Page 1

TEMMUZ 2017, ŞEVVAL 1438 • YIL 5 • SAYI 56 FİYATI 7,5 TL• dergi.nebevihayatyayinlari.com

KIYAMET SAHNELERİ VE ALÂMETLERİ

İmam Mehdi’nin Gelişi Mahmut Varhan

.

Kıyamete Yakın Hz. İsa’nın Nüzûlü ile İlgili Rivâyetler Muaz Akgün

Kıyamet Alâmetleri Hakan Sarıküçük

Gelmesi Beklenen En Şerli Kişi: Deccâl M. Sadık Türkmen

.

. .


“Hayırda ve takvada yardımlaşınız.” (Maide: 2)

Kermesimiz için

HAYRA DAVET İHTİYAÇ SAHİPLERİ İÇİN YAPILAN KERMESİMİZE YARDIMLARINIZI VE ZEKÂTLARINIZI BEKLİYORUZ

GİYİM, ZÜCCACİYE, KİTAP, EV TEKSTİLİ, MEŞRUBAT, EL İŞİ MALZEMELERİ, ÇEYİZ MALZEMELERİ, HEDİYELİK EŞYALAR KIRTASİYE, OYUNCAK, BEYAZ EŞYA vb.

Tel: (0 212) 550 63 77 Gsm: (0 535) 046 1350 Güneşli Mah. 1300. Sk. (Ayçin Sk.) No:36 Bağcılar - İstanbul www.imambuharivakfi.org


Yeni Çıkan Kitaplarımızı Yayınevimizden Temin Edebilirsiniz 14₺

7₺

6₺

12₺

Temizlik İlmihali

İstiğfar ve Faydaları

13,5x21 Ivory Kağıt Karton Kapak

13,5x21 Ivory Kağıt Karton Kapak

Yenilenen Baskılı Kitaplarımızı Yayınevimizden Temin Edebilirsiniz

15₺

7,5₺

1,5₺ * 100

7₺

3,5₺

ERİ

VE ÜZ

Temel İslami Bilgiler

Peygamberimiz Ramazanda Nasıl İbadet Ederdi?

18,5x26,5 1. Hamur Karton Kapak

13,5x21 Kitap Kağıdı Karton Kapak


Editör H

amd, Kıyametin vaktini kendi ilminde

Varolan herbir şeyin yok olacağı hakikatini

saklı tutan Allah’a, Salât ve selâm, Kı-

Kıyamet, gözler önüne sermektedir. Üzerin-

yametin büyük ve küçük alametlerini bizlere

de yaşadığımız arz her geçen yaşlanmakta ve

anlatan, kıyamete karşı ikaz edip hazırlıklı ol-

ölüm emareleri belirmektedir.

mamız için nasihatlerini eksik etmeyen Rahmet Peygamberi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e, Allahu Teâlâ’nın affı ve mağfireti Kıyamete karşı hazırlık içinde olmanın gayre-

Nebevi Hayat Dergisi olarak bu büyük hakikati diri tutma adına “Kıyamet Sahneleri ve Alametleri” konu başlıklı bir çalışma hazırladık.

tiyle hareket eden ve bunun için çaba gösterip

Nebevi Hayat Dergisi olarak hem Ramazan

kulluğunu arttırmanın yollarını arayan mü-

ayının hem de sonrası yaşanacak olan Bayra-

min muvahhid kullarının üzerine olsun.

mın İslam alemine ruh giydirmesini, birlik ve

Kıyamet alametleri Kıyametin yakın olduğunu gösteren nişanelerdir. Sayıları bir hayli fazladır. Bu alametlerin en büyük ve dehşetli olanları henüz gerçekleşmemiş olsa da bir kıs-

beraberliğimizi tazelemesini, tükenen umutları canlandırmasını Rahman ve Rahim olan Allah’tan niyaz ederiz. Selam ve dua ile…

mı gelip geçmiş bazıları da günümüzde müşahede edilmektedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin peygamber olarak gönderilmesi, vefatı, İslâm âleminde yaşanmış fitneler gelip geçen alâmetlerdendir.

YIL: 5 Sayı: 56 Fiyatı: 7,5 TL Sahibi İmam Buhari İktisadi İşletmeler Adına Ahmet Özer Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler Sorumlusu Hakan Sarıküçük Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz Grafik, Tasarım Ercan Araz

Abone ve Dağıtım Sorumlusu Mürsel Gölbaşı (0543 654 46 63) (0212 515 65 72) Abonelik Hesap Bilgileri Posta Çeki Hesap No: 10204553 Hesap Sahibi: Hakan Sarıküçük Kuvveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Mürsel Gölbaşı Hesap No: 6847147 IBAN: TR13 0020 5000 0068 4714 7000 01 (Açıklama kısmına mutlaka isim ve telefon bilginizi yazınız.)

Yönetim Merkezi Reklam ve Abone İşleri Güneşli Mh. 1300. Sk. (Ayçin Sk.) No: 36 Bağcılar/İst. Tel-Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 twitter.com/nebevihayat facebook.com/nebevihayat dergi.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Abone Şartları 2017 Yılı Yurt İçi Abonelik Bedeli: 90 TL Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevi Hayat Aylık Dergi (Türkçe) Baskı: Matsis Matbaa İstanbul, Temmuz 2017 Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir.Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.


İçindekiler Kıyamete Yakın Hz. İsa'nın Nüzûlü ile İlgili Rivayetler Muaz Akgün

İmam Mehdi'nin Gelişi Mahmut Varhan

04

Kıyamet Alâmetleri Hakan Sarıküçük

Gelmesi Beklenen En Şerli Kişi: Deccâl M. Sadık Türkmen

Nebevi Nasihatler Ahiret; Ulaşmak İstediğin Hedefin Dünya; İhmal Etmemen Gereken Nasibin Ali Yücel

Nebevi Aile Sen Değişirsen O da Değişir Halime Yılmaz

Davet Önderleri Hanefi Fıkhını Tedvin Eden İmam: Muhammed Bin Hasan eş-Şeybâni (749-805) Cihan Malay

14

28

Bele İnen Korkunç Darbe Kıyamet Sahneleri Ümit Şit

Müslümanlar Cemaat Olmak Zorundadır Nedim Bal

34

38

42

46

Haber Analiz Katar Krizi ve Türkiye Emrah Seven

60

48

Serbest Köşe O Gün Gözlerde Konuşur Derya Fıçıcı

63

52


| Kapak Dosya

| Mahmut Varhan

İMAM MEHDİ’NİN GELİŞİ

Â

lemlerin Rabbine hamd olsun. Hakkı hâkim kılan ve bâtılı yok eden O'dur. Hak

yolunun önderi ve hidayet rehberi olan Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e, onun tertemiz âline, pak ashabına ve kıyamete

olduğu şu ahir zamanımızda, en çok tartışılan konuların başında da Mehdi, Deccal ve nüzûl-i İsa gibi konular gelmektedir. Dini/ilmi mevzularda Kur’an ve Sünnet’e dayanmak yerine indi

ve selam olsun.

görüşlerini ve akli/hevâi muhakemelerini esas

İmdi; biz bu makalemizde Hz. Mehdi aleyhis-

kabul edenler, akli muhakemenin haricinde

konusunu ele alacağız. Konuyu iki ana başlık altında incelemeye tâbi tutacağız ki, birinci başlığın altında Mehdi konusu hakkında bazı genel değerlendirmelerde bulunacağız. Bu girişten sonra da asıl maksadımız olan Hz. Mehdi

TEMMUZ 2017

Hz. Mehdi aleyhisselam’ın çıkışının en yakın

kadar onlara tâbi olan sâdık mü'minlere salât

selam'›n çıkışı ve tekrar İslam'ı hâkim kılması

4

Birinci Konu: Mukaddimeler

kalan ve sırf gaybi olan bu konuları cür’etkâr bir şekilde inkâr edebilmektedirler. Bütün ehli Sünnet âlimleri tarafından ittifakla kabul edilmiş ve itikad kitaplarında tescil edilmiş bulunan bu konuları, türlü şüphelerle reddetmekte ve tartışma mevzusu haline getirmektedirler. Bütün bu münakaşalar da dini/ilmi mevzular-

ile ilgili olarak rivayet edilmiş bulunan sahih ve

da cahil bırakılmış bulunan avam tabakasın-

hasen hadislerin ışığı altında Hz. Mehdi aley-

daki Müslümanları şüphelere sevketmekte ve

hisselam hakkında detaya ineceğiz ve bir hâti-

onların akıllarını karıştırmaktadır. Bundan do-

me ile makalemizi bitireceğiz. Gayret bizden,

layı da konuyu iyice açıklığa kavuşturmak için

tevfik Allah’tandır.

maddeler halinde izah etmeye çalışacağız:


1- Hz. Mehdi Aleyhisselam ile İlgili Hadislerin Derecesi

2- Hz. Mehdi ile İlgili Hadisleri İnkâr Edenler Kimlerdir?

Mehdi konusu gaybi bir mes’ele olup, bu hususta ancak sâdık habere itimad edilebilir. Dolayısıyla bütün mes’ele, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu konuda sabit ve sahih bir yolla bize ulaşan bir haberinin olup olmadığı konusunda düğümleniyor. Bu konuda da müracaat edilecek ve doğru bilgi alınabilecek tek kaynak hadis kitapları ve muhaddislerdir.

İslam tarihi boyunca hadis, fıkıh, tefsir ve benzeri dini ilimlerle ilgilenen ihtisas sahibi bütün âlimler Mehdi ile ilgili hadisleri kabul etmişlerdir. Bu hadisleri ihtisas sahibi olmayan pek az kimse inkâr etmiştir ki, onların da sözü kabul edilmemiştir. Bu inkâr edenler arasında gösterilen en meşhur kişi tarihçi İbni Haldun’dur ki, onun bu konudaki sözleri sarih değildir. Meşhur “Mukaddime”sinde Mehdi ile ilgili hadisleri ele almış ve bu konuda uzun bir bahis açmıştır. Konuya şöyle giriş yapmıştır: “Bilesin ki ahir zamanda dini destekleyecek, adaleti ortaya koyacak, Müslümanların kendisine tâbi olacağı, bütün İslam ülkelerine hâkim olacak Mehdi diye isimlendirilen Ehli Beyt’ten bir kişinin zuhûr etmesi konusu asırlar boyunca bütün Müslümanlar arasında meşhur olmuş ve kabul görmüştür. Bu konuda hadis imamlarının tahriç ettiği birçok hadisi delil getirmişlerdir ki, bu konuyu inkâr edenler bu hadisleri eleştirmiştir.” (2) Sonra İbni Haldun teker teker hadisleri ve bu hadisler hakkındaki eleştirileri zikretmiş ve en sonunda şöyle demiştir: “İşte bunlar hadis imamlarının Mehdi ve onun ahir zamandaki çıkışı hakkında rivayet ettikleri hadislerin tümüdür. Gördüğün gibi bu hadisler arasında pek azı hariç tenkit ve eleştiriden kurtulanı olmamıştır.” (3) Açık bir şekilde görüldüğü gibi İbni Haldun bile Mehdi hadislerinden az bir kısmının tenkit oklarından kurtulduğunu ve sahih olduğunu itiraf etmek durumunda kalmıştır. Diğer taraftan Mehdi’nin zuhûr edeceğinin asırlar boyunca bütün Müslümanlar tarafından kabul gören bir inanış olduğunu da ikrar etmiştir. Hakkında sahih hadis bulunan ve bütün Müslümanlar tarafından kabul edilen bir inanç hangi mantıkla inkâr edilebilir?

Evvela şunu ifade edelim ki Hz. Mehdi ile ilgili hadisler Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Abbas, Ümmü Seleme, Ebû Said el- Hudri, Ebû Hureyre, Cabir b. Abdullah ve daha başka sahabeler tarafından sahih ve hasen senedlerle rivayet edilmiştir. Mehdi ile ilgili hadislerin sahih olduğunu Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbni Hibban, Hâkim, Beyhaki, Zehebi, İbni Hacer, Kurtubi, İbni Teymiyye, İbni Kesir ve İbni Kayyim gibi pek çok muhaddisler açık bir şekilde ifade etmişlerdir. Hatta Hafız es-Siczi, İbni Hacer, İbni Kayyim el-Cevziyye, İmam Suyûti, Muhammed el-Berzenci, Muhammed es-Sefarini, Sıddık Hasan Han, Hafız es-Sehavi, Şevkâni ve Muhammed b. Ca’fer el-Kettani gibi pek çok hadis hafızları Mehdi hadislerinin mütevatir olduğunu belirtmişlerdir. Hadis hafızlarının bu kesin hükmünden sonra herhalde bu konuda kelamcılara, felsefecilere, derin fikir adamlarına ve siyaset adamlarına söz söyleme hakkı olmadığını belirtmeye ihtiyaç yoktur.

Ancak buna rağmen günümüzde batı uygarlığının maddi parlaklığı karşısında gözleri kamaşmış, istişrak/oryantalizm hareketinin saldırıları karşısında ruhen yenik düşerek aşağılık kompleksine yakalanan modernizm hareketinin kurbanlarından pek çok akılzede; akılcılık kisvesi altında Mehdi, nüzûl-i İsa, Deccal ve

5

ŞEVVAL 1438

Diğer taraftan İbni Kayyim el-Cevziyye’nin ifade ettiği üzere bu konudaki hadisler sahih hadisler, hasen hadisler, zayıf hadisler ve uydurulmuş hadisler olmak üzere dört kısma ayrılmaktadır. (1) Dolayısıyla uydurulmuş ve zayıf rivayetlere bakarak sahih ve hasen hadisleri inkâr etmek zulüm ve insafsızlık olduğu gibi; bu konuda sahih ve hasen hadislerle yetinmeyip uydurulmuş rivayetlere itimad etmek de tefrit ve çok çirkin bir kusurdur. Her konuda olduğu gibi bu mevzuda da adalet ve hakkaniyetle hareket ederek sahih hadislerle uydurulmuş rivayetleri birbirinden ayırdetmek, sahih hadisleri kabul edip uydurulmuş rivayetleri de reddetmek gerekir.


benzeri hususlarla ilgili bütün hadisleri inkâr etmişlerdir. Bu hastalığın yayılmasında Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh medresesi öncü rol oynamıştır. Bu medreseden yetişen ve İslam âlemindeki üniversiteleri dolduran pek çok akılzede, Sünnet’i tahrif etmek ve sahih hadisleri inkâr etmek uğrunda müsteşriklerin hezeyanlarını birer hakikat gibi kabul etmiş ve kıyamet alametleri gibi birçok konuda mütevatir hadisleri inkâr etmek ve İslam tarihi boyunca hadis ilmine emek vermiş bütün âlimleri cerhetmek cinnetini irtikap etmişlerdir. Öyle ki son zamanlarda bu konularla ilgili konferans ve seminerler düzenleyerek Müslüman halkı hadisler ve muhaddisler hakkında çeşitli şüphelere sevketmektedirler. En son bizim ülkemizde Diyanet kurumunun da katkısı ve desteğiyle bir konferans düzenlenmiş ve sonuç olarak beklenen kurtarıcı fikrinin İslam’da olmadığı, yani Mehdi’nin gelmeyeceği ve İsa’nın inmeyeceği kararlaştırılmıştır!!! Allah bu ümmeti, dini siyasete alet eden ve siyasi maslahatlar adına dini hakikatleri inkâr eden ilim kisvesine bürünmüş yalancı, münafık ve zındıkların şerrinden muhafaza buyursun! Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Mehdi’nin çıkışını inkâr eden kimseler tekfir edilmez. Zira Mehdi ile ilgili hadislerin mütevatir olduğunu söyleyen âlimlere göre de manevi mütevatir olan hadisleri inkâr edenler tekfir edilmezler. Mehdi ile ilgili hadisler de lafzen değil, manen mütevatirdir. Ancak Mehdi ile ilgili hadisler, bütün muhaddislerin ittifakıyla sahih olduğundan dolayı herhangi bir delile, muteber bir gerekçe ve te’vile dayanmadan bu hadisleri hevâlarıyla inkâr edenlerin bid’at ehli ve fasık olacaklarında şüphe yoktur.

TEMMUZ 2017

3- Mehdi Akidesi Ehli Sünnet’e Şia’dan mı Geçti? Mehdi’nin çıkışını inkâr eden bazıları bahane olarak şöyle demektedirler: “Esasen Mehdi akidesi Ehli Sünnet’in inancı değildir. Mehdi akidesi ve kurtarıcı bekleme inancı kadim dinlerden Şia mezhebine geçmiş ve onlardan da Ehli Sünnet’e sirayet etmiştir.”

6

Buna cevaben denilir ki: Şüphesiz ki bu, sahih hadisleri inkâr etmek için şeytanın onlara fısıldadığı bir vesveseden başka bir şey değildir. Zira Yahudi ve Hıristiyanların kurtarıcı bekleme inancına sahip olmaları ya da Şia mezhebinin mehdiyet inancı, sahih hadislerde varid olan Mehdi akidesinin bâtıl olmasını gerektirmez. Küfür ehlinin ya da bid’at mezheblerinin bâtıl heveslerinden ibaret olan bir inanış, nasıl olur da sahih hadislerde varid olan ve Ümmet’i Muhammed’in kabul ettiği doğru bir akideyi iptal ve inkâr etmek için delil olarak kabul edilebilsin? Şia’daki Mehdi inancıyla Ehli Sünnet’in Mehdi akidesinin farkını İbni Kesir şöyle ifade etmektedir: “Hadis’i şeriflerde ahir zamanda geleceği müjdelenen Mehdi, râşid halifelerden ve hidayete erdirilmiş imamlardandır. Yoksa o, Rafizilerin yalan yere iddia ettikleri ve Samarra’daki mağaradan çıkmasını umdukları “beklenen kişi” değildir. Çünkü bu kişinin gerçekte ne bir izi, ne varlığı, ne de hakikati yoktur. Rafiziler bunun Hasan el-Askeri’nin oğlu Muhammed olduğunu ve beş yaşında iken mağaraya girdiğini iddia etmektedirler. Ancak bizim bahsettiğimiz Mehdi, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen sahih hadislerin ahir zamanda geleceğini haber verdiği kişidir ki, bunun İsa b. Meryem’in nüzûlünden önce zuhur edeceği kanaatindeyim. İşte bu Mehdi, zulümle dolmuş olan yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” (4) İbni Kayyim el-Cevziyye de Rafizilerin itikad ettiği Mehdi hakkında şöyle demektedir: “Bu Mehdi, Hasan b. Ali’nin evlatlarından değil de Hüseyin b. Ali’nin evlatlarından olan Hasan el-Askeri’nin oğlu Muhammed el-Muntazar’dır. Onlara göre bu kişi gözlerle görülmediği halde şehirlerde hazır bulunmakta ve gezmektedir... Onların iddiasına göre bu kişi, beş yüz seneden daha fazla bir zaman önce küçük bir çocukken Samarra’daki mağaraya girmiştir. İşte bundan sonra onu ne bir göz görebilmiş, ne izine rastlanılmış ve ne de hakkında bir haber duyulabilmiştir. Rafiziler her gün onu beklemekte, atlara binerek mağaranın kapısında durmakta ve yüksek sesle nida ederek: “Çık ey mevla-


mız, çık ey mevlamız” diye seslenmektedirler. Sonra da mahrumiyet ve zararla geri dönmektedirler... Hiç şüphesiz ki bunlar Beni Âdem için bir leke/kusur ve akıl sahibi herkesin alay konusu olan bir maskaraya dönmüşlerdir.” (5) Şimdi Kitab, Sünnet ve akli delillerden hiçbir dayanağı bulunmayan böylesine bâtıl bir heves ve kuruntuya bakarak; Sünnet’i Seniyye’de sahih senedlerle varid olan bir hakikat nasıl inkâr edilebilir?! 4- Hadislerde Haber Verilen Mehdi, Bir Şahs-ı Manevi Değildir Bazıları da Mehdi’nin gerçek bir şahıs olmadığını, manevi bir şahsiyet olduğunu iddia etmektedirler. Bunların iddiasına göre Mehdi hadisleri, ahir zamanda hayrın şerre galip geleceğini ifade etmektedir. Böylece hadisleri mecazi anlamlara hamletmişlerdir. Hiç şüphe yok ki bu da hadis’i şeriflerde varid olan özellikleriyle Mehdi’nin çıkışını inkâr etmenin başka bir şeklidir. Zira bu görüşün özeti, bir şahıs olarak Mehdi’nin gelmeyeceğidir. Hâlbuki hadis’i şeriflerde Mehdi’nin ismi, nesebi, bedeni özellikleri, ahlâki yapısı, çıkış yeri ve benzeri birçok tafsilata değinilmiştir ki, bütün bunlar Mehdi’nin gerçek bir şahıs olduğunu göstermektedir. Bütün bunları te’vil etmeye kalkışmak ise, sabit bir hakikati inkâr etmek ve zorlama yorumlara başvurmaktan öteye geçmez. Aynı şekilde hadis’i şerifleri hakiki anlamlarına hamletmek mümkün olduğu ve bunun önünde şer’i ya da akli bir engel olmadığı halde mecazi anlamlara hamletmek caiz değildir. 5- Mehdi Konusu, Suistimale Açık Bir Mevzudur İddiası Bazıları da şöyle demektedirler: “Mehdi konusu, sürekli suistimal edilen ve kötü niyetli kimseler tarafından şer amaçları için kullanılan bir mevzudur. Bunun önünü kapatmak için, Mehdi’nin gelmeyeceğini savunmak daha doğru olur.”

Evet, İslam tarihi boyunca birçok fitneci kimseler mehdilik iddiasında bulunmuş ve pek çok kargaşalara sebep olmuşlardır. Bunların başında da Mağriblilerin Mehdisi diye meşhur olan Muhammed b. Tûmerd ve Fatımi devletinin asıl kurucusu olan dinsiz Ubeydullah b. Meymun el-Kaddah gelmektedir. Birinci şahıs Mağribte hile, zulüm ve zorbalıkla yönetimi ele geçirmiş yalancı ve zalim bir kişidir. Muvahhidin Devleti’nin kurulmasına öncülük etmiş ve çok sayıda Müslümanı öldürerek mallarına el koymuş ve hanımlarını da esir etmiştir. Bu şahsın liderliğini yaptığı muvahhidler, daha sonraları Murabıtlar Devleti’ni ortadan kaldırmış ve pek çok fitnelere sebep olmuşlardır. İkinci şahsın ise dedesi bir Yahudidir. Yalan ve iftira ile kendisini Ehli Beyt'e nisbet etmiş ve cahil halktan pek çoklarını hilelerle peşine takmayı başarmıştır. Öyle ki iki yüz elli sene devam eden Mısır, Sudan, Mağrib ve Şam'ın bir bölümünde hakimiyet kuran, dinsizlik ve fesadın merkezi Fatımiler Devleti’nin kurulmasına öncülük etmiştir. Zındıklıkta sınır tanımayan torunları, işi uluhiyetlerini ilan etme derecesine kadar vardırmışlardır. Bizim zamanımızda da bu tür şahıslar çıkmaya devam etmektedir. Nitekim Kadıyanilik ve Bahailik hareketi böyle bir hezeyanla başlamıştır. Aynı şekilde ülkemizde ortaya çıkan ve türlü hilelerle cahil halktan pek çoklarını peşinden sürükleyen Fethullah Gülen de bunlardan biridir. Bu şahıs da tâbileri arasında beklenen Mehdi olduğu fikrini yaymış ve bu yolla pek çok bâtıl fikirleri kabul etmelerini sağlamış, türlü türlü fitne ve kargaşaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ancak bütün bu suistimaller, sahih hadis’i şeriflerde bize haber verilen bir hakikati inkâr etmeye gerekçe yapılamaz.

7

ŞEVVAL 1438

Cevaben deriz ki: Bu gerçekten gülünç bir iddiadır. Çünkü kötü niyetli kimseler tarafından suistimal edilmeye maruz kalan her hakikati

inkâr edecek olursak, elimizde hakikat kalmaz. Çünkü insanlar tarih boyunca peygamberlik iddiasında da bulunmuş ve nice yalancı peygamberler çıkarak birçok fitnelere ve kargaşalara sebep olmuşlardır. Hiç şüphesiz ki bu, yalancı peygamberleri ve onların fitnelerini müşahede eden kimseler tarafından Allah’ın vahyine mazhar olan sâdık peygamberlerin tekzib edilmesine bahane olarak gösterilemez.


