Page 1

İTÜ MİMARİ TASARIM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI [2018-2019_Güz yy.] MİMARİ TASARIM ARAŞTIRMA LABORATUARI / [mts] PROJE 1: Tektonik Kültür ve Poetik Karakter/ Made in İstanbul A. Şentürer, N. Paker, A. Şenel, Ö. Berber

Yaşantının Tektoniği-Ara Mekan Kavramı Üzerinden Kaldırımın Yeniden İnşaasıkaldırım kullanımları için yeni bir kullanıcı el kitabı oluşturulması

Dilşad Aladağ Mihrişan Barutçu İrem Naz Kaya


Yaşantının Tektoniği-Ara Mekan Kavramı Üzerinden Kaldırımın Yeniden İnşaasıkaldırım kullanımları için yeni bir kullanıcı el kitabı oluşturulması Dilşad Aladağ Mihrişan Barutçu İrem Naz Kaya


Özet Yaşantıyı ve yaşantının sızmasına imkan veren yapma biçimini, boşluğu mekana dönüştüren, onun imkanlarını zorlayan yaratıcı güç olarak ifade edebiliriz. Bugün mekânsal anlamda pek çok problem ile yüzleşen kentte bu tip mekanlara; yaratıcı, yön verici, dayatan özne olarak mimarın sunduğu çözümler kalıcı olmaz. Aksine geri çekilen, deneyen, yer bırakan ve öğrenen; yaşantıyı ve kullanıcıyı özne olarak konumlandıran mimarın yapma biçimi tektoniğe dair yeni bir söz üretilebilir. İşlevlere yönelik tasarlanan mekanlardansa ilişkilere göre tasarlanan mekanları arayan bir tektonik, modern idealar ile inşa edilen işlevsel kentlerde bir kırılma yaratarak yaşantının sızabileceği mekansallıklar üretebilir. Bu fikir üzerinden savaş sonrası inşaya girişilen modern bir kentte oyun ve harabe kavramlarıyla başka türlü bir söz ürettiğini düşündüğümüz Aldo Van Eyck üzerinden cevaplar aradık. Van Eyck’in üretimlerinde merkezde bulunan “yer yapma” fikri, Amsterdam’ın muhtelif aralıklarında imkanı kovalar. Bu boşlukları içerisi ve dışarısı, kamusal ve özel, işlevli ve işlevsiz olmayı reddeden ara mekanlara; buluşma noktasına, karşılaşma alanına dönüştürür. Kentsel tasarıma çocukların mutluluğuyla başlasa da yapma biçimini katılımcı ve müşterek yapının parçası haline getirir. Tanımsız, anlam aramayan aksine anlamsız, olanakları dahilinde koşullarını zorlamadan “yerleşiveren” tipsiz nesneler ile Aldo Van Eyck üretimini tüm kente yaydığı bir oyun kurgusuna dönüştürürken yer-imkan denklemiyle kendi alfabe sistemini geliştirir. Boşlukları yere dönüştüren imkanlar denklemi; Sola Morales’ten ödünç alınan muğlak topolojiler(terrain vague) ve Tschumi’nin beklenmedik ihtimalleri araştıran olay(event) kavramlarının çapraz okumasını yapılarak “ara (in-between)” kavramının olasılıkları açılmaya çalışılmıştır. Ara kavramını harabe-oyun-mekan analojisi yöntemiyle deşifre etmeye çalışan bu araştırma, mekandaki hareket ve gerçekleşen olaylar üzerinden ara mekanın ne olduğunu sorgulayarak başlamıştır. Burada Kurtuluş’un programsız, kendiliğinden gelişen,kullanıcı hareketi doğrultusunda yeni bir akışın meydana geldiği kaldırımları ara mekan arayışımıza cevap niteliğinde olmuştur. Araştırma süresince yapımcısını gösterişle sergilemeyen, ancak kendi kendini sergileme yoluyla provoke edici; yüzeylerin altından, üstünden, yanlarından aralara sızabilen müdahalelerin izi sürülmüştür. Kaldırımların kurumsal olarak düzenlenmiş yaşamın denetimlerini atlatarak, unutulmuş bedensel varoluşları hatırlatan kendi koleksiyon dili olduğu keşfedilmiştir. “Ara Mekan Kavramı Üzerinden Kaldırımın Yeniden İnşaası - kaldırım kullanımları için yeni bir kullanıcı el kitabı oluşturulması” isimli bu çalışmada özel ile ortak alan arasındaki kaldırımın müşterek kullanımlarının izleri sürülmüştür. Kurtuluş kaldırımlarından alınan kullanım tiplerinden üretilen diyagramlar yardımıyla kaldırıma yapılan kolektif müdehaleler sonuncunda gerçekleşen kaldırımın dönüşümü; sekanslar ile araştırılmış, yeni müdehale imkanları aranmıştır. Küçük strüktür, transkript-mekan çaprazlamaları ile elde edilen mimari set bitmiş bir üretim olarak ve inşaa edilecek bir yapı olarak tasarlanmamış olup olasılıklara imkan verecek bir “Kaldırımını Nasıl Kullanırsın?” kullanıcı el kitabı olarak kurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşantı, Tektonik, Ara Mekan, Harabe, Oyun, İmkan, Boşluk, Kaldırım, Kurtuluş


