__MAIN_TEXT__

Page 1

18

Bir Masal Diyarı

BEYRUT A Fairy World: Beirut

7. Merit Open Uluslararası Tavla Şampiyonası

7th Merit Open Backgammon Championship

Merit Sanat Günleri

Merit Art Days

METİN ÜSTÜNDAĞ RÜYA TANER HATİCE ÇİLİNGİR CENGİZ ÖZEK CELALETTİN BENLİ HAKTAN OKUMUŞOĞLU METE GAZOZ


ULUS ACARKENT THE RITZ-CARLTON TARABYA www.bahcecik.com.tr / MMBahcecik


ardından Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı olarak yaptığım konuşmada sanatın toplumun uygarlaşmasında oynadığı önemli rolü vurguladım. Kendisi de eski bir medya mensubu olan KKTC Başbakanı Ersin Tatar ile Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy onur konuklarımızdı.

Hanzade Özbaş Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı

Değerli Merit konukları, Merit dostları ve Merit ailesi… Bir yıldan diğerine birer kuyruklu yıldız gibi geçtiğimiz bu aylarda insanın en iyi ve en güzel yanlarının öne çıkmasıdır umudumuz. İnsan sevdikçe, şefkat gösterdikçe, verdikçe mutlu eder, mutlu olur. Bu aylarda çok insanı mutlu edelim ki mutlu olmayı hak edecek yüzümüz olsun. Kuyruklu yıldız benzetmesindeki geçiş daima başka gökyüzü şölenine de taşır bizi. Bu şöleni yazımın sonuna bırakıp haberlerimize ve “Dolce Vita”nın yeni sayısındaki röportajlarına göz atalım: * Merit Lefkoşa Hotel & Casino 11 yaşında: Başkentimizin ilk beş yıldızlı oteli Merit Lefkoşa Hotel& Casino’nun 11’inci kuruluş yıldönümünü kutladık. Genel Müdür Mine Gürses kutlama konuşmasında çalışanlara başarıları için teşekkür etti. * Merit Royal'de ‘en iyi’lere ödül: Moonlife Dergisi’nin 7. ‘Yılın En iyileri’ Ödül Töreni, ana sponsorluğumuzda Merit Royal Hotel'de yapıldı. Burcu Esmersoy'un sunuculuğunu yaptığı etkinlik Behzat Gerçeker yönetimindeki Enbe Orkestrası’nın açılış konseri ve havai fişek gösterisi göz alıcıydı. Moonlife Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Alp'in açılış konuşmasının

8

* Arkadaşım Nermin Bezmen’e 41 kere maşallah! Kuzey Kıbrıs’taki Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Kulübü, “Kadın Emeğini Güçlendirme Sosyal Hizmet Projesi” kapsamında Türkiye’nin ünlü yazarlarından Nermin Bezmen’i Kuzey Kıbrıs’ta ağırladı. Bu anlamlı organizasyon kapsamında Bezmen, Merit Lefkoşa Otel’de gerçekleşen çay saati ve imza günü etkinliğinde okuyucularıyla buluştu. Nermin arkadaşıma gösterilen samimi ilgi ve sevgi, 41 yıllık arkadaşı olarak beni çok gururlandırdı. Bu güzel etkinlik için başta Inner Wheel Kulübü Başkanı Sibel Tatar’a, emeği geçen tüm kulüp üyelerine, katılımcılara ve Kıbrıs basınının değerli temsilcilerine teşekkürlerimi sunuyorum. Sevgili Nermin’in, o güzel kalbinin tüm açıklığıyla yaptığı spontane konuşması sayesinde orada bulunan Kıbrıslı hanımefendilerle birlikte çok güzel saatler geçirdik. Hazır yakalamışken Nermin’den Kıbrıslı bir veya birkaç kadını anlatan gerçek bir hikâyeyi kaleme almasını rica ettim ve bu önerim çok alkış aldı. Artık bu kitabı heyecanla bekleyeceğiz. * Maratonun geliri çocuklara: KKTC Cumhurbaşkanlığının himayesinde, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin LTB Paylaşım Mutfağı yararına düzenlediği Lefkoşa Maratonu’na Merit Lefkoşa Hotel Genel Müdürümüz Mine Gürses arkadaşlarıyla birlikte katıldı. Etkinliğin geliri LTB El Ele Çocuk Merkezi’nin daha yüksek eğitim standartlarına ulaşması için kullanılacak. * Alkışlanacak vakfın güzel günü: Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ye Kanserle Savaş Vakfı geleneksel olarak her yıl çocukların yüreklendirilmesi ve ailelerin dayanışması için bir etkinlik düzenliyor. Kurumum adına bu sosyal sorumluk etkinlik ve özel bağışlarla ayakta duran 18 yıldır topluma büyük katkıda bulunan bu vakıfla gurur duyuyorum. Bu yılın etkinliğine Merit Park Otelimizde ev sahipliği yaptık. Bu özel buluşmaya 120 konuk ile birlikte Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Nevhiz Özer, Mütevelli Heyeti Üyesi Hüseyin Öztin Yamaç ve vakıf çalışanları da katıldı. Onur konukları Başbakan Ersin Tatar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu ile CTP parti başkanı ve milletvekilleri idi. Bakan Sucuoğlu, duygu dolu bir konuşma

ile, ortaokul ve liseden arkadaşı Şua Saraçoğlu’nun kansere kaybettiği oğlu Kemal’in anısına doğan vakfı kutladı. Çocuklar çok eğlenceli, mutlu bir gün yaşadılar. Başkan Özer’in konuşmasında katkımızı önderlik olarak nitelemesi bizi onurlandırdı. * Kuzey Kıbrıs'ın en iyi mankeni: International Top Model Of North Cyprus yarışmasının finali, 19 Ekim Cumartesi gecesi Merit Crystal Cove Otelimizin ana sponsorluğunda gerçekleştirildi. 20 ülkenin temsilcisi olarak finale kalan modeller, Yıldırım Mayruk, Yavuz Bingöl, Serdar Ortaç, Uğurkan Erez ve Deniz Akkaya ile benim de bulunduğum jüri önüne çıktılar. Avustralya'dan katılan Bardina Valentina top model, Romanyalı model Bituleamu Larisa ise ‘Merit Güzeli’ seçildi. Dereceye giren modeller armağanımız olarak Merit Crystal Cove' da aileleriyle birlikte birer hafta tatil yapacaklar. Etkinliği ‘Güzellerin aydınlattığı gece’ olarak niteleyen Serdar Ortaç hem konukları hem de katılanları coşturdu. * Bir gün yeniden buluşmak üzere: Değerli iş arkadaşımız Merit Royal Halkla İlişkiler Müdürü Ebru Denker’i ABD’ye uğurladık. Onuruna The Blue Restaurant’ta verdiğim davette hepimiz duygulandık.15 yıl geçirdiği güzel adamızdan Florida’nın Tampa kentine giden Ebru’ya başarıları, katkıları için teşekkür ettik. Dualarımızla birlikte dilek fenerleri uçurarak veda ettik. * Çok özel bir basketbol maçı: Merit Royal Premium Otelimizin basketbol sahasında çok özel bir maç oynandı. Otelimizin takımı ile KKTC Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı karşılaştı. Merit Royal Genel Müdürü Aybars Kutluba bizim takımın kaptanı olarak sahaya çıktı. Departman müdürlerimiz ve çalışanlarımız da sahadaydı. KKTC Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Ruhsar Vudalı ile birlikte izlediğim maçın hem KKTC takımımıza hem de tüm engellilere şevk vermesini temenni ediyorum. Tüm takımın imzaladığı basketbol topu da bana en kutsal emanet oldu. Ayrıca federasyon yararına Merit Royal Otelimizde düzenlediğimiz gala yemeğinde sağladığımız 50 bin TL’lik geliri de federasyona bağışladık. Teşekkür konuşmasında kendilerini ‘survivor’ olarak niteleyen başkanı başarıları için kutluyorum. Sosyal sorumluluk projelerini kurumumuzun DNA’sına yerleştirdiğimiz için çok mutluyum. * Gastro-başarı: Merit Crystal Cove Otelimizin Executive Chef’i Erhan Üçüncüoğlu’nun 45 yıllık deneyimini aktardığı ‘Bir Öğün Zanaat’ adlı kitabın okunması ve her mutfakta baş köşeye


Dear family, guests and friends of Merit… We hope that the best and the most beautiful aspects of human beings will shine out in these months, as we set out to a new year like comets. We, humans, are happy as long as we love, show affection and make others happy. Let's make many people happy in these months, so we deserve to be happy. The setting out in the comet analogy always carries us to another sky feast. Let's hold that thought for the ending and take a look at our news and interviews in the new issue of “Dolce Vita”: * Merit Lefkoşa Hotel & Casino turns 11: We celebrated the 11th anniversary of Merit Lefkoşa Hotel & Casino, the first five-star hotel of our capital. In her congratulatory speech, General Manager Mine Gürses appreciated the employees’ success. * "The bests" awarded at Merit Royal: Moonlife magazine’s seventh “Bests of the Year” Award Ceremony was held at Merit Royal Hotel with the main sponsorship we provided. Presented by Burcu Esmersoy, the ceremony started with an opening concert by the Enbe Orchestra conducted by Behzat Gerçeker and a spectacular firework show. After the opening speech by Alper Alp, Editorin-Chief of Moonlife magazine, I made a speech as the Board Chairman of Merit International Hotels & Resorts, highlighting the role art plays in the civilization of societies. TRNC Prime Minister Ersin Tatar, who is a former member of the media, and Economy and Energy Minister Hasan Taçoy were the guests of honor. * A praise to my dear friend Nermin Bezmen! Northern Cyprus Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Club hosted famous Turkish author Nermin Bezmen as part of the “Social Services Project for the Empowerment of Women’s Work”. Within the scope of this meaningful organization, Bezmen met her readers for an autograph session and afternoon tea event held at Merit Hotel in Lefkoşa. The sincere interest and love shown to my friend Nermin made me very proud as a friend of 41 years. I would like to express my gratitude to Inner Wheel Club President Sibel Tatar, all the caring club members, participants and valuable representatives of the Cyprus press, for this beautiful event. Thanks to dear Nermin’s spontaneous and open-hearted speech, we had a wonderful time at the event with the women of Cyprus. While we were at it, I asked Nermin to write a true

story about one or more women from Cyprus, and my proposal received a lot of applause. We will now look forward to this book. * Income from the marathon goes to children: Merit Lefkoşa Hotel General Manager Mine Gürses and her colleagues participated in the Lefkoşa Marathon organized by the Lefkoşa Turkish Municipality (LTB) for the benefit of “LTB Sharing Kitchen”. The revenue from this meaningful event will be used to provide more children with higher standards of education at the LTB Hand in Hand Children's Center. * A lovely day for the acclaimed foundation: Kemal Saraçoğlu Foundation for Children with Leukemia and Fight Against Cancer organizes an annual event to increase the morale and motivation of member children and to strengthen solidarity among families. On behalf of my institution I feel proud of this social responsibility activity and this foundation which has made a great contribution to the society for 18 years through donations. We hosted this year's event at our Merit Park Hotel. The foundation’s Chairman of the Board of Trustees Nevhiz Özer, Member of the Board of Trustees Hüseyin Öztin Yamaç, foundation staff and 120 guests attended this meaningful event, while TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Minister of Labor and Social Security Faiz Sucuoğlu, Republican Turkish (CTP) party leader and MPs were the guests of honor. Minister Sucuoğlu made an emotional speech; he congratulated the foundation that was established in memory of his school friend Şua Saraçoğlu’s son Kemal, who died from cancer. The children had a very fun, happy day. We are honored to hear that President Özer regarded our contribution as leadership. * The Best Model Of Northern Cyprus: The finale of the International Top Model Of Northern Cyprus was held on Saturday, 19 October with the main sponsorship of our Merit Crystal Cove Hotel. Representing 20 countries, the finalists appeared before the jury that composed of Yıldırım Mayruk, Yavuz Bingöl, Serdar Ortaç, Uğurkan Erez, Deniz Akkaya and myself. Bardina Valentina from Australia was selected as the top model, while Romanian model Bituleamu Larisa was selected as ‘Miss Merit’. All best ranking models won a whole week of holiday to spend with their families at Merit Crystal Cove. Serdar Ortaç, who described the event as “the night illuminated by beauty”, entertained both the guests and the

participants. * Hoping to meet again one day: We have seen our dear colleague, Merit Royal Hotel Public Relations Manager Ebru Denker, off to America. We had quite emotional moments at the farewell dinner event that I hosted at The Blue Sea Restaurant in honor of her. Before she set out to Tampa, Florida, after spending 15 years with us on this beautiful island, we thanked Ebru for her achievements and contributions. We blew sky lanterns, wished her well and said goodbye to her. * A very special basketball game: Merit Royal Premium Hotel’s basketball court hosted a very special basketball game. Merit Royal & Premium Hotel Team played against TRNC Wheelchair Basketball Team. Merit Royal Hotel General Manager Aybars Kutluba played as team captain, while the team on the court composed of department managers and employees. I hope that the game, which I watched with TRNC President of the Disabled Sports Federation Ruhsar Vudalı, will lend wings to both the TRNC team and all disabled individuals. I feel blessed to have received the basketball signed by the entire team. We donated to the foundation the 50 thousand TL income from the gala dinner that took place at Merit Royal Hotel. I congratulate the president for their achievements, who compared themselves to ‘survivors’ in her speech. I am very happy that we embedded social responsibility projects in our institution’s DNA. * Gastro-success: Erhan Üçüncüoğlu, the Executive Chef of Merit Crystal Cove Hotel, gathered his 45 years of experience in the kitchen in a book called “Bir Öğün Zanaat”. An essential addition to all kitchens. * From archives to collective memory: Former Prime Minister of Northern Cyprus and former Parliament Speaker, respected politician and scientist Dr. Sibel Siber penned a book titled “Aynı Masada Yarım Asır” (Half a Century at the Same Desk). The book compiles the negotiations to find a solution for the Island for the last 50 years. Our Merit Lefkoşa Hotel is honored to have promoted the book and its author. Revealing the secret sessions held in the first six years of negotiations, Dr. Siber noted that information should be passed on in order not to lose the collective memory. We hope that this special work will be beneficial to both communities of the island for a solution. * Champion Net Holding: After

9


yerleştirilmesi gerekli. * Arşivlerden toplumsal hafızaya: KKTC’nin eski Başbakanı ve eski Meclis Başkanı saygın siyasetçi ve bilim kadını Dr. Sibel Siber arşivlere girerek "Aynı Masada Yarım Asır" adlı kitabı ile 50 yıldır adada çözüm bulmak için yapılan müzakereleri derledi yorumladı. Kitabın ve yazarının tanıtım onuru Merit Lefkoşa Otelimize ait oldu. Özellikle bu müzakerelerde şimdiye kadar gizli kalan ilk altı yılın belgelerini de açıklayan Dr. Siber toplumsal hafızanın kaybolmaması adına bilginin aktarılmasının gerektiğini belirtti. Bu özel çalışmanın, çözüm için adanın iki toplumuna da yararlı olmasını dileriz. * Şampiyon Net Holding: 40 takımın katıldığı Türkiye’nin en büyük kurumlar arası futbol ligi Business Cup’ın final maçında SGS Supervise’ı yenen Net Holding şampiyon oldu. Takımımız 1317 Mayıs 2020 tarihlerinde Antalya’da yapılacak Euro Business Cup’ta Türkiye’yi temsil edecek. * Hayvanları seviyoruz: Hayvanları sevmek ve yardım etmek bizim sosyal sorumluk bilincimizin temel taşı. Merit Lefkoşa Otel yönetici kadrosu ve çalışanları 2 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Gününde Lefkoşa Hayvan Barınağı’nı ziyaret ettiler. Mama ve malzeme bağışında bulundular. Arkadaşlarımı kutluyorum. * Ödüllerimizle zirvedeyiz: Quality of Magazine Dergisi her yıl çeşitli sektörlerin en başarılarını ödüllendiriyor. Bu yıl 10’uncusu yapılan törende Merit International ‘En Quality Turizm Yatırımcısı’, Bulgaristan’daki otelimiz Merit Grand Mosta Hotel ise ‘En Quality Avrupa Oteli’ ödüllerini alarak grubumuzu sektörün en tepesine taşıdı. İstanbul Portaxe’da düzenlenen töreni Jess Molho ve Gizem Özdilli sundu. Merit International adına geceye katılan Satış ve Pazarlama Genel Koordinatörümüz Murat Ergin ödüllerimizi ünlü, duayen müzisyen Orhan Gencebay’ın elinden aldı. * Merit Sanat Günleri: 23. Merit Sanat Günleri’nde fotoğraf sanatçısı ve Merit ailesinin 17 yıllık üyesi olan Haktan Okumuşoğlu’nun “The North” adlı kişisel sergisine ev sahipliği yaptık. Fotoğraf sanatçısı Haktan Okumuşoğlu şaheserler yaratmış. 19 Ekim’de Merit Royal Otelimiz'deki serginin kokteylinde KKTC Başbakanı Ersin Tatar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser, fotoğraf dernekleri yöneticileri ve ünlü fotoğraf sanatçıları konuğumuz oldu. Serginin küratörlüğünü dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız “Mehmet Turgut yaptı. Tüm eserlerin satıldığı sergiden elde edilen

10

gelirin bir kısmı Alsancak İlkokulu’nun yeşil alan projesine bağışlandı. Bu etkinlikte özgür düşüncenin hâkim olmasında sanatın önemini ve sanatçıya olan gönülden desteğimizi vurguladık. Övgü ve teşekkürler ise sosyal sorumluluk bilincini benimseyen bizler için sadece teveccühtür. * Düğünler mutluluktur: Düğünler, otellerimiz için ayrı birer mutluluk vesilesi. Bu kez de ünlü sanatçı Ziynet Sali ile müzisyen Erkan Erzurumlu, Merit Royal Otelimizde evlendiler. Nikâh şahitleri Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Başbakan Ersin Tatar ve DNC Genel Müdür Yardımcısı Özden Bora ile Ahmet Safa Ateş idi. Cengiz Abazoğlu tasarımı gelinlik giyen gelin after party’sine Zimmerman imzalı bir giysi ile geldi. Dolce Vita’nın bu sayısındaki birbirinden güzel röportajlar için Genel Yayın Yönetmenimiz ve uzman gazeteci Lube Ayar’ı çabası, önderliği ve başarısı için kutluyorum. Bakın neler neler var bu sayımızda: * Bağzıbağlı ile Zamanın Ruhu: Kuzey Kıbrıs’ın öz evladı, koleksiyonunu şehirli kadınlara ithaf eden ünlü moda tasarımcısı Raşit Bağzıbağlı ile söyleşi. * Küçük atölyenin büyük ustası: 80 yaşındaki Celalettin Benli’nin küçük bir atölyesi ve 60 yıllık bir ısmarlama gömlek dikim birikimi var. Öyküsü ile tarihe not düşüyoruz. * Hedefi 12’den vurmak: 20 yaşındaki Mete Gazoz’un okçulukta hedefi 2020 Tokyo Olimpiyatları. * İstanbul’un gözü: Rahmetli Ara Güler’in bıraktığı fotoğraf arşivi bizim kültür hazinemiz. 70 yıla ışık tutan Güler’in 20 yıllık asistanı Fatih Aslan ile analım büyük sanatçıyı. * Açık ara en iyi turnuva övgüsü: Tavla şampiyonalarının 90’lık delikanlısı Amerikalı Martin DeBruin 60 yıldır tavla oynuyor. 7. Merit Açık Uluslararası Tavla Turnuvası’nın en özel konuğu. “Bu turnuva artık dünyanın açık ara en iyi turnuvası” sözü onun ağzından bir ödül sayılır. * Büyü ve başarı: Rüya Taner bir buçuk yaşından beri piyano büyüsünün altında. Dedesi Kuzey Kıbrıslı ünlü bir klarnetçi. Babası ise ünlü bir orkestra şefi. Müzik genlerinde kayıtlı. * Hatice Ablamız: 42 yıldır ikinci ailem dediği Net Holding’de Finans Müdürü olarak hizmet veriyor Hatice Çilingir. Şirketin büyüğü, ablası hatta annesi… * Kültür mirası: 21 yıllık bir Kukla Festivali, Cengiz Özek için altın madalya. Gölge oyunu Karagöz ile dostluğu ortaokuldaki resim

öğretmeninin başlamış.

yönlendirmesi

ile

* Neşe elimizde: Türk mizahının efsanesi, meslekte 38 yılı geride bırakan Metin Üstündağ (nam-ı diğer MET ÜST) Türkiye’nin gülen yüzü. “Acılı hayatımı yıktım, kendime neşelisini yaptım” diyor. Yazımın başında kuyruklu yıldızdan havai fişeklere geçmiş durmuştum, şimdi bıraktığım yerden devam edebilirim. Çocukların en sevdikleri şeylerdendir yılbaşında havai fişekleri izlemek. Kulaklar tıkanır, kalpler hoplar, gökyüzündeki şekiller alkışlanır ve sevinç dolar minik yüreklere. Yetişkinler de ise bu durum kişiden kişiye değişir. Çok mutlu olanlar da vardır aramızda, kayıp bir inancın, sevginin, vaadin düş kırıklığı ile yüreği burkulanlar da vardır. Aynı gökyüzünün altında çok çeşitli yerlerde çok çeşitli anlamlar yükleyerek izleriz gökyüzündeki bin bir renkli ışıkları... Havai fişeklerin patladığı gökyüzünün altında çeşitli mahalleler olduğunu düşünün. Her mahallede farklı nitelik, öykü ve varlıklarda aileler hayal edin. Bir düşünün, her balkondan semaya uzanan kafaların içerisinden neler geçer neler... Kimisi vurdumduymazdır. Sadece eğlenceli bir parti olarak görür. Alkışlar, başkaca bir anlam yüklemez. Ama duyarlı, olgun, kendilerinden başkalarını da düşünen güzel insanlar da vardır ki onların yürekleri pır pır eder. Onlar için başlangıç değil bir bitiştir bu. Yılbaşında veya havai fişekler ne zaman patlarsa patlasın, dua edelim ki şölenlerin sonunda kötü kalplilerin değil iyi kalplilerin istedikleri gerçekleşsin. Daha iyi insanlık, daha temiz kalpli insanlar ile dolsun dünyamız, bölgemiz, adamız ve kurumlarımız. Görev süremde sosyal sorumluluk projelerimize öncülük ettim ve hâlâ da ediyorum. Birçok çocuğu, genci, aileyi, derneği, kurumu sevindirdiğimi düşünüyorum. Onların sevinçleri, benim kalbimde birer hazinedir. Ben gökyüzünde hep o hazinenin pırıltılarını görmeye devam edeceğim. Sağlıcakla, iyilikle kalın. Bu cennet adamız iyilerle şenlensin, iyiliklerle gönensin. Keyif, hak edenlerin olsun…


defeating SGS Supervise in the final game, Net Holding became the champion of Turkey's biggest intercorporate football league, where 40 football teams play. Our team will be representing Turkey in Euro Business Cup that will take place between 13-17 May 2020 in Antalya. * We love animals: Loving and helping animals is the keystone of our social responsibility awareness. Merit Lefkoşa Hotel's executive staff and employees visited the Lefkoşa Animal Shelter on 4 October World Animal Day and donated food and cleaning supplies to the shelter. Compliments for our team. * We reach the top with awards: The Quality of Magazine evaluates and rewards the most successful names of various sectors every year. At the 10th edition of the event, Merit International has won the “Best Quality Tourism Investor” award while Merit Grand Mosta Hotel in Bulgaria has won the “Best Quality European Hotel” award, crowning our group. Organized in Portaxe, İstanbul, the ceremony was hosted by Jess Molho and Gizem Özdilli. Murat Ergin, the General Coordinator of Sales and Marketing, who attended the night on behalf of Merit International, received the awards from the great master of Turkish music Orhan Gencebay. * Merit Art Days: The third Merit Art Days hosted the solo exhibition “The North” by photographer Haktan Okumuşoğlu, who has been a member of Merit family for 17 years. The artist has created some masterpieces; the future of his work looks bright… TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Minister of Public Works and Transportation Tolga Atakan, Alsancak Mayor Fırat Ataser, executives of photography associations as well as famous photographers attended the cocktail party that took place on the evening of 19 October at the Merit Royal Hotel. The exhibition was curated by worldrenowned photographer Mehmet Turgut. A portion of the proceeds from the exhibition, where all the works were sold, was donated to the Alsancak Elementary School's green space project. Through this event, we emphasized the importance of art in empowering free thinking and our sincere support to artists. Compliments and thanks only signify kindness to us, as we already internalized the sense of social responsibility. * Weddings bring happiness: Each wedding is a special occasion for our hotels. This time, famous singer Ziynet Sali and musician Erkan Erzurumlu got married at our Merit

Royal Hotel. TRNC President Mustafa Akıncı, TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Deputy Director General of DNC Özden Bora and Ahmet Safa Ateş were the marriage witnesses of the couple. Sali wore a wedding dress designed by famous fashion designer Cengiz Abazoğlu, and she appeared before the after-party guests in an outfit by Zimmerman. I would like to congratulate our Editor-in-Chief and experienced journalist Lube Ayar for the effort, leadership and success in preparing these amazing interviews for Dolce Vita. Let’s check out what's featured in this issue: * The ambiance with Bağzıbağlı: An interview with Northern Cyprus’ own son, the celebrated fashion designer Raşit Bağzıbağlı, who dedicated his new collection to urban women. * The grand master of the humble workshop: Celalettin Benli, 80, has a small workshop and 60 years of experience in tailoring shirts. We are making a note of history with his story. * Bull’s eye: 20-year-old Mete Gazoz’s archery goal is the 2020 Tokyo Olympics. * The eye of İstanbul: The photo archive handed down by the late Ara Güler is our cultural treasure. Let’s commemorate the great artist, who shed light on seven decades, through Fatih Aslan, Güler’s assistant for 20 years. * Hailed as “The best tournament by far”: American DeBruin, who is 90 years old and has played backgammon for 60 years, is so young in mind and spirit that he became the most special guest of the 7th Merit Open International Backgammon Tournament. Hearing him say “This tournament is by far the best tournament in the world” is a gift to us. * Spell and success: Rüya Taner was only one and a half years old when she fell under the spell of the piano. Her grandfather was a famous clarinet player and her father is the famous conductor Yılmaz Taner. Music is in her genes. * Older sister Hatice: She has been the Finance Manager at Net Holding, which she considers as her ‘second family’, for 42 years. Hatice Çilingir is the family elder, older sister and even the mother of our company… * Cultural heritage: A 21-year-old Puppet Festival, gold medal for Cengiz Özek. His attachment to shadow theater and Karagöz started with

the guidance of his art teacher in the middle school. * We can find joy: The legendary Turkish humorist Metin Üstündağ (aka Met Üst) has left behind 38 years in the profession. He says, “I destroyed my painful life and built myself a joyful version.” In the beginning of this editorial, I was relating comets to fireworks. Now I can continue where I left off. Watching the fireworks on New Year's Eve is one of the favorite activities of kids. The ear pressure, the excited heartbeats, the cheer for the colorful shapes in the sky fill tiny hearts with joy. In adults, however, the feelings varies from person to person. Some feel very happy, while others may be feeling the heartbreak of a loss of faith, love or promise. We watch these colorful lights and we attribute various meanings to them in various different places under the same sky... Imagine that there are several neighborhoods under the sky where fireworks are let off. Imagine families with different qualities, stories and means in each neighborhood. Imagine all the things that might be going through the heads that reach out of each balcony extending to the sky… Some are just happy-go-lucky, taking it as just a fun party and attaching no other meaning. But there are also beautiful people who are sensitive, mature, and who think of others. They get butterflies in the stomach. For them, this is not a beginning, but an end. On New Year's Eve, or whenever fireworks are set off, let’s just pray that at the end of the festivities, wishes of the kindhearted come true and not of the ill-hearted. May our world, our region, our island and our institutions be filled with better humanity, with more purehearted people. During my tenure, I pioneered several social responsibility projects and I still am. I believe I have made many children, young people, families, associations, institutions happy. Their joy is a treasure in my heart. I will always see the glitter of that treasure in the sky. Take care. May this heavenly island cheer with the good and prosper with kindness. Joy belongs to those who deserve it…

11


Contents İçerik

46

ŞAMPİYON NET HOLDİNG Champion Net Holding

74

"GALERI BIRZAMANLAR" AÇILDI Gallery "Birzamanlar" is Open

82

MERİT SANAT GÜNLERİ Merit Art Days

102 12

BAĞZIBAĞLI'DAN KIŞ KOLEKSIYONU Winter Collection from Bağzıbağlı

YILDIZLAR MERIT'TE IŞILDIYOR Stars Shine On Merit

68

6’NCI MERIT BRIDGE FESTİVALİ 6th Merit Bridge Festival

80

7’NCİ "MERIT OPEN" 7th Merit Open

92

METE GAZOZ RÖPORTAJI Interview with Mete Gazoz

112


Contents İçerik

İMTİYAZ SAHİBİ (Publisher) MERİT INTERNATIONAL HOTELS & RESORTS

118

METİN ÜSTÜNDAĞ RÖPORTAJI Interview with Metin Üstündağ

YÖNETİM KURULU BAŞKANI (Chairwoman) Hanzade Özbaş YAYIN KURULU (Publising Board) Hanzade Özbaş, Hande Tibuk, Yasemin Tibuk, Orlando Carlo Calumeno, Lûbe Ayar, Elizabet Uğurlu

YAYIN YÖNETMENİ (Editor in Chief) Lûbe Ayar GÖRSEL YÖNETMEN (Creative Director) Ülkü Savaş

154

HATİCE ÇİLİNGİR RÖPORTAJI Interview with Hatice Çilingir

EDİTÖR (Editor) Ali Mert Alan REKLAM (Advertising Coordinator) Elizabet Uğurlu YÖNETİM YERİ (Management Office) Voyager Kıbrıs Ltd. Merit International Hotels, Alsancak Mevkii, Girne / KKTC Tel: +90 392 650 02 00 BASKI (Printing)

162

BEYRUT Beirut

Promat Basım Yayım A.Ş. Orhangazi Mh. 1673. Sokak, No: 34 Esenyurt İstanbul Tel: +90 212 622 63 63 www.promat.com.tr

ÇEVİRİ (Translate)

Hasan Alkan www.hasanalkan.us

YAYIN TÜRÜ (Publication Type) Yerel, Süreli

188 14

"SİZE ÖZEL" DENİZ LEZZETLERİ Seafood Recipes "Exclusive To You"

Dolce Vita by Merit’te yayımlanan yazı ve fotoğraflar, yazılı izin alınmadan kullanılamaz, alıntı yapılamaz. Dolce Vita, Merit International Hotels & Resorts’ün ücretsiz yayınıdır. (The articles and photos in Dolce Vita Magazine may not used or quoted without written permission. Dolce Vita by Merit distributed free of charge.)


Exhibition Sergi

16

BIR YOL ÖYKÜSÜ

ANDY WARHOL, İSTANBUL’DA

Pera Müzesi, fotoğrafın icadının 180’inci yılı onuruna harika bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl” başlıklı sergi, 1839’da gerçekleşen ilk fotoğraf gezisinin izlediği rotayı günümüz teknikleriyle yeniden keşfediyor. Tarihi rota, on usta fotoğraf sanatçısının farklı yorum ve bakış açılarıyla sanatseverlere sunuluyor. Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği sergi Coşkun Aral, Laleper Aytek, Ali Borovalı, Murat Germen, Sinan Koçaslan, Yusuf Sevinçli, Alp Sime, Lale Tara, Serkan Taycan ve Cem Turgay’ın aynı rota üzerindeki tarihi kentlerde çektikleri fotoğrafları 1 Mart’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

UNIQ Expo, 20’nci yüzyılın en etkili sanatçılarından biri olarak gösterilen Pop Art sanatının öncüsü Andy Warhol’un 90 adet orijinal eserinin yer aldığı sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor. Begüm Alkoçlar’ın küratörlüğünde gerçekleşen sergide, Warhol’un ikonikleşen Marilyn Monroe, Campbell Soup ve Flowers gibi ünlü eserlerini görebilir, ayrıca Pop Art sanatının öncüleri Keith Haring, Roy Lichtenstein, James Rosenquist ve Robert Indiana’nın eserlerini de inceleyebilirsiniz. Sergi, 29 Mart’a kadar açık kalacak.

A Road Story

Andy Warhol in İstanbul

The Pera Museum is hosting a wonderful exhibition in honor of the 180th anniversary of the invention of photography. The exhibition titled “A Road Story: 180 Years of Photography” rediscovers the route of the first photography trip, taken in 1839, using today's techniques. The historic route is presented to art lovers with different interpretations and perspectives from 10 master photographers. Curated by Engin Özendes, the exhibition presents photographs taken on the same route by Coşkun Aral, Laleper Aytek, Ali Borovalı, Murat Germen, Sinan Koçaslan, Yusuf Sevinçli, Alp Sime, Lale Tara, Serkan Taycan and Cem Turgay. The exhibition is open to visit until 1 March.

UNIQ Expo has launched the exhibition of 90 original works by Andy Warhol, who is regarded as the pioneer of pop art and one of the most influential artists of the 20th century. Curated by Begüm Alkoçlar, the exhibition features Warhol's famous works like the iconic Marilyn Monroe, Campbell’s Soup Cans and Flowers. You can also explore the works of pop art pioneers Keith Haring, Roy Lichtenstein, James Rosenquist and Robert Indiana. The exhibition will be open until 29 March.


Event Etkinlik

MUHABBETLI KONSER Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin (PSM) “Muhabbetli Konserler” serisi, 25 Şubat gecesi ünlü tarihçi Prof. İlber Ortaylı ve istisnai bir Chopin yorumcusu olarak gösterilen dünyaca ünlü piyanist Gülsin Onay’ı konuk edecek. Bu özel gecede Gülsin Onay, dönemin tarihsel arka planının Chopin’in müziğine etkilerini piyanosunun başında müzik aracılığıyla yorumlarken, tarihçi İlber Ortaylı bestecinin yaşadığı dönemi, tarihini ve coğrafyasını renkli anlatımıyla seyircilerle paylaşacak.

A Chatty Concert The first of Zorlu Performing Arts Center’s (PSM) “Conversational Concerts” series will be held on 25 February starring famous historian İlber Ortaylı and world-renowned pianist Gülsin Onay, who is shown as an exceptional Chopin performer. As Gülsin Onay interprets the effects of the historical background of the period on Chopin's music by her piano, İlber Ortaylı will colorfully talk about the period, history and geography that the composer lived in.

18

SEZEN AKSU ŞARKILARIYLA MÜZIKAL Türkiye’nin en önemli besteci ve yorumcularından olan Sezen Aksu’nun şarkılarıyla dolu müzikli oyun “İzmir’in Kızları”, 19 Şubat’ta Uniq Hall’de sahnelenecek. Serdar Saatman’ın yazdığı, Gaye Cankaya’nın yönettiği ve Murat Cem Orhan’ın müzik direktörlüğünü yürüttüğü oyunun başrollerinde Gökçe Bahadır, Olgun Toker, Burak Sevinç, Derya Alabora, Parla Şenol, Nihan Büyükağaç ve Seda Akman yer alıyor. İzleyicilerin içini ısıtan müzikli oyun, konuklarını sıcacık bir Ege kasabasına götürmeyi arzu ediyor.

A musical of Sezen Aksu songs The musical show “İzmir’in Kızları” that features many songs by one of Turkey's most important composers and singers Sezen Aksu, will be on stage on 19 February at Uniqa Hall. Gökçe Bahadır, Olgun Toker, Burak Sevinç, Derya Alabora, Parla Şenol, Nihan Büyükağaç and Seda Akman play the leading roles in the show, written by Serdar Saatman, directed by Gaye Cankaya and musically directed by Murat Cem Orhan. The musical aims to take the audience to a cozy Aegean town in a warm atmosphere.


Event Etkinlik

TOLGSHOW Oyuncu Tolga Çevik, izleyiciyi kahkahalara boğan doğaçlama oyunu “Tolgshow”la Türkiye turnesine çıkıyor. Bugüne kadar “Yönetmen”in akla hayale gelmeyen isteklerini yerine getirmeye çalışan Çevik, bu kez “Arkadaşım” karakteriyle yönetmeni çıldırtmaya kararlı. “Gizemli Yönetmen” Fırat Parlak ve “Minik” lakaplı müzisyen Özer Atik’in de eşlik ettiği gösteriyi, 10 Mart’ta İstanbul’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde izleyebilirsiniz.

AMELIE MÜZIKALİ Paris'te garsonluk yapan masum, saf, sessiz fakat yüreğinde çığlıklarla yaşayan bir genç kadının hikâyesi olan Amelie, sinema tarihindeki özel filmler arasında yer alıyor. Bu başyapıtın büyük beğeni toplayan müzikali ise ilk kez İstanbul’da sergilenecek. Başrollerini Audrey Brisson ve Danny Mac'in paylaştığı müzikal, çok özel sahne dekorları ve müzikleriyle 11-16 Şubat tarihleri arasında İstanbul Uniq Hall sahnesinde olacak.

TolgShow Actor Tolga Çevik is taking his hilarious improvisational “Tolgshow” on a national tour. Çevik, who has been trying to fulfill the “Director”s unimaginable wishes in his previous show, is determined to drive the Director even crazier with his new character “Arkadaşım”. The show, accompanied by the “mysterious director” Fırat Parlak and musician Özer Atik aka “Minik”, is live at Zorlu Performance Center in İstanbul on 10 March.

20

Amelie the Musical The story of an innocent, pure, quiet young woman who is working as a waitress in Paris, with screams in her heart, Amelie is one of the most special films in the history of the cinema. The very popular musical of this masterpiece will be staged for the first time in İstanbul. Starring Audrey Brisson and Danny Mac, the musical will be on stage at İstanbul Uniq Hall between 11 and 16 February with very special stage decorations and music.


Cinema Sinema

ÖLMEK IÇIN ZAMAN YOK James Bond efsanesinin 25’inci filmi “Ölmek İçin Zaman Yok”ta, Daniel Craig son kez Bond karakterini canlandırıyor. Aktif hizmetten ayrılan ve sakin bir yaşam süren Bond, CIA’dan eski dostu Felix Leiter’in yardım talebine sırt çeviremez ve kaçırılan bir bilim insanını kurtarmak için kolları sıvar. Kötü adamların peşinde tehlikelere göğüs geren Bond’a, bu kez “Oscar ödüllü” Rami Melek ve Lea Seydoux eşlik ediyor. Heyecan arayanlar James Bond serisinin son filmi için 3 Nisan tarihini bir kenara not etmeyi unutmasınlar.

No Time To Die Daniel Craig plays Bond for the last time in the 25th James Bond movie “No Time to Die”. After leaving active service and living a quiet life, Bond is unable to turn his back on his old friend from CIA Felix Leiter's request for help and embarks on an adventure to save a kidnapped scientist. Facing dangers while chasing bad guys, Bond is accompanied by Oscar winner Rami Melek and Lea Seydoux. If you are looking for some action, don't forget to note down 3 April for the latest movie of James Bond series.

22

JUST MERCY Gerçek bir olaydan ilham alan “Just Mercy”, genç avukat Bryan Stevenson’ın adalet adına savaşını ele alıyor. Harvard’dan mezun olmasının ardından çevresi tarafından para kazandıran işlerde yer alması beklenirken Stevenson, Alabama’da haksız yere mahkûm edilen bir adamı savunmaya karar verir. Genç avukat, ölüme mahkûm edilen adamın suçsuzluğunu kanıtlamak adına verdiği mücadele sırasında aslında ırkçılığa karşı da savaştığını anlayacaktır. Yönetmenliğini Destin Daniel Cretton’un yaptığı başrollerinde ise Jamie Fox, Brie Larson, Michael B. Jordan ve Tim Blake Nelson’un rol aldığı yapım 14 Şubat’ta beyazperdede olacak.

Just Mercy Inspired by a true story, “Just Mercy” examines young lawyer Bryan Stevenson’s struggle for justice. After graduating from Harvard, Stevenson is expected to take financiallyrewarding jobs by his circles. Yet he decides to defend a man who was unjustly convicted in Alabama. During his struggle to prove the man’s innocence, who is sentenced to death, the young lawyer will understand that he is actually fighting against racism. Directed by Destin Daniel Cretton, the film stars Jamie Fox, Brie Larson, Michael B. Jordan and Tim Blake Nelson and will be in theaters on 14 February.


23


Book Kİtap

KALBIM O VIRAN EVLERE BENZER Ermeni müzisyen ve müzikolog Gomidas Vartabed, doğumunun 150’nci yılında “Kalbim O Viran Evlere Benzer” isimli kitapla anılıyor. İki etno müzikolog Melissa Bilal ve Burcu Yıldız’ın kaleme aldığı çalışma, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Kütahya’da doğan müzisyenin yaşamı ve akademik külliyatına dair kaynakları bir araya getiriyor. Vartabed’in müzikoloji mirasını okurlarla paylaşmayı amaçlayan ve sanatçının İstanbul yıllarına ışık tutan kitap, kendisinin mektup ve anılarına da yer veriyor. Melissa Bilal - Burcu Yıldız (Birzamanlar Yayıncılık)

İKTISATTAN ÇIKIŞ

İktisadın ilk dersi, rasyonellik, geçmiş deneyimi ve matematik barındıran “İktisada giriş” olsa da artık devir değişti. Günümüzde kazandığından fazlasını harcayan, sınırlı kaynaklarla ihtiyaçlarını dengelemekten uzak insanlar yaşıyor. Ekonomist Prof. Dr. Emre Alkin, “İktisattan Çıkış” adlı yeni kitabında, “İktisat, rasyonel insanı ne zaman ve nasıl kaybetti?” sorusuna cevap arıyor. Alkin, çok yönlü bir iktisadi değerlendirmeyle dünyanın ve Türkiye’nin ekonomisine dair çarpıcı bir bakış açısıyla yazıyor. Emre Alkin (Destek Yayınları)

A Heart in Ruins

The End Of Economics

Armenian musician and musicologist Gomidas Vartabed is commemorated on the 150th anniversary of his birth with a book titled “Kalbim O Viran Evlere Benzer” (meaning “My Heart is Like Those Ruins”). Written by two ethnomusicologists Melissa Bilal and Burcu Yıldız, the book compiles resources on the life and collected academic works of the musician who was born in Kütahya in the second half of the 19th century. The book aims to share Vartabed's musical heritage with readers and sheds light on the artist's years in İstanbul and includes his letters and memories as well.

Although the first lesson of economics is “Introduction to economics”, which contains rationality, past experience and mathematics, the era has now changed. Today, there are people who spend more than they earn, and are far from balancing their needs using limited resources. Economist Prof. Dr. Emre Alkin, in his new book, “İktisattan Çıkış” (meaning “The Ending of Economics”), is searching for the answer to “When and how did economics lose the rational individual?”. Alkin authors a multifaceted economic assessment, with a stunning view on the world and Turkey's economy.

24

SALONDAKI EN KÖTÜ KOLTUK

Uzun yıllardır basketbol maçlarına sesiyle hayat veren adam ünlü spor spikeri Murat Murathanoğlu, kendi serüvenini Türk basketbolunun kahramanlarıyla harmanladığı “Salondaki En Kötü Koltuk” isimli kitabıyla okurlarının karşısında. Türk basketbolunun doksanlı yıllardaki zafer gecelerini, Petar Naumoski’yle başlayan Efes hücumlarını, 2010 yazının sonunda Kerem Tunçeri’nin elinden çıkan tarihî turnikeyi, Aydan Siyavuş’u, İsmet Badem’i ve çok daha fazlasını bu kitapta bulacaksanız.

AŞKIMIZ ESKI BIR ROMAN

Türk edebiyatının ünlü ve başarılı kalemi Ahmet Ümit, “Aşkımız Eski bir Roman” isimli kitabıyla okuyucularını yine heyecanlı bir maceraya davet ediyor. Üç ayrı öykünün yer aldığı kitapta, Ümit’in yarattığı “Başkomser Nevzat” karakteri karmaşık cinayetlerin izini sürüyor. “Aşkımız Eski Bir Roman”, polisiye sevenlerin okunması gerekenler listesine girmeyi fazlasıyla hak ediyor. Ahmet Ümit (Yapı Kredi Yayınları)

Murat Murathanoğlu (Mundi)

The Worst Seat Of The Court

Our Love Is An Old Novel

The man who brought basketball games to life with his voice for years, the famous sports announcer Murat Murathanoğlu has written a book titled “Salondaki En Kötü Koltuk” (meaning “The Worst Seat of the Court”), where he blends his adventure with the heroes of Turkish basketball. In this book, you will read about the Turkish basketball victory nights of the 90s, Efes’ offensive system that started with Petar Naumoski, the legendary lay-up by Kerem Tunçeri at the end of the summer of 2010, also Aydan Siyavuş, İsmet Badem and much more interesting content.

Ahmet Ümit, the famous and successful author of Turkish literature, invites readers to another exciting adventure with his book “Aşkımız Eski bir Roman” (meaning “Our Love is an Old Novel”). In the three-story book, the character “Inspector Nevzat” created by Ahmet Ümit traces complex murders. “Aşkımız Eski bir Roman” truly deserves to be included in the list of mustread lists of detective story enthusiasts.


BESIM TIBUK ASABI BOZUK LIBERAL

Net Holding’in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Besim Tibuk’un hayatını anlatan iki ciltlik çalışmanın ikinci kitabı “Asabı Bozuk Liberal”, Net Kitap etiketiyle yayımlandı. Kitap, Türk siyaset hayatının ve iş dünyasının özgün ismi Besim Tibuk’un, Liberal Demokrat Parti’yi (LDP) kurduğu dönemden günümüze, siyasette ve Kuzey Kıbrıs’ta sürdürdüğü iş hayatında elde ettiği başarıları tanıklarıyla beraber ortaya koyuyor. Biyografi yazarı Fatih Vural’ın kaleme aldığı “Asabı Bozuk Liberal”, Besim Tibuk üzerinden Türkiye’nin son 20 yılına da ışık tutuyor. Siyasette beklediğini bulamayan Tibuk’un politikayı bırakıp zor bir dönem geçiren Net Holding’i Kuzey Kıbrıs’ta nasıl turizm devi haline getirdiğini “Asabı Bozuk Liberal”de okuyabilir ve iş hayatına dair önemli dersler çıkarabilirsiniz. Fatih Vural (Net Kitap)

The Upset Liberal “Asabı Bozuk Liberal” (meaning “The Upset Liberal”), the second book of the two-volume series of the life of Besim Tibuk, the founder and chairman of Net Holding, has been published under the Net Kitap label. Empowered by witness accounts, the book is about the achievements of Besim Tibuk, an authentic character of Turkish political life and business world, starting from the period when he founded the Liberal Democratic Party (LDP) to the present, both in politics and in business life in Northern Cyprus. Penned by biographer Fatih Vural, the book sheds light on Turkey’s last 20 years through the story of Besim Tibuk. You can read how Tibuk, who couldn’t find what he expected, abandoned politics and turned Net Holding that was having hard times back then, into a tourism giant in Northern Cyprus. Reading “Asabı Bozuk Liberal”, you can also learn important lessons about business life.


Kids Çocuk

EYVAH KITAP

Mine Soysal’ın okuma eğilimleri üzerine sohbet ettiği 40 binden fazla öğrenciden esinlenerek kaleme aldığı “Eyvah Kitap”, çocukların ve gençlerin gözünden kitap okuma alışkanlığını irdeliyor. Yazar, gençlerin “kitap okuma” deneyimlerine ilişkin şaşırtıcı, düşündürücü hatta komik öyküler anlatıyor ve bunları eğitimciler, ebeveynler, çocuklar ve gençlerle birlikte tartışma olanağı sunuyor.

KRAL SÜLEYMAN’IN YÜZÜĞÜ

Su ve hava kirlendi, kemirgenler aralarındaki uyumu kaybetti, doğanın da dengesi bozuldu. Herkes zor durumda. Ama Geronimo ve arkadaşlarının bir planı var. Hep beraber Kral Süleyman’ın zamanına gidip ondan yüzüğünü ödünç olarak vermesini isteyecekler. Geronimo Stilton, çevre bilinci, ekoloji ve geri dönüşüm konularında bilgiler verirken miniklere doğaya nasıl sahip çıkılacağı konusunda önerilerde bulunuyor.

ÖNCE HAYAL

Judith Malika Liberman’ın kaleme aldığı “Önce Hayal” hayal kurmak, yaratıcılık, kimlik edinmek, ileri dönüşüm ve vazgeçmemek üzerine rengârenk bir masal anlatıyor. Üstelik bu çok katmanlı masal, ritmik şarkılarla da zenginleşiyor. “Önce Hayal”i, Liberman’ın anlatımı ve şarkıları ile YouTube ve Soundcloud platformlarından da dinleyebilirsiniz. Zeynep Özatalay’ın da resimleriyle renk kattığı “Önce Hayal” çocuklara sıcacık düşler vaat ediyor.

Mine Soysal (Günışığı kitaplığı)

Geronimo Stilton (Yapı Kredi Yayınları)

Judith M. Liberman (Redhouse Kidz Yayınları)

Oh No,Books!

King Solomon’s Ring

Dream First

Authored by Mine Soysal and inspired by her conversations with more than 40 thousand students about their reading tendencies, “Eyvah Kitap” (meaning “Oh No, Books”) examines the habit of reading through the eyes of children and young people. The author tells amazing, thought-provoking and even funny stories about young people's reading experiences, and opens the discussion of this matter among educators, parents, children and young people.

26

Judith Malika Liberman's “Önce Water and air have Hayal” (meaning been polluted, rodents have lost their “Dream First”) tells a colorful tale about harmony, and nature dreaming, creativity, has become out of identity, advanced balance. Everybody's transformation and not in trouble. But giving up. Moreover, Geronimo and his this multilayer tale is friends have a plan. enriched with rhythmic Together they will songs. You can also travel back to King listen to “Önce Hayal” Solomon's era and on YouTube and ask him to lend his ring. Geronimo Stilton SoundCloud platforms with Liberman's gives information narration and singing. on environmental Colored yup with awareness, ecology Zeynep Özatalay’s and recycling while offering advice on how illustrations, “Önce to take care of nature. Hayal” promises sweet dreams to children.

ZAMAN BÜKÜCÜLERKAYIP TELEFON

Profesör Mucit ve asistanı İcat, zamanda yolculuk yaparak hayatımızı kolaylaştıran buluşların kimler tarafından ve nasıl gerçekleştirildiklerini öğreniyorlar. İkili bu kez, 1876 Amerika’sına giderek telefonun icadına tanıklık ediyor. “Kayıp Telefon” tüm çocukların keyifle okuyacağı bir kitap. Ümit Türek- Selin Feldman (Kara Karga Yayınları)

Time Benders-The Lost Phone Professor Mucit (Inventor) and his assistant İcat (Invention), travel through time and find out about the inventors of the inventions that have made our lives easier. This time, the duo goes to America in 1876 and witnesses the invention of the phone. “Kayıp Telefon” (meaning “The Lost Phone”) is a book that all children will enjoy.

KRAL KILIÇBALIĞI Birbirlerine verdikleri sözleri tutmaya kararlı olan Çağıl ve Berk’in, Çalılar Diyarı’na doğru çıktıkları yolculuk onlar için unutulmaz bir ders olur. Kendilerini Kayıp Ada’nın terk edilmiş zamanında bulan ikili, adanın kadim düşmanı Karakorsan’ın gölgesinde büyük bir maceraya adım atarlar. Altay Öktem’in kaleme aldığı kitap, çocukları tarih, yardımlaşma, dostluk ve sorumluluk üzerine bir öyküye davet ediyor. Altay Öktem (Can Çocuk Yayınları)

King Swordfish Determined to keep their promises to each other, Çağıl and Berk's journey to the Land of Shrubs becomes an unforgettable lesson for them. Finding themselves in the abandoned time of the Lost Island, they embark on a great adventure in the shadow of the island's ancient enemy, “Karakorsan” (the Dark Pirate). Written by Altay Öktem, the book invites children into a story that enfolds history, solidarity, friendship and responsibility.


Kids Çocuk

KÜÇÜK GURMELER MUTFAKTA Maslak’taki Mutfak Sanatları Akademisi, çocukların keyifli vakit geçirmeleri ve mutfağa dair özel bilgiler öğrenmeleri amaçlıyor. Kursta küçük gurmelere önce mutfakta hijyen, güvenlik, sofra düzeni ve mutfak ekipmanları öğretilecek. Daha sonra çocuklar dünyanın farklı bölgelerinden lezzetlerle tanışacak ve en sevdikleri yemekleri kendi elleriyle hazırlayacaklar. 15 Mart’ta başlayacak ve evinizin küçük şefine hayatları boyunca unutamayacağı harika bir deneyim yaşatabilirsiniz.

İSTANBUL’DA SIHIRLI BIR MÜZE Taksim’deki İstanbul İllüzyon Müzesi, konuklarına interaktif ve eğlenceli bir dünyanın kapılarını açıyor. Müzedeki Tepetaklak Oda’da ters dönebilir, Sonsuzluk Odası’nda kendinizi sonsuzluğun kollarına bırakabilir, hologram koleksiyonunu gezerken, her bir optik illüzyonu ve enstalasyonu yakından inceleme fırsatı bulabilirsiniz. Müze sadece çocuklara değil yetişkinlere de görsel, duyusal ve eğitsel anlamda renkli bir gün vaat ediyor.

Little Gourmets in the Kitchen The Culinary Arts Academy in Maslak is organizing an the academy aims to provide children with a pleasant time and teach them certain things about the kitchen. During the course, little gourmets will learn about kitchen hygiene and safety, tableware and kitchen equipment. Within the program, the children will be introduced to flavors from different parts of the world and they will prepare their favorite dishes with their hands. Starting on 15 March, this activity can give your little chef a wonderful experience that they will never forget.

