Issuu on Google+

tasarlamak üzerine... mert öğüt 2008-2013


INAR 4002 | COURSE NAME:PROFESSIONAL PRACTICE HOMEWORK I - march/2008 New Museum of Contemporary Art, Manhattan/New York Haber kaynağı: icon dergisi, ocak 2008 Haber içeriği: ‘‘Yapı konumu itibariyle yönetmeliklerin belirttiği ‘sokaklar ışık alsın’ söylemini 90 yıl sonra yıkıyor ve Bowery Sokak’ta yükseliyor.’’ Yorumum: Yapı; sokak dokusu ve silüetin uyumunu adeta dalga geçercesine yıkarak dikkat çekmeyi başarıyor. Eser ayakkabı kutularının rastgele üst üste konulmasıyla oluşturulmuş bir süperpozisyonu çağrıştırıyor. İşte tam bu noktada; (tabii gökdeleneleri ile ünlü bir mega kent için bu söylem ne kadar doğru olur ya da şehir buna ne kadar izin verir, kaldı ki kentte mega strüktür yapılarının çokluğu düşünülürse) yapı mı şehre entegre olmalı yoksa şehir yapı etrafında mı şekillenmeli? sorusu bana, Frank Gehry’nin Bilbao kentine yeni bir boyut kazandırmak ve şehrin odak noktasını yeniden vurgulamak adına tasarladığı Guggenheim Müzesi’ni ve kent sıradanlığının amorf kütlenin etkisiyle nasıl merkez noktası haline geldiğini ve hatta mimari literatüre ‘Bilbao Effect’ tanımının girmesini sağlayan kent-mimarlık-doku ilişkisini farklı bir süzgeçten geçirmesini hatırlatıyor.

mert öğüt


INAR 4002 | COURSE NAME:PROFESSIONAL PRACTICE HOMEWORK II - april/2008 M1 Meydan Alışveriş Merkezi, Ümraniye/İstanbul Haber kaynağı: arkitera.com/milliyet, nisan 2008 Haber içeriği: ‘‘Mimarinin dahi çocuğu olarak adlandırılan İspanyol mimar Alejandro Zaera-Poloi Türkiye’nin ilk ekolojik alışveriş merkezi olan Meydan’ı otoyol piknikçilerinden esinlenerek yaptığını söyledi. ‘‘İstanbul ümraniye’deki Meydan’ı tasarlarken aklımın bir köşesinde hep piknikçileri tuttum. İstanbul’da kozmopolit, zengin bir yapı var. İnsanlar piknik yapmayı, mangal yakmayı seviyor. Güzel havalarda minik de olsa yeşilliklerde, hep aileleriyle beraberler. Bunu dünyanın başka yerinde görmedim.’’ Yorumum: Ikea’nın yanına konuşlanmış bulunan Meydan Alışveriş Merkezi İstanbul’da şehir meydanı konseptiyle tasarlanan ilk alışveriş merkezi durumunda ama söylenenin aksine piknik aktivitesi tam da efektif olarak yapılamıyor. Kent içinde kent konsepti bir bakıma ilgi merkezi yaratmak için düşünülmüş olabilir. Yeşil alanların kullanımı ise; Hızlılık-yavaşlık haritasına baktığımızda bölgenin sirkülasyonunun artmasından çok, azalmasına yol açacaktır. Alışverişini tamamlayan insanlar; dinlenme, yeme-içme fonksiyonlarını uzun süreli gerçekleştirecektir. Aslında proje böylelikle salt alışveriş merkezi durumundan sıyrılıp, açık alan tasarımı anlayışına bürünüyor. Ikea’ya komşu olmanın avantajını da kullanmak isteyen Meydan; ilk etapta Ikea’nın müşterilerini de cezbetmeyi amaçlıyor. İki fonksiyonun kütle zıtlıklarıyla bölgedeki dikkat çekiciliği artırması ise kaçınılmaz gözüküyor.

