Issuu on Google+


YAZARLAR Toprak Şems Tezcan Erdem Gündüz Yücel Yarımbatman Cüneyt Eşberk Serkan Gökçe BNG. Pigsis.

ILETISIM ToprakTezcan@hotmail.com.tr MeskalinFanzin@Gmail.com Twitter.com/MeskalinFNZN Facebook.com/MeskalinFanzin www.MeskalinFanzin.com


ÖNSÖZÜMSÜ Meskalin Fanzin‟in ilk sayısı biraz amacından saparak çıkmıştır fakat günümüz Türk gençlerinin apolitik diye adlandırıldığı günlerde bu tabuları yıkmayıda kendimize görev edindik. Yandaş medyanın diyeceğim; ama artık hepsi öyle olduğu için, yandaş dememe gerek kaldığını düşünmüyorum. Hepimiz gördük ki, medyanın yapamadığını sosyal medya başardı. İşte bu nedenle ilk sayıyı “Gezi Parkı” başlığı altında çıkartmaya özen gösterdik. Günümüzde bu olaylar yaşanırken onlara sessiz kalmak, kuytuda köşede edebiyat, sanat yapmak bize yakışmaz diye düşündük. Hepinize iyi okumalar, bir dahaki sayıda fanzinimizin asıl haliyle görüşmek üzere. Diren Sosyal Medya!

Toprak Şems Tezcan


Ağaçlar’ın Öğretileri Mesele evet üç beş ağaçtı, akıl hocalarımızdı. Hangi sultan düşünebilirdi bir halkı üç beş ağacın dirilteceğini? Bir düşünsenize Türk‟ün simgesi artık kurt değil; ağaç, barış, kardeşlik.. Ne sağa nede sola yakın olan bir insan olarak büyük ihtimalle bu diriliş en çok benim hoşuma gitmişti. Gözyaşlarıyla seyrettiğim ülkücü kardeşlerim ve devrimci kardeşlerim birbirlerinin arkalarını kolluyorlar. İşte asıl devrim budur, tabuların yıkılmasıdır. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş (nam-ı diğer Çarşı) kardeşliğin en büyük derslerini bize verdiler ve o kadar biber gazına rağmen mutluluktan yaşardı gözlerimiz. Limondan, Talcid ten ve rennie den daha iyi geldi gözlerimize bu kardeşlik. Kanlı bıçaklı Karşıyaka – Göztepe bile aynı otobüslerle destek vermek için, üç beş ağacı kurtarmak için kardeş olmuşlarsa nasıl bir şey başaramadık diyebiliriz ki? Dünyaya Türk‟ün gücünü ve duyarlılığını göstermek asla başarısızlıkla sonuçlanamaz. Dünya bizi bugüne kadar barbar diye nitelendirirken şimdi doğayı ne kadar sevdiğimizi konuşuyor. Ondandır belkide penguen belgeseli, oda bize destektir.. Direnin saygıdeğer akıl hocalarımız, ağaçlarımız!

Toprak Şems Tezcan


Göz Yaşartıcı Kardeşlik Kırmızı beyaz ay yıldızlı bir bayrağın tek yürek olunup omuzlarda taşındığı; sloganlara, marşlara tencere tavaların eşlik ettiği, din, dil, ırk, sağcı-solcu, kürdü, türkü, ermenisi denmeden bu denli yardımlaşan, direnen büyük bir topluluğa en son ne zaman rastlanmıştı kim bilir? Gezi aslında bize çok şey öğretti. Aynı ülkenin içinde yaşayan insanlar olarak düşüncemiz ne olursa olsun, hepimizin damarlarında dolaşan o asil kanın aynı olduğunu fark ettik. Bunun adı „Göz yaşartıcı‟ kardeşlik. Bu süreçte sevgili polislerimizle çok fazla üvey kesildik. Medyayı daha yakından tanıdık, yıllardır doğru bildiğimiz bazı şeyler konusunda yanıldık. Kanımız aktı, sakatlandık ama saklanmadık. Her geçen gün artarak, dinlenmeden, yorulmadan direndik. Limon‟u sevdik mesela. Düştüğümüzde hiç tanımadığımız insanların elini tutarak kalktık ayağa. Yemeğimizi, suyumuzu, gücümüzü, bayrağımızın bir ucunu parkımız uğruna birbirimizle paylaştık. Deniz gözlüklerimizle, maskelerimizle marjinal olduk, çapulcu olduk. Yeri geldi bununla gurur bile duyduk. Belki etrafı da dağıttık ama özür olarak her şeyi toparladık. Çiçekleri öperek diktik yerlerine, sevgiyle, birlik içinde. Piyano eşliğinde, gökyüzünün gözyaşlarıyla, türkülerle, marşlarla, hepimizin aynı vatan toprakları üstünde ne olursa olsun aynı havayı soluduğumuzu, kardeş olduğumuzu tekrar tekrar hatırlatmak istedik.


