Issuu on Google+

" " " s * SANAT DERGIS 20 Ekim 1972

Sayı 4

İİü 4H

t

Wm

İMİ

J,

J.


DAĞLARCA'NIN SON KİTABI 4 YABANCI ÜLKEDE BASILIYOR Ünlü ozanımız Fazıl Hüs nü Dağlarca'nın soneseri,1973 yılında, Türkiye'de yayınlan­ madan önce,dört yabancı ü l ­ kede yayınlanacak. Ozamn "Arkaüstü- Uçsuz Bucaksız Yaşama" adlı çocuk kitabı Amerika'da Talat Hal man,Romanya'da Nevzat Yu­ suf .Yugoslavya'da Ühami E min (Sırpça) İsveç'de de Lars Johanson'un çevirileriyle s u ­ nulacak. Dağlarca'mn çeşitli e s e r ­ leri bundan önce de başka dil­ lerde yayınlanmıştı. Bunlar : Fransızca Choix de Poemes (Tahsin Saraç), Selection de Poemes du Poet Turc F . H . Dağlarca (Akil Aksan),İngiliz­ ce Our Wietnam War (Müfit Bilyap), Fazıl Hüsnü Dağlar ca: Selected Poems ( Talat Hal man), Almanca ÖltBz Ak zente - 2 / 6 7 (Zeitchrift für

Dichtung), Estonya dilinde Nelja Tuvga Lınd p ö r t Kanatlı Kuş-Ly Seppel), Macarca Öl tözködne a halott (Ölü Giyin mek İster-Desö Tandori) adlı eserlerdir;

SUNA KORAD HOLLANDA'DA BAŞARI KAZANDI Ününü yurt dışında da k a ­ bul ettiren sopranomuz Suna Korad, Hollanda'nın Harlem şehrinde üç konser verdi. Harlemlilerin büyük ilgisi ni toplayan sanatçımız daki­ kalarca ayakta alkışlandı ve yeni konserler için ön antlaş­ malar yaptı.

Artık İstanbul'un da bir Devlet Orkestrası var C umhuriyet sonrasında uzun yıllar ciddi bir mü­ zik topluluğundan yok­ sun kalmıştı İstanbul. 1943'de beliren uygun ortam,bir yaylı çalgılar topluluğunun doğuşu­ na elvermiş,iki yıl sonra ay­ nı topluluğa katılan nefesli ve vurma çalgılarla bir "senfo­ nik orkestra"nın gerçekleş­ mesi mümkün olabilmişti.Ay­ nı yıl Belediyeye bağlanarak kadrosu kesinleşen ve Şehir Orkestrası adı verilen bu top­ luluğun kuruluş \ e gelişimin­ de tek bir kişinin, değerli müzikçimiz Cemal Reşit Rey­ in hizmet ve gayretlerini unutmaya imkan yoktur. Belediyeye bağlı olması­ na rağmen kadrolarındaki üc­ ret yetersizliği nedeniyle y a ­ rı-profesyonel bir karakter kazanan topluluk bu durumuy­ la da boşlukları dol durabil miş,bir yanda yükümlü oldu­ ğu düzenli mevsim konserlerini,beri yanda radyodaki programlarını sürdürebilmiş, konuk olarak gelen bazı yöne-

HAFTANIN SANAT TAKVİMİ SERGİLER • Amerikan Kültür Merkezi'nin düzenlediği "Yeni A merikan Heykel Sergisi yarın Resim ve Heykel Mü zesi'nde açılacak. Daha ön­ ce İzmir ve Ankara'da sunu­ lan sergide bugünkü Ameri­ kan heykeltraşlarınınyarattığı yeni heykellerden ör nekler yer alıyor. Düz çelik kirijler,silisyum, elektrik ampulleri gibi estetik y ö n ­ den nadiren dikkati çeken malzemelerle yapılan h e y ­ kellerden oluşan sergiyi zi yaretçiler 5 kasıma kadar gezebi lecekler. • Süleyman Velioglu,Tak­ sim Sanat Galerisi'nde resim sergisi a ç t ı . Sergi süresi: 16 Ekim-31 Ekim. • Beyoğlu Olgunlaşma Enstitüsü Galerisi'nde res­ sam İbrahim Safi'ninson ç a ­ lışmaları sergileniyor. Sa­ natçı bundan önce çeşitli Avrupa ülkelerinde de ser­ giler açmıştı.

©

• Yapı ve Kredi Bankası Özel Koleksiyonu'ndan ya rarlanılarak düzenlenen" Karagöz"sergisi,Bankanın K a ­ dıköy'deki galerisinde açıldı. Sergi 4 Kasım tarihine kadar açık kalacak. • Ressam A l i Süha O z t a r tar son çalışmalarını Beyoğ lu Şehir Galerisi'nde sergi ledi. Salı günü açılan sergi Kasım sonuna kadar devam edecek. TİYATRO • Devlet Tiyatrosu'nun tur­ ne ekibi 25-26 Ekim tarih­ lerinde Oktay Rıfat'ın "Yağ­ mur Sıkıntısı" adlı oyununu Eskişehir'de İktisadî ve T i ­ cari İlimler Akademisi tiyat­ ro salonunda temsil edecekt i r . Aynı oyun 1-2 Kasım t a ­ rihlerinde Konya'ya götürü­ lecektir. • İzmir Devlet Tiyatrosu, sezonun ikinci oyunu olarak İsrailli yazar Ephraim K i s hon'un "Bir Tavsiye Mektu bu" adlı eserini sahneye

koydu. Oyunu Ragıp Haykır yönetiyor. KONSER • Devlet Operasınca d ü ­ zenlenen "akşam konserle ri"nin üçüncüsü,23 Ekim pazartesi saat 20.30'da,Yunanlı piyanist Mario Laskari tarafından verilecek.Programda yer alan eserler şun­ lar: Bach-Busoni; Toccata, Adagio e Fuga Do majör. Haydin; Sonat Re majör.Beethovenv Sonat Op.57(Appassionata).Chopin;Sonat O p . 35. Debussy;Reflets dans l'eau,Feux d'Artifice. Balakirev; Islamey. EDEBİYAT • Freiburg Üniversitesi Dil Araştırma Bölümü yönetmeni O r d . Prof. Dr .Hugo Steger, 24 ve 25 Ekim günleri saat 18.00'de Türk-Alman Kültür Merkezi'nde Almanca iki konferans verecektir.

ficilerden yararlanmıştı. Ancak kuruluş heyecan ve coşkunluğunun kaybolması, topluluğun yorulmaz savunu­ cusu Cemal Reşit Rey'in ay­ rılması, Belediye imkanları­ nın günden güne yetersizleşme si, bazı üyelerin türlü n e ­ denlerle uzaklaşmaları t o p ­ luluğu ağır bir bunalıma s ü ­ rüklemişti. Topluluk ya büs bütün yozlaşarak dağılacak, yahut devlet eliyle tam p r o ­ fesyonel bir statü kazanacak­ tı. İkinci çözüm yolunun kısa süre önce gerçekleşmesi İ s ­ tanbul kültür hayatına ele çok ender geçen bir kazanç sağlayıverdi.İstanbul'un tek orkest­ rasını devlete bağlayan kanun kabul edilerek yürürlüğe g i r ­ di. Böylece özlenen nitelikte bir müzik topluluğunun belir­ mesi imkanı doğdu. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası şimdi ikinci bir kuruluşun arifesinde bulunu­ yor. Yeni statüyü durumlarıy­ la bağdaştıramayan ve emek­ liliğe hak kazanmış olan bazı üyelerin ayrılışı üzerine 36 müzikçiye inen kadro açılan sınavlarda uygun görülen s a ­ natçılarla kısmen peki estiril­ miştir. Bu alandaki çabalar tam bir senfonik orkestra i çin yeterli üye bulununcaya ka­ dar da sürdürülecektir.. Yeni kuruluş için esas yönetici o larak daha önce İstanbul'a ge­ lerek konserler veren Alman Dlüzikçi Rolf Agop düşünül inektedir. Demirhan Altuğ yö­ netici yardımcılığı görevinde kalacak,konuk yabancı yöne­ ticilerden de sık sık yararla­ nılacaktır. Bu önemli değişim düzen­ li konserlerin sadece bir ay gecikmesine yol açmış, Ka­ sımdan itibaren başlayacak mevsimin hazırlıklarına ge­ çilmiştir. İstanbul Devlet Sen­ foni Orkestrası Atatürk Kül­ tür Merkezinin onarımı bitin­ ceye kadar konserlerini T e k nik Üniversite Maden Fakül­ tesinin salonunda verecektir. İstanbul sanatseverleri tek orkestralarının olumlu bir sonuçla kurtarılması yolunda hizmeti geçenlere teşekkür borçludur. Gerçek uygarlığın asıl simgesi olan bu gibi ku­ ruluşları gerçekleştirebilen, genç devlet adamlarının b u ­ lunduğuna tanık olduk.Umudu­ muzu kaybetmeden bekleyebi­ liriz. . .


"Beni kaç çocuk okursa,onca çok yayarım. Hele başka u lusların çocukları m a v i y e , y e f i l e , k ı r m ı z ı y a boyar sanki y a jam ımı,beni o k u r l a r k e n . . . " d i ­ yen Fazıl Hüsnü D a ğ l a r c a , son yıllarda çalışmalarını çocuk şiirleri üzerinde y o ğ u n l a ş t ı r miŞtır.Bu çalışmaların en son ürünü henUzyayınlanmamiŞ o lan"ArkaüsrU - Uçsuz Bucaksız Yaşama"dır.

"Son eseriniz hakkın da bize bilgi verebilir mi siniz ? -Ben yıllardır, her sabah saat yedide kalkan bir i n s a ­ nım. Oysa son zamanlarda.vü cudumun bütün uzuvlarına so­ ruyorum, "Yataktan kalkmak istiyor musun" diye.Örneğin , sağ ayağımın serçe parmağı, kalkmak istemiyorsa,ben de yataktan kalkmıyorum . İşte bunları düşünürken, insanla­ rın, arkalarını sırtlarını hiç kullanmadıklarını farkettim. Arkamı o kadar çok düşün meye başladım ki sonunda bu uzvun kitabını yazmaya baş l a d ı m . . . Bir çocuk, gece ya rısı uyanır. Gökyüzünde, yer çekimi olmayan bir ülkede dir. Burada herkes sırtüstü dür. Yalnız bilinçsiz olanlar, hayvanlar, bitkiler dik d u r ­ maktadır. İnsanlar boydan kur­ tulmuştur . Boy olmayınca, boy ölçüşmekten de vazgeç­ mişlerdir. Silahlar bırakıl m ı ş t ı r . . . Savaş yok. . . Uygar­ lık i l e r l e r . . . Yepyeni bir dün­ ya. . . Bütün düşler renklidir bu dünyada... Çeşitli gezegen­ ler vardır : Balık Gezegeni , Bitki Gezegeni.Örneğin Ta vuk Gezegeninde , öğretmen bir yumurta kırar, 45 çocuk yer, yarısı da artar yumurta­ nın. . . Uyku Gezegeni vardır. Çocuk annesine yalvarır :"Söz dinleyeceğim anne. Sakın be ni oraya yollama"diye . .Ölüm sözü bir tek kere geçer. " A r kaüstü ölmek daha kolay" der büyükanne. Çocuk anlamaz bi­ le, "Ne dedi büyükannem"diye s o r a r . . . İşte ölümsüzlüğün, uçsuz bucaksız yaşamanın var olduğu bir ülkeyi dile getirir "Arkaüstü".

"Son yıllarda , çocuk şiirlerine eğilmenizin ne­ denleri nelerdir?" -Çocuk şiirleri yazmak­ tan büyük tad alıyorum önce­ likle. Sonra... Sonra büyükle­ re meram anlatırken başımvza dert açılıyor. Hem büyük­ ler, çocuk şiirlerini de pek anlamıyorlar, o yönden de ra­ hat. . . Aslında çocuğa karşı

biyatından yoksun bir ülkenin geleceği olamaz.Yarışmalar­ la, ödüllerle çocuk edebiyatı nın gelişmesine çalışmalıyız. Önce bir araştırma komisyo­ nu kurulmalı. Bu komisyo nun onaylamadığı kitaplar ya yınlanmamalı. Bugün bizde çocuk edebiyatı ismi altında, parlak kağıda basılmış renk li, resimli kitaplar sunuluyor zengin çocuklara. Oysa bir "Heidi"nin başarısı , kağıdı na veya renkli resimleri ne dayanmaz. Çocuk kitabı tıpkı bir sözlük gibidir. Ço cuğun ilk kelimeleri 1000 ta nedir. Sonra üç bin, beş bin olur.Ona bu kelimelerle s e s lenilmelidir. Bugün piyasa, kovboy dergileriyle doludur. Çocuklarımız bunları okur. Evet çocuk kitapları ucuz ol malı,yaygınlık kazanması için. Ama bunlar değil. Bu kovboy dergileri yasaklanmalı ve ç o ­ cuk kitapları apayrı bir branş olarak ele alınmalıdır.

DAĞLARCA

"Çocuk şiirleri yazmaktan büyük tad alıyorum. Büyüklere meram anlatırken başımız derde giri yor. Büyükler çocuk şiirinden de anlamıyor." büyük bir sevgim ve eğili mim var. Bu eğilimin ilk ü rünleri, 1950 yıllarında " Ç o ­ cuk ve Yuva"dergisinde ya yınlanan şiirlerimdir. Bunlar sonradan "Açıl Susam Açıl "• kitabımda toplandı . " Kuş Ayak","Çalgılı Ağaç" kitap l a n , d i ğ e r çocuk şiirlerimi kapsadı. Aslında benim bütün yazdıklarım bir tek şiirdir . Her kitabım da bu şiirin bir k e l i m e s i . . . Gelelim çocuk sev­ gime. Sokakta .annesinin elin­ den tutmuş giden bir çocuk görünce, ona öyle bakarım k i , yanımdan geçerken, çocuk da beni duyar,birbirimize dost ça gülümseriz. Anne çocuğun kolunu hızla çeker,alıp götür­

mek ister. İnanın o an benim omzum acır. Ama altı yaşın­ dan sonra çocuk bozulmaya başlıyor.O gülümsemesi kal mıyor. Onu biz bozuyoruz.Eği­ timle bozuyoruz. "Peki çocuğu bozma mak için ne yapmak gere kiyor?"

