Page 1

O’nun izinde

NEBEVÎ HAYAT Aylık, İlim, Fikir ve Kültür Dergisi

Kasım 2012 1434

Yıl: 1 Sayı: 1 - Fiyatı: 5 TL www.nebevihayatyayinlari.com

Gayemiz; Allah Rızası Şeriat-ı Garrâ'nın Gayesi Allah Yolunda Çalışmak Rıza-i Bariye Ulaşmanın Yolları Hicret; Öze Dönüşün Başlangıcı

Muharrem


"Allah’ım! Ay'ın hilâl devresini bize bereketli, imanlı, selâmetli ve İslâm üzere geçir. (Ey hilâl) benim de senin de Rabbin Allah'tır." (Tirmizi) Ey Rabbimiz! Yeni yılda başladığımız bu hizmetimizi hayırlara vesile kıl, faydalı ilim öğrenmeyi ve öğretmeyi bizlere kolaylaştır, azmimizi ve sebatımızı artır. Hakkı söylemeyi, söylediklerimizle amel etmeyi, amel ettiğimiz hususlarda ihlâslı olmayı bizlere kolaylaştır. Allah’ım! Bize öğrettiğin şeyleri hakkımızda faydalı eyle, bize fayda verecek şeyleri öğret, bizi, bize fayda verecek ilim ile nasiplendir. Allah’ım! Bize hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği ver. Allah’ım! Kötü ahlâktan, nefsânî arzulardan, kötü işlerden ve ayıp şeylerden bizi uzaklaştır. Allah’ım! İçimi dışımdan daha hayırlı kıl. Ve dışımı yararlı kıl. Allah’ım! Rahmetinin gereklerini, mağfiretinin sürekliliğini, her türlü günahtan uzak ve salim olmayı, her türlü iyilik ve nimetleri, cennete girerek felaha ermeyi, yardımınla cehennem ateşinden kurtulmayı bizlere nasip et. Allah’ım! Helâl olan nimetlerinle yetinmemizi, haramlardan müstağni olmamızı ihsan eyle, fazlı kereminle bizi Senden başkasına muhtaç eyleme. Allah’ım! Bize Peygamberin Muhammed (s.a.s.)’in Senden istediği bütün hayırlı şeyleri ver. Yine Peygamberin Muhammed (s.a.s.)’in Sana sığındığı bütün şeylerden de bizi koru. "Ey kitabı indiren, bulutları yürüten, orduları bozguna uğratan Allah'ımız, onları (Senin dininin ve bizim düşmanlarımızı) hezimete uğrat ve bizi (Müslümanları) galip kıl." Rabbimiz! Mücahid kardeşlerimize yardım et, kâfirlerin tuzaklarını boşa çıkar. Rabbimiz! Kardeşlerimiz zulüm altında cihad ederken bizleri şuursuz ve duyarsız kılma. Rabbimiz! Kardeşlerimize iki güzellikten birini nasip et; ya zafer, ya şahadet… Rabbimiz! Bizleri de o şehit kardeşlerimizle birlikte cennetinde komşu kıl. Rabbimiz! Bizlere de şahadeti, şahadet bilincini ve bu bilinçle tavizsiz bir hayat sürdürmeyi nasip et. Rabbimiz! Bizlere kâfirler topluluğuna karşı zafer ve başarı ver. Rabbimiz! Şüphesiz ki güç, izzet ve şeref ancak senin yanındadır. Rabbimiz! Bizler sana güvendik, velimiz ancak sensin.


Nebevî Hayat Dergisi Yayın İlkeleri

1- Nebevî Hayat Dergisi, aşağıda zikredilen ilkeleri esas alacaktır. • • • • • • • • • •

Gayemiz; Allah’ın Rızasını Kazanmak Naslara (Kur’an ve Sünnet) Bağlılık Yolumuz Nebevî Metot Redd-i Siyaset Ümmetçilik (Redd-i Asabiyet) İstişare ile Hareket Etmek İyiliği Emretmek, Kötülüğü Engellemek Hayırda Öncü Olmak Ekip Çalışmasına Önem Vermek Ahde Vefa Göstermek

2- Nebevî Hayat Dergisi, gönderilecek yazılarda öncelikle, “İlkelerine Uygun”, “Toplumun Din Konusunda Bilgilendirilmesi ve Şuurlandırılması” amacına matuf yazıları değerlendirmeye alacaktır. 3- Dergide İslami ilimler alanında bilimsel çalışmalar yayınlanır. Bu çalışmalar akademik standartlara uygun ve orijinal olmalıdır. 4- Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlara aittir. 5- Derginin yayın dili Türkçe’dir. Yabancı dillerdeki çalışmaların yayınlanması, yayın kurulunun kararına bağlıdır. 6- Dergimizde yayınlanacak yazıların yayın kurulunun onayını alması gerekir. Yayın kurulu tarafından yayınlanması uygun bulunan yazılar konularına göre dergide yayın için planlanır. 7- Dergimize gönderilen yazılar yayınlansın-yayınlanmasın iade edilmez. 8- Yazıların dergimize, e-mail yoluyla bilgi@nebevihayatyayinlari.com adresine gönderilmesi gerekir.


içindekiler BAŞYAZI

ŞERİAT-I GARRÂ’NIN GAYESİ

5

GÜNDEM

ALLAH YOLUNDA ÇALIŞMAK

7

GÜNDEM

RIZA-İ BARİYE ULAŞMANIN YOLLARI

GÜNDEM

ÖZE DÖNÜŞÜN 22 BAŞLANGICI; HİCRET Sahibi Şükrü Yıldız

Grafik-Tasarım Necip Taha Kıdeyş

Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Mert Mali İşler ve Dağıtım Sorumlusu Hakan Sarıküçük

Yönetim Merkezi Güneşli Mah. Ayçin Sk. No: 36 Güneşli / İstanbul Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63

Tashih, Redaksiyon Yusuf Yılmaz

www.nebevihayatyayinlari.com bilgi@nebevihayatyayinlari.com

Reklam ve Abone İşleri Tel - Faks: (0212) 515 65 72 GSM: 0543 654 46 63 Abone Şartları Yurt içi yıllık: 60 TL. Yayın Türü: Aylık, Yerel, Süreli Yayın Nebevî Hayat Aylık Dergi (Türkçe)

11


Geceyi Zayi Eden Gündüzü Kaybeder

Adanmışlık Ruhu ve Gençlik

Başlarken Şeriat-ı Garrâ'nın Gayesi Allah Yolunda Çalışmak Rıza-i Bariye ulaşmanın Yolları İslam Kardeşliği Geceyi Zayi Eden Gündüzü Kaybeder Öze Dönüşün Başlangıcı; HİCRET Allah Sevgisini Kazanmanın Yolları Adanmışlık Ruhu ve Gençlik Ahzab Suresi 23. Ayeti ve Meali Hakkın Hatırı Her Hatırın üstündedir Yollar Davet Okulu Ameli ve Ahlaki Tavsiyeler -1- Vakit Hayattır (Hasan El-Benna) Aile İçi Eğitim İslam Akaidi (Kitaplık) İslam Dünyası İnternet ve Çocuklarımız

Baskı Cilt: Basım Yeri: İstanbul Basım Tarihi: Kasım 2012

30

40

Davet Okulu

Yayınlanacak yazılarda düzeltme ve çıkartmalar yapılabilir. Yazıların bilimsel sorumluluğu yazarlarına aittir.

19

4 5 7 11 16 19 22 27 30 33 34 38 40 43 49 52 58 59 63

Yazı kuralları • • • •

Yazılar e-posta ile (bilgi@nebevihayatyayinlari.com) adresine gönderilmelidir. Yazarın, e-posta ile beraber telefon (varsa faks) numaraları verilmelidir. Yazılar en fazla 3 sayfa -12 punto, Times New Roman ve 1.5 satır aralıklı- olmalıdır. Varsa yazı ile birlikte resimler yazı ile birlikte gönderilmelidir. Yoksa yazıda kullanılabilecek resimler hakkında bilgi verilmelidir.

• •

Yazı içinde kullanılan kaynaklar standart ölçülere uygun olarak sonda dipnot veya kaynakça olarak verilmelidir. Yayın kurulu, dergiye gelen yazılar üzerinde gerekli gördüğü takdirde değişiklik yapabilir. Dergimizde yayınlanan yazılar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Gönderilen yazılar iade edilmez.


Başlarken Allah’ın adıyla Hamd, İslâm’ın hidayetiyle bizleri şereflendiren Rabbimize, salât ve selam biricik önderimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e, ailesine, ashabına ve onun yolunu izleyen tüm müminlerin üzerine olsun. NEBEVÎ HAYAT, İslâm’ı hâkim kılmak, ferdin İslâmî bir eğitim-öğretimle inşasına yardımcı olup ümmetin ihyasına katkıda bulunmak, insanları Allah’ın dinine davet etmek, zulme ve zâlimlere karşı hakkı haykırmak amacıyla yola çıkmıştır. NEBEVÎ HAYAT dergisinin gayesi; Allah’ın rızasını kazanmayı hayatının gayesi edinen, ölçüsü Kur’an ve Sünnet olan, yolu Nebevî metot ve redd-i siyasete uygun, meselelere bakış açısı ümmetçi, sorunların çözümünde istişareye önem veren, toplumun ıslahı için iyiliği emredip, kötülüğü engellemeye çalışan, hizmette öncü olmaya azimli, birlik ve beraberlik ruhuna sahip, ekip çalışmasına inanan ve verdiği ahde, vefa gösteren fertlerin yetişmesine katkıda bulunmaktır. NEBEVÎ HAYAT, yetiştirmeyi gaye edindiği fertlerin ilkelerinden taviz vermeden, kuşatıcı bir tarz ve üslupla yayın hayatını sürdürmeye çalışacaktır. Bu düzlemde Allah için çalışan bütün mü’min kardeşlerine destek vermeyi kendine yol edinecek, bu uğurda çalışan ve mücadele eden bütün mü’minleri desteklemek için çalışacaktır. NEBEVÎ HAYAT, hak ile batılın karıştırıldığı, itikadın zayıfladığı, amellerin terk edildiği, Kur’an ve Sünnet’e bakış açılarının değiştiği, Kur’aniyyun/Kur’ancılar (hadis inkarcıları), tekfirciler gibi uç görüşlerin yayılmaya çalıştığı günümüzde meselelere ilkeli bir duruşla yaklaşacaktır. Meselelere ifrat ve tefritten uzak, orta bir yol takip edilerek değinilmeye çalışılacaktır. İbn Hazm’ın ifadesi ile “Fazilet, ifrat ve tefritin ortasıdır” görüşü genel bakışımızı temsil edecektir. Değerli kardeşlerimiz, Rabbimize hamd olsun ki O’nun yardımı ve sizlerin maddi, manevi destekleri ile ilk sayımızla karşınızdayız. Dergimizde düzenli olarak her ayın gündemine göre kapak konusu, hadis ve tefsir bölümü, davet okulu dersleri, İslâm önderleri, aile hayatı, kitap tanıtım köşesi, İslâm dünyasından güncel haberler gibi yazılar olmakla beraber yer yer röportajlar, inceleme-araştırma yazıları, ilmi makaleler, kişisel gelişim, edebiyat gibi yazılara da yer vermeye çalışacağız. Ayrıca sizlerden gelen yazılar için okuyucu köşesi hazırlayacağız. Dergimizin ilk sayısının H. 1434 yılının başında çıkarmak istediğimiz için Muharrem ayında ilk sayımızı size sunduk. İnşaallah ikinci sayımız Ocak ayı itibari ile yayına başlayacaktır. Elimizden geldiğince bütün fertlerin faydalanabileceği bir dergi hazırlamak için gayret göstereceğiz. Bu hususta şimdiden yardımlarınızı istirham edip teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Bu ay vesilesi ile girmiş bulunduğumuz Hicri 1434. yılımızın hayırlar getirmesini; İslam aleminin refah ve saadete ulaşmasına, zalimlerin kahrolmasına vesile olmasını yüce Rabbimizden niyaz ederiz. Dileğimiz Rabbimizin bizi hayra ve güzelliğe muvaffak kılması, utandırmaması derken, güzel olan her şeyin ihsanı bol olan Rabbimizden, hata ve kusurların bizden olduğunu itiraf ediyor, bizi Allah için uyaracağınız her şey için şimdiden teşekkür ediyoruz. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla… Allah’a emanet olun.


Başyazı

Şeriat-ı Garrâ’nın Gayesi Hasan Karakaya

slâm şeriatının temel gayesi, insanların huzur ve saadetlerini sağlamak, onları ilahi

rahmet ve nimetlere ulaştırmaktır. Nitekim yüce Mevla şöyle buyurmuştur. “Ey Muhammed! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik”;(1) “Ey iman edenler! Size, Rabbinizden bir öğüt gelmiştir. O, kalplerdeki hastalıklar için bir şifa, iman edenler için bir hidayet ve rahmettir.”(2) İslam nizamının hedeflediği bu yüce gaye, İslam hukukunun insanların menfaat ve maslahatlarını göz önünde bulundurmasını gerekli kılmıştır. Bu menfaatler, gerçekleşmeleri zaruri olan maslahatlar, ister bulunmalarına ihtiyaç hissedilen maslahatlar, isterse bulunmaları güzel olan maslahatlar olsunlar. Yine bu gayeden dolayı İslam hukukunun, çok zaruri olmadıkça her zaman kolaylıkları zorluklara tercih ettiğini, ancak yeryüzünden fesadı kaldırma mecburiyetinden dolayı cihad gibi zor bir yükümlülüğü farz kıldığını görürüz. İslam hukuku, insanları ilahi merhametten payidar etmek için şu üç yolu takip etmiştir: - Fertleri arındırmak - Adaleti sağlamak - Kişilerin gerçek menfaatlerini tahakkuk ettirmek

A. Fertleri Arındırmak İslam, toplumun küçük birimi olan fertleri, gelişi güzel yetiştirmeye terk etmemiş, onların daha küçükken kendilerine ve çevrelerindeki insanlara zarar verecek huy ve adetlere esir olmalarını serbest bırakmamış, aksine onları, adeta kirlerden yıkarcasına manevi hastalık ve mikroplardan arındırma yolunu izlemiştir. İslam’ın farz kıldığı ibadetler bu hedefi gerçekleştirmek içindir. Mesela, kulun günde beş vakit Rabbinin huzurunda kemali tazim ile durması ve O’nun gönderdiği nizamın maddeleri mahiyetinde olan Kur’an-ı okuyarak namaz kılması, onun kalbinden kendisi gibi aciz kullara kin beslemeyi giderir, onu hayasızlık ve kötülüklerden uzaklaştırır. Bakarsın ki, insanlara karşı güler yüzlü, hoş görülü, muamelesinde kendisinde kolayca anlaşılan biri olur. “…Şüphesiz ki namaz; insanı fuhuş ve kötü şeylerden alıkoyar…”(3) Müminin bu halini idrak edemeyen akılsızlar ise, onun ahmak, hatta korkak olduğunu sanırlar. Kâfirlerin zulmünü önlemek için cihad edip can verdiğini unutuverirler. Orucun, fakirlerin halini anlamayı, haccın organize olmayı, zekâtın zengin ve fakir arasındaki dayanışmayı sağladığı ve böylece ferdi, toplum için bir şer aracı değil, hayır vasıtası kıldıkları nasıl inkâr edilebilir. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

İ

5


B. Adaleti Sağlamak İslam hukuku, adaletin sağlanmasına büyük bir önem vermiş, düşmana karşı dahi insaf ölçülerinin aşılmamasını emretmiştir. “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olun. Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü o Allah korkmaya daha yakındır.” (4) İslam’da adalet çok yönlüdür. Yargılarda adalet, idarede adalet, şahitlikte adalet, ilişki ve muamelatlarda adalet, kanun önünde adalet, sosyal dengeyi sağlamada adalet, hakkını alırken adalet, şahsi davranışlarda adalet vs. İslam’da kişi insanın kendisine nasıl davran-

“Şüphesiz ki Allah, adaletli davranmayı, iyilikte bulunmayı ve akrabaya vermeyi emreder. Hayâsızlığı, kötülüğü ve haksızlığı yasaklar.” (9) masını isterse, onunda onlara karşı öyle davranmasını esas alır. İslam’da fakir ve zengin hukuk önünde fiilen eşittir. Onda tarafgirliklere, adam kayırmalara, iltimas geçmelere mahal yoktur. “Şayet Muhammed (s.a.v)’in kızı Fatıma hırsızlık yapsaydı onun da elini keserdim”(5) esasına dayanmaktadır.

NEBEVÎ HAYAT

Bu ilahi nizamda sınıf diye bir ayrım yoktur. Haksız kuvvetli zayıftır, ta kendisinden hak alınıncaya kadar. Haklı zayıf güçlüdür, ta hakkını alıncaya kadar prensibini esas almıştır. İnsanlar arasında renk ve ırk farkı yoktur. Çünkü hepsinin atası Adem, anneleride Havva’dır. Adem ise topraktan yaratılmıştır: “Hepiniz Adem’densiniz. Adem de topraktandır. Arabın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah’tan korkmadadır…”(6)

6

Evet, İslam’da lord-avam ayrımı, kast efsanesi, asker sivil farklılığı, zengin fakir sınıflandırması yoktur. Zira bu herkesin yaratıcısı ve terbiye edicisi yüce Allah’ın nizamıdır. İnsanların hepsi insan olmaları itibariyle şerefli sayılmıştır. “Şüphesiz ki biz, Âdemoğlunu şerefli kıldık. Karada ve denizde taşıdık, temiz şeylerle rızıklandırdık, onları KASIM’12

yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk.”(7) Allah nizamı olan İslam, kimseye zulmetmemek için herkesin yaptığının karşılığını görmesini beyan etmiş, hiçbir kimseyi başkasının suçundan dolayı hesaba çekmemiştir. “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun karşılığını görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa o da onun karşılığını görür.”(8) Allah Teala, hakları yükümlüler nispetinde belirleyerek adaleti hassas bir şekilde tesis etmiş ve kimseye hak etmediği yükü yüklememiş ve kimsenin de hakkını eksiltmemiştir. Mesela, kadınların yükümlülüklerini haklarına denk kılmış, kölelerin bölünebilen cezalarını hürlerin yarısına indirmiştir. Çünkü toplumda kölenin hakkı hürlerden daha kısıtlıdır. Şu ayeti kerimeyi okuyup anlayan insaflı insan, İslam’ın adaleti tesise ne kadar ehemmiyet verdiğini çok iyi idrak edecektir. “Şüphesiz ki Allah, adaletli davranmayı, iyilikte bulunmayı ve akrabaya vermeyi emreder. Hayâsızlığı, kötülüğü ve haksızlığı yasaklar.”(9)

C. Kulların Menfaatini Gözetme İslam’ın bütün hükümleri, muhatabı olan insanların hakiki menfaat ve maslahatlarını gerçekleştirmekte ve görünürde faydalı gibi olsa da zararlı şeyleri bertaraf etmektedir. İslam, gerçekleştirmeyi hedeflediği maslahat ve menfaatlerin, şu beş şeyi muhafaza altına almakta olacağını beyan etmiş ve bunları koymak için bütün tedbirleri almıştır. Bunlar, din, can, mal, akıl ve nesildir. Çünkü insanın içinde yaşadığı dünya bu beş şeyin varlığı üzerine kuruludur. Bunlar olmadan refah bir hayat düşünmek mümkün değildir. Rabbimiz, bizleri dinini hakkıyla kavrayan ve amel eden salih kullarından eylesin. 1. 2. 3. 4. 5. 6. 7. 8. 9.

Enbiya, 107. Yunus, 57. Ankebut, 45. Maide, 8. Buhari, Fedailu’l-Ashap, Müslim, Hudud, Tirmizi, Hudud, Nesai, Sarik, bab, 5. Müsned-i İmam Ahmed. İsra, 70. Zilzal, 8. Nahl, 90.


Gündem

Allah Yolunda Çalışmak

A

llah-u Teâlâ zikredilen ayetlerinde bizlere “cennete koşun” ,“hayırlı işlere ko-

şuşurlar”, “amel edin” gibi ifadelerle hayatımızın

Yusuf Mert ahireti koyarak yaşamaktır. “Gerçekten ahiret senin için dünya hayatından daha hayırlıdır”(5) “Ahiret daha hayırlı ve daha devamlıdır.”(6) İslam’a davet, Allah-u Teala’nın her Müslümana gücü nispetinde yüklemiş olduğu bir görevdir. Allah’ın emrettiklerini yaparak ve yasak ettiği günahlardan kaçarak kendimizi ve yakınlarımızı cehennem ateşinden korumaya gayret etmemiz gerektiği gibi, aynı şekilde diğer insanların da cehennem ateşinden korunmaları için gücümüz yettiği ölçüde onları da hakka çağırıp batıldan sakındırmaya gayret göstermeliyiz. Çünkü Rabbimiz

esas gayesi kulluk ve hak dine hizmet yolunda

yüce kitabında: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emre-

canımızla, malımızla mücâhede/cihad etmek oldu-

den ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.

ğunu ifade etmektedir. Müminlerde bu ayeti ke-

Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”(7) “Siz insanların iyi-

rimeleri hayatlarına düstur edinerek hayatlarına

liği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği

yön vermeli ve çalışmalarında azimli olmalıdırlar.

emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.”(8)

Çünkü en karlı alış-veriş fani dünyanın baki dün-

buyurarak hakka davetin bir görev olduğunu ifa-

ya karşılığında satılmasıdır. Hayatın merkezine

de etmektedir. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

“Deki: Amel edin (çalışın)! Amelinizi Allah da Resulü de müminler de görecektir ...”(1) “Rabbimizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!”(2) “Onlar, Allah’a ve Ahiret gününe inanırlar: iyiliği emrederler, kötülükten men ederler: hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardır.”(3) “İşte onlar iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.”(4)

7


Yine Allah-u Teâlâ Enfal suresinde “Ey iman

halifini ele alırsak; bu davete icâbetsizlik bizi ölü-

“De ki, çalışın! Çalışmanızı Allah da Resulü de mü’minler de göreceklerdir…”(12) Davetciler canla başla bu ayeti kerimeyi kendilerine rehber edinerek, önlerine arkalarına bakmaksızın dini tebliğ ve irşad faaliyetleri için gece gündüz demeden çalışmalıdırlar. Gerçek kurtuluş rıza-i Bâri için çalışmaktan geçmektedir. Merhum Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un; “Cemaat intibah ister, uyanmaz gizli yaşlarla! / Çalışmak… Başka yol yok, hem nasıl, canlarla başlarla beyitinde ifade edildiği gibi çalışmaktan başka yol yoktur. Gerisi şeytanların ve dostlarının vesveseleridir.

edenler! Allah ve Resulü sizi, size hayat verecek şeye davet ettikleri an icâbet edin! Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”(9) buyurmaktadır. Kur’an’ın mü’minlere bu sesleniş üslubu hakkında yıllar önce duyduğum bir tesbit beni çok sevindirmiş ve mutlu etmişti ki o da şuydu: Allah Subhânehu ve Teâlâ Kur’an’da mü’minlere yönelik hitabına “Ey iman edenler” diye birinci ağızdan başlarken, kâfirlere yönelik hitabına ise “De ki ey kâfirler” şeklinde ikinci ağızdan başlıyor. Rabbi tarafından kıymet görmek, bu kıymetin farkına varmak, doğrusu çok güzel ve çok sevindirici bir şey; bir mü’min için! İşte bahsolunan ayet de böyle sıcak bir üslupla yöneliyor bize ve o hayati vurguyu yapıyor. Ayetin vurgulamak istediği şey ise “icâbet”! İcâbet, ancak bir davet varsa söz konusu olur ki bu davetin davetçileri alelade varlıklar değil, Allah ve Rasulü… Öyle kıymetli ve yüce varlıklardan bir davet geliyor ki mü’minin heyecanlanmaması işten bile değil, meraklanmaması namümkün!

NEBEVÎ HAYAT

“…size hayat veren şeylere…”

8

me götürecektir, hayat bulmak varken. Allah Azze ve Celle bir başka ayette Allah’ın davetine uymayan müşrikler için “Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”(10) şeklinde buyururken daveti uğruna ölenler içinse “Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.”(11) diye buyurmaktadır Sübhanallah! Dirilere “ölü”, ölülere de “diri”… Nasıl bir kavram inkılâbı, nasıl bir ters yüz ediş; şaşılacak şey! İşte nasıl ki bedeni ihtiyaçlarımızı giderip hayatta kalabilmek için beslenmeye ve solunuma mecbursak, aklî ve ruhî ihtiyaçlarımızı gidermek için de vahye yani İslam’a, yani şer’i hükümlere uymaya mecburuz! Peki, bu davete ne kadar icâbet edebiliyoruz? Bu sorunun cevabı hem bir insan olarak ferdi yaşantımız, hem de bir ümmet olarak içtimai (toplumsal) yaşantımız ne kadar İslami ise o kadar icâbetkar, doğal olarak da o kadar hayattayız! Görünen halimiz ise istenilen halden epey

Bakıyoruz ki davet edilen mevzu da davet

uzak! Zira birkaç rükûn dışında İslam’ı yaşaya-

sahiplerinin şanına uygun, görkemlerine muka-

bilmemiz neredeyse imkânsız. Bir düşünün kut-

bil: “hayat veren şeyler”. Heva ve hevesin zindanla-

sal değerlerimizden kaçı hayatta kalma imkânı

rında çürümemek, cahiliyyenin belirleyiciliğinde

bulabiliyor? Bırakın onu, kaçı saldırıya ve çirkin-

şaşmamak, dünyevileşme denen ölüm çukuruna

leştirilmeye maruz kalmadı? Kaç beldemiz sükûn

dalmamak için Allah’ın vahyine, bir bütün olarak

içinde, kaç sokakta emniyet içindeyiz, Avrupa’sı,

Kur’an ve Sünnet’e çağrılıyoruz. Mefhum-u mu-

Asya’sı, Afrika’sıyla bizi bekleyen dünyanın kaçta

KASIM’12


kaçına hidayeti taşıyabiliyoruz? Eğitim, ekonomi,

İslam ulemasının ve davetçilerinin aynı azim ve

siyaset nizamlarımızın hangisi hayat veriyor bize

kararlılıkla mücadele ettiklerini söylemek olduk-

veya onların gayr-i İslamiliği değil midir onları ve

ça zordur. Yine Mehmet Akif Ersoy’un; “Misyo-

bizi “ölü” kılan?

nerler, gece gündüz yeri devretmedeler / Ulema

Ama ye’se/ümitsizliğe düşmeye de hiç gerek

vahy-i ilahiyi mi bilmem, bekler?” beyiti oldukça

yok! Çünkü Allah’ın bu çağrısı, bu kötü halden

manidardır. Birtakım dünyalık beklentiler için-

de kurtulmamızı sağlayacak bir çağrıdır. Eğer biz

de olan batıl ehlinin çalışmaları ve fedakârlıkla-

vahyin hayat suyunu avuçlayıp, yudumlarsak o

rı ebedi cennetlere talip olan müminlerden fazla

da bizi çöküntüden kalkınmışlığa, zilletten izzete,

olmamalıdır. Allah’ın halifesi olma sıfatına sahip

esfelden eşrefe çıkaracaktır. Yeter ki biz onu bir

davetçiler en az batıl ehli kadar fedakar bir şekilde

“hayat verici” olarak, hayata hâkim kılmaya hırs

daveti ve mücadeleyi hayatlarının merkezine ko-

gösterelim, çalışalım, çabalayalım. Nitekim Rabbimiz Sübhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “De ki, çalışın! Çalışmanızı Allah da Resulü de mü’minler de göreceklerdir…”(12)

yup Allah için çalışmalıdırlar. Davetçi, davasını günlük işlerine göre ayırmaz, aksine yapacağı bütün işlerini davasına göre ayırır ve ayarlar. Eğer yapacağı herhangi bir

Davetçiler canla başla bu ayeti kerimeyi ken-

iş davasına engel oluyorsa, burada yapacağı şey

dilerine rehber edinerek, önlerine arkalarına bak-

davasını bırakmak veya başka zamana ertelemek

maksızın dini tebliğ ve irşad faaliyetleri için gece

değil aksine işini ona göre ayarlamak olmalıdır.

gündüz demeden çalışmalıdırlar. Gerçek kurtuluş rıza-i Bâri için çalışmaktan geçmektedir. Merhum Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un; “Cemaat intibah ister, uyanmaz gizli yaşlarla! / Çalışmak… Başka yol yok, hem nasıl, canlarla başlarla, beyitinde ifade edildiği gibi çalışmaktan başka yol yoktur. Ge-

Yani davetçi davayı kendine uydurmayacak aksine kendisi davaya uyacaktır. Davetçi herhangi bir insan değildir. Allah’ın davasını taşıyanda herhangi bir Müslüman değildir. Bu yüzdendir ki Allah Subhanehu ve Te-

risi şeytanların ve dostlarının vesveseleridir.

ala”nın davetini taşıyan, taşıdığı sorumlulukları

Ne acıdır ki günümüzde misyonerler gece

iyi bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Allah’ın

gündüz demeden, coğrafi sınır gözetmeden tahrif

Resulü davayı taşıyıp bütün insanlara örnek bir

edilmiş dinlerini yaymak için çalışmakta ve İslam

model oldu. Bu yüzden bugün dava taşıyıcıları da

ümmetini ifsad etmeye çalışmaktadırlar. Ancak

tüm insanlara birer örnek olmaları gereklidir. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Davetçi Müslümanlar şu üç hususa yakînen iman ettikleri sürece hiçbir beşeri güç ve dünyevi ve şehevi arzular onları yolundan çeviremez. Bunlar: Ecelin, rızkın, kaza ve kaderin Allah’tan olduğuna iman etmektir. Günün Müslümanları bunların Allah’tan olduklarını her ne kadar dilleri ile söyleseler de insanları İslam’a davet etmeye çağrıldıkları vakit rızk endişesi, ölüm ve başlarına bir belanın gelebileceği korkusu ile bu davetten uzak dururlar. Bu düşünce ve fiilde onların bu akidevi konuları anlamadıklarını göstermektedir. Bu yüzden Müslümanlara öncelikle bu üç konu hâkim olması zorunludur.