İkinci Konu: Hz. Mehdi Hakkında Vârid Olan Hadis'i Şerifler Konunun daha iyi anlaşılması için Mehdi ile ilgili varid olan hadisleri münasip başlıklar altında zikrederek, hadisler hakkında özet bir şekilde açıklamalar yapmaya çalışacağız. İlk önce Mehdi aleyhisselam'ı da kapsayan bazı genel hadisleri vereceğiz ki, bu hadislerin hükmü İslam tarihi boyunca geçerliliğini korumuştur. Hz. Mehdi ise, bu hadislerde ifade edilen halkaların sonuncusunu teşkil edecektir. Daha sonra da özel olarak Hz. Mehdi aleyhisselam ile ilgili olarak varid olan hadisleri vereceğiz. 1- Hükmü Genel Olan Hadisler

TEMMUZ 2017

Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah Azze ve Celle bu ümmet için her yüzyılın başında, bu ümmetin dinini tecdid edecek bir müceddid gönderecektir.” (6) Bu hadis’i şerifin ifade ettiği hakikat İslam tarihi boyunca gerçekleşmiş ve pek çok alanda dini hayatı tecdid eden müceddidler ortaya çıkmıştır. İlmi, ictimai ve siyasi alanlarda ümmeti ihya eden ve din'i mübin'i İslam'ın en güzel bir şekilde hayata tahkim edilmesini sağlayan müceddidler ve tecdid hareketleri birbirini takip edip gelmiştir. İşte bu silsilenin son halkası olarak Hz. Mehdi aleyhisselam da hulefâ'i raşidinden sonra en mükemmel bir şekilde İslam›ın hayata hakim kılınmasını sağlayacak büyük bir müceddidtir. Şu anda İslam şeriatı yürürlükten kaldırılmış, İslami hilafet ilğa edilmiş ve ümmet›i Muhammed bölük pörçük olmuştur. İşte Hz. Mehdi›nin en büyük hizmeti bu alanlarda olacaktır. Kalplerdeki imanın hayat bulmasına vesile olacak, İslam hilafetini ihya edecek, İslam şeriatını tatbik edecek ve Müslümanları tek bayrak altında toplayıp ümmetin birliğini sağlayacaktır. İmran b. Husayn radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimden bir topluluk hak uğrunda savaşmaya ve kendilerine karşı çıkanlara galip gelmeye devam edeceklerdir. Nihayet bunların en sonuncuları Mesih Deccal’e karşı savaşa-

8

caktır.” (7) Değişik lafızlarıyla mütevatir olan bu hadis’i şerif de bir önceki hadis’i şerifin ifade ettiği hakikatin aynısını vurgulamaktadır. İslam tarihi boyunca Allah'ın yardımına mazhar olan ve Allah'ın dinini yücelten nesillerin halka halka birbirlerine bağlanacakları ve bu silsilenin, Mesih Deccal’e karşı savaşan Hz. Mehdi ve cemaatiyle kemale ereceği hakikatini ifade etmektedir. Bu hadis’i şerifte açıkça ifade edildiği üzere tâife’i mansûranın en son nesli, Mesih Deccal’e karşı savaşanlardır. Birçok hadis’i şerifte tasrih edildiği üzere bunlar Hz. Mehdi, Hz. İsa ve onların bayrakları altında Deccal’in ordularını mağlup eden Müslümanlardır. Cabir b. Semûre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin başınıza bütün ümmetin ittifakla kabul ettikleri on iki halife geçinceye dek bu din dimdik ayakta kalmaya devam edecektir.” Cabir dedi ki: “Ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den tam anlamadığım bir söz daha işittim ve babam Semûre’ye: “Ne buyurdu?” diye sordum. Dedi ki: “Bunların tamamı da Kureyş’ten olacaktır.” (8) Bu hadis’i şerifte ümmet’i Muhammed’in başına geçecekleri ve bütün ümmetin kabulüne mazhar olacakları haber verilen on iki halife, ümmeti Kur’an ve Sünnet’e uygun bir şekilde yöneten ve râşid halifelerin yönetim tarzını esas alan övgüye layık büyük şahsiyetlerdir. Tercih edilen görüşe göre bunların peşpeşe gelmeleri şart değildir. Hiç şüphe yok ki Hz. Mehdi aleyhisselam da bu on iki râşid halifenin sonuncusu olacaktır. 2- Hz. Mehdi’nin İsmi ve Lakabı Onun adı, Muhammed b. Abdullah olup; lakabı da el-Mehdi’dir. Abdullah b. Mes’ud radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dünyadan sadece bir gün kalsa bile, Allah Azze ve Celle o günü uzatacak ve Allah Teâlâ o günde benden - veya: benim Ehli beytim’den- bir adamı gönderecektir. Onun adı benim adımla, babasının adı da babamın adıyla aynıdır. Yeryüzü zulûm ve haksızlıkla dolduğu gibi, o da yeryüzünü hakkaniyet ve adâletle dolduracaktır.” (9)


3- Hz. Mehdi’nin Nesebi Ümmü Seleme radıyallâhu anha dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Mehdi benim âilemden olup, Fatımâ’nın soyundandır.” (10) Ebû İshâk dedi ki: Hz. Ali radıyallâhu anhu, oğlu Hasan'a bakarak şöyle dedi: “Muhakkak ki benim bu oğlum seyyiddir/efendidir. Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de onu bu şekilde isimlendirmiştir. Gelecekte bunun soyundan sizin Peygamberinizin adıyla isimlendirilen bir kişi çıkacaktır ki; o ahlak yönünden Peygamberinize benzeyecek, fakat bedenen benzemeyecektir.” Sonra da: “Yeryüzünü adaletle dolduracak...” kısmını zikretti.” (11) İbni Kayyim el-Cevziyye şöyle demektedir: Mehdi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ehli beyt’inden olup, Hasan b. Ali radıyallahu anhuma’nın soyundandır. Ahir zamanda yeryüzü zulûm ve haksızlıkla dolmuş olduğu bir halde çıkacak ve yeryüzünü hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır. Hadislerin çoğunluğunun delâleti bu yöndedir. Onun, Hasan radıyallahu anhu’nun soyundan olmasında ise ince bir sır bulunmaktadır. Şöyle ki; Hasan radıyallahu anhu Allah için hilâfeti terketti. Allah da onun soyundan, yeryüzünü dolduracak derecede hakkaniyet ve adaleti kapsayan hakiki hilafeti ikame eden birini çıkarmayı lutfetti. İşte bu, Allah'ın kulları hakkındaki sünnetidir ki; kim Allah için bir şeyi terkederse, Allah Teâlâ'ya kendisine veya zürriyetine ondan daha faziletlisini nasip eder. Hz. Hüseyin radıyallahu anhu ise, hilafeti istediği ve onun için savaştığından dolayı kendisine bu nasip olmadı. En doğrusunu Allah bilir! (12) 4- Allah Azze ve Celle Onu, Bir Gecede Islâh Ederek Hilafete Hazırlayacaktır

5- Hz. Mehdi’nin Bedeni Özellikleri Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mehdi bendendir. O alnı geniş ve açık, burun kemiği de yüksek olan biridir. Yeryüzü zu-

9

ŞEVVAL 1438

Hz. Ali radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mehdi, bizim Ehli beyt’imizdendir. Allah Azze ve Celle onu, bir gecede ıslâh edecektir.” (13) Samimi bir şekilde tövbe eden birçok kimseyi, Allah Azze ve Celle bir gecede ıslah etmiştir.

Bu konuda Fudayl b. İyad, Bişr el-Hâfi, İbrahim b. Edhem ve benzeri birçok tövbekârlar örnek gösterilebilse de biz Salahaddin el-Eyyûbi’yi örnek olarak verelim. Zira onun tevbesi ve ıslahı, Mehdi’nin ıslahına daha çok benzemektedir. Salahaddin Yûsuf b. Eyyûb emirlerin ve komutanların çocukları gibi yaşayan, üstün şahsiyet ve kişiliğinin farkında olmayan sıradan bir gençti. Daha sonra efendisi Nureddin Mahmud Zengi’nin emretmesi ve ısrar etmesiyle, zoraki bir şekilde büyük komutan olan amcası Şirkuh ile beraber Mısır seferine çıkar. Allah Azze ve Celle Mısır fethini kendilerine nasip edince, Salahaddin üstün şahsiyetini ve kişiliğini farkeder ve samimi bir şekilde Allah’a tevbe eder. Haçlıları İslam âleminden çıkartmak ve dağılmış İslam ümmetini birleştirmek yükünün, kaderi ilâhi tarafından kendi omuzlarına yüklendiğini hisseder ve artık hayatını bu büyük sorumluluğun gereklerine uygun bir şekilde yaşamaya başlar. Onun için hayat ilim, ibadet, zühd, takva ve cihaddan ibaret olur. Böylece Haçlıları defedip, Kudüs’ü tekrar fethetmeye muvaffak kılınır ve İslam ümmetinin büyük liderleri arasında yerini alır. İşte Mehdi'nin kıssası da böyledir. O da sıradan bir mücahid iken, Allah’a dönecek ve hayatı tamamen değişecektir. Bundan sonra Allah onu koruyacak, destekleyecek ve muvaffak kılarak Hıristiyan ordularını mağlup etmesini nasip edecektir.


lüm ve haksızlıkla dolmuş olduğu gibi, o yeryüzünü hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır. Onun hakimiyeti yedi yıl sürecektir.” (14) Burada şunu belirtmekte fayda vardır ki, Mehdi’nin bedeni özellikleri hakkında pek çok hadisler rivayet edilmiş olup, bütün bu hadisler zayıf ve uydurulmuş rivayetlerdir. Özellikle bu konuda fiten kitaplarında birçok rivayet aktarılmaktadır ki, bu rivayetler itimada şayan değildir. 6- Mehdi’nin Çıkışı Kesin Bir Şekilde ve Muhakkak Vuku Bulacaktır Hz. Ali radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet zamandan tek bir gün kalsa bile, Allah Azze ve Celle (o günde) benim Ehli Beyt›imden bir adamı gönderecektir. O zulümle dolmuş olan dünyayı adaletle dolduracaktır.” (15) Hz. Mehdi aleyhisselam’ın çıkışının kesinliği ve muhakkak vuku bulacağının bu şekilde ifade edilmesi, sanki şöyle diyen şüphecilere cevap vermek içindir: “Mehdi, İsa ve Deccal hadisleri uydurulmuştur. Çünkü bu haberin üzerinden bin dört yüz sene geçmiş olmasına rağmen hala bunların bir izine rastlanmamıştır.” Büyük bir mütefekkir olan Mevdudi bile böylesine çürük ve basit bir gerekçeye dayanarak bu kadar hadisi reddetmektedir. İşte bu hadis›i şerifin mucizevi ifadesi sanki böyle bir vehmi ve zannı defetmek için varid olmuştur. 7- Mehdi’nin Zuhurundan Önce Yeryüzü Zulüm, Haksızlık ve Düşmanlıklarla Dolup Taşacaktır

TEMMUZ 2017

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yeryüzü zulümle ve saldırganlıkla dolmadıkça kıyamet kopmaz. Bu zulüm ve taşkınlığın ardından benim soyumdan -ya da: benim Ehli Beyt’imden- bir adam çıkacaktır. Bu zat, zulüm ve saldırganlıkla dolmuş olan dünyayı hakkaniyet ve adaletle dolduracaktır.” (16) Bugün yeryüzü zulüm, taşkınlık ve saldırganlıklarla dolup taşmıştır. Batının insanlığın yö-

10

netim ipini eline aldığı ve hakimiyet kürsüsünü işgal ettiği bu son yüzyılın içerisinde iki büyük dünya savaşı olmuş, yüz milyondan fazla insan öldürülmüş ve şu anda insanlık daha şiddetli, dehşetli ve daha kasvetli üçüncü bir dünya savaşının eşiğine gelmiş bulunmaktadır. Siyonizm-Haçlı ittifakının hakimiyetinde dünya kapkaranlık ve masiyetlerle dopdolu bir hale gelmiştir. İşte kapkaranlık her gecenin ardından apaydınlık bir sabah geldiği gibi; zulüm ve taşkınlıklarla dolmuş olan bu dünyanın da tekrar hakkaniyet ve adaletle dolması Allah Azze ve Celle’nin sünnetinin gereğidir. Bu ilahi sünnetin tecelli etmesinin vesilesi de sadece Müslümanlar olacak ve Müslümanların hakkaniyet ve adaleti hakim kılma uğrundaki cihadları Hz. Mehdi ile kemale kavuşacaktır. 8- Hz. Mehdi’nin İçinde Bulunduğu İslam Ordusu, Müttefik Hıristiyan Ordularını Mağlup Edecektir Ebû Hureyre radıyallâhu anhu diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rumlar (Avrupalılar) Amik Ovası’na yahut Mercidâbık’a karargâh kurmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Onların karşısına şehirden (Haleb’ten) o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacaktır. Ordular karşı karşıya gelince Rumlar: “Bizimle bizden esir alınanların (Müslüman olanların) arasını serbest bırakın, onlarla savaşalım” diyeceklerdir. Müslümanlar da: “Hayır! Vallâhi sizinle din kardeşlerimizin arasını serbest bırakmaz, sizi onlarla başbaşa bırakmayız” cevabını vereceklerdir. Bunun akabinde onlarla savaşacaklardır. Müslümanların üçte biri (savaşmayıp) hezimete uğrayacaktır. Allah bunların tevbesini ebediyyen kabul etmeyecektir. Onların üçte biri ise öldürülecektir. Bunlar Allah katında şehitlerin en üstünleri olacaklardır. Üçte biri de (Hıristiyanlara karşı) muzaffer olup fetih kazanacak ve onlar asla fitneye düşmeyeceklerdir. İşte bunlar İstanbul’u da fethedeceklerdir. (İstanbul’u fetheden) bu gaziler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederlerken, aniden şeytan onların içinde şöyle bağıracaktır:


“Gerçekten Mesih Deccal, arkanızda ailelerinizle baş başa kaldı.” Onlar da hemen çıkacaklar, fakat bunun asılsız bir haber olduğunu göreceklerdir. Ancak onlar Şam’a geldiklerinde Deccal çıkmış olacaktır. Bu defa onlar savaşmak için hazırlık yaparken ve birlikleri düzenlerken namaz için kamet getirilecek ve Meryem oğlu İsa inerek onlara imam olacaktır. Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı gördüğü zaman tuzun suda eridiği gibi erimeye başlayacaktır. Eğer İsa onu bırakmış olsa o tamamen eriyerek kendiliğinden helak olacaktır. Fakat Allah onu, İsa’nın eliyle öldürecek ve kanını onun mızrağında onlara gösterecektir.” (17) Bu hadis’i şerifin işaret ettiği hakikati günümüz diliyle şöyle ifade edebiliriz: Korkak ruhlu olan ve hep arkadan iş çevirmeyi seven uluslararası Siyonizm, İslam’la savaşmak üzere hizmetlerinde bulunan ahmak Hıristiyanları ortadoğu dedikleri savaş sahasına sürecektir. Bu müttefik Haçlı kuvvetleri, Allah’ın inayetiyle fitneden mahfuz olan samimi ve sâdık İslam ordusu tarafından kesin ve nihai bir mağlubiyete maruz kalınca; bu defa da başlarında büyük Deccalleri ve beraberlerinde bütün uşakları bulunduğu halde dünya Yahudi gücü her türlü hile ve sihirbazlıkla Müslümanların karşısına dikilecek ve onlar da İslam ordusu tarafından mağlup edilerek, büyük Deccalleri de Hz. İsa'nın eliyle öldürülecektir. Yani müttefik Hıristiyan kuvvetlerine darbeyi Hz. Mehdi indirecek, Deccalleri ile birlikte uluslararası Yahudi kuvvetini de Hz. İsa ortadan kaldıracaktır. 9- Hz. Mehdi’nin Hilafet Müddeti

10- Hz. Mehdi Döneminde Malın Çoğalması ve Hz. Mehdi’nin Cömertliği Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimin sonunda öyle bir halife gelecek ki, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayıp verecektir.” (19) Ebû Said ve Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhum dediler ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ahir zamanda öyle bir halife gelecek ki, malı saymadan taksim edecektir.” (20) Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: “Peygamberimizden sonra (hoşa gitmeyen) bir olay olmasından korktuk ve Allah’ın Peygamberi’ne sorduk. Şöyle buyurdu: “Muhakkak ki benim ümmetimde Mehdi çıkacak ve beş veya yedi ya da dokuz (yıl) kalacaktır. Biz: “Bu beş, yedi veya dokuz da nedir?” diye sorunca; “Senelerdir” diye cevap verdi ve şöyle devam etti: “Bir kişi gelecek ve: “Ey Mehdi, bana (mal) ver, bana (mal) ver” diyecek, Mehdi de taşımaya güç yetirebileceği kadar malı (altın veya gümüşü) onun elbisesine doldurup verecektir.” (21) Hadiste geçen beş veya yedi ya da dokuz sayılarından hangisinin Peygamber Efendimiz tarafından söylenmiş olduğunda şüphe eden, hadisin senedinde bulunan Zeyd isimli ravidir. 11- İsa b. Meryem aleyhisselam, Hz. Mehdi’nin Arkasında Namaz Kılacaktır Ebû Hureyre radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İmamınız (devlet başkanınız) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu (İsa) sizin içinize indiği zaman acaba haliniz nasıl olur?!” (22) Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Ümmetimden hak üzere olan bir taife, muzaffer olarak kıyamete kadar savaşmaya devam edecektir. Sonra Meryem oğlu İsa inecek ve Müslümanların emiri ona “Gel, bize

11

ŞEVVAL 1438

Ebû Said el-Hudri radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ümmetimde Mehdi olacaktır. Şayet dönemi kısa sürerse yedi sene, değilse dokuz sene sürecektir. Bu dönemde benim ümmetim nimetlere öyle garkolacak ki, ondan önce bu şekilde nimete hiç nâil olmamıştırlar. Yeryüzü bütün yemişlerini/nimetlerini ortaya çıkaracak ve hiçbir şeyi onlardan iddihar edip saklamayacaktır. O gün mal (altın, gümüş ve diğer mallar) yığınlar halinde olacaktır. Bir adam kalkacak ve: “Ey

Mehdi, bana ver” diyecek; Mehdi de: “(Dilediğin kadar) al” diyecektir.” (18)


kaldırmayı dilediği zaman onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı bir krallık/saltanat olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ kaldırmayı dileyince onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yönetimler olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ ortadan kaldırmayı dileyince onları da kaldıracaktır. Sonra (tekrar) peygamberlik minhacı (yolu/yöntemi) üzere olan bir hilafet olacaktır.” Sonra sustu.” (25)

namaz kıldır” diyecek. O da: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere sizler birbirinize emirsiniz” diyecektir.” (23) Bu iki hadis, bir önceki konunun ilk iki hadisi ve İstanbul’un fethiyle ilgili hadis göstermektedir ki, Hz. Mehdi’nin ismi açık bir şekilde belirtilmese de Mehdi konusuna Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de de işaret eden hadisler bulunmaktadır. Zira açık bir şekilde Mehdi’den bahseden diğer hadislerle birlikte mütalaa edildiğinde, bu hadislerde bahsi geçen emirin veya halifenin Mehdi olduğu aşikârdır. Örneğin; bu konuda geçen iki hadis'i şerifi şu hadis›i şerifle beraber mütalaa ettiğimizde İsa b. Meryem'in arkasında namaz kıldığı bu emirin Mehdi olduğu açıkça ortaya çıkar. Haris b. Ebi Usame, Müsned’inde, Cabir b. Abdullah radıyallâhu anhuma’nın naklettiği hadisi şu lafızlarla rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa inecek, Müslümanların emiri olan Mehdi ona şöyle diyecektir: “Buyur, namazı sen kıldır.” O da: “Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere sizler birbirinize emirsiniz” diyecektir.” (24)

TEMMUZ 2017

12- Hz. Mehdi’nin Hilafeti, Nübüvvet Minhâcı Üzere Olacaktır Huzeyfe radıyallâhu anhu dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aranızda peygamberlik Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediği zaman da kaldıracaktır. Sonra peygamberlik minhacı (yolu) üzere olan bir hilafet olacak, Allah’ın kalmasını dilediği kadar kalacak ve Allah Teâlâ

12

Üçüncü Konu: Hâtime Konunun tamamlanması açısından bu hâtimede üç noktaya değineceğiz. Birinci Nokta: Hz. Mehdi ve diğer kıyamet alametleriyle ilgili olarak fiten kitaplarında veya meşhur hadis kitaplarının fiten bölümlerinde varid olan bütün hadislerin derecesi aynı değildir. Buhari ve Müslim hariç diğer bütün kitaplarda bu konuyla ilgili rivayet edilen hadislerden bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf ve diğer bir kısmı da uydurulmuştur. İmam Ahmed’in de belirttiği üzere özellikle bu konuda uydurulmuş rivayetler pek çoktur. Bu noktada hassas olup, sahih hadisleri kabul ederek uydurulmuş rivayetleri de reddetmek gerekir. İkinci Nokta: Değişik şekillerde Mehdi veya Mesih inancı bütün dinlerde bulunmaktadır. Müslümanlar olarak bizler Mehdi›nin geleceğine ve İsa b. Meryem’in nazil olacağına inandığımız gibi; Yahûdi ve Hıristiyanlar da ahir zamanda bir mesih geleceğine ve kendilerine dünya hakimiyetini bahşedeceğine inanmaktadırlar. Yahûdilerin beklediği kişi hayır mesihi değil, şer mesihi olan Mesih Deccal’dır. Mesih Deccal’in gelip, çok kısa bir süreliğine de olsa Yahûdilere dünya hakimiyetini bahşedeceğinde şüphe yoktur. Ancak hemen sonra hayır mesihi olan İsa b. Meryem tarafından öldürülecek ve bütün sistemi çökecektir. Hıristiyanlar da ahir zamanda İsa Mesih’in ge-


leceğine ve düşmanları olan yahûdilerle müslümanlardan intikam alacağına inanmaktadırlar. İsa Mesih›in geleceği doğrudur; ancak gerçek dostları ve tabileri olan müslümanların başına geçerek, kindar ve hasedçi yahûdilerle ahmak ve hakkın düşmanları olan hıristiyanları kahredecektir.

lah›ın yolunda cihad edenler, Mehdi çıktığında

Müslümanlardan kabul edilen Şiâ taifesinin beklediği Mehdi ise, bu taifenin hakimiyetini te’sis edeceğine ve özellikle de Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’ten intikam alacağına inanılan bir şahıstır ki; bu tamamen onların hevâ, heves ve kuruntularının ürünüdür.

-------------------------

Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’in beklediği Mehdi ve Mesih ise, sadece azgın kafirlere karşı savaşacak ve hakka boyun eğmeyen tâğutları bertaraf ettikten sonra hakkaniyeti, adaleti, ilâhi rahmet olan şeriatı bütün insanlık âlemine teşmil edeceklerdir. Üçüncü Nokta: Mehdi’nin geleceğine inandığını iddiâ eden ancak zillet ve meskenet içinde oturmayı tercih eden kesimler pek çoktur. Bunların bir çoğu da kafirlerle dostluk, Hz. Mehdi’nin aralarından çıkacağı mücahitlere de düşmanlık etmektedirler. Hatta aralarından kafirlere karşı savaşmayı eleştiren, artık din kaynaklı savaşların zamanının geride kaldığını iddia edenler de az değildir. Hiç şüphe yoktur ki, bunlar Hz. Mehdi ve İsa Mesih›e de karşı çıkacaklardır; çünkü onlar da kafir, mürted ve münafıklara karşı savaşacaklardır.

reket edenler ise, ona da karşı duracaklardır. Allah Azze ve Celle bizleri her türlü hayırlı amelde muvaffak ve gizli - açık her türlü fitneden muhafaza buyursun!

1. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 148 2. İbni Haldun, Mukaddime: 320 3. İbni Haldun, Mukaddime: 333 4. İbni Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye: 17/40 5. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 152. Ancak bu çağırma âdeti, Osmanlılar Bağdat’ı fethedince yasaklanmış ve böylece ortadan kalkmıştır. 6. Ebû Dâvûd: 4291. Sahih bir hadistir. 7. Ebû Dâvûd: 2484. Sahih bir hadistir. 8. Buhari: 7222; Müslim: 1821; Ebû Dâvûd: 4279 9. Ebû Davûd: 4282; Tirmizi: 2380. Aynı anlamda bir hadisi Tirmîzî (2381) ve İbni Hibban (5953) Hasen bir senedle Ebû Hureyre’den rivayet etmişlerdir. Yine bu hadisi İbni Ebi Şeybe Musannef (15/196) de sahih bir isnadla İbni Abbas’ın sözü olarak rivayet etmiştir ki, bu da hükmen merfû hadis sayılır. 10. Ebû Davûd: 4282; İbni Mâce: 4086. Bu hadisi Elbâni tashih etmiş, Abdulkadir Arnaut ve Şuayb Arnaut ise zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu, Said b. Müseyyeb’in sözü olarak sahihtir. 11. Ebû Davûd: 4290. Bu hadisin isnadında zayıflık bulunmaktadır. 12. İbni Kayyim, el-Menâru’l-Münif: 151. İbni Kayyim’in belirttiği husus, hikmet bâbından olup herhangi bir delile mütevakkıf değildir. 13. İmam Ahmed, Müsned: 1/84; İbni Mâce: 4085. Hasen bir hadistir. 14. Ebû Dâvûd: 4285. İsnadı Ceyyid/Sahih bir hadistir. 15. Ebû Dâvûd: 4283; İmam Ahmed, Müsned: 773. İsnadı Sahih bir hadistir. 16. İmam Ahmed, Müsned: 11313. İsnadı Sahih bir hadistir. 17. Müslim, Fiten: 34 (2897). Amik Ovası, Hatay’ın ovasıdır. Mercidâbık ise, Haleb’e yakın bir ovanın ismidir. 18. İbni Mâce: 4083. Hasen bir hadistir. 19. Müslim, Fiten 67, no: 2913 20. Müslim: 7318 21. Tirmizi: 2382. Tirmizi dedi ki: Bu Hasen bir hadistir. 22. Buhari, Enbiyâ 49; Müslim, İman 244, no: 155 23. Müslim, İman 247, no: 156 24. İbni Kayyim el-Cevziyye, el-Menâru’l-Münif (148)’de dedi ki: Bu hadisin isnadı Ceyyid/Sahihtir. 25. Ahmed b. Hanbel, Müsned: 18406. İsnadı Hasendir.

13

ŞEVVAL 1438

Mehdi’nin gelişi ve İsa Mesih'in nuzûlü, şu yeryüzünde hakkın bekâsının müjdesi olup; hak âşıklarını gayrete sevketmektedir. Çünkü sâdık ve samimi olan bir müslüman hakkın tarafında yerini almayıp, bâtılın hizmetinde bulunmaktan şiddetle korkar ve sakınır. Bundan dolayı kendi vazifesini yerine getirmenin gayreti içerisinde olup, Allah Azze ve Celle’nin işine karışma edepsizliğinde bulunmaz. Bilir ki bugün mü›minlere dost, kafirlere de düşman olan ve kınayanların kınamasından çekinmeden Al-

da onun yanında olacaklardır. Aksi yönde ha-


| Kapak Dosya

| Hakan Sarıküçük

YECÛC, MECÛC DABBETU’L ARZ

N DOĞUŞU A ID T A B İN Ş E N Ü G BÜYÜK ATEŞ, DUMAN

TEMMUZ 2017

DEPREMLER YERDE ÇÖKMELERİN OLMASI İNSANLARIN ŞEKİLLERİNİN DEĞİŞMESİ VE ÜSTLERİNDEN SERT CİSİMLERİN ATILMAS I 14


H

amd, Kıyametin vaktini kendi ilminde saklı tutan Allah’a,

senin başına olan yakınlığından daha yakındır.” (1)

Salât ve selâm, Kıyametin büyük ve küçük alametlerini bizlere anlatan, kıyamete karşı ikaz edip hazırlıklı olmamız için nasihatlerini eksik etmeyen Rahmet Peygamberi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e,

• Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî (radıyallahu anh) diyor ki: Biz Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında oturuyorduk. O bazı şeyler anlattı ve anlattığı şeyler içinde şunu da buyurdu: “Kıyametten önce çokça ölüm olacak. Ondan sonra da depremli yıllar görülecektir.” (2)

Allahu Teâlâ’nın affı ve mağfireti Kıyamete karşı hazırlık içinde olmanın gayretiyle hareket eden ve bunun için çaba gösterip kulluğunu arttırmanın yollarını arayan mümin muvahhid kullarının üzerine olsun. Kıyamet alametleri Kıyametin yakın olduğunu gösteren nişanelerdir. Sayıları bir hayli fazladır. Bu alametlerin en büyük ve dehşetli olanları henüz gerçekleşmemiş olsa da bir kısmı gelip geçmiş bazıları da günümüzde müşahede edilmektedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin peygamber olarak gönderilmesi, vefatı, İslâm âleminde yaşanmış fitneler gelip geçen alâmetlerdendir. Kıyamet alametlerinin bazıları ise zaman bakımından belli bir sırayı takip edecektir. Biz burada bu alametlerden sadece Depremler, Yecuc-Mecuc, Dabbetu’l Arz, Güneşin batıdan doğuşu, Büyük ateş ve Duman konularını inceleyeceğiz.

Depremlerin Çoğalması Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren alâmetlerden biri de çokça deprem olmasıdır.

