Page 1

Yeni Keşifler )şıgında

Mısır: Kaide, Suri_ye, ·

"l�abil ve Asur Tarihi

r

t

ı·

'

!

L.W. Kıng- H.R. Hali - -· ,.,.


İLYA Adı Yazarı Çevinnen Gen. Yayın Editörü Orjinal Adı

MİTOLOJİ I TARİH DİZİSİ

-

29

Yeni Keşifler Işığında Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi Leonard William King Henry Reginald Holland H a il Arıcan Uysal Sevim Korkmaz Dinç History ofEgypt, Chaldaea Syria, Babylonia, And Assyria in The Light Of Recent Discovery

Yayın No.

195.

©Copyright

2009, llya İzmir Yayınevi, İzmir-Türkiye 5846 Sayılı

ISBN

978-9944-260-45-9

Baskı

Birinci, İkinci Baskı, 2009 1ZM1R Üçüncü Baskı, 2010 - 1ZM1R Dördüncü Baskı, Ağustos 2011 - İZMİR Beşinci Baskı, Ekim 2011 lZMiR Altıncı Baskı, Ocak 2012 - izMlR

Yasaya göre tüm hakları İlya İzmir Yayınevi'ne ait olup kısmen veya tamamen, izin alınmadan basılamaz

-

,

-

Basıldığı Yer

İlya İzmir Yayınevi Matbaası

Adres

llya İzmir Yayın Medya Yapım Dağıtım Pazarlama Sanayi Tic. Ltd. Şti. Refik Tulga Cad. No: 11 Çamdibi!lzmir Tel-Pbx: (0232) 462 75 86 Fax : (0232) 462 32 19 iiyayayinevi@gmail.com •

www.ilyayayinevi.com.tr


Yeni Keşifler Işığında

MISIR, KALDE, SURİYE, BABİL VE ASUR TARİHİ L.W. King H.R. Hali -

İngilizceden Çeviren ARICAN UYSAL

MİTOLOJİ DİZİSi


Leonard William King (1869-1919) İngiliz arkeolog ve Asurolog Leonard William King, Cambridge Üniversitesi'nde

eğitim

görmüştür.

Yakın

Doğu'da

bazı

kitabe

parçalarını toplamıştır. Yıllarca King's College'da Asur ve Babil arkeolojisi dersleri vermiş ve bu konularda birçok eser yayımlamıştır.

Henry Reginald Holland Hall (1873-1930) Dr. Henry Reginald Holland Hali, İngiliz, Mısır Tarihi Bilimcisi ve tarihçisidir. Oxford St John's Üniversitesi'nde, Tarih bilimcisi Francis Llewellyn Griffith danışmanlığında Mısır tarihi ve dilinin yanı sıra Eski Yunan ve Latin Edebiyatı eserleri okudu.

1896'da British

Museum 'da Mısır ve Asur Antikçağ Yapıtları bölümünde E. A. Wallis Budge'nin asistanı olarak çalışmaya başladı. Ölümüne kadar da Mısır ve As ur Yapıtları Bölümü'nün sorumlusu olarak çalıştı.

Arıcan Uysal 1980'de Ceyhan'da doğdu. İzmir Atatürk Lisesi'ni ve Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Serbest çevirmenlik yapmaktadır.

Bölümü'nü

bitirdi.


İÇİNDEKİLER Önsöz

...................................................................................

1.

Prehistorik Mısır'ın Keşfi .

il.

Abydos ve İlk Üç Hanedan

Ill.

Memphis ve Piramitler

iV.

Batı Asya'daki Son Kazılar ve Kaide Tarihinin Doğuşu

................ . . ..............

.

.............

..... . . . . . . ...... ................. . .......

.................. .... . .......................

Elam ve Babil, Den izin ve Kassitler'in ı·ı Ü lkesi

VI .

Eski Babil Hayatı ve Gelenekleri

VII. Teb'in Tapınakları ve Mezarları

. . . . ..............

.

...............

. . . . . .. . . . . .............................

(*)

Eski Mısır'ın Son Günleri Kayıp Yahudi kavmi Kush. (ÇN)

...... . . . . . . ........

.

1 29 1 97

. 23 5

V III. Son Araştırmalar Işığında Asur ve Yen i-Bab i l İmparatorlukları IX.

57

..

.. . . . .....

................................

9

. 89

...... . . . ........ ......... . ....... ...... . . . ..

V.

7

.............. .........

28 1 3 47 3 83


rD :O

u çalı şma, Prof. Maspero'nun " H i sto ire Ancienne des Peuples de l'Orient Classique" isimli eserinin yayınından sonra geçen birkaç yıl içinde Mısır ve Batı Asya'nın eski tarih i ile ilgili bilgimize yapılan önemli ilavelerin bir dökümünü içerir, ayrıca bu sonuçların al ındığı kazı ların kısa tasvirin i kapsar. Prof. Maspe­ ro tarafından zaten yazılmış olduğu gibi bu ülkelerin tarih i h içbir bakımdan ilintili ve sürekli değildir; ancak bu çal ışma, kendisinin çalışmasına, onun ortaya çıkışından beri yapılan keşifleri yeniden özetleyen ve tasvir eden bir ek bölüm veya ilave olarak tasarlan­ mıştır. B undan dolayı kronoloj ik düzenleme sistemi yerine coğrafi sistemi takip ettik; ancak aynı zamanda okuyucunun zihnine olay­ ların tarihi sırasını telkin etme çabasında da bulunduk. Hiçbir dönemde hem M ısır hem de Batı Asya'da şimd ikinden daha çok enerj i ve etkinlikle çalışmalar yürütülmedi, ayrıca her za­ manın çalışması bizi önceki teorileri değiştirmek zorunda bıraktı. Bu çal ışmalar bir de tarihçi ler için, on yıl önce bile meçhul olan ta­ rihsel dönemlere ait bi lgi leri mizi gen işletti. Örneğin Susa'daki son kazı lar şimd iye kadar tamamen umu lmadık bir dönemi ortaya çı­ karıyorken ilk çağa ait Mısırlı neol itik kültürün keşfi ile Mısır tari­ hine sağlıklı bir bölüm eklendi. B unun da ötesinde, Mısır'ın en eski tarihi krallarınının kalıntılarını keşfettik, ayrıca şimdi Babil'in ilk ha­ nedanlarının karşılıklı i lişkilerini henüz yayınlanmamış materyalden


8

Mısır, Kaide, Suriye, Babil

ve A sur

Tarihi

yen iden yapı land ırabilecek imkana ulaştık. Daha sonraki tarihi dönem ler içinde soyutlanmış noktalar bakımından öneml i keş ifler de yapılmıştır. Bu yüzden son kazı lar ve sonuçlarına dair incele­ memiz esnasmda bunlardan en önem li lerini dah i l etmeye çabala­ dık. Prof. Maspero'nun öneml i çal ışmasına, dönem in Mısır ve Ba­ tı Asya'nın il işkil i tarihi olarak deği l ; ancak son keşif ve araştı rma­ ların eski Mısır ve Mezopotamyal ı uygarlıklara dair kavramları­ mıza ilavede bulunmuş ve on ları değiştirmiş bir tarif ve inceleme olarak müracaat edilmesi gerektiğini okuyucuya tekrar hatırlatmak isteriz.


1.

BÖLÜM

PREHİSTORİK MISIR'IN KEŞFİ

S

on on yıl içinde eski M ısır uygarlığının başlangıcına dair an layışımız ciddi şeki lde değişmiştir. Prof. Maspero, 1 895'te, büyük "Histoire Ancienne des Peuples des l'Orient Clas­ sique" eserinin i lk cildini yayınladığında, Mısır tarihi yine de sözüm ona piram it inşacı larla baş l ıyordu, Sneferu, Khufu ve Khafra (Keops ve Kefren), ayrıca Abydos ve Sakkara'da muhafaza edi­ len eski kral ların efsanevi listesi halen iV. Hanedan'dan önceki zamanın tek bi lgi kaynağı olarak geç iyordu. Piramit inşacılarının ataların ın sadece taş aletleri ve ilkel vahş i lerin silah ların ı tan ıdık­ ları zamanı belki an latabi len veya an latamayan, çöl plato ları üze­ rinde şuraya buraya toplanmış birkaç taş parçası ötesinde pre­ historik Mısır hakkında hiçbir şey bilinmiyordu. Şimdi ne olursa olsun, bizden kaynaklanan Mısır uygarlığının ilk dönem lerin i gizleyen örtü kaldırı lmıştı ve olayları sonraki çağın gel enekleri ile gizlenmemiş olarak aşağı yukarı gerçekte oldukları gibi görüyoruz. Son birkaç yıla kadar, M ısır ya da Mezopotamya'da tarihin başlangıcı i le i lgili hiçbir şey bulunmamıştı, dünyanın en eski uygar uluslarının en erken tarihinin yeniden inşa ed i l mesi için tek malzemeyi, efsaneler sağl ıyordu . Şimdiye kadar, herhangi bir preh istorik Mısır veya Mezopotamya kal ıntı sının bu lunacağı sanılmıyordu. Bu ülkenin bil inen tarihlerinin antikitesi zaten öyle


10

Mısır,

Kaide, Sıırıjıe, Babil ve Asur Tarihi

muhteşem görünüyordu ki hiç ki mse tarih öncesi Mısır ya da Me­ zopotamya'yı keşfetme ihtimal imizi dikkate almıyordu; fikir uy­ gulanab i l i r bir iş olmaktan çok uzaktı. Ve dahası, bu ülkelerdeki uygarl ık o kadar uzun sürmüştü ki tarih öncesi çağın bütün izleri­ nin uzun zaman önce yok olup gitm iş olması kuvvetl e muhtemel görünüyordu. 1 895'te ancak bir an için dikkate değer görünen bu ihtimal, buna rağmen l 905'te M ısır ele alındığında en azından sağ­ lama bağlanmış bir gerçekti. Tari h öncesi Babil'in keşfed i lmesi ge­ rekliydi. Örneğin, Kaideli lerin eski Ur sitesi, Mukay-yar'da iskelet­ lerin tıpkı neo l itik definlerde görüldüğü gibi iki büklüm konumda gömüldüğü toprak tabutlar bulunmuştu; ancak bun ların ne olursa olsun çok daha sonraki tarihten kalma Partiya dönemine ait defin­ ler olması oldukça muhtemeldir. Henüz F ırat vadisinde prehisto­ rik olarak n itelendirilebi lecek hiçbirşey bul unmadı; oysa Mısır'da prehistorik antikiteler şimdi neredeyse Avrupa ve Amerika'n ın pre­ historik antikiteleri kadar iyi tanınıyor ve layıkıyla sergileniyorlar. Fırat vadisi yakınında Suriye çöl lerinin yüzeyinden birkaç pa­ leo l it haricinde Güney Mezopotamya'da henüz taş devrine ait tek bir araç bulunmadı, oysa Mısır bize bilinen taş yontma sanatının en güze l örneklerini, Avrupa ve Amerika'nın ortaya koyabileceğin­ den daha güzel taş aletleri ve silahları sağlamıştır. Bunun neden ini çok uzakta aramak gerekmez. Güney Mezopotamya alüvyonlu bir ülkedir ve kıtada kuşkusuz en eski yerleşim sitelerini bel irleyen es­ ki şeh irler Tigris (Dicle) ve Fırat arasındaki alüvyon lu, su lak böl­ geye kuru lmuştur; bu yüzden ülken in neol itik kültürüne ait bütün izler kaybolmuş, şehir öbekleri, kil ve batakl ık altında deri n lerde gömü lmüş gibi görünmektedir. B enzer bir ülkede, Mısır Deltası'n­ da durum ayn ıdır ve burada Mısır'ın tarih öncesi kü ltürüne dair h içbir ize raslanmamıştır. Geçen yıl en eski uygarlık merkezlerin­ den ve Mısır'daki en erken yerleşim yerlerinden biri olarak b i l inen Buto'da bunları bulmak için çaba sarfedildi; ancak bu çaba başarı­ sızlıkla sonuçlandı . Su s ızması kazıyı imkansız hale getirdi ve kuş­ kusuz en eski yerleşim yerine ait olan her şeyi tahrip etti . Bab i l şe-


Mısır,

K a ide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

1 1

hir öbeği altındaki neol itik katmanı bulmaya çal ışan her kaşifin tamamen ayn ı durumla karşılaşacağını tahmin etmek fazla zor ol­ mayacaktır. Tarih öncesi Kalde'yi keşfetme ümidimiz azdır. Ancak Mısır'da koşullar farkl ıdır. Delta, Babil gibidir, bu doğrudur; ama Yukarı N i l Havzası'nda nehir yalnızca her iki yam al üvyonl u top­ rak içeren ince sınır içinde, kayalık ve tepelik bir çölün ortasında, yağmurun sadece iki üç yı lda bir yağdığı, kurak Sahra içi nden geçerek akar. Bu toprağa gömülü en uzak çağlara ait kal ıntılar, günümüz araştırmacıları onları aramak için ortaya çıkana kadar, ilk gömüldükleri gibi, bozulmam ış durumda korunmuşlardı r. Ayrı­ ca mevki, tarih öncesi M ısır'ın kalıntı ların ın bulunmuş olduğu hav­ zan ın çöl sınırındadır. Günümüze kadar mükemmel şeki lde korun­ malarının, ayrıca tarih öncesi Mısır'ı bu kadar iyi bilmemizin sebebi budur. Mısır uygarlığının başl ıca eseri alüvyonlu toprağın uygun su­ lanması, bataklığın eki l i araziye dönüşmesi ve arazinin çölde tarım yapma amaçlarına yönelik ıslahıydı. Ülkenin yağmursuz karakteri nedeniyle, ekinler için su elde etmenin tek aracı sulama idi, ayrıca gübreleyici nitelikteki N i l suyunun kanal larla taşınamadığı yerde tarım biter ve çöl başlardı. Söylendiği gibi, Mısır uygarlığından ön­ ce, Ni l'in içinden geçerek kuzeye doğru denize yolunu bulduğu hav­ za, büyük bir batakl ıktı. Uygar M ısırlı ların yar ı vahşi, taş kul lanan ataları, sadece şurada burada yakın tepeciklerde (sonraki köylerin cedd i) birkaç tek tük köy haricinde orada yaşamazlar, sulak havza­ da, vahşi av kuşları, timsahlar ve suaygırların ı avlarlardı . Köyleri kuru çöl kıyısındaydı ve ölülerini de buraya, ovaya çıkıntı yapan çöl tepesinin alçak uzantı ları üzerine, gömerlerd i. Basit sığ mezarları selden korunmuştu ve sadece çakal ile sırtlanların verdiği zararlar haricinde, burada günümüze kadar el değmemiş halde kald ılar ve tarih öncesi Mısır konusunda bilgilerimizi edindiğimiz gerçekleri bi­ ze sağlad ı lar. Mezopotamya'daki çağdaşları hakkında h içbir şey bilmememize ve gelecekte de daha fazla hiçbir şeyin keşfed i lme ihtimali olmamasına rağmen taş devrindeki Mısırl ı l ar konusunda bu kadar çok bilgiye sahip olmamız bu şekilde oldu.


12

Mısır. Kaide, Suriye. Babi/ ve Asıır Tarihi

Cilalı taş devrine ait Mısırlıların, yanlarında taş aletleri ve cilalı çanak çömlekleri ile birlikte iki büklüm şeki lde içlerinde yattıkları bu çöl mezarlıkları, ancak on santim kadar toprakla kaplı daha sığ oval mezar larla birlikte tarih öncesi Mısır'ın sonraki dönemlerinin anı tlar ıdır . Neo l itik Mısırlı, avın ı bataklıklarda aramadan ve şura­ da burada yeni başlayan tarım amaçlarına yönelik ıslah çal ışmala­ rını denemeden uzun zaman önce, çok daha eski bir ırk N i l hav­ zasında yaşıyordu. Mısır uygarl ığın ın yazıl ı kayıtları İ sa'dan önce dört bin y ı l öncesine, belki daha da geriye gider, ayr ıca Mısır'ın neol itik çağı bundan birkaç bin yıl önceki bir döneme gitme l idir. Ama şimdi yine de daha ileriye Mısır'ın paleo litik «> çağına git­ mel iyiz. Avrupa hala buzu l devrin in buz ve karları ile kap l ıyken ve insan lar mağara ay ılar ı ve mamutlara üstün lük sağlamam ış ve on larla eşit olarak mücadele ed iyorken yontma taş devrine ait Mı­ sırlı lar N i l kıyılarında yaşıyorlard ı . Yaşam alan ları kuşkusuz çö l yamaçları, genel l ikle de yaylalard ı ; ancak tamamen N i l batakl ığı­ nın üzerinde yüksek konuma sahip platol arda yaşamaları müm­ kün deği ldi. Orada onlara ait taş aletlere, Chel les, St. Acheul ve Le Moustier türü büyük armut biçimli silahlara, Avrupa' da "kıtasal kayma" döneminin taş aletleri ile aşina olan herkesçe iyi bilinen türlere rastladığımız doğrudur. Ayrıca, şu ana dek kabu l gören kuram da bu aletler i yapan ların ve kul l ananların yaşam alanını buraya yerleştirmiştir. Kuzey Avrupa ve Amerika'nın buzul çağı ile çağdaş olan pa­ leol itik çağda, M ısır'ın ikl iminin sonraki dönemlerden ve şimdikin­ den tamamen farklı olduğu düşünül üyordu. N i l havzas ına komşu olan dağl ık yaylalarda, kuru çöl yer ine, içinden, aşağıdaki nehri bes leyen sayısız derelerin aktığı, orman larla kaplı bir alan olduğu­ na inan ı lıyordu . Nehir seviyesindeki alçak çölden her iki sıradaki tepelere giden bu derelerin kalıntı larının N i l havzasının yarları kenarlarında ya da vad i lerde görü ldüğü san ı l ıyordu . B u vadiler (*)

Yontma Taş devri . (ÇN)


Mısır, Kaide. Suriye. Babil ve Asıır Tarihi

13

kuşkusuz güç lü su hareketlerinin gen iş iz lerini gösteriyordu. Vad i­ ler dere lerin daha yumuşak katman lar içinden yüzeye doğru en kolay yollarını bulduklarında eğ i l ip bükülüyordu. Akarsuların etki­ siyle aşınm ış kaya parçaları vadinin üzerine yığılm ıştı, bir zaman­ lar şelalelerin aktığı yerler oyulmuştu. Kuru su yatakları görünüm­ deydi ; su kaynağı aniden sonsuza dek tüken irse, yağmurl u ikl im sonsuz kavurucu güneşe dönerse ve her bitki ve ağaç tekrar bü­ yümeyecek şeki lde kavru lursa, dağ yan ıklarının alacağı görünüm gibi. Bu fikrin doğru olduğu varsayımından hareketle, çoğu göz­ lemci u7..ak dönemlerde Mısır ikliminin bugün geçerli olan kurak ve yağmursuz halinden çok farklı olduğu sonucuna vardı lar. Vadi derelerine su tem in etmek için, şiddetli sağanaklar ve orman lara ihtiyaç duyu lurdu. Hi potezlerine kolayca destek sağlad ı l ar. Or­ manlar; dağlık platoları kaplıyor, şiddetl i yağmurlar yağıyor ve N il'c koşuyorlard ı . Ve paleolitik yayla orman ları sakinlerinin yaptıkları ve ku l land ıkları taş lar, hala ağaçsız ve güneş yanığı çöl yüzeyinde bulunuyordu. Bu şüphesiz çok zayıf bir hükümdü. Gerçekte, akarsu mecra­ ların ın ters ine olmakla birl ikte,bu hükmün bütün münakaşaya cid­ di şekilde zararı ol muştu. Paleolitler oradaydı. Herhangi bir ziya­ retçi tarafından toplanabi lirlerdi. Orada kıta kayması türünde bü­ yük taşlar, tıpkı İ ngi ltere ve Belçika'nın çakıl yataklarında bulu­ nan lar gibi, yapı ldı kları çölün yüzeyinde bulunuyordu. Şüphesiz yapıldıkları yer, bulundukları yerlerin asıl eski taş atölyeleri olması neden iyle taşların yontulduğu yerdi. Çevrede her yerde, sayısız taş yontu ları ve mükemmel si lah lar asırlık güneş ışığı i l e kararm ış ve bronzlaşm ıştı . Örnek olarak Batı Teb' in tepelerindeki özel bir nok­ tayı al ıyoruz; ancak Bay H. Seton-Karr'ın paleol itik'ten neol itik dönem lere kadar bütün çağ lara ait silahları getird iği, Maghaga'nın karşısında N i l'in sağ kıyısındaki Şek Vadisi (Wadi esh-Shekh) gi­ bi, çok sayıda diğerleri de mevcuttur.


14

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

WADYEN Teb'de eski akarsu yatağı


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

DÖRDÜNCÜ ÇAGA AiT PALEOLİTİK ALETLER Teb'in batısındaki çöl platolar ve yamaçlardan

15


16

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Teb tepelerindeki paleol itik taş atölyeleri son yı llarda Bay Se­ ton-Karr, Prof. Schweinfurth, Bay Ailen Sturge ve Dr. Blanc­ kenhorn, B ay Portch, Bay Ayrton ve Bay Hal l tarafından ziyaret edilmiştir. Burada resim leri görülen silah lar, Hail ve Ayrton ta­ rafından bulunmuştur, şimdi de İngi liz Müzesi'nde muhafaza edil­ mekted ir. Sergi lenen bu taşlar arasında, sola ve sağa doğru i lkel tipte garip keser biçimli aletlerle birlikte, St. Acheul türünde iki ar­ mut şekl inde mükemmel numuneyi fark ed iyoruz. Aşağıda sağda Chel lean türünde, sadece bi lenmiş çakı l taşı olan çok i lkel bir alet vardır. Yukarıda solda ve sağda garip yarım ay şeklinde, Teb taş alanında görülenlere benzer ve başka yerde hemen hiç bil inmeyen iki numune görülmektedir. Hepsi, sadece asırlarca güneşten yan­ manın verebi leceği, güzel kahverengi bronz eskitme renge sahip­ tir. Solda, plaketin dibinde "hançer" türü alet kısa kesilmiştir. Küçük resimde bazı dikkate değer örnekler görüyoruz; özel­ l ikle işaretlenmiş "vurma tokmağı" (taş yontucunun vurduğu ve oradan taneciklerin dökü ldüğü nokta), beraberinde iki bıçak veya kazıyıcı, neredeyse büyük bir ok başına benzeyen çok sıradan muş­ ta (coup-de-poing) ve sağda eski çağlardan olması gereken rengi çok solmuş ve eskitme görünümlü kazıyıcı alet. Bu büyük aletler, St. Acheul ian silahları gibi, bayırlardan değil, doruk yaylalardan gelmiştir (ya da vadi lerin başındaki tal i plato­ l ardan). Daire biçimindeki nesne çok dikkat çekicid ir; çatlamış olan "morfolit" (genellikle Teb'in kalkerinde bulunan yuvarlak çak­ maktaşı i l ave) halkasının yarısıdır ve yatay tarafı d ikkatle eğim­ lendirilmiştir. Bu i lginç nesnelerin birkaçı Teb'deki Paleol itik alet­ lerle birlikte bulunmuştur. Kuşkusuz çakmaktaşları işlendikleri gerçek yüzeyde bulunurlar. Su onları süpürüp atmadan ve çakılla kaplamadan önce, insan yerleşimi onları üst üste toprak katman­ larıyla gizlemiş, hiçbir tedrici toz ve çöp katmanı onları derine göm­ mem işti. Taşlar uzak paleolitik çağlarda bırakıldıkları gibi duruyor­ du ve günümüz araştırmacı ları tarafından götürülene kadar orada bulunmuştu.


M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

PALEOLiT襤K ALETLER Man'den, Mart 1 905

17


18

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Ancak Teb'in tüm Paleolitik taşları için durum böyle değildir. 1 882 yılında Tümgeneral Pitt-Rivers, Nil'in, Luksor'un karşısındaki batı kıyısı üzerindeki dağlarla tarım alanı arasında bulunan sel nedeniyle oluşan taş döküntü leri katman larında paleolitik taşları keşfetti. Selden oluşan tortu, vadinin ağzında olmasına rağmen bunların çoğu Kral ların Türbeler i'nin büyük vadisinin başında uza­ nan dağlık platolarda bulunanlarla aynı türdedir . Taş döküntüsünü oluşturan malzeme, köken olarak yüksek platolardan gelmiştir ve eski zaman larda taşlarla bir l ikte yıkanıp gitmiştir. Bu oldukça makuldur; ancak platonun üzerinde kalan taşlar es­ ki yüzeyde nası l kalmışlardır? Eğer bu platolar paleol itik günlerde ormanlarla kaplıysa (eski teoriye göre) içinde yapı ldıklar ı orman ve ebed i istirahatte oldukları orman toprağı tamamen kaybolma­ sına rağmen, Paleolitik taşların tek bir örnek hal inde Paleo l itik za­ manlardan bugüne bozulmadan gelmiş olması nasıl mümkün ol­ muştur? Yükseklerde korular ve ormanlar var idiyse yapıldıklar ı gerçek atölyeler civarında çöl yüzeyinde bulunan paleolitik alet­ leri bulmamız, ki buluyoruz, imkansız olurdu. Yine de eğer paleoli­ tik günlerde L ibya çöl alanında sürekli yağmur yağması ve ora­ daki bitki örtüsü sadece bir efsane ise (muhtemelen de öyle), pa­ leolitik vadi dereleri ile getiri len platodan kaynaklandığı belli dö­ küntüler olan diluvyal aşıntı yatağında General Pitt-Rivers tarafın­ dan bulunan gömülü paleol itler oraya nası 1 gelmişlerdi? Su erozyonu kesinlikle Teb vadilerini biçimlendirmişti . Ama.bu su erozyonu muhtemelen ağaçlık doruklardan aşağı akan sürekl i derelerin sonucu değil; fakat bugününki ler gibi vadileri, ü ç yı lda bir kez veya yoğun yağıştan sonra, ancak çok daha yakın aralıklarla dolduran sellerin sonucuydu. Gerçekte çöl üzer inde, meteroloj ik koşullarda, şimdikinden çok daha sık aralarla ani yağmur fırtına­ larının ortaya çıkmasını mümkün kılan türden, çok büyük bir fark düşünebi liriz. Bu fark, vadinin ağzındaki taş döküntü yatağını ve onun gömül ü taşlarını açıklar ve aynı zamanda çöl platolarının şim-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

19

diki gibi paleol itik günlerde de çöl olduğu, ayrıca ilk insanın taşları orada bu lduğu için sadece oralarda yonttuğu fikrini destekler. İ nsanlar yamaçlarda ve batakl ığa yakın yerlerde yaşardı . Bu yeni görüş, Flinders Petrie v e Blanckenhom tarafından des­ teklenen eski görüşten çok daha sağlam ve olası görünmektedir. Bu eski görüşe göre, Paleol itik zaman larda yüksek plato; insanla­ rın barınağıydı, havza erozyonu ve sağanak i le ortaya çıkarıldığı gibi, insanın yaşayabi ldiği ve avını avladığı platoda verimli bitki ör­ tüsüne sebep olmuştu. c•ı Eğer böyle olsaydı, Paleolitik taşların şimdi bulundukları gibi çöl sathında bulunamamış olmaları gerekir­ di. Mısır Jeoloj i Kurumu'ndan daha modern ve olası bir görüş açık­ layan H . J. L. Beadnel l diyor ki: "Yüksek platonun o zamanl ar ormanlarla kapl ı olduğu kesin midir? Bugünkü görünüşünden fark­ l ı olduğunu gösterecek hangi deli ller vardır? Öne sürdüğüm gibi, eğer o zaman geçerli olan çöl koşul ları şimdiki gibi ise ve insanlar sadece Nil Havzası'na tepeden bakan platoların kıyıları boyunca taşlarıyla meşgul oldularsa taş aletlerin, paleol itik zamanl ardan kalanların bi le, uygun koşul larda, imalat sırasında vurulup koparı­ lan küçük parçalarla kuşatılmış halde halen bırakıldıkl arı nokta­ larda bul unmamaları için hiçbir sebep göremiyorum. Düz plato­ l arda arada bir -üç ya da dört yı lda bir kez- yağan yağmurlar mal­ zemenin sürüklenmesinde çok az etkil i olabil ir ve sadece altta ya­ tan kalkeri eriterek, plato yüzeyinin ufak maden parçalarından ve çözünemez taşlar ile kuvarsl ı kayalardan oluşan bir örtü ile kap­ l ayacak şekilde, genel zemini alçaltab i lir. Ta Ş a letlerin bu şekilde bel irs iz dönemler boyunca pek çok yerde kalmış olması beklene­ b i lir; ama kesinl ikle ısıya, soğuğa ve kum darbelerine uzun süre maruz kaldıktan sonra, az çok 'eskitme' hal almış, yüzey leri çu­ kurlaşmış ve köşeleri yuvarlanmış olacaktır. " Bu, tam o larak çöl platosundan çıkan paleol itik taş aletlerin durumudur.

(*)

Petrie, Nagada ve Bal/as, s. 49.


20

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

PALEOLİTİK ALETLERİN BUL UNDUGU YUKARI ÇÖL PLATOSU Teb: Nil'in 42 7 m yukarısı


Mısır, Kaide, Suriye,

Babil ve Asıır Tarihi

21

M ı s ır'daki paleol itik insan ın Avrupa'nın mağara adamı ile çağ­ daş olup olmad ığmı bilm iyoruz. Paleo litik Mısır si lah larının yaşını ö lçmek için, neo l itik dönem için kul land ıklarımıza benzer gereç­ lerimiz yoktur. Mısır kronikleri ile ilgi l i tarihsel dönem (hanedan), kral l ığm MÖ 4500 c ivarında tek bir l ider altında birleştiri lmesiyle başlad ı . O zaman taş s i lah lar kadar bakır da kullan ı l ıyordu, böyle­ ce tarihsel çağın başlangıcında Mısırl ı ların "bakır taş" dönem inde yaşad ıkları nı söyleyebi l iyoruz. 1. Hanedan dönemi n i n başlangı­ c ından önce, geriye doğru uzunca bir süre için bakır ku l lanımını iz­ leyebi l iyoruz, böylece Mısır'daki neo l itik çağın ya da daha uygun bir deyişle taş devrinin kapanışını MÖ 5000 yıl ından sonra olarak bel i rtirsek yanı lmayız. Paleol itik ve neo l itik çağlar arasındaki ge­ çiş döneminin ne kadar uzak çağlara yerleştiri lmesi gerektiğini net olarak söylemek i mkansızd ı r. S i lah lar ve aletlerde taşın kul l an ı l­ ması M ı s ı r'da MÖ 25 00-2000 yıl ları aras ındaki XII. Hanedan za­ man ına dek devam ett i . Ancak bu, X I I . Hanedan taş aletleri şeki l­ leri i le taş devri n i n gelişim aşamalarm ın ne kadar son larında yer aldıkların ı gösteriyor. Örneğin balta başl ıkları o dönemin olağan bakır ve bronz balta başlarının takl itleri şeklinded i r, model i metal si lah ların biçimlend irildiği orij i nal leri yerine, metalin taş i m itas­ yon larıd ı r. XII. Hanedan dönemin in taş aletleri uzun çağlar öte­ s i nden i lginç bir yad igard ır. Xll. Hanedan zaman ından sonra, mumyalama çal ışmalarından önce ölü lerin beden lerinde ilk kesim işleminin yapı ldığı dini tören haricinde, aletler ve si lah lar için artık taş ku l lanılmıyordu. Herodot'un bize anlattığı gibi, bu amaçla " Eti­ yopya taşı " kul lan ı l ı rdı. Bu, şüphesiz M ısırl ıların neolitik atalarına ait olanlar gibi, çakmaktaşı ya da kuvarsl ı kayadan yap ı l m ı ş bir bıçaktı ve bu amaçla taş bıçağın sürekl i kul lanım ı törenlerle i lgi l i kalıntıların çok ilginç bir örneği olmuştur. Bunu İngi l i z hakim lerin perukları i le karşılaştırabil iriz.


22

Mısır, Kaide, Suriye, Babi'I ve Asur Tarihi'

1

1 1

1

TAŞ BIÇAK


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

23

Mumyalayıcıya ait o lduğu kesinlikle iddia edi lebilen h i çbir taş bıçak numunesine sahip değiliz; ancak Xll. Hanedan dönemine ait eski biçi m l i taş sil ah lardan birkaç numunemiz mevcuttur. Bunlar Prof. Petrie tarafından, kendisinin "Kahun " dediği yerde, İ llahun'da Kral II. Usertsen (ya da Senusret) piram idine yakın inşa edilmiş XII. Hanedan'ın şeh ir sitesinde, Payyum vaha bölgesine giden Nil Havzası'ndan ayrı lan kanalın ağzında bulunmuştur. Bu Kahun taş­ ları ve muhtemelen B ay Seton-Karr tarafından Şek Vadisi'nde çok eski taş atölye lerinde ayn ı dönemde bulunmuş olan diğerleri, son neolitik ve ilk kalkolitik dönemlerin taş yontmacılığı ile kıyaslandı k­ i arı zaman çok kaba ve kötü işç i l iğe sahiplerd i . Sanatın zerafeti hepten kaybolmuştu. Ancak taş işlemenin zirveye ulaştığı, bakırın henüz ku l l anılmaya başlandığı ve 1. Hanedan zamanından biraz önceye tarihlendiri len döneme ait en iyi taş bıçaklar, kuşkusuz dünyada o ana kadar yapılan en dikkate değer taş s il ah l ardır. B içi­ min zerafeti ve yararlığı, yanda yivl i yontmanın incel iği ve keskin kenarın ufacık tırtırları ile ayrıntılı özeni, tırtırların genellikle çıplak gözle görü lemeyecek kadar küçük yapılması şüphesiz başka yer­ de eşi bulunamaz öze l liklerdir. Taş yontma sanatı Eski Mısır'da zirvesine ulaşmıştır. Resmi görülen numune, hayvanları temsil eden oymal ı tasarımlarla süslenmiş altın kaplama kulpa sahiptir. Tarih öncesi Mısırlıların, taş aletler ve silahların yapımı dışında diğer sanatlarda, kültürün neolitik �vresindeki diğer halklardan da­ ha muazzam m ükemme l liğe ulaştıkları da açıkça söylenebi lir. On­ ların çömlekçiliği, olağanüstü mükeınmelliktedir. Mıs-ır prehistorik yerleşim siteleri yetenekli arkeologlar tarafından ayrınt ı l ı o larak araştırılmış o lduğu için (ve ne yazık ki yeteneksiz yerl i kişi lerce tamamen talan edildiğinden) preh istorik Mısır çömlekç i l iği son derecede meşhur o lmuştur. Gerçekten, bu öyle yaygındır ki Mı­ sır'da herhangi bir yerde birkaç kuruşa iyi örnekler satın alınabilir. Çoğu müzede Mısır'dan Prof. Petrie ve diğer araştırmacı lar tara­ fından çok miktarda geri getirilen bu çömleklerden oluşan setler bulunmaktadır. Bu çömlekler tarihi olduğu kadar sanatsal olarak


24

Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

da çok yoğun bir i lgi çekmekted ir. O dönemde çöm lekçi çarkı he­ nüz keşfed i l memişti ve bütün vazolar, hatta en mükemmel biçime sahi p olan ları b i le, e l le yapılmışlard ı . Çarkın yard ı m ı olmaksızın u laşı lan biçim mükemmell iği gerçekten olağanüstüdür. Bu çömleklerin en yaygın türü kırmızı cilalı s iyah kapak l ı p i ş­ m i ş toprak vazodur. Ağzı aşağı ateşe doğru fırın l and ığı için, kül­ leri, Prof. Petrie'ye göre, hematit c ilanın oksij eni n i giderm iş ve bu yüzden kırm ızı rengi s iyaha dönmüştür: " İyi örneklerde sadece hematit s iyah manyetik oks ite dönüştürü lmemiştir; fakat s iyah, mükemmel Grek vazolarında görüldüğü gibi, en yüksek cilaya sa­ h iptir. B u belki de boğucu duman l ı fırında karbon i l gaz oluşumu nedeniyled ir. B u gaz manyeti k oksiti çözücü b i r etki yaratır ve bu yüzden bazı mermerlerin suda solüsyona maruz kaldığında camsı yüzey kazanmaları gibi, çömleğin yen i bir yüzey kazanmasına im­ kan verir. " Görünüşe göre bu s iyah ve kırm ızı toprak eşya, b i l inen en eski tarih öncesi Mısır çömleğidir. Daha sonraki bir tarihte ka­ ba geometrik oymal ı model lerle hasır işine benzeyen ve oymalı hatları beyazla dolgulu kırmızı ve siyah pişmiş toprak eşya ortaya çıkar. Y ine daha sonra, sade ya da dalgalı hatlarla, ortak merkezl i dairelerle ve N i l'de seyahat eden gem i lerin özenl i çizi m leri, deve­ kuşları, balıklar, erkekler ve kadınlar gibi desenlerle i l e süslü de­ vetüyü rengi, pişmiş toprak eşyalar yapılmıştır. Bu tasarımlar ateş kınnızısı renktedir. B u özenl i toprak kaplar­ la birlikte Mısır'daki neo l itik serami k sanatı en yüksek noktasına u laşmıştır; bunu izleyen dönemde (tarih i çağın başlangıcı) işç i l i kte b i r düşüş olmuş ve hantal şeki l ler ve kötü renkler sergi len m i ştir. Başarı l ı çömlek sanatına (mükemmel cilal ı kırm ızı) bir kez daha rastlanması IV. Hanedan zamanına kadar mümkün olmamıştır. Bu arada prehi storik M ısırlılarca bil inmeyen, sırlı çömlekçilik icat edi l­ mişti (I. Hanedan dönem inin baş langıcından önce). İlk üç haneda­ n ı n sırsız pişmiş toprak eşyaları kötüydü; ancak açık mav i sırlı fa­ yansın icad ı (usulen dendiği gibi porselen değil) büyük b i r aşama kaydetmiş gibi görün mektedi r ve I. Hanedan'ın başlangıcındaki


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

25

örneklerde gördüklerimizden daha güzel örneklere sah ibiz. Pre­ h istorik M ı sı rl ı l ar diğer sanatlarda da ustaydı lar. Fildişini oydu lar ve insan tarafı ndan işlenen neredeyse i lk metal olduğu bilinen al­ tinla çal ıştılar, Mısır'da işleme için bakırın kullanılmasından bile ön­ ce takı için altı ndan yararlan ı l d ı . Daha önce gösterilen altın sap l ı taş bıçak resmine dönüp bakabi liriz. Aletler ve si lah lar için Mısır'a bakırın gerçek giriş tarihi kesin deği ldir; ancak bakırın çok erken dönemde arada bir kul l an ı lm ı ş olmas ı muhtemel görünmektedir. Hanedan öncesi mezarlarda, özen l i k ı rmızı desenl i, kaliteli, devetüyü rengi çanak çömleğin ya­ n ında bakır silah lar bulunmuştur; böylece neol itik Mısırlı ları n taş işleme ve çöm lek sanatı doruğuna ulaştığında, bakır ku l lanımın ın zaten bi linmekte olduğunu ve bakır silahların arada bir kullan ı ldı­ ğını söyleyebiliriz. Bu neden le, altın işlemeciliğinin, M ısır'da "kal­ kol itik" dönemden, kuşkusuz tarihi dönemin ya da hanedan döne­ minin başlangıcından birkaç yüzy ı l önce başlamış olduğundan söz edebiliriz. Açık konuşmak gerekirse, Mısırlı lar, XII. Hanedanın so­ nuna kadar "kalkolitik" dönemde kalmışlardır; ama uygulamada bu dönemin tarih öncesi çağın (neol itik dönem in kapandığının söyle­ nebi leceği zaman) en iyi taş silah ların ı n ve çanak çömleğinin za­ manı ndan yaklaşık il . ya da III. Hanedan zaman ına dek devam ettiğini düşünmek en iyisi olur. O zaman geldiğinde, yakın Mısır'ın "bronz" ya da " bakır" çağı tamamen başlamı ştı ve taş zaten yay­ gın olarak kullanılmıyordu. Arkeologlar için prehistorik dönem en büyük değere sah i ptir, zira onun sayesinde son neolitik ve kalkol itik çağ dahilindeki dö­ nem lerin silsi lesine dair bir fikir ed i n i lebilmiştir. İncelenmiş pre­ historik mezarların çoğu bize içlerinde bul unan çöm lek eşyaların farklı türlerinin ayrıntı l ı mukayesesini yapma imkanı verm iştir; böylece on ları içerdikleri toprak eşyaya göre sıralayabi liyoruz. Bu yol la toprak kapların farklı türlerinin gel işimine ve türlerin sırasına dair bir fikir elde edebi liriz. Böylece siyah ve kırmızı toprak eşya­ n ın en eski şeklini ve kırmızı l ı ten rengi model lerin prehistorik çöm-


26

Mısır, Kaide, Suriye, B abi/ ve Asur Tarihi

tek sanatının en son form larından biri olduğunu bir dereceye ka­ dar emin bir şekilde söyleyebiliriz. Mezarlarda bulunan diğer nes­ neler, farklı çömlekçilik tipleri ile birlikte ortaya çıktıklarından tas­ nif edilebilirler.

;1 ı

l

L DEVETÜYÜ RENGi PİŞMiŞ TOPRAK VAZO Hanedan öncesi dönem M.Ö. 4000


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

27

Çömlek sanatı yard ım ıyla, M ısır'ın son "neo l itik" kültürünün gel işimi ile i lgi l i aşağı yukarı güven i l i r bir genel görüş kazanabi l i­ riz. Bu "sırayla-tarihleme" sistem i, Prof. Petrie tarafından ortaya atı l mıştır ve kesinlikle çok yararlıdır. Yine de çok fazla zorlanma­ mal ı ya da bütün sonraki keşiflerin zorla uyduru lması gereken ka­ tı bir sistem gibi görülmemel idir. Prehi storik çömlek sanatındaki her türün, sapmalar ya da geriye dönüşler o lmaksızın mutlak dü­ zen l i şekilde, sırasıyla gel iştiği varsayılmayacaktır. İnsan ellerinin işi değişkend i r ve i lginçtir, ayrıca doğanın işi gibi yolundan şaşma­ yan bir seyir halinde gel işmez ya da evrim geçi rmez. Bu temel gerçeği u nutan antropologlarca ve arkeologlarca çok sık yapı lan bir hata "gel işme evrelerin i " ve benzerlerini varsaymak ya da yarı vahşi kültürü mutlaka düz ve değişmez hatlarla bel irlemektir. As­ l ına bakılırsa insan kültürü, düz ya da düzenl i şekilde gel işmemiştir. Bu yüzden, Mısır'ın s iyah ve kırmızı çömleği, mezarlarda devetü­ yü rengi ve kırmızı olanlarla bir arada bulunmadı d iye s iyah ve kırmızı çömleğin d iğeri nden daha erken bir tarihte ortaya çıktığını iddia edemeyiz. Gel i şme sıraların ı n bazı ları, gerçekte önceki ler yerine diğerleri ile çağdaş olab i l ir ve önceki türlere sapmalar ve i l kel öze l l iklerin yen iden bel i rmeleri konusu daima hesaba katı l­ malıdır. Bu uyarıyı yaptıktan sonra, yine de, prehistorik eserlerin ge­ l i ş imine göre en iyi tasn ifi verdiğinden Prof. Petrie'nin sırayla­ tarih leme sistemini geçici olarak kabul edeb i liriz. B i ldiğimiz kada­ rıyla s iyah ve kırmızı çömleğin ("sıra-tarihi 3 0 ") b i l inen en eski Neol itik M ısır eşyası olduğu, ten rengi ve kırmızının yaklaşık "sıra­ tarihi 4 5 " e kadar ku l lanı lmaya başlanmadığı, kem ik ve fi ldişi oy­ maların daha erken dönemde en yaygın olduğu "sıra tarih i 3 0-50", bakırın neredeyse "sıra-tarihi SO"ye kadar bilinmediği vesai re açık­ ça söyleneb i l ir. Muhtemel önceki ve sonraki eklere imkan ver­ mek için yen i keşifler gerekl i kıldıkça değiştirilebilecek, 3 0'dan 80'e kadar değişen rastgele seçilmiş numara ku llan ı lm ı ştır. Say ı lar şüphesiz, farklı termometrik sistem lerle ilgi l i olanlar gibi rastgele


28

Mısır, Kaide. Suriye,

Babil

ve

Asıır Tarihi

seçilmiş ve görecelidir; ancak uygun bir düzen leme sistemi sağlar. Preh istorik Mısır'ın ürün leri, deyim yeri ndeyse, geleneksel planda 3 0'dan 8 0'e kadar numaralı bir skalada 30, şimdiye dek tespit edi l ­ d iği kadarıyla dönemin baş langıcını, 80 d e kapan ışını temsi l ede­ rek sın ıflandırılmışlardır. "Sıra-tarihi 80"in aşağı yukarı doğru, ha­ nedan ya da tarihi dönemin başlangıcını belirlemesi muhtemeldir. Bu kuramsal olarak hazırlanmış kronoloj ik tasn if, ifade ed i ldiği gibi Prof. Petrie'n in eseridir ve Bay Randal l-Maclver ve prehi sto­ rik Mısır'ın diğer talebeleri tarafından çalışmalarda kullanılmıştır.<*> O halde Mısır preh istorik kalıntı larını inceleme işini sistem li bir ha­ le getiren k i ş i Prof. Petrie'd ir: fakat bu kalıntı ları bizzat keşfetm i ş olan v e onların tarih lerini bel irleyen k i ş i o deği ldir. Birkaç yıl Gi­ za'da müze müdürlüğünde bulunmuş, son yıl larda pek çok önem l i keş ifler yapm ış v e ş i m d i İran'da Fransız arkeo loj i delegasyonu­ mın başkan ı olan, ünlü Fransız arkeolog M . J. de Morgan'dır. Bu tür kal ıntıların preh istorik tarihlerinin kan ıtı Dendera'da 1 897-8 ka­ zılarından sonra Prof Petrie tarafından deği l ; ancak 1 89 5 -6'da bası lan "Recherches sur les Origines de l' Egypte: l' Age de la Pierre et les Metaux" adl ı kitabında M. de Morgan tarafı ndan sunulmuş­ tur. Bu kitapta prehistorik kal ıntı ların doğru kronoloj ik konumu gösterilmiştir, ayrıca Mısır taş devrinin varl ığı nihayet bel i rlenmiş­ tir. M . de Morgan'ın eseri, Mısır'ın çeşitli bölümlerinde M ısır hükü­ met ince b irkaç yıldır sürdürülen, o süreçte i lkel tipte birkaç mezar­ l ığın keşfed i ldiği kazıların sonuçlarının dikkatli tetkiki üzerine ku­ ru ludur. Çok geçmeden, M. De Morgan, alışı lmad ı k çanak çöm­ lek ve taş aletler ile birlikte bu i lkel mezarların tarih öncesi M ısır­ l ı larının , yani taş devri ndeki M ısırl ı ların gömü ldüğü yerden başka bir şey olamayacağını anlamıştır. Prehistorik dönem in nesneleri, çok yı l lar önce mi.izelerce b i l i­ n iyordu; ancak on ların köken leri konusundaki be l i rsizl i k ve i l kel mezarlı kların varl ığı hakkında bilgi sahibi olmamam ız nedeniyle, ( *)

El Amra ve Abydos. Mısır Araştırma Fonu, 1 902.


Mısır. Kaide, Suriye, Bubi/ ve Asur Tarihi

29

on larla i lgi li hiçbir bilimsel sonuca ulaşı lamam ıştır. Ayrıca M. de Morgan'ın kitabı basılıncaya kadar, bunlar bilinmiyordu ve preh is­ torik olarak tasnif edilmiş değildi. M. de Morgan ve asistan ları ta­ rafından araştırılan nekropol ler kuzeyde Kawamil'den Abydos'un yaklaşık yirmi m i l kuzeyine, güneyde Edfu'ya uzan ıyordu. Bu iki nokta arasında ana mezarlıklar Bat A l lam, Saghe l el-Bagl ieh, el­ Amra, Nakada, Tfıkh ve Gebelen'e ait olan lard ı . Bütün definler, dünyanın geri kalan ında neol itik kuşaklarda rastlananlara benzer, basit tipteyd i. Kazı lan sığ, oval mezarda ceset, yüzeyin ancak se­ kiz-on cm altında, bazen pürtüklü bir çanak çöm lek kutusunda, genellikle sadece üzerini örten bir hasırla birlikte dizleri çeneye değecek şekilde bükülmüş yatıyordu. Ölü adamın elinin altında, taş si lahları ve aletleri hazırdı, ayrıca alışılmış kınnızı ve siyah ya da ten rengi ve kınnızı çömlekler yanında yatıyordu, aslen çöm lekler kuşkusuz ruhu sonraki dünyada doyu nnak üzere, cenaze törenine ait etlerle dolduru lmuşlard ı . Ara sıra, basit bir bakır si lah bulunu­ yordu. Cesetle birlikte, Mısırlıların bu erken dönemde bile sevdikleri yeşi l göz boyas ını ezmek için taş paletler dah i gömü lüydü. Bunla­ rın üzerine genel likle kuş, yarasa, kaplumbağa, keçi vb. hayvan­ ları çağrıştıran şeki l ler, diğerlerinin de üzerine iki baş l ı hayali ya­ ratı klar işlenm işti . Benzer şeki lde genell ikle çift, kuş ya da keç i başlarıyla süslenmiş, kemik taraklar da bulunmuştu. Ve hepsin­ den i lginci, küçük kemik ve fildişinden erkek ve kadın fi gürleri de bulunmuştu . Bunlar genell ikle gözler için küçük mavi boncuklara sahipti ve düşünülebi lecek en ilginç ve naif görünümü taşıyorlar­ d ı . Burada uzun sivri sakal l ı yaşl ıca bir adam, orada yüz i fadele­ rinde anlamsız tebessümler bulunan iki kadın, burada bu kez daha iyi işçilikte omuzuna ası l ı çocukla bir başka kadına rastlıyoruz. İn­ giliz Müzesi'ndeki bu insan tasviri, prehistorik M ı s ı r kal ı ntı larına kadar giden çok geç döneme ait olmalıdır. Üslup o larak erken 1 . Hanedan nesneleri kadar iyidir. Öteki dünyada tese l l i v e ferah l ı k bulsunlar diye i l k M ısırlıların basit dini, Mısırl ı ları ölülerle birlikte bu nesneleri de gömmeye teşvik etmişti .


30

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Tüm prehistori k mezarlıklar bu tipteydi ; mezarlar birbiri üze­ rine geçebilsin ler d iye iyice sıkıştırılmıştı. Mezarların yüzeye yakın olması, gene l l ikle i l ke l mezarl ıkların bulunduğu vad i girişlerin i n ortasında olmasındandır. Sonuç, h e r zaman ç ö l kumunun üzerle­ rinde birikmesini önleyen rüzgarlarla süpürü lmeleri olmuştur ve ze­ minin başlangıçtaki seviyesi de korunmuştur. Yüzeye yakın l ıkları nedeniyle genel likle insandan ziyade çakal lar tarafından talan edil­ miş halde bulunurlar. M. de Morgan'm keşifleriyle aynı dönemde, l 894-95'in kışında Prof. Fl inders Pet_r ie ve Bay J . Quibell, N i l'in batı kıyısında Kop­ tos karşısında Tukh ve Nakada bölge lerinde, Nagada ve Dal las ki­ taplarında yayınladıkları, çok sayıda kal ıntı ve i lkel türde birkaç ge­ niş mezarlık bulmuşlardı. Bulunan kal ıntıların resimlerini gösteren plakalar büyük iigi gördüler; ancak kitap metn inin b i l imsel değeri, bu kal ıntıların Libyal ı işgalcilerden "Yeni Adım " grubunun kalıntı­ ları olduğu sonucuna varan kaşiflerin kal ıntı ların gerçek tarihsel konumunu fark etmemesi nedeniyle bozuldu. Kaşiflere göre bu ırk; VI. Hanedan sonunda, "Eski Kral lık"a ait parlak dönem in ka­ panışından sonra, Mısır'a girm i ş ve o zamandan X. Hanedan döne­ mine kadar N \ I h avzası bölümünü işgal etmişti. M . de Morgan tarafından, bu sonucun yan l ış o lduğu neredey­ se açı klandığı anda ispat ed ildi ve Fransız arkeologun i lkel kalıntı­ larla i l gi l i hanedan-öncesi tanı mlaması genel olarak kabul ed i l d i . Taş kul lanan barbar kuşağın XII . Hanedan ın hemen öncesi dö­ nem kadar geç bir tarihte M ısır' ı n ortasına yerleşmesi , orada bu­ lunan Mısırl ılarla hiçbir şekilde karışmamış bir ı rk olması ve daha sonraki Mısırl ı lar üzerinde etkilerine dair h içbir iz bırakmadıkları kuramının M . de Morgan'ın basit açıklamasından daha büyük inanç · gerektire � bir kuram o lduğu açıkt ı . İngil i z kaşiflerin hatası, 1 897'de el-Kab'da yapılan kazıları konu ·alan ve 1 898'de basılan kitabında Quibe l l tarafından hemen kabul edi ldi. «> Quibell, El-Kab'deki kazı larında M. de Morgan'ın keşfine ( "' )

El-Kab, Mısır Araştırma Raporu, 1 897, s. 1 1 .


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

31

dair yeterl i ve tam kan ıta derhal erişti . Prof. Petrie üç y ı l sonra 1 90 l 'de yayınlanan "Diospolis Parva" kitab ı n ı n önsözünde M . de Morgan'ın görüşlerin i n doğruluğunu kabul ett i . <*> M . De Mor­ gan'ın kitabının i lk cildinin önsözü, M. De Morgan'a göre herhangi bir b i limsel denet i m olmadan ve sadece kal ıntı ya da edebi metin bulma amacı i le yürütülen diğer kazı larla uyum içinde olan Prof. Petrie'n in kazı ların ı n yöntemini ve gene l doğru l uğunu kabu l edi­ yordu. c · · ı M. de Morgan'ın keşfin i şimdiye dek yapı ldığı gibi "mut­ lu tahmin" olarak tanımlamak bu nedenle konu dışıdır. Önemli bir başka İngiliz kazısı, El'Amra'da Randal l-Maclver ve Wilkin tarafı ndan yapıldı. El-'Amra'n ı n azametl i aslan başlı, dağ­ lık burnu, N i l' in batı k ıyısında Abydos'un beş m i l doğusunda ova­ ya doğru uzanıyordu. Bu tepeni n ayağı nda M. de Morgan, incele­ d iği ancak büyük çapta hiçbir kazı yapmadığı, çok gen iş bir nek­ ropol bu ldu. Ayrıca burayı kazma işi Mısır Araştırma Fonu ad ına Randall-Maclver ve Wilkin tarafından gerçekleştiri ldi. Sonuç lar M ı sı r'ın prehistorik kü ltürünü büyük ölçüde aydınlattı ve b azıları daha önce gözlenmemiş prehi storik türde definler bulundu. Ara­ larında en ilginç o lanları Abydos'un kuzeyinde, Garstang tarafın­ dan Ragaga'da hanedan öncesi nekropolde de bulunmuş o lan, testiler içinde definlerd i . El-'Amra'da yapılan daha d ikkate değer araştı rmalardan biri, mezarların en basit testi-definden, küçük tuğ­ la odaya, 1. Hanedan'ın tuğla mezarlarının başlangıç aşamasına kademeli gelişimi oldu. Bu s iteden alınan objeler arası nda, öküz modeli toprak kaptan, kul übe şeklinde bir kutudan ve belki b i linen . en eski Mısır h iyeroglifi olan Tanrı M i n 'in tapı ncak sembolünün, rölyefl i görüntü hal inde, resmini taşıyan kayağantaşından yap ı lmış bir paletten bahsed i lebi l ir. B ütün bun l ar İngil iz Müzesi'nde muha­ faza edilmektedir. Cesetlerin kafaları kraniyometrik muayene için özenle korunmuştur. (*) Diospolis Parva, Mısır Araştırma Fonu, 1 90 1 , s. 2. (* * ) Araştırmalar: Taş Devri, s. xiii.


32

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

NAG ' ED-DER 'DE KALiFORNiYA ÜNi VERSİTESl'NiN KEŞİF KAMPI, 1 901.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

33

1 90 l 'de birçok prehistori k mezarl ık, Reisner ve Lythgoe ta­ rafından; Girga'nı n karşısında Nag'ed-Der'de, kazı lmaktayd ı ve daha kuzeyde bir başka prehi storik nekropol Californi a Ünivers i­ tesi için çal ı şan, bu araştı rmacı lar tarafından kazıl mışt ı . Nag'ed-Der'deki mezarl ık, yüzeyin sadece biraz aşağısında ka­ zı lmış, küçük oval mezarların kalabalığı ile alışılmış prehistorik biçi­ me sahiptir. Bu tür mezarlar hepsinin en ilke l i d ir. El-'Amra'daki mezarlar genel l ikle, kayded i lmiş olduğu gibi, muntazam tuğla ka­ birlerin boyuna yükseldikleri için, daha gel işmiştir. Açıkça 1. Ha­ nedan zamanına daha yakın, sonraki bir döneme aitt irler. Nag'ed­ Der mezarl ığının konumu da özgündür. Bizzat M ı s ı r' ı n bu kısmı­ n ın en güze l manzaralarından biri olan çöl vad i s i n i n girişinde bü­ yük kaya blokların ve düşen kayaların karmaşası eşliğinde klasik alçak tepede uzanır. Reisner'ın Nag'ed-Der'deki keş i f kampıriın resmi yukarıda veri lmiştir. Kal iforniya Üniversites i'nin kazı ları mümkün olan en yoğun özen i le yürütülmekted ir ve mümkün olan en müth iş serbesti i le finanse ed i lmekted ir. Reisner, bu yüzden yayın landığı zaman bil ime en muazzam fayda sağlayacak o lan, bir mezarın açı l ış ı n ı n her bir aşamasına kadar her şeyin fotoğrafla kaydını tutabi l miştir. Prehistorik dönemin kal ıntılarının ayrıntılı incelemesi için Prof. Petrie, Quibel l ve Randall-Maclver'ın yayınları, yeterl i ayrıntı sun­ mayan M. de Morgan'ın yayınından daha yararl ıdır. İ ngi liz kaşif­ lerin yayınlarında en küçük ayrıntı bile gösterilmiştir, halbuki Fran­ sız eserleri sonuçlara u laşı lan dayanakların kan ıtı n ı vermeksizin, güzelce resi m lenmiş parlak sonuçlar ı n ı vermektedir. Bu tür çal ış­ ma, h içbi r şeye, en tan ınmış uzman lardan kaynaklanan şeylere bi­ le güvenmeyen ve her zaman nedenini niçinini bilmek isteyen Ang­ lo-Sakson zihn iyetine cazip gelmez. İngi liz çalışmasına damgasını vuran del i l i n tam neşrine, şüphesiz yayınlandığı Zaman Kaliforni­ ya Üniversitesi için yapı lan Reisner, Lythgoe ve Mace (son isim bir İngil iz'dir) çal ı şmalarında, mümkünse daha da ayrıntı l ı şekilde, rastlanacaktır. Hızl ı yayınlama ya da gecikme l i yayın lama konusu


34

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asıır Tarihi

tartışmalı bir konudur. Prof. Petrie M ısır'da yapı lan mevsiml i k ça­ lışmadan altı ay sonra ortaya çıkan her şeyi, tüm fotoğraflar eşl i­ ğinde, mümkün olduğu kadar çabuk yayınlamayı tercih eder. Bay Reisner ve Fransız kaşifler del i llerin tamamını etrafl ıca inceleme­ den h içbir şey yayın lamamayı terc ih ederler. Fransızlar keş iflerini tam olarak yayınlasalard ı, bu takdi rde değer bir şey olurdu; ancak bunu yayın lamadı lar. M. de Morgan bile İngi liz çal ışmalarının özel­ l iği olan ve yayın land ığında Bay Reisner'in eserin i simgeleyecek ayrıntı bol luğuna yaklaşamam ıştır. Bu yönteme dair tek çekince, anlatı lan özel kazılarda, tam açıklaman ın ortaya çıkmas ından ön­ ce, genel i lginin yok olmaya meyletmesidir. Prof. Petrie, Abadiya'da ve Bay Quibel l, el-Kab'da diğer pre­ historik siteleri araştırmışlardır, M. de Morgan ve yard ımcıları Del­ ta'dan el-Kab'a kadar uzanan bölgede çok sayıda s iteyi incelem iş­ lerd ir. Daha ileri araştırmalar, M . de Morgan tarafı ndan preh i sto­ rik olarak tanımlanan sitelerden bazılarının, gerçekte çok daha son­ raki tarihe ait oldukların ı gösterm iştir, örneğin XII. Hanedan dö­ neminin son taşlarının bulunduğu yer olan Kahun. Kendisi "çölde Fayyfim sın ırlarında, Helwan'da, Kahi re'n i n güney i nde çok sayı­ da taş silahlar bulunduğunu, " ayrıca Abydos ve Teb (Thebes) böl­ gelerinde, kuzeyde el-Kawam i l'den güneyde el-Kab'a kadar, hane­ dan öncesi dönem i nsan larının önem l i şeh i r mezarl ıkları ve mut­ fak kal ıntıları bulunacağını kaydetmi ştir. Şüphesiz, M ıs ır'ın d i ğer bölgelerinde, öze l l ikle Fayyfim i le Abydos bölgesi d ışında, şu ana kadar h içbir prehistorik kalıntı bulunmamıştır. Preh istorik kalı ntı ların bu coğrafi dağı l ı m ı , Yukarı Mı sı r'da, M ısırlı ların atalarının kökeni ile ilgili eski efsanelerle i lginç biçim­ de uygun düşer ve onların çok tartışı lan köken olarak Kızı l Deniz kıyılarından, Ballas ve Tfikh'un karşısında Koptos ve Kus hava­ l is i nde N i l'e açılan, Hammamat Vadisi yoluyla Nil Havzası'na gel­ d ikleri kuram ını destekler. Varsayım çok muhtemel görünmektedir ve i l k Mısırl ı ların Nil Havzası'na iddia ed i len yoldan girdikleri ve


Mısır, Kaide. Sıırı)ıe, Bahit ve Asıır Tarihi

35

sonra havzada kuzeye ve güneye doğru dağı l m ı ş o lmaları da mümkündür. Kal ıntı ların ın el-Kawaın i l'in kuzeyinde ve el-Kab'ın güneyinde bul unmamaları belki de i l k varış yerlerinden kuzeye ve güneye bu kadar uzaklaştıkları zaman, ilkel neol itik koşu l lardan, hemen monarşinin kuru luşundan önce ge len ve bakır kul lanan çok daha gel i şmiş kültüre geçm iş oldukları varsayımı i le açı klanabil ir. O halde, Fayyfim i le Hel-wil.n'ın neol itik s i lahları , çok eski za­ man larda Delta ve Orta M ısır'da yaşayan farklı insan ların kalıntı­ ları olab i l i r. B u insan lar Fil istin, Yunanistan, İtalya ve İspanya'nın ilk sakinlerine akraba, Akdeniz ırkından olabilirler ve şüphesiz Aşa­ ğı M ıs ır'ı n devri len ve Kha-sekhem ile monarşinin (Hammamat Vadisi yol u i l e Kızıldeniz'den gelmiş olan ırka mensup) d iğer Gü­ ney l i kurucu ları tarafından fethed ilen sakin leri ile ayn ıyd ı lar ve sonraki Aşağı Mısır'ın yerl i lerinin ataları da öyleydi . İlkel kal ıntı la­ rı n ı e l-Kawam il'den el-Kab'a kadar bu lduğumuz Güney l i lerin, fet­ hettikleri Kuzey l i ler ile ayn ı ırktan olup olmadıklarına karar veri­ l ememiştir. Güney l i lerin kafatası biçimi Akden izli ırklarınki ile uyuşur. Ancak Kuzey l i lerin özell iklerini bize an latacak h içbir şe­ h i r mezarl ığına sah i p değiliz. Taştan ok başları elimizdeki tek ka­ lıntıdır. Ancak ( i ster sadece taşlar i ster cesetler ve kal ıntı larla birl i kte gerçek mezarlar olsun) bütün tarih öncesi çağlara ait, Fayyfim i l e el-Kawil.m i l arasındaki nüfusun, i lkel kal ıntı ları şu a n e l i m izde ol­ mamasına rağmen Yukarı M ı s ı r'ın i lkel ırkının aşağıdaki ü l keyle s ın ırdaş ve ayn ı olmadığına dair hiçbir kanıt yoktur. Bu yüzden bütiin neolitik nüfusun "Akdenizl i" olduğu kafatası şeklinden ve vü­ cut yapısından ve özel l ikle kültürü bakımından "N i l otik" (Yerli Mısırl ı) olduğu i leri sürülebil ir. Bu oldukça mümkündür; ancak yi­ ne Kızıldeniz sah i l i hakkında eski köken efsaneleri n i n açıklama­ s ı n ı yapmak zorundayız, Mısırlı nüfusun bir unsurun un yabancı kökene sah ip olmasını , Nil Vad isi içine doğudan Koptos'tan gel­ miş olmasın ı, ayrıca ilk hanedana mensup Mıs ırl ı ların güneyden kuzeye i lerleyerek oraları fethetmiş oldukları tarihsel gerçeğini


36

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

açıklamal ıyız. Son söylenen gerçek şüphesiz ki Teb ve Asyut ara­ sında IX. Hanedan zaman ındaki savaşa benzer b i r iç savaş o larak açı klan ır; ama bu açıklamaya karşı Güneyl i lerin o dönemdeki an ıtlarını, Kuzeyden gelen i nsanları Libyal ılara benzer, yabancı ve Mısırlı olmayan etn i k türden insan lar şekl inde ortaya koyduğu gerçeği vard ı r. Libyal ı lara benzer olmaları mümkündür ve bu i lk teori i l e çok iyi uyum sağlayacaktır; fakat bu teori gene l l ikle kabul ed i lmiş olan ikincisinin gelişimiyle uygun hale getiri lebil ir. Bu görüşe göre, Kuzey ve Güneyin bütün i l kel neo l itik nüfusu M iyotik'ti, köken olarak yerliyd i ve Prof. Sergi ve d iğer etnologla­ rın "Akdenizl i ler"iyle akrabaydılar. Hammamat Vadisi boyunca N i l Havzası'na giren ve Morgan, Petrie v e Maclver tarafından me­ zarları bulunan taş kullanıcı lar bu nüfus değil d i . Kızı lden i z'den neol itik dönemin sonuna doğru gelen ve N i l Vad isi'n i n yerl i leri n­ den daha yüksek bir uygarl ığa sahip oldukları için onların üzerinde egemenlik sah ibi oldukları varsayılan, onların kü ltürlerinin gel işi­ mine büyük bir itici güç veren ve derhal monarşinin kuruluşunu ve harflerin bilgisini ve metallerden yararlanmayı başlatmış olan fark­ l ı etn i k kökende bir başka ırk vard ı . Monarşiyi kuran bu üstün kavmi n şefleri, Kuzeyi fethetti ler, krall ığı birleştird i ler ve Mı sı r tari h i n i başlattılar. Pek çok kanıt neden iyle, bu fatihlerin Bab i l kö­ ken l i olmaları veya beraberlerinde getird ikleri kültürUn (muhteme­ len Arabistan'dan) sonuçta Babil kaynakl ı olması muhtemel gö­ rünmekted ir. Onlar bizzat, Arabi stan'dan Afri ka'ya Bab el-Man­ deb geçitleri yoluyla gelen ve oradan Haınmamat Vadisi'nin on lara N i l Havzası'na açık bir yol sunduğu Kuser çevresi yakınlarından sah i l in yukarısına i lerleyen, Sami veya daha ziyade proto-Sami ler gibi görünmekted i rler. Beraberlerinde diğer Sami ler'inkine ben­ zeyen, Babil'in Sümer sakinlerinin kültürünü derinden etkilemiş ve değiştirmiş o lan bir uygarl ık getirerek bu yol la Mı sı r'a girmiş o la­ b i l irler. Bu Sam i-Sümer kültür, N i l Vad i s i yerli lerinin kendi kül­ türleriyle karışarak, bildiğimiz haliyle Eski Mısır uygarlığını meyda­ na getirmiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

37

Bu çok akla yakın bir h ipotezd i r ve destekleyici pek çok kanıt vard ır. Mısır'da ilk hanedana ait dönemde tür olarak ve açıkça defin usulleri olarak da iki ayrı ı rkın yaşad ığı kesin görünmekted ir. Daha sonraki M ısırlılar daima ölüleri sırtları üstüne, boylu boyunca yatar halde gömerlerd i . Orta Kral lık dönem i esnasında (Xl .-XI I I . Hanedan lar) baş lar ölünün kefen in o yan ında boyanmış i k i büyük göz vas ıtası i le bakabi l mesi için gene l l i kle sol tarafa çevri l i rd i . Sonradan kal ıplaşm ış şeki lde uzatılmış pozisyon kabul ed ildi. Yine de neo l itik M ısırl ı lar ölüleri n i tamamen sol tarafa yatar halde ve d izleri çeneye kadar çekilmiş, bükü lmüş pozisyonda gömerlerd i . Cesetler mumyalanmazdı v e uzatılmış pozisyon asla kullan ı l maz­ d ı . iV. Hanedan döneminde (Payyum'un kuzeyi nde) Medum me­ zarlığında iki tipin aynı anda ku l lan ıld ığına rastl ıyoruz, uzatı lmış cesetler mumyalanmıştı . Hanedan öncesi cesetlerin çoğunda ol­ duğu gibi, bükü l müş cesetler iskeletlerd i . Bun lar etleri, deri leri ve saçları bozu lmamış halde bul unduğu zaman, onları koruyan şey, defin esnasında uzatılmış pozisyonu kullanan kişi lerce açı kça uy­ gulanmış, bile bile yapı lan mumyalama değil, toprağın kurul uğu ve içerd iği koruyucu tuzlard ı . Bükü l ü pozisyona, Fayyuın'un güne­ yinde, Dashasha'da V. Hanedan'ın sonlarına kadar rastlan ırd ı ; fa­ kat bu tarihten sonra artık buna rastlanmadı . Neolitik insanların kul landığı, mumyalama olmaksızın bükülmüş pozisyonun yerini erken hanedan döneminde ölüleri uzatıp yatıra­ rak ve mumyalayarak gömme ald ı . V I . Hanedan zaman ına yakın, tamamen uygu lamadan kaldırı ldı. Bu, yerlilerin topraklarını işgal eden ve yerl ilere hükmeden bir başka kavim tarafı ndan yerl i neol i­ tik kavim lerin defin adetlerin i n uygulamadan kaldırı lmasına işaret eder. Ayrıca, iV. Hanedan dönemine ait, bükülü definler daha aşa­ ğı seviyedeki insan lara aitken, cesetlerin uzat ı lmış olduğu defin ler açıkça daha soylu olanlara aittir, cesetleri uzatarak gömme ve mumyalama adetlerinin, soyluların ve memurların hiyerarşisi ile birl ikte Mısır'ın monarşik yapısını kuran ve Mısır uygarlığının kendi yolunda i lerlemesini başlatan yabancı bir kavim tarafından getirilmiş


38

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asıır Tarihi

olması muhtemeldir. Kuzeyi n fatihleri böylece güneyin neo l itik halkın ı n soyundan gelenler deği I; on ların işgalci !eriydi, gerçekte o zaman köken olarak aynı kavme mensup oldukları (cesedi bükerek defin adetine Kuzeyde Dashasha i le Medfım'da rastlad ığımız için) ortaya çıkan hem kuzey hem güneyin yerl ilerine hükmetm i şlerd i . Fetheden kavim Sam i ya da Proto-Sami oldukları ve Sümer kültürünün unsurlarını vahşi Mısır'a getird ikleri san ılmaktadır. Bu varsayım için i leri sürülen sebepler şunlardır: 1. Mısır kavminin açıkça iki unsurdan, işgal ed i len "Akdeniz­ l i ler" ve i şgal eden x, oluştuğu gibi, Mısır d i l i de alenen iki bi leşen­ den oluşuyordu, biri N i l Vad i s i yerl i lerinin belki bir dereceye ka­ dar Kuzey Afri ka'nın Berberi lehçelerine yakın olan d i l i , d i ğeri x değild i ; ama aç ıkça Sami idi. 2 . Hanedana ait erken dönem uygarl ığının, hanedan öncesi

dönemde görü lmeyen belirli unsurları, Babil uygarl ığın ın tan ınmış unsurlarına benzemektedir. XVllI. Hanedan zamanında M ı sır'da ortadan kalkan; ancak Babi l'de en erken zamanlardan en son dö­ nemlere kadar her zaman ku llan ı lmış olan s i l indir mühür ku l lan ı­ mın ı örnek verebi l iriz. İlk Mısırl ı topuz başı erken dönem Babil'de­ ki i le ayn ı türdend i . Yine ayn ı müzede bulunan, şek i l ve ebat ola­ rak Babi l'deki ile özdeş olan, en erken Kaide krallarından biri olan, i l i la II I . Hanedan lar dönem inin M ısırlı kral larıyla takriben ayn ı zamanda -Mısır topuz başın ın yaklaşık olarak ayn ı zamana atfe­ d i lebi ld i ği dönemde- yaşam ış, i l k hükümdarlardan biri olan Shar­ gani-shar-al i'nin (yan i Agade Kralı Sargon) adı n ı taş ıyan ·kırm ızı breşten M ı s ı r topuz başı İngi l iz Müzesi'nded ir. En erken hanedan­ lara ait M ı s ı r s � natı yine B abil'in erken dönem inin sanatı ile fev­ kalade benzerlik taşır. Mısır sanatı, çok iyi bild iğimiz düzenl i şeklini ancak il. Hanedan zaman ında aldı ve bu şeklin tamamen be l i r­ ginleşmesi IY. Hanedan dönem ini buldu. 1 . Hanedan yönetimi al­ tında, genell ikle sonraki döneme ait eserlerde gösteri len insan, as­ lan, şah i n veya yı lan figürleri nden çok farkl ı bir tarzda işlenen in-


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

39

san ya da aslan, şahin ya da yı lan figürüne rastlıyoruz. Ve daha sonraki Mısır sanatında rastladıklarım ızdan bu kadar fark l ı o lan bu ilk suretleri n; garip biçimde, Shirpurla ya da Shargan i-shar-al i ve Naram-S i n Kral ları'n ın atandığı zamanın erken Bab i l sanatı eser­ lerine benzemeleri çarpıcı bir olayd ır. Erken dönem Babil sanatına dair en tan ınm ı ş kal ıntılardan biri, şimdi Paris'te bulunan meşhur "Stele of Vu ltures "tır (Akbabalar Diki l itaşı). Bunun üzerinde, S h i rpurla'dan önceki eski hükümdarlardan biri olan Eannadu'nun akbabalar tarafından parçalanıp yutulmak üzere uzaklaştırı lan düş­ manlarını görüyoruz. Açıkça köken olarak tarihi bir olayın tapınak kayd ına ithaf ed i len ve l . Hanedan ın başlangıcına dayanan (en son bi lgi lerimize göre, Eannadu i le çağdaş olan) kayağantaşından bir kabartmada, çöle sürülen ve aslanlar ile akbabalar tarafı ndan parçalanan esirlerin neredeyse tam olarak benzeri b i r görüntüsü el imizde bulunmaktadır. İki kabartına biçimsiz ve naif sanat üslu­ bu aç ısından i lginç biçimde benzerd ir. Daha başka bir nokta, bağ­ l ı esirlerden birinin ölmesi için dürter gibi görünen memur d ikil i taşta resmed i l m i ştir; uzun saçaklı Babi l'e özgü kes i m l i , sonraki Mısırl ı ların kıyafetlerinden oldukça farklı bir giysi giymektedir. 3. Mısır dininin yapısında, açı kça iki ayrı ve farklı ana zem in mevcuttur. B i r yanda, iletişim kuracağı ve böylece hakiki "ölüler diyarı" ya da daha ziyade "Mısır altı dünyas ı " oluşturacağı varsayı­ lan ölü lere mezarlarında tapınmayla çakallar, kedi ler, şah i n ler ve timsahlar gibi sihirli hayvan lara duyu lan saygıyı birleştiren vahşi, çarpık, birçok i lkel efsane ve dini inanç yığın ına rastl ıyoruz. Öte yandan, ni speten son döneme kadar önceki fetiş izm ve ceset ta­ pınması i l e karıştırı lmış gibi görünmeyen, daha yüksek tab iatl ı gü­ neş ve gök tapınmasını b i l iyoruz. Güneş tapınmasın ın ana merkez­ leri Yukarı Mısır'da, Edfu'da ve Delta'da, Hel iopo l i s'teyd i . He­ l iopol is, M ı s ı r'da her zaman ayd ınlanmanın ve l i derl iğin merkezi gibi görünmektedir ve bu iyi bil indiği için İnci l'in "On" diye and ığı yerde, <·> Yahudi kanun koyucu Musa, onların ün iversitesinde (*) Mısır'ın büyük Güneş kültünün merkezi olup Mısır metinleri nde An u denmektedir. (ÇN )


40

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

"Mısırlı ların bütün bi lge l i ği i le" eğit i l m i ş olarak anlat ı l ır. Güneş­ tanrı ların ın, Ra-Harmachis ile Turn'un rah iplerinin fe lsefi kuram­ ları, Hel iopolis'te refonncu Kral Akhunaten'in yönetimi altında, giz­ l i bir Tek Tanrı'nın tüm yeryüzünde hayatın kaynağı olan ısı ve ışığı yayd ığı cennetteki kapı olarak görülen, güneş d i skine tapınan D i sk Tapınıcılarının (XVIII. Hanedan zaman ında) tek tanrı l ı dini dela­ letlerin i ortaya attıkları kaynak gibi görünmektedir. Mısır tarihinde çok erken dönemde Heliopolitan lar, yüksek konumlar elde etti ler ve Ra-ibadeti, (Eski Krall ığın zirvesi , V. Hanedan dönem inde) ön plana geçti ve ilk kez krallar eskiden kalma olan, kraliyete ait "Gü­ neş in Oğlu" unvanı n ı aldılar. O zaman bu, N i l Havzası'na aşağı yu­ karı d ışarıdan getirilmiş bir şey olarak anlaşıl ıyor ve çok kesin bi­ çimde Sami etkisi taş ıyordu. B iri deltanın doğu kıyısında -tam çöl üzerinden erken Sami yerleşim yerinin bulunması beklenen yerde­ diğeri Edfu, Yukarı Mısır bölgesinde Thebard, Koptos ve Hamma­ mat Vadisi güneyinde, ayrıca i l k kral ların ana yerleşim yeri ve en eski Yukarı Mısır başkenti yakınında, iki başl ıca merkez bulunmak­ taydı. 4 . Boylu boyunca ölü gömme adeti, Mısır'a açıkça ikinci ka­ vim ya da x kavm i tarafından getirilmişti . Neol itik M ısırlılar bükü­ lü konumda gömülürlerd i . Eski Bab i l l i ler bildiğimiz kadarıyla boy­ lu boyunca gömü lürlerdi . Daha önce bahsetmi ş o lduğumuz aynı " Stele ofVultures" (Akbabalar dikilitaşı) üzerinde, ölü savaşçıların boylu boyunca gömüldüklerini görüyoruz. <*l Babil'de eski dönem­ den kalma bükü l ü konumda define dair hiç iz yoktur. Warka'daki (Erech) içinde topraktan yapılmış kefen lerde bükü l ü cesetler bu­ lunan mezarlar çok geç döneme aittirler. Mumyalama i le ilgi l i bun­ dan başka bir nokta daha ortaya çıkmaktadır. Neo l itik M ısırl ılar, ölü leri hiç mumyalamamışlardır. Gene l l ikle bükülü cesetleri iske­ letler o larak bulunmuştur. Mumyalanmaları, sadece toprakta tu­ zun koruyucu etkisi nedeniyle olmaktadır. İkinci kavim veya x kav(*)

Resme bakınız.


Mısır, Kaide, Surı)1e. Babil ve Asur Tarihi

41

mi, yine de mumyalama adetini, boylu boyunca gömme ve kefen kul lanımı adetleri kadar açık şekilde getirmiştir. Cilalı taş devrinde M ısırl ı lar h iç tabut ya da kefen ku llanmam ıştır. B una benzer en yakın çözüm kıvrı lmış ceset üzerine ters çevrilen toprak kaptır. Genell ikle cesedin üzerine bir hasır konmuştur. Mısırl ıları ölülerini tabutlarda boylu boyunca gömmeye itenin, Babil ve Asurlu ların mumyalama bi lgi leri olduğu artık açıktır. B i r Asur kralı, bize kral soyundan babasını nasıl gömdüğünü an latıyor: " Mezar içinde, kutsal yere, Krala ait yağın içine, onu yavaşça yerleştirdim. Mezar taşı onun istirahatgah ını belirled i . G irişini güçlü bronzla kapladım, Ve onu büyülü sözlerle korudum . "

"Krala ait yağ", açıkça cesed i çürümekten koruma düşünce­ siyle kul l an ı l m ıştır. Tuz da cesed i korumak için ku llan ı lmıştır. Heredot, B ab i l l i lerin, Mısırlılar tarafından da kullanı lan balla gö­ müldüklerini an latır. Babil yöntem inin Mısır yönteminden daha az yetkin olduğuna kuşku yoktur; ancak yukarıda bahsedi len d i ğer benzerl i k noktalarıyla bağlantılı o larak ele alındığında karşılaştır­ ma i lginçleşmektedir. O halde, M ısır dininin incelenmesi, dinin içinde Sami unsurla­ rını açığa vurur. Hanedana ait erken kültürün neo litik Mı sı rl ılar tarafından b i l inmeyen; ancak eski Babi l'dekine paralel olan bazı nitelikleri olduğunu, Mısır din inde biri köken olarak neolitik insan­ lara ait gibi görünen, oysa d iğeri Sami görünümüne sahip o lan iki unsurun var olduğunu, ayrıca eski Mısır'da, sonunda öncekinin ye­ rine geçen iki defin adeti dizisi olduğunu, bu son törenlerin, bazı ay­ rıntı noktalarında onlardan farklı olsalar da Bab i l ve Asurluların­ kine benzediğini an larız. Sonuç, X ya da fatih kavmin Sami olduğu ve M ısır'a, M ısır dinindeki Sami unsurlarını, i l k olarak tüm Sami uygarl ıklarının Sam i olmayan kaynağı Bab i l'in Sümer sakin lerin­ den türemiş olan kültürü getirdiği olmuştur.


42

M覺s覺r, Kaide, Suriye, Habil ve Asur Tarihi

TELLOH'TA B UL UNAN "AKBABA STELl"NDEN DETA Y


Mısır. Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

43

Ş imdi ortaya çıkan mesele, bu Sam i insanların Mısır'a nas ı l ulaştıklarıd ır. İ k i giriş noktası seçeneğine sahi biz: İ lki, Samilere ait güneşe tapı nmanın kök saldığı yer olan kuzeyde Heliopolis ve ikin­ cisi, güneyde Ed fu'nun kuzeyi nde, güneşe tapınmanın güney mer­ kezi Hammamat Vad isi ve monarşinin kuru luşundan önce Yukarı Mısır Kral l ı ğı'nın başkenti olan H ierakonpolis (Nekheb-Nekhen). Mısırl ı ların atalarının Kızı lden iz sah i linden geldiğini gösteren efsa­ nelerden zaten bahsedi lmişti. Bunlar, Edfu'nun Gök ve Güneş Tan­ rısı Horus i le yakından bağlantıl ıdır. Hemşiresi olan Hathor'un, i ba­ detin merkezi, Hammamat Vadisi'nin ağzın ın hemen karş ısında, Dendera'da bulunan "Horus'un Evi ", "Kutsal Ü lke", yani Abyssinia ya da Kızı ldeniz sah i l i , Ta-neter'den tanrı ların hüneri [paut] ya da eşliği ile gelmiş olduğu söylenmişti. M ısırlılar; her zaman ırk olarak günümüzün Etiyopya ve Soma l i ü l kesi, Punt ya da Puenet ülkesi sakinleriyle bağlantı l ı oldukları şekl inde bir düşüncedelermiş gibi görünmekted irler. XVIII. Hanedan zaman ında (Mısırlı lar); Punt sakin lerinin şeklen, öze l l ik ve kıyafet olarak, ayrıca Mısırl ı lar ta­ rafından en eski zamanlarda bırakı lan; ancak ta rv. Hanedan döne­ mine kadar tanrı lar için ayrılmış olan ufak katlı sakallar uzattıkları için kend i leriyle müth iş derecede benzemekte o lduklarını an lat­ m ı şlard ı . Dahası Punt kel imesi , her zaman, Mısırl ı l arın Puntlu ları yabancı o larak görmedikleri n i gösterir şek i l de, yabancı ü l ke belir­ teci h iyeroglif o lmadan yazı l ı rd ı . Bu, kes i n l ikle Puntlu ları sanki Arab istan'dan büyük bir göçün Afrika sah i l inde çevreyi dolaşan, kuzeye doğru -Hammamat Vad isi'ne ve N il'e- devam eden in­ san ların geride kalan parças ıym ı ş gibi göstermektedir. Günümüz Gal laları ve Etiyopyalıları bu Puntluların torunları olabil ir. O halde, efsanede, Edfu'nun Gök-Tanrısı, Mesniu ya da "Demir­ ciler" i l e birl i kte, N i l Havzası'ndan aşağı kuzey halkını çökertmek için i lerleyen, Dandera yakınlarında büyük bir savaşta onları mağ­ lup eden bir kahramandır. Bu, neo l itik sakin lerle i şgalc i l erin i l k kavgaları n ın yadigarı olab i l ir. Horus'un diğer formu, " Horus, İsis'in oğlu" da, son metinlerde monarşiden önce Mısır'ın hükümdarları


44

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

olarak kend i lerinden bahsed i len -Shemsu-Heru ya da "Boynuzu n İzleyicileri"- h izmetli ler kitlesine sah iptir. Açıkça onlar Manes ha­ nedanlarına karşılık gelmekted irler ya da Manetho'nun "Ruh lar" ı­ na tekabü l ederler ve muhtemelen Hierakonpo l is'in eski kral ları için ayrılmışlardır. Horus'un İzleyicileri'nden "Demirciler" olarak bahsedilmesi çok i lginçtir; çünkü Sami fatihlerin metal ku l lanıcı o larak tan ınmış ol­ duklarını göstermektedir. Gerçekte fetihleri dünya tarihi şafağında şu eski öyküydü, taş kullanıcıların metal kul lanıcı ları tarafından tam alaşağı ed i lmesi ve tabi kılınması, bakı r vasıtasıyla taşı n tarih ön­ cesi çağlara ait azl inin traj edisiyd i . Bu mümkün olab i l i rd i ; fakat eğer " Demirciler" krall ığı kuran Sam i fatihler olsaydı , Mısır'da ba­ kır kul lanımının onların gelişinden önce bir dereceye kadar bil indiği ortaya ç ı kard ı ; zira son dönem neolitik Mısırlı l arı n mezarlarında, "sıra tarih i 3 0"dan "45 "e kadar çok seyrek olarak; ancak sonra­ dan çok daha yaygın şekilde buna rastl ıyoruz. Bu açıkça yayıl­ maya başlıyordu. Yine de " Demirci lerin" Sami fatih ler oldukları ve bu yayı imayı metalden üstün silah larının yardımıyla kendi yöntem­ leriyle başardıkları varsayımı geçici olarak kabul edilebil ir. Hammamat Vad isi yoluyla fatih leri getiren görüşün lehine, i l ­ g i n ç bir keşiften bahsed i lebi l ir. Den-dera'nın hemen karşı s ı nda, Hammamat Vad i s i'n i n ağzında, Koptos'un bulunduğu yerde, ef­ saneye göre, Mesniu i le yerl i ler arasında savaş oldu. Burada 1 894'te, eski tapınağın zemininin altında Prof. Petrie o zaman M ı ­ sır tarihinin en eski dönemine a i t olarak teşhi s ettiği kal ıntı l ar bul­ du. Bunlar arasında bazı ları Tanrı M in'in son derece eski heykel­ leri üzerinde ilginç şekilde çizil m iş ayı, kireç l i ammonit türü ka­ buklar (crioceras-kabukları} , tepeler üzerinde yürüyen fi l ler gibi en i lkel tasvi re sahiplerdir. Onlarla birlikte olan, sadece şimdi I. Hanedan'ın başlangıcı dönemine ait olduğunu b i ldiğimiz, aslan baş­ ları ve kuşların tarzı o zaman b i l inmiyordu . Ancak M in'in heykel­ leri daha eskiyd i . Kireç l i ammonit türü kabuklar, Kızı lden iz'e aitti. Bu heyke l lerde Nil Havzası'na Hammamat Vadisi yoluyla gel m i ş


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

45

olan Kızı lden izli fatih lerin kutsal görüntü lerini ve Koptos'ta onla­ rın varl ığına dair i l k an ıtların dikildiğini görecek m iyiz? Bu müm­ kün olabilir veya Min heykelleri fati h lerden eski ve neolitik kavme ait olab i l ir; çünkü Min ve onun (el-'Amra'dan gelen kayağantaş ı levhalarda bulduğumuz, zaten bahs i geçen) putu, Nil havzasındaki yerl ilere görünmektedir. Ne olursa o lsun, Oxford'da Ashmolean Müzesi'nde elimizde bulunan bu heykellerin ikisinde, belki de dün­ yadak i en eski ibadet görüntü leri bulunmaktadır. M ısır'ın bütün neo l itik sakinlerini, Sami bir kavim tarafından, Hamınamat Vadisi yoluyla Sümer kökenl i bir kültür getiri lerek iş­ gal edi len tek halk kı lan bu kuram, halihazırda genel olarak kabul ed i l mektedir. Yine de sonunda bunu değiştirmek gerektiği ortaya çıkab i l ir. Yukarıda açıklanan sebeplerden, neolitik nüfusun bizzat yerli olduğu ve N i l Havzası'na Hamınaınat Vadisi yoluyla, vad i­ nin ağzından kuzeye ve güneye yayılarak geldiği anlaş ı l ır. Mısır'ı Sami dalganın Heliopolis'in eski güneş-kü ltlerinin muhtemelen ta­ rih öncesi döneme ait Sami yerleşiminin belirlediği Suez'in Isthmus yoluyla işgal etmesinin mümkün olduğu da düşünülebil ir. Öyleyse, metal ku l lanımını getiren Mesniu ya da "Demirc i ler" in köken ola­ rak -çok büyük dereceye kadar olmasa da- kesini ikle bakır kulla­ nım ına aşina o lan Neol itik Sam i öncesi insanlar şek l i nde ad lan­ dırılmaları gerekecektir. Ancak bu kaçınılmaz bir varsayım değil­ dir. Muhtemelen Sami köken l i Mesniu (Demirc i ler) Gök-Tanrısı Horus ile yakından bağlantı l ıdırlar ve Mısır'a Isthmus yoluyla gi­ ren lerden oldukça ayrı, bir başka Semitik akım da pekala Haın­ mamat Vad i s i yoluyla veya eşit derecede ihtimalle ta güneyden Etiyopya dağlarından Nil'e inerek M ısır'a ulaşm ı ş olabil ir. Ta­ neter'den Hathor'un gelişi efsanesi , öyle bir başıboş dolaşmaya atıfta bu lunab i l ir, ayrıca Eski Krallık Dönemi ; M ısırlı larının Punt ülkesi i le H atşepsut'un (Hatshepsut) yaptığı gibi K ızı iden iz yoluy­ la deği l ; ancak Yukarı N i l yoluyla temasa geçtiğini b i l iyoruz. Bu Mesniu (Dem irc i ler'in), Edfu'dan kuzeye doğru Dendera'daki Set kuvvetleriyle muharebesi için yürüyüşüyle tam örtüşür.


46

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Her halükarda, Mısır bağlant ı l ı tarihin baş langıcında, Mısır'da uygarl ığın iki ana merkezine rastl ıyoruz. Kuzeyde Delta'da Hel iopo1 is ile Buto ve güneyde Edfu ile H ierakonpolis. Buralar, meden iye­ tin kalkolitik evresinin başlangıcında kurul muştur, neticede kural­ ların ı kuzeye zorla kabul ettiren; ama ayn ı zamanda başkentleri n i oraya nakleden Yukarı Mısır'ın krallarının süper ord ularınca b i r­ leştiri len Aşağı ve Yukarı Mısır olarak iki kra l lık d iyeb i l i riz. B uto i le Hierakonpolis'in ikiliği gerçekten bütün M ısır tarih i boyunca de­ vam etmiştir. Kral her zaman "İki Ülkenin Efendisi" d iye çağırılırdı ve Yukarı ve Aşağı Mısır'ın taçlarını giyerd i, B uto ile Nekhebet'in yı lanları (Nekhen ya da H ierakonpo l i s'in zıttı, Nekheb'in tan rıça­ s ı ) her zaman b i rleşik kral l ığın simgesiyd i . Bu ikil ik, tıpkı XXL Hanedan dönemindeki gibi ikil iğe ve hanedan öncesi döneme dö­ n üşe yol açt ı . Kuzeyde v e güneyde kültür gel işimi konusunda h e r iki itici gü­ cün de Sami i l ham lardan gelmiş olduğu, ayrıca iki krallığın temel i­ ni kuzey ve güneydeki Sami işgalcilere borçlu o lduğu açıkça görü­ leb i lir. Bu, bir dereceye kadar doğru olabi l i r; ancak ayn ı zamanda H ierakonpol is'te politik kültürün ilk gel işim inin gerçekten Sem itik öncesi kökene sah ip olması çok muhtemeldir. B uto kral l ığı, baş­ kenti den iz kıyısına bu kadar yakın konum ladığı için kökenini de­ nizaşırı Akdeniz bağlantılarına borçlu olabilir. Sonraki Mısır'ın poli­ tik yap ı s ı nda yerl i ve Sem itik öncesi kaynaktan gibi görünen çok şey vard ır. Öze l l ikle ülken i n eyaletlere ayrılması ve organ izasyo­ nu olayında bu böyle görünmektedir. Tarımın geniş çapta uygu lan­ maya bu kadar erken başlanmasıyla sınırların oluşacağı ve Mısır'ın bütün s ı n ı rlarının her sene su baskınında kaybolduğu kendine has koşul larında, sınır çizgilerinin mümkün olduğu kadar daimi şekil­ de, sınır taşlarıyla sabitlenmesinin erkenden denendiği açıktır. Bu yüzden eyaletlerin oluşumunu çok erken zamanlara kadar güven­ le bel irleyeb i liriz. Şimd i eyaletlerin isimleri ve bu sayede ayı rt edi­ len sembol ya da amblemleri bu neden le çok büyük önem taşı mak­ tad ır. Bun lar, ilkel dine ait sihirl i hayvan ların ve daha eski tanrılara


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

47

ait fetiş sembo l lerin neredeyse ti.im fıgürleridir. İ s i m l er, gerçekte Neol itik Mısır kabi lelerinin bölgelerine ait olanlard ır ve sembol leri kab i l eyi şeytan lardan koruyan varlıkların şeki l l erid ir. Ülkenin po­ l itik bölümleri, bu durumda, son derecede eski b i r kökene sah ip görünmekted ir, ayrıca eğer eyaletler Sami işgal leri öncesi bir za­ mana geri giderse, ayn ı şeki ide Güney ve Kuzey krall ıkları da geri gidebilir. B u hanedan öncesi kral l ı klarla i lgili, efsanevi kaynaklar hari­ cinde, çok az şey b i liyoruz. Aha, Narmer ve Khasekheh i u i tarafın­ dan fethed i lmiş Kuzeyl i ler, M ısırl ı lar'a çok fazla benzemez; ancak daha ziyade Sam i ve Libyal ılara benzerler. " Palermo Diki l itaşı " üzerinde, V. Hanedan dönemindeki i lk kral ların gün l ük tarihleri kazınm ıştır, Kuzeyli Seka, Desau, Tiu, Tesh, Nihab, Uatjantj , Mek­ he'n in ilk krallarının bir listesi elimizde bulunmaktad ır. İsimler şeki l olarak i l k çağa aittirler. Onlar hakkında daha fazl a şey b i l m iyo­ ruz. Geçen y ı l B ay C. T. Currel ly, hanedan öncesi krallıkların iz­ lerini bulmak için Buto'da kazı yapma girişiminde bulundu; ancak suyun toplanmas ı nedeniyle çabaları başarısız oldu. Ş imdi o sitede en eski dönemden bir şey kalması, deltadaki koşu l lar Yukarı Mı­ sır'da elde edi len koşullardan çok farklı olduğu için olas ı deği ldir. N i l' in karşı kıyısında H ierakonpo l i s ve el-Kab'de, eski Nekhen ve Nekheb şeh i rlerinin sitelerinde, kazı yapan kişi ler çok başarı l ı olmuşlardı r. Kazı, 1 89 1 -9 y ı l l arı arası nda Quibell i l e Green beyler tarafından yürütülmüştür. Yakındaki tepelerde tarih öncesi defin­ ler bulunmuştur; ancak kal ı ntıların daha büyük bölümü, tapınak harabelerinden toplanmıştır ve 1. Hanedan' ın başlangıcın a kadar, tam olarak Hierakonpolis kral larının Buto Krall ığı'nı ilk keşifleri ve birleşik Mısır monarşisini kurdukları zamana kadar gider. Belki Mısır uygarl ığının en eski mahal lerinden biri o lan eski ta­ pınak, el-Kom el-ahmar, şimdi renginden dolayı "Kırmı zı Tepe" olarak bil inen tepeciğin üzerine kuru lmuştur. En eski tapınağın baş­ l ıca öze l l iği, aç ı kça hanedan öncesi dönemi n sonu civarında inşa ed ilmiş, kumtaşı bloklarından bir duvarla kaplanmış, dairevi bir tepe


48

Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

gibi görünmesidir. Bu tepen in üzerine olas ı l ıkla b i r tapınak inşa ed i l miştir. B u M ı s ır monarşisinin beşiği Nekhen'in eski mabediy­ d i . Yakının da, en erken Firavun çağının en değerli kal ıntı larından bazı ları, büyük törensel topuz-başları, Narmer vazoları ve yine ay­ nı Narmer'i n "Akrep" kalkan lar ya da levhaları, Khasekhemui'nin vazo ve dikil itaşları, ayrıca sonraki dönemden şimdi Kah ire'de bu­ lunan Kral I. Pepi ve oğlunun mükemme l devasa bakır takımları bu lundu. I . Hanedan'ın nesnelerinin çoğu, erken dönem Mısır ka­ l ıntı larının incelenmesi için en iyi merkezlerden biri olan, Oxford' taki Ashmolean Müzesi'nde korunmaktadır. Göreceğimiz gibi Nar­ mer i le Khasekhemui, tüm Mısır'ın ilk krallarından ikisidir. Bu hey­ keli yapılmış ve kazınmış topuz-başları, kalkan lar gibi malzemeler, onların eylemlerinin kayıtları o larak H ierakonpo l is'te aile mezar­ l ığında on lar tarafından tahsis ed i len abidelerdir. Her iki kral da Kuzey l i lere, Hel iopolis'ten Anu ve Delta, karşı savaş açmış gibi görünmekted ir, ayrıca H ierakonpol is'ten bu adaklı k abidelerde çok beli rgin biçimde Semitik yüz ifadelerine sah ip olan Anu'nun yeni l­ gisinin hiyerogl ifle işlenmiş kayıtlarına rastl ıyoruz. Bir kalkanda ya da levhada "Bataklıktan Sadece B iri " (Delta) olarak anı lan Narmer'i, aşağıda d iğer iki Sami "müstahkem mevki koruması" aramakla meşgul uçarken, Sem itik görünümlü bir adamı sopayla döverken görüyoruz. Yukarıda Yukarı M ıs ı r kral ı n ı tem­ s i l eden şah i n fi gürü, arkada " kuzey" olarak okunabi len bir işaret olduğu halde, Semitik başın burnundan geçirilmiş bir ipi tutmakta­ dır; böylece Güneyli kral tarafından, Kuzey ü lkelerinin esir edil­ mesini tem s i l eder. Yukarıda Hel iopol itan Kuzey l i lerin muhtemel Sem itik köken i konusunda söylenenler neden iyle, kuzey ü lkesine eşit biç imde, anlatmakta olduğumuz bu tanınmış abiden in d i ğer tarafında devrilmiş Sem itik Kuzeylidir, kralı tem s i l eden, şahin gi­ bi, boğanın boynuzları tarafı ndan yaralanmış ve toynakları altında çiğnenmekted ir. Kral iyet boğası Sam i lerin çad ırı ya da ku l übesi i çinde tahkim edi lm i ş koruma duvarın ı yıkm ıştır ve tuğlalar dağı­ nık halde sağda solda bulunmaktadır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KA YA GANTAŞINDAN BiR KABARTMANIN iNCELENMESi

49


50

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Kuzeyli lerin Sami kökenleriyle bağlantılı olarak, bu abidenin her iki yanındaki tahkim edilmiş duvarların şekli (iki Saminin korunma­ sına dair bir yanda uçan ve d iğerinde kral iyet boğas ının başkan ını sürüklediği) d ikkate değerd ir. Her zaman olduğu gibi M ısır yazı­ sın da, bu b inaların hiyeroglifi bir plan şekl ini alır. Plan mazgal larla donatılmış, Tel loh, Warka ya da Mukayyar'da bu lutıan lar gibi bü­ yük Bab i l Sarayı ya da Mabedi'ni n duvarlarına benzeyen korun­ cakları göstermektedir. Mısır'da, Abydos'da Eski Kral l ı k kalesi, Shuret ez-Zebib'de, Nakada'da Kral Aha'n ın kabrinde ve eski za­ manın mastaba mezarlarının çoğu duvarında ayn ı tasarım bulunur. B u Mısır i le Bab i l arasında eski bağlantının leh ine bir başka iddia­ dır. Ş imdi Louvre Müzesi'nde bulunan, muhtemelen i l k olarak H ierakonpolis'ten gelmiş olan bir başka adak l ı k kalkan ya da lev­ hanın resmini gösteriyoruz. Bu, Nanner'inkiyle tamamen aynı işçi­ l iğe sahiptir ve şüphesiz bu kral ın bir başka anıtından bir parçadır. Üzerinde aynı konuyu, yani kraliyet boğası tarafından (Semitik görünümlü) bir Kuzeylinin alaşağı edi l iş i konusunu görüyoruz. Aşağıda bir yanda tarif etmiş olduğumuz tipte mazgal larla donatılmış duvarları olan tahkim edi lmiş bir koruncak ve içinde bir aslan i l e vazo, bunun aşağısında bir başka kale v e içinde k u ş bulunmakta­ dır. Bu işaretler iki kalenin isimlerin i ifade edeb i l ir; ancak M ısır imlasının bu erken dönem i henüz bel irlenmediğinden, bunları oku­ yamıyoruz. Diğer tarafta, Yukarı M ı sır'ın Koptos'l u Tanrı Min, Edfu'lu Horus'un şahini, Eshmunen'l i Thot'un ibisi ve Abydos' lu Anubis' i n ipi çeken çakalları sembolleri beraberinde, can landırıl­ mış bir dizi eyalet sancağını görüyoruz, anıtın geri kalan ına sahi p olsaydık, i p i n sonunda bağlı olan bir mahkumu, kralı ya da Kuze­ yin hayvan simgesini görürdük. Kopyasını da yaptığımız bir başka kayağantaşı kalkanda, isimlerinin anl amlarının " İ k i Adam , " " He­ ron, " "Baykuş," " Palmiye" ve " Hortlak" olduğunu düşündüğümüz, yed i Kuzey şehrinden esirlerin sembolik canland ırı l ı ş larını görü­ yoruz.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KA YAGANTAŞINDAN BİR KABARTMANIN ARKA Yüzü

51


52

Mısır, Kaide. Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

" Hortlak Şehir"e aslan tarafından saldırılır, " Baykuş Şehir"e şa­ h i n, "Palm iye Şehir"e eyalet sembolü olan iki şah in tarafı ndan sal­ dırılır ve adını tahmin edemediğimiz bir diğeri bir akrep tarafından açılmaktadır. Çalışan hayvan lar, açıkça Yukarı Mısırl ı ların eyalet ve kabile­ lerini tem s i l ederler. Burada yine Kuzey şehirlerinin mazgal larla donatılmış aynı duvarlarını görüyoruz, ayrıca Kahire Müzesi'nde korunan bu kayağantaşından detay da Narmer'in fetih l erinin anı­ tıdır. Hierakonpo l is'ten gelenlerin aynı arkaik üslupta ortaya ko­ nurlar. Diğer taraftaki hayvan lar şüphesiz Kuzeyin gan i meti n in rolünü temsi l etmekted irler. Quibe l l tarafından bulunan büyük kalkan ya da levhaya döne­ cek olursak, sandal ını taşıyan kişi tarafından takip edilen Hen-neter ya da "Tanrı'nın Hizmetkarı," <'> kral ın, düzenli sıralar hal inde ya­ tan başları kesilmiş ve ayaklarının arasında duran maktul Kuzey­ l i lerin ölü beden lerini görmek için dışarı çıktığını görürüz. Kral eya­ let sancakları resmi geçitinin ard ında gider. Ölü insan ların üzerinde bir tekne üzerinde zıpkına tünemiş bir şahinin sembolik tems i l i bulunmaktadır. Ayrıca Yukarı Mısır'ın kral iyet şahininin Kuzey kapılarındaki mücadelesine gönderme yapan bir kapı ve şahin resmi de vard ır. Topuz başlarındaki tasa­ rımlar Kuzeyin aynı şeki lde feth ine atıfta bulunmaktadır.

