Issuu on Google+

Morf-in Ekim 2012 - Sayı 2

Asklepios ve Tıpta Yılan Sembolü

9

Nobel’den Haberler 4 Tıptan Haberler 5 Yaz Geçti 6 Puslu Kıtalar Atlası 7 Hangi Tenis Raketi? 10 Emmy Ödülleri 8 Sizden Gelenler 12-14


Editörün Notu

Cluj-Napoca (Almanca: Klausenburg; Macarca: Kolozsvár) Romanya’nın en kalabalık nüfusa sahip ikinci şehri olan Cluj, Transilvanya bölgesinin gayrı resmi başkenti kabul edilmektedir. Ülkenin en büyük üniversitesi olan Babeş-Bolyai Üniversitesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. Fotoğrafta şehrin merkezi olan Piața Unirii’deki St. Michael Kilisesi’nin saat kulesinden çekilmiş şehir panoramasının bir kısmı görülebilmektedir. Bu saat kulesi ülkedeki en yüksek (80 metre) kilise kulesidir. Son sayfadaki fotoğrafın merkezinde de Ortodoks Katedrali ve Ulusal Tiyatro görülmektedir.

Morf-in E-Dergi Ekim 2012

Aylık olarak internette yayımlanır

Bu sayımıza katkıda bulunanlar:

Melikşah R. Demircan Elif Sertesen Hilal Pat Ali Aytuğ Kuştaş

Yaptık. Oldu. Dergi çıkartma fikri ilk defa geçtiğimiz kasım ayında gelmişti aklıma. Boş zamanım o kadar fazlaydı ki zamanımın çoğunu bu boşluğu nasıl değerlendirebilirim diye düşünmekle geçiriyordum. O sırada bir kenara yazdığım fikirlerden biriydi işte bu dergi. Çıkartalım demek işin kolay kısmıydı, önemli olan bana destek ve yardımcı olacak insanlar bulmaktı. Onu bulmak birazcık zaman aldı. Yanılmıyorsam mayıs ayıydı, ANTBAT için toplanmış, fikir paylaşımında bulunuyorduk. O gün, Elif ben dergi çıkartmak istiyorum dediğinde bu dergiyi çıkartmaya kesin olarak karar vermiştim. O gün çıktığımız yolculuğumuzda ikinci sayımızla karşınızdayız. Elif demeden önce bu sayıyla öncekini kıyaslama ihtiyacı duymamıştım ama bakınca gördüm ki biz kesinlikle doğru yoldayız. Hiç bilmediğimiz bir işe giriştiğimiz için ilk sayımızdan fazlasıyla tatmin olmuştuk. Ama ya şimdi? Umarım her yeni sayımızı çıkarttığımızda bir önceki sayımız hakkında böyle düşünür; sürekli olarak ileriye, daha iyiye yol almakta olduğumuzu görürüz. Siz de hatalarımızı, tavsiyelerinizi bizlere ileterek kendimizi geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz. Daha anlatacaklarım çok fakat onları da sonraki sayılarımıza saklıyorum. Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere! Melikşah R. meliksah@autf.net

Bilal Aydoğdu Merhaba arkadaşlar, İletişim: dergi@autf.net

Öncelikle ilk sayımızı okuyan ve bizimle düşüncelerini paylaşan herkese çok teşekkür ederiz. Bu sayıda eksiklikleri biraz daha gidermeye çalıştık ve her sayıda daha da iyi olacağımızı düşünüyoruz. Yazarlarımızı her geçen gün biraz daha çoğaltarak, daha çok şey paylaşarak, hep beraber daha güzel şeyler başaracağımıza inanıyorum. Bunun için de desteklerinize ihtiyacımız var. Her zaman olduğu gibi sizden gelecek yazıları, karikatürleri, resimleri, bulmacaları heyecanla bekliyoruz. Önümüzdeki sayıda görüşmek üzere… Elif Sertesen

Dergimizle ilgili tüm eleştirilerinizi, sorularınızı, ilginç fikirlerinizi, yayınlanmasını istediğiniz fotoğraflarınızı ve yazılarınızı dergi@autf.net adresine gönderebilirsiniz.

Kapak fotoğrafı: Asklepios ve kızı Hygeia. Heykel günümüzde Vatikan’daki Museo Pio-Clementino’da sergilenmektedir. Kaynak: Legendele Olimpului - Volumul 2 Eroii, Alexandru Mitru


Bilim ve Teknoloji

Bilim ve Teknoloji

Nobel’den Haberler

Bu Şarkıyı Biliyor Musunuz?

Nobel Ödülleri hakkında kısa bilgiler edinmeye ne dersiniz? Hepimiz bu ödülün gelecekteki adayları olduğumuza göre Nobel hakkında daha çok şey bilmeliyiz. Vereceğim bilgiler daha çok tıp alanında ancak eminin içimizde diğer alanlarda da bu ödüle layık olacak kişiler vardır. Detaylı bilgi için nereyi ziyaret etmeniz gerektiğini biliyorsunuz, http://www.nobelprize.org/ .

Şarkıların duygularımızı daha iyi yansıttığı zamanlar olmuştur hepimizin. Kimi zaman kendimizin ifade edemediği duyguları başkalarının eserlerinde bulmak tuhaf gelmiştir belki de. Sadece duyguları ifade etmek değil, duyguları kontrol etmek için de kullanılmıştır müzik. Yapılan bir araştırmada dinlediğimiz müziğin bizde duygular uyandırmasının nedeni bulunmaya çalışılmış. Tanıdığımız müzik mi bizi duygulandırır yoksa sevdiğimiz müzik mi bizi duygulandırır? Araştırmada fMRI kullanılarak tanınan ve sevilen müziğin beynimizde hangi bölgeleri aktive ettiği üzerine analiz yapılmış. 14 katılımcıya 48 adet pop/ rock müzik dinletilmiş. Bu müzikler arasında onların hangilerine aşina oldukları-ya da olmadıkları- hangilerini sevip sevmedikleri daha önceden yapılmış olan dinleme testi ile belirlenmiş. İşte sonuçlar… Müzik zevki (bir müziği sevip sevmemeniz) limbik, paralimbik ve ödül sistemi alanları üzerinde çok az bir etkiye sahipken, dinlediğiniz müziğe olan aşinalığınız duyguya dayalı bölgeler olarak bilinen putamen, amigdala, nucleus accumbens, anterior cingulate cortex ve thalamus’ta artmış oksijen seviyelerine bağlılığı artırıyor. Bu da bize bazı parçaların

