Page 1

Ayda Bir Yayınlanır.

01 Eylül 2008 Pazartesi

Sayfa Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Alparslan Korkmaz

Mustafa Kont

Sayfa 3

Tatsızlığı Sevmeyi Öğrenmişiz

Cüneyt Ünal

Sayfa 5

Siyasi Komedya (Al Saadeti Vur CHP’ye)

Sunusi F. Onay

Sayfa 6

Hz. Mevlana

Filiz Konca

Sayfa 8

Müslümanca Sevmek

Orhan Doğangüneş

Sayfa 9

Yarı Aydınlık

Emre Kundakçı

Sayfa 10

Yusuf Gibi

Ayşe Koçer

Sayfa 12

Sayfa 2 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Mustafa Kont

Alparslan Korkmaz

Kaht-ı Rical / Adam Kıtlığı Bu terim Osmanlı devletinin belli bir döneminin büyük gündem maddesi olarak tarihçiler tarafından bizlere öğretildi. Peki Türkiye Cumhuriyeti için aynı durum ne kadar söz konusudur? Geçmişimize baktığımızda adam kıtlığı Türkiye için bazı dönemlerde hakikaten büyük problem olmuştur. Siyasi hayatımızı yönlendirecek çevik, atik, bilgili yöneticilerin yokluğu çokça hissedilmiştir. Şimdi hangi dönemin ne kadar adam kıtlığına sahne olduğunu değil, şu anın adam kıtlığına sahne olmadığını anlatmaya çalışacağız. Tayyip Erdoğan’ın etrafında sayısı oldukça fazla, siyaseti paralarını arttırmak için yapan adam olduğu aşikar. Bir kısmını kendisi tespit etti, bir kısmını medya tespit etti ve bu şahıslar belli oranda saf dışı bırakıldı. Beylikdüzü belediye başkanının bu seçimlerde aday olamaması Tayyip Erdoğan’ın kendi tespit ettiği, Şaban Dişli ise medyanın tespit ettiği paracılara örnek olarak verilebilir. Bu örnekler belki çoğaltılabilir belki bir gün bu adamlarında suçsuzluğu ispatlanabilir. Sorun değil. Derdimiz buda değil. Tayyip Erdoğan’ın etrafında birde hakikaten adamlar var. İş bilen, iş yapan adamlar var. Bir örnek olarak Alparslan Korkmaz’ı vermek yeterli olacaktır. Alparslan Bey ile bir kahvaltıda konuşma, düşüncelerini, yaptıklarını ve yapacaklarını dinleme fırsatım oldu. Yapılanları dinledikçe ağzımız açık, kalbimizin ritmi artmış bir şekilde donakaldık. Türk insanı bunları da mı yapıyor, bu kadar çalışkan insanlarımız da mı var diye hayretler içinde kaldık. Kaldık diyorum yanımdaki arkadaşların da aynı şekilde heyecanlandığını ve hayrete düştüğünü gördüm.

Alparslan Bey İsviçre’de yetişmiş, bir Türkiye sevdalısı. Tayyip Erdoğan hükümete gelince, yurt dışındaki paralı yatırımcıyı ülkeye çekmek, içte istihdam dıita saygınlık kazanmak için bir ekip kurmaya karar verir. Alparslan Bey ile irtibata geçilir ve Alparslan Bey aldığı vazife gereği bir ekip kurar, 60 kişilik. Kadronun temel hedefi, parası bol, yatırım yapacak yer arayan, uzun vadeli çalışacak, uzun vadeli kazandıracak yatırımcıyı ülkeye çekmek ve ülkede belirlenmiş yerlerde bu kurumlara yer göstererek istihdam yaratmalarını sağlamak. Bu süreçte yatırımcının önündeki bürokratik engelleri kaldırmak ve yatırım sonrası destek ajansın bir başka görevi. Bunun için kurulan network tahayyül edilmesi zor büyüklükte. Dünya üzerindeki Türkiye seven tüm dernek ve kuruluşlarla, bütün konsolosluklar ile kurulmuş büyük bir network var ortada. Bu kurum ve kuruluşların hepsi, bu topraklardaki insanlara para ve iş bulmak için canla başla çalışıyor. Alınan sonuçlar ise tahminlerimizin çok dışında. Ülkeye çekilen yatırım 73 milyar $ civarında. Bu 73 miyar $ ın yanında işsizlere sağlanan istihdam ise oldukça yüksek.

