Page 1

Yaz’MSAL

Sayı:3 Yıl:2013

Yaz’MSAL Kireçburnu’nda Suyun "aziz" ruhu, Renklerin ve Farklılıkların suda yansıması: Kariz DENEME

Divanın Rüzgarıyla


Editörden “Esdi nesîm-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem” diyerek bu sıcak bahar havasında başlıyoruz yine uzun bir aranın ardından söze. Bu uzun arada tabi olarak boş durmadık sizler için yazılar hazırladık. Bu zorlu ama bir o kadarda keyifli olan bu uğraşımızı sizlerin beğenisine sunmak için sabırsızlanıyoruz. Ancak bu sene son sınıfta olmam nedeniyle bir daha sizinle buluşamayacak olmanın üzüntüsü taşıyorum. Bizden sonra gelecek olan arkadaşlarımız Yaz’Msal devam ettirecekler, tıpkı bizlerin yaptığı gibi. Bu kadar hüzünlü bir girizgahtan sonra dergimizin içeriği hakkında bilgi vermekte yarar var. Bu sayımızda sizleri İstanbul’un incilerinden Kireçburnu’na, ve Orta Asya’nın saklı cenneti Kariz’e götüreceğiz. Bununla birlikte bu sayımızda arkadaşlarımızın hazırladığı farklı edebitürlerde yazı ve şiirler var. Belki de bu sayede geleceğin yazar ve şairlerin ilk eserlerini okuma fırsatına sahip olacaksınız. Bununla birlikte okulumuzun Tarih Kulubü’nün hazırladığı EdebiyaTarih köşesi de sizleri bekliyor. Unutmadan söyleyelim Yaz’Msal’a Facebook’tan da ulaşabilirsiniz. Lafı daha fazla uzatmanın yararı olmadığı düşüncesindeyim. Buyrun dergimize....

Metehan ALDOĞAN 12/F

2


İÇİNDEKİLER Yaz’Msal Kireçburnu’nda

4-5

Suyun "aziz" ruhu, Renklerin ve Farklılıkların suda yansıması: Kariz Deneme

6-9 11-12

İstanbul ve Martı

13

Ulu Önderimizin İzinden

14-15

MSAL’den Haberler

16

Divan’ın Rüzgarıyla

17-19

Gülmece

18-21

EdebiyaTarih

22-23

Kanije Zaferi

24-25

Oyun İncelemesi:Knights of Honor

26-27

3


Yaz’MSAL Kireçburnu’nda

Bu sayımızda sizler için Kireçburnuna gittik. Amacımız Leyla ile Mecnun dizi setine girip oyuncularla röportaj yapmaktı ancak yanlış bir haber doğrultusunda gittiğimiz Kireçburnu’nda büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. Her ne kadar röportaj yapamasak da Kireçburnu’nun o muazzam manzarası karşısında bütün üzüntülerimiz yok oldu. Gelin şimdi İstanbul’un merkezindeki saklı cennet Kireçburnu’nu dolaşalım. Şimdi sizlere Kireçburnu’nun tarihi hakkında biraz bilgi vereyim. İstanbul'un Sarıyer ilçesine bağlı, İstanbul'un en eski semtlerinden birisidir. Kireçburnu'nun adı Fatih Sultan Mehmet'in Rumeli Hisarı'nı yaptırmak için gereksinim duyduğu kirecin buradaki kireç ocaklarından çıkarttırması ve bu semtteki coğrafi yapının bir burun görünümünde olması ile oluşmuştur. Bunun yanında Kireçburnu küçük bir balıkçı semtidir ve balık restaurantlarıyla tanınır. Boğazın hem stratejik hem de güzellik açısından en güzel yerlerinden biri sayılabilircek Kireçburnu’nda içilen bir bardak çay insana tüm dertlerini unutuyor. Mahallenin denizkenarında bulunan Haydar Aliyev parkı da açık hava sporcuları için vazgeçilmez bir adres sabahın erken saatlerinden itibaren sporcuların uğrak mekanlarından biri oluyor. Ayrıca sabah sabah oturup kafa dinlemek isyenler için de ideal bir mekan.

4


Unutmadan mahallenin kendine has dik yokuşlarından çıkarken biraz yorulabilirsiniz ama yokuşlardan kurtulup mahallenin asıl kurluduğu mekana geldiğinizde “Leyla ile Mecnun”’nun çekildiği mekanları görünce bütün yorgunluğunuz bir anda yerini tebessüme bırakıyor. Eğer yolunuz düşerse Erdal Bakkal’ın önünde fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Her ne kadar son zamanlarda adını sadece diziyle anılırken duysak da bu mahalle muhteşem manzarasıyla bunu fazlasıyla hak ediyor. Şimdi gelelim buraya nasıl ulaşabiliriz. Öncelikle Söğütlüçeşme metrobüs durağından Zincirlikuyu durağına kadar gidiyoruz buradan indikten sonra köprü çıkıp “40B” hatlı otobüse binerek Kireçburnu durağında inebilirsiniz. İşte Kireçburnundasınız. Anlattığım kadar kısa olmasa da yol un büyük bir kısmında deniz manzarasıyla seyredeceğiniz için pek sıkıcı olmayacaktır. Şimdiden keyifli vakitler...