28

A Magical Museum in İstanbul The Museum of Illusions in Taksim opens the doors to an interactive and entertaining world. You can walk upside down in the museum's Upside Down Room, let yourself go in the arms of eternity in the Infinity Room, explore the hologram collection and enjoy the opportunity to examine each optical illusion and installation close up. The museum promises a colorfully visual, sensory and educational day not only to children but also to adults


Design Tasarım

EVINIZE “KELEBEK ETKISI” KULAKLIK MODASI ÇILDIRDI Kulaklıklar da artık bir moda öğesi. Birçok ünlü markanın farklı özelliklere sahip, rengarenk tasarımlarla adından söz ettirmesine moda devi Louis Vuitton da kayıtsız kalmadı. Fransız moda evi, ses uzmanı “Master & Dynamic” tarafından geliştirilen kablosuz kulaklığını tüketicinin beğenisine sundu. Ses kalitesinde oldukça iddialı olan “Louis Vuitton Horizon Earphones” dört farklı renk seçeneğine sahip. Üzerinde markanın ikonik logosunun yer aldığı şık kulaklıklar tek şarjla 3.5 saat müzik dinleme imkanı sunuyor.

Butterfly Art Istanbul, öldükten sonra dondurulmuş rengarenk kelebekleri şık ahşap çerçeveler içinde satışa sunuyor. Doğanın dengesini bozmadan yaşam döngüsünü tamamlamış olan kelebeklerin kullanıldığı bu tasarım ürünler evinize renk katacak.

Earphones fashion getting wilder Earphones are now a fashion item. The fashion giant Louis Vuitton couldn’t remain indifferent to the fact that many famous brands are already making their marks with different and colorful designs. The French fashion house has launched its wireless earphone developed by sound expert “Master & Dynamic”. Louis Vuitton Horizon Earphones is very ambitious in sound quality and comes in four different colors. These stylish earphones adorned with the brand's iconic logo offer 3.5 hours of music on a single charge.

30

“Butterfly effect” on your home Butterfly Art Istanbul has recently introduced an interesting product: Colorful butterflies frozen after death in stylish wooden frames. These designer products that use butterflies that have completed their life cycle will add color to your home without disturbing the balance of nature.


APPLE’DAN “ZAHMETSIZ” KART Telefonlar, bilgisayarlar ve onların eşsiz aksesuarıyla dünyayı kendine hayran bırakan Amerikan teknoloji devi Apple, bu sefer kredi kartıyla karşımızda. Goldman Sachs ve Mastercard’la ortak bir çalışma yürüten Apple, herhangi bir kart numarası, imza ya da alışverişler için kullanılan CVV koduna sahip olmayan kredi kartıyla tüketicilerin ihtiyaçlarını kolayca karşılayabilmesini amaçlıyor. Şık ve minimal tasarımıyla dikkat çeken ve titanyum malzemeden üretilen kart, ilk olarak Amerika’da daha sonra da tüm dünyada satışa sunulacak.

BAVULLAR ONA EMANET Kaybolan bavullar, sık seyahat eden insanlar için bir kâbus haline gelebiliyor. Dünyanın ilk bavul takip cihazı “Trakdot”, bu durumu ortadan kaldırmak için üretilmiş. Mobil iletişimin mümkün olduğu her yerde çalışan, akıllı telefonlara uyumlu bu küçük alet, teslim edilen bavulların takibini gerçekleştirerek kontrol altında tutabilmelerini sağlıyor. Varış noktasına ulaştığınızda “Trakdot” telefonunuza bavulunuzun konumunu teyit eden bir mesaj gönderiyor.

Luggages are safer “Effortless” Credit Card From Apple Fascinating the globe with phones, computers, and their unique accessories, the American technology giant Apple is now presenting a credit card. In close cooperation with Goldman Sachs and Mastercard, Apple’s credit card has no card number, signature or CVV code, and aims to easily meet the needs of consumers. The titanium card draws attention with its stylish and minimal design, and will be launched in America first and then all over the world.

Losing your luggage can become a nightmare if you are a frequent traveler. The world's first luggage tracking device, “Trakdot”, was created to eliminate this problem. This small device, compatible with smartphones, on the go wherever mobile communication is possible, enables you to keep track of your luggage and keep it under control. When you reach the destination, “Trakdot” sends a message to your phone confirming the location of your luggage.


News Haber

ÜÇÜNCÜOĞLU'NUN İMZA GÜNÜ

Girne’deki Merit Crystal Cove Hotel’in Executive Chef’i Erhan Üçüncüoğlu, 45 yıllık mesleki birikimini “Bir Öğün Zanaat” isimli kitapta topladı. Kitabın Merit Crystal Cove Hotel’de düzenlenen imza gününe gastronomi tutkunları yoğun ilgi gösterdi. Usta şef yaptığı konuşmada, “Yarım asra yakın bir süredir Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerindeki otellerde edindiğim deneyimleri genç aşçılarla paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu mesleğe gönül veren genç insanlara yol gösterebilirsem ne mutlu bana” dedi.

SİBEL SİBER KİTABINI TANITTI

Kuzey Kıbrıs siyasetinin saygın ismi Sibel Siber, 50 yıldır Ada için bir çözüm bulmak adına yapılan müzakereleri derlediği “Aynı Masada Yarım Asır” kitabının tanıtımını Merit Lefkoşa Hotel’de gerçekleştirdi. Etkinlikte yaptığı konuşmada sözlerine duygusal anlar yaşadığını ifade ederek başlayan Siber, “Siz değerli dostlarıma bugün beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ediyorum. Her zaman toplumun birliğine katkı sağlanması gerektiğini düşünenlerden oldum. Toplumsal hafızanın kaybolmaması adına bilginin aktarılmasının gerektiğini savundum. Arşivleri 50 yıl sonra okumak da bana nasip oldu. Arşivleri okurken zor anlar yaşandığını hissettim. Kitabım geleceğe yön vermek adına umarım faydalı olur" dedi. Kuzey Kıbrıs’ın yakın tarihine ışık tutan “Aynı Masada Yarım Asır”, Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan müzakerelerin ilk altı yılındaki gizli oturumları, bugüne kadar yayınlanmamış arşiv tutanaklarını, Siber’in kişisel tanıklığını ve okurların ilk kez göreceği belgeleri içeriyor.

Sibel Siber Introduced Her Book

Erhan Üçüncüoğlu’s Autograph Session Erhan Üçüncüoğlu, the Executive Chef of Merit Crystal Cove Hotel in Girne, gathered his 45 years of experience in the kitchen in a book called “Bir Öğün Zanaat”. Gastronomy enthusiasts showed great interest to the autograph session held at Merit Crystal Cove Hotel. The master chef commented: “I am happy to share with young chefs the experiences I gained in hotels in Turkey and in various parts of the world for nearly half a century. I am pleased about this chance to guide the young generation who are committed to this profession.”

32

Sibel Siber, the respected name of the political scene in Northern Cyprus, presented her book titled “Aynı Masada Yarım Asır” (Half a Century at the Same Desk) at Merit Lefkoşa Hotel. The book compiles the negotiations to find a solution for the Island for the last 50 years. Siber started her speech by expressing how emotional she felt in the moment; she continued: “I thank you, dear friends, for accompanying me today. I have always believed that the unity of society should be supported. I have always argued that information should be passed on in order not to lose our collective memory. I was able to read the archives after some 50 years. When reading the archives, I felt that there were very hard times. I hope my book will be useful to guide the future.” The book, which sheds light on the recent history of Northern Cyprus, includes the secret sessions of the first six years of negotiations for the solution of the Cyprus dispute, the unpublished archives, the personal testimony of Siber and the documents that the readers will see for the first time.


MERİT LEFKOŞA'DAN BARINAĞA ZİYARET

Merit Lefkoşa Hotel’in yönetici kadrosu ve çalışanları, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde Lefkoşa Hayvan Barınağı’nı ziyaret etti. Barınaktaki hayvanlara mama ve temizlik malzemesi bağışında bulunan ekibimiz, yetkililerden hayvanlarla ilgili bilgi de aldı. Hayvanlara karşı toplum olarak her zaman duyarlı olunması gerektiğini belirten Merit Lefkoşa ekibi, hayvan dostlarını sık sık ziyarete geleceklerini söylediler.

Merit Visits The Animal Shelter

Merit Lefkoşa Hotel's executive staff and employees visited the Lefkoşa Animal Shelter on 4 October World Animal Day. Our team, who donated food and cleaning supplies to the shelter, also received information from the authorities about the animals. Merit Lefkoşa team stated that as a community we should always be sensitive to animals; they added that they would visit their animal friends frequently.

MERİTTA TÜYAP'TA

Merit International Hotels & Resorts’un desteğiyle “Net Çocuk” tarafından çocuklara çevre bilinci kazandırmak amacıyla yayımlanan “Meritta Kitapları serisi”, 38’inci İstanbul Tüyap Kitabı’nda minik kitapseverlerle buluştu. Fuarda, serinin kahramanı Meritta’nın maskotu olan deniz kaplumbağasına çocuklar yoğun ilgi gösterdiler ve onunla bol bol hatıra fotoğrafı çektirdiler.

Meritta at TÜYAP Supported by Merit International Hotels & Resorts and published by “Net Kids” with the aim of raising environmental awareness for children, the “Meritta Books series” met with the little book lovers at Tüyap’s 38th International İstanbul Book Fair. At the fair, the children showed great interest to the mascot of Meritta, the turtle protagonist of the series, and had several photos taken with it.

33


News Haber

ZİYNET SALİ'NİN MUHTEŞEM DÜĞÜNÜ

Ünlü sanatçı Ziynet Sali, müzisyen Erkan Erzurumlu ile Kıbrıs Merit Royal & Premium Hotel’de gerçekleştirilen nikâh töreniyle dünyaevine girdi. Çiftin nikâh şahitliğini KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, KKTC Başbakanı Ersin Tatar, DMC Genel Müdür Yardımcısı Özden Bora ve Ahmet Safa Ateş yaptı. Yasemin çiçekleri teması üzerine kurulu düğünde, çiftin aileleri ve yakın dostlarının yer aldığı 150 kişilik davetli hazır bulundu. Ünlü modacı Cengiz Abazoğlu’nun tasarladığı gelinliği giyinen Sali, after party’de Zimmerman imzalı bir kıyafetle konukların karşısına çıktı. Şıklığı ve güzelliğiyle dikkat çeken Sali, hayatının en özel gecesinde “İlk kez ve sevdiğim adamla evleniyorum” dedi. Nikâh töreni sonrası heyecanları her hallerinden belli olan genç çift, ilk danslarını Elvis Presley’in “Can’t Help Falling in Love” şarkısıyla yaptı.

MERİT LEFKOŞA 11 YAŞINDA Tam 11 yıl önce 29 Ekim 2008’de bir Cumhuriyet Bayramı’nda misafirlerine kapılarını ilk kez açan Kuzey Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’nın yüzakı Merit Lefkoşa Hotel, yeni yaşını tüm çalışanlarıyla kutladı. Genel Müdürümüz Mine Gürses yaptığı konuşmada, “Değerli misafirlerimizin desteğiyle gelmiş olduğumuz 11’inci yılımızda, kapılarımızı açtığımız ilk günden bugüne hep birlikte Türkiye’nin ve KKTC’nin cumhurbaşkanlarını, bakanlarını, Avrupa Birliği yöneticilerini, nice sanatçılarımızı ve bizleri tercih eden değerli misafirlerimizi ağırlamanın gururunu yaşadık. Outside catering hizmetlerimizle birçok organizasyona ev sahipliği yaptık. Ekip ruhuyla tüm misafirlerimizi en yüksek memnuniyetle ağırlamamızda ve organizasyonların başarıyla tamamlanmasında emeği olan tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim” dedi.

Merit Lefkoşa Hotel Turns 11 Ziynet Sali’s Wonderful Wedding

Famous singer Ziynet Sali and musician Erkan Erzurumlu got married with a wedding ceremony at Cyprus Merit Royal & Premium Hotel. TRNC President Mustafa Akıncı, TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Deputy Director General of DMC Özden Bora and Ahmet Safa Ateş were the marriage witnesses of the couple. The theme of the wedding was based on jasmine flowers while 150 guests were present at the ceremony including the couple's families and close friends. Sali wore a wedding dress designed by famous fashion designer Cengiz Abazoğlu, and she appeared before the after-party guests in an outfit by Zimmerman. Attracting with her elegance and beauty, Sali commented on this most special night of her life: “I'm getting married for the first time and to the man I love.” After the wedding ceremony, the young couple, whose excitement was evident, performed their first dance with an Elvis song, “Can’t Help Falling in Love”...

34

Exactly 11 years ago on 29 October 2008, on a Republic Day, Merit Lefkoşa Hotel, the pride of the capital of Northern Cyprus, Lefkoşa, opened its doors to its guests for the first time and today is celebrating a new age with all its employees. Our General Manager Mine Gürses made a speech on the occasion: “From the day we first opened our doors, to the 11th anniversary of our establishment, which we have reached thanks to the support of our valued guests, we have felt the joy and pride of having welcomed presidents, ministers, European Union administrators, many artists and our valuable guests both from TRNC and Turkey. We hosted many organizations with the outside catering services. I would like to thank all my colleagues and the staff who have contributed to our success in providing our guests with the highest level of satisfaction and in completing various events and organizations.”


EMPATİ İÇİN BASKETBOL

Merit Royal Merit Royal Hotel, engellilere yönelik farkındalığı artırmak ve KKTC Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı’nı yeni sezon öncesi motive etmek amacıyla “empati basketbol” maçı düzenledi. Merit Royal Premium Hotel’in basketbol sahasında oynanan maçta Merit Royal & Premium Hotel Takımı ile KKTC Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı ile karşılaştı. Merit Royal & Premium Hotel Genel Müdürü Aybars Kutluba’nın takım kaptanı olarak oynadığı maçta, departman müdürleri ve çalışanlar da sahadaydı. Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, KKTC Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Ruhsar Vudalı ve federasyon yetkililerinin de izlediği anlamlı etkinlikte keyifli ve eğlenceli anlar yaşandı. Maçın ardından KKTC Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, seyirciler için bir gösteri maçı yaptı ve büyük alkış aldı. Federasyon Başkanı Ruhsar Vudalı, yaptığı konuşmada sonsuz desteklerinden dolayı Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş’a, Merit Royal Hotel Genel Müdürü Aybars Kutluba’ya ve tüm Merit ekibine teşekkürlerini ileterek kendilerine tüm takımın imzaladığı bir basketbol topu hediye etti.

Basketball For "Empathy" Merit Royal Hotel organized “an empathy basketball match” to raise awareness for the disabled and motivate the TRNC Wheelchair Basketball Team before the new season. In the match played at Merit Royal Premium Hotel's basketball court, Merit Royal & Premium Hotel Team played against TRNC Wheelchair Basketball Team. Merit Royal & Premium Hotel General Manager Aybars Kutluba played as team captain, while the team on the court composed of department managers and employees. Merit International Hotels & Resorts Board Chairman Hanzade Özbaş, TRNC President of the Disabled Sports Federation Ruhsar Vudalı and federation officials also watched the game, which was quite a pleasant and fun event. Following the game, the TRNC Wheelchair Basketball Team held a demonstration match for the audience and received abundant applause. Federation President Ruhsar Vudalı made a speech and thanked Merit Hotels Board Chairman Hanzade Özbaş, Merit Royal Hotel General Manager Aybars Kutluba and the Merit family for their endless support and presented them a basketball signed by the entire team.

35


News Haber

CESUR ÇOCUKLAR

MERIT PARK'TA EĞLENDİ Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı, üye çocukların moral ve motivasyonunu artırmak ve aileler arası dayanışmayı pekiştirmek amacıyla her yıl gerçekleştirdiği etkinliğe bu yıl Girne’deki Merit Park Hotel ev sahipliği yaptı. Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Nevhiz Özer, Mütevelli Heyeti Üyesi Hüseyin Özün Yamaç ve vakıf çalışanlarının katıldığı etkinlikte yaklaşık 120 konuk yer aldı. Çocuklar gün boyunca hem Merit Park Hotel’in animatörleriyle hem de birbirinden eğlenceli etkinliklerle keyifli bir gün geçirdiler. Yaptığı konuşmada vakfın halktan gelen bağışlarla faaliyetlerini sürdürebildiğini vurgulayan Başkan Nevhiz Özer, “Bu yıl Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş’ın önderliğinde ve Merit Park Hotel sponsorluğunda üye çocuk ve ailelerini burada ağırlayabilmek bizleri çok mutlu etti ” dedi.

Brave Children Had Fun in Merit Park The Merit Park Hotel in Girne hosted the annual event organized by Kemal Saraçoğlu Foundation for Children with Leukemia and Fight Against Cancer to increase the morale and motivation of member children and to strengthen solidarity among families. Nevhiz Özer, the Chairman of the Board of Trustees of the Foundation, Hüseyin Özün Yamaç, Member of the Board of Trustees and the staff of the foundation attended the event with approximately 120 guests. The children had an enjoyable day with at Merit Park Hotel with various fun activities. In her speech, President Nevhiz Özer emphasized that the foundation is able to continue its activities thanks to donations from the public. She said: “This year, we are pleased to host the children and their families here under the sponsorship of Merit Park Hotel and the leadership of Merit Hotels Board Chairman Hanzade Özbaş.”

36

İLBER ORTAYLI'DAN NASİHATLER

Tarihçi, akademisyen, yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, Girne’deki Merit Park Hotel’de “Kendi Hayatının Lideri Olmak ve Liderlik Psikolojisi” konulu kişisel gelişim zirvesinde seminer verdi. Büyük bir ilgiyle karşılanan Ortaylı’yı bin 200 kişi izledi. Konuşmasının başında kendi kariyerinden bahseden Ortaylı, gençlere kendilerini nasıl geliştirebilecekleri ve yaşam kalitelerini nasıl yükseltecekleri konusunda öğütler verdi. Ortaylı, sık sık “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” isimli kitabından anekdotları katılımcılarla paylaştı. Son yıllarda Türkiye’de açılan özel okulların ihtiyaçtan fazla olduğunu ve devlet okullarına yeterince önem verilmediğini dile getiren Ortaylı, Türkçe’nin eskisi gibi düzgün kullanılmamasından ve özellikle gençlerin Türkçe’yi değiştirmeye başlamasından yakındı. Ortaylı, gençlere sadece üniversite diplomasının artık yeterli olmadığını, en az üç dil bilmenin şart olduğunu söyledi ve dünyayı gezerek farklı kültürleri tanımanın da önemini vurguladı. Ortaylı, seminer bitiminde katılımcılar tarafından ayakta alkışlanarak uğurlandı.

Advices from İlber Ortaylı

Historian, academician, author Prof. Dr. İlber Ortaylı gave a seminar at the Merit Park Hotel in Girne within the context of the personal development summit titled “Becoming the Leader of Your Life and Leadership Psychology”. A broad participation of one thousand and 200 people listened to what Ortaylı had to say. Starting his speech by talking about his own career, Ortaylı gave advice to young people about how to improve themselves and their quality of life. He shared valuable anecdotes from his book titled “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” (meaning “How to Live Life?”). The famous historian mentioned the fact that the number of private schools in Turkey has increased more than necessary in the recent years and that state schools didn’t get as much attention. Ortaylı also complained that young people started to change the way the Turkish language is used. Ortaylı told the audience that a university diploma was no longer sufficient, that it was necessary to learn at least three languages; and he stressed the importance of recognizing different cultures by traveling around the world. At the end of the seminar Ortaylı received a standing ovation.


NERMİN BEZMEN KADIN EMEĞİ İÇİN İMZALADI Kuzey Kıbrıs’taki Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Kulübü, “Kadın Emeğini Güçlendirme Sosyal Hizmet Projesi” kapsamında Türkiye’nin ünlü yazarlarından Nermin Bezmen’i Kuzey Kıbrıs’ta ağırladı. Bu anlamlı organizasyon kapsamında Bezmen, Lefkoşa Merit Otel’de gerçekleşen çay saati ve imza günü etkinliğinde okuyucularıyla buluştu. Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Kulübü Başkanı Sibel Tatar, yaptığı konuşmada Nermin Bezmen’le sohbet ve imza günü etkinliğinin kadınların emeklerini güçlendirmek adına yapıldığını belirtti ve katılanlara teşekkür etti. Merit Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, İzmir’den çocukluk arkadaşı olan Nermin Bezmen’i bu mutlu gününde yalnız bırakmadı. Kulüp üyeleri ve okuyucuların yoğun ilgi gösterdiği çay etkinliğinin tüm geliri Lefkoşa Surlariçi Sağlık Ocağı ve Kadın Emeğini Güçlendirme Projesi’nde kullanılacak.

Nermin Bezmen Autographed For “Women’s Work”

Northern Cyprus Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Club hosted famous Turkish author Nermin Bezmen as part of the “Social Services Project for the Empowerment of Women’s Work”. Within the scope of this meaningful organization, Bezmen met her readers for an autograph session and afternoon tea event held at Merit Hotel in Lefkoşa. Bellapais (Beylerbeyi) Inner Wheel Club President Sibel Tatar thanked the participants and noted in her speech that this event was organized with the intention to empower the efforts and works of women. Hanzade Özbaş, Chairman of the Board of Merit Hotels & Resorts, accompanied Nermin Bezmen, who is also her childhood friend from İzmir, on this happy day. The entire income of the event, which welcomed broad participation of club members and readers, will be used for “Lefkoşa Surlariçi Health Center” and the Social Service Project for the Empowerment of Women’s Work.

37


News Haber

YOLUN AÇIK OLSUN EBRU DENKER Güler yüzü, dostluğu ve çalışkanlığıyla Merit ailesi için özel bir yere sahip olan Ebru Denker’e Amerika’nın Tampa şehrine yerleşmesi nedeniyle veda ettik. Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş’ın ev sahipliğinde Merit Royal Hotel’deki The Blue Sea Restaurant’ta Ebru Denker için düzenlenen veda yemeği duygu dolu anlara sahne oldu. Konukların çiçek kolyelerle karşılandığı gecede Hanzade Özbaş, bir konuşma yaparak Ebru Denker’e kıymetli hizmetlerinden dolayı başarı ve bundan sonraki hayatı için bol şans diledi. Denker ise “Kuzey Kıbrıs’ta 15 güzel yıl geçirdim. Desteğiniz ve yardımlarınız için sizlere teşekkürü borç bilirim. Bundan sonra da desteklerinizi, dualarınızı benden esirgemeyin. Pozitif enerjinize ihtiyacım var” dedi. Gecenin sonunda konuklar Ebru Denker için dilek fenerleri uçurdular ve ona yeni hayatında bol şans dilediler. Merit Royal Hotel’de görev yaptığı süre boyunca kültürel, sanatsal ve sosyal anlamda birbirinden özel etkinliklere imza atan Ebru Denker’e her şey için teşekkür ediyoruz, tekrar görüşmek üzere…

Good Luck Ebru Denker

On the occasion of her new settlement plans in Tampa, USA, we said goodbye to Ebru Denker, who has a special place for Merit family with her smiling face, friendship and hard work. The farewell dinner for Ebru Denker at Merit Royal Hotel's The Blue Sea Restaurant hosted by Hanzade Özbaş, Board Chairman of Merit International Hotels & Resorts, welcomed the guests with floral garlands and was the scene of emotional moments. Hanzade Özbaş made a speech and thanked Ebru Denker for her valuable services and wished her luck and success. Denker said: “I spent 15 beautiful years in Northern Cyprus. I thank you for your support and assistance. I will still be hoping for your support and prayers. I need your positive energy.” At the end of the night, the guests blew sky lanterns for Ebru Denker and wished her good luck in her new life. We would like to thank Ebru Denker for all the cultural, artistic and social activities she organized during her tenure at Merit Royal Hotel, and we hope to meet again...

38


News Haber

D-QUEENS MERİT GRAND MOSTA'DA Göz alıcı kostümleri ve kışkırtıcı dans performanslarıyla Avrupa’nın en popüler dans gruplarından biri olan “D-Queens”, Svilengrad’daki Merit Grand Mosta Hotel’de sahne alıyor. Moskova gecelerinin en ateşli dans grubu “D-Queens”, İstanbul’a arabayla iki saat mesafede bulunan Bulgaristan’daki Merit Grand Mosta Hotel’de haftada üç gece performans sergiliyor. Perşembe, cuma ve cumartesi geceleri “Mosta Night Club”ta sahne alan D-Queens, kostümleri ve cüretkâr danslarıyla konukları mest ediyor. Altı dansçıdan oluşan ekip, nefes kesen şovlarıyla benzersiz bir atmosfer yaratarak izleyenleri bambaşka bir dünyaya götürüyor. D-Queens’in hipnotize edici, sıra dışı, davetkâr ve cüretkâr şovunu mutlaka izlemelisiniz.

D-QUEENS PERFORMANCE AT MOSTA

One of the most popular dance groups in Europe, with eye-catching costumes and provocative dance performances, D-Queens is taking the stage at Merit Grand Mosta Hotel in Svilengrad. D-Queens, the hottest dance group of Moscow nights, performs three nights a week at the Merit Grand Mosta Hotel in Bulgaria, a two-hour drive from İstanbul. Performing at Mosta Night Club on thursday, friday and saturday nights, D-Queens enchants guests with their spectacular costumes and daring dances. The team of six dancers creates a unique atmosphere with breathtaking shows and takes the audience to a whole different world. You must watch this hypnotizing, extraordinary, inviting and daring show by D-Queens.

40


41


Gourmet Gurme

BİR İÇKİNİN İÇLİ TARİHİ

Burbon, Amerikalıların uğruna isyâna kalkıştığı bir içki. Yüzde 51’i mısırdan damıtılan bu özel viskinin tarihine daha yakından bakmaya ne dersiniz? Bilindiği üzüre burbon, fermentasyona uğratılmış mısır, çavdar, buğday ya da malt arpasından veya malt çavdardan yapılan bir viski çeşididir. Onu diğerlerinden ayıran farkı ise (Amerikan kanunları gereği) içerdiği yüzde 51 oranındaki mısırdır. Burbon tarihi, Amerika ve daha özelde Kentucky Eyaleti ile özdeşleşmiştir. İngiltere’nin sömürgeciliğine karşı bağımsızlık mücadelesinin başladığı 1700’lerde Kuzey Amerika’da en çok tüketilen içkiler rom ve biraydı. Ülkenin dört bir yanı Alman göçmenlerle doluydu ve biradaki ustalıklarını Yeni Dünya’ya da taşımışlardı. Amerika’yı viskiyle tanıştıran kişi ise papaz Elijah Craig oldu. Baptist kilisesinin rahibi, mısır ve çavdar cenneti Kentucky’de bu tahılların lapasından bir viski damıttı ve “Bourbon” 1789’da böyle doğdu. Bu viski, adını ise Amerikan Devrimi’nde İngilizlere karşı saf tutan “Bourbon Hanedanı”ndan aldı. Bağımsızlığını henüz kazanmamış Amerika’da, Kentucky eyaleti o yıllarda Fransız sömürgesiydi ve “Bourbon Country” (Burbon Bölgesi) olarak anılıyordu. Viski yüzünden çıkan isyan Takvimler 1791’i gösterdiğinde Kentucky’de neredeyse

42

hemen her çiftliğin ahırında veya evlerin bodrumunda viski damıtılıyordu. Kimi eşi dostuyla içiyordu, kimi de bolca üretip ticaretini yapıyordu. Amerika’nın ilk başkanı George Washington’ın hükümeti, viski için ağır bir vergiyi yürürlüğe koydu. Üç yıl süren itiraz ve mücadelelere rağmen bir sonuç alamayınca eyalete silahlı vergi tahsildarları gönderdi. Halk da bu tutuma ayaklanarak karşılık verdi. 500’ün üzerinde silahlı Pensilvanyalı’nın isyanı, dört eyaletten toplanan 13 bin kişilik bir orduyla ancak bastırılabildi. Çıkan çatışmalar sırasında dört kişi öldü, 170 isyancı da hapse atıldı. Sonraki altı yıl içinde, Pensilvanya ve Kentucky’de tam 175 damıtımcı lisans aldı ve vergi ödemeye başladı. Özetle hükümet sonunda istediğini aldı. 1800’lü yıllar, mısır ve çavdardan yapılan bu hafif tatlımsı-ekşimsi viski adına sakin geçti. Burbonun başına gelenler 1919 yılı, viskinin Amerika’daki tarihi açısından bir dönüm noktası oldu. Yıllardır içki ve içkili mekânlar aleyhine kampanya yürüten aşırı dincilerin lobisi başarılı oldu ve her türlü içkinin satışı tüm Amerika’da yasaklandı. Damıtımevleri basıldı, fıçılar baltalarla


parçalanıp viskiler kanalizasyonlara akıtıldı, şişeler duvarlarda patlatıldı. Ve tam 14 yıl boyunca içki yeraltına indi. Damıtımevleri düzgün üretim yapamayınca el altından satılan viskinin kaynağı da belirsizleşti. Kentucky’nin deneyimli üreticileri dağların tepelerine tırmanıp imbiklerden kaçak viski süzmeye başladılar. Tabii bir de ünlü mafya babası Al Capone’un adamlarının, alkolü erik suyu ve karamelle boyayarak yaptıkları sahte bir viski vardı ki, içeni içtiğine pişman ediyordu. Hepsi “burbon” diye satılan bu içkiler, insanları viskiden soğuttu. 1933’te yasak kalkıp içki tekrar serbest olunca piyasaya yeni giren ve temiz bir imajları olan İskoç viskileri, burbonu gölgede bıraktı. İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yılları ve uzun süren soğuk savaş dönemi de yaşanan talihsizliklere yenilerini ekledi. Burbonun sıkıntılı günlerini geride bırakıp büyük bir atılım yapması 1990’ları buldu. Buzlu içime de çok yakışan burbonlar, artık depoların en soğuk bölümünde ağır ağır ve uzun yıllar boyunca dinlendiriliyorlardı ve lezzetleri İskoç malt viskilerle yarışır olmuştu. Böylece Amerika’nın halk içkisi, yeniden kristal kadehlerde ve lüks mekânlarda boy gösterir oldu. Neden “Evan Williams”? Amerikalıların uğruna isyana kalkıştıkları burbonun ilk patentli markası ise Evan Williams. Markanın sahibi olan ve içki yasağı yıllarından kısa bir süre sonra 1935’te Shapira Kardeşler tarafından kurulan Heaven Hill, üç kuşaktır bir aile şirketi olarak yoluna devam ediyor. Kurucusu Max Shapira’nın, “Çok iyi kalitede bir şey elde etmek için sabır ve azim gerekir” sözünü prensip edinen şirket, Kentucky’nin ilk damıtımevini 1783’te Ohio Nehri’nin kıyısında açarak Amerika’da bir ilke imza atması ve Evan Williams’ın adını yaşatması sebebiyle de burbon tarihinde önemli bir yere sahip. Amerika’nın altıncı en büyük içki üreticisi olan Heaven Hill, yılda 1 milyon 600 bin varili aşan envanterle burbon üritiminde dünya lideri. Orta amber rengine sahip Evan Williams ise, derin vanilya ve hafif nane kokusuna bürünmüş, meşe, kahverengi şeker ve karamel notalarıyla yükselen pürüzsüz ve zengin tadıyla rakiplerine meydan okuyor.

43


It is known that bourbon is a type of whiskey made from fermented corn, rye, wheat or malt barley or malt rye. The difference that distinguishes it from the others - as required by the American law - is the 51 percent corn it contains. Bourbon's history has been identified with the United States, and more specifically with the state of Kentucky. In the 1700s, when the struggle for independence against Britain's colonialism began, the most consumed drinks in North America were rum and beer. The country was full of German immigrants, and their mastery in beer was carried to the New World with them. Pastor Elijah Craig is the person who introduced America to whiskey. The priest of the Baptist church in Kentucky distilled whiskey from the mash of corn and rye, and Bourbon was born in 1789. This whiskey was named after the Bourbon Dynasty, which took a stand against the British in the American Revolution. Back in those years, when the US had not yet gained independence, Kentucky was a French colony and was called “Bourbon Country”. Raising the devil with whiskey

THE PECULIAR HISTORY OF A LIQUOR

Bourbon is one drink that Americans attempted to rebel for. How would you like to take a closer look at the history of this special whiskey, 51 percent of which is distilled from corn? 44

When the calendar showed 1791, whiskey was being distilled in almost every farm barn or basement in Kentucky. Some used to drink it with friends, others produced and traded in abundance. The government of America's first president George Washington imposed a heavy tax on whiskey. Not getting anywhere despite three years of protests and struggles, the state sent armed tax collectors. The people rebelled against this. The rebellion of over 500 armed individuals from Pennsylvania was barely suppressed by 13 thousand soldiers from four states. Four people were killed during the clashes and 170 rebels were imprisoned. Over the next six years, 175 distilleries in Pennsylvania and Kentucky received licenses and began paying taxes. In summary, the government finally got what it wanted. The 1800s was calm for this mildly sweet-sour whiskey made of corn and rye. Bourbon in trouble 1919 was a turning point in the history of whiskey in America. The lobby of extremists, who campaigned against alcoholic drinks and pubs for years, had been successful and the sale of all kinds of alcoholic drinks was banned all over America. Distilleries were

raided, barrels were shredded with axes, whiskey was poured into sewers and bottles were smashed against the walls. And for the next 14 years, this liquor went underground. When the distilleries could not produce properly, the source of whiskey sold secretly became uncertain. Kentucky's experienced producers climbed to the top of mountains and began to filter out bootleg whiskey. And of course, there was the fake whiskey made by the famous mafia boss Al Capone’s crew, who colored alcohol with plum juice and caramel - not to mention that everyone regretted ever drinking it. These drinks, all sold under the name “bourbon” put people off pretty badly. In 1933, when the ban was lifted and the drink was released again, the Scottish whiskeys, which had recently entered the market and had a clean image, overshadowed the bourbon. The difficult years of the Second World War and the prolonged period of cold war added new misfortunes. It was the 1990s that the bourbon left behind its troubled days and made a great leap forward. The bourbon, which fit well with ice as well, was now resting in the coldest sections of warehouses for many years, and their flavors competed with Scottish malt whiskeys. Finally, America's public drink reappeared in crystal goblets and luxurious places. Why “Evan Williams”? Evan Williams is the first patented brand of bourbon, which the Americans attempted to rebel for. Founded by Shapira Brothers in 1935 shortly after the ban years, the owner of the brand, Heaven Hill has been a family business for three generations. The company, which adopted the principle of its founder Max Shapira, who said “It takes patience and perseverance to achieve something of a very good quality,” has an important place in the history of bourbon also because they kept alive the name of Evan Williams, who opened Kentucky’s first distillery on the banks of the Ohio River in 1783. Heaven Hill, the sixth largest alcoholic beverage producer in America, is the world leader in bourbon production with an inventory exceeding 1 million 600 thousand barrels per year. Evan Williams defies its rivals with its medium amber color, its deep vanilla and light mint scent and its smooth and rich taste rising with notes of oak, brown sugar and caramel.


ŞAMPİYON MERIT LEFKOŞA CASINO Merit Grubu çalışanlarının tanışması, kaynaşması ve sporun teşvik edilmesi amacıyla bu yıl ikincisi düzenlenen Merit Oteller ve Casinolar Arası Futbol Turnuvası’na altı takım katıldı. Merit Royal Casino, Merit Crystal Cove Casino, Merit Crystal Hotel ve Merit Lefkoşa Casino grup maçlarının ardından yarı finale yükselirken Merit Park Otel ve Merit Cyprus Gardens Casino turnuvaya grup maçlarında veda ettiler. Büyük bir çekişmeye sahne olan turnuvada tribünlere coşku ve dostluk hâkimdi. Finalde Merit Crystal Cove Hotel ile mücadele eden Merit Lefkoşa Casino, rakibini 2-1 yenerek şampiyon oldu. Maçtan sonra düzenlenen ödül töreninde takımlara kupa ve madalyaları verildi.

Champion Merit Lefkoşa Casino Six teams participated in the Merit Hotel and Casinos Football Tournament which was organized to gather the Merit Group employees and to encourage sports. After the group matches, Merit Royal Casino, Merit Crystal Cove Casino, Merit Crystal Hotel and Merit Lefkoşa Casino made it to the semifinals, while Merit Park Hotel and Merit Cyprus Gardens Casino said goodbye to the tournament. In the tournament, which was a scene of great competition, the stands burst with enthusiasm and friendship. Merit Lefkoşa Casino, who competed against Merit Crystal Cove Hotel in the final, became the champion by defeating its opponent by 2-1. The teams received their medals and the cup with an award ceremony held after the final match.

45


News Haber

ŞAMPİYON NET HOLDİNG

Net Holding, iş dünyasının ünlü şirketlerinin yarıştığı Business Cup’a damgasını vurdu. 40 futbol takımının yarıştığı turnuvayı şampiyon tamamlayan Net Holding, mayıs ayında Euro Business Cup’ta mücadele edecek. İstanbul’da Eylül 2019 Eylül’da başlayan ve 40 takımın mücadele ettiği Türkiye'nin en büyük kurumlar arası futbol liginin şampiyonu Net Holding oldu. Takımımız nefes kesen final maçında SGS Supervise’ı penaltı atışları sonucunda 6-5 mağlup etmeyi başardı. Net Holding kalecisi Samet Güler, final mücadelesindeki performansıyla maçın adamı seçilirken turnuvanın gol kralı da Net Holding’ten Onur Yorulmaz oldu. Kıyasıya bir mücadeleye sahne olan final maçının ardından takım kaptanımız Ali Titiz, “Şampiyon olduğumuz için çok mutluyuz. Bizi destekleyen ve maçlarda bizi tribünlerde de yalnız bırakmayan Net Holding ailesine çok teşekkür ederiz” dedi.

46

“Bekle bizi Avrupa” “Business Cup”’ı şampiyon tamamlayan Net Holding, 1317 Mayıs 2020 tarihleri arasında Antalya’da, Avrupa’nın en büyük kurumsal futbol turnuvası olan Euro Business Cup'ta Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandı. Kaptan Ali Titiz, yaklaşan Avrupa macerasında da takımına güveniyor. Titiz, “Çok zorlu bir turnuvayı şampiyon tamamladık. Bu başarı bizi mutlu ettiği kadar özgüven kazanmamızı da sağladı. Şimdi heyecanla Avrupalı rakiplerimizle oynayacağımız maçları bekliyoruz. Hedefimiz yine şampiyonluk. Antalya’dan da Net Holding’e yakışan bir sonuçla döneceğiz” diyerek iddialı konuştu.


CHAMPION NET HOLDING

Net Holding has made its mark on the Business Cup where famous companies of the business world compete. The champion of the tournament, where 40 football teams play, will participate in the Euro Business Cup in may. Net Holding has become the champion of Turkey's biggest inter-corporate football league that started in September 2019 in İstanbul. Among 40 teams, our team was able to defeat SGS Supervise by 6-5 with penalty shots in the breathtaking final match. Net Holding goalkeeper Samet Güler was chosen as the man of the match with his performance in the final struggle and the top scorer of the tournament was Onur Yorulmaz from Net Holding. After the final match which was the scene of a keen struggle, our team captain Ali Titiz said: “We are very happy to be the champion. We would like to thank Net Holding family for supporting us and not leaving us alone in the stands.

“Expect us, Europe!” Completing the Business Cup as the champion, Net Holding qualifies to represent Turkey in the Euro Business Cup, which is Europe's biggest corporate football tournament and will take place between 13-17 May 2020 in Antalya. Team captain Ali Titiz has confidence in his team for the upcoming European adventure; he said: “We have completed a very challenging tournament as the champion. This success enabled us to gain confidence as well as making us very happy. We are now looking forward to the matches we will play with our European opponents. Our goal is to become the champion again. We will return from Antalya with the result that best suits Net Holding.”

47


News Haber

ŞAMPiYON NET HOLDiNG'E, EURO BUS


SINESS CUP'TA BAŞARILAR DİLİYORUZ.


News Haber

BEYRUT’TA MERİT POKER RÜZGÂRI Merit Poker Başkanı Songül Bekem, Lübnanlı poker tutkunlarını Beyrut’ta ağırladı. Al Mandoloun’daki görkemli gecede Amora, Dany Chamoun ve Joumana’nın sahne aldı.

Kuzey Kıbrıs’taki Merit Crystal Cove Hotel’de yılda birkaç kez düzenlenen, dev ödüllü Merit Poker turnuvalarının Lübnanlı tutkunları Beyrut’ta buluştu. Merit Poker Başkanı Songül Bekem’in ev sahipliğinde başkentin en popüler eğlence mekânlarından Al Mandoloun’daki geceye ilgi büyüktü. Geç saatlere kadar devam eden etkinliğe 350’yi aşkın davetli katıldı. Lübnan’ın sevilen sanatçıları Amora, Dany Chamoun ve Joumana’nın şarkılarıyla renk kattığı gecede perküsyon grubu Atallah Bruderz’ın muhteşem şovu da konuklardan büyük alkış aldı. Tüm konuklarıyla tek tek ilgilenen Merit Poker Başkanı Songül Bekem, “Merit Poker’in değerli misafirleriyle Beyrut’ta bir araya geldiğimiz çok mutluyuz. Bu etkinliği her yıl tekrarlamayı umuyoruz” dedi.

50


51


MERIT POKER SWEPT BEIRUT AWAY President of Merit Poker Songül Bekem hosted an event for Lebanese poker enthusiasts in Beirut. Amora, Dany Chamoun and Joumana added color to the glorious night in Al Mandaloun. The Lebanese enthusiasts of the grand prize-offering Merit Poker tournaments, held several times a year at Merit Crystal Cove Hotel in Northern Cyprus, met in Beirut. The night at Al Mandaloun, one of the capital's most popular entertainment venues, was hosted by Merit Poker President Songül Bekem. More than 350 guests attended the event, which continued until late into the night. The percussion show by Atallah Bruderz received great applause from the guests at the fun event, where Lebanese beloved artists Amora, Dany Chamoun and Joumana also performed. Merit Poker President Songül Bekem, who attended to each and every Merit guest, said “We are very happy to have met with the valuable guests of Merit Poker in Beirut. We hope to organize this event every year.”

52


53


News Haber

Hanzade Özbaş

Murat Tibuk

Ersin Tatar

Mehmet Turgut

Nihat Odabaşı

Oğuzhan Uğur

Fatih Ürek

Kerem Alışık

Emrah54

Oya Başar

Gani Müjde

Koray Avcı


Burcu Esmersoy

MERiT ROYAL’E YILDIZ YAĞDI

Moonlife Dergisi tarafından yedincisi düzenlenen “Moonlife Yılın En İyileri Ödül Töreni”, Merit Royal Hotel & Casino ana sponsorluğunda Merit Royal Hotel’de gerçekleşti. Moonlife dergisi tarafından düzenlenen “Moonlife Yılın En İyileri Ödül Töreni”, 29 Eylül’de Merit Royal Hotel’de gerçekleştirilen görkemli bir geceyle sahiplerini buldu. Sunuculuğunu Burcu Esmersoy’un yaptığı tören Behzat Gerçeker yönetimindeki Enbe Orkestrası’nın açılış konseri ve havai fişek gösterisiyle başladı. Moonlife Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Alp’in açılış konuşmasının ardından Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, sanatçılara ve misafirlere hitaben yaptığı “hoş geldiniz” konuşmasında sanatın, toplumun uygarlaşmasına rol çizdiğine vurgu yaparak Kuzey Kıbrıs’ta bu tür etkinliklerin artmasını temenni ettiğini belirtti. Geceye KKTC Başbakanı Ersin Tatar ile Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy da katıldı. Başbakan Ersin Tatar, yaptığı konuşmada kendisinin de eski bir medya mensubu olduğunu ve böyle bir ödül töreninin Kıbrıs’ta yapılmasından duyduğu mutluluğu dile getirip katkıda bulunanlara teşekkür etti.

Reha Muhtar

En iyilerin ödülü

Murat Tibuk Yasemin Tibuk

Hanzade Özbaş

Konuşmaların ardından ödüllerin takdimine geçilen gecede Buket Aydın “En İyi Ana Haber Sunucusu”, Ziynet Sali “En İyi Pop Kadın Sanatçısı”, Hakan Altun “En İyi Arabesk Erkek Sanatçısı”, Aslı Hünel “En İyi Fantezi Müzik Kadın Sanatçısı”, Derya Uluğ “En İyi Single”, Gripin “En İyi Müzik Grubu”, ATV “En İyi TV Kanalı” ve Magazin D ise “En İyi TV Magazin Programı” ödülünün sahibi oldu. “KKTC’de Yılın En İyi Magazin Gazetecisi” ödülünün sahibi ise Kıbrıs Medya Grubu’ndan Orhan İsmailoğlu’na verildi. Gecede ayrıca Türk Tiyatrosu’nun ünlü ismi Oya Başar, yazar ve senarist Gani Müjde, ünlü teknik direktör Yılmaz Vural, Karadeniz müziğinin önemli ismi Volkan Konak ve arabesk müziğin sevilen ismi Emrah da “Yaşam Boyu Onur Ödülü” aldı. Ünlü gazeteci Reha Muhtar, MGD eski Başkanı Uğur Güneri, magazinkolik.com sitesinin sahibi Nurcan Sabur, Milliyet Gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, Bonnie Vie Dergisi sahibi Hakan Solaker ve deneyimli gazeteci Erol Işık gibi basın dünyasının duayenleri de “Yaşam Boyu Basın Meslek Ödülüne” lâyık görüldüler. Gecenin sonunda Behzat Gerçeker’in çaldığı piyanoya Mustafa Ceceli ve Ozan Doğulu da eşlik etti.

55


IT RAINED STARS AT MERIT ROYAL

Organized by Moonlife magazine, the seventh “Bests of the Year” Award Ceremony was held at Merit Royal Hotel with the main sponsorship of Merit Royal Hotel & Casino. The “Moonlife Bests of the Year Awards” by Moonlife magazine was held on 29 September at Merit Royal Hotel with a splendid ceremony. Presented by Burcu Esmersoy, the ceremony started with an opening concert by the Enbe Orchestra conducted by Behzat Gerçeker and a firework show. After the opening speech of Alper Alp, Editor-in-Chief of Moonlife Magazine, Hanzade Özbaş, Board Chairman of Merit International Hotels & Resorts, made a welcome speech to the artists and guests. She emphasized the role art plays in the civilization of societies and expressed her hope that such activities would increase in Northern Cyprus. TRNC Prime Minister Ersin Tatar and Economy and Energy Minister Hasan Taçoy also attended the event. In his speech, Prime Minister Tatar said that he was also a former member of the media and expressed his happiness for such an award ceremony in Cyprus and thanked those who contributed.

Award of the best After the speeches, the awards were presented. Buket Aydın won the Best Evening News Presenter, Ziynet Sali won the Best Pop Female Artist, Hakan Altun won the Best Arabesque Male Artist, Aslı Hünel won the Best Fantasy Music Female Artist, Derya Uluğ won the Best Single, Gripin won the Best Music Group, ATV won the Best TV Channel and Magazin D won the Best TV Magazine Program awards. The winner of the Best Magazine Journalist of the Year Award in the TRNC was given to Orhan İsmailoğlu from Cyprus Media Group. The famous name of the traditional Turkish theater Oya Başar, author and screenwriter Gani Müjde, famous football coach Yılmaz Vural, the outstanding voice of Black Sea music Volkan Konak and the beloved name of Arabesque music Emrah were given the “Lifetime Honor Award”. Celebrated journalist Reha Muhtar, former MGD President Uğur Güneri, owner of magazinkolik.com website Nurcan Sabur, Milliyet Newspaper writer Ali Eyüboğlu, Bonne Vie magazine owner Hakan Solaker and experienced journalist Erol Işık were also deemed worthy of the “Lifetime Press Professional Award”. At the end of the night, Mustafa Ceceli and Ozan Doğulu accompanied the piano played by Behzat Gerçeker.

56


57


News Haber

“QUALITY” ÖDÜLLERİNE MERİT DAMGASI “Quality Of Magazine Dergisi”nin çeşitli sektörlerin en başarılı isimlerini ödüllendirdiği törende Merit rüzgarı esti. Merit International, “En Quality Turizm Yatırımcısı” ve Bulgaristan’daki Merit Grand Mosta Hotel ise “En Quality Avrupa Oteli” ödülleriyle geceye damga vurdu.

Murat Ergin

Nejat Canıtez

Quality of Magazine Dergisi’nin geleneksel hale gelen ödül töreni bu yıl da sanat, medya, iş ve spor dünyasının önemli isimlerini bir araya getirdi. İstanbul’un popüler mekânlarından Portaxe’ta düzenlenen, sunuculuğunu Jess Molho ve Gizem Özdilli’nin yaptığı etkinlikte Quality of Magazine Genel Yayın Yönetmeni Salih Keçeci’nin teşekkür konuşmasının ardından ödül törenine geçildi.

 34 ödül sahibini buldu Demet Akbağ, Nilüfer, Uğurkan Erez, Ahmet Selçuk İlkan ve Hayati Babaoğlu’nun onur ödülü aldığı gecede, “En Quality Erkek Oyuncu” ödülünü Kerem Alışık ve Can Yaman paylaştı. Genç oyuncu Demet Özdemir ise “En Quality Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü. Demet Akbağ hocası Müjdat Gezen’in, Kerem Alışık da usta oyuncu Selda Alkor’un elinden ödülünü alırken duygu dolu anlar yaşandı. Üç kategoride toplamda 34 ödülün dağıtıldığı gecede Ebru Yaşar “En Quality Kadın Sanatçı” ödülünün sahibi oldu. “En Quality Erkek Sanatçı” ödülü ise Soner Olgun’a verildi. Ekranların sevilen dizisi “Bir Zamanlar Çukurova” ise “En Quality Dizi” ödülüne lâyık görüldü. Merit’e iki ödül birden Turizm ve casino sektöründe 30 yılı geride bırakan ve son yıllarda Avrupa’da yaptığı yatırımlarla dikkat çeken Merit International, üçüncü kez “En Quality Turizm Yatırımcısı” ödülünün sahibi oldu. Ayrıca Merit International’ın Bulgaristan’ın Svilengrand şehrinde geçen yıl hizmete sunduğu Merit Grand Mosta Hotel & Casino da “En Quality Avrupa Oteli” ödülüne lâyık görüldü. Ödül gecesinin birbirinden özel ve şık konukları, büyük ilgi gösterdikleri Merit International standının önünde objektiflere poz verdiler.

58

Orhan Gencebay

Murat Ergin


Ebru Yaşar

Emel Yıldırım

Hakan Akkaya Ivana Sert

Beyhan Bağış

“GURUR DUYUYORUZ” Egemen Bağış

Merve - Volkan Arslan

Muazzez Ersoy

Cansu Taşkın

Merit International adına geceye katılan Satış ve Pazarlama Genel Koordinatörü Murat Ergin, ödülleri Türk müziğinin büyük ustası Orhan Gencebay’ın elinden aldı. Ergin, yaptığı konuşmada, “Bir Net Holding iştiraki olan Merit International, son dört yıldır uluslararası yatırımlarını ara vermeden sürdürüyor. Otel ve casino işletmeciliğindeki 30 yılı aşkın tecrübemizi Hırvatistan, Bulgaristan ve Karadağ’a taşımaktan, ülkemizi Avrupa’da temsil etmekten kıvanç duyuyoruz. Merit bayrağını başarıyla dalgalandırdığımız Avrupa’da önümüzdeki yıllarda yeni ülkelerde ve şehirlerde büyümeye devam edeceğiz. Emeğimizi ödüllerle taçlandıran Quality of Magazine’e tüm ekip arkadaşlarım adına teşekkür ediyorum” dedi.

59


MERİT’S MARK ON “QUALITY” AWARDS Merit International made its mark at the award ceremony, which is organized by “Quality of Magazine” every year to reward the most successful names of various sectors. Merit International has won the “Best Quality Tourism Investor” award while Merit Grand Mosta Hotel in Bulgaria has won the “Best Quality European Hotel” award. The Quality of Magazine award ceremony, which has long become a tradition, brought together important names of the arts, media, business and sports worlds this year too. Organized in Portaxe, one of İstanbul's most popular venues, hosted by Jess Molho and Gizem Özdilli, Quality of Magazine Editor-in-Chief Salih Keçeci made a speech which was followed by the award ceremony. 34 awards were distributed Demet Akbağ, Nilüfer, Uğurkan Erez, Ahmet Selçuk İlkan and Hayati Babaoğlu received honorary awards while Kerem Alışık and Can Yaman shared the “Best Quality Actor” award. The young actress Demet Özdemir received the “Best Quality Actress” award. As Demet Özdemir received the award from her teacher Müjdat Gezen, and Kerem Alışık from the skillful actress Selda Alkor, both the winners and the guests experienced moments full of emotion. Ebru Yaşar received the “Best Quality Female Singer” award at the event, where the total number of 34 awards in three categories were distributed. The “Best Quality Male Singer” award was given to Soner Olgun. “Bir Zamanlar Çukurova” (Çukurova, Once Upon A Time), the popular television series, was deemed worthy of the “Best Quality TV Series” award. Merit wins two awards Merit International, which has left behind 30 years in the tourism and casino sector and have been getting even more attention with its investments in Europe in the recent years, has been given the “Best Quality Tourism Investor” award for the third time. Merit Grand Mosta Hotel & Casino, which Merit International opened last year in Svilengrad, Bulgaria, has been deemed worthy of the “Best Quality European Hotel” award. The very important and stylish guests of the award night posed for the cameras in front of the Merit International booth, where they showed great interest. “We feel elated” Murat Ergin, the General Coordinator of Sales and Marketing, who attended the night on behalf of Merit International, received the awards from the great master of Turkish music Orhan Gencebay. In his speech, Ergin said: “Merit International, a subsidiary of Net Holding, has been ardently continuing its international investments for the last four years. We are very pleased and feel elated to carry our 30 years of experience in hotel and casino management to Croatia, Bulgaria and Montenegro and to represent our country in Europe. We are successfully waving the Merit flag in Europe, and we will continue to grow in new countries and cities of Europe in the coming years. I would like to thank Quality of Magazine on behalf of all of my team members who crowned our efforts with several awards.”

