Issuu on Google+

«-SANAT DERGİSİ U

HEINRICH

BOH ve o hiç bir şey demedi <cv'ren: bcl^tf neoıtigıl

*£M OiLi Heinrich BöllP Irisches Tagebuch

Böll 1972 Nobel Edebiyat Ödülü


GELİYOR

da yer almıştır. Çok eski bir geçmişe s a ­ hip Kore folklorundan örnek­ ler sunacak olan "Güney Kore Halk Dansları Topluluğu" a y ­ rıca Kore ve Çin kültürünü yansıtan enstrümanlarını da tanıtacaklardır.

Güney Kore Halk Dansları grubu , Kızılay yararına tem­ siller vermek amacıyla kasım ayının ilk haftasında Türkiye'­ ye gelecek. İlk temsilini 2 kasımda Operada bir gala ile verecek olan topluluk, daha önce birçok uluslararasıgösterilere katılmış, Münih Olim­ piyatları kültür programın -

Topluluğun programında: Çiçek Tacı Dansı, Kılıç Dan­ sı, Yaz Şarkısı gibi gelenek­ sel oyunlar yer almaktadır. Kalabalık bir sanatçı gru­ buyla gösteriler yapacak olan topluluğun yöneticiliğini BenC. Limbve MyungSuk Suh, kareograflığını Bum Song yap­ maktadır.

GÜNEY KORE HALK DANSLARI TOPLULUĞU

BÖLL, ÖDÜL PARASININ BİR KISMINI HAPİSTEKİ YAZARLARA VERECEK 1972 Nobel Ödülünü kaza­ nan Alman yazar Heinrich Böll, 1, 5 milyon lira değerindeki bu ödülün bir kısmını, dünyanın çeşitli ülkelerinde,hapishane­ lerdeki yazarlara dağıtacağı­ nı açıklamıştır. Halen Atina'da bulunmakta olan Heinrich Böll, "Atina'daki otelime geldiğimde, anah tarımla birlikte elime bir me­ saj verdiler. Odama çıkarken , asansörde mesajı açıp oku dum. Nobeli kazandığım yazı lıydı.Bir süre inanamadım.Ta ki Köln'den sekreterim tele­ fon edip, haberi tekrar söyleyinceye kadar." demektedir. İsrail'de Körler Enstitü­ sünde görevli mimar oğlunu görmeye gitmekte olan Böll , Atina'daki gazetecilere şöyle demiştir : "Bu devirde hâlâ dünyanın çeşitli ülkelerindeki hapishanelerde,birçok yaza­ rın bulunması beni çok üzü yordu.Bu ülkeler, Endonezya,

HAFTANIN SANAT TAKVİMİ SERGİLFR o Yapı ve Kredi Bankasın­ dan Perihan Baleı'nın fotoğ­ raflarından olujan" İstanbul'­ un Eski Ev ve Sokakları"adlı bir sergi açıldı.Bankanın, Kültür ve Sanat Hizmetleri çerçevesinde düzenlenen ser­ gi 7 Kasıma kadar sürecek. • Ankara Güzel Sanatlar Galerisi'nde genç ressam Suna Ozkalan ve Mehmet Uluer son çalifmalarmı sergi­ liyorlar. • Ressam Hasan Kavruk ve Mesut Uldaş I KasımdaAmerîkan Kültür Merkezi 'nde bir sergi açacaklar. Sergi 15 Ka­ sıma kadar sürecek. • Ressam ve ozan J.Habib Gerez italya'nın Asiago şehrindeki " G a l l e r i a G. Stella" da empresyonist ve abstre-figöratif eserlerini sergiledi.Sergi, kritiklerden olumlu eleştiriler aldı ve sa­ natçımıza İtalya'nın diğer kentlerinde de sergi açması için çağrıda bulunuldu.

©

• Seramik sanatçımız Türker Ozdoğan son çalışmalarını Washington'daki Corco­ ran Sanat Galerisi'nde ser­ gi ledi. Türker Özdoğan,Amerika'dakî bu üçüncü sergi­ sinde,yepyeni bîr seramikheykel anlayışı ile yarattığı eserlerini sundu. GÖSTERİ • Ankara Fransız Kültljr Merkezi Sinema Klübü'nde bugün,"SansMobile Appa rent" adlı film gösterilecektir.Philippe Labro'nun y ö ­ n e t t i ğ i , Jean Louis T r i n t i g nant'ın başrolünü oynadığı film yarın ve 30 Ekim günü tekrar lanacakt ir. KONSER • Amerikalı piyanist Carol Rosenberger'İn, bugün Mak­ sim'de vereceği konser, sa­ natçı gelemediği için geri bırakıldı.Konseri düzenle­ yen İstanbul Devlet Opera­ sı Müzik Klübü,bunun Ü z e ­

rine İngiliz piyanisti Pyta Shrager i l e anlaştı.Pyta Shrager bugünkü konserinde Chopin, Debusy ve De F a l la'nın eserlerini seslendire­ cek. TİYATRO • Ankara'nın ilk özel t i ­ yatrosu Meydan Sahnesi,"Bu Ne Tesadüf" adlı oyunu s u nuyor.Marc Gilbert Sauvagon'dan Asude Zeybekoğlu'nun Türkçeye çevirdiği eseri Macit Fi lordun sahneye k o ­ yuyor. • Devlet Tiyatroları İstan­ bul'da" Andorra"adl iyeni bir oyuna başladı. • İstanbul Belediyesi Ş e ­ hir Tiyatroları ikinci tur o yunların çalışmalarına b a ş ­ ladı, ilk olarak Türker Te kin Cevat Fehmi Başkut' un " Hacıyatmaz" adlı eserini sahneye koyacak. • İstanbul Devlet Operası "Kontes Maritza" operetinin temsillerine başladı .

Türkiye, Brezilya, Sovyetler Birliği ve şu anda bulunduğum Yunanistan'dır. Bir buçuk mil­ yon lira değerindeki ödülü mün bir kısmım bu ülkelerin hapishanelerindeki yazarlara dağıtacağım." Böll, bu tasarısını, Ulus lararası bir kuruluş olan "Pen Club"ün aracılığıyla gerçek leştirecektir. Öte yandan,İsveç Akade misi yetkilileri, Nobel ödülüy­ le ilgili açıklamalarında, iki Alman yazar Gunther Grass ve Heinrich Böll arasında u zun süre tereddüt ettiklerini , ancak geleneksel Alman ede­ biyatına bir yenilik getirdiği için Böll'ü seçtiklerini belirt­ mişlerdir.

HEİNRİCH BOLL OPERA YAZDI 1972 Nobel Edebiyat A r ­ mağanını alan Alman yazarı Heinrich Böll bir opera met nini tamamlamak üzeredir. Sanatçı bu alandaki ilk dene­ mesini, vatandaşı genç kuşak bestecilerden Giselher K l e be'nin isteği üzerine yaptığı­ nı söylemektedir. Konusu J. M Synge'in bir öyküsünden a l ı ­ nan operanın adı "Gerçek Kah­ raman 1 'olacak ve 1973- 1974 yılı mevsimine yetiştirilerek Zürich'de sahnelenecektir.

Pompidou Yüksel Aslanın iki tablosunu aldı Büyük bir resim koleksi­ yonu bulunan Fransız Cum hurbaşkanı George Pompidou, sürrealist ressamımız Yük­ sel Aslan'ın iki tablosunu sa tın almıştır. Kırk yaşındaki Yüksel Aslan Hollandalı eşiy­ le oniki yıldır Paris'te y a ş a ­ maktadır ve bugüne değinRaymond Corchier, 3*-2, D e s briere (Paris), Passeportout (Kopenhag) Von Sydour (Frank­ furt) gibi ünlü galerilerde ser­ giler açmıştır.


Genç Alman yazarların­ dan Horst Bienek 'in, Hein rich Boll ile yaptığı ve Kâmuran Şipal 'in dilimize çe­ virdiği uzun bir görüşmeden ilginç pasajları aşağıda su­ nuyoruz. Görüşme Böll ' ün Köln şehrinin bir kenar sem­ tindeki evinde yapılmış ve banta alınmıştır. Bol sayıda kitaplar yaz­ dınız .romanlar, uzun h ikû yeler,kısa hikayeler ve yer­ giler. Bunların içinde en çok beğendiğiniz tür hangi­ sidir ? Yani hangi h içim le anlatmak istediklerinizi en iyi anlatabiliyor sunuz ? Seçtiğim biçim konuya bağlıdır. Hangi biçimi seçece­ ğimi âdeta konu belirler, dola­ yısıyla kendileri için hiçbir bi­ çim bulamadığım konular v a r i ı r . Şimdiye değin ne şiir, ne 3e sahne oyunu yazmamış ol­ mamdan belki de bu ; bunu yap­ mış olsaydım, benim bilip ta ııdığım biçimlerle anlatama hklarımı belki anlatabilirdim î zaman. Ama beri yandan da Jyle bir durum,ya da öyle du'umlar var ki .anlatılacak şey ?erçi benim bildiğim biçim erden birine uyar, gelgeldim >una karşılık ben kendi y e r i ­ ni bulamam. İşte bütün bunar yazılmamış kısa hikâye erdir hepsi. Kısa hikaye diye >ir şey yok, kısa hikayeler 'ardır.Her kısa hikayenin kenli yasaları vardır ve bu bi ;im,yani kısa hikâye de b e ­ lim en sevdiğim türdür. Öyle janıyorum ki,kelimenin ger­ çek anlamıyla modern, yani şimdiki zamana uygun olup, bir yoğunluk ve gerginlik ta şır." Bir büyücek eser, bir roman için elinizde bir ko­ nu bulunup da bu konuyu iş­ lemek istediğiniz zaman, ön çalışmalarda bulunur musunuz ? Hayır. Hiç değilse yazılı olmaz bunlar. Çokluk yalnızca birkaç kâğıt parçası elverir, üzerlerine kimi parolamsı sözcükler karalarım,her söz­ cük arkasında da kafamdaki bütün bir roman bölümü bulu­ nur. Romanı ancak bütünüyle kaleme almak için oturduğum­ da yazarım bu bölümleri. Bir yazar,yalmz insan yaşamının öğelerini bilmeli, bunları da 21 yaşma kadar,nisbeten saf-

HEINRICH BÖLL Heînrich Böll, 17 Aralık 1917' de Köln şehrinde doğdu.Liseyi b i t i r ­ dikten sonra bir kitabevinde ç a ­ l ı ş t ı . A l t ı y ı l cephelerde çarpıştı, dört kere yaralandı. Savaştan son­ ra,marangozluk ve memurluk y a p ­ tı.Alman Dili ve Edebiyatı oku du.l947'de yazmağa başladı, ö n ­ ce kısa hikâyeler y a z d ı , i l k k i t a ­ bı 1950'de yayımlandı.Küçük h i ­ kâyeden romana geçti.Sonra, bir gUn'ük,radyo oyunları,denemeler ve senaryolar yazdı. Birkaç yıldır Günter Grass'la beraber N o b e l ' e aday gösteriliyordu.

"Roman yazarken, kişilerin başlarına neler geleceğini önceden bilemem. Bir eseri en az üç defa yazarım ." lık, suçsuzluk döneminde tanı­ malıdır. Öğrenilebilecek şey, bir yazar için çevre incele melerinden çok daha önemli olan yazmak işidir. Yazı masasına geçip yazmaya başladığınızdaki o asıl çalışma saatleri üzerinde bizi aydınlatır mı­ sınız. Vaktim oldukça bol bol ge zerim. Ama yazarken bütün aradığım sakin bir odadır, bol bol sigara,her iki saatte bir kahvedenlik kahve ya da bir çaydanlık çay,bir büyük şişe kolonya ve bir yazı makinesi­ dir. Peki yazma olayını yö nclten nedir ? Çağrışım hır mı, yoksa herhangi ilk hüc­ reler mi, ya da tasarımız­ daki daha başka öğeler mi? Bu da yine duruma göre pek değişir. Bana-göre yazmak.değiştirmek ve birleştirmektir. Diyelim bir romanı yaz­ maya oturdunuz, ne gibi ta­ sarımlar bulunur kafanız­ da0 Bütünüyle romanı na­ sıl yazacağınızı onu yaz­ maya başladığınız anda bi­ lir misiniz ? Roman kafamda adeta bir taşma tehlikesi gösterince oturup yazmaya başlarım.Ken­ dime gelmeden, çok uzun bir

zaman yazar da yazarım. Si­ nirlerimin hayli gergin olduğu bir durumdur bu, çünkü her va­ kit bütünü gözönünde bulun­ durmam gerekir, yazacağım şeyin çokluğu korkutur beni . Pek güzel ve pek yorucu bir çalışma olur hani. Derken ro­ manın bütününü ilk müsvedde olarak aradan çıkardım mı, o zaman gerektiği gibi çalışma­ ya koyulur, bunun için de b a ­ sit bir çareye başvururum, üç kattan oluşan renkli bir liste­ dir bu. Birincisi gerçek katı, yani şimdiki zaman; ikincisi geriye bakış ya da anılar düz­ lemi; üçüncüsü de motifler katı. Bir roman yazmaya başladığınız zaman, kişi lerin ilerde başlarına ne ler geleceğini, en sonra ölecekler mi,yoksa hayatta mı kalacaklarını bilir mi­ siniz ? Hayır,bilemem. Böyle bir bilgim ancak,daha ben yaz­ maya başlamadan önce kesin­ likle ölmüş kişiler üzerinde vardır, yaşayanlar üzerinde değil. Bir romanı bitirir bi­ tirmez basılmaya verir mir siniz,yoksa bunu birçok defalar daha yazar birçok defalar düzeltir misiniz? Ben bir eseri,hele kısa

