Page 1

O r tak Zemin Üç Aylýk Kültür ve Düþünce Dergisi

KAPAK DOSYASI Kuran-ý Kerim .KUR’AN’IN HAKÝMÝYET-Ý . ANLAM,KUTSAL METÝNLER VEMUTLAKASI. ÝNSAN AKLI. .KUR’AN VE POZÝTÝF BÝLÝMLER KUR’AN’I NASIL OKUMALIYIZ..? KENDÝ DÝLÝYLE KUR’AN. KUR’AN VE BÝZLER ÝSRAÝLLÝYAT


w

k u y . w w

s

m r e ell

m o c . l et a

YÜKSELLER METAL

0.55 mm-12 mm Arasý Kesim ve Eðim Ýþleri

Mirkelam YÜKSEL (0.532 561 46 26) E-mail:info@yuksellermetal.com Tel :0.342 235 41 90 Römork Fax :0.342 235 16 20 Damper Adres: 3-4’lü Briket Sac Küsget San.Sit. A Blok 7. Muhtelif Cad No:21-23 GAZÝANTEP Sac Çeþitleri

Alýþveriþin keyifli dünyasýna hoþ geldiniz.

Kaliteyi ucuza alýn

GIDA DÜNYASI ÝNÞAAT LTD.ÞTÝ

Merkez:Perlikaya Mah. 1 Nolu Sok. No:15 GAZÝANTEP Tel:0.342 225 50 58 Þube : Üçoklar Mah. 46 Nolu Sok No:1 GAZÝANTEP Tel:0.342 225 50 59 Þube

:Güneykent Mah. 238 Nolu Sok.Gýda Dünyasý Apt. No:11/A GAZÝANTEP Tel:0.342 360 90 34


www.ortakzemin.com

Ortakzemin ÜçAylýkKültür ve DüþünceDergisi

Yýl:1 Sayý:2 Temmuz-Aðustos-Eylül / 2007 2 YTL Sahibi ve Yazý Ýþleri Müdürü Ýbrahim KORKUT

Genel Yayýn Yönetmeni Abdullah ÞAHÝN Yayýn Kurulu

Selami YÜKSEL Ramazan KURT Ahmet ÇELÝK Muhammed YASÝN Hasan HALHALLI M.Emin KORKUT Ahmet PAYAM Selami GÖRGÜN Hukuk Danýþmaný

Av.Süphan ERKAN Reklam ve Abone Enver YALÇIN

Grafik-Tasarým Performans Ajans

www.performansnet.com Baský ve Tarih

Nokta Matbaacýlýk 0.342 215 27 20 Temmuz 2007 Ýrtibat Adresi

Karagöz Mh.Eskisaray Cad. Þekerci Durdu Ýþ Haný Kat:1 NO:115 Þahinbey/Gaziantep Tlf ve Fax:0342 231 42 62 info@ortakzemin.com

EDÝTÖR’DEN Rahman ve Rahim Allah'ýn adý ile… Toplumsal hayatýmýzýn türlü deðiþmelere maruz býrakýldýðý bir dönemde “DEÐÝÞMEDEN ÝLERLEMEK” ve “KENDÝMÝZ OLABÝLMEK” adýna çýktýðýmýz bu fikri yolculukta sizlerle tekrar buluþmanýn vermiþ olduðu heyecaný yaþýyoruz. Dergimizin ilk sayýsýnýn büyük bir ilgi görmesi de bu heyecanýmýzý arttýrmaktadýr. Özellikle ilk sayýmýzda iþlediðimiz “kapak soruþturmasý” bölümünün ilgi ve beðeniyle karþýlanmasý; ortak zemin fikriyatýnýn bir temel olabileceði ümidini vermek adýna sevindiricidir. Dergimizin ilk sayýsý hakkýnda aldýðýmýz bir çok olumlu tepkinin yanýnda özellikle tasarým ve dizayn noktasýnda birtakým eleþtiriler de aldýk. Ýlk sayýnýn heyecaný ve aceleciliði içinde aksattýðýmýz noktalarý, bu sayýmýzda dikkatle ve hassasiyetle ele aldýk ve güzel bir tasarým ve zengin bir içerik oluþturmaya çalýþtýk. Vahye muhatap olan insanýn, hem dünyada hem de ahirette sýkýntýlara düþmemesi için gereken en önemli nokta; saðlam bir itikadi yapý ve bunun sahih bir þekilde amele dönüþmesidir. çünkü biz biliyoruz ki; zihnimizdeki, tasavvurumuzdaki milimetrik sapmalar; eylemde kilometrelere varan bir sapma-kayma oluþturacak. Bu açýdan iþlediðimiz konularýn bu yapýya uygun olmasýna dikkat etme adýna dergimizin bu sayýsýnda “Kapak Dosyasý” baðlamýnda Kur'an'ý Kerim'i farklý yönleriyle ele aldýk. Ayrýca Kur'an- Sünnet bütünlüðü noktasýnda Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamýzýn “Hz. Peygamber'i Örnek Almak ve Sünnete Tabi Olmanýn Anlamý Üzerine” yazmýþ olduðu araþtýrmasýný “Bir Dizi Yazý” bölümünde yayýnladýk. Yine “Ýz Býrakanlar” da Mehmet Akif Ersoy'u iþledik. “Þam Kitabý” yazarý Taha Kýlýnç'ýn kaleminden “Ýslam Dünyasý” bölümünde, yaný baþýmýzdaki komþu ülke Suriye'yi tanýttýk. Yine “Düþünce-Deneme-Yorum” sayfalarýmýzda çeþitli konularda ele alýnmýþ olan yazýlarý istifadenize sunuyoruz. “Toplum ve Aile” bölümünde ise; Prof. Dr. M. Zeki Aydýn hocamýzýn “Çocuðun Eðitimi Sadece Anneye Býrakýlmamalýdýr” baþlýklý yazýsýný özellikle babalarýn, yine ayný bölümde geçen “Meslek Hanem Boþ” baþlýklý yazýyý da özellikle hanýmlarýn dikkatine arz ediyoruz. Günümüzde sýkça tartýþýlan konulardan biri olan baþörtüsü meselesini, farklý boyutlarýyla ele alacaðýmýz bir yazý dizisinin ilk bölümünü bu sayýda “Baþörtüsünün Dini Boyutu” olarak yayýnlýyoruz. Yine “Hukuk” köþemizde “Hukuk ve Ýnsan Haklarý” konusunu iþleyerek hukuki bir bilinç oluþturmaya çalýþtýk. Ýlk sayýda deðindiðimiz bir noktaya tekrar deðinmek istiyorum. Ortak Zemin, “Kültür ve Düþünce Dergisi” olarak çýkýyor. Kültürümüzün, kimliðimizin ve düþüncemizin ORTAK yanlarýný, saðlam bir ZEMÝN'de buluþturmak için çýkýyor. Kardeþlik kültürünün hayatýmýzda tekrar hakim olmasý için çýkýyor. Bu nedenle Ortak zemin, bütün Müslümanlara “Kardeþ” gözüyle bakmakta ve onlara sayfalarýný daima açýk tutmaktadýr. Kýsacasý katkýlarýnýzý bekliyoruz.

Posta Çeki Hesabý ibrahim korkut hesap no:544 97 32

Bu arada web sayfamýzý yoðunluðumuzdan dolayý tam olarak faaliyete geçiremedik. Önümüzdeki haftalarda inþaallah web sitemizi de istifadenize sunmaya çalýþacaðýz.

Yazýlarýn Tüm Sorumluluðu Yazarlarýna Aittir. Yayýn Kurulu Yazýlar Üzerinde Deðiþiklik Yapabilir

Ayrýca içinde bulunduðumuz üç aylarýn ve gelecek olan mubarek gecelerin, alemi islama hayýrlar getirmesini diliyoruz.. Gelecek sayýda buluþmak ümidiyle…


KURAN’I KERÝM’ÝN TARÝHÝNE KISA BÝR BAKIÞ Kuran'ýnTarifi: Kuran, "Bir þeyi diðer bir þeye yaklaþtýrmak, katmak anlamýnda "karn" kökünden türemiþ görüþü(1) yanýnda, "Tevrat ve Ýncil gibi son din için gönderilen kitaba Allah tarafýndan verilmiþ özel bir isimdir."(2) Veya "Allah’u Azimuþþan'ýn kelam sýfatýndan gelen bütün zamanlarda gelip geçen nevi beþerin tabakalarýna, milletlerine ve fertlerine hitaben arþý aladan irad edilen beþeriyeti irþat için Resulullah'a indirilmiþ þu kitab-ý kebir-i kainatýn bir tercümesidir."(3)

Cuma KARAN

KAPAK DOSYASI

Ýçindekiler 05 07 10 12 14 15 16 18 20 22 24

KENDÝ DÝLÝYLE KUR'AN Mehmet Ali KIZIKILI KURAN’I KERÝM’ÝN TARÝHÝNE KISA BÝR BAKIÞ Cuma KARAN ÝSRAÝLLÝYAT

Emrullah GÜLEN

KURAN VE BÝZLER Gülþen GAZEL KURAN’IN HAKÝMÝYET-Ý MUTLAKASI Bediüzzaman Said Nursi KUR’AN’I NASIL OKUMALIYIZ..? KUR’AN’I KERÝM GÖNÜL TAHTINDA Perihan ÖZATEÞ KUR’AN’I KERÝMÝN FAZÝLETÝ HAKKINDA HADÝSLER ANLAM, KUTSAL METÝNLER VE ÝNSAN AKLI AlÝ KARADENÝZ KUR’AN VE POZÝTÝF BÝLÝMLER

Ramazan KURT

KUR’AN VE HÝKMETLERÝ Hatice Nurcan YILMAZ

BÝR DÝZÝ YAZI

25

HZ.PEYGAMBER’Ý ÖRNEK ALMAK VE SÜNNETE TABÝ OLMANIN ANLAMI ÜZERÝNE - 1 Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ

ÖYKÜ

29

ÝNSANI DÜZELTÝÐÝN ZAMAN

ÝZ BIRAKANLAR HZ.PEYGAMBER’Ý ÖRNEK ALMAK VE SÜNNETE TABÝ OLMANIN ANLAMI ÜZERÝNE - 1

30

M. Emin KORKUT

DÜÞÜNCE-DENEME-YORUM

Hadis, Asr-ý Saadeti sürekli þimdiki zamana taþýma gayretini ifade etmiþ ve baþlangýç döneminden uzaklaþan ümmeti kaynaþtýran bir araç vazifesi görmüþtür.

33 34 Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ 35 KÝÞÝSEL GELÝÞÝM Kiþisel geliþim kitaplarý, son on yýlda çok hýzlý bir 37 þekilde ülkemizi adeta istila etti ve hala da hayli raðbet gören kitaplar arasýnda yer almaktadýr. Batýdan esen bu rüzgar insanlarýmýzýn pek çoðunu etkisi altýna aldý. Pek çoðumuzun dilinde bu tesir farkediliyor. En çok satanlar arasýnda da kiþisel geliþim kitaplarýný bulmak mümkün. Sadece kitaplarla da sýnýrlý deðil, seminerler ve sempozyumlarda da kiþisel geliþim hayli iþlenilen bir konu.

Mahmut GÜNDEÞ

MEHMET AKÝF ERSOY

“ORTAKZEMÝN” KONFERANSLARI - 1 Selami GÖRGÜN MÜ’MÝNLERDE ÜLFET (UZLAÞMA) Mustafa ÇEKÝÇÝ AHÝRET PAZARI ÜÇAYLAR NEFÝS MÜCADELESÝ

Ayþe KIZIKLI Dilek BATMAZ


38

MATERYALÝZMÝN (MADDECÝLÝK) DERS KÝTAPLARINA YANSIMASI Selami YÜKSEL

40 YÜREÐÝN YAZ DEDÝÐÝ

Abdulhamid HASAN

Mahmut GÜNDEÞ 41 KÝÞÝSEL GELÝÞÝM 43 KUR’AN’DA TOPLUMSAL DEÐÝÞÝM Erol ERKAN Muhammed NESÝM 44 DÝLÝN HÝKAYESÝ

ÝSLAM DÜNYASI

46

HEP SEVECEGÝZ BU TOPRAKLARI Taha KILINÇ

TOPLUM & AÝLE

48

ÇOCUÐUN EÐÝTÝMÝ SADECE ANNEYE BIRAKILMAMALIDIR Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN

50 MESLEK HANEM BoÞ 51KENDÝMÝZLE HESAPLAÞMA

Mine UÐUR Adem ÖZKAN

BÝR DÝZÝ YAZI

53 BAÖRTÜSÜNÜN DÝNÝ BOYUTU KÜLTÜR & SANAT

56

MARAÞ BÝZE MEZAR OLMADAN DÜÞMANA GÜLZAR OLMAZ. Zehra ESÝN

HAK & HUKUK HUKUK VE ÝNSAN

58 HAKLARI

Ýbrahim TOPÇU

ÞÝÝR AÞKI TÝTREYEN ALEVÝN

60 PENÇESÝNE BIRAKTIM 61GEL KAR(IN)DAÞIM 61 VASÝYET 62 ZEHÝR 63 KÝTAP TANITIMI

Mahmut KÝRAZ Sinan KARAKAÞ M.Akif KANLIGÜL Orhan OCAÐ

KENDÝ DÝLÝYLE KUR'AN

Ortak Zemin

Ýçindekiler

Kur'an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle, Allah'ýn kelâmýdýr. Hem, bütün mevcudatýn Ýlâhý ünvanýyla, Allah'ýn fermanýdýr. Hem, bütün semâvat ve arzýn Hal i ký namýna bir hitaptýr. Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Hem saltanat-ý amme-i sübhâniye hesabýna bir hutbe-i ezeliyedir. Hem ism-i azamýn muhitinden nüzul ile arþ-ý azamýn bütün muhatýna bakan ve teftiþ eden hikmetfeþan bir kitab-ý mukaddestir. Ve þu sýrdandýr ki, "Kelâmullah" ünvaný, kemal-i liyakatle Kur'ân'a verilmiþ ve daima da veriliyor.

Mehmet Ali KIZIKILI

“ORTAKZEMÝN” KONFERANSLARI - 1

Dergimizin ilk sayýsýný Nisan ayý sonunda bir konferans eþliðinde çýkarmýþtýk. Konferansa Dicle Ýlahiyat'tan Doç.Dr. Hasan Tanrýverdi Hocamýzý davet etmiþtik. Çok istifadeli geçen sohbetinden okuyucularýmýzý, kýsa da olsa bazý notlarla haberdar etmenin ve bir dinleyici olarak aldýðýmýz notlarý sizinle paylaþmanýn faydalý olacaðýný düþündük.

Selami GÖRGÜN

YÜREÐÝN YAZ DEDÝÐÝ

Hurmalar taneye dursun, kabuklar iç baðlasýn, vücutlar bilince yönelsin ve dolsun boþluklar manevi suyla. Bataklýklarý kurutsun imanýn ýlýk yeli, iman çekirdekleri meyveye dursun, öz kaynaktan beslensin körpe dimaðlar.

Abdulhamid HASAN


Ortak

z

emin

04

Kaynaðý belirsiz

KARÝKATÜR


KAPAK DOSYASI

Derleyen: MEHMET ALÝ KIZIKLI

05

KENDÝ DÝLÝYLE KUR'AN Allah tarafýndan indirilmiþtir. Kur'an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle, Allah'ýn kelâmýdýr. Hem, bütün mevcudatýn Ýlâhý ünvanýyla, Allah'ýn fermanýdýr. Hem, bütün semâvat ve arzýn Hal i ký namýna bir hitaptýr. Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir. Hem saltanat-ý amme-i sübhâniye hesabýna bir hutbe-i ezeliyedir. Hem ism-i azamýn muhitinden nüzul ile arþ-ý azamýn bütün muhatýna bakan ve teftiþ eden hikmetfeþan bir kitab-ý mukaddestir. Ve þu sýrdandýr ki, "Kelâmullah" ünvaný, kemal-i liyakatle Kur'ân'a verilmiþ ve daima da veriliyor. “Ona ne önünden, ne de ardýndan batýl gelemez. O (Kur'an) hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layýk olan Allah tarafýndan indirilmiþtir. “(Fussilet Suresi, 42) “Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptýr ki, insanlarý Rablerinin izni ile karanlýklardan aydýnlýða, her þeye galip ve hamde lâyýk olan Allah'ýn yoluna çýkarman için onu sana indirdik. “(Ýbrahim Suresi, 1)

Yemin olsun ki, eðer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra onlarýn keyiflerine uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost vardýr, ne de bir koruyucu. (Ra'd Suresi, 37) Gönderiliþinin birçok hikmeti vardýr. Kur'an, þu âlem-i insaniyetin mürebbisi, insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürþidi ve hâdisidir. Hem bir kitab-ý hikmet ve kitab-ý emir ve davettir. Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir þahit göndereceðiz. Seni de onlarýn üzerine þahit getireceðiz. Bu kitabý da, her þeyi açýklayan ve müslümanlara doðruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynaðý ve bir müjdeleyici olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

“Kuþkusuz Kur'ân, þerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiði sözdür. O bir þair sözü deðildir, siz çok az inanýyorsunuz. Bir kâhin sözü de deðildir, ne de az düþünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafýndan indirilmedir.”(Hakka Suresi, 40-43)

Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptýr ki, insanlarý Rablerinin izni ile karanlýklardan aydýnlýða, her þeye galip ve hamde lâyýk olan Allah'ýn yoluna çýkarman için onu sana indirdik.(Ýbrahim Suresi, 1)

Cebrail vasýtasýyla vahyolunmuþtur.

emin

Arapça olarak indirilmiþtir. Ve iþte biz o Kur'ân'ý Arapça bir hüküm olarak indirdik.

z

“Muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi.” (Þuara Suresi 192193)

(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabý (Kur'âný) sýrf hakkýnda ihtilafa düþtükleri þeyi insanlara açýklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (Nahl Suresi, 64) Bunlar, o hikmetli kitabýn ayetleridir. O, güzellik ve iyilik yapanlar için bir hidayet ve rahmettir. (Lokman Suresi, 23)

Ortak

“Bu Kur'ân Allah’tan baþkasýna isnad edilebilecek bir kirap deðildir.Fakat O kendinden önceki kitaplarýn tastiki ve asýl kitabýn açýklamsýdýr.Onda hiç þüphe yoktur,alemlerin Rabbi tarafýndan indirlmiþtir.” (Yunus Suresi, 37)

(Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ý Cebrail, iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katýndan hak olarak indirdi. (Nahl Suresi, 102)


KAPAK DOSYASI

06

Ýnsanlara bir öðüt ve uyarýdýr. O hiç kuþkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öðüttür. (Hakka Suresi,48) Andolsun ki biz size açýk açýk bildiren ayetler, sizden önce yaþayýp gitmiþ olanlardan örnekler ve takvaya ulaþmýþ kimseler için öðütler indirdik. (Nur Suresi, 34) Benzeri kesin olarak yazýlamaz. Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eðer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ýn benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardýmcý olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." (Ýsra Suresi, 88)

Ve Allah ayetlerini size açýklýyor. Allah, (iþin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir. (Nur Suresi, 18) Kara ve denizin karanlýklarýnda yolunuzu bulasýnýz diye yýldýzlarý sizin için yaratan O' dur. Þüphesiz biz, bilen bir toplum için ayetleri geniþ bir þekilde açýkladýk. (En'am Suresi, 97) Ýman edenler için þifa, hidayet ve rahmettir. Kur'an þu âlem-i insaniyetin mürebbisi ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürþidi ve hâdisi, hem bir kitab-ý dua, hem bir kitab-ý ubudiyet, hem bir kitab-ý zikir, hem bir kitab-ý fikirdir.

Daha önceki kitaplarda bahsi geçmektedir ve kendisi de önceki kitaplardan bahseder.

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öðüt, gönüller derdine bir þifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)

Kur'ân, asýrlarý muhtelif bütün enbiyanýn kütüplerini ve meþrepleri muhtelif bütün evliyanýn risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanýn eserlerini icmâlen tazammun eder.

(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabý (Kur'âný) sýrf hakkýnda ihtilafa düþtükleri þeyi insanlara açýklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (Nahl Suresi, 64)

O, þüphesiz daha öncekilerin kitaplarýnda da vardý. (Þuara Suresi, 196)

Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir þifa ve rahmet kaynaðý olan ayetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararýný artýrýr. (Ýsra Suresi, 82)

Allah'ýn korumasý altýndadýr. Hiç þüphe yok ki, Kur'ân'ý biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacaðýz. (Hicr Suresi, 9) Temel baþvuru kaynaðýdýr. Kur'an þu Ýslâmiyet âlem-i manevîsinin güneþi, temeli, hendesesi ve insana hem bir kitab-ý þeriat, hem bir kitabý emir ve davet, hem bütün insanýn bütün hâcât-ý mâneviyesine merci olacak çok kitaplarý tazammun eden tek, cami bir kitab-ý mukaddestir. Biz sana Kitap (Kur'ân)ý hak olarak indirdik ki, insanlar arasýnda Allah'ýn sana gösterdiði þekilde hüküm veresin. Sakýn hainlerin savunucusu olma! (Nisa Suresi, 105)

Bu (Kur'an) insanlarýn kalb gözünü açan bir nur, kesin bilgi edinmek isteyen bir toplum için de hidayet ve rahmettir. (Casiye Suresi, 20) Allah'ýn nurudur. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçýk bir nur (Kur'an) indirdik. (Nisa Suresi, 174) Doðruyu yanlýþtan ayýrýr Bundan (Kuran'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doðruyu yanlýþtan ayýran (Furkan)ý da indirdi. Gerçek þu ki, Allah'ýn ayetlerini inkâr edenler için þiddetli bir azab vardýr. Allah güçlüdür, intikam alýcýdýr. (Al-i Ýmran Suresi, 4)

Kur'an þu kitab-ý kebir-i kâinatýn bir tercüme-i ezeliyesi ve âyât-ý tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ý ebedîsi ve þu âlem-i gayb ve þehadet kitabýnýn müfessiri ve zeminde ve gökte gizli esma-i Ýlâhiyenin manevî hazinelerinin keþþafý ve sutûru hâdisatýn altýnda muzmer hakaikin miftahý ve âlem-i þehadette âlem-i gaybýn lisaný ve þu âlem-i þehadet perdesi arkasýnda olan âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ý ebediye-i Rahmanîye ve hitâbât-ý ezeliye-i Sübhâniyenin hazinesidir

Ortak

z

emin

Açýk, anlaþýlýr ve birer birer açýklanmýþtýr.

Ýþte biz onu (Kur'ân'ý) böylece, apaçýk ayetler olarak indirdik. Þüphesiz Allah dilediðini doðru yola eriþtirir. (Hac Suresi, 16)

KAYNAKLAR: 1-Kur'an-ý Kerim Meali, Elmalýlý M.Hamdi Yazýr 2-Nursi, B.Said, Sözler, Zehra Yayýncýlýk 3-Kur'an Bilgisi, Vural Yayýncýlýk


KAPAK DOSYASI

KURAN'I KERÝM'ÝN TARÝHÝNE KISA BÝR BAKIÞ

K

uran'ýnTarifi: Kuran, "Bir þeyi diðer bir þeye yaklaþtýrmak, katmak anlamýnda "karn" kökünden türemiþ görüþü(1) yanýnda, "Tevrat ve Ýncil gibi son din için gönderilen kitaba Allah tarafýndan verilmiþ özel bir isimdir."(2) Veya "Allah’u Azimuþþan'ýn kelam sýfatýndan gelen bütün zamanlarda gelip geçen nevi beþerin tabakalarýna, milletlerine ve fertlerine hitaben arþý aladan irad edilen beþeriyeti irþat için Resulullah'a indirilmiþ þu kitab-ý kebir-i kainatýn bir tercümesidir."(3)

CUMA KARAN

07

Daha geniþ ýstýlahý (terim) anlamýyla Kuran; Allah tarafýndan Cebrail vasýtasý ile mahiyeti bilinmeyen bir tevkifi olduðu görüþü, âlimlerin çoðunluðunca kabul edilmektedir. Bazý surelerin bir tek ismi varken, bazýlarýnýn iki ve daha çok ismi bulunmaktadýr C) Cüzz: Bir bütünün parçalarýndan her biri. Ýslâmî tabir olarak da, Kur'ân'ýn okuma ve hýfzýný pratik olarak kolaylaþtýrmak gayesiyle ayrýldýðý otuz parçadan her birine verilen isimdir.(5) Sonradan konulmuþtur. Kuran'ýn Nüzulü: Kur’an'ýn mübelliði olan Allah Resulu 40 yaþýna vardýðýnda yaþamýnda önceleri hiç görülmemiþ bazý haller ve duymadýðý bazý seslerle karþýlaþmaya baþladý.(6) Bu dönem içerisinde sýk sýk Hira daðýna çýkýyor, orada azýðý bitinceye kadar tefekküre dalýyordu. Resulullah'ýn bu vahye hazýrlýk dönemi dört beþ yýl sürdü.(7) þekilde son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)'e indirilen, Mushaflarda yazýlan, tevatürle nakledilen, okunmasýyla ibadet edilen, Fatiha süresi ile baþlayýp Nass süresi ile biten, baþkalarýnýn benzerini getirmekten aciz kaldýðý Arapça mu'ciz bir kitaptýr(4) Kur'an ile Ýlgili Bazý Istýlahlar: Kuran-ý Kerim’i daha iyi tanýmak için bazý ýstýlahlarý bilmekte fayda vardýr:

emin

z

b) Sure: Küçük veya büyük, uzun veya kýsa Kur'ân-ý Kerim'in yüz ondört baðýmsýz bölümünden her birine verilen ad. Surelerin elimizdeki mushafta sýralanýþlarýnýn

Ýlk inen ayetin, Alak suresini ilk beþ ayeti olduðu hususunda ittifak edilirken, ilk surenin hangisi olduðu hususunda ihtilaf olmakla beraber Elmalý'ya göre Fatiha suresinin olmasý yüksek ihtimaldir.(13) Son inen sure ise Ýbni Abbas'a göre; Nasr suresidir.(14)

Ortak

a) Ayet: Ayet'in ýstýlah mânâsý; Kur'an sureleri içinde yer almýþ olan, baþý ve sonu belli cümlelerdir. Ayet sayýsý ihtilaflý olmakla beraber yaygýn kabul görüþ, 6666 ayet oluþudur. Bu sayý farklýlýðý, besmelenin ayet sayýlýp sayýlmamasýnda, bazý uzun ayetlerin ikiye bölünmesi gibi sebeplerden dolayýdýr. Yoksa metin olarak bir eksiklik ve fazlalýk söz konusu deðildir. Ayetlerin sureler içindeki sýralarý bizzat Hz. Peygamber tarafýndan belirlenmiþtir.

Bu hazýrlýk döneminden sonra ilk kez miladi 611 senesinin Ramazan ayýnda Cebrail (a.s) Resulullah'a; "oku seni yaratan Rabbi'nin adýyla oku…" diye baþlayan Alak suresinin ilk beþ ayeti indi. Ramazan ayýnýn(8) Kadir gecesinde(9) inmeye baþlayan Kur’an ayetleri, insanlýðýn kýyamete kadar hayatlarýný aydýnlatacak olan bu mesajlar 23 yýl boyunca Mekke ve Medine'de inmeye devam etti. Ýlk inen Alak süresinin ilk beþ ayetinin inmesinden sonra onbeþ gün vahy kesilmiþ,(10) daha sonra Müddessir süresinin ilk ayetleri inmeye devam etmiþtir.(11) Ýkinci bir kesinti ise, Duha suresinin inmesinden önce gerçekleþmiþtir.(12)


KAPAK DOSYASI

B)Hz. Ebû Bekir Döneminde Kuran'ýn bir araya Getirilmesi: Rasulullah (s.a.v.) döneminde Kuran'ýn tamamý yazýlmýþ, ancak âyet ve sûreler daðýnýk durumdaydý. Rasûlüllah'dan rivayet edildiði þekliyle-âyetleri tertip edilmiþ olarak Kur'an'ý sahifelerde ilk cem' eden zat, Kur’an'ý Kerim'in Toplatýlmasý: Kur’an-ý Kerim’in Ebu Bekir’dir. "Kuran'ýn yazýlmasý sonradan çýkmýþ bir toplama süreci taa Resulullah ile baþlar. Hz. Ebu Bekir durum deðildir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) in kendisi ve Hz. Osman dönemlerinde de þu andaki mevcut yazýlmasýný emretmiþtir. Lâkin iþlenmiþ deri, kürek elimizdeki saðlam þeklini almýþtýr. Toplama aþamasýný kemikleri ve hurma dallan üzerinde daðýnýk haldeydi. üç baþlýkta incelemek mümkündür: Ebû Bekir bir yerden baþka bir yere nakledilip A)Rasulüllah (S.A.V.) Döneminde Kuran'ýn toplanmasýný emretmiþtir. Bu, Rasûlullah (s.a.v.) in Yazýlarak Cem'i evinde daðýnýk halde bulunan yapraklardan bir þeyin Peygamber (S.A.V.) vahiy için katipler edindi. Ýnen kaybolmamasý için bir araya getirilerek bir iple ayetler hemen bu vahy katipleri tarafýndan yazýlýyordu. tutturulmasý þeklindedir."(19) Dört halife, Zeyd b. Sabit, Ubey b. Kâ'b, Halid b. Velid ve Ebu Bekir'in Kur'an'ý cem'i hicretin onikinci yýlý Sabit b. Kays bu kâtipler arasýndadýr. Bu Yemame vak'asýndan sonra olmuþtur. sayý kýrk kiþi olarak rivayet edilir.(16) Müslümanlarla yalancý Müseyleme Peygamber (s.a.v.) Kur'an'dan her ineni etbâý olan Ridde ehli arasýnda cereyan yazmalarýný emrediyordu. Böylece eden bu vak'ada sahabeden Kur'an Kur'an'ý yazma, onu göðüslerde hafýzý yetmiþ kiþi þehid düþmüþtür. Bu ezberleme ile baþa baþ gidiyordu. Ayrýca Resululluh; durum Ömer b. Hattab'ý endiþeye düþürmüþ ve Ömer, Ebû Bekir'e giderek Kur'an'dan her nazil olan yazýlýp vefat edeceði senenin Kur’an'ý cem etmesini teklif etmiþtir. Rasulullah (s.a.v.) in evinde muhafaza Ramazan ayýnda iki, "Ömer gelip, her kim Kur’an'dan, ediliyordu. Vahiy kâtipleri de kendileri için Rasulullah'dan bir þey duymuþsa onu bir nüsha yazýp götürüyorlardý. Kur'an'ýn diðer senelerde birer getirsin, dedi. Kur'an'dan duyduklarýný muhafaza edilip korunmasýnda okuma- defa ramazan ayýnda sahife, levha ve hurma dallarýna yazma bilen ve bilmeyen sahabenin yazýyorlardý. Ýki þahid getirinceye kadar Cebrail (a.s) ile ezberleriyle birlikte kâtiplerin bu da hiç kimsenin getirdiðini kabul mukabele okurdu. nüshalarýyla Peygamberin evinde etmiyordu"(20) es-Sahavî «Cemalu'ltoplanan sahifeler yardýmcý olmuþtur. Böylece her sene Kurrâ'da þöyle demektedir: "Gaye Allah Teâlânýn þu sözünü doðrulayýcý tekrar tekrar gözden onlarýn, o yazýlý belgenin Rasulullah olarak: "Kur'an'ý Biz indirdik ve onu (s.a.v.) in huzurunda yazýlmýþ olduðuna geçirilmiþ olurdu. koruyacak olan da biziz."(17) Âyetleri þahadet etmeleridir."(21) Böylece yassý ve ince taþlara, düzgün hurma ayetlerin kabul edilmesinde iki þart ileri dallarýna, kürek kemiklerine ve deri sürülmüþtür: parçalarýna yazarlardý. 1-Ayetin veya ayetlerin Sûrelerin tertibi de tevkifidir. Peygamber(sav)'ýn huzurunda yazýlmýþ Rasulüllah (s.a.v.) hayatýnda Kur'an olmasý, surelerinin tamamýný biliyordu. Tercih edilen görüþe göre 2-Ayetlerin ezberlenmiþ olmasý.(22) sûrelerin bugün Mushaflarda gördüðümüz tertibi, âyetlerin bu þekildeki tertibi gibi, vahye dayalýdýr. Onda Kuran'ý toplama iþini Ebû Bekir bu titizlikle bir içtihadýn yeri yoktur. Ayrýca bu vahye dayalýlýða raðmen seneye yakýn müddet içerisinde bitirdi. Ýsmail Hakký Rasulüllah (s.a.v.), ne her sûrenin âyetlerini birkaç Ýzmirli; "Kur’an-ý mübin tamamýyla toplandýktan sonra sahifeye ve ne de Kuran'ýn hepsini bir mushafýn iki Hz. Ömer Ashab-ý kiramý toplattý. Onlara okudu. kapaðý arasýnda toplama ihtiyacýný duymuþtur. Çünkü Ashab-ý güzin tamamýyla tasdik ettiler. Ýçlerinde hiçbir Kur'an okuyan ve ezberleyenler pek çoktu ve itiraz vaki olmadý" der.(23) aleyhi'ssalât'ü ve's-selâm, vahyin ardarda geliþini ve bazý hükümlerinin neshini gözlüyordu.(18) Rasulullah C)Hz.Osman Zamanýnda Kur’an'ýn Çoðaltýlmasý (s.a.v.) zamanýnda Kuran'ýn tamamý bir mushafta toplanmaksýzýn yazýlmýþtý. Rasulüllah'ýn ve Allah'ýn Buhârî Hz. Osman zamanýndaki Kur’an'ýn tevkîfi ile âyetlerin yerlerini gösterdiði þekliyle sahabenin Çoðaltýlmasý olayýnýn gerekçesini Sahihinde þöyle onu ezberlemeleri bir mushafta toplanmasýna ihtiyaç anlatýr: "Ermenistan ve Azerbaycan seferine iþtirak býrakmamýþtý. eden Irak ve Suriyeli askerler arasýnda kýraat farklýlýklarý belirdi. Bölge komutaný olan Huzeyfe b. elAyrýca Resulullah; vefat edeceði senenin Yeman savaþtan döner dönmez doðruca Hz. Ramazan ayýnda iki, diðer senelerde birer defa Osman'a gelip kýraat farklýlýklarýndan endiþe Ramazan ayýnda Cebrail (a.s) ile mukabele duyduðunu belirterek þöyle dedi: okurdu. Böylece her sene tekrar tekrar gözden geçirilmiþ olurdu. "Ya Emire'l-Mü'minîn, bu ümmet Kur'an-ý Kerîm

Ortak

z

emin

08

Surelerin Mekki ve Medeni olarak adlandýrýlmasý; kabul görüþe göre, hicretten önce inenler Mekki, hicretten sonra inenler ise Medeni ayetler olarak adlandýrýlmýþ ve Zerkeþi'ye göre bunlarýn 85'i Mekki, 29'i Medenidir.(15)


yýlýnda Padoue'de Maracci onu takip etti. Bu üç baskýnýn da Ýslâm âleminde zikre deðer etkileri olmamýþtýr.

Kur'an'ýn sýrf Müslümanlar eliyle yapýlan ilk matbaa baskýsý 1757 yýlýnda Rusya'da SaintPetersbourg þehrinde olmuþ ve bunu Mevlây Osman gerçekleþtirmiþtir. Benzeri bir baský da Kozan'da olmuþtur. Ardýndan Ýran'da iki taþ basmasý yapýlmýþtýr. Bunlardan ilki Tahran'da H. “Þayet Kur'an'dan bir þey hususunda Zeyd b. Sabit'le 1248- M 1828yýlýnda, diðeri de Tebriz'de H. 1253 aranýzda bir ihtilâf olursa, onu Kureyþ lehçesiyle yazýn. M. 1833 yýlýnda yapýlmýþtýr. Flügel 1834 yýlýnda Çünkü Kur'an onlarýn diliyle nazil olmuþtur.» Heyet emri Leipzig'de özel bir baský yaptý. Yeni ve kolay Ýmlâsý yerine getirerek Kuran'ý istinsah etti. Hz. Osman da asýl sebebiyle Avrupalýlar arasýnda eþsiz revaç bulan sayfalarý Hz. Hafsa'ya gönderdi ve çoðaltýlan bu baský Ýslâm âleminde baþarýya ulaþamadý. Mushaflardan her birini bir eyalet halkýna göndererek bu Hindistan'da da Kur'an'ýn çeþitli baskýlarý Mushaf dýþýnda Kur'an'dan her kimde ne bulunursa onu yapýlmýþtýr. Ýstanbul ilk olarak 1877 yýlýnda bu önemli iþe yöneldi, yakmasýný emretti.(24) Sicistani bu eyalet Daha sonra deðerli, büyük ve merkezlerini; Medine, Mekke, Þam, Yemen, mutlu bir olay gerçekleþti. H. 1342 Bahreyn, Basra, Kufe olarak sýralar.(25) M. 1923 yýlýnda Ezher ulemasýnýn Hz. Osman bu yedi merkeze sadece gözetiminde Kahire'de Allah'ýn Mushaf'ý göndermedi, Mushaf'la beraber Kitabýnýn güzel ve mükemmel bir Kýraat vecihlerini bilen onu onlara okuyacak Kur'an'ýn sýrf baskýsý gerçekleþtirildi. Bu baský Kral birer öðretici de gönderdi.(26) Genel olarak b u M u s h a f l a r ý n h e r b i r i " Ý m a m Müslümanlar eliyle Fuat'in emriyle teþekkül ettirilen kararýyla gerçekleþmiþ ve Mushaflar"diye tabir edilir. yapýlan ilk matbaa heyetin Hafs'ýn rivayeti ile Âsým'ýn kýraatine baskýsý 1757 göre zabtedilip yazýlmýþtý. Ýslâm Ýmam Mushaflarýn Akýbeti: Bu âlemi bu baskýyý hüsn-ü kabul ile Mushaflarýn akýbetiyle ilgili olarak bilgiler yýlýnda Rusya'da karþýladý. Yýlda milyonlarca nüsha net olmamakla beraber, en az üçünün Saint-Petersbourg basýlmaya baþladý ve neredeyse günümüze kadar geldiði bilinmektedir. Bu mütedavil tek nüsha durumuna geçti. üç nüshadan biri; Osmanlýlar Medine'den þehrinde olmuþ ve Bu gün Ýslam dünyasýnýn çoðu bu bunu Mevlây çýkarken yanlarýna aldýklarý ve hala Topkapý baský ile basýlan Mushaflarý Sarayýnda bulunan Mushaf'týr. Ýkincisi; Osman okumaktadýr. Timur'un Þam'dan alýp götürdüðü nüshadýr gerçekleþtirmiþtir. ve halen Taþkent'te bulunmaktadýr. Üçüncüsü ise; Ýngilizlerin Moðol KAYNAKLAR: saraylarýnda alýp götürdükleri Ve Londra 1-- Zerkeþi, Burhan fi Ulumu'l Kuran, 1,374 India Office Kütüphanesi'ne koyduklarý 2-- Beyhaki, 1, 277 nüshadýr.(27)

emin

z

Kur’an'ýn Basýlýp Çoðalmasý: Kuran'ýn ilk baskýsý miladî 1530 dolaylarýnda Býndýkýyye'de gerçekleþmiþ, lâkin kilise yetkilileri çýkar çýkmaz yok edilmesi fermanýný yayýnlamýþlardý. Daha sonra Hinkelmann, Hanbautg þehrinde Kur'anýn matbaa baskýsýný gerçekleþtirdi. 1698

09

Ortak

Kur’an'a Hareke ve Nokta Konulmasý: Hz. Osman zamanýnda çoðaltýlan Kur’anlar’da hareke ve noktalama yoktu. Araplar bu Mushaflarý hareke ve noktalamaya ihtiyaç duymadan Abdulmelik b. Mervan zamanýna kadar tam kýrk yýl sorunsuz olarak okudular. Ancak Arap olmayan milletlerin Müslüman olmalarýyla Kur’an-ý Kerim'in okunmasýnda hatalar baþ gösterdi. Bunun giderilmesi için Haccac b. Yusuf büyük gayret sarf etti. Bu iþ için Ebu'l Esed ed-Düeli'yi görevlendirmek istedi ancak o bundan kaçýndý ise de, tövbe suresindeki 3. ayetinin bir harfinin harekesini ötre yerine esre ile yanlýþ okuyan birini duyunca, ortaya çýkan yanlýþ anlamdan dehþete kapýldý ve bu teklifi kabul etti. Zira ayet,"Allah ve Resulu Müþriklerden beridir" anlamda iken, yanlýþ hareke ile," Allah, Müþriklerden de resulünden de beridir." Anlamýna gelmiþti.

3-- Nursi, Ýþaretu'l Ý'caz, Zehra yay. s.16 4-- Þevkani, Fethu'l Kadir, 62 5-- Zerkeþi, 1, 250 6-- Hanbel, Müsned, 1, 279 7-- Hamidullah, Ýslam Peygamberi, 1, 77 8-- Bakara, 185 9-- Kadir, 1 10-- Buhari, Bed'ul Vahy, 3 11-- A.g.e. 4 12-- Bkz: DÝA. "Kuran" Maddesi 13-- Bkz: Elmalý, Fatiha suresinin tefsiri. 14-- Müslim, Tefsir, 23 15-- Zerkeþi, 281 16-- El-Halebi, es-Siretu'l-Halebiyye, 3,326 17-- Hicr, 9 18-- Suyuti, Ýtkan,1,98 19-- A.g.e 101 20-- Ýtkan, 100 21-- A.g.e. 100 22-- Ýbn. Hacer, Fethu'l Bari, 9,12 23-- Subhi Salih, Tarih-i Kuran,11 24-- Buhari, Fedailu'l Kuran 3 25-- Sicistani, Kitabu'l Mesahýf, 2, 34 26-- Ýsmail Karaçam, Kuran-ý Kerim'in fazileti ve okunma kaideleri,56 27-- Hamidullah, Kuran Tarihi, 87

KAPAK DOSYASI

hakkýnda Yahudi ve Hýristiyanlarýn düþtüðü ihtilâfa düþmeden onun imdadýna yetiþ." Bunun üzerine Hz-. Osman, Hz. Hafsa'ya haber göndererek, "Bize Kur'an sayfalarýný gönder, onlarý sayfalarý çoðalttýktan sonra sana iade edelim" dedi. Hz. Hafsa sayfalarý gönderdi. Hz. Osman, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. ez-Zü-beyr, Said b. elÂss, Abdurrahman b. el-Haris b. Hiþam'a emretti ve onlar da bu sayfalarý çoðalttýlar. Hz. Osman onlara bu görevi verirken, Kureyþli üç kiþiye þöyle emreder:


KAPAK DOSYASI

EMRULLAH ÜLGEN "Ýsrâîliyyat" isrâîliyye kelimesinin çoðuludur. Kelime Ýsrâîli bir kaynaktan aktarýlan kýssa veya hâdise manasýnadýr. Ýsrâîl, rivayetlere göre Hz. Ya'kûb (a.s.)'un ismi veya lâkabýdýr. Ya'kûb (a.s.) da, Kur'ân'da zikredilen meþhur on iki Yahûdî boyunun (esbât) atasýdýr. Kur'ân-ý Kerîm Yahûdîlerden çoðunlukla "Benû îsrâîl" (îsrâîl Oðullarý) þeklinde bahseder. Ýbranîce olan Ýsrâîl kelimesi, "kul" manâsýna gelen (isrâ) ile, "Allah" manâsýna gelen ('îl)'den mürekkeptir ve (Allah kulu) anlamýndadýr.