Abstract The way of life that allows life and experience to infiltrate is the creative power that transforms the void into space and forces its possibilities. Today the city faces many problems in a spatial sense, a new statement for tectonics can be produced by the architect who retracts, tries, leaves, learns and places life and actor as a subject rather than the architect who directs, imposes, enforces the sources. Can a tectonic designed by relationships rather than it’s functionality, produce spatialities that can be infiltrated poetics of life by creating a fraction in the functional cities built with modern ideals? We have searched the answers of this question on Aldo Van Eyck, whom we think produced concepts of play and ruin in an unfamiliar language in a modern city which was ruined and wanted to be fastly constructed after the World War II. Van Eyck’s idea of making a place in the center of his production of space searches for the various gaps of Amsterdam. He transforms these spaces into in between meeting and encounter points which refuses to be inside or outside, public or private, functionless or functional. Although his ideas in urban design start with the happiness of the children, the system of making becomes a participatory collective structure. Van Eyck develops his own alphabet system with a space-possibility equation while transforming it into a game plot emitted by the whole city with unidentified and meaningless objects that snap-fits without pushing their conditions within their possibilities. The equation of possibilities that convert the gaps to places of becoming was tried to be enlarged by opening the intervals of the concept “in-between” by cross reading the “terrain vague” borrowed from Sola Morales and Tschumi’s concept of the “event”, which reveals unexpected possibilities. This research tries to decipher the concept of in-between by means of ruin-game-space analogy, started by questioning the reconstruction of the space through movement-events happening in that space. At this point, when we asked the in-between uses of Kurtuluş, the unprogrammed, spontaneously developed sidewalks has been the answer to us. It has been discovered that the sidewalks have it’s own collection language, which does not display its maker and owner but perhaps provoke the street by self-exhibition, infiltrating the surfaces, underneath, from the sides, and revising the controls of institutionally regulated life, reminding the forgotten bodily existences. In this research, Reconstruction of Sidewalks over In-Between Space Concept - Creating a new user manual for sidewalk uses, the common uses of the sidewalks between the street and the house have been traced. As a result of the collective interventions on the sidewalks with the help of the diagrams produced from the typologies, the transformation of the sidewalk has been explored with the sequences and the new intervention possibilities have been searched. The architectural set of small structure, obtained from transcript-space transpositions which are not designed as a finished product and are not designed as a structure to be constructed, instead a user manual is designed which works collaboratively with “Kaldırım Nerede” website and application. Key Words: Tectonic, In Between, Potentiality, Ruin, Play, Space, Sidewalk, Kurtulus