(*) Bu sahneye dair yorumunda (Hierakonpolis, i.p.) Prof. Petrie yedi köşeli yıldız işaretinin "kral" anlamına geldiğini varsayıyor ve "Babil'de kral için kullanılan" sekiz köşeli yıldıza benzetiyor. Çiviyazısı alfabede sekiz köşel i yıldız " kral " an lamına gelmez, ancak "tanrı" demektir. O halde yıldızın "tanrı" ve "tanrının hizmetkarı" unvanı anlamına gelmesi gerekir ve bu varsayım doğru olabilir. Hen­ neter, "tanrının hizmetkarı" sonraki günlerde garip türde bir rahibin ad ıydı ve o zaman bir tanrı için sıradan bir işaretle, balta resmiyle, an ıl ıyordu. Ancak ele aldığımız antik dönemde, Babil işareti gibi yıldız pekala "tanrı" yerine kullanılmış olabilir ve Nanner'in sandal taşıyıcısı Hen-neter d iye okunabilir. Kendisi yaşayan tanrı Narmer'in kölesiydi. Aşağı yukarı bütün Mısır kral ları tanrı olarak görülürdü.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KA YAGANTAŞINDAN KABARTMANIN İNCELENMESİ

53


54

Mısır, Kaide, Szıriye, Babil ve Aszır Tarihi

Kral Khasekhemui anıtları bize kend isinin Kuzeyi de fethetti­ ğini ve "Kuzeyli Düşmanlar"ın 47 .209'unu katlettiği n i gösterir. Ölü Kuzeyl ilerin bükü lü hal leri zaman ında müth iş takdir edilmi ş ve es­ kizi çizilmişti, ayrıca şimdi Oxford'da bulunan, Bay Quibell tarafın­ dan keşfedi len kralın heykelinin kaidesi yeniden yap ı lm ı ştır. Bu, çoğu zaman lar kra l lıklar ve insanların hazırlanmakta olduğu, mut­ luluk veren vahşi enerj i çağıyd ı . MÖ 4000 civarı bu türlü an ıtların dönemiydi. KJıasekhemui, muhtemelen Narmer'den daha sonra yaşamış­ tır ve feth inin gerçekte bir yen iden fetih olduğunu düşünüyoruz. Kendisi I I . Hanedan zaman ına kadar geç bir dönemde yaşam ı ş olab i l ir; oysa Narmer tarih olarak 1 . Hanedanın başlangıcına yer­ leştirilmelidir, ayrıca fethi muhtemelen güney ve kuzey iki krallık­ larını ilk b irleştiren fetihtir. Gelecek bölümde göreceğimiz gibi, kend i s i muhtemelen, XVIII. Hanedan ın başlangıc ından bu yana kral l ığın kurucusu olarak kabul edilen, efsanevi "Mena"nın i lginç simalarından biridir ve Avrupa'ya ilk kez Heredot tarafından "Me­ nes" adı ile tanıtı lmıştır. Narmer bu yüzden Hierakonpolis'in eski kralları n ın, Manet­ ho'nun " Ruh lar" ının sonuncusudur. Muhtemelen Abydos'taki kazı­ larda Narıner'den önceki krallardan bir ya da ikisinin isimleri n i yen iden bu l muş olab i l iriz (II . Bölüm'e bakınız); ancak bu kes in deği ldir. Asl ı nda, sadece Güney kral l ı ğının kapanışına kadar efsa­ nevi b i lgisi elim izde bu lunmaktad ı r, ulu Narmer Kuzey l i Anu'yu devirmek için çıktığı zaman, Hierakonpol is'te adakl ık abidelerde kaydettiği ve bütün Mısır tarihi boyunca bundan böyle y ı l l ık "Anu' mm Cezalandırı lması Şöleni " olarak an ı lan kahramanl ığı b i liyoruz. O zaman Mıs ı r i lk kez birleştiri lmiş ve "Beyaz Duvar" l ı kale, Memphi s'in "Hayırlı İkametgahı " aşağıdaki ü lkeye hükmetmek için inşa ed i lm i şti . 1. Hanedan kurulmuş ve M ısır tarih i başlamıştı .


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KA YA GANTAŞINDAN KABARTMANIN, HA YVANLAR! RESMEDEN ARKA TARAFI

55


56

M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi


il.

BÖLÜM

ABYDOS VE İLK ÜÇ HANEDAN

/'I fı sır'ın erken dönem tarihini aydınlatan i lk üç Mısır hane­

:J YL

danının krallarının isimleri, son keşifler yapı lana kadar, tarih yazarlarının tümü tarafından bilgi yetersizliği neden iyle elde tutulup açıklanmamıştır. İ sim ler Abydos ve başka yerdeki kralla­ rın resmi listelerinden alınmış ve Manetho'nun sistemine göre, isimleri aşağı yukarı listedeki lerle uyan hanedanlara bölünmüş ve açıkça en sonunda onlardan türetilmiştir. Dördüncü ve daha son­ raki hanedanlara gelince, çağdaş anıtlarınkilerle kanıtları tamamen uyuştuğu için, kral listeleri nin doğru olduğu açıktır. Ancak ilk üç hanedanın listelerini kontrol edecek hiçbir araç mevcut değildi; çün­ kü IV. Hanedan'a ait an ıttan başka, II. Hanedan Kral ı Send'den bahseden hiçbir çağdaş an ıt bulunmam ıştı . XVIII. i le XIX. Hane­ danların zamanından gelen listeler, en eski hanedanlarla ilgili olma­ l arı çok muhtemel o lduğu için, pek doğru olmayabil irdi. Bu sonuç, şu en eski kralların hiçbir an ıtının şu ana kadar keşfedilmemi ş ol­ ması nedeniyle daha fazla ağırlık kazandı; bu yüzden (eğer herhangi bir zamanda var olmuşlarsa) Mısır'ın hata yarı barbar bir u lus ol­ duğu devirde, on ların sadece efsanevi şahıslar olmaları muhtemel görünüyordu. Manetho tarafından onlara dair anlatı lan basit öykü­ ler bu düşünceyi doğrular görünmektedir. Monarşinin ünlü kuru­ cusu Mena, adının Mısır tarihinin başlangıçlarını anlatan bütün eski edebi raporlarda iz bırakması nedeniyle, genel l ikle tarihi bir sima


58

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

olarak kabul ed ilmektedir; zira Mısır'ı birleştiren ve Memph is'i ku­ ran kişinin ad ının insanların ağzında sürekli olacağı n ı düşünmek doğald ı . Ancak halefleri konusunda böyle hiçbir varsayım, Sne­ feru ve piramit yapıcılarının zamanına kadar, muhtemel görünmü­ yordu. Bu kriti k bir görüştü . Tarihçi lerin bir başka ekolü, l i stelerdeki bütün kralları sadece toptan (en bloc) tarih olarak kabul ed iyor­ du, çünkü M ısırlı lar isimlerini kral olarak kayda geçirmişlerd i . On­ lara göre Teta, Ateth ve Ata, Mena kadar tarih iyd i . Yen i keş ifler görüşümüzü değiştirmiştir v e gerçek, her zaman­ ki gibi karşıt ekollerin arasında bulunmaktadır. Mena'dan sonraki kral lar, aşırı muhal i flerin düşündükleri gibi, tamamen tarihsel ol­ mayan simalar gibi görünmemekted irler; onlardan birkaçının isim­ leri, örneğin 1 . Hanedan'dan Merpeba daha sonraki listelerde doğ­ ru veri lm işti ve diğerlerin i nki ler sadece yan lış okundular, örneğin ayn ı hanedandan Semti'nin adı, liste yapanlarca yan l ı ş okundu. Öte yandan, Mena'nın bizzat kendisi şüphe l i bir isim haline geld i . Mı­ sır'ın eski kral larının çoğunun gerçek isim leri son kazılar sayesin­ de tarafımızdan ortaya çıkarı im ıştır, ayrıca şimdi l iste hazırlayan­ ların XIX. Hanedan konusunda hakl ı ve hatal ı oldukları zaman ı an layabi l iyoruz, üstel ik eserlerinde efsanevi olan ı gerçekten tarih­ sel olandan ayırabi l iyoruz. Çok sık olarak hatalı göründükleri doğ­ rudur; ama öte yandan, bazen beklenmed ik şeki lde hedefe yak­ laşm ışlard ı ve kral lara dair genel sayı ve düzenlemeleri doğru gö­ rünmekteydi ; bu yüzden yine de yakın zamanda keşfed ilen an ıtlar sayesinde bize bild iri len isimlerin düzen lenmesi konusunda yardım için on lara dan ışab i liriz. Manetho'nun yard ı m ı da asla küçümsen­ memelidir; çünkü kend isi kopyacıların kopyacı sıyd ı , yine de araş­ tırmalarım ızı yön lend irmek için kendisinden yararlanab i l i riz ve hanedan ların ortaya çıktığı yerler konusunda her zaman h atasız olmasa da kendisinin hanedanlarla i lgi l i düzenlemeleri yine de kronoloj i k plan ımızın iskeleti olarak kalmalıd ır.


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve A sıır Tarih i

59

Yeni keşifler bizlere kral ların isimlerinden fazlasını sunmuştur. Son zamanlarda öğren i len, önceki bölümde anlattığı mız tarih ön­ ces i çağla i l gi l i gerçekleri tamam layarak Mısır uygarlığının ve sa­ natının başlangıcına muazzam ışık tutmuşlardır. Bu keşiflere yöne1 ik itici güç hanedan öncesi kadar erken hanedan dönemi sitele­ rinde de kazı yapmı ş bulunan M . de Morgan'ı n eserleri tarafından sağlanm ıştır. Bun lar arasında Aha, " Savaşç ı," ad ı n ı taşıyan çok erken dönem krallarından birine ait olduğu kan ıtlanan N akada'da, büyük mastaba mezarı vard ı . Bu mezarın duvarları daha önce bahsedilmiş o lan eski Bab i l sarayları ve Kuzey l i l erin kalelerinde­ kine benzeyen, mazgal l ı siperlerle donatı lmıştı. M. de Morgan, Neolitik kal ıntı tarla, Nakada'daki kabrin ait olduğu, Mısır uygarl ığı­ n ın daha geç arkaik dönemindeki kal ıntı lar arasındaki farkı erken­ den fark ett i . Mısır'ın i l k çağa ait kal ıntı ları hakkındaki büyük ese­ rinde (L 'Age des Metaux et le Tombeau Royale de Negadeh) , kendisi yazdığı zamanlar bulunmuş olan I. Hanedan'ın kal ıntılarını anlatm ıştır. Aynı i l k çağa ait dönem in ve hatta daha önceki tarihin kal ıntı ları, zaten ifade edi lm i ş olduğu gibi, Prof. Flinders Petrie ta­ rafından, Koptos'ta, Hammamat Vadisi ağzında keşfedi l m iştir. Ancak Prof. Petrie bulduğu büyük Tanrı Min heyke l l erin i n çağın ı doğru o larak teşh is ettiyse de, Bal las ve TCıkh'tan ç ıkan "Yeni Ka­ vim" kal ıntı larını yanlış tarihlendinnesinin sonucu olarak, ayn ı za­ manda i l k çağa ait kalıntı lardan birkaçını -örneğin Koptos'ta bulu­ nan aslan lar ve şahin leri- kendisi V l l . ve X. Hanedan lar arasına tarih lendirme hatasına düşmüştür; oysa şimdi on ların Abydos'taki daha sonraki keşiflerin ışığında 1. Hanedan'ın daha erken dönemi­ ne, Narıner i le Aha zamanına tarih lendirileceği an l aşı lab i l ir. B ize ilk üç hanedan ın tarih ine dair b i l d iğimiz şeylerin çoğunu anlatan Hierakonpolis'te Bay Quibel l'inki lerle birlikte (zaten an lat­ mış olduğumuz) Abydos'taki bu keşiflerd i r. Abydos'ta s iteye i l k giden k i ş i Prof. Petrie deği ldi, b u alan daha önce Fransız eski Mısır bil imcisi M. Amelineau tarafı ndan kısmen araştırı lmıştı . M. Ame­ l ineau'nun kazı ları, yine de tam an lam ıyla b i limsel yöntemlerle yü-


60

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

rütü lmemişti ve sonuçları yetersiz biçimde, çok az fotoğrafla ya­ yın lanmıştı, dünyada en iyi olan larla kıyaslanınca şüphesiz M . Amel ineau'ye çalışmaları neden iyle tam övgüde bulunam ıyoruz. Prof. Petrie'n in yayı n larının s istemi genell ikle adil o larak eleşti­ rilmiştir; ancak kend isi en azından her yı 1 bizlere ne yapmakta ol­ duğunu anl atır ve rastlad ığı her şeyin fotoğrafların ı gösterir. Bu nedenle Abydos'taki, çığır açan keşifler, M. Amel ineau'n un adı onlarla bağlant ı l ı olarak nadiren duyulmasına karşı n, en çok Prof. Petrie'n in adıyla b irleştiri l i rler. Esasen, M . Amelineau yine de, Abydos'ta eski kral ların mezarlarını ilk kez kazm ış ve sonradan Prof. Petrie ve Bay Mace'in üzerinde çal ıştıkları mezarların ço­ ğunu keşfetm iştir. Yine de, en önem l i bil imsel sonuçların pek ço­ ğu bu sonuçları s ı n ıflandırmaya i l k kez giri şen daha sonraki ka­ şifler tarafından elde ed ilmişti . Fakat bu sınıflandırmanın bilim dün­ yası tarafından tam olarak kabu l edi lmed iğini de eklemem iz gere­ kir. Mısır'ın en eski krallarının mezarlıkları, Abydos'un arkasındaki tepelerde bulunan büyük körfezde ana mezarl ığın güneybatısına doğru kurulmuştur. Her dindar M ısırl ının, burada kutsal Abydos'ta, öl ümden sonra ebed i istirahatte olmayı dilediği yerde, eski kral lar gömü lüdür. Manetho tarafından sömürgelerinin i l k mevkisinin günümüzde Grirga olarak ad landırı lan yerleşim yerinden birkaç mil uzaklıkta bulunan ( e l-Birba) Abydos yakınındaki bir şehir o lduğu söylenmiştir. Bu gerçek olab i l ir; ancak henüz bunu doğrulayabil­ m i ş deği liz. 1. ve il. Hanedanlar'ın Thin ite kökenine dayandırıl­ maları, belki de sadece bu hanedan ların krallarının Thi n ite eyaleti içinde bulunan Abydos'ta gömülü olmaları yüzündendi . M anetho on ların Abydos'ta gömülü oldukları n ı b i l iyordu ve bu yüzden dü­ şünmeden orada yaşadıkları sonucuna vardı ve on lara "Th i nite'ler" adını verdi. Köken lerine dair gerçek yerleri, Güneyde hanedan öncesi dö­ nem kral l ığın ı n merkezinin bulunduğu, H ierakonpo l i s olmal ıdır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

61

Saklı Hanedan şüphesiz Manetho'nun dediği gibi Memphisli kö­ kendeydi . iV. Hanedana ait hükümetin merkezinin, piramit inşa­ cısı kralların gömü lü olduğu Memphis'te olduğu kesindir, ayrıca en azından, iki Sak l ı Hanedan kralının mezarlarının Memphis me­ zarl ığında (Sakkara-Medfim) bulunduğunu bil iyoruz. Belki bu du­ rum üzerine hükümet merkezi Sakl ı Hanedan'ın ilk kralı tarafın­ dan, Hierakonpo l is'ten Memph is'e taşınm ıştır. O zamandan beri, krallar Memph is mezarl ığına gömülmüşlerdir. Memphis ile Abydos'un iki büyük mezarlığı köken olarak, son­ radan her ikisini Busirite Tanrı Osiris ile ilişkilend irdiğimiz, iki Mı­ sırlı ölü ler tanrısı Seker ile Khentamenti'ye ait ibadet merkezle­ riydi. Abydos da geceleyin mezarların etrafını kolaçan eden ça­ kal, ölülerin hayvan tanrısı Anubis'in tapınma merkeziydi . Anubis i le Osi ris-Khentamenti, "Kendisi Batıda olan ", Mısırlıların zihin­ lerinde Abydos'un koruyucu tanrı ları o larak birleştirilmiştir. Ölü­ lerin başl ıca Güneyli tanrı ları olarak bu tanrılara tapınma ve Gü­ neyde Abydos mezarl ığının üstünlüğü, şüphesiz 1. Hanedan dö­ neminin öncesi zamana kadar gider, bu yüzden Abydos'ta keş­ fedilen hanedan öncesi Hierakonpolite krallığına ait kral defin leri bizi şaşırtmazd ı . Prof. Petrie gerçekten Abydos'taki o dönemin kral iyete ait hakiki kal ıntılarını keşfetmiş olduğunu iddia eder; an­ cak bu vardığı sonuçlardan en az kesin olanı gibi görünmektedir. "Ro", " Ka" ve " Sına" isimlerinin (eğer bunlar isimse ki bu da şüp­ helidir) Abydos'ta gömülü olan Hierakonpol is'in eski kral larına ait olduğunu kesin olarak ifade edemeyiz. Öyle olabilir; ancak bunu gerçek olarak kabul etmeden önce, daha fazla kanıt bulmamız gerekir ve henüz bu tür bir kanıt yoktur. Kesi nlikle Abydos'ta gömülü olan en eski krallar kuzey ve güneyin birleşik krall ığının ilk hükümdarları, Aha ve halefleri, gibi görünmekted ir. N'armer tem­ sil edilmemiştir. Abydos'ta gömülmeyip Hierakonpolis mezarl ığın­ da gömü ldüğü doğru olabilir. Bu, krallığın birleşmesine dek güne­ yin krallarının Abydos'ta gömülmediklerine işaret edebilir.


62

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

._ _ __ ��--- ------- --..._, .... _

PROF. PETRIE'NIN ABYDOS'TA KI KAMPI. 1 901


Mısır, Kaide, Surı)1e. Babi/

ve

Asur Tarihi

63

Aha'nın b i r d i ğeri Nakiida'da olduğu gibi Abydos'ta d a b i r me­ zara sah ip olması garip görünmektedir; ancak bu M ı sır'da b i l in­ meyen bir olgu deği ldir. Cesetleri gerçekten başka yerde gömü lü olan birkaç kralın, her ne kadar bunu kullanmayı terc i h etmeme ihtimal leri olsa da son i stirahatgiih larının Osiris'in kabrine yakın olabilmes i için Abydos'ta ikinci mezarları vard ı . 1 1 1 . Usertsen (ya da Senusret) bunun tipik bir örneğid i r. Kendi s i gerçekte kuzeyde İ l lahun'da bir piramitte gömü l üydü ; ancak hiç i şgal etmediği ve muhtemelen i şgal etmeyi hiç düşünmediği Abydos'ta kayal ı klarda kendi s i için oyulmuş büyük bir kaya mezarı vard ı . Aha'n ın sadece Nakiida'da büyük mastaba mezarı deği l, aynı zamanda Abydos'un büyük mezarlığında da mezarodası olduğu zaman larda, Mısı r ta­ rihinin ta başlangıcında tamamen aynı şeye rastlıyoruz. En eski dönemden diğer krall arın da başka yerde ikinci mezarları olabi l ir. Abydos'ta eski mezarların h i çbirinde kralların olduğu düşünülen ceset bulunmaması d ikkate değerdir. M . Ame l i neau, sonraki alemde krala h izmet etsin ler diye, krala ait odanın çevresine gö­ mülmüş ve en iyi ihtimal le kasten boğulmuş hizmetl i ya da kölele­ rin cesetlerini bulmuş; fakat krallara ait h içbir cesetle karş ı l aş­ mamıştır. Prof. Petrie, öyle olduğunu gösterecek h içbir şey olmasa da, kraliyet kan ından olması ihtimali o lan bir kadın mumyanın ko­ lunu bulmuştur. Bunlarla birl ikte bulunan peruk örgüsü ve perçe­ minin kraliyet mumyasına ait olması gerekli değildir. Bu yüzden Abydos'taki bu mezarların -esasen Aha'n ın olduğu gibi, H iera­ konpol i s ya da başka yerde gömülmüş o lması muhtemel- en eski kralların gerçek nihai istirahatgahları olmaması oldukça muhte­ meldir. Newberry ve Gtarstang, Mısır 'ın Kısa Tarihi adl ı eser­ lerinde, Aha'nın gerçekte Abydos'ta gömülü olduğunu ve içinde nesneler bulunan ve onun adını taşıyan -M. de Morgan tarafın­ dan Nakada'da bulunan- büyük mezarın, esasen onun olmadığını ; ancak i s m i Abydos i l e Nakada'da bulunan, A h a ile birli kte olan Neit-hetep adl ı kral iyet soylu prensese ait olduğunu düşünüyor­ lar. Ancak görüş, tersi düşünü ldüğünde de eşit derecede geçerli-


64

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

dir; Nakada türbesi aynı şeki lde Aha'nın ve Abydos'taki Neit­ hetep'in de olabil ir. Newberry ve Garstang tarafından, Narmer'in kızı ve Aha'n ın karısı olduğu san ı lan Neit-hetep'in açıkça Aha ile yakından bağlantısı vardı ve kendisi Nakada'da onunla birl ikte gömülmüş ayrıca onunla birlikte Abydos'ta anı l mıştı . <*> XIX . Hanedan'ın liste hazırlayıcı larının ve Manetho'nun Abydos me­ zarlarının kralların gerçek mezarları o lduğunu düşünmeleri muh­ temeldir; ancak yanılmış olmaları imkansız değildir. Abydos'taki kraliyet mezarlarına dair bu görüş büyük ölçüde, M. Amel ineau ile Prof. Petrie'n in eski kralların gerçek mezarla­ rını bulmadıklarını; sadece Abydos'ta anılarına yapı lan "mezar­ larını" bulduklarını kuvvetle savunan, M. Navil le'n in görüşü ile benzeşir. Bu yüzden 1. Hanedan'ın şimd iye kadar keşfedi len tek gerçek mezarı, M. de Morgan tarafından bu lunan, Nakada'daki Aha'nın mezarıdır. Hizmetli kölelerin Abydos mezarları çevresine gömülü olmaları; kabirlerin sadece anıt olduğu, kral ların gerçek mezarları olmad ığı görüşüne engel deği ldir. Krala ait ruh lar, el­ bette büyük Osiris'in yanında olmak için Abydos'taki anıtsal oda­ l arı ziyaret edeceklerdir ve ruhani hizmetliler de efendi lerine baş­ ka yerde olduğu gibi Abydos'ta da gerekl i olacaklardır. Abydos mezarları i le ilgili bu değişti rilmiş görüşün M. Ame­ l ineau'nun keşfinin ve sonrasında Prof. Petrie tarafından yürütü­ len daha ayrıntıl ı araştırmaların önemin i en ufak derecede azalt­ tığı düşünülmemelidir. Bu an ıtlar, tarihi amaçlar bakımından ger­ çek mezarların kendi leri kadar değerlidirler. Bu ilk çağa ait kral­ ların bizzat gerçek cesetlerini bulmamız asla mümkün deği ldir. Na­ kada'da Aha'nın mezarı geçm işte tamamen yağma edi lmiştir.

( *) Aha'nın kızı olması ihtimali olan Bener-ab (Canan) isimli prenses, gerçekte onun Abydos'taki mezarının yanına gömülüydü.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

AB YDOS'TA KRAL DEN'IN MEZAR/ Yakl�ık MÖ 4000

65


66

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1. ve il. Hanedana ait kralların Abydos'taki an ıt mezarları, bü­ yük mezarlığın güneybatısında yer alan körfezin içindeki uzak te­ pelerde bulunur. M evcut görünümleri -mevkinin adı n ı günümüz Arapça isminden alan Umm el-Ga 'ab, "Çömleklerin Anası "- kır­ mızı toprak kap ların kırıntılarından o luşan yığınlarla kap l ı kum tepeciklerinden o luşan çölünküne benzer. Ökçelerin altında bu çömlek kırıklarından bazılarını kırmadan bir adım i lerlemek im­ kansızdır. Bun ların ve XIX . ve XXVI. Hanedanlar arasında eski kral ların ve mezarın ın, korsanlar tarafından yerleştirilmiş olduğu sanı lan, Ulu Tanrı Osiris'in anısına hatırlatıcı remiz olarak buraya ithaf o lunmuş, genelde kaba kırmızı topraktan sayısız küçük vazo­ nun kal ıntısıdır.

Bu daha sonraki kırıntı larla karışanlar, kral ruhlarının Abydos' taki evlerini ziyaret etmeleri gerektiği zaman ferahlamaları ve zevkl eri için, şarap, yiyecek içecek doldurulan ve mezarlara yer­ leştiri len, orij inal I. Hanedan vazolarının parçalarıd ı r. Bunlar me­ zarlar talan edi l diği nde fırlatılıp atılmış ve parçalanmı ştır. Kimi yerlerde kum içinde, büyük tuğlalardan dört duvarın yüksel i ş iyle dört köşe bir oda oluşturan, kumla yarı dolu ufak çukur görül­ mektedir. Bu 1. Hanedan ile i lgili, krala ait mezar odalarından biri­ dir. Kral Den'inki yukarıda resimlerle gösterilmiştir. Zemin sevi­ yesinden içeriye düz bir merdiven inmektedir. Mezarların birkaçın­ da tahta kirişlerin orij inal döşemesi halen korunmuştur. Den' in me­ zarı hepsinin en görkemlisidir, zira granit bloklardan oluşan bir ze­ mini vardı r, bu kadar erken çağda inşaat için taş kul lanımının baş­ ka hiçbir örneğinden haberimiz yoktur. Neredeyse her mezar bi­ linmeyen bir dönemde yanmıştır. Tuğla duvarlar yan ıp kızarmıştır ve su mermerinden yapı lan vazoların çoğu yanarak toz haline gelmiştir. Bu belki de bilinmeyen bir düşmanın i şidir. Gen iş karmaşık mezarlar, kralın ruhunun kul lanı m ı için gerekli olduğu düşünülen şeyleri depolamak üzere ku l lan ılan, ana oda etrafında daha küçük odalar dizisine sahiptir. Bunlardan kuşku­ lanacak en ufak bir sebep b i le bulunmad ığı için, bize en i l ginç ge-


Mısır. Kaide. Sıır(ve. Babil ve A sıır Tarilıi

67

len i kasten öldürülen ve ölü kral, Abydos'a geldiğinde ruh larının hemen oracıkta olması için kral odasının etrafına gömü len köleler­ d ir. Bu şekilde her zaman, mezarda depolanmış yiyecekle ve so­ rumlulukları altına veri lmiş diğer şeylerle ona hizmet etmeye hazır olacaklard ı . Şarap, tah ı l ve d iğer gıdalarla dolu büyük vazolardan yığınla vardı, bunlar içindeki leri korumak için yağ kitleleriyle kap­ lanmıştı ve kon ik kil kaplamayla korunmuş, krala ait sil indir mühür ile müh ürlenmiş, topraktan tıkaçla tıpalanmışlard ı . Mezardaki ha­ yalet yaşam için gerekl i olabi lecek tah ı l siloları, sığır eti sandıkları, topraktan tabaklar, bakır tavalar ve d i ğer şeyler vard ı . Kuşkusuz ölü kralın sonraki dünyada yen iden görmekten memnun olacağı, hayatı boyunca kullandığı sayısız küçük nesne; oymal ı fi l d i ş i ku­ tular, sürme öğütmek için küçük yassı taşlar, altın düğme ler, mo­ del aletler, altın baş l ı öze l tasarım vazolar, fi ldişi ve topraktan bib­ lolar ve d i ğer sanatsal nesneler, Kral Den'in fi ldişi mücevher ku­ tusunda altından ferman mührü ve benzerleri, kral ın barışta ve sa­ vaştaki zaferlerinin anıtları, yen i binaların kurul uşunu, tanrıların onuruna yen i d i n i bayramların tesisini, saraya krala ait yay ve mızraklı esirlerin getiri lmesini, Kuzey ü lkesinin halkının yeni lgisini kutlayan kayıtlar içeren küçük fi ld işi plakalar vardı. Mısır monarşisinin erken dönem i n i n tarih i n i yeniden düzen­ lememiz için bize bu kadar yararı olan bütün bu şeyler, Abydos'ta kral efend ilerinin boş mezar odaları çevresine cesetleri gömü len ölü kölelerin koruması altına bırakılmıştı. Kral ın h izmetl ileri n i n öldürülmesi ve mezara kon u l ması, çok fazla antropoloj i k i lgiyi uyandırdı; zira zamanın usul lerine can l ı bir ışık tutuyord u. İ l k çağdaki Mısırlı ların yarı barbar insan lar o larak çocukça düşünce tarzların ı gösteriyordu . Kral ölüydü. Bütün kral­ l ığına karşın bir insand ı ve hiçbir insan bu dünyada ölümsüz deği i­ d i . Ama buna rağmen insan gerçekten nas ı l öleb i l i rd i ? Gölgeler, rüyalar, i lkel düşüncen in açıklayamad ığı bütün fenomen türleri görünüşte çürüyebilse de ölemeyen ve yine yaşamaya devam eden bir ruhun var olduğu inancını teşvi k ed iyordu. Tamamen ölme


68

Mısır, Kaide. Sıırı)ıe, Babil ve Asıır Tarihi

düşüncesi düşünü lemezd i . Ayrıca bu ruh yaşamay ı nerede sürdü­ rüyordu? İçtek i ruh, bedenin koyulduğu mezardan başka nerede yaşayabi l i rd i ? Hiç şüphesiz ruhun beden in koyulduğu mezarda yaşamaya devam ettiğine inan ı l ıyordu. Her ruh, beden iyle bera­ ber bir eve sah ip o lduğuna göre, kuşkusuz tüm ruhlar birbirleriyle mezardan mezara i letişim kurabi l iyordu. Ayrıca bu yüzden orda, mezarlardan oluşan Mısır yeraltında, içinde ölü Mısırlı ları n hala yaşadığı ve var! ığın ı sürdürdüğü bir mezarlar dünyasının varl ığına dair bir inanç ge l işmiştir. Daha sonra Işık Tanrısı'n ın içinde gün­ düzleri gökleri geçtiği güneş kayığın da, güneşin doğuşu ve batışı arasın da, bu ölü ler alem i nden geçtiği ve dürüst insan ların ruh ları tarafından kendisine eşl i k ed ildiği düşünü ldü. Ancak bu inancın, 1. Hanedan dönem i n i n düşüncelerinde henüz hiçbir izine rastlamı­ yoruz. Bütün görebild iğimiz, ruhlar yeraltı dünyası n ı n labirentle­ rinden mezardan mezara geçebi l irlerken, ölü lerin sahu ya da ce­ setlerin i n mezarda müthiş görkem içinde oturduğuna inan ı ld ığıd ır. Bu korkunç ölüler ülkesinde ölü bir Tanrı, Abydos'l u Osiris hü­ küm sürüyordu. Bu neden le Abydos'taki mezarl ı k, yeraltı dünya­ sında, bu ü lkenin vatandaşı olmayan tüm ruhların hükümdarlarına saygı larını sunmaya geld ikleri mezarl ıktı. Bu şeki lde varlıklı insan orada gömülemem iş olsa bi le, kendisine bu mezarl ı kta bir tür pied­ a-terre (zaman zaman kalınan yer) olarak anıtsal bir kitabe edi­ neb i l i rd i , baş l ıca yerel vatanseverl i k i le bağlantı l ı sebeplerle dün­ yevi ikamet şehrine yakın gömülen kral için ikinci bir mezar, kendi­ sini Abydos'a ge lmek memnun ettiğinde içi nde ruhunun ikamet edebi ldiği Osiris'in şehrinde muhteşem bir konak, inşa ed i l ird i . H iç kimse gıdasız yaşayamazd ı v e yerin altında yaşayan insan­ lar, yiyeceğe yerin üstünde yaşayan lar kadar ihtiyaç duyuyorlard ı . Kral türbesi b u şeki lde, kralın ruhunun ku l lanımı için, büyük miktar­ da dünyev i gıda ile ve gördüğümüz kadarı i l e d iğer şeylerle de donatılmıştı. Aynı koşu l ların, Abydos'taki kral istirahatgahı için de sağlanması gerekl iydi . Ve her iki durumda da, i ster Nakada'da ger­ çek mezarında i ster başka yerde, ister Abydos'ta ikinci mezarın-


Mısır, Kaide.

Sıırı)ıe,

Rabi/

ve

Asıır Tarihi

69

da olsun, kral iyet köleleri bütün koşu l lara özen gösterme leri ve kral ın ruhuna hizmet etmek için gerekl iydi ler. Ruh lar, sadece ruh­ lara hizmet edebil irdi; bu yüzden kölelerin ruhu hazırlanmal ıydı . Bu kolayca yap ı ldı, efend i leri ölünce onlar da öldüler ve kendisini me­ zara kadar takip ett i l er. Kuşkusuz; bu i lgi l i herkese, başka herkes kadar kö lelere de mükemmel biçimde doğal görünüyordu. Ancak bu, birçoğunun hayatın değeri hakkı ndaki fikrin i gösterir. Yaşa­ yan bir şey bu dönemde cansız bir şeyden neredeyse hiç ayrıl­ m ıyordu. En eski M ısırlı lar kölelerini, şarap kavanozları ve tah ı l sandıkları i le birlikte gömdükleri kadar doğal biçimde, kra l l arıyla gömerlerd i . Her ikisi belirli bir nesne i le gömül ürlerd i . Kölelerin gömülmeden önce ölmeleri gerekiyordu; fakat sonra kralın ken­ disinin de. Onları n hepsi zaman ı gel i nce ölmeliydi. Ve onların fi i l i o larak öldürülmesi bir köpeğin öldürü lmesinden h i ç de daha kötü değildi, altın düğmelerin ve fildişi kutuların "öldürülmesinden" hiç de daha fena değil d i . Zira düğmeler ve kutu lar kralla göm ü ldük­ l eri zaman, sadece tıpkı köleler kadar ölüydüler. Diğer hayattan ayrı olarak -insan- h ayatının kutsal lığına dair belki de hiçbir fikir mevcut değildi. Kralın ruhu ruhani hizmetlilere ihtiyaç duyuyordu ve onlar gayet tab i i o larak temin edi liyordu. Ancak uygarlık gel iştikçe, M ısırl ı l arın bu konudaki fikirleri de­ ğişti ve eski dünyanın daha sonraki çağlarında, muhtemelen halk­ ların en insancı l ı oldular, gerçekte Yunan l ı l ardan çok daha fazla insanc ı l d ı lar. Kültürlü Helenler savaş esirlerini teredd ütsüz ö ldü­ rürlerd i . Siracusa'da Atina ordusunun tes l im olmasından sonra, Mkias i l e Demosthenes'in idamına kim üzü lmemi ştir? Bunu Ap­ pomattox'ta Grant'ın Lee'n i n k ı l ıcını bile almay ı reddetmesi i l e karşı laştırd ığımızda, b u konularda n e kadar ilerlediğimizi anl ıyoruz, Gyl i ppus i l e Siracusa' l ı lar 1 . Hanedan Mısırlıları kadar çocuktular. Ama Gyl ippus zamanının M ı sırlı ları, muhtemelen rasyonel insan­ l ık yönünden Greklerden çok daha i l eriyd i ler. Amasi s rakibi Ap­ ries'i el ine geçi rd iğinde, kendisini idam etmedi; ancak onu tahtında yard ımcısı olarak tuttu. Apries ondan kaçtı, Yunan l ı korsanlara


70

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

katıldı ve yüce gönüllü rakibinin üzerine yürüdü. Yen i lgisinden ve M omemph is'te öldürülmesinden sonra, Amasi s kend i s i n e mü­ kemmel bir cenaze töreni düzenled i . Yen ilmiş rakibe karşı bu yü­ ce gönü llülüğü örneğin Asurluların vahşeti i le karşı l aştı rdığımız zaman, sonraki Mısırlıların insan lık yolunda ne kadar i leri gittikle­ rini anl ıyoruz. Eski, köleleri öldürme adeti ilk önce daha küçük kab i le rei sleri­ nin ölümü durumunda terk edildi; ama bunun kral söz konusu olun­ ca, hatta XI. Hanedan dönem ine kadar geç bir süre için b ile, muh­ temel varl ığını sürdürdüğünü görüyoruz. Tebl i ler için, Kral Neb­ hapet-Ra Mentuhetep'i n cenaze töreninde kullanılan mabedin çev­ resinde ve an ısına yap ı lan merkezi p i ramidin etrafında haremin­ den birkaç hanım gömülmüştü . Hepsi bir aynı anda gömüldüler ve hepsinin öldürülüp, sonraki alemde birlikte olmaları için, kralın çev­ resine gömü ldüklerine çok az kuşku duyu labil ir. Ruhlara dönüşen bu hanım ların her biri ile birlikte, küçük maket kefen içine yerleş­ tiri lmiş ve balmumun dan yap ı lmış bir parça insan figürü gömül­ müştü. Bu hanımın kendi kölesinin yerine geçecekti. Sonraki alem­ de krala eşlik etmeye giden hanımın, kendi hizmetli s i ne de sahi p olması gerekiyordu. Ancak, krala a i t o lmadığından, gerçek bir kö­ le, hanım için öldürülmem işti, kendisi sadece beraberinde bal mu­ mu figürünü götürmüştü . Figür, alben isi ve sihiri sayesinde ondar: i sted iğinde gerçek köleye dönüşecek ve "İşte buraday ı m . " d iye cek, ardı ndan hangi iş ondan i stenirse yapacaktı . Kölelerin ger­ çekten öldürü lme ve gömülmeleri kralın ölmesi haricinde terk edi l­ d i ve "Cevap Vericiler" adı veri len ve yukarıda anlatı lan lar gibi küçük figürler daha çok taştan ve üzerine ölülerin ismi kazı l ı ola­ rak, ölülerle birlikte defned i l i rlerd i . Onlara "Cevap Verici l er" de­ nird i ; çünkü ölü efendi ya da sah ibelerinin çağrılarına cevap verir­ lerdi ve sihirli güçler vasıtasıyla ruhani hizmetli leri olurlard ı . Daha sonra taştan olduğu kadar tahta ve ci lalı fayanstan imal edi l d i l er. Bu vesi leyle daha sonraki çağda, daha mükemmel insanlar, d i[�er­ lerin i n ölümüne aldırmayan i lkel insandan ayrılmaya uğraşıyordu .


Mısır, Kaide, Suriye,

Ba bil ve Asur

Tarihi

KONiK VAZO TIKAÇLARJ

Abydos'tan. /. Hanedan; yaklaşık MÖ 4000

71


72

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Umm el-Gra'ab'daki kazıların sonuçları antropoloj ik olarak i l­ ginç ve tarihsel olarak önem l iyd i . Burada bilimsel an laşmazl ıkla­ rın ayrıntılarıyla okuyucuyu yorman ın gereği yoktur; yap ı lan işin kesin sonuçlarının, okuyucunun huzuruna kısaca ve açıkça getiril­ mesi yeterl i olacaktır. Amelineau ve Petrie ikinci mezarları tespit etm işler ve Mısır'ın aşağıdaki ilk çağa ait krallarının isimlerin i bel irlem iş lerdir. Onları açık tarihi sıralarıyla veriyoruz.

1 . Aha Men (?). 2 . Narmer (ya da Betj u mer) Sına (?). 3 . Tj er (ya d a Khent). Besh . 4. Tj a Ati. 5.

Den Semt i .

6. Atj ab Merpeba. 7.

Semerkha Nekht.

8 . Q a Sen . 9. Khasekhem (Khasekhemui) 1 O. Hetepsekhemu i . 1 1 . Raneb. 1 2. Neneter. 1 3 . Sekhemab Perabsen. Prof. Petrie, Yukarı Mısır'ın Hierakonpolite hanedanı na, başka iki ya da üç isim daha vermiştir. Mena ve 1. Hanedan zamanından önce ortaya çıktıkları için kendisi bu hanedana "O. Hanedan " adını verm iştir. O . Hanedan yine de hanedan deği ldir ve ne o lursa olsun " hanedan öncesi " bu hanedana " l . Hanedan" demeyi terci h ediyo­ ruz. " Hanedan Eksi B ir" isimleri yine de problemli olarak kalmıştır ve şu an için, varsayılan kral isimleri, Prof. Petrie'nin Mena'dan


Mısır.

Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

73

önce saltanat sürmüş olan Yukarı Mısır'ın iki kral ına ait olduğunu düşündüğü "Ro" ile " Ka" (Men-kaf)'nın yeri konusunda kararı as­ k ıya almak daha emn iyetli görünmekted ir. Kral " Sına" ( " B i rleşti­ ric i " ) muhtemelen Aha ya da Narmer i le, daha muhteme l i son söy­ lenenle, aynıdır. Mısır bi limci lerinin bu on üç kralın kim l iğ i n i be­ l irlemek için kral lar l i stesinde Mena'nı n halefleri ve Manetho'nun 1 . ve II. Hanedan ı ile araştırma yaptığı süreci ayrıntılı anlatmaya gerek yoktur. Prof. Petrie'nin şahsen inanmaya eği l i m l i olduğu ölçüde, gerçekten b ütünlükle yap ı lmam ı ş olsa da çal ışma çok başar ı l ı olmuştur. ilk tespit, M . Amelineau tarafı ndan bulunan bir vazo detayındaki Semti ve Merpeba isimlerinin gerçekte l i steler­ deki Hesepti i le Merbap, Manetho'nun Ousaphai"s ve M ieb is kral­ larına ait isimler olduğuna işaret eden Gottingen l i Prof. Sethe tara­ fından yapı l m ı ştır. Mükemmel biçimde kesin kimlik saptamaları şunlardır: 5 . Den Semti = Hesepti, Ousaphals, 1 . Hanedan . 6 . Atj ab Merpeba = Merbap, Miebis, 1 . Hanedan . 7. Semerkha Nekht = Shemsu or Semsem (?), Semempres, 1. Hanedan. 8 . Q a Sen = Qebh, Bienehhes, 1 . Hanedan. 9 . Khasekhemui Besh = Betj u-mer (?), Boethos, I l . Hanedan . 1 0. Neneter = Bineneter, Binothris, 11 . Hanedan . Abydos kral larından altısı bu şeki lde l i stelerdeki ve Manetho' daki isimleriyle teşh is edilmişlerdir; daha sonraki l i ste yapımcıları tarafı ndan isimleri bize bozuk formda veri len, en eski Mısır hü­ kümdarlarından altısının gerçek isim lerin i bil iyoruz. Prof. Petrie bundan başka (4) Tj a Ati'yi Ateth ile, (3 ) Tj er'i Teta ile ve ( 1 ) Aha' yı Mena i le bel irliyor. Mena, Teta, Ateth, Ata, Hesepti, Merbap, Shemsu (?) i l e Qebh l istelerde veri ldiği gibi 1. Hanedan i le i lg i l i


74

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

isimlerdir. U mm el-Ga'ab'da bulunan Ata'nın karşılığını Prof. Petrie "Merneit" adında bulmaktadır. Ancak ne olursa olsun Memeit'in kral olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur; kendisi kra llarla gömülen Den egemen l iğinin bir prensi ya da başka bir büyük şahsiyetinden ibarettir. Prof Petrie, Aha'nın kişisel adının tespitini "İnsanlar" ola­ rak ve onu Mena'nın tek karşıl ığı olarak kabul etmektedir. Ancak ismin bu yorumu yine de kuşkuludur. Aha'nın Mena olması gerek­ tiğini i leri sürerek ve 1. Hanedan kralların ın tüm geri kalanını liste­ lerdeki isim lerle kiml iğini bel irleyerek, Prof. Petrie, hanedandan Narmer' i hariç tutmaya zorlanır ve onu, Mena'nın zaman ı ndan ön­ ce, "O. Hanedan " a düşürür. Yine de Narmer'in Mena'nın selefi değ i l halefi olması oldukça muhtemeldir. Onun zamanında sanat üs lubu tam olarak Aha'n ın zamanındaki ile aynı olduğundan, ken­ disi kesinl i kle, ya biri ya da diğeriydi . İsmi Hierakonpol i s'te bulu­ nan " Scorpion" da (Akrep) kesinl ikle Narmer ve Aha i le aynı za­ mana tarihlendiril ir; zira eserinin üslubu aynıdır. Ayrıca anlaşılan o ki kend isi asla ayrı bir kral olarak, "O. Hanedan "a (ya da "-I. Ha­ nedan " ) ait o larak sayı lmayacaktır; ancak t ı pkı " S ma " n ın da o labileceği gibi Narmer i le özdeştir. Aynı şekilde, o bölgede kalan en eski anıtlar, Hierakonpol is'te en gelişmiş kalıntıları kalan iki kra­ la aittir. Gerçekte onlar, geleneğin "Mena" ya da "Menes"ini temsil ederler. Aha'n ı n bu şeki lde Mena'nın orij inali o lan Men'in kişise l ad ını taşıdığı mümkün olabilir; ancak bu kesin değild ir. Ne olursa olsun, Aha ile Narmer, I. Hanedan ile il işki lendiri lme l i d i r, netice itibariyle l istelerde görünen hanedana ait olan, fazla kral b i l iyoruz. Bu ihtimal dışı da değildir. Manetho'nun listesi, açıkça Abydos ve Sakkara kral l i stelerine dayalı, yetk i l i makamlardan türeti lmiş eski M ısır listeleri üzerine kuru ludur. Bu eski listeler, en eski kral­ lara bir ilgi uyan ıyor gibi göründüğü zaman, XIX. Hanedan döne­ m inde yapılmıştı ve hüküm sürmekte olan krallar Abydos'ta onur­ larına mabetler inşa etti ler. Bu olgu sadece, Umm el-Ga'ab'in ve hazinelerin i n piram it inşacılarından önceki kralların (gerçek ya da ikinc i l) defin yerleri olarak kabul edildiği mezarların keşfinden do-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

75

layı o lmuş olab i l ir. I . Seti ve oğlu Ramses; adları, b u satırların ya­ zarlarının öyle o lması gerektiğine inand ıkları sıra, sayı ve yazıyla, on ları n ad larının önünde yazılan Umm el-Ga'ab kral larına tapmış­ lard ı . O zaman b i l inen sayının tamamen doğru olmaması o ldukça muhtemeldir. İsimlerin yazılışının çok fazla bozulduğunu biliyoruz (sadece bir örnek almak üzere, Sen için simgeler sadece bir sim­ ge olarak okunurdu Qebh); bu yüzden bir ya da i k i kral ihmal edil­ miş ya da yerinden çıkartılmış olabilir. Bu, Narmer i le ilgili olarak doğru olabi l ir ya da ismi muhtemelen Betjumer o larak okunmalıdır. Anıtları, üsluplarıyla kendisinin I. Hanedanın ilk dönemlerine ait ol­ duğunu gösterir. 1. Hanedan l i stesinde kendisininkine uyan h içbir isim yoktur. Ancak l istelerden biri il. Hanedan'ın i l k kra l ı için Bet­ j umer d iye de okunabilen, bu sefer kavramsal olarak (fikir bel i r­ ten i şaretle) değil , heceli olarak yazılan ("Qebh" Sen'in halefi) bir i s i m verir. Bu açıklamaya dair Prof. Nav i l le, Narmer'in H iera­ konpol ite anıtların ı il. Hanedan'a ait olarak görmeyi arzu ediyor; ancak gördüğümüz gibi, bunlar bilinenler arasında en eskilerdendir ve kesinl ikle I. Hanedan'ın başlangıcına ait olmalıdırlar. Khasek­ hemui Besh i le Narmer (Betj umer?)'in bu l i ste yapıcı tarafından karıştırı lmış olmaları bu yüzden muhtemeldir ve belki de gerçekte Khasekhemu i olan Betj umer i smi i l . Hanedan'ın i l k kralına veril­ mişti . Betju'nun Besh'e benzerliği bu karışıklığı gliçlendirm i ş ola­ bilir. =

Bu yüzden Narmer (ya da Betj umer) ası l yerinden I . Hane­ dan'ın başlangıcında çıkmıştır. Aha "Men" diye adlandırılsa da ad­ landırılmasa da kend isi ve Narmer'i n ortaklaşa efsanevi Mena'n ın ası l l arı o lduğu açıktır. Muhtemelen Sına adı n ı da taşıyan Narmer, " B irleştirici", kuzeyi fethetmiştir. Aha, "Savaşç ı " da ayn ı dönem­ de hem güneyi hem kuzeyi idare etmiştir. Khasekhemui de Ku­ zeyi fethetmiştir; ancak anıtlarının tarzı Aha i le Narmer'in zaman­ larından çok daha i leridedir, böylece kendisini Sen' in (ya da "Qebh") halefi olarak kabul etmek ve Betj umer isminin, il. Hanedanı n baş­ larında, Khasekhemui'n in kendi ismi Besh i l e karışıklıktan ortaya


76

Mısır,

Kaide. Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

ç ı ktığın ı açıklayarak Khasekhemu i 'yi il Hanedan'ın kurucusu ola­ rak göstermek makul gibi görünmekted i r. Yeni hanedan ı n başlan­ gıcı na, I. Hanedan'ın daha sonraki kra llarının idaresi altında Aşa­ ğı M ısır'da bir parça zayıflayan kral iyet gücünün yeniden talep edil­ mesi damgasını vurmuş olabil ir. Semti kesinl ikle l i stelerdeki "Hesepti"dir ve Tj a Ati muhteme­ len "Ateth "tir. "Ata" bu ölçüde tanımlanmamıştır. Prof. Petrie, onu Mermeit i le özdeşleştinnektedir; fakat Merneit'in mezarın ın bir kral mezarı olduğuna dair h içbir kanıt yoktur. "Teta" Tj er ya da Khent olabil ir; ancak buna dair hiç del i l yoktur. "Teta", "Ateth " ve "Ata" i s i m lerin i n tümü, Tj a'n ın kişisel adı, Ati üzerine kuru lu olması en güçlü olasıl ıktır. Kral Tjer listede gösterilmemiştir ve "Mena" iki en eski Abydos Kral ı , Narmer (Betj umer) Sma (?) i le Aha Men' in (?) bileşimidir. Bun lar diğer kral ların isimleri, kimlik ve sıraları konusunda ula­ şı lan sadece tarihi sonuçlardır. Onlarla b i rl i kte daha küçük anıtlar bulunmuştur. Özell ikle fildişi levhalar bize saltanatları esnasındaki olayları anlatmaktadır; ancak sürekli Kuzeyin feth ine atı flar yap­ m ayı tekrarlayan lar harici nde tarih i payı ya da önemi olduğu ka­ bul edi lebilen çok az şey vardır. Örnek olarak biri n i alacağız: Prof. Petrie tarafından resimlerle sergi lenen bu tablet İngiliz Müzesi'nin 32,65 0 numaral ı Kral iyet Mezarları (Mısır Araştırma Fonu) table­ tidir, p i . xi, 1 4, xv, 1 6 . Bu, Yukarı ve Aşağı M ısır'ı n Kralı Semti'nin saltanatı dönem inin ilk bir yılının kaydıdır. Üzerinde tapınakta kür­ süde oturan Tanrı Osiris'in huzurunda, dini bir dans icra etmekte olan kral ı n resm i n i görüyoruz. Bu d i n i dans, daha sonraki dev i r­ lerde bütün kral lar tarafından icra edi l mi ştir. Aşağıda Kuzeyli lerle savaşmak için yapı l an bir nehir seferin i ve korunaklı bir kent o lan An'ın fethedi lmesini gösteren hiyeroglif kayıtlara rastl ıyoruz. Şeh­ rin fethi tahkimle i lg i l i kesik yol çizgileriyle ismi yarı çevreleyerek gösteri l m i şt i r ve çapa kayağantaşı kabartmalarda zaten tasvi r edi lmiş sembolik şahinlerle donatılmıştır, bu duvarın açı l ışını v e yı­ kılışını gösterir.


Mısır. Kaide,

Sur(ve.

Babil

ve Asur

Tarihi

77

Tabletin diğer yarısında Aşağı Mısır'm genel val isi i l e bahsi ge­ çen Hemaka, ayn ı zamanda "Şahin (yani kral) Libya l ı ların merke­ zini ele geçirir" ve sarayın kuyumcusunun ve kralın marangozu­ nun bazı an laşı lmaz kayıtları ile karş ı laşırız. Benzer bir tablette (Sen i le i lgil i), "Bu kaydı kral ın marangozu tutmuştur. " sözlerine rastla­ rız. O halde bütün bu küçük tabletler kralın hayatının bir y ı l ın ın kayıtlarıdır ve on lara benzer diğerleri, kuşkusuz kral iyete ait arşi v­ lerde korunur, arada bir taşa oyulan düzenl i tarihsel o layların teme­ l ini oluştunnuşlard ır. "Palenno Dikilitaşı"nda bunlardan birinin ör­ neği e l im izde bulunmaktad ır: s iyah granitten bir parça. Anıt yap ı l­ d ığı zaman, kral ların V. Hanedan dönemine kadar yaptıkları tarih­ se l o laylarla işlenmiştir. Bu paha biçi lmez tarihsel anıtların daha büyük böl ümünün bize, sadece Snefru'dan önceki altı kra l ı n kayıt­ ların ın cüzü eşl iğinde, yal nızca ortas ından bir parça bırakarak kay­ bolmuş olması büyük üzüntü konusudur. Bu altısı ndan sadece biri­ nin ad ından, II. Hanedan'dan -adı ayn ı zamanda Abydos'ta da bu­ l unan- Neneter'den bahsedilmiştir. Neneter' in saltanatı ile i l g i l i tek önem l i tarihsel olay, Ha ("Kuzey") ve Shem-Ra ("Güneş İ l erler") şehirleri ya da sarayları kurulduğu zaman, on üçüncü yıl ında olmuş görünmektedir. Dini bayram ların tes isi ve kutlanması haricinde, otuz beş yıllık saltanat döneminden on altı yı l lık kayıtlar içinde, h iç­ bir şey bize kadar muhafaza ed i lmemiştir. Nil'in y ı l l ık yüksekl iği veri lmiştir ve insan ların sayımıyla ilgi l i özel durumlar (her iki yılda bir) kayded i lmiştir; başka h içbir şey yoktur. Manetho bize, N ene­ ter olan, B i nothris' i n saltanatı dönem inde, kadın ların kra l iyete ait paye ve ayrıcal ıkları taş ıyab i leceğin i n karara bağlandığını anlatır. Kadın haklarına dair i lk imtiyaz tam olarak resmi " Palermo Diki l i­ taşı"nda anlatılmamıştır. Başka her şeyden daha üzücü olan ı , en eski kral ların tarihsel olaylarını anlatan orij inal abiden in o parçasının "Palermo D i k i l i ­ taş ı "nda bul unmayışıd ır. Her halükarda, Neneter'in saltanatı i l e i l ­ gi l i tarihsel olay içeren yukarıda mevcut tarihsel olayların satırla­ rında, kesi n l ikle h içbir kayıt, Aha ya da Narmer'in saltanatlarına ait o larak tan ımlanamaz. Aşağıdaki bir satırda " Khasekhemui'n in


78

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

doğumu" i l e i lgi l i bir bah is mevcuttur; açıkça o kralın doğumu şe­ refine, bir tanrının varsayılan doğum günü i le aynı şeki lde kutla­ nan bir bayramd ı r. Bu Khasekhemui'nin toplad ığı büyük onuru gösterir ve belki de gerçekten kuzey i le güneyin b i rleşmesi mese­ les i n i sonunda gerçekten çözen ve daha önceki kralların i şlerini sağlamlaştıran kendisi olmuştur. Söyleyebi ldiğimiz kadarıyla o dönemde, Aha ile Nanner Kuze­ yin i l k fatih leri, krall ığın birleştirici teri ve efsanevi Mena'nın orij i­ nal kopyalarıd ır. Onların devrinde krall ığın çekim merkezi hala gü­ neydeydi ve (muhtemelen "Scorpion" [Akrep] ile özdeş olan) Nar­ mer eylemlerin in anıtlarını H ierakonpolis tapınağına vakfetm iştir. İhtimal ki "Menes" zamanında Memphis'in kuruluşu i le ilgi l i efsane neredeyse doğrudur (göreceğimiz gibi tarihsel olarak kuruluş Mer­ peba'n ı n yardımıyla olmuş olabilir); ancak i l k iki hanedan ı n "Th i­ n ite" olması ve Memphi s'in Saklı Hanedan dönemine kadar baş­ kent olmadığı konusunda Manetho'nun uzmanl ığına sah ibiz. Anıt­ ların deli l leri bu i fadeyle tamamen uyuşmaktadır. Memph is'in pi­ ramit-alan ı nda en eski kral mezarları Sakl ı Hanedan zaman ına ka­ dar gider, bu yüzden kral ların kuzey başkentinde ikametgahlar al­ dıkları açıktır. Khasekhemui'n i n zamanından hemen sonra Kral Pe­ rabsen'in özellikle Aşağı Mısır i l e i lgil i olduğunu görüyoruz. Kişisel adı bizce meçhu ldür (kendisinin listelerden "Uatj nes" o lma i htimal i olsa da); ancak Sekhem-ab ile Perabsen olarak b i linen iki ismi ol­ duğunu kesin l i kle biliyoruz. İlki onun şah in ya da Horus ismi, ikin­ cisi Set ismidir; yani, i l k ismini Yukarı ülken in şahi n kral ı olan Ho­ rus'un özel h imayesi altında Yukarı Mısır Kralı o larak taşıdığı hal­ de, ikincisini -şahi n yerine fetiş hayvan ı bu ismin yukarısında gö­ rünen Set' in h imayesi altında- Aşağı Mısır'ın kral ı olarak taşım ış­ tı . Bu Perabsen' i n Yukarı Mısır kadar Aşağı Mısır'ın da meşru kralı olarak görünmeyi ne kadar kararl ı şekilde i sted iğini gösteri­ yor. Daha sonraki zamanlarda Xll. Hanedan'ın Teb'l i kral ları The­ bes'te yaşamaktan ziyade Memphi s'e yakın yaşamakla Kuzeyl i­ lerin sadakatini kazanmaya kend i leri n i adadıkları zaman, Khasek­ hemui'li haleflerin i takl it ediyor gibi görünüyorlardı .


Mısır, Kaide, Suriye, B abil ve Asur Tarihi

BET KHALL4F'TA KRAL TJESER'İN MEZARI Yaklaşık M Ö. 3 700

79


80

Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Dahası kuzeyle i rtibatın artmasına dair şimdi çeşitli d e l i l lere rastl ıyoruz. Sakl ı Hanedan'ın i l k kra l ı Sa-nekht' in annesi o lması muhtemel görünen, Ne-maat-hap i s i m l i bir prenses, ismi "Apis'in Sağının Hakimi Olan " an lamına geldiği için, Memphisli kutsal Apis ad ı n ı taşır. Manetho'ya göre, Saklı Hanedan'ın kral ları ilk M emp­ h i s l i lerd i r ve bu oldukça doğru görünmekted ir. Ne-maat-hap ile birlikte, krala ait hak Memph is'teki evine nakled i l m i ş gibi görün­ mekted ir. Ancak Memphis'in yine de Yukarı Mısır i le bağlantı ları vard ı ; bunlardan ikisi, Tj eser Khet-neter i l e Sa-nekht, mezarları-· n ın Bay Garstang tarafından l 900'de keşfedi ldiği ve kazıldığı Bet Khalliifta çölde, Abydos'un yakınında gömülmüşlerd i . Tj eser'in mezarı büyük tuğla bloklu, 1 2 m yüksekl i kte ve 9 i l e 4,5 m alanın­ da, bir mastaba i d i . Gerçek mezar odaları kaya içine, zem in se­ viyesinden 6 ın aşağıya ve mastabanın tepesinden 1 8 m aşağıya kazı l ı rd ı . Eski devi rlerde bun lara asla müdahale edi lmezd i ; fakat kaşif tarafından mezar eşyasına ait b irkaç kil mühür, su merme­ rinden vazo ve kaseler bul unmuştu . Sa-nekht'i n kabri de ayn ıyd ı . İçinde 2, 1 O m yüksekl iğinda b i r dev olan sahibinin korunmuş i ske­ leti bulunmuştu. Erken dönem kralları arasında beş önkol kadar <*J boyu olan Sesokhris isiml i kral, Manetho'nun tarihi kayıtlarında dikkat çekici görünmektedir. B u Sa-nekht olabil ir. Tj eser' i n b i r i yukarıda bahsed i len Abydos'a yakın, d i ğeri Memph is piram it alanında Sakkiira'da iki mezarı vard ı . B u ü n l ü Step Pramiti'dir. Sa-nekht gerçekte B et Khal-lafta gömü l müş gi­ bi göründüğü iç in, belki Tjeser de ve Step-Piram iti kend isinin ikin­ ci ya da sahte mezarı olduğu için, tıpkı Aha'n ı n Khentamenti'ye old uğu saygı olarak ikinci mezarı olduğu gibi, Memphis mezarlı­ ğında, Kuzey l i ö l ü ler tanrı s ı Seker'e bir saygı olarak inşa ed i l m i ş­ tir. Saklı Hanedan'ın son kral ı Sne-feru'nun da iki mezarın ı n var olması muhtemeldir. Bun lardan biri 1 89 1 'de Prof. Petrie tarafından (*)

Yaklaşık 43 ita 56 cm'l ik eski ölçü birimi. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

81

keşfedi len büyük Medfim piram idiydi, diğeri Dashfir'dayd ı . Yakı­ nında iV. Hanedan zamanına kadar geç bir zaman içinde nüfusun bell i bir kesi m i arasında, bükül ü poziyonda defin adetinin devam ettiğine ve mumyalaman ın yokluğuna dair del i l lerin bulunduğu il­ ginç mezarl ıktan zaten bahsedi lmişti . Bu da i l k çağa ait Neoliti k . kaynaşmanın ve i şgalci alt-Sem itik kavimlerin o zamanlar etki len­ miş olmadıkların ı anlatır. iV. Hanedan döneminde, güneyle kral iyet arası nda bağlantı ni­ hayet kes i l m i ş görünmektedir. İdari merkez sonunda M emphi s'e nakledi l m i şti ve kral lar o zamandan sonra, birkaç asır boyunca, Delta'dan Fayyum Bölgesi'ne, M ı s ır'ı n batı çöl sınırı boyunca, ya­ naş ı k düzende hata ayakta duran, büyük piramitlere gömülmüş­ lerd i . Bu Memphi s piramit alan ındaki son keşiflerle, gelecek bö­ lümde meşgul olacağız.

Sakl ı Hanedan döneminde kral iyet gücünün Memphi s'e nakli, doğal olarak, Kuzey ülkelerinde Mısır faal iyetlerinde büyük artışa yol açmışt ı . Manetho'nun Neche-rophes'in saltanatı dönem indeki büyük bir Libyalı savaşçıdan bahsettiğini okuyoruz, Sa-nekth ile Tj eser sonunda, ken d i lerine ait kaya yazıtlarının bulunduğu, S ina Y arımadası'nda M ısır egemen ! iğini tamamen kurmuş görünmek­ tedirler. 1 904'te Prof. Petrie, Mısır Araştırma Fonu tarafından, firuze madenci lerinin çal ışmalar ı i le son zamanlarda çok fazla hasar gör­ müş Maghara Vadi si'ndeki eski kral ların yazıtlarını n ihai o larak kayda geçirmesi için S ina'ya gönderildi . Y irminci yüzy ı l da, ceha­ let ve yıkıc ı l ığın birkaç firuze elde etmek için en önem l i tarihsel anıtların b i le yıkılab i l eceği kadar güçlü olması neredeyse inan ı l­ maz görünüyordu ; ama gerçekte durum buydu. Prof. Petrie'nin gezisi, tam zamanında başladı ve İçişleri Bakanl ığı Danışmanı Sör W i l liam Garstin'in önerisi üzerine, yazıtların çoğu emniyet ve koru­ ma amacıyla Kahire Müzesi'ne kaldırı ldı. Yeni yazıtlar arası nda, ş i md i İngil i z M üzesi'nde bulunan, Sa-nekht'e ait o lan biri i l e kar­ şılaşılmıştır. Tj eser ve Sa-nekht, S ina'yı ziyaret edecek i l k M ı s ırlı


82

Mısır, Kaide, Sıırı)'e, Babı"/ ve Asıır Tarihi

krallar değil lerdi. !. Hanedan devrinde, Semerkha zaten bu d iyara gelmiş ve adını kayalara yazmıştı. Ancak Sina'nın Mısır'a normal i lhakı deyim yeri ndeyse, Saklı Hanedan'ın Memphis' l i lerin idare­ sinde gerçekleşti. Sakl ı Hanedan'la birlikte piramit inşacılarının devrine ulaşıyo­ ruz. En özgün piram itler, iV. Hanedan'dan üç büyük kralın za­ manındakilerdir, Kah ire yakınında Giza'da bulunan Khufu, Khafra ve Menkaura. Ancak görmüş olduğumuz gibi, Sak l ı Hanedan'ın son kralı Snefru'nun da iki değilse de bir piram idi vard ı ve bu bi­ nalardan en eskisi tarafımızdan bilinen Sakkara'daki Step-Piramiti bu hanedanın başlangıcında Tj eser tarafından inşa ed ilmiştir. I. Hanedan zamanından iV. Hanedanınkine kraliyet mezarları nın ge­ lişimini izlemek çok ilginçtir. Hanedan öncesinden hanedan çağına geçiş dönem inde, Nakada'da Aha'nı n büyük mastabası ile Aby­ dos'taki en basit oda-mezarlar elimizde bulunmaktadır. B un ların hepsi tuğladandı, yapımlarında hiç taş kul lanılmamıştı. Sonra Aby­ dos'ta; Den Semti'nin granit kayalı, duvarları yine de tuğladan oda mezarına rastlıyoruz. Yukarıda, Abydos mezarlarından her biri muhtemelen alçak bir tepecikti ve bir kat, merdiven basamaklarıy­ la oradan sade odaya inilen küçük bir mabedin önündeyd i . Bu kabirlerde bu lunan, daha önce bahsetm iş olduğumuz küçük pla­ ketlerden birinde, tamamen ideogramlar şekl inde yazı lmış "Büyük Kafalar (yani Şefler) kahire gel irler. " gibi okunan, eski bir yazı eli­ mize u laşmıştır. "Mezar" için ideogram cenaze töreninde kullanı­ lan mabede ait i lkel bir resime benzemektedir; ancak ondan yapı­ m ı hakkında biraz bi lgi çıkarabil iyoruz. I. Hanedan'ın sonuna doğ­ ru ve yasak dönemi nde, kral mezarları, ölü köleler için çok sayıda oda vs. ile kuşatıldığından çok daha karmaşık hale geldi, Kha­ sekhemui'nin mezarının böyle otuz üç odası vardı ve bir tane de taştan büyük oda mevcuttu . Bu dönemde kral mezarları haricin­ de, inşaat amaçlı, başka hiçbir taş duvar kullanım örneği bi lmi­ yoruz. Kuşkusuz taş duvarcı ustalığı henüz o kadar zordu ki sade­ ce kral iyetin ku l lanımı için tahsis edilmişti.


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

TETA 'NIN MEZARINiN SAHTE KAP/Si Yaklaşık MÖ 3600

83


84

Mısır, Kaide, Sıırı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Saklı Hanedan dönem inde, kral iyet mülkü olarak inşa edilmiş son tuğla mastabalara Bet Khallaf'ta ve ilk piramitlere Memphis mezarl ığında rastl ıyoruz. Bet Khallaf'taki Tj eser'e ait mastabada, muhtemel yağmacıları mezarın giriş yolundan uzakta tutmak için yapı lan büyük kale kapı larında taş kullanılmıştır. Sakkara'daki Step Piramidi, deyim yerindeyse, birbiri üzerine konulmuş taştan masta­ balar serisidir, gerçek piram idin işareti olan taştan sürekli kapla­ ması asla olmamıştır. Medfim'daki Snefru piramidi daha gel işmiş­ tir. Büyütülmüş ve tepesinde bir başka mastaba benzeri inşaat ne­ den iyle, mastabadan da esinlenmiştir, ancak dipten tepeye ince kalkerden sürekli eğimli kaplama yapılmıştır ve bu yüzden gerçek bir piramittir. iV. Hanedan dönem inin daha sonraki p iram itlerinin inşaatı konusunda yeni teorilerin incelenmesi gelecek bölümde bu­ lunacaktır. I . Hanedan zamanında, kral mezarı "Şahinin yani kral ın çevre­ sini koruma" (Sa-ha-heru) adıyla b i l inirdi; fakat Sakl ı ve iV. Ha­ nedanlar döneminde her piramite "Sağlam", "Şanlı", "Görünen" vs. isimler verildi .

Abydos'taki kral kabirleriyle bağlantı l ı ilginç bir noktayı unut­ mamalıyız: Kral Khent ya da Tj er'in (ideogramın okunuşu kuş­ kuludur) mezarında M. Amelineau, üzerindeki yüksek rölyefte heykel i yapılmış Tanrı Osiris'in uzanan figürü i le birl ikte granitten büyük bir yatak ya da tabut sehpası bulmuştur. Bu, onun Tanrı Osiris'in mezarın ı bulmuş olduğu sonucuna düşünmeden varma­ sına yol açm ıştır ve yakında bulduğu bir kafatas ı ilk çağa ait -euhemerosçu kurama göre tanrının tapılan orij inal i olan- bir halk kahramanının hakiki kafatası kemikleriyd i . Doğru açıklama, Dr. Wal lis Budge tarafından History of Egypt (Mısır Tarihi) eserin­ de, l . ci lt, 1 9 . sayfada veri lmiştir. Tjer'in kabrinin XIX. Hanedan dönemi Mısırlıları tarafından Osiris'in gerçek mezarı olarak görü l­ düğü gerçektir. Tıpkı M. Amel ineau'nun yaptığı gibi, Osiris'in me­ zarını keşfettiklerini sanmışlardır. Umm el-Ga'ab'ın eski kral iyet mezarları XIX . Hanedan'ın başında yen iden keşfed ilmiş ve kimin


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

85

oldukları saptanm ıştır, ayrıca 1 . Seti, keşfin onuruna i lahi atalarına Abydos'un büyük mabed ini, onu kend isinin ve oğlu Ramses'in röl­ yefi ile süsleyerek, seleflerinin isimlerine adaklarda bulunarak in­ şa etmiştir ("Abydos Tableti"). Kral Khent'in ya da (belki gerçekten doğru orij inal formu olan) Tjer'in adı, kral iyete ait yazıcı lar tarafın­ dan " Khent" olarak okunmuş ve aceleyle Tanrı Khent-amenti Osi­ ris'in -Abydos'un efendisi- ad ının i lk bölümü ile kiml iği tespit edilmiştir. Mezar bu şeki lde Osiris'in kendi mezarı olarak görü l­ müş ve İ sis ve Nephthys'ten iki şah in i n eşl iğinde tanrının tabut sehpasında uzanan büyük taş figürü i le donatı lmıştır; ondan sonra site daima, parçaları Umm el- Ga'ab'ta, mevkiye "Çömleklerin Anası" ad ı n ı veren bin lerce küçük adaklık vazolar bırakan hacı lar cemaati tarafından ziyaret edilmiştir. Bu "Osiris'in Mezarı "nın keş­ finin açıklamasıdır. M. Amelineau'nun oldukça naif şekilde müm­ kün olduğunu düşündüğü şeye, Osiris'in esasen Mısır'da hüküm süren bir insan olduğu ve ölümünden sonra tanrılaştırı ldığı eski gö­ rüşün teyidine rastlamadık; fakat Mısırlı ları n bizzat aşağı yukarı euhemerosçu <*> o ldukları kararına vardık ve öyle düşündük. Eski Mıs ır'a dair bütün bu yen i bi lgi lerin mezarlardan çıkarı l­ d ığı ve kralların yaşadıkları dönemdeki sarayları ve mabetlerin­ den ziyade, öldükleri zamanki istirahatgahlarıyla ilgi l i olması garip görünebil ir. Bu erken dönemde mabetlere dair elimizde h içbir iz bulunmamaktad ır. M ısır'daki en eski tapınak, belki Medum'daki Snefru piramitinin önündeki küçük mabettir. IV. Hanedan döne­ minde ilk kez tanrı lar için mabetleri n bahsini duyduk; ancak bu dönem in gerçek b inaların dan bir ya da iki yazılı taş blok haricinde h içbir şeyi elde edemed ik. Prof. Petrie, Abydos'ta Khufu'nun za­ manından olma ihtimal i olan Osiris i le i lgil i, bize yetersiz deli ller­ den başka sadece çok az bi lgi veren en eski tapınağın planını çiz­ d i . Yine de açıkça Mısır'da en eski lerden biri olan bu mabedin en azından onun zaman ına kadar geri lere gittiği kesind i . Yeri Kom (*)

Mitoloj inin tanrı larının, tanrı laştırılmış ölümlüler olduğu düşüncesi . (ÇN)


86

Mısır, Kaide, Sıırı)ıe, Babil ve Asıır Tarihi

es-Su ltan " Kralın Tümseği " den i len, e l-Kherba köyüne yakın ve Umm el-Oa'ab'taki kral mezarların ın kuzeydoğusunda, imaret sınırlarındaki tepeciktir. Kral saraylarından daha kesin bi lgi ler elde ederiz. Kom es­ Su ltan'ın kuzeyi tuğladan iki büyük kale duvarıdır; B iri Sunet es­ Zebfb "Kuru Orape Ardiyesi" olarak bil inir, d iğeri Der Anba, Mu­ sas'ın K ıpti Manastırı tarafından işgal ed ilmiştir. Her ikisi de ke­ sinl ikle M ısır monarşisinin en eski dönem inden kale saraylardır. Bu dönemin küçük kayıt plakalarından kral ların sürekl i bu tür, eski Babil binalarınınki gibi mazgal l ı tuğla duvarları olan büyük dikdört­ gen biçiminde, yerler kurduklarını ya da onardıklarını biliyoruz: Kuzey Mısırlıların Nanner tarafından ele geçirilen, benzeri ka­ le şeh irlere sah ip oldukları nı görmüştük. Bunlar ülkenin çeşitl i yerlerindeki kral iyet konutlarına ait mahallerdi. Kralın evi, duvarla­ rın arkasındaydı ve köylülerin sürülebil ir arazide, dı şarıda yaşa­ malarına rağmen, kuşkusuz ayn ı zamanda soyluların ve uşakların şehriydi. Shfınet ez-Zeblb ve eşi olan kale açıkça, Abydos'taki I . ve i l . hanedanları n kral iyet şeh irleridir. İ lki Prof. Petrie'nin gözetim inde Mısır Araştırma Fonu için Bay E. R. Ayrton tarafından kazı lm ış­ tır. Kendisi Khasekhemu i ile Perabsen'in kap tıkaçların ı bulmuş­ tur. Daha sonraki devirlerde mekan ibis mumyalarının defin yeri olarak ku l l an ı l m ıştır (X I J . Hanedan zamanından önce zaten şeh ir olarak terk ed i lmiştir) ve bu sebepten Shenet deb-hib ya da " İ bis Definleri Ard iyes i " ad ını almıştır. Arap i şgalci ler bu ismi, Shunet ez-Zebib " Kuru Ü zümler Ardiyes i" gibi bir anlamı o lan, kend i lisan larına en yakın şekle uyarlam ışlardır. Arapça shüna kelime­ sinin ("Ambar" ya da "Ard iye"), K ıpti (Antik Mısır) d i l i nde eski­ M ısırl ı ların shenet dediği, sheune olduğuna di kkat edi l mel idir. Almanca " Scheune" i le sheıme ya da shunan ın benzerl iği i lginç bir tesadüftür. ShCınet ez-Zebib'in resimli açıklamasında mazga l l ı duvarın, tepen in dış hatlarını takip eden eğiml i hattı, bu eski döne­ min inşa tarzının olağanüstü bir örneği olarak kayıt edi lmelidir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

SHUNET EZ-ZEBIB: KALE ŞEHRİ Yaklaşık MÖ 3900

87


88

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Abydos'taki geniş kapsaml ı keşiflerin ne denl i öneml i olduğu anlaşılacaktır. İnsan ırkının tarihine dair evvelce hayal bile edil­ meyen, eski Mısır bil imcilerinin bulunabileceğini ummadığı bilgi ler içeren, yen i bir bah is açıl mıştır. Mısır'ın kumu hakikatten bitmez tükenmez hazineleri gizler ve hiç kimse yarının neler getirebi lece­ ğini bilemez. Eski Afrika her zaman yeni bir şey meydana getirir.

c•ı

(*) Ex Africa semper a/iquid novi! -Yaşlı Pliny'nin Natura/is Historia (vi i i . 1 6) eserinden bir pasaj ın değiştirilmiş biçimi. (ÇN)


BÖLÜM MEMPHIS VE PİRAMİTLER III.

/l femph is, "güzel konut", "Beyaz Duvarlı Şehir" Kuzey

;JYL

Mısır'ın eski başkentinin merkezi noktasını belirleyen M itrahena köyünün güneyindeki modem Koshesh köyüne yakın inşa edi len, büyük bir bent vasıtasıyla, N il'in akışını yönlendirmek üzere onu inşa eden efsanevi Menes tarafından kuru lmuştur. Şe­ hir muhtemelen Mena ya da Menes'in tarihi ası lları Aha veya Narmer tarafından kurulmuştur; ancak kuruluşuna dair bir başka kuram, yan i aslen mezarı Abydos'ta, Aha ile Narıner'in mezarları yakın ında keşfed i len Kral Merpeba Atjab tarafından kurulmuş olduğu kuramıdır. Merpeba ismi XIX. Hanedan kral l i ste leri ve Manetho'da ortaya çıkan isimle, kiml iği tam olarak tespit edilen en eski kraldır. Kend isi, muhakkak listelerdeki " Merbap" veya "Mer­ bepa" ("Merbapen") ve Manetho'nun Miebisid ir. Her iki listede ve Manetho'da, Mena'dan itibaren beşinci sırada bulunur ve bu yüzden kendisi 1. Hanedan'ın altıncı kralıdır. Listeler, Manetho ve kendi kabrindeki küçük anıtlar onu Semti Den'in doğrudan halefi yapmakta mutabıktırlar, ayrıca bu son söylenen lerin üslubundan, kendisinin Tja, Tjer, Narmer ve Aha'dan sonra geldiği açıktır. Ya­ ni, çağdaş del iller kendisini Aha'dan itibaren beşinci kral, "Menes"in ilk aslı kılar. 1. Seti'nin dindarl ığının, Abydos'ta, mezarları muhtemelen kısa süre önce ortaya çıkarı lmış eski kral ların anısına büyük bir tapınak


90

Mısır, Kaide,

Sııriye, Bubi/ ve Asıır Tarihi

inşa etmesine yol açmıştır. Ardından dindar züppeliği ya da züppe tavırlı dindarl ık seleflerinin l istesini tapınakta derlemek ve yerleş­ tirmek için bel irl i, Memphis'te yaşayan, saygın kişi Tunure'u Aby­ dos'taki kral iyet yazıtını Sakkara'da kendi mezarına istif etmeye yöne ltm iştir. Eğer Abydos'ta Osiris-Khentamenti'nin kral lar yazıtı varsa Osiris-Seker' in de Sakkara'da yazıtı olması gerekir. Ancak Tunure, l i stesine Mena ile başlamaz; onun i lk kralı Merpeba'd ır. Ona göre Merpeba, Sakkara'da anı l acak ilk kraldı. Bu, efsanevi ol mayan ve karmaşık Mena'dan ziyade kesinl ikle tarihe mal olmuş Merpeba'n ın ilk Meınphi sli kral ı o larak görü lmüş olduğu izlenimi verm iyor muydu? Anlaşılan, Memph is'in kuruluşu, Aha ya da Na r­ _ mer'in değil, Merpeba'nın saltanatı dönemindeyd i . XIX. Hanedan listeleri Mena y a d a Merpeba'nın Memphis'i kurduğu hakkında elbette bir şey söylemez; onlar sadece kralların isimlerini verirler, daha fazlasını deği l . Memphis'in " Menes"e atfı konusunda en eski otorite, bu atıfta diğer meselelerin çoğunda ol­ duğu gibi, Manetho tarafından yönlendirilen Herodot'tur; ancak Manetho'nun bir Grek kralın (Ptolemy Philadelphus) ve onun İ s­ kenderiye'deki sarayının yetiştirilmesi için yazmakta olduğu ve bu yüzden büyük Grek klasiği için her zaman gerçekten h issetm iş ol­ mayabileceği saygıyı göstermek zorunda olduğu unutu lmamal ıdır. Herodot şüphesiz, doğruluğundan şüphe edilen, bu ya da başka bir konuda kasıtlı bir yan l ış ifadeden suçlu değildir. Kendisi sadece bizzat Mısırlılar tarafından söylenen şeyleri yazmıştır ve Merpeba zaman olarak Aha'ya -kuşkusuz I ve II. Hanedan kral ları tarafın­ dan yapı lan her şeyi "Mena"ya atfetmiş olan- Pers döneminin ya­ zıcıları tarafından kendisiyle kolayca karıştırılacak derecede ya­ kındı. Bu yüzden Memphis'i kuran "Menes"in, 1. H anedan'ın be­ şinci ya da altıncı kralı, Tunure'un, Herodot ve haber kaynakları­ nın zaman ından bin y ı l önce, Memphisli "Sakkara'nın Listesi "nin başına yerleştirdiği, Merpeba olduğunun düşünülmesi çok muhte­ meldir.


Mısır, Kaide. Sur(ve, Babil ve Asur Tarihi

91

Khasekhem u i tarafından Kuzeyin yen iden fethi kuşkusuz Memph is'in daha da güçlenmesine yol açm ıştır ve bu kralın ey­ lemlerinin de Herodot ve Manetho izleyicisi Menes'e atfedilenle­ rin bütününü oluştunnasına katkıda bulunduğu oldukça muhtemel­ dir. Güneyl ileri n fethi zamanından önce kuzeyli lerin şehrinin bura­ da mevcut olduğu, zira Memphis'in yerel tanrısı Phtah'ın, Abydos' lu üs iris, Khen-tamenti'den çok fark l ı olarak, çok be lirgin bir ka­ raktere sah ip olduğu muhtemeldir. Kendisi her zaman Fen ikeli Ka­ beiroiye çok benzer, biraz çarpık bacaklı hidrosefal i cüce olarak gösteril ir. Burada Kuzey M ısırl ı lar ile Sam i ler arasında bir başka bağlantı var olabil ir. "Phtah", "Açıcı", ad ı kesinlikle Samilere aittir. O zaman cüce Phtah'ı aslen Kuzeylilerin Mısırlı olmayan tanrısı olarak, belki köken bakımından Sem itik olarak ve şehrin i de fetih­ ten önce gelen olarak kabul edebil iriz. Fakat Memphis önem ini ve birleşik krall ığın başkenti kon umuna n ihai yükselişini açıkça Gü­ neyl ilere borçluydu . O zaman, cüce Phtah, Güneyli lerce Memp­ h is'te kurulmuş olan Güney M ısır kökenl i bir başka Phtah tarafın­ dan kendisiyle rekabet edildiğini gördü. Bu Phtah Osiris'in mum­ ya formunda ve kanca i le kamçı tutan bir tür değiştirilmiş nüshası; ancak yerl i Phtah'ın Kabeiric kafalı kibar bir suretiydi . "Beyaz Duvar" ın gerçek tanrısı, şüphesiz ad ı Seker ya da Sekri (Sokari), "Kefenli" olan mezarl ığın ölü ler tanrısı ile karıştırılm ıştı. Bu tanrı­ nın ilk biçimi kefen üzerinde mumyalanmış şahindi ve ikinci Phtah gibi feti h zaman ında, büyük Kuzey mezarlığı Abydos'takinin iki katına kadar gen işlemeye başladığında, güneyden ithal ed ilmiş ol mas ı çok muhtemeldi. Daha sonra Seker'in eski cüce tanrı ile karıştırıldığına rastl ıyoruz. Ayrıca bu son söylenen Phtah-Socha­ ris-Os iris olarak sonradan en çok tap ı lan, mezarl ığın koruyucusu, genell ikle Beyaz Duvarlı Şehrin tanınmış hükümdarı, mumyalan­ mış Phtah'tı. Bugünkü Sakkara adını alınası, Seker isminden gelmektedir. Sakkara, Memph is'e göre batı çölünün en yakın noktası olduğu


92

Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

için, büyük Memphis mezarlığının merkezi noktasını bel irler. Me­ zarl ık kuzeye doğru Griza ve Abu Roash'a, güney yönünde Daslmr'a uzanır, Lisht ile Medum mezarlıkları bile Sakkara'nın tım­ arı (doğuştan hak kazan ı lan mülkü) olarak kabul edileb i l ir. III. Hanedan'dan Tj erser'in tam Sakkara'da bir piram idi vardı, gördü­ ğümüz gibi muhtemelen (Bet Khallaf'taki büyük mastaba olan) gerçek kabri değild i ; ancak Abydos'un mezarl ığında Umm el­ Ga'ab'ta en eski kral ların "kabirleri "ne karşılık gelen ikinci ya da sahte mezarıydı. Yine de daha sonrak i çoğu kral, özellikle V I . Ha­ nedan'dan olanlar, gerçekte Sakkara'da gömülüydüler. Mezarları­ nın tümü, kaşifleri Prof. Maspero tarafından, kendi kayıtlarında, ayrıntı larıyla an latılmıştır. Saklı Hanedan'ın son kralı Snefru, gü­ neyde Medum'da, mükemmel bir tecrit altında gömü lüydü; ancak Sakkara ya da Abu Roash'ta ikinci bir piramide sahip olmuş ola­ bilirdi. IV. Hanedan'ın kralları piramit inşacıların en büyükleriydi ler ve Griza'nın büyük yapıları onlara aitti. V. Hanedan Ciza ile Sakkara arasındaki Abusir' i tutard ı, VI. Hanedan söylediğimiz gibi Sakka­ ra'yı tercih ederdi. On larla beraber Eski Krall ığın ve Memphis egemen l iğinin sonuna u laşıldı, kraliyet asası Memphisli krallarının ell erinden düştü ve Herakleopolis (Ahnasyet el-Med ina, Ben i Suef'e yakın, Fayyum'un güneyi) ile Teb prensleri tarafından tes­ l i m alındı. Herakleopolite krallarının nereye gömüldüğünü bilmi­ yoruz, muhtemelen Ahnasya ile Fayyum arasında, yerel Gebe! es­ Sedment mezarl ığında bir yerdedir. İlk Tebliler (Xl. Hanedan) kesinlikle Teb'de gömülmüşlerdi; fakat Herakleopolites sonunda yok olunca ve bütün Mısır yine güçlü bir kral iyet asası altında bir­ leşti, Tebl i kral lar kuzeye doğru çeki lmiş görünüyordu . Yerine geçtikleri kişilerin egemen liğine son verdi ler ve Herakleopo lis do­ laylarında Fayyum ile Memph is arasındaki verimli bölgen in yakı­ nına yerleşti ler. Burada krala ait ltht-taui, "İki Ülkeyi Denetleyen ", kale-sarayında, XII. Hanedan'ın kralları yaşıyorlard ı ve Dashur, Li sht ve I l lahun (Hawara) mezarl ıklarında, eski Memphis'li kral-


Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

93

larınınki gibi piramitlere defnedil irlerdi. ltht-taui ile ilgi l i duruma dair, Memphis'in eski mezarl ığından önceki güney defin leri hak­ kındaki ve mezarlarının kapıları ile i lgi li (gerçek Yukarı Mısırlı ve Tebli biçim kaya blokundan oyma geçit ve tepen in içine derinlere giden odaydı) bu gerçekler, Aşağı M ısır'ın oylarına dair Amenem­ hat ve Senusretlerin ne kadar tedirgin olduğunu, Memphis'in eski kraliyet gururunu kazanmak için ne kadar kaygılı olduklarını göste­ rir. X I I I . Hanedan'ın kral ları ile Hiksoslar ya da "Çoban lar" ın ne­ reye gömüldüklerini bilmiyoruz. Yenilenmiş Teb İmparatorluğu'nun krallarının tümü Teb'de gömülüydü. Gerçekte Fayyfım ile Abydos arasında bilinen hiçbir kral mezarı yoktu. Büyük kral lar çoğun­ lukla Memphis, Abydos ve Teb civarında gömü lürlerd i . Fayyum civarında -XI . ile XIII. Hanedanlar arası- "Orta İmparatorluk" mezarları, sadece Sakkara'nın güneyine bir ya da iki m i l mesafe­ de olduğundan Memphis mezarlığına ait olan Oashur'da ayn ı dönemdekilerle uygun şekilde gruplandırılabilirler. Abydos'ta olduğu gibi Thebes ve Sakkara'da, Abus'ir, Oashur ve Lisht'te yapılan, son yılların en önemli keşifleri, en çok kralların mezarları ile ilgilidir. Bu sebepten birbiri ardına Abydos, Memph is ve Teb mezarl ıklarıyla sırayla meşgul olacağız. Ve Memphis mezarl ığında "Eski Krallık" mezarlarını, doğal olarak Oashur, Lisht, İllahun ve Hawara'da "Orta Kral lık" mezarları ile gruplandırdık. Bu modern keşiflerin bazı ları Prof. Maspero tarafından, büyük tarihi çal ışmasında yorumlanmış ve resim lerle açıklanmıştır. An­ cak bu yayından bu tarafa yapılan keşifler çok önem l i olmuştur; Abus'ir'deki ler Abydos'ta 1 ve il. Hanedan kab irlerine dair keşif­ ler kadar mühim olmasa da gerçekten birinci derece önemlid irler. Abu Roash ve Glza'da Memphis mezarl ığının kuzey ucunda, bir­ kaç keşif gezisi hayli başarıl ı oldu : Bay Mace'in yardımı eşl iğinde, Prof. Petrie için Umm el-Ga'ab'da kral mezarlarını kazan Ameri­ kalı Dr. Reisner'in ve Alman Dr. Steindorff ile Dr. Borchardt'ın Borchardt Deutsch-Orient Gesellschaft cem iyeti için çalışıyor-


94

Mısır, Kaide, Sıırı)'e, Babil ve Asıır Tarihi

du- ve diğer Amerikalı kazıcı ların keşif gezileri dikkate değerdi. Bu kazı ların sonuçlarının tam olarak yayın lanmasına kadar onlara dair çok az şey söyleneb i l irdi. Çoğu mastaba mezarlarının ilginç kal ıntılar içerdiği anlaşıldı. Yine de büyük tarih i öneme sahip olan hiçbir şey keşfed ilmem iş gibi görünüyordu. Borchardt ile Scha­ fer'in, Abusir'de, Giza'nın güneyinde ve Sakkara'nın kuzeyindeki keşiflerine geldiğimizde durum farkl ıydı. Bu yerlerde birinci dere­ cede önemi olan sonuçlara ulaşılmıştı . Abusir'de piramitlerin ana grubu, V. Hanedan'ın kralları Sahu­ ra, Neferarikara ve Ne-user-Ra'nın mezarlarından ol uşuyordu. P iramitler kendi başlarına, Giza'dakilerden daha küçük ancak Sakkara'daki lerden büyüktü . Genel görünüm ve izlenim olarak Giza'dakilere benziyorlardı; ama burada çöl alçak olduğu için o kadar etki leyici deği llerd i . Giza, Sakkara ve Dashur'dakiler etki­ leyici l i klerinin çoğunu, eki l i alanlarin biraz yukarısına yükseğe yerleştiri lmiş olmalarına borçludurlar. Bu piram itlerle i lgili kazı ve planlamalar, harcamaları Baron von B issing tarafından üstlene­ rek, Münih'l i, ünlü eski Mısır b i l imci ve Berl in'den Deutsch-Ori­ ent Gesellschaft cem iyeti mensubu Borchardt ile Schafer tara­ fından gerçekleştiri ldi. Bulunan kal ıntı lar Bertin ve Kahire müze­ leri arasında paylaştırıldı tar. En dikkate değer keşiflerden biri, piramidinin taban ında bulu­ nan Ne-user-Ra'nın cenaze tören inde kul lanılan mabedinin bulun­ masıyd ı . P lan ilginçti ve granit nilüfer goncası sütunlar Mısır'da o ana kadar keşfedilenlerin en eskisiydi. Duvarların taş döşeme ve lambrilerinin çoğu, güzelce cilalanmış halis siyah mennerdendi. İl­ ginç bir bu lgu, kurbanların kanını alıp götürmesi için aslan başı ağız­ l ı bir havuz ve tahl iye borusuydu . Rölyeflerde, V. Hanedan'ın ilk günlerinde kral ve tanrı ların Ramses ile Ptolemies'in devrinde giy­ dikleri aynı kostüm içinde resmedi ldiğini gösteren, kral ve Tanrıça İsis'in devasa görüntüsünü yansıtan bazı heyke lcikler keşfedildi. Mısır'ın rah ip sınıfına özgü sanatı, gerçekte, o an, çok sonraya ka­ dar yitinnediği nihai dış görünümünde kendini göstermiştir. En eski


Mısır, Kaide,

Suriye, Babil ve Asur Tarihi

95

hanedan ların sanatına damgasını vuran arkaizm v e geleneklere yabancı 1 ık artık yoktur. Mısır sanatının 1. Hanedan zaman ındaki kaba arkaizmden adetlerin sabit hale geldiği V. Hanedan etkisi altında n ihai mü­ kemel l iğine kadar hızlı gelişimini peş peşe ad ımlarla izleyebil iyo­ ruz. Khasekhemui zamanında, il. Hanedan'ın başlangıcında, sa­ natın arkaik karakteri çoktan yıpranmaya başlamıştı. Aynı hane­ dan döneminde yine de Kahire Müzesi'ndeki Hetepahau i, Neb-rii ve Neneter kral isimlerin i taşıyan, ünlü "No. 1 " heykeli gibi, alı­ ş ılmadık naiflikte üsluplar elimizde bulunmaktadır. Fakat iV. Hanedan'la birl ikte artık geleneklerden kopukluk aramıyoruz. Prof. Petrie, Abydos'ta, Giza'nın Büyük Piramiti'nin yapımcısı Khufu ya da Keops'un küçük fi ldişi bir heykelciğini keşfetti. Portre, iyi du­ rumdaydı ve dikkatle yapılmıştı . Hakikatten, M ısırlıların kral ları­ nın portrelerini gerçekte oldukları gibi yapmayı bırakmaları ve on­ lara safı basmakalıp bir çehre yapmaları XVI I I . Hanedan zama­ nına kadar sürmemişti. Geleneklere karş ı çıkan Kral iV. Amen­ hetep'in (Akhunaten) kendisini tüm biçimsizl iği ve çirkin l iği ile çizdirmek için karşı çıktığı bu gelenek, iV. ve V. Hanedan lar döne­ m inden sonra uzun süre yaşamadı . XII. Hanedan'ın kralları özell ikle heykel lerinin doğru portreler olması gerektiğine dair çok dikkatliydi ler, gerçekten III. Usertsen'in (Senusret) portreleri kralın hayatının farklı dönemlerinde doğruluk­ la resmedildiğini göstererek genç bir yüzden yaşl ıya doğru deği­ şime uğruyordu.

Ancak giyim ve davran ışla i lgil i genel adetler, nihayet V. Ha­ nedan dönem inde belirlenmişti. Bu devirden sonra, artık Prof. Pet­ rie tarafından Abydos'ta bulunan diğer küçük fildişi heykelcikler gibi, bize 1 . Hanedan ile ilgil i yaşlı hükümdarı gösteren, tamamen sadık ve orij inal sunumlar elimizde bulunmamaktadır. Özel l iklerin tamamen gerçek hayattaki gibi olduğuna ve kişinin daha sonraki devrin kral ların ın gerçek hayatta giymiş olabileceği türden, gele­ neklere aykırı şeki lde rengarenk ve süslü giyindiğine; ancak kesin-


96

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

1 ikle on !arın zaman ının sanatçı lan tarafından asla giyi lebilir olarak tasvir edi lmediklerine kuşku yoktur. Mısır tarihinin sonuna doğru, krallar; hatta Roma imparatorları abidelerde iV. ve V. Hanedan' dan atalarının resmi kıyafetleri içinde gösteri l irlerdi, aynı şekilde Khufu'yu Abydos'tan küçük modelde ve Ne-user-Ra'yı Abusir' den büyük bir rölyefte görüyoruz. Özgün deha Akhunaten'in Tel i el-Amarna'daki v e il . Ramses'in güzel heykelinin Turin'deki gö­ rüntüleri gibi, kralları zaman larının hakiki kostümlerini giyerken gördüğümüz bir ya da iki istisna mevcuttur; ama bu gibi isti snalar çok enderdir. Abuslr'in sanatı bu yüzden büyük i lgi toplamıştır; çünkü rah ip­ lere özgü sanatın gel işiminin sonunu bel irlemektedir. Tapınağa öz­ gü ilkelerin belirleyici etkisi her zaman açıkça mevcut olsa da laik sanat istediği kadar gel işebilirdi . Fakat bundan sonra, bir kralı ya da tanrıyı, V. Hanedan zamanında resmedildiğinden farklı şekilde tapınağın duvarlarında resmetmek (portre dışında); ancak bir Ak­ hunaten'in cesaret edebileceği dinsizlikti. Her zaman bu dönemin kral piramidinin ayağında bulunan, saltanatın başl ıca ruhani l iderine ait olan mastaba kabirlerden o lu­ şan dikkate değer biçimde klasik şehir, Abusir'de Alman lar tara­ fından kazılmıştı. Aynı çağa ait bir başka bina da kazılmış ve bina­ nın gerçek karakteri saptanmıştı . Bu, Abusir ile Giza arasında, er­ Righa ya da Abu Ghuraib, "Kargaların Babası " , denen yerdeki binadır. Daha önce piramit olduğu sanılırdı; fakat A lman kazıları gerçekte Hel iopolis'li Güneş-Tanrısı Ra'nın mabedi o lduğunu, He­ l iopol itan köken l i olan V. Hanedan kral ları tarafından özel olarak tapılmış olduğunu gösterm iştir. iV. Hanedan'ın büyük piramit in­ şacı ları son gerçek Memphisliler gibi görünmektedir. Hanedan ın son hükümdarı Shepseskafın saltanatının sonunda, kral iyet asası Hel iopolitan bir aileye geçmiştir. Ardından gelen V I . Hanedan yi­ ne Memphisl i olabil ir; ancak bu belirsizdir. Başkent Memph is ol­ maya devam etm iş ve Saklı Hanedan'ın başından Eski Krallığın sonuna kadar ve Herakleopolis ile Thebes'in yükse l işine kadar Memph is; Mısır'ın en önemli şehri olarak kalmıştır.


Mısır, Kaide, Suri)1e, Babil ve Asur Tarihi

KAHİRE MüZESİ'NİN 1 NO'L U HEYKELİ Yaklaşık MÖ 3900

97


98

Mısır, Kaide, Surijıe, Babil ve Asur Tarihi

Heliopolitanl ar diğer bütün tanrı ların üzerinde Güneş Tanrısı'nın tabii olarak hizmetçi leriydi ler ve kendilerine ilk kez -bütün sonraki tarih boyunca firavunlar tarafından muhafaza ed ilmiş- "Güneş'in Oğul ları " unvan ını vereceklerdi. Çölün kıyısında, piramidinin ve Abusir'deki iki doğrudan selefınkilerin kuzeyinde, Abu Ghuraib'in Güneş mabedini inşa eden Ne-user-Ra'ydı . 1 900 kazıları ile bom­ boş bırakılan bölgenin, doğuya doğru önde büyük bir avlusu olan suni bir tepe olduğu anlaşılmıştır. Tepede, Güneş Tanrının taş amblemi olan, ucu kesik bir obel isk ( dikilitaş) inşa edilmiştir. Avlu­ nun aşağısında tapınanlar, tepenin üzerinde batıda dikilmiş güneşin taşına doğru, güneşin batışının mahalline, bakıyorlardı. Zira He­ l iopolisli Güneş Tanrı esasen batan güneşti, sembolü Giza'daki -doğuya bakan- büyük sfenks olan Tum-Ra, Ra Harmachis de­ ğil ; doğan güneşti. Heliopolitan Güneş Tanrı'nın kutsal sembolü, bize şiddetle Semitik betheller ya da b aetyliyi, Fil istin'in kutsal taşlarını, hatırlatır. Ayrıca Hel iopolitan inancın Semitik kaynağı hakkında bir başka fikir de verebi l ir. Mabed in avlusunda ince su mermerinden yapılmış, üzerinde öküzlerin Güneş'e sunulduğu, bir metreye yakın gen işlikte, dairevi büyük bir sunak vardı ve bunun arkasında, avlunun doğu ucunda, üzerinde hayvanların katledildi­ ği, onlardan akan kan ların tahl iye edildiği boruları olan ayn ı taştan altı büyük yalak bulunuyordu. Bu mabet, V. Hanedan zaman ında " Eski Krallık" uygarlığının en ilginç anıtıydı. Abusir'in güneyinde kısa mesafede bulunan Sakkara'da, söy­ leni ldiği gibi, son yı llardan kalan hiçbir yeni kral mezarı bulunma­ mıştır. Fakat kendilerine burada ve Dashfır'da kazı yapma hakkını saklı tutan Service des Antiquites «> derneğinden memurlar tara­ fından özel mastaba mezarlar arasında pek çok çalışma yapılmıştır. B ilge ve yazar Kagernna'nın (ya da daha ziyade Gemnika, bir kı­ zılderi l i unvanına çok benzeyen "Bir ruh buldum.") mastabası çok güzeldir. "Bir ruh buldum.", Manetho'nun "Tancheres "i, Kral Tat(* )

Eski Uygarl ıklar Servisi. (ÇN)


Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil ve Asur Tarihi

99

kara Assa dönem inde yaşamıştı ve kendisi büyük çağdaşı, Sak­ kara'da gömü lü olan, Phtahhetep ("Phtah'a adanan") gibi i lkeler yazm ıştı . Mezarı temizleyen Service des Antiquites derneğinin memurları, ne yazık ki, adını yanlış okudular Ka-bi-n (mümkün ol­ mayan bir şekil sadece anlamı harfiyen " ... nun hayalet ruhu" ya da "bana-hayalet-ruh") ve bunu bu şekl iyle mezarın girişi üzerine yer­ leştirdiler. Her ikisi de Sakkara olan ve zaten bilinenlere benze­ yen Mereruka'nın mastabası (bazen "Mera" olarak yan l ı ş adlan­ dırı lır) ve ün lü Ti, rölyeflerle süslü çok sayıda oda içerir. O zaman Eski Uygarlıklar Servisi'nin müdürü olan M. Grebaut, bu çevrede, çok i lginç, her iki yanında VI. Hanedan'ın büyük adam larına ait sıralı mezarları bulunan düzenl i bir kutsal yol, mezarlar caddesi keşfetti. Genell ikle birbirlerine çok benziyorlardı, rölyeflerin işçi­ l iği güzeldi ve mezar sah ibinin portresi her zaman görünürdeydi . Daha küçük mastabalardan birkaçı, son zamanl arda, bul un­ dukları yerde kal ırlarsa hasara maruz kalabi lecekleri için çeşitl i müzelere dağıtı lmışlardır, dahası Kah ire M üzesi için çok değerl i deği l lerdir; ancak bu tür mezarların tam örneklerine zaten sah ip olmayan çeşitli müzeler için önem li ölçüde değerl iyd i ler. Amir U erarina'ya ait olan güzel bir örneği şimdi İngi liz Müzesi'n in Asur zem in katında sergilenmektedi r, bir diğeri Leyden Müzesi'nde, üçüncüsü Berlin'dedir ve diğerleri . .. Bunların çoğu, tek odal ı basit mezarlard ır. Arka duvarın merkezinde, daima stele (kitabeli di­ kil itaş) ya da mezarın yapısı ile bütünleştirilmiş uygun mezar taşı görürüz. Bunun önünde kurbanlar için yalaklı, alçak bir kurban masası ve her iki tarafında uzun bir buhur sunağı duruyordu . Su­ naktan i lahi duman (.'ıenetr) yükseliyordu, hen-ka ya da ruhun rahibi (tam anlamıyla, "Ruhun Hizmetl isi") ölü lerin ruhlarına saygı gösterme görev i n i icra ed iyordu , Kher-heb ya da koro şefi , leopar derisinin mistik katların ı örterken v e bronz tütsü-yakıcı e l i ndeyken, kutsal i lahi ler söylerd i ve ruhu sakinleştirmesi gere­ ken ve ona gelecek dünyada en yüksek mükemmell iğe giden yolu kazanma imkanı veren büyüyü yapard ı.


1 00

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asıır Tarihi

K itabel i dikil itaş; her zaman sütun şekl inde, pervazl ı kapı biçi­ mi nded ir. Ölülerin şekli her bir yandayd ı ve yan larda, cenaze tören inde kul lan ı lan etleri vermesi için yalvarılan, Anubis için ve daha sonraki bir tarihte Osiris için, kazınmış dualar vard ı : "Tanrı­ nın yaşadığı yerde her şey hayırlı ve saftır, mezardaki ölü insanın seçilmiş olduğu gibi . " genellikle ölülerin biyografi leri ve onursal unvanlar listesine rastlarız ve yüksek makamları i lave edi lmiştir. Sakkara, en eski zamanlarda olduğu kadar en geç dönemde de defin yeri olarak ku llanılm ıştır. XXVI. Hanedan'ın Mısırlıları, XVIII. ve XIX. Hanedan'ın fatih firavunların ın görkeml i dönemi­ ni takip eden harap ed ici savaşlardan bıkmış ve Mısır'ın kendi ken­ dine yetebilen, dışarıdaki ülkelerle i l işki kurmayan, i htişam ve za­ fer uğruna üzerine yük almayan ve dünyevi güç ve görkem döne­ mini izleyen çürüme ve çöküş hakkında hiçbir şey b i l meyen en eski kralların eserlerinde yeni ve can land ırıcı bir i l ham aram ışlar­ dı. Thothmes ile Ramses'in imparatorl uğa ait eskimiş ve gözden düşmüş takı larına kasten sırtlarını çevirdi ler ve hayatlarına model ve örnekleyici olarak Snefrus, Khufus, and Ne-user-Ras'ın ilk ça­ ğa ait sözde sadel iğini kabul etti ler. Bu bilinç l i ve kasıtlı arkaizm çağıydı, ayrıca arkaistik ideal peşinde Sa'itel i Memfi sliler kendi le­ rini Sakkara'nın eski mezarlarına, V. ve Vl. Hanedan zamanından atalarıyla yan yana gömüyorlard ı . Bu mezarlardan birkaçı son za­ manlarda keşfedi l ip açıldı ve modern gel i şmelerle donatı l mıştı . Pers dönemine ait bir ya da ikisinde, aşağıya günümüz turistinin spiral demir merdiven le inme imkanı bulduğu, muazzam derinlikte (mezara ait odaya götüren) kuyu lar vard ı . Serapeum Tapınağı elektrikle ayd ın latı l ıyordu ve Teb'de Kral ların Mezarlarında Fira­ vunların eski mezarlarını aydınlatan jeneratörün sürekl i gümbür­ deyen titreşimi haricinde hiçbir şey sess izliği bozmuyordu. Böy­ lece moden fikirler ve icatlar eski Mısır eserlerini görmemize ve daha iyi an lamamıza gerçekten yardım ed iyorlard ı . Fakat bu, bel­ ki Kral Arthur'un mahkemesi ndeki yankeeyc çok benziyordu. Daha sonraki mezarların içleri , genel l ikle eski döneminki leri takl it


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

101

eden rölyeflerle süslenm iştir; fakat onların derhal ne olduklarını belirleyen hassas zarafeti nedeniyle, bunları uyarlandıkları eski orij inalleri ile karıştırmak bu yüzden imkansızdır. Sakkara'dan güneye Dashfır'a giderken, yol üzerinde Masla­ hat el-Fara 'un "Firavun'un Kürsüsü" olarak bilinen devasa taş mastabayı geçeriz. Sakkara'da Prof. Maspero tarafından piramiti bulunana kadar, bunun V. Hanedan kral ının, Unas, mezarı olduğu düşünülüyordu. Şeklinden dolayı Saklı Hanedan döneminden bir hükümdara ait olduğu düşünülebilirdi; fakat inşa edildiği taş blok­ ların muazzam boyutları daha ziyade XII. döneme işaret ed iyor gibiyd i . Gerçek kazıyla onun sırrını deşmeye yönel i k bütün çaba­ lar nafi leydi. Çölün diğer yanında daha i leride Mastabat e l-Fara'fın'dan, iki sıra halinde, her sırada ikisi simetrik olarak yerleştirilmiş, dört ayrı piramit görüyoruz. Sağdaki ikisi al ışılmış tipte Glza ile Abusir'de­ kiler gibi, büyük taş yapı lardır; ayrıca en güneydeki, yapımı esna­ sında yanların ın eğim açısının değiştirilmesi nedeniyle, bozuk bir görünüm arz eder. Dahası , neredeyse yere kadar beyaz cilalı kal­ ker bloklarla kaplanmıştır; bu yüzden kaplamalarını kaybetmiş olan diğer piram itlerin orij inal görünümleri hakkında çok iyi fikir veri r. Bu iki piramit, Sakkara'nın Step Piramidi gibi, büyük ihtimalle Sak­ lı Hanedan'm krallarına aitti. Giza türüne şiddetle benziyorlardı ve ikisinden en kuzeydeki Büyük Piram it'in yedeğine çok benziyor­ du. Büyük Piramit tarafından hemen takip edilen kral piramidinin gelişimi esnasında bir aşamayı belirl iyor gibi görünmekteydi . Fa­ kat bu görüşün doğruluğunu hiçbir kazı, henüz kanıtlamam ıştır. Her iki piramite de girilmiş; fakat içlerinde hiçbir şey bulunmamıştır. Onlardan birinin Snefru'nun piramiti olması çok muhtemeldir.


