Page 1

Sayı: 101 Mayıs - Haziran 2018

1996

MİLLİ ENERJİ 22. GELENEKSEL MMG İFTARI GERÇEKLEŞTIRILDI

Mimar ve Mühendisler Grubu’nun 22 yıldır geleneksel olarak düzenlediği iftar etkinliği bu yıl 30 Mayıs 2018 tarihinde yoğun bir katılımla İBB 1453 Çırpıcı Sosyal Tesisleri’nde gerçekleştirildi.

6

MMG 1. GIDA VE TARIMDA YENILIK ÇALIŞTAYI ANKARA'DA DÜZENLENDI

KAHVALTILI ÇALIŞMA TOPLANTISI KONUĞUMUZ İSO BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN OLDU

SANAYIDE AR-GE’DEN ÜRETIME YERLI DÖNÜŞÜM SEMINERI YAPILDI


Çamlıca Mahallesi 145. Cadde No:16 06200 Yenimahalle / ANKARA / TÜRKİYE Tel: +90 (312) 397 55 75 (8 Hat) Fax: +90 (312) 397 55 73

w w w.tems an.gov.tr


İÇİNDEKİLER 1996 İMTIYAZ SAHIBI Mimar ve Mühendisler Grubu adına Genel Başkan Osman BALTA SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Şenol ARSLAN senolarslan@mmg.org.tr EDİTÖR Abdullah KOÇ abdullahkoc@mmg.org.tr YAYIN DANIŞMA KURULU BAŞKANI Yakup GÜLER YAYIN DANIŞMA KURULU ÜYELERİ Ali Rıza Arslan, Avni Çebi, Betül Maç, Bülent Şen, Fatih Saltabaş, Fatih Dönmez, İsmail Ay, Ali Altuntaş, Osman Arı, Ömer Faruk Kültür, Pervin Kınık, Ahmet Sait Akboğa, Pr. Dr. Nazif Gürdoğan, Mesut Işık, Ahmet Vechi Yüksek, Naci İris, İbrahim Gürcü, Yusuf Özalp, Yağız Yetkin Azizler

DOSYA

34

MILLI ENERJI: ENERJİ, GÜNÜMÜZDE KALKINMANIN VE GÜVENLİĞİN EN ÖNEMLİ UNSURU KONUMUNDA OLUP; AYNI ZAMANDA TOPLUMU ETKİLEYEN SOSYAL BİR BOYUTA DA SAHİPTİR. BİZDE MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ OLARAK YENİ TÜRKİYE’NİN EKONOMİK VE SOSYAL HEDEFLERİNE ULAŞMASINDA EN ÖNEMLİ KONULARDAN BİRİSİ OLAN ENERJİYİ 101. SAYIMIZDA DOSYA KONUSU OLARAK İNCELEDİK. ENERJİDEKİ YENİ POLİTİKALARI, YENİ UYGULAMALARI, DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELERİ KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDEN UZMANLARLA, STK TEMSİLCİLERİ VE AKADEMİSYENLERLE AYRINTILI BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRDİK. 36 TÜRKIYE’DE ENERJİ POLİTİKALARI ENERJİDE 2023 VİZYONU FATİH DÖNMEZ 38 HAYATIMIZDA ENERJİ VE YARINA BİR BAKIŞ ABDULLAH ATALAY 42 DEĞİŞEN DÜNYA, DEĞİŞEN TEMSAN İBRAHİM TOPRAK 44 ENERJİ PİYASASININ DÖNÜŞÜMÜ: TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR OĞUZ CAN 48 ENERJİDE AVRUPA SERÜVENİ NİHAT ISMUK 52 TÜRKIYE ENERJI POLITIKALARI VE MILLI MÜHENDISLIK ETKIMIZ DR. İZZET ALAGÖZ 54 ENERJİ SEKTÖRÜNDE ENDÜSTRİ 4.0 AHMET SAİT AKBOĞA

56 ELEKTRİKLİ ARAÇLARI FOSİL TABANLI KAYNAKLARLA MI ŞARJ EDECEĞİZ? BÜLENT ŞEN 60 TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ENERJİSİ VE İSTANBUL PERSPEKTİFİ FATİH SALTABAŞ 64 ÜLKEMİZ ENERJİ VE MADEN SEKTÖRÜNDE KÖMÜRÜN YERİ VE ÖNEMİ NADİM EKİZ 66 YERLİ VE MİLLİ ENERJİ ŞERİF OKLUOĞLU 68 NÜKLEER TEKNOLOJİYE BAKIŞ BEKTAŞ KARAKELLE 70 ENERJİ VERİMLİLİĞİ POLİTİKALARINDA YAPAY ZEKA (BÜYÜK VERİ, IoT, MAKİNE ÖĞRENMESİ) KULLANIMI İLE FIRSATLAR ALİ KILIÇ 80 DIVRIĞI ULU CAMII VE DARÜŞŞIFASI KAPILARININ ŞAHESERLIĞI ÜSTÜNE MIMAR CEVAT ÜLGER

78 KIMYASI BOZULAN INSANLIK AKIF EMRE

İLETİŞİM ADRESİ Kuştepe Biracılar Sok. No: 7 Mecidiyeköy/İstanbul Tel: 0 212 217 51 00 Fax: 0 212 217 22 63 Web: www.mmg.org.tr E-posta: mmg@mmg.org.tr

YAYINCILIK HİZMETLERİ YAYIN KOORDİNATÖRÜ Mehmet İpek mehmet@meedajans.com EDİTÖR Burak Dündar GÖRSEL YÖNETMEN Vatan Çetinel Merkez Mahallesi Reşit Paşa Cad. No: 55/48 Avcılar-İstanbul Tel: 0 (212) 590 97 98 Web: www.meedajans.com Reklam: reklam@meedajans.com BASKI Karakış Basım Matbaa Rek. San. Tic. Ltd. Şti. Maltepe Mah. Litros Yolu Sk. 2. Matbaacılar Sitesi No: 1BF1 Zeytinburnu - İSTANBUL Tel: 0(212) 544 58 20 YAYIN TÜRÜ İki ayda bir yayınlanır. Yerel Süreli Yayın Ücretsizdir Yazı ve reklamların içerik sorumluluğu sahiplerine aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.


BAŞKANDAN MİLLİ ENERJİ MMG’nin Çok Kıymetli Üyeleri, Mimar ve Mühendis Dergimizin “Milli Enerji” kapak konulu 101. sayısında tekrar birlikteyiz. Çıktığı günden bugüne iki ayda bir yayınlanan Mimar ve Mühendis Dergimize ara vermeden ve sekteye uğramadan bugüne kadar değişik konu başlıkları ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu gündem konularıyla yayın hayatını sürdürmeye başarılı bir şekilde devam ediyor. Bunun için de Rabbimize hamd ediyoruz.

MMG GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA

Dünyada yoğun sanayileşme ve hızlı şehirleşme sonucunda ihtiyaç duyulan enerji miktarı önemli ölçüde artış göstermiştir. Üretimin fabrikalarda makinelerle yapılması, gittikçe büyüyen şehirlerin ihtiyaçlarının karşılanması, evlerde kullanılan cihazların artması, caddelerde otomobillerin çoğalması; kısacası makinelerin ve teknolojinin insan hayatında gün geçtikçe daha fazla yer kaplaması, beraberinde büyük bir enerji ihtiyacını doğurmuştur. Bu ihtiyaca cevap verebilmek adına dünyada doğal kaynaklar bilinçsizce tüketilmiş, petrol, kömür ve nükleer gibi bazı enerji kaynaklarının sorumsuzca kullanılması sonucunda ise doğa ciddi bir tahribata uğratılmıştır. Ormanların katledilmesi, yaşam alanlarının yok edilmesi, suların kirletilmesi sonucu birçok canlı türünün soyu tükenmiş, atmosfere salınan zehirli gazlar sebebiyle ozon tabakasına zarar verilmiş, bu da beraberinde iklim değişiklikleri ve buzulların erimesi gibi olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Toplumsal yaşamı derinden sarsacak olan enerji krizini yaşamak istemeyen tüm ülkeler enerji üretim ve tüketimi konusunda oldukça ciddi tedbirler almak için yoğun çabalar harcamaktadırlar. Kimileri yeni enerji kaynakları araştırıp ona yönelirken, kimileri de yerel kaynaklarını harekete geçirmek için yoğun bir çaba sergilemekte; kimileri ise daha bir aç gözlülük ve hukuk tanımazlık ile birlikte ülkeleri işgal edebilmektedirler. Yeni Türkiye’nin ekonomik ve sosyal hedeflerine ulaşmasında en önemli konulardan birisi şüphesiz enerjidir. Enerji, günümüzde kalkınmanın ve güvenliğin en önemli unsuru konumunda olup; aynı zamanda toplumu etkileyen sosyal bir boyuta da sahiptir. Yeni Türkiye’nin enerji politikasında sadece arz güvenliğinin sağlanması ve temin kaynaklarının çeşitlendirilmesi yeterli olmayacaktır. Kullanılmak istenen enerji türünün düşük maliyetli, talep edilen miktar ve kalitede topluma arz edilmesi de öncelikli hedefler arasında yer almalıdır. Bunun için asıl olan yerli ve yeni enerji kaynaklarının devreye alınmasıdır; bu anlamda ülkemizin sahip olduğu insan kaynakları ve katma değer üretebilecek potansiyeli “Yeni Türkiye” hedefleri doğrultusunda motive edilmelidir. Mevcut durumdaki enerji ithalatımız cari açığımızın en büyük kalemini oluşturmaktadır. Bu sebepten dolayı zaten kısıtlı olan imkânlarımızı ve kaynaklarımızı en verimli biçimde kullanmanın yollarını bulmak ve geliştirmek zorundayız. Enerjinin verimli kullanılması ve enerji tasarrufu da özellikle ülkemiz açısından aynı zamanda küçümsenmeyecek bir enerji kaynağıdır. Enerji Bakanlığı’nın verilerine göre; bina sektöründe yüzde 30, sanayi sektöründe yüzde 20 ve ulaşım sektöründe yüzde 15 olmak üzere yaklaşık 7,5 milyar TL değerinde enerji tasarrufu potansiyelimiz

olduğu tespit edilmiştir. Her halükarda sarf edebileceğimiz enerjiyi verimli kullandığımızda tasarruf, verimsiz kullandığımızda ise israf etmiş olacağız. Dolayısıyla gerek evsel kullanımımızda gerekse sanayi kullanımında enerjinin verimli kullanımı için gerekli iyileştirme ve yatırımların önemi günümüzde daha da artmıştır. Enerji de büyük oranda dışa bağımlı olmamıza rağmen, fosil ve özellikle yenilenebilir enerji kaynakları açısından ülkemiz önemli bir potansiyele sahiptir. Bunun yanı sıra alternatif enerji projeleri kapsamında ülkemizde uygulama imkânına sahip gazlaştırma teknolojileri üzerinde çalışmalar yapılabilir, petrokimya sanayinin gelişimi ve enerji alanındaki açığımızın iyileştirilmesine yönelik katkıları bu yolla hızlandırılabilir. Tüm enerji kaynaklarımızı geliştirirken tabii ki bir kere yok edildikten sonra yerine konması çok uzun zaman alan, çoğu kez de imkânsız olan doğal hayatı ve çevreyi de tahrip etmemeye büyük önem göstermeliyiz. Kısa vadeli menfaatler için yüzyıllardır oluşagelen ekolojik dengeleri ve doğal hayatı tahrip yoluna gitmek uzun vadede çok daha zararlı sonuçlar doğuracaktır. Gelişmeli ve ilerlemeliyiz; ama her şeye rağmen değil. Doğal hayatın ve çevrenin bize birer emanet olduklarının bilinciyle esas vazifemizin dünyayı hikmetle imar etmek ve imar ettiklerimizi de tüm canlılarla birlikte paylaşmak olduğunu unutmamalıyız. Ülkemiz; üniversite, kamu ve özel sektör olarak enerji projeleri ve politikaları üretilmesi hususunda önemli bir insan kaynağına sahiptir. Bu kaynağın her sene bir araya getirilerek enerji çalıştayı gerçekleştirilmesi sonucunda gerek yenilenebilir enerji alanında ve gerekse enerji verimliliği hususunda önemli fikirlerin doğacağına inanıyoruz. Bu anlamda bizler MMG olarak üzerimize düşen sorumluluğu layıkıyla yerine getireceğimizden emin olunmasını isteriz. 2023 hedeflerini önüne koymuş olan ülkemizin özellikle enerji alanında planladığı projelerini ve yatırımlarını sekteye uğratmadan gerçekleştirmesini temenni ederken, Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bizler bu projelere katkı sağlanması hususunda elimizden gelen gayreti ve desteği vereceğiz. Bilindiği üzere bu sene sonuna doğru önemli bir etkinliğimiz var. MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi etkinliğinin hazırlık çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. 17-18 Ekim tarihlerinde gerçekleştireceğimiz söz konusu etkinliğin inşallah bu sene daha geniş çaplı ve daha verimli geçmesini planlıyoruz. Bu etkinliğe sizlerin de gerek ziyaretçi olarak, gerekse firmalarınızın Ar-Ge birimlerinin katılım sağlaması önem arz etmektedir. Mimar ve Mühendisler Grubu ülkemizin önemli bir kitlesini oluşturmaktadır. Dolayısıyla da ülkemizin kalkınması için el birliğiyle durmaksızın çalışmamız gerekiyor. Bir sonraki sayımızda yeni bir kapak konusuyla buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olun…, Saygılarımla


22. GELENEKSEL MMG İFTARI GERÇEKLEŞTIRILDI MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU’NUN 22 YILDIR GELENEKSEL OLARAK DÜZENLEDIĞI IFTAR ETKINLIĞI BU YIL 30 MAYIS 2018 TARIHINDE YOĞUN BIR KATILIMLA İBB 1453 ÇIRPICI SOSYAL TESISLERI’NDE GERÇEKLEŞTIRILDI.

İ

ftar programına Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin, THY Genel Müdürü Bilal Ekşi, Mavera Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Koca, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı İstanbul İl Müdürü Ümit Ünal, EPİAŞ Genel Müdürü Mustafa Kayırıcı, MMG Genel Başkanı Osman Balta, MMG önceki dönem Genel Başkanlarından Oral Avcı, Avni Çebi, MMG İstişare Kurulu Üyelerimiz Ali Demir, Ercan Öztemel, Osman Şahbaz ve Ali Reyhan Esen, MMG Genel Başkan Yardımcıları Yakup Güler, Yılmaz Aluç, Yusuf Aksu ve Bülent Şen, MMG Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda MMG üyesi katılım gösterdi. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programın açılışını MMG Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şen gerçekleştirdi. Yapılan iftarların ardından MMG Genel Başkanı

-6-

Osman Balta konuşmalarını gerçekleştirmek üzere kürsüye geldi: “Üniversitelerimizin değerli Rektörleri, kamu ve özel sektörümüzün değerli yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarımızın çok değerli temsilcileri, kıymetli üyelerimiz, değerli misafirlerimiz Mimar ve Mühendisler Grubu’nun geleneksel olarak düzenlemiş olduğu iftar programına hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bu güzel programda bizleri buluşturduğu için Cenab-ı Mevla’ya sonsuz şükürler olsun. Evveli Rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem azabından kurtuluş olan bu mübarek Ramazan ayının camiamıza, ülkemize ve dünya Müslümanlarına barış ve selametin gelmesi, özellikle Müslüman topluluklar üzerindeki zulmün kalkmasına vesile olmasını Rabb’imizden niyaz ediyorum.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

MMG ÜLKEMİZİN KALKINMASINDA ÖNEMLİ KİLOMETRE TAŞLARINDAN BİRİSİDİR Mimar ve Mühendisler Grubu, 20 yılı aşkın bir süredir bu topraklarda 29 şube ve temsilciliği, 10 bini aşkın üyesiyle bu ülkenin kalkınması ve gelişmesinde önemli görevler yaptı. İhtiyaç duyulan konuları Türkiye’nin gündemine getirerek, gerek mimari, çevre ve şehircilik hususunda, gerekse sanayileşme ve kalkınma hususlarında, Türkiye’nin kalkınmasında, dünya ülkeleri arasındaki hedeflediği kalkınmışlık sıralamasına ulaşmasında önemli hizmetler verdi. Kurulduğu günden bu yana sayısız kahvaltılı toplantılarda üyelerini bir araya getirerek, seminer ve sempozyumlar düzenleyerek, üniversitelerimiz, kamu ve özel sektörün bir araya gelmesini sağlayan etkinlikler düzenleyerek, iki


BİZDEN HABERLER

MMG GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ PROF. DR. BAHRİ ŞAHİN

MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU GENEL BAŞKAN YARDIMCISI BÜLENT ŞEN

ayda bir yayınladığı Mimar ve Mühendis Dergisi’ni bugüne kadar aksatmadan özel dosya konularıyla yayınlayarak, üyelerinin mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak teknik gezi ve etkinlikler düzenleyerek, üniversitelerimizin mimarlık ve mühendislik bölümlerinde okuyan öğrencileriyle iletişime geçerek onların topluma faydalı birer birey olarak hazırlanmasında katkı sağlayan Mimar ve Mühendisler Grubu, ülkemizin kalkınmasında önemli kilometre taşlarından birisi olmuştur. Hepimizce malumdur ki ne şekilde olursa olsun her işin temelinde insan vardır. Gerek liyakat açısından ve gerekse nitelik olarak eğer insan doğru ise işlerde doğru neticelenir. Aksine insan doğru değilse işler de yanlış yol alır ve bundan da sadece bireyler değil aile, toplum ve hatta ülke zarar görür. Bu anlamda iyi insanların yetiştirilmesi, topluma kazandırılması esas olanıdır. Bunun sağlanmasında da ailenin, eğitim kurumlarının çok büyük önemi olduğu gibi aynı şekilde doğru insanların yetişmesinde sivil toplum kuruluşlarının da önemi inkâr edilemez. Çünkü insan, asıl sosyal ortamlarda bulunmasıyla kişiliğini bulabilir. Eğitim ortamları genel anlamda nazarî,

entelektüel yönün gelişmesinde etkilidir. Sosyal ortamlar ise özellikle alınan eğitimin pratiğe aktarılması hususunda bireylere önemli fırsatlar sunar ve bu da doğal olarak kişinin her yönüyle gelişmesine katkı sağlar ve topluma faydalı bir birey haline gelir.

bu sorumluluklarımız belki hiç olmadığı kadar daha fazla üzerimizde durmaktadır. Dünyada sadece ve sadece Müslüman kanı akmaktadır. Ülkemizin ise dünyadaki Müslüman toplulukların tek umudu olması sebebiyle de başından belalar eksilmek yerine tam tersine daha da artmaktadır. Ve dört bir yanımız ateş çemberine dönüşmüş durumdadır. Bu zorlu ve çetrefilli dönemde ancak sorumluluklarımızın bilincinde olarak ve hakkıyla yerine getirerek, birliğimizi her alanda kuvvetlendirerek ve iş birliği yaparak çıkabiliriz.

“ARANIZDA SELAMI YAYINIZ” Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın buyurduğu üzere dinimizin vaaz ettiği çok önemli bir düsturumuz var. O da, “Aranızda selamı yayınız” ilkesidir. Selamdan iyiliği, güzelliği, hayrı, medeniyeti, velhasıl hayatın tümünü Allah (c.c.) için düzenleyen ve güzelleştiren bütün her şey olarak anlıyoruz. Bunu yapacak olan ise doğal olarak insanın ta kendisidir. Selamı yayacak olan insanın şekil bulmasında ise toplumu oluşturan bütün unsurların ve kurumların ve dolayısıyla sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğu büyüktür. Nerede ve ne şekilde olursak olalım, birey olarak kendimize, ailemize, toplumumuza ve nihayet ülkemize karşı sorumluluklarımız var. Akıl sahibi, düşünen ve akleden bireyler olarak bu sorumluklarımızdan kaçamayız. Tarihin bu diliminde ne yazık ki

ÜLKEMİZİN HER FERDİ MÜMTAZ KİŞİLER OLMALI Tanzimat’ın ilanından bu yana yaklaşık 200 senedir Müslüman toplulukların dünyadaki gücünün zayıflatılma süreci ülkemiz üzerinden gerçekleştirilmiştir. Dünyada gelir dağılımının gayri adil olmasına bağlı olarak güç dağılımı da ne yazık ki gayri adil olarak şekillenmiştir. Müslüman dünyanın öz kaynakları Müslüman olmayan ülkeler ya da onların adına çalışan iş birlikçileri tarafından ve yine Müslüman dünyanın aleyhine işletilmektedir. Bu sürecin durdurulması, hatta tersine çevril-

-7-

MAYIS - HAZİRAN 2018


mesi sorumluluğu var üzerimizde. Bunun için öncelikle ülke olarak her yönüyle gerekli ve yeterli güce sahip olmamız gerekiyor. Bu güce sahip olmanın yolu da yine iyi insanlarımızın sayısını çoğaltmaktan geçmektedir. İşte bu gibi sosyal ortamlar ve sivil toplum kuruluşları bu sorumluluklarımızın farkına varmamızda ayna tutması sebebiyle vazgeçilmezlerimizdir. Ülkemizi oluşturan 80 milyon ferdin her bir bireyi hayatın her alanında üzerindeki vazifeyi hakkıyla yerine getiren mümtaz kişiler olmalı. Kısacası selamı yayan kişiler olmalıyız. Ancak o zaman bizler bu gök kubbede bir hoş sadâ bırakabiliriz. Bu ülkeye, bu topluma iyi bir şeyler yapmış olabiliriz. Sivil toplum kuruluşu olarak Mimar ve Mühendisler Grubu bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ilkelerinden taviz vermeden, inandığı değerler ışığında ve

-8-

mesleğimiz kapsamında ülkemize katkı sağlamak üzere çalışmalarını daha da arttırarak sürdürecektir. Bizler ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için hep birlikte durmaksızın çalışmayı bu vatana bir borç olarak görüyoruz. Bu vesileyle bu güzide iftarı şereflendirmiş olmanızdan dolayı hepinize sevgi ve muhabbetlerimi sunuyorum. Sağ olun, var olun…” MMG Genel Başkanı Osman Balta’nın ardından selamlama konuşmaları yapmak üzere kürsüye Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bahri Şahin geldi. Şahin gerçekleştirdiği kısa konuşmada: “Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Mimar ve Mühendisler Grubu’nun çok değerli üyeleri, sizinle aynı iftar sofrasını paylaştığım için onur duyuyorum. Bu akşam ben 40 sene öncesine gittim. Burada, aranızda benim öğrencilerim var, o

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

zamanlar ben de asistandım. Bu arkadaşların Türkiye’nin kalkınmasında ve koyduğu milli hedeflere ulaşması doğrultusunda büyük bir gayret ve çaba içerisinde olduğunu, 40 sene önceki heyecanlarının hala devam ettiğini görmekten duyduğum mutluluğu ifade etmek isterim. Tabi 40 sene önce biz de sahadaydık, bu faaliyetlerin içerisindeydik. Mimar ve Mühendisler Grubu’nun kuruluşuna şahitlik ettik ve bugün geldiği noktaya da şahitlik ediyoruz. Çok ciddi sıkıntılara rağmen bugüne geldiler ve çok önemli bir konuma sahip oldular. Sayın Başkanımın da dediği gibi Türkiye çok zorlu bir süreçten geçiyor ve tarihinde geçirdiği en zor süreci şu anda yaşıyor. Sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, sanayicilerle, kamu kuruluşlarıyla imkânlarımızı ve kabiliyetlerimizi bir araya getirip devletimizin koyduğu milli hedeflere en kısa sürede ulaşmak için formüller bulmak zorundayız. Biz Yıldız Teknik Üniversitesi olarak 37 bin öğrencisiyle ki bunun 12 bini lisansüstü öğrencisidir. Yıldız Teknik Üniversitesi bir Ar-Ge üniversitesidir. Şuanda teknoparkında 7 bin Ar-Ge çalışanı var, 360 civarında firma var ve inovatif faaliyetleri devam etmekte. Bizim bu imkânları sivil toplum kuruluşlarıyla daha verimli bir şekilde çıktıya çevirme potansiyelimiz var. Yıldız Teknik Üniversitesi önemli bir gelişme daha yaşamaktadır. TAİ Davut Paşa kampüsüne 28 metre kare kapalı teknopark alanı yapıyor ve milli maarif uçağı hedeflerine Yıldız Teknik Üniversitesi ile devam etmek istiyor. Biz de bu projenin içinde olmaktan çok gururluyuz ve onurluyuz. Sizleri ve eski arkadaşlarımı, dostlarımı görmekten çok mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Ramazan’ı Şerifin hepimize mübarek olmasını diliyor, bayramınızı kutluyorum, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. Tüm İslam alemine hayırlar diliyorum” ifadelerini kullandı. Ardından MMG Geleneksel 22. İftarı programının sponsorları olan ASM İnşaat, HMF İnşaat, SAYDAN Mühendislik, PİOMAK, YETGİN Gayri Menkul ve TEMSAN Elektrik ve Otomasyon A.Ş. TEOAŞ’a teşekkür plaketleri takdim edildi. Program hatıra fotoğrafı çekiminin ardından sona erdi.


MMG 1. GIDA VE TARIMDA YENILIK ÇALIŞTAYI ANKARA'DA DÜZENLENDI

M

imar ve Mühendisler Grubu tarafından organize edilen “MMG 1. Gıda ve Tarımda Yenilik Çalıştayı”, 03 Mayıs 2018 Perşembe günü 09.00-16.00 saatleri arasında Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürülüğü Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Çalıştay'a; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Hadi Tunç, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, TAGEM Genel Müdürü H. Gazi Kaya, çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri konuşmacı ve panelist olarak katıldı. Kamu kurum amirleri ve personeli, öğretim üyeleri, MMG üyeleri ve öğrenciler Çalıştay'ı yerinde takip etti. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Hadi Tunç, gıda ve tarım için kullanılan doğal kaynakların azaldığını belirterek, "Tarım ve gıda sektöründeki sorunları çözmek, sektörde sürdürülebilir bir kalkınma gerçekleştirmek her zaman için önemli ve stratejik bir alan olmuştur" dedi. Tunç, çalıştayda yaptığı konuşmada, tarım ve gıdanın insanoğlunun varlığından beri süregelen iki konu olduğunu söyledi. Dünyada nüfusun hızla arttığına işaret eden Tunç, "Gıda ve tarım için kullanılan doğal kaynaklar ise azalıyor. Bu nedenle tarım ve gıda sektöründeki sorunları çöz-

-10-

mek, sektörde sürdürülebilir bir kalkınma gerçekleştirmek her zaman için önemli ve stratejik bir alan olmuştur" diye konuştu. Tunç, gıda ve tarım sektörünün yaklaşık 6 milyon çalışanı, 60 milyar dolar civarındaki hasılası ve 17 milyar dolarlık ihracat kapasitesiyle Türkiye'nin stratejik alanlarından biri olduğunu vurgulayarak, Bakanlığın Ar-Ge çalışmalarına ve desteklerine dikkati çekti. Çalıştayda konuşan Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanı Osman Balta: “1996 yılında kurulan Mimar ve Mühendisler Grubu Türkiye’ye yayılı 27 ilde teşkilatlanması olan, 4 bini aşkın üyesiyle 20 yılı aşkın süredir ülkemizde birçok hizmete imza atmış önemli bir sivil toplum kuruluşudur. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak yıl içerisinde yaptığımız en önemli etkinliklerden birisi de “Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi” programıdır. Geçen yıl ikincisini düzenlediğimiz, bu yıl Ekim ayında üçüncüsünü düzenleyeceğimiz ArGe & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi’ne hazırlık amacıyla Ankara Şube’mizin ev sahipliğinde düzenlediğimiz “1. Gıda ve Tarımda Yenilik Çalıştayı”nda sizlerle birlikte bir arada bulunmaktan dolayı çok mutluyuz. Türkiye’nin orta gelir düzeyini aşması için yüksek teknolojili üretime yönelmesi ge-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

rektiği son yıllarda çeşitli platformlarda dile getiriliyor. Sivil toplum kuruluşları ve çeşitli kurumlar inovatif çalışmaları özendirecek yarışmalar düzenliyor. Devletimiz bu çalışmaları teşvik edici mekanizmalar kuruyor. Bütün bu girişimlere ve çabalara karşı yüksek teknoloji ürünlerinin genel sanayi üretimi ve ihracatımız içindeki payı istenilen oranda ve hızda artmıyor. Çeşitli platformlarda dile getirildiği üzere geliştirilen inovatif ürünlerin, ortaya konulan icatların sanayi ürününe dönüşmesi aşamasında aksamalar meydana geliyor. SERMAYEMİZ ATALARIMIZIN HER BİR KARIŞINI KANIYLA SULADIĞI TOPRAKLARIMIZDIR Bilindiği üzere ülkemizin 2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisi arasında yer alması hedefi bulunmaktadır. Belirlenen hedefe ulaşmamız kamunun ve özel sektörün küresel rekabete tam anlamıyla hazır olması ve bilgi ekonomisini en iyi şekilde değerlendirmesine bağlıdır. Ülkemiz özellikle son yıllarda sergilediği performansı ile ekonomik olarak önemli bir aşama kaydetmiştir. Geldiğimiz bu kritik aşamada sanayinin dijital dönüşümünü merkeze alarak teknolojiyi sadece kullanan değil aynı zamanda üreten bir ülke konumuna


BİZDEN HABERLER gelmesi, yeni kalkınma hamlesiyle birlikte sahip olduğumuz toprağımızı en iyi şekilde değerlendirerek tarım, hayvancılık ve gıda alanında katma değeri daha yüksek olan ürünleri üretecek ve işleyecek yüksek teknolojiye hızla geçme mecburiyetimiz bulunmaktadır. Halihazırda ürettiğimiz ürünlerin sadece yüzde 3,5’i ve ihraç ettiğimiz ürünlerin ise yüzde 3,7’si yüksek teknoloji ürünüdür. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran yüzde 20 ve üzerinde bulunmaktadır. Ülke olarak bizim de mutlaka yüksek teknolojili ürünler üretebilmek adına tarımsal ürünlerimizde de dijital dönüşümü tamamlamamız, topraklarımızı en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekiyor. Özellikle 21. yüzyılda daha da önem kazanan sürdürülebilir gıda üretimi konusunda ciddi atılımlar yapmamız gerekmektedir. Dünyada tarımsal üretimde 7’inci sırada ve Avrupa’da 1’inci sırada olan ülkemiz verimli tarım alanlarına sahip olması açısından çok önemli avantajlara sahiptir. Tarımsal ihracatımızın toplam ihracatımız içerisindeki payı yüzde 10 civarında olmasına ve tarım ürünlerinde dış ticaret fazlamız olmasına rağmen bu rakamlar ülkemiz ihracatı için yeterli değildir. Tarım Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de tarım alanları 1990 yılında yaklaşık 28 milyon hektar iken bugün itibariyle 23 milyon hektara gerilemiş durumda. Ülkemizin sanayiden, ticaretten çok daha önemli varlığı olan tarım alanlarımızın kaybedilmeden daha verimli bir şekilde tarım faaliyetlerinin yapılması, tarımsal ihracatımızın artırılması, tarım ürünleri çeşitliliğinin artırılması, buna bağlı olarak tarımda sanayileşmenin dünya ölçeğine ulaşması ve dolayısıyla Ar-Ge çalışmalarına tarım sektöründe de gerekli ölçüde yer verilmesi gerekmektedir. Ülkemiz çok önemli bir sermaye üzerinde bulunmaktadır. Bu sermaye atalarımızın her bir karışını kanıyla suladığı topraklarımızdır. Ve dünyanın diyebiliriz ki en verimli topraklarına sahip olmamıza rağmen bu verimli toprakları gerektiği gibi işlediğimizi söyleyemeyiz. Bu bir bilinç meselesidir. Ülkemizin tarımsal alanlarının azalmasının çok sebepleri var. Binalaşma, yanlış ve bilinçsiz tarım uygulamaları, toprak analizi yapmadan gerçekleştirilen tarımsal faaliyetler, gerek doğal gerekse yanlış sulamadan oluşan erozyon gibi bir-

çok husus sayılabilir. Bu olumsuzlukları gidermenin yolu ülkemizin tarım, gıda ve hayvancılık konusunda otoritelerinin sıklıkla bir araya gelerek beyin fırtınaları gerçekleştirerek Tarım Bakanlığımızın uygulamaya koyabileceği doğru projelerin geliştirmesine öncülük etmesidir. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bizler her yıl gerçekleştirdiğimiz Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi programı kapsamında gündeme getirmeyi önemli bulduğumuz gıda, tarım ve hayvancılık konularını kısmen de olsa tartışmak üzere tarafları bugün burada bir araya getirmekten dolayı mutluyuz. Bu çalıştayın gerçekleşmesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ile TAGEM’in vermiş oldukları desteklerinden dolayı teşekkür ediyoruz.

Özellikle bilginin bu derece önemli bir düzeye gelmiş olması beraberinde dijitalleşmenin de günümüzde eskiden beri var olan geleneksel sektörlerin dönüşümünü gerektirmektedir. Bu dijital dönüşüm sürecinde özellikle üniversite çağındaki öğrencilerin dünyada karşılığı olan alanlara yönlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu sadece üniversitelerdeki eğitim müfredatıyla sınırlı olmayıp ülke olarak teknoloji araştırma kurumları, fon yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılacak işbirliği çerçevesinde gerçekleşecektir. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bu gibi çalışmalarda yer almayı, sanayi ve üniversitelerimizin bir araya gelmesinde aracılık yapmayı önemli vazifelerimiz arasında sayıyoruz.

BİLİM HER ŞEYDE BELİRLEYİCİ ROL OYNAMAKTADIR Geleneksel sektörler gün geçtikçe karlılığını ve yenilik potansiyelini yitirme noktasına gelmektedir. Özellikle ülkemizde faaliyet gösteren başta kobiler olmak üzere birçok işletme özünde katma değeri düşük olan imalat odaklı alanlarda faaliyet göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında sanayinin dijital dönüşümü önem kazanmaktadır. İnternetin, dolayısıyla bilişimin hızla geliştiği, iletişimin daha da hızlandığı dünyamız üretimden bilgi temelli ekonomiye evirilmektedir. 1990’lardan sonra ve özellikle günümüzde gittikçe artan oranda bilim her şeyde belirleyici rol oynamaktadır. Ekonomide, savunmada, sağlıkta, gıda, tarım ve diğer alanlarda bilim ve teknoloji en belirleyici unsurların başında gelmektedir.

BAŞARININ EN ÖNEMLİ UNSURU YETİŞMİŞ KALİFİYE ELEMANDIR Altyapı, stratejiler, plan ve programlar tam olarak hazırlanmış olsa bile başarının merkezindeki en önemli unsur yetişmiş kalifiye elemandır. İleri teknolojili ve yüksek katma değerli ürün üretebilmemiz için iyi eğitim almış, yetenekli, deneyimli insanlara ihtiyaç vardır. Yüksek teknolojili ürünler için yatırımımızı öncelikle yetişmiş insanımıza yapmamız gerekiyor. Bu anlamda kamu, özel sektör, üniversiteler kadar sivil toplum kuruluşlarının da yükümlülükleri büyüktür. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bu yıl Ekim ayında “MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi”ni düzenleyeceğimiz etkinlikte özellikle Ar-Ge’nin ticarileşmesi ve sanayinin dönüşümü hususlarını ele alacağız. Bu zirve kapsamında savunma ve hava-

MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA

MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU ANKARA ŞUBE BAŞKANI YILMAZ ADA

-11-

MAYIS - HAZİRAN 2018


BİZDEN HABERLER

cılıkta paradigma değiştiren teknolojiler, ulaşım sektöründe akıllı ve elektrikli ulaşım sistemleri, yapay zeka, robotlar ve sanayi 4.0, yerel kalkınmada yaratıcı sektörler, mikrokredi kavramı, yeni nesil ödeme sistemleri ve paranın dönüşümü, blockchain teknolojileri, yenilenebilir enerji ve enerji dağıtım ağları kapsamında enerjinin dönüşümü, tarımın dönüşümü, gıda teknolojileri, özellikle sürdürülebilir rekabetçi ve sağlıklı gıda üretimi, sağlık endüstrisinin dönüşümünde medikal teknolojiler ve genetik ilaçlar, malzeme sektörünün dönüşümünde nano teknoloji ve ileri teknolojili malzemeler konularını tartışacağız. ÇALIŞMAYI BU VATANA BİR BORÇ OLARAK GÖRÜYORUZ Mart ayında 1’incisini Bursa’da düzenlediğimiz hazırlık çalıştay programımız olan Sanayinin Dijital Dönüşümü programından sonra bugün de Tarım Bakanlığı’mızla birlikte “Gıda ve Tarımda Yenilik” konu başlıklı 2’inci çalıştay programımızı gerçekleştirmekten dolayı kıvanç duymaktayız. Bugün gerçekleştirdiğimiz çalıştay kapsamında tarımda etkin Ar-Ge üniversite-sanayi iş birliğini, tarımda dijital dönüşümün esaslarını, biyoteknolojinin tarımdaki uygulamalarına ilişkin başarı öykülerini ve gelecek yönelimlerini, panelimizde tarımsal girdilerimizin yerlileştirilmesini ve millileştirilmesi konuları konuşulacak, hep birlikte tartışılacak. Bu konuların yanında tarımda en önemli girdi olan toprağımızı ve suyumuzu en etkin şekilde nasıl kullanmamız gerektiği hususla-

-12-

rını da tartışıyor olacağız. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak kurulduğumuz günden bu güne Türkiye’de sektörlere yönelik teknolojik alanlarda önemli gördüğümüz hususları Türkiye’nin gündemine getirmenin yanında diğer bir önemli görev alanımız olarak saydığımız mimari, çevre ve şehircilik konularını da üniversitelerimiz ve kamuyla işbirliği halinde, sempozyum ve paneller düzenleyerek, iki ayda bir yayınladığımız Mimar ve Mühendis Dergimiz’de konu başlığı yaparak gündeme getirmekteyiz. Türkiye’de bu gibi konu başlıklarının uzmanları tarafından tartışılarak doğru olanına ulaşılmasına aracılık yapmaya çalışıyoruz. Yine yıl sonunda önemli bir çalışmamız olacak olan “Doğru Şehir, İnsan, Mekan ve Çevre” konu başlıklı, geniş katılımlı bir çalıştay hazırlıklarımızı devam ettirmekteyiz. Sivil toplum kuruluşu olarak Mimar ve Mühendisler Grubu bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ilkelerinden taviz vermeden inandığı değerler ışığında ve mesleğimiz kapsamında ülkemize katkı sağlamak üzere çalışmalarını daha da arttırarak sürdürecektir. Yaygın şube ve temsilciliklerimizle birlikte ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için hep birlikte durmaksızın çalışmayı bu vatana bir borç olarak görüyoruz. Toplantımızın başta ülkemiz olmak üzere, bütün katılımcılar için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize şükranlarımı arz ediyorum” ifadelerini kullandı. MMG Ankara Şube Başkanı Yılmaz Ada da tarımın bir sonraki evresinin "nesnelerin

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

interneti" olacağını vurgulayarak, dijital sensörlerle donatılmış tarım makinelerinin, insansız traktörlerin ve uydu destekli arazi işlemenin tarımsal üretimin merkezine yerleşeceğini anlattı. Milli Savunma Bakan Yardımcısı Alpay da ilerleyen dönemlerde dünyada temiz su ve gıdayla ilgili savaşların olabileceğine işaret ederek, çalıştayın başta gıda ve hayvancılık olmak üzere tüm alanlarda hayırlara vesile olmasını diledi. Açılış konuşmalarının ardından TAGEM Genel Müdürü Gazi Kaya "Kamu, Özel Sektör ve Üniversite-Ar-Ge ve İnovasyon İşbirliği" konulu sunum yaptı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Türker'in "Tarım 4.0: Akıllı Tarım ve Tarımda Dijitalleşme", Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Kafkas'ın "Biyoteknoloji ve Tarımda Yenilik Fırsatları" başlıklı sunumlarının ardından konuşmacılara, isimlerine İstanbul Beykoz'da dikilen fidanlar için hazırlanan sertifikaları takdim edildi. Sertifikalar; MMG Genel Başkanı Osman Balta, MMG Ankara Şube Başkanı Yılmaz Ada, MMG Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Metin Yılmaz ve MMG Ankara Şubesi Üyesi Ali Çiftçi tarafından Müsteşar Mehmet Hadi Tunç, Milli Savunma Bakan Yardımcısı Şuay Alpay, TAGEM Genel Müdürü H. Gazi Kaya, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ufuk Türker ve Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Salih Kafkas'a takdim edildi. Çalıştay kapsamında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hasan Özlü'nün yönettiği panelde; Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdür Yardımcısı Özgür Güven, TÜMOSAN Genel Müdürü Kurtuluş Öğün, Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Yıldız, Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Davut Keleş "Tarımsal Girdilerin Millileştirilmesi ve Ticarileştirilmesi" başlıklı konuda bilgilerini katılımcılara aktardılar. Panelin ardından panelistlere fidan sertifikaları takdim edildi. Hatıra fotoğrafı ile MMG 1. Gıda ve Tarımda Yenilik Çalıştayı sona erdi.