mert öğüt


INAR 4002 | COURSE NAME:PROFESSIONAL PRACTICE HOMEWORK III - may/2008 Haber kaynağı: arkitera.com, mayıs 2008 Haber içeriği: ‘‘Marmaray ile İstanbul Boğazının altından geçmeye hazırlanan trenler, üçüncü boğaz köprüsüyle boğazın üstünden de geçecek. Ulaştırma Bakanlığı, köprünün hem araçlar hem de tren geçecek şekilde projelendirilmesi kararını aldı. Köprü ya iki katlı olacak ya da tek katlı köprünün bir bölümü demiryolu hattına ayrılacak.’’ Yorumum: İki katlı sistem dünyanın birçok yerinde görülen entegre bir sistem olmakla birlikte özellikle Tokyo’da sıklıkla rastlanılan bu ulaşım sisteminin İstanbul’un trafik sorununa pozitif veya negatif yönde neler katar? Araç trafiğini ekleyip entegre bir sistem oluşturduk demek sirkülasyonun hızlanmasına ne kadar etki edebilir? Kaldı ki İstanbul’a araç ulaşımı bazında, değil üç köprünün, beş köprünün de yetmeyeceğini öngörmek çok güç değil. Tokyo’da, New York’da bulunan köprüler; sadece kendine entegre olmayıp, kent ölçeğiyle, şehir planlamasıyla iç içe olmasıyla kente katkı yaptığı gibi, trafiğe de pozitif yönde eklemeler yapmaktadır. Bu projeyle yapılan iş; zamanında şehrin planlamasında yapılan hatalar ve alınan yüksek göç sebebiyle yavaşlayan sirkülasyonu onarmak adına sökülmüş elbiseye yama yapmaya benziyor. Onun yerine hedef; raylı ulaşım, deniz ulaşımı, kara ulaşımı adı ne olursa olsun toplu taşımaya önem vermek ve bu doğrultuda adımlar atmak olmalıdır.

mert öğüt


Mimarlık-Sinema İlişkisi Üzerine... Nisan 2012

İnsanoğlu yaşam boyu kendini ifade etmek zorunda kalmıştır. Bu zorunlulukların ortaya çıkardığı yetiler, ister istemez kişilere farklı araç ve gereçleri kullanma becerisi kazandırmıştır. Bunun yansıması; ilk çağlarda el, kol gücünün önemiyle tasvir edilirken, sonrasında silahın yıkıcılığı, günümüzde ise kelimeler ve kalemin önemi ile ortaya çıkmıştır. Neticede her varlık yaşayışını sürdürebilmek için ifadenin gücünü kullanmış veya kullanmak zorunda bırakılmıştır. Günümüze dönersek ve kelime – kalem, bir başka deyişle söz ve yazının gücünü anlatmaya çalışırsak yine birçok araç ve gerecin varlığıyla karşılaşırız. Örnek vermek gerekir ise; bir mimarın çizgileri nasıl onun hayal gücünün derinliklerini ortaya çıkarıyorsa, bir müzisyenin üflediği neydeki o acıklı tını da düşteki resmi açığa çıkartmayı başarır. Bir yönetmen düşünelim; elindeki kameranın minicik kadrajına sığdırmaya çalıştığı hayatlar belki de o yönetmenin yaşamının dönüm noktalarını içeren karışık parçaların bir araya gelmesiyle oluşmuş bir tabloyu tasvir etmektedir. Tüm bunların ışığında belirtmek istediğim şudur ki; kim hangi araç ve gereci kullanıyorsa kullansın ortak payda aynıdır. O payda bize tasarımı, tasarlayabilmeyi gösterir. Her şey tasarlamaktan ve o tasarıyı sunmaktan geçer. Bazısı kaleminin gücünü gösterirken, diğeri fotoğraf makinesiyle, bir başkası ise sözlerle ifade eder kendini. Kendisini çizgilerle ifade etmeye çalışmış olan mimar, tasarımın uçsuz, bucaksız dünyasının içinde yeni bir yeti, araç ve gereç kazanmanın bütünü oluşturmak için gerekli aşamalardan biri olduğunu düşünmelidir. Bu bağlamda; mimarlık, iç mimarlık veya kentsel tasarım eğitimleri neticesinde kazanılan deneyimler ve mekânsal, boyutsal edinimlerin, kamera arkasına geçildiği zaman hareketli ögeler ile tanışması işte ulaşmaya çalıştığımız büyük resme, tabloya bir adım daha yaklaştırmış oluyor tasarımcıyı. Ekranın kitlelere en hızlı ulaşabilen araç olduğunu düşündüğümüzde, kameranın gözünden veya senaryonun gücüyle tasarlanmış hayatları, mimarlık eğitimindeki kazanımların getirdiği boyutsal – mekânsal ve hatta strüktürel bakış açısıyla tarafsız göze, yani seyirciye aktarmanın önemini görmezlikten gelmek belki de bu yolda yapacağımız en büyük hatalardan biri olacaktır. Somuttan soyuta akışın en güzel ifadelerinden birisi de ; yazar, yönetmen, film eleştirmeni James Monaco’ya aittir, usta şöyle der; ‘‘Tasarım bir süreçtir, Mimarlıkla başlar, müzikle biter.’’