60


61


News Haber

MERİTTA'YA YILDIZ YAĞDI Yaralı deniz kaplumbağalarını tedavi etmek ve bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla kurulan Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi, Türkiye’nin ünlü sanatçılarından büyük ilgi görüyor. Net Holding Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi ve Genel Koordinatörü Hande Tibuk’un desteğiyle kurulan ve Girne’deki Merit Cyrstal Cove Hotel bünyesinde hizmet veren Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi, Merit otellerinin ünlü misafirleri için de bir cazibe merkezine dönüştü. Yaralı deniz kaplumbağalarının tedavi edildiği Meritta’yı, tüm Merit dostları gibi ünlü sanatçılarımız da sık sık ziyaret ediyor. Kurulduğu günden itibaren Chenlonia Mydas ve Caretta caretta türlerinden yaralı 15 deniz kaplumbağasını iyileştirerek denizlere kavuşturan merkeze 2019 yılında yıldız yağmuru vardı. Türk Pop Müziği'nin Süperstar'ı Ajda Pekkan’dan ünlü popçu Murat Dalkılıç ve oyuncu sevgilisi Hande Erçel’e, ünlü yazar Nermin Bezmen ve eşi oyuncu Tolga Savacı’dan “Müstakbel Damat” filminin çekimleri için Kuzey Kıbrıs’ta bulunan ünlü oyuncular Erdal Özyağcılar, Nilgün Kasapbaşoğlu, Hande Soral ve Ayça Erturan’a kadar birçok sanatçı yaralı deniz kaplumbağalarını ziyaret ederek tedavi süreçleri hakkında bilgi aldı. “Bu projeye şapka çıkarıyorum” Sanatçılar, tedavisi devam eden yaralı kaplumbağaların midelerinden denizlerde yedikleri ip, metal ve plastik türü çok sayıda atık maddenin çıkarıldığını öğrenince çok üzüldüler. Tekne pervanesi yüzünden yüzgeçleri kopan, kafasına darbe alan veya kasten yaralanan kaplumbağalarla tek tek ilgilenen Erdal Özyağcılar, “Bu değerli projeye şapka çıkarıyorum” dedi. Özyağcılar, pervaneyle yaralanan, 60 yaşını geçkin kaplumbağayı çok sevdiğini belirterek, “Herhalde aynı yaşlarda olduğumuz için buna bir başka içim ısındı” diyerek herkesi güldürdü. Sanatçılar, balıkçıları ve tekne sahiplerini nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağalarına karşı çok daha dikkatli olmaya davet ettiler.

62


MERİTTA WELCOMES STARS

Established to treat injured sea turtles and raise awareness on the matter, Meritta Sea Turtle Rehabilitation Center is receiving great interest from famous Turkish artists. Meritta Sea Turtles Rehabilitation Center, which was established with the support of Net Holding Executive Board Member and General Coordinator Hande Tibuk, serves under Merit Crystal Cove Hotel in Girne and has become a center of attention for the celebrated guests of Merit hotels. Meritta, where wounded sea turtles are treated, is visited by famous artists, like all other valuable friends of Merit do. The center that welcomed many stars in 2019 has treated 15 sea turtles that belong to Chelonia mydas and Caretta caretta species since the day it was opened. The Superstar of Turkish pop music Ajda Pekkan, famous pop music artist Murat Dalkılıç and his girlfriend actress Hande Erçel, esteemed author Nermin Bezmen and her husband actor Tolga Savacı, celebrated actors Erdal Özyağcılar, Nilgün Kasapbaşoğlu, Hande Soral and Ayça Erturan, who are visiting Northern Cyprus for the shooting of the film “Müstakbel Damat” visited the injured sea turtles and received information about their treatment processes. “Raising my hat to this project” The artists felt terrible after finding out that a large number of waste materials, such as rope, metal and plastic were removed from the digestive system of injured turtles in therapy. Erdal Özyağcılar, who gave close attention to each and every one of the turtles that have lost their paddles because of boat propellers, been hit on the head or intentionally injured, said: “I’m raising my hat to this valuable project.” Özyağcılar noted that his heart especially went out to the 60-year-old turtle that was injured by a propeller; he said: “I took a shine to this one probably because we are about the same age” - making everyone laugh. The artists urged fishermen and boat owners to be more careful with endangered sea turtles.

63


News Haber

2’NCİ GIDA BANKACILIĞI ZİRVESİ İÇİN GERİ SAYIM “Türkiye’de Gıda Bankacılığı Ağı” oluşturan Temel İhtiyaç Derneği’nin (TİDER), üreticiler, toptancılar, perakendeciler, yerli ve uluslararası gıda bankaları, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütlerini buluşturduğu “Gıda Bankacılığı Zirvesi”nin ikincisi 20 Şubat’ta Kozyatağı Hilton’da gerçekleşecek. Geçen yıl ilki 220 kişinin katılımıyla gerçekleşen “Gıda Bankacılığı Zirvesi”nin ikincisi 20 Şubat’ta Kozyatağı Hilton Otel’de gerçekleştirilecek. T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın katkı ve katılımlarıyla düzenlenecek olan “2. Gıda Bankacılığı Zirvesi”ne bu yıl 400 kişinin katılması bekleniyor. Zirvede gıda bankacılığının dünyada nasıl yapıldığı, Türkiye’deki gıda bankacılığının gelişimi, gıda bankacılığındaki teknolojik gelişmeler, Türkiye’de geri dönüşüm sistemi, gıda israfının önlenmesi, sivil toplum kuruluşlarının dayanışması ve bir Avrupa Birliği hibe projesi olan “Türkiye’deki Gıda Bankalarının Kapasitelerinin Geliştirilmesi” gibi konular ele alınacak.

64


“Hedef sıfır atık” Bu önemli zirveye ikinci kez ev sahipliği yapacak olmanın gururunu yaşadıklarını belirten Net Holding Genel Koordinatörü ve TİDER Yönetim Kurulu Başkanı Hande Tibuk, “Türkiye’nin her ilçesinde bir gıda bankası açılmasını ve sistemin tarafsız, şeffaf, dürüst ve sürdürülebilir ilkelerle işlemesini hedefleyerek Türkiye’de gıda bankacılığı ağını oluşturan Temel İhtiyaç Derneği (TİDER), Global Food Banking Network (GFN) üyesi olarak uluslararası platformlarda da ülkemizi temsil ediyor. Derneğimizin geliştirdiği model, hem tüm Türkiye için önemli olan sıfır atık hedefine gıda israfını önleyerek katkıda bulunuyor hem de Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan birçoğuna hizmet ediyor. Hedeflerini sürekli güncelleyen bir sivil toplum örgütü olarak, Gıda Bankacılığı Zirvesi’ni ikinci kez düzenleyecek olmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyuyoruz” dedi. “İsraf, aç insanların ihtiyacının dört katı” Günümüzde dünya gıda üretiminin üçte birinin yani 1.3 milyar tonunun israf edildiğini belirten Hande Tibuk, şu çarpıcı bilgileri verdi: “Bu miktar, dünyada açlıkla mücadele eden 821 milyon insanı beslenmesi için gereken gıdanın tam dört katı. Dünya genelindeki israf, 1 trilyon dolara mal olurken 3.3 milyar ton da karbondioksit yayıyor. Türkiye’de en çok israf edilen gıda ürünleri arasında sebze, meyve ve ekmek ilk sıralarda geliyor. Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü’nün 2017 tarihli raporuna ve Türkiye Ekmek Üreticileri Federasyonu 2017 verilerine göre Türkiye’de günde 120 milyon adet ekmek üretiliyor ve toplam olarak 4.9 milyondan fazla ekmek israf ediliyor. İsraf ettiğimiz ekmekle her yıl yaklaşık, 1.5 milyar TL fakirleşiyoruz. Türkiye’de 13 milyon kişi yeterli beslenemezken ve her 10 aileden ikisi açlık sınırının altında yaşarken… Biz TİDER ailesi olarak, gönüllülerimizin katkısıyla 8 şehre, 26 dernek ve vakfa ulaştık. TİDER ağına kayıtlı, gıda bankalarından 84 bin 120 kişi faydalandı. İhtiyaç sahibi ailelere toplam bin 600 ton yardım ulaştırdık ve bu sayede 3 bin 211 ton karbon salınımı engelledik.”

65


COUNTDOWN FOR THE 2ND FOOD BANKING SUMMIT Organized by The Basic Needs Association (TİDER), which initiated the food banking network in Turkey, “The 2nd Food Banking Summit” is gathering manufacturers, wholesalers, retailers, local and international food banks, public institutions and civil society organizations on 20 February at Kozyatağı Hilton. The second of “The Food Banking Summit”, the first of which was held with the participation of 220 people last year, will be held on 20 February at Kozyatağı Hilton Hotel. 400 people are expected to attend The 2nd Food Banking Summit, which will be held with the contributions and participation of the Turkish Ministry of Agriculture and Forestry. The summit will discuss topics such as global food banking, the development of food banking in Turkey, technological developments in food banking, the recycling system in Turkey, prevention of food wastage, solidarity among non-governmental organizations and “The Capacity Increase of Food Banks in Turkey” which is a European Union grant project.

“The goal is zero waste” Net Holding General Coordinator and TİDER Chairman of the Board Hande Tibuk expressed that they were taking justified pride of hosting this significant summit for the second time, she said: “The Basic Needs Association (TİDER), which initiated the food banking network in Turkey with the aim of opening a food bank in each district of Turkey and operating the system under principles of impartiality, transparency, honesty and sustainability, also represents our country on international platforms as a member of the Global FoodBanking Network (GFN). The model developed by our association, as well as to serve most of the United Nations Sustainable Development Goals, contributes to the zero waste goal, which is crucial for all of Turkey, by preventing food waste. As a non-governmental organization that constantly updates its goals, we are very proud and happy to host The Food Banking Summit for the second time.”

66


“The wastage amounts to four times the need of the famished” Stating that one third of world food production, 1.3 billion tons, is wasted today, Hande Tibuk gave the following striking information: “This amount is exactly four times the food required to feed 821 million people struggling with hunger in the world. While wastage worldwide costs 1 trillion dollars, it also emits 3.3 billion tons of carbon dioxide. Vegetables, fruits and bread are among the most wasted food products in Turkey. According to the 2017 report prepared by The Directorate General of Turkish Grain Board and the 2017 data generated by the Turkish Federation of Bakers, Turkey bakes 120 million breads a day and more than 4.9 million of it goes to waste. With the bread we waste, we become poorer, approximately 1.5 billion TL every year. 13 million people in Turkey suffer poor nutrition while two of every 10 families live on the brink of starvation… As the TİDER family, we have reached eight cities, 26 associations and foundations with the contribution of our volunteers. 84 thousand 120 people benefited from food banks registered in the TİDER network. We delivered a total of 1 thousand 600 tons of aid to families in need, thus preventing 3 thousand 211 tons of carbon emissions.

67


Merit Concerts Merit Konserleri

Arash

Ajda Pekkan

Polina

YILDIZLAR MERİT’TE IŞILDIYOR

Kuzey Kıbrıs turizminin dev markası Merit Hotels & Resorts, yirmi yıldır olduğu gibi 2019 boyunca da sahnelerin ünlü yıldızlarını sevenleriyle buluşturdu. 68

Sibel Can Ümit Besen


Gökhan Tepe Cenk Eren

Volkan Konak

Gökçe Kırgız

Funda Arar

Serdar Ortaç

Ayta Sözeri

69


Merit Concerts Merit Konserleri

Yirmi yıldır Kuzey Kıbrıs’ın en büyük turizm yatırımcısı olan Merit Hotels & Resorts, sahnelerinde birbirinden ünlü sanatçıları ağırlamaya devam ediyor. Meritler, 2019 yılı boyunca bayramlarda, yılbaşında ve hafta sonu konserlerinde Sibel Can, Hadise, Volkan Konak, Göksel, Funda Arar, Ajda Pekkan, Selami Şahin, Kibariye, Soner Olgun, Hakan Altun, Ziynet Sali, Kubat ve Ayta Sözeri gibi Türkiye’nin en ünlü sanatçılarını hayranlarıyla buluşturdu. Merit sahneleri Türk yıldızların yanı sıra Yorgo, Arash, Anastasia Kalogeropoulou, Cyrine Abdelnour, Marwan Khoury, George Wassouf, Leningrad, Petro-Rula-Panço, Polina Gagarina, Ragheb Alama, Divanessa Azad ve Wael Jassar gibi dünyaca ünlü Arap ve Yunan sanatçılara da ev sahipliği yaptı. Merit’lerde yılbaşı bir başka

Candan Erçetin

Koray Avcı

Yılbaşı gecelerinde sahne alan sanatçılarla misafirlerinin her yıl övgüyle bahsettiği Merit otelleri, 2020’ye de renkli etkinlikler ve yıldız isimlerle girdi. Yılbaşı gecesi Merit Royal Hotel ve Merit Royal Premium Hotel’in ortak etkinliğinde Serdar Ortaç ve Walid Toufic, Merit Park Hotel’de Candan Erçetin, Merit Park Letafet Lounge Bar’da Koray Saygıner, Merit Crystal Cove Hotel ’de Koray Avcı sahne aldı. Maxim Royal’de Gökçe Kırgız misafirlerini coştururken Merit Lefkoşa Hotel, Sultan Restaurant ve Ottoman Kebab House‘ta düzenlediği iki ayrı yılbaşı balosunda misafirlerine keyifli bir gece yaşattı. Böylesi görülmedi Yılbaşı gecesi Merit sahnelerindeki yıldız şöleni Balkanlar’da da hız kesmedi. Budva’daki Merit Royal Splendid Casino’da Berdan Mardini sahne aldı. İstanbul’a arabayla iki saat mesafede bulunan Bulgaristan’daki Merit Grand Mosta Hotel’de ise sunuculuğunu Metin Uca’nın yaptığı gecede 100 Bin Leva değerinde ödül dağıtıldı. Sabahın ilk ışıklarına dek süren eğlencede, Moskova gecelerinin en ateşli dans grubu D-Queens’in yanı sıra suda ve havada sergilenen akrobatik danslar, jonglör ve sihirbaz gösterileri, fasıl ekibi, davul ve oryantal şovlar da yer aldı. Sabaha kadar açık büfe yemek ve sıcak şarap servisinin yapıldığı gecede isteyenler faytonla şehir turu yaptılar. Yeni yıl için geri sayım başladığında ise 500 yıllık Osmanlı eseri olan Mustafa Paşa Köprüsü üzerinde muhteşem bir havai fişek gösterisi gerçekleştirildi ve misafirler benzersiz bir yeni yıl gecesi deneyimlediler.

70

Cyrine Abdelnour

Divanessa

Murat Dalkılıç

Ragheb Alama


STARS SHINE ON MERİT

Merit Hotels & Resorts, the giant brand of tourism in Northern Cyprus, featured the famous stars of the scenes throughout 2019, as it has for the last twenty years. Merit Hotels & Resorts, the biggest tourism investor of the last two decades in Northern Cyprus, continues to host famous artists on its stages. Throughout 2019, on the occasion of national holidays, New Year’s Eve and weekends, the Merits featured the most famous singers of Turkey including Sibel Can, Hadise, Volkan Konak, Göksel, Funda Arar, Ajda Pekkan, Selami Şahin, Kibariye, Soner Olgun, Hakan Altun, Ziynet Sali, Kubat and Ayta Sözeri as well as world-famous Greek and Arab stars like Yorgo, Arash, Anastasia Kalogeropoulou, Cyrine Abdelnour, Marwan Khoury, George Wassouf, Leningrad, PetroRula-Panço, Polina Gagarina, Ragheb Alama, Divanessa Azad and Wael Jassar. Merit’s New Year's Eve Praised by its guests for the stars on its New Year’s stages each and every year, Merit hotels entered 2020 with colorful events. Merit Royal Hotel and Merit Royal Premium Hotel organized a joint New Year’s party hosting Serdar Ortaç and Walid Toufic, while Merit Park Hotel starred Candan Erçetin. Merit Park’s Letafet Lounge Bar featured Koray Saygıner and Koray Avcı made an appearance at Merit Crystal Cove Hotel. As Gökçe Kırgız swept away the hall at Maxim Royal, Merit Lefkoşa Hotel organized two different parties for its guests at The Sultan Restaurant and The Ottoman Kebab House. Such a celebration On New Year's Eve, the festival of stars on Merit stages didn’t slow down in the Balkans either. Berdan Mardini performed at Merit Royal Splendid Casino in Budva. At the Merit Grand Mosta Hotel in Bulgaria, which is a two-hour drive from İstanbul, a prize of 100 thousand Lev was distributed during the event hosted by Metin Uca. The fun that lasted until the first light of the day featured D-Queens, the hottest dance group of Moscow, as well as acrobatic dances, jugglers and magician shows, a fasıl suite, drums and oriental dance shows. The guests enjoyed the banquet service and mulled wine until the morning, as well as a city tour with a phaeton ride. As the countdown began for the new year, a spectacular firework show took start on the 500-year-old Ottoman structure, Mustafa Pasha Bridge, and the guests experienced a unique New Year's Eve.

71


News Haber

MERİT ROYAL HOTEL'DEN KEMAL SARAÇOĞLU’NA DESTEK

Merit Royal Hotel & Casino, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı yararına düzenlenen dayanışma yemeğine ev sahipliği yaptı. Merit Royal Hotel & Casino sponsorluğunda 8 Kasım akşamı Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı yararına düzenlenen destek yemeğine katılım yoğundu. Merit Royal Premium Hotel’in Balo Salonu’nde gerçekleşen anlamlı organizasyona, KKTC Başbakanı Ersin Tatar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, Milletvekilleri Gülşah Sanver Manavoğlu ve Jale Refik Rogers, Kemal Saraçoğlu Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Nevhiz Özer, Mütevelli Heyeti Üyeleri ve vakıf personelinin yanı sıra iş dünyasından ve Güney Kıbrıs’tan da pek çok seçkin konuk katıldı. Yemekte kanser sürecindeki çocukların ihtiyaçlarını karşılamak üzere satışa sunulan kurdelelerden elde edilen gelirin tamamı vakfa bağışlandı. Çekilişi kazanan kişiye Ressam Aşık Mene’nin vakfa bağışladığı bir tablo hediye edildi. 79 çocuğa ve ailesine destek Kanser ve lösemi ile mücadele

72

konusunda toplumu bilinçlendirmek ve dayanışmayı güçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen organizasyonun açılış konuşmasında Kemal Saraçoğlu Vakfı Başkanı Nevhiz Özer, “Bu gecenin gerçekleştirilmesini mümkün kılan, bize her zaman destek veren Merit International Hotels and Resorts Yönetimine ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Vakfımız sadece toplumdan gelen bağışlarla faaliyetlerini gerçekleştiriyor. Biz bu bağışlar sayesinde kanser sürecinde olan 79 üye çocuk ve ailesine tedavi, eğitim, sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmeti verdik. 2018 yılında kanser sürecindeki çocuklar ve aileleri için bağışçılar sayesinde toplam 600 bin TL harcadık. Onların yaşadıkları problemlere kalıcı çözümler getirebilmek amacıyla da çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. Başbakan Ersin Tatar da yaptığı konuşmada, böylesi önemli bir geceye katılmaktan mutluluk

duyduğunu ifade ederek başarılı çalışmalarından dolayı Vakıf Başkanı Nevhiz Özer’i kutladı. Kendisinin de vakfın kurucu üyelerinden biri olduğunu belirten Tatar, “Kemal Saraçoğlu ismini yaşatmak üzere 18 yıldır böyle anlamlı bir sürecin devam ettiriliyor olmasından mutluluk duyuyorum. Yapılan tüm çalışmalarda emeği geçenlere Kuzey Kıbrıs halkı adına teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. “Emeği geçenlere teşekkürler” Ortaokul ve lise yıllarından arkadaşı olan Şua Saraçoğlu’nun oğlu Kemal’i kanserden kaybettikten sonra vakfı kurduğu süreçte yaşananları anlatan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu ise şunları söyledi: “Vakıf bu 18 yıl boyunca topluma örnek faaliyetlerde bulunmayı sürdürdü. Güney Kıbrıs’la ortaklaşa yürüttüğü kan ve tükürük bağışlarıyla kemik iliğinde ortak bir havuz oluşturup birçok kişiye can veren vakfı ve emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum.”


GRAND SUPPORT TO KEMAL SARAÇOĞLU FOUNDATION

Merit Royal Hotel & Casino hosted a solidarity dinner organized for the benefit of Kemal Saraçoğlu Foundation for Children with Leukemia and Fight Against Cancer as part of 2-8 November the International Week for Children with Leukemia. Sponsored by Merit Royal Hotel & Casino, the support dinner organized on the evening of 8 November for the benefit of Kemal Saraçoğlu Foundation for Children with Leukemia and Fight Against Cancer welcomed a large turnout. TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Minister of Labor and Social Security Faiz Sucuoğlu, Republican Turkish Party (CTP) Leader Tufan Erhürman, MPs Gülşah Sanver Manavoğlu and Jale Refik Rogers, Kemal Saraçoğlu Foundation Chairman of the Board of Trustees Nevhiz Özer, Members of the Board of Trustees and foundation staff, as well as many distinguished guests from the business world and Southern Cyprus attended the meaningful event organized at the Ballroom of Merit Royal Premium Hotel. The entire income from the ribbons offered for sale to meet the needs of children in the cancer process was donated to the foundation. The winner of the prize draw was presented with a painting donated by artist Aşık Mene to the foundation.

Our foundation carries out its activities only with donations from the society. Thanks to these donations, we have been able to provide treatment, education, social and psychological counseling to 79 children and their families who are experiencing the process of cancer. In 2018, we spent a total of 600 thousand TL for these children and their families thanks to the donations. We continue to work to bring lasting solutions to their problems.” In his speech, Prime Minister Ersin Tatar expressed his happiness to attend such an important night and congratulated Nevhiz Özer on her successful efforts. After noting that he is one of the founding members of the foundation, he continued: “I am pleased to see that such meaningful efforts have been going on for 18 years to keep Kemal Saraçoğlu’s name alive. On behalf of the people of Northern Cyprus, I would like to express my gratitude to all those who contributed.”

Support for 79 children and their families

Minister of Labor and Social Security Faiz Sucuoğlu, who was friends with Şua Saraçoğlu back in middle and high school years, talked about the establishment of the foundation after his friend lost his son Kemal from cancer. He said: “The Foundation continued to carry out exemplary activities for 18 years. I sincerely congratulate everyone who contributed to the efforts and the foundation for creating a pool for bone marrow through the donations of blood and saliva, which is carried out jointly with Southern Cyprus.”

Nevhiz Özer, President of Kemal Saraçoğlu Foundation, made the opening speech of the organization, which was organized to raise public awareness and strengthen solidarity in the fight against cancer and leukemia. She said: “I would like to express my gratitude to the Merit International Hotels and Resorts Management and the Board Chairman Hanzade Özbaş who have always supported us and contributed in the organization of this event.

“Big thanks to everyone who contributed”

73


News Haber

"GALERI BIRZAMANLAR" KAPILARINI AÇTI 15 yıldır Türkiye tarihindeki kültürel çeşitlilik ve bu çeşitliliğin yok oluş sürecine ilişkin kitaplar yayınlayan ve etkinlikler düzenleyen Birzamanlar Yayıncılık, “Galeri Birzamanlar”ı tarih ve sanatseverlerin hizmetine sundu. Nişantaşı’ndaki mekân, tarihe yolculuk tadında iki özel sergiyle kapılarını açtı.

Net Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Merit International Casinos CEO’su Orlando Carlo Calumeno’nun sahibi olduğu Birzamanlar Yayıncılık, 15 yıllık birikimini “Galeri Birzamanlar” ile halka açtı. Osman Köker’in küratörlüğünde faaliyet gösteren Galeri Birzamanlar’ın açılışı, 20’inci yüzyıl başında Türkiye’de kültürel çeşitlilik üzerine “Tarihe Yolculuk” ve Ermeni müzikolog Gomidas Vartabed’in hayatı ve müziğini konu alan “Kalbim O Viran Evlere Benzer” sergileri ile yapıldı. 28 Kasım 2019 akşamı yoğun bir katılımla gerçekleşen sergi açılışı etkinliğine Ermeni Patriklik Kaymakamı Sahak Episkopos Maşalyan ve Ermeni Patrikhanesi Ruhani Meclisi Başkanı Aram Episkopos Ateşyan’ın da aralarında bulunduğu din adamları, Ermeni ve Rum vakıf yöneticileri, cemaatlerin sivil temsilcileri; tarihçiler, iş ve kültür insanları olmak üzere yaklaşık 500 kişi katıldı.

74

Hem sergi hem müze Sürekli açık olacak ve mekâna bir müze özelliği kazandıracak “Tarihe Yolculuk: 20. Yüzyıl Başında Türkiye’de Kültürel Çeşitlilik” sergisi, Orlando Carlo Calumeno Koleksiyon ve Arşivi’nden fotoğraflar, kartpostallar, belgeler ve objelerle Osmanlının son döneminde bugünkü Türkiye topraklarında yaşayan Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Keldaniler, Ezidiler, Maruniler, Levantenler, Bulgarlar gibi toplulukların varlığını gözler önüne seriyor. “Tarihe Yolculuk: 20. Yüzyıl Başında Türkiye’de Kültürel Çeşitlilik” sergisini ziyaret edenler, bir zamanların Adana’sı, Bursa’sı, Trabzon’u, Mardin’i nasıldı; ekonomik ve sosyal hayat, şehrin maddi durumu, nüfus durumu; Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler gibi farklı grupların toplumda nasıl bir yere sahip olduğunu görebilecek. Sergide ayrıca Ermeni ve Rum zanaatkârlar

tarafından yapılmış seramikler, mineli kaşıklar, sigara tabakaları, madalyalar; Ermeni, Rum, Yahudi firmalarının tanıtım malzemeleri; Ermenice, Ermeni harfli Türkçe yazmalar gibi çok sayıda obje de yer alıyor. Eşsiz bir koleksiyon Sanatseverlerin 29 Ocak’a kadar ziyaret edebilecekleri “Kalbim O Viran Evlere Benzer” adlı sergi ise 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Kütahya’da doğmuş, çalışmalarını Osmanlı ve Rusya imparatorlukları ile Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yürütmüş Ermeni müzisyen ve müzikolog Gomidas Vartabed’in hayatı ve müziğini anlatan kaynakları bir araya getiriyor. Konferans, panel, film gösterimi, kitap tanıtımları, okur-yazar buluşmaları gibi kültürel etkinliklerin düzenleneceği Nişantaşı’ndaki Galeri Birzamanlar’ın etkinlik takvimini birzamanlaryayincilik.com sitesinden de takip edebilirsiniz.


GALLERY "BIRZAMANLAR" IS OPEN

Birzamanlar Publishing, which has organized activities and published several books about the cultural diversity in Turkish history and the extinction process of this diversity in the last 15 years, is presenting “Gallery Birzamanlar” to history and art lovers. The gallery in Nişantaşı opened its doors with two special exhibitions with a touch of traveling into the past....

Orlando Calumeno

Antuan Calumeno Orlando Calumeno

Hande Tibuk

Nejat Canıtez

Orlando Calumeno

Owned by Net Holding Board Member and CEO of Merit International Casinos Orlando Carlo Calumeno, Birzamanlar Publishing opens up its 15 years of experience via Gallery Birzamanlar. Operating under the curatorship of Osman Köker, Gallery Birzamanlar’s first exhibition is titled “Kalbim O Viran Evlere Benzer” (meaning “My Heart is Like Those Ruins”), which is about the life and musical heritage of Armenian musician Gomidas Vartabed. The second exhibition is titled “A Journey into History” and it is about the cultural diversity in Turkey in the early 20th century. The opening ceremony of the exhibition, which took place on the evening of 28 November 2019 and welcomed a keen participation, was attended by 500 guests including the Armenian Patriarchate Governor-Bishop Sahak Mashalyan and the Chairman of the Religious Assembly of the Armenian PatriarchateArchbishop Aram Ateshian, other leaders and foundation administrators of the Armenian and Rum Patriarchate, representatives of communities, historians, business and culture people.

Both an exhibition and a museum

Savaş Yıldırım

Hümeyra Ayar

Ahmet Orlando Erzincanlı Calumeno Sayat Osman Akbaş Köker

The exhibition “A Journey into History: Cultural Diversity in Turkey in the Early 20th Century” will remain open and provide a museum feature to the venue. Compiled of Orlando Carlo Calumeno Collection and Archives photos, postcards, documents and objects, the exhibition reveals the

presence of communities such as Armenians, Greeks (Rums), Jews, Assyrians, Chaldeans, Ezidis, Maronites, Levantines, Bulgarians, etc. during the late Ottoman period within today’s Turkish borders. Visitors of the exhibition “A Journey into History: Cultural Diversity in Turkey in the Early 20th Century” will be able to witness the past of Adana, Bursa, Trabzon, Mardin; economic and social life; financial situation and population of cities; the social position and status of different communities such as Armenians, Greeks (Rums), Jews and Assyrians. The exhibition also includes ceramics, enamel spoons, cigarette boxes, medals made by Armenian and Greek (Rum) artisans; promotional materials of Armenian, Greek (Rum) and Jewish firms; and many other objects such as Armenian or Turkish manuscripts in Armenian letters.

A unique collection Open to visit until 29 January, the exhibition “Kalbim O Viran Evlere Benzer”compiles resources on the life and collected academic works of Armenian musician and musicologist Gomidas Vartabed, who was born in Kütahya in the second half of the 19th century and conducted his studies in the Ottoman and Russian empires as well as in various countries of Europe. You can also follow the calendar of Gallery Birzamanlar in Nişantaşı, where conferences, panels, film screenings, book introductions, literary meetings will be held, at birzamanlaryayincilik.com.

75


News Haber

ENGELLİLER İÇİN ANLAMLI GECE Merit International sponsorluğunda KKTC Engelliler Spor Federasyonu yararına düzenlenen gala yemeğinden elde edilen 50 bin TL federasyona bağışlandı.

Merit International Hotels & Resorts, kamu yararına düzenlediği etkinliklere bir yenisi daha ekleyerek KKTC Engelliler Spor Federasyonu’nun Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı yararına Merit Royal Premium Hotel’de gala yemeği verdi. Merit Royal Premium Hotel Balo Salonu’nda gerçekleşen gala yemeğine KKTC Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu, Milletvekilleri Tufan Erhürman, Resmiye Eroğlu Canaltay, Jale Refik Rogers, Sıla Usar İncirli, Fikri Toros ve Armağan Candan, Merit International Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, KKTC Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Ruhsar Vudalı, Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı Antrenörü ile oyuncularının yanı sıra iş dünyasından da pek çok konuk katıldı. “Merit’e sonsuz teşekkürler” Yemekte bir konuşma yapan Federasyon Başkanı Ruhsar Vudalı, 1996’da federasyonu kuran Mustafa Çelik sayesinde Kuzey Kıbrıs’ta engellilerin bugün atıcılık yaptığını, basketbol oynadığını ve sahalarda başarıyla mücadele eden bir basketbol takımının olduğunu vurgulayarak kendisini rahmet ve saygıyla andı. Vudalı, “Zorlu ve fedakarlık gerektiren bu sporu yapan takımımızı Survivor’a benzetiyorum. Mücadele ettiği 1. Lig’de 3 maçta 3 galibiyet elde eden takımımıza maddi ve manevi destek vermek üzere bu geceye katılan tüm konuklara teşekkür ediyorum. Bize her zaman sevgiyle yaklaşıp kucak açan başta Net Holding Yönetim Kurulu Başkanı Besim Tibuk ve Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş olmak üzere organizasyonun tüm detaylarıyla ilgilenen Merit Royal ekibine de sonsuz teşekkürler” dedi. Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş da, böyle gecelerin tekrarlanacağını ve Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı’nı kalben ve madden her zaman destekleyeceklerini belirtti. Levent Ünal ve orkestrasının müzikleri ile renk kattığı gala yemeğinde gönüllerince eğlenen konuklar, piyango bileti çekilişi ile de heyecanlı anlar yaşadılar, çekilişi kazanan talihliler Merit Otelleri’nde konaklama, spa kullanımı ve restoranlarda yemek gibi özel hediyelerin sahibi oldular. Gala yemeğinden elde edilen 50 bin TL’lik gelir de federasyona bağışlandı.

76


A MEANINGFUL EVENT FOR THE DISABLED

The 50 thousand TL obtained from the gala dinner sponsored by Merit International for the benefit of TRNC Disabled Sports Federation was donated to the federation.

Merit International Hotels & Resorts has added a new one to its public benefit activities. Merit organized a gala dinner at Merit Royal Premium Hotel for the benefit of the Wheelchair Basketball Team of TRNC Disabled Sports Federation. TRNC Parliament Speaker Teberrüken Uluçay, Minister of Economy and Energy Hasan Taçoy, Minister of Labor and Social Security Faiz Sucuoğlu, MPs Tufan Erhürman, Resmiye Eroğlu Canaltay, Jale Refik Rogers, Sıla Usar İncirli, Fikri Toros and Armağan Candan, Chairman of Merit International Hotels & Resorts Hanzade Özbaş, President of TRNC Disabled Sports Federation Ruhsar Vudalı, Wheelchair Basketball Team Coach, the team and many other guests from the business world attended the event.

“Endless thanks to Merit” Speaking at the dinner, Federation President Ruhsar Vudalı commemorated Mustafa Çelik, who founded the federation in 1996, with compassion and respect by emphasizing that disabled people in Northern Cyprus can shoot, play basketball and compete on the courts successfully thanks to his efforts. Vudalı said: “I compare our team, who performs this challenging sport that imposes sacrifice, to Survivor. I would like to thank all the guests who participated in this event and gave financial and moral support to our team who won all three of the three games played in the Major League. I would also like to take this occasion to thank the Chairman of Net Holding Besim Tibuk and Chairman of Merit Hotels Hanzade Özbaş who always welcomed and embraced us with love, and the Merit Royal team, who organized this event to the last detail. Chairman of the Board of Merit Hotels Hanzade Özbaş noted that such events would be repeated and that they would always support the Wheelchair Basketball Team both financially and spiritually. Levent Ünal and his orchestra's music added color to the gala dinner, where the guests enjoyed themselves and had exciting moments during the draws. The winners of the draw were given special gifts such as accommodation in Merit Hotels or spa hours and meals. The 50 thousand TL income from the gala dinner was donated to the federation.

77


News Haber

KIBRIS'IN TOP MODELİ VALENTINA Kuzey Kıbrıs’ın en güzel top modeli, Merit Crystal Cove Hotel’de düzenlenen yarışma ile belirlendi. Serdar Ortaç’ın sahne aldığı gecede Avustralyalı Bardina Valentina “International Top Model Of North Cyprus” oldu. “International Top Model Of North Cyprus” yarışmasının finali, 19 Ekim Cumartesi gecesi Merit Crystal Cove Hotel ana sponsorluğunda gerçekleştirildi. Finale kalan 20 ülkenin temsilcisi, seçkin konuklar ve jüri heyeti önünde podyuma çıktı. Hayriye Vurdu’nun sahibi olduğu H&V Ajans organizasyonuyla gerçekleştirilen yarışmanın jürisinde Merit Hotelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, Yıldırım Mayruk, Yavuz Bingöl, Serdar Ortaç, Uğurkan Erez ve Deniz Akkaya da yer aldı. Serdar Ortaç coşturdu Jüri üyelerinin değerlendirmeleri sonucunda yarışmaya Avustralya’dan katılan Bardina Valentina, “International Top Model Of North Cyprus” unvanının sahibi oldu. Polonya’dan Marsela Laskoska ikincilik tacını takarken, Rus model Stiusareva Anastasia ise en iyi üçüncü model seçildi. Yarışmaya Romanya’dan katılan Bituleamu Larisa ise dördüncü güzel olarak “Merit Güzeli” unvanını elde etti. Dereceye giren modellere Merit Crystal Cove’da aileleriyle birlikte bir hafta tatil hediye edildi. Koreograflığını Türkiye’nin ünlü isimlerinden Asıl Çağıl’ın yaptığı geceye ünlü şarkıcı Serdar Ortaç da şarkılarıyla renk kattı. Ortaç, “Güzellerin aydınlattığı harika bir geceye tanık olduk” diyerek konuklarıyla hep bir ağızdan şarkılarını seslendirdi.

78


THE TOP MODEL OF CYPRUS BARDINA VALENTINA The most beautiful top model of Northern Cyprus has been selected by a contest held at Merit Crystal Cove. Bardina Valentina of Australia became the International Top Model of North Cyprus on this special night that featured Ortaç.

The final of the International Top Model of North Cyprus contest was held on Saturday, 19 October, with the main sponsorship of Merit Crystal Cove Hotel. Representatives of 20 finalist countries made their appearances on the podium in front of distinguished guests and the jury. Merit Hotels Board Chairman Hanzade Özbaş, Yıldırım Mayruk, Yavuz Bingöl, Serdar Ortaç, Uğurkan Erez and Deniz Akkaya were the jury members for the competition organized by Hayriye Vurdu’s H&V Agency. Swept away by Serdar Ortaç Following the jury's evaluation, Bardina Valentina, who came from Australia, became the International Top Model of North Cyprus. Marsela Laskoska of Poland wore the second crown, while Russian model Stiusareva Anastasia was the third best model. Bituleamu Larisa, who participated in the competition from Romania, won the title of “Miss Merit” as the fourth model. The winning models and their families were awarded with a week's holiday at Merit Crystal Cove. Choreographed by Asıl Çağıl, one of Turkey's celebrated names, the event also featured famous singer Serdar Ortaç, who enlivened the night with his songs. Ortaç commented: “We witnessed a wonderful night illuminated by beautiful ladies.” He and the guests sang his most popular songs all together.

79


News Haber

ŞAMPiYONLAR 6’NCI MERiT BRIDGE'TE BULUŞTU Merit Royal & Premium Hotel’de 6'ncı kez düzenlenen “Merit Bridge Festival”, 20 ülkeden 150 briç oyuncusunu Girne’de buluşturdu, bir kez daha dünyadaki briç tutkunlarının dikkatini Kuzey Kıbrıs’a çekti. Briçseverlerin büyük ilgi gösterdiği, Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası tek briç turnuvası olan “Merit Bridge Festival”, 7-10 Ekim tarihleri arasında altıncı kez düzenlendi. Banu Şener Ercin’in organizatörlüğünde Merit Royal Premium Hotel’de gerçekleştirilen bu önemli organizasyona 20 ülkeden 150 profesyonel briç oyuncusu katıldı. Turnuvanın konukları arasında dünya şampiyonluğu unvanları bulunan Zia Mahmood, Alfredo Versace, Dominik Filipowicz, Sally Brock, Giorgio Duboin, Jacek Kalita, Jacek Pszczola, Marion Michielsen, Michal Klukowski ve Türkiye Briç Federasyonu Başkanı Nafiz Zorlu da yer aldı. Dokuz ayrı dünya briç şampiyonunun Ada’ya gelmesi de tüm dünyadaki briç tutkunlarının dikkatini Kuzey Kıbrıs’a çevirdi. 35 bin dolar ödül dağıtıldı Dev turnuvada, briç profesyonelleri gündüz saatlerinde Merit Royal Premium Hotel’in tüm ayrıcalıkları eşliğinde keyifli saatler geçirip akşamları da turnuvayı kazanmak için mücadele ettiler. Kuzey Kıbrıs’ın tek uluslararası briç turnuvası olan ve her yıl daha çok ilgi gören etkinlik “Open Pairs” ve “Mixed Pairs” olarak iki farklı kategoride gerçekleştirildi. “Mini Dünya Turnuvası” olarak adlandırılan organizasyonda “Open Pairs” kategorisini Enver Koksoy - Murat Molva, “Mixed Pairs” kategorisini ise Barry Myers - Sally Brock kazandı. Dereceye giren tüm oyunculara toplam 35 bin dolar para ödülünün dağıtıldığı organizasyon ödül töreni ve gala gecesiyle sona erdi. Briçseverler şimdiden 6-9 Nisan 2020 tarihlerinde düzenlenecek olan yedinci turnuvada buluşmak üzere sözleştiler.

80


CHAMPIONS GATHER FOR THE 6TH MERIT BRIDGE The Merit Bridge Festival, organized for the sixth time at Merit Royal Premium Hotel, brought together 150 bridge players from 20 countries in Girne and once again attracted bridge enthusiasts from around the world to Northern Cyprus. The Merit Bridge Festival, popular among bridge enthusiasts and the only international bridge tournament in Northern Cyprus, was held for the sixth time between 7-10 October. 150 professional bridge players from 20 countries participated in this important event organized by Banu Şener Ercin at Merit Royal Premium Hotel. Among the guests of the tournament were multiple times world champion Zia Mahmood, Alfredo Versace, Dominik Filipowicz, Sally Brock, Giorgio Duboin, Jacek Kalita, Jacek Pszczoła, Marion Michielsen, Michal Klukowski and the president of the Turkish Bridge Federation Nafiz Zorlu. The arrival of nine different world bridge champions to the Island attracted the attention of bridge enthusiasts all over the world to Northern Cyprus. 35 thousand dollars prize money distributed During the grand tournament, bridge professionals enjoyed the days with all the privileges of Merit Royal Premium Hotel and challenged each other to win the tournament in the evenings. The event, which is the only international bridge tournament in Northern Cyprus and attracting more attention every year, was held in two different categories as “Open Pairs” and “Mixed Pairs”. Enver Köksoy - Murat Molva won the “Open Pairs” category and Barry Myers - Sally Brock won the “Mixed Pairs” category. The organization, in which a total of 35 thousand dollars prize money was distributed to all the top players, ended with the award ceremony and the gala night. Bridge lovers have already made plans to meet in the seventh tournament, which will be held on 6-9 April 2020.

81


News Haber

MERİT SANAT GÜNLERİ "THE NORTH" İLE BÜYÜLEDİ “Merit Sanat Günleri”nin üçüncüsü fotoğraf sanatçısı Haktan Okumuşoğlu’nun “The North” adlı sergisi ile gerçekleştirildi. Küratörlüğünü ünlü fotoğrafçı Mehmet Turgut’un üstlendiği sergi, seçkin bir davetli grubunun katılımıyla açıldı. Sosyal sorumluluk projeleri ile adından sıkça söz ettiren Merit Hotels & Resorts, “Merit Sanat Günleri” kapsamında düzenlediği üçüncü etkinliğinde fotoğraf sanatçısı Haktan Okumuşoğlu’nun “The North” adlı ilk kişisel sergisine ev sahipliği yaptı. 19 Ekim Cumartesi akşamı Girne’deki Merit Royal Hotel’de kokteyl ve canlı müzik eşliğinde başlayan etkinlik, KKTC Başbakanı Ersin Tatar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser, fotoğraf sanatçıları Mehmet Turgut ve Fethi Karaduman, KIFSAD, FODER, GİFDER, FODOS, DİFSAD Dernekleri’nin Başkan ve üyeleri, iş ve sanat dünyasından konukların yer aldığı yoğun bir katılımla gerçekleşti. Tüm eserlerin satıldığı sergiden elde edilen gelirin bir kısmı Alsancak İlkokulu’nun yeşil alan projesine bağışlandı. “Sanata ve sanatçıya dostuz” Gecenin açılış konuşmasını yapan Merit Hotels & Resorts Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, “Toplumların uygarlık seviyelerinin yükselmesinde ve özgür düşüncenin hâkim olmasında sanatın önemli bir rolü vardır. Biz de Merit Grubu olarak her zaman sanatı ve sanatçıyı gönülden destekliyoruz ve onlara dost olmaya çalışıyoruz. Sanat faaliyetlerini desteklemeyi toplumsal bir görev olarak görüyoruz ve sanatla kesişen sosyal sorumluluk projeleri üretiyoruz. 17 yıldır Merit ailesinin bir üyesi ve aynı zamanda başarılı bir fotoğraf sanatçısı olan Yiyecek İçecek Koordinatörümüz Haktan Okumuşoğlu, bugüne dek birçok karma sergide yer almış, çok sayıda ödüller kazanmıştı. Bu gece onun ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan da büyük bir mutluluk ve gurur duyuyoruz” dedi. “Olağanüstü güzellikte fotoğraflar” Geceye katılan KKTC Başbakanı Ersin Tatar, konuşmasında böylesi güzel bir ortamda bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirterek; sanatını, çektiği fotoğraflarla sunan Haktan Okumuşoğlu’na teşekkür etti. Dünyamızın ne kadar güzel olduğunu gösteren olağanüstü güzellikte fotoğrafların sergide yer aldığını dile getiren Tatar, Merit Grubu’na ve emeği

82

geçen herkese böylesi güzel bir ortamda hazırlanan sergiden dolayı teşekkürlerini iletti. Tatar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıtmak ve fotojenik yapısını paylaşabilmek adına Okumuşoğlu’nun bir sonraki sergisinde Kuzey Kıbrıs’ın güzelliklerine yer vermesini ve yine Alsancak İlkokulu’na katkı sağlanmasını temenni ederek sözlerine son verdi. Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser de, “Gelirinin bir kısmı Alsancak İlkokulu’nun yapımı devam eden yeşil alan projesi için bağışlanacak olan bu sergi vesilesiyle bize her zaman destek veren Merit Ailesi’ne ve Sayın Hanzade Özbaş’a teşekkürlerimi sunmak istiyorum” diye konuştu. “The North serüvenimin özeti” Konuklarına hitaben bir konuşma yapan fotoğraf sanatçısı Haktan Okumuşoğlu ise, “The North’un açılışına sizlerle beraber şahitlik etmek gerçekten hayatımda başıma gelen en güzel şeylerden biri” diyerek sözlerine başladı. The North’un fotoğraf serüveninin ve tutkusunun bir yansıması olduğunu vurgulayan Okumuşoğlu, “Başta Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş’a, serginin her türlü ihtiyacı için gönülden destek veren Muhammet Yılmaz’a, Merit Royal & Premium Otel Genel Müdürü Aybars Kutluba ve ekibine, ayrıca sergide emeği geçen tüm dostlarına gönülden teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. Sergiye Mehmet Turgut imzası Serginin küratörlüğünü üstlenen, fotoğraf sanatının dünyaca ünlü temsilcilerinden Mehmet Turgut ise, “Fotoğraf yolculuğunda Haktan Okumuşoğlu’nu sonuna kadar destekliyor, yanında olmaktan gurur duyuyorum” dedi. Kokteyl ve konuşmaların ardından Ersin Tatar, Hanzade Özbaş, Fırat Ataser, Mehmet Tibukoğlu, Haktan Okumuşoğlu ve Mehmet Turgut, serginin açılış kurdelesini keserek birbirinden güzel 31 fotoğraf tablosunu konukların beğenisine sundu. Okumuşoğlu’nun İtalya, Norveç, Almanya, Türkiye, Kıbrıs, Avusturya, Slovenya, Hırvatistan ve Macaristan’da çektiği manzara fotoğraflarından oluşan sergi sanatseverlerden büyük ilgi gördü.


Fırat Ataser

Mehmet Tibukoğlu

Hanzade Özbaş

Ersin Tatar

Haktan Okumuşoğlu

Mehmet Turgut

Ersin Tatar

Hanzade Özbaş

Gürdal Büyükgüngör

Haktan Okumuşoğlu

Mehmet Turgut

Songül Bekem

Ersin Tatar

Hanzade Özbaş

83


News Haber

Fırat Ataser

Ersin Tatar

Haktan Okumuşoğlu

"MERİT ART DAYS" ENTHRALLED WITH “THE NORTH”

The third “Merit Art Days” hosted the exhibition “The North” by photographer Haktan Okumuşoğlu. Curated by renowned photographer Mehmet Turgut, the exhibition opened with the participation of a distinguished group of guests. Merit Hotels & Resorts, which has made a name for itself with its social responsibility projects, hosted the first solo exhibition of photography artist Haktan Okumuşoğlu, titled “The North”, as the third event organized within the scope of Merit Art Days. The event started with a cocktail party and live music at the Merit Royal Hotel in Girne on the evening of 19 October, with the participation of TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Minister of Public Works and Transportation Tolga Atakan, Merit Hotels Board Chairman Hanzade Özbaş, Alsancak Mayor Fırat Ataser, photographers Mehmet Turgut and Fethi Karaduman, President and members of KIFSAD, FODER, GİFDER, FODOS, DİFSAD Associations and guests from business and art worlds. A portion of the proceeds from the exhibition, where all the works were sold, were donated to the Alsancak Elementary School's green space project. We are friends of art and the artist Hanzade Özbaş, Board Chairman of Merit Hotels & Resorts, who made the opening speech of the night, said: “Art has an important role in increasing the civilization level of societies and in empowering free thinking. We, as Merit Group, always support art and the artist wholeheartedly and try to be a good friend. We consider supporting art activities as a social duty and produce social responsibility projects that intersect with art. Our Food and Beverage Coordinator Haktan Okumuşoğlu, who has been a member of Merit family for 17 years and is also a successful photographer, has participated in many group exhibitions and won many awards. We are pleased and proud to host his first solo show tonight.” Extraordinarily beautiful photos The Prime Minister of the TRNC Ersin Tatar said that he was happy to be in such a beautiful environment and thanked Haktan Okumuşoğlu who presents his art with the photographs he took. After expressing that the exhibited photos showed how beautiful our world is, Tatar also thanked Merit Group and

84

everyone who contributed to the exhibition. Tatar ended his speech by wishing that Okumuşoğlu will include the beauties of Northern Cyprus in order to introduce the Turkish Republic of Northern Cyprus and share its photogenic structure, and contribute to Alsancak Primary School in his next exhibition. Alsancak Mayor Fırat Ataser said, “On the occasion of this exhibition, which will be donated for the green space project of Alsancak Elementary School, I would like to thank Merit Family and Hanzade Özbaş who always supported us.” “Summary of my adventure with The North” Photographer Haktan Okumuşoğlu started his speech by saying “To witness the opening of The North with you is truly one of the most beautiful experiences I have ever had.” Stressing that The North is a summary of his adventure and a reflection of his passion for photography, Okumuşoğlu concluded his words as follows: “I would like to express my sincere thanks to Board Chairman of Merit Hotels Hanzade Özbaş, Muhammet Yılmaz, who supported the exhibition wholeheartedly, Merit Royal & Premium Hotel General Manager Aybars Kutluba and his team, as well as to all the friends who contributed to the exhibition.” By Mehmet Turgut The curator of the exhibition, who traveled to Northern Cyprus to participate in the opening, the world-renowned representative of the art of photography Mehmet Turgut said: “Haktan Okumuşoğlu has my full support in his adventure of photography and I'm proud to be by his side.” After the cocktail party and speeches, Ersin Tatar, Hanzade Özbaş, Fırat Ataser, Mehmet Tibukoğlu, Haktan Okumuşoğlu and Mehmet Turgut cut the opening ribbon and presented 31 beautiful paintings to the guests. Okumuşoğlu’s first solo exhibition “The North” that consists of landscapes from Italy, Norway, Germany, Turkey, Cyprus, Austria, Slovenia, Croatia and Hungary received a great deal of attention from art-lovers.