Kıyametin en büyük alâmetlerinden biri de daha önce de anlatıldığı gibi Ye’cûc ve Me’cûc denilen kavimlerin, önlerine yapılan seddi aşarak dünyaya yayılmaları, Müslümanları çepeçevre kuşatmaları ve sonunda boyunlarına musallat edilecek olan kurtlarla helak olmalarıdır. Hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilen sahîh hadislerde, kıyametin kopmasından önce Ye’cûc ve Me’cûc’ün, önlerinde bulunan setlerini aşarak dünyaya yayılacakları beyan edilmiştir. Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar her tepeden boşanıp geleceklerdir. Artık gerçek vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri beleriverir. ‘Eyvah bize! Biz bundan gafilmişiz. Daha doğrusu zâlimlermişiz’ derler.” (3) Şu hadis-i şerîfte Ye’cûc ve Me’cûc’ün sıfatları özet olarak zikredilmiştir: • İbni Harmel’in halası şöyle demiştir: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) akrebin sokmasından dolayı parmağını sarmışken hutbe okudu ve şöyle buyurdu: “Sizler diyorsunuz ki ‘Düşman yok.’ Şüphesi ki sizler Ye’cûc ve Me’cûc gelinceye kadar devamlı düşmanla savaşacaksınız. Ye’cûc ve Me’cûc’ün yüzleri geniş, gözleri küçük, saçlarının üstü kırdır. Her tepeden akın edip geleceklerdir. Onların yüzleri, sanki üzerine deri geçirilmiş kalkandır (etlidir.)” (4)

15

ŞEVVAL 1438

• Abdullâh b. Havâle el-Ezdî (radıyallahu anh) şunları anlatmıştır: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) elini başıma (alnıma) koydu ve bana dedi ki: “Ey Havâle’nin oğlu! Halîfeliğin (yönetimin Medîne’den kaldırılıp) Kudüs topraklarına intikal ettiğini gördüğün zaman, şüphesiz ki depremler, kederler ve büyük olaylar yaklaşmış olacaktır. O gün kıyamet insanlara, benim bu elimin

Ye’cûc Ve Me’cûc’ün Yeryüzüne Yayılması


Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat isimli hadis kitabında, Huzeyfetu’l-Yemân’dan (radıyallahu anh) Yecuc ve Mecuc’ün sıfatları hakkında aşağıdaki hadisi rivayet etmiştir. Ancak Heysemî, hadisin ravilerinden Atiyye el-Avfî’nin zayıf olduğunu söylemiştir. (5) Hadis şöyledir:

TEMMUZ 2017

• Huzeyfe b. el-Yemân (radıyallahu anh) dedi ki: Ben Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) Yecûc ve Mecûc’ü sordum. O da buyurdu ki: “Yecûc ayrı bir millet, Mecûc başka bir millettir. Her bir millet kendi arasında dört yüz bin millete ayrılmaktadır. Bunlardan bir erkek, soyundan gelen ve silah taşıyan bin erkeği, önünde görmeden ölmeyecektir.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Bunların sıfatlarını bize anlat” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Onlar üç sınıftır. Onlardan bir sınıf çam gibidirler (boyları çok uzundur)” Dedim ki: “Çam nedir?” Buyurdu ki: “Şam topraklarında olan bir ağaçtır. Her bir ağacın boyu yüz yirmi arşındır (yaklaşık 57, 60 metre)” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) devamla buyurdu ki: “Bunlara karşı ne taktik fayda verir ne de demir. Diğer bir sınıfı vardır ki, bunlar (sanki) kulaklarının birini döşek diğerini yorgan edinirler (kulakları çok büyüktür). Hiçbir filin veya vahşi hayvanın yahut devenin ya da domuzun yanından geçmezler ki, onu yemiş olmasınlar. Hatta kendilerinden ölenleri dahi yerler. Bunların önü Şam’da arkaları Horasan’da olacaktır. Doğunun nehirlerini ve Taberîye Gölü’nü içeceklerdir.” (6) • Nevvâs b. Sem`ân, rivayet ettiği hadiste Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Deccâl’i anlattığını ve anlattıkları şeylerin içinde şunu da buyurduğunu zikretmiştir: “…Nihayet Allah Ye’cûc’ü ve Me’cûc’ü gönderecektir. Bunlar her tepeden süratle sızacaklardır. Bu suretle öncüleri Taberiye Gölü’ne uğrayacak ve içindeki suyun tümünü içeceklerdir. Son gelenleri oraya uğrayacak ve ‘Bu-

16

rada bir zamanlar gerçekten su vardı’ diyeceklerdir. Allah’ın peygamberi İsâ ve onunla birlikte olanlar kuşatılacaklar (kendilerine ambargo uygulanacak.) Öyle ki, onların biri için bir öküzün başı, bugün sizden birinizin yüz dînârından daha makbul olacaktır. Bunun üzerine Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları (Allah’a) niyaz edecekler, Allah da Ye’cûc ve Me’cûc’ün boyunlarına, koyunların

Seleme b. Nufeyl es-Sekûnî (radıyallahu anh) diyor ki: Biz Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında oturuyorduk. O bazı şeyler anlattı ve anlattığı şeyler içinde şunu da buyurdu: “Kıyametten önce çokça ölüm olacak. Ondan sonra da depremli yıllar görülecektir.”

burunlarındaki kurtçuklar gibi kurtçukları gönderecektir. Böylece onlar, bir kişinin ölmesi gibi hızlıca helak olup gideceklerdir. Sonra Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları (Tûr’dan) yeryüzüne inecekler. Yeryüzünde onların leşleri ve kokularının bulunmadığı tek bir karış yer dahi bulamayacaklardır. Allah’ın peygamberi İsâ ile arkadaşları yine Allah’a niyaz edecekler, Allah da Horasân develerinin boyunları gibi kuşlar gönderecek, bu kuşlar onların cesetlerini yüklenerek Al-


lah’ın dilediği yere atacaklardır. Sonra Allah öyle bir yağmur gönderecek ki, ona ne kerpiç ev ne de çadır mani olabilecektir. Bu yağmur yeryüzünü yıkayacak, onu ayna gibi yapacaktır…” (7)

(9)

• Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh), rivayet ettiği hadiste Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Miraç’a çıktığında, İbrâhîm, Mûsâ ve İsâ (aleyhimusselam) ile karşılaştığını, onların, kıyametin ne zaman kopacağını müzakere ettiklerini zikrettiğini ve Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zikrettiği şeylerin içinde şunu da anlattığını söylemiştir: “…İsâ dedi ki: ‘Sonra ben inip Deccâl’i öldüreceğim ve bundan sonra insanlar memleketlerine dönecekler. Ne var ki, bu defa karşılarına Ye’cûc ve Me’cûc çıkacak ve her tepeden akın edip geleceklerdir. Onlar uğradıkları her suyu içip tüketecekler ve her şeyi ifsat edeceklerdir. Bunun üzerine mü’minler Allah’a yalvaracaklar, ben de Allah’a dua ederek Ye’cûc ve Me’cûc’ü öldürmesini dileyeceğim. (Bu dilek kabul olunacak) Yer onların (leşlerinin) kokusuyla pis pis kokacak. Bunun üzerine tekrar mü’minler Allah’a yalvaracaklar, ben de Allah’a dua edeceğim. Allah da onlara gökten bir su gönderecek ve o su onları sürüp denize atacaktır. Daha sonra dağlar savrulacak ve yer, derinin gerilmesi gibi yayılıp genişletilecektir. Bana bildirildi ki, bu hadiseler olduktan sonra, insanların kopmasını bekledikleri kıyamet, ailesinin, doğumunun kendileri için ne zaman bir ani olay olacağını bekledikleri hamile kadına benzer.” (10) • Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem), Kehf Sûresi, 94. ayette bahsedilen Ye’cûc ve Me’cûc’ün önüne çekilen set hakkında şöyle buyurdu: “Ye’cüc ve Me’cûc hergün o seddi delmeye çalışırlar. Delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle ses-

17

ŞEVVAL 1438

• Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddi açılacak ve Allahu Teâlâ’nın “Onlar her tepeden akın edip geleceklerdir.” (8) ayetinde buyurduğu gibi onlar çıkıp yeryüzünü istila edecekler; Müslümanlar da onlardan dolayı bir yere çekileceklerdir. Hatta kalan Müslümanlar şehirlerine ve kalelerine sığınmış olacaklar, hayvanlarını da yanlarına alacaklardır. Ye’cûc ve Me’cûc uğradıkları nehrin suyunu içecekler ve orada su diye bir şey bırakmayacaklardır. Onların sonlarından gelenler onların gelmiş olduğu yolu takip edecekler. İçlerinden biri ‘Şüphesiz bu nehirde bir kere su vardı’ diyecek. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklar. Sonra sözcüleri ‘Şu insanlar yeryüzü halkıdır, bunları bitirdik. Artık bizler mutlaka gök halkına karşı savaşacağız’ diyecek. Hatta onlardan biri mızrağını göğe doğru fırlatacak ve mızrağı kana bulanmış olarak geri dönecektir. Bunun üzerine onlar ‘Biz gök halkını da şüphesiz öldürdük’ diyeceklerdir. Onlar bu haldeyken Allah aniden çekirge kurtları gibi kurtlar gönderecek ve bu hayvanlar onları boyunlarından yakalayacak ve onlar çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbiri üzerlerine yığılıp kalacaklardır. Böylece Müslümanlar onların ses ve sedalarını işitmez olacaklardır. Bunun üzerine Müslümanlar ‘Kim Allah rızası için canını feda edip onların ne yaptıklarına bakacak?’ diyecekler. Bunun üzerine Müslümanlar’dan kendisini Ye’cûc ve Me’cûc’ü öldürmeye hazırlayan bir adam (sığındığı yerden) inecek ve Ye’cûc ile Me’cûc güruhunu ölmüş olarak bulup Müslümanlara

şöyle seslenecek: ‘Dikkat ediniz! Sizleri müjdeliyorum. Düşmanlarınız helak olmuşlar.’ Bunun üzerine Müslümanlar (sığındıkları yerlerden) dışarıya çıkacaklar ve hayvanlarını dışarıya salıvereceklerdir…”


TEMMUZ 2017

lenir: ‘Dönün yarın delersiniz’ Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını, öncekinden daha sağlam duruma getirir. Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince, başlarındaki yetkili ‘Dönün! Onu inşâallah yarın delersiniz’ diyerek ‘inşâallah’ kelimesini söyleyecek. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulacaklar ve seddi delerek insanlar arasına çıkacaklardır. Bütün suları içecekler, insanlar onlardan kaçacaklardır. Ye’cûc ve Me’cûc, oklarını göğe fırlatacaklar, oklar kana bulanmış vaziyette geri dönecektir. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: ‘Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanlara da tırmandık ve onların üzerine çıktık’ Sonra Allah onların boyunlarında bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle devam etti: “Muhammed’in canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o kırılıp yok olan Ye’cûc ve Me’cûc’ün leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır.” (11)

me rastladı. Zülkarneyn’e ‘Ey Zülkarneyn!

• Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Ye’cüc ve Me’cûc çıktıktan sonra dahi mutlaka Kâbe’ye hac yapılacak ve umre edilecektir.” (12)

yoktur! Yaklaşan şerden vay Arabın haline!

Kur’ân-ı Kerîm’de Zülkarneyn’in doğuda iki dağın arasına gittiği sırada orada yaşayan bir kavim bulduğu, onların Zülkarneyn’den kendileriyle Ye’cûc ve Me’cûc’ün aralarına, ücret karşılığında bir set yapmasını talep ettikleri, Zülkarneyn’in de ücret almadan onların yardımı ile aralarına bir set yaptığı ve Ye’cûc ve Me’cûc’ün yayılmalarına engel olduğu beyan edilmiş ve şöyle buyrulmuştur:

miş ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda sâlih

“Zülkarneyn (gide gide, set yaptığı) iki dağın arasına varınca, onların altında, söyleneni hemen hemen hiç anlamayan bir kav-

18

Yeryüzünde bozgunculuk çıkaran Ye’cûc ve Me’cûc’le aramıza bir set çeksen de sana bir ücret versek?’ dediler. Zülkarneyn de onlara şöyle dedi: ‘Rabbimin bana vermiş olduğu imkân (servet ve saltanat) sizin vereceğiniz şeyden daha hayırlıdır. Bana malzemelerde yardımda bulunun, sizinle onların arasına bir set yapayım. Bana demir kütleleri (toplayıp) getirin.’ Zülkarneyn iki dağın arasını doldurup düzleyen bir set yapınca ‘Ateş yakıp körükleyin” dedi. Demirleri kızdırıp akkor haline getirince ‘Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim’ dedi. Ye’cûc ve Me’cûc bu seddi ne aşabildiler, ne de delebildiler.” (13)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendi döneminde Ye’cûc ve Me’cûc’ün önlerindeki sedden küçük bir delik açıldığını bildirmiş ve onların şerrinden ümmetini sakındırmıştır. • Zeyneb Binti Cahş (radıyallahu anha) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Allah’tan başka ilâh Bugün Ye’cûc ve Me’cûc’ün seddinden şunun kadarı açıldı.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) başparmağı ile ondan sonra gelen parmağını halka yapmıştır. Zeyneb dekullar varken biz helak mi olacağız?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “Evet! Murdarlıklar çoğaldığı vakit bu olacaktır.” buyurdu. (14)

Dâbbetu’l-Arz’ın Çıkması Kıyametten önce Dâbbetu’l-Arz denilen mahlûkun çıkacağı ve onun kıyametin kopmasının yakın olduğunu göstereceği hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem de hadis-i şerîflerde beyan edilmiştir.


Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Kendilerine söylenen başlarına geldiği zaman, onlar için yerden ‘dâbbe’ denilen bir varlık çıkarırız da onlara, insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler.” (15) • Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis ezberledim, hala onu unutmadım. Ben Rasûlullâh’ın (sallallahu aley-

Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc’ün önü açıldığı zaman onlar her tepeden boşanıp geleceklerdir. Artık gerçek vaat yaklaşmıştır. İnkâr edenlerin gözleri beleriverir. ‘Eyvah bize! Biz bundan gafilmişiz. Daha doğrusu zâlimlermişiz’ derler.”

hi ve sellem) şöyle buyurduğunu işittim: “İlk çıkacak kıyamet alâmeti güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk zamanı insanların üzerine Dâbbe’nin çıkmasıdır. Hangisi beraberinde olandan önce çıkarsa, diğeri de hemen onun ardından yakındır.” (16)

• Ebû Umâme el-Bâhilî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Dâbbe çıkacak. Bir kısım insanların burunlarını mühürleyecek. Sonra burunları mühürlenenler sizin içinizde çoğalacaklar. Öyle ki, birileri bir deve satın aldığında ona ‘Kimden satın aldın’ denilecek, o da ‘Burnu mühürlenenlerin birinden satın aldım diyecektir’” (18) • Bureyde el-Eslemî diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) beni Mekke’ye yakın olan bir çöle götürdü. Baktım ki orası kupkuru bir yer. Çevresi kum… Sonra Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem): “Dâbbe, bu yerden çıkacaktır” buyurdu. Bu yerin eni ve boyu bir simice (19) bir karıştır. (20)

• Ebû Ya`lâ’nın, Abdullâh b. Ömer’den rivayet ettiği bir hadiste Abdullâh şunları söylemiştir: Ben sizlere Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sanırım Dâbbetu’l-Arz buradan çıkacaktır” dediği yeri göstereyim mi? O, asâsını Safâ’daki yarığa vurdu ve dedi ki: “Dâbbe’nin kanat telekleri ve tüyleri vardır. Onun üçte biri rahvan atın zıplayarak gitmesi gibi üç gün üç gecede dışarıya çıkacak. Dâbbetu’l-Arz, günlerce insanların yanından geçecek, onlar ondan korkup camilere sığınacaklar, o da onlara diyecektir ki: ‘Sizler camilerin sizi benden kurtaracağını mı sanıyorsunuz?’ Sonra onlardan bir kısmının burunlarını mühürleyecek, insanlar çarşılarda gezecek, biri diğerine ‘Ey kâfir!’ bir başkasına ‘Ey mü’min!’ diyeceği hale geleceklerdir.” (21)

19

ŞEVVAL 1438

• Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Dâbbetu’l-Arz denilen yaratık kıyamete yakın çıktığında beraberinde Dâvûd oğlu Süleymân’ın mührü ve İmrân Oğlu

Mûsâ’nın asâsı bulunacaktır (ikisine de salât ve selam olsun). Dâbbe, mü’minin yüzünü o asâyla parlatacak, kâfirin burnunu da o mühürle mühürleyecektir. Öyle ki, bir masa arkadaşları bir araya gelecekler, onlardan biri diğerine ‘Ha ha. Ey mü’min!’, bir diğeri başkasına “Ha ha. Ey kâfir!’ diyecektir…” (17)


nin imanı ona bir fayda sağlamayacaktır. Bunlar da Deccâl, Dâbbetu’l-Arz ve güneşin batıdan doğmasıdır.” (25)

Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Altı şeyden biri ortaya çıkmadan amellere koşuşun. Bunlar güneşin, batısından doğması veya duman yahut Deccâl veya Dâbbe yahut kendinizi ilgilendiren şahsî meseleniz (ölüm) ya da kamuyu ilgilendiren işlerdir.”

Güneşin Batıdan Doğması Kıyametin yakın olduğunu gösteren büyük alâmetlerden biri de güneşin batıdan doğmasıdır. Kıyametin bu alâmeti, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça zikredilmemiştir. Ancak Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) bazı ayetlerin bu alâmete işaret ettiklerini beyan etmiştir. • Ebû Sa`îd el-Hudrî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “…veya Rabbin’in bazı alâmetlerinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler?” (22) ayetini okudu ve bu ayette zikredilen “bazı alâmetler”den maksadın güneşin batıdan doğacağı olduğunu söyledi” (23) • Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “… Rabbinin alâmetlerinden bir kısmının geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanından bir hayır kazanmamış olan birine (o andaki) imanı bir fayda sağlamayacaktır”

(24)

ayetinin izahında

TEMMUZ 2017

şöyle buyurdu: “Üç şey çıktığı zaman insanlardan, o şeylerden önce iman etmeye-

20

• Yine Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Altı şeyden biri ortaya çıkmadan amellere koşuşun. Bunlar güneşin, batısından doğması veya duman yahut Deccâl veya Dâbbe yahut kendinizi ilgilendiren şahsî meseleniz (ölüm) ya da kamuyu ilgilendiren işlerdir.” (26) • Aynı hadis Enes b. Mâlik’ten (radıyallahu anh) de rivayet edilmiştir. (27) • Safvân b. el-Assâl (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şüphesiz güneşin battığı yönde, devamlı açık olan bir kapı vardır. Bunun genişliği yetmiş yıllık mesafe kadardır. Güneş o batı yönünden doğuncaya kadar, o kapı tevbe için daima açık olacaktır. Güneş o taraftan doğunca, daha önce iman etmemiş olan veya imanından bir hayır kazanmamış olan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermeyecektir.” (28) • Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Kıyamet alâmetlerinden ilk çıkacak olanlar, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde Dâbbe’nin, insanların içine çıkmasıdır.” Abdullâh (radıyallahu anh) demiştir ki: “Bunlardan hangisi diğerinden önce çıkarsa, diğeri ona pek yakındır. Kanâatime göre güneşin, batısından doğması öncedir.” (29)

Ateşin Çıkması Kıyametin büyük alâmetlerinden bir diğeri de Arap Yarımadası’ndan bir ateşin çıkması ve insanları yurtlarından göç ettirmesidir. Bununla ilgili olarak Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok hadis rivayet edilmiştir. Ancak bu ateş, kıyamet alâmetlerinin bir kısmının


ilki, diğer bir kısmının da sonu olduğundan bazı hadislerde ilk alâmet olarak, diğer bazılarında da son alâmet olarak beyan edilmiştir. Ateşin çıkacağı ilk yer hakkında birbirine yakın yerler zikredilmiştir. Bu da, bunların zikredilen yerlerden birinden çıkıp diğerlerinde de etkili olacağını göstermektedir. Konuyla ilgili olarak Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) şu ve benzeri hadisler rivayet edilmiştir: • Ebû Hureyre (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Hicâz topraklarından bir ateş Busra (Havran)’daki (30) develerin boyunlarını aydınlatmadıkça kıyamet kopmayacaktır.” (31)

• Enes b. Mâlik’in (radıyallahu anh) rivayet ettiğine göre Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Medîne’ye gelme haberi Abdullâh b. Selâm’a ulaşınca o, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelmiş, ona bir kısım sorular sormuştur. Sorularından biri de şu imiş: “Kıyamet alâmetlerinin ilki nedir?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) da “Kıyametin ilk alâmeti, insanları doğudan batıya doğru sürüp bir arada toplayacak olan ateştir” demiştir. (32) • Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan sonuncusunun da Yemen’den çıkıp, insanları toplanacakları yere doğru kovalayacak bir ateş olduğunu beyan etmiştir. (33)

• Abdullâh b. Ömer (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet kopmadan önce Hadremevt’te veya Hadramevt çevresinde bir ateş çıkacak ve insanları bir yerde toplayacaktır.” Ashab “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize o zaman neyi emredersin?” dediler, Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şam’a gidin” buyurdular. (35) • Bişr veya Busr es-Sulemî (radıyallahu anh), Rasûlullâh’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Yakında Hubsi Seyel (36) denilen yerden ateş çıkacak. Yavaş yürüyen devenin yürüyüşü gibi hareket edecek. Gündüzleri hareket edip geceleri duracak. Sabahtan öğlene kadar da hareket edecek, öğlenden ak-

Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet kopmadan önce Hadremevt’te veya Hadramevt çevresinde bir ateş çıkacak ve insanları bir yerde toplayacaktır.” Ashab “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize o zaman neyi emredersin?” dediler, Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şam’a gidin” buyurdular.

21

ŞEVVAL 1438

• Ebû Zerr el-Ğifârî (radıyallahu anh) diyor ki: Biz Rasûlullâhla (sallallahu aleyhi ve sellem) beraber geldik ve Zülhuleyfe’de konakladık. Bazı insanlar acele edip Medîne’ye gittiler. Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) orada yattı, biz de onunla beraber orada yattık. Sabaha erince gidenleri sordu. “Onlar acele edip Medîne’ye gittiler”

denildi. Bunun üzerine buyurdu ki: “Medîne’ye ve kadınlara acele ettiler ha! Fakat onlar Medîne’yi en güzel olduğu zaman terk edeceklerdir.” Sonra şöyle buyurdu: “Ateşin, Yemen’deki Virâk Dağı’ndan çıkıp Busra’da çökmüş olan develerin boynunu, gündüz ışığının aydınlattığı gibi aydınlatacağı zamanı ah bir bilsem!” (34)


şama kadar da… Onun kovaladığı insanlara şöyle denilecek: ‘Ey insanlar! Ateş sabahleyin harekete geçti. Siz de hareket edin. Ey insanlar! Ateş durdu, siz de durun. Ey insanlar! Ateş öğlenden sonra harekete geçti, siz de yürüyün’ Bu ateş kimi yakalarsa onu yiyip bitirecektir.” (37) • Abdullâh b. `Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Doğudaki insanların üzerine bir ateş gönderilecek, onları batıya doğru kovalayacaktır. Onlar nerede yatarlarsa, o da orada geceleyecek, nerede kaylûle yaparlarsa, o da orada kaylûle yapacaktır. Kovaladığı insanlardan dökülen ve geri kalanlar, onun payı olacaklar. Bu ateş o insanları bir ayağı kırık devenin yürüyüşü hızıyla sürecektir.” (38)

Dünyayı Duman Kaplaması Kıyametin büyük alâmetlerinden bir başkası da yerle göğün arasını duman kaplaması, bütün kesafetiyle kırk gün devam etmesidir. Ondan dolayı mü’minler nezleye yakalanmış gibi olacaklar, kâfirler ise sarhoş olacaklardır. Duman insanların burunlarından, ağızlarından, kulaklarından, gözlerinden ve makatlarından çıkacaktır. Dumanın çıkacağına Kur’ân-ı Kerîm’de işaret edilmiş, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde de açıklanmıştır.

TEMMUZ 2017

Allahu Teâlâ bir gün böyle bir dumanın çıkacağını beyan ederek şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammed!) Göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır. İnsanlar ‘Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Şüphesiz biz mü’minleriz’ derler. (Azâp kalktıktan sonra) Nereden öğüt alacaklar? Hâlbuki kendilerine apaçık delillerle peygamber gelmişti de sonra ondan yüz çevirip ona ‘eğitilmiş bir deli’ demişlerdi” (39) Sahâbîler ve onlardan sonra gelen âlimler, bu

22

ayette zikredilen ‘duman’dan maksadın Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında görülen duman mı, yoksa kıyamete yakın görülecek olan duman mı olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir: a. Hz. Ali, Abdullâh b. Ömer, Abdullâh b. Abbâs, Ebû Sa`îd el-Hudrî, Huzeyfe b. el-Yemân, Zeyd b. Ali, Hasan el-Basrî (radıyallahu anhum) ve bunlara katılan âlimlerin görüşüne göre, kıyametin alâmetlerinden olan duman, Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında görülmemiştir. Bu, kıyamete yakın bir zamanda görülecektir. Hadisler bunu ifade etmektedir. b. Başta Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh) olmak üzere diğer bir kısım sahabîler ve âlimlere göre ise ayette geçen “duman”, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Mekke’de gerçekleşmiştir. Şöyle ki, Kureyşliler’in İslâm’ı kabul etmede yavaş davranmaları üzerine Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara beddua etmiş ve şöyle demiştir: “Ey Allah’ım! Sen Yûsuf’un yedi kıtlık yılı gibi yedi kıtlık yılı yap, onunla müşriklere karşı bana yardım et” Bunun üzerine onlarda kıtlık oldu. Öyle ki, o yıllarda insanlar, gökle yer arasında duman gibi bir manzara görüyorlardı. Bunun üzerine Ebû Sufyân Rasûlullâh’a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve “Ey Muhammed! Sen geldin bizlere, akrabalara iyi davranmamızı emrediyorsun. Senin kavmin helak oldu. Onlar için Allah’a dua et” dedi. Bunun üzerine İbni Mes`ûd şu ayetleri okudu: “(Ey Muhammed!) Göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır. İnsanlar ‘Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Şüphesiz biz mü’minleriz’ derler. (Azâp kalktıktan sonra) Nereden öğüt alacaklar? Hâlbuki kendilerine apaçık delillerle peygamber gelmişti de sonra ondan yüz çevirip ona ‘eğitilmiş bir deli’ demişlerdi. Şüphesiz biz, (dünyada) az bir müddet de olsa sizden azabı kaldıracağız.


Fakat sonunda yine (inkârcılığınıza) döneceksiniz” (40) ve dedi ki: “Sonra Kureyşliler tekrar inkârlarına döndüler.” (41)

tir. Duman onun burnunun iki deliğinden, kulaklarının iki deliğinden ve makatından çıkacaktır.” (47)

• Ubeyy b. Ka`b (radıyallahu anh) da “Biz (inkârdan) vazgeçip tevbe etsinler diye (âhiretteki) o büyük azâptan önce mutlaka onlara (dünyadaki) yakın azabı tattıracağız” (42) ayetinin tefsirinde benzeri şeyleri söylemiştir. (43) Taberî ve Alûsî de bu görüşü tercih etmişlerdir. (44)

• Ebû Mâlik el-Eş`ârî’nin (radıyallahu anh) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şüphesiz ki Rabbiniz sizi üç şeyle uyardı. Bunlardan birincisi dumandır. Bu, mü’min olanı nezle gibi yakalayacak, kâfiri ise yakaladığında şişirecektir. Öyle ki duman onun her işiteceği yerden çıkacaktır. İkincisi ise Dâbbe’dir. Üçüncüsü Deccâl’dir.” (48)

c. Bazı âlimler ise iki görüşü bağdaştırarak şöyle demişlerdir: “Dünyayı duman kaplaması iki defadır. Bunlardan birincisi Abdullâh b. Mes`ûd’un (radıyallahu anh) rivayet ettiği Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında meydana gelen dumandır. Diğeri ise kıyamete yakın bir zamanda gerçekleşecektir.” Bizim kanaatimiz de bu yöndedir. • Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan birinin de duman olacağını beyan etmiştir. (45)

YERDE ÇÖKMELERİN OLMASI, İNSANLARIN ŞEKİLLERİNİN DEĞİŞMESİ VE ÜSTLERİNDEN SERT CİSİMLERİN ATILMASI Kıyametin yakın olduğunu gösteren büyük alâmetlerden biri de batıda, doğuda ve Arap Yarımadası’nda yerde çökmelerin olmasıdır. Ayrıca

Abdullâh b. Ömer (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Duman çıkacak, mü’min olanı nezle gibi yakalayacak, kâfirin ise her duyacağı delikten içeri girecek. Öyle ki o, kızartılmış kelle gibi olacaktır.”

