Issuu on Google+

SAYI 12 / KIŞ 2014 • TEKBİR’İN ÜCRETSİZ YAYINIDIR

www.tekbir.com.tr

ÖLÇÜSÜZ GÜZELLİK DOĞU’NUN iNCiSi

VAN

Güzel düşün GÜZEL YAŞA

OKUL, iŞ VE ÖZEL HAYATINIZI KOLAYLAŞTIRAN

HAFTALIK

KOMBiNLER


EDiTÖR’DEN

®

® Sayı: 12 • Kış 2014 • TEKBiR’in ücretsiz yayınıdır.

Merve Mücaviroğlu Ayan Kurumsal İletişim Koordinatörü

Tekbir A.Ş. Adına İmtiyaz Sahibi Mustafa Karaduman Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi Cafer Karaduman Yönetim Yeri Atlas Cad. No: 18 Mahmutbey Bağcılar / İSTANBUL Tel: 0212 444 0 393 Editör Merve Mücaviroğlu Ayan Moda Editörü Esra Karaduman Uzun

Yaşasın Kış Geldi

Yayın Kurulu Muhammed Karaduman Abdullah Karaduman Abdurahman Karaduman Enes Karaduman Hatice Karaduman Psk.Tuba Karaduman

Soğuklardan korunmak için kat kat giyindiğimiz bu günlerde

Katkıda Bulunanlar Psk. Dan. Esra Karaduman Dr. Hafize Erkal Fethiye İnal / Teknik Destek Zuhal Deniz

Mercek adını verdiğimiz bölümde adından da anlayacağınız

Grafik Tasarım Metam Medya Tel: 0216 344 54 18 www.metammedya.com

mayan öğrencilerimize öğrenci kombinasyonları, toplantıdan

Baskı Scala Basım Tel: 0212 281 62 00

çıkardık sizlere. Gölü, kedisi, kalesi, müzesi, kilimi, inci kefali,

Reklam Satış Pazarlama Metam Medya

alışveriş yapmak çok heyecanlı olabiliyor; bir anda deri eldivenler, kürklü yakalar, kaşmir kazaklarla farklı bir tarza bürünebiliyoruz. Bu farklılığı daha keyifli hale getireceğiniz, alışveriş yapmanın rahatlığını yaşayacağınız güzel bir bölüm hazırladık. gibi kaban ve pardösülerimizi, tunik ve takımlarımızı sizin için mercek altına aldık, en trend modelleri öne çıkardık. Ayrıca +44 bedenden oluşan kombinasyonlar, derslerden başını kaldıratoplantıya koşturan çalışkan bayanlar için de iş kadını kombinasyonları hazırladık. Okudukça keyif alacağınız yeni bir sayı savat işlemeleri, oltu peyniri, Akdamar Adası ve ters laleleriyle Doğu’nun İncisi Van şehrimiz hakkında ayrıntılı bilgiler verdiğimiz gezi bölümümüzü çok beğeneceksiniz.

Tekbir Yaşam Dergisi, Tekbir Giyim San. ve Tic. A.Ş.’nin ücretsiz süreli kurumsal bültenidir.

Dergimizin tarih bölümüne olan yoğun ilgi bizi teşvik etti ve bu

Tekbir Yaşam Dergisi, Metam Medya tarafından hazırlanıp baskıya sunulmuştur. Dergide yayınlanan tüm yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz. Tüm sorumluluk Metam Medya’ya aittir. Tekbir, bu dergide yer alan ürünler ve fiyatlarda değişiklik yapma hakkını saklı tutar.

kimyanın kurucusu meşhur İslam alimi Ebu Musa Cabir Bin

sayıdan itibaren tarihimizin mucitlerine de yer verdik; Modern Hayyan hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Sesi ve tavrıyla kısa bir süre içinde kendine özgü bir tarz oluşturarak çok geniş bir hayran kitlesine sahip biri olarak tanıdığımız Dursun Ali Erzincanlı ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Yo-

www.tekbir.com.tr tekbir@tekbirgiyim.com.tr adresinde öneri ve görüşlerinizi paylaşabilirsiniz. facebook/tekbirgiyim @tekbirgiyim

ğun temposunda bize de zaman ayırdığı için kendisine teşekkür ediyoruz. Kabanlarımızı çıkarıp, trenç kotlarımızı giyeceğimiz, ağaçların çiçek açıp, doğanın yeşereceği ilkbahar sayımızda görüşmek üzere.


®

BiZDEN

TEKBiR VAN BAYiSi 12/09/2013 tarihinde açılan Van Tekbir Mağazası bölgedeki tesettür giyim eksikliği nedeniye oldukça önem taşıyor. Van, Doğu Anadolu’nun en kalabalık ve en büyük ili olduğundan halk, alışveriş yapmak için bölge dışına çıkmıyor tam tersi

civar illerden ve ilçelerden Van’a alış veriş yapmak için gelenler çok oluyor. Van, geleneklerine bağlı bir halk yapısına sahip olduğu için Tekbir’in müşteri kitlesiyle örtüşmektedir.

Bayan giyim ve erkek giyim olarak hizmet verilen mağazada bayan giyimde, etekten gömleğe, eşarptan pardösüye, feraceden kabana, pantolondan tuniğe erkek giyimde, kabandan pantolona gömlekten takıma, kravattan kol düğmesine kadar tüm çeşitler bulunmakta. Mağazanın giriş kısmı 330 metrekare, bayan giyim 150 metrekare, asma kat erkek giyim olmak üzere toplamda 480 metrekareden oluşmaktadır. Erciş, Çaldıran ve Başkale gibi büyük ilçelerde şube açmak hedefleniyor.

04 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


BiZDEN

ÇOCUK GİYİM SEKTÖRÜNÜN ÖNCÜ İSMİ; Aziz Bebe son zamanlarda hızla büyüyen mağazalarıyla dikkat çekiyor. Bu büyümeyi Mağazalar Koordinatörü Kazım KARAŞİN ile görüştük.

®

AZiZ BEBE

Merhaba Kazım Bey; bize kendinizden bahseder misiniz? Her zaman içten ve samimiyim. Pozitif olduğum için olaylara iyi tarafından bakarım. Bunun yanı sıra çok enerjik ve aktif biri olarak zoru başarmayı severim. Ekip ruhuna inanırım ayrıca inancım ve gerçek liderim bana güç verir. Aziz Bebe’nin hızla büyümesini neye bağlıyorsunuz? Dinamik ve genç ekibimizin her biri’ “yapacağım, yapabilirim’’ demektedir. Bizler inanarak gayret göstermekteyiz. Tüm bunları da yaparak diri bir vücut tutmaktayız. Bayilik veriyor musunuz yoksa tamamı kendi şubeniz mi, kaç satış noktanız bulunmakta? Distribütörlük şeklinde yurt dışına veriyoruz. Kendimize ait yurt içinde 35 mağazamız bulunmaktadır. Yurt dışında Rusya da kendi temsilciliğimiz ve diğer ülkelerde 448 bayimiz bulunmaktadır. Aziz Bebe’nin gelecek hedefleri nelerdir? Hedefimiz profesyonel bir ortamda tüketicimize sağlıklı ve kullanabilir ürün üreterek ilk sıralara yerleşmektir. Mağaza sayımızı 100 çıkararak yurt içinde ve dışında tercih edilen bir marka olmaktır. Teşekkürler.

Kış 2013 • 05


®

BASINDA TEKBiR

ARAŞTIRMALARLA TEKSTiL VE PERAKENDE

Marketing Türkiye Dergisi’nin Eylül 2013 ve Ekim 2013 sayılarında yapılan araştırmalarda firmamız hakkında bilgilere yer verilmektedir. Eylül ayında yayınlanmış olan derginin konusu; “Bu markayı boykot ediyoruz”, “Şu markadan hiçbir şey almayın”, “O marka bize sahip çıktı”, “Bu marka faşist diğeri özgürlükçü…” Gezi Parkı olaylarıyla birlikte sosyal medyada hızla yayılan ve markaları taraf seçmeye zorlayan bu tutum, marka-siyaset ilişkisini de yeniden gündeme getirdi. Markaların siyasetle olan ilişkisinin sınırlarının nasıl olması gerektiğinin araştırması yapıldı. Dergi; “Markalar ülkede olup bitenlere göz yumup kendilerini apolitize mi etmeli yoksa ABD’deki örnekleri gibi saflarını mı seçmeli?” diye soruyor. Daha da önemlisi Türk halkının bu konuda ne düşündüğünü soruyor. Araştırmaya ait bazı ayrıntıları inceleyelim;

06 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


BASINDA TEKBiR

Ekim ayında yayınlanan sayıda ise; Ali Saydam’ın “Perakendede KPI (Temel Başarım Göstergesi) biraz da AVM’de ölçülür” başlıklı yazısında AVM’lerde en çok hangi markaların görülmesi istendiği ile ilgili bilgiler yer alıyor. Oranların değişebileceğini

®

ancak sıralamanın bu şekilde olduğunu belirten Saydam; markaları, kadın/erkek giyim, ayakkabı/çanta, spor giyim ve elektronik/ beyaz eşya sınıflandırmalarında sunuyor. İşte sonuç;

YABANCI BASIN Almanya’da 24 saat yayın yapan haber kanalı N-TV, “Türkiye’de tesettür giyim ve Tekbir markasının başarısının sırrı” konulu bir haber için Yönetim Kurulu Başkanımız Mustafa KARADUMAN ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdi. Sektörle ilgili ayrıntılı bilgiler alan Alman muhabir Nadja Kriewald, daha sonra da Tasarımcımız Esra KARADUMAN UZUN ile görüştü.

