Page 1

WALTER BURKERT

�eviren: Sina Şener


Walter Burkert

ilk çağ Gizem

Tapıları

Çeviren adır Sina Şener

ULU

ti··

/ fi

lMGE kitabevi


Walter Burkert

Ancient Mystery Cults © Harvard University Press ©İmge Kitabevi Yayınları, ISBN 975-533-206-5

1999

Tüm hakları saklıdır. Yayıncı izni olmadan, kısmen de olsa fotokopi, film gibi elektronik ve mekanik yöntemlerle çoğaltılamaz.

1. Baskı: Mart 1999 Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Mehmet Göllü

Yayıma Hazırlayan

Kudret Emiroğlu

Kapak Tasarımı

Elvan Özsezgin Kapak Baskısı

Kırali Matbaası 417 42 07 İç Baskı ve Cilt

Cem Ofset 385 37 27

;

�,'.,':�-�'·:-·: .,.,,..

t

�g; Kit�b�r--·��-

17 /12 Kızılay 06650 Ankara (312) 419 46 10 - 419 46 11 Faks: (312) 425 65 32

Konur Sok. No: Tel:

.. �-·�

..�-,

'i'ayıncılık Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.

İnternet: www. imge. com.tr

E-Posta: imge®www.imge.com.tr

��-�


İçindekiler Önsöz Giriş

9 11

..................................................... ........................................

..............................................................................................

1. Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

31

il. Örgütlenme ve Kimlikler

59

..................................................................

...................................................

111. Tannbilim ve Gizemler: Söylen, Alegori ve Platonculuk . .. . . ·

... ..

iV. Olağandışı Deneyim

..

.

. .. ......... ......

. . .. .

..

........

. . 145

.................. . .... ... .. . .. .............. .. .

Yunanca Terimler Dizini . .

.. . . .

Kısaltmalar

.

. .. .......

...

. . .. ....................................

.

..

...................... . . ....... ......... .... . ... .........................

Bibliyografya

107

.............................................................................

187 191 195


Resimler

Kırmızı figürlü stamnos (y. İÖ 440 Eleusis Müzesi, ARV2 1052, 23. Kültür B akanlığı TAP Servisi'nin izniyle, Atina. 95 2-4 Lovatelli ölü-kökü vazoları (Augustos zamanından Yunan mermer vazoları), Museo Nazionale delle Terme, Roma. Deutsches Archaologisches Institut'ın izniyle, Roma. 96-98 5 Pompei Gizemler Sarayı'nda fresk (y. İÖ 50/30). Jahrbuch des Deutsches Archiiologischen Instituts 81 (1966) 207'den, Verlag Walter de Gruyter'in izniyle, Berlin. 99 6 Farnesina evinden (Augustus zamanı) alçı tavan, Museo Nazionale dello Terme, Roma. Fotoğraf: Alinari, 6283. 100 7 Cuical-Camila, Cezayir'den mozaik (3. yüzyıl başı). Monuments Piot 35 (1935-36), levha 9,2. Academie des Inscriptions et Belles-Letlners'in izniyle. 101 8 Pompei'den fresk (İS 29'dan önce), Museo Nazionale, Napoli. Fotoğraf: Alinari, 12035. 102 1


8

9

Mermer levha, Cabinet des Medailles, Paris Bulletin archeologique de l' Athenacum 1 (1855) 106, levina VI'dan P. Freidlaender, Studien zur antiken Literatur (Berlin, 1969),

levha 16'daki reproduksiyon. Verlag Walter de Gruy­ ter'in izniyle. 103 10 Altar (2. yüzyıl sonu/3. yüzyıl başı) Fitzwilliam Müzesi, Cambridge. CCCA VII, levha 28/29. Fitzwilliam Müzesi'nin izniyle. 104 11 Neuenheim'den kabartma (2. yüzyıl), Badisches Landes­ museum, Karlsruhe, CIMRM 1283. Badisches Landes­ maseum'un izniyle. 105 12 Capua Vetere'den fresk. CIMRM 188. fotoğraf: Verma­ seren, R. Merkelbach, Mithras, şekil 30'dan. Verlag An­ ton Hain'in izniyle, Meisenheim. 106


Önsöz Bu kitap, Nisan 1982'de Harvard Üniversitesi'nde Cari Newell Jackson derslerinde sunulan dört bildiriye dayanmak­ tadır. Metni yayına hazırlarken bildirinin düzeninde varolan farklı eklemleniş özelliklerini korumaya çalıştım ve şekilsiz bir kaynakça külliyatıyla tartışmalı metinler eklememek için direndim. Amaç, bir kavramlar dizini değil, okunabilir bir metin ortaya koymak ve ilkçağ gizem ta 'Jılarına ilişkin, bazı grafik ayrıntılara ve yeterince belgeye yu veren anlaşılabilir bir görünüm oluşturmak, böylelikle de bir malzeme yığını altına gömmektense düşünceyi harekete geçirmektir. Öncelikle, bu bildirilerin verilmesine vesile olan dave­ tinden ve bildirilerin son derece uyarıcı bir ortamda gelişme­ sine olanak veren cömert konukseverliğinden dolayı Harvard Üniversitesi Klasik Bilimler Bölümü' ne ve bölümün eski 0aşkanı Zeph Stewart'a teşekkür ederim. Yine Zeph Stewart'a bu kitabın son biçiminin hazırlanmasında hiç esir­ gemediği yardımlarından dolayı da teşekkür etmek isterim.


10

İlkçağ Gizem Tapılan

El yazmalarının gözden geçirilmesindeki yardımlarından dolayı Albert Henrichs de teşekkürü hak etmektedir. İngilizce düzeltmeler için Brown Üniversitesi'nden Nancy Evans'a ve el yazmalarının hazırlanmasıyla belgelerin bulunmasında uzmanca yardımlarından ötürü Zürih Üniver­ sitesi'nden Eveline Krummen'e de ayrıca teşekkür ederim. Walter Burkert Zürih, Haziran 1986


Giriş Gizemler sözcugu, gizliliğin büyüsünü, ürpertici ve heyecan verici açınlamaların vaadini taşır. Fazlaca tanışıklığı olmayanlarda bile gizemler sözcüğü, orgy kavramını çağrış­ tıracaktır. Ne var ki bu kitapta bu türden açınlamalar yer almıyor; aksine amaçlanan, uzun zaman önce sönmüş din biçimleriyle ilgili dağınık ve çoğu zaman hayal kırıcı nitelik­ teki kanıtların yöntemsel bir yorumunu yapmaktır. "İlkçağ sonlarının gizem dinleri" deyişi, artık pek az kimseye yabancı gelmektedir. Bu deyişten özel olarak İsis, Ana Tanrıça [Mater Magna: Ulu/Büyük Ana] ve Mithras tapımı kastedilir. Bu yüzyılın başından itibaren iki bilimada­ mının, Richard Reitzenstein ile Franz Cumont'un öncülü­ ğünde, klasikçiler, din tarihçileri ve tanrıbilimciler bu görüngülere özel bir ilgi göstermeye başladılar. 1

1

Bakınız: Reitzenstein 1927 (19101; İngilizce çevirisinin yayım tarihi 1978); Cumont, 1931 (özgün Fransızca baskısı 1907; İngilizce çevirisinin yayım tarihi 1911). Reitzenstein'ın çalışması, esas olarak İran dininin Gnos_tizm üzerindeki etkisini araştıran bir religionsgeschichtliche Schule içinde biçimlenmiştir; bakınız: Colpe, 1961. Reitzenstein'ın tanrıbilimde­ ki etkisi üzerine örneğin bakınız: Dibelius, 1917; Bultmann, 1963 (19491); Schneider, 1954; J. Leipoldt, Von den Mysterien zur Kirche (Leipzig, 1961). Leipoldt için ilk Hıristiyanlık bir "gizem dini" (81) biçimidir. Yahudi


12

İlkçağ Gizem Tapılan

Hıristiyanlığın doğuşu, insanlık- tarihi ve ilkçağ incelemeleri­ nin ana sorunu olmaya devam ettiği sürece de, bu ilgi devam edecek gibi görünmektedir. Hala Cumont'un çalışmasını yansıtan, esas olarak kazıbilimin sağladığı yığınla belge, savaş sonrası on yıllara damgasını vurdu; aralarında en göze batanı, Maarten J. Vermaseren'in kurduğu muazzam Etudes preliminaires aux religions orientales dans l'empire romain dizisi­ dir.2 Mithralarla ilgili çalışmalar, bir süre İran Şahı'nın hima­ yelerinde sürdürüldü.3 Yakın zamanda Aufstieg und Niedergang der Römischen Welt dizisi içinde de sayısız araştır­ malar yapıldı.4 Zaman zaman temel konuların, kanıt yığınla­ rının altında karanlıkta kalma tehlikesi baş göstermişse de, son yıllarda özellikle İtalyan bilginler ilke ve kavramların eleştirel biçimde tartışılmasında hayli mesafe aldılar. Bunun sonucu olarak Cumont ile Reitzenstein'ın görüşleri yavaş gizem dini serabını yaratanlar J. Pascher (He basilike Hodos: Der Köııigsweg zu Wiedergeburt und Vergottung bei P/ıiloıı voıı Alexandreia (Paderborn 1931) ile (daha ustalıklı bir biçimde) E. R. Goodenough (By Liglıt: Tlıe Mystic Gospel of Hellenistic Judaism (New Haven 1935)) olmuş­ lardır. Loisy (1930, 19191) büyük ölçüde Cumont'a dayanarak gizemle­ rin Hıristiyanlık üzerinde etkisi olduğunu öne süren bağımsız bir inceleme kaleme almıştır. A. D. Nock, daha sakınaklı ve eleştirel görüşü savunan bir bilgindi; örneğin bakınız: Nock, 1952. Daha yakın döneme ait sakınaklı bir değerlendirme için bakınız: Köster, 1980 (İngilizce çevrisi 1982), bölüm 4d. Köster, yine de bir "gizem dinleri çağı"ndan söz etmektedir ve Hıristiyanlığı da bunlara dahil etme eğilimindedir (206). Prümm (1960) ile Nilsson'ın (GGR 112, 1961) her şeye rağmen konuyla ilgili alan çalışmaları arasında anılmaları gerekir. Bir kaynakça için bakınız: Metzger, 1984. Schneider'da (1979, ölümünden sonra yayınlanmıştır) kaynaklar belirtilmemektedir; Goodwin ise (1981), sink­ retik bir manzara sunmaktadır. 2 Bu dizi yayınına (Leiden: Brill) 1961'de başlamış, 1984'de yüzüncü cildi­ ne ulaşmıştır ve hala yayınlanmaya devam etmektedir; CCCA'yı (elli cilt), Bianchi'yi 1979 (seksen cilt), Bianchi-Vermaseren'i 1982 (doksan iki cilt) içermektedir. CIMRM (1956\ 60), bundan önceydi. 3 Bakınız: Hinnells, 1975; Duchesne-Guillemin, 1978; Journa/ of Mitlıraic Studies, 1-3, (1976-1980) 4 Özellikle ıı. ciltte, 17 (3\ 4, 1984); bakınız: Beck, Johnson, Leclant, Ma­ laise, Metzger, Thomas.


Giriş

13

yavaş aşınmaya uğradı.5 Yine de gizem dinleri denen dinleri konu alan incelemelerde büsbütün yanlış anlamaya değilse bile en iyi halde yarı-gerçeklere yol açtığından, kuşkuyla bakılmayı gerektiren bazı basmakalıp düşünceler ya da ön yargılar bulunmaktadır. İlk basmakalıp düşünce, gizem dinlerinin ilkçağ "son"larına, yani Helen aklının parlaklığının yerini deyim yerindeyse karanlık Orta Çağlar boyunca baş tacı edilecek olan "usdışı"na bıraktığı, olasılıkla Helen ya da İmparatorluk döneminin sonlarına özgü sayılmasıdır. 6 Ancak, İsis tapısının Roma' da tam olarak Caligula dönemin­ de yerleştiğini ve Ana Tanrıça anıtlarının -Taurobolium ve Mithras mağaralarının- yoğun olarak İS ikinci ve dördüncü yüzyıllar arasında yapıldığını söylemek doğru olmakla birlikte, yine de pagan ilkçağ boyunca gizem uygulamasını temsil eden Eleusis tapısının, İÖ altıncı yüzyıldan itibaren kesintisiz bir gelişme gösterdiği bilinmektedir ve en yaygın gizem türü olan Dionysos-Bakkhos, belgelerde bundan hemen sonra ortaya çıkmaktadır. Hatta Ana Tanrıça bile Küçük Asya' dan güney İtalya'ya dek Yunan tapısı içindeki yerini eskil dönemde almıştır. 7 İkinci basmakalıp düşünce de, gizem dinlerinin köken, biçem ve ruh olarak Doğulu olduklarıdır. Franz Cumont'un örnek çalışması, The Oriental Religions in Roman Paganism [Roma Paganlığında Doğu Dinleri] adını taşımaktadır. 5 Bakınız: Sabbatucci, 1979; Bianchi, 1979, 1980; Cosi, 1976, 1982; Casadio, 6

7

1982, 1983; Sfameni Gasparro, 1979, 1981, 1985; Levique, 1982; Cumont'­ un Mithralarla ilgili sunumunun eleştirisi için bakınız: Gordon, 1975; karşılaştırın not 29; Reitzenstein için yukarıdaki 1. dipnota bakınız. Reitzenstein (1927, 94-108), E. Meyer ve diğerlerine karşı, "gizem dinle­ ri"ni ilkçağ sonlarından değil, Helenistik çağdan başlatmayı denemiş ve eski Yunan dinlerini önemsiz bularak dışarda bırakınıştır (3n.; 133). Aynı biçimde Giversen de (1975), Eleusis ya da Dionysos'u hesaba kat­ madan gnostizm ile "gizem dinleri"ni birlikte ele almaktadır. Bakınız: Aşağıdaki 22. dipnot.


14

İlkçağ Gizem Tapılan

Richard Reitzenstein'ın en az C-umont'unki kadar etkili kita­ bı Hellenistic Mystery Religions'da [Helenistik Gizem Dinleri], "Helenistk" tam da bu anlamda tanımlanır: Yani Helenleşmiş biçim altında Doğu tinselliği.8 Ama Ana Tanrıça'nın gerek Yunanlılar gerekse Romalılar için Frigyalı bir Tanrıça, İsis'in Mısırlı, Mithrasın İranlı olduğu açık olmakla birlikte, gizemler kurumlaşmasının izlerini ne Anadolu'ya, ne Mısır'a ne de İran'a dayandırmak olanaklı­ dır; tersine bunların ya eski Eleusis örneğini ya Dionysos'u ya da her ikisini birden yansıladıkları görülmektedir.9

Ancak bu tapılar, büyük olasılıkla Doğulu "gizem" çeşnisin­ den yoksun olduklarından, Ana Tanrıça, İsis ve Mithras kadar itibar görmemişlerdir. "Doğulu" deyimi, Batılıların bakış açısını ele verir; İlkçağ Anadolu'su, Mısır'ı ve İran'ı, hepsi de öyle ya da böyle Batı Avrupa'nın coğrafi olarak doğusunda yer alsalar bile, herbiri kendi yolunda ayrı birer dünya oluşturmaktaydılar. Üçüncü basmakalıp düşünceye göre, gizem dinleri ruhanidir; yani dinsel tutumda ortaya çıkan ve pagan biri­ nin daha yüce bir tinsellik arayışında gerçekçi ve kılgıl bakı­ şını aşan temel bir değişikliğin varlığına işaret ederler.10 Bu görüşte gizem dinleri, kurtuluş dinleri (Erlösımgsreligionen), 8

9

10

Reitzenstein, 1927, 2: "leh bezeichne dabei mit dem Worte 'Hellenisti­ sch' Religionsformen, in denen orientalische und griechische Elemente sich mischen", 3n.: "die dem Orient entlehnten, also hellenistischen Mysterienvorstellungen". Bu düşünce Wilamowitz tarafından dile getirilmiştir (1932, 368-387); karşılaştırın: Schneider, 1939. Burası, çağcıl bilginlerin şu ya da bu zamanda "gizemler" adını verdikleri Mısır ya da Mezopotamya dininin çeşitli görüngülerini ele almanın yeri değil. İsis için bakınız: Bölüm ıı, aşağıdaki 66. di pnot; Reitzentein'ın yarattığı Iraııisches Erlösungsmy­ sterium serabı için bakınız: Colpe, 1961, 1975; M. Adriani'nin Misteri e iniziazioııe in oriente'si (Floransa, 1978), gizem dinleri denen dinler üzeri­ ne yapılmış basitleştirilmiş bir araştırmadan başka bir şey değildir. Reitzenstein, 1927, 9: "Um Unsterblichkeit, also im allerweitesten Sinne um 'Erlösung', handelt es sich bei eigentlich religiösen Teil dieser Mysterien immer."


Giriş

15

dolayısıyla Hıristiyanlığın doğuşunu hazırlayan ya da ona koşut gelişen dinler olarak değerlendirilir. Bu, Hıristiyanlığı bir biçimde tam da Doğunun gizem dinlerinden biri -aslına bakılırsa en başarılısı- durumuna getirmektedir. İmdi, Hıristiyan tapımıyla gizemler arasında varolan belli benzer­ liklerin, kimi ilkçağ Hıristiyan yazarlarını etkilediği ve bu yazarların, gizemleri gerçek dinin şeytanca taklitleri olarak suçladıkları doğrudur. 11 Bazı Gnostik mezheplerin, paganla­ rı yansılayan, hatta onları yaya bırakan gizem erginlemele­ rinde bulundukları görülmektedir. 12 Öte yandan Ortodoks Hıristiyanlık bile uzun zaman Platoncu felsefede kullanılmış gizem eğretilemesini kabul etmiştir; vaftiz ve komünyon törenlerinden ha!a ortak olarak "gizemler" diye sözedilir. 13 Ancak bu, Yunan gizemlerinin içinde Hıristiyanlığa doğru evrilmek gibi önceden belirlenmiş bir yazgı barındırdıkları anlamına gelmez. Gizem dinleri denen dinlerle uğraşırken Hıristiyanlığın sürekli bir başvuru sistemi olarak kullanılma­ sı gerçi kısmen aydınlanma sağlar, ama çoğu zaman ikisi arasında varolan köklü farkların karanlıkta kalmasına yol açacak biçimde bozulmalara neden olur. Ernest Renan'ın bir 11 Bu olay, [Aziz] İustinus, Apol. l .54, ı.66.4; Dial. c. Tryph. 70, 78; Tertullianus, Cor. 15, Bapt. 5, Praescr. lıaer. 40 ile başlar; aynı zamanda bakınız: Firmicus Err., 22.1, 27; Ambrosiaster, PL 35.2279; Agustinus, In !oh. tract., 7.1.6, PL 35. 1440, vs.; Cosi (1976, 6). Lukianos (Mart. Per. 11}, 12

13

tıpkı hasmının terimlerini benimseyerek Hıristiyanlığı "bize rağmen teletai" olarak gören Origenes gibi (Cels. 3.59}, Hıristiyanlığı "yeni bir telefe" biçimi olarak tanımlar. Bu konudaki en açık tanıklığı Irenaeus vermektedir (Haer., 1 .21.3 (1.14.2, s. 185, Harvey}): "Bir gerdek odası hazırlarlar ve gizemleri kut­ larlar." Clement de, tekrar tekrar Gnostiklerin cinsel ilişkiyi gizemler gibi kutladıklarını söylemektedir; Strom., 3.27.1,5; karşılaştırın: 3.10. l ; 3.30.L "Markos'un Gizli İncili"nde eşcinsel bir ilişki ima edilmektedir, Srnith, 1973, 115-117; 185; 452. Aynı zamanda bakınız: R. M. Grant, "Filipusu'nun İncilinde Evlilik Gizemleri", Vig.Clırist. 15 (1961) 129-140. Karşılaştırın: Bölüm ııı, dipnot 6-7'de; bölüm ıv, dipnot 114-118. Von Saden, 1911; Prümm, 1937; genel olarak bakınız: Rahner, 1945; Nock, 1952; Hamilton, 1977; Wiens, 1980; Riedweg, 1987.


İlkçağ Gizem Tapılan

16

zamanlar söylediği gibi: "Şayet Hıristiyanlığın gelişimi ölüm­ cül bir hastalık yüzünden sekteye uğramış olsaydı, dünya Mithracı da olabilirdi". 14 Bugün bilginlerin çoğu böyle bir şeyin olabileceğini asla ihtimal vermezler, çünkü Mithracılık, sözcüğün tam anlamıyla bir din bile değildi. Bu kitapta ilkçağ gizemlerine, işin daha başında gizem dinleri kavramıyla ilişiğini kesen, kesin olarak pagan bir yaklaşım izlenecektir. Ne Eleusis' deki erginlenme, ne İsis tapısı ne de Mithras, bizim Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi birbirlerini karşılıklı olarak dışlayan, zıtlaşan dinlerden tanıdığımız anlamda dinsel bir bağlılık oluştururlar. Bu [tek tanrılı] dinlerde, kendini tanımlama ve bir dini ötekine göre sınırlama fazlasıyla bilinçli bir vurgu taşırken, 15 Hıristiyanlık öncesi çağda genelde yeni ve yabancı tanrılar, özelde de gizemler kurumu dahil, çeşitli tapı biçimleri arasında bir dışlama söz konusu değildi; birbirleriyle uyuş­ masalar da tek bir ilkçağ dini içinde toplanan başka başka biçimler, eğilimler ya da seçenekler olarak boy göstermişler­ di. Bu yaklaşımdan amaçlanan, ilkçağ gizemlerinin karşı­ laştırmalı bir görüngübilimini oluşturmaktır. Yerden kazan­ mak amacıyla kendimizi şu beş soruşturma alanıyla sınırlayacağız: Eleusis gizemleri, Dionysos ya da Bakkhos gizemleri, Ana Tanrıça gizemleri, İsis gizemleri ve Mithras gizemleri. Kuşkusuz son derece önemli başka bazı gizemler de vardır, 16 ama bu beş değişge, değişkenlikteki sabit ögele­ rin yanı sıra farklılıklar alanını da göstermeye yetecektir. Bu 14 E. Renan, Marc 15 16

Aurele et la ft n du nıonde antique (Paris 1882), 579 ( Oeuvres conıpletes, Paris, 1947, v, 1107; Cumont tarafından anılmaktadır (1923, 188): On peut dire que, si le christienisme ei'ıt ete arret� dans sa croissance par quelque maladie mortelle, le monde cüt ete mithriaste." Karşılaştırın: Sanders, 1980-82; Meyer-Sanders, 1982. Bunlar arasında ilk yerin Semadirek'e verilmesi (bakınız: Cole, 1984; GR, 282-285); Thebes yakınlarındaki Kabirion'un (GR, 281 ve devamın­ da) ve Karia'daki Panamaralı Zeus'un da (Oppermann, 1924; bugünkü =


Giriş

17

yaklaşım tarihdışı olmakla eleştirilebilir. Toplumsal, siyasal, anlıksal düzeyde kaymaların, değişmelerin ve devrimlerin eksik olmadığı yaklaşık bin yıllık bir dönemden söz edilmek­ tedir. Ancak gelenek aracılığıyla korunmuş özdeşlik özellik­ leri de yok değildir ve ilkçağ gizem tapılarını incelerken bunları gözönünde bulundurmak önemlidir. Konumlanış açısından, bu beş değişgeyle ilgili bir kaç temel olgunun bir kez daha anımsanması gerekir. Eleusis gizemleri17 "İki Tanrıça"ya adanmıştır; bereket tanrıçası Demeter ile yerel olarak Pherephatta ya da sadece "Bakire", Kore [genç kız] olarak anılan kızı Persephone. Bu gizemler, archon bas ileus 'un, "kral"ın gözetiminde Atina Polis'i tarafın­ dan düzenlenirdi. Atinalılar için bunlar tout court gizemlerdi ve süregelen ünlerini büyük ölçüde Atina'nın sahip olduğu edebi saygınlığa borçluydular. Yazına ve ikonografiye ek olarak, yazıtlar ve kazılar da konu hakkında yığınla belge sunmaktadır. İyi bilinen söylende Demeter, yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılan Kore'yi ararken resmedilir. Kore sonunda Eleusis'e geri döner, ama sadece belirli bir süre için. Atinalılar da Mysteria'yı, büyük bahar şenliğini burada kutlarlardı; yürüyüş alayı Atina'dan Eleusis'e gelir ve rahip­ lerin [hierophantes] kendilerine "kutsal şeyleri" gösterdiği, binlerce erginlenme· adayını barındırabilen Telestorion'da, Erginleme Evi'nde, bir gece kutlamasıyla son bulurdu. Demeter'in Eleusis'te iki armağan verdiği söylenirdi: Uygar yaşamın temeli olan tarım ve mutlu bir öte yaşam için "daha

17

kanıtlar için bakınız: M.C. Şahin, Die Insclıriften von Stratonikeia, Cologne 1981 \82) anılması gerekir. Nilsson (1950), mysterianın sonraki dönemde gevşek bir yapıda kullanıldığını ve tanımlayıcı olmaktan çıktığını· iddia etmekte, ama gizemlerdeki dans ve ziyafet olgularına karşı_temelsiz bir önyargı göstermektedir. Bu konudaki standard çalışma Foucart'a aitti. Yapılan kazılar bu çalış­ mayı geçersiz kılmıştır; maddi kanıtlar için bakınız: Mylonas, 1961; an­ lamaya dönük ciddi bir girişim için bakınız: Kerenyi, 1967; Clinton, (1974), prosopografi ve tarih açısından temel bir eserdir. Yine bakınız: HN, 248-256; GR, 285-290.


18

İlkçağ Gizem Tapılan

fazla umut" vaad eden gizemler. Bu gizemler başka hiç bir yerde değil, sadece Eleusis' te yerine getirilirdi. Şarabın ve esrikliğin tanrısı Dionysos'a her yerde tapıl­ maktaydı; aslında her içkici, bu tanrının hizmetkarı olduğu­ nu iddia edebilirdi. Yakın zamanlarda bulunan, ve yeraltındaki "gizli yol"larında ilerleyen mystai ile bakchoi'nin sözünün edildiği Hipponion altın tableti, bu konudaki gizemlerin, öte dünyada sonsuz mutluluk vaadeden kişisel ve gizli erginlemelerin varlığını doğrulamıştır. ıs Ancak Eleusis'in aksine, Bakkhos gizemlerinin belli bir yerel merkezi yoktur; Karadeniz' den Mısır' a, Küçük Asya' dan güney İtalya'ya dek her yerde boy gösterdikleri görülmekte­ dir. En ünlüsü ya da namı kötü olanı İÖ 186'da Roma Senatosu tarafından vahşice bastırılan İtalya ve Roma' daki Bacchanalia bayramıydı. 19 Bakkhos gizemlerinin en büyüle­ yici sanatsal belgesi, tarihi Sezar'a dek uzanan Pompeii'deki Gizemler Sarayı freskidir. Bakkhos gizemlerinde büyük bir çeşitlilik olduğu kesindir. Dionysos'un [gövdesinin] parça­ lanması söyleni, zaman zaman bu gizemlerle ilişkilendirilir, ancak bunun hepsi için geçerli olup olmadığından emin . değiliz. Bakkhos gizemlerinin efsanelik ozan Orpheus' dan doğduğu için halkın "Orfeci" dediği gruplarla ve kitaplarla ilişkisi, başlı başına bir sorun oluşturmaktadır.20 Latince'deki karşılığı Mater Magna [Büyük Ana] ya da tam ismiyle Mater Deum Magna Idaea olmakla birlikte, Küçük Asya' dan gelen Ana Tanrıça'ya bugün Magna Mater denmektedir.21 Belki de Yunanlıların yaptığı gibi sadece 18 Bakınız: Casadio, 1982, 1983; GR, 290-295; Quandt'ınki (1912) temel bir çalışmaydı. Daha eski döneme ait kanıtları kısmen gözardı etmiş ve o zamandan bu yana bu kanıtlarda hatırı sayılır ölçüde bir artış olsa da, Nilsson (1957) hala son derece yararlıdır; yine bakınız: Festugiere, 1972, 13-63 (ilk basım 1935); Kerenyi, 1976. 19 Bakınız: Aşağıda bölüm ıı, dipnot 11. 20 GR, 286-301; karşılaştırın: Bölüm ııı, dipnot 127'de. 21 Wissowa, 1912, 317.


Giriş

19

Meter [Ana] demek en iyisidir. Anadolu'da Ana Tanrıça tapısı, yazının bulunmasından çok öncesine, Taş Çağı'na kadar uzanmaktadır; Yunanlılar arasındaysa sıklıkla Frigyalı adı olan Matar Kubileya kullanılmıştır. Yunanca' da Kybeleia ya da Kybele denirdi; ama çoğu zaman sadece "Dağın Anası" olarak anılır, bazen de özel bir dağın adıyla birlikte, Meter İdaia [İda Dağının Tanrıçası], Meter Dindymene [Dindymos Dağı'nın Tanrıçası] olarak kullanılırdı.22 Bu tapı­ daki en dikkat çekici ve ürkütücü yan, özellikle Pessinus' daki kendilerini iğdiş eden hadım rahipler (galloi) kurumudur; bunlar, söylende kendini hadım eden ve çam ağacının altında can veren Tanrıçanın paredrosu ,ve sevgilisi Attis tarafından temsil edilirler. Bu tapı, Hannibal savaşları sırasında (İÖ 204' de) bilicilerin buyruğuyla Roma'ya getiril­ miş ve daha sonra buradan yayılmıştır. Tanrıça tapılarında birbirinden farklı kişisel ve gizli törenler, teletai ve mysteria biçimleri vardı.23 Aralarında en gösterişli olanı, İS ikinci yüzyıldan beridir varlığı bilinen taurobolium töreniydi. Burada erginlenme adayı, üzeri dallarla örtülü bir çukura çömelir ve çukurun üzerinde kurban edilen boğanın kanıyla yıkanırdı.24

Çok sayıda Mısır tanrısı arasında Yunanlılar, eskil çağdan itibaren İsis ile Osiris' e özel bir önem vermişlerdir.25 22 Graillot'unki (1912) bu konuda eskimiş standard bir çalışmadır; CCCA, tamamlanmış olmaktan çok uzaktır; Thomas, (1984) özenli bir alan araş­ tırması sunmaktadır; yine bakınız: Vermaseren (1977);. Tapının tarihsel gelişmesi için bakınız: SH, 102-122, GR, 177-179; Frigya'daki matar kubi­ leyanın yorumu için bakınız: C.Brixhe, Die Sprache 25 (1979) 40-45. 23 Bakınız: Sfameni Gasparro, 1985. 24 Rutter, 1968; Duthoy, 1969; SH, 1979, 201 ve devamında; karşılaştırın: Bölüm ıv, dipnot 45. 25 Mıs)r tanrılarının tapımıyla ilgili çok fazla malzeme vardır. Bir kaynak­ ça için bakınız: Ledant-Clerc, 1972, 1974, 1985; tapıların yayılmasıyla ilgili olarak özellikle bakınız: Dunand, 1973; Vidman, 1970; Malaise, 1972, 1984; Leclant, 1984; daha yakın döneme ait genel anlatımlar arasında şunlar bulunmaktadır: Witt, 1971; Le Corsu, 1977; Solmsen, 1979.


20

İlkçağ Gizem Tapılan

Bu tanrıların Demeter ve Dionysos ile başından beri özdeş­ İeştirildikleri anlaşılmaktadır.26 Yerini yeniden yavaş yavaş İsis'e bırakmak zorunda kalmışsa da Ptolemaios çağında bunlara Sarapis, yani Osiris-Apis de [Epa-phos] eklenmiş­ ti.27 Mısırlı ya da Mısırlılaşan rahipler eliyle pek çok yerde Mısır tanrılarına tapınaklar yapılmıştır. Roma' daki büyük İsis tapınağı Caligula döneminde kurulmuştur. Osiris'in Set tarafından öldürülüp, gövdesinin parçalara ayrıldığını, yaslı İsis tarafından arandığını ve bulunup gövdesinin kopartılan parçalarının birleştirildiğini ve İsis'in Horus'u doğuruşunu anlatan söylen, özellikle Plutaı;khos'un İsis ve Osiris Üzerine adlı kitabından gayet iyi bilinmektedir. İsis gizemleri, gizemler hakkında çok tanrılı ilkçağdan bildiğimiz en kapsamlı metin olan Apuleius'un kitabı Altın Eşek'deki son kitapta anlatılmaktadır.28 Mithras ise, Bronz Çağı'nda 'derine rastlanan ve İran geleneğinin hakim olduğu her ' erde tapınılan çok eski bir Hint-İran tanrısıdır. Adı, "anlaşma", "bağlılık sözü" anlam­ larında "aracılık eden" demektir. Ancak İÖ 100. yıldan önce Mithras'a özgü gizemlerin izine rastlanmamaktadır; nasıl oluştukları ve İran geleneğiyle ilişkisinin tam olarak ne olduğu hala çözülmeyi bekleyen sorular olarak durmakta­ dır. 29 Tapı, erkeklerin oluşturduğu küçük grupların ergin26 Herodotos, 2.42.2, 2.59.2, 2.144.2, 2.156.5; Herodotos, büyük olasılıkla

Hekataios'u izlemektedir. 27 Hornbostel, 1973; Kater-Sibbes, 1973; Fraser, 1972, 246-276. 28 Yorumlama: Griffiths, 1976. 29 Bu konudaki temel eser Cumont'a aittir (1896\ 1899); Cumont 1923 (öz­ gün Fransızca basım tarihi 1900), bu çalışmadan yapılmış bir seçmedir. Kazıbilimden edinilen kanıtlar, Vermaseren tarafından (Vermaseren 1963'de vardığı senteze koşut olarak) CIMRM'de güncelleştirilmiştir. 1970'lerde Mithralar üzerine yapılan araştırmaları konu alan üç büyük kongre düzenlenmişti ve bunların metinleri Hinnels 1975, Duchesne­ Guillemin 1978, Bianchi 1979'da yayımlanmıştır; kısa ve mükemmel bir değerlendirme için bakınız: Turcan, 1981a; Merkelbach 1984, büyük ve yeni bir sentezdir; Beck (1984), bilginlik üzerine özenli bir araştıma sunmaktadır. Mithras ismi için bakınız: A. Meillet, Journal Asiatique x,


Giriş

21

lenmek ve kurban yemeğine katılmak için toplandıkları ve apsisinde daima boğayı öldüren Mithras tasvirinin bulundu­ ğu yeraltındaki "mağaralar" da yapılırdı. Yedi erginlenme derecesi vardı. Mithras ikonografisi, çok sayıda simgeye rağmen şaşırtıcı ölçüde tek biçimlilik göstermektedir, ama buna eşlik eden söylen yazına geçirilmemiştir. Mithras'a tapanlar esas olarak askerler, tüccarlar ve Roma İmparatorluğu görevlileri arasından çıktıkları için, tapının Roma lejyonlarıyla yakından ilgisi vardı. Yöntemin sağlamlığı, araştırmanın başında yapılan tanımlamaların açık olmasını gerektirir; ne var ki dinlerle ilgili incelemelerde doyurucu tanımlamalar, tersine ancak sonda ortaya çıkabilir. Buna karşın elinizdeki kitapta geçen çağcıl ve ilkçağcıl terimlerini, bu terimlerle dile getirilen özgül görüngüleri gözden geçirmek yararlı olacaktır. Çağcıl dillerde gizem sözcüğünden, esas olarak Yeni Ahid' e kadar geri götürülebilecek bir kullanımla, "gizli olan [sır]" kastedi­ lir. 30 Gerçekten de gizlilik, ilkçağ gizemlerinin zorunlu bir niteliğiydi ve kendini ağzı kapatılmış sazdan bir sepet olan cista mystica biçiminde gös�erirdi.31 Fakat bu tanım yeteri

30 31

10 (1907), 143-159; P. Thieme, "Mitra and Aryaman," Transactioııs of the Connecticut Academy of Aris and Scieııces 41 (1957), 1-96; Mekelbach, 1984, 4 ve devamında. Mithras ile ilgili Mitanni [ya da Hurri veya Hanigalbat] kanıtları için bakınız: P. Thieme, Kleine Sclıriften ı (Wiesbaden 1971), 396-412; M. Mayrhofer, Die Indo-Arier im alten Vorderasieıı (Wiesbaden 1966); Die Arier im Vordereıı Orieııt-ein Mytlıos? (Viyana 1974). Mithradata gibi theophoric isimler hakkında bakınız: Cumont, 1896, ıı, 75-85; R. Schmitt, Duchesne-Guillemin 1978 içinde, 395-455. Markos 4.11 ve Petrus'un mektupları; karşılaştırın: Bornkamm, Kittels Tlıeologisches Wörtebuclı zum Neueıı Testanıent, ıv, 823-831; yine bakınız: Smith, 1973, 178-188. Elç_µsis'teki kiste için bakınız: Pringsheim, 1905, 49-64, özellikle syntlıe­ ma, bölüm ıv, not 22; Dionysosla ilgili olarak, Demostenes, 18.260; Tlieokritos, 26.7, Bergama'nın gümüş sikkeleri (F.S. Kleiner ve S.P. Noe, Tlıe Early Cistoplıoric Coinage, NewYork, 1977); yine bakınız: A. Hen­ richs, ZPE 4 (1969), 230 ve devamında; Attis'le ilgili olarak Catullus, 64.259; Şekil lO'a bakınız; İsis'le ilgili aşağıdaki bölüm ıı, dipnot 62'ye bakınız. Kiste, Mithras bağlamında ortaya çıkmaz.


22

İlkçağ Gizem Tapılan

kadar açıklayıcı değildir. Bütün.gizli tapılar, gizem değildir; kutsal yerlere ya da nesnelere yaklaşmanın veya dokunma­ nın bir kaç kişinin yetkisinde olduğu kılı kırk yaran ruhban hiyerarşileri ya da özel büyüler, bu terimin kapsamı dışında kalmaktadır. Yine gizemleri, gerçek anlamında alınan gizemcilikle, yani bilincin meditasyon, yoga ya da benzeri yöntemlerle dönüştürülmesi [edimiyle] benzeştirmek de son derece yanıltıcı olacaktır. Mystikos sözcüğü, ancak Platoncu ve Hıristiyan eğretilemelerin birlikte oluşturduğu karmaşık gelişme sayesinde bu anlamı almıştır; görüldüğü kadarıyla Ares Dionysos yazılarından önce böyle bir anlam söz konu­ su değildi.32 [Yunanca] Mysteria, myein, myesis sözcüklerinin, Latinceye initia, initiare, initiatio33 olarak çevrilmesi, bunu daha da açık olarak ortaya koymaktadır. "�nitiation" [Erginle(n)me] sözcüğü ve kavramı da bizim dilimize bura­ dan geçmiştir. Bu çizgiyi izlersek, gizemlerin birer erginleme töreni, gizemlere kabulün ve katılımın başlangıçta yerine getirilmesi gereken belli bir kişisel ayine bağlı tapılar olduk­ larını görürüz. Gizlilik ve çoğu durumda da gece oturumu, bu dışlayıcılıkla birlikte bulunur. Erginlemeler, insanbilimcilerin çokca ele aldığı, iyi bili­ nen görüngülerdir. Varlıklarını, Avustralya'nın en ilkel kabi­ lelerinden Amerikan üniversitelerine dek uzanan geniş bir alanda gözlemek mümkündür. Ergenlik törenleri, kral ya da 32 Ilakınız: L. Ilouyer, "Mystique: Essai sur l'historie d'un mot", La vie spiri­ tue/le, ascetique et nıystiqııe, S.9 (1949), 3-23; Casadio, 1982, 210-212. 33 J. R. McCredie taafından Hesperia 48'de (1979) s. 16 ve devamında yayınlanan (= SEG 29, 799) Helenistik dönemin sonlarından kalma, Se­ madi rek'e ait iki dilli bir yazıtta, mystaiye karşılık gelecek biçimde iıziti­ atei sözcüğü yer almaktadır. Sanıotlıracunı initia, Varro, De liızgııa /at. 5.58; (Eleusis bağlamında) Cicero, De legibus 2.36; Livius 31.14.7 (Eleu­ sis), 39.9.4 (Ilacchanalia); initiari, Ciceo De nat. deorunı 1.119 (Eleusis), Tusculans 1 .29; initiare, Livius 39.9.4 (Bacchanalia). Latincedeki kullanı­ mına uygun olarak "initiand" [erginlenme adayı] sözcüğü burada, za­ ten erginlemeden geçmiş "eren"in tersine erginlenme adayını anlatmak için kullanılacaktır.


Giriş

23

rahiplerin kutsanması, gizli cemiyetlere kabul edilmek gibi birbirinden çok farklı erginlenme biçimi vardır. Toplumbilimsel açıdan erginlenme, genelde "statünün oyun­ sallaştırılması" ya da ayin yoluyla statüde yaratılan değişik­ lik olarak tanımlanmıştır.34 Bu arkaplana göre değerlendirildiklerinde, ilkçağ gizemlerinin yine de özel bir kategori oluşturdukları görülür: Onlar kabile düzeyinde erginlenme törenleri değildirler; (Mithralar haricinde) karşı­ lıklı güçlü bağlara sahip gizli cemiyetler de oluşturmazlar; gizemlere kabul edilme, cinsiyetten de yaştan da büyük oran­ da bağımsızdır; ve erginlemeden geçenlerin statülerinde dışardan, gözle görülür bir değişiklik ortaya çıkmaz. Gizemlere alınan kişi açısından bakıldığında, statüde ortaya çıkan değişiklik, onun tanrı ya da tanrıçayla ilişkisini etkiler; dışardan bakan ve durumu bilmeyen biri, erenin kişisel durumunda meydana gelen ve kutsal olanla girilen deneyim sayesinde edinilen yeni anlık durumunun ifadesi olan deği­ şiklik kadar bir değişikliğin toplumsal durumunda meydana gelmediğini görecektir. Deneyim, akışkanlığını yitirmez; geri döndürülmez bir değişiklik yaratan tipik erginlenme tören­ lerinin tersine, ilkçağ gizemleri ya da en azından bu törenle­ rin bazı bölümleri, yinelenebilir niteliktedirler.35 34 Bu konuda Gennep 1909, temel bir eserdi; bakınız: Genel olarak Eliade,

35

1958; Bleeker, 1965; "statünün dramalaştırılması" kavramı için bakınız: F. W. Young, Iııiliation Ceremonies: A Cross-cultural Study of Status Oramatization (Indianapolis, 1965); yayıma hazırlayan V. Popp, Ze ­ remonien der Statusiinderımg wui des Rollenweclısels (Frankfurt 1969); yine bakınız: Berner, 1972. Theophrastus, C/ıaracters, 16.12'de her ay erginlemeden geçen boşinanç­ lı biri vardır; bu, gerçek bir olanağın komik bir biçimde abartılmasıd ır. Taurobolium için bakınız: Bölüm ı, dipnot 27; Lucius-Apuleius'un yine­ lenen-erginlemeleriyle ilgili olarak bakınız: Bölüm ı, dipnotlar 23-26. Eleuşjs ve Semadirek'te geri gelenler epoptai, ayinlerden geçmek yerine onları "seyreden"ler ha1ine gelirler. Yine bakınız: Dodds, 1951, 75 ve devamında; Nock, 1972, 796. Yineleme, Platon'un yer değiştirme alego­ risinde belirgin bir yer tutmaktadır (Plıaidros, 249c.)


24

İlkçağ Gizem Tapılan

Kökenbilimin, Yunanca terimlerin anlaşılmasına bir katkısı yoktur. My(s) fiil kökünün, büyük olasılıkla resmi birinin erginlenmesi anlamında Miken Yunancasında kulla­ nıldığı anlaşılıyor; ama ne bağlamı ne de yorumu bellidir. 36 Mys-teria [Gizem] sözcüğünün, Yunanistan'ın son dönemle­ rinde olduğu kadar Miken dönemindeki şenlikleri de anlat­ mak amacıyla başarılı bir sözcük oluşturma tarzına uyduğunu belirtmek daha önemlidir.37 Atinalılar için Mysteria her zaman yılın büyük şenliklerinden biri olmuştu. Eleusis tapısının Miken kökenlerine il!şkin pek az kazıbilim­ sel kanıt vardır ve bilginler arasında büyük merak konusu­ dur. 38 Ereni anlatmak için kullanılan mystes sözcüğünün, Miken Yunancasından evrimlenmiş bir sözcük türü olduğu görülür. 39 "Erginlemek" anlamına gelen myeo fiili (edilgen anlamıyla "erginlenmek"), aslında mystes ile Mysteria' dan çok daha az kullanılır ve ikincildir. Dolayısıyla Eleusis'in, gizemler kurumunda ve kuruluşundaki yaratıcı rolü, dilbi­ limsel açıdan bakıldığında da doğrulanmaktadır. "Ermek", "kutlu olmak", "erginlenmek" anlamına gelen telein; "şenlik", "ayin", "erginlenme" anlamında telet; "ergin­ leme evi" anlamında telesterion vs., mysteria ile büyük oran­ da örtüşen bir sözcük ailesi oluştururlar. Sözcüğün açık gibi görünen kökenbilimi, Miken dönemine ilişkin kanıtlar yüzünden bir kere daha yolunu yitirmiştir.40 Bu sözcük aile36 PY, Un2, 1, karşılaştırın: L. Baumbach, G/otta, 49 (1971), 174; M. Gerard­

37 38 39 40

Rousseau, Les mentions religieuses dans /es tablettes myceniennes (Roma, 1968), 146 ve devamında. "Gözleri ya da dudakları kapamak" anlamına gelen myo sözcüğüyle ilişkisi, olsa olsa halk kökenbiliminden kaynakla­ nır. GR, 44 ve devamında, not 13; 31. Mylonas, 1961, 29-54; P. Dacque tarafından bir uyarı notu düşülmekte­ dir, BCH, 105 (1981), 593-605. A. Leukart, Flexion und Wortbildııng: Akten der V. Fachfagung der Indogermaııischen Gesellschaft içinde (Wiesbaden, 1975), 175-191. Miken dilindeki tereta sözcüğü (ki Yunanca telestes anlamına geldiği açıktır), kwel köküyle bir bağlantının varlığını çürütmektedir. Karşılaş-


Giriş

25

sinin anlam açısından çok daha genel olduğu kesindir; şu ya da bu gizemi tanımlamakta yetersiz kalır, ama herhangi bir tür tapı ya da tören için kullanılabilir.41 Bununla birlikte böyle bir terim, ismin -e halinde bir tanrı adıyla ve kişisel bir nesneyle kullanıldığında özel hale gelir: Belli bir tanrı adına .biri üzerinde bir tören gerçekleştirmek, o kişiyi "erginle­ mek''le aynıdır; Dionysoi telesthenai, Dionysos gizemlerine ermek anlamına g�lir 42 Gizemler bağlamında geniş bir dolaşıma sahip, "tören" karşılığı bir başka genel sözcük de orgiadır.43 Gerek teletai gerekse orgia, gizlilik koşulu eklenmek suretiyle bu bağlam­ da daha özel bir durum alırlar. Bu kullanım biçiminde iki sıfatı, aporrheta (yasaklanan) ile arrhetayı (konuşulmayan), neredeyse birbirinin yerine koymak olanaklı görünmekte­ dir.44 Bu da gizemlerin "gizi"nde temel bir sorunun içkin .

·

tırın: P. Chantraine, Dictionııaire etynıologique de la langue grecque (Paris 1957-1980), 1103; F. Waanders, T/ıe History of TELOS and TELEO in Ancient Greek (Amsterdam, 1983). 41 Zijderveld, 1934; Kem, PW v A 393-397; Dowden, 1980, 415 ve deva­ mında; Coche de la Ferte, 1980, 233-241; Casadio, 1983, 124-126. Gerçi Athenaeus 40d'de, teletai, "belli bir gizem geleneği olan şenlikler" diye tanımlanır (paradosis, karşılaştırın: Bölüm ııı, dipnot 14). 42 Herodotos, 4.79.1; felcin toi Dionysoi LSAM, 48.18 ve Philopappos'un fermanında, bakınız: Bölüm ıı, dipnot 10.; galli teloumeııoi tei tlıeoi Et. M., 220.25; karşılaştırın: epi Demetran tetelentai, LSCG, 96.22; Bakc/ıeia telest/ıe­ nai, Aristophanes, Kurbağalar, 357. Telein aynı zamanda bir kralın (Plutarkhos, Artoxerxes, 3.1) ve rahiplerin (GR, 98, not 46) erginlenmesi için de kullanılır. Sözcüğün Yunanca kullanımını izleyerek, "bir tanrıya erginlenmek", burada "bir tanrılığın gizemlerine [sırlarına) ermek" anlamında kullanılacaktır. 43 Karşılaştırın: Burg, 1939; A. Henrichs, ZPE 4 (1969), 226-229. İlk olarak Homeric Demeler Hymnos'u 273'de geçmektedir; 476 (Eleusis); ta myston orgia, Euripides, Herakles 613 (Eleusis); Demetros kai Kores mysteria kai orgia, Ps.-Thessalos, Preslı. Hippokrates içinde (Littre baskısı, ıx, 420); Eleıı.,sinia e Samot!ırakia orgia, Galen, De usu part., 7.14, xvıı ı, 366 K. 44 Arrlıetos telefe (Eleusis), Eleusinion Agora ııı, 226 IG, ı3, 1953 Han­ sen,--no 317'den alınma beşinci yüzyıla ait bir epigramda; arrlıetos Kore, Euripides, fr. 63, Helen, 1307; arrlıeta orgia, Euripides, Bakklıalar, 470-472; arrheta hiera, Aristophanes, Bulutlar, 302; mysteria aporrlıeta, Euripides, R/ıesus, 943; Aristophanes, Ecclesiazusae, 442; phata aporrheta tes kata ta =

=


İlkçağ Gizem Tapılan

26

olarak varolduğunu gösterir: Sır, açığa vurulmamalı, ona ihanet edilmemelidir, ama zaten herkesin önünde söylendi­ ğinde anlamsız görüneceğinden bunu yapmak da mümkün değildir; o yüzden gizliliğin çiğnendiği durumların gizemler kurumuna bir zararı olmamıştır,45 ama gizliliğin korunması, en kutsal tapıların saygınlığına saygınlık katmıştır. Bu kita­ bın konusunu oluşturan gizemlerden söz ederken ve onları tanımlarken sürekli olarak bu terminoloji kullanılmıştır. Eleusis şenliği böyle bir ta Mysteria'dır, ama aynı ölçüde bir arrhetos telete olduğu da pekala söylenebilir ve tapınaktaki ana bina, Telesterion'dur.46 Teletaiyi Dionysos bağlamında kullanmak bir tercih konusudur, ama mystai, mysteria ve myeo, Heraklitos zamanından beri vardı; mystai ile bakchoiye, Hipponion tabletinde de rastlanmaktadır.47 Aynı biçimde Tanrıça tapımında çeşitli teletailer vardır, ama mysteria da çok erken bir tarihten beri kullanılmaktadır; taurobolium, mystipolos için bir teletedir.48 İsis kitabında Apuleius, genel olarak mysteriadan sözeder, ama teletae sözcüğünü de kullamysteria teletes, IG, ıı\ııı2, 1110 SIG, 873 (Commodus'un [Lucius Aelius Aurelius) fermanı); teletai aporrhetoi (Mithras), Plutarkhos, Pompey, 24.7. GR, 251-254. Plutarkhos, Pericles 13.7; karşılaştırın: Yukarıdaki 44. dipnot. Heraklitos, B 14, Diels-Kranz 87 Marcovich; Hipponion için bakınız: Bölüm ı, dipnot 49, GR, 293; telein için yukarıdaki 42. dipnota bakınız; Dionysos, telestika manianın tanrısıdır, Platon, Phaidros 265b; !es teletes kai ton Dionysiakoız mysterion, Diodoros, 1.23.2; mysteria kai teletas kai /Jakcheias, Diodoros, 3.63.2; mysteria, Pergamon'un içinde, Iıısclıriften von Pergamoıı 248 OGI, 331.38; 55; Ohlemutz, 1940, 109-116; Kyme içinde, Epigraphica Anatolica ı (1983) 34, satır 13; teletai, Euripides, Bakklıalar, 22, vs. Teletai terimi aynı zamanda Eumelus'a atfedilen bir şey olarak Lykurgos'un öyküsünde de geçer, Sclıol. A Il, 6.131 içinde Eııropia, fakat yazarı ve daha da fazla eserleri hakkında emin olamayız. Bakınız: Sfameni Gasparro, 1985, 021-25; Sardis'teki Sabazius, Agdistis ve Ma mysteriası, SEG, 29.1205, bakınız: Bölüm 11, dipnot 110; Metros Mega/es mysteria, Hippolytus, Ref 5.9.10; mystai Antlı. Pal., 6.51; Amorgos'ta telefe, teloıımenoi, LSCG, 103 B 11 ve devamında; Troi­ zene'de telesteres, IG ıv, 757 CCCA 11, 479; telete Metros, Pausanias, 2.3.4. Schol. Pind. Py. 3.137b'de teletai, 140'da mysteria bulunuyor; =

45 46 47

=

=

48

=


Giriş

27

nır.49 Mithrasa gelince, "Mithras gizemleri"nin olağan bir tanımlama olduğu görülüyor, fakat bunlar aynı zamanda birer teletaidir. 50 Pek çok durumda gizemlerin yanıbaşında "olağan" bir tapının biçimlerinin, yani olası bir myesis ya da telete adayın­ dan bağımsız, erginlenmemişler için tapım biçimlerinin de varolduğu belirtilmelidir. Yılda bir kez, belli tarihlerde şenlikler olurdu; bu şenliklerde herkes özel sunularda bulu­ nur ve bunlar kabul edilirdi -sadece Mithralar bu bakımdan özel bir durum oluşturmaktadır. Özel erginlemelerle resmi bayramlar arasındaki ilişkiler tek biçimli olmaktan uzak, karmaşık bir görüngü sergilemektedir. Eleusis'te erginlenme (myesis), Mysteria adı verilen Bahar şenliğinde sona ererdi; oysa Apuleius'un erginlenme töreni, belli bir bayram günü­ ne bağlı değildi; zamanı, ancak rüyalar aracılığıyla gelen tanrısal bir buyrukla belirlenirdi. Yine de erginlenme adayları, her yıl Korinthos' da toplanan yürüyüş alayında [Ploiaphesia] bir grup olarak yerlerini alırlardı. 51 İsis tapı­ naklarında yaşayan rahipler, her gün sabahtan akşama dek Mısır tanrılarına özenle hizmet ederlerdi. Roma' da Ana Tanrıça için baharda büyük bir şenlik yapılırdı; ancak tauro­ bolia için elimizde varolan tarihlerin takvim olaylarıyla ilgisi Argos'ta koinoıı ton ınystoıı, IG, ı, 659 CCCA ııı, 236 Duthoy, 1969, no 22, karşılaştırın: CCCA ııı, 237; taıırolıo/i ... dııx nıystici sacri, CCCA ııı, 243 Duthoy, no 24; teletai, IG xıv, 1019 CCCA ııı, 238 Duthoy, no 31, karşılaştı rın: No 28., "Attis'in bir ıııystesi oldum", Firmicus, Err, 18.1, bakınız: Bölüm ıv, not 44; myein, Suda s.v. nıetragyrtes. Apuleius, Metanıorplıoses, 11.22, 24, 27, 30; mysteria, Artemidorus, 2.39, Hippolytus, Rcf. 5.7.22; nıystes, SlRIS, 295. 390; bakınız: Bölüm ıı, dipnot =

=

49

62. 50 [Aziz) İustinus,

51

=

=

=

Apol. 1.66.9; Pallas, Peri ton toıı Mit/ıra ınysterion, Porph yrios, Jllıst. içinde (2.56), karşılaştırın: 4.16; nıyoıınıenoi, Por­ phyrios, Jlntr. 15; iııitiaııtıır, Tertullianus, Car. 15; he toıı Mit/ıra telete, Origenes, Cels. 6.22, Persika nıysteria, agy.; ınysta /ıooklopies, bir dua formülü içinde, Firmicus, Err., 5; hai Persikai /ıai toıı Mit/ıra teletai, Proklus, lıı renıp, 11, 345, 4 Kroll. Apuleius, Metanıorphoses, 11.17.


28

İlkçağ Gizem Tapılan

bulunmamaktadır. Her durumda gizemler, daha geniş bir bağlam oluşturan dinsel uygulama içinde özel bir tapım biçimi olarak görünmektedir. Dolayısıyla "gizem dinleri" teriminin, sadece kapalı bir sistemi kapsayan bir ad olarak kullanılması uygun olmaz. Söz gelimi Santiago di Compostela'ya hac ziyareti Hıristiyan sistemi içersinde nasıl bir yer tutuyorsa, gizemlere erme törenleri de pagan dinsel yaşamda seçime bağlı bir etkinlik oluşturmaktaydılar. O zaman ilkçağ dünyasında gizemler, yükümleyici ve kaçınılmaz olmaktan uzaktı; her durumda kişisel yeğleme, bireysel karar ögesi söz konusuydu. Erginlenme, kabileye ya da aileye bağlılığın kaçınılmaz bir buyruğu değildi. Gerçi aile geleneğinin belli ölçülerde bir baskısı söz konusuydu, ama Roma Bacchanaliaları hakkındaki romansı anlatımlarda' da görüldüğü gibi, gençler ana babalarına karşı koyabilmek­ teydiler. 52 Herodotos, Eleusis konusunda "Atinalılardan ve diğer Yunanlılardan her kim isterse erginlenir" diye yazıyor. Olbia'daki Sikania (İskit) kralı Skyles için de, "Dionysos Bakkhos'da erginlenme arzusuna kapıldı" diyor. 53 Erginlenmek, onun özel isteğiydi; kendisini uyaran belli işaretler almıştı ve durabilirdi de. Elbette doğrudan çağrılar da yok değildi; rahipler "bu bilgi edinilmeye değer" diyerek erginlenmenin propagandasını yapmaktaydılar. 54 Ama bir çokları ikircimli davranabilirdi. Ördüğü ip eşeği tarafından yutulan Oknos, ikircimliğin kişileşmiş halidir, bunu anla­ tır;55 erginlenmemiş olan asla mükemmelliğe (telos) eremez. 52 53 54 55

Livius, 39.11.1. Herodotos, 8.65.4, 4.79; karşılaştırın: M. West, ZPE, 45 (1982), s. 25. Euripides, Bakkhalar, 474. Polygnotus'un Delphoi'deki resmi, Pausanians, 10.29. 1 ve devamında; Palermo'daki daha eski döneme ait bir Lkythos, C. H. Haspels, Attic Black-Figured Lekythoi (Paris, 1936), 66 pi., 19, 5, karşılaştırın: Graf, 1974, 188-194. Küçük Asya'ya ait tövbe\ pişmanlıkla ilgili bir yazıtta (MAMA, 4, 1933, n. 281), adakta bulunan, "çağrıldığında gizeme gel-mek ve yeri­ ni almak istemediğinden" tanrı tarafından cezalandırılmıştır. · ·


Giriş

29

Bazıları bunu ciddiye alırken, kimileri de kayıtsız kalmaya devam edebilirler; teletai konusunda tartışılmaz bir yetke yoktur. "Erginlenmek isteyenlerin yapılacak hazırlıkları planlamak üzere öncelikle kutsal tören kurallarını 'koyan­ lar' a yönelmek gibi bir alışkıları olduğuna inanıyorum"; Tertullianus'da usul erkan böyle betimlenir.56 Elbette ümit vermeyen adayları geri çevirmek için yollar da vardır. İsis rahipleri bunun için, Lucius-Apuleius örneğinde de görüldü­ ğü gibi, rüya yorumlarına başvururlardı. Kişisel önceliğe tanınan bu rolün, İÖ altıncı yüzyıldan itibaren bireyin keşfinin öne çıktığı bir evrimden geçen bir toplumun durumuyla ilintili olduğu açıktır;57 -Miken döne­ minde Mysteria şenliği nasıl yapılmış olursa olsun- şu ya da bu gizeme dair ilk kesin delillerin bu döneme ait olması hiç de raslantı değildir. Yine sert devletten ve kabile denetimin­ den yana olanların özel\ kişisel gizemlere kuşkuyla bakmala­ rı da anlamlıdır. Platon, Yasalar'da belli ki hoşgörü gösterilmesinden yanayken, Romalı Cicero ile Yahudi Philon, özel\ kişisel tapıların bastırılmalarını savunuyorlar­ dı.58 Ancak Helenik dünyada ortaya çıkmış bireysel özgürlü­ ğün nimet ve risklerine katılanlar için bu gizemler tayin edici önemde bir "yenilik" oluşturmuş olmalıydı: Aile, klan ya da sınıf tarafından buyurulmamış ya da kısıtlanmamış, ama isteğe bağlı olarak seçilebilen tapılar, yine de bir 56 Tertullianus (Apol., 8.7), alaycı bir edayla Hıristiyanların kanibalistik gizemlerini çok tanrılıların düşlemleri olarak betimler, ama yine de izlenecek uygun işlem konusunda paganların bilgisinden yararlanır; pater sözcüğü, Mithraların gizemlerini belirtmektedir; karşılaştırın: Petitor, CIMRM, 41; Francis, 1975, 439. 57 Bakınız: B. Snell, The Discovery of the Mind (New York, 1960; özgün Alma_ı:ıca baskı, 1946). Gizemleri Miken'e bağlama eğilimi hakkında ba­ kınız: n. 38, Herodotos, 2.171, Arkadya'da Dor öncesi thesmoplıoria üzeri­ ne olan kısım önemli olmakla birlikte bu noktada ikna edici değildir. 58 Platon, Yasalar, 815cd, 909d-910c; Cicero, De legibus, 2.21; Philon, Spec. 1.319-323, karşılaştırın: Dion Cassius içinde (52.36) Maenecas'ın konuş­ ması.


30

İlkçağ Gizem Tapılan

şenlikle bütünleşme ve bu sayede belli bir tanrılıkla sağla­ nan kişisel bir yakınlaşmayla kişisel güvenliğe ulaşmayı vaadetmekteydiler. Gizemler, kutsal olanla gerçekleştirilen deneyim yoluyla anlıkta bir değişiklik yaratmayı amaçlayan gönüllü, kişisel ve gizli özellikli erginlenme törenleriydi­ ler.59

59 Bu geçici tanımlama, Bianchi'nin tipleştirmesindeki (Bleker 1965 içinde, 154-171; Bianchi, 1976, 1-8; Bianchi, 1979, 5-9; 1980, 11; karşılaştırın: Cosi, 1976, 54; Sfameni Gasparro, 1981, 377; 1985, 6) büyük ölçüde mis­ terico terimiyle uyuşmaktadır. Bianchi bunu; tanrı, dünya ve benlik arasındaki esperienza di interferenza anlamına gelen (ve bir ölçüde tam anlamıyla gizemcilikten daha geniş kapsamlı bir kavram olan -karşı­ laştırın: 32, dipnot) misticodan ve misteriosojicodan, yani Orfecilik ya da Platonculuğun kurgusal inceliklerinden ayırmak istemektedir (bakınız: Bölüm 111 ).


I. Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki

Kişisel İhtiyaçlar Gizemler, kişinin kendi kendine verdiği bir karara daya­ nan, tanrılığa yak(ın)laşma yoluyla bir tür esenliğe kavuşma­ yı amaçlayan bir kişisel din biçimidir. 1 Bu bulgu bilginleri daha d erin, "gerçekten dinsel", bir tinsel boyut aramaya itmiştir; tümden yanıldıkları da söylenemez. Ancak burada, ötekiyi ararken, en yakında apaçık olanı gözden kaçırmak gibi bir tehlike sözkonusudur. Gizemlerin uygulanışının arkaplanını oluşturan -yalın, yaygın ve tam anlamıyla bu dünyaya ait- bir kişisel din biçimi daha vardır: Adak adama, ya da "adak dini" denen uygulama. "Hastalar, tehlike ve herhangi bir çaresizlik içinde olanlar ya da tam tersine raha­ ta kavuşanlar";2 tanrılara vaatlerde bulunurlar ve genellikle

2

"Kişisel din", Festugiere'nin (1954) konusudur. Ancak adak dinini ele alm�z. Platon, Yasalar, 909e. "Adak dini" terimi, örneğin Q. F. Maule ile H. R. W. -smith tarafından (Votive Religion at Caere: Prolegomena, Berkeley, 1959) kullanılmıştır. Rouse'un bu konudaki temel eseri (1902) zaman içersinde geçersizleşmiş ama yeri de doldurulamamıştır. Straten 1981'de değerli malzemelerden oluşan bir derleme mevcuttur; Hıristiyan uygulaması için bakınız: L. Kriss-Rettenbec k, Ex Vata,


32

İlkçağ Gizem Tapılan

de vaadlerini az çok değerli bağışlarla yerine getirirler. Bu, öylesine yaygın bir görüngüdür ki pek de derinlemesine tartışılmaz. Bu uygulama, ilkçağ dünyasının çok ötesine uzanır; gerçekten de Hıristiyanlıkta bile, Protestan ya da ussalcı düzeltmelerin yoketmeyi başaramadığı yerlerde bugün bile varlığını sürdürmektedir. Hıristiyanlık öncesi ilkçağ incelemelerinde her kazıbi­ limci ve din tarihçisi, ister doğudan, Minos-Miken' den, Yunan'dan, Etrüks'den, Roma'dan olsun, ister uzaktaki "barbarlar" dan, bir yerin kutsallığını gösteren yığınla adak nesnesiyle tanışıktır. Bozulabilir maddelerden yapılmış sayı­ sız nesne yok olmuş olsa da, böyle bir yerde hala binlerce nesneyle karşılaşmak mümkündür. Bunlar dinin gösterişsiz yanını temsil ederler; kutsal yerin temiz tutulması için bu tür çerden çöpten şeylerin belli aralıklarla atılmaları gerekti­ ğini biliyoruz. Ancak büyük olsun küçük olsun bu nesnele­ rin her biri, kişisel bir tarihe; kaygı, umut, yakarı dolu bir öyküye; ve kişisel bir dinin amelinin yerine getirilmesine tanıklık ederler. Egemen sınıf açısından savaş en büyük tehlikeydi; o yüzden -Yunan kutsal yerlerindeki en kutlu sanat şahaserlerinden bazılarının ya da neredeyse bütün Roma tapınaklarının gösterdiği gibi- savaş tehlikesini dene­ tim altına alabilmek için gösterişli adaklar adanmıştır. 3 Ortalama biri için de iş ya da ticaret yaşamı belirsizliklerle, özellikle deniz yolculukları tehlikelerle, çocuk doğurmak ve yetiştirmek sayısız tuzaklarla doluydu ve hiç eksik olmayan hastalıklar yüzünden kişiler acı çekmekteydi. Gerek deniz yolculukları4 gerekse hastalıkların sağaltımı, ilkçağ dünyası-

3

4

Zeichen, Bild und Abbild im christlichen Votivbrauchtum (Zürih 1972). Yine karşılaştırın: GR, 68-70. "Kişisel din" gibi "adak dini" de ayrı bir dini değil, i lkçağ dininde özel bir tapım biçimini belirtir; "gizem dini" (tekil) teriminin de aynı anlama geldiği tartışma götürmez. Bakınız: W. Eisenhut, PW, ek xıv, 964-973, er votum sözcüğü altında. D. Wachsmut, "Pompimos ho Daimon", yayımlanmamış tez. Berlin, 1965.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

33

nm neredeyse her kutsal yerinde kişisel adaklarda bulun­ mak için başlıca vesileyi oluşturmaktaydı. Adak adama, gelecekle başa çıkmanın önde gelen insani yolu olarak görülebilir. Sözleşmeyle zaman yönetilebilir kılı­ nır. İnsan ruhsal çöküntünün kötürüm edici havasından çıkarak, geleceğin belirsizliklerine "eğer olursa" kalıbını kazır. Mevcut bir kaygı ve üzüntüden kurtulmak için ya da başarı veya kazanca ulaşılırsa, belirli ve koşullu bir feragatta bulunacak, daha büyük bir kazanç için büyük bir kayıp göze alınacaktır. Burada kalıcılaŞma yönünde doğal bir eğilim söz konusudur; tapman kişi adak adarken, ayrıca bir yardım diler: " [Bundan] razı ol ve başka bir adakta bulunmayı nasib et":S da ut dem. Bu uygulamada varolan dinsel duygunun yoğunluğunu küçümsememek gerekir. Derin bir keder, esenlik ya da derman arayışı, iman boyutu vardır burada; adak yazıtların­ da kişinin alacağı kararda doğa üstünün karışmasına, hayal­ lere, düşlere, görüntülere ya da tanrısal buyruğa seslenilmesi az rastlanır bit durum değildir;6 ve her şeyden önce bir başarı deneyimi söz konusudur. İnanmayan sayılara bakabilir; bir tanrıtanımaz olan Diagoras'm Semadirek'te, Yüce Tanrıların kurtardığı denizcilerin sundukları adaklar hakkında dediği gibi; denizde boğulmuş olanlar da tanrılara adak sunma fırsatı bulabilmiş olsalardı, tanrıların esirgedik­ lerinin sayısı belki de çok daha fazla olurdu. 7 Ama dünya sağ kalanlara aittir ve sağ kalan her kişide şu amansız kesin­ lik duygusu vardır: Tanrılar yardım etti. Aslında umut yaratmakla, kaygıları ve acıları toplumsallaştırmakla adak dini gerçekten yardımcı olmuştur: Kişi bir kez daha deneme5 Hansen, no 227 IG, ı3728. 6 Görüntüler: Platon, Yasalar 910a; kat' -5traten, BABesch, 51 (1976), 1-38. 7 Diogenes Laertius, 6.59; Cicero, De nal. =

onar: Karşılaştırın: F. T. van

deorum, 3.89; Diagoras Melius (yayıma hazırlayan M. Winiarczyk, Teubner, 1981), T 36-37.


İlkçağ Gizem Tapılan

34

ye özendirilir ve rahiplerle dindaşlardan gelen destek ve ilgiyle buluşur. Adak yemini herkesin içinde yapılır ve yine yeminin tutulup, adağın yerine getirilmesi, bu yatırımdan yararlanacak başkalarının da -zanaatkarlar, dükkancılar ve bu kutsal şölende payı olan herkesin- bulunduğu, göz önün­ de yapılan bir iştir. Bu kararda gizliden bir iman edimi, pistis8 söz konusu­ dur; hastalık durumunda bu özellikle doğrudur. Bugün bu yolla sağaltıma, onlarca yıl öncesinden çok daha büyük bir ciddiyetle eğilinmektedir.9 Gösterişsiz de olsalar adak nesneleri, karşılığında belli bir esenlik, soteria biçimi sağlaya­ cak olan belli bir tanrıya kişisel imanın belgeleridir. Bu, bir Hıristiyanın bile kulağına tanıdık gelecektir; belki farklılıkları ortaya çıkarabilir. Bireyin tanrıya döner­ kenki yöneliminde bir değişikliği varsaysalar bile, adak dinindeki "iman" ve "esenlik"te "din değiştirme" anlamı bulunmaz. Arthur Darby Nock'un sözleriyle, bu tapım edimleri, önceden varolanın bilinçli bir biçimde reddedilme­ si anlamında "ikameler" değil, "yararlı ekler" ulamına girer­ ler. 10 Adak dini daha çok deneyimsel bir nitelik taşır: Kişi, gerçekten etkili olabilecek yolu, çareyi buluncaya kadar pekala sayısız olasılığı denemelidir. Görülmedik ölçüde kötü durumlar, ki tamamına yakını böyledir, insanları yeni ve denenmemiş yollara itecektir. Acıların ortasında kendine yeni bir şans arayan birey, taze bir başlangıçta bulunmalıdır: Kimbilir, belki de yeni bir tanrı daha iyisini yapacaktır! İsis bağlamlarındaysa bu açıkca dile getirilir: Pap. Ox., 1380, 152 opmm oi ımı:a ı:o mcrı:ov EıtıımA.ouµEvoı; plena fiducia, Apuleius, Metamorphoses, 1 1.28; crede et noli deficere, SIRIS, 390. Epidauruslu Asklepiades, Apistos [imansız] demekle gönülsüz bir inananı cezalandırır, SIG, 1168, 29-33; A. Henrichs, HSCP, 82 (1 978), 210 ve devamında. Bakınız: F. Chapouthier, "De la bonne foi dans la devotion antique," REG, 45 (1932), 39 1-39 6. 9 Örneğin bakınız: J. D. Frank, Persuasion and Healing2 (Baltimore, 1973; Die Heiler, Stuttgart, 1981). 10 Nock, 1 933, 7.

8

crE


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

35

Dolayısıyla çok eski ve son derece yaygın bir genel yapıya sahip olduğu açıksa da, adak dini, dinsel değişme yönünde bir güdüyü temsil eder. Devlet dininin bu yolla nasıl gelişti­ ği iyi bilinir: Roma bile yeni tapınaklar ve yeni tanrılar benimsemişti. 11 Kimi kısa ömürlü olmuş ve sonuçsuz kalmış, kimi dinsel bir eğilime ya da zamanın modasına veya dinsel hareket denilebilecek bir şeye eklenmiş, özel\ kişisel düzeyde ortaya çıkmış buna benzer sayısız durum olmalıdır. Bütün bunların, gizem tapılarıyla üçlü bir ilişkisi vardır. Birincisi; kişinin kendi kararına dayanan erginlenme uygula­ ması, gerek güdüsü gerekse işlevi açısından adak uygulama. sıyla büyük koşutluklar gösterir ve benzer bir esenlik arayışında yeni bir biçim olarak, bu arkaplana göre _değer­ lendirilmesi gerekir. İkincisi, yeni tanrılarla yeni gizem tapı biçimlerinin ortaya çıkması tam da bu kılgıl işlevlerin bir sonucu olarak beklenebilecek bir şeydir. Üçüncüsü; Doğulu oldukları söylenen gizem dinlerinin yayılması, esas olarak adak dini biçiminde gerçekleşmiş ve gizemler de bazen bu genel hareketin yalnızca bir parçası olmuştur. Ana Tanrıça, İsis ve Mithras için yapılan anıtların adak özelliği tartışma götürmez. Yazıtları inceleyenler, aynı adak dualarının ne kadar çok yinelendiğini bilirler; hatta yazıtlar bulunmadığında bile, anıtlara ilişkin bu yorum yine de pek az kuşkuludur. Bütün bu tanrılara, pek çok biçimi olan "esenlik" 12 arayışıyla tapılır. Deniz yolculuğu13 ile hastalık 11 Yukarıdaki 3. dipnota bakınız. 12 Bir kaç örnek vermek gerekirse: İsis için, SIRIS, s.68; CE, 72, "büyük tehlikelerden koruyan", karşılaştırın: SIRIS, 198, 406, 538 (sa/us); genelde soteres olarak Mısır tanrıları: Artemidorus, 2.39. Ana tanrıça için, Matri deumsalutari, CCCA m, 201; conservatoribus suis, CCCA m, 229; esaretten

13

kurtaran: E. Schwertheim, Studien zur Religion und Kultur Kleinasiens; Festschrift F. K. Dörner içinde (Leiden, 1978), 811. Mithras için, CIMRM, 171 (soteria); "sudan koruyan", CIMRM, 568. Özellikle bakınız: Piccaluga, 1982. CIMRM, 568, karşılaştırın: CCCA vıı, 69. Yine bakınız: Lukianos, De merc. cond. ı (İsis); karşılaştırın: Yukarıdaki 4. dipnot.


İlkçağ Gizem Tapılan

36

izleklerinin bu denli çok olmasında şaşılacak bir yan yoktur. Baba, kardeş ve ölüm oranı yüksek olduğundan pek sık olarak da çocuklar14 gibi yakınlar ve arkadaşlar için yapılan adaklarda özgeci yanlar daha öne çıkmaktadır. Resmi düzeyde pro salute fmperatoris adaklar vardır ve Tanrıça, İsis ve Mithras için kurulan ad.ak yerlerinde bunların sayısı hayli kabarıktır. 15 Mısır tanrıları, özellikle de Sarapis ile İsis, sağaltımda uzmanlaşmıştır ve kanıtların da gösterdiği gibi bunda oldukça başarılıdırlar: "Bütün dünya İsis'e onurlar vermekte . adeta yarışır, çünkü onu gören hastalar şifa bulur". 16 İatreia, yani sağaltım için alınan ücretler, adak yerleri için önemli bir gelir kaynağı oluşturmuş olsa gerek­ tir. İsis'in Asklepios ile yakın bağları vardı. Atina'da Asklepios'un kutsal yerinde bir tapınağı bulunmaktaydı ve Asklepiosunkilerin yanısıra İsis' e ait kutsal yerlerde de hastalığın kuluçka devresi için beklenmekteydi. Diğer kimliklerinin yanısıra İsis aynı zamanda Hygieia, tanrısal Sağlık demekti. Hastalıktan bir türlü başını alamamış şair Tibullus, İsis'in, sadık mümini sevgili Delia'sı aracılığıyla kendisine yardım edeceğini umar; İsis tapınağında bulunan ve bu tanrıçanın sağaltma gücüne tanıklık eden üzerinde tasvir bulunan bir dolu tablete atıfta bulunur. Sağlığına kavuşursa Delia, saçları dağılmış, üzerinde keten giysiler 14

SIRIS 5, 106, 107, 269, 308; pro salute coniugis pientissimi, CCCA ıv, pro salute amici karissimi, CIMRM, 1873, karşılaştırın: 144, 804, 819,

15

SIRIS, 404, 405, 535, 552, 560, 702; pfo amore patriae, SIRIS, 779; CCCA ııı, 9, 401; tauroboliumla ilişkili olarak CCCA ııı, 405-407; 417; CCCA ıv, 172,

567, 658, vs.

219; 916,

1976, 68; Mithras'da bu durum son derece olağandır; 142;146, vs. 16 Diodoros, 1.25.4, karşılaştırın: Phaleronlu Demetrius üzerine Diogenes Laertius, 5.76; iatreia, IDelos, 2117, 2120; İsis Hygieia, SIRIS, 71, CE, 124 IDelos, 2060; SIRIS, 16 (Atina, Asclepieum); Asklepios-Sarapis, bakınız: Notlarla birlikte SIRIS, 7; hastalığın kuluçka devresi üzerine Dunand, 1973, ıı, 102 ve devamında; adak olarak organlar, Dunand, 1973, 1, 63, 170; van Straten, 1981, 105-151. bakınız: Cosi,

CIMRM, 53, 54,

=


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

37

olduğu halde tapınağın girişinde, Mısırlı rahiplerin ortasın­ da oturacak ve günde iki kez yüksek sesle İsis'e senada bulu­ nacaktır. 17 Bu uygulamaya votivas reddere voces denir, yani tanrılığın güçlerine (aretai) sesli ve herkesin içinde övgüler düzerek, adağın yerine getirilmesi karşılığında şükranda bulunma: Tapınak propagandası olarak aretalogy. İsis tapı­ mıyla ilgili bir başka uygulama da, bazı Anadolu tapılarında olduğu gibi, sağaltımın bir ön gereği olarak günahların itira­ fıdır. 18 Bunun, bir tür ruhçözümleme niyetine terapik etkile­ ri olmuş olmalı; ancak gizemlerle zorunlu bir bağlantısı yoktur. İsis ile yoldaşı tanrıların kayrası, zenginlik ve para kazanmak dahil, yaşamın başka alanlarından da eksik olmaz. Aelius Aristides şöyle bildirir: "Servet sahibi olmak bile Sarapis'in bir armağanıdır" ve adaklar Sarapis'e, "bere­ keti veren kurtarıcı" (Soter Ploutodotes) diye adanır. 19 Hatta Sarapis etkisini, vergilerin indirilmesi için bile kullanabilir. Eğer tanrılarla bu tür pazarlıkların ardında esenlik (soteria, salııs) güdüsü yatmaktaysa umut edilen son derece kılgısal, şimdi -ve-burada olan bir kurtuluş ve esenliktir. Mithras da bu bağlamda farklı değildir; Vermaseren külliyatında toplanmış olan Mithralara ilişkin yazıtların çoğu adak özelliğindedir. Sunular, bütün bir Mithras tapına­ ğını, yani mağarayı, sunakları, heykelleri ve tapı kabartması­ nı içerebilir.20 Aslında bir Yunan yazıtında dendiği gibi, "arı" (eııchesthai hagnos) bir biçimde adakta bulunmanın yeri mağaradır.21 Hatta mağaranın, "katılanların ellerini birleşti17 Tibullus, 1.3.23-32. 18 İsis tapısında, Ovidius, Epistulae ex Ponto, 1.1.52-56, Juvenalis, 6.535-541, karşılaştırın: Hommel, 1983 ve genel olarak F. S. Steinleitner, "Die 19 20 21

Beicht im Zusammenhange mit der sakralen Rechtspflege in der Anti_J<:e", yayımlanmamış tez. Münih, 1913. Aeliııs Aristides, 45.18; SIRIS, 389, karşılaştırın: 513; vergilerin indiril­ mesi konusunda, SIRIS, 574. Örneğin, CIMRM, 423 (spelaeunı), 1242 ve devamında (aranı), 1948 (signunı). CIMRM, 2307.


38

İlkçağ Gizem Tapılan

rerek adaklarını neşe içerisinde her zaman kutlayabilmeleri için" (ut possint syndexi hilares celebrare vata per aevom -berbat bir altılı, ama meramını anlatıyor-)22 vakfeden tarafından bezenmiş olduğunu iddia eden Latince bir sunuşta bu durum çok daha açıktır. Sağ elin tutulması İran'a özgü eski bir bağlılık sözü verme biçimidir; yani Mithracı mystai, syndexioidir. Bu yolla "adaklarını kutlamaktadırlar"; mağa­ radaki Mithralar tapımının özü, ortak bir şölende başarı deneyiminin ve iman ediminin tazelenmesidir. Bu tür adak­ ların yakın gelecekte yerine getirilmelerinin beklendiği açık­ tır: Başarı bu yaşamda görülecek bir şeydir. Mithralar deus invictustur ve utkunun ne anlama geldiğini bilen askerler, Mithras'a tapanlar arasında seçkin bir yer tutarlar. Demek ki Mithracılık, adak dini ile gizem tapısının tam bir karışımıdır. Adaklarla erginlemeler arasında böylesine yakın bir karşılıklı bağımlılığın kural olmadığı doğrudur. Tibullus'un Delia' sının, biçimsel anlamda İsis gizemlerinin bir ereni olup olmadığından tam olarak emin değiliz (17. dipnota bakın). Daha çok, açık ve ikna edici bir koşutluk söz konusu­ dur. Hatta -elimizde varolan yegane birinci şahıs tarzında bir gizeme erme anlatısı olan- Lucius'un İsis erginlemelerini anlatan Apuleius'un ünlü metni bile böyledir. Apuleius'un durumu tam anlamıyla bir din değiştirme olayı olarak görül­ müştür.23 Ancak dinsel retoriğine rağmen, manzaraya ruha­ ni bir tutum hakim değildir; metin, gerçekçi tutumundan vazgeçmez ve ilgi çekici bir biçimde olağan psikolojiyle iç içe geçer. İsis [dinine] sözde bu dönüş, dünyadan ve dünyevi ilgi­ lerden el ayak çekmekle sonuçlanmaz; tam tersine, Yunan­ Roma dünyasının her yanında bir çılgın gibi sürten kaçkın 22 23

CIMRM, 423; syndexioi için bakınız: Firmicus, Err., 5 2; Bidez-Cumont, 1938, ıı, 153 ve devamında; Merkelbach, 1984, 107 ve devamında. Nock, 1933, 138-155: Nock, "Katolik kilisesine kabul edilen biri"yle açık­ .

ca koşutluk gösteren "Lucius'un din değiştirmesi"nde, Paulus'un "bu dünyadan değilmişcesine bu dünyada yaşamak" belgisinin Lucius'a uygulanması için hiç bir özel sebep görmemektedir.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

39

öğrenci, sonunda saygı değer toplumun üyesi haline gelir. Meslek yaşamına Roma' da dava vekili olarak başlar ve son derece başarılı olur. Bunun İsis ile Osiris'in bir kayrası olduğu­ na inanılır: Zenginlik ve bereket (ploutodotai) bu tanrılardan gelir ve Apuleius bunları sonuna kadar hak etmiştir, çünkü sürekli yinelenen erginlemeler yüzünden bir servet harcamış ve Madauralı genci babasının mirasından yoksun bırakmış­ tır.24 Gerçekten de bu adamın başarısı gıpta ve haset uyandıra­ cak kadar muazzamdır; bu durum, kaygı, uyku bozuklukları, sanrılarla yeni bir sinir buhranına yol açar. O nedenle bir kere daha erginlenmesi gerekir; o zaman tanrı, bu hırslı adamın, parlak ve görkemli meslek yaşamını sürçmeden, tökezleme­ den sürdürmesini şahsen temin eder ve onu, Mısır tanrılarının pastophorisinin kolekyumunda saygın ve dokunulmaz [herkeslerden üstün] bir yere yerleştirir.25 Mesleki gerginlik, gizem tanrısının ruh hekimi rolünü oynadığı dinsel bir düşküyle yatıştırılmıştır. Bu öykünün özyaşamöyküsel içeriği ne olursa olsun, ruhsal sağaltımın varlığı kesindir. Genel ve daha temel düzeyde İsis'e, yazgı,fatum üzerin­ de bile bir güç atfedilir: Yaklaşan ölümü önleme ve yeni bir yaşam, novae salutis curricula bağışlama yetkesine sahiptir.26

İsis'in bu en aziz armağanı, yaşam, tapının Yunan yorumla­ rında olduğu gibi özgün Mısır kaynaklarında da anlatılır. Bunun, içinde yaşadığımız bu dünyadaki yaşam anlamına geldiği açıktır. Eskisi yıpranmış ve tükenmek üzere oldu­ ğundan, bunun "yeni bir yaşam" olması gerekir. Ancak yeni yaşam farklı bir düzeye ait değildir; Arthur Darby Nock'un 24 Apuleius, Metamorphoses, 1 1.28.5: nec minus etiam victum uberiorem 25 26

subministrabat ..., karşılaştırın: 30.2. Madaurensem'in ll.27.8'de ansızın ortaya çıkışı hakkında bakınız: R. Th. van der Paardt, Mnemosyne ıv, 34 (1981), 96-106. Apuleius, Metamorphoses, 1 1.30.4: incunctanter gloriosa in fora redderem patrocinia extimescerem malevolorum disseminationes. Apuleius, Metamorphoses, 11.21.6; karşılaştırın:; J. Begman, Ring-gren'in yayıma hazırladığı Fatalistic Beliefs içinde (Stockholm, 1967), 37 ve deva­ mında. Griffiths, 1976, 166, novae konusunda bir bilmecedir. Ciddi bir

hastalıktan kalkan Tibetliler yeni bir ad alırlar.


İlkçağ Gizem Tapılan

40

sözleriyle bir "ikame" olmak şöyle dursun, işleri [eskisi gibi] yolunda tutmak için bir yedekleme, bir uzatmadır (10. dipnota bakınız). Diğer soteria deneyimleriyle karşılaştırıldı­ ğında, İsis gizemlerinin sağladığı bu tarz bir esenlik daha köktendir ve daha kalıcı olması ümid edilir. Ama yine de adak dininde dile getirilen umutlarla aynı düzeyde yer alır. Aynısı, en gösterişli gizem töreni olan taurobolium için de geçerlidir. Bu ayin hakkında kesin olarak saptanmış bir gerçek şudur: Boğanın kanı, sanki zamanla aşınan ve belli bir süre sonra yenilenmesi gereken büyülü bir astarmışcası­ na, ayının yirmi yıl sonra tekrarlanması gerekirdi. Dolayısıyla bir kez daha burada adak dininin bakış açısını görebiliyoruz: Taurobolium yoluyla erginlenen, bis deni vata suscipit orbis,27 "altın boynuzlu koçu tekrar kurban edebil­ sin" diye, "yirmi yıllık çevrimlerle adaklarına tekrar başlar". Yineleme döngüsü, bizim bu dünyamızdaki gönenci sürekli ve kalıcı kılacaktır. Taurobolium, kişinin başına gelebilecek bütün kötülüklere karşı bir sigorta, "iyi şansın bir belirti­ si" dir (symbolon eutychies).28 Bize dek ulaşmış Orfeci ilahiler derlemesinin de ait olduğu Dionysos gizemlerinde de aynı yönelim söz konusu­ . dur. Mystainin durmadan kutsal teletaiden geçtiğinden söz eden bu metinlerde; sağlık ve bereket, iyi bir yıl, denizde şansın yaver gitmesi ve genel olarak hoş bir yaşam ile mümkün olduğunca geç bir ölüm için yakarılmaktadır. 29 27

504 CIMRM 514 CCCA ili, 233 Duthoy, 1969, no 17; iterato viginti annis expletis taurobolii sui, CIL vı, 512 CCCA ili, 244 SIRIS, 447 Duthoy, no. 25 (Roma, İ.S. 390); karşılaştırın: CIL x, 1596 Duthoy, no 50 CCCA ıv, 11. CCCA ili, 239 Duthoy, no 33. Bu ilahi derlemesinin arkaplanı hakkında bakınız: R. Keydell, PW xvlll, 1330-1332. Sağlık ve bereket: 15.10 ve devamında; 17.10; 40.20; Sağlık ilahisi, no '68; iyi bir yıl, 43.10; ürün, 56.12; deniz yolculugu, 74.10; toprakta ve denizde esenlik, 75.5; "Güneş tanrısının verdiği "mutlu yaşam", 8.20; Hestia, mystainin "işlerini açık, talihini parlak, ruhunu iyi ve saf" kılmalıdır, 84. CIL vı,

=

=

=

=

=

28 29

=

=

=

=


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

41

Adrianus döneminden bir kabartma, Gönenç (Eythenia) ve Ek Bereket Artışı (Epiktesis) ile birlikte Telete'nin alegorik görüntülerini içerir;30 burada da dünyevi bir yorumun varlı­ ğı kesindir. Teletainin kılgısal yönelimi, ruhsal-bedensel sağaltım üzerine yoğunlaşmış görünen Dionysos ile Ana Tanrıça hakkındaki eski kanıtlarda da oldukça açık bir biçimde görülmektedir. Platon'un Dionysos'u, Phaidros'ta "telestezik [Duyuüstü Algıyla ilgili] delilik"e bakar ve Platon bunların, "çok uzun zaman önce Üzerlerine salınmış bir beladan dola­ yı bazı ailelerde görülen hastalıklara ve büyük acılara" şifa olsun diye yapılan ayinler olduğunu belirtir. Doğaüstü nedenbilim [etioloji], bakışımızı ıstırapların ya da psikoso­ matik rahatsızlıkların gerçekliğinden çelmemelidir; bu gerçeklik, çağcıl koşullarda geçmişte yaşanan örselenmelere dayanılarak açıklanır ve bastırılmış duygusal güçlerin dışa vurulmasını sağlayan rituel olarak kışkırtılmış "tanrısal deli­ lik"le sağaltılır. "Teletai ve arındırmalar", Platon'un Yasalar'da belirttiği gibi, Nympha, Pan, Seilen ve Satir maskesi takmış kimseler tarafından yerine getirilir.31 Aristoteles'in, şiddetli bir duygulanım aracılığıyla kurtulma­ yı sağlayan "arınma", katlıarsis hakkında söylediği çokca tartışılan sözleri de, Ana Tanrıçayla ilgili ayinin benzer bir işlevini göstermektedir.32 Aristofanes'in ; :şekarıları [Sphekes] 30 Athens, Nat. Mus, no 1390; RML ııı, 2124; Preise,1danz, RML v, 327-329, contra Kem, PW v A, 39 ve devamında; E. Kunze, Langlotz'un Aph­ rodite in deıı Giirten'i içinde (Sitzungsber. Heidelberg, 1953\4, 2), 49, dipnot 32; S. Karusu, Römische Miti. 76 (1969), 256, pi. 83, 2. Yorum, çatışmalı niteliğini korumaktadır. 31 Platon, Phaidros, 244 ve devamında; Yasalar 8l5c. Sophokles' te (An­ tigone, 1144 ve Oedipus Tyrannus, 203 ve devamında. Dionysos, kirliliği venastalığı kovacaktır. Bakınız: Linford, 1946b; OE, 66 ve devamında. 32 Aristoteles, Politika, 1341 b 32'den 1342 a 18'e kadar (Politika'daki bu pasaj, J. Bernays'ın Grundzüge der verloreneıı Alı/ıandlung des Aristoteles ülıer Wirkung der Tragödie'sinden -Breslau 1857- bu yana Poetika 1449 b 24-28'deki trajedi tanımıyla ilişkilendirilmektedir). Ancak Bernays "şarlatanlar" dan hoşlanmamış ve kat/ıarsisi "yalın" bir tıp kavramı hali-


42

İlkçağ Gizem Tapılan

adlı komedisinde Bdelykleon, yargıçlık saplantısına kapıl­ mış babasının deliliğini iyileştirmek için denediği çeşitli arındırıcı ya da telestezik sağaltımlardan sözeder. Ancak ne Koribantçı teletainin, ne Aigina Hekate'sinin ne de Asklepios'un kutsal mekanındaki kuluçka devresinin baba­ sına bir yararı dokunmuş; elde Tanrıçanın tefi olduğu halde baba her seferinde mahkemeye koşmuştur.33

Demosthenes'in acı bir dille anlattığı gibi sonraki on yıllarda Aeschines'in annesi oğlunun da yardımıyla Dionysos Sabazios erginlemelerini yerine getirmiştir. Gizemlere eren sonunda şöyle der: "Kötüden kaçtım, iyiyi buldum". Başarılı gizemlerin sonraları yol açtığı dolaysız deneyim şu olmuş olmalı: "Kendini daha iyi hissetmek". Arındırıcı sağaltımlar hakkında yazarken "bütün bu törenlerden geçenler" diyor Aristoteles, "neşeyle karışık bir gevşeme duyarlar".34 Bütün boş inanç biçimlerine karşı verilen uzun aydınlanma müca­ delesi, "gerçek" din düşüncesini bütün şarlatanca yanların­ dan temizlemeye çalışmıştı, ama yine de varlıklarını sürdürüyorlar. Bütün bu günlük gereksinimler ve umutlar, ruhsal alırlığa gayet güzel uyduğu kanıtlarca da belli tören­ lerle ve rahipler tarafından karşılanmıştır. ne getirmeye çalışmıştır. Aristoteles'teki (1342 a 8f) "mecnun" (katokoc­ himoi) ve "kutsal ezgiler" terimleriyle, haklarındaki en fazla bilgiyi Platon'dan (lan 534a, Euthydemus 277d) öğrendiğimiz Koribantların kastedildiği açıktır. Bakınız: Linford, 1946a; Dodds, 1951, 77-80; Jeanmaire 1951, 131-138; Cosi, 1983, 134 ve devamında. 33 Aristophanes, Eşek Arıları 118-124 (teletai, 121); bakınız: K. J. Reckford, "Aristophanes'in Eşek Arıları'nda Katharsis ve Rüya-Yorumu", TAPA, 107 (1977), 283-312. 34 Demostenes, 18.259-260, 19.199, 249, 281; Aristotales, Politika 1342 a 14 ve devamında. Karşılaştırın: H. Wankel, Demosthenes, Rede für Ktesiphon über den Kranz (Heidelberg 1976), 1132-1149. Aeschines 390'da doğmuş­ tur, dolayısıyla anlatılan işlerin tarihi 380\ 375'dir. Bu, klasik dönemde­ ki en ayrıntılı le/ete betimlemesidir. Harpocration'da (apomatton, Altes, entlırypta, euoi, kittophoros, leuke, liknophoros, nebrizon, nee/ata, pareiai, oplıeis, streptous sözcüklerinin altında) Dionysos gizemleriyle ilgili dikkat çekici ayrıntılarla birlikte, bu pasaj üzerine bir ilkçağ yorumun­ dan bazı parçalar yer almaktadır. Yine bakınız: OE, 45 ve devamında.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

43

Bu bağlamda Semadirek gizemlerini anmadan geçme­ meli: Açıkca dile getirilmiş amaçları, Odysseus'un İno [Leukothea; Ak Tanrıça] tarafından korunmasında olduğu gibi, insanları denizde boğulmaktan kurtarmaktı. 35 Kılgısal yan, Eleusis'te bile eksik değildir; buradan çıkan adak nesne­ lerinden oluşma zengin derlemeler bulunmaktadır. İki Tanrıçanın kayrası, gizemli gecelerle sınırlı değildi. Demeter, en temel anlamıyla başağı, bereketi (Ploutos) verendi; gizem­ lerin sürdürülmesinin, ürün alınmasını sağlamakta kılgısal bir etkisi vardı. O nedenle sonbaharda tohum atılmadan önce yapılan genel şenlikte başlıca rol (Proerosia) rahibe düşerdi; tapınak, Deİneter'in armağanlarına karşılık olarak dünyanın her köşesinden olduğu kadar Atina'dan da. gelen hasatlardan oluşturulmuş armağanlarla (aparchai) dolar taşardı.36 Eleusis'te sağaltım büyüleri de eksik değildi: Kör biri bile ansızın bu kutsal sergiyi görmeye başlayabilirdi;37

gizemler, Eleusis'te "görülmeli"ydi. Ayrıca Eleusis erginlemelerinin usulleriyle terapik teletai arasında, nedenbilim söylemine göre Mısır'ın sağaltım büyü­ süyle yakın bir ilişki bulunduğu gösteren garip bir bağ vardır. Öykü şöyle devam eder: Eleusis'e gelen Demeter, kraliçenin küçük çocuğunu alır ve onu ölümsüz kılmak için gece ocağın ateşine tutar. Çok korkan annenin araya girip işi bozması üzerine Demeter kim olduğunu söyler ve bunun yerine gizemler konur.38 Bir Mısır metnine göreyse oradan oraya dolaşan İsis, uğradığı bir evin hanımı tarafından iyi 35 36 37 38

Seha/. Ap. Rh. l .916b; karşılaştırın; Giriş, 16. dipnot. LSCG 7; IG ı 3, 7 LSCG, 5; karşılaştırın: Graf, 1974, 159, 180 ve devamın­ da. Eleusis tanrıları arasında doğmuş "Bereket " tanrısı Plutos'la ilgili resimler: Kerenyi 1967, 163-165; Metzger, 1965, pi. 16. Eucrates'in adak kabartması, Athens Nat. Mus A, 11386, Kerenyi, 1967, 96-98; van Straten, 1981, şekil 56; Antlı. Pal., 9.298 Homeric Hymn to Demeler, 219-274; karşılaştırın: Richardson, 1974, özel­ likle 231-238, 242 ve devamında. İlahinin tarihi hakkında bakınız: Gnomon 49 (1977), 442 ve devamında. =


44

İlkçağ Gizem Tapılan

karşılanmaz; bunun üzerine İsis'in yanında bulunan akrep, kadının oğlunu sokar ve ev yanmaya başlar. Ama o sırada yağan yağmur, ateşi söndürür. İsis de merhamete gelip, küçük çocuğu iyileştirir.39 Bu, akrep sokmasına ve havaleye karşı bir büyüdür; büyü duasında çocuk, İsis'in oğlu Horus ile özdeşleştirilir; "yanmakta olan [havaleli] Horus" ile kurtuluşu, çeşitli Mısır ve Yunan belgelerinde yer almakta­ dır.40 Bu Mısır büyüsünün yayılması ve Mısır ideolojisiyle bütünleşmesi, başlıca Mısır belgesi olan "Metternich Steli", Homerik Demeter hymnos 'undan sonraki tarihlere aitse de, kökeninin Yunan yazınında olduğu varsayımını tamamen olanaksız kılmaktadır.41 Eğer bir bağlantı varsa bile, etkinin yönü Mısır'dan Yunanistan'a doğru olmalıdır.42 Orada bura­ da dolaşan tanrıçanın karşılanması, iyi için de kötü için de kullanılabilecek gücü, ateşteki çocuk, tehlike ve esenlik; bütün bunlar salt yüzeysel bir koşutluk değil, etkileyici ve tanımlayıcı bir bütün oluşturmaktadır. Bu durum, altıncı 39 "Metternich Stele", rev. 48 ve devamında, C.E. Sander-Hansen'in Die Texte der Metternich-Stele'si içinde (Kopenhag, 1956), 35-43; koşut bir

40

41 42

metin şurada bulunabilir: A. Klasens'in A Magical Statue Base [socle Betagııe] in the Mııseıını of Antiqııities at Leiden (Leiden, 1952), 52 ve deva­ mında, 64-78. Metternich Steli'nin tarihi 30. hanedana (İ.Ö. dör-düncü yüzyıla) dek uzanmaktadır; tek tek büyülerin tarihi daha eskidir. Metnin Almanca çevirisi G. Roeder'in Urkıınden zıır Religion des alten Aegypten'i içindedir Gena, 1915), 87-89; A. W. B.udge'de (Egyptian Magic, Londra 1899, 130-133) bir yorumu yer almaktadır. Mısırlı benzerleri Klasens içersinde bulunmaktadır (bakınız: 39. dipnot), 75. Horus'un yanmasıyla ilgili bir Yunan büyüsü: PGM 20, ıı2, 145, 265; yayıma hazırlayan H. D. Betz, The Greek Magical Papyri in Translation (Chicago, 1986), 258; L. Koenen, Chroniqııe d'Egypte 37 (1962), 167-174 (Metternich Steli'ye bir gönderide bulunulmamaktadır). Metinde nıys­ todokos sözcüğü geçmektedir ve gizemlerden, olasılıkla Eleusis'te yan­ makta olan çocuktan söz edildiği açıktır. Ateşteki [havaleli] çocukla ilgili masal, Byblos'daki İsis'e uyarlanmıştır, Plutarkhos, Isis, 35 7bc; bu durum olasılıkla "Yunan etkisi"nden kaynak­ lanmıştır: Richardson, 1974, s. 238. Doğulu sağaltım büyüsünün eski! Yunanistan üzerindeki etkisi hakkın­ da bakınız: OE, 57-77.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

45

yüzyılın başlarında, kılgısal "sağaltım büyüsü" bağlamında Eleusis tapısı ya da en azından Eleusis söylenbilimi üzerinde Mısır'ın belli bir etkisi olduğunu düşündürmektedir.43 Buna karşın Mısır'ın sağaltım törenleriyle Eleusis tapısı arasında köklü farklar bulunmaktadır. Haklarında açık ve kesin bilgilere sahip olduğumuz ölçüde Eleusis gizemlerinin hiç bir biçimde kılgısal büyülere ilişkin bir derleme olmadı­ ğını söyleyebiliriz. Buradaki kilit sözcük, "bağışlanma" ya da "esenlik" değil, "kutsanma"dır ve diğer her şeyden çok öte y aşama gönderide bulunulmaktadır: Tohum vermenin dışında Demeter'in "diğer armağanı", gizemleri "görmüş" olanlara mezarın ötesinde ayrıcalıklı bir yaşam vaadetmek­ tir. Bu konuda, en eski metin olan Demeter hymnosun'dan, İS 200 dolaylarında bazı yüksek rahiplere ait mezar yazıtları dahil İmparatorluk döneminin44 son retorik uygulamalarına dek (içlerinden birinde insanı basitliğiyle etkileyen şu sözler yer alır: Kutsal gecede rahip, "ölümün sadece kötü değil, iyi de olduğunu gösterdi" 45) kanıtlar mevcuttur. Cicero'nun diliyle, Eleusis'te "nasıl sevinç ve neşe içinde yaşanacağı ve nasıl daha iyi umutlarla ölüneceği" gösterilir.46 Yaşamanın sevinç ve hazlarına saldırmak söz konusu değildir, fakat vurgu öteki tarafadır. Vaadin içeriği zerre kadar örtük değil­ dir, ancak çok da ciddidir. Aynı şey, en azından İÖ beşinci yüzyıldan itibaren Dionysos gizemleri için de doğrudur. Öte yaşama duyulan ilginin ileriki çağlarda ortaya çıktığı varsayımıyla hareket 43 J. G. Frazer'in (Apollodorııs ıı, Loeb, 1921, 311-317'de) "çocukların ateşe

44 45 46

tutulması"yla ilgili sözünü ettiği örneklerin odağında büyüsel koruma bulunmaktadır. Büyülerle öte yaşam arasındaki ilişki hakkında bakınız: 66-69": dipnotlar. IG n\ ııı2, 3661, 6; Clinton, 1974, 42. Homeric Hynın to Demeler, 480-482, karşılaştırın: Richardson, aynı yerde; Pindaros, fr., 137a; Sophokles, fr., 837 Radt; Isokrates, Paııegyricus, 28; Krinagoras, Antlı. Pal., 11.42. Cicero, De legibus, 2.36.


46

İlkçağ Gizem Tapılan

eden bilginler, Dionysos tapımının bu boyutunu kabul etmekte isteksiz olmuşlardır. Oysa ki, klasik dönemde bu yönde son derece açık kanıtlar mevcuttur; örnegın Odysseia'nın sonunda Akhilleus ile Petroklos'un kemikleri, Dionysos'un sağrağında toplanır.47 Platon'un karikatür devletinde teletainin gezgin rahipleri, dağıttıkları şifalarla insanlara iyi gelir, ölümden sonra olduğu gibi bu yaşamda da gevşeme ve rahatlama yaratırlar; ama törenleri geri çevi­ renleri korkunç şeyler beklemektedir.48 1974'de yayınlanan Hipponion altın tabletinde, mystai ile bakchoi sonsuz mutlu­ luğa giden kutsal yolda ilerlerken resmedilir,49 tıpkı Aristophanes'in Kurbağalar [Batrakhoi] adlı oyununa bakılır­ sa, Eleusis mystaisinin Hades'te bayramlarını hala neşeyle kutlamaları gibi. Cumae'nin iyi bilinen yazıtlarında, Bakkhos törenlerine katılanlar (bebak-cheumenoi) için özel bir mezar yeri ayrılmaktadır.50 Herodotos da Orpheus ve Bakkhos özel ölü gömme göreneklerinden söz eder. 51 Olbia'da bir mezarda bulunan altıncı yüzyıl sonlarına ait bir aynada, konu hakkında çok daha eski bir yazıt vardır: Çocu­ ğuyla birlikte bir kadın, Dionysos'un coşku çığlığı euhai ile karşılanmaktadır; her ikisinin de bir orgiaya katılmış olduk47 Odysseia, 24.74 ve devamında; Stesichorus, 234 Sayfa; bir François sağra-

48 49 50 51

ğında Dionysos'un Thetis'e bir evlenme armağanı verirken temsili, A. Rumpf, Gnomon, 25 (1953), 469 ve devamında; E. Siman, Die griechischen Vasen (Münih, 1976), 70 ve devamında (T. H. Carpenter, Dionysian Imagery in archaic Greek Art, Oxford, 1986, ll'de bu yorumla ilgili kuşku­ larını ortaya koymaktadır.) Platon, Devlet, 365a; öte dünyada cezalandırılma tehditi hakkında karşı­ laştırın: Platon, Yasalar, 870de; Dionysos gizemlerinde, Plutarkhos, Cons. rıd. ux, 611d; Nilsson, 1957, s. 122 ve devamında; yine bakınız: Aşağıdaki 69. dipnot. G. Pugliese Carratelli ve G. Foti, PP 29 (1974), 108-126; M. L. West, ZPE 18 (1975), 229-236; Cole,1980; GR 295. Aristophanes, Kurbağalar, 448-455, karşılaştırın: Graf, 1974, 79-94. E. Schwyzer, Dialectorum Graecarum exempla epigraphica potiora (Leipzig 1923), no. 792; L. H. Jeffery, The Loca/ Scripts of Archaic Greece (Oxford 1961), 240 no. 12; Nilsson 1957, 12 ve devamında. Herodotos, 2.81; metin için bakınız: LS, 127 ve devamında.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

47

lan kesindir ve bu durum mezara bile kaydedilmiştir.52 Dirge'lerinden birinde şöyle diyor Pindaros: "Kendilerini acılardan kurtaran teletai sayesinde hepsi de mutlu."53 Oysa çabaları boşuna olanlar da, mataioponia, vardır; yaşarken tele­ taiyi kaçıran Hades'teki erginlenmemişlerin durumu budur. Polygnotus'un sunduğu yeralh manzarasında, çatlak bir pithosa kalburla su taşırken gösterilirler. Bu motif, Polygnotus'tan önce vazo resimlerinde de görünür. 54 Dionysos gizemlerinin, özellikle İtalya'da Eleusis tören­ lerine bir tür benzeşim içinde geliştikleri görülmektedir.55 Dördüncü yüzyıla ait güney İtalyan vazolarında özenle işlenmiş Bakkhos ölü gömme törenlerini anlatan simgeler bulunmaktadır ve buradan da Etrüks ve İtalyan dünyasına yayılmıştır.56 Bakkhos imgelemi, daha sonraları da gömüt, dikilitaş ve sunaklardan, lahit sanatının son güzide örnekle­ rine dek çeşitli türde anıt mezarları süslemeyi sürdürmüş­ tür.57 Ancak bunun kanıtlanabilir bir şey olmadığı da belirtilmelidir. Hatta İS ikinci ve üçüncü yüzyıla ait her Dionysos esinli lahitin ya da içinde Bakkhos vazolarının bulunduğu her Apulia mezarının Dionysos erginlemesi gösteriyor olması da olasılıktan uzaktır. İmgelemin kendine özgü bir yolu vardır. Ama yine de yaşamın bariz anlamsızlı52 Rusajeva, 1978, 96-98. 53 Pindaros,fr., 13la. 54 Pausanias, 10.31.9, 11; Amfora, Münih, 1493, ABV, 316, 7 ve Lekythos, Palermo, bakınız: Giriş, n.55; Graf, 1974, 110-120; Keuls, 1974, 34-41. 55 Bu eşitlik, Sophok.Ies'in lirik şiirinde de (Antigone, 1117-1121) yankısını bulmaktadır (Italian, 1119, R. D. Dawe'in Teubner 1979 baskısındaki varsayımına uymamaktadır.)

56 Bakınız: H. R. W. Smith, 1972 (bu, okunması en olanaksız metindir,

57

ancak ilgi çekici noktalar da yok değil); Schmidt, Trendall ve Cambitoglou, 1976; Schneider-Herrmann, 1977\ 78. Bir Etrüks lahit kapağında, ölmüş olan kadının mainad olarak gösterilmesi hakkında: Horn, 1972, 82, resim 50. Matz, 1963; R. Turcan, Les sarcophages romains representations Diony­ siaques (Paris, 1966); F. Matz, Die dionysischen Sarkophage (Bedin, 19681975); Geyer, 1977.


İlkçağ Gizem Tapılan

48

ğına yanıt olarak en azından sanatsal bir anlatım biçimi, bir façon de parler [Bir söz, konuşma yolu\ biçimi] bulanın (ki hiç de az iş değildir) Dionysos tapısı olduğu yine de dikkate değerdir. Bu tür mezar sanatında, mainadların tef ve zilleri­ nin hiç eksik olmadığı Bakkhos coşkunluğuna sürekli göndermelerde bulunulmaktadır. Yılanlı cista mystica ve falluslu liknon gibi gizem işaretlerine çokca yer verilmiştir. Bir kaç lahitte açık erginleme sahneleri vardır.58 Elimizde doğrudan ilgili bir metin olmamakla birlikte, Lilybaeum' da bulunmuş bir dikilitaş üzerinde kiste ve kalathos bileşiminin yeralması özellikle anlamlıdır. 59 Ama Bakkhos kardeşlik birliklerinin ölmüş üyelerinin mezarları başında, yası ve coşkuyu bir biçimde kaynaştıran törenler yapıldığına dair en azından yazınsal tanıklıklar mevcuttur.60 Konuyla ilgili sadece bir tek metin vardır ve Philippoi' de bulunan bu kaba Latince taşlamada [epigram] sanki özel bir Bakkhos cenneti tarif olunmaktadır; Bakkhalar ölmüş bir çocuğu danslarına küçük bir satir olarak katılmaya çağırırlar. Bu da yalnızca imgesel bir olasılıktır. 61 Vaad burada bile belirsizliğini sürdürür. 58 Geyer, 1977, 61-67; karşılaştırın: Bölüm ıv, 27. dipnot. 59 E. Gabrici, MAL 33 (1929), 50-53; A. M. Bisi, ACI 22 (1970), 97-106; Eleusis synthemasındaki kalathos ve kiste için bakınız: Bölüm ıv, not 22. 60 Dioscorides, Anth. Pal., 7.485; SEG, 33.563; Nonnos, 19.167-197;

Apulia'ya ait vazoların üzerinde yer alan gömütlerin yanında asma, şarap, tef hatta thyrsos [sarmaşık sarılı asa] ve satirler yer alır, karşılaştı­ rın: 56. dipnot; parodi, Antlı. Pal, 7.406. Bir Dionysos thiasosu tarafından yapılan ölü gömme töreni; IG ıı\ III2, 11674 no. 153, Kaibel no. 1029, Peek; IG vıı, 686; SEG, 31, 633; 32, 488; ancak bu, klüplerde ortak bir yükümlülüktür, bakınız: Age., 486, 487. CIL m, 686 CLE 1233; Festugiere, 1972, 30; Horn, 1972, 20: "Bromios'un mühürüyle damgalanmış kadın erenler, seni satirlerin yoldaşı ya da su perisi olarak çiçekli çayırda görmek istiyorlar ... " Ölmüş bir çocuğun tanrılarla çeşitli biçimlerde özdeşleştirilmesi şu kaynaklarda da yer almaktadır: CIL vı, 21521 CLE 1109 CCCA ııı 334; karşılaştırın: Sammelb., no. 2134 (Nock, 1972, 305, not 145). Ölmüş bir çocuğun Dionysos'la özdeşleştirilmesi hakkında: No. 705, Kaibel no. 1030, Peek; Bologna'daki kabartma, Nilsson, 1957, 107, şekil 27; Horn, 1972, 52, 46; 91, şekil 49. Karşılaştırın: 80. dipnot. =

61

=

=

=

=

=


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

49

Ölümden korkmak, yaşamın gerçeğidir. "İnsan ölümü­ nün yaklaştığını düşünmeye başlayınca" diyor Platon, "önceleri aklından geçmeyen korkulara, kaygılara düşer"; o nedenle Plutarkhos'un sözleriyle çoğu insan, "kimi erginle­ melerin ve arındırmaların bir yardımı dokunacağını düşü­ nür: Hele bir kere arınsınlar, Hades'te, temiz havayla ve ışıkla dolu yerlerde hora tepmeye, oyun oynamaya devam edeceklerine inanırlar."62 Demek ki gizemler sonraki yaşam­ la ilgili vaadlerde bulunurken bile aslında kılgısal gereksin­ meleri karşılamaktaydı. Gizemlerin bu iki boyutunun içkin birliğini -bir yandan gerçekçi sağaltımlar ve bağışıklamalar, öte yandan ölümden sonra mutluluğun düşsel güvenceleri­ gerçekte neyin oluşturduğu bizim için hala bir merak konu­ sudur. Tohumun ekilmesi, büyümesi ve toplanmasındaki ya da üzümün şaraba dönüşmesindeki doğal çevrime benzer bir tür simgecilikle, çok katlı anlam düzeylerine başvurmak yeterli olmaz; inanç simgeciliği kullanır, ama simgecilikten çıkmaz. 63 Ölümün ve yeni9-en dirilmenin bütün erginlemele­ rin ana fikri olması gerektiğini, bu yüzden yok olma ile kurtuluşun törende öngörüldüğünü ve gerçek ölümün ikin­ cil önem taşıyan bir yinelemeden ibaret olduğunu varsay­ mak da kolaylığın ayartmasına kapılmak olur, çünkü en iyi durumda bile pagan dönemde yeniden dirilme simgeciliğin­ den yana yeterince kanıt yoktur.64 Daha genel bir açıklamay­ la erginlenme, bir statü değişikliğidir ve bu değişikliğin ölümden sonra da daha iyi bir statüde yansısını bulması gerektiği doğal görünebilir. Ne var ki böyle bir statü değişik­ liği ilkçağ gizemlerinde kesinlikle görülmemektedir, o yüzden --de öte yaşama ilişkin ayrıcalıkların nasıl olup da dünyevi-statü değişikliğinin bir izdüşümü olabileceğini anla62 Platôn, Devlet, 330d; Plutarkhos, Non posse, 1 105b. 63 Bakınız: Bölüm ııı. 64 Bakınız: Bölüm ıv, 51-70. dipnotlar.


50

İlkçağ Gizem Tapılan

mak zordur.65 Bir başka yanıt, kılgısal sağaltımın kendisinde bulunabi­ lir. Platon'un sözcüklerini kullanırsak, "bugünkü acıların nedeni, eski bir bela (menima)" dan gelir: Geçmişte yapılmış kimi korkunç işler, uyuklayan yoketme güçlerini harekete geçirir; ataların ruhları, cinayet kurbanları ya da gerektiği gibi gömülmemiş biri, yaşayanlara eziyet eder. Fiziksel hastalığı ve ruhsal çöküntüyü bu yolla açıklamak, Yakın Doğu ve Eski Yunan dahil çeşitli uygarlıklarda tamamen ortak bir tutumdur.66 Sonuç olarak denebilir ki sağaltımın amacı, ölmüşlerin öfke ve kıskançlıklarını yatıştırmaktır: Onların neşeli ve mutlu (hileoi) olmaları sağlandıkça, gerçek hasta da kendini daha iyi hissedecektir. Demek ki bunlar, Platon tarafından betimlendiği ve aynı zamanda reddedildiği gibi "hem yaşayanlara hem de ölmüşlere" iyi gelen "neşeli şenlikler aracılığıyla [sağlanan] arındırmalar" dır. 67 Öbür dünyadaki rahatsızlıklar bu yaşamda da bütün şiddetiyle hissedildiğinden, bu ikisi birbirine aittir; o yüzden derdi, kederi kaldırma ve "kutlu" bir statü oluşturma etkisine sahip olan törenin öbür tarafta da yansısı vardır. Ölmüşlerin yeraltında bile gizem şenliğine katıldıklarını, teletaiyi coşkuyla sürdürdüklerini düşlemenin nedeni budur;68 oysa kurbanda bulunmaktan kaçınanları "korkunç işler bekle­ mektedfr". Bu gözdağı, Demeter hymnosunda zaten yer almaktadır: Persephone'nun, törenle kendisine onur verenle­ ri salıvereceğine inanılır.69 65 Bakınız: Giriş, 34. dipnot. 66 Platon, Phaidros, 244 ve devamında (31. dipnota bakınız); Yakın Doğu bağlantıları hakkında bakınız: OE, 65-72. 67 Platon, Devlet, 365a; bakınız: 31.dipnot. 68 Bakınız: 49. dipnot. 69 Homeric Hymn ta Demeler, 367-369, karşılaştırın: Richardson, agy.;

bunun, 473-482'deki Eleusis gizemleri kurumuyla doğrudan bir ilgisi yoktur, ancak aralarında bir çelişki de yoktur; Platon'un eleştirdiği uygulamalara şaşırtıcı ölçüde yakındır (67. dipnot).


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

51

Bu kavrayışın, "büyü"yü gizemlerin başlıca köklerinden biri haline getirdiği görülmektedir. Ama büyünün bile yeri, işlevi ve anlamı, gelişkin bir toplumsal evrenin dışında değildir. Büyünün, görmezden gelinemez ruhsağaltımsal etkileri olmuş olmalı; büyü, başvuranlar için anlamlıdır. Belki de gizemleri, çağcıl bir kuramcının bakış açısından, kabile erginleme törenlerinden türemiş olarak görmek çok daha çekici gelecektir. Ama kabile erginleme törenlerinin bile ölmüşlerle ve varsayılan tarih öncesi dizgelerde buna karşılık gelen "büyü"yle ilişkisi olmalıdır. Yaşam sonrası boyutu, Doğulu denen tapılara ilişkin belgelerde çok daha az yer tutmaktadır. Ana Tanrıça tapımı­ nın Helenleşmiş biçimi, çok eski bir tarihte Dionysos ile kısmen bir karışmaya uğramıştır, öyle ki, Ana Tanrıçanın tefi bütün Bakkhos tapım ve imgelem biçimlerine girmiştir. Fakat tapınım sonraki döneme ait kaynaklardan öğrendiği­ miz galloi ve incelikli yıllık şenlikleriyle, Pessinuslu-Romalı biçiminde, ölümden sonraki bireysel kurtuluştan çok bu yaşamdaki felaketlerden kaçınmakla ilgilenildiğini görüyo­ ruz. Tam da bu konuda Agustinus'un bir saptaması vardır; galloinin kendini hadım etmesinden amaç, gelecekteki mutluluktur, u t post morfem vivat beate;70 peki ya ötekiler, sıradan tapınanlar ne yapacak? Ana Tanrıçaya tapanlar için kimi ortak ölü gömme örnekleri vardır, ama bu hiç bir biçim­ de kural değildir; archigalloi [baş rahipler] için bile özel ölü gömme törenleri yapılırdı. 71 Bazı sunaklar ve lahitler, "yas tutan Attis" 72 adı verilen bir betiyle bezenmiştir, ama bunun 70 Agustinus, City of God, 7.26; ama 7.24'.de Agustinus, Ana Tanrıça bağla-

71

mında şunları söylemektedir: "Şeytanlcinler] bile bu törenlerde büyük vaadlerde bulunmaya kalkışmaz." Karşılaştırın: Nock, 1972, 296-305, "Gizemler ve Öte )'aşam"; Cosi, 1976, 67; 70 ve devamında. Ortak ölü gömme yeri: CCCA ıv, 16, karşılaştırın: ııı, 422 özel ölü gömme yeri için: CCCA 111, 261, karşılaştırın: 462; ıv, 241; soda/esin ölü gömme törenine katılması (karşılaştırın: 60. dipnot): CIL vı, 10098 CCCA ııı, 355; CIL vı, 2265 CCCA 111, 361. Bakınız: CCCA ııı, praefatio; CCCA vı, 23-26; vı, 210. =

72

=


İlkçağ Gizem Tapılan

52

inanan için bir umut anlamı taşıyıp taşımadığı ya da sadece güçten düşmenin, ölümün ve yas tutmanın bir ifadesi olarak mı anlaşılacağı hiç açık değildir. Ana Tanrıça bayramında yasdan sevince olan dönüşüm, Hilaria'ya 'düşüş' (katabasis), Damaskios'un anlattığı gibi, ölümden kurtulmanın bir ifade­ si olabilir; ama Damaskios sıkça alıntılanan bu metninde gerçek bir maceradan, Atinalı bazı Yeni Platoncuların Hierapolis'teki volkanik bir kanyona ve ardından da rüyala­ rına yaptıkları tehlikeli bir yolculuktan söz eder. Cumont'un yaptığı gibi, durumu tersine çevirip işareti -şenlik rüyasını­ konunun ve gerçek olayın anlamı yapmak doğru değildir.73

Aedesuis' a ithaf olunmuş, çok sık alıntılanan ünlü bir tauro­ bolium yazıtında, onun in aeternum renatus olduğu ileri sürü­ lür.74 Bu yazıtın tarihi !S 376' dır, yani Hıristiyanlığın zaferinden iki, Julianus'dan yarım kuşak sonradır; pagan tepkisinin ortasına denk gelmiştir · Tauroboliumun yirmi yıl boyunca (daha fazla değil) etki mi koruduğu konusundaki daha eski pek çok kanıtla çeliı;;tiği açıktır; en olası açıklama şudur: İyi bilinen Hıristiyan bildirilerinden etkilenmiştir ve öykünme yoluyla hasıma darbe vurmaya çalışmaktadır. Osiris tapısının Mısır'daki ölüm tapısıyla çok yakın bir ilgisi vardır. "Osiris sana serin sular versin [rahmet etsin]" duası Mısır' da ortaya çıkmıştır, ama duaya başka yerlerde, özellikle Roma'da da rastlıyoruz. 75 Yunan-Roma dünyasın­ da bile "Osiris gömme törenleri" sözünü duyarız.76 Ama 73 Damaskios, Vit. Is. kısım 131, Zintzen, Cumont, 1931, 55. 74 CIL vı, 510 CIMR 520 CIMRM, ııı, 242 Duthoy, 1969, no 23. Karşılaştırın: Bölüm 111, 56. dipnot, bölüm ıv, 70. dipnot. 75 Bakınız: I. Levy, "Les inscriptions arameennes de Memphis", Journal =

76

=

=

asiatique, 121 (1927), 281-310. Levy, bu Yunan duasının Mısır'dan alındı­ ğına dair yedi örnek vermektedir; daha eski bir Aramca yazıtta (İ.Ö. üçüncü yüzyıl; Levy, 303; CIS ı, 141), "Osiris'in önünden su alın" yaz­ maktadır. Mısır dışından: SIRIS, 459-462 (Roma); 778 (Kartaca); yine bakınız: Cumont, 1931, 93; 250 ve devamında. Athenagoras, 22.8; karşılaştırın: Plutarkhos, Isis, 352bc; (aslında Mısırlı bir rahip olan Yeni Platoncu filozof Heraiscus üzerine) Damaskios, Yit.Is, kısım 107 .


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

53

mumyalama işlemi Mısır dışında pek rastlanan bir uygula­ ma değildi. Mısır tanrılarına tapanlara ait anıt mezarların sayısı çok fazladır; tapınım nişanları; sistrum, kurban çanağı, su kabı ve rahip ile rahibelerin rütbelerini gösteren yazıtlar77 vardır. Fakat bunlar geleceğe işaret etmekten veya öte yaşam hakkında özel bir mesaj içermekten çok, anmayla ilgili işlev­ leri yerine getirir görünmektedirler. Alışılmadık tasvirlerin ve yazıtların bulunduğu Ravenna'daki bir lahit hakkında yapılan yorumlarda, bunun özel "mistik" umutlara belli bir gönderi anlamı taşıdığı belirtilmiştir, fakat bölük pörçük metin, tıpkı tasvir gibi kurguya çok açıktır. 78 Son zamanlar­ da Bithynia' da bulunan mezar yazıtları çok daha açıktır; bir İsis rahibi, yaşamı boyunca gerçekleştirdiği gizli törenler nedeniyle karanlık Akheron'a değil, "kutsanmış olanların limanı"na gideceğini bildirmekte ve ününe tanıklık etsin diye Isiakoi'ye seslenmektedir. 79 Yine bu da, Yunan mezar yazıtlarına uymaktadır. Zamanından önce ölen erkek çocuk­ lar, tanımlayıcı bir saç örgüsüyle ikonografik olarak Horus'la özdeşleştirilirlerdi.80 Bu simgeciliğin törene bağlı olduğunu gösteren bir niteliği yoktur; Dionysos dahil başka tanrılar için de bu türden şekli tanrılaştırmalar yapılmaktaydı. İsis'in kendisi, Lucius-Apuleius'a esininde, bazı yorum77 Bakınız: Dunand, 1973, ıı, 144-150, pi. 4; 20, 2; 23; 40, 2 vs ile birlikte.; 78 79 80

SIRIS, çeşitli yerlerde. SIRIS, 586; Egger, 1951; Vidman, 1970, 132-138; H. Gabelmann, Die Werkstattgruppen der olıeritalisclıen Sarkophage (Bonn, 1973), 147-157. Ş. Şahin, Hommages lı M. J. Vermaseren (Leiden, 1978), ııı, 997 ve deva­ mında, SEG 28, 1585; karşılaştırın: SIRIS, 42; "Hades'e değil, ama ... " örgesi için karşılaştırın: SEG, 26, 1280. Bakınız: v. Gonzenbach, 1957; Diez, 1968\ 71; Vidman, 1970, 128 ve de­ vamında, 131; SIRIS, 542; 746; 747; namen tenelıit Isidis nati puer, SIRIS, 585:- Dionysos'la özdeşlik konusunda bakınız: 61. dipnot; genel olarak, H.-Wrede, Consecratio in formam deorum: Vergöttliclıte Privatpersonen in der römisclıen Kiserzeit (Mainz, 1981). Ölen çocuğun tanrılaştırılması, erginlenmeye bağlı değildir; Germanikus'un oğlu öldüğünde ve "Eros" yapıldığında, tayin edici dürtü Augustus'tan gelmişti, Suetonius, Ca­ ligula, 7.