Metehan Aldoğan-M.Şamil Arslan 12/ E-F

5


Suyun "aziz" ruhu, Renklerin ve Farklılıkların suda yansıması: Kariz “Karız” sözcüğü; kehriz (Bu gün Anadolu’da “keriz” olarak kullanılan bu sözcük, sebil, herkesin kullanımına açık çeşme anlamındadır. Aynı zamanda, argoda da; malını mülkünü herkesin kullanmasında sakınca görmeyen, malını sebil gibi dağıtan kişiler için kullanılmaktadır.) lağım veya yer altından giden su kanalı anlamındadır. Burada kullanılan lağım sözcüğü ilk anda bugün büyük şehirlerde kullanılan atık su yollarını çağrıştırsa da asıl anlamı yer altına açılan tünel, kanaldır. Bilindiği üzere Osmanlı ordusunda, fethedilmek istenen kalelerin etrafı sarıldığında, yer altından tüneller açarak kale duvarı altına ve girişine patlayıcı yerleştirip, kale duvarlarının veya kapısının yıkılmasını sağlayan asker grubuna “lağımcı” denirdi. Bugün hala kullanılabilen, ve Asya’da bir uygarlık harikası olan yer altı su kanalları, belli bölgelerde yerin 110 metre altına kadar inmekte ve toplam uzunluğu beş bin kilometreye ulaşmaktadır. Tanrı Dağları’ndan, Turfan şehrine su getirmek amacıyla Uygur Türkleri tarafından yapılmıştır. Bu haliyle, Çin seddinden daha önemli bir yapı olduğu ortadadır.. Bu konuda sayın Dursun Özden’in yapmış olduğu tespitler Türk Tarihi ve medeniyeti açısından çok önemlidir. “Orta Asya’da bulunan antik uygarlık harikası olan Karız su kanalları, Tanrı Dağları’ndan ve yeraltı kaynaklarından Turfan’a su getiren, çölün altında 110 metre derinlikte ve toplam 5 bin kilometre uzunluğundaki yeraltı su tüneli, Türklerin yaratıcılığını özetliyor.

6


“Orta Asya’da bulunan antik uygarlık harikası olan Karız su kanalları, Tanrı Dağları’ndan ve yeraltı kaynaklarından Turfan’a su getiren, çölün altında 110 metre derinlikte ve toplam 5 bin kilometre uzunluğundaki yeraltı su tüneli, Türklerin yaratıcılığını özetliyor. Karız harikası; Orta Asya’daki yerleşik yaşam, kentleşme kültürü, mimari planlama, haritacılık ve bir teknoloji harikası olarak insan yaratıcılığının doruklarından biri. Şimdiye dek batının, Avrupa merkezli tarihçilerin ve kimi Türkologların yazdıkları; “Asyalılar, hiç bir zaman yerleşik olamadı. At üstünde, çadırlarda ve su başlarında sürekli göçebe toplum biçiminde yaşarlardı...” şeklindeki savları çürüten bir tarihi gerçek olan Karız Su Tüneli, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan ve Tanrı Dağları’ndan Turfan şehrine kadar yer altında uzanan ve Çin Seddi’nden sonra dünyanın ikinci uygarlık harikası olarak değerlendiriliyor. Bu gün olduğu gibi, dün de “Avrasya Uygarlığı” hep vardı ve öndeydi.” “Karız” sözcüğü; kehriz, lağım ve yeraltı su yolu demektir. Suyun aktığı yeraltı kanalı anlamına gelen “teşme” olarak da söylenmekte. Aslında, bölgede Karız’ın yapımında kullanılan bazı Türkçe kökenli sözcüklerden de anlaşılacağı gibi, bu uygarlık harikasını yapanların Türk olduğu anlaşılmakta. Örneğin: Tuynuk: Kuyu. Kurutka: Sert çamur. Küz: Kaynak. Karizçi: Kuyu kazan kişi. Geltekçi: Hayvan sürücüsü. Yuklima: Kuyu ağzına konulan örtü. Tirek: Direk. Yanlık: Yana konulan tahta. Çukka: Tehlike işareti. Suğuk çüşüş: Soğuk havanın içeri girmesi. Suğukçi: Sucu kişi. Kuduk seviti: Çubuktan örülmüş küçük sepet. Ketmin: Kazma, kazıcı. Çığrık: çamur makinesi (elle). Yağ: Yağ. İlmek: Dut ya da karaağaç çatalından yapılan tarak. Tilma: İlk kuyunun başı...vb.”.

7


“Karız, deniz seviyesinin altında kalan tarım alanlarına, köylere ve yerleşim merkezlerine suyu taşımaya yarayan yatay ve düşey yeraltı su tünelleri - galerileridir. Bu kanalları yaklaşık 100 metre yeraltında konumlandırmanın amacı, güzergahın geçtiği çölde ortalama +40 derecenin bulunduğu hava koşulları düşünülerek, sızıntı ve buharlaşmadan kaynaklanan su kayıplarını azalmaktır. Bir karız tamamen yer çekimi kuvveti ile işlemektedir. Bu şekilde tasarlanıp, kendi içindeki eğim dikkate alınarak suyun doğal eğimi ve akar kotu, iki karız arasında eğim hesabı ile yapılmış olup, pompa gereksinimini ortadan kaldırmıştır. Örneğin: Turfan’a bağlı *********an ile Dalankarız ilçeleri arasındaki karız uzunluğu 8 km. olup, 190 adet kuyu bulunmaktadır. Kuyular arasındaki kot farkından anlaşılacağı gibi, karız içinde suyun doğal akar eğimi en az %1’dir Bu eğim ise, kot ve koordinatlı Topoğrafya hesapları ve Ölçme Bilgisi-Jeodeziuygulama tekniği açısından oldukça idealdir. Suyun kaynağı ile son noktası arasındaki uzaklığın 5 bin km. olduğunu görünce, Karız yeraltı su kanallarının 2500 yıl önceki bilgi ve teknoloji ile kusursuz yapımı ve de bu gün hala önemli bir bölümünün kullanılır olması, bir uygarlık harikası olarak tanımlanmakta… Turfan bölgesi, ilginç bulgulara tanıklık ediyor. 1959 yılında 5. yy.’a ait bir mezardan kavun çekirdeği, buğday ve pamuk tohumları bulundu. Bu bölgedeki ileri tarım ve tarihi bulgular, Mısır Nil Deltası ve Pramitlerden geri kalmayacak cinsten… Kökleri 15 bin yıla varan Animist ve Şaman Türklerin tıp ve şifa alanındaki ileri uygulamalarının kalıntıları, bölgede uygarlık kuran Türk-Moğal kültürünün izlerini taşımakta…