85


86


"HER FOTOĞRAFÇI BİR EMANETÇİDİR" Merit International Casinos Yiyecek İçecek Koordinatörü Haktan Okumuşoğlu, aynı zamanda çok başarılı bir fotoğraf sanatçısı. 2019 sonunda ilk kişisel sergisini açan Okumuşoğlu, “Fotoğrafçı her neyin fotoğrafını çekiyorsa ondan bir şeyler alır. Yani emanetçidir ve aldığı şeye özen göstermelidir” diyor. Lube Ayar

"EVERY PHOTOGRAPHER IS A GUARDIAN" Merit International Casinos Food and Beverage Coordinator Haktan Okumuşoğlu is also a very successful photographer. Okumuşoğlu, who opened his first solo exhibition at the end of 2019, says, “Whatever the photographer is photographing, he takes something from it, which makes him a custodian and means that he should take care of whatever he took.” 87


M

erit International Casinos Yiyecek İçecek Koordinatörü Haktan Okumuşoğlu, 15 yıllık fotoğraf tutkusunu ilk kişisel sergisi “The North” aracılığıyla sanatseverlerle buluşturdu. “Merit Sanat Günleri” kapsamında 19 Ekim 2019’da Merit Royal Hotel’in lobi katında gerçekleşen serginin açılışı KKTC Başbakanı Ersin Tatar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Özbaş, Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser, fotoğraf sanatçıları Mehmet Turgut ve Fethi Karaduman, KİFSAD, FODER, GİFDER, FODOS, DİFSAD gibi fotoğraf derneklerinin başkanları ve üyelerinin yanı sıra iş ve sanat dünyasından seçkin konukların katılımıyla gerçekleşti. Serginin küratörlüğünü ünlü fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut üstlendi. Tüm fotoğrafların alıcı bulduğu sergiden elde gelirin bir kısmı ise Alsancak İlkokulu’na bağışlandı. Etkinliğin ardından bir araya geldiğimiz Haktan Okumuşoğlu ile ilk sergisinin heyecanını paylaştık ve gittikçe büyüyen fotoğraf tutkusunu konuştuk. Sizi tanıyarak başlayalım mı? 1983’te Rize’de doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Antalya’da tamamladım. Ardından turizm sektöründe çalışmaya başladım. 17 yıldır Merit ailesinin bir üyesiyim. Halen Merit International Casinos Yiyecek İçecek Koordinatörü olarak görev yapıyorum. İşimden arta kalan zamanlarda uzun yıllardır gönül verdiğim hobim olan fotoğrafçılıkla uğraşıyorum. İlk kişisel serginiz “The North” Merit Royal Hotel’de sanatseverlerle buluştu. Duygularınız neler? 15 yıldır fotoğraf çekiyorum. Dünyanın çeşitli yerlerinde karma ve yarışma sergilerinde birçok kez fotoğraflarım basıldı, yayınlandı. 30 ülkede 35 ödüle layık görüldüm. Diğer fotoğraf gönüllüsü arkadaşlarım kişisel sergiler açarken ben hep beklemeyi tercih ettim. Çünkü hayalimde kurduğum bir sergi vardı. İşte o sergi “The North” oldu. Gerçekten çok mutlu, heyecanlı ve gururluyum. Bu serginin gerçekleşmesinde Sayın Yönetim Kurulu Başkanımız Hanzade Özbaş’ın payı büyük. Kendilerine bir kez daha gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. Sergimin kendi evimde olması da beni ayrıca onurlandırdı. “The North” isimli serginizin teması nasıl oluştu? Sergide yer alan fotoğraflar İtalya, Norveç, Almanya, Türkiye, Kıbrıs, Avusturya, Slovenya, Hırvatistan ve Macaristan’da çekildi. Norveç fotoğrafları çoğunlukla "Kuzey Işıkları" çekimlerimden oluşuyordu. İnsan gözünün bu dünyada görebileceği en şahane şey olan Kuzey Işıkları çekimleri için iki sene üst üste Norveç’e gittim. Serginin genel teması bu şekilde oluştu ve isminin “The North” olmasına karar verdim. Yeri gelmişken tekrar söylemeliyim ki "Kuzey Işıkları" ölmeden önce görülmesi gereken güzelliklerden biri. İmkanı olanlar mutlaka bu güzelliğe tanıklık etmeli. Serginin hazırlık sürecinde neler yaşandı? Fotoğrafların seçkisini, değerli fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut yaptı. Seçki aşamasından sergi aşamasına kadar altı ay boyunca birlikte titizlikle çalıştık. Mehmet Turgut, Türk fotoğrafçılığının

88

Merit International Casinos Food and Beverage Coordinator Haktan Okumuşoğlu brought his 15-year passion for photography to art lovers through his first solo exhibition “The North”. The opening of the exhibition, which was held on the lobby floor of Merit Royal Hotel on 19 October 2019 within the scope of Merit Art Days, was attended by TRNC Prime Minister Ersin Tatar, Minister of Public Works and Transportation Tolga Atakan, Merit Hotels Chairman Hanzade Özbaş, Alsancak Mayor Fırat Ataser, photographers Mehmet Turgut and Fethi Karaduman, the president and members of photography associations such as KIFSAD, FODER, GİFDER, FODOS, DİFSAD, as well as distinguished guests from the business and art world. The exhibition was curated by renowned photographer Mehmet Turgut. A portion of the income from the exhibition, where all the photographs found buyers, were donated to Alsancak Primary School. After the event, we met with Haktan Okumuşoğlu, shared his excitement for the first exhibition and talked about his growing passion for photography. Shall we start by getting to know you? I was born in 1983 in Rize. I completed my primary, secondary and high school education in Antalya. Then I started to work in the tourism sector. I have been a member of the Merit family for 17 years. I am currently working as Merit International Casinos Food and Beverage Coordinator. I spend my free time with photography, which is my hobby that I have been devoted to for many years. Your first solo exhibition “The North” met with art lovers at Merit Royal Hotel. What are your feelings? I have been taking pictures for 15 years. My photographs have been printed and published in many mixed and competition exhibitions around the world. I was awarded 35 awards in 30 countries. I chose to wait while my other photographer friends opened personal exhibitions. Because I was dreaming of an exhibition. That turned out to be “The North”. I'm really happy, excited and proud. Ms. Hanzade Özbaş, Chairman of the Board of Directors, has a great role in the realization of this exhibition. I would like to thank her once again. I was also honored to have my exhibition held in a place that I consider home. How did you shape the theme of your exhibition? The photographs shown in the exhibition were taken in Italy, Norway, Germany, Turkey, Cyprus, Austria, Slovenia, Croatia and Hungary. The ones in Norway mostly consist of the northern lights. I went to Norway for two consecutive years to shoot the northern lights, the most spectacular thing the human eye could ever see in this world. This was the general theme of the exhibition and I decided to call it “The North”. By the way, I must underline that the northern lights should be in everybody’s bucket list. Those who have the opportunity to witness this beauty, definitely should do so. How was the preparation process of the exhibition? The selection of the photographs was made by the esteemed photographer Mehmet Turgut. We worked diligently together for six months from the selection stage to the exhibition stage. Mehmet Turgut is an important name in Turkish photography; it was a unique experience for me to have him as the curator of the exhibition and to be able to make the best of his experience.


89


dünyaca tanınan önemli bir ismi, sergimin küratörü olması ve onun tecrübelerinden yararlanmak benim için eşsiz bir deneyim oldu. “The North”un küratörlüğünü ünlü fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut yaptı. Fotoğrafçılık konusunda Turgut bir marka. Onunla nasıl tanıştınız? Kendisini uzun yıllardır takip ediyor ve çalışmalarını hayranlıkla izliyordum. İstanbul’da bulunduğum bir sırada yakın bir arkadaşımın vasıtasıyla Cihangir’de birlikte kahve içtik. Fotoğraf merkezli bir sohbet değildi ama kendisi benim ne tarz fotoğraflar çektiğimi sordu. Ben de kendisine birkaç fotoğrafımı gösterdim. Sergi yapıp yapmayacağımı konuşmaya başladık ve bana birkaç tavsiye verdi. Sonrasında da iletişimimiz hiç kopmadı ve sergi sürecine kadar haberleştik. Serginizden elde edilen gelir eğitime katkı sağladı, Alsancak’taki Büyükler İlkokulu’na bağışlandı. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz? Evet, sergimizin bir de sosyal sorumluluk yüzü vardı. Bundan büyük mutluluk duydum. Eğitim, daima bizim en önemli önceliğimiz olmalı. Bugün yaşadığımız hangi sorunun altına baksak eğitim problemiyle karşı karşıya kaldığımız aşikâr. Bu nedenle Girne’de yanı başımızda bulunan Alsancak İlkokulu’na sergi gelirinin bir bölümünü bağışladık. Bize bu imkânı sundukları için de Alsancak Belediye Başkanımız Sayın Fırat Ataser’e sizin aracılığınızla teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Fotoğrafçılık size neler öğretti ve sosyal hayatınıza neler kattı? Fotoğrafçı her neyin fotoğrafını çekiyorsa ondan bir şey alıyor demektir. Yani emanetçidir. Aldığı şeye özen göstermeli ve bunu kullanırken birçok şeye dikkat etmelidir. Bence bir fotoğrafçının öğrenmesi gereken ilk şey budur, benim için de böyle oldu. Sosyal açıdan hayatımın zenginleştiğini söyleyebilirim. Çok yer gezip çok insan tanıdım, paylaştıklarım, gösterdiklerim haricinde ciddi bir arşivim, hatıramda sakladığım çok güzel anılar var. Bunların hepsi gerçekten paha biçilemeyecek şeyler. İyi bir fotoğrafçı olmak öğrenilebilir bir şey mi? Fotoğraf kuralı ve kavramı açısından gayet öğrenilebilir bir şeydir. Lakin bir şeyi görebilme yetisi sonradan kişiye katılabilecek bir özellik değil. “Gözü iyi” tabiri buradan gelir ve bütün özgün sanatlarda olduğu gibi fotoğrafta da sizi bir adım öne çıkartan şey budur. Fakat göz de terbiye edilebilir, çok fotoğraf izlenerek, sürekli bakış açısını değiştirme alışkanlığı kazanılarak geliştirilebilir. Fotoğraf aşkına birçok ülkeyi gezdiniz. Hayalinizde veya planlarınızda neresi var? Genelde fotoğraf seyahatlerimi senelik iznimde gerçekleştiriyorum. Bu sebeple bir hafta veya 10 günlük seyahatlerim oluyor. Bu kış ve önümüzdeki kış İzlanda ve Faroe Adaları planlarım arasında. En büyük hayalim ise yaklaşık altı ay sürecek olan boydan boya bir Kanada seyahati. Tabii bunu anca emekliliğimde gerçekleşebilirim.

90

The North is curated by the famous photographer Mehmet Turgut. Turgut is a brand in photography. How did you meet him? I had been following him for many years and admiring his work. I met him through a friend and we had the opportunity to have some coffee together in Cihangir while I was in İstanbul. It wasn't a conversation about photography, but he asked me what kind of photos I was taking. So I showed him some of my photos. We started talking about whether to exhibit these and he gave me some advice. After that, we kept in touch until the exhibition process. The income from your exhibition has been donated to Alsancak Primary School, which is a contribution to education. What would you like to say about this? Yes, the exhibition also has a socially responsible side. I'm very pleased by this. Education should always be a top priority. Looking at the root of the problems we face today, it is obvious that the main issue is education. For this reason, we donated a portion of the exhibition income to Alsancak Primary School in Girne. I would like to thank Mr. Fırat Ataser, the Mayor of Alsancak, for giving us this opportunity. What has photography taught you and what has it brought to your social life? Whatever the photographer is photographing, he takes something from it, which makes him a custodian and means that he should take care of whatever he took and pay attention to several aspects while using it. I think, this is the first thing a photographer should learn, and it was for me. I can say that photography is socially enriching my life. I have traveled a lot and met a lot of people. Apart from the ones I share, I have a serious archive, I have very good memories in my mind too. This is all really invaluable. Do you think being a good photographer can be learned? Photography is quite learnable in terms of its rules and concept. However, the ability to see the things is not a feature that can join later - hence the expression “having the eye for it.” This is what keeps you one step ahead in photography, as in all original arts. However, the eye can also be improved by looking at a lot of photographs and gaining the habit of constantly changing the perspective. You have traveled to many countries for the sake of photography. What are your dreams or plans? I usually take photography trips during my annual leave. So my travels often take a week or 10 days. Iceland and the Faroe Islands are among my plans for this year and next winter. My biggest dream is a trip across Canada that will last about six months. I can only do this when I retire though.


Fotoğraf çekerken en çok dikkat ettiğiniz şeyler neler? Işık. Fotoğraf ışıkla yazı yazma durumudur. Ustaların deyimiyle ışık yoksa fotoğraf da yoktur. Elbette diğer değişkenler de fotoğraf için önemlidir ama ışık fotoğrafın olmazsa olmazıdır. Doğru yerde doğru zamanda olabilmek en önemli etkendir.

What do you pay the most attention to when taking pictures? The light. Photography is the state of writing with light. As the masters say, if there is no light, there is no photograph. Of course, there are other factors that are also important for photography, but the light is essential to photography. Being in the right place at the right time is the most important factor.

91


News Haber

7'NCİ MERİT AÇIK'TA ŞAMPİYON JOHANNI Bu yıl 41 ülkeden 534 oyuncunun katıldığı, dünyanın en büyük modern tavla turnuvası olan “7’nci Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası”nı Alman Harald Johanni kazandı. Şampiyon Johanni’nin 62 bin euro’luk büyük ödüle uzandığı turnuvada dağıtılan toplam ödül miktarı ise 472 bin euro’yu buldu.

92


93


News Haber

5 Kasım’da Girne’deki Merit Park Hotel’de başlayan “7’nci Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası” pazar günü oynanan maçlarla sona erdi. 338 usta oyuncunun yarıştığı “Master” kategorisinin finalinde Danimarkalı Steen Grønbech’i yenen Alman Harald Johanni, hem şampiyonluğu hem de 62 bin euro’luk büyük ödülü kazandı. Katılımcı sayısı itibarıyla “dünyanın en büyük modern tavla şampiyonası” olan etkinlikte dağıtılan toplam ödül miktarı ise 472 bin euro’yu buldu. Ayrıca “Ladies Tournament”ta Türkiye’den Ayla Karmen Acun, “Master Doubles”ta Almanya’dan Heribert Lindner – Stephan Hartmann, su altında oynanan Wetgammon’da ise İranlı Raoof Ghasem Karimi şampiyon oldu. Her sene dünyanın en ünlü tavla oyuncularını Kuzey Kıbrıs’ta buluşturan ve Dünya Tavla Federasyonu (WBF) iş birliğiyle gerçekleştirilen turnuvaya bu yıl Amerika, Arjantin, Ermenistan, Belarus, Belçika, Bolivya, Brezilya, Çin, Güney Kıbrıs, Danimarka, Fransa, Gürcistan, Almanya, İran, İsrail, İtalya, Japonya, Hollanda, Norveç, Filipinler, Portekiz, Rusya, Güney Afrika, İsveç, İsviçre, İngiltere ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 41 ülkeden 534 tavla oyuncusu katıldı. Merit Park Hotel, dağıtılan toplam ödülün yarım milyon euro’ya yaklaştığı şampiyonaya 30 bin euro katkıda bulundu. “Kıbrıs'ı tanıttığımız için çok mutluyuz” Merit Park Hotel Turnuva Direktörü Recep İnanç, “2013’ten beri Girne’de dünyanın en büyük modern tavla turnuvasına ev sahipliği yapıyoruz. Bu yıl da 41 ülkeden 534 oyuncuyu ağırladık. Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisine ve tanıtımına böylesi önemli bir katkıda bulunmaktan dolayı çok mutluyuz. Yedi yıldır tüm konuklarımızı buradan güler yüzle ve güzel anılarla uğurluyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın bu şekilde tanınmasını, siyaseten tanınması kadar değerli buluyoruz. Bu nedenle Merit ailesi olarak, düzenlediğimiz bu tür uluslararası organizasyonlarda daha büyük bir şevkle çalışıyoruz” dedi. 90 yaşında, tekerlekli sandalyesiyle Kıbrıs'a geldi Şampiyonaya katılmak için eşiyle birlikte Amerika’dan Kuzey Kıbrıs’a beşinci kez gelen 90 yaşındaki Martin DeBruin, tüm oyuncuların ve otel personelinin gözbebeği oldu. Mücadele ettiği zorlu hastalığına ve tekerlekli sandalyesine aldırmayan DeBruin, “60 yıldır tavla oynuyorum. Tüm dünyada şimdiye kadar birkaç yüz turnuvaya katılmışımdır. Monte Carlo’daki ilk tavla turnuvalarının gelişimine dâhil olduk. O zamanlar plastik işindeydim, orada kullanılan tüm tavla takımlarını biz üretmiştik. Yani o zaman Monte Carlo tavlanın merkeziydi. Yıllarca dünya şampiyonluğu orada gerçekleşti ama zamanla etkisi azaldı. Merit Açık, şu anda dünyanın açık ara en iyi turnuvası. Hiçbir şeyle karşılaştırılmaz; kimse böyle bir turnuva düzenleyemez” dedi.

94


95


News Haber

HARALD JOHANNI THE CHAMPION OF THE "7TH MERİT OPEN"

Harald Johanni from Germany won the 7th Merit Open International Backgammon Championship, the world's biggest modern backgammon tournament, which welcomed 534 players from 41 countries this year. The champion, Johanni won the grand prize of 62 thousand euros in the tournament where the total prize money distributed reached 472 thousand euros. The 7th Merit Open International Backgammon Championship which started on 5 November at Merit Park Hotel in Girne ended after the matches played on Sunday. In the final of the “Master” category, where 338 master players competed, German Harald Johanni defeated Danish Steen Grønbech and won both the championship and the grand prize of 62 thousand euros. The total prize money distributed at “the world's biggest modern backgammon championship” in terms of the number of participants, amounted to 472 thousand euros. Also Ayla Karmen Acun from Turkey became the champion of the “Ladies Tournament” while Heribert Lindner - Stephan Hartmann from Germany won the “Master Doubles” and Iranian Raoof Ghasem Karimi won the “Wetgammon”, which is played underwater. Gathering the world’s most famous backgammon players in Northern Cyprus every year, and supported by the World Backgammon Federation (WBF), the tournament this year hosted 534 backgammon players from 41 countries including the United States, Argentina, Armenia, Belarus, Belgium, Bolivia, Brazil, China, Southern Cyprus, Denmark, France, Georgia, Germany, Iran, Israel, Italy, Japan, Netherlands, Norway, Philippines, Portugal, Russia, South Africa, Sweden, Switzerland, United Kingdom and Turkey. Merit Park Hotel contributed 30 million euros to the championship, where the total prize almost amounted to half a million euros. “We are happy to promote Cyprus” Merit

96

Park

Hotel

Tournament

Director Recep İnanç expressed his thoughts: “We have hosted the world's biggest modern backgammon tournament in Girne since 2013. This year, we hosted 534 players from 41 countries. We are very happy to make such an important contribution to the economy and promotion of Northern Cyprus. We have seen all our guests off with smiling faces and nice memories for seven years. We consider the recognition of Northern Cyprus this way as valuable as its political recognition. This is why, as Merit family, we are working with great enthusiasm especially for international organizations.” “The 90-year-old who came to Cyprus in his wheelchair” The 90-year-old Martin DeBruin, who came to Northern Cyprus with his wife for the fifth time to participate in the championship, was the most popular character for all the players and the hotel staff. DeBruin, who doesn't mind the challenges of his illness and the wheelchair, said: “I have played backgammon for 60 years. I have been to probably a couple of hundred tournaments all over the world. We were involved in the development of the original backgammon tournament in Monte Carlo. I was in the plastics business at that time; we produced all the backgammon boards for the Monte Carlo tournament. Monte Carlo was the headquarters of backgammon back then. The world championship was organized there for many many years, but slowly it died a little bit. This tournament is by far the best tournament in the world. It doesn’t compare to anything; nobody can run a tournament like Merit does.”


97


Interview Röportaj

Martin DeBruin: "MERİT AÇIK DÜNYANIN EN İYİ TAVLA TURNUVASI" Martin DeBruin, tutkunun insanı nasıl ayakta tuttuğunu yaşayarak öğretiyor. Beş yıldır Girne’deki Merit Açık Uluslarası Tavla Şampiyonası’na katılan 90’lık delikanlıyı siz de bizim kadar çok seveceksiniz. Burak Sarıkaş

“MERIT OPEN IS THE WORLD’S BEST BACKGAMMON TOURNAMENT”

Martin DeBruin is a living example of how passion keeps one alive. The 90-year-old, who has attended the Merit Open International Backgammon Championship in Girne for five consecutive years, is someone young at heart and we think you will like him as much as we did. 98


99


H

er yıl kasım ayında Girne’deki Merit Park Hotel’de düzenlenen Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası, ambargo altındaki Kuzey Kıbrıs’ın dünyaya tanıtımı açısından da oldukça önemli bir organizasyon. Dünyanın dört bir yanındaki tavla tutkunlarını Girne’de buluşturan bu dev etkinliğin yedincisine 41 ülkeden 534 tavla oyuncusu katıldı. “7’nci Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası”nın en özel konuklarından biri hiç kuşkusuz turnuvaya beşinci kez katılan Amerikalı Martin DeBruin’dü. 60 yıldır tavla oynayan 90 yaşındaki DeBruin, bu güzel oyunun peşinde dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzlerce turnuvaya katılmış bir tavlasever. Monte Carlo’nun tavlanın merkezi olduğu yıllarda oradaki ilk tavla turnuvalarının gelişimine de tanıklık eden DeBruin, “Bugün dünyanın açık ara en iyi tavla turnuvası Merit Açık, kimse böyle bir turnuva düzenleyemez” diyor. Biz sizin gerçek bir tavla tutkunu olduğunuzu biliyoruz. Kendinizi okurlarımıza da tanıtır mısınız? Tabii ki. Ben Martin DeBruin. Denver, Colorado’luyum, eşim Alman. Tavla oynamayı çok seviyorum. Tavlaya olan ilgim nedeniyle de dünyanın pek çok yerindeki tavla organizasyonlarına büyük bir zevkle katılıyorum ve harika vakit geçiriyorum. Beş yıldır olduğu gibi bu yıl da “7’nci Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası” için Merit Park’ta olduğum için çok mutluyum. Girne’de olmak büyük bir zevk. Tavlaya ne zaman tanıştınız? Tavlayla yaklaşık 60 sene önce tanıştım. 60 yıl önce mi! Evet, 60! Eşim bana Noel’de bir tavla takımı hediye etti ve böylece onunla tavla oynamaya başladık yani başta çok ciddi değildik. Sonra İspanya’dayken bölgedeki küçük turnuvalarda oynamaya başladık, sonunda kendi turnuvalarımızı organize etmeye başladık. Ben inşaat işindeydim ve ofiste tavla kulübüne dönüştürdüğümüz bir oda vardı. İspanya’nın o bölgesinde tavla kulübü olan ilk insanlar bizdik. Kulağa ilginç geldiğini tahmin edebiliyorum (Gülüyor). Bu arada kaç yaşındasınız? Çok yakında 90 olacağım. Neredeyse bir asır! Gerçekten harikasınız. Teşekkür ederim. Tekrar tavlaya dönecek olursak Monte Carlo, Las Vegas gibi dünyadaki diğer tavla turnuvalarında bulundunuz mu? Tüm dünyada şimdiye kadar birkaç yüz turnuvaya katılmışımdır. Monte Carlo’daki ilk tavla turnuvalarının gelişimine dâhil olduk. O zamanlar plastik işindeydim, orada kullanılan tüm tavla takımlarını biz üretmiştik. O zaman Monte Carlo tavlanın merkeziydi. Yıllarca dünya şampiyonası orada gerçekleşti ama zamanla etkisi azaldı. Merit Açık, şu anda dünyanın açık ara en iyi turnuvası. Hiçbir şeyle karşılaştırılamaz, kimse böyle bir turnuva düzenleyemez. Kuzey Kıbrıs’ta, Merit Park’ta düzenlenen Merit Açık Uluslararası Tavla Şampiyonası bu yıl 7 yaşında. Bu güzel adayı ve oteli nasıl buldunuz? Şampiyona

100

The Merit Open International Backgammon Championship, which is held every November at the Merit Park Hotel in Girne, is also a very important event for the promotion of Northern Cyprus that faces embargo. 534 backgammon players from 41 countries participated in the seventh of this giant event which brings backgammon enthusiasts around the world together in Girne. One of the most special guests of the 7th Merit Open International Backgammon Championship was, without a doubt, Martin DeBruin from the US, who participated in the tournament for the fifth time. DeBruin, who is 90 years old and has played backgammon for 60 years, is a true enthusiast of backgammon. He has participated in hundreds of tournaments around the world in pursuit of this amazing game. DeBruin, who also witnessed the development of the first backgammon tournaments in Monte Carlo back in the years when it was the center of backgammon. DeBruin adds, “Merit Open is by far the best tournament in the world. Nobody can run a tournament like Merit does.” We know you are a true backgammon enthusiast. Could you please introduce yourself to our readers? Of course. My name is Martin DeBruin. I'm from Denver, Colorado. I’m married to a German lady. I love playing backgammon. Because of my passion for backgammon, I have great pleasure in participating in backgammon organizations around the world and I’m having a great time. I am very happy to be at Merit Park for the 7th Merit Open International Backgammon Championship. It is a pleasure to be in Girne. When did you meet backgammon? About 60 years ago. 60 years ago? Yes, 60! My wife bought me a backgammon board for Christmas and we started to play backgammon then. We didn’t play very serious in the beginning. When we were in Spain, we started to play in small tournaments in the area and then eventually we started to play our own tournaments. I was in the building business and in the building we had one room that we made backgammon club out of. We were the first people in that area of Spain to have a backgammon club. I know that sounds interesting (Laughs). How old are you, by the way? I will be 90, very shortly. Almost a century! You are amazing. Thank you. Back to backgammon, have you been to other backgammon tournaments of the world, maybe in Monte Carlo or Las Vegas? I have been to probably a couple of hundred tournaments all over the world. We were involved in the development of the original backgammon tournament in Monte Carlo. I was in the plastics business at that time; we produced all the backgammon boards for the Monte Carlo tournament. Monte Carlo was the headquarters of backgammon back then. The world championship was organized there for many many years, but slowly it died a little bit. This tournament is by far the best tournament in the world. It doesn’t compare to anything; nobody can run a tournament like Merit does.


hakkında neler düşünüyorsunuz? Kuzey Kıbrıs bölgesi çok sıra dışı. Buradaki insanlar çok kibar ve yardımseverler. Durumumla ilgili olarak bana çok yardımcı oldular. Hepsine tekrar teşekkür ederim. Turnuva harika ve gelecekte çok daha iyi olacak diye düşünüyorum. Merit Park, tavla turnuvalarıyla muazzam bir iş çıkardı. Bu sayede, dünyanın her yerinden insanlar Kuzey Kıbrıs’a geliyor ve bundan sonra da gelecekler. Sanırım bu yıl 500’ün üzerinde katılımcı vardı. Başka hiçbir turnuvada bu kadar fazla katılımcı yoktur. Bunun sebebi de turnuvanın sponsoru Merit Park’ın işini hakkıyla, olması gerektiği şekilde yapmasından kaynaklanıyor. Başarı tesadüf değildir. Nisan ayında gerçekleşecek olan Springfest’e gelecek misiniz? Gelmek isterim ama akciğer kanseriyim ve tedavi görüyorum. Her şey o dönem neler olacağına bağlı. Ama dediğim gibi gelmeyi çok istiyorum hatta tüm turnuvalarınıza katılmak istiyorum çünkü harikalar. Tavlaya dair neler söylemek istersiniz? Tavla oynamayı henüz bilmiyorsanız, öğrenmelisiniz çünkü geleceğin oyunu bu. Birçok insan satrançla başlar ama satranç çok karmaşık bir oyundur. Fakat birçok satranç oyuncusu bir kez tavlaya başladıklarında çok iyi tavla oyuncularına dönüşürler. Tavla için akla ihtiyacınız var. Bu oyunda her şeyi şansa bağlayamazsınız. Zar kullanılan bir oyun olduğu için insanlar böyle düşünüyor olabilir ama tavla için yeteneğe de sahip olmalısınız. Bu matematiksel bir oyundur; düşünen ve matematikte iyi olan insanlar, olmayanlara göre daha iyi oyunculardır. Bu yüzden insanların tavlayı incelemeleri çok önemlidir; birçok yardımcı kitap da var. Bu oyunu internetteki kitaplardan okuyabilirsiniz. İnternette birçok turnuva da yapılıyor. Oyunu öğrenmenin birçok yolu var ama bunu öğrenmek için en iyi yer Merit Park!

The Merit Open International Backgammon Championship organized at Merit Park in Northern Cyprus turns seven this year. How are you finding this beautiful island and the hotel? What do you think about the championship? The Northern Cyprus area is quite extraordinary because the people here are so kind. They are polite and very helpful with my condition. I am really thankful. This tournament is great and it is going to be much much better in the future. Merit Park has done a tremendous job to produce backgammon tournaments. So, people from all over the world come here and will continue to come. I think there are over 500 participants this year. No other tournament has so many participants. It’s only because of the way the tournament is run in a way Merit Park sponsors it. It’s only because the sponsor of the tournament, Merit Park, has done its job properly. Success is not a coincidence. Will you come to Springfest in April? I would like to come, but I have lung cancer and I'm being treated. It all depends on what happens at that time. But like I said, I really would love to come and even to participate in all your tournaments because they are great. Finally, what would you like to say about backgammon? If you don’t play backgammon already, you must learn, because it is the game of the future. Many people start off with chess. Chess is a very intricate game. But once they get involved in backgammon, a lot of chess players become very good backgammon players. You need the mind for it. It’s not all luck. People tend to think that because you are using dice, that it’s luck. But you have to have some skills too. It’s a mathematical game and people who think and are good at mathematics are better players than the ones who are not. So it’s very important that people study this game and there are many books out. You can study this game through books that are on the internet. There has been many tournaments on the internet sites as well. There are many ways to learn the game but the best place to learn it is here, at Merit Park!

101


Fashion

Raşit Bağzıbağlı 2019 – 2020 Sonbahar - Kış Koleksiyonu

Moda

ÖZGÜR, FEMİNEN VE KENDİNE GÜVENEN KADINLAR İÇİN Her zaman yenilikçi ve cesur tasarımlara imza atan ünlü modacı Raşit Bağzıbağlı, 2019 Sonbahar - Kış koleksiyonuyla yine dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Kuzey Kıbrıslı tasarımcı, şehirli kadınlara ithaf ettiği yeni koleksiyonunu Dolce Vita okurları için anlattı.

RAŞIT BAĞZIBAĞLI 2019 - 2020 FALL - WINTER COLLECTION

Designed For Independent, Feminine And Confident Women! Famous fashion designer Raşit Bağzıbağlı, who has always created innovative and bold designs, is once again striking with his 2019 Fall - Winter Collection. The Northern Cypriot designer presents his new collection dedicated to urban women to Dolce Vita readers. 102


103


Yeni koleksiyonunuzda modaseverleri neler bekliyor, yaratım sürecinizde nelerden ilham aldınız? Son kreasyonumu tasarlarken şehirli kadınlardan ilham aldım. Dinamik, sofistike ve feminen bir koleksiyon oldu. Moda çekimini gökdelende yapmak istememin sebebi de İstanbul’un enerjisini tasarımlarıma yansıtmaktı.

What awaits fashion lovers in your new collection, and what inspired you during your process of creation? I was inspired by urban women during the designing of my last creation. It turned out to be a dynamic, sophisticated and feminine collection. The reason I wanted the photo shoot to take place in a skyscraper was to reflect İstanbul's energy on my designs.

104


Daha çok hangi kumaşları ve renkleri kullanmayı tercih ettiniz, neler ön plana çıktı? Saten, kadife, simli jarse en çok kullandığım kumaşlar oldu. Renk olarak da bu sezon ilk kez kullandığım bakır ve ördek başı yeşilini ön planda tuttuğumu söyleyebilirim.

Which fabrics and colors did you prefer, what did you feature? Satin, velvet, silvery jersey are among the fabrics I used heavily for this collection. I can say that I used duck head green and copper, which I used for the first time this season.

105


Yeni koleksiyonunuzu giyecek kadında olması gereken özellikler neler sizce? Sonbahar - Kış koleksiyonumu özgür, kendine güvenen ve feminen kadınlar için tasarladım.

What are the qualities of the women who will wear your new collection? I designed my Fall - Winter collection for independent, confident and feminine women.

106


İnsanlar her koleksiyonunuzdan övgüyle bahsediyorlar. Yeni tasarımlar üzerinde çalışırken bu durum üzerinizde bir baskı oluşturuyor mu? Bu ilgi tabii ki her zaman bir baskı oluşturuyor. Her koleksiyonda kendimi aşmaya çalışıyorum. Yenilik arıyorum, özellikle sosyal medyanın etkisiyle sürekli değişen trendleri yakından takip ediyorum.

Every collection you create is highly praised. Does this put pressure on you when you work on new designs? Of course, this interest always creates some pressure. I challenge myself in every collection. I am looking for innovation, and I keep abreast of ever-changing trends, especially with the impact of social media.

107


Dedeniz Raşit Bağzıbağlı ve babanız Derviş Bağzıbağlı kumaş sektöründe ekol olmuş isimler. Kumaş konusunda onlardan neler öğrendiniz? Onlardan çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum. Çocukluğum dedemin mağazasında kumaşların içinde geçti. Benim mesleğimde esas aldığım şey şu, “İnsanlar tasarımlarınızı eleştirebilirler ama kullandığınız kumaşın kalitesine asla laf etmemeliler.”

Your grandfather Raşit Bağzıbağlı and your father Derviş Bağzıbağlı are the leading names of the fabric sector. What did you learn from them about fabrics? I have learned a lot from them and I continue to learn. I spent my childhood among fabrics at my grandfather's store. My profession is based on the following: People can criticize your designs, but should never criticize the quality of the fabric you use.

108


Bu yıl Kuzey Kıbrıs’ta abiye ve günlük hazır giyim ürünlerinin satıldığı ilk mağazanızı açtınız. Defileler, yeni tasarımlar derken mağazaya uğramaya vakit bulabiliyor musunuz? Evet, yaklaşık bir yıl önce Girne Kordonboyu’nda mağazamızı açtık. Çok güzel bir ilgiyle karşılaştığımızı söyleyebilirim. Ayda bir kez mutlaka Kıbrıs’a gidiyorum ve mağazamıza uğruyorum. Oranın enerjisini çok seviyorum.

This year, you opened your first store in Northern Cyprus where evening dresses and regular ready-to-wear products are sold. In between the fashion shows and studies for new designs can you find time to stop by the store? Yes, about a year ago we opened a store in Kordonboyu, Girne. I can say that we have received quite a lot of attention. Certainly, I go to Cyprus once a month and visit our store. I love the energy there.

109


Köklerinize bağlı bir modacısınız. Kuzey Kıbrıs sizin tasarımlarınıza neler kattı? Evet, Kuzey Kıbrıslı’yım ve Ada’yı çok seviyorum. Henüz Kuzey Kıbrıs’tan ilham alarak bir koleksiyon hazırlamadım ama ileride böyle bir çalışma yapmayı gerçekten çok istiyorum.

You are a fashion designer who cares a great deal about their roots. What has Northern Cyprus contributed to your designs? Yes, I am from Northern Cyprus and I love the Island. I have not yet prepared a collection inspired by Northern Cyprus, but I really want to do something like that in the future.

110


111


112

Rรถportaj

Interview


Mete Gazoz:

"OK VE YAY, BENİM OYUNCAĞIMDI" Türk okçuluğunun genç yıldızı ve gururu Mete Gazoz, 20 yaşına büyük başarılar sığdırdı. Katıldığı şampiyonalardan madalyalarla dönen ve şimdilerde 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda altın madalya kazanmak için sıkı bir şekilde çalışan genç sporcuyla Dolce Vita okurları için özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Ali Mert Alan

"I PLAY WITH BOWS AND ARROWS"

Mete Gazoz, the pride of Turkish archery, is a very young athlete. The aim of the successful athlete, who has returned from several championships with several awards, is to win the gold medal in the 2020 Olympics in Tokyo. Here is the story of Mete, who achieved many successes at the age of 20. 113


M

ete Gazoz, henüz 20 yaşında ama Türkiye’de okçuluk denince akla gelen ilk isim olmayı başardı. Güleryüzlü, sempatik, kendinden emin ve bir o kadar da mütevazı bir sporcu… Henüz 17 yaşındayken Nothingam’da düzenlenen Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda gümüş madalya kazandı. Aynı yıl Rio’daki 2016 Yaz Olimpiyatları’nda Türkiye kâfilesinde yer alan en genç sporcuydu. Gazoz, son olarak Temmuz 2018’de Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Okçuluk Dünya Kupası’nda “Erkekler Klasik Yay”da altın madalya kazanarak göğsümüzü kabarttı. İstanbul Okçuluk Gençlik ve Spor Kulübü’nün sporcusu olan Mete Gazoz, hem üniversite eğitimini sürdürüyor hem de yılın 300 gününü kamplarda geçiriyor. İnsanların ilgisi, kazandığı başarılar onu şımartmıyor. Sorumluluğun farkında ama büyük bir olgunlukla 2020 Tokyo Olimpiyatları’na hazırlanıyor. Hedefi “10”dan vurmayı alışkanlık haline getiren genç sporcuyla okçuluğu, hedeflerini ve olimpiyatları konuştuk. Okçuluğa ilginiz nasıl başladı? “Okçuluğa ilgim şöyle başladı” diye bir şey söylemem doğru olmaz. Çünkü doğduğum günden beri okçulukla yaşayan bir ailenin içinde büyüdüm. Babamın bu sporun tam merkezinde olduğu için küçük yaşlarımdan itibaren ok ve yay benim oyuncaklarım oldu. İlk olarak üç yaşımda malzemeleri elime aldığımı söyleyebilirim. 2010’dan itibaren ben de artık bu sporun içindeydim. 2013 yılı ile beraber de profesyonel olarak turnuvalara katılmaya başladım. Olimpiyatlarda mücadele etmek her sporcunun hayalidir. Siz bunu 17 yaşındayken başardınız. Neler hissettiniz Rio’da? Olimpiyatlar, dünyanın en büyük ve saygın spor organizasyonları. Her sporcu, özellikle milli takım seviyesine geldikten sonra dört yılda bir gerçekleşen bu organizasyonda bulunmayı hayâl eder. Ben bu şansı çok erken yaşta yakaladım ve ülkemi Rio’da temsil ettim. Gerçekten çok büyük bir mutluluk ve gururdu. Kariyerim boyunca nice olimpiyatlarda bayrağımızı dalgalandırmayı umuyorum. Rio Olimpiyatları’na gelince… Benim için her şey çok keyifli geçti. Oranın havasını solumak, yarışmalara katılmak, televizyondan seyrettiğim dünyanın en önemli olimpik sporcuları ile beraber bir olimpik köyde bulunmak, bir sporcunun genç yaşta edinebileceği en büyük tecrübedir. Orada bulunarak ismimin önüne çok önemli bir unvan ekledim. “Olimpik Sporcu Mete Gazoz” olarak anılmak bugüne kadarki sportif başarılarımın en başında yer alıyor. Çok popülersiniz ve okçuluk denilince Türkiye’de akla gelen ilk isimsiniz. Bu durum sizde baskı oluşturuyor mu? Hayır. Hatta baskıdan çok sorumluluk hissediyorum bu da daha çok çalışmama sebep oluyor. Ancak şunu belirtmem lazım ki, biz Türk Milli Okçuluk takımı olarak şu an çok başarılı bir durumdayız. Sadece ben değil diğer arkadaşlarım da uluslararası arenada çok güzel başarılar elde ediyorlar. Hem bireysel hem de takım hedeflerimiz için çok sıkı çalışıyoruz. Sırada 2020 Tokyo Olimpiyatları var. Beklentiniz, hedefiniz nedir?

114

Mete Gazoz is just 20, but he has already succeeded in becoming the first name to come to people’s minds in Turkey, on the subject of archery. While he is goodhumored, engaging and confident, he is also just as modest, as an athlete… He won silver at the European Archery Championships held in Nottingham, at just the age of 17. He was the youngest athlete in the Turkish team at the 2016 Rio Summer Olympics, in the same year. Gazoz recently made us proud by winning gold in the “Men’s Archery Classic”, at the Archery World Cup, held in Berlin, the capital of Germany, in July 2018. Mete Gazoz, who is an athlete of the Istanbul Archery Youth and Sports Club, is both continuing his university education and spending 300 days a year at training camps. The attention shown by people and successes he has achieved have not gone to his head. He is aware of his responsibilities and is preparing for the 2020 Tokyo Olympics with great maturity. We discussed his goals and the Olympics, with the young athlete, whose aim is to get into the habit of “hitting the bulls-eye”. How did your interest in archery begin? It wouldn’t be right to say something like, “My interest in archery began in this way.” That is because from the day I was born I was raised in a family that lived with archery. As my father was at the very center of this sport, the bow and arrow became my toys from a very young age. I can say that I took them in my hands for the first time at the age of three. And I was involved in this sport from 2010. I began to take part in tournaments as a professional in 2013. Competing at the Olympics is the dream of every athlete. You achieved this at the age of 17. What did you feel in Rio? The Olympics are the biggest and most respected sports organization of the world. Every athlete dreams of being at these organizations, which are held every four years, especially after reaching the national team level. I got this opportunity at a very young age. I got the opportunity to represent my country at Rio. It really did make me very happy and proud. I hope to fly our flag at numerous more Olympics throughout my career. As for the Rio Olympics… I enjoyed it very much. Breathing that air, taking part in the competitions and being in an Olympic village together with the most important Olympic athletes in the world, who I had watched on television, is the greatest experience an athlete can have at a young age. I added a very important title to my name, just by being there. Being referred to as the “Olympic Athlete Mete Gazoz” is at the very top of my sporting achievements until today. You are very popular and are the first name that comes to mind in Turkey in the field of archery. Do you feel under any pressure because of this? No. I feel more responsibility than pressure and this causes me to work even harder. However, I also need to say that as the Turkish National Archery team, we are doing extremely well at the moment. It’s not just me. My other colleagues are also achieving great successes in the international arena. We are working very hard, both for our individual and team goals. The 2020 Tokyo Olympics are next in line. What are your expectations and targets? Tokyo will be my second Olympics. I have had good training camps and successful results in competitions during the period from 2016 to today. I am now in the top 10 in the world rankings. My first target is to win the “2019 World Championships.” Then, I very much want to bring a medal to my country at Tokyo 2020, with the title of “World Champion.”


Tokyo, benim ikinci olimpiyatım olacak. 2016’dan bugüne kadar olan süreci iyi geçen hazırlık kampları ve başarılı sonuçlar aldığım yarışmalarla tamamladım. Şu an dünya klasmanında ilk 10’a yerleştim. Hedefim önce “2019 Dünya Şampiyonluğu”nu kazanmak. Ve sonra da “Dünya Şampiyonu” ünvanıyla 2020 Tokyo’dan ülkeme madalya getirmeyi çok istiyorum. 2015 Dünya Şampiyonası’nı kılpayı kaybedince annenize, “Bir daha yarışmak istemiyorum, okçuluğu bırakacağım” demişsiniz. Anneniz de sizi cesaretlendirmiş ve yolunuza devam etmişsiniz. Artık olgunlaştığınızı düşünüyor musunuz? Şimdilerde mağlubiyeti nasıl karşılıyorsunuz? Bunlar hep tecrübe. Yarıştıkça, kazandıkça, kaybettikçe öğreniyorsunuz. Sporda öğrenmenin yaşı yok. Bugün artık kaybettiğim yarışta üzüntüden çok nerede yanlış yaptığımı kendim çözümlemeye çalışıyorum. Önemli olan hata yapmamak değil hatayı tekrarlamamaktır. Nasıl bir çalışma programınız var? Okçuluk hem fiziksel hem de psikolojik olarak sürekli hazır olmanız gereken bir spor. Yılın 300 günü kamp ve turnuvalarla geçiyor. Sabah erken kalkıyoruz, fitness ve koşu antrenmanlarının ardından sahaya inip günde yaklaşık 400 ok atışıyla çalışmayı sürdürüyoruz. Ardından atışlarımızla ilgili notlar değerlendiriliyor. Psikolojik açıdan hazır olmamız için de farklı eğitimlerde yer almak gibi günlük rutinlerimiz bulunuyor. Kısacası günde ortalama 8 saatimi tamamen sporumun içinde geçiriyorum. Yarışlara ve şampiyonalara psikolojik olarak hazırlanmaktan kastınız nedir? Biraz önce dediğim gibi, bizim sporun iki temel yönü var. Fiziksel kısım tekrarlara ve antrenmana bağlı. Ama esas önemli olan fiziksel olarak ne kadar hazır olursanız olun kafanızın hazır olmasıdır. Bizim müsabakalarımız ortalama on dakika sürer. Bir yıl boyunca yaptığınız çalışmanın meyvesini o on dakikada alabilmeniz için psikolojik olarak hedefe odaklanmanız gerekir. Yayı çektiğinizde yalnızsınızdır. Hedefe odaklanırsınız. Örneğin herkes, “50 metreden hedefi nasıl görüyorsunuz?” diye sorar. Biz görmeyiz, odaklanırız. Bu odaklanma da kafada olur. Hem rüzgârı ve çevremizi dinleriz hem de kulaklarımız dış faktörlere kapalıdır. Bunu başarmak için de tabii ki özel eğitimler alıyoruz. Türkiye Okçuluk Federasyonu özellikle bu konuda bize büyük destek veriyor. Bu tip çalışmalar için antrenörlerimize ve bize bize büyük imkânlar yaratıyorlar. Bu vesileyle bu ortamı bize sundukları için onlara da çok teşekkür ediyorum. Bir yandan da eğitiminize devam ediyorsunuz. Okulu ve profesyonel okçuluğu birlikte yürütebiliyor musunuz? Tabii ki zor oluyor ama ben sekiz yaşımdan beri bu tempoya alıştım. Yaklaşık 10 senedir, spor ve okul bir arada götürüyorum. Şimdilerde bizim kamp merkezimiz Antalya. Şansım şu ki, üniversitem de Akdeniz Üniversitesi. Burada Beden Eğitimi Bölümü’nde okuyorum. Bu da bana en azından lokasyon anlamında kolaylık sağlıyor. Tabii ki sporcu olmak ya da profesyonel olarak bir sporu yapmak, eğitiminizi bir kenara

Apparently, when you were closely beaten at the 2015 World Championships, you told your mother, “I don’t want to compete again. I’m giving up archery.” However, your mother encouraged you and you continued. Do you feel that you have become more mature now? How do you deal with defeats now? These are all experience. You learn as you compete, win and lose. There is no age to learning something new in sports. Today, when I lose, I try to solve what I did wrong, rather than getting upset about it. What is important is not to make mistakes, but not to repeat those mistakes. What is your training program like? Archery is a sport where you need to be always ready, both physically and psychologically. You are at training camps and tournaments 300 days a year. We get up early in the morning. We have fitness and running training and then shoot around 400 arrows a day. The notes related to this are then assessed. We also have daily routines, such as taking part in various forms of training, in order to be prepared in the psychological sense too. In short, I spend an average of 8 hours a day completely dedicated to the sport. What do you mean by preparing psychologically for competitions and championships? As I just said, there are two fundamental aspects of our sport. The physical side is dependent on repeats and training. However, what is more important is that, irrespective of how ready you are physically, is for your mindset to be ready too. Our matches take an average of ten minutes. You need to focus on the target psychologically in order to be able to receive the fruits of your labors throughout the whole year, in those ten minutes. You are alone when you pull the bow back. You focus on the target. For instance, everyone asks, “How do you see the target from 50 meters?” We don’t see it; we focus. This focusing is in the head. We both listen to the wind and the things around us and our ears are closed to external factors. Of course, we receive special training in order to be able to achieve this. The Archery Federation of Turkey gives us great support, in particular on this subject. They create great opportunities for our coaches and for us, for these types of training activities. I would also like to take this opportunity to thank them very much for presenting such an environment to us. You are also continuing your education at the same time. Are you able to continue both your school and professional archery, together? Of course, it’s difficult, but I have got used to this tempo since the age of eight. I have been continuing the sport and school together for around 10 years. Our training camp is based in Antalya at the moment. I’m lucky in that my university is Akdeniz University. I am studying in the Department of Physical Education there. This makes things a little easier for me, at least in terms of location. Being an athlete or being involved in a sport as a professional should not mean you have to put your education to one side. There are periods when we are away from school due to the intensity of the competition programs, but one of my personal goals is to graduate from university as soon as possible. I would also like to receive an education in the field of sports psychology in particular, in the future.

115


bırakmak anlamına gelmemeli. Yarışma programlarının yoğunluğuna bağlı olarak okuldan uzak kaldığımız dönemler yaşıyoruz ancak kişisel hedeflerimden biri de önce üniversitemi bitirmek. İleride de özellikle spor psikolojisi alanında da eğitim almak istiyorum. Bir açıklamanızda, “Rakiplerim yıllardır beni çözmeye çalışıyorlar” diyorsunuz. Bunu başarabildiler mi? Sakin bir insanım, kendime güvenim tam. Bir sporcu için büyük önem arz eden bu pozitif değerler, çalışma tempom ve hocalarımın bana duyduğu güvenden kaynaklanıyor. Bizim sporumuz anlık ve yoğun bir konsantrasyon gerektiriyor. Ne kadar iyi olursanız olun, saniyelik bir rüzgâr, bir el titremesi, salisenin binde birinde yayı bırakışınız sonuca etki ediyor. İşte o noktada ben anlık konsantrasyonumu doğru sağlayabiliyorum. Yarışma alanıma çıkarken kendimi özgür hissediyorum ve oyunu kurallarına göre oynuyorum. Teşekkür listenizde kimler var? Başta sevgili aileme, Türkiye Okçuluk Federasyonu’na, tüm antrenörlerime, sporcu arkadaşlarıma, beni hiç yalnız bırakmayan ve kariyer yönetimim konusunda bana doğru bir planlama çizen Possible Sporcu Kariyer Yönetimi Ajansı’na ve sponsorlarım olan Uludağ Gazoz, New Balance, Eren Perakande, Okan Hastanesi ve Hoyt markalarına tek tek teşekkürlerimi sunuyorum.

In one of your statements, you said, “My opponents have been trying to understand me for years.” Have they managed to do that yet? I am a calm person. My self-confidence is good. These positive values, which are extremely important for an athlete, are the result of my working tempo and the faith my coaches have in me. Our sport requires momentary and intense focus. No matter how good you are, just a momentary gust of wind, a tremble of the hand and the way you let the arrow go in one-thousandth of a millisecond, has an impact on the result. I am able to ensure my momentary concentration is correct at that point. When I go out into the field of competition I feel free and I play the game according to its rules. Who would you like to thank? I would like to thank my dear family, first of all, the Archery Federation of Turkey, all my coaches, my athlete colleagues, the Possible Athlete Career Management Agency, who never leave me on my own and who have drawn up the correct plans for me in terms of the management of my career and my sponsors, the brands Uludag Gazoz, New Balance, Eren Perakende, Okan Hastanesi and Hoyt, one by one.