-Önce eğitim sisteminde tümüyle bir değişiklik gerek. Örneğin dünyadaki dil ayrılı ğını kaldırıp, dillerin üstünde ortak bir dünya dili getirmek gerekiyor. Sonra ülkemizle doğrudan doğruya ilgili bir so­ run var ortada : Çocuk edebi­ yatından yoksunuz. Çocuk ede-

ARKAÜSTÜ "Uçsuz Bucaksız Yaşama" dan AKARKEN Aktım açık penceremden dışarı Sıcak yatağımı bıraktım gerilerde Boşluğun / Serin maviliği Mor maviliği Aydınlık maviliği Akıyordu Yüzümden ellerimden ayaklarımdan.

-

Gidiyordum ya Artık ayaksız Ulaşıyordum ya Artık bir oyuna daha oyun Bakıyordu sanki En eski göklerden yemyeşil Yanına çağırıyordu sanki En eski göklerden Beni yemyeşil Bir en eski kuşun gözleri. Fazıl Hüsnü Dağlarca

_!Çocuk edebiyatının bir yararı da büyükleri çocuk ü zerine eğilmeye,eğitmeye yaramasıdır. Çocukların baba larını annelerini anlamaları kadar anneler babalar da ço­ cuklarını anlamalıdır. Çocuk şiirlerimde büyüklere ço­ cukları göstermeğe de uğra sırım. Bizde yeterli bir ç o ­ cuk edebiyatı olsaydı bugün sokakları dolduran perişan çocukları biz anneler babalar bu durumdan kurtarmış olur­ duk. • "Çocuk ş lirleriniz in ya­ bancı ülkelerde yayınlan masının size ne gibi bir et­ kisi oluyor?" -Çok, hem de çok mutlu oluyorum. Çünkü çocuk doğdu ğu vakit milliyeti yoktur. Ço cuk evrenseldir. Hem sonra çocuklara eğilmem son yıl larda oluşagelen bir şey de ğil. Çocuk kalemi elime aldı ğım günden beri karşımdadır, karşımdakidir. Bunca çocuk tan söz ettik,çocukluğumda be­ ni en çok etkileyen anım ne dir bilir misiniz ? Küçükken, her gece uyanır, annemle ba bama bakmaya giderdim,oda­ larına. Yerlerinde yatıyorlar mı diye. Ve kızardım içimden, öfkelenirdim. Bunlar ne biçim insan, yanlarında anne baba l a n olmadan,nasıl böyle r a ­ hat rahat uyuyabiliyorlar di ye. Nitekim, çocuk sahibi ol mamamın tek nedeni,ya uzun yaşamaz da çocuğumu yetim bırakırsam korkusuydu. Oysa yanılmışım. ZEYNEP ORAL


SHAW'un MİLYONER KADINJ OYNANIYOR Bir İstanbul tiyatrosu geçen hafta sezonu Bernard Shaw'un "Milyoner Kadın" adlı oyunu ile açmıştır. Shaw'un bu entellektüel komedisi Beş Basamak Tiyatrosunda m i ­ safir sanatçı Altan Karındaş tarafından sunul maktadır. Yö­ netmen Elmar Voight'tur. Voight, geçen yıl aynı tiyatroda Lehar'ın " Severim Öpmeyi" ve Brandon Thomas'ın "-Çarli'nin Teyzesi " adlı müzikal komedilerinin yönetmenliğini yapmıştı.

Acılan öteki perdeler ANKARA SAHNESİ Küçük Sahne'de - Tel: 49 56 52 "Almanya Defteri" Yazan ve yöneten : Vasıf Ön­ gören Röportaj film : Orsan Öymen Kadro : Tümer Özen,Hale Akınlı,Zeki Şahin,Oktay Söz bir.Tomris İncer.Hacer De mirel, Doğan Turan, Faik Sinkil,Metin Tekin. MEHMET ÖZEKİT TİYATROSU Bakırköy - Halkevi'nde - T e l : 71 59 49 "Pırtık Derler Adıma" Yazan : Kayhan Taşkıran Sahneye koyan : Mehmet Özekit. Kadro : Tomris Özekit.Selma Sonat, Nebahat Gürez, Nazan Güner.Suna Sekmezoğlu, Sıtkı Akçatepe, Necdet Tayfun, En­ der Özekit.Nurol Erkan, Na­ zım Kurteş.Özer Okçu, Meh­ met Özekit. ORHAN ALKAN TİYATROSU Kadıköy Opera Sineması' nda Tel : 36 08 21 "Köpek Berberi" Adapte eden ve yöneten : Or -

T. İncer "Almanya Defteri"nde.

han Alkan Kadro : Orhan Alkan, Sevtap Alkan, Ne zahat Arbaç, Ü nal Uygur, Sevim Alparslan, N e ­ vin Alparslan, Zafer Önen,Su­ at Sim,Erdinç Dinçer, Salih Coşkun. TİYATRO ALİBABA Bakırköy-Tel: 71 57 37 "Kadının Fendi" Yazan : Nuran Şener Sahneye koyan : Öcal San Kadro : Ayten Kayalı, Sevgi Durusoy,Tilda Yücel,Öcal San, Tamer Erhal,Gazanfer Ündüz, Ferruh Yanardağ, Er san Tenşi, Pekcan Türkeş, Harun Ya zıcı,Sait Genay,Üstün Asutay, Nebil Topçu.

Erzurum da tiyatroya kavuştu Erzurum ilimiz de yıllar­ dır boşluğu duyulan bir t i y a t ­ ro salonuna kavuştu. Doğunun en büyük sitesi olarak Özel İdare tarafından yaptırılan Da­ daş Sitesi Tiyatro salonu,Er­ zurum Halk Oyunları Derneği Tiyatro Kolu'nun oynadığı A .

©

Turan Oflazoğlu'nun "IV. Mu­ rat" adlı tragedyası ile açıl­ dı. Tarihi dekor ve kostümler­ le elli kişilik bir kadro ile oy­ nanan IV. Murat'tan sonra sa­ natçılar Orhan Asena' mn "Hürrem Sultan" adlı oyununu da sahnelediler.

Bernard Shaw'un gülen düşünceleri Ünlü İrlandalı yazar, eleştirmen ve düşünür George Bernard Shaw (1856-1950) çağımızın sık sık, asık bir yüz takınan insan düşüncesinin derinliğini yitirmeden güler yüzlü kalan yanlarından biridir. Oysa Shaw' un düşüncesi birkaç sahne eseri dışında, yurdumuzda gereğince tanınmış değildir. Okuyacağınız parçalar , Şakir Eczacıbaşı'nın Shaw üstüne hazırlamakta ol­ duğu seçmeler kitabından alınmıştır. "Vaktimin yarısını,başka­ larına ne yaman bir adam ol duğumu anlatmakla geçiriyo­ rum. İngiltere'de, akıllıca iş­ ler başarmak yetmiyor. On yıl, görülmemiş bir inatla, halkın kafasına son derece nükteci, zeki ve akıllı bir a dam olduğum inancını soktum, ingilizler artık buna inanmış­ tır ve ne yeryüzünde, ne de gökyüzünde hiç bir güç bu i nancı değiştiremez. Bunasam da, saçmala sam da, sırf para kazanmak için yazı yazıp y a vanlaşsam da, yeni yetişen genç zekâların oyuncağı da o\sam, alay konusu durumuna da düşsem, ünüm zarar gör meyecektir ; çünkü,tıpkı Shakespeare'inki gibi,körü körü­ ne tekrarlana tekrarlana, a r ­ tık sağlam ve sarsılmaz hale gelmiştir."

"Çağımızın uygarlığına hayran olanlar, uygarlığı, bu­ harlı makina ya da telsiz telg­ raf sananlardır." "İstediğinizi elde edemezseniz, elde ettiğinizi istemek zorunda kalırsınız."

"Diş ağrısı çekenler, diş­ leri sağlam olanları ; yoksul­ luk çekenler, parası bol olan­ ları mutlu sanır."

"Kadının işi bir an önce evlenmek,erkeğinki ise, müm­ kün olduğu kadar evlenmeden kalabilmektir." "Değişmez kural, değiş­ mez kuralın olamıyacağıdır."

"İngilizler'e nasıl yaşa dıklarını anlatarak servetimi yaptım. Kendi yaşantılarının gülünçlüğünü görmeyip, b a ş a ­ rıya, güldürme yeteneğimden ötürü ulaştığımı sandılar. Ben karanlıkta birşey göremem, ama bunlar, gün ışığında rü yadaymış gibi dolaşıyorlar ve tiyatroda kendilerini görmek istiyorlar. Oyun yazmaya bu yüzden başladım. Yalnız on­ larla alay ettiğim zaman beni ciddiye alıyorlar."

"Büyük İskender sarhoş­ ken en yakın dostunu öldür­ müştü; ama ona duyduğumuz hayranlığın nedeni bu değil. O, sayısını bilemiyeceğimiz ka­ dar insan öldürttüğü için t a r i ­ hin en ünlü kişilerinden biri oldu."

"Linç edilmememin tek sebebi, her sözümün alay sa­ nılması. Bir kelimemi ciddi­ ye almış olsalardı.toplumsal düzen çoktan tehlikeye g i r e r ­ di. . . "

"Wellington, 'Ordu, mide­ sinin üstünde yürür' demişti. Londra tiyatroları da öyle.Bir oyuncunun, oyuna başlamadan önce yemeğini yemesi, oyunu sahneye koymadan önce kira­ sını ödemesi gerekir. Lond-

"Ünlü bir oyunun ne kadar kötü olduğu en az iki defa gör­ mekle anlaşılır."


tuk çekmeyi bıraktım ; altıncı dönemde oyunlarımı tiyatro­ cuların eline bıraktım ; son dönemde kendimi alevlere b ı ­ raktım. " "Büyük yazar kömürü a l ı r , e l m a s yapar; sonra e l e ş ­ tiriciler bu elmasları al ir .ye­ niden kömüre ç e v i r i r . " • "Çocuklarınıza ders v e r ­ mek istiyorsanız ( bu hiç de gerekli değil ) kendinizi örnek gösterin; ama sizin gibi ol maları için değil, sizin gibi olmamaları için." "Çirkin ve mutsuz bir dün­ yada en zengin adam bile an­ cak çirkinlik ve mutsuzluk sa­ tın alabilir. " "İnsanların çoğu yılda iki, Uç kere düşünür. Ben haftada iki, üç kere düşünerek millet­ lerarası üne ulaştım." G.B.Shaw doksan yaşında.

ra'da halk yararına kurulmuş tiyatro yoktur: Hepsinin ama­ cı, bina sahibine kira y e t i ş ­ tirmektir. İki kişilik bir y a ­ tak, Shakespeare'den bir lira daha fazla getiriyorsa, Sha­ kespeare gider, sahneye iki kişilik yatak girer ; bir sürü akılsız güz*el kız ve komik a dam, Mozart'tan daha çok pa­ ra ediyorsa, Mozart da gider." "Değişiklik ol madan geliş­ me olmaz ; ve önce kafasını değiştiremeyenler, hiç bir şe­ yi değiştiremezler. Kurallar, dinler, kör inançlar beynimi­ zi kemikleştirir ve böylece değişimi imkânsız kılar." "Hayatımı yedi döneme ayırabiliyorum. Hepsini de bı­ rakmak: zorunda kaldığım şey­ lerle hatırlıyorum.Birinci dö­ nemde memurluğu bıraktım ; ikinci dönemde bohemliği b ı ­ raktım ; üçüncü dönemde r o ­ manı bıraktım ; dördüncü d ö ­ nemde belediye meclisini b ı ­ raktım ; beşinci dönemde nu­

"Biri bilmediği bir şeyi, zekâsı gelişmemiş başka b i ­ rine öğretmeye çalışır ve s o ­ nunda da öğrendi diye ona dip­ loma verirse, ikincisi eğitim görmüş bir centilmen olur. "

• " B i r oyun yazarı kendin­ den daha üstün bir kişi y a r a ­ tamaz. . . İçki düşkünü bir ya­ zar, kahramanını içki düşma­ nı yapabilir ; çirkin , güçsüz , çelimsiz ve çekingen olan , yarattığı kişiyi Apollonya da Herkül'e benzetebilir ; sağır ve dilsiz olan, büyük hatipler, prima donna'lar üstüne r o ­ manlar yazabilir ; ama k i ­ şilerini istediği kadar ye üstüne romanlar yazabilir; ama kişilerini istediği kadarye teneklerle donatsın, istediği kadar başarılara boğsun, yine de onlara kendininkinden daha üstün bir ruh veremez.Defoe, Robinson Crusoe'yu, Shakes­ peare' in aklına gelmeyecek serüvenlerin kahramanı ya pabilir ; ama erdem üstüne can sıkıcı sözler söyleyen o sıradan serüvenciyi, Shakes peare'in prensine birazcık ol­ sun benzetemez."

G . B . S. evinin bahçesinde bir oyununu yönetmen ve oyuncu­ larla tartışıyor.

"Dürüst bir oyun yazarı, tıpkı bir dişçi gibi, acı çek tirmeden işini yapamaz.Ulus­ ların ahlâk kuralları dişlere benzer : ne kadar çürürse,do­ kunmak o kadar a c ı t ı r . " "Yapabilenler yapar ; y a ­ pamayanlar, yapmayı ö ğ r e ­ tir. "

"Demokrasiye inandığımız için kadınlara oy hakkını tanı­ yalım ; ama demokrat oldu­ ğumuza göre, neden kadınla­ ra saygı göstermek zorunda kalalım ?" "İngilizler mutluluk nedir bilmezler. Onlara göre rahat" sız yaşamak, ahlâklı olmak demektir." "Kadınlar mutluluk için evlenmezler genellikle. Evde kalmış kadın olmaktansa, ev­ lenmiş kadın olmak istedikle­ r i için evlenirler." "En güzel özgürlük, köle­ lerin hayalini kurduğu özgür­ lüktür ; çünkü öylesini kimse görmemiştir..."