Lezzetleri ve erken hasat edilme özelliğiyle meşhur turfan üzümleri. Dilimize de erken hasat edilmiş ama yetişmiş meyveler için de kullandığımız “turfanda” kelimesi buradan gelmiştir. Zira Kariz kanalları sayesinde Turfan bölgesinde ürünler çok erken olgunlaşmaktaydı. 8


Turfan bölgesindeki yeraltı antik Karız uygarlık harikası, artık tehlike sinyalleri veriyor. 1957 yılında suyu akan karız sayısı 1237 ve 563 milyon metreküp su taşır durumda iken, bu gün ise suyu akan karız sayısı 446 ve 149 milyon metreküp su taşımaktadır. Yani insanlığın yarattığı ve bulduğu bu mucize yapı, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Karız’ı, UNESCO’nun sahip çıkarak, korumaya alması gerekmektedir. Konuyla ilgili olarak, Çin Halk Cumhuriyeti Danışma Meclisi, Çin Milliyetler Üniversitesi Uygur Dili Bölümü, Urumçi Üniversitesi Tarih ve Türkoloji Bölümü, Turfan Ziraat Mühendisliği Fakültesi, Karız Araştırma Kurumu(Enstitüsü) ve Urumçi Valiliği gibi kuruluşlar çeşitli çalışmalar yapmakta. Ama oldukça yetersiz… 2500 yıllık Karız, yok olmamalı… Karız, Çin topraklarında. Çin Seddi gibi bir uygarlık harikası olan Karız, tüm insanlığın ortak kültür mirası olarak kurtarılmayı beklemekte… Şaman Türklerin içinde yeşeren “Sevgi-Hayat Ağacı”nın barış kokan çiçeklerini yaşatmak ve Avrasya kültürü ile bezemek için, batının “Avrupamerkezli” küresel kültür ablukasına karşı, Karız’ı kurtarmalıyız… Karız tarih ananın bize emaneti, sevdalısı, ince ve uzun boylu, gün görmemiş sarı saçlı bir güzel kızı… Karız’ın yazgısı elimizde… Yaşasın Karız!… Keşfedilen yeni Türk uygarlıkları ile Avrasya tarihi, yeniden yazılacak… Kaynak: UYGUR KARIZLARINA YOLCULUK / Dursun Özden

9


DENEME.. Bu gün; güne çok farklı başlamaya karar verdim.. Her gün yaptıklarımdan uzak, şu ne için yaşadığı belirsiz insanları yaşamaya karar verdim.. Her sabah kapıma ekmek bırakan kapıcının evine gidip, poşetin içinde bulunan sütü, zeytini , gazeteyi uzattım. Ve gülümsedim bana şaşkınlıkla bakan simsiyah gözlerine. Sonra ona “ Başka bir şey ister miydiniz?” diye sordum, aynı onun bana her gün gösterdiği saygı ve gözlerindeki parıltıyla. Bir şey demesine izin vermeden iyi günler diyip çıktım onun hep takındığı mahcup tavırla. Arkamda bir gölgeyle devam ettim yoluma… Bir dilenci gördüm eski, büyük bir binanın tuğla rengindeki , duvarının önünde.. Oturdum yanına , sessizce. Çıkardım mızıkamı, çalmaya başladım bende. Kimi onun önüne kimi benim önüme savurdu, zamanı savurdukları gibi bozuk paraları. Kalktım bir saat içinde, teşekkür ettim ve paraların hepsini, az önce yanına oturduğum için sinirlenen atılan metalikleri paylaşmaya gönüllü olmayan o dilenciye bıraktım.Baktı bana, iyi günler diyerek devam ettim yoluma. Bir bankın yanına yanaştım. Zengin görünümlü bir bayan oturmuş, kültürlü derecede bakışlarıyla etrafı süzüp, kulağındaki son model telefonla karşısındaki, muhtemelen ondan daha az kültürlü olan bir insana yüzünü buruşturarak bir şeyler anlatmasını izledim. Bir çiçek uzattım bayana.. Baktı bana şaşırarak , teşekkür etti küçük bir genç kız gibi gülümsedi.. Sonra o çiçeği geri aldım elinden, baktı bana sinirli sinirli.. O masum kadın yerine bambaşka biri gelmişti. “TERBİYESİZ” dedi gitti.. İnsanların bir şeyleri alırken mutlu olduğunu, ama geri istenilince ne kadar başka olduklarını gördüm. 10


Sonra oturdum o banka. Az önceki kadının şeklini aldım. Elimde büyük bir telefon varmış gibi götürdüm kulağıma, taklit etmeye başladım . Gelen geçen baktı bana.. Güldü kimileri, kimileri şaşırdı. Çoğu hemen yargıladı, takma ad takıp “DEİ” diyenler vardı. AZDI ELBETKİ, VARDIR ELBET BİR SEBEBİ DİYEN. Onları ayırdım birbirinden.. Arkamdaki gölge sessizce izliyordu beni.. Akşam oldu az sonra.. Bir köpek yaklaştı o banka, çöktü kenara. Gittim bir parça et aldım kasaptan, ve biraz süt. Köpeğin önüne sütü, kedinin önüne eti koydum. Baktılar yemeklerine , sonra birbirlerine. Bir gürültü ve kaçma, kovalama derken en sonunda ikisi de yok oldu gözler önünden. Sütü başka bir kedi içti, eti başka bir köpek yedi. Umduğunu bulamayıp bulduğunu beğenmeyen , başkalarına kısmet kapısı açtı. sonra bir kağıt çıkardım.. yazmaya başladım. Bu gün olanların hepsini yazdım. Gölge geldi ve sordu en sonunda.. - Ne yazıyorsun? + “DENEME” .. Bu gün denediğim tüm herkesi yazıyorum dedim.. Gölge geçti-gitti. Onu da denedim. Aslında her satıra bu günün tarihini atıyordum.

