Issuu on Google+

DERECE 2008/07/04


Gönderen Mr.dere zaman: 4.7.08 0 yorum 2008/07/03

DERİN DEVLET MALZEME OFİSİ kulak verelim bakalim, yillar oncesinden yukselen seslere: “ulke 71’den sonra 12 eylul’e kadar planli programli sekilde terorun icine sokuldu. sonunda gelinen noktada, artik sokaga cikamayan, can guvenligi olmayan, bes dakika sonrasindan emin olamayan turk halki darbeyi, askerleri yalvar yakar ister hale getirildi. bu cinayetlerde kim kullanildi. abdullah catli gibi, oral celik gibi, mehmet ali agca gibi, haluk kirci gibi daha bir yigin isim sayabiliriz. bunun icinde polisler de var. bunun icinde rutbeli insanlar da var ne yazik ki.” (gazeteci erol mutercimler) (bkz: ordu goreve) “kontrgerilla orgutleri, gerektiginde teror ve siyasi cinayetlerle teroru arac olarak kullanarak fasist askeri darbeler icin ortam hazirlar ve bu suretle azgelismis ulke duzenlerinin emperyalist cikarlara uyarli sekle donusturulmesini saglar.” (ataturkcu yarbay talat turhan, 12 martin iskence magduru) (bkz: cunta) “29 mayis 1977’de cigli havaalani’nda acik bir suikast girisimine hedef olduk. esim ve ben, havaalani icine getirilen parti otobusune binerken kalabaligin icinde simdi rahmetli olan mehmet isvan bize yardimci oluyordu, otobusun kapisindan kalabaligin icinden esimle beni otobuse cekmeye calisirken bir silah patladi ve arkadasimiz yaralandi. hastaneye geldigimizde mehmet’in durumunun kotu oldugunu


ogrendik, cunku o zamana kadar varligi bilinmeyen ici zehirli maddelerle, kimyasal maddelerle dolu bir kucuk fuzeden isabet aldigini ogrendim. ve bazi emniyet gorevlileri bu fuzeyi doktorlardan almak istemisler israrla, fakat doktorlar vermemisler. sonradan tabii o silahin izini surmeye calistim, fakat asilmaz engellerle karsilastik. ve o silahi kullandigi bilinen polis de serbest birakildi. evvela bize boyle bir silahin turkiye’de bulunmadigi soylendi. biz aksini ispat edince de 'var ama cok olaganustu durumlarda ozel izinle kullanilir' dendi.” ( bulent ecevit, 1977 yilinda canina kastedilmis) (bkz: ozel harp dairesi) “siddet olaylari, anarsik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit degildir. amac, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine fasist duzeni gundeme getirmek ve butun unsurlariyla yururluge koymaktir. boylece abd ve cokuluslu ortakliklar, ortadogu sorununu buyuk olcude cozmek umudunu gutmektedirler. bize gore bu sonuca ulasmada cia, kontrgerilla gibi gizli orgutlerin yonlendirmesi vardir. bu orgutler, devlet aygitini genis olcude kendi amaclarina uygun sekle donusturerek demokrasi dusmani akimlari iktidar yapmayi ongormuslerdir. ..... butun bu calismalar icinde askeri ve sivil guvenlik gucleri vardir. kontrgerilla, genelkurmay harp dairesi’ne baglidir. sivil guvenlik gucleri icinde de mit elemanlari ve 1. sube gorevlileri kullanilmaktadir. butun bu calismalar mhp ve onun kadrolarinca yonetilmektedir. bu genel cercevede cinayetleri, siddet ve teror eylemlerini daha iyi anlamak olasidir. konuya bu kapsamda yaklasilmadikca teror eylemlerini kaynaginda kurutmak olanak disi oldugu gibi demokrasiyi tek secenek olmaktan cikartarak butun kurumlariyla fasizmi koklestirmek de gundeme gelecektir. durum butun acikligiyla ve aciligiyla saygiyla sunulur.” (ataturkcu ve cumhuriyetci savci dogan oz, kontrgerilla’ya isik tutan ilk isimlerden biri, 24 mart 1978’de katledilmis, cinayet sanigi ibrahim ciftci askeri mahkemede yargilanmis ve butun taniklarin ve kanitlarin aleyhine olmasi nedeniyle hakkinda verilen idam kararina ragmen, milli savunma bakanligi’nda dosyasi bulundugu gerekcesiyle askeri yargitay tarafindan idam karari tam dort kez bozulmus ve serbest birakilmis) (bkz: turkiye sizinle gurur duyuyor) “bir gun masanin altinda bomba patliyor (turk ziraat muhendisleri birligi, 1979). alti kisi oluyor, yaralaniyor. oradaki arkadaslar hemen nasil oldu, ne oldu derken bir erle bir tegmeni supheli gorup yakaliyorlar. onlarin bir sey koydugunu gormusler. fakat bilahare bir kurmay albay gelmis merkez komutanligindan, yani sikiyonetimden geliyor. 'onlari bize teslim edeceksiniz' diyor. edersiniz etmezsiniz, baskiyla alip goturmusler. tabii o durumda cok sikintili hale dustuk. hemen basbakan’dan randevu aldim, basbakan’a olayi anlattim. sayin demirel dinledi. 'fevkalade onemli bir konu bu. arastiracagim' dedi. not aldi. bu olay da neticelenmedi.”