Ekipteki bireylerin her birinin bildiği dil sayısı bizim izlediğimiz kanal sayısı kadar. İngilizce, Almanca, Fransızca, ….. , Arapça,Korece vd. Alparslan Bey’in anlattığına görei İrlanda’nın 1950 de kurduğu DYY(T.C. Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı) kurumunu biz henüz 2003 de kurmuşuz. Tayyip Erdoğan zamanında bu girişimin yapılmış olması, Tayyip Bey’in ileri görüşlülüğünü, Alparslan Korkmaz’ın varlığı da, Türkiye’de bir Kaht-ı Rical olmadığını gösteriyor. Bu sebeple içimizi ferah tutabiliriz. Bugünkü kahvaltıda bunu hissettim, sizlere de hissettirebilir miyim diye heveslendim.

Sayfa 3 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Mustafa Kont

Alparslan Korkmaz

www.invest.org.tr DYY’nin resmi web sitesi. Girmeye üşenecek arkadaşlar için kısa bir bilgiyi ben aşağıya koydum. Fakat kesinlikle siteyi incelemenizi öneririm. “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı (TYDTA), Türkiye’deki yatırımları teşvik etme ve tanıtma görevini üstlenmiş olan resmi bir kuruluştur. Doğrudan Başbakanlığa bağlı olan ajansımız, küresel iş dünyasına yatırım olanakları sunmayı; yabancı şirketlere Türkiye’ye giriş yapmadan önce, giriş işlemlerinin yapılması sırasında ve giriş yaptıktan sonra yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Ajansımız, uluslararası yatırımcılara yönelik bir başvuru merkezi olmanın yanı sıra; yatırımları desteklemek ve cazip hale getirmek üzere ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde faaliyet gösteren tüm kurumlar için bir irtibat noktası olarak da hizmet vermektedir.

Hizmette en iyi kaliteyi yakalamayı hedefleyerek Ankara ve İstanbul’daki ofislerimizde kesintisiz müşteri destek hizmeti sunuyoruz. Özel sektör yaklaşımını benimsemiş olmasına karşın tüm resmi kurum ve kuruluşlardan tam destek alan ajansımız, gizlilik ilkeleri çerçevesinde ücretsiz hizmet vermektedir. “ Ayrıca konuyla ilgili, etkinliği düzenleyen BYV'nin sayfasına aşağıdaki kinkten bakabilirsiniz. http://byv.org.tr/news.php?id=174

Yurt içindeki kurum ve kuruluşların yanı sıra ABD, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Fransa, Hindistan, İngiltere, İsrail, İtalya, Japonya, Kanada, Kazakistan ve Rusya olmak üzere 13 ülkede ve diğer Körfez Ülkelerindeki temsilcilerimiz ile yatırımcılara ‘tek durak’ yaklaşımıyla hizmet sunmaktayız. Türkçenin yanında; Almanca, Arapça, Çince, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Korece ve Rusça dillerinde iletişim kurabileceğiniz uzman ekibimiz, Türkiye’deki yatırımlarınızın başarıya ulaşması için destek hizmeti vermektedir.

