyalı tutulmaktadır. 7. Arakan’da en az 41 köy yerinden edilmiştir. 8.  Rohingyalılar’ın toprağına, malına ve mülküne el konmaktadır. 9. Tarım ürünlerinden alınan vergi sadece Rohingyalılar için uygulanmaktadır. 10. Kadınların ırzına geçilmekte ve tacize maruz kalmaktadırlar. 11.  40’tan fazla cami kapatılmış veya yıktırılmıştır. 12. Arakan’da 20’den fazla medrese de aynı şekilde kapatılmış veya yıktırılmıştır. 13. Müslümanlar’ın iş yapmalarına veya küçük çaplı ticarete girmelerine izin verilmez. Yakın zamanda yaklaşık 200 kadar küçük esnaf tutuklanmış, dükkânlarına, mallarına ve değerli eşyalarına el konmuştur. 14.  Rohingyalı öğrencilerin yüksek öğrenim kurumlarına girişinde zorluk çıkartılmakta, öğrenciler toplumsal unsurlar tarafından taciz edilmektedir. 15. Arakan’ın çeşitli bölgelerinde yerinden edi-

len Müslüman köylerinin ve el konmuş arazilerin yerine 42’den fazla Budist yerleşimi kurulmuştur. Bu zulümlerin neticesinde elli bin Rohingyalı evlerinden kaçmış ve Bangladeş’e sığınmıştır”. Evet..1991 yılında yani bundan 25 yıl önce yayınlanan bu bildiri bugün yaşananların aslında yıllar öncesine dayandığını ve sistematik şekilde bu zulümlerin sürdürüldüğünü gözler önüne sermektedir.

Tarihten Bir Not Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizlere esir düşen yaklaşık 12.000 Osmanlı neferi, İngiliz sömürgesi Burma’daki esir kampına gönderiliyor. Demiryolu inşaatı ya da yapay göl inşaatı gibi ağır inşaat işlerinde çalıştırılırken, salgın hastalıklardan ve diğer nedenlerden yaklaşık 5000 Osmanlı askeri Burma’da vefat ediyor. Thayet Myo Osmanlı Şehitliği ve Mandalay yakınlarındaki Meiktiya kasabasında bulunan şehitlik askerlerimizin son durağı oluyor. Çoğu kırık dökük olan kitabelerinin birçoğunda ölüm tarihi olarak 1916 yılı görünüyor. Meiktiya kasabasındaki mezarların büyük çoğunluğu ise 1947 yılında Burmalı askerler tarafından tahrip edilmiş. Bu esir kamplarında olan miralay Suphi Bey’in Göztepe’deki eşine yazdığı mektuptan kısa bir bölüm: “kıymetli, refikam! Bizi merak etmeyiniz. Burada Kur’an okuyor, tekbirler, tehlillerle vatanın selameti için dualar ediyoruz. İbadet ve dualarla vakit geçiriyoruz”.

ABD = Kan, Gözyaşı, Katliam

Budist Burma yönetimi son iki yıldır ABD’nin

43

MUHARREM 1439

Çin ve Hindistan ABD’nin başlıca rakipleri. Burma coğrafik olarak Çin ve Hindistan’ın önünün kesilebileceği stratejik bir bölge. Bengal körfezi ABD donanmasının konuşlanabileceği mükemmel bir seçim. Ayrıca Arakan ciddi yer altı doğal rezervleri olan bir bölge.


ruz. Gün geçmiyor ki bir Müslüman toprağında kan dökülmemiş olsun. Hangi birine koşa-

Bugün Arakan’da Müslümanların yaşadıkları yalnızca katliamdan ibaret değil. 1982 yılında çıkarılan “Yeni Yurttaşlık Yasası” ile Rohingyalılar yurttaşlık haklarını yitirmiş durumdalar. Yani artık doğdukları topraklarda yabancı olarak yaşamaktalar ve en temel yurttaşlık haklarından mahrumlar.

cağımızı ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Bu ümmetin yetimleri var, dulları var, öksüzleri var, zindanda esir olanları var, evlerinden vatanlarından uzak kalan muhacirleri var.. Bu karanlık gecelerin bir sabahı olacak mı? Ehli İslam, ehli salibin ve tüm tağutların zulmünden bir gün kurtulup inançlarını özgürce yaşayabilecek mi? Ehli İslam; Soysuzların hüküm sürdüğü fesat dolu bu dünyaya Allah’ın adil nizamıyla yön verebilecek mi? Allah’ın izniyle inşallah. O günler gelecek. “ “Gevşemeyin, Üzülmeyin,. Şayet İnanmışsanız Üstün Gelecek Olan Sizsiniz” (Â-li İmran, 139)

istekleri doğrultusunda açılım üstüne açılım yapıyor.

Fakat o günler gelmezden evvel bugün bizim

Daha düne kadar halkın temel gereksinimleri kamu tarafından karşılanırken, yalnızca 6 ay içinde ülkede ne var ne yoksa özelleştirildi. Yabancılara toprak satışı yasakken ABD’nin isteğiyle serbest bırakıldı. Merkez Bankası özerkliğini yitirdi. Tüm bunlardan sonra ABD’nin Burma’ya uyguladığı 22 yıllık ambargo bir anda kalkıverdi! Hem de insan hakları sicili bu kadar kabarık iken. Yetmedi, 50 yıl aradan sonra ilk kez bir ABD Dışişleri Bakanı ülkeyi ziyaret etti.

nın neresinde olursa olsun mazlum Müslüman

Netice olarak ABD’nin Budist Burma hükümetiyle iyi ilişkiler içinde olması ve Budist yönetimin Müslüman katliamına göz yumması gayet doğal. Küfür tek millettir. Kâfirden medet beklemek sadece acziyetimizin ve iman zayıflığımızın bir neticesidir.

Kaynakça:

Bu Karanlık Gecelerin Sabahı Bir Gün Gelecek Mi?

EKİM 2017

Müslümanlar olarak; hilafetimizi, gücümüzü, izzetimizi kaybettiğimiz günden beri kâfirlerin estirdiği zulüm rüzgârlarıyla beraber acılar içinde bir oraya bir buraya savrulup duruyo-

44

yapmamız gereken anın vacipleri var. Dünyakardeşlerimize yüreğimizden kopan dualarımızı ve yardımlarımızı ihmal etmeyelim. Gün gelir o dua ve infaklarımızın hürmetine başımıza gelecek daha büyük musibetleri Rabbim bizden bağışlar inşaallah. Selam ve Dua İle.. Allah’a emanet olunuz. -------------------------

İstifade Edilen Yazılar M.Bardakçı (Myanmardaki esir kampları) M.Bardakçı (Uzaklardaki vefalı dost Arakan)


| Nebevi Aile

Halime Yılmaz |

KUR’ÂN’I MUHÂFAZA EDEN HÂFIZLAR YETİŞTİRMEK

K

ur’an-ı Kerim’i inzal buyurarak bizlere büyük ihsanda bulunmuş olan latif olan Allah’a hamd ederek başlıyoruz. Bu kutsal kitabın üzerine indiği şerefli peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e salat ve selam olsun. Onun yolundan ayrılmayan, her biri birer yıldız gibi yol göstericilerimiz olan sahabeye, peygamberin değerli ailesine ve Allah’a şirk koşmadan iman eden tüm Müslümanlara selam olsun.

“Çocuğa verilen bilgi taşa yazılmış gibidir, yetişkine verilen bilgi ise suya yazılmış gibidir.” Çocukluk yılları verilen eğitim sürecinde,-özellikle de ilk yedi yaş dönemi- insanın aklına kazınan bilgiler, ileri ki yıllarda her şeyin temelini oluşturur. Sorumluluk duygusu, ahlak, alışkanlıklar ve hedefler bu çağda çocu-

45

MUHARREM 1439

Kur’an, kullarının her daim iyiliğini isteyen merhametliler merhametlisi Rahman olan Allah tarafından bizlere, bu kısa ve geçici dünya hayatında rehberlik edip sırat-ı müstakim’e iletmek için gönderilen mukaddes, çok değer-

li, mucizevi kitaptır. O olmadan ne yolumuzu bulabilir, ne de Rabbimizin razı olduğu yola erişip cenneti kazanabiliriz. Kur’an yolumuzu aydınlatan bir nur, yanıldığımızda ıslah eden bir nasihatçi ve Rabbimize yakınlaşmamız ve onun sevgi ve rızasına nail olabilmemizin asıl membaıdır.


Kur’an yolumuzu aydınlatan bir nur, yanıldığımızda ıslah eden bir nasihatçi ve Rabbimize yakınlaşmamız ve onun sevgi ve rızasına nail olabilmemizin asıl membaıdır.

ğun zihnine yerleşir ve ömrünün sonuna kadar atacağı her adımda itekleyici, yol gösterici ve öncülük edici birer faktör olur. “Ağaç yaşken eğilir” atasözü bu manada ne kadar anlamlıdır. İşte bu sebeple her zaman bu ‘altın çağı’ diyebileceğimiz dönemdeyken, çocuklarımızı Kur’an ve Sünnet rehberliğinde yetiştirip, temellerini sapasağlam inşa etmenin son derece önemli olduğunu dile getiriyoruz. Her şeyin başı ahlaktır. İçinde ahlakın bulunmadığı hiçbir şey güzel değildir. ‘Ahlakı Kur’an’ olan ve “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyuran peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, Mü’min, kâfir, müşrik ona iman eden etmeyen herkese sevdiren, onun ahlakının güzelliği değil miydi? Burada bir soru kafaları kurcalamakta. Onun ahlakı nasıldı diye. Bunun cevabını öyle birkaç kelime ile vermek mümkün olmasa gerek. Ama kendisinin en sevdiği eşi, onun ahlakının Kur’an olduğunu söyleyerek harika bir benzetme ile özetlemiştir. Başka söze ne hacet! O zaman bunu biraz irdeleyelim istiyorum.