(donemin mhp lideri alparslan turkes) (bkz: her turk asker dogar) “...bu kosede, okurlarimi biktirircasina ulku ocaklarina cinayet silahlari veren jandarma yuzbasilarini yazdim, durdum, kimse kulak asmadi. bu silahlarin kayit sayilarini bile verdim, hicbir asker ve sivil yonetici bana misin demedi. ankara devlet mimarlik ve muhendislik akademisi ogrencilerinin uzerine amerikan yapisi ve ordu mali bombanin atildigini yazdim, bu bombanin. marka ve sayisini bildirdim, kimse tinmadi. ne oluyor, ne oluyor? kim yonetiyor bu devleti? hey duyuyor musunuz beni? yetkililer heeeey. heey, duyuyor musunuz?..” (ataturkcu ve cumhuriyetci gazeteci ugur mumcu, -birileri turk halkini kurt halkina, kurt halkini da turk halkina dusman edici kanli bir tuzak kuruyor. yakinda yayinlanacak bir yayinimda kurt milliyetcileri ile istihbarat ajanlari arasindaki iliskilere isik tutacak ilginc belgeler aciklayacagim- diye yazdiktan tam 16 gun sonra, 24 ocak 1993’te katledildi) (bkz: susma sustukca sira sana gelecek) tehlikeli donemeclere yaklasiyoruz. ve eski dostlarimiza kulak verdikce goruyoruz ki; alevlerin yeniden uc vermesine yonelik bugun karsilastigimiz tum bu cabalar. aylardir plaza pompalariyla ‘cildirtilan’ kardesler, aman dikkat! kimin yaninda oldugunuzu, neyin yaninda oldugunuzu, ne yapmakta oldugunuzu lutfen dikkatli tartin. ugur mumcu’nun, dogan oz’un sesleri kulaginizda cinlasin... “teror bir insanlik sucudur. ister devlet tarafindan yapilsin, ister pkk, ister dev-sol, ulkucu gruplar ya da islami teror gruplari tarafindan... terorun bir tanesinden yana olmak, hosgoruyle bakmak ya da bu olaylari suskunlukla gecistirmek insanlik sucudur.” (ugur mumcu) ... Gönderen Mr.dere zaman: 3.7.08 0 yorum 2008/07/02

Şansmı? Doğal gübremi?Doğal şartlarda hangisi uygun? Sorun söyleyelim


1- Gunumuz sanatcilari sergisine neden basvurdunuz, bu sergiden beklentileriniz nelerdir? Mrdere:Bu sergi için herhangi bir beklenti beslemedim,kendim ve yaptığım işleri paylaşmaktan başkada açıksasi bir şey düşünmüyorum. 2-Hayatinizi nasil kazaniyorsunuz, ne is yapiyorsunuz, islerinizden maddi bir gelir sagliyor musunuz? Mrdere:Para sanatımın dışında kalıyor ,sevmediğim işleri yaparak para kazanıyorum,Şu an resim öğretmenliği yada kurs hocalığı gibi işler yapıyorum,ve bundan nefret ediyorum.Yaşadığım çelişki susam sokağındaki bir skeci hatırlatıyor.Bir muz ve kaplan iş bulma kurumuna başvuruyorlar.Kurum bir sirk kaplanı olması için muza kürk giydirip kükretmeyi öğretiyor,arkada ki kaplanda (benim gibi) ben buradayım, ben buradayım diye bağırıyor.Kaplanı da (ne yazık ki ne yazık ki) muz kılığına sokup bir yerlere yolluyorlar.Zeka dediğimiz şey zamanın ve enerjinin doğru örgütlenmesi değil mi?Bunu (ne yazik ki) ender görüyoruz. 3-Sanat piyasasinda basarili olmaktan anladiginiz tam olarak nedir? Kimler "kazaniyor-kaybediyor" ? Mrdere:Sanat piyasası dediğimiz kavram çok geniş bir alan.içerisine baktığımızda galeriler kurumlar anlayışlar ve statüko giriyor,başarı kazanma ve kaybetme bu eksenin neresine dahil olduğunla ilişkili,öyle 100 kelimeyle anlatılacak bir iş değil,Ben ne yaparsam yapayım yaptığım şeyi dostlarım için yapıyorum, kazandığım manevi-maddi kazanımlarda dostlarım sayesindedir.bu anlamda bağımsız sanatçı insiyatiflerini çok önemsiyorum. 4-Turkiye'de yaratici emek ve fikir mülkiyeti konusunda acilen alinmasi gereken önlem nedir? Mrdere:Esasında çok çabuk çalınabilecek,harcanabilecek şeylerle uğraşıyoruz,ve değerler fikir eserlerine yapıtlarına sahip çıkan kurumların değil kişilerin insiyatifinde ve insan


faktörü devrede,bu da tabi ki güvensizlik yaratıyor.Ama eleştiren ve yaptığı işe çok sahip çıkan insanlar var,bu da bir gerçek 5-Sanatin hem herkese ulasmasini istemekle hem de ondan para kazanmak istemek birbiriyle çelişen durumlar-tavirlar yaratabiliyor, sizce ileride sizin bu dengede pozisyonunuz ne olacaktir. Mrdere:Para gerçekten büyük bir gereklilik,bir yerden sonra yaptığınız üretimlerden sonra hakkınız olan şeyin size geri dönmesini istemez misiniz?Zaten para iş için gerekli,işte para için.bu sürekli döngü halinde bir birine kenetli iki halka gibi.Ben bir sanatçı olarak yaptığım işlerden para kazandığımı söylemem.Ben de bu dengesizlikte denge kurmaya çalışanlardanım,şimdilik böyle devam ediyor ama ilerideki günler ne getirir bilemem. Gönderen Mr.dere zaman: 2.7.08 0 yorum 2008/07/01