Sayfa 4 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Cüneyt Ünal

Tatsızlığı Sevmeyi Öğrenmişiz

Nasıl bir toplumuz, anlayabilene aşk olsun. Bir olay için konuşulabilecek çok iyi yanları varken biz onun en kötü yanını seçeriz. O olay üzüntülü, sinir bozucu haliyle hatırlanmalıdır, bu artık yeni şiarımız olmuş. Düşünün bir partinin mitingleri olurken TV ve gazetelerin dikkatini, liderlerin birbirlerine hakaretleri, sinirli bir şekilde kaşları çatılmış gözleri, mitingdeki kavgaları, insana yuh çektiren itici hal ve tavırları en önce çeker. Gazeteciler bir kavga gördü mü hemen oraya koşarlar. Düşünün en az yirmi bin kişinin toplandığı bir alanda 5 kişilik gurup bir tatsızlık çıkarır. Sopalar hava da uçuşur. Yirmi bin kişinin güle oynaya piknik yaparcasına geldiği bir alana meydan muharebesi imajı verilir. Bu sayede haberler iyice abartılarak sunulur. Bir bakan veya belediye başkan adayı bütün gün gezer. Bu zaman esnasında mutlu insanlar tebessümle bunları karşılar. Bunlar haber değeri taşımaz. Eğer bir nine ya da dede aşırı bir tepki gösterirse bu haber değeri taşır.

Neden her şeyin güzel yönünü görmemiz beklenmez, ya da neden bardağın dolu tarafına bakmamız istenmez artık sorgulamak gerekiyor. Siyasi mitingler, futbol maçları çocuklarımız için toplum içinde nasıl davranılması gerektiğine örnek uygulamalar gösterilebilecek yerler aslında. Nasıl tezahürat yapılır, küfür edilmeden de slogan atılabilir, hakaret etmeden de karşı tarafa imalı göndermeler yapılabilir bunları öğretmemiz gerekirken çocuklar tam tersini öğreniyor. Çocuklar başka takıma edebi ve esprili göndermeler yaparak karşı tarafa masum taşlamalar yapması gerekirken ananızı bilmem ne ederiz gibisinden galiz küfürler ediyorlar. Bu sadece eğitimle değil topyekün bir devrimle olur. Medya, eğitim, siyasi parti, futbol camiası komple bir işbirliğiyle bu işe el atmalıdır. Yoksa 3.sayfa haberleri 22.sayfaya kadar dolacak bir Türkiye imajı kaçınılmaz olacaktır.

İşte biz bu toplumda bunları içimize zorla enjekte ettire ettire asabileşmiş toplum oluyoruz. Oysa mitingler de parti bayraklarını başına dolamış sevimli bebekler, anne babası ile simit ya da ekmek arası balık yiyen oğullar kızlar, ayakları patlayasıya dans edip halay çeken insanlar da var. Mitingin maskotu olabilecek sevimli bebekler haber değeri bile taşımıyor artık. İnsanlar miting, futbol maçı, konser gibi toplu aktivitelerden soğuyor. Maçlara çoğu insanın gitmekten vazgeçmesinin sebebi de bu. Cinnet toplumu imajı, maçlar da bıçaklanacağı korkusu öyle bir abartılmış ki bu endişe verici bir konuma gelmiş.

Sayfa 5 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Sunusi F. Onay

Siyasi Komedya (Al Saadeti Vur CHP’ye)

Alışığız.. Her seçim öncesi sahne kurulur ve tiyatro başlar. Bu sene en güzel performansı CHP gösterdi, kesinlikle.. İkinciliği ise ben şahsen Saadet Partisi'ne verdim.

Hacı Bayram-ı Veli ve Hacı Bektaşi Veli'de şov yapıp Mevlana'yı unutan CHP'liler bir yanda.. 32 dişini İslam'a ve müslümana geçirip kanını çekerek din sömüren bir parti asla değil bu parti!..

Başka bir ülkede yaşansa bu olanlar, belki kahkaha ile izlerdim ama benim ülkemde yaşanınca içim acıyor. Başkalarının felaketleri komik gözükebilse de kendimizin ki hep felaket kalıyor. En son YSK'nın başörtülü seçim görevlisine red kararına CHP'nin protestosunu görünce yine içim acıdı..

411 milletvekilinin oyuyla üniversitelerde serbest bırakılan türbanı anayasa mahkemesine giderek tekrar yasaklatarak rahatlayanlar.. Meclisin kimliğini hiçe sayanlar.. Hayatları boyunca demokrat olamayan sosyaller..