"Cezaevleri olduktan son­ ra, içinde kimlerin bulunduğu önemli değildir." "Kahramanlıktan çok kişi hoşlanır. Kahramanlık, yete­ neksiz kişilerin ünlü olabil dikleri tek yoldur da ondan. "

• "Aslandan niçin korkuyo­ ruz ? Onun ne ülküsü, ne dini, ne siyasal inancı, ne terbiye­ si, ne de diploması v a r . " "İngilizler uşaklarını s e ­ çerken çok titizdirler ; ama baronlarını seçmezler bile, onları doğar doğmaz kabul e derler." "Yenilgiye değil , savaşa; köle olmaya değil, köleliğe ; zengine değil, yoksulluğa baş kaldırın. Yoksa korkaklarla, asilerle, kıskançlarla bir olur­ sunuz ". "Size yapılmasını isteme­ diğiniz şeyi başkasına yapabi­ lirsiniz. Belki de onun isteği sizinkinden başkadır."

"Kanunsuz bir iş yapma­ dan önce, iyi bir avukata da nışmayı unutmayın ! "

"Hayat boyunca güzel bir kadınla mutluluk istemek, ta^ dini seviyoruz diye ağzımızı hep şarapla dolu tutmaya ben­ zer. "

"Bir gün gelecek, bu a d a ­ lar madenlerinin bolluğuna değil, insanlarının aklına g ü ­ venerek yaşamak zorunda ka­ lacak. Belki o zaman umudu­ muz olacak."

"Sıkıntıdan patladığım u zun bir piyano resitalinden sonra, işini bilen usta bir ele dişlerimi oydurtmak kadar ka­ famı dinlendiren bir şey yok­ tur."

©


KİTAP YILI TÜRKİYE'DE SÖNÜK GEÇİYOR Kararlardan pek azı gerçekleştirildi. Kitap fuarı acılamadı Birleşmiş Milletler Eği­ ma odaları arttırılmalı, büyük tim, Bilim ve Kültür Örgütü şehirlere değil, asıl köylere UNESCO'nun P a r i s ' teki Ge­ hizmet götürecek gezici ' k i ­ nel Merkezi,çok önce , 1972 - taplıklar hızla çoğaltılmalıdır Kâğıt fiyatları pahalıdır, nin Uluslararası Kitap yılı olarak kabul ve ilân olunma - bunun indirilmesi gerekir.Yasim kararlaştırmıştı. Ama,bu pılan posta zamları fazladır , haber Türkiye'de çok geç d u ­ bunların kaldırılması ya da ha­ yuldu. Başka ülkeler bütün ha­ fifletilmesi düşünülmeli. Ki­ zırlıklar ınıjbir-iki yıl önce­ tap dağıtımı sorunlarının ele den tamamlamışken biz hazır­ alınması, âcil bir ihtiyaçtır... lık çalışmalarına ancak 1972- 25 tane olan Millf Eğitim ya nin ocak ayı sonlarında başla­ yabildik. Nitekim, Millf Eğitim Bakanlığının kurduğu Kitap Yı­ lını Kutlama Komisyonu , ilk toplantısını 24 ocak 1972' de Ankara'da yaptı, yakında yeni­ den toplanmak üzere dağıldı­ ğı halde,bugüne kadar bir da­ ha da toplanmadı... UNESCO Türkiye Millf Komisyonu'nun kurduğu komisyon da ancak iki toplantı yapabildi. H e r k i ko­ misyon, önemli sayılabilecek bazı kararlar almıştı. Ne ya­ zık ki, şimdiye kadar bunlar­ dan pek azı gerçekleşebildi. Yılın amacı, toplumda k i ­ tabın rolü üzerine, herkesin dikkatini çekmektir.Bugün k i taplar,yığın haberleşmesinin Unesco'nun Kitap Yılı amblemi başlıca araçlarından biridir . Kitap yayım ve dağıtım tek­ niklerinin çok ilerlemesiyle , kaliteli,ucuz kitaplar, gitgide daha geniş bir okuyucu yığını buluyor. Şimdi dünyada gerçek bir lutap ihtilâlinden bile söz edilmektedir. Biz neler yaptık, neler y a ­ pabiliriz? Yılın parolası"HePkes için kitap" tır. Bu,"Herke­ se kitap sağlayalım" anlamı na gelir. Bunun için, Devlet Kitap Yılı hatıra pulu. Planlama Teşkilâtı, yıllık ya da beş yıllık plan ve program­ yınevleri, yeterli sayılamaz ; lar yapmalıdır. Ya da, mevcut her ilimizde en az bir yayın­ planlara bu konuyu da dahil et­ evi bulunmalı, daha önemlisi kitap melidir. Bakanlıklar, özellikle de buralarda her çeşit Millf Eğitim Bakanlığı halka, satılabilmeli,hele Devlet y a ­ köylülere, gençlere bol resim­ yınlarının tamamı bulunabil li, güzel baskılı, ucuz kitaplar melidir. Özel dağıtım kurum­ yayımlamalıdır. Halkta kitap ları da birleşerek,yurt çapın­ dağıtım okumaya karşı ilgi ve sevgi u- da büyük bir ulusal yandırmak, başlıca düşünce­ örgütü kurmalıdırlar. miz olmalı. Bilindiği üzere , Türkiye'de uluslararası kitap sevgisi okulla birlikte bir kitap fuarı açmak konu başlar. İlk okullarda okul ve sunda çok geç kalındı... Ama sınıf kitaplıkları geliştirilme­ ulusal kitap sergileri açabil li, şehirlerdeki halk kitaplık - dik,hâlâ da açabiliriz. Frank­ l a n güçlendirilmeli,köy oku­ furt Kitap Fuarı'na Devletçe

katılmamız önerildiği halde, bu yıl da yine özel kuruluş larla katılabildik. Türk Dil Kurumu,kendi yayınlarım üç büyük şehrimizde sergiledi , buna şükür. Sonuç olarak d e ­ nilebilir ki uluslararası Kitap Yılı,Türkiye için bir sürpriz olmuştur. TÜRKER ACAROĞLU M. E. B. Derleme Md.

KİTAP YASASI :

"Okumak Herkesin Hakkıdır,, Tam bir yıl önce bugün lerde Paris'te toplanmış olan UNESCO Genel Konferansı,kitabın özellikle "Irkçılık ve sömürgecilikle savaş .kalkın _ ma,barış ve insan haklarına saygı" gibi ideallere katkısını dikkate alarak 1972'yi kitap yılı ilan etmişti.Üye ülkele­ rin çoğu bu amaçla, özel kitap yılı kutlama komiteleri kur­ muş , kitap basım,yayım ve dağıtımım desteklemek ama­ cıyla programlar hazırlamış­ lardır. Bu arada, daha önce Belçika'da başlıca ülkelerin sözcüleri ve meslek temsil çilerinin kabul ettiği "Kitap Yasası" onaylanmıştır. On maddelik bu yasa e sasları şöyle özetlenebilir:

1 )Okumak herkesin hakkı­ dır: "Toplum okuma nimet lerinden herkesin yararlana bilmesi için gerekeni y a p m a l ı d ı r . . . Cehaletin yok edilme­ sine çalışmak hükümetlerin görevidir." 2) Kitapsız eğitim olmaz . 3) Yazarlar in yaratıcı ça­ lışmalarını teşvik edecek o r ­ tamı yaratmak toplumların görevidir: "Yazarları yaratı­ cılık görevlerine teşvik et mek ve çeviri yoluyla başka ülkelerin edebi zenginlikleri­ nin tanınmasını kolaylaştır­ mak da hükümetlerin görevi­ dir." 4)Saglam bir milli baskı sanayii milli kalkınma için ş a r t t ı r : " . . . Baskı sanayiinin g e l i ş i m i . . . milli bir temele oturtulacak uzun vadeli ve dü­ şük faizli bir finansmana bağ­ lıdır." 5)Baskı sanayiinin kalkın­ ması kitap yapımım kolaylaş­ tırıcı şartların sağlanmasıyla olur: 6)Yapımcı ile okur a r a ­ sındaki bağı kitabevleri ku­ r a r : "Ödemede kolaylıklar , postada uygulanacak özel t a ­ rifeler kitabevlerinin görev­ lerini kolaylaştırır." 7)Bilim ve sanat ocakları, enformasyon merkezleri ile kütüphaneler yardımcı milli kaynaklardır: "Yalnız büyük şehirlerde değil,kır bölgele­ rinde de her okulun ve her topluluğun bir kütüphanesi bu­ lunmalıdır. 8) Dokümantasyon kitap davasını destekler. 9)Ülkeler arasında ser­ best kitap alış verişi şarttın "Kitap ve kitap yapımında kul­ lanılan maddelerin ithali s e r ­ best olmalı,lisans verilmeli, döviz tahsis edilmeli, kitap<• ticaretini daraltan vergiler asgariye indirilmelidir." 10)Kitaplar uluslararası anlayış y e barışa hizmet e-r der: "Savaşlar önce insanla­ rın zihinlerinde" doğar ; onun için barışı savunacak neden ler de insanların zihinlerinde yükseltilmelidir. Kitap barış için yükseltilecek nedenlerin başında gelir.


FRANKFURT KİTAP FUARI

MİLYON EDEN KİTAPLAR "İyi kitap al ve oku. Çok rastladığın kitaplar en iyile ridir. Son baskılarını tercih et. İlk sayfalara pek aldırış etme .onlar ukalalık kokar.Ki tap toplama hastalığına da kendini iyice kaptarma." Bunlar ünlü bir kitap ko­ leksiyoncusu olan LordChesterfield'in oğluna yazdığı mek­ tuptan birkaç cümledir.Lord , oğluna kitap sevgisini aşıla mağa çalışırken bir yandan da kitap toplama hastalığına iyice kapılmaması için uyar­ maktadır. Lord, kitap koleksi­ yonculuğunu "zamanyutan bir merak" olarak görmekte ve bunu rafların en tozlu köşele­ rine uzanıp aramanın sırrını keşfetmekle başlatmaktadır . "Kitap kadına benzer. En ba­ sit örneğinde bile bir özellik vardır. Mesele bu özelliği aramasını bilmektedir." Kitap koleksiyoncuları i l ­ gi çekici,piyasada ender bu­ lunan .orijinal baskılı, kitap tarihinde bir yeri olan kitap­ ları a r a r l a r . Bir baskının tek kopyasının kalması veya ya­ zarın kendi el yazısının bu­ lunması kitabın değerini b i r ­ den bire arttırır. Bir eserde , başka bir yazarın elyazısının bulunması da önemlidir. Parisli bir kitapçı, sattığı eski kitapların temiz görü nüşlü olmasına dikkat ettiği için Saint-Simon'un "Hatıra larım"adlı yirmi ciltlik e s e ­ rin bütün sayfalarında kurşun kalemle yazılmış notları t e ­ mizlemiş. Son sayfaya gelin­ ce, ünlü Fransız eleştirmeni Sainte-Beuve'ün imzasını gör­ müş ve fenalık geçirmiş.Böylece hem ünlü bir eleştirme nin o eser hakkındaki eleşti­ r i l e r i , hem de kitapçının ala­ cağı yüzbinlerce lira kaybol­ muş. Otuz yıl öncesine kadar 1500 yılından önce yayınlan­ mış eserleri bile bulma, top­ lama olanakları varken, b u ­ gün ancak Onyedinci ve" Onsekizinci Yüzyıllarda yayınlan­ mış kitaplar bulunabilmekte, dir. Geçenlerde Paris'te 17621de basılmış ve ressam Eisen

tarafından desenlenmiş La Fontaine Masalları 300 bin l i ­ raya alıcı bulmuştur. Renkli baskılarla süslen­ miş eski ve nadir kitaplar da çok değerlenmiştir. John Au­ dubon adlı yazarın 435 gra­ vürle süslü "Amerika Kuşla­ r ı " adlı eseri birkaç nüsha kaldığı için 3, 5 milyon liraya satılmıştır. Ünlü koleksiyoncular bu­ gün kitap meraklılarına, ya­ zarların imzalı, elyazılı k i ­ taplarını ,lüks baskıları,kıyafet ve üniformalarla ilgili kitap­ ları, çok az basılan sanat y a ­ yınlarını toplamayı salık v e r ­ mektedirler.

ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI 12 KASIMDA Yurdumuzda Çocuk Kitap­ ları Haftası 12 Kasımda b a ş Uyacaktır.Kitap Yılı, bu hafta­ nın önemini arttırdığı için halk ve çocuk kütüphaneleri ile ilk ve orta okullarda çocuk kitap­ ları sergileri açılacaktır.Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde de Uluslararası Çocuk Kitapları Sergisi dü zenlenmiştir.

• Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı'na giriş paralıydı ve ücreti bizim paramızla aşa­ ğı yukarı normal kurdan 11. 25 lira tutuyordu. Yani,2,5 Mark. • Gazeteler-Alman gazete leri tabii-Fuarı 6 günlük süre içinde 100 binin üstünde bilet­ li ziyaretçinin gezip gördüğü­ nü yazdılar. • Fuara 58 ülke-Türkiye,ulusal olarak değil, yalnızca Türk Editörler Derneği a r a ­ cılığında ve konuk olarak-ka tılmıştı ; yayınevi toplamı 3600 ü buluyordu. • Münih Olimpiyatlarından sonra Frankfurt Kitap F u a r ı ­ nın da Füistin Gerillacıları tarafından basılacağı ve bir takım "olaylar" çıkarılacağı haberlerine rağmen herhangi birşey olmadı. Daha doğrusu öylesine sıkı güvenlik tedbir­ leri alınmıştı ki, olması im kansız hale getirildi. • Gazetelerin yazdığına gö­ re, her yüz ziyaretçiden ikisi polisti, Federal hükümetlerin güvenlik işlerinde görevli en keskin nişancılar, özel ola­ rak getirilmişlerdi ; Fuar' m

içinde ve dışında atlıpolisler^ kurt köpekli polisler, belleri tabancalı, elleri telsizli po lisler aşırı derecede sık gö rülüyordu. • Fuar"da 3600 yayınevine karşılık, tam 78 bin kitap ser­ gilenmişti. • Türkiye, Fuar' da biri y a ­ rı resmf, öbürü de gayri r e s ­ mî iki ayrı standda temsil e diliyordu. Birincisi, Türk E ditörler Derneği standıydı ve Türkiye' nin belli başlı yayın-

Sv*£

Tir ,<*/*«

J'V

* t-

evleri-Milliyet Yayınları, A r ­ kın Kitabevi, Remzi Kitabevi, Atlas Yayınevi, Hürriyet Ya yınları, Ak Yayınları, İş Ban­ kası Kültür Yayınları,Minnetoğlu Kitabevi, Sander Yayın­ ları, İnkılâp ve Aka Kitabevleri-burada yer almışlardır. İkincisi, "Dışardaki Türk Yayınları" adını taşıyordu ve And Yayınları, Sol Yayınla­ rı, Tarihi Maddecilik Yayın­ l a r ı , vb. nca yayınlanmış k i ­ taplar sergilenmişti. • Fuarda en çok çeşitleme, çocuk kitapları üzerineydi.En az yayın örneği de sinema üzerine. • Nobel Edebiyat A r m a ğ a ­ n ı n ı n verilmesine çok az kal­ dığı için, Fuar 1 da da bu­ nunla ilgili çabalar hemen göze çarpmaktaydı. Sıranın ulus olarak Almanlara geldiği hesaplanmış olacak ki.ikiyazar-Heinrich Böll ileGünther Grass - üzerine aşırı bir rek­ lâm yürütülüyordu. Şaşırtıcı olan neydi biliyor musunuz ; ne Böll'ün ve ne de Grass"ın bu yü yeni hiçbir kitabi yayın­ lanmamıştı ve Alman yayın­ evlerinin yine hiçbiri,1973 y*j lı programında olsun bu iki yazardan aday kitap üân ede­ memişlerdi. • MİLLİYET YAYINLARI"nın "Çocuk Kitapları Dizisi ,( nde ve bu yüın nisan ayında yayınlanan "Çocuk Kral" adlı romanın yazarı Polonyalı J a nusz Korczak, "Alman Yayın­ evleri Derneği"nce 1972 yılı "Barış Ödülü"ne lâyık görül­ dü. Görüldü ama Polonyalı yazar ve eğitimci Korczak, 1942 yılında, Treblinka Top­ lama Kampında ölmüştü. TARIK DURSUN

0


>29fi««i i nesc

D 3DmTATHA0 AJ 8 LA CANTATRICE CHAUVE

Yoshio Hayakawa (JAPONYA)

Walter Cirieder (İSVİÇRE)

Reinhard Herrmann (ALMANYA).


Türkiye'de edebiyat kitapları üçüncü sırada

KİTAP KAPAKLARI Günümüzde satışa çıkarı­ lan maddeler, öylesine s a r ı ­ lıp sarmalanmaktadır ki, alı cinin dikkatini çekebilmek için adeta bir yarışa çıkarılmak­ tadır. Kitaplarda da bu yarış, kitap kapakları tarafından ya­ pılmaktadır. Vitrinlerde sıra­ lanmış kitapların kapakları­ nın ilk bakışta ilgiyi çekme­ sine özellikle dikkat edilmek­ tedir. Yayıncılar bu yarışta, ressam, grafikçi gibi sanat­ çılarla sıkı işbirliği halinde­ dir. Yüz yıl öncesine kadar ki­ tap kapakları, toza , rutubete ve güneş ışınlarına dayanıklı olmaları için deri, kumaş hat­ ta tahtadan yapılırdı. Modern anlamda ilk kitap kapağı 1833 de İngiltere'de yapıldı. O ta rihten sonra karton kapaklar ve ciltlere sarılan şömizler önem kazandı. Ünlü Fransız ressamı Toulouse- Lautrec, duvar ilanlarından esinlene­ rek kitap kapakları yaptı. Onu ressam Forain izledi. Çok geçmeden tanınmış ressam ve grafikerlerin çoğu kitap ka­ paklarında kişiliklerini g ö s ­ terdiler. Son yıllarda kitap kapak­ larında renkli resimlerin y e ­ rini, fotoğraf (özellikle İngi liz ve Amerikan kitaplarında) ve ilgi çekici yazı karakter­ leri (özellikle Alman kitapla­ rında) almağa başla mıştır.Av* rupa'nın bazı yayınevleri k i ­ taplar için çift kapak, hazırla­ maktadır. Alıcılara göre d ü ­ zenlenen bu kapaklardan biri, i stasy onlardaki sergilerde yer alırken, diğeri üniversite civarındaki kitapçıların vitri­ ninde görülmektedir. Kitap kapaklarının gelece­ ği, yayınevlerinin standart ka­ paklara gitmek istemeleri ile sanatçıların güçlü çalışmala­ rı arasındaki çatışmanın s o ­ nuçlarına bağlıdır.

Ozan Sağdıç

tolstpy

sAmş BARIŞ

V h a n ErP3 , _

hJ )•". M > M \ S I M KİM

aziz nesin

öunüs EŞEK bilgi yayınevi

Fahri Karagözoğlu OBLOMOV

KÖRLER İÇİN SESLİ KÜTÜPHANE Malta Hükümeti Kitap Y ı ­ lı dolayısı ile " Körler için sesli bir kütüphane" açmıştır. Ayrıca, "Kitabın Tarihi " ve "El Kitapları" adlarında iki sergi düzenlemiştir.

kök yayınlar

Said Maden

İçinde bulunduğumuz Ulus­ lararası Kitap Yılı'nda dün yada ve bizde kitap yayınları­ na karşı ilgi epey artmıştır. Paris'te çıkan Le Monde gazetesinin (Kitaplar) ekinde Vasilis Alexakis,dünya ülke­ lerindeki kitap üretimi üstü ne bir yazı yazmış , çeşitli ülkelerdeki durumu karşılaş­ tırmalı olarak ele almış, bu arada Türkiye'den de söz ederek : "Türkiye için kitap , hukuk ya da tarım konulu ki taptır" demişti. Bu yazıyı dilimize akta ran Türk Dil Kurumu'nun An­ kara'da yayımladığı Türk Di­ li Dergisi (Cilt XXVI , Sayı 250,Temmuz 1972, s. 375377),yazarın " Türkiye'deki kitap üretimi üstüne yeterin ce bilgili olmadığı"nı öne sürdü. Oysa,kitap yayınlarımız üstüne o yargı doğrudur. Öte den beri .yayınlarımızın konu sınıflandırmasına baktığımız­ da, Hukuk'u da içine alan Top­ lumsal bilimlerinbirinci,Ta rım'ı da içeren Uygulamalı Bilimlerin ikinci, Edebiyat' in ise ancak üçüncü sırayı aldığı görülür.' Nitekim,bu durum geçen yıl da değişmedi. Genel top lam olarak 6. 541 kitap ve bro­ şürün basılıp Devletçe d e r ­ lendiği 197l'de 1. 838 Toplum­ sal Bilim, 1.187 Uygulamalı Bilim, 1.177 Edebiyat Eseri yayımlanmıştır. 1972 kitap is­ tatistikleri yıl sonunda ha zırlanabileceğinden,durumun bu yıl da değişmeyeceği s a ­ nılır. 1971 'in 6. 541 rakamı, Türk yayın tarihinde bir rekor t e ş ­ kil etmektedir. Bundan önce­ ki rekor, 6. 099 rakamı i l e , 1966 yılına aitti. 1967 - 68 yıllarında kitap üretimi Tür­ kiye'de gitgide azalmış,l96970 yıllarında yeniden artma­ ğa başlamıştı.1972'nin Ekim ayı ortalarında ise, 4. 700' ü buldu. Yıl sonunda rakamın 6. 000'i aşacağı hesaplanabi­ lir. 6. 541 eserin 5.328'i kitap, 1. 213'ü broşürdür; bunlardan 24'ü notadır.5.477 telif esere karşılık, 1. 064 çeviri eser ya­ yımlanmıştır. Böylece, çevi rilerin bütün yayınlarımızın ancak % 11. 68'i oranında b u ­ lunduğu saptanır. Oysa, yan lış bir kanıya göre, bu oran

çok daha fazla,bazan % 50 , bazan da-hattâ % 90 olarak söylenir,gösterilir-Bu yay­ gın kanı, doğru değil . Birkaç yıl önce, çeviriler, yayınlarımızın % 13'ünü bulabilmişti. Bizde çeviri oranı, ne yazık ki gittikçe düşüyor . Sovyetler Birliğinde bu oran % 50' yi aşar. Bir dile yabancı d i l l e r ­ den ne kadar çok eser çevrilirse, o ülkenin dünyaya a ç ı ­ lan penceresinin o ölçüde g e ­ niş olacağı bellidir. İstanbul.Türkiye'nin k ü l ­ tür merkezi olmak önemini koruyor. En çok yayın, bu en büyük şehrimizde çıkıyor : İ97l'de 3. 763. Başkent Anka ra daima ikinci plânda :2.161 . Bütün öteki şehirlerimizde ise, ancak 617 kitap basıla bilmiştir. Başka ülkelerde kitap d e mek, edebî eser demektir. Gerçekten, yabancı ülkelerin çoğunda yayımlanan kitapla rın sayısına bakacak olursak, edebiyat türündeki eserlerin öteki tür kitapları kat kat a ş ­ tığını görebiliriz. Ama , bu saptama Türkiye için doğru değil. Çünkü,bizim yayınları­ mızda edebiyattan çok top Iumsal ve uygulamalı bilim lere yer verilmektedir. An cak Amerika B. D. , Kanada, Japonya , Hindistan , İsrail , Avustralya, özellikle Batı Av­ rupa için doğrudur,bu. Gene de edebî eser üreti­ minde Türkiye'de bir geliş me görülmüyor değil. Bundan önceki en yüksek rakam 1964'e ait :947.1966'da945,1970 ' te 935, öteki yıllarda 822 ile 879 arasında dolaşıyor. Edebf eser rekorunun da 1971'e ait olduğu anlaşılır :1.177. Edebî eserlerin, toplum sal bilimlerle ilgili kitapla rın yanında, nasıl gerilediği , daha çok Batı Almanya'da gö­ rülür. Böyle bir denge deği sikliğine, 1969'dan beri öteki ülkelerde de tanık oluruz. Başka konularda bizde yıl­ da ne kadar kitap çıkıyor ? Yi­ ne 1971 rakamlarına göre.genel konularda 568, tarih-coğrafya-biyografya alanında 437, kurumsal bilimlerde 421, gü­ zel sanatlar-spor-turizm da­ lında 356 din ve ilahiyat konu­ sunda 302, dilbilim dalında 151, felsefe ve ahlak konula­ rında I 04 kitap yayımlanmış­ tır. TÜRKER ACAROĞLU (M. E. B. Derleme Müdürü)

©


nâe Mauprin, Goncourt (Çık­ madı), 15- Öyküler,MerimĞe, 16- Bir Delikanlının Romanı Flaubert 17 - Wilhelm Meis­ ter'in Çıraklık Yılları, 18 Yeşil Henrich ; Keller, 19 Pan ; Knut Hamsun, 20 - Victorya ; Knut Hamsun, 2 I-Masallar, Andersen. B) ANKET YOLUYLA YAPILAN LİSTELER

Thomas Mann

Andr§ Gide

Somerset Maugham

Uç ünlü yazara gore -okunacak romanlar UNESCO'nun 1972 yılım bütün dünyada KİTAP YILI o larak ilân etmesi üzerine,şimdiyedek gazete ve dergilerde KİTABIN VARLIĞI,NİTELİĞİ, ÖNEMİ, KİTAP-AYDIN, Kİ­ TAP - ÇOCUK İLİŞKİSİ gibi konularda birçok yazı yayın landı ; kitap üzerine birçok sözler sıralandı. Bu yazımız­ da kitap olarak ROMAN'ın ü zerinde duracak, kitap yılın­ dan ötürü kimi kalburüstü r o ­ manların adlarından söz e d e ­ ceğiz. Gün geçmezdi ki öğrenci­ lerimin ya da meslek arka daşlarımın şu soruları ile karşılaşmayayım : " Kitaplı­ ğıma dünya çapındaki roman­ ların çevirilerinden almak i s ­ tiyorum, hangilerini salık ve­ rirsiniz ? "Ya da : "Uluslar­ arası ün yapmış romanlardan on - on beş tanesini içine ala­ cak bir dizi yapar mısınız ? " Bu çeşit sorular son yıl larda insanoğlunu düşündür­ müştür. Bir sonuca varabil­ mek için, zaman zaman en ün­ lü yazarlardan roman s e ç m e ­ leri istenmiş ; gene zaman za­ man dergiler okurları arasın­ da anketler açmışlar; OKU­ NACAK ROMANLAR»ın birin­ ci plana alınabileceklerini seçmek için araştırmalara gi­ rişmişlerdir. A) ÜNLÜ ROMANCILARIN YAPTIKLARI LİSTELER I - Andre Gide'in dizisi; I - Kızıl ve Kara ; Stend-