9


Allah’ın davasını taşımak kolay bir iş değildir. Bu yolda meşakkatler, zorluklar ve eziyetler vardır. Davayı taşımak büyük bir ciddiyeti ve çok büyük bir sorumluluğu gerektirir. Sorumluluklarını, görevlerini ve farziyetlerini büyük bir ciddiyet ve titizlikle iyi taşımayan kişi iyi bir dava adamı olması imkânsızdır. Bu durumda onun dava taşıyıcısı olduğundan söz dahi edilmez. O sadece davada büyük bir engel teşkil eden konumuna düşer. Ki bu hem kendisi için tehlikelidir hem de davası için. İnsanları İslam’a davet etme hususunda çok ciddi olunmalıdır. Çünkü bu herhangi bir iş değil, ciddiyeti gerektiren ciddi bir iştir. Ve bu iş bütün sevdiklerimizden önce gelmelidir. Ne evlatlarımız, ne eşlerimiz veya yakınlarımız bu iş kadar sevimli, önemli veya değerli değildir. İlk başta gelmesi ve sırada durması gereken Allah’ın davasıdır. Ondan sonra sevdiklerimiz veya işlerimiz gelebilir. “De ki: Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoş gördüğünüz meskenler, size, Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah’ın emri (azabı) gelene kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”(13) Davetçi Müslümanlar şu üç hususa yakînen iman ettikleri sürece hiçbir beşeri güç, dünyevi ve şehevi arzular onları yolundan çeviremez. Bunlar: Ecelin, rızkın, kaza ve kaderin Allah’tan olduğu-

de bulursun. Bollukta Allah’ı tanı ki, O da sıkıntıda seni tanısın. Bil ki, başına gelen musibet senin doğruluktan ayrılman veya hata yapman için değildir. Bil ki, sabırla birlikte zafer, zorlukla birlikte kolaylık ve sıkıntının ardından kurtuluş vardır.” Şüphesiz kim Allah’la birlikte olur ve O’nun yolunda yürürse, Allah da onunla birlikte olur ve onu korur. Bizler Allah’ın indirdiklerine şek şüphesiz iman eder ve O’nun davasını taviz vermeden taşırsak o vakit tek yardımcımız Allah-u Teâlâ’dır. O bizim yardımcımız olduğu vakit artık kim bizi korkutabilir? Asıl korkmaları gerekenler kâfirlerdir. Çünkü biz Allah’ın emirlerine sadık kaldığımız sürece bize Rabbimizin yardımı vardır. Onların ise ne güvenecekleri biri ne de yardımcıları vardır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Şüphe yok ki, Allah, korkup sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.”(14) “İman etmekte olanlara yardım etmek ise, Bizim üzerimize bir haktır”(15) İslam davetçileri bu bilinç ve şuurla İslamı hayata hakim kılmak için canla başla çalışmalıdırlar. Merhum M. Akif Ersoy; “Zevke dalmak şöyle dursun vaktimiz yok mateme” cümlesiyle içinde bulunduğumuz durumun önemini ve nasıl bir bilinçle çalışmamız gerektiğini bizlere çok veciz bir şekilde izah etmektedir. İslam ümmetinin dünyanın dört bir yanında kan, gözyaşı ve işkencelerle günlerini geçirdiği şu mübârek günlerde bizler daha bir ciddi, yaptığımız işin ciddiyetine yakışır bir şekilde mücadele etmeliyiz. İyilik ve takva üzerine yardımlaşmak duasıyla.

na iman etmektir. Günün Müslümanları bunların Allah’tan olduklarını her ne kadar dilleri ile söyleseler de insanları İslam’a davet etmeye çağrıldıkları vakit rızık endişesi, ölüm ve başlarına bir belanın gelebileceği korkusu ile bu davetten uzak

NEBEVÎ HAYAT

dururlar. Bu düşünce ve fiilde onların bu akidevi

10

konuları anlamadıklarını göstermektedir. Bu yüzden Müslümanlara öncelikle bu üç konu hâkim olması zorunludur. İmam Ahmed ve Ebu Ya’la’nın rivayetinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın sınırlarını koru, O’nu önünKASIM’12

-----------------------------------------------------------1. Tevbe, 9/105. 2. Ali-İmran, 3/133. 3. Ali-İmran, 3/114. 4. Mü’minun, 23/61. 5. Duha, 93/4. 6. A’la, 87/17. 7. Ali-İmran, 3/104. 8. Ali-İmran, 3/110. 9. Enfâl, 24. 10. Neml, 80. 11. Bakara,154. 12. Tevbe, 105. 13. Tevbe, 24. 14. Nahl, 128. 15. Rum, 47.


Gündem

Rıza-i Bari’ye Ulaşmanın Vesileleri Mahmut Varhan det etmen, sen onu görmüyorsan da muhakkak o seni

selâm’a salat ve selam olsun.

görmektedir” şeklinde tarif etmektedir. Böylece

Bilinmelidir ki Allah Teâlâ tarafından yok-

ihsanın, iman ve İslam mertebelerinin ruhu me-

tan yaratılan ve her türlü nimetle rızıklandırılan

sabesinde olduğunu görüyoruz. İhsan mertebesi,

insanın, en temel gayesi ve onun için en büyük

muhabbet, havf, reca, tevekkül, haşyet, murakabe

şeref ve kıymet Mevlâsını razı etmesidir. Mev-

ve benzeri pek çok kalbi makamları kapsamakta-

lâ Teâlâ’yı razı etmenin yolu da, O’na teslim ol-

dır. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyede en fazla

mak ve boyun eğmektir. Bizim için razı olduğu

üzerinde durulan iman ve Salih amel birlikteliği

din-i mübin’i/İslam’ı kâmilen yaşamaktır. Mevlâ

de bu üç mertebeyi kapsamaktadır.

Teâlâ’ya teslimiyet ve kulluğumuz kemale erdikçe, O’nun katındaki değerimiz de artacaktır.

2-Kur’an-I Kerim ve Sünnet-i Seniyyeye İttiba Etmek: Allah Teâlâ’nın razı olduğu hususları

Biz bu genel kaideyi biraz daha açıklığa ka-

bizlere beyan eden Allah’ın kelâmı olan Kur’an-ı

vuşturmak için, Allah Teâlâ’nın rızasına ulaştıran

Kerim ve onun hayata tatbik şekli ve açıklaması

amelleri maddeler halinde özetlemeye çalışacağız:

olan sünnet-i seniyyedir. Dolayısıyla rıza-i Bâri’ye

İtikad–İbadet–İhsan: Allah Teâlâ’nın bizden

ulaşmak, ancak bu iki asla tabi olmakla mümkün

istediği, O’nun din-i mübinini bir bütün olarak

olur. Zaten din, bid’atlerden sakınarak Kur’an ve

yaşamamızdır. Böylece kâmil bir Müslüman şah-

sünnete ittibadır. Nitekim yüce Mevlâ şöyle bu-

siyete sahip oluruz. İşte bu da meşhur Cibril ha-

yurmaktadır: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana

disinde beyan edildiği üzere iman/itikad, İslam/

tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı ba-

ibadet ve ihsan mertebelerini birlikte gerçekleş-

ğışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet eden-

tirmeye bağlıdır. Peygamber aleyhisselâm imanı,

dir. De ki: Allah’a ve peygambere itaat edin. Eğer yüz

erkan-ı imaniye; İslam’ı, İslam’ın temel beş şartı

çevirirseniz, şüphesiz ki Allah, kafirleri sevmez.” (Al-i

ve ihsanı da “Allah’ı görüyormuşçasına O’na iba-

İmrân: 31-32). MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

A

llah Teâlâ’ya hamd, Rasulullah aleyhis-

11


İlim ve Amel: Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye ittiba etmek ve bid’atlerden sakınabilmek için ilim şarttır. Esasen cahiliyeye savaş açan İslam, tamamen ilim üzerine kaimdir. Fakat ilim, ilim için değil; Allah rızası ve amel etmek içindir. Bundan dolayı peygamber aleyhisselâmın faydasız ilimden Allah’a sığındığını, Allah Teâlâ’dan faydalı ilim ve makbul bir amel istediğini görüyoruz. Nitekim en fazla yaptığı dualardan biri şudur: “Allah’ım! Fayda vermeyen bir ilimden sana sığınıyorum…” (Müslim). Yine sabah namazından sonra şöyle niyaz ediyordu: “Allah’ım! Senden faydalı ilim, kabul edilen amel ve güzel/helal rızık istiyorum.” (Müsned, İbn-i Mâce; Sahih) Emr’i Bi’l-Ma’ruf- Nehyi Ani’l-Münker ve İslam’a Davet Etmek: Allah Teâlâ Müslümanın salih olması ile yetinmemiş, müslih/ıslah edici olmasını da istemiştir. Bu da, Allah’ın emirlerinde gevşeklik yapıldığını ve Allah’ın yasaklarının çiğnendiğini gördüğü zaman Allah için öfkelenmesi ve emr’i bi’l-maruf-nehyi ani’l-münker vazifesini

NEBEVÎ HAYAT

yerine getirmesiyle olur. Küfür, şirk ve cahiliye ba-

12

Nesai; sahih) diyerek övdüğü; zalim yöneticilere karşı hakkı haykırmak neredeyse unutulmuştur. Bunun neticesinde de İslam toplumları bozulmuş ve her tarafı fitne ve fesad istila etmiştir. Allah Teâlâ bu farizayı ihya etmeye biz Müslümanları muvaffak eylesin.

taklığında insanların boğulduğunu gördüğünde,

Allah Yolunda Cihad Etmek: Allah Tealanın,

onları mutlak hayır ve kurtuluş olan İslam’a davet

imandan sonra en çok sevdiği amellerin zirvesi

etmesiyle olur. Ancak bu sayede Allah’ın gazab

O’nun yolunda cihad etmektir. Zira Allah yolun-

ve lanetinden emin olup, yüce Mevlâ’nın rahmet

da cihad etmenin, Allah’ın kelimesini/şeriatını yü-

ve rızasına nâil olur. En azından yüce Mevlâ’nın

celterek kafirlerin sistem/nizam ve hukuklarını al-

katında bir mazereti bulunur. Yüce Mevlâ şöyle

çaltmak, zalimlerin zulüm ve azgınlıklarına izzet

buyurmaktadır: “İçinizden hayra davet eden, iyiliği

ve kuvvet ile mukabele etmek, yeryüzünden şirk,

emredip kötülükten meneden bir topluluk bulunsun.

küfür ve zulmü kaldırıp, tevhid, İslam ve adaleti

Kurtuluşa erenler, işte onlardır.” (Al-i İmrân: 104). “

hakim kılmak, mazlum ve mustaz’af Müslüman-

Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsi-

ları koruyup kurtarmak ve daha pek çok hikmet-

niz: iyiliği emreder, kötülüğe mani olursunuz. Ve Al-

leri vardır. Hülasa yeryüzünde tevhid, İslam,

lah’a iman edersiniz.” (Al-i İmrân: 110)

adalet ve rahmetin yayılıp hakim olmasının yolu

İslâm binasının temeli sayılan ve İslâm’ın bekâ ve muhafazasının kendisine bağlı olduğu bu fariza, uzun zamandan beridir ihmal edilmiş-

bütün şekilleri ile Allah yolunda cihad etmektir. Toplumlar ile İslam daveti arasında bulunan zulüm surları ancak cihad etmekle yıkılır.

tir. Özellikle de Rasulullah aleyhisselam’ın: “En

Rabbimiz celle celaluhu şöyle buyurmakta-

faziletli cihad zalim yöneticinin yanında adalet (hak)

dır: “İman edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla

sözünü söylemektir.” (Ebu Davud, Tirmizi (hasen),

Allah yolunda cihad edenler var ya, işte onlar Allah in-

KASIM’12


dinde daha yüksek derecelere sahiptirler ve işte onlardır

O’ndan razıdırlar. İşte onlar Allah’ın tarafında olan-

umduklarına nail olanlar! Onların Rabbi kendilerinin,

lardır. Ve iyi bilin ki, felaha erenler, Allah’ın tarafında

katından bir rahmete, bir rızaya ve içinde daimi nimet-

yer alanlar olacaklardır”. (Mücadele: 22)

cennetlerde ebediyyen kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah’ın yanındadır”. (Tevbe:20-22). “Allah, taşları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saflar halinde, Kendi yolunda savaşanları sever”. (Saff: 4) . Allah Yolunda Şehid Olmak: Şehadet, yüce Mevlâ’nın yolunda cihad etmenin pek tatlı bir meyvesi ve i’la’i kelimetullah davasının çok büyük bir mükafatıdır. Şehadet, rıza-i Bari’ye ve velayet mertebesine ulaşmanın en kestirme ve emin yoludur.Peygamberlerin ve sıddıkların mertebesinden hemen sonra gelen pek büyük bir makamdır. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar. Allah’ın lütfundan ihsan ettiği nimetlere kavuşmaktan dolayı sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine kavuşmayan (müstakbel şehitlere), “kendilerine hiçbir korku olmayacağına ve üzüntü hissetmeyeceklerine” dair de müjde vermek isterler. Onlar Allah’ın nimeti ve lütfu ile ve Allah’ın müminlere olan mükâfatını zayi etmeyeceği müjdesiyle de sevinirler”. (Al-i İmran:169-171).

Ebu Umame’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmaktadır: “Her kim Allah için sever, Allah için buğzeder, Allah için verir ve Allah için alıkoyarsa; muhakkak ki o imanını kemale erdirmiştir.” (Ebu Davud; Sahih) Takva Elbisesine Bürünmek: Takva, Allah’dan bir nur ile basiret üzere Allah’ın evamirini imtisal ve Allah’dan bir nur ile basiret üzere Allah’ın yasaklarından ictinab etmektir. Takva, en hayırlı azık ve korunaklı bir zırhtır. Takva, olmazsa olmaz şartından kemaline doğru şirk, küfür ve nifaktan; bidatlerden, özellikle kibir, gurur, ucb, riya, hased, yalan, gıybet ve diğer büyük günahlardan; küçük günahlardan, mekruh ve şüpheli olan şeylerden fazla mübahlara dalmaktan sakınmaktır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki Allah muttaki olanları sever.” (Tevbe: 4) “ Muhakkak ki Allah takvalı olanlarla ve iyilikte bulunanlarla beraberdir.” (Nahl : 128) “Elbette ki Allah nezdinde en şerefli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurât: 13)

el-Velâ ve’l-Berâ : İmanın kemali, en sağlam

Güzel Ahlak: Yüce Mevla’nın rızasını elde

kulpu ve Allah’ın velisi olmanın yolu Allah’ın,

etmenin en önemli bir vesilesi de güzel ahlak sa-

Rasulüllah’ın ve müminlerin velayetine girmek;

hibi olmaktır. Güzel ahlak güler yüzlü olmak, iyi-

Allah’ın düşmanları olan Yahudi, Hristiyan, müş-

likte bulunmak ve eziyette bulunmamaktır. Haya,

rik ve münafıklardan beri olmak ve onlara düş-

iffet, şecaat, tahammül, öfkeyi yutmak, affetmek,

manlık etmektir. Nitekim Allah Teala şöyle bu-

hilm, hikmet, sabır, adab-ı muaşeret ve adalet gü-

yurmaktadır: “Allah’a ve âhiret gününe iman eden

zel ahlakın temel esaslarıdır. Bu faziletlerle süs-

hiçbir milletin, Allah’ın ve Rasulü’nün karşısına çıkan

lenenler, Allah Teala’nın hakkında: “Muhakkak

kimseleri, isterse o kimseler babaları, evlatları, kardeşle-

ki sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem: 4) buyur-

ri ve sülaleleri olsun, sevip dost edindiklerini göremez-

duğu Rasul-i Ekreme en yakın insanlar olacaklar-

sin. İşte Allah onların kalplerine imanı nakşetmiş ve

dır. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadisi şerifte

Kendi tarafından bir ruhla onları desteklemiştir. On-

Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmaktadır:

ları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere, hem de ebedî

“Mü’minlerden imanı en kamil olanlar, ahlakları en

kalmak üzere yerleştirecektir. Allah onlardan, onlar da

güzel olanlardır.” (Ebu Davud; Sahih) MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

ler bulunan cennetlere gireceklerini müjdeler.Onlar o

13


verdiğimiz kitabı hakkıyla okuyanlar var ya, işte ona iman edenler onlardır. Onu inkâr edenler ise hüsrana uğrayanlardır.” (Bakara: 121) Nafile İbadetler: Farzlardan sonra Allah Teâlâ’ya en fazla yaklaştıran ve O’nun rızasını kazandıran ameller, nafile ibadetlerdir. Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği hadisi şerifte Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmaktadır: “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Her kim Benim bir velime düşmanlık ederse, Ben ona savaş açarım. Kulum Bana, Benim ona farz kıldıklarımdan daha sevimli bir şeyle yaklaşmış olmaz. Kulum nafilelerle Bana yaklaşmaya devam eder. Öyle ki Ben onu severim. Ben onu sevdiğim zaman Zikir-Dua-Tilavet :Bu ameller, mü’minin

onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen

ulvi alemle irtibatını sağlayan ve Mevla Teala ile

ayağı olurum. Eğer Benden isterse, ona veririm; şayet

bağını sürekli zinde tutan en faziletli amellerden-

Bana sığınırsa, onu himaye ederim.” (Buhari)

dir. Zira zikir, iblis ve askerlerine karşı mü’minin sığındığı en sağlam bir kaledir. Şeytanlara karşı korunmanın, onların vesvese ve kışkırtmalarından emin bir şekilde huzur-u ilahiye çıkmanın vesilesi zikirdir. Bunun içindir ki yüce Mevla şöyle buyurmaktadır: “Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir.” (Ankebut: 45) “Öyleyse beni anın ki, Ben de sizi anayım…” (Bakara: 152) Nefsin gurur ve kibrini kırmanın, nefsin aciz, fakir, zayıf ve muhtaç olduğunu ikrar ve itiraf etmenin yegane vesilesi de dua etmek, yalvarıp yakarmaktır. Dua aciz, fakir, zayıf ve muhtaç olan

NEBEVÎ HAYAT

insanın; Kadir, mutlak zengin, aziz ve Samed olan

14

Nafile ibadetlerden özellikle namaz/gece namazı, oruç ve sadaka/infak ile çokça meşgul olmak gerekir. Muaz b. Cebel’in rivayet ettiğine göre Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurdular: “Hayrın kapılarını sana göstereyim mi? Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür/siler. Kişinin gecenin içinde kıldığı namaz.” Sonra şu ayeti okudu: “Gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar, korkarak ve ümit ederek Rabb’lerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz aydınlığı nimetlerin saklı olduğunu hiç kimse bilmez.” (Secde: 16-17) (Tirmizi; Hasen-Sahih)

Rabbü’l –âlemin ile kuvvetli bir intisabı, irtibatı,

Yetimleri ve Muhtaçları Gözetmek: Allah

istinad ve istimdadıdır. İşte bunun içindir ki Pey-

Teâlâ sadık ve muttaki mü’minlerden: “Sevdiği

gamber aleyhisselam: “Dua, ibadetin ta kendisidir”

mallardan, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda ka-

buyurmaktadır. (Ebu Davud, Tirmizi; Hasen-Sahih)

lanlara, dilencilere ve köle azat etmeye veren”(Bakara:

İnsi şeytanlardan ve tağutların şerlerinden,

177) şeklinde bahsetmektedir. Rasulullah aleyhis-

hile ve desiselerinden kurtulmanın yegane çare-

selam da şöyle buyurmaktadır: “Kendisinin ya da

si ilahi kelama sığınmak, onu hakkıyla tilavet et-

başkasının yetiminin bakımını üstlenen kimseyle ben,

mek, onu kavramak ve gereğince amel etmektir.

cennette şu ikisi – şehadet ve orta parmağını işaret ede-

Yüce Mevla şöyle buyurmaktadır: “Kendilerine

rek – gibi olacağız.” (Müslim )

KASIM’12


yolundaki mücahid gibidir.” Zannederim şöyle de

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah Teâlâ da merhamet etmez.” (Buhari-Müslim)

buyurdu: “Gevşeklik göstermeden (gece namazında)

“Rahman, merhametli olanlara rahmet eder. Yer-

kaim olan ve ara vermeden oruç tutan kimse gibidir.”

yüzü halkına merhamet edin ki, gökte bulunanlar da

(Buhari-Müslim).

size merhamet etsin.” (Ebu Davud-Tirmizi; Sahih)

“Bana zayıflarınızı arayıp bulun! Muhakkak ki

“Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümü-

sizler ancak zayıflarınız/düşkünleriniz vesilesiyle rı-

zün şerefini/hakkını bilmeyen bizden değildir.” (Ebu

zıklandırılıyor ve yardım ediliyorsunuz.” (Ebu Da-

Davud-Tirmizi; Sahih)

vud; Sahih)

Salihlerle Beraber Olmak: Allah Teâlâ’ya

Dullar, yetimler ve yoksullar diyarı haline

itaat etmek ve O’nun rızasını elde etmek husu-

getirilen İslam âleminde yaşayan biz Müslüman-

sunda insanın en önemli yardımcılarından biri

ların, bu ve benzeri nasslar üzerinde düşünmeye

de sadık, Salih ve müttaki arkadaşlardır. Zira in-

ne kadar da ihtiyacımız var!

sanın çevresinin ve arkadaş ortamının insan üze-

Sabır ve Şükür: Yüce Allah’ın rızasını elde etmeyi sağlayacak amelleri işlemek hususunda insanın en büyük yardımcısı sabır ve şükürdür. İmanın yarısı sabır, diğer yarısı da şükürdür. Çünkü insan hayatı ya nimete mazhar olur veya mihnete maruz kalır. İşte nimet esnasında şükür, mihnet zamanında da sabır iki kanat gibi insanı

rinde ciddi bir tesiri bulunmaktadır. İşte bunun içindir ki Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz ve sadıklarla beraber olunuz.” (Tevbe: 119) Rasulullah aleyhisselam da şöyle buyurmaktadır: “Sadece mü’min ile arkadaşlık yap ve yemeğini de ancak takva sahibi kimse yesin.” (Ebu Davud-Tirmizi; Hasen)

rıza-i Bâri’ye ulaştırır. Nitekim Süheyb b. Sinan’ın

“Kişi dostunun/arkadaşının dini/yaşantısı üze-

rivayet ettiği hadiste Rasulullah aleyhisselam

redir.Dolayısıyla sizden biri kiminle dostluk/arkadaş-

şöyle buyurmaktadır: “Mü’minin durumuna şaşı-

lık yaptığına dikkat etsin.” (Ebu Davud-Tirmizi;

lır. Muhakkak onun her durumu onun için hayırdır.

Hasen)

Mü’minden başka hiç kimse için bu hal geçerli değildir. Şayet ona sevindirici bir nimet isabet ederse, şükreder ve bu onun için hayır olur. Eğer ona sıkıntı verici bir musibet isabet ederse, sabreder ve bu da onun için hayır olur.” (Müslim)

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Allah’ın rızasını elde etmek, O’nun razı olduğu dinini bir bütün olarak yaşamak ve tamamen O’nun boyası ile boyanmakla olur. Bizim burada genel hatlarıyla belirttiklerimiz ise, bu gaye’i ulyaya

Tevazu-Merhamet-Hürmet : Allah Teâlâ’nın

ulaştıran bazı vesilelerdir. Allah Teâlâ bizleri bu

rızasını ve rahmetini en fazla celbeden hususlar-

yüce gayeye ulaştırsın. Bu konuda şu ayet-i ke-

dan birisi de kulun mütevazi olması, insanlara

rime ne kadar da dikkati mucibtir: “Allah (Teâlâ)

karşı merhametli olması ve hürmet etmesi ge-

imân sahibi olan erkeklere ve kadınlara içinde ebedîyen

rekenlere ihtiramda bulunmasıdır. Rasulullah

kalıcılar olmak üzere altlarından ırmaklar akan cennet-

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

ler ve Adn cennetlerinde pâk ikâmetgâhlar vaad buyur-

“Allah Teâlâ , affetmesi sebebiyle bir kulun ancak izze-

muştur. Ve Allah (Teâlâ) tarafından olan bir rıza ise,

tini artırır. Bir kişi Allah için mütevazi olursa, muhak-

daha büyüktür. İşte en büyük necât da budur.” (Tev-

kak Allah Teâlâ onu yüceltir.” (Müslim)

be: 72) MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

“Dul ve yoksulun geçimini üstlenen kimse, Allah

15


İslam

Kardeşliği

Hakan Sarıküçük

İslam dininin müminlere bildirdiği en önemli hususlardan biride kardeşlik ilkesine riayet etmeleridir. Müminler sadece birbirlerinin kardeşleridir. İman bağı onları birleştirmiştir. Aralarında düşmanlık, kin, buğz ve savaş olması onlara yakışmaz. Hucurat süresi 10. ayette Rabbimiz azze ve celle şöyle buyurmaktadır:

‫الل لَ َع ّلَ ُك ْم ُت ْر َح ُمو َن‬ َ َّ ‫إِ ّنَ َما ا ْل ُم ْؤ ِم ُنو َن إِ ْخ َوٌة فَأ َ ْص ِل ُحوا بَ ْي َن أ َ َخ َو ْي ُك ْم َوا ّتَ ُقوا‬

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”

T

efsir âlimleri bu ayet hakkında şöyle de-

rini ve Allah azze ve celle’nin emirlerine sarılarak,

mektedirler:

nehiylerinden kaçınarak O’ndan korkmalarını ha-

edatı hasr ifade eder. Yüce

ber vermektedir. Ve yine bu sayede Allah azze ve

Allah sanki şöyle buyurmuştur: “Kardeşlik sade-

celle’nin rahmetinin müminleri kuşatacağı, cennet

ce müminler arasındadır. Bir mümin ile bir kâfir

ve rızasına nail olarak mutlu olacaklarını bildir-

arasında kardeşlik olmaz.”

mektedir.