KAHVALTILI ÇALIŞMA TOPLANTISI KONUĞUMUZ İSO BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN OLDU MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU’NUN GELENEKSEL OLARAK DÜZENLEDIĞI KAHVALTILI ÇALIŞMA TOPLANTISI’NIN BU AYKI KONUĞU İSTANBUL SANAYI ODASI (İSO) YÖNETIM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN OLDU. ETKINLIKTE BILIM, SANAYI VE TEKNOLOJI İSTANBUL İL MÜDÜRÜ ÜMIT ÜNAL VE ULUSLARARASI ANTALYA ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ PROF. DR. İSMAIL YÜKSEK ILE BIRLIKTE ÇOK SAYIDA MIMAR VE MÜHENDIS DE YER ALDI.

E

tkinliğin açılış konuşmalarını gerçekleştiren MMG Genel Başkanı Osman Balta şöyle konuştu: “Türkiye olarak çok yoğun ve hareketli bir gündeme girmiş durumdayız. Bir seçim sürecine girdi ülkemiz. 24 Haziran’da seçimlerin sonuçlanmasıyla birlikte ülkemizi daha da ileriye götüreceğimiz, güzel günler, güçlü günler göreceğiz. Bu ülkenin şu an itibariyle bulunduğu yerden çok çok daha ileride olması gereken yerlere hep beraber görev aldığımız kurumlar, alanlar itibariyle daha

-14-

çok çalışarak hızla oralara götüreceğiz inşallah. Bizden sonraki nesillere de Türkiye’yi dünyada hedeflediği o sıralamalara girmiş olarak, teslim ederek kendi çocuklarımıza torunlarımıza, Türkiye’nin dünyada çok müstesna bir yeri var. Gerek coğrafi olarak, gerek toprakları üzerindeki ikamet eden birçok değişik insan unsurlarının bir arada bulunmaları itibariyle olsun, çalışkanlığı itibari ile olsun… Çok enteresan bir milletiz, bir mozaiğiz. Dünyanın bize çok ihtiyacı var. Bunu laf olsun diye söylemiyorum.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ÖZVERİDE BULUNMAMIZ GEREKTİĞİ BİLİNCİNDEYİZ İstanbul Sanayi Odası Başkanımız burada. Türkiye’nin sanayileşmesi ile ilgili konuları bugün burada ele alacaklar. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak biz kendi üzerimize düşen ne varsa bu ülkede onu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bir bardak suda fırtına koparmak diye bir tabir var. Bence bu tabir, gerek tehlikelerin bildirilmesi açısından olsun, gerekse yapılması gerekenleri insanlara ulaştırması açısından olsun çok önemli. Bu ülkede en ufak birimlerden en büyük birimlere kadar çok çalışmak gerekiyor. Biz Mimar ve Mühendisler Grubu olarak çok güzide bir topluluğuz. 10 binin üzerinde üyemiz var. Türkiye’de 27 şehirde şube ve temsilciliklerimiz var. Arkadaşlarımızla birlikte bu ülkeye katkı sağlayalım diye çalışıyoruz. Özveride bulunmamız gerektiği bilincindeyiz. Ne denli özveride bulunduğumuzu söyleyemeyiz belki ama en azından o bilinçte olduğumuzu söyleyebiliriz. 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi’ne hazırlık programlarından biri olarak tarım konusunu ele aldık bu hafta Ankara’da. Yenilikçilik başlığı ile Bursa’da sanayiyi ele aldık. Fırsatımız olursa da


BİZDEN HABERLER medikal başlıklı bir program yapacağız. Bu gayretlerden ötürü Yönetim Kurulu Üyelerimize çok teşekkür ediyoruz. Çok çalışıyoruz. İnsanlar bizi seviyorlar. Ben bunu hissediyorum. Bunu gördükçe de daha çok koşma motivasyonuna ulaşıyoruz. Çok değişik illerden bizim faaliyetlerimizi görerek bize ulaşıyorlar. İş birliği yapmak istiyorlar. Geçtiğimiz gün Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri bu hokeyi ile ilgili bana ulaşmış. Türkiye kar ülkesi, kar sporlarının yapılacağı en önemli ülke ama Türkiye bu konuda çok geri. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bu konuda nasıl bir çalışma yapabiliriz diye soruyor. Elimizi nereye atarsak oradan çok iş çıkıyor. BİR MÜESSESEYİ KALKINDIRMAK İÇİN EKİBE İHTİYACIMIZ VAR Sabahleyin evden erken çıkınca çocuklarımın dikkatini çekiyor. Bir aile babası olarak da evde üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum. Geçen çocuklarla ve hanımla birlikte akşam yemeğinde ayağa kalktım, “Hanım 20 yılı aşkın bir süredir evliliğimiz var, sen bıkmadan usanmadan çocukları sabah okula gönderiyorsun, yediriyorsun, giydiriyorsun, benim ütümü yapıyorsun, evi temizliyorsun, Allah senden razı olsun, ben bunu saygı ile sana arz etmek istiyorum” dedim. Çocukların da çok hoşuna gitti alkışladırlar. Biz hayatımızın her anını örneklik şekline dönüştürebiliriz, dönüştürmeliyiz de… Bunu da fark ettirmeliyiz. Çünkü çocuklar babalarından, annelerinden gördüklerini yarın yapacaklar. Bizim içinde öyle değil mi, annelerimizden, babamızdan, dedelerimizden gördüklerimizi yaptık. Bu günkü nesil maalesef dedelerini, ninelerini göremediler, onlarla birlikte aynı ortamda bulunma fırsatı yakalayamadılar. Toplum ancak böyle sağlamlaşabilir. Aile ancak bu şekilde güçlenebilir. Aile, akraba ilişkilerini böyle geliştirebilir. Geçen Adnan Menderes Üniversitesi’nde okuyan bir genç arkadaşımızla konuştum. Dedim, “Ne okuyorsunuz?”. Dedi, “Biz arkadaşlar olarak NLP kitapları okuyoruz”. Dedim, “NLP nedir? Eğer en yakınımızdaki ile iletişime geçersek bu tarz kitapları okumaya ihtiyacımız kalmaz.” Bizim pazar yerimiz önce ailemiz, sonra akrabalarımız. Yaşlı halamızı ziyaret etmiyorsak, dayımızı ziyaret etmiyorsak... Biz varlığımız bu insanlara hissettirirsek onlar bizi

MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA

İSTANBUL SANAYI ODASI (İSO) YÖNETIM KURULU BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN

OSMAN BALTA “TÜRKIYE’YI DÜNYADA HEDEFLEDIĞI O SIRALAMALARA GIRMIŞ OLARAK, TESLIM EDEREK KENDI ÇOCUKLARIMIZA TORUNLARIMIZA, TÜRKIYE’NIN DÜNYADA ÇOK MÜSTESNA BIR YERI VAR. GEREK COĞRAFI OLARAK, GEREK TOPRAKLARI ÜZERINDEKI IKAMET EDEN BIRÇOK DEĞIŞIK INSAN UNSURLARININ BIR ARADA BULUNMALARI ITIBARIYLE OLSUN, ÇALIŞKANLIĞI ITIBARI ILE OLSUN… ÇOK ENTERESAN BIR MILLETIZ, BIR MOZAIĞIZ. DÜNYANIN BIZE ÇOK IHTIYACI VAR.”

baş tacı ederler zaten. Böyle kitaplar okuyup da ben bu bedeni nasıl sağımdaki ve solumdaki insanların üzerine basarak gizli devi uyandırabilirim... Böyle bir şey yok. Çocuklarımıza şunu öğretmemiz lazım; ne olmak istiyorsun? Doktor olmak istiyorum, mühendis olmak istiyorum. Olduğun zaman çalıştığın kurumda ne yapacaksın, çalıştığın kurumu nerelerde görmek istiyorsun? Sen kendini nerede görmek istiyorsun diye soruyoruz. Çocuk da kendini orada görmek istediği yere varmak için, sağını solunu avize dükkânındaki gibi kırıyor döküyor. Ne sağı kalıyor, ne solu kalıyor, ne dükkân, ne avize kalıyor. Ne sanat, ne estetik, hiç bir şey kalmıyor. Bir müesseseyi kalkındırmak için ekibe ihtiyacımız var. Tek başına hiçbir şey yapamayız. Ben Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanıyım. Ancak tek başıma bir hiçim. Yönetim Kurulumuz yoksa, Komisyonlarımız yoksa, üyelerimiz destek vermiyorsa, faaliyetlerimizde görev almıyorlarsa… Bir ekip meselesidir bu. Çaycıya, şoföre, muhasebeciye çok ihtiyacımız var. Ülkemizin her bir ferdi ekip anlamında o kadar önemliler ki, bunlara bir temas, bir dokunuş, bir tebessüm ulaştırdığımızda onlarda anormal bir enerji oluşuyor.

AR-GE VE İNOVASYON ÜLKEMİZ İÇİN OLMAZSA OLMAZIMIZ Önümüzde Ramazan ayı var. İnşallah Cenab-ı Allah bizi Recep’e, Şaban’a ulaştırdığı gibi Ramazana da ulaştırsın. Kabul olmuş ibadetlerle Bayrama da ulaşalım. 30 Mayıs Çarşamba günü Zeytinburnu Çırpıcı Sosyal Tesislerinde Mimar ve Mühendisler Grubu olarak iftar programımız olacak. Yaklaşık bin kişi katılıyor. Türkiye’den tüm şubelerimiz ve İstanbul’daki üyelerimiz katılıyorlar. İnşallah Ramazan’dan sonra 17-18 Ekim’de düzenleyeceğimiz MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi’ne çok hızlı bir şekilde hazırlanmaya başlayacağız. Ar-Ge diyoruz, inovasyon diyoruz bunlar ülkemiz için olmazsa olmazımız. Tabi ki çevre, mimari, insan, mekan, çevre bizim için çok önemli. Çevre bizim diğer bir aksımız. MMG’nin iki ana aksı var. Biri kalkınma için sanayileşme, bunun temelinde girişimcilik, Ar-Ge ve inovasyon yatıyor. Diğer aksımızda şehircilik, doğru mekan, medeniyet ve bunun temelinde de mimar ve mühendisliğin ürünü olan konular yatıyor. Eylül ayında Doğru Şehir başlığı ile önemli bir sempozyumumuz olacak İstanbul’da, İnsan, Mekan ve Çevre başlığı ile. Konunun uzmanları bir araya gelecek-

-15-

MAYIS - HAZİRAN 2018


BİZDEN HABERLER

2010’lu yıllarda ise Türkiye’nin orta gelir tuzağına yakalandığını ve kişi başına 10 bin dolar geliri aşamadığını belirten Bahçıvan, hükümetin de üretim ekonomisini yeniden canlandırılmasının önemini kavramaya başladığını söyledi. Sanayi olmadan yeni bir ekonomik başarı hikâyesi yazılamayacağını vurgulayan Bahçıvan, çok şükür ki karar alıcıların da bu düşünceyi benimsemekte olduğunu anlattı.

ler. İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi bu konunun tarafları olarak destek veriyorlar. Yine TOKİ’nin ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın destekleri olacak. Bu tarafları biz bira araya getireceğiz. Burası bir platform, bu platformda ülkenin önemli gördüğümüz konularını gündeme getiriyor ve tartışılmasını sağlıyoruz. Buradan bir fikir doğuyor ve biz peşinden gidiyoruz. O fikirle birlikte bu ülkenin gelmesi gereken yere gelmesi için çalışmış ve çabalamış oluyoruz. Çalışmaktan haz duyuyorum ben. Hep beraber bu ülke için çalışalım diyorum. Zamanı gelmiş olan arkadaşlar bugün burada kan verebilirler. Kızılay Başkanı Kerem Kınık Bey sağ olsun bir ekip gönderdiler. Verebilecek durumda olan arkadaşlarımız burada kan verebilirlerse çok iyi olur. Tekrar hoş geldiniz, şeref verdiniz diyorum. Sağ olun var olun…” İSO Başkanı Erdal Bahçıvan ise, İSO’nun Türk sanayisinin en önemli temsil örgütü olduğunu ve kurulduğu günden bugüne Türk sanayisinin marka değeri en yüksek kurumu olduğunu söyledi. Bahçıvan, sanayi adına bir STK’da görev yapmaktan onur duyduğunu dile getirdi. Türk sanayi tarihinin çok eski olmadığını anlatan Bahçıvan, dünyadaki sanayileşme sürecinde oyuna sonradan dahil olduklarını ve aradaki mesafeyi kapatma noktasında arzu ettikleri başarıyı henüz yakalayamadıklarını belirtti. Türkiye’nin uzun yıllar enflasyonla meşgul olduğunu ve üst üste yaşanan krizlerin

-16-

ardından paradigmanın değiştiğini hatırlatan Bahçıvan, 2000’li yıllarda finansal istikrar döneminin başladığını aktardı. Bahçıvan, Merkez Bankası’nın bağımsız hale gelmesi, kamu maliyesinin disiplin altına alınması ve enflasyonunun düşürülmesi ile finansal istikrar döneminin yakalandığını ifade etti. Bu sayede Türkiye’nin 150-200 milyar dolarlık GSYH’den 800 milyar dolarlara çıktığına işaret eden Bahçıvan, bu süreçte dünyadaki bol ve ucuz paranın bu başarıda rolü olduğunu dile getirdi. Bu büyüme sürecinde sanayinin GSYH içinde payını azaldığını ve inşaat sektörü, bankacılık sektörü ve ticaret sektörünün öne çıktığını belirten Bahçıvan, Türkiye’nin üretmeden de büyüyebileceği yönünde yanlış bir algının yayıldığını aktardı. 2010’lu yıllarda ise Türkiye’nin orta gelir tuzağına yakalandığını ve kişi başına 10 bin dolar geliri aşamadığını belirten Bahçıvan, hükümetin de üretim ekonomisini yeniden canlandırılmasının önemini kavramaya başladığını söyledi. Sanayi olma-

Konuklar, etkinlik alanında bulunan Kızılay görevlilerine kan verme imkânı da buldular.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

dan yeni bir ekonomik başarı hikâyesi yazılamayacağını vurgulayan Bahçıvan, çok şükür ki karar alıcıların da bu düşünceyi benimsemekte olduğunu anlattı. 2017 yılında Türkiye’nin büyümesinde sanayinin önemli işlevi olduğunu ifade eden Bahçıvan, gerek KGF destekleri gerek istihdama yönelik destekler gerekse de vergi teşviklerinin sanayi sektörünün önünü açtığının altını çizdi. Türk sanayisinin potansiyelini anlatırken savunma sanayisini örnek veren Bahçıvan, bu konunun Türkiye’nin stratejik konularından biri olduğunu dile getirdi. Savunma sanayisinde büyük bir başarı hikâyesi yazıldığını anlatan Bahçıvan, İstanbul merkezli bir savunma sanayisi yaklaşımı ile hayalini edemeyeceğimiz başarıların yakalandığını aktardı. Bahçıvan, doğru planlandığı zaman nasıl başarılı olabileceğinin örneği olarak tanımladığı savunma sanayisinde Türkiye’nin yakın zamanda önemli küresel oyunculardan biri haline geleceğini söyledi. Türkiye’nin bir bürokratik performans modeline geçmesi gerektiğinin altını çizen Bahçıvan, 1950-60’lı yıllardan kalan bir modelle Türkiye’nin bürokrasi ceketinin kendisine dar geldiğini vurguladı. Siyaset, özel sektör ve bürokrasinin üçlü ayak olduğunu dile getiren Bahçıvan, siyasetin başarısız olduğunda seçim kaybettiğini, özel sektörün başarısız olduğunda zarar ettiğini ancak bürokrasinin başarılı olsun olmasın hayatına devam ettiğini anlattı. Performans sisteminin işini iyi yapan bürokratın da hayatını kolaylaştıracağını aktaran Bahçıvan, bu sorunu Türkiye’nin en öncelikli sorunlarından biri olarak tanımladı. Türk sanayisinin en büyük darboğazlarından birinin yapı sorunu olduğunu belirten Bahçıvan, Türk sanayisinin 10-15 yılda bir taşınmak zorunda olduğunu söyledi. Böylece Türk sanayisinin kaynak ve zaman israfı yaptığını dile getiren Bahçıvan, gayrimenkullerin üretim yapan firmalara uzun vadeli şekilde kiralanmasını önerdi. Gayrimenkulün sonraki kuşaklarda rant şehvetini artırdığını da hatırlatan Bahçıvan, böylece üretim kültürünün zayıfladığına dikkat çekti. Konuşmaların ardından dinleyicilerden gelen sorular İSO Başkanı Bahçıvan ve MMG Başkanı Balta tarafından yanıtlandı.


ÜRÜNLERİMİZ; • DEMYKS Kriko Sistemleri • BKB Hafif Kreyn Sistemleri • KATO Motorlu Kablo Toplama Tamburları • Elektrikli Zincirli Vinçler • Enerji Taşıma Sistemleri

İnönü Mah. Gebze Güzeller Organize Sanayi Bölgesi Ebulfez Elçibey Sok. No: 20 Gebze 41400 / KOCAELİ / TÜRKİYE T:+90 (262) 751 02 08 (PBX) F:+90 (262) 751 08 22 M: info@bmmakina.com.tr www.bmmakina.com.tr


SANAYIDE AR-GE’DEN ÜRETIME YERLI DÖNÜŞÜM SEMINERI YAPILDI MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU, İSTANBUL SANAYI ODASI (İSO), BILIM, SANAYI VE TEKNOLOJI BAKANLIĞI İL MÜDÜRLÜĞÜ VE KOSGEB IŞBIRLIĞI ILE “SANAYIDE AR-GE’DEN ÜRETIME YERLI DÖNÜŞÜM” SEMINERI 8 MAYIS 2018 TARIHINDE İSTANBUL SANAYI ODASI MECLIS SALONU’NDA DÜZENLEDI.

O

dakule’de İSO Yönetim Kurulu Üyesi Sayman Üyesi Sadık Ayhan Saruhan’ın ev sahipliğinde yapılan ve Mimar ve Mühendisler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Osman Balta ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji İstanbul İl Müdürü Ümit Ünal’ın da katıldığı seminerde Ar-Ge Merkezleri Destekleri, Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Çalışmaları, KOSGEB Destekleri ile ilgili bilgi aktarımı gerçekleştirildi ve firma deneyimleri paylaşıldı. Etkinliğin açılışında konuşan İSO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Sadık Ayhan Saruhan, katma değeri yüksek ürün üretiminde en önemli konulardan birisinin bu ürünlerin AR-GE ve tasarım aşamasından

-18-

itibaren yerli kaynaklar ile geliştirilmesi ve üretilmesi olduğunu söyledi. Son 15 yılda bir paradigma değişikliği yaşadığını belirten Saruhan, Türkiye sanayicisinin ve akademisyeninin artık yerinde duran değil hareket eden, çözüm bulan ve ortak projeler geliştirme kültürüne sahip bir yapıya büründüğünü aktardı. Saruhan, teorik anlamda bilginin üretildiği yerler olan üniversitelerin geliştirdiği bilimsel bilginin ve yetiştirdiği insan kaynağının üretim süreçlerine entegrasyonunun yerli üretimde gelişmeyi tetikleyecek en önemli unsurların başında geldiğini dile getirdi. Saruhan, İstanbul Sanayi Odası olarak ısrarla katma değeri yüksek ve üretim odaklı

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

bir girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesinin önemini vurguladıklarını söyledi. Girişimcilik ekosisteminin, bu ülkenin genç girişimcileri ile yerli üretime büyük katkı sağlayacağına inandıklarını ifade eden Saruhan, bu hedef doğrultusunda İstanbul Teknik Üniversitesi ile 2015 yılında “girişimcilikten sanayiciliğe” diyerek ilk adımını attıkları İTÜ Çekirdek işbirliğinin son yıllarda içinde olmaktan büyük keyif aldıkları bir iş olarak üçüncü yılında devam ettiğini anlattı. Türkiye’nin Ar-Ge konusunda savunma sanayisinde attığı adımların önemli bir örnek olduğundan bahseden Saruhan şöyle konuştu: “Mevcut durumda savunma sanayimiz, binden fazla şirketimizin, KOBİ’lerimizin, araştırma kuruluşlarımızın ve üniversitelerimizin katılımıyla milli bir yapıya dönüşmüş, dışa bağımlılık oranı yüzde 40’lara kadar düşmüş vaziyettedir. 2017 yılına gelindiğinde yürürlükteki proje sayımız 500’e, yönettiğimiz bütçe; yani bu 500 projeden sözleşmeye bağlanmış olan 303 adet projenin toplam bedeli 137.74 milyar TL’ye ulaşmıştır. Potansiyel projelerimizin toplamı ise 200 milyar TL civarındadır.


BİZDEN HABERLER Yıllık 1.3 milyar ABD doları seviyesinde AR-GE harcaması ile Türkiye’nin en fazla AR-GE ve teknoloji yatırımı yapan sektörü konumuna gelmiştir. Dünyanın en büyük 100 savunma sanayii firması arasında iki firmamız bulunmaktadır. Firmalarımız her yıl daha üst sıralara tırmanmaktadır. Savunma sanayimizin yakalamış olduğu bu başarılı ivmenin, tüm sektörlere de sirayet etmesini arzuluyoruz.” Bilim, Sanayi ve Teknoloji İstanbul İl Müdür Ümit Ünal ise yaptığı konuşmada yüksek teknolojiye geçiş sürecinde Ar-Ge’nin önemine değindi. Ünal, İstanbul’da bu alanda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hayata geçirdiği çalışmalardan örnekler sundu. Ünal, “Bakanlığımız stratejik vizyonunda Türkiye’nin yenilikçi, yerli ve yeşil üretime dayanan üretim sürecinde AR-GE’nin önemine istinaden çok ciddi çalışmalara imza atmıştır. İstanbul ise tüm Türkiye’nin AR-GE Merkezi performansında üçte bir oranında AR-GE Merkezi açmak suretiyle bugün 303 AR-GE Merkezi’ne ulaşmış durumdadır. Tasarım Merkezleri ile ilgili de Türkiye genelindeki 200’ler mertebesi içinde İstanbul 87 adet ile ön sırada yer almaktadır. Kamu, üniversite ve sanayi işbirliği çalışmalarımız kapsamında üniversitelerimiz, odalarımız, teknoparklarımız ve STK’lar ile birlikte AR-GE ve inovasyonu sanayimize kazandırmak noktasında çok ciddi çalışmalar yürütülmektedir” dedi. MMG Genel Başkanı Osman Balta ise ger-

Son 15 yılda bir paradigma değişikliği yaşadığını belirten Saruhan, Türkiye sanayicisinin ve akademisyeninin artık yerinde duran değil hareket eden, çözüm bulan ve ortak projeler geliştirme kültürüne sahip bir yapıya büründüğünü aktardı. Saruhan, teorik anlamda bilginin üretildiği yerler olan üniversitelerin geliştirdiği bilimsel bilginin ve yetiştirdiği insan kaynağının üretim süreçlerine entegrasyonunun yerli üretimde gelişmeyi tetikleyecek en önemli unsurların başında geldiğini dile getirdi.

çekleştirdiği konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Sanayide Ar-Ge’den Üretime Yerli Dönüşüm” Seminerine hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün burada sizlerle bir arada bulunmaktan dolayı çok mutluyum. Türkiye’nin orta gelir düzeyini aşması için yüksek teknoloji odaklı yerli üretime yönelmesi gerektiği son yıllarda çeşitli platformlarda dile getiriliyor. Sivil toplum kuruluşları ve çeşitli kurumlar inovatif çalışmaları özendirecek yarışmalar düzenliyor. Devletimiz bu çalışmaları teşvik edici mekanizmalar kuruyor. Ancak geliştirilen inovatif ürünlerin, ortaya konulan icatların sanayide üretime dönüşmesi ve ticarileşmesi aşamasında aksamalar meydana geliyor. Bu ise bütün girişim ve çabalara rağmen yüksek teknoloji ürünlerinin genel sanayi üretimi ve ihracatımız içindeki payının istenilen oranda ve hızda artmasına engel oluyor. SANAYİDE GEREKLİ DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLAMAK MECBURİYETİNDEYİZ Bilindiği üzere ülkemizin 2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisi arasında yer alması hedefi bulunmaktadır. Belirlenen hedefe ulaşmamız kamunun ve özel sektörün küresel rekabete tam anlamıyla hazır olması ve bilgi ekonomisini en iyi şekilde değerlendirmesine bağlıdır. Ülkemiz özellikle son yıllarda sergilediği performansı ile ekonomik olarak önemli bir aşamada

İSTANBUL BILIM, SANAYI VE TEKNOLOJI İL MÜDÜRÜ ÜMIT ÜNAL

MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA

Geldiğimiz bu kritik aşamada sanayinin dijital ve yerli dönüşümünü merkeze alarak teknolojiyi sadece kullanan değil aynı zamanda üreten bir ülke konumuna gelmemiz önem arz etmektedir. Bu da ancak yeni kalkınma hamlesiyle birlikte sanayide yüksek teknoloji ve yerli üretim oranının artırılmasıyla mümkün olacaktır.

bulunmaktadır. Geldiğimiz bu kritik aşamada sanayinin dijital ve yerli dönüşümünü merkeze alarak teknolojiyi sadece kullanan değil aynı zamanda üreten bir ülke konumuna gelmemiz önem arz etmektedir. Bu da ancak yeni kalkınma hamlesiyle birlikte sanayide yüksek teknoloji ve yerli üretim oranının artırılmasıyla mümkün olacaktır. Halihazırda ürettiğimiz ürünlerin ne yazık ki sadece yüzde 3,5’i ve ihraç ettiğimiz ürünlerin ise yüzde 3,7’si yüksek teknoloji ürünüdür. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran yüzde 20 ve yukarısıdır. Ülke olarak mutlaka yüksek teknolojili ürün oranımızı artırmak ve bunun için de sanayide gerekli dönüşümü ve yatırımları tamamlamak mecburiyetindeyiz. Ülkemizin bilim ve teknoloji politikalarına, stratejilerine baktığımızda kurumlar arası iş birliğine verilen önem öncekine göre daha da ileri düzeydedir. Kamu, özel sektör ve üniversite iş birliği eskiye nazaran daha iyi konumdadır. Ülkemizin bilim ve teknoloji politikaları çok katılımlı ortamlarda belirlenmekte ve bu da beraberinde ihtiyaçlara odaklı, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretmemizi ve bütün tarafların bu politikaları sahiplenmesini sağlamaktadır. Bu anlamda son yıllarda Ar-Ge çalışmalarına yönelik önemli teşvikler uygulamaya konuldu.

-19-

MAYIS - HAZİRAN 2018


ticarileşmesi ve sanayinin dönüşümü hususlarını ele alacağız. Zirve kapsamında, savunma ve havacılıkta paradigma değiştiren teknolojiler, ulaşım sektöründe akıllı ve elektrikli ulaşım sistemleri, yapay zeka, robotlar ve sanayi 4.0, yerel kalkınmada yaratıcı sektörler, mikrokredi kavramı, yeni nesil ödeme sistemleri ve paranın dönüşümü, blockchain teknolojileri, yenilenebilir enerji ve enerji dağıtım ağları kapsamında enerjinin dönüşümü, tarımın dönüşümü, özellikle sürdürülebilir rekabetçi ve sağlıklı gıda üretimi, sağlık endüstrisinin dönüşümünde medikal teknolojiler ve genetik ilaçlar, malzeme sektörünün dönüşümünde nano teknoloji ve ileri teknolojili malzemeler konularını tartışacağız.

1 Mart 2016 tarihinde yürürlüğe giren Ar-Ge reform paketi, teknoloji geliştirme bölgeleri başta olmak üzere ülkemizin kalkınması açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. İYİ EĞİTİM ALMIŞ İNSANLARA İHTİYAÇ VAR Ar-Ge reform paketinin öznesinde özel sektör yer almaktadır ve üniversite destekli Ar-Ge, inovasyon çalışmalarına, ürünün markalaşması ve ticarileşmesi sürecine önemli destek vermektedir. Bu gibi olumlu gelişmeleri, ülke olarak kamu-üniversite-sanayi-özel sektör iş birliğini daha da ileri seviyeye taşımak için fırsat bilmemiz gerekiyor. Bilgi ekonomisini merkeze alan ve bilginin kaynağı üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi yüksek teknoloji tabanlı kalkınmamızın olmazsa olmazıdır. Geleneksel sektörler gün geçtikçe karlılığını ve yenilik potansiyelini yitirmeye başlamıştır. Özellikle ülkemizde faaliyet gösteren başta KOBİLER olmak üzere birçok işletme özünde katma değeri düşük olan imalat odaklı alanlarda faaliyet göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında sanayinin dijital dönüşümü önem kazanmaktadır. İnternetin, dolayısıyla bilişimin hızla geliştiği, iletişimin daha da hızlandığı dünyamız üretimden bilgi temelli ekonomiye evirilmektedir. 1990’lardan sonra ve özellikle günümüzde gittikçe artan oranda bilimsel çalışmalar her şeyde belirleyici rol oynamaktadır. Ekonomide, savunmada, sağlıkta ve diğer alanlarda bilim ve teknoloji en belirleyici unsurların başında gelmektedir. Sanayideki bu dönüşüm sürecinde özellikle üniversite çağındaki öğrencilerin dünyada karşılığı olan alanlara yönlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu sadece üniversitelerdeki eğitim müfredatıyla sı-

-20-

Teknolojik Gelişmeler Işığında Türkiye’nin Ar-Ge Politikaları başlıklı panelde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri Daire Başkanı Fatih Kemal Öztürk, Bakanlığın Ar-Ge konusundaki çalışmalardan bahsetti.

nırlı olmayıp ülke olarak teknoloji araştırma kurumları, fon yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılacak işbirliği çerçevesinde gerçekleşecektir. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bu gibi çalışmalarda yer almayı, sanayi ve üniversitelerimizin bir araya gelmesinde aracılık yapmayı önemli vazifelerimiz arasında sayıyoruz. İleri teknolojili ve yüksek katma değerli ürün üretebilmemiz için iyi eğitim almış, yetenekli, deneyimli insanlara ihtiyaç var. 3. AR-GE & İNOVASYON ZİRVESİ VE SERGİSİNİ DÜZENLEYECEĞİZ Altyapı, stratejiler, plan ve programlar tam olarak hazırlanmış olsa bile başarının merkezindeki en önemli unsur yetişmiş kalifiye elemandır. Büyük işlerin altında her zaman büyük beyinler vardır. Yüksek teknolojili ürünler için yatırımımızı öncelikle yetişmiş insanımıza yapmamız gerekiyor. Bu anlamda kamu, özel sektör, üniversiteler kadar sivil toplum kuruluşlarının da yükümlülükleri büyüktür. Mimar ve Mühendisler Grubu olarak bu sene 17-18 Ekim tarihlerinde “MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi”ni düzenleyeceğiz. Bu zirvede özellikle Ar-Ge’nin

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ÇALIŞMAYI BİR BORÇ OLARAK GÖRÜYORUZ Mimar ve Mühendisler Grubu, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ilkelerinden ve prensiplerinden taviz vermeden inandığı değerler ışığında ülkemize mesleki alanlarda katkı sağlamak üzere çalışmalarını daha da arttırarak sürdürecektir. Yaygın şube ve temsilciliklerimizle birlikte ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için hep birlikte durmaksızın çalışmayı bir borç olarak görüyoruz. Bütün bu duygu ve düşüncelerle toplantımızın başta ülkemiz olmak üzere, bütün katılımcılar için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinize şükranlarımı arz ediyorum.” Sonrasında Teknolojik Gelişmeler Işığında Türkiye’nin Ar-Ge Politikaları başlıklı panelde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Ar-Ge ve Tasarım Merkezleri Daire Başkanı Fatih Kemal Öztürk, Bakanlığın Ar-Ge konusundaki çalışmalardan bahsetti. Sanayide Ar-Ge’den Üretime Yerli Dönüşüm başlıklı panelde ise Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi ve Teknoloji Yetkilisi Ekrem Türker Fidan, İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve KÜSİ Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bilgin, KOSGEB İstanbul İkitelli Hizmet Merkezi Müdürü Özay Cebeci ve İSBAK Ar-Ge Merkezi Ar-Ge Projeler Koordinatörü Dr. Hüseyin Alp, kendi çalıştıkları alanlarda Ar-Ge deneyimlerini paylaştı. Ardından panel katılımcıları dinleyicilerden gelen sorulara yanıt verdi.


BİZDEN HABERLER

MMG’DE BAYRAMLAŞMA GERÇEKLEŞTIRILDI Ramazan Bayramı vesilesi ile Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Merkez Ofisinde 16.06.2018 tarihinde üyelerle bayramlaşma yapıldı. Bayramlaşmada MMG Genel Başkanı Osman Balta, Genel Başkan Yardımcısı Yakup Güler, Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Osman Arı, Etik Kurul Başkanı Avni Çebi, Denetleme Kurulu Başkanı Kadem Ekşi, Yüksek İstişare Kurulu Üyeleri Osman Şahbaz ve Cengizhan Atakul, EPİAŞ Genel Müdürü ve MMG Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Mustafa Kayırıcı, Yönetim Kurulu Üyeleri Mustafa Dayıoğlu ve Yağız Yetkin Azizler, Mavera Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Koca ve çok sayıda üye bulundu.

-21-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MMG’DEN İSKİ GENEL MÜDÜRÜ FATIH TURAN’A ZIYARET

M

imar ve Mühendisler Grubu, İSKİ Genel Müdürü Fatih Turan’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette MMG Genel Başkanı Osman Balta, MMG Genel Başkan Yardımcıları Yakup Güler, Yusuf Aksu, MMG Yönetim Kurulu Üyeleri Fatih Saltabaş, Serkan Cantürk, MMG Genel Sekreteri Şenol Arslan ve MMG 3. ArGe İ& İnovasyon Zirvesi ve Sergisi Koordinatörü Murat Karataş yer aldı.

MMG’DEN TÜRSAB BAŞKANI FIRUZ B. BAĞLIKAYA’YA ZIYARET

M

imar ve Mühendisler Grubu TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) Başkanı Firuz B. Bağlıkaya’yı makamında ziyaret etti. Ziyarette MMG Genel Başkanı Osman Balta, MMG Genel Başkan Yardımcıları Yakup Güler ve Yusuf Aksu, MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi Koordinatörü Murat Karataş yer aldı.

MMG’DEN İTO BAŞKANI ŞEKIB AVDAGIÇ’E ZIYARET

M

imar ve Mühendisler Grubu, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç’e hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Ziyarette MMG Genel Başkanı Osman Balta, MMG Genel Başkan Yardımcıları Yakup Güler, Yılmaz Aluç ve Yusuf Aksu, MMG Genel Sekreteri Şenol Arslan ve MMG 3. Ar-Ge & İnovasyon Zirvesi ve Sergisi Koordinatörü Murat Karataş yer aldı.