®

hal, 2-Parma Manastırı; Stendhal, 3- Tehlikeli İlişki­ ler; Laclos, '4~ La' Prince s se de Cleves ; Mm. de la Fayet­ te, 5 - Dominique ;Fromentin, 6- Manon Lescaut; L ' Abbe Prevost, 7- Cousine Bette ; Balzac, 8- Germinal; Emile Zola, 9- Madame Bovary ; Flanbert, 10- La Marianne ; Majriyaux (Çevrilmedi). II - Somerset Maugham'ırr iki dizisi vardır. Biri "Kitaplar ve Siz" adlı kitabındadır, öbü­ rü de incelemesini yapıp salık verdiği onbeş kitabın adını taşımaktadır. İlki üç bölümde sıralanır: a) İngiliz Romanları: I Moll F l a n d e r s ; Daniel Defoe (Yosma adıyla çevrildi)2-Güliver'in Gezileri; Swift , 3 Tom Jones Fielding, 4 - T r i s tam Shandy Stern (Çevrilme di), 5 - David Copperfield ; Dickens, 6 - Bütün Cesetler Yolu ; Butler(Çevrilmedi), 7 Gurur ve A ş k ; Jane Austen, 8- Mansfield Park ; Jane Aus­ ten (Umut Parkı), 9 - Vanity Fair ; Thackeray (Gurur Şa­ tosu), 10- Rüzgârlı Bayır; Emily Bronte, II- Orta Yürü­ yüş ; George Eliot ( Çevril­ medi), 12- Egoist ; Meredith (Çevrilmedi), 13-Ostaş'ın El­ masları, Herman Melville (çevrilmedi) b) Öbür Ulusların roman­ ları. I - Don Kişot.Cervantes, 2- Vilhelm Meister'in Çırak­ lık Yılları ; Goethe, 3-Baba­ lar ve Çocuklar ; Turgenief;

4- Savaş ve Barış ; Tolstoy; 5- Anna Karenina; Tolstoy, Kararnazof Kardeşler; Dostoyevski, 7- La Princesse de Clâves, 8- Manon Lescaut, 9- Candide Voltaire I 0 - G o riot Baba I I - İtiraflar ; 1 2 Kızıl ve Kara, 13-Parma Ma­ nastırı , 1 4 - Madame Bovary, I5-Adolf ; Benjamin Cons tant, 16- Üç Silâhşörler ; A . Dumas, 17 - İstiridye; Anatole France (Çevrilmedi) 18 Geçmiş Zamanlar Peşinde ; Marcel Proust. c) Amerikan Romanları I- Remus Amca ; Jonathan Edwards(Cevrilmedi), 2-Öy küler ; Edgar Allen Poe, 3 Kızıl Damga ; Hawthorn, 4 Elçi ; Henry James (Çevril­ medi) 5- Huckleberry Finn ; Mark Twaine. İkinci dizi

I - Savaş ve Barış 2 - Goriot Baba, 3- Tom Jones, 4- Gu­ rur ve Aşk, 5- Kızıl ve Kara, G- Rüzgarlı Bayır, 7- Mada­ me Bovary, 8- David Copper­ field, 9-Karamozof K a r d e ş ­ ler, 10- Moby Dick ; Herman Melville. I l l - Thomas Mann'ın d i ­ zisi : I - Poe'danÖyküler, 2 Moby Dick, 3- Vanity Fair, 4- Egoist, 5- Lord Jim; J. Conrad, 6-Öyküler ; Puşkin, 7- Ölü Canlar ; Gogol, 8 Anna Karenina, 9-Ecinniler; Dostoyevski, 10-Öyküler, Ni­ kola Leskof, (çıkmadı) 11-Ba­ balar ve Oğullar, 12- Candi­ de, 13- Goriot Baba, 14- R e -

I- İngiliz Britany To- Day dergisinin dizisi : I- Don Kişot, 2- Güliver * in Gezileri, 3- Savaş ve Barış, 4-Pilgrims Progress, Bünyan (Çevrilmedi), 5-Robenson, 6 David Copperfield, 7 - Sefil ler, 8- Samuel Johnson'un Ha­ yatı, Boswell (Çıkmadı), 9 Gurur ve Aşk, 10 - Hodgâmlar Panayırı, I I-Madame Bo­ vary, 12- Alis Harikalar Di­ yarında, 13- Pickwick'in E v ­ rakı, Dickens, .I4-Candide,15Karamozof Kardeşle r,I6-Rüzgârlı Bayır, 17- Decameron Boccacio, 18-Jane Eyre, 19Suç ve Ceza, 20- İvanhoe;W. Scott, 2 I - Utopia, Thomas More, 22- Anna Karenina,23Forsyte Saga, Galsworthy, 24Vekfield Papazı, Goldsmith , 25- Tess of the dMJbervilles, 26- Tom Jones, 27- Cengel Kitabi, Kipling, 28- Tom Amca'nın Kulübesi; Stowe,29-Üç Silâhşorlar, 30-Define Adası; Stevenson. II - Fransız Le Figaro Littâraire'in dizisi : A) Jürinin: (Xrx. Yüzyıl Fran­ sız romanlarından) I-Adolf, 2-Kız il ve Kara , 3-Çifte Yanılma, P. MerimĞe (Çevrilmedi), 4-Goriot Baba, 5- Madame Bovary, 6-Dominique, 7- Les Pleiades, Gobineau, (Çevrilmedi), 8- Çocuk, VallĞ (Çevrilmedi), 9- G e r ­ minal, Zola, 10- Çömez, P a ­ ul Bourget, II - Otlakçı, Ju les Renard(Çevrilmedi), 12 Yolda, Huysmans(Çevrilmedi). B) Okuyucuların: I-RenĞ, Cha­ teaubriand, 2-Adolf, 3-Kızıl ve Kara, 4-Goriot Baba , 5 Üç Silâhşorlar, 6 - Madame Bovary, 7- Sefiller, 8-Dominique, 9- Saf o, AlphonseDaudet, 10- Germinal, I I - Güzel Dost, Guy de Maupassant, 12Çömez. Baha DÜRDER


YAZARLARIMIZ NELER OKUYOR? Kitap okumaktan zevk alanlar,kitap okumayı günlük yaşantılarının bir parçası ha­ line getirenler, zaman zaman bir kitabı bitirdikten sonra , "Acaba şimdi ne okusam" d i ­ ye bir sorunla karşılaşırlar . Kimi, sevdikleri bir yazar­ dan hareket edip, o yazarın di­ ğer eserlerini; kimi, şimdiye kadar kendilerini hayal kırık­ lığına uğratmamış bir yayın­ evinin son kitaplarından birini;kimi "Best-Seller"leri;ki­ mi de meslekleri veya uğra şılarıyla ilgili eserleri s e ­ çerler. Ya bütün bu kitapla rın yaratıcıları,yazarlar n e ­ ler okuyorlar? Bazı yazarla­ ra sorduk. Belki onların se çimleri sizlerin de bir seçim yapmanıza yardımcı olur. MELİII CEVDET ANDAY : Şiir çalışmalarıyla ilgili k i ­ tapları bölüm bölüm tekrar tekrar okuyor .Başucundan ayırmadığı bu kitaplar şunlar : Herbert Read'in "THE TRUE VOİCE OF FEELİNG" (Duy­ gunun Gerçek Sesi.),Dört Yu nanlı Şairin Antolojisi,"ME VLANA DİVANI" ve " PHILO­ SOPHIES OF INDIA " ( Hint Felsefesi). Ancak bunların ya­ nı sıra, Tolstoy'un " ANNA KARENİNA"sını tekrar oku­ yor. Bu kitap hakkında, "Belki "Savaş ve Barış"tan daha ö nemli.çok büyük bir eser"diyor. Tl " , Muammer Sencer' in "TOPRAK DAĞILIMININ KÖ KENİ",Bilgin Adalı'nın"AŞIK • K E M A L BİLBAŞAR: Oku­ mada her tür kitaba yer veri­ yor : İncelemeler arasında Atilla İlhan'ın " HANGİ BA GARİP" ; hikaye kitapları a rasında.Füruzan'ın "KUŞAT­ MA", Ümit Kaptancıoğlu'nun "DÖNEMEÇ", Osman Şahin'in "KIRMIZI YEL" ; roman lar arasında Çetin Altan 'in "BÜYÜK GÖZALTI", F r e d e ­ rick Forsyht*in"ÇAKAL"isimli kitaplarını okumuş. " Genç yazarlarımızın hikâyeleri ger­ çekten çok ilginç. Çetin Altan ise bu ilk romanında yepyeni bir anlatım getirmiş" diyor.

l

ay içinde şu kitapları okumuş : Çetin Al tan'in "BÜYÜK GÖZALTI",Jaroslow iwaskievicz 'in"SEVDALILAR",Melih Cev­ det Anday'ın " DÖRT OYUN", Oktay Akbal*ın"YAZMAK-YAŞAMAK", Faulkner'in " AŞK VE ÖLÜM". "Çetin Altan * in ilk romanı,gerçekten çok i l ­ ginç. Hapisteki kişinin düştü ğü yalnızlık, korku .dehşet do lu sayfalar, bugüne kadar bu konuda yazılmışların en iyisi. Ancak geriye dönüşler biraz zayıf. M. Cevdet Anday' in ti yatrodaki yeni a r a ş t ı r m a l a r ı ­ nı da çok sevdim, "diyor Cu malı.

SANESİ" olmuş. Yine Sevda Şener'in "ÇAĞDAŞ TÜRK Tİ­ YATROSUNDA İNSAN" en s e ­ verek okuduğu kitaplardan bi­ ri. Diğer okudukları ise şöy le : Steinbeck'in"SAVAŞ ÜZE RİNE MEKTUPLAR"ı .Orhan Erkanh'nın "ANILAR SORU LAR SORUMLULAR » Tarık Buğra'nın "KÜÇÜK AĞA",Chehov'un"KÜÇÜK KÖPEKLİ KA­ DIN", Hermand Rauer'in " EN TATLI YAZ" isimli e s e r l e r i .

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN : Son iki haftada yedi kitap b i r ­ den okumuş. Hiç bir ayırım yapmaksızın, hepsini seve rek. Bu kitaplar şunlar :"YA NAN GÜN" (Jack London ) . "SARIŞIN BOMBA " ( Alvah Bessie), "HÜRREM SULTAN", "İNSANLAR VE KÖPRÜLER' (İsmail İsmen) ,"YANYA SUL­ TANI", (William Plomer),"SANATI GÖRMEK " ( Bates Lowry) ve "YOL AYIRIMI " METİN ELOĞLU: Son yıl - (Kemal Tahir. ) larda Fransa' da süregelen romandaki yeni-akımı e s e r ­ ler çevrilmediği için izleye­ OKTAY RIFAT: Son bir mediğinden yakınıyor.Sait Fa­ aydan beri Tolstoy'un " SA ik'in eserlerini tekrar okuyor. VAŞ VE BARIŞ"ını yeniden oSon olarak Muzaffer Buyruk - kuyor. "Çok tabiî, hiç bir e n i çu'nun "M AGRA" ve Leyla E r- riikası olmadığı halde sürük bil'in "TUHAF BİR KADIN " leyici ve şaşırtıcı bir yanı okitaplarını okumuş."İkisi de lan çok büyük bir eser. Çok tadılmadık,yoğun bir anlam da eğitici" diyor. gücü getiren uzun öyküler " diyor.

VEDAT GÜNYOL:"Son olarak Melih Cevdet Anday'ın çevirisi ol an" BUZ SARA Yi" nı okudum ve çok beğendim" di­ yor. FÜRUZAN : Genç hanım hikayecimiz bir ayı aşkın sü redir, Thomas Mann'ın e s e r ­ lerini yeniden okuyor. " V E ­ NEDİK'TE ÖLÜM","BUDDENBROOK AİLESİ" , " TONİO KROEGER"."VenedikteÖlüm'ün sergilediği şeylerdeki us talik,etkili ve şaşırtıcı"diyor Füruzan Okuduğu diğer kitap­ lar şunlar : Harold McCoy'un "GAZETECİNİN ÖLÜMÜ" Hermand Rauer'in "EN TAT LI YAZ" ı , Sadun Aren' in "EKONOMİ EL KİTABI " ve Ahmet Aler'in"İŞÇİ GÖÇÜ" .

AZİZ NESİN:Son biriki ay içinde okuduğu kitaplar içinde en çok değer verdiği , Yaşar NECATI CUMALLSon bir Kemal'in"BİNBOĞALAR E F ­

HALDUN TANER:Son a y ­ larda okuduğu kitapları, ilgi duyduğu konularda daha da aydınlanmak amacıyla seç­ miş. King'in " LE LİVRE DE MUTATION"- (Düşünce Kita­ bı) Uzak doğu felsefesinin öz­ deşlerini tahlil eden bir eser. Durkheim'ın-'ZENVE BİZ" ; Edward de Bono'nun "LATE­ RAL THİNKİNG";Arberry' nin "DİSCOURS OF RUMİ " (Rumi'nin Sözleri). Bunların yanı sıra Haldun Taner, Ya lova'da geçirdiği birkaç gün­ lük tatilinde, Cemal Granda'nın "ATATÜRK'ÜN UŞAĞI NIN GİZLİ DEFTERİ " ve "Romatizmalılar için Hare­ ket Kitabı"nı okuyarak din­ lenmiş.

• YAŞAR KEMAL : " Yeni r o ­ manım "Demirciler Çarşısı Cinayeti"ni yazmaktan oku­ mağa çok fazla zaman ayıra­ madım" diyor. Son haftalar­ da Çetin Altan'ın " BÜYÜK GÖZALTI"sı ile "BUZ SARA­ YI" nı okumuş, halk şairleri­ mizi tekrar incelemiş. ZEYNEP ORAL

Dünyada geçen yıl 520 bin çeşit kitap basıldı Son on yedi yıl içinde dün­ yadaki kitap üretimi yüzde yüzelliden fazla bir artış gös­ termiştir. 1971'de bütün dünya­ da basılan kitapların çeşit o larak sayısı 520 bini aşmıştır Bu miktar 1955*te 205 bindi. 520 bin çeşit kitabın 280 bini­ ni altı ülke basmaktadır: Sov­ yetler Birliği 80 bin, Birleşik Amerika 68 bin, Batı Almanya' 37 bin, İngiltere 35 bin, Japon­ ya 35 bin, Fransa 25 bin. Geri kalan 240 bin çeşit kitabı da başta İtalya olmak üzere di ğer ülkeler paylaşmaktadır..