Ortak

Ýbn-i Haldun, Ýsrailiyat kavramýnýn Ýslam kültür ve kaynaklarýna giriþine neden olan etkenler hakkýnda þu tespitlerde bulunmuþtur: “ Araplarýn ilim ve kitap ehli olmayýþlarý nedeniyle bedevilik ve ümmilik onlara galebe çalmýþ. Varlýklarýn yaratýlýþ sebepleri ve sýrlarý, yaratýlýþýn baþlangýcý gibi öðrenmeyi arzuladýklarý konular hakkýnda yaptýklarý tek þey kitap ehline sormak ve onlarýn cevaplarýndan yararlanmaktý. Bu kimseler ise ellerinde Tevrat bulunan Yahudiler ile onlarýn dinine tabi olmuþ Hýristiyanlardý. Ancak o dönemde bulunan Yahudiler de bedeviydiler. Bu konular hakkýnda sýradan Ehl-i Kitabýn bildiklerinden baþka bir þey bilmiyorlardý.”

Ýsrâîliyyat kavramýndan maksadýn ne olduðu ve kelimenin ýstýlahý manâsýna gelince; kelime her ne kadar tefsire girmiþ Yahudi kültürünü ifâde ediyorsa da, bunda bir inhisar düþünülemez. Ýslâm'a ve özellikle tefsîre girmiþ olan Yahûdî, Hýristiyan ve diðer dinlere Bediüzzaman Said-i Nursi ait kültür kalýntýlarýyla, dînin gerek konuyla ilgili Muhakemat adlý lehine ve gerekse aleyhine uydurulup eserinde þu deðerlendirmelerde Hz. Peygambere ve O'nun muasýrlarý bulunmuþtur. “ Araplar cahiliye olan sahabe ile müteakip nesillere izafe döneminde ümmi bir toplumdu. Ancak edilen her türlü haber, Ýsrâîliyyat kelimesinin içinde hak tecelli edip hissiyatlarýný uyandýran manâsý içine girer. Bu kelime ile, Ýslâm'a yabancý olan Ýslam diniyle tanýþtýklarýnda bütün raðbet ve her þey bu kelimenin bünyesinde mütalaa edilmelidir. marifetlerini dinin marifetine inhisar ettiler. Kainatý Allah (cc)'ýn varlýðýna delil olma cihetiyle müþahede Ýslâm'a yabancý olan her þeyi ifâde için bu kelimenin ederlerdi. Yoksa kainata fenni bir nazarla seçilmesi ise ilmî ifadesiyle taðlib den dolayýdýr. Yâni, bakmýyorlardý. Araplar geliþip birçok kavmi Yahûdîlere ait haberlerin Hýristiyanlar ve diðer bünyelerine kattýklarýnda o toplumlarýn malumatlarý milletlerin kültürüne tercihinden ötürüdür. Bu ifâdeyi da Müslüman olmaya baþladý. Ka'b'ül-Ahbar ve kullanmak bir manâ d a mecbûriyet ifâde ediyor. Çünkü, Vehb b. Münebbih gibi sonradan Müslüman olan Yahûdîlerden yapýlan nakiller, diðerlerine nispetle Ehl-i Kitab alimlerinin daha da þeref kazanýp tekamül daha çoktur; ayrýca, Yahûdî menþeli haberler daha etmeleri Müslümanlar tarafýndan takdirle yaygýn ve meþhurdur. Yahudilerin Müslümanlarla karþýlanýyordu. geniþ ölçüde karýþmalarý, ticâret ve kültür alýþ-veriþi Dolayýsýyla bunlarýn sahip olduðu bilgiler dinin yapmalarýnýn da bunda etkili olduðu muhakkaktýr. usul ve akidelerine aykýrý olmadýðýndan makbul Yahûdî ve Hýristiyan kültürünün, daha doðrusu bu iki görüldü. Bunlarýn hikaye ve kýssalarý da Ýslamiyet'in din müntesiplerine ait hurafe ve safsatalarýn usulüne aykýrý olmadýðýndan hikaye gibi rivayet tefsirde etkili oluþunun diðer bir nedeni de, olunurken ehemmiyetsizliðinden dolayý tenkitsiz mukaddes kitabýmýz Kur'an'ýn bu milletlere ve dinleniliyordu. Fakat ne yazýk ki daha sonra hak mensup olduklarý dînin kitaplarýna sýk sýk atýfta olarak kabul edildiler, çok þüphelere sebebiyet bulunmasýdýr. verdiler.”

z

emin

10

Ýsrailiyyat


KAPAK DOSYASI

meleklerden biri onunla birlikte olmak istedi. Tam o esnada kadýn, hangi dua ile semaya çýkýp Ýslâm'a ve özellikle Et-Taberi (839-923) tarihinde indiklerini haber vermedikçe tefsîre girmiþ olan Taberistan'ýn Amul þehrinde dünyaya onlarla beraber olmayacaðýný Yahûdî, Hýristiyan ve gelmiþtir. Yedi yaþýnda Kur'an'ý söyledi. Bu durum karþýsýnda diðer dinlere ait kültür ezberlemiþ, dokuz yaþýnda da hadis melekler kadýna istediði duayý kalýntýlarýyla, dînin yazmaya baþlamýþtýr. Hicri II. öðrettiler. Kadýn duayý öðrenir gerek lehine ve Yüzyýldan itibaren Kur'an'ýn yorumu öðrenmez onu okuyup semaya ile uðraþan Ýslam bilginleri tefsire yükseldi. Ancak Allah Teala, gerekse aleyhine özellikle de rivayet tefsirine duyulan semadan yere inerken okunacak uydurulup Hz. ihtiyacý karþýlamak üzere eserler duayý kadýna unutturdu. Bunun Peygambere ve O'nun yazmýþlardýr. Fakat söz konusu üzerine kadýn yeryüzüne muasýrlarý olan sahabe alanla ilgili bu ilk ürünler elimize inemeyip orada kalýverdi. Sonra ile müteakip nesillere ulaþamamýþtýr. Ancak bunlarýn Allah onu bir yýldýza çevirdi. Harut izafe edilen her türlü içeriðini oluþturan bilgileri derleyip ile Marut her akþam olduðu gibi büyük bir titizlikle bizlere ulaþtýran tekrar semaya çýkmak istediler, haber, Ýsrâîliyyat çok görkemli bir tefsir vardýr ki bu ancak bunu bir türlü kelimesinin manâsý alanda büyük bir boþluðu b a þ a r a m a d ý l a r. B ö y l e c e içine girer. doldurmaktadýr. Sözünü ettiðimiz bu yaptýklarýndan dolayý helaka tefsir Ýbn Cerir et-Taberi'nin kaleme uðradýklarýný anladýlar. Bunun aldýðý “ Cami'u'l-Beyan an te'vili'üzerine Allah Teala, meleklerden Kur'an” dýr. dünya ya da ahiret azabýndan birini tercih etmeleri konusunda serbest býraktý. Onlar dünya azabýný Et-Taberi her ayeti, Kur'an'ý Kur’an, sünnet, sahabe, tercih ettiler.” tabiin ve etbau't-tabiin kavli ile tefsir yöntemini kullanmak suretiyle izah cihetine gitmiþtir. Taberi bazý durumlarda da Bundan baþka Hz. Adem'in cennette nasýl Arap dili ile ilgili inceliklerden istifade etmek suretiyle yaratýldýðý, Beytullah'ýn kuruluþu ve Hz. Ýsa'ya kavramlarý açýklamýþtýr. Kavramlarý tahlil ederken Arap indirilen sofranýn mahiyetiyle ilgili olarak yapýlan þiirinden çokça yararlanmýþtýr. nakiller de Ýsrailiyyatla ilgili nakiller arasýnda sayýlabilir. Ýbn Cerir et-Taberi'nin müellifi olduðu “ Cami'u'l-Beyan an te'vili'-Kur'an” adlý tefsirinde, Ýsraili haberler oldukça Et- Taberi, Kuran ve Hadis perspektifinde fazladýr. Çünkü o Ýsraili haberleri nakletmekle meþhur bakýldýðýnda aklýn ve mantýðýn ilkelerini zorlayan olan Ka'bu'l-Ahbar, Vehb b. Münebbih, Ýbn Cüreyc, ve es- bu uydurma haberler konusunda herhangi bir Süddi gibi þahsiyetlerden birçok rivayeti tefsirine tenkit ve ayrýma gitmemesi ve bunlarý nakletmede kaydetmiþtir. Özellikle kýssalar vasýtasýyla Ýsraili oldukça toleranslý olmasý nedeniyle mazur rivayetleri hiçbir tenkide tabi tutmadan sadece isnadlarýný görülmeyebilir. Ancak bu haberleri senedleri ile vermek suretiyle nakletmiþ olmasý bu konuda oldukça birlikte zikretmesi ve bu haberlerin kaynaðýný müsamahakar davrandýðý söylenebilir. Ýsraili belirtmesi tefsirde otorite olan bir çok müfessir rivayetleriyle tanýnan es-Südi'den Harut tarafýndan kendi lehinde olumlu bir ve marut ile ilgili þunlarý nakletmiþtir: durum olarak deðerlendirilmiþtir. Et-Taberi her Anlatýldýðýna göre davranýþlarýndan ayeti, Kur'an'ý dolayý insanlarý kýnayan bu iki meleðe Cami'u'l-Beyan an te'vili'-Kur'an Allah (cc), nefis verip dünyaya tefsiri, Hz. Peygamber, sahabe, Kuran, sünnet, gönderince onlara : “ Haydi size de ve daha sonraki zamanlarda sahabe, tabiin ve ytabiin þehvet verdim insanlar arasýnda apýlan nakilleri toplayýp etbau't-tabiin hükmediniz” demiþtir. Ancak kendilerine kendisinden sonrakilere aktaran kavli ile tefsir verilen görev gereði insanlar arasýnda bilimsel, sistematik, bir tefsir; luðat cereyan eden hadiseleri kýraat, tarih, fýkýh, kelam nahiv ve yöntemini sonuçlandýrmaya çalýþan bu iki melek, cahiliye þiiri açýsýndan eþsiz bir kullanmak bir davanýn halli için gelen dünyalý bir kaynaktýr. Es-Suyuti, onun tefsirlerin suretiyle izah kadýna gönül vererek onunla cinsel en deðerlisi olduðunu beyan iliþkiye girmek istediler ve bu isteklerini etmektedir. cihetine kadýna açýkça ifade ettiler. Bunun gitmiþtir. üzerine kadýn onlara: “ Bu davada Müsteþrik Goldziher ise þu kocamý haksýz, beni haklý çýkarmadýkça önemli tespitte bulunmuþtur. “ O, sizin teklifinizi kabul etmem” dedi. çaðýnda bütün diðer kitaplarý Melekler hemen kadýnýn isteði doðrultusunda karar mükemmel bir surette içine aldý ve ayný zamanda verdiler. Bunun üzerine kadýn meleklere bir harabeyi yalnýzca tescile dayanan fazlalýk tefsirleri de buluþma yeri olarak gösterdi. Buluþma yerine gelince kanatlarý altýna topladý.” Taberi ve Ýsrailiyyat

11

Ortak emin

z


KAPAK DOSYASI

12

Kuran Ve Bizler

Kur’an, insanýn içinde yaþadýðý dünyayý tanýtmanýn yanýnda; insanýn içinde yaþayan dünyalarý da müthiþ bir anlatýmla izah etmekte ve herbirimizin farklý farklý dünyasýný ayný yöntemle aydýnlatmaktadýr.

Gülþen Gazel

K

ur'an, Cenab-ý Hakk'ýn, emirlerini ve nehiylerini bildirmek için insanlara indirdiði bir nur, bir rahmet ve bir þifadýr. Dolayýsýyla Kur’an'ýn muhatabý insandýr; yani bizler. Ýnsanlarýn kanunlarý insanlar gibi, zamanýn geçmesiyle yaþlanýp eskidiði halde Kuran'ýn hükümleri sanki her çaðda yeni nazil oluyormuþ gibi hep taptazedir. Bu yönüyle o, her konuda dünya hayatýndaki tek rehberimiz ve tek kýlavuzumuzdur. “Elif, Lâm Mîm. Bu, kendisinde þüphe olmayan, muttakiler için de rehber olan bir kitaptýr.”(1) Cenab-ý Hak, maddi manevi her yönden mükemmel bir donanýmla yarattýðý biz insanlarý Kur’an vasýtasýyla, en doðruya ve en güzele yöneltmektedir. Bu nedenle insanýn hem þahsi, hem de toplum hayatý açýsýndan ihtiyaç duyduðu herþey Kur’an'da en güzel þekilde belirlenmiþ ve açýklanmýþtýr… Kalp ve ruhun insan için ne kadar ehemmiyetli olduðu ve günahlardan nasýl korunmalarý gerektiði; nefsin insaný nasýl kötülüklere sürüklediði; insanýn dünya hayatýnda uymasý gereken ölçüler; toplum hayatýný fesada götüren çirkinlikler ve bunlardan kurtulabilmenin yollarý ve insan hayatýyla ilgili daha bir çok konu, her yönüyle Kuran'da açýklanmaktadýr. Bu yönüyle Kur’an, bizleri dünya ve ahiret mutluluðuna götüren tek vasýtadýr. “Biz Kitabý sana, her þeyin açýklayýcýsý, müslümanlara da bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.”(2)

Cenab-ý Hak, Kur’an’da kainattan ve kainattaki varlýklardan örnekler vererek insanlara müthiþ bir ilim ve hikmet hazinesinin kapýsýný açmaktadýr. Kainatýn yaratýlýþýný, varlýklarýn idaresini, herbir maddede iþleyen hikmetli nizam ve mizaný mükemmel bir üslupla dile getirmektedir. Ayný zamanda, insanýn yaratýlýþýný ve yaratýlýrken geçirdiði evreleri de açýklamakla birlikte kalp ve ruh dünyasýnýn ve manevi donanýmýnýn mükemmelliðini de harika bir þekilde gözler önüne sermektedir. Bu yönüyle Kuran, insanýn içinde yaþadýðý dünyayý tanýtmanýn yanýnda; insanýn içinde yaþayan dünyalarý da müthiþ bir anlatýmla izah etmekte ve herbirimizin farklý farklý dünyasýný ayný yöntemle aydýnlatmaktadýr.

Kur’an; emir ve nehiylerden, azap ve mükafattan, korkutma ve ümitlendirmeden, kýssa ve misallerden, hüküm ve kanunlardan oluþan ve ayný zamanda kainata ve Allah'ýn sýfatlarýna ait bütün ilimleri içinde barýndýran ilahi bir bilgi hazinesidir. Bu yönüyle o, maddi-manevi bütün ihtiyaç ve sýkýntýlarýmýza karþý Rahman'ýn rahmetiyle yol gösteren bir mürþittir… Bizleri, dünya hayatýnýn, kalp ve ruhlarýmýzý alt üst eden tufanlarýndan koruyan sefine-i Nuh'tur (a.s.m)… Nûrefþân dokunuþuyla en katý kalpli insanlarýn ruhlarýnda bile müthiþ deðiþimler meydana getiren Asay-ý Musa'dýr (a.s.m.)… Yeryüzünde çaresizlik içinde kývranan tüm insanlýða, Cenab-ý Hak tarafýndan Arþ-ý Azamdan uzatýlan bir iptir… Ve varlýklarýn yaratýcýsýnýn, varlýklarýn en þereflisinin baþýna koyduðu sultanlýk tacýdýr… Kur’an-ý Kerim mânâ itibariyle kýsaca budur. Bu mükemmel hakikatleri içinde barýndýran Kur’an'ýn gayesi, insanlarýn dünyada ve ahirette mutlu olmalarýný saðlamaktýr. Peki, mutluluðumuzu gaye edinen bu yüksek kelama karþý bizim duruþumuz nasýl olmalý, tavrýmýzý ona göre nasýl ayarlamalýyýz?

Ortak

z

emin

“Ey insanlar muhakkak ki size Rabbinizden bir nasihat gönüllerde olana bir þifa ve müminler için bir hidayet ve bir rahmet gelmiþtir.”(3)


Ey Allah'ýn elçisi, bize yapabileceðimiz iþler emredildi: Namaz, oruç, cihad ve sadaka. Bunlarý yapýyoruz. Ama Allah sana þu ayeti inzal buyurdu. Onu yerine getirmemiz mümkün deðil. Sahabenin bu sözleri Efendimizi müthiþ üzmüþtü. Çünkü onlar, Kur’an'ýn inen her hükmünü tereddütsüz kabul edip uygulama noktasýnda adeta birbirleriyle yarýþmýþlardý. Ama þimdi inen bu yeni ayeti uygulayamayacaklarýný beyan ediyorlardý Nebiler Nebisine. Nebi, onlara döndü ve hüzünle þunlarý söyledi:

KAPAK DOSYASI

Hazreti Ebu Hüreyre'nin (r.a.) anlattýðýna göre; “Ýçinizdekini açýklasanýz da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediðini baðýþlar, dilediðine azab eder…”(4) ayeti nazil olunca, bu haber sahabelere çok aðýr gelmiþti. Onlar ayetin manasýnýn aðýrlýðýndan iki büklüm, Resulûllah'a gelip yanýna oturdular ve ona þöyle dediler:

Yani sizler de sizden önceki yahudi ve hristiyanlar gibi “iþittik ama itaat etmiyoruz” mu demek istiyorsunuz? Hayýr öyle deðil þöyle deyin: “Ýþittik, itaat ettik, Ey Rabbimiz affýný dileriz, dönüþ Sanadýr.” Efendiler Efendisinin bu sözleri üzerine ashab hemen kendini toparlayýp bu sözleri tekrar etmeye baþladý. Ve kýsa bir süre geçmiþti ki, nazil olan bütün Kur’an ayetlerini tereddütsüz kabul eden ve uygulayan bu kahraman sahabe topluluðuna, müjde verildi. Cenab-ý Hak onlara:

13

“Peygamber ve inananlar Ona Rabbinden indirilene inandý. Hepsi Allah'a meleklerine, kitaplarýna, peygamberlerine inandý. 'Peygamberleri arasýndan hiçbirini ayýrdetmeyiz, iþittik itaat ettik. Rabbimiz affýný dileriz, dönüþ sanadýr' dediler. Allah kiþiye ancak gücünün yeteceði kadar yükler!..”(5) ayetlerini indirmiþ, güç yetiremeyecekleri hiçbir þeyden onlarý mesul tutmayacaðýný bildirmiþti.(6) Sahabeler, Efendiler Efendisinden duyduklarý her ayeti, canlarý pahasýna uygulamaya çalýþýyordu. Öðrendikleri ayeti yaþamlarýna dökmeden ikinci bir ayeti öðrenmiyorlardý. Hatta öyleki, Ýslam tarihinde Kuran ve hadis ilimleri konusunda eþsiz bir yere sahip olan Ýbni Mesud (r.a.), Bakara suresini ancak beþ yýlda öðrenebildiðini beyan etmiþti.Kur’an'ýn her ayetine iman etmek ve her hükmünü uygulamak onlarýn teslimiyet bilincinden kaynaklanmaktaydý. Biliyorlardý ki Cenab-ý Hak Kur’an'ý mutlu yaþamalarý için indiriyordu. Dünyada ve ukbâda mutlu yaþamanýn onlar için baþka bir alternatifi yoktu… Ýþte sahabe efendilerimizin Kur’an'a bakýþ açýsý bu þekildeydi. Ancak geçen zaman bir tufan gibi insanlarýn imani hislerini darmadaðýn etmiþtir. Bize gelene kadar, insanlarýn Kuran'a karþý duruþlarý kaymýþ, tavýrlarý baþkalaþmýþtýr. Neticede bizler de tavýrlarýmýzý, hayata karþý bakýþ açýmýzý ve duruþumuzu Kur’an'a göre ayarlayacaðýmýz yerde, Kur’an'ý kendimize uydurmanýn gayreti içine girmiþiz. Kur’an'ýn yaþamla doðrudan irtibatlý olan manalarýný unutup onu, sadece mevlit ve cenazelere has örfî bir mûsikî vaziyetine getirmiþiz. Ve nihayetinde ruh dünyalarýmýz büyük bir çöküntü yaþarken, nefsimiz ve nefsimizi doyurma adýna cismaniyetimiz dünya zevklerine meyyal bir hale gelmiþtir. Bütün bunlardan ve bunlar gibi manevi bütün hastalýklarýmýzdan kurtulmanýn tek çaresi, sadece ve sadece Kur’an'a yönelmekle olacaktýr. Öyleki bu yöneliþ sahabe efendilerimizin gösterdiði teslimiyet bilincini tekrar canlandýrmak adýna, tüm varlýðýmýzla olmalýdýr. Bizler, Kur’an'ý, kulaklara hitap eden bir mûsikî olma kalýbýndan çýkarýp, yaþamlara hükmeden bir kanunlar mecmuasý olarak algýlamalýyýz. Bu, bizim dünya mutluluðumuz için tek alternatif olmakla birlikte, ukbâdaki kurtuluþumuz için de yegâne yoldur.

Ortak emin

z

Kaynaklar 1- Bakara, 1-2 2- Nahl, 89 3- Yunus, 57 4- Bakara, 284 5- Bakara, 285-286 6- Müslim, iman, 199

Bizler, Kuran'ý, kulaklara hitap eden bir mûsikî olma kalýbýndan çýkarýp, yaþamlara hükmeden bir kanunlar mecmuasý olarak algýlamalýyýz. Bu, bizim dünya mutluluðumuz için tek alternatif olmakla birlikte, ukbâdaki kurtuluþumuz için de yegâne yoldur.


KAPAK DOSYASI

14

KUR'AN'IN HÂKÝMÝYET-Ý MUTLAKASI

Bediüzzaman Said Nursi Sunuhat

“Allah'ýn ipine hep birlikte sýmsýký sarýlýn; ayrýlýða düþüp daðýlmayýn.” (Âl-i Ýmran Sûresi 103.) “Elif lâm mim. Þu yüce kitap ki, onda asla þüphe yoktur. O, Allah'ýn emir ve yasaklarýna karþý gelmekten sakýnanlar için bir yol göstericidir.” (Bakara Sûresi.1-2) Ümmet-i Ýslâmiyenin ahkâm-ý diniyede gösterdiði teseyyüb(lakaytlýk) ve ihmalin bence en mühim sebebi þudur: Erkân ve ahkâm-ý zaruriye ki, yüzde doksandýr. Bizzat Kur'an'ýn ve Kur'an'ýn tefsiri mahiyetinde olan sünnetin malýdýr. Ýçtihadî olan mesail-i hilâfiye(ihtilaflý meseleler) ise, yüzde on nisbetindedir. Kýymetçe mesail-i hilâfiye ile erkân ve ahkâm-ý zaruriye arasýnda azim tefavüt(farklýlýk) vardýr. Mesele-i ictihadiye altun ise, öteki birer elmas sütundur. Acaba doksan elmas sütununu, on altunun himayesine vermek, mezcedip tâbi kýlmak caiz midir? Cumhuru(çoðunluk,halk), bürhandan ziyade meh’azdeki(Kaynak) kudsiyet imtisale sevkeder. Müctehidînin kitaplarý vesile gibi, cam gibi Kur'an'ý göstermeli, yoksa vekil, gölge olmamalý. Mantýkça mukarrerdir(sabittir) ki: Zihin, melzumdan tebeî olarak lâzýma intikal eder ve lâzýmýn lâzýmýna tabii olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasd ile eder. Bu ise, gayr-i tabiidir. Meselâ: Hükmün me’hazi olan þeriat kitaplarý melzum gibidir. Delili olan Kur'an ise, lâzýmdýr. Muharrik-i vicdan olan kudsiyet, lâzýmýn lâzýmýdýr. Cumhurun nazarý kitaplara temerküz ettiðinden, yalnýz hayal-meyal lâzýmý tahattur eder. Lâzýmýn lâzýmýný, nadiren tasavvur eder. Bu cihetle vicdan lâkaydlýða alýþýr, cumudet peyda eder. Eðer zaruriyat-ý diniyede doðrudan doðruya Kur'an gösterilse idi, zihin tabii olarak müþevvik-i imtisal ve mukýz-ý vicdan ve lâzým-ý zatî olan “kudsiyet”e intikal ederdi. Ve bu suretle kalbe meleke-i hassasiyet gelerek, imanýn ihtaratýna karþý asamm kalmazdý. Demek þeriat kitaplarý, birer þeffaf cam mahiyetinde olmak lâzým gelirken, mürur-u zamanla mukallidlerin(taklitçilerin) hatasý yüzünden paslanýp, hicap olmuþlardýr. Evet bu kitaplar, Kur'an'a tefsir olmak lâzým iken baþlý baþýna tasnifat hükmüne geçmiþlerdir.

1- Ya müellifînin bihakkýn lâyýk olduklarý derin bir hürmeti, emniyeti tenkid ile kýrýp, o hicabý izale etmekdir. Bu ise, tehlikedir, insafsýzlýktýr, zulümdür. 2- Yahut tedrici bir terbiye-i mahsusa ile kütüb-ü þeriatý þeffaf birer tefsir suretine çevirip, içinde Kur'an'ý göstermektir. Selef-i müctehidînin kitaplarý gibi; Muvatta, Fýkh-ý Ekber gibi. Meselâ: Bir adam Ýbn-i Hacer’e nazar ettiði vakit, Kur'an'ý anlamak ve Kur'an'ýn ne dediðini öðrenmek maksadýyla nazar etmeli. Yoksa Ýbn-i Hacer'in ne dediðini anlamak maksadýyla deðil. Bu ikinci tarik de zamana muhtaçtýr. 3- Yahut cumhurun nazarýný, ehl-i tarikatýn yaptýðý gibi, o hicabýn fevkine(üstüne) çýkararak üstünde Kur'an'ý gösterip, Kur'an'ýn halis malýný yalnýz ondan istemek ve bilvasýta olan ahkâmý vasýtadan aramaktýr. Bir âlim-i þeriatýn vaazýna nisbeten, bir tarikat þeyhinin vaazýndaki olan halâvet(tatlýlýk) ve cazibiyet(çekicilik) bu sýrdan neþet eder. Umur-u mukarreredendir ki: Efkâr-ý ammenin bir þeye verdiði mükâfat, gösterdiði raðbet ve teveccüh ekseriya o þeyin kemaline nisbeten deðildir, belki ona derece-i ihtiyaç nisbetindedir. Bir saatçinin bir allâmeden ziyade ücret almasý bunu teyid eder.

Ortak

z

emin

Hâcât-ý diniyede cumhurun enzarýný(bakýþýný) doðrudan doðruya, cazibe-i i'caz ile revnekdar ve kudsiyetle hâledar ve daima iman vasýtasýyla vicdaný ihtizaza getiren hitab-ý ezelinin timsali bulunan Kur'an'a çevirmek üç tarikledir.

Cumhuru(çoðunluk, halk), bürhandan ziyade mehazdeki(Kaynak) kudsiyet imtisale sevkeder. Müctehidînin kitaplarý vesile gibi, cam gibi Kur'an'ý göstermeli, yoksa vekil, gölge olmamalý.

Eðer cemaat-i Ýslâmiyenin hâcât-ý zaruriye-i diniyesi bizzat Kur'an'a müteveccih olsa idi, o Kitab-ý Mübin, milyonlarca kitaplara taksim olunan raðbetten daha þedit bir raðbete, ihtiyaç neticesi olan bir teveccühe mazhar olur ve bu suretle nüfus üzerinde bütün manasýyla hâkim ve nafiz olurdu. Yalnýz tilavetiyle(okunmasý) teberrük olunan, bir mübarek derecesinde kalmazdý.


KAPAK DOSYASI

KUR'AN'I NASIL OKUMALIYIZ..?

15 Muhammed Ýkbal, Kur'an'ýn nasýl okunmasý gerektiði hususunda bir hatýrasýný þöyle anlatýr: “Gençlik yýllarýmda her sabah namazýndan sonra iki saat Kur'ân okuyordum. Babam yaptýðým iþi görmesine raðmen her sabah gelip “Oðlum, ne yapýyorsun?” diye soruyor, ben de elimdeki Mushaf-ý Þerif'i gösterip “Kur'ân okuyorum.” cevabýný veriyordum. Tam iki sene, belki onlarca defa, elimde Mushaf'ý görmesine raðmen ne yaptýðýmý sordu. Bir gün âdeti üzere tekrar sorunca, “Babacýðým, biliyorsun ki Kur'ân okuyorum; ama yine de ne yaptýðýmý soruyorsun. Bir þey mi demek istiyorsun?” dedim. Babam þöyle cevap verdi: “Evladým, evet, biliyorum ki elinde 'Kitap' var. Ama ben ona bakmaný deðil, onu okumaný istiyorum. Muhammed'im! Kur'ân'ý sana sesleniyor gibi okur ve her âyetten alacaðýn þeyleri alýrsan o zaman gerçekten okumuþ olur ve istifade edersin.” *** Bediüzzaman da Kur'an okurken ve dinlerken þu hususlara dikkat çeker:

Ortak emin

z

“Ý'lem eyyühe'l-aziz!(Aziz kardeþim bil ki;) Kur'ân-ý Kerim okunurken, dinlemede bulunduðun zaman muhtelif þekillerde dinleyebilirsin. 1. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nübüvvet kürsüsüne çýkýp nev-i beþere hitaben Kur'ân'ýn âyetlerini teblið ederken, kýraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulaðýný o zamana gönder. O fem-i mübarekinden çýkar gibi dinlemiþ olursun. 2. Veya Cebrâil (a.s.) Hazret-i Muhammed'e (a.s.m.) teblið ederken, her iki hazretin arasýnda yapýlan teblið-tebellüð vaziyetini dinler gibi ol. 3. Veya Kab-ý Kavseyn makamýnda, yetmiþ bin perde arkasýnda Mütekellim-i Ezelînin Resul-i Ekrem (asm) a olan tekellümünü dinler gibi hayalî bir vaziyete gir.”


KAPAK DOSYASI

16

KUR'AN’I KERÝM GÖNÜL TAHTINDA PERÝHAN ÖZATEÞ

“Þüphesiz biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarýcý “Allahýn Rasul olarak gönderdik.”(Bakara 119) kelamý her þeyin üstündedir.” (Tevbe Ben kimim? Nereden geldim, niçin geldim? Nereye 40) gidiyorum? Görevli miyim? Yoksa baþýboþ mu? Dünya bir misafirhane midir? Kur'aný Kerim ila nihayet Ýþte her aklý baþýnda bulunan insanoðlunun tefekkür k e n d i n i ufuklarýndan doðan sorular. Sorular önemli, cevaplar anlatmay çok daha önemli. Zira insana cevap Yüce Allah a devam tarafýndan verilmiþtir. eder. Yaratanýn yaratýlanla fasýlasýz olarak irtibatý vardýr. Bu gerçekle beraber mektubatýný da göndermiþtir. 23 senede Efendimize, (sav) Cebrail (as) tarafýndan indirilen Yüce Kitabýmýzdan ta ki sorularýmýz cevabýný bulsun. Önemli olan bütün insanlýk alemine uzanan vahyin tümü olana yönelebilmek. Onunla düþünce ufuklarýna aydýnlýk sayfalar açabilmek. Derin bir uykudan uyanýþýn ilk ve önemli þualarýný yakalayabilmek. O yüce kitap Kur'an-ý Kerim Rabbin kelamýdýr. Rabbin kulunun idrak dünyasýna kelam suretinde aksettirilmiþ bir hidayet rehberidir. Kur'an Kendi kendini anlatýr. Anlatýr da insanýn kendini tanýyabilmesine yardýmcý olur. Kim olduðunu söyler. Nereden ve niçin geldiðini, hangi maksatla yaratýldýðýný, nelerle sorumlu, nelerle görevli olduðunu haber verir. Sen baþýboþ yaratýlmadýn der. Mevla buyurur: “Ben ins ve cinni bana kulluk etsinler diye yarattým”(Zariyat 56) diye. Dünyanýn faniliði ahiretin bakiliði ifade edilir. Kulunu her halukarda Cennete davet eder.Yolunu yordamýný da gösterir. Tevbeyi günahlardan temizlenme nimeti olarak kuluna sunar.

Nice nice ayetleri gözler önüne serer, akýl sahiplerine duyurur. O kanun kitabý, hidayet rehberi, hayat memat kitabý, dünya ve ahiret saadetine vesile Hak kelamý olup insanlýk aleminin ihtiyacýna kefildir. Bütün çaðlarýn kitabýdýr. Hoyratça bir ömür tüketiyoruz. Sevgili peygamberimizin þu hadisi þerifi, kendilerinden faydalanmak hususunda aldandýðýmýz büyük nimetleri ifade etmektedir:

“Þüphesiz onu (Kur'aný) Kadir gecesinde Levhi Bilinmelidir ki Kur'an Allah tarafýndan bize sýmsýký mahfuzdan aþaðý semaya biz indirdik.” (Kadir 1) sarýlmamýz için uzatýlmýþ en saðlam bir iptir. Ýnkarýn, isyanýn, fuhþun, Karunluðun, Firavunluðun feci “Bu kitabý (Kur'aný) da her þeyi açýklayan ve akibetini sergileyen ibret dolu Yüce Kitap. Müslümanýn mü'minlere doðruyu gösteren bir rahmet kaynaðý ve bir en önemli görevi Kur'an’ý Kerim’i tanýmaktýr. Aziz müjdeleyici olarak indirdik. eden, ihya eden, can veren, her derde deva olan, dostu düþmaný tanýtan, nifaký önleyen, kabir azabýný Ey insanlar iþte size Rabbinizden bir öðüt kalblerdeki kaldýran, Allah'ýn gadabýný savan, fakirliði yoksulluðu þüphelere bir þifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet bertaraf eden, gönül gözlerini açan, bir adý da þifa olan olan Kur'an geldi.” (Nahl 89) yeðane kurtarýcýmýz, kitabýmýz Kur'an okunduðunda susmak ve dinlemek vaciptir. Cenabý Allah kafirlerin “Allah o nurlu kitapla rýzasýna uygun hareket þöyle dediklerini haber veriyor: Aman ha Kur'an'ý edenleri selamet yollarýna iletir. Onlarý okuyanýn okuyuþunu dinlemeyin. Okunduðu zaman karanlýklardan aydýnlýða çýkarýr.Ve onlarý gürültü çýkarýn. Baþka iþlerle meþgul olun. Böyle dosdoðru yola sevk eder.” (Maide.16) yaparsanýz onlarý (müslümanlarý) maðlup edersiniz.

Ortak

z

emin

SAV. Buyuruyor ki: “Hiçbir yeni gün doðmaz ki þöyle seslenmesin: Ey ademoðlu ben yeni yaratýlmýþ bir günüm ve senin iþlerine þahidim. O halde beni deðerlendir. Zira ben kýyamete kadar bir daha geri dönmeyeceðim. Bir insana ahiretini kazanmasý için emanet bir ömür verilmiþ olmasý müthiþ bir olay, eþsiz bir fýrsattýr. Ýnsana verilen son ve tek þansdýr. En kýymetli sermayedir. Ölümsüz bir hayatta ne kazanacaksak ömür sermayesiyle kazanabiliriz. Küçücük þeylerin peþinde koþarak insan kendini Kur'anýn dili ile devam edersek: kaybetmemeli, yahut küçük bir menfaate kilitlenerek gerçek kazancý yitirmemelidir. Cennetle sevdalanýp “Bu Kur'an Rahman ve Rahim olan Allah tarafýndan cehennem sýkýntýlarýndan ürkmek, müjde ile endiþe indirilmiþtir.” (Fussýlet 2) arasýnda olmak lazým.


týrmanmak hüsnü hatimeye kavuþmak ne büyük bir saadet. “Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Rasulü ve itaatkarane bir þekilde namazlarýný kýlýp zekatlarýný veren mü'minlerdir.” (Maide.55) Ýnsan kendini bitirme gayretinde olmamalýdýr. En hayýrlý olmak varken insanýn kendi eliyle felaketini hazýrlamasý ne hazin bir durumdur. Kur'an'ýn sesi þifa daðýtan bir Cennet þarabý gibidir. Can çekiþen ölümcül hastalara okunduðunda zemzem suyu gibi gelir. Ya Rabbi bizleri Kur'an'ýn bereketiyle bereketlendir. K a l b l e r i m i z i K u r ' a n i l e t a t m i n e u l a þ t ý r. Gönüllerimize huzur ver. Kur'an-ý Kerim'in gösterdiði yola davet edilmekteyiz, bizi bu davete icabet edenlerden eyle. Karanlýklardan nura ne ile çýkýlabilineceðinin þuurunda olarak yaþat. (Amiiin)

O Yüce kitabýmýzý, Rabbimizin Kelamýný, gönlümüzün tahtýna, olmasý gereken yere oturtabilelim. Kazanacaðým derken en büyük kaybý yaþamayalým. Kur'an ifade ediyor: “Yemin olsun zamana..! Ýnsanlar hüsrandadýr.” diyor. Yine Cenab-ý Hak devam ediyor: “Ancak þunlar müstesna; iman edip makbul ve güzel iþler yapanlar ve bir de birbirine hakký ve sabrý tavsiye edenler.” Hepimiz de tavsiye ve nasihat edebilecek potansiyele sahibiz. Hüsrandan kurtulma yolunun imanla baþladýðý gerçeðini, Gönül kur'an ile yürünmesi gerektiðini Tahtýmýzda Kelamullahdan öðreniyoruz.

KAPAK DOSYASI

“Rabbimiz: Kur'an okunduðu zaman susun ve onu dinleyin ki size rahmet edilsin.”( Araf. 204) Buyuruyor. Kur'an'a düþman olanlardan dahi Kur'an'ý dinledikleri zaman etkilendikleri olmuþtur. Müþrik Utbe bin Rebia Allah Rasulünden Kur'an'ý dinlemiþ ve þöyle demiþtir: “Onun bir tatlýlýðý bir tazeliði var. Üstü verimli altý bereketli. O bir beþer sözü deðildir.” Mekke müþriklerinden dinlemekten kendini alýkoyamayanlar vardý. Hz. Ömer'in Müslüman olmasý okunuþundan etkilenmesiyle olmuþtur. Ey Müslümanlar neyi, hangi zamaný kolluyoruz? Yarýnlarý kovalamadan hiç beklemeden hemen þimdi diyebilir miyiz?

17

Kýyametin kopmasý haktýr. Belki yakýn belki uzak. Fakat kendi kýyametimiz kopacak. Geldiðimiz yere gideceðiz, yol uzun azýk lazým. Eðer kalbler Allah'ýn gýdasýndan mahrum olursa toplum Kur'an'dan vücudunda yaralar bereler açýlýr. baþka duygular Kur'an'ýn ilk ayeti oku emriyle baþlar. O Devasýz dertler oluþur. Kadýnlaþan halde okuyalim ki anlayalým. Okuyabilecek erkekler, erkekleþen kadýnlar türer. varsa, Allah'tan dilimiz var, düþünecek aklýmýz var, ibret Uyuþturucu mafyasý, organ mafyasý gayrýsýna alacak kalbimiz var, hükümleriyle amel etrafý sarar. Sömürenler, sürünenler yöneliþ mevcut edecek vücudumuz var ve biz köþe bucak bitmeye baþlar. Kiralýk Müslümanýz. Kalbimiz Kur'ansýz harabe ise; katiller, aidsliler, kapkaçtýlar, kaçakcýlar bir ev olmasýn.Dünyada Kur'ansýz olanýn her türlü mel'anet kol gezer. Ruhlarýn Ruh huzurunu ahiret de imansýz olacaðý gerçeði feryadý iþitilmez olur. Dünyalýklarý ilk kaybetmiþ, unutulmasýn. Hz. Mevlana'nýn diliyle sýraya alýr, Kur'aný son sýraya koyarsa kalp tedirginlik gafilane bir hayat þöyle çizilmiþ: insan; Þefaat yetkisiyle bekleyen “Çocuklukta oyun, delikanlýlýkta þehvet, Kur'an, þekvacý olarak cehenneme içerisinde ergenlikte gaflet ve ihtiyarlýkta elden sürükleyici olur. Mevlamýzýn buyurduðu bulunuyor gidenlere hasret ve nedamet…” Ahiretsiz bir gibi: “Sen dünyada ayetlerimizi unuttun demektir. dünya, ne hazin ne yorgun ne elim bir bugünde sen unutuluyorsun.” O halde tükeniþtir. Karsýz geçen her an bir hüsran, bir Kur'an-ý Kerim hayatýmýzýn neresinde? ziyandýr. Geride kalan bütün kayýplarý telafi Tekrar tekrar düþünmek gerek. Allah etmek, cenneti kazandýracak güzelliklere Rasulü (SAV): “Bir kimseyi ameli yönelmek aklýný kullanabilenler için nedamet yavaþlatýrsa nesebi hýzlandýrmaz.” çukuruna düþmekten kurtulup sevinç ve sürur Buyuruyor. Yani þan þeref soy sop güvenilecek bulutlarýna yükselmektir. Allah Rasulü (sav) unsurlar deðildir. Cennet yolunu kesen buyurur: “Her ziyafet çeken, ziyafetine insanlarýn haramileri bitirmek, Allah'ýn yardým ve dostluðunu gelmesini ister ve bundan memnun olur. Kur'an da Allah'ýn kazanmak lazým. Allah zalimler güruhuna hidayet ziyafet sofrasýdýr. Ondan uzak durmayýnýz.” vermez. Sevgili Peygamberimize fitne ve kötülüklerden korunma yollarýný sordular. Cevaben: “Size sarýldýðýnýz takdirde dalalete düþmeyeceðiniz açýk ve seçik iki miras býrakýyorum: Bunlar Allah'ýn kitabý Kur'an ve Sünneti Nebeviyedir.”

emin

z

Yüce Allah dinini hakim kýlmada bize muhtaç deðildir. Biz O'nun rýzasýna muhtacýz. Ýlahi yardýmý hak etmek bir þereftir, b i r r a h m e t t i r. H i z m e t þ e v k i n i a þ k a dönüþtürebilirsek Hak aþýklarý oluruz. Bütün güçlerin üzerinde ilahi güç vardýr.

Ortak

Gönül tahtýmýz da Kur'an'dan baþka duygular varsa, Allah'tan gayrýsýna yöneliþ mevcut ise; ruh huzurunu kaybetmiþ, kalp tedirginlik içerisinde bulunuyor demektir. Zira kalblerde ve ruhlarda ebedi hayata doðru açýlmýþ bir pencere, ayný zamanda, Rabbe ibadet ve taat konusunda derin bir ihtiyaç ve de muhtaçlýk vardýr. Dolayýsýyla ilimle görüþ ufkumuz geniþletilmeli, Ýslam ahlaký ile zinetlenmeli kötülüðü emreden nefsi tanýmaya çalýþýlmalýdýr. Nefsini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen O'na kulluktan, ibadetten zevk almaya baþlar. Takva sahibi Kur'an'ý çok okur. Bilir ki Kur'an yeryüzünde kendisi için bir, Nur gökyüzünde bir sermayedir. Küfürden imana gelmek, dalaletten hidayete ermek insan gönlü için ne büyük bir inkýlaptýr. O saðlam kulpa yapýþmak yani Kur'an'a tabi olup hayat merdivenini


KAPAK DOSYASI

KUR'AN-I KERÝM'ÝN FAZÝLETÝ HAKKINDA HADÝSLER*

“Ümmetlerin en þereflileri Hamale-i Kur'an (Kur'an-ý ezberleyip ona hizmet edenler) ve geceleri ibadet edenlerdir.” Baþka bir rivayette “Hamale-i Kur'an cennet ehlinin bayraktarlarýdýr” buyurulmaktadýr.