MMG GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA, ÜNIVERSITELI MMG TOPLANTISINA IŞTIRAK ETTI

1

0.05.2018 tarihinde Üniversiteli MMG Komisyonu toplantısına Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Başkanı Osman Balta iştirak etti. Gerçekleştirilen toplantıda 6 proje grubu, sunumlarını ve projelerdeki amaçlarını anlattı. Başkanımızın ilgisi ve projesi olan öğrenci arkadaşlarımızın istekli anlatımıyla beraber toplantı devam etti. Toplantı sona erdikten sonra MMG Genel Başkanı Osman Balta, makam odasında Üniversiteli MMG Komisyon Üyeleriyle sohbet etti, tecrübelerini paylaştı.

-22-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


BİZDEN HABERLER MMG’NIN KONUĞU DR. BEKTAŞ KARAKELLE OLDU

M

imar ve Mühendisler Grubu’nun 02 Mayıs 2018 tarihinde düzenlediği Biz Bize Konuşmalar isimli etkinliğin konuğu Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdür Yardımcısı Dr. Bektaş Karakelle oldu. MMG Genel Merkezde gerçekleştirilen etkinliğin konuğu olan Dr. Bektaş Karakelle, “Nükleer Enerji” başlıklı sunum yaptı. Etkinliğin ardından MMG Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Ay, Dr. Bektaş Karakelle’ye Biz Bize Konuşmalar isimli etkinliğe katılımlarından ötürü plaket takdim etti.

ICCI 2018’DE MMG OTURUMU YAPILDI

I

CCI 2018 24. Uluslararası Enerji ve Çevre Fuarı ve Konferansı’nda Mimar ve Mühendisler Grubu “Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Elektrikli Araçlar” başlıklı özel oturumu gerçekleştirildi. 04 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirilen ve yöneticiliğini MMG Genel Başkanı Osman Balta’nın yaptığı oturumda konuşmacılar; MMG Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şen, MMG Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Enerji AŞ Genel Müdürü Fatih Saltabaş, Gen Otomobil Kurucusu Dr. Gürsel Güzel ve Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Erdinç oldular. MMG Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şen gerçekleştirdiği sunumda; lityum ion bataryaların nerelerde kullanıldığı ve bu bataryaların geleceği, yenilenebilir enerji yatırım maliyetlerinin geçmiş ve geleceği, elektrikli araçların dünyada ve ülkemizde geleceği konularında bilgi verdi. Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ozan Erdinç gerçekleştirdiği sunumda; yenilenebilir enerji kaynakları için başlıca avantajlar ve özellikle elektrik güç sistemi açısından dezavantajlar, elektrikli araçların yaygınlaşması önünde engel oluşturabilecek ve geliştirilmesi gereken hususlar, elektrikli araçların elektrik güç sistemi konularında bilgi verdi. Gen Otomobil Kurucusu Dr. Gürsel Güzel gerçekleştirdiği sunumda; elektrikli otomobillerde enerjinin kullanımı ve elektrikli otomobillerde enerjinin güvenliği hakkında bilgi verdi. MMG Yönetim Kurulu Üyesi ve İstanbul Enerji AŞ Genel Müdürü Fatih Saltabaş ise gerçekleştirdiği sunumda; doğalgaz basınç düşüm istasyonlarından elektrik enerjisi üretim tesisleri (RMS) yenilenebilir enerji olarak değerlendirilmesindeki mevzuat, Yüzer Güneş Enerjisi Santrallerinin avantajları hususunda dünyanın durumu ve ülkelerin yatırımı, akıntı enerjisinde İstanbul'un potansiyel durumu ve boğazlarda mevcut akıntı değerleri elektrik enerjisi üretimi için yeterliliği konularında bilgi verdi. Etkinlik fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

YAPI FUARI’NA KATILIM GÖSTERDIK

M

imar ve Mühendisler Grubu olarak 08-12 Mayıs 2018 tarihleri arasında TÜYAP Fuar Mekezinde gerçekleştirilen Yapı Fuarı TurkeyBuild İstanbul 2018 fuarına katılım gösterdik. Fuarda standımızı ziyaret eden konuklarımıza MMG’yi tanıttık, faaliyetlerimizden bahsettik ve Mimar ve Mühendis Dergisi’ni hediye ettik.

-23-

MAYIS - HAZİRAN 2018


BİZDEN HABERLER ANKARA'DA GENÇ MÜHENDISLER BULUŞMASI ANKARA | Ankara Genç Mühendisler

MMG’DE İSTİMDER’I AĞIRLADIK

İ

stanbul İmam Hatip Liseliler Derneği (İSTİMDER) Genel Başkanı Habip Bozkurt ve Genel Başkan Yardımcısı Murat Şahin’i Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Merkez Ofisinde Genel Başkan Osman Balta ağırladı.

MMG ANKARA'DA GENÇLER İFTARDA BULUŞTU ANKARA | MMG Ankara Şube çatısı altında faaliyet gösteren Üniversiteli MMG üyesi gençler, düzenlenen iftar programında bir araya geldi. MMG Ankara Şube binası avlusunda gerçekleşen iftar programı 09 Haziran 2018 Cumartesi günü gerçekleştirildi. Yaklaşık 40 kişinin katıldığı programda üniversite öğrencileri, çalışma hayatına katılan genç mimar ve mühendisler yer aldı. Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda yapılan duanın ardından gençler iftarlarını açtı. MMG Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Tuna'nın da katıldığı programda gençler bir araya gelerek mesleki sohbet etme imkânı buldu. Programda emeği geçenlere ve iftara katılanlara teşekkürlerini ileten Üniversiteli MMG Ankara Başkanı Mustafa Doğru her fırsatta gençler olarak bir araya geleceklerini, genç mimar ve mühendisler olarak Türkiye'nin faydasına olan her çalışmaya destek olacaklarını belirtti.

-24-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

Platformu kahvaltılı çalışma düzenlendi. Mimar ve Mühendisler Grubu Ankara Şubesi ev sahipliğinde 05 Mayıs 2018 Cumartesi günü düzenlenen programda; MBG (Milli Bilişim Grubu), MİMCE (Milli Mühendisler Cemiyeti), MSMB (Mimar Sinan Mühendisler Birliği), TEKDER (Teknik Elemanlar Derneği) ve TEKNİKHANE Derneklerinin Ankara Şube gençlik yapılanmaları ile üniversite mühendislik kulüplerinin temsilcileri buluştu. Ankara Genç Mühendisler Platformu kahvaltılı çalışma toplantısına katılan STK‘lar adına söz alan temsilciler faaliyetlerini tanıttılar ve dernekleri hakkında bilgiler aktardılar. Etkinlikte, Ankara Genç Mühendisler Platformu’nun gelecek yıllardaki faaliyetleri gençler görüş ve önerilerini sundular. Toplantıda; yerli ve milli değerlere saygılı, mesleki olarak donanımlı genç mühendislerin yetişmesi uğrunda mücadele edildiği, yöntemlerin farklı da olsa insanlığın ve İslam'ın hizmetine yönelik STK'ların işbirliği yapmasının gerekli olduğu vurgulanırken, bilgi birikimlerinin paylaşılması ve üniversite sonrası sertifikalı teknik eğitim programlarının düzenlenmesi gerektiği dile getirildi. Ankara Genç Mühendisler Platformu kahvaltılı çalışma toplantısında, buluşmaların düzenli hale getirilmesi ve yapılan işbirliklerinin karşılıklı olarak olumlu sonuçlar vermesi için gerekli çalışmaların yapılması üzerinde fikir birliği oluştu.


Kalite, fiyat ve zamanında ürün teslimi ile Bilgesin Döküm olarak hizmetinizdeyiz.

Hizmetlerimiz: - CuSn12, CuSn10, CuSn14, Rg5, Rg7 Alaşımları - Alüminyum Bronz Alaşımları - Mangan Bronz Alaşımları - Pik, Sfero, Çelik ve Paslanmaz Çelik Alaşımları - Yol Babaları CuNi (Nikel Bronzları) Rakor, Nipel, Manşon vb. Bağlantı Elemanları - CuNiFe - Grafitli burçlar ve plakalar - Sert Bakır Alaşımları; 4.1. E-Cu (Elektrolitik Bakır) 4.2 CuCr (Bakır Krom) 4.3 CuCrZr(Bakır Krom Zirkonyum) 4.4 CuCoNiBe (Bakır Kobalt Niken Berilyum) Cu 4.5 CuCo2Be (Bakır Kobalt Berilyum) 4.6 CuBe2 (Bakır Berilyum 2) 4.7 CuNiSi+Cr (Bakır NikelyumSilisyum+Krom) 4.8 Ampco-18/22/25/26 (Bu ürünler lama, disk, çubuk, resme göre veya kaba işlenmiş olarak sevk edilir)

Ürünlerimiz: - Bilgesin Döküm Ürünler, - Makine Parçaları, - İşletme Atölyesi, - Dökümhane, - Denizaltı Parçaları

Adres: Sultan Orhan Mahallesi, Hasköy Sanayi Sitesİ 14/A Blok No:5 Gebze / KOCAELİ Telefon: 0262 644 07 82 Fax: 0262 644 07 72 Web: www.bilgesin.com.tr E-mail: bilgesin@bilgesin.com.tr


BİZDEN HABERLER MMG SAKARYA ŞUBESI’NDEN SAKARYA TICARET VE SANAYI ODASI’NA ZIYARET

MMG KAYSERI ŞUBESI İSTANBUL’DA TEKNIK VE KÜLTÜREL GEZI GERÇEKLEŞTIRDI KAYSERİ | Mimar ve Mühendisler Grubu Kayseri Şubesi üyeleri ve İlim Yayma Cemiyeti Şehit Furkan Doğan Yurdu’nda kalan mimarlık ve mühendislik öğrencileri ile birlikte İstanbul 3. Havalimanına Teknik Gezi gerçekleştirdi. 10 Mayıs tarihinde 45 katılımcı ile yola çıkan grup, 11 Mayıs Cuma sabahı İstanbul 3. Havalimanına ulaştı. MMG Kayseri Şubesi’nin teknik gezisine Üniversiteli MMG Komisyon Başkanı Ahmet Uluşık eşlik etti. Son derece verimli geçen teknik gezinin ardından grup, Eminönü Yeni Cami’de Cuma namazını kıldı. Namazdan sonra da vapurla boğaz turu gerçekleştirildi. 12 Mayıs Cumartesi sabah Süleymaniye Külliyesi’ni ziyaret eden grup, aynı gün TÜYAP’ta gerçekleştirilen Yapı Fuarı’nı gezdi. Yapı Fuarında MMG standı ziyaret edildi. 13 Mayıs Pazar sabahı dönüş için yola çıkan Grup, Abant Gölü’nü gezdikten sonra Hayrettin Tokadi Mescidinde kılınan öğlen namazını müteakip yola devam ederek aynı gece Kayseri’ye ulaştı.

-26-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

SAKARYA | Mimar ve Mühendisler Grubu Sakarya Şubesi, yeni seçilen Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Akgün Altuğ ve yönetimini ziyaret etti. Samimi bir ortamda gerçekleşen ziyarette ilk sözü alan MMG Sakarya Şubesi Başkanı Naci İris, “Ticaret ve Sanayi Odamız şehrimizin en güzide kuruluşlarından... Şehir için yapılacak her ne varsa SATSO'nun önderliğinde yapılabileceğini gayet iyi biliyoruz. Bu gerek odanın teşekkülünden gerek seçilen başkanımızın şahsiyetinden kaynaklanıyor. Bir dönem SATSO'nun önderlik ettiği 'Otomotiv Şehri Sakarya' projesinde halen yapılacak aktiviteler varsa SATSO'nun önderliğinde tüm gücümüzle enerjimizle varız” dedi. Akgün Altuğ kendisine ve odasına MMG tarafından gösterilen teveccühten oldukça memnun olduğunu ve şehirdeki STK’lar aynı noktaya aynı tempoyla vurduklarında mutlaka hayırlı, güzel sonuçlar alınacağını düşündüklerini ve bu kapsamda gerek MMG gerek diğer STK’larla 'Tek Yürek Tek Kuvvet' olmak için çaba sarf edeceklerini beyan etti. Ardından söz alan MMG Sakarya Şubesi 5. Dönem Başkanı Erol Demiralay, MMG'nin siyaset üstü ve teknik içerikli bir yapı olduğunu bu kapsamda her türlü faaliyete candan destek vereceklerini ifade etti. MMG Sakarya Şubesi Kurucu Başkanı İdris Başer ise SATSO'nun nitelikli bir seçim dönemi geçirdiğini bu kapsamda şehrin bu seçimi hissettiğini ve hayırlı sonuçlar doğurmasını Allah'tan niyaz ettiklerini ifade etti. Etik Kurulu Üyesi Adnan Borazancıoğlu ise MMG'nin kurulduğu günden bu yana şehirde siyaset üstü teknik bir ses olduğunu önceki dönemlerde de çeşitli oda ve STK’larla ortak faaliyet çabalarına değindi. Sakarya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Fatih Taşkın ise hâlihazırda gençlerden müteşekkil üniversiteli MMG Grubu'ndan kendisinin sorumlu olduğunu ve yapılacak faaliyetlerde gençlerden gerekli desteği sağlayabileceğimizi ifade etti. Ziyaret karşılıklı iyi niyet ifadeleri ve hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.


BİZDEN HABERLER “YENI ANTALYA” İÇIN HIZMET SIZDENSE, DESTEK BIZDEN…

ANKARA'DAN MALATYA'YA MMG KÖPRÜSÜ MALATYA | Mimar ve Mühendisler Grubu adına Malatya'da düzenlenen ilk iftar programında mimarlar, mühendisler, iş adamları, bürokratlar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve öğrenciler bir araya geldi. Üniversiteli MMG Ankara Şubesi üyesi Ümit Karahasan ve Burak Ata’nın organize ettiği iftar programı, Kernek Şelale Restoran'da 11 Haziran 2018 Pazartesi günü yoğun bir katılımla gerçekleşti. Programda MMG'nin kuruluşundan, teşkilatlanma çalışmalarından ve faaliyetlerinden bahsedilirken, Malatya hakkında sohbet edildi. İlde mühendislik alanında yapılanlar ve yapılması gerekenlerin masaya yatırıldığı toplantıda ayrıca; mimarlık ve mühendislik öğrencileri için sağlanabilecek staj imkânları, düzenlenmesi düşünülen teknik ve sosyal geziler de değerlendirildi. "Malatya'da güzel günler bizleri bekliyor" diyen Ümit Karahasan, iftarlı toplantının düzenlenmesinde emeği geçenlere, destek olanlara ve iftara katılanlara, yoğunluğundan dolayı iftara katılamayanlara teşekkürlerini iletirken, ilde mimar ve mühendislerle önemli çalışmalar yapacaklarını belirtti.

MMG SIVAS TEMSILCILIĞI IFTAR PROGRAMINI GERÇEKLEŞTIRDI SİVAS | Mimar ve Mühendisler Grubu Sivas Temsilciliği 13 Haziran 2018

tarihinde iftar programını gerçekleştirdi. İftar programına Sivas Valisi Davut Gül, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın, MMG Genel Başkanı Osman Balta ve çok sayıda mimar ve mühendis katılım gösterdi.

-28-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ANTALYA | Mimar ve Mühendisler Grubu Antalya İl Temsilciliği, ilk teknik gezisini Konyaaltı Sahil Projesinin Beach Park, Olbia ve Akdeniz bulvarı etapları ile Boğaçayı şantiyesine düzenledi. Antalya Büyükşehir Belediyesi EKDAĞ AŞ. Genel Müdürü Yüksek Mimar Didem Boztepe Erkış ve Antepe İnşaat’tan Yüksek İç Mimar Büşra Erçin Sepetçioğlu eşliğinde sahayı baştan sona gezme ve devamında ALDAŞ Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Erkış’ın eşliğinde Boğaçayı Projesini inceleme ve yerinde görme fırsatı bulundu. Teknik gezi sonucunda, uzun zamandır Antalya gündeminde olan Konyaaltı Sahil Projesini sadece bölgesel bir proje olarak algılamamak gerektiği kanaati oluştu. 1.090.000 metre kare alanda modern mimarisi, peyzajı, mavisiyle, yeşiliyle, bitki örtüsüyle birlikte ABB’nin kendi bünyesinde oluşturduğu profesyonel bir ekip tarafından uygulanan bu projede yaklaşık 6,5 km koşu parkuru, özel bisiklet yolları, macera parkı, jimnastik alanları, yelken kulübü, tenis kortu, basket sahaları, kaykay pistleri, oyun parkları, kuru havuzları ile muhteşem bir görsel ziyafet sunuyor misafirlerine.


MMG BURSA ŞUBESI’NDE IFTAR PROGRAMI YAPILDI BURSA | Mimar ve Mühendisler Grubu Bursa Şubesi 23 Ma-

MMG ANTALYA TEMSILCILIĞI’NDE IFTAR PROGRAMI YAPILDI

yıs 2018 Çarşamba günü düzenlenen “Geleneksel MMG Bursa İftar” programını gerçekleştirdi. İftarda MMG önceki dönem Genel Başkanları Avni Çebi ve M. Kürşat Çapar, MMG Genel Başkan Yardımcısı Yakup Güler, MMG Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Ay, MMG Çevre ve İSG Komisyon Başkanı Betül Maç, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zehra Sönmez, Birlik Vakfı Bursa Şube Başkanı Mustafa Bayraktar, Ensar Vakfı Bursa Şube Başkanı Ali Yılmaz, Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Ömer Faruk Şahin, İnşaat Mühendisleri Odası ve Harita Mühendisleri Odası Temsilcileri, MMG Bursa Şube Yönetim Kurulu ve Üyeleri yer aldı.

ANTALYA | Mimar ve Mühendisler Grubu Antalya İl Temsilcili-

ği 23 Mayıs 2018 Çarşamba günü “Geleneksel MMG Antalya İftarı 2018” programını gerçekleştirdi. İftar etkinliğine Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Sarı, Mimar ve Mühendisler Grubu Genel Merkez Etik Kurulu Üyesi Ali Reyhan Esen, Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölüm Başkanı İbrahim Bakır, Ulaştırma ve Denizcilik Bölge Müdürü Rıfkı Kocaman, Akdeniz Elektrik Dağıtım Genel Müdürü Bahadır Müdüroğlu, Kadastro İl Müdürü Fatih Ata, Birlik Vakfı Antalya İl Başkanı Bekir Asri, Birlik Vakfı Kurucular Kurulu Üyesi Nasuh Boztepe, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeleri İdarecileri ve çalışanları, Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Mimarlık Fakültesi, Ziraat Fakültesindeki akademisyenler, profesörler, ülkemizin farklı bölgelerinden, dünyanın farklı kıtalarından gelerek Antalya’da mimarlık ve mühendislik eğitimi alan öğrenciler, özel sektörde çalışanlar ve işverenler, MMG Antalya Temsilciliği Yönetim Kurulu Üyeleri ve gönüllüler katılım gösterdi.

MMG KAYSERI ŞUBESI’NDE IFTAR PROGRAMI GERÇEKLEŞTIRILDI KAYSERİ | Mimar ve Mühendisler Grubu Kayseri Şubesi Geleneksel İftar Programını 22 Mayıs 2018 tarihinde Emirgan Köftecisinde yoğun bir katılımla gerçekleştirdi.

-30-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

MMG SAKARYA ŞUBESI GELENEKSEL İFTARI YAPILDI SAKARYA | Her yıl olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayında

Mimar ve Mühendisler Grubu Sakarya Şubesi üyeleri beraber iftar açtılar. TEİAŞ Sosyal Tesisleri'nde yapılan iftar programına yoğun katılım oldu. İftarda kısa bir konuşma yapan MMG Sakarya Şubesi Başkanı Naci İris katılımlarından dolayı üyelere teşekkür etti, mazeretleri olan üyelerin selâmlarını iletti. MMG Sakarya Şubesi'nin Sakarya'daki STK’lar arasında bilinirliğinin arttığını ve STK’larla yapılan pek çok faaliyette grubumuzun da yer aldığını ifade etti. Son olarak Sakarya Büro Memur-Sen Başkanı Yunus Emre Yüzçeler ve Adapazarı Gençlik Eğitim Merkezi Müdürü Ali İhsan Çokan'a davete iştirak ettikleri için ayrıca teşekkür etti. İftar sonrası çayla birlikte koyu bir sohbete dalan mimar ve mühendisler gecenin geç saatlerinde dağıldılar.


BİZDEN HABERLER

TARIHI DIYARBAKIR ULU CAMI’NDE MMG İFTARI DİYARBAKIR | Mimar ve Mühendisler Gurubu Diyarbakır Şubesi 2018 yılı iftarını 01.06.2018 tarihinde tarihi Diyarbakır Ulu Cami’nde verdi. İftar yemeğine MMG Etik Kurulu Başkanı Avni Çebi, Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Ay, Diyarbakır Vali Yardımcısı Ayhan Abatay, Cumhuriyet Savcısı Enes Serdar Aydoğan, DSİ Bölge Müdürü Ali Gökel, DSİ Bölge Mürür Yardımcısı Veysi Kanat, Vakıflar Bölge Müdürü Metin Evsen, Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ufuk Nurullah Bilgin, Bilim Sananayi ve Teknoloji Müdürü Yardımcısı Esat Yeşil, İl Milli Eğitim Müdürü Yardımcısı Ali Ok, Meteoroloji Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Günan, Etibakır AŞ. Mazıdağı İşletmesi Koordinatörü Cemil Tiryakioğlu ve Teknik Müdür Memduh Özekinci, Saadet Partisi İl Başkanı Fesih Bozan, HÜDAPAR İl Bşk.Metin KAYA, AK Parti İl Başkanı Yardımcısı Hasan Azmi Geçmez, AGD Diyarbakır Şube Başkanı Abdurrahman Ergin ve ÖZGÜRDER Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıca, Dicle Üniversitesi Senato Üyesi Doç. Dr. Orhan Kavak ve çok sayıda öğretim üyesi, üniversite öğrencisi ve MMG Diyarbakır Şubesi’nin üyeleri katıldı. İftarda Şube Başkanı Mesut Işık ve MMG Etik Kurulu Başkanı Avni Çebi birer konuşma yaptı. İfatrın açılması ve Ulu Cami’nde Teravih namazının kılınması ile program sona erdi.

ÜNIVERSITELI MMG GENÇLIK KAMPINDA

MIMAR VE MÜHENDISLER GURUBU ÜNIVERSITELI MMG KOMISYONU 5-6 MAYIS TARIHLERINDE TUZLA BELEDIYESI’NIN ÖMER HALISDEMIR GENÇLIK KAMPI’NDA ETKINLIK GERÇEKLEŞTIRDILER.

Ü

lkemizin geleceği olan gençlerin, kaynaşıp beraber vakit geçirmesi, MMG'yi tanımayan gençlerin de eğlenceli aktiviteler ve arkadaşlık ortamında MMG'yi tanıması için Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen gençler, Üniversiteli MMG Komisyon Başkanı Ahmet Uluşık’ın koordinatörlüğünde Tuzla Belediyesi'nin Ömer Halisdemir Gençlik Kampın'a katıldılar. Kamp alanında bungalov tipi evlerde kalan üniversiteli gençler, daha önceden belirlenen kamp programı akışına göre kamp yönetimi hocalarının yönetiminde macera parkuru, okçuluk, paintball, futbol, voleybol, masa tenisi ve kampçılık yaşamı gibi etkinlikler gerçekleştirdiler. Kamp programından sonra bilgi yarışması, halı saha turnuvası gibi sportif etkinlikler, günün sonunda yakılan kamp ateşi etrafında sazlı sözlü türkülerle sıcak bir ortam oluşturuldu.

-31-

MAYIS - HAZİRAN 2018


.....


MİLLİ ENERJİ

MILLI ENERJI

ENERJİ, GÜNÜMÜZDE KALKINMANIN VE GÜVENLİĞİN EN ÖNEMLİ UNSURU KONUMUNDA OLUP; AYNI ZAMANDA TOPLUMU ETKİLEYEN SOSYAL BİR BOYUTA DA SAHİPTİR. BİZDE MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ OLARAK YENİ TÜRKİYE’NİN EKONOMİK VE SOSYAL HEDEFLERİNE ULAŞMASINDA EN ÖNEMLİ KONULARDAN BİRİSİ OLAN ENERJİYİ 101. SAYIMIZDA DOSYA KONUSU OLARAK İNCELEDİK. ENERJİDEKİ YENİ POLİTİKALARI, YENİ UYGULAMALARI, DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE’DEKİ SON GELİŞMELERİ KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDEN UZMANLARLA, STK TEMSİLCİLERİ VE AKADEMİSYENLERLE AYRINTILI BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRDİK.

-34-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE

DOSYA-GİRİŞ DOSYA

-35-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

FATİH DÖNMEZ ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLARI BAKANLIĞI MÜSTEŞARI

TÜRKIYE’DE ENERJI POLITIKALARI ENERJIDE 2023 VIZYONU 2023 DEDIĞIMIZ, ENERJI SEKTÖRÜNDE YARIN. ÇÜNKÜ BIR POLITIKANIN YATIRIMA DÖNÜŞMESI SONRA O YATIRIMIN DEVREYE GIRMESI 5 YIL SÜRÜYOR. ENERJI SEKTÖRÜNDE DAHA UZUN ERIMLI VIZYON VE YOL GÖSTERICILIĞE IHTIYAÇ VAR. BU VIZYONLAR EN AZ 10-20 SENELIK VIZYONLAR OLMAK DURUMUNDADIR. FAKAT ÇOK ILERI GELECEĞE BAKMAYA ÇALIŞIRKEN, YAKIN GELECEĞI DE IHMAL ETMEMEK GEREKIR, ÇÜNKÜ GELECEK BIRAZ DA BUGÜNÜN ÜZERINDE YÜKSELIR.

E

nerji sektör politikalarının doğasından dolayı uzun dönem ve kısa dönem amaçları genelde ayrışır. Kısa dönem amaçlar, daha hızlı yatırım süreci olan ve mevcut yatırımcı ve yatırım ortamını hedefler. Uzun dönem amaçlar ise tüm bir sektörün geleceği, mevcut ve potansiyel oyuncuların nasıl konumlanması gerektiği konusunda hedefleri içerir. Bakanımız Dr Berat Albayrak’ın geçen sene kamuoyuna duyurduğu Milli Enerji ve Maden politikası uzun dönem ve kısa dönem amaçlarını kapsayan 3 ana temel üzerine kurulmuştur: 1. Arz güvenliği 2. Yerlileştirme 3. Öngörülebilirlik Bu üç ana temel üzerinden de politikalarımız ve icraatlarımız şekillenmiştir. Bu sene çalışmasına başlanacak Bakanlığımızın Stratejik Planında ki ana tema da Milli Enerji ve Maden politikamız olacaktır. Türkiye gibi büyük bir ülkenin kendi kaynaklarının kullanımını arttırmaya çalışması

-36-

her dönemde bir öncelik olmuştur. Peki bu sefer 2023’e giderken ne farklı olacak, asıl cevaplanması gereken soru budur.

vadede daha iyi bir piyasa sistemini hedeflemektedir. Yani hem bir vizyon hem de mevcut kapasite gelişimini içermektedir.

ENERJI POLITIKALARININ ANATOMISI Bilgisayarlar ile bir benzetme yapmak gerekirse, ülkenin altyapısı ve kaynakları o ülkenin donanımı ise, politikalar ve insan gücü de yazılımı gibidir. Donanımı güncellemek biraz zordur, ama yazılım daha hızlı güncellenebilir. Yeni politikalar, eğitim, kurumsal yapılanmalar ile sisteminizi güncelleyebilirsiniz. Ama bir yazılımdan beklediğiniz o donanımı en verimli ve hızlı şekilde kullandırmasıdır. Enerji politikalarını da birer yazılım olarak düşünebiliriz. Her dönemde bir önceki dönemde yapılanların üzerine koyarak yeni bir güncelleme yayınlanır. Dönem dönem de ana güncellemeler yayınlanır. Milli Enerji ve Maden politikamız önceki dönemdekilerin üzerine ekleyen fakat önceki dönemlerden farklı olarak bir ana güncellemedir. Bu ana güncelleme enerji sektör donanım ve kapasitesini uzun vadeli arttırırken kısa

ALTYAPI HAMLELERI Ülkenin altyapısında belki de en büyük hamlelerden biri hem de büyük bir surat ile yapılmıştır. Yıllardır başımızı ağrıtan kış dönemi doğalgaz arz güvenliği hemen hemen sağlanmış durumdadır. Çok kısa bir sürede altyapı kapasitelerimiz 198 milyon m3/gün’den 300 milyon m3/gün seviyelerine çıkarılmıştır. Küresel piyasalardaki LNG hareketleri dikkate alınarak, Türkiye’nin gaz tedariğinde petrol gibi daha çok uluslararası piyasalara açıldığı, fiyat hareketlerine tepki verebileceği, çeşitlendirmenin arttırıldığı bir strateji belirlendi. Elektrik iletim altyapısında ise Cumhuriyet tarihinde ilk defa Marmara denizi bir ring haline getirildi. Çanakkale geçişleri ile birlikte Marmara bölgesi kendi içinde Kuzey-Güney bağlantısı ve arz güvenliğini güçlendirmiş oldu. Sayın Abdullah Atalay’ın TEİAŞ genel müdürlüğü döneminde, sistem kullanıcılarını çok etkileyen

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE milyar TL’leri bulan, sistemi dengede tutmak için verilen emirler yerini güçlendirilmiş hatlara bıraktı ve bu kodlu emirler 0 TL mertebesine düşürüldü. YERLI SANAYI GELIŞIMI Diğer taraftan yenilenebilir alanında örnek bir model ile çok uygun fiyatlar ile yenilenebilir enerji kaynak alanları (YEKA) ihaleleri yapıldı. Burada YEKA’ya özel bir parantez açmakta fayda var. Enerji politikamızın en temel unsuru yerliliktir. Tüm dönemler boyunca ilk 3 öncelik içerisinde yerlilik kavramı yer almıştır. Fakat YEKA ile yerlilik kavramında da önemli bir güncelleme yapıldı. Kendi kaynağımızı kendi insan ve teknolojimiz ile değerlendirme yaklaşımı tercih edildi. Tam anlamıyla bir enerji sektör stratejisinden enerji sanayisi stratejisine adım atıldı. YEKA, Türkiye’nin gelişen yenilenebilir teknolojilerinde dünyadaki yerini almasını sağlayacak önemli bir sanayileşme hamlesi olarak görmek gerekiyor ve temel bir donanım güncellemesidir. Bir diğer sanayileşme hamlemiz de nükleer teknolojidir. Türkiye sivil ve barışçıl nükleer teknoloji için uzun süre mücade-

le etmiştir. Bugün ilk nükleer santralimiz olacak Akkuyu’nun temel altı betonu atılmış, ikinci nükleer santralimizin de çalışmaları sürmektedir. Nükleer enerji, temiz enerji kaynağı olduğu kadar bir sanayi koludur. YERLI KAYNAKLAR Belki bir diğer önemli hamle Fatih deniz sondaj gemimizin devreye girmesidir. Türkiye’nin yenilenebilir olsun yenilenemez olsun kendi kaynaklarını üst seviyede kullanmadan saf piyasa mekanizmaları ve ticaret ile enerji sektörünü büyütme şansı yoktur. Bunun için de bize ilkokuldan itibaren öğretilen “3 tarafı denizler ile çevrili” ülkemizin 3 tarafında da arama yaparak kaynaklarımızı ekonomiye kazandırmamız gerekiyor. Bizim yerli kaynak olarak en önem verdiğimiz iki kaynaktan biri yerli kömürümüz. Yerli kömürümüzün temiz teknolojilerle yakılması istihdam için, ekonomimiz için, dışa bağımlılığımız için çok çok önemlidir. Bir ülke kendi kaynaklarını kullandığı ölçüde özgür ve bağımsızdır. Yerli kömürümüzün yatırımcıyla dost mekanizmalar ile enerji politikalarımızın ana unsurlarından biri olması herkes için çok olumlu olacaktır.

DOSYA En önemli kaynağımız ise şüphesiz enerji verimliliğidir. 2018 yılında ağırlık enerji verimliliğinde olacaktır. Enerji verimliliğini tasarruf ile karıştırmamak gerekmektedir. Mesela bugün LED lambalar ile 8W harcayarak, eskiden 60 Wattlık ampullerdeki kadar ışık elde edebiliyoruz. Tüketici faturalarına yansıması çok daha önemlidir. Verimlilik bir anlamda toplumsal refahı da arttırmaktadır. GELECEK Tüm bu yapılanları anlatınca geleceğe yapılacak neyin kaldığını sorgulayabiliriz. Öncelikle devletin ve özel sektörün yerinin altının çizilmesi önemlidir. Devlet yatırımcı değil, altyapıları ve piyasaları hazırlayan rolde olacaktır. Özel sektöre bir öngörülebilirlik sunarak, sektörün “basiretli tüccar” gibi davranarak ülkenin ihtiyacı olan yatırımları yapması için kolaylaştırıcı ve destekleyici mekanizmaları ortak akıl ile kuracaktır. Özel sektör de piyasa kurallarına ve rekabete uygun davranarak toplum refahını arttıracaktır. Geleceğe dair enerji politikalarının mutlaka 3 ayağı olacaktır: 1. Kaynaklar 2. Altyapılar 3. Piyasalar Türkiye’nin gelecek vizyonunda mümkün olduğunca fazla yerli kaynağını yerli sanayi ve insan gücüyle devreye alması bir ana unsurdur. Bu kaynakların toplumsal refaha sunulması için altyapıların doğru planlanarak oluşturulması gerekmektedir. Ekonomik değerin doğru ve çoğulcu şekilde oluşturulabilmesi için de piyasaların açık, katılımcı, rekabetçi ve derinlikli olması önemlidir. Bu 3 ayağı kesen çok önemli bir konu vardır ki, geçtiğimiz günlerde bu konuda önemli bir hamlemiz oldu. İnsan. Bir politika, piyasa kurgusu ne kadar iyi olursa olsun, insan kaynağı oranında gerçekleşme şansı vardır. Yani kaliteli mühendisleriniz, teknik personeliniz yok ise, bazen bir teknik hatayı bulmanız bile aylarca sürebilir. Bu sebeple 10 tane Tabii Kaynaklar ve Yenilenebilir Enerji lisesi açılması için Milli Eğitim Bakanlığı ve sektörümüzü temsilcileri ile ortak bir mutabakat yaptık. Ben açıkçası bunu çok önemsiyorum. Çünkü enerji politikamızın uzun vadeli en büyük yatırımları, insanımıza yaptığımız yatırımlar olacaktır.

-37-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

ABDULLAH ATALAY TEIAŞ ESKI GENEL MÜDÜRÜ

HAYATIMIZDA ENERJI VE YARINA BIR BAKIŞ GÜNDELIK YAŞANTIMIZIN HER NOKTASINA NÜFUZ EDEN ENERJININ HAYATIMIZDAKI YERINI ANCAK KESINTIYE UĞRADIĞINDA HISSEDEBILIYORUZ. BIREYSEL KULLANIM ALANLARINDAN BÜYÜK ÖLÇEKLI KULLANIM ALANLARINA KADAR INSAN YAŞAMININ DA ÖTESINDE DÜNYANIN DÖNGÜSÜNDE ENERJI HAYATI BIR YER TUTMAKTADIR.

İ

nsanlık tarihinin derinliklerinde ısı ve hareket formunda kullandığımız enerji son birkaç yüzyıl içinde sanayi devrimiyle beraber petrol ve elektriğin de hayatımıza girmesiyle hızlı bir dönüşüme uğramış oldu. Günümüz dünyasında en ilkel yaşam alanlarından refah seviyesi yüksek gelişmiş toplumlara kadar enerjinin hayatımızdaki yeri vazgeçilmez bir hal almıştır. Bireysel anlamda yaşamın kaynağı olarak algılanabilen enerji ülkeler için kalkınmanın temel unsurlarından biri olmakla beraber ülkeler arası diplomatik ilişkilerin düzenlenmesinde, güvenlik/tehdit algılarında ve daha birçok uluslararası alanda öncelikli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşamın temel kaynaklarından birini teşkil eden enerjinin hızla artan tüketimi son asırda enerji güvenliği, kaynak erişilebilirliği, düşük maliyet ve çevresel hassasiyetler gibi farklı kavramların ciddiye alınması gereken bir meseleler zinciri olarak karşımıza çıkmasına sebep olmuştur. Fosil yakıtların kullanımıyla artan çevresel kaygılar, gelişen teknoloji ve toplumsal bilinçlenme sayesinde zamanla çevre dostu yenilenebilir enerjinin kendine yer açmasına yardımcı oldu. Birkaç milyon yıllık döngüsü içinde canlı

-38-

organizmalardan meydana gelen fosil yakıtların da diğer yenilenebilir enerji kaynakları gibi temel kaynağının güneş olduğunu hatırlamakta fayda var. Konuyu biraz felsefi açıdan ele aldığımızda kullandığımız enerji türlerinin ana kaynağı güneş ve maddenin varoluşundan saklı gelen nükleer olmak üzere iki kısma ayrılabilir. Hidrolik, biyo-kütle, fosil yakıtlar rüzgâr ve fotovoltaik gibi çeşitli formlarda karşımıza çıkan enerji aslında kaynağını doğrudan ya da dolaylı olarak güneşten almakta. Güneşten bağımsız diğer bir kaynak türü ise nükleer enerji olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaynağın güneş ve nükleer tabanlı olması her ne kadar çevresel ve güvenlik kaygıları içerse de nihai varacağımız noktada nükleer ve güneş kaynaklı enerji kullanımının birbirini tamamlayıcı iki temel unsur olacağının göstergesi olabilir. Şayet bu tespit doğru ise ne nükleer enerjiden tamamıyla vazgeçilebilir, ne de dünyayı bilim kurgu yapıtlarındaki gibi tamamen güneş enerjisiyle yaşatabiliriz. Birincil enerji tüketiminin yıllık 140 Milyon ton eşdeğer petrole (MTEP) yaklaştığı ülkemizde elektrik tüketiminin payı her ne kadar bu miktarın yaklaşık yüzde 18’i civarında olsa da gündelik hayatımızda

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE enerji deyince elektriğin ayrı bir önemi olduğunu inkâr edemeyiz. Bu oran ilginç bir şekilde ülke gelişmişlik seviyesiyle beraber çok da değişmemektedir. Örnek olarak Fransa’da elektrik tüketiminin toplam birincil enerji sarfiyatına oranı yaklaşık % 17’ler civarındadır. Elektriğin hayatımızdaki yeri değişen ve gelişen koşullarda hızlı bir dönüşüm geçirmektedir. Aydınlatma serüveniyle başlayan hane halkının elektrifikasyona erişim süreci daha sonraları hayatımızın her türlü alanına nüfuz ederek gündelik yaşantımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Elektriğin bu denli gündelik yaşamın bir parçası olması ihtiyaç anında sürdürülebilir, kesintisiz, kaliteli ve ekonomik bir şekilde arzın temel devlet politikası olmasına gerekçe olmuştur. Hatta bazı durumlarda elektrik arzı meselesi ulusal güvenlikle beraber anılmaktadır. Bu durum elektrik arz güvenliğinin ülkelerin gelişmişlik seviyesinden bağımsız olarak bir şekilde temel politikalar listesinde ön sıralarda yer almasını sağlıyor. Ülkelerin sahip oldukları birincil kaynaklar, gelişmişlik seviyeleri, bulundukları

ÜLKELERIN SAHIP OLDUKLARI BIRINCIL KAYNAKLAR, GELIŞMIŞLIK SEVIYELERI, BULUNDUKLARI JEOPOLITIK KONUM, DIPLOMATIK ILIŞKILERI VE DENIZ TAŞIMACILIK IMKÂNLARI GIBI UNSURLAR O ÜLKENIN BIRINCIL ENERJI TEDARIKINDEKI ALIŞKANLIKLARINI BELIRLEMEKTEDIR. FOSIL KAYNAKLAR AÇISINDAN ZENGIN OLAN ÜLKELER BU KAYNAKLARI KULLANMAKLA BERABER FAZLASINI IHRAÇ ETMEYE YÖNELIK ALTYAPILAR GELIŞTIRIRKEN KAYNAK YETERSIZ ÜLKELER DE BENZER ŞEKILDE DIŞA BAĞIMLI OLARAK KAYNAK TEDARIKINE YÖNELIK ÇÖZÜMLER GELIŞTIRMEKTEDIR.