EKİM 2017

İnsanlarla muamelesinde, hatta can taşıyan tüm varlıklara karşı tavırlarında, ahlakında, edebinde Kur’an eksenli hareket eden; zikrinde, fikrinde, namazında, ibadetlerinde Kur’an ayetleri bulunan bir peygamberdi o. Bir sıkıntı isabet ettiğinde, vahyi beklemeye koyulurdu ki, Rabbinin razı olduğu hal üzere kalsın. Bu Kur’an da vahyin ana kaynağıydı. Zirveydi.

46

Son noktayı koyar, üzerine söz söylenemez kabul edilirdi, onun yaşadığı saadet asrında. Bugün de böyle elbette. Kıyamete kadar hükmü geçerli olan Allah’ın eşsiz sözlerini ihtiva eden yüce kitabımız bizim için de kesinlikle böyledir ve böyle kabul edilmelidir. Ancak kat kat örtülerle sahifeleri korunup, muhtevası hiçe sayılarak saygı gösterdiğimizi iddia ettiğimiz Kur’an’ımız, bugün bizlere küskün sanki. Terkedildiğinin farkında ve o da bizi hayatlarımızdan çekilerek cezalandırıyor. Farkında olana elbette! Bu acı tabloda Hristiyan ve Yahudiler içerisindeki İslam karşıtlarının rolü büyük. Güçleri ile mağlup edip zafer kazanamadıkları Müslümanları, onların kendi dinlerinin içlerini boşaltmak suretiyle, nasıl arzu ediyorlarsa öyle hareket etmelerini sağlıyorlar maalesef. Beynimizi boş vaatlerle yıkadılar, dünyaya daldırıp bizi rehberimiz olan Kur’an’dan uzaklaştırdılar ve bu kirletme işlemine aralıksız devam ediyorlar. Bizlerin buradaki payının büyük oranda olduğunu da unutmamak gerek. Öncelikli hedef Kur’an’dı tabi ki. Zira hayatında onu kılavuz edinen bir Müslümanla karşılaşmak en korkunç kâbuslarıydı onların. Biliyorlardı ki Kur’an okuyan, onu fehmeden, onun direktiflerine göre yaşamını şekillendiren bir Müslüman, zalime karşı korkusuz, mazlumun yanında, her daim adalet peşinde, hakkın yeryüzüne hâkim olması uğruna mücadele gösteren, dolayısıyla onlar için potansiyel bir zorlu düşmandı. Yıllarca her türlü savaşı verip yenemedikleri Müslümanları, Kur’an ile kandırarak yendiler. Kimi belli gün ve gecelere hapsederek, anlamını bilmeden sadece okumak suretiyle katletti ayetlerin içeriğini. Kimi de hevasına uyan kısmı alıp, diğer kısmını amelleri ve çarpık yorumlarıyla inkâra yeltendi. Bu cinayet değil de nedir ki? Şimdi köşelerine çekilmiş, zafer naraları atarak, boğazladıkları hayatlarımızla eğleniyorlar. İlk hedefleri çocuklar. Onların temiz zihin ve duyguları. Bunu da yönetimini tamamen ellerinde tuttukları televizyon kanalları, internet gibi gerçek dışı ağlar ile kandırmaca bir yolla sağladılar ve hala buna devam ediyorlar. Sadece


bunlar da değil elbette. Dayattıkları eğitim sistemiyle, sokağa saldıkları ilik kemiricileriyle ve aklınıza gelebilecek her yolu deneyip kullanarak, çocuklarımızı bedenen olmasa da, ruhen bizden aldılar. Beyinlerini bomboş dünya telaşı ile doldurup bizi onlarla oyaladılar; böylece hedeflerine ulaşmış olacaklardı. Ama durum hiç de öyle değil inşallah. Çünkü zalimler istemese de Kur’an’ı okuyup gerçekten yaşayan birileri var, olmaya da devam edecektir. Bu bağlamda çok ama çok dikkatli olmalı ve adımlarımızı atarken Kur’an’ın baz alınarak atılan bir adım olup olmadığına azami özen göstermeliyiz. Yoksa bizim de bu çukura düşmemiz işten bile değildir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yaşadığımız bu dönem için söylediği ‘imanın elde tutulan kor gibi’ olduğu çağımızda kocaman bir tereddüt hastalığımız var. Neredeyiz? Nerede durmalıyız? Böyle bir Müslüman bir Gayr-i Müslim gibi yaşamak da neyin nesi? Hayatın hiçbir alanındaki direktiflerini eksik bırakmayan Yüce Rabbimiz, çocuklarımızı eğitirken yolumuzu göstermez mi? Vallahi göstermiştir de. Bizim o hakka karşı kör gözlerimiz görmekten imtina ediyor. Efendimizin ahlakının Kur’an olduğunu vurgulayarak başlayalım işe mesela. Ama önce bizim Kur’an’a vakıf olmamız gerekmez mi bu iş için? Önce kendimiz Kur’an’ı tanıyalım. Ne istiyor, bir öğrenelim ve ardından öğrendiklerimizi pratiğe dökelim. Bakalım Âlimlerin, Mücahitlerin, Müslümanlara önderlik etmiş büyük insanların, aile yaşantısına ve çocukluklarına bir göz atalım mesela. Bunların çoğunun

iyi ve Kur’an ahlakıyla yaşayan ailelere mensup olduklarını ve büyük kısmının yedi yaşına kadar Kur’an’ı hıfzettiklerini görüyoruz. İstisnalar mutlaka vardır. Ama bu oran gerçekten dikkat çekici değil mi sizce de? Eskiden çocuğun İslami eğitime başlama yaşı, dört yıl, dört ay, dört gün olarak kabul edilirmiş. Şimdilerde ise: “ilerde bıkmasın, kendi isterse yapar, zorlamayalım, şimdi çok erken oyun çağında daha, ne gerek var” lafları ayyuka çıkmış durumda. Sonra da “benim çocuğum neden ahlak, edep, hayâ, imandan yoksun bir hayat sürüyor, neden bir türlü tatmin edemiyorum?” gibi sorular cevapsız kalmakta. Sebebi ben size söyleyeyim: Çocuklarımızı Kur’an’dan uzak bir terbiye ile büyütmeye çalışmamızdır. Çünkü Kur’an’ı küçük yaşta öğrenen, Kur’an eksenli bir hayatı tercih etmiş seçkin bir ailenin bireyi olan, anne babası tarafından Kur’an’ı ezberlemesine teşvik edilen, bunun içi ortamlar hazırlanan ve Kur’an’ı beyninde, kalbinde, duygularında ve aklında muhafaza eden bir çocuk, hayatı boyunca zihninde taşıdığı bu yüce ayetlerin aksine davranmayı aklından bile geçirmekten hayâ edecektir. Ne mutlu bu minval üzere çocuğunu terbiye edene! Böyle bir hafız (gerçek muhafız) yetiştiren bir anne babaya, elbette ki hadiste buyrulduğu üzere onurlandırılmak üzere taç takılması, emeklerinin doğal bir sonucudur. Böyle bir durumda olan Kur’an hafızı da cenneti elde eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu şöyle müjdelemektedir: “Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helalini helal, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi

MUHARREM 1439

47


olmayan hurmaya benzeterek eksik olduğunu vurgulamıştır. Kur’an üzerine ciltler dolusu yazılacak kadar söz söylenebilir. Bununla ilgili bolca ayet ve hadis varit olmuştur. Ancak burada onların sadece çok cüz’i bir kısmından bahsedebiliriz. Bu yüzden Kur’an ezberlemenin bazı faydalarına değinmekle yetineceğiz. Akla, ruha, bedene, kalbe ve duygulara hâkim olan Kur’an ezberinin bazı faydaları: 1:) Kur’an ezberlemek kişinin hıfz (ezber) gücünü artırır. 2:) Beynin daha hızlı çalışmasını sağlar. 3:) Kişinin bakış açısını Kur’an hıfzının kalitesi oranında olabildiğince geliştirir. ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder.” (Tirmizi, Fezail’ul-Kur’an 13; Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1, 148) İyiliğe vesile olan, yapandan bir şey eksilmeden aynı sevaba ortak olur. Siz anne baba olarak öldükten sonra bile faydalanmaya devam edeceğiniz bir haseneden söz ediyoruz. Hem salih evlat yetiştirme sevabı, hem de onun iyiliklerine ortak olmak. Ne kadar da karlı bir iş! Öyleyse bize düşen çocuklarımızı Kur’an ahlakıyla yetiştirmekte, tembellik ve acizlik göstermeden yol almaktır. İhsanı bol olan Rabbimiz tarafından elde edeceğimiz ahiret faydalarını düşünelim ve bu işe gerektiğinden fazla önem verelim. Hem buna bu dünyada da gerçekten çok ihtiyacımız var. İzzetten, mutluluktan yoksun hayatlarımıza, inanın renk, huzur katacak Kur’an. Abdullah İbni Amr İbni As radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her zaman Kur’an okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel, dünyada tertil üzere okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun ayetin son noktasındadır.” (Ebu Davud, Vitr 20; Tirmizi, Fezaiü’l-Kur’an 18)

EKİM 2017

Hem peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kur’a okuyan Mü’min’i tadı ve kokusu hoş olan portakala, okumayanı ise tadı hoş ama kokusu