NEBEVÎ HAYAT

Ayetteki

16

Ayette İslam kardeşliğinin soy kardeşliğin-

İşte bu ayet İslam kardeşliğini Allah azze ve

den daha kuvvetli olduğuna işaret vardır. Öyle

celle’nin bizlere buyurduğu gibi anlamamız ge-

ki İslam kardeşliği olmayınca, soy kardeşliğine

rektiğini bildirmektedir. Sahabe radıyallahu an-

itibar edilmez. Ayetin “Öyleyse kardeşlerinizin

hum bunu en iyi anlayan güzide insanlardı. Onlar

arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgene-

daha Medine’ye hicret ettikleri ilk anda birbirle-

siniz.” kısmı da müminlere aralarında ayrılık çık-

rini henüz daha çok iyi tanımamalarına rağmen

masına ve kinin etkili olmasına fırsat vermemele-

Rasulullah aleyhisselâm’ın tesis ettiği kardeşlik

KASIM’12


sunma ve kendileri aç kalma pahasına ağırlamış,

şekilde riayet etmişler-

savaş meydanlarında aldıkları yaralar sebebiyle

di. Ensar ve Muhacir

ölüme doğru olan son anlarında dahi en çok ih-

arasındaki en önemli

tiyaç duydukları susuzluklarını giderme isteğin-

bağ olan İslam kar-

den bile kardeşleri için vazgeçebilmişlerdir.

deşliği sebebiyledir ki Ensar, mallarını kardeşleriyle paylaşmışlar, onlardan hiçbir şeylerini esirgememişlerdir. İşte bu sebeple de Allah azze ve celle’nin

kendilerinden

razı olduğu, onlarında Rablerinden razı oldukları fedakâr bir nesil olmuşlar ve günümüze kadar onların

Bu bilinç nasıl bir husustur ki maalesef bugünkü İslam toplumu bundan yoksun kalmıştır. Bütün İslami ölçülerdeki vurdumduymazlık ve başıbozukluk ne yazık ki bu önemli değere dahi sirayet etmiş ve bunu da kendisinden nasipdâr etmiştir. Maalesef Müslümanlardaki kardeşlik bilincinden yoksun oluş, onları cehaletin bataklığına biraz daha fazla sürüklemiş, hayat ölçülerini heva ve hevesler, gayri İslami düşünce ve sistemler belirler olmuştur. Tabi ki böyle bir ortamda İslam kardeşliğinin tesisi pek zordur. Fakat imkânsız değildir.

bu özellikleri dilden

Hatırlanacak olursa bu işi sahabe nesli en

dile konuşulur olmuş-

güzel bir şekilde becerebilmişlerdi. Nitekim on-

tur. Hiç tanımadıkları

larda, cehaletin ve sapıklığın en zirvede olduğu,

halde sadece Müslü-

zulüm ve haksızlık fırtınalarının olanca gücüyle

man vasfı sebebiyle

estiği, can ve mal emniyetinin bulunmadığı bir

en değerli varlıklarını

zamanın ve neslin insanları idiler. Fakat İslam’a

gözleri arkada kalma-

teslim olmaları, ölçülerine gösterdikleri önem ve

dan ve verdiklerine

titizlik, onları yaşadıkları toplumun içinden seçip

iç geçirmeden gönül

çıkarmış ve her bir ferdini parmakla gösterir de-

hoşnutluğu içerisinde

recede bariz bir takım sıfatlarla vasıflanmalarına

vermişler,

evlerinde

vesile olmuştur. Allah azze ve celle’nin emir ve

misafir ettikleri kar-

yasaklarına ittiba etmeleri ve Rasulü’nün izinden

deşlerine

ellerinde

gitmeleri sebebiyle yücelmişler, bu sayede de hem

bulunan her şeylerini

kendi zamanında ki insanların hem de günümüze MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selam vermek, seni davet ederse gitmek, senden nasihat isterse nasihat etmek, aksırınca Allah’a hamd ederse ‘yerhamukellah’ demek, hastalandığında onu ziyaret etmek, öldüğü zaman cenazesinin ardından gitmek.” (Müslim)

müessesesine en güzel

17


Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!" (Müslim, Tirmizî) kadar gelen nesillerin baş tacı ve izinden gidilecek

kendimiz için örnek edinme durumundayız. Mü-

şahısları olmuşlardır.

minler olarak kendi nefislerimizdeki eksikliklere

İşte bu güzide nesil bizler için en güzel örnektir. Bizler de bugün bu kardeşlikten birazcık olsun

olmalıyız. Ancak o zaman gelecek için ümit var

vahdete ulaşabilmesi için biraz olsun gayretkeş

olabiliriz. Ebu Hureyre radıyallahu anhu “Sizden

bir tutum sergileyebilirsek, Allah azze ve celle’nin

biri kardeşinin gözündeki bir tozu görür de kendi

yardımlarının tezahür edeceğini Allah’ın izniyle

gözündeki büyük ve kocaman ağaç parçasını gör-

görebiliriz. Nitekim ayette geçen “Allah’tan kor-

mez” buyurmuş ve bu ıslah hareketinin ilk olarak

kun ki esirgenesiniz.” buyruğu ile kurtuluşun en

kendimizden başlaması gerektiğini bizlere haber

büyük sebeplerinden biri olarak ta bu hususlar

vermiştir.

rektiği bizlere bildirilmiştir.

Bizler kendimiz için istediğimiz herşeyi kardeşlerimiz için de isteyip, onların başlarına gelen

Bizler kardeşliğimizi tekrar tesis edebilirsek

musibetlerden üzüntü duyup, onları vücut azala-

işte o zaman gelecek nesiller içinde kendilerinden

rımızdan bir parça olarak görüp, acısıyla, tatlısıy-

bahsedilen ve Rabbimizin rızasını kazanan insan-

la bunu hissedebilecek olursak, işte o zaman biz-

lardan olabiliriz. Hiçbir gölgenin bulunmadığı o

ler kardeş olabilmişiz demektir.

kıyamet gününde Rahman olan Allah azze ve celle’nin gölgesinde gölgelenecek zümrelerden birinin de birbirlerini Allah rızası için seven, bu sevgi üzere bir araya gelip bu sevgi ile birbirlerinden ayrılan kişilerin olacağı da bizlere Rasulullah aleyhisselatu vesselam tarafından haber verilmiştir. Bizler bugün kardeş olabilmeye her şeyden fazla ihtiyaç duymaktayız. Çünkü bütün dertler ve sıkıntılar, ümmetin bu haldeki durumu, hadisteki ifadesiyle Müslümanların sayıca çok olmaları-

NEBEVÎ HAYAT

samağın kendimiz olması gerektiğinin şuurunda

nasipdâr olabilirsek, bu tefrika içindeki toplumun

zikredilmiş ve buna ehemmiyet göstermemiz ge-

18

bakmalı, düzeltilip ıslah edilecek ilk aşama ve ba-

na rağmen sel akıntısındaki çer çöp misali dağınık olmaları ve hayat ölçülerinin değişmiş olmasıdır. Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmamak olarak hadiste vasfedilen bu iki özellikten arınmadıkça vahdeti sağlayabilmemiz mümkün olamayacaktır. Bugün bizler bu nasihatleri başkalarından çok KASIM’12

Rabbimiz bizleri bu bilinç ile hareket eden ve hakiki manada kardeşlik şuurunu idrak eden kâmil müminlerden eylesin. Rabbim bizlere yolunda saf saf, omuz omuza birbirine kenetlenmiş bir binanın tuğlaları gibi sımsıkı ve iç içe olabilmeyi, birlikte her türlü güçlüğe karşı durabilmeyi ve neticede Rabbimizin huzuruna çıktığımızda ve O’nun nimetlerine kavuşabilme temenni ve dualarımızla orada da bu birlikteliğimizi devam ettirmeyi nasip eylesin. Rabbim söylemiş olduğumuz sözlerimizde bizlere ihlâslı ve samimi olmayı ve bu bilinci oluşturmak gayesiyle çaba gösteren kullarından olabilmeyi nasip eylesin. AMİN.

ِ ِ ِ ‫ين‬ َ ‫ْعالَ ِم‬ َ ‫ْح ْم ُد لله َر ِب ال‬ َ ‫و آخ ُر َد ْع َواناَ أَن ال‬


Geceyi Zayi Eden Gündüzü Kaybeder Zeynelâbidin Örnek

“Geceleyin öyle bir an vardır ki, bir müslüman o ana rastlayıp Allah’tan dünya ve ahirete dair hayırlı bir şey isterse, Allah ona istediğini verir. Bu her gece böyledir.” (Müslim, Müsâfirîn 166, 167)

İ

nsanı en iyi tanıyan, onu yaratandır. Yaratıcımız, geceyi dinlenme zamanı, gündüzü ise çalışma vak-

ti olarak göstermiştir. Elbette zorunlu değil ama ilke olarak böyledir. İnsanın yaratılışına ve fizyonomik yapısına dinlenme ve istirahat, gündüz ise çalışma ve iş zamanıdır. ‘Geceleyin uyumanız ve gündüzün onun lütfündan istemeniz de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.’ (Rum, 23) ‘Geceyi

MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

en uygun olan düzende bu olmalıdır. Genel olarak gece

19


NEBEVÎ HAYAT

Rasulullah (s.a.s.): “Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne hafif su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne hafif su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin.”

20

(sizi örten) bir elbise yaptık.’ (Nebe,

şekilde izleyen gece ve gündüzün ne kadar büyük

10), ‘O, içinde dinlenesiniz diye ge-

birer nimet olduğunu Yüce Allah bize şu çarpıcı

ceyi sizin için (karanlık); gündüzü

sorular ile anlatır: ‘De ki: “Ne dersiniz? Allah, üze-

ise aydınlık kılandır. Şüphesiz bunda

rinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan

işiten bir toplum için ibretler var-

başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hâlâ duyma-

dır.’ (Yunus, 67), ‘Allah, rahmetin-

yacak mısınız?” ‘De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerini-

den ötürü geceyi içinde dinlenesiniz;

ze gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan

gündüzü de, lütfundan isteyesiniz

başka hangi ilah size içinde dinleneceğiniz bir gece ge-

ve şükredesiniz diye sizin için yarat-

tirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?” (Kasas, 71-72)

tı.’ (Kasas, 73), ‘Onlar görmüyorlar

Seher vaktinin feyiz ve bereketini kaçırmamak

mı ki biz geceyi içinde rahat etsinler

için gündelik İslami hayatta şafağı uyanık olarak

diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici

karşılamanın ayrı bir yeri vardır. ‘Kişinin üzerine

(aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz

şafak sökmemesi, önemli bir ilkedir. Buna göre

bunda inanan bir toplum için elbette

pek çok duyarlı mümin, şafak sökmeden kalkar.

(Allah varlığını gösteren) deliller var-

Seher vaktinin bereketini kaçırmak istemez. Ra-

dır.’ (Neml, 86))

sulullah (s.a.s.)’ın yatsı namazından önce uyu-

‘O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanıve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.’ (Furkan, 47) Herhangi bir zorunluluk yok iken günümüzde bazılarımızın bunun tersi bir uygulamayı alışkanlık haline getirmesi, Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu

mayı, yatsıdan sonra ise konuşmalara dalmayı hoş karşılamadığını ifade eden hadisler oldukça çoktur. Aslında bu tip hadisler bir yönden yatsı namazından sonra yatıp dinlenip gece ve sabah namazını kaçırmamaya yönelik bir tedbiri anlatmaktadır. Günümüzde bazı televizyon programları âdeta geceyi zayi etmeye yönelik... İnsanlara geceyi kaybettiriyor. Geceyi kaybeden de sonuçta

bu nizam ile pek bağdaşmıyor.

gündüzü verimli kılamıyor. Belki de evlerimizin

Gecelerini ilimle, ibadetle değer-

ıslahı gecelerimizin ıslahı ile mümkün olacaktır.

lendirebilenler

söylenecek

Rasulullah (s.a.s.): “Geceleyin kalkıp namaz kılan, ka-

bir şey yok ise de bu önemli za-

rısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne hafif su serperek

man dilimini yararsız programlar

uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde

seyretmek gibi malayani ile zayi

geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran,

edenlerimizin bu alışkanlıklarının,

uyanmazsa yüzüne hafif su serperek uykusunu kaçıran

Kur’an’ın ortaya koyduğu nizam-

kadına da Allah merhamet etsin.”(1) buyurmaktadır.

la pek bağdaşmadığı söylenebilir.

Gündüzlerimizi kurtarabilmek için önce gecele-

Gece ve gündüzün düzenli bir şekilde birbirini iz-

rimizi kurtarmak gerekir. Gecelerimizi istiladan

lemesi, Cenab-ı Hakk’ın büyük nimetlerindendir.

kurtarabilir, onları özgürleştirebilirsek gündüz-

‘Şüphesiz gece ve gündüzün ardı ardına değişmesinde,

lerimizi de özgürleştirebiliriz. Bir hadis-i şerifte

Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Al-

şöyle buyrulmuştur: “Biriniz uyuduğu zaman şey-

lah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok

tan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü

deliller vardır.’ (Yunus, 6) İnsanın fıtratına uygun

attığı yere, ‘Gecen uzun olsun, yat, uyu!’ diye eliyle

bir şekilde yaratılan bu sistem sayesinde insan

vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah’ı anarsa, düğüm-

geceleyin dinlenmekte, gündüz ise çalışmakta-

lerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çö-

dır. Gece, büyük bir nimettir, tıpkı gündüz gibi...

zülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün dü-

Dünya yaratıldığından beri birbirini düzenli bir

ğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde

KASIM’12

için


Gündüzlerimizi kurtarabilmek için önce gecelerimizi kurtarmak gerekir. Gecelerimizi istiladan kurtarabilir, onları özgürleştirebilirsek gündüzlerimizi de özgürleştirebiliriz. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, ‘Gecen uzun olsun, yat, uyu!’ diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah’ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa uyuşuk ve tembel bir halde sabahlar.”

sabahlar. Allah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa

ibadetini şöyle anlatır: Rasul-i Ekrem sallallahu

uyuşuk ve tembel bir halde sabahlar.”(2) Bu hadis-i

aleyhi ve sellem geceleyin kalkıp ayakları şişince-

şeriften şeytanın, müminleri gece namazına ve

ye kadar namaz kılardı. Bunun üzerine ona: ‘Ya

sabah namazına kaldırmamak için çaba sarf etti-

Rasulallah! Senin geçmiş ve gelecek bütün hataların

ğini anlıyoruz. Hadiste geçen ‘şeytan üç düğüm

bağışlandığı halde niye böyle kendini yoruyorsun?’ de-

atar’ ifadesini ister mecazi/değişmeceli bir ifade

dim. Bana: ‘Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?’

olarak alalım ister hakikat, mümin için demek ki

diye cevap verdi.(3) “Onlar yataklarından geceleri kal-

önemli olan, bu düğümleri çözmüş olarak güne

karak, korku ve ümit içinde Rablerine yalvaranlardır

başlamaktır. Düğümleri çözmeden gündüze gi-

ve kendilerine geçinmeleri için verdiğimiz rızıktan

renler, gündüzü yeterince verimli kılamaz. Ama

başkalarına harcayanlardır.” (Secde, 16) “O mümin-

düğümleri çözerek gündüze girenler, gündüzü

ler geceleri pek az uyurlardı.” (Zariyat, 17) Ayet-i

kazanırlar. Bu bakımdan, gündüzümüzü kıska-

kerimeler böyle söylerken gecelerimizi malayani

cında geçirmemek için şeytanın ense kökümüze

kabilinden TV programları veya işlerle zayi etme-

attığı düğümleri çözerek gündüze girmek çok

miz çok üzücüdür. Seher vaktine uyanık girmeyi

önemlidir. Şeytanın attığı düğümlerin çözülme-

önemli bir manevi üstünlük sayarak bu hususta

si özgürleşmektir. İnsanı şeytanın tutsağı haline

büyük duyarlılık gösteren bir toplumdan bu bere-

getirebilecek zincirlerin kırılmasıdır. Düğümlerin

ketli zaman dilimini önemsemeyen bir topluma;

çözülememesi ise şeytanın bizi tutsak eden bağla-

sabah erken işe başlamayı, günün bereketi ve ka-

rı ile yaşamaya çalışmaktır. Gecenin kurtarılması

zancı açısından manevi bir dinamik olarak gören

işte bu düğümlerin çözülmesine bağlıdır. Geceyi

bir anlayıştan bunun önemini fark edemeyen bir

kurtarmak ise gündüzü kazandıracaktır. İşyerini

anlayışa doğrumu gidiyoruz?

sabah erken açan veya işine erken başlayan kişi, mak önemlidir. Erken kalkabilmek için de erken yatmak gerekir. Gece namazı, takva sahiplerinin ibadet hayatının önemli göstergelerinden biri kabul edilir. Bilenler, bunun zevkine varabilenlerin, bu zevki hiç kaçırmak istemediklerini anlatırlar. Rahman’ın has kullarının bazı özelliklerinin an-

Şeytanın attığı düğümlerin çözülmesi özgürleşmektir. İnsanı şeytanın tutsağı haline getirebilecek zincirlerin kırılmasıdır. Düğümlerin çözülememesi ise şeytanın bizi tutsak eden bağları ile yaşamaya çalışmaktır. Gecenin kurtarılması işte bu düğümlerin çözülmesine bağlıdır. Geceyi kurtarmak ise gündüzü kazandıracaktır.

latıldığı Furkan suresi 63–67 ayetlerinde onların geceleyin ibadet ederoluşları ile kıyam ve secde

-----------------------------

ediyor olmalarının söylenmesi çok dikkat çekici-

1.

dir. Hz. Âişe validemiz Rasulullah (s.a.s.)’ın gece

2. 3.

Ebû Dâvûd, Tatavvu 18, Vitir, 13; Ayrıca bk. Ne-sâî, Kıyâmü’l–leyl 5; İbni Mâce, İkâmet, 175 Bak. Buhari,Teheccüd 12, Müslim, Müsafirin, 207 Buhârî, Tefsîrû sûre (48), 2; Müslim, Münâfikîn, 81 MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

günün bereketini elde eder. Bereketi kaçırma-

21


Gündem

ı c ı g n a l n Baş

T E R C Hİ

şü ü n ö D Öze

Muhammed Ali Ayseli

“İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara, 218)

NEBEVÎ HAYAT

B

22

ütün peygamberler, salihler ve onların yolunu takip eden davetçiler Allah’a ve Rasulü’ne çağırmışlardır. Şüphesiz, görevin ve sorumluluğun büyüklüğü, gayenin ve hedefin yüceliği o yolda güç ve kuvvet harcamayı, zaman ve para harcamayı gerektirir. Kişi, yüce görevi ve gayesi yolunda ölümle dahi karşılaşabilir. Arkadaşlarını kaybetmek, düşmanının çok olması, alay ve eğlence konusu olmak, düzenbazların hilesi ve azılı düşmanların kini; kabul edenlerin, yardımcıların ve dostların az olması da buna ilave edilebilir. Bu durum bizzat, insanların efendisi sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğinin ilk günlerinde karşılaştığı durumdur. Bu gerçek, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in davasıdır. Bu olay, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in, Allah’ın kendisine gerçekleştirmesi için gönderdiği risaletidir. KASIM’12

Allah; yarattıklarının en hayırlısını insanlığa, O’nun risaletine en çok ihtiyacı olduğu bir anda gönderdi. Ehli kitap dinlerini değiştirip tahrif ettikten sonra, dinine şiddetle gereksinim duydukları bir zamanda gönderdi. İnsanlık, şirkin ve cahilliğin karanlığında boğulmuştu. Allah, kulu Muhammed’i tüm insanlara peygamber olarak gönderdi. Onları, çeşitli ilahlara ibadet eder buldu. Bazıları ağaçlara ibadet ediyor; bazıları da taşlara, güneşe, aya, meleklere, cinlere, İsa b. Meryem aleyhisselam’a, kabirlere ibadet ediyordu. Allah’tan başka onlara dua ediyor, onlardan yardım diliyorlardı. Belaların ve sıkıntıların defedilmesi için onlara sığınıyorlardı. İyilik ve fayda elde etmek için


onlara yöneliyor ve onlar için kurban kesip, adak

ler. Ebu Talip, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sel-

adıyorlardı. Onları; dualarını Allah’a yükselten,

lem’e şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu! Kavmine

Allah’a yaklaştırıcı vasıtalar olarak kabul ediyor-

ne oluyor da senden şikayet ediyor, onların ilahla-

lardı.

rına sövdüğünü öne sürüyorlar?" Rasulullah sal-

zümünde kahinlere, sihirbazlara ve büyücülere başvurur buldu. Fuhşu ve haramları yayıyor, komşulara kötü davranıyor ve akrabalık bağlarını koparıyorlardı. Haram veya helal yoldan olduğuna aldırmaksızın mal ediniyorlardı. Faiz ve alışveriş onlar için birdi. Gasp ve miras birbirine yakın şeylerdi. Bu cahili din üzerine maslahatlar ve mefaatler, maddi ve manevi ölçüler, nefislerin terk etmekte zorlanacağı ve getirilerinden vaz-

lallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey amca! Ben onlardan bir tek kelime söylemelerini istiyorum. O kelimeyi söyledikleri takdirde araplar onlara boyun eğer ve bu kelime ile acemler kendilerine cizye verir" dedi. Ebu Cehil, “On kere söyleriz” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “{La ilahe illallah / Allah’tan başka ilah yoktur} deyin” buyurdu. Bunun üzerine bağrışarak ve elbiselerini silkerek kalktılar. “İlahları bir tek ilah mı kıldı. Doğrusu bu şaşılacak bir şey” diyorlardı.

geçemeyeceği örfler ve adetler bina edilmişti. Ve

Onlar, bu sözün anlamını; onun insanı iba-

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; insanları,

detinde, sosyal ilişkilerinde, ahlakında ve tüm

Allah’tan başka ibadet edilmeye layık ilah olma-

hayatında İslam’ın gerektirdiği yeni bir biçimle

dığına ve Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna

şekillendirdiğini biliyorlardı. Allah Teâlâ’nın şu

şehadete davet etmek üzere geldi.

kavli buna işaret etmektedir: “De ki: Şüphesiz be-

Rahmet peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem, insanları iffetli ve temiz olmaya, güzel ahlaka ve doğruluğa, akrabalık bağlarını gözetmeye ve komşulara iyi davranmaya, zulmetmekten ve

nim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.” (En'am: 162)

haramlardan el çekmeye davet etmek için geldi.

Bu anlam, müşriklerin söylemekten kaçın-

Onları; anlaşmazlıkların çözümünde kahinlere

dığı “La ilahe illallah”ın anlamıdır. Rasulullah

değil Aziz Kitab’a (Kur’an’a) başvurmaya, helal

sallallahu aleyhi ve sellem, insanların hepsini bu

yollardan mal edinmeye ve bunu meşru ve mübah

yüce manaya davet etti. Tüm insanlık tarihinin en

yollarda harcamaya, insanların hepsinin Allah’ın

büyük görevi olan bu yüce görevi yerine getirdi.

şeriatı önünde eşit olmasına ve takvada birbirin-

İnsanı en yüce makamlara yükselten ve ahirette

den üstün olmalarına çağırdı. Allah Teâlâ şöyle

bitmeyen nimetler içerisinde ebedi mutluluğa ka-

buyurur: “De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükle-

vuşturan dosdoğru bir dine çağırdı. Bir avuç mus-

ri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir

tazaf mümin O'nun çağrısına katıldı. Müşrikler

delil indirmediği bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve

onlara; ateşle yakma ve kızgın kuma çıplak olarak

Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram

yatırma gibi çeşitli işkenceler yaptılar.

kılmıştır.” (A'râf: 33)

Mekke’de çile daha da arttı. İslam dinini

İbni Cerir, İbni Abbas radıyallahu anhu-

boğmaya yönelik çabalar şiddetlendi. Müşrikler,

ma’nın şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Talip has-

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i öldürmek

talanınca, aralarında Ebu Cehil’in de bulunduğu

üzere plan yapmak için Mekke’de gizlice toplandı.

Kureyş’in ileri gelenleri yanına girdiler. "Kardeşi-

Bunun üzerine Cibril aleyhisselam Rasulullah sal-

nin oğlu ilahlarımıza sövüyor ve şöyle şöyle yapı-

lallahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurdu: "Allah

yor, şöyle şöyle söylüyor. Ona birisini gönder ve

sana Medine'ye hicret etmen için izin verdi. Seni

bundan alıkoy ki onu ve ilahını bırakalım" dedi-

öldürmemeleri için bu gece yatağında uyuma." MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Onları; aralarındaki anlaşmazlıkların çö-

23


Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ar-

nın önünde beklediler. Rasulullah sallallahu aley-

kadaşı Ebu Bekr radıyallahu anh, izzetli ve ken-

hi ve sellem, Yasin suresinin ilk ayetlerini okuya-

dilerine hürmet edilir bir şekilde, yardım edilmiş

rak yanlarına çıktı ve başlarının üzerine toprak

ve desteklenmiş, bereketli ve kısmetli bir halde

saçtı. Allah, onların gözlerini O’nu görmekten alı-

Medine’ye vardılar. Herkes kendi evinde konak-

koydu ve O’nu göremediler. Uyuklamaya başla-

lamasını istiyordu. Devesi, bu mescidinin bulun-

dılar. O ve arkadaşı, aramalar hız kesinceye kadar

duğu alanda çöktü. Çünkü o, yer seçiminde Allah

Sevr mağarasında üç gün gizlendi. Kureyşliler

Teâlâ tarafından yönlendirilmişti. O yeri satın aldı

onları her yerde aradı ve mağaranın önüne kadar

ve Kıyamet gününe kadar tüm dünyaya nur ya-

izleri takip ettiler. Ebu Bekr radıyallahu anh “Ey

yacak bir mescid

Allah’ın Rasulü! Onlardan biri ayakucuna baksa

bina etti. Ve eşle-

bizi görecek” deyince Rasulullah sallallahu aleyhi

rinin

ve sellem "Üçüncüleri Allah olan iki kişiye ne olaca-

bina etti. Her türlü

ğını zannediyorsun?" buyurur. Üç günden sonra

yardım ve destekle,

rehberleri ile buluştular ve Medine'ye yöneldiler.

salih amellerle dolu

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hicre-

yeni mübarek bir

ti İslam ve müslümanlar için bir zaferdi. Bu şekilde Allah, Mekke'de İslam'ı yok etmeyi planlayan ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i öldürebileceklerini zanneden müşriklerin hilelerini ve oyunlarını bozdu. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer siz O’na (Rasulullah’a) yardım etmezseniz, Allah O’na yardım etmiştir. Hani kâfirler O’nu çıkardıklarında O, (Ebu Bekr ile beraber) ikinin ikincisiydi. O zaman onlar mağaradaydılar. O vakit arkadaşına; “Tasalanma, hiç şüphe yok ki Allah bizimle beraberdir” diyordu. Allah O’na (kalbine huzur veren) sekinetini indirmiş, O’nu göremediğiniz ordularla desteklemiş, kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın kelimesi ise, o en yüce olanıdır. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Tevbe, 40) Medine yolunda hicret ederken zafer rüzgarları tâ Arap Yarımadasının dışına kadar esti. Süraka b. Mâlik, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yetişmişti. Kureyş’in koyduğu yüz develik mükafatı kazanmak için O’nu öldürmek istiyordu. O anda atının ön ayakları yere gömüldü.