116


117


Interview Röportaj

MET - ÜST:

"ZOR VE ACILI BİR HAYATIM VARDI, ONU YIKIP KENDİME DAHA KOMİĞİNİ YAPTIM" Türk mizahının efsane kalemi METin ÜSTündağ –nam ı diğer ‘MET ÜST’- adı geçtiğinde hepimizin yüzünde oluşan bir tebessüm demek. Onun çizgileriyle hayat verdiği karakterler ve kaleme aldığı yazılarla neredeyse dört kuşak büyüdü. Türkiye’nin gülen yüzü ‘MET ÜST’, 15 yaşında Oğuz Aral’ın kült dergisi ‘Gırgır’la başlayan 38 yıllık mizah yolculuğunu Dolce Vita by Merit okurları için anlattı. Lube Ayar -Ali Mert Alan

“I HAD A LIFE OF HARDSHIP AND PAIN. I DISMENTLED IT BUILT MYSELF A HAPPIER ONE” Hearing the name METİN ÜSTündağ a.k.a. “MET ÜST”, a legendary name in the Turkish humor circles, means a smile on all our faces. Almost four generations grew up reading the characters he created and the articles he wrote. 'MET ÜST', the smiling face of Turkey, told about his 38 years long journey of humor which began at 15 years of age when he started working at the cult magazine 'Gırgır' by Oğuz Aral, to Dolce Vita by Merit readers. 118


119


D

ELİ, ÖKÜZ, hayvan, PENGUEN ve OT... Büyürken pek çoğumuzun en yakın arkadaşı oldu. Bu dergilerin ortak özelliği ise METin ÜSTündağ tarafından çıkarılmasıydı. Sadece can verdiği dergilerle değil, yetiştirdiği birçok isimle de mizah dünyasına yeni kahramanlar yaratan ÜSTündağ, meslekte 38 yılı geride bıraktı. İstanbul’da buluştuğumuz ‘Büyük Usta’ ile Oğuz Aral’dan Muhammed Ali’ye, Gomis’ten Aziz Nesin’e, ‘Pazar Sevişgenleri’nden 70’lı yılların Türk mizahına kadar pek çok şey konuştuk. MET ÜST’ün Erzincan’ın uzak bir dağ köyünde başlayan zorlu ve uzun yolculuğuna eşlik etmeye hazır mısınız? İnsan neden durup dururken mizahçı olmaya karar verir? Biraz mizaç meselesi. Ülkemizdeki neredeyse bütün mizahçılar, tramvatik çocukluklarını iyileştirmek için yazıp-çiziyorlar ve çoğu bunun farkında değil. Doğrusu ben de bu durumu 30’lu yaşlarımda fark ettim. Çocuktum, Erzincan’ın uzak bir dağ köyünde yaşıyorduk, ailem fakirdi ve ayağım uff olmuştu. Her yan aksilik dolu. Bir gün Allah diye bir varlık olduğunu, her şeyi onun yarattığını duydum. ‘Neden ben, niye hepsi bana?’ dediğimi hatırlıyorum. Ondan sonra ‘Bunlar gerçek olamaz’ diyerek onu yıkmak, var olan acı hikâyeyi bozmak, kurguyu değiştirip komik, neşeli bir hale getirmek istedim herhalde. Çünkü o bir sınır. Ya onu değiştireceksin ya da deli, mal olacaksın. Hayatta herkesin böyle bir kırılma noktası var, olmalı da... Neden? Gerçek denilen şeyi yumuşatma, kırma, bozma fikrinden güzel hikâye, eğlence, başka bir ömür çıkıyor da ondan. Hayat da böyle, mizah da. Usta ya da hoca, sadece işin tekniğini öğretebilir. Ama mizah yeteneği bambaşka bir şey. Ya vardır ya yoktur. O halde çizer olmak için de teknik bilmek yetmiyor! Çizer olmak için çizme ve dünyada olan bitene yamuk bakma özelliğinizin olması gerekiyor. Peki METin ÜSTündağ’ın çizer olma hikayesi nasıl başladı? Uzun hikâye ama kısaca anlatayım. Kasımpaşa Lisesi’nde resim hocamız Nuran Hanım vardı. Karikatürle çok ilgiliydi. Onun sayesinde okulumuzdan pek çok karikatürist yetişti. Bunlardan biri de Hasan Kaçan’dı. Ben orta okuldayken, o aynı lisede, duvar gazetesini yapardı. Hasan mezun olunca, Nuran Hoca benim karikatür çizdiğimi bildiği için duvar gazetesini benim hazırlamamı istedi. Ben gazeteyi yapmaya başladım. Bir gün Hasan okula gelmiş, duvar gazetesini görünce ‘Bunu yapan arkadaş Gırgır’a gelsin’ demiş. Gittim ve hikâyem başladı. Gittiniz ve... Oğuz Aral’a tahammül edemedim. Ne! Neden? Oğuz Abi, çok zor bir insandı. Sizde olanı değil, olabileceği isterdi. Bir sürü amatör çizer kuyrukta bekliyordu. ‘Burada olmaz’ dedim, Çarşaf’a gittim. Orada bir anda yıldız oldum, bana köşe verdiler. Sonra Gırgır’a transfer oldum (Gülüyor). Bir gece Oğuz Abi

120

DELİ, ÖKÜZ, Hayvan, PENGUEN and OT... became the closest friend of many of us as we grew up. The common feature of these magazines was METİN ÜSTündağ. ÜSTündağ left behind his 38th year in his career with not only the magazines he created but also with the many heroes he raised for the world of humor. We talked with the ‘grand master’ who we met in İstanbul, about many subjects from Oğuz Aral to Muhammad Ali, from Gomis to Aziz Nesin, from “Pazar Sevişgenleri’ to the Turkish humor of the 70s. Are you ready to accompany MET ÜST in his difficult and long journey, starting at a remote mountain village in Erzincan? Why does one decide to become a humorist all of a sudden? It's kind of a matter of temperament. Nearly all humorists in our country write to heal their traumatic childhood and most are not aware of that fact. In fact, I too noticed this in my 30s. I was a child, we lived in a remote mountain village in Erzincan, my family was poor, and my foot was a booboo. Misfortune all around. One day, I heard that there was an entity called Allah and that it created everything. I remember saying, “Why me, why always me”? Then I wanted to destroy it all, saying, ‘All this can't be real’, to bring down this painful story, to change the fiction, to make it funnier and happier. Because it's a border. Either you push it, or you go crazy, a fool. Everybody has a breaking point in their lives, and they should... Why is that? Because the idea of softening, breaking, dismantling, makes for a good story, lots of fun, and a completely different lifetime, that’s why. That’s what living is and so is humor. The master or teacher can only teach the technique of the work. But the talent for humor is something entirely different. Either you have it, or you don’t. Then it is not enough to know the technique to be the illustrator! You have to have what it takes to draw and to look at the happening in the world from a weird perspective. And how did the story of METin ÜSTündağ becoming an illustrator begin? It's a long story, but I'll tell you in short. We had an art teacher at the Kasımpaşa High School named Ms. Nuran. She was very interested in caricature. Thanks to her, many cartoonists were raised in that our school. One of them was Hasan Kaçan. When I was in middle school, he was issuing a wall newspaper at high school. When Hasan graduated, Ms. Nuran wanted me to prepare the wall newspaper because she knew that I was drawing cartoons. I started making the newspaper. One day, Hasan comes to school, sees the wall newspaper, and says "let the chap who made this come to Gırgır". I went and my story started.


odasına çağırdı. Herkes bana üzülüyor, ‘Oğuz Abi, kesin çocuğa kızacak’ diyorlar. Odasında uzun bir masa var ve bütün esprilerim masanın üstünde duruyor. Titriyorum. Bana bir çay söyledi ve birkaç karikatürümü gösterdi, ‘Bunlar ilginç’ dedi. Tuvalette gizli gizli sigara içen kızları, küçük bir çocukla birbirlerine aşk mektubu gönderen çiftleri, kenar mahalle sevgililerini çiziyordum. Sonra bir karikatürün üzerine bir şeyler yazdı, ‘Kağıdı Süleyman’a ver’ dedi. Ürpererek, kağıdı Süleyman’a verdim. ‘Metin’in Âşıkları, diye köşe almışsın’ dedi, Süleyman. Herkes çok şaşırdı. Ama o görüşmede yorulduğum kadar, Akademide yorulmadım. Türkiye, Oğuz Aral’la bir Gırgır efsanesine tanıklık etti. Sizde Aral’ın yetiştirdiği en değerli isimlerden birisiniz. Büyük ustanın dergicilik anlayışını sürdürmek için çok çaba harcadınız. Geriye dönüp baktığınızda neyi doğru, neyi yanlış yapmışsınız? Oğuz Aral, nevi şahsına münhasır, basit, uygulamalı, biraz da zorlayarak öğreten biriydi. Çok şey öğrendim ondan. Oğuz Abi’nin iş anlayışı, o dönemin pratiğine çok uygundu. Usta-çırak ilişkisi vardı. Bu durum o yıllarda pek çok sahada geçerliydi. Ben de onun bize yaptıklarını formüle ettim, günümüze uyguladım. Sadece mizahçı değil, birçok yazar-çizer, gazeteci yetişmesine de önayak oldum. Fakat ne yazık ki bizim de Oğuz Abi’yle başlayıp devam eden bir özelliğimiz oldu. Nedir o özellik? Bir insanı alıyorsun, yetiştiriyorsun, tam verim almaya başlayacağın sırada bir grup arkadaşını da alıp ayrılıyor ve başka bir dergi çıkarıyor. Bu başımıza o kadar çok geldi ki! Başka sektörde böyle bir şey olsa, ‘Sana o kadar emek verdik, gidiyorsun” diye adamı topuğundan vururlar. (Gülüyor). Ama biz mecburen seviniyoruz. Çünkü zamanında biz de aynısını Oğuz Abi’ye yaptık. Üç ay Gırgır’da çizdikten sonra yanından ayrılıp LİMON dergisini çıkarttık mesela... (Daha çok gülüyor). Mesleki anlamda ustalardan öğrenip gençlere öğrettiğiniz en önemli şey nedir? Çaktırmadan, vefa duygusu. Biz bir gelenekten geliyoruz. Herhangi birisi bize bir şeyler öğretmiş olabilir, mutlaka yüz yüze gelmemiz de gerekmiyor. Mesela ben Metin Oktay’dan, Muhammed Ali’den o kadar çok şey öğrendim ki. Bir şey oluyor, sana en yakınından biri değil en uzaktan biri, bir şey öğretiyor. Her an almaya hazır olmak gerekiyor. Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran davalar Türk futbolu üzerinden de derin izler bıraktı. İnsanlar günümüzde takımlarını bile eskisi gibi sevemiyorlar. Zamanında futbolla ilgili de yazılar kaleme almış biri olarak ne söylersiniz? Sizce bu maç nasıl bitecek? Galatasaray’ın Neuchatel Xamax’ı 5 - 0 yendiği maça kadar futbola çok ilgim yoktu. Cihangir’de oturuyordum, insanlar kamyonların üzerindeler, sokaklar kalabalık ve çok çoşkulu. Düşün ki 1 Mayıs’tan daha kalabalık. 12 Eylül öncesini görmüş biri olarak çok şaşırmıştım. Ondan sonra da futbolun sosyolojik yanına kafa yormaya başladım. Bu arada adımın Metin Oktay’dan geldiğini de öğrendim. Sonra futbolun,

You went and... I could not bear Oğuz Aral. What! Why? Oğuz Abi was a very difficult person. He would ask not what you had but what you may have had in you. There were a lot of amateur illustrators waiting in a line. "I can't be here," I said, and went to Çarşaf. I became a star there, and they gave me a corner. Then I transferred to Gırgır (He laughs). One night, Oğuz Abi summoned me to his room. Everyone was sorry for me, "Oğuz Abi, will roast the kid" they said. There was a long table in his room, and all my jokes were laid on the table. I was trembling. He ordered me a glass of tea and showed me a few cartoons. “These are interesting” he said. I was drawing girls secretly smoking in the toilet, a couple sending love letters to each other using a small kid, the lovers in the ghetto and etc. Then he wrote something on a cartoon, saying, "give this paper to Süleyman". I gave the paper to Süleyman shuddering. “You have yourself a corner titled” ‘Metin’s Lovers’ said Süleyman. Everyone was surprised. I did not wear out at the Academy as much as I wear out in that meeting. Turkey has witnessed a legend with Gırgır under Oğuz Aral. And you are one of the most valuable names raised by Aral. You spent a lot of time trying to maintain the grand master's approach to journalism. When you look back, what did you do right and what wrong? Oğuz Aral was a man of his own, who taught in a simple, practical and a little challenging way. I learned a lot from him. Oğuz Abi's business approach was very suitable for the practice of that period. He had a master-apprentice relationship. That was the case in many fields in those years. I formulated what he did to us and applied it to our day. I helped train not only humorists, but also many writersillustrators, journalists. But unfortunately, we inherited a feature that started with Oğuz Abi and continued. What is it? You take a person, you raise him or her, and just when you will start to get full efficiency form them, they take a group of their friends and leave to issue another magazine. This has happened to us so often... If such a thing happened in any other sector, they would say "We gave you so much effort, and you're leaving" and then shoot you in your knee (he laughs). But we are happy for it if a little forcefully. Because at the time we did the same to Oğuz Abi. After drawing for three months at Gırgır, we left him and issued the magazine LİMON (laughs even more). In terms of your profession, what is the most important thing you learned from the masters and taught to the youngsters?

121


sosyalizmle olan benzerliği çok dikkatimi çekti. Onda da seyirci, lider, tribün, miting alanı gibi saha vardı. Ama hiçbir zaman fanatik olmadım. İyi olan her takımı tuttum. Hatta sevdiğim birçok futbol da farklı takımlardandır. Bir iki örnek verir misiniz? Aykut Kocaman, Ogün Temizkanoğlu, Şenol Güneş, Mustafa Denizli, Alex De Souza, Gökhan Gönül, daha çok var. Böyle futbolcuların son nefeslerine kadar kendilerini takımlarına vereceğini bilirsin. Acaba futbol operasyonlarının sebebi, futbolun insanları bir arada tutan güçlü, sokaklara döken yanı mıydı? Tabii ki... “Mahalle Maçı Kuralları” diye bir yazı yazmıştım. Topa vurursun, çocuğun apış arasına gelir, maçı bırakıp çocuğu işetmeye çalışırsın. Şimdiyse o durumda, ‘Topa bir kez daha vur ki, gebersin’e geldi iş. Böyle olmaz! Biz futbolu mahalle kurallarıyla sevdik. Bu oyunun keyif veren bir tarafı vardı, tam onu kaybediyorduk ki Gomis, Galatasaray’a geldi ve ben yeniden kazandığımızı düşünüyorum. Koskoca adam gol atınca aslan taklidi yapıyor, çocuk gibi seviniyor. Bunlar çok güzel şeyler. Diğer yandan insanlar da, futbolcular da çok kirlendi. “İnsanlar ve futbolcular kirlendi” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz? Oğuz Abi, “İnsanımıza yapılan en büyük eziyet çalıştırmaktır” derdi. O yüzden işini sevmen gerekir. “Cep telefonu kadar bir alan var, oraya bir karikatür çizeceksin” der, önce yatay sonra dikey çizdirirdi. ‘Alttan bak, yukarıdan bak’ derdi. Biraz Mahmut Hoca gibiydi, inatla çalıştırırdı bizi. Çizimi yaptıktan sonra içimden kaç kere küfür edip odasından çıktığımı bilirim. Ama şimdi herkes işin kolayında, rahatında biraz. Sizce insanımız çabuk öğreniyor mu? Kesinlikle. Beğen ya da beğenme çekilen diziler, şu an dünyada ses getiriyor. Bu ileride sinemaya da yansıyacak. Dünyada 10 yılda alfabesini değiştiren başka bir ülke yok. Düşün Arapça nere, Latin alfabesi nere! Hızlı değişiyoruz, çabuk öğreniyoruz. Ama bu olumsuz anlamda da böyle olabiliyor. Bu iki taraflı bir şey. Tanık olduğunuz onca şeyden sonra Türkiye’de sizi hâlâ şaşırtabilen bir şey var mı? Olmaz mı, var, hem de neler var! Silivri’de Fetöcü bir albay varmış, kuzeni de avukat. Görüşme sırasında bakmışlar ki kameranın almadığı bir noktadalar. Gardiyanlar kapıyı bir açıyorlar bir bakıyorlar ki albayla, kuzeni Silivri’de sevişiyorlar. Bu ne şehvet! Ben bunun seksinde değilim, hikâyesindeyim. Bu adam alınmasa, general olacak. Kuzeniyle sevişen bu adam yetki aldığında ne yapacak? Başka bir örnek vereyim. Kaçkar Dağları’nda ölen birisi var. Eşi yatağına yatırıyor, merhumun üstüne çiçekler koyuyorlar, Bütün akrabaları da merhuma anılarını anlatıyor. Film gibi. Aynı anda oluyor bunlar. Çok acayip! Sinirleri bozuk bir toplumuz. Bir anda birbirimizi öldürebilir de, "Hasstir ya, ne komik lan!" diye gülebiliriz de. Mizah tampon bölge. En çok insana dair hangi durumu yazarken kendinizi usta hissediyorsunuz?

122

Between you and me, a sense of fidelity. We come from a tradition. Someone may have taught us something, we don't necessarily be face to face with them. For example, I learned so much from Metin Oktay and Muhammad Ali. Something happens and not the ones closest to you but someone from the most distant distance teaches you something. You need to be ready to take that in at any moment. Criminal cases that marked the recent history of Turkey has left deep scars in Turkish football. People can't love their team today. What do you say as someone who has written about football in his time? How do you think this match will end? I had no interest in football until Galatasaray won 5-0 against Neuchatel Xamax. I was living in Cihangir, people were on trucks, streets were crowded, and everybody was so exhilarated. I think it was more crowded than May the 1st. I was very surprised as one who had seen the postSeptember 12th times. Then I started thinking about the sociological side of football. In the meantime, I learned that my name comes from Metin Oktay. Then I noticed the similarity between football and socialism. It also had an audience, a leader, a tribune and a meeting area. But I was never a fanatic. I rooted for any good team. Even many of my favorite football players are from different teams. Can you give me a few examples? Aykut Kocaman, Ogün Temizkanoğlu, Şenol Güneş, Mustafa Denizli, Alex De Souza, Gökhan Gönül, and many others. You know that such players will give their last breath for their teams. Do you think that the reasons for the operations in football were the strong side of it that keeps people together and sends them to the street? Of course... I had written an article titled "Streetball Rules". You kick the ball, it hits another kid in the nuts, you stop the game and try to get the kid to piss. Now, in such a case, it came to the point of “Hit the ball once more and finish him!” That’s not the way! We loved football with the streetball rules. This game had a pleasurable side, just when we were losing it, Gomis, came to Galatasaray and I think we are winning again. Such a large man, yet he imitates a lion, gets happy as a child. These are very beautiful things. On the other hand, both the people and the football players became very dirty. What do you mean by “the people and the football players got dirty”? Oğuz Abi used to say, "the greatest torment to our people is to set them to work". That's why you must love


Yatak! İki insanın her anlamda çıplak ve bir ispat çabasında olmasına çok gülüyorum. Kocaman insanlar utanmadan sevişiyorlar, o kadar komik ki (Gülüyor). Tavlama olayı da öyle, belgesel gibi. Mesela bir erkek arkadaş benimle başka konuşuyor, bir kızla konuşurken yavşayarak konuşuyor. Ne lan bu? (Gülüyor). Mesela partnerine yatakta, ‘Ya biz kocaman insanlarız, ne yapıyoruz birbirimize böyle?’ desen her şey biter, performans falan kalmaz. Yatakla ilgili ilk karikatürlerimden birinde, gençler sevişmişler, çocuk durgun. Kız, ‘Ne oldu, neye üzülüyorsun?’ diyor. Çocuk da ‘Yaa, insan insanı s.ker mi?’ diyor (Kahkahalar). “Pazar Sevişgenleri” markasını doğuran ana fikir, “Bence hayat cinselliğin önemli bir parçasıdır” sözünüz olabilir mi? (Gülüyor) Pazar günü, çok tehlikeli bir gün! Aslında tatil günü ama araştırmalara göre bütün cinayetler pazar günü planlanıyormuş, hafta içi de uygulanıyormuş güzel ve yalnız ülkemizde. Neden biliyor musun? Diğer günler anne evde, baba işte, çocuk okula gidiyor. Ama pazar günü herkes evde ve birbiriyle karşılaşıyorlar. "Sen ne zaman bıyık bıraktın?", "Bu kız amma da büyümüş", "Okul ne oldu?" gibi sorular soruluyor. Kaçak göçek ilişkiler, üstünkörü kısa sevişmeler yaşanıyor, dar zamanda. Ben bunu sezmişim ama bilmiyordum yani. Seksin iki insan arasında en acayip şey olduğunu düşündüğüm için ve yatak ilişkileri ilgimi çektiği için ‘Pazar Sevişgenleri’ köşesi doğdu. Zaten Oğuz Abi, "Metin’in Aşıkları" köşesini vererek, ben de bu damarı ta Gırgır döneminde bulmuştu zaten. Sizce ilham nedir? İlham diye bir şey yok, sistemli ve antenler açık, devamlı çalışmak var. Ben sürekli not alırım. 2030’a kadar çizeceğim karikatürlerin espri konuları vardır. Çünkü yazıp çizmekten, anlatmaktan, öğretmekten çok keyif alıyorum. İlhamı kabızlar bekler. Her gün bir dize yazsan bir yılda şiir kitabı olur. Hayatta hiçbir alanda ilham gelsin diye beklenmez. Eğer o konu hakkında bir şey bilmiyorsan, yoğunlaşmamışsan, göremezsin. Yaptığın şeyi sevmen ve onunla ilgili çalışman gerekiyor. Sanat bir kariyer biçimi değildir. Bir yere gelmek için değil, bir yerden olmak için yapılır. Olmaktan kastım, düşmektir, uçmaktır. Büyük sanatçıların tramvatik dönemleri vardır. Dostoyevski idamdan dönmüştür, Yaşar Kemal’in kardeşliği camide babasını öldürmüştür. Aziz Nesin, Sait Faik, hepsinin bir dramı, amacı vardır. Mizahçılarda ise bir hayat kurup, sonra onu yıkmak vardır. Hem de bunu tekrar tekrar yaparlar. Çizimlerinizde ve yazılarınızda derin bir yalnızlığa dikkat çekiyorsunuz. “Yalnızın toplu fotoğrafları bile vesikalıktır” diyorsunuz. Kimdir bu yalnız? Genelde yalnızlık ve keder yan yanadır ama bence alâkası yok. Benim yalnızlıktan anladığım kendi kendine yetmektir. Ayaklarının üstünde durabilmektir. İnsanın birey veya sanatçı olması için yalnız kalması lâzım. Bir odaya tıkılıp kendine katlanabiliyorsan, ermişsindir. Bazen altı ay evden çıkmama perhizlerim oluyor. ‘Çevre yeterince kirli, bir de ben çıkıp, bu çevre kirliliğine katkıda bulunmayayım’ diyorum. O sırada bütün Ahmet Hamdi Tanpınar’ları, Tezer Özlü’leri bir daha okuyorum. Ama kitabı yırtarcasına notlar alarak okuyorum. Yazarlar üzerine yazıları kapsayan bir

Münir Özkul

your job. He used to say, “there is a space as large as a mobile phone and you'll draw a cartoon there’. He would make you draw it both vertically and horizontally. "Look at it from the top and from the bottom" he used to say. He was a bit like Mahmut Hoca; he used to have us work stubbornly. After I do the drawing, I remember so many times when I would swear under my breath and go to his room to deliver the drawings once I finished with them. But now, everybody looks for the easy way; the comfortable way. Do you think our people learn quickly? Definitely. Like them or not, the TV series we produce are making waves around the world. This will also be reflected in the cinema in the future. There is no other country in the world that has changed its alphabet within 10 years. There’s a million light years between the Arabic and the Latin alphabet! We change fast, we learn fast. But this can also work to our disadvantage. It's a two-way road. After all the things you've witnessed in Turkey, is there anything that can still surprise you? You bet there is! There was a colonel in Silivri, whose cousin was a lawyer. During a visit, they realize that they are at a point where the cameras did not see. The guards open the door and find the colonel and his cousin having sex. And what a lust! I'm not in the sex part of this story, I'm just in it for the story. If this guy had not been arrested, he’d end up a general. What would this man, who has sex with his cousin do with all that authority? Let me give you another example. There was someone who died in the Kaçkar Mountains. He puts his wife in their bed, they place flowers on the deceased, all his relatives tell about their memories with her. Just like in the movies. All happening at the same time. It's so weird! We're a disturbed society. We can kill each other in an instance or say "Holy fuck, so damn funny" laughing. It’s a buffer zone for humor. When do you feel like a master the most when drawing about the human condition? The bed! I laugh so much at the sight of two people being naked in every sense and trying to prove things. Big people having sex without shame, it’s so funny (he laughs). It's the same with wooing, it’s like a documentary. For example, a male friend talks to me in one way, and loses all composure when talking to a girl. What the fuck is that? (He laughs). For example, if you were to tell your partner “Hey! We are grown up people. What the hell are we doing here?” in bed, it’s all over, there is no more performance. In one of my first cartoons about the bed, young people are making love in bed, but the boy is thoughtful. “What are you upset about” the girl asks. The boy says, “Does it befit a human being to fuck another human being?” (Laughter). Can the main idea that gave birth to the “Pazar Sevişgenleri” brand be your idea “I think life is an

123


çalışma yapacağım. Aziz Nesin, Bukowski, Yaşar Kemal üzerine. Bukowski’nin hocası, Bitlis doğumlu William Saroyan mesela. Çoğumuz bilmiyor! Türk edebiyatında en çok zorluk çekmiş kuşak, hangisi sizce? Tüm baskı dönemleri dâhil, ülkemizdeki dönemler içinde 40’ların yazarları, şairleri gibi eziyet görmüş bir sanatçı topluluğu yok. Nazım Hikmet’in bir suçu yok. Orhan Kemal’in, Aziz Nesin’in de olmadığı gibi. Ahmet Muhip Dıranas’ın eşi Münire hanım, ‘O nesil öyle acayipti ki ölürcesine içiyorlardı.’ diyor, mesela. Her gün izleniyorsun. Ülkede ekonomi çok kötü, 2. Dünya Savaşı kapıda. Polis arkanda. Bu paranoyadan nasıl kaçabilirsin ki başka? Ama çok ilginç, o dönemin sanatçılarında, ürünlerinde yaşama sevinci de var. Neden biliyor musun? İstanbul’da tabiat çıldırmış. Şarkılara baksana, ‘Akasyalar açarken’, ‘Erguvanlar bilmem neyken’ diye. Elini denize sokuyorsun yüz çeşit balık geliyor. Hayat organik. Ağaçlarda meyve, bostanlarda sebze var. Cumhuriyet coşkusu var. Sokağa çıktığın an muhteşem kokular geliyor her yandan. Aynı anda hem baskı, hem yaşama sevinci olması çok garip. İki ucu çoklu değnek. Çok genç yaşta popüler oldunuz. Bu sizde bir şımarıklık yarattı mı? Sanatçılığın “Beni sevin” diyen bir tarafı vardır. Ben bu kısmı çok erken yaşadığım, 18 yaşında meşhur olduğum için ondan sıkıldım bile. Benim yaptıklarımı başkası yapsa, ben vallahi yazmam çizmem, hep okurum. İşin keyfindeyim açıkçası. Hayata kendimce lojistik destek vermeye çalışıyorum... "Kırkından sonra değil, farkından sonra başlar hayat" lafınızı ben çok severim. "Bu yaşa geldim, şunları fark ettim" diye cümleye başlasanız devamında neler söylersiniz? Zamanın çok önemli olduğunu, kapitalizmin de çok salakça bir şey olduğunu fark ettim. En önemli şey olan zamanı satın alamadıktan sonra paranın ne kıymeti var ki. Bir de hayatın programlanabilen bir şey olduğunu fark ettim. Biz harala gürele, doludizgin yaşadık. Bunu keşke 30 yaşımdayken fark etseydim. Mesela sinema yapmak istiyorum ama geç kaldığımı düşünüyorum. Zamanımı keşke daha iyi kullanıp geçmişte bunu yapsaydım. Mizahın aylak, tembel, derviş bir tarafı var. Bir an çok mutlu oluyorsun, bir an çok umutsuz. Bunun istisnası Aziz Nesin. Bugünlerde onun günlüklerini okuyorum, o kadar mutsuz ki. Elli yaşındayken de, seksen yaşındayken de ‘Bir sürü şey var yazacağım ama zamanım kalmadı’ diyor. Şimdi bir liste yaptım, on yıl ömrüm varmış gibi kendime sipariş verdim. Ama bu sefer de sektör krize girdi. Sözün özü; zaman çok önemli. Biz yaşamıyoruz, zamana maruz kalıyoruz. Yaşasan zamanı durdurursun ama yok ki öyle bir şey, geçiyor gidiyor, sen de "Yaşıyoruz işte!" diyorsun. Hepimiz zamana yaşıyoruz aslında. Sinema filmi ne olacak peki? Vaz mı geçtiniz? Biz mizahçılar, Ertem Eğilmez ve Yılmaz Güney gibiyiz. Hatta yeni dönemde Nuri Bilge Ceylan gibi. Üretim anlamında söylüyorum. ‘Uzak’ filminin bir sahnesinde oynadım, ben böyle bir şey görmedim. Eskiden setler kurulurdu, en az 30 kişi olurdu. Uzak’ın setinde bir baktım üç kişi yapıyor her şeyi. Az insanla

124

important part of sexuality”? (He laughs) Sunday is a very dangerous day! It's actually an off day, but according to research, all murders are planned on Sundays, and implemented on weekdays in our beautiful and lonely country. You know why? On other days, the mother is at home, the father goes to work, and the kids go to school. But on Sunday, everyone is at home, facing down each other. Questions such as “when did you leave a mustache?”, “oh how much has this girl grown up!”, “what’s up with the school”? are asked on this day. Discreet relationships and skin-deep lovemaking are made at a tight schedule. I realized this without knowing. Since I thought sex was the most bizarre thing between two people, and because I was interested in bed relations, the ‘Pazar Sevişgenleri’ corner was born. Oğuz Abi had already given me the corner of ‘Metin's Lovers’, finding this vein in me all the way back in my time at Gırgır. What do you think is inspiration? There is no such thing as ‘inspiration’; only systematic, continuous work with antennas receiving. I always take notes. I have the jokes about the cartoons I will draw until 2030 in hand. Because I enjoy writing, drawing, telling stories and teaching. Only the constipated await inspiration. If you write a line every day, it becomes a poetry book in a year. In no area of life do people wait for inspiration to arrive. If you don't know anything about that subject, if you don't focus on it, you won't see it. You have to love what you do and work on it. Art is not a career. It is made to be from somewhere, not to reach somewhere. What I mean by ‘being from somewhere’ is to fall, to fly. Great artists have traumatic periods. Dostoyevsky nearly missed execution. The adopted brother of Yasar Kemal killed his father in a mosque. Aziz Nesin, Sait Faik, they all have a trauma, a purpose. Humorists on the other hand, have building a life and then destroying it, in store for them. And they do this repeatedly. You draw attention to a deep loneliness in your drawings and writings. You say, “even the group photographs of a lonely person are a passport”. Who is this lonely person? Generally, loneliness and grief go side by side, but I don't think they are relevant. My understanding of loneliness is self-sufficiency. Being able to stand on your own feet. People need loneliness to become individuals or artists. If you get stuck in a room and able to bear yourself, you are illuminated. Sometimes I have six months of self-


125


film çekilebiliyor. Çok iyi bir kameraman yetiştirmek, iyi bir senaryo ekibi oluşturmak gerekiyor. İçerik anlamında Ertem Eğilmez’in, çekim anlamında da Yılmaz Güney’in tarzında filmler çekebilirsek, çok güzel düşler ortaya çıkarabiliriz sanıyorum. Ama sıfırdan, bir ekip oluşturmamız lazım. Peki zamanın diğer illere göre epey hızlı aktığı İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz? Mesela sizce bir cinsiyeti var mı bu şehrin? Eskiden kadınmış, şimdi travesti. Ama transseksüel olmaya doğru gidiyor. İnsanlar genellikle yeni başlangıçlardan korkarlar, garantili yolu tercih ederler. Ama siz yeni başlangıçlara doyamıyorsunuz. Hep yeni bir dergiyle karşımıza çıkıyorsunuz. Başarılı olduğunuz bir dergide ilerlemek yerine, neden sıfırdan başlamaya ihtiyaç duyuyorsunuz? Sıkılıyorum çünkü, iş gibi görmüyorum. Özellikle mizahta otoriteye karşı geliyorsun ama yaptığın dergiyle bir süre sonra sen de bir otorite oluyorsun. En son OT’dan sıkıldım. İlk sayıyı 2013’ün Şubat’ında çıkardık. Sloganımız ‘Maksat Yeşillik Olsun’du. 2013 Haziran ayında memleket yeşillik yüzünden birbirine girdi. OT, Gezi’nin yatak yorgan dergisi oldu. Sonra ben sıkıldım. Çünkü seni olmak istemeyeceğin yerlere getirmek istiyorlar. ‘Şu konu hakkında ne düşünüyorsun?’, ‘Şuna destek verecek misin?’, ‘Hadi bizi kurtar.’ filan diyorlar. Bir insandan, her şey yapmaya çalışıyorlar. Ben parti başkanı değilim ki! Her şeyi de bilemeyebilirim ayrıca. Mizahçı olmaya, kalmaya çalışıyorum. Sadece Penguen’de uzun süre kaldım, çünkü bir dönem sahibiydim. Zaten mizahı iş gibi görseydim, şimdi trilyonerdim. 70’lerden günümüze mizah nereye doğru evrildi? Bizim mizah geleneğimiz mağdurdan yanadır. İşçi-patron ilişkisinde işçiyi, komutan-er ilişkisinde eri, kadın-erkek ilişkisinde kadını, öğretmen-öğrenci ilişkisinde öğrenciyi tutarız. Şövalye ruhunda, ‘biz’ kavramı vardır. Ama 80’lerden sonra o kavram ‘ben’ oldu. Toplumun değişimiyle, mizah da çok değişti. 2000’lerden sonra da eski gücü kalmadı. Siyasi mizah yapılamıyor. Eskiden her gazetenin köşe çizeri vardı, şimdi sadece Latif Demirci kaldı. Ben şimdi bir gazete yapsam 40’lardaki gazeteyi model alırım. Edebiyatçılara yazdırırım. Günümüz gazetelerinde merak ettiğim hiçbir şey yok. Hiçbir gazetede yazı dizisi, akıl fikir, orijinal şeyler yok, hepsi copy-paste bülten gibi. Mizah da dergicilik anlamında bitti. Ama koskocaman bir internet okyanusu var. Ben hep ve çok umutluyum. Nazım ustanın dediği gibi; “Yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir!”i.

Yaşar Kemal

126

Oğuz Aral

inflicted house arrests. I say, ‘The environment is dirty enough, and I don't need to come out and contribute to the filth”. In those times, I read all Ahmet Hamdi Tanpınar and Tezer Özlü works over again. But I read the books taking notes. I'm going to do a study on writers. On Aziz Nesin, Bukowski, and Yaşar Kemal. Bukowski's teacher William Saroyan was born in Bitlis. Most of us don't know that. Which generation in Turkish literature has seen the most difficulty in your opinion? There is no community of artists that has been persecuted like the writers and poets of the 40s in all periods of oppression in our country. Nazım Hikmet has no crime. Nor Orhan Kemal or Aziz Nesin. Ahmet Muhip Dıranas’s wife Münire Hanım says “They were such a generation that they used to drank themselves to death”. You're being watched every day. Economy in the country is very bad, World War II is at the door. The police are behind you. How can you escape from this paranoia? But it’s very interesting, that the artists of that period have the joy of living in their works too. You know why? Nature went crazy in İstanbul. Just look at the songs, "as the acacias open", "when the redbuds are doing something something” ... You put your hand in the sea and catch a hundred kinds of fish. Life is organic. The trees bear fruits, the gardens have vegetables a-plenty. There is the youthful joy of the Republic. When you go out on the street, you are attacked by amazing scents from all sides. It is very strange to feel the stress and joy of life at the same time. It’s a stick hot on both ends. You became very popular at a very young age. Did that spoil you? There is a love-hungry side of being an artist. Since I lived through that side at as early an age as 18, I'm already tired of it. If anyone else did what I do, I swear I would not draw and only read. Obviously, I'm in this for my own pleasure. I'm trying to provide logistical support to life in my own way. I love that quote from you saying, “Life begins not after forty but after you wake up” and I use it often. If you were to start a sentence saying, “I’ve arrived at this age and realized that...”, how would you end that sentence? I realized that time is very important, and capitalism is a very stupid thing. What's the value of money when you can't buy time, which is the most important thing in life? And I realized that life was something programmable. We lived full-throttle, in chaos. I wish I'd noticed that when I was 30. For example, I want to produce a movie, but I think I'm too late for that. I wish I could use my time better and do it in the past. Humor has an idle, lazy, dervish-like side. You are very happy for a moment and very desperate in


another. The exception is to that is Aziz Nesin. I read his diary these days, he was so unhappy. He says "I'll write a lot of things, but I don't have the time for it" both at the age of fifty and at eighty. Now I made a list, and placed orders to myself as if I had ten years left. But now the sector went into a crisis. In short, time is very important. We are not living, we are exposed to time. Time stops when you live but there's no such thing for us. Time passes by and you say, “we live on!”. In fact, we all live for time. So, what about cinema? Did you give up on that? We humorists are like Ertem Eğilmez and Yılmaz Güney. Even like Nuri Bilge Ceylan of the new era. I mean it in terms of production. I played in a scene of the movie ‘Uzak’, I have never seen anything like that. In the old days, there used to be at least 30 people on set. One look at ‘Uzak’s set and there were only three people were doing everything. Films can be filmed with a handful of people. You need to create a very good scenario team and to train a very good cameraman. If we can shoot movies in the style of Ertem Eğilmez in terms of content, and Yılmaz Güney in terms of shooting, I think we can create very beautiful dreams. But we need to build a team from scratch. So, what do you think of Istanbul, where time flows faster than other cities? For example, do you think İstanbul has a gender? I think she used to be a very beautiful woman. Now she's a transsexual. In fact, it's rapidly moving towards being transgender. People often fear new beginnings, prefer the guaranteed path. But you can't get enough of new beginnings. You always come up with a new magazine. Why do you need to start from scratch, rather than moving on in a magazine you're successful with? Because I get bored. I don't see it as business. Especially in humor you stand against authority, but after a while you become the authority. I got bored with ‘OT’ lately. The first issue was released in February 2013. Our motto was ‘let the chips fall where they may’. In June 2013, the country got at it tooth and nail because of the ‘chips’. OT became the bed sheet magazine for the Gezi movement. Then I got bored. Because they want to take you to places where you don't want to be. They say, ’What do you think about that?’, ’Will you support this? ‘Come and save us’ and etc... They try to do everything from one man. I'm not the leader of a political party! I may not know everything. I'm just trying to be and remain a humorist. I remained only with Penguin for a long time, because I owned it for a while. If I saw humor as business, I would be a billionaire by now. What has humor evolved into since the 70s? Our humor tradition favors the victim. In a worker to boss relationship, we side with the worker, in a commander to foot soldier relationship with the foot soldier, in a woman to man relationship with the woman, in a teacher to student relationship with the student. The concept of ‘us’ lies in the knightly spirit. But after the '80s, the concept became ‘me’. With the change of the society, humor has changed too. After the 2000s, it does not have its influence of old. There is no political humor. In the past, every newspaper had corner drawings; today only Latif Demirci remains. If I make a newspaper now, I'd take the newspaper of the 40s as a model. I would hire men of letters write in it. There is nothing I wonder about today's newspapers. No newspaper today has article series, opinions and ideas or original stuff; it’s all copy-paste like bulletins. The humor in journalism is also finished. But there's a huge ocean of internet. I am always and very hopeful. As master Nazım says; “For as long as the jewel beneath the left boob remains untarnished!”

127


128

Rรถportaj

Interview


Rüya Taner:

"PİYANO BENİM HAYATIM"

Dedesi Kıbrıs'ta klarnetiyle kendisini kabul ettiren ünlü müzisyen Zeki Taner, babası ise ünlü orkestra şefi Yılmaz Taner’di. Müzik, adeta genetik kodunda yazılıydı. Şimdiye dek 95 ülkede solo resitaller, orkestralar ve değişik şefler yönetiminde konserler verdi. İşte huzurlarınızda KKTC ve Türkiye'nin önde gelen piyanistlerinden Rüya Taner... Ali Mert Alan

"THE PIANO IS MY LIFE" Her grandfather was the famous clarinet player Zeki Taner who was widely recognized in Cyprus, and her father is the famous conductor Yılmaz Taner. Music is in her genes. She has performed solo recitals as well as concerts with various orchestras and conductors in 95 countries. We present to you one of the leading pianists of the Turkish Republic of Northern Cyprus and Turkey, Rüya Taner… 129


Dedeniz Kıbrıs’ta bando kurmuş, babanız ise orkestra şefiymiş. Müzik adeta genlerinizde var. Evet. Kuzey Kıbrıs’ta söz konusu bandoysa akla ilk gelen isim Zeki Taner’dir. Büyük babam, fevkalade bir yeteneğe sahip kendisini müziğe adamış, Ada’da müziğin tüm türlerinde klarneti ile kendisini kabul ettirmiş aranan bir müzisyendi. 50’li yıllarda dedeniz Zeki Bey, Polis Bandosu enstrümanlarının hurdaya çıkarılıp satılacağını öğrenince bu haberi Türk yetkililere ulaştırarak enstrümanların satın alınıp tamirlerinin yapılmasını sağlamış. Bu gayreti sayesinde Kuzey Kıbrıs’ta bando gelişmiş, yanılıyor muyuz? Evet, dedem Türk yetkililerle irtibata geçerek ve enstrümanların dönemin tek erkek lisesi olan Kıbrıs Türk Lisesi’ne hediye edilmesini sağlamış. Daha sonra eğitmen ve bando şef olarak görevlendirilmiş. Bu bandomuz daha sonra “Mücahitler Bandosu” ve bir süre sonra da "Kıbrıs Türk Güvenlik Kuvvetleri" bandosu olarak gelişerek bugün haklı takdir toplayan güzide bandomuz olarak etkinliklerini başarı ile sürdürmektedir. Büyük babamın şu an Lefke Gazi Lisesi olan eskiden Lefke Gazi Orta Okulu olarak bilinen okulda ve Mağusa Namık Kemal Lisesi bandolarının kurulmasındaki çabaları halen gururla anlatılıyor. Babanız Yılmaz Taner de bir orkestra şefi ve eğitmen olarak başarılara imza atmış bir müzik adamı. Babamla ilgili çok fazla şey anlatmama gerek yok. Bir müzik eğitimcisi ve sanatçı olarak bu yıl meslek hayatının 58. senesinde. KKTC’de şimdiye dek başarılı çalışmalarıyla gurur duyduğum bir orkestra ve koro şefi, ülkemin sevilen bir insanı, benim de idolüm. Çocuk yaşlardan itibaren siz de müziğin içindesiniz. Küçükken aklınızda hep müzisyen olmak mı vardı? Bunu o yıllarda bilemezdim. O bilince hiçbir yetenek sahip olamaz. Anne ve babamın sabırlı davranışları ve beni yakından takip etmeleri, yönlendirmeleri, olanakların ve çevrenin yaratılması bu sonucu getirdi. İlk kez ne zaman piyanoyla tanıştınız? 1 buçuk yaşımdan itibaren oyuncağımın piyano olduğu ve tuşların büyüsüne kapılıp bilinçsizce tuşlara küçücük parmaklarımla vurduğum söylenir. Hatta sabahları erken saatlerde bunu yaptığım için anne ve babamı hiç uyutmazmışım. Sağ olsunlar, ses çıkartmaz sabırla oyunumun bitmesini beklerlermiş. Sizi çocuk yaşlarda piyano çalmaya teşvik eden babanız “Acaba Rüya ileride piyano çalmaktan vazgeçer mi?” diye endişe duymuş mu? Babam zaman zaman arkadaşlarıyla konuşurken ona “Yılmaz, sen Rüya için bazı planlar yaptın, yollar çizdin. 16-17 yaşına geldiğinde 'Ben bu mesleği istemiyorum' derse ne yaparsın?” diye sorduklarını söyler. Hatta babam, bu konuda bazen endişeye de kapılırmış. Ben yirmili yaşlarıma gelinceye dek de hep içinde bir korku taşımış. Ancak şu anda her geçen gün sanatıma olan sevgim, mesleğime olan yüce duygularım, disiplinli çalışmalarım ve başarılarım onu mutlu ediyor. Almanya doğumlusunuz, Ankara’da yaşadınız, okudunuz. Daha sonra yurtdışında eğitiminize devam ettiniz. Ünlü piyanist İdil Biret’in yönlendirme

130

Your grandfather founded a brass band in Cyprus and your father used to be an orchestra conductor. Music is in your genes. Indeed. In Northern Cyprus, Zeki Taner is the first name that comes to mind when talking about brass bands. My grandfather was a sought-after musician with a remarkable talent who devoted himself to music and established himself with his clarinet in all genres of music on the Island. In the 50s, when your grandfather Mr. Zeki found out that the Police Band instruments would be scrapped and sold, he shared this news with the Turkish authorities and ensured that the instruments were purchased and repaired. Thanks to this effort, the band developed in Northern Cyprus, is this correct? Yes, my grandfather contacted the Turkish authorities and ensured that the instruments were donated to the Turkish Cypriot High School, the only boys school of the time. Later he was appointed as an instructor and band conductor. This distinguished band, which first developed as the Mujahideen Band and then as the Cyprus Turkish Forces Band, today continues its activities successfully with proper appreciation. The efforts of my grandfather in the establishment of the musical bands of Lefke Gazi High School, formerly known as Lefke Gazi Secondary School and of Mağusa Namık Kemal High School are still proudly mentioned. Your father Yılmaz Taner is an accomplished musician and conductor too. I don't need to say much about my father. This year is the 58th year of his career as a music teacher and artist. I am proud of his successful works in TRNC as an orchestra and choir conductor; he is a beloved character of our country and an idol to me. You have been involved in music since childhood. Did you always dream of becoming a musician when you were little? I wouldn’t know that in those years. No talent can achieve that awareness at that age. The patience of my parents and their close watch, guidance and creation of opportunities and the environment produced this result. When did you first meet the piano? It is said that from the age of one and a half, the piano became my favorite toy and that I used to hit the keys with my tiny fingers unconsciously. I enjoyed this activity so much that wouldn’t let my parents sleep even in the early hours of the morning. I am thankful that they never objected and always patiently waited until the end of my play. Do you think that your father, who encouraged you to play the piano when you were a child, was ever worried thinking “Will Rüya stop playing the piano in the future?” My father confirms that his friends used to ask him: “Yılmaz, you made plans and a roadmap for Rüya; what would you do if she decides she doesn’t want to occupy herself with it when she reaches 16-17 years old?” My father used to worry about it at times. He always had this fear until I reached my twenties. But now, my love for this art, the great feelings I have for my profession, my disciplined work and my achievements make him happy.


ve tavsiyesiyle Londra’da bulunan Guildhall School of Music and Drama’da eğitim aldınız. Ve ödül alarak bu önemli okuldan mezun oldunuz. Kulağa muhteşem geliyor. Evet, Almanya’nın Schwenningen şehrinde doğdum. Babam Güney Almanya’nın Kara Ormanlar bölgesinde çok şirin bir şehir olan Trossingen’de "Trossingen Staatliche Hochschule Für Musik"te Orkestra ve Koro Şefliği öğrenimini tamamladı. Hem ülkem Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti hem de ana vatanım Türkiye ve Türk ulusunun konser piyanisti olmanın gururunu yaşıyorum. Ankara’da Hacettepe Devlet Konservatuvarı'nda ufak yaşlarda Türkiye’nin ünlü piyanist ve hocalarım Mithat Fenmen ve Tulga Çetiz’le çalıştım. 1983 yılında ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhuriyet Meclisi'nce çıkartılan bir yasa çerçevesinde Türkiye’mizin harika çocuğu, ünlü Konser Piyanisti İdil Biret’in yönlendirme ve tavsiyesiyle Londra’da dünyaca ünlü Guildhall school of Music and Drama’ da Prof. Joan HAVILL ile öğrenimime devam ettim ve ender verilen "Premier Prix" ödülü ile konser piyanisti olarak mezun oldum ve 23 yıl Londra’da yaşadım. Kuzey Kıbrıs size neler kattı? Neler katmadı ki? Annem ve Babam Kıbrıs Türkü. Almanya’da doğdum ama Kıbrıs Türküyüm. Kıbrıs’ta Şehit Tuncer İlkokulu’na gittim ve hiçbir zaman unutmadığım ve unutmayacağım arkadaşlarım, hocalarım oldu. Her zaman kalbimdeler. Uzun yıllar yabancı ülkelerde yaşadığım ve halen durmadan dolaştığım ülkeler, bana hiçbir zaman ülkemi, çocukluğumu, örf ve adetlerimizi unutturamadı. Onları hep içimde yaşattım, sakladım ve o güzel değerler ve heyecanlarla yaşıyorum. Ülkeme sık sık olmasa da her gelişim ayrı bir heyecan, özlem ve mutluluk. Gerçekleştirdiğiniz “Vapurda Mozart” isimli projeniz büyük ses getirmişti. Hafta boyunca vapur çalışanları ve müzisyenler 18. yüzyıla ait kıyafetler giyinerek insanları şaşırtmışlardı. Ve siz Mozart’ın eserlerini çalmıştınız. Geriye dönüp baktığınızda sizi içinde bulunduğunuz için heyecanlandıran projeler neler? Evet, 2006 yılında o projeyi hayata geçirmiştik, üzerinden 12 yıl geçmiş. İstanbul’da, Boğaz'da seferler

You were born in Germany, raised in Ankara, where you also studied. Then you continued your education abroad. With the guidance and advice of famous pianist İdil Biret, you studied at the prestigious Guildhall School of Music and Drama in London. And you graduated from this leading school with an award. That sounds awesome. Yes, I was born in Schwenningen, Germany. My father completed his education as orchestra and choir conductor at the Trossingen Staatliche Hochschule Für Musik in Trossingen, a charming city in the Black Forest region of southern Germany. I feel proud of being a concert pianist of my country Turkish Republic of Northern Cyprus, our homeland Turkey and the Turkish nation. At a very young age, I had the opportunity to study under famous pianists Mithat Fenmen and Tulga Çetiz at Ankara's Hacettepe State Conservatory. In 1983, within a new law made by the Republican Assembly of the Turkish Republic of Northern Cyprus, which provided famous concert pianist İdil Biret's guidance and advice, I continued my education under Prof. Joan Havill at the world-renowned Guildhall School of Music and Drama. I graduated with a rare “Premier Prix” award as a concert pianist and lived in London for 23 years. What has Northern Cyprus contributed to you? Oh, what hasn’t it... My mother and father are Turkish Cypriots. I was born in Germany but I am a Turkish Cypriot. I went to Şehit Tuncer Primary School in Cyprus and I met friends and teachers that I have never forgotten and will not ever forget. They are always in my heart. The foreign countries where I have lived for many years and others that I have been regularly visiting have never made me forget my country, my childhood, customs and traditions. I have always kept them inside and I live with those beautiful values and the excitement. Although I can’t visit my country frequently, each time it is a different excitement, longing and happiness for me. The project you led, “Mozart on the Ferry”, had made a great impression. During that week in 2006, the ferry staff and musicians surprised the public by dressing in 18th century clothes while you played

131


yapan vapurlarda gerçekleştirilen güzel bir projeydi. Mozart dönemi, 18. yüzyıla ait kıyafetlerle yolculara Mozart’ın eserlerini sunmak, çok keyif verici, çok ilgi çekici ve çok beğenilen güzel bir projeydi. Mozart, seslendirmek çok başka bir olay. Her zaman keyifle çalıyorum. Güzel şeyleri bir an önce gerçekleştirmek için çok aceleciyim. Düşündüğümü hemen gerçekleştirmek isterim. Yoğun resital ve konserlerim arasına zaman buldukça birtakım projelerle, özellikle ülkem Kuzey Kıbrıs’ta çocuklara ve gençlere yönelik projeler üretmekten de geri kalmıyorum. Bu sene hangi projeleri hayata geçirdiniz? Bu yıl Türkiye İş Bankası sponsorluğu ve bazı üniversitelerimizin işbirliği ve katkıları, Müzik Vakfı organizasyonu ile sunmuş olduğum resitallerim çok güzel geçti. Bu projemin olanaklar çerçevesinde devam edeceğine inanıyorum. Kuzey Kıbrıs Uluslararası Bellapais Müzik Festivali çerçevesinde 3 yıldan bu yana programlar içinde gerçekleştirmekte olduğumuz “Ada’nın Rüyası Gençlik Konserleri” projesi de başarılı bir şekilde ilerliyor. Amacımıza ulaşabileceğimize inanıyorum. Gelecekte konser piyanisti olarak solo resitaller, orkestralar eşliğinde ve ünlü orkestra şefleri yönetiminde sunacağım konserler, diğer enstrümentalist sanatçı arkadaşlarımla yapacağım oda müziği çalışmaları, dört el ve iki piyano da sunacağım çalışmalarım, birkaç yıldan beridir üzerinde önemle çalıştığım türkülerimizin piyano için düzenlemeleri var. Günde kaç saat prova yapıyorsunuz? Bu sorunun en doğru yanıtı adanmışlık. Önce kendinize, sanatınıza ve dinleyicilerinize karşı saygınız ve hiçbir mazeretinizin olmadığı ve olamayacağının bilinmesi gerekiyor. Çalışıyorum hem de çok çalışıyorum. Çalışacaksınız, çalışacaksınız ve yine çalışacaksınız. Bir kere belirli bir düzeye vardıktan sonra yerinizde durmak yok, saymak yok. Her gün daha iyiye, daha güzele varmak için daha çok çalışmak var. Çok sayıda ülkede konser verdiniz. Konserleriniz nasıl geçiyor? Şimdiye dek 95 ülkede solo resitaller, orkestralar ve değişik şefler yönetiminde konserler verdim. Birçok ülkeye birden fazla davet alıp gittim ve gitmeye de devam ediyorum. Beğen, takdir ve ilgiden çok memnunum. Değişik kültürlerin karakteristik özelliklerine göre kendimi zevkle dinletebildiğime aldığım sonuç ve değerlendirmelerden çok ama çok mutluyum. Kıbrıs’ta klasik müzik hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Klasik müziğin ülkemizde 50- 60 yıl öncesine göre geliştiğini görmekten mutluyum. Geçen yıllar içinde harcanan çabalar, yetiştirilen ve yetişen sanatçılarımız, geleceğin olumlu yansımaları ve umutlarımızdır. Bizlere bu ortamları yaratmaya çaba göstermiş ve göstermekte olan büyüklerimize, sanatseverlere, bu yolda emek harcayanlara müteşekkir olmalıyız. Unutmayalım ki Batı, yüzyıllar öncesinden kademe kademe gelişerek, geliştirerek ve ortamlar yaratarak bugünkü durumlarını yaşamakta, onlar da büyük çabalar, sancılar ve güçlüklerden sonra bugünlerini yaşamaktadırlar. Her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Albert Einstein'ın bu güzel sözleriyle bu sorunuzu yanıtlamak yeterli olur sanıyorum. "Öğrenmeyi bıraktığında ölmeye başlarsın."

132

Mozart. Looking back, which projects were the most exciting for you? Yes, we did that project in 2006 - it has been 12 years. It was a beautiful project carried out in İstanbul’s ferries that operate on the Bosphorus. Presenting the Mozart period, playing Mozart in 18th century clothes to the passengers was a very enjoyable, very interesting and highly appreciated project. Playing Mozart is a whole another experience. I always play with joy. I'm in a hurry to perform this sort of good projects as soon as possible. I always want to make my ideas come true in the shortest time. Whenever I find time between my busy schedule of recitals and concerts, I also produce projects for children and young people, especially in my country, Northern Cyprus. Which projects have you launched this year? This year, the recitals that I presented with the Music Foundation organization, which have been sponsored by Türkiye İş Bankası and supported by a number of universities, were great. I believe that this project will continue as long as the opportunities keep coming. “The Island’s Dream: Young Talents Concerts” project, which we have carried out within the Northern Cyprus International Bellapais Music Festival for three years, is also progressing successfully. I believe we can achieve our goal. My future plans involve solo recitals as a concert pianist, concerts with orchestras and under the direction of famous conductors, chamber music with other instrumentalists, other works that I will present using four hands and two pianos, and several musical arrangements of our folk songs, which I have been working on for several years. Being a pianist, playing the piano is not easy at all. How many hours do you practice in a day? Devotion may be the best answer to this question. First of all, you have to respect yourself, your art and your audience and know that you have and cannot have any excuses. I work hard, really hard. Practice, practice and practice again. Once you reach a certain level, do not stop, do not run around in circles. Every day we have to work harder to get better. You have given concerts in many countries; how does it go? So far I have given solo recitals as well as concerts with orchestras and different conductors in 95 countries. I have traveled to many countries, sometimes with more than one invitation, and I still do. I'm very pleased with the appreciation and attention. I am very, very happy with the results and the comments I receive since I can make my music heard with pleasure despite different cultural characteristics. Do you think the classical music in Northern Cyprus gets the attention it deserves? I am happy to see that classical music developed in our country compared to 50-60 years ago. The efforts made in recent years and the newly trained artists represent positive reflections and hopes for the future. We must be grateful to our elders, art lovers and others who have endeavored to create these environments for us. Let us not forget that the West is experiencing its present situation after having developed, improved and created environments gradually for many centuries, and that they have reached this day after great efforts, pains and difficulties. We learn something new every day. I think it would be best to answer this question with this beautiful quote from Albert Einstein: “Once you stop learning, you start dying.”