48

4:) Kişiye olgunluk kazandırır. 5:) Beyninin her köşesi Kur’an’ın o yüce ayetlerinden biriyle dolu olduğu için, Allah’ı her an aklında tutup kişinin günahlardan uzak durmasını sağlar. (Tabi ki bu, Kur’an’ı anlayan Araplar ve ya Arapçayı öğrenenler ve yahut çoğu ayeti anlayacak kadar Kur’an’a hâkim olanlar içi geçerlidir.) 6:) Kur’an ezberi kişiyi disipline sokar ve Kur’an’ı ezberlerken büyük bir sabır ve özveri gerektiğinden kişi bu iki vasıfla donanır. 7:) Kur’an’ın önemli bir bölümü ibretlik kıssalarla dolu olduğundan hayat ve davet serüveninde bu kıssalar, Kur’an muhafızına büyük faydalar ve tecrübeler sağlar. 8:) Kur’an’ın gerçek taşıyıcılarına, hikmet ve basiret nimeti bahşedilir. Daha buraya sığdıramayacağımız, bildiğimiz veya bilmediğimiz birçok faydası vardır. En önemlisi de samimi ve ihlasla sadece Allah için yapılan hafızlığın kişiyi cennete sokması, sevdiklerine şefaat hakkının ona verilmesi, her bildiği ayetle derecesinin yükselmesi, anne babasına taç giydirilmesi vs. En önemlisi de Allah’ı razı eden bir amel olması. Bu sebepler bile çocuklarımızı Kur’an’ın gerçek muhafızları olmaları konusunda yönlendirmemiz için yeterlidir sanıyorum.


ÇOCUKLARA KUR’AN EZBERLETMENİN BAZI YOLLARI Öncelikle çocuklarımızda ezber kabiliyeti olup olmadığına bakmalıyız. Eğer bu yetenek ufakta olsa onlarda yok olduğunu düşünüyorsak ve denediğimiz halde olmuyorsa çok fazla zorlamanın bir anlamı yoktur. O halde onları Kur’an üzere yaşamaya yönlendiririz. Kimi zaman aileler, bu yönde kabiliyeti olmayan çocuklarını bunun için zorlamakta, fakat bu durumun çocuklarını Kur’an’dan daha fazla uzaklaşmaya sevk ettiğinin farkına bile varmamaktadır. Tabi ki önce sevdireceğiz evlatlarımıza bu işi. Sonra bununla ilgili varsa pratik hayatta tanıdığınız örnek şahsiyetlerle tanıştırıp hoş beş ettireceğiz. Onlarla vakit geçirmelerini sağlayacak ve onlardan Kur’an’ın öneminden bahsetmelerini isteyeceğiz. Evvela bu kişiler, güvendiğimiz Kur’an’ı sevdireceğini düşündüğümüz kişiler olmalı. Çocuklar sevdiklerini taklit eder ve zamanla onların sevdiği şeyleri sevmeye başlarlar. Bu yüzden bu manada çevreden alacağımız destek önemli bir adım olacaktır. -Örnekliğimiz çok önemli. Unutmayın! Çocuklarımız bizim ayalarımızdır. Evde annesi babası Kur’an okumayan, onu yaşamayan bir çocuktan Kur’an’a istek duymasını beklemek abesle iştigaldir.

-Çocuğumuzun sevip değer verdiği birilerinin yanında onun Kur’an’a duyduğu sevgiden bahsetmek. Ama burada çocuğun ileride riyaya düşmemesi ve o ameli alkışlanmak için yapmaması için çok dikkatli olmak durumundayız. Çocuktan ziyade, onun Kur’an sevgisini övmeliyiz. -Kur’an okurken yanlışlarını güzellikle düzeltmek. -Her gün düzenli Kur’an okuyup ezbere alışması için, Kur’an okuma çizelgesi yapılabilir. Hafta sonunda bu çizelgeye bakıp eksiklerini görmesi ve üzerine gitmesi sağlanacaktır böylece. Bu vesile ile düzenli, Kur’an eksenli, bir yaşam programına alışmış olurlar. Çocuğuna Kur’an’ı ve onu ezberlemeyi sevdirmek isteyen anne babalar eminim ki daha birçok yol bulacaklardır kendilerine. Yeter ki istesinler. Kur’an’ı ahlak, rehber, dost, sırdaş edinmiş, onu hayatının her alanına ve kalbine, aklına, ruhuna bedenine ve duygularına hâkim kılmış, hayırlı, muttaki, salih ve salihalar yetiştirebilmek duasıyla… Sözlerimizin sonu, Kur’an’ın sahibi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd iledir. Ve’l-hamdü lillahi rabbil âlemin…

-Kur’an’ı sevdirmenin yollarını aramalıyız. Her anne baba çocuğunu tanır ve ona neyi nasıl sevdireceğini bilir. -Kur’an meclislerinde ve Kur’an’ın her manada el üstünde tutulduğu mekânlarda beraberce bulunmak faydalı olacaktır. -Ara sıra -abartıp şımartmamak ve hedefi haline getirmemek şartıyla- güzel okuduğu için hediyelerle veya ona özel gezilerle ödüllendirmek. Çünkü aşırı olmayan yerinde ödüller, çocukta olmasını istediğimiz davranışları pekiştirir. -Kur’an hafızı âlimlerin, önderlerin hayatlarını anlatabiliriz. Hikâye ve hayatlar insan üzerinde büyük ve unutulmaz etkilere sahiptir.

“Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helalini helal, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder.”

49

MUHARREM 1439

-Kur’an’ı sevdirecek hikâye kitapları almak.


| Dava Önderleri

| Cihan Malay

Ehl-i Sünnet İtikadının İmamları - 2

Ebu Mansûr Muhammed b. Muhammed el-Mâturidi (854?-944) DOĞUMU Ebu Mansûr el-Mâturidi, bugün Özbekistan sınırları içerisinde bulunan Semerkand şehrinin Mâturid köyünde doğmuştur. Doğduğu yere nispetle “el-Mâturidi” ismiyle meşhur olmuştur. Onun ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, Muhammed b. Mukâtil (ö.248/ 862)’e öğrencilik yaptığı göz önünde bulundurulduğunda, onun III/IX. asrın ortalarına doğru 240/854 doğduğu söylenmiştir. Onun h.256/m.870 ve h.249/863 yıllarında doğduğu da rivâyet edilmiştir. Ebu’l-Yüsr el-Pezdevi, Mâturidi’nin Eş‘ari’den (d. 260/874) önce doğduğunu kaydetmektedir.

EKİM 2017

Mâturidi’nin doğum tarihindeki olduğu gibi hayatı hakkındaki diğer bilgiler hakkında da fazla bilgiye sahip değiliz. Onun anne ve babasının ismi de bilinmemektedir. İmam Mâturidi’nin hayatı, görüşleri, eserleri, öğrencileri ve çağdaşları ile bilgi verdiği bilinen ilk kaynak Ebu’l-Muin en-Nesefi’nin ‘Tabsıratu’l-Edille’sidir. Fahreddin er-Râzi ve Kurtubi, tefsirlerinde

50


Mâturidi’nin görüşlerine yer verirler, Kurtubi onu “eş-şeyh, el-imâm” diye eserinde anmıştır. “İmamu’l-huda (hidâyet imamı)”, “imamu’l mutekellimin (kelâmcıların imamı)”, “reisu ehli’s-sunne (ehl-i sünnetin önderi)” gibi künyeler ile övülen Mâturidi hakkında kaynaklarda fazla bilgi sahibi olunmamasının nedenleri üzerine çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Bunların en önemlilerin biri, döneminin ilim merkezlerine (Irak, Mekke, Medine, Yemen vd.) uzak olması sayılmıştır. Kitabu’t-Tevhid’i tahkik ederek yayınlayan Fethullah Huleyf, Kitabu’t-Tevhid’e yazdığı önsözde bu konuda şunları söylemektedir: “Bize düşen, Matüridi’nin durumunun alçaltılması ve Eş’ari’nin öne çıkarılması eğiliminin sebebini sorgulamaktır. Bunun sebebi ancak Matüridi’nin Maveraünnehr gibi İslam âleminin bilim merkezi olan Irak’tan uzak bir beldede yaşaması ve o dönemde Eş’ari’nin bu bölgede görüşlerini yaymış olmasıdır.” Kaynaklarda kendisi için kullanılan Ebu Mansûr künyesinden Mansûr adlı bir oğlunun olmadığı, bu künyesinin örfen evlâdı olmayan kişilere verildiği aktarılmıştır. Yine eğer erkek evlâdı ile nesli devam etseydi, kaynaklarda adına yer verilebileceği söylenmiştir. Onun kız çocuğu olduğuna kaynaklarda yer verilmiş, sonraki dönemlerde Mâturidi’nin neslinden büyük ilim adamları çıkmış ve vefâtlarının ardından dedelerinin mezarının yakınına defnedilmiştir. Ondan bahseden kaynaklarda, kendisinin zühd üzere bir hayat sürdüğü ve bu hal üzere vefât ettiği geçmektedir. Ayrıca zamanın sultanına yakınlıktan sakındığı ve sultana yakın olmaya çalışan âlimleri tenkit ettiği de söylenmiştir.