DOSYA jeopolitik konum, diplomatik ilişkileri ve deniz taşımacılık imkânları gibi unsurlar o ülkenin birincil enerji tedarikindeki alışkanlıklarını belirlemektedir. Fosil kaynaklar açısından zengin olan ülkeler bu kaynakları kullanmakla beraber fazlasını ihraç etmeye yönelik altyapılar geliştirirken kaynak yetersiz ülkeler de benzer şekilde dışa bağımlı olarak kaynak tedarikine yönelik çözümler geliştirmektedir. Dışa bağımlılığın getirdiği riskler ise tedarik çeşitliliği ve güvenliği sağlanarak aşılabilmektedir. Su kaynaklarının bol olduğu ülkelerde baz yük olarak çalışan HES’lere karşılık Fransa ve Japonya gibi ülkelerde ise nükleer enerji kullanımı yüksek seviyelerdedir. Kaynak dağılımına ve diğer unsurlara bağlı olarak farklı ülkelerde farklı uygulamalar karşımıza çıksa da bu ülkelerin hepsinde olan ortak yapı elektriğin gündelik yaşamdaki yerini güvence altına alan bir enterkonnekte iletim şebekesinin bulunmasıdır. Elektrik İletim şebekesi üretici (elektrik üretim santralları) ile tüketici arasında güvenli, ekonomik, kaliteli ve tüm paydaşlara eşit erişim imkânları sağlayacak şekilde, yapısı ve ilk kurulum maliyeti gereği doğal tekel konumunda olan bir köprü vazifesi üstlenmektedir. Elektriğin hayatımıza girme serüveninde geriye dönüp baktığımızda şebekede alışıla gelen konvansiyonel üretim santralları ve tüketim merkezleri arasında ağırlıklı olarak tek yönlü transfer yapan ve henüz piyasanın olmadığı devlet tekelinde yönetilen üretim tesislerine bağlı bir enterkonnekte şebeke karşımıza çıkmaktadır. Ülkemiz elektrik iletim şebekesinin bu aşamasında üretim tesislerinin devlet tekelinde olmasına bağlı olarak bir rekabet ortamı bulunmadığı için verimli ve optimum işletme kaygıları biraz arka planda kalmıştır. Ancak geçen zamanda diğer gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi bizde de elektrik arzının serbest piyasa yapısına kavuşması, değişken ve kesintili üretim kaynaklarının piyasaya oyuncu olarak dâhil olması, dağıtık üretimin şebeke akışlarını değiştirecek seviyelere çıkması gibi bir çok yenilik enterkonnekte sistemin karmaşık bir hal almasına sebep olmaktadır. Enerji/elektrik piyasaları da gelişimini enterkonnekte sistem ile yoğun bir etkileşim içinde sürdürmektedir. Günümüzde elektrik piyasasında faaliyet gösteren Doğal gaz yakıtlı santrallar şebeke üzerinden bir takım etkileşim içine girerken aynı zamanda doğalgaz piyasasında da birer oyuncu konumundadırlar.

-39-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

Ya da kıyı bölge şebekesinde hizmet veren ithal kömür yakıtlı santrallar kıtalar arası kömür ticaretinin de bir parçasıdır. Birincil enerji kaynakları farklı şekillerde dünya ticaretinde yer almakla beraber birbirine bağlantısı olan bitişik enterkonnekte şebekeler üzerinden doğrudan da elektrik ticareti yapılabilmektedir. Ülkemizde uluslararası boyutta elektrik ticaret ağırlıklı olarak Trakya üzerinden Avrupa şebekesiyle ve Artvin-Ahıska bağlantısı üzerinden Gürcistan ile yapılmaktadır. Diğer komşu ülkelerle de ticaret altyapılarımız bulunmaktadır. Enerjinin insan yaşamında vazgeçilemez yeri her geçen gün artarak pekişirken, bir taraftan da ülkelerin kaynak güvenliği ve devamlılığını sağlamak üzere yoğun bir gayret içinde olduklarını görmekteyiz. Günümüzde petrol kaynaklarının azalmasına bağlı olarak yenilenebilir enerjinin kullanım alanları daha da yaygınlaşmaktadır. Uluslararası platformlarda İklim değişikliği ve diğer çevresel hassasiyet vurgularına rağmen mevcut öngörüler dünyadaki birincil enerji kullanımında kömür, gaz ve petrolün uzun bir süre daha zirveyi kaptırmayacağı yönündedir. Ülkemiz de dâhil olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan çoğu devletler yenilenebilir enerji için büyük yatırımlar yapmakta olup Çin, Hindistan ve Rusya Federasyonu gibi ülkeler aynı zamanda nükleer enerji yatırımlarına da hız kesmeden devam etmektedir. Enerji

-40-

pastasındaki en büyük pay fosil yakıtlarına ait olsa da yenilenebilir enerji, depolama teknolojileri, enerji verimliliği, şebeke dönüşümü ve elektrikli araç gibi kavramlar sektörde baskın bir şekilde kendini hissettirmektedir. Bugün yenilenebilir enerji kullanım oranının fosil yakıtların önüne geçebilmesinin önündeki en büyük zorluklardan biri de depolama teknolojilerinin hem teknik hem de ekonomik açıdan istenen düzeye ulaşamamış olmasıdır. Depolama sistemlerinin konvansiyonel tipteki doğalgaz/kömür santrallarıyla güç ve enerji olarak benzer büyüklüklere erişebilmesi için önümüzdeki yıllarda önemli AR-GE faaliyetlerine ihtiyaç olacağı aşikâr. Özellikle pil depolama sistemleri bu aşamada elektrikli araçların yaygınlaşmasında kilit bir role sahip. Elektrikli araçların yaygınlaşması çevre duyarlılığı, yakıt ekonomisi, yaşam kalitesi (sıfır emisyon ve düşük gürültü etkeni) ve sonuç olarak toplumun refah seviyesi artışı gibi çok önemli beklentiler sunmaktadır. Gelişmeler bu beklenti yönünde devam ederse belki de mahalle aralarına kadar uzanan yakıt istasyon ağları yerini şarj istasyonlarına bırakacaktır. Benzer şekilde teknik servis ağında da köklü dönüşümler gerekecektir. Bu gibi yapısal dönüşümler istihdam politikalarıyla da ilişkili olduğu için kontrollü bir şekilde ve aşamalı olarak uygulanmak durumundadır.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

DOSYA Enerjide köklü bir değişim süreci yaşanacağına göre biz de ülke olarak bu değişim/ gelişim döngüsüne dâhil olacağız. Zaten gerek politik seviyede, gerekse sektörel alanda yenilenebilir enerji, kaynak güvenliği, nükleer enerji ve elektrikli araç gibi kavramları sıklıkla duymaktayız. Peki, gelişmiş ülkelerin özellikle elektrikli araç ve enerji verimliliği konusunda yaptığı AR-GE ve yatırım faaliyetlerine baktığımızda acaba biz kendimizi hangi sıralarda bulacağız. Ülke olarak yenilenebilir enerji destek mekanizmaları, özel sektör girişimleri, hidrolik kaynakların üretime dâhil edilmesi sayesinde son yıllarda özellikle rüzgâr ve güneş enerjisinde ciddi atılımlar gerçekleştirdik. Kurulu güç içinde ~% 7’lik pay ile 6.700MW’a yaklaşan RES kapasitesine ilave olarak mazisi çok eskiye gitmemesine rağmen kısa zamanda GES kapasitemiz 4.600MM’ı aşmış bulunuyor. Diğer taraftan HES ve JES yatırımları da hızla devam etmektedir. Ancak hızla gelişen ülkemizde enerjiye olan talep artışı dünya genelinde ülkemizi listenin ön sıralarına taşıyacak bir büyüklüğe sahip. Durum böyle olunca elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kullanımının fosil kaynakların önüne geçmesi yakın zamanda gerçekleşecek gibi durmuyor. Önümüzdeki yıllarda Nükleer enerjinin envantere dâhil edilmesi, yerli kömür kaynaklarının elektrik üretimine kazandırılması, büyük güçlü RES-GES alanlarında yeni santraller kurulması ve faaliyete geçmemiş JES-HES havzalarının üretime kazandırılması gibi hedeflerimiz bulunuyor. Zaten gerek kamu bürokrasisi, gerekse özel sektör yatırımcılarımız bu hedefte çalışmalarına son hızla devam ediyor. Ülkemizin GES ve RES açısından verimli bir kuşakta bulunması bu tip yatırımları daha da cazip kılmakta. Diğer bir önemli alan ise elektrikli araçların yaygınlaşmasıdır. Bu konuda da 2020 ve 2023 yıllarına uzanan önemli hedefler var. Yenilenebilir enerji ve elektrikli araçların doğası gereği kullanım döngüleri doğrudan kontrol edilemez. Bu yüzden arada enerji transferini sağlayacak olan iletim ve dağıtım şebekesinin alışılagelmişin çok ötesinde bir esnekliğe sahip olması gerekmektedir. Şebeke düzeyinde bu ihtiyaçları giderebilecek farklı yaklaşımlar değerlendirilebilir. Ancak enerjide dönüşüm serüveni beklediğimizden çok hızlı ve ani gelişecektir. Günü geldiğinde gerek teknik altyapının gerekse piyasa/mevzuat altyapısının bu dönüşüme ne derecede cevap vereceğini hep birlikte göreceğiz.


MINSK ŞEHİR HASTANESİ – BELARUS

HİLTON OTEL MINSK - BELARUS

BAŞAKŞEHİR ŞEHİR HASTANESİ İSTANBUL - TÜRKİYE

BAŞAKŞEHİR ŞAHİR HASTANESİ – İSTANBUL - TÜRKİYE


MİLLİ ENERJİ

İBRAHİM TOPRAK TEMSAN GENEL MÜDÜRÜ

DEĞIŞEN DÜNYA, DEĞIŞEN TEMSAN

2

016 yılında göreve gelen dinamik Üst Yönetim Kadrosu ile her daim gelişen ve güçlenen ülkemizin ihtiyaçlarına katma değeri yüksek ürünler ile cevap vermek noktasında TEMSAN, kendisini ve stratejisini değişen sosyo-ekonomik çevreye göre yeniden dizayn etmiştir. Bu kapsamda kurumumuz, Türkiye’de üretilmeyen katma değeri yüksek ürünlerin imalatının yapılması, yenilenebilir enerji teknolojilerinin ülkemize kazandırılması, 100 MW’a kadar olan büyük çaplı HES’lerin rehabilitasyonunun yerli imkânlarla yapılması, sektöre kalifiye eleman yetiştirmelisini hedeflemekte ve yerli sanayiye öncülük etmektedir. TEMSAN, 2023 yılında dünyanın sayılı HES ekipman imalatçıları arasına girmek ve ülkemize gerekli bilgi birikimin aktarılması için sektörün en iyi şirketleriyle teknoloji transferini gerçekleştirmek noktasında işbirlikleri yapmaktadır. Bu anlamda CFD analizi, Model Test, Ön Tasarım, Detaylı Tasarım, Know-How transferi ve eğitim konusunda Power Machines, VOITH ve Mitsubishi Hitachi gibi şirketlerle anlaşma yapmıştır. TEMSAN, 1800 MW’lık kurulum gücü ile ülkemizin en büyük enerji santrallerinden biri olan Karakaya HES’in rehabilitasyon işini 7 yıl süre ile üstlenmiştir. Bu proje ile büyük santraller için türbin tasarımları yapılıp imal edilebilecek ve 63’ü yeni mezun olmak üzere 100’ün üzerinde mühendis, HES konusunda kalifiye hale getirilecektir. (RESİM 1) HIDROLIK TÜRBIN TEST MERKEZI Bir hidroelektrik santral için üretilen türbinlerin ve ekipmanın test edilmesi birçok açıdan büyük önem teşkil etmektedir. Müşteriye yapılan fizibilitenin uygulama ile olan tutarlılığı, ilk üretim maliyetinin

-42-

düşürülmesi, garanti sürecinde ortaya çıkabilecek problemlerin sebep olacağı maliyetlerin bertaraf edilmesi, kalitenin yükselmesini sağladığı için test laboratuvarına sahip olmanın önemi büyüktür. Bununla birlikte, test merkezinin Ar-Ge ve Ür-Ge faaliyetleri açısından sağladığı kritik faydalar vardır. Özellikle yeni bir tasarımın test edilmesi ve ürünün uygulamadaki durumunun gözlenmesi gibi kabiliyetleri kuruma kazandırır. Üstelik burada test edilen ürünlerin piyasaya sürülmesi ile yurt ve dünya çapında kurumun kendisine özgün ürün portföyünün oluşmasına, böylelikle marka algısının güçlenmesine ve kurumun daha rekabetçi hale gelmesine yardımcı olur. Hidrolik Türbin Test Merkezi, ülkemizde TEMSAN, TOBB Üniversitesi ve İTÜ’de bulunmaktadır. TEMSAN Hidrolik Türbin Test Merkezi özellikle aksiyon (impuls) tipi hidrolik mikro türbinlerin fonksiyon ve model testleri için yapılmış ve ileride farklı tipte türbinlerin test edilebilmesi ve test merkezinin büyümesi düşünülerek projelendirilmiştir. Mevcut durumda yatay olarak konumlandırılmış asenkron generatör ile 500 kW güce kadar mikro türbinlerin fonksiyon ve pelton türbinlerin model testleri TEMSAN Türbin Test Merkezi’nde gerçekleştirilebilmektedir. Test Merkezinde 2 adet pompa hattı ile değişken debi ve düşülerde test yapma imkânı sağlanmaktadır. TÜRKIYE’NIN İLK YÜZER LNG DEPOLAMA GAZLAŞTIRMA ÜNITESI TERMINALI Türkiye’nin enerji arzı güvenliğine ciddi katkı sağlayacak olan FSRU Yüzer Sıvılaştırılmış Doğalgaz Depolama ve Yeniden Gazlaştırma Terminali, TEMSAN’ın mü-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

hendislik alanındaki liderliğiyle 8 ay gibi rekor bir sürede başarı ile devreye alınmıştır. Dörtyol iskelesindeki modifikasyon çalışmaları sürecinde, hem FSRU hem de LNG gemilerinin yanaşabilmesi için toplam 216 kazık kullanılarak gemilerin bağlanabilmesi için 10 adet bağlantı dolfeni, FSRU gemisinin yaslanabilmesi için 4 adet yaslanma dolfeni, doğal gaz iletim hattına bağlantıyı sağlayacak kol ve diğer ekipmanların yer alması için platform, gemi ile iletişimi sağlamak için kullanılacak e-house sisteminin yer aldığı dolfen ve ayrıca e-house, dolfenler ve platform arasındaki iletişimi ve ulaşımı sağlamak adına döşenen kedi yolları için gerekli yapı kurulmuştur. İnşa edilen platformun karaya uzaklığı 1820 metre olup, iskelenin en uzak noktası karaya yaklaşık 2200 metre uzaklıktadır. SF6 GAZLI 170 KV YÜKSEK GERILIM KESICISI 170 kV yüksek gerilim devre kesicilerine Türkiye pazarında yıllık ortalama 500 adet ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizde tasarımı ve imalatı gerçekleştirilemeyen yüksek gerilim kesicileri ile ilgili ön çalışmalar devam etmektedir. Hem yerli tasarım hem de yerli olarak üretilmesi konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. İlk prototip imalatlarının 2018 yılı içerisinde yapılması planlanmaktadır. Ürünün testlerden başarılı bir şekilde geçmesinin ardından seri üretime başlanacaktır. Ayrıca Yüksek Gerilim Kesicilerinin üretim sonrası testlerinin yapılacağı Yüksek Gerilim Laboratuvarı kurulumu için çalışmalar başlamıştır. AR-GE VE İNOVASYON MERKEZI Enerji ekipmanları konusunda ülkemizin ihtiyacı olan yerli ürünlerin tasarımlarının ve testlerinin gerçekleştirilebilmesi için


MAKALE

DOSYA TEMSAN bünyesinde Ar-Ge ve İnovasyon merkezi kurulması çalışmaları yapılmaktadır. Hâlihazırda, Ar-Ge Müdürlüğümüzce Pelton, Banki ve Francis Tip türbinlerin geliştirilmesi, hesaplama ve analiz çalışmaları, dizaynı, simülasyonu ve test işlemleri başarı ile devam etmektedir. (RESİM 3 VE 4) Bunun yanı sıra Kurumumuz bünyesinde yeniden yapılandırılmaya gidilerek yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi hususunda RES ve GES müdürlükleri kurulmuştur. Özellikle katma değerli ürünlerin üretilmesi noktasında sektörün önde gelen şirketleriyle teknoloji transferi anlaşmaları yapılmıştır. Fakat ülkemizde 3 MW ve üstü türbinler için sadece kule ve kanat inşası yapılabilmektedir. Dolayısıyla rüzgâr türbininin asıl değer üreten bölümü olan Nasel ve içerisindeki ekipmanın yüzde 100 yerli ve milli olarak üretilmesi amacıyla çalışmalarımız tüm hızıyla devam etmektedir. Aynı şekilde güneş enerjisi santrallerine yönelik faaliyetlerimiz de hız kazanmıştır. Yalnızca 2018 yılında Ankara’da özel bir firma tarafından kurulan hücre fabrikasının haricinde ülkemizde güneş enerji teknolojilerinin sadece panel bölümü üretilmektedir. Panel dışında “Wafer ve Cell” imalatı konusunda sektörde ciddi bir eksiklik gözükmektedir. Bu nedenle TEMSAN olarak “Wafer ve Cell” üretimini gerçekleştirmek üzere 100 MW kapasiteli bir fabrika kurma çalışmalarımız başlamıştır.

Müşteriye yapılan fizibilitenin uygulama ile olan tutarlılığı, ilk üretim maliyetinin düşürülmesi, garanti sürecinde ortaya çıkabilecek problemlerin sebep olacağı maliyetlerin bertaraf edilmesi, kalitenin yükselmesini sağladığı için test laboratuvarına sahip olmanın önemi büyüktür.

Resim 1

Test Hatlarına Ait Teknik Bilgiler I. Hat | Debi: 1600 m3/sa, Basınç: 10 bar, Pompa motor gücü 700 kW II. Hat | Debi: 550 m3/sa, Basınç: 22bar, Pompa motor gücü 500 kW

Türkiye’nin İlk Yüzer LNG Depolama

Gazlaştırma Ünitesi Terminali

İŞBIRLIKLERI Bir kamu kurumu olarak TEMSAN; yerli ve milli sanayinin gelişmesi, kalkınması ve bilgi birikiminin artması için sektöre öncülük etmektedir. Bu kapsamda yerli sanayiciler ile Uluslararası EPC işleri, rüzgâr ve biyogaz enerji santralleri imalatı, yerli buhar türbini ve yerli generatör imalatı ve enerji santralleri için mühendislik, işletme ve bakım-onarım işleriyle ilgili alanlarda işbirliği anlaşmaları yapmış, kümelenme çalışmalarına katılım gerçekleştirmiştir. Yüksek Gerilim Kesicisi, Yüksek Gerilim İzalatörü ve Trafo Şalt Merkezi üretimleri konusunda dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen şirketleriyle işbirlikleri yapılmıştır. OSTİM ile “Enerji Kümelenmesi”, “ASO ile Nükleer Çalışmalar Kümelenmesi” ve MÜSİAD ile “Enerji Kümelenmesi” çalışmaları hayata geçirilmiştir.

SF6 Gazlı 170 kV Yüksek gerilim kesicisi

-43-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

OĞUZ CAN YENILENEBILIR ENERJI GENEL MÜDÜRÜ

ENERJİ PİYASASININ DÖNÜŞÜMÜ: TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR KAPASITE, VERIMLILIK VE REKABETIN ARTIŞI SONUCU YATIRIM MALIYETLERININ HIZLI DÜŞÜŞÜ ILE 2015 YILINDAN BU YANA KÜRESEL YENILENEBILIR ENERJI YATIRIMLARI KONVANSIYONEL ENERJI YATIRIM TUTARLARINI GEÇMIŞTIR. 2017 YILI ISE YENILENEBILIR ENERJIDE ÖZELLIKLE RÜZGÂRDA PIYASA TAKAS FIYATININ ALTINDA DEĞERLERIN GÖRÜLDÜĞÜ BIR YIL OLDU. AYRICA YENILENEBILIR ENERJI YATIRIMLARI IÇINDE 2017 YILI ILK DEFA GÜNEŞ YATIRIMLARI RÜZGÂR YATIRIMLARI TUTARINI GEÇTIĞI YIL OLDU.

Ü

retim profili itibariyle “değişken yenilenebilir” olarak tanımlanan rüzgâr ve güneş seviyelendirilmiş elektrik maliyetleri hızla düşerken, batarya depolama yatırım maliyetlerindeki düşüş ise bir başka oyun değiştirici olarak güçlü sinyaller vermekte. 1990’lı yıllara kadar ülkelerin enerjide stratejik oyuncu olabilmesi ancak enerji kaynaklarına sahip olması ve rezervlerinin büyüklüğü ile mümkün idi. Diğer bir deyişle petrolünüz, doğalgazınız, kömürünüz varsa enerjide söz sahibi olabiliyordunuz. 2000’li yıllarda Çin, Hindistan gibi ülkeler tüketim hacmi ve dolayısı ile pazarlık gücünü kullanarak enerjide oyun kurucuları arasında yeni bir denge kurmaya başladı. Lojistik, LNG, petrol ve doğalgaz boru hatlarının stratejik önemi daha da arttı. Günümüzde ise; yenilenebilir enerjide yaşanan gelişmeler ile teknolojiniz varsa artık enerjide söz sahibi olmak mümkün olacak. Dünya elektrikleniyor, her iki anlamda da… Binalarda, sanayide, tarımda, ulaşımda enerji tüketimi, enerji tüketiminin içinde de elektriğin payı her geçen gün artıyor. Elektrik üretiminde yenilenebilir

-44-

enerji kaynaklarının payı belirleyici olmaya başladı. Dağıtık üretim, esnek talep yönetimi, üreten-tüketiciler (prosumer), büyük veri, yaklaşık sıfır enerjili binalar, şebeke yönetimi, elektrikli araçlar (vehicle-to-grid)… Yeni dönemde enerji piyasasının karşılık vermesi gereken gelişmelerden bazılarıdır. Enerji piyasası tasarımının yeniden yapıldığı hızlı, radikal değişikliklerin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Enerji arz güvenliğinden kaynaklanan riskleri azaltmak, enerjinin daha verimli üretilmesini ve kullanılmasını sağlamak amacı ile serbest piyasa şartlarının oluşturulması ve rekabete dayalı yatırım ortamının geliştirilmesi, enerji sektöründeki talep artışını karşılama önceliklerimizi içeren Milli Enerji ve Maden Politikamız çerçevesinde “daha çok yerli ve daha çok yenilenebilir” hedefini ortaya koyan ülkemiz, rüzgârda ve güneşte 10 yılda 10’ar GW kapasite artışı hedeflemektedir. Bu bağlamda Türkiye yenilenebilir potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek noktasında önemli adımlar atmaktadır. 2018 yılı Nisan sonu itibariyle yenilene-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE bilir enerji kaynaklarına dayalı kurulu gücümüz 40.000 MW’ı geçmiştir. Kurulu gücümüzün 27.501 MW’ını hidrolik kaynaklara dayalı üretim tesisleri, 6.615 MW’ını rüzgâr enerjisine dayalı üretim tesisleri, 4.274 MW’ını güneş enerjisine dayalı üretim tesisleri, 1.129 MW’ını jeotermal enerjiye dayalı üretim tesisleri ve 509 MW’ını biokütle enerjisine dayalı üretim tesisleri oluşturmaktadır. Yenilenebilir kaynaklara dayalı üretim tesislerinin toplam kurulu güce oranı yüzde 46,2 seviyelerine ulaşmış, elektrik üretimdeki payı ise yüzde 32,39 olarak gerçekleşmiştir. Üretim bazlı baktığımızda ise 2017 yılı içerisinde işletmeye giren elektrik üretim tesislerimizin yaklaşık yüzde 65’i yenilenebilir enerji kaynaklara dayalıdır. Diğer bir deyişle 2017 yılında işletmeye alınan her 100 MW’lık yatırımdan 65 MW’ı yenilenebilir kaynaklara aittir. 2017 yılında gerçekleşen 9 milyar ABD Doları tutarından enerji üretim santralleri yatırım tutarının yaklaşık 5,6 milyar ABD Dolarını yenilenebilir enerji yatırımları oluşturmuştur. Bu gelişmeler ile 2017 yılında yenilenebilir kapasite ilavesi itibariyle ülkemiz; güneş enerjisi alanında Avrupa’da birinci, rüzgâr enerjisi alanında ise

MILLI ENERJI VE MADEN POLITIKASININ “ARZ GÜVENLIĞI”, “ÖNGÖRÜLEBILIRLIK” YANI SIRA ÜÇÜNCÜ TEMEL SACAYAĞI OLAN “YERLILEŞTIRME” KAPSAMINDA; KAYNAĞI ITIBARIYLE YERLI OLAN YENILENEBILIR ENERJI YATIRIMLARIMIZI TEKNOLOJISI VE YATIRIMI ITIBARIYLE DE YERLILEŞTIRMEK VE MILLILEŞTIRMEK BIR DIĞER ÖNEMLI IHTIYACIMIZDIR. BU ANLAMDA YEKAYENILENEBILIR ENERJI KAYNAK ALANLARI MODELI ÖNEMLI BIR FIRSAT OLARAK GELIŞTIRILMIŞTIR.

DOSYA Avrupa’da dördüncü sıradadır. Ayrıca, jeotermal enerji kurulu güç itibariyle ülkemiz dünyada dördüncü sırada yer almaktadır. Milli Enerji ve Maden Politikasının “arz güvenliği”, “öngörülebilirlik” yanı sıra üçüncü temel sacayağı olan “yerlileştirme” kapsamında; kaynağı itibariyle yerli olan yenilenebilir enerji yatırımlarımızı teknolojisi ve yatırımı itibariyle de yerlileştirmek ve millileştirmek bir diğer önemli ihtiyacımızdır. Bu anlamda YEKA- Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları modeli önemli bir fırsat olarak geliştirilmiştir. Bu kapsamda 2017 yılında rüzgâr ve güneş enerjisine dayalı YEKA yarışmaları düzenlenmiş olup, yarışmalara dünyanın alanında en önde gelen firmaları ilgi göstermiştir. Güneş ve rüzgâr alanında yapılan bu yarışmalarda rekor fiyatlar elde edilmiş olup bu durum yerlileştirme, teknoloji transferi, istihdam, kaynakların etkin kullanımı yanında enerji maliyetlerinin düşürülmesine büyük katkılar sağlayacaktır. İlk YEKA yarışması Konya/Karapınar’da gerçekleştirilmiştir. Karapınar'da toplam 1000 MWe kapasiteli güneş enerjisine dayalı elektrik enerjisi üretim tesisi kurulacaktır. 21 ay sürede faaliyete geçirilmesi planlanan fabrikada imal edilecek fotovoltaik güneş modülleri ile yurtiçinde faaliyet gösteren üreticilerden temin edilecek yerli malı belgesine sahip yardımcı aksamlar kullanılarak tesis edilecek güneş elektrik santralinde yıllık yaklaşık 1,7 milyar kWh elektrik enerjisi üretilerek yaklaşık 600 bin adet evin yıllık elektrik ihtiyacı karşılanıyor olacaktır. Fabrikada entegre olarak; kütük, dilim, hücre ve panel aşamalarını içerecek şekilde üretilecek FV güneş modüllerinin toplam yerli katkı oranı ilk 500 MWp üretimi için en az yüzde 60 ve ikinci 500 MWp üretim için en az yüzde 70 olacaktır. Kasım 2017’de modül üretim fabrika temel atma töreni gerçekleştirilmiş, 2019 yılı ilk çeyrek itibariyle üretime başlayacaktır. PERC teknolojisine dayalı ve verimliliği yüzde 21’in üzerinde olan monokristal hücreler üretilecek ve bu hücreler kullanılarak 60-72 hücreye sahip güneş modülleri üretilecektir. Yarışma neticesinde fabrika, Ar-Ge merkezi ve GES’lerin tamamı için yaklaşık 1,4 milyar ABD Doları bir yatırım gerçekleştirilmiş olacaktır. YEKA çalışmalarında ikinci uygulaması rüzgâr enerjisi alanında (YEKA-RES) yapılmıştır. Bu çerçevede yarışmayı kazanan tarafından yerlilik oranı asgari yüzde 65

-45-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

olacak şekilde rüzgâr türbini üretimi yapılacak bir fabrika kurulacaktır. YEKA-RES-1 kapsamında kurulacak olan santrallerin işletmeye girmesiyle birlikte her yıl yaklaşık 3,5 milyar kWh elektrik enerjisi üretilecek ve her yıl yaklaşık 1,2 milyon adet evin yıllık elektrik ihtiyacı karşılanıyor olacaktır. Yarışma neticesinde fabrika, Ar-Ge merkezi ve RES’lerin tamamı için yaklaşık 1,2 milyar ABD Doları bir yatırım gerçekleştirilmiş olacaktır. YEKA’lar ile malzeme (kompozit, cam, plastik, metal, beton, bakır, alüminyum vb.), üretim teknikleri (kütük, dilimleme, malzeme kaplama vb.), imalat (talaşlı, talaşsız, dövme, enjeksiyon vb.), lojistik, kalite kontrol ve tedarik zinciri yönetiminde sektörün gelişimine katkılar sağlayacaktır. Her iki YEKA yarışması kapsamında Ar-Ge merkezleri kurulacak ve 10 yıl boyunca rüzgâr ve güneş enerjisi teknolojileri konusunda katma değeri yüksek çıktıların elde edileceği Ar-Ge faaliyetleri yürütülecektir. Fabrika ve Ar-Ge Merkezinde; fabrikanın kurulum ve işletilmesinde mavi ve beyaz yaka ayrı ayrı olmak üzere en az yüzde 90 ve Ar-Ge faaliyetlerinde en az yüzde 80 yerli istihdamın sağlanacaktır. Yarı iletken, çip teknolojisi üretim teknikleri, enerji depolama sistemleri, kaplamalı iletken cam, koruyucu kaplama malzemesi üretimi, rotor kanat tasarımı, jeneratör tasarımı, türbin kulesi taşıma kapasitesi artırma, kontrol yazılımları, yenilikçi dişli kutusu, akıllı şebekeler için emülatör geliştirilmesi gibi alanlarda Ar-Ge çalışmaları yürütülecektir. Diğer yandan, binalarda çatı ve cephe yenilenebilir uygulamalarının önünü açacak bir dizi çalışmalar da devam etmektedir. 10 KW ve altı kapasite için usul ve esasları yayımlanmış olup, vergilendirme muafiyeti sağlanmıştır. İzin süreçlerinin yalınlaştırılması ve mahsuplaşmaya dair düzenlemeler ile çatı pazarı temel gelişim senaryosunda 1800 MW, orta-ileri gelişim senaryosunda 4000 MW, ileri gelişim senaryosunda 7500 MW kurulum öngörülmektedir. Bir başka elektrik piyasasını derinden etkileyecek gelişme ise; elektrikli araçların ve şarj istasyonlarının yaygınlaşması olacaktır. Uluslararası Enerji ajansının öngörüsü 2040 yılına kadar dünya genelinde 300 milyon elektrikli araca ulaşılacağı yönünde. Ülkemiz için bu beklenti uyarlandığında 4 ila 6 milyon adet elektrikli aracın piyasada yerini alacağı söylenebilir. Bu bağlamda şarj istasyonu sayısı ise 15-

-46-

20 bin adetlere çıkacağı değerlendirilmektedir. Bu gelişmeler ile şebeke bağlantılı üretim tesisi sayısının binler mertebesinden, yüz binler mertebesine doğru hızla gelişeceği öngörülmektedir. Şebeke yönetimi esnekliğinin sağlanması, talep tarafı yönetimi, sistem frekansı regülasyonu, oturan sistemin toparlanması (black start), yedek kapasite (spinning), gerilim kontrolü gibi hususlar artık çok daha önemli hale gelmektedir. Ülkemiz, enerji ve doğal kaynaklarını verimli ve çevreye duyarlı şekilde değerlendirerek ülke refahına en yüksek katkıyı sağlama misyonu, enerji ve doğal kaynaklarda güvenli bir gelecek vizyonu ile enerjinin üretiminden nihai tüketimine kadar bütün süreçlerde verimliliğin artırılmasını hedeflemektedir. Türkiye’nin 2002-2015 yılları arasında yürütülen faaliyetlere rağmen enerji yoğunluğu gelişmiş ülkelere göre görece daha yüksektir. 2015 yılı Türkiye’nin birincil enerji yoğunluğu 2010 yılı dolar fiyatla-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

DOSYA rıyla 1000 Dolar başına 0,12 TEP’dir. Bu rakam dünya ortalaması olan 0,18 değerinden düşük olmakla beraber OECD ortalaması olan 0,11 değerine göre yüksektir. Almanya’nın 0,08, İtalya’nın 0,07 olduğu Avrupa Birliği 28 üye ülke ortalaması 0,09’dur.Ülkemizin daha az enerji tüketerek daha yüksek katma değer sağlaması noktasında enerji verimliliğini artırması gerekmektedir. Bu amaçla hazırlanan 2017-2023 yılları arası uygulanacak eylemleri kapsayan Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı; bina ve hizmetler, enerji, ulaştırma, sanayi ve teknoloji, tarım ve yatay konular olmak üzere toplam 6 kategoride 55 eylem ile 2023 yılı sonuna kadar Türkiye’nin birincil enerji tüketiminde yüzde 14 azaltım, 23,9 MTEP tasarruf sağlayacaktır. Uygulanacak eylemler çerçevesinde 10,9 milyar ABD Doları yatırım yapılması ve 2033 yılına kadar toplamda 30,2 milyar ABD Doları doğrudan tasarrufun sağlanması öngörülmektedir. Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında; enerji üretim, iletim, dağıtım ve talep tarafı verimliliği, yerinde üretim seçenekleri, sanayide enerji verimliliği, akıllı şehir ve akıllı şebekelerin enerji verimliliği açısından konumlandırılması, binalarda enerji verimliliği, sürdürülebilir yeşil binalar ve alanlar, yaklaşık sıfır enerjili binalar, enerji verimli araç, taşıt ve ekipmanların kullanımı, bütünleşik ulaşım, yük ve yolcu taşımada verimlilik, atık ısı ve alternatif yakıtların değerlendirilmesi, atık yönetimi, aydınlatma, enerji yönetim sistemleri, enerji etütleri, kimlik belgeleri ve etiketleme, tarım araçlarında ve sulamada enerji verimliliği, bilinçlendirme, eğitim, farkındalık, enerji verimliliği ve çevre duyarlı tasarım gibi başlıklar çalışılmaktadır. Bu gelişmeler ve perspektif çerçevesinde tüketilen yenilenebilir elektriğin izlenebilirliğini sağlamak, sürdürülebilirlik çabalarının daha ölçülebilir ve kıyaslanabilir kılmak üzere “yeşil sertifika”; sağlanan enerji verimliliğinin azaltım miktarının doğrulandığı ve geçerlendiği “beyaz sertifika” mekanizmaları geliştirilecektir. Enerji piyasasının dönüşümünde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği: enerjide arz güvenliği ve dışa bağımlılığın azaltılması, sürdürülebilir ve düşük karbonlu gelişme, yenilikçi süreçler ile yerli ve yeni teknolojilere geçişin sağlanması, istihdamın artırılması, enerji yoğunluğunun azaltılması ve rekabetçilik açılarından önemli fırsatlar sunmaktadır.