hikâyeleri en az üç defa yaz­ madan yapamam. İçlerinden kimini beş, altı defa yazdığım olmuştur, bir defayla kalan ancak birkaç tanesi vardır .Ro­ man bölümlerinin yazılmasın­ da da durum tıpkı böyledir.Ve bunlar için ille birkaç eleşti­ riciye ihtiyaç duyarım. Bay Böll, dünkü ve bu­ günküler arasında özellik­ le etkisi altında kaldığınız bazı yazarlar var mıdır? Evet,bir hayli. Sanıyorum yani yazmaya başlayan h e r ­ kes, daha önceleri bir tutkuy­ la okumuş bulunduğu ve ilk ya da son yazı denemelerini ya­ parken henüz okumakta oldu­ ğu her kitabın etkisi altında kalır. Yani Kari May'dan tu­ tun da Marcel Proust'a kadar birbirinden pek ayrı ve birbi­ rine pek karşıt yazarlar ta­ rafından etkilenir .Dostoyevski'den,Jack London ve oradan Hemingway ' e, Camus ' den Green ve oradan Faulkner'e kadar diğer birçok yazarların eserleri gibi bu hiyâyeler de eminim etkisiz kalmadılar üzerimde. Bir yazınızda "otoma­ tik roman" deyimini orta­ ya atmıştınız; sanıyorum bazı genç yazarlardan çok çağdaş edebiyatın birta­ kım eğilimlerine karşı bir hücum vardı bunda,ne der­ siniz ? Galiba "nouveau roman " ı demek istiyorsunuz ? Evet. Bendeki izlenime göre bu roman üzerinde kuramsal ko­ nuşmalar aldı yürüdü. Tıpkı nasıl güdümlülük dogmaları varsa,bunun gibi bir güdümsüzlük dogması da oluşacağa benziyor; bu da benim kötü bir gözle bakmadığım işin aslına ancak zarar verebilir. Man­ tıksal sonuç iyi bir şeydir, ama işte düpedüz kişisellik ten soyulmuş bir roman da benim için yazmaya son ver­ mekten başka bir anlam t a ş ı ­ mayacak. Yine ayni yazınızda ya­ zarın sorumluluğundan söz açmıştınız. Bir yazarın güdümlülüğüyle ilgili olarak burada şumt sormak istiyorum:Acaba aydın kişile­ rin bugün siyasal bir dâ-

®


/

Heinrich Bölh Geçmişle hesaplaşan yazar Savaş sonrası Alman ede­ biyatının başta gelen yazarla­ rından Heinrich Böll 'e 1972 Nobel Edebiyat Ödülünün verilişindeki başlıca etkenler şöy­ le sıralanmıştır : Yirmi beş yıldır yazdığı eserlerle gerek Almanya'da, gerek Almanya dı­ şında çok geniş bir okur çev resi bulması ve kendi kuşağın­ daki sanatçıların en çok oku­ nanı olması,bir bakıma savaş sonu Alman edebiyatının t e m ­ silciliğini yapması .gerçek bir insan sevgisi,toplumsal eleş­ tiri, temiz, ölçülü ve içe işle­ yen bir dille yazması, geç misle hesaplaşması .romanla­ rının içerde ve dışarda ödül­ ler kazanması,çağının ve ül kesinin gerçeklerini yansıtma­ sı, birkaç yıldan beri üst üste Almanya'dan Nobel 'e aday gös­ terilmesi, Almanlar ın-İsviÇre asıllı Hermen Hesse dışarda tutulursa-1929'dan, yani 33 yıldan beri Nobel Ödülü alma­ maları, yani bir bakıma s ı r a ­ nın onlara gelmiş o l m a s ı . . . Bütün bu etkenlerin için­ de, Böll'ün geçmişle hesaplaş­ masını en iyi bilen,bu yüzden Alman yazarlarının İkinci Dün­ ya Savaşı nedeniyle dış ülke­ lerde karşılaştıkları soğuklu­ ğu büyük ölçüde gideren bir yazar olması belki de en önemlisidir. Böll,hem e s e r l e ­ rinde, hem konuşmalarında Al­ manya 'run sorumluluğunu unutmamak , bu sorumluluğu yüklenmek gerektiğini tekrar tekrar belirtmiş »Nazizmin Al­ manya içinde ve dışında mey­ dana getirdiği yıkıntıları bü­ tün gerçekliğiyle açıklamış tır. Savaşın,büyük bir düzen mekanizması sonunda insanlı­ ğa getirdiği felaketler,bir sa­ pıklık salgını sonunda topla­ ma kamplarında insanların büyük kitleler halinde ve teş kilath bir biçimde öldürülüşü, savaş sonrasının insan r u h l a ­ rında yarattığı yıkıntılar, bü­ tün bunların sorumluluğunun anlaşılamayıp kimse tarafın­ dan yüklenilmek istenmemesi Böll'Un eserlerindeki başlıca temalardır. Edebiyata küçük hikaye ça-

lışmaları ile başlıyan Böll, 1949'da yayımlanan ilk uzun hikâyesi (Trenin Tam Vaktiy­ di) ile 1950'de çıkan ilk hikâ­ ye kitabında,bu temaları i ş l e ­ meğe başlamıştı. İlk romanı "Ademoğlu Nerdeydin?" (1951) baştan başa İkinci Dünya Sa­ vaşım ele alır.Romanın adı "Bu savaş,bu organize cina­ yet hazırlanırken nerdeydin? " anlamına gelmektedir ve in­ sanlara yalnız savaştaki değil, savaş öncesi sorumlulukları­ nı hatırlatmaktadır. Böll , bu romanı ile, savaş sonrası en etkili edebiyat akımı olan "Grup 47"nin edebiyat a r m a ­ ğanını almıştır. Savaş sonra­ sının yıkıntılarını anlattığı "Ve O hiç Bir Şey Demedi" (1953) Eleştirmenler Armağanını al­ mıştır. "Babasız Evler"de ay­ nı temayı işlemektedir ve bu­ na Fransa'da "En İyi Yabancı Roman Armağanı" verilmiş­ tir. (1955). 1957'de yazdığı " İ r ­ landa Günlüğü" ile 1959'da ç ı ­ kan romanı "Saat Dokuzbu çuk'ta Bilardo" yine büyük il gi görmüştür. 1961'de Radyo Oyunları,Hikâyeler ve Dene­ meler adlı kitapları çıkmış , bu arada "İlk Yılların Ekme­ ği" adlı güzel hikâyesini se naryo yapmıştır. 1963 'de ç ı ­ kan "Palyaço" adlı romanı da ününü arttırmıştır. Daha son­ ra hikâyeleri birkaç cilt ha linde toplanmıştır. Nobel Ödülü, Böll' e tek bir eseri için değil, kısaca ."çağı­ nı eleştiren,geçmişle hesap laşan ve sorumluluğu kabulle­ nen" eserlerinin bütünü için verilmiştir. Aslında bu e s e r ­ ler de birbirini tamamlamak­ tadır. Bu nedenle roman ve h i ­ kâyelerinin hepsine " Savaş sonrası Alman kuşaklarının otobiyografisi" demektedirler. Heinrich Böll,son olarak "Grup Fotoğrafındaki Kadın" adlı romanını yazmış,bu ro man başlıca dillere çevril­ miştir. Böll'ün ilk romanla rındaki başarısının bu eserin-; de de devam ettiği belirtil­ miştir.

1901-1972 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLLERİNİ KAZANANLAR 1901 Sully P r u d h o m e 1902 T h e o d o r Momsen 1903 B j ö r n s t j e r n e B j ö r n s o n 1904 F r e d e r i c M i s t r a l 1905 Henryk Sienkiewicz 1906 Giosue C a r d u c c i 1907 R u d y a r d Kipling 1908 Rudolf Eucken 1909 Selma Lagerlöf 1910 Ludwig von Heyse 1911 M a u r i c e M a e t e r l i n c k 1912 G e r h a r t ' H a u p t m a n n 1913 R a b i n d r a n a t h T a g o r e 1914 K i m s e y e v e r i l m e d i 1915 Romain Rolland 1916 V e r n e r von Heidenstam 1917 K a r l Gjellerup 1918 K i m s e y e v e r i l m e d i 1919 Carl S p i t t e l e r 1920 Knut H a m s u n 1921 Anatole F r a n c e 1922 J a c i n t o Benavente 1923 William B u t l e r Y e a t s 1924 Wladislaw Reymont 1925 G e o r g e B e r n a r d Shaw 1926 G r a z i a Deledda 1927 Henri B e r g s o n 1928 Sigrid Undset 1929 T h o m a s Mann 1930 S i n c l a i r Lewis 1931 E r i k Karlfeldt 1932 John Galsworthy 1933 İvan Bunin 1934 Luigi P i r a n d e l l o 1935 K i m s e y e v e r i l m e d i 1936 Eugene O'Neill 1937 R o g e r M a r t i n du G a r d 1938 P e a r l Buck 1939 F r a n s E m i l Sillanpaa 1940 1943 K i m s e y e v e r i l m e d i 1944 J o h a n n e s J e n s e n 1945 G a b r i e l l a M i s t r a l 1946 H e r m a n H e s s e 1947 A n d r e Gide 1948 T h o m a s S. Eliot 1949 William F a u l k n e r 1950 B e r t r a n d R u s s e l l 1951 P a r L a g e r k v i s t 1952 F r a n c o i s M a u r i a c 1953 Churchill 1954 Hemingway 1955 Haldor L a x n e s s 1956 J u a n Ramon J i m e n e z 1957 A l b e r t C a m u s 1958 B o r i s P a s t e r n a k 1959 S a l v a t o r e Quasimodo 1960 S a i n t - J o h n P e r s e 1961 İvo Andric 1962 John Steinbeck 1963 Yorgo Seferis 1964 J e a n - P a u l S a r t r e 1965 Mihail Şolohov 1966 Samuel Agnon 1967 A s t u r i a s 1968 Kawabata 1969 Samuel Beckett 1970 Solzenitsin 1971 P a b l o Neruda 1972 Heinrich Böll

1839-1907 1817-1903 1832-1912 1830-1914 1846-1916 1835-1907 1865-1936 1846-1926 1858-1940 1834-1914 1862-1949 1862-1946 1861-1941

Fransız Alman Norveçli Fransız Polonyalı İtalyan İngiliz Alman İsveçli Alman Belçikalı Alman Hintli

1866-1944 1859-1940 1857-1919

Fransız İsveçli Danimarkalı

1845-1924 1859-1952 1844-1924 1907-1954 1865-1939 1868-1925 1856-1950 1875-1936 1859-1941 1882-1949 1875-1955 1885-1951 1864-1931 1867-1933 1870-1953 1867-1936

İsviçreli Norveçli Fransız İspanyol İrlandalı Polonyalı İrlandalı İtalyan Fransız Norveçli Alman Amerikalı İsveçli İngiliz Rus İtalyan

1888-1953 1881-1958 18921888-

Amerikalı Fransız Amerikalı Finlandiyalı

1873-1950 Danimarkalı Şilili 1889-1957 isviçreli 1877Fransız 1869-1951 Amerikalı 18881897-1962 1 A m e r i k a l ı 1872-1970 İngiliz İsveçli 1891Fransız 1885-1971 İngiliz 1874Amerikalı 1898-1961 1902İzlandalı İspanyol 1881-1958 Fransız 1913-1960 Rus 1890-1960 İtalyan 19011887Fransız Yugoslav 1892Amerikalı 1902Yunanlı 1900Fransız 1905Rus 1905İsrailli 18881899Guatemalalı 1889-1971 Japon 1906 Fransız Rus 1918Şilili 1904Alman 1917-


NOBELI KAZANAMAYANLAR Lev Tolstoy (1823-1910)

WILLIAM FAULKNER (1897-1962)

Faulknerin unutulmayan Nobel Söylevi 1949 Nobel Edebiyat Ödülünü almış olan Wil Hanı Faulkner ' in Nobel Söylevi, ger ek güzelliği, gerek özellikle genç ya zarlara seslenmesi ba kımından hemenher No­ bel yıldönümünde akla gelir ve birçok sanat dev-: gisinde yayınlanır .-