'KEEP IT REAL' TRIOLOGY


Gรถnderen Mr.dere zaman: 1.7.08 0 yorum


Gönderen Mr.dere zaman: 1.7.08 0 yorum 2008/06/29

YOU LİE,WE DİE


Gönderen Mr.dere zaman: 29.6.08 0 yorum

YA İSTİKLAL,YA ÖLÜM


Gรถnderen Mr.dere zaman: 29.6.08 0 yorum 2008/06/24


Gรถnderen Mr.dere zaman: 24.6.08 0 yorum 2008/06/20

Give me your troubles, i ll keep them with mine


Gönderen Mr.dere zaman: 20.6.08 0 yorum

4824

Bu yaziyi yazmadan once bir cok seyle içice cevrelendigimi yada bunaldığımı dusunerek vazgectim,biraktim hatta kactim.Nereden baslayacagimi bilemeden sacma diyebilecegim bir suru karalama elimde kaldi,hepsi de yasadigim seylerin sadece ve sadece bir parcasiydi, ama asla yasadiklarimin tumu olamiyor yada ifade etmiyordu. Yanginda ilk kurtarilacak sey nedir? El –cevap KA$AR!!!!!!! Kasarlik abartmadan soyluyorum. …….in genel yapisi ve burokratik catisinin bir parcasidir.Bir durum olarak pencereden girer,tavandan sizar.Katisiksiz gercekligin tumune nufus etmistir.Biliyoruz ki hizmet yoktur sadece rant vardir,buna bagli olarak yinede cumlemin sonuna kadar baska genellemelerden uzak durmaya calisacagim.


Ben belediye is, rant ve sanat ucgeninin catisini zorladigim yada basarisizlikla sonuclanan Blog Action isimi anlatmak istiyorum.襤llegal olarak yaptigim bunnylerin Buyuk olanin覺 trafoya sikarken sivillere(sivil policeler) yakalaninca durum patlak verdi. Where is the coexistence?Yok bunu neden yapmisim? anlami neymis? Sen bunun yasak oldugunu bilmiyormusun?Kendi evine yapiyormusun???Tabiki ne?? falan filan..Keske sarhos olmasaydin bende sana anlatabilseydim kardesim!!!,Sacma sacma takildik dan sonra isimi bana sildirttiler.O kadar cok utandim ki anlatamam,anti paslarken bir kac roman abi kalsin guzeldi falan dedi .Bir kismi abi silme gine yapiyorlar dedi.Kardesim bunu ben yaptim boyle boyle oldu diyince de kimse bir sey diyemedi. Tek bir egri cizgi entegre edilmis kasar muhtevayi nasil ortaya cikariyor,Ben diyorum ki egri bir cizgi sonuctur kisaca bu senin hayatin; o ince kirilgan cizgi,bunu anlamak cok mu zor?? Bu ortak noktadan ve belediye kanalindan basarisizligimi tescillemek istedim,cunku bazen sonucu ongorebilirsiniz buda korkunc da olsa gercektir.Belediyede genel kalem mudurune tum evraklari tastamam bir dilekceyle basvurdum.Ben sizin su kurumunuzda calisan resim ogretmenlerinizden biriyim(zavalli penturcu)Ayrica cesitli sergilere yurt ici ve yurtdisi sergilere katiliyorum,benim bir projem var ekolojiyle ilgili flalan filan ayriyeten uydurma bir sergiyle ilgili bunun cok onemli sergi oldugunu o kurumun bunu istanbulda bu uygulama icin gerekli alan ve maddi butce ayarlamasini yaptigini anlattim (belgelerinide ekledim).Istedigim sey Kamil tunca yolunun Alsancaga cikan liman bolgesindeki viaduklerden birisine bunny kazimakti.Hicbir maddi talebim olmadigini masrafi kendim karsilayacagimida ekledim.Ozel kalem mudurumuz benlik bir isin yok dedi,yazi islerine bir dilekce ver. bende tum belgeleri yazi islerinde bulunan mudure hanima teslim ettim.Tarih 07.04.2008.Bana bu kayit tarihiyle bir kayit numarasi verdiler.4824 Beklemek cok zor beklememek cok zor bekledim ama bekletildimmi onu bilemiyorum(o/gencebay) Bir hafta sonra kayit numarasiyla belgenin akibeti nedir diye yazi islerini aradigimda belgenin kulturel sosyal daire bask.aktarildigini ogrendim. Kult.S.0.Syal.Daire Baskanligini aradigimda ise boyle bir belgenin kendilerine iletilmedigi soylendi.Bu arada; dunyada yalnizsan kaynama noktasina geldiysen isin Kultur ve S.O.Syale kalmis demek.Kaba bir form olarak insani ureten yapi heryerde.Common sense 覺ts kasar longa Iki hafta sonra tekrar aradim,karsima aydan hanim diye bir bayan cikti.Dilekcenin ellerinde oldugunu musahade altinda sefleri semra hanimla toplantida karar vereceklerini ogrenebildim.Zaten biz size haber vericez modu yokmu?Ben senin dunyanda nasil yasabilirim? yada yasabiliyorum ya da yasiyormu? yum-u dedirtiyor.Local