1 02

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

DASHUR 'DAN G ÜNEY TUGLA PİRAMİTİNİN DIŞ GÖR ÜNÜŞÜ Xll. HANEDAN. 1895 'te, M de Morgan tarafından kazı yapılmıştır. Bu da 111. Amenemhat'ın ikinci mezarıdır, yaklaşık MÖ 2200.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 03

Ziraate en yakın olan diğer iki piramitin çok farkl ı görünümleri vard ı . Yarı harap haldeyd iler, renk olarak siyahtılar, ayrıca bütün etkileri taş piram itlerin etkilerinden oldukça farklıydı. Çünkü taş­ tan deği l; tuğladan inşa edi lmişlerd i . Piramit o ldukları doğruydu; fakat an latmakta olduklarımızdan farklı malzemeden yapılmış ve farklı tarihlerden gel iyorlardı. Mesken lerini kuzeye doğru, eski ku­ zey başkentinin çevresine, nakletmiş Tebl i hükümet meclisi olan, XII. Hanedan kral larının mezarlarının üzerine inşa edilmişlerd i . Gerçekte, Sakkiira'da Eski Krall ığın sonuna ulaşmıştık; Dashfir'da Orta Krallığın cesetleri başlıyordu. Piramitler halen inşa edi l iyor­ du; ancak her zaman taş içermiyordu, tuğla kul lanı lıyordu, genel­ l ikle iç kısımları taşl ıydı. Bu tuğla piramitlerin yeni olduğu zaman­ lar genel etki leri taştan olanlardan farksız olmalıydı ve şimdi bile, yarı harap hale gel ince, Dashfır'daki I I I, U sertsen'in (Senusret) pi­ ramiti gibi büyük tuğla piramit, etkileyiciliğini yitirmiş değildir. Ne­ ticede, tuğla piramitin, taş piramitten daha az takdire değer olması için hiçbir sebep yoktur. Dashfir'un iki doğu piramiti gibi, böyle de­ vasa tuğladan kitlelerin inşası, kendi usulünce, orta ölçekli taş pira­ mit inşası kadar çetin hatta zor olmuştur. Bu sayfada Dashfir pira­ mitlerinin fotoğrafları bu tuğla işi kitlelerin Bab i l ve Asur'un bü­ yük tuğla yapıları kadar etkileyici, muazzam boyutlarını iyice gös­ termektedir. XII. Hanedan kral mezarları için tuğla kullanımı Aha'n ın zama­ nından Tj eser'in zamanına, 1. Hanedan'dan Saklı Hanedan'a dek süreler için önceki günlerin adetlerine dönüştü, piramitlerin o saye­ de gelişmiş o lduğu kral iyet mastaba mezarları inşaatında tuğla kul­ lanılmıştı.

Bu noktada Eski Krall ığın büyük piramitlerine veda ettiğimiz yerde, bu an ıtların inşası konusunda Dr. Borchardt tarafından son yıllarda i leri sürülen ve şimdi genel likle kabul edi len en son kuramı önemseyebi liriz. Büyük Prusyalı kiişifLepsius, kırklarda piramit­ leri incelediği zaman, her kralın tahta çıktığında kendisi için küçük bir p iramit p lanladığı sonucuna varm ıştı . Bu birkaç yıllık bir süre


1 04

Mısır, Kaide, Suriye, Babı'/ ve Asur Tarihi

içinde inşa ed ilmişti. Ayrıca eğer saltanatı kısa sürmüşse ya da d i­ ğer sebeplerden piramiti büyütemem işse küçük piramit, mezarı için yeterli oluyordu. Yine de eğer saltanatı biraz uzun süreli olacak gi­ bi göründüyse, ilk plan tamamlandıktan sonra, kendisi çevresine ve üzerine daha büyük bir diğerini inşa ederek piramitini büyütü­ yordu. Sonra yine bu ilave bittiği zaman ve kral halen saltanat sü­ rüyorsa ve büyük kaynaklara sahip ise, bir kaplama daha, deyim yerindeyse, piram ite giydiril iyordu. Ender ol arak, uzun yaşam ış kral lara ait olduğunu bildiğimiz Giza'nın birinci ve ikinci piramitleri gibi devasa yapılar tamamlanıncaya kadar bu böyle devam edi­ yordu. Ve nihayet yaşl ı hükümdar ölmüş ve uzun hayatının ve bü­ yük kudretinin inşa etmesine imkan verdiği büyük mezarına def­ nedilm işti . Bu görüş zaman ında fazlasıyla makul görünüyordu ve bir kralın uzun süre saltanat sürmüş olup olmadığını söyleyebilme­ miz ve hatta saltanatının uzun luğuna dair kaba bir fikir edinmemiz binanın maruz kaldığı ardışık tabakaları ya da ilaveleri saymakla, sanki ağacın yaşını gövdesindeki halkalar yardımıyla söylemekle ayn ıymış gibi görünüyordu. Piramit soğan ya da Çin puzzle kutu­ su tarzından sonra inşa edilmiş bir şey gibi görünüyordu. Yine de 1 88 1 'de Griza piramitlerini inceleyen, dikkatle on ların tamamını ölçen ve sonunda trigonometrik oranlarını belirleyen Prof. Petrie, Lepsius'un kuramının tamamen yanlış olduğu, ayrıca her piramitin i nşa edildiği ve şu anda başta planlandığı şekilde kaldığı sonucuna vardı. Yine de meslek olarak mimar olan Dr. Borchardt, piramitleri tekrar i nceledi ve Prof. Petrie'ni n ifadesinin doğru ol­ madığı ve Lepsius'un h ipotezinde bir doğruluk payı bulunduğu hük­ müne ulaştı . Kendisi piram itlerden birkaçının öze l likle Giza'daki birinci ve ikincisinin modifıye edilmiş, değiştirilmiş ve büyütülmüş plan konusunda açık işaretler gösterdiğini, gerçekte Khufu gibi, uzun ömürlü krall arın piramitlerine hatırı say ı l ır ölçüde ilaveler yapmışa benzediğini ve hatta onlara daha geni ş çapta tamamen yeni bir biçim venniş gibi göründüklerini meydana çıkardı. Bu Bü­ yük Piramit için kesinlikle böyleydi. O zaman Lepsius'un kuramını Dr. Borchardt tarafından değiştirilmiş olarak kabul edeb i liriz.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

SEL ESNASINDA GlZA PİRAMİTLERİ

1 05


106

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

Büyük Piramit konusunda bir başka ilginç nokta ortaya çıkmış­ tır. Eski Mısır bil imci leri ile Avrupal ı arkeoloj i profesörleri arasın­ da, Mısır'da demirin bilindiğine dair kalıntılar konusunda her za­ man büyük görüş farkı var olmuştur. Eski Mısır bil imcilerinin çoğu, daima yazıtlar tarafından ifade edildiği gibi, dem irin Mısır'da en eski dönemden beri bilindiği görüşünü muhafaza etmi şlerdir. Eski M ısır' da belli bir metal için kul lanılan sözcüğün, antik Mısır dilinde "demir" kelimesi ile aynı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Mısırlıların en eski dini metin lerde, gök kubbenin bu metalden yapıldığından bah­ settiklerini bel i rtirler ve bu metalin renk olarak, demi r ya da çeli­ ğin renginin mavi olması neden iyle böyle olduğu sonucuna varırlar ve bundan başka mezar tablolarında -si lahlardan bazı larının de­ mir, demek ki, diğerlerinin bakır ya da bronz olduğu için- bazı )arı­ nın maviye diğerlerinin kırmızıya boyanmış olduğuna dikkat çeker­ ler. Sonuç o larak, Büyük Piramit içinde, aşağıda hava bacaların­ dan birinde iki iç bölüm arasında bulunmuş işlenmiş demirden ger­ çek bir parçayı yadsınamaz bir deli l olarak ileri sürmüşlerdir. iV. Hanedan zaman ında, yaklaşık MÖ 3 5 00, gerçek bir dem ir parçası burada bulunmuştu. Bu sonuç; tarih öncesi Avrupa'da metal kullanımının gelişimi ile ilgili öğrenciler tarafından, asla kabul ed ilmedi. Şüphesiz, inanma­ yışları, kısmen eski Mısır bilimi i le ilgi l i deli llerin değerlendirilmesi isteklerinden, kısmen de tarih önces i Avrupa ile ilgi l i kendi çal ış­ malarından çıkarmış oldukları bi lgilerle asla bağdaşmayan bir sonu­ cu kabul etmeye gönülsüzlüklerinden kaynaklanıyordu. Güney Avrupa'da demirin yaklaşık MÖ 1 000 yıl larına kadar kullanıma girmed iği oldukça kes indi, Orta Avrupa'da Salzkammergut, Hal lstatt'taki keşifler bronz çağından demir çağına geçişin yakla­ şık MÖ 800 yıllarında olduğunu göstermişti. Özellikle La Tene'nin dem ir çağı medeniyeti, bu kadar erken olsa bi le, V II I . yüzyıldan daha öncesine tarihlendirilemez. O halde, eğer demir; Mısırl ı lar tarafından MÖ 3 5 00 kadar erken bir zamanda b i l inmekteyse, iki bin yıldan fazla zamana kadar, Avrupalılara bunun bilgisinin i le-


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

1 07

tilmemiş olması mümkün müydü? Hayır, demir Mısırlı lar tarafından gerçekten MÖ 1 000 yılından çok önce bi linmiş olamazd ı ve Eski Mısır bil imine dair deli l lerin hepsi yanl ıştı. Bu tartışma; Upsala'dan ünlü İsveç l i arkeolog Prof. Oscar Montel ius tarafından takip edil­ di, daha önce Kuzey Avrupa'nın eski uygarl ıklarıyla uğraşmakta deneyim li olsa da bu deneyim kend isine, çok uzaktaki Afrikalı M ı­ sır' ı etki leyici bir otorite kılmaya yeterl i deği ldi . Prof. Monte l i us, tarih öncesi Grek kal ıntı larıyla uğraşırken görüşlerini ve Kuzey ka­ lıntı larına dair olgunlaşmış görüşlerinin sonuçlarını bize iletirken ay­ nı fikirde olan larla hiç karşılaşmamıştı. Gerçekte kend isi, çoğu "ta­ rih öncesi ne ilişkin" arkeologların sah iden unuttuğu İskandinavya, Yunanistan, Mısır, Samiler, Benin'li bronz işçi leri, Zimbabwe'n in madenci leri ve Ohio tepe inşacılarının <» bir bütün o larak ele alınamayacağı ve İskandinavya ile ilgi l i deneyimlerine dayanan zorlu ve hızl ı gelişme evrelerin in onlar için şart koşulamayacağını unutmuştu. Belki taş devri ve bronz çağı kalıntı ları ile ilgi l i öğrenci ler üze­ rinde, doğa bil im leri profesörlerinin etkisine yöne lik, bu yan ıltıcı düşünce al ışkanl ığını izleyebil iriz. Çünkü doğa istikrarl ı i lerleme i le hareket eder ve dengeli geli şimini sürdürür -nihil facit per sal­ tum- insan ın elinden çıkan iş lerin dünyan ın her yerinde aynı şe­ ki lde, düzen l i ve denge l i geliştiği varsayılmış gibidir. Bu varsayı­ ma göre, dem ir ku l lan ımının Mısır'da MÖ 3 500 kadar erken za­ manda bilinmesi, bu bilginin orada iki bin yıl uyku halinde kalması ve sonra an iden yaklaşık MÖ 1 000 yılında Yunanistan'a yayılma­ sı, yıldırım hızıyla Avrupa'ya dağı larak ve her yerde bronz kulla­ nımının yerine geçmesi imkansızd ı . Yine de, gerçekten, insan ın çalışmaları, bin yıllar süren durgunluktan sonra krizler ve başlan­ gıçlar, an i ve gel işim atı l ımları i le tam olarak bu şans eseri tarzda gelişir. B arbarl ığa dönüşler de ayn ı şekilde sık görülür. Doğal ev­ rim benzetmesi tamamen alakas ız ve yan ıltıcıdır. (*) Piramit benzeri tümsekleri defin, ikamet yapan lar. (ÇN)

ve

tören amaç l ı olarak topraktan


1 08

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Yine de "evrimsel" düşünce çizgisini izleyen Prof. Monteli us, dem ir Avrupa'da yaklaşık MÖ l 000 yıllarına kadar b i l inmese de Mısır'da daha erken bil iniyor olabileceğine inanıyordu; ayrıca İs­ veççe etnoloj i ile ilgi l i bir dergide Ymer l 883'te yayınlanan "Bron­ saldern i Egypten " (Mısır'da Bronz Çağı) isim li önemli bir ma­ kalede, eski Mısır bilimci lerinin hatası i le ilgi l i karşıt tezleri kanıt­ lamayı denemişti . Ana konu ları fresklerdeki si lah ların renginin sadece geleneksel ve keyfi olduğundan önem taşı madığı ve Bü­ yük Piraınit'ten çıkan demi r parçası del i linin yetersiz şekilde bel­ gelendiği ve bu yüzden, varsayılan eski tarihe ait dem ir şeklinde başka kesin arkeoloj ik del i l lerin yokluğunda, değersiz o lduğuydu. İsveçl i eski Mısır b i l imci Dr. Piehl, bu makaleye aynı dergide "Bronsaldem i Egypten " adl ı , Prof. Montelius'un eski Mısır b i l i­ mi bakımından sonuçlarına karşı çıktığı makaleyle cevap verdi ve M ı sır'da demir kul lanımına dair IV. Hanedan devrinden sonraki hepsi doğru olan diğer örnekleri verd i . Ancak, Prof. Monte l i us'un orij inal makalesi Fransızca'ya çevri l ip bu yüzden meşhur olmuş­ ken bu protestonun İsveççe bir dergide gömülü kalması nedeniyle çok az dikkat çekmiştir. Kısa bir süre için Prof. Montelius'un sonuçları gene l likle kabul edildi ler ve M . de Morgan tarafından tarih öncesi kalı ntı ların ke­ şifleri yap ıldığında, M ısır'ın taş devrinden bakır, bronz ve demir çağlarından geçerek MÖ 1 1 00 ya da l 000 yılları civarında, dü­ zen l i i lerici gel işme göstermiş olması her zamankinden daha muh­ temel gibi görünüyordu. Büyük Piramit'ten çıkan demir parçası delili, kaşifler tarafından keşfi i le ilgili ayrıntılı açıklamaya rağmen, bir yana bırakıldı. l 8 8 1 'de piramit detayını kuşkusuz bina ile çağ­ daş kabul eden ve güven i l irliği konusunda i l ave del i l ler göstere­ cek kadar i leri giden Prof. Petrie b i le iddialara dayanamad ı ve l 902'de Abydos'ta Prof. Petrie'nin keşfi ile doğrudan çürütülene kadar eski durumunu koruyan Monte lius'un görüşünü kabul ett i . Bu keşifVI . Hanedan dönem inin bronz aletleriyle bir arada bul u-


Mısır,

Kaide,

Surıjıe, Babil ve Asur Tarihi

1 09

nan şüphe götürmez dem ir parçasından oluşuyord u ve meseleyi çözdü. <*> Muhtemelen işlenmiş olan (aletlerle gömüldüğü için) VI. Hanedan tari h l i bu dem ir parças ı , kaş i fi ve diğer herkes tarafından şüphe götürmeyecek bir şekilde kabul edi l d i . Bu kesin ise Büyük Piramit parças ının iV. Hanedan tarih i de tam olarak saptanmış oluyordu. Daha önceki parçanın kaşiflerinin, bunun pi­ ramitle çağdaş olması konusunda hiç kuşkuları yoktu ve bu konuda l 88 l 'de Prof. Petrie tarafından desteklendi ler. Bu yüzden şimdi demirin Mısırl ı lar tarafından MÖ 3 5 00 kadar erken dönemde kul­ lan ı ldığı gerçeği bilinmektedir. <**l Böylece M ısırl ı ların genel olarak demiri kul lanmış oldukları ve bu yüzden "dem ir çağına" yaklaşık MÖ l 300'den önce gird iği (il. Ramses'in saltanat dönem i) söylenemese de dem ir onlar tarafın­ dan iyi b i l in iyordu . A let ve bina yapımı için yaklaşık MÖ 3 5 00'de, iV. Hanedan zamanı kadar erken dönemde, sık sık kul lan ı l mı ştı. Kullanımına dair kesi n olarak tarihlendiri lmiş örnekler, IV. VI. ve XIII . Hanedanlar döneminde ortaya çıkıyordu. B u b i lginin MÖ 1 000 civarından evvel Avrupa'ya iletilmemiş olmasının neden ini söyleyem iyoruz, Eski Mısır bilimci leri de sebebini tespit etmek is­ tememişlerdir. Bu yüzden Büyük P iramit çok öneml i bir mesele­ nin çözümlenmesinde ilginç bir rol oynamıştır. Prof. Petrie tarafı ndan, Büyük Piramit'te bulunan demir parça­ nın taşları yerlerine yükseltmek için bir düzeneğin parçası olmuş olduğu tahmin ed ilmiştir. Herodot, taşları kaldırmak için kul lanı­ lan, küçük tahta parçalarından yapı lanlar gibi, makinelerden bah­ setmektedir. Demek istediği şeyin genel açıklaması küçük bir vinç veya tahta makinenin taşları makara ve ip aracıl ığıyla kaldırmak(*) Man (Londra Antropoloj i Cemiyeti yayın organı ) i i i ( 1 903), No. 86'da H. R. Hall'ın "Mısır'da Erken Demir Kullanımı" konusundaki notlarına bakınız. ( * * ) Prof. Montelius, İ ngi liz Müzesi'n in -Man'de yayınlanan, "Bronz Çağı Kal ıntı lan için Rehber", 1 005 (Ocak), No 7- dergisinde bu sonuçlara itiraz etmiştir. Bu itirazlara cevap olarak, Hal l'a bakın ız, ayn ı yerde, No. 40.


1 10

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

ta ku l lan ıldığı olurdu; fakat Kamak'taki Büyük Mabet'in restoras­ yon çal ışmaları müdürü olan, M. Legrain bunu farklı şekilde açık­ lamıştır. Der e l-Bahari ve başka yerde XVIII. Hanedan'ın "temel çöküntüleri " arası nda, kralın adını taşıyan küçük plakalar ve kü­ çük çapa ile vazoların yanında, iki yanı yarım daire şeklinde tahta parçalarından yapılmış, yuvarlak tahta çubuklarla kavisli kısım bo­ yunca birleştiri lmiş esrarengiz bir tahta nesne bul unmuştur. M . Legrain şimdi bunu ağır taşları piramitte b i r kattan diğerine y a da bir binadan başka binaya taşımak için kul lanılan makinenin örneği olduğunu düşünmüştür. Kul lanım yönteminin resimleri Choisy'nin Art de Batir chez /es anciens Egyptiens eserinde bulunabi lir. Bu ilkel makinenin Herodot'un piramitlerin inşaatında kul lanı ldığından bahsettiği şey olduğundan çok az kuşku vardır. Daha sonraki tarihçi, Diodorus da bize dünyanın büyük tepe ya da yokuşlarının da ku llanı ldığını ve taşların gerekli yüksekl iğe ka­ dar buralara sürüklendiğini anlatır. Bu ifadenin de doğru olduğuna şüphe yoktur. Mısırlı ların gerçekten bu şekilde inşaat yaptıkları nı biliyoruz ve sistem, büyük batı sütununun Batlomyas zamanında bu sayede inşa edildiği, hala gerçek tepelerin ve yokuşların kal ın­ tılarının bulunduğu, Karnak'taki işi sebebiyle M. Legrain tarafın­ dan gündeme getirilmiştir. Bu şekilde yürütülen iş yavaş ve pahal ı­ dır; fakat ülke için fazlasıyla uygundur ve insanlar tarafından an­ laş ı l ır. Eğer tonlarca ağırlıkta büyük bir taş sütun baştaban ını iki sütunun tepesine karşıdan karşıya yerleştirmeyi istiyorlarsa, onu yukarıdaki yerine iplerle yükseltmezler, iki sütuna karşı büyük bir yokuş ya da toprak set inşa ederler, onları işlem esnasında yarı gö­ merek, sütun baştaban ını iplerle ve insan larla yokuş yukarı çeker­ ler ve yerine otuı1urlar. Sonra yokuş ortadan kaldırı l ır. Bu, Kar­ nak'ta izlenen eski sistemdir ve tahta makinelerin ilave yardımı ile Büyük Piramit ve benzerlerinin IV. Hanedan gün lerinde inşa edi l­ diği sistem budur. Plus cefa change, plus c 'est la meme chose. XII. Hanedan'ın tuğla piramitleri ayn ı şekilde inşa ed i lm iştir; zira M ısırlılar tahta yapı iskelesi ile basamağın modern birleşimi


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

111

hakkında hiç bilgi sahibi deği llerdi. Dashfır'da ayn ı hanedan dö­ nem inden küçük bir taş piramit vardı, iki tuğla piramit arasınday­ dı;fakat bu şimdi neredeyse yok olmuştur. Diğerleri kuzeyi III. Usertsen'e (Sen-usret), güneyi 111. Amenemhat'a aitken bu, Kral i l . Amenemhat'a aitti. Bu son bahsi geçen hükümdarların her iki­ sinin başka yerde mezarları vardı, Abydos'ta Usertsen'in büyük bir kesme kaya galeri si ve odası, Fayyfım'a yakın Hawara'da Amenemhat'ın güneye fazla uzak olmayan bir piram iti vard ı . Ha­ wara piramitinin ya da Dashfır'dakinin -hiçbir yerde de kral ın is­ mi yalnız bulunmad ığı için- kralın gerçek defin yeri olup olmadığı kesin değildir. Hawara'da bu, tahtta bulunan Kraliçe Se-beknefe­ rura (Skemiophris), kızın ınki ile birlikte bulunur, Dashfır'da kral ın­ kine yak ın küçük bir mezarda gömülen Kral Auabra Hor'unki ile birlikte bulunur ve kralın çocuklarının mezarlarını birleştirmekte­ d ir. Kral Hor'un kim o lduğunu çok iyi bilmiyoruz. İsmi l i stelerde veri lmemişti ve M . de Morgan'ın Dashfır'daki keşiflerine kadar b i l i nmiyordu. III. Amenemhat'tan önce ölen, bu kral hayatta iken kral iyet tarafından kendisine şeref payeleri veri len bir prens ol­ duğu güçlü bir ihtimaldir. <*> Ş imdi Kahire Müzesi'nde bulunan mezarında kendisinin tahtadan güzel heykel leri bulunmuştu, ken­ disi oldukça genç olarak gösteri lmişti . III. Amenemhat, kesinl ikle IV. Amenemhat'tan önce gelmektedir ve onların aralarına Hor'u eklemek mümkün değildir. Dashfır'un üç piramitinin sahiplerinin kiml iklerinin tespiti 1 894' ten l 896'ya kadar oraları kazmış olan M. de Morgan ve asistanları Legrain ve Jequier'in yard ım ıyla gerçekleşmiştir. ili. Usertsen'in (Senusret) kuzey piramiti, güneydeki kadar iyi koru nmamıştır. Da­ ha fazla yıpranmıştı ve o kadar etkileyici bir görünüm arz etm iyor­ du. Her iki piramitte de beyaz taşlardan dış kaplama, yeri ni sadece çıplak siyah tuğlalara bırakarak, tamamen kaybolmuştu. Her b iri (*) Aşağıya bakınız. İ leride karşılaşacağımız gibi; muhtemelen kendisi III. Amenemhat'ın oğluydu.


1 12

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

genel l ikle durum böyle olduğu üzere dönem in yüksek mev.k i l i adamların ın büyük mezarlarının ortasında bu lunuyorlardı . Mas­ tabaların çoğu M. de Morgan tarafından kazı lmıştı. Bazıları, biri Kral Snefru'nun rahibi, ilave "peygamberlerin idarec isi ve piyade genera l i " unvanlarını taşıyan, Aha-f-ka'ya ("Ruh savaşçıs ı " ) ait o lduğundan, XI I . Hanedan'dan eski dönemlerdendir. O gün lerde b i l e çoğu lcu lar vardı . Ayrıca özel mecli s üyesi (Geheimrat) ile gerçek danışma mecl isi üyesi (Wirk-licher-Greheimrat) arasındaki ayrım oldukça yaygındı; zira gerçekten yapı ldığını keşfetmiştik. Ço­ ğu yaşlı M ısırl ı, gerçek danışma meclisi üyesi olduğu için meza­ rında kendisiyle gurur duyard ı . Mısır bürokrasisi zaten eskiydi ve kal ıntı ları ile anormall ikleri piramit inşacılarının zaman ı kadar eski­ den kazanm ıştı . B i r ara I l l . Usertsen'in (Senusret) piramitini n önünde alışılmış cenaze tören inde ku l lanı lan tapınak duruyordu; ancak tamamen yıkı ldı. Piramitin yanında yeraltı tünel lerine açı lan sıra hal inde me­ zarlarda, kral ai lesinden bazı prensesler gömülüydü ve bu tünel­ l erde prensesler Sit-hathor i le Merit'in Kah ire Müzesi'nin en müt­ h i ş hazineleri arası nda bulunan harika mücevherleri bulunmuştu. Onları görmemi ş olanlar, M. de Morgan'ın çal ışmaların ı n yayın­ land ığı " Fou i l les a Dahchour"da (Viyana, 1 895), M. Legrain ta­ rafıridan yapılan güzel suluboya tablolarından, mücevherlerin gö­ rünüm !eri konusunda mükemmel bir fikir edinebilirl er. A ltından ve renkl i taşlardan her tür mücevherden oluşan, toplam yüz yedi eser toplandı. En güzel leri arasında, sütun şekl i nde, i l . Usertsen, III . U sertsen ve III . Amenemhat isim leri n i taşıyan; fevkalade ziynet­ ler ya da gerdan l ıklar vard ı . İsimler, tümü bölmelere ayrılmış ( cloisonne) çal ışmalar şeklinde, lacivert taşı, yeşi l feldispat ve akik gibi güzel taşlar; altın para, kartal baş l ı aslan gövdel i ej derha, düş­ man ları yere seren kral figürleri ve nişanları üzerinde durmakta olan şah i nlerle çevri l iyd i . Altın boncuk ve deniz kabuklarından yekpare zincirler de olağanüstüydü . Bu hazineler yeraltı geçitleri­ nin zeminine gömü lmüştü ve çok şükür yağmacıların d i kkatinden


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Bahit ve Asur Tarihi

1 13

kaçmıştı ve bu kadar hayırlı tesadüfle bize Mısırlı kuyumcuların,

XII . Hanedan günlerinde yapabildiklerini anlatmak üzere yadigar kalmışt ı . Aynı zamanda burada iki büyük N i l saltanat kayığı, kürekleri ve diğer teçhizatları ile birlikte büyük boy tekneler de bulundu. Kahire Müzesi'nde de onları görmek mümkündür. Sade­ ce kral mumyalarının tabut sehpası olarak kullan ı lmış ve kızaklar üzerinde törene getirilmiş olduklarına inan ı lab i l ir. Yeraltı geçidi; piramitin merkezinin altına yönlendiri ldiği halde, gerçek kral odası bulunmamıştı. Güney tuğla piramiti, kuzeydeki i l e aynı şeki lde yap ı l mı ştı. Yanı nda, zaten bahsi geçen, i lginç içeriğiyle Kral Hor'un mezarı dah i l , kral iyet hane halkı üyelerinin mezarları da bulunmuştu . Bu kısa ömürlü, sadece mezarından b i l inen hükümdarın mumyasının kal ıntıları da bulunmuştu . Kralın iç organları III . Amenemhat'ın mührüyle kapatılan klasik "kubbemsi kavanozlar" içine kondu, Hor'un kendisinden önce öldüğünü buradan anlamaktayız. B u kra­ lın kefenindeki ve diki l i taşındaki yazıtlarının çoğunda özgün, etkili bir h iyeroglif yazma tarzına rastlanmıştır, -bacaksız kuşlar, kuy­ ruksuz yılan ve başı olmayan arı . Bacaksız kuşlara bu dönemin diğer yazıtlarında rastlanmıştır; bu geçici bir tarz olmuş ve çok geçmeden terk edi lm i ştir. Nubhetep isimli prensesin mezarında, onun yakınlarında, S it­ hathor i le Merit'inkilerle ayn ı tarzda daha fazla m ücevher bu lun­ muştur. Piramitin kendisi, M. de Morgan tarafından güçlükle ve hatırı sayılır kadar çok tünel açı larak ulaşılan, alışılmış geçitler ve odalar içeriyordu. Gerçekte krala ait ölü odalarının araştırılması, 5 Aralık 1 894'ten 1 7 Mart l 895'e kadar sürmüştü. Bu tarihte kazı­ cıların deh lizi, alışı lmadık şeki lde geniş olduğu görülen ve bu bakımdan kuzey piramidi i le fark l ı l ık gösteren eski geçitlerden bi­ rine rastlad ı . Kral mezarının içi şüphesiz boşaltı l m ı şt ı . Ne o lursa olsun, kralın gerçekte burada deği l ; Hawara piramitinde gömül­ düğü unutulmamalıdır.


1 14

Mısır, Kaide,

Sııriye, Babil

ve

Asur Tarihi

İki tuğla piramit arasında bulunan i l . Ameneınhat piraıniti, ta­ mamen taştan inşa edi lmişti . Zemin üzerinde h içbir şey kalmam ış­ tı; ancak yeraltı kısım larının araştırı lması, taşların yekpare l iği ve taş duvarların yapı l ışındaki özenin fevkalade olduğunu göstermi ş­ ti . Prenses Ha i l e Khnumet'in, içinde daha fazla mücevher bulu­ nan, b irbirine bağlı mezarlarında da aynı öze l l ik lere rastland ı. Bu mükemmel taş iş leme sanatı Orta Krall ık'ın öze l l iğidir; buna, Teb' deki I I I . Mentuhetep'in tapınağında da rastl ıyoruz. Dashur'un biraz uzağı Sneferu Piramitinin tek başına hüküm sürdüğü yer olan Medum'dur ve yine buran ın ötesi, 1 894-6 yılları arasında M.M. Gautier ile Jequier'in 1 . Usertsen'in ( Senusret) pi­ ramitini kazdıkları yer olan Lisht'tir. En dikkate değer bulgu kral ın beyaz kireçtaşından, oturan heykellerinin tamamen mükemmel durumdaki gizli yerid ir. Tam gizlenmiş oldukları gibi, yan larda, bulundukları keşfedilmiştir. Kralın Osiris şekl indeki, yüzü kırm ızı boyalı, altı figürü de bulunmuştur. Böyle figürler düzenli olarak kral mezarının önünde yerleştirilmiş gibi görünmektedir. B irkaçı, daha sonra anlatacağımız Teb, I I I . Mentuhetep'in cenaze töreninde kul­ lanı lan mabedinin önünde bulunmuştur. Gri granitten, adakları ge­ tiren eyaletlerin rölyef halinde görüntüleriyle süslü, güzel bir su­ nak da çıkarılmıştır. Lisht piramiti Dashur'unki ler gibi tuğladan in­ şa edilmemiş o l up taştandır. Yine de Giza ya da Abusir'de önceki günlerinki gibi çok sağlam tarzda inşa edilmemiştir ve ondan ge­ riye bir yıkıntı öbeği haricinde h içbir şey kalmamıştır. X I I . Hane­ dan m imarları, gördüğümüz gibi, muhteşem taş işç i l iğinde duvar­ lar inşa etti ler. Piramitlerinin taş muhafazalarının aslen çok ince olduğunu b i l iyoruz; ancak içi tuğlalı ya da çakıl l ıydı, Giza'da IV. Hanedan kral ları tarafından kul lanı lan harika inşa sistemi uygu­ lanmıyordu. Lisht'in güneyi İ l l ahun'dur ve Fayyum bölgesinin girişindedir; ayrıca bunun batısı, Prof. Petrie'nin 11. Usertsen (Senusret) ve I l l . Amenemhat piramitlerinde kazı yaptığı, Fayyum'a yakın olan Ha­ wara'dır. Kendisinin keşifleri, zaten Prof. Maspero'nun kayıtların-


Mısır. Kaide. Surı)'e. Babil ve Asur Tarihi

1 15

da an latılmıştır; bu yüzden burada sadece on ları Dashlır'da M . de Morgan'ın daha sonraki çal ışmalarının sonuçları ve Lish'te M.M. Gautier ile Jeq uier'in çal ışma sonuçları ile karş ılaştırmak, onlarla bağlantılı son hükümleri belirlemek ve aynı bölgedeki en yeni keşif­ leri tasvir etmek için yeterli olacaktır. Her iki piramit; Dashur'dakiler gibi, tuğladandır, taşlarla kap­ lanmıştır. Taş duvarlar iç tarafta olduğu için, dah i l i inşaatta bazı farkları vardır. Merkezi odalar ve onlara giden geçitler keşfedilmiş­ tir ve her iki durumda muhtemel yağmacıları yanlış yola sevk et­ mek ve yolu engellemek için sağır odalı, büyük taş kapılı vb. geçit­ ler tuhaf şekilde karmaşıktır. Hawara piramitinin mezara ait 6 . 6 m üzerinde uzunluk ve toplam 3 metre genişlikte olmasına rağmen sert sarı kuvarsitten bir masifbloktan yontu lmuş odası , büyük taş­ larla uğraşma konusunda olağanüstü araçları i l e -öze l l ikle XII. Hanedan'ın niteliği olan- bunlardan yararlanma sevgileri hakkında bir fikir veri r. Hawara Piram iti cenaze töreninde kullan ıl� Mı­ s ır'da daha önce h iç bilinmeyen ve sonradan da asla görü lmeye­ cek türden bir mabetle donatılm ıştır. Bu, piramitin kendisinden bile çok daha büyük bir binaydı, ayrıca hal is kireçtaşından ve beyaz kuvarsitten fazlasıyla XI I . Hanedan'a has bir üslupta inşa edilmiş­ ti. Bu mabet; dış görünüş olarak Teb'deki içinde Karnak, Luxor ve Ramesseum mabetlerinin ayakta durabildikleri; ancak iki bin yıl­ d ır taş ocağı olarak kul l anıldığından artık tamamen kaybolmuş zeminin uzantısın ı kapl ıyordu. Roma devrinde bu yıkım süreci za­ ten başlamıştı; fakat o zaman bile bina hala görkeml iydi ve Hero­ dot'un zamanından geriye doğru Mısır'a gelen bütün Grek ziya­ retçiler tarafından şaşkın l ıkla farkedilmişti. Onun zamanından ön­ ce bile G irit'teki orij inal labirente benzerliği nedeniyle " Lab irent" adını almıştı. Hawara mabed inin Mısır Labirenti olduğuna, Lepsius tarafın­ dan son yüzyı l ın kırklı yıl larında işaret edilmişti. Son iki üç yıl için­ de, Bay Arthur Evans'ın G i rit Labirenti'n in, bizzat Girit yakın ında


1 16

Mısır, Kaide, Sım)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Candia'da Knossos'un Minoan ya da eski Mycenrean <*> Sarayı biçiminde olduğunun keşfi nedeniyle, buna tekrar d ikkat çekildi. Burada Knossian Sarayı'nın M inotaur Efsanesi'nin gerçek labi­ renti olduğunu i spatlamış olan bütün tezlere girmek imkans ızdır, bunun konumuzla da bir ilgisi yoktur; ancak burada kelimenin Grek ya da Helenik kökenli olduğunun ispatlandığını ve Zeus'un elinde çift baltayla tasvir ed ildiği Karia'daki La-braunda gibi Karian di­ linde "Çift Tarafl ı Baltanın Yeri" anl amına geldiğini söylemek ye­ terli olabilir. Dillerden Ari olmayan, "Asyalı", kesinl ikle Likyalı ve muhteme­ len Kariyel i d i l grubunun ait olduğu d i l i n, Ari Greklerin Hel las'a girmelerinden önceki dönemde Yunan istan'dan İtalya'ya yayı lmış olduğu, Grekçe yer isimlerinde ve Grek dilinin kendinde, varlığına dair unutulmaz izler bıraktığı Alman dilbilimci Kretschmer tarafın­ dan ortaya çıkarılmıştır. Gerçek Helenler Girit'e varmadan önce, Asyalı bir lehçe orada konuşulmuş olmal ıdır ve " labirent" sözcüğü köken olarak bu lisana ait olsa gerektir. Klasik lab i rent " Knossian bölgesi içinde" idi. Knossos'un sarayı kesinlikle, sembolü çift yön­ lü balta olan, tanrıya tapınma ile ilgi l i baş! ıca mevkiydi, Knossian "Çift Yönlü Baltanın Yeri", Giritçe " Labirent" idi. Girit Labi renti'nin adını, Mısır Labirenti'nden almış olduğu ve kelimenin bizzat Mısır köken li olduğu tahmin edilird i . Onun Mısır etimoloj isi (köken b ilgisi), " Ro-pi-ro-henet", "Tapınak ağzı kanal ı " olarak bulundu; b u da Mısır dilinin yapısı biraz bozularak, örneğin Hawara'da Fayyfım'a giren Bahr Yusuf gibi, "bir kanalın ağzındaki tapınak" olarak yorumlanabilird i . Fakat maalesefbu kel ime çevre­ n i n yerlileri tarafından "Ro-pi-ro-henet"e fazla benzemeyen, ger­ çekte sadece filoloj i k tasavvurun uydurması olan " Elphi lahune" olarak telaffuz edildi ve var olduğu asla kanıtlanamadı . Ro-henet bölümü (Fayylım ve Orta M ı sır'ın yerel telaffuzuna göre La-hune denmiştir) "kanal-ağzı " gerçektir, günümüzün "kanal-ağzı "nda bu(*)

Mykenai, Mikenler. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 17

lunan İllahun'unun kökenidir. Yine de madem ki labirent kelimesi­ nin Kariye d i l i yardımıyla tatminkar biçimde, Grek (Ari öncesi) kökeni kadar besbe l l i ve Knossian labirent orij inal ismi kadar ba­ riz açıklanabildiğini b i liyoruz. Mısır d i linde kelimen in zoraki açık­ lamasını araştırmaya ve Greklerin Mısır d i l i karşıl ığından sonra, Giritçe labirent dedikleri ni varsaymaya hiç gerek olmadığı açıktır. Tersi açıkça şöyledir: Mısır'a gelen Grek ziyaretçi ler çok sayı­ da salon ve koridorları bulunan, alabildiğine geniş, görkem l i Mısır yapısı ile Knossian Sarayı arasında bir benzerlik buldular. Son söylenenin çok azı klasik dönemde mevcut olsa b i le mümkün gö­ ründüğü ölçüde, site her zaman kutsal olarak muhafaza edi lmiş ve Roma devrine kadar bölgede inşaat yapılmasına izin veri lmemiş gibi görünmektedir. Ayrıca labirentin karışık salonları ve koridor­ ları konusundaki geleneğin her zaman belirgin olduğunu ve açıkça canlı b i r hatıra üzeri ne kurulu olduğunu b i l iyoruz. G erçekten Knossian Sarayı'nın en bel i rgin özell iklerinden biri karışıklığı ve geçitlerle odaların dolambaçlı sistemidir. İki bina arasında Grek ziyaretçilerin Hawara'nın piramit mabedine "labirent" ismi ver­ mesinin ası l sebebi olan benzerlik daha fazla takip edilmiştir. Stra­ bo tarafından Mısır labirentinin öze lliği olarak tan ım lanan beyaz kireçtaşı duvarlar ve " Paros Adası'na ait mermer"den parlak bü­ yük kapı lar, Knossos'ta kullanı lan parlak beyaz selenit ya da alçı­ taşı ile karşı laştırı lmıştır. Ayrıca Minoan çağının Grek mimarisi ile neredeyse çağdaşı olan XII. Hanedan dönemine ait Mısır m ima­ risi arasındaki genel benzerl ikler bel i rtilmiştir. <*> Bu gibi benzer­ l ikler bize -MÖ 2 5 00 kadar eski lerde kurulmuş- Mısır ve Minoan sanatı ve uygarlığı arasında yakın bir bağlantı olduğunu anlatan, ı:aten bilinen delillerin miktarın ı arttırabilir.

(*) H. R. Hai l, Helenik Araştırmalar Dergis i ne (Joıırnal of Hellenic Stııdies) bakınız (Kısım ii). Giza'daki Sfenks Mabedi de Hawara ile Knossos'taki lerle karşılaştırılabilir. Sfenks Mabed inin XII. Hanedan yapısı olması daha muhtemel görünmektedir. '


1 18

Mısır, Kaide,

Suriye. Babil ve Asıır Tarihi

Zira son bi rkaç yıl içinde G irit'teki kazılardan görüleceği i.izere, eski tarihe ait, Yunan istan ile Mısır'ın neredeyse Mısır tarihinin başlangıcından beri düzenli irtibat hal inde olduğunu b ize gösteren, yen i bir bölüm öğrenmiş olduğumuz unutu lmamalıdır. Kazılar bu­ nun M ısır'da deği l, G irit'te devam ettiğini ortaya çıkarm ış olduğu için bun ları anlatmak bu kitabın konusunun kapsamına girmez. Yi­ ne de daha sonraki gün lerde Mısır tari hini etki lediği kadarıyla so­ nuçlarının kısa bir özeti VII. B ölümde veril miştir. Burada, eski dönemi ilgi lendirdiği kadarı ile Mısır ile G irit'in kesinlikle XII. Ha­ nedan zamanında ve muhtemelen de VI. ya da daha önceki dö­ nemde irtibat ha l i nde oldukların ı söylemek yeterli olabi l ir. Knos­ sos'tan çıkan, kes inl ikle daha sonraki gün lerde getirilmemiş, I I I . Hanedan M ı s ı r vazoları elimizde bulunmaktad ır; zira Mısır'da Sa'ite'lerin ve daha sonra Romal ıların zaman ına kadar, h içbir eski mi llet antikalarla ilgili beğeni l ere sahip olmamıştır. Gerçekte, bu i letişim zaman olarak, yavaş yavaş Yunani stan' ı n Minoan uygar­ lığının kökeninin ilk çağa ait, muhtemelen eski neolitik zamanlarda Mısır medeniyetinden gelen bir sürgün olduğu ihtima l i n i di.işi.in­ memize neden oluyor. Yani neol itik Grekler ve neolitik M ı s ırl ı lar her ikisi de pek muhtemelen kökeni Afrika'da olan ve bir kısmı den izi geçip M ısır'da Mısır tarzında, Yunanistan'da Grek tarzında gel i şen kü ltürün toh umların ı beraberleri nde getirerek A vrupa'ya çok eski zaman larda gelmiş, ayn ı "Akdenizl i " nes l i n mensup­ larıydılar. Gerçek iletişim ve bağlantı önceleri sağlanamamış ola­ b i l ir ve muhtemelen olmamıştır. Prof. Petrie aksini düşünmekte­ d i r ve hanedan öncesi Mısır vazo ları üzerinde boyanmış gem iler­ de (1. Bölüm'e bakın), geç neolitik zamanlarda G i rit ve Mısır ara­ sında t icaretin Akden iz üstünden onlar sayesinde yürütü ldüğü öz­ deş kadırgaları görecekti. Yine de bu gemilerin, zaman ın klasik N i l "felfıkas" v e "gyassas" denen, alelade küçük neh i r gemi leri olduğu kes indir; bunlar çöl ve eki l i arazilerin sembolleriyle birlikte deve­ kuşları, anti loplar, tepeler ve palm iye ağaçları ve göze çarpan bü­ tün plan ı n tamamen karasal ve Yukarı Mısır karakteri ile resme-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

1 19

di lir. Yine de hanedan öncesi gemilerin açık den ize uygun kadırga­ lar olmadıklarına şüphe olamaz. Muhtemelen Grek Akden izl ileri i le Yukarı N i l bölgesinde ya­ şayanlar arasında irtibatın tekrar kurulması piramit i nşacı ların ın zaman ına kadar gerçekleşmemişti . O zamandan beri bu artmış ve XII. Hanedan'ın zaman ında III. Amenemhat labirenti inşa ed i l­ diği zaman, iki ülke arasında aşağı yukarı düzenl i türde bir i l etişim mevcut olmuş gibi görünüyordu. Bu dönemde aralarında güzel sanatlarla ilgili fikir alışveri ş i ol­ duğu kesindir. İ letişimin nas ı l devam ettiğini bilmiyoruz; fakat muhtemelen doğrudan aç ık deniz üzerinden devam etmekten çok Kıbrıs ve Suriye sah i l i yoluyla gerçekleşmişti. G iritli elçi lerin Mı­ sır sarayını ziyaret ettiği ve Teb'de kabir tablolarında resmedil­ dikleri XVIII. Hanedan zamanında, G irit ve Mısır arasındaki i rti­ batı an latmaya başladığımızda, bu konuya tekrar değineceğiz. XII . Hanedan ile XVIII. Hanedan'ın zaman ları arasında, bu bağlantı önemli ölçüde kuvvetlenmiş gibi görünmektedir; çünkü Knossos'ta Abnub adında bir Mısırlının -adından dolayı XIII. Hanedan'ın so­ nuna yakın yaşam ış olması gereken ve Hyksos krallarından biri olan Kh ian' ın kraliyet adını taşıyan alabastronun <'> tepesinde­ M ısır'a özgü heykelciği bulunmuştur. Hawara'nın oldukça yakınında, İ l lahun'da, Usertsen'in işçileri kendisinin piramitini inşa ederken kurulan şehrin harabelerinde, Prof Petrie, o zaman bilinmeseler de, ş imdi G irit ve K ıbrıs'taki ka­ zı lardan iyi b ildiğimiz türde toprak kapların parçalarını bulmuştur. Bun lara Girit'te i l k kez bulunduğu yerin adı ndan sonra Kamares kapları ve genell ikle beyazla doldurulan küçük deliklerle süslen­ miş s iyah pişmiş toprak eşyadan dolayı çok renkli G irit(li) çanak çömlek kalıntıları denmiştir. Bu son söylenen toprak eşya, XIII. Hanedan kal ıntı ları i l e birlikte başka yerde bulunmuştur. Önce söylenenin Girit'te "Erken Minoan" dönemine ait olduğu, uzun sü­ re öncekinin "Geç Minoan " ya da Mısır'daki XV1 1 1 . Hanedan i le (*)

Parfüm ve masaj yağı saklamakta kullanılan antik topraktan şişe. (ÇN)


1 20

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

çağdaş olan " Saray" dönemine ait olduğu bilin ir. Burada XII. Ha­ 'nedan Mısır'ı ile Erken Minoan G irit'i arasında bir bağlantının bir başka ilginç deli l i elimizde bulunmaktad ır. XVIll. Hanedan ve sonraki hanedan lar döneminde daha sonraki bağlantı, Prof. Pet­ rie'n in Medinet Gurob'da geç Mycenaean objelerinden ve yaban­ cı mezarlardan bulguları sayesinde, ayn ı saltanat dönemi bakımın­ dan örneklerle açıklanmıştır.<*> Hawara, İ l l ahun, Kahun ve Gurob'daki bu kazılar l 8 8 7-9 yılları arasında yapıldı. O zamandan beri Prof. Petrie ve meslektaşları ayn ı bölgeyi tekrar ziyaret etmişlerdir ve Gurob orada balık tapın­ masına adanmış bir tapınak keşfeden Loat ve Ayrton tarafından ( 1 904) tekrar incelenm iştir.Bu çal ı şma Prof. Petrie'n i n M ı s ır Araştırma Fonu için eski Henensu mevkisinde, Greklerin Herak­ leopolis'inde, Annas ya da Ahnas-yet el-Medina'daki esas kazısı i l e ayn ı zamanda yap ılmıştı . Prof. Naville orada Mısır Araştırma Fonu namına l 892'de kazı yapmış ancak mabedi tamamen ay­ dınlatmamıştı . Bu çal ışma şimdi bütün binayı ortaya çıkarmış olan Prof. Petrie tarafından üstlenilmiştir. Mabet Herakleopol i s'in ye­ rel tanrısı Hershefı'ye adanmıştır. Greklerce Ar-saphes den i len ve Herakles ile işbirliği yapan bu tanrı, gerçekte koç baş l ı Horus şeklindeydi, adı "Korkunç-Yüz" anlamına geliyordu. Mabedin da­ ha büyük bölümü XIX. Hanedan zamanına tarihlendiri l ir ve eski dönemden h içbir şey kalmamıştır. Y ine de Orta Krallık döneminin Hershefı şehrinin parlak dönemlerinden biri olduğunu bil iyoruz. Nispeten kısa süre için, Memphisli hegemonyası ile Teb domin­ yon dönemi arasında, Herakleopol i s Mısır'ın başkentiyd i . Hakla­ rında az şey bilsek de IX. ve X. Hanedan kral ları Herakleopo­ lislilerd i . Kheti'nin büyük bir tiran (zalim hükümdar) olduğu söy­ lenird i . Bir diğeri Nebkaurii, sonraki günlerde çok moda olan kla­ sik bir öykü olan "Dilbaz Köylünün Efsanes i "ndeki bir şahsiyet (*) Buraya gömülen bir adam An-Tursha, "Tursha'nın Sütunu" adı n ı taşıyordu. Tursha, Akdenizl i, muhtemelen Girit'ten Tylissialı biriyd i .


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

121

olarak tan ınmaktadır. Bir başkası Merikara daha gerçek bir kişilik­ tir; zira Asyfıt'taki mezarlarda zaman ına dair kitabelere sahibiz. B u kitabelerden aralarında en cesurunun Asyfıtlu liderler olduğu­ nu öğrendiğimiz Herakleopol is yandaşlarının karşı koymalarına rağmen, Teb prenslerinin Kuzeyli leri yıprattığını öğren iyoruz. İç savaş, Teb'in lehine sonuçlanmış ve Tebli XI. Hanedan çifte tacı takmıştır. Kral iyet asası Memphis'ten Kuzey'e geçm iş ve Teb, Mı­ sır tarihinin sahnesine girmiştir. Bu olayla N i l ülkesi de yeni bir gel işme çağına girm iştir. Kral­ l ığın başkenti bir kez daha Güney'e geçmiş ve XII. Hanedan kral­ ları gerçekte Kuzey'de otursalar da Teb l i kökenleri asla unutul­ mamış ve Teb, ülkenin başlıca şehri olarak kabul edi lm i ştir. XI. Hanedan kral ları gerçekte Teb'de saltanat sürerlerdi ve XIII. Hanedan'ın daha sonraki kralları, Hiksoslar'ın fethinin ardından oraya çekilmişlerdir. Teb'in, Hiksoslar'a karşı verilen mücadele i le i lgi l i b ütün destansı gelenekleriyle i l i şki lendirilmesi, nefret edilen S am i ler sonunda kovuldukl arı zaman, orada başkenti n nihai istikrarını sağlama aldı ve m i l l i krallık kuzeyden güneye tüm alan­ da yen iden kuru ldu. Fakat Akhunaten'in sarayını Tel i el-Amar­ n a'da, il. Ramses'in Tanis'te topladığı zamanlar gibi , kesintiler haricinde, Teb, XXII. Hanedan zamanına kadar altı yüz y ı l sürey­ le m i l l i başkent olarak kaldı . Orta Krallık'ı (XI.-XIII. Hanedanlar) Eski Krallık'tan ayıran bir başka büyük değişim, Mısırl ı ların bu dönemde başka d ı ş u lus­ larla temasa geçmeleri nedeniyle ortaya çıkt ı . B ütün Eski Kra l l ı k tarihi boyunca, Mısır'ın dış dünya ile i l işkileri sıfır olmuştu. Akde­ nizli ul uslarla bazı bağlantı lar olduğunu bil iyoruz, Ha-nebu ya da Kuzeyli ler, S ina'dan insanlar i le diğer Bedevi ve zenci ler ile savaş öyküleri e l imizde bulunmaktadır, ayrıca Yukarı N i l yoluyla Punt ( Somal i l and) ü l kesine seferler yapılm ıştır. Fakat Fırat havzasının büyük ulusları ya da F i listin halklarına dair en ufak bağlantı izi hat­ ta bilgisi elimizde bulunmamaktadır. Bab i l Kralı Naram-Sin, S ina Yarımadas ı'nı (Magan ü l kesini) MÖ 3 750 kadar erken zamanda,


1 22

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

yaklaşık I I I . Mısır hanedan ı devrinde, istila etti. Bu hanedandan büyük Kral Tjeser de Sina'yı istila etti ve hanedan ın son kralı Snef­ ru da öyle. Fakat o zaman lar Babi lli lerle Mısırl ılar arasında bir çar­ pışmanın herhangi bir izi elimizde bulunmamaktadır. Bunlardan biri, diğerinin varlığı hakkında en ufak bilgiyi de ortaya çıkarm ış deği l­ dir. O günlerde dünyan ın iki uygar halkının gerçekten birbirinden tamamen habers iz olmaları ihtimali düşüktür; fakat onlar arasında Mısır monarşisinin kuruluşundan önce muhtemel olandan başka bir bağlantıya dair elimizde hiçbir iz bu lunmamaktadır. Bu eski bağlantı yine de çok şüphelidir. Eski Mısır uygarl ığında en inde sonunda Bab i l kökenli bir unsurun var olduğunu ve Mısır'a nas ı l ulaştığına dair iki kuram ın ortaya atı ld ığını görüyoruz: B iri, bunun, Bab el-Man-deb geçitini geçen ve Hammamat Vadisi ya da Yukarı Nil yoluyla M ısır'a ulaşan Arap akrabalarının (günümüz Grallaları ile temsi l edi len) Sam i halkı tarafından getirildiğini var­ sayıyor. D iğeri, eski kültüre ait Sem itik bir yerleşimin var olduğu Heliopolis'te, Delta'ya Suez geçidi üzerinden geldiğini öne sürüyor. Her iki halde de Babil kültürünü Mısır'a getiren Sam i l erle i lgil i ve­ rilerin elimizde olması gerekiyor. Bu, okuyucuya hatırlatabi l eceği­ m iz gibi bizzat Semitik kökenden değildi; fakat Sami olmayan in­ san ların yardım ıyla olan bir gel işmeydi . B ildiğimiz kadarıyla, Sü­ merler Babil'in yerli sakinleriydiler. Sümer dili ekleme li/bitişken tip­ tir, saf Sami deyimlerinden ve Mısır d i linden köken olarak ayrıdır. i Ik Sami işgalcilerin beraberlerinde M ısır'a getirdikleri kültürün Ba­ bi I unsurları, o halde sonuçta Sümer kökenliydi . Sümer uygarlığı Bab il'in Sami fethinden önce asırlarca Semitik kabi leleri derinden etkilemişti ve Sümerler giderek daha mazbut bir kavi m ol unca fatih l eriyle kaynaştıklarından, ayrıca ırksal ve dile ait ben l iklerini kaybettiklerinden yabancı bir kültür deği l yabancı bir kavim ta­ rafından fethed ildi ler. Sam ilerin kültürü Sümerl i olduğu için Semi­ tik kavimler uygarlığını Sümerlere borçludurlar. Yani Semitik kül­ tür ded iğimiz şeyin çoğunun i lke olarak Sami olmadığı rahatça söylenebil ir.


Mısır, Kaide,

Suriye.

Babil

ve Asur

Tarihi

1 23

O halde en eski gün lerde, Mısır, Sam i l ere ait, Sami unsurları insanların d i l ine sunan ve Semitik ırksal değişimi getiren bir arac ı ile Sümer kültürünün unsurlarını almıştır. Bu i l k çağa ait fatih lerin yol ları konusunda her iki kuramm doğru olması ve iki Sami dalgası­ nın N i l Havzası'na, neol itik dönem in yaklaşmasına doğru, birinin Yukarı Nil ya da Hammamat Vadisi, d iğerinin Heliopolis yoluyla girmiş olması mümkündür. Belki Semitik kökenin despot türüyle ve yerl i Nil yöresinde yaşayan kavmin halkıyla birlikte Mısır u lusunun yen iden bir araya getirilmesi nden sonra, Tebl i hegemonya zamanına kadar B abi l'de­ ki Semitik kültürün uzak merkezi ile daha fazla bağlantıya dair e l i­ mizde hiçbir işaret bulunmamaktadır. XI I . Hanedan döneminde, Mısırlı ları, İdumsea ve Güney F i l istin Bedev ileri i le dostane ilişki­ ler içinde görüyoruz. Böylece 1. Amenemhat'ın küçük oğlu Sane­ hat, kral babasın ın öl ümü duyurulduğu zaman, yeni kral Usert­ sen'den (Senusret) kaçıp Filistin'e gitmiş ve orada Şef Aının uanshi' nin kızı ile evlenip bizzat Suriye'n in başkan ı olmuştur, Mısır'a an­ cak kraliyet affı ve himayesi vaad i üzerine yaş l ı bir adam olarak dönmüştür. II. Usertsen'in (Senusret) saltanatı esnasında -Orta M ısır'da Oryx eyaletinin prensi- Arap şefi Abisha'nın (Abeshu'), Beni Hasan'da Khnumhetep'in duvarlarında resmedildiğini gör­ düğümüz için, Khnumhetep'in sarayına takibi ile meşhur ziyaretini biliyoruz. III. U sertsen'in (Senusret) Sekmem ülkesi ve aşağılık Suriye l i leri cezalandırmak için Filistin'i işgal ettiğini görüyoruz. <*>

(* ) Daha önce yukarıda değinilmeyen, Bay Garstang'ın kazı ları esnasında bulunan, (mücadeleye katılmış) General Sebek-kh u'nun tarihi kitabeli dikilitaşı neden iyle bu mücadeleden h aberi m i z var. Kazılar 1 900'de yap ı l d ı ve X I I . Hanedan döneminde yap ı l m ı ş büyük mezarl ığın bir parçasının tamamen aç ı l masıyla sonuçland ı . B u mezarl ığın mezarlarından çıkan ve XVIII. Hanedan'ınkilerden de bulunan nesneler grubu bu iki dönemde kullanılan nesnelerin üsluplarını gösterdiği için özel likle değerli dirler (Garstang, el-Ardbah'a bakınız, 1 90 1 ) .


1 24

Mısır, Kaide, Surıjıe, Babil ve Asur Tarihi

Mısır gücü büyüyordu ve bu gücün ağırlığı daha önce hiç bi­ linmeyen bölgelerde hissediliyordu. Sonunda çarpışma başlad ı . M ı­ sır, Asya l ı bir güçle çarp ı ştı ve en kötü raslantıyla karşılaştı . O denli kötüydü ki Orta Krallık'a dair Teb monarşisi devrilmiş ve Kuzey M ı sır gerçekte Asyal ı kuvvetler tarafından fethedilmiş ve birkaç yüzyıll ığına yabancı bir hanedan tarafından yönetilmişti . Hiksoslar ya da Çoban Kralları fethedenlerin kim olduğunu son keşiflerin hiçbiri bize söylemem iştir. Eski bir görüş onların Moğol­ lar olduğudur. Şimdi Kahire Müzesi'nde bulunan, Hyksos kralları­ nın isimlerini taşıyan, Tanis sfenkslerinin olağanüstü yüzlerinin, Bubastis'te M . Naville tarafından keşfedilen iki devasa kral kafası­ nın yüzleri için de sanı ldığı gibi, Moğol tipl i olduğu düşünülüyordu. Fakat M. Golen ischeff şu an bu kafaların katiyen Hiksosl ar'ın olmadığın ı, bunların gerçekte XII. Hanedan kral larının olduğunu ortaya koymuştur. Newberry ve Garstang geçen lerde bu tipin ya­ bancı ve muhtemelen Kuzey Suriye'den gelen daha sonraki dö­ nemde Mısır'ın düşmanları olarak ön plana çıkan Kheta ya da Hi­ titler'le bağlantılı olduğunu kanıtlamaya çalışmışlardır. Mısır krali­ yet ai lesine bu tiplerin, II. U sertsen'in (Senusret) kraliçesi olan, H itit prensesi olduğunu sandıkları, Nefret tarafından dah i l edi ldi­ ğini düşünüyorlardı. Aynı zamanda bu tipin, gerçekte Hititler oldu­ ğunu sandıkları Hyksos'lara ait olması ihtimalini düşünüyorlardı . Bu yüzden, Hiksoslar'ı Hititler'e bağlayan v e bunları de Cara'nın Pelasgi ile Tyrsen i'ye bağlayan kuramı n ı gündeme getirdi ler. Mantı ksal sonucu yönünde uygulandığı zaman, bu kuram Hik­ soslar i le Hititleri, İtalya'nın Etrüskleri kadar, Yunanistan'ın Hele­ nik (eski Yunan medeniyeti) öncesi "Minoan " Mycenaean ları i le ırk olarak bağlayan çok i l ginç bir kuramdır. Ancak doğruluk payı düşüktür. Sonuçta Hititlerin (Asurlu ların Kheta, Khattesi) ve di­ ğer Anadolu kabi lelerinin ırk olarak Yunanistan'ın " Minoanları " ile akraba olduklarını öğrenebi lmem iz asla mümkün deği ldir; fakat Hiksoslar i le Hititler arasındaki bağlantı araştırı lacaktır. il. Ram­ ses zamanındaki Mısır abidelerinde Kheta'nın yüzleri köşeli bir


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve A sur Tarihi

1 25

biçime sahiptir ve Tan is sfenkeslerinin, Kraliçe Nefret'in, Bubas­ tis ve 1 1 1 . Usertsen (Senusret) i le 1 1 1 . Amenemhat heykel lerinin yüzleri de öyledir. O halde Newberry ve Garstang i l e birlikte, tu­ haf ırksal öze l likleri n i oğlu 1 1 1 . Usertsen (Senusret) ve onun oğlu Amenem-hat'a veren Nefret'in bir Kheta prensesi olduğunu dü­ şüneb i l i riz, bu garip XII. Hanedan tipi ile Kheta yüzü arasındaki benzerl i k tesadüf olmaktan öte bir şey deği ld i . Nefret, Usertsen v e Amenemhat tarafından ortaya konan yüz tipinin safı Mısırlı olmadığını düşünmek için gerçekten hiç sebep yoktur. Nice günümüz fel lahında bu görü lebi lir. Muhtemelen hey­ kelcilerin bu hükümdarların portrelerini çok sadık ve d i kkat l i ola­ rak betimlemeleri ve yüzlerinin oldukça katı ve haşin olması bu­ nun gerçek nedenidir. Ancak, şimd i l ik Newberry i l e Garstang'ın iddiaların ı kabul edersek XII. Hanedan kralları ile Hiksoslar ara­ s ındaki bağlantı nerdedir? Hyksos olduğu düşünülen, bu garip yüz tipine sahip bütün Tanite anıtları kesi n l ikle XII. Hanedan'a aittir. Kuşkusuz başlangıçta kendisi için yapı lan ve XII. Hanedan'ın gasp ettiği Hyksos kralının tek heykeli, Bubastis'te M. Nav i l l e tarafın­ dan bulunan Kahire'de Khian c · ı döneminden kalan küçük bir hey­ keldir ve bu heykelin başı yoktur. Bu yüzden, Hiksoslar'ın neye benzediği konusunda en ufak fikre sahip değil iz. Dahası, b i ldiği­ miz Hyksos isimlerinin tanıklığı oldukça farklı bir yönü işaret et­ mektedir. Kheta ya da Hititler, kesinlikle Sami değil lerd i , yine de Hyksos isimleri kesinlikle Sam i diline aittir. Gerçekte Hiksoslar'ın ya da Çoban Krallarının, klasik uzmanların oldukların ı söyledikleri gibi ve (Hiku-semut ya da Hihu-shasu) "Çöllerin Prensleri " ve­ ya ("Bedevi Prensleri") gibi isimlerinden de anlaşılacağı üzere ha­ lis ve sadece Arap olmaları ihtimali yüksektir. Şimdi neredeyse ayn ı zamanda göçebe bir Arap kavmin Aşağı M ı sır'ı işgal etmiş o lması ve orada hükümdar olarak yerleşmiş ol­ maları (tıpkı Amr ile Müslümanlar'ın iki bin yıldan fazla süre sonra (*)

MÖ 1 6 1 0- 1 580 döneminde hüküm süren firavun. (ÇN)


1 26

Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil ve Asur Tarihi

yaptıkları gibi) bir başka Arap kavm in Bab i l üzeri nde egemen l i­ ğin i kurmuş olabilmesi garip değildir. Yine de bu doğru olabi l ir; zi­ ra ü n l ü Hammurabi'n i n ait olduğu Babil'in B i rinci Hanedanı, kral isimlerinden bazı larından da anlaşılacağı gibi, bu kav im pek muh­ temelen Arap kökenl iyd i . Bu iki fetih arasında bir bağlantı olması ve MÖ 2000 yıl ından önce Arabistan'dan Babil , F i l i stin ve hatta Mısır Delta's ını aşan büyük bir göç hareketi nden önce Babi l ile Mısır'ın düşmesi h içbir şeki lde imkansız deği ldir. B u an lamda Mısır ile Babil birlikte Araplara ortak tabiyet ko­ numuna getirilmiş olabilirler. Semitik idare altında, Mısır i l e Babi l arasında herhangi bir düzenl i irtibatın o an kuru lup kurulmadığı n ı bilm iyoruz; fakat Hiksoslar dönemi boyunca M ı s ı r i l e den iz aşırı G i rit arasında oldukça fazla i l işki olduğunu ve muhtemelen Me­ zopotamya ile il işki lerin kurulmuş olabi leceğini kesinlikle biliyoruz. Yine de Tebl i prenslerce idare edilen özgürlük savaşı sonunda ba­ şarı i l e sonuçlandığı ve Araplar defedi l d ikleri zaman, M ısırl ılara çok değişmi ş bir ulus olarak rastl ıyoruz. Semitik işgalcilerinden öğrendikleri, savaş için -zaferleri ne olursa olsun büyük çapta ku l lanımlarına bağlı olan- at ve savaş arabası ku Hanımını benim­ semişlerdi ve gen e l olarak konuşmak gerekirse, Batı Asyal ı ul us­ lara çok daha benzer olmuşlardı. Mısır artık tecrit edilmiş değildi; zira dış dünya i le zorla temasa geçiril mişti ve çok şey öğrenm işti. Mısır artık ken d i sınırları içinde suskun deği l d i . Eğer Sami ler onu fethedeb i l m işlerse, o da Sami leri işgal edeb i l ird i . At ve savaş ara­ bası i l e donanmış Mısırl ılar muharebeye gitti ler ve intikamlarını anlad ı lar. 1 . ve il. Thothmes tarafından yap ılan feti h lerden sonra bütün F i l istin ve Suriye, Mısır mülküydü ve Asur ile Bab i l , Mısır firavununa barış için para ödüyorlardı . Mukavemet geldi v e Mısır, Asur'un ayakları altına seri ldi ; an­ cak Batı Asya üzerindeki hakimiyet iddiası asla terk edi lmed i ; son­ ra Asur ve B abi l l i ler tarafından asırlar önce ortadan kald ırı lmış tanrı ların heykel lerini Mısır'a zaferle geri getiren Ptolemy Euerge­ tes tarafından hakimiyet bütün ihtişamı i le tekrar canlandırı l d ı . Bu


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 27

hak talebine Asyal ı l ar tarafından asla izin veri lmed i ; doğruydu ve kralları en mağrur Firavuna mutlak eşitlik konusunda yazı yazdı . Hatta Kıbrıs kralı, M ısır kralına kardeşim d iyordu. Ancak F i l i stin bir Mısır mülkü olarak kabul edildi ve Fenikeliler, -sürekli Kheta ya da Hitit güçleri i l e kuzeye Mısır'a karşı entrika çeviren- kanun­ suz Bedevi kabilelerine karşı Mısır rej iminin faal destekçi leriydi­ ler. Bu Harici Mısır imparatorluk mülkü Mısırlıların gözlerinin sü­ rekli olarak ve yakın irtibat hal inde olduğu Batı Asya yönüne dön­ d üğünü ifade ed iyordu . Bu yüzden ilk Teb dönemi ve Hiksoslar i şgal i, Mısır tarih inde dikkatimizi bir süreliğine Mısırl ılar'l a şimdi sürekli temasa geçen Batı Asya halklarına çevirmem iz için bir süre l iğine bir yana bırakabi leceğimiz bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Tıpkı Mısır'da yapılan ve tarihine dair önceki görüşlerimizi de­ ğiştiren yen i keşifler gibi, son birkaç yılda Mezopotamya Hav­ zası'nda yapılan eski mevkilerin kazıları da Babi l ve Asur tarihi i le i lgili b i lgi lerimize i l ave yapma ve bilgilerimizin çoğunu değiştir­ memize imkan veren kapsamlı keşiflere yol açmıştır. F i l i stin'de ve Sina Yarımadası'nda da bahçe küreği fiilen kullanılmıştır; fakat Si­ na ve Filistin'deki işin ayrıntı l ı açıklamas ı bu kitaptan ziyade İn­ cil'le i lgil i açıklamaların sınırları dah i line düşer. Aşağıdaki bölüm­ ler bu yüzden başl ıca bize eski Sümerler'in ve Bab i l l i l er'in, Elam­ lar'ın, Kushlar'ın (Kassitler'in) ve Asurlular'ın, yani, M ı sır'dan eski olan ve gördüğümüz gibi muhtemelen (Mısır uygarlığının) oluşu­ muna biraz yardımcı olan eski Sümer uygarlığının varis leri n i n ta­ rihi ile ilgi l i yen i gerçekleri anlatan modern keşifleri ele alacak­ lard ır. Bunlar eski dünyanın başlıca iki uygarl ığıyd ı . İki bin y ı l bo­ yunca her biri d iğeri i le karşılaşmaksızın, kendi yolunda yürümüş­ tür. Sonunda iki yol bir noktada birleşmişti . Ş imdiye kadar Mı­ sırlı lar'ın yol unu ele aldık; şimdi çakışma noktasına kadar Mezo­ potamyal ıların yolunu anlatacağız.


iV. BÖLÜM

BATI ASYA'DAKİ SON KAZILAR VE KALDE TARİHİNİN DOGUŞU

� f{/

••

nceki sayfalarda Mısır'daki son kazıların ülkenin tarihinde nas ı l tamamen yeni bir bölüm ortaya çıkardığı ve sonuç olarak Mısır uygarlığının kökeni hakkındaki kuram larımız nas ı l tamamen değiştirildiği ortaya konulmuştur. Mezopotamya'da ve bitişik ülkelerde Mısır'dakinden hiç de aşağı olmayan coşku ve enerj iyle kazı lar yapılmış ve yapılmaktadır. Ayrıca bu kazıların Batı Asya'nın eski kavimlerin in kökeni ve yakınlığı konusunda fikirleri­ mize dair herhangi büyük değişiklikle sonuçlandığı söylenemese de bunlar dünyanın o bölgesindeki ü lkelerin eski tarihine dair bil­ gi lerimize hatırı sayılır katkıda bulunmuştur. Şu an bildiğimiz ka­ darıyla, Mezopotamya'nın verimli ovalarının en eski sakin leri olan Sümerler bakımından bu özellikle doğrudur. Bu eski halkın baş­ langıcı çok uzak geçmişe uzanır ve kökenleri hala eski uygarl ıkla­ rın buğularında gizlenmiştir. Onlarla i l k kez karşılaştığımızda, Sü­ merler zaten yüksek seviyede bir uygarlığa sahiplerd i . Fırın lanmış ve fırınlanmamış tuğladan mabetler ve saraylar inşa etmişlerd i ; ayrıca sulama amacıyla v e şehirlerine iyi s u kaynakları sağlamak için ülkelerin i kanal larla katederek, tarım sistemi n i bir b i l ime dö­ nüştürmüşlerd i . Heykelleri ve toprak kapları zaten sanat uygula­ malarında yüksek seviyeye erişmiş olduklarına dair bol m i ktarda del i l sunar ve neticede köken olarak resim karakterl i kaynağa sa­ hip; fakat sonradan fonetik anahatlar beraberinde geliştirilmiş olan


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

130

karmaşık yazı sistem i geliştirmişlerdir. Kültürün bu aşamasına u laşm ış o lmak, daha önceden uzun bir gelişim dönemi n i ortaya koyar ve şu anda keşfedi len kal ıntı ların ın en eskisini atfetmem iz gereken dönemden çok asırlar önce Güney Babil'de yerleşmiş ol­ dukları sonucuna varmamız gerekir. Bu insanların Babil'in yerli leri olmamaları kuvvetle muhtemel­ d ir; fakat köken olarak geldikleri bölgeyi bel irlemek için elimizde çok az veri bul unmaktadır. Civardaki ovan ın üzerinde yükselen fırın lanmamış tuğladan büyük kütlelere sah ip Ziguratların ı veya mabet kulelerini, inşa etmiş olduklarından ve idealleri her birini "bir dağ gibi" yapmak olduğu için, bir dağ kavmi oldukları ve dağıldık­ ları vatanın Orta Asya'da olduğu i l eri sürülmüştür. D iğer b i l i m adamları onların dil v e yazı sistemlerinde kökenlerine dair işaret­ ler belirlemişlerdir ve eklemel i l isan konuştukları, ayrıca en eski dönemde yazı karakterleri Çince gibi düşey satırlar hal inde yazıl­ dığından dolayı, onların Moğol kökenl i oldukları i leri sürülmüştür. Bu h ipotez lehinde bir deli l çıkarı labilse de onun lehinde ya da aleyhinde kesin konuşmak acele olur. Ayrıca daha kesin bir kara­ ra varmaya yard ım edecek daha fazla materyal i n keşfini bekle­ mek daha akıl l ıca olur. Fakat kökeni ne olursa olsun, Sümerlerin direk ya da dolaylı temasa geçtikleri tüm kavimler üzerinde ola­ ğanüstü etk i l i oldukları kesindir. Çok eski dönemde E lam'ın eski sakinleri i l ke olarak onların yazı metodunu kabul etm işlerdir ve sonradan, İran'ın dağlık bölgelerinde tecrit halinde yaşadıkların­ dan, kendi hatların ı gel i ştirmişlerd ir. c•ı Babi l'i işgal leri üzerine, Sam i ler tamamen Sümer etkisi altına girmişlerdir ve sonunda Sü­ merleri yenip sindirmiş olsalar da uygarlıkları öz olarak Sümer kal­ mıştır. Dahası, Babi l'l i Semitik sakinler arac ı lığı ile Sümer kültürü diğer ve daha uzak kavimlere etkisini uygulamaya devam etmiş­ tir. Muhtemelen Bab i l unsurlarının Mısır uygarl ığına Semitik sız­ ma yolu i le Bab el-Mandeb Geçitleri içinden veya Suez geçidi (* )

V.

Bölüm ve notlara bakınız.


Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asur Tarihi

131

üzerinden nas ı l girdiğini zaten görmüştük ve Samilerin beraber­ lerinde getirdiği Sümer kültürü buydu. Aynı tarzda, Sem itik Babi l­ l i ler arac ı l ığıyla, Asurlular, Kassiteler ve Filistin ile Suriye sakin­ leri ve Anadolu'nun, Ermenistan ve Güneydoğu Anadolu'nun bazı bölümleri hepsi sırayla Sümer uygarlığının dolayl ı etkilerini de­ neyimlemişlerdir ve bu eski kültürün unsurlarını daha çok ya da az derecede kopya etmeye devam etm işlerdir. Sümerlerin etki lerinin Sümerler olmadan Batı Asya'nın eski kavimlerinin tarihindeki pek çok noktanın anlaşı lmaz olacağı bir anahtar verd iği görü lecektir. Bu yüzden birkaç yı l öncesine ka­ dar, bu eski halkın varlığının şüpheli olduğu gerçeğini hatırlamak şaşırtıcıdır. O zaman Mezopotamya'daki kazılar kavmin çoğu izle­ rini ortaya çıkarmamıştı, ayrıca kavm in önceki varlığı esasen, Ni­ neveh'de (N inova) Ashur-bani-pal kütüphanesinde bulunan, Asur tabletlerinde yaz ı l ı Sümer yapıtlarının birkaçından anlaşılmıştı . Bu yapıtlar, yazıl ı o ldukları tabletler üzerinde As ur tercümeleriyle do­ natılmışlardı ve merhum Sör Henry Rawl inson, merhum M. Op­ pert, Prof. Schrader, Prof. Sayce ve d i ğer b i l i m adam ları tarafın­ dan ayrıca ülken in Semitik Babil l ilerin yerinden çıkardıkları daha önceki sakinlerinin d i l inde yazıldıkları doğru biçimde ortaya atıl­ mıştı . Fakat M. Halevy, Sümer d i l inin asla bir d i l olmadığı ve ifadenin doğru anlamıyla, sadece Semitik Bab i l l i rahiplerce icat edi len bir Kabalacı yazı metodu olduğu sonucuna yönelik bir ku­ ram ortaya att ı . Bu kuramın savunucularının esasen dayandığı tez, Sümer sim­ gelerinin fonetik değerlerinin çoğunun açıkça Sam i d i l i eşdeğer­ lerinden türemiş olduklarıydı ve aceleyle bütün d i l in benzer şekil­ de Semitik Babil l i ler'den türediği ve gerçekte Babil rahiplerinin safi keyfe bağl ı icadı olduğu sonucuna vard ı lar. Bu kuram özünde bu­ lunan ihtimal lere dair bütün meseleleri görmezden gel iyordu ve Babilli rahiplerin niçin böyle bir icatta bulunmak zahmetine katlan­ dıklarını açıklama girişiminde bulunmamıştı ve sonradan kopyasını çıkard ıkları Sümer yazmalarının çoğuna dair Asur tercümelerini


1 32

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

dikkatle ekleyerek kendi iddialarını çüriittüler. Dahası, bu yazınala­ rın doğası Kabalacı yazı metodu ile kayded i l mesini bekleyeceği­ miz türde deği ldi. Babil rahipleri ile ilgili h içbir gizl i ilim içerm iyor­ lard ı ; ancak bunlar sadece Bab i l ve Asurluların bizzat kendi lerin­ ce uyguladıklarına benzer i lahi ler ve dualar, bir de dini yazmalar­ dı. Özünde bulunan ihtimalsizl iklere rağmen, M. Halevy kuram ı­ na Prof. Friedrich Del itzsch ve Alman Asur Bi limcileri Okulunun daha genç pek çok ekol ünü kuram ına yöneltmeyi başardı . Sir Henry Rawlinson, M. Oppert ve Prof. Schrader gibi daha muha­ fazakar bilim adamları, Sümer d i l inin gerçek bir d i l olduğunu ve Sem itik Bab i l l i lerin yenmiş olduğu daha erken bir kavim tarafın­ dan konuşulmuş old uğunu savunarak, kurama şiddetle karşı çık"" tı lar. Ayrıca Sümer d ilinin Babil'in Semitik işgalcilerinin dili ile an i­ den ayağı kaydırılmamış olduğunu; ancak iki d i l in uzun süreler bo­ yu yan yana konuşulduğunu ve her birinin diğerinden şiddetle etkilendiğini düşünerek, bazı Sümer deyimlerinin Semitik köklere benzerliğini açıklamışlardır. Bu çok muhtemel ve makul açıklama sonraki -özellikle merhum M. de Sarzec tarafından, Güney Ba­ bi l'de, Tel loh'da yapılan- kazılarla tamamen doğrulanmıştır. Eski Sümer şehri Shirpurla'nın mevkisini belirleyen bu tepeciklerde, gerçekten Babi l'in ilk sakinlerinin d i l i olduğunu kanıtlayan arkaik karakterlerle ve S ümer dil inde yazı lmış bin lerce kil tablet bulun­ muştur; oysa Tel loh'daki kazılarla da bulunabi len, sanatlarına dair örnekleri ile suret ve öze l l iklerinin tasvi rleri, bir kez daha bütün Sümerlerin kuvvetle belirgin özellikleri olan bir kavim olduğunu ve Semitik nesle atfed ilemeyeceklerini kanıtlamıştır.


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

ARKAİK ÇİVİ YAZISI İŞARETLERİ Kendisine eski metinlerin incelemesi esnasında yardımı olması için, bir Asur yazıcısı tarafından çizilmiştir. FotoğrafMessrs. Mansel/ & Co. tarafından çekilmiştir.

1 33


1 34

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Eski S ümerler tarafından icat edi len yazı s i stemi , onu kend i d i l lerine uydurmak i ç i n modifiye eden Semitik Babi l l i ler tarafın­ dan kabul edilmiştir. Dahası, Sümerler döneminde kökünden gel­ d ikleri nesnelerin resimlerine benzerliğini halen koruyan karak­ terlerin arkaik biçimlerinin çoğu, önemli ölçüde değiştirilmişti. As­ len meydana geldikleri satırlar yerlerini çivilere terk etmiştir ve her işareti n meydana geldiği çivi lerin sayısı yavaş yavaş azalmıştır; böylece Asurlular ve daha sonra Babilli ler zamanında karakterle­ rin çoğu, türedikleri eski Sümer d i line ait biçimlerle ufak benzer­ likler taşımıştır. Sümer dili ve erken Babi l'e ait yazıları n, geç Asur­ lu yazıcı lar tarafından okunuşu bu yüzden sadece uzun süre l i i ncelemeler sonucu elde edi lebi lecek b i r başarı olmuştur v e bu es­ ki metinlerin okunuşuna bir yardım o larak yazıcı ların arkaik i şa­ retlerin listelerini derlediklerini kaydetmek ilginçtir. Bazen her eski işaretin karş ısına, ondan türediğini düşündükleri nesneni n bir res­ mini çizm i şlerdir. Bu gerçek, Asurlu yazıcıların çivi yazısının re­ sim şekl inde kökenini fark etm i ş olmalarının i spatı o larak önem­ lidir. Ancak i şaretlerin tersine, çizdikleri resimler oldukça hayal­ cidir ve tahminlerinin çok başarılı olduğu söylenemez. Asurlular'ın eski karakterlerin kökeni ve şekilleri konusundaki teorilerin i eleş­ tirebi lmemiz, M. de Sarzec'in çoğunlukla kazılarından binlerce Sü­ mer yazıtın ın çıkarıldığı çal ışmaları yardımıyla olmuştur. M. de S arzec'in Tel loh'daki kazılarının temel sonuçları zaten M. Maspero tarafından kayıtlarında tasvir edilmiştir ve bu yüzden yen iden onları tekrarlamamıza gerek yoktur; fakat burada kendi­ mizi Tel loh'da ve Batı Asya'daki diğer mahallerdeki son günler­ deki kazılardan elde edilen sonuçlarla sınırlayacağız. Altmış beş yaşında, 3 1 Mayıs l 90 1 'de M. de Sarzec'in ölümüyle, kendisinin Tel loh'da yürüttüğü, büyük başarıya ulaşmı ş kazılar d izisine son verildi . Sonuç olarak, o zaman, bu mevkideki Fransız kazı larının uzun bir süre kesintiye uğrayabi leceğinden korkulmuştu. Doğu­ nun erken dönem tarihi ile i lgilenenler bu olaya üzülür, zira çeşitli


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

135

görev gezi leri esnasında M . de Sarzec tarafından bulunan hazine­ lere rağmen, mevkinin boşaltılmış olmak şöyle dursun, şimdiye ka­ dar keşfedi lmemiş höyüklerin Sümer tarihinin çok eski dönemle­ rine uzanan yazıtlar ve kalıntılar içerdiği aşikardı. Fransız hükümetinin merhum M. de Sarzec'in halefi olarak Yzb. Gaston Cros'u atamış olduğunu ifade eden 1 902'de yapılan duyu­ ru, bu yüzden genelde memnuniyetle karşı lanmıştır. Yzb. Cros'un zaten Sahara'da birkaç zorlu topografik görevi başarıyla yürütmüş olması, yeni kazı ların sistemli ve kapsamlı şekilde idare edileceği­ nin yeterl i teminatıydı. Kalde'deki Fransız misyonunun yen i müdürü, Telloh'a l 903 'te, Ocak ayında vardı ve ilk eylem lerinden biri misyonun yerleşim ye­ rini, M . de S arzec zamanında her zaman kurulduğu yer olan Shatt el-Hai kıyısından mevcut kazının sürdürüldüğü tepeciklere taşımak oldu. Shatt el-Hai; daha önce, su ikmal i n i sürekli sağlama almak için ve geceleri saldırılara karşı daha kolay korunduğu için yerle­ şim yeri olarak seç ilmişt i . Fakat kazılardan atla bir saatlik mesa­ fede olması zaman kaybına neden oluyordu ve kazıcı ların sıkı gö­ zetimini oldukça zorlaştırıyordu. İlk sezonun çalışması esnasında toprak duvar ve ark ile çevril i kaba çardaklar (saz evler) Telloh'un tepecikleri arasında kampın çabukluğunu sağl ıyordu; ancak geçen yıl bu geçi c i önlem türünden düzenlemeler, çevrede bol bulunan pişmiş tuğladan inşa edilmiş düzenl i evlerle yer değiştird i . Su de­ posu da inşa edildi ve eşek kervanları depoyu sürekl i dol u tutmak için, Shatt el-Hai'den tu lumlarla su getiriyordu, Yzb. Cros'un, Tel­ loh ve çevresini kuşatan Karagül Arapları ile kurduğu mükemmel i l i şkiler, yerleşim yerinde bilimsel çal ışmalarla meşgul olan heyet için en iyi korunma türü olduğunu kanıtlamıştı .


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

136

ARKAİK ÇİVİ YAZISI İŞARETLERİNİN LİSTESİNDE!.. DETA Y Yazıcı her birinin karşısına orijinalinden tasarladığı nesnenin resmini çizmiştir. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir. ,


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

137

Tel loh olarak bilinen, eski Sümer şehri Shirpurla'nın mevkisini bel i rleyen tepecik ve tümsek grubu, etrafı n ı saran düz çölden ko­ layca ayrılıyordu. Tepecikler, engebeli oval oluşum hal inde kuze­ ye ve güneye akarak iki buçuk m i l uzunlukta ve çeyrek mil gen iş­ i ikte yayı 1 ıyordu. Baharın başlarında, çöl açık yeşi l otlarla kaplan­ dığı zaman, kalıntı lar çevreyi saran yeşillikte sarı benek olarak açık­ ça beliriyordu ; zira üzerlerinde bitki yetişmiyordu. Bu oval şeklin merkezinde yaklaşık olarak eski şeh ir ve varoşların ın sın ırlarını belirleyen, kabaca kuzeye ve güneye giden, yanları doğuda dik olarak alçalan ; ancak ovadan daha doğal kıvrımlarla yükselen ba­ tı yamaçlarıyla dört büyük höyük veya tepecik mevcuttu . Bu dört bell i başlı höyük "Saray Höyüğü", "Meyveevi Höyüğü", "Tabletler Höyüğü " ve "Büyük Höyük" olarak bilinir; ayrıca mevkinin mer­ kezinde olduğu gibi yükseldikleri için, mabetlerin ve şehrin diğer belli başlı binalarının konumunu belirler. Eski eserler açısından mevkinin zenginliğinin ölçütü, d üzen l i kazılar başlamadan önce v e henüz kamp yerinin aynı seviyeye getirilmesi ve duvar ve hendekle çevrelenmesi ile uğraşılırken belli olmuştu. Kamp için seçilen nokta; Telloh mevkisinin güneyine doğ­ ru küçük bir tümsekti ve burada, kamp yeri için çevrenin hazır­ l anması ve su yolunun kazılması esnasında, toprak yüzeyinin 3 0 cm'den a z derin inde nesneler bulundu . Bunlar kamalar, bakır vazolar, s i l indir mühürler, lapis ve akik yüzükler ile çanak çöm­ leklerden o luşuyordu. M . de Sarzec en son kazılarını Tabletler Hö­ yüğü'nde yürütmüştü ve burada Yzb. Cros kazılara devam etti, ardından binaların kal ıntıları ile karşılaştı ve özellikle Gudea ve Ur kral ları dönem inden kalan çok sayıda nesne bulundu. Bulgular kü­ çük pişm i ş toprak figürler, Gam i l-Sin'den sınır taşı ve birazdan tekrar döneceğimiz yen i bir Gudea heykel inden oluşuyordu. Meyveevi Höyüğü'nde, M. de Sarzec zaten, Sümer tarihinin Agadeli Sargon döneminde Babil'in tahkimi ve fethinden önceki daha eski dönemlerinden kalan pek çok anıt keşfetm işti; ayrıca


1 38

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

önceki Kral Ur-Nina tarafından inşa edilen i l k çağa ait bir tribün kazm ı ştı. Bu büyük tümseğin etrafında ve üzerinde Yzb. Cros bü­ yük hendek dizi leri açtı ve tümseğin kuzeyine doğru kazarken En­ te-mena'nın kaymaktaşından yapılmış kitabesi de dahil, ateşle iş­ lenm iş pek çok nesne buldu. Höyüğün dibinde, kend isi M . de Sar­ zec tarafından keşfedi len ünlü Akbabalar Dikilitaşı'nın üzerinde resmedilenlere benzer bakır bir miğfer buldu. Ayrıca burada çı­ kardığı tabletler arasında, Urukagina'nın zamanından, saltanatı esnasında Shirpurla şehrinin tamamen yıkımını kaydeden yazı lar bu lunan ve bu bölümde daha geniş ayrıntı larıyla incelenecek olan birini ald ı . Tümsek üzerinde bilhassa büyük bir alan hala yerinde duran, endüstriyel bir karakterde kul lanı ldığı izlenimi veren bina­ ların kal ıntı larıyla açılmıştı. Kalıntılar, merdiven basamakları, yük­ seltilmiş kıyı lı kanal lar ve su depolama için havuzlar içeriyordu. Bannadu'nun daha önce keşfedi len kuyul arından çok uzak deği l­ di, bu yüzden Yzb. Cros'un burada Sümer tarih inin çok eski dö­ neminde, şehrin bu bölümüne su dağıtımı için inşa edilmiş tesisle­ rin bir kısmı ile karşı laştığını düşünmek akl a uygundur. Saray Höyük'te Yzb. Cros sitenin zaten bu kısmında bulunmuş, Ur-Bau ve Gudea binalarının birbirine dayanan ve oraya çok daha sonraki bir dönemde inşa edilmiş, Adad-nadin-akhe b inasına da­ yanan il işkilerini tam olarak belirlemek için birkaç derin döner m i l sondaj ı yapmıştır. Son i k i y ı l içinde Telloh'da yürütülen çal ışmanın bu yüzeysel taslağından, Kalde'de Fransız m isyonunun şimdiler­ de, düzenli ve bil imsel tarzda yönetilen, en önemli karaktere sah ip kazılarla meşgul olduğu anlaşılacaktır. Kaz ı ların alanı Sümerler'in en öneml i şehrin i bel i rlediği için oradaki kazı faaliyetleri verimli o lmuştur ve Kalde'n in erken dönem tarih inin yeniden tesisi için büyük i l gi ve değer taşıyan malzeme tem in etmektedir. Mezo­ potamya ve çevre ülkelerde, yakın zamanlarda yap ı lan kazı ların niteliğini ve sonuçların ı an lattıktan sonra, Telloh'taki keşiflere ve ülkenin en eski sakinlerinin tarihine dair sağladıkları yeni bilgilerin kısa öyküsüne döneceğiz.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

MANISHTUSU DİKİLİTAŞI Babil'de Kish şehrinin eski bir Semitik kralı. FotoğrafPerse 'de M de Morgan 'ın heyetinden alınmıştır, M'em, metin i, giriş s. ix.

1 39


1 40

Mısır,

Kaide, Sım)ıe,

Bubi! ve Asur Tarihi

Erken dönem Babil tarihi öğrencisine en büyük faydayı sağ­ layacak çal ışmayı yürüten bir başka Fransız heyeti, Mısır'daki er­ ken hanedan dönem ine ait çal ı şmaları zaten an latı l m ış olan M. J . d e Morgan yönetiminde İran, Susa'da kazı yapan gruptur. Susa'da M. de Morgan'ın ilk sezonunun kazısı 1 897-98 yıl l arında yapılmış­ tı ve eski şehrin akropolünü belirleyen tepec ikte hendekler açar­ ken i lkinden elde ettiği başarı, o tarihten beri ası l çabalarını kalıntı­ ların bu bölümünde yoğunlaştırmasına yol açtı. "Kraliyet Şehri " deni len harabeler böl ümünde ve Susa'da diğer tümseklerde açı­ lan geç ici hendekler, neticede orada Pers yurdunun Achremen ian Kralları döneminden gelen pek çok kal ıntının bul unabi leceğini gös­ terir. Fakat bu, Susa'da M. de Morgan'ın en müthiş tarihi yarar ve değerdeki -sadece eski E lam tarihinde değil ; fakat ayn ı zamanda Kalde'n in en eski hükümdarlarının devrindekileri de- anıtları bul­ duğu Akropol'ün tepesindedir. Sitede ilk sezonun çalışması esnasında yürütülen kazı larda, dört yan ında çok erken dönemi n Babil'deki Kish şehri kralı Manish­ tusu'nun emirleriyle Semitik Babil d i l inde yazılmış, altmış dokuz sütun uzunluğunda metin içeren bir dikil itaş bulundu. (*) Metin, Kish ve çevresinde bulunan muazzam büyükl ükteki toprağı n Kish Kralı tarafından satın alınmasını kaydetmektedir ve her bir m ülkün büyüklüğü ve konumu ile ilgili bütün ayrıntıları ve bu mülkleri ekip biçen sakinlerin isimlerinden bazılarını ve rakamları birer birer say­ ması nedeniyle oldukça uzundur. Aynı çevrede yerleşi k birkaç mülke dair ayrıntılar veri ldikten sonra, bütün çevreye değinen bir özet eklenmi ştir. Ayrıca önceki katalogda ve özette bahsi geçen bölge ve Kish Kral ı Manishutshusu tarafı ndan satın al ı narak elde edi lmiştir. Dikilitaş üzerindeki uzun metin, bölgenin satın alınma­ sına dair meseleleri ele almıştır ve bu yüzden konusu çok büyük bir tarihi değere sahip deği ldir. İçerisinde, biri muhtemelen ad ı diğer kaynaklardan bil inen Babilli bir hükümdar olan iki şahsiyetin bahis(*)

Resme bakınız.


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

141

teri geçer. Eğer düşünülen kiml iğin doğru olduğu anlaş ı l ırsa bu, bize Mani shtusu'yu şu ana kadar mümkün olandan daha kesin bir tarihe atfetme imkan ı verecektir. Söz konusu şahsiyetlerden biri Engi lsa'n ın oğlu, Shirpurla'n ın patesisi (rahi p-kral) Urukagi na idi. Ayrıca bu kimlik Manishtusu'yu yazı ların genel karakterinden an­ laşı lan muhtemel olan tarihten biraz daha sonraya götürse de ken­ disinin, Shirpurla'nın tacını işgal ettiği bil inen, aynı Urukagina ol­ duğu öne sürülmüştür. Metinde bahsedi len diğer karakter, Ma­ nishtusu'nun Mesal im ad ındaki oğludur ve Mes i l i m ile birlikte, Kish'in eski kralı, Shirpurla'nın patesisi, Eannadu'nun dönemi nden önce saltanat sürmüş olan bu prensin kimliğine dair söylenecek daha fazla şey vardır. Eski Babil kralı tarafından, Sem iti k metinle yazı lmış böyle bü­ yük ve önem li bir dikil itaşın Susa'da bulunmaması daha yararl ı di­ ğer an ıtların ayn ı noktadan çıkması ihtimalini işaret ediyordu ve bu izlen im yaklaşık MÖ 3 750 yıl larında, saltanat sürmüş Agade li es­ ki Semitik Kral Naram-Sin'in yazısını taşıyan bir zafer stelinin (kitabeli dikilitaş) bulunmasıyla kuvvetlendi. Bu stelin bir yüzi.i, dağ­ lık bir ü lkede düşmanlarını yenen kralın bir suretiyle işlenmişt i . <» Kral bizzat boğanın boynuzlarıyla si.islenmiş bir m iğfer giyiyor ve savaş baltasını, okunu ve yayını taşıyordu. Yüksek bir dağın ne­ redeyse doruğunda ve sarp bölgeleri n i n yukarısındaydı, dağı sa­ ran ağaçların arasından geçen yol lar boyunca, dostları ve savaş­ çıları sancaklar ve s ilahlar taşıyarak tırmanıyorlardı . Kralın düş­ manları huzurunda sineğe dönüşüp merhamet talep ettikleri res­ med i lmişlerd i . Biri, kırık bir mızrağı tutuyordu; d iğeri, kral ın hu­ zurunda çöme l i rken, kralın yayından çıkan bir okla boğazından vurulmuştu. Kralın başının yukarısındaki stelin sade yüzeyinde, ken­ d i dönem i n i n arka ik karakterlerinde yazılı üç sütunda i şlenm iş Naram-Sin'in yazıtının izleri görülebiliyordu. Kalan metni n birkaç işaretinden, Naram-S i n'in, Sidur, Saluni ve Lulubi Prensleri dahil, (* )

Resme bakınız.


1 42

Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

bazı müttefik prenslerin yard ımı ile bir savaş yürüttüğü ve stelde Naram-S in'in ard ından dağa tırman ırken gösteri len savaşçılarla onları il işki lendirmenin imkansız olmadığı sonucunu çıkardık. Naram-Sin i le ilgili bu en i lginç stele göre, burada bu kralla i lgili oldukça yakın zamanlarda Susa'da bulunan ve ancak bu yıl ya­ yınlanan, Naram-Sin'in müttefiklerine, ayrıca o ve babası Sargon'un kurmuş olduğu imparatorluğa fazladan ışık tutan, bir başka yazıt­ tan bahsedeb i l iriz: Yeni yazıt, parçalara ayrılmış yeşiltaş heykelin taban ında işlenmiştir; bu yüzden metnin bir kısmı ile birlikte geriye sadece taban kalmıştır. Bu yazıttan Naram-S in'in dokuz l ider m üt­ tefikten ya da derebeyine bağlı prensten oluşan konfederasyonun lideri olduğunu ve onlar ın yardımıyla düşman larına savaş açtığın ı öğreniyoruz. Şüphesiz bu dokuz müttefik arasına S idur, Saluni ve Lulubi dah i l edilecektir. Yen i metin, ayrıca, Naram-Sin'in Magan'a karşı (S ina Yarımadası) sefer yaptığını ve o bö lgenin efendisi Ma­ gan'ı yendiğini ayrıca orada dağlarda taştan bloklar kesip onları kendisine ait Agade şehrine, yan i metnin yazıl ı olduğu kaide üze­ rinde taşların birinden heykel yaptığı yere naklettiğini kaydet­ mektedir. O lağanüstü bir kehanetle bu iki idareci ni n eylem lerini birleştiren Ninova'daki Ashur-bani-pal'ın kütüphanesinden bir k i l tablet üzerine yazılı metin olan " Sargon v e Naram-Sin'in Keha­ netleri "nden Naram-S in'in saltanatı esnasında S ina'ya b i r sefer yaptığı ve ülkenin kral ını yendiği zaten bilinmekteydi . Yeni metin, bu idd ianın çağdaş teyid ini vermekte ve bizi S ina'nın yen ilen l ide­ rinin adı ile ilgi l i i lave bilgiyle ve seferin diğer ayrıntı larıyla donat­ maktadır. Eski Kaide tarihi konusunda böyle muazzam değeri olan bu anıtların İran'da Susa'da bulunması yeterince şaşırtıcıdır; ancak doğal b i r açıklama önce Naram-Sin'in zafer stel inden daha son­ raki Elam Kralı Shutruk-Nakhkhunte tarafından kend isi hakkında bir yazı için yararlanılmış olmasından gelecekti, bunu kendisi muhtemelen dağın tepesini temsi l etmek niyetiyle Naram-S in'in


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

1 43

önünde büyük kon ik boyunca yedi uzun satırda işletmi şti . Shut­ ruk-Nakhkhunte tarafından bu şekilde kullanması nedeniyle, se­ fer s ırasında ele geçirilmiş ve Susa'ya savaş ganimeti olarak geti­ ri lmiş olduğu sonucunu çıkarmak uygundur. Fakat daha sonra Susa'da akropolün tepesinde eski dönem Bab i l yazıtlarının ve abidelerinin varlığının bu şekilde açıklanamayacağını, bunun se­ bebinin hem Sümer hem Semitik etkilerin B atı Asya'nın her yeri­ ne çok eski dönemlerden beri kapsamlı olarak yayılması olduğunu göreceğiz. Bu konu Blam'in erken dönem öyküsünü ele alan bö­ lümde daha etraflı olarak incelenecektir. Susa'daki akropolün höyüğünün yaklaşık iki metre derinlikteki daha üst yüzeyi Achremenian kralları hem önce hem de daha son­ raki tarihlere ait diğer kral ların :zaman ından yapı kal ı ntıları ve bul­ gular içerir. Tepeciğin bu daha yukarı katmanlarında Arap, Sasani, (Pard, Pars) Parthia, Seleucia'lı (Sil ifke, Çevlik) ve Pers dönem­ lerine ait kalıntı lar ve en eski patesisin düşüşünden MÖ VII. yüz­ yılın Susian kralları dönemine kadar bütün çağlardan Elamlar'a ait nesneler ve materyaller birbiri i le karışık halde bulunmuşlardır. Çoğu kavimler ve dönemlere ait kal ıntı ların karışmasının se­ beb i, inşaatı yapan ların tümsek üzerinde korunmuş halde bulduk­ ları daha önceki inşa malzemelerinden yararlanmış olmalarıdır. Tepeciğin etekleri boyunca, Kerkes'in (Xerxes) zaman ında akro­ polün esas savunmasını oluşturmuş duvarın teme l leri hala görüle­ b i l i r ve çoğu yerde sadece korunan temeller değil ; fakat duvarın bilhassa büyük parçaları da toprağın yüzeyinde yükselmektedir. Duvarın planı, tümseğin dış hatlarını takip ettiği için, oldukça düzensizdir ve duvarın tahkim edi l m i ş olması ve kulelerle aralıklı olarak savunulmuş olması muhtemeldir, bunlardan şimdi h içbir iz kalmam ı ştır. Duvar çok kal ınd ır; fırın lanmam ı ş tuğladan i nşa edilmiştir ve güçlend irme sistem i bu dönemde son derecede basit gibi görünmektedir.


1 44

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BABİL Şimdi Babil'in eski şehir alanını belirleyen en kuzeyde bulunan tepeler, asırlarca inşa malzemeleri temini için taş ocağı olarak kullanılmıştır.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

1 45

"ZAFER STELİ" HAKKINDA METİN Babil'de Agade'nin erken dönem Semitik Kralı, yaklaşık MÖ 3 750 yıllarında hüküm sürmüş olan Naram-Sin Steli. Messrs. Mansell & Co. tarafından çekilenfotoğraf


1 46

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BABİL 'DE B UL UNAN ÖLMÜŞ BİR ADAMIN ÜZERİNDE DiKİLEN ASLANIN KABACA YONTULMUŞ HEYKELİ Grup, muhtemelen ülkenin düşmanlarına karşı zafer kazanan Babil ya da Babi/ krallarını resmetmektedir. Araplar şekli kötü ruh olarak kabul ederler ve resim, üzerine atılan mermilerin izleriyle delik deşiktir. Yapabildik/eri zaman resmi, gizlice pis şeylerle kirletmişlerdir de. Fotoğrafta aslanın yanına yapışmış halde yeni bulaştırılmış kirler görülebilir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 47

Susa şehrinin daha eski h isarı ve kalesi tümseğin zirvesine in­ şa edi lmişti ve büyük ihtimalle Achremenian krallarınınkinden da­ ha heybetl i bir sığınaktı; zira duvarları yanında tepen in dik bayır­ larının i lave korumasına da sahipti. Tepeciğin yüzeyinden iki metre derinlikte, içinde Elamlar'a ait nesne ve malzemelerin bulunduğu artık daha sonraki çağların ka­ l ı ntı larıyla karışmamış tabaka bulunur; burada en son Elam kal ın­ tıları , Elam tarihinin en eski döneminden kalan nesne ve malze­ melerle karışık halde bulunur. İnşa edilen yapı lar için bütün çağ­ larda, ana malzeme olarak fırınlanmam ış tuğla kullanımı malze­ melerin bu karmaşıkl ığın ın sebebidir. Zira bunun suya karşı çok az mukavemeti vardır ve önem l i ölçüde yağmur fırtınası yüzeyden büyük miktarları alıp götürür, ayrıca farkl ı tabakalardan kalıntı ları, birbiriyle gel i şigüzel şeki lde karışmalarına sebep olur. Açılan ta­ bakalar, tümseğin daha derinleri nde açı lan tabakalara oranla da­ ha eski çağlara ait kal ıntıları ortaya çıkarırlar; ancak burada fark­ l ı dönemlerin kalıntı ları karışmıştır. Susa'da ş imd iye kadar M. de Morgan tarafından keşfedilen zemin plan ı n ispeten iyi korunmuş olan tek bina, Tanrı Shu-shinak tapınağıydı ve bu bina, korunma­ sını fırınl anmamış tuğladan deği l ; ancak büyükçe pişm i ş tuğlalar­ dan ve plakalardan ayrıca sırlanmı ş kızı l balçıktan kiremitlerden yapılmış olmasına borçluydu. Ancak Susa'da M . de Morgan'ın kazıları, Elam mimarisi ko­ nusunda şu ana kadar çok az bilgi temin etmiş olsa da, bulunan müstaki l nesneler bize kavmin farklı dönemlere dair sanatsal ba­ şarıları konusunda önemli miktarda bi lgi edinme imkanı vermiştir. Dahası ele geçirilen steller ve taş yazıları uzun süre l i Elam tarihi­ nin ve en eski çağlarda Babil'de hüküm sürmüş olan kralların in­ celenmesi için malzeme bol l uğu sunar.


1 48

Mısır, Kaide, Sıırijıe, Babil ve Asur Tarihi

-- - - -- - ---------:-:- ...,

BABIL'DE KASR'DAKl KAZILARIN GENEL GÖR ÜNÜMÜ Tümsekte kazıların yapıldığı derinliğin gösterilişi.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

1 49

M . de Morgan'ın son bul gularından en tanınmışı Babi l'in Bi­ rinci Hanedanı'ndan en büyük kralı, Hammurabi tarafından ta­ sarlanan uzun kanunnamedir. <·> Bu büyük bir siyah yeşiltaş blok üzerine işlenmiş ve 1 90 1 -2 kışında, akropolün höyüğünde bu l un­ muştur. Bu belge, en öneml i eski yasal kural ların kökeni ve geli­ şimine dair, mevcut kuramlarda baş l ı başına bir devrim yaratmış­ tır. Babil'in yasama sistemlerinin daha sonraki kavim lerce ödünç alınmış kaynak olduğunu kanıtlamıştır. Dahası, bu kanunnamede ele alınan konular Babil halkından farklı sın ıfların çoğunu kapsa­ makta ve normaldeki uğraşları ve işleri esnasında birbirlerine kar­ şı görevlerini ve i l i şkilerini düzenlemektedir. Bu yüzden erken dö­ nem Babil hayatı ve adetlerine oldukça ışık tutmaktadır; ayrıca bu konu ları ele alan bölümde ona geri döneceğiz. Bay Haynes'in idaresinde N ippur'daki Amerikal ı kazı c ı l ar, geçmişte Sümer ve erken Babil tarihi ile ilgi l i bilgimizi artırmaya yönel ik çok şey yapm ışlardır; ancak iş son yıl larda devam etme­ miş ve malesef zaten birikmiş olan malzemen in yayınında çok az i lerleme kaydedilmiştir. Gerçekte Amerikan kazılarında l iderlik, Pensi lvanya Ün iversitesi'nden Şikago Ün iversitesi'ne geçmi ştir. Bu i lerici ün iversite, Bi smya'da mükemmel çal ışma yapan, (ka­ zıların idarecisi olarak Dr. E. J . Banks i le birlikte) Prof. R. F . Harper'ın genel yönetimi altında b i r heyet gönderm iştir v e henüz başarı l arına dair ayrıntı l ı rapor beklenemeyecek kadar erken olsa da dikkate değer başarılara u l aştıkları açıktır. Son bulgularından biri, Daudu isimli eski bir Sümer kralının idarecisi olduğu Udnun şehrinde E-shar tapınağında inşa edi len, beyaz mermerden hey­ kelini içermektedir. İşçi l iğin arkaik üslubundan Sümer tarih inin en erken dönemine atfedilebilir ve Prof. Harper'in keşif gezisiyle il­ gili, gelecekteki çalışmalarının en ciddisi gözüyle bakılabilir. (* ) Bab i l hanedan l arına bu kitabın tamamında "Birinci Hanedan", "İkinci Hanedan", "Üçüncü Hanedan" vs. dend iği görülecektir. Onlar bu şeki lde, sıraları Romen rakamları ile -örneğin "I. Hanedan", " i l . Hanedan", " I I I . Hancdan"­ gösterilen, Mısır Hanedanlarından ayrılmışlardır.