Giriş Yaşantının sızmasına imkan vermek mimarın yapma biçiminde özgürleştirici bir dönüştürücü olarak rol alabilir mi? Ara mekan nedir, potansiyelleri nelerdir? Tekrarların ve alışkanlıkların karşılığına dayanan program öngörülebilir, oysa yaşantı umulmadık hareket ihtimalleri ile doludur.” (Tschumi, B., 2010). Tschumi, programın karşısına koyduğu “event” kavramı ile bu umulmadık hareket ihtimallerini açıklar. ‘Olay(event)’, akış ve vektörleri kapsayan programsızlıkların kesiştiği, bedenin hareketi ile yeni potansiyeller ortaya koyan mekan olarak ‘ara (in-between)’ mekanda gerçekleşir. (Tschumi, B., 2010). İşlevlere yönelik tasarlanan mekanlardansa ilişkilere göre tasarlanan mekanları arayan bir tektonik, modern idealar ile inşa edilen işlevsel kentlerde bir kırılma yaratarak yaşantının sızabileceği mekansallıklar üretebilir. Aristide Antonas, bu sorunun cevabını harabe ve oyun kavramlarıyla aralar. Antonas’a göre mimari yapılar, her zaman performansa dönüştürülmek üzere tasarlanan oyun senaryolarıdır. Tasarlanmamış mekanlar eylemi belirleyip belli tekrarların tetikleyicisi olabilir. Harabe kavramı kendi sınırları içinde eylemliliği barındırmayan bir alan ve işlev ile işlevin mekânı arasındaki mesafeyi akışkanlaştırma veya ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimdir. (Antonas, A.,2016) Yaşantı etrafında şekillenen mekanı merkezine koyan tektonik araştırmamız dahilindeki bu sorulara; savaş sonrası inşaya girişilen modern bir kentte, oyun ve harabe kavramlarıyla başka türlü bir söz ürettiğini düşündüğümüz Aldo Van Eyck üzerinden bir okuma yaparak cevaplar aranabilir. Bu okuma, Van Eyck’in “yer yaptığı” boşlukların izinde, yerleştiği savaş sonrası Amsterdam’da “harabe” kavramını, merkezine koyduğu “oyun” programını ve tüm kente yaydığı “yer yapma” pratiğini nasıl bir sonsuz oyuna dönüştürdüğünü inceler. Bu incelemeyi takiben araştırmamız; Amsterdam’da çoğunluğu Yahudi halka ait olan yapılarının tahribata uğramış durumu, 19. yüzyılda çoğunlukla Ermeni, Yahudi ve Rum halkın yaşadığı Kurtuluş semtini hatırlatıyor olabilir mi? Kurtuluş semtinde gözlemlenebilecek imkan-yer analojisi nedir? Kurtuluş’un olayı nedir? Sorularını sorarak devam eder. Aldo Van Eyck üzerinden başlayan okumalarla açılan ara kavramı; Kurtuluş üzerine sorduğumuz bu sorulara eklendi ve küçük strüktür araştırmamızın merkezine yerleşti.


Tektonik Tartışması Mimarlık, yapmak, Deneyimlemek, Tasarlanmış olan, Tasarım, 20. YY Modern Mimarlık, Bugün Aldo Van Eyck Üzerinden “Ara” Mekanın Açılımı-Harabe-Oyun-İmkan-Yer 2. dünya savaşı sırasında Amsterdam, Nazi Almanya’sı tarafından istila edilmiş, kentte yaşayan Yahudi halkın yapıları başta olmak üzere yapılar Naziler tarafından tahribata uğramıştır. Şehrin savaş sonrası manzarası, önerilen birkaç biçimsel oyun alanı dışında, atıl kalmış ve çocuklarla dolmuş çöküntü alanlardır. Amsterdam yeni bir zemin arayışındadır. Aldo Van Eyck, harabenin kalıntıları üzerinden kentin ara boşluklarına konumlanan; yaşantıyı harabenin parçası haline getiren kamusal oyun alanları önererek kentin yaşantıya iade edilmesine katkıda bulunmuştur. Harabenin anlamını yitiren boşluğu, geriye temel bir strüktür; bir kaide bırakarak “yeni” bir algıya, başka bir tektoniğe zemin oluşturabilir. Kente eklenip çıkarılan, yaşantıyla beraber dönüşüme uğrayan artık harabeleşmiş strüktürler; tarihi, alışkanlıkları, bitenleri, kalmayı başaranları ortaya sererken henüz dile getirilmemiş yeni bir mekansallığın ihtiyacını da temsil ediyor olabilir. Bu doğrultuda harabenin sunduğu zemin; bir ara mekan olarak, kalanın imkanını anlamak için uygun bir ortam yaratıyor. Harabenin sunduğu boşluk, imkanlar aranarak bir boşluktan yere dönüşürse; ortak hafıza, kentteki süreklilik kadar geçiciliğin vurgusunu da ortaya koyup yaşantıyı, harabenin bir parçası haline getirebilir.