“Sizin en hayýrlýnýz Kur'an-ý öðrenen ve öðreteninizdir.” “Her kim Allah'ýn kitabýndan bir harf okursa o harfin karþýlýðýnda kendisine bir sevap verilir.Her sevabýn karþýlýðýda on mislidir. Elif-Lam-Mim bir harftir demiyorum. Fakat Elif bir harftir, Lam bir harftir, Mim de bir harftir.” “Þüphesiz ki Allah bu kitap sebebiyle bir takým milletleri yüceltir ve diðer bir kýsmýný da alçaltýr.” “Kur'an-ý okuyan mümin kokusu hoþ ve tadý güzel turunç gibidir. Kur'an'ý okumayan mümin ise tadý güzel olup kokusu olmayan hurma gibidir. Kur'an'ý okuyan facir (günahkar kimse) kokusu güzel olup tadý acý olan reyhane bitkisi gibidir. Kur'an okumayan facir ise tadý acý olup kokusu olmayan Ebu Cehil karpuzu gibidir. Ýyi arkadaþ güzel koku satan kimse gibidir. Sana ondan hiçbir þey sirayet etmese güzel koku sirayet eder. Kötü arkadaþ ta demirci körüðü çeken gibidir. Onun is ve karasýndan sana bir þey bulaþmasa bile dumaný seni rahatsýz eder.” “Kur'an þefaatçidir, þefaati kabul edilir. Savunucudur, savunmasý kabul edilir. Kim onu lider kabul edip peþinden gider(hükümlerine uyar)sa kendisini cennete götürür. Kim de onu arkasýna iterse kendisini cehenneme sevkeder.”

“Kur'an'ý okuyun, onunla amel edin. Ondan yüz çevirmeyin. Onun hakkýnda (kýraat ve tefsirinde) haddi aþmayýn. Geçiminizi onunla temin etmeyin. Onunla zengin olmak istemeyin” “Kur'an-ý okuyan okuyuþunun mükafatýný Allah'tan istesin Þüphesiz ki ileride bir takým kimseler türeyecek, bunlar Kur'an okuyup onunla insanlardan yardým isteyeceklerdir .” “Kim Kur'an-ý okur da onunla insanlarý sömürür, mallarýný yemeye vesile edinir se kýyamet gününde yüzü etten soyulmuþ olarak gelir.”

“Kur'an-ý okuyunuz.Çünkü Kur'an kýyamet gününde “Kur'an'ý seslerinizle güzelleþtirin. Çünkü güzel ses kendisini okuyanlara þefaati olarak gelir.” Kur'an'ýn güzelliðini arttýrýr. Baþka bir rivayette “Güzel ses Kur'an'ýn ziynetidir.” Bir baþka rivayette ise “Her “Kur'an-ý Kerim'i okuyup içerisindeki hükümlerle amel þeyin bir süsü vardýr. Kur'an'ýn süsü de güzel sestir.” ederse kýyamet gününde ana ve babasýna bir taç Buyurulmaktadýr. giydirilir ki parlaklýðý, güneþin evlerdeki parlaklýðýndan daha güzeldir. Ya Kur'an ile amel “Kur'an-ý kalpleriniz ona ýsýndýðý müddetçe edene verilecek mükafatý tahmin edebiliyor okuyunuz. Usanýr, aklýnýz baþka yere giderse musunuz ?” okumayý býrakýp kalkýnýz.” “Kur'an öðreniniz, okuyunuz ve okutunuz. Zira

z

emin

“Sizler Allah'ýn kelamý olan Kur'an'dan daha faziletli bir þey ile Allah'a dönemezsiniz”. Baþka bir rivayette “Kur'an-ý Kerim Allah'a gökler, yer ve aralarýnda bulunan varlýklardan daha sevimlidir.” buyurulmuþtur. Resulullah (SAV): “Allah'ýn insanlardan dostlarý vardýr.” Buyurdu. Ashab: “Onlar kimdir ya Rasulallah?” dediler. Rasulullah (SAV) “Onlar ehl-i Kur'an'dýr. Allah'ýn dostlarý ve seçkin kullarýdýr.” Buyurdu.

18

Ortak

Kur'an-ý öðrenip okuyan,onunla amel eden hafýzasýnda Kur'an olduðu halde uyuyan kimsenin hali ise içi misk dolu aðzý baðlý daðarcýk gibidir.”


“Kur'an-ý hüzünle oku. Çünkü o hüzünle inmiþtir.” Bir baþka rivayette “Kur'an-ý okuyun ve aðlayýn, þayet aðlayamýyorsanýz aðlamaya çalýþýnýz.” “Kur'an kendisinden sonra asla fakirlik olmayan bir zenginliktir. Onun önünde hiçbir zenginlik yoktur.” Bir baþka rivayette “kime Kur'an verilir de bir baþkasýna kendisinden daha çok verildiðini zannederse Allah'ýn yücelttiðini küçültmüþ ve küçülttüðü þeyi de yüceltmiþ olur.” “Kur'an devadýr.” Bir baþka rivayette “En hayýrlý dua Kur'an'dýr.” Bir baþka rivayette ise “Ýki þifaya sarýlýnýz.Bunlar bal ve Kur'an'dýr.” “Hz.Ali (ra) demiþtir ki: “Resulullah'ýn (SAV) þöyle buyurduðunu iþittim: “ Bana Cebrail (AS) geldi ve; “-Ya Muhammed ümmetin senden sonra ihtilafa düþecektir.” Dedi. “-Bundan çýkýþ yolu nedir?” dedim. Þöyle cevap verdi:

“Kur'an, seni kötülüklerden uzaklaþtýrdýðý müddetçe oku. Þayet Kur'an seni kötülüklerden uzaklaþtýrmýyorsa sen onu okumuþ sayýlmazsýn.”

KAPAK DOSYASI

okuyan Kur'an-ý anlayamaz.” Bir baþka rivayette Abdullah bin Amr (ra)'dan þöyle rivayet edilmiþtir: “Kur'an, seni kötülüklerden uzaklaþtýrdýðý müddetçe oku. ise “Kur'an-ý 7 günde bir okuyup hatmet. Daha Þayet Kur'an seni kötülüklerden uzaklaþtýrmýyorsa sen onu fazlasýný yapmaya kalkýþma. Çünkü eþinin senin üzerinde hakký vardýr. Ziyaretçilerinin senin okumuþ sayýlmazsýn.” üzerinde hakký vardýr. Bedeninin de senin üzerinde “Kur'an'ý okuyunuz. Þüphesiz Allah, Kur'an'ý ezberleyen hakký vardýr.” bir kalbe azab etmez.” Baþka bir rivayette ise þu ilave vardýr: “...Kur'an-ý sevenlere müjdeler olsun.”

19

“Kur'an apaçýk bir nurdur. Hikmetli bir zikir (kitap) ve dosdoðru bir yoldur.” Bir baþka rivayette “Bu Kur'an Allah'ýn ziyafet sofrasýdýr. Yiyebildiðiniz kadar onun (ruhlarý doyuran, insaný manen yücelten) nimetlerinden tadýnýz. Þüphesiz ki bu Kur'an Allah'ýn ipidir. (bir ucu semada, bir ucu yeryüzündedir. Düþenler ancak ona tutunmak suretiyle kalkabilirler.) O, apaçýk bir nurdur (insanlarý aydýnlatýr). Faydalý þifadýr (Maddi ve manevi dertlerin devasý ondadýr.) Kur'an, kendisine sarýlanlarýn koruyucusu, kendisine uyanlarýn kurtarýcýsýdýr. Kur'an'a uyan doðru yoldan sapmaz ki kýnansýn; eðrilmez ki doðrultulsun. Kur'an'ýn insanlarý hayrete düþüren þeyleri tükenmez. O, çok okumakla eskimez (her okuyuþta insana daha fazla bir haz ve þevk verir, daha yeni yeni þeyler anlaþýlýr.) Onu okuyunuz. Çünkü Allah onu okumanýn her harfine 10 sevap verir.”

“Allah'ýn kitabýdýr. Allah her cebbar ve zalim kimseyi onunla helak eder. Ona sarýlan kurtulur.

Ortak emin

z

Bu cümleyi iki defa tekrar etti. - Kur'an hak ile batýlý ayýrt eder. O oyuncak deðildir. (Hepsi hak ve ciddidir.) Hiçbir kimse onun benzerini uydurup getiremez. Onun esrar ve mucizesi tükenmez. Onda sizden öncelerin haberi, aranýzda meydana gelecek olaylarýn çözümü ve sizden (*) Bu hadisler Aliyyü'l Kari'nin Kur'an-ý sonra meydana gelecek olan birtakým þeylerin haberi Kerim'in fazileti hakkýnda derlediði vardýr.” hadislerden seçilmiþtir. Tercümeleri Durak “Kur'an-ý ayda bir hatmet veya 20 günde hatmet yahut Pusmaz'a aittir. Kitap Bahar yayýnlarý tarafýndan 10 günde ya da 7 günde hatmet. Bundan daha fazla hadislerin Arapça kaynaklarý da verilerek olmasýn.” Bir baþka rivayette ise “Kur'an-ý her 3 günde bir basýlmýþtýr. okuyup hatmet.3 günden daha az bir zaman içerisinde


KAPAK DOSYASI

20

ANLAM, KUTSAL METÝNLER VE ÝNSAN AKLI ALÝ KARADENÝZ* Kürtçe'den Çeviren: SEVER IÞIK

A

nlamak insanýn var oluþuna iliþkin bir olgudur. Ýnsan gündelik hayatta daima bir þeylerle meþgul olur; konuþur, okur, eþya ile oynar… bu ve buna benzer pek çok þey yapar. Fakat tüm bu iþleri onlarýn anlamý üzerine düþünmeksizin, doðal ve rutin bir tarzda yapar. Gerçekte ise bütün bu hareketlerin her biri kendi içinde bir anlam/mana gizler. Ýnsan bir eylemi/iþi gerçekleþtirdiði zaman onu nasýl anlar? Örneðin, bir metni okuduðunda “bu metni anladým” ya da bir konuþmayý dinlediðinde “bu konuþmayý anladým” derken bundan kastý nedir? Anlama ameliyesinin maksadý ve manasý nedir? Anlamak insanýn kendi çevresinin “ne”liði hakkýnda verdiði bir karardýr. Bir “þey” insan zihninde yer ettiði zaman o þey üzerine yapýlan izahlar/açýklamalar baþka bir soruya meydan vermiyor, ve akýl bu cevap ile ikna oluyorsa, ve insan bu açýklamadan çýkan/çýkarýlan manaya göre hareket ediyorsa, o þeyi anladýðý kabul edilir.

Ýnsanýn önceden bir konu hakkýnda bilgisi varsa niçin baþka bir sorusu/sorunsalý olsun? Her ne kadar burada yüzeysel bir çeliþki var gibi görünse de gerçekte herhangi bir çeliþki yok. Bu (ön)bilgi aklýn öðrenme kuvveti/kabiliyetidir; akýl eþya hakkýndaki bilgiyi tanýma ve ayýrma/ayrýþtýrmaya muktedirdir ve o bilgi kuvve halinde akýlda mevcuttur. “Zorunlu bilgi” belirsiz/þekilsiz/formsuz bir þekilde akýlda mevcuttur. Ýnsan bir tecrübe veya bir tesir sayesinde bu fikri altyapýnýn varlýðýnýn farkýna varýr. Örneðin, insanýn, sýcaðýn ne olduðunu anlamasý için “sýcaklýk” kavramýnýn önceden insan zihninde gizli/potansiyel/formsuz bilgi olarak, mevcut olmasý gerekir. Eðer insan “sýcaðý olgusal olarak tecrübe etmezse “sýcaklýk” kavramý da insan zihninde bir anlama kavuþmaz, vücut bulmaz/oluþmaz. Bu tanýtýma göre diyebiliriz ki, anlamak o þeydir ki insan zihninde vücuda gelir ve bu sayede insan anlamaya konu olan þey hakkýnda bilgi sahibi olur. Çünkü insan, kendi aklýndakini bilmediði sürece adeta kendisinin dýþýndadýr ve ayný zamanda kendisinin yabancýsýdýr. O/Ýnsan kendisini tanýdýðý zaman, kendisini tanýdýðý oranda, çevresini de (dýþ dünyayý da) tanýr. Bu izahtan da anlaþýlýyor ki o kimsenin dýþýndaki kiþiler de onunla ayný sýfatlara/vasýflara sahiptirler. “Kim ki kendisini tanýr; Rabbini de tanýr” sözü bu hakikati dile getirir.

Ortak

z

emin

“Anlama”nýn gerçekleþmesi/gerçek manaya tekabül etmesi için insanýn anlamaya konu olan mesele hakkýnda (ön) bilgi sahibi olmasý gerekir. Çünkü insanýn bilmediði bir þeyi öðrenebilmesi, o þeyi bilmediðinden haberdar olmasýný gerektirir

* NÛBÝHAR Dergisi Genel Yayýn Yönetmeni.

Tanýmak, insanýn kendisi ile kendisi dýþýndaki varlýklar arasýndaki karþýlýklý iliþkidir. Eþyanýn hakikati/gerçeði ve bu hakikati tanýmak, insan ile eþya arasýndaki iliþkisinin temelini oluþturur. Anlama hadisesi/ameliyesi, insan zihninde gerçekleþmektedir. Akýl, öyle bir varlýktýr ki varlýk ilmi ve bilgisi onun içine yerleþtirilmiþtir. Zihne yerleþtirilen bu bilgi “nakýþlar” halindedir. Bu þekiller ve nakýþlar “dil” olarak isimlendirilir. (Ýþte) anlam ve dil iliþkisi burada baþlar. Ýnsanlar “dil” ya da “isimler” olmadan birbirlerine hiçbir þey anlatamazlar. Ýletiþimin en uygun yolu “dil”dir. Dil öyle bir mekanizma/yapýdýr ki, insan zihninde var olan þeyleri ayrýþtýrýr, belirler, sýralar ve kategorize eder. Bundan dolayý insanýn var oluþunda ve anlama meselesinde en önemli yeri iþgal eder. Anlama ve yorumlama, aðýrlýklý olarak dilsel enstrümantallerle gerçekleþtirilir. Anlam ameliyesinde dil, belirleyici öðedir. Dil insan düþüncesini geniþletir ve olgunlaþtýrýr. Çünkü, yukarýda da iþaret edildiði gibi, “düþünce” ve “anlam” insan zihninde isimlendirilmemiþ bir formda mevcutturlar. Bundan dolayý insan bir manayý anlamaya çabaladýðýnda; isimlendirme ya da taným/lama denemesi zorunluluðuna girmiþ demektir. Çünkü insan zihnî kavrayýþýný, fikrî ve düþünsel yaþamýn merhale ve sürecinde kazanýr. Bu süreç ister, insanýn dýþýndaki bir gücün bilgilendirmesi aracýlýðýyla olsun, ister insanýn kendi tecrübe maceralarýnýn sonucuna baðlý olsun, insanýn yaratýlýþýnda var olan düþünce ve anlamlarýn varlýðý, sebepler ve bir uyarýcý olmadan anlaþýlamaz. Ýnsan bedeni Sartre'ýn dediði gibi, bir makine deðildir (Þiþman, 2001) ki her þeyi doðal olarak, kendi gücü ve yeteneðiyle yaratsýn. Fakat insan aklý ve beyni bilgilerden, doðal sezgilerden sorular çýkarýr, izah eder ve sonuca ulaþýr. Varlýk ve Anlam Ýliþkisi Varlýk kendi baþýna bir olgudur. Ýnsan aklý,


KAPAK DOSYASI

21

Ortak

8-Melayé Cýzýri, Diwan, Fýrat yayýnlarý, Ýstanbul. 9-Nazife Þiþman, Emanetten Mülke, Ýz yayýnlarý, Ýstanbul 2003.

emin

z

“varlýk nedir” sorusunu sormasa dahi varlýk vardýr. Çünkü Anlam ve Kutsal Metinler “varlýk” insan bilgisinden baðýmsýz, kendiliðinden bir Kutsal metinlerin muhatabý insandýr. Varlýðý anlamak, gerçekliktir ve varlýk kendisi ile kaimdir. Ýnsan da bu varlýðýn insan ve vahiy iliþkisi, insan ve Allah iliþkisi, yaþamýn içinde ve onun bir parçasýdýr. gayesi, yaratýlýþýn ve varlýðýn sýrrý ve daha bir çok konu Varlýðý, varlýðýn içinden anlamak insana ait bir kutsal metinlerin konusudur. Kutsal metinler, Allah-u uðraþýdýr/ameliyedir. Ýnsan diðer varlýklardan bir özelliði ile Teala'nýn dinini “tamamlanmýþ bir din olarak” insana ayrýlýr ve bu özelliði ile kendi kendine “varlýk nedir?” sorusunu teklif eder ve ona der ki, “gör”, “düþün”, “ayýrd et/þeç” ve “kabul et”. sorar ve onu anlamaya çalýþýr. Kur'an bin dört yüz yýldýr okunmakta ve tefsir Anlamak arýzi bir þeydir. Yani sonradan oluþmuþtur. Bütün edilmekte. Fakat, hiçbir tefsir ve yorum Kur'an'ýn son “hadise”ler içerikleri tam bilinmeksizin önceden mevcuttu. tefsir ve yorumu olmadý/olmayacak. Çünkü anlam ve 'Hadise'lerin bu mevcudiyeti cevherdir. Fakat insana bu cevheri anlama çabasý devam edegelen bir süreçtir (anlama tanýmak için lazým olan “istek”in kendisi arazdýr. Bundan dolayý çabasý sonlu deðildir). Þüphesiz bugüne kadar yapýlan varlýk, bilginin sonucu olarak meydana gelmez. Zaten o önceden okumalarýn ve tefsirlerin yanlýþ ve eksik olduðunu kimse mevcuttur. Ýnsan bunu anlamakla zaten var olan varlýðý keþfeder söyleyemez. Her insan Kur'an'ý kendi zamanýnýn þartlarý ve imkanlarýna göre okur ve tefsir eder. Bediuzzaman ve kendisi için aþikar kýlar. Melayé Cýzýri'nin dediði gibi: Said Nursî'nin dediði gibi; “Dünya yaþlandýkça Kur'an gençleþiyor.” Kur'an her okunduðunda yeni/taze manalar ortaya çýkar. Allah “Ýlim ile kitaplar dolusu noktalar, alemdeki Teala'nýn insan için Kur'an'ý Kerim'de bütün harfler ve þekiller ortaya koyduðu/vaz ettiði fikir ve Hepsi ayný manaya varýr, çünkü yazýlarýn düþünceler her seferinde daha çok aslý bir tek nokta idi” Kur'an bin dört aydýnlýða kavuþur. Bununla beraber yüz yýldýr bazý yorumlar eksik veya yanlýþ Bilgi ve ilim varlýðýn ve alemin okunmakta ve olabilir. Heidegger der ki; “Ýnsanýn, gerçekliðinin ufak birer kýrýntýlarýdýr. Ve kelimelerin gerçek anlamýna ulaþana varlýðý anlamak bu noktanýn tanýnmasý ve tefsir edilmekte. kadar manayý parlatmasý gerekir.” aþikar kýlýnmasý/açýða çýkarýlmasýdýr. Fakat, hiçbir tefsir (Palmer, 2003) Þüphesiz cilaya Noktanýn varlýðý ezeli olup, insan da bu (hakiki manaya) ulaþmak mümkün noktanýn bir parçasýdýr. Ve bu parça (insan) ve yorum deðildir. Fakat daima geçmiþin sorular ve tecrübelerle hem kendini hem de Kur'an'ýn son tecrübe ve fikirleri üzerine yeni noktayý (varlýðý) anlamaktan haz alýr. tefsir ve yorumu fikirler inþa edilmelidir . Peygamberler bu Ýnsan gözüyle varlýk ve anlam iliþkisine olmadý/olmayacak. ayetlerle/vahiyle muhatap olduklarý bakýldýðý zaman, insanýn hareket Çünkü anlam ve zaman peygamberlik/elçilikle noktasý/merkezinin neresi olduðu görülür; beraber tefsir ve rehberlik konusunda çünkü, insan aklý ve tecrübesi ile bilir ki anlama çabasý da vazife ifa etmiþlerdir. Ýlahi “eþya” vardýr, hatta aklý ile yaratýcýnýn devam edegelen metinlerin nasýl anlaþýlmasý gerektiði varlýðýný zorunlu görür ve kabul eder. Bu bir süreçtir konusunda ufuk açýcý pek çok söz, manalar insan aklýndan ve bakýþ açýsýndan böyle yöntem ve açýklama onlardan bize miras görülür. Bu çýplak bir hakikattir; fakat, bu hakikat kalmýþtýr. Kur'an ayetlerinin açýklamasý aradaki iliþki ve maksadý açýklamaz; Bu yüzden olarak hadislerin okunmasý, ayetlerin insan; “Akýl olmasa hiçbir þey anlaþýlmaz ve hiçbir anlamýnýn açýða kavuþturulmasý için olayýn manasý olmaz” der. Nasýl ki insan varlýðýn bir rehberdirler. Ýnsan kendi zamanýna (koþularýna) parçasýdýr, bu cümle ve fikir de gerçekliðin bir parçasýdýr. Fakat bu iddialý sözün neticelendirilmesi gerekir; yoksa bu iddia göre, Kur'an'ý yeniden okumasý gerekir. Sadece Kur'an'ýn deðil, tüm sözlerin, fikirlerin ve düþüncelerin yarým kalýr. yeniden okunmasý gerekir. Çünkü varlýðýn kendisi Gerçekten de insan aklý olmasa eþyanýn anlamý/manasý ayettir. Ayetin bir anlamý da “iþaret”tir. Ýþaret hem anlaþýlmaz mý, akýl niçin vardýr? Ýnsan niçin merak eder? Ýnsan insana bir þeyi/yolu gösterir hem de iþaret edilen o þeyin aklý sadece eþyayý anlamanýn aracý mýdýr, yoksa hakikatin rehberi doðruluðunu ispat için bir delildir. midir? Hakikat nedir? Ýnsan neye göre eþyayý birbirinden ayýrýr? Kaynaklar: Eðer akýl sadece bir araç ise hakikat ve hakikat olmayan nedir? 1-Wilhelm Diltey, Hermeneutik ve Tin Bilimleri, çeviren Doðan Özlem, Eðer akýl hakikatin kendisi ise niçin birbirinden farklý fikir ve Paradigma yayýnlarý, Ýstanbul 1999. 2-Richard Palmer, Hermenötik, çeviren Ýbrahim Görener, Anka bakýþ açýlarý meydana çýkmaktadýr? Görüldüðü gibi, yukarýda yayýnlar, Ýstanbul 2002. bahsedilen konuyu açarsak bu gibi sorular ortaya çýkar, elbette 3-Recep alpyaðýl, Hangi Hermeneötik, Aðaç yayýnlarý, Ýstanbul 2003 daha baþka sorular da mümkündür. Fakat sonuçta yine de akýl (ýn 4-Mustafa Güney, “Düþünce ve Kültür Tarihinde Hermeneutik ve kendisi) bu karýþýklýk ve teselsüle bir son verir. Bundan dolayý Gelenek” Doðu-Batý Der, Sayý 19, Ank. 2002 akýl daima anlama çabasý içindedir ve tümel cevaplar bulmak 5-Gerard Bruns, Antik Hermeneutik, çeviren Ýbrahim Durdu, Yeni Zmanlar Yayýncýlýk, Ýstanbul. ister. Öyle cevaplar ki, bir kiþi ile baþlasýn fakat herkes tarafýndan 6-Elmalýlý Hamdi Yazýr, Hak Dini Kur'an Dili, Azim Yayýnlarý, Ýstanbul. gerçek kabul edilsin. Ýþte bu noktada kutsal metinlerin bakýþ 7-Prof Zekiyuddin Þa'ban, Ýslam Hukuk ilminin Esaslarý (Üsulül'l-Fýkh), çev. Ý. Kafi Dönmez. Diy. Vakfý. 2001 açýlarý ve cevaplarý insan için kýymet taþýr.


KAPAK DOSYASI

22

KUR'AN VE POZÝTÝF BÝLÝMLER RAMAZAN KURT ramazankurt@ortakzemin.com

"Ne yaþ, ne de kuru hiçbir þey yoktur ki, apaçýk bir kitapta yazýlmýþ olmasýn." En'âm Sûresi, 6:59. Böyle bir söz ancak Kur'an'da olabilir. Kur'an'ýn sahibi söyleyebilir. Bir kavle göre, Kitab-ý Mübin, Kur'ân'dan ibarettir. Yaþ ve kuru her þey içinde bulunduðunu, þu âyet-i kerime beyan ediyor. Öyle mi? Evet, her þey içinde bulunur. Fakat herkes her þeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen tohumlarý, bazen özleri, bazen prensipleri, bazen alâmetleri, ya açýkça, ya iþareten, ya iþaret ederek, ya üstü kapalý, ya ihtar tarzýnda bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve Kur'ân'nýn maksatlarýna münasip bir tarzda ve makamýn gerekli gördüðü münasebetle, þu tarzlarýn birisiyle ifade ediliyor. Evet, Kur'ân'ýn mu'cize olan ifadesinin bir esasý olan az sözle çok þey söylemektir, hem Kur'ân'ýn irþad ediciliðinin bir nuru olan ve en güzel þekildeki anlaþýlmasý gerektirirki, Kur'ân'ýn muhataplarý içinde ekseriyeti teþkil eden avâma karþý genel hakikatleri ve genel prensipleri, alýþýlmýþ ve basit bir þekilde gösterilsin. Ve fikirleri basit olan halk tabakasýna karþý, muazzam hakikatlerin yalnýz uçlarý ve basit bir sureti gösterilsin.

Ortak

Hem meselâ, Hazret-i Ýsâ Aleyhisselâmýn bir mucizesine dair: "Allah'ýn izniyle, anadan doðma körleri ve alaca hastalýðýna tutulanlarý iyileþtirir ve ölüleri diriltirim." Âl-i Ýmrân Sûresi, 3:49. Kur'ân, Hazret-i Ýsâ Aleyhisselâmýn nasýl yüce ahlâkýna uymaya insaný açýkça teþvik eder. Öyle de, þu elindeki yüce sanata ve Rabbâni týbba iþaret ederek þevklendiriyor. Ýþte, þu âyet iþaret ediyor ki, en çaresiz dertlere dahi derman bulunabilir. Öyleyse, ey insan ve ey musibetzede insanoðlu! Ümitsiz olmayýnýz. Her dert, ne olursa olsun, dermaný mümkündür. Arayýnýz, bulunuz. Hattâ ölüme de geçici bir hayat rengi vermek mümkündür. Ýþte, ölmüþ kalbler nur-u hidayetle diriliyor. Ölmüþ gibi hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcýyla þifa buluyor. Sen de Benim eczahane-i hikmetimde her derdine deva bulabilirsin. Çalýþ, bul. Elbette ararsan bulursun. "Hem meselâ Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm hakkýnda "Demiri de onun için yumuþattýk." Sebe' Sûresi, 34:10. "Ona ilim ve hikmet ile, hakký ve bâtýlý açýkça ayýrt eden bir ifade gücü verdik." Sâd Sûresi, 38:20. Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm hakkýnda "Erimiþ bakýrý ona sel gibi akýttýk." Sebe' Sûresi, 34:12. âyetleri iþaret ediyorlar ki, demirin yumuþatýlmasý en büyük bir nimet-i Ýlâhiyedir ki, büyük bir peygamberinin fazlýný onunla gösteriyor. Evet, telyîn-i hadid, yani demiri hamur gibi yumuþatmak ve bakýrý eritmek ve madenleri bulmak, çýkarmak, bütün insanlýk sanayisinin aslý ve anasýdýr ve esasý ve kaynaðýdýr. Demiri hamur gibi yumuþatmak ve tel gibi inceltmek ve bakýrý eritmekle ekser sanayiye sebep olmaktýr. "

Meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmýn bir mucizesi olarak rüzgara binmesini beyan eden: "Rüzgârý da Süleyman'a boyun eðdirdik ki, sabahtan bir aylýk, öðleden sonra da bir aylýk yol giderdi." Sebe' Sûresi, 34:12. âyeti, "Hazret-i Süleyman, bir günde havada gitmesi ile iki aylýk bir mesafeyi kat etmiþtir" der. Ýþte, burada iþaret ediyor ki: Beþere yol açýktýr ki, havada böyle bir mesafeyi Hem meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm kat etsin. Öyleyse, ey beþer! Madem sana yol açýktýr; bu mertebeye yetiþ ve yanaþ. Hem Hazret-i Belkýs'ýn tahtýný yanýna naklettirmek için vezirlerinden Mûsâ Aleyhisselâmýn bir mucizesini beyan eden: bilgili biri dedi, "Gözünüzü açýp kapayýncaya kadar sizin "Mûsâ'ya 'Vur asâný taþa' buyurduk. Asâsýný vurduðu yanýnýzda o tahtý hazýr ederim" olan hadise-i harikaya

z

emin

Ýþte, Kur'ân-ý Hakîm, enbiyalarý, insanýn cemaatlerine mânevi yükselmeleri için birer öncü ve önder gönderdiði gibi, yine insanlarýn maddi ilerlemeleri için de, o enbiyanýn her birisinin eline bazý harikalar verip yine o insanlara birer ustabaþý ve üstad etmiþtir; onlara mutlak olarak uymayý emrediyor. Ýþte, enbiyalarýn mânevî faziletlerini bahsetmekle insanlarý onlardan istifadeye teþvik ettiði gibi, mucizelerinden bahsederek de, onlarýn benzerlerine yetiþmeye ve taklitlerini yapmaya bir teþvik vardýr. Hattâ denilebilir ki, mânevî fazilet gibi, teknolojik ilerlemeleri ve harikalarý dahi, en evvel mucize eli ile insanlýða hediye etmiþtir. Ýþte, Hazret-i Nuh'un (aleyhisselâm) bir mucizesi olan gemi ve Hazret-i Yusuf'un (aleyhisselâm) bir mucizesi olan saati, en evvel beþere hediye eden, mucize elidir. Bu hakikate lâtif bir iþarettir ki, san'atkârlarýn ekseri, herbir san'atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ gemiciler Hazret-i Nuh'u (aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yusuf'u (aleyhisselâm), terziler Hazret-i Ýdris'i (aleyhisselâm)... Enbiya mu'cizelerini anlatmasý ile, fen ve san'atta insanýn en uç hedefini gösteriyor çiziyor. En ileri gayelerine parmak basýyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Ýnsaný o hedeflere doðru teþvik ediyor, o gayeye sevk ediyor.

yerden, on iki pýnar fýþkýrýverdi." Bakara Sûresi, 2:60. bu âyet iþaret ediyor ki, yer altýnda gizli olan rahmet hazinelerinden, basit aletlerle istifade edilebilir. Hattâ taþ gibi bir sert yerde, bir asâ ile âb-ý hayat çýkarýlabilir. Þu âyette, on iki pýnar fýþkýrýverdi diye bahsetmesi yer altýndan akýþkan olan on iki çeþit istifade edilecek madde olduðunu ifade ediyor.Öyleyse haydi, çalýþ, bul.


23

Ortak

Kaynak:Sözler ,20.Söz Said NURSÝ

emin

z

olur. Ýþte, Kur'ân-ý Hakîm, þu âyetle insanlýðý, þimdiki seviyesinden pek çok geri kaldýðý en yüksek noktalara, en ileri hududa, en nihayet mertebelere teþvik ediyor, parmaðýyla o mertebeleri göstererek "Haydi, arþ, ileri!" diyor. Kur'ân-ý Mu'cizü'l-Beyan isimlerin öðretilmesi hakikatine geniþ mazhariyetini, hak ve hakikat olan ilimler ve fenlerin doðru hedeflerini ve dünyevî, uhrevî kemâlâtý ve mutluluðun yolunu açýkça gösteriyor. Hem pek çok ýsrarla teþvik edip, insaný onlara sevk ediyor. Hem öyle bir tarzda sevk eder, teþvik eder ki, o tarzla þöyle anlattýrýyor: "Ey insan! Þu kâinattan en yüce maksat, Rabbin alakasýna karþýlýk olarak, insanlarýn topluca kulluk etmeleridir. Ve insanýn en son gayesi, o ubudiyete, bilim ve kemâlâtla yetiþmektir." Hem öyle bir surette ifade ediyor ki, o ifade ile þöyle iþaret eder ki: "Elbette insanlýk son döneminde bilim ve bilgiye dökülecektir, bütün kuvvetini ilimden alacaktýr. Hüküm ve kuvvet ise ilmin eline geçecektir." Hem o Kur'ân-ý Mu'cizü'lBeyan, ifade güzelliði ve özlü söyleyiþi ile tekrarla ileri sürdüðünden, iþaret ediyor ki; "Bilim ve bilginin en parlaðý olan, yerinde ve gereðince düzgün ifade, bütün türleri ile âhir zamanda en raðbet edilen bir suret alacaktýr. Hattâ, insanlar kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için en etkili olanýn güzel ifade etmek ve en karþý konulmaz kuvvetini yerinde ve uslubunca etkili Kur'ân-ý Hakîmde çok hâdiseler vardýr ki, her birisinin ifadeden alacaktýr. arkasýnda birçok genel prensipler saklanmýþ ve bir genel kanunun ucu olarak gösteriliyor. Nasýl ki, "Âdem'e bütün "Elhasýl, Kur'ân'ýn ekser âyetleri, her biri birer isimleri öðretti." Bakara Sûresi, 2:31. Hazret-i Âdem'in mükemmellik hazinesinin ve birer ilim definesinin meleklere karþý hilâfete kabiliyeti için bir mucizesi olan anahtarýdýr. Netice: Madem enbiyaya dair olan isimlerin öðretilmesidir. Kur'ân-ý Hakîmde bazý tarihi hâdiseler âyetler, þimdiki insani geliþmelerin harikalarýna birer suretinde zikredilen küçük hadiseler, genel prensiplerin nevi iþaretle beraber, daha ilerideki hududunu çiziyor uçlarýdýr. Hem meselâ "Âdem'e bütün isimleri öðretti." gibi bir ifadesi var. Ve madem her bir âyetin çeþitli Bakara Sûresi, 2:31. "Hazret-i Âdem Aleyhisselâmýn büyük mânâlarý göstermesi muhakkaktýr, belki hepsi birden mucizesi halifelik, isimleri öðrenmesidir." diyor. Ýþte, sair böyledir. Ve madem enbiyaya uymaya dair mutlak enbiyanýn mucizeleri birer hususî insanlýk harikasýna iþaret emir var. Öyleyse, þu geçmiþ âyetlerin açýk manalarýný ettiði gibi, bütün enbiyanýn babasý ve peygamberlik silsilesinin göstermekle beraber, san'at ve bilimlerin mühimlerine birinci halkasý olan Hazret-i Âdem Aleyhisselâmýn mucizesi, iþaret, hem teþvik ediliyor denilebilir. Eðer desen: bütün fazilet ve insani ilerlemelerin nihayetlerine ve en ileri "Madem Kur'ân beþer için nâzil olmuþtur. Neden hedeflerine, açýkça iþaret ediyor. Zira kâinat içinde, bütün beþerin nazarýnda en mühim olan medeniyet mahlûkat üstünde, en yüksek makamlara gitmek ve dünya gibi harikalarýný açýkça göstermiyor; yalnýz gizli bir büyük mahlûklar size boyun eðecekleri büyük bir mertebeye iþaretle, gizli bir ima ile, hafif bir iþaretle, zayýf bir çýkmaya size yol açýktýr. Haydi, ileri atýlýnýz ve birer ismime ihtarla yetiniliyor?" Elcevap: Ýnsanýn san'at ve fen yapýþýnýz, çýkýnýz. Vakit be vakit baþýnýzý kaldýrýp Esmâ-i alanýndaki ilerlemelerinin neticesi olan san'at Hüsnâma dikkat ederek, o yükseklere yükselmek için harikalarý ve fennin bulduðu ilginç buluþlar olarak bilimlerinizi ve ilerlemelerinizi merdiven yapýnýz. Tâ bilim ve uçak, elektrik, tren, telgraf gibi þeyler vücuda gelmiþ ilerlemelerinizin kaynaðý ve hakikatleri olan esmâ-i ve insanýn maddi hayatýnda en büyük mevki almýþlar. Rabbâniyeme çýkasýnýz ve o esmânýn dürbünüyle, kalbinizle Elbette, umum insanlýða hitap eden Kur'ân-ý Hakîm, Rabbinize bakasýnýz. "Þu ayetteki ifade, insanýn genel þunlarý ihmal etmez. Bu baðlamda, insanlýðýn kabiliyetleri yönünden mazhar olduðu bütün ilmi ilerlemeler, medeniyyet harikalarýnýn haklarý, Kur'ân'da fenni geliþmeler ve sanat harikalarý "tâlim-i esmâ" ünvanýyla bahsedilmesi o kadar olabilir. Zira Kur'ân'ýn asýl ifade ve tabir etmesinde þöyle yüce bir iþaret var ki: Her vazifesi, Rabblýk dairesinin kemâlât ve iþlerini ve mükemmelliðin, her bir ilmin, her bir geliþmenin, her bir bilimin kulluk dairesinin vazife ve hallerini öðretmektir. zirvede bir hakikati var ki, o hakikat bir ism-i Ýlâhîye dayanýyor. Pek çok perdeleri ve çeþitli yansýmalarý ve muhtelif daireleri Elhasýl: Kur'ân-ý Hakîm, hakîmdir; her þeye kýy bulunan o isme dayanmakla, o bilim, o ilerleme ve geliþme, o meti nisbetinde bir makam verir. Ýþte Kur'ân, san'at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa, yarým yamalak bir b i n ü ç y ü z s e n e e v v e l , g e l e c e ð i n surette, nâkýs bir gölgedir. Meselâ, geometri bir fendir. Onun karanlýklarýnda gizlenmiþ ve görünmeyen hakikati ve zirvesi, Cenâb-ý Hakkýn ism-i Adl ve Mukaddir'ine sonuçlarý ve insanýn yapabileceklerini görüyor; yetiþip, geometri aynasýnda o ismin hakîmâne yansýmalarýný ve gördüðümüzden ve göreceðimizden daha güzel hayretle seyretmektir. Meselâ, týp bir fendir, hem bir san'attýr. bir surette gösterir. Demek Kur'ân öyle bir Zâtýn Onun da hedefi ve hakikati, Hakîm-i Mutlakýn Þâfî ismine sözüdür ki, bütün zamanlarý ve içindeki bütün eþyayý dayanýp, büyük eczahanesi olan yeryüzünde. Rahîmâne bir anda görüyor. yansýmalarý ilaçlarda görmekle, týp kemâlâtýný bulur, hakikat

KAPAK DOSYASI

iþaret eden þu âyet: "Semâvî kitaplarýn sýrlarýný bilen bir âlim, 'Sen daha gözünü açýp kapamadan ben onu sana getiririm' dedi." Neml Sûresi, 27:40. iþaret ediyor ki, uzak mesafelerden eþyayý aynen veya sureten getirmek mümkündür. Demek taht-ý Belkýs Yemen'de iken, Þam'da aynýyla veyahut suretiyle hazýr olmuþtur, görülmüþtür. Elbette taht etrafýndaki adamlarýn suretleriyle beraber sesleri de iþitilmiþtir. Iþýnlama diye tabir edilen olaya açýkça vurgu yapýldýðý açýktýr. Ýþte, insanýn nazik san'atlarýndan olan ses ve görüntü iletiminin çok ilerisindeki nihayet hududunu, þu âyet remzen gösteriyor ve teþvik ediyor. "Bize kuþlarýn dilleri öðretildi." Neml Sûresi, 27:16. "Kuþlar da onun etrafýnda toplanýrdý." Sâd Sûresi, 38:19. cümleleriyle, Hazret-i Dâvud ve Süleyman Aleyhimesselâma, kuþlar nevlerinin dillerini, hem yeteneklerinin dillerini, yani hangi iþe yaradýklarýný onlara Cenâb-ý Hakkýn ihsan ettiðini þu cümleler gösteriyorlar. Nasýl ki en küçüklerinden balarýsý ve ipekböceðini hizmet ettirip Ýlâhî bir sevk etmeyle büyük bir faydalanma yolunu açarak ve güvercinleri bazý iþlerde istihdam ederek ve papaðan gibi kuþlarý konuþturarak medeniyet-i beþeriyenin mehâsinine güzel þeyleri ilâve etmiþtir. Öyle de, baþka kuþ ve hayvanlarýn hangi iþe yaradýklarý ve dili bilinirse, çok türleri var ki, kardeþleri evcil hayvanlar gibi, birer mühim iþte kullanýlabilirler. Meselâ, çekirge âfetinin istilâsýna karþý, çekirgeyi yemeden mahveden sýðýrcýk kuþlarýnýn dili bilinse ve hareketi yönlendirilse, ne kadar faydalý bir hizmette ücretsiz olarak iþ gördürülebilir.


KAPAK DOSYASI

24

bulmacanýn bütün harflerini bulmaya muktedir deðil, belki bir ipucunu bulur.( yani yaratýcý kavramýný bulur) Ardýndan kabul-red aþamasý geliþir. Kur'an-ý Kerim kabul aþamasýný kuvvetlendirmek ve o yolda istikameti saðlamak için bir klavuz-rehber niteliðindedir. Ýnsanýn diðer önemli bir yönü ise onun mevki ve makamdan etkilenmesi ve te'siri altýnda kalmasýdýr. Hatice Nurcan YILMAZ Bütün bir alemi varedenin sizlere bir yazýlý vesika býrakmasý, sizleri meraka sevkettiði gibi, çok etkileyici geldiði gibi, islamýn yalnýz 1400 yýl öncesi ile sýnýrlý Kur'an-ý Kerim hakkýnda yazýlan ve yazýlacak tüm hak olmadýðý bütün zaman ve mekanlarý içerisine alabilen sözler, bir deryadan alýnýp sunulmuþ bir kase ab-ý bir hayat tarzý olduðunu gösterir. hayattýr. Herkes O hakikatten bir þekilde bahsedebilir Kemalat basamaklardan oluþur, sizin bu eksilmez, artar. basamaklarýn bütününü doðru ve eksiksiz çýkmanýz Kur'an ve nüzulünün hikmetleri baþta dediðimiz gibi tek baþýnýza mümkün deðildir; Týpký yunan ve avrupalý filozoflarda olduðu gibi. bir derya misali bilgi ihtiva eder.

KUR'AN VE HÝKMETLERÝ

Olaya insan ve kainat, ayný zamanda hikmet ve ahiret çerçevesinden bakmak lazýmdýr. Ýnsan ve Kur'an Ýnsan varlýðý itibarýyla boþ bir zihin ile yaratýlýp, daha sonra bu zihin çeþitli bilgilerle programlanýp, kendisine göre bir yaþam tarzý geliþtirmektedir.

Ýnsanlarýn kendi baþlarýna ortaya koymaya çalýþtýklarý hayat tarzlarý ve þekiller; deneme-yanýlma ve su-i istimaller hep açýk olduðundan yaþadýðýnýz 60-70 yýllýk ömür ile hedefine ulaþamadan heba olup gideceðinden; kýsa ve saðlýklý bir yol ortaya konulmuþtur.