Son haftalarda neler görmedik ki: Başörtülü CHP'li üyeler.. CHP'nin her mahalleye Kuran kursu vaadi.. CHP'li bir ilçe teşkilatının türbede seçim startı vermesi.. CHP'li Kılıçdaroğlu'nun hadis uydurarak, Peygamber'e iftira ile kart bastırması.. Ve YSK'nın olumsuz türban kararına CHP vetosu.. Önder Sav'ın Hacc ibadetine çıkışması ve Peygamber'e hakareti bir kenarda.. Ezana bile tahammülsüzlük, Camilerde ibadet diline karışma, öğretmenin sokakta başörtülü olmasına hazımsızlık.. hepsi bir kenarda.. CHP'lilerin şarap protestoları, kamusal alanda içki yasağını protesto için mübarek Ramazan'ın her “Cum'a'sı” yaptıkları içkili protesto alemi bir yanda..

Söyleyin, Ne de çabuk müslüman oldunuz? Her mahalleye Kur'an Kursu ha? Allah aşkına, eğer “Ben bir Rabbe iman ediyorum” diyorsanız, işte O'nun aşkına, bana diyiverin, Bu vaadi bir akp'li yapsa idi onu çarmıha gerip cesedini kuşlara gagalatmak içinizi ferahlatmaz mıydı? Vallahi ortam müsait olsa ilk kuracağınız şey darağacı olurdu. Çünkü ben sizi tanıyorum. Bu ne kötü bir siyaset ve ne kötü bir siyasetçi, Bizler bundan daha kötüsünü görmedik... Bu siyasetçi tipine sıfat bulmakta zorlanıyorum.. Yok artık aptal yerine konulmak..

Çarşafı yırtılarak ve dövülerek otobüsten atılan, sokakta tekmelenen CHP'li milletvekili aday adayı ve zevkle tekmeleyen CHP'liler bir yanda..

Sayfa 6 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Sunusi F. Onay

Siyasi Komedya (Al Saadeti Vur CHP’ye)

Adnan Menderesi, ne ekonomi ne siyaset “azıcık müslüman” diye idam ettiniz, bu net.. Erdoğan'a da bunu hatırlatıp durdunuz bu da net.. Sandığınızdan bulun.. Daha konuşmanın yazmanın bir faydası yok.. Herşey ortada..

Meğerse bu yüzden durup dururken bağırırmış hoca “taksim'e cami dikecem” diye.. Bu yüzden, imam hatipler kapatılsın diye “orası benim arka bahçem” demiş. Bu yüzden türban yasağı üniversiteye onun zamanında gelmiş..

Gelelim Saadet'e.. Bekaroğlu çıktı kürsüye konuştu.. “Yeni Ergenekon dalgası geliyor” dedi. Uğur Dündar televizyona çıkardı ve sordu: “Bir duyumunuz mu var?” Cevap: “Hayır, ama AKP'nin popülaritesi düştü, yeni gözaltılarla dikkat çekecekler.” Uğur Dündar sorulması gereken tek soruyu sordu: “yani bu ergenekon gözaltıları siyasidir mi demek istiyorsunuz?” Yanıt “Evet” Bu suçlamayı yapan Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir adayı bir kökten Erbakancı. Erbakan'ı rezil-ü rüsvay eden bir mafyanın tutklanmasına, ülkenin demokrasi ve huzur bulmasına, toplu cephanelik ve mezarların, asit kuyularının bulunmasına, faillerin yakalanmasına siyasi şov diyor.. Ben de diyorum ki: Bu Ergenekon Terör Örgütü o kadar maharetliymiş ki kullandıkları adamı kendisine sezdirmeden kullanmış, layıkıyla hizmet almışlar ve almaya da devam ediyorlar. Bu ülkede yıllarca dindarların sözcülüğünü Necimüddin-i Erbakan yapmıştı ya, meğerse görevliymiş! CHP laikleri temsil etsin, uyutsun Milli görüş dindarları temsil etsin uyutsun, Milliyetçileri de MHP temsil etsin uyutsun..