Bilgiye Emek Veriyoruz‌

Bilinmeyen numaralar servisiniz


MİLLİ ENERJİ

NIHAT ISMUK TEDAŞ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

ENERJİDE AVRUPA SERÜVENİ

T

ürkiye’nin yakın coğrafyasındaki en büyük senkron şebeke bloğu; aynı zamanda dünyadaki en büyük senkron sistemlerden biri olan, Avrupa Elektrik İletimi Koordinasyonu Birliğidir. (ENTSO-E, European Network of Transmission System Operators for Electricity) ENTSO-E çatısı altında; 36 Avrupa ülkesinden 43 İletim Sistemi İşletmecisi yer almaktadır. ENTSO-E üyesi ülkeler Şekil 1’de gösterilmektedir. Toplam 470.000 km’nin üzerinde Yüksek Gerilim (YG) hatlarından oluşan, 1.200 GW kurulu güçteki bu sistem; 600 milyondan fazla tüketicinin yıllık 3.600 TWh seviyesindeki elektrik enerji talebini karşılamaktadır. ENTSO-E tarafından sağlanan koordinasyon, üye sistemler arasında yılda yaklaşık 460 TWh alışveriş yapılabilmesine olanak sağlamaktadır. Birliğin ortak amacı arz öncelikli enterkonnekte elektrik sisteminin güvenli işletilmesini ve tüm katılımcıların piyasaya erişimini garanti altına alacak teknik/idari koşulları sağlamaktır. TEİAŞ’IN ENTSO-E SERÜVENINDE KILOMETRE TAŞLARI Türkiye elektrik sisteminin Avrupa iletim sistemine senkron paralel bağlantısı; 1975 yılından beri ülkemizin öncelikli hedefleri arasına girmiştir. Avrupa ülkelerinin

-48-

elektrik şebekelerinin enterkoneksiyon hatları tesis edilerek senkron/paralel çalıştırılmalarıyla edindiği önemli arz güvenliği kazanımları Türkiye içinde bir fırsat yaratmıştır. TEİAŞ-Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 2000’li yıllardan itibaren “yüksek kaliteli tasarım ve işletme standartları” hedefli çalışmalarını hızlandırarak; Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan sistemlerinin enterkoneksiyonu konusunda önemli çalışmalar yapmıştır. 2005-2009 yıllarında Türkiye elektrik sisteminin Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden değişik alternatiflerle ENTSO-E sistemine bağlantısı ile ilgili tamamlayıcı analizler, iyileştirme çalışmaları yapılmıştır. Avrupa Komisyonu TEN (TransEuropean Networks) programı kapsamında finanse edilen söz konusu çalışmalar Balkan Bölgesindeki; PPC (Public Power Corporation-Yunanistan), NEK (Natsionalna Elektricheska Kompania-Bulgaristan), EKC (Electricity Coordinating Center-Yugoslavya) TEİAŞ (Türkiye Elektrik İletim A.Ş.-Türkiye) elektrik iletim kuruluşlarınca oluşturulan çalışma grubu tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonuçları; Türkiye elekt-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE

DOSYA

ŞEKİL 1 | ENTSO-E üyesi ülkeler

rik sisteminin Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden ENTSO-E sistemine bağlantısının mümkün ve uygulanabilir olduğunu göstermiştir. Yapılan fizibilite çalışması sonuçları Türkiye elektrik sisteminin ENTSO-E sistemine entegrasyonu hedefi doğrultusunda, 18 Aralık 2009 tarihinde ENTSO-E ve TEİAŞ arasında sözleşme imzalandı. Sözleşmenin ardından Ocak-Nisan 2010 arasında Türkiye şebekesinde minimum/maksimum yükte yapılan izole işletme testlerinin başarıyla tamamlanmasıyla, süreç önemli bir ivme kazandı. Türkiye elektrik sisteminin ENTSO-E sistemine senkron/paralel bağlantısının olumlu/olumsuz bütün olasılıkları incelenmek üzere; “ENTSO-E Türkiye Alt Çalışma Grubu" kurulmuştur. ENTSO-E Yönlendirme Komitesi; Türkiye elektrik sisteminin Avrupa sistemine bağlantısı için yapılmış olan tüm analizleri incelemek ve yapılması gerekenleri belirlemek üzere ENTSO-E Türkiye Alt Çalışma Grubunu görevlendirilmiştir. ENTSO-E Türkiye Alt Çalışma Grubu; öncelikle yapılmış ve yapılması gereken; teknik, hukuki ve idari çalışma-

-49-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

DOSYA TEİAŞ arasında senkron paralel işletmenin teknik, idari ve hukuki çerçevesini çizen 10 yıl süreli Uzun Dönem Anlaşma (Long Term Agreement-LTA) imzalandı. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), 14 Ocak 2016 tarihinde ENTSO-E ile imzaladığı 3 yıl süreli Gözlemci Üyelik Anlaşması (Observer Membership Agreement) ile Avrupa elektrik sisteminin gözlemci üyesi olarak kalite ve arz güvenliği yolculuğunda önemli kazanımlar edinmiştir.

TÜRKIYE ELEKTRIK İLETIM A.Ş. (TEİAŞ), 14 OCAK 2016 TARIHINDE ENTSO-E ILE IMZALADIĞI 3 YIL SÜRELI GÖZLEMCI ÜYELIK ANLAŞMASI (OBSERVER MEMBERSHIP AGREEMENT) ILE AVRUPA ELEKTRIK SISTEMININ GÖZLEMCI ÜYESI OLARAK KALITE VE ARZ GÜVENLIĞI YOLCULUĞUNDA ÖNEMLI KAZANIMLAR EDINMIŞTIR. lardan oluşan bir rapor hazırlamıştır. Raporlama süreci sonunda 18 Eylül 2010’da Türkiye elektrik sistemi, ENTSO-E CESA (Continental Europe Synchronous Area) Avrupa Kıtası 400 kV Senkron şebekesine Yunanistan ve Bulgaristan hatları üzerinden test amaçlı bağlanmıştır. Senkronizasyonun ardından Eylül 2010-Haziran 2011 arasında yapılan test amaçlı işletme

-50-

çalışmalarının başarıyla gerçekleşmesinin ardından Avrupa-Türkiye enterkoneksiyonları devreye girdi. Süreç içinde yapılan düzenlemeler ve geliştirmeler neticesinde Aralık 2014 tarihi itibariyle ENTSO-E CESA ile Türkiye elektrik sistemi arasındaki senkron paralel bağlantı kalıcı hale getirilerek, 15 Nisan 2015 tarihinde, Brüksel’de, ENTSO-E üyeleri ve

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ENTSO-E TEİAŞ KAZANIMLARI • TEİAŞ ve ENTSO-CESA İletim Sistemi İşleticilerinin kendi senkron işletmeleri çerçevesinde Kıta Avrupası Senkron Bölgesinin (Türkiye dahil) işletme güvenliği artırılmıştır. • TEİAŞ’ın ENTSO-E CESA’da mevcut Sistem İşletmesi, Sistem Geliştirme, Ar-Ge ve Piyasa konu başlıklarında çalışmalar yürüten 13 farklı organında (Çalışma Grubu, Bölgesel Grubu, Alt Grup vb.), temsilci bulundurma imkânı kazanmıştır. • TEİAŞ, yıllarca süren zorlu bir süreç ve emek alan bir çalışma sonucunda ENTSO-E’nin bir parçası olabilmiştir. Bu süre zarfında sürekli olarak hizmet kalitesini yükselterek “Enerji iletiminde” Avrupa birliği standartlarını yakalayabilmiştir. • ENTSO-E’den üyeliği ile Türkiye’deki herhangi bir şebeke noktası ile Avrupa’daki herhangi bir noktadaki frekanslar aynı stabil değere gelmiştir. Frekans sapmalarının ortadan kalkmasıyla; elektrik teçhizatlarının (Generatör, Motor vb.) bakım ihtiyaçları azalırken ömürleri artmıştır. • ENTSO-E üyeliği ile; 800-900 MW aralığında tutulması gereken primer frekans rezervi 250 MW’a düşürülmüştür. • ENTSO-E sınırındaki kapasite tahsisinden elde edilen TCAT-TEİAŞ Capacity Auction Tool platformu elektrik ticareti ile yılda 10 Milyon € gelir elde edilmektedir: ENTSO-E Avrupa Kazanımları • Türkiye’nin sağladığı ve Avrupa kullanımına sunulan 250 MW primer rezerv sayesinde Avrupa 250 MW daha az primer rezerv tutabilmektedir. Kazan-kazan ilkesi ile yürütülen ENTSO-E, TEİAŞ işbirliği; Avrupa şebekesi ve Türkiye şebekesi arz güvenliğine katkı vermeye devam etmektedir.


MİLLİ ENERJİ

DR. İZZET ALAGÖZ ELEKTRIK ELEKTRONIK YÜKSEK MÜHENDISI DÜNYA ENERJI KONSEYI TÜRK MILLI KOMITESI GENEL SEKRETERI

TÜRKIYE ENERJI POLITIKALARI VE MILLI MÜHENDISLIK ETKIMIZ ‘Dün dünde kaldı cancağızım Artık yeni şeyler söylemek lazım’

M

evlana’nın dizeleri entelektüel hayat için geçerli olmakla beraber, konu enerji olunca da anlamlılığını kaybetmiyor. Kadim dünya sorunu olan enerji hala en önemli güç göstergesi. Uğruna savaşların yapıldığı, insanların çılgınca enerji kaynaklarına erişmeye çalıştığı bir çağ daha yaşıyoruz. Dünya lideri olma iddiasında bir ülke için enerjide etken bir oyuncu olmaktan başka bir rol düşünülemez. O halde akla birkaç önemli soru geliyor; • Peki bugün dünya ülkeleri enerji konusunda neleri dert ediniyor ve gündemleri nedir? • Enerjiye erişim, enerji kullanımı ve enerji verimliliği ne boyuttadır? • Türkiye’nin enerji konusunda darboğazları nedir? • Türk mühendisliğinin enerji dünyasındaki yeri ve önemi nedir? Bu ve benzeri soruları arttırmak mümkün. O halde gelin dünya ve Türkiye enerji görünümünü biraz yakından inceleyelim. Avrupa Birliği’nin Tek Bir Enerji Piyasası Vizyonu Avrupa Birliği’nin tek bir enerji piyasası vizyonu, aynı gün teslim edilecek olan elektrik için ortak bir pazar başlata-

-52-

rak, hedefe bir adım daha yaklaşacak. Rakip borsalar ve şebeke operatörleri arasında yakın iş birliği gerektiren proje, Letonya’dan Almanya ve Portekiz’e kadar uzanan 14 ulusal pazarı birbirine bağlayacak. Diğer birçok Avrupa ülkesinin de önümüzdeki yaz ayında katılması planlanıyor. Piyasalar, gerekli uluslararası iletim kapasitesi olduğu sürece, adeta aynı ülke içerisinde elektrik ticareti yapan tek bir bölge olarak ele alınacaktır. Şebekelerin kullanımını daha iyi yönetebilmek için gün içi piyasaların birbirine bağlanması bir sonraki adım olarak tasarlanacaktır. Böylece, kuzey Almanya’da rüzgârlı bir günde elektrik tribününden üretilen elektrik Fransa’da bir hastane tarafından kullanılabilecektir. 18 Haziran 2018 Bloomberg Türkiye ise verimliliğini arttırmış ve dolayısıyla maliyetini azaltmış bir Avrupa karşısında rekabet gücünü arttırıcı önlemler almak durumundadır. Yerli sanayi üretim avantajını elde etmek/kaybetmemek için maliyet azaltıcı ve şebeke arz güvenliğini arttırıcı tedbirler birinci öncelikli politikamız olmalıdır. Pekâlâ, sadece elektrik üretim ve iletim alanında konuşacak olursak bile primer kaynaklara erişim ve şebeke güvenliği noktasında alınacak çok mesafeler bulunmaktadır. Şebeke güvenliği kesinlikle ayrı

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

bir başlık altında incelenmeği hak ediyor ancak biz bu yazıda sadece en önemli maddeyi vurgulayarak yeniden üretim konusuna dönmekle yetineceğiz. Hiçbir güvenlik problem ithal çözümlerle nihayete eremez. Kesinlikle yerli mühendislik kullanılmalı; donanım olmasa bile yerli yazılım geliştirilerek milli bir skada sistemi kurulmalı. Enerji bakanlığı bünyesinde tamamen yerli bir güvenlik takımı oluşturulmalı ve şebeke siber saldırılara karşı yerli ve milli bir savunma mekanizmasını oluşturmalıdır. Evinizin dış kapı kilidini ev dışında insanlara vermediğimiz gibi kendi şebekemizin güvenlik sistemini de dışarıya vermemeliyiz. Elektrik üretiminde çeşitliliği arttırmamız gerekli. Kaynak çeşitliliğine gidebildiğimiz ölçüde dışa bağımlılık bariyerimiz aşağıya düşecektir. Bu arada tüm dünyadaki trendi görmemezlikten de gelemeyiz. Daha ucuz yeni teknolojilerin gelişmesi, küresel ısınmayla mücadelede, yenilenebilir enerji kaynakları arasında rekabeti artırıyor. Bu gelişmelerin olabileceği, on yıl önce, yani rüzgâr ve güneş enerjisinin bugünden çok daha pahalı olduğu zamanlar tahmin edilemezdi. Fakat geçtiğimiz on yılda yenilenebilir enerji kaynaklarındaki yatırım artışı, yeni enerji teknolojilerindeki düşen maliyetlerle birleşince küresel enerji üretiminde güçlü bir değişim meydana getirdi. Bu değişimin nedenlerinden biri de, 2015 yılında imzalanan ve 170’ten fazla ülkenin emisyonlarını azaltmaya karar verdiği


MAKALE BİRİNCİL ENERJİ KAYNAĞI

ELEKTRİK ÜRETİMİ (GWh)

TERMİK

67,63

HİDROLİK

67.268

24,6

RÜZGAR

15.492

5,67

4.767

1,74

GÜNEŞ GENEL TOPLAM

Paris İklim Anlaşmasıydı. Son beş yılda, karbon emisyonlarını azaltmak için yapılan ilerlemenin büyük bir kısmı, fiyatların düşmesine neden olan rüzgâr ve güneş enerjisinin büyümesinden kaynaklandı. Temiz enerjiye yapılan küresel yatırım, geçtiğimiz on yıl boyunca arttı ve 2015’te rekor kırdı. Uzun vadeli trendin karbonsuzlaşma eğiliminde olduğu söyleniyor.

TOPLAM ÜRETİM İÇİNDEKİ PAYI (%)

184.889

JEOTERMAL

DOSYA

972

0,36

273.387

100

AB müzakerecileri, enerji üretiminde yenilenebilir kaynakların payını 2030 yılına kadar yüzde 32’ye çıkarma kararı aldı. Reuters

ELEKTRİK KURULU GÜÇ GELİŞİMİ 90.000 80.000 70.000

5

4.7

60.000 W/yıl

50.000 40.000 30.000 1.000 MW/yıl 20.000

/yıl

500 MW

750

1.500 M

yıl

MW/

10.000 0 1990 1991 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 2015 2016

MW

l

/yı

W 0M

DOĞAL GAZ

HİDROLİK

KÖMÜR

YENİLENEBİLİR

2002 YILI KAYNAK

DOĞAL GAZ

DİĞER

2016 YILI (İLK ÜÇ AY)

KURULU PAYI ÜRETİM ÜRETİM GÜÇ (%) (TWh) PAYI (MW) (%)

KAYNAK

KURULU PAYI ÜRETİM ÜRETİM GÜÇ (%) (TWh) PAYI (MW) (%)

9.702

31

52.5

41

DOĞAL GAZ

26.138

33

99.2

38

12.241

38

33.7

26

HİDROLİK

26.306

34

67,1

26

YERLİ KÖMÜR

6.959

22

28.0

22

YERLİ KÖMÜR

10.316

13

36.2

14

İTHAL KÖMÜR

480

1

4.1

3

İTHAL KÖMÜR

7.480

10

40

15

YENİLENEBİLİR

33.0

0

0.2

0

YENİLENEBİLİR

7.064

9

17

6

2.761

8

10.9

8

DİĞER

799

1

2.3

1

32.176 100

129.4

100

78.103 100

261.8

100

HİDROLİK

DİĞER TOPLAM

TOPLAM

Hiçbir güvenlik problem ithal çözümlerle nihayete eremez. Kesinlikle yerli mühendislik kullanılmalı; donanım olmasa bile yerli yazılım geliştirilerek milli bir skada sistemi kurulmalı. Enerji bakanlığı bünyesinde tamamen yerli bir güvenlik takımı oluşturulmalı ve şebeke siber saldırılara karşı yerli ve milli bir savunma mekanizmasını oluşturmalıdır. Son yıllarda doğal gaza olan bağımlılık gözle görülür bir şekilde azaltılmış ve yenilenebilir enerji kaynakları devreye sokulmuştur. Enerji Bakanlığının dünyaya örnek olmuş bir kaynak geliştirme modeli olan YE-KA’lar devreye girmek üzeredir. Cidden büyük bir başarı örneği olan bu ihaleler yerli üretimi şart koşmuş ve güneş ile rüzgâr üretiminde Türkiye’yi teknoloji üreten ülkeler arasına sokmuştur. Bu projelerin devreye girmesiyle beraber üretim payı yüzde 12’ler seviyesine çıkacaktır.

Türkiye’de de yapılan 2023 yılı hedeflerinde hidrolik hariç yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen enerji yüzdelerimizin toplamda 24 civarında olması öngörülmektedir. Bu neredeyse tüm ülke tüketiminin ¼ kadarının yenilenebilir kaynaklardan sağlanması demektir. Her ne kadar primer enerjide dışarıya bağımlılığımızı azaltan bir tablo olsa da yerli teknoloji geliştirmediğimiz taktirde teknolojik bağımlılığımız bizi darboğaza sürükleyecektir. Türkiye konvansiyonel enerji üretim teknolojilerinde treni kaçırmış gibi görünmektedir, bu kısmen doğrudur. Ancak değişen dünya dinamikleri önümüze yeni fırsatlar çıkarmaktadır. Yenilenebilir teknolojiler için henüz vakit geçmemiş aksine dinamikler bize tam zamanı olduğunu söylemektedir. 2016 yılı sonu itibarıyla termik santrallerden ürettiğimiz elektrik enerjisinin toplam elektrik enerjisi üretimi içindeki oranı yüzde 67,6’dır. Bu oran içerisinde ilk sırayı yüzde 33,74’lik payı ile kömür kaynaklı santraller alırken onu yüzde 32,1’lik orana sahip doğal gaz + LNG kaynaklı santraller takip etmekte, termik santralleri ise yüzde 24,6’lık pay ile hidrolik santraller takip etmektedir. Görüldüğü gibi son yıllarda doğal gaza olan bağımlılık gözle görülür bir şekilde azaltılmış ve yenilenebilir enerji kaynakları devreye sokulmuştur. Enerji Bakanlığının dünyaya örnek olmuş bir kaynak geliştirme modeli olan YE-KA’lar devreye girmek üzeredir. Cidden büyük bir başarı örneği olan bu ihaleler yerli üretimi şart koşmuş ve güneş ile rüzgâr üretiminde Türkiye’yi teknoloji üreten ülkeler arasına sokmuştur. Bu projelerin devreye girmesiyle beraber üretim payı yüzde 12’ler seviyesine çıkacaktır. Henüz ilan edilen Off-Shore YE-KA ise hak ettiği heyecanı piyasalara getirmiştir. Bu politikaların şu ana kadar ki başarılı gidişatı devam ettirmesi beklenmektedir. Ülkemiz belirlediği hedeflere doğru emin adımlarla ilerlemektedir. Yazımızın en önemli vurgusu olduğuna inandığım yerli ve milli teknoloji üretim takımlarının oluşturulması ve teknoloji transferi ve geliştirilmesi yoluyla teknolojik üstünlüğün avantajının ıskalanmaması gerekmektedir. Enerjide de dünya lideri olma dua ve temennisiyle! Vesselam…

-53-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

AHMET SAIT AKBOĞA ÇEDAŞ GENEL MÜDÜRÜ

ENERJI SEKTÖRÜNDE ENDÜSTRI 4.0 ENDÜSTRI 4.0 HER NE KADAR SANAYI IÇIN KULLANILAN BIR TERIM OLSA DA ÖNÜMÜZDEKI DÖNEMLERDE INSANLARIN YAŞAM ALANINA ENERJI 4.0 DÖNÜŞÜMÜYLE DAHA DA ETKI EDECEK BIR DEVRIME DOĞRU YOL ALACAK. NESNELERIN INTERNETI ÜZERINDEN ÇALIŞAN BIR SISTEM OLARAK DA ADLANDIRILAN ENDÜSTRI 4.0, HAYATININ HER ALANINDA INTERNETI KULLANAN INSANLARIN GÜNÜMÜZDE KULLANDIĞI AKILLI UYGULAMALAR ILE (UZAKTAN KONTROL EDILEN EVLER, ARAÇ VE AKILLI SINYALIZASYONLAR VS.) ENERJI 4.0’I DAHA DA YAYGINLAŞTIRACAK.

E

ndüstri 4.0 ya da 4. Sanayi Devrimi terimi ilk olarak 2011 yılında Almanya Hannover Fuarı'nda kullanılan; temel olarak bilişim teknolojileri ile endüstriyi bir araya getirmeyi hedefleyen, belli bir süre sonra ise hayatımızın ortasına yerleşecek yeni bir dönemin adı. Endüstri 4.0 sürecinde sıkça siber fiziksel sistemler, nesnelerin interneti, akıllı fabrika, akıllı ürün, büyük veri, bulut ve M2M gibi terimlerin kullanıldığını görüyoruz. Bugün; yaşama, çalışma ve birbirimizle ilişki kurma biçimimizi temelden değiştiren bir devrimin başlangıcında olduğumuzu rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu yeni dönemde enerji endüstrisi de sürecin ayrılmaz bir parçası konumunda. Bunun nedenlerini ise, fiziksel enerji dünyasındaki hızlı değişim (linyit, sert kömür, yağ ve gaz gibi kaynakların kullanımının giderek azalması, yeni iletim ve dağıtım şebekeleri, depolama), ticari dünyadaki gelişim (ayrıştırma, ticaret, piyasadaki yeni firma, yeni ürünler) ve verilerin akışı ile bu unsurlara benzer faaliyetler toplamının tamamı olarak sıralayabiliriz.

-54-

ENERJİ SİBER FİZİKSEL BİR SİSTEM HALİNE GELMEKTE Bu süreçte Enerji 4.0 için en önemli bileşen siber-fiziksel sistemler olarak öne çıkıyor. Siber fiziksel sistemler, fiziksel bileşenlerden oluşan ve bilgisayar tabanlı algoritmalardan tarafından kontrol edilen ve izlenen sistemler olarak özetlemek mümkün. Enerji endüstrisi, sanayi devrimi ile büyük ve kompleks bir siber fiziksel sistem haline gelmekte. Enerji sektöründeki bu gelişmeler ise Endüstri 4.0’ı oldukça olumlu yönde etkiliyor. Bakıldığında enerji sektörüne ilişkin piyasa yapısında aktif rol alan üretim, iletim, dağıtım, perakende satış, ticaret ve tüketim alanlarındaki gelişmeler sensör tabanlı haberleşilebilir otonom sistemler günden güne artarak gelişmekte ve Endüstri 4.0’ı desteklemekte. Bunun dışında; kritik teknolojik haberleşme ile ilintili araçlarından olan bulut bilişim, büyük veri, IT ve veri güvenliği, akıllı birimler, IoT(nesnelerin interneti) dış kaynak kullanımı, standartlaştırma ve veri koruma Enerji 4.0’ın odağında yer alıyor. Endüstri 4.0 her ne kadar sanayi için kul-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE lanılan bir terim olsa da önümüzdeki dönemlerde insanların yaşam alanına Enerji 4.0 dönüşümüyle daha da etki edecek bir devrime doğru yol alacak. Nesnelerin interneti üzerinden çalışan bir sistem olarak da adlandırılan Endüstri 4.0, hayatının her alanında interneti kullanan insanların günümüzde kullandığı akıllı uygulamalar ile (uzaktan kontrol edilen evler, araç ve akıllı sinyalizasyonlar vs.) Enerji 4.0’ı daha da yaygınlaştıracak. Ayrıca günümüzde elektrik dağıtım sektöründe kullanılan ve uygulamaya alınan ‘akıllı şebekeler’ olarak adlandırılan sistemler Enerji 4.0’ın yansımaları olarak karşımıza çıkmakta. Dağıtım şirketlerine yönelik III. Uygulama Dönemi Akıllı Şebekeler için düşünülün bütçeye bakıldığında, tasarım ve planlama için 123 milyon TL, Ar-Ge/pilot uygulamalara 229 milyon TL, uygulama projelerine yönelik 835 milyon TL bütçenin ayrılacağı, hele hele IV. Uygulama Dönemi için 3,9 Milyar TL gibi rakamların konuşuluyor olması bizim tabirimizle Enerji 4.0’ın önemini ve değerini oldukça iyi bir şekilde vurgulamakta. Öte yandan, düzenleyici kurumların mevzuatları, iş yapış şekilleri ve akıllı şebekelerin uygulama stratejilerinin belirlenmesi Enerji

ÇAMLIBEL ELEKTRIK DAĞITIM A.Ş. (ÇEDAŞ) OLARAK DAĞITIM ŞEBEKELERIMIZE ENTEGRE ETTIĞIMIZ VE AKILLI ŞEBEKELER OLARAK ADLANDIRILAN TEKNOLOJILER ILE ‘ENERJI 4.0’I KULLANIYORUZ’ DIYEBILIRIZ. ŞIRKETIMIZ BÜNYESINDE HAYATA GEÇIRILEN 13,2 MILYON DOLARLIK ENTEGRE BILIŞIM SISTEMLERI (EBS) YATIRIMI VE BU YATIRIMIN BILEŞENLERI OLAN SCADA (UZAKTAN KONTROL VE KUMANDA), DMS (DAĞITIM YÖNETIM SISTEMI), OMS (KESINTI YÖNETIM SISTEMI), CC&B (MÜŞTERI İLIŞKILERI VE FATURALANDIRMA YÖNETIMI), WFM (SAHA İŞ GÜCÜ YÖNETIM SISTEMI) VE CBS (COĞRAFI BILGI SISTEMI) GEREK IŞ AKIŞININ HIZLANMASI GEREKSE HIZMET KALITESININ ARTIRILMASI NOKTASINDAN BÜYÜK BIR KOLAYLIK SAĞLIYOR.

DOSYA

Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ) olarak dağıtım şebekelerimize entegre ettiğimiz ve akıllı şebekeler olarak adlandırılan teknolojiler ile ‘Enerji 4.0’ı kullanıyoruz’ diyebiliriz.

4.0 üzerinde doğrudan etki oluşturmakta. Düzenleyici kurumlar tarafından son yıllarda bu konuya gerekli hassasiyet gösterilmiş ve teşvik edici mevzuat düzenlemeleri ile destek sağlanmış durumda. Bu desteklere tepki veren enerji sektörü; veri yönetimi, karbon ayak izinin azaltılması, enerji depolama, elektrikli araçlar, reaktif enerji yönetimi, çatı/bina tipi güneşle enerji üretimi, akıllı sayaçlar, enerji verimliliği, imar mevzuatı ve Ar-Ge gibi alanlarda bir hayli yol almış olup, bu konulara ilişkin mevcut durum değerlendirmesi yaparak vizyon ve strateji belirleme yönünde projelerini oluşturarak birçoğunu hayata geçirmiş durumda. ÇEDAŞ ENERJİ 4.0’I KULLANIYOR Çamlıbel Elektrik Dağıtım A.Ş. (ÇEDAŞ) olarak dağıtım şebekelerimize entegre ettiğimiz ve akıllı şebekeler olarak adlandırılan teknolojiler ile ‘Enerji 4.0’ı kullanıyoruz’ diyebiliriz. Şirketimiz bünyesinde hayata geçirilen 13,2 milyon dolarlık Entegre Bilişim Sistemleri (EBS) yatırımı ve bu yatırımın bileşenleri olan SCADA (Uzaktan Kontrol ve Kumanda), DMS (Dağıtım Yönetim Sistemi), OMS (Kesinti Yönetim Sistemi), CC&B (Müşteri İlişkileri ve Faturalandırma Yönetimi), WFM (Saha İş Gücü Yönetim Sistemi) ve CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi) gerek iş akışının hızlanması gerekse hizmet kalitesinin artırılması noktasından büyük bir kolaylık sağlıyor. Özetle önümüzdeki dönemi Endüstri 4.0 ile Enerji 4.0’ında hayatımızın odak noktası olarak enerjide mutluluğun ve kalitenin oldukça üst seviyede olacağı dönemler olarak adlandırabiliriz.

-55-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

BÜLENT ŞEN MMG GENEL BAŞKAN YARDIMCISI

ELEKTRIKLI ARAÇLARI FOSIL TABANLI KAYNAKLARLA MI ŞARJ EDECEĞIZ? 02-04 MAYIS 2018 TARIHLERI ARASINDA İSTANBUL FUAR MERKEZI (İFM)’DE GERÇEKLEŞTIRILEN 24. ULUSLARARASI ENERJI VE ÇEVRE FUARI VE KONFERANSINDA (ICCI 2018), MIMAR VE MÜHENDISLER GRUBU (MMG) ÖZEL OTURUMUNDA, MODERATÖRLÜĞÜNÜ MMG GENEL BAŞKANI OSMAN BALTA’NIN YAPTIĞI OTURUMDA KONUŞMACILAR; İSTANBUL ENERJI A.Ş. GENEL MÜDÜRÜ FATIH SALTABAŞ, GEN OTOMOBIL KURUCUSU DR. GÜRSEL GÜZEL, YILDIZ TEKNIK ÜNIVERSITESI ÖĞRETIM ÜYESI DOÇ. DR. OZAN ERDINÇ ILE BIRLIKTE BEN KATILDIM. ÖZEL OTURUM IÇIN HAZIRLAMIŞ OLDUĞUM SUNUM ILE KATKIDA BULUNDUĞUM PANELDE, FOSIL YAKITLARIN YAKIN ZAMANDA GELECEĞI, YENILENEBILIR ENERJI KAYNAKLARI VE TÜRKIYE’NIN POTANSIYELI, YENI NESIL ELEKTRIKLI ARAÇLARIN DÜNYADAKI HIZLI GELIŞIMI VE ÜLKEMIZDEKI YANSIMALARI ILE BIRLIKTE ELEKTRIKLI ARAÇLARIN ÖZÜ OLAN BATARYALARIN HAMMADDESI OLAN LITYUM KAYNAKLARININ DÜNYADA KI REZERVLERININ SON DURUMU VE GELIŞIMI, MALIYETLERI VE ÜLKEMIZDEKI GELECEĞINI KONUŞMACILAR ILE DETAYLICA KONUŞTUK.

Ö

ncellikle yaptığım sunumda, Fosil yakıtların sanayi devriminden bu yana zamansal gelişimi ve geleceği, yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarının dünyadaki ve ülkemizdeki kilometre taşlarını konuştum. Sonrasında ise, 2008-2015 yılları arasında dünyada ve ülkemizde, yenilenebilir enerji yatırım maliyetlerinin gelişimi ile ilgili sunumum vardı. 2008-2015 yılları arasında, yenilenebilir enerji kaynaklarının yatırım maliyetlerine bakıldığında, güneş enerji santrallerinde yatırım maliyetleri yaklaşık yüzde 54’lük düşüş yaşanmış ve yine bu yıllar arasında

-56-

rüzgar enerji santrallerinde yaklaşık yüzde 41’lik, batarya teknolojilerinde ise yaklaşık yüzde 73’lük, led ışık teknolojilerinde ise yaklaşık yüzde 94’lük yatırım maliyetlerinde düşüş yaşanmıştır. Dünya çapında elektrik üretimi, artan yoğun talebi karşılamak için 1980’li yıllardan itibaren 2 katına çıktı. 2017 yılı ile 2030 arasında artan elektrik talebini karşılamak için yapılacak enerji yatırımın miktarı 14 trilyon dolar civarında olacaktır. Stanford Üniversitesi’nden Marc Jacopson öncülüğünde yapılan ve geçen hafta yayınlanan bir araştırmaya göre, dünya üzerindeki 200 ülkeden 139’unda, 2050 yılına kadar

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yenilenebilir kaynaklardan yapılan üretim, ülkelerin toplam üretiminin büyük çoğunluğunu karşılayacaktır. Jacopson ve arkadaşları, enerji yatırımlarının karşılanabilmesi için dünyanın 2050 yılına kadar 125 trilyon dolar harcaması gerektiğini hesaplamışlardır. Elektrik kaynağının yenilenebilir enerji kaynağı olması dünyada yaklaşık 25 milyon kişiyi işsiz bırakacak ama yapılacak yeni yatırımlar ile birlikte yaklaşık 50 milyon kişiye yeni iş kaynağı sağlamış olacaktır. Dünyamızda enerji alt yapısının değiştirecek bataryalar Önümüzdeki yıllarda var olan sistemleri altüst edecek, bakış açılarını değiştirecek, klasik üretim ve tüketim noktasına taşıyan enerji tedarik zinciri metotları dışında, hem ülke enerji politikalarını değiştirecek hem de yatırımların yönünü değiştirecek ve uluslararası politikaları etkileyecek olan bataryalar, yani üretilen enerjiyi depolayabilecek olan piller hayatımıza girmeye ve işleri kolaylaştırmaya başladı bile. Tesla’nın CEO’su Elon Musk’ın sözleriyle ‘’dünyanın enerji altyapısını değiştirmeyi’’ hedefleyen piller Rüzgâr ve güneş enerji kaynağı olarak baktığımızda, fosil yakıtlar gibi tükenme problemi olmayan sınırsız birer tabii kaynak olarak gözükmekte olduğunu düşünebiliriz ama dikkatli olarak baktığımızda ise meteorolojik şartların değişiklik göstermesi ile birlikte bu kaynaklardan üretilen enerji kararsız bir üretim grafiği ortaya çıkarmaktadır.


MAKALE Elektrikli araçlarda Lityum bataryalara geçiş Elektrikli araçların yaygınlaşmasında bana göre en önemli kısmı bataryalardır. Elektrikli arabaya doğru hızlı yöneliş, batarya teknolojisinde büyük ilerlemeyi gerektirmektedir. Temel kurşun asitli pilin geçmişi 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanmaktadır. Periyodik tabloda en hafif metal olan lityumun yeni bir şarj edilebilir bataryalara zemin oluşturabileceğini saptadılar. Lityum çok yüksek seviyede elektrokimyasal madde içermektedir ve bu sayede çok daha yüksek enerji depolamaktadır. Lityum periyodik tablodaki en hafif metaldir. Özellikle elektrikli araçlarda batarya setinin olabileceği kadar hafif olması önemlidir. 1991 yılında lityum iyon pilleri tüketici elektroniğine girmeye başladı. Bu daha küçük ve etkin piller dizüstü bilgisayarların daha hızlı ve her şarjda daha uzun süreli çalışmasını sağladı. Lityum piller başka bir alanda daha kullanılmaya başlandı ve cep telefonlarında kullanılarak cep telefonlarının boyutunda küçülme olanağı sundu. Lityum pillerin artan yoğunluğu ve fiyatlarının ucuzlamasıyla birlikte, elektrikli arabalar için daha iyi bir gelecek vaat eden ve rekabet gücü daha yüksek-gerek ilk hibrid araçlarda kullanılan nikel, metal (NİMH) bataryalardan, gerekse bugün

BUGÜN DÜNYADAKI, ELEKTRIKLI ARAÇLARIN SAYISI TOPLAM ARAÇLARIN IÇINDEKI ORANI YÜZDE 1’I OLUŞTURMAKTADIR. ELEKTRIKLI ARAÇLAR ÖZELLIKLE NORVEÇ, FINLANDIYA, ALMANYA VE FRANSA GIBI ÜLKELERDE ÇOK YAYGIN OLARAK KULLANILMAKTA. NORVEÇ’TE ELEKTRIKLI ARAÇ SATIŞI 2016 YILINDA BIR GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 40 ARTMIŞ DURUMDA. ALMANYA'DA AYNI ŞEKILDE ELEKTRIKLI ARAÇLARIN SATIŞINDA BÜYÜK ARTIŞ GÖZLEMLENMIŞTIR.

