Issuu on Google+

kafes sayi:1

ücretsizdir.

yil:2BÝN10

Bu dergi Yýldýz Teknik Üniversitesi öðrencileri tarafýndan hazýrlanmaktadýr.


2

Kafes! Bir eylem planý Derginin ismini görünce siz de þaþýrdýnýz deðil mi ? Televizyonlarý aylardýr iþgal eden kelimelerin yaptýðý darbe, okulu da mý vurdu dediniz Darbeciler burayý da mý bastýlar? Hayýr Bu bir darbe planý deðil ! Nesillerden nesillere aktarýlan bir eylem planý Bir fikir silsilesi mekâný Bütün bir evrenden özelleþtirilmiþ küçük bir mekân A bloðun karþýsýnda Tonozu gölgesine Ve çimleri çevresine almýþ bir mekân Burasý kafes Burada sohbetler yapýlýr Burada bir idealin tohumlarý filizlenir Burada bir eylemin ilk adýmlarý atýlýr Evet Burasý kafes Sizden biri ama herkes gibi deðil sadece kendi Sizi de kafese bekleriz Hala orda mýsýnýz? Çekinmeyin


ÝÇÝNDEKÝLER

MUKADDÝME MUHAMMED YASÝN MESÝHÝN DECCALLEÞMESÝ ÝSMAÝL OKUMUÞ DEMOKRASÝ ÜZERÝNE ALÝ SADÝ SERDENGEÇTÝ ÝSTANBUL BENÝ ALÝCAN BÝZ BÝR ÜMMETÝZ MUSTAFA ÝSEN ELÝFÝN SIRRINA MAZHAR OLMAK AYHAN TÜRKOÐLU ÝNCELEME M. ZAHÝD KAYA DÝRENÝÞÝN RÝTMÝ AHMED NASRALLAH HÝCRET MUHAMMED YASÝN PANAÝT ÝSRATÝ VE AK PARTÝ HACI PAÞA kafesdergisi@gmail.com

3


MUKADDÝME

Allah'a hamd, seçtiði kullarýna selâm olsun.. Bizler varlýðýmýzý sürdürdüðümüz çevremizde Allah tarafýndan doðru mekânlarda sorumlu bireyler olarak yaratýldýk. Yaþamýmýzýn her döneminde düþündük, hedefler koyduk ama her ne için olursa olsun her zaman bir sorumluluk duygusuyla mücadele ettik. Bu mücadelemiz ya riyakâr benliðimiz ya da zihnimizde tasarladýðýmýz ideal topluma duyduðumuz sorumluluðun bir parçasý olarak ortaya çýktý. Peki, ama bu sorumluluðu karþýlayacak doðru neydi? Zihnimiz her zaman bu sorunun cevabýný aradý. Bu arayýþ içinde iken rabbimiz bizlere emir olunduðun gibi dosdoðru olmayý bildirdi. Bizler zihnimizde tasarladýðýmýz doðrular içinden birini seçmek durumunda kaldýðýmýz bu ortamda rabbimiz bizim kurtuluþumuz için böyle bir anahtarý bildirmiþti.. Düþündüðümüz yaþam biçimi ve dünya düzeni artýk zihnimizde bu bilgiyle birlikte þekillenmeye baþladý ve bunun sonucu ile

kurtuluþumuzun ancak; tanýdýðýmýz dünyamýzda Ýslam'ýn ve efendimiz (s.a.v) bize

kazandýrdýklarýyla yani emir olunan doðruyla þekillendirmemizle mümkün olacaðý gerçeðine ulaþtýk. Doðru deðiþkendi ama Hakk (emir olunan doðru) birdi. Bizlerin merkezi olan doðrunun tanýmýný zihnimizde Kuran ve Sünnet ýþýðýnda bu þekilde tanýmladýk. Düþünce dünyamýzý bir pergelin çizdiði daire olarak tanýmlarsak merkez noktamýza sabit bir doðru olan Hakký yerleþtirdikten sonra düþünce âlemimizdeki seyre baþladýk. Bu seyir esnasýnda Hakk bizlere Hakký tavsiye etme zorunluluðunu öðretti ve bu dergi bu mecburiyetin bir ürünü olarak ortaya çýktý. Bu temel düþünceler üzerine yayýna baþlayan dergimiz Yýldýz Teknik üniversitesinin genç kalemleri tarafýndan hazýrlanmaktadýr Dergimiz bu ilk sayýsýnda bizlere bildirilen iyinin, güzelin ve Hakkýn hakim kýlýnmasýný hedef alarak yola çýktý Doðu sorununu ele aldý , Ýstanbul da Ýslambul'u gördü, inancýn ve azmin zaferini , dava adamlarýnýn samimiyetlerini paylaþtý. Sizlerinde bu paylaþýma iþtirak etmeniz duasýyla..

Selâm ve dua ile..