Güçlenen partisi kapatılsın diye mollaları toplamış başbakanlık konutuna.. Kışkıtmak için.. Ve yine kışkırtmak için demiş “Bana oy vermeyenler patates dininden diye” “partim kapatılsın, temsil ettiklerimin sesleri kesilsin, patronlarım mutlu olsun” diye.. Meğerse, bu yüzden AKP ayrılmış versace kravatlı erbakancılıktan.. Gömlek bu yüzden değişmiş.. O yüzden demek ki Tayyip Erdoğan miting meydanında kravat takmıyor, bir mesaj gizli.. Saadet Partisinin Chp'den tek farkı alınların s ec d ey e gi tm es iy mi ş d e m ek ki! O da kimin rızası içinse.. Kabul olsun..

Sayfa 7 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Filiz Konca

Hz. Mevlana

Hz. Mevlana mürşid kitap olan “Mesnevi” sinde şöyle der: (4.cilt,beyit 1455.vd.) Cevheri bozuk olanların ilim, mal, ve mevki elde etmeleri onlar için rüsvalık ve bunun eşkıyanın elin kılıç vermek gibi kötü oluşu:

Kendi yol bilmezken rehberliğe kalkışır; işinin kötülüğünden kötülükler eder.

Aşağılık kimselere ilim ve hüner öğretmek, yol kesicilerin eline kılıç vermek gibidir! Sarhoşun eline kılıç vermek kötüyse de layık olmayana ilim öğretmek daha da kötüdür!...

Sana, “Gel, ayı göstereyim!” der ama o gönlü bulanık, kendisi ayı görmüş değil ki! Ayın aksini, suda bile hiç görmemişken o, sana nasıl gösterebilsin?! Eğer ahmaklar baş olurlarsa akıllılar, kendilerini gizlerler.

İlim, mal ve mevki şüphesiz mayası bozukların yanında bir fitne vesilesidir. Delinin elinde kılıcın kabzası müminler için savaşmak farzdır.

oldukça

Onun canı deli, teniyse kılıçtır; elinden kılıcını almak en iyisi! Mevki sahibi cahillerin yaptığı rüsvalığı yüzlerce arslan yapamaz! Aybı gizliydi, güçlenip yılan gibi delikten sahraya çıktı! Cahil, insanlara hükmedince bütün sahra yılan ve akreplerle dolar! Layık olmayanın eline mevki ve mal geçince şüphesiz önce kendisini rüsva eder! Ya cimrilikle az ihsanda bulunur veya cömertlik etse kat kat hata işler. Beydak hanesine şahı kor. Ahmak ihsanda bulunacak olsa işte böyledir! İdare, bir sapığın eline düşünce o, bunu mevki sanır ama varıp kuyuya düşer!

Yoksulluk yolunun çocuğu pirliğe kalkarsa, onun peşine düşenler dalalet gulyabasine çatarlar!

Ehlullah bu beyitleri şöyle izah eder: İnsanlar arasında bedmaye (mayası kötü, soysuz) dediğimiz cibilliyetsiz kimseler vardır ki, onların ilim ve fen öğrenmesi ve mal ve mevki sahibi olması kendileri için de mensup oldukları cemiyet için de büyük bir felaket ve zarardır. İlim ve zenginlik bunların hile ve fenalıklarını şeytani zekalarını, cesaretlerini artırarak daha şümullü ve daha ezici bir şekle sokar ki; cahillerin zararı bunlar kadar olamaz. Sonra bu şerirlerin eline geçen mal bütün nefsani heveslerini artırarak yalnız kendilerini rüsva etmekle kalmaz, ya hasistir kendilerinden bir kimse istifade etmez, yahut bütün cömertliklerini kendileri gibi azgınlara yaparak felaket bütün bir cemiyete sirayet eder. Hele bunlar bir de millete rehberlik mevkiinde olursa memleket baştan başa yanar, harap olur. Hülasa; ilim, mal, mevki ehliyetsizlerin elinde bir fitne ve fesattır. Bunun için dağdaki şakinin eline kılıç vermek bedmayelere ilim öğretmekten ve mansıp vermekten daha az zararlıdır. Çünkü yol kesicinin şekaveti mahduttur. Bunların zararları ise bütün bir cemiyete şamildir. Bunun için Hz. Mevlana buyuruyorlar ki: Ahmaklar, heva ve heves sahibi kimseler bir yerde baş oldular mı namus ve zeka erbabı onların şerlerinden kilime bürünürler, yani inzivaya çekilirler....