Seyran GÜMÜŞOĞLU 10/C

11


İSTANBUL VE MARTI Binersin ya vapura, hani içine çekersin tertemiz havayı. Bakarsın etrafına, birden martılar doluşur her bir tarafa. Bilirler ki insanlar yedikleri simitlerden onlara atacaklar, paylaşacaklar. Havayı nefis gösterileriyle süslerler simit parçacıklarını yakaladıkça. Bembeyaz tüyleri, o cıvıl cıvıl sesleri sarar her yanı. Masumluktur martı, saflıktır. Martı İstanbul’dur... Nasıl simit parçasını yakalayınca mutlu olup, gösteriler yapıyorsa martı İstanbul’da öyledir. Evet yanlış duymadınız. Martı İstanbul, simit atanlar Mimar Sinan ve niceleri, gösteriler ise Sultanahmet Camii’dir, Ayasofya’dır, Kızkulesi’dir. Tüm ihtişamıyla çıkar karşımıza her biri… Ne mükemmeldir ki İstanbul koskoca Fatihler Fatih’ini bile cezbetmiştir. Ne mükemmeldir ki peygamber tarafından fethi müjdelenen tek şehirdir. Birçok uygarlığı yaşatmıştır üstünde. Hepsinden birer anı bırakmıştır kendisine, bizlere. O anılara bakmak için gelir tüm dünya güzel İstanbul’a. Bizde bakalım etrafımıza, çekelim tarihin kokusunu ya da şairin yaptığı gibi gözlerimiz kapalı dinleyelim İstanbul’u..

Özge AKMAN 12/F

12


MSAL’DEN HABERLER 19 Mayıs’ta Olivium AVM’de gerçekleştirilen Ticaret Fuarında Gargoyle Coffee en iyi stand alanında 2.; Gallos ise en iyi satış-pazarlama alanında ikinci olmuştur. Ticaret fuarından 2 ödül 19 Mayıs´ta Olivium AVM´de gerçekleştirilen Ticaret Fuarı´nda dereceye giren şirketler; En İyi Stand: 1. Bite Me Genç Başarı Şirketi (İzmir Işıkkent Eğitim Kampüsü) 2. Gargoyle Coffee Genç Başarı Şirketi (Mustafa Saffet Anadolu Lisesi) 3. Mystery Genç Başarı Şirketi (Robert Kolej) En Yenilikçi Ürün: 1. Small Hands Genç Başarı Şirketi (Maltepe Ticaret Meslek Lisesi) 2. Ophero Genç Başarı Şirketi (Yaşar Acar Fen Lisesi) 3. Solar Genç Başarı Şirketi (Hasan Sabriye Gümüş Anadolu Lisesi) En İyi Satış Pazarlama: 1. HASCO Genç Başarı Şirketi (Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi) 2. Gallos Genç Başarı Şirketi (Mustafa Saffet Anadolu Lisesi) 3. Primal Scream Genç Başarı Şirketi (Zeytinburnu Anadolu Lisesi) Katılan tüm öğrenci ve öğretmenlerimize teşekkür ederiz...

Yüzme Yarışlarından Gümüş Madalya Okulumuz 11/A sınıfı öğrencilerinden Ezgi Eylem GEZİŞ, Kadıköy Kaymakamlık Bahar Şenlikleri Kupası sırtüstü yüzme yarışlarında ilçe ikincisi olarak gümüş madalya kazanmıştır. Geçen sene de büyük başarıya imza atarak okulumuza iki altın madalya getiren öğrencimizi tebrik eder; başarılarının devamını dileriz.

13


ULU ÖNDERİMİZİN İZİNDEN Atatürk’ün Tarih Öğretmenleriyle Bir Sohbeti Öğretmenimiz Mim Kâzım (Kızıltuğ) anlatıyor: “Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz Tarih’ti. Kıymetli öğretmenimiz Cemal Bey: —Çocuklar, size başımdan geçen, hayatımda asla unutamayacağım bir hatırayı tacağım… Dedi ve sözüne şöyle devam etti:

anla-

—1930 yılında gene böyle bir yatılı okulun Tarih muallimi idim. Dersimiz, Yeni Çağlar idi. Ben hararetli bir şekilde konuyu anlatıyor, misaller göstererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı, içeriye okul müdürü ile Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış ve şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim. “Hoş geldiniz Paşam.” dedim. Bana ve öğrencilere tebessümle iltifat ederek: —Hocam dersinize devam ediniz. Dedi. Dersten sonra Müdürlük odasında toplanmıştık. Gazi, Tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki: —Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.”(1) (1) Atatürk’e Ait Hatıralar: Cumhuriyet Gazetesi Yayını, İstanbul: Cumhuriyet Matbaası, 1949, s.149-150