4


Ýsmail OKUMUÞ

Mesih'in Deccalleþmesi

Türkiye daha savaþ yýllarýnda Ermenileri tehcir etmiþ, savaþ sonrasýnda Rumlarý mübadeleye tabi tutmuþ ve Kürtler üzerinde ise baþarýsýz bir asimilasyon politikasý izlemiþtir.Nitekim bu da Türk kültürüyle dolu olmayanlara hakkýyla musamaha(!) gösterilmesi olarak tezahür edilmiþtir. Ulus devlet modelinin seçilmesi safdil bir þekilde ifade edildiði gibi kendi seçimleri, ülküleri, hayalleri miydi? Fransýz ihtilali ile birlikte paradigma deðiþmiþ, çok dinli ve çok kültürlü yapýlarýn yerine; milliyetçiliði temel alan, tekil, otoriter, din dýþý ve bireyci, ulus devlet modeli benimsenmiþtir. Türkiye de bu rüzgardan nasibini almýþ. Ýttihatçýlarla baþlayan Anadolu topraklarý üzerinde belli bir etnik saflaþtýrmaya dayanan bu politika, sürecin bir armaðaný olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne miras kalmýþtýr. Ulus devletin inþa ettiði millet tasavvurunun tarihsel bir temeli yoktur. Kendine tarihsel bir temel atfetmeyen bir ulus devletten bahsedilebilir mi?Biçilen bu ulusçuluk rolü için bir yanda Türk ulusu inþa edilmeye çalýþýlmýþ ve daha sonra hangi arkaik e t n i s i t e y e ( S ü m e r l e r, H i t i t l e r, H e l e n i k b i r M a v i A n a d o l u c u l u k , O r t a A s y a Türklüðü)dayandýracaðýna bile karar vermemiþtir. Bununla birlikte kurtulunmasý gerekene ise net bir þekilde karar verilmiþtir: Müslümanlýk.Ne var ki Müslümanlýk'tan uzaklaþmak için verilen her çaba, o zamana kadar kendilerini görünmez kýlan etnik kimlikleri görünürleþtirerek sorunsallaþtýracaktýr; yani Müslümanlýk'tan kurtulmaya çalýþýrken, bu kez karþýsýna kurtulunmasý gereken baþka toplumsal kimlikler, etnisiteler, dinler çýkmýþtýr.Bu durumu Kemal Karpat da þöyle dile getiriyor:''Ýki dünya savaþý sonrasýndaki dönem orta doðuda bir dizi bölgesel devletin ortaya çýkýþýný tanýk oldu.Türkiye kendini ulusal bir devlet olarak açýklayan ilk Müslüman ülkeydi.Kuramsal olarak laik bir ulustu ve cumhuriyetçi liderleri dinsel olmayan dil,folklar, bazýlarý hala yaþayan Ýslamiyet öncesi eski Türk geleneklerinde ulusal kimliðin köklerini bulmak için çýlgýnca çabalara giriþtiler.Müslümanlarýn yaþadýðý coðrafyalarda ulusal devletlerin kurulmasý daha önce yaþananlardan daha fazla bela getirmiþtir.Osmanlý çaðýnýn tamamýnda birlikte var olmayý ve geliþmeyi sürdüren dinsel-etnik topluluklar bu gün asimile olma, onlarý korumak için tasarlanmýþ yasal koruyucular olmasýna karþý hatta yönetici çoðunluk tarafýndan büsbütün ortadan kaldýrýlma tehdidi altýmdadýr.''(2) ''Ýnsanlara sadakatin asli merkezinin ulus devlet ve ülke olduðunu öðretir.Bunun karþýsýnda yer alan ve içselleþtirmeyenler düþman olarak kodlanýr.''(3)Ulusçu ideolojiler,kendinden saymadýklarý kendine tehdit olarak algýladýklarý ötekini yok ederek veya asimile ederek ortadan kaldýrmaya çalýþmaktadýr.Bunun en bariz örneklerini Hitler Almanyasýnda ve Bosna katliamýnda görmekteyiz.Oysa tarih bize bu iki yolun halklarýndan daha çok acý çekmesinden baþka bir iþe yaramadýðýný açýkça göstermektedir.Bu yolla milyonlarca insan katledilmiþ, yurtlarýndan sürülmüþ geriye trajik hikayeler ve yýkýmlar kalmýþtýr. Hegel, devlete ilahi bir misyon yükler, ayný zamanda onu bireyin üstünde, onu aþan bir konuma getirerek modernleþmenin en önemli aktörü haline getirir.Sözgelimi Hitler Hegel'in bu düþüncelerini ''Almanya'dan baþka tanrýmýz olmayacak'' diyerek pratiðe aktarmýþtýr.Bu kutsallaþtýrmayý,''Ben askerim o üzerimde kumandan/Baþ eðerim her emrine sormadan/Gözlerimi kaparým/Vazifemi yaparým'' diyen Kemalist milliyetçilerin fikir babasý Ziya Gökalp'te de görürüz. 5


Hitler'in ýrkçýlýk anlayýþýnýn bir yansýmasýný Kemalist milliyetçilerde göremeyiz.''Ýnsanlarda ise,ýrkýn sosyal vasýflara hiçbir tesiri olmadýðý için, þecere aramak doðru deðildir.Bunun aksi bir yol tutulacak olursak memleketimizdeki aydýnlarýn ve fikir savaþçýlarýnýn birçoðunu feda etmek gerekecektir.''(3) sözlerinden anlayacaðýmýz üzere ne fikri ne de teknik anlamda ýrkçýlýk bulamayýz.''Teknik anlamýyla ýrkçýlýk uygulamalarý ancak modern toplumdaki devletin gerçekleþtirebileceði bir þeydir.Weber'ci tanýmýyla, aklýn egemenliðindeki yasalarla yönetilen bir devlet(legal rational state) bu iþlere giriþebilir ancak.Sermaye birikiminin sürecinin çok baþýndaki geri kapitalist bir ülke olan Türkiye'deki milliyetçiler ve ellerindeki devlet yapýsý böylesine büyük ve ciddi bir projeyi hayata geçirebilecek donanýma sahip deðildir.''(4) tespitiyle Ayhan Aktar da ayný durumu dillendirir. Peki nedir bu Kemalizm'in derdi?Muasýr medeniyet seviyesine ulaþmak mý?Nitekim sorun bu olsaydý,buna ulaþmak için çok daha kestirme yollar vardýr; ve aslýnda Kemalist politikalar, buna uygun birçok aracý da, salt ''uluslaþmak'' adýna, kendi elleriyle yok etmektedir.Misak-ý Milli politikasýndaki geri çekiliþ olsun, Halifelikten bedelsiz vazgeçiþ olsun, Harf Devrimi(!) olsun, aslýnda uygarlaþma yolunu uzatan çabalardýr.Kemalizm'in uygarlaþmadan anladýðý belli bir geliþmiþlik standardý olmadýðý gibi, demokratik bir çaðdaþlaþma da deðildir.Bu, bir tür burjuva incelmiþliði, rafine bir batýlý aristokratik deðerlerin benimsenmesi, kýsacasý oryantalizmin doðuyu aþaðýlamasýna karþý geliþtirilmiþ bir kendini bu aþaðýlamadan kurtarma çabasýdýr. Daha geniþ anlamda ulus devletlerin siyaset sahnesine çýkýþýndan yaklaþýk 200 yýl, imparatorluklar çaðýnýn sona ermesinden yaklaþýk 100 yýl sonra insanlýk tarihine bir ''Mesih'' edasýyla arz-ý endam eden ulus devletler insanlýðýn sorunlarýný çözemedikleri gibi tam tersine daha da derinleþtirdi, insanlýða kan, gözyaþý ve acýdan baþka bir þey sunamadý. Hem makro ölçekte 1. Dünya ve 2. Dünya Savaþlarý ile, hem de mikro ölçekli bölgesel çatýþmalarla ulus devletler yüzyýlý insanlýk tarihini en kanlý yüz yýlý olarak kayda geçti. Ýki büyük Dünya Savaþý yaþayýp, milyonlarca insanýný kaybeden Avrupa yaklaþýk 200 yýl önce bir 'Mesih' gibi gördüðü ulus devlet modelinin aslýnda bir 'Deccal' den farkýnýn olmadýðý fark etti. Bu gün ” Avrupa Birliði“ adý verilen kýta Avrupa'sýndaki ulus devletleri süreç içerisindeki egemenlik haklarýnýn pek çoðundan vazgeçerek yeni bir birlik oluþturmaya iten sebep, en baþta, ulus devlet modelinin insanlýðýnýn sorununu çözecek bir model olmadýðýný fark edilmiþ olmalýdýr. 6