İLMİ ŞAHSİYETİ ve DÂRU’LCÜZCÂNİYYE MEDRESESİ

Hocası Ebu Nasr el-İyâzi’nin vefâtından sonra Dârul-Cüzcâniyye’nin başına onun en çok sevdiği ve en başarılı öğrencisi Ebu Mansûr el-Mâturidi geçti. Bu arada hocasının oğlu Ebu Ahmed el-İyazi’ye hocalık yapmıştır. Hakim es-Semerkandi, İyazi hakkında şöyle demiştir: “Yüz yıl içerisinde Horasan ve Mâverâünnehir’den Ebu Ahmed el-İyazi gibi âlim, fakih, edip, diline, kişiliğine, iffetine, takvasına güvenilen bir kişi çıkmamıştır.” İmam Mâturidi burada ömrünün sonuna kadar pek çok öğrenciye dersler vermiştir. Nitekim rivâyetlerde onun görüşlerini vefâtından sonra yayan en meşhur talebesi Ebu’l-Hasan Ali b. Sa‘id er-Rustuğfeni’nin de içinde bulunduğu öğrencilerine İmam Muhammed eş-Şeybâni’nin “el-Mebsût” eserini okuturken yaklaşık yüz yaşında vefat ettiği geçmektedir. İmam Mâturidi’nin itikâdi görüşleri Ebu’l-Hasan Ali b. Sa‘id er-Rustuğfeni, Ebu Seleme es-Semerkandi ve İbn Yahyâ gibi âlimler tarafından devam ettirilmiştir. Bu sebeple bu üç isim Mâturidi’nin ilk temsilcileri sayılmıştır. İbn Yahyâ’nın Şerhu Cümeli Usûli’d-Din adlı eserinde verdiği bilgiye göre, Mâturidi’den sonra Cüzcâniyye ekolü Rustuğfeni ile devam etmiştir. Cüzcâniyye Ekolü, Ebu Hanife’nin fikirlerini ve metodunu olduğu gibi benimseyip, devam ettiren Hanefi mezhebine mensup kimselerdir. Bu ekolün en önemli temsilcisi ise Ebu Hanife’nin görüşlerini geliştirip sistemleştiren Ebu Mansûr el-Mâturidi’dir. Nesefi, “et-Temhid fi Usûli’d-Din” adlı diğer bir eserinde ise bunu teyiden “İmam Ebu Mansûr el-Mâturidi, usûlde ve fürûda Ebu Hanife’ye en bağlı insanlardandı” demektedir. Bundan dolayı Maturidilik için şu ifade kullanılmıştır: “Semerkandlı Hanefi ulemanın kelâmi tavrıdır.”

51

MUHARREM 1439

İmam Mâturidi, kendi memleketi Semerkand’ın meşhur medresesi “Dâru’l-Cüzcâniye”de ders veren Ebu Nasr el-İyâzi’den fıkıh, hadis

ve kelami konulardaki ilim tahsil eder. Hocasının takdiri kazanan Mâturidi, hocasının şu ayet ile övgüsüne mazhar olmuştur: “Senin Rabbin dilediğini yaratır ve seçer.” (Kasas, 68) (1)


İmam Mâturidi’nin hoca silsilesinin şu şekilde İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye dayandığı kaydedilmektedir: “İmam Ebu Hanife (ö.150/767) İmam Ebû Abdillah Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybâni (ö.189/804) Ebû Süleyman Musa b. Süleyman el-Cüzcâni (ö.201/816) el-Fakih el-İmam Ebi Abdillah b. Ebi Bekr el-Cüzcâni (ö.III./IX. asır) eş-Şeyh el-Fakih Ebu Bekr Ahmed b. İshak el-Cüzcâni (ö.250/864) Ebu Nasr Ahmed b. el-Abbas el-İyâzi (ö.275/888 civarı) Ebu Mansûr el-Mâturidi (ö.333/944).” Şâfii-Eş’ari bir âlim olan Tâceddin es-Subki (ö.771/1370), “Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâ” ve “es-Seyfü’l-Meşhur” adlı eserlerinde İmam Mâturidi’nin adına yer vermesine rağmen onun mezhebini “Hanefiyye” olarak zikreder. İbn Teymiyye (ö.728/1328) ise “Der’ü Tearruzi’l-Akl ve’n-Nakl ve Kitâbü’l-Imân” adlı eserinde İmam Mâturidi’den Ebu Hanife’nin takipçisi olarak bahseder. Yazdığı “Tabsıratü’l-Edille“ eseriyle İmam Mâturidi’nin sonraki dönemlerinde tanınmasında ve Mâturidi akidesinin yayılmasında büyük katkıda kulunan Ebu’l-Mu‘in en-Nesefi (rahimehullah) şöyle demiştir: “Onun Allah’ın sıfatları konusunda yazdığı kitabı ve orada Mu‘tezile ve Neccâriyye’nin görüşlerinin yanlışlığı, Ehl-i Hakk’ın görüşlerinin doğruluğu konusunda getirdiği delilleri gören, onun ne kadar büyük bir âlim olduğunu kolayca anlar.” Bir başka yerde de “Mâturidi İslam’ın hak bir din ve hurafelerden uzak olduğunun delillerini eserlerinde ortaya kor ve İslâm dininin Semerkand bölgesinde yayılması hususunda hiçbir gayreti esirgemezdi” ifadesini kullanır.

EKİM 2017

Mâturidi’nin görüşlerinin yayılmasında diğer bir önemli isim olan Ebu’l-Yüsr el Pezdevi’nin “Usûlü’d-Din” adlı eserinde geçen şu sözlerde bunu açıkça göstermektedir: “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebi üzere Tevhid ilminde zâhid

52

İmam Ebu Mansûr Mâturidi’nin h.333/944 bir kitabını görüp inceledim. Ebu Mansûr Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâatin reislerindendi.” Nureddin es-Sâbûni, “el-Bidâye fi Usûli’d-Din” adlı kitabında İmam Mâturidi’yi “Büyük İmam Ebu Mansûr el-Mâturidi, hidâyet önderi, ehl-i sünnet’in reisi Ebu Mansûr” şeklinde övmektedir. Hafizüddin en-Nesefi ise “Şerhu’l-Müntehab fi Usûli’l-Mezheb” adlı eserinde İmam Mâturidi için “Semerkandlı âlimlerin reisi eş-Şeyhu’l-İmam” ünvanını kullanmaktadır. Alâeddin es-Semerkandi, Mizânü’l-uśûl eserinde Mâturidi’ye “Mâverâünnehir-Semerkant Hanefi fıkıh ekolünün reisi ve en büyüğü” unvanıyla atıfta bulunulmuştur.

İTİKADLA İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLERİNDEN ALINTILAR Kendi görüşlerini açıklarken ve muhalif görüşleri reddederken daha çok iknâ metodunu kullanan Mâturidi, muhataplarını görüşlerini reddederken de naklin yanı sıra akla ve düşünmeye de büyük önem vermiştir. Allah’ı Bilme: Mâturidi’ye göre duyular âleminin sırlarını öğrenmek, yaratıcının varlığını bilmek ve nassları anlamak için akla başvurulması gerekir. Dolayısıyla onun düşünce sisteminde iman ile akıl arasında güçlü bir ilişki vardır. Hatta öyle ki herhangi bir dini tebligat ulaşmamış kimse dahi aklı ile Allah’ı ve layık olduğu sıfatları bilmek ve tasdik etmekle yükümlüdür... Ancak yine de akıl naklin önüne geçemez. Çünkü bütün dini gerçekleri idrak etmekte yeterli değildir. Mâturidi’nin iman ifadesinden anlaşıldığına göre, akıl, imana götüren yolu hazırlamakta, bir bakıma ona bir ön hazırlık yapmakta ve insanı imana davet etmektedir... Çünkü tabiatta gözlenebilen her şeyde mutlaka akıllara hayret verici bir hikmet ve yaratıcısına bir işaret bulunmaktadır.


Âhiret: Kıyametin kopma zamanı bilinmemekle birlikte yaklaştığını ifade eden alâmetler naslarda mevcuttur. İnsanın iyilik yapana mükâfat, kötülük işleyene ceza vermek gerektiğini benimseyip bunu dünyada uygulaması âhiret hayatını fikren zorunlu kılar. Zira âhiret âleminin gerçekleşmeyeceğini var saymak iyilik yapanla kötülük işleyeni sonuç itibariyle eşit hale getirir, bu da adaletsizliğe yol açar. Naslarda bildirilen hesap, mizan ve diğer âhiret hallerine inanmak gerekir, keyfiyetlerini bilmek mümkün olmadığından bunları dünya şartlarıyla kıyaslayarak te’vil etmek doğru değildir. Cennet ve cehennem ebedidir. Zira Allah işlenen kötülüklere misliyle ceza vereceğini bildirmiştir. Şirk ve inkârda direnişin cezası ebediyen cehennemde bırakılmaktır. dan büyük veya küçük günah işleyen müslüman

Dinden olduğu kesinlikle bilinen esaslardan birini inkâr etmedikçe müslüman dinden çıkmış olmaz ve tekfir edilemez. Buna karşılık dinin hükümlerinden olduğu kesinlikle bilinen yani zarûrât-ı diniyyeden bir hususu inkâr eden, İslâm dışındaki herhangi bir dinin alâmeti kabul edilen elbise veya simgeleri kendi rızasıyla kullanan, Allah’a açık bir eksiklik ve kusur nisbet eden, Hz. Peygamber’e dil uzatıp onu kötüleyen, Kur’an âyetlerini ve mütevâtir sünneti inkâr eden, İslâm’ı ve onun kutsal değerlerini hafife alıp alay eden kimseler tekfir edilir. Mâturidiler’in tamamı bu görüştedir. (2) Büyük Günah: Bir müslüman işlediği büyük günahı sebebiyle imandan çıkmaz ve küfre de

53

MUHARREM 1439

Günahlar: Helâl telakki etmeden ve hafife alma-

dinden çıkmaz. Çünkü Kur’an’da günah işleyen kimseden “mümin” veya “iman edenler” diye bahsedilmiş, selâm veren kimseye “mümin değilsin” demek yasaklanmış (el-Bakara 2/178; en-Nisâ 4/94; el-Hucurât 49/9).


girmez. O, bu dünyada hakiki mümindir. İşlediği günah dolayısıyla Allah’ın cezalandırma tehdidinin muhatabıdır. Böyle birinin âhiretteki durumu Allah’ın dilemesine  kalmıştır; Allah isterse onun günahını bağışlar, isterse cezalandırır. İnsan, ne günahından dolayı ümitsizliğe kapılıp korku içerisinde, ne de affedileceği ümidiyle ümit içerisinde yaşamalıdır. İnsan korku ve ümit arasında bir tavır takınmalıdır.

toplayan zâtın kabridir.”