14


Okuma yazma seferberliğini yurt genelinde başlatan ve bütün çalışmaları yerinde denetleyen büyük önder Atatürk, eğitim alanında yapmış olduğu yenilikler ve bir çok çalışmalar ile Türk Milleti’nin Başöğretmeni olmuştur. Atatürk’ün eğitime verdiği önemin yanında eğitimciye de verdiği büyük değerin en iyi anlatıldığı anılardan bir tanesi... Başöğretmen Atatürk ile ilgili anı Başöğretmen Atatürk Yazı devriminden sonra (1928), Atatürk’ün kara tahta başındaki resmi görülünce, O’na “Başöğretmen” denilmeye başlanmıştı. Aslında, adlandırmada geç kalınmıştı. Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra, bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti: -Yurdu kurtardınız. Şimdi ne yapmak isterdiniz? Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti: -Milli Eğitim Bakanı olarak Türk kültürünü yükseltmeye çalışmak en büyük amacımdır. Ondan sonra Atatürk nerede görülse, mutlaka orada bir okula girer, öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu. Birgün Atatürk’ün yolu köy okuluna düştü. Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu. Atatürk sınıfa girince, öğretmen kürsüsünü terk etti. Atatürk: -Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz, dedi. Eğer izin verirseniz bizde sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman, Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.

15


DİVANIN RÜZGARIYLA GAZEL Necm-i nâdirden asâlet yâl u bâl olmuş sana Gülşen-i İbrahim’in ruhsâr-ı âl olmuş sana

Âlemin fîrdevsi almış cân yok artık kimsede Ol güzellik olma kibrin yüzde hâl olmuş sana

Sırrı birikmiş yedinin bir kalıp durmuş kalem Ey kalem sırlar biçilmiş özü nâl olmuş sana

Cevreder lâ’l-i lebin kimn cezbe tutsun ol lebim Ol lebi gördüm bu hâlet dilde lâl olmuş sana

Açtı gülnâr sîneden bin pâre ettin sevgili İçten öldün ey gönül gül i’tikâl olmuş sana

Ey göz artık hasretin bitmiş o İstanbuldadır Kör değilsen hûbu görmek ihtimâl olmuş sana

Yok nasip dilber görüp ölmek Nedîm ü Kanzile Bir hayâl etmekle Kanzil ol muhâl olmuş sana 16


GAZEL Kamu âlem biliyor bendeki aşk başka imiş Ben iilen bir denilen âh-ı Kerem saçma imiş

Vermişem ağyara derd-i tebessüm devası Görmemen âşığı ancak ona bir ima imiş

Hangi dünyada yaşardın galiba Venüste O nedenle ki senin şol himayen akla imiş

Her mürekkep alır hem yine yetmez divite Misk-i zülf-i siyah-ı şeb yeter âşıka imiş

O esen yelleri teftiş edser etraf dosun O güzelllikleri mahpus tutulan halk imiş

Eyle Kanzil bu güzelller yolu kutsal toprak Kalemin yazdığı yer suyla dolan sahra imiş

KANZİL (Osman ADIGÜZEL)

17


AŞIK ATIŞMASI Recep

Osman

Haçer benim yara bende

Ateşim yel azdırdı

Sevdiğim yad ellerde

Bunu acım yazdırdı

O yar benim olmazsa

Ben ne dediğimi bilmem

Daha nice gönüllerde

Aşk mezarımı kazdırdı

Osman

Recep

Gönüller yaktı beni

Aşkta mezar olacak

Sevdalım sattı beni

Er kişiler solacak

Özlemi onla öğrendim

Senin yaşın küçüktür

Bitirdi umut beni

Nice aşklar bulacak

Recep

Osman

Umut dah bitmedi

Aşık Recep söylesin

Sevenin ömrü tükendi

Aşık osman dinlesin

Ömür aşkla yandıysa

Adem-i Havva bilmezse

Külünü yel eyledi

Bu aşıklar neylesin

18


Gülmece Eşek içmiştir İki davacı bir kadıya bir testi süt diğeri de bir sıpa verir. Sıpayı veren davayı kazanır. Süt getiren, kadıya yavaşça; Benim sütüm ne oldu, der. Kadı: Sıpa içti diye cevap verir. Adam taşı gediğine kor: Bir testi sütü sıpa içemez, mutlaka koca bir eşek içmiştir.

Artık lüzum kalmadı Şair Nihat Bey, Mısır’a giderken veda etmek amacıyla Yusuf Kamil Paşa’ya gelir. Bir emriniz varsa yerine getireyim, der. Kamil Paşa: Bana bir tane Mısır eşeği gönderveya dönerken birlikte getir, diye tembihler. Ne var ki, Nihat Bey siparişi unutur. Gelir gelmez Kamil Paşa’yı ziyarete gider. Paşa: - Nihat Bey, sizden bir eşek istemiştim. Getirdiniz mi, deyince Nihat Bey şı cevabı verir: -Vallahi unuttum. Şimdi sizi görünce aklıma geldi. Kamil Paşa lafı yapıştırır: Siz geldiniz ya, artık lüzumu kalmadı!

19


İtikadımca kelb Tahir’dir Divan edebiyatının en şiddetli hicivlerini yazmış ve bu uğurda kelleyi de vermiş olan Nefî’ye, zamanın önde gelen şahsiyetlerinden Tâhir efendi “kelb”(köpek) demiş. Bunu duyan Nefî şu dörtlüğü yazmış: Bana kelb demiş Tâhir Efendi İltifâtı bu sözde zâhirdir. Mâlikî mezhebim benim zira İtikadımca kelb tahirdir.

Bir yeriniz mi ağrıyor Bir toplantıda bir genç, Mehmet Akif Ersoy’u küçük düşürmek için: -Afedersiniz, siz baytar mısınız, demiş. Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş: -Evet bir yeriniz mi ağrıyor.