•1901’den itibaren tıp alanında 102 ödül verilmiş. Ödüllerin tarihlerine baktığınızda bu ödül her yıl düzenli olarak verilen bir ödül değil. Eğer çalışmalar yeterli bulunmamışsa ödül verilmeyip bir sonraki sene bekleniyor. •Nobel tek bir çalışma ya da kişiye verilmek zorunda değil. Ödül kişiler arasında paylaşılabiliyor. Zaten 102 ödül içerisinden sadece 38’i tek bir adaya verildi. Toplam ödül alan kişi sayısı ise 199. •En genç Nobel sahibi -şu ana kadar- Frederick G. Banting, 1923 yılında ödülü alırken 32 yaşındaydı. Ödülü John James Rickard Macleod ile paylaşan Banting, insülini keşfetti. •En “olgun” Nobel sahibi ise 87 yaşında ödüle layık görülen Peyton Rous. 1966 yılında tümöre neden olan virüsleri gösteren çalışmasıyla ödüle sahip oldu. •Araştırmacılar öldükten sonra çalışmaları ödül almadı.

Sir Frederick Grant Banting •199 ödüllü araştırmacıdan maalesef yalnızca 10’u kadın ve içlerinden sadece Barbara McClintock ödülü tek başına aldı. McClintock’un çalışması ise mobil genetik elementler. •Rita Levi-Montalcini, yaşayan en yaşlı ödül sahibi. 22 Nisan 2011’de 102. yaş gününü kutlayan Montalcini, büyüme faktörleri üzerinde çalıştı. •Hiç kimse tıp alanında birden fazla ödüle sahip olmadı.

Rita Levi Montalcini

•Bunların yanı sıra ailecek ödül alan kişiler de var. 1974 yılındaki ödülün sahipleri Gerty Cori ve Carl Cori evlilerdi. Baba-oğul olarak ödüle sahip iki aile var ve ikisinde de biri tıp alanında ödül alırken diğeri kimya alanında ödül aldı. Hans von Euler-Chelpin (Kimya)-Ulf von Euler (Tıp) ve Arthur Kornberg (Tıp)Roger D.Kornberg (Kimya) başarılı baba-oğul örnekleri. Ağabey-kardeş olan Jan Tinbergen (Ekonomi) ve Nicholaas Tinbergen (Tıp) ise “başarılı ailelere” başka bir örnek.

4 | Morf-in E Dergi

bizim duygularımız üzerine olan etkilerinin aslında o parçalara olan aşinalığımızdan kaynaklandığını gösteriyor. Makaleye ulaşmak isterseniz: “Music and Emotions in the Brain: Familiarity Matters” başlığını PubMed’de aratmanız yeterli… Eğer bu konu ile ilgileniyorsanız “Handbook of Music and Emotion: Theory, Research, Applications” adlı kitap sizlere sadece tıp alanında değil bir çok alanda müzik ve duygular arasında yapılmış çalışmaları sunuyor. Kitaba www.amazon.co.uk adresinden ulaşabilirsiniz.

50 Yıl Sonra Gelen Özür

Thalidomide, 1950-1960 yılları arasında gebelerin sabah bulantılarını önlemek için kullanılmış bir ilaç. Fakat bu ilacı kullanan gebelerin bebekleri uzuv problemleriyle doğdular. İlaç 1961 yılında piyasadan çekildi ancak 50 yıl sonra, 1 Eylül 2012 ‘de özür dilendi. İlaç kullanıldığı süre içerisinde 10,000 bebek kısa kol/ bacak, körlük, sağırlık, kalp hastalıkları veya beyin hasarı ile doğdu. 10,000 bebekten günümüzde yaşayan sadece 6,000 kişi kaldı.

Kilo Vermek İçin Uyku Gerekli Kilo vermek için uygulanan program içinde kalori kontrolü ve egzersiz yer alır. Ancak yapılan bir araştırmada yeterli uykunun da bu program içine alınması gerektiğini söylüyor. Uykusuzluk yemek yemek için oluşan stimulusları ve öğünlerimizi düzenleyen hormonları arttırıyor. Kilo vermek sadece “az ye, egzersiz yap ve uyu” demek kadar kolay değil ancak bundan sonra yapılacak olan sağlıklı beslenme ve kilo verme programlarında uyku mutlaka yer almalı. Kaynak: CMAJ (Canadian Medical Association Journal).

Tip 2 Diyabete Bağırsak Bakterilerine Bakarak Tanı Koyulabilir Mi? Yapılan yeni bir araştırmaya göre bağırsak floramızdaki bakteriler (sağlıklı bir birey bağırsaklarında 1,5 kg bakteri bulunduruyor.) Tip 2 diyabetimizin olup olmadığını bizlere söyleyebilir. Tip 2 diyabeti olan insanlarla sağlıklı insanlar arasında 60,000 bakteri marker’ına bakılarak yapılan karşılaştırmada arada büyük farklar olduğu gösterilmiş (Nature 26 Eylül). Bakterilerin buna yol açtığı gösterilemese de, önümüzdeki günlerde tanıda kullanılabilecek bir yöntem olabilir. Ekim 2012 | 5