Bütün bu olaylar sonrasında millet olarak aslında kendi aramızda hiç bölünmeden nasıl göz kamaştırıcı bir birlik olduğumuzu en yakından öğrenmişken, provakasyonlara gelmeden, şiddetin hiçbir haline müsaade etmeden, tarafsız bir şekilde amacımızdan sapmadan bir arada olmalıyız. Masumca başladığımız bu yolu, kırmadan, kırılmadan, bölünmeden, masumca yürümeliyiz. Yolumuz barış, ışığımız sevgi olsun.

BNG.


Direnişten Bir Kesit Düşünce Öncelikle şunu belirteyim, Gezi Parkıyla ilgili pek bir geçmişim yok.Yani en geçmişim geçen gün gerçekleşen şenlikvari protestoya katılmamdır o kadar. Burası ne yazık ki artık dozerlerin gezinti yaptığı bir park haline gelmiştir. Burayı yıkıp üzerine gericilerin kutsal tapınağı (topçu kışlası) dikmek nasıl bir ihtirastır gerçekten hayranım. Eğerki benim Gezi parkı ve Emek sinemasıyla ilgili daha çok anılarım olsaydı ve bu kadar itiraza rağmen hiçbir şey değişmeseydi gerçekten çok üzülürdüm ve buna rağmen yinede üzülüyorum. Fakat itirazlar yetmiyor. Bir gece dozerler ansızın gelip anılarınızı, “emek”lerinizi, “park”larınızı, her şeyi yıkıyor. Artık Gezide sağ girip ölü çıkabileceğimiz Türkiye parklarından biri haline geldi ne yazık ki. Aslında anlaşma imzalansın, bugünden itibaren bu parkta sadece ayran içilecektir densin, o zaman yıkılmaz bence yahu. Bu direniş, aynı zamanda demokrat görünüşlü dincilerin anlayamadığı bir direniştir. Dolaptan bir bardak ayran alda gel tek tek anlatayım sana yavrucum. Bir de bir kesim insan hala ne olup bittiğinden habersiz ayakta uyuyor. Jomo Kenyatta‟nın bir sözü vardır: “Beyaz adam geldiğinde bizim topraklarımız, onların ellerinde incil vardi. Incil‟i verip bizi uyuttular. Gözlerimizi açtığımızda incil bizim elimizde, topraklarımız onlardaydı.“


Uyuyun yahu! Alışverişle, akıllı telefonlarla uyuyun! Iyi uykular sizlere. Medya desek zaten korkak, o ayrı konu. Sırtını iktidara dayamaya devam et medya. Seni iktidar değil halk yaşatıyor, bir zahmet bunuda unutma. Aç gözlerini sen halkınla varsın! Neyseki bizler yeterince uyanığız. Ve her ne olursa olsun, biz apolitik gençlerin kazandığı direniştir bu aynı zamanda. Bu sayede birbirimize destek olmayı öğrendik. Biz gençler olarak tarih yazdık ve yazmaya da devam edeceğiz. Zaten ülkenin tek çapulcu tarafından yönetilmesindense üç beş çapulcu olarak bizlerin yönetmesi çok daha demokratik olacaktır.

