Page 1


Hikayede geçen yapıların mimari detaylarına ve çizgi roman sayfalarına ulaşmak için; http://metecemtheportfolio.blogspot.com.tr

© 2015 Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz. 1. Basım: 12 Haziran 2015 Bu kitabın 1. baskısı 50 adet yapılmıştır. Yazar / İlüstrasyonlar : Mete Cem Arabacı http://metecemtheportfolio.blogspot.com.tr http://metecemarabaci.tumblr.com metecemarabaci@gmail.com


Kahvaltı kokusu mu bu? Galiba… Ağaca ne oldu, nereye gitti? Peşinden gitmek istemiyorum, korkuyorum. Ne kadar yakışıklı bir ağaçtı. Kahvaltı kokusu mu bu? Yine bütün evi sarmış. Uyanmak istemiyorum, ağacın arkasından koşmak istiyorum. Bir dakika! Bugün tatil! Olsh apar topar yatağından kalktı hemen perdelerini araladı. Yine turist kalabalığı evin önünde vızıldamaya başlamıştı! Bu nasıl bir ses. Üstlerine tükürmek istiyorum, neden biz bu insanları her gün ağırlamak zorundayız. Üstelik tatil günlerinde tam bir böcek sürüsü oluyorlar. Neden annem bu insanlara yardım ediyor? Neden sadece bizler aynı saatte kahvaltı yapıyoruz? Olsh bir tatil gününe daha kahvaltı yapmadan başladı ve ceketini aldığı gibi dışarı fırladı. Turist kafilesinin meraklı bakışları arasından sıyrılıp yoluna koyuldu. En yakın arkadaşı Dab onun her tatil gününde buluşup eğlendiği kişi olurdu. Ama kimbilir neredeydi şimdi Dab. Evin etrafında mahalle arkadaşlarının çok kullandığı birkaç yere baktı fakat bulamadı. Sahile gitmiştir diye düşündü, tatil gününde başka nereye gidebilirdi ki? Sokağın ucunda bir SOA butonu gözüne kestirdi. Hemen çalıştırdı fakat Dab sahilde de yoktu. Demek ki o da sıkılmış, kesin bir uğraş bulmuştur kendine diye düşündü Olsh. Aramaya koyuldu, küçücük adada en fazla birkaç saatte bulurdu onu, yerin dibine girmemişti ya. En yakın durağa gidip bulduğu ilk telefaytona bindi. Bir sonraki durak “Turistik Komünal Alan”. Telefayton Olsh’u Komünal Alan’ın ilerisinde biryere bıraktı. Daha önce yalnızca iki kez gelmişti buraya. Çok küçükken babası getirmişti onu turistlerle tanışsın diye. O yaşlarda turistler yokluktan gelmiş varlıklardı Olsh için. Adanın dışında bir kara parçası yoktu sanki dünya üzerinde. Dili tutulurdu, sadece izlerdi, gördüklerini hafızasında kaydeder, mahalleye döndüğünde arkadaşlarına saatlerce anlatırdı. Şimdi de annesi turistler konusunda hep uyarır, özellikle de TKA’ya gitmemesi için tembihlerdi. Ne var ki Dab uğruna gözünü karartmıştı Olsh. Hem merak da ediyordu burayı, her köşesini inceleyerek yürümeye başladı.