Sayfa 8 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Orhan Doğangüneş

Müslümanca Sevmek

Aşık olmanın tehlikeli ve yasak hale getirildiği bir ortamda, aşk kavramından “üç günlük bir eğlence”yi anlamayanlaradır sözlerim… Lise çağındaki “çocuk”ların, “kendi aralarında sözlenmecilik” oynayarak sulandırdığı, evlilik ve evcilik oyununun karıştırıldığı, her erkeğin kendini “Mecnun” sandığı, dolayısıyla her kızın “Leyla” sayıldığı, kişilerin duygularına değil, nefsine kapıldığı, meşru zeminden uzak ve büyük günaha götüren bir tuzağadır nefretim… Teklifine olumsuz cevap veren bir kızı 35 yerinden bıçaklayarak öldüren sapıkların “aşık” diye afişe edildiği bir toplum, bırakın aşkı yaşamayı ve yaşatmayı, onu anlamaktan bile münezzehtir! Çünkü aşk bir alış veriş değil, karşılık beklemeden duyulan lezzettir! Aşk, uzaktan da olsa sevebilmektir. Aşk, bir rüyaya dalıp gitmektir. Aşk, uyanmak istememektir. Aşk, bir şeyin içerisinde kaybolabilmektir. Ama asla ve asla ticaret değildir. “Ben seni seviyorum ama bakalım sen beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun” şeklindeki zihniyet hiç değildir. Bu düşünce ise olsa olsa, duygularını satışa çıkaran insanların zarar etmemek adına, pazarlık etme isteğidir… Her insan aşık olmak zorunda değildir, çünkü bunu her mahluk becerememektedir. Bu iş bir potansiyel ve kapasite meselesidir. Aşık olmak için sevgi gereklidir ama daha da önemlisi kişi saygı duymasını bilmelidir. Temelinde saygı olmayan hiçbir düşünce sistemi, insancıl değildir. Gerçi saygı, aşk gibi karşılıksız da değildir, karşılık beklenir. Saygı görmek isteyen insan, önce saygı duymayı öğrenmelidir. Ancak sevgi kavramının baskınlığı, aşkı karşılıksızlık yönünde dengelemektedir.

Beraber ölmeye ant içen sevgililerin, birbirlerini öldürmeye kalkıştığı, mantıklı düşünmek maskesi altında, gençlik hayallerinin kiralandığı, yüreği değil, cüzdanı sağlam olanların kazandığı, paranın açamadığı kapıların olmadığı, kadınlık gururunun canlı yayınlarda “sahibinden” satıldığı, sadece parası ve kariyeri olan erkeklerin potansiyel koca sayıldığı, dürüstlük, dindarlık, güzel huyluluk gibi özelliklerin aranmadığı, hayatın yalnızca maddiyattan ibaret sanıldığı,öteki dünyanın ise hesaba katılmadığı yaşam tarzında “aşk” kavramının son kullanma tarihi çoktan geçmiştir! O yüzden, artık aşkı filmlerde bırakmanın zamanı gelmiştir. “Aşkım” lafını “ağızda kaybolmayan sakız” konumundan kurtarmak için bu gereklidir. Bu bir vicdansızlık değil, sadece taşıyamayacağımız bir yükün altında ezilmemek için alınan tedbirdir. Bu, belki de tarihi bir değere saygı göstermektir… Günü birlik gönül eğlendirmeyi aşk sanan bizler, bunun yerine “Müslümanca” sevmeyi denemeliyiz. Kırmadan, incitmeden, üzmeden yaşamayı bilmeli, tutamayacağımız sözleri vermemeliyiz. Mecaz anlamda aşk’tan gerçek anlamda aşk’ı bulabilmemiz ve Mecnun misali, Leyla’dan Mevla’ya varabilmemiz dileğiyle.. Sevgi ile…