Ortak

Ýnsanlarýn Ortak bir zeminde bir araya gelmeleri yüce bir kudret ile olmasa ve insanlara belgelendirilmese; iki kiþi dahi bir araya gelmeye muvaffak olamaz. Bakýyoruz ki bütün insanlýk renk, ýrk, dil ve coðrafi bütün deðiþikliklere raðmen haccedin, zekat verin, kurban kesin emrini, eksiksiz bir þekilde yerine getirmektedirler. Avrupada ki toplumlarý dahi bir birlikteliðe sevkeden ve bir arada tutan semavi kitaplar ve semavi kaynaklardýr, ta ki tahrif edilmiþ olsalar da...

yeteneklerimiz kifayet etmiyor olabilir. Ýnsanlýðýn var edicisi, donaným ve program olarak insaný en iyi þekilde bilir. Ýnsaný ahirete teþvik etmesi ve içinde hiçbir Bunu küçük bir örnekle belirtmek istiyorum, þek-þüphe olmamasý ayrý bir hikmettir. Harfleri dahi size bir adres tarif edilse mi daha kolay olur; yoksa bir krokiye çizilip anlatýlmasý mý sizleri istenilen kýymet arz edip, kýraati uhrevi bir ticaret kaynaðý adrese daha kolay ulaþtýrýr? Malumdur ki insan unutkan olmuþtur. Bir hakem olma özelliði ile ümmetçilik fikrinin bir varlýktýr ve devamlý uyarýya ihtiyacý vardýr; bu uyarý senedi- kaynaðý olmuþtur. nesiller boyu sözel bir aktarým þeklinde olmasý mesajýn Bir yaþam tarzý olup nesilden nesile karakterli ve aslýndan sapmasýna sebebiyet verebilir. kaliteli insanlarýn yetiþtirilmesini vesile olmuþtur. Bir Kur'an'ýn ibadet denilen amellerle güçlendirilmesi hukuk ve adalet kitabý olup toplumlarý hak- adalete O'nu daha da etkili ve önemli kýlmýþtýr. Çünkü namazda teþvik etmiþtir. Sahibimizin ve Halýkýmýzýn rýzasýna tekrar edilen fatihalar, Kur'an'ýn varlýðýný ve önemini nasýl erileceðini ihtiva ede gelmiþ, bozulmaz ve baki daha bariz bir hale getirmiþtir. Ýslam toplumlarýnda her bir kaynak olmuþtur. Tarafsýzlýðý, üstünlüðün takvada cuma toplu halde namaz kýlmak ve benzeri þeylerin oluþunu kendisinde belgeleyip insanlarýn büyüklükolmasý insanlarýn aklen ve kalben zayýf birer varlýk küçüklük endiþesinden-hastalýðýndan kurtulmasýný olmalarýndan ileri gelmekle beraber daha baþka tapu gibi yazýlarla te'yid etmiþtir. hikmetleri de ihtiva etmektedir. Elhasýl insanýz ve zayýfýz; üç gün önceki yediklerimizi, eski dostlarýmýzý, yaratýcýmýzý ve Ýnsanlar birbirlerine bir olayý ve mevzuyu aktarýrken çok azda olsa kendi bakýþ ve fikirlerini de iþin gayemizi unutacak kadar unutkanýz... Atalarýmýz; Söz içerisine katmaktadýrlar. Bütün bunlarýn uçar yazý kalýr, sözünü boþuna söylememiþlerdir... engellenmesi ve istikrar-istikametin oluþmasý için Selam, saadet, sýhhat ve afiyetler bütün inananlarla bunun sabit ve saðlam bir belge ile te'yid edilmesi beraber olsun.. çok önemli bir mevzu arzetmektedir. Baþka bir yönden baktýðýmýzda akýl, kainat içerisindeki

z

emin

Ýnsanlarýn Ortak bir zeminde bir araya gelmeleri yüce bir kudret ile olmasa ve Eðer insan bu süreçte doðru bilgi ile insanlara beslenmezse çok karmaþýk yollara süluk edip hakikatten sapabilir. Ýnsan belgelendirilmese; iki olarak çok yüksek kalitede yaratýlmýþ kiþi dahi bir araya o l m a k l a b e r a b e r, ç o k z a y ý f gelmeye muvaffak yönlerimizde vardýr. Bazen bizim olamaz. hakikati görmemize kendi


BÝR DÝZÝ YAZI

HZ. PEYGAMBER'Ý ÖRNEK ALMAK VE SÜNNETE TÂBÝ OLMANIN ANLAMI ÜZERÝNE - 1 *

25 Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ ** Ýlâhî öðretiler ile beþerî ideolojiler arasýndaki en temel farklardan biri, ilâhî öðretilerin yaldýzlý teoriler üzerine deðil ilâhî muallimlerin, yani peygamberlerin örneklikleri üzerine bina edilmiþ olmalarýdýr. Vahyin bir beþer/peygamber vasýtasýyla insanlýða teblið edilmesinin yegâne hikmeti bu olsa gerektir. Bundan dolayý son ilâhî kitap müminlere Hz. Peygambere itaat etmelerini emretmiþ,(1) peygambere itaatin Allah'a itaat olacaðýný belirtmiþ,(2) Allah'ý sevmenin ve Allah'ýn sevgisine nail olmanýn peygambere tâbi olmaktan geçtiðini ifade etmiþtir.(3) Kendilerine vahiy, saðlam muhakeme (hüküm) ve hidayet bahþedilen peygamberleri rehber edinmemizi (iktida) tavsiye eden Kur'an(4) Ýslâm Peygamberinin de Allah'a ve ahiret gününe iman eden insanlar için en güzel örnek olduðunu beyan etmiþtir.(5) Bu ayetler gereði Hz. Peygamberin ashabýndan itibaren Kur'an'a iman eden müminler arasýnda Hz. Peygambere itaati reddeden, ona tâbi olmaya karþý çýkan, onun rehberliðini ve örnekliðin kabul etmeyen herhangi bir kimsenin olamayacaðý muhakkaktýr. Ancak Hz. Peygambere itaatin manasý, ona tâbi olmanýn anlamý ve onu örnek/rehber edinmenin keyfiyeti hususunda Hz. Peygamberin hayatýndan itibaren ihtilâflar varolagelmiþtir.(6)

Ne var ki ana yol, sünnet üzerine bina edildiði hâlde sünnete tâbi olmanýn ne demek olduðu hususundaki tartýþmalar sona ermemiþtir. Fiilî geleneðe baðlý kalanlar kýsmen örnekliði (teessi) öne çýkarmaya çalýþýrken, rivayet geleneðinin mensuplarý taklitte (teþebbüh) ýsrar etmiþtir. Usûlcülerin Hz. Peygamberin davranýþlarýný beþer ve peygamber sýfatlarýna göre taksim etmesi,(10) âdet ve ibadetleri birbirinden ayýrma gayreti(12) vazifeleri açýsýndan sünneti tefrik etmeleri,(11) fakihlerin salt teþri açýsýndan konuyu ele alýp sünneti, sünnet-i hüdâ ve sünneti zevaid;(13) nafile, mendup, müstehab, müekked, gayr-i müekked gibi kategorilere ayýrmasý hukuk açýsýndan kýsmen iþe yarasa da günlük hayatta herhangi bir deðiþiklik meydana getirmemiþtir. Fýkýh söz konusu rivayetleri anlam ve muhteva bakýmýndan disipline etmeye çalýþýrken rivayetlerin kendisi fýkýh olmuþtur.(14) Böylece sadece sünnet ve hadisin kendisi deðil, sünnet ve hadisin belli bir anlayýþ ve uygulama biçimi Ýslâm toplumlarýnýn inþasýnda oldukça etkin rol oynamýþtýr.

*Yazýnýn ikinci bölümü önümüzdeki sayýda yayýnlanacaktýr. ** Diyanet Ýþleri Baþkan Yardýmcýsý, Ankara Üniversitesi Ýlahiyat Fakültesi

emin

z

Bu tartýþmalarda tarih boyunca kesin bir sonuca ulaþýlmazken Hz. Peygamberin sünneti, bir taraftan günlük hayatýn pratikleri içinde fiilî bir gelenekle Ýslâmiyet'in doðuþundan kýsa bir müddet sonra nesilden nesile aktarýlarak, diðer taraftan kadim bir dünyaya yayýlmasýnda, yerleþtiði bölgelerde 15)

Ortak

Hz. Peygamberin vefatýndan sonra onun örnekliðini ve rehberliðini devam ettirmenin yolu onun sünnetine tâbi olmaya baðlanmýþtýr. Ancak ayný tartýþmalar daha yoðun olarak sünnete tâbi olmanýn anlamý üzerinde yaþanmýþtýr. Sünnete tâbi olmaktan maksat, örneklik kavramýnýn aslî mahiyetinde olduðu gibi seçmeci davranarak Hz. Peygamberi örnek almak (teessi) mý, yoksa hiçbir ayýrým yapmaksýzýn her konuda onu taklit etmek ve ona benzemeye çalýþmak (teþebbüh) mýdýr?

gelenek olan rivayet geleneði ile hayatiyetini devam ettirmiþtir.(7) Hicrî ikinci asýr bu iki geleneðin ihtilâfýna þahit olmuþ(8), ancak sonunda sözün gücü uygulamayý aþarak rivayet geleneði fiilî geleneði yanýna alýp Ýslâm düþüncesinin teþekkülüne yön vermiþ, mezheplere ve fýkýh mekteplerine zemin hazýrlamýþtýr. Sünnet ve hadis bilhassa her ikisinin de baþýna birer “ehl” kelimesi getirilince, yani Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Hadis hareketleri ortaya çýkýnca, Ýslâm toplumlarýný inþa eden geleneðin omurgasýný oluþturmuþ ve bütün yollarý birleþtiren ana yolun oluþumunu saðlamýþtýr.(9)


BÝR DÝZÝ YAZI

Ortak

z

emin

26

açýklamada Yunan felsefesinden yararlanan fikrî sürekliliðinin saðlanmasýnda ve farklý kültür ve coðrafyalarda yaþayan mensuplarý arasýnda ortak bir gelenek ile Allah'ýn aþkýnlýðýna dayanan ve kýsmen kültürün oluþmasýnda sünnet ve hadisin rolü büyük esnekliði esas alan sufî gelenek uyarlamacý tavra olmuþtur. Alfred Guillaume, Ýslâm'ýn dünyaya örnektir.(22) Yenilik ve deðiþime karþý güvensizliði yayýlýþýnýn, bir ümmet meydana getirmesinin ve bu esas alan muhafazakâr tavrýn asýl amacý ise ümmetin fertleri arasýnda ortak bir kültür ve yaþama Ýslâm'ýn ortaya çýkan baþarýlarýný ve elde edilmiþ b i ç i m i o l u þ t u r m a s ý n ý n h a d i s l e r s a y e s i n d e kazanýmlarýný koruyarak sürekliliði saðlamaktýr. gerçekleþtiðini söylemektedir.(15) Margoliouth, Ýslâm'ýn Ýþte tarih boyunca sünnet ve hadis, Ýslâm'ýn köklü bir gelenek oluþturmasýnýn hadislere borçlu deðiþimlere karþý kullanýlan en büyük mukavemet olduðunu belirtirken,(16) Arnold hem Ýslâm'ýn nasýl gücü olmuþtur. Siyasî, fikrî ve sufî geleneðin attýðý yayýldýðýný hem de etkin politik bir güce nasýl her adýma karþý hadis kullanýlmýþtýr. Bir hadiste de dönüþtüðünü anlamak için hadisi bilmek gerektiðine formüle edilip ifade edildiði gibi artýk her yenilik dikkat çekmiþtir.(17) Wensinck ise taþralý küçük bir muhdes, her muhdes bidat, her bidat dalâlet ve her topluluða gelen Ýslâm'ýn kýsa bir süre içinde evrensel bir dalâletin insaný götürdüðü yer cehennemdir.(23) koruyarak sürekliliði saðlamaktýr. Ýþte tarih dine dönüþmesinin ve hemen arkasýndan da medenî dünyanýn yarýsýna hükmeden siyasî bir organizasyon boyunca sünnet ve hadis, Ýslâm'ýn deðiþimlere hâline geliþinin sýrrýnýn hadis tahlillerinde yattýðýný ifade karþý kullanýlan en büyük mukavemet gücü etmiþtir.(18) Wensinck'e göre hadis, Hz. Peygamberin olmuþtur. Siyasî, fikrî ve sufî geleneðin attýðý her söz ve davranýþlarýnýn geliþigüzel kaydedilmesinden adýma karþý hadis kullanýlmýþtýr. Bir hadiste de ibaret deðildir; hadis külliyatý tamamýyla bir formüle edilip ifade edildiði gibi artýk her yenilik kompozisyon arz etmektedir. Hadis, sadece tarihî bir muhdes, her muhdes bidat, her bidat dalâlet ve her veri deðil, ayný zamanda Müslümanlarýn bütün hayatýný dalâletin insaný götürdüðü yer cehennemdir.(23) k u þ a t a n b i r o l g u d u r. Sünnet ve hadis bilhassa Müslümanlarýn kulluk ç ö küþ ve çözülme vazifeleri (ibadet), medenî Ýslâmiyet'in doðuþundan kýsa zamanlarýnda kurtuluþ hukuk (muamelât), ceza bir müddet sonra dünyaya ideolojilerinin ana malzemesi hukuku ve yargý sistemi yayýlmasýnda, yerleþtiði olmuþtur. Her çöküþ anýnda (hudud ve ahkâm) ve aile yeniden yükselebilmek Asr-ý hayatý ile ilgili düzenlemeler bölgelerde sürekliliðinin Saadete dönüþe baðlanmýþ, (nikâh ve talâk) hadislere saðlanmasýnda ve farklý kültür bu da Asr-ý Saadetin yaþayan dayanýr. Kaldý ki Ýslâm fýkhý, ve coðrafyalarda yaþayan belgeleri olan hadisin önemini kendisini sadece bu dört arttýrmýþtýr. Hadis, Asr-ý alanda sýnýrlandýrýrken hadis, mensuplarý arasýnda ortak bir Saadeti sürekli þimdiki yemek içmek gibi günlük kültürün oluþmasýnda sünnet zamana taþýma gayretini ifade iþlerden her türlü sosyal ve hadisin rolü büyük etmiþ ve baþlangýç iliþkiye varan bütün sahalarý olmuþtur. döneminden uzaklaþan içine alýr. Cennet, cehennem, ümmeti kaynaþtýran bir araç haþr, kýyamet, mehdi, deccal vazifesi görmüþtür. Böylece vs. gibi her konuyu hadislerde ümmet, hadis sayesinde bulabilirsiniz. Hatta bazý hadisler (fiten) dünyanýn kaderini âdeta önceden sürekli idealleþtirilen ilk döneme olan mesafeyi belirlemiþtir. Kýsaca hadis Wensinck'e göre yaklaþýk kapatmaya çalýþmýþtýr.(24) Burada hadis sadece olarak Müslümanlarýn her konudaki görüþlerinin bir her türlü deðiþime karþý mukavemet vazifesi görerek Ýslâm'ýn sürekliliðini saðlamakla kalmamýþ, deposu ve Müslüman zihniyetin bir aynasýdýr.(19) ayný zamanda dünyanýn her tarafýnda yaþayan Ýslâm'ýn tarihsel deneyimi ve bu deneyim içinde Müslümanlar arasýnda bir inanç ve kültür birliði ortaya çýkan farklý ekolleri anlamada süreklilik ve oluþturmuþtur. Bu birliðin sadece inanç ve ibadetle deðiþim anahtar kavramlardýr. Zira küçük bir þehir deðil; yemek içmek, giyim kuþam gibi temel devletinden büyük imparatorluklara uzanan Ýslâm'ýn ihtiyaçlardan hayatýn en ince teferruatýna kadar tarihi ayný zamanda aktif bir deðiþim tarihidir. Ýlk yansýmýþ olmasý pek çok oryantalistin dikkatini asýrlarda dinî, siyasî ve sosyal her meselede ortaya çekmiþ ve hadisi, Ýslâm toplumlarýný tahlil edecek çýkan ihtilâflar bu deðiþime verilecek cevapla ilgilidir. 13. sosyal ve kültürel antropolojinin en temel kaynaðý yüzyýla kadar imparatorluðun hýzla geniþleyen olarak görmelerine vesile olmuþtur. topraklarýnýn birçok bölgesinde, insanlarýn ekseriyeti Alman oryantalistlerden J. Fück (1894-1974), henüz Müslüman olmadýðý için en önemli mesele Ýslâm'ýn sürekliliðini saðlamak olmuþtur.(20) Bu Ýslâm'ýn Mekke'deki mütevazý baþlangýcýndan bir sürekliliði saðlamak, her türlü deðiþime karþý direnmek dünya dini hâline geliþine kadar ki geliþim yahut deðiþimleri Ýslâm'ýn ana çerçevesinde sürecinde her durumda ayniyet arz eden bir kültürü tutabilmek için baþlangýçtan günümüze kadar nasýl meydana getirdiðini, araþtýrýlmasý gereken uyarlamacý ve muhafazakâr olmak üzere iki farklý önemli bir problem olarak görür. Farklý zamanlarda tavýrla karþý karþýyayýz.(21) Ýmparatorluklarý ve coðrafyalarda, kadim din ve kültürlerin etkisi kurma aþamasýnda pek çok yabancý teknikten sürmeye devam ederken, yerli hayatýn yararlanan siyasî gelenek, Ýslâm düþüncesini alýþkanlýklarý, örf, âdet ve geleneklerine raðmen


Sünnet ve hadisin tarihsel gücü ile ilgili bu tespitlerin bir kýsmýnýn genellemeci veya indirgemeci bir yaklaþýmý yansýttýðý açýktýr. Ancak sünnet ve hadisin, gerek Ýslâm düþüncesinin þekilleniþinde gerekse Ýslâm toplumlarýnýn inþasýnda en aktif rolü oynadýðý da bir gerçektir. Sünnetin deðil de belli bir anlayýþý ve uygulayýþýnýn tarihte oynadýðý rolü sorgulamak isteyenlerin sürekli baþa dönerek sünnetin hüccetliðini ve dindeki yerini ele almaktansa þu sorular üzerinde durmasý gerekir. Din, Medine ve medeniyet baðlamýnda sünnet ve hadisin Ýslâm toplumlarýnýn inþasýnda rolü ne olmuþtur? Sünnet ve hadis, Ýslâm toplumu olarak ortaya koyduðumuz tasavvurlara ve eserlere nasýl yansýmýþtýr? Sünnet ve hadis, Ýslâm'ýn sürekliliðini saðladýysa, bu sürekliliðin kendi tabiî mecraýnda oluþtuðunu söyleyebilir miyiz? Sünnet ve hadisin farklý kültür ve coðrafyalarda yaþayan Ýslâm topluluklarý arasýnda homojen bir kültür meydana getirdiði doðru mudur? Doðru ise bu her bakýmdan istenen bir þey midir? Birleþtirici bir unsur vazifesi gördüðü gibi ayrýþtýrýcý bir yönü de olmamýþ mýdýr? Ýslâmiyet'i en üst aidiyet unsuru olarak gören kavimlerin müþtereken inþa ettikleri deðerlerin oluþumunda sünnet ve hadisin fonksiyonu ne olmuþtur? Sünnete tâbi olmak ve Hz. Peygamberi örnek almak konusundaki tartýþmalar hadis rivayetinin sorunlarý ve bu rivayetlerin anlaþýlmasý ve yorumlanmasý ile ilgili problemler ile hadis ve sünnet tarafýndan inþa edildiði söylenen ümmetin dinî, siyasî ve sosyal problemleri arasýnda bir iliþki var mýdýr? En önemlisi, medeniyet bir kültürün inanç ve ahlâk cephesi olduðuna göre hadis, Ýslâm medeniyetinin iman ve ahlâk yapýsýna ne derece þekil verebilmiþtir? Þekil verdiyse iman ve ahlâk konusundaki yanlýþlýklarýn sünnete ittiba ve Hz. Peygamberi örnek almanýn anlamý konusundaki yanlýþlýklarýmýzla bir iliþkisi var mýdýr? Son olarak, tarih boyunca sünnet ve hadisin âdetlerimize yön verdiði kadar ibadetlerimize de yön verdiðini, þer'î ahkâma rehberlik ettiði kadar bireysel ve sosyal ahlâkýmýza da rehberlik ettiðini söyleyebilir miyiz? Baþka bir ifade ile bizden istenmediði hâlde günlük hayatýn en detaylý formlarýna yansýyan sünnet, Ýslâm toplumlarýnýn ahlâkýna ne derece yansýmýþtýr?

cevabýný aramaktýr. Sosyal ve kültürel antropolojinin verileriyle Müslümanlarýn tarihte ve günümüzde iman ve ibadet anlayýþlarý, dindarlýk ölçüleri ve ahlâk telâkkileri incelendiðinde, mümin birey ve inançlý toplumlarýn herhangi bir örnek ve rehbere muhtaç olmadýðý konularda Hz. Peygamberin örnekliðine ve rehberliðine baþ vurduklarý kadar, asýl örnekliðine ve rehberliðine muhtaç olduðu hususlarda ona pek müracaat etmedikleri anlaþýlmaktadýr. Elbette bunun dinî, siyasî, sosyal, psikolojik ve sosyolojik pek çok sebebi olmakla birlikte asýl sebepleri nübüvvet ve risalet anlayýþlarýnda, Hz. Peygambere bakýþ açýlarýnda, onu örnek almanýn ve sünnetine tâbi olmanýn ne anlama geldiði konusundaki yanlýþlýklarda yatmaktadýr. Þimdi bu sebepleri kýsaca maddeler hâlinde zikredelim: 1. Hz. Peygamberin örnekliðini ve sünnete tâbi olmanýn anlamýný doðru tespit edebilmek için öncelikle nübüvvet ve risalet müessesesini, Hz. Peygamberin gönderiliþ gayesini, teblið etmekle mükellef olduðu bilgilerin alanýný ve deruhte ettiði vazifeleri çok iyi bilmek gerekir. Her þeyden önce hadis diye uydurulan bir sözde ifade edildiði gibi(28) insanlýðýn peygamber için yaratýlmadýðý, bilâkis Kur'an'ýn ýsrarla vurguladýðý gibi peygamberin insanlar için gönderildiði(29) u n u t u l m a m a l ý d ý r. Peygamberin hukukçu, ziraatçý, tabip, kimyager olmadýðý; bize týp(30) ziraat, fizik, kimya, öðretmeye gelmediði, ancak onun sergilediði hayat tarzý içinde her meslekten insan için ilke ve prensipler bulunduðu bilinmelidir.(31) Onun örnekliðini tespit ederken asýl vazifesinin yaratýlýþýn nasýl baþladýðýný (bedu'l-halk) ve nasýl biteceðini (kýyamet) bildirmek deðil, yaratýlmýþlarýn hidayet ve saadeti ile ilgili esas ve prensipleri ilân etmek olduðu göz önünde bulundurulmalýdýr. O takdirde Hz. Peygamberin büyüklüðü bir hadiste ifade edildiði gibi(32) sineðin kanadýnda tespit ettiði anti mikropta deðil, kýzgýn çölün bereketsiz topraðýnda meydana getirdiði toplumun dinamiklerinde ve o toplumu her türlü manevî mikroptan nasýl arýndýrdýðýnda (tezkiye) aranacaktýr. Onun örnekliði ve rehberliði acve hurmasýnýn hangi hastalýklara þifa olduðunu tespitte deðil,(33) hastalýklý kalpleri nasýl tedavi ettiðinde aranacak ve onun bedenleri tedavi eden biri (tabibu'l-ebdan) olmayýp, ruhlarý ve kalpleri tedavi eden bir doktor (tabibu'l-kulûb) olduðu bilinecektir. Hatta onun örnekliði ve rehberliði doðru anlaþýldýðýnda büyüklüðü, Burak ile semaya nasýl yükseldiðinde (uruc), yedi kat gökte nasýl dolaþtýðýnda deðil, aþaðýlarýn aþaðýsýna yuvarlanmýþ insanlýðý yüksek deðerlere nasýl

BÝR DÝZÝ YAZI

dünyasýnda bugün her yerde gördüðümüz görüntüyü veren sünnettir. Ona göre Ýslâm'ýn görülmemiþ baþarýsý sadece Muhammed'in þahsiyetinin biricikliði ile izah edilmelidir. Ýslâm'ýn özünde kök salan onun örnek hayatý olmuþtur. Muhammed gücünü dayandýðý doktrinden deðil, yaþadýðý örnek hayattan kazanýr, orijinal Medine toplumunun kendine özgü karakteri, inandýklarý Kur'an'dan çok peygamberin þahsiyetine dayanýr.(26) George Makdisî'ye göre de Ýslâm, bu gücünü oluþturduðu gelenekten almýþtýr. Geleneðin belkemiði ise hadisten baþka bir þey deðildir.(27)

27

Hadis, Asr-ý Saadeti sürekli þimdiki zamana taþýma gayretini ifade etmiþ ve baþlangýç döneminden uzaklaþan ümmeti kaynaþtýran bir araç vazifesi görmüþtür.

Ortak emin

z


BÝR DÝZÝ YAZI

Aslýnda mahiyeti itibarýyla sünnet, ilâhî olaný beþerî düzlemde temsil etme ameliyesidir. Baþka bir ifadeyle ilâhî olanýn Allah tarafýndan bir beþer/peygamber aracýlýðýyla beþerî düzleme taþýnmasý projesidir. Ancak sünnet, tarih içinde bunun tersi bir iþleme, yani beþerî olaný ilâhîleþtirme ameliyesine tâbi tutulmuþtur. Bu açýdan bakýldýðýnda, ilâhî olan adýna sünneti toptan reddedenlerle, sünnete ait en küçük birimleri dahi tarih üstü kabul ederek, takdis edenlerin din anlayýþlarýnda çok büyük bir fark görülmemektedir.

2. Hz. Peygamberin örnekliði ve sünnete ittiba Konusundaki yanlýþ anlayýþlarýn bir sebebi de sünnet ve hadisin mahiyetiyle ilgili tartýþmalardýr. Sünnet ve hadisin mahiyeti, epistemolojik deðeri, Kur'an ve vahiy ile olan irtibatý, hüccetliði ve baðlayýcýlýðý baþlangýçtan günümüze kadar polemik konusu yapýlmýþ, yapýlmaya da devam etmektedir. Önemine binaen konu, fýkýh usûlüne ait her eserin bir bölümünü teþkil ettiði gibi pek çok müstakil esere de vücut vermiþtir. Bilhassa 18. yüzyýlýn ikinci yarýsýndan itibaren Müslümanlarýn üzerinde en çok tartýþtýðý konular arasýna girmiþtir. Ancak tartýþmanýn her iki ucunda bulunanlar, her defasýnda konu ile ilgili bilgileri tekrar etmekten öteye geçememiþlerdir. Aslýnda mahiyeti itibarýyla sünnet, ilâhî olaný beþerî düzlemde temsil etme ameliyesidir. Baþka bir ifadeyle ilâhî olanýn Allah tarafýndan bir beþer/peygamber aracýlýðýyla beþerî düzleme taþýnmasý projesidir. Ancak sünnet, tarih içinde bunun tersi bir iþleme, yani beþerî olaný ilâhîleþtirme ameliyesine tâbi tutulmuþtur. Bu açýdan bakýldýðýnda, ilâhî olan adýna sünneti toptan reddedenlerle, sünnete ait en küçük birimleri dahi tarih üstü kabul ederek, takdis edenlerin din anlayýþlarýnda çok büyük bir fark görülmemektedir. Zira sünneti toptan reddedenler ya ilâhî olanýn beþerîleþtirilmesine karþý çýkýyorlardýr ya da söz konusu beþerîleþtirme yetkisini Allah'ýn belirlediði bir peygambere deðil de ona muhatap olan her ferde vermek istemektedirler. Ancak bunlardan birincisi, ilâhî vahyin bir beþer vasýtasýyla gönderilmesini anlamsýz kýlmakta, diðeri ise ya ilâhî olanýn beþer elinde anlamsýzlaþýp buharlaþmasýna ya da hayatýn ve insanýn aleyhine katý ilkelere dönüþmesine yol açmaktadýr. Sadece sünneti deðil, sünnete ait en küçük birimleri/rivayetleri dahi takdis edenlere gelince bunlar da birinci açýdan, yani ilâhî olaný beþerîleþtirmeye karþý çýkmak açýsýndan toptan reddedenlerle ayný görüþü savunmuþ oluyorlar. Ancak bunlarýn farký, beþerî olaný da ilâhîleþtirerek dinin beþer boyutunu tamamen ortadan kaldýrmýþ olmalarýdýr. Oysa mahiyet itibarýyla sünnetin bir beþer/peygambere dayandýðý unutulur, sünneti bize taþýyan rivayetlerin metinleþmesinde insan faktörü de göz ardý edilerek hep ilâhî olana göndermede bulunulursa Ýbn Haldun'un ifadesiyle kültürün sayýsýz mukaddesleri olur; iman yapýsý ile ilgisi olmayan pek çok þey dinî hüviyete bürünmüþ olur. Bir kültürün mukaddesleri ne kadar çok olursa yaþanabilir bir medeniyete dönüþmesi de o kadar çok zor olur.(35)

Ortak

z

emin

28

yükseliþi için nasýl miraç vazifesi gördüðünde aranacaktýr.(34)

KAYNAKLAR 1-- Âl-i Ýmran, 32, 132; 5. Maide 92 vd. 2-- Nisa 80. 3-- Âl-i Ýmran 31. 4-- En'am 89-90. 5-- Ahzab 21. 6-- Bu konuda geniþ bilgi için bk. Erul, Bünyamin, Sahabe'nin Sünnet Anlayýþý, Ankara, 2000. 7-- Ahmed, Ýmtiyaz, Delâilu't-Tevsîki'l-Mubekkir li's-Sünneti ve'l-Hadîs, 52-68. 8-- Ýmam Malik'in Muvatta'ý, Ýmam Ebu Hanife'nin Ebu Leylâ ile ve Ebu Yusuf'un Evzaî ile tartýþmalarý bunun tarihsel þahitleridir. þahitleridir. 9-- Nizamuddin, Ahmed, The Concept of Ahl al-Sunna, 12. 10-- Bk. Makdisî, Muhakkak, 67. 11-- Basrî, Ebu Huseyn, Mu'temed, I, 383. 12-- Karafî, el-Ýhkâm, 1-36. 13-- Mütevelli, Abdulhamid, Ezme, 63. 14-- Age 15-- Guillaume, The Tradition of Islam, 7. 16-- Morgolioth, On Moslem Tradition, Muslim World, XI. (1912), s. 113-121. 17-- Thomas Arnold, The Caliphate, Oxford, 1924, s. 12. 18-- Wensinck, The Importance of Tradition, s. 3. 19-- Wensinck, age, 11. 20-- John Obert Voll, Ýslâm, Süreklilik ve Deðiþim, s. 26. 21-- Age, s. 52-53. 22-- Age, s. 53. 23-- Ýbn Hanbel, Musned, IV. 126; Hibettullah el-Lâlkaî, Ýtikadu Ehl-i's-Sunne, I. 75; Hâkim, Mustedrek, I. 176. 24-- Nagel, Tilman, Hadis ya da Tarihin Ýmhasý, s. 166. 25-- Fück, The Role of Traditionalism in Islam, s. 99-101. 26-- Age, s. 3. 27-- George Makdisî, Remarks on Traditionalism, s. 77. 28-- Aclunî, Keþfu'l-Hafa, II. 164. 29-- Tevbe, 128. 30-- Ýbn Haldun, Mukaddime, 488. 31-- Fazlur Rahman, Ýslâm, 349. 32-- Ebu Þehbe, Dîfâun Ani's-Sunne, 110. 33-- Sýbaî, Mustafa, es-Sunne ve Mekânetuhâ fî't-Tesrî'i'lÝslâmî, 221. 34-- Görmez, Mehmet, Sünnet ve Hadisin Anlaþýlmasý ve Yorumlanmasýndan Metodoloji Sorunu, 210. 35-- Kösoðlu, Nevzat, “Yeni Bir Kültür ve Medeniyet Ayýrýmý”, Türk Yurdu, XVIII, sayý: 127-128.


ÝNSANI DÜZELTTÝÐÝN ZAMAN…

ÖYKÜ

Adam, yoðun bir haftadan sonra pazar sabahý kalktýðýnda, bütün haftanýn yorgunluðunu çýkarmak için eline gazetesini aldý ve bütün gün miskinlik yapýp evde oturacaðýný düþündü. Tam bu sýrada oðlu koþarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oðluna söz vermiþti, bu hafta sonu sinemaya götürecekti, ama hiç dýþarý çýkmak istemediðinden bir bahane uydurmasý gerekiyordu.

29

Sonra gazetenin promosyon olarak daðýttýðý dünya haritasý gözüne iliþti. Önce dünya haritasýný küçük parçalara ayýrdý ve oðluna: “Eðer bu haritayý düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceðim” dedi, sonra da içinden; “oh be kurtuldum, en iyi coðrafya profesörünü bile getirsen bu haritayý aksama kadar düzeltemez” dedi. Aradan on dakika geçti ve çocuk babasýnýn yanýna koþarak geldi: “Baba haritayý düzelttim artýk sinemaya gidebiliriz” dedi. Adam önce inanamadý ve görmek istedi. Gördüðünde hayretler içindeydi ve oðluna bunu nasýl yaptýðýný sordu.

Ortak emin

z

Çocuk: “Bana verdiðin haritanýn arkasýnda bir insan vardý.” Dedi. “ÝNSANI DÜZELTTÝÐIM ZAMAN DÜNYA KENDÝLÝÐÝNDEN DÜZELMÝÞTÝ....”


ÝZ BIRAKANLAR

30

O nuru gönder, Ýlahi, asýrlar oldu yeter! Bunaldý milletin âfâký, bir sabah ister. Ýnayetinle halas et ki, dalga dalga zalâm (karanlýklar) Ýçinde kaynamasýn çýrpýnýp duran Ýslam! Bu secde-gâha kapanmýþ yanan yürekler için; Bütün soluklarý feryad olan þu mahþer için; Harîm-i Kabe'n (kutsal kaben) için; sermedî Kitab'ýn için Avâlimindeki (alemlerindeki) âyât-ý bî-hesabýn için; Nasibi daimî hüsran kesilmiþ ümmet için; Þu hâk-i pâke bürünmüþ sema-yý rahmet için; Biraz ufuklarý gülsün cihân-ý Ýslamýn!

MEHMET AKÝF ERSOY (1873-1936) Mehmet Emin KORKUT Mekorkut@ortakzemin.com

AKÝF'Ý TANIYABÝLMEK

H

epimiz M.Akif'i yalnýzca “Ýstiklal Marþý”yla duymuþuzdur. Veya baþka bir ifadeyle, Akif'le tanýþýklýðýmýz “Ýstiklal Marþý”ný bildiðimiz ve anlayabildiðimiz ölçüdedir. Birçok kiþi O'nun yaþamýný ve farklý yönlerini bilmez. Örneðin O'nun tam anlamýyla Ýslam ve Kuran þairi olduðunu…Hafýz olduðunu… Kuran meali yazdýðýný… Yeni kurulan devletin düþüncelerine ters olduðu için Mýsýr'a gidip, orada yaþadýðýný… Asýl mesleðinin Baytar olduðunu, babasý ölünce ve evleri yanýnca mezunlarýna hemen iþ verileceði için bu mesleði seçmek zorunda kaldýðýný… Ýstiklal Marþý'ný yazdýðýnda TBMM'ye arkadaþýndan ödünç aldýðý paltoyla geldiði buna raðmen ödül olarak verilen 500 lirayý (ki bu parayla o dönemde Ýstanbul boðazýnda 4 yalý alýnabilirdi) Çocuk Esirgeme Kurumu'na baðýþladýðýný….

1873'te Ýstanbul'un en dindar ve temiz semtlerinden biri olan Fatih'te doðar. Ýlk ve temel dini eðitimini, medreseden yetiþmiþ olan, babasý Tahir Efendi'den alýr. Babasý medrese eðitimini evde verir O'na. Dönemin en gözde okullarýndan Mülkiye'ye gider. Mülkiye'nin Ýdadi (lise) kýsmýný okurken babasý ölür ve ardýndan evleri yanar.

Ortak

z

emin

Akif'le ilgili temel yanýlgýlarýn sebeplerinden biri de O'nu sadece yazýlarýndan tanýmaya çalýþmaktýr. Akif yazdýklarýndan çok daha derin, çok daha geniþ ufuklu, çok daha sanatkar ve çok daha þaþýrtýcý biridir. Özellikle de yaþamýnda, Kur'an ahlakýyla yaþayan ve hatta örnek alýnmasý gereken biridir. O'nu çok daha yakýndan tanýyan Mithat Cemal, bu durumu þaþkýnlýk içinde þöyle ifade eder: “Yüz kahramana yetecek ahlak ve seciyesiyle sýradan bir insan gibi nasýl yaþýyor?” Ýþte Akif bu ifade de gizlidir.

Akif, mezunlarýna hemen iþ verileceðinden dolayý, Baytar Mektebi'ne yatýlý olarak devam eder. Bu okulda kendisini derinden etkileyecek bir öðretmenle karþýlaþýr: Ýnançlý bir hekim olan, Türkiye'ye

Rýfat Hüsamettin Hoca. Bu okul Akif'in saðlam bir dini bilgi ve sarsýlmaz bir imanla, müspet bilimin harika uyumunu saðlayan zihnî yapýsýný oluþturur. Bu arada küçükken baþladýðý hafýzlýðýný da tamamlar. Arapça, Farsça ve Fransýzcayý son derece iyi öðrenir. Ýran ve Arap Edebiyatýný, Divan Edebiyatýný ve Batý Edebiyatýný kimsenin fark etmediði incelikleri yakalayabilecek kadar yakýndan öðrenir. Mezun olunca görevinden dolayý Anadolu, Rumeli ve Arabistan'ýn birçok köy ve kasabalarýnda hizmet verdi. Camilerde vaizlik yapar. 1913'te istifa edip Milli Mücadele'ye fiilen katýlýr. 25 Aralýk 1920'de TBMM'de vekil olur. Birinci millet meclisinde muhalefet grubu içinde yer alýr. Bu yüzden Ýstiklal Savaþý'nýn sona ermesinden sonraki meclise katýlmaz. Esasen yeni hükümet, onun ideal edindiði Ýslam Birliði fikrinde olmadýðý gibi, laik devlet prensipleriyle hareket etmek düþüncesinde idi. Akif bu yeis ve bedbinlikle, 1923'te Mýsýr'a gitti. Birkaç sene Ýstanbul'a gelip gitti. 1926'da ise Mýsýr'a sürekli yerleþir. Kahire Üniversite'sinde Türk Edebiyatý dersleri verir. Bir taraftan da Diyanet Ýþleri Riyaseti tarafýndan kendisine verilmiþ olan Kur’an’ýKerim tercümesi iþiyle uðraþýr. 1935'te sýtmaya yakalanýr. Hastalýðý iyice aðýrlaþýnca vatan topraklarýndan uzakta ölmek korkusuyla Ýstanbul'a gelir. 27 Aralýk 1936'da Beyoðlu'ndaki Mýsýr Apartmaný'nda vefat eder.“Ýstiklal Marþý” þairinin cenazesine hükümet hiç ilgi göstermez, hatta duyurulmaz bile. Ancak Akif'i seven gençlerin durumu haber almasýyla olay büyük bir merasime dönüþür. Edirnekapý Þehitliðine defnedilir. Onun þiirlerini topladýðý “Safahat” yedi bölümden


AKÝF VE KURAN- KERÝM

M.Akif bir Kur'an hizmetkârýdýr. O, hayatý boyunca Kur'an yolundan ayrýlmamaya gayret gösteren örnek bir þahsiyettir. Nitekim O'nun basýlan ilk eseri olduðunu bildiðimiz “Kur'an'a Hitap” adlý þiiri Kur'an'a olan sevgisinin bir ifadesidir. M.Akif'in Kur'an hakkýndaki görüþleri AKÝF VE MÜSLÜMANLIK kendi eserlerinde en güzel þekilde M. Akif hayatýný ve sanatýný Ýslam'ýn anlaþýlmasý ve görülmektedir.Safahat'taki “Hasbihal” þiirini Müslümanlarýn birliði için kullanmýþtýr. Onun þiirlerinde Kur'an'dan ilham alarak yazmýþtýr. Yine Safahat'ta þahsi dertleri, özel meseleleri yoktur. Hep umumi olan, yer alan “Hakk'ýn Sesleri”ndeki sekiz parçada Ýslam âleminin dertleriyle dertlenmiþ; milletinin duygu, Kur'an'ýn belirttiði ahlaki öðütlere aðýrlýk verildiði düþünce ve problemlerine tercüman olmaya çalýþmýþtýr. görülmektedir. “Hatýralar” adýný verdiði Beþinci Bu bakýmdan da þiirlerinde de bol bol gözyaþý, aðýt, Safahat'ta ise hem Kur'an-ý Kerim hem de kahýr ve sitem vardýr. Ýnançlarýna sýmsýký baðlý biridir. hadislerden ilham alýnarak yazýlan þiirler karþýmýza Hem batý hem doðu klasiklerini ilk kaynaklarýndan çýkmaktadýr. Safahat'in yedinci kitabý olan okuyan, ayný zamanda da Kur’an’ý Kerim'i tefsir “Gölgeler”de ise Allah'a yaklaþma, Allah sevgisi edebilecek dini ilimlere vakýf bir aydýndýr. Yazdýklarýný gibi tasavvufi yönü aðýr basan þiirlerini görmekteyiz yaþayan bir dürüstlük sembolüdür. O yazdýðý þiirlerle, ki bunlar O'nun Kur'an'a olan baðlýlýðýnýn sözle ve ilimde ve teknikte geri kalan Müslümanlarý uyandýrmaya kalemle dýþa yansýyan tezahürleridir. Akif'e göre Kur'an'ýn muhatabýnýn insan olduðunu bilmeyenler çalýþýyordu. onu yanlýþ anlayanlardýr. Ýnsanlarý doðru yola “Alýnýz ilmini Garb'ýn, alýnýz iletmeye çalýþan Kur’an’ý Kerim sanatýný, böyle anlaþýlmadýðý müddetçe Veriniz mesainize hem de son Akif'e göre Kur'an'ýn insanlarýn ilerlemesi de hayal süratini.” olacaktýr. Akif kendi benliðinde ve muhatabýnýn insan düþüncesinde K.Kerim'e verdiði olduðunu bilmeyenler diyerek ilimde ve teknikte yeri çevresindeki Müslümanlarda ilerlemenin gerekli olduðunu onu yanlýþ anlayanlardýr. d a g ö r m e k i s t e m e k t e d i r. vurguluyordu. Akif, manevi Ýnsanlarý doðru yola Göremeyince de onlarýn Kur'an'ýn deðerlere ve kültürümüze çok iletmeye çalýþan Kur’an’ý mahiyetini kavrayamadýklarýna ve büyük önem verirdi. Avrupa'nýn bu düþünceden mahrum Kerim böyle teknolojisini alýrken manevi ve olduklarýna kanaat getirmekte ve anlaþýlmadýðý müddetçe kültürel deðerlerden taviz bunu þiirinde ortaya koymaktadýr. verilmemesi gerektiðini insanlarýn ilerlemesi de O, insanlarýn Kur'an'ý çok iyi h a y k ý r m ý þ t ý r. O n a g ö r e hayal olacaktýr. anlamalarýný ve muhatabýn Müslümanlar, Batý'nýn tekniði kendileri olduðunu içlerine karþýsýnda aþaðýlýk duygusuna sindirmelerini ve buna göre kapýlmamalýdýr. Ýstiklal Marþýnda: hareket etmelerini istemektedir. Müslümanlarýn bu konuda en büyük eksikliði Kur'an'ý sadece Allah'ýn “Garbýn afakýný sarmýþsa çelik zýrhlý duvar, kelamý olarak kabul edip, kendileri için bu kelamda Benim iman dolu göðsüm gibi serhaddim var.” var olan ikaz ve emirleri anlamazlýktan gelme ya da anlamak için hiçbir çaba sarf etmemeleridir Derken Müslümanlarýn ellerindeki iman hazinesine sahip çýkmalarý gerektiðini vurgulamaktadýr.Miskinliðin “Doðrudan Doðruya Kur'an'dan alýp ilhamý, Ýslamiyet'te yeri olmadýðýný bilakis Ýslamiyet'in gayret Asrýn idrakine söyletmeliyiz Ýslam'ý.” dini olduðunu þöyle haykýrýyordu : “Ya açar bakarýz Nazm-ý Celil'in yapraðýna, “Þehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlýktýr, Hakiki Müslümanlýk en büyük bir kahramanlýktýr”

31

Ya üfler geçeriz bir ölünün topraðýna, Ýnmemiþtir hele Kur'an, þunu hakkýyla bilin; Ne mezarlýkta okunmak, ne de fal bakmak için.”

“Ýbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de! Yoksa bir maksat aranmaz mý bu ayetlerde?”

emin

z

Diyen Akif, kurtuluþumuzun Kur'an-ý Kerim'in prensiplerine uygun olarak yaþamamýza baðlý olduðunu vurgulamýþtýr. O, Kur'an' deðerlendirirken; O'nu sadece yüzüne okumak, hatta ezberlemenin yeterli olmayacaðýný, onu anlamak ve özünü kavramak gerektiðini söylemektedir. Bu konuda :

Ortak

Akif, kendisinden önce Türk Edebiyatý'nda hiç kimsenin yapmadýðý bir iþi yapýyor: Mabede sokaðý, dinin içine hayatý sokuyordu. Bu bakýmdan o, eski tip dindarlardan tamamýyla farklýdýr. Eski tip dindar, genellikle Allah'ý ve ahireti düþünür, cemiyete ve dünyaya önem vermezdi. Akif'in esas konusu dünya ve cemiyettir. O'na göre din, insanlarý nizama sokan ve yükselten bir kuvvettir. Akif, Müslümanlýða sadece bir ahiret dini gözüyle bakmýyor, onun dünyayý da düzeltebileceðine inanýyordu.

ÝZ BIRAKANLAR

oluþur. Genel anlamda, Ýslam'ýn sosyal ve ahlaki nizamý, aktivitesi, baþka bir tabirle dýþ dünyanýn düzeni peþinde görünür. Tüm Safahat boyunca kendisini cemiyet hizmetine adayan þair zaman zaman Ýslam düþüncesi içinde, metafizik merhalelerden geçerek mistik bir iç duygusunu da yaþamýþtýr.


ÝZ BIRAKANLAR

32

diyerek yüzüne veya ezbere okumanýn Kur'an'ýn anlaþýlmasýna yetmeyeceðini ifade etmektedir.Gerçekte Müslümanlar okurken veya dinlerken Kur’an’ý Kerim lafzýnýn cazibesiyle kendilerinden geçiyorlar ama ondaki derin ve ruhlara þifa veren manadan uzak kalýyorlardý. “Ruh-i edyaný görür, Hikmet-i Kur'an'ý bilir Ulema var ki huzurunda bugün Garp eðilir.”

derken, Kur'an'ýn hikmetini bilen, dinin özünü, aslýný, ruhunu kavrayabilen alimlerin karþýsýnda Batý dünyasýnýn daima gýpta ile durduðunu vurgulamaktadýr. Bu alimlerimiz, sadece sosyal ilimlerde deðil ayný zamanda tabii ilimlerde de Batýya çok þeyler vermiþlerdir. Akif'te ayný þekilde Kur'an'a baðlý ilim adamlarýnýn yetiþmesini ister. Bir baþka yerde Akif, memleketin mahvolmasýna sebep olarak fertlerin vurdum duymazlýðýna ve tembelliðine dikkat çekiyor. Bunu da Kur'an'dan uzaklaþmanýn neticesi olarak gösteriyor:

Altýna sokacaðýný çok iyi kavramýþtý. Onu yakýndan tanýyan ve damadý olan Ömer Rýza Doðrul; O'nun Kur'an'ý tercüme etmek istemeyiþini þöyle deðerlendirmektedir: “Kendisi Kur'an'a bütün varlýðýyla inanan ve baðlanan bir Müslümandý. Kur'an'ýn hiçbir ayetini en derin, en coþkun huþu içinde ürpermeden okuyamazdý. Onun da aklý, bu Kitab-ý Kerim'in ýþýðýndan ilham alýyordu. Fakat aklýnýn gözü Kur'an'ýn güneþinin karþýsýnda ancak kamaþýyordu. O'na teklif olunan iþ ise bu güneþle karþýlaþmak, bu güneþi iki avucunun içine alarak eritmek ve ondan yeni bir güneþ yaratmak idi. Buna imkan mý vardý? O'nun veya baþkasýnýn gücü buna yeterli miydi?” Ýþte Akif'e göre Kur'an'ý aslýndaki þümul ile Türkçeye çevirmek imkansýzdý. Olsa olsa mealen tercüme yapmak mümkündü.

Akif nihayet arkadaþlarýnýn ve sevdiði insanlarýn (Ahmet Hamdi Akseki, Ahmet Naim, Elmalýlý Hamdi Yazýr vs.) ýsrarlarýna dayanamayarak Kur'an'ýn tercüme iþini kabul etmiþti. Hepsi de O'nun bu iþi en iyi Kur'an'ýn toplumu ýslah eden prensiplerini tatbik þekilde yapacaðýna inanan kiþilerdi. Gerçekten de etmeyen Müslümanlar, O'nu mezarlýkta okunan bir öyle olmuþ, yaptýðý tercümelerden O'nun bu konudaki kitap, musiki veya fal vasýtasý olarak görmeye çalýþmýþ, kudreti ortaya çýkmýþtý.Fakat Akif için tercüme o kadar kolay olmamýþtý. Bu tercümenin kendisini aðýr bu da o milletin Ýslam'ý bir vebal altýnda yanlýþ anlamasýna yol b ý r a k t ý ð ý n ý “ Hani Ashab-ý açmýþ, dolayýsýyla milletin Kiram ayrýlalým derken belirtmektedir. Bu ayný Mutlaka “Sûre-i ve'l-Asr” okurmuþ bu neden? dalalete düþmesine ve zamanda O'nun Çünkü meknûn o büyük sûrede esrar-ý felâh; gerilemesine sebep K ur'an'a olan bir Baþta iman-ý hakiki geliyor, sonra salâh.” olmuþtur: hürmetinin bir ifadesidir. O'nun bu hürmetinin bir “Ýnmemiþtir hele Kur'an þunu hakkýyla bilin: ifadesi olarak tercümeyi Ne mezarlýkta okumak, ne de fal bakmak için.” bitirdiði halde vermediðini söyleyenler vardýr. Kur'an tercümesini vermeyiþinin sebebi belki de kendi isteði Diyerek Müslümanlarý bu konuda uyarmaya ve bu dýþýnda ve Ýslam'a ters düþecek þekilde kullanýlabilir yanlýþlardan çevirmeye gayret etmiþtir. O, daima Ýslamýn düþüncesinden kaynaklanmaktadýr. Hatta Þefik özüne dönmeyi, Kur'an'ý bu þekilde anlayarak Kolaylý, Akif Kahire'den Ýstanbul'a döndüðü zaman uygulamayý isteyen ve bunu çevresine benimsetmeye ondan yaptýðý tercümeyi neden göndermediðini çalýþan kiþidir. Bunun için imanýnda samimi olan kiþilerin soruyor. O da: ”Tercüme güzel oldu, hatta K u r ' a n ' a b a ð l ý l ý k l a r ý n ý g ü n l ü k h a y a t l a r ý n d a umduðumdan daha iyi. Lakin O'nu verirsem, sergilemelerini ýsrarla ister. Buna örnek olarak namazda okutmaya kalkacaklar. Ben o vakit Ýslamiyet'in ilk zamanlarýný göstermeye çalýþýr: Allah'ýmýn huzuruna çýkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam.” diyordu. “Memleket mahvoluyor, din de beraber gidiyor Size Kur'an, bakýnýz uzaktan mý diyor.”

Burada Akif, Kur'an'da özellikle “Asr” suresini ele alarak, insanlarý günlük hayatlarýnda kötülüklerden uzaklaþmaya ve kurtuluþa ermeye çaðýrmaktadýr. Zaten Kur'an'ýn insanlara gönderiliþ gayesi de budur: Kur'an'a önce gönülden inanmak ve baðlanmak, ardýndan O'nu uygulamak. Ýnsan için kötülüklerden kurtulma da böylece kendiliðinden gelecektir. Kur'an onun bütün hayatýnda yer etmiþ ve kendi hayatýný O, Kur'an'a göre tanzim etmiþtir. O'nsuz bir hayat M.Akif için hiçbir deðer taþýmamaktadýr. Ondan Kur’an’ý Kerim terc üme etmesi istendiðinde bunu kabul etmemiþti. Çünkü bunun insaný ne büyük bir sorumluluk

Ortak

z

emin

“Hani Ashab-ý Kiram ayrýlalým derken Mutlaka “Sûre-i ve'l-Asr” okurmuþ bu neden? Çünkü meknûn o büyük sûrede esrar-ý felâh; Baþta iman-ý hakiki geliyor, sonra salâh.”

Ýþte Mehmet Akif gösterdiði bu hassasiyeti ile Kur’an’ý Kerim’e ve peygambere olan baðlýlýðýný ortaya koymuþ ve gelecek nesillere örnek bir yaþam sergileyerek derin bir iz býrakmýþtýr. KAYNAKLAR -M.Akif “Sanatý ve Düþünceleri” (M.Ertuðrul DÜZDAÐ) -Necati DOÐRU, M.Akif, Sabah(11.12.1997) -Hece Dergisi, Türk Þiiri Özel Sayýsý -Büyük Türk Klasikleri Ansiklopedisi, Ötüken Yay. -Safahat; M.Akif -Þiir Tahlilleri 1; M. Kaplan; Dergah Yayýnlarý -Meþrutiyet Devri Türk Edb Hüseyin TUNCER; Akademi Yay. -Ýman ve Aksiyon Adamý: M.Akif; A.ÝMAMOÐLU; Ravza Yay. -Resimli Türk Edebiyatý Tarihi; N.S. BANARLI; MEB


Selami GÖRGÜN

sgorgun@ortakzemin.com

Dergimizin ilk sayýsýný Nisan ayý sonunda bir konferans eþliðinde çýkarmýþtýk. Konferansa Dicle Ýlahiyat'tan Doç.Dr. Hasan Tanrýverdi Hocamýzý davet etmiþtik. Çok istifadeli geçen sohbetinden okuyucularýmýzý, kýsa da olsa bazý notlarla haberdar etmenin ve bir dinleyici olarak aldýðýmýz notlarý sizinle paylaþmanýn faydalý olacaðýný düþündük. Konu: Ýslam kardeþliði ve Hz. Peygamber (asm). Ancak ilk önce Ýslam'ýn insana verdiði deðer, ondan sonra müslümanýn yeri, Müslümanlar arasýndaki kardeþlik ve kardeþlik neleri bizden ister, neleri gerektirir. Ýslam dini öyle yüce bir din ki; sadece kendi mensuplarýný, Müslümanlarý deðil, genel anlamda insaný çok deðerli kýlmýþtýr. Onun için sadece bu ayeti kerimeyi okumak yeterlidir. Cenabý Allah buyuruyor: “Dünyada ne yaratýlmýþsa, göklerde ne yaratýlmýþsa sizin için yarattým.” dikkat edin sadece dünyadakiler deðil, Cenabý Allah gökler tabirini kullanýyor. Sadece birinci gökte deðil, semavat tabirini kullanýyor. “Ma fis semavati ve ma fil ard” diyor gökte ve yerde ne yaratýlmýþsa insanlar için yaratýlmýþtýr. Kur'an'ý Kerim'in ifadesidir. Onun için baþka bir ayeti kerime de cenabý Allah bizim için yaratýðý o göklerdekileri ve yerdekileri bize hatýrlatarak onlara bakmamýzý araþtýrmamýzý istiyor ve þöyle buyuruyor: “Ya Muhammed insanlara de ki: baksýnlar ben yerlerde ve göklerde neler yaratmýþým, neler var” Bizim için yaratýldýðýna göre bizim onlarý araþtýrýp bulmamýz, onlardan istifade etmemiz gerekir. Baþka bir ayeti kerimede yine dikkatimizi çekerek þöyle buyurur: “Görmüyor musunuz? Yerde ve gökte ne varsa sizin emrinize vermiþim.” bizim için yaratýlmýþ bizim için hazýrlanmýþ ve emrimize verilmiþtir, göklerdeki ve yerdekiler. Ýnsan ne kadar deðerli ki, þu ayeti kerimeyi hak ediyor. “Biz insaný deðerli yaratmýþýz” Müslüman da demiyor, insanoðlunu izzet ve þeref sahibi deðerli bir varlýk olarak yarattýk buyuruyor Cenabý Allah.

DENEME-DÜÞÜNCE -YORUM

“ORTAK ZEMÝN” KONFERANSLARI --1

33

Ýnsan bu kadar deðerli iken eðer Cenabý Allah'ýn gönderdiði emir ve nehiyleri doðrultusunda hareket ederse o kadar deðerli olur ki, melekler ona secde eder. Nitekim ilk insana melekler secde etmiþti, saygý secdesi. Daha Hz. Adem yaratýlmadan önce Cenabý Allah meleklere bilgi verir, hani dünyadakiler ve göklerdekiler insan, için yaratýlmýþ, elbette insanda yaratýlacak. Yaratýlmadan önce cenabý Allah meleklere þöyle buyurur. “biz meleklere dedik ki; yeryüzünde bir halife yaratacaðýz” halife ne demek; asil bulunmadýðý zaman onun yerine geçen kimse demek. Allah dünyayý insana teslim edecek göklerdekini de emrine verecek, öyle bir insan yaratýyor. insanýn özelikleri hakkýnda Allah bilgi verir ve melekler anlamakta zorluk çekerler. Hatta kendilerini insandan daha deðerli gördükleri için hilafete dünyadaki hakimiyete ve dünya egemenliðine daha layýk görüyorlar diyebiliriz. Sadece soru sorma bilgi isteme konusunda deðildir. “Yarabbi! Neden dünyaya öyle bir insaný, öyle bir varlýðý halife olarak býrakacaksýn ki? Orada kan akýtacak, birbirlerini öldürecekler fitne, fesat çýkaracaklar.” Baþka bir cümle daha kullanýyorlar, o da kendilerini aday gösterdiklerini gösteriyor. Þöyle derler “Biz senin emrindeyiz hep seni tesbih ve hamd ederiz.” Yani dolaylý olarak biz bu iþ için daha ehiliz. Allah'ýn onlara verdiði cevap; “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim siz sadece ibadet yönünü bilirisiniz. Ben insaný kabiliyetler, yeteneklerle yaratacaðým onu siz bilemesiniz, ben biliyorum.” Nitekim yapýlan bilgi yarýþmasýnda nihayet Hz adem eþyanýn ismini söylerken melekler secdeye kapanýrlar saygýda bulunurlar. Ýnsan o kadar deðerlidir ama bu deðerini ilme akla ve þimdiki tabiriyle müspet bir yere tabi olmakla kazanýr. Ve ilim amele dönüþürse deðerli bir varlýk olur. Kur-an'dan þunu da anlýyoruz. Ýslam sadece bizim dinimizin adý deðil bütün dinlerin adýdýr, kabul eden Müslüman olmuþtur. Kur'an'ý Kerim geldikten sonra bütün dinler geçersiz kýlýndýlar. Zaten gelen yeni kitap eski kitabý deðiþtirmiyorsa farklý hükümler getirmiyorsa yeni kitabýn gelmesine gerek yok. Yani kardeþlik ilim temelinde olur, cehalet üzere olmaz.

emin

Rabbim “Sahabe kardeþliðini” hayatýmýza aksettirsin inþallah…

z

Kardeþliði bozan þeylerden kaçýnmalýyýz. Allah Resulü “Müslüman Müslümanýn kardeþidir. Müslüman, kardeþine zulüm etmez, hor görmez, küçümsemez, eðer yaparsa da bu cahiliye kalýntýsýdýr. Üstünlük ancak takva iledir.”

Ortak

Ýslam'da kardeþlik. Ýslam kardeþliði diyoruz. Ýslam kardeþliðinde daha ziyade iman kardeþliðinden Kur'an bahseder. “Müminler kardeþtir.” Ýslam kardeþliði ile iman kardeþliði arasýndaki fark þudur: Ýman kardeþliði inanç çerçevesini daha geniþ tutar. Ýslam Allah'ýn emir ve yasaklarýný yaþamaktýr. Ýman ise bütün inançlarýn esaslarýnýn esasýdýr. Ýnanmak ayrý bir þeydir, taklit ayrý bir þeydir. “Deki; siz iman etmediniz sadece Müslüman oldunuz.” Ayeti bunu gösterir. Ýman çerçevesi geniþtir inanç esaslarýný kabul edenler kardeþtir. Ýslam ise yaþamaktýr iman kabul etmektir. Bir mü'min, namaz kýlmasa yine mü'mindir kardeþtir.


DENEME-DÜÞÜNCE -YORUM

34

MÜ'MÝNLERDE ÜLFET (UZLAÞMA) Mustafa ÇEKÝCÝ

slam kardeþliði; mü'minler mabeyninde bir ünsiyettir, ülfettir(uzlaþma-kaynaþma), þefkattir, merhamettir, hillettir(fedakarlýk-dostluk). Bu hisler ve duygular yumaðý, kalpler mabeyninde nurani bir köprüdür ve mü'minin, mü'mine karþý kalbinde bulunmasý elzem olan bir haldir.

Ýman nimetiyle nimetlenmenin getirdiði Ýlahi yükümlülükleri sertaç etmenin gerekliliðini ve ehemmiyetini Vahy-i Ýlahi ve Kavl-i Resulullah ile idrak edip; akýl, kalp ve ruh dünyamýzý bu Vahy-i Semavi mesajlarla aydýnlatarak, toplumsal hayata hayat katarak Ýslam kardeþliðini tesis edebiliriz.

Ýslam kardeþliðinin gerekliliðinde ve özünde tefani olmak vardýr. Yani birbirinde fani olmak. Bu bir imani eylemdir. Bediüzzaman'ýn ifadesiyle: “kendi hissiyat-ý nefsaniyesini unutup kardeþlerinin meziyet ve hissiyatýyla fikren yaþamaktýr. Kardeþlerinin meziyetlerini Þahýslarýnýzda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onlarýn þerefleriyle þakirane iftihar etmektir.”

Ýmanda kemalat kazanmýþ müminlerin, hem nefsi hem de toplumsal ubudiyetinde Allah'ýn rýzasýný, arzu ve isteklerini esas alarak ihlaslý bir amel örgüsü oluþturmalarý, emr-i Ýlahi olan kardeþlik hislerinin oluþumunu da beraberinde getirecektir. Allah (cc) ayetinde Hz Peygambere hitaben þöyle buyuruyor: “Yeryüzündeki her þeyi verseydim yinede onlarýn kalplerini uzlaþtýramazdým; fakat Allah onlarýn arasýný uzlaþtýrýp kaynaþtýrdý.” (Enfal-65) Allah'ýn mü'minler arasýndaki bu ülfeti (uzlaþýp kaynaþmayý) saðlamasý bir irade-i ilahidir. Mü'minler topluluðunun hayatý ve selameti içindir. Buna soðuk durmak imanýn gereði deðildir. Peygamber (asm) þöyle buyuruyor: “Mü'min ülfet eden insandýr; ülfet kurulamayan insanda hayýr yoktur.” (Müsned, 2-400)

Ý

Ýmandaki birlikteliðimiz, elbetteki kalplerimizin birlikteliðini netice vereceðinden kardeþane bir tavýr sergilememiz gerekir. Allah (cc) bizleri kardeþ kýlmýþ ve birbirimizi de sevmemizi emretmiþtir. Ýslam kardeþliðinin gereði sevgidir. Efendimiz (asm): “Sevgi Allah içindir, kin ve nefrette Allah içindir.” (Buhari, iman-1) Yine bir hadisi þerifte: “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi de sevmedikçe iman etmiþ olamazsýnýz.” (Müslim,iman93) Allah (cc) þöyle buyuruyor: “Hepiniz toptan Allah'ýn ipine sýmsýký sarýlýn, parçalanýp ayrýlmayýn. Allah'ýn üzerinizdeki nimetini de hatýrlayýn. Hani siz düþmanlar idinizde O kalplerinizi birleþtirmiþti de onun nimetiyle kardeþ olmuþtunuz.” (Ali imran-103)

Ortak

z

emin

Mekke'den Medine 'ye hicret eden Müslümanlara kucak açan Medineli Müslümanlar, sena-i Kur'aniyeye mazhar olmuþlardýr. “Onlardan önce o yurda (Medine) yerleþip imana sarýlmýþ olanlar (Ensar), kendilerine hicret edip gelenleri (Muhacir) kendi nefislerine tercih ederler.”(Haþr-9) Kardeþlik hisleriyle hicret edip Medineye gelen Müslüman kardeþlerini kendi nefislerine maddi ve manevi menfaat noktasýnda tercih etmek dostluðun, fedakarlýðýn, samimiyetin, ihlasýn ve Ýslam kardeþliðinin gereðidir.

Mü'minler mabeyninde maddi-manevi makam, fazilet, ilmi ve unsuri tefevvuk(üstünlük) fikri, hased, enaniyet…v.s. bütün bunlardan kaynaklanan rekabet ve ihtilaf; bir maraz-ý nefsidir ve bir maraz-ý kalbidir. Bu maraz nefis ve kalb topraðýna atýlmýþ öldürücü bir zehir hükmündedir. Böyle bir nefis ve kalp topraðýnda ülfet olmazsa; kardeþlik iliþkileri zayýflar, toplumsal hayatta da, hayat yok olur. Neticede üzerimize zulmet karabulutlarý çökerek hayat yaþanmaz bir hal alýr. Bundan mütevellid böyle bir atmosferde; can, mal, namus, nesil ve din emniyeti olmaz. Bu hal-i vaziyetten halaskarlýðýmýz; toprak gibi mahviyet sahibi (alçakgönüllü) olmaktan geçer. Ancak bu vesile ile toprak misali baðrýmýzda enva-i türlü mizaç, meþreb ve karakterdeki kardeþlik tohumlarýnýn yeþermesine ve canlanmasýna sebeb teþkil edebiliriz.


Ayþe KIZIKLI

Ýdrak etmeye baþladýðýmýz þu mübarek üç aylarýn ahiretimiz için karlý bir pazar alýþ veriþine dönüþmesi noktasýnda üzerimize düþen; bu aylarýn önemini en iyi þekilde kavramak ve yaþamak ameliyesidir.

faziletli bir aydýr. Receb ayýnýn ilk cuma gecesi Regaib kandilidir. Ýslâm âlimleri, Hz. Peygamber (s.a.s)'in bu gecede Yüce Allah'ýn manevi ikramlarýna eriþtiðini, bu sebeple þükür ve hacet için namaz kýldýðýný bildirmektedirler.

DENEME-DÜÞÜNCE -YORUM

AHÝRET PAZARI ÜÇ AYLAR

RECEB Receb ayý üç aylarýn ilkidir. Receb kelimesi; herhangi bir þeyden korkmak, utanmak veya bir kimseyi heybetinden dolayý ululamak ve tazim etmek manalarýna gelir. Cahiliye devrinde Araplar, putlarý için bu ayda kurban keserlerdi. Araplar arasýnda mukaddes bilinen Receb ayý, haram aylardan (eþhur-i hurum) biridir. Diðer üç haram ay ise, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem idi. Haram aylarda harb etmek Araplar arasýnda yasak kabul edilmiþti, hatta bu uygulama Ýslâm'ýn baþlangýcýnda da yürürlükteydi. Buna sebep, Mekkelilerin bu aylarda geçimlerini temin etmeleri, Kâbe ziyaretçilerinin emniyetinin saðlanmasý idi.

35

ÞABAN Þaban ayý, Receb ile Ramazan aylarý arasýnda yer alýr ve üç aylarýn ikincisidir. Þaban ayýnýn önemli bir hususiyeti, "Beraat gecesi"nin bu ayýn on beþinci gecesi olmasýdýr. Beraat gecesi, meleklerin inmesi, dualarýn kabul olunmasý, dualarýn geri çevrilmemesi gibi birçok fazilete sahip olduðu için, bulunduðu ayý da deðerli kýlmýþtýr. Ýbn-i Mâce, Þaban ayý ve özellikle Beraat gecesi hakkýnda rivayet edilen þu iki hadisi kaydeder: Þaban ayýnýn yarýsý (Beraat gecesi) gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Þüphesiz ki Allah, o gece güneþin batmasýyla dünya göðüne iner ve þöyle der: Benden af dileyen yok mu? Onu affedeyim! Rýzýk isteyen yok mu? Rýzýk vereyim! Þifa dileyen yok mu? Þifa vereyim!" (Sünen, Ýkâmetü's-Salât, 191). “Allahu Teâlâ, Þaban’ýn onbesinci gecesi (Beraat gecesi) tecelli eder ve anababaya asi olanlarla Allah'a ortak koþanlar dýþýnda bütün kullarýný baðýþlar” (Sünen, Ýkâmetü's-Salât, 191)

Ortak

Efendimiz (a.s.m), bu ayda mümkün olduðu kadar oruç tutardý. Hz. Aiþe, O'nun bu davranýþýný þu sözleriyle ifade eder: "Rasûlüllah'ýn (s.a.s) Þaban ayýndaki kadar çok oruçlu olduðu bir ay görmedim" Receb ayý, içinde iki kandil gecesi bulunmasý açýsýndan da (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 295).

emin

z

Efendimiz (a.s.m), Abdullah b. Cahþ komutasýnda bir grup muhacir sahabeyi Kureyþ kervanýndan haber getirmesi amacýyla Nahle'ye göndermiþti. Keþif gayesiyle sefere çýkýlmasýna raðmen bölükte bulunanlar, müþriklerin kendilerine yaptýklarý kötülükleri hatýrlayarak kervana saldýrdýlar. Bu olayýn gerçekleþtiði gün Receb ayýnýn son günü idi. Hâlbuki müslümanlar, Receb ayýnýn bittiðini ve Þaban’a girildiðini sanýyorlardý. Kervandan iki kiþiyi esir aldýlar, bir kiþiyi öldürdüler ve kervaný alýp Hz. Peygamber'e getirdiler. Müþrikler, Araplarca savaþmanýn kesinlikle yasak olduðu Receb ayýnda bu hadisenin oluþunu fýrsat bilerek, "Muhammed haram ayýný helâl saydý" tarzýndaki ifadelerle propagandaya baþladýlar. Ýþte bu olay üzerine Bakara süresinin 217. ayeti nazil oldu: "Ey Muhammed! Sana hürmet edilen ay'ý, o aydaki savaþý sorarlar. De ki: O ayda savaþmak büyük suçtur. Allah yolundan alýkoymak, Allah'ý inkâr etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkýný oradan çýkarmak Allah katýnda daha büyük suçtur. Fitne çýkarmak ise öldürmekten daha büyüktür! Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaþa devam ederler. Ýçinizden dininden dönüp kâfir olarak ölen olursa, bunlarýn iþleri dünya ve ahirette boþa gitmiþ olur. Ýþte cehennemlikler onlardýr, onlar orada temellidirler"

Yine Receb ayýnýn yirmi yedinci gecesi Ýslâm dünyasýnda Mirâc gecesi olarak kutlanýr. Olay hakkýnda Kur'an-ý Kerim'de baþlý baþýna "Ýsra" suresi indirilmiþtir. Beþ vakit namaz bu gecede farz kýlýnmýþ, bu gece nazil olan Bakara suresinin son ayetleri ile müslümanlarýn sýkýntýlarýnýn sona ereceði ve Muhammed ümmetine Allah'a ortak koþmadýklarý, tevhidden ayrýlmadýklarý takdirde Cennete girecekleri müjdelenmiþtir. Ayrýca Ýsra suresinin bir bölümünde Ýslâm'ýn bir özeti, on iki esas halinde bu gecede bildirilmiþtir.(Bkz: Ýsra39)


DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

36

Þaban ayý, Ýslam tarihinde bazý önemli olaylarýn gerçekleþmesi açýsýndan da önemlidir. Bunlar arasýnda, hicretin ikinci yýlýna rastlayan Þaban ayý ortalarýnda nazil olan ayetle kýblenin Mescid-i Aksâ'dan Mescid-i Haram'a çevrilmesi ve diðer bir ayetle de Ramazan orucunun farz kýlýnmasý sayýlabilir. RAMAZAN Ramazan ayý müslümanlarýn oruç tutmakla mükellef olduklarý, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilen aydýr. Bu mübarek aya Ramazan isminin verilmesindeki hikmet þöyle belirtilmiþtir: 1- Yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yaðýp yeryüzünü tozdan temizleyen yaðmur manasýna "ramdâ" kelimesinden alýnmýþtýr. Bu yaðmurun yeryüzünü temizlediði gibi, Ramazan ayý da müminleri günah kirlerinden temizler. Nitekim bir hadis-i þerifte Efendimiz (a.s.m); Kim inanarak ve alacaðý sevabý Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiþ günahlarý baðýþlanýr" (Buhârî, Savm, VI) buyurmuþtur. 2- Güneþin þiddetli hararetinden taþlarýn yanýp kýzmasý anlamýna olan "ramad" kelimesinden alýnmýþtýr. Böyle kýzgýn yerde yürüyenin ayaklarý yanar, zahmet ve meþakkat çeker. Bunun gibi oruç tutan kimse de açlýk ve susuzluðun hararetine katlanýr, meþakkat çeker, içi yanar. Kýzgýn yer orada yürüyenlerin ayaklarýný yaktýðý gibi, Ramazan da müminlerin günahlarýný yakar, yok eder.

cömerdi idi. Onun bu cömertliði Ramazan ayý girip te kendisiyle Cebrail (a.s.) karþýlaþtýðý zaman daha da artardý. Cebrail (a.s.) Ramazan ayý çýkýncaya kadar her gece Resulullah (s.a.s) ile buluþup, Resulullah (s.a.s) Kur'an'ý arz eder (okur) du. Resulullah (s.a.s) Cebrail (a.s) ile buluþtuðunda insanlara rahmet getiren rüzgârdan daha cömert, daha faydalý olurdu" (Buhari, Savm, 7). Hadis-i þeriften Ramazan ayýnda Kur'an-ý Kerim'i hatmetmenin sünnet olduðu anlaþýldýðý gibi, gücü yetenlerin çokça sadaka vermeleri, hayýr ve hasenatta bulunmalarýnýn da sevap olduðu anlaþýlmaktadýr. Enes (r.a)'dan rivayet edildiðine göre Hz. Peygamber (s.a.s)'e; "Hangi sadaka daha faziletlidir?" diye sorulunca, "Ramazan ayýnda verilen sadaka" buyurmuþtur (Tirmizi, Zekat, 28).

Ramazan ayý dinimizce en faziletli ve mukaddes bir aydýr. Bu konuda Efendimiz (a.s.m) Ebû Hureyre (r.a)'dan rivayetle þöyle buyurmuþtur."Ramazan ay'ý girince göklerin kapýsý (baþka bir rivayette Cennetin kapýlarý) açýlýr, Cehennemin kapýlarý kapanýr, þeytanlar zincire vurulur" (Buhari, Savm, V).

6 - Te r a v i h n a m a z ý d a b u a y ' a m a h s u s ibadetlerimizdendir. Ebû Hüreyre (r.a)' dan þöyle rivayet edilmiþtir: "Resulullah (s.a.s)'in Ramazan hakkýnda þöyle buyurduðunu iþittim: Kim inanarak ve sevabýný umarak Allah rýzasý için teravih namazý kýlarsa geçmiþ günahlarý baðýþlanýr" (Buhârî, Teravih, I) 7- Ýtikâfa girmek: Ramazan ay'ýnýn son on gününde itikâfa girmek sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.s) Ramazan'ýn son on gününde daha çok ibadet ve taatta bulunurdu. Hz. Aiþe validemizden þöyle rivayet edilmiþtir: Hz. Peygamber (s.a.s) Ramazan'ýn son on gününde vefatýna kadar itikâfa girdi. Ýrtihalinden sonra da zevceleri itikâfa devam ettiler" (Buhari, Ýtikâf I). 8- Ramazan ayýnda Kur'an-ý Kerim'i okumak, hayýr ve hasenatta bulunmak: Ýbn Abbas (r.a.) dan þöyl e rivayet edilmiþtir: "Resulullah (s.a.s) insanlarýn en

Ortak

z

emin

Cabir b. Abdullah Resulullah (s.a.s)'in þöyle buyurduðunu rivayet etmiþtir: "Ümmetime Ramazan ayýnda beþ þey verilmiþtir ki bunlar benden önceki hiç bir Ramazan ayýna "on bir ayýn Her hasenenin sevabý baþka vakitte peygambere verilmemiþtir:" sultaný" denilmiþtir. Bu ayýn on ise, Receb-i Þerifte yüzden geçer, 1- Ramazan ayýnýn ilk gecesi özelliklerini þöyle Þaban-ý Muazzamda üç yüzden ziyade olunca Allah Teala ümmetime sýralayabiliriz: ve Ramazan-ý Mübarekte bine çýkar ve (rahmet bakýþýyla) bakar. Allah 1- Kur'an-ý Kerim'de ismi Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i her kime (rahmet bakýþýyla) açýk olarak geçen tek ay Kadirde otuz bine çýkar bakarsa ona ebedi olarak azab Ramazan ayýdýr. etmez. 2- Akþamladýklarýnda 2- Kur'an-ý Kerim bu ay içerisinde indirilmiþtir. Yüce Rabbimiz; “Ramazan ayý öyle aðýzlarýnýn kokusu Allah katýnda misk kokusundan bir aydýr ki, insanlara doðru yolu gösteren, hidayeti ve hakký daha güzeldir. 3- Melekler her gün ve gece onlara batýldan ayýrmayý açýklayan Kur'an, bu ayda indirildi" istiðfar ederler, Allah'tan baðýþlanmalarýný dilerler. 4(Bakara, 185) buyurmuþtur. Allah Teala Cennetine emredip; "Kullarým için 3- Kur'an-ý Kerim'de, "bin aydan daha hayýrlý" olduðu hazýrlanýp süslen. Onlarýn dünya meþakkatlerinden belirtilen Kadir gecesi bu ay içerisindedir. kurtulup, benim yurduma ve ihsanýma istirahat için 4- Dinimizin beþ temelinden biri olan oruç ibadeti bu gelmeleri yaklaþtý" buyurur. 5- Gecenin sonu olunca, ayda üzerimize farz kýlýnmýþtýr. Kur'an-ý Kerim'de; "Sizden Allah hepsini baðýþlar. Orada bulunanlardan biri; "O kim bu aya yetirirse oruç tutsun” (Bakara, 185) buyurulur. gece Kadir gecesi midir?" deyince: "Hayýr, çalýþanlarý Ramazan ay'ý girince þartlarýný taþýyan kimselere oruç farz görmüyor musun? Onlar çalýþýp iþlerini bitirince olur. kendilerine ücretleri tam olarak ödenir" buyurdu. 5- Fýtýr sadakasý vermek bu aya mahsus bir ibadettir. Her hasenenin sevabý baþka vakitte on ise, Receb-i Þerifte yüzden geçer, Þaban-ý Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ý Mübarekte bine çýkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çýkar. (Nursi, B.Said Þualar, 14.þua) Rabbim seksen küsur sene bir ömrü kazandýran üç aylarýn, her gecesini hakkýmýzda Mirac, Beraat ve Kadir gecesi kadar kýymettar eylesin, âmin.

KAYNAKLAR: 1-Þamil Ýslam Ansiklopedisi 2-M.Z. Pakalýn, Osmanlý Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüðü


Dilek Batmaz Allah Resulü (sav) mescidin minberinde, Mute harbinin bütün safhalarýný an be an ashabý kirama aktarýyordu. Muharebe meydaný gözlerinin önünde idi. Orada ardarda gerçekleþen þehadetleri, ashabý kiramýn bir taraftan düþman, bir taraftan þeytan ve nefisleriyle yaptýklarý mücadelelerini mahzun bir þekilde þöyle bildiriyordu: Zeyd bin Harise sancaðý eline aldý… sonra Cafer sonrada Abdullah bin Revaha aldý. Abdullah'tan sonra bir müddet sustu… Peygamber Efendimiz (sav) savaþ sahnelerini nakletmeye devam etti. Abdullah bin Revaha cesaretini topladý, elinde sancak olduðu halde düþmanlarla çarpýþtý ve þehit oldu. Ýtirazlý olarak cennete girdi. Onun için Allah'tan af ve maðfiret dileyiniz! buyurdu. Abdullah'ýn cennete itirazlý olarak giriþi Ensarýn çok aðrýna gitti. “Abdullah bin Revaha'nýn itirazý ne idi?” diye sordular Efendimize. Allah Resulü (sav); “Kendisi yaralandýðý zaman düþmanla çarpýþmaktan çekindi sonra nefsini kýnadý, cesaretini topladý ve þehit oldu cennete girdi. Onlar bana cennette altýn tahtlar üzerinde gösterildi. Abdullah'ýn tahtýnýn arkadaþlarýnýnkinden daha aþaðýda ve eðri olduðunu gördüm. Nedenini sorduðumda Abdullah çarpýþmaya giderken bazý tereddütler geçirmiþ sonrada çarpýþmaya gitmiþti! denildi” buyurdu. Hz. Abdullah'ýn þehit olup cennete giriþi Ensarý sevindirip yüreklerini rahatlattý. Bunlarý nakleden Allah Resulü (sav)'in gönüllerinin mahzunluðu arttý arttý ve gözlerinden inci tanesi gibi yaþlar dökülmeye baþladý. “Ardýndan þimdi sancaðý Allah'ýn kýlýçlarýndan bir kýlýç eline aldý neticede Allah mücahitlere fetih müyesser kýldý” buyurdu. Demek ki nefis ve þeytan ölünceye kadar insanýn peþini býrakmamaktadýr. O halde Müslüman daima uyanýk ve mücahede halinde olmalý ve rabbimizin muhafazasýna sýðýnmalýdýr. “Bizim uðrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarýmýza eriþtireceðiz. Þüphe yok ki ALLAH iyi davrananlarla beraberdir.”(Ankebut 69) bu ayet-i celileden de anlaþýlýyor ki; önemli olan Allah'a kulluk uðrunda gücümüz yettiðince mücadele etmektir. Nefse, þeytana kötü duygulara ve din düþmanlarýna bütün güçleriyle direnenleri Allah'u Teala rýzasýna ve cennetine ulaþtýracak yollara yöneltecektir. Ayet, biz Müslümanlara iyi bir kul olmak için sarf edilecek gayretlerin asla sonuçsuz kalmayacaðýný, mutlaka hedefe götürücü çýkýþ yollarý bulunacaðý müjdesini vermekte ve müminleri, mücahedelerin her türlüsünü güven içinde gerçekleþtirmeye çaðýrmaktadýr. Mücahede ölüme kadar süren bir kulluk bilinci ve uygulamadýr. O halde bizler ölene kadar kulluða devam etmek suretiyle mücahede içinde olacaðýz. Nitekim bir hadis-i þerifte þöyle buyurulmuþtur. “Cehennem nefse hoþ gelen þeylerle kuþatýlmýþtýr. Cennet ise nefsin istemediði þeylerle çepeçevre sarýlmýþtýr.” Cennet ebedi mutluluk yurdudur. Ona nefis açýsýndan baktýðýmýz zaman, baþlangýçta nefsin hiçte hoþlanmadýðý ibadet, fazilet ve fedakarlýklarla perdelendiði görülür. Ýnsan nefsi bu güçlüklere katlanmak istemez. Ancak gerçek mutluluk; geçici zorluklara katlanýp o perdeleri aralayabilmektir. Mücahede bu noktada büyük bir önem ve anlam kazanmaktadýr. Mücahede, nefsin haklarýna deðil hazlarýna sed çekmektir.

Seksen küsür sene manevi bir ömrü bizlere kazandýrabilecek olan mübarek üç aylarýn ve içerisinde bulunan mübarek gecelerin tüm islam alemine hayýr, güzellik, barýþ ve muvaffakiyet getirmesini Cenabý Hakk’tan niyaz ederiz.

Ortak

z

emin

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

NEFÝS MÜCADELESÝ

37


DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

38

MATERYALÝZMÝN (MADDECÝLÝK) DERS KÝTAPLARINA YANSIMASI SELAMÝ YÜKSEL syuksel@ortakzemin.com

“Hala düþünmez misiniz?” (En'am:80). “Ey akýl sahipleri, bundan ibret alýn.” (Haþir:2) “Biz de, bu hilkat denilen þeriat-ý fitriyenin evamirine imtisal edemediðimizden cehennem-i cehl ile muazzeb olduk. Bu azabdan bizi kurtaracak taksim-ül a'mal kununuyla amel etmektir. Zira seleflerimiz taksim-ül a'malin ameli ile cinan-ý uluma dahil olmuþlardýr."(Said Nursi. Muhakemat. sh.28.) Tarih, geçmiþ olaylarý belgelere dayanarak inceleyen ve açýklayan bir sosyal bilimdir. Böyle bir tanýmlama yapýlmakla birlikte, realitede ise tarihin büyük bir kýsmý kurgudan ibarettir. Kurgudan kastedilen, tarihi ve tarihi olaylarý sahip olduðu düþünce ve ideolojisine göre sýnýflama ve açýklama olarak ifade edilebilinir. Çünkü her egemen olan bir öncekinin tarihini yazmýþtýr. Ayrýca ideolojilerin tarihe müdahalesi de unutulmamalýdýr. Özellikle de materyalist Marksist ideolojinin tarih kurgusu en etkili olanlarýn baþýnda gelir. Bu yansýmayý ders kitaplarýmýzda çok açýk olarak görmekteyiz. Tabi ki bilimsellik adýna! Yazýlan bu tarihin de her halde gerçekçi, objektif olmasý beklenilemez. Peki, böyle aðýr bir iddiayý neye dayanarak öne sürüyoruz? Bu sorunun cevabýný Kur'an'dan öðreniyoruz. Sosyal bilimlere göre, özellikle tarih, sosyoloji ve de felsefeye göre ilk insanlarýn toplumsal hayatlarý incelendiðinde, kurgusal bir tarih olduðu açýkça görülmektedir. Bu çerçevede sosyal bilimlerin ilk insan topluluðu hakkýndaki görüþleri Kur'an bilgisi ile mukayese edildiðinde tarihin bir takým ideolojiler uðruna nasýl kurgulandýklarý ya da tahrif ve de tahrip edildiði açýkça görülecektir. Tarih, Sosyoloji Ve Felsefe Açýsýndan Ýlk Ýnsan Topluluðunun Özellikleri: Tarih, sosyoloji ve felsefe dedikse bu isimler bizi yanýltmasýn, aslýnda materyalizme göre ilk insan topluluðu demek daha doðru olur. Çünkü ders kitaplarýndaki ifadeler tamamen bu maddeci anlayýþ ve ideolojinin ürünüdür. Þimdi ders kitaplarýndaki maddeci anlayýþýn nasýl egemen olduðunu izah etmeye gayret edelim: “Ýlk topluluklarda görülen ekonomi, siyaset, din, eðitim ve aile yapýlarýnda farklýlýklar görülür. Çünkü toplumlarýn yaþamýþ olduðu koþullar ve ihtiyaçlarý deðiþiktir. Ders kitaplarýndaki toplum sýnýflandýrýlmasý genellikle; ilkel toplumlar, tarým toplumlarý ve sanayi toplumlarý þeklinde yapýlmaktadýr. Ýlkel toplumlar(!); belli bir toprak parçasý üzerine yerleþmemiþ, göçebe yaþayan, geçimini toplayýcýlýk ve avcýlýk ile saðlayan, nüfusu az olan insan birliktelikleridir. Ýnsan, kendini diðer varlýklardan korumak ve temel ihtiyaçlarýný saðlamak için gruplar halinde yaþamaktaydý. Üretmeden, doðadan topladýðý ürünleri tüketerek varlýðýný sürdürüyordu. Köy öncesi dönemin ya da göçebe hayatýn binlerce yýl sürdüðü tahmin edilmektedir. Avcýlýk ve toplayýcýlýkla yaþamlarýný sürdürmeleri binlerce yýl sürmüþ ve binlerce yýl sonra tarýmsal faaliyetlerin baþladýðý iddia edilmektedir.

Ýnanç yapýsý ise; ilk dinsel inançlar bu dönemde doðmuþtur. Ýnsanlar hemen hemen korktuklarý her þeyi kutsallaþtýrýp, inanmaya ve tapýnmaya baþlamýþlardýr. Çeþitli nesneleri veya doðal hadiseleri yani olaðan üstü gördükleri bazý olaylarý nesnelerle sembolleþtirerek putperestliði de baþlatmýþlardýr. Bu dönemde çok tanrýlý bir inanç yapýsý vardýr.” Yukardaki açýklamalarda görüldüðü gibi, aydýnlanma ve modernleþme ile birlikte Batý kendi ulaþtýðý seviyeyi en yüksek ve en büyük medeniyet olarak algýlama ve bu algýlamayý tüm dünyaya empoze etme çabasý içine girdi. Bu çerçevede Materyalizm ile iþbirliðine girerek kendinin üstünlüðü adýna tarihi yeniden yorumlama, kurgulama ve tarihteki yaþanmýþ medeniyetleri de ilkel gösterme cesaretini kendinde buldu. Ders kitaplarýn büyük bir kýsmý bu kurgu ve yorumlamanýn etkisi altýndadýr.