54

İlkçağ Gizem Tapılan

larda belirtildiği kadar açık değildir. Şöyle dediği söylenir İsis'in: "Ömrünüzü tamamlayıp da yeraltına indiğinizde, toprağın altındaki mezarda, beni Akheron'un karanlığında parlarken ve Styks'in en derin yerlerine hükmederken göre­ ceksiniz; sizler Elysion bahçelerinde otururken, yazgınızı iyi kıldığım için bana dualar edeceksiniz". Bunu, mezar soyguncusuna yapılan şu sağaltımla karşılaştırın: "Ölülere huzur veren İsis' in kutsal törenlerinden geçecek ve kendine karşı öfkeyle dolacaktır."81 Bu, ölülere huzur vermesi için yapılan kılgısal büyülere dek uzanmaktadır. Akheron ve Elysiun aracılığıyla İsis, olağan Yunan söylenbilimine uyar­ lanır; bu, beşinci yüzyıldan sonra gördüğümüz gibi Eleusis ve Dionysos mystaisinin umutlarıyla aynı düzeydedir. İsis'in -:Demeter'le olduğu gibi- ay ve Persephone ile özdeşleştiril­ mesi, onu hem aydınlığın hem de yeraltının, öteki dünyanın hakimi kılmaktadır. Ama her durumdu asıl vurgu, İsis'in bu evrendeki yönetme, buradaki yazgıları değiştirme ve bugün­ kü koruyucu gücüne yapılmaktadır. Ama şunun İsis'e tapan­ lar için bile geçerli bir hakikat olduğu unutulmamalıdır: "Ölüm, insanların doğadan aldıkları ortak paydır." 82 Son olarak Mithrasa dönersek, bu konuda şaşırtıcı bir kanıt kıtlığı ile karşılaşmaktayız. Bir "gizem dini"nin neye benzemesi gerektiğine ilişkin fikirlerimizin sonucu olarak genellikle şöyle bir şey varsayılır: Mithras, inananlarına bir tür aşkın kurtuluş -ölümsüzlük; aynı zamanda bu evren demek olan "mağara" dan göğe yükseliş- sağlamalıdır. Ne var ki, bu konudaki kanıtlar açık değildir. Ruhani yaşam, ruhun ölümsüzlüğü ve doğru kişinin göğe yükselmesi, İran'ın Zerdüşt geleneğinde oldukça yer etmiş fikirler oldu­ ğundan, durum daha da şaşırtıcıdır. Ama durum 81 Apuleius, Metamorphoses, 1 1.6.5; H. S. Versnel'in ZPE 58'den anladıkları

(1985, 264 ve devamı) üzerine SIRIS 464. 82 Metin, Maroneia 25'den (karşılaştırın: Bölüm ıı, 68. dipnot) ve Grand­ jean'den (1975, 18) alınmışhr; Bianchi, 1980, 20-27.


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

55

Mithralarda böyle değildir. Cumont, Mithralann kapalı bir "inananlar" grubu olarak ortak ölü gömme törenleri yaptık­ larını yazmış olsa da, bu kanıtlarla açıkca çelişmektedir.83 Mithras ikonografisinde Mithras'ın Helios'un arabasına binme sahnesi sürekli olarak yinelenir. Mithracı mertebenin Heliösluk ile bu bileşimi, beklenebilir bir şey değildir. Yorumcular, zodyağa doğru ve ötesine, doğrudan aşkınlığa bir yükselişin söz konusu olduğunu düşünmektedirler.84 Ancak Helios'un evreni terkettiği bilinmiyor; o, yerin çevre­ sinde dönmeyi sürdürüyor. Origenes ve Porphyrios'da rast­ ladığımız belli ölçülerde Platonlaştırılmış ipuçlarının bir nebze olsun ötesine geçmek için bir adım atmayı sağlayacak tek bir kanıt bulunmamaktadır.85 Aslında Mithracılık, şiddet ve fedakarlık üstüne kurulu bu evreni kahramanca karşıla­ yan ve sürdüren agnostik bir inanış da olmuş olabilir.86 Elimizde, Mithras'ın bir ereni olan ve tapısını geliştirme­ ye can atan Julianus'un tanıklığı bulunmaktadır. Julianus, Hermesle karşılaşır; Hermes ona Mithras'ı, "baba"yı bilmek­ le "yaşamda güvenilir bir çapa" edindiğini ve "buradan demir alması gerektiğinde, bunu esenlik içinde yapabileceği­ ni, çünkü ona karşı iyi niyetler besleyen bir tanrıyı kendine rehber aldığını" söyler. Bu sözler, İsis'in Lucius'a söyledikle­ rine çok yakındır. Hatta Platon'un eserlerindeki ve düşünce­ lerindeki arkaplanla ortaklığı daha da açıktır: "Esenlik" [iyi 83 Cumont, 1923, 160. Özel ölü gömme törenleri: CIMRM, 624, 885, karşi-

laştırın: 566, 623, 708. 84 Bianchi (1984, 2131-2134'de), aynı anda, açıkca belirtilmiş yedi derece ve adımın dışında "sekizinci bir kapı"nın daha olduğunu iddia ederek, aeternitasdan söz etmektedir; unendlicher Himmelsraum, Schwert­ heim, 1979, 71. Santa Prisca yazıtındaki aeternali için bakınız: Bölüm ıv, 148. dipnot. 85 Origenes, Cels., 6.22; Porphyrios, Antr. 6; Abst., 4.16; bakınız: Turcan, 1975. L. Campbell, Mithraic Iconography and Ideology'de (Leiden, 1968) gelişCgüzel kurgularda bulunmaktadır. 86 Karşılaştırın: Bölüm ııı, 121-123. dipnotlar. İlgi çekici bir duvar resmi, magicas invictas cede Degentio için bakınız: H. Solin, Bianchi 1979 içinde, 137-140.


İlkçağ Gizem Tapılan

56

umut] sözü Phaidon'u, tanrının rehberliğiyse Phaidros'un çok daha ünlü bir pasajını yansılamaktadır.87 Mithras, felsefenin kurguları ve diğer gizemlerin vaadleriyle aynı düzeyde yer alır, ama genel bir "umut" anışhrması dışında ne özel bir iman temeli ne de özel bir içerik söz konusudur. Vurgu bir kez daha bu yaşamdaki "güvenli çap·a [an-gura]" üzerinedir. Dinin yeniden öte dünyaya ilişkin kaygılara yönelmesi, genellikle sanıldığının aksine, "Doğulu" dinlerin ve onların gizemlerinfrı niteliği değildir. Onlar en iyi halde oldukları gibi olmaya devam ettiler. Pagan birinin gözünde Hıristiyanlık, sadece ölümle ve çürümeyle ilgilenen bir kabir diniydi. 88 Pagan gizemlerden hiç biri böyle bir izlenim yaratmamıştır. Çilecilik, asla söz konusu değildi; laetitia vivendi, suçlanamaz, çürütülemezdir.89 Hıristiyanlığa karşıt olarak alındıklarında gizemler hem daha kırılgan hem de daha insani görünürler. İ.S. üçüncü ya da dördüncü yüzyıl Roma'sından kalma bir mezar yazıtı buna iyi bir örnektir. Yazıt, yedi yaşındayken ölen bir erkek çocukla ilgilidir.90 Dindar ana babasının yetiştirmesiyle çoktan "bütün tanrıların, başta Bana Dea'nın, sonra Tanrıların Anası'nın ve Diony�os Kathegemon'un" aziz rahi­ bi olmuştur. "Onlar için hep saygın bir biçimde gizemlerde bulundum. Şimdi Helios'un aziz tatlı ışığını geride bıraktım. O nedenle siz, hangi yaşam biçiminden olursa olsun arka­ daşlar, mystai, yaşamın aziz gizemlerini tek tek unutun; Çünkü kimse Kader'in ördüğü ipi çözemez. İşte ben, aziz Antonios, (sadece) yedi yıl oniki gün yaşadım." Bazı yorum­ cuların bu acı dolu epigramı doğru anlama cesareti göstere87 Julianus, Symp. 336c-Platon, Phaidon, 67c, Phaidros, 248a, 250b. 88 "Kabir etrafındakiler", Libanius, Or., 62.10; "karalar giyenler", Euna­ pius, Vit. soph., 7.3.5; karşılaştırın: Iu!. ar., 7, 344a.

89 Cicero'nun formülasyonu, karşılaştırın: 46. dipnot. 90 IG xıv, 1449 Kaibel, 588 CCCA ııı, 271 L. Moretti,

Iııscriptiones Graecae Urbis Romae ııı, 1169 H. W. Pleket, Epigaphica, ıı (Leiden, 1969), no 57. 7. satırın yaşamsal önemi vardır. =

=

=

=


Bu Yaşamdaki ve Ölümden Sonraki Kişisel İhtiyaçlar

57

medikleri kesindir. "Gizemleri ... unutun" yerine, Kaibel şu yorumu yapmıştır: "Eğer kendinizi gizemlerden uzak tutar­ sanız, unutmayın ki kimse ölümden kaçamaz"; bu yorum . dindarca bir anlam yaratıyor, ama sözdizimini bozuyor. Moretti, celamini de ... mysteriis sözlerini, garip bir biçimde "gizemlerin gizini saklayın" diye çevirmiş, ki hiç açık değil­ dir. Sözcüğü basitçe "unutmak" olarak çevirmek, Yunancanın daha sonraki dönemleri düşünüldüğünde, tamamen meşrudur91 ve gar (için, uğruna) sözcüğünün ikili anlamı buradaki düşüncenin yapısını daha açık kılmaktadır. Çocuklarını yitirmiş anababanın yaşadığı hayal kırıklığını kabul etmemiz gerekir: Gizemler, ölüme çare değildir unutun gitsin! exemplum docet. Elbette, iman kaybıyla ilgili tek bir belgeye çok fazla önem verilmesi mümkün değil, ama aslında konuyla ilgili tek metin bu değildir.92 Yaşamın değer yitirmesi gibi, ölümün üstesinden gizemlerle gelineceğine körü körüne bir inanç da söz konusu değildi. Ne müjde ne de vahiy inanan­ ları bu yaşamın yıkımlarına karşı bağışık kılmıştır. Tıpkı adak dini gibi, gizemler de belli ölçülerde deneyimsel bir din biçimi olma özelliğini sürdürmüşlerdir. Bu anlamda ina­ nanların umutlarını zaman zaman boşa çıkardıkları da ol­ muştur.

91 G. -W. H. Lampe, 92

Patristic Greek Lexicon (Oxford, 1961), Clementine Homilies'e göndermenin bulunduğu (20.13) pıjpolanthano sözcüğünün altında. Karşılaştırın: 82. dipnot. SIRIS, 789, İsis rahibi Felix üzerine: felix de nomine tantum; SIRIS, 396, İsis'in bir aedituusıı: Mulier infelicissııma.


II. Örgütlenme ve Kimlikler Din, daha inakçı çağlarda sonul gerçeklik hakkında bilgi; ondokuzuncu yüzyılda düşünceler tarihi anlamına gelmiş; nihilizm ile dilbilim arasında salman çağcıllar içinse "anlam dünyaları oluşturur" olmuştur.1 Buna karşın yaşa­ mın iniş çıkışlarıyla baş etmeye çalışan, gereksinimleri ve çıkarları olan insanlar için dinsel düşünceler de, anlamlar da hala vardır. Dine hatırı sayılır miktarlarda yatırım yapılmak­ ta, kazanç sağlanmaktadır; bu, pagan gizemler için de bir o kadar geçerlidir. Dinsel uygulamaları yürüten, yayan ve sürdüren kişilerin, deyim yerindeyse bu gereci kullanan mürettebatın kim oldukları ve nereden geldikleri araştırma­ ya değer bir konudur. Bu sorular, bir tapının toplumsal arkaplanıyla -söz konusu tapının örgütlenmesi ve asıl çekir­ deği oluşturan grupla- ilgilenmeyi gerektirir. Geçimini dinsel yaşamdan sağlayan meslekten kimselerin, kendi gele­ neklerinin en hararetli öncüleri olacakları açıktır. Bu açıdan bakıldığında, ilkçağ gizemlerinin asla tek biçimli olmadıkları görülüyor. Ana bulgu olumsuzdur: 1

J. Z. Smith, 1978, 290; karşılaşbrın: R. L. Gordon, 1980, 22: ... tamamen imgesel olan bir dünyanın varlığını geçerli kılmak." "


60

İlkçağ Gizem Tapılan

İlkçağ gizemleri için çoğu zaman gelişi güzel kullanılan söz varlığına karşın, Mysteiengemeinden'in,2 yani gizem topluluk­ larının varlığı doğal bir veriymiş gibi kabul edilemez. Toplumsal örgütlenme ve tutunum açısından çeşitli gizemler arasında önemli farklar vardır, fakat bunların hiçbiri ekklesia­ ya, Hıristiyan kilise modeline yakın düşmezler. Ayrı ve kendine yeterli "dinler" den söz etme olanağı da yoktur. Tipleştirme amacını güden bir araştırmaya başlarken, ilkçağ gizemlerinin uygulamasında en azından üç büyük örgütlenme biçiminin varolduğu görülmektedir: Gezgin rahipler ya da karizma sahibi olanlar; bir kutsal yere bağlı ruhban ve thiasos, yani bir grup halinde biraraya gelmiş tapı­ nanlar topluluğu. Birinci tip, gezgin ya da karizma sahibi rahip, esas olarak ilkçağ sonları bağlamında -ve Tyana'lı Apolkmios ile Abonu Teikhos'lu İskender gibi kişiler özelin­ de- ele alınmıştır, ama "manik ve telestezik" yaşam tarzı3 tamamen ilkçağa özgüdür. Arındırma ve erginleme işi yapan gezgin bilici ve rahip, eskil dönemde ortaya çıkar (örneğin Epimenides) ve yine Katharmoi'nin yazarı Empedokles'te görülmektedir. Melampus; Kalkhas, Mopsos ve benzeri karakterler hakkındaki öyküleriyle Yunan söylen­ cesine girmiştir. Derveni papirüsünde karizmatik rahip, "sanatı kutsal kılan" -din ustası- diye çok iyi tanımlanmış­ tır.4 Bu, öteki ustalar/ sanatkarlar açısından şu anlama gelir: 2

3 4

U. v. Wilamowitz-Moellendorff, Homerisclıe Untersuclıungen (Berlin, 1884), 213'de Orfezilerin "eine art kirchliche gemeinde"sinden ve "die eleusinische kirche"den söz ediyor." Reitzenstein, 1927'de (birinci baskısı 1910), çeşitli yerlerde "Mysteriengemeinden"den söz etmekte­ dir. Yine Reitzenstein, Corp. Herm için bir "Poimandres-Gemeinde" varsaymaktadır: 1: Bakınız Poimandres, (Leipzig, 1904), 248; Neue Jalırlıüclıer, 39'da (1917) W. Kroll tarafından eleştirilmiştir. Yine bakınız: Burkert, 1982, 2, not 4. Platon, Plıaidros, 248de. Pap. Derv (ZPE'de yayınlanmıştır, 47, 1982; olasılıkla Stesimbrotos, Peri Telefon, bakınız: ZPE, 62, 1986, 1-5): lıo teclınem poioıımenos ta lıiera. Karşılaştırın: Hipokrates'te (Morb. sacr., 18, vı, 396, Littre) keramet sahi­ bi sağaltıcılar için küçültüçü lıanausie teriminin; "Dionysos ve Orfeci


Örgütlenme ve Kimlikler

61

Bir ustadan, gerçek ya da. ruhani "baba" dan intikal eden, çağırıcı bir sanat, bir gelenek vardır; ve bu intikal, telete biçi­ mini alır.5 Hipokrateşçi külliyat, ünlü Oath [Yemin] ve Nomos [Yasa] ile iyi bilinen koşutluklar sunar.6 Dolayısıyla geleneğin sürekliliği ve tutunumu, bir tür aile modeline göre sağlanır. Ancak diğer sanatkarlar gibi, karizma sahibi usta­ nın da kendine özgü kazançları, kayıpları vardı.r. Özellikle savaş zamanları bir kahinin kazancı düzensiz olabilir, ama pekala olağan durumlar da gezgin bir rahip için ileri gelenle­ rin düşmanlığına, hakaretine ve alayına hedef olduğu, yoksulluk tehlikesiyle dolu marjinal bir yaşam demek olabi­ lir. 7 Her ikisinin de arkasında ne bir lonca ne de bir topluluk desteği bulunmaktadır. İkinci tip, yani kutsal yere bağlı ruhban, Yunanistan' dan çok Yakın Doğu ve Mısır'a özgü bir durumdur.8 Yunan kutsal yerleri, normal olarak bağımsız ekonomik birimler değil, Polis yönetiminin parçasıydılar ya da bir aile mülküne aittiler. Özel tapımlar, sunular ve kurbanlar yoluyla rahibe hatırı sayılır bir gelir sağlamaktaydı. Biraz yetenek biraz da

5. 6 7 8

sanatlar" için to philotechnonun, Strabono, 10.3.23, s. 474'de kullanılma­ sı; yine bakınız: Burkert, 1982 ve OE, 43-48. "Karizmatik" terimi, Aziz Paulus'un charismayı kullanmasından doğmuş ve Max Weber tarafın­ dan din ve toplum incelemelerinde genel bir ulam konumuna yükseltil­ miştir.; bakınız: W. E. Mühlmann, Historisches Wörterbuch der Philosophie ı içinde (Basel, 1971), 988 ve devamında. Hippokrates, Morb. sacr. ı, vı, 360 Littre; karşılaştırın: Iamblichus (Vit. Pyth., 146) içindeki "Aglaophamos"; Hipokratesçi Nomos, ıv, 642 Littre; yukarıdaki Giriş, 42. dipnot. , Oath, Hippokrates, ıv, 628-632 Littre, karşılaştırın: Ch. Lichtenthaeler, Der Eid des Hippokrates (Cologne, 1984), özellikle 79-110, 261-265; Nomos, karşılaştırın: 5. dipnot. Platon, Devlet, 364a-e; Orpheotelestes hakkında bir anekdot için, PlutarKhos, Lac. apophth, 224e; Aeschines üzerine Demostenes, bakınız: Bölüm-ı, 34. dipnot; Latin yazınında, Plautus, Mi/es Gloriosus, 692; Cicero içinde (Dedivinatione, 1.132) Ennius, Pacuvius, Naevius; Cato, age., 2.51. Genelde Yunan rahipleri üzerine bakınız: R. S. J. Garland, "Eskil ve Klasik Atina'da Dinsel Yetke", BSA 79 (1984), 75-123; GR, 965-98; Helenistik Mısır için, Otta, 1905\ 08.


62

İlkçağ Gizem Tapılan

şansla veya belli bir tanrının kayrasıyla rahiplik dört başı mamur bir iş olup çıkabiliyordu. Eskil dönemde bilicilik merkezleri, klasik dönemde de Asklepios tapınakları, kendi türlerinde son derece başarılı örgütlenmeler haline gelmiş­ lerdi. Özellikle Küçük Asya' daki bazıları son derece eski diğer kurumlar da buna ayak durmuş, hatta Helenistik dönemde halkaya başkaları da dahil olmuştur. Tapınakta tören yöneten ruhban, gezgin rahipten, yerel istikrar ve görece güvenlikte olmak bakımlarından kolayca ayırdedile­ bilmektedir, ama aynı anda müdahaleden uzak durabilmek için bir tür hiyerarşiyi benimsemeleri gerekmişti. Gerçi bu durumdan yaralananların sayısı her zaman sınırlı olmuştur, ama yine de azımsanmaya gelmez. "Grup" olarak adlandırılabilecek üçüncü tipe, thiasos ya da sadece koinon, yani "ortak" topluluk denmektedir. Çeşitli collegia ya da sodalitates nasıl Roma dünyasını tanımlayan görüngülerse -Marcus Aurelius'un sözleriyle "sayısız toplu­ luk [cemaat], sayısız teletaı'9-, bu da Yunan dünyasının bir özelliğidir. Ayrıntılar farklıdır, fakat temel özellik, eşitlerin ortak bir çıkar çevresinde biraraya gelmesidir. Aile ile Polis'in karmaşık yapılarıyla tamamen bütünleşmiş durum­ daki bireyler, özellikle ekonomik düzeyde bağımsızlıklarını kormakla birlikte çıkarları, zamanları, nüfuzları ve mülkleri­ nin bir bölümüyle ortak davaya katkıda bulunurlar. Bu katkılar, yazıtlarda sıkça geçtiği gibi, karşılığında kendileri­ ne bahşedilen onurlarla ödüllendirilen zengin yurttaşlardan beklenir. Bu tip topluluğun yasal bir statüsü ve toplandığı bir yer vardır; bu yer çoğu zaman ortak mülktür, ama dura­ ğan bir hiyerarşi ya da karizmatik bir önderlik söz konusu · değildir. Bu üç dinsel örgütlenme tipi birbiriyle bağdaşmakla 9

Marcus Aurelius, 9.30. Bakınız: Foucart, 1873; Polonya, 1909; Laum, 1914; San Nicolo, 1913\ 15; Nock, 1972, 430-442, "Yunan ve Mısır Top­ luluk Biçimleri."


Örgütlenme ve Kimlikler

63

birlikte, özünde hepsi birbirinden bağımsızdır. Karizma sahibi, kendine bağlı olanlardan bir thiasos oluşturabileceği gibi, bir ruhban üyesi de ileride başarılı bir karizma ortaya koyabilir; bir gezgin rahibin de, thiasosun yanısıra yerel bir tapınakla özel bağları olabilir. Ama bu ilişkiler, bu örgütlen­ me biçimlerinin hiçbiri için yaşamsal değildir. Herbiri yeni­ den ayrılıp kendi yoluna gidebilir. İlkçağ gizemleri bağlamında alındığında, ilk dönemler­ de Dionysos ile Ana Tanrıça teletaisi açısından en tanımlayıcı olanı, gezgin rahiplerle karizma sahibi kimselerdi. Bu konu­ daki asıl belge, İÖ 210 dolaylarında iV. Ptolemaios Philopator'un yayınladığı buyruktur. Bu buyrukta, "ülkede Dionysos erginlemelerini yürütecekler"in İskenderiye'ye gitmeleri, orada "kutsal şeyleri kimden aldıkları"nı üç kuşa­ ğa kadar bildirerek kaydolmaları ve hieros logosun mühürlü bir örneğini vermeleri buyrulur. 10 Bu, intikalin aile modeline göre olduğuna tanıklık etmektedir: Herkes sadece manevi "baba"sını bilmekle kalmayacak, büyükbabasını ve büyük büyükbabasını da "üç kuşağa kadar" bilecektir. Yazılı halde­ ki "kutsal öykü", geleneğin bir parçasıdır. Livius'un anlatı­ sında Roma Bacchanalia'sının izleri, Etruria'ya göç eden büyük olasılıkla Magna Graecialı bir Yunanlı olan sacrificulus et vatese, "küçük kurbana ve kahin" e kadar uzanmaktadır ve bu uygulama Roma'ya buradan yayılmıştır. Doğrudan tanrı­ dan esinlendiğini iddia eden ve gelenekleri bu esine göre değiştiren Campanialı bir rahibe, özel bir nüfuz elde etmişti; aşağı sınıftan Romalı yurttaşlar "fitne"nin başı haline gelmiş­ lerdi. 11 Pentheus'un gözünde Lidya'lı bir yabancı olan kariz10 W. Schubart, Amtliche Berichte aus den Kg/. Preussischeıı Kunstsam­ mlungen, 38 (1916\ 17), 189 ve devamında; Sammelb, no. 7266; karşılaşh­ rın: Nilsson, 1 957, 11 ve devamında; Zuntz, 1963a; Fraser, 1972, ıı, 345 ve devamında; OE, 46. Graecus ignobilis ... sacrificu/us et vates, 39.8.3; Pacul-lam Anniam Campanam sacerdotem omnia lamquam deum monitu immutasse, 369.13.9; capita coniurationis . . M. et C. Atinios de plebe Romaııa et Faliscum

11 Livius, 39.8-19:

.


64

İlkçağ Gizem Tapılan

ma sahibi gezgin rahip (namı diğer Dionysos), oldukça erken bir tarihte, Euripides'in Bakkhalar'mda boy gösterir; bu adam kendi teletaisini sunmakta ve keramette bulunmakta­ dır. Orgiasını, doğrudan tanrısından vahiy yoluyla aldığını ileri sürmektedir. 12 Kadınların, İÖ üçüncü yüzyıl başlarında Miletos" da "kentte olsun kırda olsun Dionysos erginlemele­ rinde bulundukları" anlatılır; kentteki resmi Dionysos rahi­ besine kayıt yaptırmaları ve düzenli olarak aidat ödemeleri gerekirdi. 13 Miletos kolonisi olan Olbia'da Dionysos teletaisi daha beşinci yüzyılda gelişmişti. 14 Hatip Aeschines'in anne­ si Glaukothea, yaklaşık İÖ 380'de Dionysos Sabazios'a ergin­ lenme törenleri yapardı. 15 Kahin bir ailenin ferdi olması ilginçtir; ailenin ruhani geleneklerinden medet umarak savaş sonrasının güç koşullarında yaşamını sürdürmeye çalıştığı anlaşılıyor. Platon ile Theophrastus, kendi dönemle­ rinin Orpheotelestaisinden söz ederler. 16 Alışkanlıkla "Orfik" denen, ama Hipponion lamellada "Bakkhacı" olarak tanımla­ nan ünlü altın tabletlerin yayılmasını, bu göçmen sanatkar "aileler" in varlığıyla açıklamak olanaklıdır. Güney İtalya'da, Tesalya' da ve Girit' de, yaklaşık 200 yıla yayılan, farklı basımlarda metinler gün ışığına çıkarılmıştır. 17 L. Opicernium et Minium Cerrinium Campanum (Paculla'nın, annesi tara­ fından erginlenmiş oğlu, 13.9), 39.17.6. Karşılaştırın: Festugiere, 1972, 89-109 (ilk baskı 1954); D. W. L. van Son, "Livius behandeling van de Bacchanalia", yayınlanmamış tez, Ams-terdam, 1960; Bruhl, 1953, 82116; Nilsson, 1957, 14-21; Rouselle, 1982; Heilmann, 1985. 12 Euripides, Bakkhalar, 465-474, karşılaştırın: 232-238. Euripides'in genel Bakkhos tapısıyla Dionysos gizemlerini harmanlaması üzerine bakınız: GR, 291 ve devamında. 13 LSAM, 48.19 ve devamında; Nilsson, 1957, 6 ve devamında. 14 Herodotos, 4.78-80; tlıiasotai, A. Kocevalov, Würzburger Jahrbücher 3 (1948), 265; karşılaştırın: Rusajeva, 1978. 15 Bakınız: Bölüm ı, 34. dipnot. 16 Platon, Devlet, 364b-e; Theophrastus, Clıaracters, 16.2. 17 Hipponion'da keşfedilmeden önce altın levhaların en eksiksiz inceleme­ si Zuntz tarafından yapılmıştır (1971, 277-393); olasılıkla Tesalya'ya ait ek bir metin, J. Paul Getty Müzesi'nde bulunmaktadır, ZPE, 25 (1977), 276; yayılma biçimi üzerine bakınız: Janko, 1984.


Örgütlenme ve Kimlikler

65

Gizemler, gerçi Sezar zamanında İtalya' da yeniden orta­ ya çıkmışsa da, Roma Bacchanaliasının İÖ 186' da uğradığı felaketten sonra erginleme töreni yapan gezgin rahiplerin, Bakkhos gizemlerinden ellerini eteklerini tamamen çekmiş olmaları dikkat çekici bir olgudur. Roma'daki Farnese Sarayı'nın sıvasında ya da Pompeii'deki Gizemler Sarayı'nın freski gibi görkemli anıt.ların yanısıra, imparatorluğun her yanında pek çok yazıt braktılar. Elbette gezgin rahipler, İÖ 186'daki olaydan sonra bütün bütün ortadan kalkmadılar. Başka geleneklerin izinden gittiler; İsa ile Aziz Paulus'u anmasak bile, Tyana'lı Apollonios ya da Abonuteikhoslu İskender bunun tanığıdır. Oysa Dionysos'a baktığımızda, zaman zaman kentin resmi bir tapısına ya da zengin bir aile­ ye eklenmiş, genellikle zengin bir kurucu ya da başkana bağlı oldukça gelişmiş thiasoi biçimlerinin varolduğunu görüyoruz. Bakkhos erginleme uygulaması ve yorumu . hakkında mutlaka belli bir içrekçi gelenek biçimi olmuş olmalı, ama şimdiye kadar bu örgütlenmenin nasıl işlediğini anlamamızı sağlayacak hiç bir ipucu elde edilememiştir. Yalnızca büyüleyici güzellikte bilmecemsi (enigmatik) ikonografi, yani erginlenme adayına gösterilen liknondaki fallus tasviri bugüne kalmıştır. 18 Manisa' da bulunan bir yazıtta Dionysos orgiasının yayılma yollarından birini görü­ yoruz: Delphoi bilicilik merkezinden aldıkları onayla Manisalılar, Thebai'dan, Dionysos'un bakıcısı ve mainadın ilk örneği olan Ino'nun soyundan üç "gerçek" Mainad ithal ederler. 19 Her ne kadar yalnız bir uzman [rahip] değil, tanrı18 Yazıt biçimindeki kanıtlar, Quandt (1912), Nilsson (1957) tarafından

toplanmıştır; yeni bulgular arasında lııscriptiones Graecae in Bu/garia reper­ tae ııı, 1517 bulunmaktadır; IG x, 2, 1, 259 SEG, 30.622 (Thes-salonike); Epigraphia Anatolica 1 {1983), 34 (Kyme); tam olarak güncelleştirilmiş bir derlem\! yoktur. Gizemler Sarayı, Farnese Sarayı ve ilgili ikonografi için bak: Bölüm ıv, 24. ve 25. dipnotlar. Bakınız: Henrichs, 1978; Geyer, 1977; Cole, 1980; Casadio, 1982\83. O. Kem, Die Inshriften von Magnesia, (Berlin, 1900), no. 215a; Henrichs (1978) bu metnin gerçek olduğunu savunmuştur. =

19


İlkçağ Gizem Tapılan

66

nın onlar aracılığıyla gücünü duyurduğu [dışa vurduğu] çekirdek niteliğinde bir inananlar grubunu içeriyor olsa da ("çoğu narteks taşır, oysa çok azı bakkhoidir"20), burada bir kez daha karizma sahibi bir aile geleneğiyle karşılaşmakta­ yız -fakat çekirdek grup canlılığını yeni bir thiasosa buradan yayar. New York'taki yazıttan öğrendiğimiz,21 Roma'daki büyük Agrippa thiasosunda boukoloi, "sığırtmaçlar" en büyük grubu oluşturmaktadır ve bunların olağan mystaiyi oluşturdukları anlaşılmaktadır. Bazılarına hieroi boukoloi, özel bir yoldan tanrıya ait olanlar, "kutsal" olanlar denmek­ tedir. Bunlar, Thyrsosu [sarmaşık sarılı asayı] taşıyanlar arasında kendilerine tinsel aracılığa olanak veren esrime yeteneği bağışlanmış olan gerçek bakkhoi mi yoksa cemaa­ tin beslediği profesyoneller midir? Sonraki dönemlerde, genelde Dionysos grupları arasındaki ardzamanlı ve eşza­ manlı ilişkiler [sorununda olduğu] gibi, bunun da yanıtı belirsizdir. Bakkhos gizemlerine her yerde rastlamak mümkün gibi görünüyor, ama süregelen ikonografi gelenek­ lerinin ve Euripides'in oyununun yarattığı yazınsal etkinin ardında yatan c<mlı gerçeği kavramak kolay değildir. Buna karşın Bakkhos gizemleri, İS dördüncü yüzyılda bile uygu­ lanmaya devam ediyordu.22 Ana Tanrıça tapımının da Yunanistan' da gezgin uzman rahipler eliyle benzer bir biçimde başladığı kesindir. Semonides'ten itibaren bu tip homines religiosi hakkında, yani rızıklarını sanatlarından çıkartırken yüzleri kızarmayan 20 Platon, Phaidon, 69c OF, 5, 235. =

21 A. Vogliano ve F. Cumont, AJA, 37 (1933), 215-263; Nilsson, 1952, 524541; 1957, 46 ve devamında; İS ikinci yüzyılın ortasında.

22 Lema gizemleri, IG ıv, 666 Kaibel, no. 821; IG ııı/m2, 4841 Kaibel, no. 822; IG ıı /ııı2, 3674; CIL vı, 1779; 1780; Antlı. Pal., 9.688; Bunlar Bak­ =

=

khos gizemleri arasında bir yere bağlı olan yegane gizemlerdir. İS 325\ 50'den kalma Kıbrıs'a ait bir mozaik, Dionysos'un doğuşunu, müneccimin taptığı İsa'yı örnek aldığı besbelli bir örüntü içersinde göstermektedir: W. A. Daszewski, Dionysos der Erlöser (Mainz, 1985).


Örgütlenme ve Kimlikler

67

"Ana[Tanrıça]nın dilencileri"nin (metragyrtai) varlığına iliş­ kin tanıklıklar mevcuttur.23 Tanrıça için adak yerleri yapımı­ nın Küçük Asya'da Kyzikos'dan Güney İtalya'da Locri'ye dek bütün Yunan dünyasına yayılması, onların işi olsa gerektir.24 Hemen her fırsatta horlanmışlardır. Kratinos, komedilerinden birinde aşağılama amacıyla Atina'nın ünlü kahini ve çeşitli gizemlerin ustası Lampon'a, agersikybelis, "Kibele'nin dilencisi"; Atinalı general İphikrates de, Eleusis'in değerli dadukhosu Kallias'a metragyrtes demişti.25

Theophorumenoi, tanrının ele geçirdiği Metragyrtai, [gizemle­

ri] ziller ve davullarla yerine getirirlerdi; Menandros'un Theophorumene'sinin tasvir edildiği Napoli'deki Dioskurlar mozaiği bunun en canlı örneğidir.26 Bu insanların erginlen­ meleri, "kutsal şeyler geleneği"ni nasıl öğrendikleri hakkın­ da he�en hiç bilgimiz yoktur. Sonunda tahttan indirilip Sicilya'ya sürgüne gönderilen tiran il. Dionysos'un, rızkını temin için son bir umutsuz girişimde bulunarak metragyrtes olduğu söylenir; Siracusa ya da Locri geleneğinden olduğu­ nu iddia etmiş olabilir mi?27 Tanrıça tapımında saygınlık ve baŞarı kazanacak olan örgütlenme, kendisine bağlı .daimi bir ruhbanı olan yerel bir · tapınaktı. Tüyler ürpetici hadım rahipler (galloi) kurumuyla 23 Semonides,fr., 36 West, karşılaştırın: Hipponax,frr., 127, 156 West. 24 Bakınız: Giriş, 22. dipnotta; Kyzikos, Herodotos, 4.76; Locri'ye ait

(İtalya), İÖ yedinci yüzyıldan kalma bir duvar resmi, M. Guarducci, Klio, 52 (1970), 133-138. 25 Kratinus,fr., 66, Kassel-Austin; Aristoteles, Retorik, 1405a20. 26 E. W. Handley, BICS, 16 (1969), 96; S. Charitonidis, L. Kahil ve R. Ginouves, Les mosaiques de la Maison du Menandre iı Mytilene (Bern, 1970), resim 6. Bir tür "gösteri işi" olarak galloinin icraatları üzerine bal<lmz: M. C. Giammarco Razzano, "I 'Galli di Cibele' ne! culto di eta ellenistica," Ottava Miscellanea Greca e Romana: Stııdi pııbblicati dall' Istituto ltaliano per la Storia Antica 33, (1982), 227-266. 27 Clearchus, fr., 47 Wehrli Athenaeus, 541cd. Siracusa'mn ilk tiranları­ nın atası, "Yeraltı tanrıları"nın "kadınımsı" bir rahibiydi, Herodotos, 7.153 ve devamında; Zuntz, 1971, 136 ve devamında. =


68

İlkçağ Gizem Tapılan

sivrilen -Bronz çağma kadar uzanan bir geleneğe sahip­ Anadolu' daki Pessinus tapınağı, hakim siyasal güçlerle, hatta talihe bakın ki kendilerine Galli diyen barbar istilacı­ larla bile anlaşmak konusunda diplomatik bir beceri geliştir­ mişti.28 Roma'nın Ana Tanrıça konusundaki talebi Bergama eliyle İÔ 205-204'de Pessinus' a ulaştığında, Pessinus' takiler buna yanıt vermekte gecikmediler ve bu sayede en nüfuzlu Ana Tanrıça merkezi Roma'da Palatinus'ta kurulmuş oldu; daha sonra buradan, taurobolium kurban törenlerinin yapıl­ dığı ager Vaticanus'daki Frigidarium filiz verdi.29 Bu tapınak­ ların kendi ruhbanları vardı. Bir Akad metninde dendiği gibi,30 "insanlarda huşu yaratmak için", Tanrıçalarının buyruğuyla "kan günü" (dies sanguinis) esrime halindeyken kendini yaralamanın dehşetli bir örneğini vererek kendileri­ ni hadım eden galli, karizma sahibi çekirdek grubu oluştur­ maktaydı. Fanatici sözü onlar için kullanılmıştır.31 Galli bulmakta neden bir güçlükle karşılaşılmadığı merak edilebi­ lir. Bu, kabul gören, hatta kazanç kapısı olan bir yaşam tarzıydı; aynı zamanda bu kişiler, daha sonra inanç değiştir­ melerini olanaksız hale getirecek biçimde tanrıçalarına ve tapınaklarına bağlanmaktaydılar. Katullus'un Attis şiiri 28 Pessinus'ta Bronz Çağı geleneği, Ullikummi'yi anımsatan Agdistis

söyleni üzerine bakınız: Würzburger Jalırbüc/ıer 5 (1979), 253-261. İlkçağ geleneği, ga/loiyi, Kallimakhos'un (fr., 411) zaten sözünü ettiği Pessinus'taki Gallos nehrine bağlar. Bu adın tarihi, İÖ Keltli Galatların gelişlerinden önce olmalıdır. Sümer-Akad gallu ile olası bir ilişki için bakınız; SH, 110 ve devamında. Pessinuslu galloinin, İÖ 190'da Romalıların gözüne girmesi hakkında:; Polybius, 21.37.5; karşılaşhrın: Plutarkhos, Marius, 17. Pessinus'taki imparatorlar tapısı: OGI, 540. Yine bakınız: Thomas, 1984, 1525-1528. 29 CCCA 111, 1-200 ve 225-245'deki belgeler. 30 Erra, 4.55 ve devamında. (L. Cagni, L'epopea di Erra, Roma, 1969, 110), Uruk'un İştar'ından söz edilmektedir. 31 CCCA ııı, 289; ıv, 47; Livius, 37.9.9; 38.18.9; Juvenalis, 2.112; Prudentius, Peristep/ı, 10.1061; Bellona'ya ilişkin, Juvenalis, 4.123; Baccli.analia'ya, Livius, 39.15.9; İsis'e, CIL vı, 2234 SIRIS, 373. Karşılaştırın: Wissowa, 1912, 350. =


Örgütlenme ve Kimlikler

69

buna tanıklık eder. Devlet de denetim amacıyla [bu tapınak­ lar üzerine] tabii ki hadım olmayan Romalı devlet görevlile­ rinden oluşma bir üst yapı eklemiştir. Seçimlerin Quindecimviri tarafından onaylanması gerekiyordu.32 Roma dışına atanan rahipler için de ana tapınağın onayına ihtiyaç vardı.33 Bu meslekten din adamlarına koşut olarak, tapıya biat eden saygıdeğer bir collegia da bulunmaktaydı;34 asıl rollerini Mart ayındaki büyük yıllık şenlikte yerine getiren cannophori ile dendrophori vardı. Kazı çalışmaları tamamlan­ mış, Ana Tanrıça ile Attis'e ait büyük bir mıntıka olan Ostia'da da benzer galli, resmi rahipler ve collegia örgütlen­ melerine tanık olmaktayız.35 Yerel gruplar arasındaki ilişki­ lere dair pek fazla kanıt yok, ancak İÖ 204' de Roma' da olduğu gibi, en azından tanrılığa aracılık eden galli türünden bazı tuhaf aracıların ithal edilmiş olmaları çok mümkündür. Eleusis, yerel tapınağın dışına yayılmayı reddetmekle tam tersi bir konumda yer alır. Genel bir Eleusis Demeter'ine tapma biçiminin çok erken bir tarihte Yunanistan'ın tümüne, özellikle de İonya'ya yayılmış olduğu doğrudur;36 ne ki, söylende vurgulandığı gibi, gizemlerin ancak tanrıçanın kendisinin tayin ettiği tek bir yerde yapılabileceği üzerinde anlaşılmıştı. İki yerel aristokrat aile, Eumolpidai ile Kerykes, karmaşık bir paye sistemi içersinde işbirliği yapıyorlardı: Eumolpidler hierophantı, baş rahibi veriyor, Kerykeler ise onur payında ikinci sırada gelen dadukhos (meşale taşıyanlar) 32 Wissowa, 1912, 320 ve devamında. 33 CIL x, 3698 CCCA ıv, 7; CIL x, 3699 CCCA ıv, 2; CIL wııı, 1751 Duthoy, 1969, 126. dipnota bakınız: H. Cancik, J. Taubes'in yayına hazırladığı Gnosis und Politik içinde (Paderborn, 1984), 173. 34 Tüten ziyafetleriyle ilgili olarak sodalitates, Cicero, De senectute, 45; karşı­ laştırın: Bölüm ıv, 133. dipnot; Wissowa, 1912, 318. 35 CCCA ııı, 362-449; archigallus, 446; dendrophori, 364, vs; caıınophori, 398, =

=

vs.; İtalya'daki diğer tapınaklar CCCA ıv içinde.

=

36 FarneJI, 1907, ııı, 199-205; Graf, 1985, 274-277. Tapının yayılması, İonya'dan göç dönemine yorulur. Herodotos, 9.97.


İlkçağ Gizem Tapılan

70

ile hierokeryxi (kutsalın habercisi) sağlıyorlardı. Her iki aile­ nin üyeleri, erginlenme (myein) törenlerini yerine getirme ayrıcalığını ellerinde bulundurdular.37 Helenistik bir yazıta bakarsak,38 "rahip çıkarma bilgisi, kuşaklardır bu ailedeydi; yetkeleri buna dayanmaktaydı. Bunun yanında en eski belgelerde bile devletin denetiminde bir üstyapının varlığını görmekteyiz: Gizemlerin genel gözetiminden basileus, her yıl yeniden seçilen "kral" sorumluydu. Bir epistatai kurulu d3: mali işlere bakmaktaydı.39 Yazında, özellikle de ikonografi­ de Eleusis'in sesinin, İÖ dördüncü yüzyıla kadar Güney Rusya'ya, İtalya'ya ve Mısır'a dek ulaştığı görülmektedir.40 Hatta bu durum kraliyet ve imparatorluk ikonografisine bile sinmiştir. Şimdi Viyana'da bulunan, Aquileia'ya ait muhte­ şem bir sağrakta, Triptolemos kılığında görünen bir hüküm­ darın -Andreas Alföldi'ye göre Marcus Antonius- tasviri yer almaktadır.41 Beşinci yüzyılda karizma sahibi bir bilici olan Lampon'un, Eleusis yararına çalıştığı görülmektedir.42 İÖ 300 dolaylarında bir Eumolpides [Eleusis baş rahibi] olan Timotheus, anlaşılan karizma sahibi gezgin bir rahip olmuş­ tur: Sarapis tapısını İskenderiye'de düzenlemiş ve aynı zamanda Pessinus'un Attis söylencesine açık bir anlatım kazandırmıştır.43 Eleusis adında bir mahallenin bulunduğu İskenderiye'de aynı zamanda Eleusis tipinde yerleşik bir 37 Mükemmel bir kanıt derlemesi: Clinton, 1974. Kerykes'te yeni bir yazıt: D. J. Geagan, ZPE, 33 (1979), 93-115. 38 İÖ birinci yüzyıla ait bir dadukhos yazıtı, Clinton içinde (1974, 50-52, satır 64).

39 Aristoteles, Constitution ofAthens, 57.1; epistatai, IG ı3, 32. 40 Örneğin Kerç'de bulunan bir lekythos, Louvre, CA, 2190, Metzger için­

de (1965, pi. 15); Kerenyi, 1967, 157; Triptolemus'un Nil'e gelişi, Apulia · dönemi kıvrımlı krater, Leningrad 586, RVAp 8 / 6; karşılaştırın: Fraser 1972, 11, 341; Alföldi 1979, 567. 41 Fraser, 1972, ıı, 340 ve devamında; H. Laubscher, JDAI, 89 (1974), 249 ve devamında (kaynakça); Alföldi, 1979, 570-572. 42 Graf, 1974, 180 ve devamında; Burkert, 1975, 1 00 104 43 Plutarkhos, lsis, 362a; Tacitus, Histories, 4.83.2; Arnobius, 5.5; Fraser, 1972, 1, 200; 251; Clinton, 1974, 9; 43; 92. -

.


Örgütlenme ve Kimlikler

71

gizem tapısının bulunup bulunmadığı, ateşli tarhşmalara yol açmış bir sorundur; kanıtlar yetersizdir.44 Demeter'in kadın erenleri, Kallimakhos'un altıncı ilahisinde anlatılır; Eleusis'teki uygulamalarda kadınlara bir kısıtlama getiril­ mezdi, ama bu uygulamanın başka yerlerde de örnekleri yok değildir.45 Eduard Norden'in Die Geburt des Kindes'i, "Kore'nin Aion'u (sonsuzluğun tanrısı) doğurduğu" yer olan bir Kore tapınağında, 6 Ocak'ta yapılan harikulade bir şenliğin tanınmasını sağlamıştır.46 "Brimo'nun Brimoları doğurduğu" Eleusis dromenasında da belli koşutluklar bulunduğunu kabul etmek gerek. Ne ki, İskenderiye'deki şenliğin, önceden bir erginlenme töreni yapılmadan bir tapı­ nakta gerçekleştirildiği anlaşılıyor; bu, gizemli bir kutlama değil, daha çok Mısır düzeneğine ait bir görüngüydü. Eleusis, benzersiz olmak istiyordu, bunu da büyük ölçüde başarmıştır.47 Dionysos gizemlerinin, başka yerlerde Eleusis gizemlerine bir ikame oluşturdukları anlaşılıyor. İtalya' da Thurium'un kurulduğu saatlerde oynanan Sophokles'in Antigone'undaki koro, aynı anda Eleusis koyağında hüküm 44 Fraser 1972'de ayrıntılı bir değerlendirme yer almaktadır (ı, 200 ve devamında, 11, 340-342), sonuçsa olumsuzdur; contra, Alföldi, 1979, 554558, karşılaştırın: Not 46. Clinton, 1974, 8 ve devamında Porphyrios'un (Peri agalmaton, 10, s. 22* Bidez Eusebius P. E., 3.12.4) "Eleusis gizem­ leri"ni tamamen Mısır bağlamına göre betimlediğine dikkati çekmekte­ dir. Proclus'daki (Tim., ı, 165.19-23) Porphyrios farklıdır ve Attika'ya atıfta bulunulduğu açıktır. 45 Kallimakhos, Hymn, 6.128 ve devamında; karşılaştırın: Mykonos'daki düzenleme, LSCG, 96. 46 Epiphanius, Panar., 51.22.8-10; E. Norden, Die Geburt des Kindes (Leipzig, 1924), 28 ve devamında; R. Merkelbach, /sisfeste in griechisch-römischer Zeit (Meisenheim, 1963), 47-50; Fraser, 1972, 11, 336-338; Alföldi, 1979, 561. E. Alföldi-Rosenbaum, İskenderiye'nin tesseraesinde Eleusinion denen bir tapınağın tasvirlerini bulgulamıştır (Chiron 6, 1976, 215-231, resim 21) ve bu tapınağı Kore tapınağıyla özdeşleştirmiştir. Eleusis'teki bir Aion heykelindeki ithaf için: IG 11 / ııı2, 4705. 47 Bu benzersizlik, retorik bir metinde dile getirilmiştir: Pap. Ox, 1612. Bu konuda bakınız: L. Deubner, Kleine Schriften zur klassischen Alter­ tumskunde (Königstein, 1982), 198-201; karşılaştırın: Epiktetus, 3.21.1114; Fraser, 1972, 11, 339 ve devamında. =


İlkçağ Gizem Tapılan

72

süren Dionysos'a İtalya'nın Efendisi olarak seslenir. 48 En karmaşık manzara, İsis tapısına aittir. Bin yıllık gele­ nekten dolayı, Mısır tapılarını, tanrılığın içinde oturduğu düşünülen heykellerle ele almak gerekmiştir. O yüzden rahiplerin aralıksız hizmet ettikleri bir eve, yani tapınağa ihtiyaç vardı. Bu da demektir ki, en yüksek orundan en alh­ na kadar ruhbanın ve sıradan hizmetkarların daima tapına­ ğa bağlı kalmaları gerekiyordu; Mısır'da da durum hep bu olmuştur. Bir Mısır tapısının Yunanistan'a yerleşmesine iliş­ kin en ayrıntılı anlatıyı, çağcıl bilginlikte "Sarapis areta­ logy"si denen, Delos'taki bir yazıtta bulmaktayız.49 Bir rahip ailesinden gelen Mısırlı Apollonios, Delos' a göç eder ve "tanrı"yı da, yani kutsal heykeli de yanında "götürür". Torunu pazar yerine yakın metruk bir yere bir Serapis tapı­ nağı inşa etmeye karar verinceye kadar, tanrısını kiralık odalarda tutmak zorunda kalır. Bu durum yerel yapı yetkili­ leriyle davalaşmasına neden olur, ama Apollonios tanrısının yardımıyla davayı kazanır. "Serapis A tapınağı", Yunanistan'a böyle yerleşmiştir. Daha sonra devlet denetimi ele aldı ve Polis'in yönetiminde daha büyük bir "Serapis B tapınağı" öne çıktı. Adak sunuları sayesinde tapınağa zengin eklemeler yapıldı. Başka örneklerde de Mısır dışında Mısır tapılarının kurulmasında göçmen Mısırlılar önayak olmuştur,50 ama Yunan üslubunda bir thiasoi, yani bu çekir­ değin etrafında Sarapiastai, Isiastai ve Anubiastai toplulukları ortaya çıkmıştır.51 Roma'da pastaphori kolokyumunun Sulla dönemine dek uzandığı söylenir.52 Pompeii Iseum'u bu 48 Bakınız: Bölüm ı, 55. dipnot. 49 IG xı, 4, 1299; karşılaştırın; SIRJS, s. 62-87; Engelmann, 1975. 50 Mısırlılar, İÔ dördüncü yüzyılda Piraeus'da tapınaklarını kurdular, IG ıı/ıu2, 337 SIRIS ı, karşılaştırın: Eretria, SIRIS, 73. 51 Karşılaştırın: SIRIS, Dizin; Vidman, 1970, 66-94. 52 Apuleius, Metamorphoses, 11.30.5; karşılaştırın: Otto, 1905, ı, 94-98; Grifffiths, 1976, 255 ve devamında; H.B. Schoenborn, Die Pastophoren im Kult der ii gyptisclıen Götter (Meisenheim, 1976) =


Örgütlenme ve Kimlikler

73

dönemde kurulmuştur.53 Roma Senatosu, kuşaklar boyu İsis tapısına sert bir biçimde karşı koymuş, İsis sunağı yönetici­ ler tarafından defalarca yıkılmıştır; ama sonunda, Caligula döneminde Campus Martius' da büyük bir tapınak inşa edil­ miş ve böylelikle İsis, kesin bir zafer kazanmıştır.54 Ruhbanın, "ataların tanrılarına başlangıçtaki, ilk kural­ lara göre tapma" 55 zorunluluğuna ve Mısır'la ilişkilere her zaman önem vermiş olmasından dolayı, kurban gereklerinin "ustalıkla" yerine getirilmesi için törende bir "Mısırlı"nın bulunması gerekiyordu;56 o nedenle rahiplerin en azından bir kısmının Mısırlı olması olağan sayılmalıydı. Hiyeroglifle yazılmış kitaplardan yararlanmış, hatta onları okumuşlardı ve Nil'in kutsal suyunu kullanıyorlardı. Mısır'da olduğu gibi, burada da sabahtan akşama dek günlük hizmetleri yapıyor; büyük bir ciddiyetle tanrıları uyandırıyor, onları giydiriyor, besliyor ve yatırıyorlardı. Bunun yanında şatafatlı alayların yürüdüğü büyük yıllık şenlikler vardı. Ruhbanın öz çıkarı, daha önce sözünü ettiğimiz Delia'nın Tibullus için tapınakta yaptığı duada olduğu gibi, tanrıların yarattığı mucizelerin övüldüğü iyi düzenlenmiş bir propa­ gandada anlatımını bulmuştur. 57 Şu ya da bu biçimde tapıya katılanların oluşturduğu topluluk (collegia) [giderek] artmaktaydı: pastophorinin yanında, hie1 1phoroiyi, nıelanopho­ roiyi ve sindonophoroiyi görmekteyiz.58 <\nlaşılan o ki, İsis tapımına bağlı olunduğunu göstermenin en genel biçimi yünlü yerine keten giymekti; "keten giysiler içinde, kafası tıraşlı kalabalık", yazında Mısırlılaşmış bir kutsal yeri betim53 Bakınız: Tran Tam Tinh, 1964. 54 Bakınız: Wissowa, 1912, 351-359; Malaise, 1972, 362-401. 55 Bu ifade, genel bir ilke olarak Halikarnassoslu Dionysos'a aittir, Roman Antiquities, 2.19.3. 56 SIRJS, 291 (Priene); karşılaştırın: SIRIS, 75, 100, 255, 286, 356, 398, 613, 708; resimlerden çıkan kanıtlar için bakınız: Le Corsu, 1977, 136. 57 Bakınız: Bölüm ı, 17. dipnot. 58 Bakınız: SIRJS, Dizin; Vidman, 1970, 61 ve devamında, 72-74.


74

İlkçağ Gizem Tapılan

}emenin değişmez biçimidir.59 Herhangi bir orunu ya da işlevi bulunmayan (therapeutai, cultores gibi) başka inanan gruplar da vardı;60 bazıları, tanrılığa olabildiği ölçüde yakın yaşamak için tapınakta ödeyebildikleri süre bir bölme kirala­ maktaydı. Gerek Korinthos' da gerekse Roma' da bu gibi etkinlikler Apuleius'un romansında canlı bir dille anlahl­ maktadır. Erginlenme törenlerinin (telete, myesis) gerçekte nerede ve nasıl ortaya çıkhkları, İsis gizemleriyle ilgili ana sorunu oluşturmaktadır. İsis erginlenme törenine (mystai) ilişkin tanıklıklar, bir tek Apuleius'un kitabı dışında, acınacak ölçü­ de azdır. Vidman'ın Sylloge'sinde biraraya toplanmış 800 kadar yazıt arasından sadece üçünde, Roma' daki, Tralles'deki ve Prusa'daki mystaiden söz edilmektedir.61

Aslında İsis gizemleri hakkında en eski yazınsal tanıklık Tibullus'a aittir. Cista mysticanın, İsis ikonografisinde İS birinci yüzyılda ortaya çıktığını görüyoruz.62 Bunun yanın­ da Roma'daki ve başka yerlerdeki Mısır tanrılarına tapanlar arasında bir düzine "kutsal"lığı onaylanmış kişinin (hieroi, sacri, sacrae) varlığı söz konusudur.63 Kutsal sözcüğü, bunla-

59 60 61 62

63

Grege linigero circumdatus et grege calvo, Juvenalis, 6.533; turba linigera, Ovidius, Metamorphoses, 1.747; Plutarkhos, !sis, 352c'ye bakınız: 95. dipnot). Apuleius, Metamorphoses, 1 1.19.1, karşılaşhrın: 3; Vidman, 1970, 69 75. · Karşılaştırın: Pergamon'daki Asklepios'un therapeutaisi; Karşılaştırın: Habicht, Altertümer von Pergamon vm, 3 ( 19 69), s. 114 ve devamında. SIRIS, 390, 295, 326; telestini (bir hapax), SIRIS, 587, bakınız: H. Solin, Bianchi içinde ( 1 982, 132); karşılaştırın: Vidman, 1970, 125-138; Dunand, 1973, ııı, 243-254; Bianchi, 1980; M. Malaise, "Contenue et effets de l'initiation isiaque," ACI, 50 (1981), 483-498. Tibullus, 1 .7.48: Osiris'le ilişkisi bakımından cista (yine karşılaştırın: Bölüm ı, 17. dipnot); SIRIS 448'den, cistanın İsis bağlamında ilk ortaya çıktığı yer olarak bahseden Bianchi (1980) bunun sözünü etmez. Cista hakkında bakınız: Giriş, 31. dipnot; İsis mysteriası üzerine: Giriş, 49. dipnot. SIRIS, 435-443 (Roma); 467 (Brundisium); hieroi, SIRIS, 154, 307, 315a; turbae sacrorum, Apuleius, Metamorphoses, 11.23.4; bakınız: Vidman, 1970, 80 ve devamında, 88 ve devamında. Karşılaştırın: Andania gizem­ lerinde hieroi, LSCG, 65, GR, 279; Dionysos gizemlerinde, bakınız: 21. dipnot. -


Örgütlenme ve Kimlikler .

75

rm mystai, yani özel bir yoldan "tanrıya ait" kişiler oldukları­ nı düşündürtmektedir, ama emin de olamayız; belki de bir katoche biçimi olarak düşünülmeleri gerekir.64 Apuleius'ta, maskesi düşüp bir "Madauruslu" olduğu ortaya çıkınca, Lucius ilkin tapmakta yaşayan ve erginlenmeyi bekleyen bir cultor haline gelir. Sonra Osiris'le birlikte İsis'in çeşitli ergin­ lenme törenlerinden geçirilir ve böylelikle Roma' da pastopho­ ri üyesi olur.65 Şu halde erginlenme, genel tapman konumuyla yönetici organa seçilme arasındaki basamağı belirtmektedir. Yine de cursus honorumun böyle pürüzsüz işlediğine dair bir işaret yoktur; Aslında İsis gizemlerinin ardında yatan çapraz kültürel ilişkiler hakkında çifte bir yanlış anlamadan sözedilebilir. İÖ altıncı yüzyıl gibi erken bir tarihe kadar gece ayinleri ve ağıt­ larla yapılan Osiris kutlamaları, Yunanlılarda bunların "gizemler" den oldukları izlenimini uyandırmıştır; Mısırlı rahiplerin hiyerarşik içrekçi tutumları da bu izlenimi güçlen­ dirmiştir. Çağcıl bilginler, Mısır'da çeşitli düzeylerdeki rahipler için erginlenme törenleri ve sadece yüksek rahiple­ rin katılmalarına izin verilen gizli törenler olduğu, ama uygulanması esnasında herkese açık Yunan tarzı bir mysteria bulunmadığı konusunda hemfikirdirler.66 Ne ki Mısır, Mısır uygarlığının ilk çağma hayranlık besleyen Yunanlıların gözüne tam da bu tür gizemlerin yurdu ve kaynağı olarak görünmüştür; Herodotos'un da Abderalı Hekataios'un da öğrettikleri budur.67 Genç Harpokrates'i parmağı dudakla­ rında gösteren heykeller, "gizemli" suskunluğun özet bir 64 Karşılaştırın: L. Delekat, 65 66 67

Katoche, Hierodulie u nd Adoptionsfreilassung (Münih, 1964). Bakınız:-Bölüm ı, 24-25. dipnotlarda. Karşılaştırın: Griffiths, 1976, 189. Herodotos, 2.171: Mısırlı mysteriadan Arkadhialı thesmophoriaya; Ab­ deralı Hekataios, 264, F 25 Diodorus, 1.22.4 (Dionysos şenlikleri, mysteria, teletai); 1.96.4 ve devamında (Osiris Dionysos, İsis Demeter). =

=

=


76

İlkçağ Gizem Tapılan

anlatımı olarak yorumlanmıştır. Daha sonraları Yunan bakış açısı, İsis yanlısı propaganda tarafından benimsenmiştir; İsis'i, uygarlaştırıcı diğer işlerinin yanısıra dünyanın her yöresindeki gizemlerin kurucusu olarak gösteren İsis areta­ logyleri, bunun kanıtıdır. Elimizde mevcut bu tip en eski metin olan Maroneialı "İsis aretalogy"si, Eleusis gizemleri­ nin sonul olarak İsis'ten kaynaklandığını ortaya koymakta­ dır. Çok sonraları Mesomedes de İsis ilahisinde üstü kapalı biçimde Eleusis'ten söz eder.68 Ancak aretalogylerin sonraki evrimleri oldukça belirsizdir, dolayısıyla daha vaatkar görünmektedir. Şöyle ki; bu maksatlı belirsizlik nedeniyle, insanlar Eleusis gibi türevlerin ardında gerçek, daha özgün, girmesi daha güç ve çok daha etkili Mısır gizemlerinin bulunması gerektiğini sandılar. Merakı da talebi de karşıla­ mak zor olmadı. Her ne kadar biçem olarak törenin ve söylencenin Mısırlı biçimlerine tam anlamıyla benimsemiş olsalar bile, Eleusis ve Dionysos gizemlerini örnek alan İsis tapınakları, istek üzerine kişisel erginlenme biçimleri sunmaya başladı. Apuleius, İsis ve Osiris erginlenmelerinin son derece pahalı ve zaman alıcı olduğunu açıkca belirtmek­ tedir. Diğer inananlar kalabalıklar halinde coşku içinde şenliğe katılırken, İsis ve Osiris erginlenme törenleri maddi gücü yeten birkaç kişiye ayrılmış nadir olaylar olsa gerektir. Bu tür gizemler, İsis tapımının ne köküdürler ne de merkezi; sadece, esenlik ve başarı arayan kişilerin çeşitli gereksinim­ lerini karşılayan Mısır tanrılarının oluşturduğu çok daha 68 Grandjean, 1975; SEG, 26, 821. 35-41. satırlar arasında şöyle deniyor:

"Atina'ya, Yunanistan'daki herkesten daha fazla onur verdin. Önce orada başağı gösterdin; Triptolemus, kutsal ejderlerine boyunduruk vurdu ve arabasına aldığı başağı bütün Yunanlılara götürdü. O nedenle Yunanistan'da Atina' yı, Atina'da Eleusis'i görmeye can atarız." Oysa sonraki yorumların yeniden oluşturulmuş ilk örneğinde şu satır yer alır: "İnsanların gizemlerine [sırlarına) erenleri gördüm" (kısım 22, Harder, 1943, 21). İsis aretalogysinin kökeni hakkında bakınız: A. Henrichs, HSCP, 88 (1984), 152-158; Mesomedes için bakınız: Bölüm ııı, 116. dipnot.