Sünnet, Vahiydir: Mâturidi, Sünneti/hadisi vahiy kaynaklı kabul etmiş ve onu gayr-i metlûv vahiy (tilavet edilmeyen vahiy) olarak adlandırmıştır. Mâturidi, bunun gerekçesini de “Allah, dini hükümleri bazen kitab (Kur’an) bazen de Mustafa’nın (sallâllahu aleyhi ve sellem) lisanı ile beyan etmiştir” sözleriyle dile getirir.

İmam Matüridi, İslami ilimlerin farklı dallarında eser verse de ancak eserlerinden iki tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunlardan ikisi; Kitabü’t-Tevhid ve Te’vilâtü’l-Kur’an’dır.

Hadisleri de itikadi esasları dikkate alarak yorumlamıştır. Örneğin sıla-ı rahmin ömrü artıracağını bildiren rivâyeti kader konusu ile ilişkilendirerek açıklar. Ona göre Allahu Teâlâ, kişinin sıla-i rahim yapacağını bildiği için ömrünü o vakte kadar uzatır. Yani kişinin ömrünün uzun olması, uzun takdir edilmesi sıla-i rahim yapmasından dolayıdır.

VEFÂTI Ebu Mansur el- Mâturidi, h.333/944 tarihinde Semerkand’ta vefat etmiştir. Yaklaşık yüz sene yaşayan İmam Mâturidi, Semerkant’ın meşhur Cakerdize Mezarlığı’na defnedilmiştir. Burada âlimler, ilim ehli kimseler ve şehrin önde gelenleri toprağa verilmiştir. Bu yüzden mezarlığın diğer ismi de “ilim hazinesi” olmuştur. Mezarlık, Moğol istilası zamanında büyük bir tahribata uğramıştır. Hayatı boyunca ilimle meşgul olmuş ve vefat ettiğinde geride bir çok eser ve öğrenci bırakmıştır.

EKİM 2017

Zamanın Semerkant kadısı Hakim es-Semerkandi, İmam Mâturidi’nin mezar taşına şu ibareyi yazdırtmıştır: “Burası her şeyini ilme adayan ve ilmin yayılıp gelişmesine harcayan, bu sebeple eserleri övülen, ömrünün meyvelerini

54

Türk denizcisi Seydi Ali Reis, XVI. asırdaki Asya seyahati esnasında Semerkant’taki meşhur âlimlerin defnedildiği Cakerdize kabristanını, bunlar icinde de Ebu Mansur el-Maturidi’yi ve birtakım meşhur ilim adamının kabrini ziyaret ederek bu konudaki izlenimlerini yazar.

ESERLERİ

a. Kitabu’t-Tevhid: Mâturidi’nin tam olarak basılmış tek eseri. Bu eser Mâturidi’nin kelâmi görüşlerini ve mezhep anlayışını geniş olarak anlattığı önemli bir eserdir. Bu kitap Mâturidiliğin en temel kaynağı olduğu gibi Mutezile başta olmak üzere çeşitli İslam mezhepleri ve bazı dini akımlar hakkında da önemli bilgiler veren ilk dönem kaynaklardan birisidir. Kâtip Çelebi bu eserin adını “Kitabü’t –Tevhid ve İsbati’s-Sıfat” olarak kaydetmiştir. Eser, bir takım kapalı ifadeler bulundurduğundan anlaşılması güçtür. İmam Mâturidi’nin görüşlerinin yayılmasında büyük katkısı olan Ebu’l-Mu’in Nesefi tarafından yazılan ve Mâturidi kelamının temel kaynaklarından olan “Tabsıretü’l-Edille”, Kitâbü’t-Tevhid’in kapalı kalan hususları anlamada yardımcı olmuştur. Sadru’l-İslam Muhammed Pezdevi (Ö.493/1099) de Mâturidi’nin bu özelliğini şöyle ifade eder: “Şeyh Ebu Mansûr’un yazdığı Kitabü’t –Tevhid’de biraz kapalılık ve uzatma, tertibinde ise bir nevi zorluk vardır. Eğer bunlar olmasaydı bize kâfi gelecekti.” Mâturidi’nin Kitâbu’t-Tevhid  ve  Te’vilât’ı incelendiğinde, kendinden önceki mütekellimlerin  tartışmadığı önemli problemleri tartıştığı, daha önce kullanılmayan akli, nakli, semantik temellendirmelerde bulunduğu gözlemlenebilir. Bekir Topaloğlu kitabı Türkçe’ye çevirmiştir(Ankara 2002).


b. Te’vilâtü’l-Kur’ân: Tefsire dair benzeri az bulunan bir eserdir. Bu eseri hakkında Mâturidi şöyle demiştir: “Bu ilahi beyan şu ve şu manalara yönelik ihtimaller taşımaktadır; benim soylediklerim, insanoğlunun dile getirebileceği hususlardandır. Kur’ani beyânın içerdiği hikmeti bilen sadece Allah’tır.” Semerkandi bu esere büyük bir şerh yazmıştır. Arapçası 10 cilt olan eser, Bekir Topaloğlu başkanlığında İmam Ebu Hanife ve İmam Matüridi Araştırma Vakfı tarafından başlatılan Te’vilat basımı 2003 yılında 10 cilt halinde yayınlanmış, diğer kısımlarının tahkiki devam etmekte olup, 18 cilt halinde tamamlanması planlanmaktadır.

SÖZLERİ “Müttaki olan iffetli ve hayalı bir mü’min, elbisesi olmasa bile avret yerlerini göstermez. Günahkâr insan ise, elbise giyse bile avret mahallini göstermekten kaçınmaz. Bundan dolayı takva elbisesi daha hayırlıdır.” “Sahabeyi taklit ve onlara ittiba bir esastır. Onlar bir şeyden haber veriyorlarsa veya bir hadis söylüyorlarsa onunla amel etmeli, asla terk edilmemelidir.” “Allah, çocukları tedip-ta’lim, muhafaza ve hukuklarına riâyet konularında bizim için bir imtihan vesilesi kılmıştır.” “İnsanın fıtratında ihtiyacı olmasa da her şeyi toplama özelliği vardır. Tıpkı küçük çocuklar gibi ihtiyaçları olmadığı halde birçok şeyi toplar ve bunları başkalarından engeller, vermezler. Ama eğitimle bu özelliklerini değiştirebilirler.” “İnsan aceleci yaratılmıştır ama Allah ona nefsini terbiye ederek alıştırmalara (i’tiyad) tabi tutarak sabırlı ve hâlim selim olma imkânını da vermiştir.”

-------------------------

1. Nesefi, Tebsıratü’l-Edille, I, 359. 2. Mâturidi, Kitâbü’t-Tevhid, s. 293; Nesefi, Tebsıratü’l-edille, I, 198, 204, 417.

Kaynakça: Duman Ali - İmam Matüridi, Hayatı, Eserleri ve İslam Düşüncesindeki Yeri, Yıl: 2, s.4 (Temmuz-Aralık 2009), ss. 109-126. Tunçpınar Ahmed Said - İmam Mâturidi’nin Eğitimle Alakalı Bazı Ayetlere Getirdiği Yorumlar, (Bu makale, 28-30 Nisan 2014 tarihinde Eskişehir’de düzenlenen ‘Uluslarası İmam Maturidi Sempozyumu’nda bildiri olarak sunulmuştur.) Tekineş Ayhan - İmam Maturidi’nin Hadisleri Yorumlama Metodu Te’vilatu Ehli’s-Sünne Örneği, Marife, Yıl. 10, s. 3, kış 2010, ss. 159-170. Büyük Türk Bilgini İmâm Mâturidi ve Mâturidilik - Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı, 22-24 Mayıs 2009 İstanbul, M.Ü. İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yayınları. Uluğ Bir Çınar İmam Mâturidi Uluslararası Sempozyom Tebliğler Kitabı, 28-30 Nisan 2014 Eskişehir. Ak Ahmet - Mâturidiliğin Hanefilik ile İlişkisi, Milel ve Nihal, c.7 (s.2), ss.223-240. - İmâm Mâturidi’nin Hayatı, Eserleri ve Görüşleri, Uluğ Bir Çınar İmam Mâturidi Uluslararası Sempozyomu, s.17-30. Özen Şükrü – ‘Mâturidi’ maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28, s: 146-151. Topaloğlu  Bekir - ‘Mâturidi’ (Kelâma Dair Görüşleri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 151-157. - ‘Mâturidi’ (Tefsir İlmindeki Yeri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 157-159. Özen Şükrü – ‘Mâturidi’ (Fıkıh ve Fıkıh Usulündeki Yeri) maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 159-165. Yavuz  Yusuf Şevki – Mâturidiyye maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, c: 28,  s: 165-175. Kalaycı Mehmet – Eşari’nin İkmali Mâturidi’nin İhmali, Uluslararası İmam Mâturidi Sempozyumu Bildirisi, Eskişehir 2014. Kutlu Sönmez - Bilinen ve Bilinmeyen Yönleriyle İmam Mâturidi, www.sonmezkutlu.net (Bu çalışma genişletilmiş haliyle ‘İmam Mâturidi’ ismiyle bir kitap olarak neşredilmiştir.)