Ortak

z

emin

Aile yapýsý ise, bugünkü anlamýyla bir aile yapýsýndan söz edilemez. Topluluk yaþantýsý içinde topluluða üyelik ve topluluða ait olma vardý.

Tarihe, Kur'an'ýn bakýþ açýsý ile bakýldýðýnda durumun böyle olmadýðý görülmektedir. Kur'an'a göre ilk insanlar Hz. Âdem (as) ve eþi Hz. Havva'dýr.(Hud.11/61. en-Nisa, 4/1). Ýnsanlar onlarýn neslinden devam ede günümüze kadar gelmiþlerdir. Ýlk insan topluluðunun vahþi, ilkel olduðu birçok ders kitabýnda geçen bir


Hz. Âdem'in oðullarýndan Habil ve Kabil'in bu bilgi birikiminden yararlandýklarýný, Habil'in ziraat ile Kabil'in ise hayvancýlýk ile uðraþtýklarýný gerek Kur'an'daki Allah'a hediye sunma hadisesi (el-Maide,5/27) gerekse tarihi kaynaklar doðrulamaktadýr. Ýlk insan topluluðunun tarýmsal faaliyetlerde bulunduðu, iddia edildiði gibi binlerce yýl sonra tarým aþamasýna geçilmemiþtir. Bu tamamen maddeci düþüncenin ilk insanlarý ilkel gösterme adýna kurguladýðý, hayal ettiði bir varsayýmdýr. Hz. Âdem'in evlatlarý onun irþadý ile Allah'a iman etmiþ, zamanlarýndaki maddî ve manevî ihtiyaçlarýný temin eden ahkâmý ondan öðrenmiþlerdir. Ebu Ýdris el-Havlanî'nin, Ebu Zerr'den rivayet ettiði bir hadîste Hz. Peygamber (s.a.s.) Hz. Âdem'e on sahifelik bir kitap indirildiðini söylemiþtir. Ýnsanlarýn dinden ayrýlarak ihtilaf etmeleri, hak dinin izini kaybederek batýl itikatlara saplanmalarý sonradan çeþitli sebeplerle meydana gelen kötü bir durumdur. Böylece beþeriyetin baþlangýcýnýn bir vahþet devri olmadýðý anlaþýlýr. Hz. Âdem'den sonra yeryüzünün çeþitli bölgelerine daðýlan insanlar doðru yoldan ayrýlmýþlardýr. Allah, onlara zaman zaman peygamberler göndermiþtir. Þu ayet bu hakikati ifade eder: "Ýnsanlar (ilk önce) bir ümmetti (onlar ihtilaf ettiler). Allah da müjde verici ve azabýnýn habercileri olarak peygamberler gönderdi..." (El-Bakara,213)

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

varsayýmdýr. Gerçekte ise ilk insan bilgi ile donatýlmýþtý. Çünkü kâinatýn yaratýcýsý Hz. Âdem'i dünyaya gönderirken eþyanýn bilgisini öðreterek göndermiþtir. (el-Bakara, 2/3032). Bilgi sahibi, erdemli ve bilge olan ilk insan doðal olarak kendi nesline de sahip olduðu bilgi ve hikmeti öðretecektir ve öðretmiþtir. Dolayýsý ile ilk insanlarý ilkel ve vahþi olarak nitelemek doðru deðildir. Ýlk insan topluluðunu ilkel görme, gösterme MateryalistMarksist tarih anlayýþýna aittir.

39

Ýlgili ayetlerde gördüðümüz gibi Yüce Allah, ilk insan Hz. Âdem'i bizzat doðrudan doðruya çeþitli safhalardan geçirerek yaratmýþtýr. Darwinist olan Bu yazýda tekâmülcülerin iddia ettiði gibi, insan maddenin kendiliðinden geliþerek tek Sadece ilk insan hücreli canlý olmasý ve bunun da geliþerek çeþitli hayvanlar ve maymunlar topluluðu konusunda, oluþmasý ve maymunlarýn da insana dönüþmesi yoluyla meydana Maddeci Marksist gelmemiþtir. Uydurma ve yakýþtýrmadan ibaret olan bu nazariyenin ideoloji ve felsefesinin doðruluðuna, deney ve gözlemlerde ve delil olarak kabul ettikleri materyal bazý ders kitaplarýna fosillerinde, en ufak bir ipucu bile yoktur. Bunun aksini isbat edecek fosil ve nasýl yansýdýðýný kýsaca deliller pek çoktur. Mendel ve Pastör kanunlarý gibi. (BAÐÇECÝ, Muhittin; izah etmeye çalýþtýk. Þamil Ýslam Ansiklopedisi, c.1, s.7277) Maddeci düþünce sosyal bilimlere Aslýnda bu konu baþlý yansýmakla kalmamýþ, baþta biyoloji olmak üzere diðer ders kitaplarýna da baþýna bir kitap konusu önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamýþtýr. olacak geniþlik ve önemdedir. Ýlk insan topluluðu hem toplayýcýlýk, hem avcýlýk, hem hayvancýlýk ve hem de ziraat iþlerini beraber yapmýþtýr. Sonraki dönemlerde doðal olarak farklýlaþmalar olabilir ve de olmuþtur. Bu sonucu evrenin yaratýcýsýnýn Hz. Âdem'e isimleri yani, eþyanýn hakikatini öðretmesinden çýkarabiliriz. Aile yapýsýna gelince yine ders kitaplarýmýz materyalist Marksist söylemin safsatalarý ile doludur. Ýlk insan topluluðunda ailenin olmamasý bunlardan biridir. Hâlbuki bugün nasýl bir aile yapýsý varsa, o gün de bir aile yapýsý vardý. Ýlk aile Hz. Âdem'in eþi Hz. Havva ile olan evliliðidir. Rivayetlere göre doðan çocuklar, bir kýz bir erkek olmak üzere ikiz doðmuþlardý. O günkü Hz. Âdem'in þeriatýna göre daha sonra büyüyen bu çocuklar çaprazlama olarak bir defaya mahsus birbirleri ile evlendirilmiþlerdir. Böylece ilk insan nesli oluþmaya baþlamýþtýr. Yani aile hayatý vardýr. Ve tesadüf deðildir. Allah'ýn koyduðu kurallar çerçevesinde tarih boyunca da hep ola gelmiþtir. Daha sonra ki dönemlerde meydana gelen sapmalar, bozulmalar bu ilk insan ailesine iliþkin gerçeði deðiþtirmez.

emin

z

Sonuç olarak; bu yazýda sadece ilk insan topluluðu konusunda, Maddeci Marksist ideoloji ve felsefesinin bazý ders kitaplarýna nasýl yansýdýðýný kýsaca izah etmeye çalýþtýk. Aslýnda bu konu baþlý baþýna bir kitap konusu olacak geniþlik ve önemdedir. Bir soru ile yazýmýzý noktalayalým. Fen ilimleri ile din ilimlerinin birlikteliði projesi acaba bugünkü Maddeci Marksist felsefenin etkisi altýndaki fen ilimleri ve ders kitaplarý ya da mevcut müfredatla yapýlacak bir birliktelik, bir bütünleþtirme projesi midir?

Ortak

En önemli kurgulama ise, dini inanca iliþkin olan kurgu ve hayaldir. Yukarda deðinildiðinin aksine ilk insan topluluðu tek ilaha inanmýþtýr. Daha sonra insanlar çok ilahlý bir inanca da sahip olmuþlardý. Fakat bu dönemler de tek ilah inancý hep devam etmiþtir. Ýddia edildiði gibi tek ilah inancý sonraki dönemlerde ortaya çýkmamýþ, Kur'an'ýn ifadesiyle ilk insanla baþlamýþtýr. Çünkü Hz. Adem ilk insandý, ilk peygamberdi ve yalnýzca bir tek ilah olan Allah'a inanmýþ idi. (el-Bakara,30,32). Ýnsanýn yapýsý gereði ayette de meleklerin ifade ettiði gibi insanýn bozguncu yönü de vardý. Dolayýsý ile daha sonralarý hak yoldan çýkmalarý da söz konusu olmuþtur. Fakat her dönemde hak yolun savunucularý olan peygamberler gönderilmiþtir.


DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

40

YÜREÐÝN YAZ DEDÝÐÝ

Abdulhamid HASAN

Hurmalar taneye dursun, kabuklar iç baðlasýn, vücutlar bilince yönelsin ve dolsun boþluklar manevi suyla. Bataklýklarý kurutsun imanýn ýlýk yeli, iman çekirdekleri meyveye dursun, öz kaynaktan beslensin körpe dimaðlar. Varlýk þuuruyla, karanlýk dünyada aydýnlanma lezzetinde bulunmak için Rabbin sonsuz lambalarýyla beslenmeli ve yanmalý, alev olmalý ve ýþýldamalý geceler üstüne, kirletilmiþ umutlar üstüne, ins üstüne... Kendini býrak inancýn ýþýklarýna, kendinden geçercesine, dalarak nebi ýrmaðýndan, taþarak zulümat üzerine. Bilinçlice, özgürce, iyice taný ve bil Allah'ý ve kul ol ey... Beyaz kefenler içinde selam dur Azraile her daim. Yalnýzca rabbe Övgü…. …. Kudret O’nun, O’na hamd, O’na sena ve yalnýzca O’na kulluk... Tertemiz yol, bilinç yolu, hakikat yolu, kemale ermenin yolu, iyilik, güzellik ve aþk yolu, özgürlük yolu, iþte odur Allah yolu... Ona secde ederken iki büklümdür özgürlük. Kýyama dururken onun karþýsýnda, en dik ve en asaletli duruþtur 'O' duruþ... VE selam sana Muhammed(s.a) ve selam size Salihler, sadýklar, þehitler... Bakýþlar fýrlatýlmasýn uzaða, kitle gözlerini, O yakýndýr sana ,þahdamarýndan da….. O maskesiz, o modelsiz, o beyaz, o ak, o billur kadar berrak yolun çakýl taþlarýndan ol ey ins... sen ey insan gitme iblis suyuna. O, Allanýn kovduðu,yeryüzü sürgünü, yabanlarýn mahkûmu, yalnýzlýk tutsaðý, ateþin odunu, enaniyetin sembolü ve gazabýn müstehakýdýr Ey insan!özür dile affa sýðýn ve kendi arzunla ona yönel... onun yolu bir baðlanmýþlýk bir adanmýþlýk ve sevda ve yürek ve iliklere iþleyen bir serinlik ve huzurdur. Ýþte burasýdýr bilincin ve özgürlüðün doruðu, teslimiyetin engin denizi. “Yalnýzca sana ibadet eder ve yalnýzca senden yardým dileriz”. O seni kötülükten alý kor, zulümden alý kor, kullara kulluktan alý kor. Yalnýzca onun rayihasýný burnunun kemiklerinde hisset ve bu aþk en büyük aþkýn kokusu... Bu zülumatla kaplý dünyada birkaç günde Ýsa Mesih gibi yaþa ey ins... Bütün varlýðýný onun aþkýyla kuþat. Tüm iþaretleri, tüm sembolleri sil, tüm armalarý tüm unvanlarý at, tüm renkleri tüm sözcükleri yok et ve tek bir þey iþaretle, tek bir sembol, tek bir unvan ve tek bir söz “lailaheillallah.” Hacýlarýn þemsiyesiz, gölgesiz, korumasýz, Rabbin evinde, alýnlarýn dan dökülen reyhan kokulu terleriyle tam teslimliðin ve kulluðun manasý olan dönüþleri gibi sende yalnýzca Allan’ýn ve Rasul’ün ve Kur’an’ýn merkezinde dön. Yörüngeden çýkma ve asla þaþma. O’nun ortaðý yok. Övgü O’na, nimet ve mülk yalnýz O’ndan, bunu tasdik et.

Ortak

z

emin

Dolandýrýcý, sömürücü ve zorba olma, O’na isyan etme; etme ki olmayasýn ateþ ehli, her zerreden her ýrmaktan Allah’ýn kudreti fýþkýrýyor. Gökte, yerde ve ikisinin arasýnda O’nun sanatý, O’nun ismi O’nun yüceliði inkiþaf ediyor. Yüreðinin derinliklerinde ”en derininde” tam kalbinin orta yerinde, O’nun ismi teþbih ediliyor, sen bir demir tozusun O’nun mýknatýsýna yapýþmazsan rüzgârda savrulur gidersin. Beyaz kuþlarýn arasýnda kanat çýrparak miraca yükselen muttakiler seni bekliyor. Çölün ýssýz gecelerinde, Taþlarýn parýltýsýnda…. Daðlarýn silsilesinde, Okyanusun derinliklerinde….. Yaprakta, çiçekte, böcekte, Kalpte, bedende, akýlda ve fýtratta sen varsýn ALLAH’IM. Senin ismin, senin namýn, senin kudretin tecelli ediyor. ve bir gün insanlar; tüm yönlerden Mescid-i Harama akan hacýlar gibi, ýrmak yataðýndan göle dökülen sel sularý gibi, damla damla, akýn akýn Allah'ýn huzuruna akacaklardýr. Ve sessizlik ve tefekkür ve aþk ve selam olsun kurtuluþa erenlere... ALLAH’IM; sabah akþam beþ vakit sana yöneliyoruz. Ölürken ve gömülürken senin çizdiðin yöne doðru ölüyor ve gömülüyoruz, evimizin, kabrimizin yönü sana doðru. Bir kaç nefes, bir kaç adým sonra az sonra huzurunda olacaðýz, yönümüzü sana döndük. Ýstikametten þaþýrtma ve mahcup etme ALLAH ‘IM...


Mahmut GÜNDEÞ

K

iþisel geliþim kitaplarý, son on yýlda çok hýzlý bir þekilde ülkemizi adeta istila etti ve hala da hayli raðbet gören kitaplar arasýnda yer almaktadýr. Batýdan esen bu rüzgar insanlarýmýzýn pek çoðunu etkisi altýna aldý. Pek çoðumuzun dilinde bu tesir farkediliyor. En çok satanlar arasýnda da kiþisel geliþim kitaplarýný bulmak mümkün. Sadece kitaplarla da sýnýrlý deðil, seminerler ve sempozyumlarda da kiþisel geliþim hayli iþlenilen bir konu. Sanýrým millet olarak çok heyecanlýyýz ve çabucak kapýlýveriyoruz rüzgarlara. Yolculuklarýn nasýl olacaðýný ve sonuçta tam olarak neyle karþýlacaðýmýzý düþünmeden býrakýveriyoruz kendimizi, ümitle. Fakat her toplumun farklarý vardýr ve o toplumun alamet-i farikasý da bu farklardýr. Eðer toplumlardan onlarý alýrsanýz, her toplum benzer bir yapý alýr ve global bir dünya ortaya çýkar (belki de birilerinin istediði de budur, lakin konu þimdilik bu deðil). Madem bizi biz yapan farklýlýklarýmýzý muhafaza etmeliyiz(muhafazakarlýk, statükocu demek deðildir), o halde her ithal edileni direkt almamalý,, kriterlerimizin eleðinden geçirmeliyiz. Bünyemize þifa diye aldýklarýmýz, uyuþmazlýk gösterdiðinde öldürücü zehir olabilir.

emin

z

Ýnsan kendi baþýna çok fakirdir, bir dayanak noktasý bulmadýkça kendine asla kafi gelemez. Ýnsan acizdir, dayanabilecek bir güç bulmadýkça kuvvetsizliði ona daima zayýflýðýný hatýrlatýr. Her insan böyledir ama pek çoðumuz bundan bile habersizizdir. Ýþte Avrupadan ithal kiþisel geliþim mantýðýnýn çok hýzlý yayýlýp, kýsa bir süre sonra da hýzlýca çökmesinin nedeni de tam olarak budur. Ýnsandaki acizliði ve fakirliði inkar edip insanýn herþeyi baþarabileceði benliklere aþýlar; insanin enaniyetinin bu þekilde okþanmasý enaniyete çok büyük bir haz verir. Bu nedenle de nefislerin

Ýnsanýn aradýðý nedir? Ýnsan, arzularýný yerine getirebilmek için, zenginliðine ve varlýðýna (maddimanevi) karþý tehlikeli gördüðü durumlara direnebilmek adýna da güç peþindedir. Ýnsan; enaniyetine, insan olduðu gerçeðini kabul ettirebilmeli ilk olarak. “Ben bir insaným” derken, sadece diðer varlýklara olan üstünlüðünü düþünmemelidir. Ayný zamanda kendi zaaflarýný, istekleri karþýsýndaki fakirliðini, etten ve kemikten mürekkeb bir cismi olduðunu kalben teslim etmelidir. Aksi halde çocukça gururu kendisini sahipsiz kýlacak, arzu ettiði herþeyden mahrum kalýrken kaçtýðý hiçbir þeyden de selamet bulamayacaktýr. Ýnsan, Hikmet-i Ýlahinin gereði olarak çeþitli donanýmlar ile var edilmiþtir. Ruha takýlan onca donaným elbette ki kullanýlmak içindir. Öncelikle insan “KUL”dur. Kendi baþýna kaim deðildir, Kayyum olan Allah'ýn lutfu iledir kýyamý. Elindeki hiçbir þey insanýn kendi malý deðildir, tamamý mevhibedir, verilmiþtir. Bu açýdan insana verilenler bir tarafa konursa, insandan birþey kalmayacaktýr. Denebilir ki insan kendi baþýna

41

Ortak

Kiþisel geliþimin merkezinde “benlik” vardýr. “Ben” herþeyi yapabilir, inanýlmaz derecede güçlüdür, bir þeye inandýðýnda asla baþarýsýzlýk söz konusu deðildir, hayatta herþey kolaydýr ve istediði herþeyi baþarabilir... Bu düþüncelerle beslenen benlik þiþer, büyür, hafifler ve ayaðý yerden kesilir. Saðlam bir zeminde geliþmek deðildir bu, sadece þiþmek, havalanmaktýr. Ýnsaný deðiþtirmeden görüntüsünü deðiþtirmektir. Neticede deðiþmiþ bir görüntü ile insan kendini farklý görür. Tabir yerindeyse bir binanýn dýþýný güzelleþtirmek ve bu güzelliðinden içine de sinmesini sadece ummaktýr.

bu akýntýya kapýlmalarý hayli kolaydýr. Kiþisel geliþim dalgasýnýn insanlarýn büyük bir kesimini kýsa sürede etkisi altýna almasý bu nedenledir. Oysa insanýn ruhuna huzur verebilecek kiþi asla insanýn kendisi olamaz, zira insan kendiyle kaim degildir, müstaðni olamaz. Daima muhtaçtýr. Bu mevcud olanýn, her varedilmiþin kaçýnýlmaz gerçeðidir. Akýl ne kadar baþka þeylerle kandýrýlsa da ve baþka yönlere çevrilse de insanda Müteal varlýða dönük ve oraya baktýran vicdan penceresi, daima “insan olma”, “yaratýlmýþ olma” ve “kul olma” gerçeklerini akla ve kalbe gösterir. Sahte bir huzur, kýsa bir sarhoþluk ve geçici bir lezzet sonrasý akýl, aklýný baþýna alýr ve kendisinin en sadýk dostu vicdana dönmek, onun sesini dinlemek zorunda kalýr. Ýþte bu gerçeklerin farkedilmesiyle kiþiþel geliþimin çöküþ trendi baþlar, uçurumdan düþer gibi boþluða düþer. “Kendisini müstaðni görüp haddini aþan bu benlik”, muhtaciyetini tekrar farkeder ve ihtiyaçlarýný giderecek bir Kadi-ul Hacat arar.

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

KÝÞÝSEL GELÝÞÝM


?

ÝÞÝNÝZÝ ÝNTERNETE TAÞIMAK ÝSTÝYORSUNUZ ANCAK AKLINIZI KARIÞTIRAN BÝR ÇOK SORU MU VAR

PROJENÝZÝ GENEL HATLARIYLA BÝZE ANLATIN; SÝZE ÜCRETSÝZ YOL HARÝTASI ÇIKARALIM. GRAFÝK TASARIM WEB SÝTESÝ TASARIMI WEB PROGRAMLAMA CD/DVD KAPAK TASARIMI ÝNTERAKTÝF TANITIM CD SÝ ALAN ADI TESCÝLÝ Adre:Eski saray Cad. Karagöz Mah. Þekerci Durdu Halýcýlar Sitesi kat:1 No:116 Tel: 0 342.231 42 62 E-mail:info@performansnet.com

WWW.PERFORMANSNET.COM

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

Ortak

z

emin PERFO RMANS AJANS SÝZE G ECERLÝ ÇÖZÜM LER SU NAR

42

tamamen bir “hiç” sayýlýr. Ýþte geri kalan arasýnda gel-gitlerden kurtulamayýz. bu “hiç” de enedir (eneye “emr-i itibari” Biz de kulluk gerçeði ile bakmalýyýz denme sebebi). Ýnsan, Allah'ýn kudreti bu konuya. Ýnsanýn en büyük Asi ve nankör ile güç bulur, Allah'ýn ihsan ettiði güç düþmaný ümitsizliktir. Ve insan tarafýndan olmasa kendi baþýna yapabileceði zannediyorum insanýn baþýna hiçbir iþ olamaz. Ýnsan bunlarý gelebilecek en büyük Yaratýcýnýn karþýsýna unuttuðunda enaniyeti geliþir, talihsizlik de kendi çýkarýlan deha kiþiliði deðil. Ve enaniyet öyle potansiyelini rehberliðindeki kalýnlaþýr, duygularýný esir alýr ki farkedemeyiþidir. Kiþisel Enaniyetin, bu daðdaðalý kendisini tamemen yutar; geliþim, Allah ýn bahþettiði herþeyi kendine mal ederek potansiyeli insana dünya denizinde insaný adeta “zamanenin bir farkettirip bu kuvveleri sahil-i selamete firavuncuðu” olur. nasýl en istikametli þekilde çýkaramayacaðý kesindir. Netice itibariyle, “Asi ve fiiliyata Peki bu rüzgara tamamen nankör insan tarafýndan aksettirebileceðimizin Yaratýcýnýn karþýsýna rehberliðini yapmalýdýr. lakayd kalýp böyle bir þeyi çýkarýlan deha” Kiþisel geliþim bu tamamen terk mi etmeli? rehberliðindeki enaniyetin, bu rehberliði yapabildiði Elbetteki toptan kabul daðdaðalý dünya denizinde ölçüde kýymet kazanýr. kadar toptan red de insaný sahil-i selamete çýkaramayacaðý kesindir. Peki Hasýlý, bu konuya zarardýr. Düstur; “huz ma bu rüzgara tamamen lakayd yaklaþýrken; sefa, de' ma keder” Her kalýp böyle bir þeyi tamamen “güçlüyüm” diyorsanýz þeyin iyisini almak, terk mi etmeli? Elbetteki toptan gücün kime ait olduðunu, kötüsünü býrakmaktýr. kabul kadar toptan red de “baþarabilirim” zarardýr. Düstur; “huz ma sefa, diyorsanýz; kabiliyetleri Kiþisel geliþime deðil, de' ma keder” Her þeyin iyisini ihsan edeni ve “kendime enaniyet abidesi batýnýn almak, kötüsünü býrakmaktýr. güveniyorum” derken de; yaklaþýmýna karþý Kiþisel geliþime deðil, enaniyet “kendiniz”i size bahþedeni olmalý. abidesi batýnýn yaklaþýmýna karþý unutmamalý. “Ýnanýyorsanýz olmalý. baþaranlar sizler Bir gerçeðe bakarken baþka olacaksýnýz”(kime ve neye?). gerçekleri unutmamalý; ancak böyle bir nazar ile denge bulunabilir. Yoksa aþýrýlýklar


Erol ERKAN

Böyle bir konuyu tek sayfaya sýðdýrmanýn güçlüðü ortadadýr. Yazma ve yayýnlama fýrsatýný bulursak ileriki sayýlarda konuyu daha etraflýca tartýþmayý umuyorum. Þimdilik giriþ mahiyetinde konu ile ilgili genel bir çerçeve çizmeye çalýþacaðým. “Deðiþme”yi bir halden baþka bir hale geçiþ veya önceki durum ya da davranýþtan uzaklaþma biçimi olarak tanýmlayabiliriz. “Toplumsal deðiþme” ise, bir toplumun sosyal sistem içerisindeki kurumlarýn, sosyal rol kalýplarýnýn ve insanlar arasýndaki iliþkiler aðýnýn deðiþmesi anlamýna gelmektedir. Yeni ihtiyaçlarýn ortaya çýkmasý ve bilgi artýþý ile toplumsal ve kültürel yapýnýn karmaþýklýk derecesi sosyal deðiþmenin temellerini oluþturan þartlar olarak deðerlendirilebilir. “Deðiþme” kavramý esasýnda herhangi bir deðer ifade etmemektedir. Ancak kavrama “geliþmebozulma” yönlerinde anlamlar yüklenildiði de görülmektedir. Ben “deðiþme” kavramýný nötr bir anlamda kullanmaktayým ve “geliþme-bozulma” þeklinde kavrama herhangi bir yön tayin etmemekteyim.

43

Tarihsel ve toplumsal olaylar arasýndaki baðýmlý iliþkilerin varlýðý ve bir dizi ilahi yasa Kur'an'da “sünnetullah” ile kavramsallaþtýrýlýr. Kur'an, baðýmlý iliþkilere baðlý olarak geliþen toplumsal deðiþmelerde ana faktör olarak daha önce de belirttiðimiz gibi insanlarýn bireysel irade ve tercihlerinin sorumluluk sahibi olacak þekilde ortaya çýktýðýný vurgulamaktadýr. Ancak tutum ve deðiþme tavýrlarýnýn “bir bilinç ekseninde gerçekleþmesi” bu sorumluluk için koþul oluþturmaktadýr. Böylelikle deðiþmede insanýn toplumsal sorumluluðu öne çýkartýlarak, onun sosyal baskýlar karþýsýnda da bilinçli bir tavýr almasý istenmektedir. Kur'an, belli bir tarihi sürece göre toplumlarýn yükseliþ ve düþüþlerini yönlendiren ortak ilke ve prensiplere yer verirken, ayrýca toplumlara etki eden faktörler arasýnda “iman” ve “ahlak” gibi özellikleri de öne çýkararak deðiþmedeki ehemmiyetlerine dikkat çekmektedir. Tarihsel ve toplumsal deðiþmeyi ýrk, çevre, ekonomi ve kahramanlýk gibi dýþ etkenlerle açýklamaya çalýþan eðilimlere karþýn, Kur'an, insanýn tarih içerisindeki rolünü tarihin iþleyiþinde etkin bir faktör olarak öne çýkarmaktadýr. Toplumsal hareketlilik her ne kadar etkili olsa da, hür iradenin belirlemediði olaylar, tarihte doðrudan faktör olmamaktadýr. Kur'an'a göre insanlar deðiþim için hür iradeleriyle sebeplere müracaat ettiklerinde, Allah onlara bu eylemlerin karþýlýðýný vermektedir. Bu noktada “sünnetullah” insan iradesinin tarihte belirleyiciliðini sýnýrlayýcý bir iþleyiþe sahip deðildir. Bu durum kur'an'ýn insan nitelikleriyle ilgili olarak kurduðu çerçevenin ortaya çýkardýðý bir sonuç olmaktadýr.

1- Bkz., Hucurat, 13 2-Bkz., Rum, 30

emin

z

Kur'an'da deðiþmenin yönü, ilahi iradenin, insanlarýn zaman içerisinde uðradýklarý fýtratý zedeleyen ve yeryüzünü fesada boðan her yöndeki sapmayý fýtri deðerler doðrultusunda deðiþtirme biçiminde somutlaþtýðý görülmektedir. Kur'an, insanlarýn adaleti yerleþtirmeleri ve saðlýklý bir toplum kurmalarýyla hem toplumsal hem de tabiat açýsýndan bir takým sonuçlara ulaþacaklarýný teyit etmektedir.

Ortak

Kur'an da toplumlarýn tarihsel olarak yaþamýþ olduklarý çeþitli deðiþim süreçlerine deðinir ve bunlarý genellikle kýssalar içinde nakleder. Bizim burada öncelikle belirtmemiz gereken husus insanýn toplumsal varlýk oluþudur. Bu gerçeði Kur'an'da da görmek mümkündür. Kur'an toplumsallaþma sürecinin insan fýtratýna yerleþtirildiðini ve yaradýlýþýnda var olduðunu belirtmiþtir.(1) Her ne kadar toplumsal etkinlik insani bir etkinlikse de bir kere varlýk kazandýktan sonra bireyden baðýmsýz ve bireyi etkileyen bir olgu haline gelmiþ bulunmaktadýr. Böylece birey ile toplum arasýnda bir iliþki açýða çýkmaktadýr. Ancak bu iliþki tek yönlü bir iliþki deðil, karþýlýklý etkileþimin olduðu bir iliþkidir. Yani birey toplumsal hayat içinde þekillenirken ve yine bu ölçüde de hayatý etkiler. Sosyal yapýlarý oluþturan kurumlarda meydana gelen deðiþmeler bireyin ve gruplarýn yerlerini belirler. Doðal olarak bireyin deðer yargýsý, norm ve düþünce sistemleri, davranýþlarýný ve bilinç düzeylerini de etkiler. Toplum, bireyi çok çeþitli biçimlerde etkileyen ve sýnýrlayan bir gerçeklik olmakla birlikte, münferit insanlar aracýlýðýyla da yönlendirilebilmektedir. Nitekim Kur'an da toplumsal yapý içerisinde bireyleri bütünüyle içeriksiz varlýklar olarak görmemekte, aksine topluma karþý bireye öncelik vermektedir. Zira insanlar için kendi iradelerinin payý olmaksýzýn içinde doðduklarý çevre gerçeðinden önce nitelikli bir “fýtrat gerçeði” vardýr.(2) Kur'an, çevre faktörüne raðmen “fýtrat gerçeðine” dönmeyi baþarabilen tarihsel þahsiyetlerin örneklerini

verir. Hatta Kur'an burada da kalmaz, toplumsal yaþamýn deðiþimini insan iradesine baðlar. Ancak, dünyayý yönlendirme konumunda olan insanýn toplumsal yaþamý yönlendirebilmesi için tarihin seyir çizgisini bilmesi gerekir. Bu doðrultuda deðiþimin yasa ve iþleyiþ sýnýrlarýný göstermesi açýsýndan Kur'an'da deðiþmeyi ifade eden pek çok kavram içinde özellikle “sünnetullah” hem aþkýn hem de merkezi bir kavram olarak ele alýnmýþtýr.

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

KUR'AN'DA TOPLUMSAL DEÐÝÞÝM


DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

44

DÝLÝNMuhammed HÝKÂYESÝ NESÝM

B

ir düþünce aracý olan dil, sosyal bir varlýktýr. Geliþir, deðiþir ve zenginleþir. Dili besleyen, ona desen veren þüphesiz kültürdür.

Toplumdaki kültürel yapý, dili de birebir etkiler. Bir dilin deyim, atasözü, mecaz ve söz kalýplarýyla donanmýþ olmasý, o dilin sahip olduðu kültürel zenginliðin de bir göstergesidir. Çünkü dilin söz varlýðýný oluþturan bu unsurlar, rasgele oluþmamýþtýr. Söylenen her bir atasözü veya deyim tarihin süzgecinden geçerek, geçmiþ insanlarýn beðenisini kazanýp bize kadar ulaþmasý elbette tesadüfî deðildir. Tabiî ki, bu deneyim ve zenginlik bizden de gelecek nesillere aktarýlacaktýr. Bu unsurlar uðradýklarý her asra, o asrýn kültürel özelliðini taþýyan yeni mecazlar, kalýplar ve söz gruplarýný da kendilerine katarak yoluna devam eder. Giderek daha da renklenir ve zenginleþir. Dili oluþturan bu unsurlarý irdelediðimizde her bir kalýplaþmýþ sözün, deyimin ya da atasözünün kendine ait bir hikâyesinin olduðunu görüyoruz. Aslýnda konuþurken veya yazarken hitabetimizi güçlendirmek amacýyla baþvurduðumuz bu deyimler ve atasözleri o hikâyelerin bir özeti hükmündedir. Meðerse söylediðimiz her bir deyim ya da atasözü bir yaþanmýþlýðýn hikâyesidir. Bu hikâyedeki yaþamlarýn renkleri doðal olarak dile geçer. Dil bununla bir gül bahçesine dönüþür. Ýþte bu yüzden diyoruz ki, dilin topraðý kültürdür. Kültürel çeþitlilik, dilde renkliliktir.

- Týkandýbaba, çay getir! - Týkandýbaba, kahve getir!... Bu durum Sultan Mahmud'un dikkatini çekmiþ; -Hele bana anlat bakalým, nedir bu Týkandýbaba meselesi? Uzun mesele evlat, demiþ Týkandý baba. -Anlat baba merak ettim, deyip çekmiþ sandalyeyi. Týkandýbaba da peki, deyip baþlamýþ anlatmaya: -Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her

Ortak

z

emin

Yazýmýzý dili oluþturan unsurlardan birinin hikâyesiyle devam ettirelim: Osmanlý padiþahlarýndan Sultan Mahmud, kýlýk kýyafetini deðiþtirip dolaþmaya baþlamýþ. Dolaþýrken bir kahvehaneye girmiþ, oturmuþ. Herkes bir þeyler istiyor:

birinin bir çeþmesi vardý ve hepsi de akýyordu. Benimki de akýyordu; ama az akýyordu. “Bizimki de onlarýnki kadar aksýn” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldým ve oluðu açmaya çalýþtým. Ben uðraþýrken çomak kýrýldý ve akan su damlamaya baþladý. Bu sefer içimden: “Onlarýnki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksýn.” Dedim ve uðraþýrken oluk tamamen týkandý, hiç akmamaya baþladý. Ben yine açmak için uðraþýrken, Hýzýr Aleyhisselam göründü ve -Týkandý baba, týkandý; Uðraþma artýk, dedi. O gün, bu gün adým “Týkandýbaba”ya çýktý ve hangi iþe elimi attýysam olmadý. Þimdi de burada çaycýlýk yapýp geçinmeye çalýþýyoruz . Týkandýbaba'nýn anlattýklarý Sultan Mahmud'un dikkatini çekmiþ. Çayýný içtikten sonra dýþarý çýkmýþ ve adamlarýna: - Benim padiþah olduðum ülkede halkýmdan birisine ihsanda bulunup, talihini deðiþtirmez miyim? demiþ ve adamlarýna emir vermiþ: - Her gün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz, her dilimin altýna bir altýn koyacaksýnýz ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz. Sultan Mahmud'un adamlarý peki, demiþler ve ertesi akþam bir tepsi baklavayý getirmiþler, Týkandýbaba'ya vermiþler. Týkandýbaba baklavayý almýþ bakmýþ baklava nefis, “Uzun zamandýr tatlý da yememiþtik. Þöyle aðýz tadýyla bir güzel yiyelim.” Diye içinden geçirmiþ. Baklava tepsisini almýþ evin yolunu tutmuþ. Yolda giderken, “Ben en iyisi bu baklavayý satayým evin ihtiyaçlarýný gidereyim” demiþ ve iþlek bir yol kenarýna geçip baþlamýþ baðýrmaya; “Taze baklava, güzel baklava!...” Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavalarý beðenmiþ. Üç aþaðý beþ yukarý almýþ ve Týkandýbaba baklavayý satýp elde ettiði para ile evin ihtiyaçlarýnýn bir kýsmýný karþýlamýþ. Yahudi baklavayý alýp evine gitmiþ. Bir dilim baklavayý almýþ yerken aðzýna bir þey gelmiþ. Bir bakmýþ ki, altýn. Þaþýrmýþ, diðer dilim, diðer dilim derken bir bakmýþ ki her dilimin altýnda altýn. Ertesi akþam Yahudi, acaba yine gelir mi diye ayný yerde baþlamýþ beklemeye. Sultan'ýn adamlarý ertesi akþam yine bir tepsi baklavayý getirmiþler. Týkandýbaba yine baklavayý satýp evin diðer ihtiyaçlarýnýn karþýlamak için ayný yere gitmiþ. Yahudi


-Peki, demiþ ve anlaþmýþlar. Týkandýbaba'ya her akþam baklava gelmiþ ve Yahudi de her akþam Týkandý baba'dan baklavalarý satýn almýþ. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmud: -Bizim Týkandýbaba'ya bir bakalým, deyip Týkandýbaba'nýn yanýna gitmiþ. Bu sefer padiþah kýyafetleriyle içeri girmiþ. Girmiþ girmesine; ama bir de ne görsün, bizim Týkandýbaba eskisi gibi darmadaðýn. Sultan: -Týkandýbaba, sana baklavalar gelmedi mi? Demiþ. -Geldi, Sultaným. -Peki, ne yaptýn sen o kadar baklavaya? -Efendim, satýp evin ihtiyaçlarýný giderdim. Sað olasýnýz!.. Duacýnýzým!...

Askerler durumu padiþaha bildirmiþler. Ýþte o zaman Sultan Mahmud, o meþhur sözünü söylemiþ: “ “VERMEYÝNCE MABUD,

Sylviane Herpin

emin

z

NEYLESÝN SULTAN MAHMUD.”

Düþündüðünüz, Söylemek istediðiniz, Söylediðinizi sandýðýnýz, Söylediðiniz, 45 Karþýnýzdakinin duymak istediði, Duyduðu, Anlamak istediði, Anladýðýný sandýðý, Anladýðý.. Arasýnda çok farklar vardýr Dolayýsýyla insanlarýn birbirini Yanlýþ anlamasý için En az 9 ihtimal vardýr

Ortak

Sultan þöyle bir tebessüm etmiþ. -Anlaþýldý Týkandýbaba, anlaþýldý. Hadi benle gel, deyip almýþ ve devletin hazinesine götürmüþ. - Baba, þuradan küreði al ve hazinenin içine daldýr; küreðine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiþ. Týkandýbaba o heyecanla küreði tersten hazinenin içine bir daldýrýp çýkarmýþ; ama bir tane altýn küreðin ucunda düþtü düþecek. Sultan demiþ: -Baba, senin buradan da nasibin yok. Sen bizim þu askerlerle beraber git, onlar sana ne yapacaðýný anlatýrlar, demiþ ve askerlerden birini çaðýrmýþ: - Alýn bu adamý Üsküdar'ýn en güzel yerine götürün ve bir tane gülle taþý alsýn. O taþý ne kadar uzaða atarsa o mesafe arasýný ona verin, demiþ. Padiþahýn adamlarý: - Peki, deyip adamý alýp Üsküdar'a götürmüþler. -Baba, hele þuradan bir gülle taþý beðen bakalým, demiþler. Baba: -Niçin? Demiþ. Askerler: -Hele sen bir beðen bakalým, demiþler. Týkandýbaba beðenip almýþ gülle taþýný eline: -Ne olacak, þimdi? Demiþ. -Baba, sen bu taþý atacaksýn ne kadar uzaða giderse o mesafe arasýný padiþahýmýz sana baðýþladý, demiþ. Týkandýbaba gülle taþýný çok uzaða atabilmek için bütün kuvvetiyle savurmuþ. Taþ o hýzla oradaki bir kemere çarpýp Týkandýbaba'nýn baþýna düþmüþ ve Týkandýbaba oracýkta ölmüþ.

DENEME-DÜÞÜNCE-YORUM

hiçbir þey olmamýþ gibi: - Baba, baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akþam senden alýrým, demiþ. Týkandýbaba da:


ÝSLAM DÜNYASI

46

SURÝYE HEP SEVECEÐÝZ BU TOPRAKLARI… TAHA KILINÇ

S

ýnýrlarýmýzýn hemen öte yanýnda, sanki Türkiye'mizin devamý gibi uzayýp giden bir ülkedir Suriye. Ortak bir inancýn, ortak bir tarihin, ortak bir kültürün iki kardeþ ülkesidir Suriye ve Türkiye. Uzun zamandýr, yüzyýllarca kardeþlik ve dayanýþma içinde yaþadýðýmýz Müslüman halklara, gözümüzün ucuyla bile bakmýyoruz. Bunlarýn baþýnda, her þeyiyle bize en yakýn olan, ülkemizin sýnýrýn öte yanýndaki tabii bir uzantýsý halindeki Suriye ve Þam geliyor. O kadar ihmal etmiþiz oralarý, o kadar tanýmazlýktan gelmiþiz ki, Þam hakkýndaki (b)ilgisizliðimiz, daha isminden baþlýyor: Suriye'nin baþkenti, ülkemizde daha çok “Þam” olarak isimlendiriliyor. Oysa ne Araplarýn, ne de, biz hariç, yabancýlarýn kullandýklarý bir isim bu. Þehrin gerek günlük hayatta, gerekse resmî olarak kullanýlan ismi Dimaþk. Ya da yabancý dillerde geçtiði þekliyle Damascus / Damaskus / Damas. Þehrin özel ve hal-i hazýrda kullanýlan ismi Dimaþk. Bütün Arapça ve Osmanlýca kaynak eserlerde de bu þekilde geçiyor. Birazdan bahsedeceðim, dünyada ilk kanýnýn burada akýtýldýðýna inanýlýþý sebebiyle, þehre Dimaþk adý verilmiþ. Zira Dimaþk “akan kan” demekmiþ. Ama þehrin ismiyle ilgili daha güvenilir bir bilgiyi Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli'den öðreniyoruz. Mahalli diyor ki: “Dimaþk kelimesi, Latince 'damascus'tan alýnmýþtýr. Damascus ise ipek ya da ipek kozasý demek.” Mahalli'nin anlattýðýna göre, Þam, eskiden ipek iþlemeciliðinde çok önemli bir merkezmiþ. Ýsmi de oradan gelmiþ: Dimaþk.