Biliyorum,bu ödül bana değil eserime verildi.Ömrü mü verdiğim bu eser , insan ruhunun ıstırabı ve çabası ile dolu. Kaygum ün kazanmak değildi, hele para hiç değildi. İnsan ruhunu meydana getiren malzemeyi kullanarak yeryü­ zünde henüz varolmayan yeni bir şeyi yaratmak istiyordum O hal de, bu armağan bana o eser adına verilen bir e m a ­ nettir yalnızca. Elime geçe cek parayı ödülün amacına ve taşıdığı anlama uygun biçim­ de kullanmak güç olmayacak. Ama ben ödülün ün yönünü de aynı biçimde kullanmak , kendilerini aynı ıstırap ve di­ dinmeye vermiş genç erkek ve kadınlar (ki içlerinden biri

günün birinde şu benim d u r ­ duğum yerde duracaktır), bel­ ki de bu doruktan söyliyeceklerime kulak verirler umu­ duyla, bu anın verdiği fırsat tan yararlanmak istiyorum. Bugün insanlığm karşı lastiği yıkım,bütün dünyayı içine alan ve maddeye daya nan genel bir korku duygusu dur. Bu duygu o kadar uzun süredir içimizde ki,artık bu na katlanabilir duruma gel misiz. Bir tek konunun önemi kalmış : Bombalar tepemize ne zaman yağmaya başlıya cak?Ve bu yüzden, bugün yazı yazan bir genç erkek ya da ka­ dın, insanın için için kayna­ yan iç dünyasından doğan s o ­ runları unutmaya başlamış tır. Oysa, yazının iyisi ancak bunların incelenmesinden d o ­ ğar ; çünkü yazılmaya değer olan ancak bunlardır. O çaba­ ya, o dökülen alın terine a n ­ cak bunlar uğruna katlanılma­ ya değer. Yazı yazanın bu değerleri yeni baştan öğrenmesi gere kiyor. Dünyada korku duygu­ sundan daha aşağılık bir şey olamıyacağını dabellemeli dir. Ama bunu bir defa belle­ dikten sonra üzerinde durma­ sın artık; yaratma alanında , kalbinin doğru ve gerçek ol duğuna inandığı şeylerden,aşk ve onur ve acıma ve gurur ve iyilik ve fedakârlık gibi duy­ gulardan başka bir şey kal masın. Bu ezeli gerçekleri duyurmayan her öykü geçici­ dir, değersizliğe mahkûmdur. Bunu yapmadıkça yazar lane­ te uğramış gibidir. Anlattığı aşklar şehvetten ibaret kalır ;

Franz Kafka (18831924)

Nobel Ödüllerinin her da­ ğıtmışından sonra birçok eleş­ tiriler yapılır. Bu ödüllerin gerçekten en çok hak edene verilip verilmediği tartışılır­ ken, çağımızda yaşayıp Nobel Ödülü almamış bazı büyük sa­ natçılara ve bilginlere bunun verilmeyişi eleştirilir. Ger çekten edebiyat alanına bir: göz atarsak,çağımızın büyük sanatçılarından,Tolstoy, Ç e hov, Maksim Gorki,Kafkas a zancakis gibi birçok büyük s a ­ natçının bu ödülü almadan öl müş olduklarını görürüz.Özellikle Tolstoy, Çehov,Kafka gi­ bi dev sanatçılara bu ödülün verilmeyişi pek çok yazı ko nusu olmuştur. Bu eleştirilere karşı İs veç Akademisinin sekreteri şunları söylemişti : "İsveç Akademisi, birçok kuruluşun da oyunu alarak tesbit ettiği adaylar arasından, Nobel verilecek kişiyi s e ç e r ­ ken, objektif ol mağa,ününü du­ yurmuş, ülkesinde ve dışarda eserleri basılmış, sanata, en çok katkıda bulunmuş kiştyi seçmeğe çalışmaktadır .1 Ama bu, aynı yıl, dünyada bu sanatçıdan daha büyük bir s a -

natçı yoktur.anlamına gelmez. Belki daha büyük sanatçılar da vardır. Fakat bunlar , başka dillere ya hiç, ya dagereğince çevrilmedikleri,tanınma­ dıkları için oylamaya gireme­ mişlerdir. " Bir Akademi üyesine göre ise, Nobel alamamış, eski ve ünlü sanatçılarla ilgili eleş tirileri yaparken de, bu sanat­ çıların şimdiki durumunu de­ ğil , o yıllardaki durumunu, o yıllarda kaç eserinin yayın lanmış ve çevrilmiş olduğu nu dikkate almak gereklidir. Örneğin,Kafka'nın e s e r l e r i , ölümünden sonra tümüyle ya­ yınlanmış ve Kafka ölümün den sonra üne kavuşmuştur. Nobel ödülü ise , yaşıyanlara verilmektedir. Tolstoy, Çehov, Kazancakis, Maurois gibi sanatçılar için eleştirilere verilen ce vap da kısaca şudur: "Bu sa natçılar, özellikle Tolstoy, en kuvvetli Nobel adayları idiler. O yıl,ya da daha sonra ödül almalarını ölüm engellemiş tir. " Bu cevaplara rağmen 1964'te Nobel Ödülü verilen, J e a n Paul Sartre,bu ödülü reddet -

öykülerinde yenilgiye uğra yanların zaten kaybedecek d e ­ ğerli şeyleri olamaz; yenen­ ler bile umutlu değildirler , daha da kötüsü, iyilik ve acı ma duygularından uzaktırlar . Duyduğu ıstırap,dünyayı saran ıstıraba yan çizer, hiç bir iz bırakmadan yiter gider. Yü reği değil guddeleriyle yaz­ maktadır artık.

meyen sesidir," çeşitinden düşünceleri de kabul edemi yorum. Ben, insanoğlunun yal­ nız sağ kalacağına değil, y a ­ şayacağına inanmışım. Ölüm­ süz oluşunun nedeni .yalnızca susturulamıyan bir yaratık oluşu değildir; bir ruha sahip oluşu, acıma ve fedakarlık ve katlanma gibi duyguları bulu nuşundandır. Ozanın , yazarın ödevi işte bunlardan söz et­ mektir. Geçmişlerini şerefli kılan yüreklilik ve onur ve umut ve kıvanç ve iyilik ve acıma ve esirgemezliği kendi­ lerine hatırlatarak, insanla­ rın yüreğine su serpmek, di­ rençlerinin artmasına yardım etmek ozan ve yazarlara ve rilmiş bir fırsattır . Ozanın yalnızca insanlığın öyküsünü anlatmakla yetinmesi gerek­ mez ; ozanın sesi, aynı z a manda, insanoğlunun yaşamı­ nı sürdürebilmesini kolaylaş­ tıran bir yardımcı, bir des­ tek görevini de görmelidir.

Bu gerçekleri yeni baştan belleyinceye değin, insanla rın ortasında durup insanoğ lunun kitabesini yazacaktır. Ben insanlığın ölümüne inan mıyorum. Ama, "İnsan ölümsüzdür, insanlık nasıl olsa her badireyi atlatır," diye düşün­ mek yetmez. "Patlayan bom banın sönmeye yüz tutan ay dınlığında en son kaya parça­ sının da biçimini yitirmeye başladığı en son gecede bile yine de konuşmayı sürdüren bir ses duyulur; bu ses in sanoğlunun cılız,susmak bil­

©


Maxima Gorki (1868-1936)

Çehov

(1860-1904)

miş ve açıklamasında şunları söylemiştir ; "Nobel ; günümüzde , Batı Bloku yazarlarına, ya da Doğu'da başkaldıranlara verilen bir ödül olarak da görünmek­ tedir. Örneğin, Güney Ameri ka'nın en büyük şairlerinden Neruda ödüle değer bulunma­ mıştır. Herkesten fazla layık olduğu halde Aragon ciddi o larak hiç düşünülmemiştir. " Gerçi Neruda geçen yıl Nobel Ödülünü almış, ancak

Aragon bu sözlerden sonraki sekiz yılda da en kuvvetli a daylar arasına girememiştir. Sartre'in reddi bir bakıma ba­ zı ünlü sanatçılara zamanın da ödül verilmeyişinin de pro­ testosu olmaktadır.

Solzenitsin: Dünyayı edebiyat birleştirecek

güzellik var olamaz. İşte bu açıdan düşünüldüğünde, D o s toyevski'nin sözü büyük anlam kazanıyor. Evet güzellik ve sanat dünyayı kurtarabilir. . . İşte Nobel'i kazandığım gün size bu konuda söz etmek is tedim. Hangi güzellik?Hangi ger­ çek ?Hangi iyilik ? Dünyanın bir kısmına güzel, gerçek ve iyi görünen, öbür kısmına ç i r ­ kin, yalan ve kötü gibi görünü­ yor. Değer ölçüleri, ülkeden ülkeye, ulustan ulusa, rejim­ den rejime ve insandan insa­ na değişiyor. Bize zaman ve mesafe bakımından yakın o laylarla.uzak olaylar arasın da, genç toplumlarla eski t o p lumlar arasında,fakir veya zengin, mutlu veya mutsuz uluslar arasında değer ölçü leri değişmektedir. İnsanoğlu, bütün olayları yalnız ve yal nız kendi değer ölçüleriyle, görme, inceleme ve yargıla ma alışkanlığından kurtula mıyor. Bu nedenle,köşebaşındaki bir otomobil kazası, biz den çok uzakta, bilmediğimiz bir ülkedeki depremden daha büyük bir önem kazanıyor; bir dostumuzun iki saatlik tutuk lanması, ömrünün 20yılını hapisanede geçiren bir insanın yaşantısından daha çok üzü­ yor bizi. İşte tıpkı bu tepkile­ rimiz gibi, bütün insanlık da "ötekinin","uzaktakinin" vur­ dumduymazlığı içinde. Sonuç tam bir anlaşmazlık . Oysa dünya, üç,beş veya dokuz a y ­ rı değer sistemiyle yasaya maz.

1970 Nobel Edebiyat Ödü lünü kazanan Solzenitsin, ödülünü alamadı. Çünkü Rus­ ya 'dan bir kez ayrılırsa, bir daha anavatanına döneme­ mekten korkuyordu Nobel do­ lay isiyle yapması gereken konuşmasını da yapamadı. . . Ama bu konuşmayı yazdı. "İvan Denisoviç'in Hayatın­ da Bir Gün", "İlk Çember " , " Kanserliler Koğuşu " ve "Ağustos 1914 'ün bölgesinde , bu metin bütün dünya ülkele­ rine yayıldı. Aşağıda bu me­ tinden alınma bazı parçalar okuyacaksınız : Günün birinde Dostoyevski, "Güzellik dünyayı kurtara­ caktır" demişti.Uzun bir sü r e , bu sözün yalnız kelimeler­ den ibaret olduğunu düşün düm. Kanlı dünya tarihinde,bvH güne dek,güzellik neyi,nasıl , kimi kurtarmıştı? Aslında gerek güzellik, ge­ rek sanat, öyle ilkelere daya­ nır ki en sert gönülleri bile eritir. Ancak bunu yapabil mesi için " gerçekçilik " ve "iyilik" öğelerini kapsaması gerekir. Gerçekçi olmayan bir sanat eserinde,tüm kelime­ ler, tüm görüntüler.dağılıp yı­ kılmaya yok olmaya mahkûm­ dur. Gerçekçi olmayan bir

Nikos Kazancakis (1885-1957)

Anton

Nobel'i reddeden ilk ya­ zar Sartre değildir . Bernard Shaw,İ926'da oyıl hiçbir eser yayınlamadığı halde, kendisi ne Nobel verildiğini öğrenin ce ş a ş ı r m ı ş , önce ödülü red­

Öyleyse bir tek değer öl­ çüsünü kim tayin edecek?Na­ sıl ? Bütün insanlığın iyiliği için, olayları kim yorumlaya

detmiş, ancak sekiz gün süren tartışmalardan sonra razı edilebilmiş, sonunda da aldığı parayı bir derneğe bağışla mıştır.