Interview Röportaj Fotoğraf: Ara Güler

134


Fatih Aslan:

"ARA GÜLER'İN İSTEDİĞİ İSTANBUL MANZARASI ARTIK YOK" Fotoğraflara can veren Ara Güler, arkasında sayısız başarı, ölümsüz kareler ve Türkiye için harika bir arşiv bıraktı. Çektiği fotoğraflarla Türkiye’nin 70 yılına ışık tuttu. “Benim işim görmek” diyen Güler’in objektifinden insan hikâyelerini, sokakları, dünyayı gördük. Büyük ustanın vefatının ardından ona en yakın isimlerden biri olan 20 yıllık asistanı Fatih Aslan’la Ara Cafe’de buluştuk. Ve onunla “İstanbul’un gözü” Ara Güler’i konuştuk. Ali Mert Alan

"ARA GÜLER'S VIEW OF İSTANBUL NO LONGER EXISTS" Ara Güler, who gave spirit to photography, left behind numerous successes and a great archive of immortal frames for Turkey. The photographs he took shed light on seven decades of Turkey. We watched human stories, the streets and the world through the lens of Güler who said, “My job is to see.” Following the death of this great master, we met with his assistant Fatih Aslan, who worked for Ara Güler for 20 years, at Ara Cafe. And we talked about Ara Güler, “the eye of İstanbul”. 135


A

ra Güler’in aramızdan ayrılışının ardından onu tanıyanlar, usta fotoğrafçıyla olan anılarını anlattılar. Biz de objektifimizi farklı bir yere çevirdik. Bugüne dek sessizliğini koruyan, onunla neredeyse bir ömür geçiren asistanı Fatih Aslan’a... Fatih Bey’le Taksim’deki Ara Cafe’de buluştuk, Ara Güler’i ondan dinledik. Bir fotoğraf üstadının yanında dile kolay 20 yılınız geçti. Ara Güler’le aile gibi olmuştunuz. Ara Güler ismi sizin için ne ifade ediyor? Ara Abi, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük fotomuhabiriydi. Dahası fotoğrafı tüm hücrelerinde hisseden bir bilgeydi. Türkiye’nin görsel hafızasıydı. Sadece Türkiye değil, dünya üzerinde de ünlü sanatçı ve politikacıların fotoğraflarını çekmişti. Üstelik Anadolu’yu karış karış gezip Anadolu’dan insan manzaralarını ve Anadolu kültürünü tanımamızı sağladı. Makinesiyle tanık olduğu zamanları ölümsüz kılan bir elçiydi. Her zaman “Ben fotoğrafçı değilim, fotoğrafçı da hiç olmadım, ben bir gazeteciyim, foto-muhabiriyim. Bize hep ‘foto-muhabiri’ derler, biz yaşadığımız devri görsel olarak kaydeden adamlarız” derdi. Türkiye’nin sevincini, üzüntüsünü, neşesini, hüznünü, bütün yönleriyle hayatın her anını fotoğrafladı. Ara Güler’le ilk tanıştığınız günü anlatır mısınız? İlk görüşmemiz Gümüşsuyu’ndaki evindeydi, o sırada evde tadilat vardı. Daire kapısının girişine kocaman bir masa koymuş orada oturuyordu. İçeri girmek için zile basacakken “Gel evladım” dedi. Yanına gittim, “Beni tanıyor musun?” diye sordu, tanımadığımı söyledim. O sırada rahmetli eşine “Suna bu adam bizi tanımıyor. Şimdi b.ku yedik” dedi. Ben de “Tanımıyorum ama tanışalım” dedim. Konuştuk ve çalışmaya başladım. Zor biri miydi? Evet, zor biriydi ve onun gibi birine bu özellik çok yakışıyordu. Sertti ama bir o kadar da iyi yürekliydi. O, aslında insanlara değil, yaptıkları aptalca davranışlara sinirlenip huysuzluk yapardı. Ara Güler bizlere çok şey öğretip de gitti. Ara Güler ile tanışmadan önce fotoğraflar sizin için ne ifade ediyordu? Fotoğraf benim için vesikalık ya da Eminönü’nde gezerken çektirilen şipşak bir hatıradan ibaretti. Ta ki Ara Güler ile tanışana dek. 20 yıl önce onun sayesinde fotoğrafın gerçekten ne olduğunu öğrendim. Tanıştığımızda ben 30’lu yaşlarımdaydım, Ara Bey de 70’li yaşlarındaydı. Ara Bey’in etrafında dolaşmayı çok sever, çalışmalarını ilgiyle izler ve yaptığı işi hep merak ederdim. İlk başlarda yakınında bile durmamı istemezdi. Ama zamanla sevdi beni, işine olan ilgimi fark etti, tabii bu çok hoşuna gitti. Burası Ara Güler’in binasıdır. O yıllarda da hep yukarı çıkar çalışırdı. Beni yanına yaklaştırmadığı için ne yaptığını bilmiyordum ve merakıma yenik düşüp “Yukarıda ne yapıyorsunuz?” diye sorardım. Birkaç kez azarladı. Bir kere de “Ne yapacaksın lan! İkide bir sorup duruyorsun ajan mısın?” dedi. Ben de “Yok, bütün gün yukarıda tek başınıza ne yapıyorsunuz merak ediyorum” dedim. O da “Bir gün gelir ne b.k yediğimi görürsün” dedi (gülüyor).

136

After Ara Güler's demise, many people who knew him talked about their memories with the master photographer. So we focused our lens on someone else: Fatih Aslan, his assistant, who spent almost a lifetime with him and has kept quiet until now. We met with Mr. Fatih at the Ara Cafe in Taksim, where he told us about the Ara Güler he knew. You have spent 20 years of your life with a photo master. You and Ara Güler were like family. What does the name Ara Güler mean to you? Mr. Ara was the greatest photojournalist Turkey has ever produced. Moreover, he was a wise man who was all about photography. He was the visual memory of Turkey. He pictured famous artists and politicians not only in Turkey but also all over the world. Moreover, he traveled every inch of Anatolia and showed us scenes of people, landscapes and Anatolian culture. He was an envoy who immortalized the periods he witnessed with his camera. He always said: “I'm not a photographer, I've never been a photographer; I'm a journalist, a photojournalist. They always call us photojournalists, we are the people who visually record our era.” He photographed the joy and the sorrow of Turkey, every moment of life in all its aspects. Could you tell us about the day you met Ara Güler? Our first encounter was at his house in Gümüşsuyu, which was under renovation. He sat there in the hall at a huge table by the door. Just as I was preparing to ring the bell, he said, “Come on, son.” I approached. “Do you know me?” he asked, I told him I didn't. Then he turned to his wife Suna and said, “This man doesn’t know us. Now we’re screwed.” And I said, “I don't know you, but let's meet.” So we did and I started working. Was he a difficult person? Yes, he was, and actually this demeanor matched a guy like him. He was tough, but he had a very kind heart. In fact, it was never the person he would get angry with, but their stupid actions, which made him cranky. Ara Güler taught us a lot before he left. What did photography mean to you before you met Ara Güler? Until I met Ara Güler, photography used to mean any mug shot or any snapshot taken during a tour in Eminönü. I learned what photography really is, thanks to him, 20 years ago. I was in my 30s when I met him, and Mr. Ara was in his 70s. I enjoyed being around Mr. Ara, curiously watching him work. In the beginning, he didn't even want me to stand near him. But in time, he started to like me, realized my interest in his work, which made him very happy of course. This building belongs to Ara Güler. Back in those years, he would always go upstairs to work. I didn't know what he was doing up there because he didn't let me near him, and I was wondering. “What are you doing up there?” I would ask. He scolded me several times. “What the hell does it matter? You keep asking me this, are you a spy?” he said, and I said, “No, I'm wondering what you're doing up there by yourself all day.” He responded, “One day you'll see what the hell I'm doing,” (laughs).


Ara Güler

Fatih Aslan


Interview Röportaj

O gün ne zaman geldi? Kısa bir süre sonra beni yanına çağırdı ve “Karanlık odaya girip fotoğraf basacağım, görmek istiyorsan gel” dedi. Bende kendi kendime “Karanlık oda da ne göreceğim?” diye soruyorum. Neyse karanlık odaya gittik. Agrandizöre bir negatif soktu, merakla izledim kağıdı aldı “Gel” dedi, peşinden gittim. Küvete gitti, içine kağıdı koydu, bana döndü ve “Kağıdı yavaş yavaş beş dakika salla” dedi. Salladım, sonra bir baktım kağıtta Allah yazısı çıktı. Onu görünce “Ya bu adam sihirbaz mı, nasıl yaptı?” diye aklımdan geçirdim. İlk zamanlarda şöyle bir olay yaşamıştım. Ofisinin duvarlarında fotoğraflar vardı. “Bunları tanıyor musun?” diye sordu. Fotoğraflara baktım ama sadece İsmet İnönü’yü tanıdım. Diğerleri Picasso, Salvador Dali, Winston Churchill, Marc Chagall’dı ve ben hiçbirini tanımıyordum. Nereden tanıyayım, Anadolu’nun köyünden kalkmış gelmişim. Fotoğrafın ne olduğunu orada öğrendim. Ara Güler’in sergileri için çok sayıda ülkeye de gittiniz. Güler’in çalışma sistemi nasıldı? Avrupa’da çeşitli ülkelere sergi açılışlarına gittik. Küratörlerle burada çalışırdık, baskıları Ara Güler kontrol eder, kendi basardı. Her detayla kendisi ilgilenirdi, bu konuda çok titizdi. Sonrasında da sergilerin açılışlarına giderdik. Ara Bey görsel tarihçiydi. Nereye giderse gitsin o ülkenin, kasabanın, şehrin ya da köyün geçmişini anlatırdı. Bizlerin de bilmesini çok isterdi. Bilmediğimizi de anlatır, öğretirdi. “Bilmiyoruz” deyince de “Ulan insan kendi memleketini bilmez mi?” derdi. Çok doğru, insan kendi memleketini bilmeli. Günümüzde insanlar yurtdışına gezmeye gidiyorlar, tabii ki gitsinler ama önce kendi ülkemizi, insanımızı bilmeliyiz. Bilmeliyiz ki o taraflara gidince bunları anlatalım. Siz dört sene önce Ara Güler’in “Bir Göz Bir Makine ve Gerçek” isimli kitabını derlemiştiniz. Bu kitabın fikir babası da sizmişsiniz. Bu fikir nasıl ortaya çıkmıştı? Ara Güler’in arşivini çok iyi biliyordum. Kutulardaki fotoğrafları incelerken çocukluk fotoğraflarına, ailesiyle, arkadaşlarıyla ve fotoğrafını çektiği insanlarla çekilmiş fotoğraflarına uzun uzun bakardım. Sanki o fotoğraflar bana bir şey anlatıyordu, konuşuyordu, hepsinin bir hikâyesi vardı. Aklıma bir kitap çalışması yapmak geldi. Kitap, Ara Bey’in anne tarafından dedesi Kirkor Efendi’yle başlıyor. Ara Güler’in doğumu, çocukluğu, vaftizi, büyümesi, okul ve askerlik yıllarıyla ilerliyordu. Bu çalışmayı ilk önce Ara Bey’e söylemedim, önce bir taslak çıkarmak istedim. Sonra ona gösterdim. Kitabın taslağını gösterdiğinizde ne dedi peki? Hoşuna gitti, çok heyecanlandı. “Ulan nereden düşündün, çok güzel bir şey bu” dedi. “Güzel ama bu fotoğrafların yazılarını yazarsanız daha güzel olur” dedim. “Ben onları yazarım merak etme, sen işini bitir, bana teslim et. Ben yazıları hallederim” dedi. Bizler Güler’in fotoğrafçı kimliğini biliyoruz. Peki, fotoğrafla uğraşmadığı zamanlarda neler yapardı, zamanını nasıl değerlendirirdi? Her zaman fotoğraflarla uğraşırdı. Sabah uyanıp ofise gelir, randevuları varsa onlara göre programını düzenlerdi. Kendi işinin dışında bir şey yapmazdı, öncelik kendi işiydi. Bana da hep “Evladım, önce kendi

138

When did that day arrive? After a short time, he called me over and said, “I'm going to go into the dark room and print photos. Come with me if you want to see.” I was thinking “What am I supposed to see in a dark room?” Anyway, we went into the dark room. He put a negative film in the enlarger, I watched curiously. He grabbed the print and said “Come on”. I followed. He reached the basin, put the paper in, turned to me and said, “Air dry the paper slowly for five minutes.” I did, then I looked at the paper and saw that the word “Allah” appeared. Seeing that, I thought “Is this magic, how did he do that?” Here’s another story from the early days; there were photos hanging on the walls of his office. “Do you know these people?” he asked. I looked at the photos but I recognized only İsmet İnönü. The others were Picasso, Salvador Dali, Winston Churchill, Marc Chagall, and I didn't know any of them. How could I? I came from a village of Anatolia and then I met photography. You also traveled to many countries for Ara Güler's exhibitions. How was Güler's work pattern? We went to various countries in Europe to open exhibitions. We used to work with curators, Ara Güler managed the prints, and he printed them himself. He took care of every detail himself, he was very meticulous about it. Then we would attend the opening of these exhibitions. Mr. Ara was a visual historian. Wherever he went, he would tell the history of that country, town, city, or village. He would want us to know too. He would teach us what we didn't know. Whenever we said we didn’t know, he would rebuke: “How the hell do you not know your own country?” He was right, one should know his own country. Nowadays, people often travel to different countries; although nothing is wrong with that, I think we need to know our country, our people first, so that we can talk about it when we travel abroad. Four years ago, you compiled Ara Güler's book, “Bir Göz, Bir Makine ve Gerçek” (An Eye, A Camera and Reality). It is said that you were the creator of this idea. How did you come up with it? I knew Ara Güler’s archive very well. When examining the photos in boxes, I used to look at his childhood photos and others taken with family, friends and the people he photographed. It was as if those photos were telling me something, talking to me, each one of them had a story. I thought of compiling a book out of it. The book begins with Mr. Ara’s maternal grandfather Kirkor Effendi and progresses with Ara Güler's birth, childhood, christening, juvenescence, school and military years. I didn't tell this to Mr. Ara initially, I wanted to make a draft first. Then I showed it to him. What did he say when you showed him the draft? He liked it, he was excited. He said, “How did you come up with it? This is brilliant.” I said, “Great, but I thought it would be nice if you could write the texts.” He said, “I will write them, don't worry. You finish your job, hand it over to me. I can handle the rest.” In our minds, Ara Güler is identified with being a photographer. But what else did he do when he wasn't busy with photography; and how did he spend his time?


işini layığıyla yap sonra başka işleri hallet” diye öğüt verirdi. Aklında hep fotoğraf vardı. İşi olmasa bile fotoğraf makinesini boynuna takar, arabasına binip İstanbul sokaklarında dolaşırdı. Balat’a, Tarlabaşı’na, Eyüp Sultan’a giderdi ama artık eski İstanbul olmadığı için çok fazla fotoğraf çekmezdi. Ve hep “Bunu da çekmek gerekiyor. Kim bilir 50 sene sonra buralar nasıl olacak?” derdi ama tarzı olmadığı için çok az fotoğraf çekerdi. Çünkü İstanbul’da istediği manzara artık yoktu. Onun sevdiği İstanbul, hangi İstanbul’du? Bastonuyla yaşlı dedenin ya da ihtiyar bir kadının yürüdüğü, sokak satıcılarının dolaştığı İstanbul’u seviyordu. Ama artık onlar İstanbul sokaklarından geçmiyor. Şehirde her yer araba dolu, evlerde çanak antenler, balkonlarda klimalar var. Bu görüntüler de Ara Güler’in İstanbul’u gibi değildi. Bu sayede de çok önemli bir meseleyi de söylemiş olalım. Belediyeler ne iş yapıyorlar anlayabilmiş değilim. Bir de belediyeler Avrupa’ya gidip kardeş şehir ediniyorlar. Mesela “Kardeş şehrimiz Nürnberg” diyorlar. Çok merak ediyorum Avrupa’ya gittiklerinde böyle manzaralarla karşılaşıyorlar mı da burada böyle şeylere izin veriyorlar. Kardeş şehir demeden önce git bakalım Nürnberg’in sokağını, taşını, duvarını gör. Ondan sonra “Benim kardeş şehrim” de, tabii diyebilirsen. Tekrar konumuza dönersek Ara Güler’in çektiği fotoğraflarla Türkiye’ye büyük bir miras bıraktı. Arşivinde aşağı yukarı kaç fotoğraf bulunuyor sizce? 70 yıllık meslek hayatında imza attığı işlerle gelecek nesillere gazetecilik Fotoğraf: Ara Güler ve fotoğrafçılık alanlarında büyük bir miras bıraktı. Hayatı boyunca her çekimi arşivlemiş olan Ara Bey, dönemin teknolojik koşullarında büyük bir arşiv oluşturmuştu. Katıldığı fotoğraf çekimleri, röportajlar ve gazetelerin küpürlerinin yer aldığı arşivde 1 milyona yakın materyal bulunuyordu. "Fotoğrafların pek çoğu hiçbir yerde yayınlanmadı. En önemli derdim; ben öldükten sonra bu arşivin dağılmaması. Çünkü bunların içinde mühim şeyler var ve hiç farkında değiliz" derdi. Ara Güler arşivi Cumhuriyet tarihimiz açısından da çok kıymetli bir kaynak. Müzesini açtı, arşivini, önemli ellere, kıymetli insanlara ve bütün Türk milletine emanet etti. Bu eserler artık Türk milletinin malıdır.

He was always busy with photography. He would come to the office as soon as he woke up in the morning, and if he had any appointments, he would plan his day. He wouldn't do anything else other than his job; it was his priority. He always gave me this advice: “Above all else, duly do your job and then do other things.” His mind was always occupied with photography. Even when he didn't have an ongoing project, he would still take the camera with him, get into his car and wander the streets of İstanbul. He would go to Balat, Tarlabaşı, Eyüp Sultan, but since it wasn’t the old İstanbul anymore, he would not take as many photographs as he used to. Although he would always note, “This needs to be photographed too. Who knows how this place will look like in 50 years?”, he took very few photos because it wasn’t his style anymore. Because the view he wanted to see in İstanbul did not exist anymore. How did the İstanbul he loved look like? He loved the İstanbul where old people with walking sticks crossed the streets and street vendors walked around. But they no longer walk the streets of İstanbul. Cars fill up all the space in the city, satellite antennas on buildings, air conditioners hanging over balconies… These images didn’t represent Ara Güler’s İstanbul at all. Let me take this occasion to note something important. I don't know what municipalities actually do. Moreover, municipalities go to Europe and establish sister cities. For instance, they call Nürnberg our sister city. I wonder if they ever see such scenes when they go to Europe, and if that’s why they allow such things here. They should go and see Nürnberg’s stone walls and streets before naming it our sister city. Getting back to the subject, Ara Güler handed down a great legacy to Turkey. How many photos do you think there are in his archive? His 70-year career is a great legacy in the fields of journalism and photography to future generations. Mr. Ara, who archived every photo he shot throughout his life, created a large archive under the existing technological conditions of each period. The archive, which includes photo shootings, interviews and clippings of newspapers, contained nearly 1 million pieces. He used to say, “Most of the photos were not published anywhere. My biggest concern is that this archive should not fall apart after I die. Because there are very important things among them and we are not aware of it at all.” The archive of Ara Güler is a very valuable resource for our Republican history as well. He opened his museum and entrusted his archive, handing it down to precious people and the whole Turkish nation. These works now belong to the Turkish nation.

139


140

Kültür Sanat

Culture & Art


Cengiz Özek:

"GELENEKSEL SANATLARIN YOK OLMASI ZULÜMDÜR" Hepimiz hayatımızın bir döneminde Karagöz ve Hacivat’ı sevdik. Fakat Cengiz Özek onlara âşık oldu! Kalbinin sesini dinleyip 40 yıldır gölge oyununun peşinden giden Özek’le, bu derin tutkusunu ve 21 yılı geride bırakan Kukla Festivali’ni konuştuk. Ali Mert Alan

"THE ELIMINATION OF TRADITIONAL ARTS IS TYRANNY" We all loved Karagöz and Hacivat (shadow puppetry) at one stage of our lives. However, Cengiz Özek fell in love with them! We spoke about his deep passion and the Puppetry Festival, which has been ongoing for 21 years, with Özek, who has been pursuing shadow puppetry for 40 years, by listening to the voice of his heart. 141


G

ölge oyunu “Karagöz” hiç tartışmasız önemli kültür miraslarımızdan biri... Cengiz Özek de bu mirasın ülkemizde ve dünyada tanıtılması için durmaksızın çalışan çok önemli bir isim. Aslında onun hayatı, bir eğitimcinin bir çocuğun üzerindeki pozitif etkisini de açıkça gözler önüne seriyor. Ortaokuldaki resim öğretmeni Ali Kıyak’ın yönlendirmesiyle Karagöz’le ilgilenmeye başlayan Özek, o günden bugüne asırlık kültürel mirasımızı yeni nesillere sevdirmek için emek ve zaman harcıyor. Bu sene 40’ıncı sanat yılını kutlayan Cengiz Özek’i daha yakından tanımaya var mısınız? Karagöz’le nasıl tanıştınız? Ortaokuldaki resim öğretmenim sevgili Ali Kıyak, Karagöz figürleri yapımıyla ilgileniyordu. Bana da değişik materyallar kullanarak Karagöz yapımını öğretti ve hayatım tamamen değişti. Bir öğretmenin bir çocuk üzerindeki etkisini en iyi anlatan hikâyelerden biri benim yaşamım olsa gerek. Hocam bunları bana öğretmeseydi belki de yönüm değişmeyecekti. Bu tutkunuzu nasıl mesleğe dönüştürdünüz peki? Ben bu işi seçmedim, bu iş beni seçti. Beni seçen, kaybolmaya yüz tutmuş bu geleneksel formdaki sanatı yaşatabilmek ve ayakta tutabilmek için elimden geleni yapmaya çalıştım, halen de yapıyorum. Dünyanın pek çok yerinde bu sanatı insanlara sunduk. 5 kıtada, 60 ülkede, 150’nin üzerinde şehirde gösteriler ve sergiler gerçekleştirdik, konferanslar verdik. Türk gölge tiyatrosu Karagöz’ü onlara tanıtmaya çalıştık. Şu an içinde bulunduğumuz Beyoğlu’ndaki İstanbul Karagöz Kukla Vakfı’nın binası ve bir müze atmosferine sahip kafesi de Karagöz’e hizmet için yaptığımız çalışmalardandır. Ve tabii ki birkaç ay önce 21’incisini düzenlediğimiz “Karagöz Kukla Festivali” de hocamın bana açtığı yolda ilerleyişimin en somut göstergesidir. Karagöz’de sizi bu denli kendine çeken neydi? Çocukken resim yapmaya çok meraklıydım. Hiç unutmam bir gün Nazlı Ecevit’in çizdiği bir resmin kopyasını en adi pastel boyalarla birebir kopyalamayı başarmıştım. Annem görünce çıldırmış, çok kızmıştı. Bende korkudan kaçıp yatağın altına saklanmıştım (gülüyor). Annem terziydi ve müşterileri sıklıkla provalara gelirdi. Bir gün bir üniversitede profesör olan bir hanımefendi geldi. Benim yaptığım resmi gördü ve şaşkınlıkla “Kim yaptı bunu? İnanılır gibi değil, müthiş bir şey” dedi. Annem de “Oğlum yaptı” dedi. Fakat o yaşlarda bu ilginizi ilkokul öğretmenimize anlatmamız mümkün değildi. Çünkü resim ve müzik dersleri boşa harcanmış zaman olarak görülüyordu. O zaman ortaokuldaki hocanızın size böyle bir fırsat sunması harika olmuş! Hem de nasıl... Ali Kıyak, bizim okula bir İmam Hatip’ten tayin olmuştu. Recep Tayyip Erdoğan ve Kadir Topbaş’ın da öğretmenliğini yapmıştı. Çok yakışıklı ve karizmatik bir adamdı. Hocanın çok önem verdiği ve sanat üzerine düşünmemiz gerektiğini anlattığı bir konuşması beni çok etkiledi. Ben duygusal bir insanım, kaybolan sanatlara karşı ilgim çok daha fazla. Karagöz dışında bir geleneksel sanatla ilgilendiniz mi?

142

The shadow show “Karagöz” is undoubtedly among our important cultural heritage… Cengiz Özek is a very important name, who works non-stop to promote this heritage, both in our country and throughout the world. In actual fact, his life clearly reveals the positive influence of an educator on a child. Özek, who began to take an interest in Karagöz with the guidance of Ali Kıyak, his art teacher in secondary school, has been making an effort and spending time in order to ensure our centuries old cultural heritage is loved by the new generations, since that time. Are you ready to get to know Cengiz Özek, who is celebrating his 40th year in the arts this year, better? How did you meet Karagöz? Ali Kıyak, my art teacher in secondary school was involved in the production of Karagöz figures. He taught me how to produce Karagöz by using different materials and our life changed completely. I think one of the stories which best describes the influence of a teacher on a child must be mine. If he hadn’t taught me these maybe my direction would not have changed. So, how did you transform this passion into a professional vocation? I didn’t choose this vocation; it chose me. I tried to do the best I could in order to keep this traditional art form, which had selected me and which was sinking into oblivion, alive and to support it; and I still am. We have presented this art to people in numerous places around the world. We have held displays, exhibitions and conferences in 5 continents, 60 countries and more than 150 cities. We tried to introduce Turkish shadow show Karagöz, to them. The Karagöz Kukla Vakfı (Karagöz Puppetry Foundation) building in Beyoğlu in İstanbul, which we are in at the moment, and its cafeteria, which possesses the atmosphere of a museum, are among the work we have done to serve Karagöz. And of course, the “Karagöz Puppetry Festival”, of which we held the 21st a few months ago, is the most concrete indicator of my progress on the road opened for me by my teacher. What was it with Karagöz that drew you so much to it? I was very interested in drawing and painting when I was a child. I will never forget that one day I had succeeded in copying a picture painted by Nazlı Ecevit, using the most ordinary pastel paints. My mother went mad when she saw it. She was very angry. I had been so scared that I had gone and hid under the bed (Laughs). My mother was a seamstress and her customers would frequently come for fittings. One day, a lady who was a professor at university came. She saw my painting and asked, “Who did this? It’s unbelievable; it’s great,” with amazement. My mother said, “My son did it.” However, at that age, it was not possible to explain this interest to your primary school teacher. That is because art and music lessons were seen to be a waste of time. Then it was great for your teacher in secondary school to present you with such an opportunity. A really big opportunity… Ali Kıyak had been transferred to our school from an Islamic Divinity school.


143


Evet, tezhip ve minyatür üzerine de eğitim aldım. Çocukluğumdan beri kaybolan sanatlar ilgimi çekmiştir. Bunların yok edilişi bende bir zulüm duygusu oluşturuyordu. “Neden bu sanatlar yok ediliyor?”, “Neden taşıma bir sanat üzerine kendi kurgumuzu geliştirmemiz gerekiyor?”, “Sanatımızı neden algılayamıyoruz?” sorularını sormaya daha çocuk yaşlarda başlamıştım. Bugün verdiğim derslerde de bu konuları irdeliyorum. Siz herhangi bir ustadan Karagöz’ü öğrenmediniz. Kendi çabalarınızla bunu nasıl başardınız? 13 yaşında Karagöz’ün zengin dünyasını keşfetmeye başladım. Ali Kıyak hocamın tavsiyesiyle meslek lisesine girdim. O yıl ilk kez sınavla öğrenci alındı. Her gün Karagöz yapıyordum, bunu bir kazanç kapısı haline de getirmiştim. Karagöz figürü yapıp Kapalıçarşı’da satıyordum. Ama sadece zanaatkar olarak değil bir sanat noktasını yakalamak için de çaba içindeydim. O dönem câhil cesaretiyle Topkapı Sarayı’nda araştırma yapmak istedim. Ankara’ya gidip bakanlığa başvurmam gerektiğini söylediler. Ben de yaptım. Karşılarında küçük bir çocuk görünce şaşırmışlardır! Evet, çok şaşırdılar. Başta “Kim bu çocuk?” dediler. Ama sonunda izni aldım, Topkapı Sarayı’ndaki müze yetkililerinin isteksizliğine rağmen oradaki Karagöz figürlerini gördüm. Sonrasında başka özel koleksiyonlarda çalışmalar yaptım, bunların tümü dağarcığımı geliştirdi. O zaman internet yoktu, bilgiye ulaşmak kolay değildi. Mesela Topkapı Sarayı’nda uçan balon figürü vardı, beni çok etkilemişti. Önce “Karagöz’le ne ilgisi var?” diye düşünmüştüm. Sonra da o figür sayesinde Karagöz’ün gelişen bir sanat olduğunu fark ettim. Ve Karagöz figürlerindeki mimari yapıları araştırdım. Önce ahşap binalar, sonrasında betonarme yapılar var. Yani kostümde ve diğer konularda Karagöz günceli takip ediyor ama bunu kavrayabilmek için diğer alanlarla da ilgilenmeniz gerekiyor. Ben çocukken ilgileniyordum, mimari ve kostüm tarihiyle ilgili ne kadar kitap varsa okurdum. İşin pratik kısmı olan Karagöz oynatıcılığını nasıl kavradınız? Kendi kendime Karagöz oynatıcılığını öğrendim. Kitaplarda da yazıyor ama el becerisi ve teatral yetenek de çok önemli. İçinizde Tanrı’dan gelen bir aktör sezgisi olmadığı müddetçe aldığınız eğitim sizi tepe noktaya taşıyamaz. Tabii ki aktör olabilirsiniz ama iyi bir aktör olamazsınız. O sezgiyle birlikte Karagöz sopalarını elime aldığımda kuklalar benim için canlanmaya başladı. İlk gösterimizi Atatürk Kitaplığı’nın açılışında yaptık. Ve seyircinin müthiş ilgisini gördük. Ama bir yerlerde sıkıntı olduğunu da hissediyordum. Çünkü Osmanlıca oynuyorduk, izleyiciler anlamıyordu. Sırf bu yüzden kendi oyunlarımı yazmaya başladım ve “Cengiz Özek Gölge Tiyatrosu”nu açtım. İlerleyen yıllarda dünyada en çok tercih edilen Türk Gölge Tiyatrosu sanatçısı haline geldim. Oyunlarım tüm dünyayı dolaşır hâle geldi. Bugün “Büyülü Ağaç” 25 yıldır sahnede ve sayısız ödül aldı. Keza “Çöp Canavarı” da öyle. “Sihirli Lamba”, Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda ve Bosna’daki devlet tiyatrosunda sahneleniyor, seyirci tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Karagöz’ün günümüzde hangi noktada olması gerektiğini düşünüp adımlarımı ona göre atmaya çalışıyorum.

144

He had previously taught Recep Tayyip Erdoğan and Kadir Topbaş. He was a very handsome and charismatic man. A speech made by him, to which he attached great importance and which he said we needed to think about, had a great impact on me and embraced me. I am a sensitive person. I take a great interest in the lost arts. Did you also take an interest in any traditional arts apart from Karagöz? Yes, I also received training on illuminations and miniatures, as well as Karagöz. The lost arts have been of interest to me since I was a child. The elimination of these awakened a sense of tyranny in me. I began asking questions like, “Why are these arts being eliminated?”, “Why do we need to develop our own construction on a transferred form of art?” and “Why are we not able to understand our art?” when I was just a child. I examine these subjects in my teaching today, too. You did no learn Karagöz from a master. How did you achieve this with your own endeavors? I began to discover the rich world of Karagöz at the age of 13. I went to a vocational high school on the recommendation of Ali Kıyak. That was the first year when they accepted students through examinations. I was doing Karagöz every day. I was even earning money from it. I was making Karagöz figures and selling them in the Grand Bazaar. However, I was not doing this as just a craftsman; I was endeavoring to catch an art point. I was courageous at that time, because I didn’t know much, and I wanted to do research at Topkapı Palace. They told me I had to go to Ankara and apply to the Ministry. I went and I applied. They must have been quite shocked when they saw a little child in front of them. Yes, they were very much shocked. At first, they said, “Who is this child?” But, in the end, I got my permission. Despite the unwillingness of the museum officials at Topkapı Palace, I saw the Karagöz figures that were there. After that, I began to work with other special collections. All of these extended my repertoire. There was no internet at that time. It wasn’t easy to access information. For instance, there was a flying balloon figure at Topkapı Palace. It had had a great impact on me. At first, I thought, “What has it got to do with Karagöz?” Then, I realized that Karagöz was a form of art which had developed thanks to that figure. And I looked into the architectural structures in the Karagöz figure. There were wooden buildings first and then reinforced concrete structures. That is to say, Karagöz was following what was current in terms of costumes and other matters, but in order to be able to see this, you also need to take an interest in other areas. I was when I was a child. I had read however many books I could find on architecture and the history of costumes.


Kurucusu olduğunuz Kukla Festivali, 21 yılı geride bıraktı ama bugüne gelmeniz kolay olmadı kuşkusuz... İstanbul Valiliği, bizim festivalimizi Cumhuriyet’in 75’inci yılında kutlamalarına dâhil etti ve o şekilde biz nefes alıp devam edebildik. Mesela Kültür Bakanlığı’nın festivalimize desteği çok sınırlıdır. Bu çok garip çünkü 2009’da Unesco tarafından “kültür mirası” kabul edilen Karagöz’ü korumak aslında devletin işi. Unesco’nun aldığı kararda bizim ortaya koyduğumuz işlerin payı büyüktür. Bakanlığın Unesco’ya verdiği dosyada bile bizim bu kültürü yaşatmak adına yaptığımız şeyler yer aldı. Bizim hiçbir festivalimizde devletin yeterli bir katkısı yer almamıştır. Hep kişisel çabalar ve özel teşebbüslerin destekleriyle bu hale geldi. Yıllarca uğraşıp kendi ayakları üzerinde durabilen, bilet satışıyla kendini idame ettiren bir festival yarattık. Ki ben, “Sıfır liraya nasıl festival yapılır?” konulu bir seminer vererek dünyaya bunu anlatıyorum ve para kazanıyorum. Sıfır TL'ye nasıl festival düzenlenir? Birincisi, şehri satabilirsiniz. Biz şanslı bir şehirdeyiz, herkes İstanbul’u görmek ister. Bedava bir otele katılımcıları davet edip, “Gel bedava gösteri yap, sana bir hafta boyunca yemek ve konaklama sağlayayım” diyebilirsiniz. Bir de festival olarak birilerini davet ettiğinizde o kişi de ülkesindeki kültür merkezlerini harekete geçirerek kendisine fon yaratabiliyor. Ve İstanbul’da yani önemli bir şehirde gösteri yaptığı için yıllık sanat bütçesinde artı puana geçiyor, böylece o yıl daha çok destek alıyor. Kendi ülkesinde, “Sanatımızı Türkiye’de tanıtacağım, yol parası verir misiniz?” diyor. Sanatçı için yol sıfır liraya mal oluyor. Bu zincir böyle uzayıp gidiyor işte… Yurtdışında ilk ne zaman oyunlarınızı sergilemeye başladınız? İlk kez 1989’da İsveç, Norveç ve Danimarka’da oyunlarımızı sergiledik. Yüzde 80’ini Türklerin oluşturduğu bir organizasyondu. Sonra askere gittim, döndüğümde Danimarka’da büyük bir Türk festivaline davet edildim. Yıldız Kenter, “Ben Anadolu”yu oynuyor, Duygu Asena konferans, Okay Temiz konser veriyor, Can Yücel şiirler okuyor, yani böyle dev kadrolu bir festivaldi. 10 gösteri için anlaşmıştık ama izdiham oldu, 20 gösteri yaptık. Sonra oyunu videoya çektiler, onun telifini de ödediler bana ve 20 oyun da video olarak gösterildi. Çünkü o dönem Şehir Tiyatroları’nda çalışıyordum, Türkiye’ye dönmem gerekiyordu. Bu

How did you comprehend the Karagöz puppet shows, which is the practical part of it? I learnt that by myself. It’s written in the books, but hand skills and theatrical ability are also very important. Unless you have the intuition of an actor, which comes from God, no training you receive can take you to the peak. Of course, you can be an actor, but you cannot be a good actor. When I picked up the Karagöz puppets, with that intuition, they began to come alive for me. Our first display was at the opening of the Atatürk Library. There was a great reaction from the audience. However, I felt that there was a problem somewhere. That is because the show was in the Ottoman language and the audience couldn’t understand it. Therefore, I began to write my own plays and opened the “Cengiz Özek Puppet Theater.” In the following years, I became the most popular Turkish Shadow Puppetry Theater artist in the world. My plays began to go around the whole world. Today, “Mystical Tree” has been on the stage for 25 years and has received numerous awards. “Garbage Monster” is the same too. “Magic Lamp” is being shown at the Trabzon State Theater and the State Theater in Bosnia and there is a good reaction from the audience. I am thinking about where Karagöz needs to be today and endeavoring to take my steps accordingly. The Puppetry Festival, of which you are the founder, has been going for 21 years. However, there is no doubt that it cannot have been easy reaching today… The İstanbul Governor’s Office included our festival in the celebrations for the 75th anniversary of the Republic and that’s how we were able to keep going. For instance, the support from the Ministry of Culture for our Festival is very limited. This is very strange, because in 2009, Karagöz was accepted as a “cultural heritage” and it is the duty of the state to protect it. Our role in the decision taken by UNESCO is big. The things we did to keep this culture alive were even included in the file presented by the Ministry to UNESCO. None of our festivals have received sufficient support from the state. We have reached today with personal endeavors and the support of private organizations. We have created a festival, which is able to stand on its own feet after years of effort and is able to support itself through ticket sales. I actually give a seminar entitled, “How to hold a festival for zero cost?”, telling the world about this, and I make money from the seminar too. So, how do you hold a festival for zero cost? The first thing is, you can sell the city. We are in a fortunate city. Everyone wants to see İstanbul. You can invite participants to a free hotel and say, “Come and put on a show free of charge and we will provide you with food and accommodation for a week.” Also, when you invite someone as a festival, that person can mobilize the cultural centers in his own country and create funds for himself. And because he is putting on a show in İstanbul – that is, in an important city – he gets plus points in his annual arts budget and gets more support that year. He asks his country, “I am going to promote our art in Turkey. Can you pay the travel cots?” And travel becomes free for the artist. This chain carries on and gets bigger and bigger, like this… (Laughs)

145


When did you first start to put on your shows abroad? The first shows we put on were in Sweden, Norway and Denmark, in 1989. It was an organization which was comprised 80 percent of Turks. Then I went to do my national service and when I came back, I was invited to a large Turkish festival in Denmark. Yıldız Kenter was putting on, “I, Anatolia”, Duygu Asena was holding a conference, Okay Temiz was putting on a concert, Can Yücel was reading poetry. It was a festival with a very well-known team of participants. We had reached an agreement for 10 shows, but we were overrun. We did 20 shows. Then they videoed the show and paid me the royalties for that and the whole 20 plays were shown on video. That was because at that time I was employed at the City Theaters and I needed to get back to Turkey. The first international festival I took part in after this activity was the “Solo Festival” in Poland. My shows set off a big reaction. They were saying, “Can we do an interview with the maestro?” there. I didn’t even realize they were talking about me – but apparently, they were. We had become so pessimistic due to the state Karagöz was in, in Turkey, that we were amazed by the reactions in Poland. “Mystical Tree” won awards there and that festival was a stepping stone for me. I began to be inundated with invitations. There was no internet or fax at that time. The telephone had only just started to be used. We used to post letters to communicate with each other. I started receiving letters from tens of festivals. And we have been present at festivals since then.

etkinliğin ardından katıldığım ilk uluslararası festivalse Polonya’daki “Tek Kişilik Oyunlar Festivali” idi. Gösterilerim büyük ses getirmişti. Orada “Maestroyla röportaj yapabilir miyiz?” diyorlardı, ben de hiç üstüme alınmıyordum. Meğer benden bahsediyorlarmış. Türkiye’de Karagöz’ün bulunduğu durum bizi o kadar pesimist hale getirmişti ki Polonya’daki tepkilere çok şaşırmıştık. “Büyülü Ağaç” orada ödüller aldı ve o festival benim için bir basamak oldu. Ve artık davetler yağmaya başladı. O zaman internet yok, faks yok, telefon yeni kullanılmaya başlanmış, insanlarla mektuplaşıyorduk. Onlarca festivalden mektup gelmeye başlamıştı. O gün bugündür de festivallerdeyiz. Farklı kıtalarda ilgi gören Karagöz oyunları, Türkiye’de ne durumda? Sadece Karagöz değil geleneksel sanatlar üzerinde bir kıpırtı var. Geniş bir çevrenin geleneksel formdaki sanatlara ilgi gösterdiğini görüyoruz. Sadece Karagöz’de değil çini ve hat sanatında da bu durum geçerli. Aslında bu bir devlet politikası olmalı. Bizim bireysel çalışmalarmız işi bir noktaya kadar taşıyabilir. Bunu topyekûn yapmamız gerekiyor. Dünyadaki başarılı örnekler böyle. Tayvan’da, Çin’de insanlar geleneklerini koruyorlar. O geleneği anaokulundan itibaren çocuğun hissetmesi gerektiğini biliyorlar. Eğitim konusunda yazın iki ay çocuğun ilgi alanına göre yönlendirmeler yapıyorlar. Bizdeki gibi yazın üç ay tatil yapmıyorlar. Ben geçtiğimiz yaz Tayvan’da bir okulda çocuklarla gölge oyunu çalıştım. Bizim eksiğimiz bence bu. Çocuklar bir ay tatillerini yapmalı, iki ay da kişisel ilgi alanlarına göre eğitim almalılar.

146

At a time when there is interest in the Karagöz puppet show in different continents, what state is this cultural heritage in, in Turkey? There is a slight stirring in not only Karagöz but in other traditional forms of art as well. We are seeing that a big circle is showing an interest in traditional art forms. This is not valid only for Karagöz, but also for tile arts and calligraphy too. There was no policy of the state. Our individual efforts can carry this to a certain point. We need to do this all together. That’s how it has been with the successful examples in the world. People are protecting their traditions in Taiwan, in China. They know that children need to feel that tradition from nursery school onwards. They guide children towards certain areas for two months, over the summer, according to their areas of interest. There is no three months’ summer holiday like here. I worked with children at a school in Taiwan last summer, on puppet shows. I think that’s what we can do better. Children should have their holiday for a month and receive an education in line with their areas of interest for two months.


147


Interview Röportaj

Celalettin Benli

ISMARLAMA GÖMLEĞİN 60 YILLIK USTASI Taksim Kallavi Sokak’ta 60 yıldır işleyen küçük bir atölye… Ve karşımızda güleryüzüyle gerçek bir İstanbul beyefendisi... Altı Cumhurbaşkanına, sayısız bakana, sanatçıya ve birçok ünlü iş insanına ısmarlama gömlek diken, kumaşlara can veren Celalettin Benli’nin (80) hikâyesiyle karşınızdayız. Ali Mert Alan

60 YEARS OF MASTERY IN TAILORED SHIRTS A 60-year-old small workshop on Kallavi Street in Taksim… A true İstanbul gentleman with a smile… We present to you the story of Celalettin Benli (80) who gives life to fabrics and has tailored shirts for six presidents, countless ministers, artists and many famous business people... 148


Barış Tekin

149


8

0 yaşındaki ısmarlama gömlek ustası Celalettin Benli, 60 yıllık meslek hayatı boyunca Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Celal Bayar, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Turgut Özal için gömlek dikti. Sadece siyaset değil, iş ve sanat dünyasından da pek çok ünlü ismi giydirdi. Bugün de ısmarlama gömlek dikmeye devam eden Benli’yi Beyoğlu’ndaki atölyesinde ziyaret ettik ve anılarını sizin için derledik. Karaman’dan İstanbul’a çalışmak için gelmişsiniz. O yılları sizden dinleyebilir miyiz? Karaman’dan 1955’te ailece İstanbul’a göç ettik. Biz beş erkek kardeşiz, bir abim bizden önce İstanbul’a gelmişti, terzilik öğreniyordu. O bana “Seni gömlekçi yapalım” dedi, ben de “Olur” dedim. Bunun üzerine abim de Hazzopulo Pasajı’nda ustam Yorgo’yla görüşmüş “Kardeşimi yanınıza çırak olarak kabul eder misiniz?” diye sormuş, o da kabul etmiş. Böylece 1955’te ustamın Hazzopulo Pasajı’ndaki dükkânında çalışmaya başladım. Kritik bir süreçte bu mesleğe başlamışsınız. Neler yaşandı o günlerde Beyoğlu’nda? Tam da o sıralarda ne yazık ki 6-7 Eylül olayları yaşandı. Kıbrıs’la ilgili olarak da Beyazıt’ta cumartesi günleri yürüyüşler yapılıyordu ve Rumlar huzursuz oluyorlardı. Aslında Rumlar, Yunanlı değil İstanbul’un esas yerlileriydi ama o dönem bunu kimseye anlatamazdın. 1963’te de İsmet İnönü, Rumlar’ı sınır dışı etti. Hepsi burada dükkân ve ev sahibiydi. Ne dükkânlarını satabildiler ne işlerini devredebildiler, öylece Türkiye’yi terk edip gittiler. Onlar buranın kültürüydüler. Maalesef o günleri yaşadık ve çok üzüldük. 1966’da ustam Yunanistan’a göç edecekti, “12 milyon hazırla dükkânı sana devredeyim” dedi. Benim de biraz birikmişim vardı ama 12’yi tamamlayamadım, 11.5'ta kaldım. Kirkor isminde bir ilikçimiz vardı, o bana “Dükkânı aldın mı?” diye sordu. Ben de “Yok eksiğim var” dedim. Kirkor bana “Parayı ben vereyim, acele etme ödeme için” dedi. Böylece bu dükkânı satın aldım. Ve emanete başarıyla sahip çıktınız. Giydirdiğiniz en ünlü isimler kimler? Ülkemizin altı cumhurbaşkanını giydirdim. Holding sahiplerini, iş insanlarını giydirdim ama 25 senedir bu iş için bir çırak bile gelmiyor. Gençler birkaç yıl çalışıp zanaat öğrenmek yerine bir yere girip çalışmayı tercih ediyorlar. Bir işi öğrenmek için sabırları yok. Bir gömlek sipariş etme süreci nasıl ilerliyor? Kendisine ısmarlama bir gömlek diktirmek isteyen kişi önce gelip kumaşı beğeniyor, sonra da onun ölçülerini alıyorum. Kendisine verdiğim prova gününde tekrar geliyor, bu kez gömleğin kollarını ve boyun kısmını ayarlıyorum. Artık 30 yıl öncesi gibi değil, kumaş alternatifimiz çok fazla. Ama eskiye nazaran ısmarlama gömleğe talep az çünkü konfeksiyon ürünleri arttı. Ve maalesef konfeksiyonun artması kaliteyi düşürdü. Çünkü Çin malı kumaş kullanıyorlar, onlar da çok ucuz ama kullanışsız ve kalitesiz. Eski cumhurbaşkanlarımızdan Turgut Özal’la iletişiminiz bir başkaymış. Kendisiyle nasıl tanıştınız? Rahmetli Turgut Özal başbakanken Ahmet Bozkurt adlı bir terzisi vardı. Bir gün Ahmet Bey bana, "Özal'a gömlek diker misin?” diye sordu. Ben de, “Dikemem çünkü elimdeki siparişleri ancak iki ay sonraya teslim edebiliyorum, lütfen benim adımı verme” dedim.

150

80-year-old master of tailor-made shirts, Celalettin Benli tailored shirts for Turkish Presidents Celal Bayar, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal and Süleyman Demirel during his 60-year career. He dressed many famous names not only from politics but also business and art. Today, we visited Benli, who continues to make tailored shirts in his atelier in Beyoğlu, and we compiled his memories for you. You came from Karaman to İstanbul to work. Can you describe the mood of those years? We emigrated from Karaman to İstanbul as a family in 1955. We are five brothers; one of my brothers had come to İstanbul before we did and he was learning tailoring. He said, “How about becoming a shirtmaker?” and I said, “Okay.” Then my brother talked with my master Yorgo in Passage Hazzopulo and asked, “Would you accept my brother as an apprentice?” And he accepted. So in 1955 I started working in my master's shop in Passage Hazzopulo. You started this profession in a critical period. What happened in those days in Beyoğlu? Unfortunately, the 6-7 September events took place at that time. Regarding Cyprus, marches were held in Beyazıt on saturdays and the Rum people were restless. In fact, the Rum were not Greeks but the main inhabitants of İstanbul, but you could not tell anyone this at that time. In 1963, İsmet İnönü deported the Rum people. They all owned shops and houses here. They couldn’t even sell their shops or transfer their jobs. They just left Turkey. They made the culture here. Unfortunately, we witnessed those days and were very sad. In 1966, my master was to emigrate to Greece. He told me “Find 12 million liras and I will hand the shop over to you.” I had some savings, but it didn’t make 12 million, only eleven and a half. We knew a loop-maker named Kirkor; one day he asked me, “Did you get the shop?” And I said, “No, I’m short of money.” Kirkor said, “I'll give you the money, don't rush to pay.” So I bought this shop. And you didn’t disappoint. Who are the most famous names you dressed? I dressed six presidents of our country. I dressed holding company owners and business people, but I haven't even had an apprentice for 25 years. Young people prefer to work for companies instead of giving a few years to learn a craft. They don't have the patience to learn. Can you describe the process of ordering a tailored shirt? First, the customer comes and chooses the fabric, then I measure their size. They come back on the fitting day that I schedule and I adjust the sleeves and neck of the shirt. It is not like 30 years ago anymore, there are so many fabric alternatives. But compared to the past, the demand for tailored shirts is low because the garment industry has become very developed. And unfortunately, this has led to reduced quality. They use Chinese fabric, which is very cheap but impractical and of poor quality.


Aradan üç-dört ay geçti, “Senin telefonunu verdim, Ankara’dan arayacaklar” dedi. Ertesi gün Turgut Özal’ın özel kalem müdürü aradı ve beni bir hafta sonra ölçüsünü almam için Harbiye Ordu Evi’ne davet etti. Özal, beni görür görmez güleryüzle, “Hoş geldin Celalettin Bey” dedi ve sarıldı. Semra Hanım’a da, “Bak Semra, Celalettin Bey geldi” diye seslendi. Üstünde enli yaka bir gömlek vardı ve boynunu oynatamıyordu, içinde hiç rahat değildi. Ölçüsünü aldım, normal yaka gömlek diktim, bir sonraki buluşmamızda gömleğini götürdüm, giyindi ve “Oh! İşte ben şimdi gömlek giyindim” dedi. Turgut Özal’ın kumaş ithalatını serbest bırakması konusunda sizin etkiniz büyük olmuş Bunu nasıl sağladınız? Bir gün rahmetli Özal’ın yanından tam ayrılırken bana, “Üzerimdeki gömlekten 10 tane yapar mısın?” dedi. Ben de “Yaparım efendim ama elimde o kumaştan kalmadı. Avrupa’dan alıyorum, o da valize ne kadar sığdırabilirsem, bir nevi kaçak getiriyorum” dedim. “Neden?” diye sordu. Ben de pamuk ithalatının yasak olduğunu söyledim. “Peki” dedi aradan üç hafta geçti, Ankara’dan Özal’ın özel kalem müdürü aradı “Gömlekler hazır mı?” diye sordu, “Hazır” dedim. Cumartesi günü gömlekleri teslim edecektim. Cuma günü de gazetelerde “pamuklu ithalatı serbest oldu” yazıyordu. Gömlekleri verirken Özal bana, “Kumaşları kaçak getirmekten kurtuldun, bu senin eserin. Bana kimse kumaşlarımızın kalitesiz olduğunu söylemedi. Bundan sonra rekabet olacak, kumaşlarımızın kalitesi artacak” dedi. Ve öyle de oldu. İzmir’de Söktaş fabrikası açıldı ve hep kumaşları hep Söktaş’dan aldım. Hâlâ bugün kalite anlamında Avrupa’dan iyi iş çıkartıyorlar.

Your communication with our former president Turgut Özal was different. How did you meet him? The late Turgut Özal had a tailor named Ahmet Bozkurt when he was the prime minister. One day Mr. Ahmet asked me, “Can you make a shirt for Özal?” I said, “I can't because currently I can only deliver the orders in two months, please don't give them my name.” Three or four months later, “I gave them your phone number, you will be called from Ankara,” he said. The next day, Turgut Özal's executive assistant called and invited me to the Harbiye Officers’ Club to measure his size a week later. As soon as he saw me, Özal said with a smile, “Welcome Mr. Celalettin” and gave me a hug. He turned to his wife Ms. Semra, “Look Semra, Mr. Celalettin is here.” He was wearing a wide collar shirt and couldn't move his neck at all, he wasn't comfortable in it. I measured his size, tailored a normal collar shirt. I delivered it on our next meeting, he got in it and said, “Oh! Now I feel I’m wearing a shirt.” Your influence has been great in Turgut Özal's decision to liberate import of fabrics. How did you achieve that? One day, just as I was leaving the late Özal's room, he said to me, “Could you make 10 more of this shirt that I’m wearing?” I said, “I can, sir, but I don't have any more of that fabric. I buy it from Europe, and as much as I can fit in the suitcase. Kind of illegally, you see.” He asked “Why?” I told him that cotton import was prohibited. “Alright,” he said. Three weeks later, Özal's executive assistant called from Ankara. “Are the shirts ready?” he asked; I told him they were. I was going to deliver the shirts on saturday. A day before, on friday, the papers gave the news that importing cotton was to be permitted. As I gave him the shirts, Özal told me, “You don’t have to bring fabrics illegally anymore, this is your success. Nobody ever told me our fabrics were of poor quality. From now on, there will be competition and the quality of our fabrics will increase.” And so it did. Söktaş factory was opened in İzmir and I always bought the fabrics from Söktaş. They are still doing a very good job, even better than Europe in terms of quality.