anestesi…Uflede gecsin, 26.04.2008 de Kult.S.0.Syal.Daire Baskanliginca arandigimda projeyi ya da isi degerlendirmek icin “KENT ESTETIGI” denilen bir bolume aktardiklarini bana anlatildi.Bende ne diyim.Cok guzel hareketler bunlar ,cok guzel hareketler bunlar gibi bir sey sabukladim herhalde.Gazi kacan local kokteyl nasil icilmeli? Bunun uzerine kitap yazarim artik dedim kendi kendime. Kent estetigi diyince ne gelir insanin gozunun onune?Koskoca Izmir’in kentsel estetigi gibi bir subesi var.Isiniz duserse bir bakin mumkunse iceri girin. 3 kisi sigabilirseniz tabi.Ben var Sen var ama biz yok.Hem cismen hem manen tabi bunu ben cook sonra ogrenecegim.Kent estetigine dilekcemin akibeti icin yildiz tarihi 08.05.2008 kendim bizzat gittim.Kent estetigi subesi belediyenin besinci katinda pempe kapili iki calisaninin oturdugu ve buro mobilyalarinin icerdeki havayi tukettigi bir alanda hizmet sunuyor.Oturdugun zaman gozunde birden (endirekt )karsinda kirmizilarla donatilmis cumhuriyet yurusu fotosu patliyor,bunun disinda cesitli evraklar,dilekceler,koskoca iki bilgisayar ve uyumsuz bir geometriden disari acilan uzun parmakli dis cephesiyle belediye binasi. Umit bey(calisanlardan biri)dilekcemi ve icerigini anlattigimda animsiyor fakat ariyor ve tabiki bulamiyor tabi ilkinde bulamazsin bu tavsan ice kaziyor(deeper deeper underground dum tiss tiss) Bulamayinca abartmadan sonra gelirim siz keyfinize bakin tavrinca bir seyler soyluyorum.Alt kati geziyorum sonra asansorle asagi zemine sonra temiz hava.. 12.05.2008 Ama umit beyin telefonunu aldim,onu haftaya aradigimda bolum sefi sedat beye beraber cikiyoruz,umit bey sedat beye mehmet bey sanatci falan filan hic bir maddi talebi yok falan derken ben izah ediyorum kendimi durumu.Boyle durumlarda ne kadar sikilirim,sanki sadaka istesem bu kadar sikilmayacakmisim gibi gelir bana Sedat bey asabi bir tip gibi ama sevimli 50 yaslarinda bir adamcagiz,bu ne? su ne? veya bu nicin diye soruyor ben de acikliyorum ama diyor Sedat Bey projenin mekaniyla ilgili ayrintili bilgiyi unutmussun,umit o isi halletsin kimseye boyle izin vermiyoruz ama sana verelim diyor.Ben onayliyorum sende umit o alanin projesini dosyaya ekle diyince sonunda diyorum bu is buraya kadar!!.Umit beyle odadan cikinca olurur iki gune kadar aliriz diyince ben artik serbest ucustayim. Sanata doyuyoruz Iki gun sonra aradigimda olay icin sonucundan emin bir sekilde aradigim icin hic beklemedigim bir sonucla karsilasiyorum.Sen nasilsa olumsuz dusundugun icin sasirmamaya odaklanirken olumlu gelisme insanin sokunu daha fazla keskinlestiriyor.Ne yazik ki onerim projem olumlu olarak bulunmamis, daha ayrintili bilgi icin yuzyuze kent estetigine cikiyorum.Umit beyden olumsuz gorulen projemin neden olumsuz goruldugune dair bilgi istedigimde cevap veremiyor bana fotokopisini cektigi bir dilekce var elinde ve soyle yaziyor


Sayi:M.35.0.IBB.0.31.02-820-749 Mehmet dere 3513 sok.no:49-c GURCESME/IZMIR Ilgi.07.04.2008 Talebiniz,Izmir Ilan veReklam Yonetmeligi cercevesince incelenmis olup uygun gorulmemistir. Bilgilerinizi rica ederim Altta ise genel sekreter yardimcisi baskan a. ?? serpil baranin adi ve imzasi var Bilgilerinizi rica ederimmi?Hersey eksik ama bu tamam olmus.Elimdeki sadece olumsuz gorusle ilgili en ufak bir aciklama beyan etmeden beni nesnelestirdi tamamen muma dondum,oh,oh ne guzel.Sonradan ogreniyorum Izmir.’Buyuksehir� Belediyesimizin 4 tane genel sekreter yardimcisi var ve bu dordunden olumlu donmezse dilekce onay alamiyor.Bana onay vermeyen bin yasasin ne diyeyim diyecek bir sey bulamiyorum.Bana onay vermeyen genel sekreter yardimcisi da ERSU HIZIR diye bir zat.Dilekcenin kosesine olumsuz yazdigini ve bir neden gostermedigini umit bey den ogrendikten sonra dilekceyi alip binadan cikiyorum. KaŞar felsefe me mi siginmaliyim?derken soylemin merkezinde hangi bakis oturuyor diye soruyorum kendime.Bir seyler hissediyorsan bunu ifade etmelisin!Yasadiginin kaniti iste boyle bir sey,insan yasadigini sinirliligini deneyerek ogreniyor.Sivil itaatsizlik denen sey kisisel secim/bir kendini var etme tavri dedigimiz sey bu degil mi zaten.Basta hep disarda kaldigini dusundugum,yazarken eksik kaldigini ifade ettigim seylerden bahsetmistim ya iste bu. Yasadigim sadece artisi bol dunyanin dokusu; +sacmalik+ siyasal burokrasi + klasik sabloncu kent estetig i+our love 657+kumrusal, kurumsal kasarlik+bilmem ne vs‌.. .. Eve dogru yururken icimden gercek bir kentin kendiyle zamanla veya benimle saglikli bir iletisim yolu kurabilmesi icin benden nasil destek alabilecegini sordum.Bu kentte yasiyorum ama bu kent hakkinda soz sahibi degilim.Bu yapilarin kendini nasil tekrar tekrar urettigini ve yeni iliskileri kurmanin gercekten zor oldugunu yasayarak ogrendim.Tum sorunlari tek bir soruna indirgemek gibi bir niyetim yok,ama bu kentte eger kulturel anlamda bir seyler yapmak isteyen insanlar var sa diger insanlarla organik bag kurmak icin firsat ve caba harcamalilar.Eger yerel yonetim kurumlarini birbiriyle uyum icinde calisabilecek bicimde yeniden yapilandiramiyorsaniz ve kentte