Mahalledeki yapılara benzemiyordu burası, hareket eden üç katlı modüllerin oluşturduğu büyük bir mahalleydi sanki. Her modül ayrı bir zaman dilimini temsil ediyordu. Uzun yıllardır gelip geçen turistlerin bir bir katkısıyla ortaya çıkmış birbirinden farklı kimliklere bürünmüşlerdi. Kimilerinde ahşap kalaslar ve çiviler, kimilerinde gerilmiş membranlar, kimilerindeyse çelik iskeleler bulunuyordu. İnsanlar nerede? Seslerini duyuyorum sanki. Annem turistlerin buraya eşyalarıyla geldiğini, birkaç gün adayı gezdiklerini, o süre içinde de burada kaldıklarını anlatırdı. Burada nasıl uyuyorlar? Üşümüyorlar mı? Nerede bu insanlar, bir an önce bulup Dab’i sormam lazım. Nerede bu çocuk !? Olsh ağaçların arasında yolunu ararken bir yandan Komünal Alandaki devasa yapıları izliyordu. 4-5 metrelik çamların üzerinden uzaklarda çok yüksek bir yapının başı gözüküyordu. Oldukça ürkütücüydü, neyse ki ileride birkaç adım sonra turistlerin sesleri yükselmeye başlamıştı. Bir rampayla yapıya aşağıdan girdi ve asansörle en üst kata çıktı. Çünkü sesler çok yukarıdan geliyordu. Asansörün kapıları açıldığında gürültülü bir pazar alanıyla karşılaştı. Kendisini, hiç sevmediği ama çok alışık olduğu turist kalabalığının içinde buldu. Turistler burada yiyecek, içecek hatta giyecek bişeyler ve basit ev gereçleri bulabiliyorlardı. Hemen oradan kaçmaya çalıştı Olsh, çıkış yolunda hareket halindeki modüllerden birisine girdi. Üçüncü katta pek insan bulamadı, fakat alt kattan çok yoğun bir muhabbet sesi geliyordu. Aşağı indi kalabalığı yarmaya çalışıyordu fakat bir anda durdu Olsh. Turistlerin bacaklarının arasından tek bir noktaya kitlendi. Dab yanında üç arkadaşıyla birlikte çekici çiviyi eline almış, modülün dış çeperine bir ağaç ev yapıyordu. Olsh’un göğsüne bir acı oturdu o anda. Daha önce hiç bu kadar büyük bir üzüntü hissetmemişti. Dab onun son iki yıldır her gün sabahtan akşama kadar beraber oyunlar oynadığı arkadaşıydı. Beraber komşulara yaramazlık yaparlar, ormanlık alanlara gidip odun toplarlar, mayolarını giyip sahil sahil gezerlerdi. Bir adım daha atamadı Olsh, hemen arkasında acil çıkış merdivenini aşağıya attı ve koşa koşa ağaçları arasındaki durağa gitti. İlk gelen telefaytona bindi. Nereye gittiği önemli değil, istediği tek birşey vardı;


sadece buradan uzaklaşmak… Neden beni çağırmadı? Ben de ağaç ev yapmasını biliyorum! Yardım ederdim, odun taşırdım, gölge yapardım, neden beni çağırmadı? Geçen gün çatıda dayanamadım uyudum. Oysa o sabaha kadar muhabbet edelim istiyordu. Bu yüzden mi? Yoksa ondan bir yaş küçük olduğum için mi? Ama yanındakilerde de bir yaş küçükler var! Neden çağırmadı, neden? Gözlerindeki yaşları silmeye çalışırken “Çarşı”ya yaklaştığını gördü. Hemen telefaytonun kolunu çekti ve araç yavaşça aşağıya eğilmeye başladı. Çarşı’nın telefaytonu içine alan bir bölümü vardı. Araç eğilirken aynı zamanda yapının içine dalıp çıkıyordu. Olsh Çarşı’nın tepesine indikten sonra hemen yeni arkadaş arayışına koyuldu. Durmadan çalışan makineler Olsh’un hemen dikkatini çekti. Kablolara takılmamak için yere bakarak yürüyordu. Mekanlar sanki Olsh’un geldiğini farketmişti. Hemen yanındaki yapının giriş katına girdi ve yaklaşık on, on beş kişiyi uyurken buldu. Uyanık olan biri var mı diye aralarında yavaş yavaş gezindi. Gözü açık birisini yakalasa hemen yanına gidip muhabbete başlayacaktı. Ama yok, hepsi uykusunun en ağır anındalardı sanki. Kafasını kaldırdı ve yan tarafta pamuk gibi bitki yataklarını farketti. Küçücük bir tarlayı andıran bu alanda bitkiler yoğun, dayanıklı ve yumuşacıklardı. Çok yorulduğunu farkeden Olsh kendisini sırt üstü bitkilerin üstüne bıraktı. Gökyüzünü izlerken Dab’i düşündü. Şimdi burada olsaydı yorulmaya bile vakit bulamazdım. Neden beni çağırmadı? ... Yüzüne gelen güneş ışığının bir anda kesilmesiyle uykusundan uyandı Olsh. Aniden gözlerini açınca başının üstündeki gölgeyi algılayamadı. Biraz daha dikkatli bakınca bir at çenesine baktığını farketti. At arada Olsh’u kokladı ve o kadar yaklaşıyordu ki birkaç adım daha atsa onu ezecekti. Yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve tüm bu olanlar uykusundan tamamen uyanmasına yetti. -Sen de kimsin? Az kalsın beni eziyordun! Birisiyle tanışmadan bu kadar yaklaşılmaz. Sana öğretmedi mi annen?