“Resim 1: Amsterdam, 1950ler, fotoğraflar: Gemente Amsterdam Stadsarchief”


Öte yandan harabeyi yalnızca bir mekan olarak değil eylem olarak da anlamak; alışkanlık, yaşantı ve hareket ile ilişkisini açmak harabenin mekânsal tarifini anlamanın bir adımı denilebilir. Van Eyck tasarladığı ortak mekanlarda; yalnızca çocuklar için mekanlar değil, her yaştan şehirlinin kullanımını teşvik eden karşılaşma alanları yaratır. Alışkanlıklar ile mekanın algılanması, zihnimizdeki bir takım yerleşik figürlerin karşılığında bilinçdışı hareketleri beraberinde getiriyor. Pencere dışarı bakmayı, kapı içinde geçmeyi duvar ise sınırı öneriyor. (Antonas, A.,2016) Bu bir çeşit alfabeyi, kurallı bir motifi veyahut kurulu bir yapıyı açıklayabilir. Harabeyi ise bu kurulu yapıyı tamamen yıkmayan ancak parçalayan, açıklıklar ve bir takım referans strüktürler ile yeni bir yapıya imkan sunan bir kavram olarak ele alabiliriz. Bu durumun Van Eyck’in tasarımlarının merkezinde bulunan “Yer - İmkan” ikilisi ile doğrudan bir ilişkisi bulunur. Harabe boşluklara yerleşen oyun mekanları, zamanının program ve akıl merkezli, işlevselci tasarım estetiğinin sınırlarında dolaşarak bu boşluklarda elde olan ile “mümkün” mekanları aramaya koyulur.

“Resim 2: Van Eyck’in Oyun Alanlarından örnekler, fotoğraflar: Gemente Amsterdam Stadsarchief“


Boşlukları yere dönüştüren imkanlar denklemi öncelikle Sola Morales’ten ödünç alınan muğlak topolojiler (terrain vague) kavramı ile açılabilir. Morales “Terrain Vague” kavramını şöyle açıklar: “Boşluk; noksanlık, eksiklik olarak ama aynı zamanda bir vaat olarak, karşılaşma olarak, imkan olarak; ümit.” (Morales, S.) Boşluk, kentin içerisinde kentin gündelik yaşantısının dışında kalan ve gittikçe daha da dışarı itilen bir kayıp mekan olarak okunabilir iken, aynı zamanda kentin içinde, yeni bir yaşantının varlığına açık bir imkan olarak da okunabilir. Van Eyck’in tektonik kültüre katkısı; mekan-zaman eğrisinden yer imkan eğrisine taşınan tasarım pratiği ve Amsterdam’ın harabe boşluklarında imkanları araştırmasıdır.

“Resim 3: Diyagram; Zaman – Mekan; Yer - İmkan“


Oyun Van Eyck’ in merkezine aldığı “oyun” programını kavramsal olarak açmaya giriştiğimizde ise belirli bir tanım yerine tanımlanmış yapıları söken çeşitli referanslar ile karşılaşırız. Oyun zamansızdır, oyun her yerde her an olabilir, oyun kendi ritüelleri ile yeni bir zaman tanımlayarak insanı var olan zamandan ve mekandan koparabilir.(Huizinga, J., 2015) Bu tanımsızlığın mekânsal karşılıklarını arayan birisi, bir çocuğun elindeki “bardak” nesnesinin su içmek dışında ne çeşit eylemlerde kullanılabileceğini gözlemleyebilir. “-miş gibi” yapma halinin mekânsal karşılıklarının aranışı; Van Eyck’i dönemin işlevselci CIAM zihniyetinin karşısına, daha güçlü bir biçimde çıkarır. Van Eyck Amsterdam Belediyesi Kamu Projeleri Ofisi’nde çalışmayı sürdürdüğü ilk yıllarda 60 oyun alanı tasarladı. Savaş sonrası ekonomik koşulların da şekillendirdiği düşünülen kısıtlı malzemeyi; çocuk zihnini kısıtlamayacak bir sınırsızlık ile kullanmanın yollarını aradı. Malzeme paletinde yer bulan en rijit malzemeden, bir çocuğun zihninde en absürt oyun mekanına dönüşebilecek sade, yalın formlar üretti. Salıncağa ve kaydırağa dönüşmeyen metal; sallanılabilen, tırmanılabilen demir borular ile her bir oyun alanında farklılaştı. Beton, farklı geometrik formlarda, farklı yükseltilerde herkes için yüzeyler, yükseltiler sağladı. Son olarak bu masif elemanların beraberinde kum havuzu; “Çünkü kum havuzu biçimsiz eleman; hem her şey olabilen hem de hiçbir şey olarak kalmayan, sürekli dönüşen, saçılan dağılan, önce çukur sonra tepe olan, bazen sıcak ve kuru bazen soğuk ve nemli, her zaman hafifçe kirli, ayakkabılara-ağza-buruna dolan, ‘ara’ya kayma eğilimi güçlü bir öğe.”(Tanju, B., 2018)