Kültür & Sanat

Kültür & Sanat Puslu Kıtalar Atlası

Yaz Geçti

Teorisini anlamak hayli güç olsa da Einstein’ın İzafiyet Kuramı günümüzde herkes tarafından kabul edilen bir görüş oldu. Büyük bilim adamına göre zaman göreceliydi, anı tanımlayansa ondan aldığımız keyifti. Kurama göre keyif alınan yaşantılar zamanın diğer parçalarına göre bizim için çok daha hızlı bir biçimde geçmiş oluyordu. Klişe bir ifadeyle “güzel günler çabuk geçiyordu.” Bir yazı daha arkada bırakırken bu sözcüklere hak vermemek elde değil. Ne de olsa yaz demek biraz da Apollonla Poseidon’un kısa süreli dostluğuna tanık olmak demek. Güneşi ve denizi arkada bırakıp yaklaşan mağrur sonbahara selam durmaya hazırlanmaksa insanı en azından buruklaştırıyor. Paletlerimizi sarı, turuncu ve kırmızının göz alıcı parlaklığından ve mavi ile yeşilin ruha iyi gelen dinliğinden arındırıp kahverengi ve bejleri tuvale davet etmenin zamanı gelip çattı. Yaklaşan güz, iklimi değiştirip toprağı kışa hazırlamadan önce tüm nesneleri ve insanları hüzünlü dönüşlere zorluyor. Yaz bir gitmek mevsimiyken sonbahar birçok şiire dönüşlerin puslu imgesi olarak kazındı bile. Söz edebiyattan açılmışken uyarmakta fayda var; güzün kızıla çalan akşam saatlerinde Goethe’in bahar ve ışık dolu dizeleri de yerini ağır ağır Konstantin Kavafis’in o lanetli “Kent ”ine bırakıyor: “Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın/ bu şehir arkandan gelecektir.” Bu dizeler bahar aylarında rahatlıkla göz ardı edilebilecekken bozkırın ortasında esen poyrazla birlikte insanı bir tür melankoliye sürükleyebiliyor. Yine de bu duyguyu abartmamakta fayda var; sonuçta herkes kendi gerçekliğinde kendi şehrini resmeder.

Güzün melankolik bir yanı var; ancak onu yalnızca bu yönüyle anmak da haksızlık olur. Sonbahar aynı zamanda bir anımsama mevsimidir. Yaşantılarımıza birer virgül koyar, sözcüklerimizi yeniden okur bize. Üstelik bunu kendi şiirselliğiyle neredeyse doğayla kusursuz bir uyum içinde yapar: Ayaklarımızın altında çıtırdayan yapraklar, birkaç yağmur damlası… Tüm bunların arasında zaman anlık olarak donar. Böylece uzamda küçük bir es oluşur, zaman-mekân döngüsünün içinde insanın soluklanmaya izni olur. Sonbahar kendisine eşlik eden ilhamın kuzey rüzgârları sayesinde sanat için de vazgeçilmezdir. Sinema salonları, tiyatro kapıları süslenip seyircilerin karşısına çıkmaya hazır hale gelirken yazılmayı bekleyen kitaplar da yazarlarını eteklerinden çekiştirerek masalarının başına oturturlar. Sonuçta değişen iklim sanata esin olur, sanatsa uygarlığın yakasına ilişir, onu daha iyiye ve daha güzele (Her ne kadar her zaman başarılı olamasa da!) yönlendirmeye çalışır. Yaşamlarımızın bir yazını daha arkada bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde bizlere düşen belki de zamanın göreceliliğini bir an önce kabullenip sonbaharı şanına yaraşır bir biçimde karşılamaya hazırlanmaktır. En azından yaşadığımız anın güzelliğini yitirmemek adına buna zorunluyuz. Hem ne demişler: “Sonbaharda Ankara bir başka güzeldir.”

6 | Morf-in E Dergi

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya… Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Kendini saran dünyayı düşleyen bir haritacının, düşlerinden devşirdiklerini döktüğü Puslu Kıtalar Atlası adlı kitap oğlunun eline geçtiğinde onu kendisinin bile tahmin edemeyeceği maceralara sürükler, oysa yaşayacakları elindeki kitaba çoktan yazılmıştır. Puslu Kıtalar Atlasını elinize aldığınızda arkasında göreceğiniz yazılar bunlar. İletişim yayınlarında çıkan bu kitabı bu yaz okuyabildim. 1995 yılında okuyucuya sunulduğunu öğrenince de okumak için çok geç kaldığımı anladım. Eminim bir çoğumuz bu yazı güzel kitaplar okuyarak geçirmişizdir ancak bu kitap benim son iki yıldır okuduğum en güzel kitap. Son zamanlarda bolca popüler kitapları okuyan ben, daha iyi kitap seçimi yapmam gerektiğinin farkına vardım. Her kitabın bir baş kahramanı vardır. Puslu Kıtalar Atlasını okursanız eğer kendinize göre “esas” kişiyi belirlemeniz olası. Ancak bence bu kitapta herhangi bir “esas” kişi yok. Herkesin kendine göre bir hikayesi var. Kişilerin hikayelerine ayrı ayrı, okuyucu anlatılmak istenenden kopar mı korkusuna kapılmadan anlatılmış. Herkes önemli. Olayların birbiri içinde akışı muhteşem. Kitabı okumaya başladığınızdaki atmosferle birkaç sayfa sonrasında kendiniz bulduğunuz atmosfer arasında çok büyük farklar var. Bu da sizi oldukça şaşırtabilir. Sizlere hikayeyi anlatmayacağım çünkü en ufak bir ipucu verirsem bile kitabın büyüsü bozulur diye korkuyorum. Kitabı kendiniz keşfetmeniz gerekiyor. İçinde felsefik düşünceler yer alsa da felsefeden hiç haz etmeyen biri de okuyabilir bu kitabı. Hatta belki de felsefeye olan ilgisi bu kitapla başlar. Kitabı bitirdiğinizde okumuş olduğunuz 238 sayfada nasıl bu kadar çok şeyin anlatıldığına şaşırabilirsiniz. Hem iyi bir tasvir var karşınızda hem de “yeter artık olaya gelelim” dedirtmiyor kendine. Siz merak ediyorsunuz mekanı ve zamanı, sanki siz yazara soruyor gibisiniz sokağın başında başka neler var diye. Yeni yeni tanıştığım bu yazarla ilgili okuyucularının “bu kitap film olmalı” görüşüne kesinlikle katılıyorum. Tabi iyi bir yönetmenin ellerine teslim edilmeli Puslu Kıtalar Atlası… Şu aralar D&R’da çok satanlar köşesinde İhsan Oktay Anar’ın yeni bir kitabı var: Yedinci Gün. Umarım o da en az bu kitap kadar soluk kesici olur. Hayatta herkesin sahip olmasını istediğim muhteşem bir dost sayesinde başladığım bu kitabı okumak isteyenlerle kitabımı paylaşabilirim. Sizlerin yorumlarını bekliyorum. Yazar: İhsan Oktay ANAR İlk basım tarihi: 1995 Türü: Fantastik Kurgu