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 07


®

BASINDA TEKBiR

İlklerin markası olan Tekbir, yerli ve yabancı basının ilgisini çekmeye devam ediyor. Son dönemde çıkan haberlerimizi daha yakından incelemek isterseniz bizi sosyal medyadan takip edebilirsiniz.

8 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


®

BiZDEN

iKiLi iŞ GÖRÜŞMESi

32. yılı geride bırakan ve başarılarına her yıl bir yenisini ekleyen Tekbir, farklı ülkelerden gelen iş adamları ve iş kadınlarının tercih ettikleri markalar arasında yer alıyor.

GÜNEY AFRiKA

İş adamlarının, eşleri ile birlikte şirketimizi ziyaret etmesi ile başlayan görüşmeler, Tekbir hakkında bilgilerin yer aldığı bir tanıtım filminin izlenmesi ile devam etti. Tekbir Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karaduman’ın da katılım sağladığı ikili görüşmelerde olumlu sonuçlar alındı. Birlikte fabrikayı gezen ekip daha sonrasında birlikte yemek yedi.

MÜŞTERiLERiNi DiNLEYEN

MARKA

Değişen piyasa şartlarında müşterilerin istek ve beklentileri her şeyin önüne geçmiş durumda. Bu bağlamda müşterisini dinleyen bir marka olan Tekbir, sezon içerisinde düzenlediği kahvaltılarla müşterilerin nabzını tutmaya devam ediyor. Ürünleri yakından inceleyip, firma yetkilileri ve tasarımcılarla birebir görüşme gerçekleştiren müşteriler; firmaların müşterilerle birebir görüşmelerini çok samimi bulduklarını belirtmektedir. 10 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

ENDONEZYA

İş adamlarının katıldığı bir dernekte yapılan ikili görüşmeler olumlu ve bir o kadar da renkli geçti. Slayt gösterisi ile başlayan toplantıda Endonezyalı iş adamlarının; ülkelerinde tekstil pazar payının yüksek olduğunu ve Tekbir markası altında ürünlerimizi satmak istediklerini, bizler ile çalışmaktan onur duyacaklarını ifade ettiler. Anlaşmanın imzalandığı toplantı ile Endonezya pazarına giriş için ilk adımlar atılmış oldu.


ERKEK GiYiM

®

2013/2014 Sonbahar/Kış sezonunda yepyeni bir koleksiyonla karşınızdayız. Tekbir Erkek ekibimiz bu sezon sizlere çok yönlü ve bol alternatifli bir koleksiyon hazırladı. Triko ve pantolonda tona ton ya da farklı renkler, ceket pantolonlu hazır kombinler, takım elbiselerde; düz, ekose ve kendinden desenli kumaşlar, tek ve çift yırtmaç klasik ve slimfit takımlarımız sezona renk katıyor. Slimfit ve klasik tarzda gömlekler, tüm bu ürünlere kombin klasik ve casual seçim ayakkabılarla desteklenen Sonbahar-Kış koleksiyonu geniş ürün yelpazesiyle göz dolduruyor. Kışlık kaban, palto ve montlar soğuk kış günlerinde sizleri ısıtmak için mağazalarımızda bekliyor.

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 11


®

YAŞAM

10 Soruda

SEN KİMSİN?

Başlığı okur okumaz yazıya göz attığınıza kalıbımı basarım. Çünkü kendini tanıma isteği, bütün insanların merak ettiği ve her insanda görülen bir olgu. İnsandaki bu merak kendisiyle ilgili bilmediklerini öğrenme dürtüsünden ileri gelir. Bu heyecanlı bir süreçtir aslında. Korkuyla karışık bir merak duygusudur.

Haz: Abdullah Karaduman

Etrafınızda kendini tanımak isteyip bunalıma giren pek çok kişi vardır eminim. Kendisini Kadir İnanır gibi mangal yürekli zannederken, Kemal Sunal gibi komik bir adam olduğu sonucuna erişenler acaba kendilerini nasıl hissediyorlardır? İnsanlar internet üzerinden, gazete köşelerinden buldukları kişilik testlerini çözmekten kim olduğunu unutmak üzere. Kendini tanımak isteyen insanlar çoğu zaman bu amaçla hazırlanmış olan anket ve ölçeklere başvurmakta. Bu tür anket ve ölçekle yararlı bilgiler verebilecek olmalarına karşın tek başlarına belirleyici olmazlar. Özellikle gazetelerin pazar eklerinde ki Sevgiliniz “sizi ne kadar seviyor?”, “Annenize ne kadar bağlısınız?”, “Babanızdan ne kadar uzaksınız?”, “Eşiniz sizi aldatıyor mu?” gibi anketleri çözerek annenize, babanıza küsmeniz, eşinizi boşamanız gerekmez. Eğer siz bir şehir olsaydınız neresi olurdunuz? Hiç düşündünüz mü? Ben baktım, soruları cevapladım. İstanbul çıktı. Ben şehir olsaymışım İstanbul olurmuşum. Daha neler var neler. Mesela “Bakalım hangi tahtanız eksik?”, “Siz futboldan ne anlarsınız?”, “Hangi aşk romanı yazarısınız?” gibi daha onlarca sizi size anlatan 10 sorudan oluşan sorularla kendinizi tanıyorsunuz. Tabii bütün bunlar kim olduğunuzla ilgili küçük ipuçları verebilir. Ama, testlerin birbiriyle olan tutarsızlığı kendinizi kaybetmenize neden olabilir. Günlük burçları takip ettiğinizde kendiniz hakkında öğrendiklerinizle bu testler sonucunda elde ettiğiniz bilgiler aynı düzeyde bilimsel olmayan verilerdir. Bunun en büyük ispatı gazete ve dergiler için testler hazırlayan Dr. Nilgün Gedikoğlu’nun söyledikleri. Nilgün Gedikoğlu diyor ki; “10 yıldan fazla süredir hazırladığım testlerde, 12 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

aldığım psikiyatri eğitiminden yararlanıyorum. Sonucun doğruya en yakın çıkması için bir formül geliştirdim. “Bir test çözdüm ve artık kendimi tanıyorum”, olsa olsa bir şaka cümlesi olabilir. Test çözdüğü için hayatı değişen kimseye pek rastlanmamıştır. Ama eğer test, psikiyatri bilgisi olmayanlarca hazırlanmışsa sonuç yanlış yönlendirici olabilir.” Kendini tanıma aslında sanıldığından zordur. İnsanın kendi davranışlarını objektif bir şekilde gözlemlemesini, yorumlamasını ve yorumlarının doğruluğunu hayattaki deneyimleriyle sınamasını, karşılaşacakları ile cesurca yüzleşebilmesini ve yaşadığı duygulara katlanabilmesini gerektirir. İnsan kendini tanıma sürecinde zaman zaman başkalarının değerlendirmelerini almalı ve bunları objektif bir şekilde değerlendirmelidir. Ayrıca diğer insanlar üzerinde bıraktığı etkileri de takip etmesi kendisi hakkında bilgiler verir. Ben kimim ufkunun bayrak direğini bulmak oldukça zor. Bu zor yolculuk için cesaret gösterenler ve emek harcayanların ödülü daha nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurmaktır. Nitelikli ve doyumlu insan ilişkileri kurabilmesi, insanın kendisini ve diğer insanları tanıması ile mümkün olabilir. O kadar laf ettik, siz de okudunuz. Bari bir “10 soruda sen kimsin?” testi yapmadan sizi göndermeyeyim. Yalnız sonuçlar hakkında “bu kadar olur kardeşim, işte ben buyum” deseniz bile bu sadece bir ipucu, unutmayın. Soruları çözerken ne kadar ilginç oldukları da gözünüzden kaçmayacaktır eminim. (Genç Dergide Yayımlanmıştır.)


®

YAŞAM

1. Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz? a. Sabahları b. Öğlenden sonra ve akşama doğru c. Gecenin ilerleyen saatlerinde 2. Nasıl yürürsünüz? a. Hızlı ve uzun adımlarla b. Hızlı ve kısa adımlarla c. Normalden yavaş ve etrafa bakınarak d. Yavaş ve başı eğik e. Çok yavaş 3. İnsanlarla konuşurken… a. Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum b. Ellerimi sıkarım c. Bir veya iki elimi belime koyarım d. Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm e. Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı düzeltirim 4. Dinlenirken nasıl oturursunuz? a. Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak b. Bacaklar çaprazlanmış olarak c. Bacaklarımı uzatarak d. Bir bacağımı altıma katlayarak

d. Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız e. Başınızı yorganın altına kapatırsınız 10. Rüyanızda genellikle… a. Düşersiniz b. Kavga eder veya tartışırsınız c. Birilerini veya bir şeyler ararsınız d. Uçar veya yüzersiniz e. Genelde rüya görmezsiniz f. Rüyalarınız daima hoştur İşte sonuçlar, cevabınızın karşısına gelen puanları toplayın. A B C D E F G 31- 40 PUAN: İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz. 41-50 PUAN: İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever, düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi olarak tanırlar.

5. Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız? a. Büyük bir kahkaha atarım b. Gülerim ama fazla sesli değil c. Bir kerelik gülerim d. Sessizce gülümserim

51- 60 PUAN: İnsanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle aynı iş yerinde yaşamaktan zevk alırlar.

6. Bir sosyal etkinliğe katıldığınızda… a. Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız? b. Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız? c. Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?

60 PUAN VE ÜZERİ: İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.

7. Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz. Ne yaparsınız? a. Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım b. Aşırı derecede rahatsız olurum c. Belli olmaz. Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm 8. En çok hangi rengi seversiniz? a. Kırmızı veya portakal rengi b. Siyah c. Sarı veya mavi d. Yeşil e. Koyu mavi veya mor f. Beyaz g. Kahverengi veya gri 9. Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada… a. Sırt üstü yatıp uzanırsınız b. Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız c. Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız

A 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

2 6 4 4 6 6 6 6 7 4

B

C

4 4 2 6 4 4 2 7 6 2

6 7 5 2 3 2 4 5 4 3

D

E

2 7 1 5

1 6

4 2 5

G

F

Puanınız

2

3 1 5

2

1

1 Toplam:

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 13


®

YAŞAM

Güzel düşün, güzel yaşa! Kendimiz hakkında düşündüklerimiz kendi gerçeklerimizi oluşturuyor. Aklımıza gelen her düşünce, söylediğimiz sözler, geleceğimizi etkiliyor. “Korktuğum başıma geldi” deriz, bunun sebebi korktuğumuz şeyin bilinçaltımızda yer ederek onu davet etmesindendir.

Hazırlayan: Dr. Hafize Erkal

Merhaba, bu yazımda; insanın duyguları, düşünceleri, bilinçaltı dünyasının, kişinin hayatı üzerinde ne denli etkili olduğu konusunu paylaşmak istiyorum. Hayatımıza giren olumlu veya olumsuz olaylar, kişiler, hiçbirisi tesadüf değil; duygularımız, düşünce ve arzularımız, korkularımız, nefretlerimiz yaşadıklarımızı ve yaşayacağımız şeyleri belirliyor. Biz farkında olsak da olmasak da… Kendimiz hakkında düşündüklerimiz kendi gerçeklerimizi oluşturuyor. Aklımıza gelen her düşünce, söylediğimiz sözler, geleceğimizi etkiliyor. “Korktuğum başıma geldi” deriz, bunun sebebi korktuğumuz şeyin bilinçaltımızda yer ederek onu davet etmesindendir. Birisini devamlı düşünürseniz ilginç bir şekilde o kişi ile yolunuz kesişir çünkü düşünce dünyanızda onunla bir bağ kurup kendinize çekersiniz.

Nasılsınız diye sorduğumuzda hemen hepimiz iyiyiz diye cevaplarız ki bu, kalıplaşmış ama çok güzel bir ifadedir. Bizim kadim kültürümüzde olumsuzlukları değil olmasını istediğimiz iyi ve güzel şeyleri dile getirmek geleneği vardır. Sonuç olarak yaşadığınız sıkıntıların ortadan kalkmasını, hastalıklarınızın iyileşmesini, hayatınızda iyilikler, güzellikler, mutluluklar olmasını mı istiyorsunuz? Anahtar sizin elinizde, olacağına inanarak dua edin... Zihninizi olumlu düşünceler, sağlık, huzur, iyi niyet kavramlarıyla doldurursanız hayatınızda mucizeler gerçekleşeceğine inanabilirsiniz.

Bağlantılarımız, ilişkilerimiz bizim aynalarımız. Kendimize çektiklerimiz ya sahip olduğumuz özelliklerin ya da ilişkilere ait inançlarımızın aynası oluyor. Patronumuz, memurumuz, iş arkadaşımız, eşimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız için de geçerli bunlar. Onların hayatımıza uyan yanları olmasaydı bizim hayatımıza girmezlerdi. Bu kişilerdeki hoşlanmadığımız şeyler ya yaptığımız ya yapmak istediğimiz ya da inandığımız şeylerdir genellikle. İstemek; bilinç ile bilinçaltının belli bir amaç yönünde uyumlu etkileşimi ile olur. Bir şeyi can-u gönülden, içtenlikle ister ve istemekten vazgeçmezseniz onun gerçekleştiğini görürsünüz. Gerçekleşmeyen arzularınızı inceleyecek olursanız tereddütlerinizin olduğunu, acaba olur mu, benim için uygun mu, bu sonuç beni mutlu edecek mi gibi içten içe endişeler taşıdığınızı görürsünüz. Vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi yüce yaradan. Katıksız, tereddütsüz ve olacağına inanarak isteyebiliyorsak istediğimizi verecektir her şeyin sahibi. Onun için iyilikleri, güzellikleri, sağlığı, mutluluğu, huzuru isteyin. İyi arkadaşlar, iyi bir eş, iyi çocuklar, huzurlu iş ortamı, ihtiyaçlarımızı karşılayacak kazanç vs. listeyi uzatabilirsiniz. 14 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

“Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” Bediuzzaman Said Nursi


KOMBiNASYON

®

ÖLÇÜSÜZ GÜZELLİK Ölçüsüz Güzellik grubu; hangi kiloda olursa olsun kendini iyi hissetmek isteyen 44-56 beden aralığındaki her yaştan bayana hitap etmektedir.

Sezonun vazgeçilmez renk ve desenlerini sizler için bir araya getirdik. Ölçüsüz Güzellik grubunda; tunik-pantolondan, etek-gömleğe, elbiseden kaftana, pardösüden Berceste’ye kadar tüm ürün gruplarına yer vererek kendinizi daha iyi hissetmenizi ve aradığınızı bulmanızı sağlıyoruz. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 15


®

KOMBiNASYON

OKUL, İŞ VE ÖZEL HAYATINIZI KOLAYLAŞTIRAN KOMBİN ÖNERİLERİ

Haftalık Kombİn

Günümüz şartlarında herkes bir koşuşturma içerisinde biz de zamandan tasarruf etmeniz için işinizi kolaylaştırmak istedik. +44 bedenden oluşan kombinasyonlar, derslerden başını kaldıramayan öğrencilerimize öğrenci kombinasyonları, toplantıdan toplantıya koşturan çalışkan bayanlar için de iş kadını kombinasyonları hazırladık. Alternatifleri için de sizleri mağazalarımıza bekliyoruz. Haz: Esra Karaduman Uzun

Pazartesi

+ 44

iŞ I IN KAD

Ci

ÖĞREN

Resmi geçecek bir iş gününde size eşlik edebilecek güzel ikili bir takım. Hem şık olacak hem de rahatlığınızdan ödün vermemiş olacaksınız. 16 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

Okulda Pazartesi sendromu yaşamamak için rahat ve şık bir kombin tercih edebilirsiniz.


®

KOMBiNASYON

Salı + 44

NCi

iŞ I A K DIN

E ÖĞR

Sıkıcı toplantılar ancak renklerin vermiş olduğu güzel enerjiyle iyi geçer.

Çarşamba

Okuldaki sunumu kolaylaştıran en büyük etken sizin kendinizi iyi hissetmeniz olacaktır. Renklerin uyumu size bu hissi verecektir.

iŞ I A K DIN

+ 44 i

ENC

ÖĞR

Yemek davetleri hoş sohbetle ya da gayet resmi geçebilir fakat siz kendinizi es geçmemelisiniz. Bunun için de nerde ne giydiğinizin önemi büyük. Sade bir yerde yenen yemek için seçilen kıyafetle önemli bir davet için seçilen kıyafetin arasında fark olmalı. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 17


®

KOMBiNASYON

Pe rşe mbe Ci

ÖĞREN

+ 44

iŞ KADINI

Arkadaşlarla cafede buluşulacaksa sade ama şık olmak en iyisi.

Koyu sohbetlerin adresi ev gezmesi demektir. Bu da arkadaşlarla geçen en güzel vakit anlamına gelir. Bu güzel vakitlerinizde sizi rahat ettirecek kombinler tercih etmelisiniz.

Cuma Ci

ÖĞREN

+ 44 iŞ I IN KAD

Düğün, nişan dedik mi herkesle şıklık yarışına gireriz. Bu kıyafetler size birer alternatif olabilir. 18 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


®

KOMBiNASYON

C u mar t e s i Alışveriş biz bayanlar için çok önemli bir iştir. Kendimizi tamamen alışverişe vereceğimiz için rahat olmalıyız. Bunun için önerimiz bir elbise ya da bir kaban olabilir. Genç olan ve kendini genç hisseden bayanlar için ise bu ara trend olan etek pantolonlu bir kombin tercih edilebilir.

+ 44 Ci

ÖĞREN

iŞ I IN KAD

Pazar + 44

ÖĞRENCi

iŞ KADIN

I

Vizyondaki bir filme veya bir konsere gitmek haftanın yorgunluğunu atmaya yardımcı olacaktır. Kıyafetiniz de sizin gününüzün iyi geçmesinde önemli bir rol oynayacaksa bu kombinlere bir gözatın deriz. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 19


®

KOMBiNASYON

K E C MER

Sizler için her sezon bazı kıyafetleri mercek altına almaya karar verdik. Bu sayımızda tunik, kaban, pardesü ve takım adı altında etekli ceketli ve etekli gömlekli kombinleri ele aldık.