AMERİKA'DA BEŞ MİLYON KİTAP PARASIZ DAĞITILDI Kitap yılı dolayısı ile bir­ çok ülkede kitap sergileri,im­ za günleri, radyo ve televiz­ yon programları, indirimli ki­ tap satışları, gezici kitap s e * gileri düzenlenmiş, yazarları ve halkı teşvik için ödüller verilmiştir. Amerikada bazı vakıflar beş milyon kadar ki­ tabı ihtiyacı olanlara parasız dağıtmışlardır. Amerika' daki Asya Vakfı da Asyalı üniver­ site öğrencilerine bir milyon kadar parasız kitap dağıtmış­ tır. Avustralya'da kitap yılı çalışmalarının gelecek y u l a r ­ da da sürdürülmesine karar verilmiştir. Avusturya'da bir komite " Kitap Okumazlar" ı tesbit için gruplar kurmuş, bunlar psikologların da katıl dığı konferanslar v e r m i ş l e r ­ dir. Ayrıca "Kitabı İyileştir­ me" yarışmaları düzenlen mistir. Belçika'da da büyük bir kitap bağışı kampanyası yürütülmüştür. Fransa'da Başbakan t a r a ­ fından atanan 25 kişilik"Millf Komite" boş zamanları değer­ lendirmede yararlı kitapları tesbit etmiş, kitabın gelece­ ğini incelemiş, okul kitapları, kitap üretim ve dağıtımı ko nularında çalışmıştır.

©


HAFTANIN

klasikleşmiş tipleri arasında, .klasikleşmiş türden bir çatış­ ma kurularak çıkılmış yola Bir yanda, peşinde gezdirdiği kiralık katillerle çevresini ha­ raca kesen zengin bir çiftlik sahibi (Jon Cypher), öte yanda VALDEZ GELİYOR Amerikan Western'inin kla­ "Valdez is Corning" - Edıvtyı Sherrin yöne sikleşmiş kurtarıcı tipi Val timinde çevrilmiş renkli bir United Artists(A dez (Burt Lancaster)... Çift m er ikan) filmi. Oynayanlar ; Bur t Lancaster, lik ağası Tanner ile Valdez aSusan Clark, Jon Cypher, Barton Hey man, Ric­ rasındaki mücadele dış yapı­ hard Jordan. Senorya ; Roland Kibbee, David sıyla Western seyircisi için Rayfiel. Görüntü yönetmeni: GaborPogany. Mü­ bir başkalık taşımıyor ger zik : Charles Gross. Uzunluğu : 90dakika. Fİ ç e k t e . . . Ama, bunlarla dahi TAŞ, AS, YILDIZ'da. yola çıkarken, Sherrin ve se-< EDWIN Sherrin tiyatrodan rüveni. Amerikan geleneksel naryocu dostları, "Valdez Gegeçmiş sinemaya.. .Tiyatroda Western'inin çizgileri içinde liyor"a ilginç bir nitelik k a ­ oyunculuk ve yönetmenlik y a ­ kalmak istemiş yönetmen... zandırmayı başarıyorlar. "Val­ pıyormuş. "Valdez Geliyor " Elmore Leonard'ın romanı da dez Geliyor n un senaryosu, hem Sherrin'in ilk sinemacılık se- bu doğrultuda. Western* in içeriği ile, hem de sinemato­ grafik yapısıyla sağlam, usta­ lıklı, aksaksız bir s e n a r y o . . . GEMİ SOYGUNCULARI (When Eight Bells Toll) - Alistair Eski bir savaşçı Valdez... MacLean'in inanılmaz olaylarla dolu bir serüven romanını perdede seyrediyoruz. İngiliz Deniz Kuvvetlerinden iki ha- Gençliğinde omuzlarındaki sır beralma subayının irlanda'daki altın korsanlarıyla müca­ maları ve göğsündeki madal­ deleleri. . . Biribirini izleyen sürprizlere rağmen, seyirci yaları arttırmak için gözünü her şeyin nereye varacağını önceden kestirebiliyor... O - kırpmadan kızılderili öldü yuncular : Anthony Hopkins, Robert Morley, Nathalie D e - rürmüş. Ama emeklilik ç a ­ lon, Jack Hawkins, Corin Redgrave, Derek Bond. Yönet­ ğında Arizona'nın unutulmuş men : Etienne Perier. Senaryo : Alistair MacLean.Görün- bir kasabasının gözcülüğünü tü yönetmeni: Arthur Ibbetson. Müzik yönetmeni : Wally sürdürürken çiftlik ağası TanScott. Renkli bir Winkast Fil m s (İngiliz) yapımı. Uzunluğu: ner'in yaptığı bir haksızlık, onu bir kızılderili için.taban94 dakika. YENİ MELEK- İPEK-İDİL VE ZENGİN'de. Casını kendi ırkdaşiarına,Tan­ ner'e ve peşinde dolaşan hay­ KUMAR VE ÖLÜM (Five Card Stud) Henry Hathaway iyice dut sürüsüne çevirmeye z o r ­ ihtiyarladı a r t ı k . . . Yönetmenlik hayatı boyunca W e s t e r n luyor. Zenci olduğu için öl türünün ilgi çekici örneklerini ortaya koyan Hathaway bu lürtüyor Tanner suçsuz bir kez sağlam kuruluşlu bir Western hikâyesinden y a r a r l a ­ insanı, delik deşik ettiriyor.. namamış. Boyutsuz, ruhsuz bir sinema dili var. Kardeşi­ Tanner'e yaptığını ödetmeyi ni linç edenlerden intikam almak için rahip kılığına giren aklına koyan gözüpek kanun abir adamın hikâyesi... Sıradan bir Western. Oyuncular: damı Valdez şiddete karşıdır Dean Martin, Robert Mitchum, Inger Stevens, Roddy Mc gerçekte. Ama kanunun etkili Dowall, Katherine Justice. Yönetmen: Henry Hathaway. olamayacağını anladığı yerde Senaryo : Marguerite Roberts. Görüntü yönetmeni: Dani­ silâhına sarılmak, kan dökmek el L. Fapp. Müzik : Maurice J a r r e . Renkli bir P a r a m o ­ gerektiğini de düşünebilecek­ unt (Amerikan) filmi. 103 dakika. LALE-SİTE VE Ş A ­ tir. Valdez bir haydut sürü FAK • ta. süne tek başına meydan okur­ ken o haydutlar da, sonunda: Tanner 'e sırtları çevirecekler­ dir. Bu, Richard Brooks * un SİMSARIN DÜĞÜNÜ (The Marriage of a Young Stockbro " Profesyonellerinin sonunu ker) - Yeni bir Amerikalı yönetmen daha : Bu kez yapımcı hatırlatan bir sondur. Valdez Lawrence Turman girişmiş yönetmenliğe... Amerikalı High* genç bir çiftin evlilik hayatı... Çeşitli cinsel kompleksleri "Kahraman Şerif Noon", "Vadiler Aslanı-Sha ve özellikle başka kadınları gözetlemek hastalığı yüzünden genç adamın evlilik hayatı bir kâbusa dönü şüyor. Turman - ne" filmlerinin kahramanları in filmi uzaktan "Aşk Mevsimi-The Graduate"ni andırıyor, gibi tek başına başarısına u Ama "Aşk Mevsimi"nin yapımcısı olarak tanıdığımız T u r ­ laşmakta, onur sorunu yaptı­ ğı bir hesaplaşmayı istediği gtman, "Aşk Mevsimi"nin yönetmeni Mike Nichols'un s i n e ­ bi sonuçlandırabilmektedir. macılık ustalığına sahip d e ğ i l . . . Yer yer ilgi çeken, fakat tümüyle önemli sayılamayacak bir film. Oyuncular : R i c ­ Edwin Sherrin tiyatrodan hard Benjamin, Joanna Shimkus, Elizabeth Ashley, Adam gelen bir ustalıkla başarılı •West. Yönetmen: Lawrence Turman. Görüntü yönetmeni: bir senaryonun özellikle tiple­ Lazslo Kovacs. Müzik: Fred Karlin. Renkli bir 20 thCen­ me açısından verdiği olanak­ tury Fox (Amerikan) filmi. Uzunluğu: 95 dakika. DÜNYA lardan yararlanmayı bilmiş. ve KONAK » ta.

FİLMLERİ

TUNCAN OKAN

Eski bir savaşçının öyküsü...

Burt Lancaster V a l d e z rolünde

Jack Hawkins "Genai Soygun -

cuları"nda

II III

Inger Stevens " K u m a r ve Ölüm" de.

"Simsarın Düğünü"nden bir sahne:Richard Benjamin, Joanna Shimkus


MÜZİK "DON PASQUALE"- Angelo Anelli 'nin Öyküsü üzerine üç perdelik opera.Metin vemüzik:Gaetano Donizetti. Müzik yönetmeni:Pino Tröst. Oyun yönetmeni.-Gürçil Çeliktaş. Dekor-.Erkut Uzelli. Kostüm ; Figen İkiz. Oyuncular; Attila Manizade (Don Pasquale), Oya Tekin (Norina),Özer Se zer (Dr. Mala testa), Songür Ünal (Ernesto), Suphi Ansen (Noter).

Son yüzyıl boyunca insan­ oğlunun duygu boyutlarındaki değişimin özü ve hızını belir­ ten somut örnekler gösteri sanatlarında önem kazanıyor büsbütün. "Don Pasquale" yi izlerken doğduğu iklimin yüz­ yıl önceki zevk ve estetik an­ layışını, o çağda gördüğü ilgi­ yi anımsadım, sonra yaşadığı-

FARUK YENER

Don Pasquale mız günlerin bir diğer türüne, sinemaya atlayıverdim im gemde;aynı iklimin getirdiği "yeni gerçekçilik"le başlaya­ rak sürüp giden yüce aşamayı düşündüm. Opera kalacaktı di­ yelim ama böylesine bir ope­ radan, "opera buffa"adıyla ay­ rışan İtalyan gülünçlü opera­ sından ne kalmıştı acaba? Bir daha yargıladım "Don Pasquale"yi;tüm öğeleriyle "çağ dı­ şı" kalmıştı zavallı. Soysuzlaşmış "commedia dell'arte" tortusuyla önemini yitirmiş bazı "belcanto" süslemeleri dışında belgesel değeri bile yitip gitmişti. Batıda yıldız sistemine bağlı sahnelerin

programlarına yalnızca ele geçirdikleri "primadonna"ları eskiye özlem duyan çevre­ lere dinletmek1 amacıyla kat­ tıkları ihtiyar Don Pasquale'nin gerçekte çağ insanına söy­ leyecek sözü kalmamış, genç­ liğe özenip evlenmeye kalk­ tığı Norina'sının attığı haklı bir tokatla çoktan son nefesi­ ni vermişti. Neden kaldım sonuna dek salonda ?Tümü de İstanbulda yetişen "iyi niyetli"dört- beş sanatçımn içten gayretlerine duyduğum saygı nedeniyle. Özellikle soprano Oya Tekin' in oyun çabası yanında olağanüs­ tü sesini,bu sesikullanışında-

TİYATRO

Sacide Yazan: Ülker Koksal -Sahne­ ye Koyan: Tekin Aktnansoy Dekor - Kostüm : Hüseyin Mumcu - Oynıyanlar : Jale Birsel, Melek Tartanflikntet Orhon, Ümit Kiper, Vedat Öz kök, Refika Özbayer, Erol A maç. (Altındağ Tiyatrosu 'nda) Tiyatromuz son elli yılda büyük bir gelişme gösterdi. Son çeyrek yüzyılda bu g e l i ş ­ me oyun yazarlığına da büyük zenginlik ve olgunluk getirdi. Ne var ki, kadın yazarlarımı­ zın sayısı çok az. Cumhuriye­ tin ve Atatürk devrimlerinin sağladığı haklardan y a r a r l a ­ nan Türk Kadını hemen her alanda yaratıcılığını gösterme olanağını buldu. Bunun sayüı istisnalarından biri oyun y a ­ zarlığıdır. Kadın ruhunun de­ rinliğine inebilmede kadın ya­ zarların üstünlüğü açıktır. Bu nedenle kadın oyun y a z a r l a r ı ­ mızın azlığı bu alanda bir boş­ luğun gerekçesidir. "Sacide" bize yeni bir ka­ dın oyun yazarı kazandırıyor. "Sacide" yazarın sahneye ç ı ­ kan ilk oyunu. Eksiksiz, ku­ sursuz bir oyun değil elbette. Teknik bakımdan aksaklıkla­ rı, beğeni zayıflıkları var.Me­ lodrama dönüşen son tablo hiç olmasaydı diyebiliriz.Oyun ki-

şüerinin bir kısmının yüzeyde verilen hakların kâğıt üzerin­ kaldığını bütün kişilerin Sacide kaldığını,toplumsal anla­ yışsızlık nedeniyle kadın ' in de'nin ve İhsan'm derinliğine hâlâ bir ev eşyası, salt bir ulaşamadığını da söyleyebili­ namus simgesi sayüdığınıgös­ riz. Dialogda tutumsuzluk n e ­ teren yazar kadın'ı yalnızca deniyle gereksiz uzatmalar bir "sorun" olarak değil mut bulabiliriz. Ama bütün bunla­ suzluklariyle duygulariyie bir ra karşın "Sacide" hâlâ t o p ­ insancıl varlık olarak işliyor. lum içinde kadın'ı insani bir Bu tutum oyunu tezli oyunla­ varlık gibi değil, bir eşya,bir rın soğuk akılcüığından kur sıcaklığa süs gibi gören bağmazlığın tarıp insancıl bir kadın ruhunda yarattığı ezik­ kavuşturuyor. Sacide, İhsan, liği dürüst bir tutumla ve ruh­ Pakize, Gülen hattâ Müzeyyen sal derinliğe inme çabasiyle. Teyze toplumun türlü görüntüveren bir oyun. Toplumun ö Devamı 15. sayfada nemli bir kesiminde kadına