NEBEVÎ HAYAT

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona döne-

24

rek, “Kisra’nın bileziklerini giymeye ne dersin ey

hücrelerini

dönem başlamıştı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında bulunduğu İslam’ın

mekanda gereğini

yaşayamayan

her

müslümanın Medine’ye hicret etmesi vacip olmuştu. Hicret,

insanların

üstünlüklerine etki eden salih bir ameldi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "İslam (müslüman olmak), kendinden önceki (günahları) siler. Hicret de kendinden önceki (günahları) siler."

Süraka?” buyurdu. Süraka, müslüman oldu ve

Mekke’nin

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i arayanları

fethedilmesinden

geri çevirdi. Ömer radıyallahu anh, Fars’ın fethin-

sonra, Mekke’den

den sonra peygamber sözünü yerine getirerek ona

hicret emrinin hük-

Kisra’nın bileziklerini giydirdi.

mü kaldırıldı. Fa-

KASIM’12

Ey müslüman! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında olup Allah’a ve Rasulü’ne hicret etmen mümkün olmamışsa da Allah sana büyük sevabı olan başka bir hicret imkanı vermiştir. Günahtan ibadete hicret et. Aşırılıktan doğru yola hicret et. İsyankarlıktan ve günahkarlıktan teslimiyete ve boyun eğmeye hicret et. Tembelliği ve boş emelleri bırakıp ciddiyete ve Allah’ın razı olduğu işlerde çalışkanlığa hicret et. Kalbin ile dünyaya dayanmaktan ve ona güvenmekten ahirete ve ahireti istemeye hicret et

Müşrikler, bir vuruşta öldürmek için O'nu, kapısı-


lir: "Karışıklıkta ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir." Yani fitneler başgösterdiği zaman... Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İbret ve öğüt almak veya şükretmek isteyenler için gece ve gündüzü birbiri ardına getiren O’dur.” Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde büyük bir işaret vardır. Gece salih bir ameli kaçıran gündüz onu yapma imkânı bulur. Gündüz salih bir ameli yapamayan gece onu yapabilir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hicreti müslümanlara ibretler ve nasihatler, dersler ve talimatlar vermektedir. Allah Teâlâ kat, bulunduğu ülkede dininin gereklerini yerine getiremeyen her müslümanın, Allah’a serbestçe ibadet edebileceği bir ülkeye hicret etmesi hükmü kaldı. Hadis-i Şerif’te “Tevbe kesilene kadar hicret kesilmez. Güneş batıdan doğana kadar da tevbe kesilmez” buyurulmaktadır.

hicretin, insanların alıştığı yollardan olmasını dilemiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem; yolculuk için hazırlanır, deveye biner ve rehber kiralar. Oysa Allah dileseydi, O’nu burak üzerinde taşırdı. Fakat ümmetinin O’nu örnek alması ve müslümanın, Allah’ın kendisine sağladığı imkanlarla dinine yardım etmesi için bunu yapmadı.

Sana düşen en büyük görev ey müslüman; kendi nefsinde ve evinde Allah’ın dinine yardım etmendir. Onunla amel etmen ve içerisinde bulunduğun toplumu ona çağırman ve bu yolda sabretmendir.

ve sellem zamanında olup Allah’a ve Rasulü’ne hicret etmen mümkün olmamışsa da Allah sana büyük sevabı olan başka bir hicret imkanı vermiştir. Günahtan ibadete hicret et. Aşırılıktan doğru yola hicret et. İsyankarlıktan ve günahkarlıktan teslimiyete ve boyun eğmeye hicret et. Tembelliği ve boş emelleri bırakıp ciddiyete ve Allah’ın razı olduğu işlerde çalışkanlığa hicret et. Kalbin ile dünyaya dayanmaktan ve ona güvenmekten ahirete ve ahireti istemeye hicret et. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Müslüman, müslümanların dilinden ve elinden kurtulduğu kimsedir. Muhacir de, Allah’ın haram kıldığı şeyleri terkedendir.” Sahih-i Müslim’de, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edi-

Sana düşen en büyük görev ey müslüman; kendi nefsinde ve evinde Allah’ın dinine yardım etmendir. Onunla amel etmen ve içerisinde bulunduğun toplumu ona çağırman ve bu yolda sabretmendir. Şüphesiz dünya Müslümanlarının durumu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hicretinden çıkarılacak derslerden faydalanmayı gerektirmektedir. Bu asırda da müslümanların durumu ancak selefin durumunu düzelten samimi iman, ihlâslı tevhid, güzel ahlak, Allah’a karşı samimi olmak, O’na tevekkül etmek, sıkıntılara sabretmek ve sahih sünnete uygun bir şekilde ihsan ile amel etmek gibi şeylerle düzelecektir. Hicreti Allah’a ve Rasulu’ne olanlardan olmak duasıyla… MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Ey müslüman! Rasulullah sallallahu aleyhi

25


Nedim Bal

Allah Sevgisini Kazanmanın Yolları ‫قُ ْل اِ ْن ُك ْنتُ ْم تُ ِحبُّو َن ال ٰلّهَ فَاتَّبِعُونى يُ ْحبِْب ُك ُم‬ ٰ ٰ ِ ‫حيم‬ ‫ر‬ ‫ور‬ ‫ف‬ ‫غ‬ ‫ه‬ ‫ل‬ ‫ال‬ ‫و‬ ‫م‬ ‫ك‬ ‫وب‬ ‫ن‬ ‫ذ‬ ‫م‬ ‫ك‬ ‫ل‬ ‫ر‬ ‫ف‬ ‫غ‬ ‫ـ‬ ‫ي‬ ‫و‬ ‫ه‬ ‫ل‬ ّ َ ّ ٌ َ ٌ ُ َ ُ َ ْ ُ َ ُ ُ ْ ُ ْ ْ َ َ ُ ‫ال‬

De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Âli İmrân, 31)

B

uhari ve Müslim’de, Enes b. Malik radıyallahu anh’tan şu rivayet edilir: Adamın

biri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve “Ey Allah’ın Rasulü! Kıyamet ne zaman? dedi” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Onun için ne hazırladın?” buyurdu. Enes b. Malik der ki: Adam sanki boynunu büktü ve sonra şöyle dedi: “Onun için çok fazla ne namaz, ne oruç ne de sadaka hazırladım. Fakat ben, Allah’ı ve Rasulü’nü seviyorum.” Bunun üzerine, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, sevdiğinle berabersin.” Enes radıyallahu anh’ın rivayetinde şöyle denir: “İslam’dan (müslüman olduktan) sonra, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “Şüphesiz sen, sevdiğinle berabersin” sözüne sevindiğimiz kadar hiçbir şeye sevinmedik.


Sahih’i Müslim’de, Enes b. Malik’ten şu ri-

1. Manalarını anlayarak, sırlarını ve hikmet-

vayet edilir: “Ben Allah’ı, Rasulü’nü, Ebu Bekir’i

lerini düşünerek Kur’ân okumak. Bu nedenle

ve Ömer’i seviyorum, onların amelleri gibi amel

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabilerin-

işlemesem de onlarla birlikte olmayı umuyorum.”

den biri Allah sevgisini İhlas Suresi’ni okuyarak

İmam İbnu’l Kayyım rahimehullah bu sevgi-

kazanmak ister ve namazında sürekli onu okur.

den bahsederek şöyle der: “Bu, yarışanların onda

Bu yaptığı kendisine sorulunca “Çünkü o, Rah-

yarıştığı ve çalışanların ona gözlerini diktiği, öne

man’ın sıfatıdır ve ben onu okumayı seviyorum”

geçenlerin kendisi için kollarını sıvadığı, sevgili-

der. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sel-

lerin üzerine titrediği ve esintisiyle ibadet edenle-

lem, “Ona bildirin ki, Allah onu seviyor” buyurur.

rin serinlediği bir makamdır. O, kalplerin azığı ve

(Buhari)

ruhların gıdasıdır. Gözlerin aydınlığıdır. Mahrum olanın ölülerden sayıldığı hayattır. Kaybedenin, karanlık denizlerde mahrum kaldığı nurdur. Öyle bir şifadır ki, kendisinden yoksun olanın kalbine bütün hastalıklar iner. Öyle bir lezzettir ki, ona ulaşamayanın bütün yaşantısı üzüntü ve elemdir.

2. Nafilelerle Allah’a yaklaşmak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, Allah Subhanehu’dan rivayet ettiği kudsi hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kim benim bir velime (dostuma) düşmanlık ederse mutlaka ona savaş ilan ederim. Ku-

İbnu’l Kayyım rahimehullah şöyle der: “Allah azze ve celle’nin rızasını başkasına tercih etmek. İnsanları kızdırsa bile Allah’ın rızası olan şeyleri yapmak ve istemektir. Bu, özveri derecesidir ve bu derecenin en yükseği peygamberlerindir.

Allah’a yemin olsun ki, bu makama sahip insan-

lum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha se-

lar, dünya ve ahiret şerefini alıp gittiler. Çünkü

vimlisi ile yaklaşmadı. Kulum, nafile ibadetler ile bana

sevdikleriyle birlikteliklerinden en büyük nasibi

yaklaşmaya devam eder ki sonunda onu severim. Onu

almışlardır.”

sevince, onun kendisiyle işittiği kulağı, kendisiyle gör-

kazanmak için alimler birçok sebep ve yol zikretmiştir. Bu sebepler ve yollar, kulaklarımıza hoş gelecek ve dikkatle dinleyeceğimiz şu asıllara döner:

düğü gözü, kendisiyle tuttuğu eli ve kendisiyle yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse, mutlaka ona istediğini veririm. Bana sığınırsa, mutlaka onu korurum.” (Buhari) 3. Din ile, kalp ile ve fiil ile her halükarda sürekli Allah celle ve alâ’yı zikretmek. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Beni anın ki, ben de sizi anayım." (Bakara: 152) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Allah azze ve celle buyurur ki: “Beni zikrettiği ve dudakları benim zikrimle hareket ettiği müddetçe ben kulumla beraberim.” (İbni Mace) ve şöyle buyurur: “Muferridûn öne geçti.” Derler ki: “Muferridûn kimlerdir ey Allah’ın Rasulü?” Şöyle buyurur: “Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlardır.” (Müslim) MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Bu sevgi makamına ulaşmak ve bu saadeti

27


4. Heva ve heveslerin galip geldiği anda,

hu’yu sevmeye davet eder. Nimet vermek, iyilik

Allah ve Rasulü’nün sevgisini, nefis sevgisine

ve lütufta bulunmak; bunlar insanın duygularını

tercih etmek ve yükseliş zor olsa da Allah azze

incelten ve hislerine hakim olan anlamlardır. Ken-

ve celle’nin sevgisine yükselmek:

disine nimet vereni ve iyilikte bulunanı sevmeye

Böylece kul; başına gelecek musibetler büyük de olsa, şartlar ağır da olsa, Allah’ın rızasını başkasının rızasına tercih eder. İbnu’l Kayyım rahimehullah şöyle der: “Allah azze ve celle’nin rızasını başkasına tercih etmek, insanları kızdırsa bile Allah’ın rızası olan şeyleri yapmak ve istemektir. Bu, özveri derecesidir ve bu derecenin en yükseği peygamberlerindir. Onların derecelerinin en yükseği de “ulu’l azm / azimet sahibi” olanlarındır. Ve onların derecelerinin en yükseği de, Nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’indir.”

sevk eder. Allah’tan başka gerçek anlamda nimet veren ve ihsanda bulunan yoktur. Sağlıklı akıl ve sahih nakil buna delalet eder. Basiret sahiplerinin yanında Allah Teâlâ’dan başka gerçek anlamda sevgili yoktur ve O’nun dışındakiler gerçek sevgiye layık değildir. İnsan, yapısı gereği kendisine iyilik ve lütufta bulunanı, bütün işlerinde kendisine yardım edeni ve tesellide bulunanı sever. İnsan bunu tam anlamıyla anlarsa kendisine gerçek anlamda ihsanda bulunanın Allah Subhanehu olduğunu bilir.

“Bil ki mü’minin şerefi geceleyin ibadete kalkmasıdır. İzzeti ise, insanlardan müstağni olmasındadır.”

Allah’ın rızasını başkasına tercih etmek şu üç şeyle olur: 1. Nefsin heva ve hevesini bastırmak. 2. Nefsin heva ve hevesine karşı çıkmak.

NEBEVÎ HAYAT

3. Şeytan ve dostlarıyla mücadele etmek.

28

O’nun ihsan çeşitleri sınırsızdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.” (İbrahim: 34) İşte o zaman, diliyle, kalbiyle ve fiiliyle Allah’a şükretme görevini yerine getirmeye

5. Kalbin; Allah’ın isimlerini ve sıfatlarını

muvaffak olur. Her türlü hayrı kazanır ve her tür-

anlaması, onları gözlemlemesi ve bilmesidir.

lü güzel son ile mutlu olur. Allah Teâlâ şöyle bu-

Bu marifet bahçelerinde dolaşmasıdır. Kur’ân ve

yurur: “Şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırı-

sünneti, anlamını bozmadan ve yorumlamadan,

rım.” (İbrahim: 7) Nebi sallallahu aleyhi ve sellem

nasıllığına işaret etmeden ve yaratılmışa benzet-

ise şöyle buyurur: “Mü’minin işine hayret; şüphesiz

meden Allah için zikrettiği isimleri, sıfatları ve

bütün işi onun için hayırlıdır. Ona bir bolluk isabet

fiilleri ile Allah’ı tanıyanı Allah azze ve celle se-

etse şükreder ve bu onun için hayırlıdır. Ona bir darlık

ver, şereflendirir ve razı eder. Allah Teâlâ şöyle

isabet etse sabreder ve bu onun için hayırlıdır. ” Bu ha-

buyurur: "Oysa en güzel isimler Allah’ındır. Bundan

disi Müslim rivayet eder. Ve şöyle buyurur: “Şüphesiz

dolayı Allah’a onlarla dua edin." (A’raf: 180) Nebi

Allah; kulunun yemek yiyip, onun üzerine kendisine

sallallahu aleyhi ve sellem’in de şöyle buyurduğu

hamd etmesinden ve içecek içip, onun üzerine kendisi-

sabit olmuştur: “Şüphesiz, Allah’ın doksan dokuz

ne hamd etmesinden razı olur.” (Müslim)

ismi vardır; kim onları sayarsa ve onlara uygun davranırsa cennete girer.” 6. Allah celle ve alâ’nın, kuluna iyilik ve ihsanını gözlemlemek ve Allah’ın gizli ve aşikar nimetlerini tanımak. Çünkü bu, Allah SubhaneKASIM’12

7. Kalbin bütünüyle Allah Teâlâ önünde eğilmesidir. Sözle ve fiille, kalple ve bedenle Allah’ın büyüklüğüne boyun eğilmesidir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir, Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.”


9. Salihleri sevmek, onların yakınında olmak ve onlarla oturmak. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Allah azze ve celle buyurdu ki: Benim için birbirini sevenlere sevgim vacip oldu. Benim için birlikte oturanlara sevgim vacip oldu. Benim için birbirini ziyaret edenlere sevgim vacip oldu. ve, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur. “İman bağlarının en sağlamı, Allah için sevmen ve Allah için buğzetmendir.” (Mü’minun: 1-2) Ve kullarının en hayırlılarından bahsederek şöyle buyurur: “Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı.” (Enbiya: 90) 8. Allah’a yakarmak, Kur’ân-ı Kerim okumak ve O’nun önünde kulluk adabıyla davranmak için ilahi nüzul vaktini gözetmektir. Sonra bunu, bağışlanma dileme ve tevbe ile noktalamaktır. Allah Teâlâ, seçkin kulları hakkında şöyle buyurur: “Onların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler.” (Secde: 16) Gece ibadet edenler, muhabbet ehlinin en şereflileridir. Çünkü geceleyin Allah’ın huzurunda kıyama durmaları onlar için bütün sebeplerini ve asıllarını bir araya toplar. Bu nedenle; gökyüzünün emini Cebrail aleyhisselam’ın yeryüzünün emini Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e inerek şöyle demesinde şaşılacak bir şey yoktur: “Bil ki mü’minin şerefi geceleyin ibadete kalkmasıdır. İzzeti ise, insanlardan müstağni olmasındadır.” Hadis

10. Kalp ile Allah azze ve celle arasına girecek her türlü etkenden uzak durmak. Bu da, her türlü kötülükten, bütün haramlardan ve büyük günahlardan uzak durmakla olur. Kalp bozulunca, kişi dünya işlerinin düzgünlüğünden bir fayda görmez. Ahirette de, hiçbir yarar ve kazanç görmeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Ancak Allah’a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer).” (Şuara: 88-89) Kulun, Allah’ın sevgisini kazanması yüce bir makam ve büyük bir lütuftur. Ebedi bir saadet, tertemiz ve arınmış bir hayattır. Dolayısıyla kulun, her türlü Muhammedî yolla ve Nebevî metotla bu sevgiyi elde etmeye çalışması gerekir. İnancının ve ibadetinin sağlıklı olması, ahlakının güzel olması gerekir. Bunların hepsi de sahih imanı sağlamakla ve gizli ve aşikar hallerde takvayı elden bırakmamakla olur. “Allah’ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.” (Yunus: 62)

sahihtir. Hasan el-Basri rahimehullah şöyle der: “İbadetler içinde gecenin ortasında namaz kılmaktan daha ağırını görmedim.” Derler ki: “Teheccüd ehlinin, insanların en güzel yüzlüleri olması nedendir?” Şöyle onlar Rahman ile baş başa kaldılar ve onlara kendi nurundan giydirdi.

Dikkat edin! Allah’ı sevmenin gereklerinden biri de, rahmet peygamberi ve hidayet önderi Muhammed Mustafa’ya çokça salât ve selamda bulunmaktadır… MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Kulun, Allah’ın sevgisini kazanması yüce bir makam ve büyük bir lütuftur. Ebedi bir saadet, tertemiz ve arınmış bir hayattır. Dolayısıyla kulun, her türlü Muhammedî yolla ve Nebevî metotla bu sevgiyi elde etmeye çalışması gerekir. İnancının ve ibadetinin sağlıklı olması, ahlakının güzel olması gerekir. Bunların hepsi de sahih imanı sağlamakla ve gizli ve aşikar hallerde takvayı elden bırakmamakla olur

29


Bir Konu Bir Âyet

Adanmışlık Ruhu Ve Gençlik Yiğit Yılmaz

“Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı ve ’Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumdan bize kurtuluş ve doğruluğa erişmeyi nasip eyle‘ demişlerdi.” (Kehf, 10.)

NEBEVÎ HAYAT

K

30

ur’an’da yer alan surelerden biri de Kehf (mağara) suresidir. Surenin girişinde “As-

yapıldığı gibi, lüzumsuz tartışmalara girmeyi, in-

hab-ı Kehf/Mağara Arkadaşları”ndan bahsedilir.

polemiklere dalmayı uygun bulmaz. (İsrâ, 36.) Ni-

Diğer kıssalarda olduğu gibi burada da olayın

tekim bu gençlerin mağarada ne kadar kaldıkları

nerede ve ne zaman gerçekleştiği konuların-

ve sayılarının kaç kişi olduğu konularına girilme-

da herhangi bir bilgi verilmez. Neden? Çünkü

si hoş karşılanmaz. (Kehf, 19, 22) Aslında insanın

Kur’an’ın amacı tarih bilgisi vermek değildir; ak-

dünya ve ahiretine faydası olmayan konulara

sine evrensel insani ve dinî özü, gerçekliği ortaya

girmesi, bir anlamda onun kendi kendisiyle yüz-

koymaktır. Başka bir ifadeyle insanın insanlığına

leşmeden kaçması anlamını da ifade eder. Oysa

ve manevi yücelişine katkı sağlamaktır. Kıssayla

Kur’an konuyu hep “insan”a getirir; iman ve ah-

Kur’an, muhataplarına konuşma ve sohbet ada-

lâk konusunda onun yaşadığı zaaflara, sapma ve

bını da öğretir. Çünkü o, insanlar arasında çokça

çelişkilere dikkat çeker. Kıssaya göre, bahsedilen

KASIM’12

sana faydası olmayan yahut delilsiz ve mesnetsiz


dı: “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumdan bize kurtuluş ve doğruluğa erişmeyi nasip eyle.” (Kehf, 10) Bu yakarışlarına karşılık Allah da onların maneviyatlarını desteklemiş ve hidayetlerini artırmıştı. (Kehf, 13, 14) Yapılan tefsirlerden, bu gençlerin baskı ve zulmün egemen olduğu, inananların bin bir çile ve ıstıraba maruz bırakıldığı putperest bir toplumda yaşadıkları anlaşılmaktadır.(1) Onlar küfrün tasallutundan kendilerini koruyabilmek için bir mağaraya sığınır ve Allah’ın engin rahmetine iltica ederler. Tıpkı Firavun’un korkunç tehditleri karşısında Allah’ın af ve bağışına sığınan iman erleri gibi. (Taha, 72.) Mağara Arkadaşları, şeref ve izzetin, yücelik ve kudretin mal-makam, para-pul, şan ve şöhrette değil; yürekten Mevla’ya bağlanmakla gerçekleşeceğine inananlardı. Bu sebeple onlar, gönüllerindeki iman meşalesinin sönmesine razı olmadılar, üç günlük dünya sevdasına sonsuz cennetleri feda etmediler. Onlar peygamber değillerdi, ancak peygamber tavırlı aydınlık insanlardı, peygamberin tutuşturduğu tevhit ateşini gönüllerinde bütün sıcaklığı ile yaşayan kimselerdi. Kaldı ki, yıldırma ve saptırmalara karşı soylu bir duruş sergileyebilmek için illa da peygamber olmak gerekmiyordu; sadece hak ve hakikate bağlı onurlu bir insan olmak yeterliydi. İşte bunun için Mağara Arkadaşları, aile, akraba, eş dost hepsini terk ettiler, küfrün cehenneminden mağaranın cennetine sığındılar. Mağaranın darlığında ve karanlığında imanın genişliği ve aydınlığını buldular. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar, bütün darlığına rağmen mağara onlara geniş ve ferah geldi. Küfrün sıkıntılı ve zor yaşamından imanın huzur ve ferahlatıcı iklimine koştular. Seyyid Kutub’un ifadeleriyle, bu iman sayesinde “Dar sınırlar hemen kalkar ortadan, sert duvarlar çabucak incelir ve yumuşar. İnsanın içini sıkan yalnızlık birden bire yumuşar ve hafifler. Ve bir de bakarsınız ki her yanda rahmet, her yanda incelik, her yanda huzur ve her yanda rahatlık. İşte iman budur. Dış görünüşlerin ne önemi var? Şu insanların yeryüzündeki hayatlarında aşina oldukları değerlerin, durumların ve mefhumların ne değeri var? Bütün bunların ötesinde imanla dolan, Rahman’la dost olan gönüllerde başka bir âlem daha vardır. Rahmetin, inceliğin, huzurun ve memnuniyetin gölge gölge serildiği bir başka âlem daha.”(2) Adanmışlık ruhu, aslında genç-yaşlı, kadın-erkek demeden nasibi olan herkes için bir şanstı, ancak gençlerde bir başka şekilde tezahür ettiği de bir gerçekti. Çünkü gençlik, hayallerin, tutkuların ve idealizmin yeşerip geliştiği bir çağdır. Yeniliğe ve ileriye doğru atılımların yapıldığı, hayatın gerçek anMUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Mağara Arkadaşları, aile, akraba, eş dost hepsini terk ettiler, küfrün cehenneminden mağaranın cennetine sığındılar. Mağaranın darlığında ve karanlığında imanın genişliği ve aydınlığını buldular. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar, bütün darlığına rağmen mağara onlara geniş ve ferah geldi. Küfrün sıkıntılı ve zor yaşamından imanın huzur ve ferahlatıcı iklimine koştular. Seyyid Kutub’un ifadeleriyle, bu iman sayesinde “Dar sınırlar hemen kalkar ortadan, sert duvarlar çabucak incelir ve yumuşar. İnsanın içini sıkan yalnızlık birden bire yumuşar ve hafifler. Ve bir de bakarsınız ki her yanda rahmet, her yanda incelik, her yanda huzur ve her yanda rahatlık. İşte iman budur. Dış görünüşlerin ne önemi var? Şu insanların yeryüzündeki hayatlarında aşina oldukları değerlerin, durumların ve mefhumların ne değeri var? Bütün bunların ötesinde imanla dolan, Rahman’la dost olan gönüllerde başka bir âlem daha vardır. Rahmetin, inceliğin, huzurun ve memnuniyetin gölge gölge serildiği bir başka âlem daha.”

bu gençler bir mağaraya sığınmışlar ve Allah’a şöyle yalvarmışlar-

31


lamının peşine düşüldüğü ve kendi kimliğini ara-

dı. Uhud’da şehit olup muradına erdi. Savaştan

yıp bulma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir.

sonra şehitler defnedilirken, Son Nebi, yoksul bir

Gençler iyilikseverdir; çünkü kötülükleri tanıma-

kıyafet içindeki Mus’ab’ı yanındakilere göstere-

mışlardır. Çabuk güvenip çabuk bağlanırlar; çün-

rek, onun bir zamanlar en güzel elbiseleri giydiği-

kü aldatılmamışlardır. Yüksek amaç ve hayalleri

ni, en güzel yemekleri yediğini fakat Allah ve Re-

vardır; çünkü koşulların sınırlayıcı etkisini öğren-

sulünün sevgisini her şeye tercih ettiğini söyledi.

memişlerdir.

Kur’an, peygamberlerle beraber

Nitekim Uhud’da şehit düştüğü gün, bu genç için

hak yolunda mücadele eden nice Allah dostu bu-

kendisini saracak bir kefen dahi bulunamamıştı.

lunduğunu bizlere haber verir. (Âl-i İmrân, 146)

Bedenini hırkasıyla örtmeye çalıştıklarında, başı-

İşte bunlardan birisi de, Son Nebi’nin Medine’ye

na çekince ayaklarının, ayaklarına çekince başının

İslam’ı öğretmek üzere gönderdiği genç muallim

açıldığını, sonunda başını örttüklerini ayaklarının

Mus’ab b. Umeyr’di. Aslında o, kısmetli bir gençti.