Pigsis.


ÖLÜMSÜZ Alkışlar arasında koşuyordu Genç tıbbiyeliler… Ki, barikatın hemen önünde Yere yatmış genç bir vatanı Yine ayağa kaldırmak için Abdull‟ah ah, ah, ah… 100‟lerce defa biber gazları Ağlattı da, mutluyduk be, Umutluyduk, alışıktık… Sivildik, direnişçiydik… Çarpışmanın en kuvvetli Olduğu yerden: Taksim‟den Selam olsun sana… Toprağına limon sürülsün be Gözlerimiz daha da yanmasın…

Cüneyt Eşberk


YAZMAK yazmak sözcükleri tüketip bakışların hizasında yazmak bir bedevinin çölle sevdasını ya da susuzluğuna kanmak bir meçhulün yazmak tövbeleri bir kenara bırakıp bir gayr-i müslimin evinde uyanmak hak'ka yazmak bir cinnetin çocukluğunda ailesince ne kadar sevildiğini belki bir katilin mezuniyeti insanlıktan yazmak adına adınla başlamaktan uzak konularda seni katıp ruhuna dünyanın dolanmak devr-i alem barbarlıkta yazmak bir dilencinin dilenirken sarf ettiği enerjiyle baraj kurmak sahrada doyurmak afrikadaki tüm annesi farklı babası katledilmiş kardeşliğimizi yazmak bir keşişin keşliğini bir hayalin suretini bir toprağın bereketini ya da bir ormanın bekaretini yazmak bir kumsalda çocuğun masumiyetini bir celladın merhametini bir kölenin sefaletini ya da bir kavmin cehaletini


yazmak tüm mezheplerin tekliğini bütün yanlışların içinde saklı gerçekliğini Davud'un sanatını Süleyman'ın hünerini Isa'nın marifetini Musa'nın kudretini ve Muhammed'in niyetini yazmak inanmayanada inanmak özünde anlamak insanı tavında dövmek demiri kabında yoğurmak hamuru yazmak eylemlerde ıslanmak bir komünistle ya da aç kalmak bir tapınakta budistle yazmak gerçeği aramak dürüstçe ve dürüstle

yazmak uçmak kanatlarında bir serçenin ve kurumak ıslaklığında göllerin bir uçurtmaya kaçbin çocuk bindirip kaldırmak gökyüzüne yazmak bir sultana halkı öğretmek bir halka haklıyı bir dervişe ahlakı öğretmek bir geceye sabahı yazmak oku diye başlamasada bütün kitapları okumak aslında


yazmak bir heykelin yüzündeki hüznü yargılamak bir eseri yorumlamak yorulmak,neredeyse yorulmamaya yazmak kutba bayrak dikmekten öte ağaç dikmek yazmak nile can vermekten öte gönül vermek yazmak yıkılmayan binalar değil kişilikler inşa etmek bedenlerde yazmak önceden öteye süre gelmek yazmak sevgiliye bağlanmak mısralarla bir ayrılığa ağlamak yazmak bir gizeme ışık tutmak bir geleceğe dilek tutmak yazmak bir devenin sahibine sadakatini anlamak yazmak bir ağacın köklerini tutmak bir mahkumun halini sormak yazmak bir kitabın içinde olmayanları anlatmak bir kalemin düşünmediklerini dile getirmek bir gönlü hizaya bir isyanı huzura sokmak yazmak doğerken ağlayıp ölürken gülmeye çalışmak yazmak önce inanmak yazdığına...