Suriye'yi iki kelimeyle tanýmlamamý isteseler, herhalde böyle söylerdim: “Müslüman Ülke.” Gerçekten de öyledir. Hatýrý sayýlýr bir Hiristiyan nüfusu barýndýrmasýna raðmen, Suriye Müslüman bir ülkedir. Ýslâm, diðer dinlere müsamaha noktasýnda alný ak tek inanç olduðundan, Suriye'nin Müslüman kimliði, diðer din ve inanç mensuplarý için bir güvencedir aslýnda. Ýslâm, Suriye'de þehir, kasaba, köy, mahalle ve ev suretine girmiþtir desek yanlýþ olmaz. Mesela baþkent Þam'ýn(Dýmaþk) sokak aralarýnda, bazý evlerin kapýlarýnda Kâbe ve Mekke motifleri, rengârenk desenler görürsünüz. Bu, o evden birinin hacca gittiðini gösterir. Mahalle halký, “hacý”larýna böyle güzel sürprizler yaparlar. Onun evini böyle renklendirirler. Ayrýca bazý evlerin duvarlarýna ve iki evin arasýna balonlarýn ve küçük küçük bayraklarýn asýldýðýný görürseniz, sakýn doðum günü

Ortak

z

emin

Suriye hakkýnda birkaç kelâm etmeye, bu temel yanýlgýyý düzeltemeden baþlasaydýk olmazdý.

kutlamasý filan sanmayýn. Bu da, o evden birilerinin hacca gideceðini ya da gittiðini gösterir. Bütün þehirlerde sokaklarýnda yürürken, her taraftan Kur'ân seslerinin geldiðini duyarsýnýz. Evlerden, cami hoparlörlerinden, yanýnýzdan geçip giden otomobillerden, hatta yolda karþýlaþtýðýnýz insanlarýn dudaklarýndan… Bu, bizdeki gibi belli bir zamanda yoðunlaþan, sonrasýnda sönmeye yüz tutan bir âdet deðildir. Her zaman, her mevsimde böyledir. Hele Cuma günleri, þehirlerin kalbinden yükselen o enfes havayý sormayýn! Suriye'de tasavvufi yapýlanma oldukça güçlü. Ýhvan-ý Müslimîn'e karþý son derece müsamahasýz davranan, hatta þiddet ve güç kullanarak mensuplarýný sindiren yönetim, Þam'ýn ve Suriye'nin dört bir yanýnda tekkeler, dergâhlar açýlmasýna göz yumuyor. Her camide açýk zikir meclislerine rastlayabiliyorsunuz. Birçok þeyh efendi açýktan irþad faaliyetlerini yürütüyorlar. Üniversitelerde, tasavvuf ve ahlâk derslerine giren þeyh efendilere rastlamak mümkün. Said Ramazan el-Bûtî, Râtib en-Nâbulsî, Vehbe Zuhaylî, Nureddin Itr, Cevdet Said gibi önderlerin isimlerini saymak bile, Suriye'nin bu anlamdaki zenginliðini anlatmaya yetecektir. Baþkent Þam(Dýmaþk) baþta olmak üzere, Suriye'nin her bölgesinde, Ýslâm tarihinde önemli roller oynamýþ insanlarýn kabirleri vardýr. Kabir ziyareti konusundaki tutumunuz ne olursa olsun, bu insanlarýn yaþayýp defnedildikleri topraklarda farklý bir havanýn bulunduðunu hissedersiniz. Ayrýca, her bölgede, Bizans ve Roma mimarisinden Osmanlý mimarisine doðru dönem dönem her çeþit esere rastlayabilirsiniz. Bu da, bakýþ ve görüþünüze zenginlik katar. Haleb'den yola çýkarsýnýz mesela, Haleb'de Hz. Zekeriya(a.s)'ý, Seyyid Nesîmî'yi bulursunuz. Mimar Sinan'ýn inþa ettiði ilk mabed olan Hüsreviye Camii de Haleb'dedir.


ÝSLAM DÜNYASI

EMEVÝ CAMÝÝ Þam'a doðru yola devam ederken, Hama yolu üzerinde Maarratu'n-Nûmân kasabasý vardýr. Oradaki mütevazý bir mescidin içinde, Beþinci Raþid Halife sýfatýyla anýlan Ömer b. Abdülaziz'in kabrini görürsünüz. Sadece 3 yýl halifelik yapan bu muazzam adamýn, adeta terk edilmiþ hissi veren ücra bir kasabadaki kabri, gözlerinizi yaþartýr. Humus, Hâlid b. Velid'in(r.a) makamýdýr. Buradaki camisinde, Hz. Ömer'in(r.a) oðlu Ubeydullah ile beraber yatar. Humus'tan Lazkiye taraflarýna dönerse yolunuz, Belh Sultaný Ýbrahim Edhem'le tanýþýrsýnýz. Ýki kubbeli bembeyaz renkli bir caminin yanýnda yatar o da. Nihayet Þam'a ulaþýrsýnýz. Þam'da kimler yoktur ki? Emevi camiinde Hz. Yahya (a.s), Peygamber Müezzini Bilâl-i Habeþî(r.a), Ezvâc-ý Tâhirât'tan Hz. Hafsa(r.ha) ve Ümmü Seleme(r.ha), Sahabeden Ebu'd-Derdâ(r.a) ve Ebû Hureyre(r.a), Osmanlý'nýn son sultaný Vahdeddin, Kudüsümüzü Haçlýlardan kurtaran efsane komutan Salahaddîn Eyyûbî, Muhyiddin Ýbn Arabi, Hâlid-i Baðdadî, Ýbn Abidin, Ýbn Teymiyye… Saymakla bitmeyecek bir listedir bu. Þâm-ý Þerif'tir burasý, adý üstünde. Þerefli bir beldedir.

Evet, bütün hilelerinize raðmen, seviyoruz Þâmý Þerîf'i. Baðdat'ý, Kahire'yi, Mekke'yi, Medine'yi, Kudüs’ü, Ýstanbul'u, Diyarbakýr’ý, Bursa'yý, Antep’i sevdiðimiz gibi. Biz Þam'ýn Beþþâr'ýný ya da Baasýný deðil; oralarý 'bizim' yapan þeylerini seviyoruz. Beþþâr dün yoktu, yarýn da olmayacak. Baas da öyle. Krallýklar ve diktatörlükler yýkýlacak, ama þehirlerimiz ve deðerlerimiz ayakta kalacak. Biz bu þehirlere aitiz. Aþkýmýz bundan. Tutkumuz bundan. Üzerine titrememiz bundan. Lafý ikide bir þehirlerimize getiriþimiz bundan. Bizim için Þam bu demek. Dün Bizans vardý, sonra Emevîler geldi. Haçlýlar vardý, sonra Osmanlýlar geldi. Bugün Baas var, yarýn bir baþkasý gelir. Gelecektir de. Amerika da olabilir bu, bir baþkasý da. Ama Þâm-ý Þerîf hep yerinde kalacak. Ve, Ýslâm coðrafyasýna karþý duygularýný, onlarýn üzerindeki arýzî unsurlara bakarak tayin eden insanlar, asla aþk ile baðlanamayacaklar bu topraklara. Onlar için Baðdat Saddam demek olacak. Þam Baas demek olacak. Hicaz Suud demek olacak. Onlar, bizim bu topraklarý, buraya ait olduðumuz için böylesine aþkla sevdiðimizi hiç anlayamayacaklar. Çünkü onlar, asla bu topraklara ait olamayacaklar.

emin

Evet, seviyoruz Suriye'yi, Þam'ý, Anadolu'nun bitimsiz bir devamýymýþçasýna uzanan bu bereketli topraklarý…

Baðdat þimdi suretâ onlarýn elinde. Ama ne Amerika 'sahip' olabilir Baðdat'a, ne de Baðdat, onu kendisine 'yâr' olarak kabul eder. Þam da öyle, Kahire de, diðer bütün Ýslâm þehirleri de. Gün gelir, basar giderler. Ve yalnýzca nefret kalýr arkalarýnda.

z

Velhasýl, Suriye'de ilerledikçe gönlünüzün ufuklarý geniþler. Önünüze Ýslâm tarihinin ve Ýslâm ümmetinin yürekler geniþliðindeki hudutsuz coðrafyasý çýkar. Yeter ki bakmakla yetinmeyin, görmesini de bilin.

Bizi þehirlerimizden yýldýrmak, býktýrmak, nefret ettirmek istiyorlar ki böylece buralar sahipsiz kalsýn da, düzeltmek adý altýnda yakýp yýksýnlar! Ama biz þehrimizden, þehirlerimizden vazgeçmeyeceðiz. Onlarý aþk ile sevmekten ve gönüllerimizde sevdalarýný yaþatmaktan hiç býkmayacaðýz.

Ortak

Þam'dan güneye doðru yolunuza devam ederseniz, karþýnýza Nevâ kasabasý çýkar. Ýmam Nevevî'nin köyüdür burasý da. Kabri buradadýr. Nevâ'dan yine güneye indiðinizde, Hz. Peygamber'in gençliðinde geldiði rivayet edilen Busra kasabasýna ulaþýrsýnýz.

47


TOPLUM & AÝLE

48

ÇOCUÐUN EÐÝTÝMÝ SADECE ANNEYE BIRAKILMAMALIDIR Prof.Dr. Mehmet Zeki AYDIN(1)

Çocuk eðitiminde annenin rolü inkar edilemez. Çocuðun eðitiminde annenin çok etkili olmasý, babanýn çocuk eðitiminde sorumluluðunun az olduðunu göstermez. Sanýldýðý gibi, babanýn çocuðu ile ilgilenmesi için onun büyümesini beklemek gerekmez. eþin kendi aralarýndaki anlayýþa baðlýdýr. Burada benim kastettiðim, babanýn çocukla ilgilenmesi, sevmesi ve duygusal bir baðlantý kurmasýdýr.

Baba ile çocuk arasýnda iyi iliþkilerin temeli, bebeklik döneminde atýlýr ve bu günler bir daha geri gelmez. Baba, “Þimdi zamaným yok, daha sonra onunla ilgilenirim.” derse, kendini aldatmaktan baþka bir þey yapmýþ olmaz. Göz açýp kapayana Çalýþma ve þehir hayatýnda babalarýn çocuklarýný kadar “ufacýk bebek” okula baþlayýverecek, az görmesi, çocuklarýn eðitim ve bakýmýný birinci sýnýfa baþlayacak ve birden yetiþkin tamamen annenin üzerine býrakmasý hem bir genç oluverecektir. Ergenlik ve gençlik anneler hem çocuklar açýsýndan büyük yaþýnda da çocuklar, babalarýyla pek sorunlara yol açmaktadýr. Anneler bu Çocuðun yakýn iliþkiye geçmek istemezler. Artýk durumda çocuða uygun eðitim ve çok geç kalýnmýþtýr. Baba, çocuðu babasýyla olan disiplini vermekte zorluk çekerken daha ufakken onunla ilgilenmediði iliþkisi, özellikle (babanýn desteði olmadýðý için), için, çocuk da büyüdüðü zaman çocuklar da babalarýný seyrek hayatýnýn ilk beþ babasýnýn sözleriyle gördükleri ve babanýn etkinliðini yýlýnda çok önemlidir. ilgilenmeyecektir. Baba ile çocuk, hissetmedikleri için bazý psikolojik Çoðu baba, küçük birbirlerine yabancý olacaklardýr. sorunlara girmektedirler. Bu durum bebekten ürker ve bu Baba ile gençlik dönemindeki anneyi ve çocuðu etkilemektedir. çocuðun arasýndaki geliþecek bað, yüzden uzak durmaya Anneler evin sorumluluðu, büyük ölçüde çocuðun okul öncesi çocuðun bakýmý gibi konularda çalýþýr. Halbuki, yýllarýndaki iliþkiye baðlýdýr. Bu da yalnýz kalýp strese girmektedirler. babalýk da annelik daha bebeklik dönemindeki iliþkiyle Ayrýca sürekli duygusal destek, gibi çocuðun belirlenir. sevgi ihtiyacý hisseden çocukta da doðduðu andan bazý davranýþ ve duygusal sorunlar Bir çocuðun, babasýyla birlikte itibaren baþlar. o l u þ a b i l m e k t e d i r. M ü m k ü n yapmaktan hoþlanacaðý çok çeþitli olduðunca babanýn da hamilelikten þeyler vardýr. Siz bunlarýn içinden, itibaren bu konuda anneye gerekli yapmaktan hoþlanacaðýnýz þeyleri psikolojik destek saðlamasý gerekir. seçin. Zevk almadan yapacaðýnýz þeyler, Babanýn anneye verdiði destek, çocuklara çocuða o aradýðý "birliktelik" duygusunu ayýrdýðý zaman, çocuk eðitimine doðrudan vermeyeceði için, boþuna zaman harcamýþ veya dolaylý katýlýmý birçok sorunu oluþmadan olursunuz. Çocuðunuzla birlikte yapabileceðiniz engellemektedir. birkaç þey þunlardýr: resim yapmak, kumla Çocuðun babasýyla olan iliþkisi, özellikle hayatýnýn oynamak, parka veya çocuk bahçesine gitmek, ilk beþ yýlýnda çok önemlidir. Çoðu baba, küçük denize gitmek, sandala binmek, arabayla gezmek, bebekten ürker ve bu yüzden uzak durmaya alýþveriþe çýkmak, sokakta dolaþmak, yerden taþ çalýþýr. Halbuki, babalýk da annelik gibi çocuðun vb. toplamak, karýncalarý seyretmek, hayvanat doðduðu andan itibaren baþlar. Bundan, babanýn bahçesine gitmek. annenin yerini alarak, onun yerine mamasýný Baba çocuk iliþkisinin en iyi olduðu yerlerden biri yedirmesi, altýný temizlemesini kastetmiyorum. Bu iki

Ortak

z

emin

Geleneksel olarak annelerin çocuk bakýmýnda önemli rolü vardýr. Buna raðmen çocuk eðitimi ve bakýmý anne babalarýn her ikisinin de karþýlýklý sorumluluk paylaþýmý ile yürütmesi gereken bir durumdur. Özellikle annenin bebeklik dönemindeki yeri tartýþýlamaz olmakla birlikte; uygun baba modelinin varlýðý, çocuðun her dönem için saðlýklý geliþmesine yardýmcý olacaktýr.

(1) Sivas Cumhuriyet Ünv. Ýlahiyat Fak. Din Eðitimi Anabilim Dalý öðretim üyesi


TOPLUM & AÝLE

49

Ortak emin

z

de çocuk parklarýdýr. çalýþtýðýnýz yeri gösterin. Ý þ i n t u h a f ý , ç o c u k Günümüz þartlarýnda babalar öyle yoðun Fabrika, çiftlik, devlet bir çalýþma içine girdiler ki, çocuklarýna parklarýnda genellikle dairesi gibi gezilebilecek bir hemen hiç zaman ayýramaz oldular. anneler vardýr da, yerse dolaþtýrýn. Ne iþ Babalar genellikle þöyle düþünüyorlar: babalara pek rastlanmaz. yaptýðýnýzý üç yaþýndaki bir Oysa çocuðunuzu parka "Bunca çalýþmamýn nedeni, aileme iyi bir çocuðun anlayacaðý bir babanýn götürmesi çok dille anlatýn. Çocuk, hayat düzeni saðlamak. Çocuklar biraz daha akla yatkýndýr. Siz annesiyle birlikte olduðu daha büyüsünler, o zaman durumumuz kitabýnýzý, derginizi için gün boyunca onun ne da daha düzelir ve onlarla ilgilenirim." okurken çocuðunuz da yaptýðýný bilir. Babasýnýn da Oysa çocukla asýl ilgilenilmesi, iliþki oyun oynayacak ve sizin ne iþ yaptýðýný, bu iþin nasýl kurulmasý gereken yaþ, okul öncesi orada olduðunuzu bilmek olduðunu bilmesi gerekir. yaþlarýdýr. bile onu mutlu etmeye y e t e c e k t i r. Ü s t e l i k , En meþgul babalar bile demirlere týrmandýðý, öðle tatilinde veya kýsa bir sallandýðý, kaydýraktan kaydýðý zamanlar, "Baba, bak ne aralýkta eve telefon ederek çocuklarýyla birkaç yapýyorum!" diye baþarýsýný size kanýtlayabilmesi þey konuþabilirler. Bu onlarýn çocuklarýyla çocuðun kimlik duygusunu geliþtirecektir. ilgilendiklerini, onu sevdiklerini çocuða kanýtlayan bir olaydýr. Çocuðunuza kartpostal da Günümüz þartlarýnda babalar öyle yoðun bir gönderebilirsiniz. Küçük çocuklara postadan bir çalýþma içine girdiler ki, çocuklarýna hemen hiç zaman þey gelmesi kadar sevindirici ve kiþilik verici bir ayýramaz oldular. durum olamaz. Babalar genellikle Babalar genellikle þöyle bir baþka þehre düþünüyorlar: gittiklerinde "Bunca çocuklarýna çalýþmamýn kartpostal yollamayý nedeni, aileme iyi ya da telefon bir hayat düzeni etmeyi düþünürler. saðlamak. Halbuki sabahlarý Çocuklar biraz evden iþe giden daha büyüsünler, babalar da o zaman çocuklarýn gözünde durumumuz da "baþka bir yere daha düzelir ve gitmiþ" tirler. Bu onlarla ilgilenirim." ufak ve zaman Oysa çocukla asýl almayacak ilgiler ilgilenilmesi, iliþki çocuðunuzla kurulmasý saðlam bir iliþki gereken yaþ, okul kurmanýzý saðlar. öncesi yaþlarýdýr. Çocuk eðitiminde Çocuk farkýnda olmadan anne babasýný örnek alýr. anne baba eþit sorumluluktadýr ve bunu "Bugün babamýn izin günü. Onu iyice gözlemleyeyim de paylaþmalýdýrlar. Ancak, anneye düþen rolün ondan sonra taklit edeyim." diyen bir çocuk yoktur. babanýnkinden ayrýldýðý durumlar da vardýr. Böyle Babanýn iþi ne kadar baþýndan aþarsa aþsýn her akþam durumlarda anne ile baba birbirlerinin yerini oðluna on dakika masal okumalýdýr. Ayný þekilde tutamazlar. Yetiþmekte olan bir çocuðun örnek cumartesi veya pazar günü bir saatini oðluna alabileceði bir “kadýn”, bir de “erkek” modeline ayýrmalýdýr. Çocuðuyla beraber olmalýdýr baba. Bunun ihtiyacý vardýr. Anne veya baba, bu rollerin ikisini en iyi yolu ikinizin birlikte yapacaðýnýz "birþeyler" dir. Bu birden oynayamaz. Çocuk yetiþtirirken, sadece "birþeyler" her babanýn tavrýna, hayat biçimine, babanýn yapabileceði bazý þeyler vardýr ki, baba beðenilerine göre deðiþebilir ama mutlaka vardýr. bunlarý yerine getirmediði takdirde, karýsý -ne Oðlunuzla beraber alýþveriþe çýkmak bile çocuk için kadar iyi bir anne olursa olsun- bu görevi büyük deney ve gözlem konusudur. Hafta sonlarý da Üstüne alamaz. çocuðunuzu bir yerlere götürün. Bu gezmeler hem aranýzdaki iliþkiyi güçlendirir, hem de onun bilinçli olmadan sizi örnek almasýný saðlar. Hafta sonlarý bir saatinizi ayýrýp çocuðunuzu götürebileceðiniz yerler itfaiye istasyonu, polis karakolu, matbaa, kaynakçý dükkaný, kitaplýk, banka, pazar, havaalaný, ayakkabý tamircisi, dökümhane, pasta fýrýný, postane gibi yerlerdir. Çocuðunuzu mutlaka götürmeniz gereken yerlerden birisi de kendi iþyerinizdir. Çocuðunuza


TOPLUM & AÝLE

50

MESLEK HANEM BOÞ MÝNE UÐUR

Ben bir ev kadýnýyým. Sanýldýðý gibi iþim pasta börek yiyip kabullerde vakit geçirmek deðil. Ben bir krallýðýn kraliçesiyim, kralýn baþ danýþmaný, onun yokluðunda ise ülkemin koruyucusuyum. Bazý belgelerde meslek hanemi boþ býrakýrlar ya da burun kývýrarak ev kadýný yazarlar. En çok böyle zamanlarda incinirim. Anlarým ki benim yuvam için akýttýðým terin bu belgede yeri ve anlamý yok.

Tüm bu yaptýklarýma raðmen boþ vakitlerimi deðerlendiremediðim için kendime çok kýzarým. Diðer kitaplarý takip edemesem de çocuk bakýmý, psikolojisi ve yemek kitaplarýný elimin altýnda bulundururum. Amacým daha iyi bir ev kadýný olabilmek. Üretmeden yaþamak bana göre deðil. Bazen oðluma bir kazak örerim, bazen sehpaya bir dantel. Diktiðim nevresimlerin içinde sevdiklerimi yatarken görmek üretmenin en zevkli yaný benim için. Hele 'Rabb'im tüm inananlarý korusun' diye dua edip iki satýr Kur'an-ý Kerim okudum mu deðmeyin keyfime.

Ortak

z

emin

Oysa ben pek çok meslekte çalýþýrým. Yeri geldiðinde hizmetçiyim, cam siler, bulaþýk yýkarým. Halý, duvar hepsi benim iþim. Sonra aþçýlýk yaparým. Kimse benden daha iyi gözleme yapamaz; çünkü sevgimi katarým içine. Muhasebecilik yaparým, evin geliri deðilse de gideri benden sorulur. Dadýlýk yaparým çocuklarýma. Düþüp dizleri kanadýðýnda, popolarý piþik olduðunda ise hemþireleri olurum. Özel dersleri hep ben veririm. Oðluma kalem tutmayý, yüze kadar saymayý, renkleri ben öðrettim. Okulda çözemediði her problem bizim için aþýlmasý gereken bir engel oldu. Psikologluk da gelir elimden. Akþam eve yorgun gelen eþimi, okulda kavga eden çocuðumu dinlerim, bazen çözüm bulamam ama onlar yine de anlattýklarý için kendilerini huzurlu hissederler. Þef garsonluðuma ise diyecek yok. Evime gelen konuklarý en güzel sofralarda aðýrlarým.

Ýþte, benim meslek hanem boþ olmasýna raðmen bu iþlerin tümünü para almadan, izin kullanmadan hep yaparým. Makineleri yardýmýma çaðýrsam da ben olmadan tek baþýna eþimin gömleðini yýkayýp, ütüleyip, düðmesini dikip veremez.

Ak saçlý, ak dolaklý ninem hep söylerdi, kadýnlýk kolay oldu samanlýk seyran oldu diye. Hayýr caným ninem. Bir yuva kurmak, çekip çevirmek belki daha kolay olmuþ olabilir ama yine de omuzlarýmdaki bu kutsal yük daima var olacak ve ben meslek hanem boþ býrakýlsa da yuvam için çalýþmaya devam edeceðim. (*) Ailem, s.60 s.9


TOPLUM & AÝLE

KENDÝMÝZLE HESAPLAÞMA ADEM ÖZKAN

51

Ýnsanoðlu hayat macerasýnda karþýlaþtýðý problemlere çözüm arayýþý içerisinde olduðu bu günlerde hangi beþeri kapýyý çalsa muvakkat (geçici) çözümlerle kendini avutmaya çalýþýyor. Geliþtirdiði projelerin, sosyal hayat içerisinde insanlarýn kültürüne ve yaþam tarzlarýna uyarlama stratejileri, birilerini memnun ederken büyük çoðunluðu yeni kâbuslarýn içerisine sürüklüyor. Bu problemleri aþma noktasýndaki NEBEVÝ uygulamalara da kapýsýný önyargý ile kapamýþ olanlar kendi ekseni etrafýnda dönüp duruyor. Öyleyse bu problemler nasýl aþýlacak? Kim bu noktada nasýl çözüm getirecek? Sistem içerindeki önyargýlý beyinlerle bu kaos nasýl çözülecek? gibi daha birçok sorular beynimizi kemirip durmaktadýr.

Evet, kebairden olan sýla-i rahimi terk ederek neler kaybettiðimizin farkýna ne zaman varacaðýz? Erkek ve kýz kardeþlerimizin kapýlarýný çalma yiðitliðini, hiçbir beklenti içinde olmadan ve kalbimizi muhabbet ve sevgi çiçekliðine dönüþtürerek o çiçeklerden kardeþlerimize ve onlarýn en sevgilisi olan evlatlarýna sunma civanmertliðini gösterme zamaný gelmedi mi hala?

emin

z

O sevgililerin bahar gibi temiz ve saf olan kalplerine amca, dayý, hala, teyze olarak girebilme ve bizi gördüklerinde o tertemiz ifadelerle bize olan sevgilerini ifade edebilme özgürlüklerini o pýrlanta kalplilere ne zaman vereceðiz? Bu onlarýn bizim üzerimizdeki en fýtri

Ortak

Ülkemizdeki insanlarýn saatlerce televizyon izleme alýþkanlýklarýný, kitap okuma alýþkanlýklarýna çevirmek için, yeniden seviyeli kültürlü bir toplum yapýsýný yakalamak için neler yapabiliriz. Ciddi manada projelere ihtiyaç olduðu ve bu projelerle elimizdeki genç nesillere daha iyi zeminler hazýrlayarak fenni anlamda geri kalmýþlýðý ortadan kaldýrarak bize verilen özellikleri ifade etme imkân ve zemini hazýrlamýþ oluruz. Evlerimizdeki çocuklarýmýzla daha müsbet manadaki iletiþimi (yani anne, baba ve çocuklarýn tam bir aileyi oluþturan maddi ve manevi kaynaþmayý) tesis etmedeki özelliklerimizi keþfetmeliyiz. Maneviyattan yabanileþmiþ bu asýrdaki en büyük sýkýntýlarýmýzdan biri de bu deðil mi? Öyleyse daha neyi bekliyoruz? Çocuklarýmýz... Bizim en deðerli varlýklarýmýzý daha ne kadar bekleteceðiz? Televizyon kumandasýný yere atarak evlatlarýmýzý kucaklama zamaný daha gelmedi mi?

Ya yaþlý ANNE ve BABALARIMIZ! Onlarla olan iliþkilerimiz ne durumda. Onlarýn çocuklaþýrken bizim olgunlaþmamýz. Onlarýn yapmýþ olduklarý (ki ihtiyarlýklarýndan dolayý) küçücük hatalarý çok önemliymiþ gibi sinirle saðýmýz ve solumuzdakilere kahramancasýna bir iþ yapmýþ gibi anlatmak. Onlarýn biran önce öbür tarafa gitmelerini beklemek ve daha bir sürü þeytani düþünceler. Bir gün; EVET bir gün bizim için de ayný duygularý evlatlarýmýzýn hissedecek olmasý ne kadar acý deðil mi? Halbuki onlar ömürlerini bizim daha iyi ortamlarda yaþayabilmemiz ve baþarýlý ve kaliteli bir insan olabilmemiz için bildikleri doðrularýn en iyisiyle bizleri yetiþtirmeye gayret ederek, tüm sermayesi olan ömürlerini bizim için harcayan anne ve babalarýmýz…


TOPLUM & AÝLE

Ortak

z

emin

52

haklarý deðil mi? Ve deðil mi ki onlarda bizim sonra oturdum; hem aðlýyor, hem Allah'a dua sevgililerimizin amca, dayý, hala, teyzeleri! ediyordum. O arada, Yahudi kadýnýn kocasý geliyor. Ýç çekmemize neden olan özlemlerimizi niye hep Karýsýna: “Yanýnýza kimse girdimi?” diye soruyor. erteleyerek çýkacaðýmýz belli olmayan yarýnlarýn sýrtýna Kadýn: “Bir Arap kadýn geldi, ateþ istedi,” diyor. Adam: yüklüyoruz. Neden tatlý bir tebessümü, billur bir sevgi “O kadýna bundan göndermedikçe bir lokma ifadesini esirgiyoruz o sevgililerden ve esirgetiyoruz yemeyeceðim,” karþýlýðýný veriyor. Bunun üzerine c a n ý m ý z g i b i s e v d i ð i m i z e v l a t l a r ý m ý z d a n … bana bir kepçe et gönderiyorlar. O kadar memnun Çocukluðumuzda acýyý ve tatlý günlerimizi beraber kalmýþtým ki yeryüzünde hiç bir þey o birkaç lokmalýk paylaþtýðýmýz kardeþlerimizi, bisikleti olmayan etten daha fazla beni sevindirmezdi” (Hayatü's kardeþimizin bisiklete binen çocuklara hayranlýkla Sahabe, M.Y.Kandehlevi, s..282) bakarken ve bir gün… Belki bir gün babamda belki… Ve umutsuzlukla öne eðilirken baþý… Hayallerinde belki de Belki kapýmýzý çalan komþularýmýz veya onlarýn rüyalarýnda bindiði o bisikleti… Kardeþimize alabilme çocuklarý… Herhalde bu kýssa bize anlatmamýz hayallerimiz… Hastalandýðýnda sabaha kadar ateþler gereken ve anlamamýz gerekeni yeteri kadar içinde yatan kardeþimize yaptýðýmýz samimi anlatýyor. Müfritane muhabbet vasiyeti herhalde dualarýmýz... Bayramlarda akrabalarýmýzý ziyaret ederek bizler için söylemiþ olmalý, ve bu vasiyeti yerine ellerini öptüðümüzde, bayram bütçelerimizi ve bize en g e t i r i r k e n a r k a d a þ l a r ý m ý z ý ö ð r e n c i l e r i m i z i çok harçlýðý veren amcamýzý, dayýmýzý, halamýzý, mahallelerde bizleri bekleyen masum evlatlarýmýzý teyzemizi, bizi ne kadar sevdiðini tüm kalbi sevgilerimizle kucaklarken, Risale-i kahramancasýna anlattýðýmýz ve bizim Nurlardan aldýðýmýz iman nurlarýný onlara özelimiz olan o bayramdan tatlý beraber daðýtma heyecanýný yaþamak için daha ne paylaþtýðýmýz o geceleri…Kardeþimizin kadar bekleyeceðiz. Bu asrýn büyük bir yeni bir hayat baþlarken duyduðu Ýslam âlimi olan Bediüzzaman (r.a.) “Bütün Ýnsanlýðýn heyecanlarý ve onlarý kýzdýrmaktan geri kalmýþlýklarýn ve sefihliklerin anasý Maddi ve manevi aldýðýmýz tatlý hazzý,ve onun yaþamýþ meylül rahattýr.” derken herhalde problemlerine çözüm olduðu tatlý heyecanlarý paylaþmak ve günümüzde bu geri kalmýþlýklarý ve üretmek için hala onun için bir þeyler yapabilme heyecaný sefihlikleri yenmenin temelinde zahmette NEBEVÝ ve daha paylaþtýðýmýz birçok acý ve tatlý rahat vardýr anlayýþýyla hareket etmemiz uygulamanýn dýþýnda duygular… Acaba þimdi o duygular gerektiðine iþaret etmektedir. Sosyal çözüm arayýþýnda bizden mi uzaklaþmýþ? Yoksa biz mi projelerimizi geliþtirirken insanlýðý en sefih olanlarýn ve dünyamýzda o duygularý unutmuþuz? durumdan en medeni duruma getiren yüzyýllardýr ürettikleri Kalbimizdeki solan bu duygu âlemlerin efendisi olan MUHAMMED ( projelerle insanlýða çiçeklerini yeniden mis kokularýyla a.s.m.) efendimizin getirmiþ olduðu yine problemden yapacaðýmýz ziyaretlerle açtýrma metotlar bizim için vazgeçilmez plan ve baþka bir þey zamaný gelmedi mi? prensipler olarak algýlanmalý. Temelinde getirmediklerini bu prensipleri kendine düstur ittihaz eden Ya h e m e n y a n ý b a þ ý m ý z d a k i bütün sosyologlar sosyal proje geliþtiriciler ayný zamanda komþularýmýz! Onlarla komþuluk ifade etmektedirler. kendi iç dünyasýndaki sýkýntýlara da çözüm baðlarýmýz nasýl. Yapmacýk, riyakâr, üretebilirler. davranýþlarýmýzla mý onlarýn selamýný alýyoruz. Selamýný alýrken iç dünyamýzdaki Ýnsanlýðýn maddi ve manevi problemlerine nefretlerimizi yenme zamaný gelmedi mi? çözüm üretmek için hala NEBEVÝ uygulamanýn Samimi, kalbimizde muhabbet kýpýrtýlarýný ifade dýþýnda çözüm arayýþýnda olanlarýn ve yüzyýllardýr eden ve ifade ederken karþýdaki insana bu ürettikleri projelerle insanlýða yine problemden baþka samimiyeti anlatan duygu sofralarýmýzý o komþularýmýza bir þey getirmediklerini bütün sosyologlar ifade açarken kendimizdeki huzuru tatmak için daha ne kadar etmektedirler. bekleyeceðiz. Bu duygu yoðunluðunu okuduðum þu kýssada yakaladýðým da sizinle paylaþmak gerekiyor HÜLASA; yukarýda sadece sýla-i rahim ile ilgili herhalde. baðlarýn kopmasý noktasýnda yaþanýlan ve Ebu Bekir'in Kýzý Esma'nýn Çektiði Açlýk: yaþanýlacak sýkýntýlarýn hayatýmýzý ne kadar etkileyeceðini acizane kasýr fehmimizle ifade etmeye Esma (r.a.) anlatýyor: “Bir defasýnda, Peygamber ç a l ý þ t ý k . B u ö r n e k t e n d i ð e r s ü n n e t l e r i n Efendimiz'in Beni Nadir topraklarýndan Ebu Seleme ile uygulanmamasýnýn hayatýmýzda ve insanlýðýn hayat-ý Zübeyr'e tahsis ettiði arazide bulunuyordum. Zübeyr, içtimaiyelerinde neler kaybettireceðini bilmem Allah Resulü ile birlikte çýkmýþtý. Yahudi bir komþumuz saymaya gerek var mý..? Ýnsanlarýn ve bütün vardý. Koyun kesip piþirdi. Etin kokusunu aldým, caným Kâinatýn ve Ahiretin; Hesap Günü, Cennet, ve çok çekti. O zaman kýzým Hatice'ye hamile idim. Cehennemin RABBÝ olan ALLAH (c.c), bizlere Dayanamadým, belki bana tattýrýr diyerek, ateþ almak göndermiþ olduðu Kur'an ve Peygamberinin (a.s.m) bahanesi ile Yahudi karýsýna gittim. Gerçekte ateþe bizlere bildirdiði yaþam tarzýndan, yatma þekline ihtiyacým yoktu. Etin kokusunu yakýndan alýp kadar sosyal, siyasal, saðlýk, ekonomik v.s. gibi kendisini de görünce isteðim iyice kabardý. uygulamalarýn tüm insanlýða göre olduðunun þahidi Aldýðým ateþi söndürdüm. Gittim tekrar ateþ asr-ý saadettir. Vesselam… istedim. Sonra üçüncü kez tekrar ateþ istedim. Daha


ÖRTÜNME DÝZÝSÝ - 1 BÝR DÝZÝ YAZI

BAÞÖRTÜSÜNÜN DÝNÝ BOYUTU

Ortak Zemin yayýn ekibi olarak, uzun süredir gündemimizi meþgul eden baþörtüsü meselesinin, temelsiz bir yapý cercevesinde sürtüþmelere neden olduðunu esefle takip etmekteyiz. Dergi olarak bu noktada bir temel oluþturma ve sunma adýna bir yazý dizisi þeklinde baþ örtüsünün dini, örfi, hukuki, siyasi ve tarihi boyutlarýný yayýnlamayý düþünüyoruz. Ýlk olarak baþörtüsünün dini boyutunu ele alacaðýz. Bu konuda en yetkin dini kurumlardan biri olan Diyanet Ýþleri Baþkanlýðýnýn deðerlendirmesi hepimiz için büyük önem arz etmektedir. Yine Diyanet Ýþleri Baþkaný Ali Bardakoðlu’nun, yetiþkin Müslüman kadýnlarýn baþlarýný örtmelerinin dinî zorunluluk olduðunu ve tartýþýlamayacaðýný vurgulamasý bu meselede fikir ayrýlýðýnýn söz konusu olmadýðýný göstermektedir. Baþörtüsünün dini boyutuyla alakalý olarak, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðýnýn bir kaynak niteliðinde olan deðerlendirmesini nazarlarýnýza arz ediyoruz. T.C. BAÞBAKANLIK DÝYANET ÝÞLERÝ BAÞKANLIÐI DÝN ÝÞLERÝ YÜKSEK KURULU BAÞKANLIÐI SAYI KARAR NO KARAR TARÝHÝ KONU

: B.02.1.DÝB.0.10/212 :6 : 03.02.1993 : Tesettür

Ýslâm dininde kadýnýn kýyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayýsýyla konu, kurulumuzca ele alýnýp incelendi:

Hz. Peygamber (s.a.v) de “...Gözlerin zinasý þehvetle bakmaktýr...” buyurarak harama bakmayý, göz zinasý olarak nitelemiþtir.(1) Ancak, gözün harama tesadüfen iliþmesinin kasýtlý bakmak hükmünde olmadýðý da hadis-i þeriflerde belirtilmiþtir.(2) Ýslâm alimleri, yukarýda mealleri yazýlý ayetlere ve konuyla ilgili hadislere dayanarak, erkeklerin ve kadýnlarýn, nikahlý eþleri dýþýnda herhangi bir kimseye þehvetle bakmalarýnýn haram olduðu üzerinde müttefiktirler. Tedavi, þahitlik ve evlenme maksadý gibi, zaruret veya ihtiyaç halindeki bakmalara, fýkýhta belirtilen þartlar ve ölçüler dahilinde müsaade edilmiþtir. Fitne tehlikesi ve þehvet korkusu olmamak kaydý ile, gerek erkeklerin ve gerekse kadýnlarýn, kendi yakýnlarýndan ve yabancýlardan kimselere ve nerelerine bakýp bakmayacaklarýna dair hükümler, delilleri ile birlikte fýkýh kitaplarýnda mevcuttur(3) 2- Örtünme Nûr Suresi'nin 31. ayetinde zikredilen bu emirlerden sonra kadýnlarýn örtünmesi ile ilgili olarak da, -kendiliðinden görünenler müstesna- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarý ve baþörtülerini yakalarýnýn üzerine salmalarý emredimiþtir .

emin

z

Cahiliye devrinde baþýný örten kadýnlar, baþörtülerini enselerine baðlar veya arkalarýna salýverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, Ýslâm'dan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak mü'min kadýnlarýn kendiliðinden görünen hariç- zinetlerini, zinet 1- Harama Bakmak Ve Ýffeti Korumak yerlerini açmamalarýný ve baþörtülerini; saçlarýný, baþlarýný, kulaklarýný, boyun, gerdan ve Görüldüðü gibi bu iki ayette hem erkeklerin hem de göðüslerini iyice örtecek þekilde yakalarýnýn kadýnlarýn harama bakmamalarý, edep yerlerini iyice üzerine salmalarýný emretmiþtir. örtülü tutup, iffet ve namuslarýný zina, fuhuþ ve onlara

Ortak

Nûr Suresi'nin 30. ayetinde, mü'min erkeklerin harama bakmamalarý, namus ve iffetlerini korumalarý emredildikten sonra 31. ayetinde kadýnlarla ilgili olarak meâlen, “Mü'min kadýnlara da söyle: Gözlerini (bakmalarý haram olan þeylerden) çevirsinler, edep yerlerini korusunlar, -kendiliðinden görünen müstesnazinetlerini açmasýnlar, baþörtülerini yakalarýnýn üzerine salsýnlar!” buyurulmakta ve ayetin devamýnda kadýnlarýn kendiliðinden görünmeyen zinet yerlerini, kimlerin yanýnda açabilecekleri belirtilmektedir.

sebep olabilecek durumlardan korumalarý emredilmektedir.

53


BÝR DÝZÝ YAZI

54

Hz. Âiþe (r.a), “Allah ilk muhacir kadýnlara rahmet eyleye, Yüce! Allah “Mü'min kadýnlar baþörtülerini yakalarýnýn üzerine salsýnlar!” ayetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla baþlarýný örttüler” der”.(4) Yine Hz. Aiþe (r.a) bir gün ensar kadýnlarýndan sitayiþle bahsederken, buna benzer bir ifade ile, baþörtüsü emrine nasýl uyduklarýný anlatýr.(5) 3- Örtülmesi Gerekli Olmayan Kýsýmlar Örtülmesi emredilen, zinetten istisna edilen ve mücmel olarak geçen “kendiliðinden görünen” ifadesi; ashabdan Hz. Ali, Ýbn Abbas, Ýbn Ömer, Enes, tabiîlerden Said b. Cübeyr, Atâ, mücâhid, Dahhâk, Müctehid imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzaî (r.a)'nin de dahil olduðu Ýslâm alimlerinin çoðunluðu tarafýndan; “Yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiþtir. (6) 4- Örtülmesi Gerekli Olan Kýsýmlar Ayetteki “kendiliðinden görünen” mücmel ifadeyi -az da olsa- farklý tefsir eden alimler, kadýnlarýn, istisna dýþýnda kalan zinetlerini ve zinet yerleri olan saç, baþ, boyun, kulak, gerdan, göðüs, kol ve bacaklarýn örtülmesi olarak anlamýþlar ve bunlardan herhangi birini açmalarýnýn caiz olmadýðý hümünde ittifak etmiþlerdir.(7) Kadýnlarýn, bu zinet yerlerini kimlerin yanlarýnda açabilecekleri ise, ayetin devamýnda bildirilmektedir. Bu âyeti kerime nazil olunca, yukarýda rivayet edilen hadislerle de sabit olduðu üzere, ensar ve muhacir kadýnlarýn, eteklerinden bir parça keserek, onunla baþlarýný örtmeye acele etmeleri, Hz. Âiþe (r.a)'nýn ablasý Esmâ (r.a)'nýn, ince bir elbise ile Hz. Peygamber (a.s)'ýn huzuruna çýktýðý zaman, Hz. Peygamber'in “ergenlik çaðýna gelen bir kadýnýn elleri ve yüzü dýþýnda kalan yerlerini göstermesinin caiz olmadýðýný” bildirmesi, yine Hz. Peygamber'in, bileklerinin dört parmak yukarýsýný iþaret ederek, “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadýna, ergenlik çaðýna gelince yüzü ve þuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açmasý caiz deðildir.” buyurmasý; sözkonusu ayetteki emirlerin vücub için olduðuna, kadýnlarýn yukarýda sayýlan zinet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarýna delalet etmektedir.