yasayan insanlarla hiyerarsik olmayan yeni bir iliski kuramiyorsaniz katilimci ve insani hatta birakin bir ekolojik , etik bir katilimci politika/yerel yonetim(in)den soz etmeyi, bir yonetim olarak sokaktaki adami veya ideallerini “satin alinabilir seyler” olarak goruyorsunuz demektir. Insanlara kim olduklari ve ne istediklerine dair imajlar verilerek kendi dusuncelerini onaylatan bir sistemde umarim yasadiklarim bunu asmaya tesvik edici bir sorun olarak algilanir. Sevgilerimle m.d Gönderen Mr.dere zaman: 20.6.08 0 yorum 2008/06/17

“sometimes i've believed as many as six impossible things before breakfast.”


Gönderen Mr.dere zaman: 17.6.08 0 yorum 2008/06/12

Bazen kaçmak lazım,kaybolmak belkiler insana neler hissettiriyor. Bir şarkı beni hüzünlendiriyor...bir sehri tam kalbinden ..beyninden vurup gitmek uzun sessizliktem sonra gelen kendini dinleme anı gibi çöken,kalbımin içinden geçen yağmuru dinliyorum.


Gönderen Mr.dere zaman: 12.6.08 0 yorum 2008/06/10

Gönderen Mr.dere zaman: 10.6.08 0 yorum 2008/06/07

Geçen gün bir kitap gördüm,öyle gözüme takıldı amma da uzun isim bulmuşlar diye düşündüm tamam söylüyorum,meraklanmayın;kitabın ismi şu"Ya bir yol bul ya bir yol ac ya da yoldan çekil"eğildim,arkasını çevirince bunun bir kişisel gelişim kitabı olduğunu farkettim,bum bum bum daldan hop daldan dala uçtum...nedir bu daldaki durum? Bu tavırla çok zulüm görüyoruz sanatı(mızı) yaşayamıyoruz diyenlere bir jest burdan buyrun Dar kot, bol tişört Gönderen Mr.dere zaman: 7.6.08 0 yorum

PARAN0000RMAL ACTIVITIES


Gönderen Mr.dere zaman: 7.6.08 0 yorum 2008/06/05

27. Günümüz Sanatçıları Sergisi RHD+AKBANK SANAT 19 Haziran-31 Temmuz 2008 işçisin sen, işçi ol!

Sanatçılar: Seçil Alkış, Turan Büyükkahraman, Mehmet Dere, Selin Kocagöncü, Yener Pınarbaş, Esra Sağlık, Nejat Satı, Viron Vert, Halil Vurucuoğlu

Küratörler: Irina Batkova, Bart van der Heide, Adnan Yıldız


GĂśnderen Mr.dere zaman: 5.6.08 0 yorum

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

By James Engelhardt

Ecopoetry is connection. It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections. Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to laud nature unrealistically. Another is to praise of the human control of nature. Ecopoetry, though, pushes past the traditions of the pastoral or the georgic; as in science, nature is neutral and can only be approached with the understanding that non-human nature will forever remain non-human. It is profoundly Other and starkly confronts us with what it means to be human. As poets, we can approach and explore non-human nature, but the connection will always retreat. Science, however, allows the poet to name things carefully. And it looks into the mind that makes and reads poems and points the poet toward compositional, structural, and aesthetic strategies. Some ecopoetry wishes to engage nature as a spiritual space, but we live in bodies, not spirit. We can only speak from a bodied connection


to the world. The body is a genetic space as well, and that means that family is a natural concern of ecopoetry. The family that came before us, the family around us, the family we create and that will outlive us. Families form culture, they connect us to culture; they are where culture begins. Families come out of histories and places. Thus, a successful family ecopoem must look outside the immediate, constrained concerns of the nuclear family. The ecopoem must connect to the culture and society that it inhabits. You might ask, How can it not? But when thinking about an ecology, it’s easy to overlook aspects of the system, including the largest aspects. Culture is a product of evolution; it is a product of non-human nature, yet we recognize it as our own, human product. The ecopoem must contend with this paradox; it must connect here. Culture. Nonhuman nature. It is around these indissoluble differences that ecopoetics searches for the transitional phases, the ecotones, the shifting boundaries that yield language, insight, struggle. But of course these differences aren’t differences at all. We are natural beings building cities as naturally as bees build hives. Unlike the bee, however, we are aware of the hives we build, why we built them, how they connect, intellectually, to other hives, other people. Also unlike the bee, when we look to other creatures, we understand that we cannot know them. Thus, the differences swirl back up to surround us and the search for poetry begins again. The ecopoem is connected to the world, and this implies responsibility. Like other poetic models that assume a connection and engagement (feminism, Marxism, witness, etc.), ecopoetry is surrounded by questions of ethics. Should the ecopoem do something in the world? But how can a poem be said to accomplish anything? Or is that position only of a poetics that recognizes only aesthetics? Is there a rhetoric to ecopoetry? Can the ecopoem be compelling as an object and as a political call? Is the meaning of non-human nature stable? Does—can it?—have a meaning at all? These are questions that remain open, that the community of ecopoets must track down, investigate, turn their minds to again and again. Lastly, the ecopoem must connect to the human capacity to play. More so even than our animal cousins, we are creatures who play. Ecopoems must allow our full range of joy and experimentation as we try to connect to our world and the other creatures here with us. Play allows for interdependent coevolution that explores the contingent within connection, that lets the mind roam without limit. Play reveals deep connections. Even as we try to understand and make sense of a world that will ultimately evade us, as we decide what responsibility we should exercise, as we work to bring culture and science into our work, ecopoets must remember our bodies, our families, and push the range of our language.