Yücel Yarımbatman


Hanimiş Vanladım Tüm insanlığın normal uyandığı bir günde başlamıştı direniş. Kimse hazırlıklı değildi belkide, ama milyonlar sokaktaydıbir kere. Polislerde hazırlıklı değildi oysa, saatlerce karşılıklı beklendi Sıraselvilerde. Ne direnişçiler girebildi Taksim‟e, ne de polis Alman Hastanesinin ötesine. Yapılan en büyük vandallık atılan gaz fişeklerinden insanlar etkilenmesin diye gaz maskesi olan polislere el yordamıyla atılmasıydı, o kadar. Üstelik biz üzerine yazdığı gibi 45 derecelik açıyla atıyorduk, polisin suratını asla hedef almadık; gözlerini çıkartmadık. Bir çok direnişçiye sorduğum zaman direnmeye nasıl başladın diye; başta olayın içinde olmadıklarını ve polis zulmü yüzünden olaya dahil olduklarını, tepkilerini ve korkmadıklarını göstermek istediklerini söylediler. Benim durumumda aynen öyleydi; ne kadar tepkilide olsam benim için patlama noktası işimden dönerken durduk yere gaz yiyip polisin vandallığına maruz kaldığımda oldu. Büyük ihtimalle bu sebeple sabrı taşan benim gibi bir sürü direnişçi kardeşim vardı. Bizim için yakıp yıktılar dendi, yoksa polisler mi direnişçiydi? Börek uzatan ve biz kardeşiz diyen kadına su sıkan toma kesin faiz lobisi. Orada „nimet o yaptığınız şeye bak!‟ diye bağıranda AK Parti üyesi olmalı sanırım.


Halkın çoşkun akan seli durdurulmak istendi her daim, ulaşım ağları kesildi. Ama ne oldu?Sabrı taşan insanlar tüm cesaretleriyle köprüleri yürüyerek geçtiler. Sanırım Tayyip bu sefer paraları değil, halkı yürüttü. Bu hükümet iktidar olduğu dönemler boyunca ilk defa bu kadar büyük bir şey başarabildi. Bugüne kadar hangi iktidar sağcısını solcusunu, Türkünü Kürdünü, Sünnisini, Alevisini, rakip takımları bu kadar kardeş haline getirebildi? İnsanlar birbirlerini o kadar seviyorlardı ki kimse aç kalmasın diye herkes yemeğini bölüşmeye çalışıyor, tok olduğunu söylesen dahi az da olsa yedirmeye çalışıyorlardı. Polisin vandalizminden kaçarken görev dağılımı çok güzel yapılmıştı. Birkaç genç ellerinde Talcid, Rennie, limon, sirkeli su vb. maddelerle insanlara yardım için koşuştururken kimileri hiç bir ücret talep etmeden kendi parasıyla alabildiği üç beş suyu üç beş çapulcuya ulaştırmaya çalışıyordu. Yaralılar için ambulanslardan daha iyi çalışıldı. Kimisinde işe yarar maskeler varken, kimilerindeyse 3 liralık, Taksimde satılan maskelerden ve belki biraz daha korur diye yanlarına aldıkları peçeler vardı. Bende onlardan bir tanesiydim. Yanıma yaşlıca bir bayan yaklaştı, 3 liralık bez parçamın içine viks sürdü ve şöyle dedi “oğlum şimdi peçeylede ağzını sıkı sıkıbağla, gözlüğünü de tak, öyle git”. Tanımadığım ve direnen yaşlı bir kadından böyle bir şefkat duymak ne kadar inanılmazdı;kelimelerle bunu asla anlatamam ama şunu kimse unutmasın ki, bu halkta bu birlik, bu kardeşlik bozulmadığı sürece asla sırtımız yere gelmez.

Serkan Gökçe


Gezi'ye Gidiyorum Galata Köprüsü'nün iki kolunun havaya kaldırıldığı yegane şehir Yürümesinler diye omuz omuza faşizmin sömürücü gözlerine Kayıklar, deniz iktidarlarının şaşaalı araçlarına kulaç atarken Ki boğulmasınlar diye, geride bırakmasınlar diye çocukcağızları Ve kolluklar Beşiktaş'taki, Şişli'deki garibanlara ayrım yapmadan Beş yönden iktidarken: Sağ, sol, kuzey, güney ve helikopter... Ve ayrım yapmamaları iyi: 'Ya hep beraber ya da hep beraber.' Avrupa'da salatada kullanılan limonun, burada gözlere sürüldüğü. Martıları kim düşünüyor? Vapurlardan atılan simitler ne olacak? Barikatlar, ah barikatlar isyan koşacaktım İstanbul‟da İstiklal‟de Bir şeytan gibi diktiniz tutanağı önüme, yetişemeyim diye Taksim'e. Gülüşüme inancı katmışım Bir dağın yüceliğinde büyüyor Umut… Esiyor doruklarda Direniyor mavi, direniyor çığlık Kan işlenmiş hınç dolu ayrılık Bir halk henüz kıpırdıyor Bilinmeze katılmış aşk İlk defa bu denli heyecanlı Heyecan: Direncin ilk adımı