üstüne de kokulu bir ot demeti konulduğu rivayet edilir. O, sonraları ashap arasında hep bu dünyanın cazibesini terk edip Allah yoluna kendini adamanın sembol ismi olarak hatırlandı.(3) Mağara Arkadaşları ve Mus’ab belirli zaman ve mekânda yaşamış olabilirler; ancak onlar bütün zaman ve mekânların insanlarıydı. Çünkü onlar, bu âlem var oldukça devam edecek olan ölmez bir ruhu temsil ediyorlardı. Çağ ve coğrafyalar değişse de,

(3)

Çünkü birçok gence nasip olmayacak zengin bir aileye mensuptu. Ancak Hz. Peygamberle tanışması onun hayatında dönüm noktası oldu. Fakat bu, o kadar kolay da gerçekleşmedi; çünkü annesi Müslüman olduğu için onu hapsettirdi, dönmesi için baskılara maruz bıraktı. Ancak o, davasından vazgeçmedi; kendisini bekleyen debdebe ve şatafatlı hayatı elinin tersiyle itti ve bütün gönlüy-

Mağara Arkadaşları ve Mus’ab belirli zaman ve mekânda yaşamış olabilirler; ancak onlar bütün zaman ve mekânların insanlarıydı. Çünkü onlar, bu âlem var oldukça devam edecek olan ölmez bir ruhu temsil ediyorlardı. Çağ ve coğrafyalar değişse de, hepsinde ortak, değişmeyen bir öz vardı: O da, kişinin bütün benliği ile azamet ve kerem sahibi olan Allah’a bağlanması, O’nun yoluna kendini adaması, hoşnutluğunu kazanmak için çalışıp çabalamasıdır.

le Son Nebi’ye bağlandı. Çünkü aradığını onda bulmuş, âdeta kendisine yeni bir hayat bahşedilmişti. Artık uğrunda nefes tüketilecek, hatta ha-

hepsinde ortak, değişmeyen bir öz vardı: O da, kişinin bütün benliği ile azamet ve kerem sahibi olan Allah’a bağlanması, O’nun yoluna kendini adaması, hoşnutluğunu kazanmak için çalışıp ça-

yat feda edilecek yüce bir davanın mensubuydu.

balamasıdır.

O, Medine’de kaldığı sürece hep kendisi gibi hak

“Adanan”lardan olmak duasıyla…

ve hakikate sevdalı gönüller aradı, durdu. Sabrı-

NEBEVÎ HAYAT

nı ve merhametini bütünüyle onlar için harcadı.

32

Kapı kapı dolaştı, kovuldu, azarlandı ama hiçbir zaman pes etmedi. Böylece Medine’de İslam’a

------------------------------

gönül verenlerin, Son Nebi’ye kucak açanların sa-

1.

yısı hızla çoğaldı. Neticede hicret gerçekleşti. Ar-

2.

dından Bedir ve Uhud savaşları geldi. Mus’ab b. Umeyr hep öndeydi, her iki savaşta da sancaktar-

3.

KASIM’12

4.

(Kurtubî, el-Cami’ li Akâmi’l-Kur’an, 1.bs. Beyrut 1408/1988, V, 233.) (Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’an, 17. bs., 1412/1992, IV, 2262.) (Atalay Yörükoğlu, Gençlik Çağı, 10. bs., İstanbul 1998, 20.) (Buhârî, “Cenâiz”, 27; “Meğâzî”, 17, 26; Müslim, “Cenâiz”, 44.)


‫ِم َن ا ْل ُم ْؤ ِم ۪ني َن ِر َج ٌال َص َد ُقوا َما َعا َه ُدوا‬

‫الل َعلَ ْي ِۚه َف ِم ْن ُه ْم َم ْن َق ٰضى نَ ْح َب ُه َو ِم ْن ُه ْم َم ْن‬ َ ّٰ ‫يال‬ ًۙ ‫يَ ْن َت ِظ ُۘر َو َما بَ َّدلُوا تَ ْب ۪د‬

Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. (Ahzab sûresi, 23)


Bir Hadis Bir Yorum “İnsanlar kızsa dahi Allah’ın rızasını arayan kimseyi Allah, insanların şerrinden korur. İnsanların rızasını Allah’ın gazabıyla arayan kimseyi de Allah insanlara terk eder.”1

Hakkın hatırı, her hatırın üstündedir

Abdulkadir Kızmaz

HADİS-İ ŞERİF

Hadisin daha iyi anlaşılması için konu başlığını teşkil eden kelimeleri izah etmek yerinde olur.

ALLAH (C.C)

K

âinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda’ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma’bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da. Geçmişte ve gelecekte özü ve sıfatları değişmez. “Allah” Olmanın O'na mahsus olduğu kudret.2 Allah


Gerçek bir Müslüman, işlerinin hepsinde Allah Teâlâ’nın rızasını gözetir.

Müslüman’ın

tek gayesi ALLAH’ın rızasıdır. Malı - serveti, mevki-makamı, ibadet -taatı, yaşama ve ölümü bu rızayı kazanmaya götürüyorsa iyidir. Aksi takdirde serveti, mevki-makamı,

ibadeti-taatı,

yaşamı, ölümü ve sahip olduğu her şeyi bir hiçtir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“De ki: “Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.”4 “O’nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.”5 ismi ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız O’na aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. “O’nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur.).”3

“Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben ortak koşanlardan değilim.”6 Her şey Allah içindir. Canın, malın, varlığın, yokluğun, yemen, içmen, gezmen, yürümen, oturman, kalkman, hatta yaşamın ve ölümün... İşte rıza-i Bari’yi kendine gaye olarak belirleyen

GAYE

kimse, dünyada var olma mücadelesini verirken

Gaye; maksat, hedef, netice, sonuç ifade eder.

ve ahiret hayatına göç ederken “Sıratul Müsta-

Razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, kabul etme ve gerçekleşecek olan bütün mukadderata boyun eğip razı olmak.

Gayeler ikiye ayrılır: Birincisi, Allah’ı gaye edinmektir. Allah, rızasını arayan kimseleri korur ve gözetir. Peygamberleri ve salih kimseleri koruyup onlara yardım ettiği gibi. İkincisi, insanı gaye edinmektir. Allah kendisine kulluğu terk edip birbirlerini kutsayan kimseleri ise şerleriyle baş başa bırakır. Onların yardımcısı olmaz.

kim” çizgisinde sebat eder. Bu minvalde kendimize önder ve örnek olarak alabileceğimiz sayısız örnekler vardır. Onlardan bir tanesi Bi’ri Maune faciası’nda öne çıkan Ümmü Süleym’in kardeşi Haram bin Milhan’dır;

“Peygamberimiz (s.a.v) mektubuyla beraber Haram bin Milhan’ı Bi’ri Maune vakasında Allah düşmanı Amir b. Tufeyl’e gönderdiler. Allah düşmanı Amir mektuba bakmamıştı bile… Ve o sırada adamlarından birine işaret ederek elçiyi arkasından mızraklamasını emretti, mızraklar ve oklar karnından girip sırtından çıkıyordu… Haram bin Milhan, aldıkları darbeler neticesinde öleceğini hissedince, üzülme, korkma ve pişMUHARREM 1434

O’nun İzinde...

RIZA

35


man olma yerine Allah düşmanı Amir’e şu sözlerle haykırmıştır. “Allahu Ekber fuztu ve Rabbil Kâbe.” “Allahu Ekber Kabe’nin rabbine yemin olsun ki kurtuldum”. -Radıyallahu anh-“7 Bu ve benzeri örneklerden çıkarılabileceği gibi, kalbinde Allah sevgisi olan kişi, o sevgi uğruna yaşarken veya ölürken gerçek manada kurtulandır. Fakat kalbinde gerçek manada Allah sevgisi olmayan kişi ölüdür, elbisesi de kefenidir. Bütün insanların yaratılış gayesi Allah’a kulluktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“ Ben, cinleri ve insanları sadece Bana kulluk etsinler diye yarattım.”8 Müslümanın gayesi, kalbi selim ile ruhunu ve bedenini tezkiye etmiş, şirkten, fısktan arındırmış bir şekilde yaratıcısına kulluk ederek sıkı bir bağla irtibatlı olması gerekir. Bu bağın hiç kopmadan ölüm gelinceye kadar devam etmesi gerekir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

ni O’na ada.”16 İnsanlık sadece yaratıcısına kulluk için yaratılmıştır. Başka bir gaye için yaratılmamıştır. Bu gerçeğin bilinmesine rağmen, günümüzde insanlar çeşitli gayeler peşindeler ki, bu gayelerin bir kısmı kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmadır. Bu gayeler, ekonomik işbirliği yaparak, yoksulların hakkını gasp etmedir. Küfür tek millettir işbirlikleriyle mazlum Müslüman halkı ezerek ve topraklarını işgal etmek suretiyle kendini göstermiştir. Geçmişte Karun, ekonomik gücü ile sömürüye örnektir. Ashabı Uhdud’un Aziz ve Hamid olan Allah’a inanmaları neticesinde hendeklerde yakılmaları mazlumiyetlerine örnek teşkil eder. Günümüzdeki şekli emperyalist sermaye kuru-

“Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et.”11

yalık emelleri için Müslümanların, dini yaşama

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ı tesbih ederler. O, güçlüdür, Hâkim’dir.”12 “Yeri düzleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O’dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.”13

NEBEVÎ HAYAT

“Rabbinin adını an ve bütün varlığınla kendi-

“...Tağutu9 (saptırıcıları) inkar edip Allah’a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işitendir, bilendir.”10

İnsan ve cinni varlıkların dışında kalan her şey verdiği söze sadık kalarak kıyamete kadar bu bağı muhafaza ederler. Örneğin; gece ile gündüzün birbirini pürüzsüz takip etmesi bu bağlılığın gereğidir.

36

“Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine kulluğa devam et.”15

Gayem Allah’tır diyen muvahhid bir kul, yer ve gökler misali, Rab olarak Allah’ı, kitap olarak Kuran’ı, önder olarak Resulü ve kardeş olarak Müslümanları kabul etmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Uğrumuz da Cihad edenlere, Biz mutlaka yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah iyilik edenlerle beraberdir.”14 KASIM’12

luşlarının, faiz ve sömürgeyle gelişmekte olan halkların kanını emmesidir. Batıl hedef ve dünözgürlüklerini ve topraklarını işgal etmektedir. Filistin, Afganistan, Irak, Arakan, Moro, Suriye ve benzerleri apaçık örneklerdendir. Allah Teâlâ kullarından kendisini rızıklandırmalarını ve sadece dünyayı imar etmelerini istemez. Kullarından kendisine sadece kulluk etmelerini ister. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

” Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.”17 “Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah’tır.”18 Allah’ın rızasını uman kimse, her haline hamd eder. Allah’ın, hallerinden haberdar olduğunu bilir. Çünkü Allah ihmal etmez sadece mühlet verir. Kişi Allah’a bağlı olduktan sonra bütün bela ve musibetler başa gelse de huzur ve refah içinde olur. Bu yola çıkan bir mümin bu yola niçin çıktığını her an düşünüp, varmak istediği menzil ile ve ona götüren araçlarda her hangi bir sapma var mı yok mu sağlamasını yapıp yoluna devam etmesi gerekir. Çünkü bazen iyi niyetle başlanılan bir iş,


topraklarda, İslam devletini kurmaktır. Bu benim çalışmamın ve azmimin dayanağıdır. Allah’ın beni buna kavuşturmasını diliyorum. Şayet bu emelim gerçekleşirse bu Allah’ın bize fazlındandır. Şayet gerçekleşmeden ölürsem, en azından bu yola birkaç adım atmış olurum. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah, işinde galiptir, (hâkimdir) fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”20 Ey insan o halde sende yüz yirmi dört bin peygamber gibi, hatemul enbiya gibi, dört halife ve ashap gibi ve saydıklarımızın çizgisinde yürüyen bütün ümmetin fertleri gibi bu kutlu aile de doğru istikamette yürümek üzere yerini al. Onların tek gayeleri Allah’a halis bir şekilde kulluk başlangıçta o iş araç olarak kabul edilirken daha sonra amaç halini alabilir. Bu durumu birçok kitabın birinci hadis-i şerifi olarak yer almış şu hadis ne kadarda güzel ortaya koymuştur.

“Mü’minlerin emîri Ebû Hafs Ömer ibni Hattâb radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittiğini söylüyor: “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulü’ne ise onun hicreti Allah’a ve Rasulü içindir. Kimin hicreti de elde edeceği dünyalık (bir

edip Allah’ın kendilerinden razı olması idi. Sen mahlûkat içerisinde çok değerlisin. Çünkü yaratıcın seni gerçekten “Ehsen-i takvim” olarak yarattı. Yaratılışın keremiyle öncülerin gibi izzetli yaşa. Aksi takdirde “Esfel-i Safiline” döndürüleceksin. O halde dağınık olan beşeriyetin yeniden bir olması için tek ses, tek yürek, tek ümmet olup. Şunu haykırması gerekir:

“GAYEMİZ, ALLAH ‘IN RIZASINI KAZANMAKTIR.”

mal) için veya nikahlayacağı bir kadın için ise onunda

“Bende bir beşer olarak hayatımı sürdürürken tek emelim; Allah'ın benden razı olmasıdır. O’nun rızasını almak da ancak O’na itaat ile olur. Allah’a itaatin zirvesi de cihattır, cihadın gayesi de yeryüzüne İslam’ın hâkim olması ve Allah’ın düşmanlarının yeryüzünde oluşturdukları fesat ve fitneyi temizlemek içindir. Bu uğurda, gerçekleştireceğim ilk hedef, gasp edilmiş İslam topraklarını fitneden temizlemektir, sonrada o

------------------------------------------------------------

1. Tirmizi 2. Şamil İslam Ansiklopedisi. Büyük Türkçe Sözlük Dr.Mehmet Doğan. 3. Meryem Suresi: 65 4. En’am: 162 5. En’am: 163 6. En’am: 79 7. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hayatı ve Daveti. Safiyyur Rahman el-Mubarek Furi s.295 8. Zariyat: 56 9. Tağut: Allah’ın dışında kulluk edilen her şey demektir. 10. Bakara: 256 11. Hicr: 98-99 12. Saf: 1 13. Rad: 3, Ankebût: 69 14. Hicr: 99 15. Müzzemmil: 73/8 16. Zariyat: 57 17. Zariyat: 58 18. Buhari, Müslim 19. Yusuf: 21 20. Çıra Yay. Ümmeti Uyandıran Şehid, s.105 MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

hicreti ne için hicret ettiyse onadır.”19 Sonuç olarak “ Gayemiz Allah’ın rızasını kazanmaktır.” Sözünün pratik hayata etkisi, günümüzdeki örneklerinden biri olan ve canıyla malıyla ve bütün varlığıyla yaşayarak bize öğreten Şehid Şeyh Ahmet Yasin’in sözleriyle bitirmek istiyorum:

37


YOLLAR Öncü olabilmek, başı çekebilmek her zaman için riski, zorlukları beraberinde taşır. En kolay şey hazırlanmış yoldan gitmektir, en zoru ise yolları yapabilmektir. Buna rağmen pek çok insan yoldan ayrılıp farklı mecralara gitmelerini hüner zannediyorlar. Yolun sonunu göremiyorlar velhasılı. Yolda seyir halinde olanlar da yolun sonunu göremiyorlar ama yolun sonunda kendilerini neyin beklediğini en azından tahmin ediyorlar.

K

imsenin yalpa yapmayacağı, kazaya uğramayacağı yollar inşa edenlerin, elleri öpülesi insanlar olduğunu unutmamalıyız. Bu yollara asfaltlar döküp bize kolay bir seyir sağlayanlara müteşekkiriz. Bu yollar eskimeye yüz tuttu şimdilerde. Yol çalışması yapanlara az rastlar olduk. Yolsuz bırakılmamalı bu insanlar, bu nesil, bu ümmetin ev-

NEBEVÎ HAYAT

latları.

38

KASIM’12


Yollardaki işaret levhalarını dikenler bizleri nesillerdir uyarıyorlar. Bu yollardan çok kimseler geldi geçti. Ben ve sen ne ilk ne de son yolcuyuz. En çok kaza yapmaktan korkuyorum ben. Yanlışlarım bir kazaya sebep olur diye endişeliyim. Yanlış yapmamak için dualar ediyorum. Biliyorum ki hepimiz bu yoldan geçmek zorundayız. - Başka bir yolu yok bunun. Hızımızı düşürmemiz yada aşırı hız yapmamız hem bizin hem de başkaları için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Başkalarının da kaza yapmalarına sebebiyet verebiliriz. Bu yolun rampalarını ilk kez ben çıkmıyorum. Benden önce bu yollar aşıldığına göre, bu engeller onlara hiç geldiyse ben neden korkayım ki? Korkmuyorum işte. Ben de aşacağım bu engelleri. Durduramayacak kimse beni. Yolun uzun oluşu korkutmuyor beni. Yolun kazası olmuyor o halde hiç durmadan seyir halinde olmalıyım. Herkesin gittiği yerde benim durmam bir felaket olabilir. Bu yolda ölenler de oldu elbet. Ama bu yol uğrunda öldüler. Amaçsız ölüm yok olmadır. Hedef için ölüm ise bir vuslattır. Yavaşlamamızı isteyenler setler örüyorlar yollarımıza. Tam gaza basacakken bu frenlerde neyin nesi? Neden durdurmak istiyorlar beni? Yollar dikkat ister, yollar uyuyarak tüketilmez, aynı yerden bir daha geçmeyeceğiz çünkü.

Yoldan ayrılmanın adına günah dendi. Yola tekrar geri dönmeye tevbe adı verildi. Bizi sollayanlar oluyor kimi zaman. Bu yolda hızlı gidenler enerjilerine güvenenlerdir. Bizim motorumuz eskimeye başladı, ne de olsa ihtiyarlıyoruz artık. Gençliğimde kimse geçemezdi beni. Mola vermek, park etmek nedir bilmezdik.. Kimse durduramazdı bizi. Heyecanlarımız vardı, ağır adımlarla yaya gidenleri sevmezdik. Bize göre herkes koşmalıydı herkes. Yakıt ikmalimizi ruhumuzu besleyerek yapardık. Yolun sonuna yaklaştığımızda mecalimiz kalmıyor artık bizim. Ne bu el, ne bu ayak, yola ilk çıktığımız andaki gibi değil. Ama yüreklerimizin heyecanı ve ümitleri tükenmedi hiç. Az ileride kırmızı bir lamba yanıyor. Sanırım bu yol benim için bitmiş olsa gerek. Kimileri için hala yeşil yanıyor ama. Bu benim yolumun sonu. Ama ben hiç bu yoldan ayrılmadım. Kırmızı ışık yanmasaydı yine aynı tempo ile gidecektim. Ve hiç kimse engel olamayacaktı yollarıma. Dualarım kabul oldu işte. Hep dua ederdim “Benim de canımı bu yolda al Allah’ım!” diye. Bu yollarda fazla yük vurma cılız omuzlarıma. Yolundan saptırma beni. Arkamdan gelenlere beni kötü tanıtıp beddua ettirme. Bu yolda emeği geçenlerden Sen razı ol. Yolsuzların şerrinden Sen muhafaza eyle bizi. Bizden önce bu yollardan geçip bize ışık olanlar, bize uyarı levhaları dikenlere şükranlarımızı ilet. Bizi doğru yoldan ayırma. “Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil.” Amin

O’nun İzinde...

Sendeleyenler, kaza geçirenler, şarampole yuvarlananlar, benzini bitenler, hazırlıksız yola çıkanlar, istiab sınırından fazla yük yüklenenler… Herkes, hepimiz yollardayız. Kimimiz pür dikkat iken kimimiz aldırmıyor bile işaret levhalarına. Bu yol trafiğin kurallarına kızanlar, aldırış etmeyenler olduğu gibi, “Bu kuralların olmayışı bizim felaketimiz demektir” diyenler de var.

MUHARREM 1434

39


Yusuf Mert

Davet Okulu “De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben bana uyanlar bir basiret üzere Allah’a davet ederiz. ...” (12, Yusuf, 108)

“S

izden hayra çağıran, iyiliği em-

meli, bunun için gerekli olan bütün plan ve

reden, kötülükten alıkoyan bir

programlar elden geldiğince detaylı bir şekil-

topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” (Âli İmran-104) Rabbimizin “hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun” emrine ancak donanımlı bir davetçi olduğumuz taktirde uyabilmemiz mümkün olacaktır. Günümüz İslam davetçileri kendilerini maddi ve manevi ilimlerle donatmalı ki hem kendilerine hem de çevrelerine ışık

NEBEVÎ HAYAT

olabilsinler, çevrelerindeki insanları şirkin,

40

günahın bataklığından kurtarıp İslam’ın nuruna ulaştırabilsinler. Bu da öncelikle sağ-

de hazırlanmalıdır. Hocalarımızın “Usul olmadan, vusul olmaz” sözü, bize öncelikle hangi usulü takip etmemiz gerektiğini belirlemenin önemini ifade etmesi bakımından dikkat çekicidir. Günümüzde birçok eğitim programları düzenlenmekle beraber, insan yetiştirme ve liderlik eğitimi alanına gereken ilginin gösterildiği söylenemez; gerçekten bu alanın daha sistematik olarak incelenmesi, ders kitabı ve müfredat şeklinde programlanması gerekmektedir. Eğitim materyali üretme gibi bir görev,

lıklı bir “İslam Toplumu”nu oluşturmaktan

ihtiyaç duyulan meyveleri verebilmesi için,

geçmektedir. İslam Toplumu fertlerden oluş-

ilmi düşünen bir uzman ve profesyonel kad-

tuğuna göre ferdin eğitim-öğretimi öncelen-

ronun yoğun gayretlerine dayanması ge-

KASIM’12


önemli bir kısmını yüksek düzeydeki bu uzmanlık alanına tahsis ederse geleceğine iyi bir yatırım yapmış olacaktır. Bu alanda ciddi

 “Bir iş yapılacaksa, onu başlatacak olan benim.”

rekmektedir. İslami hareket, kaynaklarının

çalışmalar yapılmalıdır. Yapılan bu çalışmalar tasnif edilmeli ve faaliyetler bu sistem altında yürütülmeye çalışılmalıdır.

O’nun İzinde...

Muhammed Kutub, "Nasıl Davet Edelim?" İsimli eserinde konunun önemi hakkında şunları söylemektedir: “İnsanları nasıl davet edeceğimizi bilmemiz, son derece önemli hususlardandır… Çünkü bugün İslâm dünyasının karşı karşıya kaldığı kriz, son derece keskin bir krizdir. Belki de tarih boyunca karşılaştığı en ağır krizdir… Bütün düşmanlar İslâm’a karşı savaşmak için bir araya gelmiş bulunuyor. Belki de daha önceden bu çapta ve bu ısrar ile İslâm düşmanları bir araya gelmiş değildir. Diğer taraftan bugün insanlığın İslâm’a ihtiyacı, Rasulullah (s.a.)’e indirildiği gündeki ihtiyacından daha az değildir. Bizler basiretle ve aynı zamanda son derece sağlam adımlarla davet yolunda yürümeyecek olursak, hedefimize ulaşamayabiliriz, çabalarımızın birçoğu da gerçek bir sonuç vermeden boşa gidebilir.” MUHARREM 1434

41


Bizler de dergimizin gelecek sayılarında

Ufak tefek meselelerle kendinizi harap

konuya gücümüz yettiği ölçüde katkıda bu-

etmeyin (eninde sonunda hepsi ufak tefek

lunmak amacıyla “Davet Okulu” adı altında

meseledir).

seri yazılar ile katkıda bulunmaya çalışacağız. Bu bölümde genel olarak davet usulü ve davetçilerin donanımı ile ilgili konuları işlemeye çalışacağız. Bu sayımızda yöneticiler için bazı tavsiyeler ve çalışanları motive etme ile ilgili bazı nasihatleri sizlere sunacağız. İstifade etmemiz duasıyla. Yöneticiler İçin Günlük Doğrulamalar

42

Kardeşleri takdir etmek, ödüllendirmek ve terfi ettirmek için performansı esas alın. Düşük ve marjinal performans gösterenleri ise ya kendilerini düzeltmeye ya da görevden ayrılmaya yönlendirin.

NEBEVÎ HAYAT

Çalışma sahanızın ve oradaki insanların enerji kaynağı sizsiniz. Enerji aşılayan bir yönetici olun. Yöneticilik insanlarla yapılan bir iştir. İnsanı başa alın. Yöneticilik insanlar üzerinde değil, insanlarla birlikte gerçekleştirilen bir iştir. Sözünüzün eri olun, sözlerinizi eylemlerinizle destekleyin. İnsanlar duyduklarından çok, gördüklerine inanır. “Bir iş yapılacaksa, onu başlatacak olan benim.” Çalışanlarınızla paylaştığınızda, gücünüz artar. En başarılı performans net amaçlarla başlar. Ne kadar ödül verirseniz, o kadarını alırsınız. Ne kadar çok hata yaparsanız, doğru yanıta o kadar yaklaşırsınız. Ölçemediğiniz performansı yönetemezsiniz. KASIM’12

Her zaman için en iyi yaklaşım en basit yaklaşımdır. Hizmet Ehli Kardeşleri Motive Etmenin Yolları 1. İyi iş başaran kardeşinize şahsen teşekkür

edin; ya yüz yüze görüşerek, ya yazılı olarak, ya da her iki yöntemi birden kullanarak. Bunu zaman kaybetmeden, sık sık ve içtenlikle yapın. 2. Kardeşlerinize görüşmek ve düşünce-

lerini almak için istedikleri ya da gerek duydukları kadar zaman ayırmaya istekli olun. 3. Kardeşlerinize, biriminiz ve cemiyetin

performansı hakkında sık aralıklarla somut geribildirim verin. 4. Açık, güven verici ve keyifli bir çalışma

ortamı oluşturmaya çalışın. Yeni fikirleri ve inisiyatifi cesaretlendirin. 5. Kardeşlere stratejiler hakkında bilgi verin

ve genel plan kapsamında tek tek çalışanlara düşen rolleri açıklayın. 6. Kardeşleri özellikle kendilerini ilgilendi-

ren karar süreçlerine katın. 7. Kardeşlere yeni beceriler geliştirme ve

ilerletme olanağı sağlayın; en iyi düzeyi hedef almaya özendirin. 8. Cemiyetin, bölümünüzün ve tek tek bi-

reylerin başarılarını kutlayın. Ekibinize moral toplantıları ve çeşitli etkinlikler düzenlemek için zaman ayırın. 9. Kardeşleri takdir etmek, ödüllendirmek

ve terfi ettirmek için performansı esas alın. Düşük ve marjinal performans gösterenleri ise ya kendilerini düzeltmeye ya da görevden ayrılmaya yönlendirin.