Örgütlenme ve Kimlikler

77

karmaşık bir tapılar tuvali içindeki birer ögedirler. Mysteria, onu isteyen ve ondan yardım bekleyenlere verilen özel bir hizmetti ve öteki gizemler.sfe olduğu gibi, tanrılara daha çok kişisel bir deneyim yoluyla yaklaşmayı sağlamaktaydı. Mithras gizemleriyse tamamen farklı bir manzara sunar: Burada ne karizma . sahibi gezgin rahipler ne herkese açık thiasoi ne de tapınak ve ruhbanın gösterisi söz konusudur. Bütün bunların, gizli grupların yerine getirdikleri erginlen­ me törenlerinde yoğunlaştıkları anlaşılıyor. Bu gizli grupları en fazla çağrıştıran, loncaları onsekizinci yüzyılda Atlantik'in her iki yakasında da süratle gelişme gösteren ve günümüze dek ulaşan Masonlar olabilir. Bazı bakımlardan Mithras gizemleri, " olağan" Yunan gizemlerinden çok, toplumsal insanbilimde sıkça geçen, kendi erginlenme tören­ lerine sahip gizli topluluk tipine genel olarak daha yakın düşmektedir. Mithras'da gizlilik, neredeyse mutlaktır. Zamanında Mithras tapınaklarına girmek, bugün kazı yerle­ rinde, müzelerde ve yayın organlarında olduğundan çok daha zor olsa gerekti. Kazıbilim kanıtlarının zenginliği düşü­ nüldüğünde, yazında Mithras gizemlerinden bu denli az söz edilmiş olması gariptir. Mithras'la karşılaştırıldığında, Eleusis hakkında yığınla yazınsal belge bulunmaktadır. Mithras tapınakları, ortalama yirmi kişiyi ancak alabilen oldukça küçük yerlerdi. Buradan kitlesel bir din değil, olsa olsa iyi grup çıkar. Yeni üyeler edinildiğinde, mevcut tapı­ nakların genişletilmesinden ziyade, zengin hayır sahipleri yeni "mağaralar" yapmış olmalıdırlar.69

Mithras gizemlerine katılanlar arasında, İsis'te olduğu gibi "genel [sıradan] üyeler ve ruhban" tarzında bir ikilikle karşılaşmıyoruz. Ama erginlenme dereceleri arasında kesin bir hiyerarşi vardır. Aslında özgün hali Yunanca olmakla 69 Roma ve Ostia'daki mağaraların sayısı ve buna karşılık gelen Mithraların sayısı üzerine bakınız: F. Coarelli, Bianchi içinde (1979, 76 ve deva- . mında); Merkellbach, 1984, 184-186.


78

İlkçağ Gizem Tapılan

birlikte, bu tapı taşraya merkezi Roma'dan yayıldığı için Latince ifade edilen yedi erginlenme derecesi bulunmakta­ dır: Corax [Kuzgun], Nymphus [Yitmiş Usta], Miles [Asker], Leo [Aslan], Persa [Persli], Heliodromus [Güneşin Koşucusu] ve Pater [Baba]. 70 Hatta merkezi yetke için pater patrum sanı bile vardır. 71 Gizemlerin doğru bir biçimde yeri­ ne getirilmesi, anlaşıl"m patresin sorumluluğundaydı. Yeni bir Mithras tapınağının yapılması, dolayısıyla yeni bir grubun kurulması için bir paterin varlığının gerekli olduğu yazıtlardan anlaşılmaktadır. 72 Şu halde Mithracılığa bir sanc­ tissimus arda yön vermekteydi. Pater, aynı zamanda erginlen­ me derecelerinden (tradere leantica, persica, heliaca, patrica) geçilmesini de gözetmekteydi. Bu örgütleniş, Ren' den Tuna'ya, Afrika' dan Dura-Europos'a dek Mithras ikonogra­ fisiyle Mithras tapınaklarının gösterdiği şaşırtıcı tek biçimli­ liği açıklamaktadır. Askerlerle tüccarlar, Mithras mystaisinin başlıca üye deposuydular. Aslına bakılırsa tapının yayılma­ sında Roma lejyonlarının esaslı bir rolü olmuştur. Zengin kimselerin ve sadık üyelerinin girişim güçlerine de oldukça bağımlıydı. Gerçi kadınlar tapının dışında tutulmaktaydı, ama -hiç şüphesiz katı bir seçim sürecinden sonra- kölelerin de kabul edilmeleri dikkat çekicidir.73 Yine bu da ilkçağ 70 Yedi derece hakkında bakınız: Merkelbach, 1984, özellikle 77-86; yapısal bir yorum, Gordon 1980 içinde; tören ayrıntıları için bakınız; Bölüm ıv, not 48 ve 77-84; gezegenlerle bağ üzerine, bölüm ııı, 106. dipnot. 71 CIMRM, 57, 336, 400-403, vs; Dizin, CIMRM, ı, s. 352. 72 CIMRM, 1315, 2296; ex permissu sanctisimi ordinis, yeni bir yazıtta (San

73

Gemini, Umbria), U. Ciotti, Honımages i'ı M. J. Vermaseren içinde (Leiden, 1978), 233-239, karşılaştırın: C. A. Spada, Bianchi 1979 içinde, 647; bir patre prostante ithafı, CIMRM, 1598, karşılaştırın: antistante, CIMRM, 413a. Afrika'da bulunan /eo ve /ea için mezar yazıtlarının (CIMRM, 114-115) Mihtras'la hemen hiçbir ilişkisi yoktur. Eubulus, Porphyrios içinde (Abst, 4.16), Mithraların kadınlara sırtlan (hyainai -Nauck'un baskısında yanlış bir biçimde /eainai olarak değiştirilmiştir-) dediğini söyler; bu bir övgü değildir ve (kadınlar], "gizemlerde yer alanlar"ın kesinlikle tam karşıtıdırlar; bu bağlam, örneğin Schwertheim (1979, 63) tarafından yanlış anlaşılmıştır. Köleler: CIMRM, Dizin, ı, s. 354, ıı, s. 429.


Örgütlenme ve Kimlikler

79

gizemleri arasında benzeri olmayan bir uygulamadır, fakat gizli erkek topluluklarının daha genel uygulamalarına denk düşer. Bir tür ardzamanlı istikrarın da güvencesini oluşturan çekirdek grup çevresinde toplumsal bir görüngü olarak gizemlerin örgütleniş ve işle_vlerinin eksik fakat gerçekçi bir resmini çizdikten sonra, şimdi gizemlerin, [gizem] topluluk­ larını (Mysteriengemeinden) var mı saydıkları yoksa kendileri mi yarattığı sorusuna geçebiliriz. Yanıt, hangi tipin söz konusu edildiğine bağlı olarak farklılık gösterecektir. Çoğu zaman gözardı edilmiş olmakla birlikte bir nokta zaten açık­ tır: Örgütlü ve istikrarlı herhangi bir topluluk yaratmamış gizem biçimleri olduğunu biliyoruz. Tıpkı günlük acılarına ve dertlerine çareyi erginlenmede arayan insanların kendile­ rini öncekinden daha iyi hissederek sevinçle kendi yollarına gitmeleri gibi, çeşitli gereksinimlere derman bulan karizma sahibi gezgin rahipler de bir süre sonra yola düşeceklerdir. Geride kalanlar gelecekteki yaşamlarına ilişkin bazı düstur­ lar, ahlaki ve tinsel anlamda bazı "perhiz" kuralları edinmiş olacaklardır, yoksa geri dönüşsüz bir biçimde kalıcı bir gruba dahil olmuş değillerdir. Dert ortaklarının buluşması, biraraya gelmeleri elbette önemlidir. Kural olarak gizemler, terapik etkileri çok açık olan kutlamalar esnasında "kutsanmış koro"yla bütünleşme­ ye yol açarlar. Olbia'da Skyles'in kendinden geçmiş bir Bakkhos thiasosuyla birlikte kenti dolaştığı; yine Aeschines'in Atina'da benzer bir thiasoiye önderlik ettiği bilinmektedir; Philocleon'un, Koribantlarla beraber tef çaldığına inanılır;74 binlerce mystai ve epoptai, Eleusis'teki gizem gecesinde bir kutsanma deneyiminden geçmek üzere biraraya gelirler. Ne ki şenliğin bitmesiyle bu mutlu birliktelik de sona erer; koro,

74 Herodotos, 4.79.5 (bakınız: Giriş, not 53): Demostenes, 18. 260 (bakınız; Bölüm ı, 34. dipnot); Aristophanes, Eşek Arıları, 118-1 24 (bakınız: Bölüm ı, 33. dipnot).


80

İlkçağ Gizem Tapılan

bir gün ve bir gece dans eder, sonra dağılır. Geride, kutsal deneyimin yeniden canlandırılması olanaklı anısı kalır. Eleusis'te erginlenen kişi, ertesi yıl kutlamaya epoptes olarak kahlmak üzere çağrılır; ama bu arada günlük yaşamı değiş­ mez. Grubun birliği, eylemde ve deneyimde yatar, imanda değil. Akide yoktur. Bazı karizma sahibi kişiler, çevrelerinde kolayca bir müşteri topluluğu oluşturacaklardır. Ama bu, Polis toplu­ munda cesaretlendirilmez; hatta [Polis'e yönelik] bir tertip­ ten kuşkulanılıyorsa, [böyle bir topluluk] tehlikeli bile olabilir. Öte yandan tapınağa bağlı ruhban, [toplumca] kabul görmüş bir topluluk biçimidir, ama ortak bir yönelim, tören ve çıkar etrafında bütünleşmiş kapalı bir toplumdur bu. Ruhban üyelerinin, arpalıklardan sebeplenen meslek sahibi kişiler olarak sayılarının, olanaklarının ötesinde artmamasına özen göstermeleri gerekir. Bu grubun dışında­ ki inanan topluluğunun getireceği armağanlara bağımlıdır­ lar; bu tarz bir işbirliğinin, kendine yeterli, tam anlamıyla dinsel alternatif bir topluluk olarak ortaya çıkması olanak­ sızdır. Thiasos biçimindeki örgütlenme kaldı. Bu, bir "toplu­ luk" tipidir; en yaygın adlarından biri koinondur. Varlığını kuşaklar boyu sürdürebilir. Zamanlarının, canlılıklarının ve paralarının büyük kısmını tanrı ve yoldaşlar için harcayan, "adanmış" üyeleri vardır. Symmystai terimi, karşılıklı bağlanmayı gösterir. Adanma, "Dionysos ile symmystai" a yöneliktir; burada bir üyenin yaşayacağı ikili bağ, bunda ifadesini bulmaktadır. 75 Katılanlar ortak etkinliklerde bulu75

IGBulg, ııı, 1864 (Bakkhalar); symmystai için bakınız: OGI, 541 IGRom, ııı, 541 (Pessinus, Ana Tanrıça); IG, xıı, 8, 173.13 (Semadirek); G. Kazarow, AA 30 (1915), 88 (Zeus Dionysos); synbakchoi, SEG, 31.983. Symmstai, Hıristiyanlar tarafından devralınmıştır; Şehitler, Paulou symmystaidir, Ignatius, Eph, 12.2; Paulus, "symmystai ton apokryplıon" hakkındaki görüşünü yazmıştır; Cologne Mani Codex içindeki Mani, ZPE, 19 (1975), s.62, 8. =


Örgütlenme ve Kimlikler

81

nur, özellikle de kurban törenine ve ardından yapılan tören­ sel ziyafete katılırlar; aynı zamanda kentte dolaşan ve kimle­ rin grup üyesi olduğunu herkese açık eden gösterilerde (pompai) yer alırlar. Özel amicitianınkini andıran yükümlü­ lükler arasında, davalarda yardımlaşmak ve cenazelere katıl­ mak vardır. 76 Toplumsal gönence yönelik başka girişimler olmadığı anlaşılıyor: Gruplar yoksullar için değildir. Gerçekten de egemen toplumsal sistemle uyum içinde yarış­ maya, işbirliğinden daha büyük değer verilir. Bir thiasosun symmystaisi arasında aranan timedır, yani özellikle cömertçe yapılan mali katkılarla edinilen onur. Özellikle Bakkhos gizemleriyle ilgili kanıtların büyük bölümünü bu onursal yazıtlar sağlamaktadır. Her durumda bir grubun üyeleri, özel çıkar, meslek ve malmülk bakımından birbirinden ayrı, özerk bireylerdir ve öyle de kalırlar. Gruba katılmak bireysel karar konusu olduğundan, gruptan ayrılmakta da bir güçlük söz konusu değildir; kimlik kaybı ya da örselenme ve ' lanetlenme korkusu yoktur. Adelphos, "kardeş" terimi, Eleusis'te bile birlikte ergin­ lenmiş olanlar için kullanılırdı. 77 Gerçi duygusal bir yakınlı­ ğa göre değil, daha çok bir klan sistemi bağlamında anlaşılmış olsa da, yine de dikkate değer bir durumdur bu. Filozof için bu tarz bir dostluk ancak felsefenin sağlayabile­ ceği istikrarlı temelden yoksun olmakla birlikte, Platon'un Yedinci Mektubu'nda, (kuşkusuz Eleusis'teki) gizemlere birlikte katılmanın ve konukseverliğin yarattığı sıradışı yakın dostluk bağlarından sözedilir. 78 Philon'da yer alan bir eğretilemede, mystai, [insani] ilişkiler kurmak için şu sözlerle 76 Davalar: IG ıı\ III2, 1275 LSS, 126; gömütler: Age., ve bakınız: Bölüm ı, 60. dipnot. 77 Andokides, 1.132; Platon, Mektuplar, vıı, 333e; Plutarkhos, Dio, 56; So­ patros, Rhet. Gr., vııı, 123.26. 78 Platon, Mektuplar, vıı, 333e; Dion'un daha sonra Callippus tarafından öldürüldüğünü ima �der, Plutarkhos, Dio, 56. =


İlkçağ Gizem Tapılan

82

cesaretlendirilir: "Bir erenle karşılaşırsan gitmesine izin verme, yapış paçasına; sor bakalım yeni bir telete biçiminin varlığından haberdar mı?" 79 Mystainin birbirini tanımasını sağlayan symbolonlar vardır; bu sayede birbirlerini tanıma­ yan insanlar arasında bile belli bir yakınlık doğabilir. Ne ki, kapalı toplumların bir özelliği olan dışlayıcılık, bu eğilimlerin sınırını çizer. Bu toplulukların üye alımlarını kısıtlamak gibi bir eğilimleri vardı; Yaklaşık beşyüz kişiden oluşan Agripinilla thiasosu, bu açıdan kuşkusuz ayrıksı bir örnektir. 80 İsis tapısındaki adlector collegii orunu önemlidir.81 Göç etmiş olan kişilerin bu tür temaslarla ilgilendiği görülmekle birlikte, farklı yerlerde . aynı tanrıya tapan grupların karşılıklı temasa özel bir ilgi duyduklarını gösteren hemen hiç bir kanıt yoktur. Lucius-Apuleius, Korinthos'tan Roma'ya gelir gelmez İsis'e tapanlar topluluğunun ardına düştüğünde, ikinci kez erginlenmesi gerekmişti; Korinthos' da geçtiği ilk erginlenme yeterli bulunmamıştı. İsis'e tapanlar Apuleius'a, Osiris'e özel bir erginlenmenin olduğunu söylerler; üstelik kutsal giysilerini de Korinthos'da bırakmıştır. 82 Thiasoi gibi ruhban gruplar da, Yunan-Roma toplumunun bölümlü ve yerel karakterine uymuşlardır. Bu tür çeşitli gruplar arasında Petrusçu tipin bir eşdeğerini bulmayı hayal bile etmek olanaksızdır. Her şeyden önce bütün gerçek gizemler için özsel sayılan bir gizlilik yükümlülüğü söz konusuydu; "içerde"kiler, "dışar­ da"kilerden uzak durmak istiyorlardı. Asıl konu bir imanın propagandasını yapmak değil, özsel olanı açık etmekten kaçınmaktı. Bu durum gizemleri bir yandan çekici, öte 79 Philon 80 81 82

(Clıer, 48), Kutsal Kitap'ın alegorik yorumu için gizem eğretile­ melerini benimsemiştir. Synılıola için bakınız: Aşağıdaki 84-85. dipnotlar ve bölüm ıv, 22-66. dipnotlar. Bakınız: 21. dipnot. SIRIS, 413 (Roma). Apuleius, Metanıorplıoses, 11.27.2, 29.5.

·


Örgütlenme ve Kimlikler

83

yandan münzevi kılıyordu; bir "kilise" halinde birleşmeleri mümkün olamazdı. Gizemlerin ne ölçüde bir Hıristiyanın "ben Hıristiyanım" (Christianus sum), pagan yahut Yahudi değil" derken anladığı anlamda dinsel bir kimlik sağladığına bakar­ sak, bu özellikler daha açık hale gelecektir. Mystaiden, ergin­ lenmesini "anımsaması"nın istendiği doğrudur;83 symbolon­ lar ya da syntlıemalar öğrenirlerdi; bunlar mystainin erginlen­ melerinin tamlığına tanıklık eden şifreli sözlerdi, hatta [bu simgelerin] maddi andaçlarını da evlerinde bulundururlar­ dı. 84 Hıristiyanlar da kendi Akideleri için symbolon sözcüğü­ nü kullanırlar, ama bu olsa olsa [aralarındaki] muazzam farkı vurgulamaya yarar. Hıristiyanlıkta inanılan ve itiraf edilen iman konuları vardır, oysa gizemlerde ardışık olarak meydana gelen bir tören dizisinden söz edilir.85 Her ikisinde de belli bir kimlik tarzı mevcuttur, ama gizemlerde bu varlı­ ğını gerçek deneyimde bulur; Hıristiyanlıkta ise metafizik anlam yapılarına bağımlıdır. Eleusis syntlıeması gibi bir formulanın ardında bile, belli ölçülerde içrek bir tanrıbilimin varlığının zorunlu olduğu varsayılmıştır. Ama törenin etkili olabilmek için apaçık bir tanrıbilime gereksinimi yoktur. Reitzenstein'ın, gizem topluluklarının değişmez bir Akidenin biçimleri etrafında biraraya geldikleri yönündeki varsayımını destekleyecek en ufak bir kanıt bulunmamakta­ dır. 86 Bazı tapılar, Platon' dan Plutarkhos'a kadar çeşitli yazar83

Orph. hymn., 77.9 ve devamında, Mnemosyne'ye: "mystaide, kutsal le/ete­ nin anısını uyandır." 84 Symba/a, Plutarkhos, Coııs. ad ux., 6lld; crepuııdia, Apuleius, Apol., 56, karşılaştırın: 55; bakınız: Bölüm ıv, 66. dipnot ve syııtlıema için, bölüm ıv, 22. dipnot. 85 W. Müri, "SYMBOLON: Wort-und sachgeschichtliche Studie", Grieclıi­ sche Studieıı (Basel, 1976) içinde, 1-44, özellikle 37-44. 86 Reitzenstein, 1927, 1927, 23: "Dass feste Bekenntnisse die Gemeinden zusammenhalten".


İlkçağ Gizem Tapılan

84

ların anlattığı "Orfeci yaşam" a benzer belli yaşam tarzları buyurmuşlardır.87 Bugün bakıldığında, Olbia'daki bir duvar yazısında İÖ beşinci yüzyılda "topluluk" anlamına gelmesi çok mümkün olan Orphikoidan sözedildiği görülmektedir.88 Orfecilik, ilkçağ gizemlerinin oluşturduğu bütün içinde özel bir durumdur; hatta öyle ki çağcıl bilginlerin beklediği anlamda "Orfeci olan" dan neredeyse hiç söz edilmediği bir gerçektir. Diğer gizemlerde, en azından bizim bakış açımız­ dan, daha da garip bir terminoloji sorunu vardır. Eleusis, Bakkhos, Metroon ya da Mithras gizemlerinin takipçileri ya da yandaşları için kullanılan genel .bir adlandırma yoktur; Yunanca'daki "Dionysos'ta erginlenenler" 89 türünden biçimsiz, dolambaçlı ifadeler kullanmak gerekmiştir. Tanrı için de tanrının takipçileri için de bakkhoi sözcüğünün kulla­ nıldığı doğrudur, ama bu bakkhoi özel bir grup olup genelde mystai ile özdeş değildir; sadece onlar arasında yer alır. Tikelciliğin etkisi çok daha güçli',dür: Esas olan .Dionysos'ta erginlenmek değil, "Dionysos Eriseus etrafındakiler" gibi bir grubun ya da başka bir uzmanlaşmanın, yani benzersiz ve dışarıya kapalı bir grubun üyesi olmaktır.90 Mithralar konu­ sunda bir sözcük hazinesinin olmaması ise son derece şaşırtıcıdır. Çağcıl bilginler, Mithras'ın takipçilerine bir ad vermeden yapamazlar, dolayısıyla çağcıl diller yapay olarak şu sözcükleri uydurmuşlardır: "Mithraists" ya da "Mithracists" (les mithriaqııes, die Mithraisten).91 Ne Yasalar, 782c; Plutarkhos, Q, conv., 635e; daha önce Euripides, Hippolytus, 951-953; GR, 30İ -304. Rusajeva, 1978; West, 1983, 17 ve devamında; "Orfecilerle" ilgili kanıtla­ rın azlığı konusunda; Wilamowitz, 1932, ıı, 199 ve devamında. Orfeciliğin özel durumu için bakınız: Bölüm ııı, 127-131. dipnotlar. Proclus, Tim, ııı, 297.8 ve devamında. Diehl. Bakchoi üzerine bakınız: Bölüm ıv, notlar 150, 152. dipnotlar ve devamında. ZPE, 14 (1974) 77 (İzmir). E. Renan (karşılaştırın: Giriş, 14. dipnot), "Mithriaste" sözcüğünü kullanmıştır, karşılaştırın: sarapiastai; "mithriaque", Isiacusu model almıştır.

87 Platon, 88 89 90 91


Örgütlenme ve Kimlikler

85

Yunancada ne de Latincede bunu ifade etmek mümkündür. Mağaralarda toplanan küçük grupların yaşadıkları içten bir birliktelik duygusu olsa gerektir, ama metinlerdeki dil, durumsal ve bireyseldir; örneğin Hermes, Julianus'a şöyle seslenir: "Mithras'ın ardından giden sen..." .92 Tertullia­ nus' dan biliyoruz ki miles derecesindeki bir Mitracıya (bizim deyişimizle) bir daha taç giymemesi, "benim taçım Mithras'dır" demesi söylenmiştir.93 Bu, kalıcı bir kimliğin bilinçli bir ifadesidir, ama ne dile ait bir terim ne de bir Akide bunu açık kılmaktadır. Tersine, yumurta yemeyen bir Orfecinin ya da tekir balığından uzak duran bir Eleusislinin durumunda olduğu gibi, kendini davranışlarda otaya koyar. Symbolon, ilkçağda bu anlamda kullanılırdı. İsis'te durum farklıdır; orada Isiakoi, Isiaci gibi ortak adlandırmalar olduğunu görüyoruz.94 Bunlar, bütün İsis tapınaklarında son derece önemli olan grex liniger et calvus­ tan söz eden dış gözlemcilerden de kaynaklanmış olabilir; ama İsis'e tapanların kendileri de bunları kullanırdı. Gerçek Isiakos, diye yazıyor Plutarkhos, keten giysileri, traşlı kafasıy­ la değil, dindarca ve filozofça yönelimiyle belli olur. Bu, tinsel öz tanımı törensel kimliğin karşısına koyan ender örneklerden biridir ve bir filozofun kaleminden çıkması raslantı değildir: Dış görünümün tersine "gerçek" filozof, "gerçek" kinik vs. üzerine düşüncelerde bu ayrım apaçık ortaya çıkar.95 Ama Isiakoi sözcüğü varsayılır. Prusa'da bulunmuş ve yakın zamanda yayınlanmış bir mezar yazısın92 Julianus, Symp, 336c, karşılaştırın: Bölüm ı, 87. dipnot. 93 Tertullianus, Cor. 15: ldque in signum habet ad probationem sui ... statimque 94 95

creditµr Mithrae mi/es. Karşılaştırın; I. Toth, "Mithram esse coronam suam", Acta Classica Univ. Scient. Debrecinensis 2 (1966), 73 79 . Vidman, 1970, 89-94; lsiaci coııiectores, Cicero, De diviııatione, 1.132; lsiaci (isim), Valerius Maximus, 7.3.8; sacerdos ... et ceteri lsiaci, SIRIS, 560 (Portus); Pompeii için bakııuz: 97. dipnot. "Gerçek kinik" üzerine; Plutarkhos, Isis, 352b, karşılaştırın: Epiktetus, 3.22.9 ve devamında. -


86

İlkçağ Gizem Tapılan

da bir İsis rahibi, gizli törenleri dindarca yerine getirdiğine ve kutsanmışlar arasında sonsuza dek yaşamayı hak ettiğine tanıklık etmesi için Isiakoiye seslenmektedir.96 Pompeii' deki bir duvar yazısında daha dünyevi bir ifade yer alır: "Bütün İsis taraftarları", "Aedil olarak Helvius Sabinusai vermeye" çağrılır (Cn. Helvium Sabinum aedilem Isiaci univesi rogant).97 Burada siyasal eyleme girişmiş bir dini örgütle ya da belki de dinsel bir grubu kendi kariyeri için seferber etmeye çalı­ şan bir politikacıyla karşı karşıyayız. Isiaci. universi deyişin­ den, Mısır tanrılarına ilgi duyan çeşitli "grupları-cemaatleri" -rahipleri, collegiayı, cultoresi, sacriyi ve varsa mystaeyi­ katarak, grubun mümkün olduğu kadar büyük görünmesini sağlama amacı güdüldüğü açıktır. Çağcıl kestirimlere göre, grubun sayısının nüfusun %10'una ulaşmış olması mümkündür. Ama gerçek bir dinsel "hareket"ten çok siya­ sal bir yapıyla uğraştığımızı unutmamak gerekiyor. Mezar yazıtlarının tanıklığı da kısa bir yorumu hak etmektedir.98 Mezar anıtlarının ikonografisinde de metninde de Eleusis, Dionysos, Ana Tanrıça ve İsis'ten söz edilmekte­ dir. Ne ki, her yerde varolan ve görenekselleşmiş bir kullanı­ ma sahip Dionysos simgeciliğini bir yana koyarsak, bu sıkça rastlanan bir durum değildir. Sıradan erenlerin değil, ama tapıların rahiplerinin, hierophantların ve diğer ileri gelenlerin adları daha fazla geçmektedir. Yakınlarının ve arkadaşları­ nın değer gördüğü kişisel bir time biçimi olarak onursal sanlarla, ölmüşlerin nişanlarıyla daha sık karşılaşmaktayız. Bu, toplu hak iddiaları ve umutlarla ölmüşlerin bir inanan­ lar topluluğuna dahil edildikleri anlamına gelmez; bireysel 96 Bakınız: Bölüm ı, 79. dipnot. 97 SIRIS, 487, karşılaştırın: 488; bakınız: J. L. Franklin, Pompeii: The Electoral Programmata, Campaigns and Politics, A.D., 71 79 (Roma, 1980). 98 Bakınız: Bölüm ı, 45, 60, 61, 76, 79. dipnotlar. Aigion, Achaia' daki bir -

gömütte bulunan defne yaprağının üzerine mystes yazısı ilenmiştir (Arch. Rep. 1985\86, 38).


Örgütlenme ve Kimlikler

87

ayrım, grup kimliğine baskın çıkar. Bizim de kolaylıkla yakınlık duyabileceğimiz bazı olum­ lu yanlar, ilkçağ gizemlerinde genelde varolan ve Yahudi ya da Hıristiyan bir bakış açısına bir kusur gibi gelebilecek örgütlenme, dayanışma ve tutunum noksanlığına ağır basmaktadır. Dinsel ayırmaların ve bilinçli grup kimliğinin yokluğu, bırakalım aforoz etmeyi, herhangi bir sapkınlık düşüncesinin bulunmayışının yanında, rakip tapılar arasın­ da katı sınırların olmaması anlamına da gelmektedir. Pagan tanrılar, hatta gizemlerin tanrıları bile birbirlerini kıskan­ mazlar; deyim yerindeyse açık bir toplum oluştururlar. Mithras, bir ölçüde yabancı bir tanrıdır, ama yine de Helios, Kronos ve Zeus gibi tanıdık tanrılarla sürtüşmez. Katıksız sistemleştirmeler peşinde koşan bilginlere karışık gelse bile, tapınaklardaki bulgular ve yazıt metinleri özlü sözlerle dolu­ dur. Başka tanrıların heykellerine ithaflar ya da adak adama­ lar, Tanrıça ve Mithras tapınaklarının yanında Sarapis ve İsis tapınaklarında da tamamen ortak görüngülerdir.99 Özellikle Mithras tapınakları, her türden tanrı heykellerine yer vermekle zengin bir manzara sunmaktadır. Cumont'un, her durumda Avesta avataraları bulmaya çalışmasının savunu­ lacak bir tarafı yoktur. 100 Belli bir tanrı önünde erginlenmiş bir mysteyi, başka bir tanrıya da yönelmekten alıkoyacak hiç bir engel yoktur. Apuleius, bir İsis rahibini Mithrasla tanıştı­ rır. 101 Dionysos'un heykelini yapmak için bir tauroboliatus; Suriye tanrılarına adamalarda bulunmak için Mithracı bir 99

Örneğin Delos'da Serapeum C, Eleusis tanrılarına ithaflar, SIRIS, s.66, CE, 44; s. 77, CE, 206; İnsanlara, SIRIS, s. 67, CE, 63, karşılaştırın: s. 65, CE, 34; bir Ana Tanrıça tapınağında Venus Genetrix, CCCA 111, 5; Panamaralı Zeus ve Hera'ya adanmış Sarapis ve İsiris, SIRIS, 279 Inschrifteıı voıı Stratoııikeia, 207; bir Zeus Bronton tapınağında Kybele, İsis ve Mithras, CIMRM, 634; yine karşılaştırın: SIRIS, 528; 530. Cumont, 1896/99, ı, 137 ve devamında, 142 ve devamında; 1923, 99 ve devamında. Bakınız: Özellikle CIMRM, 1176-1188 (Stockstadt). Apuleius, Metamorphoses, 1 1.22.3. =

100 101


İlkçağ Gizem Tapılan

88

pater, hatta Ana Tanrıça ve Attfa adına bir sunak yapmak için bir pater patrum bulunmuştur. Apollon bile Sarapis'e ya

da Mithras'a nasıl davranılacağı hakkında öğütler verir; Osiris, Her şeye Gücü Yeten Zeus'a ve Ulu Ana'ya kurban­ larda bulunulmasını buyurur. 102 İsis-Osiris ile Demeter­ Dionysos arasındaki ilişkiler çok eskiye dayanır ve herkesçe bilinir. Bir İsis rahibinin aynı anda Atina'da Eleusis tapısının Iakcha-gogosu olmasında; Delos'ta bir Sarapis rahibinin kızı­ nın Dionysos'un "sepet taşıyıcısı" olmasında ve bir İsis rahi­ besinin bir Dionysos şenliği düzenlemesinde şaşılacak bir yan yoktur. 103 Tek bir kişinin elinde farklı rahiplikler bulun­ durması tamamıyla olağan bir durumdur; Mısır tanrılarıyla Ana Tanrıça arasında bileşimlerin varlığı özellikle bilinmek­ tedir. İS 360 ile 390 arasındaki pagan direnişi sırasında Praetextatus'un çevresindeki rahiplik ve erginlenme törenle­ rinde gözlenen neredeyse bıktırıcı artış, son evreyi oluştur­ maktadır. 104 Bütün bunlar, kuramsal temellendirmelerini sadece tanrıların kıskanç olmamalarında değil -Platon'un ünlü bir sözünde olduğu gibi, "çekememezlik tanrısal koro­ ya yanaşamaz" 105-, özelde belli başlı tanrıların büyük olası­ lıkla özdeş olmalarında bulmaktadır. Bu, tek tek tanrıların ve adlarının önemsiz olduğu ya da bir yana bırakılmaları anlamında değil, özgünlük ve yakınlık dereceleri olduğu anlamındadır. Bu bakımdan İsis, dünyanın döt bucağında "sayılamayacak kadar çok adı" olduğunu iddia edebilir; O, myionymostur. Oxyrynchus 1380 papirüsünde yer alan bir belgede, bu eşdeğer sözcüklerden oluşan neredeyse sonsuz 102 103 104

CCCA ııı, 366, karşılaştırın: 367, 385; CIMRM, 509, 378; SIRIS, 286; CIMRM, 1971; SIRIS, s. 67, CE, 50. SIRIS, 16; s. 72, CE, 141; SIRIS, 54; karşılaştırın: 88. Praetextatus üzerine, bakınız: PW, xxıı, 1515-1579; CIL, vı, 1778 CIMRM, 420; CIL vı, 1779 CCCA ııı, 246; karısı, CJL, vı, 1780 SIRIS 450 CCCA ııı, 295. Platon, Phaidros, 247a. =

=

105

=

=


Örgütlenme ve Kimlikler

89

bir liste bulunmaktadır;106 ama yüzünü İsis' e dönenlerden tanrıya en dolaysız yoldan ulaşan, O'nun adını ve Mısır töre­ ninin özel biçimlerini bilen kişidir. 107 İki kopya halinde günümüze dek ulaşan bir başka Mısır belgesi, Merkelbach tarafından Eid der Isısmysten olarak adlandırılan erginlenme töreninde mystainin etmeye mecbur edildiği bir gizlilik yeminiyle ilgilidir.108 Yeminde, "yeri gökten, karanlığı aydınlıktan [vd.] ayıran" yaratıcı tanrıya etkileyici sözlerle seslenişte bulunulmakta ve sonu şaşırtıcı bir biçimde şu sözlerle getirilmektedir: "Ululadığım diğer tanrılar adına da yemin ederim". Yorumcular, Harpokrates, Anubis ya da Thot gibi diğer Mısır tanrılarını gözönüne geti­ rerek, bu tanrıların kim olduklarını anlamaya çalışmışlardır. Bu yaklaşım ilkçağlardan itibaren benzer hükümler barındı­ ran yemin sözleri geleneğini görmezden gelmek demektir: Her iki taraf da "en büyük yerel yemini" etmek zorundadır, çünkü yemin ancak kişinin "kendi ululadığı" tanrılara yapı­ lırsa ciddi bir yükümlülük yaratacaktır. "Gizem yemini" de bu uygulamanın dışında değildir; o da, "gerçekten taptığım tanrılar"a önceki ve sonraki bir dinsel bağlılık temeli üzerine kurulur. Kuşkusuz bu, "din değiştirme" nin ve "taptıklarını yak" emrinin tam tersidir. Bu tür gizem erginlenmelerinde 106 Pap. Ox., 1380, Totti, 1985, 20. dipnot, kaynakçayla birlikte. 107 Apuleius, Metamorphoses, 11.5.2-3; una quae es omnia, SIRIS, 502 (Capua); bakınız: Dunand, 1973, ı, 80, 103; genel olarak E. Peterson, 108

HEIS THEOS: Epigraphisc/ıe, formgeschichtliche und re/iginsgeschichtliche Untersuchımgen (Göttingen, 1926). R. Merkelbach, ZPE ı (1967), 72 ve devamında; Totti, 1985, no 8, kay­ nakçayla birlikte; yemin duasının dışında, metin içinden çıkılmaz ölçüde bölük pörçüktür. Aralarında yaklaşık iki yüz yıl (İS birinci ve üçüncü yüzyıllar) bulunan iki örneğin varlığı son derece dikkate değer_dir. "Yerel yemin": Tuhkydides, 5.18.9; 47.8. Oysa tersine Aristophanes'de (Bulutlar, 423-426) Strepsiades, başka hiç bir tanrıyı artık kabul etmeyeceğini bildirmek zorundadır: Sokrates'in tanrısızlık "gizemleri", sıra dışı olasılıkları öngörmektedir. Orfeci-Phytagorasçı bir arkaplan nedeniyle mi böyle olduğu bir soru olarak durmaktadır. Bakınız: LS, 291, 73. dipnot; HN, 268 ve devamında.


90

İlkçağ Gizem Tapılan

kişiliği sarsacak ya da yokedecek şeyler olmaz; aksine gerek bilinen, tanıdık, gerekse alışılmamış biçimlerde tanrılıkla yeni bir içtenliğin kurulmasıyla önceden varolan dindarlığın derinleştirilmesi ve genişletilmesi söz konusudur. Mithras bu açıdan farklı bir görüntü verir. Eunapius, İ.S. yaklaşık 355-380 arasında Eleusis hierophantı [rahibi] Nestorius'un şöyle bir kehanette bulunduğunu anlatır: Kendini başka tanrılara atlayacağından ve başka tapınaklara bakmama yemini edeceğinden, ardılı "rahiplik tahtına çıkma" hakkına sahip olamayacaktır; sonradan Nestorius'un -gerçekten de son Eleusis rahibi olan- ardılının bir Mithras pateri olduğu görülmüştür. 109 Bu durum Mithracılığı, Eleusis tapısının en yüksek mertebesiyle uyuşmaz kılmakta­ dır. Yine de bundan çok daha eski tapılar arasında bile uyuş­ mazlıklar, bazı rahip ve rahibelerin birbirlerini görmemesi ve konuşmamasıyla ilgili sınırlamalar bulunduğunu unut­ mamalıyız; İÖ dördüncü yüzyıla ait Sardis'teki bir yazıtta, "Zeus"a tapanların Sabazios ve Ma gizemlerine katılmaları yasaklanmaktadır. 110 Nestorios'un, Mithracı ardılının mutlu bir cahillik içinde göründüğü bir zorunluluktan söz etmesi hala çözülmemiş bir bilmecedir. Eunapius'un tanıdığı ve hayranlık .duyduğu Nestorios'un örtük ifadesinde, büyük olasılıkla Hıristiyanların olası egemenliğinin gizlice anlatıl­ masının istendiği ve Eleusis'in akıbeti önlenip başka bir baş rahip atandığinda, bu öngörü de bir Mithracı olan ardıla uygun biçimde yeniden yorumlanmıştır gibi kurgul bir yorum yapılabilir. Her ne ise, -Eunapius'un Mithracılığa karşı takındığı tutum, eskil tarzda bir nevi "uyarma" tutu­ mudur; yanlış tanrılarla savaşmakla hiç bir ilgisi yoktur. 109 Eunapius, Vit. Saplı., 7.3.2-4; karşılaştırın: Clinton, 1974, 43. 110 Demeter ile Hera tapısırun kutupsallığı, Servius auctus, Aen. 4.58, HN, 274; Sardis yazıtı, L. Robert, CRAI, 1975, 306-330, SEG, 29, 1205; İran bakış açısından yapılmış bir yorum için bakınız: J. Wiesehöfer, Gnomon, 57 (1985), 565 ve devamında.


Örgütlenme ve Kimlikler

91

Kendini Ötekine göre sınırlamak yanında, bu Ötekini tanı­ mak da söz konusudur. Özetle ilkçağ gizem tapılan, Yahudilik ve Hıristiyanlık anlamında dinsel topluluklar oluşturmamışlardır. Richard Reitzenstein bile ekklesia, kilise kavramının, çok tanrılı diller­ de bir eşdeğerinin bulunmadığını kabul etmiştir; bu, Eski Ahid'in Yunanca çevirisine dayanmaktadır.H l Yunan Polis sisteminden ödünç alınan bir terimin, tam da bu sistemi bertaraf edecek bir örgütlenmeyi tanımlamakta kullanılması dikkate · değer bir durumdur. Ekklesia, tamamen farklı bir katılım\ içerilme düzeyine ve yaşamın özel bir grup ya da sınırlı ve yerel bir ruhbanda içkin olarak varolandan farklı bir biçimde örgütlenme iddiasına işaret eder. Yeni ve tam tersi bir politeia biçimi ortaya çıkmaktaydı; Philon'un tam da bu politeia, "siyasal etkinlik" kavramını Yahudi yaşam tarzı için kullandığını görüyoruz; sonraları Hıristiyanlar da bunu kendi terminolojilerine uydurmuşlardır. 112 Yahudiler ilkçağ toplumuyla tamamen bütünleşmeyi reddetmişlerdi ve Hıristiyanlarla birlikte ortaya potansiyel olarak tam anlamıy­ la bağımsız, kendine yeterli ve kendini yeniden üretebilen cemaatler halinde örgütlenmiş alternatif bir toplum çıktı. Burada, en başından itibaren çok tanrılı dinde hiç görülme­ dik düzeyde ekonomik işbirliği ve yoksullara ilgi gösterildi­ ğini ve ailenin temel bir dindarlık birimi olarak dinsel sistem içersine alındığını görüyoruz. Havarilerin öğretmekte oldu­ ğu gibi, çocukları Tanrı korkusuyla eğitmek ansızın anaba­ baların yüce görevi haline geldi.113 Ve inananlardan aynı 111 Bakını�: K. L. Schmidt, Kittels Theologisc/ıes Wörterbuc/ı ııı içinde (Stuttgart, 1938), 502-539; Matta, 16.18; 18.17; Aziz Paulus, Havarilerin İşleri; "Septuagint içinde, ekklesia, syııgoge ile eş anlamlıdır. 112 Politeia için bakınız: Philon, Spec. 1.319; Josephus, Jewis/ı Antiquities, 4.45; Efesoslulara, 2.12; ı Clement, 2.8; 54.4; Ep. Diogıı., 5.4; spiritalis popu/us, Agustinus, De vera re/., 37. 113 Didache, 4.9.


92

İlkçağ Gizem Tapılan

anda çoğalmaları da istendiğinden, çocukların terk edilmesi, eşcinsellik ve fahişelik gibi epeydir yerleşmiş bütün nüfus kontrol biçimlerini bir kalemde silen yeni bir ahlakla birlik­ te, ekklesia, cemaatin durdurulması olanaksız bir kendini yeniden üretme biçimi haline geldi. Yahudilik dışında hiç bir dinsel örgütlenme böyle bir sistem geliştirmemiştir,114 kaldı ki dışarıya kapalılıkları, bireycilikleri ve özel servete bağımlı yapılarıyla gizemler için böyle bir şeyden söz etmek mümkün olsun. Çocukların erginlendikleri, Bakkhos gizemlerinde sık sık boy gösterdik­ leri, hatta Eleusis'teki her şenlikte erginlenen bir "ocak çocu­ ğu" bulunduğu doğrudur. 115 Ama bu, işgüzar anababa için özel bir onur yahut hükümdü, dinsel ya da ahlaki bir ödev değil. Ailenin bütün yaşamını belli bir dinsel yönlendirmeye bağımlı kılma ve çocukları, din değiştirmenin ölümden beter görüldüğü dinsel bir sistemle kıskıvrak bağlama zorunlulu­ ğu, düşünülecek bir şey değildi. 116 Bakkhos'da, Metroon'da, hatta Isis'de "çocukların eğitilmesi" gibi bir düşüncenin kendisi bile komik kaçardı. Kaldı ki Mithralar kadınları bile aralarına kabul etmemiştir;,aile yaşamının karşısında erkek­ ler klubü anlamına gelmekteydi. Gizemlerin benzer bir yöne doğru olası bir devinimleri­ nin olduğunu gösteren sadece tek bir küçük işaret vardır: İÖ 114 Phytagorasçı "hareket" içindeki ilk benzerlikler için bakınız: Burkert, 1982; karşılaştırın: 108. dipnot. 115 Bakkhos: Nilsson, 1957, 106-115; Lambrechts, 1957; F. Matz, Gnomon, 32 (1960), 545-547; Horn, 1972, 89-92; Geyer, 1977, 67 ve devamında; Eleusis: HN, 280; Clinton, 1974, 98-118. Klea, "babadan anadan" Mısır tanrılarına adanmıştır (kathosiomene), Plutarkhos, Isis, 32, 364e. Bir baba oğlunu Mithras'ın sırlarına erdirir, ÇIMRM, 405. 116 Apostates, apostasia, pagan dininde asla kullanılmamış siyasal kavram­ lardır. Bakınız: Yeşu, 22.22.2; ı, Makkabiler, 2.15; Resullerin İşleri, 21.21; Yakup, 2.11, v.l.; Selaniklilere İkinci Mektup, 2.3. Olymposlu Zeus'un Mısır kolu {bakınız: Nock, 1972, 414-443), üyelerine "başka­ nın kardeşliğini bir başkası için terketmeyi" yasaklamaktadır; bu, hiziplerden uzak durmak içindir, fakat "din değiştirme" olmaktan çok uzaktır.


Örgütlenme ve Kimlikler

93

186' da Bacchanalia'ya yöneltilen suçlamada, varolan res pııblicayı devirmek üzere muazzam bir tertipten (coniuratio) söz edilmekteydi; alterımı iam populum esse, "başka bir halk doğmak üzereydi". 117 Gariptir; bu, "başka bir halk"ın Populus Romanus Quiritium'un yerini alacak olması fikri, yeni bir politeianın, daha sonranın Hıristiyanlarının yeni civitası­ nın ilanını önceden haber veren ürkütücü bir fikirdir. Bir seferde yaklaşık 6000 kişinin idam edilmesine yol açan bastırma eyleminin neden bu denli vahşi ve kökten olduğu­ nun açıklaması burada bulunabilir. O zamana kadarki din tarihinde, Hıristiyanların gördüğü zulmün bir örneğine daha rastlamak mümkün değildir. Belki İÖ 136-132 yılları arasında süren köle ayaklanmasının karizmatik önderi hali­ ne gelen, Suriye Tanrıçası'nın mucize yapıcısı ve esinli peygamberi Eunous'un Sicilya'da başlattığı hareket anılabi­ lir ve bu hareket de son derece acımasız bir biçimde bastırıl­ mıştı..118 Ama bütün bunlarda dinsel tonlardan çok toplumsal sorunlar ön plandaydı. Augustinus'un muzaffer bir edayla Hıristiyanlığın Oikumene'nin (incendia concitarımt) her yanına parlak bir alev gibi yayıldığını duyurması çok sonra oldu. 119 Eski pagan karizma sahipleri, kundakçılıktan kaçınma konusunda çok özenliydiler ve çoğunluğu bir 'hare­ ket' başlatmaktan sakındılar. Tarihin hükmü de, ilkçağ gizemleriyle Yahudi­ Hıristiyan tipi dinsel cemaatler, mezhepler ve kiliseler arasında varolan temel farklılığı doğrulamaktadır. Yahudi, Hıristiyan ve İslam mezhepleri, düşman bir çevrenin ortasın­ da birer azınlık olarak kaldıklarında bile şaşırtıcı bir varolma 117 Livius, 39.13.14; idam sayısı: 39.17.6. Buna 3 Makkabiler 2.30'da yer alan bilgi de eklenebilir: Kral IV. Ptolemaios'un Dionysos teletaisine katılmayı tam yurttaşlığın bir öngereği haline getirdiği söylenir; devlet dini olarak Bakkhos gizemleri: Bunun Yahudi bir kaynaktan gelmiş olması hiç de raslantı değildir. 118 Diodorus, 34.2. Posidonius'u izler. (118'in metindeki yeri belli değil?) 119 Agustinus, De vera re/., 14.


94

İlkçağ Gizem Tapılan

yetisi göstermişlerdir. Yahudi ortodoksisinden ayrılan Samiriyeliler, varlıklarım yaklaşık 2400 yıl sürdürmüşlerdir; Manicilik, Hıristiyanlık kadar eskidir; Albiniler hareketi, Avrupa Engizisyonu'ndan sonra da varolmaya devam etmiştir; Reform'dan sonra sayısız mezhep sesini duyurmuş­ tur. Etyopya, Ermenistan ve Gürcistan' daki Hıristiyan kara­ kollarıysa bu direşkenlikte hiç de geri kalmazlar. Oysa ister Eleusis, ister Bakkhos, ister Ana Tanrıça, isterse "yenilmez tanrı" Mithras olsun, ilkçağ gizemlerinde durum tamamen farklıdır. İS 391-92 tarihli imparatorluk kararnameleriyle bütün pagan tapılar yasaklandığında ve tapınakları zorla yıkıldığında, ilkçağ gizemleri de sessiz sedasız ve aniden ortadan kalktılar. Geleneği sürdürerek ilkçağ gizemlerini devam ettirdikleri iddiasında bulunan çağcıl büyücüler ya da Masonlar hakkındaysa söylenecek fazla bir şey yok. 120 Gizemlerin yeraltına çekilmesi mümkün olamazdı, çünkü sürekli bir örgütlülükten yoksundular. Kendi kendilerine yeten mezhepler değilllerdi; ilkçağın yokolup gitmiş toplumsal sistemine sıkı sıkıya bağlıydılar. Geriye sadece, boşuna bir çabayla onları diriltmeye uğraşan merak kaldı. ·

120 Avrupalı büyücü kadınlar sorunu için M. Eliade'ın şu yararlı araştır­ masına bakın: "Avrupa'daki Büyücülük Sanatına İlişkin Bazı Göz­ lemler", History of Religions;14 (1975), 149-172.


Resim 1.

Dadukhos vazosu, Eleusis. Gösterişli giysiler içinde iki meşale taşıyan rahip (dadukhos ya da hierophant). Elinde bir demet sürgün bulunan erginlenme adayını törene götürürken. Kadın figürü, Eleusis'i temsil ediyor olabilir.


Resim 2. Eleusis'te erginleme töreni. Aslan postu içindeki Herakles, kurban edilecek bir domuzla birlikte alçak sunağa doğru ilerliyor; rahip tepsi sunuyor, yere şarap döküyor. (Bakınız: s. 153).


Resim 3.

Eleusis'te erginleme. Yüzü peçeli erginleme adayı, ayağı­ altında koç boynuzu olduğu halde koyun postuyla kaplı tabu­ rede oturuyor; rahibe başının üzc_rinde bir liknon tutuyor. (Bakınız: s.153).

nın


Resim 4.

Eleusis'te erginleme. Saçlarında başak, elinde meşaleyl Demeter büyük bir kistenin üzerinde oturuyor; kistenin yanında çöreklenmiş bir yılan bulunuyor; elinde bir sürgün demetiyle eren, yılanın kafasına dokunmak için ilerliyor. Demeter'in arkasında Kore bir meşaleyle yaklaşıyor. (Bakınız: s. 153).


Resim 5.

Gizemler Sarayı: Genel bakış. 1: Kadın ilerliyor; genç, elindeki tomardan okuyor; töreni yöneten kadın; elinde tepsiyle bekleyen hizmetkar; il) Oturan kadın bir tepsi çıkartıyor ve kadı­ nın ellerini yıkıyor. III) Silenus; hayvanları besleyen iki dişi satir. iV) telaşlı bir kadın. V) içki alemi\ lecanomancy? VI) Dionysos ve Ariadne. VII) Dizleri üzerindeki kadın liknondaki fallusu gösteri­ yor; asa taşıyan kanatlı bir cin; öfkeli bir hali var. VIII) Diz çökmüş kadına tören uygulanıyor; mainadlar çevresinde zillerle hora tepi­ yor. IX: Kadın süsleniyor; iki küçük aşk tanrısı. X: töreni yöneten kadın otururken. (Bakınız: 155, 169).


Resim 6.

Bakkhos erginleme töreni. Ağaç ve sütunların bulunduğu bir tapınak; silenusu andıran bir rahip liknondaki fallusu gösteriyor; yüzü örtülü, thyrsos taşıyan bir genç, bir kadın tarafından erginlenme yerine getiriliyor; gizemli kiste; elinde tef bulunan bir kadın hizmetkar. (Bakınız: s. 154-155).


Resim 7. Bakkhos erginlenme töreni. Dizleri üzerindeki kadın liknonda bulu­ nan fallusu gösteriyor; bir kadın (cin? alegori?) telil.şla kaçıyor: Töreni yöneten kadın oturuyor. (Bakınız: s.154-155).


Resim 8. İsis şenliği. Ön planda: rahip kurbanda bulunuyor; iki koro bir Mısırlının yönetiminde şarkı söylüyor; sağ tarafta flüt çalan biri var; arka planda: Tapınak kapısı iki sfenks ve hurma ağaçlarıyla sarılmış; Siyah tenli bir rahiple ("Anubis") bir rahibe (İsis) arasında, içinde Nil'in suyunun bulunduğu kabı tutan bir rahip ("Osiris") bulunuyor.


Resim 9.

Tanrıça ve Attis. Tefi ve aslanıyla Tanrıça tahtta; önde: Ateş, meşale, Frigya başlığı, çömlek ve tabağıyla taşınabilir bir sunak; koÇ ve koyun; ortada: Bir çoban kancası, flüt ve zillerin bulunduğu çam ağacı; miğfer ve kalkanlarıyla iki Koribant, Frigya başlıklı ve borulu olanı bir kayanın üzerine çökmüş olan Attis'i tutuyor; Tanrıçanın arkasında, başında halesi elinde zilleriyle kadın bir hizmetkar görülüyor.


Resim 10. Tanrıça yürüyüş alayı. Frigya başlığı giymiş dört erkek bir tabut taşıyor. Tabutun üzerinde, iki Frigyalı hizmetkar heykeli­ nin arasında, üzerinde ucu sivri bir kapak bulunan bir kisteyle temsil olunan Tanrıçanın tahtı yer almakta.


Resim

1 1 . Neuenheim' deki Mithras kabartması. Ana sahne: Mithras boğayı öldürüyor, boğanın kuyruğu bir başağa dönüşü­ yor; Mithras'ın pelerini üzerinde bir kuzgun var (kabartma burada dökülmüş); aşağıda: Kautopates ve Kautes; yılan, akrep, krater, aslan. Çerçeve, sol alttan başlayarak: Küre kullanan bir Iranlı (?); uyuyan Kronos; Kronos Zeus'a asayı verirken; Mithras'ın kayadan doğuşu; rüzgar tanrının büstü. Mithras bir delgiyle ateş yakarken; Mithras yağmur yağdırmak için kayaya vururken; Mithras, Helios'un arabasına çıkarken; Ay tanrıçası batarken; Mithras kaya­ ya vururken; bir incir ağacından doğuş (?). Rüzgar tanrısının büstü; boğa otlarken; Mithras boğayı taşırken; Mithras boğanın sırtında; Mithras boğayı mağaraya sürüklüyor. (Bakınız: s. 120).


Resim 12.

Mithraların erginlenme töreni. Diz çökmüş, gözleri kapa­ tılmış, kolları arkasından bağlı halde çıplak bir erginlenme adayı; arkasında (kırmızı çizgili beyaz bir tunik giymiş) mystagogue yer alıyor; Frigyalı başlığı takmış, mızrak ya da değnek taşıyan (kırmı­ zı pelerinli; pater olabilir mi?) bir soylu ona doğru ilerliyor. (Bakınız: s. 167).


III. Tanrıbilim ve Gizemler: Söylen,

Alegori ve Platonculuk "Gizem tanrıbilimi" terimi, Reitzenstein'dan bu yana yaygın bir biçimde kullanılmıştır. Ancak ilkçağ Yahudiliği ve Hıristiyanlığından kalma tanrıbilimsel yazınla dolu kütüphanelerle karşılaştırıldığında, pagan gizemlerle ilgili benzeri metinlerde iç karartıcı bir kıtlık söz konusudur. Cumont, paganlığa ait toplu ayin ve dua [liturgical] kitapla­ rının kaybolmasını, ilkçağ yazınının uğradığı büyük kazanın en üzücü yanı ·olarak değerlendirmiştir. 1 İlkçağ gizemleri alanından türediği varsayılan dolaylı kaynakların incelen­ mesi yoluyla bu kaybı gidermeye yönelik umut verici giri­ şimlerde bulunuldu. Kanıt olarak üç tür metine başvurulmuştur: Gnostik \ Hermetik yazın; büyüyle ilgili papirüsler ve Yunan romansları. Kurgusal açımlamalar, ayin teknikleri ve görüldüğü kadarıyla nahif bir anlatım içeren bu üç tür metin, birbirlerinden tamamen farklıdır. Her grup ortaya kendine özgü sorunlar çıkarmaktadır ve bu yaklaşım­ lardan hiçbiri kuşkucuların eleştirilerinden bağışık değildir. 1

Cumont, 1931, 10 ve devamında.


108

İlkçağ Gizem Tapılan

Romansların gizem metinleri olarak yorumlanmasını Karl Kerenyi başlatmış, Reinhold Merkelbach da ustalıkla kendisini izlemiştir.2 Apuleius'un yorumuyla "Altı Eşek" romansı, İsis ve Osiris gizemlerindeki erginlemelerle son bulmakta ve daha cüretkar tezler için temel oluşturmaktadır. Ne var ki bunun ötesindeki anlatım örgüleri ve canlı ayrınt ların simgesel yorumları pek az taraftar bulmuştur. Sanıyorum ilkçağ romanslarının çoğunun örgüsünde bir erginleme yapısının varolduğu kabul edilecektir,3 fakat bu, peri masallarında olduğu gibi, sıradan Yunan söylenlerinin çoğu için de geçerlidir. İlkçağ dininin en canlı betimlemele­ rinden bazılarını sunan romanslarda, dinsel törene ilişkin ayrıntılı sahnelere yer verilmesi seyrek karşılaşılan bir durum değildir, ancak bunlardan salt yazınsal bir etkinin mi amaçlandığı yoksa daha derin bir bağlılığa mı işaret edildiği ve yalıtık bir örgeyle mi yoksa bütün yapıya yayılmış simge­ lerle mi karşı karşıya olduğumuza karar vermek zordur. Dinsel boyutun en gayretkeş biçimde işlendiği Heliodoros'un Aethiopica romansı, ilkçağ romans dizisi içer­ sindeki en son kompozisyonlardan biridir ve odağında tam anlamıyla gizemler değil, Helios tapısı yer alır. Kısacası romanslar aydınlatıcı ayrıntılar bakımından dikkate değer­ dirler, ancak gizemleri açacak anahtar olarak bağımsız bir biçimde kullanılamazlar. Nag Hammadi kütüphanesinin yayınlanması, Gnostik ve Hermetik yazın incelemelerine yeni bir temel sağlamış·

2

3

K. Kerenyi, Die griechische-orieııtalische Romaııliterature in religioıısgesc­ hichtlicher Beleuchtung (Tübingen, 1927); Merkelbach, 1962. Ay-rıntılı bir gizem sahnesinin yer aldığı Lollianos romansının keşfedilmesiyle birlik­ te bu tartışma da yeniden alevlendi: Henrichs, 1972, özellikle 28-79; coııtra, J. Winkler tamamen edebi bir yaklaşımı savunmaktadır; "Lollianos and the Desperadoes", JHS 100 (1980), 155-181. Masal kalıpları ve erginlenme üzerine bakınız: SH, 5-7, 16, 57.


Tanrıbilim ve Gizemler

109

hr.4 Çalışma pek çok yönde ilerlemektedir, ancak ilerde orta­ ya çıkacak kapsamlı manzara hakkında henüz yargıda bulunmak olanaksızdır. Görebildiğim kadarıyla yeni kanıt­ lar, Gnostizmin pagan kökenine ilişkin, Reitzenstein'ı ve reli­ gionswissenschaftliche Schııle'u büyüleyen tezi savunusunu daha da güçleştirmiştir. Bazı metinler Hıristiyanlık öncesine ait olmakla birlikte Yahudilik öncesinden değillerdir; Helenleşmiş Yahudiliğin kurgularıyla bağlantıları vardır. Özellikle Corpııs Hermeticum umuzun başında yer alan Poimandres risalesi, Reitzenstein'ın gözardı ettiği Yahudi­ Hıristiyan bir arkaplana sahiptir.5 Bu anlamda pagan gizem­ lerin gün ışığına çıkarılan her ögesi, bu gizemlerin boy attığı bilinen çevreden tamamen farklı bir dinsel sistemin süzge­ cinden geçmiş ve değişikliğe uğramıştır. Aslına bakılırsa Gnostik ve Hermetik metinlerde mysteria ve nıystikos gibi terimlerde tam bir enflasyon söz konusudur ve bu durum anlam kaybına neden olmaktadır. Dilin büyük bir bölümü eğretilemelerden oluşmakta ve bu anlamda Platon'dan 4

5

1977'de tam bir çevirisi yapılmıştır: (yayıma hazırlayan) J. M. Robinson, The Nag Hanınıadi Library in English (Leiden); dizin: F. Siegert, Nag­ Hammadi-Register (Tübingen, 1982); yine konuyla ilgili Tlıe Facsinıile Edition of the Nag Hanınıadi Codices (Leiden, 1972-1979) kitabı ve gelişti­ rilme safhasında bulunan Nag Hanınıadi Studies dizisi (Leiden, 1972) içer­ sinde yer alan, 1984'de basılmış (S. Emmel'in yayına hazırladığı, Leiden) The Coptic Gnostic Lilırary, Edited with English Translation, Introduction aııd Notes (ııı, 5'le birlikte) projesi vardır. B. A. Pearson, "Corpus Hernıeticunı ı'deki (Poinıandres) Yahudi Ögeler", R. van de Broek ile M. J. Vermasere'nin yayıma hazırladıkları Studies in Gosticisnı aııd Hellenistic Religions Presented to Quispel (Leiden, 1981 ) için­ de (336-348); karşılaştırın: R. McL. Wilson, "Gnosis ve Gizemler", age, 451 457; J. Büchli, "Der Poimandres6ein heidnisches Evangelium", yayınlanmamış tez, Zürih, 1986 (yayımlanmak üzere); yine bakınız: W.C. Grese, Corpııs Hernıeticunı xııı and Early Christian Literature (Leiden, 1979); genel olarak; R. van Broek, "Gnostiklik Üzerine Araştırmaların bugünkü durumu", Vigiliae Christianae 37 (1983), 41-71. Totti, 1985, notlar 80-8l'de İsis-Sarapis tapımı belgelerinde yer alan iki Gnostik dua bulunmaktadır: Bu yanyanalık temel farklılığı ortaya çıkarmaktadır. -

-


110

İlkçağ Gizem Tapılan

Philon' a uzanan çizgide yer almaktadır;6 "gerdek gize­ mi" nde olduğu gibi, kimi durumlarda cinsel karşılaşmaların betimlenişinde eşine Roma Bacchanaliasında bile zor rastla­ nabilecek bir dolaysızlık düzeyi söz konusudur? Geleneksel gizemlerin o ince dengesi bozulmuştur. Helen dinine karşı Gnostik dinin dengeli bir değerlendirmesini yapmak için daha çok çalışma yapılması gerekirken, bu metinlerin pagan gizemlere ilişkin bilgi kaynağı olarak taşıdıkları dolaysız değer yine de sınırlı kalmaktadır. Din tarihinde büyü papirüslerine ilgi duyulması, Albrecht Dieterich'in her tür takdirin üzerinde yer alan, kalı­ cı bir başarıya sahip Abraxas ve Eine Mithrasiturgie adlı kitaplarıyla başlamıştır.8 Ancak Mithrasiturgie başlığında örtük olarak varolan, bu büyü kitabında yer aldığı gibi Mithras gizemlerinde göğe düşsel bir yolculuğun canlandı­ rıldığı tezi, çok geçmeden eleştiriye uğramıştır ve bu tezin savunulması artık çok güçtür. Metinde toplu bir gizem ayini değil, sinkretik bir arkaplan üzerine kurulan özel eklemle­ melerle, kahince açınlamalar arayışında olan kişisel bir seya­ hat anlatılmaktadır. Bu ve benzeri metinlerin açıklanma­ sında bilmecemsi sorulardan kurtuluş yoktur. Büyü gelene­ ğiyle gizemler geleneği uzun zaman birlikte varolmuşlardır; aralarında özellikle karizmatik ustalık düzeyinde çok katlı temaslar ve karşılıklı ilişkiler meydana gelmiştir. Demeter'in Eleusis' e gelişiyle, Mısır' ın büyü metinleri arasında garip koşutluklar bulunmaktadır.9 Son Eleusis rahiplerinden biri 6 Felsefedeki gizem eğretilemeleri üzerine bakınız: E. des Places, "Platon et la langue des mysteres", Etudes Platoniciennes içinde (Leiden, 1981), 83-98; HN, 250 ve devamında; Riedweg, 1987. 7 Bakınız: Giriş, 12.dipnot. 8 Dieterich, 1891; 1923. H.D. Betz'in yayıma hazırladığı The Greek Magical Papyri in Trmıslation ı'in (Chicago, 1986) 48-54. sayfalarındaki notlarda yer alan çevirilerle birlikte PGM, 4, 475-829, "Mithras Liturgy" metni­ 9

dir. Bakınız: Bölüm ı, 38-43. dipnotlar.