23

ŞEVVAL 1438

• Huzeyfe b. el-Yemân’ın, Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet ettiği nakledilmiştir: “Kıyamet alâmetlerinin ilki Deccâl, Meryem oğlu İsâ’nın inmesi, Ebyen’in Aden Şehri’nin dibinden çıkacak ve insanları, toplanacakları yere sürecek, onlar durunca o da duracak olan ateş, bir de dumanın çıkmasıdır.” Ben de dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Duman nedir?” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem): “(Ey Muhammed!) Göğün, apaçık bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakıcı ağır bir azaptır” (46) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “O duman doğu ile batının arasını dolduracak, kırk gün kırk gece devam edecek, mü’min ondan nezle gibi olacak, kâfir ise sarhoşa benzeyecek-

• Abdullâh b. Ömer (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Duman çıkacak, mü’min olanı nezle gibi yakalayacak, kâfirin ise her duyacağı delikten içeri girecek. Öyle ki o, kızartılmış kelle gibi olacaktır.” (49)


kadınlar (şarkıcılar, dansözler), çalgı aletleri ortaya çıkınca ve içkiler içilince gerçekleşecektir.” (51)

Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten önce, insanların şekillerinin değiştirilmesi, yere batmaların olması ve üstten helak edici şeylerin atılması gerçekleşecektir.”

insanların şekillerinin değiştirilmesi ve üstlerinden sert cisimlerin atılması da kıyametin alâmetlerindendir. Bunlar hadislerde birlikte zikredildiklerinden, biz de burada birlikte zikretmeyi uygun gördük.

TEMMUZ 2017

• Hz. Âişe (radıyallahu anha) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ahir zamanda bu ümmette, topluca yere batma, şekil değiştirilme (insanların şeklinin hayvanlara dönüştürülmesi) ve atılma (üstten, üzerlerine helak edici şeylerin atılması) olacaktır.” Hz. Âişe diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Aramızda sâlih insanlar olduğu halde yine helâk olur gider miyiz, dedim” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Evet, murdarlıklar ortaya çıktığı zaman bu olacaktır.” (50) • İmrân b. Husayn (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: “Bu ümmette, topluca yere batma, şekil değiştirilme ve atılma olacaktır.” Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne zaman olacak?” Buyurdular ki: “Sanatçı

24

• Huzeyfe b. Esîd el-Ğifârî’nin (radıyallahu anh), Rasûlullâh’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet ettiği bir hadis-i şerîfte Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kıyametin alâmetlerini zikretmiş, onlardan üçünün de doğuda, batıda ve Arap Yarımadası’nda yer çöküntüleri olacağını beyan etmiştir. (52) • Abdullâh b. Mes`ûd (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten önce, insanların şekillerinin değiştirilmesi, yere batmaların olması ve üstten helak edici şeylerin atılması gerçekleşecektir.” (53) • Suhâr el-`Abdî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bazı kabîleler yerin dibine batırılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Öyle ki, ‘Filanoğullarından kim geri kaldı?’ denilecektir.” Suhâr diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) “kabîleler” deyince anladım ki, yerin dibine batırılacaklar Araplar olacaktır. Zira Arap olmayanlar memleketlerine isnât edilirler. (54) • Ka`ka`a b. Ebî Hadrad’ın (radıyallahu anh) hanımı Bukayra (radıyallahu anha) diyor ki: Ben Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), minberin üzerinden şöyle buyurduğunu işittim: “Sizler bir ordunun yakında yere batırıldığını işittiğiniz zaman, artık kıyametin gölgesi gelmiştir.” (55) • Ebû Mâlik el-Eş`ârî (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Ümmetimden bir kısım insanlar mutlaka içki içecekler ve ona kendi isminden başka bir isim vereceklerdir. Onların yanında çalgılarla ve şarkıcılarla oynanacaktır. Allah onları yerin dibine geçirecek ve


onları maymunlara, domuzlara çevirecektir.” (56)

• Enes b. Mâlik (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine şöyle buyurmuştur: “Ey Enes! Şüphesiz insanlar birtakım şehirler kuracaklar. Onların içerisinde Basra veya Busayra denilen bir şehir olacaktır. Eğer oraya uğrarsan veya girersen çorak arazilerinden, limanından, çarşısından ve yöneticilerinin kapısından uzak dur, (o şehrin) kenarlarına git. Şüphesiz orada yer çöküntüsü, üstten üzerlerine (helak edici şeylerin) atılması ve depremler olacaktır. Bir kavim de akşam yatacak ve sabahleyin maymunlar ve domuzlar olarak kalkacaktır.” (57)

• Ebû Hureyre (radıyallahu anh) de bu hadisin aynısını zikretmiş, sonunda Rasûlullâh’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bu alâmetler, eskimiş ipi kopan dizilen şeyler gibi peş peşe döküleceklerdir.” (59) Sahîh olan görüşe göre bu hadislerde zikredilen, şekillerin değiştirilmelerinden maksat, gerçek anlamda yüzlerin insan şeklinden döndürülüp hayvanlara benzetilmesidir.

25

ŞEVVAL 1438

• Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahu anh) diyor ki: Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Ümmetim onbeş kötülüğü işlerlerse başlarına belalar iner.” “Ey Allah’ın Rasûlü onlar nelerdir?” denildi. Buyurdular ki: “Ganimet belli kişiler arasında dönüp dolaştığı zaman; emanet, ganimet sayılıp emanete riayet kalmadığı zaman; zekât angarya sayıldığı zaman; erkekler hanımları-

na itaat edip, annelerine saygısız davrandığı zaman; kişi arkadaşına iyi davranıp, babasına sert davrandığı (çile çektirdiği) zaman; mescitlerde sesler yükseldiği zaman; kavmin lideri içlerindeki en rezilleri olduğu zaman; bir kimseye şerrinden korkulduğu için ikram edildiği zaman; içkiler içildiği zaman; ipek elbiseler giyildiği zaman; şarkı söyleyen sanatkâr kadınlar (şarkıcı ve dansözler) ve çalgı aletleri edinildiği zaman; bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceki atalarını lanetlediği zaman; işte o zaman bir kızıl rüzgâr veya topluca yere batmak yahut şekillerin değiştirilmesi gibi belaları bekleyin.” (58)


Her ne kadar hadiste “üstten helak edici şeylerin atılması” şeklinde bir ifade zikrediliyorsa da günümüzde insanları topluca helak etmede kullanılan füzelerin ve uçaklardan atılan türlü bombalarında Allahu Âlem buna yorumlanması mümkündür. Günümüzde kabile kabile, kavim kavim millet ve ülke olarak yerin dibine batırılmaya çalışılan müslüman halklar, doğu da yıllardır ortaya çıkan büyük savaşların o şiddetli ateşleri, insanları kasıp kavuran ve batıya sevkeden ateşler, dumanlar ve savaş rüzgârları kıyametin habercisi konumundadırlar. Maalesef bugün dünya sonuna doğru hızla sürüklenmekte, helakına gidecek yollara süratle koşmaktadır. Rabbimiz bu fitne ateşinin içine düşmekten ve bu fitnelerin arasında helak olmaktan bizleri muhafaza eylesin. Bu fitnelerden sağ salim kurtulmayı ve ümmetin yüz akı olacak nesillerin arasında yer almayı bizlere nasip etsin. Selam ve Dua ile ------------------------1. Ebû Dâvûd, Cihâd, bab: 35, hn: 2535; Müsned, İmam Ahmed, V, 288; Hâkim, Müstedrek, IV, 425. (Hâkim bu hadisin senedinin Sahîh olduğunu, bununla birlikte Buhârî ve Müslim’in bunu rivayet etmediklerini söylemiş, Zehebî de ona katılmıştır. Elbânî de hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Câmii’s-Sağîr, VI, 263, hn: 7715) 2. Müsned, İmam Ahmed, IV, 104. (Heysemî “Bu hadisi Ahmed, Taberânî, Bezzar ve Ebû Ya`lâ rivayet etmişlerdir. Ravileri güvenilen ravilerdir.” demiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VII, 306) 3. Enbiyâ’, 96-97. 4. Müsned, İmam Ahmed, V, 271. 5. (Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 6.) 6. Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, IV, 332, hn: 3855. 7. Müslim, Fiten, bab: 110, hn: 2937; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 14, hn: 4321; Tirmizî, Fiten, bab: 59, hn: 2240; İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4075. 8. Enbiyâ’, 96.

TEMMUZ 2017

9. İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4079; Müsned, İmam Ahmed, III, 77. (Ahmed el-Benna es-Sââtî demiştir ki: “Bu hadisi Hâkim, Müstedreki’nde rivayet etmiş ve bunun, Müslim’in şartlarına göre sahîh olduğunu, bununla birlikte Buhârî ve Müslim’in bu hadisi zikretmediklerini söylemiş, Zehebî de Hâkim’e katılmıştır.” Bkz. Fethu’r-Rabbânî, XXIV, 92.) 10. İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4081; Müsned, İmam

26

Ahmed, I, 375. 11. Tirmizî, Tefsîr, Sûratu’l-Kehf, bab: 18, hn: 3153; İbni Mâce, Fiten, bab: 33, hn: 4080. (Heysemî, bu hadisin senedinin Sahîh, ravilerinin de güvenilir kişiler olduklarını, Hâkim’in de bu hadisi rivayet ettiğini ve Müslim’in şartlarına göre Sahîh olduğunu zikrettiğini söylemiştir.) 12. Buhârî, Hac, bab: 47; Müsned, İmam Ahmed, III, 27, 48, 64. 13. Kehf, 93-97. 14. Buhârî, Fiten, bab: 28; Enbiyâ’, bab: 7; Menâkib, bab: 25; Müslim, Fiten, bab: 1-2, hn: 2880; Tirmizî, Fiten, bab: 23, hn: 2187; İbni Mâce, Fiten, bab: 9, hn: 3953. 15. Neml, 82. 16. Müslim, Fiten, bab: 118, hn: 2941; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4310; İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4069. 17. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’n-Neml, bab: 1, hn: 3187 (Tirmizî bu hadisin Hasen ve Garib olduğunu, bu konuyla ilgili Ebû Umâme ve Huzeyfe b. Esîd’den de hadis rivayet edildiğini söylemiştir); İbni Mâce, Fiten, bab: 31, hn: 4066; Müsned, İmam Ahmed, II, 295, 491. (Hadisi Beyhakî, Hâkim, İbni Cerîr et-Taberî de rivayet etmişlerdir.) 18. Müsned, İmam Ahmed, V, 268. (Heysemî hadisi İmam Ahmed’in rivayet ettiğini, Ömer b. Abdirrahmân b. Atıyye hariç ravilerinin sahîh hadis kitabı ravileri olduklarını, Ömer’in de güvenilen biri olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 6.) 19. Simiç: Elin başparmağı ile işaret parmağı açıldığında iki parmak ucu arasındaki mesafedir. 20. İbni Mâce, Fiten, bab: 31, hn: 4067; Müsned, İmam Ahmed, V, 357. 21. Heysemî: “Hadisin ravilerinden biri olan Leys b. Ebî Suleym, müdellis (ravilerde veya metinlerde kasıtlı olarak değişiklik yapandır) biridir. Diğer ravileri güvenilen kimselerdir.” demiştir. (Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 7) Bu hadisin ravileri içinde müdellis biri olduğu için metinde zikredilmesi tarafımızdan uygun görülmemiştir. 22. En’am, 158. 23. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’l-En`âm, bab: 8, hn: 3071. (Tirmizî bu hadisin Hasen ve Garip olduğunu söylemiştir.) 24. En`âm, 158. 25. Tirmizî, Tefsîr, Sûretu’l-En`âm, bab: 9, hn: 3072. 26. Müslim, Fiten, bab: 128, hn: 2947; Müsned, İmam Ahmed, II, 324, 337, 407, 511. 27. Bkz. İbni Mâce, Fiten, bab: 28, hn: 4056. 28. İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4070. 29. İbni Mâce, Fiten, bab: 32, hn: 4069; Müsned, İmam Ahmed, II, 164, 201. Not: Konuyla ilgili olarak şu hadis de rivayet edilmiştir, hadisin ravilerinden biri zayıf görüldüğü için dipnotta zikredilmesi uygun görülmüştür: Abdullâh b. Amr (radıyallahu anh) diyor ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: “Güneş batıdan doğduğu zaman İblîs ortaya çıkacak, secdeye kapanacak, yüksek sesle şöyle bağıracak: ‘Ey İlâhım! Emret bana. Kime istersen ona secde edeyim.’” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İblîs’in zebanîleri başına toplanacaklar ve ona ‘Efendimiz! Nedir bu yalvarman?’ diyecekler. O da: ‘Ben Azîz ve Celîl olan Rabbim’den, malum olan bugüne kadar mühlet vermesini istemiştim. İşte bugün, o malum olan gündür’ diyecektir.” Rasûlullâh (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sonra Dâbbetu’l-Arz,


Safâ’daki yarıktan çıkacak. İlk adımını Antakya’ya atacak ve İblîs’in yanına varıp onu tokatlayacaktır.” Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, I, 73, hn: 94; Mecma`u’z-Zevâid, VIII, 8. (Heysemî bu hadisi Taberânî’nin Mu`cemu’l-Kebîr ve Mu`cemu’l-Evsatları’nda rivayet ettiğini, ravileri içinde İshâk b. İbrâhîm’in bulunduğunu, bunun da zayıf bir ravi olduğunu zikretmiştir.)

47. Taberî Tefsîri, XXV, 68; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî Tefsîri, XXV, 118. (Âlûsî, bu hadisi Sa`lebe’nin zikrettiğini söylemiştir.)

30. Suriye’de bulunan bugünkü Havran Şehri’nin ismidir. Şâm Şehriyle Onun arasında yaklaşık üç günlük bir mesafe bulunmaktadır.

50. Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2185. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir. Elbânî ise hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, VI, 358, hn: 8012)

31. Buhârî, Fiten, bab: 24; Müslim, Fiten, bab: 42, hn: 2902. 32. Buhârî, Enbiyâ’, bab: 1; Tefsîr, Sûretul’-Bakara, bab: 6, Menâkibu’l-Ensâr, bab: 51; Müsned, İmam Ahmed, III, 108, 189, 271. 33. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. Hadisin sonu Tirmizî’nin rivayetinde şöyledir: “O ateş insanların geceledikleri yerlerde geceler, kaylûle yaptıkları yerlerde kaylûle yapar” (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den (radıyallahu anhum) de hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.) 34. Müsned, İmam Ahmed, V, 144. 35. Tirmizî, Fiten, bab: 42, hn: 2217 (Tirmizî bu hadisin Hasen, Garib ve Sahîh olduğunu, konuyla ilgili olarak Huzeyfe b. Esîd, Enes b. Mâlik, Ebû Hureyre ve Ebû Zerr’den de (radıyallahu anhum) hadisler rivayet edildiğini söylemiştir); Müsned, İmam Ahmed, II, 53 (Burada hadiste “Hadramevt çevresi” yerine “Hadramevt Nehri” zikredilmiştir.), 69, 99, 119. (Bu son kaynakta Hadramevt Denizi zikredilmiştir.) 36. Medine’ye yakın bir yerin adı olduğu zikredilmiştir. 37. Müsned, İmam Ahmed, III, 443; Taberânî, Mu`cemu’l-Kebîr, II, 43, hn: 1229. (Heysemî, bu hadisi Ahmed’in ve Taberânî’nin rivayet ettiklerini, Ahmed’in, Râfi’in dışındaki ravilerinin, sahîh hadis kitabının ravileri olduğunu, Rafi’in de güvenilen biri olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 12.) 38. Taberânî, Mu`cemu’l-Evsat, VIII, 140, hn: 8092. (Heysemî bu hadisi Taberânî’nin Mu`cemu’l-Kebîri’nde ve Mu`cemu’l-Evsatı’nda rivayet ettiğini, ravilerinin güvenilen kimseler olduğunu söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 12.)

48. Taberî Tefsîri, XXV, 68. 49. Taberî Tefsîri, XXV, 68.

51. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2212. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir.) 52. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den de hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.) 53. İbni Mâce, Fiten, bab: 29, hn: 4059. (Elbânî hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Câmii’s-Sağîr, III, 13, hn: 2853) 54. Müsned, İmam Ahmed, III, 483; V, 31. (Heysemî bu hadisi İmam Ahmed, Taberânî, Ebû Ya`lâ ve Bezzar’ın rivayet ettiklerini, ravilerinin güvenilen raviler olduklarını söylemiştir. Bkz. Mecma’uz-Zevâid, VIII, 9) 55. Müsned, İmam Ahmed, VI, 378, 379. (Elbânî bu hadisin senedinin Hasen olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, I, 228, hn: 631; Silsiletu’l-Ehâdisi’s-Sahîha, III, 340, hn: 1355) 56. İbni Mâce, Fiten, bab: 22, hn: 4020. (Elbânî hadisin Sahîh olduğunu söylemiştir. Bkz. Sahîhu’l-Camii’s-Sağîr, V, 105, hn: 5330) 57. Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 10, hn: 4307. 58. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2210. (Tirmizî bu hadisin Garib olduğunu söylemiştir.) 59. Bkz. Tirmizî, Fiten, bab: 38, hn: 2211.

39. Duhân, 10-14. 40. Duhân, 10-15. 41. Buhârî, Tefsîr, Sûretu’r-Rûm, bab: 1; Müslim, Münafikûn, bab: 39, 40, hn: 2798 (Bunun rivayeti Buhârî’den kısmen farklıdır); Müsned, İmam Ahmed, I, 381, 431, 441. 42. Secde, 21. 43. Bkz. Müslim, Münafıkûn, bab: 42, hn: 2799. 44. Taberî Tefsîri, XXV, 68; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî Tefsîri, XXV, 130… 45. Müslim, Fiten, bab: 39, 40, hn: 2901; Ebû Dâvûd, Melâhim, bab: 12, hn: 4311; Tirmizî, Fiten, bab: 21, hn: 2183; İbni Mâce, Fiten, bab: 25, hn: 4041; bab: 28, hn: 4055; Müsned, İmam Ahmed, IV, 6, 7. (Tirmizî, bu konuda Hz. Ali’den, Ebû Hureyre’den, Ummu Seleme’den ve Safiyye’den de (radıyallahu anhum) hadisler rivayet edildiğini, bu hadisin Hasen ve Sahîh olduğunu söylemiştir.)

27

ŞEVVAL 1438

46. Duhân, 10.


| Kapak Dosya

| M. Sadık Türkmen

GELMESİ BEKLENEN

EN ŞERLİ KİŞİ

DECCÂL H

amd âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam Rasûlullah’a, O’nun ailesine ve ashabına olsun. “Tuzaklarını Allah bilip dururken onlar tuzaklarını kurmaya devam ettiler. Oysa onların tuzaklarıyla dağlar yıkılıp yok olacak değildi.” (İbrahim, 46)

TEMMUZ 2017

Bu ayeti kerimede kastedilen asıl mana; ”Onların tuzakları dağları yerinden sökecek kadar güçlü olsa dahi Allah’ın o tuzakları biliyor olmasıdır.” İslam ümmeti ile küfür ehli arasındaki en bariz farklardan biri, Müslümanların hedeflerinin ve o hedeflere ulaştıran metotlarının açık olmasıyla beraber kâfirlerin bu konuda çok gizli hesaplar yapmalarıdır. Örnek olarak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Konstantiniyye ve

28

Roma’nın Müslümanlarca fethedileceğini söylemesi, bu iki merkezin küfrün kaleleri olması sebebiyle hedefe alınmasıdır. Efendimiz bu müjdeyi henüz İslam, Arap Yarımadasında bir meçhul iken vermişti. Diğer taraftan yüzbinlerce kişiden oluşan pek çok sayıda haçlı ordusu oluşturarak, dönemin bazı işbirlikçi Müslüman(!) yönetimlerinin de desteğiyle İslam toplumunu yok etmeyi hedefleyen batı, hiçbir zaman gerçek gayesini belirtme cesareti gösterememiştir. Asıl hedefleri olan “İslâm’ı ortadan kaldırma” sürekli gizlenmiştir. Bin dört yüz yılı geçen ömrüyle İslam medeniyeti muhaliflerine korku salmakta ve onları çeşitli ince planlar yapmaya itmektedir. Bunun sebebi Müslümanların hâkimiyet alanlarının geniş olması, İslam’ı savunanların çok olması


veya çok üstün silah ve donanıma sahip olmaları değildir. Asıl neden İslam ümmetinin inandığı değerlere diğer dinlerin maruz kaldığı tahrifat ve bozulmanın girmemesi ve İslam’ın tüm dinlerin üzerine hâkim olma gayesidir. Bu durum tüm İslam düşmanlarını tek safta birleştirmiş ve onları sinsice yeni haçlı seferleri tertiplemeye sevk etmiştir. Kuran-ı Kerim’i anlamını dahi bilmeden sadece Arapçasını okuyan her Müslüman, Şeytan ve Beni İsrail kelimelerinin pek çok yerde tekrarlandığını görecektir. Bu iki kelime bizlere hem düşmanımızı hem de onların karakterlerini gösterme açısından önemlidir. Bu iki kelime sinsice yayılmayı, yeryüzünün her köşesini fesada boğmayı, maddi güç ile böbürlenmeyi, vaatlerde bulunmayı, aldatmayı hatırlatır. Bunlarla beraber bu iki kelime bizlere hak ortaya çıktığı zaman batılın, tuzun suda eridiği gibi eriyeceğini hatırlatır. “Güzel bir memleketin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Kötü olanın ise, ancak faydası pek az olan bitkisi çıkar.” (Araf, 55) ayeti kerimesi medeniyetlerin nasıl şahsiyetler yetiştireceğine işaret etmektedir. İslâm medeniyeti tüm insanlığın hayrını dileyen fertler yetiştirir. Bâtıl medeniyeti ise ancak o bâtılı yayan nesiller meydana getirir.

Nevvâs b. Sem’an radıyallahu anh diyor ki: Bir sabah Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Deccal’i andı ve onun hakkında alçaltma yükseltme yaptı, öyle ki biz onu hurma bahçeliğinde zannettik. Akşamleyin yanına vardığımızda bizim bu hâlimizi anladı ve “Nedir derdiniz?” dedi. Biz “Ey Allah’ın Rasûlü! Sabahleyin Deccâl’i andın, onun hakkında öyle alçaltma yükseltme yaptın ki, kendisini hurma bahçesinde zannettik” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Beni, sizin için, Deccal’den başkası daha çok korkutmuyor. Eğer ben sizin aranızda iken o çıkacak olursa, sizin yerinize onun şerrini ben sizden uzaklaştırırım. Ben aranızda yokken çıkarsa, herkes kendi nefsini savunur. Ben olmasam da Allah var. Ben tüm Müslümanları onun şerrinden Allah’a emanet ediyorum. Deccâl çok kıvırcık saçlı bir gençtir. Bir gözü patlaktır. Ben onu Abduluzzâ b. Katan’a benzetiyorum. Sizden ona kim yetişirse, üzerine Kehf Sûresi’nin ilk ayetlerini okuyuversin. O, Halle denilen yerden(Şam ile Irak arasındaki boş bir araziden) çıkacak ve sağa sola fitne fesat yayacaktır. Ey Allah’ın kulları, sebat edin, sarsılmayın!” Biz dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Yeryüzünde ne kadar kalacaktır?” Buyurdu ki: “Kırk gün kalacaktır. Bir günü, bir sene gibi diğer bir günü bir ay gibi başka bir günü bir hafta gibi diğer günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır.” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bir sene gibi olacak günde, bir günün namazı bize kâf i gelecek mi?” Buyurdu ki: “Hayır! Onun için günün miktarını takdir edin.” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onun yeryüzünde hızı ne olacak?” Buyurdu ki: “Rüzgârın önüne kattığı yağmur gibi olacaktır. Bir kavme gelerek onları kendisine inanmaya çağıracak, onlar da ona iman edecek ve istediğini kabul edeceklerdir. Deccâl gökyüzüne emredecek, o yağmur yağdıracak; yere emredecek, o da bitki-

29

ŞEVVAL 1438

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bâtıl medeniyetinin çıkaracağı en üst seviyedeki kişi olan Deccâl’i bizlere “beklenen en şerli kişi” (1) olarak tarif etmiştir. Tüm peygamberlerin ümmetlerini kendisinden sakındırdıkları Deccal, İsrail oğullarından olacaktır. O’nun gelişi, iman ile küfür arasındaki nihai savaşın başlangıcı olacaktır. Ebu Ubeyde b. El-Cerrah radıyallahu anh şunu rivayet etmiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Nuh’tan sonra gelen her peygamber kavmini Deccâl’den sakındırmıştır ve bende sizi ondan önemle sakındırıyorum.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize onun özelliklerini bildirdi ve şöyle devam etti: “Ola ki beni gören ve sözümü işiten biri ona ulaşır.”

Orada bulunanlar ‘O gün kalplerimiz nasıl olacaktır?’ dediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aynen bugünkü gibi veya daha hayırlı.” (2)


leri bitirecektir. Öyle ki insanların otlağa giden hayvanları akşama hörgüçleri oldukça uzun, memeleri bol sütlü ve böğürleri dopdolu olarak döneceklerdir. Sonra başka bir kavme gelip onları da davet edecek fakat bunlar onun davetini reddedecekler, o da kendilerinden dönüp gidecektir. Bunlar kıtlığa düşecekler, ellerinde mallarından bir şey kalmayacaktır. Deccâl bir harabe yerden geçecek ona ‘Hazinelerini çıkar’ diyecek, bunun üzerine oranın hazineleri, arıların, kraliçelerini takip ettikleri gibi Deccâl’in peşinden gidecektir. Sonra Deccâl, genç babayiğit bir adamı çağıracak, onu kılıçla vurarak ikiye bölecek, her parçayı bir ok atımı mesafeye fırlatacaktır. Daha sonra bu adamı çağıracak, adam ona yüzü parlar halde gülerek gelecektir.