Ameli ve Ahlâki 1 r e l e y i s v Ta ‫الل َح َّق ُت َقاتِ ِه َو َل‬ َ َّ ‫يَاأ َ ّيُ َها ا ّلَ ِذي َن آ َم ُنوا ا ّتَ ُقوا‬ ‫تَ ُمو ُت َّن إِ َّل َوأ َ ْن ُت ْم ُم ْس ِل ُمو َن‬

“Ey iman edenler Allah’tan hakkıyla korkun. Ancak ve ancak Müslüman olarak ölün.” 1 İşte bu dosdoğru pak ve temiz olan dinin temsilcisi, insanlığın Allah’a kulluk örneği, adeta yıldızı, karanlık gecelerin aydınlatıcısı, mazlum ve mustazaf kesimin dostu yardım ve destekçisi, zalim ve tağutların karşısında hak ve adaletin çekilmiş kılıcı, karanlığı yırtarak parlayan şimşek, zulümatı boğarak kâinata adeta rahmet olan güneş, Rabbinin kendisine bakarak tebessüm ettiği, şeytanın ise haset, kin ve buğuz ile delilere dönerek arkasına bakmadan kaçtığı, meleklerin gıpta ettiği insanlığa örnek ve önder olan, Allah’ın kendisine “Müslüman” ismini verip, bu ad ile şereflendirdiği, iman eden müminlere hitaben söze başlamak istiyoruz. Siz insanlık içinden seçilmiş en hayırlı ümmet olarak, sahip olduğunuz misyonun gereğine uygun hal, ahlâk ve karakter ile süslenip, temsilcisi olduğunuz bu misyonun külfetini yüklenerek tüm insanlığa örnek ve öncü olma durumundasınız. Ben müslümanım dediğinizde tüm bu değerlerin manasını ruhunuzun en derin zerrelerinde hissettiğinizde, işte o zaman gerçek temsilciler, gerçek Müslümanlar olur, asıl önder ve öncüler sınıfına girersiniz. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

H

amd ancak Allah’a mahsustur. Ona hamd eder, ondan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse, onu saptıracak kimse yoktur. Kimi de saptıracak olursa, onu hidayete erdirecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun kuludur, Resulüdür.

43


Ve böylece Allah’ın tebessümle baktığı şeytanın ise kin ve hasetle kaçtığı seçkin müminlerden olursunuz.

‫اس تَأْ ُم ُرو َن‬ ِ ‫ُك ْن ُت ْم َخ ْي َر أ ُ َّم ٍة أ ُ ْخ ِر َج ْت لِل َّن‬ ‫الل‬ ِ َّ ‫وف َوتَ ْن َه ْو َن َع ْن ا ْل ُمن َك ِر َو ُت ْؤ ِم ُنو َن ِب‬ ِ ‫ِبا ْل َم ْع ُر‬

1- Her hayırlı işe “besmele” ile başlayı-

nız. Zira Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor. “Besmele ile başlanmayan her iş kesiktir.”3

2- Kalpleri birbirine bağlamada adeta bir

“Siz insanlar içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirirsiniz. Siz Allah’a iman edersiniz.”2

köprü olan “selam”ı ihmal etmeyiniz. Müslüman kardeşlerinize daima selâm veriniz. Selâm’ı ise en güzel bir şekilde alınız. Allah Azze ve Celle örnek iman ehline şöyle öğüt veriyor;

Evet: Allah’a iman etmek hayırlı olmaktır. Diğer iman etmeyenler arasında seçilmiş olmaktır. İşte bu seçilmişliğin getirdiği sorumluluk ise ağır ve gayet külfetlidir. Bu sorumluluk ise iyiliği emretmek kötülükten de vazgeçirmektir. Bu iman ehlinin en belirgin, en büyük ve en önemli özelliklerinden biridir.

“Bir selamla selamlandığınız da sizde ondan daha güzeli ile selâmı alın. Veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla yapandır.”4 Yine âlemlere rahmet Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem nadide iman ehline şöyle nasihat ediyor:

Hal böyle iken, bu büyük ve kaçınılmaz sorumluluğun ilk adımı şüphesiz ki, bu vazgeçilmez ilkeleri kendi benliğinizde yaşamanız ve iyice önemsemenizdir. Aksi takdirde maksat hâsıl olmaz, imanın gereği gerçek-

İman etmediğiniz müddetçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmediğiniz müddetçe de iman etmiş sayılmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir ameli bildireyim mi? Aranızda selâmı yayın.”5

ِ ‫َّاس تَأْمرو َن بِالْمعر‬ ِ ْ ‫ُك ْنتم َخيـر أ َُّم ٍة أُ ْخ ِرج‬ ‫وف َوتـَنـَْه ْو َن َع ْن ال ُْمن َك ِر َوتـُْؤ ِمنُو َن بِاللَّ ِه‬ َ ُْ َ ُ ُ ِ ‫ت للن‬ َْ ْ ُ

NEBEVÎ HAYAT

“Siz insanlar içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten vazgeçirirsiniz. Siz Allah’a iman edersiniz.”

44

leşmez ve sadece söz ve dilde kalan bu iman iddiası, kâinatın Rabbi yanında bir mana ifade etmez, fayda vermez. İşte bu maksat ile Kur’an ve Sünnet’e dayanarak, o pak ve temiz olan sünneti adım adım izleyen nadide önderlerin, Ashab-ı Kiramın siretlerinden yola çıkarak aşağıda maddeler halinde sıraladığımız, iman ehlinin ahlaki özelliklerine sımsıkı sarılmanız ve onları ilk önce kendi benliğinizde özümseyerek, ardından çevrenize yansıtmanız kaçınılmaz görevinizdir. Rabbim sizleri şuurlu, yüksek ahlâk sahibi, dava ve sorumluluk bilincine haiz olan kullarının safına ilhak eylesin, Âmin. KASIM’12

3- Kalbinizin gaflete dalmaması için, şey-

tanın sizi aldatmaması için, her fırsatta Allah’ı zikredin. Yatmadan önce yüz defa istiğfar ediniz. “Sana vahyolunan kitabı oku, namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayâsızlıktan ve münkerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir.”6 Unutmayınız ki kâinata rahmet Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem dahi günde yüz sefer Allah’tan mağfiret dilerdi. “Ben günde yüz kere Allah’tan mağfiret diler ona tevbe ederim.”7


4- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e

çokça salât-u selâmda bulunup her gün bunu alışkanlık haline getiriniz.

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder. Ey müminler sizde ona salât ve selam edin.”8 Abdullah b. Amr b. As Allah ondan razı olsun dedi ki; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle söylerken işittim: “Kim bana bir salât getirirse Allah Azze ve Celle ona on salât getirir.”9 Yine Hz. Ali Allah ondan razı olsun Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle

“Kim bizim dinimiz adına onda olmayan bir ameli işlerse ondan bu amel kabul edilmez.”13

6- Helal kazanç vazgeçilmez prensibiniz

olsun. Çocuklarınıza helâl lokma yediriniz ki, Allah’a ve size itaat etsinler. Mikdad b. Ma’diykerib Allah ondan razı olsun Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü rivayet ediyor; “Kişi için kendi el emeği ile kazandığını yemesinden daha hayırlı bir kazanç olamaz. Nitekim Allah’ın Peygamberi Davud Aleyhisselam’da kendi el emeğini yerdi.”14

Unutmayınız ki kâinata rahmet Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem dahi günde yüz sefer Allah’tan mağfiret dilerdi. “Ben günde yüz kere Allah’tan mağfiret diler ona Tevbe ederim.”

5- Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in

sünnetine sımsıkı sarılıp onunla amel ediniz. Sonu ateş azabı olan bidat, hurafe ve batıl inançlardan uzak durunuz. Hatada ise ısrar etmeyiniz. Allah Azze ve Celle’ nin şu ayetini aklınızdan hiç çıkarmayınız. “De ki: Allah’a itaat edin, Rasulüne de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, onun işi ancak tebliğdir. Size düşen de ona itaat etmenizdir. Ona itaat ederseniz hidayet bulursunuz. Peygamber’e düşen ise apaçık bir tebliğdir.”11 Ebu Hureyre Allah ondan razı olsun ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu sözünü rivayet ediyor; “Ümmetimin hepsi cennete girecek ancak benden yüz çeviren müstesna. Sahabeler kimdir o yüz çevirenler Ya Rasulallah?” dediler. Peygamberimiz “Kim bana itaat ederse cennete girer, kim de bana isyan ederse benden yüz çevirmiştir.”12 Müminlerin annesi Aişe Allah ondan razı olsun ise Peygamberimizin şu sözünü aktarıyor;

7- Kardeşlerinizle iyi geçininiz. Mümkün

mertebe münâkaşadan kaçınınız. Allah Azze ve Celle’nin şu ayetini kulağınıza küpe yapınız.

“Müminler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını düzeltin. Ve Allah’tan korkun. Umulur ki rahmet olunursunuz.”15

8- Kur’an-ı Kerim ve hadisi şeriflerden

ezber yapınız. Ve bununla amel ediniz. Ezberlediklerinizi başkalarına da öğretiniz. Her gün bir miktar hadis ezberleyip bunları kardeşlerinize ve aile fertlerinize okuyup açıklayınız. Böyle yaparak Allah Rasulünden gelen şu hadislere uygun amel etmiş olursunuz. “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı öğrenen ve öğreteninizdir.”16 “Allah; benden bir söz işitip, onu koruyup sonra da onu benden işittiği gibi aktaranın yüzünü ak etsin.”17

9- Allah rızası için yapmanız gereken

görevleri eksiksiz yapınız. İhmalkârlık yapmayınız. İtaat ediniz ki size de itaat edilsin. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

buyurduğunu söyledi: “Cimri, yanında ben zikredildiğimde bana salât getirmeyen kişidir.”10

45


Sorumluluğunuzu ve aldığınız görevleri hakkıyla yapınız ki Allah da size ecir versin. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e de itaat edin. Ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer Allah’a ve Ahiret gününe inanıyorsanız herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulüne götürünüz. Bu hem daha hayırlı hem de sonuç itibari ile daha güzeldir.”18 Enes Allah ondan razı olsun’dan Peygamber efendimizin bu hususta şöyle söylediğini rivayet ediyor;

evinize girmesin. Eve giriş ve çıkışlarda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in öğrettiği duaları okuyunuz. Bu yüksek ve en güzel ahlakı Allah Azze ve Celle şöyle açıklıyor; “Evlere girdiğinizde kendinize (evlerde bulunanlara) Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir selam olmak üzere selam veriniz. Allah size akledesiniz diye ayetlerini böyle açıklıyor.”22 Evlere girerken yapılan zikir hakkında Peygamberimizin şöyle dua ettiği rivayet edilmiştir;

Allah rızası için yapmanız gereken görevleri eksiksiz yapınız. İhmalkârlık yapmayınız. İtaat ediniz ki size de itaat edilsin. Sorumluluğunuzu ve aldığınız görevleri hakkıyla yapınız ki Allah da size ecir versin.

“Dinleyin ve itaat edin. Velev ki başınıza Habeşli bir siyahî köle emir tayin edilse dahi.”19

10- İslam toplumunun temelini oluşturan

ailenizi iyi idare ediniz. Erkekler hanımlarıyla, hanımlar da beyleriyle iyi geçinsinler. Huzur ve mutluluğun devamı için birbirinize saygı ve sevgi ile hitap ediniz. Çocuklarınızın önünde asla tartışıp kavga etmeyiniz. Aksi halde onlara kötü örnek olduğunuz gibi, hayatlarında başarısız olmalarına da neden olursunuz. Tek önderimiz Peygamber efendimizin aileye verdiği önemi, şu hadisi şerif ne de güzel ifade ediyor:

NEBEVÎ HAYAT

“Hepiniz çobansınız. Ve güttüklerinizden sorumlusunuz. Emir çobandır. Erkek ailesinin ve evinin çobanıdır. Kadın kocasının evi ve çocuklarının çobanıdır. Böylece hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden mesulsünüz.”20

46

Yine Ümmü Seleme Allah ondan razı olsun Peygamberimizden şu hadisi naklediyor; “Kocasının kendisinden razı olarak öldüğü her kadın cennete girecektir.”21

11- Evinize girerken besmele ile giriniz

ve mutlaka evdekilere selam veriniz ki şeytan KASIM’12

‫هلل َخ َر ْج َنا َو َعلَي‬ ِ ‫هلل َولَ ْج َنا َو ِب ْاس ِم ا‬ ِ ‫ِب ْاس ِم ا‬ ‫َر ِّبنـَا تَ َو َّك ْل َنا‬

“Allah’ın adıyla girdik Allah’ın adıyla çıktık ve Rabbimize tevekkül ettik.” ardından ailesine selam verirdi. Başka bir hadisi şerifte Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor; “Kişi evine girerken, yemek yerken Allah’ı zikrettiğinde şeytan ashabına, size ne geceleyecek nede akşam yemeği yiyecek yer var.” der.23

12- Her işe başlarken olduğu gibi eve gel-

diğinizde kapınızı besmele ile açınız. Eve gizlice değil, zili çalarak veya kapıyı tıklatarak giriniz. İzin almadan evlere girmeyiniz. Uzak bir yerden geliyorsanız eşinize önceden geleceğiniz zamanı bildirin ki sizi karşılayacak şekilde hazırlansın.

13- Başkasının evine girmek için ka­pıyı

üç defa vurunuz. İzin verilirse içeri giriniz. Üçüncü defadan sonra size izin verilmezse geri dönünüz. Kapıyı çaldığınızda kim olduğunuz sorulduğunda “Benim” demeyiniz.


İsminizi, gerekirse soyadınızı da söyleyiniz. Bu edep Allah Azze ve Celle tarafından bizzat öğretilmiştir; “Ey iman edenler! Başkalarının evine izin alıp selam vermeden girmeyiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır. Olur ki öğüt alırsınız.”24

İslam toplumunun temelini oluşturan ailenizi iyi idare ediniz. Erkekler hanımlarıyla, hanımlar da beyleriyle iyi geçinsinler. Huzur ve mutluluğun devamı için birbirinize saygı ve sevgi ile hitap ediniz. Çocuklarınızın önünde asla tartışıp kavga etmeyiniz. Aksi halde onlara kötü örnek olduğunuz gibi, hayatlarında başarısız olmalarına da neden olursunuz.

Ebu Said el Hudri Allah ondan razı olsun anlatıyor: “Bir gün Ensar meclislerinden birinde oturuyordum. Korkulu bir vaziyette Ebu Musa geldi. Seni korkutan nedir? diye sorduk. O da başından geçen şu olayı anlattı: Ömer bana kendisine gelmemi emretti. Benİzin verilmeyince bende geri döndüm. Daha sonra Ömer bana: “İçeri girmeni engelleyen

------------------------------------1. 2.

neydi?” diye sordu. Ben de “geldim, üç sefer

3.

izin istedim, izin verilmeyince geri döndüm.

5.

Çünkü Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem

7.

4. 6.

“Sizden biriniz üç sefer izin ister de izin veril-

8.

mezse geri dönsün” buyuruyor dedim. O da:

10.

9.

“Ya delil getirirsin ya da seni cezalandırırım”

11.

dedi. Ubey b. Ka’b ise bunun üzerine; “Senin

13.

yanında ancak kavminin küçükleri var” dedi.

15.

12. 14.

(Ve hadisi rivayet eden Ebu Said); “Ben onla-

16.

rın en küçüğüydüm. Ömer’in yanına gittim

18.

17.

ve Peygamberin böyle söylediğini haber ver-

19.

dim.”

21.

25

Rabbim bu okuduklarımızı kendi benliğimizde gerçekleştirmeyi nasip etsin! Amin

20. 22. 23. 24. 25.

Al’i-İmran: 102 Al’i-İmran: 110 İbni Hibban Nisa: 86 Müslim: 54 Ankebut: 45 İbn Mace: 925 Ahzab: 56 Müslim: 384 Tirmizi: 3450 Nur: 54 Buhari: 13/214 Buhari: 221; Müslim:1710 Buhari: 259 Hucurat: 10 Buhari: 6619 Tirmizi: 2658 Nisa: 59 Buhari: 108/13 Buhari: 317/2; Müslim:1929 Tirmizi: 1161 Nur: 61 Müslim: 2018 Nur: 27 Buhari: 6243

O’nun İzinde...

de gittim. Üç sefer kapıyı çalıp izin istedim.

MUHARREM 1434

47


Gayemiz; Allah’ın Rızasını Kazanmaktır. Önderimiz, Rasulullah (s.a.v.)’dir. Yolumuz, Cihaddır. En Büyük Arzumuz Allah Yolunda Şehid Olmaktır. 1- Şartlar ne olursa olsun ezanı duyduğunuz zaman namaza kalkın. 2- Kur’an’ı Kerim’i okuyun, inceleyin veya dinleyin. Azıcık zamanınızı bile yararsız işlere ayırmayın. 3- Dilinizi düzgün konuşmaya çalışın. Çünkü bu Müslüman olmanın belirtisidir. Arapça’yı öğrenin, çünkü Kur’an en güzel şekilde Arapça ile anlaşılır. 4- Hiç bir konuda aşırı tartışmayın. Zira gösteriş hiç bir zaman yarar sağlamaz. 5- Cesaret ve büyük bir dayanma gücüne sahib ol. Cesaretin en faziletli olanı da hakkı haykırmak, sır saklamak, hatasını itiraf etmek, insanların hakkını vermekte insaflı olmak ve hiddet anında nefsine hakim olmaktır. 6- Devamlı vakarlı ol ve ciddiyeti tercih et. Vakar seni, doğru şakadan ve tebessümden de alıkoymasın. 7- Çok faal ol, umuma ait hizmetlerde yetişkin ol. Başkalarına bir iş sunabildiğin zaman mutluluk ve sevinç hisset. Hastalara başvur, muhtaçlara yardım et, zayıfları koru, felaketzedelerin güzel sözle de olsa acılarına ortak ol. Devamlı hayır işlere koş. 8- Her zaman Allah'ın murakabesinde olduğunu unutma. Ahireti hatırla ve ona hazırlık yap, Allahın rızasına ulaştıran merhalelerini azim ve himmetle kat et. Nafile ibadetlerle ona yaklaş. Geceleyin namaz kılmak, en azından ayda üç gün oruç tutmak, kalbi ve lisanî zikri çokça yapmak ve çeşitli hallerde varid olan dualarla meşgul olmak bu kabildendir. 9- Karşılaştığınız kardeşlerinizle sizden istemese bile tanışmaya bakın. 10- Görevler vakitlerden fazladır. Vakitten yararlanmak için başkasına yardımınızı esirgemeyin. Yapacak bir göreviniz varsa onu en kısa yoldan en güzel şekilde bitirmeye çalışın. 11- Her hususta temizliğe önem verin. Evinizde, elbiselerinizde, vücudunuzda, iş yerinizde. Çünkü bu din, temizlik üzerine kurulmuştur. 12- Ahdinize, sözünüze ve vadinize vefa gösterin. Şartlar ne olursa olsun bunlara muhalefet etmeyin. 13- Okuma ve yazmanızı sağlamlaştırın. Müslümanların gazete ve dergilerini çokça mütalaa edin. Küçük de olsa kendinize ait bir kütüphaneniz olsun. İhtisas sahibi iseniz branşınızda derinleşin. 14- Hükümet vazifelerine düşkün olmayın ve onları rızkın en dar kapısı olarak bilin. Ama size verildiği zaman da reddetmeyin. Davanın vecibeleri ile tamamen çatışmadığı müddetçe bu vazifelerden ayrılmayın. 15- Malınızın bir kısmı ile davaya katılın, üzerinize farz olan zekâtı cemaate verin. Geliriniz ne kadar az olursa olsun, ondan fakir ve yoksullara bir hak ayırın. 16- Az da olsa malınızın bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayırın ve katiyen lüks eşyaya kapılmayın. 17- Durmadan tevbe ve istiğfar edin. Uyumadan evvel birkaç dakikanızı nefsinizi muhasebeye ayırın. Şüpheli şeylerden kaçının ki harama düşmeyesiniz. 18- Eğlence yerlerine yaklaşmak şöyle dursun, onlara karşı bir savaşa girişmelisiniz. Bütün konfor ve rehavet görüntülerinden uzaklaşın. 19- Her yerde davanızı yaymaya çalışın. Nefsinizle şiddetli bir şekilde mücadele edin ki, onun yularını ele alasınız; gözünüzü haramdan ayırın, duygularınıza hâkim olun. 20- Sürekli cemaatle ruhen ve amelen bağlantılı olun ve kendinizi daima kışlasında emir bekleyen bir asker gibi kabul edin.


Fethi Yeken

HASAN EL-BENNA

Vakit Hayat' tır Hayat;

Îmân ve cihattır Yüzünün hatlarında devamlı bir elem ve hüzün görünüyordu. Kalbinde Müslümanların dertlerine çareler arama aşkı vardı. Onun bu hali zaman zaman bazı kötülükleri bizzat kendi eliyle değiştirmeye götürüyordu. Nafile ibadetlere devam etmesiyle ruhu enginleşmiş ve nefsi daha da, paklaşmıştı. Ayrıca daha talebelik yıllarındaki İslâmi çalışmalarından dolayı da genel kültürü oldukça gelişmişti. Okuduğu medrese de "kötülüklere karşı mücadele" adında bir teşkilat kurarak bazı önemli şahsiyetlere mektuplar gönderip, onlara nasihat etmeye ve onların dikkatlerini toplumdaki kötülüklere çekmeye çalışmıştı.

ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası hadis âlimi idi. Hadis konusunda bizzat kendisinin de yazdığı eserler vardır. İşte böyle ilmi bir yuvada büyüyen Benna ilim, takva ve zühd atmosferinde çok güzel yetişmiştir. Daha küçük yaşlarda üstün bir zekâya sahip olduğu gözleniyordu. Gece namazlarına ve pazartesi, perşembe günleri oruçlarına devam ediyordu. Küçük yaşlarında Kur’an-ı Kerim’i yarısına kadar ezberleyen Benna 15 yaşlarında hıfzını tamamladı.

Liseden mezun olduğunda Mısır'daki tüm talebeler arasındaki sıralamada beşinciydi. Üniversiteyi ise “Darul Ulum”da okumuştu. Üniversiteyi bitirme imtihanlarını verirken on sekiz bin şiir beyti ve bir o kadarda nesir ezberlemişti. Darul Ulum’u bitirdiğinde onun ayarında talebe yoktu. Çünkü birincilikle bitirmişti. Üniversiteyi bitiren Hasan el-Benna, İsmailiye’deki okullardan birine tayin edilmişti. O zaman İngilizlerin tüm güçleri İsmailiye'de toplanmıştı. Okullarda Avrupa usulü eğitim yapılıyordu. İsmailiye bu haliyle sanki Londra’nın muhitlerinden birini andırıyordu.

O öldüğünde çocuklarına ihtiyaçlarını giderecek bir şey bırakmamıştı. Hatta ev kirasını bile verecek durumları yoktu. -Rahimehullah-

MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

17

Ekim 1906’da Mısır’ın Mahmudiye kentinde doğan Hasan el-Benna dini

49


50

Bütün gayretlerini İslâm'a davet ve onu tanıtma yolunda harcadı. Köyleri gezdi, şehirleri dolaştı. Gittiği her yere bir şube açıyordu. Öyle ki bir kaç sene içinde İhvanın hareketi Mısır’ın gözünü ve kulağını doldurmuştu. Her tarafta ona katılmalar oluyor ve Mısır’ın evlatları onun kanatları altına giriyordu. Bunu gören hükümet İhvanın yayılmasından korkarak onu kontrol etmek için her türlü çareye başvuruyordu. Hasan el-Benna’yı gizli istihbarattan birçok kişi takip etmeye başlamıştı. O nereye giderse KASIM’12

Gerçek su ki, İslâm önderleri tarihte hiç bir zaman insanlar bilsinler ve taktir edip methetsinler diye, çalışmamışlardır. Bilakis İslâm onları öyle özel bir duruma getirmiştir ki, tarihte bizden başka milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü İslâm onları ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetiştirir. Öyle ki o ruhaniyet özel bir anlayış kazandırmış, hayatın gerçek yönlerini ve varlığın sırlarını öğretmiştir. İslâm onları öyle yetiştirmiştir ki en üstün fedakârlıkları yaparlar ve insanlığa karşı çok büyük bir muhabbet beslerler. İşte İslâm önderlerini kendi aralarındaki bazı mizaç farklılıklarıyla birlikte onların genel durumu budur. Onlar Allah rızasından başka hiç bir şey de istemezler. Sadece Allah’ın hesabından korkar ve O’ndan sevap beklerler. Yalnız Allah’ın indinde itibarları olsun isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlık ve huzuru talep etmezler, rahatlığı ancak Allah’a kavuşmakta ararlar. Onlarda şöhret veya methedilmeyi isteme yahut makam hırsı veya haset bulunmaz. Onların dünya hayatı veya şehevi arzuları için herhangi bir iş yapmaları mümkün değildir. Onlar insanlardan karanlıkları kaldırmak için gönderilmiş bir nurdurlar. Gökyüzünde devamlı olarak parıldarlar. Onlar yeryüzünde ki topraklara karışmayan ve en yüksek bina ile en küçüğüne dahi vuran bir güneş şulesi gibidirler.

NEBEVÎ HAYAT

Halkın çoğu ise bir İngiliz şirketi olan "Suveys"te isçiydiler. Hasan el-Benna İngilizlerin Mısır halkını ezdiğini ve onu zelil ettiğini görüyordu. Mısır halkı sanki onların kölesiydi. Her türlü fesat almış yürümüş ve haramlar mübahlaştırılmıştı. Özellikle hilafet yıkıldıktan sonra bu durum daha da artmıştı. Diğer taraftan Benna batılıların İslâmı ortadan kaldırmak için yaptığı çalışmaları gördükçe kalbi parçalanıyordu. İşte Benna o dönemleri anlatırken şöyle diyordu: "Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik." Derken Hasan el-Benna kendilerinde hayır alametleri olan bazı kişilerle irtibata geçiyordu. Kendisiyle birlikte altı kişi bir araya gelerek İslâmi çalışmaların çekirdeğini oluşturmak için anlaştılar. Benna bu kurduğu teşkilatına yeni bir isim almaması için "Biz Müslüman Kardeşleriz" dedi ve cemiyetin adı “İhvan-ı Müslimin” oldu. Benna ilk davetine İsmailiye’de başlamıştı. Çalışmalarını bereketlendiren Allah Teâlâ onun elleriyle kahvelerde zamanlarını boşa geçiren insanlardan İslâm davası için mümtaz şahıslar yetiştirmişti. Bunlara örnek olarak İslâm davasının ilk öncülerinden Şeyh Muhammed Fergali İngiliz komutanının karşısına dikilmiş şöyle diyordu: "Beni bu İsmailiye’den sadece bir kişinin emri çıkartabilir. O da Hasan el-Benna." ‘Hasan el-Benna İsmailiye'deki çalışmaları genişleyince ve tüm gayretlerini İslâm için tahsis edince İsmailiye’den Mısır’ın başkenti olan Kahire’ye taşındı. İhvan-ı Müslimin’in merkezini orada kurdu.


onlarda peşinden ayrılmıyorlardı. Derken 1947 senesinde Hasan el-Benna bazı mücahidlerini Filistin’e gönderiyordu. Filistin dağları ve köyleri daha önce görmedikleri ender mücahidler görmeye başlamışlardı. Evet, Filistin Yahudiye kuvvetli bir ders vermek ve onlara zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden insanlara şahit olmuştu.

duvarları döverek mücahidleri ya teslim olmak ya da üzerlerine topların atılmasına razı olmak arasında seçim yapmaya zorladılar. Mücahidlerde etrafın cehenneme çevrilmesini istemediklerinden teslim oldular. Oradan hapishaneye taşınan mücahidler böylece duvarlar arkasına terk ediliyordu.