Gรถnderen Mr.dere zaman: 5.6.08 0 yorum

*Today i introduced myself to my own feelings....

Gรถnderen Mr.dere zaman: 5.6.08 0 yorum 2008/06/03

White Cube kapama (feat.louie austen)


when you walk, i feel like dancin` all i want, is making love to you when you move, the world gets groovy all i do, is dream of you you are great, you`re the top you are grand, youre my star...


Gönderen Mr.dere zaman: 3.6.08 0 yorum 2008/06/02

open windows

Gönderen Mr.dere zaman: 2.6.08 0 yorum 2008/05/29

Follow my rainbow Bırakın insanlar istediği gibi yasasınlar.Herkesin buna hakkı var,yoksa sevgiye nasıl ayrıcalıklı bir etik alan açabiliriz? Beden,dil ve çevre üç halka değilmi?Her yerde o aynı pragmatik paradoks,Ne yazık ki insanlar şartları degiştirmek için eylemi kullamaya inanmak yerine eylemlerini şartlara uydurmayı seçiyorlar.Ötekiyi sil,anlama, onlar bilmem ne! etiketle yapıştır Hepimiz birbirimizin komşu atomu olduğumuza göre karşılaşmalara inanmıyorsan sana bakan yüze nasıl cevap verebilirsin? Gönderen Mr.dere zaman: 29.5.08 0 yorum 2008/05/28


Exhibition in Pecs, Hungary - 100 Reflections of Iszlam May 28th, 2008 In 2010,Europe will have three cultural capitals: Essen in Germany, the Turkish Istanbul and the Hungarian Pecs. Between East (Istanbul) and West (Essen) Pecs is in half-way, so the call reflects also on unifying Europe and on the diversity of cultures acknowledging the power of imaginative geographies. As today the role of religion is strengthening again both in the search for identity and the political, public discourses, we would like to present these three cities by their common religious heritage. Islam is the most dynamic world religion today. After Christianity, it is the second largest religion with 1 billion 322 million followers. Islam is so diverse that some even speak today about “Islams”, in the plural. The Muslim mode of life, system of belief and world-views are manifested in the cities: through clothing, architecture, behaviour, commerce and application of law. We would like to offer this diversity – traditions, contemporary problems and local solutions – to the audience with the help of contemporary photography. All the three cities are influenced by the past or present of Islam while they embody by default hybrid worlds: Pecs (Pecuj) was transformed under the 150 year Ottoman rule into an Eastern, Balkan city whose architectural memoirs are respected treasures today. At the same time, famous ancient Christian casemates are to be found in Pecs and the exemplary common existence of Germans (Schwab), Hungarians, Croatians, the Roma and Serbians. Istanbul also unifies Christianity and the Muslim past and present because it was once Byzantium which was conquered by the Muslim Ottoman Turks in 1453. It became the capital of the Ottoman Empire, one of the most beautiful cities of Islam. Although since 1923 Turkey is a secular state, today Islam or rather the Muslim mode of life is in the forefront of heated debates. The past and present of Istanbul is symbolized by its geographical location – on the borderlines of Europe and Asia. Essen is the fifth largest city in Germany. 17 nationalities are living together in the city. Turks, Kurds, Arabs, black Africans and the refugees of war from the Balkans are represented in the largest numbers: the majority are Muslims. The economic recession lead to


unusual high percentage of unemployment and to the tension between the different groups and cultures. In Essen, the present of European Islam is formed also by the economic problems. Curators Luca Gőbölyös, Balogh Rudolf-prize winning photographer, curator of the “100 views of Transylvania” exhibition, and invited lecturer in the photography at Werk Academy. Adam Mestyan, historian and Arabist, instructor in Arabic at the Central European University (CEU) and invited lecturer in the history of Islam at ELTE University. Information from the Exhibition Website Gönderen Mr.dere zaman: 28.5.08 0 yorum 2008/05/27

Love is someone who never forget (s&mrdere)


(MY LIFE=YOUR LIFE) Bu kadar değişeceğimi hiç zannetmezdim Sanki yüreğimden kocaman bir parça belki tahmin ettiğimden bile büyük