55

MUHARREM 1439

“İnsan her zaman ilim talebinde bulunması ve ilim alma özelliğinde olması gerekir. Zira insanların buna ihtiyacı vardır. Mesafeler uzak olsa da.”

“Peygamber göndermede hatırlatma, insanları uyarma ve yanlış yola dikkat çekme faydaları vardır.”


| Haber Analiz

| Emrah Seven

Arakan Müslümanları Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Halkın Hikâyesi B

urma, yeni adıyla Myanmar’da katliam, vahşet, etnik temizlik, Müslüman kıyı-

mı son zamanlarda en üst seviyeye ulaştı. Ordu-budist çete destekli katliamların başında ise Myanmar’da insan hakları için mücadele! ederken 15 yıl hapis yatan ve ardından Nobel Barış Ödülü kazanan Aung San Suu Kyi var. Nobel barış ödüllü Aung San Suu Kyi katliamlara sessiz kalmak ve destek çıkmakla suçlanıyor. Şöyle bir gerçek var ki Nobel barış ödülü alanların çoğu batı destekli ve bu ödülü kitleleri uyutmak veya kendi adamlarını iktidara getirmek

EKİM 2017

için kullandıkları bir yöntem.

56

Arakan’da Zulüm Nasıl Başladı? Rohingya’da Müslüman azınlığa karşı başlatılan soykırım, Budist Rahiplerin 3 Müslüman gencin üzerine attıkları iftiranın alevlenmesi ile başladı. Öncelikle 3 kişilik bir Budist Rahip grubu, 26 yaşındaki Burmalı bir kadına tecavüz edip ardından onu öldürdüler. Kadına tecavüz eden 3 kişiden birisi, kendisinin erkek arkadaşıydı ve kısa süre önce kadın tarafından terk edilmişti. Fakat aynı kadına tekrar geri dönmek istemesine rağmen, kadın tarafından reddedildi. Bunun ardından aynı kadın kendisine farklı bir erkek arkadaşı buldu. Bu duru-


mu kaldıramayan eski erkek arkadaşı, yanına 2 kişiyi de alarak önce kadına tecavüz etti ve daha sonra da onu öldürdüler. Katil Budist Rahipler, öldürdükleri kadının cesedini, bölgede bulunan bir Müslüman köyünün yakınlarına bırakıp kaçtılar. Cesedin bulunmasının ardından yetkili Budist Rahipleri ve Burma Hükümet yetkilileri kadının başına gelen hadiselerden ötürü Müslümanları sorumlu tuttular. Neticede 3 tane masum Müslüman genç tutuklandılar. Tutuklanan gençlerden bir tanesi dövülerek öldürüldü. Diğer ikisi de mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.1 Sıradan bir iftira ile 2012 yılında Müslümanlara yönelik etnik temizlik sistemleştirildi. Binlerce insan katledildi, binlerce insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı, binlercesi tecavüze uğradı, binlercesi dinlerinden taviz vermek zorunda kaldı.

Arakan’da Son Durum Arakan’da son olaylarda 3 bin üzerinde Müslüman katledildi ve Dünyanın gözü önünde katledilmeye devam ediyor. 100 binin üzerinde Arakan’lı Müslüman, evlerinden edildi. Mülteci konumuna düştü. Yüzlerce Müslümanların köyleri yakıldı. Avrupa Rohingya Konseyi (ERC) Sözcüsü Dr. Anita Schug da katliamların dehşet verici durumlara ulaştığı yönünde açıklamalarda bulundu. Sözcü Schug, yaptığı açıklamada, “Arakan’da son günlerde Müslümanlara karşı ordu mensuplarının yaptığı katliamlar 2012 ve geçen yıl ekim ayında yaşananlardan kat ve kat daha fazla. Durum hiç bu kadar kötü olmamıştı. Arakan’da yaşanılan yavaşlatılmış bir soykırım ile karşı karşıyayız.” dedi.

Müslümanların katliama uğrarken maalesef ki Müslüman ülkelerden cılız sesler çıkıyor. Müslüman devletlerin eski ihtişamlı mazlum yanında olan tavrından eser kalmamış. Ve herkesin ağzında ‘Devletler duygularla yönetilmez gibi’ zırva sözler dolaşıyor. Müslüman ülkelerin liderliğini yapıyor dediğimiz ülkenin başkanı bile aslında utanç verici bir açıklama yaparak ‘Bangladeş sınır kapılarını açsın Arakanlıların tüm masraflarını biz karşılayacağız.’ dedi. Peki, bu gerçekten çözüm mü? 1. Bangladeş’e geçen Müslümanların statüsü ne olacak? 2. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ne zamana kadar masrafları karşılayacak? 3. Arakanlı Müslümanların terk ettikleri köyler, İş yerleri ne olacak? 4. Türkiye Cumhuriyetinin yapmış olduğu Arakanlı Müslümanların sorunlarını gerçekten çözecek mi? 5. Ne kadar Arakanlı Müslüman geçecek? Bu soruların cevabını versek bile Müslümanlar için bir kazanım mı yoksa son yüzyıldır kaybetmeye devam ettiğimiz gibi kayıp mı ediyoruz? -------------------------

1. http://www.islahhaber.net/arakan-da-katliam-nasil-basladi---41311.html 2. http://www.internethaber.com/arakanda-neler-oluyor-binlerce-musluman-katlediliyor-foto-galerisi-1803860.htm?page=5

57

MUHARREM 1439

Sadece Arakan’ın Rathedaung kentine bağlı Saugpara köyünde dün 900-1000 arasındaki Müslüman’ın öldürüldüğü bilgisini aktaran Schug, bu katliamdan sadece bir erkek çocuğun hayatta kaldığını belirtti.

İsviçre›de tıp doktoru olarak çalışan Schug, Arakan›da sahada bulunan tüm aktivist ve yerel kaynaklardan edindiği bilgiye göre, son üç günde Arakan›ın çeşitli köylerinde en az 2-3 bin Müslüman’ın katledildiğini söyledi. Schug, katliamların arkasında Myanmar ordu mensuplarının olduğunun altını çizdi.2


| Serbest Köşe

| Ümit Şit

Fertleri ve Toplumları Uçuruma Sürükleyen Ameller; Şehveti Dava Edinmek

EKİM 2017

E

58

y şehvetine odun taşıyan insan! Ey kendi ateşi ile kendini kül eden varlık! Ey dün-

lanan, şeref bağışlanan, haysiyet ve onur ba-

yada cinsel münasebetleri dava edinen zelil

uygun hareket edeceksin? Sen ne zaman isyanı

ruh! Ne zaman hakkı görecek ve ne zaman tabi

kesecek ve ne zaman bir olan Allah’a itaat ede-

olmakta hızlı davranacaksın? Muhakkak ki,

ceksin? Muhakkak ki Allah Teâlâ sana her tür-

Allah Teâlâ, insanları kendisine ibadet etmesi

lü nimeti önüne sererek, kendisine ve rızasına

için yaratmışken, sen… Secde ile hayat bağış-

varacak yolların haritasını cebine koymuştur.

ğışlanan insan… Sen ne zaman yaratılış gayene


Peki, sen ne zaman lütfedip cebindeki haritaya uzanacaksın? Allah Teâlâ cennete varan yollar üzerindeki nimetlerini ve cehenneme varan şeyleri de ayağımıza kadar getirmedi mi? Cennete giden yollardaki nimetlerini helal kılarak serbest bırakmadı mı? Cehenneme giden yollardaki temiz olmayan şeyleri de haram kılarak yasaklamadı mı? Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi büyük bir gaye ile yaratılan dünyanın içinde yine büyük bir gaye ile yaratılan insanın hal ve hareketlerinden imtihanda olması değil midir? Allah azze ve celle, insanı dünyada biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları olan bir varlık olarak yaratmadı mı? Bu ihtiyaçlar arasında hem psikolojik hem de biyolojik bir ihtiyaç olan şehvet de vardır. Yeme, içme gibi şehvetin giderilmesi de zorunlu bir ihtiyaçtır. Ancak sadece bu kadardır. Nasıl ki yemek yeme ihtiyacımızı ayakta kalabilmek, dünyadaki maişetimizi arayabilmek ve Allah’a ibadetimizi yerine getirmede bir amaç edinmişsek... Şehvet ihtiyacını da harama bulaşmamak, ahlaklı nesillerin yetişmesine vesile olmak ve yine zihnimizi Allah’a ibadetin dışında meşgul etmemek adına şehveti helal yoldan gidermekten başka dava edinmemiz bizi sapıklığa itecektir. Nasıl ki yemeği ve içmeyi dava edinenler aslında tüketimi din edinmişler ve bu anlayışı hayatlarına hâkim kılmışlar ise aynı şekilde şehvetimizi de hayat tarzı edinmemiz İslam’dan başka batıl bir din, batıl bir dava edindiğimiz anlamına gelmektedir. Allah Teâlâ batıl bir dava edinenleri şu ayetler ile tehdit etmiştir: “Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşmalarına kadar (batıla) dalsınlar, oynayıp dursunlar.” (1)