Tanrıbilim ve Gizemler

111

de etkin ve başarılı bir büyücüydü. 1 0 Ne ki Mısır'dan kalan büyü kitaplarında Eleusis ya da Semadirek'le, Bakkhos ya da Büyük Ana'yla doğrudan ilgili hemen hiç bir şey yoktur. Daha da önemlisi kişisel kehanet arayışında olan Delphoili Apollon'dur, fakat Mısırlı ve Yahudi unsurlar da çok belir­ gindir ve zaman zaman Hıristiyan unsurlarla yan yana bulunmaktadılar. Bazı Suriye-Mezopotamya özellikleri de göze çarpmaktadır. Burası, büyüyle din arasındaki ilişkilerin ve ayrımların uzun uzadıya ele alınacağı yer değil. Ancak karşıt eğilimlerin varlığını görmek de mümkündür: Gizemler, ereni toplu bir şenliği kutlamakta olan grupla ("kutlu koro" ya da thiasos) bütünleştirme eğilimi gösterir­ ken, büyücü, aynı anda gelecek bilgisi, zengin olmak ve cari­ yeler gibi kılgısal amaçlarla sınırlarını daraltmaya çalıştığı mutlak kudret hayallerinin ortasında yapayalnızdır. Sağaltımın, büyü püpirüslerinde görülen tabakaların arkap­ lanına çekilmiş olması oldukça gariptir; sağaltım, esas olarak ya Asklepios' a ya da bilimsel tıbba bırakılmaktadır. Bütün olarak alındığında gizemlerle büyü papirüsleri arasındaki örtüşme, ikincisinden "gizem liturgileri" çıkartacak kadar kapsamlı değildir. Gizem metinleri aramanın, daha temel nedenlerden dolayı özünde boş bir iş olduğu ileri sürülebilir: Nag Hammadi gizem kütüphanesi diye bir şey hiç bir zaman keşfedilmeyecektir, çünkü böyle bir şey asla varolmamıştır; hatta Cumont'un sandığı gibi bir gemi kazası da söz konusu değildi. Salt merak uyandırmak için yararlanılmış yapay bir gizlilik anlamında değil, merkezi ve tayin edici olan şeyin söze dökülememesi anlamında gizemlerin "söze gelmez" (arrheta 1 1 ) oldukları doğru değil midir? Elbette törenlerle ruhlar arasında Proclus'un dediği gibi1 2 "söze dökülemeyen 10 Zosimus, 4.18.2 ve devamında; Clinton, 1 974, 43 ve devamında. 1 1 Bakınız:·Giriş, 44. dipnot.

1 2 Bakınız: Bölüm ıv, 1 61 . dipnot.


İlkçağ Gizem Tapılan

112

bir sympatheia" vardır ve Aristoteles'in gizemlere kabul edilenlerin (teloumenoi) "öğrenimden geçmesi (mathein) gerekmediği, ama etkilenmeleri, acı çekmeleri veya deneyim yaşamaları (pathein) gerektiği"ni söylediği ünlü açıklaması çok daha da eskidir. 13 Ancak bu anlatım da açıklama gerek­ tirir: Aristoteles'ten yapılan alıntı bağlamı içinde anlaşılmalı­ dır. Synesius bu sözleri, bir yanda bir adımda en yüksek coşkuya ulaşan ve tekrar sefil çevresine dönen Mısır keşişle­ rinin ilkel gizemciliği, bir yanda da yüksek düzeylere adım adım ilerleyen felsefi gizemciliği ayırt etmek için kullanır. Felsefi gizemciliğin en yüksek düzeyinde öğrenimin sonuna gelinir ve Synesius'un hemen eklemek gereğini hissettiği gibi "elbette bu amaç için uygun duruma geldiklerinde" epopteria ile benzeşen saf görüntü teloumenoi için gizli olmak­ tan çıkıp ona bağışlanır. Öğrenim gizemlerde inkar edilme­ mektedir, ancak daha çok öngereklilik olarak kalmaktadır. Gerçekten de gizemlerde yer alan hazırlık niteliğindeki 'öğrenim' ve 'aktarma' kadar, elde edilmesi gereken 'tam' veya kesin 'bilgi'nin gerekliliği hakkında bir çok tanıklık vardır. 14 Konuşma, logos, önemli rol oynar ve erginlenme13 Aristoteles, fr., 15

Synesius, Dio, s. 10, 48a, Plutarkhos, İsis, 382de Aristoteles, Eudemus, fr., 10, Ross ve Clement, Strom, 5.71.l'le bağlantılı olarak okunacaktır. Görüldüğü kadarıyla Aristoteles, Platon'un Şölen'inde Diotima'nın konuşmasının basamaklarını sistematikleştirmiş ve epoptei'yle benzeşmeyi felsefenin en yüksek basamağı yapmıştır; yine de bu durum çeşitli "öğrenme" ve "öğretme" biçimlerini varsayar. Bakınız: Riedweg, 1987, 127-130. 14 Halikarnassos'daki Dionysos tapınağında bulunan Helenistik bir yazıt­ ta, okuyan ayinlere katılmaya çağrılmaktadır, "meğer ki", kısmen gizli kısmen açık olan "bütün logosu bilesin", SEG, 28, 841 (yapılan kimi düzenlemeler kuşkuludur, ancak alıntılanan sözcükler açıktır). "Açık olarak bilmek", şans eseri haberdar olunan belirtilerle karşıtlık içinde­ dir, Dion, Or., 36.33. "Arınma" ile epopteia arasında didaskalia yer alır, Clement, Strom., 5.71.1 (karşılaştırın: 13 ve 18. dipnotlar; Clement'in "küçük gizemler"den söz etmesi, yanıltıcı olmaktadır; iki ikilik; Kü­ çük/Büyük Gizemler ile öğretmek/ epopteia, kaynaşmışlardır.) İzmirli Theon'da (s.14) "arındırma" ile epopteia arasında Paradosis yer alır; =

=


Tanrıbilim ve Gizemler

113

mişlere 'söylememe' emri çok ciddiye alınır, çünkü söze dökme, sürecin işleyişinde merkezi öneme sahiptir. Gizemlerin 'kutsal öykü', hieros logos15 içerdiği kabul edilirdi ve bu öykü kitaplara da geçirilmiş olabilirdi. Mystai'nin tanrılar ve onlara ilişkin daha önce bilmedikleri ayrıntıları, nitelikleri ve kimliklerini öğrenmeleri gerektiği açıktır. Stoacı Khrysippos, "tanrılara ilişkin logos", yani "teoloji"nin "akta­ rımı"nın teletai'nin özü olduğunu düşünür.16 Bu anlamdaki logos'un yankıları, Platon'un Şö/en'indeki Diotima'nın bilgece konuşmalarında olduğu gibi, 17 Empedokles ve Parmenides'te de bulunmaktadır.ıs

15

16 17 18

mystike paradosis, Athenaeus 40a, karşılaştırın: Diodoros, 3.65.6; 5.77.3. Paradosis, paradidonai terimleri daha dar"bir anlamda [yetke tarafından] yönlendirme ve daha geniş anlamda yönlendirme artı tören biçiminde kullanılabilir. Andania'da paradosis, bir "kutsal kişiler" kuşağından metne aktarma anlamına gelir, LSCG, 65. Eleusis'e ait Lex Sacra metnin­ de (IG ı3, 6 =LSS 3, C 23} myen, Eleusis'teki toplu şenlikten ayrı duran bireylere uygulanan bir eylemi, yani kişisel yonlendirilme artı töreni, bir paradosis biçimini belirtmek için kullanılmaktadır, karşılaştırın: Clinton, 1974, 13. Gizemleri "anlatan" rahiplerle ilgili bir nüktede de bu kişisel yönlendirilmeyle ilgili anıştırmada bulunulmaktadır (Diogenes, Laertius, 2.102). Bu terim ilk kez Herodotos 2.5l'de (Semadirek); 2.63, 2.81 (Mısır), sonra Diodoros'da (Phytagoras, 1.98.2); ıv. Ptolemios'un buyruğunda (aşağıdaki 20. dipnot) ortaya çıkmıştır; sonraki yazında, iirneğin Plutarkhos, İsis, 353d; Q. conv., 636d; Pausanias, 2.13.8.15.4; Lukianos, Syr.D., 88, 93, 97; ölümsüzlükle ilişkili olarak, Platon, Mektuplar, vıı, 335a; Bacchanalia'daki carmen sacrum, Livius, 39.18.3. İsis'in kendisi, mystai için hieros logos, korkulu biri diye yazmıştır: Andros'a ait bir İlahi, Totti, 1985, no. 2, 12. Orfeci ve Phytagorasçı sözde-epigrafide hieros logos: OF, s. 140-143; H. Thesleff, The Pythagorean Texts of t/ıe He/lenistic Period (Abo, 1965), s. 158-168. Khrysippos, fr., 42, S VF ıı, 17. Platon, Şölen, 201d-212c; yapı, (1) elenc/ıostur = arınma, (2) köken söyle­ ni de dahil [yetke tarafından] yönlendirilmedir (203b-e), ve (3) epoptika­ dır (210a}. Bakınız: Riedweg, 1987, 2-21. Empedok!es B 6, tanrıların adlarının öğretildiği "ilk" biçimdir, sonrala­ rı bunu "kutlu tanrılarla ilgili iyi logos" izlemiştir (Peri Plıyseos'a ait B 131: M.R. Wright, Empedocles: T/ıe Extant Fragments, New Haven, 1981, 83). Parmenides'in aldığı vahiyle ilgili olarak bakınız: W, Burkert, "Das Proömium des Parmenides und die Katabasis des Pythagoras",

·


114

İlkçağ Gizem Tapılan

Kitaplar, gizemlerde eskiden beri kullanılmaktaydı. Aeskines'in, çocukken, "annesi erginlenme törenini yerine getirirken kitapları okuması" gerekmekteydi; böyle bir sahne, Gizemler Sarayı'ndaki büyük freskinin başında hari­ kulade bir biçimde resmedilmiştir. Başka örnekler de vardır. 19 Ptolemaios IV Philopator'un fermanında, Dionysos'un erginleme törenlerini yapan rahiplerinden, hieros lagoslarının mühürlü bir nüshasını İskenderiye' de bir krallık memuruna vermeleri istenmektedir;20 böylelikle bir şüphe halinde gizli öğretiler açılabilecek ve devlet tarafın­ dan soruşturulabilecektir. Bütün rahiplerin ellerinde kitap olduğuna kuşku yoktur. Messenia' daki Andania yerel gizemleri, Epameinondas zamanında yeniden düzenlendi­ ğinde, teleteyi ihtiva eden saçtan bir tomar Ithome Dağı'nda bir yerden, topraktan uygun bir biçimde çıkartılarak kutsal hazineler arasında muhafaza edilmiştir.21 isis tapısında Mısır kitaplarının sergil�nmesi yaygın bir uygulamaydı.22 Mithralara gelince, sadece Dura-Europus'da Magiler [Zerdüşt rahipler] ellerinde kitaplar olduğu halde bir duvar resminde resmedilmektedirler;23 bu çeşit kitapların

19 20 21. 22 23

Phronesis 14 (1969), 1-30. Empedokles B 13l'de theologia kavramının ilk formülasyonlarından biri bulunmaktadır (yine karşılaştırın: Ksenophanes B, 34.3); theologia sözcüğü ilk kez Platon' da geçer (Devlet,' 379a). Bakınız: V. Goldschmidt, "Theologia", REG 63 (1950), 20-42; W. Jaeger, The Theology of the Early Greek Plıilosoplıers (Oxford, 1947). Demosthenes, 18.259 (bakınız: Bölüm ı, 34. dipnot); Saray, Herbig 1958, no. 2, resim 19; Farnesa Sarayı, Matz, 1963, resim 5 (bir kitap tomarı değil, üç kanatlı resim); Djemila-Cuicul' dan bir mozaik, Geyer, 1977, 148, resim 14. Bakınız: Bölüm 11, 1 0. dipnot. Pausanias, 4.26.7, 27.5; LSCG, 65.12; W. Speyer, Bücherfunde in der Glaubenswerbung der Antike (Göttingen, 1970), 66-68. Pheneos'daki gizemler için saklanan ve bu gizemlerde kullanılan yazılar için karşılaş­ tırın: Pausanias, 8.15.l ve devamında. Apuleius, Metamorplıoses, 11.17.2; Le Corsu, 1977, 176. CIMRM 44; Bidez-Cumont, 1938, 11, 154. Kitap kullanan İranlı ateş­ rahipleri üzerine karşılaştırın: Pausanias, 5.27.6,


Tanrıbilim ve Gizemler

115

Pannonia'ya, Germanya'ya ya da Afrika'ya yayılmadığı açıktır. Roma' daki San ta Prisca' daki değerli yazıtlar dahil, çoğu Mithras epigramının yazınsal açıdan acınacak halde oldukları düşünülürse, bundan Mithraların okur yazar seçkinlerle yakın bir temas içersinde olmadıkları sonucu çıkar. Ana Tanrıça tapısında, hatta Eleusis'teki şenlikle ilgili olarak da kitaplardan söz edildiğini duymadık; aile geleneği, bir çeşit arşiv vardı, ama bir tanrıbilim kütüphanesi yoktu.24 Bir Helenistik gizem kitabından en merak ve ilgi uyan­ dırıcı parça, Philopator'un koleksiyonundan gelmiş olması çok mümkün olan, Dublin'deki "Gurob papirüsü" dür. Metin çok bölük pörçüktür, ama aralarına kısa törensel buyrukların ve reçetelerin serpiştirildiği duaların ve tanrıla­ ra yakanların bulunduğu açıktır. Böyle bir yapı, bilinen Yunan tiplerinden çok Mezopotamya büyü metinlerinden kalmadır. Erikepaios dahil tanrı adlarına ve Dionysos'un oyun gereçleri gibi törensel ayrıntılara bakıldığında, Bakhhos-Orphik bir tapıya gönderide bulunulduğu besbelli­ dir.25 Merkelbach'ın "İsis mystai yemini" dediği Mısır'ın son dönemlerinden kalma metinler, bir dereceye kadar bu metin­ le benzeştirilebilir; ne yazık ki metinlerin yemin duası dışın­ daki kalan parçaları içinden çıkılmaz bir haldedir. 26 Geri kalanı için hieroi logoi ve benzerleri hakkında ikincil tanıklık24 Cicero, Letters ta Atticııs, 1.9 .2'de kitap olduğu besbelli, olasılıkla bir Exegetikon olan Eıımolpidon patriadan söz etmektedir, karşılaştırın: Clinton, 1974, 93; bu, doğrudan gizemlerle ilişkili değildir. Yine bakınız: Bölüm 11, 38. dipnot. Sclıo/. Tlıeocr. 4.25c'de (s.143, Wendel; codd. P ve T, Wendel'in terminolojisinde "genus Laurentianum") Thesmophorianın soylu bakirelerinin "töreyi ve kutsal kitapları" başlarında taşıyarak Eleusiş'e dek gittikleri anlatılmaktadır; nereden bakılsa bu Thesmo­ phoria ile Gizemi birbirine karıştırmaktadır ve "kitaplar" bozulmuş olmalıdır: lıilı/oııs, (belki de yazının küçük olmasından ötürü) kistas olarak yanlış okunmuştur. 25 J. G. Smyly, Greek Papyri from Gıırolı (Dublin, 1921), no l; yine OF 31, DK 1, F 23; W. Fauth, PW ıx, A, 2257-2262; West, 1983, 170 ve devamında. 26 Bakınız: Bölüm 11, 108. dipnot.


1 16

İlkçağ Gizem Tapılan

lara bakarak bu tür kitaplar hakkında bir fikir oluşturmak zorundayız. Livius'da, Hanibal savaşının baskısı altında kalan halkın inançlarını kötüye kullanan yeni dinsel boş inanç biçimlerini ortadan kaldırmaya çalışan Romalı bir yargıcın nasıl bütün kitaplara el koyduğunun anlatıldığı ilgi çekici bir bölüm vardır.27 Aralarında kehanetle (libri vatici­ nii) ilgili kitaplar, dua kitapları (precationes) ve kurbanla ilgili emirleri (ars sacrificandi conscripta) içeren kitaplar bulunmak­ taydı; fakat anladığımız anlamda "tanrıbilim"i andıran bir şey geçmemektedir. Dördüncü tür olarak hieros logosu ekle­ yebiliriz. Ancak Platon iyi bilinen bir pasajında, ellerinde "Musaların ve Orpheus'un kitapları" bulunan ve "kurban törenlerini bunlara göre yapan" 28 şarlatanların özel gizemle­ rinden söz eder; Orfeci tarzda bir hieros logos ile "kurbanla ilgili emirler" aynı olabilir. Başka pagan tapılarda olduğu 5ibi, gizemlerde de logoi, hatta yazılı metinler bulunma} caydı. Ne ki bu olgu, bu metinlerin, Tevrat'ın, İncil'in ve Kuran'ın, sırayla Yahudili­ ğin, Hıristiyanlığın ve İslam'm tanrılığın temeli sayılmasıyla aynı biçimde, tam da bir dinin temeli oldukları yanılsaması­ na yol açmamalıdır. Platon'un Menon diyaloğunda, logoi'nin dinsel tapılar bağlamındaki yerine dair önemli bir pasaj yer alır: Metempsykhosis [ruhun başka bedenlerde pek çok kez doğması] öğretisini sunarken, Sokrates onu "tanrılık işler hakkında bilge olan erkek ve kadınlar" dan, "gördükleri işle27 Livius, 25.1.12. Efesos'ta Aziz Paulus'un dine kazandırdığı kişiler büyü kitaplarım yakhlar; Resullerin İşleri, 19.19. Gazze'de paganlıkla müca­

28

dele eden Piskopos Porphyrios, "rahiplerin 'kutsal" dediği ve teletaile­ riyle diğer haram ayinlerini yerine getirmekte kullandıkları içi şarlatanlıklarla dolu bütün kitapları" toplayarak yaktı, Marcus Diaconus, Vit. Porph., 71. Bakınız: W. Speyer, "Büchervernichtung", Jahrbuch für Antike und Christentum 13 (1970), 123-152, özellikle 130 ve devamında, 141. Platon, Devlet 364e. Bilicilik ilmi okur yazar işi haline geldiğinden, kitaplı falcı Aristophanes'in Kuşla r'ında (974-989) alaya alınır.


Tanrıbilim ve Gizemler

117

rin açıklamasını yapma yeteneğine sahip rahip ve rahibe­ ler" den öğrendiğini ileri sürer .29 Burada örtük olarak şu vardır: İşlerini aldırmadan ve "açıklamasız" (logos-sıız) yapan başka rahip ve rahibeler de vardır; onlar yapılacakla­ rını geleneksel uygulamalardan öğrenmiş olmalıdırlar. Aslında Platon besbelli işler� yön vermekle yetinmeyip akla uygun bir açıklam':l, başkalarına iletilebilir bir "sebep" bulmaya çalışan rahip ve rahibeleri yeğlese de, önceden kavramsal bir açıklık olmaksızın da büyüsel ya da hatta dinsel etki olanaklıdır. Ne ki bu açıklama, gelenek tarafından belirlenmiş olmadığı gibi, hiçbir zaman bir öğreti haline de gelmez: Logo�u denetleyecek hiç bir örgütlenme yoktur.30 Başka bir açıklamayla, kişisel gizem "ustaları"nın sade­ ce para almayı bildiklerinden, müşterilerini "bilgi"ye götür­ mediklerinden şikayet eden Derveni papirüsünün yazarının kaleminden çıkma polemik amaçlı bir pasajda karşılaşmak­ tayız. Bu yüzden soru bile soramayacak kadar çekingen ve şaşkın müşteriler, hem paralarını hem de bilgiye erme umut­ larını yitirmektedirler.31 Açıklamaları çağcıl okurlara ham söylenceden çok daha tuhaf gelse bile, yazarın kendisi elbet­ te bu yüksek bilgiyi sunmaya can atmaktadır. Her durumda, kılgısal gizemlerde logoi var olsa da, dışardan; gerek akla uygun açıklamalar bulma gereksinmesindeki "rahip ve rahi­ beler" den gerekse "gizemler" üz.erine yazan araştırmacı aydınlardan gelen ek bir logoi olduğunu öğreniyoruz. Gizemlerin merkezine nüfuz etmek, ve kişinin kendi varsa­ yımlarını keşfetmesi için "mystagogue olarak felsefeden logos almanın" çekiciliği. 32 İçrek olsun dışrak olsun her iki logoi 29 Platon, Menon 81a; aynı zamanda bakınız: 128. dipnot. 30 Bakınız: Bölüm ıı, 99. dipnot. 31 Col. xvı; bakınız: Bölüm il, 4. dipnot.

32 Plutarkhos'un formülasyonu, !sis 378a. A. Tresp, gizemler hakkındaki kitapların adlarını ve yazarlarını derlemiştir (Die Fragmente der griechisc­ hen Kııltschriftstel/er, Giessen, 1914, 28); en eskisi Stesimbrotus'tur ( Pap. Derveni? Bakınız: Bölüm il, 4. dipnot); Melanthiııs'ıın On the Mysteries of =


118

İlkçağ Gizem Tapılan

türü de sonuç olarak, tannbilimde her zaman olduğu gibi, elbette birbirlerini etkileyeceklerdir. Görüldüğü kadarıyla gerek gizemlerdeki gerekse gizemler hakkındaki bu logoiler, üç farklı düzeyde gelişmiş­ tir: Söylen, doğa alegorisi ve metafizik.33 Bu düzeyler, sonra­ kiler öncekileri yok etmeksizin, tarihsel bir ardışıklık içersinde ortaya çıkmışlardır; Homeros'tan Sokrates öncesi­ ne, oradan da Platoncu evreye uzanan bir evrim biçiminde görülebilirler. Eğer bu ardişıklığa, zihinsel açıklıkta bir iler­ leme olarak bakılırsa, gizemlerin uygulayımsal yanıyla temas da aynı anda tavsayacaktır, ta ki geç Platonculukta ona karşılık gelen bir törenin bulunmadığı tam bir logos bulununcaya kadar. İnsanbiçimsel "ey leyenler" tarafından yerine getirilen bir dizi eylemin yapılaştırdığı geleneksel bir masal biçimi olan söylen, ilkçağ dünyasında köklerini sözlü gelenekten alan en eski ve yaygın "tanrılar hakkında konuşma" biçimi­ dir. Özellikle gizemler üzerinde etkili olmuştur. Söylenin din açısından taşıdığı önemi azımsama eğilimindeki Nilsson, yine de Eleusis bağlamında "söylen[iıı.] Demeter dini üzerinde alışılmadık yeğinlikte bir etkisi" olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı.34 Ama aynısı, Ana Tanrıça, Dionysos ve İsis gizemleri için de geçerlidir. Genel olarak bir gizem tapısının her bir tanrılığının, o tanrılığın içten bağlı olduğu özgül bir söyleni vardı. Her ne kadar bazı ayrıntıla­ rın "kutsal" oldukları söylense ve gizli tutuldukları iddia edilse de, söylenin genel hatları gayet iyi bilinir. Bu sayede

33 34

Eleusis'ine dikkat edilmeli, FGrHist 326; Arignote, Bakchika ile Te/etai of Dionysus, s. 51, Thesleff eklenmeli; Eubulus'un Mithras üzerine kitapla­ rı, Porphyrios, Antr. 6, Abst 4.16 ve Pallas, Porphyrios, Abst, 2.56, 4.16. Bu üç düzey, Bianchi'nin üçlü sistemiyle uyuşmaz (bakınız: Giriş, 59. dipnot); 2. ve 3. düzeyler, kitabındaki "misteriosofico" adını verdiği bölüme karşılık gelir. Nilsson, GGR ı, 469: "In die Demeterreligion greift der Mythos unge­ wöhnlich tief ein".


Tanrıbilim ve Gizemler

119

Demeter-Persephone35 ve İsis-Osiris'le36 ilgili söylenler pek çok ayrıntıyla birlikte günümüze dek gelmiştir. Oysa tersine Attis'le ilgili olarak elimizde esas olarak tek bir kaynak bulunmaktadır: Pausanias'ın ve Arnobius'un bağlı oldukları, İÖ 300 dolaylarında Eumolpidli Timotheus'un yayınladığı Pessinus'un hieros logosu. 37 Dionysos'a gelince, zengin bir Bakkhos söylence külliyatı vardır, ama gizemler konusunda dikkat uyandıran ve belki aşırı önem verilen tek bir öykü bulunmaktadır: Persephone' dan doğan ve insanın ataları Titanlar tarafından parçalanan Khtonia [yeraltı tanrısı] Dionysos'un öyküsü. Bu söylen açık bir biçimde pek çok yazar tarafından gizemlerle bağlantılandırılır,38 ve öyle görünüyor ki çeşitli anıştırmalarda bulunsa da, Herodotos onu bir giz olarak görmekteydi. Sonraki metinlerde bu söylen, olağan söylencenin salt bir parçası olarak ele alın35 R. Foerster'in çalışması

(Der Raıılı ııııd die Rückkehr der Persephone, Stuttgart, 1874) eski ve konu hakkında eksiksiz bir çalışmadır. Daha yakın döneme ait bir çalışma Richardson 1974 içinde bulunabilir. 36 En önemli Yunanca metinler şunlardır: Diodoros, 1.21 ve devamı ile Plutarkhos, İsis; bakınız: J. Gwyn Griffiths, The Origins of Osiris (Berlin, 1966) ve Plııtarch De Iside et Osiride (Aberystwyth, 1970). 37 Pausanias, 7.17.10-12 ve Arnobius, 5.5-7; Hepding 1903'deki metinlere (37-41) koşut olarak basılmıştır; karşılaştırın: Neanthes, FGrHist 84 F 37 (bir mystikos logos); Alexander Polyhistor, FGrHist 273.F 34; SH, 104, 1 10 ve devamında; Timotheus için bakınız: Bölüm ıı, 43. dipnot. 38 Diodoros, 3.62.8; Harpocration leuke sözcüğü altında; Schol. I'ind. Isthm., 7.3; Aristoteles'de (Prolıl. iııed., 3.43, Bussemaker) bazı Teletaileı·le "haşlanmış eti kızartma" buyruğu; Platon, Phaidoıı 62b (phroııra, en aporrhetois), Cratlyııs 399e, Ksenokrates, fr., 20, Heinze 219 Isnardi P;uente birbirlerine uyuyor gibi göründüklerinden, "Orpheus", "gizli gizemler" ve Dionysos söyleninden oluşma bir külliyat elde etmekteyiz; Herodotos'un anıştırmaları için bakınız: HN 225; söylen, West içinde (1983, 140-175) kapsamlı bir biçimde ele alınmaktadır. Firmicus (Err., 6.5.) parçalanma söylenini üç yılda bir yapılan Dionysos kutlamalarına [trieteris] bağlamaktadır; Orph. Hymn., 44.8 ve devamında "gizemler", Dionysos'un olağan doğum söyleniyle birleştirilmektedir; Euripides'in Bakklıalar'ında "gizemlerin sözü edilmekte (GR, 29ı ve devamında) ancak parçalanma söylenine yer verilmemektedir. Bakkhos gizemleri­ nin tek ve yegane söyleni Parçalanma söyleni olmayabilir. =


120

İlkçağ Gizem Tapılan

maktadır. Mithras'ın durumu çok daha hayalkırıcıdır. Bir Mithras söyleninin var olduğu açıktır; mağaralardaki Mithras kabart­ malarında genellikle bulunan ve ana panoyu çevreleyen bir dizi sahne, bir sıra öyküyü belgelemektedir (şekil 1 1' e bakı­ nız). Merkez, bu bütünlüklü yapıdaki temel olayı oluştur­ muş olması gereken şeye ilişkindir: Boğayı öldüren Mithras. Fakat sadece . bir anahtar sözcük, "inek hırsızı" (bouklopos) dışında günümüze öyküyü anlatan hiç bir metin kalmamış­ tır.39 Bu bir dizi tasvirde teogonik dizilişi görebiliyoruz: Okeanos; Zeus'a asayı kendi eliyle veren Kronos; devlerle savaşan Zeus ve Mithras'ın kayadan doğuşu. Bu son olay, yazıtlarda olduğu kadar yazında da oldukça iyi bilinir; ama babası kimdi?40 Aynı zamanda Mithras'ın boğanın peşine düşmesini, bulmasını, dövüşmesini, boyun eğdirmesini, üzerine binmesini ve sonunda kurban etmek üzere mağara­ ya sürüklemesini anlatan bir dizi serüven vardır.41 Mithras'la Helios'u boğanın etini yerken ve Mithras'ı, Helios'un savaş arabasına binerken görüyoruz. Fakat belir­ sizliğini sürdüren sahneler de yok değildir; örneğin 39 Porphyrios, Antr., 18; mysta booklopies, Firmicus, Err., 5.2 (karşılaştırın: 7. dipnot); mağarada boğayla mücadele eden Mithras, Statius, The.baid, 1.719 ve devamında. 40 En eski kaynakça: Justin Martyr, Dia/., 70; bakınız: Cumont, 1923, 118, 3. "Kayadan doğan canavar" tipi için .bakınız: Burkert, Würzburger fahrbücher 5 (1979), 253-261. Olağan söylence mantığı, belki de ka­ bartmada uyurken gösterilen Kronos-Saturnus tarafından kaya üzerin­ de daha önceden bir fışkırmanın yaratılmasını gerektirir (karşılaştırın: Hieron, Adv., /ov., 1 .7, PL, 23.219). Bu Mithras'ı, Kumarbi ile Typhoeus'un oğlu Ullikummi ile aynı düzeye koyacak (Scho/ B Il., 2.783) ve bu bakımdan Yeraltı tanrısı Dionysos'a benzer biçimde onu Zeus'un gizil ardılı haline getirecektir. 41 Turcan'da (1981a, 38-70, özellikle 48-52) I'imagerie mithriaqueya ilişkin iyi bir araştırma yer almaktadır; yine bakınız: Cumont, 1923, 118-125, ancak Cumont da irşat edici tanrıbilimi olay yerine\ sahneye yansıtma eğilimindedir; açık bir söylense! masal düzeyi var olmuş olmalı. Ba­ kınız: Başlangıç kısmıyla birlikte şekil 11.


Tanrıbilim ve Gizemler

121

Helios'un, kimi zaman boğanın uyluk kemiği kimi zaman da bir Frigya başlığı olduğu söylenen bir nesneyle kendisini tehdit eden Mithras'a baş eğmesi.42 Teogoni ile serüven, iyi bilinen söylence tarzlarıdır ve boğanın ehlileştirilmesi ile kurban kurumunun yerleşmesi bakımından Herakles ile özellikle inek hırsızı Hermes son derece yakın koşutluklar oluşturmaktadır.43 Teogonik bir sıralanış söyleniyle serüven ve çarpışma söyleni arasında Babil teogonisinden Hesiod'a dek uzanan bir bileşim ve bu bileşimin kutsallaşmış örnekle­ ri vardır. Ama bu tarz değerlendirmeleri tamama erdirmek olanaksızdır, zira Mithras söyleninin anlatılmış olabileceği bütün metinler kayıptır. Başka gizemlerde de sadece erenlere anlatılan, korkunç gizlilik yeminleriyle mühürlenmiş belli söylen parçaları bulunduğuna dair göstergeler vardır. Özellikle garip, zalim ya da müstehcen olaylarla ilgili anıştırmalar bulunmaktadır. Demeter'in, bir Eleusis dekoru içinde cinsel ilişkilerine, bir çocuğun doğumuna44 ya da çeşitli hadım etme öykülerine dair ipuçları bulunmaktadır;45 Dionysos'un bedeninin parça42 Bakınız: Dieterich, 1923, 76-78; Schwertheim, 1979, not 77; Turcan, 198la, 51 ve devamında; 115. şekil üzerine Merkelbach, 1984. 43 Mithras-Hermes-Herakles arasındaki koşutluk için bakınız: Burkert, "Sacrificio-sacrilegio: Il 'Trickster' fondatore", Studi Storici 24 (1984), 835-845; Ermeni kaynaklarına dayanarak Mithras söylenini yeniden . canlandırma girişimi için bakınız: Widengren, 1980, 658 ve devamında. 44 Schol.Aristid, s. 53, 15, Dindorf: "Keleos'la olağandışı bir yoldan birleş­ ti"; oğlu Eubulus için: Orplı. Hymn, 41.8; Dionysos-Iakkhosla birleşmesi için: Sc/ıol. Aristop/ı. Ran., 324; karşılaştırın: Tertullianus, Ad nal., 2.7: cur rapitur saderdos Cereris, si nan lale Ceres passa esi? Theocritus, 3.50 ve

45

devamında: Demeter, aşığı Iasion'a, ermemişlerin asla öğrenemeyeceği bir tür kutsama bağışlamıştır; Isokrates, Panegyricus, 28: Demeter Eleu­ sis'e, sadece erenlerin bilebileceği yararlar sunmuştur: Platon, Devlet, 377e ve devamında; acı çeken Kronos'ta olduğu gibi bu tür söylenler, Eleusis'te olduğu gibi domuz kurban edenlere değil, sadece önceden büyük bir kurban sunmuş olanlara anlatılmalıdır. Eleusis'te doğan çocuk için bakınız: HN 289; Aion'un doğuşu: Bölüm ıı, 46. dipnot. Ana Tanrıça ve Hermesle ilgili teleteye ait söylen (ki Pausanias 2.3.4'de bu ilişki reddedilmektedir), Clement'de (Protr., 20.1) apaçıktır.


122

İlkçağ Gizem Tapılan

!anmasıyla ilgili söylenin bu yasaklanmış ulama girdiğini düşünenler olmuştur. Ancak ne denli korkunç olsalar da bu tür öykülerin ve motiflerin gizemlerin edimsel gizini meyda­ na getirmelerinin mümkün olamayacağı -ne de herkesin içinde anlatıldıklarında gizemleri yok edecekleri- açıktır; ancak bütün bir söylencesel paradigmalar, törensel işaretler, hazırlıklar ve "ruhun sympatheia"sına yol açan açıklamaların oluşturduğu bağlam içersinde anlaşılabilir ve etkileyici olabilirler. Uzun zaman gizem söylenlerinin özel bir türleri oldu­ ğu; "çile çeken tanrı"yla ilgili oldukları savunulmuştur. Yunancada buna uygun gelen sözcük patheadır; keder, yas törenleri ve gece oturumuyla ilişkili olan bu sözcük, Herodotos'ta da gizemin gerçek içeriğini oluşturur.46

Persephone'un kaçırıldığını ve gerçekten de Dionysos'un, Attis'in ve Osiris'in öldüğünü görüyoruz. İster Eleusis, ister Ana Tanrıça ister İsis gizemleri olsun, gizemlerde yası, sevinç ve neşenin izlediği bir ardışıklık vardır. Demeter'in acısı, Persephone'un geri dönmesiyle son bulur ve "şenlik, bir esrime hali ve meşalelerin sallanmasıyla biter";47 Ana Tanrıça şenliğinde dies sanguinisi Hilaria (sevinç günü) izler;48 İsis'in yas törenleri, Osiris'in Nil'in suyunu bulma­ sıyla son bulur: "Bulduk ve birlikte sevindik" .49 Firmicus 46 Herodotos, 2.171; karşılaştırın: Diodoros, 1.97.4 (tanrıların pa thesi); Ha­

likarnassoslu Dionysos, Ant., 2.19 (ortadan yok · olan tanrılar, Persephone'nin kaçırılması, Dionysos'un pathesi): Plutarkhos, İsis, 25, 360d; De E, 389a; Defor., 415a. Erenin, tanrısının yazgısıyla özdeşleştiril­ mesinin ilkçağ gizemlerinin ayırdedici bir özelliği olduğu ileri sürül­ müştür; örneğin bakınız: Berner, 1972, 266 ve devamında (eleştirisiyle birlikte); Lohse, 1974, 171-179; Colpe, 1975, 381. Karşılaştırın: 56. dipnot. 47 Lactantius, insi. epit., 18 (23); karşılaştırın: HN, 275 ve devamında. 48 Şenlik takvimi için bakınız: Wissowa, 1912, 321 ve devamında; Cumont, 1931, 52 ve devamında; Sfameni Gasparro, 1985, 56-59; Damakios (Yit.Is. 131), bakınız: Bölüm ı, 73. dipnot. 49 Firmicus, Err., 2.9, karşılaştırın: Seneca, Agustinus'un City of God'ı için­ de (6.10.), Seneca, Apocolocyntosis 13, Vitruvius 8, praef, Juvenalis, 6.527, Lactantius, Iııst.epit., 18 (23).


Tanrıbilim ve Gizemler

123

Maternus, bir tahtırevan üzerinde duran bir putun huzurun­ da geçirilen yas günlerinden sonra ışığa çıkıldığı ve bir rahi­ bin fısıldayarak "kendinden emin ol mystai, çünkü tanrı kurtuldu: Derdlerinden kurtulacaksın" diyerek yas tutanla­ rın boyunlarını yağladığı bir gizem sahnesini betimler.sa Hangi tapıdan söz ettiği açık değildir, ama erenin yazgısının, söylen ve törende temsil edildiği biçimiyle tanrının yazgısını örnek aldığı ve ardından felaketten kurtuluşa ani bir değişik­ liğin ortaya çıktığı açıktır. Buna karşın bazı uyarılarda bulunmak ve sınırlamalar yapmak gerekir. Son dönemlerde bilim, dönemsel olarak ölen ve ölüler arasından doğan Frazervari [James G. Frazer] genel bir "Doğulu" bitki-tanrı kavramlaştırmasına itibar etmemektedir. 51 Attis'in yeniden dirildiğine dair kanıt yoktur; Osiris bile ölüler arasında kalır; ve Persephone tanrı­ lara ve insanlara sevinç veren bir olay olarak her yıl bu dünyaya geri dönse de, erenler onun ardından gitmezler. Gizem erginlemelerinin tümünde bir ölüm boyutu vardır, ama tanrıların ya da mystainin yeniden dirilmesi ya da yeni­ den doğması düşüncesi açık bir nokta değildir.52 Öte yandan, ölse de geri gelebilen çile çeken tanrılar hakkındaki masallar kurumlaşmış gizemlerle sınırlı değildir. Bu konuda en göze çarpan örnek, söyleni Attis söyleniyle büyük koşut­ luklar gösteren ve büyük olasılıkla bu söylenle de ilgisi bulu­ nan; şenlikleri, törensel yası ve gece ayinlerini içeren, ama asla her iki cinsten erenlere ayrılmış gizem düzenlemelerine 50 Firmicus,

Err., 22; bu tören çeşitli biçimlerde Osiris'e özgü törenle özdeşleştirilmiştir (Loisy, 1930, 104; Nilsson, GGR ıı, 612), Attis (Hepding, 1903, 196 ve devamında; Cosi, 1982, 489), Dionysos (Wilamowitz, 1932, 381), ya da Eleusis (G. Thomson, JHS 55 (1935), 26, 34). Firmicus, şeytanın bu örnekte Hıristiyan dinine öykündüğünü söylemektedir (karşılaştırın: Giriş, 11. dipnot); gerçekten de özel bir durum oluşturmuş olmalı; yağlan­ manın rolü, biriciktir (bakınız: Bölüm ıv, 76. dipnot.). 51 Karşılaştırın: Colpe, 1969; SH, 99-101. 52 Bakınız: Bölüm ıv, 51-70. dipnotlar.


124

İlkçağ Gizem Tapılan

yer vermeyen Adonis'tir.53 Aynı şekilde çektiği acılar, ölümü ve göğe yükselişi herkesce bilinmekle beraber, Herakles tapısı da bir Herakles gizemine evrilmemiştir; Herakles'in, en seçkin erenlerinden olduğunu iddia edenler Eleusis gizemleri olmuştu. Mısır' da ve Babil' de çile çeken tanrılar Osiris ile Marduk,54 Yuri.an-Roma tipi gizemlere yol açmamışlardır. Son olarak, "çile çeken tanrı" söyleninin gizemler açısından önemini kabul etsek bile, Mithras'ı bu gruba dahil etmek neredeyse olanaksızdır. Ugo Bianchi, onun yerine dio in vicenda deyişini kullanarak,55 çile çeken tanrı düşüncesini genişletmeye ya da genelleştirmeye çalış­ mıştır, fakat Mithras'ın serüvenleriyle neden, mukabil sergü­ zeştlerinde Herakles ya da Hermes'ten -ya da hatta Delos'da doğan, ejderhayla dövüşen, arınmadan geçen, Admetos' a uşaklık eden vs. Apollon' dan bile- daha çok değişmeye ve dönüşmeye uğradığını anlamak zordur. Bir kez daha Mithras gizemlerinin özel durumunu kabul etme­ miz gerekmektedir: Bunlar, "çile çeken tanrı" söyleni olma­ yan gizemlerdir, oysa bu tip söylenler gizemler dışında bile revaçtadırlar. "İsa ile ölmeye ve İsa ile doğmaya" 56 ilişkin 53 Adonis üzerine bakınız: W. Atallah, Adonis dans la litterature et !'art grec

54 55

56

(Paris, 1966); M. Detienne, Les jardins d' Adonis (Paris, 1972) [The Gardens of Adoııis, Atlantic Highlands, 1977]; SH, 105-11 1; S. Ribichini, Adonis, aspetti 'orientali di un mito greco (Roma, 1981); Adonis, Re/azioni del colloqu­ io in Roma (22-23 maggio 1981) (Roma, 1984). "Dağ"da esir tutulan Marduk'un çektiği acılara ilişkin üzerinde çokca tartışılmış bir Akad metni vardır; bakınız: H. Zimmern, "Zum babylo­ nischen Neujahrsfest", ıı, Ber. Leipzig 70 (1918), 2-9, karşılaştırın: W. v. Soden, Zeitschrift für Assyriologie 17 (1955), 130-166; 18 (1957), 224-234. Bianchi, 1979, 12 ve devamında, bu ciltte yer alan fazlasıyla yeterli bir değerlendirme için bakınız: Özellikle M. V. Cerutti, age, 385-395, Sfameni Gasparro, age, 397-408; Sfameni Gasparro, 1985, xvı ve deva­ mında; karşılaştırın: Berner, 1972, 266 ve devamında. Mithras için yapı­ lan anıtlarda transitus terimi çok sık kullanılmıştır. (CIMRM, 1495, 1497, 1722, 1737, 1811, 1900, 2205); belli bir tarih ya da şenlik için karşılaştırı­ nız: 104. dipnot. Romalılar, 6.1-11; konu hakkında C. Colpe'nin değerlendirmesiyle birlik­ te (Gııomon 38, 1966, 47-51) Wagner 1962'ye; Wedderburn 1982'ye bakın.


inakçı Hıristiyan tanrıbilimi, ilkçağ gizemlerinin ve söylenle­ rinin değişkenliğine son derece dar bir ilke dayatmaktadır. Bundan çok daha eskil bir niteliğe sahip gizemlerde söylenlerin başka bir biçimde kullanıldıklarına ilişkin göster­ geler vardır: Burada, olay dizisi dramatikleştirilmez, ama soy ağacı yoluyla ayrıcalığın temellendirilmesi söz konusu­ dur. Altın levhalardan oluşan Bakkhos metinlerine göre, erenin Hades'te bulunması gereken kesin bildirim şudur:57 "Ben, Yerin ve yıldızlı Göğün oğluyum." Burada, gizden dışlananların tersine erenin "bilmeye" başladığı [bilgisine erdiği] bir soy öyküsü varsayılır. Girit'de Phaistos'da Ana Tanrıça tapınağının girişinde yer alan bir yazıtta, "soylarını garanti edenler"e tanrıçanın "büyük bir mucize" de buluna­ cağı, ama "kendilerini yalan yere tanrıların soyuna katan"lardan yüz çevireceği belirtilir.58 Platon'un Yedinci Mektubu'nda gerçek felsefi dostluk, gizemlerden (buradan Eleusis gizemlerinin anlaşılması gerekir) doğan Callippus'un Dion'u öldürmesini önleyemeyen- arkadaşlığın karşısına konur. Bu topluluk biçimine, şaşırtıcı biçimde "ruhların ve bedenlerin akrabalığı" -syngeneia psychon kai somaton- denmektedir; bizim bundan erenlerin kendi arala57 Bakınız: Bölüm ı, 49. dipnot; Hipponion metnindeki Gaias'ın anlamı için bakın: G. Zuntz, WSt 89 (1976), 132 ve devamında, 142 ve devamında.

Titanlar, Göğün ve Yerin oğulları olduklarından, Titanlar ve Dionysos ile ilgili söylenin (not 38) sözü sıkça edilir; contra, Zuntz, 1971, 364-367. "Göğün ve Yerin" bir diğer oğlu da Triptolemus'tur; çeşitli anlamları için bakın: Apollodorus, The Library, 1.32 Pherecydes, GFrHist 3 F 53; P. Cornell 55 (Pack2, 2646), satır 5, karşılaştırın: A. Henrichs, J . Bremmer'in yayına hazırladığı Interpretations of Greek Mythology =

58

(Londra, 1987) içinde, 250. IC ı, xxiii CCCA ıı, 661, aynı zamanda OF 32 ıv' de. İkinci satırın çeviri­ si, tartışmalıdır. Burada verilen çeviri, geneanın yerleşik kullanımına dayanmaktadır ve üçüncü dizeyle çelişmektedir. Alternatif yorumlar şunlardır: "kendilerini doğumdan başlayarak tanıtanlar", A. Dieterich, Mutter Erde (Leipzig, 1905; 3. baskı, 1925, 112 ve devamında); "doğum­ dan sorumlu olanlar", yani çocuklara bakanlar, Sfameni Gasparro, 1985, 86, not 7 (başkaları da vardır). =


İlkçağ Gizem Tapılan

126

rında ve olasılıkla tanrılarla "akrabalığı"nı anlamamız gere­ kir.59 Aslında sözde Platoncu Axiochus' da muhataba, yani felsefede teselli arayan ölmekte olan birine "tanrıların akra­ bası", yine Eleusis gizemleri bağlamında gennetes theon denir. Bunlar küçük kanıt kırıntılarıdır, ama "ayrıcalık söylenleri"nin özellikle de soya ilişkin söylenlerin eski! toplumlardaki muazzam rolü düşünülecek olursa, gizemle­ rin etkileri hakkında olduğu kadar söylen aracılığıyla "tanrı­ lar hakkında konuşma"nın belli ilkçağ biçimlerine ilişkin bu göstergelerini ciddiye almamız gerekmektedir. 60 Söylenin gizemlerde gevşek ve oyuncu bir biçimde kullanılmasına ilişkin çok daha fazla kanıt mevcuttur. Söylen, bir tutarlılık gereği duymadan, daha çok ayrıntılara gösterdiği yakınlıkla canlı deneyimleri iletir. Demeter'in yaslı günlerinde yaptığı gibi Eleusis mystaisi de yiyecekler­ den uzak durur ve ilk yıldız görüldüğünde perhizine son verir; çünkü Demeter de aynısını yapmıştır; meşaleler taşır­ lar, çünkü Demeter de Aetna Dağı'nda meşale yakmıştır;61 fakat suyun kaynağında oturmazlar, çünkü orada Demeter oturmuş ve kızının yasını tutmuştur.62 Demeter ilahisi, erginlenme töreninin bir parçası olması kuvvetle mümkün olanlar, tanrıçanın yaptıkları diye anlatılır: Koyun postuyla kaplı bir tabureye oturmak, yüzünü peçeyle örtmek, sessiz durmak, sonra gülmek ve kykeondan tatmak.63 İsis'e tapan59 Platon, 60

61 62 63

Mektuplar vıı, 334b7, karşılaştırın: 333e, myein kai epopteuein (bakınız: Bölüm ıı, not 78). Burada Eleusis'ten söz edildiği açıktır; yine karşılaştırın: Plutarkhos, Dio, 56. Bu satırların önemi, E. Howald (Die Briefe Platons, Zürih, 1923, 166) tarafından görülmüştür. (Platon), Axiochus, 37l d, karşılaştırın: Rohde, 1898, ıı, 422 ve devamın­ da. Yine bakınız: Bölüm ıv, 57. ve 60. dipnotlar. İzi B. Malinowski'ye kadar uzanan "ayrıcalık [seçilmişlik) söylen"i için bakınız: G. S. Kirk, Mytlı: lts Meaning and Functions in Ancient and Otlıer Cultures, Berkeley, 1970, 22 ve devamında, 256 ve devamında. Ovidius, Fasti, 4.535 ve devamında, 493 ve devamında. Clement, Protr., 20. l . Homeric Hymn ta Demeler, 192-211; Richardson, 1974, 211-217; HN, 267-

274.


Tanrıbilim ve Gizemler

127

lar, tanrıçalarına öykünerek göğüslerini yumruklar, Osiris için ağlar, fakat Osiris İsis tarafından bulunduğunda birden sevince gömülürler. 64 Hadım edilmiş galloininse Attis'i kişi­ leştirdiği açıktır. Attis'in çam ağacı altında öldüğü söylendi­ ğinden, bu tür bir ağaç, dallarına bezler asılı halde tapınağa getirilir; bunların, Attis'in kanamasını durdurmak için Ana Tanrıça'nın kullandığı sargılar olduğu söylenir ve Tanrıça Attis'i, tıpkı ağaçtan sarkan çiçekler gibi bahar çiçekleriyle süsler. 65 Ağaç aynı zamanda Attis'i ayartıp sadakatsizliğe sürükleyen periyi temsil etmektedir, bu nedenle Ana Tanrıça'nın gazabını temsilen kesilir ve "öldürülür" .66 Dionysos'a gelince; gizemlerde "yapılan" işlerin, tanrının bedeninin parçalanması söylenine karşılık geldiği söylenir;67

liknondaki fallus da buna dahil edilebilir. Erenler, başlarına siyah kavaktan taçlar takarlar, çünkü bu ağacın Khtonia Dionysos'un ait olduğu ölüler diyarında yetiştiği söylenir.68 Khtonia Dionysos'un babası Zeus tarafından tahta oturtul­ masının ve özellikle söylende kendisine sunulan ve törenler­ de kullanılan oyun gereçleriyle aynanın bir erginleme örüntüsüne gönderide bulunduğu açıktır;69 bir zamanlar bizzat Dionysos' a mystes denirdi70 ve Attis de kendisini izle­ yenler tarafından özümsenmiştir. 71 Plutarkhos, teletaide canlandırıldığı gibi İsis'in çektiği çilelerin dindarlık açısın64 Karşılaştırın: 49. dipnot. 65 Arnobius, 5.16. 66 Ovidius, Fasti, 4.230 ve devamında. 67 Diodorus, 3.62.8. (karşılaştırın: 38. dipnot). Sc/ıol. Clem. Protr'da (119.1, s. 318, Stahlin) çiğ et yemek, parçalama söyleninin deigması yapılır. 68 Harpocratiori, leuke sözcüğünün altında. 69 Clement, Protr, 17.2 OF 34; Gurob papirüsü; karşılaştırın: 25. dipnot; OF, 208-209; bakınız: West, 1983, 154-169. 70 Pausaİı.ias, 8.54.2 (Tegea yakınında); bu, G.F. Rizzo tarafından bir çalış­ =

71

masına verilmiş başlıktır, "Dionysos Mystes", Mem. deli' Acc Arc/ıeologica di Napoli, 1914 (ı), 37-102, esas olarak Gizemler Sarayı'nı ele almaktadır. Firmicus'daki (Err., 5.2.) mysta lıooklopiesin muhatabı (karşı­ laştırın: 39. dipnot), tradidit nobisin gösterdiği gibi tanrı değil, erendir. Galloinin kamçısını taşıyan Attis şekli: CCCA vıı, 132.


128

İlkçağ Gizem Tapılan

dan bir ders ve başlarına "benzer acılar" gelmiş kadın ve erkeklere bir teselli olması gerektiğini söyler.72 Şu halde genelde Vfi ayrıntıda, ister karşılık gelsin ister karşıt düşsün, söylen gizemlerin az çok önemli yanlarının söze dökülmesinde bir çerçeve oluşturmuştur. Bu, "tanrı hakkında konuşmak"tır, yani theologiadır; ancak -sistematik tanrıbilimle hiç bir ilgisi olmayan- deneysel, anıştırmalı ve raslantısal nitelikler taşır. Gizemlere özgü tanışlıklarda düzenli olarak boy göste­ ren ikinci açıklama düzeyi, alegoridir. Alışkanlıkla "gizem­ li" diye görülen şeyden çok uzak, onun yerine retorik alıştırmaya ait göründüğünden bu açıklama düzeyi bilgin­ lerden fazla bl.r ilgi ve yakınlık görmemiştir. Bizler normalde alegoriyi, gerçek dinsel duyguyu yok etmeye yatkın, tam yansısını retorik el kitaplarında bulan, mugalatayı bir tür ussallaştırma tarzı anlamına alırız. Ne ki alegorik eklemle­ menin iki yönünün birbirinden ayrı tutulması gerekir. Bir yanda, Prudentius'un Psychoma ch ia 'sından The Pilgrim's Progress'e dek, ikincil olarak yarı-söylen kılığına bürünmüş soyut kavramlar vardır; öte yanda da daha ussal bir düşün­ ce sistemine gönderide bulunulmak suretiyle şifresi kısmen çözülen geleneksel bir metin ya da masal bulunmaktadır. Homeros'a ve geç bir dönemde Eski Ahid'e yapılan esas olarak buydu. İlk durumda modadaki değişikliklere uygun olarak bu kılık bir yana atılabilir; oysa diğer durumda açık­ lanmamış ve hayal kırıcı bir tortu hiç eksik olmaz. Alegorik yorum, Stoacılar, Yahudiler ve Hıristiyanlar bağlamında uzun uzadıya ele alınmıştır. 73 Alegorinin 72 Plutarkhos, İsis 27, 361de. 73 Bakınız: Genel olarak F. Buffiere, Les mythes d'Homere et la pensee grecque

(Paris, 1956); J. Pepin, Mythe et allegorie (Paris, 1958); yine karşılaştırın: K. Reinhardt, "De Graecorum theologia", yayınlanmamış tez, Berlin, 1910; Karşılaştırın: Schaublin, Untersuchuhgen zur Metlıode ımd Herkunft der antiochenisclıen Exegese (Cologne, 1974). Derveni papirüsü üzerine (Stesimbrotus?) bakınız: Bölüm ıı, 4. dipnot.


Tanrıbilim ve Gizemler

129

Helenistik dönem öncesinde kullanıldığına ilişkin en önemli metin Derveni papirüsüyle gün yüzüne çıkmıştır. Aslında bu eski Yunan alegori biçimine gönderi sistemini sağlayan, Doğayı (physis) odağına alan, Stoacılar tarafından inceltilmiş ama temel bir değişikliğe uğratılmamış Sokrates öncesi dünya görüşüdür. Ne ki Helenistik çağın başlarında alegori­ ye yaygın olarak "gize�nli" denmesine çok fazla dikkat edil­ memiştir. Bu konuda en belirgin tutumu, kitabı Üslup Üstüne' de Demetrius göstermiştir: "Sezdirilen (ama açıkca ifade edilmeyen) şey, daha ürkütücüdür ... Tıpkı üryan biri gibi, açık ve ortada olan kolaylıkla hakir görülür. O nedenle gizemler de, korku ve hayret uyandırsınlar diye (karanlıkta ve gece yapılmalarında olduğu gibi) alegori biçiminde dile getirilirler." 74 Macrobius da aynı görüştedir: Doğanın düz, açık ve çıplak bir biçimde dile getirilmesi doğaya aykırıdır ... o, gizlerinin söylen gibi ele alınmasını ister. Demek ki gizem­ lerin kendisi betili [figüratif] anlatımın geçitlerinde gizlidir, öyle ki bu gerçeklikler doğalarını bütün çıplaklığıyla erenle­ re bile göstermeyebilirler; sadece bilgelikle donanmış bir seçkin grup, yorumlamadan geçirerek gerçek gizi bilebilir; geri kalanlar, bu betili anlatımlarla bayalığa karşı savunul­ muş gizemleri ululamakla yetinebilirler." 75 Macrobius bu bağlamda çok sık olarak kullanılan şu Heraklitosçu deyişi anar: "Doğa saklanmak ister" . 76 Örneğin Posidonius'un izin­ den giden Strabon "dolaysız algıdan kaçınan, Doğaya öykü­ nen" "gizemlerdeki gizleyiş" ten söz eder.77 Bu kavrayış tarzı aynı zamanda gizemlere karşı da döndürülebilir: 74 Demetrius, Eloc., 101. Bu risalenin tarihi, İÖ üçüncü yüzyılla (G.M.A. Grube, A Greek Critic: Demetrius On Siyle, Toronto, 1961, 39-56) İ.S. birin­ ci yüzyıl (G.P. Goold, TAPA 92, 1961, 178-189) arasında değişmektedir. 75 Macrobius S. Sc., 1.2.17 ve devamında. 76 Heraklitos B 123 fr., 8. Markovich, bu deyişin beşi Philon'a ait olmak =

77

üzere on ayrı alıntı ve uyarlamasını vermekte, ancak Strabon ve Macrobius'u gözardı etmektedir, /oc. cif. Yine bakınız: P. Hadot, "Zur Idee der Naturgeheimnisse", Alıh. Akad. Mainz, 1982, 8. Strabon, 10.3.9, s. 467 Posidonius,fr., 370 Theiler. =


İlkçağ Gizem Tapılan

130

"Sizler gizemlerde tanrıları değil, doğayı öğreniyorsunuz" diyor Epiküros, Cicero'nun De natura deorum'unda;78 ve Hıristiyan bir yazar alaycı bir edayla ekliyor: "Herkesin bildiğini gizlemek neden gereksin ki?" 79 Gizemlerin doğa­ nın üzerine oturtulma nedenini temellendirmek gerçekten zordu. Aslında yorum tam tersi bir yön almıştır: Physis, gizemlerin üzerine oturtulmaktadır. Gizemler, törenlerdeki ürpertici ve şaşırtıcı garip deneyimi ve söylenin bıktırıcı ayrıntılarını aydınlanmış kimselerin de kabul edebilmesi için, "doğal" gerçeklere ulaşmayı sağlıyorlardı. O nedenle gizemlerde zihin karıştıran tapılardan daha fazla alegoriye ihtiyaç vardı. Doğa bu tür işlemlerle belli bir "gizemli" görkem kazanmışsa, felsefede de bu işlemler fazlasıyla memnuniyetle karşılanacaktı. Sonuç olarak dinsel bir bağlamda yapılan bütün alegori­ leştirmelere "gizemli" denebilir. Bu, "gizlenmek ihtiyacında­ ki doğa ve alegori konusunda erginlenmemiş" 80 olanlara rehberlik ederek, [kutsal] yazının derin anlamları hakkında mystagogue rolü oynamaya her zaman hazır Philon için özel­ likle doğrudur. Philon'da yer alan uzun bir pasaj, biçimsel olarak bir gizem logosunu örnek almaktadır: "Biz teletaiyi en kutsal erginlemelere layık erenlere öğretiyoruz." Geçerken belirtelim Philon, açıkca Kutsal Kitap'taki "bedensel bilgi"yi [şehveti "bilme"yi] anarak başlar; gerçi onun "gizem" alego­ risi Yunanın anladığı anlamda doğanın yerini almaz; Tanrının yarattığı bir erdemler sistemidir. Ancak Philon' da başka hiç bir pasaj bu denli gizem eğretilemesiyle dolu değildir.81 İncillerde mysterion sözcüğünün bir kez alegori 78 Cicero, De nat. deorum, 1.119. 79 Firmicus, Err., 2.7. 80 Philon, DeJuga, 179. Philon'un "gizemli" terminolojisi, Riedweg'in ince­

lemesinde çözümlenmektedir; bakınız: Yukardaki 6. dipnot. (Cher., 42-48), başlangıç noktasını Yaratılış 4.l'den alır. Reitzenstein (1927, 247 ve devamında), bunu kadınları tanrıların eşleri yapan bir "töre"nin "tanrıbilimsel haklılaştırımı" olarak almaktadır. Ne

81 Philon


Tanrıbilim ve Gizemler

131

bağlamında (Ekincinin meseli) geçmesi de çok dikkat çekici­ dir.82 Bu örnekte doğadan alman imgelem, tanrılık logosun dinamiklerini gizlemekte kullanılır. Plotinus' da bile mystikos sözcüğü yalnızca bir kere, fallus sütunlarında anlamını bulan alegorik bir pasajda kullanılmaktadır.83 Gizem eğretilemelerinin retorik amaçlı kullanılmasına değil de, bu kullanımda yansısını bulan görüngünün kendi­ sine eğilirsek, iki gözlemde bulunmak olanaklıdır. Birincisi; gizemler kendilerini doğayla ilgili alegorileştirmelere kolay­ ca sunmuşlardır ve öyle görünüyor ki bu yönteme başvuran­ lar yalnız işgüzar dışardakiler değil, ekseriyetle bizzat içerdekiler, "yaptıklarına bir açıklama getirmek" ihtiyacında olanlar, yani "rahip ve rahibeler" di. Eleusis'e gelince, Demeter'de Toprak Ana'yı teşhis etmek hiç sorun değildir ve Persephone sonuçta başak haline, ya da daha incelmiş bir ifadeyle "başağa dönüştürulen ve öldürülen" "yaşam solu­ ğu" haline gelmiştir.84 Aynı zamanda ölülerin evrensel ananın rahmine geri döndükleri, bu anlamda Demetreioi oldukları söylenir; ekinin altın başaklarının ölülerle birlikte gömülmesiyle alegorinin imana dönüştüğü görülür.85 Aslında Eleusis'teki rahip tarafından sergilenen başak, doğal büyümenin -physis- bu yönlerini ve ölüm yoluyla yaşam döngüsünü kusursuz bir biçimde somutlaştırmaktaydı. 86 82 83 84 85

86

ki Philon sadece gizemler değil Kutsal Kitap hakkında da konuşurken retorik eğretilemeler kullanmaktadır. Bakınız: Riedweg, 1987, 71-92. Markos, 4.11; Matta, 13.11; Luka, 8.10. Efesoslular, 5.31 ve devamında, Yaradılış 2.24 İsa'ya ve kiliseye atıfla açıklanacak bir mysterion haline getirilmektedir. Plotinos, 3.6.19; dolaylı olarak Herodotos 2.51 ve Semadirek'e gönderi­ de bulunmaktadır, GR, 283 ve devamında. Cleanthes, S VF ı, no. 547 Plutarkhos, Isis, 377d, karşılaştırın: 367c. Demetreioi: Plutarkhos, Fac., 943b, u t sinus et gremium qua-si matris mortuo trilıueretur, Cicero, De Iegilıus, 2.63; altın başaklar: P. Wolters, Festschrift J. Loeb (Münih, 1930), 284-301, GGR ı, resim 42.2; bir Apulia amforasının üzerinde gömütten sürgün veren başak resmi için, Leningrad St., 428, R VAp 18\50, GGR ı, resim 42, 3. Hippolytus, Ref., 5.8.39; HN, 290 ve devamında. =


132

İlkçağ Gizem Tapılan

İçerdekiler kadar dışardakiler de gizemlerin iletisinde içeri­ len kültürün gelişimiyle, tarımın ve ekini öğütmenin icadıy­ la ilgili kurgulamalar yapabilmekteydiler.87 Ana Tanrıça da genellikle Toprak Ana olarak anlaşıl­ mıştır, dolayısıyla "gizemli" (yani alegorik) bir tarzda Demeter'le özdeşleştirilmiştir. Demeter tapısındaki garip ayrıntılar bu bağlamda açıklanmıştır: Hadım, ekinin başak­ larının biçilmesidir; dies sanguinisde kollarını bıçakla kesen galli, toprağın her yıl sabanla yaralanmasını yeniden canlan­ dırır; ve sonra Ana Tanrıça Almo Nehri' ne yıkanmaya gider­ se, bu toprağın o sırada sulanması gerektiği anlamına gelmektedir. Tertullianus'un aktardığı bu açıklamaların,88 deliliklerine bir yöntem bulma ihtiyacındaki galli ile taraftar­ larından geldiği açıktır. Aslında Attis ile ekin başağı hadımla. başakların biçilmesi- arasındaki eşitlik, Attis'e yakaran bir ilahide de yinelenmektedir;89 alegori, Liturgi içinde yolunu bulmuştur. Firmicus Maternus da, açıkca Ana Tanrıça rahiplerinin, tapılarının physica ratiosunu öne çıkar­ maya can attıklarını dile getirmektedir.90 Ekin başakları aynı zamanda Ana Tanrıça tapısının adak kabartmalarında da görülür ve hiç kuşkusuz inananların görüşlerini ifade 87 Varro, Agustinus, City of God, 7.20: "Demeter gizemlerinde aktarılanla­ 88 89 90

rın çoğu sadece başağın [tarımın] bulunmasıyla ilgilidir". Porphyrios (Abst, 2.6.) içindeki Theophastus için bakınız: Bölüm ıv, 22. dipnot; yine bakınız: Gaf, 1974, 177-181. Tetullianus, Adv., Marc., 1.13. Tanrıça Toprak için yine bakınız: Luc­ retius, 2.589-643, Varro, Agustinus içinde (City of God), 7.24, Cosi 1976, 54, 60, 16. dipnot. Hippolytus, Ref, 5.9.8; Th. Wolbergs, Giechisc/ıhe religiöse Gediclıte der ersten nac/ıchristlic/ıen Jahr/ıunderte (Meisenheim, 1971), 60-75, özellikle 73 ve devamında. Fimicus, Err., 3.2.'de bu yoruma "gereksinim duyan Pessinus'ta yaşa­ yan Frigyalılar"a göndermede bulunmaktadır. Porphyrios'daki Attis, meyva vermeyen bahar çiçeklerine karşılık gelmektedir; bu onu Adonis'le eşitlemektedir, Eusebius, P.E., 3.11,12 Porphyrios, Peri agal­ maton fr., 7, s. 10* Bidez; Agustinus, City of God, 7.25, karşılaştırın: Ammianus Marcellinus, 19.1.11, 22.9.15. =

=


Tanrıbilim ve Gizemler

133

etmektedir.91 Elbette insanın toprağın bereketine bağımlı olduğunun unutulması olanaksızdı; dolayısıyla gizemlerde­ ki alegori, tören yoluyla yaşamın döngüsel güçlerini etkile­ menin büyü boyutunu açığa vurmaktadır. Dionysos'un, üzüm ve şarapla özdeşleştirildiği her yerde bilinmektedir ve burada bir giz söz konusu değildir; ancak şarabın üretimine karşılık gelecek biçimde Dionysos'un bedeninin parçalanmasıyla ilgili bir söylen çıkartılıyorsa, bunu yapan aynı anda "gizemlerde sergile­ nen" şeylere göndermede bulunan "doğa alegoricileri"dir (physiologoım tes);92 başka bir deyişle bu yorumcular, akla uygun bir logos arayan erenlerdir. Homeric Allegories üzerine bir kitapta, Apollon ile Güneş Tanrısının aynı olduklarının, "tanrılar hakkındaki gizli teletai" de anlatıldığı gibi "gizemli logoi" den dolayı açık olduğu söylenir.93 Yazarın kafasında hangi gizemlerin bulunduğunu söylemek zor, ancak bazı kimseler Dionysos'un da Apollon'un da güneşle özdeşleştiri­ lebileceğini düşünmüşlerdir.94 Doğa alegorisinin İsis ile Osiris tapısında da en az bu denli geliştiğini görüyoruz. Bu tarz alegori sadece gizemle­ rin değil, Helenleşmiş biçimi altında bütün tapının olağan açıklamasıdır. Gerçekte Mısır geleneği Osiris'i Nil'e, kışın çekilen · yazın taşkınlarla geri gelen yaşam kaynağı suya bağlamıştır. Törenlerde içinde Nil'in suyu bulunan kase sergilenir ve yürüyüş alaylarınca taşınır; tapınaklarda bir tür yapay Nil taşkını sahnelenirdi.95 Bu yüzden Plutarkhos'a 91 Başak ve gelincikle birlikte Attis, CCCA 111, 394; başak, sepet, kurbanlık horoz, CCCA 111, 395; başak ve meşaleyle birlikte Tanrıça, CCCA ıv, 122. 92 Diodorus, 3.62.8. Columella, 12.29; bakınız: Genel olarak Eisler, 1925, özellikle 265.