1969 Nobel Ödülünü alan Beckett ise,ödül aldığını du -

yunca, romanlaJ inin kişileri gibi hiçbir aksiyonda bulun mamış, tek kelime söyleme miş,ödülü almağa da gitme mistir. Önceki yıl Nobel ödülü ve­ rilen Solzenitsin ise,ödülü alamamış, Sovyetler Birliği dı­ şına çıkarsa bir daha geri ahnmıyacağından çekinmiştir. Ödülü vermek için Sovyetlere gitmek isteyen İsveç Akade­ misi üyelerine ise Sovyetler izin vermemişlerdir.

cak?İnsanların kinini cnyakınındakine değil de, en kötü olana kim yönetecek ? Fanatik düşünceli yaratıkların, " ö t e ­ ki" ve "uzaktakiyle" ilgilen­ mesini kim sağlayacak? Propoganda, tehdit, mUka fatlandırma,bir dünya veya bir insanlık yaratamaz. Ama bunu gerçekleştirmek için bir tek silah var elimizde. O da sanat, edebiyat. Evet, sanatçılar bu muci­ zeyi gerçekleştirebilirler. Sa­ nat, dünyadaki bu kısa yolcu luğumuz sırasında, başkaları­ nın tecrübelerini bize verir , ve bu tecrübelerden çok şey öğretir. Sanat bir milletin r u ­ hunu korurken, o milletin b ü tün tecrübelerini, öteki m i l ­ letlere de verir. Onların ayni dikenli ve güç yollardan geç­ mesini önler. İktidardaki güç­ ler tarafından edebiyatı s u s ­ turulan bir millete ne yazık.' Bu, bir milletin sözünü yok et­ mek, ruhunu öldürmek, varlı ğını söndürmek demektir.Böy­ le bir suskunluk yalnız o mil -

let için değil,bütün insanlık için büyük bir kayıp sayılır. İşte bu nedenle, edebiyat, yalnız ve yalnız bir milletin değil,bütün dünyanın malıdır. İnsanlığın en duygulu en ince silahı olan edebiyat,dünya bir­ liğinde atılan ilk adım oldu. . Ve yüzlerini hiç görmediğim , belki de hiç görmiyeceğim, dünya edebiyatçılarına sesle­ niyorum bu gün. Dostlarım,birbiriyle çe­ lişki içinde olan binbir-güç ten, bölücü hareketlerden,bloklardan, gruplardan arınmış bir birlik için çalışalım . Kendi milletlerimizin, dil ve ulusal birliğini sağlayıp,dünya bir ligine yönelelim. Birbirimi /.in tarihlerinden, tecrübele­ rinden yanlışlarından fayda lanahm. Belki o zaman biz sa­ natçılar dünyayı kucaklayabi­ lir ve bir tek değer ölçüsüy le devam etmesini sağlayabi­ liriz. Bize diyecekler ki " Bun ea kin,bunca şiddet karşısın­ da, edebiyatın elinden ne g e ­ l e b i l i r ? " Ama unutmayalım ki, kin ve şiddet tek başına ya­ şayamazlar. Bunlar ancak ya lanla birleştiklerinde varlık­ larını koruyabilirler. Şiddet­ ten yana olanların tek silâhı, tek kanunu yalandır. Oysa ya lanın üstesinden gelecek tek güç sanattır. Bugüne dek, ya lan ve şiddet, sanatın, sanat çının karşısında hep yenilmiş­ tir, bundan böyle de yenile çektir. Ruslar gerçeğe dayanan atasözlerini severler. İşte ül­ kemizin güç ve çarpıcı tecrü­ belerinden edinilmiş bir kanı: "Gerçek bir söz, bütün dünya­ dan daha değerlidir. "

1958'de de Pasternak,ön ce kabul ettiği Nobel Ödülünü, sonradan "İçinde yaşadığı top­ lulukla bağlarını büsbütün ko­ parmamak için"reddetmek zo­ runda kalmıştı.

©


SANATÇILARIMIZIN EN BEĞENDİKLERİ Sanat Dergimizde,her alanda tanınmış sanatçılarımız, sizlere kendi alanlarında en beğendikleri sanatçının kim ol­ duğunu açıklayacak ve en beğendikleri eserinin hangisi ol­ duğunu belirtecekler. Karikatürist Turhan Selçuk "En beğendiğim Karikatür­ cüler olarak Steinber'i Flora'yı, Levin'i ve Sine'yi göste­ rebilirim. Hem çizgisi,hem düşüncesi yönünden bütünle­ şen bir karikatürcüyü seçmem güçleşti.Beğenimi, değişik karikatürcülerden seçtiklerimle bütünlemeğeçalıştım"di yor ve şunları söylüyor : "Modern karikatürün babası sa yılan Steinberg'i çizgiye yönelişi,büyük kentlerde yaşıyan insanın eşyayla ilintisini ve bunalımını veriş ustalığıyla beğeniyorum. Flora'yı grafik gücüyle, Levin' i portre kari­ katürlerinde ulaştığı etkin anlamla, SinĞ'yi az rastlama başkaldırısı ve yerleşik düzene karşı çıkmasıyla seviyo­ rum. "

TURHAN SELÇUK Turhan Selçuk, 1922'de doğmuştur. Adana Lisesi ve İstanbul Edebiyat Fakülte sini bitirmiştir.Çeşitli mi­ zah dergilerinde, Milliyet ve Akşam Gazetelerinde ça­ lışmıştır. 1956-1957 y ı l l a ­ rında dış ülkelerde Altın ve Gümüş Palmiyeler kazan­ mıştır. Artık yarışmalara katılmamakta,bu alanı genç­ lere bıraktığını söylemek­ tedir. İki karikatür albümü vardır. Dünyanın çeşitli ül­ kelerinde özellikle İsviç re'nin"Die Weltwoche" ad­ lı siyasi gazetesinde kari katürleri çıkmaktadır. Ta nınmış hikayecimiz Füruzanla evlidir.

Bertrand Russell

David Levi ne : Dünyanın en usta portre karikatürcüsüdür. Tanınmıyan bir ressamken 1960'da New York'ta y a p t ı ­ ğı karikatürlerle büyük Un sağladı.56 yaşında.

Steinberg: Romanyalı karikatürcü . 1914'te doğdu. 1942' de Amerika'ya y e r l e j t i . " N e w York"ta çalıjtı . İ k i albüm yayınladı.Modern karikatürün kurucusu olarak adlan dirilir.

Flora: 1922'de Kuzey Tîroller'de Glurns'da doğdu. Viyana'da çalıjtı .Birçok albüm y a y ı n l a d ı . " Die Z e i f ' t e çizmektedir.

Picasso

Sîn6 : Fransız karikatürcüsü . 42 yaşındadır. Sert karika türleri yüzünden"L'Express " dergisindeki i}ine son v e r i l ­ d i . Haftalık mizah dergisi ^Çıkardı.

O


Geçtiğimiz yaz İtalya' tun Bassano şehrinde düzenlenen ve Türkiye'den Nasip İyem'in de katıldığı "Uluslararası Se­ ramik Sempozyumu"nda mey­ dana getirilen eserler önü müzdeki günlerde Avrupa'nın büyük başkentlerinde sergile­ necek. Milano . P a r i s , Londra, Münih ve Viyana'da açılacak sergilerde, sempozyuma katı­ lan sanatçıların hayatları ve resimleri de dört dilde bası­ lacak kataloglarda yer alacak. Nasip İyem,bu önemli ça­ lışmalar dolayısı ile şunları söylüyor : "Bassano'da buluşan s a ­ natçılar, teknik yönden olsun, estetik görüş açısından olsun, çok iyi bir alış veriş ortamı buldular ve sanat ufuklarım genişlettiler. Oradan birçok güzel izlenimlerle döndüm." "Bassano, Alp Dağlarının eteğinde güzel bir şehir. Köp­ rüsünün çevresinde, Birinci Dünya Savaşında çarpışmalar olmuş ; o zamandan beri de burada barış ve kardeşlik tür­ küleri söyleniyor. Tam bir s e ­ ramik ülkesi. Halkın da s e r a miye büyük sevgisi .saygısı var Çok eski atelyelerin yanında modern fabrikalar yer alıyor. Bassano'ya yakın Nove'de de bir seramik okulu kurulmuş . Her gün bu okula giderek ça­ lışmalar yaptık. Geceleri s e ­ minerler düzenlendi. Fabrika­ larda bizlere kapılarını açtı lar. Oranın olanakları ile ken­ di ülkelerimizde yaptığımız seramiğe çalıştık. Birçok,ay-

NASİP İYEMİN DE KATILDIĞI ULUSLARARASI SERAMİK SERGİSİ AVRUPA BAŞKENTLERİNİ DOLAŞACAK

Nasip lyem'in eşi ünlü ressamım iz Nuri İyem tarafından yapılan portresi.

r ı görüş, ayrı anlayış taşıyan eserler meydana getirdik. . . Bassano, Nove seramikçile­ r i ve fabrikatörleri, bunların o bölge seramiğe katkıda bu­ lunacağı düşüncesindeler." Nasip İyem, İtalyan sera­ mikçileri Bonaldı ve Delneg -

Nasip lyem'in Seramik atölyesinde son çalışmalarından örnekler

©

ro ile misafir sanatçılardan Japon Kazso ve Kanadalı Chi nastone'un üzerlerinde özel likle duruyor : "Umberto Delnegro'da ilk planda espri önde,plastik kay gusundan çok,taşlamacı. Za­ man zaman dinf konuları bile

ele alıyor. Örneğin ; küçük ka­ falı bir papaz figürü, aşağıya doğru genişliyen cüppesinin ayak uçlarında,yerde ezilen insan figürü g i b i . . . "Federico Bonaldi'nin e serlerini seyrederken,bu s a ­ natçıda da biçim,plastik kaygusu ağır basıyor yargısına varıyor insan. Derken düşün­ cesini açıklıyan bir mütif gö­ zünüze ilişiyor.Örneğin ; bir makina sonsuz dişlisini öyle güzel koyuyor ki,formun bü­ tünlüğünü sağlıyor .ve eserine bir içerik kazandırıyor. "Japon Tomo Kazso, ken­ di geleneklerine bağlı bir eği­ tim görmüş. Sonra batıyı izle­ mek amacı ile yola çıkmış. Çalışmalarında her ne kadar batılı bir sanatçı esprisi için­ de göründü ise de.dikkatleiz lenince.form dokusu ve renk­ leri ile Japonyalı idi Kazso. "Kanada'yi temsil eden Alberta Chınastone için ilginç iki tür çalışmasını izledik... Bunlardan birincisi, işe yarar­ lı formlardı. Sellerin sürükleye sürükleye yuvar durumuna getirdiği irili ufaklı taşları çuvala doldurup çalıştığımız yere taşıdı. Sonra da bu yuvar taşların biçimlerinden esinle­ nerek tabaklar, çeşitli amaç­ lar için kullanılabilecek kap­ lar yaptı. Hiçbir işe koşula mıyacak ve heykel görünü mündeki çalışması ise, ikinci tür ilginç yapıtı oldu. Eski ve yeni dünyayı-içte eski dünya olmak üzere-simgeleyenplas­ tik bir formdu bu. "

I Nasip İyem ' in Bassano del Groppa'dayaphğı heykel vazo.


as.

S *:..;•

m

Baba,, film dünyasına ümit ışığı oldu Mafia'nm yeraltı faaliyet­ lerini bütün ayrıntıları ile ilk beyaz perdede canlandıran "Baba" filmi, sinema dünyası­ nı da büyük bir krizin eşiğin den kurtarmaktadır... P a r a ­ mount film şirketine 6 milyon dolara mal olan " B a b a " filmi için sinemalar şimdiye kadar 100 milyon dolar ödeme yap mışlardır. Böylece "piyasanın en büyük kazancı" olarak nite­ lendirilen , bir zamanların "Rüzgar Gibi Geçti" filminin erişilmez başarısına birden­ bire gölge düşüren "Baba"nın cinayet, soygun, çetecilik, şan­ taj ve bütün benzeri kanun dı­ şı faaliyetlerini iki saat 53 da­ kika izleyen seyirciler, ş i m ­ diden ikinci kısmını sabırsız­ lıkla beklemekteler. 1974 yılı­ nın Mart ayında New York'ta yapılması planlanan "Babaİkinci Kısım" için hazırlıklar başlamıştır. "Baba" filminin başarısı ise tamamen bir tesadüfe bağ­ lıdır. Mario Puzo, "Baba" ki­ tabım yazarken para sıkıntısı çekmeye başlamış, kitabın film haklarını Paramount s i r - .

ketine 80 bin dolara satmıştır Ciltli baskıları 500 bin, cep ki­ tabı da 11 milyon satan eserin rekorlar kardığını gören P a ­ ramount, derhal bir yönetici ile film yapımcısı kiralayarak "Baba"yı hazırlamıştır.Bu du­ rumda da kârın yüzde 84' ünü şirket kendine ayırmıştır. . . "Aşk Hikâyesi" filminde Para­ mount'un bu karın ancak yarıBrando/'Baba" filminde

sına ulaşabildiği dikkate alı nırsa, "Baba"nın sinema piya­ sasını büyük rekora götürdü ğü anlaşılmaktadır. 1970 yı­ lında Amerikan sinemasımn maddi yeteneksizlik içinde kal­ dığını görenlerin telaşı, böy­ lece "Baba"mn ümit ışığı ile sona ermiştir. "Rüzgar Gibi Geçti" filmi de 1939 yılında si­ nema dünyasının karşılaştı ğı krizi aym şekilde önlemiş­ tir. Sinema şirketlerinin so­ runu Avrupa ülkelerinde de ö nemini korumaktadır. Colum­ bia, MGM ve öteki büyük ş i r ­ ketlerin Avrupa filmlerini bes­ lemesi bu piyasayı Amerikan şirketlerinin hakimiyetin de tutmaktadır. Avrupa'da, A marikalı devlere karşı çıka­ cak tek bir şirket mevcut de ğildir. Bir filmin çekimi sona erince.dış ülkeler için kopya­ lar çıkarmak hiç de külfetli bir iş sayılmamaktadır. İngi liz, Fransız ve İtalyan filmci­ leri, bu konuda Amerikan şir ketleri ile verimli işbirliği kurmuşlardır.