“Resim 4: Diyagram; Van Eyck üretimlerinin kurgusu. Kaynak: Case Study: van Eyck’s Playgrounds, Tristan van Leur“


Van Eyck ve ekibi, kente açılan, çevresindeki mahalle dokusuyla ilişkiler kurabilen ve çevresini kullanıma davet eden ortak mekanlar üretti. Herkesin kullanımına açık, yalnızca oyun alanı, yalnızca park veyahut yalnızca oturma alanı olmayan; her şey olabilen ama hiçbir şey olduğunu iddia etmeyen mekanlar… Bu durumda kullanıcıya sunulan fiziksel imkanlar her gün yeniden çeşitlenen kullanımlara dönüştüğü gözlemlenebilir. Aldo van Eyck mekan üretimini özneler arası, nesneler arası ve nesneler ile özneler arasındaki umulmadık ilişki ihtimallerini mekansal olarak ortaya çıkarmak olarak görür. Dolayısı ile onun üretimi sokak ile ev, çocuk ile büyük, masa ile iskemle ve dışarısı ile içerisi arasında bir arayışı beraberinde getirir. (Tanju, B., 2018) Tanımsız, anlam aramayan aksine anlamsız, olanakları dahilinde koşullarını zorlamadan “yerleşiveren” tipsiz nesneler ile Aldo Van Eyck üretimini tüm kente yaydığı bir oyun kurgusuna dönüştürürken yer-imkan denklemiyle kendi alfabe sistemini geliştirir.

“Resim 5: Diyargam: Van Eyck üretimlerinde eylemin tanımsızlığı “


Oyun mekanının tasarımını oyuna dönüştüren bir tektonik. Programsız mekan, oyunun mekanı; artık bir işe yaramayan işlevsiz mekandan, belki “Harabe”den, tanımsız nesneler ile formüle edilemeyecek bir olasılık eğrisinde çarpışarak oluşturulur. Aldo’nun imkanlar ve yer ilişkisinde; boşluk ancak yaşantı ile bir yere dönüşür. Oyunun yaşantısı alışkanlıkları yere serer, kurallar her seferinde yeniden yazılır. Yakınlık ve açıklıklardan farklı ölçeklerde yararlanan elemanlar; deneyimi, kente ve özneye hatırlatarak içine alırken öte yandan ortaya çıkardığı imkanları dışa verir. Hem bu yönüyle hem de “ara” olma durumu ile boşluklar; farklılıkların tanıştığı, birleştiği, çoğaldığı zeminlere dönüşür.

“Resim 6: Harita; Oyun mekanlarının kente yayılışı. Kaynak: Case Study: van Eyck’s Playgrounds, Tristan van Leur “

“Resim 7: Küçük Elemanlar, Kullanıcılar, Boşluklar”