Beni hiç beklemediğim bir anda, Terk etti ve gitti. Şimdi isimsiz bir mezar gibiyim, Kendim için üzülmeyecek kadar, Kimsesiz. Ve en vazgeçilmez benler bile Umutlar hayaller, kurgular bile Hiç var olmamışlar kadar yok. Bir iz bile bırakmadan, anlıyor musun? Suçlu kim? Bir suç var mı? Suç? Anlamlara ulaşmak bu kadar zor muydu? Acaba önceden de bu kadar zorlanıyor muydum? Hangisiydim? Dündeki mi? Yoksa ansızlıktaki gibimi! Belki küçük bir duygu kırıntısı, Ya da eskiye dair bir iz, Neydi kaybetmeden önce aradığım. Bir arayışım varmıydı? Arayış? Belki… s.dere(20.06.2001) Gönderen Mr.dere zaman: 27.5.08 0 yorum 2008/05/26

URBAN JEALOUSY

Urban Jalousie the 1st International Roaming Biennial of Tehran1st station: Istanbul, 30th May - 6th July 2008 Curated by Amirali Ghasemi and Serhat Koksal The theme of this biennial is URBAN JEALOUSY.


A Jalousie * (“jealousy” in French) is a window that one can see through but not be seen; barriers that allow us to observe the world without being invited tothe table. Iranian artists are given an understanding of what goes on in the world without being offered a single opportunity to communicate their thoughts—outside of our very own jalousie window: a rigid ethnic frame within an extremely politicized context. Of all the huge urban areas around the world, Tehran stands out as a different kind of Megalopolis. Itboasts one of the most dynamic art scenes in the Middle East even as the city itself deals with a rudimentary public transport system, an exploding population crisis, and an ever-increasing sprawl ofmass housing; An unsightly city of experimental architecture that swallows entire villages and townswithout offering them any sort of public services. Despite its complicated urban situation—which according to experts has already spiraled out of control—artists’ societies in Tehran continue to hold numerous biennials in semi-tribal fashion. A great number ofthese events are government-sponsored projects whose outlook and also their premises can shift 180 degrees from one year to the next. Each community has its own set of ceremonies, as a result of which, any sense of solidarity among the artists is lost. The Tehran Visual Arts Festival, The Calligraphy Biennial, The Sculpture Biennial, The Cartoon Biennial,The Painting Biennial of the Islamic World, The Graphic Design Biennial, The Children’s Books Illustration Biennial, The Painting Biennial, The Poster Biennial, The Poster Biennial of the IslamicWorld… the list is endless. Although the legendary "TEHRAN BIENNIAL" goes back 50 years, not a single one of the abovementioned events can be considered a biennial by prevailing and accepted international standards". An arts society recently published a call to boycott the upcoming Painting Biennial in order to demand aprofessionally curated exhibition, protesting the open call process and a “jury” they deemed unacceptable. It seems impossible to have a proper Tehran biennial in Tehran, so our sprawling city and its elitist artscene remain excluded from the highly competitive art market in the region despite being surrounded from all sides by lucrative biennials and auctions. We may have great artists living and working in Iran,but we don’t have a chance to share the profits. Tehran, as one may suppose, does not seem interested in presenting itself as a desirable destination forcultural tourism, by playing it ‘cool’ like other global cities, or scramble to be hip by coughing up themembership dues to be in the international art market. So, to jumpstart the process, and after a long discussion with my friend, Serhat Koksal — a critic of the global biennialization process — we decided to curate a ‘mini’, on the move, Tehran biennial. To not only stop complaining about the current situation but to benefit from the advantages of it. Anindependent, low- budget, traveling exhibition which can be presented almost anywhere. We will travel like nomads, carrying artwork, objects, texts, and whatever, in a


package no bigger than a medium-sized suitcase, preferably weighing less than 20 Kg., so it can be carried on any cheap flight. Urban Jealousy will end its journey in May 2010,but Tehran’s Roaming Biennial will carry on. http://www.biennialtehran.com/

Gönderen Mr.dere zaman: 26.5.08 0 yorum 2008/05/24

altın anahtar

Sevgi içimizdeki güç müdür? ya da içimizdeki gerçekmi


yoksa yasamı?yasaya direnen güçmü? ya da gerçeğin yasaya direnen gücümü? Gönderen Mr.dere zaman: 24.5.08 0 yorum

Daha çok inancı kaybediyorum sokaklarda Daha çok inancı arıyorum. Gönderen Mr.dere zaman: 24.5.08 0 yorum 2008/05/21

Tagline Life1;Dünya dikenli bir hayat,sevenler de mi kabahat??


Gönderen Mr.dere zaman: 21.5.08 0 yorum 2008/05/15

3n1 The Counterfeiters La Habitación De Fermat O ano em que meus pais sairam de ferias Nescafe bile üçü bir arada ben hala yalnızım diyenlere barış kırtasiyeden sevgilerle Gönderen Mr.dere zaman: 15.5.08 0 yorum 2008/05/12

give me a smile in your heart...


Gรถnderen Mr.dere zaman: 12.5.08 0 yorum 2008/05/10

Myanmar da yasam nerde? Gรถnderen Mr.dere zaman: 10.5.08 0 yorum 2008/05/09

Bir dilim motivasyon

ve ,ve,Borga kanturk ile sohbet Gรถnderen Mr.dere zaman: 9.5.08 0 yorum 2008/05/08


Gรถnderen Mr.dere zaman: 8.5.08 0 yorum 2008/05/07

Dayko Volume


Yürüyorum sokaklarda kimi geliyor kimi gidiyor görüyorum insanları kimi ağlıyor kimi gülüyor çaresiz insanlar ümitsiz insanlar benim şarkımdan ancak sevenler anlar* çekenler anlar yaşarken her gün ölenler anlar kayboldular tüm dostlarım yapayalnız kaldım gönül inandığım dostlarımdan ne yaralar aldım gönül benim şarkımdan ancak sevenler anlar çekenler anlar yaşarken her gün ölenler anlar Müslüm Gürses* Gönderen Mr.dere zaman: 7.5.08 0 yorum 2008/05/04

Neoliberal kentleşme Evren tok un yazısı Gönderen Mr.dere zaman: 4.5.08 0 yorum 2008/05/03

Nasılız!!!