Öte yandan Avrupa Ekono­ mik Toplulugu'nun film sanayii­ ne destek olma hazırlığı için yapılan teklifleri ise Ameri­ kan film dağıtıcılarını etkile­ mektedir. Ancak Avrupa film piyasasında böyle bir gelişme kaydedilinceye kadar,yine de Amerikalılar piyasada en önemli rolü oynamaya devam edeceklerdir. Film şirketleri hâlen m a s ­ raflarını azaltmak, televizyon satışlarından kâr etmek için tedbirler almaktadırlar. Satın alman ve hiçbir zaman çevril­ meyen film senaryoları bilan­ çolardan çıkarılarak, daha rea­ list hesaplar yapılmaktadır... Twentieth Century Fox'un iki yıllık zararı yüz milyon dola­ rın üstündedir. Bu arada çe­ kim masraflarının 3 milyon doları geçmemesine çalışan şirketler sanatçılara da daha az ödeme yapmaya başlamış lardır. Filmin başarısı ile orantılı olarak yüzde verme sistemi sanatçıların şirket ile aynı riski yüklenmelerine yol açmıştır. Ancak, "Baba" fil minde bu riski üzerine alan

©


Marlon Brando .mükafatını bü­ yük çapta almıştır. Dağıtımda da ortaklık ku­ rarak masrafları kısmaya b a ­ kan şirketler arasında b i r l e ş ­ meler başlamıştır. Universal ile Paramount,denizaşırı ü l ­ kelere dağıtımı tek elden yü­ rütmek üzere biraraya gelir ken, Columbia, Warner şirketi ile .Twentieth Century Fox da MGM ile birleşmiştir. Eski filmlerin televizyon piyasasında tutunması,sinema sanayiinde film gelirlerinin ortalama yüzde 20'sinin tele­ vizyondan sağlanmasına im­

kan vermiştir. Ayrıca televiz­ yonda yeni filmlerin de göste­ rilebilmesi için yeni hamleler piyasayı büyük çapta etkile­ miştir. Geçenlerde "My Fair Lady" nin NBC televizyonuna 3 milyon dolara satılması buna yeni bir örnektir. Film şirketleri içinde, son yıllarda zarar etmeyen, geliri her yıl artan tek şirket "Walt Disney" şirketidir. 1967'de 10 milyon dolar (150 milyon lira) kazanan şirket, 1968'de 13,1969 da 17, 1970'de 22, 1971'de 22, 1972'nin dokuz ayında ise 25 milyon dolar kazanmıştır . . .

Heinrich Böll

Hemen bütün roman ve hikâyelerinizde dar anlam­ da yurdunuz, yani Ren böl­ gesiyle doğduğunuz şehir olan Köln pek önemli bir rol oynuyor değil mi?

(Devam) vanın da hizmet inde olma­ ları gerekliğine inanıyor musunuz ?

'

\i

AMERİKAN FİLM ŞİRKETLERİNİN EN KÖTÜ YILLARI Aşağıdaki celvel,Amerikan film şirketlerinin ( Wall Disney dışında) 1967,1968,1969,197ü yıllarında büyük bir krizin eşiğine geldiklerini gösteriyor. Bit kriz I9ÎI ' de de bazı şirketler için (Columbia gibi) devam e t m iş,diğer­ leri de zararlarını kapatumum ıslardır. Celvelde Para mount Şirke/i 'nin, 1967-69 yıllarındaki durumu verilme misse de çok zarar elliği açıklanmıştır. 1972 rakamları ilk dokuz aya aittir. Şirketin Adı Columbia MGM Paramount Twentieth Century . United Artists Universal Warner Bros Walt Disney

^

,

1967 6 14

-

15 17 17 2 10

;

1068 . 1969 1970 1971 19,72 -5 -29 6 6 10 6 8 -8 -35 8 30 22 2 5 6 -37 -77 14 1 1 16 -45 19 10 17 13 3 13 24 9 8 -52 10 25 22 22 17 13

Neredeyse bunu pek tabif görmekteyim,hele bir yazar için. Bana göre bir yazar, o kalemiyle geçinen yazar, öz­ gürlüğün en son durakların­ dan biridir. Özgürlüğün tehlikeye düştüğü yerde,dil de tehlikede demek­ tir, ya da bunun tersidir. Be­ nim için güdümlülük yazarlı­ ğın bir ön koşuludur,adeta bir zemin boyasıdır,bu zeminboya üzerine benim çekeceğim asıl boyaya gelince,bu da b e ­ nim sanattan anladığım şey olacaktır. Neyin hizmetinde , neye karşı güdümlü olduğumu sorarsanız söylemem,roman­ larda gizlediğim şeylerdir bunlar,galiba bu gizleme de o kadar başarılı değil. Sık sık Katolik bir ro­ mancı olarak gösterilmiş bulunuyor sunuz. Sizce ge­ nel olarak yerinde bir be­ lirleme midir bu,yoksa bir ya/la mıdır? Katolik romancılar olabi­ leceğine inanamıyorum bir türlü. Müteessirim. Öyle sanı­ yorum k i . l e n .nr romancıKatolikim. Böyle bir tanımlama benim kendi kafamdan çıkmış değil, ama şimdiye kadar bun­ dan daha iyisini de bulama­ dım.

Öyle sanıyorum ki .düzya­ zının bir yere ve,sakın kor­ kutmasın sizi sözüm,bir yur­ da ihtiyacı vardır. Kafka için bu yurt Prag idi. Benim için de tabif en iyi tanıdığım, ama seyrek olarak,hattâ sanıyo­ rum asla adını etmediğim ş e ­ hirdir bu. Belki hikâyelerde Köln'ü pekâlâ keşfetmek müm­ kündür , ama sanıyorum ro manlarda bunu gizledim. Yal­ nız Köln'den parçalar vardır ortada,benim için Köln'den çok daha önemli bir şeyin adı edilir rRen.Ren'i de işte bir türlü saklıyamamışımdır.saklayamayacağım kadar büyük olmuştur Ren. Bay Böll, son olarak bir soru daha sormama mü­ saadenizi rica edeceğim. Roman olsun, radyo oyunu olsun, eserlerinizden en çok hangisini takdir eder­ siniz? Çok çetin bir soru bu. Sü­ rekli olarak değişir. Kimi e serlerim bir, iki yıl gözümdedir, sonra gör-ümden çıkar, yerlerini başkaları alır.Sanı­ yorum bu,o gözde eserin nes­ nel niteliğiyle ilgili bir şej değil.Ama en çok sevdiğim ki­ taplarımdan birinin ilk roma­ nım "Ademoğlu Nerdeydin ? ' olduğunu söylemeliyim.


Nobel seçimi üstüne yazarlarımızın düşünceleri 1972 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Alman yazan He inrieh Böll'ünkazanması üzerine yazarlarımıza sor­ duk: Sonucu nasıl karşılıyorlardı, kim kazanmalıy­ dı ve ülkemizden Nohel'e aday gösterilebilecekleri sanatçılar var mıydı? Aşağıda yazarlarım izin bu so­ rulara verdikleri cevapları bulacaksınız.

AZİZ NESİN : "Heinrich Böll* ün iki kitabını okudum. İkisini de çok beğendim ve çok s e v ­ dim. Orijinal bir üslûbu var. Ancak Nobeli kazanan sanatçı, o yılın en iyi yazarı demek değildir. İyilerden biri de mektir. Yine de kendi kendi­ me Nobel'i Aragon da alsa iyi olur artık diyorum. Bize No­ bel 'e aday gösterilebilecek ya­ zarlara gelince... En az on tane var. İlk anda isimlerini sayabileceklerim Kemal Ta hir, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Yaşar Kemal." HALDUN TANER : "Öyle g ö ­ rünüyor ki, sıra bu yıl bir Almanındı. Nobel jürisi,dur­ muş otcrmuş, bir burjuva jü­ ridir. Böll'e kazandırmış ol maları yadırganamaz. Magnus Enzensberger onlara fazla i lerici ve haşin . Gunther Grass ise politikaya fazla bulalaşnuş görünmüş olsa g e ­ rek. Evet, Nobel jürisinin tu­ haf bir adalet hissi var. A r ­ mağanı çeşitli milletlere d a ­ ğıtmak istiyor. Aksi halde Fransız ' lardan başka sıra kimseye: kalmazdı. Ben,Hen­ ri Miller veya İonesco'yave­ rilmesini daha uygun bulur­ d u m . . . Nobel jürisinin bazen kenarda kalmış ülkelerin y a ­ zarlarım da kazandırdığı olu­ yor. Türkiye de elbet hatırla­ nacaktır'. O zaman aday bul mak güç değil. Kemal Ta hir ve Halikarnas Balıkçısı ilk aklıma gelenler. " KEMAL TAHİR : "Nobel'i ka­ tiyen Almanlara layık görmü­ yorum. Daha çok uzun bir sü­ re, Almanlar böyle şeylere katılmamalıdırlar. Çocuk kan­ larından sabun yapan bir mil­ letten, insancıl düşünce çıka­ maz. Artık Nobel'i de oyuna getirmeye başladık.İnsanlar­

la açıktan açığa alay edip eğ­ leniyorlar.Nitekim yazar Böll de kendini bu ödüle lâyık g ö r ­ memiş. Onun yerine, herhan­ gi namuslu bir ulusun,namus­ lu bir yazarına verilebilirdi Nobel. Böyle ülkeler , böyle "Troçki'ye Suikast" filminde yönetmen Joseph Losey, Alain yazarlar yok değil. Bizim ül­ Delon ve Romy Schneider'i bir sahneye hazırlıyor. kemizde, Yaşar Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca veya Aziz Ne­ NEW YORK FİLM ŞENLİĞİ BAŞARILIYDI sin Nobel'i alabilirdi. " Lincoln Center'de düzen - rin katıldığı şenlikte en ilgi MELİH CEVDET ANDAY : Heinrich Böll'ün birkaç kita­ lenen ve onaltı gün süren O- çekici filimler Joseph Losey L bını okudum. Hepsini çok sev­ nuncu New York Film Şeıüiği in "Troçki'ye Suikast", Eric dim. Savaş sonrası dönemin geçtiğimiz hafta kapandı. Luis Rohmer'in "Öğleden Sonra gerçeklerine çok bağlı, g e r ­ Bunuel, Francois Truffaut.SatChloe" ve genç Macar yönet çekçi bir yazar. Sonra üslûp yajit Ray, Jean-Luc Godard, yönünden de yeni. Hem rahat Miclos Jancso, Bernardo Ber- men Karoly Makk'm"Aşk" ad­ okunan,hem de şaşırtıcı ol - tolucci gibi ünlü yönetmenle­ lı fil imi eriydi. mayan uysal bir yazar. Ancak son yıllarda Nobel ödülünün değer ölçüleri gerçekten çok Pen Kulübünün de başkanı o l Sonra Robert Graves, Amada şaşırtıcı. Çeşitli etkenler No - ması beni ayrıca sevindirdi. gibi büyük yazarlara verilme­ bel'de büyük bir rol oynuyor . sini çok isterdim. Türkiye' de Fakat ben yine de Nobel'in ça­ Örneğin. Avrupa milletleri­ ğımızın en büyük yazarı ola­ Nobel'e aday gösterebilece ne eşit bir dağılım politikası rak kabul ettiğim Andre Mal - ğimiz yazarlar arasında Hali­ izleniyor. İşin içine politika raux'ya verilmesini dilerdim. karnas Balıkçısı geliyor aklı­ giriyor. Kısacası. Nobeli ka - Türk yazarları arasında ise ma. Gerek yaşantısı,gerek e zanan yazara o yılda, dünya­ bu ödüle Aziz Nesin'i lâyık gö­ serleriyle gerçekten ilginç bir nın en iyi yazarı diyemiyoruz. rüyorum. Dünyada eşine rast­ yazar. Bu yıl bir Alman'a verilmesi lanmayan, büyük bir mizahçı. düşünülüyordu. Böll orta halli Sonra Fazıl Hüsnü Dağlarca YAŞAR NABİ NAYIR: "Hein­ bir yazardır. Sanatı içinde hiç­ ve Yaşar Kemal de var. Ha­ rich Böll, Nobel'i kazanma ih­ bir yenilik yaptığı düşünüle - yatta olsaydı Sait Faik de No­ timali en kuvvetli yazardı. mez. Oysa başka bir Alman bel'e aday diye gösterilebiliÇağımızın büyük bir roman­ yazar Gunther Grass roman nirdi." cısı ve düşünürü olduğuna i tekniği yönünden çok daha ile­ SABAHATTİN EYUBOĞLU : nanıyorum. Aslında Andrâ rici, çok daha cesaretliJDna da "Doğrusu bu seçim karşısın­ Malraux bence çok daha üstün verilebilirdi. Türk Yazarların da fazla bir coşkunluk g ö s bir yazar. Ancak, Almanların Nobel'e aday gösterilmeleri - teremiyorum. Bizden Yaşar kırk yıldır Nobel'i alamama­ ne gelince... Önce edebiyatı - Kemal'e verilebilirdi. " ları, jüriyi böyle bir karara mızı .romanımızı .şiirimizi dış YAŞAR KEMAL:Heinrieh Böll' i t m i ş t i r . . . Türk yazarlarına dünyaya tanıtmamız gerekiyor ün almasına çok sevindim... gelince... Roman ve hikâye OKTAY AKBAL: "Nobel ' in Eserlerini okumuştum, şimdi türünde diyemem ama . şiirde Heinrich Böll'e verilmesi iyi yeniden okuyorum. İyi bir ya­ Nobel'i alabilecek bir çok y a ­ ve yerinde bir karar. Böll'ün zar olduğuna inanıyorum. An­ zarımız var. şiirimiz. Avru­ kitaplarını okudum ve çok o cak şu anda dünyanın en büyük pa şiirinden geri kalmayacak lumlu buldum.Thomas Mann' - yazarı sayılmaz Böll. Örne­ bir seviyede. Ancak şiirin dan bu yana, Almanlara bu ğin, bir Malraux, bir Aragon yabancı dillere çevrilememe­ ödül verilmemişti. Öte yan - gibi.kaç yıldır Nobel'i bekle­ si, şairlerimizin Nobel'i al dan Böll'ün.üvesi bulunduğum yen devler var Fransa'da. . . malarım güçleştiriyor. "

®


HAFTANIN F İ L M L E R İ

TUNCAN OKAN

Disney den selâm AŞK BÖCEĞİ "The Love Bug" - Robert Stevenson yönetiminde çevrilmiş renkli bir Wall Disney (Amerikan) yapımı. Oyuncular : Dean •Jones, Michcle Lee, David Tomlinson, Buddy Haekell, Joe Flynn. Senaryo ; Bill Walsh, Don DaGradi. Görüntü yönelme ni : Edward Colman. Müzik ; George Bruns. Uzunluğu-: 107 dakika. (EMEK. KENT, ŞAFAK, ENGİN'de.)