“Heva ve hevesini kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona, sen mi vekil olacaksın?” (2) Heva ve hevesini ilah edinenler, şehvetlerini kendilerine ilah edinmişlerdir. Şehvet ilahını razı etmek için sürekli piyasada bu ilaha kurban verme adına kadınların ve erkeklerin peşinden koşan gençler veya yetişkin insanlar görmek mümkündür. Bu kişiler öncelikle Allah ile bağ kurduğu namazı terk ederek kötülüklerle arasında bulunan duvarı yıkmıştır. Aslında bu duvar onların güvenlik duvarıydı. Kendilerini emniyette hissedeceği bu duvarı kendi elleriyle kendi başlarına yıktılar. Böylelikle hayâ perdesi de bu duvar gibi yıkıldı ve yırtıldı. Kötülükler, duvarın ardındaki sel gibi üzerlerine aktı. Hiç selin önünde emniyetsiz bir insan ayakta kalabilir mi? Tabii ki kalamaz ve kalamadılar. Sel ile İslam’ın hayır ortamlarından süpürülerek, günah tarlalarına sürüldüler. Her çeşit günah ürününden kopardılar ve kalpler zifiri karanlığa gömüldü. Bundan sonra kalp hak karşısında batılı savunur hale geldi. O kadar günah ürünleri tüketildi ki zihinler müptela, fikirler ise esir oldu. Tabii ki, günümüzde kişinin bu fikirleri medya ve devlet eliyle teşvik edilir durumdadır. Hatta kişi hürriyeti adı altında bazı sözüm ona sivil toplum örgütleri tarafından da savunulur durumdadır. O zaman kişi yaptığı yanlışı fark edemeyecek kadar zihni ve hayatı işgal altında kalmıştır. Kişinin zihni psikolojik olarak işgal altında iken bedeni fizyolojik işga-

59

MUHARREM 1439

Peki, neden şehvetlerimizin esiri haline geldik? Çünkü namazı zayi ettik, çünkü namazı terk ettik. Namaz kul ile Allah arasında bir bağ oluşturmaktadır. Namazda Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkmaktayız. Allah ile bağımızın güçlü oluşunun derecesi namaza verdiğimiz değerle doğru orantılıdır. O zaman kim namaza gere-

ken ciddiyeti vermeye çalışmazsa, Rabbinin huzurunda lakayt olmakta ve samimiyetsiz davranmaktadır. O zaman her kim namazı terk ederse de, Rabbi ile olan bağı koparmış demektir. Rabbi ile olan bağını koparan kişi Allah’tan başka sahte rablerden başka bir rab edinmiş olmaktadır. Bu rabler menfi amaç taşıyan her eşya, kişi, kurum, heykel ve bilumum ağaçtan, taştan, canlıdan ya da cansızdan her cisim olabilmektedir. Sadece somut cisimler değil soyut kavramlarda rab edinilebilir ki bunun en önemli delili şu ayettir:


“(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.”

EKİM 2017

lin kalesi konumuna gelmiştir. Bu durum, şehvetlerinin peşinden gidenlerin kişiliklerinde psikolojik rahatsızlıklar meydana getirmiştir. Bu şehvetlerinin köpekleri haline gelen insancıklar doyuramadıkları nefisleri sapkınlıklarında daha da ileriye giderek Lut kavmine benzemişlerdir. Günümüzde erkek olduğunu iddia eden kadınlar ve kadın olduğunu iddia eden kadınlar türemişlerdir. Öyle ki arkadan bakıldığında ayırt edilemeyecek durumdadırlar. Hatta önden bakıldığında bile kadın mı erkek mi olduğu anlaşılmayan kadın giyimli erkekler ve erkek giyimli kadınlar peyda olmuştur. Öyle ki bir yazar bu durumu mizahi yönden eleştirerek genç kızlara ellerini çabuk tutmaları gerektiğini söylemiş aksi takdirde toplumda önümüzdeki yıllarda erkek kalmayacağını vurgulamıştır. İşte bu şehvetlerinin çizdiği yolda hiç durmadan yürüyen gençliğin kimlik bunalımının bir sonucudur. Allah Rasulü sallallahu aleyhi vesellem, bu kişilere lanet etmiştir. Bu konuyla alakalı İbn Abbas şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanları, erkeklerden de kadın-

60

lara benzeyenleri lanetledi ve “Onları evlerinizden çıkarın” diye emretti. Rasûlullah bizzat kendisi falancayı evinden çıkardı, Ömer’de falancayı (evinden) çıkardı.” (3) Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, kadın elbisesi giyen erkeğe, erkek elbisesi giyen kadına lanet etti.” (4) Tek kurtuluş ise şehvetine tabi olmaktan vazgeçip namaz vesilesiyle Allah’a dönmektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.” (5) Bizden önceki asırlarda yani İslam’ın siyasi, iktisadi ve sosyal hayata hâkim olduğu İslam toplumlarındaki Müslümanlar Allah’a karşı samimiydiler. Allah’a ‘la ilahe illallah’ üzerine bir hayat yaşayacaklarına dair verdikleri sözlerini tuttular. Allah’ın ayetleri anıldığında secdeye kapanarak ağlarlardı. Ancak “Onların ardından yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. Onlar yakında (cehennemdeki) Gayya vadisiyle karşı karşıya kalacaklardır.” (6) Ayetle ile sabit olarak anlaşıldığı üzerine namaz ile Allah’a ve Rasûlüne uymak yerine, namazsız bir hayat ile uydukları şey şehvetleri oldu. Toplumun ahlak ayarları ile öyle oynandı ki, artık ahlaksızlık açıktan savunulur hale geldi. Ahlaksızlığı eleştirmek ise geri kafalılık ve çağdışılık olarak lanse edildi. Zina açıktan işlenir duruma gelerek, müslümanların kalplerinde ve zihinlerinde sıradanlaştı. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, toplum içindeki fuhşiyatın, zinanın yayılmasıyla ilgili şöyle buyurmaktadır: Amr b. As radıyallahu anh’ den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle dediği rivayet edilmiştir: “İçinde zina zuhur eden, yaygınlaşan hiçbir top-


luluk yoktur ki, onlar kıtlıkla cezalandırılmış olmasın. Yine içinde rüşvetin yaygınlaştığı hiç bir topluluk yoktur ki, korkuyla cezalandırılmasın.”(7)

len vadi ile karşı karşıya kalacaklardır. El gay-

Toplumumuza bakıldığında sürekli hayatlarından şikâyet içerisinde bulunan ciddi bir kalabalık mevcuttur. Diğer İslam coğrafyaları kıtlığı hakiki boyutuyla yaşarken, bizim toplumumuzda da doymak bilmeyen nefislerin sürekli açlık çekmesi hali vardır. Bunun sebebi hadisteki gibi zinanın toplumda yayılmasından başka şey değildir. İnsanlar evden işe çıktıklarında sokaktaki kadınların arsız giyimleri ve şehveti kamçılayıcı kokularıyla sabahı karşılamaktadırlar. Sanki bunlar yetmiyormuş gibi bir de zamanımız da zuhur eden diğer bir durum ile karşı karşıya kaldık. Allı, şallı, kokulu Müslüman kadınların podyuma çıkar edasıyla sokaklara dökülmeleri ve sözde tesettürleri ile erkeklere bedenlerini teşhir etmeleri gerçeğidir ki, bunlara göre farz sadece saçların kapanmasıdır. Zinaya sürekli davetiye çıkaran bu tür insanları Allah Rasûlü şu iki hadisi ile tehdit etmektedir: Ebu Musa radıyallahu anh’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir kadın kokulanıp bir meclisin önünden geçerse, ona bakan her göz (ve o kadın) zina etmiş olur.” (8)

vayetlere göre ise yine dünyada iken fuhşiyatı

zayii edip şehvetine tabi olanların cehennemde toplanıp azap edilecekleri vadidir. Kimi riamaç edinenlerin içinde yüzecekleri kan ve irin bulunan bir nehirdir. Allah Azze ve celle, bizi dünyada nefsini şehvetine kurban edenlerden ve cenneti, gayya ile takas edenlerden muhafaza etsin.

-------------------------

1. Zuhruf Suresi 83.ayet 2. Furkan Suresi 43.ayet 3. Buhari, Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed 4. Ebu Davud, İbn Hibban, Beyhaki 5. Ankebut suresi 45.ayet 6. Meryem Suresi 59.ayet 7. İmam Ahmed 8. Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Huzeyme, İbn Hibban 9. Müslim

“İçinde zina zuhur eden, yaygınlaşan hiçbir topluluk yoktur ki, onlar kıtlıkla cezalandırılmış olmasın. Yine içinde rüşvetin yaygınlaştığı hiç bir topluluk yoktur ki, korkuyla cezalandırılmasın.”

Şehvetine tabi olanlar cehennemde gayya deni-

61

MUHARREM 1439

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Cehennem ehlinden iki sınıf var ki, onları görmedim. (Onlardan biri) ineklerin kuyrukları gibi kamçılarla insanları dövenlerdir. Diğer ikincisi de, giyinik, fakat çıplak olan, kibirlenerek yürüyen, öteki kadınları kendileri gibi olmaya zorlayan ve başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. Onlar cennete girmeyecekler, onun kokusunu bile alamayacaklar. Hâlbuki onun kokusu şu kadar (500 sene) mesafeden hissedilir.”(9)

ya, kimi rivayetlere göre bir vadi olup namazı


| Serbest Köşe

| Derya Fıçıcı

ES SELAMU ALEYKUM

BEİJİNG

M

akalenin başlığını okuyan bazı kardeş-

Evinizde televizyon varsa, çocuklarımızın ne

lerim anlam verememiş olabilir. Ancak

izlediğini biliyor muyuz? Eğer evinize televiz-

ortaokul ve lise yaşlarında çocukları olan, özel-

yon almamışsanız fakat bilgisayar ve interneti-

likle imam hatip okuyan çocuklarımızın anne

niz varsa ya da çocuğunuzun elinde telefon ve

ve babaları eğer çocuklarını az da olsa takip

internet varsa onların ne izlediklerini yakinen

ediyorsa başlık dikkatlerini çekmiştir.

takip edelim.