Ben de bilirim Yavuz Sultan Selim, birçok Osmalı padişahı gibi sefere çıkağı yeri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: -Sen sır saklamayı bilir misin, diye sormuş. Vezir: Evet hünkârım, bilirim, dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: Ben de bilrim.

20


Kısa dinlemeli Lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye Farabi’ye sormuşlar, şöyle demiş: -Uzun konuşanı kısa dinlemeli. Derdin devasızı İbn-i Sinâ’ya sormuşlar: -Dünyada devası olmayan bir dert var mıdır? -Derdin devasızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.

Korkuya gerek yok Bir Rus general, Şeyh Şamil’in iştahını abartarak “Beni yemenizden korkuyorum.” deyince, Şeyh Şamil: Boşuna korkmayın efendi, bizim dinimizde domuz eti yemek haramdır, demiş.

Akıl vergisi Dostlarında biri, Fransa Kralı 15. Lui’ye: Majesteleri, demiş. Akıl vergis almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmediği için, böyle bir vergiyi seve seve öderler. Kral alaycı alaycı gülerek: Bu buluşunuza karşılık , sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum. Ali Kemal’in “EN GÜZEL LATİFELER” kitabından derlenmiştir.

21


EDEBİYATARİH Bu bölüm Mustafa Saffet Anadolu Lisesi Tarih kulubü tarafından hazırlanmaktadır.

DIRAHTAKİ KARINCA Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş. Beyit şöyle: Dırahta ger ziyan etse karınca Günah var mıdır ânı kırınca? Şairliği de bulunan Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş: Yarın Hakkın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.

EDİRNE VE BAKİ Divan edebiyatının en büyük şairlerinden olan Bâki, Edirne’yi bir ziyareti sırasında; Emrî, Mecdî gibi tanınmış Edirneli şairlerle de görüşüp konuşmuş. Bu esnada yerli şairler Edirne’yi o kadar çok övmüşler ki Bâki’ye bu övgülerden gına gelmiş. Bununla da yetinmeyip, Bâki’nin Edirne hakkındaki düşüncesini öğrenmek istemişler. İçinden kızgın olan Bâki, “Gerçekten şehriniz çok güzel, cennet gibi bir yer. Ama ne yazık ki içinde Adem

İKTİDAR BİTİ(!) Kanuni Sultan Süleyman, kızı mihirmah sultanı; zekî, hırslı, geleceği parlak bir devlet adamı olan Rüstem Paşa’ya vermek istiyormuş. Rüstem Paşa bu sırada Diyarbakır valisi imiş. Kanuni sarayın hekimbaşını çağırarak cüzzam hastalığının en çok tanınan belirtisinin ne olduğunu sormuş. Hekimbaşı cüzzamlı bir kimsede bit barınamayacağını söylemiş. Bunun üzerine Diyarbakır’a adamlar gönderilmiş. Bunlar gizlice Rüstem Paşa’nın çamaşırlarını kontrol etmişler ve bu sırada bir bite rastlamışlar. Böylece Rüstem Paşa’nın cüzzamlı olmadığı anlaşılmış. Bu olay üzerine devrin bir şairi şu iki dizeyi yazmış: Olacak bir kimsenin bahtı kavî, tâlihi yâr Kehlesi (biti) dahi mahallinde onun işine yarar.

22


BAYTAR MISINIZ? Akif'le dalga geçmek isteyen zamane gençlerinden birisi futursuzca takılır: - Efendim! Yoksa sen baytar* mısın? Akif hiç düşünmeden karşılık verir: - Evet bir yeriniz mi ağrıyor?

NEF’İ VE ŞEYHÜLİSLAM Zamanın Şeyhülislamı onu ikaz etmiş, bir Müslümanı kötülerken aşırı gidilirse küfre düşülebileceğini söylemişti. Nef’i de buna karşılık olarak; “Müftü efendi bize kâfir demiş Tutalım ben O’na diyem Müslüman Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere İkimiz de çıkarız orada yalan...” diyerek cevap vermişti...

Harem Bahçesine Düşen Cirit Osmanlı padişahlarından bazıları sahip olduğu meziyetler ile ön plana çıkarlar. Bilhassa silahşörlük alanında daha gençlik yıllarından itibaren iyi bir eğitim aldıkları bilinir. Fatih Sultan Mehmed’in Belgrad seferinde,yalın-kılıç düşman ordusunun içerisine daldığı ve pek çok askeri öldürdüğü tarihi kayıtlarda mevcuttur. Cem Sultan’ın gürz sallamada devrinin en önde gelenlerinden olduğu Cihannümâ isimli tarih kitabında geçiyor. Bu sultanlar arasında ihtişam ve kudretiyle ayrı bir yere sahip olan IV. Murad Han’ı unutmayalım. Zira attığı cirit çok uzaklara ulaşacak ve yaklaşık 30 metreden bir yumurtayı o zamanın tüfeğiyle vuracaktır…

Gönül ne gök, ne elâ, ne lâciverd arıyor, Âh bu gönül, bu gönül kendine derd arıyor. Nef’i | 23