Yayınevi: İletişim Sayfa Sayısı: 238 ISBN: 9789754704723

Ekim 2012 | 7


Kültür & Sanat

Tarih

64. Emmy Ödülleri Sahiplerini Buldu

Tıpta Yılan Sembolünün Hikayesi

Emmy Ödülleri Amerikan televizyon programlarına verilen ödüller arasında. 25 Ocak 1949’dan beri televizyon dünyasında heyecan yaratmayı başarmış, eğlence yönü olan bir törenle ödüller sahiplerini buluyorlar. Ödüllerin kime verileceği üç ayrı akademi tarafından belirleniyor. Spor dışındaki ulusal prime time programlarını Televizyon Sanat ve Bilimleri Akademisi; belgesel, spor, haber ve gündüz programlarını Ulusal Televizyon Sanat ve Bilimleri Akademisi; diğer ülkelerden katılan programları ise Uluslararası Televizyon Sanat ve Bilimleri Akademisi belirliyor. Ödül olarak verilen heykelcikte yer alan kanatlar sanatta ilham perisini, atom modeli ise bilimi simgeliyor.

Yılanın nasıl ve ne zaman tıbbın sembolü olarak kullanılmaya başlandığına dair pek çok hikaye vardır. Bu hikayelerin de çoğu Yunan Mitolojisine dayanır. Bu yazıda sağlık tanrısı Asklepios’u ve onun asasının hikayesinin benim bildiğim, duyduğum halini anlatacağım sizlere.

Ve işte 64. Emmy ödüllerini kazananlar: Drama dalında ödül kazananlar:

En İyi Dizi: Homeland En İyi Kadın Oyuncu: Claire Danes (Homeland) En İyi Erkek Oyuncu: Damian Lewis (Homeland) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Aaron Paul (Breaking Bad) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Maggie Smith (Downton Abbey) En İyi Yönetmen: Tim Van Patten (Boardwalk Empire) En İyi Senaryo: Alex Gansa, Howard Gordon & Gideon Raff (Homeland) Komedi dalında ödül kazananlar:

En İyi Dizi: Modern Family En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus (Veep) En İyi Erkek Oyuncu: Jon Cryer (Two and a Half Men) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Eric Stonestreet (Modern Family) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Julie Bowen (Modern Family) En İyi Yönetmen: Steven Levitan (Modern Family) En İyi Senaryo: Louis C.K. (Louie) Televizyon Filmi veya Mini Dizi dalında ödül kazananlar:

En İyi Dizi: Game Change En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore (Game Change) En İyi Erkek Oyuncu: Kevin Costner (Hatfields & McCoys) En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tom Berenger (Hatfields & McCoys) En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jessica Lange (American Horror Story) En İyi Yönetmen: Jay Roach (Game Change) En İyi Senaryo: Danny Strong (Game Change)

8 | Morf-in E Dergi

Tanrı Apollon, Thesselia kralı Phlegyas’ın kızı Koronis’e âşık olur ve birlikte olur onunla. Koronis bu birliktelik sonunda Asklepios’a gebe kalır. Bir gün Koronis gebe haliyle bir yabancıyı koynuna alır. Koronis’in ihanetini Tanrının kutsal kuşu kuzgunsa bunu görür ve hemen Apollon’a yetiştirir Koronis’in ihanetini. Muhbirliğinin karşılığında ödüllendirileceğini sanarken kuzgun; Apollon öfkesinden deliye döner ve lanetler onu. O güne değin bembeyaz tüyleri olan karga kararıvermiş birden. Kargalar işte bu yüzden karadır. Apollon, Koronis’i de cezalandırır. Kimine göre ikiz kardeşinin öcünü alır avcı tanrıça Artemis, Koronis’i oklarıyla vurarak. Kimine göre de Koronis’i bir odun yığını üzerinde yakar Apollon. Koronis öldüğü zaman Apollon’a gebeydi. Apollon çocuğunu bırakmaz anne karnında. Onu Koronis’in karnından çıkarıp Kentauros Kherion’a vermiş, yetiştirsin diye. Yarı at yarı insan olan bu yaratık hekimlik sanatında ustaymış. Çocuğu yetenekli gördüğü için öğretmiş ona bildiği her şeyi. Zamanla boynuz kulağı geçer olmuş, bu alanda oldukça yetenekli olan Asklepios hekimlikte ve cerrahlıkta ustasını da geçmiş. Ama bu yetmez olmuş ona. Ölüleri de diriltmek istemiş. Bir Asklepios’un asası (solda) ve Hermes’in asası (sağda) gün ormanda ilaç yapmak üzere otlar toplarken bir yılan dolanmış elinde tuttuğu asasına. Kafasına vurarak öldürmüş o yılanı. Bunun üzerine başka bir yılanın çıkıp geldiğini görmüş Asklepios. Gelen yılan yerdeki ölü yılanı ısırmış ve canlanıvermiş ölü yılan birden. Asklepios aradığını şeyi bulmuş ve yılanlar sayesinde başlamış ölüleri diriltmeye. Bu çok kızdırmış tanrı Zeus’u, ölüleri diriltmek sadece onun yetkisiymiş çünkü. Asklepios haddini bilmemenin cezasını Zeus’un yıldırımlarıyla vurularak ödemiş. Asklepios ölümünden sonra da hekimliğin tanrısı olarak kutsanmaya devam edilmiş, adına tapınaklar ve heykeller dikilmiştir. Heykellerinde sakallı ve başında defneden yapılma bir taçla gösterilirdi. Elinde de yılan sarılmış bir değnek tutardı. Yılan sembolünün hikayelerinden biri budur işte. Bu hikayeyi anlattıktan sonra sık yapılan bir hata üzerinde durmak istiyorum. Asklepios’un asasında tek bir yılan vardı, iki yılan bulunan asa sembolü Caduceus’tur, yani tanrı Hermes’in asası. Caduceus Romalılarda tanrıların mesajcısı, ölülerin yol göstericisi, ticaretin ve yolculuğun tanrısı Merkür’ün asası olarak da tarif edilir. Tıbbın sembolü olan asa ise Asklepios’unkidir. Bunun dışında bir ağaca sarılmış haldeki biri dişi biri erkek iki yılanın bulunduğu bir sembol vardır ki o da ilk olarak Sümerlerde görülür.