TUNİK

20 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


KOMBiNASYON

®

GÖMLEK/ETEK

ETEK / CEKET

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 21


®

KOMBiNASYON

KABAN

22 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


KOMBiNASYON

®

PARDESÜ

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 23


®

TARiH

Hazırlayan: Muhammed Karaduman

1360 - 1403 / Saltanat 1389-1402

YILDIRIM BEYAZID Murad Hüdâvendigâr’ın oğlu, dördüncü Osmanlı padişahı. Tahta çıkar çıkmaz Sırbistan bölgesindeki huzursuzlukları, ardından halka zulüm yapan ve Osmanlılar’a baş kaldıran Anadolu Beylikleri’nin çıkardığı ayaklanmaları bastırdı. İzmir haricinde bütün Batı Anadolu’yu Osmanlı idaresine kattı.

Yıldırım Beyazıd, bir kaç kere İstanbul’u da kuşatmış, bu maksatla Anadolu (Güzelce) Hisarı’nı yaptırmıştır. Fakat her defasında kuşatmayı yarım bırakmak zorunda kalmıştır. 1396 Niğbolu zaferi tek başına Osmanlı’nın, Avrupa devletlerine karşı kazanılan en önemli savaşlardan birisidir. Bu zafer Batı dünyasının 24 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

yanı sıra doğuda da Osmanlı Türk Devleti’nin tanınmasına sebep olmuştur. Mısırda ki Abbasi Halifesi, Yıldırım Beyazıd’a gönderdiği tebrikte “Sultan-ı İklim-i Rum” diye hitap etmiştir.

Öte yandan Yıldırım’ın güneyde Fırat boylarına kadar genişlettiği fetih hareketi, Bizans’ın İstanbul Boğazı ve İzmit Körfezi’ni vurması üzerine yarım kaldı ve Yıldırım Beyazıd İstanbul’a dönerek tekrar kuşattı. Ancak bu sefer de doğuda Timur tehlikesi baş gösterdi. Yıldırım’dan öç almak isteyen Beylikler, Timur’a destek verdiler. Nihayet Ankara Çubuk ovası çetin bir muharebeye sahne oldu. Esir düşen Yıldırım, 7 ay sonra bu esarete dayanamayarak 1403’de vefat etti.


BiLiM

®

Modern kimyanın kurucusu

EBU MUSA CÂBİR BİN HAYYAN Hazırlayan: Muhammed Karaduman

Modern kimyânın kurucusu meşhûr İslâm âlimi. Tebe-i tâbiîndendir. İsmi Câbir bin Hayyân Abdullah el-Ezdî olup, künyesi Ebû Abdullah’tır. Horasanlı, Tuslu, Harrânlı ve Kûfeli olduğu söylenen Câbir’in âilesi hakkında çok az bilgi vardır. İslâm âleminde Sûfi, Avrupa’da Al-Geber ismiyle şöhret buldu. Doğum târihi kesin olarak bilinmemekte ve yaklaşık 815 (H. 200) yılında vefat ettiği kabul edilmektedir. Aslen Türk olan Câbir bin Hayyan, Abbâsî Halîfesi Hârûn Reşîd’in sarayında yaşadı. Vezir Yahyâ bin Hâlid el- Bermekî’den himâye gördü. Asrının fen âlimiydi. Bütün İslâm âlimleri gibi, fen ilmini, İslâmî ilimlerle berâber okudu. Tıp, astronomi, matematik, felsefe, kimyâ ve zamanın diğer ilimlerinde yetişti. Câbir bin Hayyân, Câfer-i Sâdık hazretlerinin derslerine devâm etti ve hizmetinde bulundu. Temel din ilimlerini öğrendi. İlmî araştırmalarda husûsî metodlar geliştirdi. O zamanda meşhûr olan simyâ (sihir ve büyücülerin, olması mümkün olmayacak şeyleri yapıyorlar gibi göstermeleri) ilminin bir fen ilmi olmadığını isbât edip, ondan ayrı olarak tecrübeye, analize ve matematiğe dayalı kimyâ ilmini kurdu. Böylelikle bugünkü modern kimyânın temelini atmış oldu. İlim öğretip birçok talebe yetiştiren Câbir bin Hayyân, eserlerinde yapmış olduğu ilmi ve fenni tecrübeleri, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar îzâh etti. Ulaştığı netîceleri son derece hassâsiyet ve dikkatle yorumladı. Bâzı mühim kimyevî maddelerin terkibini tesbit edip, açıkladı. Kimyâda kullanılabilecek bâzı metodlar ortaya koydu. Deneylerde kullanılacak âletlerin îmâli ve bunların kullanılış metodunu îzâh etti. Kimyâ ilminde kullanılabilecek hassas ölçü âletlerini yaptı. Câbir bin Hayyân, maddelerin atomik yapısını gösteren orjinal tesbitler yaparak, kimyevî reaksiyonlarda belli miktarların belirli miktarlarla reaksiyona girdiğini söyledi. Atom hakkında, ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söyledi: Maddenin en küçük parçası olan “el-cüz’ü lâ yetecezzâ” da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi, bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom da parçalanabilir. Parçalanınca da öyle bir güç meydana gelir ki, bir anda Bağdât’ın altını üstüne getirebilir. Bu, Allahü teâlânın kudret nişânıdır.” Bu sözlerden asırlar sonra yapılan atom bombası, atıldığı şehirleri yerle bir etti. George Sarton onu, “Orta çağların ilimler ansiklopedisi” olarak değerlendirmekte, şöhret ve tesirlerinin, 17. asra kadar devâm etmiş

olduğunu ifâde etmektedir. Gerçekten 17. asra gelinceye kadar kimyâ bilimleri alanında onun seviyesine kimse çıkamamış, kimse onu gölgede bırakamamıştır. Doğu ve batı ilim dünyâsında ona denk ve onu aşan bir kimyâcı yetişmemiştir. Kimyâ târihçisi Leclerc; Histoire de la Medicine Arabe adlı eserinde, Câbir bin Hayyân’ı orta çağların tartışılamaz en büyük âlimi, ilmî otoritesi ve derinliği ile benzeri olmayan bir üstat, metodu ile yol gösterici olması bakımından büyük bir ilim teşvikçisi ve nihâyet modern kimyânın kurucusu ve tamamlayıcısı olarak değerlendirmektedir. İslâm âleminde, Ebû Bekr Râzî, İbn-i Sinâ, Mesleme el- Macrîtî, Fârâbî ve daha birçok bilgin, onun eserlerinin gölgesinde yetişip, olgunlaştılar. Modern araştırmacılar şöyle demektedirler; eğer Câbir bin Hayyân çağımız teknolojisini kullanarak aynı eserleri yazsaydı, modern sonuçlara ulaşırdı. Maddenin en küçük parçasından araştırmaya başlayarak, istediğine ulaşıyordu. Bununla berâber, dış gözlemlerinde tümden gelim metodundan da yararlandı. Yâni maddenin tabiî hâlinden en küçük parçasına kadar inceleyerek sonuca vardı. Francis Bacon, bu metodu onun eserlerinden öğrenmiş, Dekart ise onu taklid etmiştir. Onun metodunun esâsını, “mazbut müşâhede ve sağlam tecrübe” teşkil etmektedir. O, bu metodu ile hayal ve kuru faraziyelerle oyalanmamış, gerçek anlamda bir ilmi çalışma ortaya koyarak çığır açmıştır. Câbir bin Hayyân; tıb, astronomi ve mantık, felsefe, fizik, mekanik gibi ilim dallarında da çalışmalar yaparak bunlarla ilgili eserler verdi. Usturlâb hakkında yazdığı eseri gören âlimler, eserin bin bölümden meydana geldiğini ve akılları durduracak üsünlükte olduğunu kaydetmişlerdir. Yazdığı eserler, asırlarca İslâm medreselerinde okutulunca, Endülüs Müslümanları yoluyla Avrupa’ya geçti. İslâm dünyâsında ve Avrupa’da kimyâ ilminde Câbir çağının sonu bir türlü gelmedi. Öyle ki, Avrupa’da bâzı kimyâgerler, kabul görmesi için eserlerini ona mâl ederek, kendi eserlerine onun ismini yazdılar. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 25


®

RÖPORTAJ

DURSUN ALi ERZiNCANLI Sesi ve tavrıyla kısa bir süre içinde kendine özgü bir tarz oluşturarak çok geniş bir hayran kitlesine sahip biri olarak tanıdığımız Dursun Ali Erzincanlı’yı bir de sizin ağzından dinleyebilir miyiz? Kimdir Dursun Ali Erzincanlı? Türkçe derslerinde öğretmenimin bana bir metin okutmasını beklerdim hep, heyecanla. Okumayı çok seviyor, kendi sesimi duyarken değişik bir duygu hissediyordum çünkü. Hatta parmağımı kulağıma kapatarak kendi iç sesimi -sanki radyodan televizyondan geliyormuş gibi- duyma denemeleri yapar ve sonra metni okurdum. Sonrasında Erzurum’da üç yıllık bir Kur’ân Kursu dönemimiz oldu. Kur’ân-ı Kerîm ile hemhâl olup hafızlık yapmaya gayret ettik, fakat ihtilâl dönemine denk gelmiş olması nedeni ile tam manası ile bitiremedik! O dönemlerde ‘İmam Hatip liseleri kapatılacak’ diye bir karar çıkmıştı yahut öyle bir söylenti vardı. Babam da; “Ben seni İmam Hatip okuluna yazdırmak için bir alt yapı olması niyeti ile kursa gönderdim. Okullar kapanmadan seni İmam Hatip lisesine yazdırayım” dedi ve beni liseye yazdırdı. Tabi üç yıl aradan sonra gittiğim için diğer çocuklardan büyüktüm ve o zamanlar sesim onlara göre biraz daha kalındı. Sınıf başkanı seçileceği zaman beni seçerlerdi. Metin okumaları, gençliğe hitabe ve okuldaki müsamerelerdeki sunuculuk gibi vazifeler de bana verilmeye başlanmıştı. Orta ikinci sınıfa geldiğimiz vakit bir arkadaşım dereceye girmiş ve

Efendimizin zamanında edebi dil hakimdi. Nerdeyse Efendimiz hariç tüm sahabe etkileyici şiirin içinde olmuşlardır. Şiir bazen savaş başlatır, savaş bitirirdi. Ve şairler de savaş meydanlarında şiirleriyle savaşırdı. Efendimizi şiirle anlatmak daha nahiv daha estetik oluyor.