KANİJE ZAFERİ Büyük Türkiye-Almanya savaşı, 1593’ten beri devam ediyordu. Müstakbel imparator Arşidük Ferdinand, bir kış sürpriz taarruzuyla Kanije Kalesini almak üzere 100.000 asker ve 47 ağır topla harekete geçti. Ordusunda Almanlardan başka, İtalyan, Papalık, İspanyol, Maltız, Fransız Birlikleri da vardı. Bu kuvvetlere karşı Kanije beylerbeyi yetmişlik Tiryaki Hasan Paşa, 9.000 asker ve 100 küçük kale topuyla karşı koyacaktı. Almanlar 9 Eylül’de Kanije önlerine geldiler ve günde 1.000 ila 2.000 gülle atarak Türk kalesini döğmeye başladılar. Devamlı atışlar sonunda Türklerin barutu tükendi. Kanije’de Uzun Ahmet adında barut yapmasını bilen bir yeniçeri vardı. Tiryaki Hasan Paşa, hemen bir barut imalathanesi kurdurdu ve bol miktarda barut yapımına başlandı. Bu işler olurken Türk ordusu, Kanije’ye 256 kilometre uzakta, Belgrad yakınlarındaydı. Sadrazam Damat Yemişçi Hasan Paşa, eylül içinde Kanije’nin imdadına koşabilirdi. Ancak çabuk harekete geçmedi ve harekâtın çok zor olduğu bol yağışlı aylar gelip çattı. Sadrazam, imdada gelemeyeceğini Tiryaki Hasan Paşa’ya resmen bildirdi. Tiryaki Hasan Paşa, Sadrazam’ın mektubunu gizli tuttu. Sahte bir mektup yazarak bizzat askerlere okudu. Bu mektupta Sadrazam gûvâ, Kanije’ye gelmek üzere yola çıktığını bildiriyordu. Almanlar, bir Türk beylerbeyini şehit etmiş, başını mızrağın ucuna dikip Kanije surları üzerindeki Türklere Gösteriyorlardı. Hasan Paşa, başı kesildiği iddia edilen beylerbeyinin 40 yıllık dostu olduğunu, düşmanın herhangi bir kelleyi beylerbeyi kellesi olarak teşhis ettiğini askerlere bildirdi. Ancak bir Türk kurşunuyla ölen Alman ordusundaki Papa’nın Yeğeninin ölümünü Arşidük Ferdinand, aynı Başarıyla Gizleyemedi. Tiryaki Hasan Paşa, maddî gücünün düşmana nazaran çok zayıf olduğunu biliyor, daha çok psikolojik savaş yapıyordu. Bazı yanlış bilgiler edinmelerine müsaade ettikten sonra, birkaç düşman esirinin öğrendiklerini Almanlara bildirmesini sağladı. Türk şehitlerinin koynuna, kalede, durumunun pek mükemmel olduğu bildiren güya sadrazama hitaben yazılmış sahte mektuplar koydurdu. Muhasaranın, Peygamber’in doğduğu 12 rebiülevvel gününe isabet ettiği ve akıbetin Hıristiyanlar için çok karanlık olacağını söyledi. Arşidük Ferdinand ise, Hasan Paşa’nın başını kesecek askere 40 köy ihsan edeceğini ilan ediyordu. Günde 2.000 gülle yiyen Kanije kalesinin durumu kötüydü. Surlar delik deşik olmuştu. Kaledeki birkaç yüz sivil Türk, geceleri askerler dinlenirken çalışıp surların en tehlikeli gediklerini kapatmaya çalışıyorlardı. Ham madde tükendiği için barut imalatı gittikçe problem oluyordu. Kış iyice yaklaşmıştı. Düşmanın eline geçmesini temin ettiği sahte mektuplarla Hasan Paşa, Almanların zaten soğultan kırılacaklarını, boşuna zahmet edip Kanije’ye gelmemesini sadrazama bildiriyordu. Her gün yetişeceği iddia edilen sadrazamın bir türlü görünememesinden dolayı sevinen düşmanın neş’esi, bu mektuptan sonra kırıldı.

24


Almanlar, Sadrazam’ın Kanije yakınlarına kadar geldiğini sanıyorlardı. Halbuki Yemişçi Hasan Paşa, Belgrad’a dönüp kışlamaya ve “Kanije’yi Cenab-ı Bari’ye ısmarlamaya” karar vermişti. Sadrazamın kışlaya çekilmesinin düşman tarafından duyulmasında ki tehlikeyi anlayan, esasen cephane ve yiyeceği tükenen Tiryaki Hasan Paşa, düşmanı huruç hareketiyle dağıtmazsa kalenin düşeceğini kavradı. Muhasara 2 ay 8 günden beri devam ediyordu. 17 kasım günü Kanije Ovası, göz alabildiğine bembeyaz bir kar tabakasıyla örtülmüştü. Almanlar soğuktan çadırlarına ve tahta barakalarına sığınmışlardı. Gece olunca Tiryaki Hasan Paşa, Akıncı Subaylarından Gazi Kara Ömer Ağa’yı, 800 askerle kaleden çıkarttı. Bu huruç hareketiyle düşman ordugahı karıştı. Hasan Paşa, Kanije’deki bütün topları ateşleyerek son barutunu harcadı ve gûyâ kaleye varan Sadrazam’ın ordusunu selamladı. Bir yandan mehter takımı yeri göğü inleten havalar çalıyor, Türkler: “Serdar Hazretleri yetmiştir!” diye bağırarak gece karanlığında düşmanın maneviyatını altüst ediyorlardı. Daha ilk hamlede Türkler, düşmanın bütün ağırlıklarını, yiyeceklerini, cephane ve barutunu ele geçirdiler. Kanije topçu kumandanı İnce Kara, düşmanın bütün toplarını zapt etti. Düşman ordugahı, Türklerin eline geçti. Sadrazamın muhayyel ordusunun baskınına uğradığından zerre kadar şüphe etmeyen düşman, 18.000 ölü bırakarak darmadağınık halde kaçmaya başladı. 18 kasım günü düşman siperleri tamamen işgal edilmişti. O gün öğlene kadar daha 30.000 Alman, takibe çıkan Türk birlikleri tarafından imha edildi. Alman İmparatorluk ordusunun küçük bir kısmı, Kanije’nin 50 kilometre ötesinde olan Avusturya’ya yani Almanya topraklarına can atabildi. 80.000 zayiat veren Almanlar, tek top tek tüfek ***üremediler. Üzerlerinde İmparator'un arması bulunan korkunç büyüklükte 47 muhasara topu, 14.000 tüfek, 60.000 çadır, 14.000 kazma ve kürek, binlerce araba dolusu yiyecek, ilaç, barut ve silah Türklerin eline geçti. Ancak en büyük ganimet, müstakbel imparator Arşidük Ferdinand’ın otağındaydı. Bir altın ve bir gümüş taht, 12 kürsü, mücevherler, altınlar ve ordu hazinesi, olduğu gibi Hasan Paşa’ya teslim edildi. Alman başkumandanı, gecelik kıyafetiyle atına atlayıp canını zor kurtarmıştı. Öğle’ye doğru Arşidük’ün otağına giren Tiryaki Hasan Paşa, kısa bir hitabede bulundu ve Allah’a şükür makamında hemen oracıkta maiyetle beraber namaz kıldı. Kara Ömer Ağa ise 3.000 Askerle Avusturya’ya dalmıştı. 3.000 kadar Alman köyü, Türk toprakları içine aldı. Kara Ömer Ağa’ya Peç Sancak Beyliği yani tümgenerallik verildi. Tiryaki Hasan Paşa ise o yaşına kadar erişemediği vezirlik (mareşallik) payesiyle mükafatlandırıldı. III.Sultan Mehmet, ayrıca mücevherli bir kılıç ve hediyelerle ihtiyar vezirin gönlünü aldı. Tiryaki Hasan Paşa’ya bir hatt-ı hümayun göndererek dualar etti. Hasan Paşa “ bu kadarcık bir hizmet için padişah bize vezirlik vermiş!” diyerek III.Mehmet’in hatt-ı hümayununu sevinç gözyaşları içinde askerlerine okudu…