1 50

Mısır, Kaide, Surıjıe, Babil ve Asur Tarihi

il. NEBUKADNEZAR'IN (NABUKODONOSOR)

SARAYININ İÇİNDEN


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

151

Babi l'de Fara ve Abu Hatab'da, the Deuısch- Orient Ge­ sellschaft cem iyeti, Dr. Koldewey'in yönetiminde erken döneme ait Sümer ve Babil kal ıntı larında kazı yapmıştır. Önceki mevkide, pek çok özel evin kalın t ı larını ortaya çıkarm ışlar ve bild iri ler ve ticari belgeler i le ilgili, ancak tarihsel değeri çok az olan bazı Sü­ mer tabletleri bulmuşlardır. Ayrıca Abu Hatab'dan gelmiş gibi gö­ rünen bir yazıt muhtemelen mevkisini bel irlediği S ümer şehrinin adın ın Kishurra olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak Babil'deki Al­ man faal iyetinin ana merkezi bizzat Dr. Koldewey'in son yedi yıl­ dır Kasr deni len tümsekte 11. Nebukadnezar'ın saraylarım ortaya çıkaran, Anıran ibn-A l i Höyüğü den ilen tümseğin altında E-sa­ gi la'n ın mabed ini tespit eden, E-sagila i l e saray tümseği arasın­ daki kutsal yolun seyrini izleyen ve Tanrıça Ninmakh ile Tanrı N i­ nib'e adanan mabetleri ortaya çı karan, kazı lar yürüttüğü Babi l şehridir. Dr. Koldewey' in asistan ı Dr. Andrae de Birs, Nimrud'da Na­ bu'ya adanan mabed in kazısını bitirm işti . Ana tepecikte Borsip­ pa'n ın eski şeh rini, zigguratın izlerini veya tap ınak kulesini bel ir­ leyen topraktan yükselen tepeciğin dik bayırının aşağısında daha alçak seviyede uzanan bu noktada -esasen ziggurattan kalan yıkı ntıdan ibaret olan- Nabu'nun tapınağı hala görü lebil ir. Dr. Andrae yakın zamanda mahali olan, Sher-ghat'taki kazı ları n bu ü lken in erken tarih i ne ve halkın adetlerine önemli ölçüde ışık tut­ ması güvenle beklenen yer, Ashur'un eski Asur şehri nin olduğunu bil iyordu. Asur için Babi l'den ayrı lmıştı ve ilgi uyandıran çok sa­ yıda bulgu e lde etm işti.


1 52

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BABİL 'DE NİNİB']N MABEDiNDEKİ KA ZILAR Orta mesafede hafifraylar üzerinde, kazılardan yıkıntıların kaldırılması işinde kullanılan metal vagonlar görülebilir.


Mısır, Kaide, Suriye, Habil ve Asur Tarihi

- ---··--·---- --------- ----- -----

BJRS NIMRUD'UN BORSIPPA 'NIN ESKİ ŞEHRİNİN MEVKİSİNİ BELİRLEYEN BAŞLICA TEPECİGİ

1 53


1 54

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 903 baharının başları ndan beri, N inova şehri yöresinde, İngi­ l iz Müzesi Mutemetleri nam ına, L. W. King ve R. C. Thompson tarafından, Kuyunj ik'te kazılar yürütülmüştür. Bu kazılar, tümse­ ğin daha alt katmanında, bilinen ve kısmen kazı lm ı ş bulunan iki sarayın yen i kısım larına ait buluntulara ek olarak, varlığı zaten Asur yazıtlarının etüdünden çıkarı lan üçüncü bir sarayın tespiti ve Nabu'ya adanmış eski bir tapınak buluntusu gibi pek çok kalıntının keşfiyle sonuçlanmıştır. c · ı Bab i l'deki, Ashur ve Ninova'daki bü­ tün bu kazı lar Asur ve Yeni Bab i l dönemlerinde ülkenin tarih i n i daha çok aydınlatmıştır ve kitapta bunlara daha sonra değini lecek­ tir. Bu arada, Kaide tarihinin en eski dönemleri i l e ilgili yeni bi lgi­ ler verd ikleri için bu bölümün başında anlatı lan kazılara geri dö­ neceğiz. Shirpurla ve G ishkhu şehirleri arasında var olan rekabete önem l i ölçüde ışık tutan ve aynı zamanda yazıtları Mppur'da bu­ lunan en eski idareciler ve onların Shirpurla'daki çağdaşları hü­ kümdarlarla i lişki lerine dair kronoloj iyi yerli yerine oturtmakta de­ ğerli malzemeyi sağlayan, son zaman lardaki en i lginç yazıt Yzb. Cross tarafından Telloh'da bulunmuştur. (*) Kazıların hal ihazırda Filistin'de aktif şeki lde yürütülmekte olduğu da kaydedilebil ir. Bay Macal ister, birkaç yıllığına Gezer'de Filistin Araştırma Fonu namına çalışmaktad ır; Dr. Schumacher Megiddo'da Alman Filistin Cemiyeti namına kazı yapmaktadır ve Prof. Sellin şu sıralar Taanach'ta (Ta'annak) kazı yapmakta olup çok geçmeden Dothaıı'da çalışmaya başl ayacaktır. Daha sonraki tar i h i döneml ere ait kal ı n t ı l ar üzerinde de, De utsch- Orient Gesellschaft top l u l uğ u n u n h i mayes i nde, B a'albek ve Gal i lee'de, başarı l ı çal ı ş m a l ar yürütülmektedir Burada, arkeoloj i k araştırmaların bu verimli alanında, son zamanlarda elde edilen çok i lginç sonuçların bir özetini vermek cazip olacaktır, zira bu kazı ların Batı Asya'nın tarihi ile ilgisi olduğunun kesinlikle söylenebileceği doğrudur. Ancak yol açtıkları sorunlar son kazıları ele alan bir çal ışmada ve İncil konusunda bir araştırmada, daha doğal olarak ele alınacaktır ve bunları yeterli biçimde özlü hale getirmek mevcut kitabın boyutların ı doğal sınırlarının oldukça ötesi nde arttırır. Bu yüzden bunlar, şu anki çal ışman ı n kapsam ına dah i l edilmemişlerdir.


Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

-----·----------

SHEKGHA T'TA ASURLULARIN ESKl BAŞKENTİ ASHUK'UN MEVKiSİNI BELİRLEYEN ANA TEPECİK

1 55


1 56

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

NİNOVA 'NIN, ESKİASUR ŞEHRlNİN, TÜMSEKLER SARA YINI MEYDANA GETİREN KUYUNJIK TEPECİGİ


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

NİNOVA MEVKİSİNİ BELİRLEYEN ANA TEPECİK, KUYUNJIK'TE SENNACHERIB'İN (Sanherib) SARA YINDAKİ KANA TLI BOGA

1 57


1 58

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Shirpurla ve G i shkhu şeh irleri muhtemelen birbirinden fazla uzakta bu lunmuyorlardı ve rekabetleri Babi l'in ilk şehir devletleri­ nin tarihi ile i lgi l i olarak tipik bir örnektir. Göshkhu, zaten ifade edilmiş olduğu gibi, Dicle (Tigris) i l e Fırat nehi rleri ni birleştiren -en eski dönemden beri Güney Babi l'de oturanlar tarafından ıs­ lah ed i l m i ş ve kanal haline getirilmiş- doğal akarsunun, Shatt el­ Hai'nin doğu kıyısı üzerinde, Telloh tepecikleriyle belirlenmiştir. Gishkhu'nun yeri Shatt e l-Hai'n in karşı kıyısında, yüksek ola­ s ı l ıkla Tel loh'un kuzeyine uzak olmayan yerde kuru lmuş olab i l ir. B irbirine böylesine yakın olan bu iki şehir, önem l i ölçüde po l itik etkiye sah i ptiler ve Ur, Brech ve Larsam gibi daha ünlü B ab i l şe­ hirlerinden daha az tan ınsa da Gishkhu'nun Shirpurla'ya yakın olması, kendisine başka türlü sahip olamayacağı bir önem kazan­ d ırm ıştır. G ishkhu ile Shirpurla arasında, dönemi kesin olmayıp Agade'l i Sargon'unkinden, yani yaklaşık MÖ 4000'den önce oldu­ ğu düşünülen Kish Kralı Mesi l im'in saltanatından bahseden i l i şki­ lerin var o lduğuna dair en eski bilgi lere sah i biz. Bu dönemde iki şehir arasında, neticesinde Kish Kral ı Mesi­ l im'in hakem olarak davet edi ldiği, bir rekabet vardı . Bu vesileyle düzenl enmiş olan sınır belirleme anlaşmasına dair bir belge, yakın zamanda Entemena'nın zirvesinde bul unması üzerine, korumaya alınmıştır. Bu doküman bize Tanrı Enl il'in kumandasında, ü lkelerin kralı olarak tanımlanan Shirpurla baştanrısı ve G i sh kh u tanrısının kendi bölge leri arasında bir sınır hattı düzenlemeyi kararlaştırdık­ larını anlatır; ayrıca Kish Kralı Mesilim'in kendi tanrısı Kadi'nin ta­ l imatı doğrultusunda davranarak sınırı bel irlediğini ve iki bölge arasında sınır tespitinin anısına bir taş anıt diktiğini anlatır. Bu, hakem kararı ile sınır tespiti siyaseti başarı l ı olmuş ve bir­ kaç kuşak boyunca Shirpurla i l e G ishkhu arasında barı şı güven­ ceye almış gibi görünmektedir. Fakat kesin olarak bel irleneme­ yen bir süre sonra, Ush isimli, G ishkhu'nun bel l i bir patesi kendi bölgesini Shirpurla'nın aleyhine genişletme ihtirası ile doldu. Ken-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 59

disi bu yüzden, Mes i l i m'in diktiği anıtı kaldırdı ve Shirpurla Ova­ sı'nı işgal ederek fethetmeyi ve Gu-edin adl ı bölgeye el koymayı başard ı . Fakat Ush'un başarılı saldırısının kendi şehrine herhangi kal ıcı bir yararı olmadı; zira sırası gel ince Shirpurla' l ı kuvvetler tarafından yenildi ve tahta geçen Enakalli isim l i bir patesi olan ha­ lefi saldırganlık pol itikasını terk etti ve Sh irpurlalı patesi Eannadu ile ülke leri arasındaki sınırlarla ilgi l i, Louvre'da bulunan ünlü Ak­ babalar Steli üzerinde metni bize kadar muhafaza edilmiş, resmi bir anl aşma yaptı . ı · ı B u anlaşmaya göre Gu-edin, Shirpurla'ya iade edilecekti ve iki bölge arasında, sınır çizgisini kalıcı olarak göstermesi için, derin bir hendek kazıldı. Mesil i m'in anıtı eski konumuna getirildi ve ikinci bir anıt hazırlandı ve yeni anlaşmanın bir anıtı olarak diki ldi. Enakalli, Eannadu i l e anlaşmayı başa baş müzakere etmedi, zira kendisi sadece Shirpurla'daki büyük N in-girsu ile Nina tapınaklarına tah ı l biçiminde tazminat ödemeye razı olarak anlaşmayı garantiye aldı. Eannadu döneminde Shirpurla'n ın güç ve nüfuzunun bütün Güney Babil'e yayıldığı ve hatta Elam sınırına yayıldığı görülecekti. Ne olursa olsun, kendisinin hayatı boyunca Gishkhu şehri, daha güçlü komşusunun egemen liği altında kalmaktan memnundu. Ancak kendisini göstermek ve bağımsızlığını tekrar kazanmak için her fırsatı yakalamaya daima hazırd ı .

(*) B u stelden b i r detay İngiliz Milzesi'nde d e muhafaza edilmektedir. İngiliz Milzesi'nde, Ksm. vii, Çivi Yazısı Metinler kapsamında yayınlanmıştır.


1 60

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

EANNADU'NUN KIL ANIT-TABLETİ Yazı karakter/eri Sümer yazı sisteminin resim şeklindeki karakterini çok iyi ortaya koymaktadır. FotoğrafMessrs. Manse/I & Co. tarafından çekilmiştir.


Mısır, Ka ide Suriye, Babil ve Asur Tarihi ,

161

Bu yüzden, Eannadu'nun ölümünden sonra Gishkhu'nun adam­ ları tekrar taarruza geçmi şlerdir. Bu arada, Enaka l l i'nin oğlu ve halefi olan Urlumma G ishkhu tahtındaydı . Url umma şehrin kuv­ vetlerini düzenleyerek onları savaşa gönderd i . İlk icraatı, Gishkhu' nun güçlü düşmanı Eannadu'nun kazı lmasına sebep olan Shir­ purla'nın önde gelen tanrı ve tanrıçası N ingirsu i le N ina'nın adı ve­ ri len sınır hendeklerini tahrip etmek oldu. Sonra Eannadu'nun an­ laşma koşu l l arının yazı l ı olduğu an ıtı yıktı ve ateşe atarak parça­ lad ı , daha sonra Eannadu'nun sın ırın yakın ı na inşa ettiği ve Shir­ purla'nı n tanrı larına vakfettiği tapınakları yerle bir etti. Ancak so­ nunda yine Shirpurla, Gishkhu'dan daha güçlü o lduğunu kanıtlad ı . O zaman S hirpurla'da hükümdar, Enannadu i d i v e kardeşi onun tahtının varisiyd i . Kendisi G ishkhu'nun adamlarından oluşan işgal kuvvetleri ile karşı laşmak üzere harekete geçti ve Shirpurla böl­ gesinde bir savaş oldu. Ente-mena konisinde savaş meselesinden hiç bahsed i lmezken bir söylentiye göre Shirpurla kuvvetleri gal ip gelm işlerd i . Sonuç kesinleşmemiş olabil ir; ancak Enannadu'nun eylemi en azından kısa bir süre için Urlumma'nın saldırıları nı dur­ durmuştur. Sh i rpurl a'da hüküm süren patesinin ö l ü m ünün her zaman G i sh khulu adaml ar tarafından bu şehre bir sald ırı için işaret oldu­ ğu anlaş ı l acaktır. Yeni hükümdarın neticede sonuncusundan da­ ha az başarı l ı bir l ider çıkmasını ya da Shirpurla'nın ani bir saldırı­ ya direnme gücün ü zayıflatan yeni kralın tahta çıkması olayının şehirde iç karışık l ıklar çıkarması ihtimal ini ümit etmi ş olab i l irler. Eannadu'nun ölümü Urluınma'yı Gishkhu'nun adamların ı dışarı çı­ karmaya teşvik ettiği için, bu ölüm, zafer kazanmak için iyi bir fırsat gibi görünmekteyd i . Ancak bu sefer savaşın sonucu bel irsiz deği ldi. Entemena, babası Enannadu'nun halefi olmuştu ve ken­ disi Shirpurla'nı n ordularını zafere götürdü . Savaş Lumma-girnun­ ta Kanal ı'n ı n yakınında oldu ve Gishkhulu adaml ar uzaklaştırıldık­ ları zaman, kanalın kıyılarında yatan altmış ölü verdiler. Entemena bize bu savaşçıların kemiklerinin aç ık alanda beyazlamak üzere


1 62

Mısır, Kaide, Sur1)1e, Babil ve Asur Tarihi

bırakıldığını anlatıyor; ancak Gishkhu'lu adamlardan peşine düşen­ leri gömmüşe benzemektedir; zira kend isi, beş ayrı yerde öldü­ rülenlerin bedenlerini içine gömdüğü defin tümsekleri yaptığını kaydetmektedir. Entemena, sadece Gishkhu ordusunu yen i lgiye uğratmaktan ve kendi sınırları dah i l inde on ları püskürtmekten memnun deği ldi; zira ilk üstünlüğünün ardını bırakmadı ve başken­ ti ele geçird i . Urlumma'yı tahtından indirdi ve hapsetti, sonra onun yerinde G ishkhu'nun patesisi olarak hüküm sürmesi için kendi yandaşlarından birini seçti. Bu yüksek makama atadığı adam H i ad ındayd ı v e o zamana kadar N inab'da rah i p l i k yapmıştı . Ente­ mena, Hi'yi huzuruna çağırdı ve Shirpurla'nın çevresindeki G i r­ su'dan zafer alayı hal inde kuşatılmış şehre yürüdükten sonra, Gishkhu'nun patesil iği makamına oturtma adımına geçti. Entemena sınır bel irleme kadar sulama amaçları için de kul l a­ n ı lan N ingirsu ve Nina adı verilen sınır hendeklerini de onard ı ve H i'ye, Karkar bölgesinde oturan insanları, Shirpurla Bölgesi'ne son saldırıda üstlenmiş oldukları aktif rol nedeniyle ceza olarak bu i şte çalı ştırmasını emretti . Entemena Dicle ve Fırat arasındaki bölge­ de ana kanallardan birini taşla kaplamak suretiyle kanal sistemini onardı ve gen işlett i . Böylece Entemena işlenmiş toprakları arttı rarak S hi rpurla'nın refahına muazzam katkı sağladı ve atad ığı memurlar vasıtas ı ile Gishkhu'da yetkisini kullanmaya devam etti. Gishkhu zaferinin kay­ dı, şöhretinin gelecek günlerde Ningirsu ve Tanrıça Nina onuruna korunabi leceği birkaç kil koni üzerine Entemena tarafından ya­ zıldı. Eğer gelecek zaman içinde Gishkhu'nun adamları Shirpurla' nın topraklarını ele geçirmek ya da yakıp yıkmak için, N ingirsu ya da N ina'n ın sınır hendeğini geçecek olursa ister bizzat Gishkhu şehrinin adamları ister dağların adamları olsunlar, Enli l'in onları ha­ rap edebilmesi ve Ningirsu'nun üzerlerine lanetini koyabi l mesi amacıyla bu kaydı sınırın korunması için bir dua ile bitirmiştir. Ay­ rıca kendi şehrinin savaşçı larından şehri savunmaları ricasında


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

1 63

bulunulursa, onların bu görev için cesaretle ve hevesle dol maları uğruna dua etmektedir. Kish Kral ı Mesil im'in dönemi ile Entemena'nın dönemi arasın­ da G i shkhu ve Shirpurla arasındaki mücadeleler konusundaki bil­ ginin daha büyük bölümü, Entemena'nın küçük bir kil koni çev­ resinde yazılı bulunan yazıtı vasıtasıyla temin ed ilmiştir. Metn in dikilen taş anıt üzerine, sınırdaki Mes i l im i l e Eannadu'nunkiler gi­ bi, Entemena'nın emirleriyle de yazı lmış olduğuna çok az kuşku vardır. Yazıtın diğer suretleri muhtemelen Gishkhu ve Shirpurla şehirlerinde işlenm iş ve diki lmiştir. Kaydın korunmas ı n ı sağlama almak için Entemena, muhtemelen korunmuş olan ve Shirpurla mabetlerinin binalarında gömülü olan, çok sayıda, küçük kil koni­ lerin üzerine kopyaların ı yaptırmıştır. Entemena'n ın bu konudaki öngörüsü neticeleri nedeniyle doğru ç ıkmıştır, zira taştan büyük an ıtlar yok olurken, küçük kon i lerinden birinin muhafaza ed ilmiş olması, kendi s i ve atasın ın, eski rakipleri G ishkhu ile sürekli mü­ cadelesi esnasındaki kahraman l ığının daha sonraki çağlarda b ilin­ mesine yetmiştir. Entemena'nın kesin zaferinin sonuçlarının, G i sh khu'nun ge­ nişleme arzusu üzerinde yatıştırıcı etki yaratmaya devam etmesi ve Shirpurla için kavgacı komşusunun sürekl i saldırı tehd idi ol­ maksızın huzurlu gelişme dönemini teminat altına alması mümkün olsa da Entemena'nın saltanatından sonra G ishkhu ve Shirpurla arasındaki i lişkiler konusunda elimizde çok az bi lgi bulunmaktadır. Bu sükunet döneminin II. Enannadu, Enlitarzi ve Lugal-anda'nı n saltanatları esnasında devam ettiği n i düşünebi l iriz, ancak Uru­ kagina'nın saltanatı sırasında, G ishkhu'nun adamları bir kez daha geçici sükunetlerini bir kenara atmışlar ve ilkel çağlarda bile en­ der işlenmiş yağma ve katliam eylem lerinin yaratıcıları olarak or­ taya çıkmışlardır.


1 64

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

MERMER KAP! Oyuk Yatağı, Entemena'nın Kitabesi, Shirpurla'nın Güçlü Bir Patesi ya da Genel Valisi. Fotoğrafta kapı-yuvası yazıtı göstermek için bir tarafa dayanmaktadır, fakat kullanıldığı zaman yere düz yerleştirilmiştir ve kısmen içinde kullanıldığı b inanı n kaldırımının seviyes i aşağısına gömülm üştür. Kapının yan ına sabitlenmiştir ve ağır kapının ekseni sığ oyukta veya merkezindeki çökmede dönmüştür. Babil'in alüvyonlu toprağında taş bulunmadığından, kapı oyukları için kullanılan taşların çok uzak mesafelerden getirilmesi gerekiyordu ve neticede onlara yüksek değer biçiliyordu. Onları binalarında kullanan krallar ve patesiler genellikle üzer/erine isim ve ünvanlarını yazdırmışlardı ve bu nedenle bunlar tarihin erken dönemlerinin incelenmesi için değerli yazıt sınıfı teşkil ederler. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir.


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 65

Aralarındaki rekabette Gishkhu her zaman yen i l m iştir ya da Shirpurla i l e gerçek savaşlarında her halükarda durduru lmuştur. Gishkhu'nun adamları saldırganlaşınca kendi lerini Shaft el-Hai'nin batı kıyısında bulunan ve topraklarından sadece sınır hendeği i le ayrı lan -Gu-ed in bölgesi gibi- arazinin zaptı ile sınırlandırmışlar­ dır. Eğer gerçekten Shaft el-Hai'yi herhangi bir zaman geçmiş­ lerse ve doğu kıyısındaki topraklara saldırmışlarsa, asla Shirpurla şehrine saldırmaya cüret etmemişlerdir. Ayrıca, saldırıları i l k aşa­ malarda biraz başarıyla ulaşmışsa da Shirpurla'nın iktidardaki vali­ leri her zaman onları durduracak güçte olmuşlardır ve çoğu za­ man savaşı Gishkhu bölgesinin içine çekmişlerdir; netice itibariyle sınırı kendi şartlarına göre tekrar düzen lemişlerd ir. Ancak bütün bu i l k çağa ait Kaide şehirleri dönem dönem genişleyip dönem dönem de yenilgilere maruz kalmıştı ve Shirpurla bu kurala bir is­ tisna deği l d i . Muhtemelen, Shirpurla'nın Urukagina'nın saltanatı esnasında tarihindeki en büyük yeni lgiyi yaşaması, bir l ider olarak kişisel nite likleri ya da kusurlarından kaynaklanmamıştır. Bunun nedeni; Shirpurla'nı n geçmişteki zaferlerinin anı larıyla sahte bir güvenlik h issine kap ı l ıp edilgen kalırken, G iskhu'nun gücünü ya­ vaş yavaş artırmasıdır. G ishkhu'nun n ihai zaferinin sebebi her ne ol ursa olsun, Urukagina'nın saltanatı esnasında olduğu kes indir. Sh irpurla uzun süre tamamen bağımsız veya yarı bağımsız bir dev­ let olarak var olamamışken Güney Babi l'in egemen liği çoğu y ı llar (Gishkhu'nun) el lerinde kalmıştır. Bu dönemde Shirpurla'nın başına gelen fe laketin delili, son zamanlarda Tel loh'ta bu mevkide Yzb. Cros'un kazı ları esnasında bulunan küçük bir kil tablettir. Söz konusu gerçeklerin kayıt edil­ diği belgenin resmi hiçbir niteliği yoktu ve büyük ihtimal le, hiçbir kütüphane ya da arşivde muhafaza edi l mem işt i . Tel loh'ta bulun­ duğu gerçek nokta, en eski yapıların çıkarıldığı tepenin kuzeyinde ve yüzeyden iki metre derindeydi. Yakın ında başka h içbir tablet bu lunmamış gibiydi; fakat bu gerçek baş l ı başına şehrin arşivleri­ nin bir parçası olmadığı kuramı için yeterli del i l olmazdı. Gayrı res-


166

Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

m i özelliği, tabletin şekli ve üzerindeki bilginin düzenlen işi i le kanıtlanmıştı. Şekil açısından belgeyi, Urukagina'n ın saltanatı esnasında yazı lan açıklamaları içeren -son zamanlarda Telloh'da bulunan çok sayıdaki- tabletlerden ayıracak az şey vard ı . Şekil olarak kabaca kareydi, kenarları hafif dışbükeyd i ve metin önlü arkalı dar sütunlardan oluşan bir dizi halinde yazılmıştı. Metin, eski Sümer hükümdarların ı n şükran ya da tarihi yazıtları gibi, dikkatle düzenlenmiş bir kompozisyon değild i . Gishkhu'lu adamların şehri ele geçirmelerinden sonra icra ettikleri münferit ş iddet ve kutsal şeylere saygısızlık eylemlerin i ayrıntı larına girmeden kısaca sayıp döken bir kısa cümleler serisiyd i . Şehrin yağması esnasında harap edi len ya da orada öldürülen Shirpurlalı adamların kan larıyla lekelenen, kutsal emanetlerin saklandığı yerlerin ve mabetlerin fihristi ya da listesinden biraz daha fazlasıydı. Urukagina'nın sarayı ya da herhangi laik binanın ya da bizzat vatandaşların meskenlerinin l istede hiç bahsi geçmiyordu. Bunların da gal ip düşman tarafından yağmalanmış ve tahrip edilmiş olduğuna çok az şüphe vardır. Fakat tabletlerin yaz.arı kendi şehrinin ya da şehir halkının kaderiyle şimdilik ilg i lenmemektedir. Tanrılarına karşı i şlenen küfür eylemleri düşüncesine kapılmış görünmektedir. Zihni tamamen Shirpurla'nın Şehir Tanrısı Ningirsu'ya yapılan hakaretin büyüklüğü ile meşguldür. Küfür ve şiddet eylemlerin i sadece sayıp dökmesi, kısalığı ile biraz değer kaybettirmektedir. Ayrıca Gishkhulular'a karşı suçlamalarının listesini bitirdiğinde, başarılarını sağlayan tanrıçayı lanetlemektedir. Şimdiye kadar bu belge gibi h içbir yazı ele geçirilmemiştir. Çok uzun olmadığı için, burada metnin çevirisini veriyoruz. Yazarın derhal G i sh k hu l u l ar ' a karş ı s u ç l am a l ara b a ş l ad ı ğ ı görü l e c e kt i r . Suçlamalarına h içbir tarihi resume özet i l e başlamamaktadır ve u l aş m a l a r ı m ü m kü n k ı l ı n m ı ş o l ay l a ra d a i r h i ç b i r i p u c u vermemektedir. Şehrinin mabetleri kirletilmiş v e tahrip edilmişti . Ayrıca öfkesi sadece onların isimlerinin sayım listesinde diniyordu. Onun düşüncesine göre gerçekleri n yoruma ihtiyacı yoktu; zira ona göre eski ibadete ait böyle kutsal yerlerin suistimali asla dü-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 67

şünülemezd i . Gishkhu'ya karşı ithamlarını aşağıdaki ifadelerle baş­ latmaktadır: "Gishkhulu insan lar E-ki'nin tapınağını ateşe verdi ler [ . . . ], An­ tashura'yı ateşe verdi ler ve oradan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Tirash sarayında kan döktüler, Abzubanda'da kan döktüler, Enl i l'in ve Güneş Tanrının mabedinde kan döktüler, Akhush'ta kan döktüler ve oradan gümüşleri ve değerli taşları al ı p götürdüler! Tanrıça Ninmakh'ın kutsal korusundan Gikana'da kan döktüler ve oradan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Baga'da kan döktüler ve oradan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Abzu-ega'da kan döktüler, Gatumdug'un mabedini ate­ şe verd i ler ve oradan gümüşleri ve değerl i taşları alıp götürdüler, sonra heykelini yıktı lar! Tanrıça Ninni'nin E-anna mabedini . . . ate­ şe verdiler, sonra oradan gümüşleri ve değerl i taşları alıp götürdü­ ler; sonra heykelini yıktılar ! Shapada'da kan döktüler; sonra ora­ dan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Khenda'da . . .ler, Kiab'ın şehrinde N i ndar'ın mabedinde kan döktüler; sonra oradan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Kinunir'in şehrinde Dumuzi-abzu'nun mabedini ateşe verdiler; sonra oradan gümüş­ leri ve değerli taşları alıp götürdüler! Lugaluru'nun tapınağını ate­ şe verd i ler ve oradan gümüşleri ve değerl i taşları a l ı p götürdüler! Tanrıça Nina'nın mabedinde, E-engura'da kan döktüler ve ora­ dan gümüşleri ve değerli taşları alıp götürdüler! Amageshtin'in mabedinde, Sag'da kan döktüler ve oradan Amageshtin'in gü­ müşlerini ve değerl i taşlarını alıp götürdü ler! Tanrı N ingirsu'nun arazisi, G i narbani ru'dan tah ı l ı aldılar, çoğu i şlenmiş topraktı ! Gish khulu insanlar, Shirpurla'yı yağmalamakla, Tanrı Ningirsu'ya karşı günah işledi ler! Onlara verilen güç, onlardan alınacak! Gir­ su Kra l ı Urukagina tarafından işlenen b ir günah yok. Gishkhu'nun patesisi Lugalz.aggisi'ye gel ince, bu günah, onun tanrıçası N i-daba' nın boynuna! Uzun tarihi boyunca Shirpurla'nın başına gelen en büyük fela­ ketle i lgili, meçhul bir yazıcının özensiz tabletinden, bize kadar ula-


1 68

Mısır, Kaide, Suriye, Babil

ve

Asur Tarihi

şan rivayet böyledir. Metinde bahsedi len yanıp kül olmuş ve ha­ zineleri soyulmuş büyük tapınakların çoğuna, Shipurla'n ın uğursuz Urukagina'dan önce tahtı i şgal eden hükümdarlarının şükran ve tarihi yazıtlarında bir kereden fazla değinilmiştir. Bazı larının isim­ leri de bu şehrin daha sonraki patesisinin metin lerinde bulunacak­ tır; bu yüzden zamanla yeniden inşa edi ldikleri ve önceki gör­ kemlerine kavuşturuldukları sonucuna varılabi lir. Fakat Uruka­ gina'nın saltanatı esnasında Shirpurla'nın yağmalanması ve kısmen tahribinin, bu şehrin geleceği üzerinde kalıcı bir etki yaptığına ve Güney Babil'in daha büyük şehirleri arasında nüfuzunu ciddi şekil­ de azalttığına hiç şüphe yoktur. Ş i md i d ikkatimizi, yönetimi altında eski zamana kadar n i hai zaferlere ulaştıkları ve uzun yıl lar rakip Shirpurla'dan daha güçlü olan Gishkhulular'ın liderine çevirebiliriz. Tabletimizin yazarı, onun adından metn inin kapanış sözlerinde, ona ve tanrıçasına işlemiş oldukları tahribat ve küfür için lanet ederken bahsediyor. "Gishkhu' nun patesisi Lugalzaggisi'ye gelince, bu günah, onun tanrıçası Ni­ daba'nın boynuna! " Şimdi Lugalzaggisi'nin adı, N ippur'daki kazı­ ları esnasında Bay Haynes tarafından keşfedilmiş, beyaz kalsit stalagmitten yap ı lmış vazolardan birkaç parçanın üzerinde bulun­ muştur. Bütün vazolar ayn ı yazıyla i şlenm işti; bu yüzden metn in parçaların ı birleştirerek orij inal olarak herbirinin üzerlerinde işlen­ miş kayıtların aşağı yukarı tam bir kopyasını elde etmek müm­ kündü. Bu kayıtlardan ilk kez sadece Lugalzaggisi'n in adını değil ; fakat kendisinin Babil şehirlerinde, ülkenin tarihinde açıkça çok erken dönemde güçlü bir koalisyon kurduğunu öğrend ik. Metinde kendisini "Dünyanın kralı, Ana'nın rahibi, N idaba'nın kahramanı, Ukush'un oğlu, G ishkhu'nun patesisi, N idaba'nın kahraman ı, Va­ tanlar Kralı'n ın (yan i Tanrı Enli!) sağlam gözüyle memnun iyetle takdir edilen insan, Enl i l'in büyük patesisi, Enki tarafı ndan kendi­ sine anlayışı nasip edi len, Güneş Tanrının seçi lmişi, Enzu'nun yü­ ce bakan ı, Güneş Tanrının kuvvetiyle donatı lmış, Ninni'nin kulu, Nidaba tarafı ndan dünyaya getirilen oğul, N inkharsag tarafından


Mısır, Kaide. Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

1 69

hayat sütüyle beslenen, Umu'nun refakatçisi, Erech'in rah ibesi, Ni­ nagidkhadu tarafından eğitilmiş hizmetli, Erech'in han ı mı, tanrıla­ rın büyük bakanı " olarak tasvir etmekted ir. Lugalzaggisi sonra egemenliğinin alanını tarif etmeye devam etmektedir ve "Tanrı En­ i il, ülkelerin efendisi, Lugalzaggisi'ye dünyanın krallığını verdiği ve ona dünyan ın nazarında başarı nasip ettiği, toprakları onun gücüy­ le doldurduğu zaman ve güneşin doğuşundan batışına onları fet­ hettiğinde, o zaman kendisi yolunu Dicle i le F ı rat'ın Aşağı De­ niz'inden Yukarı Deniz'ine doğrulttu ve ona doğan güneşlerden ba­ tan güneşlere her şeyin hakimiyetini verdi; böylece o, ülkelerin ba­ rış içinde yaşamasına sebep old u . " demektedir. Bu yazıtın i lk metn i yayınlandığı zaman, orada sadece Lugal­ zaggisi'ye ve kendisinin kurduğu krallığa atanacak tarihe dair, sa­ dece belirsiz işaretler mevcuttu. Gishku doğum yeri olsa da kendi­ sinin taşıdığı unvanlardan, nüfuzunu şehrin çok ötesine genişlettiği ve Erech'i başkent olarak seçtiği bellidir. Dahası, kendisi "Dicle'n in Aşağı Denizi'nden Fırat'ın Yukarı Den izi'ne" uzanan bir impara­ torl uk ortaya koymuştur. Burada bahsedi len Aşağı Den iz'in İran Körfezi olduğuna kuşku yoktur. Ayrıca Yukarı Deniz'in, muhte­ melen Van Gölü ya da Urmi Göl ü olsa da, Akdeniz olarak kabul edilebileceği de akla getirileb i l ir. Ancak bu görüşlerden hangisi ka­ bul edil irse edi lsin, Lugalzaggisi'nin büyük bir fatih olduğu ve gör­ keml i Lugal Halama "Dünyanın Kralı" unvanını taşıma hakkın ı el­ de ettiği açıktır. Bu koşullarda, i lk çağa ait Kaide tarih i ve kro­ noloj isinin etüdü konusunda, Lugalzaggisi'nin saltanat sürdüğü dönemi yaklaş ı k olarak öğrenmek için, konu birinci derece önem arz etmektedir. Böyle bir meseleye dair geçici olarak belirlenebi len del i l ler en an laşılmaz ve en güvenilmez karaktere sahipti ler; ancak kötü ya da değersiz olmakla beraber daha güven i l ir veri lerin yokluğunda kafi gelmeleri gerekiyordu. Erken dönem Kaide kronoloj isi ile ilgili bütün meseleleri netleştirirken başlangıç noktası, Nabonidus ya­ zıcı l arının MÖ 3 800 yılına tarih lediği Agade Kral ı 1. Sargon'un


1 70

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asıır Tarihi

hükümdarlık dönemiydi, halen de öyledir. Söz konusu bu tarih tartışmal ıdır; çünkü sadece geç dönem Bab i l l i ler tarafından ifade edilen bir tahmin olduğuna ve onların i leri sürdükleri kronoloj ik tertipler olarak güvenle görmezden gelinebi leceğine inandıkları için bazı yazarlar bu tarihi tamamen reddetmiş, bazı yazarlar ise bunu değiştirmek için ustaca öneriler ortaya atmışlardır. Ancak nere­ deyse son birkaç yı lda yapılan her yen i keşif, ü lkelerini n daha er­ ken tarih i konusunda daha sonraki Babil l i ler arasında geçerli olan geleneklerdeki bazı noktaları doğrulamaya meyletmiştir. Sonuç olarak, bu gibi geleneklerin doğru luğuna artan güvenle itimat edileb i l ir ve yine de değindikleri erken dönemle neredeyse çağdaş olan belgelerden teyit bekleyen bu ifadeleri kabu l etmeye devam edeb i l iriz. Nabonidus tarafı ndan Sargon'a atfedi ldiği gibi bir tarih tamamen sabit olarak kabul edilmeyecektir; zira Nabonidus açık­ ça yuvarlak rakam larla konuşmaktadır ve biz, yazıcılarının he­ saplarındaki yan lışlıklara hoşgörü gösterebi liriz. Fakat daha son­ raki Bab i l rahiplerinin ve yazıcılarının ellerinin altında, b ize u laş­ mamış olan tarihi malzeme zenginliği olduğu açıktır. Bu yüzden Nabonidus tarafından Agadeli Sargon ve oğlu Naram-S i n için ve­ ri len tarih i , yaklaşık olarak doğru kabul edeb i l iriz ve bu aynı za­ manda yazarlardan çoğunun erken dönem Bab i l tarihi hakkındaki görüşüdür. Nippur'daki kazılar, bu mevkide bulunan ve çok eski dönemin biçiminde yazılmış bazı yazıtların Sargon'un zamanından daha ön­ ceki döneme bağlanacaklarının işaretlerini vermiştir. Deli llerin bir bölümü, yazıtların ve bina kalıntı larının bulunduğu farklı seviyele­ rin dikkatle incelenmesinden elde edilmiştir. B izzat Sargon'un ya- · zıtları, oğlu Naram-Sin'in adıyla mühürlü tuğlalarla b irlikte tepecik­ te nispeten derin seviyede bulunmuştur. Bu yüzden bu nesnelerin bulunduğu özel tabakanın tarihine dair makul bir sonuç, merkezi Agade'de bulunan Sargon tarafından kuru lan imparatorluğun dö­ nemine doğru bulunmuştur. Daha sonra kazı lar daha aşağı sevi­ yede yürütülmüş ve uygarlığın daha da erken dönemine ait gibi gö-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

171

rünen yapı ların kalıntı ları keşfedilmiştir. Bir tür kaldırım ile kuşatıl­ mış küçük bir korunak içinde bir sunak bulunmuştu . Yakın ında sunağa giden rampa ya da eğimi i yüzey üzerinde yerleştirilmiş i k i harika kil vazo bulunuyordu ve içinde tuğladan kemer bulunan ma­ sif tuğladan bir binanın kal ıntı ları da bulunmuştu. Gerçekte bu se­ viyede h içbir yazıt bulunmamıştı ; fakat Sargon'a tahsis edilen da­ ha üst seviyede Sargon öncesine dair döneme atfedi lmesi çok muhtemel birkaç metin vard ı . Bun ların h içbiri tam deği ldi ve kü­ çük parçalar halinde kasten kırı lmış gibi görünüyorlard ı . Bu yüz­ den bunların tepec iğin en aşağı katmanlarındaki yapın ın inşacıları tarafından yazılmış olabi lecekleri ve şehirlerini harabeye çevirmiş bir işgalci tarafından tahrip edilmiş ve dağıtılmış olduğu kuramı için söylenecek bir şey vard ı . Fakat yazıtların bulunduğu seviyeleri işaretleyerek türetilen bü­ tün bu gibi del iller, özell ikle tabakalar tahrip edildikleri izlenimi ve­ riyorsa özünde son derece şüpheli ve pek çok farklı yoruma eği­ limlid ir. Başlangıçtaki konumlarında kalan inşacının yazı l ı tuğlala­ rın ı n bulunduğu kaldırım ya da binan ın halen el değmemiş bir şe­ kilde bu lunduğu yerde, binanın yaşı i le üzerindeki ve altı ndaki ta­ bakalara göre nispi eski liği ile ilgili sonuçlar güvenle çıkarılab i lir. Fakat görmüş olduğumuz gibi, Nippur'da en alt seviyelerdeki kat­ manlar, bu durumda değil lerdir ve işaret etmiş oldukları gibi bu tarz del i l ler, sadece bağımsız veriler tarafından teyit edi l meleri halinde kabul edilebil ir. Bu tür teyit ilk yazıtların bizzat tetkik edi lmesi ile bulunacaktır.


1 72

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

TAŞ KAPI Oyuk Yuvası Ur Şehrinin Erken Dönem Kralı, Uk-Engur'un Bir Yazıtı. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir.


Mısır, Kaide. Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

1 73

On lardan çoğunun, sanki ü lkenin isti lacısı tarafından yapı lmış gibi, küçük parçalara ayrı ldığı bel irtilmişti; ancak kolayca kırı­ lamayacak kadar sert ve büyük bazı kapı oyukları ve büyük, ye­ şi ltaş bloklar için durum böyle deği ldir. Dahası , şehrin h içbir işgal­ cisinin, diğer binaların yapımında yararl ı biçimde kul l anabi leceği malzemeleri, tahrip etmekle zaman ve emek harcaması muhte­ mel deği ldir. Babi l'in alüvyonlu ovalarında taş bulunamıyordu ve taş bu labilmek için dağlarda taş ocağı açılması ve büyük mesafe­ lerin katedi lmesi gerekiyordu. İşgalci, yerle bir ettiği seleflerinin herhangi bir binasından böl­ gede, bina inşa etmeyi düşündüğünden, kendi kullanımı için kapı yuvaları ve taş bloklar söker. Eğer şehri enkaz halinde bırakır ve kendi ülkesine dönerse sonraki bir kral, inşa çalışmaları için harap olmuş çevreyi tem izlediği zaman taşlarla karşı laşırsa ve onları gömülü bırakmaz kendi inşaatları için kullanırd ı . Ve eski kral l ar­ dan birin in Nippur'un daha aşağı katman larında bu lunan, inşa malzemelerinden bazı ları için durum buydu. Lugalkigubnidudu'nun adını taşıyan bloklardan birkaçı, üzerlerine önceki kralın ad ını sil­ meksizin kendi adını kazıyan Agade Kralı Sargan tarafından tek­ rar kullanılmıştı. Lugalkigubnidudu'nun Sargan öncesi döneme ait olduğu anla­ şıl ıyordu ve aynı inandırıcı deli l ler Lugalzaggisi hakkında mevcut olmasa da kendisi esasen yazıtlarında kul lan ı lan karakterlerin ar­ kaik biçimlerinin sağlam lığı uyarınca bu eski döneme fazla tered­ düt etmeden yerleştirilmiştir. Gerçekte, o den l i arkaik kabul edil­ mişlerd ir ki onun sadece Agadel i Sargon'dan önce saltanat sür­ düğü söylenmemiş; fakat Kaide tarih inin en eski dönemine yerleş­ tiri lmiş ve imparatorluğunun Shirpurla'n ın en eski hükümdarları ile çağdaş olduğu varsayılm ıştır. Yzb. Cros tarafından bulunan yen i yazıt bu fi krin hayli değişmesine sebep olacaktır. Bu yazıt Lugal­ zaggisi'nin Sargan dönemi öncesine yerleştiri lmesi fikrini doğrular­ ken onun Sargon'dan çok kısa süre önce yaşad ığı ve saltanat sürdüğünü kanıtlar. Gönnüş olduğumuz gibi, Lugalz.aggisi Sh irpurla tarihinin orta dönemine ait olan Urukagina'nın çağdaşıyd ı . Lugal-


1 74

Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

zaggisi'nin feth i ve Shirpurla şehrinin yağma ed i l i ş i kendisinin kazandığı birkaç zaferden sadece biriydi. Babası Ukush sadece G ishku şehrinin patesisi ol muştu ; ama kend isi böyle bir konumun beraberinde getirdiği nüfuzun sınırlı alanından memnun deği ldi ve neticede nüfuzunu Babil'in daha geniş bölümünde zorla kabul et­ tirmeyi başard ı . Kendisine Erech Kralı adını vermesinden, muhte­ melen s ilah zoruyla itaatini elde ettikten sonra, başkentini Ukush' tan bu şehre naklettiği sonucuna varabiliriz. Gerçekte, "Dünyan ın Kra l ı " unvanı sadece pek çok zaferin sonucu olarak kazan ılmış olabi l i r ve Yzb. Cros'un tableti, herhangi bir hasm ı n rekabetine karşı kendisini sağlamaya almayı başardığı yöntemlere kısa bir ba­ kış sağlar. Shirpurla'n ın fethi, kendisinin en eski başarılarından bi­ ri olmalıdır, zira Gishkhu'ya yakınlığı düşüşünü, daha geniş bir fetih plan ına göre gerekli bir başlangıç durumuna getirm iştir. Ancak Lugalzaggisi'nin kurduğu krall ı k uzun süre dayanmış olamazd ı . Agadeli Sargon'un dönem inde, Sami ler ülkedeki sırayla ege­ men l iğine giren ve yönettiği geniş imparatorluğun kısımlarını oluş­ turan diğer eski şeh irler kadar Babil, Erech, Grishkhu ve Shirpur­ la'da büyük avantaj sağladılar. Agadeli Sargon tarafından kurulan ve oğlu Naram-S in tarafın­ dan güçlend irilmiş imparatorluğun parçalanmasından sonra gelen şehir devletlerinin sonraki hükümdarları ile i lgil i olarak kazı ların bi­ ze anlatacak, bu döneme dair kayıtlarında Prof. Maspero tarafın­ dan zaten yararlan ı lmamış çok az şeyi bulunmaktad ır.<*> ( * ) Merh u m M . d e Sarzec tarafı n d an Tel l oh'ta bulunan ve kend i s i yaşarken yay ı n ­ lanmış o l a n , Kaide tari h i nde farklı dönemlerden gelen tabletler i k i a n a s ı n ı fa ayr ı l ı r. Büyük çoğu n l uğu Ur şehrinin G üney Bab i l şehi rleri aras ında üstünl üğünü koruduğu döneme a i tt i r ve D u n g i , B u r-S i n , G am i l - S i n ve l n e - S i n ' i n s a l tanat l arı d ö n e m i n e tari h l e n d i r i l i rlcr. V e d a h a k ü ç ü k b i r başka derleme, S argan i l e N aranı - S i n ' i n daha erken dönem i n e aitıir; M . de S arLec' in son kazı ları esnas ı n d a b u l u n m as ı n a rağmen , o n u n ölümünden sonra yay ı n l anan tab letlerin çoğu, bu i k i dönem aras ındaki buyuk boşl uğa yerleş t i r i lecekt i r . Son günlerde keşfed i l en tab letlerden Dungi dönemine ai t o l a n bazı l a r ı . B ab i l v e E l am seyahatl eri esnas ı n d a S h i rp u r l a' d a d u ran memurların n afakas ı i ç i n y i yecek tem i n i i l e i l gi l i ol arak m u h t ı ralar i ç e r i r l e r . Ayr ı c a o s ı ralar Mezopotamya' n ı n büyük şeh i rleri i l e komşu ü l keler aras ı n d a vuku b u l an yak ı n ve daimi iletişime i l g i n ç bir ışık tutarl ar.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

175

GUDEA HEYKELİ Güney Babil'de Sümer şehri, Shirpurla'nın daha sonraki patesi/erinin ya da genel va/ilerinin en tanınmışı şimdi Tel/oh Tepecikleri tarafından belirlenmektedir. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir.


1 76

Mısır, Kaide, Surıjıe, Babil ve Asur Tarihi

Ur, İsin ve Larsam, Mppur, Eridu, Erech, Shirpurla ve diğer önem l i şehirleri kendilerine yarı bağımlı durumda tutarak Babi l'de birbiri ardına önde gelen şehir konumuna geldi ler. Ur Hanedanı'nın kurucusunun ad ının doğru okunuşunun hece işaretleri l i stesinden Ur-Engur olduğunun öğren i ldiğin i kaydedebi l i riz. Ayrıca İngi liz Müzesi'nde yayın lanmam ı ş bir kronik, oğl u Dungi'nin Eridu şehri ile müthiş i lgi lendiğini; ancak Bab i l'i yağmaladığını ve ganimetini Marduk'un büyük tapınağı E-sagila'dan hazinelerle birlikte alıp gö­ türdüğün ü an latır. Bu gibi olaylar bu dönemde, her şehi r üstünlük için m ücadele etmekte iken sıradan olsa gerektir. Bu arada, Shir­ purla, Babil'de Sümer etkisinin merkezinde kaldı ve patesileri ken­ di yetki sınırları dah i l inde tam bir hakimiyet sürerken Ur Kralı Dun­ gi gibi güçlü bir krala sadakat göstennekten memnundu lar. Tel loh'ta yürütülen en son kazı lar esnasında, S ümer tarihine yöne l i k oldukça değerli bir keşif yapılmıştır. B ize daha sonraki Sümer patesilerinin en meşhuru olan Gudea'nın portresini tespit imkan ı verd iği için keşfin muazzam faydası da vard ı . Tabletler Hö­ yüğü kazıları esnasında, Yzb. Cros yeşiltaştan yapılmış küçük otu­ raklı bir h eykel buldu. Olması gereken yerinde bulunmad ı ; ancak baş aşağıyd ı ve tepeciğin o kısmına dağılmış diğer döküntülerle birlikte atılmış gibi görünüyordu. Çukurdan onu çıkarınca, Tel loh'ta Gudea'da bul unan diğer bütün heykel lerde olduğu gibi, heykelin başının kopmuş olduğu görüldü. Özenle yapılmış ve iyi muhafaza edilmiş heykel, Gudea yazıtını taşıyordu; fakat aynı hükümdarın çıkarılmış diğer heykel lerinden daha küçüktü ve heykel i n başının yokluğu s ı rad ı ş ı bir i lgi duyulmas ı n ı enge l l iyordu. Louvre'a varı şı üzerine, M . Leon Heuzey, daha önce Telloh'ta M . de Sarzec tara­ fından bul unan, uzun yıl lardır Louvre'da muhafaza edilmiş olan, di­ yoritten S ümer başına genel benzerliğinden dolayı çok etkilend i . Yeni bulunan heykele başı takınca başın tam olarak uyduğu ve anıtı tamamlad ığı görü ldü, sonra böylece Gudea'n ı n yüz hatlarını saptama imkan ına kavuştuk. Bu heykelin fotografik reprodüksi­ yonundan, İngi liz Müzesi'nde muhafaza edi len küçük bir S ümer heykel inde de bariz bir öze l l i k olan, başın vücuda oranla olması gerekenden daha büyük olduğu görülmüştür.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

1 77

BİR MALIN İNCELEMESiNE DAİR A YRINTILARLA SÜMER DİLİNDE YAZILMIŞ TABLET Muhtemelen Tel/oh çevresinde bulunmakladır. Dairesel biçim çok olağandışıdır ve sadece inceleme tabletlerinde kullanılmış gibi görünmekledir. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir.


1 78

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asıır Tarihi

Gudea çoğu heykelinin Sina Yarımadası'ndan getirdiği sert diyoritten yapı lmasını istemiştir. Üzerlerindeki yazıtlardan hare­ ketle, içine yerleştiri ldikleri binaları öğrenmek mümkündür. N ite­ kim daha önce bulunan heyke l lerden biri N inkharsag Mabedi'n­ de, diğer ikisi E-ninnfı'da Tanrı Ningirsu Mabedi'nde, üç tanesi Tanrıça Bau, biri E-anna'da Tanrıça N inni mabedinde ve bir baş­ kası Gatumdug Mabed i'nde dikilmiştir. Kralın yeni bulunan hey­ keli, Girsu'da Gudea tarafından inşa ettirilen tapınakta, kralın cüb­ besinin önüne işlenen, aşağıdaki okunan yazıttaki gibi, Tanrı Nin­ gishzida onuruna diktirilmişti : "Tanrı Ningirsu, Enl i l'in güçlü savaşçısı, N inazu'nun oğlu, tan­ rıların sevg i l isi, tanrı N ingishzida'ya şehrin ve tepelerin ve vad i le­ rin kuruluşunu(n vasiliğini) verdi, o gün Shirpurla'nı n patesisi Gu­ dea, tanrısını seven, efendisi Ningirsu için onun tapınağı E-ninnu'yu inşa eden adi l adam, ışık saçan Imgig'i çağırdı ve onun tapınağı E­ pa, cennetin yedi bölgesinin mabedi ve Tanrıça Nina, kraliçe, ha­ nımı için -dünyadaki bütün tapınaklardan daha yükseğe çıkan- S i­ rara-shum mabedini inşa etmişti, ayrıca Lagash'ın büyük tanrıları için onların mabetlerini inşa etmiş, kendi tanrısı Ningishzida için Girsu'da onun tapınağını inşa etmişti . Tanrı Ningirsu'yu her kim kendi tanrısı olarak i lan ederse etsin; hatta ben onu ilan ederken b i le tanrımın mabed ine h içbir zarar veremez! Bu mabedin adını beyan edebilir! O adam ben im dostum olabil ir ve benim adımı açığa vurabilir! Gudea heykeli yaptı ve 'Gudea'ya - mabedin - inşacısı­ nın - hayatı - veri ldi - ona bir ad verdi ve onu mabede getird i . " Gudea'n ın heykele verdiği uzun isim, "Mabedin - inşacıs ının ­ hayatı verilen - Gudea'ya", her zaman vakfedi len ve mabetlerine dikilen heykel lere, anıtlara ve kutsal nesnelere uzun ve sembolik isimler vermiş olan Sümer patesilerinin tipik uygulamasıdır. Mabe­ din inşa edi ldiği ve içine bu heykelin dikildiği Tanrı Ningishzida'nın özel ve özgün güçlerle i lgi l i töreni gibi görünmektedir ve muhteme­ len Shirpurla panteonuna ı•ı takdimini başlatmaktadır. N ingishzida (*)

Halkın bütün tanrılarına. (ÇN)


Mısır. Kaide. Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

1 79

yazıtta, Yeraltı Dünyasının Kral içesi'nin kocası olan, N i nazu'nun oğlu diye adlandırılmaktadır. Tezahürl erinden birinde kendisi bu yüzden muhtemelen yeraltı dünyasının tanrısıdır ve bu öze l l ik neden iyle N ingirsu tarafından şehrin temel lerinin koruyucusu olarak tayin edilmiştir. Fakat "tepe­ ler ve vad i ler" (yan i açık ülke) de onun yetki alanına alınmıştır, böylece bir başka anlamda kendisi bitkilerin tanrısıdır. İlkbaharda bitki lerin en erken yeşil sürgünleriyle toprağın yüzeyine yükseldiği için, Tanrı Dumuzi ya da Tammuz gibi kendisin in, kışın yeraltı dünyasına inmesinin beklenmesi imkansız değildir. <•> Sümer dini konusunda bi lgimize en değerl i katkı ve ışık son zamanlarda, bu eski hükümdarların inanç ve tanrı larına ibadetini göz önüne alan, uzun yı llar Louvre'da muhafaza edilmiş olan, Shirpurla patesisi Gudea'nın ünlü silindirleri üzerine işlenmiş uzun metinlerin tam yorumlarıyla sağlanmıştır. Fırınlanmış kilden bu iki silindir, merhum M. de Sarzec tarafından 1 877 yı l ı kadar önce, Tel loh'taki kazı larının i lk etabında keşfedildi ve içeriklerinin genel karakteri uzun süre önce anlaşılmış olsa da üzerlerine işlenen me­ tinlerin tam bir tercümesi birkaç ay öncesine kadar yayınlanma­ mıştır. Eski Sümer metinlerini özel inceleme alanı hal ine getiren M . Thureau-Dangin, kend ini bunların yorumuna adamıştır ve üzerlerindeki monografinin i lk bölümünü yen i yayınlamıştır. Me­ tin lerin önemi ve eski Sümerlerin dini inanç ve uygulamalarına tuttuğu ışık gözönüne alınacak olursa burada biraz detay l ı açıkla­ ması verilebilir. S i lindirlerin yapı lma nedeni, E-ninnfı'lu Gudea tarafından, Shir­ purla şehrindeki tanrı Ningirsu'nun büyük tapınağının yeniden inşa edilmesiyd i . İki sil ind irden biri inşa işi hata devam etmekteyken d iğeri, Tanrı Ningirsu gereken ihtişam ve tören eşl iğinde türbe­ s i ne yerleşti rildiği zaman, mabedin tamam lanmasından sonra yazı ldığı için bu ikisi birbirini tamamlıyordu. Güney Babil'in uzun (* ) Bkz. Thureau-Dangin, (Rev. d'Assyr.) Asur Dev., cilt vi. ( 1 904), s. 24


1 80

Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

süre kuraklık çektiği ve nehir ile kanallarda su seviyesinin düştüğü, bu yüzden ekin lerin zarar gördüğü ayrıca ülkenin açl ık tehdidi al­ tında olduğu an laşıl ıyordu. Gudea, ülkesini hangi yo lla refaha ka­ vuşturacağını bi lemiyordu; bir gece rüya gördü ve bu rüyan ın so­ nunda, Sümer tapınaklarından en görkemlisi olarak belirlenenler­ den birini inşa etmişti. Bu sayede N ingirsu'nun ve diğer tanrıların lütfunu güvenceye almış ve ü lkesi bir kez daha huzur ve refah ni­ metlerinin keyfini yaşamıştı. Silindirlerinden i lkinin açı lış sözlerinde Gudea, büyük tanrıların fikrini nasıl aldığını ve nasıl E-ninnu tapınağını inşa etmesi gerek­ tiğini buyurduklarını ve böylece şehrini önceden keyfin i sürdüğü suya nas ı l kavuşturduğunu açıkl ıyor. Gudea, nasiplerin cennette ve yeryüzünde bel irlendiği gün, tanrıların reisi Eni il ve Shirpurla'nın Şeh ir-Tanrısı Ningirsu'nun an laşmazl ığa düştüğünü kaydediyor. Ve Enl i l , Ningirsu'ya dönerek, dedi ki: "Benim şehrimde uygun olan caiz deği ldir. Dere kabarmaz. En li l'in deresi kabarmaz. Ne medler <*> parlar ne de görkem ini sergiler. En li l'in deresi Dicle gibi iyi su getirmez. Bırakın Kral (yani N ingirsu) bu yüzden mabedi ilan etsin. B ı rakın E-ninnO Mabedi'nin fermanları gökte ve yer­ yüzünde ünlensin ! " Büyük tanrı lar emirlerini doğrudan Gudea'ya bildirmezlerdi; fakat arzularını kendisine rüya aracılığı ile i letirler­ d i . Ayrıca patesi gece uyuduğunda, onun görüntüsü kendisine ulaştı ve gördüğü adam öyle endaml ıydı ki boyu göklere ve yer­ yüzüne yetişti. Üstelik başına taktığı taç nedeniyle Gudea, figürün tanrı olması gerektiğini b i l iyordu. Ve yanında Shirpurla'nın amb­ lemi kutsal kartal vardı, ayrıca ayakları kasırga üzerinde duruyor­ du, hem de bir aslan sağ ve sol eli üzerinde çömeliyordu. Ve figür patesi ile konuşuyordu; fakat kendisi sözlerin anlamını anlamıyor­ du. Sonra Gudea'ya güneş yeryüzünden doğmuş gibi görünüyor­ du ve el inde basit bir kaval tutan bir kadın gördü, ardından kadın da üzerinde göklerin yı ldızı bulunan bir tablet taşıyordu ve kendisine (*)

Gel-git'te suların en yüksek olduğu durum. (ÇN)


Mısır. Kaide, Surıjıe, Babil ve Asur Tarihi

181

danışıyormuş gibi görünüyordu. Ve Gudea dik dik bakmaktayken bir savaşçıya benzeyen ikinci bir adam görür gibi oldu . Adam, ka­ lın bir tabaka lacivert taşı taşıyordu ve üzerinde mabedin planını çizmişti. Ve bizzat patesinin huzurunda güzel bir yastık yerleştiri i­ miş ve üzerinde bir kalıp konmuş gibiydi ve kalıbın içinde tuğla vard ı : Kader Tuğlası. Ve patesi sağ tarafta yerde yatan bir eşeğe bakıyordu. Gudea'nın gece görüntüsü olarak gördüğü, bu tür bir rüyaydı ve kend isi onu yorumlayamadığı için rahatsızdı. Bu yüzden tanrıların bütün sırların ı sezebilen Tanrıça N ina'ya gitti ve ona görüntünün an lamını anlatması için yalvardı. Fakat yard ı m ı için tanrıçaya gitmeden önce, rüyan ın yorumunu açıklaması için onu teşvik et­ meleri amacıyla etkilerini Nina'nın üzerinde kul lansınlar diye, Tan­ rı Ningirsu ile Tanrıça Gatumdug'un aracıl ığını sağlama almanın en iyisi olduğunu düşündü. Böylece patesi Ningirsu'nun tap ınağı­ na doğru yola koyuldu ve tanrıya kurban sunup tatlı su dökünce kız kardeşi, Eridu'nun çocuğu Nina'n ın ona yardım etmeye ikna edi­ lebi lmesi için dua etti. Ve tanrı, onun duasına kulak verd i . Sonra Gudea bağı şlar yaptı ve tanrıça Gatumdug'un uyku odasının önün­ de kurban sundu ve tatlı su döktü . Ve tanrıçaya, ona kraliçem ve pak göğün çocuğu ülkelere hayat veren ve insanl ara yardı m eden ve veya iyilikle baktığı insanları ya da insanı koruyan diyerek, dua etti. Gudea, "Benim annem yok; ama sen annemsi n ! Benim babam yok; ama sen benim babamsın ! " diye haykırd ı . Sonra Tanrıça Gatumdug, patesinin duasına kulak verdi. Bu şekilde onun ve Nin­ girsu'nun lütfuyla cesaretlenen Gudea, Tanrıça Nina'nın mabedi­ ne doğru yola çıktı . N ingirsu ile Gatumdug'un huzuruna yaklaşırken yapm ış oldu­ ğu gibi, mabede varınca adak sundu ve tatlı su döktü . Ve tanrı la­ rın sırların ı sezen tanrıça olduğundan ona kend isine gönderilen görüntüyü yorumlaması için Nina'ya dua etti; sonra rüyasının ay­ rıntılarını ona nakletti. Patesi öyküsünü bitirdiği zaman, tanrıça ona


1 82

Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

seslendi ve ona kendisine gösterilen rüyanın anlamını açıklayaca­ ğını söyledi. Rüyan ın yorumu şöyleydi: Endam ı göklere ve yere yetişecek kadar büyük olan, başı tanrının başı olan, yanında kutsal kartal olan, sağ ve sol el inde bir aslan yatarken ayakları kası rga üzerinde duran adam kardeşi, Tanrı Ningirsu id i . Ayrıca söylediği sözler patesiye E-ninnfı tapınağını inşa etmesi gerektiği konusun­ da bir emirdi. Ve patesinin önünde topraktan doğan güneş Tanrı Ningishzida idi; zira kendisi güneş gibi topraktan çıkardı. Ve e l in­ de temiz bir kargı tutan ve y ı ldızlı tablet taşıyan kız, onun kız kar­ deşi, Tanrıça Nidaba idi; yıldız onun ilan ettiği mabedin inşasının pak yıldızıyd ı . Ve savaşçıya benzeyen kalı n tabaka lacivert taşını taşıyan ikinci adam Tanrı Nindub idi. Ayrıca kendisinin çizdiği mabedin planı E-n innfı ' nun p lan ıydı. Ve yastığın üzerinde kal ıbın içinde duran tuğla E-n innfı'nun kutsal tuğlasıydı . Ve yerde yatan eşeğe gelince patesinin kendisiydi. Tanrıça Nina rüyanın anlamını yorumlayınca, Gudea'ya tapı­ nağı inşa etmek için nasıl çal ışmaya başlayacağı konusunda talimat verdi. (Tanrıça) Ona her şeyden önce hazine dairesine gitmesini ve mühürlü muhafazalarından hazinelerini getinnesini ve bunlarla kalmakta o lduğu tapınakta Tanrı Ningirsu'nun yakın ın a yerleştire­ ceği bazı adakları adamasını söyledi. Adaklar saf metalle ve de­ ğerli taşlarla süslenmiş savaş arabası, ok kabında parlak oklar, tan­ rının si lah ı, üzerinde Gudea'n ın kendi ismini yazacağı kutsal amble­ mi ve son olarak kralı, kendine dan ıştığında, müziği tanrıyı sa­ kinleştirmeyi alışkanlık hal ine getirecek olan lirden ibaret olacaktı. Nina, eğer patesi talimatlarını uygularsa ve belirlediği adakları sunarsa N i ngirsu'nun mabedin inşa edi leceği planı ona bildirece­ ğini ve aynı zamanda kendisini kutsayacağını ilave etti. Gudea, tan­ rıçan ın buyruklarına kabul bel irtisi olarak boynunu eğdi ve derhal onları yerine getirmeye girişti. Hazinelerini ortaya çıkardı ve sa­ natkarların yaptığı, sahip olduğu değerl i taşlar ve metallerden nes­ neleri sunacaktı. Sonra onları N ingi rsu'nun mabedinde tanrın ın yakınına yerleştirdi. Gece gündüz çal ıştı ve mabedin civarındaki


Mısır. Kaide. Sıırı)1e, Babil ve Asıır Tarihi

1 83

hüküm yerinde uygun bir nokta hazırladıktan sonra, üzerine adak olarak bes i l i bir koyun ve bir oğlak ile küçük dişi bir oğlak deris i yaydı . Ard ından, güzel b i r koku yaratmak için, selvi v e sedir i le diğer güzel koku lu tahtalardan bir ateş yaktı, sonra mabedin iç odasına girerek, N ingirsu'ya dua etti. Mabedi inşa etmek istediğini söyledi ; fakat bunun tanrının arzusu olduğuna dair h içbir işaret al­ madı ve bir i şaret için dua etti. Patesi dua ederken yere uzanmıştı ve onun başının yakınında durmakta olan tanrı, o zaman kend isine cevap verd i . Mabed ini in­ şa etmesi gereken in Gudea'dan başkası olmad ığını ve kendisine isted iği işareti vereceğini söyled i . Fakat önce çeşitl i emanetlerin saklanacağı yerleri ve odaları isimlendirerek, bunların biçi mlendi­ rileceği ve süsleneceği usulü tarif ederek mabedin inşa edi leceği planı anlattı . Ve Tanrı Gudea tapınağı bir kez daha bol luğun tadını çıkaracağına dair söz verdi; zira Ningirsu göklere su ların geri dö­ nüşünü i lan eden bir rüzgar gönderecekti. Ve o gün gökten sular düşecekti, hendeklerdeki ve kanallardaki sular yükselecekti, ay­ rıca yerdeki kuru çatlaklardan su lar fışkıracaktı . Ve büyük ara­ zi ler bir kez daha ürün verecekti. Ayrıca Sümer ülkesine bol küs­ pe yağdırılacaktı ve yün yine büyük miktarlarda tartı lacaktı . O gün tanrı kasırganın ikamet ettiği dağa gidecekti ve bizzat ü l keye ha­ yatın nefesini vermesi gereken rüzgarı yönetecekti . Gudea bu yüzden mabedin inşaatı nedeniyle gece gündüz çalışmal ıyd ı . Bir grup b itap düşünce bir diğeri nöbeti devralıyordu ve gece boyun­ ca insanlar ovan ın gündüz gibi parlak olması için fener yakıyor­ lard ı . B u şekilde inşacı lar sürekli çalışıyorlardı . Taş ustaları dağ­ lara giderken ve mabedin inşaatında kul lan ı lmak üzere büyük taş bloklar kesip getirirlerken adam lar da sedir, çam ve d iğer ağaçları kesmeye ve tomrukları şehre getirmeye dağlara gönderiliyorlar­ d ı . Sonunda tanrı, Gudea'ya istemiş olduğu i şareti verd i . İşaret, yan tarafının alev i le dokunulmuş gibi hissetmesiydi ve bununla Ningirsu tarafından buyruklarını yerine getirmek üzere seçilmiş in­ san o lduğunu bilmesi gerekiyordu.


1 84

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Gudea kabul anlamında başını eğdi, ilk eylemi kehanetlere da­ nışmaktı ve kehanetler o lumluydu. Ardından, anne, sinirlendiğinde oğluna bağırmasın ve efendi, hizmetl isinin başını uçurmasın ve evl i kadın, baş kadın kahya tarafından kışkırtılsa da onun yüzüne kuv­ vetle vurmasın d iye özel ayin lerle şehri saflaştırmaya koyuldu . Gudea şeh irden bütün günahkar büyücüleri ayrıca sihirbazları kov­ du, sonra şehri tamamen arıttı ve takdis etti. Tanrı lar için tatlı bir koku yaymak gayesiyle ·sedir ve diğer kokul u odunlardan büyük bir ateş yaktı. Gündüz ve gece dualar ed ildi, ard ından pates i, Shirpurla'da oturan Anun-naki'ye ya da Yeryüzünün Ruh ları'na dua etti ve onlara mabette bir yer tahsis etti. Bizzat şehrin arıtılma­ sını tamamlayınca onun yakın çevresini kutsadı . Bu şekilde, ken­ disi, Ningirsu'nun iratların ın kaynaklandığı Gu-edin bölgesini ve Tanrıça Nina'nın yoğun nüfuslu köylerinin toprakların ı takdis etti . Sonra h içbir insanın idare edemediği del işmen ve vahşi boğaları, N ingirsu için kutsal o lan sedirleri ve ova sığırlarını kutsadı . Ardın­ dan si lahlı adaml arı ve ünlü savaşçıları ayrıca Güneş Tanrının sa­ vaşçı larını takdis etti. Sonra Tanrı N ingirsu'nun sembol lerini ve iki büyük tanrıça, Nina i le Ninni'nin sembollerini kutsal emanetlerin in saklandığı odalarında karşı larına yerleştirdi . Sonra Gudea, mabed in yapımı için malzeme getirmek üzere yurdun dört köşesine haber sald ı . Ve Elamlar Elani'den, Susalı lar Susa'dan geldiler ve insanl ar Sina ile Melukh-kha dağlarından ke­ reste getirdi ler. Sonra patesi, daha önce hiç kimsenin girmediği sedirl i dağlarda yol açtı ve şehre büyük miktarlarda sedir ve diğer kıymetli odunlardan kirişler getirdi. Ayrıca kendisi taşın ocaktan çıkarıldığı dağa, daha önce hiç kimsenin girmediği yerlere, yol yap­ tı. Ve dağdan aşağı büyük bloklar taşıdı ve onları mavnalara yük­ ledi, şehre getirdi. Sonra mavnalar bitüm (taş) ve s ıva getird i ler, ardından sanki tah ı l taşıyorlarmış gibi yüklendi ler ve büyük eşya­ nın her türlüsü şehre getiri ldi. Bakır cevheri, Kimash ülkesindeki bakır dağından getirilmişti, ayrıca altın, dağlardan toz halinde ve gümüş, dağlardan, porfir ise Melukhkha ülkesinden ve mermer,


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 85

mermer dağından gel iyordu. Ve patesi, bu değerl i metal leri işle­ miş olan altın ve gümüş ustalarını mabed in süslemeleri için tayin etti; sonra bakır ve kurşunda çalışmış Nin-tu-kalama'nın rahipleri olan demirci leri getirdi. Mabedin inşası için malzemelerin ayarlan­ ması konusunda araştırmaları esnasında, Gudea aşağı ülkeden yu­ karı ülkeye seyahat etti ve yukarı ülkeden aşağı ülkeye geri dön­ dü. Mabed in yapımı için o anda istenen diğer tek malzeme, mabe­ din platformu ve bizzat binasının ana bi leşeni olan, güneşte kuru­ tulmuş kil tuğlalardı. İmalatları derhal patesinin şahsen yürüttüğü sembol ik bir törenle başlatı ldı . Şafakta kendisi eylemine eşlik eden uygun ayinlerle boy abdesti aldı ve gün daha i lerleyince kurban olarak bir boğa ve oğlak öldürdü. Sonra kendisi secde ettiği Nin­ girsu'nun tapınağına girdi. Ve mabette kutsal kal ıbı ve onun üze­ rinde durduğu temiz yastığı aldı ve kal ıba -tanrı ların şerefine- top­ rağa dökülen şarap koydu. Sonradan, bal ve tereyağı bağışlarını yapınca ve tütsü yakınca yastık ile kal ıbı başına yerleştirdi ve onu belirlenen yere taşıdı. Orada kalıba, tuğla şeklinde biçimlendire­ rek, kil koydu ve mabedin içinde tuğlayı kal ıbında bıraktı. Kendisi, sedir ağacı yağını etrafa serpiştirdi. Ertesi gün şafakta, Gudea kalıbı kırdı ve tuğlayı güneşte bırak­ tı. Ve Güneş Tanrı, kendisinin (Gudea'nın) biçimlendirdiği tuğlaya memnun oldu. Gudea tuğlayı aldı onu göklere doğru yükseğe kal­ dırd ı ve tuğlayı halkına götürdü. Bu şekilde patesi, kendisinin yap­ mış olduğu kutsal tuğla, mabet inşasında kullan ılacak çok sayıda tuğlanın sembolü ve model i olduğundan mabet için güneşte kuru­ tulmuş tuğla yapımını başlatmış oldu. Sonra mabedin planını çizdi, ayrıca metin, ev inşa etmeye başlamış olan ve h içbir keyfin göre­ vine engel olmasına izin vermeyen genç bir adam gibi kend isini mabedin yapımına adadığını belirtiyordu. Ve vasıflı işçileri seçip, inşaatta on ları görevlendirdi, kend isi de neşe doluydu. Tanrıların da inşaata yardım ettikleri söylen iyordu; zira Enki mabedin temel


1 86

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

taşını (temennu) yerleştirmişti, ayrıca Tanrıça Nina kehanetleriyle ilgi len iyordu ve Shirpurla'nın annesi Gatumdug, Tanrıça Bau gü­ zel kokulu sedir ağacı yağını serperken sabah akşam mabet tuğ­ lalarını biçimlendiriyordu. Gudea bizzat temel leri döşüyordu ve bu­ nu yaparken mabedi kutsal tuğla i le, kutsal toprağa dökü len şarap vazosu i le, Shirpurla'nın kutsal kartal ı ile, pusuya yatan korkunç panter ile, güzel göklerle, kurban günleriyle ve toprağı ayd ınlatan sabah ışığı i le mukayese ederek yedi kez kutsamıştı. Mabed in bir dağ ya da çölde yetişen bir sed ir gibi göğe yükselmesine sebep oldu. M abed i, Sümer tuğlalarından inşa etti ve yerleştirdiği keres­ teler enginlerin ejderhası gibi güçlüydü. Bi na i le meşgul iken Gudea, Tanrı Enki'ye danıştı ve su içe­ bilecekleri yere tanrılar için bir fıskiye inşa etti . Getirip biçim­ lendirdiği büyük taşlarla mabet için bir su deposu ve havuz inşa etti. Sonra an ıt olarak büyük taşlardan yedi adet dikti ve onlara uygun isim ler verdi. Metin ondan sonra, mabed i n çeşitl i kısımla­ rını ve kutsal emanetlerin saklandığı odaları aktarmakta ve gök­ lerden, yeryüzünden ve uçurumdan ya da karanl ıktan, yerin altın­ dan alınan benzetmelerle onların görkemini anlatmaktadır. Mabet, yeni ayın h i laline ya da yıldızların ortasındaki güneşe ya da laci­ vert taşından veya parlak mermerden dağa benzeti lerek betim­ lenmi ştir. Mabedin parçalarının, vahşi bir boğa ya da aslan veya uçurumların antilobu yahut uçurumlarda yaşayan canavar Lak­ hamu veya dehşet yaratan kutsal leopar kadar korkunç ve güçlü olduğu söylenmektedir. Mabet kapılarından biri altı başlı canavarı öldüren bir kahraman figürü tarafından korunmaktadır ve bir di­ ğer kapıda hayırl ı bir ejderha, ayrıca bir diğerinde aslan bulun­ maktad ır; yedi kahramanın figürleri şehre karşı durmaktadır ve doğan güneşi Güneş Tanrı'n ın hareketsiz sembolü karşılamakta­ dır. Diğer kahraman ların ve yararlı canavarların fi gürleri mabe­ din diğer kısımlarının koruyucuları olarak yerleştiri lmişlerdir. Ana girişin mandalları, dillerini çıkaran ejderhalarla süslüydü ve büyük kapının sürgüsü kuduran bir tazı gibi biçimlendirilmişti .


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 87

Yapının ve mabedin süslemeleri ni tarif ettikten sonra metin Gudea'nın maddi bağışını nas ı l ayarladığını an latmaya devam etmektedir. Kendisi kurban ve ziyafet olarak mabet çevresi da­ h i lindeki ek binalarda ve ağı l larda öküz ve koyun ları kapattı ve tah ı l ambarlarına hububat yığdı. Depoları, su ları sel zaman ındaki Dicle gibi baharatlarla doldurdu ve hazine dairelerinde değerli taş­ ları ve gümüş ile kurşunu bolca istifled i. Mabet çevresinde asma­ larla kaplı bir dağ gibi olan kutsal bir bahçe kurdu ve seki üzerinde mabedin içindeki kendi büyük su deposuna i laveten, kurşun kap l ı büyük b i r su deposu y a d a sarnıcı inşa etti. Kendisi kutsal güver­ cin ler için özel bir barınak inşa etti ve mabet bahçesi n in çiçekleri arasında ve büyük ağaçların gölgesi altında cennet kuşları rahat­ ça sağa sola uçuşuyorlardı. Gudea'nın iki büyük sil indirinden i lki mabedin tarifinde bu nok­ tada biter ve metninin inşa işi halen devam etmekteyken yazıldığı açıktır. Dahası, sil indirin yazısı mabedin gerçek inşa işinden önce b itiri lmiştir; zira metn in son sütunu işin seyri esnasında, onu muh­ teşem kı lması için N i ngirsu'ya, " Ey N i ngirsu, onu göklere çıkar! N ingirsu'nun mabedini inşası esnasında yücelt! " sözleriyle son bu­ lan dua i le bitmektedir. İki büyük silind irden ikincisinin metn i, otuz sütun yerine yirmi dört sütundan oluştuğu için daha kısadır. Ayrı­ ca mabet tamam landıktan sonra toparlanmış ve yazı lmıştır. S i l in­ dirlerin i lki gibi, mabet namına N ingirsu'ya, benzeri nakaratla b i­ ten " Ey N ingirsu, onu göklere çıkar! Ningirsu'nun mabed ini inşası esnasında yücelt ! " dua i le sona ermektedir. Görmüş olduğumuz gibi, ilk s i l indir Gudea'n ın, N ingirsu onuruna E-n innu tapınağını yeniden inşa etmeye nasıl karar verdiğini kayda geçirmektedir. Ü l ke kuraklık ve kıtlıktan ıstırap çekmekteyken Gudea'nın nas ı l rüya gördüğünü, N ina'nın rüyayı kendisinin mabedi yen iden inşa etmesi gerektiğini kastettiği şeklinde nasıl yorum ladığını ve N in­ girsu'nun bizzat bu dindarlık eylemin in ü lkeye bol luğu ve refah ı iade edeceğini nas ı l vaat ettiğin i anlatır. Metin; patesinin işi, en çarpıcı noktaların ı az önce özetlediğim iz görkeml i hareket tarzının


1 88

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

uzun tarifi i le son bulur. İkinci silindirin öyküsü, mabedin inşaatı­ nın bittiği anda ve büyük tanrı N ingirsu'nun oraya yerleştiri lmesi için her şeyin hazır olduğu zaman başlar. Ayrıca metni bu ciddi görevin beraber yürütüleceği tören ve usullerin tarifiyle meşgul olur. Bize eski Sümerlerin ibadeti ve inancı i le ilgili gerçek uygu­ lamalar an ında, hayattan al ınan bir tablo sunar. Sümer ve Babil dini sistemlerinin etüdü ve mukayesesi bakımından önemi nede­ niyle içeriği de özetlenebi l ir. Sonradan, daha sonraki Bab i l ve Asur'un Semitik sakinleri arasında geçerli dini inanç ve uygula­ maların çoğunun Sümer köken ine dair her iki sil indir tarafından veri len bi lgiyi kısaca inceleyeceğiz. Gudea E-ninnü'nun yen i tapınağını inşa etmeyi bitirmişken ve kutsal emanetlerin saklandığı yerlerin dekorasyon ve süslemele­ rini tamam lamışken ayrıca bahçelerini ağaçlandırmış ve hazine odaları ile ambarlarını doldurmuşken kendini aslen Tanrı Ningir­ su'nun heykelini eski tapınağından yenisine nakletme işlevinden ön­ ce gerçekleştirilen başlangıç törenlerine ve dini hazırl ıklara verdi. Gudea'n ın ilk eylemi Anunnaki ya da Yeryüzü Ruhları'n ı, yeni mabede yerleştirmekti. Bunu yaptığında ve kurban ları için i lave koyunlar ve adakları için bol miktarda gıda temin ettiğinde yar­ dımlarını esirgememeleri ve Ningirsu'yu yeni ikamet yerine gö­ türmesi gerektiği zaman yanında bulunmaları için dua etti. Metin; sonra Gudea'nın, önünde ve ardında yürüyen koruyucu ruhların eşliğinde, Ningirsu'nun eski tapınağına nasıl gittiğini anlatır. Eski tapınağa kend isi görkemli adaklar taşımıştır ve onları tanrının hu­ zuruna yerleştirince ona dua etmiş ve şöyle demiştir: "Ey Kral'ım, Ningirsu ! Ey, köpüren suları zapt eden Efend i ! Ey sözü bütün diğerlerine üstün olan Efendi ! Ey En l i l'in oğlu, Ey savaşçı, sada­ katle hangi emirleri yerine getireyim? Ey N ingirsu, senin mabe­ dini inşa ettim ve seni neşeyle oraya götürecektim ve tanrıçam Bau yanında yer alacaktı." Bize tanrının Gudea'nın duasını kabul ettiği bi ldiri lmiş ve bu yüzden E-n innü'nun eski mabedinden aynı ad ı taşıyan yenisine nakledilmesine rıza göstermiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 89

Ancak tanrının naki l töreni derhal yapılmad ı; zira henüz zama­ nı gelmemişti . Y ı l bitti ve yeni yıl geldi ve sonra "Mabet Ayı" baş­ lad ı . Ayın üçüncü günü, Ningirsu'nun yerleştirilmesi için tahsis edildi. Bu arada Gudea, zemini yağla ıslattı ve tanrılara gıda ola­ rak vermek için bal, tereyağı ve şaraptan, ayrıca sütle karışık tahı l ile hurma v e ateş değmemiş gıda maddelerinden o luşan adakları dizdi ve tanrılar bizzat Ningirsu'nun kabulü için hazırlıklara yardım etmişlerdi. Tanrı Asaru tapınağı hazı rladı ve Ninmada arıtma tö­ renini icra etti . Tanrı Enki kehanetleri açıkladı ve Eridu'nun en yü­ ce rahibi, Tanrı N indub tütsü getirdi. Nina mabedin içinde i lahi leri söyledi ve kara koyun ile kutsal inekleri ağıllarına ve ahırlarına ge­ tirdi . Diğer tanrılar tarafından yapılan yardımların bu kaydını baş­ ka büyük Sümer mabetlerine bağlı rahiplerin yeni mabedin hazır­ lanmasına katıldığı ve adaklarını mabet depolarına i l ave ettikleri şeklinde yorumlayabiliriz. Tanrıların çoğuna da mabet içinde özel kutsal emanetlerin saklandığı odalar tahsis edi liyordu. E-ninnfı'nun arıtı l ması tamamlandığında ve eski mabet i le ye­ n isi arasındaki yol hazırlandığında, şehrin bütün sakinleri secde etti ler. Gudea "Şehir, onun için iksir hazırlayan hasta adam ın an­ nesi gibiydi ya da birl ikte yatan ova sığırları yahut ovanı n efendisi olan, pusuya yatmış kızgın aslan gibiyd i . " diyor. Nakil töreninden önceki gece ve gün boyunca, dualar ve niyazlar edildi ve bel irlenen günde şafağın ilk ışıklarında Tanrı N ingirsu, Tanrıça Bau yanında "Shirpurla üzerinde doğan güneş gibi" girerken, yeni mabedine "bir kasırga gibi" girdi. Kendisi, (Ningirsu'nun) sedirinin yanında, ken­ dini sadece evinin işine adamış, sadık bir hanım gibi içeri girdi ve hemen yan ına.oturdu ve Shirpurla'ya bolluk bahşetti . . Gün ışımaya başlamış ve güneş yükselmişken Gudea mabette adak olarak besi l i bir öküz ve koyun serdi, sonra kurşun bir vazo getird i ve tanrı l ar için toprağa dökülmek üzere vazoyu şarapla dol­ durdu ve büyülü sözler söyledi. Ardından uygun şeki lde Ningirsu ile Bau'yu ana kutsal emanet odasına yerleştirdikten sonra dikka-


1 90

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

tini daha küçük tanrılara çev irdi ve onları, her zaman mabet tören­ leri esnasında ve şehir ile sakinleri için emirlerinin tebliği sırasında Ningirsu'ya yard ıma hazır olacakları, mabette tahsis edilen yerle­ rine yerleştird i . Bu şekilde Ningirsu'nun oğlu; Tanrı Galal im'i ma­ bedin önünde büyük avluda, babasın ın emirleri altındaki seçilmiş bir noktaya yerleştirdi. Kend isi iyilere yo l göstenneli ve kötülük yapan ları zapt etmeliydi, özel görevi kader tacını N ingirsu nam ına korumak, hüküm süren patesinin el lerine kral iyet asasını yerleştir­ mek o lmasına rağmen varl ığı ile mabed i güçlendirmeli ve koru­ malıyd ı . Gudea, görevi mabedin kutsanması ile toprağa dökülen şarapların ve adakların idaresi, ayrıca yıkanma tören leri nin gerek­ li icrasını görmek olan Tanrı Dunshaga'yı da Ningirsu'ya yakın bir yere yerleştird i . Bu tanrı N ingirsu'ya temiz elinden su arz ederdi, şarap ve kuvvetl i içkilerden oluşan (toprağa dökü len) meyleri dö­ kerd i ve mabede gece gündüz getiri len öküz, koyun, oğlak ve di­ ğer adakları gözetird i . Yine tapınağa yerleştirilmiş Tanrı Lugal­ kurdub'a, elinde yedi baş l ı gürzü tutma ayrıcalığı verilmişti ve Sa­ vaş Kapısı'nı açmak onun göreviyd i . Kendisi, N ingirsu'nun kutsal silah larını korur ve düşmanlarının ülkelerini tahrip ederdi. Kendisi savaşta N ingirsu'nun başkomutan ıydı ve daha az güçleri o lan bir başka tanrı ikinci komutan olarak kendisiyle birl ikteydi . Ningirsu'nun danışman ı Tanrı Lugalsisa idi v e onun da E-nin­ nfı'da ayrı lmış yeri vard ı . Shirpurla'n ın dualarını kabul etmek ve hayırlı kı lmak onun göreviyd i, Eridu'ya gidip o şehirden döndüğü zaman Ningirsu'nun seyahatini kendisi gözetti ve takdis etti; ayrıca Gu-dea'nı n hayatı için özel şefaatte bu lundu. Ningirsu'nun harimi­ nin <» bakan ı Tanrı Shakanshabar idi ve kendisi N ingirsu'nun hem büyük hem küçük emirlerini bildirebilmesi için onun yanına yer­ leştirilmişti. Harimin muhafızı Tanrı Urizu idi ve suyu arıtmak ay­ rıca tah ı l ı kutsamak onun göreviydi ve kendisi Ningirsu'nun uyku odasına yöneldi ve orada herşeyin layıkıyla düzen lenmi ş olduğunu ( "' )

En kutsal yer. (ÇN)


Mısır. Kaide. Suriye.

Babil ve Asur

Tarihi

191

gördü. Ningirsu'nun savaş arabasının sürücüsü Tanrı Ensignun idi; seman ın yıldızları kadar parlak kutsal arabayı korumak, ayrıca sa­ bah akşam N ingirsu'nun Ug-kash ad l ı kutsal eşeğini ve Eridu'nun eşeğin i gözetmek ve beslemek onun göreviyd i . N ingirsu'nun oğ­ laklarının çobanı Tanrı Enlulim oğlakları emziren dişi keç iyi göze­ tir ve ayrıca yı lan sütünü çalmasın diye keçiyi korurdu. Bu tanrı da E-n inn fı'nun yağına ve içkisine bakıyor, mevcudunun artmas ını sağl ıyordu. N ingirsu'nun aziz müzisyen i Tanrı Ushum-gabkalama, flütünü alabilmesi ve avluyu neşeyle doldurabilmesi için E-n innfı'ya yer­ leştiri lmişti. Ningirsu hareminde dinlenirken flüt çalmak ve tanrının hayatını keyiflendirmek onun göreviyd i . N ingirsu'nun şarkıcısı Tanrı Lugaligi-khusham idi ve E-n innfı'ya tayin edilm işti. Kalpleri hafifletiyor ve öfkeyi yumuşatabi l iyordu. O, ağlayan gözlerden akan yaşları durdurabilir ve ah eden kalbin kederini azaltabilirdi. Gudea, N ingirsu'nun babası olduğu Tanrıça Bau'nun, tümü bakire olan, yed iz kızlarını da E-ninnfı'ya yerleştirmişti . İsim leri Zarzaru, Impae, Urenuntaea, Khegir-nuna, Kheshaga, Gurmu ve Zarmu idi . Gudea, onları hayırl ı dualar sunabilsinler diye babalarına yakın yerleştirmişti. Tanrı Gishbare, Gu-edin bölgesinin çiftçisiydi. Kend isi büyük arazi leri veriml i kılabilmesi ve Gu-edin'de, Ningirsu'ya gel irleri için tahsis edi len ovada, buğdayları parı ldatabilmesi için mabede yer­ leştiri lmişti. Sulama için makineleri gözetmek; suyu kanal lara ve Sh irpurla'n ın hendeklerine yetiştirmek ve böylece şehrin tah ı l ambarlarını iyice dolu tutmak d a b u tanrının göreviyd i. Tanrı Kal, Gu-ed in'de bal ıkçıl ığın koruyucusuydu ve asıl görevi kutsal gölet­ lere bal ıkları yerleştirmekti. Gu-ed in'in yardımcısı; görevi, kuş la­ rın orada çok olabi lmesi ve hayvan ların yavrularını huzur içinde ·yetiştirebi lmesi için ovayı iyi halde tutmak olan Tanrı Dimgalabzu idi. Ovanı n yararlandığı sığırların orada otlatı lmasının artışından, toplanan vergiden özel muafiyet imtiyazını da korurdu. Gudea'nın


1 92

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

E-ninnu'ya yerleştirdiklerinin sonuncusu, şehirdeki ev !erin yapısını ve şehir surları üzerindeki kaleleri koruyan Tanrı Lugalenurua­ zagakam idi; mabette sedirden yapılmış savaş baltasını yükseğe çıkarmak onun ayrıcal ığı idi. Tanrı Ni ngirsu ile yakın irtibatı olan bütün bu daha küçük tan­ rı lar, Gudea tarafından, özel görevlerini icra etmeye her zaman hazır olabilmeleri için Ni ngirsu'nun yakın ındaki mabedine yerleş­ tiri lmişlerdi. Fakat daha büyük tanrılar da mabedin açı l ışında na­ siplerini alm ışlard ı . Gudea; bun lardan mabedin çok uğurlu kıl ın­ masına yardım etmiş olan Ana, Enl i ! , N inkharsag, Enki ve Enzu' dan öze l likle bahsetmektedir. Büyük tanrı lardan en aşağı üçü için (Ana, En l i ! ve Tanrıça N i n-makh) Gudea kutsal emanetlerin sak­ landığı odaları birbirine yakın ve muhtemelen mabedi n çevresine inşa etmişti ve bu gerçeği kaydeden pasaj kırıldığı için metnin eksik kısmının diğer tanrılarla i lgi l i kutsal emanet odalarının yapısını kaydetmesi mümkündür. Ne olursa olsun, metnin yazarın ın bütün büyük tanrıları N ingirsu'nun yeni mabedinin açılış ve inşasını izli­ yor olarak betimlediği açıktır. Ningirsu'nun ve eşi Bau'nun, ayrıca refakatçi tanrıların yerleş­ tiri lmesinin izahından sonra, metin N ingirsu'nun kutsal emanetle­ rini Gudea'nın saklama odasına yerleştirdiği görkemli adakları kaydetmektedir. Bunlar eşek tarafından çekilen bir başka savaş arabası, yedi baş l ı savaş baltası, dokuz amblemli kıl ıç, müthiş ok­ lar, vahşi hayvanlar ve dilini çıkaran ejderhalarla süslü ok kabı olan bir yay, ayrıca tanrının uyku odası içine yerleştirilmiş bir yatağı içeriyordu. Kutsal emanet odasında bir divanda, Tanrıça Bau efendisi N ingirsu'nun yan ında yatıyordu ve onurlarına kurban edi­ len büyük kurbanlardan yiyordu. Yerleşim töreni başarıyla yapıldığında Gudea dinleniyordu ve halkıyla yedi gün lüğüne ziyafet çekiyordu. Bu süre zarfında hiz­ metçi kız, hanımefendisinin dengiydi ve efendi ile hizmetl i birlikte arkadaş gibi vakit geçiriyorlardı. Güçlü ile mütevazı adam yan ya-


Mısır. Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1 93

na uzand ı lar ve kötü konuşma yerine sadece hayırlı sözler d uyul­ du. Zengin kişi öksüze haksızlık yapmadı ve güçlü adam dula ezi­ yet etmedi . Nina ile N ingirsu'nun yasaları gözetildi; adalet, güneş ışığından aydınl ıktı ve Güneş Tanrı haksızlığı ayakları altında eziyordu. Mabedin inşası ülkeyi maddi refaha kavuşturmuştu; zi­ ra kanall ar su ile dolmuş ve göletlerde balı k kayn ıyordu, ambarlar tahılla dolmuş ve koyun ile sığır sürüleri artıyordu. Shirpurla şehri berekete doymuştu. E-ninnfi mabed inin yeniden inşasına, kendisin in işi üstlenme­ sine yol açan sebeplere ve tamam lanmasını izleyen sonuçlara dair, Gudea'nın bize bıraktığı açıklamanın özeti böyledir. Genel likle, eski Sümerlerin yazıtların ın fazla içsel değeri olmadığı, esasen sıkıcı adaklık formü l lerden ibaret olduğu, ayrıca kamu yararı bakımından en iyilerinin Mezopotamya'n ın Semitik sakinlerinin daha sonraki yazıtları ile karşı laştırı lamayacağı söylenmiştir. Son zamanlara ka­ dar oldukça haklı nedenlerin mevcut olduğu bu yaklaşım, sonunda Gudea'nın sil indirleri üzeri ndeki metinlerin çözülmesiyle ortadan kaldırılmıştır. İ lginç öykü anlatımı, ayrıntı zenginliği ve çarpıcı ben­ zetmeleri nedeniyle, Bab i l ve Asur edebiyatında daha kuvveti isin i bulmak zordur. Gerçekte çok olağanüstü derlemelerdir ve S ümer­ lerin kelimenin tam anlamıyla bir edebiyata sahip oldukları iddiası­ nı baş l ı başına hakl ı çıkarmaktadırlar. Fakat tek değerleri bu değildir; zira eski Sümer hayatının ve halk i le idareci lerini harekete geçiren ideal ler ile hedeflerin can l ı b i r tablosunu ortaya koymaktad ırlar. Sümerler esasen s i v i l bir kavimdirler. Bölgeleri için aziml i mücadeleyi sürdürebi l ecekleri Shirpurla tarafından rakibi Gishkhu'ya karşı devam ettirilen uzun süreli savaşla kan ıtlanmıştır; ancak ne hükümdar ne de halk sa­ dece fetih aşkı uğruna yanmıştır. Kendi ihtiyaçlarını fazlasıyla karşı l ayan zengin ve veriml i bir ülkede yerleşmişlerdi. Ayrıca ora­ da, tarımsal ve sınai i şlerle meşgul ve tamamen tanrılarına iba­ dete adanmış huzurlu bir hayat sürdürmekten memnunlard ı . Gu­ dea'n ın yazıtları, mabedi tekrar inşasını ne gayretle yürüttüklerini


1 94

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

ve ul usun bütün kaynaklarının işin başarıyla tamamlanmasına na­ sıl adandığını an lamam ıza imkan vermektedir. E-ninnfı'nun tekrar inşasına, ü lkenin kıtlık tehdidi altında olduğu kritik bir dönemde girişi ldiği doğrudur ve yapı lan işin garip görkemi, kısmen böyle bir fedakarlığın maddi refah ın geri gelişini garantiye alacağı inancın­ dan dolayı olduğu şeklinde açıklanabilir. Ancak böyle bir inancın varl ığı baş l ı başına insanların karakteri konusunda bir göstergedir ve bunu tutanağın Sümerlerin tanrı ile il işkilerini, ayrıca u lusal hayatta ibadet ve ayinin işgal ettiği önemli yeri sadakatle belirtt i ği şeklinde kabul edebiliriz. Üstelik Gudea'nın yazıtları, Sümerlerin ibadetlerine dair ayrın­ tılar ve mabetlerin özenl i organizasyonu konusunda çok değerli bilgi ler vermektedir. Onlardan bu büyük binalardan çok sayıda kut­ sal emanetlerin saklandığı oda ve avl uları olan, kutsal bahçelerle kuşatı lmış ve zigguratını ya da mabet kulesini etrafı saran şehrin yukarısına yükselten birinin tasvirini yeniden yapabi liyoruz. Karan­ l ık odaları içinde tanrıların esrarengiz figürleri bulunuyordu ve kaldırım seviyesine batan kutsal su tanklarına yansıtılan ışık nere­ deyse hiç giremiyordu. Derin sessizlik sadece rahiplerin ilahile­ riyl e ve adakları taşıyanların ayak sesleriyle bozu lurken kutsal emanet odaları içindeki hava esans ve güzel kokul u yağlar nede­ niyle ağır o lmalıyd ı . Dışarıda gün ışığında sedirler ve d iğer nadir ağaçlar hoş bir gölge sunuyorlar ve kuşlar dış avlularda ve bahçe sekilerinde, çiçekler ile çal ılar arasında uçuşuyordu. Mabet bina­ larıyla kaplı bölge çok büyük olmalıydı; zira rahiplerin evlerini, adak için kul lanı lan sığırların, koyun ve oğlakların ahır ve ağıllarını, ha­ zine odalarını, ardiyeleri ve mabet topraklarından e lde edilen mah­ sul ler için ayrılan ambarları içeriyordu. Adakların özellikleri ve icra edi len tören terin niteliğine dair faz­ laca bilgi de ediniyoruz. Güneşte kurutulan tuğla yapımından önce gelen Gudea'nın çok ilgi çeken sembolik ayininden ve Ningirsu'nun secde etmiş şehir huzurunda yerleştirilme tören inden bahsedebi­ l iriz. Metin ayn ı zamanda, bir tanrının yardım için yaklaştığı zaman,


Mısır, Kaide, Surı)>e, Babi/ ve Asur Tarihi

1 95

diğer tanrı ların işbirl iği ve yardımlarının öncel ikle sağlama alındığı biçimindeki, gerçekten doğuya özgü tarza ilginç bir ışık tutmakta­ dır. Nitekim Gudea, Tanrıça Nina'ya rüyasını yorumlaması için başvurmadan evvel Ningirsu ile Gatumdug'un arac ı l ığı n ı dilemiş­ tir. Tanrıların son derecede insan i karakterleri de iyice açıklan­ mıştır. Bu şekilde Ningirsu'nun mabed inin bir Sümer hükümdarı­ nın sarayı gibi düzen lendiğini, ayrıca kend isinin insan suretlerin­ den refakatçi ve bakanların yerini alan tanrı lar tarafından kuşatıl­ d ığını metinlerden an lıyoruz. Oğlu şeref locasına yerleşti ri lmiş ve kendisi ile hükümetin sorumluluğunu paylaşm ıştır. Bir başka tanrı kendisinin özel refakatçisi, ayrıca ona temiz su sunan ve boy ab­ destlerini idare eden kase taşıyıcısıdır. İkisi, ülkesini firavunların saldırı larına karşı koruyan generalleriydi. Bir diğeri kendisin in va­ tandaşlarından talepleri alan ve sunan ayrıca seyahatleriyle i l gile­ nen danı şmanıydı. Bir başkası, harlmin muhafızı tatbiki ayrıntı ları gözetmekteyken, muazzam güven ve sorumluluk içeren bir konum olan, harlminin başıydı . Bir diğer tanrı, savaş arabasının sürücü­ süydü ve savaş arabasın ın eşekle çeki lmesini saptamak i lginçtir; zira atlar çok sonraki bir döneme kadar Batı Asya'ya getirilme­ mişti . Diğer tanrı lar başçoban, başmüzisyen, başşarkıcı, başçiftçi ve su lama müfettişi, balı k avı müfettişi, arazi kahyası ve mimarlık görevlerini icra ediyorlardı. Hane halkı da eşi ile yedi bakire kızını içeriyordu. Bu daha küçük tanrılar tarafmdan icra edi len çeşitli işlevlerin izahma ek olarak metinler, daha büyük tanrı ve tanrıçala­ rın -Ningirsu'nun bizzat sıfatları ve tanrı larm sırlarını tahmin etmiş ve yorumlamış olan tanrıça olarak N ina'nm kişiliği gibi- özellikleri ve sıfatları konusunda da değerli olguları arz ediyorlard ı . Fakat metinlerden çıkarı lan belki e n ilginç sonuçlar, eski Sümer­ ler tarafmdan Sem itik inanç ve uygulamalar üzerine kul lan ılan nü­ fuzla ilgil idir. Elbette Babil ile Asur'un daha sonraki Seınitik sakin­ leri kültürlerinin çoğunu yerlerinden ettikleri ve içlerinde erittikleri Sümerlerden almışlardı. Yazı sistemleri, mabetlerinin genel yapısı, ibadetlerine dair dini törenleri, dini yazı larınm ve bizzat tanrı larının


1 96

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

çoğu, Sümer kökenine kadar dayanacaktır ve Gudea'n ın s i l indir­ lerinden elde edi len bilgilerin çoğu sadece diğer kaynaklardan za­ ten çıkarı lmış hükümleri doğrulamakta ya da açıklamaktad ır. Ör­ neğin, E-ninnu'da kendisine özel bir yer ve olağanüstü adakların tahsis ed i ldiği Anunnaki'nin ya da Yeryüzünün Ruh ları, gönlünün alınmasına bağlanan önem le izah edilen ruhlara i nançtan bahsede­ b i l iriz. Arınma törenlerinin Sümer kökeni, Gudea'nın, mabedin ya­ pımına başlamadan önce ve yine tanrının eski mabetten yen isine naklinden önce, şehrin arıtılması töreni ile teyit edi lir. Babil ve Asur hayatının çok bariz bir özelliği olan kehanetlere danışılmasının Sü­ merlerin dönem inde gerçekten uygu landığı görülmektedir; zira Gudea, N ingirsu'dan tapınağının inşaatına başlaması için doğru­ dan tal imat aldıktan sonra b ile, kehanetlere danışıp onların olumlu olduğunu keşfedene kadar tal imatları yerine getirmeye kalkışma­ mıştır. Dahası, yedi kahraman, derin lerin ej derhası ve ejderhayı öl­ düren tanrı gibi mitoloj ik varl ıklara yapılan atıflar, B ab i l l i lere ait yaratılış efsaneleri ve d iğer mitoloj ik yazmaların S ümer kaynak­ larından alınmış o lduğunu teyit etmektedir. Fakat öyküde, orij inal olarak oldukça farkl ı planda ve daha şaşırtıcı iki olay vardır. B iri Gudea'nın rüyası ve diğeri kend isinin tanrısından istemi ş o lduğu işaret. İ lki özellik olarak kesinlikle vah iyle ilgi l idir ve her ikisi de safı Semitik edebiyat olarak kabul edi len şeyle kıyaslanab i l ir. B u gibi kavram ların Sümerler arasında var o lması çok i lginç b ir gerçek­ tir ve bağımsız köken kuramı mümkün olsa da, varlıkları daha son­ raki Semitik inançları iyice etki lemiş olabilir.