ödüle lâyık görülmüş olan bir şiirini bana gösterdi. Şiire baktım ve içimden ‘Ben de yazarım’ dedim ve hemen eve giderek ilk şiirimi yazdım. Peki neden şiir? Kendinizi bu kadar sevdirdiğiniz bu sanata, sizi çeken neydi? Bazı şeylerin nedeni olmuyor. His diyelim veya içinden geleni yapmak. Ben ilkokulda metin okumayı çok severdim. İçimden, okumaya dayalı bu isteği her zaman hissettim. O zaman bu çekim alanını adeta doğuştan lütfedilen bir haslet olarak kabul ediyorum. Söz konusu şiir olduğunda adınız geçince farklı bir yerde duruyorsunuz. Bu duruş nasıl çıktı ortaya? Sizi farklı yapan nedir? Peygamber efendimizi (s.a.v.) konu alan şiirler okuduğum için çok özel bir konum oluştu. Herhangi bir şiir değil sadece efendimizi (s.a.v.) anan şiirler okudum. Konu farklı ve güzel olunca konum da özel ve güzel oluyor.

Hep sizin nefesinizden çıkan şiirlerin insanlara etkisini konuştuk, peki siz hangi şiirler ve şairlerden etkilenirsiniz? Ben özellikle Necip Fazıl’dan etkilenmişimdir. Mehmet Akif Ersoy okudum. Fakat zenginlik olarak kaldı. Arif Nihat Asya da etkilendiğim şairlerdendir. Bir de şairden ziyade şiirler vardır ve şiirlerin içinde cümleler vardır ki başlı başına şiirdir. Size göre iyi ve güzel duyguların insanlara aktarılmasında şiirin etkisi nedir? Siz özellikle Hz. Muhammed’i (s.a.c.)anlattığınız şiirlerinizin etkileriyle bu konuyu nasıl değerlendirirsiniz? Efendimizin (s.a.v.)zamanında edebi dil hakimdi. Nerdeyse Efendimiz (s.a.v.) hariç tüm sahabe etkileyici şiirin içinde olmuşlardır. Şiir bazen savaş başlatır, savaş bitirirdi. Ve şairler de savaş meydanlarında şiirleriyle savaşırdı. Efendimizi (s.a.v.) şiirle anlatmak daha nahiv daha estetik oluyor.


RÖPORTAJ

Eserlerinizi icra ederken olmazsa olmazlarınız var mıdır? Olmazsa olmazımız sadece mekanla ilgilidir. Mesela sadece mekana Efendimizle ilgili program var diye gelenler olmalıdır, yoksa düğün, nikah, nişan gibi farklı sebeplerden dolayı bir araya gelen insanlara naat okumak , okuduğumuz şiirlerin muhtevasına karşı adapsızlık olur. Toplumu en çok etkileyen sanat dallarından biri de kuşkusuz sinema. Bu alana daha fazla girmeyi düşünüyor musunuz? Bir oyuncu olarak özel projelerde olmak isterim. Fakat beni daha çok yönetmenlik cezp ediyor. Mesela kısa filmler düşünüyorum. Şiir, sinema ve tabi ki radyo… bu üçlüyü birer kelimeyle tanımlamanızı istersek bize neler söylersiniz? Şiir sinemadaki profesyonellikle görsel değil de işitsel bir film yapmak gibi geliyor. Şiir kulağa hitap ediyor. Radyo kulağa hitap etmekle beraber an’ı yaşatıyor. Sinema, anlatmak isteğinizi hem göze hem kulağa hitap ederek kalbe ulaştırıyor.

®

Sizi yakından takip eden hayranlarınız ve özellikle şiire ilgi duyan gençler için tavsiyeleriniz nelerdir? Öncelikle şiirle ilgilenen biri bilmeli ki, usta şairlerin şiirlerini okumakla başlar yolculuk, yavaş yavaş yazıya dönüşür önce okumak, çok okumak, çok okumak sonra da şiir yazmak. Yazdığınız şiiri saklayın ve bir ay sonra tekrar okuyun hala size güzel geliyorsa, o şiir başarılıdır. Bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederken, Tekbir Yaşam okuyucularıyla tesettür giyim ile ilgili görüş ve önerilerinizi paylaşır mısınız? Elbette… Tesettür, setretmek; yani gizleme, örtme anlamındadır. Birinci adım: Allah’ın örtünmesini emrettiği yerleri örtmek. Sonra da ikinci adım: Yani tavır ve davranışları setretmek. Giyim şık ve temiz olmalı ve aynı zamanda ahlaken de tesettürlü olmalıyız. Konuşma üslubundan davranışlara kadar… Bize bakacak olan nazarlara, cinsiyetimize ait özellikleri sunmamalıyız. Ben de sizlere teşekkür ediyorum..

Peygamber efendimizi konu alan şiirler okuduğum için çok özel bir konum oluştu. Herhangi bir şiir değil sadece efendimizi anan şiirler okudum. Konu farklı ve güzel olunca konum da özel ve güzel oluyor.

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2013 • 27


®

EŞARP

BAŞIMIZIN TACI

İPEK TUALLER

2013-14 Sonbahar Kış Eşarp koleksiyonu zengin desen çeşitleriyle sizlerin beğenisine sunuldu. Floral desenler, geometrik, leopar, ekose, etnik desenlerin yer aldığı koleksiyonda aradığınız trend renkleri bulabilirsiniz.

28 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM


EŞARP

®

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 29


®

PSiKOLOJi

ER-RAHİM’iN RAHiMDEKi MERHAMETi

Bedenimizi oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzeni incelediğimizde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşırız. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir.

Psk. Dan: Esra Karaduman

Rahman; Arapça’da “reheme” kökünden gelmekte ve “acımak, esirgemek, affetmek, şefkat göstermek, bağışlamak” anlamlarında kullanılmaktadır. Allah’ın Rahim sıfatı da merhamet kelimesi ile aynı kökten gelmektedir. Bize hayatımızın her anında sunulan rahmet yağmurlarından sadece bir damlasını düşünmek bile insanı ucu bacağı olmayan ummanlara götüren bir yolculuk olmakta. Gelin “ Ya Rahim!” diyelim ve nefes almaya, soluk almaya başlayalım. Gelin düşünelim yokluğumuzu ve varoluş serüvenimizi. Gelin öyleyse dalalım bizde bu denize ve annemizin rahmine düştüğümüz ana ve sonrasına bakalım. Ve derin derin düşünelim; insanoğluna verilen en müthiş hasletlerinden olan sevgi, merhamet, şefkat gibi yüce duyguların hangi sebepler dahilinde oluştuğunu ve akabinde de sadece kendi isminden bir cüz bahşeden asıl Rahim olan Allah’ın sonsuz merhametinin nasıl olduğunu? Bir bakın bedeninizin uzantılarına izleyin kendinizi kendinizde ve derin bir nefes alın sonrasında…. Bizler, hayatımız boyunca sahip olduğumuz bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız. Bedenimizi oluşturan kemikler, kaslar, damarlar, iç organlar mükemmel bir düzene sahiptir. Bu düzeni incelediğimizde ise, daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşırız. Birbirinden farklı gibi görünen bu vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Bu malzeme hücredir. Hücre, bir organın örneğin gözümüzün en küçük parçasıdır. Bir hücre o kadar küçüktür ki, bir milyon tane hücre bir araya gelse sadece bir iğne ucu kadar yer kaplar. 30 • KIŞ 2014 / TEKBiR YAŞAM

İnsan vücudunu oluşturan 60–70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü, insanın doğumundan 9 ay 10 gün önce tek bir hücrede toplanıp bir araya gelmiştir. Bu hücre, anneden gelen yumurta hücresiyle babadan gelen sperm hücresinin annenin bedeninde yani rahminde yani insanın oluşumu için bir mucizevi mekan olan feraset gözlüğüyle bakıldığında hemen ilk bakışta anlaşılan, insanın yavrusuna en güzel ve en konforlu bir mekanın Rahim olan Allah’ın annenin rahmine tek bir damlayı düşürmesiyle oluşur. Rahim kadına bahşedilmiş büyük bir nimet. Geldiği hayatı değiştirecek, yön verecek, yönlendirilmesiyle ve eğitilmesiyle ya varlık alemini sevindirecek ya da zulüm edecek insanların yaratılmaya başlandığı yer. Biyolojik olarak anlatacak olursak rahim, kaslardan yapılmış sağlam bir duvara sahip içi boş bir organdır ve hacmi 50 gramdan fazla değildir. Rahmin bu büyüklüğü bir bebeğin büyümesi için elbette ki yeterli değildir. Bunun için rahmin yapısının değişmesi gerekir. Bu yüzden hamilelik boyunca rahmin hacmi giderek artar ve hamileliğin sonunda hacmi 1100 grama kadar ulaşır. Rahim bu özelliği sayesinde, annenin döllenmiş yumurtasının içinde büyüyüp gelişmesi, ve tam bir insan şeklinde dışarı çıkması için en uygun yer halini alır. Bundan başka kadının leğen kemiği boşluğunun tam ortasında bulunması da döllenmiş yumurta için bir sığınak görevi görür ve gelişimi boyunca bebeği korur. Ve mübarek Kur’-an yine açıyor ufkumuzu ve buyuruyor ki; “Andolsun, biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.” (Müminun Suresi, 12-13)


PSiKOLOJi

Annenin vücudu nasıl yavrusunu öldürmez?