Kaynaklar: Legendele Olimpului - Volumul 2 Eroii, Alexandru Mitru Mitoloji: Tanrıların Öyküsü, Derman Bayladı

Ekim 2012 | 9


Astronomi

Spor Tenis Raketi Alırken Nelere Dikkat Etmeli? Bir önceki sayımızda temel tenis terimleri üzerinde durmuştuk. Bu sayımızdaysa sizlere yeni bir raket alırken ideal olan modeli seçmenize yardımcı olacak birkaç temel noktayı açıklayacağım. Eğer daha önce hiç tenis oynamadıysanız ve öğrenmeye hevesli iseniz size tavsiyem kendinize bir raket satın almanız. Gideceğiniz kurs size raket temin ediyor olabilir ama her gittiğinizde size farklı bir raket verilebilir ve raketler her ne kadar dışarıdan birbirine çok benziyor olsa da her modelin kendine has özellikleri ve alışma süresi vardır. Bu yüzden kendi raketinizin olması ve öğrenirkenki süreçte bu rakete alışmanız daha iyi olacaktır. Sizi bir raket almaya ikna ettim diyelim. Mağazaya gittiniz ve karşınıza renk renk raketler çıktı. Onları birbirinden ayıran asıl fark renkleri değil elbette. Her bir raketin kendine has ağırlığı, ağırlık merkezi, kompoziti, grip size’ı, uzunluğu yani bir sürü değişken özelliği vardır. Gelin bu özelliklere biraz göz atalım.

Grip size

Gripler standart olarak grip çevresinin ölçüsüne göre numaralandırılırlar. Yetişkinler için en küçük ölçü 4 inç yani L0 iken yaygın olarak bulunabilecek en büyük ölçü 4 5/8 inç (L5)’tir. Uygun ölçüyü seçmek çok önemlidir çünkü yanlış ölçüde bir grip oyununuzun kalitesini düşüreceği gibi tenisçi dirseği gibi sakatlıklara da sebep olabilir. Size uygun ölçüyü bulmanın kolay yollarından birisi bir elinizle raketi tutarken parmaklarınızın uçlarıyla avuç içinizin arasına diğer elinizin işaret parmağının girip giremeyeceği kadar yer olup olmadığını kontrol etmektir. (Yanda) İki ölçü arasında kaldığınızda küçük olanı tercih etmek daha mantıklı olacaktır çünkü overgrip kullanarak ölçüyü arttırmak mümkün iken ölçüyü küçültmek mümkün değildir.

Head size

Günümüzde oyuncular tarafından en çok tercih edilen kafa büyüklükleri 95-110 inç kare arasıdır. Büyük bir kafa ölçüsü daha büyük bir sweetspot (raket kafasının orta noktası, en rahat vuruşu yapabileceğiniz bölge) ve raketin merkezinin dışına çıktıkça da hatalarınızın daha kabul edilebilir hale gelmesi demektir. Ama bir dezavantajı raketin büyüdükçe vuruş anında daha çok hava direncine maruz kalıp sizi daha fazla efor sarf etmek zorunda bırakacak olmasıdır. Küçük bir kafa ölçüsü ise profesyonel oyuncuların daha kontrollü vuruşlar yapmasına imkan tanımaktadır. Yeni başlayanlar için daha büyük bir kafa ölçüsü (108-110 inç kare) daha uygun olacaktır.

Ağırlık ve ağırlık merkezi

Ağırlık bence en çok dikkat edilmesi gereken ölçüt olmalı. Hafif raketleri hareket ettirmek çok daha kolaydır ve rakibinizin vuruşlarına daha kolay yetişebilirsiniz, ağır raketlerle ise daha kontrollü vuruşlar yapabilirsiniz. Çok hafif bir raket alırsanız topa vurduğunuz andaki gücün ve titreşimin çok büyük kısmının kolunuza iletileceği gibi rakibinizin çok hızlı ve sert bir topuna karşılık vermeniz de çok olacaktır. (Lisedeki itme-momentum konusu hatırlayın :) ) Ağır bir raket aldığınız takdirde ise fiziksel yeterliliğe sahip değilseniz kendinizi sakatlamanız çok kolay olacaktır. İlk raketiniz için ideal olan 270-290 gram arasıdır. Ağırlık merkezi (denge noktası) ise raketin kafa kısmının daha ağır (head heavy) veya daha hafif (head light) olduğunu anlatmak için kullanılır. Profesyonel oyuncular genellikle ağır ve head light raketleri tercih ederken yeni başlayan oyuncular ise hafif ve dengede (veya bir miktar head heavy) olan raketleri tercih etmektedir.

Ekim ve kasım ayları boyunca gökyüzünde neler olacak?