Dinimizin emrettiði örtünmeden maksat, kadýnýn zinetini ve zinet yerlerini eþi veya mahremi olmayan erkeklere göstermemesi ve yabancý erkekler tarafýndan görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçýn, ten renginin veya zinetlerin görülmesine engel olacak kalýnlýkta, vücut hatlarýný göstermeyecek nitelikte olmasý gerekir.(8) Bu konuda, yukarýda meali zikredilen hadis-i þerifler dýþýnda, daha pek çok hadis-i þerif bulunmaktadýr.(9)

Ortak

z

emin

5- Örtünmenin Gayesi

Ahzâb Suresi'nin 60. ayetinde de “Ey Peygamber! Eþlerine, kýzlarýna ve mü'minlerin kadýnlarýna söyle: (Evden çýkarlarken) üstlerine vücutlarýný iyice örten dýþ elbiselerini giysinler! Bu, onlarýn iffetli bilinmelerini ve bundan dolayý incitilmemelerini daha iyi saðlar.” Buyurulmaktadýr. Bu ayette müslüman hanýmlarýn evlerinden çýkarken, üstlerine vücut hatlarýný belli etmeyecek bir dýþ elbise almalarý, ev kýyafeti ile sokaða çýkmamalarý emredilmektedir. Nûr Suresi'nin 60. ayetinde ise, yaþlanmýþ kadýnlarýn, 31. ayette örtülmesi emredilen zinet ve zinet yerlerini örtmek kaydý ile (manto, pardösü, çarþaf gibi) dýþ elbiselerini üstlerine almadan dýþarý çýkabilecekleri belirtilerek þöyle buyrulmaktadýr: “Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiþ yaþlý kadýnlarýn, ziynetlerini (yabancý erkeklere) göstermeksizin, dýþ elbiselerini çýkarmalarýnda, kendilerine bir vebal yoktur. Yine de dýþ elbiseli olmalarý, kendileri için hayýrlýdýr. Allah iþitendir, bilendir.” Netice: 1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadýnlarýn gözlerini haramdan korumalarý, 2. Kadýnlarýn, vücudun el, yüz ve ayaklarý dýþýnda kalan kýsýmlarýný, aralarýnda dinen evlilik caiz olan erkekler yanýnda, vücut hatlarýný ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri, 3. Baþörtülerini, saçlarýný, baþlarýný, boyun ve gerdanlarýný iyice örtecek þekilde yakalarýnýn üzerine salmalarý, dinimizin; Kitab, sünnet ve Ýslâm alimlerinin ittifaký ile sabit olan kesin emridir. Müslümanlarýn bu emirlere uymalarý dini bir vecîbedir. Tesettürle Ýlgili Hadisler : 1- “Þüphe yok ki Allah, Ademoðluna zinadan payýný yazdý (yani onun kendi iradesini kullanarak iþleyeceði zina türünü levh-i mahfuz'da belirtti, diðer bir yoruma göre þehvet sevgisini onun fýtratýna yerleþtirdi) Artýk Ademoðlu yazýlan payýna kesinlikle ulaþýr. Gözlerin zinasý (þehvetle) bakmak, dilin zinasý (haramý) konuþmaktýr. Nefis de (zinayý) temenni edip þehvetlenir ve nihayet ilgili organ bunlarýn ortak isteklerini yerine getirmek suretiyle onlarý tasdik eder ve arzularýný gerçekleþtirmekten imtina etmekle onlarý tekzib eder.” Buyurur.(10)


55

Ortak emin

z

Dipnotlar: 1- Buhâri, (Çaðrý Yay. Ýst. 1981), Kader, 9 (VII, 214); Müslim (Çaðrý Yay. Ýst. 1981) Nikâh, 44 (II, 612, Hadis No: 2152, 2153); Beyhaki, VII, 89. 3- “Ey Ali! Harama (tesadüfen) bakýþýn ardýndan (kasýtlý) 2- Müslim, Âdâb,10(II, 1699, hadis no: 2159); olarak tekrar bakma; çünkü, þüphesiz (tesadüfen olan) Tirmizi, Edeb,28 (V, 101, Hadis No: 2777) Ebû birincisi sana (muaf)týr ve (kasýtlý olan) sonuncusu sana Dâvûd, Nikâh, 44, (II, 609, 610, Hadis No: 2148, 2149); Müsned, IV, 358, 361; Dârimî (Çaðrý muaf deðildir”. (12) Yay,Ýst.1981)Ýstizân,15(s. 674); Rikâk,3(s. 694); Beyhâki(1.Baský,Hind,1353)VII, 90. 4- Hz. Âiþe (r.a) “Allah ilk muhacir kadýnlara rahmet 3- Serahsî, Mebsût, (Beyrut, 1986) X, 145-165; eyleye! Allah “Mü'min kadýnlar baþörtülerini yakalarýnýn Nevev;ý Minhâc (Celaleddin Mahalli'ye ait þerh ile üzerine salsýnlar!” ayetini indirince onlar eteklerinden (bir birlikte, II, Baský, Mýsýr, 1934) II, 206/215; Kasanî, rivayette en kalýn olaný) kesip onunla baþlarýný örttüler.” Beda'i'us-Sanayi' (Mýsýr 1328/1910) V, 118-125; Ýbn Der.(13) Abidin, Reddu'l-Muhtâr, (Matba'a-i Amire, Ýst.) V, 320-329. 5- Hz. Âiþe (r.a) bir gün ensar kadýnlarýndan stayiþlye 4- Buhârî, Tefsir, Tefsir-u Sûreti'n-Nûr, 13 (v, 13) Ebû Dâvud, Libâs 33 (IV, 3577; Beyhakî, VII, 88. bahsederken buna benzer bir ifade ile baþörtüsü emrine 5- Ebû Dâvûd, Libas, 32 (IV, 356). nasýl uyduklarýný anlatýr.(14) 6- Taberî, Câmi'u'l-Beyân, (Beyrut, 1405/1984); X, 117-121. 6- “Hz. Âiþe (r.a) þöyle demiþtir: “Ebû Bekr 7-Taberi, a.g.e., Ayný Yer; Fahreddin Râzi, (r.a)'ýn kýzý Esmâ (-ki Âiþe validemizin Mefatihu'l-Gayb, (Matba'atü'l-Behiyye, ablasýdýr) Ýnce bir elbise ile örtülü olarak Mýsýr) XXIII, 201, 210; Kurtubi el-Cami' Dinimizin emrettiði Rasûlüllah (s.a.v'in) huzuruna girdi. Li Ahkami'l-Kur'an, (Mýsýr, 1361/1942) örtünmeden maksat, Rasûlüllah (s.a.v) ondan yüzünü çevirdi XII, 222-238 Cassâs, Ahkûmu'l-kur'an kadýnýn zinetini ve zinet ve kendi mübarek yüzünü ve ellerini (Lübnan Daru'l-Kittabi'l-Arabi) III, yerlerini eþi veya 315-3119; Ýbnu'l-Arabi,. Ahkamu'li þ a r e t e d e r e k ; mahremi olmayan Kur'an (Lübnan, Dâru'l-Ma'rife) III, “Ey Esmâ! Kadýn erginlik çaðýna erkeklere göstermemesi ve 1365-1376; Serahsî, a.g.e., X, ulaþýnca vücudunun þurasý ve yabancý erkekler 145-165; Celâluddin Mahallî, burasý dýþýnda kalan yerlerinin Þerhu'l-minhâc, III, 206-215; tarafýndan görülmesine görülmesi (gösterilmesi) caiz Kâsâni, a.g.e, C., 118-125; Ýbn meydan vermemesidir. Bu deðildir. Buyurdu.(15) Abidîn, a.g.e., V, 320-329, Ýbn itibarla örtünün; saçýn, Hazm, Merâtibu'l-Ýcma, s. 29. ten renginin veya 7- Yine Hz. Âiþe (r.a)'den: Þöyle 8- Serahsî, a.g.e., X, 155; Ýbn zinetlerin görülmesine demiþtir: “Rasûlüllah (s.a.v) Abidin, a.g.e., V, 320-329. engel olacak kalýnlýkta, 9- Müslim, Libâs, 34 (II, 1680, Hadis bileklerinin dört parmak yukarýsýný vücut hatlarýný No: 2128), Cennet, 13 (II, 2192, iþaret ederek “Allah'a ve ahiret gününe göstermeyecek nitelikte Hadis No: 2128); Müsned, II, 356. inanan bir kadýn ergenlik çaðýna varýnca olmasý gerekir. 10- Buhâri Kitabü'l-Kader, 8. Bab, yüzü ve þuraya kadar elleri dýþýnda Müslim ayný kitab, 5. bab, Ebû Dâvûd herhangi bir yerini açmasý helâl deðildir!” Nikâl 4. babta, Ebû Hüreyre (r.a)'den. Buyurdu.(16) 11- Müslim Kitabü'l-adab 10 bab, Tirmizi, Ýstiz'ân 61. bab, Ebû Dâvûd Nikah Kitabý 44. bab, Ahmed 8- “Ebû Hureyre (r.a)'den: Þöyle demiþtir: “Rasulullah 4/358, Beyhâki 7/90, Dârimî 2/278, Ýsti'zân 15. (s.a.v) “Ateþ ehlinden olup, görmediðim iki sýnýf insan var: 12- Tirmizi Ýsti'zân 61. bab, Ebû Dâvûd Nikâh 44. bab, Ahmed 5/531-532; Dârimî rikak 3, Beyhâki, (Birisi) yanlarýnda bulunan sýðýr kuyruklarýna benzer 7/90 kamçýlarla insanlarý döðen (iþkence yapan) bir kavimdir. 13- Buhari Nûr Suresinin tefsiri 13. bab, Ebû Dâvûd (Diðeri) giyinik, çýplak birtakým kadýnlardýr...” Libas Kitabý 32. bab, Beyhâki 88. Buyurdu.(17) 14- Ebû Dâvûd Libas Kitabý 31. bab. 15- Ebû Dâvûd Libas, kitabý 33. bab. 16- Buhari Kitabü'l-Kader, 8. bab, Müslim ayný kitab 5. bab, Ebu davud Nikâh 4. babta, Ebû Hüreyre, Ýsmail ÖNER ( Din Ýþleri Yüksek Kurulu Baþkaný ) (r.a)'den. Doç. Dr. Ýbrahim ÇALIÞKAN ( Din Ýþl. Y. Kr. Bþk. Yrd. ) 17- Müslim Kitabü'l-Adab 10. bab, Tirmizi Ýsti'zân, Mustafa ATEÞ ( Üye ) 61. bab, ebû Dâvûd Nikah kitabý 44. bab, Ahmed Dr. Fahri DEMÝR ( Üye ) 4/358, Beyhakî, 7/90, Dârimî 2/278, Ýsti'zân Prof. Dr. Þerafettin GÖLCÜK ( Üye ) 15. Haydar HATÝPOÐLU ( Üye ) Prof. Dr. Mehmet HATÝBOÐLU ( Üye ) Yaþar ÝÞCAN ( Üye ) Doç. Dr. Esat KILIÇER ( Üye ) Seyfettin YAZICI ( Üye ) Ýrfan YÜCEL ( Üye)

BÝR DÝZÝ YAZI

2- Ashabdan Cerir bin Abdullah el-Becelî (r.a)'den: Þöyle demiþtir: “Ben Rasulullah (s.a.v)'e (harama) ani bakýþýn hükmünü sordum. O, bana, gözümü baþka yöne çevirmemi emretti”. (11)


KÜLTÜR - SANAT

Zehra ESÝN

U

ygarlýklarýn vataný, çaðlarýn tanýðý tarihten bu yana ticaret yollarýnýn kavþaðý ve ticaret merkezi olmuþ geçmiþine sahip çýkan ve geleceðe bakan sokaklarýyla sýmsýcak evleriyle ve doðal güzellikleriyle insaný çaðýran bir kent, burasý Ýç Anadolu, Güneydoðu Anadolu ve Akdeniz bölgesinin birbirine yaklaþtýðý nokta, adýný tarihe kahramanlar kenti yazdýran daðlarýnýn yamaçlarý çam ve meþeyle süslenmiþ kýyýlarý Ceyhan Nehri'nin mavilikleriyle birleþmiþtir. Kahramanmaraþ, Ahýr Daðý'nýn güney kýsmý eteklerinde þehirle ayný adý taþýyan ovanýn kuzey kesiminde meyilli bir alanda yer alýr. Þehrin ismi Asur kaynaklarýnda geçen Markasi'ye dayandýðý belirtilir. Bizanslar döneminde Germanicia\Kayseria Germanicia'ya çevrildi. Þehir Ýslam hakimiyetine girince Mar'aþ adýný aldý. Bu ad 7 Þubat 1973'te Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafýndan milli mücadele dönemindeki üstün direniþinden dolayý 'kahraman' unvaný verilerek Kahramanmaraþ þekline dönüþtürüldü. Fiziki yapý olarak antik çaðlardan beri sürekli yerleþime sahne olan ve müstahkem kalesiyle önemli bir ticaret yolunu kontrol altýnda tutan Maraþ ortaçaðlarda Bizans ve Ýslam dünyasý arasýnda sýnýr bölgesinde bulunmasý sebebiyle sýk sýk tahribata uðrayýp yeniden imar edilmiþtir.1114'teki depremle bütünüyle harap olmuþ ve yeniden imar edilmiþtir.Türklerin ilk eserlerinden olan Ulu cami 1496'da Dulkadiroðlu Alaüddevle tarafýndan yaptýrýlmýþtýr.Evlerin arasýnda dar sokaklar içerisinde dimdik yükselen ve bulunduðu mekana ayrý bir uhdeviyat katan H a z n e d a r l ý c a m i n i n 1 5 y. y a i t olduðu sanýlmaktadýr.Eski Maraþ evleri çoðunlukla iki katlý ve güneye bakar.Ulu caminin hemen karþýsýnda Taþ medrese bulunur. Þehir birçok alim yetiþtirmiþ olup, ortaçaðda Mar'aþi nisbesiyle tanýnan bir çok alim arasýnda Ebu Ömer Abdullah B. Yezid el Mar'aþi ile Muhaddis Ahmet b. Muhammed El Mar'aþi sayýlabilir. 8. ve 10. yüzyýllarda Mazenderan da hüküm süren Mar'aþiler hanedanýnýn kurucusu olan seyyid ailesi de aslen Maraþlýdýr.

Ortak

z

emin

56

MARAÞ BÝZE MEZAR OLMADAN DÜÞMANA GÜLZAR OLMAZ.

Maraþ, Mondros Ateþkes Antlaþmasý'ndan sonra Ýngilizler tarafýndan, ardýndan da Fransýzlar tarafýndan iþgal edildi. 29 Ekim 1919 da Fransýzlar þehre Ermenilerle beraber girdiler. Yerli Ermeni halk, Fransýz askerlerin gelmesini büyük bir sevinçle karþýladý. Fransýzlar Maraþ'ý iþgalinden bir süre sonra olaylar baþladý. 31 Ekim 1919 Cuma günü Fransýz ve Ermeni askerleri halka her türlü hakaret ve sataþmada bulunuyorlardý. O sýrada Uzunoluk hamamýndan çýkan yüzü peçeli iki hanýma, 'Artýk burasý Türklerin deðil, Fransýz memleketinde peçe ile gezilmez' diye kadýncaðýza saldýrdý. O sýrada sesleri duyan Ali Sütçü Ýmam Karabað tabancasýný alýp dükkanýndan fýrladý ve kurþunlarý Ermenilerin üzerine boþalttý. Bu olay halký birbirine daha da kenetlendi. 21 Ocak 1920 günü þehir harbi baþladý. 22 gün ve gece süren savaþta Maraþlýlar düþmaný maðlub ettiler. TBMM, Kurtuluþ savaþý sonrasýnda Maraþ'a bir yazý göndererek milli mücadeleye katýlanlarýn listesi ister. Sonunda yazýya cevap þöyledir: “Maraþ ta milli mücadeleye katýlmayan tek fert yoktur.” Bunun üzerine 5 Nisan 1925 yýlýnda toplanan TBMM, Ýstiklal Madalyasýný Maraþ'taki fertlere deðil þehir halkýna verilmesini kararlaþtýrýr. Maraþlým bir hamaset destaný naksedildi baðrýna, Yurdumun aslanlarý öldü iman uðruna Ruhlarda bayraklaþan Allah için savaþtýr., Bu þehitler diyarý iþte bu yer MARAÞTIR. Ýlin nüfusu 2000 yýlý nüfus sayýmýna göre 1.321.183 olup, ülkemizin nüfus açýsýndan 17. büyük ilidir.Þehir merkezi nüfusu ise 507.000'dir. Maraþ dondurmasý ile meþhurdur.Maraþ dondurmasý içerdiði lezzet ve rayihayý ve dolayýsýyla elde ettiði haklý ünü, Ahýrdaðý eteklerindeki yabani orkidelerin köklerinden elde edilen salep, kaliteli süt, kaliteli þeker, ve en önemlisi de iyi bir ustalýða borçludur. Maraþ dondurmasý þu an dünya çapýnda üne kavuþmuþ ve özel saklama koþullarý sayesinde her yere ulaþabilmektedir. Maraþ'a özgü geleneksel yiyeceklerden biride tarhana önceden evlerde


Kahramanmaraþ üç ana giriþle bölge trafiðine baðlanýr. Bunlar Gaziantep, Adana ve Kayseri giriþleridir. Doðal güzellikleriyle insaný kendine baðlayan Kahramanmaraþ adeta yeþil bir göze benzeyen Yeþil Göz, Güvercinlik Maðaralarý, Döngel Maðaralarý, Alikayasý, Hýrnýz gibi doðal güzelliklere sahiptir.

Yapmadan Ayrýlma : Ashab-ý Kehf, Döngel Maðarasý ve Kahramanmaraþ Kalesini görmeden... Kahraman Maraþ dövme dondurmasý yemeden... Tarhanasýný tatmadan... Sim sýrma, aðaç oyma, el iþi bakýr eþyalar ile kýrmýzý biber, tarhana almadan... Kahraman Maraþ postalý ve yemenisi giymeden

KÜLTÜR - SANAT

yapýlýrken ileri teknolojiyle birlikte Maraþ için önemli bir sektör halini almýþtýr. Maraþ'ýn ayný zamanda biberi de Türkiye tüketiminin yüzde 45'ini karþýlamaktadýr.

..........Dönmeyin. Kuraný Kerim'de geçen Ashabý Kehf 'Böylelikle maðarada yýllar yýlý onlarýn kulaklarýna vurduk (derin bir uyku verdik).'(Kehf Suresi\11) maðara erenlerinin 300 yýl uyuduklarý maðarada Maraþ'ýn Afþin ilçesinde bulunur.

Kaynakça : T.D.V. Ýslam Ansiklopedisi Evliya Çelebi Seyahatnamesi Maraþ Tarihi Ve Çoðrafyasý \Besim Atalay

57

Ortak emin

z


HAK & HUKUK

HUKUK VE ÝNSAN HAKLARI ÝBRAHÝM TOPÇU

H

Toplumda, geliþim ve deðiþim süreci içinde yöneten ve yönetilenlerin ayrýþmasý ile devlet olgusu ortaya çýkmýþ, toplumsal yapýnýn karmaþýk bir hal almasýyla beraber insanlarýn hak ve hürriyetlerini koruyacak bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmuþtur. Dolayýsýyla devlet, hak ve hürriyetleri koruyup bir düzen ve güvence altýna alan hukuk düzeninin temsilcisi durumuna gelmiþtir. Fakat zamanla devletin bir canlý organizmaya benzetilip kutsanmasý ve temel amaç haline gelmesi, insanlarýn mutluluðu için insanlar tarafýndan düzenlenmiþ olan devleti insanlarýn hak ve hukuklarýna tecavüz edici bir yapýya büründürmüþtür. Otoriteler ve baskýcý rejimler bunun açýk birer örneðidir. Devletin varlýk nedeninin unutulup amacýndan saptýrýlmasýyla beraber hukuk, devleti de bir kiþi gibi denetleyip sýnýrlandýrmak durumunda kalmýþtýr. Dolayýsýyla hak ve özgürlüklerin güvencesi olan hukuk, devlete karþý üstünlüðünün kabul edilmesiyle hukuk devletine geçiþi saðlamýþtýr. Böylece meclis ve iktidarýn yetki ve eylem

Ortak

z

emin

58

ukuk ve insan haklarý birbirinin varlýk nedenidir. Bazen ikisinin de ayný anlamda bile kullanýldýðý olur. Hukuk, insan hak ve hürriyetinin düzenlendiði ve bunlarýn güvence altýna alýndýðý kanunlarýn bütünüdür. Bu nedenle hukukun bulunmadýðý yerlerde insan hak ve hürriyetinin güvencesinden de söz edemeyiz. Toplumsallýk olgusuyla beraber; insan iliþkilerinin düzenleyen bir sisteme ihtiyaç duyulmasýyla birlikte hukuk sistemi doðmuþtur. Toplumsal yapýnýn tarih süreci içinde deðiþmesiyle birlikte hukuk dahi öz ve yöntem bakýmýndan deðiþikliðe uðramýþtýr. Ýnsanlýðýn bu süreç içinde hak ve hürriyetlerine yaklaþýmý yeni boyutlar kazanmýþ, bu durum da doðal olarak hukuk yaklaþým ve yöntemini deðiþtirmiþtir. Bu baðlamda günümüzdeki bütün hukuk kurallarýnýn ortak sujesi insan ve insanlýðýn ortak tarihi olmuþtur. Böylece hukukun amacý, insanýn toplum yapýsý içindeki mutluluðunu saðlamak olmuþtur.

alanlarýnýn hukuk aracýlýðýyla belirlenmesi saðlanmýþtýr. Devlet bünyesinde barýnan meclis ve hükümetin keyfi uygulamalarý engellenmiþ ve teoride de olsa insan hak ve hürriyetleri tekrar güvence altýna alýnmýþtýr. Tarihte de günümüzde de bakýldýðý zaman, hukukun üstünlüðünün benimsendiði ölçüde insan haklarýndan söz edilebileceði görülmektedir. Hukukun temel alýnmadýðý ve devletin keyfi uygulamalarýnýn denetlenmediði dönemlerde ise insanlar, yine haklarýndan yoksun kalýp çeþitli zulümlere maruz kalmýþlardýr. Günümüzde insan ve insan haklarýnýn en üstün deðer olarak algýlanmaya baþlanmasý nedeniyle önce insaný tanýmaya, mahiyeti ve nicesi üzerinde durmak gerekir. Aksi halde tanýmlanamayan bir varlýðýn hak ve hürriyetlerini korumak için çaba sarf etmek gibi havada kalmýþ, anlamsýz bir eyleme kalkýþýlmýþ olunacaktýr.Ýnsanlarýn bu konu hakkýndaki çalýþmalarýný barýndýran felsefenin bu konu hakkýnda ortaya koyduðu teoriler kesinlik kazanmamýþ,varsayýmdan öteye geçememiþtir. Hatta bir kýsmý varlýðý kabul etmemiþler ki insanýn tanýmý gibi bir soruya gelebilsinler, tanýmlamaya çalýþsýnlar... Bilimsel yöntemlerle belirlenmiþ disiplinlerde ise özellikle parapsikoloji ve parçacýk fiziðinden bahsetmemiz gerekecek...Bunlarýn getirdiði sonuçlara bakýldýðýnda ise çok net dir þekilde bir yaratýcý gücün varlýðý ortaya çýkacaktýr. Dinler bilimine yönelip incelediðimizde ise tek çýkar,anlaþýlýr ve açýklayýcý üslubun Ýslam'da ve onun kitabý olan Kur'an-ý Kerimde olduðunu göreceðizdir. Örneðin Kur’an'ýn ifadelerine baktýðýmýzda “Ey! Ýnsanlar...Þunu bilin ki, sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra uzuvlarý önce belirsiz, sonra belirlenmiþ canlý et parçasýndan yarattýk ki size kudretimizi gösterelim. Ve dilediðimiz belirli bir süreye kadar rahimlerde bekletiriz, sonra sizi bir bebek olarak dýþarý çýkarýrýz...”(Hac: 5) þeklinde insanýn yaratýldýðýný anlatmýþ ve bir çözüme kavuþturmuþtur. Diðer ifadelere bakýldýðýnda da insanýn hem cismani hem de ruhsal ne, neden ve niçin olduðunu açýklýða kavuþturarak bir çözüm getirmiþtir. Ýnsaný bu


Mesela insanýn, doða ile iliþkisine baktýðýmýzda ekosistem içinde ekosantrik bir yapý oluþturmaktadýr .Diðer canlý ve cansýz varlýklar içerisinde merkezde yer almaktadýr. Diðer canlý varlýklarla beraber fakat amaç ve muhatap olan bir varlýk konumunda bulunmaktadýr.

doðmuþtur.18.y.y. sonuna geldiðimizde Fransa'da bu alanda çok büyük bir sosyal patlama olduðunu görüyoruz. Hak ve hürriyetlerin doðallýktan hukuksallýða geçiþini... Ve bundan geliþen demokrasinin tam geliþmediði ülkelerde ise hukuksal yasaklara raðmen insan hakký ihlallerine rastlamak içten bile deðil. 20.y.y.'ý yaþadýðýmýz bu zamanda ise hala Türkiye'nin de içinde bulunduðu bazý 3. Dünya ülkelerinde insan hakký ihlalleriyle sýkça karþýlaþýyoruz.

59

Ortak emin

z

Ayný þekilde Kur'an-ý Kerim'de de Allah-u Teala insanýn mahiyetini ve diðer canlýlar arasýndaki Teknoloji ve kitle iletiþim araçlarýnýn geliþtiði, konumunu þu þekilde dile getirmiþtir. “ Gerçekten biz uluslararasý iliþkilerin ve uluslar arasý trafiðin insaný en güzel bir þekilde yarattýk”(Tin:4) “Yemin olsun! yoðunlaþtýðý, dünyanýn bir köy haline geldiði Biz adem oðullarýný üstün yarattýk. Onlarý karada ve zamanýmýzda siyasi iliþkilerin çok boyutlu olmaya denizde vasýtalarla taþýdýk. Hep nimetlerle besledik ve baþlamasý ile uluslararasý iþbirliði ve antlaþmalarýn da onlarý yarattýklarýmýzýn çoðunun üzerinde üstün kýldýk arttýðýný görüyoruz .Avrupa Parlamentosu, AÝHM, (Ýsra:70) Yine Allah (cc) Bakara suresinin 30.ayetinde BM gibi kuruluþlar ortaya çýkarak insan hak ve insaný yeryüzünün halifesi olarak yarattýðýný dile özgürlüklerini korumaya çalýþtýklarýný ortaya getirmektedir. Diðer varlýklarýn çoðu atmýþlardýr. Gerek yaþadýðýmýz iki insanoðlunun hizmetine verilmiþtir. dünya savaþý gerek terörizmin Böylece Ýslam ve arkasýna aldýðý artmasý bu kuruluþlarýn Siyasi ve ekonomik tüm kainat ve onu inceleyen her iþlerliðini arttýrmasýna raðmen çýkarlarýn çatýþmasý veya bir bilim dalý insanýn kainatýn bir kýsmý çeþitli güç çýkarýn odaklandýðý en çaðdaþ amacý konumunda oturan en kaynaklarýnýn etkisiyle görevini üstün varlýk olarak tarif etmiþtir. tam yapamaz hal almýþlardýr. Bu ve demokrat devletlerin bile Ýnsanýn eylemlerinden de bunu kuruluþlarýn yaptýklarý insan hak ve hürriyetlerini rahatlýkla anlayabiliyoruz ki çalýþmalar arasýnda insan çiðneyen uygulamalara düþünen, üreten, düþündüðünü haklarýnýn ihlal edildiði bilinen gittiklerini görmek, ve ürettiðini sonraki nesillere ülkelerde incelemeler yapýp madalyonun öbür yüzünü aktarabilen insan, teemmül ve rapor tutarak önlemler alýyorlar. tekemmülle birlikte diðer Siyasi ve yargýsal gösteriyor ve çifte canlýlardan ayrýlarak bu çözümlemelerde bulunuyorlar. standartlarýný ortaya koyuyor. konuma oturmuþtur, halifeliðini Ýlgili devletlerin, üye olduklarý bu Çýkarlarýný insan hak ve ilan etmiþtir. kuruluþlarýn verdikleri kararlara onurunun üzerinde uymamalarý halinde uluslar görenlerin, Keþmir, Bosna Halifeliðiyle diðer canlýlar arasý siyasi yaptýrýmlar üzerinde hakimiyetini kuran insan Hersek, Kosova, Çeçenistan, gelmektedir. kendine dönüp hemcinsi üzerinde Afganistan, Irak, Filistin ve hakimiyet kurmaya baþladý. Tarih 2 1 . y. y ' a g i r d i ð i m i z b u daha nice yerlerde boy boyunca güçlü olanlar ,kim bilir, günlerde bir yanda insan hak ve gösterilerini izlemek, insan hayvanlar üzerindeki bu özgürlükleri evrensel boyutta haklarý ile hukuku kimin ne hakimiyeti insanlar üzerine de korunup güvence altýna için kullandýðýný gösteriyor uygulamaya kalkýþýnca insan alýnmaya çalýþýlýyor; bir yandan haklarý zedelenir insanýn izzeti, da gözden kaçmayan bir gerçek günümüzde. Ve bizlere güzel onuru ayaklar altýna alýnýr oldu. Bu tablo ile karþýlaþýyoruz. Siyasi bir ders veriyor. insan üzerindeki yine kendisinin ve ekonomik çýkarlarýn olan hegemonya artarken ezilen çatýþmasý veya çýkarýn inzanlarýn tepkive isyanlarý da odaklandýðý en çaðdaþ ve artmýþtýr. Bunun deðiþik dönemlerde deðiþik demokrat devletlerin bile insan hak ve hürriyetlerini toplumlarda sosyal patlamalara neden olduðunu çiðneyen uygulamalara gittiklerini görmek, müþahede ediyoruz. Bu tepkilerin artmasýyla birlikte ise madalyonun öbür yüzünü gösteriyor ve çifte insan haklarý konusunun tekrar tekrar gündeme geldiðini standartlarýný ortaya koyuyor. Çýkarlarýný insan hak ve görüyoruz. Ve dolayýsýyla yeni hukuk düzenlemeleri, onurunun üzerinde görenlerin, Keþmir, Bosna Her yeni devlet anlayýþlarý ve reformlara gidilmiþtir. sek, Kosova, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Filistin ve daha nice yerlerde boy gösterilerini Örneðin Ýngiltere'de1215'te kabul edilen metin ile izlemek, insan haklarý ile hukuku kimin ne için insanlarýn hak ve hürriyetlerini güvence altýna kullandýðýný gösteriyor günümüzde. Ve bizlere alýnmýþtýr.16.-17. y.y'a geldiðimizde reform ve güzel bir ders veriyor. Rönesans hareketleri ile insan, insan haklarý ve insanýn deðeri konusunda önemli geliþmeler olmuþtur. Ýnsaný temel amaç edinen ve insan hak ve hürriyetinin güvence altýna alýnmasýný saðlayan hümanizm akýmý

HAK & HUKUK

Kur'an'ýn anlattýðýna uygun bir tarzda anlatan sosyal ve sayýsal ilimlerin de Ýslamý doðruladýðýný görüyoruz.


ÞÝÝR

60

Gazzede þehadeti soluyan yasine, hindistanda cami avlusunda vurulan miþtaya, fellucede ötelere sevdalanan hüseyne, ya da þöyle diyelim; napalm kýzýllýðýnda, yarýnlarda ürkek ve nazenin bir bakýþa sevdalanmadan, aþkýn tarifini benliklerinde hissetmeden vurulan tüm çocuklara...

AÞKI TÝTREYEN ALEVÝN PENÇESÝNE BIRAKTIM Gökyüzü terliyor bugün, kýzýl gelincikler tebessümünde, yaðmur düþlesem sen geliyorsun düþlerime, düþlerimde ýslat beni... ey çocuk

her sözüm bir slogan , kýnýndan çýkmýþ kýlýç olsada, çölün suya kanýþý gibiyim sevdana dair. sen bir þiirsin...ey çocuk...

zehirli bir ok olsan sinemde yanar aðýn ýþýk nasýl yürürse geceye, öyle yürüyorum sevdana

yaðmurdan niçin kaçarsa kuþlar, ve niçin anlamýný hala yitirmemiþse terminal türküleri, iþte,onun firarisi oldum acýkmýþ þiirlerime katýk ettiðim senin, sana dair bendeki senin..... titreyen alevin pençesine býrakmaktan aranýyorum, gizlenmem imkansýz gayrý her kalp atýþým bir deprem dalgasý, yasak kitaplarda adým yazýlý adýn üstüne.... istemedim kentin kirletilmiþ ruhunu.. tiner çeken çocuklar sözcüklerimi isyana dönüþtürsede

Ortak

z

emin

yüreði titremiþ sevdamý, gövdeleri demirlenmiþ kadýnlarýn þehvet dolu bakýþlarýndan; ürkek ve asi gençliðimi, ve hala dinmeyen özlemimi dört nala koþan atýn dizginlenemeyen ihtiþamýnda yoðurdum, gecikmiþ ve hala dönmemiþ sensizliklere inat,

ey isyanýmý kendinde dindiren þiir suskunluðun barbar, barbarlýðýn esaret biriktiriyor, bakýþlarýn, ölüme tebessümle bakan son bakýþlarýn çýlgýn çekirgeler gibi daðlýyor sol yanýmý, sol yaným üþüyor ey çocuk bir akrep sokumu, mahremiyeti sende bozulsun telli duvaklarýn hangi dala uzansam sen, otobüs duraklarý,tren istasyonlarý,alýþ-veriþ merkezleri, gecenin aymazlýðýndan çýldýrmýþ bir cesaretle, kýzgýn afiþte veya korsan bir yürüyüþte sana dair, sevdana dair yorumladýðým özlemimi, kentin paranoyak duvarlarýna yumruklarýmla yapýþtýrmak istiyorum ve bilesinki,ey çocuk ben ölmeden sendeki ben ölmez sen olmadan bendeki sen dinmez. MAHMUT KÝRAZ.


ÞÝÝR

GEL KAR(IN)DAÞIM Sinan KARAKAÞ

61 Ýnsanoðlu var oldu bir erkekle diþiden O Adem O Peygamber belliydi geliþinden Annesiz babasýzdý yaratýldý balçýktan Tüm insanlara ruhundan üflemiþti Yaradan Yoktan ve örneksiz ken yaratýldý ilk insan Her þeyin esmasýný öðretmiþti o Rahman Sen ya benim kardaþým ya da karýndaþýmsýn On sekiz bin alem içinde dünyadaþýmsýn Kendini bilip Rabbini bilen kardaþýmsýn Babamýz bir anamýz bir elbet karýndaþýmsýn Sen benim gibi düþünmek zorunda deðilsin Býrak insan insanlýðýn önünde eðilsin Ben ben gibi olabilirsem bakarsýn bana Düþün her insan bir alemdir atma yabana Tercih senin doðrun senin seçtiysen eðer Ýnsanlýða faydasý yoksa ne kýymet deðer Zorlama beni sen kendini bilirsen iþte Doðrusu budur yanlýþ yok bu gidiþte

Gönül deryâsý derin, dalacak yürek gerek Bir sevdâ ýrmaðýnda kirden arýnmak lazým Türlü çeþit sandallar çekecek kürek gerek Bir rüyâ denizinde þimdi yapayalnýzým Bir avuç muhabbettir yýllardýr aradýðým Nemrutça firavunca kaskatý gönüllerde Serâplar âleminde gülþenler taradýðým Yeter kendimi buldum ben yaþayan güllerde Hasretin yüreðimde çaðýldayan bir nehir Havsalam almaz oldu sükûtun esrârýný Bana hâtýra kalan bakýþýn sanki zehir Durulasam zihnimi daðýtsam efkârýný Bir gün ölürsem eðer en kuytu bir köþede Dikeniyle beraber güle sar kefenimi Muhabbet taþlarýný sen üstüme döþe de Yalnýzlýða terk etme þu nâçiz bedenimi

emin

z

Buraya kadar bütün bakýþlarýmýz ortak Sonrasý sana muamma benim için mutlak Toprakta bitecekse hesaplar ne olacak Ýnanýyorum bir gün hesaplar sorulacak Ne zulmetmek var bende ne de zulme uðramak Temel hedef insandýr insana saygý duymak

M.Akif KANLIGÜL

Ortak

Nasýl dünya renkahenk, deðildir siyah beyaz Güzel gör güzel konuþ yalnýz insan için yaz Yanlýþý görür isen söyle dilin konuþsun Uygulamayý doðru yap ki muhatap sussun Sende öleceksin bütün ölenler gibi Delinecek zannettin sensiz dünyanýn dibi Gassallar yýkayacak buz gibi mermerlerde Bütün sevgiler biter ve bütün deðerlerde

VASiYET


KISSADAN HÝSSE

ORHAN OCAÐ

ÖYKÜ

Zehir

62

Uzun yýllar önce, Çin'de Li-li adýnda bir kýz yaþýyordu. Günler günleri, yýllar yýllarý kovaladý ve çoðu kýz gibi Lili de günün birinde bir delikanlýyla evlendi. Li-li'nin kocasý zengin biri olmadýðý gibi, ailesine karþý sorumluluklarýna dikkat eden biriydi de. O yüzden,Li-li evini, kocasýyla birlikte dul kayýnvalidesi ile de paylaþmasý gerekiyordu. Gelin görün ki, aylar geçtikçe , Li-li kayýnvalidesiyle geçinmenin çok zor olduðunu anlamaya baþladý. Ýkisinin de kiþiliði çok farklýydý ve bu yüzden sýk sýk kavga ediyorlardý. Kavgalar gitgide o kadar þiddetlenmiþti ki, konu komþu da evde olup bitenlerden haberdar olmaya baþlamýþtý. Birkaç ay daha böyle geçtikten sonra, Li-li bu iþin böyle gitmeyeceðinde iyice emin haldeydi. Bu durumun annesi ile eþi arasýnda kalan kocasý için evliliði cehenneme çevirdiðini de görüyor; eþi için de üzülüyordu Li-li, bir çare bulabilme ümidiyle, baba tarafýnda aile dostlarý olan bir baharatçýya gidip derdini anlattý. Baharatçý, Li-li'ye, bu iþin kesin çözümünün kayýnvalideyi ortadan kaldýrmak olduðunu söyledi. Ama bu iþi farkettirmeden halletmesi gerekiyordu. O yüzden, deðiþik bitkilerden hazýrladýðý bir ekstreyi Li-li üç ay boyunca azar azar kaynanasý için yaptýðý yemeklere koyacaktý. Zehir az az verilecek, böylece kayýnvalideyi Li-li' nin öldürdüðü anlaþýlmayacaktý. Yaþlý baharatçý,Li-li'ye, bunun için, zehiri azar azar verdiði üç ay içinde þüphe verici davranýþlardan, özellikle kayýnvalidesine karþý sert kavgalardan kaçýnmasýný tavsiye etti. Üç ay için sabredip kayýnvalidesine olabildiðince iyi davranmalýydý. Li-li Baharatçýnýn hazýrladýðý zehir ekstresini de alarak sevinç içinde eve dönen Li-li, baharatçýnýn önerdiði planý adým adým uygulamaya baþladý. Her gün en güzel yemekler yapýyor, kayýnvalidesinin tabaðýna zehiri azar azar damlatýyor, bu arada ona iyi davranmayý ihmal etmiyordu. Onun bu iyi muamelesi kayýnvalideyi de etkilemiþ, gün gün ona daha iyi davranmaya, haftalar geçtikçe de ona kendi kýzý gibi sevgi ve ilgi göstermeye baþlamýþtý. Evde artýk barýþ rüzgarlarý esiyordu. Bu durum karþýsýnda, Li-li yaptýklarýndan utanmaya baþladý. Kayýnvalidesinin aslýnda pek de kötü biri olmadýðýný, bilakis pekala iyi bir insan olduðunu düþünmeye baþlamýþtý. Ama, yemeðine azar azar damlattýðý zehirler yüzünde onun ölmesi de an meselesiydi artýk. Vicdan azabý içinde kývranan Li-li, yaptýklarýndan piþman vaziyette yine baharatçýya gitti ve bu kez, verdiði zehiri kandan temizleyecek bir iksir yapmasý için kendisine yalvardý. Artýk yaþlý kadýnýn ölmesini istemiyordu. Yaþlý baharatçý, Li-li'nin bu yalvarmalarý karþýsýnda gülmeye baþladý. Li-li ise çok ciddiydi ve zehirin tesiri vücuddan atacak bir ilaç yapmasýný ýsrarla istiyordu.

Ortak

z

emin

“Ah Li-li!” dedi baharatçý, “Sana zehir diye verdiðim þey, vücudu güçlendiren bazý bitki özlerinin bir karýþýmýydý yalnýzca. Çünkü,asýl zehir ikinizin kafasýndaydý. Sen ona iyi davrandýkça bu zehir daðýldý, yerini sevgi ve anlayýþa býraktý.”


KURAN KISSALARI VE MEDENÝYETLERÝN ÝNÞASI Kýssalar, insanlýðýn geçmiþi olmasý nedeniyle Kur'an'da geniþ yer tutmaktadýr. Kur'an; kýssalar vasýtasýyla insanlýk serüvenini tarihsel baðlamda Ýslam ümmetinin önüne sermiþtir. Kur'an, dini iradeyi miras olarak alan Ýslam ümmetinin geçmiþten ders alarak ve devralmýþ olduðu mirasa bir þeyler ekleyerek medeniyeti yönlendirmesini istemiþtir.

ÖYKÜ

Yazarýn bu çalýþmadaki gayesi; kur'an kýssalarýnýn verdiði mesajý anlamaya çalýþarak ilerlemenin ve gerilemenin baðlý bulunduðu bir takým yasalarý tespit etmek, peygamberlerin medeniyet ve uygarlýðýn geliþmesindeki çabalarýný ortaya çýkarmak, gösterdiði mucizelerin ilmi geliþmelere ne gibi katkýlarý olabileceðine dair bir takým mülahazalarda bulunmak ve bu konuda çalýþacak araþtýrmacýlara azda olsa bir ýþýk tutmaktýr. Abdulbaki Güneþ / Gündönümü Yayýnlarý Tel: (212) 635 47 24 MEM U ZÝN Mem u Zin, bilindiði üzere ünlü kürt bilgesi Ahmede Hani'nin mesnevi tarzýnda düzenlemiþ olduðu ölümsüz eseridir. Eser, dünyaca ünlü Ýslam alimi Prof. Dr. M. Said Ramazan el-Buti tarafýndan arapçaya çevrilmiþ, daha sonra roman tarzýnda yeniden kaleme alýnmýþ ve birtakým eklemeler yapýlarak orijinal bir çalýþma halini almýþtýr.

63

Dünya edebiyatýnýn þaheserlerinden olan Mem u Zin, 1393 yýlý civarýnda Cizre'de yaþanmýþ dramatik bir aþkýn öyküsüdür. Olay örgüsü, Mem ve Zin adlý iki genç arasýnda yaþanan aþk üzerine kurgulanmýþtýr. Mem ile Zin bir nevruz bayramýnda karþýlaþmasý ile baþlayan olay, dramatik bir þekilde, kavuþamayan aþýklarýn ölümü ile sonuçlanýr. Üstad Buti bu romaný; azýcýk yanýp da teselli bulmasý temennisiyle, aþký zehir ve nektar olarak yudumlayan ve aþkýn ateþinde yanan ama meyvesini tadamayan her kalbe ithaf etmektedir. M.Said Ramazan el-Buti / Kent Yayýnlarý Tel. (212) 519 00 09 SUFÝLER VE AKSÝYON “Tasavvufun nefs ve gaileleri ile olan cihadda yoðunlaþmasý, fitne yerlerinden, heva ve dünya ehlinden uzak kalmaya çalýþmasý, ne müsteþriklerin ne de onlara uyan çaðdaþ araþtýrmacýlarýn tasavvufu, düþmana karþý yapýlan savaþ ve mücadelelerde gevþeklik göstermek, zayýf kalmak, boyun eðmek ve olumsuz tavýr takýnmakla suçlanmalarýný haklý göstermez.” Müellif bu çalýþmasýnda, Müslüman toplumlarýn önemli bir unsuru olan sufilerin aksiyoner yaþam öykülerini sunuyor. Es'ad El Hatib / Ýnsan Yayýnlarý Tel:(212) 642 74 84

ÝSLAM'DA GÝYÝM VE TESETTÜR

emin

z

Yazar, Ýslam'ýn giyim ve tesettür ölçülerini öðrenmek isteyenler için ideal bir kaynak olarak hazýrladýðý eserinde; örtünmenin mahiyetini, ölçüsünü, neden ve hikmetlerini temel kaynaklarý esas alarak tespit etmeye çalýþmýþtýr. Ayrýca dinin giyinme tarzýna neden müdahale ettiðini, giyim konusunda ortaya koyduðu prensiplerin deðiþen zamana göre ne derece geçerli olduðunu, ayrýca giyinme ihtiyacýnýn toplumu olumsuz yönde etkilemeyecek þekilde karþýlanmasý amacýyla konulan adab ve kurallarý incelemiþtir. Ýsmail Yýldýz / isteme adresi: Royal Ýç Ve Dýþ Ticaret (342) 322 90 85

Ortak

Örtünmeli miyim? Niçin? Örtünmeliyim, çünkü; örtünme eðilimi insanýn fýtratýnda vardýr. Örtünme insanlýk tarihi ile ayný yaþtadýr. Ýnsanlarý diðer canlýlardan ayýran en önemli özelliklerden biri de örtünmedir. Ýslam'da örtünmenin tarzý ve sýnýrlarý açýklanmýþtýr. Müslüman olarak bu ölçüleri esas almalý, baþkalarýna benzeme ve taklit etme eðilimi göstermemeliyiz.


Sevdin habibini kainata sevdirdin Sevdin de hil'ati risaleti giydirdin Makam-ý Ýbrahim'den Makam-ý Mahmud'a erdirdin Server-i asfiya kýldýn Hatem-i Enbiya kýldýn Muhammed Mustafa kýldýn

Ýnayetine sýðýndým kapýna geldim Hidayetine sýðýndým lütfuna geldim Kulluk edemedim affýna geldim

Salat-u selam Tahiyyat-u ikram Her türlü ihtiram O'na, O'nun aline, ahbabýna, ailesine, Ashabýna ve etbaýna YA RAB!

Þaþýrtma beni, doðruyu söylet Neþeni duyur, hakikati öðret Sen duyurmazsan ben duyamam Sen söyletmezsen ben söyleyemem Sen sevdirmezsen ben sevdiremem Sevdir bize hep sevdiklerini Yerdir bize hep yerdiklerini Yar et bize erdirdiklerini

Elmalýlý M. HAMDÝ YAZIR

Ýlahi! Hamdini sözüme sertaç ettim Zikrini kalbime mi'raç ettim Kitabýný kendime minhac ettim Ben yoktum var ettin Varlýðýndan haberdar ettin Aþkýnla gönlümü bikarar ettin

ortakzemin sayı 2  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you