İnsan vücudu içeriğinde var olan yabancı maddelere karşı hemen savunmaya geçen onu vücuttan biran önce atmak için bütün immun sisteminin çok mükemmel bir insan da şaşkınlık bırakacak şekilde denge ve uyum içinde çalışan bir savunma sistemine sahiptir. Vücuda gözle görülmeyen bir virüsün intikal etmesi halinde vücut olağanüstü bir hal ilan eder ve hemen reaksiyona geçer. Bu yaratılış sistemimizde bize verilmiş müthiş bir mekanizmadır. Evet gelin bir de rahme bakalım merhamet sahibinin izniyle vücut kendiyle bir simbiyoz halinde olan yabancı bir madde olan bebeğe nasıl bir hal sergileyecek. Rahmin içi annenin vücuduna ait olsa da, henüz doğmamış olan bebek, annenin vücudu için yabancı bir maddedir. Nasıl ki organ nakli olan hastalar için yabancı doku büyük bir tehditse, embriyonunda annenin savunma sistemi tarafından “yabancı” olarak tanınması ve tehdit unsuru olarak görülmesi gerekir. Çünkü gelişmekte olan embriyo genlerinin yarısını annesinden, yarısını babasından alır ve babadan gelen her türlü bileşenin annenin vücudunda “antijen” yani saldırgan olarak kabul edilmesi gerekir. Bu sebep itibariyle bu durumun embriyoyu yok etmek üzere savunma sistemini harekete geçirmesi beklenir. Ancak annenin bağışıklık sistemi kendi içindeki yabancı dokuyu -embriyoyu- reddetmez. Merhamet sahibi rahmi öyle kompleks yaratmış ve öyle bir şekilde insanın gözüne soka soka kendi varlığının delilini ve merhametinin ispatını akıllar önüne seriyor ki heyecanlanmamak mümkün değil. Ve bütün farklı olan şeylere savaş açan vücut bir istisna olarak cenine savaş açmaz; çünkü annenin kanındaki savunma sistemi elemanlarının bebeğin kanına geçmesine izin verilmez. Bu nedenle söz konusu elemanlar bebeği yabancı bir doku olarak görüp, onu yok edemezler.

®

Annenin savunma sisteminin bebeğe saldırıp onu yok etmemesi son derece şaşırtıcı bir olaydır. Gelişmekte olan embriyo gerçekten de annenin vücudunda yabancı bir madde gibidir. Vücutta sürekli devriye gezen savunma hücreleri, yabancı maddeleri yok etmek üzere yaratılmışlardır ve harekete geçmeden önce bunlarla “tanışırlar”. Hücreler yabancı maddeleri tanımak için MHC (major histocompatibility complex) denilen molekülleri hücre zarlarında sergileyerek kullanırlar. Cenin hücrelerinde MHC moleküllerine rastlanmadığı için annenin savunma hücreleri tarafından tanınmazlar. Fakat bu hücrelerde MHC moleküllerinin hiç bulunmaması, doğal öldürücü hücrelerin anormalliği fark etmesine ve bu hücreleri yok etmesine yol açabilir. Bunun için de, cenin hücreleri “klasik olmayan” bir tür molekülü hücre zarlarında taşırlar: HLA G (insan lökosit antijeni G) * Dolayısıyla annenin immun istemi ceninin HLA G’sini yabancı olarak algılamaz ve doğal öldürücüler de onu görmezden gelirler. Ama yine de bu tek başına yeterli değildir. Bu metodlardan başka kimyasal sinyaller de kullanılır. Plasenta, bir dizi kimyasal sinyal üreterek, annenin immun sistemine etki eder. İşte bu nedenden dolayı anne hamilelik döneminde enfeksiyonlara, mikroplara karşı da daha savunmasız olur. Şüphesiz embriyonun annenin savunma hücreleri tarafından düşman olarak tanınmayacak bir sistemle yaratılmış olması bizim bu konu üzerinde derin bir soluk alıp düşünmemizi gerektiren insanı aciz bırakan yani bir mucizedir. Eğer bu istisna vücuda giren bir başka madde için yapılmış olsaydı, vücut hayati tehlikelerle karşı karşıya olurdu. Öte yandan eğer cenin için bu istisnai sistem, yaratılış olmasaydı, canlılığın devamı mümkün olmazdı. İşte insana verilen merhamet duygusunun kökünde bizim anne rahminde ki tamamen merhametiyle kuşatılmış olan yerde oluşumumuz yatmaktadır. Ve biz insanlar da bunu ancak vicdanımız da yani bilinçaltımız da yaşarız da ruhumuz duymaz. “O Allah ki, Yaratan’dır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir.” (Haşr Suresi, 24) * (Bea Perks, Andrew Coulton, “The Great Escape”, New Scientist, vol. 171, no. 2308, 15 Eylül 2001.)

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 31


®

GEZi

Haz.: Abdurrahman Karaduman

VAN

DOĞUNUN iNCiSi

Gölü, kedisi, kalesi, müzesi, kilimi, kahvaltısı, inci kefali, savat işlemeleri, otlu peyniri, Akdamar Adası ve ters laleleriyle Van...

32 • KIŞ 2013 / TEKBiR YAŞAM


GEZi

Adır Adası

Van Gölü’nün yüzölçümü büyük adalarından biri olan Adır Adası, Lim Adası olarak da adlandırılmaktadır. Adır Adası hem içerisindeki tarihi kilise ve manastırıyla hem de doğal güzelliğiyle görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Özellikle bahar aylarında gidip görmenizi önerdiğimiz Adır Adası, çok sayıda martının kuluçka merkezi haline gelmiştir. Adanın doğasına sinen tarihi atmosferi mutlaka yaşamalısınız.

Bartholomeus Kilisesi

Van-Başkale’nin sınırlarında bulunan Albayrak Köyü’ndeki St Bartholomeus Kilisesi, bölgede ender Hristiyan dini yapılarından biridir. St. Bartolomeus Kilisesi’nin yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte; 3. yüzyılda yapıldığına dair görüşler bulunmaktadır. Şehrin göz dolduran yapıları arasında olup; turizme kazandırılması amaçlanarak restorasyon çalışmaları yapılmaya başlanmıştır. Kilisenin duvarlarındaki süslemeleri orijinalliğini günümüze kadar korumuştur ve aynı zamanda şehrin turizm potansiyeli yüksek olan bir yapısıdır.

®

Kaya Çelebi Camii Kaya Çelebizade Koçi Bey tarafından 1660 yılında inşa edilmeye başlanan Kaya Çelebi Camii, Koçi Bey’in idamı üzerine Cem Dedemoğlu Mehmet Bey tarafından tamamlanmıştır. Van’ın zengin tarihinde kendine yer edinen Kaya Çelebi Camii, bölgeye gelen turistler tarafından ilk ziyaret edilen yerlerden biridir. Kaya Çelebi Camii’nin iç ve dış mimarisi sizi etkisi altına alacak. Tek şerefesi bulunan caminin kapı ve pencerelerindeki bitkisel ve geometrik süslemeler hayranlık kazanacak kadar büyüleyici. Van gezisine çıkmayı planlıyorsanız Kaya Çelebi Camii’yi mutlaka görmenizi öneririz.

Erçek Gölü

Bir set gölü özelliği taşır Erçek Gölü. Doğu Anadolu’nun güzellikleri arasındaki Erçek Gölü, Van Gölü’nün 30 kilometre doğusunda bulunur. Bu doğal güzelliğin yüzey alanı 114 km2’dir. Aynı zamanda Van Gölü’nden sonraki en büyük göl özelliğini taşımaktadır. Erçek Gölü’nün suyu sodalı ve tuzlu suya sahiptir. Bu doğal güzelliğin bir parçası olan bölge, her yıl Erçek Gölü Flamingo Festivali’ne ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’de yaklaşık olarak 450 kuş türünün 210’una ev sahipliği yapan Erçek Gölü’nün içinde hiçbir balık türü yaşamamaktadır. Van gezinizde Erçek Gölü’nü ziyaret edeceğiniz yerler arasına dahil edebilirsiniz. Çağ kalesi olan yapının birçok kalıntısı ise Osmanlı Devleti’ne bağlı Mahmudi Beyliği zamanında yapılmıştır. Çavuştepe Kalesi gibi tarihi Urartu dönemine uzanan Hoşap Kalesi, İran-Türkiye arasındaki yolda bulunmasından dolayı eski dönemlerde stratejik bir öneme sahiptir.