93 Heraklitos, 94 95

Alleg., 6. Attis, Macrobios'da (Saturnalia, 1.21.7-11), Martianus Capella'da (2.191.), Proclus'da (Hymn, 1 .25) güneş tanrısı yapılmaktadır. Macrobius, Saturnalia, 1.17 Apollodous, FGHist; 244 F 95, Macrobius, Saturnalia, 1 . 18. Wild, 1981. Su kasesi taşıyan alay, Plutarkhos'da geçmektedir (İsis, 365b). =


İlkçağ Gizem Tapılan

134

göre96 İsis' i toprak (daha Herodotos' da Demeter'le özdeş tutulmuştu), Osiris'i Nil ve Typhon'u da nehrin döküldüğü deniz olarak resmetmek, en basit "felsefileştirici" açıklama­ dır. Heliodoros'un romansında da aynı eşitleme görülür: Bu şeyler mystaiye anlatılır diyor Heliodoros, ama Mısır'da rahiplik görevi yapan "doğa filozofları ve tanrıbilimciler" tarafından inançsız kişilerden esirgenirdi.97 Aynı açıklama, büyük olasılıkla Neron zamanında yazmış Mısırlı bir rahip olan Chairemon'dan kaynaklanan Porphyrios'un bir metnin­ de, daha inceltilmiş biçimiyle yer almaktadır;98 dolayısıyla bir defalığına da olsa eğitimli bir kamuya Mısır irfanının reklamını yapan bu alegorileştirici rahiplerden birini teşhis edebiliyoruz. Chairemon'a göre İsis hem toprakta hem ayda meyva veren bir güçtür; C?YSa Osiris, Nil'in meyva üreten gücüdür. Plutarkhos da Osiris'i genelde suyun doğurgan gücü olarak sunar; oysa İsis toprağı yöneten gücü elinde tutar; bu daha inceltilmiş kuram, "rahipler"e yorulur.99

Demek ki ansızın yasdan sevinçli şenliklere dönmenin, mevsimlerin değişmesiyle, "ürünlerin geri gelmesiyle, ögele­ rin yaşamasıyla, yılın kendini tekrarlamasıyla" bir ilişkisi vardı. 100 Yine Osiris, saçılan ve yeniden bulunan ekin anla­ mına da alınabilir. 101 Bütün bu açıklamalar değişmeyen tören geleneğiyle karşılaştırıldığında ikincildi, fakat insanla­ rı büyüleyen ve türevsel de olsa özel bir anlamda "gizemli" olduğu düşünülen söze dökülmeyen unsurlarla ussal unsur­ ların oluşturduğu belirsiz ikilikle "doğal" bir anlamın bira96 Plutarkhos, İsis, 363d. 97 Heliodoros, 9.9. 98 Porphyrios, Eusebius içinde (P.E., 3.11 = peri agalmton fr., 10 sayfa 19* Bidez = Chairemon, f, 6 Schwyzer (jragmentum dubium) = fr., 17 D van der Horst. 99 Plutarkhos, !sis, 364a; 367a. Sallustius, 4.3'de, Isis = Toprak, Osiris = Su, Typhon ateş eşitliklerini Mısırlılara yormaktadır. 100 Tertullianus, Adv. Marc., 1.13. 101 Athenagoras, 22.9. =


Tanrıbilim ve Gizemler

135

raya getirilmesi olanaklıydı. Mithras, erken bir tarihte güneşle özdeşleştirilmişti ve sayısız Mithras yazıtında Mithras Helios ya da Mithras Sol' a seslenilmektedir. 102 Oysa Mithras anıtlarının ikonografisin­ de Mithras ve Helios birbirinden ayırdedilmektedir. Fakat bu tapıda belirgin bir simgecilikle Doğa' ya -bütün Evrene­ açıkca gönderide bulunulur. Ana Tanrıça ve Demeter ile Dionysos ve İsis tapılarında doğalcı yorumlar, daha ilkçağa özgü ve zaman zaman inatçı bir insanbiçimsel söylen yapısı içeren ikincil ve aralıklı bir tabaka oluştururken, Mithracılıkta Helenistik kozmolojinin, sistemin temelinde bulunduğu görülmektedir. Mağara, zodyaklı gök kubbenin kapladığı kozmosu yansıtır; yedi erginlenme derecesini yöneten yedi gezegen bulunmaktadır. Boğanın kurban edil­ mesi, her zaman doğan güneşle batan ay arasında yer alan kozmik bir düzenektir. 103 Ancak boğanın ayla özdeşleştiril­ mesi yine ikincil gibi görünmektedir; kurbanın anlamını tamamen tüketemez. Yılın devri içinde güneşin hareketi, doğrudan kutlamalara girer; kimi Mithras tapınaklarında, bazı günlerde tanrının başını aydınlatacak şekilde güneş ışıklarının merkezi panele düşmesini sağlayan delikler bulunmaktaydı. 104 Tarım, yere yıkılan boğanın kuyruğunun ekin başaklarına dönüşmesi gibi, bir kere daha tanrı tarafın­ dan başlatılmıştır. 105 Mithras aynı zamanda meyva ağaçları­ nı koruyan, onları sulayan bir bahçıvandır, ama ne yazık ki elimizde bize bu manzaranın ayrıntılarını verebilecek hiç bir 102 Bakınız: CIMRM, Dizin, ı, 349 ve devamında, 351; ıı, 425; mihr, "gü­ 103 104 105

neş" için kullanılan ortak bir Farsça sözcük haline gelmiştir. Yine bakınız: Bianchi, 1979, 20. Ayrıntılı yorumlarının da yer aldığı mükemmel fotoğraflar için bakı­ nız: Merkelbach, 1984. Ay = Boğa: Seha/. Stat. Theb., 1.719. Bakınız: Vermasseren, 1971, 5; W. Lentz, Hinnells 1975 içinde, 358377; Merkelbach, 1984, 143. Bu, bilinen hiç bir metinde açıklanmamaktadır; bakınız: Merkelbach, 1984, 131 ve devamında.


İlkçağ Gizem Tapılan

136

metin yoktur. Buna karşın kozmik ögelerde, burada bile bu göndermelerin özerk bir törensel-dinsel sistemle karşılaştı­ rıldığında ikincil oldukları sonucuna götürecek belli çatlak­ lar ve çelişkiler vardır. Erginlenme dereceleriyle gezegenlerin bağlılaşımında tek biçimlilik değil, çatışan dizi­ ler söz konusudur, 106 ve Helios, söylense! sahnelerde, bili­ min söyleyeceği gibi sadece yedi gezegenden biri olarak görülemeyeceği seçkin bir rol oynar. "Yedi yıldız", sanki onların bir parçası değillermiş gibi güneşe ve aya ek olarak boy gösterirler. Daha eski, bilim öncesi ulamlar Mithracılıkta hala büyük yer tutar. Astroloji, Helenistik bilimin özel bir dalıdır. Mithras tapımı üzerinde de etkisini hissettirmiştir; oysa diğer gizem­ lerde izine rastlamak çok zordur. Roma'ya ait Santa Prisca' daki başlıca Mithras tapınağında yer alan bir yazıtta, astrolojiyle ilgili veriler bulunmaktadır. 107 Edebi bir metinde boğanın öldürülmesi, güneşin Taurus -Boğa- burcundan geçtiği şeklinde, astroloji terimleriyle açıklanır. Bu anlamın kabul görmediğini itiraf etmekle birlikte tapı içindekilerden kaynaklandığını iddia eden yazara göre bu, söz konusu gizemlerin "içrek felsefesi"dir. 108 Bazı çağcıl bilginler bu yolda ilerlemeye ve astroloji verilerinden söylen ve tapılara 106 Origenes'de (Cels., 6.22) yer alan ünlü bir metinde (devrik bir düzen­

de) haftanın günlerine yani Helenistik astroloji sistemine kaşılık gelen bir dizi vardır (karşılaştırın: Merkelbach, 1984, 208-215), ancak Ostia'daki Felicissimus ve St. Prisca Mithralarında (Merkelbach, 1984, şekil 38, karşılaştırın: S. 77-80), yükselen bir Merkür-Venüs-Mars­ Jüpiter-Ay-Güneş-Satürn dizisi vardır; bu, temelde Helenistik öncesi­ dir ve en üstte Satürnün yer aldığı İranlı eski yıldızlar-ay-güneş dizisi (Burkert, Rhein. Mus., 106, 1963, 106-112) kullanılmaktadır (karşılaştı­ rın: 40. dipnot). Ostia'daki Mithras tapınağı de/le sette sferedeki bu düzenlemeyi yorumlamak zordur; bakınız: R.L. Gordon, Journal of Mithraic Stııdies ı (1976), 119-165; R. Beck, Bianchi (1979, 515-529) için­ de; genel olarak Bianchi 1979, 32-38. Vermaseren ve van Essen, 1965, 118-126. Seha/. Stat. Theb., 1.719, iııxta tenoeırı intenae philosophiae. .

107 108


Tanrıbilim ve Gizemler

137

ilişkin daha fazla ayrıntı çıkarmaya çalışmışlardır. 109 Konuya şüpheyle baktığımı itiraf etmeliyim. Astrolojiyi, uygulamada hiç bir yere uymakta güçlük çekmeyeceği dola­ yısıyla neredeyse hiç bir açıklayıcılık değerinin kalmayacağı, ustalıkla düzenlenmiş bir incelik düzeyine çıkarmak olanak­ lıdır. Ne var ki astrolojinin olup bitenlere anlam verilmesini sağlayabilecek başka bir düzey ya da "kod", kimilerine anla­ şılır kimilerine de anlaşılmaz gelecek başka bir logos çabası sağladığı da kabul edilmelidir. Gizemlerin kendileri olasılık­ la açıklamalardan eskidir. Gizemleri yorumlamanın yeni ve üçüncü bir düzeyi, Plutarkhos'un, referans sistemi olarak basit "doğa" yerine Platon'un izindeki metafiziği aldığı İsis ve Osiris üzerine kitabıyla başlamıştır. İsis ve Osiris söylenini yeniden anlatan ve çözümleyen Plutarkhos, önce varolan yorumları, rahiple­ re yorduğu doğa alegorisi çizgisine göre yineler, 110 ama sonra çözümlemesini daha yüksek bir düzeye çıkarır. Evrenin ilkelerinin cismani olması olanaksızdır; ne toprak ne de su kendi başlarına tanrılık olabilirler; olsa olsa duyuüstü kuvvetlerden pay almışlardır. Etkisini onlardan alan "madde"yi birlikte meydana getiren (hyle dektike) iyi ve birleştirici ilke ile karşıtını, yani dağıtma ve yok etme ilkesini içeren temel metafizik ikiliğin varolduğıı yolundaki tez için Yunanlı olan ve olmayan "teletai ve kuı banlar" a 111 başvur­ maktadır. Bu, Osiris ile Typhon arasındz ki İsis' tir. Bununla karşılaştırıldığında doğa alegorisi kaba ve biçimsiz kalır. 112 109 S. Insler, "boğanın öldürülmesi örgesinin yeni bir yorumu", Hom­ mages a M. L. Vermaseren (Leiden, 1978), 519-538; karşılaştırın: A. Bausani, Bianchi içinde (1979, 503-511); D. R. Small, age, 531-549; M. P. Speidel, Mithras-Orion (Leiden, 1980), R. M. Ogilvie'nin değerlendir­ mesi (CR 31, 1981, 305). 110 Plutarkhos, Isis, 364a (bakınız: 99. dipnot). 1 11 Plutarkhos, age; bu ifade, 32-42 bölümlerini kapsamaktadır; ayıntılı 1 12

yorum için bakınız: Griffiths'in yorumu (yukarıdaki 36. dipnot). plıortikoi, 377b; karşılaştırın: apaideusia, Sallustius, 4.3.' de


138

İlkçağ Gizem Tapılan

Plutarkhos'u izleyen çok sayıda Platoncu yazar, gizem­ lere kendi felsefelerinin temel akidelerini olumlamak için, felsefi diyalektiğin alıştırmalarını örneklemek ya da bu alış­ tırmalara dinsel bir boyut eklemek için başvurmuşlardır. Bu iş öylesine ileri gitti ki Nestorius bir ara felsefe yüzünden Eleusis'in gizine ihanet ettiğini bile düşünmüştür.113 Kişisel bağlantılar da rol oynamaya başladı; Atina'nın son Akademi'sinin kurucusu Plutarkhos, rahip Nestorius'un oğlu ya da torunuydu. 114 Yine de Platoncu Eleusis'in ne olduğuna ilişkin fikirlerimiz belirsizdir; görüldüğü kadarıy­ la büyük gece şenliğinde rahibin izlediği usullerle karşılaştı­ rıldığında Kore'nin yazgısı ve tohum ekilmesine duyduğu ilgi çok daha azdır. Naasene Gnostikleri, Telestorion'da rahi­ bin gösterdiği başağı, kendini hadım eden Attis'le eşitler;115 bu sadece onun kişisel ve sapkın düşlemi değildir, çünkü Mesomedes'in İsis ilahisinde anıştırmalı da olsa kuşkuya yer bırakmayacak biçimde aynı anlam vardır. 116 Doğuş yönün­ deki hareket böylece kesintiye uğrar ve daha yüksek kökene geri dönmeye başlar; bu Gnostik yorum, özünde Platoncudur. Hatta gnostikler, imparator Julianus ve Sallustiiıs, Ana Tanrıça ile Attis gizemlerindeki hadım görüngüsü karşısın­ da garip bir büyüye kaptırmışlardır kendilerini. Bu son dere­ ce iğrenç ve saçma ayrıntı, aşkın varlığın en yüce evrimiyle bütünleşir. Tinsel ve fizik dünyayı bir baba gibi yaratan Birolan, kendini sınırsız bolluk içinde yitirmesin diye sonun113 Fr., 39, Leemans fr., 55, Des Places Macrobius S. Sc., 1.19. 114 Bakınız: Clinton, 1974, 43. 115 Karşılaştırın: 86. dipnot. 116 Mesomedes, Hymn., 5, Heitsch; yeraltında bir evlenme (Persephone), =

=

bir çocuğun doğumu, (Telesterion'daki) "dile getirilmeyen ateş" ve "Kronos'un hasadı" (Kronoios ametos), yani başağın kesilmesine (bu imge Nonnus 18.228'de yinelenmektedir) ilişkin bir dizi vermektedir. Anaktora sözcüğünün kullanılması Eleusis'ten söz edildiğini göster­ mektedir (18). Karşılaştırın: HN, 291n.


Tanrıbilim ve Gizemler

139

da durma noktasına gelinceye kadar maddi dünyayı bile yaratmaya devam eder. İlerleme ansızın gerilemeye dönüş­ mek zorundadır; üreme organının kesilmesinin anlamı budur. 117 Dölleme durur ve varlığın istikrarı, kökene geri dönülerek sağlanır. Ruhbilimciler cinsel düşlemlerin bu yüceltimi hakkında ne düşünürlerse düşünsünler, yaşam gücünün yitirilmesine ve ölmekte olan paganlığın dünyayı dönüştüren değişimin akışını umutsuzca durdurma çabası­ na işaret eder gibi görünseler de, fikirler tarihçisi, tıpkı Julianus'un yaptığı gibi bu açıklamaları ciddiye almak zorundadır. En garip Dionysos söyleni olan tanrının Titanlar tarafın­ dan parçalanması, benzer yoldan Platoncu metafiziğe akta­ rılmıştır. Platon'un Timaios diyaloğunda, dünya ruhunun, aracı bir varlıkla karışmış "bölünmüş" ve "bölünmemiş" bir ilkeden yaratılmasına ilişkin ünlü pasajı başlangıç noktası olarak alınmıştır. 118 Dionysos'un krateri [su ile şarabı karış­ tırmakta kullanılan geniş ağızlı, büyüt boyutlu kap] bu bağlamda açıklama amacıyla anılır. Bazı yorumcular daha da ileri gitmiştir. Dionysosçu bedenin parçalanması söyleni­ nin çeşitli bileşimleri Plutarkhos ile Plotinus' da119 görülür ve Proclus'dan Damaskios'a dek geç dönem Yeniplatoncular'da 117 Hippolytus, Ref, 5.7.13, karşılaştırın: 5.8.39, 5.9.1-11; Julianus, Or., 5.9, 168d-169b; Sallustius, 4.7-11. Proclus, Metroake lıiblos diye yazmıştır, Marinus, Vit., Procl., 33; karşılaştırın: Damaskios, Princ, ıı, 214.5, 154.15; Sfameni Gasparo, 1981. Farklı bir biçimde Plotinos, 3.6.19. 30'da, hadım rahiplerle (galloi) çevrelenmiş Tanrıçayı, kısır/ dölsüz (agonon) olarak kişileştirmektedir. Yine bakınız: D.M. Cosi, Casta Mater Idaea (Venedik,

1986) 118 Platon,

Timaeus, 35a; bir yorum için bakınız: F. M. Cornford, Platon's Cosmology (Londra, 1937), 59-66; krater, 4ld; karşılaştırın: OF, 241 1 19 Plutarkhos (!sis, 35, 364e-365a'da), patlıesi nedeniyle Dionysos'u Osiris ile eşitlemekle şunu anıştırmaktadır: Osiris'in parçalanmasına ilişkin yorum (373a) Dionysos için de geçerli olmak zorundadır. De E 9, 388e389c' de bir başka, stoacı bir yorumda bulunmaktadır. Dionysos, ögele­ rine bölünmüş kozmos demektir; Apollo, ekpyrosisde bütünün birleşme­ sidir. Plotinos, 4.3.12. ( OF 209), karşılaştırın: J. Pepin, "Plotin et le miroir de Dionysos", Rev. intern. de Philos. 24 (1970), 304-320. =


140

İlkçağ Gizem Tapılan

tam olarak geliştirilmiştir. 120 Efsanelik Dionysos'un, tekrar birleşmek ve ilksel birliğine geri dönmek üzere, bizim bu dünyamızdaki gerçek bedenlerin oluşturduğu çokluğa dağı­ lan tanrılık ilkeyi temsil ettiği söylenir. Platoncu bakış açısı Mithras gizemlerinde de görülmek­ tedir. Robert Turcan ile Reinhold Merkelbach'ın çalışmaları­ nın özetleneceği yer burası değil. 121 Mystainin buluştuğu tören mağaralarının ve boğanın kesildiği söylendeki mağa­ ranın aslında gök kubbenin kapladığı ve gezegenlerin yönet­ tiği kozmosu temsil ettiği ikonografiden bellidir ve Porphyrios tarafından Eubulus'un yetkesi ile açıkca dile getirilmiştir. 122 Mithras evrenin yaratıcısı, demiurgosdur. Metinlerimizde ne söylen ne de yorumları hakkında daha fazla ayrıntıya yer verilmiş değildir; hatta Mithras'ın bu kozmostan ne ölçüde kurtuluş vaadettiği ya da Mithracı güçlerin bu dünyada ne ölçüde bir korunma ve üstünlük nasip ettiği bile açık değildir. 123 Ancak Porphyrios'un sözleri konuya oldukça açıklık getirmektedir: Mithracı yazarlar Eubulus ile Pallas, ruh göçü kuramının gizemlerde canlandırıldığını görmüşlerse de, bu onların görüşüydü ve kendilerince "doğru ve kesin"di, fakat inancın (elbette mystainin inancının) "genel eğilimi" hiç bir biçimde bunun farkında değildi.124 Bu, gizemlerde insan 120 Proclus, Tim., ı, 336.29, ıı, 80.19, 145.18 ve buna benzer başka metinler için: OF, 209-210; Olympiodorus, Phaed., l.5, s. 45, Westerink (= OF, 209), Damaskios, Phaed, 1.4, s. 31, Westerink, 1.129, s. 81; Westerink (= OF, 209); karşılaştırın: Macrobius S. Sc., 1.12.12 = OF 240. Bü metin, 121 122 123 124

Platonlaştırıcı yorumu değil sadece çıplak söyleni ortaya çıkarmakta­ dır, in ... sacis traditu. Turcan, 1975; Mekelbach, 1984, 228-244; Fauth, 1984. Porphyrios, Antr., 6. Bakınız: Bölüm ı, 84-86. dipnotlar; Origenes Cels.'de (6.22, yukarıdaki 106. dipnot) yedi basamaklı "mediven" üzerine aynı zamanda bakın: Turcan, 198la, 110-112. Porphyrios, Abst., 4.16: "Genel eğilim (kaine phora), kuzgun ve aslan gibi hayvan adlarını zodyağa, yani astrolojiye bağlar; ancak Eubulus ve Pallas bunları, ruhların hayvanlarda yeniden doğmasından söz ederken kullanmaktadırlar.


Tanrıbilim ve Gizemler

141

ruhu hakkındaki logoinin çok özel durumunun düşünülme­ sine yol açmaktadır. Gerçekten de bir paradoksla karşı karşı­ yayız: "Kurtuluş dinleri"nin bakış açısına göre ruhla ilgili kaygının ve ruha dair öğretilerin tam da ilgi merkezinde olması gerekir; ne var ki kanıtlar açısından ister Eleusis, 125 Dionysos,126 İster Ana Tanrıça ya da İsis gizemlerinde ister

Mithras'da olsun, bu konuda en ufak bir işaret bile yoktur. İlk çağ gizemleri kişisel birer din biçimiydi, ama mutlaka tinsel değildi. Ruha ilişkin bir öğreti ya da daha özelde ruh göçü kura­ mı, şimdiye dek tartışılan gizemlerdeki logoi ile karşılaştırıl­ dığında tamamen farklı bir düzene aittir. Öz olarak böyle bir öğreti theologiaya değil, insanbilime aittir, düşseldir; ancak deneyimlerin anımsanması ve geleceğin öngörülmesiyle ilgi­ lidir; söylenin yorumunda her zaman kendini gösteren oyuncu deneyimin tersine, en doğrudan anlamıyla hakikat iddiası taşır. Ruh göçü, İÖ altıncı yüzyılın sonlarına doğru Yunan dünyasında ansızın ortaya çıkmış bir öğretidir. Onu, ya Phytagodas'ın ya da Orpheus'un adıyla birlikte görüyo­ ruz, l 27 ve. Platon'un sözlerinde, gizemlerde, teletaide geçtiği­ ne ve orada "güçlü inananlar" bulduğuna tanık oluyoruz. 128 125 Öte yandan psychoıı syngeııeia üzerine kaşılaştırın: 59. not. 126 Parçalanma söyleni, theogonye, anthropogony, genealogye aittir, karşılaştırın: 57. dipnot; bu söyleni, ruhla ilgili bir öğretiyle birleştir­ 127

mek zordur. Orfeci yazında bile sadece yan yana bulunduklarını görü­ yoruz. Ruh göçü öğretileriyle ilgili bir değerlendirme için bakınız: LS, 120-

165. 128 Platon, Yasalar, 870de; Platon, bir kişinin ölümünün, önceki yaşamında

işlediği bir suçun "doğal cezası" olduğunu belirtmektedir; bu, Aristoteles'in Nikonıakosa Etik'inde (1132 b 25) sözünü ettiği "Rhadamanthys'nin adaletidir"; bu, Pindaros'daki (Olympian, 2.57 ve devamında) karmaşık fomülasyonu anlaşılır kılmaktadır; aynı zaman­ da aydınlatılarak öldürülenlerin ayrıksı konumlarıyla da uyuşmakta­ dır (karşılaştırın: Burkert, 1975, 93 ve devamında): Bu, misilleme olamayacağına göre daha yüksek bir statüye dönüşmek anlamına gelir. .


142

İlkçağ Gizem Tapılan

En eski ve kapsamlı tanıklığı oluşturan Pindaros'un anlattık­ ları bununla uyum içindedir.1 29 Bakkhos gizemleriyle ilgili altın levhalarda da, açıkca ifade edilmese de, ruh göçünün örtük olarak yer aldığı görülmektedir. 130 Bunun yanında, ağıza alınmayan eski suçların cezası olarak, serbest kalmak için tanrının takdirini bekler halde, ruhun beden "hapisha­ nesi" ne kapatılmasıyla ilgili, esas olarak Platon'da olmak üzere, şifreli ifadeler bulunmaktadır. "Gizem rahipleri"yle birlikte Orpheus da bu bağlamda anılır. 131 Dört ve beşinci yüzyıllarda yoğunlaşmış bu kanıtların dışında, ruh göçüne inanmanın, uygulanmaları sırasında gizemlerin temel ya da özsel bir akidesi olduğunu düşün­ dürtecek hiç bir şeyin bulunmaması çok daha dikkat çekici­ dir. "Yabancı bir damla kanının" l32 bazı Bakkhos gizem biçimleri üzerinde etkili olduğu yolunda izlenimler söz konusudur ve eski bir tarihte Orpheus'un kitaplarının bununla bir bağlantısı olmuş olabilir. İki parçanın da bir 129 Wilamowitz ve Snell, Pindaros'un teletai sözcüğünü kullandığı yeri (fr., 131a = Plutarkhos, Cons.ad Apoll., 120c), fr., 129'a bağlamaktadır­ lar; burada sistemin, Olympian 2' de söylenenlere karşılık geldiği görülmektedir. Plutarkhos'un metni, fr., 131a'yı, ruh göçünün sözü­ nün açıkca edilmediği 131b'ye bağlar. 130 Altın levhalar üzerine, karşılaşhrın: Bölüm ı, 49. dipnot. Ruh göçü öğretisi, Mnemosyne'nin (anımsama) bu metinlerdeki önemli rolünü açıklamaktadır, karşılaştırın: LS, 213, Zuntz, 1971, 380 ve devamı; Hipponion metninde, olağan ruhların ilk baharda "kendi kendilerini serinlettikleri", oysa Mıınemosyne gölüne ulaşacakların bundan uzak durmaları gerektiği söylenir. Tersine öteki ruhlar olasılıkla unutkanlı­ ğı (Lethe) içecek, böylelikle yukardaki dünyaya geri döneceklerdir. 131 Temel metinler şunlardır: phroura üzerine Platon, Phaidon 70c (= OF 7) ve Platon, Kratylos 399e ( OF 8) burada "Orpheus"un çevresindeki­ ler"den söz edilmektedir; Ksenokrates, fr., 20, Heinze = fr., 219, Isnardi Parente; Aristoteles, fr., 60 = Iamblichus, Protr., s. 48 (hoi tas teletas Iegontes); Pindaros, fr., 133, ekseriyetle bu yapıyla ilişkilendirilir; bakınız: 38. dipnot ve GR, 269-301. 132 E. Rohde, "Mystik war ein fremder Blutstropfen im griechischen Blute", Kleine Schriften ıı (Tübingen 1901), 338. Phytagoras zamanında Hindistan ile olası bağlantılar için bakınız: K.v. Fritz, Gnomon 40 (1968), 8 ve devamında. =


Tanrıbilim ve Gizemler

143

diğerine temel bir bağlılık göstermediği bir yolla, geçıcı gizem simgeleriyle tinsel kuram geçici bir ortak yaşam geliştirmiştir. Platoncuların, Gnostiklerin ve Hıristiyanların kurgularının güdüleyicisi olarak ruh göçü düşüncesi, canlı­ lığını esas olarak Platon'un yetkesine borçludur. Bu yolla öğretinin gizil gücü, gizemler alanında deneysel niteliğini sürdürmüştür. Gizemlerle ilişkilendirilen theologia biçimi, benzer biçimde hatta daha fazla sonraki zamanların tanrıbi­ liminden ayrı ve farklı kalmaya devam edecekti.


IV. Olağandışı Deneyim "Bahar gizemlerini unutun", çocuklarını kaybeden bir ana babanın umutsuz çığlığıydı ve gizem ayinlerinin kılgısal . etkilerine güvendiklerini göstermekteydi; erenler, belleğin tanrıçası Mnemosyne'ye Orfeci ilahide şöyle yakarırlardı: "Mystaide kutsal teletenin anısını uyandır" ve bu yakarı fark­ lı bir düzenin etkisine işaret eder. 1 Gizem şenlikleri, gölgesi kişinin gelecekteki yaşamının üzerinden eksik olmayan, varoluşu dönüştüren deneyimler yaratan unutulmaz olaylar olmalıydılar. Gizemlere katılmanın özel bir deneyim biçimi, adayın ruhunda (ya da psychesinde) bir pathos olduğu, pek çok ilkçağ metninde açıkca dile getirilmektedir; çağcıl bir noktadan bakıldığında ilkçağ dünyasında içe bakışın ne denli azgelişmiş olduğu düşünülürse, bu dikkate değer bir durumdur. Aristoteles'in, gizemlerin son evresinde artık "öğrenmenin" (mathein) değil deneyimin (pathein) ve zihinsel durumda (diatethenai) bir değişikliğin varolması gerektiğine ilişkin sivri bir karşı savda bulunduğu söylenir.2 Bakınız: Bölüm ı, 90. dipnot Orph. hymn, 77.9. Ruh göçü kuramı, "bel­ lek"e daha özel bir işlev vermektedir, bakınız: Bölüm ııı, 130. dipnot. Aristoteles, fr., 15, bakınız: Bölüm ııı, 13. dipnot. Thurii'ye ait bir altın levhada şu sözler yer almaktadır: "Daha önce asla katlanamayacağın acılara [artık] katlanabileceğin için memnun ol", A4 Zuntz, bakınız: -

2


146

İlkçağ Gizem Tapılan

Prusalı Dion, özenli bir benzetmede daha açıktır: "İster Yunanlı ister barbar olsun, biri kahredici bir güzelliğe ve cesamete sahip bir gizem koyağına erginlenmek üzere geti­ rilsin; o kişi gizemli görüntüleri seyre dalacak, kulaklarına türlü türlü sesler dolacak; o sırada ansızın bir karanlık bir aydınlık olacak, ve hatta -erenlerin oturduğu ve çevrelerin­ de dans edildiği'- taç giyme törenindeki [thronismos] gibi başka sayısız işler olacak; ve bütün bunlar olacak da katıksız bir barbar bile olsa o adam ruhunda hiç bir şey yaşamaya­ cak, bütün bu olanlarda bilge bir görüşün ve tasarının varlı­ ğını duyumsamayacak, bu mümkün mü?" Burada bilerek kozmosa gönderide bulunulmaktadır; güneş ve yıldızlar yer kürenin etrafında dans eder, gizem törenlerindeki mahirane işleri bastıran başka doğa harikaları gerçekleşir; kozmosun, dev bir gizem salonuna benzetilmesi, Atina' da yaşamış ve büyük olasılıkla Eleusis'i kasteden (bu Dion' da pek açık değildir) Stoacı filozof Cleanthes'e kadar uzanmaktadır. Buna karşın Dion'un metni, bir gizem şenliğinde neler oldu­ ğuna ve nasıl etkiler beklendiğine ilişkin bir izlenim vermek­ tedir: "Ruhta mutlaka bir şeyler olacaktır", öyle ki başlangıçtaki hayret, meraka ve bir duygunun tanınmasına dönüşür.3 Dinsel terimlerle ifade edilirse, gizemler tanrıyla dolaysız bir yüzleşme sağlar. Marcus Aurelius'un, gizemleri, tanrıların ilgisinden emin olunmasını sağlayabilecek biçim-

3

Zuntz, 1971, 328 ve devamında; Burada, ölenin yaşarken bulunduğu bir erginleme töreninden mi yoksa sadece ölümünden mi söz edildiği tartışmalı bir konudur. Dion Chrysostom, Or., 12.33. Dion'un kafasında hangi gizemlerin oldu­ ğu açık değildir. Platon da (Euthydemus, 277d) thronismosun koribant ayinlerinde yer aldığına tanıklık etmektedir (bakınız: Bölüm ı, 32. dipnot) ve Nock Semadirek'de de böyle olduğu inancındadır (AJA 45, 1941, 577-581), ama bakınız: Cole, 1984, 29; Eleusis'te de bir thronismos biçimi vardır, fakat Telesterion'daki şenlikte böyle bir şeyin olması hemen hemen olanaksızdır, bakınız: 21. dipnot ve HN, 266 ve devamın­ da. - Cleanthes, SVF ı, no.538.


Olağandışı Deneyim

147

lerden biri olarak mucizevi sağaltım ile rüyalar arasına koyduğunu anımsayalım.4 Ruhbilimsel terimlerle ifade edil­ diğindeyse; "öteki" nin, günlük yaşamda erişilebilecek olanın ötesinde, bir bilinç değişimi içersinde yaşanması söz konusu olmuş olmalı. "Gizem binasından çıktığımda kendimi bir yabancı gibi hissediyordum"; bu, Eleusis'te yaşanan deneyi­ min bir hatip tarafından tarifidir.5 Nesnel bilginliğin aşılmaz güçlüklerle yüz yüze gelmek­ ten kaçamayacağı yer burasıdır. Gizemlerin gizi çoğu zaman korunmuştur. En iyi olasılıkla, durumumuz Dion'un başka bir benzetmesinde betimlediği kapıdaki yabancıların, kulak misafirlerinin durumundan farksızdır: 6 "Dışarıda, kapıda bekleyen gizem hizmetkarları, dışarıya konmuş sunakları ve sundurmaları süslerler ... ama içeriye asla girmezler ... içer­ den bazen gizemli bir sözcüğün haykırıldığını işitir, bazen bir ateşin duvarları aşan yalımlarını görürler, hepsi bu"; onlar "hizmetkar"dırlar, "mystai" değil. Elimizde eksiksiz bir anlatım ya da çağcıl insanbilimcilerin egzotik görenekleri belgelerken çektikleri türden film kayıtları olsaydı bile, aczi­ miz sürerdi. Saf gözlemle, gerçek işlemlere katılanların dene­ yimleri arasında varolan uçurum aşılmaz olarak durmaktadır. Kim bize, günler boyu perhizden, arınmadan, bitkinlikten, korkulardan ve heyecanlardan geçmeden bu deneyimin neye benzediğini söyleyebilir?7 Meloslu Diagoras, tahrik edici bir biçimde Eleusis'in gizini çiğnemiştir; söyle4 Marcus Aurelius, Fronto içinde, 3.10, s. 43, 15, v.d. Hout. 5 Sopatros, Rhet. Gr. vııı, 1 14 ve devamında. 6 Dion Chrysostom, Or., 36.33 ve devamında; Dion, gülmeyi "gerçek" 7

tanrıbilimin karşısında şiirin durumunu betimlerken kullanmaktadır. Karşılaştırın: M. Oppitz, şamanlık üzerine bir çalışma olan H. P. Duerr'in yayıma hazırladığı Der Wissenschaftler und das Irrationale ı (Frankfurt, 1981, 57) içinde: "Wird einer, der mit verbundenen Augen und mit einem zappelnden und noch warmen Widderherzen im Mund für Stunden allein auf einem Baum gesessen hat, eine Schamanengeburt nicht anders beschriben als der, der wie die Lainen nur unten gestan­ den hat?


İlkçağ Gizem Tapılan

148

nenlere göre bu gizi sokaktaki herkese anlatmış8 ve böylece ayağa düşmesine ve önemsiz görünmesine neden olmuştur. Yine "Yılan Mezhebi"nden Gnostik bir yazar, vaazı Hippolytus tarafından anılan bir "Naassene"de gizi açığa vurmuştur.9 Bu sayede kutlamayla ilgili iki kısa görüşümüz olmuştur: "Eleusis gizemlerini kutlayan Atinalılar epoptaiye, büyük, fevkalade, en mükemmel epoptik gizi, kesilmiş ekin başağını sessizlik içersinde gösterirler." İkinci betimlemede şöyle denir: "Büyük bir ateşin altında büyük ve söze döküle­ meyen gizemlerin kutlandığı Eleusis' teki gecede rahip yüksek sesle şunları söyler: Kaı:iın kutsal bir oğul doğurdu, Brimo Brimoları doğurdu." Fakat bu da, yapılan hazırlıklar, beraberinde yaşanan kaygı ve ruhsal yoğunlaşma bağlamın­ dan çıkartıldığında, bir dolu düşlemi davet etmesi çok olası önemsiz bir şifre olarak kalır,10 ge··çek deneyimi aktarmayı başaramaz. Geriye kalan kanıtları· . çoğuysa eğretilemedir. Gizemlerin dili, farklı türde zihinsel ya da duygusal durum­ ları aydınlatmak amacıyl� kullanılmıştır. Bu yolu Platon açmış; retorikse arrhetonun etkilerini sömürmek için adeta can atmıştır. Bu dili bir ayna gibi kullanarak, duvarların arkasına bir göz atabilmek için hala bir şans vardır. En etki­ leyicisi, varsayımsal bir ölüm sürecini gizem erginlemesi açısından betimlemeye çalışan Plutarkhos' a ait bir metin­ dir. 11 Ölüm anında "ruh, büyük erginlemeleri kutlayanların8 Craterus, 9 10 11

FGrHist, 342 F 16 Seha!. Aristoph. Av., 1073, karşılaştırın: Melanthius, FGrHist, 326 F 2-4; Diagorae Melii et Theodori Cyrenaei Reliquiae, yayıma hazırlayan: M. Winiarcyzk (Leipzig, 1981), T 7 A, karşılaştırın: 15-20. Hippolytus, Ref, 5.8.39 ve devamında, karşılaştırın: HN, 251; 288-292. Bakınız: Bölüm 111, 115 ve 116. dipnotlar. Plutarkhos, fr., 168, Sandbach Stobaeus 4.52.49; Clement' deki alıntıy­ la (Ecl. proph., 34 ve devamında) Plutarkhos'a ("Themistios", Stob.) atıfta bulunulduğu kesindir, bakınız: Graf, 1974, 132-138. Dunand (1973 111, 248, 2, 250 ve devamında) bu metni İsis gizemlerine bağlayacaktır. =

=


Olağandışı Deneyim

149

kine benzer acılı bir deneyimden geçer... Daha başlangıçta yolunu şaşırmalar; bir daire etrafında bıktırıcı yürüyüşler, hiç bir yere çıkmayan karanlık, korkutucu yollar; sonra, bitişten önce bütün o korkunç şeyler, ürpermeler, titremeler, ter ve şaşkınlık. Bunlardan sonra olanğanüstü bir ışık sizi karşılar, şarkıyla, dansla ve huşu veren kutsal sesler ve kutsal şeylerin görünmesiyle, arınmış bölgeler ve çayırlar sizi selamlar; artık mükemmelleşmiş olan talipler, bütün bağlardan kurtulmuş, dolaşıyorlar, başında bir çelenk, öteki kutsal ve arınmışlarla şenliği kutluyorlar ve aşağıda birbirini çiğneyen ve kalın çamur ve sis içinde hayvanlar gibi güdü­ len bir sürü arınmamış ve erginlenmemiş canlıyı seyredi­ yor". Bu sözleri söylerken Plutarkhos'un Eleusis'i düşünüyor olması akla yatkındır, fakat gizemin asıl kuralla­ rıyla ilgili unsurlar Platoncu anımsama ve özgür kurguyla karıştığından, Telesterion'un yapısı ortadan silinmiştir. Bir kez daha Cleanthes ve Dion' da olduğu gibi "kutsal görü­ nümler" ve "kutsal sözler"le karşılaşıyoruz, ancak bu metin­ de öne çıkartılan, şaşırtıcı aydınlığın öncesinde yaşanan bitkin düşürücü, ürpertici olaylardır. Gizemlerde yaşanan deneyime ilişkin bugüne kadarki en hatırı sayılır metin, Platon'un Phaidros'unda yer almakta­ dır; Philon ve Areopaguslu Dionysos' a dek Platoncuların "gizemli" bir dille tekrar tekrar öykündükleri bu metin, aslında gerçek anlamda gizemciliğin temel metni haline gelmiştir. Şölen'de, gerçek Varlık'ın Sevgi [Eros] tarafından nasıl serimlendiği, "ön erginlenme" (nıyein) ile "kusursuz ve epoptik gizemler" arasındaki ayrımın açıkca Eleusis' e yorul"Şaşkın şaşkın dolanmak" (Pluto'nun mağarası?) ve "çayırda hora tepme" akla Eleusis'i getirmektedir (HN 279; fakat bakınız: Graf, 1974, 133). Cleanthes ile Dion için bakınız: 3-6. dipnotlar. Felsefi dönüştürme­ ler yüzünden törenin ayrıntıları bulanıklaşmaktadır. Bu dünyadaki insanlara "yukardan bakmak" üzerine karşılaştırın: Platon, Sofist, 216c; burada "filozoflar" dan söz edilmektedir.


İlkçağ Gizem Tapılan

150

duğu gizemlerin diliyle zaten betimlenmişti. 12 Phaidros diya­ loğu buna şu unutulmaz imgeyi ekler: Ruhun arabası tanrı­ ların peşinden doruklara çıkar ve oradan göklere, cennetin ötesine bakmak olanaklıdır. Bu manzaranın donuk anısı, bazı ruhlarda, bu dünyada güzellik imgeleriyle karşılaşıldı­ ğında ansızın canlanmak üzere kalır. "Kutsal koroyla birlik­ te... neşeli bir manzara ve gösteri seyretmelerini, hepsinin en kutsalı denmesi gereken ritlerle erginlendiklerini ... bu kutla­ malarla .. mystai ve epoptai olarak kendimiz de arınmış, arı bir görkemle mutlu olaylarla karşılaşmanın nasıl gözalıcı güzellikte göründüğünü" birden anımsıyoruz. 13 Her ne kadar bu Yunanca metnin çeviri sırasında o büyüleyici nite­ liğini yitirmesi kaçınılmazsa da Platoncu-gizemci Yunan geleneği üzerinde yarattığı benzersiz etkiyle kalıcı bir güce sahip olmuştur. Bizzat Platon, kendi imgelemini oluşturur­ ken Eleusis'le ilgisi kesin olan ayrıntılar kullanır. Mystai ve epoptai terimleri bu bakımdan gayet açıktır: orgiayı ve unutulmaz mutlulukları ifade eden kutsal görüntüleri dans ederek kutlayan "koro", Dion'un ve Plutarkhos'un şimdi sözünü ettiğimiz metinlerinde de yinelenir, oysa Platon eide üzerinde yoğunlaştığından "kutsal şarkılar" bir yana bırakıl­ maktadır. Tanrılığın ululanmasından önceki ürkütücü olay­ lara (deimata) dolambaçlı bir anıştırma vardır. Bu metinlerin anıştırmacı nitelikleri düşlemleri uyar­ maktadır. Bu metinler kesin kanıt oluşturmakta yetersiz kalsalar, gizemlerin katılanlar için ne anlama geldiğini anla­ ma olanağı vermeseler de, bir duygudaşlık çerçevesi sağlar­ lar. Bu deneyime örüntüsünü veren karşı savdır, yani korku ve mutluluk, karanlık ve aydınlık uçları arasındaki hareket. Bu çifte değerliliği doğrulayan ve aydınlatan başka metinler de vardır: Aelius Aristides diyor ki: "Eleusis, insanlar için .

12 Platon, Şölen, 209e f; bakınız: Riedweg, 1987, 5 ve devamında. 13 Platon, Phaidros, 250bc, myoumenoi kai epopteuontes c4, deimata 251 a 4 .


Olağandışı Deneyim

151

ilahi olan her şeyin hem en korkuncu hem de en görkemlisi­ dir" . 14 Eğer Eleusis tanrıları bir rüyada görünecek olurlarsa "erginlenmemişler için" bunun anlamı "öncelikle korku ve tehlikedir, ama buna rağmen iyi olana mükemmellik de kazandırırlar". ıs Plutarkhos' a göre "gizem erginlemelerinde ilk arındırmalara ve ruhu sarsan, tedirgin eden olaylara sonuna dek dayanmalı ve o anki gerilim ve karışıklığın yeri­ ni tatlı ve parlak bir şeylerin alacağı umud edilmelidir"; hatta, erenlerin deneyimlerinde olduğu gibi, "zihin karışıklı­ ğı ve ruhsal çöküntüyle karışmış durumda olsa bile haz umuduyla dopdolu özel türde bir sevinç de vardır." 16 Makarismos, yani gizemleri "görmüş" olanların kutlu durum­ larına övgü, hepsinde 9rtak olarak bulunan, aslında gizemle­ rin ana özelliklerinden birini oluşturmaktadır. 17 Bir talip, deneyimde ortaya çıkan aynı ani ruhsal değişikliklerden geçenlerin oluşturduğu koro tarafından kabul edildiğinde ve selamlandığında, yaşadığı gevşeme duygusu ve sevinç doru14 Aristides, Or., 22 (Eleusiııios), 2, karşılaştırın 10: "Şu anki neşeli ruh hali (euthymia) . .. daha önceki nahoş olaylardan kurtulmaktan ve serbest kalmaktan" ileri geliyor; Or., 48.28, Bir benzetmede: gizemlerde "yılgıy­ la beraber iyi umut da yakındır"; Or., 26.6 ve devamında, "arınma­ lar"dan ve "neşe" den söz edilmektedir. "Korku" ile "bu (?) gizemli telos arzusu"nu çok daha önce biraraya getiren Aiskhylos'un (fr., 387, Radt) bağlamına ilişkin bir şey bilmiyoruz. 15 Artemidorus, 2.39'da "Demeter, Kore ve Iakkhos"un sözü edilmektedir; bunun yanında Artemidorus Sarapis'i, İsis'i, Anubis'i, Harpokrates'i ve onların, bir rüyada "zihin bulanıklığı, tehlike, korku ve kriz" ile "beklentilerden ve umutlardan kurtulma" anlamına gelen gizemlerini anmaktadır. 16 Plutarkhos, De aud. poet., 47a (bir benzetmede, kişinin felsefe öğrenirken çekmek zorunda olduğu eleııchostan söz edilmektedir); De., fac., 943c (ruhun bedeni terketmesinden söz edilmektedir, karşılaştırın: 11. dipnot); yine bakınız: Plutarkhos, Prof, virt., 81d; Proclus, Theo/. Plat., 3.18, s. 151, Portus: "Gizemli görüntüler"den önceki ekplexis. 17 G. L. Dirichlet, De veteru m macarismis (Giessen, 1914); Eleusis için bakı­ nız: Homeric Hymıı to Demeter, 480-482; Sophokles, fr., 837, Radt; Dionysos için, Euripides, Bakkhalar, 73 ve devamında; Thurii'ye ait altın levha, A 4, bakınız: 2. not; Demosthenes 18. 260'daki parodi.


İlkçağ Gizem Tapılan

152

ğa çıkacaktır. Ancak metinler, gerçek kutluluk durumunun bu duygusal salınımda değil, tanrısal olanı "görme" edimin­ de yattığında ısrar ederler. 18 Doyurucu bir manzara oluşturmamakla birlikte, yine de parçalılığın büyüsüyle imgelemi etkileyen gizem erginleme­ lerinin ayrıntıları hakkında elimizde sadece bölük pörçük bilgiler bulunmaktadır. Eleusis hakkında en azından beş çeşit kanıt dizisi vardır: Tapınağın topografyası; 19 özellikle Homeros'un ilahisinde anlatıldığı biçimiyle Demeter'in [Eleusis'eJ gelişiyle ilgili söylen;20 çeşitli nüshalardan bildi­ ğimiz, üzerinde erginlenme törenlerinden sahnelerin yer aldığı kabartma bir fresk;21 İskenderiyeli Clement'in aktardı­ ğı biçimiyle, synthema, "parola" 22 k<cı.panış şenliğine ait oldu­ ğu açık, Naassene'ye ilişkin iki tanıklık (9. dipnota bakınız). Bu tanıklıklar tamamen yalıtılmış değildir: Daha eskiye ait pagan bir tanıklık -Hadrianus döneminin şairi 18 Platon, Phaidros, 250b: makarian opsin te kai thean; Aristophanes, Kurbağalar 745: yüce hazza ilişkin bir eğretileme olarak epopteueiıı. Kerenyi (1967, 95-102), visio beatijicadan söz etmektedir. Ep-optes'deki edatın kesin anlamından emin olmamız olanaksızdır (karşılaştırın: HN,

265, 1 )

1 9 Bakınız: Mylonas, 1961. J . N . Travlos'un [bu söyleni] yeniden kurması önemliydi, Ephem. arch., 89\ 90 (1950\51), 1-16; rahibin tahtı, Teles­ 20 21

22

terion'daki küçük merkez binanın (anaktoron) girişinin hemen yanın­ daydı; karşılaştırın: O. Rubensohn, Jdl 70 (1955), 1-49; Kerenyi, 1967, 86 ve devamında; HN, 276, 8. Karşılaştırın: Bölüm ııı, 35. dipnot. "Lovatelli um", Torre Nova tahidiyle Campana kabartmaları, bakınız: G. E. Rizzo, Röm. Mitt., 25 (1910), 89-167; Deubner, 1932, 77 ve devamın­ da, resim 7; E. Siman, W. Helbig'in yayına hazırladığı Fülırer durclı die öffientliclıen Sammlungen klass'isclıer Altertiimer in Rom 4m (Tübingen, 1969), 73-75, no. 2164 ve devamında; Kerenyi, 1967, 52-59; HN, 267-269. Bakınız: 2-4. şekiller. Clement, Protr., 21.2 (Arnobius da Clement'i izlemektedir, 5.26). Porphyrios'da (Abst., 2.6; karşılaştırın: HN, 269-273) Theophrastııs'un tanıklığından yararlanan A. Delatte (Le cyceon, breuvage rituel des mysteres d'Eleusis, Paris, 1955, 5-8) sayesinde yorumda belirgin bir ilerle­ me sağlanmıştır.


Olağandışı Deneyim

153

Mesomedes23_ bunları olumlamaktadır. "İsis ilahisi"nde Mesomedes, şifreli anıştırmalarla "yer altı evliliği"nden ve "bitkilerin doğumu"ndan -ki Persephone'u anımsattığı açık­ tır- ve "Afrodit'in arzularından, küçük çocuğun doğumun­ dan, yetkin olandan, söze dökülemeyen ateşten, Rhea'nın Kuretalarından, Kronos'un doğranmasından, sürücülerin kentlerinden söz eder, (bunların hepsi de İsis için anaktora'da dans ederler)". Burada çocuğun doğumunu, büyük ateşi, hadım olayının arkaplanını oluşturan ekinlerin biçilmesini ve son olarak sürücü Triptolemus' tan söz edildiğini görüyo­ ruz: Bu açıkca, hatta birbirinden kopuk göz gezdirmelerden ziyade kesin bir düzen sağlayan bir Eleusis senaryosudur. Yine de bu hızlı özet, deneyimin yerini alamaz. Erginleme için yapılan hazırlıklar, yine bilinçli olarak şifrelenmiş synthmada özetlenmektedir: "Perhiz yaptım, kykeon içtim, kapaklı sepeti [kiste] çıkardım, işledim ve geri­ sin geri büyük sepete [kalathos], onu da başka bir sepete [kiste] yerleştirdim (22. dipnota bakınız). Bu "işleme"nin ne anlama geldiğini en iyi Theophrastous'un ekinin dibekte dövülmesiyle ilgili tesadüfen söylediği bir söz açıklamakta­ dır: Öyle görünmektedir ki eren, dibekte bir miktar ekin dövmek zorundadır; bu edimin simgesel anlamı bellidir, ancak olumlanmış değildir. Erginlenmeyi anlatan bir freskde yer alan kabartmalar­ da (2-4. şekillere bakın) üç sahne resmedilmektedir: Ön kurban, arınma ve tanrıça Demeter ve Kore ile karşılaşma; sonuncusu, kabartmada yaklaşırken gösterilmektedir. Kisteden çıkan bir yılan, Demeter'in kucağına çöreklenmiştir ve bir tutam taze sürgünle belirtilen mystesin bu yılana korkusuzca -insani endişe duygusunu aşarak, tanrılık bir 23 Bakınız: Bölüm ıu, 116. dipnot; Eleusis'e sahip çıkan İsis hakkında karşı­ laştırın: Bölüm ıı, 68. dipnot 17. satırdaki "cities"i [kentler], astea olarak okuyun (aistea, Horna, astra, Wilamowitz, Heitsch), araba sürücüsü, "dünyayı dolaşan" Triptolemus'tur.


154

İlkçağ Gizem Tapılan

alanda özgürce, rahat hareket ederek- dokunduğu görül­ mektedir. Talibin yüzü peçeyle örtülü halde bir koç postu­ nun üzerinde otururken görüldüğü arınma sahnesinin, töreni gerçekçi bir ayrıntıyla yeniden ürettiği açıktır; oysa son sahnede gizem düzeyine geçilmektedir, dolayısıyla kutlamaların gizi saklı kalır. Tapınağın topografyasında en akılda kalan ayrıntı, Propylaea ile Telesterion arasında yer alan ve bir kaç ithaf sayesinde tanımlanan Pluto'nun mağarasıdır. Hiç bir edebi metinde adı geçmemektedir ve anlaşıldığı kadarıyla dışarda­ kiler tarafından bilinmeden kalmıştır. Onu, "hiç bir yere çıkmayan, karanlık, korkutucu yollar"la ilişkilendirmek mümkün olabilir (11. dipnota bakınız). Fakat, özellikle birey, hazırlık erginlemesi ya da arınmayla büyük toplu şenliğe katılmak arasındaki ilişkide bir çok konu kesinlik ve açıklık­ tan uzaktır. Dionysos erginlenme törenlerine ilişkin olarak, Sezar zamanından kalma Pompeii'deki Gizemler Sarayı'nın ünlü freskiyle başlayan özgül ve merak uyandırıcı bir ikonografi vardır;24 Augustus zamanından kalma Roma' daki Farnese Sarayı'nın kabartma sıvaları en az bu denli önemlidir;25 erte­ si yüzyıllara ilişkin, mimari kabartmalar,26 lahit üzerine çizilmiş sahneler27 ve büyük olasılıkla süslenmiş bir tapı odası olan Cezayir' deki Djemila-Cuicul' a ait bir mozaik28 24 G. De Petra, Not. Scav., 1910, 139-145; A. Maiuri, La Villa dei Misteri (Roma, 1931); Nilsson, 1957, 66-76; 123-126; Herbig, 1958; Simon, 1961; Zuntz, 1963b; Matz, 1963; Brende!, 1966. Le Corsu (1977, 163-171) 25 26 27 28

sağlam bir temellendirme yapmadan Saray resimlerinin İsis gizemleriy­ le ilgili olduğunu ileri sürmektedir. Bakınız: 5. Şekil. Matz, 1963, 10-16, 4-11. resimler. Bakınız: 6. şekil. Matz, 1963, 8, 4-5. notlar, 12-13. resimler. Matz, 1963, 9, notlar 12-14, 22-23. resimler; Geyer, 1977, 61 ve devamın­ da, 2-3. resimler; F. Matz, Die dionysischen Sarkophage, Berlin, 1968-1975, no 210; 38; 163. L. Leschi, Mon. Piot 35 (1935\36), 139-172, 8-9. resimler; Nilsson, 1957, 112-115; Matz, 1963, 9 no 16, resim 24; Horn, 1972, şekil 33; Geyer, 1977, resim 14. Bakınız: 7, şekil.


Olağandışı Deneyim

155

bulunmaktadır. Bu tasvirde en göze batan parça, ya Saray resminde olduğu gibi diz çökmüş bir kadın ya da yüzü örtü­ lü bir şekilde ilerlemekte olan gencin önünde bulunan bir silenos tarafından açılan bezle üzeri örtülmüş bir sepetteki kalkık dev fallus heykelidir.29 Bunun "kutsal bir nesnenin gösterilmesi" eylemi olduğu besbellidir; "hierophantik" bir sahnedir. Buna, kolayca belli bir "özgün" ergenlik töreni bağlamında tanrısal bir güç ya da salt cinsellikle karşı karşı­ ya olunulduğuna ilişkin yorumlar eklenebilir. Ruh (Psykhe) ile Sevgi (Eros) masalı, bu bağlamda kanıt olarak ileri sürül­ müş30 ve psyklıenin erosla tanışması anlamında bir gizem dizisi sağlamıştır. Kritik sahne, Psyche eşini ilk kez lambası­ nın ışığında peçesiz gördüğünde ortaya çıkar; bunu, mutlu sondan önce bir çalkantılar dönemi izler. Saray freskini (5. şekile bakın), kadının soldan girmesiy­ le başlayan, daha sonra arınma ve satirik yaşamın geçici pastorelliğinden geçerek tanrının ana duvarda gizemli açım­ lanışına uzanan bir dizi olarak anlamak uygun olur. Tanrının her iki yanında yer alan Dionysos' a ait iki görü­ nüm, dizinin ve ana kompozisyonun etkileşimini vurgula­ maktadır: Satir kılığındaki delikanlılar, gümüş bir kaseyle bir maske taşırken (şarap alemi, catoptromancy' e mi dönüş­ mektedir?),31 genç kızlar fallusun üzerindeki örtüyü açarlar. 29 Kadın ve

30

liknon: Saray, Campana kabartması (Matz, 1963, resim 13), Djemila mozayiği; silenus ve liknon: Campana kabartması {Matz, resim 12), Farnese Sarayı (Matz, resim 8; tahrip olmuş ve net değil: Resim 10), kabartmalardaki çelik başlık (Matz, resim 14), karşılaştırın: kayıp bir resmin çizgileri (Matz, 20-21. resimler). H. Jeanmaire, "Le conte d'Amour et Psyche", Bul/etin de l'Institut Français de Sociologie ı (1930), 29-48 "Die Erzahlung von Amor und Psyche", G. Binder ve R. Merkelbach'ın yayıma hazırladıkları Amor und Psyche içinde (Darmstadt, 1968), 313-333; Merkelbach, 1962, 41-45. . Bu sahnenin yorumu son derece tartışmalıdır. Gerek şarap içilmesi gerekse araya sokulan ayna etkisi çekişme konusu olmuştur. Çocuğun, kendini yaşlı bir satire dönüşmüş gördüğü varsayımı çekiciliğini sür­ dürmektedir: Herbig, 1958, 42-44; Herbig, K. Kerenyi'yi izlemektedir: =

31


156

İlkçağ Gizem Tapılan

Bunlar, erginlenmeyenler için birer muamma olarak kalmaya devam eden iki açınlama biçimi olarak görünmektedirler. Dizi, daha sonra hem alçalmayı hem de sonul mutluluğu ifade eden kırbaçlama sahnesiyle32 ve çılgınca yapılan dans­ larla devam eder. Yoruma gerçekten anahtar olabilecek hiç bir metin bulunampmıştır. Bugüne kadar Saray' daki resim­ lerin doğrudan önceli olabilecek hiç bir şey gün ışığına çıkar­ tılamamıştır;33 öyle görünüyor ki bu resimler, İÖ 186' da Bacchanalia'nın bastırılmasıyla kovuldukları İtalya'ya yeni­ den geri dönen reform görmüş Dionysos gizemlerinin göre­ ce yakın zamanlardaki seyrine tanıklık etmektedirler. Falluslu liknon, herhangi bir özel "gizemli" yan anlamlar barındırmasa da, çok eskiden beri Bakkhacı bağlamda kendini göstermektedir. Apulia dönemi bir vazo resminde, bir Dionysos alayında taşınırken görülmektedir;34 bir direk ya da sütun üzerine oturtulmuş olan fallus, Pompeii' deki büyük olasılıkla Helenistik- duvar resimlerinde ve neoklasik kabartmalarda kırsal bir peysajı karekterize etmektedir.35 Genel olarak alındığında Dionysos tapısında her zaman fallus yürüyüş alayları olmuştur. Bu tarz bir fallus, ekin başağından daha büyük bir giz değildi; gizem nesnede değildi. Dionysos erginlemeleri hakkındaki daha eski bir tanık­ lık tabakasında, arınma, statünün değişmesi, hatta kimlik değişimi öne çıkmaktadır. Demosthenes'in Aeschines'e düzdüğü sövgüler sayesinde, geyik postu giyilmesini ve Kerenyi, Eranos fahrbuch 16 (1948), 183-208, karşılaştırın: Kerenyi, 1976, 285; contra, Zuntz, 1963b, 182-188; Simon, 1961, 152-159; Matz, 1963, 3034. 32 Bakınız: 90-91. dipnotlar. 33 Simon (1961, 112; 160-169) Telephos freskiyle bağlantılar kurarak bu kompozisyonu Bergama'ya kadar götürmeye çalışmıştır.

34 RVAp, 6\ 94; Simon, 1961, 171, şekil 37; Berard, 1974, 2-3. resimler. 35 Münih, Viyana ve Kopenhag'daki kabartmalar için bakınız: Th. Sch­ reiber, Die hellenistischen Reliefbilder (Leipzig, 1894), 80, 98, 69. resimler.