Bu arada Kral Faruk, bu büyük gelişmelerden dolayı meseleyi İngilizlerle beraber düşünmeye başladı. Filistin’de cihad eden İhvan-ı Müslimin Mücâhitlerinin Mısır’a gönderilmesinden korkan Faruk, Müslüman Kardeşleri tutuklatıp hapishanelere dolduruyordu. Dışarıda sadece Hasan el-Benna kalmıştı. Kralın maksadı onu öldürtmekti. İşte bu esnada Mahmud Abdulmecid gizli istihbarattan beş kişiyi Benna’yı öldürmeleri için gönderdi. Ve Kahire’nin en büyük meydanında Müslüman Gençler Teşkilatının önünde 12 Şubat 1949 tarihinde Hasan el-Benna kurşunlandı. Tedavi için hastaneye kaldırıldı. Bu arada Benna’ya müdahale edilmemesi ve kan kaybından ölmesi sağlandı.

Gerçek şu ki liderlikte büyüklüğün belli bir

Hasan el-Benna dünyayı terk etmiş, Kral Faruk’ta Hasan el-Benna korkusundan rahata kavuşmuştu. O öldüğünde çocuklarına ihtiyaçlarını giderecek bir şey bırakmamıştı. Hatta ev kirasını bile verecek durumları yoktu. -RahimehullahFaruk, Hasan el-Benna’dan kurtulmuştu ama geriye bir problem kalmıştı. O da İhvan-ı Müsliminin Filistin’de hala cihada devam eden mücahid gruplarıydı. Bunlardan kurtulmak için Faruk, Mısır tanklarına ve askerlerine Filistin’e hareket emri verdi. Maksadı oradaki İhvan mensuplarını tutuklatmaktı. Ve tanklar kampların etrafındaki

den olur. Bazen büyük bir fatih veya keşifçi ya da bir ruhi terbiyeci yahud da bir siyasi lider büyük olabilir. Fakat kalıcılığı bakımından en büyük lider ümmeti yeniden inşa eden, yeni nesillerin yetişmesini sağlayan ve tarihin gidişatını değiştiren liderlerdir. İşte Hasan el-Benna bu kalıcı liderlerden birisi, belki de yirminci yüzyılda İslâm tarihinde en göze çarpanlardandı. Onun bu büyüklüğü sadece âlim oluşundan veya iyi bir hatipliğinden ya da siyaset adamı oluşundan değil, İslâm davasını bina eden yeni bir nesil yetiştirmesinden ve özelde Mısır’ın genelde de İslâm âleminin tarihini sarsmasındandır. Bugün dahi onun şiddetli sarsmasından olaylar gidişatını değiştirmektedir. Mısır’ın yeni tarihini yazmak isteyen herhangi bir tarihçi yahut Filistin meselesini yazmak isteyen birisinin Hasan el-Benna’yı yazmadan bu konuları yazamaması onun büyüklüğünü göstermeye kafidir. Gerçek şu ki, İslâm önderleri tarihte hiç bir zaman insanlar bilsinler ve taktir edip methetsinler diye, çalışmamışlardır. Bilakis İslâm onları öyle özel bir duruma getirmiştir ki, tarihte bizden başka milletler bu önderleri pek bilemezler. Çünkü İslâm onları ruhi terbiye ve büyük bir iman üzere yetiştirir. Öyle ki o ruhaniyet özel bir anlayış kazandırmış, hayatın gerçek yönlerini ve varlığın sırlarını öğretmiştir. İslâm onları öyle yetiştirmiştir ki en üstün fedakârlıkları yaparlar ve insanlığa karşı çok büyük bir muhabbet beslerler. İşte İslâm önderlerini kendi aralarındaki bazı mizaç farklılıklarıyla birlikte onların genel durumu budur. Onlar Allah MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

Böylece ömrünün sonuna kadar tebliğ için çalışan Hasan el-Benna ruhunu tertemiz olarak Allah Teâlâ’ya teslim ediyordu. Cenazesini bir yaşlı babayla birlikte dört kadın kabre götürmüştü. Bölgede elektrikler kesilmiş ve bu dört kadın dehşet verici bir ortamda tankların arasında Benna’yı götürüp defnetmişlerdi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Müslümanlar Benna’nın cesedini çıkarıp da gösteri yapmasınlar diye mezarının başında nöbet tutturuyordu.

ölçüsü yoktur. Bazen olur ki büyüklük ilmi yön-

51


O, hiç bir zaman düşmanlarından birine karşı hasetlikten dolayı tiksinmemiştir. Çünkü büyük insanların kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun tiksinmesi ve kerih görmesi, düşmanın batıla sapmasından, fesadından ve iftiralarındandı. Eğer düşman kötülük ve şer yolunda gitmeye devam ediyorsa ve halkın menfaatlerine zarar veriyorsa onlardan nefret eder tiksinirdi. Tıpkı hakka karşı inatlık eden basiretsizlik göstererek anlayışsızlık yapan ve ahlaki bakımdan davaya sıkıntı veren dostlarından nefret ettiği gibi. rızasından başka hiç bir şey de istemezler. Sade-

hiç bir zaman düşmanlarından birine karşı ha-

ce Allah’ın hesabından korkar ve O’ndan sevap

setlikten dolayı tiksinmemiştir. Çünkü büyük in-

beklerler. Yalnız Allah’ın indinde itibarları olsun

sanların kalbinde hasede yol yoktur. Fakat onun

isterler. Hiç bir zaman kendileri için rahatlık ve

tiksinmesi ve kerih görmesi, düşmanın batıla sap-

huzuru talep etmezler, rahatlığı ancak Allah’a ka-

masından, fesadından ve iftiralarındandı. Eğer

vuşmakta ararlar. Onlarda şöhret veya methedil-

düşman kötülük ve şer yolunda gitmeye devam

meyi isteme yahut makam hırsı veya haset bulun-

ediyorsa ve halkın menfaatlerine zarar veriyorsa

maz. Onların dünya hayatı veya şehevi arzuları

onlardan nefret eder tiksinirdi. Tıpkı hakka karşı

için herhangi bir iş yapmaları mümkün değildir. Onlar insanlardan karanlıkları kaldırmak için gönderilmiş bir nurdurlar. Gökyüzünde devamlı olarak parıldarlar. Onlar yeryüzünde ki topraklara karışmayan ve en yüksek bina ile en küçüğüne dahi vuran bir güneş şulesi gibidirler. Yeryüzündeki tüm şer güçler, sömürgeciler, krallar, partiler, Ezher Üniversitesi ve fesat ehli, Hasan el-Benna ile mücadele ettiler. O da bütün bunlara karşı savaştı. Halk bizzat kendi menfaatinden cahil kaldı. Hepsi de Hasan el-Benna’nın yolunu engellemek ve davasından alıkoymak için çalışmalarına rağmen o, yüce dağlar gibi, rüzgâra ve balyozlara aldırış etmeden yoluna devam etti. O, yolunu tutmak için belki sağa sola sallanmıştır ama bütün tehditlere rağmen hiç bir zaman kasır-

NEBEVÎ HAYAT

galardan etkilenerek davasından geriye adım at-

52

inatlık eden basiretsizlik göstererek anlayışsızlık yapan ve ahlaki bakımdan davaya sıkıntı veren dostlarından nefret ettiği gibi. Fakat Benna bütün bunlara rağmen Rasûlullah’ın Uhud günü yaralıyken ettiği şu duayı devamlı olarak ediyordu: “Allah’ım sen benim kavmimi hidayete erdir. Çünkü onlar bilmiyorlar.” Düşmanları devamlı olarak ona karşı hile ve tuzakları sürdürürken o da düşmanlarına karşı sürekli şefkat ve nasihate devam ediyordu. Benna’nın bu hali, ta onu her türlü kuvvetten, makamdan ve yardımcıdan yoksun bir halde tek başına karanlıkta vurarak öldürdükleri zamana kadar devam etti. Evet, onu öldürdüler. Onlar kuvvetli, Benna ise zayıftı. Onlar hükümran, Benna ise bir kena-

mamıştır. Dünya onun etrafında kararmış olsa da,

ra itilmişti. Onlar silahlı, Benna ise eli boştu. Evet,

o hiç bir zaman zafere olan kuvvetli imanından en

Benna’yi öldürdüler, şimdi onlar katil ve mücrim,

ufak bir zayıflık göstermemiştir. Karşı kuvvetler

Benna ise mutlu ve saadet içinde.

ne kadar çok olsa da ve ne kadar üzerine çullansalar da o, hiç bir zaman mücadelesinde yenilmemiştir. Bütün bunlara rağmen, tıpkı arkadaşlarına olduğu gibi düşmanlarına bile gönlü açıktı. O, KASIM’12

Daha sonra onlar halkın merhametinden kovulurken, Benna Allah’ın rahmetiyle bağışlanıyordu. Onlar şimdi batı ülkelerinde dağılmış vaziyette. Benna ise istirahatgahında. Allah O’na ve tüm mücahidlere bol bol rahmet etsin. ( Amin.)


AİLE İÇİ EĞİTİM ‫س ُك ْم َواَه ْٖلي ُك ْم نَا ًرا‬ َ ‫يَا اَيُّ َها الَّ ٖذ‬ َ ُ‫ين ٰا َمنُوا قُوا اَ ْنف‬ ‫اس َوا ْل ِح َجا َرةُ َعلَ ْي َها َم ٰلئِ َكةٌ ِغ َلظٌ ِش َدا ٌد‬ ُ َّ‫َوقُو ُد َها الن‬ ‫ون َما يُ ْؤ َم ُرون‬ َ ُ‫ون ال ٰلّهَ َما اَ َم َر ُه ْم َويَ ْف َعل‬ َ ‫ص‬ ُ ‫َل يَ ْع‬ Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim, 66/6)

‫ين‬ َ ‫َواَ ْن ِذ ْر َع ٖشي َرتَ َك ْالَ ْق َر ٖب‬ (Önce) en yakın akrabanı uyar. (Şuara, 26/214)

“H

epiniz bir çobansınız ve her biriniz güttüklerinizden mesulsünüz.

Devlet başkanı bir çobandır ve idare ettiklerinden sorumludur. Koca ev halkının sorumlusudur. Kadın, kocasının evinden ve çocuklarından sorumludur. Buna göre hepiniz bir çobansınız ve mahiyetinizdekilerden sorumlusunuz. (Buhari-Müslim) Şüphesiz ki mümin kendi çoluk çocuğunu doğru yola sevk etmek ve ailesini eğitmek mecburiyetindedir. Nasıl ki kendisini doğru yola götürmek ve ıslah etmek zorunda ise ailesini de öylece ıslah etmek zorundadır. İslâm mümine, ailesi içerisinde bir takım mesuliyetler yükler. İslâm bir aile dinidir. Diğer ailelerin bir araya gelmesiyle İslâm cemiyeti denilen daha büyük bir aile meydana gelir.

Her bir aile İslâm cemiyetinin kalelerinden biridir. Bu kalenin çok sağlam ve kuvvetli olması gerekir. Birbirine İslâm'ı öğütleyen İslâm düşüncesini, İslâm ahlakını, İslâm terbiye ve edebini kendi işlerinde ve birbirleriyle olan münasebetlerinde tamamen uygulayan ve böylece İslâm'ın hayat modelini, sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik alanda pratize eden Müslüman bir topluluğun kurulması şarttır. Bu


İslâmi aile yapısı kurulur ve bu yapı muhafaza edilebilirse cemiyet dönem dönem sarsıntı geçirse de yıkılmaz. Ancak Müslüman babalar aile adı verilen bu kalenin kurtarılıp, korunması için kâfi gelmezler. Mutlaka annenin de Müslüman olması ve beraber mücadele etmeleri gerekir. Anne ve baba birleşerek oğulları ve kızları yetiştirirler. Yoksa sadece erkeklerden müteşekkil bir İslâm cemiyeti kurmak boş bir hayalden öteye geçmez. Bu nedenle bu cemiyette mutlaka kadınlarda olmalıdır. Çünkü yetişecek neslin koruyucusu onlardır. Geleceğin tohumu ve meyvesi onlardan yetişecektir. Bu tohum ve meyveyi onlar sevgi, şefkat ve merhamet suyuyla sulayacak, bilgi, bilinç ve iradeyle donatacaklardır. Bu sebepledir ki, kadınları yani kuvvetlerimizin yarısını bir kenara iterek ne İslâmi mücadeleyi dengeli ve yeterli bir şekilde sürdürür ve kazanabilir, ne de İslâm cemiyetini kurabiliriz. Müslümanlar bir kesime dayalı (erkeklere, kadınlara, gençlere, kültürlülere, vs.) olarak çalışmalarını hasretme hatasına düşmemelidirler. Unutulmamalıdır ki, Hz. Peygambere ilk inananlar, bir kadın, bir köle, bir çocuk ve bir zengindir. ise şüphesiz ki aynı vasıflara sahip ailelerin ortaya

iterek ne İslâmi mücadeleyi dengeli ve yeterli bir

çıkarılmasıyla gerçekleşir. Aile Müslüman ferdin

şekilde sürdürür ve kazanabilir, ne de İslâm cemi-

kendini hazırlayacağı, yetiştireceği ve tekrar ha-

yetini kurabiliriz. Müslümanlar bir kesime dayalı

yatın akışına ve mücadeleye katılmak için azim ve

(erkeklere, kadınlara, gençlere, kültürlülere, vs.)

enerji depolayacağı bir üs durumundadır. Mümin'in kendi inandığı davayı ilk tebliğ

melidirler. Unutulmamalıdır ki, Hz. Peygambere

edeceği kişiler aile içerisindeki fertler olmalıdır.

ilk inananlar, bir kadın, bir köle, bir çocuk ve bir

Daha sonra en yakından başlamak üzere İslamî

zengindir.

daveti herkese ulaştırmaya gayret etmelidir. İslâmi aile yapısı kurulur ve bu yapı muhafaza edilebilirse cemiyet dönem dönem sarsıntı geçirse de yıkılmaz. Ancak Müslüman babalar aile adı verilen bu kalenin kurtarılıp, korunması için kâfi gelmezler. Mutlaka annenin de Müslüman olması ve beraber mücadele etmeleri gerekir. Anne ve baba birleşerek oğulları ve kızları yetiştirirler. Yoksa sadece erkeklerden müteşekkil bir İslâm cemiyeti kurmak boş bir hayalden öteye geçmez.

NEBEVÎ HAYAT

Bu nedenle bu cemiyette mutlaka kadınlarda ol-

54

olarak çalışmalarını hasretme hatasına düşme-

malıdır. Çünkü yetişecek neslin koruyucusu onlardır. Geleceğin tohumu ve meyvesi onlardan

Ancak ne yazık ki bu hususta istediğimiz dengeyi kurduğumuzu iddia edemeyiz. Örneğin kadınla, aileyle ve çocukla ilgili literatürlerimiz, toplam literatürlerimizin henüz % 10’unu bile teşkil etmiyor. Biz özellikle çocuklardan bizim okuduğumuz kitapları okuyarak kendilerini yetiştirmelerini bekliyoruz, oysa şunu kesinlikle bilmeliyiz ki Müslüman örnek aileyi kuramadıkça, ortaya çıkarmadıkça ve model olarak topluma sunamadıkça Müslüman bir toplum oluşturma hayalimiz ve çabamız boşa çıkacaktır. Aileyi bireyler, toplumu ise aileler meydana getirir. Yine

yetişecektir. Bu tohum ve meyveyi onlar sevgi,

ailenin değişimi bireyden, toplumun değişimi ise

şefkat ve merhamet suyuyla sulayacak, bilgi, bi-

aileden geçer. Dolayısıyla birey, aile ve toplum

linç ve iradeyle donatacaklardır. Bu sebepledir ki,

sıralamasına dikkat ederek her birine gereken

kadınları yani kuvvetlerimizin yarısını bir kenara

önem verilmelidir.

KASIM’12


Bugün yaşadığımız toplum, şartlarıyla, gele-

şekilde kullanılarak toplum ifsad edilmeye çalı-

nekleriyle, adetleriyle, terbiye ve kültürüyle tama-

şılmakta, bu konuda özellikle yazılı, sözlü ve gö-

men bir cahiliyet toplumu, bugün çağa hâkim olan

rüntülü basın önemli bir rol almaktadır. Bunlarda

anlayış ve ideolojiler özellikle İslami aile yapısını

yapılan programlarla, gayri meşru kadın-erkek

yıkılması gereken bir tabu olarak görmüş ve tüm

ilişkileri meşrulaştırılmaya çalışılmakta, batı tipi

imkân ve vasıtalarıyla İslamın aile kurumunu te-

hayat ve aile anlayışı model (örnek) olarak insan-

melinden yıkmaya çalışmışlardır. Zira biliyorlar-

lara sunulmaktadır. Aile yerine, birlikte yaşama,

dı ki Müslüman aile İslâm cemiyetinin temelidir

eş değiştirme, nikâhı ortadan kaldırma, eşcin-

manda tamamlanabilir. Bunu bildikleri içindir ki özellikle kadınları hedef alan tuzak senaryolarla aile yapısı ifsada çalışılmıştır. Yaşadığımız ülkede ise bu uğraş tam bir sistemli politika haline getirilmiştir. Özellikle hilafetin kaldırılmasından sonra, batıcı, ulus devletçi, kemalist, modern ve seküler bir siyasi sistemi dayatan düzen, bu anlayışın uzantısı olarak da İslâmi aile yapısının yıkılarak yerine batı tipi bir aile yapısının yerleştirilmesi için sistemli bir çaba içerisine girerek, aileyi kapitalist sistemin bir tüketim çarkı ve alanı haline getirmeye çalışmıştır. Bunun için öncelikli olarak İslâmi aile yapısı hafife alınmış, horlanmış ve buna karşı batı tipi aile yapısı yüceltilmiştir. İslâmi tesettüre karşı savaş açılmış, buna karşı açık saçıklık özendirilmiştir. Okullarda laik, çarpık ve yetiştireceği insan modeli ve felsefesi belli olmayan eğitimle nesiller kişilik ve kimlik zaafına uğratılmışlardır. Toplumu ifsat edici tüm vasıflar sistemli bir

sellik gibi gayri fıtri aykırılıklar özendirilmeye çalışılmaktadır. Reklamlar aracılığıyla insanımızın tüketim anlayışı değiştirilmekte ve kapitalist pazarların müdavim tüketim köleleri haline getirilmektedir. Tüketim kültürünün etkilemeye çalıştığı ve hedef aldığı en önemli kesim ise kadınlar olmaktadır. Zira ailenin işleyişi, tüketim alışkanlıkları çoğunlukla kadın merkezli olarak şekillenmektedir. Diğer taraftan yine kadınları özellikle hedef alan moda çılgınlığıyla da kadınlar dünyadaki bir kaç moda evinin maskarası haline getirilmeye çalışılmaktadır. Ülkede yıllardır uygulanan modern ve seküler eğitim sonucu toplumsal bağlar gevşemiş, her alanda bir toplumsal ve sosyal çözülme yaşanır olmuştur. Ziyaretleşme, yardımlaşma, sılayı rahim ve anlam içerikli tüm değer ve normlar ortadan kalkmış, yabancılaşma, bireyselleşme ve dünyevileşme öne çıkmıştır. Artık insanlar menfaatlerinden ve dünyalıklarından başka bir şey düşünmez olmuştur. Bu süreç aile yapımızda önemli ölçüde tahribata yol açmış, aile yapımız amaç ve dinamiklerinden sapma göstermiş, ahlaki, ameli ve düşünsel alanda çok derin olumsuz değişimler yaşamış, hatta cahili öğreti ve anlayış ailede hâkim unsur haline gelmiştir. Aile bireylerinin, mal sevgisi, tüketim iştahı, lüks tutkusu kabarmış ve aile toplumun temel taşı ve en önemli birimi olma misyonunu ifa edemez hale getirilmiştir. Evet, bugün bütün dünyada, merkezinde kadının ve ananın bulunduğu bir aile bunalımı yaşanmaktadır. Bugün toplumlarımıza ideal model olarak dayatılan batı toplumlarının görünen cazibeli, ışıklı ve renkli önyüzlerinin, birde kirli, rezil MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

ve temel sağlam kaldıkça diğer unsurlar kısa za-

55


Bugün Müslümanlar (özellikle erkekler) genelde ailelerini ihmal etmekte ve İslâmi mücadele merhalelerinden (tebliğ merhalelerinden) aileyi çıkarmaktadırlar adeta. Bunun uzantısı olarak özellikle erkek Müslümanlar hanımlarına ve çocuklarına yeterli vakit ayırmamakta, onlarla gerektiğinde istişare etmemekte, sosyal ve kültürel sorunlarıyla ilgilenememektedirler. Bu sebeple çoğu Müslüman ailede yetişen gençler istenilen vasıflarda olamamaktadır.

ve mezbelelik arka yüzleri var. Avrupa’da doğan her üç çocuktan birinin evlilik dışı olduğunu, Amerika’da ise lise çağındaki kızların yüzde 54’ünün iffetini kaybettiğini ve Amerikan gençliğinin yüzde 58’inin içki alışkanlığının bulunduğu kaydedilmektedir, artık batıda aileler, çocuk yerine kedi-köpek beslemeyi tercih etmektedirler. Evet... Dışımızdaki dünyaya bakınca en sağlam aile yapısı hâlâ İslâm beldelerinde, ancak ne var ki bugün, binlerce yuvada şiddetli geçimsizlik, anlayışsızlık, hoşgörüsüzlük ve eğitimsizlik insanımızın dünyasını karartmaktadır. Toplumumuzda boşanmalar giderek artmakta, geçim darlığı, stres, cehalet, güvensizlik, saygısızlık, sevgisizlik, merhametsizlik, egoistlik ailelerimizi tehdit etmektedir.

Oysa bizim dinimiz aile dinidir. Bizim ailemiz asırlarca huzurun ve güzelliklerin yaşandığı

sevgi, saygı, karşılıklı güven ve anlayışın şefkat ve merhametin esas olduğu bir Cennet köşesi olmuştur. Bizim aile yapımızda aile, nesli sürdüren, çocukları yetiştiren, eğiten, sosyalleştiren hayata hazırlayan, gerginlik ve zararlı şeylerden koruyan, psikolojik ve biyolojik yönden geliştiren, kültür nakli, temel eğitim ve ekonomik faaliyete katılımını temin eden bir birimdir. Bugün İslâmi mücadelenin sürdürüldüğü beldelerde, ailenin bu işlevlerini yerine getirmesi, mücadelenin etkinliği, sürekliliği ve istikrarı açısından büyük öneme sahiptir. İslâmi hareket mutlaka aileyi mücadele sürecinde bu hususları da dikkate alarak konumlandırmalı ve Müslüman topluma giden yolda Müslüman aileyi kurmalıdır. Ancak ne var ki yukarıda bahsettiğimiz bazı olumsuzluklardan Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlarda yer yer etkilenmektedir. Bugün Müslümanlar (özellikle erkekler) genelde ailelerini ihmal etmekte ve İslâmi mücadele merhalelerinden (tebliğ merhalelerinden) aileyi çıkarmaktadırlar. Bunun uzantısı olarak özellikle erkek Müslümanlar hanımlarına ve çocuklarına yeterli vakti ayırmamakta, onlarla gerektiğinde istişare etmemekte, sosyal ve kültürel sorunlarıyla ilgilenememektedirler. Bu sebeple çoğu Müslüman ailede yetişen gençler istenilen vasıflarda olamamaktadır. Diğer taraftan bir bütün olarak birçok Müslüman aile (kadın-erkek) çevresiyle, akrabalarıyla, komşularıyla yeterli bir ilişki kuramamakta, onları ihmal etmekte ve adeta kendilerini toplumdan soyutlamaktadırlar. Ayrıca Müslüman ailelerin birbirleriyle olan iletişim ve ziyaretleşmelerinde ki yetersizlik ayrı bir vakıadır. Yine zaman zaman Müslüman ailelerde (özellikle kadınlarda) tüketim kültürünün bir bakıma simgesi haline gelen moda, marka saplantısı, ihtiyaçtan fazla ve lüks tüketim eğilimleri hissedilmekte, hatta müşahede edilmektedir. Evet... Tüm bunlar birbirine eklemlendirildiğinde ve düşünüldüğünde ‘ailenin


timi” olgularının gündemimize girmemesi mümkün değildir. Öncelikle kabul etmek gerekir ki tüm bu sorunların çözümü iyi bir İslâmi eğitimden ve genel olarak (kadın-erkek) İslami duyarlılığın yükseltilmesinden geçer. Mutlaka Müslüman ailelerin ortaya çıkarılması ve ailenin mektebi bir mücadele alanı ve öğesi haline getirilmesi sağlanmalıdır. Aile ile ilgili, özellikle de kadın ve çocuklarla ilgili literatürler (kitap, dergi, kaset, tiyatro vs.) artırılmalıdır.

AİLE İÇERİSİNDE UYGULANMASI TAVSİYE EDİLEN EĞİTİM PROGRAMI 1. Derse Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlanmalı, Asr suresi, meali ve meclis kefaret duası ile bitirilmelidir.

2. Aile içerisinde Kur’ân okumasını bilenler, Kur’ân okumasını bilmeyen aile fertlerine Kur’ân dersi vermeli veya Kur’an öğrenimine yönlendirmelidirler. Bu, bir

Çocuk eğitiminin zorluğu dikkate alınarak

program dâhilinde yürütülerek, aile için-

bu hususa gerekli önem verilmeli ve bu hususta

de Kur’ân okumak yaygınlaştırılmalıdır.

modeller oluşturulmalıdır. Müslüman ailelerin sürekli uygulayacakları, kendilerini yenileyip, motive edecekleri, tüm aileyi; kadın-erkek-çocuk şeklinde kapsayacak bir eğitim programı planlanıp yürütülmesi gerekmektedir. Yukarıda bahsedilen olumsuzluklar bunu zorunlu kılmaktadır. Aile içinde İslâmi terbiye ve eğitimin canlı tutulması ve özellikle Müslüman kadınların bilinçlendirilmeleri çok büyük bir önem arz etmektedir. Zira aileye, eve, kılık kıyafete ve tüketime yönelik saldırılar ancak kadının bilinçlendirilme-

3. Ev içerisinde ibadet hazzını güçlendirmek için, cemaate önem verilmeli ve bunun için, aile fertleri birlikte olabildikleri vakit namazlarını aile içinde cemaatle kılmalıdırlar.

4. Her Müslüman tarafından bilinmesi gereken ve zorunlu olan ilmihal bilgileri belli program çerçevesinde işlenmelidir. (Taharet, namaz, oruç, zekât, hac, kadınlarla ilgili özel haller gibi.)

5. Her aile reisi, haftada en az bir gününü/

siyle engellenebilir. Kadının ve genel anlamda

gecesini, aile programını uygulamak için

ailenin bunları aşabilmesi ise gerçekten güçlü bir

ayırmalıdır. Ders günü televizyon, inter-

Kur’ân eğitimini zihninde ve hayatında yaşanır

net vs. açılmamalı. Ailece program uygu-

kılabilmesine bağlıdır. Bu amaçla ailece uygu-

lanmaya çalışılmalıdır.

lanabilecek basit bir program taslağı siz değerli

Rabbimiz bizleri ve ailelerimizi hakkıyla

okuyucularımıza sunulmaktadır. İstifade etmeniz

kendine kul, Rasulüne ümmet olanlardan eyle-

duasıyla.

sin. (Amin)

“Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.” (Furkan, 74) MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

İslamileştirilmesi” ya da “Müslüman ailenin eği-

57


‫إقرأ باسم ربك الذى‬ KİTAPLIK ‫خلق‬ Yaratan Rabbinin adıyla oku!