2 Ekim – Orionid Meteor Yağmurunun başlaması. 4-10 Ekim – Dünya Uzay Haftası 9 Ekim – Draconidler Meteor Yağmuru 20-21 Ekim – Orionid Meteor Yağmurunun en yoğun görüldüğü tarihler

Raket uzunluğu

Bilindik markaların satışa sunduğu yetişkin raketleri genellikle 27”-29” arasıdır. En çok tercih edilen ve üretimi yapılanlar ise 27 inçtir. Daha uzun raketler ise son birkaç yıldır kullanılmaya başlanmıştır. Uzun raketlerin gerekliliği de halen tartışılmakta. Raket uzunlukları arasında geçiş yapmak oyuncuyu zorlayan bir şey değildir fakat uzun raketler vuruşu kolaylaştırmak adına genellikle daha hafif üretilirler, bu da sert ve hızlı bir topa karşılık verirken oyuncuyu zor durumda bırakabilir. Ülkemizde bulabileceğiniz raketler genellikle 27” ve 27.25”tir.

28 Ekim – Yaz saati uygulamasının sona ermesi. Bu büyük ihtimalle saatlerimizi son kez geri alışımız olacak. 2013 yılından itibaren ülkemizde sürekli yaz saati uygulamasına geçilmesi bekleniyor. 29 Ekim – Dolunay 3 Kasım – Tauridler Meteor Yağmuru 13 Kasım – Tam Güneş Tutulması. Bu tutulma yalnızca Kuzey Avustralya ve Güney Pasifik’te gözlenebilecek. 17-18 Kasım – Leonidler Meteor Yağmuru. Saatte ortalama 40 meteorun gözlemlenebileceği Leonidler en iyi gözlem yapılabilen yağmurlardan birisidir.

Markaların satış hileleri

Mağazaya ilk gittiğinizde dikkat edeceğiniz ilk şey raket fiyatlarının ne kadar geniş bir aralığa dağılmış olduğu olacaktır. Bu genellikle raketin gövdesinde kullanılan maddenin farklı olmasından kaynaklandığı gibi markaların tüketiciyi aldatma çalışmasından da kaynaklanabilmektedir. Raketler kullanım ömrü uzun aletler olduğu için markalar sürekli göz boyamaya çalışarak ürününü sattıracak, elinizdeki raketi değiştirmeye değecek ek özellikler eklediklerini iddia ederler. Bu özellikler üst düzey oyuncuların gerçekten işine yarayacak özellikler olabilir fakat ilk defa tenis oynayacak kişilerin bu raketlere yönelmesine gerek yok. Raketlerin hammaddesi ise; ucuz modellerde alüminyum, biraz daha yukarısında titanyum ve üst düzey raketlerde grafit ve onun kompozitleridir. Tenisi geçici bir heves olarak görüyorsanız ucuz olan alüminyum raketleri tercih etmenizde bir sakınca yok fakat ben bu sporu uzun süre yaparım diyorsanız daha iyi bir oyun deneyimi için grafitten üretilmiş modellere yönelmenizi tavsiye ederim.

10 | Morf-in E Dergi

28 Kasım – Dolunay ve kısmi Ay Tutulması.

Ekim 2012 | 11

Fotoğraf: nasa.gov


Sizden Gelenler

Sizden Gelenler “The Congress is amazing especially the students…”