Olağandışı Deneyim

157

şarapla krater hazırlanmasını da içeren bir gece kutlaması­ nın varlığını farkediyoruz. Talipler önce oturtulmakta sonra da Üzerlerine çamur ve saman karışımından oluşan bir bula­ maç sürülmektedir; karanlığın basmasıyla rahipler korkunç birer cin gibi ortaya çıkarlar; yeniden temizlenen talipler "kötüden kaçtım iyiyi buldum" diye ünlerler ve çevrede sıralananlar yüksek sesle haykırır, sanki ilahi bir varlığın huzurundaymışlar gibi çığlık (ololyge) atarlar. Günün ağar­ masıyla talipler, törene katılan gruba dahil olurlar ve thiasos sokaklardan geçer; halkın başına rezeneler ve kavaklar yaprakları takılır; bir yandan kiste ve liknon taşır, ellerindeki canlı yılanları sallarken dans edip, ritmik çığlıklar atarlar. Talipler, korkuya hükmeder hale gelirler. 36 Ayrıntılı bir eğretilemede Platon, erginleme töreninin ruhta (psyche) yol açtığı değişikliğe anıştırmada bulunur; önce ruhtan bir zamanlar tutulduğu bütün bu kötü güçleri atan "büyük tele", "arınma" anlamına gelmektedir; daha sonra başlarına çelenk takmış sevinçten coşan koro, bundan böyle hükmünü süre­ cek yeni iyi güçleri yaratır.37 Platon, esasında ruhbilimsel süreçle ilgilendiğinden törenin ayrıntılarını vermez; fakat törene ilişkin sunduğu genel hatlar, Aeschines'in kayıtlarıyla uyum içindedir. 36 Demosthenes, 18.259, bakınız: Bölüm ı, 34. dipnot. "Empusa" ciniyle mücadelenin ayrıntıları, Idomeneus (FGrHist, 338 F 2) içindedir.

37

Origenes (Cels, 4.lO'da), Dion Chrysostom (Or., 4.90) Hekate teletaisin­ de, Bakk-hos teletaisinde hayaletler ve görüntülerle (phasmata kai deima­ ta) mücadeleden söz etmektedirler. Italyan vazo resimlerinde, arınmayı imleyen bazı "oturma" sahneleri vardır: Pelike Taranto, 117503, RVAp 10/18 (bir sunakta duran ve elinde thyrsos tutan genç, sunağın kaidesi üzerinde meşale tutan kadın; bu sahne, Torre Nova Jahitlerinin ortasın­ da yer alan sahneye benzemektedir, bakınız: not 21); scyphoid pyxis, Moskova, 510, LCS, s. 604, no. 105, resim 236,6 (yüzü örtülü, oturur durumdaki erginlenme adayı). Platon, Devlet, 560de; "oligarşik" bir kişilikten "demokratik" bir kişili­ ğe" dönüşmekten söz edilmektedir.


158

İlkçağ Gizem Tapılan

İsis erginlemesi sadece tek bir metinde, Apuleius'un Metamorphoses'unda yer alan ünlü bir parçada betimlenmek­ tedir. Bu, elimizdeki tek birinci şahıs ağzından anlatılan bir gizem deneyimidir. Alaycı bir romans havasında olmasına karşın, içeriği kurgudan ibaret değildir; belirgin biçimde betilidir ve anıştırmalı bir oyunculuğu vardır: "Aziz okur, ilerde söylenecek ve yapılacak şeyleri bilmeye can atıyor olmalısın. İzin olursa anlatacağını... Fakat seni belki de dinsel bir arzuyla sürüncemede bırakmayacağım gibi, keder­ li anları uzatıp sana işkence de etmeyeceğim." Bu, son dere­ ce sık alıntılanan şu cümlelerin girişidir: "Ölümün sınırına geldim, ayağımı Persephone'nin eşiğine koydum, bütün ögeleri gezdim ve geri döndüm; gece yarısı beyaz ışığıyla parıldayan güneşi gördüm, yer altı ve yer üstündeki tanrıla­ ra yaklaştım, elimle adeta dokunabileceğim bir mesafeden onlara tapındım." 38 Bunlar geceleyin olur; ertesi sabah, üzerinde on iki katlı kc;ırmaşık bir giysi, başında güneşin ışıklarını simgeleyen bir taç bulunan ve elinde bir meşale tutan eren, tapınağın ortasındaki platformun üzerine, hayran nazarlarla kendisine bakan kalabalığın önüne çıkartı­ lır.39 Gece deneyimi için her türlü hayale yol açan fantastik aygıtlar ve gelişmiş düzenekler olduğu akla geliyorsa da, Eleusis için de bu tür düşünceler varken, Kazıbilimin Telesterion'un ortasında kıraç topraktan başka bir şey bulunmadığını, ne yeraltı geçitleri ne de aygıtlar için yer olmadığını ortaya çıkarmıştır.40 Oysa basit törensel simge­ selliğin gücünü düşünmek daha doğru olurdu; Servius'un işaret ettiği gibi su, hava ve ateş "ögeleri" ile yapılan bir 38 Apuleius, Metamorphoses, 11.23.6-8. 39 Apuleius, Metamorphoses, 11.24.1-4 40 S. I. Dakaris, hayaletler ve görüntüler aygıtını, Ephyra'nın Nekroman­

teion'u için kabul etmektedir; bakınız: Dakaris, Altertümer von Epirus: Das Todesorakel von Acheron. Ephyra-Pandosia-Kassope (Atina, n.d.), 15-17, karşılaştırın: Antike Kunst Beiheft ı (1963), 52.


Olağandışı Deneyim

159

"arındırma" söz konusudur.41 Havayla arındırma, kılgısal yaşamda da hasadı samanlarından "temizleyen" liknonla yapılır. Ateşle arındırmada meşaleler kullanılır ve gece parıl­ dayan ışık, gizemler gecesinde Eleusis'in ocağında yanan büyük ateşin bir dengi olabilir. "Ölümün sınırı"na nasıl gelindiği bizim imgelememize kalmaktadır;42 ne yazınsal ne de ikonografik bakımdan daha fazla bir kanıt söz konusu­ dur. Apuleius tam da amaçladığı gibi merakımızı boşa çıkar­ mayı başarmıştır. Ana Tanrıça gizemleriyle ilgili olarak elimizde Koribantlar hakkında daha eski bir kanıt tabakası mevcuttur; ötekiler etrafında çılgınca hora teperken, erginlenme adayı bir tahta oturtulur. Söylende de Dionysos ve Koribantlarla ilgili benzer bir sahne bulunmaktadır.43 Elimizde ilkçağ sonlarından kalma, şu Eleusis duasını model aldığı besbelli bir synthema vardır: "Teften yedim, zilden içtim, bileşik kase­ yi {kernos] taşıdım, cibinlik {pastos] altında uyudum" ya da başka bir yorumda "Attis'in mystesi oldum."44 Tympana [tef] ile cymbala [zil], Tanrıça tapısının her yerde rastlanan simge­ leridir, ancak bu metinde ya garip bir kullanım tarzı söz konusudur ya da yanlış kullanılmaktadır; pastos, evliliğin 41 Servius, Aen., 6.741; Servius, G., 2.389, sacra Lilıeri ye açık göndermesiy'

le; "havayla arındırma", ascil/a asma adetiyle açıklanmaya çalışılmıştır; karşılaştırın: mystica vanııus Iacchi hakkında Servius G. 1.166. Toprak=çamurla arınmayı ekleyebiliriz, bakınız: 36. dipnot. Bakınız: S. Eitrem, Die vier Elemente in der Mysterienweihe", Symlı. Osla. 4 (1926)

39-59; 5 (1927) 39-59. 42 Karşılaştırın: 56. dipnot. Ravenna lahitli için bakınız: Bölüm ı, 78. dipnot.

43 Bakınız: Bölüm ı, 32-33. dipnotlar; bölüm m, 38. dipnot; karşılaştırın: Dion, 3. dipnotta. Koribantların etrafında dans ettiği tahttaki Dionysos, 44

Perge Ti-yatrosu'ndaki bir kabartmada yer almaktadır ve Bologna'daki fildişi kutsal ekmek kutusu için bakınız: Kerenyi, 1976, şekil 66. Clement, Pratr., 15.3 Seha/. Plat. ·Garg., 497c; Firmicus'daki (Err., 18.1) alternatif yorum; karşılaştırın: Dieterich, 1923, 216 ve devamında; Hepding, 1903, 184-195. Pastas için karşılaştırın: Posidippus (?), Suppl. Helenist., 961,8; Peek, G V, 1680, 1823; Clement, Pratr., 4.54.6; Lukianos, Dial. mart., 23; Musalar, 280.


İlkçağ Gizem Tapılan

160

göstergesidir. Taurobolium'un yeri, Ulu Ana tapısında tama­ men farklıdır. Hıristiyan yazarların betimlediği gibi,45 bir çukura çömelen aday, hemen üzerinde can çekişmekte olan boğadan akan litrelerce kanla yıkanır. Bunun unutulmaz bir deneyim olduğunu anlamak hiç zor değil; çukurdan çıkan erene, bir üst konuma yükselen biri olarak orada bulunanlar tarafından "tapınılmasa", bu deneyim hiç de kutlu bir durum gibi görünmeyebilirdi ve biraz önce yaşanılan korkunç deneyimden ötürü, diğer her şeyi bastıracak kadar güçlü yeni bir yaşam ve özgürlük duygusu doğmuş olmalı­ dır. "Kötülükten kaçtım iyiyi buldum" burada da geçerlidir; ne ki bu örnekte teletenin araçsal, hatta büyüsel niteliği ağır basmaktadır.46 Mithras, burada da bir kez daha ayrı düşmektedir. Yedi eren derecesi (korax/corvus, kuzgun; nymphus, yitmiş usta;47 stratiotes/miles, asker; leo, aslan; Persa, Persli; heliodromus, güneşin koşucusu; ve pater, baba) yaratacak kadar çoğaltıl­ dıklarından, bu gizemlerde erginlenme törenleri diğerlerin­ den çok daha önemli bir yer tutmaktadırlar ve daha inceltilmişlerdir. Hazırlıkları, ruhsal çalkantıları ve bütünle­ meleriyle her adımın kendine özgü bir ritüeli olmuş olma­ Iı,48 ancak gerek yazında gerekse ikonografide ayrıntılar 45. Prudentius,

Peristeph., 10.1006-1050; Carmen contra paganos, yayıma hazırlayan Th. Mommsen, Hermes 4 (1870), 350-363 Anthologia Latina, yayıma hazırlayan Riese ı2, no. 4; bakınız: Hepding, 1903, 61; 65 ve devamında; Duthoy, 1969, 54-56; karşılaştırın: Giriş, 24. dipnot. İlk kez CIL vı (407-504) içinde toplanan Roma'daki Phrygianum'a ait yazıtlar, şimdi CCCA m, 225-245 içindedir. En eski temiz örnek, CIL x'dır 1596 ( Duthoy no. 50 CCCA ıv, 1 1 ); 134'de Puteoli'deki bir tauroboliumun (yani İ.S. 114'deki ilk tauroboliumun) kopyası bulunmaktadır. 46 Bakınız: Bölüm ı, 27-28. dipnotlar. 47 Nymplıusun bu anlamı için bakınız: Merkelbach, 1984, 88-90. Yedi dere­ ceyle ilgili başlıca yazınsal tanıklık için bakınız: Jerome, Ep., 107.2. Bu sözcük, I. Hilberg'in, Corpus Scriptorum Ecclesiasticorum Latinorum'un­ daki (55, 1912) standard baskısında bile, durum gereği çıkartılmıştır. 48 İfade şudur: Tradere, hierocoracia, leontica, persica, patrica, bakınız: CIMRM, 400-405 CIL vı, 749-753 (Julianus çağı, İ.S. 357\ 8). =

=

=

=


Olağandışı Deneyim

161

hakkında yok denecek kadar az bilgi vardır ve kimisi, Capua Yetere Mithras tapınağındaki freskler gibi iyi korunmamış;49 bazısı, Hıristiyan yazarların erginlenme törenlerinde işkence sorununa yol açacak türden tartışmalı sözlerinden ibaret kalan50 ) bu bilgilerin de sözkonusu yedi dereceyle bağlılaşı­ mı belirsizdir. Genellikle bir erginıenme töreninin temel fikrinin, ölüm ve yeniden doğuş olduğu kabul edilir. Mircea Eliade'nin tanınmış bir kitabı, ya Rites and Symbols of Initaition [Erginleme Törenleri ve Simgeleri] ya da sadece Birth and Rebirth [Doğuş ve Yeniden Doğuş] adıyla ard arda baskı yapmıştır.51 Özünde erginleme törenleri olan ilkçağ gizemle­ ri, bu kalıba uyarlar. Bu aynı zamanda neden bu törenlerin gerçek ölüm tehdidini savuşturduğuna inanıldığının en iyi açıklamasını sunar gibi görünmektedir.52 Ne ki buna karşılık gelen "ölen tanrı" söyleni53 örneğinde olduğu gibi, kanıtlar genel hipotezin kaldırabileceğinden daha değişken ve daha belirsizdir. Anıştırmacı niteliğine karşın en açıklayıcı olanı Apuleius'un pasajıdır. İsis gizemleri, der rahip "gönüllü bir ölüm ve tanrının kayrasıyla çıkılan esenlik olarak" kabul edilecektir;54 ilerdeki "Persephone'nin eşiğinden geçtim" 49 Vermaseren, 1971;

CIMR.M, 180-199; Merkelbach, 1984, şek.iller: 28-32, ayrıntılı betimlemeleriyle birlikte. Bakınız: 12. Resim. 50 Bakınız: Aşağıdaki 77 ve devamındaki notlar. Yedi erginleme törenini yeniden kurma girişimi için bakınız: Schwertheim, 1979, 69-71. 51 M. Eliade, Birth aııd Rebirth (New York, 1958). "Erginleme Örüntüleri" konulu tebliğlere (Chicago, 1956) dayanan bu kitap, Rites and Synıbols of Initiation olarak yeniden basıldı (New York, 1965). Yine bakınız: Kem, PW xvı, 1331-1333; Brelich, 1969, 33 ve devamında. 52 Karşılaştırın: Bölüm ı, 44. dipnot ve devamında. 53 Karşılaştırın: Bölüm m, 46. dipnot ve devamında. 54 Apuleius, Metaporhoses, 11.21.6, ad instar vo/untaire nıortis et precariae salutis; karşılaştırın: 38. dipnot. O. Levi, Antioclı Mosaic Pavenıents'de (Princeton, 1947), 163-166, resim xxxıııa (karşılaştırın: Le Corsu, 1977, 238), birinin Hermes tarafından açık bir kapıdan geçirildiği sahneyi, İsis gizemlerinden bir sahne olarak yorumlamaktadır. Basel'deki bir Apu-


162

İlkçağ Gizem Tapılan

deyişi, buna karşılık geliyor gibi gözüküyor. Osiris söyleni tanrının ölüme nasıl götürüldüğünü anlatmaktadır: "iş birlikçileri"yle birlikte Set, Osiris'i kandırarak bir tabuta yatmasını sağlar ve ansızın kapağı üzerine kapar.55 Etkileyici bir törende bu olayı canlandırmak kolay olsa gerekti, ama bunu doğrulayacak bir kanıt yoktur.56 Her durumda erginleme törenin yapıldığı gecenin ertesi sabahı, yeni bir doğum günü olarak kabul edilir;57 İsis'te yazgıyı değiştirme ve yeni bir yaşam bağışlama gücü vardır.58 Tanrıçanın bu vaadi, şu ya da bu biçim halinde erginlemede yaşanan deneyime dönüşecektir. Benzer bir biçimde Santa Prisca' daki Roma Mithras tapınağındaki yazıtlar59 ve bazı taurobolium yazıtları,60 erginlenme törenin yapıldığı günün yeni bir doğum günü olduğunu göstermektedir; mystes, natus et renatustu.

55 56

57 58 59 60

lian lutrophorosundaki sahnede olduğu gibi burada pekala gerçek ölü­ me de bir atıf söz konusu olabilir, M. Schmidt ve W. Batschelet-Massini; AK 27 (1984), 34-46 (yazıtla birlikte). Plutarkhos, İsis, 13.356c. Cyrene'deki İsis heykelciklerinin, mumya olarak yorumlanmış ağ­ benzeri giysileri vardır: P. Romanelli, La Cirenaica Romana (Roma, 1943), şekil 27; Le Corsu, 1977, 243; R. Merkelbach, The New Encyclopaedia Britanicca a15, 24 (1985), 707. Ama İsis'ten ziyade Osiris'in mumyalan­ mış olması gerekirdi. Apuleius, Metamorphoses, 11.24.5, natalem sacrorum, karşılaştırın: Renatus, 11.16.2; 11.21.6. Bakınız: Bölüm ı, 26. dipnot. Vermaseren-Essen, 1965, 207-210 CIMRM 498; imaginem ressurrectio­ nis, Tertullianus, Praescr. haer., 40. Duthoy, 1969, 78, 79, 124, 132. notlar, s. 106 ve devamında. Duthoy bu yorumu reddetmektedir; karşılaştırın: Cosi, 1982, 490 ve devamında. Sallustius 4, "sanki yeniden doğuyormuş gibi sütle yıkanmak"tan (ana­ gennomenon) söz etmektedir. Firmicus'un metninde (Err., 18.1), (ut in interioribus partibus homo moriturus possit admitti; "ölmekte olan biri içeri­ ye kabul edilebilsin diye") Attis gizemlerinin şifresinin (44. dipnota bakınız) tapınakta ilan edildiğini söylemektedir; bu öylesine garip ve ayrıksı bir durumdur ki metnin bozulmuş olması kuşkusunu doğur­ maktadır (oraturus mu, Lobeck, 1829, 24; yoksa moraturus mu ("kalacak olanlar"). Hilaria için bakınız: Bölüm ı, not 73. =


Olağandışı Deneyim

163

Gerçekten de doğum Ana Tanrıçaya yaraşır bir iş olsa gerek­ tir. Platon'un söyleninde açık bir imge vardır: Yeniden doğmaya giderken Ana Tanrıça Ananke'nin "tahtından geçi­ lir", fakat burada tapının gerçekliğinden söz edildiği çok açık değildir. Koribantik telete hakkında bildiklerimiz tama­ men farklıdır. Tauroboliumda talip mağaradan giysileri kanlı bir şekilde çıktığından, bunun bir doğum edimi olduğu düşünülebifü,61 ne var ki açıkca doğrulanmış değildir. Eleusis'le ilgili kanıtlar o kadar açıklayıcı değildir. Alfred Koerte, Thodoretus'un bir yorumuyla uyuşum halin­ de, synthemamn dolaylı ipuçlarında bir yeniden doğuş töreni keşfetmiştir.62 Kuramı belli ölçülerde başarılı olmuş, ancak Theophrastus'da başağın öğütülmesiyle ilgili gizleri anlatan bir bölümün bulunmasıyla, yıkılmıştır. Naassene'ye göre gizemlerde Tanrılık bir çocuğun doğuşu kutlanmaktadır;63 Eleusis koyağında "çocuklara bakılması"yla ilgili çok daha eski bir kaynak vardır.64 Fakat ölümde yaşam paradoksunu ifade eden buna benzer başka anıştırmalar ve imgeler de vardır: Persephone'nun kişileşmiş Ölüm tarafından götürül­ mesi ve geri dönerek tanrılara ve insanlara sevinç vermesi; tohum elde etmek için kesilen başak; ölümsüz olması için yakılan ateşteki çocuk. Bu imge bolluğunu, tek boyutlu bir hipoteze, dogmatik anlamı olan tek bir ritüele, "belli bir" tanrının ve erginlenme adayının ölüm ve yeniden doğumu­ na indirgemek hiç kolay değildir. Khtonia (Yeraltı tanrısı) Dionysos ile ilgili söylen 61 Bu öneri Nancy Evans tarafından getirilmiştir. Platon, 62 63 64

Devlet, 620ef., karşılaştırın: Burkert, 1975, 98; yine bakınız: Bölüm ııı, 57-60. dipnotlar. A. Koerte (ARW 18 (1915), 16-26), Theodoretus, Gr. aff cur., 7.ll'den yararlanmakta, ancak 3.84'deki Thesmophoria'dan söz etmemektedir. O. Kem (PW xvı, 1239; karşılaştırın: 22, dipnot ve HN, 270, 21), Koerte'yi izlemiştir. Bakınız: Yukardaki 9. not ve bölüm ııı, 44. dipnot. Sophokles, Oedipus Coloneus, 1050: Eleusis tanrıçaları, semna tithenountai teledir; çocuk bakımı anlamına gelen bir deyiştir.


İlkçağ Gizem Tapılan

164

Dionysos'un Titanlar tarafından kandırılması, öldürülmesi, gövdesinin parçalanması, ve yeniden doğmasıZ çevresi Koribantlarca sarılmış tahtta oturan çocuk65- bir tür ergin­ lenme senaryosudur. Tanrının yazgısını anımsatan (toplar, topaçlar, aşık kemiği gibi) oyun gereçlerinin, erenler tarafın­ dan bu törenlerde kullanıldığına ve deneyimlerinin ve umutlarının simgesi olarak saklanıldığına dair elimizde kanıtlar mevcuttur.66 Fakat bu söylenin tam olarak bu biçi­ miyle törende yeniden canlandırıldığına inanmak için neden yoktur. Diğer -örneğin Hades'te yetiştiği söylenen kavak ağacının yapraklarından taç takılması gibi67- törensel işaret­ ler, ölüm boyutunu göstermektedir; Dionysos cümbüşü­ nün68 yapıldığı yerler olarak adları sıkça geçen "mağaralar"ınsa, bir tür yer altı dünyası [öte dünya] olarak görülmüş ve yaşanmış olması mümkündür. Ama hiç biri Mithras tapınakları kadar geliştirilmiş, işlenmiş değildi. Bize söylendiğine göre Roma Bacchanalia'sında insanları yer altındaki mağaralara makinalar çekermiş; yani bununla, tanrılar :ırafından götürüldükleri anlatılmak istenmektedir. Suçlamada dendiği gibi,69 törendeki öldürme sahnesi edim­ sel olarak buydu. Bu ünü kötü olayların acayiplikleriyle ilgi­ li tanıklıklar olmasına karşın yeniden doğuşa ilişkin tek söz yoktur. Özetlersek; gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık, aşağı ve yukarı karşıtlarıyla ilgili bütün gizemlerde dinamik bir ölüm ve yaşam paradoksu vardır, ancak Yeni Ahid'de (özel­ likle Aziz Paulus ile Yuhanna'nın İncilinde70 ) İsa'nın ölümü·

65 Bakınız: 43. dipnot; bölüm m, 38. dipnot. 66 Crepundia, Apuleius, Apologia, 56, karşılaştırın: 55, OF 34, Pap. Gurob (bakınız: Bölüm m, 25. dipnot); Mystis, Nonnus 9.lll-131'de Dionysos'un bakıcısıdır. 67 Harpocration, Berard sözcüğü altında, 1974. 68 Boyance, 1961; Berard, 1974. 69 Livius, 39.13.13, karşılaştırın: Bölüm ıı, 1 1 . dipnot. 70 Bakınız: Bölüm m, 56. dipnot. Tinsel yeniden doğuş (gennasthai)

·


Olağandışı Deneyim

165

nün ve tinsel yeniden doğuşun anlatıldığı bölümlerdeki kadar apaçık ve ünlenmiş olanı yoktur. Bugüne dek bu bölümlerin doğrudan pagan gizemlerden türediklerine iliş­ kin felsefi-tarihsel bir kanıt bulunamadığı gibi, gizemlerin usul ve ideolojisini açabilecek tek anahtar olarak kullanılma­ ları da olanaksızdır. Bu bağlamda, gerçi böyle bir şey sıkça iddia edilmekte­ dir, ama pagan gizemlerde vaftizin varlığına ilişkin neredey­ se hiç bir kanıtın bulunmadığını vurgulamak yerinde olur.71 Öteki hemen bütün tapılarda da olduğu gibi elbette su serp­ me ya da suyla yıkama şeklinde çeşitli arındırma biçimleri vardır. Ama bu işlemlerin gerçek vaftiz uygulamasıyla -yeni bir yaşama başlamanın simgesi olarak bir nehire ya da havu­ za daldırma- karıştırılmaması gerekir. Trakyalı tanrıça Kotyto'nun Baptai'sinin İÖ beşinci yüzyılda Korinthos'da ne yaptığını belirlememizin hiçbir yolu yoktur. 72 Eleusis'e ait bir adak kabartması parçası, burada vaftizin varlığı konu­ sunda kanıt olarak kullanılmış ve tekar tekrar çoğaltılmış­ tır,73 ne ki ikonografik tipoloji şunu açıkca ortaya koymaktadır: Tanrıçanın arkasındaki küçük çıplak erkek çocuk, sadece tanrıçaya doğru ilerleyen bir tapınanlar alayı­ nın en öndeki kişisidir. Yine vaftiz uygulamasını düşündür­ ten İsis tapınaklarındaki su kapları, Wild'in araştırmasının da gösterdiği gibi Nil taşkınlarını temsil amacıyla kullanıl-

71 72 73

Yuhanna 3'de yer yer ortaya çıkmaktadır (Nikodemus' la konuşma); vaftiz, Titus 3.5.'de "yeniden doğum banyosu" haline gelir, karşılaştı­ rın: Justin Martyr, Apol., 1.66.1. Yine bakınız: J. Dey, Palingenesia (Münster, 1937); RAC Auferstehung sözcüğü altında. Bu, Tertullianus (Bapt., 5.1) tarafından Mithras ve İsis için ileri sürül­ mektedir, karşılaştırın: Praescr. haer. 40, fakat bakınız: 74 ve 79. ·notlar. Eupolis,.frr., 76-98, Kassel-Austin; GGR ı, 835. Deubner, 1932, resim 6, 3; GGR ı, resim 45,2; Kerenyi, 1967, şekil 14; Berner, 1972, 15. Altenatif açıklama için bakınız: E. Simon, AM, 69 \ 70 (1954/ 5), 45-48. Törensel banyo Semadirek'te de uygulanmış olmalıdır, Cole, 1984, not 267; Halikarnasos'dan kalma bir yazıtta (metni onarılan) bir Dionysos "kutsal banyo"su için bakınız: SEG 28, not 841.


166

İlkçağ Gizem Tapılan

mışlardır. 74 Elimizde, İsis ve Mithras tapılarındaki lavacrum hakkında Tertullianus'un sözleri kalıyor. Bu, ilk Hıristiyan vaftiz uygulamalarında, pagan gizem erginlemelerinden birini tartışmasız olarak andıran belli özelliklerin varolduğu­ nu yadsımak anlamına gelmez: Sıklıkla oknos yüzünden bozulan istek üzerine kişisel tören; hazırlık ve yetke tarafın­ dan yönlendirme; tercihen büyük ortak bir şenliğin Paskalya'nın- arefesinde gece kutlaması; süt ve bal kullanıl­ ması; ve "keçi postuna basmak" gibi garip ayrıntılar (Eleusis mystesi de, koç postu üzerine otururken gösterilir).75 Bunlar, olasılıkla, sadece ortak erginleme kalıpları bağlamındaki koşutluklar değildir; daha çok bir ödünç alma sözkonusu­ dur. Bunların, Vaftizci Yahya'nın Ürdün'de yaptıklarına eklemeler oldukları açıktır. Fakat bu tür bağlantılar ya da etkiler büyük ölçekli yeniden kurgulamaları haklı göstermez. Köklerini Yahudi geleneğinden alan bir başka törene de (yağlama) yine gizemlerde çok ender olarak rastlanır. 76 Gizler merak uyandırmak amacıyla kullanılmaktadır ve bir kez merak uyandırıldığında artık insanlar olumsuz yanıt­ larla tatmin olmayacaklardır. Gizemler hakkında özellikle üç soru hala sorulmaya devam etmektedir: İşkenceden ne haber? "Orgyler"deki cinsellikten ne haber? Uyuşturucular­ dan ne haber? Bir açıdan bunlar meşru sorulardır, ancak yanıtlar bir kez daha farklılaştırmalar yapılmasını gerektirir. Aşağılayarak, acı vererek, hatta bedenlerinde ciddi yaralanmalara neden olarak çömezleri hırpalamak, Avustralya yerlilerinden -en azından son zamanlara değin­ Amerikan üniversitelerine kadar erginlemelerin ortak uygu74 Bakınız: Wild, 1981. 75 Agustinus'un Serm. 216.l O'u üzerine (resim 38, 1082) J. Z. Smith'e (1978, 13-16) bakınız. Süt ve bal için: H. Usener, Kleine Schriften ıv (Leipzig, 1913), 404-413; genel olarak, P. Brown, Augustine of Hippo (Berkeley, 1967), 124 ve devamında. 76 Sadece Firmicus içinde, Err., 22.1; bakınız: Bölüm 111, 50. dipnot.

·


Olağandışı Deneyim

167

lamasıdır. Bu deneyimin, kişiliğin temellerini sarsarak yeni kimlikler edinmesine hazır hale gelmesini sağlamak gibi bir etkisi olmuştur. Bu konuda Mithras gizemleri bağlamında yeterince tanıklık mevcuttur. Bu tanıklıklardan bazıları Nyssalı Gregorios'un hakaretamiz sözlerinden,77 bazıları yorumcusunun eklediği ayrıntılardan78 ve sözde Agustinus'a ait "Ambrosiaster" denen79 bir metinden oluş­ maktadır. Mithralar üzerine incelemelerin kurucu babası olan Franz Cumont, bu yorumcunun verdiği bilgilere inan­ mayı kesin olarak reddetmektedir;80 "elli gün perhiz, iki gün kamçılanma, yirmi gün karda bekletme" gerçekten de çok fazla görünüyor, üstelik Dura-Europos ya da Afrika'da kar nerede bulunacak? Himerius gibi zarif bir hatip, anlaşıldığı kadarıyla Julianus'u memnun etmek için bunca cefayı göze alıp Mithra erginlemesinden geçmişti81 Ancak Avesta dilin­ de dilinde yazılmış Mithras Yast'nda, bir Mithra kutlaması­ na hazırlık olarak günlerce sadece yıkanmak değil "kamçılanma"nın da gerekmesi gariptir.82 "Ambriosias­ ter"in anlattıkları daha canlıdır, dolayısıyla düşlem üretme77 Nyssalı Gregorios

78 79

(Or., 39.5 (PG, 36.340), "bu gibi, salt erginlemeden geçen Mithralara uygulanan cezalandırmalar"ndan ve Or., 4.70'de (PG, 35,592; yayıma hazırlayan J. Bernardi, Paris, 1983) "sadece Mithraların tapınaklarında uygulanan gizemli işkencelerden ve dağlamak"tan söz etmektedir; yine "salt cezalandırma" biçiminde aynı cinasın yapıldığı üçüncü bir yer vardır; age, 89 (PG, 35,620; yayına hazırlayan E. Ber­ nardi, s.225); bu pasajlar Cumont'da (1896, 11, 15) bir araya getirilmiştir. Nonnus Abbas adında biri, PG, 36,989; 1010; 1072 Cumont, 1896, 11, 26-30 ("Nonnus"a bağlanan sonraki metinlerle birlikte); S. Brock'da (The Syriac Version of the Pseudo-Nonnos Mythologica/ Scholia, Cambridge, 1971, 169 ve devamında) yeniden basılmıştır. Sözde Agustinus, Quaestiones Veteris et Novi Testamenti, cxıv, 11 (resim 35,2343) Cumont, 1896, 11, 7 ve devamında; karşılaştırın: Cumont, 1923, 147 ve devamında. Cumont, 1923, 148. Himerius, Or., 41.1., Colonna. Yast, 10.122 (çevirisi W. W. Malandra'da (An Introduction ta Ancient Iranian Religion, Minneapolis, 1983, 73); karşılaştırın: Merkelbach, 1984, 34,25) bulunmaktadır. =

=

80 81 82


168

İlkçağ Gizem Tapılan

ye uygun değildir: Gözleri bağlı adaylar, kuzgunların ve aslanların seslerini duyarlar ve "bazıları"nın -olasılıkla belli bir derecede olanların- elleri tavuk bağırsaklarıyla bağlanır ve su dolu bir havuza daldırılırlar; sonra elinde bağları kesmek üzere bir kılıç bulunan ve kendisine "kurtarıcı" diyen bir adam gelir. Oldukça bakımsız olmakla birlikte Capua Vetere' deki fresklerde de83 anlaşıldığı kadarıyla buna benzer sahneler yer almaktadır. Ateşle tehlikeli karşı­ laşmalar da yapılmış olmalı. Bazı aslan kafalı heykeller, taştaki bir delikten ateş üfleyecek biçimde yapılmıştır ve Santa Prisca'ya ait bir epigramda "tütsü yakan aslanlar" dan söz edilmektedir, "ki tütsüyle yanan biziz" .84 Görüldüğü kadarıyla başka yapay ölüm biçimleri de vardı. Almanya' da Riegel Mithras tapınağında bulunan bir alet, göğsü mızrakla delinen birini temsil etmek için kullanılan bir tür teatral kılıç olarak yorumlanmıştır.85 Commodus'un [Lucius Aelius Aurelius], bir Mithras tapısı bağlamında gerçek bir cinayet işlediği söylenir ve bulunan kafatasları insanların kurban edildiğine dair söylentileri yer yer desteklemektedir.86 Olgular ne olursa olsun bir din tarihçisi şunu doyurucu 83 Bakınız: 49. dipnot; Merkelbach, 1984, şekil 30

CIMRM 188 (bakınız: Şekil 12) ve Merkelbach, şekil 31 CIMRM 193. 84 Bakınız: CIMRM, 78-79 ve 543; Merkelbach, 1984, 20 ve 65. şekil; karşı­ laştırın: CIMRM 383'deki kabartma; Merkelbach, şekil 51. Santa Prisca, Vermaseren ve van Essen, 1965, 224-232; yine karşılaştırın: Dura­ Europos'a ait bir duvar resmi, CIMRM 68; Gordon, Hinnells (1975, 235 ve devamında) içinde; Beskow, Bianchi (1979, 496 ve devamında) için­ de. Ateşle, daha sonra da balla "arındırma" üzerine bakınız: Por­ phyrios, Antr., IS. Tertullianus (Praescr. haer. 40'da), mi/ese uygulanan "alına mühür vurma" uygulamasından söz etmektedir; karşılaştırın: F. J. Dölger, Sphragis (Paderborn, 1911), 170; bunun bir dağlama olması zayıf bir ihtimaldir, karşılaştırın: Beskow, 1979. 85 Schwertheim, 1979, 72-74 (ve 38. ve devamındaki şekiller); farklı bir yorum için bakınız: W. Lentz ve W. Schlosser, Hommages Vermaseren (Leiden, 1978, 591 ve devamında) içinde. 86 Hist. Aug. Commodus, 9.6; Mithras tapınaklarında bulunan insan kafatas­ ları için bakınız: Sokrates, Hist. ecel. 3.2 ve devamında Cumont, 1896, ıı, 44 ve devamında; Turcan, 198la, 91 ve devamında. =

=

=

1


Olağandışı Deneyim

169

biçimde söyleyebilir: Mithras gizemleri; genel, iyi bilinen erginlenme tören kalıplarına öteki ilkçağ gizemlerinden çok daha iyi uymaktadır. Mithras, bir kere daha deyim yerindey­ se dromenada ilkel ve otantik bir yabancı olarak boy göster­ mektedir. Bu tür aşağılayıcı ya da acı verici deneyimlerin öteki gizemlerde bulunmadığı apaçıktır. Bunların yerini (örneğin çamura bulanmak gibi) utanç verici durumlarda bile zevahi­ ri kurtaran euphemism [edeb-kelam] işlevi görebilen arındır­ ma almıştır. Ne ki ruhsal bir yıldırma da yok değildir; bir kez daha Plutarkhos'u kulak verelim: "Bütün o korkunç şeyler, ürpermeler, titremeler, ter" .87 Öyle anlaşılıyor ki kendini Ana Tanrıça'ya ada!llış biri, bir rahip [Gallus] ya da başrahip, Prudentius' a göre gövdesinde, kızgın iğnelerle derisine kazınmış bir dövmeyi işaret olarak taşımak zorun­ daydı.88 Benzeri bir uygulamaya, Ptolemaus IV. Philopator devrinde Dionysos'un Helenistik gizemlerinde rastlanmak­ tadır. Ama bu ayrıksı bir durum gibi gözüküyor.89 Gizemler Sarayı'nda bir kırbaçlama sahnesi olduğuna hiç kuşku bulunmayan ilginç bir tasvir bulunmakadır (5. şekile bakın).90 Dizleri üzerine çökmüş, gözleri bağlı bir kız, başını oturur durumdaki bir kadının kucağına koymuş; 87 Bakınız: 11. dipnot; karşılaştırın: 36. dipnot. 88 Prudentius, Peristeph., 10.1076-1085: sacrandus 89

90

crcipit sphragitidas, 1076; sphragis üzerine bakınız: 84. dipnot. Karşılaştın: ı: Et. M. gallos; satirik "kamçılı ve kızgın demirli rahip" ifadesi için bakınız: Lukianos, Peregr., 28. Dövmeler, Plutarkhos'a göre (De adul. et am., 56e) "zambak ve tef"; Et.M. gallos'a göre "sarmaşık yaprakları" biçimindedir; her ikisi de biz­ zat krala atıfta bulunmaktadırlar. Oysa 3 Makkabiler 2.29'da gizemlere katılmayacak itaatsiz Yahudilere kızgın damga vurulurdu (karşılaştırın: Bölüm ıı, 1 17. dipnot). Yazın için bakınız: 24. dipnot; özellikle Matz, 1963, 22-28. Cin, Nilsson'a (1957, 123-125) göre Dike; Matz'a göre (24 ve devamında) Nemesis; Brendel'e göreyse (1966, 233 -karşılaştırın: not 92-) Lyssa; Turcan'a (1969 -kaynakçayla birlikte-) göre Eriniler'dir. (Turcan, şeklin alegorik özelliğini öne çıkartır). Simon (1961, Boyance, 1966) ise bunun gerçek bir kırbaçlama sahnesi olduğunu, inler a/ios, varsaymaktadır.


İlkçağ Gizem Tapılan

170

kadın kızı ellerinden tutuyor ve kızın sırtındaki giysıyı çıkartıyor; bu arada kötü bakışlı bir dişi mahluk da elindeki değneği kaldırmış. Bütün bunlar bir dövme eylemine ilişkin gerçekçi ayrıntılardır. Fakat elinde sopa bulunan tehditkar figürün siyah kanatları var; yani bu dünyadan değil, alego­ rik bir kişilik. Bakkhos bağlamlarında kırbaçlamayla ilgili bazı anıştırmalar, Plautus'tan geç dönem lahitlerine dek, bir araya g�tirilmiştir.91 Bu anıştırmalarda Pan ile satir çocukla­ rın bir · odunla disiplin alma alındıklarını görüyoruz, ancak durum ve ikonografi birbirinden tamamen farklıdır. Öte yandan delilik, daha Attik trajedisinde kırbaçlanma duygu­ suna benzetilir; "çılgın" bir kişilik olan Lyssa, bir vazo resminde elinde kırbaçla boy gösterir. Mania her durumda Dionysos'un uzmanlığına girer.92 Horatius'un söylediği gibi, Afrodit bile kibirli bir kızı buyruğu altına almak için subli­ rne fiagellurna burun kıvırmayacaktır.93 Bu, kırbaçlama sahne­ sini yalın simgecilik olarak açıklayacaktır; kritik anda bir kırbaç darbesiyle tanrısal delilik talibi ele geçirecektir ve gerçek bir Bakkhos rahibesine dönüşen dizleri üstündeki kız ayağa kalkarak, bu sahnenin hemen yanında yer alan, dans eden diğer kız gibi çılgınca raksetmeye başlayacaktır. Ne ki, simgecilik tören uygulamasını dışlamaz ve bir arınma biçimi olan katharsisin aslında kırbaçlama olabileceğine ilişkin öneri91 Plautus,

92 93

Aulularia, 408f; karşılaştırın: W. Stockert, "Die Anspielungen auf die Bacchanalien in der Aulularia (406-414) und anderen Plau­ tuskomödien", Festschrift Walter Kraus (Viyana, 1972), 398-407; karşılaş­ tırın: Achilles Tatius, 5.23.6: Anlatıcı ansızın dövülür ve "tıpkı bir gizemde olduğu gibi" ne olup bittiğini "anlamadım". Lahitteki kırbaçla­ ma sahnelerine ilişkin olarak bakınız: M. C. Vermaseren, "Fragments de sarcophage de Sainte-Prisque. Pan enfant corrige par un satyre", Latomus 18 (1859), 742-750; Matz, 1963, 68 ve devamında. Brende!, 1966, 235, 18. şekil: "Lykurgos'un krateri", RVAp 16\ 5; karşı­ laştırın: 16\29, 18\7, 18\297; Aiskhylos, Prometheus Bound, 682; en be­ timleyici olanı Vergilius'un Aeneas'ıdır, 7.376 ve devamında (Brende!, 235,ŞI): dant animos plagae (383) Horatius, Odes, 3.26.11 ve devamında.


Olağandışı Deneyim

171

ler vardır.94 Sanat, bir kez daha gizemlerde gerçekten neler olduğu hakkında kasıtlı olarak açık davranmamayı başarmıştır. Orgiadan95 gelen "orgy" sözcüğünün çağcıl kullanımı, püritenlerin gizli gece ayinleri konusunda besledikleri kuşkuların en fenasını yansıtmaktadır. Cinselliğin gizemler­ de belirgin bir yer tuttuğuna kuşku yoktur. Gerçi Diodoros bunu "oyuncu ve komik bir biçimde" sunar, ama Priapos Ithyphallos'un hemen bütün gizemlerde bir rolü olduğunu yine ondan dinliyoruz96 ancak bu gizemlerin odağında yer alınaz. Dev bir fallus taşıyan Dionysos yürüyüş alayları, Dionysos onuruna yapılan şenliklerin en bilinen biçimleriy­ di. 97 Kuşkusuz gençlerin ergenlik törenlerinde cinsellikle karşılaşmaları olağan ve zorunluydu. Çocukluktan erginliğe, olgunluğa geçiş ve evlenme, statü değişikliğinin doğal ve arketipik modeliydi ve bu dizinin ögeleri de gizemlerde, özellikle Dionysos gizemlerinde pekala korunmuş olabilir. Bakirelerin değil yalnızca evli kadınların tam anlamıyla bakc­ hai olabileceklerine ilişkin göstergeler vardır.98 Plutarkhos karısını teselli ederken, Dionysos - .gizemlerinde birlikte geçtikleri erginlenme töreninden söz eder.99 Gizemler Sarayı'ndaki freskler de bir Roma Matronalia'sı [Romalı evli kadınların Evlilik Tanrıçası için yaptıkları şenlikler] ya da bir evlilik hazırlığı biçiminde yorumlanmıştır;IOO erginleme sahnelerinde önemli bir yere sahip örtüsü açılmış fallusla 94 Hesychius,

katharthenai: mastigothenai; karşılaştırın: Theocritus, 5.119; HN, 27. 95 Bakınız: Giriş, 43. dipnot. 96 Diodoros, 4.6.4. 97 GGR, 590-594, resim 35, 2 \ 3; HN, 69-71. 98 Diodoros, 4.3.3.; karşılaştırın: Euripides, Phoenissae, 655 ve devamında; fakat Euripides Bakkhalar 694'de (metin tartışmalı olmakla birlikte) bakc­ hai arasında bakirelerin de olduğu görülmektedir. 99 Plutarkhos, Cons.ad.ux., 61 ld. 100 Evlilik: M. Bieber, Jdl 43 (1928), 298-330; Matronalia: Brende!, 1966, 258 ve devamında.


172

İlkçağ Gizem Tapılan

karşılaşma böyle bir yaklaşıma tamamen uymaktadır. 101 Esas olarak gömütlerde kullanılmak üzere yapılmış, dolayı­ sıyla Dionysos gizemleriyle ilişkili olması çok mümkün dördüncü yüzyıla ait Apulia vazolarında kadın ve erkeğin Bakkhalar ortamında karşılaşmaları konu edilir. Bu ikonog­ rafi türü "Elysium' da Eskatologya"yal 02 (öte dünyada sonul mutluluğa) ilişkin bir umudun dile getirilişi olarak yorum­ lanmıştır; fakat Hades'e dair hiç bir belirti taşımayan bu resimler, erginleme törenlerini ya da erenlerin şenliği ölüm­ den sonra da sürdüğünden hem erginlenme törenlerini hem de öte yaşamı imliyor olabilirler. 103 , Oysa Livius'un İÖ 186'daki Bacchanalia hakkındaki tanıklığı doğrudan ve kabadır: Augustus döneminin iffetçili­ ğinin izin verdiği oranda bir açıklıkla Livius, erenlerin eşcin­ sel tecavüze (simillimi feminis mares) uğradıklarını anlatır. 104 Bir ara bilginler bu tür iftiralara inanmamayı öğütlemişlerdi, fakat emin olmamız çok zor. Buna benzer örnekleri başka yerlerdeki erginlenme törenlerinde de bulmak zor değil. 105

İÖ 300'lere doğru, sön dönem Apulia vazo işlemelerinde Eros'un erdişi biçiminde yapılan tasvirlerinin garip bir şekilde yaygınlaşmasıyla bağlantı kurmak gibi bir ayartıya da kapılmak mümkün. Ama bu tür eşcinsel pratikler Italyan gizemlerinin kapalı ortamlarında ortaya çıkmışsa da, kalıcı olamayacakları da açıktır. Bacchanalia'nın başına gelen felaketin izini sürdüğümüzde kesinlikle bir simgecilikle karşılaşıyoruz: Kuşkusuz cinsel bir simgecilik, ama törene katılanların hiçbirinin bedensel bütünlüğünü; liknondaki 101 Bakınız: 24 ve devamındaki notlar. 102 G. Patroni, "Questioni vascolari", Rend. Linc., m, 21 (1912), 545-600; H.R. W. Smith, 1971. 103 Karşılaştırın: Bölüm ı, 49 ve 56. dipnotlar. 104 Livius, 39.15.9;stuprum, 39.10.7, 13.10, 8.7. Karş.: Bölüm ıı, 11. dipnot. 105 Karşılaştırın: G. Bleibtreu-Ehrenberg, Mannbarkeitsriten: Zur institutio­ nellen Piiderastie bei Papuas und Melanesiern (Frankfurt, 1980); H. Patzer, "Die griechische Knabenliebe", Sitzungsber. Frankfurt, 19, 1, 1982.


173

fallusa karşı belli bir duygusal karşılık söz konusu olsa bile düşlemlerinin bütünlüğünü de ihlal etmeyen bir biçimde. Törenlerin daha kalıcı yapılarını "gerçek" orgyler değil, simgecilik biçimlemektedir. Sabazius gizemleri bağlamında belirgin cinsel simgecili­ ği olan özel bir erginleme biçiminin bulunduğu söylenir: Metalden yapılmış bir yılan, talibin giysilerinin altından geçirilirdi. Bu, "Tanrının kucaktan geçmesi"ydi, Theos dia kolpou. 106 Bilginler bunun tanrıyla cinsel birleşmenin bir biçi­ mi olduğu görüşündedirler; söylende Persephone yılan biçi­ mine girmiş Zeus tarafından hamile bırakılır; söylence de, Dionysos orgiasındaki yılanları, İskender'in annesi Olympias'ın bir tanrı tarafından hamile bırakılmasıyla ilişki­ lendirilir. 107 Ama Sabazius töreninde bu, ikili bir simgeleştir­ meyle (fallus yerine yılan ve yılan yerine yapay yılan) dönüşüme uğramaktadır. Törenin yeterince etkileyici oldu­ ğuna kuşku yoktur, ancak, talip meşalelerin titreşen ışıkları altında neyin gerçek neyin yapay olduğunu tam olarak bile­ meyeceğinden, gerçek korku cinsel yakınlaşmalardan çok bir yılana dokunacak olmaktan gelir. Burada bile tek başına cinselliğin bir sır olması sözkonusu değildir. Eleusis gizemleri "arılık"ları 108 bakımından dikkat çekmekteydi, ancak burada bile cinsel karşılaşmalar ve teşhirler eksik olmazdı. Iakkhos, Dionysos'la eşitlenmişti Fakat bildiğimiz kadarıyla fallik bir simgecilikten eser yoktu ve ayrıca gece kutlamaları bağlamında "dile getirilemeyen manipülasyonlar" vardıysa da, sır iyi korunmuştur. 109 106 Clement, Protr., 2.16.2; Arnobius, 107

5.21; Firmicus, Err., 10; Pap., Gurob. (bakınız: Bölüm ııı, 25. dipnot) I, 24; bakınız: Dieterich, 1923, 123 ve devamında. Plutarkhos, İskender 2; Nektanebos'un öyküsü için bakınız: R. Mer­ kelbach, Die Quellen des grieclıisclıen Alexanderromans 2 (Münih, 1977),

77-83. 108 Diodoros, 5.4.4.


İlkçağ Gizem Tapılan

174

Dahası Mithras gizemlerinde savaşkan bir erkeklik, her türden cinsel yakınlaşmayı bastırmış görünmektedir; zaten Mithralarm "kadınlardan nefret ettikleri" söylenmiştir. 110 Hala bir kraterde toplanan meninin, erbezlerini kapmış bir akrebin ve başağa dönüşen kuyruğun resmedildiği herkesçe bilinen kabartmalarda ölen boğanın üreme organlarına neden bunca ilgi gösterildiğini merak ediyor olabiliriz. Bunlar; aşılama, hadım ve mucizevi bir yoldan dölleme gibi izlekleri ima ediyor gibidir. Hadımlık, Ana Tanrıça gizemle­ rinde de büyüleyici bir ilgi merkezi olmayı sürdürür; cinsel­ lik burada köktenci bir biçimde olumsuzlandığı için daha da fazla takıntı halini almıştır. Buna ek olarak Attis gizemlerin­ de "gelinlik perdesi"ne ilişkin bilmecemsi bir dokundurma vardır. İsis tapısıysa garip bir manzara sunar. Açık hiçbir cinsel simge yoktur. Traşlı kafalar, keten giysiler, yürüyüş alayları, dualar, su, tütsü ve sistrumlar; hepsi de ciddi ve püriten bir görüntü çizmektedir. Eğer Nil'in kutsal suyu yeniden bulu­ nan Osiris'in dölleme gücüyle özdeşse, o zaman bu cinsel simgeciliğin kesinlikle en sulandirılmış biçimi olsa gerektir. Ne ki İsis tapısının büyük çekiciliği ve hatırı sayılır etkisi, sadece hetairaiyle sınırlı kalmadı; Roma'da soylu bir evli kadın olan Paulina bile, geceyi kendisini çağıran tanrı Anubis ile geçirmek üzere İsis tapınağına gitmiştir. Tabii 109 Eleusis'teki

110

arrheta için bakınız: Graf, 1974, 194-199; HN, 280-287; "kutsal evlilik"le ilgili kanıtlar çok azdır, HN, 284; gizli söylenler için bakınız: Bölüm m, 44. dipnot. Dördüncü yüzyıl ikonografisi Afrodit'i Eleusis tanrılarının arasına katmaktadır ve Kore bir iki kez yarı çıplak biçimde resmedilmiştir (Metzger, 1965, resim 23); karşılaştırın: "Kore'yi görmenin" cinsel yan anlamları için bakınız: Cicero, De nal. deo­ rum, 3.36 (GR, 284, 45). Psellos'un "Eleusis gizemleri"yle ilgili anlattık­ ları için bakınız: De operatione damonum, s. 36 ve devamında. Boisonade, Clement'in hodgepodgeidir, Protr., 15-23. Sözde-Plutarkhos, Defluw., 23 (karşılaştırın: Burkert, Würzburger Jahrb., 5, 1979, 260). Nymphusun anlamı için bakınız: Yukarıdaki 47. dipnot; Attis gizemleri için bakınız: 44. dipnot.


Olağandışı Deneyim

175

Paulina'yı çağıran tanrı değil, çakal maskesi takarak yüzünü gizleyen Roma equesi Decius Mundus'du. 111 Ancak, impara­ tor Tiberius'u bir kez daha İsis rahiplerinin Roma'ya girme­ sini yasaklamaya kadar götüren bu skandaldan fazla bir sonuç çıkartılamaz; buna benzer skandallar günümüze dek Hıristiyan mezheplerinde de yaşanmış ve bırakın vahyi, Hıristiyan tanrıbilimini bile hiç bir biçimde etkilememiştir. Öte yandan İsis kutlamalarının hazırlık evresinde cinsel perhizin sahip olduğu büyük önem, 112 dikkati üzeri örtülü bir merkeze çekmektedir. Geçenlerde yayınlanan bir epig­ ramda Prusalı bir İsis rahibi, " dinsizler için dile getirilmez olan, keten kaplı bir yatak" hazırlamakla övülmektedir; yatak karşılığında kullanılan demnion sözcüğünün uzanarak yemek yenen sedirle hiç bir ilgisi yoktur.113 Sanki "dile geti­ rilemeyen" kutsal evlilik töreni ortaya çıkmak üzeredir; Bunun İsis-Osiris söylenindeki karşılıkları iyi bilinmektedir. Eros gizemlerinden söz etmek� esas olarak Platon'un Şölen'inin tesiriyle etkisi altında bir alışkanlık haline geldi. Daha geç tarihlere ait romanslardaki ve yazındaki aşıklar, eşlerine bu özel tanrının gizemlerine ermelerini önermek gibi bir eğilim içindedirler. 114 Buna koşut olarak, gizemlerin dili kullanılarak müstehcen anıştırmalarda bulunma olanağı ortaya çıkmıştır;115 gece gizleri başka ne olabilirdi ki? Petronius, Quartilla'nın evindeki Priapus gizemlerinin, lll Josephus, Jewish Antiquities, 18.4 (73); bakınız: Merkelbach, 1962, 1618. l 12 Tibullus, 1.3.26; Propertius, 3.31.2; Fehrle, 1910, 135-137. l13 S. Şahin, Hommages iı, M. J. Vermaseren (Leiden, 1978), 997 ve deva­ mında; SEG 28, 1585; demııion için karşılaştırın: Callimachus, Hymn, 4.248. 114 Telos gamos, eski bir özdeşlikmiş gibi görünüyor; karşılaştırın: Aiskholos, Seven Againist Thebes, 367; Pollux, 3.38; H. Bolkestein, "Telos ho gamos ", Meded. Kon. Nederl. Ak. Wet, 76 (1933), 21-47. Eros =

l15

gizemlerindeki oyuncu! ayrıntılar için örneğin bakınız: Efesoslu Ksenophon, 2.9.2-13.8; 3.9.2-4.2.10; Akhilles Tatius, 1.2.2; 2.19.1. Mystike syııdiagoge; eşcinsel ilişki, bakınız: Diogenes Laertius, 10.6 (Epiküros'a karşı iftira); "ananın ve kızın rahibi", Andokides, 1.124; arrhetopoio, Lucian, Lex., 10.


176

İlkçağ Gizem Tapılan

metnin parça parça olması bir yana- açıklık konusunda endişeye mahal bırakmayan bir parodisini sunar. 116 Hasımları, gnostiklerin şehevi bilgiyi de içeren gizem kutla­ maları yaptıklarına inanmaktaydı. 117 Bu doğru bile ol�a, kısa süreli bir deneyim olmuş olmalı. Elbette cinsel perhiz, diğer bazı tapılarda olduğu gibi bütün gizemlere kılgısal olarak katılmanın olağan bir öngereğiydi. 118 Bu, belli işaret­ lere karşı dikkatli olmayı sağlamakta ve beklentileri uyar­ maktaydı. Cinsellik, kendinde bir amaç olmaktan çok, alışılmadık bazı deneyimlerden geçmenin bir yolu haline gelmiştir. Uyuşturucu kullanılması, bu alışılmadık deneyimlere giden kolay yollardan birini oluşturur. Uyuşturucuların dinsel bağlamdaki yeri son yıllarda büyük bir şevkle araştı­ rılmıştır; aslında gizemlerin uyuşturucusuz olabileceğine ikna olabilecek insan sayısı çok azdır. Bir zamanlar Kerenyi, Eleusis'te içilen kykeonunun içindeki maddenin (glechon; yaban fesleğeni) sanrılara yol açan hafif bir uyuşturucu olduğunu düşünmüştü, 119 ve başkaları da umulmadık yerlerde mantarlara rastlamışlardır. 120 Eleusis'te, ekin başakları üzerinde yetişen bir tür mantar olan çavdar mahmuzunun (horned rye; Almanca Mutterkorn) kullanıldı116 Petronius, Satyricon, 16-26. 117 Bakınız: Giriş, 12. dipnot. 118 Bakınız: Fehrle, 1910; HN, 60 ve devamında. Schol. Nik. Alex., 410'da,

119 120

"erginlenenler"in tout court cinselliği bastırdığına inanılan peganon (sedefotu) kullanıldığı belirtilmektedir. Eleusis rahipleri geçici kimya­ sal bir iğdiş sağlaması için baldıranotu kullanırlardı, bakınız: HN, 284. Dionysos gizemlerindeki perhiz için bakınız: Livius, 39.9.4, 10.1; Ovidius, Fasti, 2.313 ve devamında; Ana Tanrıça tapısı için bakınız: Marinus, Vit. Procl., 19; İsis için bakınız: 112. dipnot. Kerenyi, 1967, 96; 179 ve devamında; 1976, 36-38; karşılaştırın: W. Schmidbauer, "Halluzionege in Eleusis?", Aııtaios 10 (1968\69), 18-37. Vedaa somanın kökenine ilişkin fly agaric hipotezi ciddiye alınabilir; bakınız: R. G. Wasson, Soma: Diviııe Mushroom of Immortality (New York, 1968); eleştirisi için bakınız: J. Brough, Bul/. School ofOr. Aııd Afr. Studies, 34 (1971), 331-362.


Olağandışı Deneyim

177

ğına ilişkin daha ayrıntılı tahminler de vardır. Suda çözünen bileşiğinde ergonovine ve bazen de LSD benzeri maddeler olduğu söylenmektedir. 121 Wasson ve savunucularının düşündüğü gibi bu müsibet Eleusis'teki bütün Rharian ovasına bulaşmış olsa bile, katılan binlerce insana mutlu görüntüler verecek miktarda uyuşturucunun nereden bulun­ duğunu haklı olarak sorabiliriz; bunun yanında çavdarmah­ muzunun zehrinin· etkisi, normal olarak nahoş ve gayrı öforik olarak tarif edilmektedir. Başak tanelerinin yanısıra haşhaş da Demeter'in değişmez niteliklerinden olduğu için Eleusis'te afyon kullanılmış olması mümkündür. Haşhaşla süslenmiş Girit'te alt-Minos Gazi tanrıçasının, gerçek bir afyon tanrıçası olduğu ortaya çıkartılmıştır122 ve hemen hemen aynı döneme ait Kıbrıs'taki Kition tapınağında bir afyon çubuğu bulunduğu belirtilmiştir. 123 Ovidius, Demeter'i, Eleusisli bir çocuk olan Triptolemus'u afyon suyuyla uyuturken resmeder. 124 Bütün bu ögeler varolmakla birlikte, biinlerce erene yetecek afyonun nasıl bulunabildiği hala bir soru olarak durmaktadır. Bu konuda Hint-İran Soma tapısından Mithras gizemlerine dek spekülasyon yapmayı sağlayacak bazı izler varsa da, kanıt bulunmamak­ tadır. 125 Belki de daha önemlisi, uyuşturucuların kullanılmasının gerçek bir topluluk ruhu yaratmaktan çok bir yalıtlanma durumuna yol açmasıdır. Sahicilik düzeyi ne olursa olsun, 121 Wasson, 1978. 122 KAnıt, heykelin afyon kapsülleri üzerinde boyayla belirginleştirilmiş kesiklerinde bulunmaktadır; P.G. Kritikos, Bulletin on Narcotics 19 (1967) 23; Kerenyi 1976, 35-39. 123 V. Karageorghis, CRAI 1976, 234 ve devamında; BCH 100 (1976) 881, şekil 78. 124 Ovidius, Fasti 4.531-534, 547 ve devamında. 125 R.A. Bowman, Aramaic Ritual Texts Jrom Persepolis (Chicago 1970),

beşinci yüzyıla ait taş vazolarda Haoma kutlamalarına ilişkin kanıtlar bulmuştur; yazıtların farklı bir yorumu için bakınız: W. Hinz, Acta lranica 4; Monumentum H.S. Nyberg, 1975, 371-385.


178

İlkçağ Gizem Tapılan

Carlos Castaneda'nın gizemlerde uyuşturucu kullanımıyla bazı açıklamalarda bulunmuşsa da126 en belirli özelliği, benzersiz bir efendinin, Don Juan'ın 'öğrettikleri'nin yöneti­ mi altında uzun ve zor bir çıraklık dönemi olmasıdır. Tipolojik düzeyde bu, birkaç gün boyunca isteyenlere açık ilkçağ gizemlerinin komünal deneyimine değil, bir dizi büyücünün ya da karizmatik 'usta'nın deneyimine karşılık gelmektedir. Eleusis' te yeterli süre bir hafta, Sema direk' te daha azdır. R. G. Wasson'un Meksika'da tecrübe ettiğini iddia ettiği, kendisi uyku tulumunda uzanmış yatarken, Şaman'ın durmadan şarkı söylediği türden bir kutlama için127 Telesterion'un basamakları hiç de uygun olmazdı. Eleusis gecelerinde hetairasına iyilik yapmak isteyen bir kral ona bir uyku tulumu değil, rahibin yanında bir yer ayırır­ dı. 128 Demek ki ilkçağ gizemlerinin anlaşılmasında uyuştu­ rucu hipotezinin, bir analoji aracılığıyla değil, bir karşıtlık aracılığıyla yardımı do�unmaktadır. Bütün ilkçağ gizemlerinde, toplum mutluluğunun daha gerçekçi, makul bir biçiminin varolduğunu vurgulamak için şöyle bir neden vardır: zengin bir ziyafet sofrasını paylaş­ mak. Bu da yine, sanki din laik arzuların bir bahanesiymiş gibi, püriten gözlemcilerin kuşkularına konu olmaktadır. Nilsson, 'ilkçağın sonlarına ait sözde-gizemleri' ifşa etmiş­ tir. 129 Hiç kuşku yok içinde şarap bulunan kraterin, Bakkhacı orgiaların çoğunda merkezi bir yeri vardı 130 ve kızarmış et de eksik değildi. Fakat öyle görünüyor ki Eleusis 126 C. Castaneda, The Teachings of Don Juan (Berkeley 1968). Bu çok satan 127 128 129 130

kitabın yarattığı tartışmayı belgelere dayandırmanın yeri burası değil. Wasson 1978, 17, 20-22; 'uyku tulumu', 21. Athenaeus 167 ve devamında Hegesandros, Demetrios Poliorketes. Nilsson 1950. Fakat şarap ve sarhoşluk, Platon'un Yasalar 672b'deki garip pasajında belirtildiği gibi aynı zamanda tanrıların intikamı olarak da görülebilir. Bu bağlamda 'kurtuluş', 'delilik'in, Dionysos Lysius, Dionysos Bakk­ heios'un zıttıdır; Paussanias 2 26. .