V. BÖLÜM

ELAM İLE BABİL, DENİZİN VE KASSİTLER' İN ÜLKESİ

ro eş yıl öncesine kadar, Elam ve onun eski dünyada oyna­ � <lığı rol hakkındaki bilgim iz, çoğunlukla B abi l ve Asur krallarının kayıtlarında bulunan "ülkeye dair birkaç imadan ileri ge­ l iyordu . Yerel hükümdarlarla ilgili birkaç yazıtın İran'da bulunduğu doğrudur; ancak bunlar ülke tarihinin sonraki dönemlerine aitti ve çoğunluğu kısa ithaf şekl inde fonnül lerden oluşuyordu ve bize fazla tarihi bi lgi vermiyorlardı. Fakat o zamandan beri Susa'da M. de Morgan tarafından yapılan kazı lar eski Doğu tarihinde tamamen yeni bir bölümü gözler önüne sermiştir ve E lam'ın Doğu'nun eski kavimleri arasında işgal ettiği konumu ışık yağmuruna tutmuştur. İ ran Körfezi'nin kuzeyine ve Dicle'nin doğusuna uzanan, sah i le yakın geniş ovalardan doğuda ve kuzeyde dağl ık bölge lere yükse­ len Elam, Kalde'nin en yakın komşularından biriydi. Tarihin in be­ l irl i dönemleri boyunca Babil i le i l i şki leri hakkında birkaç olay uzun süredir b i l inmektedir ve Asur'un daha sonraki kralları ile mücadeleleri ayrıntı l ı şekilde bil inir; ancak en eski dönemlerdeki tarih i bakımından daha çok varsayıma güvenmemiz gerekliydi. Daha sonraki dönemlerdeki gibi daha önceleri de Bab i l i l e sürekli düşman olması haklı olarak şüphel i olabilir ve Babil tarihinin daha sonraki dönemlerinde geçen efsanelerde, Kaide ile i l k m ücade-


1 98

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

lelerin in yankı larını bulmamız gerektiği şaşırtıcı değildir. Babi l l i kahraman G ı l gamış'ın kahraman l ıklarını an latan büyük Bab i l destanının dördüncü v e beşinci tabletlerinde y a d a bölümlerinde, Elamlı Khumbaba isiml i zal im hükümdara karşı Gılgamış ve arka­ daşı Ba-ban i tarafından girişi len sefer i le i lgi l i bir öykü an latıl ır. Manzumede Khum baba'dan kend is ine yakın oturan herkesin korktuğu, gürlemesinin kasırga gibi olduğu ve yaşad ığı sed ir or­ manına girebi lecek kadar ihtiyatsız kişinin can verdiği nakledilir. Ancak Güneş Tanrı, Sha-mash tarafı ndan kendisine gösterilen bir rüya ile cesaretlendiri len Gı lgamış arkadaşıy la birl i kte i lerlemeye devam etti ve ormana girince, Khumbaba'yı öldürerek başını ke­ sip koparmayı başardı. Bu efsane, kuşkusuz eski Bab i l ve Elam tarihindeki olaylara dayalıdır. Khumbaba gerçek bir tarihi hüküm­ dar olmayabil ir; fakat en azından Elam'ın gücünü temsil etmekte ve kişi leştirmekted ir. Gılgam ış'ın başarısının Elam sınırına doğru çıkılan nice Babi l seferinin hevesini yansıttığına kuşku yoktur. Efsanenin muhtemelen daha yakın bir benzerin in bu lunduğu yazılab i l ir; zira Khumbaba'nın adı , son zaman larda Mai-Amir'de, M. de Morgan tarafından bulunan Elam di linde anlaşmalardan biri­ nin üzerinde gerçek isim hal inde, bir öğe olarak ortaya çıkmaktadır. Söz konusu isim Khumbaba-arad-ili, "Khumbaba, Tanrının Hiz­ metkarı," olarak yazılmıştır ve kontratın yazı ldığı tarihte (yaklaşık MÖ 1 3 00- 1 000) Khumbaba isminin, muhtemelen ülkenin eski bir tarihi hükümdarının adı olduğundan hatıra olarak muhafaza edi ldi­ ğini kanıtlamaktadır. Kaide ile mücadelelerinde, Elam, bilgileri elde ettiğimiz en eski tarihi dönemde başarı l ı değildi; ayrıca şimdi söyleyebi ldiğimiz kadarıyla, prensleri zaman zaman Aşağı Mezopotamya'nın ova­ larında hakim olan Sem itik hükümdarlara sadık olmaya uzun za­ man devam ettiler. Gelenek, isimlerini bildiğimiz en eski iki Se­ mitik h ükümdarın, Akat kral ları Sargan i le Naram-Sin'in, Elam'da egemen olduklarını anlatmaktadır; zira onlarla i lgili daha sonraki


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

1 99

dönemde geçerl i o lan kehanetlerde, i lki bütün ülken in fethiyle iti­ bar kazanmıştı, sonrakinin Elam bölgesi Apirak'ı fethettiği ve kra­ l ını esir aldığı anlatıl ırdı . Önceden bu geleneklerden kuşkulanılırdı; çünkü kehanetler veya tahminler içeren bir metin içinde bulun­ muşlardı; ancak bu kuşkular daha sonraki geleneklerin teyit edil­ diği günümüze ait belgelerin keşfiyle ortadan kaldırıldı. Örneğin Sargon'un Elam'ı fethi, saltanatına ait tabletler üzerindeki tarih tertibindeki olaya atıfla tarihe geçmi ş olduğu kanıtlandı. Dahası olay, British Museum'da, "Kehanetler" içindeki tarihi özetlerin çı­ karılmış olduğu orij inal kroniklerin suretini içeren, yayınlanmamış bir tabletten de teyit almıştır. Bu tablet üzerine işlenen yazmanın bölümü Sargon'un Elam'ı feth ine değinen satırları kesin likle içer­ memektedir; zira bunlar yazmanın daha önceki kısmında olmuş­ tur; fakat tabletin ele geçirilmesi tümüyle kehanet tableti üzerinde muhafaza edi len geleneklerin tarihi n itel iğini kuşkunun ötesine taşımıştır ve Elam'ın feth i bu şeki lde sonuç çıkarma yoluyla teyit edilmiştir. Yeni metin, Sargon'un oğlu Naram-Sin tarafından Api­ rak'a yapı lan seferi anlatmaktadır ve böylece bu olay ı doğrudan onaylar. Elam'ın bir başka eski fatihi, muhtemelen Kish şehrinin kralı, Semitik kökenli Alu-usharshid idi; zira Babil'de, Nippur'da Sargon'a ait olanların yan ında bu lunan birkaç yazıttan S usa şehrinde bu­ lunan bölgeyi E lam ve Para'se'yi kontol üne aldığını öğren iyoruz. British Museum'da muhafaza edi len küçük bir gürz başından, Elam'ın bu eski döneme ait bir Semitik hükümdar tarafından bir kez daha fethedi ldiğini bilmekteyiz. Gürz başı Dfır-ilu şehrinin es­ ki val isi Mutab i l'in emirleriyle, kendi değerini anıtlaştırmak üzere yapılmış ve Elam'l ı "orduların reisini yenen" adam olarak yazılmış­ tı. Mutabil bizzat bağımsız bir hükümdar değildi ve Elam'ı feth i sadakat borçlu olduğu hükümdar namına yapılmış olmalıydı ve bu yüzden zaferi selefleri ninkiyle aynı kategoride sayılamazdı. Ben­ zeri bir yorum Elam'da Anshan şehrine karşı Shirpurla'nın Sümer hükümdarı Grudea tarafından kazan ılan başarı için de geçerlidir;


200

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

çünkü kendisi de bağımsız bir kral olmayıp, patesi ya da genel vali idi. Ur kralları tarafından Elam üzerine uygulanan nüfuz daha uzun süre l iydi; zira Ur'un en güçlü krallarından biri olan Dungi i l e bu şehirdeki ikinci hanedanın kralları Bur-Sin, ine-Sin ve Oamil-Sin'in tümünün sırayla imparatorluklarının sın ırları içine Elam'ı dahil et­ m i ş olduklarını kanıtlayan tuğlalar ve sözleşme tabletleri Susa'da bulunmuştu. Son zaman lara kadar eski Babi l l i hükümdarların Elam'daki nüfuzu konusunda, an laşılmış temel gerçekler böyledir. B ilgiler, esasen Babil kaynaklarından elde edilmiştir ve yakın zamana ka­ dar Elam'a ait cepheden tablonun hiçbir ayrıntısını doldurabilmiş deği liz. Ancak bu yetersizlik, şimdilerde M. de Morgan'ın keşifleri sayesinde ortadan kaldırılmıştır. Kendisinin Susa'daki kazıları es­ nasında gün ışığına çıkarı lan yazıl ı tuğla, koni, anıt ve heykel lerden yerel Elamlı hükümdarların halefıyet isimlerini ele geçirmiş bulu­ nuyoruz. E lam'ın B abil krallarına tabiyet borçlu olduğu esnadaki bu erken döneme atfedi lecek olanların tümü, kendi lerine, bağı m l ı­ l ı klarının onayı şekl inde Susa'nın patesi ya da genel valisi ismini veriyorlardı . Kayıtları, özellikle bina yazıtları ve kuruluş an ıtların­ dan oluşuyordu ve mabetlerinin inşa ya da tamirini, kanalların açı lmasını ve benzeri şeyleri anıyordu. Bu yüzden bu erken dö­ nemi esnas ında E lam'ın yabancı ülkelerle ilgili tarih i i l e bağlantılı meselelere fazla ışık tutmuyordu; ancak onlardan ülkenin içteki idaresine ait bir anlık bakış elde ediyoruz. Yerli prenslerin kendi le­ rini tamamen tanrılara tapınmanın ilerletilmesine ve sorumluluğun­ da bulunan insan ların hayat şartlarının iyi leşmesine adamalarına karşın sınırlarını genişletmek için ihtirası olmayan ve ne o lursa ol­ sun kısa süre için yabancı hükümdarlara biat etmekten memnun bir ülke görüyoruz. Bu insanların tarihine yönelik araştırmalarımızın başında, son zamanlarda ele geçirilen yazıtlarla ortaya çıktığı gibi, çözümü ba­ kımından zor; ancak i lginç bir problem ortaya çıkmaktadır: Irkları


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

20 1

ve kökenleri meselesi. Elam Susa'da bu lunan ve sadece Elam'a özgü isimler taş ıyan prensler tarafından yazı lan, bu şükran ile ilgi l i v e anıtsal metin lerin tamamen Elam d i linde yazı lmasını bekleme­ miz gerekirdi. Ancak durum böyle değildir; zira bunlardan çoğu Semitik Babil dilinde yazı lmışlardır. Bazıları tamamen Elam dili ya da Anzanite dediğimiz dilde yazılmışken diğerleri diller ve üslubu­ na göre, Babi l'de hüküm süren herhangi bir eski Semitik kral ta­ rafından yazılmış olabilir. Susa'n ın eski prensleri niçin bu Babil di­ lini kul lanmışlardı? İ l k bakışta bunu, MÖ XV. yüzyılda Tel i el-Amarna'dan gelen mektuplarda ifşa edildiği gibi, Mısır ve Suriye' deki kral ve memur­ lar tarafından Babil d i l inin kullan ılması durumundaki benzerliğe dayandırmak mümkün görünebi lirdi. Ancak bir anl ı k düşünce bu durum ların benzer olmadığını gösterecektir. Mısır ve S uriyel i ya­ zıcılar, Babil dilini resmi harici yazışmaları için bir araç olarak kul­ lanıyorlardı; çünkü o dönemde Babil d i l i Doğu'nun ortak d i l iydi . Fakat eski Elamlı hükümdarların gayesi tamamen farklıydı. Yazılı tuğlaları ve an ıtları, yabancı ların gözleri için deği l; kendi torunla­ rının gözleri için amaçlanmıştı . Tapınağın yapısına dahil edi lmiş ya da büyük binanın altına gömülmüş yazıl ı tuğla ve an ıtların başl ıca amacı yazarın adını ve eylemlerini unutulmaktan korumakt ı . Asur ve Bab i l şehirleri çevresinde bulunan benzer belge ler gibi, bunlar, mabet yerle bir olduktan sonra, yazıtı bulması hal inde, bir şek i lde yazarın adını okunmaz hale getiren ya da yazıta zarar veren dinsiz adama bazen lanetler içerirlerdi. Bu yazıtların yazarların ın, ge le­ cekte on larla karşı laşması muhtemel kişi lere karşı anlaşılır olmayı amaçladığı aşikardır. Eğer bu yüzden, Elam d i l i kadar Bab i l dilini kul landılarsa, gelecekteki okuyucu ların ın ya Babil ya da Elam ol­ malarını umdukları kesindir ve bu inanç, sadece kendi uyruklarının karma olması varsayımıyla açıklanabi l ir. Bu yüzden Elam tarihine dair bu erken dönemde Semitik Babil­ l i ve Elamların Susa'da yan yana yaşadıkları ve kendi ayrı dillerini


202

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

muhafaza ettikleri kesindir. Bu nedenle konu karmaşık hale gel­ mekted ir; ülkeyi bu iki halktan hangisi ilk önce işgal etmiştir? Baş­ langıçta tek mülk sahibi, sonradan Elamlı kabilelerin kuzeyden ve doğudan isti lasıyla ihtilafl ı olan Samiler miydi? Yoksa Sam i lerin Babil'den daha sonra içine doğru ilerledikleri ülkenin ası l sakinleri Elamlar m ıydı? Kavim lerin benzer bir karışımına bu ülken in tarihinin eski dö­ neminde bizzat Babil'de rastlanmıştır. Orada eski Sümer sakinleri­ nin mül klerine, yavaş yavaş işgalci Samiler tarafından el kondu ve fethedi len kavmin uygarlığını benimseyen Samiler, kendi dillerine uydurmak için değişikl ik yaptıkları çivi yazısı sistemini ön plana çıkardı lar. Sonunda, Babil'de Samiler hakim oldular ve Sümerler kavim olarak kayboldular; ancak bütünleşme süreci esnasında iki dil fark gözetilmeden kullanıldı. Birinci Babil Hanedanı'nın kralları şükran yazılarını bazen Sümer d i linde, bazen de Babil d i linde yazdı lar. Bazen aynı metin için iki dil de kullanıldı; kayıt ilk önce Sümer d i l i nde yazı ldı ve yanına Semitik tercümesi eklendi. Ayrıca dönemin hukuki ve ticari belgelerinde eski Sümer dili, hukuki ka­ l ıpları ve deyimleri hiç bozu lmadan muhafaza edildi. Elam'da Sü­ mer ve Semitik dillerin kullanımının aynı olduğunu düşünebiliriz. Yine de Elam içlerine doğru ilk Semitik istilaların, B abi l'e olanlardan çok daha sonraki bir dönemde ve çok farklı koşul larda olduğu tahmin edi lebi lir. Sümerlerin ovalarını ve şehirlerin i istila ederken, Sam iler nispeten vahşi idi ler ve bildiğimiz kadarıyla ken­ di yazı sistemlerinden yoksun lardı. Elam içine yönelik saldırılar, Sargan ve Naram-S in i le A lu-usharsh id gibi büyük Semitik fatih­ lerin zamanında olmuş olmal ıdır. Bu dönemde kendi Semitik d i l­ lerini i fade etmek için Sümer karakterlerini kabul etmiş ve deği­ şiklik yapmışlardır ve Elam'ı işgalleri üzerine beraberlerinde kendi yazı sistemlerini getirmişlerdir. Ele geçirdikleri Elam'ın yerli prens­ leri, sırayla şükran metinleri i le yazıl ı anıtlarda, Babil dilinde on ları yazmak istedikleri zaman, bunu benimsemişlerdir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

203

KİL TABLET. SUSA 'DA B UL UNMUŞTUR, ESKİ PROTO-ELAM DİLİ KARAKTERİNDE YAZI TAŞIMAKTADIR FotoğrafM. de Morgan 'ın "De/egation en Perse, Mem. ", eserinden alınmıştır, m. vi, pi. 23.


204

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

Sadece ülke i le ilgi l i meselelerle i lgili olarak yerli prenslerce yazılmış, eski Babil dilindeki yazıtların Elam'da ortaya çıkmasının en muhtemel açıklaması böyledir. Ancak daha önemli bir sorun ortaya çıkmıştır. Olayların oluş sırasının bu olduğunu varsaymakla Elam'ın ilk Semitik işgalcilerinin orada tamamen gelişmemiş uygar­ l ık aşamasında olan yerl i bir nüfus bulduklarını mı düşüneceğiz? Ya da kend i lerininkinden farklı, nispeten yüksek bir kü ltür duru­ munun keyfini süren ve değiştirip dönüştürdükleri bir halka mı rast­ ladılar ! Çok şükür, bu sorulara e l atmak zorunda değil iz; Susa'da son zamanlardaki bir keşif bu eski Elamlar'ın kültür durumunu ka­ bataslak yeniden kurmaya i mkan veren malzemeyi sağlamıştır. B u i lginç keşif, belki de Sem itik i şgal öncesi dönem esnasında ülkede geçerli tek sistem olan Proto-Elam dili yazı sistemi ile yazıl­ mış birkaç kil tabletten oluşmaktadır. Söz konusu olan belgeler küçük, özensizce biçimlendirilmiş kilden olup Bab i l tarihinin eski dönemlerinde kullanılan lara çok benzemektedi rler; fakat üzerle­ rine bası lan işaretler ve karakterler, aşina olduğumuz S ümer ve eski Bab i l karakterlerine en büyük zıtl ığı arz etmektedirler. Şu an itibariyle tamamen çözülememiş olsalar da üzerlerindeki işaretler sayıların ve muhtemelen eşyal arın ideogramları olduğu için bun­ ların hesap tabletleri olmaları muhtemeldir. Metinlerin çoğunun başında yer alan ideogramların bazıları, aynı nesneler için Sümer ya da Bab i l işaretlerine çok benzemektedir; ancak çoğunluğu ta­ mamen farkl ıdır ve kendi sistemleri üzere biçimlendirilmiş ve ge­ liştirilmişlerdir. B u tabletlerde gerçekten, h iyeroglif ya da resim gibi ideogram karakterlerin hala önemli olduğu zaman, gelişiminin erken evre­ sindeki çivi yazısının yeni bir türünü görüyoruz. Bu ideogramların çoğunun anlam ı henüz saptanmamış olsa da metinleri hazırlamış olan Pere Scheil numara okuma sistemini çöz­ meyi başarm ıştır. Kendisi, 1 O, 1 00 i le 1 000 ve bazı kesirler için bi­ rim işaretlerini tespit etmiştir; ayrıca bu sayı lar için kullanılan işaret­ ler Sümerler tarafından kullanılanlardan oldukça farkl ıdır.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

YAKIN ZAMANDA SUSA 'DA B UL UNAN, ESKi PROTO-ELAM DiL i KARAKTERiNDE YAZILMIŞ YAZI TAŞIYAN KIL TABLET FotoğrafM. de Morgan 'ın "De/egation en Perse, Mem., " eserinden alınmıştır, m. vi, pi. 22.

205


206

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

B u yazı formunun başlangıcında kullanılanla bazı bağlantı ları olması ve bildiğimiz kadarıyla eski Sümerler tarafından icat edilmiş olması mümkündür. c · ı Fakat Sümer etkisine ait önemsiz izler arz etmektedir ve iki sayı lama sistem indeki uyumsuzluk, ne olursa ol­ sun, irtibatın koptuğunun ve çok eski dönemde son adı geçenden tecrit edi ldiğinin açık bir göstergesidir. Eski Elamlarca bir kez ka­ bu l edi lince, sistem onlar tarafından uzun süre, sadece küçük de­ ğişikl ik ve düzenlemelerle kul lan ı lmaya devam etmiştir. Sümer uygarl ığının merkezinden çok uzakta kullanı ldığından sistem in ge­ lişimi yavaştı , S ümerler tarafından kul lanı lan ve Sem itik Bab i l l i­ lerce kabul edi len sistemin heceli dizilerle birl ikte gel işmesine rağ­ men, bu sistem ideografık evrede kalmış gibi görünmektedir. Bab i l l i Sam i lerin buldukları bu Proto-Elam dil indeki yazı sis­ teminin bu ülkeye ilk saldırıları zarfında Elam' da kullanıldığına kuş­ ku yoktur. Beraberlerinde kendi daha elverişli yazı sistemlerini ge­ tirmişlerdir ve ülke nihai olarak zapt edildiğinde, hür olmayan Elam prensleri, fatihlerinden gelen yabancı yazı sistem i ile dil ini, an ıtsal ve hatırlatıcı yazıtları için benimsemişlerdi. Ancak eski yerel yazı tamamen atı lmadı ve Elam'ın avam halkı tarafından günlük haya­ tın sıradan gerekleri için kullanılmaya devam etti . Eski tabi yerl i liderlerden biri o lan Karibu-sha-Shu-shi nak'ın saltanatına kadar durumun böyle olduğu, onun Tanrı Shu-sh inak onuruna muhteme­ len bazı tapınak tefrişatının adanışının anısını canlandırmak için ki­ reçtaşı blok üzerine işlenmiş yazılarının birinden bell idir.

(* ) Yazı sisteminin köken olarak Sümerlerin sistemiyle hiçbir bağı olmaması ve Babil'de kullanı lan sistemden bağımsız olarak icat ed ilmiş olması da elbette mümkündür. Öyleyse, Sümer karakterlerinden bazıları na benzeyen işaretler gelişiminin daha sonraki evresinde kabul ed ilmiş olmal ıdır. Konu üzerinde kesin konuşmak tedbirsizl ik olsa da kaynağını Sümerler'e bağlayan görüş, genelde, şu anda elde bulunan delil lerle en iyi uyumu sağl ıyor gibi görünmektedir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

1

207

1

1

2

1

3

1

2

1

5

5

7

2

3

3

4

4

5

5

6

6

12

12

E. g. -

See

11 - ete . 12

De/egation in Perse, Memories, torne vi ( 1 905), pp . 1 1 5 ff.

KESiRLER Sistem de onlu olup, altmış altmış giden sayılama sistemi olmadığı için. farklıdır.


208

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

SUSA 'DA B UL UNAN, KARIBU-SHA-SHUSHJNAK'IN YAZILARINI TAŞJYAN KİREÇTAŞJ BLOKU Fotoğraf M de Morgan 'ın "Delegation en Perse, Mem. ", eserinden alınmıştır, t. vi, pi. 23. 2.


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

209

Yazın ın ana parçası Semitik Babil dilinde yazı lmıştır ve aşağıda Proto-Elam dili karakterleriyle yazılmış, muhtemelen Karibu-sha­ Shushinak'ın gelecek için tanrın ın onuruna yap ı lması gereğini emrettiği adakları bir bir sayıp döken bir eki bulunmaktadır. «> Za­ man içerisinde ideogram kul lan ılan bu Proto-Elam yazı sistemi ya­ vaş yavaş ortadan kal km ış gibi görünmektedir ve Elamlar tarafın­ dan kendi dil lerini fonetik olarak yazmak üzere, Babil dilinin değiş­ tiri lmiş hali kabul edi lmiştir. "Anzanite" denilen metinler, bu fone­ tik karakterle daha sonraki Elam prensleri tarafından yazılmıştır. Son zaman larda, yukarıda bahsedilmiş olan, iki di lde yazıtları keşfedi len Karibu-sha-Shushinak Elam'ın tab i prens lerinin en eski lerinden biriydi ve muhtemelen kendisi Susa'da en geç MÖ 3 000'de hüküm sürmüştür. Kendisini "Susa'nın patesisi, Elam ül­ kesin in valisi" olarak ad landırıyordu; fakat şu anda Babil'de hangi çağdaşı krala tabi olduğunu bilmiyoruz. Ele geçiri len yazılarından en uzunu kireçtaşından bir anıt üzerine işlenmiştir ve Susa'da Shushinak Kapısı'nın inşasını ve kanal açılışını kaydetmektedir. Aynı zamanda Karibu-sha-Shushinak'ın işin tamamlanmasına tahsis et­ tiği adakları an latmaktadır. Burada, örnek olarak, bu erken dönem Elam h ükümdarlarının isimlerinin ele geçirilmiş olduğu adaklık yazıtlar sınıfından alıntı yapılabilir. Yazı aşağıdaki gibi i lerlemekte­ dir: " Efendisi Tanrı Shushinak için, Shimbi-ish-khuk'un oğlu, Susa' nın patesisi, Elam'ın valisi, Karibu-sha-Shushinak, -kendisi ... yerde, Geçit'ini (kapısını) yaptırdığı zaman, efendisi, Tanrı Shushinak'ın Kapısı'nda ve kend isi Sidur Kanalı'n ı açtığı zaman, karşısında göl­ gel iğini kurmuş ve kapısını sedir ağacından tahtalarla yaptırm ıştır. Kendisi bu yüzden her gün ona, iç mekanda ve dış mekanda (adakl ık) koyun tahsis etmiştir. Bayram günlerinde, kendisi, halkın (*) Her iki yazının Karibu-sha-Shushinak'ın çalışmaları olduğunu düşünmek­ teyiz. Ancak Proto-Elam d i l i karakterleriyle yazı lan ikincisinin daha sonraki dönemde i lave edilmiş olması da mümkündür. Taş üzerindeki konumundan Semitik Babil dilinde Karibu-sha-Shushinak'ın yazıtından önce değil; sonra yazıldığı açıktır. Fotografik röprodüksiyona bakın.


210

Mısır. Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

Ve kendisi, kapıyı güze l leştirmek için yirmi ö lçü ince yağ tahsis etmiştir. Kendisinin tahsis ettiği dört gümüş magi (tılsım) ve güzel koku vermesi için gümüş i le altından bir buhurluk, ithaf ettiği kılıç, dört ağızlı balta ve bunun için ilave olarak . . . yı monte etmek üzere gümüş . . . Şeh irde hükmettiği adi l bir karar! Kararına karşı gele­ cek ya da ihsanını ortadan kald ıracak kişiye gel i nce, tanrılar Shush inak ile Shamash, Bel ile Ea, Ninni i le S in, Mnkharsag ile Nati -bütün tanrılar onun dayanağını kökünden sökebilir ve evlat­ larını mahvedebilirler! " Karibu-sha-Shushinak'ın kendisinin Şehir Tanrısı Shushinak onuruna takdir ettiği adakların detaylarının bir bir sayılmasından haz aldığı görülmektedir ve bu dini ruh hali tarih lerin in bütün seyri boyunca Elam prenslerinin özgün niteliği olmuştur. Yazıtta fark edilecek bir başka i lginç nokta, yazar her ne kadar kendi tanrısı Shushinak'a yalvarsa ve adını kafirler üzerine kendisinin intikamı için yalvardığı tanrı ların listesinin başına yerleştirse de Babi l l i lerin tanrı larına da başvurmaktadır. Yazıtı ülkesinin gelecekteki bir Se­ m itik sakini tarafından bulunabileceği inancı i le, b izzat Babil dilin­ de yazmakla böyle bir okuyucu tarafından en fazla yüceltileceğini düşündüğü b u tanrıların isimlerini, lanetlerine dahil etm iştir. Ka­ ribu-sha-Shushinak'a ilaveten, başka birkaç patesi ya da genel va­ linin -Khutran-tepti, 1. İdadu i le oğlu Kal-Rukhu-ratir ve torunu i l. İdadu gibi- isimleri yakın zamanlarda ele geçirilmiştir. Muhteme­ len bunların hepsi Karibu-sha-Shush inak'tan sonra hüküm sür­ müşlerdir ve Elam'da erken Bab i l egemenl iği dönemine yerleşti­ rilebilirler. Yukarıda bu eski Elam prens lerinin Babil'deki amirlerine borç­ lu oldukları sadakatin muhtemelen son zamanlarda S usa'da bulu­ nan yazıtlarında taşıdıkları unvan lara yansıtıldığı ifade edilmiştir. Bu unvanlar " Susa Genel Valisi, Elam Valisi anlamı verilebilen, Susa'n ın pateslsi, Elam'ın shakkannak'ı "dır. Fakat ayn ı sitede, bir başka hükümdar silsilesine ait olan farklı unvanın kullan ı ldığı yazıtlar bulunmuştur. Kendilerine Susa Genel Val isi ve Elam Val isi


Mısır. Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

21 1

demek yerine, Elam, Siparki ve Susa sukkalı, unvanı taşımak­ tad ırlar. Siparki ya da Si par muhtemelen Elam bölgesinde önem l i b i r bölgen in ad ıydı v e unvanı sukkalu, "hükümdar" belki de patesi unvan ı bul unmayan yabancı denetiminden bağımsızlık fikriyle taşımaktaydı . B u yüzden bu unvan değişikliğini, Elam'ın pol itik durumuna uyan değişime bağlamak mantıklıdır ve Sukkalu unva­ nını taşıyan Elam hükümdarlarının Elam'ın bizzat bağı msız olduğu dönemde saltanat sürdükleri ve muhtemelen Babil'in komşu böl­ gelerine hüküm sürmüş olabilecekleri görüşüne dair söylenecek çok şey bulunmaktadır. E lam'ın politik durumundaki bu değişimin faili ve bağımsızlığı­ nın yaratıcısı, adı ve eylemleri sonradan, kendisinin Kudur-N ank­ hundi ve Kudur-Nakhundu diye adlandırıldığı, Asur kayıtlarında muhafaza edilen, Kutir-Nakhkhunte veya Kutir-Na'khunde isiml i bir kral dır.<*> Asur Kralı Ashur-bani-pal'e göre, b u h ükümdar, ül­ kesinin bu kadar uzun süre taşıdığı boyunduruğu çıkarıp atmakla yetinmem iş; savaşı hükümdarın ülkesine taşıyıp bel l i başl ı şehirle­ rini harap ederek ve yağma ederek Babil'i bir uçtan bir uca geç­ miştir. Sonraki As ur yazıcılarının hesaplarına göre, bu başarıl ı Elam seferi, yaklaşık MÖ 2280'de olmuştur ve çok yıllar sonrasına ka­ dar Elam Kralının Babil ovalarına yayılan n üfuzunun devam et­ miş olması mümkündür. Babil'i imparatorluğuna kattıktan sonra, Kutir-Nakh-khunte'nin sürekl i Elam'da kalmadığı ancak en azın­ dan her yılın bir bölümünde, Aşağı Mezopotamya'da oturduğu i le­ ri sürülmüştür. Gayesi şüphesiz, imparatorluğunun idaresini şah­ sen denetlemek ve yerel val ileri arasında bir bağımsızl ık ruhu ge­ lişmekte olup olmadığını kontrol etmek olmalıdır. Kendisi bu şekilde, bizzat Susa'da, yokluğunda ülkenin işlerini devam ettirecek ve biz­ zat kral ın maiyetinde geniş yetki kullanacak bir yerel vali tayin etmiş olmal ıdır. Patesilerden ayrı, yabancı denetiminden bağımsız olan; ancak tam "kral" unvanına sahip olmayan bu gibi valiler, suk­ kali olabilirlerdi. ( * ) İ smin geçtiği pasajlara dair, Kral, Hammurabi'nin Mekıupları, cilt 1, s. Ivy'ye bkz.


212

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Kutir-Nakhkhunte'n in saltanatı esnasında Elam'da hüküm sü­ ren sukkalunun Temti-agun isiml i olması mümkündür; zira bu hü­ kümdarın, kendisinin Kutir-Na'khundi'nin hayatının korunmasını sağlama gayesiyle bel l i bir tapınak inşa ettiğini ve h izmete sun­ duğunu kaydettiği, kısa bir yazıtı ele geçiri lmiştir. Eğer bu metin­ den Kutir-Va'khundi'yi büyük Elamı fatih Kutir-Nakhkhunte ile özdeşleştirebi l irsek, Susa'nın sukkalısı Temti-agun'un onun astı ol­ duğu an laş ı l ır. Yazıt muhtemelen bu dönemin hükümdarlarından olan başka isimlerden bahsetmektedir ve aşağıdaki gibi okunmuş­ tur: "Temti-agun, Susa'nın sukkal ısı, Sirukdu'nun kızkardeşinin oğ­ lu, Ishme-karab'da, Kutir-Na'khundi'nin, Lila-irtash'ın hayatının korunması için ve kendisinin ayrıca Temti-khisha-khanesh ile Pil­ kishamma-khashduk'un hayatların ın korunması için tuğladan bir tapınak inşa etmişti r. " Kutir-Na'khundi'den hemen sonra Lila­ irtash'den bahsedildiği için, kendisi muhtemelen Kutir-Ma'khun­ di'nin oğludur ve babası kendisini, bu görüşün şu ana kadar hiçbir teyidi keşfedi lmemiş olsa da, Elam i le Babil'in imparatoru o larak yerine geçirm i ş olabilir. Bizzat Temti-agun'un hayatının korun­ masının bahsinden hemen sonra Temti-khisha-khanesh an ı l mıştır ve bu ismin Temti-agun'un oğlunun ya da belki de karısının ismi olduğu düşünülebilir. Bu durumda da metinde bahsedi len son iki şahsiyetin Temti-agun'un oğullarının olması ihtimali söz konusudur. Bu kısa metin, bu dönemin Elam l ı hükümdarlarının isimlerini elde etmenin mümkün o lduğu adaklık yazıtlar sın ıfına iyi bir örnek teşkil edebil ir ve tam isimlerin tespitine bağlanan bel i rsizl iği ve düzenlendikleri sırayı açıklayabilir. Sadece birkaç metin ele geçi­ rildiği zaman, böyle belirsizlik mutlaka ortaya çıkar ve zaten varı­ lan sonuçların kontrol edi lebileceği ilave anıtların keşfi i le bu orta­ dan kaybolacaktır. Susa'da son zamanlardaki kazılarda elde edi len çeşitli adak l ı k yazıtlarda rastlanan sonraki Elam l ı hükümdarların bütün isimlerini burada bir bir saymamıza gerek yoktur. Düzen­ lenmeleri gereken sıra halen o ldukça belirsizlik içeren bir mesele­ dir ve sahip o lduğumuz yazıtlar sayesinde kaydedi len gerçekler,


Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

213

esasen E lam mabetlerinin inşası ile restorasyonu ve kutsal ema­ netlerin saklandığı odaların dekorasyonu i le i lgilid irler, ayrıca bu yüzden fazla bir tarihi önemleri yoktur. Bu adaklık metin ler Su­ sa'da Shush inak mabedinde M. de Morgan tarafından yapı lan te­ mel kal ıntıları i le i lgili -figürler ile altın ve gümüş ziynet eşyaları, ayrıca kurşun, bronz, dem ir, taş ve fildişi nesneler; silindir mühürler, gürzler, vazolar vs.den ibaret olan- kayda değer keşifle çok iyi açıklanmıştır. Bu, eski bir sitede ele geçirilen en zengin çöke ltidir ve Elam sanatının gelişimi ile i lgili arkeoloj ik önemi çok büyüktür. Fakat bu lgu, başka hiçbir yol la ülken in tarih i i le ilgili fi krimizi et­ ki lemez ve bu yüzden Batı Asya'daki tarihin seyrine yeni bir ışık tutacak bu gibi yeni keşifleri düşünmeye geçebi l iriz. Babil'de B irinci Hanedan'ın gelmesi ile Elam kendisini Mezo­ potamya ovaları üzerinde hakimiyetini uygu lamak için mücadele­ ye hazır bir güçle karşı karşıya bulmuştur. Çoğu yazar tarafından Babil'in B irinci Hanedanı'nın Arap kökenli olduğu iddia edilir ve bu görüşe dair söylenecek çok şey vardır. M. Pognon, krallarının safkan Babi l l i olmadıkları ; Arap ya da Ermeni soyundan oldukları kuramını tartışmaya açan ilk kişidir ve kend isi kuram ını onlardan bazılarının isimlerin biçimleri üzerine bir incel emesi üzerine kur­ m uştur. Örneğin Samsu-imma, "Güneş tanrımızdır. " an lamına ge­ lir; fakat ismin meydana geldiği kelimelerin biçimi yabancı etkisini açığa vurmaktad ır. Nitekim Babil d i l inde "güneş" yerine kul lanı­ lan ismin, Samsu değil, Shamash ya da Shamshu o lması gere­ kirdi, ismin ikinci yarısında, ilu ("Tanrı ") Babilcedir, birinci çoğul şahsa ait adı l görevi yapan son ek olan na bitimi ise Babi lce değil ; Arapça'dır. Burada uzun bir dilbil imsel tartışmaya girmemize ge­ rek yoktur ve bahsedi len örnek, zaten bu döneme ait Babil yazıt­ larında rastlanan isimlerin çoğunun, ne şeki lde yabancı ve muhte­ melen Arapça kökeni taşıdığını göstermeye yetecektir. Fakat bu isim biçimlerin i ister Arap etkisine bağlayalım ya da bağlamaya­ l ım, şuna kesin gözüyle bakılabilir ki Babi l'in B irinci Hanedanı'nın kökeninde, yen i bir Sem itik göç dalgasının Babil'e akını vardır.


214

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

KUDUR-MABURG 'UN YAZ/Si İLE MÜHÜRLENMiŞ TUGLA


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

215

İ şgalci Semitikler beraberlerinde taze kan ve tükenmem i ş enerj i getirmişlerdir. Ayrıca şehirlere ve ülkenin her yerine dağıl­ mış kentlerde ve yerleşim yerlerinde kendi kavimlerine mensup çok kişiyle karşı laştıkları için, başkenti Babi l'de olan saf Sami bir hanedan kurmayı başarmışlardır. Yabancı denetimi nden gelen herhangi bir izden ü lkelerini kurtarma görevine de koyulmuşlar­ dır. Yüzyı llar önce Sami kralları Babil şehirlerinde hüküm sürmüş ve oralarda Sami imparatorlukları kurulmuştu . Başkentleri Akat' taki Sargon ile Naram-Sin'in, Batı Asya'da dikkate değer bir alan­ da denetim i vardı ve Elam'ı bölge olarak muhafaza etm işlerdi. An­ cak Elam söz konusu olduğunda Kutir-Nakhkhunte dengeyi tersi­ ne çevirm i ş ve Elam'ı baskın konuma getirmiştir. Babil'in B irinci Hanedanı'ndan daha önceki kralların seferleri ve mücadelelerinden biraz haberdarız; zira döneme ait hukuki ve ticari, olağanüstü sayıda belgeye sahip olmamıza rağmen, tam an­ lamıyla tarih i olan hiçbir yazıt elimize geçmemiştir. Ana bi lgi kay­ nağımız, saltanat süren kralların yıl larıyla zamanı belirlenmeyen; ancak eski Babil krallarınca Sümer seleflerinden al ınarak kabu l edi len sisteme dayanan tarihlerdir. Bab i l tarihinin daha sonraki dö­ nem lerinde tabletler belgenin düzen lendiği zaman saltanat sür­ mekte olan kralın yılına tarihlendiri lirlerdi; ancak bu basit sistem bu erken dönemde kabul edilmemişti . Bunun yerine her yılın o yıl ger­ çekleşen en büyük öneme sahip olayla an ı ldığına rastl ıyoruz. Bu olay bir kanal ın açılışı, bunun gerçekleştiği yıl "Ai-khegallu isimli kanal ın açıldığı yıl" olarak adlandırılabilir veya tapınağın açılışı ola­ bilir, tarih leme formülünde olduğu gibi "büyük Ay Tanrı Tapınağı' nın inşa edildiği yıl" yahut "Kish şehrinin harap edildiği yıl gibi, şeh­ rin fethi" olabilir. Şimdi bu tarih belirleme sisteminin pek çok olum­ suz yönü o lduğu aşikar olacaktır. B ir olay, bir başka bölgede hiç duyulmamış o labild iği halde, belirli bir şeh ir için çok öneml i ola­ bil ir. N itekim bazen aynı olayın ülkenin her bölümünde özel bir yıl ı adlandırmak i ç i n kabul edilmediği vakidir v e sonuç B abil'in deği­ şik bölümlerinde farklı tarih belirleme sistemlerinin kullanılmış ol-


216

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

duğudur. Dahası, özel bir sistem uzunca bir süre geçerl i olmuşken tarih leme formülünde bahsedilen çeşitli olayların sırasını ve süre­ sini hatırlamak, onlardan birinin bahsiyle bir belgenin tarihini bir anda saptamak için çok iyi bir hafıza gerekli olmuştur. Bu tarzda tarih leri belirleme görevlerinde kendilerine yardımcı olması için Babil'in Birinci Hanedan döneminin yazıcıları, bahsettikleri kralla­ rın saltanatları dönemindeki kronoloj ik sırada düzenlenmiş yıl ların başlıklarının listesini yaparlardı . Bu listelerin bazı ları el imize ulaş­ mıştır ve bize ayn ı zamanda aksi halde habersiz kalacağımız dö­ nemin tarihiyle i lgili olağanüstü bilgi verirlerken kronoloj iyi sapta­ makta büyük yardımları olmaktadır. Bu tarihleme formülü l istelerinden ve dönemin hukuki ve ticari tabletleri üzerine kuru lu olan tarihlerin kend inden Kish, Ka-sallu ve İsin'in tümünün B irinci Hanedan'ın eski krallarına sorun çıkar­ dığını ve sırayla konrol altına alınmaları gerektiğini öğren iyoruz. Elam, onu muhafaza etmek için mücadele etmeksizin Babil'de nü­ fuzunun azalmasına seyirci kalmamıştır. Elam s ın ırı boyunca uza­ nan bölgelerin prensi veya valisi olan Kudur-mabug döneminde, Elam lar Babil'deki konumlarını korumak için, Bab i l'in artan gücü­ nü oradan kontrol etmeye uğraştıkları Ur şehrini merkez yaparak şiddetle mücadele etmişlerd i . Ur şehri mevkisindeki, Mukayyer' den alınmış olan tuğlalardan, Kudur-mabug'un o şehirde Ay-Tan­ rı'ya adanan, şeh ir üzerinde elde ettiği sağlam nüfuzun bir göster­ gesi olan tapınağı yeniden inşa ettiğini öğren iyoruz. Ur ile çevre şehri Larsam fethedilene kadar, Güney Babi l'den Elam boyundu­ ruğunu kaldırılması konusunda hiçbir ümit besleyemeyecekleri Babi l'deki yeni Sami hanedan için aşikardı. Hanedanın eski kralla­ rının deği şken başarılar eşl iğinde, onları ele geçirmek için pek çok girişimde bulundukları muhtemeldir. Zafer istedikleri mücadele­ lerinin bir yansıması, Hammurabi'nin babası ve Babil tahtının selefi Sin-muball it'in saltanatının on dördüncü y ı l ı için tarih bel irleme formülünde görülebilir. Bu yıl dönemin belgelerinde "Ur halkının kılıçla öldürüldüğü yıl" olarak adlandırılmıştı . Şehrin fethinin anıl-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

217

madığı fark ed ilecektir; bu yüzden başlıca sığınaklarının sahibi ola­ rak kald ıkları için kayıtlara geçmiş katliamının Elam lar'ın nüfuz­ larını azaltmad ığı sonucunu çıkarabil iriz. Gerçekte, Elam Kudur­ mabug'un saltanatı esnasında değil; oğlu Rim-Sin'in döneminde ağır bir yen ilgiye uğramıştı. Hammurabi'nin saltanatının tarihleme formü l ünden, Elam ile Bahit arasındaki mücadelenin kend isinin saltanatın ın otuzuncu yılında doruğa taşındığını öğreniyoruz, for­ müllerde sonraki yıl Elam'ın batı bölgesi olan E'mutbal ülkesini mülküne kattığını an lamam ıza karşın, kendisinin Elam ordusunu yendiği ve Rim-Sin'i devirdiği kaydedilmiştir. British Museum'da bulunan yayınlanmamış bir kayıt bize Ham­ murabi'nin Elamlar üzerinde zaferine dair daha gen iş detaylar ver­ mekte ve aynı zamanda Rim-Sin'in yen ilgisinin ve devrilişinin şim­ diye dek sanıldığı kadar mahvedici olmadığını açıklamaktadır. Bu kayıt Hammurabi'nin Rim-Sin'e saldırdığını ve Ur ile Larsam şe­ hirlerini fethettikten sonra ganimetleri Babi l'e taşıdığını anlatır. Şu ana kadar, Hammurabi'nin zaferinin Babi l'deki Elam etkisinin so­ nunu getirdiği ve o zamandan sonra Babil'in egemenliğinin ülkenin tamamında kurulduğu varsayı lmıştır. Fakat yen i kayıttan Hammu­ rabi'nin E lam'ın önceki konumunu tekrar kazanma çabalarını ni­ hai olarak durdurmayı başaramadığını an l ıyoruz. Ur ve Larsam şeh irlerinin sonuçta Babil İmparatorluğu'na dah il edildiği ve Ham­ ınurabi'nin Larsam'a yetki li olarak yerleştirdiği Vali S in-idinnam'a mektuplarının kendisinin Güney Babil'de tesis ettiği idari deneti­ min sertliğine dair pek çok kanıt temin ettiği doğrudur. Fakat Rim­ Sin sadece kısa bir süre sakattı ve Ur ile Larsam'dan kovulunca Elam sın ırın ı n ötesine çekildi ve kendisini Babil'in artan gücüne karşı mücadelesinde tekrar zafer kazanmaya çalışacak kadar güç­ lü h issettiği zaman kul !anacağı kuvvetlerin in toparlanmasına ada­ dı. Kend isinin Hammurabi'nin hayatı süresince mücadeleyi yen i­ lemeye daha fazla çabalamadığı muhtemeldir; ancak Hammu­ rab i'n in oğlu Samsu-iluna, Babil tahtına geçtikten sonra, topladığı kuvvetlerin başında Babil'de ortaya çıkmış ve kaybettiği şehirleri ve bölgeyi yeniden kazanmaya çalışmıştır.


218

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

SAMl-BABIL ANLAŞMA TABLETI Hammurabi'nin saltanatı esnasında, mülkün bölüşümünü kaydeden bir senetle birlikte yazılmıştır. Gerçek tablet sağdadır. Bir diğer ve daha büyük tablet, soldaki, içinde sağdaki tabletin kapatılmış olduğu, içi boş kil muhafazadır. Fotoğraf Messrs. Manse/l & Co. tarafından çekilmiştir.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

219

Bu lunan kayıttaki metn in; Rim-Sin ile Samsu-i luna arasındaki savaşla ilgi l i olan kısmı kırılmıştır; bu yüzden savaşı ayrıntı l ı olarak takip etmek imkansızdır; ancak Samsu-iluna'nın Rim-S in'i yendiği ve muhtemelen esir aldığı ya da s ığınmış o lduğu sarayda diri diri yaktığı anlaşı lmaktadır. Samsu-iluna tarafından Rim-Sin'in nihai yenilişiyle, Elam'ın Ba­ bil kral ları için Rim-Sin'in sorun olmaktan çıktığı ve nüfuzunu ken­ di sınırları ötesine gen işletmeye yönel i k daha fazla h içbir çabada bul unmadığı muhtemeldir. Fakat Samsu-i luna ü lkesin i bu bölge­ den gelen bütün tehl i keden kurtarır kurtarmaz kend ini, hanedanın sonunda karşısında yen i ldiği, yen i bir düşmanla karşı karşıya bul­ du. Yayınlanmam ış bir kaynaktan öğrendiğimiz, zaten bahsedi len ve bu yen i düşmanın adı bulunan, bu gerçek kayıt tarafından veril­ diği için, Babil kronoloj isinin mevcut bütün planlarını değiştinneyi gerekli kılacaktır. Samsu-iluna'n ın yeni düşman ı İkinci Hanedan'ın i lk kralı İluma-ilu'dan başkası değildi ve bu yüzden Samsu-iluna'nın çağdaşı olarak kabul edi lmesi şöyle dursun, şimdiye dek kend isi­ nin Samsu-iluna'n ın ölümünden yüz on sekiz yıl sonra Babil tah­ tına çıktığı düşünülmekteydi. Kayıt sayesinde tem in ed ilen yen i bil­ gi böylece iki öneml i gerçeği ispat etmekted ir: B irincisi, B irinci Hanedan'ın İkinci Hanedan'dan hemen sonra gelmediği, tersine onunla kısmen çağdaş olduğu; ikincisi, İkinci Hanedan B irinci Ha­ nedan'ın bölgesine sald ırdığı için, iki hanedan ın çağdaş olduğu dö­ nemde Babil'i fethetmeyi ve bütün ülkeyi hakimiyeti altına almayı başarana kadar birbirleri ile savaş halinde oldukları . Kayıttan aynı zamanda, başlangıçta bu İkinci Hanedan'ın "Denizin Ü l kes i " nde, yani İran Körfezi'ne sınır olan Babil'in en güneyindeki bölgeye yer­ leştiğini ve sonradan, yavaş yavaş bütün Babi l'i yutana kadar, sı­ nı rlarını kuzeye doğru gen işlettiğini öğren iyoruz. Yeni kayıt tara­ fından, kral ları sözde "İkinci Hanedan " ı oluşturan Denizin Ülkesi' nin yükselişi ve büyümesi ile i lgi l i diğer gerçekleri ele almadan ön­ ce, kısaca günümüzdeki tarihlerde bulunacak döneme dair bi lgi­ nin çıkarıldığı kaynaklara göz atmak isabetli olacaktır.


220

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e A sur Tarihi

Babil kronoloj isinin son yinni yıl süresince ortaya atı lmış bütün planları, esasen British Museum'da muhafaza edi len büyük kral­ lar listesine dayanıyordu. Bu belge, Yeni-Babil ya da Pers dönemi esnasında hazırlanmıştı ve tamamlandığı zaman Babil'in Birinci Hanedan'ından yazıldığı zamana kadarki bütün kral isimlerin in bir listes ini veriyordu. Kral isimleri hanedan lar içinde düzenlenmişti ve saltanat sürelerinin uzunluğu ve her hanedan ın devam ettiği toplam yıl sayısı hakkında ayrıntılar veri lmişti. B irinci Hanedan'ın isimlerini veren listenin başlangıcı eksikti; fakat eksik kısım sade­ ce B irinci ve İkinci hanedanların kral larının listesini gösteren da­ ha küçük bir belgeden tamamlanm ıştı. Krallara dair büyük listede hanedanlar birbiri ardına düzen lenmişti ve derleyicisinin kendisi­ nin onları düzen lediği sırada birbiri ardına geldiklerini düşündüğü bel l iydi. Fakat hanedanların hüküm sürdükleri yıl ların toplamı öğ­ ren i ld iği zaman, tarih i yazıtlarla sağlanan diğer kronoloj i k bilgiye uyamayacak kadar eski l istede ilk hanedanlara ait tarih leri elde ediyoruz. Yazarların çoğu, kral lar listesinin rakam larını kabul et­ mişlerdir ve tutarsızlıkları görmezden gelmekten memnun lardır. Diğer araştırmacı lar, listede verilen sayıların ayrıca tarih i yazıtla­ rın ustalıkla tash ihi ile mevcut verileri uzlaştırmak peşinde koş­ muşlardır ya da hesaplamalarından İkinci Hanedan'ı tamamen çı­ karmışlardır. Yeni kayıt B irinci ve İkinci hanedanların kısmen çağdaş olduklarını göstermesi vasıtası ile şimd iye kadar bu den l i şaşırtıcı olduğunu kanıtlamış olan uyumsuzlukları açıklamaktadır. Burada Bahit kronoloj isinin detaylı bir incelemesine ginnek yersizdir ve bu yüzden yeni kronik tarafından açıklandığı gibi, olay­ lar dizisinin kısa tanımıyla yetineceğiz. Krallar listesine göre, I lu­ ma-ilu'nun saltanatı altı yıl sürdüğü için uzun süreliydi ve yeni ka­ yıt Babil ile aktif düşmanl ıkların patlak verdiği saltanat dönemi ko­ nusunda hiçbir bulguya işaret etmemektedir. Eğer saltanatının da­ ha sonraki bölümünde savaş olmuşsa, kendisinin kuzeyde ciddi sal­ dırı lara girişmeden önce, uzun yıllar Babil'in güneyinde kurduğu yen i devletin kuvvetlerini düzenlediği anlaşılırdı ve o zaman Ham-


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

22 1

murabi ve Samsu-iluna'nın saltanatları esnasında, Elam'a karşı Ba­ bil tarafından yürütülmüş aral ıksız seferler, kendisine Babil müda­ halesi riski olmaksızın Denizin Ülkesi'nde sağlam bir tutunma nok­ tası kurma fırsatı verirdi. öte yandan, Babil i le düşmanl ıkların pat­ lak vermesi saltanatının daha erken döneminde olmuşsa Samsu­ i luna bütün enerj isini B im-Sin'i ezmeye ayırırken, Denizin Ülkesi' nin, Babil denetiminden bağımsızlığını ilan ettiğini düşünebiliriz. Bu durumda Samsu-iluna'n ın Elam seferinin bitiminde, kuvvetlerini uzun süreli mukavemet için düzenleyecek zamanı olmadan önce, yeni kurulan devleti ezmek için güneye ham le ettiğini tasavvur edebiliriz. Bu seçeneklerden neticede hangisinin doğru olduğu ortaya çı­ karsa çıksın, Samsu-iluna'nın Babil' in Denizin Ülkesi ile mücadele­ sinde ilk adımı attığı ve eyleminin ya bağımsızl ık bildirgesi yüzün­ den ya da şimdiye kadar Babi l'e ciddi bir dert açamayacak kadar önemsiz görünen bu küçük devlet tarafından cüretkar bir saldırı eylemi neden iyle olduğu kesindir. Yen i kron ik, bize Samsu-iluna' n ın Denizin ü t kesi'ne karşı her ikisi de başarısız olan, iki sefere gi­ riştiğini anlatıyor. Bunların ilkinde, Samsu-iluna, kendisinin yeni l­ diği muharebenin gerçekleştiği İran Körfezi kıyılarına kadar nüfuz etmiş ve Babil askerlerinin çoğu birlikleri denize dökülmüştür. İkin­ ci seferde Iluma-ilu, Samsu-i luna'nın saldırısını beklememiş, onun­ la karşılaşmak üzere ilerlemiş ve Babil ordusunu tekrar yenmiştir. Samsu-iluna'n ın oğlu ve halefi Abesh u'nun saltanatı esnasında, lluma-ilu, Babil'e karşı yeni sald ırı eylemleri üstlenmi ş görünmek­ tedir ve muhtemelen Babil bölgesindeki saldırılarından biri nde, Abeshu'nun, cesur l ideri Iluma-ilu'yu bizzat esir alarak Denizin Ül­ kesi'nin artan gücünü ezmeye çalışmıştır. Yeni kayıt bize, görünür­ deki bu gaye i le Abeshu'nun bu şeki lde Iluma-ilu ile ordusunu yok etmeyi umarak, Dicle Nehri'ne set çektiği; fakat stratej isinin başa­ rı lı olmadığı ve Iluma-ilu'nun emniyetle kendi bölgesine döndüğü­ nü bildirmektedir. Yeni kron ik bize Babil ile Denizin Ülkesi arasındaki mücadele­ ye dair daha geniş ayrıntı ları tem in etmemektedir; fakat B irinci


222

Mısır,

Kaide, Suriye, Babil v e Asıır Tarihi

Hanedan'ın daha sonraki kral ları tarafından yen i devl etin gücünü kırmak ya da sınırlamak için yapı lan bütün benzeri girişimlerin faydasız olduğu sonucuna varabi l iriz. Bundan son ra Birinci Hane­ dan kral larının Denizin Ülkesi'nin bağımsızlığını, güney sın ırı üze­ rinde önlemekte aciz kaldıkları bir bela olarak kabul etmi ş olma­ ları muhtemeldir. Ülken in başarılı si lahlarına eski düşman ları Elam­ ların bile dayanamadığı Hammurabi'nin güçl ü egemen liği döne­ minde keyfini çıkarmış olduğu iyi zamanları esefle hatırlıyor olma­ l ıydı lar. Ancak kronik, Denizin Ülkesi tarafından elde edilen başka bir başarıdan bahsetmese de kuşkusuz Babil'in çöküşünü hızlan­ dırmaya ve B irinci Hanedan'ı sona erdirmeye katkısı olmuş bir gerçeği kaydetmektedir. Bize B irinci Hanedan'ın son kralı Sam­ su-d itana'nın saltanatı esnasında Khattu (Kuzey Suriye l i Hititler) ülkesinin halklarının Akkad ülkesini almak üzere kendisine karşı ilerlediklerini, yani Fırat'ın aşağısına intikal ettiklerini ve Kuzey Ba­ bil'i işgal ettiklerini anlatır. Kronik, işgalin ne ölçüde başarı l ı oldu­ ğunu ifade etmemektedir, fakat kuzeybatıdan yeni bir düşman ın bel irişi Babil kuvvetlerini bölmüş ve böylece onların Denizin Ül­ kesi'nden gelen baskıya dayanma güçlerini azaltm ış olmal ıdır. Samsu-ditana, H ititleri yenmeyi ve onları ü l kesinden kovmayı başarmış olab i lirdi; fakat B irinci Hanedan'ın son kralı olması Ba­ bil'de saltanatı esnasında Denizin Ülkesi'nin kral ının ellerine düştü­ ğünü kan ıtlamaktadır. Soru şimdi ortaya çıkmaktadır, Denizin Ülkesi'n in halkı hangi ırka mensuptur? Neticede Babil'de Üçüncü Hanedan olarak yer­ leşmeyi başaran Kassit kabi lelerinin öncü lerini mi temsil etmek­ teyd iler? Yoksa Ur ve Larsam'dan çıkarıldıkları zaman, güneye çeki len ve bağımsızl ıklarını İran Körfezinin kıyılarında sürdüren Elamlar m ıyd ı lar? Ya da Sami göçünün yen i bir dalgasın ı mı s im­ geliyorlardı? Kassitler olmadıkları Denizin Ü l kesi'nin Kassitler tarafından nasıl fethed i ld iğini ve İluma-ilu tarafından kurulan ha­ nedanın nasıl sona erdiğini anlatan yen i kronik sayesinde kan ıt­ lanmıştır. Onların Elamlar olduklarını gösterecek hiçbir şey yoktur


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

223

ve eğer Den izin Ü lkesi yeni Sami kabi leler tarafından sömürge­ leştirilmiş ise, Babil'deki akrabalarına karşı gelmek şöyle dursun, büyük ihtimal le onlar için i lave kuvvet ve destek kaynağı ortaya koyarlardı . Gerçekte Denizin Ülkesi halkının Elamlar, Sami ler ya da Kassitler'den daha eski bir halka atfedi leceklerine dair bulgu­ lar mevcuttur. Den izin Ülkesi'nin hanedanı zaman ında, işgalci Sa­ milerin onlarla ü lken in mülkiyeti için mücadele etmelerinden önce, o kadar asırdır muhafaza ettikleri toprağın mülkiyetin i kaybetme­ mek uğruna eski Sümerler'in son başarı l ı savaşının izinden gide­ bileceğimize hiç kuşku yoktur. Den izin Ü l kesi kral larının Sümer köken i konusundaki del i l ler, birkaçının taşıdıkları isimlerde izleneb i l ir. Ishkibal, Grulkishar, Peshgal-daramash, A-dara-kalama, Akur-ul-ana, ile Mel am-kur­ kura, bazı larının isimleridir, hepsi halis Sümer isimleridir ve Ishki­ bal'in erkek kardeşi Shushshi de bir S ümer ismi o larak kabul edi­ lebi lir. Hanedan ın ilk üç kralı I luma-ilu, Itti-il i-nibi ve Damki-ilishu i le hanedanın son kralı Ea-gaın il'in Sami Babil isimleri taşıdığı doğrudur; fakat bun lardan en az birinin sadece Sümerce karş ı l ığı­ nın Sami çevirisi o lduğunun del i lleri mevcuttur. Hanedanın kuru­ cusu İ luma-ilu, adının tam Sümerce biçiminde Dingir-a-an olarak yazılı bulunduğu yazıtlar bırakmıştır ve kendisi ile bazı haleflerinin ya Sami isi mler taşıdıkları ya da son kral lar l i stesinde Sümer isimlerinin Babil dili fonnuna çevrilmiş halde göründükleri gerçeği, Denizin Ülkesi halkının karışık olduğu ve Sümer ile Sam i dillerinin büyük ö lçüde ayrı m gözetilmeden kullanı ldığı düşünülerek kolay­ ca açıklanab i l ir. Bu varsayım Den izin Ü lkesi hanedanının Sümer olduğu düşüncesi ve hanedan dönemi nde Sümerler'in bir kez daha Babil'de ağır basan ırk oldukları varsayımı i le tutarsızlık arz etmez. Yeni kronik, Denizin Ülkesi hanedanının Kassitler'in istilası kar­ şısında nasıl yeni ldiklerini de anlatır. Daha B irinci Hanedan döne­ minde, Kassit kab ilelerinin Babi l'e saldırı lar düzen lemeye başla­ dıklarını bil iyoruz; zira muhtemelen başarıyla püskürtü lmüş olan Kassit işgalinden sonra, Babi l l i ler tarafından bu şekilde kutlandığı


224

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

için tarihleme formülünde bu, Samsu-iluna'n ın dokuzuncu yılı ola­ rak adland ırılmıştı . Bu tür i şgaller Denizin Ülkesi tarafından ka­ zanı lan egemenlik dönem i esnasında zaman zaman gerçekleşmiş olmalıdır ve kuşkusuz gelecekte, böyle istilaları durdurmak ama­ cıyla, İkinci Haned�n'ın son kralı Ea-gamil, Elam'ı işgal etme ve Kassit kabi lelerinin korunaklarını inşa etmiş oldukları dağlık bölge­ leri ele geç irme kararı almıştır. Ea-gami l'in bu Elam seferi, kendi­ sinin nasıl yen ildiğini ve Kassit Biti l iash'ın erkek kardeşi Ulam­ Buriash tarafından ülkeden nasıl çıkarıldığını anlatan yeni kronik­ te kaydedi lmiştir. Ulam-Buriash, Ea-gamil'in işgalini püskürtmek­ le yetinmedi ; onu sınırın ötesine kadar takip etti ve Denizin Ülke­ si'ni fethederek orada kend i idaresini kurmayı başardı . Kassitler tarafından Babil'in tamamının yavaş yavaş zaptı, kuşkusuz Deni­ zin Ü lkesi'nin fethini izlemiştir; zira kron ik, Ulam-Buriash tara­ fından başlatı lan zapt etme sürecinin yeğeni Agum tarafından nasıl devam ettirildiğini anlatmaktadır. Ayrıca krallar l i stesinden Ea­ gamil'in Iluma-ilu tarafından kurulan hanedanın son kralı olduğu­ nu b i l iyoruz. Bu şekilde İkinci Hanedan sona erdirilmiştir ve Ba­ bil'in karışık nüfusundaki Sümer unsuru ülkenin idaresinin deneti­ mini tekrar elde etmeyi başaramamıştır. Yeni kronikte verilen, Babil'in en eski Kassit liderleri listesinin, krallar listesinin dayandığı gibi, Üçüncü Hanedan kral larının isim­ leri ile tam olarak uymadığı görü lecektir. Bu belgede hanedanı n birinci kralı, muhtemelen kendisi i l e Ulam-Buriash'ın kimliğini sap­ tadığımız, Den izin Ülkesi'n in Kassit fatihi, Gandash diye adlandı­ rılmıştır. İkinci kral, Agum ve üçüncüsü Biti liashi'dir. Yeni bulguya göre Agum, Bitiliashi'nin oğludur ve kendisinin Babil'i babasından önce yönetmiş olması mümkün deği ldir. Ancak bu sorun iki ismin yerlerinin bazı kopyacılartarafından değiştiri ldiği düşünülerek gi­ deril ir. Kassit Hanedanı'nın kurucusuna verilen farklı isimler, farklı geleneklerin varl ığı nedeniyle olabilir veya Babil'i fethi üzerine Ulam-Buriash, Babil tahtını ele geçirdikleri zaman Asur'un sonraki krallarında doğal bir uygulama olduğu gibi, bir başka isim almış olabilir.


Mısır, Kaide, Sıırı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

225

Yeni kron ikte ilk üç hanedanın birbirleri ile il işkileri konusunda veri len bilgi, eski Babil tarihi öğrencisi için muhtemel en muazzam cazibeye sahiptir. Babi l'de Sumu-abu tarafından kurulan ve Ham­ murabi tarafından güçlendiri len Sami imparatorluğun şimdiye dek inanıldığı kadar sağlam bir temel üzerine kurulmadığını görüyoruz. Hanedanın sonraki kral ları, Elam fethed ildikten sonra, güneydeki saldırı lardan kendi imparatorluklarını korumak zorunda kaldı lar ve neticede, halen Babil nüfusunda kalan ve Denizin Ü lkesi'nde top­ lanmış Sümer unsurlarından ge len saldırı lar karşısında yenildiler. Elam'ın batı bölgelerindeki dağlardan gelen Kassitler'in işgalinden önce bu hanedan yenilmişti ve Babil şehri ü lken in başkenti olarak bu hükümet değişikl iklerinin her aşamasında konumunu korumuş­ sa da Mezopotamya'nın veriml i ovalarının denetimi için sürekli savaşan ve bu denetimi elde eden farklı ırkların hükümdarların baş­ kenti olmuştu. Üçüncü Hanedan'ın Kassit krallarının sadece Babil deği l ; Elam'ın daha büyük parçaları üzerinde de egemenl iklerini kurmuş olmaları muhtemeldir; zira Susa'da M. de Morgan tarafından, Ba­ bil'in Kassit krallarının birkaç yazıtı bul unmuştur. Bu yazıtlar, gü­ nümüz yazarlarınca çoğunlukla "sınır taşları " olarak adlandırıldığı halde, Babilli lerin bizzat kudurru dedikleri türden, gelişigüze l bi­ çimlendirilmiş taş an ıtlar üzerine yazıl ı toprak bağışlarından ol uş­ maktayd ı. Son söylenen ifade, fazla isabetli yapılmış bir seçim de­ ğildir; zira bizzat gerçek anıtların bir toprak ya da mülk üzerine sınırını işaret etmek için konulduğunu ima etmektedir. Kudurru üzerindeki yazının mülkün ilgili olduğu konumu ve büyüklüğünü belirttiği doğrudur; fakat kudurru asla sınırı belirlemek için kulla­ nılmamıştır. Mülkün sahibinin evinde ya da muhtemelen tanrısının mabedinde tapu belgesi olarak muhafaza edilir ve kendisinin, mü l­ kiyet hakkı konusundaki herhangi bir anlaşmazlık durumunda başvurabileceği anlaşmasını ya da tapu belgesini teşkil ederdi. M . d e Morgan tarafından bulunan kudurrulardan biri Üçüncü veya Kassit Hanedanı Kralı Nazimaruttash tarafından Tanrı Marduk'a,


226

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Babi l'e yakın birkaç mülkün bağışını kaydetmektedir; yan i kral tarafından Babil'de Marduk'un büyük tapınağı, E-sagila'nın hizme­ tine tayin edi lmiştir. Araziden elde edilen bütün ekin ve ürün, herhangi vergi ya da haraç ödemeksizin mülkten yararlanacak mabedin ihtiyaçlarını karşılamak üzere bağışlanmıştır. Metin, üzerine bağışlanan top­ raklarla ilgili, benzeri vergi muafiyetinden yararlanacak olan Kas­ hakti-Shugab isiml i özel kişiye de aynı bölgede önemli miktarda arazi hibe edildiğini kaydetmektedir. Bu vergi muafiyeti belge ile özel olarak şu sözlerle meşrulaş­ tırı lmıştır: "Gelecek günlerde, ülkenin hükümdarı ya da val i lerin­ den biri veya idareci leri veya bu bölge lerin muhafızları, bu mülk­ ler konusunda herhangi bir hak iddia edecek olurlarsa ya da mü lk­ ler üzerinde aşar vergisi ya da vergi koymaya teşebbüs edecek olurlarsa, bu taşta isimleri anılan veya si lahları tasvir edilen veya meskenleri resmedilen bütün büyük tanrılar kendisine beddua ile lanet ederler ve adını ortadan kaldırırlar! " Bu lanet, kudurruların ya da "sınır taşları"nın, yani tanrıların üzerlerindeki yazılı metin lere ek olarak hepsinde bulunan oyma figürlerinin ve sembollerinin resimlerinin en çarpıcı özelliklerinden birini açıklamaktadır. Bir zamanlar bu sembollerin burç işaretle­ riyle ve çeşitli takımyıldızlar ve yıldızlarla i lgil i olduğu düşünülürdü ve gökcisimlerinin belgenin hazırlandığı zamanki bağıl konumla­ rını temsil etmeyi amaçlamış olabileceği varsayıl ırdı. Fakat Nazi­ maruttash'ın bu metni ve son zamanlarda bulunan diğer benzer belgelerin taşlar üzerindeki tanrıların sembol leri ve şekillerinin varlığının bir başka ve çok daha basit bir kuram ile açıklanacağını ortaya koymaktadır. Onlar kudurrunun bahsettiği mülkün koru­ yucuları olarak oraya yerleştirilmişlerdi ve taş üzerinde onların fi­ gür ya da amblemlerini oymanın belgenin amacının anmak ve ko­ rumak olduğu haklar ile ayrıcalıkların herhangi bir ihlali durumun­ da müdahalelerini sağlama alacağına inanılıyordu. Nazi-marut-


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asıır Tarihi

227

tash'ın kudurrusunun bir yüzünün fotografık reprodüksiyonu, i l i­ şikteki resimde gösterilmekted ir. Orada tahtında otururken res­ medilmiş ve dört boynuzlu başlığın ı takan ve ayaklarına varan uzun cübbes ini giyen, tanrı ların annesi, Gula ya da Bau'nun resmi gö­ rü lecektir. Arazide Güneş Tanrı, Ay Tanrı, İştar ve d iğer tanrı ların simgeleri bulunur ve kutsal sembol ler i le meskenlerin temsili, Gru­ la'nın bakmakta olduğu köşeye doğru, bir başka yüzde devam et­ tirilir. Belgenin diğer iki yüzü yazı i le kaplanmıştır. Taş üzerindeki metne, M arduk'un tahtı ile ayakları altında başlayan ve diğer yüzde tanrı ların amblemleri altında devam eden ilginç bir not eklenm iştir. Bu not belgenin tarihini aşağıdaki söz­ lerle an latır: "O günlerde Nusku-na'id'in oğl u Kashakti-Shugab, ki lden anıt üzerine (bu belgeyi) yazmıştır ve kendisi onu tanrının huzuruna yerleştirmiştir. Fakat orduların kral ı, Bab i l kralı, Me­ lishikhu'nun oğlu, Marduk-aplu-iddina'nın saltanatı esnasında, du­ var bu anıtın üzerine çökmüş ve onu ezmiştir. Nibishiku'nun oğlu, Shu-khuli-Shugab yen i bir taş an ıta eski metnin suretini yazmış ve onu (tanrının huzuruna) yerleştirmiştir." Bu yüzden ele geçirilen bu gerçek taşın Nazimaruttash'ın saltanatı esnasında hazırlanan bel­ ge olmadığı; ancak Üçüncü Hanedan'ın sonraki kralı Marduk­ aplu-idd ina'nın döneminde yapı ldığı görülecektir. Orij inal tapu, Marduk'un mabedi ile birlikte toprağın imtiyazını paylaşan, Kas­ hakti-Shugab'ın haklarını korumak için hazırlanmıştır. Kend isinin payı mabedin payının yarısından azdı ; ancak her ikisi de ayn ı böl­ geye yerleştiri ldiği için, Babilli rahipler tarafından haklarına yapı­ lacak bir saldırıyı önlemek için kendisi, tapınağın payını bir bir say­ mak ve ifade etmek konusunda dikkatliydi.


228

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KUDURRU VEYA "SiNiR TAŞ!" Üçüncü veya Kassit Hanedanı Kralı Nazimaruttash'ın metni ile yazılmış, Marduk tapınağına ve Kashakti-Shııgab adlı belli birine, Babil yakınındaki bazı mülklerin verilişi. Fotoğraf M. de Morgan 'ın, "Delegation en Perse, Mem. ", m. ii, si, J 8. 'den kopya edilmiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

229

Bu tür toprak bağışlarının özel bireylere, krala verm iş oldukları olağanüstü h izmetlerin karşılığında yapılmış olmaları muhtemeldir. Nitekim M. de Morgan'ın bulguları arasındaki kırık bir kudurru, bir kişinin bel li bir mal üzerindeki iddiasının i l . B iti-l iash tarafından onaylanmasını içerir. Bu iddia, Asur ile savaşı esnasında krala veri len hizmetler karşıl ığında Kurigalzu tarafından adamın atala­ rına yapı lan bağışa dayalıdır. Bu tür sözleşme ya da tapu senetle­ rinin en güzel örneklerinden biri, Üçüncü Hanedan kralı Mel is­ hikhu'nun devrinden kalmış, Susa'da bulunmuştur. Söz konusu bel­ ge Agade ile Dur-Kurigalzu şehirlerine yakın, Bit-Pir-Shadu-rabu bölgesinde, Mel ishikhu tarafından, yerine Babil tahtına geçen oğ­ lu Marduk-aplu-iddina'ya yapı lan bir mülkün bağışını kaydetmek­ tedir. Metin toprağın imtiyazına dahil edi len mülklerin büyüklüğü ve konumu konusunda ayrıntılar vermektedir ve bunları ölçme gö­ revi emanet edi len üst düzey memurların isimlerini bel irtmektedir. Metnin geri kalan ı toprakla birlikte Marduk-aplu-iddina'ya verilen imtiyazları belirtmekte ve güvenceye almaktadır, ayrıca dönem in toprak kul lan ım hakkına olağanüstü ışık tuttuğu için, burada on­ dan bir alıntı tercüme edilebilir: Yazıt, "Kendisinin toprağına saldırı ları önlemek için, " diye geç­ mektedir, "böylece kendisi (yani kral) (Marduk-ap l u-iddina'nın) sözleşmes ini yapmıştır. Arazisinde vergi ve aşar vergisi koyma­ yacaklar; hendekler, sınırlar ve ara hatların yerin i değiştirmeye­ cekler; (kendisin in mülkiyeti ile i lgili) fesat, manevra ya da alacak hakkı olmayacak; su baskınların ın önlenmesi amacıyla mecburi hizmet için ya da kamu hizmeti için, B it-Sikkam idu ile Damik­ Adad şehirlerinin koruması altındaki kraliyete ait kanal ın tamir ve bakımı için, Nina-Agade Bölgesi'n in şehirlerinde toplanan çeteler arasında kendisinin mülkünden insanları göreve çağırmayacaklar; kraliyet kanalının savakları üzerine mecburi hizmete tabi değiller­ dir, ne bent inşası, kanal kapatılması ne de bu yüzden nehir yata­ ğının kazılması konusunda h izmete tabidirler. "


230

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

KUDURRU (KUOTTRRU) VEYA "SINIR TAŞI" Babi/'in Üçüncü ya da Kassit Hanedanı 'ndan kralların biri Melishikhu'nun metni ile yazılmış oğlu Marduk-aplu-iddina 'ya bir mülkün bağışını kaydetmektedir. Fotoğraf M. de Morgan 'ın "Delegation en Perse, Mem. ", m. ii, si. 24'ten çoğaltılmıştır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

23 1

" İ ster kiralanmış ister mülke ait olsun, topraklarının çiftçisi ve talimatl arını alan (yan i müfettişleri) adamlar, Bit-Pir-Shadfı-rabfı' nun h içbir val isi, ister kralın emriyle olsun ister valinin emriyle ister Bit-Pir-Shadfı-rabfı'da olabilecek her kim olursa onun emriyle, on­ l arın toprakl arını bırakmalarına neden olmayacaktır. At arabaları ve (satıcının) omuz sırığındaki, eşeği ve uşağı üzerindeki kereste, ot, saman, ekin ve başka her tür mahsule, hiçbir haciz koymaya­ caklardır. Bati-Anzanim Kanal ı ile kral iyet bölgesinin kanalı arasın­ da akan kanalda suyun az olması halinde, hendeğindeki sulama suyuna haciz konmayacaktır, su deposunun arkından su çeki lme­ yecektir, sulama (için onun suyunun) yolu değiştiri lmeyecektir ve onunla başka toprak sulanmayacaklardır. Topraklarının çimenini b içmeyeceklerdir, krala ya da val iye ait Bit-Pir-Shadfı-rabfı Böl­ gesi'ne tahsis edilebilecek hayvanlar, onun sınırlan dahilinde güdül­ meyecektir, onun çimenlerinde otlatılmayacaklardır. Kendisi, ister kral ister Bit-Pir-Shadfı-rabfı Bölgesi'ne atanması muhtemel vali için, yol veya köprü inşa etmeye zorlanmayacak, ne de gelecek gün lerde kral ya da Bit-Pir-Shadfı-rabfı bölgesine atanan valinin başlatacağı ve dayatacağı, yeni bir biçimdeki mecburi h izmetten sorumlu, yeniden gündeme getirilen artık bırakılmış mecburi h iz­ metten mesul tutulmayacaktır. Arazisine kralın onun bölgesi için belirlediği ve ona ait olan imtiyazlara ve kendisine bahşettiği her şeye yönel ik saldırıl arı önlemek için ayrıca Shamash ve Marduk ve Anunitu'nun ayrıca yerin göğün büyük tanrılarının huzurunda, kendisi on ları bir taşa yazmı ş ve onu mülkü i l e ilgili ebedi b ir anıt olarak bırakmıştır." Metnin tamamı alıntı yapı lamayacak kadar uzundur, ayrıca burada Mel ishikhu'nun, bizzat taht üzerinde selefleri tarafından ya­ pılan benzeri bağışlara saygı göstermiş olduğu gibi, kendisinin oğlu­ na, Marduk-aplu-iddina'ya vermiş o lduğu toprak ve imtiyazlara say­ gı göstermeleri için, gelecek krallara çağrı yaptığını kaydetmek ka­ fi gelecektir. Ayrıca metin, konumu ne olursa olsun, Marduk-apl u­ iddina'ya bahşedi len ayrıcalıklara herhangi bir saldırıda bulunan ya


232

Mısır. Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

da an ıt taşını değiştiren ya da anıt taşa herhangi bir zarar veren bi­ risi aleyhinde, çok yalın bazı lanetlerle bitmektedir. Melishikhu'nun bağışına dair bir ihlalin intikamını almak için yakardığı tanrı ların amblemleri, taşın bir tarafına işlenmiştir; zira zaten bel irtilmiş oldu­ ğu gibi onların anıt taşına kazınmasıyla, taşın kendisini ve yasaları­ nı koruma konusunda yardım larının güvenceye a lındığına inan ı l­ maktaydı . Taş üzerindeki henüz tercüme edi len metin bölümünden, Kas­ sit kralları dönem inde, Babil'de toprak sahibinin, kendisine özel muafiyet verilmedikçe, devlet ya da bölgesi için kamu hizmetleri vermeyi, kralın ya da val inin küçükbaş ve büyükbaş sürülerine ot­ lak ve otlatma hakkı vermeye; ayrıca toprağı, sulama suyu ve ekinleri için çeşitl i vergi ve öşürler ödemeye tabi olduğu görülmek­ tedir. Babil'in B irinci Hanedanı'na ait, son birkaç yılda ele geçen ve yayınlanan çok sayıda belgeden bu dönemde benzer adetlerin geçerli olduğunu biliyoruz. Bu yüzden boyun eğdiri len ülkeye yöne­ l ik peş peşe fetih ler ve Babi l'de yabancı krallardan oluşan hane­ danların kurul ması, ülke sakinlerinin hayat ve adetlerini veya hü­ kümeti ile idaresinin genel karakterini bile h issedilir bir derecede etkilememiştir. Babi l'in Kassit krallarının saltanatları esnasında kil tabletler üzerine yazılan, ticari ve hukuki mahiyette bazı belgeler N ippur'da bulunmuş, fakat henüz yayınlanmamıştır. Ayrıca bu dönemdeki insanların hayatı ile ilgi l i sahip o lduğumuz bi lgi, daha önce anlattığımız Nazimaruttash ile Melishikh u'ya ait olanlar gibi, kudurru veya sınır-taşlarından dolaylı olarak elde ed ilm iştir. Deni­ zin Ülkesi krallarının yönetimi altındaki insanların hayatına dair belgelerden, bu bölümde daha önce anlatılmış olan yayınlanmamı ş kron ik dışında e limizde h içbir şey bulunmamaktadır, b u döneme ait bi lgimiz bir ya da iki, kısa, adaklık yazıt ile sınırlıdır. Fakat Babi l'in B irinci Hanedanı'nın Sami kral larının saltanatı konusunda, durum çok farklıdır. B u dönemdeki hukuki ve ticari işlemlere dair bin ler­ ce tablet ele geçirilmiştir ve daha yakın zamanlarda Hammurabi ve hanedanından diğer kral lar tarafından yazılmış en değerl i krali­ yet mektupları dizisi gün ışığına çıkarı lmıştır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

233

BABIL KRALI HAMMURABİ'NİN ANITININ YUKARI KISMI Anıt, kendisinin ünlü kanunları ile yazılmıştır. Güneş Tanrı, tapınak cephesi şeklinde bir tahtta oturmuş halde resmedilmektedir ve ayakları dağların üzerinde durmaktadır. FotoğrafMessrs. Mansell & Co. tarafından çekilmiştir.


234

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

Dahası, son zamanlarda keşfedi len, Hammurabi tarafından hazırlanan kanunlar, o dönemde Babil'de geçerl i olan hayat koşul­ ları konusunda, en i lginç bilgileri içermektedir. Bu üç kaynaktan eski Babi l l ilerin hayatı ve adetleri hakkında nispeten tam bir açık­ lama elde etmek mümkündür.


VI.

BÖLÜM

ESKİ BABİL HAYATI VE GELENEKLERİ

fi Aezopotamya �e çevresindeki ülkelerin eski tarih inin izini :J YL sürerken, eksiksiz ve nispeten tam görünümünü içeren

bir öykü inşa etmek mümkündür. Babil ile ilgi l i olarak hanedanla­ rın nasıl birbirlerini izlediği ve uzun dönem ler boyunca kralların isimlerinin bir araya getiri ldiği ve verasetlerinin sırasının nasıl ka­ tiyetle belirlendiği gösterilebilir. Ancak bu bağlantılı öykünün da­ yandığı orij inal belgelerin sayısı ve önemi, dönemlere göre çok de­ ğişir. Biraz ustalıkla, yerel krallar listesi ve tarihi yazıtlar sayesinde sağlanan şecereler aracılığıyla, köprü kurulabi len olaylar dizisine dair bi lgimizde boşluklar ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, sanki böyle cimriliği telafi etmek için, kazı lar bu dönemlerde geçerli es­ ki Babil hayatının koşullarını açıklamak üzere çok sayıda malze­ me temin etmiştir. Kayıtların toplanması bakımından bu dönemlerin en şanslısı, şüphesiz Bab il'in B irinci Hanedan ile i lgi li Sami kralla­ rın ve özell ikle en büyük hükümdarı Hammurabi'nin saltanat döne­ midir. M. Maspero kayıtlarını yazdığı zaman, hukuki ve ticari bel­ gelerin yazılı olduğu ve bu eski kralların saltanatları dönemine ta­ rihlenen binlerce kil tablet, zaten ele geçirilmişti ve sağladıkları bil­ gi, kendisi tarafından hakkıyla özetlenmişti. <"> Fakat o zaman eski ( * ) Bu tabletlerin çoğu British Museum'da muhafaza edilmektedir. Yayınlanmış başlıca çalışmalar British Museum'da Çivi Yazısı Metinler ( 1 896, vs.), Strass­ ınaier'in Altbabylonischen Vertrage aus Warka ile Meissner'in Beitrage zıım alt­ babylonischen Privatrecht'd ir. Bu döneme ait, Pensilvanya Müzesi'nde muhafaza edilen benzer birkaç tablet, çok geçmeden Dr. Ranke tarafından yayınlanacaktır.


236

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Babil devletlerinin anayasası, idari sistemi ve nüfusunun çeşitl i s ı­ nıflarının hayat koşulları ile ilgili bi lgim izi büyük çapta arttıran diğer iki bilgi kaynağı bulunmuştu. Bu yeni bi lgi kaynaklarından biri, B irinci Hanedan kral ları tarafından yazılan, kazılarda ele geçiri len ve şu anda British M u­ seum'da muhafaza edi len, kayda değer kraliyet mektupları dizisi­ dir. Mektuplar Babil'de çeşitl i büyük şeh irlerdeki val i lere ve yük­ sek seviyeli memurlara gönderi lmişlerdi ve ülken in idaresi i le ilgili kralın d ikkatini çeken konulardaki emirlerini içeriyorlard ı . Ele al­ dıkları konu ların çeşitl i liği muazzamdı ve içlerinde dönem le ilgili bi lgimize bir şey ilave etmeyen neredeyse bir tanesi dahi yoktu . Diğer yeni bi lgi kaynağı, Hammurabi tarafından halkının idaresi için hazırlanan, her sınıftan astlarının görev ve imtiyazların ı tanım­ layan, Susa'da keşfi önceki bölümde anlatı lan muazzam kanun­ lardı. Kanun lar kırk dördü muhafaza edilmiş, kırk dokuz sütundan az olmayan, diyorit anıta işlenmişti <*> ve anıtın başı Güneş Tanrı, Shamash'tan onları alan kralın resm i işlenmişti . Bu yasa kitabı, B irinci Hanedan zamanında, kanun ve adalet icraatinin, Babi l'de ne derecede geliştiri lm iş olduğunu göstermek­ tedir. Dönemin sözleşmelerinden ve mektuplarından uzman ha­ kimlerin ve uygun şekilde görevlendirilmiş mahkemelerin mevcut olduğunu zaten b i liyorduk. Ayrıca kanun kitabı bizzat açık şekil­ de, adet ve gelenekle verilmiş yetkiye zaten sahip olan, hukuki karar ve yasamayla ilgi l i büyük kuruluşa, kral vasıtasıyla kraliyete ait yaptırım hibe etmeyi amaçlamıştı. Bu tür bir kanunun ortaya çıkabileceği yol, bu dönemde mahkemelerde kabul edi len prose­ dür sistemi i le açıklanmıştır. Bir dava onaylanıp ardından hüküm veri ldikten sonra, davanın ve del illerin özeti, kararla birl ikte, gere­ ken yasal formda ve terminoloj ide hazırlanır ve tabletlere yazı lır­ dı. Tanık listesi eklenip, tablet tarihlen ip mühürlendikten sonra, ka( *)

Kral, Mektuplar ve Hammurabi'nin Y azıtları'na bakınız, 3 cilt ( 1 898- 1 900).


Mısır, Kaide, Surıj1e, Babil ve Asıır Tarihi

237

yıtlı kararı ilgilendiren, gelecekteki başvuru veya dava durumun­ da ortaya konmaya hazır olarak, mahkemen in ad l i arşivlerine kal­ dırılırd ı . Bu prosedür adli icraat sisteminde ileri bir aşamayı res­ metmektedir; ancak veri len hükümlerin korunması için gösterilen özen, açık olarak gelenekseldir ve doğal olarak zaman la tanınmış kanunnamenin varlığına yol açmı ştır. Dahası karar bir kez veri lince ve uygun şekilde kayded il ince geri alınamazd ı ve eğer bir yargıç böyle bir kararı değiştirmeye kalkışırsa kendisi ciddi şeki lde ce7..a landırı lırd ı . Zira hakim maka­ mından sadece kovu lmakla kalmayıp gelecekte kanuni işlemleri yürütmekten men edi lirdi; fakat kararı para cezası i le i lgili olmuş­ sa, kendisi mahkum ettiği adama yirmi katını ödemekle yükümlü olurdu. Böyle bir kararname arada bir zorluk veya adaletsizl iklere de yol açmış olmalıd ır; ancak en azından insanların zihinlerine yar­ gıçların kararları konusunda saygı ve yargıçlara sorumluluk duy­ gu ları aşılayan etkisi olsa gerektir. Adaletsizlik üzerinde daha ileri bir denetim, şehrin hakimle birl ikte oturan ve görevlerini icra eder­ ken ona yard ım eden ihtiyarlar geleneğidir; ayrıca kendisi eğer adaletin yerine getiri lemediğine inanıyorsa, krala başvurmak yolu o kişiye açıktır. Şu anki amacımız yasa kitabının hukuki içeriğinin teknik incelemesini sunmak deği l ; daha ziyade, eski Babil hayat ve adetlerine ve insanların içinde yaşadığı koşullara ne kadar ışık tut­ tuğunu araştırma gayesiyle onu incelemektir. Kanun kitabı, Babilli ler'in aile hayatı konusunda epey bilgi vermektedir ve her şeyden önce evli l ik bağının kuşatıldığı kutsal­ l ığı ortaya koymaktadır. Ev l i l ikle i lgil i davalar önemsemeden üstlen ilmez. Yasal olarak bağlayıcı olacak her ev l i l iğe, gereken şeki lde yapılmış ve beyan edilmiş evl i l ik anlaşması ile eşlik ed i l­ melidir. Bir erkek bir kadını bu gerekl i başlangıcı yerine getirmek­ sizin eş olarak alm ışsa kadın yasal an lamda onun karısı olarak ka­ bul edi lmemiştir. Diğer taraftan, böyle bir evlilik anlaşması bir kez yapıld ığında, bozu lamazl ığı sıkı bir şeki lde sağlama almmıştır.


238

Mısır, Kaide, Sıırı)'e, Babil ve Asur Tarihi

Erkeğin karısı tarafından yapıldığı kanıtlanan bir zina davasında, suçlu tarafların boğulması cezası da verilmişti; kadının kocası, eğer karısını kurtarmayı isterse krala başvurarak bunu yapabi lirdi. Ben­ zer olarak, bir başka erkeğin hala babasının evinde yaşayan ni­ şan l ı eşini iğfal eden adamın cezası ölümdü; fakat bu durumda kızın masumiyeti ve cahill iği dikkate alınırdı ve kıza hiçbir ceza ve­ rilmezdi ve kız serbest bırakılırdı. Kadının zinasının kan ıtlanmadığı ve sadece kocasının suçlamasına isnat edildiği durumda, kadın ken­ di masum iyeti üzerine yemin ederek kendini tem ize çıkarabi l ird i ; eğer yine d e suçlama bizzat kocadan deği l diğerlerinden gelmiş­ se, kadın kendini su ile sınamaya tesl im ederek aklayabi l irdi, yani kendisi Fırat sularına dalard ı, eğer neh ir kendisini alıp götürür ve boğu lursa, bu suçlamaların yerinde bir temele dayandığının kanıtı olarak kabul edi li rdi; eğer tersine kadın hayatta kalırsa ve salimen kıyıya çıkarsa, masum olduğu düşünülürdü ve tamamen temize çıkmış olarak evine derhal dönmesine izin veril irdi . Evli kadın tarafından iffet görevinin kesin surette mecburi ol­ duğu; fakat kocanın karısını uygun şeki lde korumak sorumluluğu­ nun da takd ir edi ldiği ve kocanın firarı hal inde, bel irl i koşul lar al­ tında, kadının bir başka adamın karısı olabi ldiği görü lecektir. Böy­ lece, eğer erkek şehirden ayrı lır, oradan kendi hür iradesi i le ka­ çar ve karısını terk ederse kend isi şehirden ayrılmaya zorlanma­ mış olduğu için ya da şeh irden nefret ettiğinden böyle yaptığı için dönüşünde karısını geri isteyemezdi . Bu kural savaşta esir edilen adam ın durumunda uygulanmazdı . Bu gibi durumlarda kadının hakaretleri, kocasının koşu lları ile yönlendiril irdi. Eğer tutsak ko­ ca, yabancı bir ülkede esareti esnasında, karısının geçindirilebile­ ceği yeterl i mülke sahip ise, kadının bir başka evl i l i k arayışı için h içbir sebebi olamazdı. Eğer bu şartlar altında kend isi bir başka adam ın karısı olduysa mahkemede kendisine dava açı l ırdı ve eyle­ mi zinanın eşdeğeri olduğu için kendisi suda boğu lurdu. Fakat tut­ sak kocanın yokluğunda karısının geçimi için yeterli varlığı yoksa, dava bozulmuş olarak kabul edi l i rd i . O zaman kadın kendi yete-


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

239

nekleriyle idare etmek zorunda kal ırdı v e eğer b i r başka adamın karısı olmuşsa kendisi hiçbir suçlamaya maruz kalmazd ı . Esir, dönüşü üzerine karısını geri çağırabil irdi; fakat ikinci evli likten do­ ğan çocuklar kendi babaları ile kal ırlardı. Kocası savaşta esir dü­ şen bir kadının durumu ile i lgili bu düzenlemeler, bu eski dönemler­ de sürekli devam eden savaşların onlara katılanların hayatlarını nasıl etkilediğiyle i lgili bir resim sunmaktadır. B irinci Hanedan dönem inde, Babilli lerin egemen liği altında, erkek için birden fazla kadın almak çok daha kolay olsa da boşan­ ma sıkı bir şeki lde düzenlenmi şti . Geç Asur döneminden elimize ulaşan S ümer kanunlarının suretlerini Eski Sümerler döneminde geçerl i olan kanunnamenin parçaları olarak kabul edebi l i rsek bu eski dönemde yasaların yine de -her istediği zaman, ona sadece tazminat olarak yarı mana c•ı ödeyerek karısını boşayabi len- ko­ can ın daha leh ine olduğu sonucuna varabiliriz. Sümerler dönem in­ de, kadın asla boşanma hakkı elde edemezdi ve kocasını reddet­ menin cezası ölümdü. Bu düzenlemeler Hammurabi'nin yasa ki­ tabında kadının lehine değiştirilmişti; zira onun hükümlerine göre, eğer bir erkek karısını boşar ya da nikahsız eşinden ayrı l ı rsa, onun geçimi için uygun önlemler almaya mecburdu. Kadın ister kısır ister ona çocuk doğurmuş olsun, erkek ona evl i l ik çeyizini iade etmeye mecburdu ve son durumda kad ın, erkeğin bakım ı ve eğiti­ mi için gerekli levazımı sağlamaya mecbur olduğu çocukların ne­ zaretine sahipti . Dahası, erkeğin ölümü halinde, kadın ve çocukları onun mülkünden miras olarak pay alırlardı. Evl i l ik çeyizinin hiç mevcut olmaması halinde, kocanın sosyal durumuna göre, boşan­ mış karısına ödemek zorunda olduğu bir meblağ tespit edi l mişti . Kadının evini mahvettiği ve görevlerini yapmakta tamamen başa­ rısız olduğu durum !arda, kocası onu herhangi tazminat ödemeden boşayabilir ya da onu evinde köle yapabil irdi ve bu suçun en uç ce(* ) Yarım kilo ile bir kilo arası değişebi len, Grek-Babil-İbrani ağırlık birimi (altın/gümüş tazminat ödenmesi). (ÇN)


240

Mısır. Kaide, Suriye. Babil v e Asur Tarihi

zası ölümdü. Öte yandan, kadın sürekli bir hastalıktan mustarip olduğu için boşanamazdı; ayrıca kendisi kocasını boşamak isterse ve önceki hayatının zevkli olduğunu kan ıtlayabilirse, babasının evi­ ne dönerek ve evli lik çeyizini beraberinde götürerek bunu yapabi­ lirdi. Burada, evlilik çeyizleri, du l ların hakları, miras yasaları ve ço­ cukların evlat edini lmes i ve bakımı konusunda kanun larla verilen düzen lemelere inceden inceye girmeye gerek yoktur. Evlilik ve boşanma ile ilgili zaten incelenmiş olan adetler, kanunnamenin tasarlandığı ruhu ve Babil'de ev hayatı meselelerinde kadının sa­ h ip olduğu konumu göstermeye yeterl i olabilir. Eski Babil zaman­ larında kadınların sahip olduğu bağımsız mevki, sözleşmelerde ve dönem in mektuplarında sürekli atıflar yapılan, özel bir kad ınlar sın ıfının varlığı ile açıklanmıştır. Kadınlara ait bu sınıJın varlığı ilk kez B irinci Hanedan döneminde yazı lan sözleşme tabletlerinde onlara yapı lan atıflardan fark edi ldiği nde, onları rahibe olarak ka­ bul ed iyorlardı; ancak Hammurabi kanunnamesinde ortaya çıkan onlarla i lgi li düzenlemeler görevlerinin tam an lamıyla rahibel ik ol­ madığını ancak kendini adamış ı·ı kimse konumunu işgal ettikle­ rini ortaya koymaktadır. Bu döneme ait yazıtlarda atıf yapı lanla­ rın çoğu Sippara'da Güneş Tanrı'nın mabedinde, E-bab-bara'nın ve Babil'de büyük Marduk tapınağında, E-sagila'nin hizmetine girmişlerdi. Ancak ülkedeki bütün büyük tapınakların on lara bağlı kadın derviş sınıflarına sahip oldukları muhtemeldir. Şu anda mev­ cut del il lerden bu kad ınların görevlerinin Erech şehrindeki Tan­ rıça İshtar'ın h izmetine adanmış kutsal fahişelerin göreviyle hiçbir benzerl ik taşımadığı sonucu çıkarı labil ir. Toplumda muazzam et­ kili ve bağımsız bir mevki işgal ediyor gibi görünmektedirler, ayrı­ ca görevleri ile imtiyazları özel mevzuatla tanımlanmış ve himaye edilmiştir.

(*)

M Urit, salik, dervi::. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

24 1

Genel olarak tapınağa bağl ı özel bir bina ya da manastırda bir­ likte yaşıyorlardı; fakat dikkate değer özgürlüğe sahiplerdi ve ma­ nastırı terk edebi liyor, evlilik sözleşmesi de yapabi liyorlardı. Yine de bağlı lıkları , on lara özel imtiyazlar sağlarken karş ı l ığı olan sorumlulukları zorunlu kılmaktaydı. Evl i bir derviş kadın bile, buna rağmen bakire kalmaya mecburdu ve eğer kocası çocuk sah ibi olmak isterse, kendi çocuk doğuramaz; fakat kocasına bir bakire ya da nikahsız eş bu lması gerekirdi . Aynı zamanda kend isi yük­ sek standartta ahlaki davranışlar sürdünnel iydi. Herhangi bir ihlal durumunda ciddi cezalar uygulanırd ı . Nitekim eğer manastırda yaşamayan bir kad ın derviş, birahane açmışsa ya da içmek üzere bunlardan birine ginnişse, ölüm cezası alma riskine ginniş olurdu. Fakat kadın dervişin sahip olduğu ayrıcal ıklar da pek çoktu; zira evl i olmadığı zaman evl i bir kadın statüsünden yararlanırdı ve eğer bir erkek ona i ftira atarsa, alnından damgalanma cezasına maruz kal ırdı. Dahası evli bir derviş, kocasının çocuğunu doğuramasa da kocasının ev ile ilgili işlerinin daimi l i deri olarak konumu korun­ muştu. Kocasına sağlayabildiği nikahsız eş, daima, hatta kocasının çocuğunu doğurduktan sonra bile, (derviş) karısının aşağısındaydı ve nikahsız eşin kadın derviş i le kendisini eşit seviyeye getirmek için bir çabası olursa, derviş kadın, onu köle olarak damgalayabilir ve kadın kölelerin yanına koyabil irdi . Eğer n ikahsız eş kısır çıkar­ sa, satılabilirdi. Derviş kadın, mülk sahibi de olabilird i ve rahibe ye­ minini edince evl i l ik halinde veriliyonnuş gibi babası tarafından kendisine çeyiz sağlanırdı. Çeyizi kendi adına yatırılırdı ve ne dervişler sınıfının ne de bağlı olduğu tapınağın mülkü olurdu. Mül­ künün getirisi, kendi nafakasına tahsis edi lirdi ve babasının ö lümü i le erkek kardeşleri onun çıkarlarını gözetirlerdi ya da kendisi mül­ künü kiraya verebil irdi. Bazı koşu llarda mülkünü miras olarak ala­ b i l irdi ve onun için vergi ödemesi zorunlu değildi ve bu tür mülkü kendi ölümü hal inde, vasiyetle (miras) bırakabilirdi ; fakat babası ona payını miras bırakma ayrıcalığını devretmemişse, ölümü üze­ rine onun payı kendi ai lesine devredi lirdi. Dervişin sahip olduğu


242

Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil v e Asur Tarihi

sosyal mevkinin önemli olduğu, iyi aileden çoğu kad ınların ve hat­ ta kral iyet ai lesinden üyelerin dervişlik yemini etmeleri ile anla­ şı lmaktad ır. Sistemin varl ığı ve yüksek şöhreti eski Bab i l l i ler arasında kadın ların konumu i le ilgi l i çok i leri bir görüşün göstergesi olmaktadır. Hammurabi'nin kanunlarından toplumun oluştuğu çeşitli sınıf­ larla ve bu sınıfların sosyal konumlarıyla i lgili önem l i bilgi l er top­ luyoruz. Kanuı1 yapımı amacıyla toplum, sosyal sistemde iyi tanım­ lanmış katmanlara karşı l ık gelen, üç ana sınıfa ya da kesite ayrı l­ mıştı. Bu sını fların en düşüğü, nüfusun oldukça büyük bir kısmını teşki l etmesi gereken kölelerden oluşuyordu. Onların yukarısın­ daki sonraki sınıf bir miktar mülke sahip olan; ancak yoksu l ve basit, isimleri muslikenu kelimesinin ima ettiği gibi, hür insanlar­ dan oluşan büyük kitleyi içeriyordu. Bunlara orta sınıf olarak isim vereb i l iriz. En yüksek ya da daha üst sınıf; bütün subayları, mah­ kemeye bağlı vek i lleri, üst düzey memurları ve devlet h izmetlile­ rini, ayrıca büyük toprak ve mülk sah iplerini kaps ıyordu. Bab i l nüfusunda h ü r insanlar i l e i lgili, iki büyük sınıfı birbirinden ayıran ve sın ırlarını bel irleyen farklar, herhangi bir hasar karşıl ığında ödemeye mecbur ya da almaya hak sahibi oldukları, tazminat öde­ me tari fesi ile iyice açıklanmıştır. Böylece eğer bir üst sınıf üyesi, tapınak ya da özel bir evden, bir öküz ya da koyun ya da eşek ya da domuz ya da kayık çalmaktan suçlu ise, kendi s i sah ibine taz­ minat olarak otuz katını ödemek zorundaydı ; oysa hırsız orta sınıf mensubu ise, kendisi sadece bedel in on katını ödemek durumun­ dayd ı ; şayet hiç mü lkü yoksa ve tazm inatı ödeyemiyorsa, kendisi idam edilird i . Eğer saldırgan orta sınıftansa adam ö ldürme cezası daha azd ı, ayrıca böyle bir adam karısını da daha ucuza boşaya­ biliyordu ve doktor ya da cerrahına başarı l ı bir amel iyat için daha az ücret ödeme ayrıcalığına sahipti . Fakat orta sınıftan bir adam tarafından kul l anılan ayrıcal ıklar, hayatı ve uzuvlarının değeri biçi lirken karş ı l ık gelen değerin azal-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

243

tılması ile dengelenmişti. Sonuç olarak, eğer bir doktor acemice bir amel iyat yapmakla üst sınıftan birinin ölümüne sebep olduysa ya da o kişiye bir gözün kaybı gibi ciddi bir zarar verdiyse, cezası her iki elin kesilmesiydi . Fakat eğer hasta orta sınıfın mensubu ise, böyle bir cezanın istenmiş olduğu asla görülmemektedir. Eğer yine de hasta orta sınıftan birinin kölesi ise, amel iyat sırasında ölüm durumunda, doktor mal sah ibine bir başka köle vermek zorunday­ dı ve kölen in gözünü kaybetmesi hal inde, doktor mal sah ibine kö­ len in değerinin yarısını ödemek durumundaydı. Saldırı cezaları da, kavga i le i lgil i tarafların sosyal konumuna ve mevkisine göre dü­ zenleniyordu. Şöyle ki, eğer bir üst sınıf mensubu kendi dengi olan birinin gözünü ya da dişini çıkardıysa, ceza olarak kendi gözü ya da dişi çıkarıl ırdı ve eğer kendi sınıfının mensuplarından b irinin kolu­ nu (ya da bacağını) kırdıysa, karşılık gelen kolu (ya da bacağı) kır­ dırırdı; fakat eğer bir orta sınıf mensubunun gözünü çıkarmış ya da kolunu (veya bacağını) kırmışsa, kendi şahsında hiçbir cezaya kat­ lanmazdı; ancak gümüş bir mana cezasına çarptırılırdı ve böyle bir adamın dişini çıkarması hal inde, kendisi üçte bir mana cezasına çarptırı l ırdı. Eğer aynı sın ıfın iki mensubu bir kavgaya karışmışlar­ sa ve onlardan biri diğerine alışılmışın dışında bir saldırıda bulun­ muşsa, saldırgan sadece para cezasına çarptırılırdı; eğer kavga üst sınıf üyeleri arasında olmuşsa, para cezası daha büyük olurdu. Fa­ kat eğer böyle bir saldırı bir adam tarafından, kendisinden daha yüksek mevkiye sahip birine yapılmışsa, saldırgan, meclis huzu­ runda öküz derisinden kırbaçla altmış kamçı darbesi ile açıkça dövülerek cezalandırılırdı. Bu düzenlemeler Babil toplumunda hür adamların iki sınıfına ait imtiyaz ve sorumlul ukları bel i rtmektedir ve bun lar yararlandıkları görecel i sosyal konumları işaret etmek­ tedirler. Üst sınıf mensuplarının ev idaresi i le i lgi l i işlerinde ve mülkle­ rinde kölelerin sayısı daha çok olsa da hür adam ların her iki sınıfı köle sahibi olabiliyordu. Köle; efendisinin mutlak malıydı, al ınabili­ yor ve satılabi l iyor, ayrıca borç karşılığı teminat olarak kullanı-


244

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

labil iyordu; ancak kölelerin bir sınıf olarak kendilerine ait çok az hakları olsa da, onları bazı koşul larda elde edebil iyorlardı. Bu şe­ ki lde, eğer kadın kölenin sahibi, ondan (kadın köleden) çocuklar yaparsa kendisi o kadını borç karşıl ığı ödeme olarak kul lanamaz ve bunu yapması hal inde, para olarak borcun başlangıçtaki mikta­ rını ödeyerek fidye verip onu kurtarır. Erkek köle için de, ister üst sınıf ister orta sınıf mensubunun malı olsun, hür bir kadınla evlen­ mek mümkündü ve eğer böyle olduysa, çocukları özgürdü ve efen­ disinin malı olmazlardı. Aynı zamanda eğer kölenin evlendiği hür kadın beraberinde babasının evinden çeyiz getirdiyse, bu kölenin ölümü üzerine kadına kendi mülkü olarak kal ırdı ve varsayalım karı koca olarak beraber yaşadıkları sürece çift başka mülk edinmiş olsun, diğer yarısı kendisinin ve çocuklarının istifadesi için hür ka­ dın tarafından alıkonulduğundan, kölenin sahibi böyle bir mülkün sadece yarısı üzerinde hak talep edebi lirdi. Genel olarak konuşmak icap ederse, kölen in durumu çok zor deği ldi; zira sah ibinin ev işleri ile i lgili muteber bir mensubuydu ve mülkün değerl i bir parçası olarak, onu sağlıklı ve salim tutmak açık­ ça sahibinin menfaatineydi . Gerçekte kölenin değeri sah ibinin evinden erkek ya da kadın köleyi kaçırmak ve onu şehirden uzak­ laştırmak karşı lığında konan cezan ın ağırlığı ile kanıtlanırdı; zira bu suçtan kabahatli kişi idam edilirdi. Kaçak köleyi barındırma ve tes­ lim alma için de aynı ceza uygulanırdı; oysa kaçan köleyi yaka­ layıp geri getiren birine köle sahibi tarafından sabit bir ödül verilirdi. Köle hırsızl ığını zorlaştırma ve suçlunun ortaya çıkarılmasını kolay­ laştırma amacıyla özel bir yasa da hazırlanmıştı. Böylece eğer bir damgalayıcı, sahibinin rızası olmadan köle üzerine bir işaret ko­ yarsa, kendisinin elleri kesilirdi ve eğer bir başka adam tarafından aldatılarak bunu yaptığını kanıtlayabi l irse, o adam idam edi l irdi . Köleler, efendisine itaatsizl iğin v e aynı zamanda h ü r insanlardan oluşan üst sınıfın bir mensubuna ağır saldırıda bulunmak gibi kötü suçlar karşıl ığında kulak kesi lmesi gibi ciddi cezalara maruz ka­ lırlardı. Fakat genellikle köleye iyi bakıldığı açıktı. Kendisi daimi


Mısır,

Kaide, Surı)>e, Babil ve Asur Tarihi

245

olarak köle kal maya da mahkum edilmezdi; zira efend isinin hiz­ metindeyken bile bel li koşullar altında kendi mülkiyetini edinmesi mümkündü ve eğer bunu yapmı şsa, efendisinin rızasıyla kendi özgürlüğünü satın alabilirdi. Eğer köle düşman tarafından esir alınmışsa ve yabancı bir ülkeye götürülüp satı lmışsa ve ardından yeni sah ibi tarafından kendi ülkesine götürülmüşse kend isi efen­ d ilerinden her ikisine hiç para ödemek zorunda kalmadan özgür­ lüğünü talep edebilirdi. Hammurabi'nin kanunnamesi borçlu ve alacaklıların görevleri konusunda da ayrıntılı düzenlemeler içermektedir ve bu eski dö­ nemde Bab i l l i lerin ticari hayatına i lginç bir ışık tutmaktadır. Ör­ neğin, varl ıkl ı bir adam ya da tüccarın işini büyütme ve diğer şe­ h irlerle ticaret yaparak büyük karlar elde etme yöntemini açıkl ı­ yordu. Bunu, kendisine karşı bazı belirlenm iş yükümlül ükleri bu­ lunan; fakat ticaretleri konusunda bağımsız olarak hareket eden acenteler kullanarak başarıyordu . Bu acenteler, tüccardan para ya da tahıl, yün, yağ veya herhangi bir tür ticari mal alırdı ve kar­ şıl ığında karlarından sabit bir pay öderlerdi, kalanını kendi hizmet­ leri için karşılık olarak muhafaza ederlerdi . Onlar bu tür ticari pazarlamacı ların en eskileriyd i . Tüccar ile acente arasında dolan­ dırıcıl ığı önlemek üzere, birbiriyle iş il işki lerini ele alan özel dü­ zenlemeler yap ılmıştı . Böylece acente; tüccardan ticaret yapaca­ ğı para ya da mal aldığında yasa gereği, almış olduğu miktar için, işlem zamanında, uygun biçimde düzenlenmiş bir makbuz verme­ si gerekird i . Benzer şekilde, eğer acente, tüccara parayı almış olduğu mal karşıl ığında ve iyi n iyet belirtisi olarak vermi şse, tüc­ car acenteye makbuz vermek zorundaydı ve acentenin seyaha­ tinden dönüşünü hesap ederek sadece makbuzda bel i rtilen bu tu­ tarlar yasal yüküm lülük olarak kabu l edilird i . Eğer acente uygun makbuzu edinmeyi unutmuş ise, bunu sorumluluğunu kabul ede­ rek yapmış sayılırdı.