Yazan ; Alfonso Paso-Türk çesi : Hale Kuntay -Sahneye koyan: Engin Cezzar-Dekor; Arto Berberyan-Oynıyanlar .Suna Keskin, Turgut Boralı , Hadi Çaman, Bengü Çaman Orhan Aydınbaş. Gülriz Sururi-Engin Cez­ zar Tiyatrosu, yeni tiyatro mevsimini Alfonso Paso ' nun "Ağustosböceği" adlı kome dişiyle açttGeçtiğimiz mev sim aynı topluluk "Evet, Evet, Evet" oyunuyla , bu İspanyol yazarım Türk seyircisine tanıtmıştı. Paso'nun bu oyunu da seyircinin en ilkel duygu -

larına seslenen bir komedi . Oyunun bütün öyküsü , yıkık dökük evinde 18 köpeği,25ke­ disi, bir timsahı »birkaç ineği, sayılarım kendinin de tam bilmediği birkaç çocuğu ve bütün bu "aileye" bakan b ü ­ yük kızı ile yaşayan Aris' in şu sözlerinde toplamyor: "İn sanlar arasında Ağustosbö ceği de vardır, karıncalar da. Ağustosböceği kış gelince ölür .Ama günün birinde karın­ calar da ölür. Hem de gözleri açık,akılları fikirleri malla­ rında kalarak ölürler." İşte "Ağustosböceği" Aris'i ayak-

ki şaşırtıcı rahatlığı gözlemek için. Hançeresini, bu ender bulunan doğal çalgısını yap­ macıksız, aşırı süsleme ve esneklik eğilimine kaçmayan bir anlayış ve partisinin ge­ rektirdiği ölçülerle kullanı­ yor Oya Tekin. Ve kuşkusuz söyleyebilirim; gelecek için büyük umutlar veren bir ş a r ­ kıcı. Donizetti "belcanto" su­ nun ötelerinde, çağın anlayı­ şına yatkın her verimi s e s lendirebilecek güçte bir s a ­ natçının gelişimine tanık o l ­ maktayız. Ah, bir de batıya gi­ dip birkaç yıl kalabil s e . . . "Don Pasquale" adlı ope­ raya Oya Tekin'i, Donizetti' nin "oranciata"benzeri melo­ dilerini dinlemek ve sahnede­ ki diğer sanatçıların içten ge­ len tatlı oyun uyuşumunu göz­ lemek için gidebilirsinizBaşka birşey ne bekleyin, ne de aramak zahmetine katlanın.

ta tutan herşeyden önce inanç­ tır. Kendisine, kişiliğine ,in sanlara, dostluğa, iyiliğe ve Tanrı'ya olan inanç. Bu duy­ gusal komedide yazarın düş tüğü en büyük çelişki, hitap ettiği topluma sık sık yük lenmesidir. Oyunda rol alan sanatçı lar arasında Suna Keskin, Ha­ di Çaman ve Bengü Çaman' in,kapanan Dormen Tiyatro sundan ayrılıp bu topluluğa yeni katıldıkları halde, sanki yıllardır bir arada oynuyor larmışçasına başarılı bir e kip oyunu çıkarmaları dikka­ ti çekiyor. Oyunun bütün yükü Aris'i oynayan Turgut Boralı ve büyük kızı Bisbi'yi oyna yan Suna Keskin'de.Turgut Bo­ ralı 'nin zaman zaman abart maları ve oyuna bir melod ram havası vermesi dışında , her iki oyuncu da yılların verdiği rahatlık içinde,oyunu başarıyla sürdürüyor lar. Hadi Çaman'in hiç ak samayan, öl­ çülü ve bilinçli oyunu dikkat çekiyor. Hale Kuntay'ın temiz ve akıcı Türkçesi, Arto Ber­ beryan'm titizlikle düşünül müş dekorları, zaman zaman ağırlaşan oyunu kurtarabili yor. Tiyatroya yalnızca hoş ça vakit geçirmek amacıyla gidenlere "Ağustosböceği" ni salık veririz. ZEYNEP ORAL


YENİ YAYINLAR "UYUŞTUR UCU MADDELER SOR UNU"-A.Altındal,R.Ada­ sal, Ö. Köknel, G. Koptagel, A. Akçasu.A. Uluyazman, C. Özen, A. B. Kafaoğlu, A. M. Handley 'in incelemele­ ri, Hastürk Yayınları, İstan bul. Büyük boy, 160 sayfa,fi vatı : 20 lira.

aşhaş'ın tarımsal tanı­ mı şöyledir : Kurak top­ rakta yetişen, soğuğa ye aşırı sıcağa karşı dayanıklı bir bitkidir, sulama istemez ve öbür ürünlerin yerini doldura­ mayacağı şartlarda yetiştiri lir. Milâttan önce 5000 yılın­ dan beri ekildiği için, h a ş h a ­ şın anavatanı bugün de Ana dolu sayılıyor. Ama bu ayın başlarından itibaren haşhaş eken son dört ilimiz de afyon yasağı kapsamına gireceğin den, sakızından sapına,yapra­ ğından tohumuna kadar Ana dolu insanına yararı dokunan bu en önemli ürün bundan böy­ le tarihe karışacaktır. Haşhaştan elde edilenler ilâç sanayiinde, yağ yapımın­ da, boya ve sabun üretiminde , süt hayvancılığında .yakacak ve yiyecekte de kullanılır ve sa kızından uyuşturucu maddele­ rin en önde geleni, eroin çıka­ rılır. Türkiye'de 90.000 çiftçi ailesi geçimlerini haşhaş eki­ minden edinirler. İşin şaşırtı­ cı yam, haşhaşın anavatanın­ da uyuşturucu madde kullan­ ma tutkunluğu yoktur ve böyle bir tehlike, hiçbir zaman Türk toplumunu tehdidi altına alma­ mıştır.

K

Dünyadaki uyuşturucu madde kullanma tutkunluğun­ da başı Amerika Birleşik Dev­ letleri çeker. Oran, öylesine büyük ve hızlı bir artış gös­ termiştir ki, ülke yöneticileri buna kesin bir çözüm yolu a rayıp bulmak zor unluğunu duy­ muşlardır. Bu, haşhaş ekimi­ nin Türkiye'de yasaklanması biçimidir. Teklif, A. P. hükü­ metinin iktidar ettiği dönem­ de getirilmiş fakat uzun süre­ ler sürüncemede k a l m ı ş t ı r . . . Yasaklama kararına uyma ve uygulama Erim hükümetine ait­ tir ve " . . . maddi ve manevi zararlara uğramamıza rağ -

®

TARIK DURSUN

"Afyon da Bir Çiçektir,, men, Birleşmiş Milletler idea­ line ve prensiplerine daima sadakat gösteren memleketi­ miz, 29/6/1971 tarihli karar name ile bütün Türkiye ' de haşhaş ekimi yasaklamıştır." Türkiye, dünyadaki uyuş­ turucu madde kullanma tutku­ sunun baş suçlusu mudur Tür­ kiye mi körüklemektedir bu tutkuyu? Bu soruların k a r ş ı ­ lığını , ülkemizde haşhaş eki minin yasaklanması şampiyo­ nu Amerika Birleşik Devlet leri'nin en güçlü yayın organı "Time" dergisinden yayınla nan şu satırlardan alınız : " . . . Dünya pazarlarına sürü­ len kaçak afyonun yüzde 58'i güneydoğu Asya çıkışlıdır.Bu, Tayland,Burma ve Filipinler' den oluşan "Altın Üçgen" diye anılan bölgedir. Bu bölgeden, her yıl 700 ton afyon k a ç ı n larak eroine dönüştürülmekte­ dir. Birleşik Amerika,bu böl­ gede kaçakçılığı önleyemediği gibi,CİA'nm üreticilere y a r ­ dım ettiği konusunda da elde kesin deliller v a r d ı r . " Üç hafta öncesinde, Ame­ rika'nın ünlü Yale Üniversi tesi'nde güneydoğu Asya t a r i ­ hi okuyan Alfred McCoy'un Se­ nato Alt Komisyonunda yaptı ğı açıklamalar kamuoyunu şaş­ kınlığa uğrattı. McCoy, Ame­ rikan hükümetini güneydoğu Asya'daki uyuşturucu madde kaçakçılığında "aktif rol" oy­ namak ve yaptığı kaçakçılığı "kamufle etmek'Ue suçluyor du. McCoy'un yanı-sıra Ame­ rikalı ünlü gazeteci Jack An­ derson da "Bu pis işte 1959 yılından beri parmağımız var" demekteydi. Yine "Time" dergisinin verdiği bilgiye göre ; Türki­ ye, kaçak afyon konusunda ö nemli bir yer işgal etmemek­ tedir. Son iki yıl içinde Türki­ ye'de haşhaş ekimi kısıtlanıp bu yıl da yasaklanmıştır ama Amerika Birleşik Devletleri'nde -buna karşılık- eroin tü ketimi iki katına yükselmiş, tutkunlarının sayısı da 5(50 b i ­ ni bulmuştur. Bu, yasaklamanın da kısıt­ lamanın da tutkunluk tehlike -

sinin önüne geçemediğini, tam tersine yangına körükle gidil­ diği gerçeğini ortaya koyu­ yor. Aslında sorun,bu tür b i r savaşmayla çözümlenecek gi­ bilerden değildir ve olmazda. Eğitim, tıp ve bilim adamları soruna toplumsal açıdan yak laşmak gerektiği inancındadır Eğitim ve öbür yan yollardan giderek tutkunluğun önüne geç­ mek, yasaklamak ya da kısıt lamak düşünden daha yararlı ve daha gerçekçi bir tutum dur. Türk kamuoyu da soruna bilisizce bakmaktadır. "Demirel, Nixon"a dedi k i . . . ", "Demirel'in mektubu açıklandı" , "Nixon'un Tarım Bakam gel di v e . . . ", "Türkiye' de haşhaş çiftçisi perişan. . . " gibi s o ­ runun derinine inmekten çok yüzeyinde dolaşan bilgi k ı r ı n ­ tılarıyla yetinmektedir. Yeni yayınlanan "Uyuşturucu Mad­ deler Sorunu", Aytunç Altın dal, Prof. Dr.Rasim Adasal, Prof. Dr. Özcan Köknel, Doç . Dr. Günsel Koptagel, Prof.Dr . Alâeddin Akçasu, Prof. Cahit Özen.Arslan Başer Kafaoğlu, Arthur M. Handley yazı, ince lemeleri ve İstanbul Narkotik Büro Raporunun aracılığında, konunun ne olup ne olmadığı nı öğrenmenize ve iyiden iyi ye aydınlanmanıza yarayacak. EN ÇOK SATAN KİTAPLAR I - Baba : Mario Puzo . . (E) 2 - Bağ-Kur : Gürbüz Ersan (Hürriyet) 3 - Boynu Bükük Öldüler : Yılmaz Güney (Dost) 4 - Yağma : Adnan Özyalç iner (Yücel) 5 - Yasımı Tutacaksın: Larry Colins (PayeI ) 6 - Sorgu : H . A l l e g P.Korovessîs(Yönrem ) 7 - Uyuşturucu Maddeler Sorunu : (Hastürk) 8 - Balık Avcılığı ve Yemekleri : Sıtkı Uner

(Milliyet) 9 - Ölmez Otu : Yaşar Kemal (Cem) 10-Aziz Nesin'in eserleri

Aragon 75. Yaş gününde Sovyetlerden Nişan aldı Fransa'nın ünlü yazarı, düşünürü Aragon, geçtiğimiz hafta içinde 75.yaşgününü kut­ ladı. Bu yüdönümünün en acı tarafı, büyük yazarın yanında, çok sevdiği arkadaşı,can yol­ daşı karısı yazar Elsa Trio let'nin olmamasıydı. Ancak yi­ ne bu yıldönümünde, Aragon'a Sovyetler Birliği tarafından "Ekim İhtilâli" nişanı veril di. Böylelikle Aragon, bu n i ­ şanı alan ilk yabancı sanatçı oldu.

Yaşar Kemal Japonya 'daki Tiyatro Festivali Yönetim Kurulu Üyesi oldu. 1973 yüının ilk aylarında, Japonya'da ilk kez, bütün dün­ ya ülkelerinin katüacakları bir tiyatro festivali düzenle­ necektir. Bu festivalin Yöne­ tim Kuruluna, Türkiye • den seçilen tek üye, yazar Yaşar Kemal olmuştur. Bu konuda Yaşar Kemal şöyle demekte­ dir : " 1966 yılında,Uluslarara­ sı Nancy Tiyatro Festivali'nde, "Yer Demir, Gök Bakır " isimli oyunum Brezilya'lıla rın bir oyunuyla birinciliği paylaşmıştı .Bu nedenle, Nancy Festivalinin Müdürü olan J a ques Lang, Japonya'daki Bü yük Tiyatro Festivalinin Y ö ­ netim Kurulu üyesi olmamı teklif etti. Bu teklifi seve se­ ve kabul ettiğimi bildirdim."


Kukla ve Gölge Oyunları Festivalinde iki madalya aldık Fransa'nın Charleville Meziere şehrinde düzenlenen Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunları Festivaline katılan Türk ekibi, Karagöz ve Kukla temsillerinde büyük başarı sağlayarak iki madalya kazan­ mıştır. Millî Kütüphane Genel Mü­ dürlüğü Müzik ve Güzel Sa natlar Müdürü Ahmet Borçaklı'nın başkanlığında festivale katılan ekibimizde Karagöz ve Kukla oynatımcısı olarak İ s ­ tanbul 'dan Talat Dumanlı yer almıştır. Büyük ilgi gören ve geniş bir meraklı kitlesi tarafından izlenen Karagöz ve Türk Kuk­ lası oyunları şehrin çeşitli s i ­ nemalarında gösterümiştir.bu arada Karagöz ve Kukla ile i l ­ gili kitap,broşür ve resim ser­ gisi açılmıştır. Halka gösteri­ lerden önce, oyunların pren­ sipleri, tipleri ve konusu üze­ rinde bilgi verilmiştir. Ünlü Karagöz oynatımcısı Hayali Küçük Ali'nin "Gülme Komşu­ na Gelir Başına" adlı renkli Karagöz filmi de bir başka s i ­ nema salonunda kalabalık bir seyirci topluluğu tarafından ilgiyle izlenmiştir. Festivalin kapanışı nede­ niyle düzenlenen resepsiyon da, Organizasyon Komitesi Başkam Jacques Felix, Türk ekibi yöneticisi Ahmet Bor çaklı ile oynatımcı Talat Du­ manlı'ya birer madalya v e r miş,başarılarından ötürü kut­ lamıştır.