DOSYA arabalarda kullanılan kurşun asitli bataryalardan daha iyi-bir batarya yapılabilir noktaya gelinmiş oldu. 2001 yılında lityum, sanayide birçok alanda (seramik, alüminyum, kauçuk, motor yağı…) kullanılmakta sadece yüzde 5’lik kısmı batarya teknolojisinde kullanılmakta idi. 2015 yılında ise lityum, bataryalarda kullanım miktarı yüzde 30’ları geçmektedir. 2025 yılına gelindiğinde bataryalarda Lityum kullanım oranı yüzde 70’leri aşacağını ummaktayım. Lityum batarya talebine bakıldığında 2 temel alanda yoğunlaştığı görülmektedir. 1- Enerji depolama; Lityum temelli batarya teknolojileri ile enerjiyi depolama teknolojisi ile birlikte yenilenebilir enerji yatırımlarında ciddi yatırım artışı sağlamıştır. (2017 yılı için GES yatırımları yüzde 40, RES yatırımları yüzde 15) 2- Elektrikli Araçlar; Lityum temelli batarya teknolojileri ile elektrikli araç satışları hızlı bir şekilde artış sağlanmıştır. Elektrikli arabayı ilerletme çabalarında, çoğu Kaliforniya’da yer alan mucitler, girişimciler ve küçük elektrikli araba tutkunu bir grup vardı. Bunlar geliştirecekleri araca, alternatif akım fikrini bulan eksantrik dâhiye atfen Tesla ismin koydular. Tesla’nın yapımı hiç kolay görünmüyordu. Kullanıma hazır yedi bin adet lityum-iyon dizüstü bilgisayar pilini eriterek devasa bir batarya haline getirilmesi gerekiyordu. Bu yeni arabanın mühendislik ve tasarım sorunları muazzam boyutlardaydı ve arka arkaya hızlıca birçok kilometre taşları geçiliyordu. Tesla 2008 yılında piyasaya çıktı ve dört saniyede 96 kilometre hıza çıkıyordu. Başlangıç fiyatı ise 110 bin dolar civarında idi. En önemlisi ise 110 voltta arabayı şarj etmek 32 saat sürüyordu. 220 volt ise bir düzenekle bu 4,5 saate iniyordu. Oysa hızlı şarj her zaman vaat edilen özelliklerden biriydi. Tesla nihai ticari geleceği belli değilse de, kayda değer bir iş başardığı kesindi. Ancak batarya denklemin sadece bir yarısı; öteki yarısı ise şarj konusu. Elektriğin araca güvenilir, hızlı ve uygun güvenlikle yüklenmesi, yani araçların benzin dolum süresi kadar zamanda şarj edilmeleri olmazsa olmaz nihai hedeftir. Elektrikli araçların dünyada ki yaygınlığı? Bugün dünyadaki, elektrikli araçların sayısı toplam araçların içindeki oranı yüzde 1’i oluşturmaktadır. Elektrikli araçlar özellikle

-57-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

SEKTÖR TEMSILCILERI VE AKADEMISYENLERLE YAPILAN DERINLEMESINE ANALIZ ÇALIŞMALARINA GÖRE, 2022 YILINDA ÜLKEMIZDE 140 BIN ELEKTRIKLI ARACIN VE 14 BIN TICARI VE 70 BIN EV TIPI ŞARJ ÜNITESININ AKTIF OLARAK KULLANIMDA OLMASI BEKLENIYOR. Norveç, Finlandiya, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde çok yaygın olarak kullanılmakta. Norveç’te elektrikli araç satışı 2016 yılında bir geçen yıla göre yüzde 40 artmış durumda. Almanya'da aynı şekilde elektrikli araçların satışında büyük artış gözlemlenmiştir. Bunun bir nedeni ise Almanya gibi sanayi ülkelerinde bulunan büyük markaların elektrikli araçların üretimine de yer vermiş olmaları. Volkswagen, BMW gibi markalar elektrikli araç üretimlerini hızlandırmakla birlikte teknolojilerini de geliştirerek çok daha uzun menzil kapasitesine sahip araçlar üretmektedir. Peki, ülkemizde halkımızın elektrikli araçlara genel bakışı nasıl? Boğaziçi Üniversitesi’nin yakın zamanda yaptığı araştırmada, Türk halkının elektrikli araçlar konusunda oldukça istekli olduğunu ve araç sahibi olan veya önümüzdeki 2 yıl içerisinde araç satın almayı planlayan 600 kişi ile gerçekleştirilen anket sonucunda, halkımızın elektrikli araçlara büyük ilgi duyduğu, ancak yeterli bilgiye sahibi olmamalarının ve elektrikli araçların şarjına yönelik yeterli altyapı bulunmamasının elektrikli

-58-

araçlarının yaygınlaşmasının önündeki temel engeller olduğu verisine ulaştım. Bir başka deyişle, elektrikli araç satın almayı düşünmeme sebepleri arasında algıya yönelik bariyerler yüzde 47’lik bir oran oluşturuyor. Bu kişilerin yüzde 19’u bilgi eksikliği olanlar, yüzde 18’i ise “Altyapısı yok” diyenlerden oluşuyor. Dolayısıyla şarj istasyonlarının yaygınlaşması, bu altyapının gelişmesinde kritik önem taşıyor. Türkiye’de 2017 yılı sonu itibariyle yaklaşık 2.500 elektrikli aracın (toplam araç sayısı Mart 2018 yılı itibari ile 22.500.000) kullanımda olduğunu biliyoruz. Bugün en lüks araç segmentinden en ekonomik araçlara kadar, tüm otomotiv markalarının elektrikli araçlara yönelik kaçınılmaz çok güçlü bir eğilimi bulunuyor. Tamamen geçişi sağlamasalar bile portföylerinde en az bir temiz araca yer verme gayretleri var. Dolayısıyla hızlı büyümesi beklenen bu endüstride elektrikli araçların kaynağı yenilenebilir enerjiden sağlanırsa, elektrikli araç pazarı gerçek anlamda sürdürülebilir büyüme trendine girecektir. Elektrikli araçların yaygınlaşması için teşvik çok önemli; elektrikli araçlarla ilgili çıkan en önemli iki sonucu otopark ve elektrikli şarj istasyonlarıdır.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

DOSYA Elektrikli parkların nasıl gelişeceği ve elektrikli şarj istasyonlarının nasıl yaygınlaşacak? Araç almayı düşünenlerin istasyon yokluğundan yakındığını, istasyon yatırımı yapmayı düşünen yatırımcıların da elektrikli araca talep olmadığını ve bu alanda teşvik mekanizmasının bulunmadığını belirtmektedirler… Bir şekilde iki mekanizmayı da aynı anda ilerletecek bir teşvik mekanizması oluşturmak gerekiyor. Özellikle kamu ve özel sektörün bu alanda bir araya gelmesi, elektrikli araçların yaygınlaşması konusunda büyük fark yaratacaktır. Örneğin İngiltere’de bu teşvik mekanizması doğrultusunda, elektrikli araçların belirli bölgelere ücretsiz girmesi gibi uygulamalarla öncelikli olarak elektrikli araca olan talep artırıldı ve beraberinde şarj istasyonu yatırımı geldi. Bir diğer yöntem de elektrikli araç şarj istasyonları yatırımları için teşvik getirilmesi ve istasyonların gelişmesiyle elektrikli araç sahipliğinin artmasının sağlanması. Dolayısıyla bu alanlarda teşvik mekanizması geliştirmek, temiz araç kullanımı konusunda kilit öneme sahiptir. Sektör temsilcileri ve akademisyenlerle yapılan derinlemesine analiz çalışmalarına göre, 2022 yılında ülkemizde 140 bin elektrikli aracın ve 14 bin ticari ve 70 bin ev tipi şarj ünitesinin aktif olarak kullanımda olması bekleniyor. Ömür boyu dolu bir depo Şimdi biraz beyin jimnastiği yapalım. Evinizin çatısında solar panelleriniz veya solar çatı kiremitleriniz var. Gündüz güneşten aldığı enerjiyi, elektrik enerjisine çeviriyor. Bu panellere bağlı bir de elektrik depolama sisteminiz var. Belki garaj duvarında 10kWh’lık bir Powerwall veya daha ucuz olsun derseniz deponuzda paralel bağlanmış çıkma aküleriniz var. Elde edilen tüm elektrik enerjisini bu akülere depoluyorsunuz ve akşam eve geldiğinizde bu enerjiyi aracınıza aktarıyorsunuz. Belki 10 yıl sonra tüm sistem kendini amorti ediyor ve bir 50 yıl elektrik faturası diye bir şey karşınıza çıkmıyor. Elbette geliştirilme aşamasında olan bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu teknolojinin amacı şarj kolaylığı ve pratikliği sağlamak. Her gün aracınızı bir kabloyla bağlamak zorunda değilsiniz. Akşamdan yaptığınız park ile sabah şarjınız hazır hale geliyor. Belki de bu yöntemle bir daha benzin istasyonuna uğramak zorunda bile kalmayacaksınız veya benzin istasyonları kablosuz şarj alanı olarak dönüşüm geçirecek.


MİLLİ ENERJİ

FATİH SALTABAŞ İSTANBUL ENERJI A.Ş. GENEL MÜDÜR

TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ENERJİSİ VE İSTANBUL PERSPEKTİFİ NÜFUS ARTIŞI, REFAH SEVIYESI VE SANAYILEŞME ILE BERABER HEPIMIZIN EVLERINDE, IŞ YERLERINDE GÜNLÜK YAŞANTISINDA ISITMA-SOĞUTMA, ULAŞIM, AYDINLATMA VB. TEMEL AMAÇLARLA TÜKETTIĞIMIZ ENERJI MIKTARI HER GEÇEN GÜN ARTMAKTADIR. BUNUN YANINDA YENI TEKNOLOJI ÜRÜNLERINE DE HAYATIMIZDA YER VERMEKTE VE BU ÜRÜNLER ILE TÜKETIM MIKTARLARIMIZ DAHA DA ARTMAKTADIR. 2017 YILINDA TÜRKIYE ELEKTRIK TÜKETIMI 2016 YILINA GÖRE YÜZDE 5,6 ARTMIŞTIR. BU ARTIŞIN KARŞISINDA SÜRDÜRÜLEBILIR ENERJI ARZININ SAĞLANMASI ÇOK BÜYÜK BIR ÖNEM ARZ ETMEKTEDIR.

Ü

lkemiz olarak bu hızla artan talebi karşılayabilmek için doğal kaynaklarımızdan mümkün olan en yüksek seviyede faydalanmalı, yeni teknolojileri üretim sistemlerimizde uygulayarak üretim kaynaklarımızı çeşitlendirmeli, sahip olduğumuz teknolojilerden en verimli fayda sağlamanın yollarını araştırmalı ve her alanda verimlilik esasına uygun tercihlerde bulunmalıyız. Ülkemizin politika ve stratejilerinde son yıllarda bu doğrultuda çok büyük ve önemli adımlar atılmıştır. Enerji Bakanlığı Enerji Verimliliği Gelişim Raporunda verilen bilgilere göre ülkemizin birincil enerji tüketiminde kömür, petrol ve doğalgaz kaynakları toplamda yüzde87’lik paya sahip olarak ilk sırada yer almışlardır. Kömür ve petrol tüketimi 2000 yılına göre azalma göstermekle doğalgaz tüketimi yüzde 15.7’den yüzde 28.1’e yükselerek kömür ve petroldeki azalmayı ikame etmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının payının yüzde 14.4 artış göstermesi de sevindirici bir rakam olarak karşımıza çıkmaktadır. 2007 yılında ülkemizde yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu da ülkemiz için çok önemli bir adım olmuştur. Ardından

-60-

yürürlüğe konulan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi ile ülkemiz politika ve stratejilerinin hedefi belirlenmiştir. Bu belgede 2023 yılında Türkiye’nin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla başına tüketilen enerji miktarının (birincil enerji yoğunluğu) 2011 yılı değerine göre en az yüzde 20 azaltılması hedeflenmiştir. Ülkemizin Enerji Verimliliği alanında yapmış olduğu 10. kalkınma planında enerji verimliliği programlarının ele alınması, Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı çalışmaları ülkemizde gelecek için umut vaat etmektedir. Enerji Verimliliği Eylem Planı enerji arz güvenliği, maliyetlerin düşürülmesi, emisyon değerlerinin düşürülmesi, dışa bağlılığın azaltılması ve makro ekonomiye katkısı ölçeklendirilerek 2023 yılına kadar 23,9 Mtep enerji tasarrufunun sağlanması öngörülmüştür. Bu tasarrufun sağlanması ülkemizin cebinde 8,4 Milyar dolar gibi bir rakamın kalması anlamına gelmektedir. Elektrik Enerjisi Lisanslı Kurulu gücü 2017 yılında yüzde 5.16 artmış ve yılsonunda 81.563 MW değerine ulaşmıştır. Elektrik tüketimimizin bahsettiğimiz yüzde5,6 oranında artması karşısında elektrik üretim miktarımız kurulu güç artışıyla beraber yüzde 7,7 oranında artmış

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE ve 295,5 milyar kWh olarak gerçekleştiği görülmektedir. Tüketim miktarındaki artış ile beraber üretim miktarındaki artışın da artması dengeli bir arz talep artışının olduğunu göstermektedir. Aradaki farkın da ihraç edildiği düşünüldüğünde elektrik ithal eden değil ihraç eden bir Türkiye yolunda ilerlediğimizi söyleyebiliriz. Türkiye elektrik enerjisi kurulu gücü içerisinde üretim tesislerinin kaynak bazlı dağılımlarında ilk sırada yüzde 33,4’lik bir oranla hidrolik kaynaklar gelmektedir. Hidrolik kaynakları yüzde 32,3 oranıyla doğalgaz, yüzde 22,3 kömür, yüzde 7,9 oranı ile rüzgâr, yüzde 1,3 oranı ile Jeotermal ve yüzde 2,7 oranında da diğer kaynaklar takip etmektedir. Elektrik enerjisi üretim santrali sayısı 2017 yılı sonu itibariyle lisanlı ve lisanssız toplam 5.021’e yükselmiştir. Mevcut santrallerin 628 adedi hidroelektrik, 41 adedi kömür, 207 adedi rüzgâr, 40 adedi jeotermal, 286 adedi doğal gaz, 3.616 adedi güneş, 203 adedi ise diğer kaynaklı santrallerden oluşmaktadır. 2017 yılı sonu itibarıyla Türkiye'nin kurulu gücü içerisinde kamu yüzde 23,4, özel sektör ise

KAYNAK TÜRÜ

DOSYA

2016 DEĞERI (MW)

PAY (%)

2017 DEĞERI (MW)

PAY (%)

2016-2017 DEĞIŞIMI (%)

DOĞAL GAZ

25.348,52

32,68

26.333,61

32,29

3,89

BARAJLI

19.525,12

25,17

19.742,95

24,21

1,12

LİNYİT

9.266,90

11,95

9.267,12

11,36

0,00

İTHAL KÖMÜR

7.616,35

9,82

8.936,35

10,96

17,33

AKARSU

7.146,13

9,21

7.522,68

9,22

5,27

RÜZGAR

5.735,90

7,40

6.488,12

7,95

13,11

JEOTERMAL

820,86

1,06

1.063,73

1,30

29,59

FUEL OİL

755,49

0,97

712,27

0,87

-5,72

TAŞ KÖMÜR

559,57

0,72

616,15

0,76

10,11

BİYOKÜTLE

362,98

0,47

449,72

0,55

23,90

ASFALTİT KÖMÜR

405,00

0,52

405,00

0,50

0,00

GÜNEŞ

12,90

0,02

17,90

0,02

38,76

NAFTA

4,74

0,01

4,74

0,01

0,00

LNG

1,95

0,00

1,95

0,00

0,00

MOTORİN

1,04

0,00

1,04

0,00

0,00

77.563,44

100,00

81.563,32

100,00

5,16

GENEL TOPLAM

TABLO 1 2016-2017 Kurulu Gücün Kaynaklara Göre Karşılaştırması

TÜRKIYE ELEKTRIK ENERJISI KURULU GÜCÜ IÇERISINDE ÜRETIM TESISLERININ KAYNAK BAZLI DAĞILIMLARINDA ILK SIRADA YÜZDE 33,4’LIK BIR ORANLA HIDROLIK KAYNAKLAR GELMEKTEDIR. HIDROLIK KAYNAKLARI YÜZDE 32,3 ORANIYLA DOĞALGAZ, YÜZDE 22,3 KÖMÜR , YÜZDE 7,9 ORANI ILE RÜZGÂR, YÜZDE 1,3 ORANI ILE JEOTERMAL VE YÜZDE 2,7 ORANINDA DA DIĞER KAYNAKLAR TAKIP ETMEKTEDIR.

yüzde 76,6’lık paya sahip olmuştur. Puant talep ise yüzde 6,54 artarak 47.659 MW değerine ulaştığı görülmektedir. 2016-2017 yılları arası kurulu güç artışının en fazla Jeotermal kaynaklı tesislerde olduğunu görmekteyiz. Ardından ithal kömür ve rüzgâr kaynaklı kurulu güç miktarları takip etmektedir. 2005 yılından itibaren enerji üretiminde yerli kaynaklara önem verilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması hedefleri çerçevesinde sanayileşme ve nüfus artışına paralel olarak artan enerji talebinin karşılanması amacıyla; yeni kömür sahalarının bulunması ve bilinen sahaların geliştirilmesi çalışmalarına hız verilmiştir. 2017 yılında kömüre dayalı santrallerden toplam 91,7 TWh elektrik üretilmiş olup toplam elektrik üretimi içerisindeki payı yüzde 31,4 (17,5 ithal, 13,9 linyit) düzeyindedir. Yüksek oranlı enerji talebi artışı, enerji arz güvenliği ile ilgili endişeler ve iklim değişikliği gibi bazı faktörler dünya genelinde yenilenebilir enerji teknolojileri için yeni ve elverişli bir dönem başlatmıştır. Enerji Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından rüzgâr, güneş, jeotermal, hidrolik, biokütle kaynakları yenilenebilir kaynaklar olarak adlandırılmaktadır. Rüzgâr, güneş, jeotermal, biokütle, bioküt-

-61-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ KAYNAK TÜRÜ

2016

2017

Kurulu Güç (MWe)

Oran (yüzde )

Kurulu Güç (MWe)

Oran (yüzde )

939,19

89,60

2.978,84

93,87

51,85

4,95

85,88

2,71

GÜNEŞ (FOTOVOLTAIK) DOĞAL GAZ BIOKÜTLE

36,42

3,47

66,72

2,10

RÜZGAR

13,75

1,31

32,20

1,01

HIDROLIK

5,78

0,55

8,69

0,27

GÜNEŞ (YOĞUNLAŞTIRILMIŞ)

1,22

0,12

1,00

0,03

1.048,21

100,00

3.173,32

100,00

GENEL TOPLAM KAYNAK TÜRÜ

BIOKÜTLE GÜNEŞ HIDROLIK JEOTERMAL RÜZGÂR LISANSSIZ GENEL TOPLAM

2017 YILI MART AYI YEKDEM KAPSAMINDAKI ÜRETIM (MWH)

2017 MART PAYI (YÜZDE )

2018 YILI MART AYI YEKDEM KAPSAMINDAKI ÜRETIM (MWH)

2018 MART PAYI (YÜZDE )

MART 2017MART 2018 DEĞIŞIMI (YÜZDE )

151.120,57

3,06

166.745,31

2,38

10,34

2.001,33

0,04

3.178,60

0,05

58,82

2.900.225,84

58,67

3.738.803,48

53,33

28,91

403.589,33

8,16

527.933,91

7,53

30,81

1.314.906,07

26,60

1.978.076,66

28,22

50,43

171.511,05

3,47

595.893,38

8,50

247,44

4.943.354,19

100,00

7.010.631,34

100,00

41,82

TABLO 2 | 2016-2017 - Kaynaklarına Göre YEKDEM Üretimleri leden elde edilen gaz (çöp gazı dâhil), dalga, akıntı enerjisi ve gel-git ile kanal veya nehir tipi veya rezervuar alanı on beş kilometrekarenin altında olan veya pompaj depolamalı hidroelektrik üretim tesisi kurulmasına uygun elektrik enerjisi üretim kaynakları da yenilenebilir enerji üretim tesisleri olarak kabul edilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının (hidrolik dâhil) toplam kurulu güç içerisindeki payının 2016 yılında yüzde 43,32 iken 2017 yılında yüzde 43,26 orana sahip olduğu ve toplam elektrik üretimi içerisindeki payının 2016 yılında yüzde 32,73 iken 2017 yılında yüzde 28,80 olduğu görülmektedir. Yenilenebilir Enerji konusunda, 2017 yılında lisanssız kurulu gücün geçen yıla oranla yüzde 202,74 arttığı ve 3.173 MW olduğu görülmektedir. Bu miktarın yüzde 93,87’si güneş (fotovoltaik) enerjisinden elde edilmiştir. 2016-2107 Yıllarında lisanssız kurulu gücün kaynak bazında gelişimi aşağıdaki tabloda verilmiştir: Tüketim yerinde üretimi sağlayabilmek için atılan en büyük adımlardan biri lisanssız elektrik üretimi yönetmeliği olmuştur. Bu yönetmelikle kişilere kendi üretim tesisini kurabilme hakkı tanınmıştır. İletim ve dağıtım hatlarındaki kayıpla-

-62-

rın önüne geçilmek istenmiştir. Rakamları incelediğimizde Elektrik enerjisi alt yapımızda lisanssız üretimin her geçen yıl öneminin arttığı görülmektedir. Yenilenebilir kaynaklı lisanssız tesislere ek teşvik verilmesi de yerli ve milli doğal kaynaklarımızdan daha çok yararlanmamız için yenilenebilir kaynaklı tesislerin sayısını hızla arttırmıştır. 2017 yılında lisanssız üretim miktarı 2016 yılına göre yüzde 166,42 artmış ve 3.031,50 GWh olmuştur. Bu miktarın yüzde 93,57’si güneş (fotovoltaik) enerjisinden elde edilmiştir. Lisanssız elektrik üretim kurulu gücümüzün fotovoltaik güneş enerjisi santrallerinin payının bu derece yüksek olması sonsuz olan bu kaynaktan yararlanmamız açısından olumlu bir gelişme olarak görmekteyim. Güneş enerjisinden faydalanma konusunda emin adımlarla ilerlesek de önümüzde daha uzun bir yolumuz bulunmaktadır. Yenilenebilir kaynaklarımızın ölçümünün sağlanmasını, envanterinin oluşturulmasını hem de bu kaynakları değerlendirme imkânı sunan Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizmasının (YEKDEM) yürürlüğü girmesiyle yenilenebilir kaynaklı üretim tesis yatırımları da artmıştır. 2018 yılının mart ayında YEK-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

DEM kapsamındaki üretim toplam lisanslı üretimin yüzde 28.64’ünü oluşturmuştur. Bu üretime karşılık 1.98 milyar TL ödeme yapılmıştır. Bu rakamları bir önceki sene ile karşılaştırdığımızda bu oranın yüzde20,79 olduğu ve ödenen tutarın da 1,38 milyar TL olduğu görülmektedir. 2017 yılında Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizmasından (YEKDEM) faydalanan lisanslı katılımcı sayısı 647’ye ulaşmış olup bu katılımcıların kurulu gücü 17.400 MW olmuştur. 2017 yılında YEKDEM katılımcılarının üretimleri, 2016 yılına kıyasla yüzde 10,18 artarak 50,5 TWh olarak gerçekleşmiştir. Bu miktarın yüzde 48,35’i hidroelektrikten, yüzde 33,20’si rüzgârdan elde edilmiştir. YEKDEM ortalama fiyatı 2016 yılına kıyasla yüzde 16,59 artışla 274,7 TL/MWh olmuştur. 2017 yılında YEKDEM ek maliyeti, faturalanan birim enerji miktarı başına YEKDEM kullanıcılarına ağırlıklı ortalama Piyasa Takas Fiyatı’na (PTF) ilaveten ödenen tutar, geçen yıla kıyasla yüzde 26,62 artarak 23,84 TL/ MWh olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizin, sahip olduğu yenilenebilir enerji kaynak potansiyellerinin belirlenmesini ve bu potansiyellerden en kısa sürede yararlanır hale gelmeyi sağlamalıyız.


MAKALE

İstanbul’da mevcut tüm kaynakların en etkin şekilde en verimli yöntemlerle değerlendirilmesi gerekmektedir. İstanbul’un Karadeniz kıyılarında mevcut rüzgâr potansiyelinin ortaya konması ve değerlendirilmesi bu boşa giden enerjinin bir an önce ülkemize kazandırılması gerekmektedir. Jeotermal enerji araştırmalarında İstanbul’da elektrik enerjisi için uygun sıcaklıkta suya rastlanmadığı fakat mineral değeri yüksek olan termal mineralli su kaynağı yapılan sondajlar sonucunda tespit edilmiş ve ülkemize kazandırılmıştır.

Yenilenebilir kaynaklarımızı Yerli ve Milli Enerji kaynaklarımız olarak benimsememiz ve azami seviyede fayda sağlamak için hızlı adımlar atmamız gerekmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları enerji altyapımızı güçlendirirken aynı zamanda özel sektörün gelişmesine ve farklı sektörlerin oluşmasına da fayda sağlamaktadır. Yerlileşme yolunda yapılan güneş ve rüzgâr YEKA ihalelerinin tamamlanması da ülkemizi yenilenebilir enerji yatırımlarında daha da hızlanarak ilerlemesini sağlayacaktır. Kaynak çeşitliliği sürdürülebilir güvenilir bir enerji altyapısı için büyük önem taşımaktadır. Elektrik altyapımızın önemli bir kısmının hidrolik kaynaklı olduğu düşünülürse örneğin buradaki mevsimsel değişiklikler puant talebi karşılamada zorluk-

ları da beraberinde getirecektir. Güvenilir, kesintisiz sürdürülebilir bir enerji akışı için mümkün olduğunca farklı kaynaktan en yüksek seviyede faydalanmalı enerji ithalatı miktarlarını sıfıra yaklaştırmalıyız. Bu aşamada yerli ve milli kaynaklarımızın önemi daha da artmaktadır. Elektrik enerjisinde 2017 yılında ithalatımız geçen yıla göre yüzde 57,36 azalarak 2,73 TWh olarak gerçekleştiği, ihracatımızın ise geçen yıla göre yüzde 128,84 artarak 3,30 TWh olarak gerçekleştiği görülmektedir. Ülkemizde yenilenebilir kaynaklara yapılan yatırımlar her geçen gün daha da artmaktadır. Elektrik tüketiminde en büyük kayıp noktaları olan iletim ve dağıtım hatlarının kısaltılması için üretim ve tüketim noktalarının birbirlerine yakın olması gerekmektedir. Tam bu noktada tüketim yerinde üretim başlığında yenilenebilir enerji kaynakları çok önemli bir göreve daha sahip olmaktadırlar. Uygulamada olan mevzuatlarda bireysel kullanıma uygun güncellemelerin, farklı modellerin ve desteklerin gerçekleştirilmesi ile etrafımızda daha çok güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi kullanan enerji pozitif binalar, yaşam alanları görmeye başlayacağımızı umut ediyorum. Türkiye’nin en kalabalık metropol kenti olan İstanbul elektrik üretim ve tüketim değerleri incelendiğinde 34 Lisanslı ve 15 lisanssız üretim tesisi ile toplamda 2726 MW kurulu güce sahiptir. Lisanslı elektrik üretiminde Türkiye genelinde yüzde 2,51’lik bir paya sahip olan İstanbul, Lisanssız elektrik üretiminde yüzde 0,08 oranında bir paya sahip olduğu görülmektedir. Lisanssız üretim yapan santralleri kaynak kullanımlarına göre incelediğimizde yüzde 33,71 oran ile ilk sırada olan Doğalgazı yüzde 3,32 oran ile güneş ve 3,65 oran ile rüzgâr takip etmektedir. Şubat 2018 tarihi itibariyle 3,5 Milyon MWh tüketim değeriyle toplam tüketimin yüzde18’lik kısmını tek başına tüketen İstanbul Üretim ve Tüketim noktaları arasındaki dengesizliğe bir örnek olarak gösterilebilir. İstanbul özelinde güneş enerjisinden faydalanmak için öncelikle kamunun elini taşın altına koyması, üretimde ve enerji verimliliğinde öncü olmalıdır. Kamu binalarında çatılara uygulanacak olan güneş enerjisi sistemleri ile öz tüketimlerinin bir kısmının yenilenebilir kaynaklardan karşılanması sağlandığı gibi elektrik altyapımıza temiz ve çevreci enerji üretimi

DOSYA ile katkı sağlayacaktır. Kullanılmayan atıl çatı, arazi ve son dönemde bir örneğinin İstanbul’a kazandırıldığı yüzer güneş enerjisi sistemlerinin uygulanması önem taşımaktadır. Güneş sistemlerinin geniş alanlara ihtiyaç duyması dolayısıyla metropol kentlerde geniş arazi yokluğu ile yüksek arazi maliyetleri sektörü çatı uygulamalarına ve su havzalarını değerlendirme imkanı sunan yüzer sistemlerin kullanımına yönlendirmektedir. İstanbul’un en kötü yerinin Almanya’nın en iyi yerinden yüzde 10 daha fazla güneş radyasyonuna sahip olduğu düşünüldüğünde güneş enerjisinden sağlanan faydanın da bu oranda fazla olması gerekmektedir. Şu anda Almanya’nın 40 GW üzerinde bir güneş kurulu gücü bulunduğu göz önüne alındığında Ülkemizde de özellikle metropollerde varlık içinde yokluk çekmemek için güneş sistemlerine ayrı bir önem verilmelidir. İstanbul’da mevcut tüm kaynakların en etkin şekilde en verimli yöntemlerle değerlendirilmesi gerekmektedir. İstanbul’un Karadeniz kıyılarında mevcut rüzgâr potansiyelinin ortaya konması ve değerlendirilmesi bu boşa giden enerjinin bir an önce ülkemize kazandırılması gerekmektedir. Jeotermal enerji araştırmalarında İstanbul’da elektrik enerjisi için uygun sıcaklıkta suya rastlanmadığı fakat mineral değeri yüksek olan termal mineralli su kaynağı yapılan sondajlar sonucunda tespit edilmiş ve ülkemize kazandırılmıştır. İstanbul’da oluşan katı atığın depolandığı düzenli depolama sahalarında oluşan çöp gazının elektrik enerjisine dönüştürülmesiyle kentin atıkları enerjiye dönüşmektedir. Çöp gazı kullanımının yanında İstanbul’da 77MW kurulu güce sahip çöp yakma tesisi kurularak kentin elektrik üretim kapasitesini büyük oranda arttıracaktır. Türkiye olarak geleceğimiz için sürdürülebilir, yerli, milli, verimli, temiz ve çevreci enerji üretimi sağlayarak; enerji verimliliğini kamuda, ulaşımda, sanayide her alanda ön plana çıkartarak ülkemizin ekonomik kalkınmasına, jeopolitik konumuna katkı sağlamış böylece enerjide bağımsız bir Türkiye yolunda ilerlemiş oluruz. KAYNKLAR: EPDK Sektör Raporu 2017 YEGM Faaliyet Raporu 2017 Enerji Verimliliği Gelişim Raporu 2018 EPDK Piyasa Gelişim Raporu 2017

-63-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

NADIM EKİZ YENI ÇELTEK KÖMÜR VE MADENCILIK A.Ş. GENEL MÜDÜRÜ

ÜLKEMİZ ENERJİ VE MADEN SEKTÖRÜNDE KÖMÜRÜN YERİ VE ÖNEMİ ÜLKEMIZIN ENERJI VE HAMMADDE KAYNAKLARI BAKIMINDAN DIŞA BAĞIMLILIKTAN KURTULABILMESI VE ARTAN ENERJI TALEBININ ARZ EDILEBILMESI IÇIN YERLI VE YENILENEBILIR KAYNAKLARIN KULLANILMASI ÖNEM ARZ ETMEKTEDIR. SÜRDÜRÜLEBILIR BIR KALKINMA VE YÖNETILEBILIR BIR BÜTÇE AÇIĞI IÇIN ENERJI ITHALATIMIZ OLABILDIĞINCE AZALTILMALIDIR.

D

ünyadaki enerji talebi teknolojik gelişmeler ve üretim sektöründe yaşanan büyümeler ile birlikte doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Dünya birincil enerji arzı 1973 ve 2013 yılları arasındaki 40 yılda iki kattan fazla artarak 2013 yılı itibariyle 13.541 mtep (milyon ton eşdeğer petrol) düzeyine ulaşmıştır (IEA 2015a). Enerji talebindeki artış ülkelerin enerji ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için, var olan bütün enerji kaynaklarının kullanılmasını mecbur kılmaktadır. Çevreye olan zararlarından dolayı her ne kadar dünyada özellikle Avrupa da kömürden üretilen enerjiden vazgeçilmesi yönünde bir eğilim olsa da kömürün dünya birincil enerji arzındaki oranı yüzde 28,1’dir (IEA 2015). Buda yerli kömürün üretilmesini ve piyasaya sunulmasını ülkemiz ekonomisi ve gelişimi açısından kaçınılmaz kılmaktadır. Dünya kömür üretimi son otuz yılda iki kat artmıştır. 2000-2014 yılları arasındaki üretim artış oranı yüzde 73 düzeyindedir. Aynı dönemde buhar kömürü üretimindeki artış oranı yüzde 85,4 ve koklaşabilir kömür üretimindeki artış oranı ise yüzde 77,7 düzeyinde olmuştur. Linyit üretimi ise yüzde 4 oranın-

-64-

da düşmüştür. Ülkemizde ise bu oran yüzde 9,7’dir. Ülkemizdeki kömürlerin büyük bir çoğunluğunun linyit kömürü olduğu düşünüldüğünde, var olan kaynaklarımız önemini yitirmeden bir an önce üretilerek ekonomiye kazandırılması gerekmektedir (IEA 2015f). Dünya linyit rezervlerinin en büyük bölümü 40,5 milyar ton ile Almanya’da bulunmaktadır (WEC 2013). Almanya’nın linyit üretiminden tamamen çıktığı düşünüldüğünde var olan kaynaklarımız önemini yitirmeden bir an önce üretilerek ekonomiye kazandırılması tezi doğrulanmaktadır. Ülkemizdeki birincil enerji arzı yüzde 32,4 ile doğal gaz, yüzde 28,5 petrol ve petrol koku, yüzde 2,6 odun ve hayvan-bitki artıkları, yüzde 15,6 ithal kömür (taşkömürü ve kok) yerli kömür ise yalnızca yüzde 13,5 ve düzeyindedir (İEA 2014). Her ne kadar Yerli kömür üretiminin enerji tüketimini karşılama oranı 2004 yılında yüzde 12 düzeyindeyken 2014 yılında yüzde 13,5 düzeyine çıkmış olsa dahi doğal gaz, petrol ve özellikle ithal kömüre oranla geride kalmaktadır. Yerli enerji üretiminin tüketimi giderek daha az oranda karşılayabilmesi sonucunda enerji ithalatının da hızla artması kaçınılmaz olmuştur. 2014

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MAKALE yılı itibariyle ülkemizdeki enerji tüketiminin yüzde 25,1’i yerli enerji kaynaklarından elde edilirken, yüzde 74,9 gibi önemli bir kısmı ise ithal kaynaklardan sağlanmıştır (ETKB/EİGM 2016b). Bu tabloda bize yerli kömürün üretilmesinin ve ekonomiye bir an önce kazandırılmasının önemi bir kez daha göstermektedir. Ülkemiz 2014 yılı satılabilir kömür üretimi; 62,6 milyon ton linyit, 1,8 milyon ton taşkömürü ve 0,8 milyon ton asfaltit olmak üzere bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak toplam 65,2 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (ETKB/ EİGM 2016a). 1980’li yıllardan itibaren sürekli bir düşme eğilimine giren taşkömürü üretimleri 2004 yılında 1,9 milyon tona kadar gerilemiştir. Bu tarihten sonra tekrar hareketlenen satılabilir taşkömürü üretimi 2012 yılında 2,3 milyon ton düzeyindedir. 2013 yılında 1,9 milyon ton ve 2014 yılında ise bir önceki yıla göre yüzde 5 oranında gerileyerek 1,8 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (TTK 2015). 2015 yılı satılabilir taşkömürü üretimi ise 1,4 milyon ton düzeyindedir (TTK 2016). Böylelikle, Zonguldak Havzası’nın, Türkiye enerji talebine olan katkısı 2015 yılı itibariyle binde 7-8 düzeyine kadar gerilemiştir. Linyit üretimleri ise, özellikle 1970’li yılların başlarından itibaren, petrol krizlerine bağlı olarak elektrik üretimine yönelik linyit işletmeleri yatırımlarının başlaması ile hızlanmıştır.

ÜLKEMIZDEKI BIRINCIL ENERJI ARZI YÜZDE 32,4 ILE DOĞAL GAZ, YÜZDE 28,5 PETROL VE PETROL KOKU, YÜZDE 2,6 ODUN VE HAYVANBITKI ARTIKLARI, YÜZDE 15,6 ITHAL KÖMÜR (TAŞKÖMÜRÜ VE KOK) YERLI KÖMÜR ISE YALNIZCA YÜZDE 13,5 VE DÜZEYINDEDIR

DOSYA 1970 yılında 5,8 milyon ton olan linyit üretimi 1998 yılında yaklaşık 65 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Ancak, bu tarihten itibaren, özellikle doğal gaz alım anlaşmaları nedeniyle linyit üretimi sürekli azalmış, 2004 yılında 43,7 milyon ton ile en düşük seviyesini görmüştür. Bu tarihten sonra tekrar yükselen linyit üretimleri 2008 yılında 76 milyon tonu görmüş, ancak daha sonra tekrar gerileyerek 2014 yılında 62,6 milyon ton olmuştur. (ETKB/EİGM 2016a) Ülkemizde 1980’li yıllardan önce son derece düşük miktarlarda başlayan kömür ithalatı, 1990’lı yıllarda 10 milyon tonun ve 2000’li yıllarda ise 20 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Kömür ithalatındaki artış oranı 2004-2014 arasındaki on yılda yüzde 79 ve son yirmi yılda ise yüzde 291 oranındadır. 2012 yılında kömür ithalatımız bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 23 artış göstererek 29,6 milyon ton düzeyine yükselmiş, 2013 yılında ise bir önceki yıla göre yüzde 8,4 azalarak 27,2 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. 2014 yılı kömür ithalatı yüzde 11 artışla 30,2 milyon ton olmuştur (TÜİK 2016). Kömür ithalat miktarlarının artmasıyla ithalat faturamız da giderek yükselmektedir. İlk defa 2004 yılında 1 milyar dolar eşiğini geçen kömür ithalatı 2006 yılında 2 milyar dolar, 2008 yılında 3 milyar dolar ve 2011 yılında ise 4 milyar dolar seviyesini geçmiştir. 2012 yılı kömür ithalat faturamız yaklaşık 4,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, ancak daha sonra uluslararası piyasalarda kömür fiyatlarının gerilemesiyle 2013 yılı faturası 3,5 milyar dolar ve 2014 yılı faturası ise 3,2 milyar dolar olarak tahakkuk etmiştir (TÜİK 2016). Ülkemizde, doğal gaz ve petrol rezervleri oldukça sınırlı olmasına karşın, 506 milyon tonu görünür olmak üzere, yaklaşık 1,3 milyar ton taşkömürü ve büyük bölümü görünür rezerv niteliğinde toplam 15,6 milyar ton linyit rezervi bulunmaktadır (TKİ 2015; TTK 2015). Bu miktar dünya kanıtlanmış işletilebilir kömür rezervlerinin yüzde 1,7’sini oluşturmaktadır. Linyit rezervlerimiz ise dünya linyit rezervlerinin yüzde 7,1’i büyüklüğündedir. Ülkemizde ki taşkömürü rezervleri kalorifik değerleri yaklaşık olarak 6.200-7.250 kcal/kg arasında değişmektedir (TTK 2015). Ülkemiz linyit rezervlerinin ısıl değerleri oldukça düşüktür. Genel olarak 1.000 kcal/kg ile 4.200 kcal/kg arasında değişiklik göstermekle birlikte yaklaşık yüzde 90’ının alt ısıl değeri 3.000 kcal/kg’ın altındadır. 3.000 kcal/kg altındaki linyitlerin daha çok termik santral kömürü olarak bilinmektedir. Yerli ve milli enerji politikalarımız doğrultusunda linyitlerimizin kısa süreler içerisinde enerji arzına dönüştürülmesi ve teknolojik gelişmeler ışığında çevreye duyarlı üretim yapıları inşa edilmesi ülkemiz açısından hayati önem arz etmektedir.