Ali Sadi SERDENGEÇTÝ

DEMOKRASÝ ÜZERÝNE

Siyasal ve sosyal bilimlerin kapsamýna giren her olgu gibi demokrasi, ne kadar tanýmlanýrsa tanýmlansýn muhakkak bir kýsmý aydýnlatýlmamýþ olacaktýr. Demokrasiye iliþkin kýsa bir analiz giriþimine onun kelime anlamýnýn ne olduðuyla baþlanabilir.Yunanca “dimos” yani halk zümresi ve “Kratia” iktidar kelimelerinin bileþimi olarak tanýmlanabilecek olan “dimokratia”, Türkçeye Fransýzca “démocratie” sözcüðünden geçmiþtir.Halk dediðimiz zaman modern literatürde merkez noktasý eþitlik olan bireylerden meydana gelmiþ topluluk akla gelmektedir.Fakat eþitlik hangi alanda olacaktýr? Demokrasini en temel dayanaklarýndan olan siyasal eþitliði ele aldýðýmýzda demokrasinin beþiði sayýlan Ýngiltere'de 20. asýrda kadýnlara oy hakkýnýn verildiðini ve “eþit oy hakký”ndan bahsetmek için ABD'de 1960 yýlýný Ýsviçre'de ise 1971 yýlýný beklemek gerektiði görülecektir.Ekonomik eþitlik ise demokrasi kavramýný daha da anlaþýlmaz ve demokrasinin üzerinde bir kere daha düþünülmesi gereken sistem olarak addedilmesine hizmet etmektedir.Sosyalekonomik refah,hayat standardý ve fýrsat eþitliði noktasýnda eþit olmayan bireylere teoride siyasal eþitlik verilmesi acaba haklý ve tutarlý bir sistem olarak kabul edilebilir mi? “Eþitler arasýnda eþitlik” ya da “Bazýlarý diðerlerine göre daha eþittir” gibi sloganik söylemlerde vucüt bulan anlayýþlar demorasinin teoride de pratikte ayný oradan tutarlý olamadýðýný ve birbirinden çok farklý anlayýþlar içeren 2 farklý dünya olduðunu gösterir

7


Demokrasiyle özdeþleþen halk iradesi ve onun sonucunda çoðunluðun azýnlýðý idare etmesi konusunda J.J.Rousseau'nun toplum sözleþmeci modeli bu konudaki önemli tezlerden biridir.Ýnsanlarýn bir araya gelerek yaptýklarý sözleþmesinde tam bir mutabakat vardýr ve oybirliði esastýr.Bu sözleþme sonucunda oluþan toplulukta ise her kararýn bu kadar verimli bir þekilde alýnmasý beklenemez.Her konuda tam bir mutabakatýn olduðu ortam ütopik bir kurgulamadýr.Konumuza döndüðümüzde azýnlýðýn çoðunluðun tercihlere uyma gibi bir zorunluluðun olmasý için yani nisbi oyçokluðuna rýza göstermek için bu kýstasýn en az bir kere oybirliðiyle saðlanmýþ olmasý gerekir.Fakat Rousseau'nun deðinmiþ olduðu bu nokta halk iradesini oluþturan çoðunluðun kararlarýnýn her zaman doðru olup olmaðýna cevap vermez.Çoðunluðun kararlarýna uyulmasýnýn tek sebebi vardýr o da azýnlýðýn kararlarýna uymaktan “DAHA” doðru oluþudur.Ýþte çeliþki tam da bu noktada baþlamaktadýr.Bir þeyin “DAHA” doðru olmasý onun mutlak olarak doðru olduðu anlamýna gelmediði açýktýr.Farabi,Platon ve birçok düþünür tarafýndan da demokrasinin kötünün iyisi olduðuna kanaat getirmelerinin sebebi budur.Biz, bizim irademizle bizleri yönetecek vekiller seçerken çoðu zaman kimi seçeçeðimiz deðil kimi seçmememiz gerektiði noktasýnda karar veririz.Rakibinin daha kötü olduðu olmasý bizim oy verdiðimiz vekilin iyi olmadýðý çeliþkisi gibi. Demokrasiyle özdeþleþen diðer bir kavram ise parlamentarizmdir.Bu alanda yapýlan çalýþmalardan en önemlisini Alman hukuk ve tarih felsefecisi Carl Schmitt yapmýþtýr.”Parlamenter Demokrasinin Krizi” adlý eserinde demokrasiyle çoðu zaman birlikte anýlan liberalizmin aslýnda demokrasiden çok farklý ve özgül bir anlam taþýdýðý ifade etmiþ ve bunu ortaya koyarken de diktatörlük örneðine deðinmiþ ve diktatörlüðün antidemokratik deðil anti-liberal olduðunu söylemiþtir.Bu diktatörlüðün demokratik olabileceði anlamýna gelmektedir.Biraz daha açýklayýcý olmak gerekirse Schmitt'in demokrasi tahayyülü onun sadece bir örgütlenme biçiminden ibaret olduðu ve içinde en radikal soldan en muhafazakar saða kadar tüm görüþleri barýndýrdýðýndan bir içeriðinin olmadýðý ve de amaç deðil yalnýzca araç olabileceðidir.Parlamentarizm,demokrasiyle süreçleri ve ortaya çýkýþ zamanlamasý bakýmýndan çok ortak yönü olmasý ve birlikte çok iþbirliði yapmasý bakýmýndan aralarýnda çoðu zaman bir ayrým yapýlmamýþtýr.Parlamentarizm bir hükümet etme süreci olarak deðerlendirilebilir.Fakat bu hükümet etmenin en önemli özelliði tartýþarak hükümet etmedir.(government by discussion). Carl Shmitt'in demokrasiye ve parlamentarizme ortak eleþtirisi bu tartýþmanýn içeriðine yöneliktir.Genel iradeyi oluþtururken bu tartýþmanýn asli amacý olan haklý olaný ,doðru olaný bulmadan sapmasý ve hükmedebilmek için çoðunluðun elde edilmesi amacýna dönüþmesidir. Bu tartýþmanýn özel bir anlamý mevcuttur.Schmitt'in tartýþma tanýmý;karþý tarafý rasyonel argümanlarla bir þeyin doðru ve adil olduðu bir görüþ alýþveriþidir.Modern kitle demokrasisi parlamenter sistemin bu asli iþlevini kamusal tartýþmayý boþ bir formalite ve gereksiz söz sanatlarýyla dolu hakikat perdeleyicisine dönüþtürdüðü için parlamenter sistem krizdedir.Ýþte krizin eþiðine gelinmesindeki en önemli unsur rakibin neyin gerçek veya neyin adil olduðuna ikna etmek deðil,hükmedebilmek için çoðunluðu saðlama anlayýþýnýn hakim anlayýþ olmasýndandýr.”Parlamento,apaçýk bir hakikatten,basit bir pratik-teknik araca dönüþürse,ille de kendini dayatan açýk bir diktatörlük yoluyla deðil,herhangi bir yöntem yoluyla,iþlerin fiilen baþta türlü de olabileceði gösterilmelidir;iþte o zaman parlamentonun iþi bitmiþ demektir.”