Gönderen Mr.dere zaman: 3.5.08 0 yorum

DENIZ BEZMIS VS DENIZ GEZMIS EVULATION OR REVULUATION?

Hayat banada vurdu yine,yeni, yeniden.Dusunce tembeli oldum ciktim.Kafa karisikligimi yoksa goruntulerin sürekli yan yana gelislerimi?Bilmiyorum uzun zamandir kendimi ifade etmek icin birseyler not almak yada yazmak nasip olmadi.Belkide anlattigim seyler eksik kaldigi icin.Gordugum herseyi anatamam ama belki gosterebilirim açisiyla yada açilariyla.Hayat anlamsiz bir nokta ve dogru aci arasindaki iliski degilmi?Bir derece, derece tabi ama ne derece?Kendimiz ve dunyamiz arasindaki mesafe hissi surekli degisir,açıyı okumak ya da yakalamak daha da zorlasir.Ortadaki goruntulerin varligi ortadaki kelimelerin yokluguyla anlasilabilir.goruntuler goruntuler,goruntuler vs..


1 mayis ta yasananlar nedir?Ya da her mayista ne olur?Oluyor?Olmasi gereken ne?Hersey bir gun icin de degisirmi?Degisme guvercin adimlariyla ilerlemez mi hem? Birincisi bu nasil bir toplum(there is no society)anlamiyorum.Sen anliyormusun?Kendine bakiyormusun?Şiddet ve icice patlamalarla fantezine dekor oluyorsun sadece.Devlet sendikalari,sendikalar hukumeti’ polis kimligi x olan sivili kuyruğunu yutan yılan. tamamda Bu ne!!1 Sağcıysan sağcısın solcuysan solcunun oma ortadaysan tamamen lavuksun 1 mayisi bastan basa tamamen psikolojik bir alanda politik bir olay olarak gormek cokmu zor? İcsel celiskileriyle beslenen bir sistemde dogru bir eylem icin kafa yormak zor ama birisinin hayatiyla oynamak kolay .Otobuste arka koltuktan gelen ses gibi.Bu adamlara bomba atacaksin,yurtdisina kacacaksin.sorunu göremiyorsan,ÖLDÜR KURTUL .BU NE YAAA!!!2 Guc=sanki mutlak yikim potansiyeli diye bir esitlik varmis gibi yok olmamali,guc=hicten birseyler yaratma kapasitesi ile ilgili bir sey neyse Ortak sinerji yaratalim yanyana olalim,vuralim kiralim yada dovelim kurtulalim cinsi seyler. Mesela o tuglayi atan kisi o tuglayi kime atiyor?Sermaye sahibinemi? Sermayenin politik gerceginemi?Yoksa tedavisinin sonuc vermedigini soyleyen doktorunami? Peki Polis Cerrahi işlemiyle, biberli menemeni insanlara harmanlarken ne elde ediyor ? Ben kuresel sermayeyle suc ortakligimin nerede baslayip bittigini bile bilmiyorum.ya sen? Yasalara kimse zaten inanmıyor,ancak ve illaki işimize geldiği kadarıyla ilgileniyoruz, (je sais bien-quand meme) Yıllar önce Ntv de bir belgesel izlemiştim,bir devrimcinin 1980 lerdeki hikayelerini anlatan bir dönem belgeseli.Devrimci Nejat denilen bir adamla ilgili. Bu adam ordunun bir mensubu olup aynı zamanda bir devrim için(de) çalışan bir solcu.Kendi yaşadığı bir olay bizim durumumuzu çok iyi betimler.Askeriye sol örgütün bir binası nı basmıştır çeşitli dökümanlar ve çeşitli sol kitabın yanı sıra duvardaki resim ilgisini çeker bir askerin.Asker bu kim der ağzı burnu kan içinde olan örgüt üyesine.Sol vatandaşımız portrenin karl marx a ait olduğunu söyleyemez tabi.Kısaca dedem der.Asker bakar bakar fotoğrafa böyle nur yüzlü dedenin böyle komunist evladı mı olur der ve perde kapanır. Bu hikayede Zizekin(Elizabet-Darcy)örneğindeki birbirini kendini yanlış tanıma yoluyla kendimizi keşfettiğimiz bir durum yok.Olay basit.Biz hiç bir şey bilmiyoruz.Bizim yaptığımız şey sadece bağırmak


ve küfretmek. Gönderen Mr.dere zaman: 3.5.08 0 yorum 2008/04/29

Gönderen Mr.dere zaman: 29.4.08 0 yorum 2008/04/27

heaven can wait, belt up. Bu güne özel Gönderen Mr.dere zaman: 27.4.08 0 yorum


Gönderen Mr.dere zaman: 27.4.08 0 yorum Önceki Yazılar Kaydol: Yazılar (Atom)

links abesle istigal

Blog Arşivi Blog Arşivi

about me Mr.dere mrdere artistical practices mainly based on the cıty,he is makes interventions,and observatıons within local culture Profilimin tamamını görüntüle


derece