246

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KİL SÖZLEŞME TABLETİ VE DIŞ MUHAFAZASI Babil'in Birinci Hanedan dönemine dayanmaktadır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

f

1

ÇÖLDE ROTA

247


248

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

Bu dönemde seyahat, bugün Doğu'da olduğu gibi, biraz risk taşırdı ve acenten in seyahat ettiği kervan haydutların saldırısına maruz kal ırdı veya yola çıktığı ü lkenin düşmanları tarafından kafi le esir alınab i lird i . Bu sebepten meydana gelen kaybın malların ti­ caretiyle hayatını riske atan acente tarafından üstlen i l memesi; fa­ kat sadece mal ları öne süren ve kendi şehrinde emniyette olan tüccarın üzerine yüklenmesi adildi. Y ine de mal ların saldırıya uğ­ rayan veya soyu lan kervan nedeniyle kaybı sonucunda sık sık an laşmazl ıklar ortaya çıktığı aşikardı; zira kanunname açıkça me­ selede tüccarın sorumluluğunu bel irtiyordu. Eğer seyahati esna­ s ında bir düşman, acenteyi taşımakta olduğu bazı mal ları bırak­ maya zorlamışsa, karşılığında acente, miktarı yeminle bildirmek zorundaydı ve o zaman kendisi konuyla i lgili bütün sorumluluktan aklanırdı. Eğer kendisine veri len malları ya da parayı kötüye kul­ l anmakla patronunu aldatmaya kalkarsa şehrin yaşl ı ları huzurun­ da suçunun kan ıtlanması üzerine, tüccara, almış olduğu paran ın üç katını geri ödemeye mecburdu. Öte yandan, eğer tüccar kendi­ sine iade edi lmiş, vadesi gelen tutarı inkar ederek acentesini do­ land ırmaya teşebbüs ederse kendisi suçunun kanıtlanması üzeri­ ne acenteye tutarın altı katını tazm inat olarak ödemekle yüküm­ l üydü . Bu şeki lde, yasanın acenteyi daha güçlü durumdaki patro­ nu tarafından soyu lma riskinden korumaya uğraştığı anlaşılacak­ tır. Tüccar bazen acenteye yolu boyunca bulab i ldiği şehir ve ka­ sabalardaki en iyi pazarlarda e lden çıkaracağı mallar verirdi ve bazen acenteye dönüşünde satmak için yabancı şehirlerde mal almak üzere para verirdi. Eğer girişim başarı l ı olursa tüccar ve acentesi karları aralarında paylaşırlardı; fakat eğer acente kötü anlaşmalar yapmışsa, kendisi tüccara almış olduğu mal ların bede­ lini geri ödemek durumundaydı ; eğer tüccar herhangi bir kar kay­ bını teh li keye atacak şeki lde anlaşmamışsa, kendisine geri ödene­ cek miktar, verilen malların değerinin iki katı olarak saptanmıştı.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ÇÖLDE, BİRECİK VE URFA ARASINDA, BİR KAMP YERl

249


250

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil v e Asıır Tarihi

Bu son kararname, hem tüccar hem acente tarafından bu dış ticaret sistem inden elde ed ilen çok büyük karların del ilini sun­ maktadır; zira tüccar tarafından ad i l kar kabul ed i len şeyin satılan malın değerinin iki katı olduğu açıktır. Başarı lı bir seyahatin kar­ ları, zahmeti ve zamanı karşılığında, acentaya dönen ad i l bir geti­ riyi de içerirdi. Bu eski dönemin sözleşme tabletlerinin çoğu, i lgi li farklı taraflar arasında çeşitli anlaşmaların yapıldığı bu tür ticari seyahatleri an latmaktadırlar ve bazen bu tür sözleşme ya da or­ takl ıklara, sadece tek bir seyahat için deği l ; uzun süre l i olarak da giri l ird i . Bu yüzden Babil'in Birinci Hanedan zaman ında ve muhtemelen bu dönemden uzun asırlar önce, Doğu'nun büyük ticaret yol ları trafikle doluydu . Yük hayvan ı olarak eşek ve mar­ sıvan eşeği ku l lanımı dışında, çok sonraki döneme kadar at ve develer i lave edilmemişti, çölde en büyük ticaret yol larından biri üzerindeki kamp yeri, günümüzde çöldeki kervan kamp saha­ sınınkine benzer bir görünüm arz etmiş olmal ıydı. İnsan ve hayvan ayaklarıyla çiğnenmiş engebel i yollar, bugün o uzak çağda oldukları halleri ile aynıdır. Bu eski yolcuların akşam karanl ığında surlarla çevri l i şehre yaklaşırken, kapı lar kapanma­ dan önce oraya varmak için adımlarını hızlandırdıklarını hayal edebil iriz. Ortaçağa ait surları olan Samarra şehrine yaklaşılma­ sını tasvir eden böyle bir tablonun, eski Babil'in çoğu şehrinde benzerine sahip olduğu kabul edi lebi l ir. Kervan yol u çölden şeh ir kapısına gider ve eğer surun üzerinde yükselen iki yekpare tapı­ nak kulesini camilerin kubbeleri i le değiştirirsek resimde başka çok az şeyin değiştiri lmesine gerek kal ır.


Mısır, Kaide, Suriye, Bahit ve Asur Tarihi

25 1

DİCLE'NlN SOL I<.!YISINDA BUL UNAN SAMARRA ŞEHRiNE YAKLAŞMA Burada kapılar kapanmadan önce, günbatımında küçük bir karavanın şehre yaklaşmakta olduğu görülmektedir. Samarra MS 834 'te Harunü 'r-Reşid'in oğlu Halife el-Mutasım tarafından kurulmuştu; fakat doğuda adetler değişmezdi ve fotoğrafeski bir Babil kervanının dönemin surlu şehrine yaklaşmasını resmetmek için kullanılabilir.


252

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

KÜRDİSTAN DAGLARINDA KÜÇÜK BİR KERVAN


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

253

�------ ---- --- ·- -· -·�-------, ----,,-.

MUSUL ŞEHRİ Dic/e'nin sağ kıyısında eski Ninova şehrinin mevkisini belirleyen tepeciklerin karşısında bulunuyordu. Fotoğraflafark edilebilen düz çatı ednouselar şekil ve yapı olarak eski Asur ve Babilliler tarafından kullanılanlara çok benzer.


254

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

--- · - -· ······ ·

...

····--·--·-·------ ------- ---------------·

YUNUS NEBl'NİN KÖYÜ Asur şehri Ninova 'nın mevkisini belirleyen tepeciklerden birinin üzerine inşa edilmişti. Fotoğraftaki cami Yunus Peygamber'in kabrinin geleneksel mekanı üzerine inşa edilmiştir. Tepecikte günümüz sakinlerinin düz çatılı evleri resimde net biçimde görünmektedir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BABİL KRALI HAMMURABİ'NİN BÜSTÜ British Museum 'da bir taş levhadan detay.

255


256

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Bu dönemde evler, sıcak mevsim lerde geceleri üzerinde ev sakinlerinin uyuduğu, direkler ve çal ı çırpı ile takviye edilmiş düz çamur damları ile günümüzün yanmamış tuğladan evlerine benzer olmal ıydı lar. Kanunname o zamanlar, özell ikle iyi inşa edilmemiş ve yıkılmaya eği limli evlerin, böyle bir şeyin olması durumunda çok adilane olarak, müteahhitin üzerine sorumluluğu yüklediğine dair del il ler de sağlamaktadır. Kötü işçilik konusunda müteaahite yük­ lenen cezalardan anlaşıldığı kadarıyla Hammurabi'nin zaman ından önce ticarette oldukça çok suistimal yapı lmıştır, ayrıca cezaların yaptırımının onları yok etmeyi başaramadığı ihtimal dışı değildir. Nitekim eğer bir müteahhit, biri için bir ev inşa etmi ş ve işi sağlam olmamışsa ve ev yıkı lırsa ve mal sah ibini öleceği şeki lde ezerse, müteahh itin bizzat idam edilmesi gerektiği yasayla belirlenmişti . Eğer evin yıkılışı ev sahibinin oğlunu öldürmüşse, müteahhitin ken­ di oğlu idam edilecekti. Eğer mal sahibinin bir ya da daha fazla kölesi öldüyse, müteah­ hit köle karşı l ığı kendisine köle iade etmek durumundaydı . Mal sa­ hibinin malına evin yıkılışından dolayı herhangi bir zarar gelmişse, müteahhit tarafından tazmin edilecekt i . Bu cezalara ilaveten mü­ teahh it evi veya uygun şeki lde sağlamlaştırı lmadığı için yıkılmış kısmını, masrafı kendine ait olmak üzere, yeniden yapmak duru­ mundaydı . Öte yandan, sağlam iş için müteahhide yap ı lacak öde­ me uygun kanun hüküm leri ile düzenlenmi şti ve dönemin ev leri, nadiren bir kattan fazla olduğu için, ödeme tarifesi b ina tarafından kaplanan alanla tespit edilmişti. Hammurabi'nin kanunlarından eski Babi l'deki tarımsal işler ko­ nusunda da dikkate değer bilgiler elde ediyoruz, çünkü toprak sa­ h ibinin görev ve sorumlulukları i le kiracılarla il işki leri konusunda ayrıntılı düzenlemeler sunulmaktadır. Tarım amaçlı arazi kirala­ mada alışılmış uygulama mahsulün belirli bir oranını, genellikle üçte bir ya da yarısını toprak sahibine verip kiracının kira bedelini ayn i olarak ödemesiydi . Eğer kiracı tarım amacıyla belirli bir araziyi ki-


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

257

ralamışsa, o toprağı işlemeye v e ürün yetiştirmeye zorunluydu ve eğer bunu yapmayı ihmal ederse, mülk sahibine toprağın ortalama kirası olarak hesap edi len değeri ödemek durumundaydı, ayrıca toprağı çapalamak ve geri vermeden önce sürmek zorundaydı . Arazinin kirası genellikle hasat zamanı hesap edi ldiğinden ve tu­ tarı mahsulün büyüklüğüne bağlı o lduğundan ekine selden ya da fırtınadan gelen hasarın kiracı tarafından telafi edi lmemesi daha adildi; böylece kanunname ile böyle bir durumdan doğan bir hasa­ rın arazinin sahibi ile çiftçi arasında eşit olarak paylaşılması gerek­ tiği yasalaştırılmıştı, yine de eğer çiftçi kirasını önceden ödemişse hasar ortaya çıktığında parayı geri alma için hak iddia edemezd i . Kanun maddelerinden, sadece çiftçi lerle toprak sahipleri ara­ sında deği l ; çiftçi lerle çobanlar arasında da anlaşmazl ıkların sık olduğu aşikardır. Çoban ların, sürü ler için otlak bulmak çabası es­ nasında ilkbaharda, genellikle koyunlarının çiftçi lerin arazilerinden istifade etmelerine izin verdikleri kesindi. Bu pratik kanunname, koyunlarının sahibinin rızası olmadan ekil i arazide otlamasına se­ bep olan herhangi bir çoban tarafından ödenecek tazminat tarife­ sini tespit ederek bizzat önlemeye çalışır. Eğer cürüm, i l kbaharın başlarında, ekinler daha ufakken gerçekleşmişse, ç iftçi ekini top­ layacak ve çobandan, dikkate değer miktarda ayn i olarak tazmi­ nat alacaktı. Fakat eğer i lkbaharın sonlarında suç, koyunlar me­ ralardan getirilmiş ve şehir kapısında büyük ortak araziye çevril­ diğinde işlenmişse, suç muhtemelen daha az kazaya binaen ve eki­ ne zarar daha büyük olurdu. Bu durumlarda çoban ekin i devral­ mal ıydı ve çiftçiye zararı için çok aşırı ödeme yapmak durumun­ daydı. Bağ ve meyve bahçelerinin ekimi teşvik edilmişti ve kişinin bir tarladan bu amaçla yıllık kira vermeksizin yararlanmasına izin verilmişti. Kendisi dört yıl için araziyi ekebilir ve araziye bakabilir­ di, kiracılığının beşinci yılında, diğer yarısını bahçenin ekicisi kendi için alıkoyarken, arazinin asıl sahibi bahçenin yarısını ödeme ola-


258

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

rak alırdı. Eğer bahçede boş bir toprak parçası bırakı lmışsa bu eki­ cinin payının yarısına hesap edi l irdi. Düzen lemeler ekimin uygun şeki lde yerine getirilmesini sağlamak için yapılmıştı; zira kiracı ilk dört yıl esnasında bunu yapmayı ihmal ederse kendisi kendi yarı payını almadan araziyi dikmek zorunda kal ırdı ve mülk sahibine ilave olarak toprağın başlangıçtaki durumuna göre miktar olarak değişen tazminat ödemesi gerekirdi . Eğer bir adam bahçe kira­ lamışsa, mülk sahibine ödediği kira, hasılatının üçte ikisi olarak be­ lirlenmişti. Kanunnamede s ığır ve eşeklerin kiralanması i le ayrıca zarar ya da kötü muamele durumunda ödenecek tazminat ile ilgi l i ayrıntıl ı bilgiler d e verilmişti. Bunlar, kiracının sadece makul bir şe­ kilde önleyebileceği ziyan ve hasarlardan sorumlu olduğu şeklinde adil bir ilke ile düzenlenmişti. Şöyle ki, eğer bir aslan kiralanmış bir öküz ya da eşeği sahrada ö ldürmüşse ya da öküze yı ldırım çarp­ mışsa, zarar mal sahibine düşerdi ve hayvanı kiralamış olan kişiye isabet etmezdi. Fakat eğer kiracı, öküzü dikkatsizl ik nedeniyle ve­ ya acımasızca döverek öldürmüşse veya hayvan onun sorumlulu­ ğunda iken bacağın ı kırmış ise kendisi kiralamış olduğu hayvan ın yerine mal sahibine bir başkasını iade etmekle yükümlüydü. Hay­ vana yapılan daha küçük hasarlar karşı lığında kiracı sabit barem­ de tazminat ödemek zorundaydı . Şöyle ki, eğer öküzün kira döne­ mi esnasında gözü çıkmışsa kiralayan kişi mal değerin in yarısını ödemek zorundaydı ; fakat kırık boynuz, kuyruğun kopması veya burnun yırtılması durumunda, kendisi hayvanın değerinin çeyreği­ ni öderdi . Hasar y a d a yaralanma olduğu hal lerde ihmal in kan ıtlanama­ dığı durumlarda, hayvanın sahibi sorumlu tutulmamasına rağmen, sığırın bakımı esnasında ihmal nedeniyle para cezaları da alınırdı. Bir boğa, sah ibi ne kadar dikkatli ve özenl i olsa da herhangi bir anda yabanlaşabi l ir ve birini boynuzlayabi lirdi ve bu gibi durumlar­ da, yaralı kişi, mal sahibine karşı dava açamazdı . Fakat eğer bir boğa, kişiyi zaten boynuzlamış ise ve huysuz olduğu zaten b i l ini­ yor olmasına rağmen mal sahibi boynuzlarını köreltmemiş ya da


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

259

onu kapatmamış ise boynuzlaması v e h ü r b i r kişiyi öldürmesi durumunda, kend isi yarım mana gümüş ödemek zorundaydı. Köle öldürülmesi durumunda, ödenen bedel üçte bir kg. gümüş idi. Ara­ zilerini işlemeleri için ırgat kiralayan toprak sahibi; sığır sürüsü, hayvan yem i ya da tohumluk buğday ile ilgili fiyatlar konusunda sahtekarlık yapması hal inde ciddi para cezalarına çarptırı l ırdı. Eğer bir kişi sığır sürüsü için yem çalarsa, kendisi bunu tazmin etmek zorundaydı , ayrıca ellerinin kesi lmesi cezasına da maruz kalırdı. Kiralık öküzlerin kaçmalarına izin vermekten ya da tohum l uk mı­ sırı çalmaktan mahkum olması hal inde, bu yüzden üriin yetişti­ remediği için, kendisi çok ağır tazminat ödemek durumunda kal ır­ dı ve eğer ödeyemediyse, işlemesi gereken arazide öküzler tara­ fından boynuz darbeleriyle parçalanmaya maruz kal ırdı. Babil gibi az ve sadece yılın bir mevsimi yağmur yağan kurak bir ü lkede, arazilerinin su laması ziraatçilerin en önemli görevlerin­ den birini teşki l ederdi. Ç iftçi; suyu, yanları toprak kıyılardan olu­ şan, toprak seviyesinin üzerindeki küçük sulama kanalları veya su yolları ile tarlasına taşırdı. Benzer yöntemlerin eski Bab i l l i ler ta­ rafından da kul lanıldığı açıktır. Böyle bir kanal birkaç çiftçinin ara­ zisinin ihtiyacını karşılayabil irdi ve kanalın dolaştığı araziye sahip her kişinin, arazisi ndeki kanal kıyılarını bakımlı tutmak göreviydi. Eğer kıyı ya da bend ini takv iye etmeyi ihmal ederse ve su bir ge­ d iği zorlayıp komşusunun arazisini basarsa kendisi bozulan ürün için ayni tazm inat ödemek zorunda kalırdı, ödeyememesi duru­ munda, malları satılırdı ve arazileri onun dikkatsizliği yüzünden ha­ sar gören komşuları, parayı paylaşırlardı. Babilli çiftçi lerin toprağı, birkaç küçük kare ya da dikdörtgen alana ayrı larak ekil meden önce sulama için hazırlanırd ı . Bu küçük kare ya da dikdörtgen parçalar alçak bir toprak setle ayrılır, to­ hum daha sonra bu küçük karelere ya da parçalara diki l irdi. Arazi içinde uzunlamasına giden setlerden bazı ları, uç ları en yakındaki ana sulama kanal ı kıyısına kadar taşınan, küçük kanallara dönüş-


260

Mısır. Kaide. Sııriye, Babil v e Asur Tarihi

türü lmüştü . Hiçbir kapı ya da bent sistemi kul lanı lmamıştı ve çiftçi tarlalarından birini sulamayı istediği nde, sadece küçük kanal ların­ dan birinin karşısındaki seti bozuyor ve suyun içeri akmasını sağ­ lıyordu. Arazisinin sulamayı i sted iği bölümüne su u laşıncaya ka­ dar, bu küçük kanal boyunca suyun akmasını sağlardı . Sonra, ayn ı zamanda suyun küçük karelerden birinin üzerinden akması ve ta­ mamen onu ıslatmas ı için, setini yıkarak biraz toprakla kanal ı ka­ patırdı. Bu kare bittiğinde, seti doldurur ve sonraki kare için işlemi tekrarlard ı ve arazinin gerekl i kısm ın ı sulayana kadar buna devam ederdi . Bu bittiğinde, kendisi ana kanala dönmüş ve suyun akışını bentte açmış olduğu oyuğu kapatarak kesmiş olurdu. B ütün süreç, bugün halen o lduğu gibi, son derecede basitti; fakat özellikle su, mülkün birkaç parçasına aynı anda taşınırken aşırı sulama duru­ munda, özen ve ihtiyat gerektiriyordu. Sulayıcı tarafından suyun zamanında kapatılmaması şekl inde bir dikkatsizl iğin sadece kendi tarlalarında deği l; komşularının arazilerinde de büyük hasara yol açabi leceği açıktır. Eski Babil dönem inde, eğer bir çiftçi, kanalın­ da suyu akar halde bırakmışsa ve komşusunun tarlasını su basmış ve ekini zarar görmüşse verdiği zararın miktarına göre tazm inat ödemek durumundaydı. Sulama kanal ının ve küçük kanal ların suyun her noktada akı­ tılabilmesi ve etrafı çevreleyen toprağa akmasına imkan verile­ bi lmesi için, toprak seviyesinin yukarısında yapıldığı yukarıda i fa­ de edi lmişti; ayrıca Babil gibi düz bir ülkede suyu doğal seviyesin­ den arazinin seviyesinin daha yukarısına çıkarmak için bazı araç­ ların kul lanı lması gerektiği açıktı. Beklendiği gibi Babil yazıtların­ da sulama makinelerine atıflarda bulunulmuştur ve kesin biçimleri ve yapı ları tarif ed i lmemi ş olsa da günümüzde kul lanı lanlara çok benzer olmalıdırlar. Mezopotamya'nın günümüz sakinleri suyu su­ lama kanal larına yükseltmek için dört tür düzenek kul lanırlar. Bunlardan üçü oldukça i lkeldir ve en yaygın kullanılan düzenekler bunlardır. En az sıkıntı veren ve koşulların elverdiği her yerde kullanı lan yöntem, i lkel b içimdeki su çarkıdır. Bu, sadece kuvvetl i


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asıır Tarihi

26 1

akan bir nehirde kullanılabi lir. Çark birbirine çivilenmiş, dış kıyıları kabaca yontulmuş akslara birleştiren fren l i ham dal lar ve göbek­ lerden oluşturulur. İşlenmemiş toprak işi kupa ya da şişe dizisi su­ yu top lamak için dış kıyıya birbiri ardına bağlanmıştır ve birkaç özensiz çark kanad ı kıyıdan dışarı çıkıntı yapacak şeki lde sabit­ lenmiştir. Sonra çark, aksı kaba yığma taşlar üzerinde durmak­ tayken, neh ir kıyısına yakın bir yere yerleştiri lir. Akıntı çarkı çevirdiği için, çark kenarındaki ş işeler yüzeyin al­ tına dalar ve dolu olarak yükselir. Çarkın tepesinde, hurma ağacı­ nın gövdesinin yarısı oyularak, bir oluk yapılmıştır ve şişeler bunun içine, oluktan küçük bir su kemeri aracıl ığı ile kıyıdaki sulama ka­ nalına yönlendiri len sularını boşaltır. Su çarkın ın yararı aşikardır; zira su, insan ya da hayvan gücü olmaksızın yükse lti lmekted ir, ayrıca çarkı çevirecek güçte akıntı olduğu sürece, gece gündüz, daimi ikmal garanti altına alınmıştır. Su, çark durdurularak ya da önü kapatılarak kesi leb i l ir. Bu çark­ lar, Fırat üzerinde en çok rastlananlard ır ve genellikle nehir ya' tağında hafif bir düşüş olduğu ve suyun hızla sığ yerlere aktığı mevkilerde kurulurlar. Kıyı lar çok yüksek olduğu için çarklar, ge­ nell ikle tarlaların seviyesine ulaşmak amacıyla kurulmuş, mutlaka büyük düzeneklerd ir, ayrıca çok kaba yapı ları onların akıntıyla dönerken çatırdamalarına ve gıcırdamalarına sebep olur. Neh irde uygun bir yere, bun lardan birkaçı bazen yan yana kurulur ve bir­ likte çatırdamalarının sesi çok uzak mesafeden duyul abilir. Bu makinelerden birinin neye benzediği konusunda, resimden fikir edini lebil ir. Fırat üzerinde Hit'te çok büyük su çarkl arı d izisi neh­ rin karşısına inşa edilmiştir ve yaptıkları gürültü olağanüstüdür.


262

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

FIRA T ÜZERİNDE SULAMA AMAÇLI MODERN BİR ÇARK


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

263

Bu çarkları çevirecek hiç akıntı olmadığında ya da kıyının çok yüksek o lduğu yerlerde, suyun insan ya da hayvan gücü ile yük­ seltilmesi gerekir. Genellikle Dicle üzerinde kullan ılan en yaygın yöntem; suyu atlar, eşekler ya da sığırlar tarafından çekilen tulum­ lar içinde yükseltmektir. Kıyıya dik kenarlı bir oyuk açılır ve tahta payandalar üzerine tahta bir mil yatay olarak oyuk üzerine daya­ nır. M i l üzerine dolanan ip tuluma bağlanır, bu arada tulumun huni ucu, ağzı suyun döküleceği oluğun karşısına gelene kadar, aşağı­ daki milin üzerinden geçerek ikinci bir iple tutulur. Tulumu yükselt­ mek için kul lanılan hayvanlar, iplerin uçlarına bağlanırlar ve ipleri kıyıda eğiml i düzeyde veya aşağı sürülerek çektikleri için sağlam mekanik güç alırlar. Daimi su akışı elde etmek için genel l ikle iki tulum kullan ı l ır ve b iri yukarı çekilirken, diğeri boş olarak aşağı salınır. Günümüzde Mısır'da Mezopotamya'dan daha yaygın olan, üçüncü yöntem, shaddujtur c • ı ve elle çal ıştırılır. Merkezde des­ teklenen, bir ucunda suyu yükseltmek için kova veya tas i le birlikte ip bağlı diğer ucunda karşı ağırlık takılı kirişten oluşmaktadır. c··ı Kuyunj ik'te bulunan, yarım Asur kabartmasında, biri diğerinin üzerinde olmak üzere ikisi de suyu değişik seviyelere çıkarmak için kullanılan shadduf görüntüleri bulunmaktadır. Bunlar muhte­ melen suyu arazileri seviyesine yükseltmek için eski Bab i l l i ler tarafı ndan kullan ılan düzeneklerdir ve hafif, ayrıca kolay sökülür olmaları onları dürüst olmayan çiftçiler için cazip kılmış olmalıdır. Bu yüzden Hammurabi yakalanan h ırsız tarafından mal sahibine ödenecek ve hırsızın çaldığı düzeneğin türüne ve kıymetine göre (*)

Koval ı kaldıraç. (ÇN)

(**) Mezopotamya'da günümüzde su yükseltmek için kul lanılan dördüncü tür düzenek, çark üzerinde hareket eden daimi demir kovalar zincirinden oluşmaktadır. Bu tahtadan kaba çark dişleri aracılığıyla, ona sabitlenen uzun sırıklı milin, atlara ya da sığırlara koşumlandığı, yatay bir çarka oturtulmasıdır. Hayvan lar daire etrafında dönerler ve böylece düzenek döndürülür. Düzenek yukarıda anlatılan üçü kadar i l kel değildir ve demir kovalar Avrupa'dan ithaldir.


264

Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil v e Asur Tarihi

değişen tazminat barem i tespit etmiştir. Babil'in nehirleri ve daha büyük kanalları, eski sakinleri tarafından, sadece arazi l erinin su­ lanması için değil; ağır malzemelerin taşınması için su yol ları o la­ rak da kul lan ı lmaktaydı . Yakın zamanda yayınlanan Hammurabi ile Abeshu'nun mektupları, gemi lerle Babil'e getiril mesi iÇin ekin, hurma, susam tohumu ve kereste nak l i konusunda tal i matlar içer­ mektedir ve Hammurabi kanunları yün ile yağın su üzerinden ulaş­ tırılmasına değinmektedir. Bu yüzden bu dönemde su yolu i le dök­ me levazım taşımak için kul lanılan değişik boyutlarda gemi lerin ha­ tırı sayılır ölçüde kul lanı ldığı açıktır. Bu tür gemi lerin ve mavnala­ rın boyutlarının hesaplanma yöntemi, taşıyabi ldikleri tahı l mikta­ rına dayan ıyordu ve bu en büyük kapasite ölçüsü gur ile ö lçülü­ yordu. Gemilerin yazıtlarında bu şekilde beş, on, on beş, yirmi, otuz, kırk, e l l i , altmış ve yetmiş beş gur kapasite i fadesi geçmektedir. Tekne yapımcısının altmış gurluk bir gemiyi inşa ücreti iki gümüş şekele sab itlenmişti. Ayrıca daha küçük tekneler için ücret nis­ peten daha azd ı . Gemi yapımcısının işini baştan savma yapmasını engellemek için, kusurlu iş durumunda sorumlu luğu onun üzerine yıkacak düzenlemeler yapılmıştı . Bu yüzden, eğer bir tekne ya­ pımcısı bir gem i inşa etmek üzere görevlendirilmişse ve inşa işini geminin denize indiri lmesinden sonra bir yıl içinde arızalar görün­ meye başlayacak şeki lde hatalı yapmışsa, kendisi m asrafları ona ait olmak üzere gemiyi güçlendirmek ve tekrar inşa etmekle yü­ kümlüydü. Kayıkçını n kirası kendisine yıllık olarak ödenecek altı gur ekin şekl inde tespit edi l miştir; ancak bir tayfabaşı ya da kaptan tara­ fından idare edi len ekip taşıyan daha büyük gem i lerin bazı l arının ücretlerinin muhtemelen daha yüksek tarifede olduğu açıktır. Biri kayığını bir sandalcıya verdiğinde, sandalcı onun kaybından ya da batmasından sorumlu bulunursa sandalın yerine yenisini vermek zorundaydı . Bir sandalcı, gemisi i le taşımak üzere kiraladığı, ekin, yün, yağ ya da hurma gibi bütün mal lardan da sorumluydu, ayrıca eğer ihma l i nedeniyle bunlar batarsa, kaybı telafi etmek zorun-


Mısır, Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

265

daydı . Eğer battıktan sonra gemiyi tekrar yüzdünneyi başarm ış­ sa, kendisi sadece tazminat olarak mal sah ibine uğradığı zararın yarı değerini ödemek yükümlülüğü altındaydı . İki gemi arasında bir çarpışma durumunda, eğer biri o anda demir atm ışsa, diğer gemi­ nin sahibi batırılan gemi için, ayrıca batırılan gem inin sahibi batm ış olan malın değerini yeminli olarak takdir ettiğinden yükü için taz­ minat ödemek zorundaydı . Gemi ler araba vapuru olarak da ku l la­ nılırd ı ve günümüzde kullanı lan feribotların büyük kerestelerden ağırca yapılmış, ilkel hal lerine benziyorlardı ve nehrin karşısına in­ sanları olduğu kadar hayvanları taşımak için de ku llanıl ıyorlardı . Asurlular döneminde şişmiş tulumlar üzerinde yüzen salların ağır malların taşınmasında kullanıldıklarına dair deliller mevcuttur ve bunlar günümüzün sal ları olarak yadigar kalmışlard ır. Bunlar ağır malzemelerin nakl iyatına uyarlanmışlardır, zira akıntı i le ta­ şınmaktadırlar ve büyük svip ya da küreklerle rotada tutulmak­ tadırlar. Sadece tahta ve deri kütüklerinden yapıldıkları için pahalı değil lerdi; zira kereste, neh irlerin kaynak yerlerinde çoktu. Seya­ hatlerinin bitiminde, mallar karaya indirildikten sonra, ayrılırlardı. Kereste satışından kar edilirdi, şişirildikten sonra deriler kervanla gitmek üzere eşeklerin üzerine istiflen irdi. Önceki sayfalarda, Babil'in B irinci Hanedan dönemine ait olan, son zamanlarda keşfed i len belgeler sayesinde tutu lan ışığa da­ yanarak eski Babil hayatı ile ilgi l i daha çarpıcı yönlerin taslağını sunmuş bulunuyoruz. Hammurabi tarafından hazırlanan kanun­ larda, kural ların o zaman ülkenin sakin leri aras ında doğabi lecek her koşul ve durumda an laşmazl ıkları çözmek ve sorumlulukları yüklemek için düzenlendiğini gördük ve doğal olarak, kanunların hangi noktaya dek uygulandığı sorusu ortaya çıkmaktadır.


266

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

--··ı

KA YIK.LAR YA DA BlREClK'TE FIRA T KIYISINDAKl YEREL SANDALLAR

Kervanları nehrin karşı yakasına taşımak için kullanılmışlardı.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

267

D/CLE'DE MUSUL 'UN KARŞI KIYISINA MODERN GEMİLERJN GEÇİŞ KÖPRÜSÜ Gemiler, kanallarda ve daha ağır ilerleyen su yollarında kullanılmış olsalar da böyle salların Dicle ve Fırat üzerinde Kaide tarihinin en eski dönemlerinden bu yana kullanılmış olmaları mümkündür.


268

Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BAGDA T'TA DİCLE ÜZERlNDE KÜÇÜK BiR KELEK <» YA DA SAL

(* )

Kayık ya da sal benzeri bir tür taşıt.

(ÇN)


Mısır, Kaide, Surıj•e. Babil ve Asıır Tarihi

269

Kralın takdire değer mahkum iyetlere karar verebi ld iği düşü­ nülebil ir; fakat onları uygulayabilecek ve düzen lemelerinin uygu­ landığını görecek gücü neredeyse h iç olmamıştır. Şükür ki, mese­ leyi çözmek için tahminde bulunmak zorunda değil iz, zira şimdi British Museum'da saklanan Hammurabi'nin kendi mektupları, kralın idaresinin her bölümüne ve imparatorluğunun her bölgesin­ de uyguladığı aktif denetime dair bolca delil sağlamaktadır. Tarihin en eski dönem lerinde, her şeh ir, komşularından bağımsız yaşar­ ken ve kendi yönetim sistemine sahipken aralarında yakın ve h ızl ı iletişim ihtiyacı zorlayıcı değildi. Fakat onlar birbirilerine iyice kay­ naşıp, geniş bir imparatorluğun parçalarını teşki l eder etmez bu zo­ runluluk ortaya çıktı . Böylece Akatlı Sargon zaman ında, MÖ yaklaşık 3 800 yıllarında, önemli şehirler arasında yaygın bir kraliyet konvoy sistemi kuruldu. Tel loh'ta merhum M. de Sarzec, Sargon i le oğlu Naram-S i n'in, Agade'den Shirpurla'ya gönderi len paket­ ler üzerinde mühlir olarak ku l lanılmış olan, mühür damgaların ı taş ıyan kilden parça kalabalığı i le karşılaştı . Ur Kralı Dungi'nin za­ man ında, Babil i le Elam'ın çeşitl i şehirleri arası nda daimi bir me­ mur değişimi vardı ve Tel loh'ta, daha sonraki kazı lar esnasında, seyahatlerinin seyri esnasında Shirpurla'da durdukları zaman bes­ lenmeleri için yiyecek malzemesi karşılığı makbuzlar bulunmuştu. Hammurabi'nin koşul larında, bizzat kralın kend isi tarafından, Lar­ sam şehrindeki yerel valisi S in-idinnam'a gönderilen gerçek mek­ tuplardan bazı larını ele geçirmiş bulunuyoruz ve on lardan impara­ torluğunun idaresi esnasında kendisini yön lendiren i lkelere yöne­ lik fikir edindik. Mektuplar genel nitelikleriyle, dönem in, daha önce yukarıda söz edi len sözleşme tabletlerine benzemektedir. Dikdörtgen, kü­ çük kil tab letler üzerine yazı lmışlardır ve sadece üç ya da dört inç uzun lukta o lduklarından, yükünü tes l im ettikleri kuryen in şahsın­ da, kolayca sağa sola taşınabilmekteydi ler. Tablet yazı ldıktan son­ ra, zarfa yapışmasını önlemek için önce kuru kil serpi ldikten son­ ra, ince kilden bir zarf içinde muhafaza edi lird i . İlgi l i şahsın adı


270

Mısır, Kaide, Suriye, Ba bil v e Asur Tarihi

zarfın dışına yazı l ırd ı, hem zarf hem de tablet ulaşım esnasında kırılmasınlar d iye iyice pişirilirlerd i . Mektubun alıcısı; mektup kendisine teslim edi l ince, hafifçe vurarak dış zarfı kırardı ve sonra zarf, mektubu ve mesaj ını açıkta bırakarak parçalara ayrı l ırdı . Zarflar, dönemin sözleşme tabletlerinin içlerinde muhafaza edi ldik­ leri şeylere çok benzerd iler; tek farkları, önceki belge türlerinde olduğu gibi, tabletin metninin zarfta tekrar edilmemesidir. Ele geçiri len kraliyet mektupları askeri meseleler ve seferlerin yürütülmesine çok az ışık tutmaktadırlar; zira şehirlerin val i leri ve sivi l memurlara hitap edildiği için, mektupların çoğu, imparatorlu­ ğun iç idaresini etkileyen meseleleri ele almaktaydı . Gerçekten bir mektup, Asur'da konuşlandırı lmış bulunan "Kral iyet Bölüğü"nden iki yüz kırk askerin intikal i ile i lgili tal imatlar içermekteydi ve bir d iğer mektup Ur şehrinde konaklatılan bazı birliklerden bahsedi­ yordu. Üçüncüsü Babil ordusunun bir kısmı için kıyafet ve yağ le­ vazımını ele alıyordu ve Elam sınırına seferle meşgul olan diğerle­ rine emirler gönderi lirken Elamlar'dan ele geçiri len bazı tanrı lar için muhafız birliği olarak oluşturulan birliklerden bahsediliyordu. Ele geçirilen Elamlı tanrıçaların emn iyetli refakati için emirler içe­ ren mektup ve bu aynı tanrıçaların kendi tapı naklarına iades inin emri, yabancı tanrılar, düşmandan ele geçiri ldiği zaman bile Ba­ bill ilerin on lara, kendi tanrı ve tanrıçalarına gösterdikleri saygı ve hürmet i le davrandıklarını göstermektedir. Hammurabi, i lk mek­ tubunda tanrıçaların bütün gereken ihtişam ve yolculuk için kur­ banlık olarak getiri len koyunlarını kurban edildiği törenle ve kendi tapınak kadınları ve rah ibeleri tarafından icra edilen alışılmış ayin­ ler eşl iğinde Babil'e nakli için tal imatlar venni ştir. Kral ın tanrıça­ ların kendi ülkesine gönüllü bir b içimde iade etmesi, onların Ba­ bi l'e nakl inden sonra, Babil ordusunun Elam'da yenilmesi nede­ n iyle gerçekleşmi ş olabil ir. Bu tal ihsizliğin nedeni elbette kral ve rah ipler tarafından, Elamlı tanrıçaların yabancı bir ülkede al ıkon­ maları üzerine duydukları öfke olarak algılanmış olabilir ve Ham­ murabi muhtemelen, Babil orduları için zaferi bir kez daha emn iye-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

27 1

te alma ümidiyle, geri dönerken refakat edi lmeleri kararına var­ mıştır. Kendi tanrılarına uygun şekilde tapınılması ve mabetlerinin uy­ gun erzakı için kral ın uyguladığı özen, ele geçiri len mektuplarda çok iyi açıklanmıştır, zira kend isi tapınak gelirlerinin toplanmasını denetlem iştir, ayrıca tanrıların hizmetine bağlı sürü sahipleri ve çoban lar raporlarını doğrudan kendisine göndermiştir. Kendisi dini ayinlerin gözetimine de itina etmiş ve törenler gerektiği şekilde ic­ ra edilmiştir, ayrıca Ur şehrindeki bir bayramın uygun gözetimine engel olacağı için, bir kez daha, ihtilaflı bir mülkün sahipliği ile ilgili davanın duruşmasını ertelemiştir. Davada şikayetçi, tapınak fırın­ cılarının başıydı ve sırasında bazı adakların hazırlanmasını denet­ lemek kendisinin göreviydi. Görevlerini terk etmek zorunda kalma­ ması için kral, dava duruşmasını bayram gerektiği şekilde kutlan­ dıktan sonraya kadar ertelemiştir. Kral bizzat rahipler üzerine de sıkı denetim uygu lard ı ve bel l i başlı rah iplerden kendi astları hak­ kında raporlar alırdı, ayrıca bütün önemli tayinler için kraliyet onayı al ındığı da muhtemeldir. Kahinler loncası da o zaman önemli bir dini sınıftı ve onlar da kralın doğrudan denetimi altındaydılar. B i­ rinci Hanedan'ın son krallarından biri olan, Ammiditana tarafın­ dan Sippar şehrinde üç yüksek rütbel i memura yazılan bir mektup, şehrin h izmetine bağl ı kahinler tarafından yürütülecek görevler konusunda tal imatlar içermekte ve onların görevlerinin tabiatın ı göstermektedir. Ammiditana, Shagga'da ürün kıtlığı olduğunu be­ lirterek, söz konusu memurlara yazdı ve oraya erzak gqnderi lme­ sini emretti. Ancak ekin şehre getirilmeden önce, onlara, geleceği tahmin edecek ve kehanetlerin olumlu olup olmadıklarını anlaya­ cak olan kahin lere danışmaları söylendi . Eğer öyle olacağın ı ka­ n ıtlamışlarsa, ekin getiri lecekti . Kral ın, Shagga'da mahsul kıtlığı­ nın bir yerel tanrı ya da ruhun öfkesinden kaynaklandığından kork­ tuğu için ve eğer bu doğru ise, ekinin getirilmesi sadece yeni dert­ lere yol açacağı için, bu önlemi aldığını tahmin edebil iriz. Bu teh li­ keyi önlemek, kahinlerin göreviydi .


272

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Kralın doğrudan deneti mi altında olduğu sonucunu Çıkara­ bileceğimiz bir başka rahiplik sınıfı, görevleri muhtemelen göksel cisim lerin kavuşmalarının duruma göre iyiye ya da kötüye işaret olduğunu tespite yönelik bir görüşle birl ikte krala rapor vermek olan astrologlard ı . Bu erken dönemde yazı lmış hiçbir astroloj ik ra­ por elim ize ulaşmam ıştır; fakat daha sonraki bir dönemde, Asur İmparatorluğu yönetiminde, astrologlar düzenl i olarak krala bu gibi konu lara dair rapor veriyorlardı ve uygulaman ın uzun süred ir yerleşmiş olması muhtemeldi. Haınmurabi'nin mektuplarından biri kralın takvimi düzenlediğini kanıtlamaktadır ve kendisinin, artık ayların eklenecekleri zaman lar konusunda astrologlarının nasiha­ tini öğrenmeye çalıştığını düşünmek mantıklıdır. Takvimi ele alan mektup Larsam'ın val isi S in-idinnam'a, artık ayın ekleneceğini bildirmek için yazılmıştı . Kendisi, "Yı lın (yani takvim) eksiği oldu­ ğundan, bırakalım şimdi baş layan ay i kinci Eylül olarak kaydedil­ sin." diye yazıyordu ve kral bu ilave ayın i lanının, araya eklenen ayı telafi etmek için, her zamankinden bir ay erken ödenmesi gereken Larsam şehrinden kaynaklanan vadesi gelmiş düzenl i harcın öde­ mesinde h içbir ertelemeyi hakl ı çıkarmayacağını ilave ediyordu. İlave ayların araya eklenmesi Babil aylarının aya göre hesaplan­ mas ındand ı, bu yüzden takvim güneş yıl ına uydurulmak için za­ man zaman düzeltilmek zorundaydı. Hammurabi tarafından hazırlanan kanun larda zaten veri len tanımdan, kralın vatandaşlarının tüm sınırlarının görev ve imtiyaz­ ları konusunda çıkmas ı muhtemel herhangi bir anlaşmazlığı çözüm­ lemesi gereken düzen lemeler dizisi katmaya ve düzenlemeye ça­ l ı ştığı görülecektir. Bu kanunnamenin hükmü kalmam ış yasa ol­ madığı; aktif biçimde uygulandığı, Hammurabi'nin ele geçiri len mektuplarının çoğu sayesinde ziyadesiyle kan ıtlanmıştır. Bunlar­ dan, kral ın ü l kede adaletin uygu lanmasında çok aktif bir rol üst­ lend iğini, ayrıca sadece başkentte karara bağlanan davalarda de­ ğil; aynı zamanda Babil'in diğer büyük şeh irlerinde ve kasabala­ rında muhakeme edi lenler üzerinde de kendisinin sıkı bir denetim


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

273

uyguladığını öğren iyoruz. Kendi yerel mahkemesinde adalet bu­ lamadığını düşünen her vatandaş, adalet için kral a doğrudan baş­ vurma hakkına sahipti, ayrıca Hammurabi'nin mektuplarından kendisinin daima böyle bir başvuruyu dinlediği ve ona yeterl i önemi verdiği açıktır. Kral, yetkiyle donatılan kişi ler tarafından sebep olunan bütün çürümeyi ortadan kaldırma konusunda endişeliydi ve rüşvet almaktan mahkum olan memurlarından h içbirini bağışla­ mazdı. Bir kez daha Dfir-gurgurri şehrinde bir rüşvet vakası oldu­ ğunu öğrendiğinde kendisi bölge valisine Dfir-gurgurri'nin suçla­ mayı araştırmaya derhal başlamasını ve suçlu olduğu ortaya çıkan­ ları cezalandırılabilmeleri için Babil'e göndermesini emretti. Ada­ letin seyrini tahrif etmeye eğilimli olanların cesaretini kırmaya hiz­ met eden ve aynı zamanda devleti zenginleştiren akı l l ıca bir ön­ lem olarak, rüşvetin haczedilmesini ve resmi olarak Babi l'e gön­ derilmesini de emretti. Kral ın mümkün olduğunda, bütün başvuru olaylarını şahsen, yargı yoluyla, ince lemiş olması da muhtemeldir. Ancak davacı lar Babil'den oldukça uzakta yaşıyorlarsa, kendisi olay yerindeki memurlarına davayı muhakeme etmeleri için tali­ mat veriyordu. Kendisi bir iddia ile ilgili hükümden ikna olduğunda davayı bizzat karara bağlar ve mahal li yetkililere kararının gere­ ken şekilde uygu lanıp uygulanmadığını görmeleri için tal imatlar verirdi. Bu dönemde, tefecilerin gasplarının sonucu olarak pek çok anlaşmazl ıkların çıktığı kesindir. Bu kişiler, sık sık, kendileri tara­ fından peşinat verilen tohumluk buğdaylar karş ı lığında güvence olarak, rehin almış oldukları araziler ve mülkleri, h ileli tarzda talep ediyorlard ı . Dolandırıcıl ığın kanıtlandığı durumlarda Hammurabi' nin merhameti yoktu ve ne kadar varlıklı ve güçlü olursa olsun, te­ fecinin cezalandırılmak üzere Babil'e gelmesini emretmişti. Hammurabi'nin mektuplarında sık sık bahsedi len bir konu dev­ let gelirinin toplanmasıydı, ayrıca ülkenin her yerinde büyük ta­ pınakların levazım ı için ayrılmış topraklardan ve kral iyete ait şe­ hirlerden kira ve gel irin toplanması konusunda olduğu kadar, Ba­ bil'in bel l i başlı şehirleri tarafından devlete harç ödenmesi ve vergi


274

Mısır, Kaide, Suriye. Babil v e Asur Tarihi

tayini konusunda dikkatle hazırlanm ış bir sistemin geçerl i olduğu açıktı. Laik ve dini harç tahsildarları doğrudan krala rapor gönde­ rirlerdi ve eğer tahsildardan beklenen miktarda bir açık mevcut olmuş ise, kendisi bunu telafi etmek zorundayd ı ; fakat kral her zaman bir şikayeti dinlemeye ve araştırmaya ve harç ya da vergile­ rin ödemesini icra etmeye hazırdı, bu yüzden zarar tahsi ldarın üze­ rine yıkı lmıyordu. Nitekim mektuplarından birinde Hamm urabi, Lar­ sam val isine Sheb-Sin isimli bir tahsildarın kendisine geldiğini şun­ ları söyleyerek haber vermektedir; "Enubi-Marduk Bit-i l-kittim (ya­ ni Larsam'da GüneşTanrı'nın büyük tapınağı) tapınağına ait, Rak­ habu şehri nden ve bu şehrin çevresinden beklenen parayı ele ge­ çirmiştir, ayrıca kendisi tam miktarı ödememiştir. Gimi l-Marduk, Rakhabu şehrinin ve şehrin etrafındaki bölgen in Bit-il-kittim tapı­ nağı için ödeyeceği paraya el koymuştur ve miktarın tamamını ödememiştir. Fakat saray benden tam meblağı zorla almıştır. " Enu­ bi-Marduk ile Gimil-Marduk'un tefeci olmal ap muhtemeldir, zira bir başka mektuptan ilkinin, ipotek etmiş olduğu bir mülk üzerinde, ipotek parası ödenip kurtarı ldığı halde, hak talep etmi ş olduğunu bil iyoruz. Mevcut olayda, onlar muhtemelen Dılr-gurgurri ile Rak­ habu yakın larında ve Dicle boyunca bazı toprak ekici lerine para ya da tohumluk buğday ödünç verm işlerdi ve iddiaları ile i lgi l i he­ saplaşma sırasında, ekinleri gaspetmişler ve dahası kralın memu­ runa, toprağa konan vergi olarak, devlete lazım gelen ekinlerin pa­ yını ödemeyi reddetm işlerdir. Bölgedeki öneml i şehir olan Lar­ sam'ın valisi, sarayın (yani kral ın) temsilcisi olarak kesinlikle vergi tahsi ldarının açığı telafi etmesine neden olmuştur; fakat Hammu­ rabi memurun şikayetini alınca, meseleyi valiye iade etmiştir. Mek­ tubun sonucu eksiktir; fakat yüküml ülüğünü yerine getirmeyen tefeci leri gereken vergi leri ödemeye Hammurabi'nin mahkum et­ tiği ve onl arı ilave para cezasına çarptırdığı veya cezalandırılma­ ları için başkente gönderilmelerini istediği sonucunu çıkarabiliriz. B ir başka olayda, bizzat Sheb-S in ve Sin-mushtal isimli bir baş­ ka vergi tahsildarının hatalı bulundukları ortaya çıkmış ve kral ta-


Mısır, Kaide, Suriye, Bahit ve Asur Tarihi

275

rafından çağın l ınca Babil'e gelmekten kaçınmışlard ır. Para olarak ödenen vergiler kadar, büyük miktarda susam tohumu toplamak da on ların görevi olmuştu. İlk çağırıld ıkları zaman, hasat zamanı olduğu mazeretini öne sürüp hasat bittikten sonra geleceklerini söy­ lemişlerdi. Fakat daha sonra da görünmed ikleri için Hammurabi, beklendiği gibi başkente vardıklarına emin olacak güvenilir bir me­ murun eşl iğinde, vadesi gelen vergilerin tam meblağı ile beraber gönderi lmeleri gerektiğinde ısrar eden acil bir mektup yazm ıştı . Büyükbaş ve küçükbaş sürüleri üzerine de kral tarafından harç konmuştu ve her bölgeye, görevleri gelir hesaplarında bir açığı bil­ dirmek o lan gel i r tahsildarları ya da vergi tahakkuk memurları ta­ yin edi l m işti . Büyük ve küçükbaş sürü sahipleri ikamet ettikleri bölgenin şehir merkezine harç olarak gereken küçük sığır ve kuzu­ ları getirmekle yüküml üydüler ve sonra bunlar daha büyük sürü­ ler hal inde toplanır ardından kraliyetin büyükbaş ya da küçükbaş sürü lerine eklen irlerdi ; ancak mal sahipleri harç olarak vermesi gerekenleri el inde tutmaya kalkışırlarsa, sonradan ilave masrafa uğramaya ve sürülerini Babi l'e kadar gütmek kü lfetine mecbur edilirlerdi. Kral ve büyük tapınaklar tarafından sahip olunan büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri muhtemelen çok büyüktü ve özel mal sah iplerinden beklenen harç ve vergilerden ayrı olarak başlı başına olağanüstü gelir getiriyorlardı . Çoban lar ve sığırtmaçlar onların sorumlusu olarak tayin ed i lmişlerdi ve onları, iyi otlaklar ve bol su kaynakları sağlayan, elverişli kıyı lar boyunca ve nehir ile kanal çevrelerine dağıtarak, sürülerin otlatı lacağı bölgeleri düzenleyen başçobanlar maiyetinde gruplara bölünmüşlerdi. Kral başçoban­ lardan ve sığırtmaçlardan bi lgi ler alıyordu ve teftiş turları yapmak ayrıca krala ait sürü lerde gerekl i bakımın yapılıp yapılmadığını görmek ana şehirler ile Babil'in bölge vali lerinin göreviydi. Başkent yakınında güdülen bütün küçükbaş sürüler için koyun kırkma işle­ mi Babil'de olurdu ve kral, başçoban larına kırkma gününe dair on­ ları bi lgilendinne davetiyeleri gönderirdi, ayrıca diğer büyük şeh ir­ lerin val ilerinin maiyetlerindeki sürü çobanlarına benzeri emirler


276

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

gönderd ikleri muhtemeldir. Kraliyete ait ve rahiplere ait sürü ler genell ikle, kral tarafından tapınak gelirleri üzerinde uygu lanan çok sıkı denetimi gösteren bir olay olarak, aynı şef memurun maiyetin­ deydiler. Tarımla ilgi l i nüfusun çıkarları kanal ve suyol larının düzen l i aralıklarla bakımlı v e temiz tutu lduğunu görerek su lama amaçlı uygun su ikmal ini sağlama alan kral tarafından çok sıkı şeki lde gözetil irdi. Babil'in Birinci Hanedan ı'nın neredeyse her kralının ye­ ni kanal lar açtıkları ve babalarından on lara geçen sulama ile nak­ liye sistemini genişlettiklerine dair del i l ler de mevcuttur. Batak­ l ıkların kurutu lması ve kanal ların hakkıyla tamiri bunların sadece d ikkatl i ve sürekl i teftişi ile yapı labil irdi ve köy sakinleri i le kanal kıyısında bu lunan toprak sahiplerinin bun ları uygun durumda mu­ hafaza etmelerin i sağlamak yerel val ilerin göreviydi. Bu görev ih­ mal edi ldiğinde şikayetler genel likle,yerel val iye eksikliklere çö­ züm getirmesi için emirler veren kr.:ıla i leti l i rd i . B i r vesi leyle Erech'teki alüvyonla dolmuş bir kanalın derinleştirilmesi emred il­ mişti; ancak dip temizl iği tamamen yapılmamıştı, bu yüzden kanal yatağı tekrar alüvyonla dolmuş ve gemi lerin şehre girmeleri engel­ lenmişti. B u gibi durumlarda Hammurabi, engelin kaldırılacağı ve kanalın üç gün içinde gemi i le geçilebilir hale getiri leceği yönünde aci l emirler vermişti. Kış yağmurlarını izleyen seller kanalların kıyılarına gene l l ikle hasar verirdi, ayrıca Abeshu'nun bir mektubu İrnina kanalında su­ yun aşırı yükselişine, böylece kıyıların dışına taştığına dair i lginç bir açıklama arz etmektedir. Kral, İmina kanalı tarafından ikmal edil­ en Kar-İmina şehrine bir saray inşa ediyordu ve her yıl inşaata bu denli çok emek harcamak mümkün oluyordu. Fakat bir yıl, yıl lık işin üçte birinden biraz fazlası yapı ldığında, inşaat çalışmaları sel nedeniyle durduruldu; kanal kıyıların dışına taşmıştı, bu yüzden sular tam şehrin surlarına kadar yükselmişti. Kanalı uygun durumda muhafaza etmek görevine karşılık köylüler, kıyılar boyunca kendi sorumluluklarında olan kısmın sularında bal ık avlama imtiyazına


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

277

sahiplerdi ve diğer köylüler tarafından derenin bu bölümünde her­ hangi bir kaçak avcılık sıkı bir biçimde yasaklanmıştı . Bir keresin­ de Hammurabi'nin oğlu ve halefi Samsu-iluna döneminde, Rabim bölgesinin balıkçıları tekneleriyle Shakanim bölgesine gitmişler ve orada kanuna aykırı olarak balık tutmuşlardı. B u yüzden Shaka­ nim sakinleri, bu kaçak avcılıktan dolayı krala şikayette bulundu­ lar ve o da, meseleyi soruşturması ve gelecekte bu tür bütün ka­ çak avcılıkları önlemesi talimatıyla, saray memurunu, adı geçen bölgelerin yakın ında bulunan şehir olan, Sippar yetkili makam ları­ na gönderdi . Kanallarda nakliyat düzenlemeleri d e kraliyet yetki alan ınday­ d ı . Gemi lerin büyüklüğünü hesaplama yöntemi de önceden tarif ed ilmişti ve kralın, inşaat işlerinde kul lanılan kereste ve taş için ol­ duğu kadar, tahıl, yün ve hurma nakliyesi için her büyüklükte çok sayıda gemiye sahip olduğuna dair del i l ler vardı. Her gemi bir kap­ tanın emri altında, kendi mürettebatına sah ipti ve konumlandıkları merkezlerden nakliyeyi düzen leyen memurlar nehir ve kanalların ayrı kısımlarından sorumlu olarak görevlendirilmişlerdi. Kral tarafından denetlenen ve kontrol ed ilen çok sayıda işleme dair veri len raporlardan, onlar sayesinde ülkenin idaresini başarıyla yürütebild iği, çok büyük bir memurlar kitlesine ihtiyaç duymuş ol­ duğu açıktır. Raporun akışı içinde, yargıçlardan, adli memurlardan, vergi tahakkuk memurları ile gelir tahsildarlarından ayrıca doğru­ dan kralın emri altındaki saray memurlarından bahsetm iştik. Farklı memur sınıflarının, idarenin bütün bölümlerinin başında oldukları da aşikardır. Kamu işlerinin başına yerleştirilmiş ve kamu köleleri­ ni bakan ve denetleyen ayrıca muhtemelen geli rin toplanması ile ilgili iyi işler yapmış memurların iki sınıfı, onlara tahsis ed i len özel ayrıcalıklara sahiplerdi ve aynı şeylerden istifadeleri esnasında onları korumak üzere özel mevzuat hazırlanmıştı. Görevlerin in karşılığında ödeme olarak her birine ev ve bahçe içeren mü lk ve­ riliyordu, on lara topraklarında yetiştirmek üzere koyun ve sığırla­ rın istifadesi sunulmuştu ve ilave olarak düzenl i maaş alıyorlardı.


278

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ v e Asur Tarihi

Bir bakıma kralın kişisel hizmetlisiydi ler ve kral ın tali matlarını ye­ rine getirmek üzere her an özel görevle sevk edil meye tabiyd i ler. İtaatsizl ik cidd i şekilde cezalandırıl ırdı; zira eğer böyle bir memur özel bir görev i le görevlendirildiği zaman, kendisi gitmemiş bir vekil tutmuşsa, memur idam cezasına maruz kal ırdı ve kiralad ığı veki l onun makam ını alabil irdi. Bazen bir memur bir askeri birliğin so­ rum luluğunu almak üzere uzun süreliğine evinden uzağa gönderi lir­ d i ve bu yapıldığı zaman evindeki görevleri geçici olarak evini ve arazisini i şgal eden bir başka kişi tarafından icra edi l irdi; ancak dö­ nüşü üzerine bu kişi görevi memura geri verirdi. Eğer böyle bir memur, babasının yokl uğunda görev ini icra edecek yaşta oğtı la sahip ise oğlu, bunu yapmaya, üstelik babasının topraklarına va­ rıncaya kadar, izinliydi ; fakat oğul çok genç ise memurun yerini alan vekil, toprağın gel irinin üçte birini çocuğun eğitimi için anne­ sine ödemek zorundaydı . Garn izona doğru y'cıJculuğuna çıkmadan önce, memurun görevi, arazisinin uygun ziraat 'iç in hazırlanması ve yokluğunda mahal li görevlerinin yerine getiri lmesiydi. Eğer kendi­ si bunu yapmayı ihmal etmiş ve toprağı i le görevlerini bir yıldan fazla süreyle bakımsız bırakmışsa, bu arada başka biri yerini almış­ sa, dönüşünde toprağını ve makamını geri isteyemezdi . Bu yüz­ den mevkisinin özellikle ayrıcalıklı ve peşinde koşulan türde ol­ duğu açıktır ve bu düzen lemeler makama bağlı görevlerin ihmal edilmemesini teminat altına almışlardı. Garn izon görevinin seyri esnasında veya özel görevde iken, bu memurlar düşman tarafından yakalanma riski a l ı rlardı ve bu durumda fidye ile kurtu lmaları için düzen lemeler yapılmıştı. Eğer yakalanmış memur varl ıklı ve kendi fidyesini ödeyebil iyor idiyse, kendisi bunu yapmaya zorunluydu, fakat parası yoksa fi dyesi ma­ halli tapınak hazinesinden ödenirdi ve tapınak hazinesinde fonlar yeterli olmadığı zaman, devlet tarafından fidye veri lip kurtarı lırd ı . F idyesini ödemek için h içbir surette toprağı, bahçesi v e evinin sa­ tı lmayacağı özellikle hükme bağlanmıştı . Bun lar sahip olduğu ma­ kama devredilemez şekilde bağlanmışlardı ve kendisi onları veya


Mısır, Kaide, Suriye, Babil

ve

Asur Tarihi

279

beslendikleri koyun i le sığırları satmaya izin li değildi. Dahası mül­ künden hiçbir şeyi karısına ya da kızına miras bırakmaya izinl i de­ ğildi, böylece oğlu kendisinin yerine geçtiyse, mevkisi kal ıtsal ve ona bağlı mülk oğluna satılmaması koşu luyla verilmiş gibi görü­ nüyordu. Şüphesiz eğer memur kend i ihmal ya da itaatsizliği ile hayatı esnasında makamını ve imtiyazlarını kaybetmişse, böyle intikal gerçekleşmezdi. Hayli yüksek ihtimalle bu memurların, aslen Babi l'in B irinci Hanedan'ının kurucusu Sumu-abu'nun kişisel hizmetl isi ve takip­ çisi oldukları düşünülmüştür. Muhtemelen ülkenin her yerinde kra­ la hizmetleri karşıl ığı onlara topraklar tahsis edi lmişti ve özel gö­ revleri düzeni korumak ve efendi lerinin otoritesini sürdürmekti . Zamanla görevleri kuşkusuz değişikl iğe uğramıştı ; ancak imtiyaz­ larını muhafaza ediyorlardı ve çok değerl i memurlar kitlesi olma­ ya devam etmiş olmalıydılar, kişisel sadakatlerine kral, her zaman güvenebi lirdi . Önceki böl ümde Üçüncü Hanedan'ın Kassit kral­ ları tarafından dikkat çekici hizmetler yapan h izmetlilerine nasıl çok büyük mülk bağışlarının yapıldığını zaten görmüştük ve aynı zamanda mecburi hizmet ile vergi ve öşür yüküm lülüklerinin tü­ münden muaf olarak böyle arazi leri elde tutma imtiyazı elde edi­ yorlard ı . B irinci Hanedan kralları döneminde, kraliyet memurları sınıfının benzeri bir kökene sahip olduğu sonucunu çıkarabi liriz. Bölümde, son zamanlarda elde edi len bilgilerden, Babil'in eski kral ları tarafından kabul edilen idari sistemin bir açıklamasını ver­ miş ve Bahit nüfusunun çeşitli sınıflarını, uğraşların ı ve içinde ya­ şadıkları koşu lları biraz ayrıntılı olarak anlatmış bulunuyoruz. Ön­ ceki iki bölümde Sümer şeh ir-devletlerinin en eski döneminden Kassit kral larına kadar Batı Asya'n ın pol itik tarihini ele almıştık. Bu inceleme esnasında Mezopotamya'nı n tarihin başlangıcında Sümer kavminin tek tasarrufunda olduğunu ve sonradan sırayla Sami lerin ve Elam kral larının hakimiyeti altına girdiğini görmüş­ tük. İsa'dan önce üçüncü milenyumun sonunda Sami kabilelerin göçü Birinci Hanedan kralları olarak bilinen Sami kralların Babil'de


280

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asıır Tarihi

yerleşmesi ile sonuçlanmıştı, ayrıca bu kral lar grubunun en büyüğü olan Hammurabi'nin idaresinde, bu şekilde Batı Asya'da kurulan imparatorluk bütün süreklilik görüntüsüne sahip olmuştu. Elam ar­ tık Babil'i rahatsız etmese de yeni ve beklenmed ik bir bölgeden muazzam bir tehlike meydana gelmişti . Babi l'in en güneyindeki bölgelerde İran Körfezi kıyılarındaki bölgelerden oluşan, Denizin Ülkesi'nde, Sümerler kuvvetlerini toplamışlardı ve şimdi kendileri, Babil denetiminden bağımsızl ıklarını i lan ediyorlardı . Birinci Ha­ nedan kralları i le Denizin Ülkesi kralları arasındaki sonrakinin da­ ha ziyade yerini koruduğu savaş dönemi bunun ardından geldi ve Suriye'li Hitit kabileleri Samsu-ditana'nın saltanatı esnasında Ku­ zey Babil'i işgal ettikleri zaman, Babil'i ı:ı dayanma gücü o kadar zayıflamıştı ki ülke, Denizin Ülkesi'nin hükümdarlarına kolay lok­ ma oldu. Fakat Sümerlerin Batı Asya'da önde gelen kavim rol ün­ de yeniden ortaya çıkması uzun sürmeyecekti ve bu eski ve tü­ kenmiş kavim tarafından sergilenen yaşama gücünün son çırpın ış­ larından biraz fazlasıydı. Böylece İkinci Hanedan, Elam'ın batısın­ daki dağlık bölgelerden inen Kassit kabilelerinin saldırısı karşısın­ da sırasıyla düştü ve Mezopotamya'n ın tamamını istila edince B a­ b il'de yen i bir hanedan kurdu ve Babil uygarlığını kabul etti. Kassit kral larının gelip çatmasıyla Batı Asya tarih inde yeni bir bahis açıldı. O zamana kadar, eski uygarl ığa ait iki başl ıca merkez olan Mısır ve Babil, kuşkusuz birbirini dolaylı olarak etki lem işti ; fakat gerçekten temasları olmamıştı. Kassit krallarının dönem in­ de hem Babil hem Asur, Mısır ile doğrudan irtibat kurmuştu ve o günden itibaren birbirine uyguladıkları etki sürekli ve aral ıksızdı. Son keşifler ışığında bu noktaya kadar Babil tarihini zaten izlemiş bulunuyoruz ve Asur konusunda benzer bir görev bizi bekle­ mektedir. Asur'un köken i ve son kazılar ile araştırmalar ışığında eski tarihinin incelemesine girmeden önce, Mısır'a bir kez daha dönmemiz ve Tebl i ler Memphis'i başkent olarak değiştirmeyi ba­ şardıkları zamanki dönemden bu yana tarih inin seyrini an latma­ mız gereklidir.


VII.

BÖLÜM

TEB'İN TAPINAKLARI VE MEZARLARI

fi fı sır'ın tecritten çıkışının ve i lk kez Batı Asya i le temasa

:J YL

geçişinin Tebliler döneminde olduğunu görmüştük. Mı­ sır tarihindeki bu büyük dönüm noktası, Mısır tarihi ile ilgili en son bi lgimizin tasviri esnasında genel olarak Mezopotamya ve Batı Asya'da arkeoloj ik keşiflerin sonuçlarını ilan etmek için, bir an duraklayacak uygun bir yer gibi görünüyordu. Tasvir; geçmişe, M ısır ve Babil uygarlıklarının orij inal olarak tecrit edilmiş yolları­ nın kavuşma noktasına nakledilm iştir ve en son keşiflerin bu ko­ nuda bize ilettiği yeni b ilgi önceki bölümlerde anlatılmıştır. Ş imdi, Mısır tarihini bıraktığımız ve Mısır öykümüzü zincirine yeniden başladığımız noktaya, geldiğimiz yoldan geri dönmem iz gerek­ mektedir.

Hiksoslar'ın (Hyksos) c•ı fethi ve Tebliler'in yükselişi neredey­ se eş zaman l ıd ır. Fetih Tebl iler'in Mısır'ın başkenti konumuna ilk ilerleyişinden belki üç ya da dört yüzyıl sonra olmuştur, fakat bu konumun XII. Hanedan esnasında muhafaza edilmediği unutu l­ mamalıdır. Bu hanedanın kralları, Tebli olsalar da, Teb'de salta­ nat sürmemişlerdir. Kraliyet şehirleri Kuzey'de, Lisht i le Medfim (* )

MÔ 1 650- 1 5 80 arası M ısır'ı yöneten Sami hanedan, Çoban Krallar olarak bilin irler. (ÇN)


282

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

civarında, piramitlerin inşa edi ldiği yerdeydi, ayrıca temel i lgileri IJJ. Amenemhat'ın başl ıca eseri, Greklerin Moeris'i olan, Fay­ yum'un göl bölgesi yönündeydi. Hiksoslar'a karşı milli direnişin oda­ ğı olana kadar Teb'in büyüklük çağı başlamam ıştı . Teb, bundan böyle Mısır'ın tartışmasız başkentiydi, ayrıca yüz kral ın cömertliği ve özen i i le genişletilmiş ve güzelleştirilmişti; yüz mazbut u l usun barış harcı ile zenginleştirilmişti . Fakat kendimizi Hiksoslar'ın kovulmasından sonra Teb l i ler'in büyüklüğü ile ilgili sadece en son keşiflerin ele al ınması i le kısıtlar­ sak, yararl ı ve önem l i olan çoğu şeyi ihpıal etmem iz gerekecektir. Mısırl ı lar için tarihlerinde (monarşinin k�rutuşundan sonra) ilk bü­ yük dönüm noktası kral iyet gücünün Meınph is i le Herakleopol i s' ten bir Teb l i hanesine nakl iydi. Hemen ardından gelen ikincisi, Hiksoslar isti lası idi. İkisi Tebliler'in tarih inde yakından bağlantı­ lıdır, Herakleopol i s'i yenen ve Memphis'i ele geçiren Tebl i ler'dir; H iksoslar tarafından çökerti len Tebl iler'in gücüdür, onları uzak­ laştıran ve Mısır tarihinin ikinci büyük dönemini başlatan Tebliler' <lir. Bu yüzden öykümüze, Tebl i ler'in gücünün muazzam artışın­ dan önce H iksoslar'ın kovuluşu zamanından devam ediyoruz, ay­ rıca Herakleopolis ile Memphis yenilgisini takip eden bu gücü yük­ sel i şinden bu yana izleyeceğiz. Teb'de en son keşifler Teb l i lerin gücünün başlangıc ı olan bu dönemi aydınlatmaktadır. Mısır kazıları başka her yerden çok Teb'de, ü lkenin eski baş­ kenti yöresinde yapılmıştır. Ve burada, başka yerde olsa b i le, bulunacak daha fazla hiçbir şey, topraktan çıkarılacak yeni h içbir şey, Mısır tarih i ile ilgi l i bi lgimize eklenecek yeni h içbir gerçek mevcut olmadığı düşünülmüş olab i l ir. Yine de burası Abydos'tan aşağı deği ldi, son birkaç yılın arkeoloj ik keşifleri öze l l ikle başarı lı olmuştu ve eski Teb'in bize beklediğimizden fazlasını anlatacağını anlamış bulunuyoruz. Teb'de en eski kal ıntılar VI. Hanedan'ın iki mezarı, Bay New­ berry tarafından tanınmış Shekh Abd el-Kurna tepesi cephesine


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

283

açı lan biçimde, Luxor karşısında Nil'in batı kıyısında, keşfedi ld i . Her k ı ş M ısır'a giden ler Luxor mabedinin karşı kıyısında kumluk kıyıdan başlayan güzel gezinti yolunu, bahçeler ve kanal arasında dar patika boyunca, köprülerin karşı sında ve Ramesseum'a doğru işlenmiş arazi üzerine, arkasında Shekh Abd el-Kurna'nın yüksel­ diği, sayısız mezarlarıyla tepen in yaralı ve sarp yüzü boyunca sıralı evleri olan sokaklar uzandığını biliyorlardı. Arkasında kocaman bir heyelanın nehrin yönüne doğru kayarak sürdüğü platonun j eoloj i k b i r parçası olan v e koparı ldığı yeri belirlemek için arkasında çok güzel boğazı ve Der el-Bahari kayalıklarını bırakan bu tepe, açık­ ça Tebli ler'in en eski nekropolünün mevkisidir. Tebli şeflerin, iki tanesi Bay Newberry tarafından bulunmuş, Eski Krallık döne­ mindeki mezarları buradadır. Daha sonraki zamanlarda, bu me­ zarların XVIII. Hanedan'ın büyük soylu ları tarafından büyük çap­ ta işgal edi ldiği ve değişiklik yapı ldığı, bu yüzden şimdi Shekh Abd el-Kfırna'da hala mevcut olan bütün mezarların bu hanedana ait olduğu görülecektir. IX . ve X . Hanedan ların Tebl i ler'i ile i lgi li, Herakleopol ites'in saltanatı zamanında, British Museum'da -biri burada resmedilen­ sarayın kahyası Mera'ya ait, iki çok değerli heykel elim izde bulun­ maktad ır. Hangi mezardan geldikleri b i l inmemekted ir. Her ikisi M ısır heykel sanatının çok güzel örnekleridir ve Eski ve Orta kral­ lıklar ile i lgi l i çal ışmalar arasındaki geçiş döneminin fazlasıyla öz­ gün üslubunda yapılmışlardır. Neredeyse elimizde hiç örneği bulun­ mayan H ierakonpol ite dönemi sanatının örnekleri olarak çok bü­ yiik öneme sahiptirler. Mera her tasvirde, farklı bir başlık giymek­ teyken birinde kısa bir peruk, diğerinde bere ile resmedi lmiştir.


284

M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

MERA 'NIN HEYKELi


Mısır. Kaide, Sıırı)1e. Babil ve Asıır Tarihi

285

Asyfıt 'un prenslerinin cesur direnişine rağmen Herakleapol ite hakimiyeti en sonunda devrildiğinde ve Tebliler firavunlara ait asa­ leti üstlenip XI. Hanedan ı kurduklarında, Tebliler nekropolü, uçu­ rumlardaki büyük körfezde, Der el-Bahari olarak bil inen Shekh Abd el-KGrna'nın hemen kuzeyinde kuruluydu. Batı Teb'in bu can­ l ı bölümünde pek çok bakımdan belki Mısır'daki en i lginç yerde, XI. Hanedan'ın en büyük kralı, Neb-hapet-Ra Mentuhetep meza­ rını kazdı ve ruhunun ibadeti için defin ile ilgi l i , Akh-aset den i len "Muhteşem-onun-durumudur", çevresi ile tamamen haklı çıkarı­ lan isimdeki, tapınağını inşa etti. Bu tapınak, Prof. Naville ve Bay Hal i tarafı ndan, 1 903 'te yapılan tamamen yen i bir keşiftir. Bugüne kadar, bilgi kaynaklarımız az sayıda olduğundan ve daha önce XI. Hanedan zamanındaki sanatın durumu konusunda çok bi lgi l i ol­ madığımızdan, elde edilen sonuçlar, özellikle Mısır tarihi ve mima­ risi konusunda, çok muazzam öneme sah iptir. Yeni tapınak her zaman bilinen ve ilk kez M ısır Araştırma Fonu namına, önce Mariette ve daha sonra Prof. Nav i l le tarafından kazı lan, Der el-Bahari'deki büyük XVIII . Hanedan mabedinin he­ men güneyine doğru uzanır. Daha sonraki kazıların sonuçlarına tekrar döneceğiz. Nihayet 1 898 yılında kazılar tamamlandığı za­ man, Kraliçe Hatshepsu tarafından inşa edi lmiş, büyük XVIII. Ha­ nedan tapınağı yıkıntı lardan tamamen temizlenmişti ve sütun dizi­ si altında bulunan duvarlardaki heykel leri korumak için üstünü ka­ patmak amacıyla, (Bay Somers Clarke'ın gözetiminde) kısmen restore edi lmişti. Yukarıdaki kayalıklardan düşen büyük taş par­ çalarından oluşan, neredeyse tapınağı gizlemiş olan bütün dökün­ tü kitlesi kaldırıldı; ancak benzeri yıkıntı yığınları ile kaplı, tapınağın güneyine uzanan büyük bir alana dokunulmadı; daha i leriki araştır­ malar için beklemek üzere bırakı ldı. İşte, 1 903 'te Mısır Araştırma Fonu tarafından çalışmalar yeniden başlatıldığında, yeni tapınağın bulunduğu yer bu enkaz yığın larının altıydı . En yakın selefi olma ihtimali bulunan Neb-hetep Mentuhetep'in mezarı, 1 899'da Bay Carter tarafından keşfed i lmiş olmasına rağmen, kralı n gerçek


286

Mısır, Kaide, Sııriye, Sabi/ v e Asıır Tarihi

mezarı henüz ortaya çıkarı lmamıştı. Yine de XX. Hanedan kral ı IX. Ramses'in saltanatı dönem inde mezarın henüz zarar görme­ miş olduğu biliniyordu. O zaman, Abbott Papyrus'te muhafaza edi­ len kral mezarları nı incelemek üzere gönderi len müfettişlerin ra­ porlarından öğrendiğimize göre, (Der el-Bahari'nin eski Mısır'daki adı olan) Tjesret'te Kral Xeb-hapet-Ra'nın piramit mezarın ı bul­ muşlard ı ; mezar bozulmamıştı . Bu yüzden -ya klaşık MÖ 1 000 yı llarında mezara el değmemiş olduğunu bil iyoruz. P iramit mezar olarak tanımlanışı i lginçtir; zira Akh-aset'in rah ibi, Abydos'ta gö­ mülü olan Tetu'nun yazıtında, Akh-aset'in piramit olduğu söylen­ mektedir. Yen i keşfedi len tapınağa Akh-aset dendiğini, iç inde bu­ lunan birkaç yazıttan bilmekteyiz. Ayrıca bu tapınağa dair en dik­ kat çekici şey merkezinde bir piramitin mevcut olmasıd ır. Müfet­ tişler tarafından dokunulmamış halde bulunan piramit mezar bu olmalıdır; böylece mezarın kendisi de çok yakında olsa gerektir. Fakat aşağısı sadece tek parça kaya olan piram itin altında gibi görünmemektedir. Belki tapınağın gerisindeki kayal ıklarda açılan bir galeri bulunmaktadır. Piramit o zaman ağır çakmaktaşından bir kaplaman ın içinde, sel taşından yapılm ış, saf kireçtaşı ile yüz yüze o lan, sahte bir makettir. Alışılmış Mısır modelinde, uçurum kenarındaki ağır sert kar kütle l i taban üzerine sütunlu formda inşa edilmiştir. Bu mer­ kezi piramit, dış duvarı sed-heb veya kralın jübile kutlaması ile ilgi l i, ülkenin savaşçıları ve ileri gelenlerinin geçit törenini, çiftçilik manzaraları, gemi yapımı ve benzeri i le ilgili, hepsi o dönemin kral mezarının ibadet odasına uygun olarak düşünülen, çeşitli sahneleri betimleyen renkli rölyeflerle süslü, çatı lı salon ile ya da küçük se­ kizgen sütunlardan kemerli yol ile kuşatılmıştı. Bu duvarın dışı, dörtgen sütunlardan oluşan açık kemeraltıydı . Bu yapının tamamı yaklaşık dört buçuk metre yükseklikte doğal kayadan dikdörtgen şeki lde yapay olarak biçim lendirilmiş platform üzerine inşa edil­ mişti. Bu yapının kuzey ve güneyi açık avlulard ı . Güney tarafı tepe i le sın ırlandırılmıştı, kuzey cephesi ise şimdi Hat-shepsu'nun bü-


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

287

yük tapınağı ile sın ırlandırıl ıyordu; fakat bu yapı inşa ed ilmeden önce, besbelli burada çok büyük bir açık alan vardı. Kaya plat­ formun yüzü beyaz, ince kireçtaşından, büyük dörtköşe, bazı )arı­ nın ölçüsü yüz seksen üç cm'ye yaklaşık yüz yed i cm boyutla­ rında bloklardan yapılmış bir duvarla gizlenmişti. B loklar güzel bir şeki lde kare haline getiri lmişti ve değişik boyutlarda bağl ı dizi hal­ inde yerleştirilmişti, ayrıca duvarların genel olarak Mısır'da şu ana kadar bulunanların en güzeli olduğu söylenebil ir. Orta Krallık dö­ neminin mimarisinin özellikle beyaz taş olarak, ince duvar işçi­ liğinden hoşlandığını zaten belirtt i k. M uhteşem kumtaşından temel taşları olan, bu mükemmel XI. Hanedan duvarları ile yanındaki XVIII. Hanedan tapınağının kötü, kaba saba taş işçil iği arasındaki tezat çarpıcıdır. XVIII. Hanedan'ın mi marları ve taş ustaları Orta Kral lık dönemi seviyesinden oldukça kötüye gitmişlerdir. Bu kaya platforma, tahta kirişli orij i nal kaldırım bölümünün in situ olarak kalan eğimli düzlemi ya da rampası yoluyla merkezde doğudan ulaşılmıştı. Bu rampanın sağına soluna doğru her biri yirmi iki kare sütun­ lu, hepsi Mentuhetep'in isim ve unvanları yazılı kemer altları bu­ lunuyordu. Bu kemer altlarında platformu gizleyen duvarlar, en çok tekne alayları ve Aamu ya da S ina Yarımadası'nın göçebele­ rine karşı yapılan seferleri resmeden, çeşitli sahnelerle işlenmişti . Kemer altlarının tasarımı Büyük Tapınak'ınki ile ayn ıydı ve ke­ mer altları tarafından onların yanında yer alan rampa ile yaklaşı­ lan platforma sahip bu kısmın bütün p lanı, Büyük Tapınak'ınkine öyle benzerdi ki son söylenenin kemer altlarının yan ındaki ram­ payla yaklaşılan platformlar dizisine sahip garip tasarımının ori­ j inal bir fikir olmadığını ; ancak doğrudan XVIII. Hanedan mimar­ ların ın, çalışmalarına başladıkları zaman Der el-Bahari'de rast­ ladıkları daha eski XI. Hanedan mabedinden kopya edilmiş ol­ masından başka bir ihtimal düşünemiyoruz.


288

Mısır, Kaide, Suriye. Babil v e Asur Tarihi

X/. HANEDAN D UVARI: DER EL-BAHARl

Mısır Araştırma Fonu namına, /904 'te Bay Hail tarafından kazı yapılmıştır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

XVIll.

HANEDAN DUVARI, DER EL-BAHAR!

M Naville tarafından, 1896'da kazısı yapılmış, Bay Howard Carter tarafından l 904 'te onarılmıştır.

289


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ v e Asur Tarihi

290

Xl.

HANEDAN'IN AŞAGI KUZEY KEMER ALTI KAZISI, DER EL-BAHARİ, 1 904


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

GRANİT EŞİK VE SEKİZGEN KUMTAŞI SÜTUNLAR

Der El-Bahari'de Xl. Hanedan tapınağından detay. Yaklaşık MÖ 2500.

29 1


292

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asıır Tarihi

Hatshepsu'nun mabedinin sözde özgün lüğü o zaman lar mev­ cut deği ldi ; o sadece daha eski tasarımın bir kopyasıyd ı . Gerçek­ te, modas ı geçm i ş b i r şeyin görkem l i bir parças ıyd ı . Fakat Hatshepsu'nun mimarları sadece bu özelliği kopya ettiler, iki ta­ pınakta platformlar üzerindeki gerçek düzenlemeler muhteme­ len olabi lecekleri kadar farklıydılar. Daha eskisinde etrafında bir kemer altı i le merkezi bir piramitini görüyoruz, yeni olanında kaya mağarası şekl inde kutsal emanet odaları önünde açık bir avlu bu­ lunabilir. X I . Hanedan mabedi önünde, Kral Mentuhetep ve daha son­

raki bir kral ın, Osiris suretinde 1. Amenhetep, Lish'te zaten bah­ sedilen 1. Usertsen'inkiler (Senusret) gibi bir dizi heykel i dikilmiş­ ti. Bu heykellerden biri British Museum'dadır. Güney avlusunda, Kral III. Usertsen'in (Senusret), hayatının farklı dönemlerinde gös­ teren altı heykeli keşfedilmiştir. Başların kal ıp dökümleri muha­ faza ed i lm iştir ve her birinin ifadesi diğerinden farklı olduğundan b irinin onu genç d iğerlerinin yaşl ı bir adam olarak gösterd iği ol­ dukça bell idir. Yüz, i l i . Amenemhat'ın portrelerinde de görülen, tanınmış, sert ve buruşuk modele sahipti, ayrıca önceleri Hyksos'un yüzü oldu­ ğu zanned i lmişt i . Gördüğümüz gibi, dolaylı olarak yüzü, X I I . Hanedan'a, III. Usertsen'in (Sen-usret) annesi, Kraliçe Nefret ta­ rafından takdim edildikleri için, Newberry ve Garstang onu öyle addetmişlerdir. Bu kral içenin, Hitit prensesi olduğunu ve H itit­ ler'in gerçekte Hiksoslar ile ayn ı olduğunu sanmışlardır. Yine de bu görüşün çok zayıf temel i olduğunu görmüş bulunuyoruz ve bu garip yüz ifadesi, n itelik olarak büyük bir olasıl ıkla tamamen Mı­ sırlı'dır.


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

RA.HİBE MEZARININ KAZILMASI Xl.

Hanedan Tapınağının Platformunda Detay, Der El-Bahari, 1 904.

293


294

Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil v e Asur Tarihi

Platform üzeri nde, merkezi piram itin etrafında küçük oda me­ zarlarda, çölün hanımı ve Der el-Bahari'nin özel ilahesi, Tanrıça Hathor'un birkaç rahibesi gömülüydü. Onların hepsi kralın harim i­ nin üyeleriydiler ve "Kral'ın Gözdeleri" unvanın ı taşıyorlardı. Ön­ ceki bölümde anlatı ldığı gibi, mabedin nihai tamamlanışından ön­ ce, hepsi bir seferde gömülürlerdi. Ayrıca h içbir suretle kralın ölü­ mü üzerine boğazlanıp öldürülmeleri ve ruhlarının sonraki dünya­ da kendisine eşlik edebi lmesi için, tıpkı Abydos'taki 1. Hanedan kral larının kölelerin mezarların (ya da ikincil mezarların) etrafına gömüldükleri gibi, kendisinin etrafına gömülmüş olmaları mümkün değildi . Onlar bizzat, zaten anlatıldığı gibi, beraberlerinde sonraki dünyaya sihirle çağırıldıkları zaman ruhani kölelere dönüşen, kü­ çük balmumundan modellerini götürmüşlerd i . Bu görüntüler us­ habtiu (Cevap Verici ler), daha sonraki zamanlarda ölülerle birlikte gömülmüş, tahtadan, taştan ve topraktan küçük heykel lerin selef­ leriydi . Rahibeler b izzat, tabiri caizse, sadece kral iyet yararı için ve krallara nihai istirahatgahlarına giderken eşlik eden, insan us­ habtiu (Cevap Vericiler) idi . Rahibelerle birl ikte alışılmış cenazeye ait, dönemin özel liği olan, mobi lya gömülürdü. Bu, tıpkı Xl. ve XII. hanedan mezarlarında el­ Bersha ve Beni Hasan'da rastladığımız gibi, tahıl ambarlarının, eki­ ni getiren çiftçilerle birlikte, küçük modellerinden, fırıncıların mo­ delleri ile çalışan biracıların, ekipleriyle birlikte gemilerin vs. model­ lerinden oluşmaktaydı . Bu modellerin de sih irle ölüler için çalışan, onun için tahıl yığan, bira mayalayan, onu ruhani Nil üzerinden mezar alemine taşıyan veya gerekl i diğer hizmetleri yerine geti­ ren gerçek i şçilere dönüşeceklerine inanıl ırdı. Rah ibelerin lahitlerinin bazıları, her ölüyü rah iplerden adakla­ rını al ırken onlardan biri kendisine süt vermesi için Hathor'un kut­ sal ineğini sağarken resmeden oymalarla ve boyal ı rölyeflerle çok özenli şekilde süslenmişti . Lah itler, mezara parçalar hal inde indi­ ril iyor ve orada birleştiri liyordu ve aynı şekilde çıkarıl ıyordu. En güzeli Xl. Hanedan sanatının eşsiz bir örneğidir ve şu an Kahire Müzesi'nde muhafaza edilmektedir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

KAHIRE'YE NAKLEDILMEK ÜZERE DER EL-BAHARİ'Y/ TERK EDEN KALINTILARIN MUHAFAZALARI

295


296

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

MISIR ARAŞTIRM'A FONU ADINA, LUXOR'DA Nil '1AP URUNDA KALINTILARIN SEVKlYA T MUHAFAZALARI


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

297

Rahibelerin anısına piramitin arkasında, çok ince biçimde yük­ sek rölyefte renkli, lahitler üzerindeki lerle aynı konu ları canlandı­ ran, oymalarla süslenmiş, platform üzerine, birkaç küçük kutsal emanet odası inşa edilmişti. Bu rölyeflerin garip üslubu önceleri bil inmiyordu. Onlarla ilgili ilginç bir olasıl ık ortaya çıkmaktadır. Mentuhetep'in saltanatının başustasının adını biliyoruz. Kendisi Mertisen d iye adlandırı l ırdı ve şimdi Louvre'da bulunan mezarta­ şında kendisini şu şeki lde ifade etmektedir: "Sanatımda hünerli bir ustayım. Sanatımı, bu yüzden her uzvun uygun yerinde olabi lmesi için, çıkan ve dönen şekilleri nasıl resmedeceğimi bil iyonım. İnsan model inin nasıl yürümesi gerektiğini ve kadının duruşunu, suaygı­ rın ı yıkmak için silahın dengede tutuluşunu, koşucunun gidişini bi­ liyordum. Ateş bizi yakmadan ve sel alıp götürmeden gitmem ize imkan veren tılsımların nasıl yapılacağını biliyordum. B unu, ben ve kanımdan en büyük oğlum dışında hiç kimse yapamazdı . Tanrı ona sanatta kendisini aşmasını buyurdu ve her nadir taş üzerinde, al­ tında ve gümüşte, fıldişinde ve abanozda onun ellerinden çıkan işin mükemmel l iklerini gördüm . " Şu an Mertisen ve oğlu devirlerinin başl ıca ustaları olduklarından, krallarının defin kil isesini süslemek üzere görevlendiri lmiş olmaları büyük bir ihtimaldir. Büyük ihti­ mal le Der el-Bahari'den gelen XI. Hanedan rölyefleri Mertisen ile oğlunun eserleridir ve rölyeflerde, kendisinin mezar taşında bah­ settiği, gerçek "çıkış ve geri dönüş şeki l lerini, suaygırın ı yıkmak için si lahı dengede tutuluşunu, koşucunun gidişini" görüyoruz. Bu, rölyeflere kişisel bir ilgi katmaktadır, genellikle eserlerini bu kadar çok takdir ettiğimiz büyük sanatçıların isimlerini nadiren bildiğimiz, Mısır'da çok eksik olan bir i lgi. Abydos'ta 1. Seti'n in mabedinin heykeltraş ve ressamının Tel i el-Amarna'daki mezarlardan bazı­ larının heykeltraşının isimleri elimize ulaşmıştır; fakat bunun ha­ ricinde sanatçılardan pek azının isimleri süsledikleri mabet ve mezarlarla doğrudan bir araya gelmiştir, ayrıca mimarlara dair biraz fazlasını bilmekteyiz. Y ine de Der el-Bahari'nin tapınağının Kra­ l içe Hatshepsu'nun başmimarı Senmut tarafından tasarlandığını biliyoruz.


298

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

Eğer Mertisen'e ait ise, Mertisen'in sanatının garip özel l iğini taşıdığı görüleb i lir. Başarı l ı XII. Hanedan sanatı kadar etrafl ıca gelişmemiştir. Figürlerin çizimi, acayip ince uzun şek i l ler iV. Vl. ve XII. hanedanların üsluplarının mükemmel uyumlarının yerini aldığından, genell ikle gariptir. Yine XII. Hanedan'ınkiyle karşı­ laştırıldığı zaman n itel ik olarak oldukça eski modele sahip olan süs­ leme üzerine muazzam özen gösteri lmiştir. Aynı zamanda en iyi X I I . Hanedan ustalarının geçemediği eserlere rastlamamıza rağ­ men, X I . Hanedan sanatının tipik örneği olarak kabul edi len kaba heykel leri genellikle hatırımıza gelmektedir. Gerçekte Neb-hapet­ Ra'nın saltanat dönemine ait sanat, geçiş dönemi sanatı olmuştur. Çökmekte olan VII. ve VIII. hanedanlar döneminde, Mısır sanatı, hızla V. Hanedan dönemi nde elde ettiği yüksek durumdan düştü ve Hierakonpoliteler döneminde iyi çalışmalar yapılmış olsa da X. ve erken Xl. hanedan lar dönemindeki Mısır sanatının başlıca nitel­ iği, garip kabalığı ve neredeyse barbar görünümüdür. Yine de XI. Hanedan kral ları, bütün ülkeyi tek kral iyet asası altında topla­ dıklarında ve Neb-hapet-Ra Mentuhetep'in uzun süren saltanatı, ülkenin tek elden idare edilmek üzere yeniden birleştirilmesine im­ kan verdiğinde, sanat canlanmaya başlamış ve tam, Teblilerin ege­ menliği altında Mısır Devleti'nin rönesansının Neb-hapet-Ra'ya atfedi lmesi gerektiği gibi, onun saltanatı döneminde sanatın can­ lanmasının da, Mertisen ve oğlu gibi, kendisinin büyük sanatçıları­ na atfedilmesi icap eder. Kral larının pol itik alanda yaptıklarını on­ lar sanat alan ında yapmışlard ır ve XII . Hanedan dönem inde bu kadar yüksek bir mükemmel l ik derecesine erişmiş Orta Krall ı k sanatının kökeninin onlara atfedilmesi gerekl idir. Uzun Güney ve Kuzey iç savaşları esnasında, devletin içine düştüğü çöküşten son­ ra Der el-Bahari'de kral tapınağının heykel leri o zaman, Mısır sa­ natının rönesansının anıtlarıydılar. Barbarlıktan çıkıp yeniden mü­ kemme l l ik kazanmak için mücadele eden canlandırıcı bir sanattı ve bu yüzden daha sonraki çalışmalarla karşı laştırı ld ığında eski, soğuk ve garip göründüğüne dair çok şey mevcuttur. Kuşkusuz


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

299

XVIII . Hanedan Mısır'ına göre, umut edilemeyecek kadar eski moda ve hatta yarı barbar görünmekteydi ve her ne zaman kend i devrinin çalışmaları engel leyici görünse de kendisi onu bir kenara kaldırmaktan hiç çekinmemişti. Fakat bize göre bu olağanüstü gariplik ilave albeni ve ilgi veriyordu ve Mertisen'in çal ışmalarının (sadece küçük parçalar şeklindedir, gerçekten) bize eski Mısır sanatı i le ilgili tarihteki az bilinen bahsin öyküsünü anlatmak üzere günümüze kadar geldiğine sadece müteşekkir olabi liriz. Bu tanımdan, mabedin Orta Krallık i le ilgi l i M ısır sanatına ve mimarisine dair önemli bir anıt olduğu anlaşılacaktır. Bu, bu döne­ me dair, dikkate değer izlerin bulunduğu tek mabettir ve bu sebep­ ten incelenmesi çok önemlidir. M ısır'ın eski tapınaklarının en iyi muhafaza edilmiş olanıdır ve Teb'de açık farkla ele geçen en eski binad ır. Tarihi olarak bize XI. Hanedan'ın yeni bir kralı Sekhahe­ tep-Ra Mentuhetep'i ve Neb-hapet-Ra Mentuhetep'in kraliçesi­ nin ismini -keşfedilen portresinden tahmin edildiğine göre Etiyop­ yalı gibi görünen, Aassheit- bahşetmiştir. Rahibelerden birinin zen­ ci olduğunu fark etmek i lginçtir. Neb-hapet-Ra ismi, M ısır krallarının listelerine aşina olan oku­ yuculara yabancı geleb i l ir. Şu anda, bu kazılardan yanlış olduğu b i linen, önceki okunuşun düzeltilmiş halidir. Neb-hapet-Ra (ya da çağırıldığı gibi Neb-kheru-Ra) Prof. Petrie'n in sıralamasına göre I I I . M entuhetep'tir. Kend isinden önce gelmiş görünen krallar Mentuhetep Neb-hetep (bu tap ınakta da anılan) ve Neb-taui-Ra; kend isinden sonra sancağı taşıyan ya da şahin isim Uah-ankh, An­ tef tarafı ndan takip ed ilen Sekhahetep-Ra iV. M entuhetep ile Seankhkara V. Mentuhetep'tir. Bu kral, XII. Hanedan'ın ilk kralı 1. Amenemhat'i izlem iştir. Antef Uah-ankh, Xl. Hanedanı kuran Prens Antefa kral unvanı almadığı için, 1. Antef olarak sayılabil ir. Antef isimli başka kral lar da Mısır üzerinde hüküm sürmüşler­ di ve onlar XI. Hanedan'a ait olarak kabul edilirlerdi; ancak Prof. Steindorff şimdi onların gerçekten XllI. Hanedan'dan sonra ve


300

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

H iksoslar'm savaşçı ları ve XVIll. Hanedan'm selefleri olan Se­ kenenras'dan hemen önce saltanat sürdüklerini kanıtlamıştır. III . Antefin ( Seshes-Ra-up-maat) ve IV. Antefin (Seshes-Ra-her­ her-maat) ikinci isimleri XIII. Hanedan kral larının isimlerine ta­ mamen benzer ve Mentuhetepler'inkilerden tamamen farklıdır; ay­ nı zamanda Koptos'ta il. Antef'in (Nub-kheper-Ra) bir fermanı 1 . Usertsen'in (Senusret) girişinde bulunmuştur; b u yüzden kendisi ondan önce gelmiş olamaz. Prof. Petrie yine de bu sonuçları ka­ bul etmemekted ir ve bütün Antef'leri X I . Hanedan'da Mentu­ hetepler ile birlikte sınıflandırmaktad ır. Kendisi Herakleopol is'ten (V. Antef olarak saydığı) Antef Xub-kheper-Ra'nın XII . Hane­ dan'dan önce geldiğine dair kan ıtları olduğunu düşünmektedir, ayrıca Koptos'ta Nub-kheper-Ra'nın fermanının orij inal in daha sonraki bir kopyası olduğunu ve Xll. Hanedan esnasında yazıldı­ ğını varsaymaktadır. Fakat bunu söylemek zord ur. Prof. Stein­ dorffu haklı çıkaran ihtimal ler mevcuttur. O dönemden bir me­ mur, babasının babasından Uah-ankh'ın zamanında yaşamış ola­ rak bahsettiği için, Antef Uah-ankh, yine de XII Hanedan'dan ön­ ce gelmiş olmalıdır. Der el-Bahari mezarlığı kuşkusuz bütün XI ve XII. Hanedan­ lar dönemi boyunca ku l lanılmıştı ve o dönemin pek çok mezarı da orada bulunmuştur. Bunlardan çoğu, uçurum körfezinin kuzey bölümünde Kral içe Hatshepsu'nun büyük tapınağının inşaatı ne­ den iyle yok ed i lmiştir. O dönemden, kral içenin bu tapınağın tam altında kuzeyden giden bir türbesinden haberdarız ve yine altın­ dan güneye giden güney tarafta girilen bir diğeri mevcuttur. Onunla XI. Hanedan tapınağı arasında avluda aynı şekilde birkaç mezar bulunmaktaydı . XVIII. Hanedan tapı nağının genelde bu av­ lu üzerinde inşa edildiğini b i liyoruz ve şimdi XVII I. Hanedan ta­ pınağının kitlesinin altında kuzeye doğru giden avlunun batısında XI. Hanedan'ın kamuflaj duvarını görebi liyoruz. Büyük ihtimalle, o zaman, Hatshepsu tapınağı inşa edi ldiğinde, Orta Krall ı k nekro­ polünün (kuyularla ulaşı lan oda-mezarların), körfezi Mentuhetep


Mısır. Kaide, Surı)1e, Babil ve Asıır Tarihi

30 1

tapınağının kuzeyine doğru doldurmuş, daha büyük bölümü, tıpkı daha eski VI. Hanedan Shekh Abd el-Kfirna'n ın galeri mezarları­ nın aynı dönemde ayrı lmış ve değiştiri lmiş olduğu gibi, örtülmüş ve yok edilmişti. XII. ve XIII. hanedan ların kralları, gördüğümüz gibi, Teb'de gömülmemişlerd i ; fakat Kuzey'de, Dashfir'da, Li sht'te ve Itht­ tau i'deki kral iyet şeh irleri ile onları temasa geçiren Fayyfim ya­ kınında gömülmüş lerdi. Fakat XIII . Hanedan'ın sonunda muhte­ melen, Hiksoslar'ın büyük işgali gerçekleşti ve bütün Kuzey Mı­ sır, Arap hakim iyeti altına girdi. Yerel krallar güneye Fayyfim'dan Abydos, Koptos ile Teb'e sürüldüler ve Teb'de (muhtemelen o zaman dolu olan) Der el-Bahari'nin kuzeyine doğru şimdi Dra' Abu­ '1-Negga, "Abu-'1-Negga's Kolu" deni len tepenin uzun dağ kol unun yan ında, yeni bir nekropole gömüldüler. Burada dönemin Tebl i kralları XIII. ile XVII. hanedan ları arasında, Upuantemsaf, Antef Nub-kheper-Ra ile oğu lları III. ve iV. Antefs gömüldüler. Sanki, zamanlarında yabancı işgal in baskısı h issedilmiştir; zira üslup ve işçil iğin giderek bozulduğunu gösteren kefen lerinden karara var­ mak gerekirse yoksul l uk şimdi Yukarı Mısır' ı sarsmıştı ve sanat, XI. ve XII. Hanedan gün lerinde ulaşmış olduğu yüksek standart­ tan çok aşağıya inmişti . Muhtemelen sonraki Antetler ve Sebe­ kemsaflar Hiksoslar'ın tebaası idi ler. XVII. Hanedan'dan torun­ ları Ora' Abu-'1-Negga'da ayn ı mezarlığa gömüldüler ve XVIII. Hanedan'ın ilk iki kralı da, Aahmes i le 1 . Amenhetep, öyleyd i ler. Son ikisinin mezarları henüz bulunmamıştır; ancak Abbot Papi­ rüsü'nden Amenhetep'in mezarının III. Menttihetep'inki gibi bu­ rada olduğunu biliyoruz; zira müfettişler tarafından bozulmamış hal­ de bulunmuştu. Bu çok büyük uzunlukta galeri mezardı ve eninde sonunda keşfedilecek ve keşfedi ldiği zaman çok i lginç bir bulgu olacaktır. Aahmes'in, Abydos'ta, Mısır Araştı rma Fonu adına çalı­ şan Bay Cure l ly tarafından keşfedi len bir mezarı vard ı . B u yine de, kral en iyi ihtimal le Teb'de Ora' Abu-'1-Negga'da gömülü ol­ duğu için, III . Usertsen'in (Senusret) Abydene Mezarı gibi büyük


302

Mısır, Kaide. Suriye. Babil v e Asur Tarihi

ihtimal le taklit ya da tal i mezard ı. Abydos Mezarı ilginç bir yapıya sahiptir. Dairevi yönde on sekiz kare sütun la desteklenen büyük bir salonu çevreleyen bir galeriden, ötesinde asla bitmemi ş başka bir galerin in bu lunduğu, basit bir oyukla giriş bulunmaktadır. Me­ zarda h içbir şey bulunmamıştır. Dağın yamacında, Bay Curel ly, mezarın batısından ve mezarla hizal ı, Der el-Bahari'deki lere ben­ zer, rampa ile deği l de yandan merdivenle varı lan, bir teras-mabet bulmuştur. Bu açıkça mezarın defin mabediydi . Daha önce bahsettiğimiz, III. Usertsen'in (Senusret) Abydos' taki ikinci mezarı, önceki yıl Bay A.E.P. Weigall tarafından keş­ fedi ld i ve kazısı 1 903'te Bay Currelly tarafından yapı ldı. Aahmes Mabedi'nin kuzeyinde, mabetle ve Abydos'un ana mezarlığı ara­ sında bulunmaktadır. Teb'deki daha sonraki kral ların mezarları gi­ bi, yağmacı lara engel olmak amacıyla al ı ş ı lmış granit dolgulu, en­ gel li, oyuklu vs. büyük bir bdb ya da galeri mezardır. Soyguncula­ rın içinde buldukları şeyle büyük hayal kırıklığına uğradıkları muh­ temel olsa da mezar yağmalanmıştır. Bay Currel ly, kal ıntı ların yokluğunu yağmacılara atfetmektedir; fakat gerçek muhtemelen içinde boş bir lahit dışında hiçbir şeyin asla var olmadığıdır. Meza­ rın yakınında Bay Weigall, büyük ilgi çeken bir bulgu olan, sahte bir mastaba keşfetmiştir. Tıpkı kralın ikinci bir mezarı gibi, ikincil mastabası da vard ı . Der el-Bahari'de XI. Hanedan piramiti gibi, sel taşından tak litler, saray mensuplarının mezarlarına benzeme­ leri için, yanına inşa edi lmişti . Ayırıcı hatlar olarak hizmet ediyor gibi görünen bazı garip kıvrımlı tuğla duvarlar, bu takl it mezarlığın dikkat çekici özell iğini oluşturmaktadır. Mezarla ayn ı h izada, ima­ retin kıyısında, Bay Randall-Maclver tarafından l 900'de bulunmuş, mezara ait defin tapınağı mevcuttur. Yivli kireçtaşı sütun ların ta­ ban ları ve birkaç tuğla duvar haric inde geriye h içbir şey kalma­ mıştır. Usertsen' in başsız heykeli bulunmuştur.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

3 03

KRAL/ÇE TETA-SHERA 'NIN HEYKELi Aahmes 'in büyükaannesi, Hiksoslar'ın fatihi ve XVJ/I. Hanedan 'ın kurucusu. Yaklaşık MÖ 1 700. British Museum. Messrs. Mansell & Co. tarafından çekilen fotoğraflan detay.