8


BÝZ BÝR ÜMMETÝZ

Mustafa ÝSEN

Bizim için Ýslam, baþkalarý için her neyse...

Kürt sorunu var mýdýr? Ortada bir sorun olduðu kesin ve bu sorunun bölgedeki Kürt nüfusu doðrudan ilgilendirdiðini de biliyoruz. Sorunu farklý þekillerde tanýmlamak mümkün olsa da, tanýmýn içeriðinde yer alacak hususlar hemen hemen aynýdýr. Dolayýsýyla bu soruna biz `devlet sorunu` da diyebiliriz, `terör sorunu` veya `doðu sorunu` da demek mümkün. Tarih boyunca farklý milletler bir arada yaþama tecrübesinden geçmiþlerdir. Ortak bir ülkü* etrafýnda toplanmýþ olan milletler bu tecrübeden hem kendi benliklerini koruyarak, hem de ortak hedeflerine doðru koþar adým giderek faydalanmýþlardýr. Gelgelelim insanýn tabiatýndan gelen ýrkçýlýk(kavmiyetçilik) hastalýðý tarihin her döneminde az çok yer etmiþken, Fransýz Ýhtilalý ile birlikte kendisine geniþ yayýlým alaný bulmuþtur. Zihinlerde hali hazýrda bulunan sönmeye yüz tutmuþ düþünceler, dýþ etkenlerle körüklenerek günümüz dünyasýnýn ulus devletlerinin oluþmasýna neden olmuþlardýr. Tam bu noktada, Osmanlý Devleti'nin de içerisinde birçok din, dil, ýrk barýndýran cihan imparatorluðu olduðunu anýmsatýrsak, koca çýnarýn etrafýnda geliþen bu olaylardan etkilenmemesini bekleyemezdik. Osmanlýda merkeziyetçi yapýnýn taþra ile irtibatýnýn ve denetiminin kopmasý ile baþlayan süreç, merkezi yapýnýn da türlü dünyevi hastalýklarla pençeleþmesi ile birlikte iyice içinden çýkýlmaz bir hal almýþtýr. Ortak ülküde meydana gelen çürüme ve kopmalar, metaýlar ile kompanse edilemediðinden, farklý milletlerde bu milletlerin ülkülerine olan baðlýlýklarý oranýnda kopmalar meydana getirmiþtir. Sorunun odaðýnda bulunan Kürt kardeþlerimiz ise çeþitli iç ve dýþ baskýlara raðmen Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluþu sürecinde BÝZ**'den kopmamýþ, kopamamýþlardýr. Fakat geçtiðimiz 86 yýllýk süreçte baþa gelen iktidarlarýn akýlsýz politikalarý sonucu içinde bulunduðumuz noktaya gelmiþ bulunmaktayýz. Hükümetin 'Demokratik Açýlým' adýný verdiði ancak kamuoyunda 'Kürt Açýlýmý' olarak deðerlendirilen açýlým konusunda hükümet, 'Ey millet bu meseleyi tarihe gömeceðim' gibi söylemler kullanýyor. Buna raðmen, çözüme gitme yolunda önlerine çýkan hemen her engele baþta pek deðerli(!) ana muhalefet partisi ve diðer baðcýyý dövme peþinde olan odaklar ile birlikte takýlýp tökezleyerek, bilerek veya bilmeyerek sorunu çözümünden uzak bir noktaya taþýmaktadýrlar. Soruna 'Kürt Meselesi' demek ise bizleri sanki ille de Türkiye'nin bölünmesini istiyorlar diye düþündürmüyor deðil. Hali hazýrda þimdiye kadar yaþadýðýmýz problemlerin bu coðrafyaya ihraç edilmeye çalýþýlan emperyalist emeller olduðu bilgisine sahip olduðumuzdan, çözüm olarak kulaktan kulaða, gazeteden gazeteye dolaþan fikirlerin de masum olmadýklarý ihtimalini ciddi bir þekilde düþünmeliyiz. Sorunun çözümü kendimizde ve deðerlerimizdedir. Bölgedeki soruna dair hükümet tarafýndan açýlým adýyla ortaya konulanlar, ilk baþta can simidi olarak görülmesine raðmen aslýnda bundan 20-25 sene öncesinde, aydýnlarýmýzýn ve siyasetçilerimizin dile getirdiklerinden daha geridedir. Bunu anlamak için gazete arþivlerine ve TBMM tutanaklarýna bakmak yeterlidir. Örneðin henüz ne DTP, ne de AKP Prof. Dr. Necmettin Erbakan`ýn sorunun tespiti ve çözümü noktasýnda söylediklerini söyleyebilme noktasýndan çok uzaklardýr. Üstelik Prof. Dr. Necmettin Erbakan`ýn o gün söyledikleriyle bugün hükümetin söylemek istedikleri arasýnda da ciddi bir referans farký bulunmaktadýr. Erbakan, kendi medeniyet, inanç ve kültürümüzden yola çýkarak çözümler sunarken bugün hem DTP hem de AKP, sorunu tanýmlarken ve çözüm önerirken maalesef dýþ yönlendirmeli paketlerle karþýmýza çýkmaktadýr. Çözüm bölgenin kendisindedir, kendimizdedir, kendi deðerlerimizdedir. Bu sebepten dolayý 'Kürt Sorunu'nu deðerlendirirken Hatanýn 'ýrk'ta deðil, hatalý davranýþ da olduðunu kavramamýz gerekmektedir. Bizim ýrkçýlýk meselemiz yok yanlýþ politikalarýn düzeltilmesi meselemiz var. Nitekim Allah u Teâlâ Hucurat suresi 13. Ayeti kerimesinde þöyle buyurmaktadýr: “Ey insanlar! Þüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir diþiden yarattýk ve birbirinizi tanýmanýz için sizi boylara ve kabilelere ayýrdýk. Allah katýnda en deðerli olanýnýz, O'na karþý gelmekten en çok sakýnanýnýzdýr. Þüphesiz Allah hakkýyla bilendir, hakkýyla haberdar olandýr”.