Prof.Dr.Draga Stiblar-Martincic

Herkese merhaba! 4.sü düzenlenen International Symposium of Clinical and Applied Anatomy(ISCAA) ve 14.sü düzenlenen Ulusal Anatomi Kongresi(UAK)’nin mutfağında, kongre süresince süper iş çıkaran ekibimle birlikte yer alma fırsatına sahip oldum. Aslında daha önceden böyle bir deneyimim olmadığı için tereddütlerim vardı ancak kongre sonrasında süper bir kongre geçirdiğimizi ve bitmesini hiç istemediğimizi fark ettik. Ben de bu yazı dizisinde 28 Haziran-2 Temmuz arasında okulumuzda gerçekleşen uluslararası ve ulusal anatomi kongremizde ve öncesinde yaşadığım birkaç deneyimi sizinle paylaşmak istiyorum. Kim bilir belki bu işlerin içinde yer almak isteyenler az da olsa kendilerinden önce çizilen yolları okuyarak destek bulabilirler. Bu sayıda ilk olarak kongrenin hazırlık sürecinde yaptıklarımızdan bahsedeceğim. Kongrenin bu sene bizim okulumuzun ev sahipliğinde yapılacağını anatomi anabilim dalındaki hocalarımız bize aslında dönem 4 öğrencilerinden daha önceden bu işlere yatkın olduğunu bildikleri kişilere söyledikten sonra öğrencilerin de bu kongrede görev almasını istediklerini belirttiler. ANTBAT kulübünde görev alan kişiler olarak bunu ilk duyanlar arasında bizler de vardık. Herhangi bir kongrede görev almak istediklerini bize daha önceden belirten kişilerden oluşan bir ekibi, üst dönemlerimizin de yardımı ile oluşturduk ki burada Elif’in katkısını unutmamak gerekir. Ekibi oluşturduktan sonra düzenli toplantılar yapmaya başlamamız gerekiyordu. Bu toplantılara anatomi ABD’deki hocalarımız da katılacaktı. Böylesi bir ortamda hem onları yakından tanıyacak hem de kongre ile ilgili düşüncelerimizi hocalarımızla paylaşacaktık. Toplantıları anatomi ABD’deki seminer salonunda yapmaya başladık. İbrahim hocamız ilk toplantıdan itibaren her toplantıya ayrı bir sürpriz ile geliyordu. Çiğ köfte, yaş pasta, börek ve daha birçok şey :) İlk toplantımızda hocalarımız bizlerden öneriler beklediklerini söylediler. Bizler de Facebook’ta bir grup açıp o grupta önerilerimizi paylaştık. Sosyal medyayı da kullandık yani :) Ardından bütün önerileri içeren bir sunumu yine başka bir toplantıda hocalarımıza sundum. Bunun sonunda bizim önerimiz olan “Öğrencilerin sadece görev alarak değil aynı zamanda katılımcı olarak da kongreye gelebilmesi” önerisi oldukça iyi karşılandı ve İbrahim hocamız bunun Uluslarası Anatomi Kongresi’nde ilk olacağını söyledi ve bizleri kongre katılımcısı olarak görmekten büyük zevk duyacağını belirtti. Bunun üzerine eğer şartlarımız müsait olsaydı kongrenin internet sitesine İbrahim hocamızla fakültemizin terasında bir video çekip koyacaktık ancak araya sömestr tatilinin girmesi gibi birçok nedenle bunu gerçekleştiremedik. Bu kararın ardından diğer fakültelerden de katılımın olabilmesi için ANTBAT olarak Ankara’daki bütün tıp fakültelerinin bilimsel araştırma topluluklarının katıldığı mini kongre sayılabilecek olan BATOD(Bilimsel araştırma toplulukları ortak düşüncesi) toplantısına ev sahipliği yaptık ve her fakülteden gelen toplamda 60 kişiye kongremizi tanıttık. İbrahim hocamız da bizzat bu toplantıya katılarak kongre ücretini bizler için indirdiklerini açıkladı ve böylece öğrenci katılımı için büyük bir engel ortadan kalkmış oldu. Gelen fakülte temsilcilerine afişlerimizi verdik. Bütün bunlarla eşgüdümlü olarak kendi fakültemiz içerisinde de kongreyi yaymaya başladık. Bu sırada devreye Alparslan girdi ve kongrede görev almak isteyen kişilerin bir sonraki toplantıya katılabileceğini duyurdu. Bu tanıtımlardan sonraki toplantıda kongrenin fiziksel olarak gerçekleşmesini sağlayacak olan organizasyon firması toplantıya katıldı. (İstanbul’dan) Görev almak isteyen herkes daha önceden duyurulduğu gibi o toplantıda vardı. Bütün hatlarıyla kongredeki görev tanımları ve kongrede yapılacak etkinlikler anlatıldı. (Bu toplantı kongreden 1,5-2 ay önce gerçekleşti.) Ben, bu toplantıdan sonra öğrenci katılımını listeleme, ücretleri toplama ve görev almak isteyen kişilerin başvurularını düzenleyip firma yetkililerine iletme görevini yani bir nevi öğrencilerle firma arasındaki köprü görevini üstlendim böylece benim de bir ünvanım oldu “Öğrenci Supervisor’u ” . Bir yandan dediğim görevleri yaparken bir yandan da İstanbul’daki kongre için hazırlık yapmam aynı zamanda da yaklaşan finallere çalışmaya başlamam gerekiyordu. Bu durum beni zorlamadı desem yalan olur. 2 ay içerisinde katılımcı, görevli sayısını hocalarımla ve firmayla paylaştım, sürekli iletişim halinde olduk. İlk bir ay içerisinde beklediğimiz ölçüde katılımcı başvurusu aldım ancak kayıtların bitmesine 2 hafta kadar kaldığı zaman o zamana dek aldığım sayı tam 3 katına çıktı. Bu durum hocalarımızı ayrıca sevindirdi. (Yaklaşık 130 öğrenci başvuru yaptı -Görevliler hariç- )

12 | Morf-in E Dergi

Bizler için ömür törpüsü olan finallerimizden bir hafta önce, öğrenci katılım listesini ve ücretleri toplamış, bilgisayara geçirmiş ve başvuruları düzenlemiştim.(kendi dönemimizden ücretleri toplamada pek sıkıntı olmadı ancak dönem 1lerden ücret toplamak için kendi programımızdan ayrı olarak 2 gün daha okula geldim).Bunları firmaya mail attım. Onlar da ayarlamalarını benim söylediğim öğrenci sayısını göze alarak yaptılar. Burada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum: Kongre başvurusu için son tarihi açıklamama, bitiminden sonra 2 hafta kadar uzatmama rağmen, Haziran ayı içerisinde hatta kongreden 1 gün önce bile kongreye katılmak isteyen arkadaşlarımız oldu. Hatta benden aldıkları cevaptan tatmin olmayıp hocalarla konuşan arkadaşlarımız da vardı. Umarım o kişiler neden olumsuz yanıt verdiğimi şimdi anlayabiliyorlardır. Finaller sonrasında(Önce derin bir oh çektim, o nasıl bişiydi ya, sözlü sınavlar..:)) firmadan aldığım mail doğrultusunda görev dağılımını arkadaşlarımıza bildirdim. Kongrede yapacakları işi, nasıl çalışacaklarını ve ne giyeceklerini yani görevle ilgili bütün bilgileri paylaştım. Kongrenin başlamasına 1 hafta kala herkes dikkatini kongreye vermiş, heyecanlı bir şekilde kongreyi bekler olmuştu.2-3 günde bir görev alan arkadaşlarımızı arıyor, olmadı mail yoluyla sürekli iletişim kuruyordum. Kongre resmi olarak başlamadan 2 gün önce organizasyon firması İstanbul’dan Ankara’ya geldi ve ben de firmanın kongre sorumlusu ile detayları görüştüm.(Başka kongrelerde başlarına gelen komik olayları dinlemek ayrı bir güzellikti) Kendileri için hazırladıkları senaryodan bana da bir tane verdiler. Bu senaryo Ocak-Şubat aylarında çoktan tamamlanmıştı. Senaryonun içerisinde hangi gün ne yapılacağı, kimlerin görevli olduğu, hangi malzemelerin gerekli olduğu, önemli kişilerin numaraları, görevli kişilerin görev yerleri ve detaylı bir program bulunmaktaydı. Benim resmi görev adım ise “Öğrenci liderliği” idi. Resmi açılıştan bir gün önce fakülte içindeki hazırlıkları tamamladık. İstanbul’dan 20 kişilik part-time çalışan bir ekip geldi. İki orta büyüklükte kamyon dolusu malzeme yine İstanbul’dan geldi. Kayıt standı, gezi standı, afişler, ışıklar, perdeler vs. hepsi hazırlandı. O hazırlıklar sırasında bile insan heyecanlanmadan edemiyordu. Sadece yarın sabah, gelen kişilere verilecek olan çantalar hazırlanacaktı. Bu işi ekibimle birlikte biz yapacaktık. Saat 18.00’de görevli herkesin katıldığı bir toplantı yaptık, burada önemli konular ve detaylar üzerinde durduk. Yaklaşık 1,5 saat sonra toplantı bitmişti. Ankara Tıp büyük bir kongreye ev sahipliği yapmaya, bizler ise bu işin mutfağında yer almaya hazırdık. İzninizle harikalar yaratan ekibime bir kez de buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Alparslan Ertenlice, Aylin Mutlu, Bahadır Codal, Barış Şahin, Berkay Tan, Bökebatur Ahmet Raşit Mendi, Can Güröz, Candan Çetinkaya, Dilara Akçal, Dilara Beşli, Doruk Arslan, Ecem Eren, Ekin Baysal, Enes Erul, Eren Bulut, Gizem Başbay, Gökcan Öztürk, Hazar Kökten, Kenan Ekin Topçu, Nurbanu Koçdemir, Özge Çelik, Özge Parlak, Selin Ural, Serkan Ömer Kara, Suat Tekeli , Tuğçe İnce. İşin bundan sonrası Kongre günleri başlıklı yazımda olacak. Keyifli okumalar :)