Ah yüksek bina Damatlık giydirmiştik sana Çok da yakışmıştı Geldiler, gelmez olay‟dılar Utanmadılar, yalancıydılar Üstüne üstlük, kırptılar… Zekâyla oynuyorduk Su sıkan oyuncak arabayla Ah, ne trajıkomiklik ama Bu da varmış yazgıda dedik Bağımlı olduk ağlatana O olmuyorsa olmuyor Tıpkı bir sevgili artık Acıtsa da dumanlı madde İyi bakışıyorduk… O kadar iyi bakışıyorduk ki Nefesimiz kesiliyordu Ne kesilme ama Kesildikçe büyüyorduk Zalimlerin de ağaç sevdası Vardır, aynı bir cellât Ah, ak pakta besliyorlar Darağaçlarını… Hangi kitabı asacaksınız? Hangi piyanoyu asacaksınız? Hangi komünü asacaksınız? Kopardığınız üç fidan yetmedi mi? Penguencikler ya olmasaydı Ne yazardı Iştahla sırıtan canlı mezarcı Yabancı dilde söyle(me)yin Bana görüntülerin tercümesini İsyan ediyor alınteri! Ne talihsizlik


Mışıl mışıl uyuyor Bir de vicdansızlık Işıl ışıl çatırdatıyor toprağı Yarınlara filizlenenler Bunu görmeliydiler Ah kalemim, Ah ayağım Doktor, doktor… Bu geceki gökteki en güzel yıldızı derman yap diz kapağıma. Kilidi açık bırak sonra Belireyim Her lahzanın dayanışmasında

Cüneyt Eşberk


Putperest Kardiyolog (1) Sıçrayarak uyandığım ender günlerden birtanesiydi. İçimden ruhummu çıktı diye merak ederek aynı saniyede kendimi aynanın karşısında bulmuştum; uzun uzun izliyordum kendimi. Bir anda gülmeye başladığımı hatırlıyorum ama sanırım mutlu değildim, deliriyordum. Bir anda gözümdeki öfkeyi gördüm ve korkuyla sıçmaya karar verdim. Bütün kinimi kusmak istercesine ıkınıyordum, sanki Tanrı beni cezalandırmak için götümü iğneliyor gibi hissediyor ve yine gülüyordum. Ben güldükçe daha çok acıyordu canım. Sonra bir anda tekrardan delirdiğimi düşündüm ve torba yasa hızında birden elimi kaldırıp hemen onayladım. Ne de olsa Tanrı‟nın iğnesi yok, Tanrının benim götümle ne işi olabilirdi ki? “Kulluk et lan, düzgün sıç ibne“ gibi tabirleri düşünebileceğini de hiç sanmıyorum. Evet itiraf ediyorum, sanırım ben yine âşık oldum. Nedense diğer insanlar gibi midemde kelebekler uçuşacağına aşk bazen götüme vurabiliyor. Benim adım Mehmet Nuhoğlu, âşık olmaya orta okuldayken başladım. Ne yazık ki aşk artık benim için rutin bir hareket haline geldi. Bana sıçmaktan farkını kim söyleyebilir? İkiside başta seni rahatlatıyor ama zamanı geldiğinde sifonu çekmezsen ya da o yüce aşkına siktiri çekmezsen bu sefer en büyük başbelan haline gelebiliyor. Her gün yeni bir bok, her yıl yeni bir aşk. Artık yaşam felsefem bu hale gelmiş durumda; iyi ki filozof değilim.