151


Peki Özal’ın sizin ricanız üzerine memleketiniz Karaman’ı il yaptığı doğru mu? Turgut Özal, günde dört beş tane gömlek değiştirirdi, ben de sık sık yeni gömlekleri bırakmak için yanına giderdim. Her yanından ayrıldığımda, “Bir istediğin var mı?” diye sorardı. Bir gün gazetelerde dört tane ilçenin il olacağı haberini okudum. Benim memleketim Karaman da 10 aday ilçe arasındaydı. O hafta Özal’a gömlek teslim edecektim. Gömlekleri bıraktım, “Bir istediğin var mı dedi?”, “Var efendim. Biliyorsunuz ben Karamanlı’yım, dört tane ilçe vilayet olacak, Karaman’ın vilayet olmasını istiyorum” dedim. O da, “İmzalar atıldı, Konya Ereğli ağır bastı” dedi. Ben de Özal’a, “Efendim sizden bir tek bunu istedim” dedim. Bir sonraki hafta Turgut Özal’ın kalem müdürü beni aradı, “Celalettin Bey, şimdi imzalar atıldı, ilk sen duyuyorsun plakanız 70, il oldunuz” dedi. (Gülüyor.) Zamanında Zeki Müren’in sipariş talebini reddetmek zorunda kaldığınızı da okumuştuk. Onun terzisi de çok iyi arkadaşımdı. “Zeki Müren’e gömlek diker misin?” diye sordu. “O çabuk ister, sabretmez, lütfen ben dikmeyeyim” dedim. O da bir şey demedi, konu kapandı. Hazzopulo Pasajı’nda Zeki Müren’in işlemelerini yapan bir arkadaşımız vardı. Bir gün Zeki Müren ona gelmişti, sonra bana da uğradılar. Zeki Müren bana bakıp tebessüm etti, “Tamam, tamam haklısın” dedi. Ben de “Zeki Bey, iki ay sonrasına gün veriyorum. Siz o kadar beklemezsiniz diye düşündüm. O nedenle size gömlek dikmedim, yoksa memnuniyetle” dedim. O da yine tebessüm ederek “Anladım efendim” dedi. Çok kibar biriydi.

152

Is it true that Özal upgraded the status of Karaman, your hometown, to a city upon your request? Turgut Özal used to change shirts four to five times a day, and I often visited him to deliver new shirts. He would often ask me as I was leaving if I had any wishes or requests from him. One day I read the news in the paper that four districts were to be provinces. My hometown Karaman was among the 10 candidate districts. I was going to deliver shirts to Özal that week. I gave him the shirts as he asked “Is there anything you want?” I said, “Yes, sir. You know I'm from Karaman. Four districts will become provinces, I want Karaman to be one of these.” He said, “The documents are signed, it will be Konya Ereğli”. Then I said to Özal, “Sir, this is the only thing I wanted.” The next week, Turgut Özal's executive assistant called and said, “Mr. Celalettin, the documents are signed - you are the first person to hear your licence plate will be 70, Karaman has become a city.” (Laughs.) We also read that you had to reject Zeki Müren's request for an order. His tailor was also a very good friend of mine. He asked “Would you tailor a shirt for Zeki Müren?” I said, “He would want it quickly, he wouldn’t wait, please don't give me the job.” He didn't say anything and we dropped it. In Passage Hazzopulo, we also had a friend who did the needlework of Zeki Müren’s clothes. One day, Zeki Müren was visiting him and they stopped by my shop as well. Zeki Müren looked at me and smiled. He said “Okay, okay, you're right.” I said, “Mr. Zeki, I deliver orders in two months. I figured you wouldn't wait that long. That's why I didn't tailor your shirts, otherwise I would be glad.” He smiled again, “I understand, sir,” he said. He was very polite.


153


Interview Röportaj

Hatice Çilingir:

"BAZI ŞEYLERİN KARŞILIĞINI HAYAT VERİYOR" Hatice Çilingir, Finans Müdürü olduğu Net Holding’te 42 yıldır aynı sevgi ve tutkuyla çalışıyor. Bir modern çağ seyyahı olan Çilingir’in görmediği ülke çok az. Çalışma arkadaşlarına olduğu kadar sanata ve hayvanlara olan sevgisiyle de bilinen Çilingir’den herkesin öğreneceği şeyler var. Ali Mert Alan

"SOMETIMES LIFE GIVES BACK" Hatice Çilingir has been working at Net Holding as the Finance Manager for 42 years with the same love and passion. There are few countries that Çilingir, a modern age traveler, hasn’t seen. Everyone has something to learn from Çilingir, who is known for her love for art and animals as well as her colleagues. 154


Barış Tekin 155


N

et Holding Finans Müdürü Hatice Çilingir, tam 42 yıldır aynı şirkette çalışan bir emektar. Yeni şehirler ve kültürler keşfetmeyi, yeni insanlar tanımayı, bavuluna sayısız anı sığdırmayı seven bir dünya insanı... Gezip görmediği ülke yok denecek kadar az. “İkinci ailem” dediği Net Holding’te buluştuğumuz Çilingir, yarım asra uzanan iş hayatını, seyahat tutkusunu, hayvan sevgisini ve yağlı boya resme olan ilgisini Dolce Vita okurları için anlattı. Sohbetimize sizi tanıyarak başlayalım, Hatice Çilingir kimdir? Konya Ermenek doğumluyum ama çocukluğum Ankara’da geçti. İlkokulu da orada okudum. Sonraki yıllarda İstanbul’a geldik. Liseyi İstanbul’da bitirdim. Annem ve babam ayrı oldukları için çalışma hayatına erken atıldım. İlk işim Emlak Bankası’nın Levent Şubesi’ndeydi. Çok güzel bir arkadaşlık ortamı vardı, oradaki arkadaşlarımla hâlâ görüşürüz. Net Holding’te nasıl ve ne zaman çalışmaya başladınız? Liseden sıra arkadaşım bir gün bankaya geldi. Kocası özel bir şirkette çalışıyormuş. “Eleman arıyorlar Hatice, düşünür müsün?” diye sordu. Levent’deyken bana özel sektörden çok iş teklifi gelirdi ama ailem bankanın dışında bir yerde çalışmamı istemezdi. Ailemin kabul etmeyeceğini düşündüm. Fakat arkadaşımın ısrarını da kıramadım ve görüşmeye gittim. Görüşmede bankadan aldığım paranın iki katını teklif ettiler. Bir anda “Ne yapsam?” diye düşünmeye başladım. Bir hafta yıllık iznim vardı. İzin sırasında yeni yere gittim, orayı gözlemledim. Sonra çalışmaya başladım ama annemin bana kızacağını düşündüğüm için ona bir şey söylememiştim. Hal böyle olunca her gün aklımdan “Eyvah! Ya annem bugün bankaya uğrarsa ve ‘Hatice izine ayrıldı’ derlerse ne yapacağım?” diye düşünüyordum. Daha fazla bu strese dayanamayıp annemi aradım ve “Sakın bankaya uğrama, akşam sana anlatacağım” dedim. Anlattım, sağ olsun “İyi yapmışsın” dedi. Annemin desteğini de aldıktan sonra benim için Net Holding süreci başlamış oldu. Uzun yıllardır Net Holding’de çalışıyorsunuz. İş hayatındaki en önemli prensibiniz nedir?

Net Holding Finance Manager Hatice Çilingir is a faithful employee, who has worked at the same company for 42 years. A woman of the world, she loves to discover new cities and cultures, to meet new people, to carry countless memories in her luggage… There are very few countries she hasn’t visited yet. We met with her in Net Holding, which she calls her second home. She talked about her business life reaching half a century, her passion for travel, her love of animals and her interest in oil painting, for Dolce Vita readers. Let's begin our conversation by getting to know you; who is Hatice Çilingir? I was born in Ermenek, Konya, but I was in Ankara during my childhood. That's also where I went to primary school. We came to İstanbul in the following years. I graduated from high school in İstanbul. I started working at an early age because my parents were separated. My first job was at Emlak Bank’s Levent branch. I enjoyed my circle of friends there very much and I still see them. How and when did you start working for Net Holding? One day my desk-mate from high school visited me at the bank. Her husband works for a private company. “They are hiring, Hatice, would you consider?” she asked. Back then I used to get several offers from the private sector, but my family didn't want me to work anywhere but the bank. So I thought my parents wouldn't approve. But I couldn't resist my friend's insistence and eventually went to the job interview. They offered me twice the money I was getting from the bank. I started thinking “What should I do?” Soon I used my annual leave of a week. During the leave, I went there and observed the atmosphere. Then I started working, but I didn't tell my mother because I thought she would be upset with me. This being the case, every day I was thinking “Oh no! What if my mother stops by the bank today and they tell her that I have taken leave?” I couldn't take this stress anymore; I called my mother and said “Don't stop by the bank, I'll tell you everything this evening.” So I told her, and thankfully, she said “You did well.” My story with Net Holding really started after getting my mother’s approval. You have been working at Net Holding for many years. In your opinion, what is the most important principle in business life? I joined Net Holding in 1976, leaving 42 years behind. I wouldn't know what a lunch break was back then. I would eat lunch on my desk and keep working at the same time. In those years, we used to work with shops, so I would wait for their safe boxes until closing time. I never questioned coming home late. I worked until midnight when needed. Then I became a manager. This time I was still working late with my staff, but then I would drive them home too. That was how their families let them work late. I also know other times when I would work till late at home, with files in one hand and a calculator in the other. And I wouldn't even tell the management that I was doing all these or working till late. Today, it all comes back to me. I don't have diplomas or master’s degrees, but I'm in a good position in a fine company. I am loved and respected. And I know that life gives you back for everything you give without expecting anything in return.

156


1976’da Net Holding’a girdim, 42 seneyi geride bıraktım. Ben çalışırken öğle tatili nedir bilmezdim. Yemeğimi masada yer, diğer taraftan çalışmaya devam ederdim. O zaman dükkanlara bağlı çalıştığımız için dükkanlar kapanana kadar onların kasalarını beklerdim. Hiçbir zamanda “Neden eve geç dönüyorum?” demedim. Yerine göre saat 12’lere 1’lere kadar da çalıştım. Sonra müdür oldum. Bu sefer yanımda çalışan elemanlarımla geç saatlere kadar çalıştım ama her birini de evlerine ben bırakırdım. Sırf bu yüzden aileleri geç saate kadar çalışmalarına izin verirdi. Bir elimde hesap makinesi bir elimde dosyalarla evde geç saatlere kadar çalıştığımı da biliyorum. Bunları yaparken de yönetime “Ben yapıyorum, ben çalışıyorum, geç saatlere kadar iş yapıyorum” demezdim. Bugün, o günlerin geri dönüşünü yaşıyorum. Benim diplomalarım, master’larım yok ama buna karşılık düzgün bir şirkette iyi bir konumdayım. Seviliyorum, sayılıyorum. Ve biliyorum ki, karşılık beklemeden yaptığın her şeyin karşılığını ileride hayat sana veriyor. Şirkete aidiyet duygunuzun ne kadar yüksek olduğu da malum... Doğrudur. Ben Net Holding’i o kadar benimsedim ki size şöyle bir örnek vereyim. İşe ilk başladığım yerin alt katı dükkandı. Yarısı kuyum yarısı hediyelik eşyaydı. Üst katı da muhasebe ve depoydu. Alttaki dükkâna turist grupları gelirdi. Hanın üst katlarında da tekstilciler, avukatlar vardı. Bizim katın tuvaleti daha muntazamdı. Diğer han sakinleri de bizim tuvaleti kullanırdı. Turist kafilelerinin geldiğini duyduğumuzda ilk iş tuvaletleri temizlerdik, gelen turistler, “Türkler ne kadar temizmiş” desinler diye. Bu duygunun altında şirketimizi sahiplenmek, Türk olmak, milliyetçilik hepsi var. Net Holding’te geçirdiğiniz uzun yıllar boyunca darbeler, ekonomik krizler, devalüasyonlar gördünüz. Bu tip durumlarda ekibinizi, kendinizi nasıl motive ettiniz? Hem benim servisim hem de şirket için en büyük kriz 1991’deki Körfez Krizi idi. O krizde benim servisimde yaklaşık 10 kişi vardı ve günde 100 - 150 kişiyle muhatap olurduk. O zamanlar benim bölümüm Cağaloğlu’ndaydı, holding de Taksim’deydi. Besim (Tibuk) Bey beni iki günde bir Taksim’e çağırırdı, iş çıkışı Taksim’e giderdim. Besim Bey işleri sorardı, sonra da şirketin gelecekteki durumunu, neler yapacağımızı anlatırdı. “Merak etmeyin, ileride büyük bir şirket olacağız. Sıkıntılı süreçler geride kalacak” derdi. Ben de ertesi sabah, bölümümdeki arkadaşlara Besim Bey’in anlattıklarını aktarırdım. Kısa bir süre sonra bu sayede Besim Bey’in beni, benim de arkadaşlarımı motive ettiğimi anladım. O günleri tekrar anlatmak istemiyorum çünkü anlatınca tekrar yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Zor günlerdi ama hep birlikte canla başla çalıştık ve şirketimize laf söyletmedik. Şirketimize laf söyleyenlerle resmen kavga ederdik. Artık jenerasyon değişti, dünya da değişti. İş hayatında yeni ve genç bir kuşak var. Gençleri nasıl buluyorsunuz? Gençler sabırsızlar ve beklentileri de çok yüksek. Biraz önce anlatmak istediğim de buydu. Ailem bir dönem dar boğaz yaşasa da evimiz vardı, eve gelen bir maaş vardı. Yani çalışmasam da hayatımı rahatlıkla

Obviously, your sense of belonging to the company is quite high… Correct. Let me give you an example that shows how much I internalized Net Holding: The ground floor of the place I initially started working at was a shop. Jewels were on one side and souvenirs were on the other. The upper floor was for storage and accounting. Groups of tourists would come to the shop downstairs. Higher floors of this commercial complex were occupied by textile businesses and lawyers. The toilet on our floor was cleaner and tidier. Employees of other floors would also use our toilet. Whenever we heard that tourists were arriving, the first thing we would do was to clean the toilets. We just wanted the tourists to say “Turks are such clean people.” A sense of ownership, being Turkish and nationalism underlied this feeling. During the many years at Net Holding, you have witnessed coups, economic crises and devaluations. How did you motivate your team in these situations? The biggest crisis for my department and the company was the Gulf Crisis of 1991. During that crisis, there were about 10 employees in my department, and we would be dealing with 100-150 people a day. At that time, my department was in Cağaloğlu and the holding was in Taksim. Mr. Besim (Tibuk) would ask me to visit him in Taksim once in every two days, I would go there after work. Mr. Besim would ask about the business, then he would talk about possible future of the company and what we could do. “Don't worry, we will become a big company in the future. These rough times will be history,” he would say. The next morning, I would pass on what Mr. Besim told to my department. Soon I realized that Mr. Besim was motivating me and I was motivating my department. I don't want to talk about those days because I feel like I'm reliving it. It was a difficult period, but we worked hard together and didn't let anybody needle our company. We would literally fight those people. The generation has changed and the world has changed. There is a new and young generation in business life. What do you think about young people? Young people are impatient and their expectations are very high. That’s what I meant to say in the beginning. Even though my family was in a tight corner for a while, we still owned a house and received a salary. I mean, I could have lived my life easily even if I didn't work. I didn't have ambitions of reaching a certain point or earning more and more money. If you make the effort, life brings good things to you in the years to come.

157


sürdürebilirdim. “Şuralara geleyim, büyük paralar kazanayım” gibi hırslarım yoktu. Emek verir çalışırsanız, ilerleyen yıllarda hayat sizin önünüze güzel şeyler getirir. Net Holding’te neredeyse bir ömür geçirdiniz. Geriye dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz? Ama ben ağlarım şimdi! (Gözleri doluyor). Bazen düşünüyorum “Çalışmasam ne yapardım?” diye. Benim çok hobim var ama yine de düşünüyorum. Ve görüyorum ki burası benim evim gibi olmuş. Herhangi bir projemizden bahsederken bile, “Bizim dükkan, bizim otel” diye anlatıyorum. Çalışma arkadaşlarımı da büyük ailemizin birer ferdi olarak görüyorum. Öyle ya da böyle herkes ekmeğinin peşindedir bu hayatta. Ama çok az insana aile gibi bir ortamda çalışmak nasip olur. Bunun için minnetarım. Net Holding’in mütevazi bir şirket olduğu zamanlardan bugüne kadar olan süreçte siz vardınız. Mutlaka bize anlatacağınız güzel anılar vardır? Elbette. Uzun yıllar önce, henüz borsaya açılmadığımız senelerde rahmetli Nural Hanım, Net Turizm’in hisseleriyle ilgilenirdi, ben de Net Holding’in hisselerine bakardım. Bir öğlen vakti Nural Hanım’la birlikte Sultanahmet’deki Yeşilev’e yemeğe gittik. Mekâna rehberler de çok gelirdi. Her gelen rehber bize yüksek sesle “Sana 10 bin lira borcum var, getireceğim”, diğeri “Size 6 bin lira borcum var, aklımda, yanınıza uğrayacağım” derdi. Tabii insanlar da dönüp “Bunlar kim?” dercesine bize bakıyorlardı. Çünkü o dönem sermaye artırımı yapılıyordu, herkese telefon açıp katılıp katılmayacaklarını soruyorduk. Paraları oldukça bize getirip veriyorlardı, çünkü dediğim gibi o zaman borsa yoktu. “Şirkete borcum var” demezlerdi, “Sana borcum var” derlerdi. Nural da sonunda dayanamadı bana, “Hatice kalk gidelim, biri bizi kaçıracak, kim vurdu ya gideceğiz?” dedi. Bunu hiç unutmam. (Gülüyor) Hobilerinizin başında da seyahat geliyor. Dünyayı gezmeyi seviyorsunuz. Şu ana kadar nerelere gittiniz? Yeni şehirler, kültürler, insanlar tanımak hoşuma gidiyor. Bir de şansıma çok iyi rehber arkadaşlarım var. Onlarla gezmek güzel ve hesaplı oluyor. Avrupa’da neredeyse bütün ülkelerin başkentlerine gittim. Yunanistan ve İtalya’yı Tükiye’den daha çok gezdim. Rusya’dan batıya doğru gittiğinizde her yeri gördüm. Afrika’da ise Güney Afrika, Fas ve Mısır’a gittim. Afrika’da gitmediğim halen çok yer var. Asya’da Afganistan ve Bhutan hariç pek çok ülkeyi gördüm. Vietnam, Kamboçya, Singapur, Tayland, Japonya, Çin hepsini gördüm. Mesela Norveç Fiyordları muhteşemdi, doğayı seven herkes görmeli. St Petersburg’un da müzeleri muhteşemdi. Kuzey Kutbu’na kadar gittim. Alaska, Kanada, Toronto, Amerika’nın çok kuzeyini bilmiyorum ama Grand Canyon, New York, San Francisco, Miami, Las Vegas’a gittim. Orta Amerika’da Meksika, El Salvador, Guatemala, Bahamalar ve Jamaika’yı gördüm. Güney Amerika’da Şili, Bolivya, Peru, Arjantin, Brezilya ve dünyanın en güzel şehri Rio’yu gezme fırsatım oldu. Arjantin de çok güzeldi. Avustralya’yla Güney Amerika arasında Polinezya Adaları vardır. Gemiyle 15 günde oraya gittik. Bora Bora ve Tahiti’nin olduğu adalar. 10 tane ada gezdik orada, her gün bir adada konakladık. Elbette “en iyi tatil algısı” insanın zevkine göre değişir.

158

You have spent almost a lifetime at Net Holding. Looking back, how do you feel? Oh I would cry right here right now! (Her eyes fill with tears.) Sometimes I think, “What would I do if I didn't work?” I have a lot of hobbies, but I still consider this. And I see that this place has become my home. Talking about any one of our projects, I say “our shop”, “our hotel”. I also see my colleagues and other employees as members of our big family. One way or another, everyone is trying to earn their bread. But very few people have the chance to work in a family-like environment. I appreciate that a lot. You have been a part of Net Holding since the days it was a small company. There must be some good memories that you can tell us, are there? Of course. Many years ago, before the stock market, the late Ms. Nural was tasked with the shares of Net Turizm and I was tasked with the shares of Net Holding. One afternoon, Ms. Nural and I went to Yeşilev in Sultanahmet for lunch. The restaurant was frequented by tour guides as well. Every guide who entered the restaurant would turn to us and say aloud “I owe you 10 thousand liras, I will bring it,” or “I owe you 6 thousand liras; I haven’t forgotten. I will stop by later.” Naturally, other people would stare at us, as if asking “Who are they?” The thing is, we were going for an increase in capital at that time, we were calling and asking everyone if they would participate. They would gather and bring the amount they could, because, like I said, there was no stock market back then. They wouldn’t say “I owe the company.” They would say “I owe you.” Ms. Nural couldn’t take it anymore and she said, “Hatice let’s go. Someone will kidnap us or we will be killed in the confusion!” I can never forget that memory. (Laughs.) Traveling seems to be your favorite hobby. You love traveling the world. Where have you been so far? I love getting to know new cities, cultures, people. Luckily, I have very good friends who are tour guides. Traveling with them is both nice and affordable. I visited the capitals of almost all countries in Europe. I saw more of Greece and Italy than Turkey. I have been to anywhere from Russia to its west. I went to South Africa, Morocco and Egypt but there are still many countries in Africa I haven't been to yet. I have seen many countries in Asia except Afghanistan and Bhutan. I have been to Vietnam, Cambodia, Singapore, Thailand, Japan, China. For example, Norway fjords were magnificent, you must see this place if you love nature. The museums in St Petersburg were wonderful. I went all the way to the North Pole. Alaska, Canada, Toronto... I don't know the far north of America, but I went to the Grand Canyon, New York, San Francisco, Miami, Las Vegas. I have seen Mexico, El Salvador, Guatemala, the Bahamas and Jamaica in Central America. I had the opportunity to visit Chile, Bolivia, Peru, Argentina, Brazil and Rio, the most beautiful city in the world. Argentina was also great. We went to the Polynesian Islands between Australia and South America in 15 days by ship. The islands of Bora Bora and Tahiti are there. We visited 10 islands and we stayed on one island every day. Of course, the definition of “the best holiday” is different for everyone. But it is a fact that every place has its own unique taste and traveling opens up the horizon. Sounds like traveling is like a lifestyle for you rather than a hobby. And what was the most dangerous place you have ever been to?


159


Fakat şu bir gerçek ki her yerin kendine has değişik bir tadı var ve seyahatler insanın ufkunu açıyor. Seyahat etmek, bir hobiden çok yaşam biçimi gibi sizin için. Peki gittiğiniz en tehlikeli yer neresiydi? İki kadın, iç savaş sırasında Beyrut’a gittik. Havaalanında görevliler bizim için endişelendiler, “Ülkemizde savaş var, geri dönmek zorundasınız” dediler. “Ama biz gezmeye geldik” dediğimizde şaşırdılar. Ne olacak ki? Alnına ne yazılmışsa onu yaşıyorsun (Gülüyor). Beyrut’ta askerler fotoğraf çekimine izin vermedikleri için fotoğraf çekemedim. Ama çok güzel bir şehirdi. İlk kez Falafel’i orada yedim. Tadı harikaydı, burada yapılandan çok da hafif ve lezzetliydi. Sadece Baalbek Harabeleri’nde fotoğraf çektik. Orası da çok enteresandı, Hizbullah’ın Bekaa Vadisi’nden gidiliyordu. Otelden bir çiftle beraber Beka Vadisi’nden Baalbek’e gitmiştik, unutulmaz bir geziydi. Merak ettiğiniz bir yer kaldı mı? Elbette. Hâlâ Küba’ya gidemedim. Oraya kendi başına gidemiyorsun, turla gitmen gerekiyor. İki kez niyetlendim ama tur iptal oldu. Bir de Arjantin Patagonyası’nı görmek istiyorum. Tabii bir de hayvanları çok seviyorsunuz, hayvan sevginiz nasıl başladı? Körfez Krizi’nden sonra bir müddet kafamı boşaltmak istedim, emekliliğim de gelmişti. Altı ay kadar işten ayrıldım. O sırada Besim (Tibuk) Bey, beni Bakü’ye gönderdi, yeni bir casino açılacaktı, kuruluşu sırasında oraya gittim. O zamanlar Bakü berbat haldeydi. Bir lojman kiraladık o lojmanları yaparken “Acaba bir kedi alsak mı?” diye konuşuyorduk. Benim hayvan tüyüne alerjim vardı, bir evde hayvan varsa o evde bir şey yiyip içmezdim. Birlikte gittiğimiz arkadaşlar “Kedi alalım” dediler, ben “İstemem” dedim. Sonra bir gün Aydoğan (Turay) Bey, elinde bir torbayla geldi ve torbayı bana verdi. “Biraz sonra geleceğim” dedi. Ama gitmedi, kapıda duruyordu. O sırada elime verdiği torba kıpırdadı, ben de hemen elimden bıraktım. Bir de baktım içinden kedi çıktı. Meğer pazardan yavru kedi almışlar, orada kedi çok kıymetliydi. Aydoğan Bey, tepkimi merak etmişti, uzaktan izliyordu. Dünya güzeli bir yavru kediydi. Mutfağa gittim, kedi patisini ayağımın üstüne koydu, yer değiştiriyorum yine yanıma geliyordu, çok sevimliydi. Kısa sürede evin şımarığı, nazlısı oldu. Türkiye’ye dönüşümüz yaklaşmışken, “Acaba yanımda götürsem mi?” diye düşünüyordum. Ben bunu düşünürken koltuğun üstüne çıkıp minicik patisiyle beni sevmeye başladı. Çok duygulandım, ağladım. Orada kedi kutusu

160

As two ladies, we went to Beirut during the war. The officials at the airport were worried about us, they said “There is a war in our country, you have to go back.” And they were surprised when we told them “We are tourists.” So what? You live what is destined to happen. (Laughs.) I wasn’t able to photograph Beirut because the soldiers didn't allow it. But it was a beautiful city. I tried falafel for the first time there. It tasted great, much lighter and tastier than the ones here. We only took photographs of the Baalbek Ruins. It was a very interesting place, which we reached through Hezbollah’s Bekaa Valley. We went to Baalbek from Bekaa Valley together with a couple we met at the hotel, it was an unforgettable trip. Is there any place left that you want to explore? Of course. I still haven't been to Cuba. You can't go there on your own, you have to go on a tour. I tried twice but the tours were canceled. And I want to see Patagonia, Argentina. You also love animals very much, how did your love for animals begin? After the Gulf Crisis, I wanted to clear my head for a while; I was qualifying for retirement too. I quit my job for about six months. Then, Mr. Besim sent me to Baku. The company was opening a new casino, I was there during the establishment. Back in those years, Baku was a mess. We found lodgment. We were talking about maybe getting a cat. I was allergic to animal hair and if there was an animal in a house, I wouldn’t eat or drink anything in that house. Others said “Let’s get a cat.” I said I wouldn't. Then one day Mr. Aydoğan (Turay) came home with a bag and handed it to me. He said he would be right back in a little while. But he didn't really leave, he was standing at the door. Just then the bag he gave me moved, so I let it go off my hand. Then I saw the cat come out of the bag. It turned out that they did get a kitten from the market. Cats were precious there. Mr. Aydoğan wanted to see my reaction and was watching from afar. It was a beautiful kitten. I went to the kitchen. The kitten put its paw on my foot, and it followed me whenever I moved - so cute. It became the spoiled child of the house in a short time. Towards the end of our task there, I wondered if I could take the cat with me back to Turkey. As I was thinking about that, the cat jumped on the couch and started petting me with its tiny paw. I was


falan yoktu, ben de çantama koyup Türkiye’ye getirdim. Uçakta kucağımda oturdu, gıkı bile çıkmadı. Ben onu Çınarcık’a götürürdüm, vapurda yanımda otururdu. Acayip güzel bir kediydi. 19 yaşında öldü. Ondan sonra bütün hayvanlar benim oldu. Konuştuğumuz her şeyi anlamıyor gibi görünseler de anlarlar, çok akıllılar. Gelelim yağlıboya resimlerinize… Aslında bu konuda profesyonelsiniz. Resme olan yeteneğinizi ne zaman fark ettiniz? Aslında önce fotoğrafa olan ilgim başladı ilkokuldayken. Lisede resim öğretmenimiz tahtaya bir arkadaşımızı çıkardı ve sulu boyayla onun portresini yapmamızı istedi. Öğretmen yaptığım resmi görünce çok şaşırdı, beğendi. “Peşini bırakmam, akademiye sokacağım seni” dedi. Fakat bir sonraki yıl o hocamız okulda değildi. Ama o cümle hep kulağımda kaldı. “Emekli olunca resim yapacağım” derdim. Baktım emekli olamıyorum, kıyısından köşesinden resim yapmaya başladım (Gülüyor). Ne kadar yetenekli olursan ol, okullarda aldığımız eğitim bu yeteneği geliştirmeye yetmiyor. Ben de bir atölyeye gittim ve resme başladım. Işığı, güneşin hangi saatte obje üzerine vurduğunda hangi rengi aldığını öğrendim. Sonra iş büyüdü ve çektiğim fotoğrafların yağlı boya resimlerini yapmaya başladım. Resme olan ilgim fotoğrafa duyduğum ilgiyi de besledi. Peki takı tasarımına olan merakanız nasıl başladı? Cağaloğlu’nda çalışırken bir gün Kapalıçarşı’yı dolaşıyordum, yarı değerli taşlar dikkatimi çekti. Hepsi çok güzel ama pahalıydı bu taşların dizi halinde satıldığını öğrendim. Gümüş ya da başka taşlar kullanarak kendi beğenime göre takılar yapmaya başladım. Genellikle kolyeler yapıyordum, sadece kendime ve arkadaşlarıma. Takı tasarlamak zaman ve kuvvet gerektiren bir iş ama çok keyifli. Her yerde göremeyeceğiniz farklı, özel tasarımlar yapmayı halen çok seviyorum.

very touched and I cried. There was no cat box there, so I put it in my bag and I brought it to Turkey. It was on my lap during the flight, it didn’t make a sound. I used to take it to Çınarcık with me, it would sit next to me on the ferry. It was a wonderfully beautiful cat and died at 19. After that, I felt like all animals were mine. They seem to not understand what we talk about, but they do understand, they are very smart. Let's talk about your oil paintings… You are actually a professional. When did you first realize you were talented in painting? In fact, I was interested in photography first, when I was in elementary school. In high school, our art teacher called a student to the blackboard and asked us to paint her portrait in watercolor. The teacher was surprised to see the painting I made and liked it very much. He said “I am gonna get you into the academy; I won’t let it go.” But the next year he wasn't working in our school anymore. Still, that sentence remained in my mind. I always said I would start painting when I retired. Seeing I can’t retire, I slowly started to put this idea into practice. (Laughs.) No matter how talented one is, the education we get in schools is not enough to develop this skill. So I went to a workshop to learn painting. I learned about the light and what color the object took when the sun hit it. Then my interest grew and I started doing oil paintings of the photos I took. My interest in painting also feeds my interest in photography. And how did your interest in jewelry design begin? One day I was walking about the Grand Bazaar while working in Cağaloğlu, semi-precious stones caught my attention. They were gorgeous and expensive. I found out that these stones were sold in series. I started to make jewelry to my liking, using silver or other stones. I usually make necklaces, just for myself and my friends. Designing jewelry requires time and effort but is very enjoyable. I still love to make different, special designs that you won't see anywhere.

161


Interview Röportaj

BEYRUT

Uzun yıllardan beri “Orta Doğu’nun Paris’i” olarak adlandırılan Lübnan’ın başkenti Beyrut, tarihsel derinliği, kültürel zenginlikleri, lezzetli yemekleri, renkli gece hayatı ve otantik ruhuyla misafirlerini büyülüyor. Sokaklarında kaybolmayı zevkle göze alacağınız, dünyanın en masalsı şehrini yakından tanımaya ne dersiniz? Lube Ayar

A FAIRY WORLD: BEIRUT Beirut, the capital of Lebanon, which has been known as “the Paris of the Middle East”, fascinates its guests with its historical depth, cultural richness, delicious food, colorful nightlife and authentic spirit. How would you like to get to know one of the most fabulous cities of the world, where one would enjoy getting lost on the streets? 162


163


Şii, Sünni, Ortodoks, Katolik, Protestan, Dürzi, Maruni gibi farklı dinler ve mezheplerin bir arada yaşadığı, altı milyon nüfuslu bir ülke Lübnan. Dünyanın en eski 10 şehri arasında yer alan başkenti Beyrut ise, görebileceğiniz en büyüleyici kentler arasında yer alıyor. Batısında Müslüman, doğusunda Hristiyan ağırlıklı nüfusun yaşadığı Beyrut’ta herkes Arapça konuşuyor ama farklı mabetlerde ibadet ediyor. İbadethanelerin birbirine yakınlığı şehrin kültürel mozaiğinin resmi gibi; minareler kiliselerin üzerinde yükseliyor, haçların gölgesi kubbelerin üzerine düşüyor. Bu çeşitlilik ülkenin yeme içme kültürüne de yansıdığı için Lübnan mutfağı, birbirinden lezzetli ve özgün yiyeceklerle baş döndürüyor. Beyrut, kolay kolay etkisinden çıkabileceğiniz bir şehir de değil. Ruhunda yaraları olan herkes Beyrut’ta kendinden bir şeyler bulacaktır. Çünkü ona bakınca 16 yıl süren iç savaşın duvarlara bıraktığı kurşun ve bomba izlerini, harabeye dönmüş binaları da görüyorsunuz; yıkıldığı yerden ayağa kalkmış, yüzünü medeniyete dönmüş ve yeni bir hikâye yazmayı başarmış insanları da… Anlıyorsunuz ki bu küçük ülkenin halkı, geçmişteki hatalarının heykelleriyle her sabah tekrar tekrar yüzleşerek hayata dört elle sarılmışlar. Beyrut, işte bu insanların onardığı tarihi yapıları, semaya uzanan tasarım harikası gökdelenleri, pırıl pırıl caddeleri, lüks mağazaları ve sokaklardan ardı ardına geçen pahalı spor arabalarıyla göz alıcı bir masala dönüşmüş. Ruhuma işleyen bu masalı hakettiği şekilde size anlatabilmeyi diliyorum. Gelin şimdi Beyrut’a gittiğinizde mutlaka görmeniz gereken tarihi ve doğal güzelliklere birlikte göz atalım. Siyasi suikastler tarihi Akdeniz’in en doğusunda dar bir kıyı şeridinde uzanan Lübnan, beş bin yıllık tarihi boyunca Fenikeliler, Asurlular,

164

Bâbilliler, Persler, Makedonya Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler, Fâtımîler, Memlükler ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerini yaşadı. Lübnan Cumhuriyeti ise 1’inci Dünya Savaşı’ndan sonra -dış işlerinde tamamen Fransa’ya bağlı olmak üzere- 1926’da kuruldu. Olaylı ve bol ayaklanmalı geçen bu himaye süreci, halkın Fransa karşıtlığında birleşmesiyle Kasım 1943’te sona erdi ve ülke bağımsızlığına kavuştu. 1970’lere kadar Lübnan, Ortadoğu’nun kültür, sanat ve finans merkeziydi. “Doğu’nun Paris’i” unvânını da bu dönemde kazandı. Fakat 1975’te Lübnan için karanlık bir dönem başladı. Hıristiyan ve Müslümanların birbirini öldürdüğü iç savaş 1991’e kadar sürdü. Yaklaşık 200 bin Lübnanlı hayatını, Lübnan çok da fazlasını kaybetti. Kuşku yok ki bu savaşta da, “güç, iktidar, para üçgeni” dinlerden çok daha büyük bir motivasyon kaynağıydı. Hariri’nin şehre bakışı Lübnan, Ortadoğu’da siyasi suikastlerin en çok yaşandığı ülke olarak da dikkat çekiyor. Bağımsızlığına kavuştuğu 1943'ten sonra Lübnan'da iki cumhurbaşkanı ve üç başbakanın yanı sıra çok sayıda siyasetçi, din adamı ve gazeteci suikast sonucu hayatını kaybetti. Şubat 2005’te Beyrut’un en büyük caddesinden konvoyuyla geçerken öldürülen son siyasi kurban, Başbakan Refik Hariri’nin olay yerindeki anıtı, ülkenin bu acı geçmişini de hatırlatıyor. İç savaşın izlerini günümüzde de Beyrut’un her yerinde görmeniz mümkün. Binaların cephesinde mermi ya da bomba izlerini bir madalya gibi taşıyan çok sayıda bina var. Ağır bedeller ödeten çatışma kültürünün izlerini taşıyan duvar yazıları ise barış içindeki ülkede gizli bir savaşın devam ettiğini hissettiriyor. Yoğun güvenlik önlemlerinin sürdüğü sokaklarda tedirginlik hafif bir rüzgâr gibi dolaşsa da şehrin her yerini rahatça gezebilirsiniz.


Lebanon is a country with a population of six million, where people of different religions and sects such as Shia, Sunni, Orthodox, Catholic, Protestant, Druze and Maronite live together. Beirut, one of the 10 oldest cities in the world, is among the most fascinating cities you can ever see. Everybody speaks Arabic but prays in different sanctuaries in Beirut, where Muslims live in the west and Christians in the east. The proximity of these sanctuaries is like a picture of the cultural mosaic of the city; minarets rise above the churches and shadows of crosses fall on the domes. Since this diversity is reflected in the food and beverage culture of the country, Lebanese cuisine is also stunning with delicious and unique foods. Beirut is not a city that you can easily get over. Anyone with a wounded soul will find something that relates to them in Beirut. Because when you look at the city, you can see the stigma of bullets and bombs left on the walls of the 16-year civil war and the ruined buildings; and the people who stood back up and rose above destruction, turning their face to civilization, managed to write a new story... You figure that the people of this small country confronted the statues of their past mistakes again and again every morning and embraced life. Beirut has turned into a spectacular fairy tale with the historical buildings that these people have repaired, the skyscrapers with marvellous design, the spotless streets, the luxury shops and the expensive sports cars that cruise the streets. I hope that I am able to tell this fairy tale that touched my heart, fairly. Let's take a look at the city’s historical and natural beauties that you should definitely see when you go there. A history of political assassinations Lying on a narrow coastline in the easternmost part of the Mediterranean, Lebanon has lived through its five thousand years of history with the Phoenicians, Assyrians, Babylonians, Persians, the Kingdom of Macedonia, the Roman Empire, the Byzantine Empire, the Umayyad, Abbasids, Fatimids, Mamluks and the Ottoman Empire. The Republic of Lebanon was founded in 1926 after World War I, with the condition that it would entirely depend on France in its foreign affairs. This process of protection and eventful revolt ended in November 1943 with the unification of the people in opposition to France and the country became independent. Until the 1970s, Lebanon was the cultural, artistic and financial center of the Middle East; earned the title “The Paris of the East” during this period. But in 1975, a dark period began for Lebanon. The civil war, in which Christians and Muslims killed each other, lasted until 1991. Nearly 200 thousand Lebanese lost their lives while Lebanon lost a whole lot more. Undoubtedly, this war too was rather motivated by “money and power” than religions. Hariri’s view of the city Lebanon is also the country with the highest number of political assassinations in the Middle East. After gaining its independence in 1943, two presidents and three prime ministers, as well as many politicians, religious officials and journalists, were assassinated in Lebanon. The last political victim killed in February 2005 while passing through Beirut's largest street in a convoy, Prime Minister Refik Hariri's monument at the scene, is a reminder of the country's painful past. It is possible to see the traces of the civil war all over Beirut today. There are many buildings with façades that carry bullets or bomb marks as a medal. The graffiti, bearing the traces of the culture of conflict that came with a heavy price, makes one feel that a secret battle continues in the peaceful country. Although unrest travels the highly secured streets like a light wind you can walk around the city comfortably.

165


MOHAMMED AL - AMİN CAMİİ Martyrs Meydanı’ndaki Mohammed Al-Amin Camii, 2005’te bir suikaste kurban giden Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri tarafından inşaa ettirildi. Osmanlı izleri taşıyan Mohammed Al- Amin Camii, mimari anlamda İstanbul’daki Sultanahmet Camii’ne benziyor. Mavi kubbesi ve koyu sarı taşlarla bezeli dış cephesiyle büyüleyici bir güzelliğe sahip olan camii, 72 metrelik Mekke tarzı minareleri, çinileri ve iç cephelerini süsleyen muhteşem işlemeleriyle büyüleyici bir atmosfere sahip.

MOHAMMED AL-AMIN MOSQUE The Mohammed Al-Amin Mosque on Martyrs Square was built by Lebanon's former Prime Minister Refik Hariri, who was assassinated in 2005. The architecture of Mohammed Al-Amin Mosque, which carries Ottoman traces, resembles the Blue Mosque in İstanbul. The mosque has a fascinating beauty with its blue dome, its outer façade adorned with dark yellow stones, its 72-meter Mecca-style minarets, tiles and magnificent embellishments decorating the interior.

166


SAİNT GEORGE MARONİTE KATEDRALİ Martyrs Meydanı’nda Mohammed Al-Amin Camii’nin hemen yanı başında yükselen ve Beyrut’un en eski kilisesi olan Saint George Moranite Katedrali’nin yapımına 1884’te başlandı. Roma’daki “Basilica di Santa Maria Maggiore”den esinlenilen ve neoklasik tarzda mimarisiyle dikkat çeken katedral, 10 yılda tamamlandı. İç savaşta büyük zarar gördüyse de aslına sadık kalınan bir restorasyonla ayakta kalmayı başardı.

THE MARONITE CATHEDRAL OF SAINT GEORGE The construction of the Maronite Cathedral of Saint George, which is the oldest church in Beirut, rising at the Martyrs Square near the Mohammed Al-Amin Mosque, began in 1884. Inspired by the “Basilica di Santa Maria Maggiore” in Rome and drawing attention with its neoclassical architecture, the cathedral was completed in 10 years. Although it suffered great damage during the civil war, managed to survive through a faithful restoration.

167


YILDIZ MEYDANI Sarı taştan yapılmış binaların arasında misafirlerini karşılayan Yıldız Meydanı, “Down Town” bölgesinin tam kalbinde yer alıyor. İç savaş döneminde ağır hasar aldıysa da aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiş. Trafiğe kapalı olan ve geceleri ışıklandırılan Yıldız Meydanı, Beyrut’ta en güzel zaman geçirebileceğiniz yerlerden biri. Pek çok sokağın kesişme noktası olan meydan, konuklarını bir masalın içine çekiyor. Meydanın tam ortasında Osmanlı Sultanı 2’nci Abdülhamid’in tahta çıkışının 25’inci yılı dolayısıyla yaptırılan 25 metre yüksekliğinde bir saat kulesi yer alıyor. Meydandaki “Saint George Greek Ortodoks Katedrali” ise Beyrut’un en eski kilisesi. Anastasi Romano-Bizans Katedrali üzerine inşa edilmiş ve yapımı 1772’de tamamlanmış. İç savaşta zarar gören kilise, restorasyon çalışmalarının ardından 2003’te kapılarını yeniden açmış. Mermer taşları, ruhani atmosferi ve zengin mimarisiyle başkentin en çok ziyaretçi çeken yapıları arasında yer alıyor.

PLACE DE L’ETOILE Welcoming its guests among the yellow stone buildings, Place de l’Etoile is located in the heart of Downtown. Although it suffered heavy damage during the civil war, the square was rebuilt faithfully. Closed to traffic and wonderfully illuminated at night, this is one of the places where you can spend the best times in Beirut. The square, which is the intersection point of many streets, invites its guests into a fairy tale. In the middle of the square is a 25-meter-high clock tower built for the 25th year of the Ottoman Sultan Abdulhamid II's ascent to the throne. The Saint George Greek Orthodox Cathedral located here is Beirut's oldest church; it was built over the disappeared Anastasi RomanoByzantine Cathedral and completed in 1772. The church, which was damaged during the civil war, reopened its doors in 2003 following the restoration works. It is one of the capital's most attractive buildings with its marble stones, spiritual atmosphere and rich architecture.

168


BYBLOS Beyrut’un 18 kilometre kuzeyindeki Byblos, yüzyıllar boyunca ağırladığı medeniyetlerin dokusunu halen barındıran şirin bir sahil kenti. Mısır, Asur ve Yunan medeniyetlerinin izlerini taşıyan bu tarihi kent, Lübnan’ın en çok turist çeken noktalarından biri. Kurulduğundan beri üzerinde aralıksız yaşanan en eski yerleşim yerlerinden olan Byblos, Unesco’nun Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyor. Tarihin her döneminde popüler ticaret merkezlerinden olan Byblos, özellikle de kâğıt ticaretinde önemli bir yer tutuyordu. Zaten Antik Yunanca’da da Byblos “kâğıt” demekmiş. Mısır’daki piramitlerin yapımında kullanılan sedirler de bu limandan ihraç edilmiş. Bu ağacın ihracı, tarih boyunca Lübnan’ı ayakta tuttuğu için Sedir ağacı, ülkenin bayrağındaki yerini fazlasıyla hak ediyor. Ayrıca Roma İmparatorluğu’nda yasaklanan Hristiyanların kutsal kitabı İncil’e, bu limanın yanındaki küçük bir kilisede okunduktan sonra “Bible” adının verildiği de söyleniyor. Kentin dünya tarihindeki bir diğer izi ise günümüzde kullanılan Latin Alfabesi’nin doğum yeri olması.

BYBLOS Byblos, 18 kilometers north of Beirut, is a charming seaside town that still houses the texture of civilizations it has hosted for centuries. Bearing traces of Egypt, Assyrian and Greek civilizations, this historic city is one of the top tourist attractions in Lebanon. Byblos, one of the oldest continuously inhabited settlements of the world, is on the UNESCO World Heritage List. The town was quite a popular trade center throughout history, had an important place especially in the paper trade. In ancient Greek, “byblos” means papyrus (paper). The cedars used in the construction of the pyramids in Egypt were exported from this harbor as well. Since the export of this tree kept Lebanon alive throughout history, the cedar tree fairly deserves its place in the flag of the country. It is also said that the biblical book of Christians which was banned in the Roman Empire, was given the name “Bible” after being read in a small church near this harbor. Another mark made by this city on the world history is that it is the birthplace of the Latin alphabet that we use today.

169


HZ. ÖMER CAMİİ 1150’de “St. John Kilisesi” olarak inşaa edilen yapı, 1291’de Beyrut ve Şam bölgesinin Memlüklülerin eline geçmesi sonucu camiye çevrilmiş ve Hz. Ömer’in adı verilmiş. “Büyük Camii” olarak da bilinen “Al Omar Camii” savaşlarda yedi kez büyük hasar görmüş. Geçmişte Osmanlı’nın da katkılarıyla tekrar tekrar onarılan bu abide, iç savaş sırasında da Beyrut’daki pek çok yapı gibi etkilenmiş. 2004’te aslına sadık kalınarak restore edilen camii, mimarisi, tarihi ve ambiyansıyla Beyrut’un ruhunu hissedebileceğiniz özel yerlerden biri.

AL OMARI MOSQUE Built in 1150 as “The Church of St John”, the structure was converted into a mosque by the Mamluks, who conquered Beirut and Damascus in 1291. The mosque was named after Omar. Also known as the Grand Mosque, Al Omari Mosque was damaged seven times in wars. This monument, which was repaired several times with the contributions of the Ottoman Empire, was also affected by the civil war like many other buildings in Beirut. The mosque was restored in 2004 and is one of the special places where you can feel the spirit of Beirut with its architecture, history and ambiance.

170


PLACE DES MARTYRS ANITI Mohamed Al Amin Camii ve Saint George Maronite Katedrali’ne çok yakın olan “Place Des Martyrs Anıtı” Lübnan için önemli bir sembol. Ülkede yaşanan iç savaş sırasında çok sayıda merminin isabet ettiği heykelde savaşın acı hatıraları halen duruyor. Kurşunlar ve bombalar nedeniyle kolu kopan heykel, savaşın izlerinin unutulmaması adına onarılmamış.

PLACE DES MARTYRS MONUMENT Located close to Mohammed AlAmin Mosque and the Maronite Cathedral of Saint George, Place Des Martyrs Monument is an important symbol for Lebanon. During the civil war in the country, a large number of bullets hit the statue, piercing in painful memories of the war. The statue’s arm was destroyed by bullets and bombs, which was then not repaired in order not to forget the scars of war.

171


GÜVERCİN KAYALIKLARI Beyrut’un en önemli simgelerinden biri de “âşıkların buluşma noktası” olarak adlandırılan “Güvercin Kayalıkları”.. Raouche kıyısındaki kayalıklara, Beyrutluların “Corniche” adını verdikleri beş kilometre uzunluğundaki sahil yolunu izleyerek ulaşabilirsiniz. Beyrut’un batı ucunda iki devasa nöbetçi gibi dikilen kayalıkların içinden yaz aylarında botla geçmek mümkün. Kayalıkların karşısındaki kafelerde oturarak muhteşem günbatımı manzarasına karşı bir şeyler de içebilirsiniz. Yalnız bu kayalıkları Lübnanlıların pek sevmediğini de bilmeniz gerek. Çünkü gençler sevdiklerine kavuşamayınca bu kayalıklardan atlayarak intihar ediyorlarmış. Bu nedenle zaman zaman üzerlerine “intiharlara hayır” yazılı pankartları asılıyormuş.

THE PIGEON ROCKS One of the most important symbols of Beirut is the Pigeon Rocks, which is known as “the meeting point of lovers”. You can reach the cliffs along the Raouche coast by following the five-kilometer-long coastal path that the Beirut people call “Corniche”. In the summer months it is possible to go by boat through the cliffs that rise like two gigantic guards at the western end of Beirut. You can also sit at a cafe across the cliffs for a drink and enjoy a spectacular sunset view. I should also note that Lebanese do not like these rocks, because young people who could not reunite with their loved ones committed suicide by jumping off these rocks. For this reason, they put up banners here that say “no to suicide” from time to time.

172


MERYEM ANA HEYKELİ Beyrut’a 650 metre yüksekten bakan Harissa Tepesi’ndeki Meryem Ana Kilisesi ve heykeli, sadece Hristiyanlardan değil dünyanın dört bir yanından gelen turistlerden de rağbet görüyor. Brezilya’da yaşayan, ülkenin zengin ailelerinden Süleyman Yakup’un 1904’te yaptırdığı heykel ve kilise, arazisiyle birlikte patriyarkal otoriteye devredilmiş. 13.5 ton bronz kullanılarak yapılan, 8.5 metre yükseklikte ve beş metre çapındaki Meryem Ana heykeli, saflığın ve temizliğin rengi olan beyaza boyanarak bugünkü yerine konmuş. Beyrut’un merkezine yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki heykele hem teleferikle hem de karayolu ile ulaşmak mümkün. Teleferiği tercih ederseniz Jounyeh Koyu’na nazır tepeye yükselirken Beyrut’u kuşbakışı izleyebilirsiniz.

THE VIRGIN MARY STATUE Our Lady of Lebanon and the statue of the Virgin Mary on Harissa Hill, overlooking Beirut at a height of 650 meters, attract not only the Christians, but also tourists from all over the world. The statue and the church were built in 1904 by Süleyman Yakup, one of the richest families of the country, who lived in Brazil, and were transferred to the patriarchal authority including the land. Made of 13 and a half tons of bronze, standing eight and a half meters high and five meters in diameter, the statue of the Virgin Mary was painted in white, the color of purity and cleanliness, and placed in its current position. It is possible to reach the statue, which is about 30 kilometers from the center of Beirut, both by cable car and by road. If you prefer the cable car, you can watch Beirut from a bird's eye view as you climb the hill overlooking Jounyeh Bay.

173


BAALBEK Beyrut’a 85 kilometre uzaklıkta, Lübnan’ın doğusundaki Beka Vadisi’nde yer alan Baalbek, dünyanın en büyük, en eski ve en gizemli tapınak şehri. Baalbek, yaklaşık iki bin tonluk işlenmiş taşları ve devasa sütunlarıyla antik çağın gizem dolu dünyasını gözler önüne seriyor. İnşasının yaklaşık iki asır sürdüğü tahmin edilen şehir, Fenike ve Roma inanç kültürlerinin iç içe geçmesiyle oluşmuş. İlk ismi “Heliopolis” (Güneş Şehri) olan kente daha sonra Fenikeliler “Baalbek” ismini vermişler. Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından kutsal kabul edilen, göz alıcı mimarisiyle ziyaretçilerini kendisine hayran bırakan şehir, beş bin yıllık geçmişe sahip.

Medeniyetlerin izi Doğu’dan Batı’ya giden ticaret yolunun önemli bir merkezi olan Baalbek, Antik Çağ’ın Roma’dan sonraki en önemli dini merkezi olarak kabul ediliyordu. Tarih boyunca pek çok kez el değiştiren Baalbek; Bizanslılar, Selçuklular, Eyyubiler, Haçlılar, Moğollar, Memlükler ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına girdi. Her medeniyet şehre bir şeyler kattı. Büyük savaşlara da sahne olan Baalbek, en büyük zararı 1100’lü yıllarda Haçlılar ve Müslümanlar arasındaki savaşta Haçlılar tarafından ele geçirildiği dönemde görmüş. 1984’te UNESCO tarafından koruma altına alınan Baalbek, ne yazık ki 2006’daki Lübnan ve İsrail arasında yaşanan savaşta bir kez daha zarar görmüş.

Dünyanın en büyük sütunları Günümüzde Baalbek’te farklı dönemlerde ve farklı dinler için yapılmış irili ufaklı onlarca tapınak yer alıyor. Bunların en çok bilinenleri ise Jüpiter, Baküs ve Venüs. Şehrin merkezindeki en büyük tapınak olan Jüpiter’de 22 metre yüksekliğinde 84 devasa sütundan sadece altısı ayakta kalabilmiş. Bugünlerde bakıma alınan sütunlar “dünyanın en uzun sütunları” olarak zamana meydan okuyorlar. Antik dönemde yapılmış ve günümüze kadar sağlam kalmış Roma tapınağı olan Baküs ise, günümüzün modern mimarlar için bir esin kaynağı. 18 metre uzunluğunda, 46 sütunu bulunan devasa antik yapı, yüzlerce yıldır ziyaretçilerini kendine çekmeyi başarıyor. Şehrin giriş kısmında yer alan ve büyük kısmı yerle bir olan Venüs tapınağından ise günümüze çok az şeyin kalmış.