mert öğüt


Espri Mekanizmaları-Kent İlişkisi Üzerine... Ocak 2013 Sigmund Freud: ‘Espriler ve Bilinçdışı ile İlişkileri’ adlı kitabında espri için üç elemanın gerekli olduğundan bahsetmiştir. Bunlar: 1-Espriyi yapan kişi, 2-Hedef, 3-Seyirci/3.kişi olarak tarif edilmiştir. İtalyan otonomist Paolo Virno yıllar sonra (2008) bu fikri yorumlamış ve 3.kişinin esprideki en önemli unsur olduğunu tanımlamıştır. Bugün size espri, onun mekanizmaları ve kent üzerindeki etkilerinden bahsedeceğim. Fener semti; üç dine mensup insanların seneler boyunca beraber yaşadığı fakat yıllar içinde yaşanılan olaylar ve değişen yönetimler neticesinde multikültürel yapının dağılarak erozyona uğradığı ve neticesinde çokluk kavramının yitirildiği bir dokudur aslında. Yıkılan hayatlar, kaldırılan sınırlar göçün başlangıcına sebep olan etmenlerden bazılarıdır. Doku hasara uğramış, silüet yağmalanmıştır adeta. Çokluk kavramını yeniden kazanmanın bir metodu olarak espri ve onun mekanizmalarının doku üzerindeki etkilerini irdeleyeceğiz. Steven Heller espri mekanizmalarını onikiye ayırmıştır. Bunlar; birleşme, transpozisyon, zıtlık, abartma, parodi, cinas, sahtelik, yergi, hikaye, kendine mal etme, yanyana bulunma ve tekrar etme olarak sınıflandırılmıştır. Espriyi öne çıkaran faktörlerden birkaçı; pratik bilgelik içermesi, doğru zamanda yapılması ve kısıtlamaların ortadan kalkmasıdır. Pratik bilgelik veya zekanın bilgiyle birleşimi olarak adlandıracağımız durum; esprinin hedefe ulaşmasında en önemli etmenlerden biridir. Çünkü burada espri 3. kişiye/topluluğa yani seyirciye dokunur ve başarıya bu kişi veya kalabalık üzerinden ulaşır. Fakat esprinin belki de en önemli ayrıntısı sonunda saklıdır. Esprinin can alıcı noktası, bitişindeki incelikte gizlidir. İnce espri; daha önce bahsettiğimiz faktörlerin espri yapan kişide bulunmasıyla yapılan şakanın/esprinin kalitesini artırır ve 3. kişinin şahitliğinde hedefi vurmasını (2.kişiyi) sağlar. Yine Fener’e dönersek; bölgedeki yok edilmiş çokluk kavramının yeniden kazanılması adına, bölgeye ait kültürün tekrar ortaya çıkması, esprilerin ince noktalarının sokak ölçeğinde 3. kişiye yansımaları olarak görülebilir. Bu yansımalar espri tipleri içerisinden; tekrar etme, yanyana dizilme ve zıtlık olarak Fener semtinde hayat bulur. Tekrar etme; aynı sokakta cumbalı evlerin farklı renklerde birbiri ardına dizilmesi şeklinde kendini gösterirken, yanyana bulunma/dizilme mekanizması; yine aynı sokakta farklı dinlere mensup insanların birarada yaşamasıyla açıklanabilir. Zıtlık mekanizması ise; bölgedeki yavaşlık-hızlılık karşıtlığını (sokağın araç trafiğine kapalı olması-açık olması) ifade eder. Tamamen yayalara açılan bir sokak anlayışı ile birlikte açık hava müzesi atmosferi yaratmak bu multikültürel yapının yeniden sağlanması için elzemdir. Anlatımı somutlaştırmak gerekirse; espriyi yapan kişi olarak mimarlar/şehir planlamacıları, esprinin hedefini ise Fener semti/sokak dokusu şeklinde tanımlayabilir ve 3. kişi/seyirci olarak; espriyi başarıya ulaştıracak olan ve bölgedeki çokluğu-multikültürel yapıyı oluşturan üç dine mensup insanları, yani kentin gerçek sahiplerini gösterebiliriz.

mert öğüt


Mimari fikirler