9


«Her þehit bir adýmdýr zafere, her zafer bir umut kutlu yere!» Þehadet... Yeryüzünde zulmün tüm boyutlarýyla ortadan kalkýp adaletin ve mutlak anlamda iyinin hakim olmasý için candan ve maldan geçip,Ýlahi Rahmetin en güzel makam olarak nitelendirdiði mertebeyle þereflenmek... Hiç ölmemek, bilakis yeniden doðuþun öncüsü olarak, kendini diriliþ medeniyetinin kuruluþuna adamak... Rabbin yegane kudret ve kuvvet sahibi oluþunun kesin olarak þahitliðini yapmak... Geçici dünyalýk hedeflerin pespayeleðini deðil; hakikati savunuyor olmanýn erdemi, aþký ve onurunu yaþayanlarýn, insanlýðýn asýl yurdu olan ahiret yurdunda nasiplendiði mekan ve makama ulaþmak... Bir sabah namazý sonrasý, tekerlekli sandalyesiyle camiden çýkarken bir Ýsrail füzesinin hedefi olmak... Ya da verdiði bir konferans sýrasýnda insanlara Hak olaný anlatýrken, bir silahtan çýkan kurþunlarla yere yýðýlmak... Ne mutlu, zulme karþý dik durarak yeryüzü Hakk ýn yüzü oluncaya kadar bu uðurda can verenlere.

kafes

11


Ben þiir yazmýyorum hayatý bir köþeye not alýyorum

ÝSTANBUL BENÝ

Dilim dalgalar gibi Ve sözcükler üstünde Vapur misali, seyr halinde Dudaklarým kapalý. Yutkunmak istiyorum; Boðazýmda geçiþler kapalý. Bir efkârdýr aldý beni Amellerim yaralý Ýslam! Bul beni. Bul beni ne olur? Ben ki sana hasret! Can bu tende dururken Ýrþad et Ýstanbul beni. Alican

12


KÜLTÜR-SANAT

Ahmed NASRALLAH

Direniþin Ritmi “Kalbin sustuðu her yer dört duvar Konuþtuðu her yer gökyüzü” Ýlk dinlediðim zaman, beni yukarýdaki dizeler etkilemiþti. Daha sonra ayný albümü tekrar dinlediðimde de “Varsýn düþmesin yakamýzdan ölüm Ýnan yeneceðiz geceyi karagözlüm” dizelerine takýlýp kaldým. Bu iki bölüm Grup Yürüyüþ'ün ilk albümünden alýntý. Benim dikkatimi çeken iki kýsým… Grup Yürüyüþ'ün tarzý incelendiðinde fark edilen ilk olay, grubun müziðinin bir derdinin olmasý ve bunun kendine has bir hüznü barýndýrýþý oluyor. Grubun piyasa kaygýsý olmadan müzik yaptýðý hemen fark ediliyor. Çünkü sözler piyasa geneline deðil, dünyada yaþanan sýkýntýlardan kendine bir dert edinen yüreklere hitap ediyor. Parçalardaki içtenlik yakalýyor sizi. Alýp götürüyor farklý coðrafyalara… Grubun müziðine eylem adýmlarý damgasýný vuruyor. Notalar kulaðýnýza çalýnýrken, siz yüreðinizin elinden tutup ya Filistin'e, ya Irak'a ya Afganistan'a veya Güneydoðu'ya gidiyorsunuz. Dünyanýn her köþesinde iþlenen zulümlerin þahidi oluyorsunuz. Albümlerde ayný zamanda baþörtüsü, F tipi cezaevleri, sokak çocuklarý ve güneydoðu sorunlarý iþleniyor. Grup, küresel emperyalizme ve siyonizme karþý set olurken ayný zamanda Türkiye'deki cunta hareketlerine yaptýðý sert göndermeyle de dikkatleri çekiyor. Tabi ki en önemli vurgu da Ýslam kardeþliðine yapýlaný… Grubun ilk albümü 2005 yýlýnýn sonunda Umuda Yürüyüþ adýyla çýktý. Daha sonra Aðustos 2009'da Adanýþ Günü adýyla ikinci bir albüm daha piyasaya çýktý. Ýkinci albüm bir öncekine göre artan müzik kalitesi ile dikkat çekiyor. Her iki albümde de Türkçe, Arapça ve Kürtçe parçalar yer alýyor. Ayný zamanda her iki albümde de daha önce farklý kiþiler tarafýndan seslendirilmiþ iki parçanýn yeni yorumlarý bulunuyor. Marþ dinlemekten hoþlanýyorsanýz, kaliteli müzik arýyorsanýz ve daha önemlisi de yüreðinize Ýslami bir heyecan pompalamak istiyorsanýz Grup Yürüyüþ'ün müzik dünyasýna bir kulak misafiri olun derim. Son olarak yine grubun parçalarýndan bir alýntý yapalým: “Bize göre deðil umutsuz yaþamak Bir sevda uðruna düþtükse yola.”

13


ÝNCELEME-PORTRE

Mehmet Zahid KAYA

Ýbrahim Tenekeci ''RABBÝM sen olmasan kimin aklýna gelirim ben.'' Ýnsan… Ýnsan ölüme doðar! Ölümü ne güzel anlatýr Ýbrahim bey: ''hayat kaçamaz diyor, kýsadýr bir bacaðý kaçamaz ve siler ölüm alnýndaki teri'' Dünya telaþýna, mal sevdasýna takýladursun insan ve oðlu… ''gözüm olsaydý eðer dünya nimetlerinde pekala bulurdum onlarý bir çöplükte'' dizeleriyle bize yol gösterip ekliyor: ''seni yoksulken gördüm, daha güzeldin gel ey mahcubiyet, saklan arkama.'' … Gençken sattýðý kitaplarla geçimin saðlarken bir yandan da o kazançla kendisine hitap eden kitaplar alan þair: ''aðýr misafir gibiydik gençken dünyaya bakýnca dalgalandý içimiz. þimdi böyle deðil, suratsýz günler… ne olacak halimiz?'' diye soruyor son kitabýyla insanlýða. Onun tabiriyle gençlik ''ateþli silahlarýn verdiði üstünlük''tür. Gençtir ve þu satýrlarý yazmýþtýr: ''-tutundum ellerime, iþte, -söze daldým, þiire…'' Peki þiir nedir? Ýþte: ''düþman geliyor kadim olan her þeye dine, disipline, þiire… durmak olur mu? Þiir; korugan kýlar kýrýlgan kamýþlarý taze tutar ekmeði ve bayraðý can verir, ölüme bile. nasýl bir þey, anladýnýz mý?'' can verir, ölüme bile. nasýl bir þey, anladýnýz mý?''