"A}k Böceği"ninUnlU Volkswa­ gen 1 ! yarijta hünerini gösteriyor.

"Kan Akacak " ta Eva Swann ^ve Pruno P r a d a l . . .

Brigitte Bardot ve " P e t r o l c ü ­ ler" deki rol arkadaşları . . .

WALT Disney mitosu y a ­ şıyor. Bir Showman mıydı,yoksa önemli bir sinema sanatçı­ sı mıydı diye tartışmanın hiç gereği yok şimdi,bir olay bu Walt Disney :bir disiplin .»bir "tezgâh",nerdeyse bir sine­ ma t ü r ü . . . Emektar Robert Stevenson da Disney'ih takı­ mına katıldığından bu yana o

çizgiyi izliyor. 1940'larda"Ja­ ne Eyre"e ve "Arka Sokak" a imzasım atmış bir yönetme ne uzun boylu iltifat yapılabi­ lir m i ? . . Ama Stevenson'un, çağının yönetmenleri arasın­ da, sinema tekniğine eli yat­ kın biri olarak tanındığı ha­ tırlanmaya değer. 19 57 yılın dan bu yana Stevenson Disney

KAN AKACAK (La Saignee) Genç Fransız yönetmeni Clau­ de Mulot ikinci kez kamera başında... New York' ta gar­ sonluk yapan bir Fransız genç (Bruno Pradal) Mafia tarafından işlenen korkunç bir cina yete tanıklık ediyor.Gangster­ lerin başına belâ açacakların­ dan korkan delikanlı izini kay­ bettirmek için doğruca Fran­ sa'ya kaçıyor. Fakat bırak mıyorlar peşini.Mafia'mn k i ­ ralık katillerinden biri ve Mafia ile sürdürdüğü ilişkile­ rin ortaya çıkmasından kor­ kan bir polis onun peşinden Fransa'ya gidiyorlar... Ortak amaçları, gangsterle polisi b i r l e ş t i r i y o r . . . Mulottipikbir Amerikan "kara film" i gibi

başlayan filmLhikâyenin T- ansa'da geçen bölümünden sonra daha bir ağırlaştırıyor , boyut kazandırayım derken,geveze­ liğe, özentilere boğuyor. Ro­ ger Fellous gibi kabiliyetli bir görüntü yönetmeninden ya­ rarlanabildiği kadar y a r a r l a ­ nabilmiş bu a r a d a . . . Özellik­ le bazı dış sahneler görüntü olarak nefis.. .Oyuncular :Bruno Pradal, Charles Southwood, Ewa Swann.Ganriele Tinti, Françoise Prevost.Müzik:Eddie Vartan. Senaryo : Albert Kantoff, Claude Mulot. Uzunlu­ ğu: 88 dakika .Renkli bir Tran­ satlantic Production-PEACi nematografica (Fransız-İtal yan) ortak yapımı. (YENİ ME­ LEK, İDİL'de.)

PETROLCÜLER (Les Pet­ rol euses)-Filmin yapımcısı mn fermanı besbelli : Brigitte Bardot ile Claudia Cardinale L yi yanyana g e t i r m e k . . . Louis Maile' in "Viva Maria" adlı filminde Bardot ile Jeanne Moreau'yu yanyana getirdiği gi­ b i . . .Ama Malle'in iki ünlü yıldıza gövde gösterisi yaptı­ rırken kendi sinemacılık usta­ lığım gösterdiğini de hatırla madan edemeyiz tabii. Böyle­ sine bir raslantı olağan sayıl­ mamalı. Nitekim" Petrolcüler" Malle'in "Viva Maria" sı ile boy ölçüşecek gibi değil. Yönetmensiz ve senaryosuz bir film. Fransız sinemasımnyeni yönetmenlerinden Guy Casa-

ril ile başlamış çekimi.Sonra Casaril işini terketmiş ve y e ­ rini Christian-Jaque'abirak mış. Başlangıçta ince bir "Wes­ tern parodisi" yapmak fikriy­ le yola çıkmış da, bunu yapa madiği için mi vazgeçmiş acaba?. .Nasıl olmuşsa olmuş Christian-Jaque'in da eli değ­ dikten sonra, ucuz bir film çıkmış ortaya . . . Yer yer "Western parodisi" havasım taşıyan güzel bölümler v a r . . . Yer yer Michael Pollard se yircinin aradığı sevimlili­ ği veriyor. Ama tümüyle" Pet rolcüler" doyurucu değil.Herşey Bardot ile Cardinale' nin fiziksel çekiciliğine kah yor. O zaman da Bardot kaza­ nıyor oyunu tabii.

laiuminin "Kaptan"iıgını yap­ mış ve bu arada "Mary Poppins" gibi gişe rekorları k ı ­ ran bir film çevirmiş "Mary Poppins"i izleyen "Aşk Böce­ ği" de Disney takımının kasa rekorları kırmış filmlerinden, "Aşk Böceği" Disney ge­ leneklerine uygun bir film.Ek­ siği yok, fazlası var. Nasıl ? . . Bir otomobilin hikâyesi b u l . . Bir Volkswagen... Ama insan­ lar gibi duygulu, canlı, nefes alan, gül en, ağl ay an, kızan ,ba ğıran,tekme atan, tokat salla­ yan bir Volkswagen... Olur mu?. .Walt Disney'in tezgâh­ larında oluyor işte. Bir "Car toon" filmi gibi. Bir otomobil ile sahibi arasındaki duygusal ilişkiler hikâyenin dramını o luşturuyor. Genç bir yarışçı p e a n Jones) köhne ve biçimsiz bulduğu bu Volkswagen ile koca bir yarışı kazanıyor.Se yircinin heyecanı Volkswagen' in katıldığı ar aba yarışını gös­ teren bölümlerde daha bir ar­ tıyor. Herşey Disney'in seyir­ cilerinin beğenilerine göre dü­ şünülmüş. Bunu böylece k a bullenebiliyorsanız sıkıntısız­ ca seyrediyorsunuz "Aşk Bö­ ceği" n i . . .

• SAVAŞ VE KADIN (Le Sauveur)-Fransız film eleş­ tirmecisi Michel Mardore'un ilk filmi... Daha önce roman biçiminde yayınlamış hikâye­ sini Mar dor e. İkinci Dünya Sa­ vaşı sırasında, gençliğe geçiş çağındaki bir Fransız (Muriel Katala) kızla kaçak bir Alman askerinin (HorstBuccholz)aş­ kım anlatmış.Mardore aynı za­ manda filminin yapımcısı.Rahatça çalışmış kameranın ba­ şında. . . Düşünüp planladığı gi­ bi yapmış yapabüeceğini . . . Film bir aşk serüveninin öte sinde,bazı politik ve moral sorunlara da yöneliyor .İlk fil­ mini ortaya koyan bir yönet­ men için umutverici bir çalış­ ma. . . Özellikle oyuncu yöne timi iyi. Baş kadın rolünde ki Muriel Katala'mn, ilk kez kamera karşısına çıkması na rağmen, gösterdiği başarı küçümsenecek gibi değil. Gö­ rüntü yönetmeni : William Lubtchansky. Müzik : Pierre Jansen. Renkli bir Nadja Films (Fransız) yapımı. Öteki oyun­ cular : Hâlene Vallier, Roger Lumont, FredĞric Norbert... (KONAK ve DÜNYA'da.)


MÜZİK DON CARLOS-Josephe M6ry ve Camille du Locle' un üç perdelik operası. Müzik : Giuseppe Verdi. Müzik yö netmeni ; Robert Wagner. Oyun yönetmeni • Aydın Gün. Dekor : Acar Başkut. Kos tüm: Figen İkiz. Oyuncuları: A11 ila Manizade (İspanya Kra­ lı İkinci Philip), DinoMamp rin (Don Carlos), Leylâ De m iriş (Elizabeth de Valois) , Handan Şardağ(Prenses Eboli), Özcan Sevgen (Rodrigo , Posa Markisi), Ümit Toksbz (Başingizitör).

İspanya tarihinin belki en talihsiz kralıdır İkinci Philip. Babası Beşinci Carlos'un(Şarl Kent) bıraktığı koca impara­ torluk onun çağında çökmeye başlamış, özel yaşamında da mutlu olamamış, özellikle oğ lu Don Carlos' un dengesiz davramşları onu alabildiği ne üzmüş durmuştur. Çağdaş­ larına bakılırsa çiçek bozuğu yüzü, sağlıksız görünüşü ,kısa boyuyla çirkin bir adamdır Don Carlos. Saralıdır, ruh bunalımlarıyla sarsılmaktadır . Bu nedenlerin doğal tepkileri

FARUK YENER

Bir zavallı prensin öyküsü onun "asî evlât" olarak tanın­ masına yetmiş,bir ara Hol­ landa da özgürlük için sava şanlara yardımcı oluşu baba­ sını çileden çıkartmıştır. Gelin görün ki Alman ede­ biyatının yüce dehası Schiller bu garip veliahtı başka gözle görüp koca bir oyun yazar adına. Don Carlos yürekli bir "özgürlük kahramanı", Schil ler çağı "hümanizma" sının soylu bir simgesidir bu oyun da. Aynı zamanda kara baht­ lı bir aşıktır ; vaktiyie'nişan­ lısı olan Elizabeth de Valois babasıyla evlenmiş, üvey ana­ sına aşkım bir türlü unutamamıştır. Daha sonra da Verdi "grande opera" akımının yay­ gınlaştığı yıllarda bu oyundan düzenlenmiş methi yer yer alışılmamış atılışlar yansıtan bir müzikle dokuyarak opera sahnelerine aktarmıştır. " Don Carlos " büyük "maestro"nun çabalarına rağ -

men Paris'deki ilk temsilin­ den bu yana beklenen ilgiyi bir türlü derleyememiş ,batı sah­ nelerinde tüm koşulların uy­ gun düşmesiyle ele alınması adet olmuştur. İstanbul Dev­ let Operası da bu inanca ka­ pılmış olacak ki sanatseverle­ r e sunmayı kararlaştırmış bu mevsim başında. Bizlere tüm ayrıntılarıy­ la yabancı kalan öylesine bir eseri iyi niyetli seyirciye ka­ bul ettirebilecek birkaç sanat­ çı gözleyebildik İstanbul tem silinde ; belki,en önemli k a ­ rakter rolünde dengesini dik­ katle koruyan Özcan Sevgen, rolünün gerektirdiği ses ren­ gine sahip olmayışı nedeniyle etki gücündeki kaybı oyunuyla kapatmaya çalışan Attila Ma nizade,başta umutsuzluğa dü­ şürüp daha sonra açılarak "O dan fatale" ile gösterinin en başarılı bölümünü sunan Han­ dan Şardağ.Dino Mamprin Al-

TİYATRO Yazan j E/raim Kişon-Çevi­ ren : Cahit Okur er- Sahneye Koyan j Asuman Korad- De­ kor-Kos tüm-Erkan Kırtunç Oynıy anlar ; Bay kal Saran, Erol Kar de seci, Aykut Süze­ ri, Vedii Cezayirli, Mustafa Yavuz, Turgut Sarıgöl, Mazhar Alanson, LeyUtTokay .Ba­ rutçu Işıl Zeki Poyraz. (Ye­ ni Sahne 'de)

İsrailli yazar Kişon'u i l ­ kin Mithatpaşa Tiyatrosu t a ­ nıttı Başkent seyircisine."Karımla Evleniyorum" toplum sal özü de olan bir komedyay­ dı. Aynı oyunu İstanbul 'da Gülriz Sururi-Engin Cezzar top­ luluğu da sahneye çıkardı. . . "Tavsiye Mektubu" ise şim di iki şehirde birden ayrı ayrı kadrolarla oynanıyor. İkiyüzlülük, yiyicilik, p a r ticilik.tenbellik, kırtasiyeci­ lik ağı içine düşen iyiniyetli, sağduyulu, çalışkan bir genç başarıya ulaşabilir mi ?