Olağandışı Deneyim

179

gizemlerinde bile görüntüler gecesinin ardından, boğalar kurban edilirdi; gençler, daha sonra mutlu kalabalık tarafın­ dan tüketilecek olan 'boğaları [öldürülmek üzere] havaya kaldırarak' güçlerini kanıtlarlardı. 13l Ana Tanrıçanın hizmetkarı galloinin tahıl yemesine izin verilmese de insanla­ rı sunmaya zorladıkları kurbanların etleriyle memnuniyetle geçinirlerdi; 132 onlar için kribolion, hatta daha fazlasıyla taurobolion bile mutlu bir olay olmuş olmalı. Ana Tanrıça tapısı Roma'ya geldiğinde Tanrıçaya tapanlar hemen ortak ziyafetler için gruplar oluşturmuşlardır. 133 İsis ile Sarapis'e gelince, deipna en yerleşik olgular arasında yer almaktaydı: Tapının taraftarları, oikos halinde törensel yeme, içme işi için özel olarak hazırlanmış divanlara, klinai, kurulurlardı. 134 Kazısı yapılan bir Mithras tapınağında bulunan farklı türden hayvan kemikleri, divanların, Cumont'un sandığı gibi dua amacıyla diz üstü çökmek için değil, zengin yiyecekleri tüketmek üzere yapıldıklarını göstermektedir. 135 Mithras ikonografisinde Mithras ile Helios, üzerinde öldürülen boğa­ nın postu bulunan bir masada ziyafet yaparlar -hiç kuşku­ suz onlar eti tüketirken Kuzgun'dan Aslan'a kadar daha alt kademedekiler onlara hizmet ederler. 136 Bütün bu örnekler­ de, oldukça cimri olan günlük yaşamın tersine bol bol yiye­ ceğin bulunduğu gerçekçi, zevkli şenliklerdir. Bunun, 131 HN 292, 85. 132 Juvenalis 2.111-116, 6.511-521; Julian Or. 5, 173c; S&H 119. Kurbanlık 133 134 135 136

ziyafet hakkında Misya'daki bir taş anıt, Foucart 1873, 2387-240, GGR resim 14, 4; cubiculum CCCA ııı, 471; yine bakınız: CCCA ıv, 2; 125. Karşılaştırın: Bölüm il, 34. dipnot. Deipna, SIRIS 44; karşılaştırın 120; s. 54 ve devamında. CE 99; kline, s. 64 CE 20; karşılaştırın: no 111; 270; oikos, SIRIS 109, yine karşılaştırın: 149, 262, 291. H.C. Youtie, "Sarapis'in Kline'ı", HThR 41 (1948) 9-29= Scriptiu.nculae ı {1973 487-509. Turcan, 198lb, 346 ve devamında; 1981a, 78-80; Kane 1975; Cumont'a karşı 1923, 150: "knieten im Gebet'', karşılaştırın: 153. Özellikle bakınız: Konjic'den (Dalmaçya) reprodüksiyonu çok sık ya­ pılan bir kabartma, CIMRM 1896; Merkelbach 1984, şekil 47.

il,


180

İlkçağ Gizem Tapılan

Hıristiyan komünyonunda olduğu gibi tamamen simgesel bir düzeye indirgenmesi söz konusu değildir. Hıristiyan komünyonun sadece basitliği, bir kitle dinini olanaklı kılmış­ tır; oysa gizemler, sınırlı sayıda üyeye sahip maliyeti yükSek klüplerdi; herkes için olamayacak kadar pahalıydılar. Ne ki Hıristiyan bakış açısı, pagan gizemlerde bir komünyon ya da ayin türü olan Aşai Rabbani'ye karşılık gelen uygulamaların varolup olmadığı sorusunu ortaya _ çıkarmaktadır. Iustinus, Hıristiyan uygulamasına öykünüle­ rek, Mithras gizemlerinde de ekmeğin ve bir kap suyun bulundurulduğunu anlatmaktadır; 137 [Mithracılıktaki] yedi katlı erginlenmeden ve yeniden birleşmeden oluşan bu yapı içersinde söz konusu ayrıntının konumu ya da işlevi hakkın­ da bir şey bilmiyoruz. Bir tür arpa çorbası olan kykeonun içil­ mesi, Eleusis gizemlerinde önemli bir olaydı; perhizin sona erdiğini göstermekte138 ve 'insar. eti yeme' uygulamasının sona ermesiyle birlikte ortaya ç ..<an yerlilerin bir tahıl perhi­ zi biçimini temsil etmekteyd�. Yine bu edimin de kutlamalar içersinde tuttuğu yer hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Tıpkı 'Sağlık'ın, Hygieia,1 39 Asclepius'un tapısında yenebilir bir şey olması gibi, Bakkhacı gizemlerde de 'mutluluk', makaria, erginlenene bir çörek biçiminde sunulurdu. 140 Hıristiyan gözlemcileri özellikle büyüleyen 'tanrının yenmesi' örge137 Aziz Iustinus Apol. 1.66.4. 138 Homeric Hymn to Demeler 208-210; Eleusis syntheması, bakınız: 22. dipnot; Kerenyi 1967, 177-185; Richardson 1974, 244-248. 139 Demosthenes'e atfen Harpocration neelata, 18.259, karşılaştırın: 36. dipnot. Daha tinselleşmiş dinde bile cennet çoğunlukla ziyafet biçi­ minde temsil edilir, bakınız: F. Cumont, After Life in Roman Paganism (New Haven 1922), 204-206; A.D. Nock, Early Genti/e Christianity and Its Hellenistic Background (Londra 1964), 72-76; yine karşılaştırın: Phaedros 247a. 140 Herondas, 4.94 ve devamında; Athenaeus 115a; Hesychius, hygieia sözcüğü alında; Anecd. Bekk. 313.13; R. Wünsch, ARW 7 (1904) 115 ve devamında.


Olağandışı Deneyim

181

si141, sadece, insanın atası Titanların, öldürdükleri, pişirdik­ leri ve kızarttıkları tanrı-kurbanlarının tadına baktıkları Dionysos söyleninin bir tek ve ünlü yorumunda açıkca yer almaktadır. 142 İskenderiyeli Clement'de yer alan bir notta bu, daha sık anlatılan Dionysosçu 'çiğ et yeme' töreniyle, omophagia, ilişkilendirilmektedir, ancak çiğe karşı pişirilmi­ şin bağdaşmazlığına Levi-Strauss' dan bile önce işaret edil­ mişti. 143 Törende şarap içilmesinin, ölüm ve Tanrının gövdesinin parçalanması söylenleriyle benzerliği, Attik Anthesteria töreninden çıkartılabilir, ancak bunlar halk ayin­ leridir, gizem değil. 144 Gizli, 'ağza alınmaz' törenler çevre­ sinde oluşan dedikoduların yaygın bir örgesi, hiç de tekin olmayan katılımcıları biraraya getiren en korkunç suç ortak­ lığının 'yamyamlık' olduğu kuşkusudur. Bu kuşku, daha sonra Yahudilere ve Hıristiyanlara çevrilmiştir; Ma Bellona ve Mithras tapınaklarını da bu izlenimi vermiştir; 145 ve Lollianus romansında yer alan bir sahnede ustalıkla ortaya konmuştur. 146 Bu tür sahneler düşlemden daha fazla bir şey olsalar da, iş 'tanrıyı yemeye' varmaz. Daha genel bir arkaplan için, bu gerçek, simgesel ve masalsı toplu ziyafet biçimlerine bakmak herhalde daha yerinde olur. Öldürmenin ve yemenin kaçınılmaz çatışkısını 141 Bu fikir, kısmen J. G. Frazer tarafından, Tlıe Golden Bauglı, VIII3 (Londra 196.6), 48-108'de, kısmen W. Robertson Smith'in Kurban Kuramı (Lectures on tlıe Religion of tlıe Semites2 (Cambridge 1884) izle­ nerek yaygınlaştırılmıştır.

142 Bakınız: Bölüm ııı, 38. dipnot. 143 Sclıol. C/em. Protr. s. 318, 5 Stahlin; maenadcılıkla parçalanma söyleni

144 145 146

arasındaki ayrım için bakınız: W.F. Otto, Dionysos4 (Frankfurt 1980; birinci baskı 1933), 120 (Dionysos: Mytlı and Cult, Bloomington 1965, s. 131 ve devamında). Aynı zamanda bakınız: M. Detienne, Dionysos mis iı mart (Paris 1977; İngilizce çevirisi: Dionysııs Slain, Baltimore 1979). HN, 218-226. Karşılaştırın: 86. dipnot; Ma Bellona: Dio Cassius 42.26.2. Henrichs 1972, özellikle 28-36; karşılaştırın: A. Henrichs, "Pagan Törenler ve İlk Hıristiyanlara Atfedilen Suçlar", Kyriakon, Festscraft, J. Quasten (Münster 1970), 18-35.


İlkçağ Gizem Tapılan

182

taşıyan -ölümü varsayan ve onun tamamlayıcısından doğan yaşam- bu yerli . hayvan kurban etme kurumu, feragat ve gerçekleştirme, yas ve sevinç, arama ve bulma, perhiz ve ziyafet karşı savlarını oynayarak canlandırılır.147 Gizemler, açıktır ki bu daha genel ritm içersinde yer alırlar. Roma' da Santa Prisca' da bulunan Mithracı tapınağında bulunan yazıtlar arasında yeterince korunamamış bir koşuk son dere­ ce fikir vericidir ve ünlenmiştir: "Kan dökerek ... bizi kurtar­ dın" (et nas servasti ... sanguine fuso).148 Ortadaki sözcük tam olarak okunamıyor; ebediyen, eternali, diye o�unmuş ama itirazla karşılaşmıştır. Fakat öyle de olsa esenliğin öldürmek­ le sağlandığı fikriyle karşı karşıyayız; burada kuşkusuz boğayı öldüren tanrıdan söz edilmektedir ve bunun çeşitli düzeylerde anlamı vardır. Değişen bir çevrede büyük hayvanlar avlamak insan ırkı için bir 'kurtuluş'tu; boğanın kuyruğunun başağa dönüşmesinde temsil edildiği gibi, daha sonraki evrede avlanmanın yerini tahıl tarımının alma­ sı 'kurtuluş'tu. Şu halde, tanrının edimi, bugün için bu tapıy­ la bütünleşmiş bireylerin gelecekle ilgili umutlarını önceden canlandıran temel bir esenlik/kurtuluş imgesidir. Bu düşün­ ce, ilkel olduğu kadar temeldir de; tinselleşmenin bunun yerini alması kolay değildir. Ancak gizemlerden genel kurban örüntüsünün ötesinde daha özel bir deneyim tarzının beklendiği de doğrudur. Esrime halindeyken bilinçte ortaya çıkan gerçek bir değiş­ me, gizemlerin iki büyük tanrılığında da, Dionysos ile Ana Tanrıça'da tipik bir olgudur; bu bakımdan çoğu zaman birlikte görünürler. 149 'Delilik', bakcheianın tam anlamıyla 147 Bakınız: HN, çeşitli yerlerde. 148 Vermaseren ve van Essen 1965, 217 ve devamında; H.D. Betz, Novum Testamentum 19 (1968) 7 ve devamında; Hinnells 1975, 304-312, Kane 1975, 314-321; yazıtın bugünkü durumu için bakınız: E. Paparatti, Bianchi 1979 içinde 911-913; ek ıı, resim 23, ve age s. 127'den önceki 12-13. şekillerle birlikte. Dith. 2, karşılaştırın: Euripides Bakkhalar devamında.

149 Pindaros fr. 70b

=

118 ve


Olağandışı Deneyim

183

ayırdedici bir rı,iteliğidirı so ve kendilerini Frigyalı Ana'ya adamış olanlar entheoi ya da theophoretoi olurlar, yani özellik­ le belli bir müzik türünün etkisi altında 'tanrı tarafından ele geçirilirler'. 151 Ancak bu genelde gizem töreniyle özdeş değildir. İyi bilinen "pek çoğu narteks taşır ama pek azı bakc­ hoi" dirı s2 deyişi, sadece bu olguyu; "tanrı tarafından ele geçi­ rilme"nin153 önceden bilinmeyen bir yoldan ve biçimde gerçekleşecek ve muhtemelen ancak bir kaç özel kişinin başı­ na gelecek bir olay olduğunu belirtmektedir. Medyumluk ihsanı yığınların gücünün ötesindedir. Sık sık Dionysos ile özdeşleştirilen en ortak uyuşturucu olan şarap bile gerçek bakcheia olmaya yetmez: Herkes içebilir, ama herkes bakclıoi olamaz. Elbette burada bile deneyimi denetleyen belli teknikler vardır. "Bakhacı ya da Koribantçı esrikler gibi" diye yazıyor Philon, "onlar da [Therapeutae], arzularının nesnelerini görünceye kadar bu cinnet, delilik halini sürdürürler." 154 Burada, ister yanılsama ister gerçek olsun, bir görüntü arayı­ şı betimlenmektedir ve Bakkhalarla Koribantların da başına buna benzer bir şeyler geldiğini ima etmektedir. Plutarkhos kendini, hayaletlerin, daimones, gizem kutlamalarında yer aldıklarına kani biri olarak tarif etmektedir. 155 Bir doktorun göreceği gibi, Ana Tanrıça tapısındaki esrimeye ilişkin klinik bir betimlemeye de sahibiz: Galloi, flüdün sesi ve kalbin sevinciyle [thymedie] ya da sarhoşlukla ya da bütün bunlaen kışkırtmasıyla mutluluğa erer"; icraacıların ve seyircilerin karşılıklı bağımlılıklarının ilgi çekici bir gözlemi. "Bu delilik, tanrısal bir cinnettir. Delilik halini sona erdirdiklerinde, Bakınız: S.G. Cole, GRBS 21 (1980) 226-231; GR 292. Bakınız: Bölüm I, 32-33. dipnotlar. Platon, Phaedon 69c; OF 235. Bu ifade, Herodotos 4.79.4'de yer almaktadır. 154 Philo, Vit. cont. 12; karşılaştırın: 85: "Bakhacı esriklikte saf... tanrı sevgisini içlerine doldururlar." 155 Plutarkhos, Def or., 417a, c.

150 151 152 153


184

İlkçağ Gizem Tapılan

sanki tanrıya ermekle kutsanmış gibi dertlerden kurtulmuş, huzur bulmuşlardır" . 156 Müzikolog Aristides Quintilia­ nus'unun, Bakkhacı erginlemenin insanlara kazandırdıkları konusunda çok daha basit bir anlatımı vardır; belli ölçülerde Aristo'nun katharsis kavramını izler: "Bakkhacı erginlemenin amacı budur; yaşam durumlarının ya da bazı talihsizliklerin az eğitimli kimselerde yol açtığı ruhsal çöküntüyü ve korku­ yu, neşeli ve oyuncu bir tarzda yapılan törenin şarkıları ve danslarıyla gidermek." Yani bu, günümüzün en son bilimsel eğilimleriyle bile uyuşan bir ruhsağaltım biçimidir. Küçümser bir edayla 'eğitimsizler' denmesi, açıkça pek sık görülmeyen bir toplumsal boyuta işaret eder. 157 Livius'un, Bacchanalia' da yaşanan mucizeleri ve esrimeyi anlatırken yaptığı açıklamalar, çok daha küçümseyici ve anlamlı ölçü­ de ger,çekçidir: İnsanları serseme çeviren, basitçe uykusuz­ luk, bütün gece süren şarap, müzik ve çığlıklardı. 158 Bu, her ussalcının onaylayacağı gibi bir uyarıcı koleksiyonudur. Fakat bu yorum gizi ortaya çıkarmaktan çok gizin kapılarını kapatır. Eleusis'te tam anlamıyla bir esrimeden söz edile­ mez;159 İsis ya da Mithras tapısındaysa esrime ögesi bundan bile daha az bulunur. Gerçek anlamda bir gizemciliğin varlı­ ğını düşünmek, uyuşturucu hipotezini kabul etmek kadar yanıltıcı olabilir. Elimizde, İS beşinci yüzyılda Akademi'nin başında bulunan Proklus'tan dikkate değer bir pasaj bulun­ maktadır. Proklus doğmadan onbeş yıl kadar önce Eleusis 156 Aretaeus, 3.6.11, karşılaştırın: Caelius Aurel. 152; bu bağlamda apomai­ 157 158 159

nesthai coşkusallığın sonu anlamına gelmektedir, pace LSJ, karşılaştı­ rın: R. Renehan, Greek Lexicographical Notes (Göttingen 1975), 37. Aristides Quintilianus 3.25, s. 129, 12-15 Winnigton-Ingram; ptoiesis için karşılaştırın: Euripides, Bakkhalar 214, Platon Phaedon 108b, Plu­ tarkhos De fac. 943c. Katharsis için bakınız: Bölüm I, 32, dipnot, toplumsal önyargı için: bölüm n, 7. dipnot. Livius 39.15.9 (karşılaştırın: 8.8, 1 0. 7): vigiliis vino strepitibııs clamoribııs­ qııe ııoctıırnis attoniti. Fakat bakınız: Graf 1974, 136.


Olağandışı Deneyim

185

yıkılmış ve Proklus'un zamanında pagan kurban törenleri yasalarca yasaklanmıştı; yine de Proklus, Eleusis rahibi Nestorios'un kızını tanıyordu ve ona karşı en kutsal gelenek­ lerin bekçisi olarak hayranlık besliyordu. 160 Dolayısıyla gizemler hakkında yazdıklarının, özgün geleneği içermesi bakımından ciddiye alınması gerekir. Teletaiyle ilgili olarak şunları yazmaktadır: 161 "Törenler [dromena], bizlerin anlaya­ mayacağı biçimde ruhlarda bir yakınlaşmaya neden olmakta ve içleri tanrısal huşuyla dolan taliplerden bazıları paniğe kapılmaktadır, diğerleri, benliklerini bırakarak kutsal simge­ ler içinde kendilerini yitirmekte, tanrılarla hemhal olmakta, tanrısal bir delilik yaşamaktadırlar." Burada anlatılan tepki­ lerin tam da tek biçimli olmayıp şaşkınlık ve yücelme arasın­ da gidip gelmesi, bunun postulaya dayanan serbest bir kurgulama değil, gerçekten gözlemlere dayalı bir betimleme olduğunu göstermektedir: Ruhların sympatheiası ve törenler, her durumda olmayan, ama bir kere ortaya çıktıklarında da gerçekliğin yapılarını derinden sarsan hatta parçalayan bir etkileşime girme biçimidir. Tören hakkında bir şey bilmeyen ve onu yeniden üretmekten aciz olan bizlerin bu deneyimi yeniden yaratması olanaksız olsa da, gerçekliğini kabul edebiliriz. "Herkesin, thiasosa ruhuyla katılma", tlıiaseuestlıai psyclıan, şansı vardı; mutluluk bu demekti. ı 62 Gizemler, bir tür 'din' olarak varlıklarını sürdüremeye­ cek kadar kırılgandılar. Paganlığının oluşturduğu o çokluk içersinde her biri birer seçenek oluşturmaktaydı ve onunla 160 Bakınız: Clinton 1974, 43. 161 ln Remp. ıı 108,17-30 atnm TU�<;

'1roxai<; 1TEpl -riı

1'\pWµ.Eva

ut 1"f.AEmt

.

.

mıµn0ı{}E(cı:c; c:wtv

"rpO'!fOll Ü:"'f�'WO'"rOV fıµ.tl'

Kat

ÖEiov·

W<;

roiı<; µEv -rwv 1"f.A<JVµtvwıı K<XTn'ITAf]TTEO"{}m ÔHfWTWV {}f(wv n>.fıpH<; "'fl"'fVOµ.f.1'011<;, -ro\ı<; * mıvfüuTiÔEo-{}m Tot<; 1.Epoi:c; mıµf}ılA.mc; K<Xl fovrGw

lKınıivruc; Ö)\oıı<;

hlôpfu-!lm

162 Euripides, Bakkhalar, 75.

To�c; ôeıltc; Kat t ııôf.a,rn•.


186

İlkçağ Gizem Tapılan

birlikte silinip gittiler. Geriye, onları anımsatan yazı parçala­ rına ve kestirimlere göz ucuyla bakıldığında bile duyumsa­ nacak garip bir büyü kaldı: Karanlık ve aydınlık, elem ve esrime, şarap, başak tanesi. Logoi, geçicilikten kurtulamadı; bir sistem ya da akide düzeyine varmadı. Gizin içtenlikle onu arayanlara açılacak kapılar olduğunu bilmek yeterliydi. Bu, öngörülebilir varoluşun çevrili, yavan ve boş yolların­ dan bir kaçma şansı olması demekti. Bu yoldaki umutlar; bayağı, sıkıcı ve çoğunlukla saçmalıktan kurtulamayan bir dünyada, bireysel ruhun tınılarının şaşırtıcı bir sympatheia­ nın doğuşu sayesinde bütünleşebileceği büyük bir ritm deneyimi [yaşantısı] sağlayarak bir. anlam bağlamı yaratma gayreti demekti.


Yunanca Terimler adelfos (kardeş) anaktoron (saray; Eleusis'te bir yapı) ananke (zorunluluk) aparkai (ilk mahsulün armağanı) apomeneste (deliliğe son vermek) aporrheton (yasaklanan, gizli) apostates (din değiştiren, mürtet) arkigallos (baş rahip, galloi'lerin başı) arkhon (baş yönetici, kral) aretai (erdemler, büyük işler) arrheton (konuşulmayan) bakkheia (Dionysos'un esinlediği çılgınlık) bakkhos [dişil: bakche] (Dionysos ereni) basileus (kral; Atina' da yönetici) bebakkheumenos (Dionysos çılgınlığına kapılmış olanlar) bouklopos (inek hırsızı) cannofori: kmınophoros 'a bakınız cista mystica: kisteye bakınız. dadukhos (meşale taşıyan) daimon (demon, cin) deimata (ürkütücü olaylar) deipnon (yemek) demiurgos (yaratıcı) dendroforos (ağaç taşıyan) didaskalia (yönlendirme)


188

İlkçağ Gizem Tapılan

dromena (yapılan işler, ayinler) eide (biçimler) ekklesia (meclis, kilise) ekpleksis (korku, donup kalma) elenkhos (yanlışlama) entheos (tanrının egemenlik kurduğu, sahip olduğu) epistates (danışman) epopteia (seyretmek; Eleusis' te epoptesin deneyimi) epoptes (seyreden: Eleusis gizemlerinde en yüksek derece) epopteuein (seyretmek: Eleusis'te epoptes olmak) euhai, euhoi (Dionysos şenliğinde tören çığlığı) fallos (penis) fasma (görüntü) froura (koğuş) gallos (Ana Tanrıçanın hadım rahibi) gennetes (tanrıların akrabası) hetaira (fahişe) hieraphoros (kutsal şeyler taşıyıası) hierokeryks (kutsalın habercisi) hierofantes (kutsal şeyleri gösteren) hieros (kutsal) hieros logos (kutsal öykü) hileos (neşeli, mutlu) hygieia (sağlık) hyle dektike (alımlanmaya uygun madde) iakkhagogos (Eleusis tanrılığı Iakchos'a rehberlik eden) iatreia (sağaltım için alınan ücret) Isiakoi (İsis'e tapanlar) kalathos (açık sepet) kannoforos (saz taşıyan) katharmos (arındırma) katharsis (arınma) katokhe (tapınakta alıkonma, tutulma) kernos (bileşik kase) kiste (kapaklı sepet) kline (divan)


Yunanca Terimler Dizini

189

koinon (ortak topluluk, klüp) krater (su ile şarabı karıştırmakta kullanılan geniş ağızlı, büyük boyutlu kap) kriobolion (koç vurmak, kurban) kykeon (arpa çorbası) kymbala (ziller) liknon (harman sepeti) logos (konuşma, masal, anlatım) makaria (mutluluk) makarismos (dile getirilmiş mutluluk) mania (çılgınlık, delilik) mataioponia (boşuna çaba, emek) mathein (öğrenmek) melanoforos (siyah giyinen) menima (belanın, gazabın nedeni) metragyrtes (Ana Tanrıça'nın dilencisi) mnemosyne (bellek) myein (erginlenmek) myesis (erginlenme) myrionymos (sayılamayacak kadar adı olan) mysteria (gizemler) mystes [çoğul: mystai] (eren, çoğul: erenler) mystikos (gizemli) mystipolos (gizemleri kutlamak) nartheks (değnek, baston; Dionysos'un simgesi) nomos (yasa) oikos (hane) oknos (ikircimlik) ololyge (çığlık) omofagia (çiğ et yemek) orgia (tören, ayin) orfeotelestes (Orpheus'un erginleme rahibi) paradosis (aktarma, gelenek) paredros (tanrının eşi) pastoforos (mahfazayı taşıyan) pastos (cibinlik)


190

İlkçağ Gizem Tapılan

pathos [çoğul: pathea, pathe] (çile çekmek) physiologountes (doğa alegoricileri) physis (doğa) pistis (iman) pithos (çömlek) ploiaphesia (gemi yüzdürmek; bir şenlik) ploutodotes (bereketi veren) ploutos (bereket) polis (kent-devlet) politeia (yurttaşlık, uygar etkinlik) pompe (tören alayı) proerosia (tohum atılmadan önce yapılan şenlik) psyche (ruh) ptoiesis (çöküntü yaratan heyecan) sindonoforos (keten giyen) soteria (esenlik) symbolon (belirti, işaret) symmystes (yoldaş eren) sympatheia (kendiliğinden doğan yakınlık duygusu) syndeksioi (sağ ellerin tutulması -tokalaşmak) syngeneia (akrabalık) synthema (şifre) telein (kutlamak, erginlenmek) telesterion (erginleme evi) telestes (erginleme rahibi) telete (kutlama, erginlenme) telos (mükemmellik, tamamlık) teloumenoi (erginlenenler) theologia (tanrılar hakkında konuşmak) theoforetos, theoforumenos (tanrının ele geçirdiği; içine tanrı giren) theos dia kolpou (tanrının kucaktan geçmesi) therapeutes (tapınanlar) thiasos (dini birlik, topluluk) thronismos (taç giyme töreni) thyrsos (sarmaşık sarılı asa; Dyonisos' a tapanların işareti) time (onur) tympanon (tef)


Kısaltmalar Notlarda adı geçen yaygın süreli yayınlar için standard kısaltmalar kullanılmıştır. Notlarda kısaltılmış biçimiyle anılan klasik eserlerin tam künyesi için Oxford Classical Dictionary' e bakınız. ANRW CCCA

Aufstieg und Niedergang der rönıischen welt, yayıma hazır­ layan: H. Temporini ve W. Haase (Berlin 1972-) M. J. Vermaseren, Corpus Cultus Cybelae Attidisqııe (Leiden; 11, 1982; ııı, 1977; ıv, 1978; v, 1986; v11, 1977 EPR0 50) P. Roussel, Les cııltes egyptiens iı Delos du Ille au Ier siecle av. J.-C. (Paris-Nancy 1916) M. J. Vermaseren, Corpus inscription ıını et nıonıınıentorımı religionis Mithriacae, iki cilt. (Lahey, 1956-60) Carnıina Latina Epigraphica Corpus Medicorıını Graecorıım H. Diels ve W. Kranz, Die Fragmente der Vorsokratiker, 6 iki cilt. (Berlin 1951 \ 52) Etııdes prClinıinaires aııx religions orientales dans l'Empire romain, yayıma hazırlayan M. J. Vermaseren (Leiden 1961-) M. P. Nilsson, Geschichte der griechischen Religion (Mü­ nih; ı3, 1967; 112, 1961) W. Burkert, Greck Religion (Cambridge, Mass., ve Ox­ ford 1985; Almanca baskı Stuttgart 1977) P.A. Hansen, A List of Greek Verse Inscriptions Down ta 400 B.C. (Kopenhag 1975) =

CE CIMRM CLE CMG DK EPRO

GGR GR Hansen


192 HN

IG IGBulg

IGRom ILS JDAI Kaibel LS LSAM LSCG LSS OE OF OGI Peek, PG PGM

PL PW RGVV RML RVAp

İlkçağ Gizem Tapılan

W. Burkert, Hama Necans: The Anthropology of Ancient Greek Sacrificial Ritual and Myth (Berkeley 1983; Almanca baskı Berlin ve NewYork 1972) Inscriptiones Graecae Inscriptiones Graecae in Bulgaria repertae, yayıma hazırla­ yan G. Mihaliov (Sofya 1956-; ı : 1956. 21970; 2: 1958; 3: 1961. 1964; 4: 1966) R. Cagnat, Inscriptiones Graecae ad res Romanas pertinentes, ı-ıv (Paris 1901-27) H. Dessau, Inscriptiones Latinae Se/ectae, 1-111 (Paris 190127) fahrbuch des Deutschen Archiiologischen Instituts G. Kaibel, Epigrmnmata graeca ex lapidibus conlecta (Berlin 1878) W. Burkert, Lore and Science in Ancient Pythagorea-nism (Cambridge, Mass. 1972; Almanca baskı ] 962) F. Sokolowski, Lois sacrees de /'Asie Mineure (Paris 1955) F. Sokolowski, Lois sacrees des cites grecques (Paris 1969) F. Sokolowski, Lois sacrees des cites grecques, Supplement (Paris 1962) W. Burkert, Die orientalisierende Epoche in der griechischen Religion ımd Literatur, Sitzunsber. (Heidelberg 1984, ı) O. Kern, Orphicorum Fragmenta (Berlin 1922) Orientis Graeci Inscriptiones Selectae, yayıma hazırlayan W. Dittenberger (Leipzig 1903-05) W. Peek, Attische Grabinschriften, iki cilt. (Bedin 1954 /58) J. P. Migne, Patrologia Graeca (Paris 1857-1936) Papyri Graecae Magicae, yayıma hazırlayan ve çeviren K. Preisendanz, iki cilt. (Leipzig 1928-1941; ikinci baskıyı düzelterek yayıma hazırlayan A. Henrichs, Stuttgart 1973 / 74) J. P. Migne, Patrologia Latina (Paris 1844-1900; Suppl. 1958-1974) Pauly's Realencylopiidie der classischen Altertumsıvis­ senschaft, yayıma hazırlayan G. Wissowa ve diğerleri. Religionsgeschichtliche Versuche und Vorarbeiten W. H. Roscher, Ausführliches Lexikon der griechischen und römischen Mythologie (Leipzig 1884-1937) A. D. Trendall ve A. Cambitoglou, The Red-Figured Va-


Kısaltmalar

Sammelb

SEG SH SIG SIRIS SVF

193

ses of Apulia, iki cilt. (Oxford 1978\ 82) Sammelbuch griechischer Urkunden aus Aegypten, ı / ıı yayı­ ma hazırlayan F. Preisigke (Strassburg, Berlin, Leip-zig 1913-22); ııı/ ıv / v, yayıma hazırlayan F. Bilabel (Heidelberg 1931-34) Supplementum Epigraphicum Graecum W. Burkert, Stru :ture and History in Greek Mythology and Ritual (Berkeler 1979) Sylloge Inscriptionum Graecarum3, yayıma hazırlayan W. Dittenberger, dört cilt. (Leipzig 1915-24) Sylloge Inscriptionum religionis Isiacae et Sarapiacae, yayı­ ma hazırlayan L. Vidman (Berlin 1969) Stoicorum Veterum Fragmenta, yayıma hazırlayan H. von Arnim, üç cilt. (Leipzig 1903-21)


路路.


Bibliyografya Alföldi, A. 1979. "Redeunt Saturnia regna vıı: Frugifer-Triptolemos im ptolemaischen Herrscherkult," Chiron 9, 553-606. Altmann, W. 1905. Die römischen Grabaltiire der Kaiserzeit, Berlin. Alviella, G.d'. 1981. The Mysteries of Eleusis: The Secret Rites and Rituals of the Classical Greek Mystery Tradition, Wellingborough. Anrich, G. 1894. Das antike Mysterienwesen in seinem Einjluss auf das Christentum, Göttingen. Assmann, J. 1979. "Isis und die agyptischen Mysterien," W. Westendorf, ed., Aspekte der spiitiigyptischen Religion, Wiesbaden, 93-115 içinde. Baratte, F. 1974. "Le sarcophage de Triptoleme au musee du Louvre," Rev. Arch., 271-290. Baslez, M.F. 1977. Recherches sur les conditions de penetration et de diffusion des religions orientales lı Delos, Paris. Bastet, F.L. 1974. "Fabularum dispositas explicationes," BABesch 49, 207-240. Beck, R. 1984. "Mithraism since Franz Cumont," ANRW ıı, 17 (4), 2002-21 15. Berard, C. 1974. "Silene porte-van," Bııll. Assoc. pro Aventico 22, 516. Berner, W.D. 1972. "Initiationsriten in Mysterienreligionen, im Gnostizismus und im antiken Judentum," diss. Göttingen. Beskow, P. 1979. "Branding in the Mysteries of Mithras?" Bianchi 1979, 487-501 içinde. Bianchi, U. 1975. "Mithraism and Gnosticism," Hinnels 1975, 457465 içinde. 1976. The Greek Mysteries, L�iden (Iconography of

----


196

İlkçağ Gizem Tapılan

Religions xvıı, 3). ed. 1979. Mysteria Mithrae, Leiden (EPRO 80). 1980. "Iside dea misterica. Quando?" in Perennitas: Studi A. Brelich, Rome, 9-36. ve M.J. Vermaseren, ed. 1982. La soteriologia dei culti orien­ tali neli' Impero Romana, Leiden (EPRO 92). 1984. "La tipologia storica dei misteri di Mithra," ANRW il, 17 (4), 2116-2134. Bidez, J., ve F. Cumont. 1938. Les mages hellenises: Zoroastre, Ostanes et Hystaspe d'apres la tradition greque, 2 Cilt, Paris. Bleeker, C.J. ed. 1965. Initiation, Leiden (Numen Suppl. 10). Bösing, L. 1968. "Zur Bedeutung von 'renasci' in der Antike," MH 25, 145-178. Bouyer, L. 1953. "Le salut dans les religions a mysteres," RSR 27, 116. Boyance, P. 1960 / 61. "L'antre dans les mysteres de Dionysos," RPAA 33, 107-217. 1966. "Dionysiaca," REA 68, 33-60. Brelich, A. 1963. "Polifeismo e soteriologia," S.G.F. Brandon, ed., The Saviour God: Comparative Studies in the Concept of Salvation, Presented to E. O. fames, Manchester, 37-50 içinde. 1 969. Paides e Parthenoi, Roma. Bremmer, J. N. 1984. "Greek Maenadism Reconsidered," ZPE 55, 267-286. Brende!, O. J. 1966. "Der grosse Fries in der Villa dei Misteri," JDAI 81, 206-260. Bruhl, A. 1953. Liber Pater: Origine et expansion du culte dionysiaque lı Rome et dans le monde romain, Paris. Bultmann, R. 1963. Das Urchristentum im Rahmen der antiken Religionen3, Zurih (1. ed. 1949) Burg, N.M.H. van den, 1939. "Aporreta Dromena Orgia," diss. Utrecht. Burkert, W. 1972. Lore and Science in Ancient Pythagoreanism, Cambridge, Mass. (German ed. 1962). ---- 1975. "Le laminette auree: da Orfeo a Lampone," Orfismo Magna Grecia. Atti del XIV Convegno di studi sulla Magna Grecia, N;;ı.ples, 81-104 içinde. ---- 1979. Structure and History in Greek Mythology and Ritual, Berkeley. --- 1982. "Craft versus Sect: the Problem of Orphics and Pythagoreans," Meyer-Sanders 1982, 1-22 içinde.

------

----

----

---

----


Bibliyografya

197

1983. Homo Necans: The Anthropology of Ancient Greek Sacri-cial Ritual and Myth, Berkeley (German ed. 1972). 1985. Greek Religion, Cambridge, Mass., ve Oxford (German ed. 1977). Casadio, G. 1982/83. "Per un'indagine storico-religiosa sui culti di Dioniso in relazione alla fenomenologia dei misteri," I: SSR 6 (1982) 209-234,11: SMSR 7 (1983) 123-149. Clemen, C. 1913. Der Einfluss der Mysterienreligionen auf dos alteste Christentum, Giessen (RGVV 13, 1). 1924. Religionsgeschichtliche Erhlarung des Neuen Testaments2, Giessen (1. ed. 1909) . Clinton, K. 1974. The Sacred Of ficials of the Eleusinian Mysteries, Philadelphia. Coche de la Ferte, E. 1980. "Penthee et Dionysos: Nouvel essai ' d'interpretation des 'Bacchantes' d'Euripide," R. Bloch, ed., Recherches sur /es religions de l'antiol uite classiol ue, Geneva, 105257 içinde. Cöle, S. G. 1980. "New Evidence far the Mysteries of Dionysos," GRBS 21, 223-238. 1984. Theoi Megaloi: The Cult of the Great Gods of Samothrace, Leiden (EPRO 96).

---

----

____

___

Colpe, C. 1961 . Die religionsgeschichtliche Schule: Darstellung und Kritik ihres Bildes vom gnostischen Erlosermythos, Gottingen. 1969. "Zur mythologischen Struktur der Adonis, Attis­ und Osirisuberlieferungen," liğfin mithurti: Festschrift W. von Saden, Neukirchen-Vluyn, 23-44 içinde. 1975. "Mithra-Verehrung, Mithras-Kult und die Existenz iranischer Mysterien," Hinnells 1975, 378-405 içinde. Cosi, D. M. 1 976. "Salvatore e salvezza nei misteri di Attis, " Aevıım 5°, 42-71. 1979. "Attis e Mithra," Bianchi 1979, 625-638 içinde. 1982. "Aspetti mistici e misterici del culto di Attis," Bianchi 1982, 482-502 içinde. Cumont, F. 1896 /99. Textes et monuments figures aux mysteres de Mithra, 2 Cilt, Brüksel. 1923. Die Mysterien des Mithra3, Leipzig (Fransızca ed. 1900). 1931. Die orientalischen Religionen im romischen Heidentum4, Stuttgart (repr. 19818), Les religions orientales dans le paganisme romain, Paris 19294 (1 . ed. 1907); İngilizce çev., Oriental Religions in Roman Paganism, Chicago 1911.

____

____

___

____

____

____


198

İlkçağ Gizem Tapılan

1933. "Un fragment de rituel d'initiation aux mysteres," HThR 26, 153-160. 1975. "The Dura Mithraeum," ed. E. D. Francis, Hinnells 1975, 151-214 içinde. Daniels, C. M. 1975. "The role of the Roman army in the spread and practice of Mithraism," Hinnells 1975, 249-274 içinde. Deubner, L. 1932. Attische Feste, Berlin. Devereux, G. 1974. "Trance and Orgasm in Euripides: Bakchai," A. Angoff ve K. D. Barth, Parapsychology and Anthropology, New York, 36-58 içinde. Diakonoff, 1. M. 1977. "On Cybele and Attis in Phrygia and Lydia," AAntHung 25, 333-340. Dibelius, M. 1917. "Die Isisweihe bei Apuleius und verwandte Initiations-Riten," Sitzungsber. Heidelberg 1917, 4. Dieterich, A. 1891. Abraxas, Studien zur Religionsgeschichte des spate­ ren Altertums, Leipzig. 1923. Eine Mithrasliturgie3, Leipzig (1. ed. 1903). Diez, E. 1968 / 71 . " 'Horusknaben' in Noricum," Oefh 49, 1 14- 120. Dihle, A. 1980. "Zur spatantiken Kultfrommigkeit," Pietas, Festschrift B. Kotting, Münster, Westfalen, 39-54 içinde. Dodds, E. R. 1951. The Greeks and the Irrational, Berkeley. Dowden, K. 1980. "Grades in the Eleusinian Mysteries," RHR 197, 409-427. Duchesne-Guillemin, J., ed. 1978. Etudes mithriaques. Actes du 2e congres international, Tahran (Acta Iranica 17). Dunand, F. 1973. Le culte d'Isis dans le bassin oriental de la Mediterranee, 3 vals. (l: Le culte d'Isis et les Ptole'me 'es; Il: Le culte d'Isis en Grece; In: Les culte d 'lsis en Asie Mineure: Clerge et rituel des sanctuaires isiaques), Leiden (EPRO 26). Duthoy, R. 1969. The Taurobolium: Its Evolution and Terminology, Leiden (EPRO !o). Egger, R., ve H. Vetters. 1950. Dacia Ripensis. Der Grabstein von Cekancevo, Vienna (Schriften der Balkankommission, Antiquar. Abt. I I ) . ---- 1951. "Zwei oberitalienische Mystensarkophage," MDAI 4, 35-64 Eisler, R. 1925. Orphisch-Dionysische Mysteriengedanken in der christ­ lichen Antike, Leipzig. Eliade, M. (1958/ 65): Birth and Rebirth, New York 1958; yeni yayımı Rites and Symbols ofInitiation, New York 1965. Engelmann, H. 1975. The Delian Aretalogy of Sarapis, Leiden (EPRO

----

----

---


Bibliyografya

199

44). Farnell, L. R. 1896-1909. The Cults of The Greek States 1-V, Oxford. Fauth, W. 1984. "Plato Mithriacus oder Mithras Platonicus? Art und Umfang platonischer Einflusse auf die Mithras-Mysterien," Göttingische Gelehrte Anzeigen 236, 31-50. Fehrle, E. lglo. Die kultische Keuschheit im Altertum, Giessen (RGVV 6). Ferguson, J. 1970. The Religions of the Roman Empire, Londra. Festugiere, A. J. 1954. Personal Religion among the Greeks, Berkeley (Sather Classical Lectures 26). 1972. Etudes de religion grecque et hellenistique, Paris. Ibid. 13-63: "Les mysteres de Dionysos" (orig. 1935). lbid. 89-113: "Ce que Tite-Live nous apprend sur les mysteres de Dionysos" (orig. 1954). Foucart, P. 1873. Des-assoGiations religieuses chez /es Grecs, Paris. 1914. Les mysteres d 'Eleusis, Paris. Foucher, L. 1964. La maison de la procession dionysiaque iı 'El Jem, Paris. 1981. "Le culte de Bacchus sous l'empire Romain," ANRW 1 1, 17(2), 684-702. Francis, E. D. 1975. "Mithraic Graffiti from Dura-Europos," Hinnells 1975, 424-445 içinde. Fraser, P. M. 1972. Pwlemaic Alexandria, 3 cilt, Oxford. Frickel, J. 1984. Hellenistische Erlösung in christlicher Deutung. Die gnostische Naassenerschrift, Leiden (Nag Hammadi Studies lg). Gennep, A. van. l gog. Les rites de passage, Paris (The Rites of Passage, Chicago 1960). Geyer, A. 1977. Das Problem des Realitiitsbezuges in der dionysischen Bildkunst der Kaiserzeit, Wurzburg. Giversen, S. 1975. "Der Gnostizismus und die Mysterienreligionen," J. P. Asmussen and J. LaessOe, eds., Handbuch der ReligionsgeschiGhte, Gottingen, 255-299 içinde. Gonzenbach, V. von. 1957. Untersuchungen zu den Knabenweihen im Isiskult der romischen Kaiserzeit, Bonn. Goodwin, J. 1981. Mystery Religions in the Ancient World, Londra. Gordon, R. L. 1972. "Mithraism and Roman Society: Social Factors in the Explanation of Religious Change in the Roman Empire," Religion 2, 92-121. ---- 1975. "Franz Cumont and the Doctrines of Mithraism," Hinnells 1975, 215-248 içinde. 1976. "The Sacred Geography of a Mithraeum: The

----

----

----

---


200

İlkçağ Gizem Tapılan

Example of Sette Sfere,"JMS 1, 119-165. 1980. "Reality, Evocation and Boundary in the Mysteries of Mithras," JMS 3, 19-99. Graf, F. 1974. Eleusis und die orphische Dichtung Athens in vorhellenis­ tischer Zeit, Berlin (RCVV 33). ---- 1985. Nordionische Kulte. Religionsgeschichtliche und epigrap­ hische Untersuchungen zu den Kulten von Chios, Erythrai, Klazomenai und Phokaia, Roma (Bibliotheca Helvetica Romana 21). Graillot, H. 1912. Le culte de Cybele, mere des Dieux, a Rome et dans l'Empire romain, Paris. Grandjean, Y. 1975. Une nouvelle aretalogie d'lsis iı Maronee, Leiden (EPR0 49) Gressmann, H. 1923 /24. "Die Umwandlung der orientalischen Religionen unter dem Einfluss hellenischen Geistes," Vortr. d. Bibi. Warburg Ill, 5 (1926) 170-195. Griffiths, J. G. 1976. Apuleius, The Isis-Book (Metamorphoses, Book xı) with intro., trans., and comm., Leiden (EPRO 39). Guarducci, M. 1983. Scritti scelti sulla religione greca e romana e sul cristianesimo, Leiden (EPRO 98). Hamilton, J. D. B. 1977. "The Church and the Language of Mystery: The First Four Centuries," Ephem. Theol. Lavan. 53, 479-494. Harder, R. 1943. Karpohrates von Chalkis und die memphitische Isispropaganda, Abh. Berlin 14. Heilmann, W. 1985. "Coniuratio impia. Die Unterdruckung der Bacchanalia als Beispiel fur romische Religionspolitik," Altsprachl. Unterricht 28(2), 22-37. Henrichs, A. 1972. Die Phoinikika des Lollianos. Fragmente eines neuen griechischen Romans, Bonn. 1978. "Greek Maenadism from Olympias to Messalina," HSCP 82 , 1 2 1-160. 1982. "Changing Dionysiac Identities," Meyer-Sanders 82, 137-160 içinde. ---- 1984a. "Male Intruders among the Maenads: The So-called Male Celebrant," H. D. Evjen, ed., Mnemai: Classical Studies in Memory of K. K. Hulley, Chicago, 69-91 içinde. 1984b. "Loss of Self, Suffering, Violence: The Modern View of Dionysus from Nietzsche to Girard," HSCP 88, 205-240. Hepding, H. 1903. Attis, seine Mythen und sein Kult, Giessen (RGVV 1, repr. Berlin 1967). Herbig, R. 1958. Neue Beobachtungen am Fries der Mysterien-Villa in

----

----

----

---


Bibliyografya

201

Pompeji, Baden-Baden (Deutsche Beitrag� zur Altertumswis­ senschaft lo). Hinnells, J. R., ed. 1975. Mithraic Stııdies: Proceedings of the First Interrlational Congress of Mithraic Stııdies, 1-11, Manchester. . 1976. 'The Iconography of Cautes and Cautopates, 1: The Data," foıırnal of Mithraic Stııdies 1, 36-67. Hölbl, G. 1979. Beziehııngen der agyptischen Kııltıır zıı Altitalien, Leiden (EPRO 62). Hommel, H. 1983. "Antike Bussformulare. Eine religionsgeschich­ tliche lnterpretation der ovidischen Midas-Erzahlung," Sebasmata I, Tubingen, 351-370 içinde. Horn, H. G. 1972. Mysteriensymbolik aııf dem Kölner Dionysosmosaik, Bonn. Hornbostel, W. 1973. Sarapis. Stııdien zıır UeberlieferııngsgeschiGhte, den Erscheinııngsformen ıınd Wandlııngen der Gestalt eines Gottes, Leiden (EPRO 32). Janko, R. 1984. "Forgetfulness in the Golden Tablets of Memory," CQ 34, 89- 100. Jeanmaire, H. 1939. Coııroi et Coııretes, Lille. 1951. Dionysos: Histoire du culte de Bacchus, Paris. Johnson, S. E. 1984. "The Present State of Sabazios Research," ANRW lI, 17 (3), 1583-1613. Kane, J. P. 1975. "The Mithraic Cult Meal in Its Greek and Roman Environment," Hinnells 1975, 313-351 içinde. Karageorghis, V. 1984. "Dionysiaca and Erotica from Cyprus," RDAC, 214-220. Kater-Sibbes, G. J. F. 1973. Preliminary Catalogııe of Sarapis Monııments, Leiden (EPPO 36). Kerenyi, K. 1967. Eleıısis: Archetypal Image <! � Mother and Daııghter, Londra. ---- 1976. Dionysos, Urbild des ıınzerstoroaren Lebens, Munich (Dionysos, Archetypal Image of Indestrııctible Life, Princeton 1976). Keuls, E. C. 1 974. The Water Carriers in Hades, Amsterdam. Klimkeit, H. J., ed. 1978. Tod ıınd fenseits im Glaııben der Volker, Wiesbaden. Köster, H. 1980. Einfııhrııng i.n das Neııe Testament im Rahmen der Religionsgeschichte ıınd Kııltıırgeschichte der hellenistischen ıınd romischen Zeit, Berlin (Introdııction to the New Testament, 2 vols, Philadelphia, New York, Berlin 1982). Kraemer, R. S. 1979. "Ecstasy and Possession: The Attraction of Women to the Cult of Dionysus," HThR 72, 55-80.

----

----


202

İlkçağ Gizem Tapılan

---- 1981. "Euoi, Saboi in Demosthenes' De Corona: in Which Honor Were the Women's Rites?" Seminar Papers Soc. Bibi. Lit., 229-236. Lambrechts, P. 1957. "L'importance de l'enfant dans les religions a mysteres," in Hommages W. Deonna, Brüksel, 322-333. Laum, B. 1914. Stiftungen in der griechischen ımd romischen Antike 1-11, Berlin. Leclant, J. 1984. "Aegyptiaca et milieux isiaques: Recherches sur la diffusion du materiel et des idees egyptiennes," ANRW 11, 17(3), 1692-1709 içinde. Leclant, J., and G. Clerc. 1972 / 7485. Inventaire bibliographique des Isiaca (IBJS) ı-ııı , Leiden (EPRO 18). Le Corsu, F. 1977. !sis: Mythe et Mysteres, Paris. Leipoldt, J. 1923. Sterbende und auferstehende Gotter, Leipzig. 1961. Von den Mysterien zur Kirche. Gesammelte Aufsiitze, Leipzig. Lentz, W. 1975. "Some Peculiarities not Hitherto Fully Understood of 'Roman' Mithraic Sanctuaries and Representations," Hinnells 1975, 358-377 içinde. Leveque, P. 1982. "Structures imaginaires et fonctionnement des mysteres grecs," SSR 6, 185-208. Linforth, 1. M. 1946a. "The Corybantic Rites in Plato," Univ. of Calif. Publ. in Class. Philol. 13, 121-162. 1946b. "Telestic Madness in Plato, Phaedrus 244 DE," Univ. ofCalif. Publ. in Class Philol. 13, 163-172. Lobeck, C. A. 1829. Aglaophamus sive de theologiae mysticae Graecorum causis 1-11 , Königsberg. Lohse, E. 1974. Umwelt des Neuen Testaments, Gottingen. Loisy, A. 1930. Les mysteres paiens et le mystere chretien2, Paris (1. ed. 1919). MacMullen, R. 1981. Paganism in the Roman Empire, New Haven. 1984. Christianizing the Roman Empire (AD 100-400), New Haven. Malaise, M. 1972: Les conditions de penetration et de diffusion des cultes egyptiens en ltalie, Leiden (EPRO 22). 1984. "La diffusion des cultes egyptiens dans !es provin­ ces europeennes de l'empire romain," ANRW 11, 17(3), 16151691 içinde. Matz, F. 1963. "Dionysiake Telete. Archaologische Untersuchungen zum Dionysoskult in hellenistischer und romischer Zeit," Abhandlungen der Akademie Mainz, 1963 no. 1 5. ----

----

---

----


Bibliyografya

203

Merkelbach, R. 1962. Roman und Mysterium in der Antike, Munich. 1965. "Die Kosmogonie der Mithrasmysterien," Eranos Jb. 34, 219-257 1968. "Der Eid der Isismysten," ZPE 1, 55-73. 1 974. "Mystery Religions," in Encyclopaedia Britannica15, Londra 1974, 778-785. 1982. Weihegrade ımd Seelenlehre der Mithrasmysterien, Opladen (Rhein.-Westfal. Ak. d. Wiss., Geisteswiss., Vortrage G 257). ---- 1984. Mithras, Meisenheim. Metzger, B. M. 1955. "Considerations of Methodology in the Study of the Mystery Religions and Early Christianity," HThR 47, 1-20. ---- 1984. "A Classified Bibliography of the Graeco-Roman Mystery Religions 1924-73 with a Supplement 1974-77," in ANRW ı ı, 17(3), 1259-1423 içinde. Metzger, H. (1944/ 45): "Dionysos chthonien d'apres !es monuments figures de la periode classique," BCH 6819, 296-339. 1965. Recherches sur l 'imagerie athenienne, Paris. Meyer, B. F., and E. P. Sanders, eds. 1982. Self-Definition in the Graeco-Roman World, Londra (cf. Sanders 1980-82). Mylonas, G. E. 1961. Eleusis and the Eleusinian Mysteries, Princeton. Naumann, F. 1984. Die Ikonographie der Kybele in der phrygischen ımd griechischen Kunst, Tdbingen. Nilsson, M. P. 1950. "Kleinasiatische Pseudo-Mysterien," Ephem. Inst. Arch. Bulgarici 16, 17-20. 1952. Opuscula selecta ıı, Lund. ---- 1957. The Dionysiac Mysteries of the Hellenistic and Roman Age, Lund. ---- 1961 / 67. Geschichte der griechischen Religion, Münih. Nock, A. D. 1933. Conversion. Tlıe Old and the New in Religion from Alexander the Great ta Augustine of Hippo, Oxford. --- 1937. "The Genius of Mithraism," JRS 27, 108-113 (= Nock 1972, 452-458). 1952. "Hellenistic Mysteries and Christian Sacraments," Mnemosyne 4,5, 177-214 (= Nock 1972, 791-820). 1972. Essays on Religion and the Ancient World, ed. Z. Stewart, 2 cilt, Oxford. Ohlemutz, E. 1940. Die Kulte und Heiligtumer der Gotter in Pergamon, Wdrzburg. Oppermann, H. 1924. Zeus Panamaros, Giessen (RGVV 19,3). Otto, W. 1905 / 08. Priester und Tempel im hellenistischen Aegypten, 2

----

---

----

----

----

·

----

----

----


İlkçağ Gizem Tapılan

204

vols., Leipzig. 1949. "Beitrage zur Hierodulie im hellenistischen Aegypten," Abh. Munchen, Phil. hist. Ki. 29. Pailler,J.-M. 1982. "La spirale de l'interpretation: les Bachanales," Annales ESC 37, 929-952. Perdelwitz, R. lgl l. Die Mysterienreligion und das Problem des ı. Petrusbriefes, Giessen (RGVV xı, 3). Pettazzoni, R. 1954. "Les mysteres grecs et les religions a mysteres de l'antiquite. Recherches recentes et problemes nouveaux," Cahiers d'Histoire Mondiale 11(2), 303-312, 661-667. Phythian-Adams, W. J. 1912. "The Problem of the Mithraic Grades," JRS 2, 53-64. Piccaluga, G. 1982. "Salvarsi ma non troppo. 11 rischio di un valore assoluto nella religione romana," Bianchi 1982, 403-426 içinde. Poland, F. 1909. Geschichte des griechischen Vereinswesens, Leipzig. Pringsheim, H. G. 1905. "Archaologische Beitrage zur Geschichte des Eleusinischen Kultes," Münih (diss. Bonn). Prümm, K. 1937. " 'Mysterion' von Paulus bis Origenes," Zeitschr. f Kath. Theol. 61, 391-425. 1943. Religionsgeschichtliches Handbuch fur den Raum der altchristlichen UmuJelt, Freiburg i. Br. ---- 1960. "Mysteres,"Supplement au Dictionnaire de la Bible 6, Paris, 10-173 içinde. Quandt, W. 1912. "De Baccho ab Alexandri aetate in Asia minore culto," diss. Halle. Rahner, H. 1945. "Das christliche Mysterium und die heidnischen Mysterien," in Griechische Mythen in christlicher Deutung, Zürih, 2 1-123. Reitzenstein, R. 1927. Die hellenistischen Mysterienreligtonen nach ihren Grundgedanken und Wirkungen3, Leipzig (lSt ed. 1910); English trans., He/lenistic Mystery Religions: Their Basic ldeas and Significance, Londra 1978. Richardson, N. J. 1974. The Homeric Hymn ta Demeler, Oxford. Riedweg, Chr. 1987. Mysterienterminologie bei Platon, Philon und Kkmens von Alexandrien, Bedin. Ries, J. 1979. Le culte de Mithra en Orient et en Occident, LouvainlaNeuve. ---- 1980. Osirisme et monde hellenistique, Louvain-la-Neuve. Rohde, E. 1898. Psyche2, 2 cilt., Tubingen (1: ed. 1893). Rouse, W. H. D. 1902. Greek Votive Offerings: An Essay in the Histoty of Greek Religion, Cambridge.

----

·

----

.


Bibliyografya

205

Rousselle, R. J. 1982. "The Roman Persecution of the Bacchic Cult, 186-180 B.C.," diss. Ann Arbor. Rusajeva, A. S. 1978. "Orfizm i kult Dionisa b Olbii" [Orphism and the Dionsysos Cult in Olbia], Vestnik Drestnik Istorii 143, 87-104. Rutter, J. B. 1968. "The Three Phases of the Taurobolium," Phoenix 22, 226-249. Sabbatucci, D. 1979. Saggio sul misticismo greco2, Rome (!St ed. 1965). Sanders, E. P., ed. 1980-82. Jewish and Christian Self-Definition, ı : The Shaping of Chrtstianity in the Second and Third Centuries, London 1980; 11: Aspects of Judaism in the Greco-Roman Period, Philadelphia 1981 . For I1l see Meyer and Sanders 1982. San Nicolo, M. 1913 / 15. Aegyptisches Vereinswesen zur Zeit der Ptolemiier und Römer, I (19722), il, Münih. Schmidt, M.,A. D. Trendall, and A. Cambitoglou. 1976. Eine Gruppe apulischer Grabvasen in B(lsel, Basel. . Schneider, C. 1939. "Die griechischen Grundlagen der hellenistisc­ hen Religionsgeschichte," ARW 36, 300-347. ---- 1954. Geistesgeschichte des antiken Christentums, Münih. ---- 1979. Die antiken Mysterien in ihrer Einheit und Vielfalt. Wesen und Wirkung der Einweihung, Hamburg. Schneider-Hermann, G. 1 977 / 78. "Unterschiedliche Interpreta­ tionen süd-italischer Vasenbilder des 4. Jh. v. Chr.," BaBesch 5213, 253-257 Schwertheim, E. 1975. Die Denkmaler orientalischer Gottheiten im romischen Deutschland, Leiden (EPRO 40). 1979. "Mithras. Seine Denkmaler und sein Kult," AW Sondernr. Vll, Feldmeilen. Seaford, R. 1981. "Dionysiac Drama and the Dionysiac Mysteries," CQ 3 1, 252-275. Seyrig, H. 1974. "Pseudo-Attideia," Bagd. Mitt. 7, 197-203. Sfameni Gasparro, G. 1971. "Le religioni orientali su! mondo ellenis­ tico-romano," G. Castellani, ed., Storia delİa religioni6, Torino 1971, cilt III, 423-564 içinde. ---- 1978. "Connotazioni metroache di Demetra ne! coro deli' 'Elena' (w. 1301-1365)," in M. B. de Boer and T. A. Edridge, eds., Hommages ii M. J. Vermaseren, 3 cilt, Leiden (EPRO 68), 1 148-87. 1979a. "Il Mitraismo nell' ambito della fenomenologia misterica," Bianchi 1979, 299-348 içinde. 1979b. "Il mitraismo; una struttura religiosa fra tradizione e invenzione," Bianchi 1979, 349-384 içinde. 1979c. "Refiessioni ulteriori su Mithra dio mistico," ----

----

----

----


206

İlkçağ Gizem Tapılan

Bianchi 1979, 397-408 içinde. 1981. "Interpretazioni Gnostiche e misteriosofiche dei miti di Attis," R. van den Broek and M. J. Vermaseren, eds., Studies G. Quispel, Leiden, 376-411 içinde. 1985. Soteriology and Mystic Aspects in the Cult of Cybele and Attis, Leiden (EPRO 103). Sharpe, E. J., ve J. R. Hinnells, eds. 1973. Man and His Salvation, Manchester. Siber, P. 1971. Mit Christus leben. Eine Studie zur paulinischen Auferstehımgshoffnung, Zürih. Simon, E. 1961. "Zum Fries der Mysterienvilla bei Pompeji," JDAI 76, 111-172. Smith, H. R. W. 1972. Funerary Symbolism in Apulian Vase-Painting, Berkeley. Smith, J. Z. 1978. Map Is Not Territory: Studies in the History of Religions, Leiden. Smith, M. 1973. Clement of Alexandria and a Secret Gospel of Mark, Cambridge. Soden, H. von. lgl !. "Mysterion u,'.ld sacramentum in den ersten zwei Jahrhunderten der Kirche," Zeitschr. f NT Wiss.12, 188-227. Solmsen, F. 1979. Isis among the Greeks and Romans, Cambridge, Mass. Speyer, W. 1 98 1 . Büchervernichtung und Z;ensur des Geistes bei Heiden, Juden und Christen, Stuttgart. Stewart, Z. 1977. "La religione," in R. Bianchi Bandinelli, ed., Storia e civilitii dei Greci, cilt iV, Bari, 501-616. Straten, F. T. van. 1981. "Gifts for the Gods," in H. S. Versnel, ed., Faith, Hope and Worship, Leiden, 65-151. Teixidor, J. 1977. The Pagan God. Popular Religion in the Greco-Roman Near East, Princeton. Thomas, G. 1984. "Magna Mater and Attis," ANRW ıı, 17(3), 15001535 içinde. Totti, M. 1985. Ausgewiihlte Texte der !sis- und Sarapis-Religion, Hildesheim. Tran Tam Tinh, V. 1964. Essai sur le culte d'Isis ii Pompei, Paris. 1984. ''Etat des etudes iconographiques relatives a Isis, Serapis et Sunnaoi Theoi," ANRW ıı, 17(3),1710-1738 içinde. Turcan, R. 1965. "Du nouveau sur l'initiation dionysiaque," Latomus 24, 101-119. 1969. "La demone ailee de la Villa Item," in Hommages iı

----

---

·

----

---�


Bibliyografya

207

M. Renard ııı, Brüksel, 586-609. --- 1975. Mithras Platonicus, Leiden (EPRO 47). 1981a. Mithra et le mithriacisme, Paris. 1981b. "Le sacrifice mithriaque: innovations de sens et de modali­ tes," Le sacrifice dans l'antiquite, Entretiens sur l'antiquite classi­ que 27, Vandoeuvres / Geneva, 341-373 içinde. Vermaseren, M. J. 1963. Mithras, The Secret God, Londra. 1966. The Legend of Attis in Greek and Roman Art, Leiden (EPRO g) 1971. Mithriaca I: The Mithraeum at St. Maria Capııa Vetere, Leiden (EPRO 16). 1974. Der Kult des Mithras im romischen Germanien, Stuttgart. 1977. Cybele and Attis: The Myth and the Cult, Londra. ---- eds. 1981. Die orientalischen Religionen im Romerreich, Leiden (EPRO 93). Vermaseren, M. J., and C. C. van Essen, 1965. The Excavations in the Mithraeum of the Church of Santa Prisca in Rome, Leiden. Vidman, L. 1970. Jsis und Sarapis bei den Griechen ıınd Römern, Bedin. Wagner, G. 1962. Das religionsgeschichtliche Problem von Römer 6, I-I I, Zurich (English ed., Pauline Baptism and the Pagan Mysteries, Edinburgh 1967). Wasson, G. R., A. Hofman, ve C. A. P. Ruck. 1978. The Road ta Eleusis: Unveiling the Secret of the Mysteries, New York. Wedderburn, A. J. M. 1982. "Paul and the Hellenistic Mystery Cults: On Posing the Right Questions," Bianchi 1982, 817-833 içinde. West, M. L. 1983. The Orphic Poems, Oxford. Widengren, G. 1980. "Reflections on the Origin of the Mithraic Mysteries," Perennitas, Studi in onore di Angelo Brelich, Rome, 645-668 içinde. Wiens, D. H. 1980. "Mystery Concepts in Primitive Christianity and in Its Environment," ANRW 11, 23(2), 1248-84 içinde. Wilamowitz-Moellendorff, U. von. 1931 / 32. Der Glaube der Hellenen, 2 cilt, Bedin. Wild, R. A. 1981. Water in the Cultic Worship of !sis and Sarapis, Leiden (EPRO 87). ---- 1984. "The Known Isis-Sarapis-Sanctuaries from the Roman Period," in ANRW ıı, 17(4), 1739-1851. Wilson, R. McL. 1981. "Gnosis and the Mysteries," R. van den Broek and M. J. Vermaseren, eds., Studies G. Quispel, Leiden, 451-457 ----

----

----

----

---

----

·

Ilkcag gizem tapilari walter burket  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you