14

… Beslenme çantasýnda Yunus emre, karacaoðlan, ismet özel, sezai karakoç ve türevleri vardýr. ''Bize baþkalarýnýn dünyasýna göre yaþayan deðil kendi dünyasýný kuran þairler lazým.'' der. ''Þairlik; öyle yazýlmaz, böyle yazýlýr, demektir.'' Ýbrahim Tenekeci edebiyatý meslek deðil mesele edinmiþtir. Zira meslek aðacýn dalý gibidir, kýrýlýr ve kaybedilir; mesele ise fidan gibidir, bitmezse tekrar dikilir. Meselesi yani davasý olanýn her þeyi var demektir. … Güne, dünyaya ilk adým atarmýþ gibi, þaþkýnlýðý üzerinde baþlar Tenekeci: ''dinlenmiþ olarak uyanmadým hiçbir sabah'' ''kaç kez sabahladýnýz…'' … Veryansýn'ý vardýr: ''unuttuk nur içinde yatmayý hem aþk içinde oysa biz evvel zaman içinde kar olmayý düþlerdik, daðlara yâr olmayý.'' ''ki burada vapurlarýmýz bile benziyor bize Karaköy'de yediðini kusuyor üsküdar'da Ne sýkýcý, sabahlýyor her gün kocamýþ bir halatla.'' … Þiirlerinde hüznünü, þaþkýnlýklarýný, acemiliklerini, yalnýzlýðý, ölümü, … dile getiriyor. Ölümü sevdirip –evcilleþtiripsözü yormadan söyler. Hüzünle tebessüm ettirir: ''elimdeki gülü kaldýrýp mezarlýkta saðlýðýnýza dedim hepinizin saðlýðýna'' … Mýrýldanmalar'ý vardýr: ''içimden dedim beraber yürüyelim olur mu varsýn gölgemiz olsun hüzün dilediði gibi uzatsýn can evimize ayaklarýný varsýn annemiz olsun tütün hayat daha sert vursun yumruklarýný.'' … Þiirler yazdým aþk olsun diye…


ÝNCELEME-KÝTAP

Ýsmail OKUMUÞ

e

rin

ý n a

e z Ü

d

t r ö

ýn

n i Z

D

n

a ns

Ý

Naturalizm, sosyolojizm, historizm bunlar birer zindan olabilir mi? Ali Þeriati 'bal gibi' olur diyor. Bunlarýn hayatýmýzý, insan olma sürecini fazlasýyla etkilediðini düþünüyor. Ali Þeriati insan-beþer ayrýmýna gidiyor. Öz varlýðýnýn bilincinde olmayý, seçebilmeyi ve Allah'ýn Hallak isminin yansýmasýný üzerinde bulundurmayý da insana özellik olarak atfediyor. Ýnsan olmayý bir süreç olarak deðerlendiriyor. Beþerden insana doðru giden bir süreç. Ýnsanýn konuþtuðu dili ne belirliyor? Neden Anadolu'da Fars topraklarýnda yaþayanlar Müslüman? Bunlarý o insanlar mý belirlemiþ? Yoksa bu tarihin getirdiði bir þey mi? Peki insanýn temel belirleyicisi fizyolojik ve psikolojik özellikleri olabilir mi? Ýnsan kendi midir her yerde? Bir erkek hiç ayýplanma korkusu olmadan bayanýmsý elbiseler giyebilir mi? Yani insaný yönlendiren bir çevre, sosyolojizm yok mudur? Ali abimiz var olduðunu söylüyor. Diyor ki; insanýn yaþantýsýný tarihselcilik (historizm), doða (naturalizm) ve sosyolojizm belirliyor. Ýnsan bu zindanlarýn içinde mahpus! Bunlardan kurtulup özgür olmasý gerekiyor. Peki nasýl? Bilincini, irade ve yaratýcýlýðýný doðayý tanýmakla ve ona alternatifler üreterek, teknoloji gibi, onun baskýsýndan kurtarabilir. Toplum –bilimin , siyaset felsefesinin, toplumsal iliþkilerin anlaþýlmasý ile bireyin toplumsal bilince varmasý oranýnda toplumun ürünü olan insanlar toplumu biçimleyebilir ve bir baþka zindan olan sosyolojizm'den kurtarabilir. Tarihselcilikten ise onun, insanýn duygu, düþünce ve yapýsýnda ne gibi etkileri olduðunu bilirse o ölçüde bundan kurtulur. Ya zindanlar dört deðil miydi? Nerede dördüncüsü diyecekler cevap veriyorum: 4. zindan 'kendimiz ' dir.Doða, tarih ve toplum zindanýndan kurtulan insan için en zorlu etap baþlar 'insan olma' sürecinde. Çünkü bundan sonra insaný boþluk , anlamsýzlýk duygusu sarar, insan mutsuz olur. Peki bu zindanda mahpus mu olacaðýz? Bunun çýkar yolu da: AÞKTIR. Aþk; akýl ve mantýðýn ötesinde bizi nefsimizin hükümranlýðýna karþý devrim yapmaktýr.Bu aþk dindir, Ýslamdýr. Artýk özgürüz!.. Ali Þeriati'nin deðiþik bir bakýþ açýsý var. Batýyý iyi bildiðini yaptýðý alýntýlardan, batýlý gibi yaþamadýðýný ise sunduðu çözüm yollarýndan anlýyoruz. Velhasýl okunasý bir kitap bu dört zindan.

15


Sezai Karakoç belgeseli tamamlandý Ýslam dünyasýnýn önemli düþünce adamý ve edebi kiþiliklerinden Sezai Karakoç'un hayatýný, mücadelesini ve düþüncesini anlatan ''Gün Doðmadan'' belgeseli tamamlandý. Alýnan bilgiye göre, Sezai Karakoç hakkýnda yapýlan ilk geniþ kapsamlý çalýþma olma özelliðini de taþýyan, yapýmcýlýðýný Cine5 Medya Grup Baþkaný Orhan Seyfi Güner, yönetmenliðini ise Ensar Altay'ýn yaptýðý belgesel, 15 Ocak Cuma akþamý Cemal Reþit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen gala gecesinde ilk defa gösterildi. Büyük beðeni toplayan belgeselde, Sezai Karakoç'un izi sürülerek ülke topraklarý üzerindeki deðiþimler, dünyanýn tanýk olduðu teknoloji ve fikir dönüþümleri ve bütün bunlarla birlikte gelen anlam karmaþasý sade bir film diliyle anlatýlýyor. Yaklaþýk bir senelik çalýþmanýn ürünü olan belgesel, düþünce, edebiyat ve siyaset dünyasýndan önemli isimlerinin birikimlerinden ve Sezai Karakoç'un yakýn çevresindeki insanlarýn tecrübe ve tanýklýklarýndan da yararlanýlarak oluþturuldu.