-65-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

DOSYA

ŞERİF OKLUOĞLU ELTEM-TEK GENEL MÜDÜRÜ

YERLİ VE MİLLİ ENERJİ YAKLAŞIK 8 BIN KALEM KIRILIMI OLAN RÜZGÂR TÜRBINI TEKNOLOJISINDE MUAZZAM BIR YERLILEŞTIRMENIN ÖNÜ AÇILMIŞ OLDU. BU ŞEKILDE SADECE MALIYET DÜŞMEYECEK, IÇ TALEP KARŞILANMAYACAK; BÖLGEDEKI RÜZGÂR VE GÜNEŞ POTANSIYELINI DE HAREKETE GEÇIRECEK BIR STRATEJININ ÖNÜ AÇILMIŞ OLDU. NÜKLEER TEKNOLOJIDE DE AYNI MODELLER UYGULANARAK TÜRKIYE’NIN, BÖLGESEL VE KÜRESEL BIR GÜÇ OLACAĞINA INANCIM SONSUZDUR.

G

elecek dönemde Türkiye'yi bir üst lige taşımak üzere yeni stratejiler için düğmeye basan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, koyduğu vizyon çerçevesinde Türkiye'nin dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olması hedefi doğrultusunda Yerli ve Milli Enerji Politikalarını hızla hayata geçirdi. Geçen 15 yıllık yolculuğu "sessiz bir devrim" olarak nitelendirirsek; aslında bir nevi “Yaşayarak Bir Dönüşüm” ortaya koyuldu. Elektrikte kurulu kapasite 3 katına çıktı, elektrik üretimi 2 katından fazla bir rakama ulaştı. Doğalgaz tüketimi neredeyse 3 katı arttı ve 81 vilayete doğalgaz altyapısı ulaştırıldı. Bu süreçte her sektörde artan abone sayısına rağmen müşteri memnuniyetine yönelik çalışmalar hep ön planda tutuldu. Aslında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın gözünden kısaca özetlemeye çalıştığım performans dünyada da yankı buldu. Güneş enerjisi sektörünün son 5 yıla vuran damgasını; son dönemde özellikle dünyanın en başarılı modelleri arasında yerini alan YEKA modeli, bu başarıyı daha da perçinledi. Özellikle YEKA modelle-

-66-

rinde yerlileştirme, yerli üretim ve Ar-Ge başta olmak üzere rekabetçi ortamın sağlanması için özel sektörün de oyuna dahil edilmesi Türkiye'nin global pazarda bir oyuncu olması için önünü açmıştır. YEKA modeli sayesinde; ithal panellerden üretilen elektriği 19,5 cente alan Türkiye, bu ihaleyle birlikte rakamı 6,99 cente düşürerek maliyeti 3'te birine indirdi. Sahada panellerle ilk yıl yüzde 60, takip eden yılda yüzde 70 yerlilik oranıyla olacak şekilde yatırım yapılacaktır. Ar-Ge ile yüzde 80 yerli mühendis zorunluluk şartı getirildi. Burada kritik olan husus yan sektörlerle birlikte Türkiye'deki önemli bir pazar gelişecektir. Yaklaşık 8 bin kalem kırılımı olan rüzgâr türbini teknolojisinde muazzam bir yerlileştirmenin önü açılmış oldu. Bu şekilde sadece maliyet düşmeyecek, iç talep karşılanmayacak; bölgedeki rüzgâr ve güneş potansiyelini de harekete geçirecek bir stratejinin önü açılmış oldu. Nükleer teknolojide de aynı modeller uygulanarak Türkiye’nin, bölgesel ve küresel bir güç olacağına inancım sonsuzdur. Tabi tüm yerlileştirme politikaları uygulanırken bir şeyi de unutmamak gerekiyor.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

Türkiye’deki yerli üretimin ve istihdamın artması başka alanların da önünü açmaktadır. Üretimi yaparken malzeme ve ekipmanların hem ulusal hem de uluslararası standartlara uygun üretim yapılmasının sağlanması gerekmektedir. Bu sebeple muayene, deney ve belgelendirme ihtiyaçlarının karşılanması için Türkiye’de bir laboratuvarın kurulması da elzem hale gelmiştir. Ülkemiz birçok konuda enerji merkezi olma yolunda ciddi adımlar atmaktadır. Üretimin sağlıklı yapılması için kurulacak laboratuvarlar; ülkemizin jeopolitik konumundan dolayı hem yurt içi hem de yurtdışı pazarda daha etkin olmasını sağlayacaktır. Üretimin artması nedeniyle yetkin personel istihdamı sıkıntısı da ortaya çıkacaktır. Dolayısı ile uygulanan politikalar ve stratejiler yerlileştirme ve millileştirme doğrultusunda, önümüzdeki 5 yıl içerisinde hem üretimin artması hem de yetkin personel ihtiyacı nedeniyle çözümler oluşturulmalıdır. Bu nedenle hem laboratuvarların hem de eğitim merkezlerinin planlanarak destek mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir.


MİLLİ ENERJİ

BEKTAŞ KARAKELLE NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZI GENEL MÜDÜR YARDIMCISI

NÜKLEER TEKNOLOJIYE BAKIŞ KÖMÜR, DOĞALGAZ, PETROL GIBI FOSIL YAKITLARIN YAKIN BIR GELECEKTE TÜKENECEĞI VE YENILENEBILIR ENERJI KAYNAKLARINDAN ELDE EDILEN ENERJININ DE ÜLKELERIN BÜYÜK SANAYI IHTIYAÇLARINI KARŞILAMAKTA YETERLI SEVIYEYE ULAŞAMADIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA, ÜLKELER KISA VE ORTA VADEDE NÜKLEER ENERJIYE YÖNELMEYI DÜŞÜNMEKTEDIRLER. ÜLKEMIZ DE AYNI SORUNLARLA KARŞI KARŞIYA OLDUĞU IÇIN, NÜKLEER ENERJI KAÇINILMAZ BIR ÇÖZÜM OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR.

Ü

lkelerin ekonomik gelişimlerini sürdürmesi bakımından temel girdi durumunda olan enerji, çok boyutlu ve uzun soluklu politika ve stratejilerin uygulanmasını gerektiren bir alan olarak önemini gün geçtikçe artırmaktadır. Dolayısıyla, enerji ile ilgili konuların; hükümet politikası olarak değil, bir devlet politikası olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda enerji arz güvenliği, enerji sektörüne ilişkin tartışma gündeminin temelini oluşturmaktadır. Son yıllarda küresel ekonomideki daralmaya karşın, • Artış eğiliminde olan enerji fiyatları, • Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda artan duyarlılık, • Dünya enerji talebindeki artışa karşın tükenme eğilimine girmiş olan fosil yakıtlara bağımlılığın yakın gelecekte de devam edecek olması, • Yeni enerji teknolojileri alanındaki gelişmelerin artan talebi karşılayacak ticari olgunluktan şu an için uzak oluşu ülkeleri yeni arayışlara yöneltmektedir. Ülkemizde enerji arz güvenliğini sağlamaya yönelik politika ve stratejileri; dünyadaki genel yönelimlerin yanı sıra, bölgesel ve küresel enerji dinamiklerinde önem arz eden tüm aktörlerin politika ve stratejileri analiz edilerek ve ülke gerçeklerimiz dik-

-68-

kate alınarak, özellikle AB müktesebatı ve içinde bulunduğumuz jeopolitik perspektiften bakılarak oluşturulmuştur. Temel enerji politikamız; • Dışa bağımlılığın en alt düzeye indirilmesi, enerji üretiminde, ülkemizin sahip olduğu rezervlerin etkin ve verimli bir şekilde kullanılması, • Kaynak çeşitliliği olması bakımından yenilenebilir kaynaklara da önem verilmesi, • Enerji üretiminde yerli teknolojilerin kullanılması, • Çevre üzerindeki zararlı etkilerin en aza indirilmesi, • Toplumun enerji tüketimi konusunda bilinçlendirilmesi, • Serbest piyasa uygulamaları içinde kamu ve özel kesim imkanlarının harekete geçirilmesi, • Ülke enerji ihtiyaçlarını güvenli, sürekli ve en düşük maliyet ve en az çevresel etkilerle karşılayacak tedbirleri alan politikaların hayata geçirilmesi, • Dışa bağımlılığın azaltılması, yerli teknolojilerin kullanımı amaçları doğrultusunda, gerekli insan gücünün yetiştirilmesi ve verimli bir şekilde kullanılması, • Enerji teknolojilerindeki verimliliğin artırılması,

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

• Sürdürülebilir, yenilenebilir yerli ve yeni nesil enerji teknolojileri ile ilgili uzun vadeli Araştırma-Geliştirme programları kapsamında çalışma gruplarının oluşturulması ve yönetilmesi, • İnsan kaynakları çalışmaları ile bu alanlarda çalışan insan sayısının çok hızlı bir şekilde artırılmasının sağlanması • Üniversite-sanayi işbirliklerinin sağlanması • Dünyada enerji kaynaklarına sahip olan ve sahip olmayı hedefleyen ülkelerin enerji politikalarını takip ederek, müteşebbisleri farklı ülkelerdeki enerji kaynaklarında pay sahibi olmaya teşvik etmek, • Kompakt teknolojilere yönelmek. Kömür, doğalgaz, petrol gibi fosil yakıtların yakın bir gelecekte tükeneceği ve yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin de ülkelerin büyük sanayi ihtiyaçlarını karşılamakta yeterli seviyeye ulaşamadığı göz önüne alındığında, ülkeler kısa ve orta vadede nükleer enerjiye yönelmeyi düşünmektedirler. Ülkemiz de aynı sorunlarla karşı karşıya olduğu için, nükleer enerji kaçınılmaz bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylece, bir yandan enerji ihtiyacımız karşılanmış olurken


MAKALE diğer yandan ülkemize birçok alanda farklı kazanımlar getirecek yeni bir teknoloji edinilmiş olacaktır. Bunu sağlamak için; • Nükleer programın elektrik enerjisi üretimi milli planlaması içine alınması, • Yerli kaynakların kullanımına yönelik çalışmalar • Programın yakıt çevrimi çalışmalarıyla koordinasyonu, • Programın milli mühendislik ve nükleer enerji sanayisi ile koordinasyonu, • Gerekli insan gücünün ve bu gücün eğitim ihtiyaçlarının tespiti ve karşılanması • Yerli malzeme üretimine ve kullanımına yönelik çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Böylece; • İleri ve prestijli bir teknolojiye sahip olmak • Enerji üretiminde dışa bağımlılıktan olabildiğince kurtulmak, • Elektrik enerjisi üretiminde kaynak çeşitliliği sağlamak, • Çevre dostu bir enerji türü seçmiş ol-

mak, Ülkemizin kazanımları arasında olacaktır. Nükleer enerjiye geçişin kaçınılmaz bir çare olarak önümüze çıktığı göz önüne alındığında bile bu enerjinin diğer fosil yakıtlara göre avantajlarının oldukça fazla olduğu da görülmektedir; • Kullanılan yakıt miktarının çok daha az miktarda olması, • Açığa çıkan atık miktarının asgariye indirilmesi ve idaresi, • Mükemmel güvenlik ve güvenilirlik, • Çok düşük reaktör kalbi hasarı olasılığı, • Saha dışı acil durum önlemlerine gerek olmaması, • Diğer enerji kaynaklarla karşılaştırılabilir mali riske sahip olması, • Nükleer maddelerin silah yapımında kullanılmasına engel olacak veya zorlaştıracak teknik ve fiziksel koruma özelliklerine sahip olması hedeflenmektedir. Bu hedeflerin her biri için ayrıca kriterler ve ölçütler belirlenerek, aday sistemlerin

DOSYA arasında bu kriter ve ölçütlere uygunluğu ölçüsünde aday 6 adet reaktör tasarımı tespit edilmiştir ve bu tasarımlar “4. Nesil Reaktörler” olarak anılmaktadır ki bunlar nükleer teknolojide devrimsel nitelikler taşımaktadırlar: 1. Gaz Soğutmalı Hızlı Reaktör 2. Kurşun Soğutmalı Hızlı Reaktör 3. Ergimiş Tuz Reaktörü 4. Sodyum Soğutmalı Hızlı Reaktör 5. Süper Kritik Su Soğutmalı Reaktör 6. Çok Yüksek Sıcaklıklı Reaktör Güvenlik ve malzeme konuları öne çıkan noktalar olarak görünmektedir. Nükleer teknolojide kullanılabilecek her türlü hammaddenin eldesi, işlenmesi ve üretim aşamasına geçilmesi, reaktörlerin çalışması esnasında kullanılacak yeni tip malzemelerin tespiti ve üretimi, yeni tip nükleer yakıtların üretimi, atıkların işlenmesi, saklanması konuları, üzerinde yoğunlaşılması gereken durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda, bu teknolojilerin içerdiği tüm disiplinlerde gerekli insan gücü tespit edilmeli, eğitilmeli, çalışma grupları oluşturulmalı ve uzun vadeli Araştırma-Geliştirme projeleri kapsamında çalışmalar yürütülmelidir. Bu çalışmaları ana başlıklar halinde aşağıdaki şekilde ifade edebiliriz: • Ülkenin nükleer teknoloji politikalarının, stratejilerinin ve yol haritalarının belirleyici şekilde kesin çizgilerle belirlenmesi • Yeraltı kaynaklarının tespiti ve değerlendirilmesi • İnsan kaynaklarının geliştirilmesi ve yönetilmesi (uranyum madenciliğinden, yakıt teknoloji, malzeme teknolojisi ve geliştirilmesi, geri kazanım teknolojileri, radyotoksikoloji, radyokimya, nükleer güvenlik, nükleer enstrümantasyon ve kontrol, tasarım, analiz, atık teknolojileri, atık yönetimi, regülasyon, denetim, lisanslama, nükleer kültürün geliştirilmesi, sertifikasyon, test yöntemlerinin geliştirilmesi gibi) • Yakıt teknolojilerinin geliştirilmesi (milli kaynaklara bağımlı olarak) • Araştırma ve güç reaktörleri teknolojilerinin geliştirilmesi • Atık Yönetiminin ve teknolojilerinin geliştirilmesi, atık miktarının minimize edilmesi • Güvenlik kriterlerinin artırılması • Kompakt teknolojilere yönelinmesi ve bu teknolojilerin kazanımının sağlanması

-69-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

ALİ KILIÇ INTELLIUM BILIŞIM TEKNOLOJILERI LTD.ŞTI. GENEL MÜDÜR

ENERJİ VERİMLİLİĞİ POLİTİKALARINDA YAPAY ZEKA (BÜYÜK VERI, IoT, MAKINE ÖĞRENMESI) KULLANIMI İLE FIRSATLAR TÜRKIYE IÇIN BÜYÜMEK VE GÜÇLÜ BIR EKONOMIYE SAHIP OLMAK YAŞAMSAL BIR ÖNEME SAHIPTIR. BÜYÜMEK IÇIN SANAYILEŞMEYE, SANAYILEŞME IÇIN UCUZ, TEMIZ VE KESINTISIZ ENERJIYE, ENERJI IÇIN ISE FINANS, TEKNOLOJI VE INSAN KAYNAĞINA IHTIYACIMIZ BULUNMAKTADIR.

A

rtan nüfus, sanayileşme, enerji kaynaklarında meydana gelen azalma, araç ve gereçlerinin yaygın kullanımı ile birlikte artan enerji ihtiyacı, dünya ülkelerinin enerji politikalarında yenilikler yapmasını zorunlu kılmaktadır. Var olan enerji kaynaklarının etkin kullanılması, kaynak çeşitliliğinin artırılması, çevreye duyarlı enerji tedarik sistemlerinin geliştirilmesi ve üretilen enerjinin verimli olarak tüketilmesi, yeni nesillere bırakacağımız dünyanın kalitesini etkileyen en önemli faktörlerdir. Enerjinin güvenilir, zamanında, kesintisiz ve çevreye uyumlu temin edilmesi politikası çerçevesinde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimine yönelmenin yanı sıra, ağırlık verilmesi gereken temel bir politika da; enerji verimliliğinin arttırılmasıdır. Enerji verimliliği, tüketilen enerji miktarının, üretimdeki miktar ve kaliteyi düşürmeden, ekonomik kalkınmayı ve sosyal refahı engellemeden en aza indirilmesidir.

-70-

Daha geniş bir biçimde enerji verimliliği; gaz, buhar, ısı, hava ve elektrikteki enerji kayıplarını önlemek, çeşitli atıkların geri kazanımı ve değerlendirilmesi veya ileri teknoloji ile üretimi düşürmeden enerji talebinin azaltılması, daha verimli enerji kaynakları, gelişmiş endüstriyel süreçler, enerji geri kazanımları gibi etkinliği artırıcı önlemlerin bütünüdür. Ekonomistlere göre ise enerji verimliliği; oluşturulan her bir birim gayrisafi yurt içi hasıla veya katma değer için tüketilen enerjinin azaltılmasıdır. Gelişmişlik, az enerji kullanarak çok ekonomik değer yaratabilmekle ölçümlenebilir. Birincil enerji tüketiminin GSYH’ya oranlanması sonucu hesaplanan yoğunluk, birincil enerji yoğunluğu, nihai enerji tüketiminin GSYİH’ya oranlanması sonucu hesaplanan yoğunluk ise nihai enerji yoğunluğu olarak adlandırılmaktadır. Makro düzeyde Enerji Yoğunluğu olarak da tanımlanan enerji verimliliği; teknoloji alt yapısı, tüketici davranışları ve ekonomide-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ki değişikleri kapsayan ekonomik verimlilik ile yakından ilgilidir. Enerjinin verimli kullanımının sağlanmasında en temel gösterge enerji yoğunluğunun düşürülmesidir. Ülkemizde kişi başına enerji tüketimi OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık 1/5 ‘i oranında, enerji yoğunluğu ise OECD ortalamasının iki katı kadardır. Bugüne kadar yürütülen çalışmalara rağmen enerji yoğunluğu, düşme eğilimine girmemiştir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre gelişmiş ülkelerde enerji yoğunluğu 0.09-0.19 arasında iken, ülkemizde 0.38 olması ve azalma eğilimi göstermemesi bu konunun ciddi olarak ele alınması gereğini ortaya koymaktadır. Sadece bu rakam bile, Türkiye’nin enerji verimliliğinin artırılması konusunda yapılabilecek çok şey olduğunu göstermektedir. Not: • TEP : Ton Eşdeğer Petrol • GDP: Gross Domestic Product (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla)


MAKALE 1 TEP pratikte yaklaşık olarak; • 1 ton fuel oil, • 11600 kWh, • 3 ton linyit, • 1,6 ton taşkömürü, • 1.200 m3 doğal gaza eşdeğerdir. Enerji verimliliğinde en önemli faktör enerji tasarrufudur. Genellikle enerjinin az kullanılması, iki ampulden birinin söndürülmesi şeklinde algılanmakta olan enerji tasarrufu, aslında enerji atıklarının değerlendirilmesi ve mevcut enerji kayıplarının önlenmesi yoluyla tüketilen enerji miktarının, kalite ve performansı düşürmeden en aza indirilmesidir. 29-30 Mart 2018 tarihlerinde yapılan 9. Enerji Verimliliği Forumu ve Fuarı'nın açılışında, Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı'na ilişkin sunum gerçekleştiren Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Sn. Berat ALBAYRAK, “Türkiye'nin enerji kaynakları açısından zengin bir ülke olmadığını ve büyümekte olan ülkeler arasından sıyrılarak birinci ligdeki ülkelerin arasına girmek için stratejik bir vizyona ihtiyaç duyduğunu bunun için de enerji verimliliğinin büyük önem arz ettiğini vurguladı.” Sn. Berat Albayrak, “Daha müreffeh bir topluma ulaşmak için açıkladıkları Milli Enerji ve Maden Politikası'nın arz güvenliği, yerlileşme ve öngörülebilir piyasalar olmak üzere üç ana saç ayağından oluştuğunu belirtti.”

ÜLKE

GDP (MILYAR $)

DOSYA

ÜLKEMIZDE, ENERJININ YOĞUN KULLANILDIĞI SEKTÖRLERDE YÜZDE 2030 DOLAYINDA ENERJI TASARRUF POTANSIYELI OLDUĞU BILINMEKTEDIR. (SANAYI ≥ YÜZDE 20, BINA VE HIZMET ≥ YÜZDE 30, ULAŞIM ≥ YÜZDE 20) YÜZDE 15’LIK ELEKTRIK TASARRUF POTANSIYELI GERI KAZANILDIĞINDA 6,5 MILYAR TL’LIK DOĞAL GAZLI SANTRAL YATIRIMI ÖNLENEBILIR. YILDA 3,0 MILYAR USD’LIK DOĞAL GAZ ITHAL EDILMEYEBILIR. BINALARIN VE IŞLETMELERIN ISITMA VE SOĞUTMASINDA YÜZDE 35 VE ULAŞIMDA YÜZDE 15 TASARRUF SAĞLANDIĞINDA YILDA 1,4 MILYAR USD’LIK PETROL VE DOĞAL GAZ ITHAL EDILMEYEBILIR.

TÜKETIM (MILYON TEP)

ENERJI YOĞUNLUĞU

190,3

72,5

0,38

1,06

JAPONYA

5.648

520,7

0,09

4,09

8.977,9

2281,5

0,25

7,98

YUNANISTAN

TASARRUF POTANSIYELI Ülkemizde, enerjinin yoğun kullanıldığı sektörlerde yüzde 20-30 dolayında enerji tasarruf potansiyeli olduğu bilinmektedir. (Sanayi ≥ yüzde 20, Bina ve Hizmet ≥ yüzde 30, Ulaşım ≥ yüzde 20) yüzde 15’lik elektrik tasarruf potansiyeli geri kazanıldığında 6,5 milyar TL’lik doğal gazlı santral yatırımı önlenebilir. Yılda 3,0 milyar USD’lık doğal gaz ithal edilmeyebilir. Binaların ve işletmelerin ısıtma ve soğutmasında yüzde 35 ve ulaşımda yüzde 15 tasarruf sağlandığında yılda 1,4 milyar USD’lık petrol ve doğal gaz ithal edilmeyebilir.

KIŞI BAŞINA TÜKETIM (TEP/NÜFUS)

TÜRKIYE ABD

Sn. Berat Albayrak, eylem planı kapsamındaki kazanımları şu şekilde açıkladı: "2023'e kadar 10,9 milyar dolarlık bir yatırım söz konusu. Kaynaklarımızı olabildiğince az kullanıp daha rekabetçi bir özel sektöre kavuşmak bizim için çok önemli ki, bu süreç kazan-kazan olsun. Bu, 23 milyon ton petrol eş değeri enerji tasarrufu ve birincil enerji tüketiminin yüzde 14'üne varan tasarruf ile 66,6 milyon ton karbon salımı azaltımı anlamına geliyor. Burada 2023'e kadar 20 bin istihdam yaratılacak ve 4,2 milyar dolarlık bir enerji santrali yatırımı yapma zorunluluğundan da kurtulacağız. Böylece Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı ile 2033'e kadar toplamda 30,2 milyar dolarlık bir tasarruf miktarı ortaya çıkacak." Sn. Berat Albayrak, eylem planı kapsamındaki hedeflerin "düşük maliyet, yüksek rekabet gücü" fikriyle konulduğunu belirterek, bu hedeflerle konuttan sonra enerji tüketiminde yüzde 32 ile en büyük paya sahip sanayide de tasarrufun 10 milyar dolar seviyesine ulaşacağını anlattı. Halen hızlı kalkınma aşamasında olan ülkemizde sanayileşme faaliyetleri, yeni teknolojilere yönelim, hayat standartlarının yükselmesi ve artan nüfus, her yıl daha fazla enerji tüketimine neden olmaktadır, ve toplam enerji arzımızın yüzde 70’i ithalat yoluyla karşılanmıştır. Hızlı talep artışı nedeniyle, 2020 yılında toplam enerji arzının ancak yüzde 22’sinin yerli üretimle karşılanabileceği beklenmektedir.

144,8

28,7

0,20

2,62

OECD

27.880,9

8970

0,19

4,68

DÜNYA

34.399,8

10029

0,29

1,64

HEDEF Enerji Verimliliği Kanunu ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından belirlenen hedef, Türkiye'nin enerji yoğunluğunu 2020 yılına kadar, 2011 yılına göre en az yüzde 20 azaltmaktır. Bu hedef, aynı enerji ile daha fazla üretimin önünü açacak,

-71-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

enerji yatırım ihtiyaçlarımızı ve ithalat bağımlılığımızı azaltacak, ayrıca temiz çevrenin korunmasına önemli katkılarda bulunacaktır. Enerji tasarrufu ve verimliliği, enerji arz güvenliğinin sağlanması, dışa bağımlılık risklerinin azaltılması, çevrenin korunması ve iklim değişikliğine karşı mücadelenin etkinliğinin arttırılmasının sağlanması gibi 2023 yılı ulusal strateji hedeflerimizin ve enerji politikalarımızın en önemli bileşenlerinden biridir. Enerji verimliliğini arttırmaya yönelik çalışmalarda birçok cihaz, ekipman, bina ve enerji hizmeti için mümkün en az enerji tüketimi, verimli olmayan ürünlerin piyasadan çekilmesi amacı ile performans derecelendirmesi ve etiketleme, daha fazla enerji verimliliği sağlayan ürünler için finans mekanizmaları oluşturulması ve tüketicinin en verimli ürünler hakkında bilgilendirilmesi önerilen öncelikler arasında yer almaktadır. Enerji sektörünün öğelerinden üretim, iletim ve dağıtım, perakende satış, ticaret ve tüketim alanlarındaki gelişmeler sensör tabanlı haberleşilebilir otonom sistemler ile günden güne artmaktadır. Dijitalleşme veya Endüstri 4.0 ile ilintili araçlardan yapay zeka, bulut bilişim, büyük veri, IT ve veri güvenliği, akıllı birimler, IoT, dış kaynak kullanımı, standartlaş-

-72-

tırma ve veri koruma enerji verimliliğinin odağında olmasının önemi artmaktadır. Son zamanlarda dünya genelinde yapay zekâ alanında yapılan çalışmaları incelediğimizde teknolojinin her alanında giderek yapay zekâ uygulamalarının hız kazanarak arttığını gözlemlenmektedir. Her geçen gün farklı sektörlerde yapay zekâ, blok zinciri ve robotik teknolojilerinin birbiriyle etkileşimi ile birlikte insanları kendisine hayran bırakacak yenilikçi teknolojiler ortaya çıkıyor. Sürekli gelişmekte olan ve yüksek rekabet gücünü arttıran akıllı enerji uygulamaları ile birlikte yapay zekâ teknolojilerinin enerji sektöründeki teknolojilere uyum sağlama hızı ise oldukça yüksektir, bu süreçte bu çalışmalar için ülkemizin geç kalmaması gerekmektedir. Bu yeni ekonomik dünyanın arkasında ‘büyük veri’, ‘makineler arası iletişim’, ‘yapay zekâ’, ‘öğrenen makineler’ vardır. Artık Enerji sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerde her şey müşteri odaklı hale geliyor ve bu çalışmaların arkasında da ‘yapay zekâ’ ve ‘makine öğrenmesi’ yer almaktadır. Şirketler için veri; artık petrol kadar değerli hale gelmiş durumdadır. Yapay Zeka ile büyük veri ne kadar bilgi sahibi olunduğundan ziyade onunla ne yapılacağı üzerine yoğunlaşır. Herhangi bir kaynaktan veri alıp onları para ve zaman tasarrufu, yeni proje gelişimi ve optimize edilmiş önerileri

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

aynı zamanda da akıllı karar verilmesini sağlayan cevaplar bulmak için analiz eder. Bu verileri doğru analiz eden ve yorumlayan ve değer katan servisler oluşturan firmalar giderek büyürken, yeniliklere ve gelişime ayak uyduramayan firmalar zaman içerisinde küçülerek kaybolacakları aşikardır. Önümüzdeki yıllar içinde yapay zekâ kavramı ile gelen teknolojilerin, robotik gelişmeler ile birlikte sadece enerji değil; çeşitli sektörleri ciddi olarak etkilemesi bekleniyor. Akıllı şebekeler ile birlikte kullanıma giren cihazlarda ve talep yönetimindeki ilerlemelerde sektördeki yapay zekâ türevi uygulamaların izlerini görmek mümkündür. Dağıtık enerji kaynaklarının yönetimi, akıllı altyapılar, sensörler ve sayaçlar enerji sektörünün uzun zamandır akıllı şebekelerin oluşturulmasında gündemde olan konulardır. Şebekedeki talep seviyelerini otomatik olarak algılayarak enerji tüketimini düşüren bugünün akıllı cihazlarının, yapay zekâ tarafından güçlendirilerek blok zincir ile kaydedilebilir ve birbiriyle güvenli bir şekilde etkileşebilir hale getirilmesi planlanabilir. Buna göre, bazı örnekler ile konuyu detaylandırmak gerekirse; Amerika Birleşik Devletleri, elektrik şebekesindeki sorunları önceden fark edile-


MAKALE bilmesi, gerçekleşen şebeke problemlerini azaltma, sistemleri en hızlı tekrardan ayağa kaldırma konusunda yapay zekânın kullanılması araştırma çalışmalarına başlamış durumdadır. ABD Enerji Bakanlığı, yapay zekânın elektrik şebekelerinde güç dengesizliklerinin giderilmesinde, şebekede meydana gelebilecek arızaların ve hasarların önlenmesinde ve fırtınalar, siber saldırılar, güneş patlaması ve diğer nedenlerle yaşanan kesintilerin daha hızlı giderilmesinde yardımcı olup olamayacağını keşfetmek için Grid Resilience and Intelligence Project (GRID) isimli projeye 3 yıl için 6 milyon dolar bütçe ayırmıştır. Yapay zekânın bir başka kullanım alanı da talep tarafı yönetimi, enerji yönetim sistemleri oluşturma, enerji verimliliği alanında olacağını düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde Google, 2014 yılında satın aldığı bir yapay zeka şirketi olan DeepMind’ı kullanarak, bilgi işlem merkezilerinde yapay zekâ teknolojisini kullanarak enerji tüketimini yüzde 15 oranında azalttığını belirtmiştir. Google, yapay zekâ kullanarak soğutma amacıyla tüketilen enerji kullanımında yüzde 40’lık bir tasarruf sağladığını görüyoruz. Tahmin edebileceğiniz gibi Google’ın devasa büyüklükte veri merkezi bulunuyor ve 7/24 çalışan bu sunucular inanılmaz bir güç harcıyorlar. DeepMind, veri merkezlerinde yaklaşık 120 farklı değişkeni kontrol ederek, fanlar, soğutma sistemler ve hatta pencereleri bile bir kontrol sistemine dahil ederek bu kadar büyük faydayı sağlamayı başarmıştır. Sonuç olarak, sağlanan yüzde 15 iyileştirmenin Google’a faydasını daha net olarak anlaya-

bilmemiz için şu rakamlar işimize yarayacaktır: Amerika’da şirketler megavat başına 25$ ile 40$ arasında ödeme yapıyor ve 2014 yılında Google 4,402,836 MW enerji harcadığı paylaşılmış. Enerji kullanım verimliliğini yüzde 15 artırmayı başarak DeepMind uzun vadede milyonlarca doların Google’ın kasasında kalmasını sağladığı görülmektedir. Enerji sektöründe en önemli ihtiyaçlardan biri “talebin doğru tahminlenmesi” dir. Talebin doğru tahmin edilmesi, olası sistem arızalarının doğru tahmin edilmesi ve daha birçok ihtiyacın daha önceden belirlenmesiyle ilişkilidir. Avustralya’da enerji sektöründe tahmin hatasında yüzde 1’lik bir artışın yıllık işletme giderlerinde yaklaşık £10 milyon’luk işletme masrafı artışına neden olduğu tespit edilmiştir. Enerji sektöründe talep/tüketim tahminleri zaman serileri analizi yöntemleri kullanılarak ve/veya yapay zekâ kökenli tahmin yöntemleri kullanılarak yapılmaktadır. Ayrıca Elektrik dağıtımında yapay zekâ teknolojileri sayesinde etkili üretim ve hizmet operasyonları gerçekleştirilmesi hedeflenebilir. Yapay zekâ teknolojilerinin akıllı şebeke yapısı için gerekli olan aktif yönetim potansiyeline sahip olduğunu düşünen uzmanlara göre, yapay zekânın güçlü istihbarat sistemi ile şebekeyi dengelemesi, talebi yöneterek eylemler üzerinde pazarlık yapabilmesi ve gerektiğinde kendini iyileştirerek bir dizi yeni ürün ve hizmet sağlayabilmesi mümkün olmaktadır. Yapay Zeka uygulamalarının yukarıda bahsi geçen örneklerine göre enerji sektöründe sunduğu çözümler ve olası iyi-

DOSYA leştirmelerden bazılarını aşağıdaki şekilde belirtebiliriz: Analitik modelleme altyapısı ile talep tahminleme (Demand Forecasting) Rekabetçi ve düzenlenmiş enerji piyasalarında, şirketlerin kâr/zarar oranları ile tahmin tutarlılığı ve güvenilirliği arasında net bir bağlantı vardır. Ancak, eski yük tahmini çözümlerinden çoğu, bugün altyapı çerçevesinde üretilen verilerin çeşitliliği, karmaşıklığı ve hacminin üstesinden gelecek şekilde tasarlanmamıştır. Bu çözümler ayrıca talep edilen her bir tahmine yönelik uygun model seçimine olanak sağlaması için ihtiyaç duyulan otomasyona sahip değildir. Eski tahmin yazılımlarının tartışmaya açık tahminler sunması nedeniyle, çoğu organizasyon istatistiksel olarak oluşturulan tahminlere güvenmekte zorluk çekiyor. Ayrıca, tahmin hatalarının uygun olmayan kararlar alınmasıyla sonuçlanacağını biliyorlar. Enerji şirketlerinin başından sonuna kadar kendi tahmin süreçlerine sahip olmasını ve en doğru kararları alabilmeleri için veri odaklı yapay zeka uygulamalarıyla analitik yaklaşımları kullanmaları önemlidir. Tahmin ediciler, artık gelişmiş veri yönetimi ve sınıfının en iyisi analitik yöntemlerinin yapay zeka uygulamalarında kullanılması sayesinde, yenilenebilir (rüzgar / hidroelektrik / jeotermal / güneş) enerji üretimi tahminleri de dahil olmak üzere, enerji şirketlerinin dinamik iş modellerine ilişkin karmaşık sorulara cevap verebilecek yapılara ulaşabilmektedirler. Enerji ticareti potansiyelini ve risklerini belirlemek Talepteki dönemsel iniş ve çıkışlar, pazardaki yapısal değişiklikler ve emtia fiyatlarının artması gibi dış riskler söz konusu olabilir. Bunların yanı sıra, fiziksel varlıkların ve tedarikçilerin yönetilmesi ve yeterli finansal kontrollere sahip olmak gibi iç ihtiyaçlar vardır. Analitik tabanlı iş analizleri bu durumların tümünde enerji firmalarına yardımcı olmaktadır. Talep, ekonomik dönem, hava koşulları, popülasyondaki değişiklikler, tatiller ve benzeri birçok durumdan etkilenir ve talebi karşılayabilmenin yolu da çok sayıda etmenden geçmektedir. Analitik tabanlı tahminleme çözümleri, gelecek¬teki talebi, arzı ve kazancı tahmin etmek için mevsimleri, demografik kaymaları ve diğer detayları göz önünde bulundurabi-

-73-

MAYIS - HAZİRAN 2018


MİLLİ ENERJİ

MAKALE

lir arz ve talebin doğru bir şekilde öngörülmesini sağlar. Petrol, gaz, kömür ve elektriğe ihtiyaç duyan enerji şirketlerinin finansal ve operasyonel performansları, dalgala¬nan pazar fiyatlarına çok bağlıdır. Birbirinden tamamen farklı bilgi teknolojileri sistemlerinden, pazar girdilerinden, döviz kurlarından, muhasebe ve planlama sistemlerinden alınan çeşitli verileri ile operasyonlarına devam etmek durumundadırlar. Yapay zeka uygulamalarını analitik yöntemleri sayesinde tüm pazar riski faktörlerini doğru bir şekilde ölçülmesine ve izlenmesine olanak sağlarken, tescilli risk metotlarından en iyi şekilde faydalanan açık bir çerçevede kullanılabilir. Üretim tesislerinde varlık performans gözetim sistemleri, arıza analizlerinin yapılması ve arıza zaman öngörüm modellemesi (Predictive Maintenance) Yıllanmış üretim sistemleriyle faaliyetlerini sürdürmekte olan enerji şirketleri, arıza yapan varlık parçalarının değişim maliyetlerini optimize etmek, işletim verimliliğini iyileştirmek ve akıllı şebeke teknolojilerinin benimsenmesinde düzenleyici gereklilikleri karşılamak konularında sorunlar yaşamaktadırlar. Üretim sistemlerinin korunmasına ve onarılmasına milyonlarca dolar harcanmış olsa da, enerji üretim, iletim ve dağıtım sistemlerine ilişkin bir analiz, analitik performans izleme sistemleri ile toplanan verinin analitik modelleme ile analizinin şebeke verimliliğini ve varlıkla-

-74-

rının kullanılabilirliğini iyileştirme fırsatını arttırdığını ortaya koymaktadır. Günümüzde enerji şirketleri, ağları kapsamındaki varlıklara yeni bir bilgi katmanı ekleyen yeni sensör teknolojilerine yatırım yapıyor. Hizmet gerekliliklerini proaktif olarak değil de oluştukları an belirlemek, uzun vadede personel, ekipman ve müşteri memnuniyeti açısından daha fazla maliyet oluşturur. Bu nedenle sensörler tarafından üretilen büyük verinin yönetilmesinin yanı sıra özellikle kritik öneme sahip varlıklar için enerji şirketlerinin mevcut performans durumunu izleme modundan öngörülü planlama moduna geçmeleri gerekmektedir. Enerji şirketleri, büyük verinin yapay zeka uygulamları ile yönetimiyle varlık performanslarını izleyebilecek, yaklaşan bakım gerekliliklerine ilişkin uyarılar alabilecek ve böylece proaktif olarak plansız kesintilere yol açan olayları azaltabilecek, varlık ömrüne ilişkin maliyeti optimize edebilecek ve varlıkları en üst düzey performansla kullanabilecektir. Gelir kontrol noktalarının oluşturulması, teknik olmayan kayıp ve ödemelerinin (Fraud) / alacak tahsilatlarının optimizasyonu Müşteri odaklı bir piyasada, sistem anormalliklerinin kontrol edilmemesine göz yummak, gelir kaybına, tedarikçilerle ilişkilerin zedelenmesine ve müşteri memnuniyetinde gözle görülür düşmelere neden olmaktadır. Aynı zamanda, büyük

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

DOSYA bir organizasyonda faaliyet göstermekten dolayı artan sistemsel karmaşıklıklar ve etkileşen farklı noktaların sebebiyet verdiği açıklar, dolandırıcılık, geç ödeme ve tahsilat sorunları gibi problemleri beraberinde getirmektedir. Büyük bir organizasyonda etkileşen birçok bileşen nedeniyle oluşan ve müşterileri etkileyen anormallikler ve gelirin proaktif olarak belirlenmesi kritik öneme sahiptir. Bağımsız departmanlara bu sorunların çözümüne ilişkin ek sorumluluklar vermek zorlu bir süreçtir. Yapay Zeka ile geliştirilen gelir güvence ve dolandırıcılık önleyici çözümler, gelişmiş öngörülü analitik yetenekleriyle gelir kayıplarına karşı üst düzey koruma sağlayabilir. Hizmetlere ilişkin dolandırıcılık, yanıltma ve hırsızlık olaylarını hızlı ve doğru bir şekilde tespit ederken, tahsilat tekniklerinin makul bakım düzenlemeleri ve bireysel durumları içermesini sağlar. Böylece hangi tahsilat programının, fiyat ve/veya ödeme planının hangi müşteriye uygun olduğu konusunda yönlendirici analizler ile operasyonlara destek sunar. 2025 yılında global dijital ekonominin büyüklüğü 23 Trilyon Amerikan dolarını bulacağı belirtilmektedir. Her cihazın birbirini duyabildiği ve veri tarafından yönetilen yeni bir paradigmadan bahsediyoruz. Görünen o ki, yapay zekâ ile veriden değer üretmeyi başarabilme yeteneği, ülkelere büyük bir ekonomik sıçrama şansı yaratacak. Bu geleceğe bugünden hazırlanan ülkeler 2025 yılında diğerlerinden daha önde olacaklar. Türkiye’nin de bu çevik ülkeler arasında olması için başlangıç adımlarının ivedilikle atılması gerekiyor. Sonrasında disiplinli bir çalışma ile Türkiye de 2025 yılına lider ülkelerle beraber adım atabilir durumda olacaktır.