Başlıktaki sözlerin sahibi, Slovenya’dan gelen konuğumuz, Prof.Dr.Draga Stiblar-Martincic ile birlikte.

Ekim 2012 | 13


Sizden Gelenler Cedrina

Morfo Elleri

Geceyi geceleştirmeye gelen yıldız Perdenin deliğinden beni mi dikizler Küllük arabesk, günün cana yakını Masada hıçkırık suyuna kuru bir güller Geldim yokladım gündüz, ele geldi olmazlığın Duvar dibine çöktü istememin elleri Günlerin her saatiydi o saat artık Şaştı rüzgar bir bahçeden diğerine geçerken: Canı çıkmış kediler poz vermez böyle erken

Yusuf abinin kıymetli maketleri Sınav sonrası ÇS de gezen inekleri Girişinde sağ tarafta atölyeleri Pis sövüyorum sana morfo elleri...

Çok geç şimdi, akan saçlarım renksiz Durası yok teknemin nehrinin kıyısında Ne mutlu bana, hiç ayna yok odada Boş hüzün kovanları, kömür izi, bulmaca Sokak fenerleri var, çok çürük vişnelerden Düşman mı ne aynadaki? Dumanlı dıkşınlar! Düştüm, aaa, içimden çıkmamış şarkılar Küçük mü ellerin şu an diye sora... Acilen çıkmalıyım, yapmamam gerekenler var

Final Yaresî

Saçlarımı çeken yine benim ellerim Senin ellerin geceleri kaç gibi küçülür? Bilmem seni kaçta nerden nikâhıma alayım. Düşündüm, sorarsam alnımdan sürüler geçer Düşersem eyvah içimden şarkılar çıkar

Ankara’nın en bahtsız yerinde Üniversiteydi güya sanırsın hapishane Teoriğinden laboratuvarına, meslekseline Fena sövüyorum sana morfo elleri...

Ama bu kadar mı taşınır bir yüzde yalnızlık? Çizgisel, delici bir yazgı Bile değil dört duvarla zırhlanmak Sizi hiç görmedim hanfendi, ama burası neresi? Bir lokanta ve siz de -fark eder mi- bir masadasınız. Ne çok istihza birikmiş kürdanınızda Belli, benimle kader tokuşturmak muradınız Sade siz değil, herkesin gözü bende Aklımın oralarında dünyalarınız Seni bilmesem, küçük ellerindi o geçen diyeceğim -seni bilmiyorumO kadar yoksun, ki odam senden Sen de bensin, bendensin, perdeler de gülmezse Allah'ın emriyle küllüğü, masaya vereceğim İsterim ki çöplük çöplüklüğüne doymasın Vasiyetim günlük yenilensin, yalnızlığım anlık

Düşündükçe beyaz olur saçlarının karası Hiç çalışasın gelmez vize final arası Verip geçeyim dersin ne kadarsa parası Kalanda bir başka kanar final yarası Ölümden gayrı derler her şeyin var çaresi Böyle kazık soranlarda var mı vicdan paresi? Bütün yıl not kemirip olsan da not faresi Hep içini kemirir zalim final yaresi. Iyi geçerse final kalmaz kütüp masası Ne tatil kısalır ne de kalır büt tasası Büt için çalışan finalde batırır yasası Kolay kolay kapanmaz derin final yarası. Kıyametten önceki gün finalin arifesi Pis pis sırıtır yüzüne notların her sahifesi Daraldıkça daralır yüreğin çelik kafesi Geçse de izi kalan lanet final yaresi.

Çoğaldın evcilik oyunlarımda yıllar boyu Cedrina İnce bir kesik lazım zamanın gırtlağına Ama sus bir dakika, Allah aşkına biraz sessiz! Biraz önce iyidik, kristaldi şıklığımız Biraz öncenin tazesini nerde bulabilirim? İlk ışıkla sonlandı günle barışıklığım(ız) Uyandırdı rüyamdan eriyip kopan sesin Sus, konuşabildiğini doktor hanım bilmesin

14 | Morf-in E Dergi

Gönderen: Bilal Aydoğdu

Cluj-Napoca (Romanya) Şehir Panoraması Fotoğraf: Anna Alekseeva


Lara Plajı (Antalya) Fotoğraf: Melikşah R. Demircan

Falez Parkı 2 (Antalya) Fotoğraf: Melikşah R. Demircan


Morf-in Dergisi Sayı 2