TEMMUZ 2017

Deccâl bu halde iken Allah, Meryem oğlu İsa Mesîh’i gönderecektir. Meryem oğlu İsa, Şam’ın doğusundaki beyaz minareye, iki parçadan oluşan bir kat elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak inecektir. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman başından gümüş suyu kadar berrak inci taneleri gibi su damlacıkları yuvarlanıp düşecektir. Onun nefesinin rüzgârı, kâfirlerden her isabet ettiği kimseyi öldürecektir. Nefesi de gözünün gördüğü yere varacaktır. Meryem oğlu İsa, Deccâl’i arayacak, nihayet(Filistin’in) Lûd Şehri’nin kapısında ona yetişecek ve onu öldürecektir. Sonra Meryem oğlu İsa’ya, Allah’ın kendilerini Deccâl‘in şerrinden koruduğu bir kavim gelecek, İsa onların yüzlerini silecek, onlara cennetteki derecelerini anlatacaktır. (3) Câbir b. Abdullah radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deccal, dinin zayıfladığı ve ilmin arkasını dönüp gittiği bir zamanda çıkacaktır. Onun kırk gecesi vardır. O gecelerde yeryüzünü dolaşacaktır. Bir günü bir sene gibi diğer bir günü bir ay gibi başka bir günü bir hafta gibi diğer günleri de sizin bu günleriniz gibi olacaktır. Onun, bindiği (özel) bir merkebi vardır. Öyle ki, onun iki kulağının arasındaki mesafe kırk arşındır. Deccâl

30

insanlara ‘Ben sizin Rabbinizim diyecektir. Hâlbuki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise bir gözü kör olan değildir. Deccâl’in iki gözünün arasına(ke fe re) harfleri ayrı ayrı olarak ‘kâfir’ diye yazılmış olacaktır. Bu yazıyı, okur-yazarlığı olan ve olmayan her mümin okuyacaktır. Deccâl her suyun ve pınarın başına varacak, ancak Medine ile Mekke’ye giremeyecektir. Çünkü Allah, onun bu ikisine girmesini haram kılmıştır. Meleklerde bunların kapılarında nöbet bekleyeceklerdir. Deccâl ‘le birlikte bir dağ kadar ekmek yığını buluna-

“Deccal’le birlikte su ve ateş vardır. Gerçekte ateşi soğuk sudur, suyu ise gerçek ateştir. Sakın (yanlış yapıp) helak olmayın.”

cak, insanlar da çok sıkıntı halinde olacaklardır. Ancak kendisine tabi olanlar böyle olmayacaklardır. Deccâl’le birlikte iki nehir bulunacak ki, ben o nehirleri ondan daha iyi bilirim.-Deccâl o nehirlerden birine cennet, diğerine de cehennem diyecektir. Deccâl cennet diye isimlendirdiğine kimi sokarsa, orası cehennemdir, cehennem diye adlandırdığına da kimi sokarsa, orası da cennettir.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devamla buyurdu ki: “Allah, Deccâl ile birlikte şeytanlar gönderecek, onlar insanlarla konuşacaklardır. Ayrıca Deccâl’in insanları baştan çıkaracak büyük fitneleri vardır. Öyle ki insanların görmelerine göre göğe emredecek gök yağmur yağdıracak, yine insanların görmelerine göre bir kişiyi öldürüp sonra onu diriltecek fakat bunun dışında insanlardan herhangi bir kimseye musallat olamayacaktır. Deccâl ‘Ey insanlar! Bu işi Aziz ve Celil olan Râb’den başka kim yapabilir?’ diyecektir.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem


buyurdu ki: “Müslümanlar Şam diyarındaki Cebel-i Duhân’a(Dumanlı Dağ) kaçacaklar, Deccâl arkalarından yetişip onları çepeçevre kuşatacaktır. Bu kuşatma Müslümanlara çok zor gelecek ve onları büyük bir sıkıntıya sokacaktır. Sonra Meryem oğlu İsa inecek, seher vaktinde seslenecek ve diyecek ki: “Ey insanlar! Sizlerin bu yalancı habîsin karşısına çıkmanıza engel nedir?’ Onlar da ‘Bu adam(İsa)cinli biridir’ diyeceklerdir. Gidip kim olduğuna bakacaklardır. Bir de bakacaklar ki, o Meryem oğlu İsa aleyhisselam. Namaz kılmak için kamet getirilecek ve İsa’ya ‘Ey Allah’ın Meryem’e bahşettiği kutsal ruhu! Öne geç, namazı kıldır’ denilecektir. O da ‘İmamınız öne geçsin, o size namaz kıldırsın’ diyecektir. İsa, sabah namazını kıldıktan sonra insanlar çıkıp onun yanına geleceklerdir. İşte o zaman yalancı Deccâl, tuzun suda yayılıp eridiği gibi yere yığılacaktır. İsa da ilerleyip onu öldürecektir. Hatta ağaçlar, taşlar ‘Ey Allah’ın kutsal ruhu! İşte bu Yahudi’dir.’ diye nida edecekler. İsa da Deccâl’e tabi olan hiç kimseyi bırakmadan hepsini öldürecektir. (4)

Deccâl'in Sıfatları: 1- Deccâl bir insandır: Ebu Bekre radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deccâl’in anne ve babası otuz yıl bekleyecekler fakat çocukları olmayacaktır. Sonra onların bir gözü kör bir erkek çocukları dünyaya gelecektir ki bu çocuk her şeyden daha zararlı, faydası ise çok az olan bir çocuktur. Gözleri uyuyacak kalbi uyumayacaktır…” (5) 2- Deccâl kısır olacak, çocuğu olmayacaktır:

3- Deccâl kısa boylu, iri gövdeli, kızıl tenli, gür ve kıvırcık saçlı ve kördür: Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma diyor ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Ben uyuduğum sırada kendimi Kâbe’yi tavaf ediyor gördüm. O sırada esmer, düz saçlı bir kişi gördüm. Bu, iki kişinin arasındaydı, başından su damlıyordu.’ Ben: ‘Bu kimdir?’ dedim. Orada bulunanlar ‘Meryem oğludur(İsa’dır)’ dediler. Yürüyüp yüzümü çevirdiğim sırada birde kızıl tenli, iri gövdeli, kıvırcık saçlı, sağ gözü kör, sanki salkımındaki benzerlerinden dışarıya çıkmış iri bir üzüm tanesi… Ben: ‘Bu kimdir?’ diye sordum, orada bulunanlar: ‘Bu Deccâl’dir’ dediler… (7) 4- Deccâl’in iki gözünün arasında “kâfir” yazılı olacak, onu okuryazarlığı olanda olmayanda okuyup anlayacaktır. Enes b. Malik radıyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deccâl’in iki gözü arasında ‘kâfir’ yazılı olacaktır.” (8)

31

ŞEVVAL 1438

İbn Said, Ebu Said el-Hudri’ye: “Sen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem‘in; ‘Deccâl’in çocuğu olmayacaktır. O Medine ve Mekke’ye giremeyecektir, buyurduğunu işitmedin mi?’ diye sormuş, Ebu Said ‘Evet, işittim’ cevabını vermiştir.” (6)

“Dikkat edin size Deccal’e ait bir haber anlatacağım ki hiçbir peygamber kendi kavmine onu anlatmamıştır. Onun bir gözü kördür. Şu da muhakkak ki, cennetin ve cehennemin yalancı misalleri de onunla beraber gelecektir. Fakat onun cennet diyeceği şey ateşin, ateş diyeceği de cennetin misalidir…”


Deccal’in İnsanları İkna Etmek İçin Kullandığı Bazı İstidraclar (akıl üstü olaylar) “Her kim Kehf suresinin başından on ayet ezberlerse Deccal’den korunmuş olur.”

5- Deccâl, sünnetli ve göbek bağı kesik olacaktır. Ebu Bekre radıyallahu anh diyor ki: Bir gün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Deccâl’in ve anne-babasının sıfatlarını anlattı ve şöyle buyurdu: “Deccâl’in anne babası otuz yıl bekleyecekler, onların çocukları olmayacaktır. Sonra onların göbek bağı kesik ve sünnetli olan bir çocukları (Deccal) doğacaktır…” (9)

Deccâl’in Çıkacağı Yer ve Ordusu: Hz. Âişe radıyallahu anha diyor ki: “Bir gün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi. Ben ağlıyordum. O bana ‘Niçin ağlıyorsun?’ dedi. Ben de ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Deccâl’i hatırladım da ondan ağladım.’ dedim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Ben sağ iken çıkacak olursa ona karşı ben size yeterim. Şayet benden sonra çıkacak olursa, şüphesiz ki Aziz ve Celil olan Rabbiniz, bir gözü kör olan değildir. Deccâl İsfahan Yahûdilerinin içinden çıkacaktır. (10)

TEMMUZ 2017

Ebubekir (r.a) diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize buyurdu ki: “Deccal doğudan, Horasan denilen bölgeden çıkacaktır. Ona yüzleri, deriyle kaplanmış kalkana benzeyen kavimler uyacaklardır.” (11) Bu hadisi şeriften anlaşıldığı üzere Deccal bugün İran topraklarının sınırı içindeki Horasan bölgesinin İsfahan Yahudilerinden olacaktır. Onun ordusu da Yahudilerden ve onlara tabi olan milletlerden olacaktır.

32

1- Bir kişiyi öldürüp-diriltmesi: Cabir b. Abdullah radiyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Deccal’i anlattığını ve anlattıkları şeylerin içinde şunları da söylediğini zikretmiştir. “Deccal’in insanları baştan çıkaracak büyük fitneleri vardır. Öyle ki insanların görmelerine göre göğe emredecek gök yağmur yağdıracak; yine insanların görmelerine göre bir kişiyi öldürecek sonra onu diriltecek fakat bunun dışında insanlardan herhangi bir kimseye musallat olamayacaktır. (12) 2- Şeytanları ölenlerin şekline sokup diriymiş gibi göstermesi: Ebu Ümâme El-Bahili radiyallahu anh rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Deccal’i anlattığı ve anlattığı şeylerin içinde şunları da söylediği zikretmiştir: “Şüphesiz Deccal’in fitnelerinden biride şudur: “O, bir bedeviye: ‘Şimdi senin babanı ve anneni diriltsem benim senin rabbim olduğuna şahitlik eder misin?’ diyecek, o da ‘evet’ cevabını verecektir. Bunun üzerine iki şeytan o bedevinin karşısında annesinin ve babasının şekline girecekler ve ona ‘Oğulcuğum buna uy. Çünkü bu senin rabbindir’ diyeceklerdir… (13) 3- Yağmur yağdırması, bitkiler bitirmesi, hazineler ortaya çıkarması. 4- Deccalin yanında sahte cennet ve cehennemin bulunması: Ebu Hureyre radiyallahu anhu diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Dikkat edin size Deccal’e ait bir haber anlatacağım ki hiçbir peygamber kendi kavmine onu anlatmamıştır. Onun bir gözü kördür. Şu da muhakkak ki, cennetin ve cehennemin yalancı misalleri de onunla beraber gelecektir. Fakat onun cennet diyeceği şey ateşin, ateş diyeceği de cennetin misalidir…” (14)


5- Deccalin yanında su ve ateşin bulunması: Huzeyfe b. El-Yeman radiyallahu anh diyor ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deccal’le birlikte su ve ateş vardır. Gerçekte ateşi soğuk sudur, suyu ise gerçek ateştir. Sakın (yanlış yapıp) helak olmayın.” (15) 6- Deccal’in yanında ekmek yığınlarının bulunması: Cabir b. Abdullah radiyallahu anh rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Deccal’i anlattığını ve anlattıkları şeylerin içinde şunu da söylediğini zikretmiştir: ‘Deccal’le birlikte bir dağ yığını kadar ekmek bulunacak insanlar da çok sıkıntı halinde olacaklardır. Ancak kendisine tabi olanlar böyle olmayacaklardır…’ (16)

Deccal’in Şerrinden Korunma 1- Kehf suresinin ilk bölümünü okuma: Ebu Derda radiyallahu anh diyor ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim Kehf suresinin başından on ayet ezberlerse Deccal’den korunmuş olur.” (17) 2- Tahiyyattan sonra Deccal’in Şerrinden Allah’a sığınma duaları: Ebu Hureyre radiyallahu anh diyorki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz tahiyyâtı okuyup şehadet getirdikten sonra dört şeyden Allah'a sığınsın ve desin ki: Ey Allah’ım! Ben cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih Deccal’in fitnesinin şerrinden sana sığınırım” (18) Deccâl ile ilgili rivayet edilen hadisler mütevatir derecesindedir. Ehemmiyetinden dolayı bu mesele akâid metinlerinde yer bulmuştur. Kuran-ı Kerim’de bu konu hakkında açık bir ayet olmaması Deccâl’i gelmeyecek kabul etmeyi gerektirmez. Çünkü İslam’ın ikinci kaynağı olan sünnette bu konuda yeterli malumat bulunmaktadır.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir hususta Deccâl’e karşı koyacak olan müminlerin vasıflarıdır. Cabir b. Abdullah radıyallahu anh Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ümmetimden hak üzere olan bir taife, muzaffer olarak kıyamete kadar savaşmaya devam edecektir. Sonra Meryem oğlu İsa inecek ve Müslümanların emiri ona ‘Gel, bize namaz kıldır’ diyecek. O ‘da ‘Hayır, Allah’ın bu ümmete ikramı olmak üzere sizler birbirinize eminsiniz’ diyecektir.” (19) Bu topluluk Allah yolunda savaşan ve birbirlerine güven duyan müminlerdir. Öyle bir topluluk ki imamete kimin geçtiği diğerini rahatsız etmeyecek. Peygamber’in dahi imameti kendilerine teslim edeceği, birbirine bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmiş sağlam bir topluluk… ------------------------1. ( Tirmîzî, Fiten hn:2306) 2. (Tirmizi, Fiten h n: 2234) 3. (Müslim, Fiten hn:2937) 4. (Ahmed b. Hanbel cilt 3 s.367-368) 5. (Tirmizi, Fiten hn:2248) 6. (Ahmed b. Hanbel cilt 3 s.43) 7. (Buhari, Fiten 26, Müslim, İman h.n:171) 8. (Buhari, Fiten 26, Müslim, Fiten 2933) 9. (Ahmed b. Hanbel cilt 7 s. 51.-52.) 10. (Ahmed b. Hanbel cilt 6 s.75) 11. (Tirmizi, Fiten h.n: 2237) 12. (Ahmed b. Hanbel cilt 3 s. 367-368) 13. (İbni Mace, Fiten h n:4077) 14. (Buhari, Enbiya 3 Müslim Fiten hadis no:2936) 15. (Müslim Fiten h.n:2934) 16. (Ahmed B. Hanbel cilt 3 s.367-368) 17. (Müslim, Musâfirin h n:809) 18. (Müslim, Mesâcid hn:588) 19. (Müslim, İman h.n:156)

33

ŞEVVAL 1438

Deccâl’in bir insan değil de sistem veya kötülük kavramı olduğu iddiası ise bu konuda rivayet edilen hadislerle çelişki içindedir. Rasûlullah

sallallâhu aleyhi ve sellem’in onun Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini, Lud şehri yakınlarında İsa aleyhisselam tarafından öldürüleceği ve kişisel özelliklerinin tarifini yaptıktan sonra artık onun insan olup olmadığı hususunda tartışmaya mahal yoktur.


| Kapak Dosya

| Muaz Akgün

H

z. İsa’nın ölümü, göğe yükseltilmesi ve tekrar yeryüzüne dönüşü (nüzûlü), son

zamanlarda çokça gündeme gelen hususlardandır. İslam âlimleri bu hususlara dair ayet ve hadislere dayanarak çeşitli açıklamalar yapmışlar, kendi görüşlerini dile getirmişlerdir. Hz. İsa ile ilgili bahsi geçen her bir husus geniş bir araştırma ve vakit gerektirmektedir. Yazımızda Hz. İsa’nın nüzulü meselesi kıyamet alametleri ile ilgili rivayetler çerçevesinden ele alınacaktır. Bu yönü ile muhtasar bir çalışma olacaktır. Bahsi geçen hususlarla ilgili daha geniş çalışmalara bakılabilir. (1) Kıyamet alametleri, küçük ve büyük olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Küçük alametler kıyametten uzun bir süre önce meydana gelen

TEMMUZ 2017

olaylardır. Büyük alametler ise kıyametin kopacağına yakın zamanlarda çıkan hadiselerdir.

34

Büyük alametler, şu hadis-i şerifte zikredilmektedir:

(2)

Huzeyfe b. Esîd el-Gıfârî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Biz müzâkere ederken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza çıkageldi. Ve: “Neyi müzâkere ediyorsunuz?” diye sordu. Ashab: Kıyameti anıyoruz, dediler. “Siz ondan önce on alâmet görmedikçe, o kopmayacaktır.” buyurdu. Ve dumanı, Deccal’i, dâbbeyi, güneşin battığı yerden doğuşunu, İsa b. Meryem’in inişini, Ye’cûc ve Me’cûc’ü ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arab yarımadasında olmak üzere üç yerin batacağını, bunların sonu Yemen’den çıkıp insanları haşr olunacakları yere sürecek bir ateş olacağını anlattı.” (3) Hadiste yer aldığı üzere Hz. İsa’nın inmesi, kıyamet alametleri arasında zikredilmektedir. Diğer maddelerle bir arada düşünüldüğünde, bu-


Kıyamete Yakın Hz. İsa’nın Nüzûlü ile İlgili Rivâyetler

rada vurgu Hz. İsa’nın inişinden çok, kıyamet alametlerinin neler olduğudur. Diğer bir ifade ile Hz. İsa’nın inişi kıyamet alametlerinden biridir. Bu hususa dair rivayetler Kütüb-ü Tis’a kaynaklarında çokça yer almaktadır. Hadislerden bazılarına yer verilebilir. Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu (İsa)’nın âdil bir hakem olarak aranıza inmesi ve salîbî kırarak domuzu öldürmesi, cizyeyi kaldırması, (bu suretle) malın hiç bir kimsenin kabul etmeyeceği kadar çoğalıp taşması pek yakındır.”

(4)

Hadis-

te geçen ifadelerden, Hz. İsa’nın, Hz. Muham-

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu (İsa)’nın âdil bir hakem olarak aranıza inmesi ve salîbî kırarak domuzu öldürmesi, cizyeyi kaldırması, (bu suretle) malın hiç bir kimsenin kabul etmeyeceği kadar çoğalıp taşması pek yakındır.”

med’in şeriatı üzerine hükmedeceği, Hristiyanlığı ortadan kaldıracağı, domuzu yok edeceği,

35

ŞEVVAL 1438

cizyeyi ortadan kaldıracağı ve malın hakkın


manlardan bir toplumun hak için mücadele etmeye devam edeceği, başka toplulukların da zor durumda olacağı anlaşılmaktadır.

“İmamınız sizden olduğu halde Meryem’in oğlu (İsa aleyhisselâm) aranıza indiği vakit acaba sizin hâliniz nice olur?”

TEMMUZ 2017

galip gelmesi ile bollaşacağı anlaşılmaktadır. Diğer bir rivayette belirtildiğine göre, Câbir b. Abdullah şöyle demiştir: Ben Peygamber aleyhisselâmı: “Ümmetimden bir taife hakka müzahir olarak kıyamete kadar çarpışmakta devam edecektir. Sonra Meryem’in oğlu İsa (aleyhisselâm) inecek ve Müslümanların emîri ona: Gel bize namaz kıldır, diyecek, o da: Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olmak üzere sizler birbirinize emirsiniz, diyecek.” buyururken işittim. (5) Bu rivayette Hz. İsa’nın kıyamete yakın bir zamanda Müslümanlar arasında hak için savaşan bir topluluğa katılacağı ifade edilmektedir. Hz. İsa’nın Müslüman topluluğa imam olmayacağı, başka bir hadiste ise şöyle geçmektedir: “İmamınız sizden olduğu halde Meryem’in oğlu (İsa aleyhisselâm) aranıza indiği vakit acaba sizin hâliniz nice olur?” (6) Hz. Peygamber’in bu ifadesi, Hz. İsa’nın indiği vakit Müslümanların hallerinin çetin bir durumda olacağına işaret etmektedir. İki rivayet birlikte düşünüldüğünde Hz. İsa’nın kıyamete yakın ineceği, Müslü-

36

Hz. İsa’nın inişi ile ilgili en uzun rivayetlerden biri de şöyledir: Abdullah b. Amr’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Deccal ümmetimin arasında çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Abdullah b. Amr: Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum.) derken Allah Meryem oğlu İsa’yı gönderecektir. O Urve b. Mes’ud gibidir. Ve Deccal’ı arayıp helak edecektir. Sonra insanlar yedi sene duracak; iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayır yahut iman bulunan hiç bir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgâr da üzerine girerek ruhunu kabzedecektir.” Ben bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim. Buyurdular ki: Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülük men edecekler. Şeytan kendilerine tevessül ederek : — (Bana) icabet etmiyor musunuz? diyecek. Onlar da: — Bize ne emredersin? cevabını verecekler. Ve onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sonra sûra üfürülecektir. Bunu işiten herkes boyun bükecek ve boyun kaldıracaktır. Onu ilk işiten develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek sair insanlar da öleceklerdir sonra Allah, cığ gibi yahut gölge gibi bir yağmur gönderecek — yahut yağmur indirecek demiştir.— Bundan insanların cesetleri bitecek sonra sûra bir daha üfürülecek ve birden kalkıp bakacaklardır sonra : Ey İnsanlar, Rabbİnize gelin!.. Bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekilecekler, denilecektir sonra: Cehennem ordusunu çıkarın, denilecek ve kaç kişiden? diye sorulacak. Her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzunu denilecektir, işte çocukları ihtiyarlatacak gün bu ve işte baldırın açılacağı gün budur.” (7)


Yukarıda yer verilen rivayetlere bakıldığında Hz. İsa’nın kıyamete yakın bir zamanda yeryüzüne döneceği ve dönüşünün kıyamet alameti olacağı vurgulanmaktadır. Kıyamete yakın Müslümanlar zor ve çetin bir durumda iken Hz. İsa gelerek hak için mücadele eden topluluğa katılarak adaletle hükmedecektir. Böylece Müslümanlar felaha kavuşacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Hz. İsa’nın nüzulünün kıyamet alametlerinden biri olarak yer almasıdır. Aktarılan son hadis-i şerifte bu durum daha ayrıntılı olarak yer almaktadır. Hz. İsa’nın kıyamete yakın döneceği ile ilgili rivayetlerin, akidede delil olup olmayacağı; bir inanç meselesi olup olmadığı; tevatür, haber-i vahid veya manevi mütevatir olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği derin ve araştırılması gereken bir husustur. Bu kısa yazıda sadece konu ile ilgili rivayetlere yer verilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte ilgili rivayetlerin verilen kaynaklar dikkate alınarak sıhhat bakımından delil değeri ifade ettiği söylenebilir.

-------------------------

1. Zeki Ünal, Hz. İsa’nın Dönüşü Meselesi, TDV, Ankara, 2014; Muhammed Zahit el-Kevseri, Nüzûl-i İsâ Meselesi, trc. Abdulkadir Yılmaz, Rihlekitap, İstanbul, 2011. Hz. İsa ile ilgili rivayetleri toplu olarak görmek için Ahmet Çetinkaya, Hadis Kaynaklarında Hz. İsa Hakkındaki Rivayetlerin İncelenmesi, İÜSBE, 2013. 2. Zeki Ünal, Hz. İsa’nın Dönüşü Meselesi, s. 87. 3. Müslim, Fiten ve Eşrâtu’s-Sâa, 39, 40. 4. Müslim, İman, 242, 243; Buhârî, Büyu‘, 102; Mezalim, 31; Ehadisü’l-Enbiya, 49; İbn Hanbel, Müsned, II, 239, 271, 411, 494; İbn Mâce, Fiten, 33; Ebu Davud, Melahim, 14. 5. Müslim, İman, 247; İbn Hanbel, III, 345; 385. 6. Müslim, İman, 244; Buhari, Ehadisü’l-Enbiya, 49.

Hz. İsa aleyhisselâm'ın ineceği Ak Minare (Suriye)

37

ŞEVVAL 1438

7. Müslim, Fiten ve Eşrâtu’s-Sâa, 39, 40; İbn Hanbel, II, 166.


| Kapak Dosya

| Ümit Şit

BELE İNEN KORKUNÇ DARBE KIYAMET SAHNELERİ

TEMMUZ 2017

M

üslümanlar büyük savaşlar, yıkımlar ve acılardan sonra dünya iktidarını Allah’ın izni ile ele geçirecekler. Hz. İsa aleyhiselam yönetici olacak ve her insan ona iman edip Müslüman olacaktır. Hz. İsa aleyhiselam, Peygamber efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, şeriatı ile dünyaya hükmedecek, yeni bir şeriat getirmeyecektir. Bütün insanlar Hz. İsa’yı aleyhiselam, görüp iman ettikten sonra kıyamet saatinin çok yakın olduğunu anlayacak ve Allah’a itaatte bulunup, ibadetlerini fazlalaştırarak, aralarındaki buğz ve kini rafa kaldıracaklar. Hatta bir rafa bile gerek duymadan gerçek sevgi, gerçek barış ve gerçek adalet ile izzetli bir şekilde Allah’ın takdir ettiği süreye kadar yaşayacaklardır. Kötülük kıyamet kopuncaya kadar devam edeceğinden ve kötü insanlar o kıyamet dehşetini iliklerine kadar yaşayacakla-

38


adına kuş kadar hafif ve cüretkâr olan insanlar, iyilikleri yok etmek, hayırları talan etmek, akrabaya gösterilen muameleleri parçalayan bir yırtıcı hayvan gibidir. Bu insanları günahlardan ve kötülüklerden şimdiye kadar alıkoyan ve alıkoyacak olan mümin insanlar artık yoktur ve meydan bu günahkâr, kâfir insanlara kalmış, onlarda dilediği gibi at koşturmaktadırlar. Şeytanın dostları olarak hareket edecekler ve Allah’ın af etmediği, mazeret kabul etmediği şirk bataklığına doğru sürükleneceklerdir. Onlar Allah’ı bırakıp şeytanların emirlerine uyacaklar. Allah’ın bol olan rızıklarından ve nimetlerinden istifade ettikleri halde Allah’a isyan edip, Allah’ın sınırlarını tanımadan yaşayacaklar. Yarına gebe olmayan gün ansızın geldiğinde, insanları hiç tahmin etmedikleri şekilde yakalayacak. Allah’a karşı özgür olma arzusuyla yanan insanlar günahların hazlarını dorukta yaşadıkları bir vakitte, ticaret onlara göre en verimli piyasada seyrettiği bir zamanda, evlerinin lüks havuzlu, bahçelerinde neşe içinde oyalandıkları bir esnada, en güzel yemekler pişirilip sofraya konulduğunda... Sırtını sağlama aldığını düşünen şımarık gençler, bol nimetler içerisinde lakayt hareketlerine devam ederlerken… Makamlarında ebedi hüküm süreceğini zanneden kibir müptelaları, acizlerin üzerine emir kasırgalarını savururken, ar damarı olmayan kadınlar, iffetlerini günü birlik eşya statüsünde kiralarken, bir türlü doyuramadığı midesine kul olanlar köle gibi çalışmaya devam ederlerken, cümleler noktalanmadan, sözler havaya karışmadan aniden kıyamet dehşeti her yeri kaplayacak. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sûr ile görevlendirilmiş melek hazır halde bekler. Gözünü açıp kapamadan önce kendisine bir emir verilmesini kaçırabilir korkusu ile daima arşa bakar durur. Onun gözleri güçlü ışık saçan iki yıldız gibidir.” (3) Anlaşıldığı üzere sur borusuna üfleyecek olan İsrafil aleyhiselam, hazır bir şekilde beklemektedir. Al-

39

ŞEVVAL 1438

rından dolayı, onlarda Müslümanlar arasında Müslüman gibi görünmeye, Müslüman gibi konuşmaya ve yaşamaya devam edeceklerdir. Ta ki Allah Teâlâ, Şam diyarından soğuk bir rüzgâr gönderene dek. Bu soğuk rüzgâr hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “…insanlar iki kişi arasında bir düşmanlık olmadan yedi yıl geçirecekler. Ardından Allah Teâlâ Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr veya iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, bu rüzgâr hepsinin ruhunu alacak. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa bile bu rüzgâr onu bulup ruhunu kabzedecektir.” (1) Allah Rasûlü’nün bu hadisinde anlaşılıyor ki, Allah’a iman eden mümin insanların hepsi ölecek ve onların yerine varis olarak kötüler ve inkârcılar kalacaktır. Bu kötüler ve inkârcılar kimlerdir? Biz kötü insanlarız diyenler mi? Ya da “bize bakın ne kadar da kötüyüz” diyenler mi? tabiki hayır! Ne zaman ve nerde görülmüş ki, kötü ve inkârcı olanlar “biz kötüyüz, kötülük yapmaktan zevk alıyoruz” desinler. Kendilerine göre iyi olanlar ve doğru olanlar onlardır. Allah’ın emirlerini harfiyen yerine getirenler ise; olsa olsa aşırı, bağnaz ve eski kafalı olabilirler. Onlar ise medeniyet sancağının gerçek taşıyıcıları ve özgürlüğün yılmaz savunucuları olan halktan insanlardır. İşte müminlerin ruhları, soğuk rüzgâr vasıtasıyla Allah’a taşındıktan sonra geriye özgür iradelerini sonuna kadar kullanan, özgürlüklerine sınır koymayan taşkın ama medeni, sapkın ama aydın insan toplulukları kalacaklar. Hadisin devamında Allah Rasûlü şöyle devam etmektedir: “Bunun üzerine kötü insanlar kuş hafifliğinde ve yırtıcı hayvan tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülüğü yasaklayacaklar. Şeytan kendilerine görünüp ‘Bana uymayacakmısınız ?’ diye soracak. Onlarda ‘Bize neyi emrediyorsun?’ Şeklinde karşılık verecekler. Bunun üzerine şeytan, onlara putlara tapmayı emredecek. Onlar bu halde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sura üfürülecektir” (2) günahların üzerine atılmak


lah’ın sûra üfle emrini kaçırır korkusuyla her an tetiktedir. Ve işte o beklediği emir geldi ve sûra üfledi. Bu üflemenin çıkardığı ses ile bütün kalpler korku ile doldu. Artık tüccarın kazandığı o para değerini yitirerek elinden düştü. Artık şımarık gençlerin gülen çehreleri soğuk kaskatı bir şekle büründü ki artık bu durağa şen kahkahalar uğramayacak. Artık kibirlilerin omuzları düştü ki onlar artık en mütevazı insanlar olsalar dahi, bu geç kalınmış mütevazı kimlikleri ile hiçbir hayır satın alamayacaklar. Artık güzelliğine güvenerek aldanan kadınların güzellikleri bedavadır ama alıcısı bulunmayacaktır. Ne fakir ne yetim dinleyerek midesine köle gibi çalışan zihniyetlerin kursakları, nefessiz kalmıştır. Artık bina dikme yarışına girenlerin kuleleri bir barakadan farksız gelmektedir gözlerine. Sûru çıkardığı ses öyle korkunçtur ki, aslanlar bile kuyruklarını bacaklarının arasına sıkıştırarak kaçmaktadır. “Onu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın

TEMMUZ 2017

“…insanlar iki kişi arasında bir düşmanlık olmadan yedi yıl geçirecekler. Ardından Allah Teâlâ Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayr veya iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, bu rüzgâr hepsinin ruhunu alacak. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa bile bu rüzgâr onu bulup ruhunu kabzedecektir.”