KAYNKLAR: Türkiye Enerji Gelişim Raporu 2018, Enerji Verimliliği Dairesi Başkanlığı http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/EnerjiVerimliligi http://kobienver.com/bilgiler/ Türkiye’de Enerji Verimliliği ile İlgili Çalışmalar, EİE Enerji Verimliliği Etüd Çalışmaları ve Yasal Durum, E.Çalıkoğlu Enerji Verimliliği ve Türkiye, M.Narin, S.Akdemir Sektörel Bakış – Enerji, KPMG http://www.ibb.gov.tr/sites/aydinlatmaenerji/Pages/ EnerjiVerimliligi.aspx https://deepmind.com/blog/deepmind-ai-reducesgoogle-data-centre-cooling-bill-40/ https://inhabitat.com/infographic-how-much-energydoes-google-use/


ULUSLARARASI AYDINLATMA & ELEKTRİK MALZEMELERİ FUARI VE KONGRESİ

19 - 22 EYLÜL 2018

İSTANBUL FUAR MERKEZİ BÜYÜYEN PAZAR DEĞİŞEN SEKTÖRLE BULUŞUYOR www.istanbullight.com

Stratejik Ortaklar

Destekleyen Kurumlar

Organizasyon

BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TOBB (TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ) DENETİMİNDE DÜZENLENMEKTEDİR.


DOSYA DIŞI Bu hocaların hepsi püri pak, ismet sıfatına mı haiz? Elbette değil a dostlar. Hem şimdi durduk yerde bu “muhalif” lafına takılıp “milli birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğumuz zamanda” ATV’nin aklına karpuz kabuğu düşürmeyelim. Bendeniz de son tahlilde muhalifim, her beyanıma tensip buyurdunuz efendim deyu baş sallayan mürit istemem dergâhıma. O sebepten yaşımız altmışa dayandı, iki buçuk müridi, üç eyleyemedik yıllardır.

F. PROF. DR. FAHRETTIN OKKACIZADE

HER ÇIVIYE PEŞKIR ASMAK

S

Bir de son zamanlarda bir Müslümanın evgili dostlar, tarih boyunca bu sosyal medya kadar insanın nefsi emmarelafına atıfla, “Bu hangi din? Ben bu dinsini azdıran başka bir mecra oldu mu den değilim” lafını çok duyar oldum. bilmem. En azından bendeniz şahit olmaSevgili okurlar aman! İtikadımızı pamuk dım. Beni takip edenler bilir, sanal âlemde ipliğine bağlamayalım. bu sosyal medya ile ilgili bazı makaleler Laf dolanır, sahibini vurur! yazdım. Özelliklerde WhatsApp grupları Boğaz dokuz boğum, her laf için dokuz ve Facebook üzerine, merek edenler arayıp kez düşün denmiştir. bulabilir, tekrar etmek istemem. Lakin bir not, küçük Şimdilerde “önce gönYahu Allah aşkına dipnot vermeden geçersem der sonra düşün”. Hatdostlar, ölenin beni bu gece uyku tutmaz. ta, “Amaan, ne düşüarkasından Zira okumuş etmiş bu MMG necen, gönder gitsin. WhatsApp üzerinden camiasında dahi bu hastaOnlar düşünsün” diye taziye vermek nedir? lıklar mevcuttur. mi nasihat eder oldu Yapmayın birader, hocalar nedir? Yahu Allah aşkına dostlar, ölenin arkasından WhatsApp üzerinden taziye vermek nedir? Yapmayın birader, gidin arkadaşınızı ziyaret edin, olmadı telefon edin, o da olmadı kendisine doğrudan ismiyle cismiyle mesaj yazın. Gurup üzerinden taziye mi olur! Bari içinizden biri cemaate rahmet dese de işin sonu gelse…

gidin arkadaşınızı ziyaret edin, olmadı telefon edin, o da olmadı kendisine doğrudan ismiyle cismiyle mesaj yazın. Gurup üzerinden taziye mi olur! Bari içinizden biri cemaate rahmet dese de işin sonu gelse…

Kopyala yapıştır Cuma ve Kandil mesaj “tacizlerine” hiç girmiyorum… Neyse geçelim, bu yazıda daha çok sosyal medyanın bir başka ifsat edici yönüne işaret etmek arzusundayım. Koca koca profesörler, hocalar, âlimler Twitter ya da Facebook’da bir cümle yazıyor, altında yeni yetme, adı sanı belirsiz (namına trol diyorlar) ya da adı belirli tıyneti belirsiz tipler küfür, kâfir veryansın. Hocanın ne hocalığı kalıyor ne hacılığı.

-76-

Gerçi hocayı tanıyan kim! Kur’an Müslümanlığı diye bir icat çıkarmışlar (bizim zamanımızda bunların adı mealciydi). Sünneti hafife alan, hocayı ne etsin! Amerikan düşmanı lakin fetvayı Google’dan sorar, acayip muhalif bir nesil zuhur etti!

İki kulak vermiş yaradan, iki dinle bir konuş deyu! Da, kimi dinleyecek, adam zaten biliyor! Her hocaya çakacak bir lafı, her çiviye asacak bir peşkiri var. Sadece gençler olsa iyi, bu muhalif taifenin içinde yaşı kemale ermiş, zatı kemalden nasipsiz bir dolu zevat da var. İmdi Okkacı, bu “muhalif” taifenin hiç mi hakkı yok?

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

Neyse mevzuyu dağıtmayalım. Muhalif dedimse bu kronik hale gelmiş, hıyar diyene tuz yetiştiren taifedir kastım. Maksadı yanlışa değil, yanlış söyleyene ateş etmek ve bu taife daha ziyade sosyal medya cemaatidir. Buraya dikkat isterim. Bir dergâhın yolunu geçtim, adını dahi duymayan, dahası adına dahi tahammülü olmayan bir taifedir bu zümre. Her bir şeyi bilirler. Her bir mevzuda kanaatleri, her bir irapta mahalleri vardır. Zinhar bilmedikleri nane, ütmedikleri misket yoktur. Ezcümle “nefsi emmare” taifesi. Benlik davasının erleri. Nefsin birinci mertebesidir bu dostlar, canlının ilk formu, hayvanlarla aynı kategoriye ait. Nefsin arzularına ram olmuş, bütün canlı, cansız varlığın kendi emrinde olması gerektiğini düşünen, hayatın merkezine kendini, kendi hakikatini koyan mertebe yani. Yeni yetmelerin tabiriyle insanlıkta birinci level. Eğitim şart cümlesine aldanmayasuz! Çok okumakla, çok gezmekle de geçilmez bu mertebe ha! Kendinden geçmektir çaresi, kendini kusurlu görmektir, kendi kusurunu görmektir. Nefsine kardeşini tercih etmektir! İmdi bu sosyal medyada, panayır tezgâhında ateş edilince devrilen ördekler gibi salınan, sanal kimliklerden kardeş mi olur Okkacı? E sende haklısın kardeş. Bazen bende şu müptezele bir laf çaksam, bir kapak yapsam, şu kadar like alırım, şu kadar da takipçi kasarım dediğim olmuştur. İşte tam da budur bizi ifsat eden “emmare” dostlar. Klavyenize sahip olasuz. Yoksa Allah korusun, birinci levelden game over olmak her an mümkün. Abdülmetin Balkanlıoğlu Hocayı, Fatih Camiinden ebedi aleme yolcu ederken aklıma düşenler bunlar. Vakit varken, gün zevaldeyken, siz zevalde olmayasınız a dostlar…


FOTOĞRAF

FOTOĞRAF: OSMAN ARI Şeyh Lütfullah Camii. İsfahan-İran

-77-

MAYIS - HAZİRAN 2018


AKIF EMRE

KIMYASI BOZULAN INSANLIK Kimyası bozulmuş bir dünyada önce çocuklar ölür.

Y

üzlerinde asılı kalan o masum tebessüm solarken insanlığın bozulan kimyasına son bir bakıştır çocukların ölümü...

Donup kalan bir çift göz, üzüntü ve korkudan çok, insanlığımızın düştüğü çizgide hayret ve dehşete düşmüş bir masum çehre...

Çocuklar ölürken bile bize yitirdiğimiz bir şeyleri hatırlatır.

Orada öylece adeta asılı kalmış, insanlığın sığdığı çizgiyi gözlüyor.

Yan yana dizilmiş çocuk bedenleri ruhunu yitirmiş bir çağın kararan vicdanını gösteren işaret taşları gibidir. Neyi nerede kaybettiğini ihtar eden işaret taşları.

“Ey insan, sığdığın çizgiden utan!” diyen son bir bakış dünyaya…

Çocuklar sevinçlerini de hüzünlerini de saklayamazlar. Gök genişliğinde gülen sevinçleri, dünyanın tüm hüzünlerinden damlayan gözyaşları ile bir masumiyet bestesidir. Apaçık ve masum ifadeleri dünyanın aynasıdır aslında. Çocukların gözlerinden okunur insanlığın ruhu. Gözlerindeki hüzünle neye maruz kaldıklarını değil adım attıkları dünyanın nelerden yoksun olduğunu, hangi kıymetlerin elden çıktığını, benliğimizde nelerin kararmaya yüz tuttuğunu ihtar ederler... Hayat dolu ışıltılı gözler hâlâ yitirmediğimiz, hâlâ insanlığımız adına sahip çıkılası her ne varsa onların titrek bir sevinçle parıldayan ışıltıları…

-78-

Bir çocuk çehresi hâlâ vicdanı kararmamış olanları neden sarsar? Henüz hayatı tatmamış olmanın saflığını ve de masumiyetini koruduğu için mi? Evet büyük ölçüde vicdanını iptal etmiş insanlıkla henüz tanışmadığı için belki. Ama asıl bizi sarsan şey, bizim kaybettiklerimizi çocukların gözlerinden okuyor olmamızdır. Çocukların gözlerinde parıldayan hüzünleri gibi sevinçleri de büyüklerin dünyasına derinden bir bakıştır, hesapsız, masum bir ruhun dışa açılan pencereleridir. Sıra sıra dizilen çocuk bedenlerinde donup kalan ve bize hep bakacak olan ışığı solmuş açık gözler savaş hukukunu bile çoktan kaybeden bir insanlığın bozulan kimyasına takılı kalmıştır. Bu nedenle çocukların acısı da sevinci de içimizi titretir.

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

Ya sevince boğar bizi, yahut utancın, hüznün en ağır bedeli olarak karşımıza çıkar… Kaybettiklerimizi, çürüyen yanlarımızı, bozulan insanlık hikâyemizi hatırlatan kirlenmemiş sayfadır o yüzler... Modern dünyanın kimyasal silahları, bozulan kimyamızın mağdurları olarak tarihin sayfalarında asılı kalacak öylece. Bu coğrafyanın geçmişinde, kadim medeniyetlerinde tanık olmadığı, kimyası bozulmuş bir insanlığın, insanlık sapması halin güç ve iktidar uğruna çekilen yekûn çizgisidir, sıra sıra dizili masum bedenler: Ey insanlık, sığdığın çizgiden utan! Ve ey bu coğrafyanın evlatları, bedenlerimizle ödediğimiz düşüşünün şiddetinden ibret al... Bir coğrafyanın, uygarlığın, topyekûn insanlığın kimyası bozulmuşsa açılan yaralar kolay kolay şifa bulmaz. Çocuk bedenlerinin vicdanlarımızda bırakacağı izin derinliği, ruhlarımızı sarsan titreşimin şiddeti oranında olacak insanlığımıza dönüş imkânı. Kimyasal silahın verdiği acının bedelini küçük bedenleriyle ödediler; daha derinlerdeki acı insanlığın kimyasının bozulmasıdır...


MAKALE

-79-

MAYIS - HAZÄ°RAN 2018


YAZI: MIMAR CEVAT ÜLGER

Rahmetle Anıyoruz

DIVRIĞI ULU CAMII VE DARÜŞŞIFASI KAPILARININ ŞAHESERLIĞI ÜSTÜNE DIVRIĞI ULU CAMIÎ VE DARÜŞŞIFASI KAPILARI, TÜRK SANATI VE TAHSISEN SELÇUKLU SANATI ÜSTÜNDE DURAN BÜTÜN KITAP VE YAZILARDA, ÜSTÜNDE EHEMMIYETLE DURULAN MEVZULAR OLMUŞ VE OLMAKTADIR. FAKAT BU DURUM BIR ETÜTTEN ZIYADE, BIR METHIYE ŞEKLINDE GÖRÜNMEKTEDIR. VAKIFLAR DERGISI’NIN... SAYISI... SAYFALARINDA, KAPILAN TEK TEK ELE ALMAKTA, BÜTÜN TEFERRUATI ÜSTÜNDE UZUN UZUN DURMAKTA VE KAPILAN METHETMEKTE IDILER.

G

eçen yıl Türk Sanatı için şimdiye kadar yapılan hizmetlerin en büyüklerinden olan Profesör Oktay Aslanapa'nın yazdığı - Türk Sanatı (2) - adlı kitap'ta da yine meşhur kapılar uzun anlatımlardan sonra methedilmekte, özellikle sıfatlanmakta ve bahis zengin fotoğraflarla desteklenmektedir. Ayrıca, kültür hizmeti yapan başka tesisler, meşhur ilaç müesseseleri, yıllıklarının içinde güzel, hattâ baskı şaheseri kabul edilebilecek kadar güzel baskılarla, Divriği kapılarını takdim etmektedirler. Bu büyütücü neşriyat insanı otomatikman düşündürüyor: Hakiki şaheserler Selçuk ve

-80-

Osmanlı topraklarını ağzına kadar doldururken, neden onlar bir kenara itilip, ne idüğü belirsiz bir eser için büyük methiyeler, boy boy fotoğraflar ilim ve neşriyat sahasını doldurmaktadır? Selçuklu ve Osmanlı’da taç kapı (portal): Yukarıda bahsettiğimiz mübalâğalı methiyenin sebeplerini araştırmak icap ettiğinde, Selçuklu ve Osmanlı Mimarlığı’nda taç kapı problemine kısmen göz atmak gerekecektir. Selçuklu Mimarlığı’nda sadece türbelerde bir dış görünüş ele alınmış, diğer mimarlık şubelerinde sanat iç mekânda gösterilmiştir. İşte Ulu Cami; içten mescit, medrese, hamam, darüşşifa, han olsun, ancak taç

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

kaplarda dışa taşılmıştır. Hattâ birçok tatbikatta, çok basit ve kaba bir dış yapı cephesinde, ölçüsüz büyük olarak taç kapılar yapılmıştır. Binanın bütünü içindeki bu proporsiyon mübalâğasına rağmen kapılar, kendi içlerinde harikulade nispet ve mimarî güzelliklerine varmıştır. Denenen muhtelif şekiller içinde aşağıda tarifini vereceğimiz biçimde karar kılınmış ve onun muhtelif kompozisyon hünerleri ile sayısız şaheserler verilmiştir. Tarif şöyle hulâsa edilebilir: Dikine bir dikdörtgen dış satıh ve bu sathın bir buçuk metre derinde asıl giriş kapısı, altta mermer eşik, yanlarda mermer söveler ve üstte renkli ve girift geçmeli basık kemerlerle kompoze edilmiştir. Basık kemerin üstünde mutlaka kitabe vardır. Selçuklu Mimarisi’nde, bütün şubelerde bu biçim işlenmiş, bunun çeşitli küçük örneklerle yüzlerce şaheseri yapılmıştır. (Methiyeler yapılırken, Polmet, Latua, Yunan yaprağı tabirleri de cümleleri doldurmaktadır.) Selçuklularda kaba dış yapı içindeki bu şa-


MİMARİ GEZİ

DİVRİĞİ ULU CAMİİ

Selçuklu ve Osmanlı Mimarlığı’nda taç kapı problemine kısmen göz atmak gerekecektir. Selçuklu Mimarlığı’nda sadece türbelerde bir dış görünüş ele alınmış, diğer mimarlık şubelerinde sanat iç mekânda gösterilmiştir. İşte Ulu Cami; içten mescit, medrese, hamam, darüşşifa, han olsun, ancak taç kaplarda dışa taşılmıştır.

-81-

MAYIS - HAZİRAN 2018


-82-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


MİMARİ GEZİ

DİVRİĞİ ULU CAMİİ şırtıcı güzellik abideleri, aynen Osmanlılara da girmiş, fakat şaheser dış mekân içinde, yine şaheser unsurlarıyla kontr teşkil etmiştir. Tabiî ana espri aynen devam ederken, silme detayları alabildiğine sadeleşmiş, bunun yanında Selçuklulardaki mukarnas sistemini iptidaî seviyede bırakan korkunç güzellikleri grift mukarnaslara varılmıştır. Bu taç kapı şekli birçok denemelerden sonra seçilmiş ve bunun dışındaki biçimler terk edilmiştir. Ama yapılan değişik araştırmalar da tabiî bugün önümüzdedir. Divriği Ulu Camii’nde de, Darüşşifası’nda da, üç tane hiçbir estetiğe bağlanamayacak kapı şekli verilmiştir. Tabiî bu klâsik kapı şekli tetkik sahasına girmemiş, sadece üç acayip kapı, tekstil, barok, gotik gibi yine alel acayip sıfatlarla methiyelere geçmiştir. Selçuklu sanatı içinde buna benzeyen, yine hiçbir mimarî mantığa bağlanmayan Konya İnce Minareli Mescit kapısı vardır. Bu misaller çoğaltılabilir. Derin araştırma havası içinde yapılan bu methiyeler, sadece Celâl Esat Arseven'in Türk Sanatı Tarihi - adlı kitabında iştirak edilmemiş, ve bu kapılar şüpheli görülmüştür. Mezkür kapılara bir göz atıldığında şu gerçek görünüşler karşımıza çıkmaktadır: Ulu Cami batı kapısı, yerden üst üste konulmuş çok büyük pabuçlarla başlamış, onun üstü alt başlangıcına nispetsizlik ve çirkinlik kendini göstermiş, ve bu çirkinlik tavandaki mukarnaslar yerine kullanılan acayip biçimler ve kemerciklerle devam etmiştir. Kapının, duvarlara eğik satıhlarla bağlanması da, ayrıca, kapıyı tebarüz ettirmek yerine, duvarlar içinde silikliğe doğru gelişmektedir. Kuzey kapısı da nispetsiz biçimler içide kaba saba detaylarla boğulmuştur. Şifahane kapısı her tarafıyla bir çirkinlik ve nispetsizlik numunesidir. İç içe geçmiş sütunçeler içinde üst üste dönen kemerlerle bir çirkinlik abidesi halindedir. Bilhassa iç duvardaki pencere içine konmuş acayip sütun kemerler üstünde, tuhaf bir şekilde kabamsı aynalar, dış köşelerde mumdanlık gibi kaba şekiller, estetik kitaplarına çirkinlik ve nispetsizlik sembolü olarak geçebilecek durumdadır. Bahis mevzu eserlerde hareket noktası ne olabilir? Müslüman olduğu halde mimarinin içinden gelmemiş bir ustanın kendi kendine uydurduğu çalışmalar veya yeni Müslüman olmuş bir Ermeni olup, eskiden tebarüz ettiği İslâm dışı esprileri devam ettirmiş olabilir. Ama bütün bunların yanında, bir şaheser deryası içinde tabiî ki ayrılan şaheserler

Divriği Ulu Camii’nde de, Darüşşifası’nda da, üç tane hiçbir estetiğe bağlanamayacak kapı şekli verilmiştir. Tabiî bu klâsik kapı şekli tetkik sahasına girmemiş, sadece üç acayip kapı, tekstil, barok, gotik gibi yine alel acayip sıfatlarla methiyelere geçmiştir.

de çıkacaktır. Bu da gayet tabiîdir. Fakat sayısız klasik şaheserlerin yattığı alemden, birkaç acayip tatbikatı ele alıp derin araştırmalarla methiyelere geçmek, nerden icap etmektedir? Selimiyeler mi, Süleymaniyeler mi, Sultanhanlar mı, neler neler... Bunciye Medreselerinin dev şaheser kapılarının fotoğraflarını ancak cephe fotoğrafları içinde zor zahmet görebilirken, yukarıdaki birkaç kapının gayet güzel fotoğrafları, literatürü doldurmaktadır. Fotoğraflar asıl klâsikleşmiş eserler üzerinde yapılması gerekirken, birkaç gelişigüzel deneme esere dönük olması neden? Acaba sebeplerden biri Cemal Diez'in Türk Sanatı - kitabındaki gayrı samimi ve sanatımıza gölge düşüren beyanları mıdır? Yoksa diğer bir sebep de, mimarîmizin içine düştüğü aşağılık kompleksi midir? Zira mezkür kapılara ait methiyelerde, Latos,

Palmet gibi Hristiyan kültür motifleri ve tabirleri çok sık kullanılmaktadır. Ayrıca, bir Hristiyan Batı hatlarının, ana karakteri olan kaba figüratifliğine karşı, İslâm sanatlarının tekniği ve bunun büyük rol oynaması gerektir. Mezkûr bütün kapılardaki kanatlı insan motifleri, yonca yaprakları gibi figüratif motifler, methiyeleri doldurmaktadır. Hristiyan Batıda, bizce münakaşasız ve mutlak mükemmel olarak kabul edildiğine göre, ona ters düşen her şey ne kadar güzel olursa olsun, çirkin kabul edilmektedir. Yeni Türk kültür hayatının ana realitelerinden biri, Divriği Ulu Camiî ve Darüşşifası kapılarının tetkik ve methiyelerinde adeta heykelleşmektedir. Bu paraleldeki birçok tetkik ve makalelerden ileride bahsedeceğiz. Fakat sadece kapı methiyeleri bile, aşağılık kompleksinin ne derece var olduğunu göstermektedir.

-83-

MAYIS - HAZİRAN 2018


YAZI: ZEYNEP NUR ARI DİYETİSYEN

BESLENME BILIMI VE TARIHI BESLENME, GÜNÜMÜZDE ÜZERINDE DURULAN EN ÖNEMLI KONULARIN BAŞINDA GELMEKTEDIR. BUGÜN DÜNYADA MILYONLARCA INSAN SÜREKLI AÇLIK VE YETERSIZ BESLENMENIN YOL AÇTIĞI ÖLÜM VE HASTALIKLARLA SAVAŞIRKEN, DIĞER BIR BÖLÜMÜ AŞIRI VE HATALI BESLENMEDEN KAYNAKLANAN BOZUKLUKLAR YÜZÜNDEN YAŞAMLARINI ERKEN YAŞTA YITIRMEKTE VEYA CIDDI SAĞLIK PROBLEMLERI ILE KARŞI KARŞIYA GELMEKTEDIR. BÖYLECE YETERSIZ VE DENGESIZ BESLENME SORUNLARI, INSANLARIN SAĞLIĞINI BOZAN ETMENLERIN BAŞINDA YER ALMAKTADIR.

B

eslenme ve diyetetik uygulamalarında, tüm tarihsel dönemde yaşanılanları, farklı bölgelerde ve kültürlerde yaşayan toplumların özelliklerini de dikkate alarak yorumlamadan günümüzü değerlendirmek ve geleceğe yönelik değerlendirmeler yapmak doğru değildir. Yaşı 4,5

-84-

milyar yıl olarak bildirilen yer yüzünde M.Ö. 10.000 yılına kadar olan dönemde sağlık ve beslenme ilişkilerini inceleyen Paleonutrisyon alanında çalışan bilim adamları olduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 460-377 yıllarında yaşayan ve tıbbın babası olarak bilinen Hipokrat, hastalıkların tedavisinde istirahat

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ

ve temizlik yanında beslenmede yapılacak düzenlemelerin ne kadar önemli olduğunu ‘’Besinle tedavi edebileceğiniz hallerde ilaç tavsiye etmeyiniz’’ sözüyle açıklamıştır. M.Ö. 106-43 yıllarında yaşamış olan Çiçero ‘’bedenimiz yiyecek ve içecekle tıka basa dolu iken, doğru dürüst düşünemeyiz’’ diyerek çok yemenin sağlık için sakıncasına dikkat çekmiştir. Lucretius ‘’Bir kişi için yiyecek olan bir nesne başkası için zehir olabilir’’ sözüyle kişilerin besin duyarlılıkları ya da alerjileri olabileceğini, bu nedenle kişiye özgü beslenmenin gerekli olduğunu anlatmıştır. Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere beslenme biliminin kökeni ve önemi insanlığın tarihine dayanmaktadır.


SAĞLIK GEZİ

BESLENME

berler oluşturulmaya başlanmıştır. Diyetisyenler bu gelişmeler sonunda aynı yıl (1917) Amerikan Diyetetik Derneği (ADA) adı ile Dünya’da ilk olan diyetisyenler derneğini kurmuşlardır. ADA ilk toplantısını 1918 yılında yapmış ve o yıl ihtiyaç nedeniyle diyetetik hizmetlerini 4 alana ayırmışlardır. Bunlar, 1) Tedavici Diyetisyen (Kliniklerde hastaların ihtiyaçlarına uygun beslenme programları geliştirir, bunların uygulanmasını ve raporlanmasını sağlar),

Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının nedenlerinden biri, beslenme bilgisinden yoksunluktur. Beslenme bilgisi, bireylerin, ailelerin ve toplumların beslenme durumları ve alışkanlıklarını etkileyen etmenlerden biridir. Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının önlenmesinde araçlardan biri, beslenme araştırması ve eğitimidir.

2) Yönetici Diyetisyen (Toplu beslenme yapılan kurumlarda yiyecek içecek servisini, çalışan personeli eğiterek, fiyat kontrolünü ve servisin hijyenik olmasını sağlayarak yönetir), 3) Toplum Sağlığı Diyetisyeni (Sağlık ocakları, Ana-çocuk sağlığı merkezleri, bakanlık vb. yerlerde görev alarak, bireylere ve gruplara hastalıkları önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacı ile geliştirilmiş beslenme uygulamaları için danışmanlıklar yapar), 4) Eğitici-Danışman Diyetisyen (Bir sağlık kurumunda ya da kendi ofisinde kişilere durumlarını değerlendirerek önerilerde bulunur. Çoğunlukla eğitim kurumlarında, sağlık kurumlarında ve spor takımları ile çalışırlar.

DÜNYADA VE ÜLKEMIZDE BESLENME VE DIYETETIK BÖLÜMÜNÜN GELIŞIMI Günümüz dünyasında, gelişen teknolojinin de etkisiyle beslenme ve buna bağlı olarak diyetetik, her disiplini ilgilendiren, bu nedenle sayısız bilimsel araştırma ve yayın konusu olmaları yanında, medya aracılığı ile topluma hergün birbirleri ile çelişen haberler yapılmasına bağlı olarak toplumda kargaşa yaratan ve hiç gündemden düşmeyen bilim alanlarındandır. Beslenme bilimi; tüketilen gıdaları, bu gıdaların bileşim analizini, birbirleriyle etkileşimlerini ve vücuttaki fonksiyonlarını hedef alarak gelişirken, diyetetik bilimi ise besinlerin hastalıklardan korunma ya da hastalıların tedavisinde ne tür beslenme planı ile sunulması gerektiğini temel alarak gelişmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının nedenlerinden biri, beslenme bilgisinden yoksunluktur. Beslenme bilgisi, bireylerin, ailelerin ve toplumların beslenme durumları ve alışkanlıklarını etkileyen etmenlerden biridir. Yetersiz ve dengesiz beslenme sorunlarının önlenmesinde araçlardan biri, beslenme araştırması ve eğitimidir. 19.yüzyıl sonlarında hastalara ilk diyet planları

doktorlar tarafından belirlenmeye ve hastaların bu diyete uyumlarının sağlanması hemşireler aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Doktor ve hemşirelerin hastanın tedavi sürecinde işlerinin yoğunluğu, diyetin doktor ve hemşire dışında başka bir sağlık personeli tarafından kontrole alınması zorunluluğunu doğurduğundan, konu ilk kez 1870’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gündeme getirilmiş, Amerikan Tıp Derneği 1877 yılında kendisine bağlı bir Diyetetik Komitesi oluşturmuştur. 1899 yılında Amerika’da DİYETİSYEN unvanı ile yeni bir meslek tanımı yapılmıştır. Yirminci yüzyıl başlarında besinlerin bileşimleri ve besin ögelerinin vücuttaki fonksiyonları üzerine çalışmaların yoğunlaştırılmasına paralel olarak hastalıkların iyileştirilmesinde tedaviden çok korunmanın önemli olduğu konusundaki görüşler ağırlık kazanmaya başlamış ve koruyucu hekimlik daha da önemli olmuştur. Bu durumda diyetetik alanı daha fazla ilgi çekmeye başlamış ve sadece hastalıkta nasıl bir diyet uygulanacağı değil, sağlığın korunması için neler yenilmesi gerektiği üzerinde de çalışmalar yapılmaya ve reh-

Türkiye’de diyetisyenlik eğitimi 1962 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından başlatılmıştır. Önceleri Diyetetik adı ile açılan program 1963’de Beslenme ve Diyetetik olarak değiştirilmiştir. İlk mezunlarını 1966’da veren bölümde ilk beş yıl sırasıyla; 10, 13, 11, 4 ve 11 olmak üzere toplam 48 gibi çok az sayıda öğrenci eğitim almıştır. Daha sonra kontenjanın 60’lara yükseltilmesiyle bugün, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun öğrenci sayısı 2200’ü aşmış durumdadır. Türkiye’de diyetisyenlik mesleği, ilk mezunların üstün gayretleri ile atılan sağlam temeller üzerinde, diğer ülke gelişmelerinin yakından takip edilmesiyle bugün tanınır bir meslek konumuna gelmiştir. Türkiye’de Diyetisyenler Derneği pek çok Avrupa ülkesinden önce 1969’da kurulabilmiştir. Görüldüğü üzere Beslenme Bilimi köklü bir geçmişe sahip olup, alanında uzman kişiler tarafından icra edildiği takdirde toplum sağlığını korumada büyük rol oynamaktadır. Gelecek sayılarda, ofis, şantiye gibi özel iş sahalarında beslenmenin nasıl olması hakkında yazılarım olucaktır.

-85-

MAYIS - HAZİRAN 2018


KİTAPLIK

Osmanlıoğlu’nun okuyucuyla kısa zaman önce buluşan eserinin arka kapak notu ise şu şekildedir: “Cami mimarisinde özellikle klasik dönem Osmanlı mimarisi üzerine yazılıp-çizilen geçmişten gelen kaynaklar mevcut olmakla birlikte bunların günümüz Türkçesine kazandırılıp kayıt altına alınanları oldukça azdır. Bu yüzden camilerle ilgili mevcut kaynaklardan teorik ve pratik bilgiler bugüne ulaşmadığı için ancak mevcut eserlerden giderek bazı düşünceler ileri sürülebilecektir. Bu kitap bir anlamda kaynak olarak bir başvuru el kitabı olma özelliğini böyle bir ihtiyaçtan almaktadır. Çalışmamızda özellikle neo-klasik Osmanlı camilerinin tasarımında mevcut olan standartlar ve ulaşılması gereken bazı bilgilerin yazılı kaynaklarda yer almayan ve teamül olarak yerleşerek gelenekselleşen uygulamalar bir kurala bağlanmaya çalışılmaktadır. Eser kaynak araştırmaları yanında, camiyi oluşturan yapı unsurları hakkında hem madde hem de mana açısından etraflı bir araştırma sonucu ortaya çıkmıştır. Mimar Mehmet Osmanlıoğlu’nun araştırmaları sonucu ortaya çıkan bu eser bu özellikleriyle ve ele aldığı konularıyla bir ilk örnek kitap olma özelliğine sahip bir çalışmadır. Kitabın yazarının bir mimar oluşu ve meselelere mimarlık penceresinden bakışı ortaya konan görüş ve fikirlerin felsefî arka planını, hikmetini, derinliğini ele almaya tabiî kılmıştır. Kitapta bir yandan camilere dair teknik kurallar açıklanırken, öte yandan bu camilerin tarihi gelişimini ve camilerin birer bina olarak ihtiva ettiği ana unsurlarının ve yapı elemanlarının teknik ve tariflerinin yanında temsil ettiği inancın arka planıyla ilişkisi de ele alınmıştır”

BIR MIMARIN KALEMINDEN

CAMILER KITABI Mimar ve Mühendisler Grubu’nun kurucularından ve MMG Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olan Mimar Mehmet Osmanlıoğlu’nun “Bir Mimarın Kaleminden Camiler Kitabı” isimli eseri Büyüyen Ay Yayınlarından çıktı. 7 bölümden oluşan eserin bölüm başlıkları şu şekildedir: - Camiler Hakkında Genel Bilgiler - Cami Projesi Hazırlama Esasları - Çağdaş Camilerde Bulunması Gereken Mekânlar - Osmanlı Camileri - İslâm Dünyasında Cami Mimarisinin Tarihî Gelişimi - Mimarlık Kültürümüz ve Osmanlı Cami Mimarisinin Tarihî Gelişimi - Çağdaş Türk Mimarlarının Düşünceleri ve Felsefi Arka Plan

-86-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


AJANDA

FUAR WORLDFOOD 26. Uluslararası Gıda Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı Sektör: Gıda Yer: TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Fuar Tarihleri: 5-8 Eylül 2018 www.worldfood

ENTECH Çevre Teknolojileri ve Şehircilik Fuarı Sektör: Çevre ve Şehircilik Yer: CNR Expo Yeşilköy - İstanbul Fuar Tarihleri: 13-16 Eylül 2018 www. cnrcevrefuari.com

ISTANBULLIGHT 11. Uluslararası Aydınlatma, Elektrik Malzemeleri Fuarı ve Kongresi Sektör: Aydınlatma Yer: İstanbul Fuar Merkezi Fuar Tarihleri: 19-22 Eylül 2018 www.istanbullight.com

ERZURUM HAYVANCILIK FUARI Erzurum Hayvancılık Fuarı, Hayvancılık, Hayvansal Üretim, Süt Endüstrisi, Yem Endüstrisi Fuarı Sektör: Hayvancılık Yer: Tüyap Erzurum-Recep Tayyip Erdoğan Fuar Merkezi Fuar Tarihleri: 19-23 Eylül 2018 www.erzurumtarimfuari.com

ERZURUM TARIM FUARI Erzurum Tarım Fuarı, Erzurum Tarım, Tarımsal Mekanizasyon, Tarla Teknolojileri Fuarı Sektör: Tarım Yer: Tüyap Erzurum-Recep Tayyip Erdoğan Fuar Merkezi Fuar Tarihleri: 19-23 Eylül 2018 www.erzurumtarimfuari.com

-1-

MAYIS MART - HAZİRAN - NİSAN 2018 2017


ÇİZGİ YORUM YAKUP GÜLER

-2-

MİMAR VE MÜHENDİS DERGİSİ


Emlak Yönetim, Site hayatında sürdürülebilir yaşam kalitesi oluşturmak için; Türkiye’nin dört bir yanında, hizmetinizde...

Halkla İlişkiler ve Tanıtım

0 212 608 1500

Muhasebe ve Aidat Takip

Çevre ve Temizlik

Peyzaj ve Bakım

www.emlakyonetim.com.tr

Güvenlik

Teknik İşler


KEŞFETMEDİĞİN YER K ALMASIN

MMG 101. SAYI MİLLİ ENERJİ  
MMG 101. SAYI MİLLİ ENERJİ  
Advertisement