Murat Menteþ’in ilk romaný Dublörün Dilemmasý’nda olduðu gibi Korkma Ben Varým da Ýletiþim Yayýnlarýndan çýktý. “Öldürdüðüm insanlarla iyi arkadaþ olacaðýmýzý düþünmüþümdür hep” diyen Murat Menteþ’in ikinci romaný çýktý. Dublörün Dilemmasý’nýn yazarýndan komik, hýzlý, þoke edici bir roman daha. Korkma Ben Varým Gönül Ýþleri Bakanlýðý’nda basýn müþaviri dövüþ ustasý Fu. Baþkalarýnýn intikamýný alarak hayatýný kazanan Gýcýrbey. Tarih öðretmeni dilber Þebnem Þibumi. Padiþah yorganlarý satýcýsý E nver Paþa. Dul gangster Hayati Tehlike. Mr. Spock, Abdülcabbar, Ruhiye Haným, papaðan Huduni, cin Jajha, Atom Bombacýyan, Uçan Kýz, Abidin Dandini, Leyla Kalahari ve diðerleri... Korkma Ben Varým’ýn her sayfasý sürprizlerle dolu. Aþk, dostluk, intikam, yalnýzlýk ve þiddetin ustaca harmanlandýðý roman, olaðanüstü bir enerji saçýyor.Roman yazarý ve çevirmen Murat Uyurkulak “Bu kitap karnaval sýrasýnda baþgösteren bir bombardýmana benziyor” diyor. Korkma Ben Varým, Murat Menteþ, Ýletiþim Yayýnlarý.

16


Ayhan TÜRKOÐLU

Elif'in bir sýrrýna mazhar olmak Ey sýrrý araþtýran kiþi, can var can içinde, kalbine inde ara. Ey sýrrý araþtýran kiþi, sýrrý heryerde ara. lakin o deðil dýþarýda, kendi içinde ara... kün emrinin adý bigbang olmuþ, önce zerreymiþ herþey, sonra var olmuþ... yoktan var eden O'dur, (El-Halýk) sonra yok eden O'dur, (El-Mümit) gönlün maliki O'dur,(El-Vedüd,Mukallibel Gulüb) Allah azze ve celle... sordular; elif nedir? -elif karadeliktir. hacmi sýfýr, kütlesi sonsuz ýþýðý dahi kara eder. yuttu gönülde ne varsa, ne iþtir kendi de yok ortada... ey elif nedir bu meþakkatýn? vuslat var mýdýr acep yarýn? muradým olur mu ki vuslatýn? elbet murad edilen vuslat o deðildir, bunu ancak iman nuruyla bakan, bir de züleyha bilir, cilvesine hayraným Sünnetullah'ýn, boyandým rengine Sýbgatullah'ýn. vuslat deyince gönle doldu keder, derken aldým bir müjdeli haber; günahlara kefarettir gönüldeki keder, niyetler halis olunca, ameller olmaz heder, biraz sabreyle bak neler göreceksin neler, mevlam ihmal deðil imtihan eder. 17


ALINTI - cemaat.com Panait Ýstrati ve Ak Parti Fakülte yýllarýmda, içimize düþen bir hevesle, bir çok Batýlý romancýnýn kitaplarýný okumuþtum. Bunlarýn çoðunu da Varlýk Yayýnlarýndan temin ederdim. Panait Ýstrati de bu yazarlardan biriydi. Ýstrati'nin bir çok kitabýnýn yaný sýra, yanýlmýyorsam Romain Rolland'ýn yazdýðý Ýstrati'nin bibliyografisini de okudum. Rolland, Sosyalizm hayraný Ýstrati'nin Sovyetleri gezip gördükten sonra büyük hayal kýrýklýðýna uðradýðýný ve bu durumu “Aldatan Iþýk” isimli kitabýnda uzunca anlattýðýný yazýyordu. Ronald'ýn kitabýndan bunu öðrendikten sonra, doðruca Varlýk Yayýnlarýna gidip “Ýstrati'nin Sovyetleri yeren bu kitabýný basýp, basmadýklarýný” sordum. Yetkili, basmadýklarýný söyledi. Yýllar sonra internet sahaf sitelerinden bu kitabý aradým. Varlýk Yayýnlarýndan 1952 baskýsý “Aldatan Iþýk” adlý bir kitap buldum. Demek o vakit, Varlýk Yayýnlarýndaki yetkili, çalýþtýðý yayýnevinin 1952 yýlýnda böyle bir kitap yayýmladýðýndan bihaberdi. Kitabý sipariþ verdim ve geçen gün kitap bana ulaþtý. Çok eski bir arkadaþla uzun yýllar sonra kavuþmuþ gibi Ýstrati'yi okumaya baþladým. Artýk ne biz gençtik, ne de Ýstrati'nin hayallerini yýkan Sovyetler vardý. Kitap bu mana da pek tat vermedi. Ne var ki Sosyalist Ýstrati'nin Sovyetlere yaptýðý seyahatiyle 1929'lu yýllarda yaþadýklarýný, yaklaþýk bir asýr sonra, 28 Þubat müdahalesiyle bir Siyasal Ýslamcý olarak Türkiye'de yaþadýðýmý fark etim. Gençlik yýllarýmýzda , Arkadaþ, Kodin, Barakan'ýn Devedikenleri gibi romanlarýný okurken yazdýklarýna hayal biçtiðimiz Ýstrati; bu sefer de birbirine çok benzer bir hayal kýrýklýðý ile hüsrandaþýmýz oluverdi.