40

çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, hâlbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (4) Bu dehşet dolu korku tablosuna şahitlik eden şefkat ve merhamet yüklü anneler, artık şefkatlerini ve merhametlerini çocuklarından esirgeyecek bir psikoloji içerisindedirler. Normal bir günde yavrusunun ayağına bir diken batsa, önce kendisi ağlar ve koşarak yanına gelirdi. Evlat bir istekte bulunsa, ikiletmez üzerine titrerdi. Otuz yaşına dahi gelse, onun için küçük bir çocuktu hep. Ama öyle bir tablo düşün ki! Annelerin merhametleri sadece kendilerini kuşatacak. Kucağında çocuğunu emzirirken kıyametin dehşetinden en çok sevdiğini emzirmeyi bırakacak. Yardıma muhtaç ve savunmasız haldeki çocuğunu bırakarak, kendi nefsinin ardına düşecek. Beşikleri sallayan anneler, kimsenin dayatması olmadan soğuk gözlerle beşikleri terk edecekleri günü bir düşün! Nasıl bir korku ki, bir anne aç olan yavrusunu emzirirken, gözünden sakındığı yavrusunu bırakıp kaçmaktadır. Şefkat timsali annelerin şefkatlerinin sadece kendisini kuşattığı o günde, göbeği burnunda olan genç anneler de göze çarpacaktır. Her daim eli karnında gezerken gülümseyen anneler, doğumunu beklerken çeşitli planlar çerçevesinde hayallerini özgür bırakan anneler ki, kaç aylık hamile olursa olsun o dehşetli günün korkusu ile çocuklarını düşürecekler. İstinasız her hamile kadının başına aynı gün aynı saat ve dakikada gelecek bir musibettir. Çocuğunu düşüren anneler veya anne adayları doğumuna az kalan çocuklarının kaybedişlerine ağlamayacağı, üzülmeyeceği, sızlanmayacağı tek gündür o korku ve panik günü. İnsanlar korkudan akıl sağlıklarını kaybedecekler ve sanki uyuşturucu kullanmış, ya da sarhoş edici içeceklerden içmiş gibi cadde ve sokaklarda yan çizdiklerini bir düşün! Birçoğunun kalbi bu kadarına dayanamayıp krizler içinde ölürlerken, bazıları topraklar altında boğulacak, bazılarını ateş denizleri yutacak,


bazıları ise araçlarında ve çeşitli mekânlarda sıkışarak, organlarının patlamasıyla hayatları son bulacak. Kimse kimsenin halini sormayacak, kimse kimseye yardım elini uzatmayacak. Herkesin tek düşündükleri şey; ne anne ve babası, ne çocukları, ne malları, nede aynı yastığa yıllarca baş koyduğu eşleri olacak. Tek düşündükleri şey kendileri, tek kurtarmaya çalışacakları şey kendi nefisleri olacak. Kıyametin korkusundan çocukların saçları beyazlayacak ve şeytanlar o dehşetten kaçmaya çalışacaklar ama melekler yüzlerine kırbaçlar vurarak geri çevirecekler. Çünkü o gün kaçacak bir yer kesinlikle yoktur. “Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar bulandığında, Dağlar yürütüldüğünde, Kıyılmaz mallar bırakıldığında…” (5)

dalgalanmaktadır. “O gün gök erimiş bir maden gibi olur. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur” (6) Artık imtihan sona ermiş, gökler ve yerler bir kâğıt gibi dürülerek toplanmaktadır. Artık bugünün yarını hiç olmayacağından hataların telafi edilmesi, pişmanlıkların arz edilmesi ve mazeretlerin sunulması diye bir şeyde olmayacaktır. İnsanlar, cinler ve diğer canlı ve cansız varlıkların artık hayatı sona ermiştir. Ve kâinat tıpkı ilk yaratıldığı günün şeklini almıştır. Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhanın rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aziz ve Celil Allah kıyamet gününde gökleri katlar sonra onları sağ eline alır sonra ben melikim nerede cebbarlar, nerede mütekebbirler buyurur. Sonra yerleri de solu ile dürüp katlar sonra: Ben el- Melikim nerede cebbarlar, nerede mütekebbirler buyurur.” (7) -------------------------

1. Müslim Fiten, 23 2. Müslim Fiten, 23 3. Hâkim bu rivayetin sahih olduğunu söylemiştir. Zehebi de ona tabi olmuştur. Elbani sahih olduğunu belirtmiştir. Bk. Sahihu’l Câmi, 1078 4. Hac suresi 2 5. Tekvir suresi 1-4 6. Mearic suresi 8,9 7. Buhari 7413, Ebu Davud 4732

41

ŞEVVAL 1438

Yeryüzü hiç görülmemiş bir sarsıntıyla çalkalanıyor. Her sabah yüzüne gülümseyen güneş artık sönmeye yüz tutuyor. Güneşin son ışınları, kaskatı kesilerek boşluğa bakan göz bebeklerini ışıtıyor. Çocuk iken görülebilen ama şimdi binaların yüksekliği ve çokluğu ile görülemeyen gökyüzü, binaların aradan çekilmesiyle tekrar görünse de artık kocaman bir farklılık vardır. Artık gök kubbe cam gibi parçalara ayrılarak yeryüzüne düşmektedir. Şiirlere konu olan masmavi gök, renk değiştirmiş ve ateş kırmızısı rengini almıştır. İnci gibi parlak yıldızlar, bulanıklaşmış ve tek tek yeryüzüne bir ateş topu gibi düşmektedir. Yılların nöbetini tutan heybetli dağlar artık nöbeti bitirmiş ve ayaklanarak Allah’ın serbest bırakmasıyla yürümektedir. Uyuyan yanardağlar hiç olmadığı kadar artık uyanıktır ve denizlere için için ateş kusmaktadır. Denizlerden hiç olmadığı kadar büyük ateş dalgaları, önüne gelen canlı cansız herşeyi yutmaktadır. Nice dünya harikaları yerin dibini boylamakta, nice övünülerek sunulan sanat eserleri zilleti yaşamaktadır. Yer çekimi kanunu sonlanmış, gezegenler kazana atılan madenler gibi erimekte ve koca devran alt üst olmaktadır. Dağlar renkli yünler gibi

“Güneş katlanıp dürüldüğünde, Yıldızlar bulandığında, Dağlar yürütüldüğünde, Kıyılmaz mallar bırakıldığında…”


| Olaylar ve Yorumlar

| Nedim Bal

MÜSLÜMANLAR

CEMAAT OLMAK ZORUNDADIR

TEMMUZ 2017

C

42

emaat kelimesinin aslı, toplamak, bir araya getirmek anlamındaki ‘cem’ fiilidir. Fı-

Cemaat kavramı sosyolojik olarak; “herhangi

kıh terimi olarak; imamla birlikte namaz kılan

araya gelmiş insan topluluğuna verilen isim-

insan topluluğu anlamına gelir. Genel anlam-

dir.

da; insan topluluğu, bir araya gelen insan gru-

Müslümanların bir araya gelerek Cemaat oluş-

bu tanımlaması için de kullanılır.

turması; İslam’ın en temel hükümlerinden bi-

bir fikir, düşünce, ideoloji, inanç etrafında bir


ridir. Cemaat olmanın Kur’an ve sünnet de pek çok delilleri mevcuttur. Bu delillerden birkaç tanesi şunlardır; “Ey iman edenler! Allah'tan ona yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Ve topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın.” (Âl-î İmran, 103) “Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat/ topluluk olsun. İşte kurtuluşa ulaşanlar yalnız onlardır.” (Âl-î İmran, 104) “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever. ” (Saff, 4) Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurdu: “Cemaatten bir karış ayrılan, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.” (Ebu Davud) “Muhakkak ki, Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (Tirmizi/ Fiten) “Koyunun kurdu olduğu gibi Şeytan da insanoğlunun kurdudur. Sürüden ayrılan ve uzaklaşan koyunu kurt nasıl kaparsa, şeytan da cemaatten uzaklaşan insanı öyle kapar. Onun için tenha yollardan (ayrılıktan) uzak durun. Cemaatten, topluluktan ve mescitlerden ayrılmayın!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5) “Kim itaatten dışarı çıkar, cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.” (Buhari)

Ümmet Olmaya Giden Yolda Cemaatleşmeyi Terk Etmek Büyük Bir Günahtır

Niçin Cemaat Olmak Zorundayız? İslam’ın Tüm Emirlerini/ Taleplerini Fert Olarak Yerine Getiremeyiz Fert olarak, hiçbir zaman İslam’ın tamamını yaşayamayız. İslam’ın bazı hükümlerini getirebilmek için fert olmak yeterlidir. Fakat İslam’ın bazı hükümlerini, talep ve emirlerini yerine getirebilmek için yerine göre cemaat olmak ya da güç olmak, otorite olmak, devlet olmak şarttır. Örneğin; bizler farz olan beş vakit namazı fert olarak kılabilir ve yüce Allah’ın bu emrini/talebini yerine getirebiliriz. Fakat Allah’u Teâlâ’nın Cuma namazı emrini/talebini fert olarak yerine getiremez ve Cuma namazı kılamayız... Çünkü Cuma namazını kılabilmemiz için Cemaat olmamız şarttır. İslami Bir Toplumun Oluşumu Cemaatleşmeyle Başlar Toplumsal dönüşüm ancak bireysel dönüşümle başlar. Ferdin dönüşümü toplumun dönüşümüne, toplumun dönüşümü ise yönetimin dönüşümüne etki eden doğal bir süreçtir. Yani sünnetullahtır. Cemaatlerin öncelikli görevi; bireye uhrevi kurtuluş yollarını göstererek toplumsal dönüşüme katkıda bulunmaktır. Şanı yüce Rabbimiz; “Bir toplum kendi özündekini değiştirmedikçe Allah o toplumun halini değiştirmez” buyuruyor. (Rad, 11) Yapılan onca zulüm, zorbalık ve tahrifatla adeta dinleri unutturulan ve netice olarak Allah’tan, peygamberden, Kur’an’dan uzaklaşan milyonlarca insanın yeniden İslam’la tanışması, İslam’ı doğru öğrenmesi ve öğrendiği İslam’ı yaşaması belki de on yıllarca sürecek çok uzun ve meşakkatli bir süreçtir.

43

ŞEVVAL 1438

Şanı yüce Allah ve onun şerefli elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vessellem cem olmayı, cemaat olmayı, ümmet olmayı emrediyor. Bu İslam’ın kesin bir hükmüdür. Dolayısıyla nasıl ki; namaz, oruç, hac, zekât, yetimi gözetme, adaletle hükmetme, tesettüre bürünme, iftira, yolsuzluk, içki, yalan vb. hususlarda yüce Allah’ın emrini terk etmek büyük bir günahsa, ümmet olmaya giden yolda cemaat olmayı,

birlik olmayı terk etmekte aynı şekilde büyük bir günahtır. Çünkü namazı, orucu, zekâtı, haccı, yetimi gözetmeyi, adaletli davranmayı, tesettüre bürünmeyi emreden de cemaat olmayı, birlik olmayı, ümmet olmayı emredende şanı yüce Allah’tır. Yani emrin kaynağı aynıdır. Hükmullah..


Bu sürecin sağlıklı aşılabilmesi ve toplumun özünde arzu edilen, beklenen İslami değişimin olması ancak aynı hedefe inanmış, kenetlenmiş ve bu yolda her şeyi göze almış toplulukların/ cemaatlerin ortaya çıkmasıyla mümkündür. Üstelik bu iş; bir topluluğun, bir cemaatin tek başına başarabileceği bir iş de değildir. Bu iş; ancak (Allah’ın yardımıyla) aynı amaca hizmet eden onlarca topluluğun/cemaatin beraberce üstesinden gelebilecekleri bir iştir. Şu husus iyi bilinmelidir ki; istisnasız hiçbir cemaat tek başına İslam ümmetinin temsil makamı değildir ve asla kendini o makamda göremez. Cemaatler; ümmet olmaya giden yolun sadece yapı taşlarıdır. İlahi Nizam, Cemaatleşme Olmadan Kurulamaz İslam’ın emrettiklerini emredebilmek, yasakladıklarını yasaklayabilmek, topraklarımıza musallat olan harici ve dahili ehli küfrün tüm gücünü kırmak, onların mağrur ordularını perişan edebilmek, yeryüzünde fitneye son verip İslam’ı hâkim kılabilmek için önce kendi içimizde birlik/cemaat olmamız yani cemaatleşmemiz şarttır. Dolayısıyla; mikro planda cemaat olmayı dahi başaramayanların, makro planda “ümmet olma ve yeryüzünde Allah’ın nizamını hâkim kılma” iddiaları boş ve içi çürük bir iddiadır. Sadece güzel bir temennidir ve temenni olmaktan, hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Cemaatleşmek; Anarşinin/Düzensizliğin/Kargaşanın İlacı Ve Başarının Şartıdır La ilahe illallah sancağı altında toplanmak ve ümmet olma gücüne ulaşmak ancak planlı, programlı, disiplinli bir teşkilatlanma yani cemaatleşmeyle mümkündür. Planlama ve disip-

TEMMUZ 2017

lin yani cemaatleşme olmadan İslami hedeflere ulaşmak ve başarılı olmak mümkün değildir.

44

Cemaat Olmak Güçleri Birleştirmektir Müslümanların vahdeti/birliği Allah’ın kesin bir emridir. İnancı, amacı, hedefleri, metodu, plan ve programı belli olan bir cemaat/ teşkilat altında toplanmak demek; onlarca, yüzlerce, binlerce, hatta yüz binlerce insanın; aklını, gücünü ve imkânlarını bir araya getirmek demektir. Bir de bunun tersini düşünün; amacı, hedefleri, metodu, plan ve programı belli bir cemaat/ teşkilat şemsiyesi altında toplanmamak demek; birbiriyle bağlantısız, birbirinden habersiz yüzlerce, binlerce, on binlerce, hatta milyonlarca insanın; aklının, gücünün ve imkânlarının ayrı ayrı kutuplarda olması demektir. Birbirinden habersiz, birbiriyle bağlantısız, dağınık, hiçbir etkisi ve tesiri olmayan milyonlarca kuru kalabalıklar topluluğu demektir. Yani sıfır hükmündedir. Milyon tane sıfırı bir araya getirseniz kaç eder? Sıfır.. Hiçbir değeri yoktur. Bir tane 1 rakamı, milyon tane sıfır rakamından daha kıymetlidir. Fakat hiçbir değeri ve etkisi yok gözüken milyon tane sıfırın başına bir tane küçük 1 rakamı koyarsanız; o zaman değersiz gibi gözüken milyon tane sıfırların ne kadar büyük bir değere ve güce ulaştığını göreceksiniz. İşte teşkilatlanmak/cemaatleşmek demek; milyon tane sıfırın başına gelen 1 rakamı gibidir. Teşkilatlanma/Cemaatleşme yoksa milyar tane adamın ümmet adına ortaya koyabileceği bir değer, bir etki, bir tesir olamaz. Bugün bir buçuk milyar Müslümanın dünya üzerindeki olayların gidişatına hiçbir etkisinin ve tesirinin olmaması gibi. Ne zaman Cemaatleşme, teşkilatlanma varsa o zaman milyon tane Müslümanın bir değeri, bir etkisi, bir tesiri olur. Kâfirlerin Başarılı Olmasının Bir Sebebi de Teşkilatlanma/Cemaatleşmeleri Ve Disiplindir Allah’ın koyduğu ilahi yasalar/sünnetullah; kâ-


fir veya Müslüman herkes için geçerlidir. Bir yerde çalışma, gayret, plan, program, disiplin yani teşkilatlanma/cemaatleşme varsa orada başarı vardır. Günümüzde Kâfirlerin Müslümanlar üzerine galip gelmesi ve hâkimiyet kurmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi de, belli hedefler doğrultusunda; planlı, programlı ve disiplinli olarak çalışmaları yani teşkilatlanmalarıdır. Teşkilatlar/Cemaatler olmadan Ümmetin Büyük Yaraları Sarılamaz Nice imkânı bol olan kimseler var ki; canı gönülden yardım etmek isteseler dahi planı, programı, organizasyonu olan bir Yardım teşkilatına müracaat etmeden infak etmek istediği yardımlarını ihtiyaç sahiplerine ulaştıramazlar. Şu an planı, programı, organizasyonu belli olan yardım kuruluşları olmasa hangi Müslüman Suriye’ye, Afganistan’a, Somali’ye, Açe’ye, Mali’ye, Filistin’e, Irak’a, Yemen’e ve benzeri yerlere yardım ulaştırabilirdi ki? Yaşadığımız şartları düşündüğümüz de beş litre su bizim için çokta önem ifade etmeyebilir. Belki de bu miktar bizlerin dikkatsiz kullanımdan dolayı israf ettiğimiz su miktarına eşittir. Ama beş litre suyla hayata tutunanlar var yeryüzünde. Afrika’nın en ücra yerinde basit bir su kuyusu açabilmek için dahi planı, programı, disiplini, organizasyonu olan bir teşkilata ihtiyaç var. Müslümanların acılarının dinmesi ve İslam bayrağının en yücelere taşınması için tek bir yol vardır. O yolda; amacı, hedefleri, ilkeleri, plan ve programı belli olan cemaatlerin ortaya çıkması ve çalışmasıdır.

hususta da kısmen de olsa başarılı olmuşlardır. Fakat şu asla unutulmamalıdır ki; cemaatler toplumsal değişim ve talebin en etkin araçlarıdır. Yüce Allah’ın ilahi nizamının yeryüzüne hâkim olması ancak bu ulvi davaya inanmış ve adanmış müminlerin ortaya çıkmasıyla mümkündür. Bu inanmış ve adanmış nesli yetiştirecek yapılarda devletin resmi kurumları değil, bila bedel bu ulvi davaya kendini adamış cemaatlerdir. İktidarların gölgesi altında yetişerek mevcut güçten nemalanan âlim ve cemaatlerin bir müddet sonra o iktidarların yapacağı zulümlere uygun fetva ve tavırlar göstereceği tarihler sabittir. Bu akıbet asla değişmez. İşte bu yüzdendir ki büyük imam, İmamı Ebu Hanife (Allah ondan ve cümlesinden razı olsun) Emevi devleti sultanının baş kadılık (bugünkü tabiri ile Yargıtay başkanlığı) teklifini elinin tersiyle itmiş ve iktidarın gölgesi altına sığınmayı reddetmişti. Bu uğurda hapsedilmiş, işkenceye uğramış ve kısa bir müddet sonra ruhunu Allah’a teslim etmiştir. Rabbim şehitlerden eylesin. Allah’a emanet olunuz. Esselamu aleykum.

45

ŞEVVAL 1438

15 Temmuz Haçlı-Siyonist darbe girişimi Türkiye’de en çok “Cemaatlere” zarar vermiştir. Özellikle Kemalist ve Solcu kesimler, 15 Temmuz darbe sürecini suiistimal ederek Gülen hareketi üzerinden İslam’a ve cemaatlere olan tüm kinlerini kusarak toplum nezdinde cemaatleri itibarsızlaştırmaya hatta en büyük tehlike olarak göstermeye çalışmışlardır. Maalesef bu

Toplumsal dönüşüm ancak bireysel dönüşümle başlar. Ferdin dönüşümü toplumun dönüşümüne, toplumun dönüşümü ise yönetimin dönüşümüne etki eden doğal bir süreçtir. Yani sünnetullahtır. Cemaatlerin öncelikli görevi; bireye uhrevi kurtuluş yollarını göstererek toplumsal dönüşüme katkıda bulunmaktır.


| Nebevi Nasihatler

| Ali Yücel

AHİRET; ULAŞMAK İSTEDİĞİN HEDEFİN DÜNYA; İHMAL ETMEMEN GEREKEN NASİBİN İslam sadece bir felsefe veya mistik bir inanç değildir. O, Allah’ın yarattıkları için koyduğu yasalara uygun hayat biçimidir. Ferdi ve sosyal hayatı ilgilendiren her konuda İslam’ın mutlaka tecellisi bulunmaktadır. Zaten Kur’ân-ı Kerîm'e göre de din-i İslam ile hayat birbirinden ayrı şeyler değildir. Buna göre din ve dünya işlerini ayrı mütalaa eden düşünceler İslam tasavvuruna göre “bölücüdür” ve İslam dışıdır. (1) Hayatın her alanını ilâhî buyruklara göre tanzim etmenin adı olan İslam; gerek dünyasından vazgeçemeyen entellerin, gerek hevasına göre tuttuğu yolu bir mezhep olarak sistemleştiren siyasilerin, gerekse yöneticilere mücâmele et-

TEMMUZ 2017

meyi hüner sayan bilgililerin elinde her kılığa ve kalıba sokulabilen bir şey gibi gözükse de

46

esasında o, âlemlerin Rabbinin dinidir ve yeryüzünde hayatı ilgilendiren her alanda ilke ve düsturları müslüman olduğunu ifade edenler için dikkate alınmalıdır. İslam, ifrat-tefrit arasında “orta yollu” olmanın adıdır. Ölçüsüzlüğün her türlüsünü “ıslah edilmesi gerekli” bir hastalık olarak kabul eder. Hayatı, kâinatı, insanı, dünyayı ve bunlarsız düşünülemeyen her şeyi ilahi buyruklara göre konumlandırmış, Allah azze ve celle’nin bizler için razı olduğu dinin adıdır İslam. Yarattığı her şeyde ölçü ve denge bulunan Rabbü’l-âlemîn’in bizler için seçip razı olduğu İslam’ın buyruklarında ifrat veya tefritin varlığını düşünmek “Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen” müşrik kafasının şeytanî fikir idmanından baş-


ka bir şey değildir. Buna göre kısâs nasıl denge ve ölçü ise miras hukuku da aynı şekilde ilâhî fermanın dengeli bir takdiridir. “Eşitlik” isimli olgu putuna tapanların içlerine sinmese de… “Özgürlük” yaldızıyla bezenmiş “şeytanî hevâsatını” ilâh kabul edenler beğenmese de… Kendisinin dışındaki bütün hayat görüşlerini bâtıl olarak resmeder İslam. Ne varını yoğunu dünyadan ibaret kabul eden Yahûdi anlayışını (2) ne de “dünya neyime” diyen klasik Hristiyan rahip anlayışını doğru bulmaz. (3) Günümüzde Yahûdi düşüncesine râm olmuş materyalist batı medeniyeti ile varlığı-yokluğu dünya olan komünist doğu medeniyetinin sunduğu hayat anlayışının da İslam açısından kıymet ifade eden bir tarafı bulunmamaktadır. Ahiret yurdunu aramak, dünyadan nasibini unutmamak (4) , denge dini olan İslam’ın hayat görüşüdür. O, müslümanların iki dünyasının mutluluklarını temin etmek olan amacına bu ölçüyle ulaştırır. Hristiyanların dünyayı önemsemeyen geçmiş tavırlarından sıyrılıp materyalist bir hayat tasavvuruna sahip olmaları gibi kimi zaman bir takım müslümanların ahireti ihmal edip dünyevileştiği olmuştur. Gözle görülenin yegâne ölçü kabul edildiği günümüzde de durum bundan farklı değildir. “Ümmetin lideri” olmakla tavsif edilenler manevi hayatımızdaki hasarları onaranlar değil maddi olarak “hizmetlerini minnet olarak gözümüzün içine sokanlar” olmuştur artık. Dünyaya karşı zühdün propagandasını yapan, “sadece bir yünün/sûf yeterli olacağını” salık veren dervişler yedi yıldızlı otel reklamlarında arz-ı endam ediyor şimdi. Özü-sözü bir Ebû Zerr raduyallahu anhû’yu edebiyatlarına ara ek malzeme olarak kullanan Kârundaşlar görmek işten bile değil bu zamanda.

potansiyeli ilke ve düsturlarında barındırmaktadır ve kıyamete kadar bunu da koruyacaktır. Dünyada unutulmaması gereken bir nasibi olduğunu bilen müslümanın elinden, dilinden, cebinden, fabrikasından, evinden, teknolojisinden, okulundan, sokağından, pazarından yani hayatı ilgilendiren herhangi bir alanından ahirette kendisini zor durumda bırakacak bir ürünün çıkması doğru değildir. Aynı şekilde ilâhî ikramlara mazhar olacağı ahiret yurdunun yolunu ararken geçilmesi gereken durak olan dünyayı ihmal etmek de aynı şekilde müslüman tasavvuruna uymayan bir yanılgıdır. Dünya ahireti kazanmak için engel değil bir sebeptir. Ahiret de dünya nimetlerinden istifade etmemeye gerekçe kılınmamalıdır. Dünya nimetlerinden nasıl, ne kadar ve ne şekilde yararlanılacağı konusunda ahiretin bir nevi kontrol mekanizması olduğu da elbette unutulmamalıdır.

-------------------------

1. Bu cümleleri iktibas ettiğimiz İsmail Lütfi Çakan’a ait Müslümanca Yaşamak isimli hacmi küçük, tesiri büyük eserin okunması âcizane tavsiyemizdir. A.g.e., s. 33-46. 2. Konuyla ilgili olarak birçok ayet-i kerîme bulunmaktadır. Örnek olarak Bakara Suresi’nin 96. ayet-i kerîmesi zikredilebilir: “And olsun ki, Yahûdîlerin hayata diğer insanlardan ve hatta Allah’a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.” 3. “Dünyayı önemsemediği için ömrü boyunca ayaklarını yıkama günahı işlemeyen”, “yüzüne ve ayağına elli yıl su değdirmeyen” Rahip Antoni ve Rahip Abraham’ın, bunlar dışında mistik Hristiyan anlayışının ilginç dünya ve hayat görüşleri için bk. Ebü’l-Hasan Ali en-Nedvî, Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti?, s. 135-136. 4. “Allah’ın sana verdiğinden (O’nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma…” Kasas Suresi 77.