I SPARTA KÜLTÜR SARAYI AÇILDI İsparta Kültür Sarayı, geçtiğimiz hafta içinde tören­ le açıldı. Kültür Sarayı'nın a ç ı l ı ş ı ­ na Devlet Tiyatrosu da katıl di. Kültür Şenlikleri ve Kültür Sarayı'nın açılışı nedeniyle Küçük Tiyatro'da sahnelenen Başar Sabuncu'nun " Mute­ met Ali Rızay Bey'in Yaşan­ mış Hayat Hikayesi" adlı oyun Ispartalılara sunuldu.

O n a r ı l a n Sard harabeleri

Sard harabeleri onarıldı Manisa'nın Salihli ilçesin­ deki Sard harabelerinin r e s ­ torasyonu tamamlanmıştır. Cumhuriyetin 50. kuruluş yıl dönümünde açılışı yapılacak olan harabelerin restorasyo nu sekiz yıl sürmüştür. Ame­ rikalı arkeologların da katıl­ dığı çalışmalar sırasında yüz­ de 65 oranında orijinal mal­ zeme kullanılmıştır. İlkçağ'da Anadolu'nun en zengin şehirlerinden biri olan Sard'ın restorasyonu tarihi ve turistik yönleriyle büyük bir olay olarak kabul edilmekte dir. Restore edilen bölümde , spor sahası,35 metre uzun luğunda ,10 metre genişliğin­ de yüzme havuzu ve büyük sü­ tunların çevrelediği tapınak

Sacide

(Devam)

ler veren kadınlarıdır. Hepsi toplumun yanlış değer y a r g ı ­ larının kötü geleneklerinin mutsuz kıldığı kişilerdir. Ya zarın, hepsini aynı başarıyla işlemese bile benzerlikleri, karşıtlıkları başarıyla kullan­ dığı açıktır. Altındağ Tiyatrosu'nda o yunu Tekin Akmansoy sahneye koymuş. Oyunun başındaki sözsüz oyunu uzatması, oyuna ağırlık getiren son tabloyu ç ı ­ karmaması Akmansoy'un ku­ suru. Ama genellikle yazarın amacına uygun bir yorumu var. Akmansoy'un özellikle de

yeı cdmaktadır. Artemis tapınağının da ay­ nı yerde bulunması bölgenin değerini arttırmaktadır. Başlangıçta Frikyalılar bu bölgede yerleşmişlerse de şehrin zenginleşmesi ve kül­ tür merkezi haline gelmesi Lidyalılar zamanına rastlar . Başta Krezüs olmak üzere birçok ünlü Lidya Kralı şehri genişletmiş ve imar etmiştir, Lidya devletinin yıkılması üzerine Sard önce Perslerin, M. Ö. II. yüzyılda da Romalıla­ rın eline geçmiştir. Daha son­ raları Bizanslılar, Selçuk Türkleri, Saruhanoğulları ara­ sında el değiştiren şehir XV. yüzyıl başında Timurlenk ta rafından yakılıp yıkılmıştır.

oyuncularla çalışması başarı­ lı. Başta Sacide'yi oynıyan Ja­ le Birsel'in ölçülü anlamlı, nüanslı yorumu olmak üzere İhsan'da Melek Tartan, Paki­ ze'de Hikmet Orhon, Süley man'da Erol Amaç, Müzey yen'de Refika Özbayer küçük buluşlarla zenginleştirdikleri tutarlı kompozisyonlarla oy­ nanışı yüksek düzeyde tutu yorlar. Oynanış bütünü b a k ı ­ mından mevsim başında s e y ­ rettiğimiz en tutarlı oyun. Sonuç olarak diyebilirim ki, her zaman olduğu gibi, Al­ tındağ Tiyatrosu'nda yine g ö ­ rülmeye değer bir oyun var. ÖMERATİLA

Ünlü besteci Ha Iff ter Cumhurbaşkanlığı Orkestrasını yönetecek İspanya'nın ünlü besteci­ lerinden Ernesto Halffter.bu gece ve yarın, Ankara'da Cum­ hurbaşkanlığı Senfoni Orkest rasım yönetecektir. Halffter'in yöneteceği konserlere İs panyol piyanisti Cristina Bru­ no solist olarak katılacaktır. 18 yaşında bestelediği"Sinfonietta" adlı parçasıyla İ s ­ panya Millî Müzik Ödülü'nü alan Halffter,konserlerde F a l ­ la'nın bütün "Nocturne" lerini Granados.Albeniz.Rodrigo' nun bazı parçalarım ve kendi bestesi olan "Portekiz Rapso­ d i s i n i dinletecektir. Piyanist Cristina Bruno daha sonra İstanbul'a gelecek ve radyo ve televizyonda kon ser verecektir. Önümüzdeki yıl İstanbul' da yapılacak "Müzik Festiva -' li"ne Menuhin ve Karajanla birlikte onur konuğu olarak çağrılan Halffter, ayrıca Türk Musikisi ve Folklorunu ince -j leyer ek, bunların İspanya'da: tanınmasına çalışacaktır...

©


. .

HAFTANIN SANAT ANSİKLOPEDİSİ • OPERA

Opera sanatının beşi­ ği İtalya'daki Floransa şehri dir.Bu şehrin bazı müzikçi ve şairleri birleşerek eski Yu­ nan oyunlarına benzer oyunlar yazmayı düşünmüşler,bu dü­ şünce de operayı yaratmıştır. Renuccini adlı şairin yazdığı

»1=< bUL 1 "Yeni Şairlerden.'"diye gül­ düler. Ama Ataç başta ol mak üzere tutanlar da oldu. Gününde en çok alay edilen dizeleri sonradan dilimize deyim olarak yerleşti. 14 Kasım 1950'de 36 yaşında ölen bu şair kimdir? 2 İngilizlerin gelmiş geç miş belki en büyük lirik şairiydi. Gününde anlaya madılar. Eleştiriciler v e r ­ yansın etti. Çocuk verem­ liydi. Kahroldu. Yirmi altı yaşına varmadan göçtü g i t ­ ti. 1795 ile 1821 arasında ya­ şayan bu şair kimdir? 3 1792 ile 1868 arasında uzun bir hayat yaşadı .Çağınınen büyük Opera bestecisi ola­ rak tanınıyordu.Sonvebel -t ki en parlak operasım 35 yaşında besteledi ve ondan sonra ömrünün sonuna ka dar bir daha eser vermedi. Biraz tembel diye bilinir di. Yatakta çalışırdı.Göbek­ liydi. Bir gün yine yatakta, opera bestelerken nota bah­ çeye uçtu. Merdiven inece­ ğine, o sayfayı yeniden b e s ­ teledi. Her yıl doğum günü­ nü kutlayıp yorulmasın di ye 29 Şubat'ta dünyaya g e l ­ mişti. Günümüzde aşağı yu karı yalnızoperalarıyleta­ nınan bu ünlü besteci kim­ dir ? ( "Stabat Mater'Hnl s a ­ lık veririm. Teknik Üniver­ site Radyosu'nda v a r . İs terseniz.bir cuma günü s i ­ ze de çalarlar.) 4 Tab'î,Klasik Türk Musiki­ si'nin gerek teknik gerek duygu zenginliği bakımın­ dan en yüce ustalarından biriydi. 1700 ile 1786 a r a ­ sında, yani 86 yıl yaşama sına rağmen bütün e s e r l e ­ rini gençliğinde besteledi. Otuz eseri günümüze kadar

"Dafne", Peri adlı besteci t a ­ rafından bestelenmiş ve ilk opera meydana gelmiştir(1594) Peri altı yıl sonra ikinci ope­ rayı (Euridice) bestelemiştir. Bu ilkel operalardan sonra 1607 yılında Monteverdi' nin bestelediği ,, Orfeo"operası or­ kestrayı birinci plana almış

ve böylece büyük bir aşama yapmıştır. 1637'de Venedik'te ilk opera binasının açılmasıy­ la bu şehir operanın merkezi olmuştur. Opera sanatı en büyük ge lişmeyi 19. yüzyılda göster miŞjRossini ve Donizetti d i k ­ kate değer "Opera buffa"(Gü-

lünçlü Opera) eserleri yarat­ mışlardır. Yurdumuza ilk opera 1797 yılında gelmiş,Topkapı S a r a ­ yında verilen temsili Üçüncü Selim seyretmiştir.Tanzimat tan sonra Beyoğlu'nda açılan tiyatrolardan biri (Bosko T i ­ yatrosu) opera temsilleri v e r ­ meğe başlamıştır.

NÜVİT ÖZDOĞRU gelebilmiştir. Yalnız iki ta­ ne bestesi bilinen,ama bun­ lardan Nikriz Yürük Semai­ si çok büyük çapta bir eser olan Kassamzade Mehmed Efendi'nin de belki Tabi'den başkası olmadığını S a ­ yın Yılmaz Öztuna ileri sü­ rüyor. Tab 'f'nin tam ismi nedir? (Sayın Öztuna ' nm "Türk Musikisi Ansiklope­ d i s i n i ve ''Türk Besteci leri Ansiklopedisini salık veririm. ) 5 "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. " İlk kim söylemiş ? 6 "Hazır ol cenge ister isen sulh ü selâh" kimindir?

7 Günümüzün belki en büyük mimarıydı. Güzelliğin yanı sıra rahatlık ve kullanışlı­ lık üzerinde dururdu. Ya rarlandığı mal zemenin özel­ liklerini belirtmesini bilir­ di. Eserleri doğa ile tam bir anlaşma ve uyum için­ deydi. New York için bir planı yardı. Tümünü yık­ mak .'Önce Merkez Park'ta 500 katlı bir gökdelen yapa­ caktı ; halkın yarısını bu binaya yerleştirdikten s o n ­ ra kentin y a n s ı m yıkacak­ tı. Yıkılan alana da yine 500. katlı bir başka gökdelen oturtacak ve ondan sonra kentin öteki yarısını t yıka­ caktı. Geri kalan her yer

uçsuz bucaksız "yeşillik " olacaktı. Bu mimarla da "yeşil saha"ya düşkünlü­ ğünden ötürü LûtfiKırdar'la da alay ettiler.Şimdi dün­ yanın bütün büyük kentle rinde insanlar hava kirlen­ mesinden boğuldukça ikisi­ ne de hak verenlerin s a y ı ­ sı artmakta. 1869 ile 1959 arasında yaşayan bu mi mar kimdi? 8 Çorum'da yeni bir kent kukuruluyor. Alanları , yeşil alanları,tecim, kültür ve her türlü sosyal kuruluşlarıyle bu kent,çağdaş kent çilik anlayışı bakımından bütün Anadolu'yu etkileye cek nitelikte olacaktır.Bölgede ayakta kalabilmiş bir­ kaç eski ev ve başka yapı geçmişteki yaşam üzerine ipuçları sağlamış ve eski Türk mimarisi ince bir an­ layışla değerlendirilerek bugünün yaşama koşulları na uyarlanmıştır. Tasarıyiı hazırlayan ve eserleri a r a ­ sında Ankara Esnaflar Çar­ şısı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi "kampus"ü de bulunan kentçilik uzmanı mimar kimdir? (Ayrıntılı bilgiyi 1 Ağustos 1972 t a ­ rihli "Ajans Türk " dergi­ sinde bulabilirsiniz. CEVAPLAR : •IOJUI^ znj

-4ag-g-4U.6!J M pXon >JUOJJ-/

* (39ZI - 8691 )

D$D

d

d,6D

ü

Doo)i , 9 ' U D U i / a | n s j u n u D » * ç • !puaj3 -

D^snyvj,qoj/Kiu

ISSOy OUJlj33DOJ£)'g , S4DS)|

UUpr'2'>|IUD» l|3A UDljJO* I

DEĞERLENDİRME : 8 doğru olağanüstü 7 - 6 doğru çok iyi 5 - 4 doğru iyi 3 - 2 doğru orta

SHAW-

George Bernard Shaw, İ r ­ landalı, hiciv ve nükte ustası ünlü bir yazardır . 1856'da Dublin'de doğdu. Öğrenciliği sırasında Dublin Müzesinde sanat tarihi araştırmaları yaptı. 17 yaşında Londra ' ya gitti ve orada dokuz yıl sefa­ letle pençeleşti. İngiltere'de­ ki sosyalist partisinin ç e k i r ­ deği olan "Fabian Derneği" ne girdi (Bu dernekte 25 yıl ç a ­ lıştı ve birçok nükteli, hicivli konferanslar verdi. 1892 ' de ilk piyesi "Non 01et'i,I894' te "Kahramanla A sker"i yaz­ dı. İkinci piyesi onu üne k a ­ vuşturdu. 1898'de İrlandalı şa­ i r Charlotte Townsend'le e v ­ lendi. Shaw, zamanının en ünlü ki­ şileriyle dosttu. 57 piyes y a z ­ dı. Ünlü oyunları arasında "Candida", "Sezarla Kleopatr a " , "Methuselah'a Dönüş" , "Pigmalion", " İ n s a n - Üstüninsan " , "Milyoner Kadın "j "Jeanne d'Arc " sayılabilir.: Hikâye kitabı (Kara Kız) ve beş romanı da vardır. Shaw I925'te Nobel Edebi­ yat ödülünü aldı. Sakin, mutlu bir yaşlılık devresi geçirdi. Ünlü yazar, 95 yaşında iken St. Lawrence 'deki köşkünde düşüp oyluk kemiğini kırdı; kısa bir süre sonra öldü.


Milliyet Sanat 20 Ekim 1972 No:4