Yılmaz Öztuna, “Türk Tarihinden Yapraklar” adlı eserinden alınmıştır.

25


-KNİGHTS OF HONOR OYUN İNCELEMESİ Şimdi sizleri tarihin tozlu sayfalarından çıkarıp teknolojinin tarihle birleştiği noktaya götüreceğim.; Strateji- Savaş oyunlarından Knights of Honor’a. Knights of Honor ‘da üç ayrı tarihî dönemden (erken ,orta ve geç ortaçağ) herhangi birini seçip Avrupa coğrafyasını seçtikten sonra yapmanız gereken şey devletinizi nasıl bir politika ile yöneteceğinii belirlemek. KoH’da ben saldıgan ruhluyum yerimde durmam diyenler için de ben etliye sütlüye dokunmam benim devletim ekonomik refaha ulaşmış bir devlet olacak diyenler için de yer var. Ayrıca ister çöldeki bedevi kabilelerden olun isterseniz Tataristan’ın atlı akıncılarını yönetin ya da Türk bayrağı altında Osmanlı’yı yönetibilirsiniz. Bunun gibi yüzlerce farklı ırk ve coğrafyaya sahip yüzlerce krallık, sultanlık, hanlık sizi bekliyor olacak. Aynı zamanda her ülkenin farklı askerleri var. Örneğin Osmanlı’nın özel askerleri sipahi ve gulam atlıları, yeniçeriler ve mızraklı oyunda “aknydji” diye geçen benim yaya ve müsellem olduğunu zannettiğim basit askerler var. Unutmadan söyleyeyim bu oyunda oturduğunuz yerden para kazanamıyorsunuz. Oyunda gelirinizi etkileyen birkaç tane etmen var. Bunları vergiler, yöneticinizin yeteneği, ülkenin gücü, ticaret yapılan devletler, şehirlerin gelir getirileri olarak sırayalaybiliriz. Dikkat etmeniz gereken diğer bir nokta da şu ki gelirinizin eksiye düşmemesi gerekiyor yoksa başka bir devletin ordusuyla şehirleriniz tahrip etmesi, askerleriniz öldürmesi hatta şehirleriniz fethedip krallığınızı yok etmesi içten bile değil!

26


He unutmadan Knights of Honor’da ülkenizin yöneticisinin bir de ailesi var karısı çocukları falan. Çocuklarını farklı ülkelerdeki prenses veya prenslerle evlendirerek diğer ülkelerle ilişkilerinizi düzeltebiliyorsunuz. Öte yandan diğer ülkelerle anlaşıp bir başka ülkeye saldırabilirsiniz. Ülkenizde bulunan kaynaklarda ayrı bir öneme sahip bunlarla gelişip refah seviyenizi yükseltiyorsunuz. 2004’te çıkan bu oyunun yedi senelik bir hayranı olarak oyun hakkında bu kadarcık bir bilgiyi yeterli bulmuyorum ancak Knights of Honor anlatılmaz yaşanır diyerek bu güzel oyunu sizin keşfinize sunuyorum. Saygılarımla...

Metehan ALDOĞAN 12/F

27


KÜNYE OKUL ADINA SAHİBİ Ali DEMİRKAYA(Okul Müdürü)

SEÇME KURULU

İNCELEME KURULU

Yeşim GİŞİ

Neşe EVLİYAOĞLU

(Edebiyat Öğretmeni) Fuat UZER

(Müdür Yardımcısı) Gönül TOK

(Coğrafya Öğretmeni)

(Tarih öğretmeni)

Metehan ALDOĞAN

Furkan AVCI

Burcu ALTUNDAĞ

Özge AKMAN

28

Yaz'msal3  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you