47

ŞEVVAL 1438

İslam’ın hayat anlayışı ile müslümanların halleri birlikte mütalaa edildiğinde karşılaşılan ibretlik manzaranın sorumlusu, elbette tasavvuruna zehir zerk edilirken sessiz kalan müslümanlardır. Yoksa İslam, hayat anlayışını dik-

kate alan topluluklara asr-ı saadet yaşatacak


| Nebevi Aile

| Halime Yılmaz

SEN DEĞİŞİRSEN

O DA DEĞİŞİR D

enizlerdeki kum taneleri adedince Rabbimize hamd olsun. Salat ve selam Fahr-i

Kâinat efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerine olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi, inayeti ve hidayeti tüm Müslümanların üzerine olsun.

TEMMUZ 2017

Olaylara bakış açısı herkesin farklı farklıdır. Aynı yerde aynı şekilde vuku bulan bir vakıa

48

bile farklı bakış açısına sahip iki kişi tarafından farklı görülüp farklı yorumlanabilir ve dolayısıyla bu tavırlara farklı yansıyacaktır. Özellikle geniş ailelerde yaşanan bazı problemlerde eşlerin birbirine, gelinin kaynanaya ve ya kaynananın geline ya da eltilerin birbirine ve yahut ta insanlar arası ilişkilerde kişilerin birbirine bakışının yanlış olması sebebiyle sıkıntılar, içinden çıkılmaz hale gelebilmektedir.


Hal bu ki su-i zannın oldukça yaygın olduğu

Evlilik olaylara iki kişilik bakmak demektir.

günümüzde en büyük ihtiyacımız hüsn-ü zan-

Olaylara tek kişilik baktığınız zaman siz haklı,

dır. İnsanlarla ilişkilerimizde emin olmadığı-

diğeri haksız olur. Sizin kendinizi mutlu his-

mız konularda ön yargısız yaklaşıp yaşamadığı-

setmeniz için onların değişmesi gerekir. Ken-

mız şeyleri yaşamışız gibi düşünmeden olaylara

dinizi değiştirmek aklınıza gelmez, çünkü siz

olumlu taraflarıyla bakabilsek belki de koca-

haklısınızdır. Karşı taraf da kendisini haklı

man bir sorunmuş gibi gördüğümüz şeyleri so-

gördüğünde değişime direnir, güç savaşı başlar.

run olarak bile görmemeye başlayacak ve ha-

Evli çiftleri aynı kayıkta seyahat eden iki kişiye

yatımız daha yaşanabilir ve huzurlu olacaktır.

benzetebiliriz. Birisi kızıp kayığı salladığı za-

Birçok şey bizim elimizde. Zira yamuk bakan, düz göremez. Öncelikle olaylara bakış açımı-

man öbürü tutmalıdır. Eğer o da kızıp sallarsa kayık devrilir, yüzme bilmeyen boğulur. (1)

zı değiştirmeliyiz. Çoğu kez yanlış baktığımız için vakıaları ters yorumluyor ve hatalı adımlar atabiliyoruz. Buna İslam, su-i zan adını vermekte. Ve olaylara bakışımızın büyük bir kısmı su-i zan üzere kurulu olduğundan olsa gerek Rabbimiz zannın çoğundan bizi Hucurat suresi 12. ayette sakındırmaktadır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Şüphesiz bazı zanlar günahtır…” İkinci olarak iyi niyetli olduğumuzu bir şeklide belli etmeliyiz. Biz değişirsek karşımızdaki de değişecektir. “Sen iyi olursan herkes iyi olacaktır.” Sözü ne kadar doğrudur. Dünyadaki tüm kötülüklerin ve kötülerin yok olması elbette ki mümkün değildir. Ama biz üzerimize düşen tüm vazifeyi yapmak durumundayız. Sonuçta el-Emin sıfatını alan, müşriklerin bile güvenip eşyalarını emanet ettiği Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bile kötüler tamamen yok olmadı ki. Ama o üzerine düşeni yapıp düzgün bir bakış açısıyla ilerlemekten asla geri durmamıştı. Üçüncüsü; zaman tanımalı ve beklemeliyiz.

Olaylara bakış açısı herkesin farklı farklıdır. Aynı yerde aynı şekilde vuku bulan bir vakıa bile farklı bakış açısına sahip iki kişi tarafından farklı görülüp farklı yorumlanabilir ve dolayısıyla bu tavırlara farklı yansıyacaktır. Özellikle geniş ailelerde yaşanan bazı problemlerde eşlerin birbirine, gelinin kaynanaya ve ya kaynananın geline ya da eltilerin birbirine ve yahut ta insanlar arası ilişkilerde kişilerin birbirine bakışının yanlış olması sebebiyle sıkıntılar, içinden çıkılmaz hale gelebilmektedir.

Ancak sabreden emeline ulaşabilir. Bir de her başımıza gelende bir hayır olduğunu aklımızdan çıkarmamalı ve içinde bulunduğumuz imtihanı bizi olgunlaştırıp eğer sabredebilirsek dünya ve ahiret hayatımızda bizi daha üstün derecelere getiren bir faktör olduğunu iyice

49

ŞEVVAL 1438

bellemeliyiz.


Çinli Gelinin Hikâyesi Kaynanasından şiddet ve baskı gören bir Çinli gelin hayatından bezmiş, intiharın eşiğine gelmiştir. Son çare olarak akıl danışmak için bitkilerle tedavi eden yaşlı ve bilge bir otacıya gider. Otacı mutsuz gelini dinledikten sonra “Anladığım kadarıyla sen bu kaynanandan kurtulmak istiyorsun” der. Gelin içini çekerek “Evet” der. “Peki, nasıl kurtulmayı düşünüyorsun?” diye sorar bilge kişi. “Bilmiyorum, onun için size geldim “ der gelin. Otacı biraz düşünür gibi yaptıktan sonra “Ben bir yol biliyorum ve bunun anahtarı da bende” der. Çinli gelin sevinir ve sorar: “Peki, bu nasıl olacak, ondan nasıl kurtulacağım?” Otacı tezgâhın altından bir torba beyaz toz çıkarır, geline uzatır.

TEMMUZ 2017

“Sen iyi olursan herkes iyi olacaktır.” Sözü ne kadar doğrudur. Dünyadaki tüm kötülüklerin ve kötülerin yok olması elbette ki mümkün değildir. Ama biz üzerimize düşen tüm vazifeyi yapmak durumundayız. Sonuçta el-Emin sıfatını alan, müşriklerin bile güvenip eşyalarını emanet ettiği Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bile kötüler tamamen yok olmadı ki. Ama o üzerine düşeni yapıp düzgün bir bakış açısıyla ilerlemekten asla geri durmamıştı.

50

Kaynananın yemeklerine bu zehirli tozdan her gün bir çay kaşığı koyacaksın. Renksiz olduğu için görünmez, yemeklerin tadını değiştirmediği için yerken fark edilmez. İki ay boyunca her gün yemeklerine bir kaşık bu tozdan koymayı unutma. İki ay sonra kaynanan ölecek, sen de ondan kurtulmuş olacaksın. Ancak kaynanan ve eşinin bu işi fark etmemeleri ve senden şüphelenmemeleri için kaynanana annenden daha fazla ilgi ve sevgi göstereceksin, bir dediğini iki etmeyeceksin ve bunu içinden gelerek yapacaksın.” Çinli gelin bilge otacının verdiği bir torba zehirli tozu alır, teşekkür eder, borcunu sorar. “Borcun yok, o zalim kaynanandan kurtulmanda benim de bir katkım olsun.” Çinli gelin otacının dediği gibi kaynananın yemeklerine zehirli tozdan her gün bir çay kaşığı koyar. Bu arada ona öz annesi gibi davranmayı, severek hizmet etmeyi ve saygı göstermeyi ihmal etmez. Gelin böyle “anneciğim” diye saygı gösterdikçe, hizmet ettikçe, her türlü çilesine katlandıkça kaynana pişmanlık duymaya başlar. Bir akşamüstü gelin kaynana karşılıklı oturmuş çay içerken, kaynana gelinin elini tutar: “Sevgili kızım, ben seni yanlış tanımışım, meğer altın gibi bir kalbin varmış. Yaptıklarım için çok pişmanım, beni affet” der. Çinli gelin ağlamaya başlar. “Neden ağlıyorsun?” der kaynana. “Mutluluktan” der gelin. Kaynana gelinini komşularına ve oğluna över, onu sevdiğini söyler; gelinin eşiyle ve komşularıyla da arası düzelmiştir. Ertesi gün bir bahane ile kaynanasından izin alıp otacıya gider. “Kaynanamın ölmesini istemiyorum, yaptıklarından pişman oldu, bana karşı çok iyi, beni kendi kızı gibi seviyor” der. “Peki, ne yapmamı istiyorsun?” diye sorar otacı. “Bu verdiğin zehrin etkisini giderici bir panzehir yap, yemeklerine ondan koyayım, kaynanam ölmesin” der.


Otacı gülümser: “Sana verdiğim toz, zehir değil, yaşlılar için faydalı bir bitki tozuydu” der ve devam eder: “Sen değiştiğin için o da değişti.” (A.g.e)

“Ey güzel göz! Güzel bak, güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. İnsan bin kapılı saray gibidir, birkaç kapısı kapalı diye ona sırtını dönüp gitme. Açık kapılarını gör.”

Rabbimiz bizi bizden daha iyi bildiği için kalpleri yumuşatmanın yollarını aramamızı ve bu süreçte sabırlı olmamızı emretmekte ve sonucun çok güzel olacağını müjdelemektedir: ”İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir biçimde sav. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur.” (Fussilet, 34) Kişinin olaylara ve insanlara tutumu onlara verdiği anlama bağlıdır. Bu üç şekilde işlemektedir: Sen bilinci, ben bilinci ve biz bilinci. Sen bilincinde kişi şöyle düşünür: “Ben bu dünyaya acı çekmek için gelmişim. Kaderim kötü, felek vurmuş bir kere, ben ne yapabilirim.” (Çinli gelinin kaynananın davranışlarına ilk verdiği anlam “sen bilinci” şeklindeydi. O değişmeden ya da ondan kurtulmadan mutlu olamayacağını düşünüyordu.) İnsanları ve olayları bu bilinçle anlamlandıran bir kişi davranışlarının sorumluluğunu almaz, hatalarının suçunu başkalarına yükler. Bu tip insanlar her gün birilerinden ve bir şeylerden şikâyet ederler ama kendilerini değiştirmek için gayret göstermezler. İşlerini ve eşlerini beğenmeyen ve devamlı onlardan yakınan bu tip insanlardır. “Ben bilincinde” kişi şöyle düşünür: “Her şey benim kontrolümde, her şeyi ben bilirim, kimse bana ne yapacağımı söyleyemez. Eşim, çocuklarım, öğrencilerim bana uymak ve itaat etmek zorunda.”(Gelinin kaynanasına ısınamayışında kaynananın ben bilinciyle düşünmesinin payı vardı. Kaynana: “Her şey benim kontrolümde olmalı, gelin bana itaat etmeli” diye düşünüyordu.)

da değişti ve biz bilinci oluştu, ikisi de birbirinin iyi yönlerini görmeye başladılar.) İnsan temelde kötü değildir. Kötü eğitim ve kötü çevre şartları onları değiştirmiştir. “Ey güzel göz! Güzel bak, güzel bakan güzel görür. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. İnsan bin kapılı saray gibidir, birkaç kapısı kapalı diye ona sırtını dönüp gitme. Açık kapılarını gör.”(A.g.e) Olaylara daha pozitif bakabilme duasıyla… Ve’l-hamdülillahi rabbil alemin…

-------------------------

1. Anne Olma Sanatı-Sefa Saygılı, Ali Çankırılı- Zafer Yayınları

51

ŞEVVAL 1438

Olayları ve insanları “biz bilinciyle” değerlendiren kişiler şöyle düşünür: “Davranışlarımdan ben sorumluyum. İnsanlardan dürüst olmalarını beklemem için önce ben dürüst olmalıyım.

(Çinli gelin olumlu yönde değişince kaynana


| Davet Önderleri

| Cihan Malay

HANEFİ FIKHINI TEDVİN EDEN İMAM:

TEMMUZ 2017

MUHAMMED BİN HASAN EŞ-ŞEYBÂNÎ (749-805)

52


Hayatı Tarihçilerin çoğuna göre İmam Muhammed’in babası Hasan b. Farkad’ın Şam’ın Guta bölgesinin Haksati köyünden Benî Şeyban’ların azatlısı olduğu rivayet edilmiştir. İbn Asakir, İmam Muhammed’in babasının biyografisini yazarken, “Hasan b. Ferkad el-Harestavî” diyerek onu bu köye nispet etmiştir. Hasan b. Farkad, daha sonra Irak’a yerleşmiştir. Hanefi mezhebinin üç büyük imamından biri olan ve hocası Ebu Yusuf ile birlikte kendisine Hanefi mezhebinin iki imamı anlamında “İmameyn” ünvanı verilen İmam Muhammed (rahimehullah) h.132/749’da Vâsıt’da doğmuş, ailesi Abbâsîler’nin kurulması üzerine Vâsıt’ı terkedip dönemin ilim merkezlerinden Kûfe’ye yerleşmiş ve İmam Muhammed burada yetişmiştir.

İlmi Şahsiyeti İmam Muhammed Kûfe’de 14 yaşında babası tarafından İmam A’zam Ebu Hanife’nin yanına getirilmiş, ondaki cevheri keşfeden Ebu Hanife onu ders halkasına katmış ve ondan Kur’an-ı Kerim’i ezberlemesini istemiş, o da çok kısa bir zamanda Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiştir. Hocası Ebu Hanife (rahimehullah) vefat edene kadar dört yıl boyunca fıkıh dersleri almış, ilim öğrendiği süre boyunca mecliste sorulan soruları ve cevaplarını devamlı olarak yazmıştır. Hocasının vefatından sonra hocasının en büyük miraslarından olan Ebu Yusuf’tan aynı usûlle 8 yıl daha dersler almaya devam etmiş, ayrıca Kûfe’deki hadisçilerin ve diğer âlimlerin ders halkalarına katılarak onlardan da ilim tahsil etmiştir. Hocası Ebu Yusuf onun hakkında şöyle demiştir: “O, insanların en çok bilenidir.” Güzel ahlak ve yüksek ilim sahibi olan İmam Muhammed, bir meclise girdiği zaman güzel konuşmasıyla dinleyenleri doyurur, keskin zekâsı ve geniş ilmiyle en ince meseleleri çözerdi.

Döktüm gözyaşlarımı, gönül âşıktı ona, Yaktı ardından Kisâî (1) ’nin ölümü gene, Sarsıldı o yer, deprendi o feza neredeyse. İlmin iki zirve ismi, heyhat! Çekip gitti, Bulunmazdı hiç, dünyada onların bir dengi, Hicranım olur, gönlüme düşen her anı, Canlanır ölüm, tap taze,-yad ettikçe onları.” (Şair ve nahiv üstadı Ebu Muhammed el-Yezidi’nin yazdığı mersiyenin bir bölümü)

15.000’ini de, hadis ve fıkıh ilmine sarfettim!” Onun şu sözü de ilme verdiği kıymeti ortaya koyan bir delildir: “Bir mecliste ilim bulunmazsa, oraya nefsâni hisler dolar.” Bu sözü üzerine talebeleri sordular: “Nefsimizi beğendiğimiz anlar olamaz mı?” O da şöyle cevap verdi: “Kendi nefsini beğenmek kadar, ahmaklık olmaz!” Hafız Zehebi (rahimehullah), onun döneminde fıkıhtaki otoritesini şöyle aktarmıştır: “Kûfe’de fıkıh ilminin reisliği Ebu Yusuf’tan sonra Muhammed b. Hasan’da nihayet bulmuştur. Onun vasıtasıyla imamlar fıkıh öğrenmiş, çok kitap tasnif etmiştir ve âlimlerin en zekilerindendir.” Kûfe Mescidi’nde 20 sene ilim öğretmeye devam eden İmam Muhammed, Kûfe’den sonra hadis konusunda derinleşmek için dönemin diğer bir ilim merkezi olan Medine’de üç yıldan fazla bir süre kaldı ve İmam Mâlik’ten el-Muvattâ’yı dinledi. İmam Malik’ten başka diğer Medine âlimlerinden de ders aldığı kaynaklarda bildirilmektedir. İmam Mâlik'le karşılaşmasını Mucaşâ bin Yusuf naklediyor: Ben Medine-i Münevvere›'de İmam Mâlik'in yanında idim. O, insanlara fet-

53

ŞEVVAL 1438

İmâm Muhammed’in, yakın bir dostuna şöyle söylediği rivâyet olunur: “Merhum babamdan 30.000 dirhem miras kaldı. Bunların yarısını, nahiv (gramer) ve edebiyâta (şiire) harcadım.

“Üzüldüm bir hayli kâdi’l-kudat Muhammed’e,


ri kendisine ulaştığında söylediği şu sözleri ile ifade etmektedir: “Muhakkak ki Allah’ın kullarıyız, O’na döneceğiz. Ne büyük bir musibet! Mâlik b. Enes ölmüş! Hadiste emirü’l-mü’minin olan âlim ölmüş!”

va veriyordu. Bu arada Ebu Hanifenin talebesi Muhammed b. Hasan içeriye girdi. Henüz o, küçüktü. İmam Mâlik’e şu soruyu sordu: “Ey İmam, mescidden başka yerde su bulamayan cünüp hakkında ne dersin?” İmam Mâlik, “Cünüp olan adam mescide giremez.” Bunun üzerine Muhammed, “Namaz vakti olunca ne yapacak, mescidde suyu görüyor.” Yine İmam Mâlik, “Cünüp mescide giremez” dedi. Birkaç defa tekrar edince, İmam Mâlik ona: “Sen söyle bakalım ne yapması lazım” dedi. İmam Muhammed, “Cünüp olan adam teyemmüm eder, mescide girer, suyu çıkarır ve yıkanır” demiş, bunun üzerine İmam Mâlik bu gencin kim olduğunu sormuş ve Ebu Hanife’nin talebesi Muhammed eş-Şeybânî olduğunu öğrenince şöyle demiştir: “Bu zat bana diğerinden (Ebu Hanife’yi kastederek) daha ilginç geldi” der. Kendisinden ilim aldığı hocası İmam Mâlik’e karşı muhabbetini İmam Mâlik’in vefat habe-

TEMMUZ 2017

İmâm Muhammed’in, yakın bir dostuna şöyle söylediği rivâyet olunur: “Merhum babamdan 30.000 dirhem miras kaldı. Bunların yarısını, nahiv (gramer) ve edebiyâta (şiire) harcadım. 15.000’ini de, hadis ve fıkıh ilmine sarfettim!”

54

İlme olan tutkusu, onu çeşitli beldelere ilim için sefere çıkmaya ve pek çok hocadan ders almaya yöneltmiştir. Medine’nin ardından Mekke’de Süfyân bin Uyeyne’den, Dımaşk’ta İmam Evzâî’den, Horasan’da Abdullah bin Mübârek’ten ve Basra’da çeşitli âlimlerden ders almış, ilim yolculukları sona erdiğinde Bağdat’a yerleşmiştir. Irak fıkhını tedvin eden ve onu gelecek nesillere nakleden bir müçtehid olan İmam Muhammed, Bağdat’a yerleştikten sonra ilim öğretmeye ve talebe yetiştirmeye devam etmiş, birçok kıymetli talebe yetiştirip; fıkıh ve diğer ilimleri öğretti. Öğrendiği bütün ilmi, cömertçe yayan İmam Muhammed’in ders halkası o kadar geniş olurdu ki gündüzleri camide Irak’lı öğrencilere, geceleri ise evinde dışarıdan gelen öğrencilere ders vermek suretiyle kendini tamamen ilim öğretimine adamıştır. İmam Muhammed’in başta Irak, Horasan, Mağrib (Kuzey Afrika) gibi her diyardan yetiştirdiği pek çok öğrencisi olmuştur. İlim öğretmekte gösterdiği sabır ve öğrencilerin nafakalarını karşılamak için yaptığı harcamalar konusunda da hocası Ebu Hanife’ye benzediği nakledilmiştir. İmam Şâfii başta olmak üzere, devrinde “Şeyhu'l-Müctehidin” lakabıyla anılan Ebu Hafs Ahmed b. Hafs el-Iclî, İmam Ahmed, Ebu Süleyman Musa b. Süleyman Cüzcani -bu zat vasıtasıyla kütüb-i sitte şarka ve garba yayılmıştır.- Esed b. Furat el-Kayravani -bu zat Maliki Mezhebi’nin esaslarını tedvin eden zattır- İbn Cerir’in şeyhi Muhammed b. Mukâtil, Yahya b. Main -bu zat cerh ve ta’dil imamıdır- ve daha yüzlercesine (Allah hepsine rahmet etsin) ilim öğretmiştir. Talebelerinden Esed b. el-Furat’a gösterdiği ilgisi, hoca-talebe ilişkisi hakkında bizlere


önemli dersler vermektedir. Kayravan şehrinden gelen bu talebesi, ilim için doğuya doğru seyahata çıkar. Medine’de İmam Mâlik’e intisab etmiş ve ondan Muvatta’ı dinlemiştir. Sonra İmam Mâlik’in tavsiyesi ile Irak’a gelen Esed b. el-Furat, ilk karşılaştığı Ebu Yusuf’tan ders alır. Ebu Yusuf, ondan İmam Mâlik’in Muvatta’sını almıştır. Ebu Hanife’nin diğer talebesi İmam Muhammed’ten de dersler alan Esed ile yakından ilgilenen İmam Muhammed, uzak diyarlardan gelmiş olduğu için kendisine hususi alaka göstermiş ve geceleri yalnız ona ders vermiştir. Öyle ki geceleri Esed b. el-Furat’ın uykusu geldiği vakit, daha önce yanına aldığı bardaktaki sudan yüzüne serperek uykusunu kaçırarak ilimle vakit geçirmesini sağlamış ve onun nafakasını temin etmiştir. Kendisine bir müddet talebelik yapan İmam Ahmed’e “Bu kadar dakik meseleleri nereden elde ettin” diye sorulması üzerine, “Muhammed’in kitaplarından” diye cevap vermiştir. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah şöyle demiştir: “Müslümanlarla ilgili olarak Şeybani, sadece Ebu Hanife’nin değil, aynı zamanda Mâlik’in de öğrencisidir. Mâliki hukukçularının önde gelen isimlerinden Esed b. Furat’ın yanı sıra, İmam eş-Şafii de Şeybani’nin öğrencisi olmuştur. Hatta Ahmed b. Hanbel, Şâfii’nin gözetiminde tahsilini tamamlamıştır. Aynı şekilde İslam hukukunun hemen tüm mezhepleri onun anısına karşı şükran duymaktadır.” Hanefi Mezhebi’nin Ebu Hanife ve Ebu Yusuf ile birlikte üç büyük imamından biri olan Muhammed, eserleriyle Hanefiliğin sistemleşmesinde ve yayılmasında etkili olmuştur. İmam Muhammed mutlak müçtehit seviyesinde bir ilme sahip olduğundan, yer yer hocası İmam Ebu Hanife’nin bazı görüşlerine muhalefet etmiştir.

Onun fıkha olan hizmetinden dolayı hakkında şöyle denilmiştir: “Fıkhı Abdullah b. Mes’ud ekti, Alkame suladı, İbrâhim en-Nehaî biçti, Hammâd sürdü, Ebu Hanife öğütüp un yaptı, Ebu Yusuf hamurunu yoğurdu, İmam Muhammed ekmeğini pişirdi; diğer insanlar, onun ekmeğini yemektedirler.” Fıkıh anlayışını şu sözleri özetlemektedir: “İlk nesilden daha fakih bir topluluk gelmemiştir. İlim ancak evvelkilerin ilmidir. Fıkıh da ancak onların fıkhıdır. Onlar Resulullah’ın (sallallahu aleyhi vesellem) durumunu bizden daha iyi biliyorlar ve ona yakın olmak için daha fazla gayret gösteriyorlardı.” (2) İmam Muhammed parlak bir zekâya, kuvvetli bir hafızaya sahip bir kimse idi ve vaktini aslâ boşa geçirmezdi. Gecelerini üçe ayırır: Bir kısmında uyur, bir kısmında namaz kılar, kalan üçte birinde ise ilim öğrenmeye devam ederdi. Bir kapta su bulundurur, uykusu geldiği zaman üzerindeki giysisini çıkarır ve uykusunu kaçırmak için vücuduna su serperdi.” Talebeleri bir gün ona, “Hocam! Niçin, çok az uyuyorsunuz?” diye sormuş, o da şöyle cevap vermiştir: “Nasıl uyuyabilirim? Müslümanlar sorunlarını ancak

55

ŞEVVAL 1438

İmam Muhammed'in fıkıhtaki değeri özellikle iki yönde ortaya çıkar: Birincisi; eserleri ile Ebu Hanife'nin mezhebinin yayılmasında talebelerinin en etkilisi olması ve ikinci asır fakihleri arasında en çok eser vermesidir.

Kûfe Mescidi’nde 20 sene ilim öğretmeye devam eden İmam Muhammed, Kûfe’den sonra hadis konusunda derinleşmek için dönemin diğer bir ilim merkezi olan Medine’de üç yıldan fazla bir süre kaldı ve İmam Mâlik’ten el-Muvattâ’yı dinledi. İmam Malik’ten başka diğer Medine âlimlerinden de ders aldığı kaynaklarda bildirilmektedir.


bizim halledeceğimizi düşünürlerken; gözümüze uyku girer mi? Benim uyumamda dinin zâyi olma (tehlikesi) var.” İmam Muhammed, ilim öğrenmeye aşırı derecede hevesli olduğu için kendini tamamen ilme vermiş ve gece gündüz ilimle meşgul olmuştur. Bu tespiti, aşağıdaki rivayetler doğrulamaktadır: Bir gün kızından olma erkek torununun, annesine, “Anneciğim, dedemin evinde ne yaptığını bana anlatır mısın?” diye sorması üzerine, annesi ona şu cevabı vermiştir: “Oğlum -vallahi- onun çevresinde kitaplar bulunurdu, ondan bir tek kelime duymazdım; ben onu ancak ya kaşı ya da parmağıyla işaret ederken görürdüm.” Ailesine şöyle dediği rivayet edilir: “Benden dünya gereksinimlerinden, kalbimi meşgul edecek bir şey istemeyiniz; ihtiyaçlarınızı yardımcından isteyiniz.”