-Asıl senin burada ne işin var? Buralara senin yaşlarında çocuklar uğramaz. -Evet daha önce hiç gelmemiştim buraya. Ama her şey Dab yüzünden oldu. Onu tanıyor musun? Aslında çok iyi bir çocuktur ama bugün benimle oynamadı. -Ben herkesi tanırım bu adada. Ama hala tek başına yolun buralara nasıl düştü anlamadım. Madem ilk kez geldin, gel seni biraz gezdireyim, sen de bu üzgün suratının nedenini anlatırsın. At Olsh’u alıp Çarşı’nın alt kısmındaki Bakım bölümüne götürdü. Burası atların en yoğun olduğu ve insanların atlarla en çok iletişime geçtiği bölümdü. Atlar adada gündelik gezintilerini yaptıktan sonra yorulurlar ve yeme içme ihtiyaçlarını buradan karşılarlardı. Bakım’a yerleştirilen yüksek teknolojiye sahip edevatla Çarşı’ya gelen gönüllü insanlar atların temizliklerini ve fiziksel egzersizlerini uygulayabiliyorlardı. Olsh tüm atların diledikleri gibi alana giriş çıkışlarını izlemeye başladı. Gözü kahverengi bir taya takıldı. Alana girişinden annesini bulana kadar izledi onu. Tüm hareketlerini, kendisini temizleyecek birisini arayışını ardından temizlenirken sırt üstü yatışını dikkatle inceledi. -Hey! Sana diyorum, bahsettiğin arkadaşın Dab, ne yaptı sana? -Boşver şimdi Dab’i. Bu yavru at da neyin nesi? Daha önce hiç bu boyutlarda bir at görmemiştim. -Görmemişsindir çünkü şehir merkezlerine pek uğramazlar. Tay denir onlara. O baktığın ise iki buçuk yaşında. Yani insan ömrüyle oranlarsak seninle yaşıt sayılır. Bu arada bizlerin bir ismi yok. İnsanlar bize öyle seslense de biz gerek duymayız ama merak etme senin kokun beynimize kazınır. Gel seni bu şirin tayla tanıştırayım. Olsh’u tanıştırdıktan sonra birkaç arkadaşını toplayan yetişkin at Olsh’a göz kulak olmaları yönünde talimatlar verip Bakım alanından dışarı çıktı. Tay ve Olsh kısa zamanda ısındılar birbirlerine. Hatta bir yandan Olsh diğer bakım yapan insanlara baka baka tayın temizliğini yapmaya başladı. Tay ona


Çarşı’yı, o ise taya şehir merkezini anlattı bu sırada. Tay, teşekkür mahiyetinde Olsh’un üzerine binmesine izin verdi. Onu egzersiz koridorundaki havuzlara götürdü. Olsh’a nasıl bacak kaslarını zinde tuttuklarını gösterdi. Olsh ise ayakkabılarını ve çoraplarını ceplerine sıkıştırmış havuz kenarına oturmuş tayı izliyordu. Havuzun karşı kenarındaki suya batan ekranları gördü fakat anlam veremedi. Omuz silkti ve ayaklarının altında yüzen taya doğru suya atladı. Dakikalarca eğlendiler suyun içinde. Herşey çok farklıydı Olsh için, merak ettiği o kadar çok şey vardı ki her gün gizlice telefaytona binip buraya gelmeye ve tayla vakit geçirmeye karar verdi. Havuzdan çıkınca havanın kararmak üzere olduğunu fakat bir daha geleceğini söyledi. Üst katlarda yemek yiyen insanların arasından geçerek geldiği yere geri döndü. Bindiği telefaytondan Çarşı’ya bir kez daha baktı. Etrafında ne kadar çok at olduğunu farketti. Derin bir nefes aldı. İçi ferahlamıştı. … SON


Olsh's Story  

Architectural Studio 7 / Istanbul Technical Unversity http://metecemtheportfolio.blogspot.com.tr

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you