Sayfa 9 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Emre Kundakçı

Yarı Aydınlık

Senin boynunu kendi ellerimle kıracağım! Uykusunu alamamış gözlerle, sabahın altısında beni uyutmayan kibirli horozu düşünürken sanki takılı kalmış bir teyp gibi ısrarla bu sözleri tekrar ediyordum. Topu topu iki saat uyuyabilmiştim. Yorucu bir gecenin ardından, tam uykuya daldığım anda, ilk rüyamı görecekken, beynimin içinde inleyen horozun sesine lanet etmiştim. Zira yatağımdan sıçrayarak uyanışımın ardından tekrar uykuya dönmek her seferinde daha beter bir işkenceye dönüşüyordu. Ama sonunda pes ettim. Homurdanarak yatağımdan doğruldum, ölüm ölüm bakan gözlerle horoza baktım. Horoz beni umursamıyordu. Tam “şşş, pişt zürriyetsiz horoz” diye bağıracaktım ki sabahın köründe bütün mahalleyi uyandırmak istemeyeceğimi fark ettim. Zira mahalle kadınları beni pek sevmiyordu, akşamüstleri kapı önlerinde benim dedikodumu yapıyorlardı. Bundan adım gibi emindim. Onlara göre yarasalar gibi sabaha kadar oturur, her gece uğursuz baykuşlar gibi camın önünden etrafı seyrederdim. Aralarında onlara baktığımı söyleyen kadınlarda vardı elbette, pis bir röntengciydim ben. Ama o kadınların yeri benim için ayrıdır, zira onların o pörsümüş bedenlerini iştahla seyrettiğimi düşünecek kadar özgüvenlerinin yüksek olması takdire şayandır. Bazı uçuk akıllılar ise benim için vampir bile dediler. Geceleri gezip gündüz uyuyormuşum. Mahallenin kedilerine dadanmışım, kafayı çekip çekip soluğu kedilerin yanı başında alıyormuşum. Mahalleliye rağmen mahallemi seviyordum. Ana caddenin bir sokak arkasında olmasına rağmen unutulmuş bir mahalleydi.. Sokaklarından geçen insanlar bile hep aynıydı. Yabancı bir sima uğramaz, gelip geçmezdi. Sanki şehrin içinde bağımsız bir ülkeydi mahallem.

Derin bir nefes aldım, oksijen farklıydı sabahın bu saatlerinde. Mahalle farklı, dünya farklı. Havada bir kızıllık, havada bir toprak kokusu. Dağların ardından yavaş yavaş ama kararlı hamlelerle yükselen, yükseldikçe dağların doruklarındaki karbeyazını turuncuya zerk eden, isyankar bir güneş doğuyor. Aynı sokaklarda satılan ucuz tablolardaki manzara. Buna karşın, kaçınılmaz sonunu geciktirmeye çalışan karanlık, can hıraş bir vaziyette direniyor. Belki diyor belki bir saniye daha… Gökyüzü bir insanın iç dünyası gibi, ne tam aydınlık ne tam karanlık. Havada inceden esen bir yel, hani üşütmeyen ama iliklerine işleyen cinsten. Tabiat konuşuyordu adeta, kuşların sesleri, mahallenin tam göbeğindeki sebilden akan suyun sesi, sallanan ağaçların yapraklarının hışırtısı… Sanki bir şey sö ylüyorlardı, insanlar tarafından y a s a k l an mı ş, b ast ır ı lm ış d i ll e ri n i tükürüyorlardı yüzüme. Bu güzelliği uzun süredir fark etmemişim. İşte dedim, işte bu. Şehrin kirletemediği bir olgu. Gündoğumu. Evin yarı aydınlık odalarında biraz gezindikten sonra, gidip her canım sıkıldığında yaptığım gibi buzdolabının kapağını açtım. Dakikalarca boş boş bakan gözlerle dolabın içini seyrettim. Derken rafların arasında kahvaltılık tereyağı dikkatimi çekti. Ah dedim, sıcacık bir ekmek olacak. Böyle nar gibi kızarmış, dumanı üstünde, onlarca gazete kağıdına sarsanda elini yakan türden. Ölümcül bir ekmek. Yarıp arasına süreceksin tereyağını. Yanına da bir çay demleyeceksin. Sonra annenin yaptığı çilek reçeline bandırıp bandırıp zevkle yiyeceksin o ekmeği. Sonra bir an duraksadım. Sıcak ekmek alıp gelebilirdim. Sabah yeni oluyordu ve fırıncılar sıcak ekmek çıkarıyorlardı fırınlarından. Apar topar giyinip yola düştüm. Hala gece lambalarının yandığı yarı loş ve tamamen boş sokaklarda soğuktan titreyerek yürümeye başladım. Kış yeni geliyordu ve hava gerçekten çok soğuktu.