İmam Şâfii’nin Hocası İmam Muhammed

TEMMUZ 2017

Harun Reşid döneminde İmam Şâfii Yemen’de bulunduğu sırada Şiîlik ile itham edilmiş ve 9 Şiî ile beraber Kûfe’ye getirilmişti. Bu dokuz Şiî’nin öldürülmesinden sonra sıra İmam Şafii’ye gelmişti. Şafii kendisini müdafaa etmiş ve bu arada müdafaasına delil olarak da “İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî bunu bilir” demişti. Harun Reşid, İmam Muhammed’e Şâfii hakkında sorunca, -kendisiyle daha önce İmam Mâlik’e birlikte talebe olduğu dönemde tanıdığından- “Şâfii; ilmi çok, bilgiden nasibini almış bir zattır. Ona isnad olunan bu işle onun bir ilgisi yoktur” deyince, Harun Reşid “Öyle ise, onu yanına al bakalım, düşünelim” dedi ve bu sayede İmam Şâfii de kurtulmuş oldu. Sonra İmam Şâfii, İmam Muhammed’den ders almış ve Kûfe fıkhını kendisinden öğrenmiştir. Şâfii, İmam Muhammed'le ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “İmam Muhammed bir odada oturmuş ve insanlar da başına toplanmış onlarla sohbet ediyordu. Yüzüne baktım, insanların en

56

İlme olan tutkusu, onu çeşitli beldelere ilim için sefere çıkmaya ve pek çok hocadan ders almaya yöneltmiştir. Medine’nin ardından Mekke’de Süfyân bin Uyeyne’den, Dımaşk’ta İmam Evzâî’den, Horasan’da Abdullah bin Mübârek’ten ve Basra’da çeşitli âlimlerden ders almış, ilim yolculukları sona erdiğinde Bağdat’a yerleşmiştir.

güzeliydi. Alnı sedef gibi parlıyordu. İnsanların en güzel giyinenlerindendi. İhtilaflı bir meseleden sordum ve zaafa düşmesini de arzu ettim. Fakat ok gibi meselenin üzerinden geçti, cevap verdi.” İmâm Şâfii derslerine gelince ondaki üstün kabiliyet ve zekâyı keşfeden İmam Muhammed, “Eğer, ilimden faydalanmak istersen; meclisimize devam et. Sakın bizden ayrılma!” buyurdu ve ekonomik durumu pek de iyi olmadığından kendisine 100 gümüş verdi. Çok sonraları, İmâm Şâfii (rahimehullah) şöyle demiştir: “Eğer İmam Muhammed’den ders almasaydım; ben ilmin kapısında kalmıştım! Bütün insanlar arasında; kendisinden gördüğüm ilim ve ihsanlara, daima şükrederim. Ondan öğrendiğim ilimler sayesinde; bir deve yükü kitap yazdım! Bunların hepsi de bizzat ondan duyduklarımdandır. Eğer kendisi, bizim anlayacağımız şekilde hitap etmeyip; yüksek ilmi derecesinde konuşsaydı, hiçbir sözünü anlayamazdık! Ondan daha akıllı, daha yüksek kimse görmedim. Onun zamanında, kadınlar onun benzerini doğurmadı. Allah’ın kitabını Muhammed’den daha iyi bileni görmedim, sanki o, ona indi.”


Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm ise, “Allah’ın kitabını Muhammed bin Hasan’dan daha iyi bilen görmedim” demiştir. İmam Şâfii, İmam Muhammed’i çok sever, çok sayar ve ilmini çok överdi. Onun hakkında şöyle demiştir: “İncelenmesi gereken bir mesele sorulduğu zaman yüzünü memnuniyetsizlikten dolayı buruşturmayan tek kişi olarak ben Muhammed bin Hasan›ı gördüm.” Diğer bir sözünde de şöyle demiştir: “Muhammed bin Hasan’dan daha akıllı, daha fakîh, daha zâhid, daha vera’ sahibi, daha güzel konuşan ve sözleri iyi olanı görmedim. Ben helali, haramı, illetleri, nâsih ve mensûhu Muhammed bin Hasan’dan daha iyi bilen bir kimse görmedim. Üzerimde Mâlik bin Enes’ten sonra onun üstadlık hakkı vardır. O’ndan daha fasih konuşan kimse görmedim.” Kerderi’nin “İmam Şafii Menâkıbı” adlı eserinde, İmam Şafii’nin şu sözü aktarılır: “Allah bana iki insanla yardımda bulunmuştur. Bunlardan birisi hadis ilminde Süfyan b. Uyeyne, diğeri fıkıhta İmam Muhammed b. Hasan’dır.”

Rakka Kadılığı Hârun Reşîd, onu Ebu Yusuf’un tavsiyesiyle Abbâsî halifelerinin yazlık başşehri Rakka kadılığına tayin etmek istediğinde ilimle iştigal etmeyi ve talebe yetiştirmeyi birinci derecede önemsemiş ve kadılık görevi üstlenmeyi tercih etmemiştir. Hatta Harun Reşid başlangıçta kadılık görevini kabul etmediği için onu iki ay hapsetmiş, İmam Muhammed daha sonra bu kararından vazgeçerek Rakka kadılığını kabul etmiştir.

edince onu Kâdi’l-Kudat (başkadılığa) getirdi. İmam Muhammed, hayatının sonuna kadar bu görevde kaldı.

Vefatı Hârun Reşid’in Rey şehrine yaptığı seyahatte kendisini buraya kadı yapmak için yanına aldığı İmam Muhammed, burada h.189 (805) senesinde orada vefat etmiştir. Büyük nahiv âlimi Kisaî ile İmam Muhammed, Rey’de aynı günde vefat etmişlerdi. Harun Reşid bu olay üzerine: “Bugün fıkıh ve lügat defnedildi” diye üzüntüsünü belirtmiştir. Şair ve nahiv üstadı Ebu Muhammed el-Yezidi’nin de bu iki âlimin vefatı üzerine yazdığı mersiyenin bir bölümü şöyle: “Üzüldüm bir hayli kâdi’l-kudat Muhammed’e, Döktüm gözyaşlarımı, gönül âşıktı ona, Yaktı ardından Kisâî (3) ’nin ölümü gene, Sarsıldı o yer, deprendi o feza neredeyse. İlmin iki zirve ismi, heyhat! Çekip gitti, Bulunmazdı hiç, dünyada onların bir dengi, Hicranım olur, gönlüme düşen her anı, Canlanır ölüm, tap taze,-yad ettikçe onları.” Zâhid el-Kevserî’nin yazdığı “Bülûğ-ul-emânî fî siret-il-imâm Muhammed bin Hasen eş-Şeybânî” adlı kitapta İmam Muhammed’in hayatı ve menkıbeleri uzun uzun anlatılmaktadır.

57

ŞEVVAL 1438

Hârun Reşîd, Zeydî imamı Yahyâ b. Abdullah’ın 176 (792) yılındaki isyanından dolayı onunla istişâre ettiğinde Ali evlâdı taraftarı olduğu izlenimi uyandırdığı için Hârun Reşid’in güvenini kaybetti ve 187’de (803) kadılık görevinden azledilerek fetva vermesi yasaklanınca Bağdat’a yerleşti. Ardından Hârun Reşîd, bu olayda kendisinin kusurlu olduğunu anlayıp onun ile temasını sürdürdü ve Ebu Yusuf vefat


Eserleri İmam Muhammed, Hanefi fıkıh meselelerini eserlerinde (Zâhiru’r-Rivâye) toplayıp sonraki nesillere aktaran kişidir. Zâhiru’r-Rivâye: Bunlar altı tanedir ve bu kitapları hocası Ebu Hanife veya Ebu Yusuf’tan aldğı fıkıh konuları teşkil ettiği için eserlere“açık rivâyetli, rivâyetinde şüphe olmayan” anlamında “Zâhiru’r-Rivâye” denilmiştir. Kendisinin görüşleri de bu kitaplarda bulunmaktadır. Bu altı kitab içindeki konular Hanefi fıkhının temelini teşkil ettiği için bunlara “el-Usûl” de denilmiştir. Bu eserler: 1- el-Mebsût: Bu kitaba “el-Asl” da denir. İmam Muhammed’in en hacimli eseridir. Dört bin küsur yapraktan eserini yazmıştır. 2- ez-Ziyâdât: : İsimleri geçen kitaplara (Zâhiru’r-Rivâye) ilâve edilen bazı meseleleri içerir. Bu nedenle “Ziyadât” adını taşımaktadır. 3- el-Câmiu’s-Sağir: Kaynaklarda İmam Muhammed’in el-Camiu’s-Sağir’i Ebu Yusuf’un isteği üzerine kaleme aldığı belirtilmektedir. Tamamlanmasından sonra eserini Ebu Yusuf'a

TEMMUZ 2017

Onun fıkha olan hizmetinden dolayı hakkında şöyle denilmiştir: “Fıkhı Abdullah b. Mes’ud ekti, Alkame suladı, İbrâhim enNehaî biçti, Hammâd sürdü, Ebu Hanife öğütüp un yaptı, Ebu Yusuf hamurunu yoğurdu, İmam Muhammed ekmeğini pişirdi; diğer insanlar, onun ekmeğini yemektedirler.”

okuyan İmam Muhammed, onun iltifatına mazhar olmuştur. Ebu Yusuf’un el-Câmi’u’s-Sağîr’i yanından hiç ayırmadığı belirtilmekte, özellikle ilk dönemlerde kadı ve müftü olmak isteyenlerin bu eseri ezberlemeleri gerektiği bilinmektedir. Bu eser üzerine 30’a yakın şerh yazılmıştır. 4- el-Câmiul-Kebir: Kitapta fıkhın en önemli meseleleri toplanmıştır. Bu nedenle “İslâm’da onun benzeri telif edilmedi” denilmiştir. 5- es-Siyeru’s-Sağir 6- es-Siyeru’l-Kebir: Bu iki kitapta cihad, cihad sırasında ve sonrasında yapılması ve yapılmaması gereken fiillerin hükümleri (Devletler hukuku) hakkında bilgi verilmiştir. Dr. Salahaddin el-Müneccid şöyle der: “İmam Muhammed eş-Şeybânî’nin Devletler Hukuku bakımından tarihi değerini idrak etmiş bir kısım batılılar son zamanlarda Götingen şehrinde bir “Şeybânî Devletler Hukuku Cemiyeti” kurmuşlardır. Cemiyetin gayesi İmam Muhammed’i tanıtmak, devletler hukuku sahasındaki görüşlerini ortaya koymak ve bu mevzû ile ilgili müellefatını neşretmektir. Bu kitap yalnız Hârun Reşid’in medar-ı iftiharı olan bir kitab değil, belki İslam düşüncesinin her devirde iftihar edeceği bir ilim âbidesidir. O İslam düşüncesi ki, Avrupa’da devletler hukuku ve kanun koyuculuk adına henüz hiçbir fikir yok iken, daha miladi 9. asırdan beri ehl-i harb ile dar-ı İslam’a müteallik ahkam vaz’ etmek suretiyle devletler hukukuna dair kitap verme bakımından öncelik şerefini kazanmıştır.” Zâhiru’r-Rivâye kitapları, Hakim eş-Şehîd Ebul-Fadl Muhammed el-Mervezî (rahimehullah) tarafından kısaltılarak bir araya getirilmiş ve eser “el-Kâfi” adını almıştır. “el-Kâfi”, daha sonra Ebu Bekr Muhammed Şemsü’l-Eimme es-Serahsi tarafından şerhedilmiş ve “el-Mebsût” ismiyli kaleme alınmıştır. Diğer Kitapları: Keysâniyyat, Hârûniyyât, Cürcâniyyât, Rakkıyât, Ziyâdetü’z-Ziyâdât

58


-ez-Ziyâdât’ın tamamlayıcıdır.-, El-Hucce alâ Ehlil-Medîne -Ebu Hanife’nin görüşleriyle Medineliler’in görüşlerinin münakaşasını yapar.Kitâbu’l-Asâr -Bu eserinde, Ebû Hanîfe’den rivayet etmiş olduğu merfû, mevkûf ve mürsel hadisleri toplamıştır. Fıkhü’l-hadis alanında önemli bir yere sakip olan eser, Hanefi mezhebine atfedilen “hadisle değil de re’y ile amele daha fazla önem vermesi” gibi iddiaları da tam anlamıyla çürütmektedir.- Kitabu’l Kesb - Şeybânî’nin telifine en son başladığı, kazanç konusunda bilinen ilk eser olup tamamlamaya ömrü yetmemiştir. Günümüze ulaşan bölüm el-Kesb’in aslı olmayıp Serahsî’nin bunun üzerine yazdığı şerhtir ve el-Mebsût’ta “Kitâbü’lKesb” başlığı altında yer almaktadır. Kesb Kitabının Yazılma Nedeni ve Önemi Serahsî’nin ifadesine nazaran İmam Muhammed’in “Kesb” kitabını yazmasının sebebi, kendisinden zühd ve vera’ konusunda kitap yazmasının istenmesidir. Rivayete göre İmam Muhammed kitap yazmayı bırakınca, kendisine: “zühd” ve “vera’ “ konusunda bir şey yazmayacak mısın?” diye soruldu. O da “Buyû’ (alım-satım/ticaret) kitabını yazdım (ya)!” diye cevap verdi. Buna rağmen sonra, “Kesb” kitabını yazmaya başladı. Ancak hastalandı ve muradını tam gerçekleştiremedi. Bununla beraber kitap, onun zühd ve vera’ konusundaki ilk telifidir. Kitap, İslam’da zühdü ve helâl yollardan çalışıp mal kazanmayı doğru anlama yönlerinden önem arz etmektedir. Ebu Gudde, “Kesb” kitabının, çağdaş anlayışa göre “İslâm iktisadı”nda ilk eser olduğunu ve iktisat konusunun esasını teşkil ettiğini ifade etmektedir.

Sözleri

“Kendi nefsini beğenmek kadar ahmaklık yoktur.” “Affetmek, aklın zekâtıdır.” “Güzel ahlâk, kötü nesebi örter.”

-------------------------

1. Büyük nâhiv, gramer âlimi. 2. Muhammed eş-Şeybânî, Hucce, I/ 290-291. 3. Büyük nâhiv, gramer âlimi.

Kaynakça: İmam Muhammed Eş-Şeybanî’nin “Kitabu’l-Kesb”i ve Kazanç Hakkındaki Görüşleri, Doç. Dr. Hasan Ali GÖRGÜLÜ, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy.16, 2010, s.403-432. İmam Muhammed bin Hasan eş-Şeybâni; Hayatı, Nesebi ve İlmi, Muhammed Eroğlu, İslam Medeniyeti, Haziran 1969, s.31-34. İmam Muhammed bin Hasan eş-Şeybani’nin Hayatı ve Hanefi Fıkhının Tedvinindeki Yeri, Dr. Ahmet Duman, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy.9, 2007, s.171-198. İmam Muhammed’in Medine Ehli İle Yaptığı Fıkhî İçerikli Tartışmalarda İzlediği Diyalektik Yöntem Üzerine Bir Değerlendirme – el-Hücce alâ Ehli’l-Medine Örneğinde-, Dr. Ali Pekcan, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, sy.5, 2005, s.145-162. Ebu Hanife, M. Ebu Zehra, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. TDV Ansiklopedisi, Muhammed b. Hasan Şeybânî md. Aydın Taş, c. 39, s. 38-42. Mehmet Özşenel, s. 42-43.

“Bir mecliste ilim ve irfan bulunmazsa, onun yerine o mecliste nefsânî hisler bulunur.”

İmam-ı Muhammed (132/749-189/805), Şamil İslam Ansiklopedisi.

59

ŞEVVAL 1438

“Sâdık arkadaş, seni hayra teşvik edendir.”


| Haber Analiz

| Emrah Seven

KATAR KRİZİ VE TÜRKİYE

K

atar krizi bu yılın en önemli siyasi, ekonomik, sosyal ve diplomatik olayı. Kör-

fez ülkelerinin diplomatik ilişkilerini Katar ile kesmeleri, dünya gündemini bir anda Katar’a yöneltti. Doğalgaz üretimi sayesinde kişi başına düşen 130 bin dolarlık gelirle dünyanın en zengin ülkesi olan Katar, bir anda İsrail’in abluka uyguladığı Gazze gibi kendini tecrit altında buldu. Bu tecrit Ortadoğu’da dengelerin yeniden değişmesini ve oyun kurucuların kimler olduğunu ortaya çıkaracak gibi gözüküyor.

Katar Krizi Nasıl Ortaya Çıktı? Uzun zamandır gergin temeller üzerine oturan Katar-Körfez ülkeleri ilişkilerinde Pandora kutusu sonunda açıldı. Süreci hızlandıran olay,

TEMMUZ 2017

ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 Mayıs 2017 tarihinde Suudi Arabistan’ı ziyaret edip uzun

60

vadede 110 Milyar Dolar değerinde silah anlaşması imzalaması ile başladı. Toplantı sadece Amerika için değil, bölgede gücünü etkin olarak göstermek isteyen Suudi Arabistan için de büyük önem taşıyordu. Zira Suudi Arabistan bu imza karşılığında Amerika’nın sınırsız manevra desteğini kazanıyor ve aynı zamanda Mısır’daki pozisyonunu da güçlendiriyordu. Sisi’nin Amerika gezisinin dışında, Suudi Arabistan’daki Selman-Trump görüşmesine de davet edilmesi bunun göstergelerinden bir tanesi idi. Mısır’da Müslüman Kardeşler Hükümeti’ne darbe yaparak iş başına gelen Sisi, Suudi Arabistan ile Katar arasında uzun zamandır rahatsız edici bir ayrıntı olarak kendisini gösteriyordu. Zira Mısır'a göre, Müslüman Kardeşler yönetiminin dünya üzerindeki siyasi ve ekonomik en büyük destekçileri Katar ve Türkiye idi. Geç-


mişten gelen husumetler Mısır ile de sınırlı değildi. Katar ve bölge ülkeleri, Libya’daki vekâlet savaşında da ters düşüyor ve bu durum silahlı çatışmaya kadar uzanıyordu. Rusya, Amerika, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile diyalog halinde bulunan Libya Geçiş Hükümeti’nin silahlı kanadı olan Libya Ulusal Ordusu, Katar hakkında terörizmi destekleyen ülke suçlamalarında bulunuyordu. Türkiye ve Katar’ın desteklediği silahlı gruplar, Libya Ulusal Ordusu ile şiddetli çatışmalara başlamıştı. Bu durum hızlı şekilde Suriye sahasına da sirayet etti. Şam’da bulunan Doğu Guta bölgesinde, Suudi destekli İslam Ordusu bileşenleri ile Katar destekli Feylak Şam ve Nusra ittifakı iç çatışma yaşamaya başladılar. İki haftadan uzun süren çatışmalarda karşılıklı olarak yüzü aşkın muhalif hayatını kaybetti. İdlib kentinde ise karşılıklı suikastlar ve bombalı saldırılar ile iç çatışmalar başka bir boyut kazandı. Tüm bu vekâlet savaşı gerginliklerinin ışığında, 24 Mayıs 2017 tarihinde Katar Haber Ajansı QNA resmi internet sitesinde Katar Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad Al Sani’nin gündeme bomba gibi düşen açıklamalarına yer verildi. Katar emirine dayandırılan sözlerde, Suudi Arabistan yönetimine çeşitli serzenişler bulunuyordu. Emir Al Sani; haberde İran’ın bölge için önemli bir İslami güç olduğu ve körfez ülkelerinin İran ile iyi geçinmesinin bölge istikrarı için hayati öneme sahip olduğu vurguluyordu.

Arap Emirlikleri ve özellikle Suudi basınında Katar Emiri hakkında birçok dedikodu, eleştiri ve imalı haberler yer almaya başladı. Öyle ki, Suudi gazeteleri aynı manşet ile çıkarak Katar Emiri El Tani hakkında ortaya bomba gibi bir iddia attılar. Haberlerde, Şeyh El Tani’nin Bağdat’ta İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile gizlice bir görüşme gerçekleştirdiği sayfa sayfa açıklanıyordu. Söz konusu görüşmede Katar’ın İran’a; Yemen ve özellikle Bahreyn konusunda arka çıktığı, bunun da Körfez halklarına ihanet olduğunu belirten görüşlere yer veriliyordu. Tam bu esnada bir başka hacker saldırısı Birleşik Arap Emirlikleri Washington Büyükelçisi Yusuf el Uteybe’yi vurdu. Rus destekli olduğu düşünülen hacker saldırısında, BAE Washington Büyükelçisi’nin Katar ve Türkiye hakkında gerçekleştirdiği pek çok yazışma, şikayet ve karşı lobi e-mail dokümanına ulaşıldı. Bu taraflar için bardağı taşıran son damlaydı. Türkiye saatine göre 06:30 sularında ise beklenilen açıklama geldi. Bahreyn, Katar yönetiminin ülkedeki Şii muhalefete destek verdiği suçlaması ile ilişkileri dondurma kararı aldıklarını açıkladı. Suudi Arabistan’ın da resmi

61

ŞEVVAL 1438

Söz konusu haber; Katar Haber Ajansı, QNA resmi twitter hesabında da yayınlandı. Geçen iki saatin ardından ”internet sitesi ve twitter hesabından hacklendik, haberler ile alakamız yok” açıklamaları geldi ve haberler her iki platformdan da kaldırıldı. Aynı gün hacker saldırısı açıklamasından tatmin olmayan Suudi Arabistan, Katar, Mısır ve Bahreyn başta Katar Resmi Haber Ajansı ve Doha merkezli El Cezire internet sitelerine erişim yasağı getirdi. Bunun üzerine, 25 Mayıs 2017 tarihinde Birleşik


açıklaması dakikalar sonra geldi. Katar’ın; El

Katar Krizinde Türkiye

Kaide, IŞİD ve İran destekli milisleri destekle-

Türkiye’nin Katar krizine hızlı bir şekilde tepki vermesi Türkiye’nin bölgesel güç olduğunun bir göstergesi. Ortadoğu halklarının Türkiye sevgisi geçmişten gelen kazanım. Türkiye’nin Katar’dan yana taraf olması Müslüman kardeşler, Hamas ve Suriyeli Muhalif grupları desteklemesi Osmanlının torunlarına karşı sevgiyi yine arttırdı.

diği ve dolayısıyla ilişkilerin kesildiği bildirildi. Bu açıklamaları sırasıyla Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Libya, Maldivler de izledi. Bahreyn, Katar diplomatlarına 48 saat içerisinde ülkeyi terk etme çağrısında bulundu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri 2 hafta içerisinde tüm Katar vatandaşlarının ülkeyi terk etmeleri gerektiğini bildirdi. Suudi Arabistan, Katar’a hava ve kara yolunun yarından itibaren tamamen kapanacağı açıklamasında bulundu. Suudi Arabistan futbol takımları, Katar Havayolları ile olan sponsorluk anlaşmalarını tek taraflı olarak feshetti. Mısır, Katar’ı Müslüman Kardeşler ve Hamas’a destek verip Mısır’da iç karışıklık

Türkiye aynı şekilde Suriye’de Amerika’ya güvenemeyeceğini anladı ve bir ders çıkardı. Katar krizinde stratejik ortağı Amerika’ya bağlı kalmadan kendi politikasını uyguladı ve bağımsızlık yolunda bir adım attı. Türkiye belki bu siyaseti ile kısa vadede Ortadoğu’daki yönetimler tarafından eleştirilecek, yalnızlaştırılacak ama uzun vadede Ortadoğu’yu ve Ortadoğu halklarını kazanacak.

ile uçuşlarını sadece İran üzerinden sürdürebi-

Ancak Türkiye tam da birilerinin hesapladığı gibi “Türkiye-Katar ekseni” gibi sanal bir çerçevenin içine hapsedilmemeye dikkat etmeli, krizin diğer aktörleriyle ilişkilerini sürdürmeye özen göstermeli ve Ortadoğu'da çıkacak yeni bir savaşın önüne geçmeli. Ortadoğu’da yeni bir savaş çıkarsa kaybedeni her iki durumda da

lecek. Bununla ilgili görüşmelerin İran ve Katar

Müslümanlar olacaktır.

yaratmak ile suçladı. Maldivler, Katar Havayollarının aktarma olarak ülkelerini bir daha kullanamayacaklarını belirtti. Katar Hava Yolları, Körfez ülkelerinin hava sahalarını kapatması

ilişkilerini daha da yakınlaştırması bekleniyor. Ayrıca tek kara sınırı olarak Suudi Arabistan’ın bulunduğu, gıda temininin %90’ını bu ülkeden sağlayan Katar alternatif ithalat yolu olarak da

TEMMUZ 2017

İran ve Türkiye ile yakınlaşabilir. (1)

62

-------------------------

1. https://www.almasdarnews.com/article/ozel-katar-ile-korfez-ulkeleri-arasindaki-krizin-arka-plani/


| Serbest Köşe

Derya Fıçıcı |

O GÜN

GÖZLERDE KONUŞUR

B

Bana itafen zeytin gözlü yavrum diye severdi

lak, bir çift pencereyim. Parıl parıl parıl-

seni. Bedeninin bir yeri ağrısa ben akıtırdım in-

dayan, derinlerime bakıldığında anlamlar taşı-

cilerimi, hemen anlardı annen. Yani bebekken

yan… Sevgi, muhabbet, heyecan, hüzün...

ben senin hem gözün hem de dilindim.

Dünyaya geldiğimde ilk annenin gözlerine değ-

Önce hareketleri takip ettik birlikte, sonra

di bakışlarım. Ah o gözler, içinde Rahman’ın

renkleri... Derken, büyüdün, çocukluk çağın

merhameti vardı.

ne güzeldi, en güzel şeylere bakardın benimle.

63

ŞEVVAL 1438

en senin bedeninde dünyaya açılan yuvar-


Baharda uçan kelebekleri takip ederdik. Renkli

gözlü dediler sana utancımdan, donuklaştım,

balonlara bakardım. Uçurtmanı salardın gök-

parlaklığımı yitirdim.

yüzüne, maviliklere dalardık. Bazen uçan bir kuşun kanadına konardık.

İnsanlardan değil Rabbimden utandım. Seyahatlere çıktın. Kumsalları dolaştın. Pis beden-

Bir şeye üzülsen, ben mahsun olurdum, sev-

lerin ücralarına baktın. Benim şahit olduğum

diklerin hemen anlardı.

her sahne kalbini kararttı. Oysa Rahman sana

Sevindiğinde ben parlardım, gözlerinin içi gülüyor derlerdi. Biraz daha büyüdün. Güzel günler geride kaldı sanki. Bir ekran vardı dört köşe, adına televizyon denilen, içinde hikâyeler oynardı. Onu takip ederdin benimle, içinde bin türlü haram. Rabbim bir çift perde yapmıştı... Haramlarla karşılaşınca kolayca aşağı inen göz

öyle bir sahne hazırlamıştı ki, dünyada seyahatin Beytullaha olsaydı, baktıkça arınacaktın. Ah benim kara sevdam, seninle dünyada buluşamadım. Haram nöbetleri tuttun sabahlara kadar elindeki ekrandan, Allah için bir gece nöbette kalsaydın cehennem ateşi haram kılınacaktı.

kapakların vardı. Minicik bir toz gelse yüzüne,

Malını kaybettin ağladın, mevkine ağladın, hır-

kapardın onları, koca koca haramları gözüne

sından ağladın, Allah korkusundan bir damla

gözüne soktularda kapamadın. Sen her harama

akıtmadın. İşte bunlar benim içime akıttığım

baktığında ben ağladım. Siyah inciler akıttım

siyah inciler. Rahmana sunuyorum onları.

içime içime. Kitabımı aradım raflarda, tozlanmış unuttuğun

Ben her şeye tanık olan iki gözün Yok artık söyleyecek tek bir sözün

kitabımı, Kur’an’ımı. Sayfalarında gezmek istiyordum. Her bir harfine değdirerek bakışlarımı… Numurumu kaybediyorum her geçen gün. Rahman demişti ki yalnızca helaline bak. İlk bakış kendiliğinden, ikincisi şeytandan demişti peygamberin. İnsanların gizlilerini araştırma demişti. Hanelerin kapı ve pencerelerin, açık olsa bile, bakma demişti, haram! Sana hayâlı olmanın en güzel örneklerini göstermişti dinin. Ben sana tertemiz olarak verildim. Sabrım, şükrüm, hamdımla güzelliğim bundandı. Nefsin büyüdü, hakkına razı olmadın. Miğden doydu,

TEMMUZ 2017

ama nefsin doymadı. En ağır sözler işittim. Aç-

64

Sen sus gözler konuşsun dedi Rahman Tek sözüm DAVACIYIM.


Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurduki;

“Her kim Ramazan orucunu tutar da sonra ona Şevval’den altı gün eklerse bütün sene oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyam 204)

Nebevi Hayat Dergisi 56. Sayı (2017)