Kurtuluş-Yöntem-Küçük Strüktür Tüm bu kentin var olan durumlarını tartışan, hafızaya ve yaşantıya eklemlenme imkanını arayan, boşlukta alan açarak yeni eylemlere imkan sunan poetik yaklaşım ile “İstanbul’da nasıl bir network/infrastrüktür ara mekanlar yaratabilir?” sorusunu “küçük strüktür (small structure)” ana başlığı altında tartışmaya açıyoruz. Gündelik yaşamdaki olumluyu açığa çıkaran, yapımcısını gösterişle sergilemeyen, ancak kendi kendini sergileme yoluyla provoke edici; yüzeylerin altından, üstünden, yanlarından aralara sızabilen müdahalelerin izi sürülmüştür. Kaldırımların kurumsal olarak düzenlenmiş yaşamın denetimlerini atlatarak, unutulmuş bedensel varoluşları hatırlatan kendi koleksiyon dili olduğu keşfedilmiştir. Özel ile ortak alan arasındaki kaldırımın müşterek kullanımlarının izleri sürülmüştür. Kaldırıma ait bu dil ile yeni ara mekan arayışı için olağandışı bir alfabe sunabilir mi sorusu araştırmamızı şekillendirmiştir. “Kurtuluş’un yaşantısı nedir?” Sorusuna aradığımız cevap doğrultusunda Kurtuluş’un programsız, kendiliğinden gelişen, kullanıcı hareketi doğrultusunda yeni bir akışın meydana geldiği kaldırımları ara mekan arayışımıza cevap niteliğinde olmuştur. Özel ve ortak alanlar, içerisi ve dışarısı arasındaki mekan olarak kaldırımlar, harekete imkan verecek durumlara göre yeniden programlanmış, umulmadık işgallerle işlevi tekrardan sorgulanmıştır.

“Resim 8: Harita; Eşref Efendi”


“Resim 9: Eşref Efendi”


Küçük strüktür araştırmamızın odağına yerleşen, kendi müdahaleler sistemini üreten Kurtuluş kaldırımları; harabeleşmiş yürüme eylemini yeniden sokak yaşantısının bir parçası haline getirir. Kaldırımlar, yürüyüşe izin verecek şekilde, sokak ile ilişkilenen cephenin ve sokağın ihtiyaçları doğrultusunda dönüşür. Sokağa açılan cephe de sık sık bu dönüşümün parçası olur ve içerisi ile dışarısı bu zeminde birbirine karışır ve yürüme deneyimi başka bir nitelik kazanır. De Certau şehrin stratejiler ile üretilen yapısı karşısına “taktik” kavramı ile ilişkilendirdiği gündelik hayatı koyar. (De Certau, M., 1980) Kurtuluş’un gündelik hayatında şekillenen kaldırımları, kısa yolları arar; yeni bir stratejinin peşinde koşmaz, gündelik hayata sızan taktikler ile yaşantıya imkan sunarak kullanıcısı tarafından tasarlanır. Özel mülkün bitkisi kaldırıma yayılır, gölgeliği kaldırımı örter, yemekler kaldırımda yenir, içkiler kaldırımda içilir, sohbet kaldırıma taşar. Yürüyenin duyuları uyarılır, yürüyüş eylemi karşılaşmalar ile bölünerek bir serüvene dönüşebilir. Aksta bir engel oluşturmayan taşmalar, kaldırımda yürüyenin günlük yaşantısına eklemlenir. Bakkalın kaldırıma bıraktığı dondurma dolabı, sokakta beslenilen kedilerin mama kapları, evleri veyahut taksi durağının, çiçekçinin, terzinin kapı önüne koyduğu iskemle ve bank da kaldırımdaki yaşantının bir parçasına dönüşür.

“Resim 10: Kurtuluş kaldırım kullanımları”


“Resim 11: Ara mekan olarak kaldırım. Kaldırım transkriptleri “


“Resim 12: Eşref Efendi kesiti, müdehale tipolojilerinin keşfi”


“Resim 13: Eşref Efendi sokağı”


Kaldırımlar Kullanıcı El Kitabı


Sonuç 734 farklı oyun alanı, mekanın kolektif üretiminin denenmemiş ancak ümit vadeden bir erken örneği olarak incelenebilir. ”Van Eyck, kentsel tasarıma çocukların mutluluğuyla başlasa da çocukları toplumsal/müşterek dokunun bir parçası olarak gördü ve oyun alanlarındaki programlar belediye çalışanları ve mahalle sakinleri arasındaki işbirliği ile oluşturuldu. Bu alt üst eden, katılımcı süreç, idealize edilmiş kentler için kapsamlı master planları teşvik eden modernistlere verilen tepkinin bir parçasıdır.“ (Tanju, B., 2018) Arayışına çıkılan; “Yaratıcı, yön verici dayatan özne olarak değil; geri çekilen, deneyen, yer bırakan, öğrenen ve yaşantıyı, kullanıcıyı özne olarak konumlandıran mimara, tektoniğe dair Van Eyck üzerinden başladığımız araştırmayı kullanıcısı, işlevi ve programı belirsiz kaldırımlar ve bu mekanın tasarlanışı üzerinden sürdürdük. Kurtuluş örneği üzerinden incelediğimiz kaldırımlardan kullanıcı odaklı ve kullanıcı tarafından tasarlanan mekanın şekillenme ve kullanılma biçimine dair gözlemler ve analizler yaptık Bu analizlerin sonucunda içerisi ve dışarısı diye ayrılarak tasarlanan kentlerde, yeni bir mekan anlayışı bu iki tip mekanın kesişiminde yer alan ve tanımsız bir sınırı oluşturan “kaldırım” üzerinden yeni bir “ara mekan” tartışması yaptık ve katılımcı tasarım pratiği için bir rehber hazırladık.