İSLAM

AKAİDİ

D

ergimizin bu köşesinde, bizlere faydası olacağını düşündüğümüz eserlerden bazılarını okuyucularımıza tanıtmaya çalışacağız. Amacımız, büyük bir titizlikle hazırlanan eserlerin tanınması, hak ettiği ilgiyi uyandırmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak ve okuyucuya bu konuda rehberlik etmektir. Bu tür tanıtım yazılarının gerek müellif ve gerekse okuyucu açısından oldukça faydalı olacağı muhakkaktır. Bu sayımızda akaid ilminin önemine binaen değerli alim Hasan Karakaya Hocaefendi’nin “İslam Akaidi” isimli eserini tanıtmak istiyoruz. Eser muhterem âlim Hasan Karakaya Hocaefendi tarafından hazırlanmıştır. Araştırmayla geçen bir ömrün hülasası olarak tanımlanabilecek eser, bu alanda yazılmış en kapsamlı kitaplardan birisidir. Kitap Beka yayınları tarafından basılmış olup on dört bölüm, dokuz yüz elli dokuz sayfadan oluşmaktadır. Lüks kapak, şamua kağıt ve özenli baskısı ile hak ettiği kalitede basılmış, okuyucuyu yormayan bir tasarıma sahiptir. Eser aynı zamanda son derece sade bir dille kaleme alınmış, okuyucunun kitaptaki önemli konuları zorlanmadan anlamasına yardımcı olunmaya çalışılmıştır. Konular işlenirken konu başlığı verildikten sonra lugavi ve ıstılahi izahlar öncelenmiş, daha sonra konu detaylandırılmıştır. Konunun anlaşılmasına yardımcı olunması amacıyla konular alt başlıklara ayrılarak okuyucuya kolaylık sağlanmaya çalışılmış. Konunun ilerleyen safhalarında bütün mezhep ve kişilerin görüşleri delilleriyle verilmiş ve ehl-i sünnetin cevapları zikredilmiştir. Müellif, konuların sonunda kendi tercihlerini de beyan etmiştir. İslam Akaidi kitabının birinci bölümü “İman” konusu ile başlayıp akaid kitaplarında bulunması gereken temel meseleleri son derece detaylı bir şekilde kapsamaktadır. Eserin en önemli özelliği konu başlarında konu ile ilgili âyet ve hadislerin oldukça kapsamlı bir şekilde verilmesidir. Hemen hemen konu ile ilgili nasların tamamı kitapta zikredilmiş, ehl-i sünnet ve’l-cemaat âlimlerinin görüşleri ile konular izah edilmiştir. Aynı şekilde bidatçı ve tekfirci taifelere kadar bütün görüşler delilleriyle serdedilmiş ve cevapları verilmiştir. Eserin ikinci bölümü olan “İnkar” konusunda ise güncel konular son derece detaylı bir şekilde incelenmiştir. Özellikle “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenlerin durumu”, “Tekfir konusu”, “Büyük günah işleyen kimsenin hükmü”, “Namazı kasıtlı olarak terk edenin hali” gibi konular naslar ışığında itidalli bir şekilde işlenmiştir. Özellikle günümüzde şirazesinden çıkmış olan “Tekfir” konusu detaylı olarak işlenmiş, tekfircilerin görüşleri verilmiş ve ehl-i sünnetin cevabı deliller ışığında aktarılmıştır. Tekfircilere yapılan bu reddiye bölümü oldukça önemlidir.

NEBEVÎ HAYAT

Taktir edersiniz ki böyle bir eseri bir sayfada tanıtmak mümkün değildir. Mülahazamız her ilim talebesinin okumaktan müstağni kalamayacağı bir eserdir.

58

Eseri hazırlayan değerli âlim Hasan Karakaya Hocaefendiye Rabbimizin mükafatını vermesini niyaz ediyoruz. Rabbimiz ilmini ve emsallerini artırsın. Bizlere de âlimlerimizden istifade etmeyi nasip eylesin. Yeni bir kitap tanıtımında buluşmak ümidiyle… KASIM’12


DÜNYADAN HABERLER

İslam Dünyası Taliban’dan “ABD işgali” açıklaması

ABD’nin Afganistan’ı işgalinin 11. yılında bir bildiri yayımlayan Taliban, işgal güçlerinin aşağılanmış ve rezil olmuş bir şekilde ülkeden kaçışlarına bir açıklama aradıklarını belirtti. Taliban, ABD işgalinin 11. yılı nedeniyle bir açıklama yaptı. ABD’nin tam 11 yıl önce 6 Ekim’de Afganistan’ı işgal ettiği belirtilen açıklamada, “Bu zalim işgal, değişik sebepler gösterilerek yapılmış olsa da aslında ABD’nin kâfir gücünü Afganistan'a ve bölgeye yayma çabasıydı" dendi. Açıklamada, “Bu zorba işgal, ülkeye sözde barış, kalkınma, refah getirme bahaneleri altında yürütülürken aslında Afganların kalplerine korku salma niyetiyle, Guantanamo, Bagram ve diğer gizli hapishanelerde insanlığın anlamakta zorlandığı vahşet ve suçlar işlediler. Savunmasız ve mağdur Afganlara karşı barbarlığın tüm potansiyelini kullandılar ancak Allah’ın lütfu ve yardımıyla, tüm vahşete, suçlara ve ihlallere rağmen, İslami kararlılığı ve Müslüman Afganların isteklerini kontrolleri altına alamadılar.” dendi. Tüm olanaksızlıklara rağmen kararlı ve imanlı Afganların, dinleri, inançları ve topraklarını korumak için cihada başladığı belirtilirken, Allah’ın yardımıyla Amerikalılara, işgalin tüm sebeplerini unutturacak büyük tarihi dersler verdikleri ifade edildi. Taliban açıklamasında, “Allah’ın yardımıyla İslam Emirliği’nin cihadi liderliğinde cesur Afganlar, Amerika ve müttefiki NATO’nun askeri güçlerini ve pek çok stratejilerini yendi. 11 yıl süren terör, vahşet, suçların ardından öyle bir aşağı-

M U R O Y İ L E M TEK

Morallerini yitirken miş işgal güçlerinin e tekme atar BD askerin A n u gal ğ iş cu i Afganistan’dan kaç- Afganistan’lı bir ço tü aynı zamanda ülkedek orn ın ü imli gör an halkın mak için birbirleriyle çekilen sev da kadın, çocuk bütün Afg or. İnternete ın rşıtlığın neden oluy yarıştıkları, çözümün ka pkisi olduğu yorumlarına dukça popüler. tak te yada da ol işgal güçlerinin Afga- düşen resim sosyal med nistan’dan çekilmesi olduğu belirtildi. ‘’İşgalciler anlamalılar ki, bu savaş yüz yıl da sürecek olsa, Afganların, dinleri ve topraklarını korumak konusundaki kararlılıkları ve azimleri asla eksilmeyecek, yine çözüm sizin yenilginiz ve geri çekilmeniz olacaktır” denilen bildiride, zaferin yaklaştığı ifade edildi. Müslüman halktan, işgal güçleri ülkeyi yenilmiş olarak terk edene kadar, birlik ve beraberlik içinde Cihada devam etmeleri istendi.

SURİYE

Hasan Nasrallah’tan eli kanlı katil Esad’a destek konuşması Hasan Nasrallah’ın Kudüs Günü Konuşmasından alınmıştır. Bu Kudüs Günü’nde Suriye’deki gelişmeler hakkında Filistin çerçevesinde kınayıcının kınamasından korkmadan söylenilmesi gereken şeyleri söyleyeceğiz. Bu gerçek, hiç kimsenin görMUHARREM 1434

O’nun İzinde...

AFGANİSTAN

lanmışlık ve rezil olmuşluk içinde Afganistan’dan kaçıyorlar ki bunu bir şekilde açıklamaya çalışıyorlar.” ifadelerine yer verildi.

59


mezden gelemeyeceği ya da unutamayacağı Suriye’nin duruşudur. Bugün, Suriye yönetiminin Arap-İsrail mücadelesinde ve Filistin davasındaki duruşu üzerinde duracağım. Birincisi, Suriye yönetiminin, aziz Suriye halkının ve cesur askerlerinin ulusal sabitlerine bağlı kalmasıdır. Bu liderliğin, Suriye’nin kendi haklarına, Suriye topraklarının her zerresine, suyunun her damlasına ve Arap haklarına bağlı kalmasıdır. Amerika ve batının baskılarına rağmen geçtiğimiz son 10 yılda, Sovyet rejiminin çöküşü, Arap dünyasının hezeyanı, Amerika’nın körfez bölgesine doğrudan saldırması, son olarak Irak işgali, işte bu gelişmelerin hiçbirisi, Suriye yönetiminin sarsılmasına sebep olmamıştır. Suriye ve Arap haklarına olan bağlılığını etkilememiştir. Eğer Suriye yönetimi, taviz verseydi, boşlasaydı, zayıflasaydı Filistin davası ve Filistin ortadan yok olurdu. Suriye, baskılara maruz kaldı. Fakat direnen Suriye, teslim olmadı.

NEBEVÎ HAYAT

O halde değerli kardeşlerim, sayın Araplar ve Filistinliler, Suriye direndi. Filistin gidişatında ise müzakerelerde parçalanmalar oldu. Eğer Suriye, taviz verseydi ne olurdu? Suriye, İsrail’le sorunu halletseydi, Filistin davasını terk etse ve Filistinlileri kendi hallerine bıraksaydı ne olurdu. Bugün Filistin davası ne halde olmuş olurdu? Bunun için ben “Suriye yönetiminin Filistin davasının varlığı, korunması, tasfiyesinin engellenmesi –ki bu daima Amerika ve batının bölgede gerçekleştirmek istediği en büyük hedefti- hususunda büyük bir payı vardır” diyorum. Unutulmaması gerekir ki Suriye’nin bu duruşu, Filistin davasının varlığını sürdürmesi ve tasfiyesinin engellenmesi için olmazsa olmaz bir şarttır. Bu Suriye’yle ilgili değinmek istediğim birinci konudur.

60

İkincisi ise unutmamalıyız ki Suriye’nin, özellikle bu yönetimin Filistin ve Lübnan’daki direnişin yanında duruşu, sadece bir duruştan ibaret değildir. Lübnan’daki ve Filistin’deki direnişi desteklemiştir. Bu en önemli etkenlerden birisidir. Hatta İran’ın desteği bile, Suriye kanadıyla direnişe ulaşmaktadır. Eğer Suriye’nin iradesi ve duruşu olmasaydı, İran’ın desteği ne Lübnan’a ne de Filistin’e ulaşırdı. KASIM’12

Eğer siz bugün, burada güney Lübnan’da, Amil dağında bulunuyorsanız, insanlar sizleri televizyondan izliyorsa bu direnişin 2000’deki zaferinin sayesinde gerçekleşmektedir. Eğer direniş, 2000 yılında Suriye’nin yardımı ve desteği olmasaydı asla galip olamazdı. Siz, bugün Arapların ve Lübnanlıların başının dik durmasını sağlayan Marun er Ras topraklarında oturuyorsanız, siz burada Suriye’nin desteğiyle direnen ve savaşanların sayesinde oturmaktasınız. Şuan bu detayları, Suriye yönetimini zor durumda bırakmamak için girmiyorum. Onların destekleri sadece manevi bir destek değildi. Aynı zamanda siyasi bir destekti. Filistin’deki ve 2008 yılında Gazze’deki direniş, Gazze şeridinin bugün ulaştığı güçte –hiç kimseyi zor duruma sokmamak için bu konuda da detaylara girmek istemiyorum- Suriye’nin payı vardır. Gazze’deki Filistin direniş hareketleri ve liderleri, Suriye yönetiminin Gazze’nin direnmesi, Gazze’nin güçlü olması için göstermiş olduğu çabanın farkındadırlar. Suriye’nin Gazze’yi desteklemesi sebebiyle, Amerika ve batı güçleri tarafından sürekli tehdit ve baskı altında kalmıştır. Bu iki konuyu, hiç kimsenin unutmaması gerekmektedir. Diğer taraftan hepimiz, Suriye’nin kalkınması, daha iyi olması, daha da güçlenmesi için büyük ve önemli reformlara ihtiyaç duyduğunun kanaatindeyiz. Bu reformlar sayesinde bölgedeki önemli konumundan dolayı, bölgenin menfaati açısından da olumlu gelişmeler olacaktır. O halde bizler, Suriye’nin bu ulusal duruşunu devam ettirmesini istemekteyiz. Ve ben “hepimiz, gerek Suriyeli gerek Lübnanlı gerek Arap ve İslam toplumları olarak, Filistin ve Kudüs sevdalıları olarak aynı anda hem güçlü bir Suriye hem de ulusal duruşunu koruyan bir Suriye istemekteyiz. Reformlar ve kalkınmayla güçlenen Suriye’yi arzulamaktayız” diyorum. Bu ne anlama gelmektedir? Bu, dost olduğunu iddia eden, kendisini Suriye’nin dostu ve kardeşi olduğunu iddia eden, Suriye’nin ve halkının güvenliğini isteyen, Suriye’nin bağımsızlığını, bütünlüğünü, arzulayan herkes, Suriye’de sükûnet ve istikrarın devam etmesi için işbirliği içerisinde olmalıdırlar. Diyalog ve barışçıl çözümleri desteklemelidirler…


Taliban ve El Kaide savaşçılarının ABD askerlerine sopa ile saldırması modern orduların çıkmazlarından birini daha gösteriyor. Teknoloji ve askeri ekipman ne kadar gelişirse gelişsin savaş insanlarla yapılıyor ve askerlerin cesareti savaşların gidişatında belirleyiciliğini koruyor. Sadece Irak savaşında RAND raporlarına göre 320 bin ABD askerinin psikolojik travma yaşadığı 310 bininin ise kalıcı psikolojik sorunlar içinde olduğu biliniyor. ABD, Irak ve Afganistan`da toplam 2 milyon askeri dönüşümlü olarak görevlendirmiştir. RAND tarafından hazırlanan rapora göre toplam 300 bin ABD askeri savaş sonrası travma yaşamaktadır. Ayrıca yine RAND verilerine göre 390 bin ABD askeri bu iki savaşta travmatik beyin rahatsızlığı yaşamaktadır. ABD Gaziler Kurumu`nun istatistiklerine göre Irak savaşından dönen askerlerin %40`ında travmatik rahatsızlık bulunmaktadır. Irak savaşı ABD`nin en uzun savaşıdır. 1. ve 2. Dünya Savaşları ve ABD iç savaşından daha uzun sürmüştür. 7 Mart itibariyle savaşta 60 bin ABD askeri yaralanmıştır. ABD`nin askeri kayıplarını gizlediği göz önüne alındığında bu rakamın çok daha fazla olduğu görülür. Sadece 2005 yılında ABD ordusunda 6200 kişi intihara teşebbüs etmiştir. Savaşın başından bu yana her gün 18 ABD askeri intihara teşebbüs etmektedir. Her gün 18 ABD askerinin intihara teşebbüs ettiğini ispatlayan CBS News tarafından ele geçirilen 2 resmi belge aşağıdadır. (Belgeler için siteye bkz.) Belgelerde sağlık ekiplerinin her ay 1000 intihar teşebbüsünü ortaya çıkarıp engellediği yazıyor. Taliban ve El Kaide`nin düşük imkânlara rağmen 44 ülkeye karşı yürüttükleri direnişin aradan geçen on yılın sonunda daha da arttığı ABD`li generaller ve NATO yetkilileri tarafından itiraf ediliyor.

İran, Suriye ve diğer kardeşlerimizle Temmuz savaşı zamanında Lübnan’da ve 2008’deki savaş sırasında Gazze’de param parça ettiğimiz Yeni Ortadoğu Projesi’ne hizmet etmek için Suriye’yi bölünmeye sürüklemek isteyenler var. Bundan ötürü ben, Kudüs Günü’nde büyük bir açık yüreklilikle şunları söylüyorum: Suriye’deki gelişmeler, tüm bölgeye uzanacak. Her türlü olumsuz ya da kötü şeyin bölgede olumsuz tesiri olacak, her türlü olumlu gelişme ise bölgenin menfaatine olacaktır. Başkan Esad’ın birkaç gün önce ifade ettiği üzere Amerika ve batı, Suriye’den reformlar değil tavizler istemektedir. Amerika’yı ilgilendirecek en son şey reformlardır. Çünkü dünyada diktatörlükle yönetilen devletler –isimlerini şimdi açıklamak istemiyorum- var. Bu ülkelerde ne demokrasi ne ifade özgürlüğü ne de ferdi özgürlüklerin önemi var. Fakat bu ülkeler Amerika’nın,

Fransa’nın, İngiltere’nin ve diğer batı ülkelerinin desteğini, himayesini kazanmaktalar. O halde meselenin reform değil de taviz olmasından ötürü bizim Suriye’yle birlikte durmamız gerekmektedir. Ki Suriye, taviz vermemeye devam etsin. Milli duruşunu sürdürebilsin. Ve güçlü kalabilsin. Suriye’nin reformları rahatça kendine güvenerek sağlam adımlarla gerçekleştirebilmesi için yapılan baskılardan kurtulabilmesi gerekmektedir. Çünkü baskı altında kalması, reformları yavaşlatır. Hiç kimse baskı altındayken hızlıca yol alması mümkün değildir. Çünkü kişi, tedirgin bir durumdadır. Mutmain olmak, özgüven, sükûnet, açıklık, işbirliği, milli bütünlüğünü korumak… İşte bunlar, reform kapılarını açan unsurlardır. Biz, reformlar konusunda Suriye yönetiminin ciddiyetinden eminiz.

MISIR

Ihvan-ı Müslimin: Tek yol Cihad! Müslüman Kardeşler Cemaati Rehberlik Konseyi Başkanı Muhammed Bedii, “Yahudilerin ellerindeki kutsallarımızı geri alabilmek için tek yol cihad” diye konuştu. Bedii, Mısır’ın yarı resmi gazetesi El Ahram’a yaptığı açıklamada, “Bu yola baş koyduğumuzu ve Allah yolunda cihad bayrağını dalgalandıracağımızı anladıkları zaman Siyonistler zulümlerine son verecektir” ifadesini kullandı. Birleşmiş Milletler’in kulisleri ve müzakerelerle kutsalların geri alınamayacağını, Yahudilerin kan akıtmaya son vermeyeceğini belirten Bedii, “Siyonizm güç kullanmaktan başka bir yöntem bilmez” dedi. Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik gerçekleştirdikleri son saldırılara dikkat çeken Bedii, Yahudilerin “ibadet”adı altında Mescid-i Aksa’ya girmesine fırsat verilmemesini, aksi takdirde, Mescid-i Aksa’nın yıkılma planlarının gerçekleşeceği uyarısında bulundu. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

‘‘ABD Askerleri Psikolojik Travma İçinde’’

61


layan Bedii, “Yahudiler yeryüzünde sulta kurdu-

“Dünya Müslümanları ve Batılı Devletler Katliama Sessiz”

lar, fesadı yaydılar, müminlerin kanlarını döktü-

Katliamın tekrar başlamasının en büyük se-

ler, mukaddes yerlerin hürmetini çiğnediler. Ama

beplerinden birisi olarak “Bangladeş’in güçsüz

Bütün dünya Müslümanlarının Kudüs ve Filistin adına bir araya gelmeleri gerektiğini vurgu-

bir gün gelecek ki, bizim direniş yolunda cihad bayrağını dalgalandırarak sefere çıktığımızı ve bu zorbalığa son verdiğimizi görecekler” dedi.

ARAKAN

Arakanlı Müslümanların Lideri Zulmü Anlattı

olması”nı gösteren Yunus, şöyle devam etti: “Diğer büyük sebep ise dünya Müslümanlarının ve Batılı devletlerin bu katliama sessiz kalması. Batılı devletler önceleri Myanmar’a, Nobel ödüllü Aung San Suu Kyi tutsak olduğu için tepkiliydi. Ancak onun serbest bırakılması, Batılı devletlerin Myanmar’a olumlu bakmasını sağladı. Batılı ülkeler böylece katliama sessiz kaldı ve kalıyor.”

“Kadınlara Tecavüz Ediliyor” Yunus, Budistler’in Müslümanları Arakan’da istemediğini ifade ederek, “Müslümanların en yoğun olduğu yer Arakan’ın kuzey kısmı ve en çok zulüm de orada oluyor. Herhangi bir soruşturBudistler, güvenlik güçlerinin silahlarıyla Müslümanları öldürüyorlar. Arakanlı Müslümanların lideri konumunda bulunan Dr. Muhammed Yunus, Arakan’da katliamın devam ettiğini belirterek, ‘’Arakan’da yaşayan Budistler, yetkililerin desteğiyle yağmalamalar yapıyor. Güvenlik güçlerinin silahlarıyla Müslümanları öldürüyorlar’’ dedi. Yunus, yaptığı açıklamada, Müslümanlara yapılan zulmün Myanmar hükümetinin desteğiyle gerçekleştirildiğini söyledi. Daha önce de Arakanlı Müslümanlara yönelik zaman zaman katliamlar yapıldığını anlatan

NEBEVÎ HAYAT

Yunus, son olayların ise 3 Haziran’da başladığını

62

anımsattı. “Arakan’da yaşayan Budistler, yetkililerin desteğiyle yağmalamalar yapıyor. Güvenlik güçlerinin silahlarıyla Müslümanları öldürüyorlar”

ma olmaksızın keyfi tutuklamalar devam ediyor. Özellikle genç, ilim sahibi ve entelektüel insanlar tutuklanıyor. Tutuklanan insanların nereye götürüldüğü bilinmiyor. Kadınlara tecavüz devam ediyor.”

“Sınır Kapalı Olduğu Halde 20 Bin Kişi Bangladeş’e Sığındı” Yunus, bölgeye uluslararası tarafsız gözlemcilerin gönderilmesini istediklerini belirterek, son olaylarda binlerce Müslümanın öldürüldüğünü, çok sayıda insanın kayıp olduğunu ve Bangladeş sınırı kapattığı halde 3 Haziran’dan itibaren 20 bin kişinin Bangladeş’e sığındığını söyledi.

Bangladeş’e Sığınanların Sayısı 500 Bin Muhammed Yunus, Bangladeş’e sığınan top-

diyen Yunus, Müslümanların büyük acı ve zu-

lam Myanmarlı Müslüman sayısının ise 500 bin

lümle karşı karşıya olduğunu anlattı.

olduğunu sözlerine ekledi.

KASIM’12


Süleyman Çankaya

İNTERNET VE

BİLGİSAYAR DÜNYASI

ÇOCUKLARIMIZ

Bu görüşmeler yazı yazarak (chat), sesli olarak (voıce), görüntülü olarak (video konferans) gibi yöntemlerle yapılmaktadır. Bunların yanı sıra internet üzerinde milyonlarca internet sitesi bulunmakta ve bu siteler muhtelif içerikler sağlamaktadır. Sağlanan milyonlarca içerik sayesinde, hangi konuyla alâkalı olursa olsun neredeyse aradığınız her türlü sanal materyale, arama yaparak kolayca ve saniyeler içerisinde ulaşabilmeniz mümkündür. İnternetin günümüz dünyasına birçok iyi yönde etkileri olmuşsa da, kötü yönleri ile çeşitli suç sayılan unsurları ve insan yaşamını olumsuz etkileyebilecek olayları da beraberinde getirmiştir. Onbinlerce bilgi, ilmî ve teknik paylaşım ve dayanışma sitelerinin yanı sıra, cinsel içerikli, pornografik, uyuşturucu, terör, gayri ahlaki ve ateizm gibi sapkın akımlar da fazlaca yayılmaya, gelişmeye ve kendisini tanıtmaya başlamıştır. Bu yazımızda değerli velileri çocuklar ve internet hususunda uyarmak istiyoruz.

Çocuklar ve Temiz İnternet Çocukların internete erişimleri, gerek çocukların derslerini yapabilmeleri ve gerekse çağa ayak uydurabilmeleri için günümüzde belki hemen her anne ve babanın arzu ettiği bir

şey olup, kimilerinin de sadece bu amaçla yüklü ödemeler yaptığını biliyoruz. Fakat çocuklarımızın internet kullanımında şu hususlara dikkat etmemiz gerekir.

Çocuklarımız interneti ne şekilde kullanmalıdır? 07 - 16 yaş arasındaki çocuklarımızın hiç bir zaman başıboş bir halde internet kullanım salahiyeti olmamalıdır. Çünkü cinsel içerik filtreleme programları aslında çoğu kez görevini tam anlamı ile yerine getirememekte veya çocukların buldukları bir takım yöntemler ile filtreleme programları devre dışı bırakılabilmektedir. 10 - 16 yaş arasındaki çocukların ders çalışıyorum bahanesi ile çoğu kez oyun ve chat sitelerinde dolaştıkları, flört sitelerine 18 yaş ve üstündeymiş gibi kayıt olduklarını unutmayınız. Bu durumda ders çalışmak yerine, aslında derslerini aksatma ihtimalinin çok yüksek olacağı da gözden kaçmamalıdır. 15-18 yaş arasındaki gençlerin, kız/erkek arkadaş bulmaya yönelik faaliyetleri dışında, yaşlarının getirdiği heyecandan olsa gerek, hacking, flood, web bazlı saldırı yöntemleri ve virüsler ile ilgili işlere de bulaşabildiklerini de unutmamalıyız. (Bu dönemde internet kullanan çocukların bazıları bilmeden “bilişim suçlarına” karıştıkları ve maalesef ciddi bir oranın ise bu suçlardan sebep yargılandığı da acı bir gerçektir.) Her ne kadar çocukların elden geldiğince internet ortamından uzak tutulmasını tavsiye ediyor isek de, lazım olduğu noktalarda çocukların internete girmeleri durumunda, ailenin kontrolünde olması gerektiğini bir kez daha size hatırlatmak isteriz. MUHARREM 1434

O’nun İzinde...

İ

nternet, tarihi BBS (Telefon üzerinden kurulan bir çeşit bilgisayarlar arası iletişim şekli) ile başladı. Hızla geliştirilen bu proje şimdilerde ise dünyanın her coğrafyasını birbirine sıkıca bağlamış durumda. Her gün internet üzerinden milyarlarca posta gönderilmektedir. İnsanlar yakınlarıyla, arkadaşlarıyla hatta hiç tanımadıkları farklı coğrafyadaki insanlarla saniyeler içerisinde iletişim kurabilmektedir.

63


‫الل َفا ّتَ ِب ُعو ۪ني يُ ْح ِب ْب ُك ُم‬ َ ّٰ ‫ُق ْل اِ ْن ُك ْن ُت ْم ُت ِح ُّبو َن‬ ‫الل َغ ُفو ٌر َر ۪حي ٌم‬ ُ ّٰ ‫الل َويَ ْغ ِف ْر لَ ُك ْم ُذنُوبَ ُك ْ ۜم َو‬ ُ ّٰ De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Âl-i İmran 31

Nebevi Hayat Dergisi 1. sayı (2012)  

O'nun İzinde http://dergi.nebevihayatyayinlari.com/

Advertisement