Ayrıca genç kardeşlerimin ve genç kızlarımızın

İmam hatipli gençliğin yeni tutkusu Kore dizi-

bu başlık fazlasıyla dikkatini çekmiş olmalı.

leri, filmleri… Masum gibi görünen ancak için-

Çünkü onların yakından takip ettiği, yeni dönem gençlerinin hastalıklarından biri; Kore di-

EKİM 2017

zileri…

62

de ciddi tehlikeler barındıran bu filmler genç kızlarımızı zehirlemekte. Bu diziler sayesinde genç kızlarda Kore hayranlığı başladı. Evlerinde çubukla yemek yemeye çalışanlar, Peygam-

Öncelikle anne ve babalarımıza seslenmek isti-

berin sünnetini bu kadar yakından takip etme-

yorum. Evlerinde televizyon olan ve evlerinde

diler çünkü biz onların gündemini Koreliler

televizyon olmadığını zanneden ailelerimize…

kadar doldurmadık. Hatta dizilerdeki başrol


oyuncularının fotoğraflarını telefonlarına ek-

rını bilen, İslami hassasiyeti olan, anne ve ba-

ran yaptılar. Evlenilecek erkek olarak gördük-

bası İslam davasının içinde yorulan, koşturan,

leri, hayran oldukları modeller makyaj yapan

ilim kitapları ellerinin altında ama onlara bir

kadına benzeyen kâfir erkekler. Kore’ye gitme

o kadar uzak kalmış olan, gençliğinin en ve-

planları yapan gençlerimiz mevcut. Gençler

rimli dönemini instagramda, whatsappta, Kore

arasında dizi izlerken Korece’yi diyalog kura-

dizileri izleyerek geçiren kızlarımızdan özür

cak kadar öğrenen kızlarımız dahi olmuş, ar-

diliyorum.

tık hayatlarını ne kadar kuşatmış gerisini sizler tahmin edersiniz. Bu dizilerin genel konusu okul hayatı ve aşk diye tabir edilen haram ilişkiler. Konu başlığımız olan film ise gençlerin hayran olarak izledikleri filmler içerisinde en masum olanı. Kardeşler eğer bunu fark edememişsek ve durumun farkında değilsek okullardaki hocalarıyla küçük bir söyleşi yapmanız yeterli olacaktır. Yaptığım küçük bir araştırma sonucunda gördüm ki şeytan, masumiyet maskesiyle tesettürlü, hicaplı kızlarımıza zina ve birçok haramı

Sizleri abileriniz ve ablalarınız olarak Kore dizilerine terk ettiğimiz için, sizlerin zamanını yeterince kuşatamadığımız, dava bilincini sizlere aşılayamadığımız için sizden çok özür diliyorum. Peygamberleri ve ashabını sizlere yeterince anlatamadığım, örnek alacağınız şahsiyetleri yeterince gösteremediğim, sizlere güzel bir örneklik teşkil edemeyip Kore dizilerine terk ettiğim için özür diliyorum. Sizlere Müslümanların bugünkü halini, acılarını yeterince hissettiremedim. Suriye, Arakan,

meşru göstermenin yolunu bulmuş. Maalesef zamanını kuşatamadığımız gençlerimiz zaman ve ahlaklarını, temiz olan anlayışlarını, kalplerini çevrenin kirlettiği yetmiyormuş gibi kendi elleriyle kirletir olmuşlar. Anne ve babalarımızı çocuklarının imam hatipte okuması rahatlatmasın. Ezbere dayalı din eğitimi çocukların manevi yönleri için yeterli olmuyor. Ezber yaptıkları bilgiler onları haramlardan korumuyor. Çocuklarımızın manevi derslere ihtiyaçları var. Eğer buna dikkat etmezsek, iyi bir mümin yetiştirmek yerine İslami ilimlerde sadece akademik başarı göstermiş yeni bir nesil yetiştirmiş oluruz. Ailelerimize yaptığım kısa bir uyarı ve hatırlatmadan sonra genç kardeşlerimize seslenmek istiyorum: Benim baştan ayağa tesettüre bürünmüş, hatta

Haydi, genç kardeşim! Ölü kalplerimiz seninle ayağa kalkıp İslam davasına yaptığın hizmetlerle yeniden dirilsin. Senin Ehad’ın umutlarımızı yeşertsin. Elinde tuttuğun telefonu, karşısında oturduğun ekranı, seni atalete sürükleyen her şeyi kaldırıp at. Caddelerin, sokakların, mahallelerin senin izzetli ve iffetli yürüyüşüne ihtiyacı var. Elini uzatacağın, cennetine vesile olacağın binlerce kardeşin seni bekliyor.

ibadetlerinde dikkatli, haram ve helal sınırla-

63

MUHARREM 1439

yüzünü dahi yabancı erkeklere göstermeyen,


Afganistan, Somali ve tüm İslam coğrafyalarında çekilen sıkıntıları yeterince anlatamadım.

vasına yaptığın hizmetlerle yeniden dirilsin.

derdin. Öyle rahatça saatlerce bu dizileri izle-

Senin Ehad’ın umutlarımızı yeşertsin. Elinde

mez, gözlerini zina sahnelerine şahit etmezdin.

tuttuğun telefonu, karşısında oturduğun ekranı, seni atalete sürükleyen her şeyi kaldırıp at. Caddelerin, sokakların, mahallelerin senin izzetli ve iffetli yürüyüşüne ihtiyacı var. Elini

İslam davasının sana ihtiyacı var. Hayatını de-

uzatacağın, cennetine vesile olacağın binlerce

falarca okuduğun, duyduğun Musab b. Umeyr,

kardeşin seni bekliyor.

Bilal-i Habeşi ve genç sahabeler tüm örnekliği ile yanı başında, örnek alınmaya en layık ola-

Genç kardeşim!

rak seni bekliyor. Onların hayatlarını ezber-

Gözlerini ve kulaklarını haramlara karşı koru.

leme, onların hayatlarını hayatına geçir! Yeni

Gördüğün ve işittiğin şeyler kalbini etkiler. İba-

Musab’lara, Bilal’lere, Esma’lara ihtiyaç var. İman ettiğin dinde seni cennete taşıyacak binlerce amel varken, seni bundan alıkoyan yine küffarın oyunu.

detlerinde gevşek davranmana sebep olur. Tesettürünü ve onun sınırlarını koru yoksa iffetini kaybedersin. Sen ki, üzerinde kumaş parçası değil, Allah’ın ayetini taşıyorsun. Maneviyatını artıracak ortamlarda bulun ve maneviyatına

İzlediğin dizideki tesettürlü kız, yabancı bir er-

zarar verecek ortamlardan uzak dur! Özellikle

kekle rahatça konuşuyor, gayrı meşru bir ilişki

de sanal âlemden… Oradaki haramları küçük

yaşıyor, başı örtülü olduğu halde, dışarıda mak-

görme!

yaj yapıyor. Üstelik tesettürü İslam’a uygun de-

Zafiyet gösterdiğin şeyleri tespit et. O konu-

ğil. Kadın erkek bir arada yaşıyor. Okulda, işte,

larda sana yardım edecek, takvalı gördüğün

her yerde birçok haram senin gözünde meşru-

kardeşlerinden yardım iste. İmanını ve takvanı

laştırılmaya çalışılıyor. Senin vaktini bunlarla

artıracak kitaplar oku. Vaktinin tamamını gü-

öldürmek, hayallerini sadece karşı cinse du-

zel amellerle doldur. Her an Rabbini zikret! Ve

yulan şehvet süslesin istiyorlar. Senin iffetini,

O’na sığın!

izzetini bu şekilde yok etmek niyetleri. Çünkü sana bizzat örtünü çıkar, zina et, haram helal diye bir şey yok diyemedikleri için haramları süsleyip önüne seriyorlar. Sen bütün bunlarla meşgul olurken onlar İslam coğrafyalarında Müslümanların kanlarını akıtıyor, çocuklarını yakıyor, kadınlarına tecavüz ediyor, senin dininle alay ediyor. Haramları hafife alıyor, Allah’ın koyduğu hudutları değiştiriyor.

EKİM 2017

Ölü kalplerimiz seninle ayağa kalkıp İslam da-

Ben yeterince hissetseydim elbet sen de hisse-

Genç kardeşim, gecikmiş olsa da sana nasihatim!

64

Haydi, genç kardeşim!

Selam ve dua ile...


Yetimler Kur’anla Büyüsün

55

* Kur’an’ı Kerim * Kırtasiye Seti (Çanta, defter, kalemlik, tükenmez kalem, kurşun kalem, silgi, cetvel, gönye, pergel.)

Sudan’ın Dafur eyaletinde zor şartlar altında eğitim gören Hafızlık Medreselerindeki öğrencilerin Kur’an-ı Kerim ve Kırtasiye ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Kuveyt Türk Katılım Bankası | İmam Buhari Eğitim ve Araştırma Vakfı | Yetim Yardım Fonu Hesap No: 7885000-8 | İban: TR59 0020 5000 0078 8500 0000 08 | Şube: Güneşli Merkez

www.imambuharivakf i.org

bilgi@imambuharivakfi.org

0212 550 63 77


ARAKAN SENİ BEKLİYOR

Günlük Yemek

8

Barınak / Çadır

400

İletişim: 0535 046 1350

Gıda Kolisi

65

Nebevi Hayat Dergisi 59. Sayı (2017)  
Nebevi Hayat Dergisi 59. Sayı (2017)  
Advertisement