3 04

Mısır. Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Ora' Abu-'1-Negga ve Abydos'un bu iki nekropolünde, kraliyet ailesi için, ikinci mezar yapımı adetinin i lginç bir örneği elim izde bulunmaktadır. Güzel bir heykelciği British Museum'da sergi lenen Aahmes'in büyükannesi, Kral içe Teta-shera'nın Abydos'ta, tapı­ nağın doğusuna doğru, ayrıca tapınakla ve Aahmes'in ikinci me­ zarı i le hizalı olan, küçük bir piramiti vardı. 1 90 l 'de Bay Mace odayı bulmaya çalıştı; ancak başaramadı . Sonraki yıl Bay Cur­ re l ly onunla Aahmes mezarı arasında, üzerinde Aahmes'in bü­ yükannesini andığı, Teb'de gömü ldüğünü ve Abydos'ta mer-dhdti olduğunu söylediği ve ona aynı zamanda, sevgisiyle ve anısına hürmeten Abydos'ta piramit inşa etme niyetini kaydettiği, mükem­ mel bir anıt içeren küçük bir kil ise bulmuştur. Böylece doğuya yönelik piramitin, Usertsen'in mastabaları veya Der el-Bahari'de­ ki Mentuhetep piramiti gibi, sadece takl it olduğu anlaş ı lmaktadır. Teta-shera gerçekte Ora' Abu-'1-Negga'da gömü l üydü . Kendisi­ nin ikinci piram iti, bizzat Aahme'inki gibi, taklit bôb olmayıp sel taşından model piramit olsa da Abydos'ta "kutsal toprak"taydı. Bu, I. Hanedan zamanından bu yana, kral iyet kişiliklerinin olayında edinmiş oldukları, kraliyete ait bütün birinci ve ikinci mezar adetini gayet iyi açıklamaktadır. Abydos'taki bütün 1. Hanedan mezar­ larının, krallar başka yerlere gömü ldüğü için, ikinci olması muhte­ meldir. Onların devrinden sonra kesinlikle, III. Mentuhetep i le Kral içe Teta-shera'nın mezarları kadar, model piramitleri de oldu­ ğu halde Tjeser i le Snefru'nun, muhtemelen Unas'ı n da ve elbette III. Usertsen (Senusret), III. Amenemhat ile Aahmes'i n de mü­ kerrer mezarları olduğunu biliyoruz. III. Ramses'in de her ikisi Teb'de bul unan, iki mezarı vardı. Bu adetin iki sebebi vard ı : Birin­ cisi yağmacı lardan kurtulmak arzusu ve ikincisi ruha Abydos ya da Sakkara'nın kutsal toprağında başını sokacak yer (pied-a-terre) vermek arzusu. Teta-shera'n ın model piramidinin inşasının büyük ilgi çektiğini kaydeden Aahmes'in yazıtı burada tercüme edilebil ir. Metin şöyle kaydediyor: "Majeste kral hazretleri, Güney ve Kuzey'in dahi kralı,


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

305

Neb-pehti-Ra, Güneş'in Oğlu, Aahmes, Hayat Veren, tjadu-sa­ lonunda keyif yaparken, varis prenses müthiş biçimde yardımda bulunmuş ve gan imet almış; kralın kızı, kralın kızkardeşi, tanrının eşi ve kralın büyük eşi, Nefret-ari-Aahmes, yaşayan lar, Majeste' nin huzurunda bulunmuşlardır. Ve biri diğeri ile suyun dökülüşün­ de, sunağa adak veri l işinde, her mevsim başında anıtın boyanışın­ . da, Yeni Ay Bayramı'nda, Ayın Şöleni'nde, Sem-rahibinin çıkış yortusunda, Gece Törenleri'nde, Ayın Beşinci ve Altıncı günü yor­ tularında, Hak Festivali'nde, Uag Festivali'nde, Tot Festival i'nde, her gök ve yer mevsim inde var olan Oradaki leri <•ı şereflendirme­ ye çalışarak konuştu . Ve kız kardeşi ona cevap verdi : 'Niçin biri bu meseleleri hatırlamış ve neden bu söz söylenmiş? Lütfen, kal­ bine ne doğdu?' Kral, şunları söyledi: 'Kendime göre, annemin an­ nesini, babamın annesini, kral ın muazzam karısını ve kralın annesi Teta-shera'yı, mezar odaları ve mer-ahdtı, şu anda Teb ve Aby­ dos toprağının üzerinde olan ölmüşleri yad ettim. Bunları seninle konuştum; çünkü Majestem, Kutsal Ülke'de kendisinden bir he­ diye olarak bir piramit ve şapel yapı lmasını, gölünün kazı lması, ağaçlarının dikilmesini ve adaklarının belirlenmesini, kölelerin ve­ rilmesini, arazilerle donatılmasını ve sığırların ve her b irinin ne yapması gerektiğini bildiği hen-ka ve kher-heb rahiplerinin bah­ şedilmesin i diledi.' İşte ! Majeste böyle konuştuğunda, bu işler der­ hal gerçekleştirildi . Maj este, bu işleri, ona karşı taşıdığı her şey­ den daha büyük aşkın azameti uğruna yapmıştır. Anneleri için geçmişe ait krallar, asla benzerini yapmamı şlardır. İşte ! Majeste kolunu uzattı ve başını eğdi, ayrıca onun için Geb'e, Tanrıların Ennead'ına, <''J Tanrı ların ikinci l Ennead'ına . . . . [Anubis'e] Tanrı' nın Tapınağı'nda, binlerce ekmek, bira, öküz, kaz, sığır . . . [Kraliçe Teta-shera'ya] adak adadı." Bu Mısır'da son yıl larda keşfedilen en i lginç yazıtlardan biridir; zira üslubun canlılığı olağanüstüdür. ( *)

Ölüler için kibar bir dolaylı anlatım. (* * ) Dokuz kişilik grubu. (ÇN)


3 06

Mısır, Kaide, Surijıe, Babil ve Asur Tarihi

DES EL-BAHARİNIN /Ki TAPINA GI Prof Naville tarafından, 1893-1898 ve 1 903-1 906 tarihleri arasında Mısır Araştırma Fonu adına kazı yapılmıştır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

307

Kral 1 . Amenhetep d e Ora' Abu-'1-Negga'da gömülmüştü; an­ cak mezar henüz bulunmamıştır. 1. Amenhetep ve annesi, yuka­ rıda tercüme edi len yazıtta bahsedi len, Kral içe Nefret-ari-Aah­ mes, her ikisine ölümlerinden sonra, III. Mentuhetep gibi, Teb'in Batı Nekropolü'nün hami cin leri olarak hürmet edilirdi. Der el-Ba­ hari'de her iki krala, Hathor ve Waste'n in Hanımı ile birl ikte tapılı­ yor gibi görünmektedir. Der el-Bahari'nin XVI I I . Hanedan tapı­ nağında Amen-Ra i le ilgi l i tapınma o zaman Amen rahipleri tara­ fından ortaya konan bir acayiplikti. Ancak Hathor'a tapınma, Bü­ yük Tapınak'ın yan ında kaya kesi m i türbe l i ibadet odasında, Amen'inki i le yan yana devam etti. Bu, pek muhtemel ki, Men­ tuhetep'in zamanından çok önce Hathor'un orij inal mağara-tür­ besiydi, Büyük Tapınak i le birleştiri lm işti ve önüne sütunlu -X I . Hanedan kuzey avl usu v e duvarının bölüntüsü üzerine Hatshep­ su'nun mimarları tarafından inşa edi lmiş- bir salon ilavesiyle güzel­ leştirilmişti. M ısır Araştı rma Fonu namına kazısı 1 898'de Prof Naville ta­ rafından başarıyla bitirilen Büyük Tapınak, Kral içe Hatshepsu ta­ rafından Amen-Ra'nın, babası 1 . Thothmes'in, ayrıca biraderi-ko­ cası il. Thothmes'in onuruna inşa edilmişti ve halefi III . Thoth­ mes'ten birkaç ilaveye maruz kalmıştı . Kendisi yine de onu ta­ mamlamamıştır ve duvarları üzerindeki güzel şekilde boyanmış manzaraların bazı larına zarar verm iş Kafir Akhunaten'in put kır­ ma heves inden zarar görmesinin yan ında, tam ire muhtaç hale düşmüştür. Bunlar, ressam l ığın donukluğu ve renklerinin kötülüğü i le kolayca orij inal çal ışmadan ayırt ed i lir, 1 1 . Ramses tarafı ndan, kötü biçimde restore edi lmiştir. Bu mabedin garip planı ve diğer dikkate değer öze l likleri iyi b i l inmektedir. Rampaların onlara götürdüğü, kemer altlarıyla sınırdaş, büyük terasları, görmüş olduğumuz gibi, yan ındaki eski XI. Hanedan tapınağının tasarımından takl it edilmiştir. Yüz, resim­ den bilinmektedir ve mucizevi biçimde muhafaza edi lmiş narin röl­ yeflerinin renklendiri l işi her kış Mısır'a gelen ziyaretçi tarafından b i l inmekted ir ve asla orada bulunmamış olanlarca, Mısır Araştır-


308

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil v e Asıır Tarihi

ma Fonu tarafından Prof. Naville'in yayını olarak bası lan, Bay Ho­ ward Carter'in harika boyanmış reprodüksiyon ları aracılığı ile idrak edilebi l ir. Büyük Tapınak; bugün, onu eskiden örten bütün enkaz­ dan temizlenmi ş haldedir. Eski dünyanın kalıntılarının topraktan çıkarılması ile meşgul olan derneklerden en büyüğünün çalışmaları nedeniyle kalıcı bir anıt olarak durmaktadır. Der el-Bahari'nin iki tapınağı, aslen bulundukları gibi, yakında yan yana duracaklardır ve her zaman onları unutul maktan kurta­ ran ve bize Abydos'ta kral mezarlarının hazinelerini bahşeden der­ neğin ad ı ile birl ikte anılacaklardır. Mısır Araştırma Fonu'nun Der el-Bahari i le Abydos kazı ları için görev lend irdiği ve öze l l i kle çalışmaları için fonları temin ettiği iki isim Profesörler Naville i le Petrie, çal ışmaları ile bağlantı l ı olarak en çok Der el-Bahari ve Abydos'ta yaşayacaklard ı . Mısırl ı lar i k i tapınağa Tjeserti, " İki Kutsal Yer" diyorlardı, yeni bina Tjeser-tjesru, "Kutsallar Kutsal ı " adını almıştı ve Der el-Ba­ hari'nin bütün bölgesinin adı Tjesret, "Kutsal" idi. İçine yerleşti­ rildi kleri mevkinin, büyük kayalıkları ve engebel i yamaçlarıyla, olağanüstü güzelliği, Büyük Tapınak'ın yukarısındaki kayalığın yarı yol mesafesinde dik patikadan çekilen fotoğraftan anlaşı labil i r. Resimde ön planda kemer altlarının, altlarındaki heykel leri koru­ mak için tasarlanmış modern çatıları ile birlikte üst avluya çıkan büyük, üç taşl ı anıt kapısı ve kayal ığın hemen dibinde kralların her iki yandaki nişleriyle birlikte Amen-Rii'nın mağara-tapın ağına girişiyle B üyük Tapı nak'ı görüyoruz. Orta mesafede, dikdörtgen biçiminde platformu, üzerine çıkan rampası ve merkezinde, bü­ yük kum yığınlarından ve çevredeki yıkıntılardan yarısı ortaya çı­ kan sütunlarla kuşatı lmış piramiti ile birlikte XI. Hanedan tapına­ ğın ın daha belirsiz biçimidir. Fotoğrafta görüldüğü gibi, kayal ık ve tepelerden oluşan arka plan, çevrenin güzelliğine dair bir fikir ve­ rebilir -kurak güzellik olduğu doğrudur, zira tamamı çöldür. Yakın­ da bir yaprak, bir bitki yoktur, tarifsiz mavi gökyüzü altında her şey renk olarak somon kırmızısıdır ve kırmızı kayalıklara karşı beyaz tapınak canlı bir zıtl ıkla göze çarpmaktadır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ÜST A VLU VE ÜÇ TAŞLI ANIT KAPISI Der El-Bahari'deki XVIII. Hanedan Tapınağı 'ndan. Yaklaşık MÖ 1500.

3 09


3 10

Mısır, Kaide, Surı)'e, Babil ve Asur Tarihi

İkinci resim; üst avludaki, rampanın başında, büyük üç taşl ı anıt kapısının daha yakın görünümünü arz etmektedir. Uzun Ora' Abu-'1-Negga tepesi, kapının arkasında, kuzeye doğru eği limli gö­ rünmekted ir. Bu, üzerinde kıskanç I I I . Thothmes'in Hatshepsu'nun adını ka­ zıdığı ve yerine kend i adını yerleştirdiği kraliyet kabartma arması­ nın bulunduğu ünlü kapıdır; fakat kendisi kabartmaya eşlik eden "Kral III. Thothmes, hatun kişi bu anıtı babası Amen için yaptı . " şeklindeki yazıda zamirlerin cinsiyetini değiştirmeyi unutmuştur. Prof. Naville'in buradaki keşifleri arasında en önem l isi, kuze­ ye bakan küçük bir avl uda, yazıtın dediği gibi Tanrı Ra-Harmac­ his "Anu'nun güzel beyaz taşından" onuruna yapı lan sunağın keş­ fidir. Bu bil inen en zarif beyaz kireçtaş ındandır. Kutsal emanet odasının ş imdi Kah ire Müzesi'nde bu lunan, işlenmiş abanoz ağa­ cından kapılarına da burada rastlanm ıştır. Mabedin en güzel bö­ lümlerinden biri mükemmel biçimde korunmuş tabloları ve harika sütunları ve beyaz kireçtaşından çatısı i le Anubis'in Türbesi'dir. Saf beyaz taşın verdiği izlenim ve mimarinin basitliği neredeyse Helenik'tir. Hathor'un Türbesi, Mariette'in zamanından beri bi linmektedir; fakat onunla ilgili, XI. Hanedan mabedinin kazısı esnasında, ilginç bazı keş ifler yapılmıştır. İki mabet arasında avluda kutsal bö­ ceklerden, boncuklardan, küçük inek ve kadın heykelciklerinden vs. mavi sırl ı fayanslardan ve pürüzlü toprak kaplardan, bronz ve tahtadan ve mavi sırlı porselen gözler, kulaklar ve kutsal inek fi­ gürlü levhalar ve aynı türde diğer küçük nesnelerden o luşan çok sayıda küçük adaklık bulunmuştur. Bunlar açıkça XVIII. Hane­ dan fel lah larının, avlunun yukarısında kaya-türbedeki Tanrıça Hathor'a, adaklıklarıdır. Türbe dolduğunda ya da küçük adakl ık­ lar kırı lınca, mabet kayyumları onları bu şeki lde bir tür toz yığın olan aşağı avlunun duvarına fırlatırlar. Bu kum ve döküntü yığını yavaş yavaş toplanmış ve böylece korunmuşlardır. Bulunan nes­ neler, antropoloj i ilmi bakımından fevkalade önemlidir.


M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

TEB. BA TI VAD襤S襤'NDE Ill. AMENHETEF'iN MEZAR DAGI

311


312

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Büyük Tapınak, 1. ve il. Thothmes i le tanrı lar Amen-Ra ve Hathor onuruna inşa edi lmiştir. Özell ikle 1. Thothmes'in defin mabed i bulunmuştur. Mezarı, kuşkusuz şimdi başkente çok yakın olan ve insanlardan yeterince uzak olmayan Ora' Abu-1-Negga'da değil; fakat Wadiyen'in uzun havzasının ucunda, Der e l-Bahari'n in yukarısında kayalık tepenin ardında kazılmıştır. Bu yüzden yeni ta­ pınak mezarının yönüne çevri lmiştir. Tapınağın hemen arkasında, tepenin diğer tarafında, Lepsius tarafından keşfedi len ve 1 904'te Bay Theodore N. Davis adına, o zaman Teb'de kalıntı ların baş­ müfettişi olan Bay Howard Carter tarafından açılan mezar bulun­ maktadır. Galerisi çok küçük boyutlardadır ve Abydos'ta Aah­ mes'in mezarı gibi sarmal olarak kıvrılarak tepenin etrafını sar­ maktadır. Olağanüstü uzunluğu nedeniyle, mezarın derinl iklerinde sıcak ve pis havası, neredeyse dayanı lmaz haldedir ve kazı ya­ pan ların muazzam zorluk çekmesine sebep olmuştur. Lahit odası uzun uzad ıya deşildiğinde, 1 . Thothmes ve Hatshepsu'nun boş la­ hitlerini içerdiği an.laşılmıştır. M . Maspero tarafından Der el-Ba­ hari'deki ünlü oyukta 1 8 8 1 'de keşfedi len cesetler, XXL Hanedan zamanında korunması için, I. Thothmes'inki l. Set ve il. Ram­ ses'inkilerle birl ikte bulunduktan sonra nakledilmiştir. I. Thoth­ mes'in, M. Loret tarafından 1 898'de keşfedi len, Kral ların Mezar­ ları Havzası'nda bir diğer, daha özenl i mezarı var gibi görünmek­ ted ir. Freskleri su sızmasıyla harap olmuştur. Der el-Bahari'nin ard ındaki büyük vadide, kral iyet defin mo­ dası X V I I I . , XIX. ve XX. hanedanlar dönemi nde takip edi lmiştir. Wad iyen'in doğu ko lunda, şimd i Bibiin el-Mu!Uk, "Kralların Mezarları ", en kudretli Tebli Firavunların çoğu burada gömülüdür. Daha da uzak defin yerlerini arzu eden XVIII. Hanedan kral ların­ dan ikisi, III. Amenhetep ve Ai, batı havzasında yatmaktadır. Ön­ ceki son yurdunu krallara en layık mevkiden seçm iştir. Eski kral­ lar, mezarları üzerine sun i taştan büyük piramitler inşa etmişlerdi. Belki hepsinin en büyüğü ve kudretlisi olan Firavun Amenhetep, mezarı için doğal bir piram ite, höyüğü için dağa sahip olmayı seç-


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

3 13

m işti . Resim bize bu hükümdarın Batı Vadisi'ndeki en görkeml i tepelerden birine açı lan mezarını göstermektedir. Amenhetep dışında h içbir kral sadece ve sadece onun mezarın ı böyle belirle­ yen, bu tepenin altında yatmıyordu. Doğu Vadisi'nde, uygun şekilde söylemek gerekirse Kral ların Mezarları Vadisi'nde, I. Thothmes ile Hatshepsu yatıyordu ve en son keş ifler burada yapı lmıştı. Burası tenha bir noktaydı . Der el­ Bahari'den tepeye geldiğimiz zaman, aşağımızda, göz alan gün ışığında, bazen yan ları tamamen uçurum, bazen geçm iş çağlarda büyük kaya göçükleri ile eğim kazanan kayalık bir kanyon görü­ yoruz. Bu eğiml i yerlerin dibinde pek çok kral mezarının kare ağız­ ları fark ed i lebi lir. [Resme bakın ız.] Çok aşağılarda turistlerin ve onlara eşlik eden mezar bekçilerinin, karıncaların yuvalarına giriş çıkışları gibi, mezar ağızlarından içeri dışarı hareket eden suretle­ rin i görüyoruz. B ir çaylağın ender çığlıkları ve X I . Ramses'i n bit­ mem iş mezarında jeneratörün egzos borusunun ritmik titreyişi haricinde hiçbir şey duyulmuyor. Her taraf kırmızı çöl tepelerid ir. Mısırl ılar buna "Sonsuzluğun Mekanı" demişlerdir. Bu vadide son birkaç yı l içinde dikkate değer bazı keşifler ya­ pılm ıştır. 1 898'de, M. Grebaut, içinde kralın mumyasının mezarın derinliklerinde lahit içinde yatarken bozulmamış halde bulunduğu, il. Amenhetep'in mezarını keşfetmiştir. Kralın cesedi şimdi her­ kesin görmesi için orada yatmaktadır. Mezar, kralların bütün baş­ l ıca mezarları gibi, elektrikle aydınlatılmaktadır. Lahitin başında tek bir ampul bulunmaktadır ve ziyaretçi grubu ölüm mekanı çevre­ sine sessizlik içinde toplandığı zaman, bütün ışıklar söndürülür ve ardından kral ın başını etrafı saran siyahl ığa karşı aydınlatan tek bir ışık yakıl ır. Sonuç tarifsiz biçimde esrarengiz ve etkileyicidir. Ceset defned ildiğinden bu yana mezardan sadece iki kez çıkarılmıştır, ikincisi Ocak 1 902'de Bay Carter tarafından fotoğrafı çeki lmek üzere kısa süre için gün ışığına çıkarı ldığı zamandır. Geçici tahl iye dikkatle yapıldı, mezarın geçitlerinden İtalyan elektrik aydınlatma


3 14

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

işçilerini n omuzlarında taşınan kral hazretlerinin cesedi kayıtsız Arap kand i l taşıyıcıları tarafından önde ve ardında izlendi. İşçi ler "il gran re", "Büyük Kral " diye adlandırdıkları kralın, cesedini taşırken çok hürmetkardı lar. Mezarda, (sonradan çalınan) uçtan uca kadın vücudunun uzan­ dığı model gemi dah i l, çok i lginç nesneler bulundu. Bu ceset ş im­ di, çok yakında bulunan diğerleriyle birlikte, mezarın yan odasında yatmaktadır. B iri Hatshepsu'nunki olabilir. Mezar odasının duvar­ ları papirüse benzeyecek şeki lde boyanmıştır ve üzerlerinde kralın ruhuna rehberlik için "Yeraltı Dünyasında Olan ların K itabı"ndan bölümler yazılıdır. l 902-3 'te Bay Theodore Davis, iV. Thothmes'in mezarın ı kaz­ mıştır. Şimdi hepsi Kahire Müzesi'nde bulunan, yanları kabartmal ı ve yald ızlanmış deri l i savaş arabası, kralın savaşla ilgi l i kahra­ manlıkların ın resimleri i le süslü ve çok ince mavi çanak çömlek içeren, kralın cenaze törenine ait zengin bir kal ıntı lar harman ı sağlamıştır. Mezar galeri, eğri çizerek kend i çevresinde dönmek­ tedir. Onla ilgi l i i lginç bir nokta, sahibi ve Horemheb'in saltanatları arasındaki kısa dönemde bile, muhtemelen Kafir Akhunaten'in sal­ tanatı esnasında Teb'de hüküm süren anarşi dönem inde, bariz şe­ kilde saldırıya uğramış olduğudur; zira odalardan birinde Kralların Mezarları'nda çalışmaların müfettişi Maya tarafından, Horem­ heb'in sekizinci yılında mezarın onarımını kaydeden, rah ip sınıfına ait bir yazı bulunmaktadır. Şöyle yazmaktadır: "Sekizinci yıl, yazın üçüncü ayında, Güneşin Oğlu, Horemheb Meriamen, Majesteleri Kral Tjeser-khepru-Ra Sotp-n-Ra'nın döneminde, haşmetli (Ha­ yat, sağlık ve varlık onun üzerine olsun ! ) emirlerin Kral ın Sol Elinde yelpaze taşıyıcıya, Kralın Yazıcısına, Hazinenin Gözetici­ s ine, Sonsuzluk Mekan ındaki İşlerin Gözeticis ine, Karnak'ta Amen'in Bayramlarının Liderine, Bayan Ueret'ten doğan, Hakim Aui'nin oğlu Maya'ya, Batı Teb'de, Ağustos Evi'nde ölmüş, Kral Men-khepru-Ra'nın cenaze tören ini yeni lemesini buyurdu." Men-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

315

khepru-Ra, iV. Thothmes'in ilk adı ya da saltanat adıydı . Bura­ daki mezarların çoğunda olduğu gibi galeride yağmacılara yolu kapatmak için açık bırakı lan boşluğu geçmek üzere, h ırsızlar tarafı ndan kullanılan gerçek bir ip parçası, mezarda bir sütunun çevresine bağlanmıştır. Kral ın mumyası, il. Amenhetep'in me­ zarında bul unmuştur ve şu an Kahire'dedir.

1. Thothmes ile Hat-shepsu'nun mezarının keşfi zaten an la­ tılmıştı. 1 905'te Bay Davis, en son, l l l . Amenhetep'in ünlü eşi ve Kafir Akhunaten'in annesi, Kral içe Ti i'nin babası ve annesi, i uaa i le Tuaa'n ın mezarını keşfetti. Prof. Maspero'nun kayıtlarını oku­ yanlar, III . Amenhetep'in, evl i l iğinin hatırasına yaptığı, büyük anıt kutsal böceklerinden birinde İuaa ile Tuaa'dan bahsedildiğini ha­ tırlayacaklardır. Mezar, cenazeye ait, neredeyse inanılmaz bir mobilya hazinesine ilaveten, Tii'n in ebeveyninin gerçek mumyala­ rını ve altın kaplı savaş arabasını sağlamıştır. Muazzam kalınlıkta altın kaplama, her şeyin üzerinde bul unmaktadır. Mısır'ın, Asya­ lılara göre altın ülkesi gibi göründüğüne ve Babil kralının bile Fira­ vun Amenhetep'e, Tel i el-Amarna'da bu lunan, mektuplarından birinde kendisine altın göndermesi için yalvarmakta olduğuna şaş­ mamalıd ır, "Zira altın sen in ülkende su gibidir. " Mısır'ın gerçekten III . Amenhetep'in saltanatı esnasında madd i varlık ve bolluğun doruğuna ulaşmış olması muhtemeldir. Elbette ülkenin hakimiyeti 111. Amenhetep zaman ında en geniş sınırlara erişmişti ve kendisi­ nin nüfuzu Dicle'den Sudan'a kadar h issed i liyordu. Kendisi, Ku­ zey Mezopotamya'da zevk için aslan avlardı ve Dongola'n ın öte­ sinde Jebel Barkal'da tapınaklar inşa ederdi. İuaa ile Tuaa'nın me­ zarının mobilyalarında büyük varlığın deli llerini gönnekteyiz. Yine de bu altın kaplama ve aşırı yüklü XVIII. Hanedan nesnelerinin çoğu güzel olduğu halde, Dashfır'daki XII . Hanedan mezarların­ dan ele geçen güzel mücevherlerin, ne zevk ne de albeni sine sa­ hiplerdi. Bu sadece kaba varlıktı. Sağa sola atı lmış çok altın vardı. "Zira senin ülkende altın su gibidir. " Üç yüz yıllık süre içinde M ısır yoksul luğun ne demek olduğunu öğrenecekti, XXI. Hanedan'ın


3 16

Mısır, Kaide, Sıırı)1e, Babil ve Asıır Tarihi

yoksul rahip kral ları ancak beden ve ruhlarını bir arada tutabi­ l iyorlardı ve M ısır firavunları gibi nispeten güçlükle saygın görün­ tü verebiliyorlardı. Sonra kuşkusuz modem Tebli ler şehirlerinin Afrika ve Batı Asya'nın büyük bölümünü yönettiği ve zenginlik­ lerini hazinelerine kattıkları XVIII. Hanedan'ın, eski, güzel za­ manlarının hasretini çekiyorlardı. Ancak Xll. Hanedan'ın günleri gerçekten çok daha iyi olmuştu. O zaman bu kadar varlık yoktu; fakat var o lan lar (ve o zaman da çok altın vardı) idareli, zevkl i ve sade bir biçimde kullanılmıştı . XVIII. deği l ama XII. Hanedan ın zamanı, Mısır'ın gerçek altın çağı idi. iuaa ile Tuaa' n ı nk i g i b i mezarın tam teçh izat ı ndan, lll. Amenhetep'in, görkemi ve durumu hakkında bir fikir edinebi l iriz. Ancak, Bay C. Tytus i le Bay P. E. Newberry'nin keşfettikleri ve kazı yaptıkları Tebli ler sarayının kalıntı ları, bu görkem fikrini des­ teklemez. Sarayın, son H id iv i smai l'in çoğu sarayı gibi, sadece eğlence evi olduğu, çok aceleyle i nşa edildiği ve sahibi ondan bık­ tığında ya da öldüğünde parçalanmaya mukadder olduğu kuvvetle muhtemeld ir. Firavun ve eşi Ti i'nin keyif yapmak üzere altın ge­ milerde yola çıktığı, suni bir gölün kıyısında bu lunmaktadır. Bu­ rası, şimdi halen sularını tutmak için inşa edilen bend in kal ı ntı ları tarafından çevrelenen Birket Habfi olarak bil inen arazinin eki li dikdörtgen şeklinde alanıdır ve sel esnasında göl olmaktadır. Bu gölün batı kıyısında Amenhetep kalıntı ları halen el-Malkata, "Kum Tavalar", (büyük Medinet Habfi tapınağının güneyi) olarak bilinen kumlu bölgeyi kaplayan "muhteşem haz malikanesin i " inşa etmiş­ tir. Bu kalıntı lar sadece temel lerden ve sıradan fırınlanmamış tuğ­ ladan yapılmış, ayrıca duvarları ve zemini beyaz sıva i le sıvanmış, üzerinde güzel dövüşen boğalar, hava kuşları, su kuşları, bal ık ha­ vuzları vs. boyalı, sonraki saltanat dönem inde yapı lan Teli el­ Amarna'n ın freskleri ile çok benzer üslupta, güzel fresklerin bulunduğu pek çok odanın karmaşık ve derme çatma odaların en alçak duvar dizi lerinden ibaretti. Küçük, sütunları beyaz kireç­ taşından temeller üzerine monte edi len tahtadan yapılmış, sütun


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

317

destekli salonlar mevcuttu. Çoğu halen ayn ı konumda durmakta­ d ır. Birkaç odada küçük kürsü ler mevcuttu ve odaların birinde tuğladan yapı lmış, ayrıca alçı ve sıva ile birlikte çamur kaplanmış, üzerinde Firavun Amenhetep'in oturduğu, bir tahtın kal ıntı ları var­ dı. Bu, İsrai l esaret altındayken ve Minos hanedan ı Girit'te saltanat sürerken Mısır'ı yöneten Greklerin Memnon dediği kişinin sara­ yıydı. Burada, haz gölü yanında M ısır firavun ları nın en güçlüsü, yaz sıcakları esnasında zamanını burada geçirird i . B inanın en ha­ fif yapıya sahip olması amaçlanmıştı ve asla uzun süre dayanması amaçlanmamıştı; ancak fikrimizce bir Mısır firavununun çamur sarayda yaşaması tuhaf görünmektedir. Böyle bir bina yine de fellah ların günümüz basit tuğla evlerine göre, Mısır ikl imine olduk­ ça uygundur. Sarayın yıkıntı larında i lginç birkaç küçük nesne bulunmuştu ve yakında ili. Amenhetep'in zaman ına ait, çoğu gü­ zel biçimde renklendiri lmiş özellikte ve dönem in ebrulanmış opak camının yapıldığı, eski bir cam fabrikası yer almaktaydı. III. Amenhetep'in saltanatı ve yakın seleflerin in saltanatlarının ileri gelenlerine ait mezarlar, söylenmiş olduğu gibi, en eski Tebliler nekropolünün bulunduğu Shekh 'Abd el-Kurna tepesinin doğu yamacında kazı lmıştı. Kuşkusuz VI. Hanedan zaman ının eski mezarlarının çoğuna, XVTII. Hanedan i leri gelenleri tarafından el konulmuş ve şekil leri değiştirilmiştir. Bu konuda, XX . Hanedan zaman ına ait büyük bir rah iplik memuru olan, Imadua'n ın mezarı olayında, o dönemin intikamının bir örneği elimizde bulunmakta­ dır. Bu mezar daha önce XVIl l . Hanedan'ın saygın kişisine aitti; fakat Imadua üç yüz yıl sonra ona el koydu ve bütün fresklerin i kendi dönemi esnasında moda olan bolca altın yaldız süslemeyle kaplad ı . Belki XVIII. Hanedan'ın mal sahibi Vl. Hanedan zama­ nındaki ilk sah ibinden onu çalmıştı . Mezar yakın bir dönemde Bay Newberry tarafından ortaya çıkarıldı.


318

M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

SHEKH 'A BD EL-KUBNA 'NJN MEZAR TEPES襤. TEB


Mısır, Kaide. Suriye, Babil

ve

Asur Tarihi

319

Bay Newberry ile R. L. Mond tarafından, burada birbiri ard ına, aynı türde, çok iş yapıldı . Her ikisine, daha önce b i l inmeyen çok sayıda türbenin kazı çal ışmaları için teşekkür borçluyuz. Önceki­ ler arasında Bay Newberry tarafından temizlenen Sebekhetep'in mezarı bulunuyordu. Sebekhetep, III. Thothmes zamanının me­ muruydu. Aynı tepedeki kendisinin ve diğerlerinin mezarlarından, resimde gösteri len, pek çok yıl lar öncesinden gelen, British Mu­ seum'un Mısır departmanı nın en değerl i hazineleri arasında bulu­ nan, güzel freskler elimize geçmi ştir. Onlar, XVIII. Hanedan me­ zarına ait duvar süslemeciliğinin özgün örnekleridir. B i rinde, ekin başağını olgunlaşıp olgunlaşmadığına bakmak için, el inde değnek­ le dikilen ekin tarlasından çekerken kel kafalı bir köylü görülebilir. Kendisi "Baş Orakçı"dır ve üzerinde "gökteki ulu tanrı ekini art­ tırabilir duası" bulunmaktad ır. Sağında arabanın yanında ayakta duran ve biri siyah d iğeri doru iki atı dizginleyen savaş arabası sürücüsü bulunmaktadır. Aşağısında iki beyaz atla birlikte bir başka arabacı bulunmaktadır. Kendisi araban ın döşemesinde, atlar ya­ kındaki ağacın dal ların ı kemirirken, arkası onlara dönük, y iyerek veya dinlenerek oturur. B i r başka sahne fellahlar, kaz ve diğer kümes hayvanı sürüsünü bazı ları sepette olmak üzere getirirken, mezara getiri len adakların çetelesini tutan yazıcının görüntüsüdür. Görüntünün üstündeki yazı açıkça kaz sürüsü tarafından, küfeleri olan adama hitaben söylenmiştir. Şöyle der: "Kazlardan dolayı ayaklarına hız ver! Dinle! Sen, sonraki dakikada sana söylenen i bilmiyorsun ! " Yukarıda, bastonlu bir reis, yazıcıya h itap etmeden önce, diğer köylülere yere çökmelerin i emrediyor ve on lara şöyle d iyor: "Hepiniz konuşmak için oturun." Üçüncü sahne bir başka üsluptadır, Sam ilerin yerlere kadar eğilerek ve tahtın önünde toz toprağı öperek altın, gümüş, bakırdan vazo adakların ı kraliyet huzuruna getirişi görülebi lir. Haraç taşıyıcıların ırksal tipiyle be­ l irlenen uyumu ve doğruluğu olağanüstüdür; her yüz bir portre gibi görünmektedir ve her biri şu an herhangi bir gün Whitechapel'in < • ı Yahudi mahal lelerinde görülebilir. ( *)

Doğu Londra'da bir bölge. (ÇN )


320

M覺s覺r, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

B襤R MEZARDAN DUVAR RESMi


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

32 1

İ lk iki resim, bu mezarlarda çok yaygın olan bir fresk resi m üslubunun temsi lcisid ir. Hayvanları n resmedilişindeki özen fev­ kaladedir. Muhtemelen Mısır hayvan resimlerinin en güzel lerin­ den biri, Bay Mond tarafından keşfedilen, Gen-Amen'in meza­ rındaki keç i freskidir. Burada, Tel i el-Amarna hariç Mısır sana­ tında genel olarak bilinmeyen ışık ve gölge sanatı denemesi b i le mevcuttur. Açıkça Mısırlı ressamlar, XV III. Hanedan'ın sonuna doğru sanatların ı n doruğuna ulaşmışlardır. Üçüncüsü, haraç ta­ şıyan ların resmi de bu dönemde iyi bi l inen bir tipe sahiptir. B ütün bel li baş l ı mezarlarda, Firavun'a haraç getiren Mısırl ı, Batılı, Ku­ zeyli, Doğu lu ve Güneyli ler kafilesi e l imizde bu lunmaktadır. Ku­ zey, Sam i ler tarafından temsil edi lir; Doğu, Puniteler (ortaya çık­ tıkları zaman); Güney, zenciler; Batı, Keftiu lar ya da G iritl i ler ve Kıbrıslılar tarafı ndan . Son an ılan insanların resim leri son birkaç yıldır, G irit'teki bize Keftiu lar'ın devleti ve uygarl ığını ifşa eden, keşiflerden dolayı, en yüksek ilgi odağı olmuştur. Evans ve Halb­ herr, Knossos ve Phaistos şehirlerin i ve kudretli firavun için ar­ mağanlarla elçi lerini uzağa Mısır'a gönderen kralın saray mabet­ lerini keşfetmi şlerdir. Bu elç iler ev sahiplerinin mezarlarında gel­ dikleri dünya bölgesinin temsi lci leri olarak resmedilmişlerdir. Daha uygun unvan "Pe-lasgians" olsa da, Yunanistan'da ya­ şadıkları için Grek denen bu insanlara ait, iki M ısır resmi, Rekh­ mara ile Senmut'un mezarlarında bulunacaktır, i lki I I I . Thothmes dönem inde bir vezir, ikincisi Der el-Bahari'deki Hatshepsu'nun mabedinin m imarıdır. Senmut'un mezarı taze bir yen iden keşiftir. Mısır biliminin ilk günlerinde Rekhmara mevcut olduğu şekilde b i l in iyordu ve Prisse d'Avennes resimlerini kopya etmiştir. Sonra­ dan Bay Newberry ile Prof. Steindorff tarafından yeniden keş­ fedi lene kadar gözden kaybolmuştur.


322

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

TEB 'DE SENMUT'UN KABRİNDE FRESK Yaklaşık MÖ 1500


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

323

Rekhınara'n ın mezarı, Teb'e giden her ziyaretçi tarafından iyi bili nir; ancak Senmut'un mezarına ulaşmak zordur; sola doğru dö­ nen tepen in üzerinde Der el-Bahari'ye yüksekten bakan ve ken­ disi için uygun bir yer olan mevkidedir. Bazı bakımlardan Sen­ mut'un resimleri Rekhmara'nınkilerden daha i lginçtir. Mezarın ön salonu tahrip edi lmiştir; açık havada oldukları için daha kol ay görülmektedirler. Ayrıca, Rekhmara'nın freskleri gibi çıplak mum­ la ve yağl ı el lerle el lenerek yüz yı llık incelemeye maruz kalma­ dıklarından, daha iyi muhafaza edilmekted irler. Dahası, resmettik­ leri şeyi karıştınna ihtimal i yoktur. Sağdan sola geçit halinde yü­ rüyüp Girit'ten Minoslu hediye taşıyıcılarını el lerinde ve omuzla­ rında, Lakon ia'da Vaph io'da bulunan meşhur altın kupalara ben­ zeyen; ancak çok daha iri, büyük altın ve gümüş kupaları, aynı zamanda tıpkı iki sene önce Bay Evans tarafından keşfed i len bronzdan olana benzeyen altın ve gümüşten ibrik, ayrıca yan ları yuvarlak dört halka kulplu büyük bir bakır sürah i taş ırlarken gö­ rüyoruz. B ütün bu vazolar belirli biçimde ve kesinlikle M ikenl i ya da daha ziyade yen i tenninoloj iyi izlersek Minosludur. Grek ima­ latıdır ve Pelasgian <'> Greklerin omuzlarında taşınmaktad ırlar. Taş ıyıcı lar alışı lmış Miken kıyafeti giyerler; çizmeler ve can l ı biçimde süslenmi ş İskoç eteği v e bundan başka pek a z şey tıpkı Knossos'ta ve diğer Grek resimlerinde Kupa taşıyıcın ın freskinde resmedildiğini gördüğümüz gibi. Saç biçimi, muhtemelen Mikenli Greklere dair en tipik şey, hem burada hem Rekhmara'n ın mezarında Mısırl ılar tarafından sadık şeki lde resmedilm iştir. Mikenli erkeklerin saçlarını kadınlar gibi uzatmalarına izin veri lird i ve kısmen arkaya salarak, kısmen dü­ ğüm ya da örgü ile bağlayıp (İlyada'da zarif Paris'in kepası gibi) başlarının üzerinde taşırlardı. Bu evrensel modayd ı ve Keftiu, sü­ rekl i XVIII . Hanedan Mısırlı ları tarafından onu izled ikleri gibi resmed ilmiştir. Senmut freskindeki yüzler, Rekhmara freskinde(*)

Pelasgi kabilesine ait. (ÇN)


3 24

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asur Tarihi

ki ler kadar iyi resmed i lmem işlerdir. Orada ilk üç elçinin portrele­ rin in çizi ldiği kadar sadakatle resmedi ldiği açıktır. Sıra soldan sağa ilerler. İlk adam " Kefti ve Yeşil Deniz'in Adacıkları'n ın Büyük Şefi " gençtir ve sevimli ifadeye sahip çok küçük ağzı vard ır. Ten i esmerden ziyade sarışın; fakat saçı koyu kahvedir. Sırada sonra gelen, teğmenin farklı bir tipi vardır -yaşlı, çok haşin yüzl ü, kanca burun lu ve kanca çenelidir. Diğerlerinin çoğu çok benzerdir -genç, teni esmer ve uzun saçları bellerine kadar sal ınmış ve başları üs­ tünde harika düğümler ve buklelerle dolanmıştır. Omuzunda eğ­ me kulplu büyük gümüş vazo taşıyan ve bir el inde eski Avrupa Bronz Çağı tipinde hançer olan biri yakınındaki yoldaşının yoru­ munu duymak için arkaya bakmaktad ır. Bu hediye taşıyıcılarının her biri Knossoslu kupa taşıyıcısının, Bay Evans tarafından Mi­ nos saray mabed inde keşfedi len fresk portresi için poz vermiş olabi lir. Kendisi ayn ı kızıl kahverengi tene sah ip, aynı tarzda şeki l verilmiş aynı uzun s iyah saçlı, ayn ı eş renkli İskoç eteklidir ve vazosunu hemen hemen aynı şeki lde taşır. Sadece Mısır ve Mi­ kenl i çizim farkını hesaba katmamız gerekir. Bu Mısırlıların Girit­ lileri neyse, Minoan çağının Giritli lerinin o olduğuna kuşku yoktur. Onların Fen ikeli ler oldukları düşünülürdü; fakat bu görüş uzun zaman önce çürütülmüştür. Ne Sami'dirler ne de herhangi türden Asyalıdırlar; bu oldukça açıktır. Sadece ve sadece M iken li ya da daha ziyade Minosludurlar, Helen ik öncesi dönemin Grekleridir­ ler -yani Pelasgi . Muhtemelen genel olarak dünya tarih ine ve kendi kültürümü­ ze dair bi lgim ize göre şimdiye kadar, Schliemann tarafından Mi­ ken lerin keşfinden ve oradan çıkan, Bay Arthur Evans'ın Knos­ sos'taki keşifleriyle doruğa ulaşan başkaca bu lgulardan, daha kapsaml ı , h içbir keşif yapı lmamıştır. Elbette, bu keşifler b izim olağanüstü ilgimizi çekmektedir, zira günümüz Avrupa uygarl ığı­ nın başlangıcını ve ilk çiçeklenişini ortaya çıkarmışlardır. Zira kü l­ tür atalarımız, ne M ısırl ı lar ne Asurlular ne de İbraniler'd i ; ancak Helen ler'di ve onlar, Ari Grekler, uygarl ıklarının çoğunu, kendi-


Mısır, Kaide Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi ,

325

(erinden önce ülkede buldukları -Pelasgi veya M ikenli Grekler, Minoan lar, şimdi onlara ded iğimiz gibi Mısırlı ların Keftiuları <*L Pre-Helenik i nsanlardan almışlardı. Bunlar Helenlerin efsanele­ rinde söz edilen kahraman lık çağının eski Grekleridir, onların za­ manında Truva Savaşı ve Tebl i ler'e karşı Yedi ler Savaşı yapıldı; Atridse'i n trajedisi sonuna kadar oynandı, onların zamanında bilge Minos, Knossos ve Ege Denizi'n i yönetti. Ve bu efsanelerin ge­ risinde bulunan, bütün bu olaylara dair hiçbir şey bilmiyoruz. Pre­ Helen ik Grekler'in h iyeroglifli tabletleri önümüzde durmaktadır; ancak on ları okuyam ıyoruz. Bu şeki lde yine iki kü ltürün eski bağ­ lantısı hakkındaki i lk izlenimimizi yine teyit ettiği için, sadece pek çok bakımdan Minoan yazısının M ısır'ınkine benzediğini anla­ yabiliyoruz. Bu bağlantı nedeniyle ve XII . Hanedan'ın sonundan XVIII . Hanedan'ın sonuna kadar Girit i le Mısır arasında b i linen yakın i liş­ kiler dolayısıyla, bize Minoan yazısı hakkında anahtar verecek ve bilmeyi bu kadar içtenlikle istediğimizi bize anlatacak iki dilli Girit ve M ısır hiyerogl iflerini Knossos'ta ele geçirmeyi umabilirdik. Fa­ kat bu ümit henüz gerçekleşmemiştir. Knossos'ta iki M ısır yazıtı bulunmuştur; fakat hiçbiri iki dilli değildir. Keftian <**> isim ler l is­ tesi Teb'den gelen Mısır'a ait yazılı levha üzerinde belki tek bir Giritçe h iyeroglif metin, vazo düşünü lerek İngi liz Müzesi'nde mu­ hafaza edilmektedir; fakat yine i ki d i l l i hiçbir şey yoktur. Bir "Kef­ tian kelimeler" l istesi papirüsün başında, aynı zamanda İngil iz Mü­ zesi'nde ortaya çıkar; fakat saçma, sadece garip di lden seslerin takl idi gibi görünmekted irler. Y ine de çok arzu edilen G iritçe­ Mısırca iki d i l l i yazının henüz bulunması konusunda umutsuzluğa düşmeye gerek yoktur. Belki G irit ve M ısır arasındaki bir anlaş­ maya ait, il. Ramses'in H ititler ile yaptığı gibi, iki anl am l ı bir metin ortaya çıkab i lir. Bu arada el imizdeki araçl a en eski Avrupa kü l(*) Giritliler. (ÇN) ( * *) Girit'e ait. (ÇN)


326

Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil v e Asur Tarihi

türünün Mısır'ın eski uygarlığı ile i lişkilerinin tarihinin planını çiz­ mek için sadece elim izden geleni yapabil iriz. Teb'deki mezar tab­ loları çok önemli materyaldir. Zira onlar yüzünden şüpheci kişile­ rin sesi duyu lmamaktadır ve hiçbir arkeolog Mısırlıların Giritl i Miken li lerle XVIII. Hanedan zamanı nda, İsa'dan yaklaşık on beş asır önce doğrudan i rtibatta olduklarını sorgulamamaktad ır, zira hiçkimse Keftiu'nun resimlerinin Mikenlilerin resimleri olduğundan kuşkulanmamaktadır. Gördüğümüz gibi, bu bağlantı XVI II. Hanedan zaman ından çok daha eskidir, fakat o zaman ve Hiksos dönemi esnasında varlı­ ğına dair en açık belgelere dayanan delillere sahibiz, Knossos'ta bulunan Kral Khian'ın su mermeri kapağından ve Abnub hey­ kelciğinden, Kafir Akhunaten'in (MÖ 1 43 0) zaman ından beri tamamen terk edilmiş bir mevki olan Tel i el-Amarna'da bulunan Miken l i çanak çömlek parçalarına kadar uzanan del i ller; bu yüz­ den orada bu lunan bir şeyin onun zamanından sonra var olma ihti­ mali yoktur. Bağlantının XX. Hanedan zamanına kadar var ol­ duğunu, Biban el-Mulük'da I I I . Ramses'in kabrinde Bügelkan­ nen ya da Mikenli şeki lde altından üzengi vazoların ve zaten bahs i geçen İmadua'nın mezarında Vaph io tipinde altın kupaların re­ simlerinden biliyoruz. Bu bağlantı, yaklaşık MÖ 1 05 0 yıllarına ka­ dar gerilere götürülmektedir. Bu tarihten sonra, bağlantının kesin bir izine rastlamayı ümit edemeyiz; çünkü o zamana kadar Miken uygarlığı muhtemelen sona erm işti . XII. ve XVIII. Hanedan zamanında büyük ve mü­ kemmel bir güç Girit'te bariz şekilde mevcuttu ve Teb l i lerin mezarlarında resmed i len Keftiler'i, barışsever elçi lerin i Mısır'a göndermi şti. Ancak XIX. Hanedan i le birl ikte Keftiu adı Mısır kayıtlarından kaybolmaktadır ve isimleri Mısırlılar tarafından ve­ rildiğinden, daha sonraki zamanların Yunanistan'ında bizce malum yer ve kabile isimleri gibi görünen savaşçı, denize al ışkın kab i leler yığını tarafından yerleri alınır. Tıpkı XXVI . Hanedan'ın sonraki dönemlerinde Kuzeyli korsan ların Akdeniz'in kıyısını ziyaret edip


Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asur Tarihi

327

yağmacı Libyalılar i l e birlikte Mısır'a saldırması gibi, TI . Ramses'in halefi Meneptah'ın döneminde Mısır'a yapılan bir kara saldırısın­ da Libyalı lar ve Mashauash (Maxyes) ile müttefik olan Shardana (Sardianlar) ve Akaivasha <·ı (Axaifol-Achaian) , Shakalsha <··ı (Pisidyalı Sagalassoslular), Tursha <•••ı (Giritli Tylissianlar) görüyoruz. Prof. Petrie son dönemde, bütün bu kabileleri Tunuslu ve Ce­ zayirli kılan, böylece Akaivasha'nın Achaianlar i le tanımlanmasını ortadan kaldıran ve onları Tunus'taki el-Aghwat (Roman Agbia) şehrinin eski temsilcileri olduğunu söyleyen alternatif bir görüş sunmuştur. (Mısır Tarihi, i i i , p p 1 1 1 , I 1 2.) Ancak bu görüşün ka­ bulü bakımından birkaç güçlüğe işaret edilebilir ve Grek kab ileleri ile daha eski k im l ik saptamaların ın yine de muhafaza edi lmesi muhtemeldir, böylece Meneptah'ın Akaivasha'sı bariz olarak Ac­ hai(v)anların <·· ı eski temsilcileri, Romalı şairlerin Achivi'dir. Bu isimlerde görü len sha ve na son heceleri sadece etnik ve yer belirten o zamanlar bu kab i leler tarafından konuşulan Asya i le il­ gili dil sistemine ait, Minoan Giritlilerinin diline (Knossos h iyerog­ l iflerinde yazılı olan) ait takı lardır. Eski Likya d i l inde azzi ve mna şekil lerinde mevcutturlar, ayrıca Anadolu'da onları assos ve nda ile biten yer isimlerine gizlenmiş halde buluruz, Halikarnass'os, S agalassos (Meneptah'ın yazıtında Shakalasha), Oroanda ve Labraunda (gördüğümüz gibi [Yunanca kelime) ile aynı , Helen öncesi bir kel i me, her ikisi "Çift Baltanın Yeri " an lamına gel­ mektedir). Yabancı isimlerle ilgi l i, bahsedi len Likya dil inde son eklerle birl ikte Mısır'a ait çeviri yazı larda, sha ve nal son eklerinin tespiti yaklaşık beş yıl önce yapılmıştır < • • •ı ve şimdi genel ola.

..

..

(* )

Eski Yunanlı lar. (ÇN)

Şekeleş. (ÇN) ( * *) ( * * * ) Tursa-Tun iski -Etriiks. (ÇN) ( * * *"' ) Eski Yunan . (ÇN) (* * * * * ) Bkz. Hali, Yunanistan'ın En Eski Uygarlığı, s. 1 78.


Mısır. Kaide, Suriye. Babil v e Asur Tarihi

328

rak kabul ed i lmekted ir. O halde nihai son heceyi çıkarmak için bu isimlerin karşıl ığını bulmamız gerekir, Akaiva-sha örneğinde sade­ ce Akaiva'n ın gerçek isim olduğu gibi ve bunun Mısır d i l ine ait karşıl ığı Axaifol, Achivi gibi görünmektedir. MÖ 1 3 00 yılına ait bir Mısır anıtında bu büyük isimle karşı laşmak gariptir. Ancak tam olarak Grek efsanesinin, Grek kabi leleri tarafından Ege'nin her tarafından Troad'da <» Asya'ya ait Hisarl ık şehrine yapı lan, Mı­ sır'a Kuzeyl ilerin saldırılarına tamamen paralel bir saldırı olan Tru­ va Savaşı'ndan bahsettiği döneme denk geldiğini, hatırladığımız zaman o kadar da tuhaf deği ldir. Ve Homeros bu dönemde Mısır sah i l ine hem barışçı hem de tersi amaçlarla yapı lan i l k Grek ziya­ retlerinin anılarını korur. Okuyucunun artık Truva kuşatmasını bir efsane olarak düşünmediğini fark etm iş olacaktır. Bunu başarmak, çok e leştirici olmayan bir düşünce ortaya koymaktır; Kral Art­ hur'un efsanelerinin bile tarihi bir temel i vardır ve N ibulengen'in­ ki ler yine de daha muhtemeldir. III . Ramses'in sekizinci yıl ında, Kuzey Suriyeli kabilelerle itti­

fak hali nde olan, Pulesta (Pelishtim, F i listinli ler), Tj akaray, Sha­ kalasha (Sagalassians), Vashasha ve Danauna ya da Daanau ta­ rafından ikinci Kuzeyl i saldırısı yapıldı. Danauna belli ki, uzun saçlı Achaian'ların (Yunanca isimlendirme Keftiu gibi) liderliğinde Tru­ va'ya karşı Grek ordusunun çoğunluğunu oluşturan Danaan lar olan Aavaoi'nin eski temsilci leridir. Vashasha, yazar tarafından G irit'in (Yunanca kel ime) Axian'ı olarak belirlenmiştir. Prof. Pet­ rie, Tj akaray ismini Girit'te (günümüz) mahall i Zakro ismi ile karşılaştırmaktadır. Günümüz yer isim leri i le tespitler şüphelidir, örneğin Prof. Petrie'n in Pidasa ismini (il. Ramses'in zaman ında bahsedi len bir başka kabile), Kıbrıs'taki Pidias Nehri'nin ismi ile bir tutarken iyice yanı ldığını düşünebil iriz. "Pidias" bütünüyle, "açık nehir" anlamına gelen (çünkü adanın merkezi ovası ndan akar), Yunanca'dan kaynaklanan, eski Pedi seus'un bozulmuş halidir. O (*)

Truva. (ÇN)


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

329

zaman, Pidasa Cypriotes dersek, Kıbrıs'ta hal is Yunanca'nın MÖ 1 1 00 kadar eski dönemde konuşulduğunu kabul ederiz. Pidasa muhtemelen Lelegler'di (Pedasian lar); Pisidia adı, harf ve sesle­ rin yer değiştirmesi nedeniyle, aynı olabil ir. Pedasos her zaman Lelegler'in, Lakonya'da ya da Anadolu'da her nerede bulunursa­ lar, çok gezen kabilesiyle bağlantı lı bir isimdir. Onların Pidasa gibi Mısırl ılar tarafından bilindiklerine inanıyoruz. Tjakaray'ın Zakro i le bir tutu lması çok caziptir. İsim önceleri Teukrianlar'ın adı ile i l i şki lendiril irdi; fakat Tewpot kelimesindeki v her zaman yoldaki engel olmuştur. Zakro belki Tetkpoc isminden ne fazla ne de azdı; çünkü efsanevi Teucer, okçu, doğu ile ya da Girit'in Zakro'nun yaşadığı, Eteokretan ucu ile bağlantılıydı. Mikenler'in zamanında Zakro önem l i bir yerdi, bu yüzden Tj akaray Teukroi olab i l i rd i ve Zakro da ism i koruyabilirdi. Ne olursa olsun, bu tespit çok caziptir ve diğer toplanmış tespitlerle birl ikte al ındığında çok muhtemeldir; fakat P idrea'nın Kıbrıs'taki Pedireus Nehri ile özdeşi m i ne çekici ne de muhtemeldir. i l . Ramses zamanında, bu Anadolu kabi lelerin den bazı ları

Hititler'in müttefiki olarak M ısır üzerine yürümüşlerd i . Aralarında Luka ya da Likyal ı lar'a, Dardenui (Dardanianlar, muhtemelen o zamanlar Troad ya da başka yerde bulunmaktadırlar, zira bütün bu kab i leler kes inlikle göçebeydi ler) ve Masa'lara (belki Mysian'lar) rastl ıyoruz. ili. Ramses zamanının Giritl iler'inin, kesinl ikle F i l istin­ liler olan, muhtemelen o zaman Girit'ten Filistin'e geleneksel göçleri devam eden Pulestalar olarak sayılmaları gerekmektedir. Bay Welch tarafından yapılan Ph ilistia'daki son kazı lar geç bir Miken kültürünün varlığını açık biçimde ortaya koymuştur ve bunu sadece Girit kökenli olan Filistinlilere atfedebiliriz. Böylece bütün bu Kuzey kabi le isimlerin in olağanüstü sebatla tutarl ı olduklarını ve gerçekte Anadolu ve Ege'li olanları hariç herhangi bir kabileyle özdeşleştirilmeyi reddettiklerini görüyoruz. Aralarında eski Minoan (Keftian) gücünün yıkılmış kalıntılarını, iç


330

Mısır, Kaide, Surı)1e, Babi/ ve Asur Tarihi

kavgalarla den izler ötesine şuraya buraya sürüldüklerini ve Ho­ meros'un Truva kuşatmasından sonra kahramanlar için dediği gibi, "Onlardan her kişi can verene kadar, feci savaşların ç ilesine do­ lanışların ı " görüyoruz. Gerçekte bunlar M inoslular ve onun deniz gücü, Knossoslular, Phaistoslular ve Keftius'luların muazzam uy­ gar çağın ı n yerine geçen Sturm und Drang dönemi , kahra­ man larının gezginliğidir. Medlnet Habfı tapınağının duvarlarında, i l i . Ramses Mısır saldırısından önce düşen, ele geçirilen kahra­ man ların portrelerini betimlemiştir ve kendisi on ların cesur kah­ ramanl ıklarını tamamen takdir ederek onlara kahraman lar, yani; Mısır dil inde tuher, demiştir. Her şeyden önce, bu dönemde F i l i s­ tin'in (adını onlardan alır) bir bölümünü ele geçiren ve orada ayrı bir halk (tıpkı Fransa'daki Nonnandiyalılar gibi) olarak en az iki yüzyıl var olan Grekler olan Filistinlilerin portreleri i lginçtir. O halde Dev Goliath<*> Grek idi, kesinlikle Girit kökenl i ve Pelasgi idi. G irit'te Shekh 'Abd el-Kfırna'dak i Keftiu'ların resimleri konu­ sunda b izi zorlayan günümüz keşiflerine ait sonuçlar böyled ir. Dr. Arthur Evans'ın bizim için açtığı dış dünya i le eski Mısır'ın ilişki leri tarihinde bu gerçekten yen i bir bölümdür. Ve bu bağlamda bazı Amerikan çalışmalarını gözden kaçınnamak gerekir. Pensilvanya Üniversitesi tarafından Bayan Harriet Boyd gözetiminde bir heyet Girit'te Knossos'un doğusunda Gourn ia'da eski şehrin harabele­ rinde Mikenliler'in araştırmalarına yönelik çok önem l i keşiflerde bulunmuştur. Burada, yine de Mikenl i Yunanistan ve Mısır ara­ sında i lişkiler konusuna doğrudan değinen az şey bulunmuştur.

(* )

Calüt, Hz. Davut'un öldürdüğü savaşçı. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

33 1

::-�·r�-� ;�,· � :·�· .

·):'.>�"-. ':�

._

:,

,:>:Y

-�

"· ·'-"

TEB'DE KRALİÇELER MEZARLARI VADİSİ Prof Schiaparelli, orada il. Ramses'in karısının mezarını keşfetmiştir (1 904).


332

Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

Yen i İmparatorluk'un Tebl i nekropolleri hiçbir surette Kral Mezarları ve Shekh 'Abd el-Kurna'nın tan ımı ile tüken memi ştir; ancak S hekh 'Abd el-Kurna'nın güneyindeki i lginç Kraliçelerin Mezarları Vadisi haricindeki herhangi bir yerde az sayıda yeni ke­ şif yapılmıştır. Burada İtalyan Mısır b i l imci Prof. Schiaparelli, son zaman larda XIX. ve XX. hanedan lara ait çok güzel bazı mezarlar keşfetmi ş ve kazı yapmıştır. En iyisi II. Ramses'in eşlerinden biri olan Kraliçe Nefertari'nin mezarıdır. Bu duvarların üzerindeki rölyeflerin renkleri olağanüstü parlaktır ve çok güzel yüzü olan, gaga burunlu kral içenin portreleri mükemmel biçimde korunmuş­ tur. Kral içe Nefertari esmerd i ; fakat ismi Titi olan, yakına gömülü bir diğer kral içe sarışın ve kalkık burunlu idi . Prof. Schiapare l l i, burada genç ölen bazı XX. Hanedan prenslerinin mezarların ı da keşfetmişti. Bütün mezarlar; tek, kısa galeri lidir ve duvarlarında mitoloj ik sahneler, prensin ve babası kralın figürleri vardır. Bunlar, XVIII. Hanedan mezarlarının bozulduğunu gösteren bir üslupla boyanmışlardır. Şimdi büyük nekropolü bırakıyoruz ve Teb'de, Batı Kıyısı'nın daha sonraki mabetlerine dönüyoruz. Bunlar zaten anl atı lan Der el-Bahari'deki ler gibi kasvetli karaktere sahiptiler. Hepsinin bazı bakımlardan en heybetlisi, II. Ramses'in yere serilmiş ve kırık, bü­ yük granit heykelinin bulunduğu, D iodorus'un Osymandyas'ın heykeli olarak b ildiği Ramesseum'dur. Bu isim il. Ramses'in taht isminin, yan i Ü simare olarak telaffuz edi len, User-maat-Ra kel i­ mesinin bozulmuş halidir. Tapınak, Mısır hükümeti adına Howard Carter tarafından temizlenmi ştir ve batısına doğru rahiplerin ev­ lerinden oluşan küçük şehir, depolar ve mahzenler kendisi tarafın­ dan kazılmıştır. Bu küçük caddeleri, halen duvarlarına tutulan sı­ val ı evleri, halka açık sunağı, pazar kemer altı ve heykel ler gale­ risi i le oldukça küçük bir Pompei'dir. Heykel ler, duvarlar gibi sa­ dece tuğladandır ve kaba biçimde şekil lendirilmiş ve sıvanmışlar­ dır; fakat onlar kim olduklarını b ilmesek de, kuşkusuz zamanın ün­ l ülerinin tasvirleriydi . Her iki yanda içinde Ramesseum rahipleri-


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

333

nin mülkiyetinde tutulan, sahip oldukları topraklardan gelen tahı l ve h izmet ettikleri kral ın ruhuna sunu lmak üzere toplanan her şeyin muhafaza edi ldiği uzun depolar bulunuyordu . Mekan ın planı, i l . Ramses zamanından sonra orada burada üzerine inşan ı n kal ıntı­ ları bulunduğundan, açıkça değiştirilmiştir. Depolar ilk kez 1 896'da, çevrede XV III. Hanedan'a ait, hepsi kral ların mezarlarının ötesin­ de uzanan tepe yönüne bakan, birkaç küçük kral defin mabedinin kalıntılarını da bulan Prof. Petrie tarafından araştırılmıştır. Ş imdi vapurların tah l iye iskelesi ve yüzen evlerin, görkeml i şekilde boyanmış Luxor Tapmağı'n ın hemen yukarısında yüksel­ diği Luksor'a dönebil iriz. Maalesef günümüz kazı ları nı burada tamamlama imkanımız bul unmuyor, çünkü i l . Ramses tarafı ndan 1 1 1 . Amenhetep, Tutankhamen ve Horemheb'in orij inal binasına eklenen ilk büyük kemeraltıl ı avluda yerinden oynatı lamayan Abu­ '1-Haggag' ın M uhammedan Camisi durmaktadır. Abu-'1-Haggag, "Hacı ların Babası" (türbesine gelen hacıların sayısı yüzünden böy­ le denm i ştir), çok mübarek bir şeyh idi ve hatı rası Luksuris tara­ fından çok b üyük saygıyla muhafaza ed i l mektedir. Bu caminin Büyük Tapınak avlusu dahilinde yapılmış olması ve Müslüman dini önyargıları en azından kısmen düzelene kadar nakledi lemeyecek olması talihsizliktir ve sonra Luxor Tapınağı'n ı tamamen kazma işini yapılabilir. Luksor i le Karnak arası nda, Amen'in eşi ve Teb'in koruyucu­ su, Tanrıça Mut'un mabedi bulunur. Mabed, Asheru olarak b i l i­ nen şehrin bir bölümünde bulunmaktadır. Bu bina 1 895'te iki İngi liz hanımın, Bayan Benson ve Bayan Gourlay, hesabına ve onların nezaretinde ortaya çıkarılmıştır.


334

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

\

L UKSOR'DA NİL KIY/Si Anglo-Amerikan Nil Şirketi'nin Yüzen Evi ve Vapuru Beraberinde.


Mısır, Kaide, Sııriye. Bab il ve Asıır Tarihi

335

i l i . Amenhetep ve 1 . S heshenk tarafından h izmete sunulan mabet her zaman, içerdiği oturur halde aslan-başl ı Tanrıça Sek­ hemet veya Pakhet figürlerinin olağanüstü hoşluğu nedeniyle dik­ kat çekici olmuştur. Bunlardan British Museum'da bulunanların çoğu bu tapınaktan getiri lmiştir. Kazıcılar on lardan daha pek çok bulmuştur ve bazıları oraya tahsis edi lmiş, son dönemin çok i lginç portre heykelleri de bulmuştur. Bunlardan en önemlisi MÖ 668'de Asurlu Ashur-bani-pal tarafından şehrin yağması zamanındaki Teb val isi, Mentuemhat'ın heykelinin başı ve omuzlarıdır. Bayan Benson'ın i lginç kitabı, "Asher'de, Mut'un Tapınağı "nda (The Temple of Mut in Asher} , Prof. Petrie tarafından ifade edi ldiği gibi, kendisinin yüz tipinin Kıbrıslı olduğu ileri sürülmektedir; fakat bu tahmin teh l ikelid ir, Bayan Benson tarafından bulunan yaş l ı bir adamın harika portre başının da Filistin tipli olduğu gibi benzer tah­ min gibi. <*> B ugün, Mentuemhat tarafından arz edilen ve Bayan Benson'ın "Filistinli" tiplerin halis Mısırl ı haricinde hiçbir şey olma­ dığını görmek için, sadece yaşl ı Mısırlı ların yüzlerine bakmamız gerekir. Bütün temizleme işleri çok etkili şekilde yapılmış ve Kahire Müzesi bundan bazı değerli Mısır heykel numuneleri elde etmiştir.

Büyük Kamak Mabedi, Eski Mısır Eserleri Bölümü'nün başl ıca konularından biridir. Olağanüstü önemi, tabiri caizse, Mısır tapı­ nağının katedrali olarak muhafazasını ve araştırılmasını sürekli zorunlu bir çalışma haline getirir, ayrıca geniş kapsam ı bu işi her zaman devam etmekte olan ve muhtemelen gelecek yıllarda da devam edecek bir iş hal ine getirir. Tapınak M ısır hükümetine çok paraya mal olmuştur, yine de bunun bir kuruşu bile esirgenemez. Geçen birkaç yıldır işler, Dashur'daki çalışmada M. de Morgan ile beraber olan tanınmış mühendis ve tasarımcı, Bay M . Georges Legrain'in nezareti altındadır. Kendisinin görevi, önceki araştır­ maların içinde keşfedilmeden bırakılmış şeyleri ortaya çıkarmak için, bütün tapınağı tamamen boşaltıp temizlemek ve yitirmiş ol­ duğu orij inal durumuna kavuşturmaktır. (*)

Kitabının vii. Tam sayfa resmi .


336

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

B ÜYÜK KARNAK TAPINAGI Sol taraftaki dikilitaş Mısır'dakilerin en yükseğidir ve Hatshepsu tarafından inşa edilmiştir, sağ taraftaki dikilitaş /ll. Thothmes tarafından inşa edilmiştir. Restorasyon konusunda ne genel çalışma düşünülmüştür ne de bu istenmiştir. Şimdiye kadar M. legrain kesinlikle görevinin bütün üç dalını büyük başarı ile yerine getirmiştir. Yine de görülmemiş bir olay, işi oldu�a zorlaştırmış ve geciktirmiştir.


Mısır. Kaide, Suriye, Babil

ve

Asıır Tarihi

337

Ekim 1 899'da, Büyük Hypostyle Salonu'nun, yan koridorunun sütunlarından biri diğerlerinden birkaçını beraberinde indirerek yıkılmıştır. Bütün mekan karmakarışık bir yıkıntı durumuna gelmiş ve bir an için, dünya harikalarından biri olan Büyük Salon'un ta­ mamı, sanki çökecek gibi olmuştur. Felaket, M ı sır'da alışılmış ol­ duğu gibi, temel leri en zayıf türdeki yapının altından Nil'den tedrici su sızması nedeniyle vuku bulmuştur. En azametl i M ısır mabetleri bile kötü malzeme ile inşa edilmiş temellere sahiptir, genell ikle farklı plana sah ip daha eski yapıların daha evvelki yassı taşlar ve her türden dayanıksız moloz karışımı ile doldurulmuş temel kalıntı ları üzerine inşa edi l irler. Mısırlı lar yapılarını sağlam temel ler üzerine inşa etmiş o lsalardı, onlar şimdiki durumlarına göre çok daha iyi korunmuş olurlardı. Mısır'daki gibi bir iklimde, iyi yapılan bir taş b inanın sonsuza kadar dayanması gerekirdi. M . Legrain son beş yıldır hasarı tamir etmekle uğraşmaktadır. B ütün yıkı lan sütunlar şimdi dikilmiştir ve sütun başları ve sütun baş tabanları iplerle orij i nal yerlerine yerleştirilmektedir. M. Leg­ rain'in yöntemi zaten an latılmıştır. Kendisi topraktan sütun gövde­ leri, sütun başları ve sütun baş taban-bloklarını el işçi l iği ile taşıyıp ve sonra yerine ası ldığı büyük eğimler ya da rampalar inşa ede­ rek, eski Mısır tarzında çalışmaktır. Bu, Mısırlıların Karnak'ı inşa ettikleri yöntemdir ve M. Legrain şimdi bu metotla onu yen iden inşa etmektedir. Bu, yavaş; fakat güven l i bir süreçtir ve salonu, çatısı hariç, Seti'nin onu inşa ettiği gibi aynı halde görmemiz çok uzun sürmeyecektir. Yine de pitoresk sanatın aşıkları, ünlü salo­ nun çaprazına havada ası l ı duran, Karnak'ın pek çok resm inde ve fotoğraflarında başl ıca özell iği durumundaki, eğim l i sütünu özle­ yeceklerdir. Bu, 1 899 felaketinde devrilmiştir ve onu resmedi l me­ ye değer; fakat tehl ikel i konumuna yerleştirmek elbette mümkün olmamıştır.


338

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

B ÜYÜK KARNAK MABETİ


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

339

Karnak'taki çal ışına iki olağanüstü keşifle son iki y ı l içinde ün­ lü olmuştur. Ana tapınağın dışında, Hypostyle Salonu'nun kuze­ yine doğru, M. Legrain, XVIII. Hanedan ve daha sonrasına ait kişilerce tuğladan inşa edi lmiş, Amen'e bağl ı l ıklarını doğrulamak için, bir dizi özel barınak veya mabet bulmuştur. Bu küçük hüc­ relerde, biri resimle gösteri len, bazı ilginç heykel ler bulunmuştur. Bu, türünün en mükemmelidir. XVIII . Hanedan'dan ünlü bir ruha­ ni lider eşi i le birlikte, kızı aralarında ayakta dururken, oturur gö­ rünmekted ir. Boynunun etrafında, hizmetlerinden dolayı Firavun tarafından kendisine takı lmış olan, altın halkalı dört zincir bulun­ maktadır. Konusu kadar, üslup ve işçiliği bakımından da i lginç olan, olağanüstü bir gruptur. Portre ressaml ığı konusunda, resmi rah ip sınıfı tipinin bir örneği olarak çok güzeldir. İki keşiften diğeri ve daha önemli olanı, M. Legrain tarafından Hypostyle Salonu'nun güney tarafında yapılmıştır. M. de Morgan, Dashür'da çal ışmaktadır. M. de Morgan'ın gö­ revi, önceki araştırmaların içinde keşfed ilmemiş bıraktığı şeyleri ortaya çıkarmak için bütün tapınağı tamamen boşaltıp tem izlemek ve yitirmiş olduğu orij i nal durumuna kavuşturmaktır. Deneme ma­ h iyetindeki salon duvarı altında boş alanda başlayan kazılar, hey­ kel parçaların ın keşfiyle sonuçlandı ; mekan o zaman düzen l i şe­ kilde kazıldı ve sonuç şaşırtıcı oldu. Zemin; büyük küçük, bilinme­ yen bir dönemde, karmakarışık, b irbiri üstüne gömülmüş heykel­ lerle doluydu. Bazı ları kırık, bazıları da garip bir şekilde mükem­ mel durumdaydı ve bunu içinde bu lundukları yumuşak, çamurlu toprağa borçluydu. Kurak çölde bulunan heykel ler özell ikle, kır­ mızı siyenite göre kristal leri parçalanmaya daha eği liml i siyah gra­ nitten yapıld ıkları zaman, genellikle çatlarlar. Karnak heykel leri, Amen Tapınağı'nda kralın yaşadıkları dönemde tapınağa heykel­ lerini koyarak onurlandırmış olduğu büyük adamların heykelleriyle birlikte, portrelerin i (baş heykel lerini) tahsis etm iş dindar kişi lerin figürleridir.


340

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

B ÜYÜK BİR SOYL U VE EŞİNDEN OL UŞAN PORTRE GRUBU XVJ/l. Hanedan zamanına ait. Karnak'ta M. Legrain tarafından keşfedilmiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asur Tarihi

34 1

BiR KAŞİFİN EVİ GiBİ OYULMUŞ KABiR Teli e/-Amarna'da, Pentu 'nun mezarı. Mısır Arkeolojik Araştırma/arı (Mısır Araştırma Fonu) namına yaptığı çalışmaları esnasında, Bay de G. Davies burada ikamet etmiştir. (No. 5) MÖ J 400 civarları.


342

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

Hap i'nin oğl u, Der el-Bahari yakın ında, Der el-Medina çöl tap ınağının kurucusu ili. Amenhetep maiyetinde bir tür başbakan olan büyük alim Amenhetep bu sınıftand ı ve sonraki günlerde yarı tanrı o larak kendisine tapı nıldı. Heykeli, diğerleriyle birlikte M. Legrain tarafından bu lunmuştur. Aralarında bir figür, bu kadar büyük bir heykel için alışı lmamış bir malzeme olan, tamamen yeşil feldispattan yap ı l m ıştır. Il l . Thothmes'in güzel bir portresi de bulunmuştur. Resim bize devam etmekte olan, kara Çamur toprak­ ta çalışan kazıcılarla, ön planda omuzlarındaki molozları sepetler­ le taş ıyan çocuklar ve arka planda Seti'nin Büyük Hypostyle Salonu'nun masif granit duvarlarıyla birlikte, bu şaşı lacak biçimde verimli kazıyı göstermektedir. Çatı bloklarının büyük boyutu dik­ kat çekicidir. Bun lar gerçek en üstteki çatı blokları deği l ; sadece sütundan sütuna, sütun baş tabanlarıdır, orij inal çatı bir sütun baş tabanından ötekine çapraz yönde yerleştiri lmiş benzer b loklardan ibarettir. M ısır granit tapınağı, gerçekte bir çocuğun tuğla kutusu­ mın planı üzere inşa edilmiştir; sadece Stonehenge'in I') düzen len­ miş ve güzelleştirilmiş halidir. M. Legrain tarafından, bu çal ışma devam ederken, diğer önem­ li keşifler yapılmıştır.

Aralarında, XIII. Hanedan'dan Kral IV. Usertsen'e (Senusret) ait bir tanesi dahil, geç dönem Orta Krallık heykel leri bulunmakta­ dır. İşçil iğinin ve tekn iğine dair kesinl iğinin inceliği nedeniyle fev­ kalade o lan I . Amenhetep'in saltanatına ait rölyefler de mevcuttur. Tapınağın tarih inin Tj sertsen dönemine kadar geriye gittiğini biliyoruz; zira içinde b loklarından bir ya da ikisi bu lunmuştur. Ayrıca şüphesiz ayn ı dönemden Philip Arrhidseus'ün zaman ında yeniden inşa edilmiş, orij inal mabedi bul unmuştur; fakat şimd iye dek ken­ disinin zaman ı ile Hatshepsu'nun zamanı arasındaki asırlardan hiç­ bir kal ıntı bul unmam ı ştır. Orada en eski tapı nakta M. Navil le'nin (*) İngi lterc'de Salisbury yakı nında yak laşık MÖ 3 1 00 tarih i nden kalan preh istori k anıt. (Ç.N . )


Mısır, Kaide, SuriJ•e, Babil ve Asıır Tarihi

343

çal ışmalarıyla başladığımız gibi, Teb'in e n büyük tapınağında M . Legrain'in çal ışmaları ile birlikte, eski Mısır'ın baş lıca şehrindeki yeni keşiflere dair açıklamalarımızı bitiriyoruz. Teb'in arkeoloj isiyle bağlantılı, en ilginç sorulardan biri i nanç muhalifi disk tapıcısı Akhunaten (iV. Amenhetep) binaları oraya inşa ed ip etmediğini ve onlara dair bir izin şimdiye kadar keşfedilip keşfed ilmediği hakkındadır. Mısır tarihi i le ve din i le i lgi lenenler disk tapınması sapıncına ait geçici döneme zaten aşinadırlar. İna­ nışa aykırı IV. Amenhetep'in bildirdiği ve vatandaşlarının kabul et­ melerini istediği dogmanın tam karakteri, Mısır Araştınnaları Fo­ nu'nun şubes i o lan "Mısır'ın Arkeoloj ik Araştırmaları" tarafından el-Amarna'nın mezarları konusunda yayınlanan kitaplarında, Bay de Garis Davies tarafından iyice açıklanmıştır. Kendisi inanışa ters düşen öğretinin, çok yüksek düzenli bir monoteizm olduğunu orta­ ya koyar. iV. Amenhetep (ya da kend isini adlandırmayı tercih et­ tiği şekilde, Akh unaten, "Diskin Nuru") genel l ikle san ı ldığı gibi, sadece Güneş diskine hayat veren olarak tapmam ıştır. Kendisi, parlak d iske sadece, aracılığıyla bütün can l ı varl ıklara sıcaklık ve hayat dağıtan, ardındaki tanrının gözle görülür tezahürü olarak tapmıştı . Disk, tabiri caiz ise, içinden meçhul tanrının, "Diskin Efen­ disinin" dünyaya nurundan bir parça yaydığı gökteki pencere idi. Şimdi, güneşin gerçek astronomik özell iğine dair cehaletin dikkate alınması hal inde, bunun ne kadar fazlasıyla akı lcı bir din olduğunu anlarız. Gerçekte, güneş bu dünyadaki bütün hayatın kaynağıdır ve bu yüzden Akhunaten ışınlarının her birinin, dünyaya hayat işa­ reti uzatan bir e l le betimlenmesine sebep olmuştur. Sadece güne­ şe tek tanrıcı tapınma elbette pagan dininin en yüksek şeklidir; fakat Akhunaten bundan i lerisini görmüştü. Öğretisi, güneşin ar­ dında, nuru güneş üzerinden parlayan ve bize hayat veren bir tan­ rının var olduğuydu. Bu tanrı isimsizdi ve ifade edi lemezdi, kendisi "Diskin Efendisi" idi . Aykırı düşüncesinde, bu yüzden, İbrani pey­ gamberlerin zamanından önce dini fikirlerin erişmiş olduğu en yük­ sek konumu görüyoruz.


344

Mısır, Kaide, Sııriye, Babil ve Asur Tarihi

Bu din Heliopol is'te Güneş rahiplerinin felsefi spekülasyonları i le gel işmiş gibi görünmektedir. Akhunaten aptalca geleneklere karşı çıkan gayretiyle, Mısır'ın eski tanrılarına ve özell ikle Mısır panteonunun hükümdarı, insanların kalplerindeki üstünlüğü kendi­ sini yeni öğretinin en cesur rakibi kılan, Amen-Ba'nınkine tapın­ man ın kökünü kazımaya çal ıştı . Fakat eski Güneş Tanrı Ba-Har­ maehis'in adı korundu ve Akhunaten'in onu aşağı yukarı kendi tan­ rısı i le özdeş gördüğü bellidir. Prof. Petrie tarafından, Akhunaten'in annesi, Kral içe Tii'nin Mitann ian (Ermeni) kökenli olduğu ve Aten dinini Mısır'a kendi vatanından getirdiği ve oğluna onu öğrettiği tahmin edilmiştir. El­ bette yen i öğreti III. Amenhetep'in ölümünden önce bir gelişme kaydetmiş gibi görünse de, bunu Tii'ye atfetmeye ya da kendisinin beraberinde yurtdışından bunu getirdiğini düşünmeye hiçbir ge­ rekçemiz yoktur. Kendisinin yerl i Mısırlı olmad ığına dair h içbir de­ l i ! yoktur, ayrıca ebeveyninin İuaa i le Tuaa mumyaları, yüz tipi olarak halis Mısırlı'dır. Aten kültünün halis Mısır dini düşüncesinin bir tekamülü olduğu kesin görünmektedir. Başlangıçta Akhunaten; dinini, Teb'de Amen'in dini ve bera­ berindeki panteonu i le yan yana kunnaya çal ıştı. Kendisinin orada Aten için bir tapınak inşa ettiği anlaşılıyor ve saray mensuplarının kendileri için mezarların kralın tanıttığı dinde olduğu gibi sanatta da inanışa ters olan heykel sanatının yen i real ist üslubunda yapmaya başlad ıklarını görüyoruz. Shekh 'Abd el-Kurna'da bulunan Bar­ nes'in mezarında kapının bir yanında kralın eski normal üslupta ve diğer tarafı nda kendisini, bu garip gerçeği seven kişinin sevinmiş gibi göründüğü yerel çirkinlikte resmeden, yeni realist üslupta resmi bulunmaktadır. Kendisinin, Aten'e yönelik bir tap ınağın, Nubia'nın başkenti Napata'dan çok uzağa, Sudan'da Jebel Bar­ kal'a yakın yapılmasına sebep olduğunu görüyoruz. Teb i le Napata mabetleri konusundaki gerçekler, Şikago'dan Prof. Breasted ta­ rafından açıklanmıştır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

345

Ancak Teb ruhbanlığının muhalefeti çok güçlüydü. Akhunaten başkentini öfkeyle terk etti ve krallığı kendi kendine bakmaya terk edilmiş iken, h uzur içinde filozofça düşünebi leceği günümüz Tel i el-Amarna'sında, "Diskin Nuru"nda, tecrit edilmiş Akhet-aten şehrine çekild i . Kendisi ve görüşlerinin sadık paylaşımcısı gibi görünen, karısı Nefret-iti, Aten tapın ıcısı soylular, rah ipler ve sa­ natçılardan ol uşan, seçkin saray halkı üzerinde hüküm sürüyor­ lardı. Sanatçılar Akhunaten'in maiyetinde gel işme yönünde, kendi saltanatının bitiminden ve fikirlerin eski düzeninin yeniden yapı­ lanmasından önce zaten olağanüstü yararlanmaya başlamış olduk­ ları, eşsiz bir fırsat elde etmişlerdi. Üslupları, bize Miken sanatıyla benzer özelliği hatırlatan, garip bir özgürlük takınmıştır. Berl in Müzesi'nde, kral içe rüzgarda şişen giysileriyle yan ında ayakta du­ rurken, bacak bacak üstüne atmış, bastona yaslanm ış ve tembelce bir çiçeği koklayan kralın garip küçük bir rölyefi bu lunmaktadır. Sanatçı ruhlu kralın zarif tavrı, muhtemelen özgün pozun sadık b ir kopyasıdır. M ısırlı bir sanatçının zincirleri kaldırılınca neler yapabildiğini bundan anlıyoruz; fakat maalesef Mısır asla, aynı zamanda orij i­ nal bir deha, sanatçı ve düşünür olan bir başka kral çıkaramam ış­ tır. Akhunaten öldüğünde, Mısırlı sanatçı ların zincirleri her za­ mankinden daha sıkı bağlandı . Karşı kuvvet güçlüydü. Kral iyet anarşiye maruz kaldı ve seleflerinin kurmuş olduğu yabancı im­ paratorluk neredeyse Akhunaten tarafından boş veri ldi. Hepsi, fi­ lozofun hükmettiği zamanın ardından gelen karmaşa ve düzensiz­ l iğin örneğiydi . Kafirin ölümünün üzerinden fazla zaman geçme­ den eski din tamamen onarıldı, disk kültü ortadan kaldırıldı. Mısır­ lılar, sayısız tanrı larına ibadete neşeyle geri döndüler. Akhuna­ ten'in ideali , onlar için fazla yüksekti . Yabancı i mparatorluğun enkazı, böyle durumlarda her zaman olduğu gibi tekrar toparlandı ve alışılmış kanun ve düzen, kendisinden sonra gelen muhafaza­ kar mürteci ler tarafından eski hal ine getirildi. Bundan sonra Mısır uygarlığı Sa"ites ve Ptolemies zamanına kadar sönük ve gel işmeyen


346

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

seyir izledi . Mısır tarih inde bu nokta bu yüzden, bir kez daha Batı Asya'ya dönerken ve son keşiflerle araştırmaların Asur ile Yeni­ Babil İmparatorlukları tarihine ne dereceye kadar yeni bir ışık tuttuğunu öğrenirken, bir ara verecek uygun bir durak oluşturur.


VIII. BÖLÜM

SON ARAŞTIRMALAR IŞIGINDA ASUR VE YENİ-BABİL İMPARATORLUKLARI sur'un eski tarihi, eski hüki.imdarların bağımsızlıklarını el­ de ettikleri ve haleflerinin hüküm sürdüği.i güçlü impa­ rato 1 !arının temelleri ni attığı evreleri öğrenme çabaları , uzun süred ir tarihçi lerin büyük çapta varsayıma dayanmak zorunda kald ığı bir kon u ol muştur. Ülken in Babil tarafıııdan söm ürge­ leştirildiği ve önceleri güney krall ığının kolon isi olarak yöneti ldiği uzun zaman tek gerçek olarak kabul edilmişti ; fakat son zamanla­ ra kadar eski idareci ler ve genel val iler hakkında az şey biliniyor­ du ve halen varlıklarının eski dönemleri esnasında ü lkenin ve başkentin durumuna dair daha az şey bil inir. British Museum ta­ rafından Kala Sherghat'ta, Dicle'n in batı kıyısında yürütülen kazı­ lardan, bu noktadaki tepeciklerin Ashur şehri mevkisini bel irlediği ve bu kazı lar esnasında ele geçirilen anıtların ve kayıtların şim­ d iye kadar ülkenin eski tarihi hakkındaki bilgimizin başlıca kayna­ ğını oluşturduğu bilinmektedir. ı•ı Bu kazı lar esnasında bulunan en eski kayıtların bazıları -Sümerlerin ve eski Babi l l i lerin patesi ve böyle bir anlamla "genel vali" gibi unvanına karşılık gelen, ishshak­ ku unvan ını taşıyan hükümdarlarca yazı lan, kısa, adaklık metin­ lerdi. Taşıdıkları unvandan, haklı olarak, bu eski hükümdarların Ba( *) Bu belgelerin metinleri ve tercümeleri için bkz. Budge ve King, Annals ofıhe Kings ofAssyria (Asur Krallarının Kronikleri) .


348

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

bil krallarına sadakat borçlu oldukları ve onların temsi lci leri ya da ne olursa olsun haraç ödeyenleri oldukları tahmin edi l i rd i . Bu eski genel val ilerden birkaçının isimleri, adakl ık yazıtlarından ve daha sonraki tarihi metinlerden elde edilmiştir; fakat eski Asur tarihi hakkındaki bi lgimizin Asur'da sistematik kazı lar yeniden başlaya­ na kadar çok eksik kalacağı açıktı . Üç yıl önce ( 1 902) British Mu­ seum Ninova mahallinde, Kuyunj ik'te kazılara yeniden başlamış­ tır. Çalışmalar B ay L. W. King'in yönetiminde başlamış ve yürü­ tülmüş; ancak geçen yazdan beri Bay R. C. Thompson tarafın­ dan sürdürülmüştür. Geçen yıl da kazı lar Deutsch-Orient Gese ll­ schaft kuru luşu tarafından Sherghat'ta, önce Dr. Koldewey'in yö­ netiminde ve sonradan -çal ışmaları hala yürüten- Dr. Andrae'n in idaresinde yeniden açı lmıştır. Asur'un eski şehir mahal lerindeki bu yen i lenen etkinlik, hatırı sayılı ölçüde yararl ı sonuçlar meydana getirmektedir ve bu ülkenin tarihinde eski dönemleri bu kadar uzun süre gizleyen perde kaldırılmaktadır. Asur'daki bu kazılar başlatı lmadan kısa süre önce, eski Babil metn inden Asur tarihinin bağıml ı bir devlet ya da Babi l'in bölgesi olarak kabul edilmesinin, bugüne kadar san ıldığından çok daha uzak bir döneme ötelenmesi gerektiği bu lgusu elde edild i . Hammura­ bi'nin Larsam şehrinin valisi Sin-idinnam'a gönderdiği mektuplar­ dan birinde, göndermenin zaten yapı lmış olduğu, krala '"Kral'ın bölüğünden' Ashur ülkesini ve Shitullum bölgesi n i terk etmiş olan iki yüz kırk adamın Nannar-iddina'n ın komutası altında . . . " gönde­ rilmesi için tal imatlar veril ir. Bu çok i lginç referanstan Bab i l'in kuzeyine doğru ülkenin, Babil'in Birinci Hanedan krallarının zama­ nında, Asur olarak bilindiği ve Babil askerlerin i n Hammurabi ta­ rafından orada yerleştiri lmesinin ülkenin Babil İmparatorluğu'nun tamamlayıcı bir parçasını oluşturduğunu kan ıtladığı anlaşılmıştır. Bu sonuçlar Susa'da keşfedilen Hammurabi'nin kanunnamesi­ nin sunuş bölümlerindeki iki paragrafla çok geçmeden çarpıcı bi­ çimde teyit edi lmiştir. Burada Hammurabi "Ashur şehri üzerinde kend isinin (yani Tanrı Ashur'un) koruyucu imaj ını yen iden elde


Mısır. Kaide. Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

349

ettiğini" kayded iyor v e birkaç satır i leride kend isini "E-mish-mish Mabedi'nde, Ninova şehrinde İshtar'ın isimlerin i aziz kılmış olan " kral olarak tarif ediyor. Bu dönemde Ashur'a değinilmesi bekleye­ ceğimiz bir şeyd ir; çünkü Ashur'un Asur'un en eski başkentlerin­ den biri olduğu bilinmektedir, daha çarpıcı olan Hammurabi'n in zamanında gelişmiş bir şeh ir olduğunu ve İshtar Mabedi'nin uzun süre önceden inşa ed i lmiş olduğunu aynen kan ıtladığı için Nino­ va'ya atıfta bulunu lmasıdır. Shirpurla'nın Sümer pates isi, Gu­ dea'nın kendisinin Tanrıça N inni'n in (lshtar) mabedini Nina de­ nen yerde tekrar inşa ettiğini kaydettiği doğrudur. Şimdi Nina çok muhtemelen N inova i le bir tutu labil ir; fakat çoğu yazar onu Gü­ ney Bab il'de bir yer ve muhtemelen Shirpurla'nın bir bölgesi ola­ rak kabul etm işlerd ir. Kuşkusuz böyle bir bel irsizl i k Hammura­ bi'nin, o isimle bir Asur şehri olduğu şüphe götünneyen N inova için geçerli değildir. British Museum tarafından N inova'da yürütü­ len son kazı lar hakkında henüz hiçbir rapor yayınlanmamış olsa da, şehrin yaşının eskiliği konusunda çıkarılan sonucu tamamen onay­ larlar. Kuyunj ik'in daha alt tabakalarına doğru açılan hendekler di­ zisi, tepecikte çok eski yerleşimlerin izlerini açığa ç ıkarmıştır. Ne Hammurabi'nin mektuplarında ne de anıt üzerine yazılı ka­ nunnamesinde Asur'un o zamanki val i ya da hükümdarına bir atıf­ ta bulunu lur; Pensi lvanya Müzesi'nde muhafaza edilen bir sözleŞ­ me tabletinde, Hammurabi'nin saltanatı esnasında Asur'un hü­ kümdarınınki ile muhtemelen aynı sayılabilen bir isim ele geçmiştir. Babil'in Birinci Hanedan döneminin hukuki ve ticari belgelerinde sözleşme tarafları çoğunlukla iki tanrının isimleri (genellikle Sha­ mash ve Marduk) ve hüküm sürmekte olan kralın ad ı i l e yemin ederlerd i . Ş imdi Pensilvanya Müzesi'ndeki bu belgede tarafların Hammurabi'nin adı ve Shamshi-Adad adı i le yemin ettiği Dr. Ban­ ke tarafından keşfedilmiştir. Bu dönemin yemi n formüllerinde sadece tanrı lar ve krallar anıldığı için Shamshi-Adad'ı n kral oldu­ ğu veya hiç değilse pates i ya da ishshakku olduğu anlaşı lır. Ş imdi şekli dolayısıyla Shamshi-Adad isminin Babil değil, Asur ismi ol-


350

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ması gerekir; çünkü kendisi yemi n tertibinde Hammurabi i l e bir araya getirilmiştir. Hammurabi'nin zamanında Bab i l'in sömürgesi olarak Asur'u yönettiği sonucunu çıkarmak mantıklıdır. Bu ismin, Ishme-Dagan'ın oğlu olan eski bir Asur'lu ishshakku olduğu 1 . Tiglath-Pi leser tarafından söylenir; fakat kend isi Hammurabi za­ manının hükümdarı i le aynı sayı lamaz, çünkü Tiglath-Pileser'e gö­ re, kendisi çok geç bir dönemde, yaklaşık MÖ 1 800'de hüküm sünnüştür. Bir başka lgur-kapkapu'nun oğlu Shamshi-Adad'ın tuğ­ la yazıtı British Museum'da muhafaza edi l mektedir ve kendisini Hammurabi'nin Asurlu genel valisi saymamız muhtemeldir. Eris­ hum ve oğlu İkunum, yazıtları yine British Museum'da korunan, kesinl ikle Asur tarihinin eski bir dönemine bağlanmal ıdırlar. Sherghat'ta son kazılar zaten başka eski Asurlu gene l val ilerin isimlerini açı ğa çıkarmaktadı r ve içi nde isimleri nin ortaya çıktığı yazıtların metinleri henüz yayınlanmamış olsa da yapılan keşifler­ den daha önem l i olan ları kısaca sayabi liriz: Geçen yıl, sadece bir­ kaç satır yazı taşısa da, varlığı daha önceden bilinmeyen ve sayı­ ları yediden aşağı olmayan eski Asurlu genel val i lerin isimlerini elimize ulaştıran küçük bir kon i ya da sil indir bul unmuştur. Koni, sadece kendi şeceresini veren ve kendisinin tahttaki seleflerinden bazı ları tarafından yeniden inşa ed ilmiş olduğunu ifade ettiği Asur şerh i surlarının onarımını kaydeden Ashir-rim-nisheshu tarafı ndan yazı lmıştır. Yazıtın ana bölümü şöyle yazmaktadır: "Tanrı Ash ir'in genel valisi, Ashir-nirari'nin oğlu, Tanrı Ashir'in genel valisi, Ashir­ rabi'nin oğlu, genel vali, Ashir-rim-nisheshu. Kikia, Ikunum, Shar­ kenkate-Ashir ve Ishme-Dagan'ın oğlu Ash ir-nirari, atalarımın in­ şa ettikleri, yıkı lan şeh ir surları, hayatımın korunması amacıyla . . . Ben onu yen iden inşa ettim. " Belki böyle küçük b i r yere sığdırıl­ mış, bu kadar çok bilgi içeren h içbir yazıt Asur ya da Babi l'de bu­ lunmamıştır. İ çinde bahsedi len eski genel val ilerin isimlerinden sadece biri önceden bilin iyordu; yani Erishum'un oğlu Ikunum'un adı, British Museum'da muhafaza edilen adaklık bir metnin son bir suretinde bulunmaktadır. Nitekim bu az sayıda satırla peş peşe üç


Mısır, Kaide, Suriye. Babil ve Asur Tarihi

35 1

hükümdarın ismi doğrudan ele geçm iştir; yani Ashi r-rabi, Ashir­ nirari ve Ashur-rlm-n isheshu ve ayn ı zamanda eski hükümdarlar­ dan dördünün; yani Kikia, Shar-kenkate-Ashir, Ishme-Dagan ve oğlu Ashir-nirari . Yazıt hakkında bir başka i lginç nokta, Asurlula­ rın m i l l i tanrısının adının yazıl ışıdır. Daha sonraki dönemlerde o daima Ashur yazılm ıştır; fakat bu eski çağda ikinci sesli harfin değiştiri ldiğini ve başlangıçta ismin, Kapadokya'ya ait çivi yazısı işli yazıtlarda zaten bilinen şeki lde Ashir yazı ldığın ı görüyoruz. As­ hir biçimi ortaç türünden bir yapıdır ve "Hayırl ı " , "Merhametli Olan " anlamına gel ir. Keza geçen yıl saptanan bir başka ilgi nç bulgu, her biri, Asur üzerinde yaklaşık MÖ 1 3 00 yıllarında hüküm sürmüş bir kral olan, 1. Shalmaneser'in, aynı bina-yazısı i le işlenmiş dört taş tabletten oluşmaktadır. Ashur şehrinde, Tanrı Ashur'un mabedi E-kharsag­ kurkura'yı kendisinin yeniden inşa edişi yazılırken, kendisi daha ön­ ce onarılmış olduğu farklı dönemler arasında geçen zamanın uzun­ luğu konusunda, mabedin tarihi ile ilgi li, ayrıntılı, kısa bir özet sun­ maktadır. Mabet, Shalmaneser'in zaman ında yanmıştır ve bu olay ile yangının söndürül üşü kaydedilirken, alıntın ın aşağıdaki tercü­ mesinden görü leceği gibi, kendisi tapınağın tarihini uzun bir pa­ rantezde özetlemektedir: "Ashur'un rah ibi, atam, Ushpia'nın (Aush­ pianın başka biçimi) önceden inşa etmiş olduğu Tanrım Ashur'un mabedi, E-kharsag-kurkura yıkı ldığında atam, Ashur rahibi Eris­ hu onu yeniden inşa etti; Erishu'nun saltanatından sonra 1 59 yıl geçti ve tapınak yıkı ldı, sonra Ashur rahibi Shamshi-Adad onu yeniden inşa etti; Ashur rah ibi Shamsh i-Adad'ın onu i nşa ettiği, saçları ağardığı ve yaşland ığı 580 y ı l ın ortasında yangı n çıktı(ğı zaman) bu yüzden .. ., o zaman tapınağı (bütün) etrafını (suyla) sı­ rılsıklam ettim." Bu al ıntıdan Shalmaneser'in bize, kendisinin inancına göre Tan­ rı Ashur'un büyük tapınağının kurucusu olan, çok eski Asurlu ge­ nel val inin adını Ushpia veya Aushpia olarak verdiği anlaş ı l ır. Kendisi 1 59 yılın Erishu'yu Shamshi-Adad isimli genel val iden


352

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ayırdığını ve Shamshi-Adad'ı kendi zamanından 5 80 yılın ayırdığını anlatmaktadır. Bu yazıtlar ilk bulunduğunda, bu eski genel vali lerin kronoloj isini bel irlemek konusunda değerli bilgi gibi görünen şey­ ler sundukları için, tarihçi ler tarafından dikkate değer memnun i­ yetle karşılandılar. Ancak, aynı tapınağın tarihini veren; fakat Eris­ hu ile Shamshi-Adad'ın saltanatlarını ayıran dönemleri ve tapına­ ğın yangınla harap oluşunu tamamen farklı yıllara atfeden, Esar­ haddon prizmasının keşfiyle, birkaç ay sonradan Shalmaneser'in hesabının doğruluğuna duyulan güven sarsıldı. Esarhaddon tapı­ nağın kuruluşunu Ushpia'ya atfederken Shalmaneser ile hemfikir­ dir; ancak kendisi sadece I lu-shumma'nın oğlu Erishu'yu (kendisi­ n i Irishu olarak söyler) Bel-kabi'nin oğlu Shamshi-Adad'dan ( 1 59 yerine) 1 26 yıl ın ayırdığını söyler, ayrıca Shamshi-Adad'ın tapınağı restore edişi ile yandığı zaman arasında (5 80 yıl yerine) 434 yıl geçtiğini ilave eder. I . Shalmaneser, Esarhaddon'dan altı yüz yıl­ dan fazla süre daha erken yaşamış olduğu için kendisi bariz bir şe­ ki ide kaydedi len olayların olduğu dönemleri bel irlemek için daha iyi konumdad ır; fakat kendisinin verd iği sayı lar i l e Esarhad­ don'unkiler arasındaki ayrım endişelendiricidir. Bu, Asur yazıcıla­ rının hesaplarında hatalar yapabild iklerini gösterir ve diğer geç dönem As ur yazıtlarını içeren kronoloj ik bildirilerin mutlak doğru­ luğuna güvensizlik katar. Asur kronoloj isi ile ilgi l i çözülmemiş me­ seleleri yatıştırmaya yardımcı olmak şöyle dursun, Sherghat'taki bu iki yeni bulgu, yeni bir karışıklık getinniştir ve daha erken dönem­ ler hakkındaki Asur kronoloj isi bir kez daha eritme potasına dö­ külmüştür. Asur'un eski hükümdarlarına ait ş imdiye kadar b i l inmeyen isimlerin kazanımına ilaveten, Sherghat'taki son kazılar bize Asur bağımsızl ığını kazandıktan sonra uzun süre saltanat sürmüş 1. Shalmaneser'in büyükbabasının adının doğru okunuşunu saptama imkanı vermiştir. Bu kralın ismi şimdiye dek Pudi-ilu olarak okun­ muştu; fakat ismin ilk kısmını oluşturan işaretler fonetik olarak de­ ğil ideogram olarak kabul edilecektir; fakat ideogram olarak, ismin


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

353

doğru okunuşu Arik-den-ilu olmaktad ır, anlamı "Tanrının hükmü uzundur (yani uzun eriml i)". Arik-den-ilu büyük bir fatihti, hemen ardından gelen, tümü Asur bölgesi n i gen işletmiş torunları da öyle. Ü l keyi güçlendirerek ve kaynakların ı arttırarak Arik-den-i lu'nun torununun oğlu, 1. Tuku lti-N inib'in bizzat Babil'in fethini başarma­ sına imkan sağladılar. Tuku lti-N inib'in saltanatı ve başarıları konu­ sunda ilginç bir yazıt son dönemde keşfedilmiştir. Bu şimdi British Museum'da muhafaza ed i lmektedir ve onu anlatmadan önce kısa­ ca Sherghat'taki kazıların bir başka evresi hakkında konuşacağız. Sherghat'ın tepecikleri ovanın seviyesinden oldukça yükseğe çıkar ve büyük ölçüde suni deği l, doğal oluşuma sah iplerdir. Gerçekte, bu noktada Dicle kıyısında, yüksek doğal tepeciklerden oluşan bir grubun varlığı, eski Asurlular tarafından, üzerine ilk korunaklarını inşa edecekleri mevki olarak seçilmesine yol açmış olmal ıdır. Tepecikler zaten doğal oluşumları nedeniyle öyle yük­ sekti ler ki daha sonraki Asur kralları için onların yüksekliğin i suni olarak (N inova'da be l l i başlı saray tepesini yükselttikleri gibi) arttırmaya h içbir i htiyaç yoktu ve eski dönemden Asur yapılarının kalıntı ları, bu şekilde fırınlanmamış tuğladan kitleler ve suni olarak yığı lmış toprakla değil, sadece bir metre kadar yıkıntı ile kaplıydı. B u gerçek, ana tepeciğin Dr. Andrae tarafından yürütülen sis­ tematik açı lışını hayli kolaylaştırmıştır. Ş i md iye kadar iş, ziggurat veya mabet kulesi etrafındaki te­ peciğin kuzeybatı köşesi i le sınırlandırılmıştı ve zaten Asur yapı­ larının önem l i izleri, alanın bu bölümünde ortaya çıkarı lmıştı. Ku­ zey taraftaki şehir duvarı, nehir cephesi boyunca suya basamak­ larla alçalan rıhtımlar gibi açı lmıştı. Tanrı Ashur'un büyük tapına­ ğının bir bölümü kazılmıştı, oldukça büyük bölümünün halen günü­ müz Türk kaleleri tarafından tepeciklerin en kuzey ucunda örtül­ müş olmaları gerekse de, yine de Ashur-nasi r-pal tarafından inşa edi len sarayın bir kısmı teşh is edilmişti. Gerçekte, Sherghat'taki çal ışma, eski Asur m imarisi hakkındaki b i lgimize öneml i katkı lar yapacağa benzemektedir.


354

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

A RiK-DEN- lL U'NUN ADAKLIK YAZ/SIN/ TAŞIYAN TAŞ NESNE FotoğrafMessrs. Manse/l & Co. tarafından çekilmiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

SHERGHA T'TA ANA TEPEClGİ B ÖL ÜMLERE A YIRAN GALERi YA DA TÜNELLERİN BİRİNE GİRİŞ

355


356

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Yukarıda British Museum'un emanetç ileri tarafından geçen­ lerde elde edi ldiği şeklinde sözü ed ilen, 1. Tukulti-Ninib'in yazıtı MÖ XIII. yüzyılın ilk yarısı esnasında Asur tarihinin yeniden inşa edi lmesi konusunda değerl i bi lgi ler verir. c·ı Özetlenen gerçekler­ den, ülkenin daha eski tarih i hakkında bi lgimiz konusunda, büyük ölçüde kısa tuğla yazıtlara ve daha sonraki dönemin yazıtlarındaki tarihsel referanslarla desteklenen adaklık metin lere güvenmem iz gerektiği görülecektir. Eski Asur dönemine ait, bir yıl kadar önce yayınlanmış, bu uzunluktaki tek tarihi yazıt, 1. Adad-n irari'nin Geor­ ge Smith tarafından yaklaşık otuz yı 1 önce elde edilmiş yazıtını içe­ ren ünlü anıt levhaydı . Musul'da satın alınmış olsa da levha Sherg­ hat'taki tepeciklerde yerli ler tarafından bulunmuştu, zira eski Asur karakterleriyle yazılan metin, Asurluların ilk başkenti olan, yeri Sherghat tepecikleriyle bel irlenen, eski Ashur şehrinde Tanrı As­ hur'un tapınağının bir bölümünün restorasyonunu kaydediyordu. Anıt levhan ın yazı lmasında Adad-nirari'nin amacı yen iden inşa et­ miş olduğu tapınak böl ümünün restorasyonunu kaydetmekti; fa­ kat yazıtın en öneml i bölümü metnin açı ld ığı tanıtıcı ifadelerd ir. Sadece Adad-nirari tarafından deği l ; babası Arik-den-ilu, büyük­ babası Bel-nirari ve babasının dedesi Ashur-uballit tarafından ba­ şarı lan fetihleri kaydetmişlerdir. İfadeler bu şekilde tarihçin in Asur imparatorluğunun eski tarih indeki kritik dönem esnasındaki aşa­ malı genişlemesini ve takviyesini izlemesine imkan vermiştir. 1. Tuku lti-N inib'in son dönemlerde ele geçirilen anıt levhası, de­ desi 1. Adad-nirari'n inkine benzemekted ir ve Asur'un eski mi.ica­ delelerine tuttuğu ışık nedeniyle önem derecesi olarak onun la aynı­ dır. Adad-nirari'ninki gibi, Tukulti-Ninib'n in levhası kralın emri ile yürütülen bazı inşa çalışmalarını kaydetme amacıyla yapılan temel anıtıydı. Bu şekilde abideleştirilmiş bina tapınağın bir bölümünün restorasyonu değildi; içinde kralın çeşitl i tanrılara adadığı en az ( *) Yazıtın metni ve tercümesi için; King, Studies it Eastern History (Doğu Tarihi İncelemeleri) , i ( 1 904).