Kaynakça 1. Tschumi, B. (2010). Event-cities. Cambridge, MA: MIT Press. 2. Tanju, B. (2018). “Sonlu ve Sonsuz Oyunlar: Aldo Van Eyck”. (2018, August 30). Retrieved October 16, 2018, from https://manifold.press/sonlu-ve-sonsuz-oyunlar-aldo-van-eyck 3. Antonas, A. (2016). “Harabenin Tektoniği ve Yataklı Şehircilik”. Betonart, 48, 25-29. 4. Morales, S. Terrain Vague. 5. Huizinga, J. (2015). Homo Ludens. İstanbul: Ayrıntı. 6. Eyck, A.,V. Aldo Van Eyck: The Playgrounds and The City. NAi Publishers/Stedelijk Museum, Amsterdam (November 2, 2002) 7. De Certau, M., The Practice of Everyday Life, part 3, trans. Steven Rendall, University of California Press, Berkeley 1984


Dilşad Aladağ mimar, tasarımcı, araştırmacı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Çeşitli ofis ve stüdyolarda şehir, gündelik yaşam ve kamusal alan konulu sergi, tasarım ve araştırma projelerinde çalışmıştır. 2015 yılında kurulan Plankton Project araştırma ve tasarım ekibi kurucularındandır. 2016 yılında ŞANAL Mimarlık bünyesinde SALT Araştırma Ferit F. Şahenk Salonu projesinde proje mimarı, 2018 yılında KHORA Ofis bünyesinde SALT Kış Bahçesi projesinde proje mimarı olarak çalışmıştır. Burak Çevik tarafından yönetilen, Berlin Film Festivali’nde gösterilen Tuzdan Kaide (2017) ve Aidiyet (2018) uzun metrajlı filmlerinin sanat yönetmenliğini yapmıştır. Sanatçı Eda Aslan ile yürüttüğü “Unutma Bahçesi” araştırma ve sergi projesi 2018 Salt Araştırma Fonları tarafından desteklenmiştir. Mimarlık, tasarım ve sinema alanlarında bağımsız olarak araştırma ve üretimlerine devam etmektedir. Mihrişan Barutçu İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünü 2017’de tamamlamıştır. Mezuniyetinden sonra Tuşpa Mimarlık Ofisi’nde beton atölyesi kapsamında endüstri ürünleri tasarımında görev almıştır. İş hayatına Sabri Paşayiğit Mimarlık Ofisi’nde devam edip; proje geliştirme kolunda bir çok projede yer almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimari Tasarım yüksek lisans programına devam etmektedir.

İrem Naz Kaya 1994 yılında İstanbul’da doğdu. 2012 yılında İTÜ İç Mimarlık Bölümü’nde eğitimine başladı, 2013 yılında ise Mimarlık Bölümü’nde çift anadal programına devam etti. 2015-2016 eğitim yılı güz dönemini Amerika’da Auburn University, Alabama’da geçirdikten sonra 2017 yılında İç Mimarlık lisans eğitimini, 2018 yılında ise Mimarlık Lisans eğitimini tamamladı. Akademik çalışmalarına İstanbul Teknik Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programında devam etmekte, aynı zamanda Avci Architects bünyesinde çalışmaktadır.

Profile for Naz Kaya

Tectonics&Poetics of Space | User Manual for Sidewalks  

ITU M.Arch Project 1 Booklet

Tectonics&Poetics of Space | User Manual for Sidewalks  

ITU M.Arch Project 1 Booklet

Profile for nazkaya
Advertisement

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded

Recommendations could not be loaded