Bir filozof edasıyla bu anımı karalarken hangi filozofların kemiklerinin sızlattığımı hiç bilemiyorum, sayın filozoflarmız ben sizin götünüzün kılıyım. Bu sefer aşk beni merdivene ters bindiremeyecek! Türk Dil Kurumu‟nun internet sitesinden aşk kelimesinin anlamına bakacak olursak “a. Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, amor” olduğunu görürüz. Amor artık benim hayatımın ta kendisi olmuştu. İşte bu nedenle size her şeyi açıktan açığa anlatmak istiyorum. 57 yaşıma gelmeden önce klasik bir Pazar günüydü. O rutin Pazar sıkıcılığı yine üzerimdeydi. Bütün hafta bugünü beklemiş ve o gün geldiğindede yine mutlu olamamıştım. Bütün gün evde yatmanın neresi güzel olabilir ki? Herzamanki gibi iç sesimi dinlemeye başlamıştım. Sanırım kendisi de pek sevmezdi beni. Her zaman ama her zaman kafama saçma salak düşünceler sokar ve beni kötü duruma düşürürdü. Evet, yine öyle oldu: Bir anda kendimi Mehmet en harika sensin! En süper sensin! Sen her şeyi yaparsın, bir kıza mesaj mı atamayacaksın? Demek suretiyle kendimi gaza getirdiğim gibi hemen telefonu kapıp uzun bir mesaj döşemiştim. Sanırım biraz mazoşist bir insanım, birazda sapık. Hayatımı sikmek hoşuma gidiyordu. Tüm sapıklığımla hayatımın kalçalarını avuçlarken tabii ki yine bundan bihaberdim. Hayatım diye söylemiyorum, kalçalarıda oldukca güzeldi. Bu kısa orgazmımdan sonra bir kaç dörtlük karalamaya karar verdim.


Akan güneşin sıcaklığı gibi Yalanıyorum yalnızlığa Geçebilecek bir köprü arıyorum Sularında boğulmadan önce Bir budist gibi doğruya ulaşmak istiyorum Yakacak yıkacak yine biliyorum İhtiyacımda var suya Bir damlana bile muhtaç olduğumda Geleceğim nirvanaya ulaşır gibi Ya da bir ağaç gölgesinde bekleyeceğim Buddha dinginliğinde yalnızlığımı Ezan sesini duyan bir sufi gibi Günü geldiğinde sana aşkla koşacağım Sevmek ibadet gibi olacak korkuyorum Bütünleşecek yine günde beş vakit Suya düşen bir kor gibi Yok olmadan önce bil istiyorum Bir kardiyolog gibi kalbine girmek istiyorum..

Toprak Şems Tezcan


Faşizme Karşı DURAN ADAM

Erdem Gündüz


Hapishanemin Gardiyanıyım Artık benimde bir hapishanem var, kapısız. Bir penceresi var, oda parmaklık.. Bir elimde bir ağaç, bir elimde gökyüzü. Artık sadece nefrete aşk duyuyorum. İnsanlar artık hayalden ibaret, Sadece kendime kızabiliyorum. Artık ışıklar bir yanıp, iki sönüyor. Kendimi güvenceye alamıyorum. Artık benimde bir hapishanem var, duvarsız. Bir penceresi var, oda parmaklık.. Bir elimde bir ışık, bir elimde bir umut. Artık sadece umutsuzluğa aşk duyuyorum. Sevgi artık hayalden ibaret, Sadece kendimi sevebiliyorum. Artık ışıklar bir yanıp, iki sönüyor. Kendimi bile göremiyorum. Artık benimde bir hapishanem var, camı kırık. Soğuk gecelerinde umutsuzluğun, donarak öleceğim. Ağaçlar bile uzayamıyor gökyüzüne, Bense kalbine dokunamayacağım biliyorum.. Artık sende hayalden ibaretsin, Nefret bile edemiyorum. Artık ışıklar yanmıyor bile, Sevmeyi lügatimden kaldırıyorum..

Toprak Şems Tezcan



Meskalin Fanzin