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

357

sekiz tapınak ve ikameti için bir saray inşa ettiği, kuvvetle takviye edilmiş duvarla koruduğu ve Dicle'den sürekl i taze su kaynağı sağlayan kanal açtığı yen i bir şehrin kuruluşuydu . Bunlar an ıtın kaydetmeyi amaçladığı başlıca gerçeklerdi; ancak 1. Adad-nirari' nin metni gibi, tarihçiler için en ilginç olaylar; yazıtın giriş niteliğin­ deki kısımlarında anlatılıyordu. Kar-Tukulti-Mnib, "Tukulti-Mnib'in Kalesi", adl ı yeni şehrin kuruluşu ile i lgili detayları venneden önce kral, temel anıtı yazıldığı zamana kadar krall ığının seyri esnasında yapmış olduğu askeri seferlerin bir açıklamasını sunmaktadır. Bu giriş nitel iğindeki paragraflar, kral ın ülkeyi nasıl tedricen Asur'un kuzeyi ve kuzeydoğusuna doğru fethettiğini ve şehri nasıl aldığını ve tamamen hem Kuzey hem Güney Babil'i yenerek Babi l'e karşı başarıl ı bir sefere giriştiğini kaydetmektedir. Tukulti-Mnib'in salta­ natı bu şekilde ülkesinin tarihinde bir döneme damgasını vunnak­ tadır. Asur'un tarihinin eski çağları esnasında, ülkenin Bab i l İmpa­ ratorluğu'nun nasıl sadece bir tabi bölgesi olduğunu zaten gönnüş­ tük. Hükümdarları ülkeyi emirleri altında yönettikleri Babil'deki am irlerine sadakat borcu olan val ilerdi, öte yandan Bab i l l i subay­ lar tarafından kumanda edilen Bab i l askerleri ve birl ikleri de ül­ keyi tabi durumda tutmaya h izmet etmiştir. Ülke yine de yavaş yavaş ayaklanmaya ve bağımsızl ığın özlemini çekmeye başladı. Babi l'in Denizin Ülkesi'nin kralları tarafından fethi, Asur ü lkesine Bab i l boyunduruğunu başından atma fırsatı verdi. XV. yüzyılda ve Tukulti-Mnib'in saltanatından önceki iki ası r esnasında, Asur kral­ ları, Mısır kral ları ile bağımsız ilişkiler kuracak kadar güçlüydüler Asur ülkesinin Babil i le ilişkileri, kuzey krallığının güç ve nüfuz olarak büyümesi nden sürekl i sürtüşme sebebiyd i . İki ülke arasın­ daki sınır sürekl i olarak ihtilaf hal indeydi ve bazen anlaşma ile düzeltilse de Asur'un iddiaları genell ikle iki ülke arasında savaşa yol açıyordu . Bu münakaşaların genel sonucu Asur'un yavaş ya­ vaş nüfuzunu daha güneye doğru genişletmesi oldu. Daha önce


358

Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve A sur Tarihi

Babil olarak bilinen bölgeye saldırdı. Ashur-uball it, Bel-nirari ile 1 . Adad-nirari tarafından çağdaşları Babil kral larına karşı kazanı lan başarı ların hepsi Asur'a yeni bölgenin devri ile ve uluslararası öne­ minin artışı ile sonuçlandı . Tuku lti-Mnib'in zaman ına kadar hiçbir Asur kralı gerçekten kendisini Babil tahtına yerleştirememişti . Bu başarı Tukulti-Mnib tarafından kazanı ldı ve saltanatı bu şeki lde Asur'un daha sonra Batı Asya'da hakim güç olmasında öneml i bir adım oldu. Babil'e karşı seferine girişmeden önce, Tuku lti-Mnib kendisini diğer karargah lardan gelen saldırıya karşı emniyete aldı ve yeni keşfedi len anıt yazıt, bu hedefe ulaşmak için attığı adımlarla ilgi l i olarak hatırı sayılır bilgi ler vermektedir. Yazıtında, kral, askeri seferlerini saymamaktadır ve birincisi dışında kendisi, seferlere girişi len saltanat dönemini ifade etmemektedir. Seferlerinin so­ nuçları, metnin dört paragrafında özetlenmiştir ve kronoloj ik sıra­ da anlatı lmamış olmaları muhtemeldir; fakat aksine işgal ettiği ve denetim i ne aldığı bölgelerin coğrafi konumlarına göre düzenlen­ mişlerd ir. Tukulti-Ninib ilk seferinin egemenliğinin başlangıcında, saltanatının birinci yılında yapıldığını kaydetmektedir ve Asur'un doğusundaki bölgede oturan kabi leler ve insanlara karşı yönel­ tilmiştir. Bu vesileyle istila ettiği ve ele geçirdiği kabi lelerden en önemlisi, muhtemelen Aşağı Zab'ın doğu yönündeki bölgelerde oturan, Kutiler idi. Kavgacı bir kavimdiler ve zaten Arik-den-ilu i le 1 . Adad-nirari tarafından ele geçirilmişlerdi; fakat hiçbir zaman tamamen kontrol altına alınmamışlardı ve çok geçmeden bağım­ sızlıklarını tekrar kazanmışlardı . Tukulti-Ninib tarafından boyun eğdirilmeleri güneyde herhangi bir fetih için gerekl i bir başlangıçtı ve saltanatının başlangıcında kralın niçin bu işe giriştiğini iyi anlayabiliyoruz. Yine aynı bölgede yapı lan diğer fetihler, muh­ temelen Aşağı Zab'ın kuzeyinde bulunan dağlık bölgeler, Ukuma­ ni, Elkhu-nia toprakları, Sharnida ve Mekhri idi. Mekhri ülkesi adı­ nı, orada dağ eteklerinde bol yetişen bir tür çam ya da köknar olan, mekhru ağacından almıştır, inşaat i şleri için mükemmel kereste


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

359

sağladığından Asur kralları tarafından hayli rağbet görmüştür. Da­ ha sonraki bir dönemde Ashur-nasir-pal, seferleri esnasında ül­ keyi işgal etmiş ve dönüşünde N inova'da Tanrıça Ishtar'a adan­ mış tapınağın inşaatında kullandığı, mekhru ağacından kirişler ge­ tirmiştir. Babil'i feth inden önceki yıl larda muhtemelen Asur'un kuzey­ batısında bulunan kabile ve bölgelerin ikinci grubu hakimiyetleri altına girdiğindenTukulti-Ninib tarafından tek tek sayılmıştır. Bu halklar içinde en güçlüsü Asur'un doğu sınırında bulunan Kµti­ ler'e benzeyen, I. Adad-nirari tarafından zaten fethedi lmiş olan Shubariler idi; ancak bağımsızlıklarını tekrar kazanmışlar ve bir kez daha sın ırın bu tarafında tehl ike yaratıyorlardı . Fetih lerinin üçün­ cü grubu, Van Gölü'nün batısındaki bölge dahil ve doğuya doğru Urmi Gölü çevresindeki bölgelere uzanan, Asur'un kuzeyine doğ­ ru dağlık bölge ler için genel bir ifade olan, Na'iri ü l kelerinin kırk kralı tarafından yönetilen bölgelerden ibaretti. Bu bölgedeki Tu­ kulti-Ninib'in hakimiyeti altına almakla övündüğü kır� kral, her biri tepelere, dağlara dağılmış az sayıda köy üzerinde nüfuz sahibi, dağ kabilelerinin başkanlarından başka bir şey değildi . Fakat Na'iri'nin adamları, savaşçı ve cesur bir kavimdi; ayrıca uzun süre rahat bı­ rakılırlarsa Asur'un veriml i ovalarına saldırılar düzenlemeye kal­ kışacaklardı. Bu yüzden Tukulti-Ninib için ülkesini ateşle ve kılıç­ la çekip çevirmek ve zorla, ağır vergi ler alarak gözleri önündeki Asur gücüne dair korkuyu muhafaza etmek akıl lıcaydı . Kralın kayıtlarından kendisinin, bu şekilde sınırlarının kuzey, kuzeybatı ve doğu yönünde yaşayan yarı bağımsız kavimleri hakimiyeti altına aldığını ve zayıflattığını öğreniyoruz. Batıda çöl vardı ve ordusunu başka bir yere yığdığı zaman, o bölgeden gelecek h içbir organize saldırıdan korkmasına ihtiyaç duymuyordu; çünkü sabit garnizon­ ları, göçebe gibi kabilelerin isti lalarını püskürtecek ve cezalan­ dıracak güçteydi . Kendisi yokluğunda ü lkesini i şgale açık bırak­ ma korkusu duymadan güneyde ezeli düşmanı i le anlaşmaya çalı­ şacak bir konumdaydı .


3 60

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Babi l'e karşı Tuku lti-Ninib tarafından girişi len sefer, yapı lan­ ların en önemlisiydi ve başarıl ı sonucu, onun askeri kariyerinin do­ ruk noktasıydı. Kral sefere çıktığı zaman, büyük tanrı lar Ashur, Bel ve Shamash ile Gök ve Yerin Kral içesi Tanrıça İshtar'ın, sa­ vaşçı larının başında yürüdüğünü anlatmaktadır. S ınırı geçtikten ve Babil bölgesine girdikten sonra, o zaman Bab i l tahtını i şgal eden Kassit kralı B iti l iashu'yu kesin bir an laşmaya zorlamakta biraz güçlük çekmiş gibi görünmektedir. Ancak kuwetlerinin ustaca yönetimi ile onu kuşatmayı başarmıştır, bu yüzden Bab i l ordusu, meydan savaşında çarpışmaya mecbur kal mıştır. Savaşın sonu­ cu, Asur ordusu için tam bir zafer olmuştur. Babi l l i savaşçı ların çoğu mücadeleyi kaybetm işler ve bizzat B iti l iashu çarp ışmanın ortasında Asurlu askerler tarafından esir alınmıştır. Tukulti-N inib, asi l boynunu ayakları altında ezdiği için iftihar etmektedir ve Asur'a dönüşünde esirini, prangalı halde, seferin ganimetleriyle sunmak üzere, Asurluların m i l l i tanrısı Ashur'un huzuruna getir­ miştir. Yine de Asur'a geri dönmeden önce, Tukulti-Ninib ordusuyla Babi l'i baştan başa kat etti; bütün Sümer ve Akkadlar'ı kontrol altına almayı başard ı . Kendisine karşı tekrar kullanılmamal arını garanti lemek için Babil'in istihkamlarını tahrip etti ve emirlerine derhal itaat etmeyen bütün sakinleri top luca kılıçtan geçirdi. Son­ ra kendi subaylarını ülkeyi yönetmek üzere atadı ve önceki "Asur Kral ı" unvan ına "Karduniash (yani Babil) Kral ı " ve " Sümer ve Ak­ kad Kralı" unvanlarını i lave ederek kendi idari sistemini kurdu. Kendisinin "Dünyanın Yoksul Bölgelerinin Kralı" unvanını da ka­ bul etmi ş olması muhtemelen bu dönemdend i . Eski düşmanını tamamen zapt edişinin bir işareti olarak, Tukulti-Ninib ve ordusu beraberlerinde Asur'a sadece esir Bab i l kralını deği l ; ayn ı zaman­ da Bab i l'in m i l l i tanrısı Marduk'un heykelini de getirdi ler. Bu hey­ kel i Bab i l'in ihtişamlı tapınağı Bsaglia'dan almışlar, hazine oda­ larındaki kutsal hazineleri yağmalamışlar ve şehri n ganimeti ile b irlikte onları kapıp götürmüşlerdi .


Mısır. Kaide. Suriye. Babil ve Asıır Tarihi

361

Kuşkusuz Tukulti-Ninib, ordusundan şehri korumaya ve ülke­ nin arazilerinin yönetimini teslim ettiği idareci ler i le memurları desteklemeye yetecek kadarını Babi l'de bıraktı . Ancak kendisi seferin zengin gan imeti ile birlikte Asur'a geri döndü ve muhteme­ len bu büyük servet ve malzeme artışından yararlanmak amacıy­ la kendi adını taşıyan ve gelecek çağlar boyu ebedi l eştireceği bir başka şeh ir kurmaya karar verd i . Kral kend isinin bu görevi, bir şeh ir kurmasını ve orada kendisi için bir mesken inşa etmesini bu­ yurmuş o lan, Bel'in (yan i Tanrı Ashur) emri üzerine üstlendiğini kaydetmektedir. Ashur ve tanrıların kend isine bu şeki lde i leti len arzu ları gereği nce Kral Kar-Tuku lti-Ninib şehrin i kurdu ve orada sadece Ashur'a değil ; tanrılar Adad, Sha-mash, N inib, Nusku, Nergal, İm ina-bi ve Tanrıça İshtar'a adanmış tapınaklar inşa etti . Babi l'den getirilen ganimetler ve E-sagila'dan gelen tapı nak hazi­ neleri kuşkusuz bu tapınakların süslemeleri ve kutsal emanet oda­ l arının bezemeleri için kul lan ı ldı, kral tapınaklara gelir bağladı ve sonsuza kadar onların mülkü olmasını emrettiği düzenl i imkanlar tahsis ett i . Şehirde kaldığı zaman, şahsi konutu o larak, bir tepecik ya da topraktan plato üzerine kurduğu, tuğl a cephel i ve şehrin seviyesinden yukarda yapılmış, ihtişamlı bir saray inşa etti. Sonuç o larak, etrafına yekpare bir duvar örerek tahkimini tamam ladı ve bu duvarın tamamlanışı, üzerindeki anıt tabletin yazılışının vesi le­ siydi. Anıt tablet duvarın mevcut yapısı içine gömü ldü ve gelecek çağlarda onu bulan kişilerce okunabilmesi için tuğla ile kapatıldı ve böylece ad ını ve ününü muhafaza edebilecekti. Yeni şehirdeki in­ şa çalışmalarının açıklamasını bitirdikten ve şeh ir surlarını temel­ den saçak taşına kadar tamamlanışını kaydettikten sonra, kral onu bulacak gelecekteki bir idareciye aşağıdaki sözlerle seslen iyor: "Gelecek gün lerde, bu duvar yaşlandığında ve yıkıldığında, ge­ lecekteki bir prens hasarlı kısımlarını onarsın ve anıt tabletime kut­ sal yağ sürsün ve kurbanlar sunsun ve onu yerine iade etsin. As­ hur onun dualarına kulak verecektir. Fakat her kim bu duvarı tah-


3 62

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

rip ederse ya da yadigar tabletimi kaldırırsa ya da orada yazıl ı is­ mimi silerse ya da hükümdarlık şehrim Kar-Tukulti-Ninib'i terk ederse, perişan ederse ya da onu tahrip ederse Tanrı Ashur onun kral lığını çökertsin, silahlarını kırsın ve savaşçılarının yen ilmesine sebep olsun, sınırlarını küçültsün ve idaresinin son bulmasını sağla­ sın ve kendisinin devrine keder getirsin ve yıllarını kötüleştirsin ve adını ve tohumunu ülkeden silsin ! " B u gibi dualar ve lanetlerle Tukulti-Ninib, eğer bir zaman ihmal edilecek ve yıkı lacak olursa kendi adının ve şehri yen iden i nşa edişinin korunmasını sağlama almayı ummuştur. Gariptir ki şehri kurduktan sonra, yedi yı ldan az sürede, Tukulti-N inib bu şehirde, kaderi ile karşılaşmıştır. O zaman Ashur-nasir-pal adını taşıyan oğullarından biri, babasına karşı komplo kurmuş ve soyluları isya­ na kışkırtmıştır. Tukulti-Ninib başkentte yokken ve muhtemelen, eski savaşçı lar Ashur'da garnizonun arkasında kaldıkları için, sa­ dece tek bir koruma tarafından korunduğu Kar-Tukulti-Ninib'de kalmaktayken ayaklanma düzenlenmiştir. Hain saldırı tehlikesin­ den h iç şüphe duymaksızın şehirden geçmekteyken, Ashur-nasir­ pal tarafından yönetilen asi soylular, uyarmaksızın krala saldırmı ş­ lar, Kral kendini savunmuş ve bitişik eve sığınmaya çalışmıştır; ancak komplocular binayı kuşatmışlar, girişi zorlayıp kendisini kı­ lıçla öldürmüştü. Bu şekilde Tukulti-Ninib, kendi inşa ettiği ve se­ ferlerinin ganimetleriyle güzelleştirdiği, huzurlu ve güvenli bir yaş­ lılık geçirmeyi dört gözle beklediği şehirde ölmüştür. Bizzat şehrin kaderi hakkında, bugün mevkisinin etrafını saran çölün seviyesin­ den hafifçe yukarı yükselen birkaç tepecikle belirlendiği haricin­ de, az şey b i liyoruz. Sadece kralın anıt tableti baki kalmıştır. Yak­ laşık 3 200 yıldır, fırınlanmamış tuğladan duvarın temel lerinde, şe­ hir duvarının tamamlanışı üzerine Tukulti-Ninib tarafından gömül­ düğü yerde rahatça yatmaktadır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

TAŞ TABLET.

I.

TUKULTl-NINIB'IN YAZISINI TAŞIMAKTADIR. Asur Kralı, yaklaşık MÖ 1275.

3 63


364

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Günümüz Arapları tarafından oradan alınmıştır ve şimdi yazı karakterlerinin kralın emriyle Asurlu hattatın onları yazd ığı günkü gibi net ve sağlam görüleb i ldiği British Museum'da muhafaza edilmektedir. İlk seferinin anıt tablette muhafaza edi len anlatımında, Tukulti­ Ninib tarafından yeni len kavimlerin yıllık haraçlarını Ashur şehri­ ne getirdi kleri ifade edilmiştir. Bu gerçek çok ilginçtir; zira Tu­ ku lti-Ninib'in Asur'un başkentini, babası 1. Shalmaneser tarafın­ dan nakledildiği Calah'dan alarak Ashur şehrine iade ettiğini kanıt­ lamaktadır. Calah şehri 1. Shalmaneser tarafından, oğlu Tukulti­ N inib'in Kar-Tuku lti-Ninib şehrini kuruşu i le aynı şekilde kuru l­ muş ve inşa edilmiştir. Ayrıca her iki şehrin inşaatı, Asur'un hızlı büyümesinin ve etraftaki idare ve savunma için hazırlanmış taze merkezlere genişleme ihtiyacının çarpıcı del i l leridir. l. Shalmane­ ser tarafından Asur başkentinin Calah'a kaydırı lması da kuzeyde Asur gücünün genişlemesi neden iyle başkentin bu kadar büyüyen ü lkeni n merkezine yaklaştırı lması i htiyacının neticesindedir. 1 . Tukulti-Ninib döneminde Ashur'un eski konumunu yen iden ka­ zanması sadece bu kuzeye doğru harekete karşı geçici bir hare­ ketti ve Babil, Asur İmparatorluğu'nun zaptedilmiş bir bölgesi ola­ rak kaldığı sürece, açıkça Ashur'un daha kuzeyinde bir başkent ih­ tiyacı aci l olmayacaktı. Ancak Tukulti-Ninib'in ölümüyle Babil, bağımsızlığını yen iden kazand ı ve kendini Asur denetiminden kurtardı . Kuzey krall ığının merkezi bir kez daha neticede başkentin Ninova'ya kal ıcı trans­ feri ile sonuçlanan etkilere maruz kaldı . Ashur ve Calah'ın sonuç olarak içine düştükleri görecel i ihmal için muhtemelen Asur tari­ hinin daha önceki dönemlerine ait olan, ele geçen ve yerlerini belir­ leyen tepeciklerde hala bulunmayı bekleyen, binaların yoğun ka­ lıntılarını izleyebiliriz.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ASUR ŞEHRİ CALAH'IN ZİGGURA TI YA DA MA BET KULESİ

365


366

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

Ashur şehri mahal l inde, son iki yıl içinde yapı lan kazı lardan ulaşı lan sonuçların açıklamasını vermiş bulunuyoruz. Asur'un öte­ ki eski başkenti, Calah mahallinde yapılacak çok şey kaldığı, şeh­ rin yerini belirleyen tepeciklerin şimdiki durumunun üstünkörü tetkikinden bile belli olur. Bu tepecikler şimdi Nimrfid adıyla bil in­ mektedir ve Dicle'ni n doğu kıyısında, Yukarı Zab Deresi i le birleş­ tiği noktan ın biraz yukarısında bulunmaktadırlar ve halen ziggurat ya da mabet kule kal ıntı larını örten büyük tepecik ovan ın öbür tarafında oldukça uzaktan görülebil ir. Daha önceleri burada Brit­ ish Museum nam ına yürütülen kazı lar esnasında, 1. Shal-maneser, Ashur-nasir-pal, i l . Shalmaneser, I I I . Tiglath-pi leser, Sargon, Esarhaddon ve Ashur-etil-i lani tarafından inşa edilen ya da res­ tore edi len sarayların kalıntıları bulunmuştur. Kazıların bitiminden ve heykellerin çoğunun İngiltere'ye götürülmelerinden sonra, ye­ rinde bırakılan Asur binalarının kalıntılarının korunması için bölge yine toprakla örtüldü. O zamandan beri toprak batmış ve yağ­ murlarla aşınmıştır, bu yüzden daha büyük heykel lerin çoğu şimdi topraktan çıkmaktadır. B ir örneği, Ashur-nasir-pal'ın sarayındaki iki kanatl ı boğa şeklinde görülenidir. N imrfid tepeciklerinin Sherg­ hat gibi, böyle verimli sonuçlar vermesi mümkün deği ldir; ancak bölge muhtemelen uzatmalı ve sistemli kazı ların karş ı l ığını vere­ cektir. Ş imdiye kadar Babil ve Asur'un ve komşu ülkelerin eski tarihi ile i lgili, eski şehirlerin mevkilerinde son zaman larda yürütülen kazılardan elde edilen, bell i baş l ı gerçekleri özetledik ve tasvir et­ tik. Topraktan çıkarı lan binaların mevcut kal ı ntı larından, eski nesnelerden hükümdarların tapınakları ve sarayları ayrıca tasar­ landıkları planlar konusunda bilgiler elde etmiş bulunuyoruz. Bulu­ nan bronz ve demirden si lah lar ve metal, taş ve kilden kaplar gibi günlük hayata dair ve dini kul lanım nesnelerinden, arkeolog için bu eski halkların adetleri konusunda sonuçlar çıkarmak mümkündür. Nesnelerin üslubu ve işçiliğinin etüdünden ve oyma işlerinin bu gi­ bi örneklerinden yola çıkarak bir arkeolog onların ulaşmış oldukları


Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

367

sanatsal evreyi bel i rleyebil ir. Kraliyet yazıtları v e temel anıtları yazıldıkları dönemin dini ve tarihi olaylarına ışık tuttuğu halde, ele geçirilen ki l tabletler ve taş anıtlar, insanların ai le hayatını, ticari girişimleri, yasama sistemleri ve toprak kullanım hakkını, mektupla yürütülen haberleşmelerini ve maiyetinde yaşadıkları idareyi açığa çıkarırlar. Bütün bu noktalara dair bilgi ler, kazıların sonucu olarak elde edilmiştir ve birkaç bin yıl önce toprağın altında gömülü ka­ lan, eski şeh irlerin harabelerindeki keşifler üzerine kuruludur. Fa­ kat Asur ve kuzeydeki diğer ulusların tarihi bakımından, yine de şimdi atıf yapılması gereken bir başka bi lgi kaynağı vardır. Asur kralları başarılarını binalarının duvarlarına, sarayları ya da mabetlerinde kurdukları anıtlara, arşiv odalarında muhafaza edilen kron ik tabletlerine ve sil indirler üzerine ayrıca bizzat binaların mevcut yapı ları içinde gizlenen temel anmalıklara kaydetmekle ye­ tinmiyorlardı. Aynı zamanda hayat kayalarında kayıtlar bırakmış­ lardı ve bunlar asla gömülmemişti ; ancak işlendikleri andan itiba­ ren rüzgara ve havaya maruz kalmıştı . Asur kralları tarafından ba­ şarıyla üstlen i len sulama işleri ve askeri operasyonların kayıtları, Asur dağlarının kuzeye ve doğuya bakan cephesinde bugüne ka­ dar aynen kalmıştır. Başkenti Van'da olan büyük bir dağ kavmi­ n i n kralları, Asurlu lar'dan bu başarılarını kaydetme yöntemini ödünç almıştır ve Asur karakterlerini kabul ederek kendi d i llerin­ de Ermenistan ve Kürdi stan dağlarında çok sayıda kaya yazıtı bırakm ışlardır. Bazı hallerde yağmur ve kırağının etkisi hemen hemen kaydı oldukça silmiştir ve birkaçı insan el iyle okunmaz ha­ le getirilmiştir. Fakat çoğunluğu kayanın düpedüz yüzünde kesi len panellere işlenmiştir ve ipler ile palanga aracılığı harici nde erişi­ lemezler, bozulmaktan kurtulmuşlardır. Çoğaltılan fotoğraf, onları i ncelemek ya da kopyasını çıkarmak için bu gibi kaya yazıtlarına yaklaşmak üzere seçilmesi gereken aracı göstenneye yeter.


3 68

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

SENNACHERIB'/N KA YA YAZITLARINDAN B/RlNDE DEVAM EDEN ÇALIŞMA Bavian Yakınları, Gomel Nehri Geçidi'nde.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

369

Fotoğrafta gösterilen yazıt; Sennacherib yakınında, Gomel Nehri'nin içinden aktığı ve sadece kayalığın tepesinde bağl ı iplerle aşağı inerek ulaşılabilen, Bavian'a bitişik geçitte işlenenlerden biridir. Yazıtları işleyen krallar tarafından bu gibi konumların seçi lmesi, onları tahrip etmeyi güçleştirmek arzusuyla dikte edilmiştir. Ancak günümüz işçileri tarafından onların kopyalanması ve deşifresi bir dereceye kadar geciktirmiştir. Yine de son zamanlarda, bu metinlerin tespitinde ve kopya edi lmesinde dikkate değer gelişme kaydedilmiştir ve burada ya­ pılanların ve incelenen yazıtlar sayesinde elde edi len bilgilerin kısa bir izahını verebiliriz. Son dönemde eski Van İmparatorluğu ve bu imparatorluğun Asur'un daha sonraki krallarıyla i lişkisi hakkında, dönemin kral­ larının i şlenmesine sebep oldukları Ermen istan dağları arasındaki kayalıklar üzerindeki yazıtlarda, Prof. Lehmann ve Dr. Belck'in çalışmalarıyla bilgimize önemli ilaveler yapılmıştır. Bu imparatorluğun merkezi ve başkenti aynı adı taşıyan gölün güneybatısında, günümüz Van şehri yöresinde duran eski şehird i . Şehir, ovadan dik olarak yükselen v e düşman saldırısına karşı zaptedilemez bir kale oluşturmuş olan doğal bir kayanın ayağında inşa edilmişti . Günümüze, kaleleri yapan krallar tarafından kayaların içine açı­ lan eski galeri ler, merdivenler ve odalar kalmıştır ve bun ların özel olarak hazırlanan ve cilalanan kayaların yüzeylerine işlenen yazıt­ ları o eski imparatorluğun tarihini bir dereceye kadar yen iden kurmamıza imkan verir. Zaman zaman dağ yamaçlarında veya binalarını n ve istihkamlarının yapısının bir bölümünü oluşturan ma­ sif taşlar üzerine işlenmiş başka benzer metinler bulunmuş ve kop­ ya edilmiştir. Bu metinlerin tercümelerle birlikte tam bir derleme­ si yakında Prof. Lehman tarafından yayınlanacaktır. Bu arada, bu bilim adamı materyalinin çoğundan elde edilecek sonuçları incele­ miş ve özetlemiştir, ayrıca bu şekilde bu dağ kavminin daha son­ raki Asur krallarıyla sürekli savaşan ve en azından iki asırdır Batı Asya'nın bu bölümünde egemen l ik iddiasına karşı koyan hüküm­ darlarının başl ıca başarılarını zaten ana hatları ile öğrendik.


3 70

Mısır, Kaide, Suriye, Habil ve Asur Tarihi

GOMEL GEÇ1Dl'NDEK1 BAŞLICA KA YA OYMALAR! Bavian yakınlarında, Asur'da.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

VAN KA YASI VE KALESİ Van şehrinin kayalığın aşağısına yerleşen evlerinin düz çatıları, fotoğrafta, kalenin altında görülebilirler.

371


372

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e A sur Tarihi

VAN'IN KA YA KALESİNiN ÖN YÜZÜNDE ESKİ BASAMAKLAR VE GALERİ


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

VAN ŞEHRlN!N !Ç KALE VE GÖL ARASINDAKİ ESKl iSTİHKAMLARI

3 73


3 74

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

Van'ın bu eski halkı tarafından işgal edi len ülke, şimdi Erme­ nistan'ı oluşturan büyük yayla idi. Bu halk Ermeni ler ile i l işkilen­ diri lemez, zira dilleri Hint-Avrupa ailesininkilerle i lgil i hiçbir n itelik arz etmez ve aynı derecede Sami kökene dayandırılamayacağı kesindir. Yazıtlarında Asur yazı yöntemini kullandıkları doğrudur ve sanatları Asurlular'ınkinden sadece küçük noktalarda ters dü­ şer; fakat her iki durumda da bu kü ltür benzerliği, Van'da merkezi olan daha az uygar kavimlerin Asurlu lar'la doğrudan temasa geç­ tiği bir zamanda ödünç alınmıştır. Bu etkin i n hissedilmeye başladığı tarih kesin değild ir; fakat İsa'dan önce dokuzuncu asrın ikinci yarısında, Asur ile doğrudan i l i şki lerin kayıtları elimizde bulunmaktadır. Van'a has insanlarca ikamet edilen bölge Asurlu lar için Urartu ismiyle biliniyordu ve daha eski Asur krallarının yazıtları bu ülkeye karşı seferler kay­ detmese de çoğunlukla Na'iri ülkesinin prenslerine ve küçük hü­ kümdarlarına karşı yapı lan seferlerden bahsediyorlardı . Bu yüz­ den, daha kuzeyde bulunan halklara ve kab i le lere, uzun süreliği­ ne, doğrudan olmasa da dolaylı etkide bulunmuş olmalıdırlar. Asurlular i le Urartu ü lkesi arasında doğrudan temasa dair, şu anda sahip olduğumuz en eski del i l ler, Ashur-nasir-pal'ın saltana­ tına dayanır ve oğlu II. Shalmaneser'in saltanatı esnas ında, Van halkına karşı üç sefere girişilmiştir. Bu vakit Urartu kralının adı Arame idi ve başkenti Arzasku, muhtemelen Van Gölü'nün ku­ zeyinde bulunuyordu. Üç seferde de Asurlular, Arame'yi başken­ tini terk etmeye zorladıkları ve Fırat kaynaklarına kadar onun şe­ h irlerin i ele geçirdikleri için galip gelmişlerdi . Sonradan, MÖ 83 3 yılında, il. Shalmaneser, o zaman 1 . Sarduris'in egemenl iği altında olan ülkeye bir başka saldırıda bulundu. Bu hükümdar dönem inde Van Kalesi , Urartu halkı için muazzam bir sığınak oldu; zira ken­ disi mevkinin doğal gücünü, Van kayalığı ve liman arasına inşa edilmiş surlardan yapı ile arttırdı. İstihkam larının oluşturulduğu taştan yekpare b loklar şu anda ayakta durmaktadır ve bu hüküm­ darın kendini yeni iç kalesi n i zaptedi lemez kılma görevine adadığı


Mısır. Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

375

enerj iye tan ıklık ederler. Van'ın ve i ç kalesinin takviyes i v e kuv­ vetlendirilmesine, kendisinin doğrudan halefleri ve torunları, Ispui­ n i s, Menuas ve 1 . Argistis, saltanatları esnasında devam ed ildi; bu yüzden III. Tiglath-pile-ser ü lkeye ateş ve kı l ıç getirdiğinde ve Van'ı il. Sarduris'in saltanatı esnasında kuşattığında, kendisi iç ka­ leyi ele geçirememiştir. Asur kralı için bugün olduğu gibi o dönemde de iç kalenin aya­ ğında bulunan şehre saldırmak ve şehri almak, çok zor değildi; fa­ kat şeh ir Sarduris ve garnizonunun çeki ldiği istihkaml ar dahilinde, kendini Asur saldırısına karşı koruyabi leceğin i kan ıtlamıştı . III. Tiglath-pi leser'in seferi Van'a ait imparatorluğu ezmeyi başara­ madı, zira i l . Sarduris'in oğlu ve halefi, 1. Rusas çevredeki dağ ka­ vimlerine katıldı ve saldırı ların ı durdurmak için sefere girişmek zorunda kal an Asur Kralı Sargan için önem l i bir sorun yarattı . Van'ın doğusunda bul unan Toprak Kale'deki , izleri günümüze kalan binaları inşa eden muhtemelen 1. Rusas idi . Kendisi bir sa­ ray ve tapınak inşa etti ve onların etrafında su ikmali yapmak için su deposu ile birl ikte yeni bir şehi r kurdu, muhtemelen Toprak Kale'nin yamaçları savunmasını ovadaki, III. Tiglath-p i leser'e ko­ lay lokma olmuş, (kayalığın ve iç kalenin altındaki) bir şehirden daha fazla kol aylaştırıyordu. Toprak Kale üzerindeki mabedin çevresi British Museum'un emanetçi leri tarafından kazılmıştır ve Van i le i lgi l i sanat hakkındaki bi lgimiz bu yapıdan çıkarılan bronz kalkanlar ve miğferler ile küçük bronz model lerden elde edilmiş­ tir. Kalkanl ardan biri Toprak Kale'den, aslen diğerleriyle birlikte tapınak duvarlarına asıldığı British Museum'a getirilmiştir ve 1 . Rusas'ın oğlu v e halefi olan, ayrıca Kummukh (Kommagene) ül­ kesi sakinlerini Sargon'a karşı i syana kışkırtarak Asurlulara dert olan, i l . Argistis'in adını taşımaktadır. Oğlu il. Rusas, Esarhad­ don'un çağdaşıydı ve biraz yakın zamanda keşfedi len kaya yazıt­ larından kendisinin krallığının sınırlarını batıya doğru genişlettiğini ve Mushki'ye (Meshech) karşı Halys'in güneydoğusuna doğru ve Hititler'e karşı Kuzey Suriye'de zaferler kazandığını öğreniyoruz.


376

Mısır. Kaide. Suriye, Babil v e Asur Tarihi

111. Rusas, British Museum'da, oradan gelen kalkanlardan biri üze­ rindeki bir yazısından b ildiğimiz gibi, Toprak Kale'deki tapınağı yeniden inşa etmi ştir. Hem kendisi hem III. Sarduris Asurlular'la dostane ilişki ler içindeydi ler, zira onların her ikisinin Ashur-bani­ pal'e elçiler gönderdiklerini biliyoruz.

Asur sınırındaki dağlık bölgelerde henüz bulunmuş ve kopya edilmiş o lan çok daha büyük sayıda kaya yazıtları, bu eski Van'l ı halk tarafından işlenmişti , ayrıca Dr. Lehmann ile Dr. Belek bun­ ların halihazırda bil inen hepsinin kopyaların ı ve derlemelerini özen­ le hazırlayarak büyük bir hizmet yapmışlardır. Kaya yazıtlarının diğer türleri üzerindeki çal ışmalar da diğer gezginler tarafından yürütülmektedir. Bavian köyüne yakın, Gomel Geçidi'nde Sen­ nacherib'in yazıtlarının yen i bir baskısı, Cudi Dağı'nda Tigris kay­ nağında Anadolu'da şimdiye dek bilinmeyen birkaç yazıtı bulacak kadar da tali h l i olan Bay King tarafından yapılmıştır. Suriye'de, Nehr el-Kelb, " Köpek Nehri"nin ağzındaki yazıtlar, Dr. Knudtzon tarafından yeniden incelenmiştir ve önceden M. Pognon tarafın­ dan yayınlanan, il. Nebukadnezar'ın (Nebuchadnezzar) Lübnan' da Brissa Vadisi'nde kayalara yazdığı uzun yazı Dr. Weissbach tarafından yeniden kopya edildi. Sonuç olarak, daha önceleri mer­ hum Sör Henry Rawlinson tarafından kopya edilen ve kendisi ta­ rafından çiviyazısı şeklindeki yazıtların şifrelerini başarıl ı bir şeki lde çözmede kul lanılan, İran'da Bisutum'da kaya üzerindeki Darius Hystaspes'in büyük üç dilli yazıtı geçen yıl Bay King ile Bay Th­ ompson tarafından tamamen kopya edi lmiştir. Bay King ile Bay Thompson, bu yazının yeni baskısını hazır­ lamaktadırlar. Daha sonraki kral ları döneminde Asur tarihi i le ilgili ana ger­ çekler ve Yeni-Bab i l ve Persler döneminde Babil i le i lgili gerçek­ ler çok yıllar evvel doğru bir şekilde tespit edilmiştir ve son kazılar ile araştırmalar bu dönemlere dair tarihi bilgimize katacak az şey başarmıştır. Babil'de Dr. Koldewey tarafından yönetilen kazı la­ rın, ü lkenin sonraki tarih ine değinen zengin yazıtlar ve kayıtların


Mısır. Kaide. Suriye, Babil ve Asur Tarihi

3 77

ele geçiri lmesiyle sonuçlanacağı umuluyordu; fakat maa lesef nis­ peten az sayıda tablet ya da yazıt bulunmuştur ve ele geçenler başl ıca bina yazıtları ve adaklık metin lerdir. Bu tür bir bina yazısı, i lginç bir tarihi atıf içermektedir. Nabopolassar'ın metniyle yazıl­ mış ki lden silindir üzerinde görülmüştür ve N inib'in tapınağında bulunmuştur, ayrıca kral tarafından tapınağın tamamlanmasını ve onarımını kaydetmektedir. Kendisinin tapınakta yürüttüğü inşa işlemlerinin kaydına ilaveten, Nabopolassar Asurlulara direnişiyle övünmektedir. Kendisi der ki: "Eski günlerden beri bütün halkları yönetm iş ve ülkenin insanların ı ağır bir boyunduruk altına alm ış Asurlulara gelince, ben, tanrı ların tanrısına tapan (yan i Tanrı Mar­ duk) zayıf ve aciz adam, tanrı larım Nabfı i le Marduk'un muazzam gücü i le onların ayaklarını Akkad ülkesinden geride tuttum ve bo­ yunduruklarını çıkarıp attım ." Nabopolassar dönem inde Babil l i ler'in Ninova'nın MÖ 606 yı­ lında kuşatı lması ve ardından ele geçiri lmesi sırasında, Cyaxares ile Medesler'e aktif olarak yardım edip etmedikleri henüz kesin deği ldir; fakat Nabopolassar tarafından, Asurlular'a yönelik yeni keşfedi len bu atıf muhtemelen Bab i l l i ler'in pasif oldukları ve Cyaxares'in faal müttefikleri olmadıkların ı kastetmek anlamında alınab i l ir. Eğer sil indir Ninova'nın düşüşünden sonra yazı lmışsa, Nabopolassar şehrin fethinde aktif rol almış o lsaydı kendisinin, başarısına dair daha kesin ifadelerle övünmüş olmasını bekleme­ l iydik. İstanbul'da muhafaza edi len an ıtında, Yeni-Babil İmpara­ torluğu'nun son kralı, bizzat Pers Kralı Cyrus tarafından hezimete uğratılmış olan Nabonidus, N inova'nın düşüşünü MÖ 689'da Sen­ nacherib tarafından şehirlerinin yıkımı ve tapınaklarının yağması neden iyle, Marduk'un ve Babi l'in diğer tanrılarının öfkesi ile i liş­ kilendirmişqtir. Cyrus'un da Naboni dus'un yeni lgisini ve tahttan indiri lişini ve Babil'in düşüşünü -Nabonidus'un Babil'deki yerel şe­ hir tanrı ların ın ibadetine yoğunlaşma çabası nedeniyle öfkesinin uyandığını ileri sürdüğü- Marduk'un müdahalesine yormasında kaderin cilvesini görüyoruz.


3 78

Mısır, Kaide, Suriye, Babi/ ve Asıır Tarihi

Böylece, henüz Asur ve Babil'in daha geç tarihine dair bi lgi­ lerimizde halen aynen kalan bu gibi boşlukları doldurmak için son kazı ve araştırmaların veri sağlamam ış olduğu görülecektir. Asur İmparatorluğu'nun kapanış yıl ları ve büyük Yeni Babil hüküm­ darlarının -Nabopolassar, Nerig-lissar ve il. Nebuchadnezzar­ askeri başarı lan henüz As ur ya da Bab i l dilinde yayınlanan herhan­ gi bir yazıda kayıtl ı bulunmamıştır; fakat her an, halen çözüm bek­ leyen bu dönemlerin tarihi ile bağlantı l ı meselelere ışık tutacak bir metnin keşfedileceği beklenebil ir. Bu arada, Babil'deki kazılar, her ne kadar ü lkenin daha sonraki tarihine dair b ilgimize fazla katkıda bulunmamış olsa da daha sonraki Babil kral ları tarafından inşa edi­ len belli başlı binaların konumları, planları ve özellikleri kadar, Yeni Bab i l dönemi esnasında şehrin topoğrafyasını açığa çıkarmada muazzam fayda sağlamıştır. Kasr Tepeciği üzerindeki i l . Nebu­ kadnezar'a ait sarayların, küçük fakat eksiksiz tapınak E-makh'ın, sarayların kuzeydoğusu yönünde Tanrıça N in-makh'ın tapınağının, ayrıca onları ayıran ve Ishtar'ın Büyük Kapı'sından geçen (duvar­ ları üzerinde inşa edilmiş tuğladan, aslan, boğa ve ej derha resim­ leriyle süslü) kutsal yolun keşfi, bize şehrin ihtişamı ve azametine dair, son yerli hükümdarları tarafından yeniden inşa edi l d iğinde göründüğü gibi, bir fikir oluşturma imkan ı vermiştir. Dahası , N i­ nib'in daha küçük ve daha az ünlü tapınağı, doğuya yönelen daha alçak tümseklerde keşfedilmişken, Tanrı Marduk'un ünlü mabedi büyük tapınak E-sagila tespit kısmen büyük Tel l Anıran ibn-A l i Tepeciği altında bulunmuştur. Sonuç olarak, E-sagila'dan saray tepec iğine giden kutsal yolun izi sürülmüş ve bu yol ortaya çıkarı l­ mıştır. Bu şekilde Yeni Yıl ile ilgi li, Babil bayramının en ciddi d ini törenine dair manzarayı yeniden oluşturma imkan ına kavuşuyo­ ruz, Tanrı Marduk'un heykeli bu yol boyunca ciddi bir tören alayı halinde tapınaktan saraya taşınmıştır ve Babil kral ı itaatinin ve i l a­ hi iradeye bağl ı l ığının bel i rtisi olarak, ellerini Marduk'un ellerine yerleştirerek ulusal tanrıya yıllık saygısını göstermiştir.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

3 79

E-MAKH MABEDİNİN İÇİNDE, TANRIÇA N/N-MAKH'IN TAPINA G/


380

Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babil ve Asur Tarihi

Son kazı lar Babil İmparatorluğu'nun son yıl ları esnasında, Batı Asya'nın tarihi konusunda hiç şaşırtıcı keşiflere yol açmamış olsa­ lar da, Yeni Babil ve Pers lerin dönem lerinden gelen tabletler arasında, son zamanlarda Babil edebiyatı i le ilgili bilgimize önemli oranda katkıda bulunmuşlardır. Bu dönemler Babil, Sippar ve baş­ ka yerde eski tapınaklarda ve ülken in arşivlerinde muhafaza edi­ len eski edebiyatın bütün kal ıntı ları için ü lkeyi tarayan ve bütün buldukları derleme ve suretlerin itinal ı kopyasını alan, kral iyet emirleri altındaki rah ipler tarafından büyük edebi faal iyetle dam­ galanmıştır. Daha eski edebiyat metinlerin in Yeni Babil dilindeki suretlerin i içeren bu tabletlerin çoğu British Museum'da muhafa­ za edilmektedir ve son dönemlerde yayınlanmıştır ve bu şeki lde eski Babil döneminin dilbilgisi ile ilgili önemli, dini ve sihirli yazma­ ların bazılarını ele geçirmiş durumdayız. Bu gibi son bulguların içinde en i lginci İ brani edebiyatında kullanılan, bu konular hakkındaki inançlarla pek çok yeni ve çarpı­ cı benzerlikler gösteren, dünyanın ve insanın yaradılışı i le i lgi l i Ba­ bil efsaneleriyle yazıl ı tabletler dizisidir. Şu andaki çal ışmada, bu konuyu daha büyük boyutta ele alacak yere sah ip deği l iz; fakat burada, Babi l'de hükUm süren daha sonraki imparatorluklar hak­ kında keşif ve araştırmaların tarihi önemi olanlardan daha çok ede­ bi sonuç meydana getirdiğini kaydedebi liriz. Fakat eğer bu büyü­ leyici, içinde son zaman larda bu kadar çok şeyin başarıldığı çalış­ ma alanına göz gezdirmeye bile kalkışırsak, emrimize amade yeri aşmamız gerekir. Ş imdi bir kez daha Mısır'a dönme ve inceleme­ mizi son araştı rmaların bize eski dünyan ın bir ulusu olarak varl ığı­ nının daha sonraki dönemleri esnasındaki sakin leri konusunda bi­ ze anlatması gereken in asl ını öğrenmeye doğru yöneltme zama­ nıdır.


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

BAIJIL tJYASINDA SiPER Kasr Tepeciği ile Teli Amran ibn-Ali arasında, taş döşenmiş yol kesitinin görünüşü.

38 1


BÖLÜM ESKİ MISIR'IN SON GÜNLERİ IX.

ti fısır' dan Asur ve Yeni Babil dönemlerindeki kralların yö­

:J YL

netimindeki Batı Asya tarihi üzerindeki son keşiflerle temin -edilen bilgi leri özetlemeye dönmeden önce, Mısır'ın Asyalı imparatorluğunun, Akhunaten'in çılgınlıkları nedeniyle geçici kay­ bından sonra, XIX. Hanedan'ın mürteci kralları tarafından yeni­ den elde edildiğini kaydetmiştik. Filistin; Yahuda Krallığı'nın kuru­ luşuna kadar, bütün yargıçlar dönemi boyunca M ısır'a ait kalmıştır. Mısır'da askeri ruhun azalması ve rahiplerin gücünün artmasıyla, Asya üzerindeki egemenlik gittikçe azaldı. Artık haraç ödenmedi ve kabileler, III. Ramses'in haleflerinin saltanatı esnasında, ya­ saklayıcı bir taraf olmadan birbirleriyle münakaşa ettiler. Teb'in rah ip kralları zamanına kadar (XXI. Hanedan) Firavunların Su­ riye'deki nüfuzu sona ermişti. Mısır; biri Tanis'deki Ramessidler'in Kuzeyli torunları tarafından yönetilen, diğeri ilk rahip Kral Her­ hor'un babası B aşrahip Amenhetep i le Ramses'in kızının evliliği­ nin sonucu olarak miras hakkıyla saltanat süren Teb'deki rah ip­ lerden hükümdarlar tarafından idare edilen iki krall ığa bölünmüş­ tü. Tebli ler güneyde Gebelen ve kuzeyde el-Hebi'yi saldırıya kar­ şı takviye ettiler ve Tan iteler ile ilişkileri açıkça her zaman dos­ tane değildi. Suriye'de imparatorluğa ait hiçbir şey kalmamıştı . Teb'l i Tanrı Amen'in prestij i yine de hala muazzamdı. Bunu Bay Golenischeff


3 84

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

tarafından 1 899'da yayınlanan, (yaklaşık MÖ 1 050 yıllarında) Teb' de Tanrı Amen'in büyük yortu gemisinin inşası için Lübnan dağ­ larından kereste getirmek üzere Fen ike'ye gönderilen bir elçi olan Uenuamen'in maceralarını anlatan Herhor'un saltanatına dair il­ ginç bir papirüsten açıkça görüyoruz. Görevi esnasında elçiye çok kötü davranıldı (111. Thothmes ya da 111. Amenhetep'in elçi lerine kötü davran ıl ışına göz yummaların ı tam olarak düşünem iyoruz! ) ve neticede Alashiya y a d a Kıbrıs ü lkesi sah i l inde denizde kaza geçirdi. Kendisi Tan is kral ından Byblos prensine, "Amen'in Ku­ zey ülkesinin sorumluluğunun ona veri ldiği"ne dair güven mektup­ ları verilmesi nedeniyle, görevinin resmi raporu gibi görünen papi­ rüste, en sonunda Fenike'ye varmış ve pek çok görüşme ve mü­ zakereden sonra prensi, istediği keresteleri Lübnan'dan deniz kı­ yısına getirti lmesine ikna ettiğini anlatmaktadır. Burada yine de bir güçl ük çıkmaktaydı; l iman, Uenuamen'in M ı sır'a geri dönmesine izin vermeyi reddeden Giritl i Tjakaray'ın korsan gem ileri ile doluydu. Onlar 'Onu yakalayın, h içbir gemisi­ nin Mısır ülkesine gitmesine izin vermeyin ! ' dediler. Uenuamen papirüsünde şöyle yazar: "Sonra, oturdum ve ağladım. Prensin yazıcısı çıkıp yanıma geldi, kendisi bana 'Seni rahatsız eden ne­ dir?' dedi . 'Uçan kuşları görmüyor musun, geriye Mısır'a uçan? Onlara bak, durgun suyoluna gidiyorlar, hem burada daha ne ka­ dar sahipsiz kalırım? Dönüşümü engelleyenleri görmüyor musun?' d iye cevap verdim. Kendisi uzaklaştı ve kendisine söylenen çok hazin sözlere ağlamaya başlayan prensle konuştu. Prens, yazıcı­ sını yanıma gönderdi, yazıcı bana iki porsiyon şarap ve geyik getirmişti. Beraberindeki M ısırlı şarkıcı kıza, Tentnuet'e, 'Ona şar­ kı söyle, üzülmesin ! ' diyerek onu bana yolladı. Bana kendisi iki çift laf etti, 'Ye, iç ve üzülme! Yarın sen bütün diyeceğimi duyacaksın.' Ertesi gün limanındaki insanları toplad ı ve ortalarında dikildi ve Tj akaray'a 'Neyin var?' dedi. Onlar kendisine cevap verdi ler 'Ke­ derli refakatçi lerimizle Mısır'a gönderdiğin korsan gemi lerinin pe­ şine düşeceğiz.' Kendisi onlara, 'Amen'in elçisini ü lkemde zaptede-


Mısır, Kaide, Surı)ıe, Babi/ ve Asur Tarihi

385

mem . Ben kendisini göndereyim, sonra siz onu yakalamak için peşine düşün!' dedi. Kendisi ben i gem iye yol ladı ve . . . denizin ko­ runağına doğru yola çıkardı. Rüzgar beni Alashiya ülkesine sürük­ led i . Şehir halkı beni öldürmek için ortaya çıktı. On lar tarafından, şehrin kral içesi Hatiba'nın bulunduğu yere sürüklendim. Evlerinin birinden ç ıkıp diğerine girerken, kendisi i le karşı laştım. Kendisini selamladım ve yanında duran insanlara, 'Aranızda Mısır dilini anla­ yan biri yok mu?' dedim. Onlardan biri cevap verdi, 'Ben anlarım.' Kendisine 'Hanımına söyle; Amen'in oturduğu (yani Teb) şeh ir kadar uzakta bile Bütün şehirlerde haksızlık yapılır, sadece A lashiya 'da adalet bulunur, atasözünü duymuştum ve şimdi bu­ rada her gün haksızl ık yapılıyor! ' Kral içe, 'Söylediğin nedir?' dedi . Ben kendisine, 'Deniz köpürdüğü v e rüzgar ben i yaşadığın ü l keye attığı için onların bedenimi zaptetmelerine ve beni öldürmelerine izin vermeyeceksin; zira esasen ben Amen'in elçisiyim. Unutma ki ben, her zaman için peşinde koşulacak biriyim. Ve eğer öldürme­ yi istedikleri (öldürü len) Byblos prensinin şu adamları, esasen eğer şefleri seninkilerden on adam bulsa, kendisi de onları öldürmeye­ cek m i?' dedim. Kral içe adamları çağırdı ve adamlar kral içen in huzuruna getirildi ler. Kendisi bana 'Yat ve uyu . . .' ded i . " Bu noktada papirüs kopuyor v e Uenuamen'in keresteleriyle b irl ikte Mısır'a nası l döndüğünü bilmiyoruz. Kendisinin deniz ka­ zası geçirişi ve Alashiya'da karaya çıkışının anlatımı fazlasıyla Homerosvaridir ve zaman ın hareket tarzına dair can l ı bir tablo sunmaktadır. Adalı ların doğal dürtüsü, yabancı kazazedeyi öl­ dürmektir ve sadece intikam korkusu i le uzaktaki yabancı bir tanrı­ nın gazabının korkusu onları engel lemektedir. Alashiya muhteme­ len 111. Thotmes'in zamanından yedinci yüzyıla dek Yantinay is­ mini taşımış olan Kıbrıs'tır. Yedinci yüzyılda da Asurlular tarafın­ dan Yatnan olarak adlandırılmıştır. Alashiya kralı, lll. Amenhetep ile üç yüz yıl önce, çiviyazısı ile mükemmel eşitlik şartlarında ya­ zışıyordu : Kendisi, "Kardeşim, eğer sana gönderdiğim az miktar­ daki bakır yüreğini incittiyse, bunun nedeni, ülkemde tanrım Ner-


386

Mısır, Kaide, Suriye. Babil v e Asur Tarihi

gal'in elinin ü lkemi n bütün adamları nı öldürmesi (yani vebadan öldüler) ve hiç bakır ile ilgili çalışma yapılmamasıydı ve bu; karde­ şim, yüreğine hoş gelmiyordu. Elçini benim elçimle birlikte hemen göndereceğim ve her ne miktar bakır istediysen, Ey kardeşim, ben, ben bile onu sana göndereceğim. " d iye yazıyor. Nesi b inebdadlı (Smendes) Herhor'un elçisi tarafından, gerçekte Teb'deki rahip­ lere ait monarşinin varlığını sürekli tehd it etmi ş güçlü hükümdar Tanis Kral ı'ndan "Amen'in Kuzey-ülkesinin vesayetini kendisine bıraktığı kişi " olarak bahsedi lmesi belirgin biçimde komiktir. Aşağı Mısır'ın bağımsızlığına dair ağır gerçek biraz gizlenmi ş olmalıydı. Teb gücünün günleri bitiyordu ve sadece Tanrı Amen'in pres­ tij i iki yüzyıl daha güçlü kaldı . Ancak Amen'in ve rahip lerinin yağ­ macı ve yıkıcı yabancı işgalci ler çetesi, (hükümdarları, Teb'i Ku­ zey l ilere bırakarak Shishak'ın Bubastite Hanedanı'nın, Tani s'inki­ ne intikali üzerine, Napata'ya çekilen rahip kralların torunları olan) Etiyopyalılar i le ittifakı, Amen'in ve onla bağlantılı her şeyin yı­ kılmasına büyük katkı sağladı. Etiyopya'n ın zaferi sadece Asur'un yeniden fethi anlamına geliyordu ve Etiyopyalı lar ile Asurlular ara­ larında Mısır'ı neredeyse harap etmişlerd i . Sai"te döneminde Teb etkisini yitirmiş olduğu gibi, güç olarak da büyük ölçüde zayıflamıştı ve bütün gelenekleri, şüphesiz Akhunaten'in fikrine göre olmasa da zaman ın önde gelen insanlarına göre lanetli idi. Sai"te < ' > dönemi ile neredeyse geldiğimiz yoldan geri dönmüş ve piramit inşacı ların ın çağına tekrar girmiş gibi görünüyoruz. Thothınes, Amenhetep ve Ramses'in bütün ihtişamı ve şanı git­ mişti. Mısır'ın imparatorluk günleri bitmişti ve yabancı savaşlar­ dan bıkmış insan ların zihinleri iV. ve V. Hanedanların daha basit ideal leri yönünde huzura ve sessizl iğe dönmüştü . Eski hanedan­ ların üsluplarının, eskinin takl itçisi uyanışının bu geç dönemin özel­ l iği olduğunu ve insanların Sakkara ile Teb'de biçim ve süsleme olarak piramit inşacılarının saray mensuplarınınkini hatırlatan me(* )

26. Hanedan. (ÇN)


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

387

zarlarda gömülü olduklarını daha önce görmüştük. B u eski biçim modas ı n ı her yerde görüyoruz. Bu dönem in Aba isimli bir Tebl i soylu, Teb'de gömülüdür. Uzun süre önce, neredeyse ü ç b i n y ı l önce, V I . Hanedan döneminde, Orta Mısır'da, Der el-Gebrawl'de bir kaya mezara gömülü olan, aynı isiml i büyük bir soylu yaşa­ mıştı. Bu mezar açıktı ve Teb'de Asasifte, mezarında onun la süs­ lendiği yarım kabartmadan sahnelerin çoğunun kopya edilmesine ve çoğaltılmasına sebep olan ikinci Aba'nın zaman ında bil iniyor­ du. V I . Hanedan Aba'n ın mezarı geçen lerde Mısır Arkeoloj i k Araştırmaları (Mısır Araştırma Fonu) nam ına, on ların eski orij i­ nal lerinin tahrip edilmiş kısımlarını yeniden birleştirirken kendisine olağanüstü yararı olan XXVI. Hanedan Aba'nın rölyeflerini bu lan de Garis Davies tarafından kopya edilmiştir. Bu çağa ait nesnelerle ilgi l i önem li keşifler son yıllarda az olmuştur. En öneml ilerinden biri, Herodot'un bahsettiği (ii, l 63 , l 69), Momemphis Savaşı'nı anlatan, o zamana ait yazının keşfidir. Ş u anda bu savaşın resmi açıklaması el imizde bulunmaktadı r ve sava­ şın Amasis'in -kral olmadan önce değil- saltanatının üçüncü yı­ l ında olduğunu bil iyoruz. Bu, vatansever olmayan Kral Apries'in, Nau-kratis Greklerinin tarafını tutmanın bedel ini tahtının kaybıyla ödeyerek yenildiği savaştı . Bu yazıdan gördüğümüz gibi, kendisi muhtemelen kaçarken ülke halkı tarafından öldürülmüştür. Aşağıdakiler yazının en önemli bölümleridir: " Kral (Amasis) Bayram-Salonu'ndaydı, bütün ülkesi için planları incelemekteydi . Biri gel i p kendisine, 'Haa-ab-Ra (Apries) kıyamet koparıyor, ken­ disi karşıya geçen gem ilere bindi . Sayılarını bilemediğimiz Grek­ ler, sanki yönetecek hiçbir efendisi yokmuş gibi Kuzey ülkesine geçiyor; kend isi (Apries) onları topladı, onun etrafına gel iyorlar. Peh-an'da (şehir ismi) anlaşmalarını ayarlayan odur, Mısır'ı boydan boya isti la ederler, senin gemilerinde olanlar onların önünde uçu­ yorlar!' . . . ded i . Kral mızrağın ı ve yayını alarak savaş arabasına bind i . . . (düşman) Andropolis'e vardı, askerler yollarda neşeyle şar-


388

Mısır, Kaide. Surı)'e. Babil ve Asur Tarihi

kı söyledi ler . . . Düşmanı imha etme görevini yapmışlard ı . Kral as­ lan gibi dövüştü, aralarından bazı larını kurban etti, kaç tane olduğu bilinmiyor. Gemiler ve savaşçı ları alabora oldular, bal ıklar gibi de­ rin l ikleri gördü ler. Dövüşerek bir alev gibi ilerledi. Gön lü bayram etti . . . Üçüncü yıl, 8. Athyr, biri Majesteye şunu söylemeye geldi: 'İzin verin namertlikleri bitsin ! Yollara üşüştüler, orada ü lkeyi ha­ rap eden binlercesi var, her yolu dolduruyorlar. Gem i lerdeki ler kalplerinde sen in dehşetini taşıyorlar. Fakat henüz bitmedi . ' Kral askerlerine dedi ki : ' . . . Gençler ve yaş l ı lar, bunu şeh irlerde ve eya­ letlerde yapın ! ' . . . 'Her yola giderek, on ların kadırgalarıyl a savaş­ madan bir gün geçirmeyin !' . . . Ü lke, tayfaları tarafından terk edi­ len gemi leri tahrip eden kargaşa patlamaları i le çalkalandı . İ nsan­ lar, din lenmek için kamarasına gittiği zaman prensi (Apries) se­ dirinde öldürerek kararlarına ulaştı lar. Arkadaşının tahttan indiril i­ şini gördüğünde . . . onu erdem sah ibi kral olarak belirlemek için, kral bizzat kendisini (Apries) gömdü, zira kral tanrıların nefretinin ondan uzaklaştırılmasını buyurdu." Bu, diğer eski mil letlerin tavrıyla kıyaslandığında, ele geçiri len düşmana muamele ile i lgili M ısır fikirlerinin büyük gel işmesini kanıtlayan, önceki bölümde zaten değindiğimiz bir olaydır. Amasis tahttan indiri len hükümdardan "arkadaş" ı olarak bahsetmekte ve onu Amasis'in bizzat kendisinin nezaretlerinde krala yakışır bir tarz­ da gömmektedir. B u eylem Apries'in ruhundan, "yabancı şeytan­ lar" lehine taraftarl ığı yüzünden tanrı ların haklı öfkesini savuştur­ muş ve Osiris tarafından neb menkh "erdemlere sah ip olan " kral olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Apries'in kendi hükmünü ilan ettiği yer olan Naukratis şehri, bir yüzyıl ya da daha uzun bir süre önce 1. Psametik tarafından Grek tüccarlara veri lmiştir. Bay D. G. Hogarth'ın çevrede son araş­ tırması, yer konusunda Prof. Petrie'nin kazı larından elde edilen, ilk düşüncelerimizin oldukça değişmesine yol açmıştır. Prof. Petrie, Naukratis'in kaşifiydi, ayrıca kazıları bize Naukratis'in i l k olarak neye benzer olduğunu an latmıştı ; fakat Bay Hogarth kendisinin


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

3 89

tespitlerinden birkaçının hatalı olduğunu ve mahallin haritasının yen iden çizilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Asıl hata, Prof. Petrie tarafından bel irlenen yerinden oldukça farklı konumda ol­ duğu bil inen Hel len ion'un (Greklerin büyük buluşma yeri) yerinin belirlenmesinde olmuştu. Prof. Petrie'nin " Büyük Temenos"unun mevcut olmad ığı şimdi ortaya konmuştur. Bay Hogarth, bir eski Mısır şehrinin Grekler oraya gel meden uzun süre önce Naukratis' de mevcut olduğuna da işaret etmiştir. Bu şehirden, (Naukratis mahallinde, Tel i Gaifte keşfedi len ve şimdi Kahire Müzesi'nde bulunan) siyah bazalttan çok i lginç bir anıt üzerinde "Nukrate de­ nen, Permerti" adı altında bahsedilmiştir. İ lki eski Mısır ismidir, ikincisi Mısır hiyerogliflerine uydurulan Grek ismidir. Anıt, M ısır'ın son yerel kralı Tekhtnebf tarafından, kendisinin Sais'e girmesi ve­ si lesiyle, Neith tapınaklarına armağanlarını anmak üzere diki lmiş­ tir. Güzel bir şekilde işlenmiştir ve yazılar ideogramlar yerine, onu tasarlayan bilgin detaycının gösterişinden tamamen tat aldığı alfa­ betik yazım i le yazılmıştır, şüphesiz o an için, İsa' dan önce dördün­ cü as ırda, rah ip sınıfından bir antika meraklısı hariç h iç kimse h i­ yeroglifleri okuyamazdı. Demotic, «> pratik amaçlar için kul lanı­ lan tek yazıydı . Bu gerçeğin, Ptolemai'c tapınakların yazıtlarında iyice örnek­ lendiği n i görüyoruz. Ptolemies'in girişi, M ısır'ın maddi varl ığında büyük bir artışı ve tekrar moda olan yabancı feth i n i belirlemiştir. Ptolemy Euergetes muhteşem Ramses tarzında Asya'ya girdi ve Esarhaddon ya da ll. Nebuchadnezzar tarafı ndan asırlar önce kaçırılan tanrı imaj larını geri getird i . Kendisi, Mısır'a dönüşünde firavunların gerçek bir halefi olarak alkışlarla karşı landı . İmpa­ ratorluk ruhu yine modaydı ve Sa"ite'lerin kadi m sadel iği ve ba­ ğımsızlığı yerini i lk meyveleri büyük firavunlara ait üslupla yapılan tapınakların tamir ve inşası olan, arkaik emperyal izme bırakmıştı. Bunlarda Ptolemyleri firavunlar kıl ığına girmiş olarak görüyoruz (*)

Basitleştirilmiş rahip sınıfına ait yazı. (ÇN)


390

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

ve Ptolemy Auletes (Piper) Asyalı düşmanları Amen-hetep ya da Ramses'in hareket tarzıyla devirirken saçmal ığın doruğuna u la­ şılmaktadır! Bu sahne doğrudan bir Ramesside tapınağından kop­ ya edilm iştir ve i l . Ramses'in rölyeflerinin taklitleri o kadar körü körünedir ki rölyefin kopya edildiği gibi önceki kralın adının da kop­ ya edilip Ptolemy'nin figürünün üzerinde göründüğüne rastlarız. Ill . Thothmes tarafından fethedi len ulusların isimleri ptolemaik <*l hey­ kellerde fethedilmiş Eurgetes namına görev yapması için ve aynı zamanda daha sonraki eklemelerle birlikte tekrar edil ir. Kom Om­ bo'nun mabedindeki Prof. Sayce'nin "Caphtor ve Casluhim" isim­ lerini içerdiği ve İÖ XIV. yüzyı lda son söylenene dair bilgiyi kanıt­ lamayı sürdürdüğünü iddia ettiği yazıt, böyle bir yazıttır. Caphtor ismi eski Mısır Keftiu (Girit) dilidir; Casluh im gerçek Eski Mısır yazılarında bilinmemektedir ve Kom Ombo'daki bu ptolemaik lis­ tede, listelerde belki Persliler'in döneminden hiç de eski o lmayan, oldukça geç bir ekleme olabil ir; çünkü kesinlikle m. Thothmes için meçhul olan Parsa (Persia) ve Susa isimlerini içerdiğini görüyo­ ruz. Ptolemaik yazılardan gene l likle, sık sık hata yapan birkaç ra­ hip dışında hiç kimsenin onları okuyamadığını görüyoruz. En ciddi hatalardan biri Canopus Amtı'nda Fenike ile Keftiu'nun ayn ı sayıl­ masıydı. Keftiu görünümlü bu düpedüz Sami olmayan insanların nasıl Fenike l i ler olabileceği herkes için bir muamma olsa da günü­ müz arkeologlarını Dr. Evans'ın Knossos'taki keşifleri zamanına kadar yanlış yönlendird i . Şu anda şüphesiz, onl arın M ikenl i veya Minoan Giritlileri olduğunu ve Ptolemaik kalıntı araştırmacı larının Leftiu ü lkesi ile Fenike'yi ayn ı saymakla hata yaptıkların ı bil iyo­ ruz. Yine de Ptolemaik Mısırlılar ile eserlerini çok fazla yermeme­ miz gerekir. Medinet Habil gibi, en iyi korunanlarının önem l i öl­ çüde zamanın yıkıcı etkisinden zarar görmüşken, daha geç tarih­ lerine atfen yine de iyi korunmuş olan eski faraonik tapınakları do(* )

Mısır'da Greko-Mısırlı hUkUmdarlar dönemine ait. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

391

!ayısıyla, Edfu ve Dandera tapınaklarının inşası nedeniyle onlara minnettar olmamız gerekir. Zira bu tapınaklar bize eski Mısır ta­ pınağının gerçekte mükemmel haliyle, ne olduğunu göstermek­ tedirler. Onlar; tabiri caizse, eski binalara ait kopmuş ve hasarlı temel çatılardan başka elimizde hiçbir şey bulunmazken tapınak­ ların mükemmel mumyalarıdır. Son yıllarda bu b inalara, özell ikle Edfu'da bulunana, oldukça onarım yapılmıştır. Ancak özell ikle Bay Kenyon, Grenfel l ve Hunt'ın isimleriyle bağlantılı, ptolemaik ve Roma devirleri ile ilgili başl ıca arkeoloj ik i lgi grubuna, eski yazıtlar bilimi (epigrafi) ve papirüslerin incelenmesinde rastlanmıştır. Son zamanlarda Aris­ to'nun el yazmaları şeklinde British Museum tarafından ele geçi­ rilen "Atinalılar'ın Anayasası", Bacchylides'in kayıp şiirleri, He­ rondas'ın mimosları, hepsi bu enstitünün mütevell isi Bay Kenyon tarafından basılan hazineler, bu konularla ilgi l i kişilerce bilinmek­ tedir. Grenfell i le Hunt'ın uzun yayın dizileri, Tebtunis'deki keşif­ ler ile i lgili California Üniversitesi tarafından yayınlanan, aynı zamanda ünlü olan cilt hariç olmak üzere, M ısır Araştırma Fonu hesabına (Greko-Romen bölümü) yayınlandı. Grenfell ve Hunt'ın çalışmalarıyla ası l bağlantıl ı iki yer, eski Permj e ya da Oxyr-rhynchus mevkisinde bulunan Fayyum ve Behnesa'dır. Xll. Hanedan devrinde bu den l i önem kazanmış o lan Fayyum'un göl ler bölgesi Yen i İmparatorluk döneminde hiç geç­ mişi olmamış ya da çok az olmuş gibi görünmektedir; fakat pto­ lemaik devirde, yeniden canlanmış ve tekrar M ısır'ın en zengin ve öneml i bölgelerinden biri olmuştur. Arsinoe şehri, şimdi Kom el­ Faris tepecikleri olan (Atlı Dağı), Medinet el-Payyum'un yakının­ daki, Crocodi lopolis'te kuruluydu ve bölgen in başkenti olmuştu. Fayyfim'un girişinin tam dışında Illahun'da büyük Nil l imanı ve göl­ ler bölgesinin Ptolemals Hormos adlı ticaret merkezi bulunuyordu . Hogarth, Grenfell ve Hunt'ın l 895-6 yıllarındaki keşifleri, Kara­ n is (Kom U shim), Bacchias (Omm el-'Atl), Euhemeria (Kasr el-


3 92

Mısır. Kaide, Surıj1e, Babil ve Asur Tarihi

Banat), Theadelphia (Harlt) ve Philoteris (Wadfa) eski şeh irleri­ nin, sitelerinin tespiti i le sonuçlanmıştır. California Üniversitesi na­ mına 1 899- 1 900'de Uınm e l-Baragat'ta yapılan çalışmalar bu yerin Tebtunis olduğunu göstermiştir. Birket Karun'un kuzey sahil indeki Diıne, eski Moeris Gölü'nün günümüz temsilcisi, şimdi, Fayy(ım'un Timsah Tanrı'sı Sebek'in yerel biçimi, eski Sokno-paiou Nesos (Soknopaios Adası) olarak bilinir. Karanis'te bu tanrıya Osiris Pnepherôs ile birlikte (P-nefer-ho, "güzel yüz"), Petesuchos (Se­ bek'in O'na verdiği) adı altında tapılırdı . Tebtunis'te kend isi Sek­ nebtunis, yani Sebek-neb-Teb-tunis (Sebek, Tebtun is'in rabbi) ol­ muştur. Bu modern Mısırlı lar'ın iki kelimeli telaffuzlarına tipik bir örnektir. Bu yerlerdeki kazı ların seyri esnasında (Bay Hogarth'ın Ka­ ranis'te Petesuchos ve Pnepherôs tapınaklarını bulması yanında) çeşitl i şekillerdeki Roma devri çanak çömlekleri i le Roma devrine ait, mükemmel bir pul luk dahil, tarım araçlarından ol uşan, çok il­ ginç keşifler yapılmıştır. <·ı Yine de hepsinden i lginç olan, hem burada hem Behnesa'da bulunan papirüslerded ir. Bu papirüsler eski ptolemaik'ten Hıristiyan dönemine kadar bütün çağların Grek­ çe ve Latince belgelerinden oluşmaktadırlar. Gerçekte, Grenfell ve Hunt şehirlere yakın toprak yığınlarına atı lmış bulunan eski ptolemaik devir ve Roma devri M ısırlı larının çöp sepetlerinin için­ dekileri, topraktan çıkarılıp elemektedirler. Mısır'ın kuru iklimi ve toprağında hiçbir şey yok olmaz, bu yüzden eski toprak yığınlarının içindeki ler günümüze kadar muhafaza edilmişler ve Grenfe l l ile Hunt tarafından bulunmuşlardır, tıpkı Çin Türkistanı ile i lgili, Kha­ roshth i belgelerinin hazineleriyle birlikte, eski Hintl i hükümdarla­ rın evlerinin içinde, Niya ile Hotan'da, el değmemiş halde, kuru Ti­ bet çöl ikliminde muhafaza edildiği ve Dr. Stein tarafından bulun­ duğu gibi. <••ı Grenfel l ile Hunt'ın keşifleri ile Dr. Stein'in Türkis­ tan'daki keşifleri arasında benzerlik mevcuttur. (*) Fay(ım şehirleri ve papirüsleri Levha IX'da resmed ilmiştir. (**) Bkz: Dr. Stein'ın, Khotan'ın kumla kap l ı harabeleri, Londra, 1 903 .


Mısır, Kaide, Surı)1e, Babil ve Asur Tarihi

393

Greko-Mısırl ı belgeler çeşitlidir: Mektuplar, listeler, tapular, ilanlar, vergi matrahları, makbuzlar, hesaplar ve her tür ticari kayıt­ lar, klasik yazarların yeni cüzleri yanında ve Behnesii'da keşfe­ dilen, Mısır Araştırma Fonu tarafından popü ler özel bir biçimde yayın lanan, "İsa'nın Sözleri". <'> B ütün Hıristiyanlar için, böylesine muazzam önem taşıyan ve fayda sağlayan, en eski Hıristiyan edebiyatının bu son kırıntıları­ nın burada tarifi ya da incelenmesi mümkün deği ldir. Diğer belge­ ler eski edebiyat öğrencisi, tarihçi ve sosyolog için daha az öneml i değildir. Klasik fragmanlar, Menander dahil, kayıp yazarların ço­ ğu metinlerin i içerirler. Eski Mısırlılar'ın ne kadar modern olduk­ larını gösteren ve bizim uygarlığımızla onlarınki arasında, mekanik icatlar konusu haricinde, gerçekte ne kadar az fark olduğunu gös­ teren özel mektup ve belgelerden birkaç örnek vereceğiz. Loko­ motif ve telefonları yoktu; bunun dışında ayn ı idiler. Onlara, orta­ çağa ait atalarımıza ya da hatta 1. Elizabeth dönemindekilere ben­ zerliğimizden çok daha fazla benziyoruz. Bu, bir del ikanlının, kendisini etrafı görmeye götürmeyecek olan babasına mektubudur: "Theon babasına Theon, selamlar. Be­ ni şeh ire senle götürmemen hoş şeyd i ! Eğer beni, beraberinde İskenderiye'ye götürmeyeceksen, sana mektup yazmayacağım veya seninle konuşmayacağım ya da sana elveda demeyeceğim ve eğer İskenderiye'ye gidersen, elini tutmayacağım ve bir daha seni selamlamayacağım. Eğer beni götürmezsen, olacak olan bu­ dur. Annem, Archelaus'a, 'Geride bırakılmak onu çok üzer.' ded i . Denize açıldığın gün, 1 2'sinde bana hediyeler göndermen sen in nezaketind i . Bana bir lir gönder, sana yalvarıyorum. Eğer gön­ dermezsen, yemek yemeyeceğim, içmeyeceğim. Görürsün ! " B u, dedelerimizin ve büyükannelerimizin gençken bile ciddi biçimde hürmetkar olan mektuplarından, daha çok bugünün şımartı lmış çocuğunun mektubuna benzemiyor mu? "Annem, Archelaus'a, (* )

A oyla 'ltjjfov, 1 897 ve New Sayings ofJesus (İsa 'nın Yeni Sözleri) , 1 904.


3 94

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

'Geride bırakılmak onu çok üzer.' ded i . " hakkındaki ima günümüz küçük çocuğuna çok hoş biçimde benzemektedir ve nihai rica ile tehdit de fazlasıyla benzerdir. İşte, reh inciden yazarın mülkünü para verip kurtannası için birinden talepte bu lunan bir mektup: "Şimdi lütfen parayı verip ma­ lımı Sarapion'dan kurtar. İki mina karşılığı rehin veri lmişti. Epeiph ayına kadar faizi ödedim, mina başına bir stater (•ı bedelinde. Bir kutu tütsü ağacı ve oniksten bir diğeri, bir tünik, hakiki mor sınırlı beyaz yaşmak, bir mendil, Laconian şeritli bir tün ik, mor ketenden bir giysi, iki kolçak, bir kolye, bir yatak örtüsü, bir Afrodit heykel­ ciği, bir fincan, büyük bir teneke şişe ve bir şarap kavanozu var. Onetor'dan iki bi leziği al. Geçen yıl sekizi . . . Tybi ayından beri . . . mina başına bir stater bedel le rehin veri ldi ler. Eğer nakit Theage­ nis'in dikkatsizliği yüzünden yetmezse eğer, söylüyorum, yetersiz ise, bilezikleri sat ve parayı tamamla. " İşte şefkatli bir davet mek­ tubu: "Canım Serenia, Petosiris'ten selamlar. Canım, tanrının yaş­ günü bayramı için 20. gün mutlaka gel ve gemiyle mi yoksa eşekle mi gel iyorsun bana bildir ki uygun şekilde seni getirtelim. Unutma­ maya özen göster. " İşte bir jimnastik gösterisinin ilanı: "Gençler tarafından silahlı saldırı yarın 24'ünde gerçekleşecek. Festivalin öneminden daha aşağı olmayan gelenek, j imnastik gös­ terisinde e l lerinden geleni yapmalarını icap ettinnektedir. İki gös­ teri. " Oxyrrhynchus adliye yüksek memuru, Dioskourides tarafın­ dan imzalanmıştır. Kamu doktorundan bir yüksek adl iye memuruna rapor: "Bele­ diye başkanı, Claudianus'un dikkatine, kamu hekimi Dionysos'tan. Yardımcınız Herakleides aracılığı ile bugün tarafınızdan, Hierax isimli, ası lmış bir adamın vücudunu muayene etmek ve buna dair görüşümü size rapor etmek üzere görevlendiri ldim. Bu yüzden Ge­ niş Yol semtinde, Epagathus'un evinde, yukarıda geçen Herak(*)

Grek şehir devletleri dönemi nde gümüş ya da altın para. (ÇN)


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

395

leides'in huzurunda, cesedi muayene ettim v e ilmekle asıldığı ka­ rarına vardım, bu yüzden gerçeği rapor ederim." Marcus Aure­ lius'un on ikinci yılına tarihlenm iştir (MS 1 73). Yukarıdaki tercümeler biraz değişikl ik yapılarak Oxyrrhynchus Papirüsleri, Ci lt, İ 'deki lerden alınmıştır. Sonraki örnek, i lginç bir mektup, Bay Grenfel l'in Grek Papirüslerindeki (Oxford, 1 896), s. 69, metinden tercüme edi lmiştir: "Polis şefi ve belediye başkan ı Noumen'in dikkatlerine, Onôs'un oğlu alacaklı polis memuru Po­ kas'tan . Crocodi lopo l is'teki Sebek Tapınağı'nın rahibi Peadius tarafından kötü muameleye maruz kalmış bulunuyorum. On birin­ ci yılın epagomenal <*> gününde, beni gel i şigüzel taciz ettikten sonra . . . ad ı geçen tapınakta, şikayet edilen şahıs üzerime fı rlamış ve görgü tanıkların ın huzurunda el indeki değnekle bana pek çok kereler vurmuştur. Ve beden imin bir kısmı örtülü olduğundan, gömleğimi yırtm ıştır ve bu gerçeğe tanıkl ık etmelerini seyirciler­ den rica ettim. Bu yüzden eğer sizce uygunsa, eğer yazdığım doğru ise, adaleti ellerinizden teslim alabilmem için, Lider Klearchos'a kendisini size göndermesini yazmanızı talep ediyorum." Oxyrrhynchus Papirüsleri'nden alınmış (i, s. 1 73 ) Hadrian'ın saltanat dönem ine ait bir vasiyetname de i lginç olab i l ir: "Bu Oxyrrhynchus'un bir sakini, Hermes ile D idyme'in oğlu, Pekysis'e ait, mantıkl ı ve aklı başında olarak, caddede yapılmış (yani cadde noterinin işyerinde), son arzu ve vasiyetnamedir. Yaşad ığım sü­ rece, mülküm üzerinde vasiyetnamemi istediğim gibi değiştirmek için yetki sahibi olacağım. Fakat eğer bu vasiyetname değişme­ den ölürsem, benden uzu n yaşarsa annesi Ptolema olan kızım Ammonous'a; ancak eğer yaşamazsa o zaman çocuklarına Girit bölgesindeki müşterek ev, avlu ve odalardaki h isselerimi mirasçı o larak vasiyet ediyorum. B ütün mobilyalar, taşınabilir eşyalar ve eve ait varlık ve diğer bırakacağım her ne mülk varsa, çocukları­ m ın annesi ve eşim Ptolema'ya, Demetrius'un azat edilmiş köle(*)

Takvime eklenen gün. (ÇN)


396

Mısır, Kaide, Sııriye. Babil ve Asur Tarihi

sine, Hennippus'un oğluna, kendisinin hayatı boyunca kullanma, içinde otunna ve söylenen evde ve avlu odalarında inşaat hakkı sah ib i olması koşuluyla miras bırakıyorum. Eğer Ammonous ço­ cuksuz ve vasiyetsiz ölürse, demirbaş eşyaların payı anne tarafın­ dan üvey erkek kardeşi Anatas'a ait olacaktır, eğer kendisi ya­ şarsa; fakat eğer yaşamazsa, . . . Hiç kimse bu vasiyetnamemin koş u l l arını ihlal etmeyecektir, aksi takd i rde kızıma ve varis Ammonous'a 1 000 drahmi ve hazineye eşit miktarda para cezası ödemekle cezaland ırılır." Bu bölümden sonra pasaporttaki gibi ta­ rif edilen vasiyetçinin ve tanıkların imzaları vardır ve onlardan biri aşağıdaki gibidir: "Ben, Dionysios, aynı şehirden D ionysios'un oğ­ lu, Pekysis'in vasiyetnamesinin tanığı. Kırk altı yaşındayım, sağ şakağımda bir saç lülem var ve bu Dionysoplaton'a ait mührüm . " Araştınnamız esnasında şimdi ulaşmış olduğumuz Roma dö­ nemi esnasında, Ptolemylerle i lgili tapınak inşaatı devam ettir i l i­ yordu. Roma devrinin en tanınmış mabetlerinden biri "Köşk" ya da "Firavun'un Yatağı " olarak bil inen, Philse'dekidir. Trajan'ın salta­ natı esnasında inşa edi len bu küçük tapınak, konumunun ilginçl iği neden iyle, son elli yılın ressamları için gözde bir konu olmuştur ve Piramitlerin, Sfenks ve Karnak'tan sonra, muhtemelen bütün Mı­ sır yap ılarının en yaygın b i linenidir. Son zamanlarda başka bir se­ bepten ötürü çok fazla ön plana gelmiştir. Philse'nin diğer bütün tap ınakları gibi, Albay H. Gr. Lyons ve Dr. Borchardt tarafından, arkeoloj ik olarak incelenmiş ve temizlenmiştir. Ancak Philse Ada­ sı aşağısında, büyük Aswan bendi inşaatı nedeniyle, gen iş kap­ samlı özellikte, sonuçlarından biri adanın ve ilginç köşk dahil, tapı­ naklarının kısmen batması olan, daha ileri çal ışmalar gerekm i ştir. Murray' ı n [Guide to Egypt and the Sudan} Mıs ır ve Sudan Rehb er lnin yen i baskısından al ınan aşağıdaki açıklama, bendin ne olduğunu, Philse'yi nasıl etkilemiş olduğu ve Köşk i le diğer yapılara ciddi hasar ihtimal ini önlemek için hangi işlerin yapıldığını açıkla­ mak konusunda başka herhangi tan ımdan daha yeterl i olacaktır.


Mısır, Kalde, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ASWA.N1/N BÜYÜK BENDİ Savaklardan suyur.· hızla akışının görünümü.

3 97


398

Mısır. Kaide. Suriye. Babil ve Asur Tarihi

" 1 898'de Mısır hükümeti Messrs. John Aird & Co. firması i le Shellal'da, sel zaman ı Nil'de suyun depolanmasına yarayan büyük su deposu i le bendin yapımı için bir an laşma imzaladı. Nehir bura­ da eski normal seviyesinin yaklaşık 20 metre yukarısında 'tutulur'. Yerden yaklaşık 45, 75 metre yüksekte, büyük bir yığma bent, Bi­ rinci Şelale'nin Bab el-Kebir' in karşısına taşınmıştır, ayrıca bir ka­ nal ve yaklaşık 3 metre uzunlukta ve 0,9 1 metre genişlikte, dört kanal havuzu, trafiğin nehrin yukarı ve aşağı akışına imkan verir. Bent 1 998 metre uzunlukta ve tabanda 27,45 metrenin üzerin­ de kalınlıktadır, yerden nehir yatağının 30,5 metre yukarısına yük­ selir. Yerel, kırmızı granitten inşa edilmiştir ve her bir ucunda gra­ nit bent, gran it yamaç içinde imal edilmiştir. 64 7.400 metreküp taş kul lanı lmıştır. Bent kapakları 1 80 adettir ve dört farklı seviyede yerleştirilmiştir. Bent kapaklarından dökü len suyun muazzam hac­ min in görüntüsü çok güzeldir. Nil Temmuz'da yükselmeye başlar ve Kasım sonunda suyu tutmak için bent kapaklarını kapatmaya başlamak gerekir. Şubat sonuna yakın baraj göl ü gene l l ikle dolu­ dur ve Philre kısmen sular altındadır, bu yüzden kayıklar Fira­ vun'un Yatağı'nda ve sütun dizilerinden içeri ve dışarı yol alabilir­ ler. Temmuz başlangıcına yakın, sular dağıtılmıştır ve o zaman su normal seviyes ine düşer. "Philre tapınaklarının kısmen su altında kalışları nedeniyle biraz hasar görmesi kaçınılmaz gibi göründüğünden, şüphesiz mühendis­ lerin baraj için başka bir mevki bulamamış olmaları üzücüdür. Ko­ rosko bir site olarak düşünülmüştü; ancak haklı sebeplerden red­ dedildi ve açıkça Shelliil tek mümkün yerdi. Dahası, yukarıdaki canlı ve 'i lginç' düşüncelere sahip, ciddi hiçbir şahıs, M ısır halkının iyi liği için Philre'yı feda etmek gerekiyorsa, Philre'n ın yok olması gerektiğini inkar etmeyecektir: 'Bırakın ölüler ölülerini gömsünler.' Mısır hükümdarlarının ilgisi, geçmişin ölülerinin kemiklerini kolla­ maktan ziyade yaşayan Mısır'ın halkını korumalıdır ve bir an için sanatsal ve arkeoloj ik düşüncelerin zihinlerinde ülkenin pratik ih­ tiyaçlarından ağır basmasına izin verirlerse görevlerini yapmamış olurlar. Bu, insanlığın geçmiş tarihinin en değerl i kalıntıları arasında


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

399

bulunan M ısır anıtlarına karşı daha a z yükümlülükleri olduğu an­ lam ı na asla gelmez. Bu daha az önem l i yükümlülüğü gerçekten borçludurlar ve Philae konusunda bu yükümlülük vicdanlı biçimde yerine getiri lmiştir. Bütü n tapınak suya batma tehl i kesine karşı sağlaml ığının korunabilmesi için, bu önemli çalı şmayı 22000 ster­ lin mal iyetle en etkin biçimde yürütmüş olan Araştırma Bölümü'n­ den Bay Ball'un gözetiminde, kuvvetlendirilmiş ve desteklenmiştir. Çel i k taban lar adanın öbür yanına iskeleden iskeleye sabitlen­ miştir ve bunlar, harç bası larak su geçirmez hale getirilmiş, çimen­ to yığma ile çevrelenmiştir. Firavun'un Yatağı ve kemer altı çimen­ to, yığma içinde sıkıca sağlamlaştırılmıştır ve Philae'nin gerçek sağlaml ığın ın şu an Mısır'daki başka bir piram itten çok daha gü­ venli olduğu daha kesindir. Ona isabet edecek tek muhtemel ha­ sar zaten açı k bir su yükselmesi işareti taşıyan Firavun'un Yata­ ğı'n ın taş i şçiliğinin daha aşağı katman larında kısmi solmadır. Tuz kristalleri oluşumundan kaynaklanan bazı yüzey parçalanmaları burada belki kaçınılmazdır; ancak bunun sonuçları, her zaman Es­ ki Eserler Bölümü'nün düzen li yürütü lecek öneml i bir görevi ol­ ması gereken dikkatli yıkama ile giderilebil ir. Mevcut bölümdeki fotoğraflar baraj ı gösterir. Köşk korunma ve sağlamlaştırma süreci ndedir ( 1 902) ve ada kıyıları, şu an kasım ayında görü ldüğü gibi, neredeyse iskelen in seviyesine kadar yük­ selmiş haldedir. Şimdi görüldüğü şekliyle Konosso Adası'nın da bir manzarası sunu lmuştur. Ada, sadece Shellal (Phi la?) ve Aswan çevresine ait güzel nitelikli granit büyük bir aşınmış kaya parçasıdır. Aswan'ın karşısında Elephantine Adası'nda, son zaman larda Bay Howard Carter tarafından ilginç bir keşif yapı lmıştır. Bu, eski­ ler tarafından hemen dönencede bulunması beklenen olağanüstü bir kuyudur. Yeryüzü ile ilgi l i ölçümler konusunda Eratosthenes'in hesaplamalarının temelini oluşturur. Burada Aramice yazıl ı belge­ lerden önemli keşifler de yapılmıştır. Belgeler ptolemaik devirde adada Suriyeli tüccarların düzenli bir kolonisi olduğunu göstermek­ tedirler.


400

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

DESTEKLEME VE RESTORASYON SÜRECİNDE PHILJE'DEKİ KÖŞK, OCAK 1 902


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

ESKl PHIL-E RIHTIMI, KASIM 1 904

Bu, baraj gölü dolu iken tamamen örtülüdür ve palmiye ağaçları da suya gömülüdür.

40 1


402

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

BARAJIN İNŞASINDAN VE BARAJ GÖL ÜN ÜN OL UŞUMUNDAN ÖNCE OCAK 1 902 'DE KONOSSO KALESİ


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

403

Aswan ve Phi lse'n in güneyinde Nubia başlar. Arapça'dan ol­ dukça farklı olan Nubia dili, Elephantine Adası'nda herkesçe ko­ nuşulur ve çeşitli lehçeleri güneyde, Khartum'un güneyindeki zenci lerin arazisine varıncaya kadar, Arapça'nın yine genel ola­ rak konuşulduğu Dongola'ya kadar kullanıl ır. Ptolemaik devirde ve Roma devrinde, Nubianlar güçlü insan lardı ve N ubia'nın tama­ mı i le modern Kuzey Sudan Candace ad ını ya da unvanını kulla­ nan kraliçeler tarafından yönetilen bağımsız bir krallıktı. Yehova'yı selamlamak üzere Kudüs'e gittiği görevden dönerken Hıristiyan­ lığa döndürülen Candace'ın hareınağası idi. Phi l ip'e verilen emir, "Git ve kendini onun savaş arabasına bağla." idi ve Etiyopyalı, İn­ cil'i onun dudaklarından duyduğunda keyiflenerek yoluna devam etti . Candace'ın başkenti, modern Bagarawiya, Shendi'ye yakın Meroe'de idi. Burada ve çok uzakta olmayan Naga'da, yarı bar­ bar Mısır üslubunda büyük binalar olan, Candacelar'ın mabetleri­ nin kalıntı ları bu lunuyordu . Zira Nubianlar'ın uygarlığı, Mısır kö­ ken liydi. Mısır yönetiminin güneye Jebel Barkal'a, Dongola'nın öte­ sine gen işlediğinden beri, i l . Amenhetep'in zamanında, M ısır kül­ türü Nubianlar'ı etkilemiştir. III. Amenhetep, Nubia'nın başkenti Napata'da Amen'e, Barka! Dağı gölgesinde bu lunan bir tapınak inşa etti; Akhunaten oraya bir Güneş Diski mabed i inşa etti ve i l . Ramses de orada inşaat yaptı. Yer gerçekte Teb'de Amen rahiplerinin bir tür doğuştan hak kazandıkları mülküydü ve son rahip kral Teb'i, XXII. Hanedan'dan Bubastiteler'e terk ederek boşalttığı zaman, inzivaya çekildiği yer Napata idi. Burada rahip hanedan ı iki asır sonrasına kadar salta­ nat sürmeye devam etti, Mısır'ın dertleri ve talihsizlikleri, sürgün edilmiş Teb gücünün yeniden hakimiyetine bir fırsat sağlamış gibi görünüyordu. Piankhi Mera-men, gerçek kra! olarak, zaferle Mı­ sır'a döndü; ancak halefleri Shabak, Shabatak ve Tirha-kah sü­ rekl i Asurlular'la savaşmak zorunda kaldı lar. Sonunda İtrdama­ neh, Tirhakah'ın halefi, Asur gücünün çöküşü esnasında, Mısır'ı terk ederek Nubia'ya döndü ve l . Psametik ve XXV I . Hanedan'ın


404

Mısır, Kaide, Suriye, Babil v e Asur Tarihi

ardından gelen hükümdarlarının egemenliği altında varl ığın ı devam ettird i . Cambyses Mısır'ı aldığında kendisi Nubia'yı da fethetmek arzusundaydı ; fakat bir yazıtta bize kendisine saldıran "Kamba­ saudenli kişiyi" nasıl yendiğini an latan Napatan kralı tarafından or­ dusu bozguna uğratıldı ve dağıtı ldı. İçlerinde en önemlisi Ptole­ matik devirde -Ptolemy Philopator'un çağdaşı olan- Ergam-enes olan Nubia'lı hükümdarlar Napata'da saltanat sürmeye devam et­ tiler. Ancak Mısır'ın ilk Romal ı yöneticisi .tElius Gal lus Napata'yı harap etti ve Nubialılar başkentlerini Candace'ların hüküm sürdü­ ğü Meroe'ye naklettiler. Bu Nubian Krall ığı'nın anıtları, Jebel Barka! mabetleri, Nure piramitleri yan ında, Bagarawiya piramitleri, Wadi Ben Naga, Me­ sawwarat en-Naga ve Mesawwarat es-Sufra tapınakları ilk ola­ rak Cai ll iaud ve sonradan Lepsius tarafından araştırı l mıştır. Son birkaç yıl içinde British Museum'dan Dr. E. A. Wal l i s-Budge ta­ rafından kazıs ı yapılan bu yapı lar ve piramitler, Sudan hükümeti adına tekrar araştırılmıştır. Çalışmasının sonuçları henüz tam ola­ rak yayınlanmadığından, şu anda sadece Cook'un Handbook for Egypt and the Sudan (Mısır ve Sudan İçin Elkitabı )ndan (Dr. Budge tarafından yazılmış), s. 6, Jebel Barka! piram itleri hakkın­ da çalışmaya dair aşağıdaki tasvirden alıntı yapmak mümkündür. "Yazar l 897'de burada piramitlerden birinin kirişlerini kazm ış ve yaklaşık on iki buçuk metre derinlikte, birinde yaklaşı k iki bin yıl önce adak olarak sunulan koyun kemikleri ve aynı zamanda Ro­ dos şarabı muhafaza etmiş çift kulplu kırık testi parçaları mevcut olan, üç oda bulmuştur. Mumya odasına giden ikinci kiriş, kısmen boşaltılmıştır, ancak on metre daha derinde su bulunmuştur. Bu su deposunun dolu iken . . . . . olan su yükselmesi işareti, suyu dışarı pompalamak için bir yol bulunamadığı için, mumya odasına giri­ lememi ştir. " Bagarawlya piramitleri konusunda, Dr. Budge ayn ı çal ışmasının 700. sayfasında, bu piramitlerden b irinde Roma mü­ cevheri bulan İtalyan Ferlini'nin öyküsü konusunda şöyle yazıyor: " 1 903'te yazar Sudan Genel Valisi Sör F. R. Wingate namına Me-


Afısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

405

roe i le i lgili birkaç piramiti kazm ıştır ve Ferlini tarafından söyle­ nenlerin kendine özgü yanılgıların sonucu olduğuna ikna olmuştur. Piramitler baştanbaşa yekparedir ve cesetler piramitlerin altları­ na gömülüdür. Ayrıntı lar tamamlanınca, buna dair del i l ler ya­ yınlanacaktır. " Dr. Budge, Jebel Barka! ve Nure piramitlerinin yerlerinin belirlenmesi hakkında da yazmıştır. Mısır tarihinin en son döneminde, Mısır mezar mimarisinde tek­ rar görülen piramitlere rastlamak çok gariptir. Mısır uygarl ığı tam rüştüne erişmekteyken, zaman içinde kaybolup sadece geri leme döneminde onların canlanmalarına rastlıyoruz. Etiyopya'ya ait piramitlerin Eski Mısır'a ait olanlardan çok daha ince uzun biçimi vardır. Zaten değindiğimiz XXVI. Hanedan ile ilgili eski şekle dö­ nüş akımının yadigarı olmaları muhtemeldir. Bunlar, Roma dönem ine ait olsalar ayrıca sti lleri ve özell ikle süslemeleri bakımından kesinlikle barbar olsalar da Sudan'daki en son Mısır anıtları değildir ne de Naga ve Mesawwarat tapınakları­ nın en eskisi. Sudan'da en son Mısır kal ıntısı; en güneyde, Khar­ tum'un birkaç mil yukarısında, B lue Mie'de, Soba'ya ait Hıristiyan kilisesidir. İçindeki Amen-Ra'n ın sembolü, önceleri Naga tapına­ ğında durmuş ve Soba'ya belki de Hıristiyan Kuzusu olduğu izle­ nimi altında getirilmiş, taştan bir koç bulunmuştur. Khartum'da, ge­ nel valinin sarayının bahçesine nakledilmiştir ve şimdi orada bulun­ maktadır. Soba'daki kilise, Candace'ların krall ığını izleyen Hıristiyan Alua Kral lığı'nın bir kalıntısıdır. Başlıca merkezlerinden biri Dongola'da bulunmaktaydı ve bütün Nubia ki liselerinin yıkıntı larıyla kaplıdır. Şüphesiz bu, M ısır'ın Hıristiyanlığı'nın dalıydı; ancak VI. yüzyılda Theodosius'un B ildirisi, tüm Roma dünyasında paganlığı kaldırdık­ tan uzun süre sonra Philse'de Isis'e halen tapın ıldığı için ve Nub ia­ l ılar da başlangıçta Ph ilo'nun tanrıças ının ateşli taraftarları olduğu için geç bir ürünüydü. Bu yüzden M ısır VII. yüzyılda İ slam etki­ sine girdiği zaman, Nubia bağımsız bir Hıristiyan devleti olarak kal-


406

Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asur Tarihi

dı ve İ slam'ın askerlerinin ülkeyi fethettiği zamana, XII . yüzyıla kadar öyle kalmaya devam etti. Geç dönem Pagan ve erken Hıristiyan Mısır hakkında, son bir­ kaç yıl içinde yen i, çok şey keşfedilmiştir. Aşağı İmparatorluk dö­ nemi, Oxyrrhynchus kaşiflerine çok şey ifşa etmiştir ve bu döne­ me ait olan i lginç pek çok papirüs, özellikle IV. yüzyılın askeri me­ muru Flavius Abi nreus'un mektupları, Bay Kenyon tarafından "Catalogue of the Greek Papyri in the British Museum" (British Museum 'da Grek Papirüsleri Katalogu) eserinde, yayınlanmış­ tır. Bu dönemin papirüsleri mağrur unvan larla doludur ve Bizanslı yazıcıların bu denli sevdikleri söylev bilimini etkilemiştir. "Thebai"d'in Çok Şerefl i Dükleri ", "en görkemli kontlar ve teğmen ler", "bütün övülmeye değer sekreterler" ve mektup sayfalarının üzerindeki benzeri çalım ve "Rabbimiz ve Efendimiz, İ sa Mesih, Tanrı ve he­ pimizin Kurtarıcısı adına, en ilah i ve övülmüş, ulu ve hayırl ı ebedi Augustus ve Hükümdar, Efendi Flavius Heraclius'un (veya diğe­ ri) saltanatının x yılında, söyleyişle ay x, yıl x. " İlahi ve ebedi ilk İsa' ya ve Kutsal Üçleme'ye yakarışı ile b irlikte, Sezarlar İmparatoru Augusti, i lahi ve ebedi resmi unvanlarını hakkı olarak elinde tut­ ması ile i lgili garip birleşimle şimdi girmiş olduğumuz, bu VI . ve YIL asırlar olağanüstü bir dönemdir. Eskiden modern dünyaya geçiştir ve bu itibarla tamamen kendine has öneme sahiptir. Mısır'da Chalcedon'un taraftarları "Melkiteler" ya da Ortodoks Grek ritinin Emperyal istleri ve Chalcedon'u reddeden Patrik Dios­ koros'un izleyici leri, Eftihianlar ya da Monofizitler arasındaki mü­ cadele dinmemiş, öfkeyle devam ediyordu ve pagan Perslerin iş­ gal i ile dah i hemen hemen h iç dunnamıştı. Bizans tarafının Mono­ fizit muhalefeti ortadan kaldırmak için son girişimi, Cyril Mısır pat­ riği ve yöneticisi olduğu zaman yapıldı. Bay Butler tarafından "Arab Conquest of Egypt" (Mısır'ın Arap İstilası) eserinde i leri sürülen usta işi kurama göre esrarengiz Mukaukas (Yunanca kel ime) ve­ ya "Büyük ve Haşmetli Olan", MS 63 9-4 1 'deki Amr tarafından yapılan çığır açıcı Arap istilası esnasında bu kadar kuşkulu bir rol


Mısır, Kaide, Suriye, Babil ve Asıır Tarihi

407

oynayan Patrik Cyril idi. Genel likle bu Mukaukas, "soylu bir M ı­ sırlı H ıristiyan" olarak kabul edilmiştir ve Mısırlı Hıristiyanlar ge­ nel l ikle Bizans gücüne karşı müslümanlara yard ımlarıyla itibar kazanmışlardır. Bu çok doğal ve muhtemel bir sonuçtu; fakat Bay Butler, bunu, M ısırl ı Hıristiyanların Araplara yiğitçe direndiklerin i ve Hain Mukaukas'ın bizzat B izansl ı patrikten başkası olmad ığı şekl inde kabul edecekti.

YAZITLARI iLE B iRLİKTE KONOSSO ADASI


408

Mısır, Kaide, Suriye. Babi/ v e Asur Tarihi

Papirüslerde isti ladan sonra Arap isimlerinin tedrici artışını, bilhassa Arşidük Rainer'in yen i başkent Fustat'ın çok yakınındaki Fayyfim'dan derlediği kol leksiyonundaki isimlerdeki artışı fark et­ mek i lginçtir. Yukarı Mısır'da değişim uzun süre fark edi lebilir de­ ğildi ve Der el-Bahari'nin tapınak mevkisinde kurulan Kıpti manas­ tırının kalıntıl�ı içinde bulunan Mısır Hıristiyanları ile i lgili ostraka (kağıt ya da parşömen yerine kul lan ılan kireçtaşından çıtalar ve toprak kap kırıkları üzerindeki yazılar) kol leksiyonunda, h iç Arap i smine rastlamayız. M ısır Araştırma Fonu'ndan Bay W. E. Crum tarafından kısmen yayın lanan bu belgeler, bir diğer bölümü çok geçmeden British Museum mütevelli leri adına Bay Hail tarafından yayınlanacak olmakla beraber, Yii. ve VIII. yüzyıllara tarihlen­ diril irler. İçerikleri, o kadar çeşitl i türde olmasalar ve genel olarak daha az zekaya sahip kişiler, yani manastır keşişleri ve Tjeme ya da Batı Teb köylüleri tarafından yazılsalar da, Oxyrrhynchus'tan gelen daha eski papirüslerinkine benzer. Der el�Bahari'nin XI. Hanedan tapınağı ile ilgili son kazı esnasında, Bay Naville ve Hail tarafından M ısır Araştırma Fonu adına yayınlanacak olan bu ostrakalardan daha fazla bulunmuştur. Mısır Hıristiyanları ile il­ gi 1 i döneme ait gerçek yapılar hakkında en öneml i kazılar Asyüt'un kuzeyinde, Bawit'te, Kahire Fransız Okulu'na ait olanlard ır. M. Jean C ledat tarafından yürütülen bu çalışma ünlü martir < » St. Apol lo'nun manastırına ait olan çok öneml i freskler ve cenaze tören ine ait yazıl arın keşfiyle sonuçlanmıştır. Hıristiyan Mısır ile i lgi l i bu yeni keşiflerle birlikte çalışmamız sonuna ulaşmıştır. Es­ kiy_i günümüz dünyasından ayıran sınır hemen hemen geçilmiştir. Bawit Manastırı'ndan, yeni keşiflerin dehl izine geriye bakıyoruz, dört bin sene öncesine kadar, yine Den'i n mezarına gelen Büyük Kafaları, ölü Kuzey l ilerin cesetlerin i inceleyen Narmer'i ve çok uzaklarda Babil'de Elam'ı almak için Doğunun dağların ı geçen ya da müttefiklerini S ina prensine karşı yönlendiren Naram-Sin'i gö­ rüyoruz. ( *)

Din uğruna şeh it düşen. (Ç.N.)


Yeni Keşifler Jşıgında

Mısır) Kaide) 5uri_y e) _5abil ve Asu r Ta rihi L.W. Kıng- H .R. Hali : - ..� En eski yerleşim birimlerinin, en eski uy9arlıkların beşi9idir Mezopotam1Ja. Yaptlan kaztlarda ele 9eçen buluntular dünya uy9arlı9ının ilk başlan9ıcına 9ötürür bizleri. Yazının bulunuşu, ilk yasanın Hamurabi yazıt/art olması, çoktanrtlı dinlerden tek tanrtlı dinlere burada 9eçilmesi bir tesadüf de9ildir. L. W.Kin<J ele H. R. Hall ihtisas konu/art olan Mısır, Kaide, Suriye, l3abil ele Asur Tarihi konusunda 1Japtıklart inceleme ele araştırma/art bel9eleriyle bizimle pa1Jlaşıyorlar, bizi o yüzytllara 9ötürüyorlar. O uy9arlıkların ışı9ında insanlık tarihini anlamamıza yardım ediyorlar. •

En acı olan bizlerin, binlerce ytldır elar olan bu uy9arlıklara sahip çıkmayarak, on/art korumayı ele bu kültürlerin izlerini yaşatma1Jı bilmeyişimiz. O 9ünden bu9üne 1Jaşamış ele yok olmuş bu UIJ<Jarlıklardan ders alarak bu topraklarda misafir oldu9umuzu unutmadan bartş içinde tjaşamamız. İnsanlık tarihine sahip çıkmamız.

KDV DAHİL

22 TL.

'i

L w king yeni ke 351 ifler i 351 305 287 305 nda m 305 s 305 r kalde suriye babil ve asur tarihi