Hüsrev Paşa Camii

Hüsrev Paşa Camii’nin kitabesindeki bilgiye göre; 1567 yılında Van Beylerbeyi olan Köse Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olan caminin yapımında; kesme taş, tromp ve tuğla kullanılmıştır. Aynı zamanda iç mekanda bulunan çiniler hala göz doldurmaya devam etmektedir. İç mekanda dikkat çeken diğer bir detay ise; kıble duvarının ortasında bulunan mihrap.

Hurkan Köprüsü Şehrin tarihine tanıklık etmiş yapıtlar arasında olup; hala kullanılmaktadır. Sağlamlığıyla ve mimari görüntüsüyle göz dolduran Hurkan Köprüsü, Çatak ilçesinin yakınında bulunan Çatak suyu üzerindedir.

Van Kalesi Van Kalesi, Urartu Krallığı tarafından kütle halindeki taştan yaptırılan ve Urartu başşehri Tuşpa’yı kuş bakışı gören bir istihkam yapıdır. Van Gölü kıyısında olup, Van şehrine 5 km. uzaklıkta bulunan bu kale sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. Yapı 1800 m uzunluğunda, 120 m. genişliğinde ve 80 m yüksekliğindedir. MÖ 9. yüzyılda Lutipri’nin

oğlu Sarduri tarafından M.Ö. 840 - M.Ö. 825 tarihleri arasında kurulmuştur. Çok sayıdaki bu tür istihkamlara şimdiki Ermenistan, Türkiye ve İran’da rastlanır. Bu tür yapılar yeryüzüne çıkmış kayalarda ve yamaçların içinde yapılır. Genellikle yabancı ordulara karşı koymak için değil, bölge kontrolü için kullanılır. Van şehri eteklerindeki bu yapının harabeleri onun duvarlarının orta çağda yapıldığını destekler. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 33


®

GEZi

Akdamar Adası

Van gezinizde ilk görmeniz gereken yerler arasındadır Akdamar Adası. Van Gölü’nün en büyük adası olan Akdamar’da Ermeniler tarafından yapılan bir kilise bulunmaktadır. Adanın yüzölçümü 70.000 metrekaredir. Akdamar Adası’nın güzel bir efsanesi vardır. Adanın ismi de bu efsaneden gelmektedir. Bir zamanlar Ermeni keşişinin güzeller güzeli bir kızı varmış. Adı Tamara… Adanın yakınlarında çobanlık yapan bir gençle birbirlerine aşık olurlar. Genç çoban her gece Tamara’yla buluşmak için adaya yüzermiş. Tamara ise yerini belli etmek için fener yakarmış. Bir gün kızın babası bu aşkı öğrenmiş ve kızının çobanla nasıl buluştuğunu öğrenmiş. Bir gece yine kızı buluşmaya giderken babası da çıkmış arkasından. Genç çoban yüzerken keşiş elinde fenerle adanın kıyısından sürekli ışık vermiş. Farklı yerlerden ışık vermeye başlayınca genç çoban sürekli yüzerek gücünü yitirmiş. Yorulan çoban dibe çökmeye başlamış. Son sözleri ise Ah Tamara! olmuş. Tamara, sevdiğinin sesini duyunca babasının oyununa geldiklerini anlamış. Kendini atmış göle. İki genç boğularak ölmüş ama bedenleri Van Gölü’nde buluşmuş. Hikaye böyledir. Ahtamar olarak anılan bölge, Akdamar olmuş zamanla. Van gezinizde bu güzel efsanenin bahsedildiği Akdamar Adası’na gitmenizi öneririz.

Akdamar Kilisesi

Van’ın en göz dolduran manzaralarından birini sunar Akdamar Adası. Adanın içerisindeki Surp Haç Kilisesi ise adanın ismiyle anılmaktadır. Mimari açıdan gözlere hitap eden Akdamar Kilisesi, Kral I. Gagik’in isteği üzerine 915-921 yılları arasında inşa edilmiştir. Mimarı ise Manuel adlı bir kişidir. Akdamar Kilisesi aynı zamanda Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasındadır. Kilisenin dış cephesindeki bitki ve hayvan motifleri dikkat çekici detaylar arasında olup, bu mimari eser günümüzde müze olarak düzenlenmiştir. Van Gölü gezisinde görülmesi gereken yerlerin ilk sıralarında yer alan Akdamar Kilisesi, müze olarak ziyaretlerinizi bekliyor.

34 • KIŞ 2013 / TEKBiR YAŞAM

Van Gölü

Van Denizi olarak adlandırılan Van gölü, Nemrut Dağı’nın patlaması sonucu oluştuğu varsayılan bir göldür. Suyu tuzlu ve sodalıdır. Su seviyesi mevsime bağlı olarak yükselip alçalmaktadır. Gölde; Akdamar, Çarpanak, Kuş ve Adır Adaları vardır. Kapalı bir havza olmakla birlikte suları buharlaşma sonucu kaybolmaktadır. Bu durum gölde tuz birikimine neden olmaktadır. Soda üretimi için önemli bir göl durumunda olup, akarsu ağızlarında bol miktarda balık yaşamaktadır. Sadece dağlarda eriyen karlar gölü beslemektedir.

Van’da Muhakkak Yapılması Gerekenler

Van kilimlerinden, keçe ve tiftikten dokunan çoraplarından ve savat (gümüş) işlemeli el sanatları ürünlerinden satın alabilir, Ayanıs, Amik, Mollakasım ve Çitören sahillerinde yüzebilir, Erçek Gölü, Karasu Deltası ve Çarpanak, Adır Adalarında kuş gözlemciliği yapabilir, bıldırcın, ördek, tilki, keklik ve tavşan avlayabilir, Akdamar, Adır ve Reşadiye’de sualtı dalışı yapabilir, Edremit, Gevaş ve Merkez Çarpanak açıklarında su kayağı yapabilir, Bahçesaray’da rafting yapabilir, dünyaca ünlü bir gözü mavi diğer gözü yeşil olan Van kedisini görebilir, otlu peynir, murtuğa, gül reçeli, bal, kavut, cacık ve tereyağı ile enfes bir Van kahvaltısı yapabilir, Van Gölü’ndeki adaları gezebilir, zengin Van mutfağının enfes lezzetleri olan Kavurmalı Uşgun Ekşilisi, Keledoş, Sengeser, Kurut Aşı, Kurut Köftesi, Ciğer Köftesi, Tandır Balığı, Ayran Aşı, Kürt Köftesi, Ekşili, Yumurtalı Çiriş, Çiriş Pilavı, Ayva Yemeği, Helise, Çılbır, Borani ve Van Gölü’nden taze taze avlanan lezzetli İnci Kefalini afiyetle yiyebilirsiniz.

Ulaşım

Karayolu, havayolu ve demiryoluyla ulaşabileceğiniz Van, İstanbul’a 1637 km, Ankara’ya 1238 km, İzmir’e ise 1767 km uzaklıktadır.

Konaklama

Bu ilimizde zevkinize ve bütçenize uygun her sınıfta otel bulabilirsiniz.