Bir Tavsiye Mektubu GüngörmüşKahveciWaczlaw'in desteğine rağmen oyunun başkişisi Zvi Phager • in

başarısızlığa uğraması olağandır. Çünkü Prager'in işba(Devamı 14. sayfada)

"Bu Kaçıncı Baskı"dan bir sahne

Bu Kaçıncı Baskı? Yazan : Haşmet Zeybek.Sahneye koyan : Ali Taygun.Oy nayanlar « Sevil Üs tekin, Sel Akçalı, Fersa Acar, Hülagu Fahri, Gökhan Mete , Erdal Özyağcılar, Nilıat Kahveci , Aytekin Hatipoğlu, Ertuğrul Koruyan (Gazete Tiyatrosu' nda) Gazete Tiyatrosu, bu yıl

on gencin bir araya gelip kur­ dukları yepyeni bir tiyatro.İç­ lerinde çoğunun tiyatro kültü­ rü ve tiyatro tecrübesi son birkaç yıla dayanıyor. Ancak ilk bakışta bir dezavantaj gibi görülen bu nitelik, toplulu ğa büyük bir katkıda bulunu yor.Soruç olarak »tiyatroda çok

man ozanın potasmdaki Don Carlos'dan uzak çocuksu dav­ ranışları ve yapısıyla basit bir İspanyol soylusu,Leylâ Demiriş sürekli "çatık" kaşları .gül­ meyen yüzüyle mutsuz krali­ çeden çok sevgiden yoksunbüyümüş karamsar fakat iştahlı bir "infanta-saray kızı" idi. Güzel sesi "güzel ses"denbaşka nitelikler de gerektiren partisi altında verim sağla yamamıştı. Verdi tiyatrosu ilkeleri alı­ şılmış , bıkılmış, yenilik getir­ meyen bir anlayışla uygulan­ mış, oyun "intihar" la sonuç­ landırılıp kanlı bir " melo­ d r a m ' ^ bağlanmış .derinleme­ sine bir ilgi ve güdümden yok­ sun bırakıldıkları sanılan oyuncular partilerinin özünü çizememiş, belirtememişlerdi. Dekorlar yetersiz kalmış,gö­ rüntü bakımından tek avuntu yu giysiler sağlamıştı. İstanbul Devlet Operası "Don Carlos"la "tüm koşulla­ rın uygunluğu " çevresinde yanıltıya düşmüştür galiba.Ve eğer müzik yönetimi bilgi ve tecrübesiyle gerçekten usta bir sanatçının değneğine k a l masaydı bu yanıltının sonuç l a n bilmeyiz ne olurdu... önemli bir unsur olan amatör heyecanlarını .coşkularım kay­ betmemiş bir topluluk çıkıyor karşımıza. Bu topluluğa hâ­ kim en önemli özellik ise, e kip çalışmasını her şeyden üs­ tün tutmaları. Öyle ki, prog ramlarında oyunun yazarım ve yöneteni bile açıklamıyor lar. Ancak tecrübeli bir yazar, Haşmet Zeybek ve bilgili bir yönetmen Ali Taygun ile çalış­ tıkları beı'i oluyor. Gazete Tiyatrosu .adların­ dan da anlaşılacağı gibi gün­ lük haberleri ve gazete sütun­ ları başlıklarını oyunlar ma ko­ nu ediyor. "Bu Kaçıncı Baskı" oyununda da,toprak reformu sinema köşesi,ünlü aşıklar , ünlü yiğitler (Tarkan,Red Kid, v. s . ) , resimli roman.püf nok­ tası gibi sütun başlıklarına rastlıyoruz. Bir orta oyunu ha­ vasında işlenen bütün bu bö­ lümlerde, Haşmet Zeybek .ba­ şarılı bir geçiş sağlıyor. An­ cak çok hızlı bir tempoyla iler­ leyen oyunda, günü gününe ha zırlanmış,taze haberlere de(Devamı 14. sayfada)

©


YENİ YAYINLAR SILAR Dünyanın neresinde veri-^ lirse verilsin, her armağan küçüklü büyüklü birtakım he saplara dayandırılır. Çıkardır en önemlisi. Alanın da, vere­ nin de çıkarı önde gelir. "Yandım.batıyorum" diye bangır bangır bağıran nice film şir ketini boyu iki karışı bile bul mayan cüce "Oscar" heykelci­ ği bir çırpıda zarardan kara götürüvermiştir. Uluslararası nicelik taşı yan armağanlarda, oyun, daha büyült oynanır;hoşnut edile­ cekler bir sıraya konur, siya­ sal etkenler en azından ticari çıkarlar kadar rol oynar, ça tışmalar, çekişmeler de bir o kadar güçlü,kırıcı olur. Bun­ larda hem gider büyüktür, hem de o armağanın aracılığında sağlanacak gelir uzun süre büyüklüğünü korur. Irving Wallace *ın " NO BEL/Bir Armağanın İçyüzü" adlı romanım okudunuz mu ? Wallace,inanılmaz bir s a b ı r ­ la Nobel Armağanında dönen ve döndürülen dolapları bir bir incelemiş,bunları romanlaştırmıştır. Bu tür numara lar olmamış mıdır, yok m u ­ dur hiç? Vardır elbette, ol muş­ tur ve olmaktadır. Gerçi bay Alfred Nobel, buluşu dinami­ tin insanlığa yarar değil za­ r a r getirdiğini görünce bir çe­ şit vicdanını temize çıkarmak için böylesi bir armağan k u r ­ muştur ama yöneticilerinin dü-

Bir Tavsiye Mektubu (Devam)

TARIK DURSUN

Böll ve Nobel Armağanı, rüstlüğünü, küçük hesaplarla bir takım oyunlara g i r m e m e ­ lerini sağlayamamıştır. Sağ layamazdı da zaten. Bu , ünlü deyimle 'eşyanıntabiatına a y ­ kırıdır' ve insan, etten kemik­ ten , sinirden ve duygudan ya pılmıştır. Ne yapıyorlar ya da ne ya­ parlar Nobel Armağanının s e ­ çiciler kurulu? Her kurulda ol­ duğu gibi onların içlerinde de siyasal eğilimleri değişik ki siler vardır ve her seçici , kendi düşünüşüne en uygun ki­ şinin önce aday, sonra da ka -

EN ÇOK SATAN

KİTAPLAR

I . Baba : Mario Puzo (E Y a ­ yınevi) 2. Anı lar, Sorunlar, Sorum lular: Orhan Erkan 11 (Ba­ tes) 3. Jön Türkler: E. Ramsaur (Sander Yayınları) 4. Palyaço : Heinrich Böll (Altın Kitaplar) 5. Babasız Evler : Heinrich

Böll

meni er iyi e çarpışan Don Ki şot gibi. E. Kişon'un toplumsal yer­ gisi bu kez çok sert bir poli­ tik taşlamayla birleşiyor. O yun bol bol güldürü öğeleri taşıyorsa da yazarın acı alayı güldürüyü örtüyor. Yazar.kendisi böyle bir çatışmada y e nilmişcesine hınçlı gözüküyor Oysa hınçlanacak ne var ? Her ülkede,her çağda bunlar öyle­ sine olağan k i . . . Sanatçının görevi de bunları göstermek olsa gerek.

sına gelmesi gerçek bir tav siye mektubuna dayanmıyor du! Oysa reformculara gerçek dayanaklar gereklidir. Uğruna savaşılan kavramlarınkutsallığı da, karşıya alınanların kö­ tülüğü de,amaçların iyiliği de böylesi bir savaşı başarıya ulaştı ram az. Çünkü savaş göre­ vini yapan Zvi Prager'in gü­ cünün kaynağında hukukîlik yoktur. Böylesi savaşçılar bir "Bir Tavsiye Mektubu " süre sonra yanlarında kimse­ yi bulamazlar. Hatta yıllardır Devlet Tiyatrosu için nerdeybu savaşın sözünü edenleri b i ­ se yadırgatıcı sayılacak denli le. Çünkü o kişiler için önem­ yoğun bir toplumsal yergi ta­ li olan salt uğruna savaşılan şıyor. Asuman Korad'ın sah­ amacın gerçekleşmesi değil - neye koyduğu oyun ilk gece b i ­ dir. Bunu ancak ve yalnız ken - raz tutuktu. O yunun temposu dileri yapmalıdırlar.Zvi P r a - yavaş,gelişimi ağırdı. Uma­ gcr,birçok benzerleri gibi bo­ rım, sonraki geceler bu ağır­ şuna çarpışır. Tıpkı yeldeğir- lık yok o l m u ş t u r . . . Oynanışın

®

zanan olmasını i ster. Bunun ya­ nı sıra uluslar da bir sıraya konulmuştur. Önemsenen, ön ce kıt'alardır. H e r y ı l b i r k ı t ' a ve o kıt'adaki yazarlar aday olur. Açılışıyla kapanışı üze­ rinden bir ay bile geçmemiş Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı'nda , büyük yayıncılar -özellikle Alman yayıncılarıbir söyleşide bu satırların ya­ zarına, Nobel Armağanı konu sunda sıranın bu yıl Alman ya'ya geldiğini, iki güçlü a dayları olduğunu- bunlardan biri Henrich Böll , öbürü de Günter Grass'di-birinden bi -

6 Cüce ile Bebek:Heinrich Böll 7. Ademoğlu Nerdeydin : Heinrich Böll 8. İlk Yi Harın Ekmeği-.He­ inrich Böll (Yankı) 9. Yasımı Tutacaksın:Larry Colins(Payel) 10. A n a : M a r i o Puzo ( Altın Kitaplar)

en başarılı sanatçıları şüphe­ siz Dov Steiner'i oynayanBaykal Saran.Schaffler'i oynayan Turgut Sarıgöl ve çok kısa sü­ rede hazırlanmasına rağmen Dr. Monroe'yu oynayan Mus­ tafa Yavuz. Vedii Cezayirli , Prager'de rahat bir oyun ç ı ­ karıyor. Oyunun başkişisi Zvi Prager'de Aykut Sözeri son derece tutuk ve duygusuz bir başlangıçtan sonra açıldı .öte­ ki sanatçılara ayak uydurdu.. Oyunun önemli rollerinden b i ­ ri olan Waczlaw'da Erol Kardeseci klişeleştirdiği bir ta kim jest ve mimiklerinden kur­ tulamıyor . Bu,onu her oyunda kendini oynama tehlikesine so­ kuyor. Ağırlık ve karamsarlık öl­ çüsü biraz fazla kaçmış olsa bile "Bir Tavsiye Mektubu" görülmeye değer bir oyun. • ÖMER ATILA

rinin mutlaka kazanacağını, Böll'ün Grass'a bakarak daha fazla şansa sahip olduğunu açık açık söylemişlerdir. Haksız mıdır Böll'ün ka­ zanması ?Grass'la yapılacak aydın işi bir kıyaslama, Böll adına kayıpla kapanır fakat BÖll'ün ağırlığını- çalaklığı nı,dinsel tutkusunu, orta kı­ rattaki okura inmedeki başa rısını.Grass'a göre ayağını daha bir yere basar oluşu gi bi-gözden ırak tutmamak ge rekir. Ben size sayayım :Böll, bir Prudhomme'dan(l9 01),bir Mommsen'den(1902),bir E c hegaray'dan (1904), bir C a r ducci'den(1906),bir Eucken' den (1908),bir Heidenstam ' dan (1916), bir Pontoppidan'dan (1917), bir Benavente'den(192l), bir Deledda'dan, b i r Kari fedt'den (1931),bir Bunin'den (1933),birJensen'den (1944), hele helebir Churchill (1953) ile bir Soljenitzin'den (1970 ) kat kat üstündür. 1972 Nobel Edebiyat Ar m ağanı, Almanya'ya ve bir Al­ man yazarına verildi.Gelecek yıl-büyük bir ihtimalle - sıra Fransa'nındır ve bir Fransızın alması sözkonusudur. Kim olabilir bu?Onuda söyleyeyim: Ya Louis Aragon yada AndrĞ Malraux. İkisi arasında en güç­ lü hak sahibi,yaşarsa -çünkü yetmiş yaşını aşmıştır- ş a i r , romancı Aragon 'dur. İki a d a ­ yın ikisi de toplumcudur ve düzenlemeye göre,sağa y a t ­ kın Böll'ün ardından sola açık bir yazarı gönendirmek, N o bel'de gelenektir.

Bu Kaçıncı Baskı? (Devam) ğinildiği bölümlerde b:ır ağır­ laşma göze ç a r p ı y o r . . . Bunun nedeni,o gün gazetelerde ya­ yınlanmış olan haberi Haşmet Zeybek yorumladıktan sonra, oyuncuların çalışıp, temsile hazır etmeleri için sadece bir iki saatlerinin kalma s:ı. Ancak bunun gibi aksaklıkları, çok iyi düşünülmüş mizansen trükleri gideriyor.Örneğin, O s ­ manlı Padişahıyla, aşiret boy­ ları arasında bir savaş, s e ­ yirciye stilize edilmiş folk dansları ile veriliyor. Bu ve buna benzer başarılı eahne uy­ gulamaları, mükemmel b i r e kip oyunculuğu ve güzel s e s ­ lerden oluşmuş b i r koroyla birleşince,aktüel, eğlendirici ve düşündürücü bir oyan çıkı­ yor karşımıza. •ZEYNEP ORAL


Leylâ Gençer "Verdi Kongresine üye seçildi

YENİ AMERİKAN HEYKELLERİ SERGİSİ

"Discoteca" dergisi müdiresi Ornella Zanuso derginin arma­ ğanlarını Uluslararası Verdi Kongresinde orkestra yöneti cisi Claudio Abbado ve tenor Placido Domingo'ya veriyor .