Ýstrati seyahati esnasýnda Sovyetlerde gördüðü olumsuzluklarý aktarýrken, çocuk yurtlarýndan þöyle bahsediyordu: “Sýhhat þartlarý namýna hiçbir þey yoktur, çocuklar istif halindedir, yemekler berbattýr, tahsil ve terbiye hak getire, memurlar ahlaksýzdýr; bu yurtlardan birçoðunda çocuklara dayak atýlmakta, dehþet salýnmaktadýr, hatta küçük kýzlarýn ýrzýna geçildiði ve bir sefer umumi bir ayaklanma olduðu bile söyleniyor. Bir kýz talebenin, bir izin, bir talebe bursu, bir tren bileti elde etmek içino K. cinsinden bir herifin yataðýndan geçmek zorunda kalmasý bir cinayet deðil midir?” Sovyetlerdeki Sosyalist ihtilalýn birkaç göstermelik müesseseden baþka sefalet ve rezillikten ibaret olduðunu þöyle anlatmaktadýr: “Sovyet ihtilalý bir haksýzlýklar deryasýnda bir iki örnek müessese adacýðý oluþturmak için mi yapýlmýþtý? Sosyalizmi bir yana býrakýn, maziden miras kalan veya bugünkü rejimin mahsulü olan kötülüklerin hafifletilmesi uzun yýllara baðlý bir iþtir: Bunun mümkün olmasý için evvela kendini aldatmamak, yenilmesi gereken güçlükleri gizlememek lazýmdýr. Sovyet efsanesi, bu bakýmdan, hastalýðýn yayýlýp geliþmesine sebep oluyor.” 18


Ýstrati'nin Sosyalist Sovyetleri gördüðünde uðradýðý hayal kýrýklýðýný, arka planýnda Ýslami Devlet hedefi olan Siyasal Ýslamcýlar; Milli Görüþ partileri hukuken çökertilip, Ak Partinin kurulmasýyla yaþamaktalar. 1970'li Yýllarýn baþýndan 28 Þubat sürecine kadar tek yürek gelmeyi baþaran ve muhtemelen bu birlikteliðini 28 Þubatta da devam ettirebilseydi, Ýslam Devleti karþýtlarýný hayli zora sokacak olan Milli Görüþçüler, Ak Partinin kurulmasýyla ciddi güç kaybetti. Milli Görüþçüler için Ak Partiye kadar insanlarý tanýmlamak çok kolaydý: Ya bizdensin, ya ötekilerdensin. Yani ya Ýslam Devleti kurmak isteyenlerdensin, ya da buna mani olmak isteyenlerden… Necip Fazýl Babýali'sin son bölümünde Arif Nihat Asya için yaptýðý: “Bizden deðildir ama onlardan da deðildir” tanýmýný o yýllarda anlayamayanlar, Ak Parti ile birlikte bu tanýmý anlamýþ oldular. Kurulduktan hemen sonra, iki seçimden tek baþýna iktidar olarak çýkmayý baþaran ve iktidardaki yedi yýlý geride býrakan Ak Partiye her iki seçimde oy veren Ýslami Devlet ümidi olan Milli Görüþ kökenliler, her ne kadar ikrar etmeseler bile; Saadet Partisinden baþka bir partiye, yani Ak Partiye oy verirken, yeni partilerinden de ayný beklenti içinde olduklarý muhakkaktýr. Ak Partinin bir numaralý ismi her fýrsatta biz deðiþtik, artýk Milli Görüþle hiçbir alakamýz kalmadý demesine raðmen, Milli Görüþün bütün oyunu bir çýrpýda almasý baþka bir þeyle izah edilmez. Bir kiþinin, yahut birkaç kiþinin deðiþip yeni bir parti kurmasý mümkün olsa bile, dört milyon seçmenin 40 yýl sahip çýktýðý bir fikri, ayný anda top yekun terk etmesi mümkün deðildir. Yani Milli Görüþ seçmeni, Ak Parti kurucularýnýn geçmiþ düþüncelerini ýsrarla reddetmesini bir takiyye olarak görmüþ ve ayný beklentiler uðruna Ak Partiyi desteklemiþtir. Ak Parti her ne kadar %40'lar gibi oy almýþ olsa bile, partinin kemikleþmiþ tabaný %10'u geçmeyen Milli Görüþ kökenli insanlardýr. Tabanda %10'u geçmeyen Milli Görüþ kökenliler, parti yönetiminde %90 oranýnda temsil edildiklerinden Ak Partiden, Milli Görüþ Partilerinden bekledikleri her þeyi aynen beklemektedirler. Anacak 7 yýllýk süreçte, dinin ahkamýnýn önündeki engelleri kaldýrmak bakýmýndan sýfýr netice alýnmýþtýr. Yahut böyle bir netice almak niyeti hiç olmamýþ yönetim kadrosu, Ak Partiyi Milli Görüþ tabanýnýn önene bir aldatan ýþýk olarak koymuþtur. Bunu fark eden Milli görüþ kökenli Ak Partililer, geleneklerinde var olan baþa baðlýlýk karakteri yüzünden hissettikleri düþünceleri henüz dillendirememektirler. Bu sessizlik bir zaman daha devam edecek görünüyor. Bu süre zarfýnda da, Ak Parti Milli Görüþ çizgisinde olmayacaktýr. Milli Görüþ kökenli Ak Partililerin büyük bir kýsmý, eski düþüncelerini zaman aþýmýna uðratýp rejimle ayineleþecek, dindar yaþayan ama seküler düþünen vatandaþlara dönüþeceklerdir. Azýnlýkta olacak diðer bir kýsým Milli Görüþ kökenli Ak Partililer de; Panait Ýstrati'nin Sovyet seyahatinden sonra düþtüðü duruma düþecek, Ak Partinin ampulünden çýkan ýþýða, aldatan ýþýk diyecektir. Ýkinci kýsýmýn zararý mühim deðildir. Sadece zaman kaybýna uðramýþ olacaklardýr. Fakat birinci kýsým Ak Partililer, rejimle ayineleþen ilk Milli Görüþçüler olarak tarihe geçeceklerdir. 19


altýçizilen sözler... Modern yaþama biçimi küfr ile iman arasýna çizgi çekmeyi bilen hiçbir Müslümaný yozlaþtýrmaz. Yozlaþanlar, modern yaþama biçimiyle karþýlaþmadan önce de böyle bir çizgiyi hayatlarýnda önemli saymamýþ olanlardýr. Ýsmet Özel Ýnsan, ister mermi kullansýn, ister oy pusulasý; iyi niþan almalý, kuklayý deðil, kuklacýyý vurmalý. Malcolm X Rýza-yý küfür, küfür olduðu gibi zulme rýza da zulümdür. Bediüzzaman Said Nursi Her aydýnlýðý yangýn sanýp söndürmeye koþan zavallý insanlarým: Karanlýða o kadar alýþmýþsýnýz ki yýldýzlar bile rahatsýz ediyor sizi! Düþüncenin kuduz köpek gibi kovalandýðý bu ülkede, düþünce adamý nasýl çýkar? Cemil Meriç


YTÜ Kafes Dergisi - Sayı 1