PSiKOLOJi

®

Haz.: Tuba Karaduman / Psikolog

DİL GELİŞİMİ Dil, insanı diğer varlıklardan ayıran bir iletişim ürünüdür. Dil gelişimi ise bir bireyin hayatında çok büyük rol oynamaktadır. Piaget’e göre dil, dünyayı temsil eden semboller sistemidir. Dilin gelişim aşamaları; doğum öncesindeki gelişim, doğum sonrasındaki gelişim, bebeklik dönemindeki gelişim ve ilk çocukluktaki gelişim şeklinde başlar ve devam eder. Çocukların dile karşı olan yakınlıkları oldukça hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Tüm kültürlerdeki çocukların hemen hemen hepsi ilk sözcüklerini 12-18 ay arasında söylemektedirler. Dört yaşına geldiklerinde ise çoğu cümle kurmaya başlarlar. Dil gelişimi aşamasında öncelikle birinci aylarda iki veya üç heceli sesleri birbirinden ayırt ederler ve dile getirirler. Aynı zamanda bu dönemde diğer sesler ilgilerini çekebilir; duydukları sesin arayışına girebilirler. İkinci aylarında ise; bebeklerin ağlama sesleri farklılık göstermeye başlar. Hemen bunun akabinde ilerleyen aylara doğru Cıvıldama (Cooing), Heceleme (Babbling), Konuşmaya hazır olma ve ilk sözcükler eklenir. Dil gelişimi her çocuk için çok önemlidir; bu aşamanın özellikle dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum ve dil gelişimi hakkında genel bir bilgi paylaşımı yaptıktan sonra asıl değinmek istediğim konulardan birisi de 2.dil öğrenme durumudur. Bir çok ailenin çocuğu için bu girişimde bulunduğuna kanaat getirdikten sonra şunlara değinmek istedim. Öncellikle çocukların dil gelişimi özellikle 6-7 yaşa kadar çok hızlı geliştiği için en verimli zaman dilimi bu yaş aralığındadır. Bu yaş aralıklarında bazı uzmanlar 2-3 dil öğrenebileceklerini vurgulamışlardır ve bu yaşlar içerisinde gerek ana okullarından gerekse evdeki özel eğitimden aldığı bakıma çok özen göstermemiz gerekir. İyi bir bakıcı, iyi bir eğitmen ve güvenilir bir anaokulunda bunlar sağlanabilir. Bunlara önem verdiğimiz kadar bir o kadar da önem vermemiz gereken başka bir konu daha var. Çocuğun bu duruma hazır olması lazım çünkü aksi bir durumda çocuğun normal bir şekilde işleyen zihin ve dil gelişimi geri tepebilir ve elindeki en etkili olan iletişim aracı beyin ve dil fonksiyonlarına zarar verebilirsiniz. İşte tam bu sırada iş ailelere düşüyor. Bebeklerimizin ve çocuklarımızın gelişim süreçlerindeki tüm bakım ihtiyaçlarını karşılamalıyız ki ileride başka bir sorunla karşılaşmayalım. Onlar için en doğru zaman için uzmanlardan yardım almalıyız. Baş vuracağınız uzmanı önceden araştırmanız size artı sağlayacaktır. Diğer bir husus, çocukların ana dilini yaşıtlarıyla aynı seviyede etkin kullandığının analizi yapıldıktan sonra 2. dile başlamak doğru olacaktır. Birden fazla etkili öğrenme yöntemi bulunmaktadır; bunlardan birini bularak, uygulayarak veya teşvik ederek çocuğunuzun zamanının verimli geçmesini sağlayabilirsiniz. Hem bir çocuğun erken yaşta dil eğitimine başlaması sosyal yaşamanı olumlu etkilemesiyle eşdeğerdir.

Çocuğunuzun her zaman sağlıklı, bilinçli bir birey olmasını istiyorsanız; zamana, çevresine uyum sağlamasından yana iseniz veya hayata 1-0 önde başlamasını istiyorsanız. Lütfen! Çocuğunuzun dil gelişimini önemseyiniz.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE GELİŞİM VE ZEKÂ TESTLERİNİN ÖNEMİ Bir çocuğun zihinsel gelişim geriliğini ve ya üstünlüğün, becerileri ve onların hangi seviyede olduğunu önceden gelişim ve zekâ testleri sayesinde saptamak mümkündür. Ayrıca testler sayesinde çocukların psiko-motor gelişimini de (fiziksel yapıda ve sinir kas işlevlerindeki değişim süreci) ölçüle bilinir. Okul öncesi dönemde ki çocuklarda gelişim testlerinin önemi zekâ testlerine oranla daha mühimdir. Çocuğunuzun gelişim sürecinin ve yaş grubunun beklenen düzeyde olduğundan emin olmamızı sağlar. Ülkemizde yaygın olarak kullanılan gelişim testleri “Danver 2 Gelişimsel Tarama Testi” ve “Ankara Gelişim Testi Envanteri (AGTE)”. Bu iki test çocuğa bakım veren kişi ile yapılır (anne ve ya bakım veren herhangi başka kişi). Her iki testin amacı çocukta; Dil Bilişsel, İnce Motor, Kaba Motor, Sosyal Beceri ve Öz Bakımı ölçmektir. Zekâ testi yaptırılması için çocuğun yaşıtlarına göre geride ve ya ileride olduğunun izlenmesi gerekmemektedir. Çocuğunuzun hangi IQ karakterine sahip olduğunu önceden bilmeniz eğitim hayatı açısından büyük önem taşımaktadır. Zekâ testleri yaşlara göre çeşitlilik göstermektedir. Okul öncesi çocuklarda yaygın olarak kullanılan test “Stanford Binet”. Test Performans ve Sözel olarak iki alt başlıkta yapılmaktadır. Okul öncesi dönem çocuğun gelişimi ve zekâsını doğrudan etkileyen süreç olduğundan bu dönemi önemsemekte fayda vardır. Aynı zamanda çocuklarda ki farklılıkların net olarak ortaya çıktığı bu dönem, çocuklarda gelişim düzeyini ve zekâ durumunu saptayarak yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda onları sağlıklı yönlendirmenizede yardımcı olması açısından son derece önemlidir. TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2013 • 35


®

BiZDEN

36 • KIŞ 2013 / TEKBiR YAŞAM


YEMEK

BEŞAMEL SOSLU ISPANAK Malzemeler: 1 kg ıspanak, 1 adet kuru soğan, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 3 yemek kaşığı pirinç, tuz, kırmızı biber

®

Beşamel sosu için tereyağını eritin üstüne unu ekleyip kavurun. Soğuk sütü topaklanmaması için azar azar karıştırarak ilave edin. Kıvamı koyulaşana kadar karıştırarak pişirin. Beşamel sosu ıspanağı üstüne yayın. En üste kaşar peynirlerini serpiştirip 170 derece fırında üstü kızarana kadar bekletin.

Beşamel sos için: 3 yemek kaşığı tereyağı, 2 yemek kaşığı un, 2 su bardağı süt Üzeri için: Rendelenmiş kaşar peyniri Öncelikle pirinci yıkayıp üstünü geçecek kadar suyla haşlayıp suyunu süzün. Bir kenarda bekletin. Yemeklik doğranmış soğanı zeytinyağında kavurun üstüne yıkayıp suyunu süzdüğünüz iri kıyılmış ıspanak ve haşladığınız pirinçleri ilave edin. Ispanak suyunu bırakıp çekene kadar kavurun. Tuzunu, biberini atın orta büyüklükte fırın kabına yayın.

İNCİRLİ, MUHALLEBİLİ PASTA

Malzemeler: 2 Yumurta, 1 çay bardağı şeker, 1 çay bardağı süt, 1/3 çay bardağı zeytinyağı, 1 çay kaşığı karbonat, 1-2 damla limon suyu, 1 çay kaşığı portakal kabuğu rendesi, 1 su bardağı un (yaklaşık) Muhallebisi için: 4 Su bardağı süt, 4 yemek kaşığı toz şeker, 2 yemek kaşığı un, 2 yemek buğday nişastası, 1 yemek kaşığı tereyağı Tabanı için: 400 gram kuru incir, 1 çay bardağı ceviz

Karamelli şerbeti için: 1.5 Çay bardağı şeker, 1.5 çay bardağı su, çeyrek limon suyu İlk olarak keki pişirin. Yumurta ve şekeri köpürene kadar çırptıktan sonra sıvı malzemeleri ve portakal kabuğu rendesini ekleyin. Karbonata bir kaç damla limon suyu sıkıp aktifleştirdikten sonra karışıma ilave edin. Son olarak unu ekleyip, karıştırın. Yağlanmış unlanmış tepsiye döküp, 180 derece fırında pişirin. (Karbonat yerine kabartma tozu da kullanabilirsiniz.) Pişen keki soğumaya bırakın, soğuduktan sonra tepsiden çıkarın. Tepsiyi yıkayıp, kurulayın. Daha sonra zeytinyağı ile hafifçe yağlayın. Başka bir tencerede karamelli şerbetini hazırlayın. Şekeri tencereye alıp, kısık ateşte eriyene kadar bekletin. Eridikten sonra suyunu ilave edin kaynamaya bırakın. Kaynadıkça şeker eriyecektir. Şeker eridikten sonra altını kapatıp limon suyunu ekleyin. Şerbetin içerisine küp küp doğranmış incirleri atın. İncirleri biraz çevirip, delikli kaşıkla ayrı bir kaba alın. İri dövülmüş cevizle karıştırıp tepsinin altına serin. Muhallebisi için yağ hariç malzemeleri tencereye alıp karıştırıp, pişirin. Göz göz olunca altını kapatın. Tereyağını ekleyip, 5 dakika kadar mikser ile çırpın. İncirlerin üzerine muhallebiyi döküp, yayın. Daha önce pişirmiş olduğumuz keki, muhallebinin üzerine koyup, hafifçe bastırın. Kekin üzerini kürdanla bolca delin, özellikle orta kısımlarını. Şerbeti kekin üzerine dökün, yavaş yavaş şerbetin tamamını çekecektir. Buzdolabında en az 2-3 saat, mümkünse 1 gece bekletin. Servis yapmadan önce uygun bir kaba ters çevirip, dilimleyin. Keki için (32x26 cm’lik fırın kabı kullanıldı)

TEKBiR YAŞAM / KIŞ 2014 • 37


TEKBiR YAŞAM / .............

04 • Kış 2013


®

HEDiYENiZ BiZDEN Tekbir, sosyal medyada takipçilerinin gönlünü fethetmeye devam ediyor. Paylaş-Kazan yarışmalarımızın hızla devam ettiği Facebook ve Twitter platformlarında Tekbir eşarp ve şal kullanmayan takipçi kalmayacak. Sayfamızı takip edin, Paylaş-Kazan yarışmalarımıza katılmaya hak kazanın. Paylaştıkça kazanın, kazandıkça paylaşın...

www.tekbir.com.tr tekbirgiyim @tekbirgiyim

444 0 393


facebook.com/tekbirgiyim twitter.com/tekbirgiyim www.tekbir.com.tr


Tekbir Dergi 12