Sayfa 10 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Emre Kundakçı

Yarı Aydınlık

Bir caddeden diğerine dönülen bir köşe başından dönünce, olduğum yerde hareketsiz kaldım. İleride bir kız, ama öyle böyle değil. Çok güzel. Minicik eteğiyle, siyah külotlu çorabıyla, ayağındaki diz kapaklarına kadar topuklu çizmelerle, başındaki bereden taşan dolgun saçlarıyla cennetten kaçmış adeta. Ama bu büyülü güzelliğine rağmen yüzünde bir acı, bir korku var. Bir şeylerden mi kaçıyor, yoksa bir şeylere mi üzülmüş belli değil. Belki de evden kaçmış kim bilir. Tedirgin gözlerle etrafını kolaçan ederken beni fark etti. Fark eder fark etmez hızlı adımlarla benden uzaklaşmaya başladı. O an gerçek aşkı bulduğumu düşündüm. Hızlı adımlarla yürüyordu, ben ise arkasında saklana, gizlene onu takip ediyordum. Benim onu takip ettiğimin farkındaydı. Sanırım korkutmuştum onu, yürürken dizleri birbirine sürtüyor, bu sürtünmeden çıkan ses boş sokaklarda yankılanıyordu. Kızı korkutmak istemiyordum bu yüzden gözden kaybolacak, kızı onu takip etmediğime inandıracak, onu rahatlatacaktım. Kız bir müddet arkasına bakarak yürüdü, beni görmeyince bir nebze olsun rahatlamıştı. Son bir kez daha etrafını kolaçan ettikten sonra boş bir inşaata girdi, tabi arkasından bende girdim. Tedirgin adımlarla inşaatın içinde geziyordu. Kimsenin olmadığından emin olunca inşaatın zemin katına indi, kuytu bir köşeye doğru ilerledi. Kız bir duvarın kenarına yaklaştı, yüzü duvara, sırtı bana dönüktü. Kız önce külotlu çorabını sıyırdı, sonra ayaktayken duvara işemeye başladı.

Sayfa 11 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Ayşe Koçer

Yusuf Gibi

Kör bir kuyudayım şimdi ve ruhum uykuda, Kulaklarımda ruhumu kamçılayan bir ses, Bir âmâyım bu karanlıkta , gözlerim gibi kalbimde âmâ, Gerçekleri göremeyen , sevgi nedir? bilmeyen bir âmâ. Adaletsizliğim kendime , zulmüm kalbime benim. Kör bir kuyudayım şimdi Yusuf misali Kurtuluşum olur mu? acep Yusuf gibi İstemem hiç bir saltanatı Tek istediğim âmâ gözlerime zerre ışık şimdi... Bir kervan beklerim Yusuf misali Beni sahibime kavuşturacak Mahkumuyum şimdi bu kuyunun Ancak kurtuluşuma bu kuyu vesile olacak Direnme zamanı şimdi o kuyuya Kurtuluşun için bozman gerek sukuneti Parçala şimdi asi olan kalbini İnşa edilecek yeniden rabbinin rahmeti ile.. İşte kurtuldun sende tıpkı Yusuf misali Bundan sonrasıda olmalı aynı Yusuf gibi Yusuf gibi kul Allah'a Yusuf gibi umut insanlığa.

Sayfa 12 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.


Sayfa 13 Bu e-dergi Genckalem.OrG’nin aylık yayınıdır. Tüm hakları saklıdır. Kullanma izni için admin@genckalem.org adresine mail atınız.

Genckalem.OrG.Aylik.Yayini.Mart.2009.Sayi_9  

Genckalem.OrG.Aylik.Yayini.Mart.2009.Sayi_9

Advertisement