New York'da düzenlen mesi beklenen "Üçüncü Ulus l a r a r a s ı Verdi Kongresi", so­ rumlu yönetici Metropolitan Operası eski Genel Müdürü Sir Rudolf Bing'in açıkladığı bazı güçlükler nedeniyle Mi­ lano'da "Piccola Scala" tiyat­ rosu salonlarında toplandı. "Verdi İnceleme Enstitüsü" Müdürü Prof. Bruno Molajoli'nin başkanlığındaki ç a l ı ş ­ malara on iki ülkenin sanat­ çısı katılmış, Mezzosoprano Giulietta Simionata,Tenor Pla­ cido Domingo ve orkestra yö neticisi Claudio Abbado gibi ünlü sanatçılar arasında Tür­ kiye'den Soprano Leyla Gen­ çer de yer almıştır. "Tiyatro ve Verdi Müziği" Üçüncü Kongre'nin ana konusu seçilmiş, bu yoldaki inceleme ve bildi riler ilgiyle izlenmiş, komite çalışmaları yapılmış, kongre La Scala Operasının yemekli partisiyle kapanmıştır. Bu a rada "Discoteca" adlı d e r g i ­ nin altın armağanları o r k e s t ­ ra yöneticisi Claudio Abbado ve tenor Placido Domingo'ya derginin yazı işleri müdiresi Ornella iZanuso tarafından ve­ rilmiştir.

ESKİŞEHİR TİYATRO VE OPERASI HİZMETE GİRDİ Türkiye'nin Üçüncü Döner Sahneli Opera Salonu Eskişe­ hir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sitesi'nde,25 Ekim çarşamba günü,Devlet Tiyat­ rosu sanatçılarının sahneye koyduğu, "Yağmur Sıkıntısı" oyunu ile hizmete girmiştir . Salon 500 kişiliktir ve 2,5 mil­ yon liraya malolmuştur.

Larry Rivers'in "Pop Şarkıcısı

1972 NOBEL

" Öpücüğünüzdeki ısının derecesini ölçmek ister misi­ niz? Kisso - Meter,yani öpü­ cük-ölçen aletin önündeki ko caman dudağa öpücüğünüzü değdirin. Şimdi ışıklı tabloda ; soğuk-sıcak, ateşli ya da ama­ tör bir öpücüğe sahip olduğu nuzu okuyabilirsiniz. " Ziyaretçiler "Yeni Ame­ rikan Heykel Sergisi" ndeki heykellerin önünden dakika­ larca ayrılmıyor, herbirini ay­ rı ayrı inceliyor,ellerini sü­ rüyor, evirip çeviriyorlardı . Ortaklaşa tartışma ve yorum l a n sürdürüldüğü sergide ,ga leri yetkilileri de ziyaretçi leri endişeyle izliyor,sık sık uyarmak zorunda kalıyorlar di :

HEINRICH BOLL

saat dokuz buçukta bilardo Roman Mehmet Harmancının türkçesi ile Tam metin çeviri

YAYINLARI

nda

ÇIKIYOR

"Beyefendi,lüften o hey­ keli yerine koyar mısınız ?" "Lütfen o heykeli ters ee virmeyiniz.'" Bir heykel sergisi için ahşılagelmişin çok ötesinde bir ilgiydi bu. Ziyaretçiler daha ilk anda kendilerini serginin atmosferine kaptırıyor, kapı­ dan çıkanadek bu ilgiyi sürdü­ rüyorlardı. Bu, günümüz insa­ nının, kendi çağının sanatına karşı gösterdiği ilgi ve yakın­ laşmanın bir belirtisiydi. Heykellerin hazırlanışında modern endüstrinin yarattığı ve kullandığı bütün malzeme­ den yararlanılmış, teknoloji­ nin de yardımıyla heykel s a ­ natına yeni ve sınırsız boyut­ lar kazandıran biçimler oluş­ turulmuştu. Ailen Thompson , James Ossi.Gruber, Nancy Miller, G. Ladas,Robert Richards , Jim Grant,Bauermeister,Vredaparis, Linda Levi David Milne, Stevenson, W.Erdmann, Vasa gibi Modern Amerikan heykeltraşlarından iyi seçil­ miş örneklerin sunulduğu bu sergi gerek çağımız sanatını yansıtması ve gerek gördüğü geniş ilgi, bakımından ay in s a ­ nat olayı olabilmeyi hak edi­ yordu. • C.KOLUKISA

®


HAFTANIN SANAT ANSİKLOPEDİSİ • NOBEL Alfred Nobel, Nobel Ödül­ lerinin ve Nobel Vakfının ku­ rucusu olarak ün yapmış bir İsveçli kimyacıdır... 1833' de Stockholm'de doğmuştur.Rus­ ya'da (Leningrad'da) ve A m e ­ rika Birleşik Devletlerinde e ğitim görmüş, kimya mühen-.dişi olmuştur. İsveç'e dönün­ ce babasının fabrikasında nit rogliserin üzerinde deneyler yapmış,bu sıvı maddeyi e m i ­ ci bir maddeyle birleştirerek kalıplar ve çubuklar halindeki dinamiti icat etmiştir.- Dina­ mit ve kendi icadı diğer pat­

layıcı maddeler- sayesinde k ı ­ sa zamanda zengin olmasına rağmen,bu maddelerin savaş­ larda kullanılması Ve pek çok insanın ölümüne yol açması , Nobel'i bir insanlık düşmanı durumuna düşürmüş, hatta b a ­ zı topluluklar tarafından "Halk I Düşmanı" ilân edilmiştir. Bu durum, edebiyata da meraklı olan, hatta bazı romanlar ve piyesler yazmış bulunan No­ bel'i çok rahatsız e t m i ş , v i c ­ dan azabı çekmeğe başlamış, yaşı ilerleyip hastalanınca ka­ zandığı milyonların insanlığa yararı dokunan ve barışçı a -

DENEKTAŞI Nobel dağıtanİsveçAka-> demişi 'nin günahı da var, sevabı da. Onu bir akalım, sorulara geçelim: 1 Tolstoy, Çehov, Gorki, Ib­ sen, Strindberg, Zola, P r o ­ ust, Valery, Kafka, Rilke, Brecht ,' Croce , Thomas Hardy, Henry James,Mark Twain, Joseph Conrad, J a ­ mes Joyce,D. H.Lawrence , Garcia Lorca ve Yukio M i şima'yı birleştiren nedir ?

Nobel edebiyat ödülünü k a ­

t NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ

Alfred Nobel' in ölümün den beş yıl sonra, 1901 y ı l ı n ­ dan itibaren Nobel Ödülleri 1 nin dağıtılmasına başlanmıştır Nobel Ödülleri,Edebiyat, Tıp, Fizik,Kimya ve -Barış olmak üzere beş dalda verilmektedir Nobel Vakfı'na,Nobel'in tah­ sis ettiği milyonlar, her yıl

NÜVİT ÖZDOGRU

zanan altı kadın yazar v a r . Birini yazın,bir puan alın.

5 Kazananlar arasında beş tane de diplomat-yazarvar. Uzun yıllar Başbakanlık etmiş birine "tarih ve b i ­ yografi yazarlığındaki u s ­ talığı ve olağanüstü parlak­ lıktaki söylevleriyle uygar­ lığımızı savunduğu" g e r e k ­ çesiyle 1953 edebiyat ödülü verildi. Adı ?

2 Sully Prudhomme , Josâ Echegaray, Rudolf Eucken Paul von Heyse , Verner von Heidenstam.Wladyslaw Reymont, Grazia Deledda, Erik A.Karlfeldt , Frans Sillanpââ ve Haldör Laxness'in aralarında ortak ne var? Şu yazarlardan Nobel ka zananlarıişaretleyin:Rud yard Kipling, Maurice Mae­ terlinck , Gerhart Haupt mann, Knut Hamsun, Anatole France, William But­ ler Yeats, George Bernard Shaw, Henri Bergson, Tho­ mas Mann.LuigiPirandel lo .Eugene O 'Neill .Hermann Hesse, Andrö Gide , T. S. Eliot,Mihail Şolohov , A l ­ bert Camus, William Fa ulkner, Ernest Hemingway, Samuel Beckett, Pablo N e ruda.

maçlarla çalışan kişilere v e ­ rilmesini vasiyet etmiştir. Bu vasiyet,Nobel Vakfı'nınkurul­ masına ve Nobel Ödülleri' nin verilmesini sağlamıştır. No bel,l896'da ölmüştür.

9. "Ödüllerokurları gereksiz basınç altına sokar. Filân ca yazar olmak başka, No bel kazanan Filanca yazar olmak başkadır," diyerek 1964'de Nobel 'i reddeden filozof-yazar kimdir?

10 1958'de Nobel kazandı. He men sevincini bildiren bir telgraf çekti. Devletin ba şında bulunanların adamla­ rı "Uyuduğu, yemek yediği yeri kirleten domuz.'" diye saldırıya geçtiler. Bir hafta sonra, Nobel'i kabul e d e ­ meyeceğini bildirdi. İki yıl sonra da öldü . Bu şair kimdi? CEVAPLAR : • >puj94s Dc | sjjog «0| '9J4JDS jnDJ UD9f •^•SDJjn^Sy I 96

Türkiye'de doğdu, büyüdü. Nobel kazandı ?Adı ?

-uy l a n 6 ! W 8 ' 5 ! J P u V OAl*Z •siJa^S a8joao'9-||!H3JnHD uo4Suı M -ç -sıpD S X | , a N ' p ^ s ı y y D|ajjqDQy>|ong |JD - a j ' 4 « p u f l puBjs'DppaiSQ

1961 ödülü b i r Yugoslav'a verildi. Romanlarından biri ("Mahkûmlar Şehri")istan­ bul'da geçer. Yazarın adı?

* Ji4$ILU|D |9qofs| jsdaij UIJSJ

8 Guatemalalı bu yazarın e s e r l e r i , konuşan yaban do muzları, cüceler, devlerle; doludur. Bir yandan folklor, şiir ("Gece kalabalığı top lar, yıldızları topladığı g i ­ bi"), bir yandan ekonomik emperyalizme karşı sosyal e l e ş t i r i . . . Diplomat - ya -'• zarın adı ?

D&OJQ

'4Ö|J86D-J Diujas'^

-niunngfJuliwuDZD:»! nuru -npfi ioA[c\9p9 p q o N !*d»H UUD|JDZDX uo|H4nun ııusıo ıtusı ng*2'jj4§ııu9ui|]jaA n j -npfi 4D/ıqapa |aqo(s| auuiq 5lu,

UDPJD|JDZDX n|un ng •]

DEĞERLENDİRME : 10 9-8 7-6 5-4

doğru doğru doğru doğru

olağanüstü çok i y i iyi orta

Alfred Nobel

verilen ödüllere rağmen, faiz ve diğer iratlarla yükseldi ği için a r t m ı ş , bu yüzden ödül­ lerin miktarı da zamanla a r t ­ tırılmıştır. Nobel Edebiyat Ödülü g e ­ nellikle her yılın Ekim ayı son­ larında verilmektedir. İsveç Akademisi,Fransız Akademi­ sinin , İspanyol Akademisinin, devletlerin,yazar toplulukla­ rının gösterdiği adaylar a r a ­ sından bir seçme yaparak, e debiyat alanında (bu alana fel­ sefe ve tarih çalışmaları da girmektedir) insanlığa hizmet etmiş, bir aşama yapmış, ç a ­ ğının ve ülkesinin sanatına kab kıda bulunmuş önemli sanat­ çıları tesbit etmekte, sonra bu adaylar arasından bir kişiyi seçerek ona ödül vermekte dir.Ödül,bir yüzünde Nobel'ir kabartma portresi bulunan bir altın madalya ile yüz bin d o ­ larlık (bir buçuk milyon lira lık) para armağanından mey­ dana gelmektedir. Ekim s o ­ nunda ödül kazanan sanatçının açıklanması, aralık ayında Stockholm'de yapılan Nobel tö­ reni izlemekte, İsveç Kralının, kral ailesinin,davetli sanatçı­ ların ve akademi üyelerinin katıldığı bu törende .Nobeli ka­ zanan sanatçı da bir konuşma yapmaktadır. • VERDİ Ünlü İtalyan opera besteci­ si (1813-1901). 26 yaşında - j l k operası "Oberto"yu b e s t e l e ­ di. "Nabuccü" operası ile ün yaptı. "Rigoletto", "Ü Trovatore" ve "La Traviata"üe ünü Avrupa'ya yayıldı. "Don C a r ­ los" ve "Aida" ile büyük ope­ r a örnekleri verdi : 26 sahne eseri vardır.

MİLLİYET SANAT DERGİSİ,OĞUZ AKKAN ve AKAL ATİLLA YÖNETİMİNDE HAZIRLANMIŞTIR


Milliyet Sanat 27 Ekim 1972