174


BAALBEK Located 85 kilometers from Beirut, in the Bekaa Valley in eastern Lebanon, Baalbek is the largest, oldest and most mysterious temple town in the world. Baalbek reveals the mysterious world of ancient times with its two thousand tons of stonework and huge columns. The city, whose construction is estimated to have lasted about two centuries, was formed by the combination of the Phoenician and Roman belief cultures. Initially named “Heliopolis” (the city of the sun) it was later called “Baalbek” by the Phoenicians. Considered sacred by the Phoenicians, Greeks and Romans, the city has a history of five thousand years, which fascinates its visitors with its striking architecture. The trail of civilizations Baalbek, an important center of the East-West trade route, was considered the most important religious center of the ancient age, after Rome. Baalbek changed hands many times throughout history; came under the rule of the Byzantines, Seljuks, Ayyubids, Crusaders, Mongols, Mamluks and Ottoman Empire. Every civilization brought something to the city. Baalbek, which also witnessed great wars, suffered the worst damage in the 1100s when it was captured by the Crusaders during their war with Muslims. The city has been under UNESCO protection since 1984, but unfortunately suffered once again in the war between Lebanon and Israel in 2006. World's largest columns Today, Baalbek has dozens of temples, both large and small, built in different periods and for different religions. The most well-known of these are Jupiter, Bacchus and Venus. In Jupiter, the largest temple in the center of the city, only six of the 84 huge columns, 22 meters high, survived. Put under maintenance recently, the columns are the longest in the world, challenging time. The Roman temple Bacchus, which was built in the ancient era and remained intact until today, is a source of inspiration for today's modern architects. The huge ancient structure that has 46 columns as tall as 18 meters, has been able to attract visitors for hundreds of years. Very little remains of the Temple of Venus, which is located at the entrance of the city and mostly destroyed.

175


BEYRUT ULUSAL MÜZESİ Abdullah El Yafi ve Damascus (Şam) caddelerinin kesiştiği köşede konumlanan ve Lübnan’ın en önemli müzesi olan Beyrut Ulusal Müzesi, Kalkolitik dönemden (M.Ö. 4.000) başlayarak Tunç Çağı, Fenikeliler, Hellenistik, Roma, Bizans, Arap (Memlûk) ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerle ülke tarihini gözler önüne seriyor. Mısır mimarisine uygun olarak inşa edilen ve üç kattan oluşan etkileyici müze, zengin Lübnan tarihine ışık tutuyor. Müzede göz alıcı mozaikler ve mermerden yapılmış anıtsal nitelikli eserler sergileniyor. Giriş holünde taş işçiliğinin en güzel örneklerinden olan mermerden dört büyük lahit karşılıyor ziyaretçileri. Birinin gövdesinde sarhoş Cupid röliyefi var. İkinci lahitin üzerinde Truva savaşını betimleyen bir röliyef işlenmiş. Diğer iki lahit, Sur kentinin Nekropolis’inde bulunmuş. Her ikisinin de gövdesinde Aşil’le (Akhilleus / Achilles) ilgili röliyefler bulunuyor. Müzedeki en büyük lahit ise Byblos Kralı Ahiram’a ait olan. Üzerinde modern alfabenin öncüsü sayılan Fenike Alfabesi kullanılarak yazılmış bir yazı bulunuyor. Beyrut’a yolunuz düşerse bu müzeye mutlaka zaman ayırın.

THE NATIONAL MUSEUM OF BEIRUT Located at the intersection of Abdullah El Yafi and Damascus streets, The National Museum of Beirut is the most important museum in Lebanon. Revealing the country’s history starting from the Chalcolithic period (4000 BC) through the Bronze Age, Phoenicians, Hellenistic, Roman, Byzantine, Arab (Mamluk) and Ottoman periods, the impressive threestorey museum is built in Egyptian architecture. The museum exhibits glamorous mosaics and monumental works of marble. In the entrance hall, four large sarcophagi made of marble, considered among the best examples of stonework, welcome visitors. One of the sarcophagus has a drunk Cupid relief on it. The relief on the second sarcophagus depicts the Trojan war. The other two sarcophagi were found in the necropolis of the city of Sur. Both have reliefs of Achilles (Achilles). The oldest sarcophagus in the museum belongs to Ahiram, King of Byblos. There is an inscription on it written using the Phoenician Alphabet, which is regarded as the base of the modern alphabet. If you ever visit Beirut, make sure to take time to see this museum.

176


ROMA HAMAMI KALINTILARI M.Ö. 64 yılında Lübnan topraklarına giren Romalıların inşa ettiği şehrin göbeğindeki hamamın kalıntıları, tarihin gizli yüzüne tanıklık ediyor. Avlu, soyunma odası, sauna, hizmet odası ve dövüş odası olmak üzere beş ana bölümden oluşan Roma hamamlarının, yalnızca banyo yapmak için değil, sosyal faaliyetler için de kullanıldığı biliniyor. Hamamlar, insanların kitap okudukları, yemek yedikleri ve alışverişlerini dahi yaptıkları yerlerdi. Hepsi alttan ısıtmalı özelliğe sahip olan hamamlarda ısıyı korumak amacıyla zeminde genellikle mozaik ve mermer döşemeler tercih ediliyordu. Mohammed Al- Amin Camii’sinin arkasında bulunan Roma kalıntılarını, gezi rotanıza mutlaka ekleyin.

THE ROMAN BATH RUINS The ruins of the bathhouse built in the heart of the city by the Romans, who entered the Lebanese territory in 64 BC, testify to the hidden face of history. It is known that the Roman baths, which consist of five main sections: courtyard, dressing room, sauna, service room and fighting room, are used not only for bathing but also for social activities. Bathhouses used to be places where people read, ate and even shopped. Mosaic and marble floors were generally preferred in the baths in order to preserve the heat, all of which used underfloor heating. Be sure to add the Roman ruins, located behind the Mohammed Al-Amin Mosque, to your sightseeing route.

177


MARİNA ZAİTUNAY BAY Şehir merkezine yürüyüş mesafesindeki yat limanı “Zaitanay Bay”, şık restoranları ve mağazalarıyla bir cazibe merkezi. Turistler kadar Beyrutluların da uğrak yeri olan mekânda büyüleyici gün batımı manzaralarına hazırlıklı olun.

MARINA ZAITUNAY BAY Within walking distance to the city center, the marina “Zaitunay Bay” is a center of attraction with its stylish restaurants and shops. Get ready for stunning sunset views in the marina, which is frequented by the locals as well as tourists.

178


BEIRUT SOUKS AVM Downtown’daki “Beirut Souks” adlı görkemli alışveriş merkezi şehrin vitrini gibi. Sokakların mimarisine uygun olarak tasarlanan bu üstü açık alan, 200’den fazla mağazası, şık restoranları ve kafeleriyle güzel zaman geçirmek adına doğru bir adres. Souk’ta dilediğiniz gibi alışveriş yapabilirsiniz ya da şehir turunuzun ardından kafelerde bir yorgunluk kahvesi içebilirsiniz.

BEIRUT SOUKS The magnificent shopping center “Beirut Souks” in Downtown is like a showcase of the city. Designed in line with the architectural style of the streets, this open-air center is the right address to spend good time with its more than 200 shops, elegant restaurants and cafes. You can shop as you wish or have a cup of coffee in the cafes to relieve tiredness after the city tour.

179


Beyrut’ta Bir Amerikalı

MR. BROWN Beyrut’un kültürel zenginliği yemeklerine de yansıyor. Başkentin en sevilen fast food adreslerinden “Mr. Brown” da bunu kanıtlar nitelikle. Restoranın menüsünde hamburger, patates kızartması ve leziz pizzaların yanı sıra birbirinden güzel tatlılar da yer alıyor.

Farklı kültürlerin izleriyle ziyaretçilerine kucak açan Lübnan’ın yemek kültürü de oldukça özel. Yerel tatlar konusunda çok zengin bir restoran yelpazesine sahip olan başkent Beyrut’ta dünya mutfaklarının leziz örneklerini bulmak da çok kolay. Amerikan konseptli menüsüyle büyük ilgi gören Mr. Brown da bunlardan biri. 2002’de açılan ve bugün dört şubesiyle hizmet veren Mr. Brown, hamburger çeşitleri, farklı sandviçleri, el yapımı makarnaları, patates kızartmaları ve pizzalarıyla kendi müdavimlerini yaratmış bir mekân. Günümüzde fast food menülerini her yerde bulmak mümkün olsa da, Mr. Brown her ürüne kendi yorumunu katmayı başarıyor. Birbirinden özel burgerleri, özel soslu tavukları, benzerini kolay kolay göremeyeceğini zengin sandviç menüsüyle farkını ortaya koyuyor. Burgerlerini mutlaka deneyin Hızlı servis, büyük porsiyonlar ve nazik çalışanlar sayesinde Mr. Brown’da kendinizi evinizdeymiş gibi rahat hissediyorsunuz. Mekâna yolunuz düşerse ünlü burgerlerinden tatmalısınız. Bizim favorilerimiz mantar sos, İsviçre peyniri, bacon ve cedar peynirin burger köftesiyle birleştiği “Go Swiss” ve kızarmış mozarella peynirinin burger köftesiyle birlikte özel sosla sunulduğu “Premium Burger” oldu. Restoranın “en çıtırı bizde” dediği tırtıklı ve curly patates kızartmalarını da denemelisiniz. Mr. Brown’ın tatlılar konusunda da oldukça başarılı olduğunu belirtmeliyiz. Elmalı tarçınlı kek, farklı çikolataların birleşiminden oluşan lezzet bombası “rockside brownie”, ananas, çikolata, muz ve çilekten oluşan tart “Martine” güzel bir yemeğin ardından damağınızdaki lezzeti ikiye katlayacak tatlılardan.

180


An American in Beirut

MR. BROWN

Beirut's cultural wealth reflects in its cuisine. One of the most popular fast-food restaurants in the capital, “Mr. Brown” proves just that. The restaurant's menu includes hamburgers, fries and delicious pizzas, as well as yummy desserts. Welcoming visitors with the traces of different cultures, Lebanon has a very special food culture too. It is quite easy to find delicious international cuisine in the capital city of Beirut, which offers a wide range of restaurants on local tastes as well. Receiving great attention with its American concept menu, Mr. Brown is one of these restaurants. Opened in 2002, Mr. Brown has four restaurants, each with its own crowd of frequenters enjoying the burger menu, different sandwiches, hand-made pasta, fries and pizzas. Even though it has become super easy to find fast-food menus everywhere nowadays, Mr. Brown is very good at adding a different interpretation to every product. Mr. Brown reveals its difference with the special burgers, chicken dishes with special sauces and a unique sandwich menu.

Must taste the burger Quick service, large portions and courteous staff at Mr. Brown will make you feel at home. If you happen on, we highly recommend their famous burger menu. Our favorites were “Go Swiss” burger, which combines mushroom sauce, Swiss cheese, bacon and cheddar cheese, and “Premium Burger” with fried mozzarella cheese and special sauce. Try crinkle-cut or curly fries - according to Mr. Brown, they are “the crispiest”. We should note that the restaurant is very successful in desserts too. The applecinnamon cake, the “Rockside Brownie” - that is simply a flavor bomb of a combination of different chocolates - the “Martine” tart made of pineapples, chocolate, bananas and strawberries are some of the desserts that will double your enjoyment.

181


Beyrut’un Buluşma Noktası

PUBLIC

Lübnan mutfağı kadar Meksika, Uzakdoğu ve İtalyan yemeklerinde de iddialı olan Public, başkentin en popüler mekanlarından biri. Meyveli tütünlerinin yanı sıra kendilerine özgü karışımları sayesinde nargile tutkunlarının da uğrak yeri. Akdeniz ve Orta Doğu etkisini birleştiren Lübnan mutfağı, ülkenin büyülü atmosferi kadar etkileyici. Başkent Beyrut’ta Nacache Caddesi’nde hizmet veren “Public Restoran” da menüsüyle bu benzersiz şehir kadar iddialı. Oldukça geniş ve ferah bir atmosfere sahip olan Public, Beyrut’un renkli yüzünü de yansıtıyor. Mekânın menüsü ise Beyrut gibi hem yerel hem de farklı kültürlerden izler taşıyor. “Public’te ne yemeliyiz?” diye soracak olursanız inanın buna yanıt vermek zor. Çünkü restoranda her şey lezzetli. Mekân Meksika, Uzak Doğu ve İtalyan yemekleri konusunda da haklı bir şöhrete sahip. Fakat “Buraya kadar gelmişken yerel tatları denemek istiyorum” diyorsanız, maydanoz, ince bulgur ve domatesten yapılan Tabbule; Lübnan usulü bir kebap olan Kafta; közlenmiş patlıcan, yoğurt ve tahin karışımıyla meydana gelen Mutabbal; nohut, tahin ve limon suyunun karıştırılmasıyla yapılan dünyaca ünlü Hummus’u tavsiye edebiliriz. Nargile olmazsa olmaz Beyrut’ta restoran ve kafelerde yemek öncesi ya da sonrasında nargile içmek gelenek haline gelmiş. Hemen her mekânda nargile servisi var. Public de söz konusu nargile olunca misafirlerini şaşırtmıyor. Meyveli tütünlerin dışında kendilerine has karışımlarda da oldukça iddialılar. Public’te yemek menüsü gibi tatlı, kahve ve çay menüsü de oldukça zengin. Ayrıca çalışanların güler yüzlü ve hoş sohbet tavırlarının mekânın atmosferini daha güzelleştirdiğini göreceksiniz.

182


Beirut’s Meeting Point

PUBLIC

One of the capital's most popular venues, Public is ambitious in Mexican, Far East and Italian cuisines as well as offering amazing Lebanese dishes. It is also frequented by hookah enthusiasts for its fruit-flavored tobaccos and unique blends. Combining Mediterranean and Middle Eastern influences, Lebanese cuisine is as impressive as the country's magical atmosphere, and the menu prepared by Public Restaurant on Nacache Street in the capital Beirut is as assertive as this unique city. Public reflects the colorful face of Beirut in a very comfortably spacious atmosphere. The menu of the venue has traces of both local and different cultures, favoring the character of Beirut. It would be very difficult to answer the question “What to eat at Public?” because everything in the menu is delicious. The venue has a well-deserved reputation for Mexican, Far Eastern and Italian food. However, if you essentially want to try local flavors while you are here, we recommend “tabbule” made of parsley, fine bulgur and tomato; a Lebanese-style kebab “kafta” as well as “mutabbal” made of roasted eggplant, yoghurt and tahini and the worldfamous “hummus” made of chickpeas, tahini and lemon juice.

A must: Hookah Hookah has become a tradition in restaurants and cafes in Beirut before or after meals. Almost every venue offers a hookah menu. And Public pleases its guests when it comes to hookah. In addition to fruit-flavored tobacco varieties, they are very assertive in their own blends as well. Public’s dessert, coffee and tea menu is as rich as its food menu. You will also find that the friendly and pleasant demeanor of the staff improves the atmosphere of the place.

183


184

GĂźzellik

Beauty


Merit Royal Hotel Spa & Wellness'ten

ANNE ADAYLARINA ÖZEL MASAJ Menekşe Şenkara

Merit Royal Hotel SPA & Wellness Manager

Anne adaylarının ağrı, ödem, uykusuzluk ve mental sorunlarla boğuştuğu hamilelik sürecini kolaylaştıran “hamile masajı” bebekler için de oldukça faydalı. Doğal yağlarla yapıldığı için çatlaklara ve selülitlere de meydan okuyan masajı Merit Royal Spa Müdürü Menekşe Şenkara anlattı. Hamilelik süreci, anne adayları için mutluluk verici olduğu kadar zorlu da bir süreç. Bu zaman diliminde vücut çeşitli değişimler geçiriyor ve anne adayları ağrı, ödem ve uykusuzluğun yanı sıra mental sorunlarla da boğuşuyor. Merit Royal Spa’da büyük bir ustalık ve özenle uygulanan hamile masajı, anne adaylarının birçok sıkıntısını gideriyor. SPA Müdürü Menekşe Şenkara, “Gebelik döneminde artan ve değişen hormon dengesi, kilo almanın etkisiyle birleşince iskelet ve dolaşım sisteminde rahatsızlıklar meydana geliyor. Vücutta oluşan ödem, el-ayak şişkinliği ve karın bölgesinin şişmesiyle de sırt ve bacak ağrıları oluşuyor. Omurga ve ona bağlı kaslarda gerilimler meydana geliyor. Bu sorunlara müdahale edilmediği takdirde uykusuzluk şikâyetleri başlıyor. Gece uykusunu tam alamayan bir anne adayı, gün içinde kendisini yorgun ve güçsüz hisseder. Sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirmenin en etkili yollarından biri de hamilelere özel uygulanan masajdır” dedi. “Doktordan izin alınmalı” Özel durumlar hariç dördüncü aydan başlayarak hamileliğin son haftalarına kadar masaja devam edebiliyor. Peki ama hamile masajı için doktordan izin almak gerekiyor mu? Şenkara, bu soruya şöyle cevap veriyor, “Evet, ilk kural

doktordan izin almaktır. İkinci kural ise bu masajı mutlaka profesyonel eğitim almış terapistlerin uygulamasıdır. Merit Royal SPA’daki terapistlerimizin hepsi hamile masajı ile ilgili tüm eğitimleri almış, konusunda uzman kişilerdir. Çok yumuşak ve ritmik dokunuşlarla uygulanan hamile masajı, sadece kas ve kemik ağrılarını değil stres hatta depresyon belirtilerini de azaltıyor. Kan dolaşımına yardımcı olduğu için de ödem ve şişliği azaltıyor. Anne ve bebek sağlığına yararlı “Uzmanlar, düzenli olarak yapıldığında hamile masajının doğumun daha kolay geçmesine de yardımcı olduğunu belirtiyorlar” diyen Şenkara, sözlerini şöyle tamamladı: “Hamile masajının en önemli faydası, anne ve bebeğin dokunma ihtiyaçlarını karşılaması. Masaj esnasında huzurlu ve dingin bir ruh halinde olan anne adayı, bebeğe de bu duyguları kolaylıkla geçiriyor. Kendine vakit ayıran ve masajla huzur bulan anne, mutluluk hormonu seratonini daha kolay üretiyor. Bu sayede uykusu da düzenli ve kaliteli bir hal alıyor. Doğal yağlarla uygulanan bu masajın bir diğer faydası da hamilelik sürecinde oluşabilecek çatlakları ve selülitleri minimumda tutmasıdır.”

185


A MERIT ROYAL SPA DELIGHT FOR MOTHERS-TO-BE

Easing the pregnancy process where mothers-to-be struggle with pain, edema, insomnia and mental problems, prenatal massage can also be very beneficial for babies. Merit Royal Spa Manager Menekşe Şenkara talks about the special massage that defies cracks and cellulites because it is made with natural oils. Pregnancy is both a challenging and a joyous process for women. During this period, the body undergoes various changes and mothers-to-be are struggling with pain, edema and insomnia as well as mental problems. With great mastery and carefully applied pregnant massage, Merit Royal Spa eliminates many of these problems for expectant mothers. Spa Manager Menekşe Şenkara says, “Increased and changing hormone balance during pregnancy, combined with the effect of weight gain, causes skeletal and circulatory system disorders. General edema as well as swelling of hands and feet and the abdomen also cause back and leg pain. The spine and the muscles attached to it strain. Unless these problems are resolved, complaints of insomnia start. Any expectant mother who cannot get a full night's sleep would feel tired and weak during the day. One of the most effective ways of having a healthy and comfortable pregnancy is a massage designed for pregnant women.”

“Doctor’s approval is needed” Except for certain situations, expectant mothers can continue receiving massage therapy starting from the fourth month until the last weeks of pregnancy. But is it necessary to get your physician’s approval to receive pregnant massage? Şenkara

186

answers this question: “Yes, the first rule is to get approval from the physician and the second rule is to get the massage professionally from trained therapists. All of our therapists at Merit Royal Spa are experts in their fields, who also received all trainings required to give pregnant massage. Applied with very soft and rhythmic touches, massage reduces not only muscle aches and bone pain, but also heals stress, even depression symptoms. As it helps the blood circulation, it also reduces edema and swelling.”

Good for both the mother and the baby “Experts state that when done regularly, pregnant massage eases the process of giving birth,” Şenkara says; and continues: “The most important benefit of pregnant massage is that it meets the need for physical contact of the mother and the baby. The more the expectant mother gets in a peaceful and calm mood during the massage, the easier she can pass these emotions to the baby. As she sets aside time for herself and feels peaceful, she can produce serotonin - the so-called happiness hormone - easier as well. This way, her sleep becomes regular and gains quality. Another benefit of this massage applied with natural oils is that it keeps the stretch marks and cellulite that occur during pregnancy to a minimum.”


187


MERİT ROYAL’DEN SİZE ÖZEL DENİZ LEZZETLERİ Merit Royal Hotel & Casino’nun usta şefleri, Dolce Vita okurları için mutfağa girdiler ve deniz ürünlerinden oluşan birbirinden lezzetli yemeklerle benzersiz bir sofra hazırladılar. Siz de bu muhteşem yemeklerin tarifleriyle mutfağınızda harikalar yaratabilirsiniz.

188


SEAFOOD RECIPES PREPARED EXCLUSIVE TO YOU BY MERIT ROYAL The master chefs of Merit Royal Hotel & Casino rolled up their sleeves for Dolce Vita readers and prepared a merry feast table with delicious seafood dishes. You can do wonders in your kitchen with the following recipes to these amazing dishes.

189


SOMON PLUMBAGO Malzemeler: (1 Kişilik) 120 g somon, 10 g çiçek, 2 g kereviz, 20 g brendi, 20 g havuç, 10 g salatalık, 10 g pancar, 2 g mikro filiz, 20 g tereyağı, 10 g zeytinyağı, 2 g deniz tuzu, 1 g tane karabiber.

190

YAPILIŞI: Somon, brendi, deniz tuzu ve karabiberle marine edilir. Haşlanan havuç, kereviz ve çiçek özü ile mavi renkli bir püre hazırlanır. Pancar da kurutulur ve pancar tozu elde edilir. Balık ince dilimler halinde kesilir, sos ve garnitürlerle beraber servise hazır hale getirilir.

Salmon Plumbago Ingredients (1 Servings): 120 g lagos fish, 10 g star fruit, 2 g anise, 20 g white wine, 20 g black carrots, 10 g carrot emulsion, 20 g potatoes, 10 g beetroots, 2 g micro sprouts, 50 g oak wood, 20 g butter, 10 g olive oil, 2 g sea salt, 1 g black pepper.

Preparation: Let the fish wait for one day in a sauce made of its own juices. Add the butter, salt and pepper to the mixture of boiled carrots, potatoes and beets to prepare the mash and garnishes. Finally, smoke the fish with oak wood and finish the plate by adding garnish and star fruit.


ÇARKIFELEK SOSLU LAGOS BALIĞI Malzemeler: (1 Kişilik) 120 g lagos balığı, 10 g yıldız meyvesi, 2 g anason, 20 g beyaz şarap, 20 g siyah havuç, 10 g havuç emilisyonu, 20 g patates, 10 g pancar, 2 g mikro filiz, 50 g meşe odunu, 20 gr tereyağı, 10 g zeytinyağı, 2 g deniz tuzu, 1 g tane karabiber.

YAPILIŞI: Lagos balığı, kendi suyunda hazırlanan sosta bir gün bekletilir. Haşlanmış havuç, patates ve pancardan oluşan karışıma tereyağı, tuz karabiber eklenerek püre ve garnitürler hazırlanır. Son olarak Lagos balığı meşe odununun dumanıyla beslenip yanına garnitür ve yıldız meyvesi eklenerek servise sunulur.

Lagos Fish With Star Fruit Sauce Ingredients: (1 Servings) 120 g lagos fish, 10 g star fruit, 2 g anise, 20 g white wine, 20 g black carrots, 10 g carrot emulsion, 20 g potatoes, 10 g beetroots, 2 g micro sprouts, 50 g oak wood, 20 g butter, 10 g olive oil, 2 g sea salt, 1 g black pepper.

Preparation: Let the fish wait for one day in a sauce made of its own juices. Add the butter, salt and pepper to the mixture of boiled carrots, potatoes and beets to prepare the mash and garnishes. Finally, smoke the fish with oak wood and finish the plate by adding garnish and star fruit.

191


KIRMIZI LAHANALI HAVYARLI DENİZ TARAĞI Malzemeler: (1 Kişilik) 30 g havuç, 5 g turp, 2 g somon havyarı, 60 g patates, 30 g kereviz, 5 g sarı California biberi, 2 g yenilebilir çiçek, 7 g karnabahar, 2 g tereyağı, 3 g zeytinyağı, 150 g deniz tarağı, 10 g kırmızı lahana, 1 g tuz, 1 g karabiber, 4 g limon, 3 g bal, 2 g soya lesitini, 1 g sodyum aljinat.

192

YAPILIŞI: Deniz tarağı önce havuç, patates, karnabahar ve kırmızı lahana buharıyla pişirilir. Sonra da havuç, tereyağı, zeytinyağı, tuz ve karabiberle sos yapılır. Ardından ince dilimler halinde kesilen deniz tarağı, kırmızı lahana, havuç, karnabahar, somon havyarı ve California biberiyle servise hazır hale getirilir.

Scallops With Red Cabbage And Caviar Ingredients (1 Servings): 30 g carrot, 5 g radish, 2 g salmon caviar, 60 g potato, 30 g celery, 5 g yellow California pepper, 2 g edible flower, 7 g cauliflower, 2 g butter, 3 g olive oil, 150 g scallops, 10 g red cabbage, 1 g salt, 1 g pepper, 4 g lemon, 3 g honey, 2 g soy lecithin, 1 g sodium alginate.

Preparation: First, cook the scallops with steam of carrots, potatoes, cauliflower and red cabbage. Then make the sauce with the remaining carrot, butter, olive oil, salt and black pepper. Then cut thin slices of scallops, red cabbage, carrots, cauliflower, salmon caviar and California pepper to finish the plate.


FUNGUS MANTARLI KING CRAB Malzemeler: (1 Kişilik) 140 g yengeç bacağı, 5 g fungus mantarı, 20 g tereyağı, 10 g zeytinyağı, 20 g kuru soğan, 5 g kuru sarımsak, 30 g beyaz şarap, 3 g deniz tuzu, 2 g siyah turp, 2 g Beluga havyarı, 40 g somon balığı, 2 g brokoli tohumu, 10 g pancar.

YAPILIŞI: İlk olarak somon balığı ve yengeç bacağı; tereyağı, zeytinyağı, tuz, karabiber ve beyaz şarapla tatlandırılır. Ardından kuru soğan, sarımsak, siyah turp, brokoli ve pancar sotelenir. Servis tabağına somon, yengeç bacağı, garnitür ve havyar eklenerek sunulur.

Black Fungus Mushroom King Crab Ingredients (1 Servings): 140 g crab legs, 5 g black fungus mushroom, 20 g butter, 10 g olive oil, 20 g onion, 5 g dry garlic, 30 g white wine, 3 g sea salt, 2 g black radish, 2 g Beluga caviar, 40 g salmon fish, 2 g broccoli seeds, 10 g beetroot.

Preparation: First, season the salmon and crab legs with butter, olive oil, salt, pepper and white wine. Then sauté the onion, garlic, black radish, broccoli and beetroots in a pan. Serve salmon with crab legs, garnish and caviar.

193


Merit Royal Hotel ROYAL MANDARIN

Chinese Cuisine & Sushi Uzakdoğu kültürüne özgü motiflerle düzenlenen dekorasyonu ve iştah açan menüsüyle dikkat çeken mekân, usta şeflerin dokunuşlarıyla sizi Uzakdoğu mutfağıyla buluşturuyor. Çin ve Japon mutfağından en özel lezzetleri, sushileri bulabileceğiniz Royal Mandarin Chinese Cuisine & Sushi salı hariç her gün misafirlerini ağırlıyor. Attracting attention with its decoration motifs specific to the Far Eastern culture and its appetizing menu, the venue brings you together with Far Eastern cuisine with the touches of master chefs. The Royal Mandarin Chinese Cuisine & Sushi, where you can find the most special flavors and sushi from the Chinese and Japanese cuisines, welcomes its guests every day except on Tuesdays.

Rezervasyon için / For Reservation +90 392 650 40 00

THE BLUE SEA Fish Restaurant

Otelin iskelesi üzerinde hizmet veren ve Zephyros Koyu’na bakan restoran, zengin deniz ürünleri menüsüyle balıkseverlerin favori adreslerinden biri. Muhteşem Akdeniz manzarası, taze mevsim balıkları ve zengin meze menüsüyle dikkat çeken “The Blue Sea Fish Restoran” pazar hariç her gün açık. Serving on the hotel's jetty and overlooking the Zephyrus Bay, the restaurant is one of the favorite destinations for fish lovers with its rich seafood menu. Attracting attention with its magnificent Mediterranean landscape, fresh seasonal fish and rich appetizer menu, The Blue Sea Fish Restaurant is open every day except on Sundays.

194


Tel: +90 850 390 30 30

A Lawww.merithotels.com Carte Restaurants

BELLA MERİT

Italian Restaurant Kuzey Kıbrıs’ta İtalyan mutfağı denilince akla gelen ilk yer Bella Merit. Özel pizzaları, ev yapımı ekmekleri, makarnaları, geleneksel İtalyan çorbaları, buffalo mozzerella, somon carpaccio gibi İtalyan mutfağına has tüm lezzetleri konuklarına özenle sunuyor. Kalamar, “acquerello” ile yapılan risotto ve orman meyveleriyle sunulan sorbe çeşitlerini mutlaka tatmalısınız. Bella Merit is the first place in North Cyprus that comes to mind when it comes to the Italian cuisine. The restaurant serves its guests all the tastes of the Italian cuisine, including pizzas, homemade bread, pasta, traditional Italian soups, buffalo mozzarella and salmon carpaccio. When you visit The Bella Merit, you must taste calamari cooked in its own ink, risotto made with “acquerello”, and sorbet varieties served with forest fruits.

Rezervasyon için / For Reservation +90 392 650 40 00

A LA TURKA KEBAB

Tarihi Zephyros Koyu’na nâzır manzarası, Türk mutfağının birbirinden leziz yemekleri ve güler yüzlü personeliyle Merit Royal Hotel’in seçkin ve sofistikle lezzet üssü. Et ve kebap çeşitlerinin yanı sıra birbirinden güzel meze ve taş fırın lezzetleri da sunan restoran, muhteşem et menüsüyle damaklara bayram yaşatıyor.

The A la Turka Restaurant is The Merit Royal Hotel’s exclusive and sophisticated flavor base with a view of the historic Zephyrus Bay, delicious Turkish cuisine and friendly staff. In addition to meat and kebab varieties, the restaurant serves beautiful appetizers and delicacies prepared in stone ovens and offers a feast with its magnificent meat menu.

195


Merit Park Hotel FORA Mavi beyaz dekorasyonuyla insanın içini açan Fora, eşsiz manzarası ve yemekleriyle de sizi mest edecek. Ege ve Akdeniz otlarıyla sunulan mezelerin yanı sıra deniz askısında balık pastırma, kum lagosu ve şefin tavsiyesi “fener kuyruğunda kavurma” bağımlılık yapacak güzellikte. Beyaz etlerin yanına yakışan kaliteli şarap menüsü, lezzetli yemekleri, zengin mezeleri ve soluk kesen manzarasıyla misafirlerinden tam not olan mekân, pazartesi hariç haftanın her günü hizmet veriyor. Fora will fly you to the moon and back with its spirit-lifting blue-white decoration, unparalleled vista and food. In addition to the appetizers served with Aegean and Mediterranean herbs, fish sausage in the sea hanger, black grouper and the chef's recommendation “angler fish tail roast” are tasty enough to be addictive. Getting the highest marks from its guests with its select wine menu that goes very well with its white meats, delicious meals, wide variety of appetizers and breathtaking vista, the venue serves its guests every day of the week except on Mondays.

Rezervasyon / Reservation:

PARK'TA MEYHANE Eşsiz manzarası ve Kıbrıs’a özgü nostaljik ayrıntılarıyla dikkat çeken “Park’ta Meyhane” özgün mezeleriyle dikkat çekiyor. Çakistes, amarella, humus ve bikla gibi Kıbrıs’a özgü tatların yanı sıra bulgur köftesi ve Kıbrıs’ın meşhur şeftali kebabı da mekânın müdavimlerinden tam puan alan lezzetler. Restoranın spesiyali, yumuşak kuzu etinin kendi yağı ve suyuyla pişirililen “fırın kebabı”nı mutlaka tatmalısınız. With its unique vista and nostalgic details unique to Cyprus, “The Park'ta Meyhane” attracts attention with its original appetizers. In addition to the tastes of Cyprus such as “Cakistes”, “Amarella”, “Humus”, and “Bikla”, bulgur meatballs and the famous Peach Kebab of Cyprus get full marks from its regular clients. You should taste the specialties of the restaurant, the “oven kebab”, soft lamb meat cooked in its own oil and water.

196

+90 392 650 25 00 | +90 533 820 30 30


+90 850 390 30 30 A LaTel: Carte Restaurants www.merithotels.com

PARK'TA ET Western konseptiyle tasarlanan restoran, muhteşem gün batımı ve eşsiz Akdeniz manzarasıyla hem damaklara hem de gözlere şenlik yaşatıyor. Eğer mekâna ilk kez gidiyorsanız şefin tavsiyesi “kuzu kobe” ve beş çeşit garnitürle servis edilen ev yapımı hardallı patatesi tatmalısınız. Kaşarlı köfte, hamburger ve sakatatsız kuzu kokoreçi de es geçmeyin. Salı hariç haftanın altı günü misafirlerini ağırlayan mekân için önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Designed in ‘Western’ concept, the restaurant offers a sensational atmosphere for both mouths and eyes with its magnificent sunset and unique Mediterranean view. If you will visit the venue for the first time, you should taste the chef's recommendation, lamb kobe steak and homemade mustard potato served with five kinds of garniture. Do not pass over the meatballs, hamburgers and grilled sheep's intestines without offal. Do not forget to make a reservation for the venue which serves to guests six days a week, except on Tuesdays.

Rezervasyon / Reservation:

+90 392 650 25 00 | +90 533 820 30 30

LETAFET Birbirinden şık ala carte restoranlarıyla Girne’nin popüler buluşma noktası olan Merit Park Hotel, yeni eğlence mekânı Letafet Lounge’la da Kıbrıs gecelerine damga vuruyor. DJ performansları ve Türkiye’nin ünlü yıldızları eşliğinde misafirlerine seçkin bir eğlence sunan mekânda her cumartesi gecesi Soner Olgun sahne alıyor. Letafet, zengin içki menüsü, özenle hazırlanan aperatifleri, burger, sandviç, salata ve makarnalarıyla damaklara da hitap ediyor. Pazartesi hariç haftanın altı günü saat 16.00'da kapılarını açan mekân, saat 02.00'ye kadar hizmet veriyor The popular meeting point of Girne with its elegant a’la carte restaurants, the Merit Park Hotel also puts its mark on Cyprus nights with its new entertainment venue, Letafet Lounge. In the venue that offers its guests outstanding entertainment with DJ performances and Turkey's most famous stars, Soner Olgun takes the stage every Saturday night. Letafet also appeals to the palate with its rich drink menu, carefully prepared snacks, burgers, sandwiches, salads and pastas. The venue opens its doors between 04.00 p.m. and 02.00 a.m., six days a week, except on Mondays.

197


Merit Crystal Cove Hotel

A La Carte Restaurants

LAMBUSA Fish Restaurant

Eşsiz bir ambiyansa sahip olan ve adını Lambusa Krallığı’ndan alan mekâna, aslında bir “lezzet krallığı” diyebiliriz. Lambusa, taptaze balıkları, kendine ait özel bir fırında pişirilen ekmekleri ve yine özel olarak üretilen zeytinyağlarıyla fark yaratıyor. Deneyimli mutfak şefi Cem Çelikkaya’nın hazırladığı taze kalamar, sütte balık, balık kokoreç, ahtapot ızgara, fener kavurma, karides güveç, Akdeniz karides tava ve şefin özel marinasyonuyla hazırlanan Lagos Balığı müdavimlerinden tam not alıyor. The venue which has a unique ambience and gets its name from the Lambusa Kingdom, is called “flavor kingdom”. Lambusa makes a difference with its fresh fish, special oven-baked breads and specially produced olive oil. Prepared by the experienced chef Cem Çelikkaya, fresh squid, fish in milk, fish “kokoreç”, octopus grill, angler fish roast, shrimp casserole, fried Mediterranean shrimp and the chef's special marinated grouper get full marks from its clients.

OTTOMAN Kebab House

Ahşap ve taş ağırlıklı dekorasyonu, Güneydoğu’ya has kebap çeşitleriyle konuklarımızın müdavimi olduğu bir restoran. Burada zengin kavında damak zevkinize uygun şarabı kolayca bulabilirsiniz. Birbirinden lezzetli kebaplara Türk Sanat Müziği nağmelerinin eşlik ettiği Ottoman Kebab House, pazartesi hariç her gün hizmet veriyor. With its wood and stone-dominated decoration and kebab varieties from the Southeast Anatolia, the restaurant has its own regular clients. You can easily find a wine to suit your taste in its wine cellar. The Ottoman Kebab House, where delicious kebabs are accompanied by Turkish Classical Music, serves every day, except on Mondays.

198

Rezervasyon / Reservation:

+90 392 650 02 00


Merit Lefkoşa Hotel

Tel: +90 850 390 30 30

A Lawww.merithotels.com Carte Restaurants

SULTAN RESTAURANT Açık büfe kahvaltı hizmetinin yanı sıra öğlen ve akşam yemeklerinde dünya mutfağından örneklerin yer aldığı Sultan Restoran, zengin menüsü ve kaliteli hizmet anlayışıyla başkentin en popüler buluşma adreslerinden biri. Dilerseniz yemeğinizi restoranın egzotik bitkilerle donatılmış bahçesinin huzurlu atmosferinde de yiyebilirsiniz. In addition to the breakfast buffet service and examples from the international cuisine for lunch and dinner, the Sultan Restaurant is one of the capital's most popular meeting places with its rich menu and quality service approach. You can also enjoy your meal in the peaceful atmosphere of the restaurant's exotic garden.

Rezervasyon / Reservation:

+90 392 600 55 00

OTTOMAN Kebab House

Lefkoşa’nın ilk beş yıldızlı oteli Merit Lefkoşa’nın dokuzuncu katında hizmet veren mekân, kebap keyfini misafirlerine başkentin manzarasıyla birlikte sunuyor. Ottoman Kebab House, usta şeflerin ellerinde özenle hazırlanan 23 çeşit meze, ara sıcaklar, zengin kebap menüsü ve Osmanlı mutfağına has özel tatlıları konuklarından tam not alan restoran haftanın her günü açık., Located on the ninth floor of Lefkoşa’s first five-star hotel, Merit Lefkoşa, the venue offers its guests the pleasure of kebab with the view of the capital. The Ottoman Kebab House serves 23 kinds of appetizers, savory appetizers, a rich kebab menu and special desserts from the Ottoman cuisine prepared carefully in the hands of master chefs for the enjoyment of its clients, every day of the week.

199


Merit Royal Hotel “Size Özel” konseptiyle Kuzey Kıbrıs’ın en lüks ve konforlu oteli olan beş yıldızlı Merit Royal Hotel Casino & Spa’nın 71 standart, 36 süit, 16 kral dairesi ve 2 Royal süit olmak üzere 125 odası bulunmaktadır. Ana bloktaki tüm odaları balkonlu, deniz ve havuz manzaralıdır. Ve yine tüm odalar, akıllı oda sistemi ile donatılmış olup misafirlerine lüks ve konforu aynı anda yaşatacak şekilde tasarlanmıştır. Engelli misafirlerimiz için özel standart odalarımız mevcuttur. Ayrıca Merit Royal Hotel’de Blue Sea (Sea Food) Bella Merit (İtalyan) ve Royal Chinese Cuisine & Sushi (Uzakdoğu) restoranlarımız birbirinden leziz menüleriyle hizmetinizdedir. Standart oda: (36 m2) Twin & king size yatak, koltuk ve çalışma masası. Süit oda: (72 m2) Oturma grubu, çalışma masası, küvet, duş. Kral dairesi: (150 m2) Salon, 2 yatak odası, king size yatak, 1 küvet ve yağmur duşlu banyo, 1 jakuzili banyo, giyinme odası, mini mutfak ve sauna (yalnızca 5. kat). Royal süit: (280 m2) Salon, 2 yatak odası, king size yatak, 2 jakuzili banyo, giyinme odası, mini mutfak, özel teras, sauna, özel jakuzi, Türk hamamı, fitness center (1 odada) ve özel bar. The most luxurious and comfortable hotel in Northern Cyprus with the concept of "Exclusive to You", the five-star Merit Royal Hotel Casino & Spa has 125 rooms including 71 standard rooms, 36 suites, 16 king suites and 2 Royal suites. All rooms in the main block have balconies and a view of the pool and the sea. Again, all rooms are equipped with smart room systems, designed to provide our guests with luxury and comfort at the same time. We have standard rooms specially designed for our handicapped customers. At the Merit Royal Hotel, you will also find our Blue Sea (Sea Food) Bella Merit (Italian) and Royal Chinese Cuisine & Sushi (Far East) restaurants, serving delicious menus. Standard room: (36 m2) Twin & king size bed, armchair and desk. Suite room: (72 m2) Sofa group, desk, bathtub, shower. King suite: (150 m2) Living room, 2 bedrooms, king size bed, 1 bathtub and bath with sprinkler shower, 1 Jacuzzi bath, changing room, cuisine and sauna (only on the 5th floor). Royal suite: (280 m2) Living room, 2 bedrooms, king size bed, 2 Jacuzzi baths, changing room, cuisine, private terrace, sauna, private Jacuzzi, Turkish bath, fitness center (in 1 room) and private bar.

200

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com


Merit Royal & Premium Hotel

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com

118 odalı (90 standart, 14 junior süit, 6 süit, 8 kral dairesi) Merit Royal Premium Hotel’in tüm odaları, akıllı oda sistemi ile donatılmış, misafirlerine lüks ve konforu aynı anda yaşatacak şekilde tasarlanmıştır. Ayrıca otelimiz haftanın yedi günü 09.00-00.00 saatleri arasında 4-12 yaş arası çocuklara hizmet veren “Royal Adventures Kids Land” ile aileler için kusursuz bir hizmet sunmaktadır. “Teen Zone”da da 7-12 yaş arasındaki çocuklar, eğlence ve öğrenme odaklı oyunlar, spor aktiviteleri ve partilerle keyifli zamanlar geçirmektedir. 500 metrekare alan üzerine kurulu “Fun Zone” ise bilardo, pinpon, tavla, okey ve satranç oynamak, kitap - gazete okumak veya sevdikleriyle birlikte keyifli saatler geçirmek isteyen her yaştan konuklarımızın hizmetindedir. Standart oda: (45 m2) French-twin yatak, koltuk, çalışma masası ve sandalye, duş ve küvet. Süit oda: (65 m2) French twin yatak, oturma grubu ve çalışma masası, duş ve küvet. Süit oda (2+1): (95 m2) Salon, yatak odası, French-twin yatak, koltuk, çalışma masası ve sandalye, 2 banyo ve balkonda özel jakuzi. Kral dairesi: (180 m2) French-twin yatak, 1 salon, 2 yatak odası, 2 banyo, balkonda özel jakuzi, sauna (sadece 4 odada.) All 118 rooms (90 standard, 14 junior suites, 6 suites, 8 king suites) of the Merit Royal Premium Hotel are equipped with smart room systems and designed to provide their guests with the luxury and comfort at the same time. In addition, our hotel offers a perfect service for families with the "Royal Adventures Kids Land", which serves children from 4 to 12 years of age seven days a week between 09:00-00:00. In the "Teen Zone", children between the ages of 7 and 12 have fun with games focusing on entertainment and learning, sports activities and parties. The "Fun Zone" is built on a 500 square meter area and serves the guests of all ages who want to play billiards, ping pong, backgammon, rummikub and chess, read books and newspapers or spend pleasant hours with their loved ones. Standard room: (45 m2) French-twin bed, armchair, desk and chair, shower and bathtub. Suite room: (65 m2) French twin bed, seating group and desk, shower and bathtub. Suite room (2+1): (95 m2) Living room, bedroom, French-twin bed, armchair, desk and chair, 2 bathrooms and private Jacuzzi on the balcony. King suite: (180 m2) French-twin bed, 1 living room, 2 bedrooms, 2 bathrooms, private Jacuzzi on the balcony, sauna (only in 4 rooms.)

201


Merit Royal Casino

Kalitenin ve ihtişamın her noktada hissedildiği 8400 metrekare kapalı alan üzerine kurulan Merit Royal Casino’nun girişinde, 20 metre çapındaki dünyanın en büyük ruleti ile karşılanırsınız. Bir renk cümbüşü ve müzik eşliğinde dans eden fıskiyelerin bulunduğu süs havuzu ise sizi masalsı bir dünyaya davet eder. Merit Royal Casino, ana casinosu dışında birçok V.I.P. salonu ile siz değerli misafirlerimize hizmet etmektedir. Çarpıcı renklerin eşlik ettiği muhteşem bir mimari tasarıma sahip Merit Royal Casino’da her biri konusunda uzman bir ekip ve güler yüzlü bir hizmetle ağırlanırsınız. Kıbrıs’taki en yüksek limiti ve en fazla oyun çeşidini bulabileceğiniz Merit Royal Casino’da 50 canlı oyun masası ve 432 slot makinesi bulunmaktadır. Ayrıca tüm Merit casinolarındaki birbirine bağlı yaklaşık 2000 slot makinesi, konuklarımıza “Mega Jackpot”u kazanma şansı sunmaktadır. Bunun için “Merit Club Card” sahibi olmanız ve bu kartı oynadığınız makineye takmanız yeterlidir.

202


+90 392 650 40 00 www.meritcasinos.com

You will be greeted by the world's biggest roulette of 20 meters in diameter when you enter the Merit Royal Casino which has a covered area of 8400 sqm, where quality and splendor can be felt everywhere. The decorative pool with fountains dancing with a festivity of color and music invite you to a fairytale world. Merit Royal Casino serves you, our esteemed guests with numerous VIP rooms in addition to the main casino. At Merit Royal Casino, with its spectacular architectural design accompanied by stunning colors, you will be welcomed by a team of experts and a gracious service. Merit Royal Casino, where you can find the highest limit in Cyprus and the widest range of games, offers 50 live game tables and 432 slot machines. Also, about 2000 slot machines connected to each other at all Merit casinos offer our guests the chance to win the "Mega Jackpot". For this, all you have to do is to have the "Merit Club Card" and insert this card into the machine you are playing.

203


Merit Crystal Cove Hotel Gördüğü yoğun ilgi ve artan rezervasyon talepleri nedeniyle yakın zamanda büyük bir renovasyon geçiren Merit Crystal Cove’un her ayrıntısı usta mimarlar tarafından tasarlandı. 2 king süit, 3 juniour süit, 15 süit ve 49 standart oda olmak üzere toplamda 69 odasını üst düzey bir konforla misafirlerinin hizmetine açan otelimiz, toplam 277 odasıyla (223 standart, 51 süit, 3 kral dairesi) Ada’nın en popüler adresinden biri olmayı sürdürüyor. Otelimizde Osmanlı mutfağının eşsiz lezzetlerini sunan “Ottoman Kebab” ve otelin en üst katından Girne’yi kuşbakışı izleyebileceğiniz balık restoranımız “Lambusa” dört mevsim hizmetinizdedir. Standart oda: (28 m2) Twin ya da king size yatak, koltuk ve çalışma masası. Süit oda: (56 m2) Salon, yatak odası, twin ya da king size yatak, oturma grubu ve çalışma masası. Kral dairesi: (90 m2) Salon, 2 yatak odası, 2 jakuzili banyo, sauna, masaj odası, özel teras, mini mutfak. Every detail of the Merit Crystal Cove, which has undergone a major renovation in the near past due to intense interest and increased booking demands, was designed by master architects. Our hotel, which has opened a total of 69 rooms including 2 superior suites, 3 junior suites, 15 suites and 49 standard rooms with a high level of comfort, continues to be one of the most popular addresses on the island with a total of 277 rooms (223 standard rooms, 51 suites, 3 king suites). Our restaurant "Ottoman Kebab" which offers the unique tastes of the Ottoman cuisine and our fish restaurant "Lambusa" from where you can watch the bird's eye view of the city of Girne from the top floor of the hotel is at your service in all seasons. Standard room: (28 m2) Twin or king size bed, armchair and desk. Suite room: (56 m2) Living room, bedroom, twin or king size bed, seating group and desk. King suite: (90 m2) Living room, 2 bedrooms, 2 bathrooms with Jacuzzis, sauna, massage room, private terrace, cuisine.

204

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com


Merit Crystal Cove Casino

+90 392 650 02 00 www.meritcasinos.com

Merit Crystal Cove Casino; matematik, psikoloji, stratejiye dayanan ve “Düşünen Adamın Oyunu” olarak bilinen Texas Hold’em Poker’i dev turnuvalarla bir şölene dönüştürerek haklı bir şöhret edinmiştir. Doğal güzellikleri, dört mevsim güneşle yıkanan kıyı şeridi; altın kumsalları ve görkemli tarihiyle Akdeniz’in en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kuzey Kıbrıs, ülkenin lokomotif sektörü olan turizme “Merit Texas Holdem” ile yeni bir kanal açmıştır. Merit Otelleri’nin adaya beş yıl önce getirdiği “World Poker Tour Dünya Poker Turnuvası” (WPT) KKTC’yi tanıtıma çok büyük bir katkı sağlamıştır. Poker tutkunlarına cazip ödüller sunan WPT, bir yandan da onlara beş yıldızlı tatil yapma imkânı sunmaktadır. 2560 metrekare kapalı alana sahip olan Merit Crystal Cove Casino’da 32 canlı oyun masası ve 370 slot makinesi bulunmaktadır. Tüm Merit casinolarındaki birbirine bağlı yaklaşık 2000 slot makinesi ise konuklarımıza “Mega Jackpot”u kazanma şansı sunmaktadır. Bunun için “Merit Club Card” sahibi olmanız ve bu kartı oynadığınız makineye takmanız yeterlidir. The Merit Crystal Cove Casino has earned a rightful reputation by turning the game known as Texas Hold'em poker which is based on mathematics, psychology and strategy and called "The Game of the Thinking Man" into a festival with huge tournaments. One of the most important tourism centers of the Mediterranean with its natural beauties, shores washed with sunshine all four seasons, golden beaches and magnificent history, North Cyprus has opened a new channel for tourism which is the driving sector of the country with "Merit Texas Hold'em". The "World Poker Tour" (WPT) brought to the island five years ago by Merit Hotels, has made a great contribution to the introduction of the TRNC. Offering attractive prizes to Poker lovers, WPT also gives them the opportunity to make a five-star holiday at the same time. The Merit Crystal Cove Casino has 2560 square meters of indoor space and has 32 live game tables as well as 370 slot machines. Approximately 2000 interconnected slot machines spread to all Merit casinos offer our guests the chance to win the "Mega Jackpot". For this, all you have to do is to have the "Merit Club Card" and insert it into the machine you are playing.

205


Merit Park Hotel Merit Park Hotel’in 285 odasının (254 standart, 26 aile odası, 2 engelli odası, 27 süit, 2 delüks süit, 2 kral dairesi) tamamı akıllı oda sistemi ile donatılmış olup misafirlerine lüks ve konforu aynı anda yaşatacak şekilde tasarlanmıştır. Sigara içilmeyen standart odalarımız ve engelli misafirlerimiz için özel standart odalarımız da mevcuttur. Merit Park Hotel’i aileler için cazibe merkezine dönüştüren, 300 metrekaresi kapalı toplam 720 metrekare üzerine kurulu olan “Meritta Club” ise 0-9 yaş arasında çocuklara 24 saat hizmet vermektedir. Otelimizi eşsiz kılan özelliklerinden biri de “Fora Balık”, “Park’ta Et” (Steak House) ve “Park’ta Meyhane” ile zengin bir a la carte restoran zincirine sahip olmasıdır. Standart oda: (23 m2) Twin ya da king size yatak, koltuk ve çalışma masası. Süit oda: (56 m2) Salon, yatak odası, king size yatak, oturma grubu, çalışma masası, banyo. Deluxe süit: (81 m2) Oturma odası, 2 yatak odası, king size yatak, jakuzili banyo. Kral dairesi: (169 m2) Salon, 2 yatak odası, king size yatak, 3 banyo, 1 jakuzili banyo, sauna, çalışma masası, giyinme odası, yemek masası, bar, mutfak, girişte wc. All 285 rooms (254 standard, 26 family rooms, 2 handicapped rooms, 27 suites, 2 deluxe suites, 2 king suites) of the Merit Park Hotel are equipped with smart room systems and designed to provide their guests with the luxury and comfort at the same time. We also have no smoking standard rooms and special standard rooms for handicapped guests. Built on a total of 720 square meters with 300 meter square of indoor areas, the "Meritta Club" which turns the Merit Park Hotel into a center of attraction for families, is open 24 hours for children between 0-9 years old. Another feature that makes our hotel unique is that it has a rich a'la carte restaurant chain with the "Fora Balık", "Steak House" and "Pub in the Park" restaurants. Standard room: (23 m2) Twin or king size bed, armchair and desk. Suite room: (56 m2) Living room, bedroom, king size bed, seating group, desk, bathroom. Deluxe suite: (81 m2) Living room, 2 bedrooms, king size bed, Bathroom with Jacuzzi. King suite: (169 m2) Living room, 2 bedrooms, king size bed, 3 bathrooms, 1 Jacuzzi bathroom, sauna, desk, changing room, dining table, bar, kitchen, WC at the entrance.

206

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com


Merit Park Casino

+90 392 650 33 00 www.meritcasinos.com

Merit işletmelerinin zarafet ve kaliteyi bir arada sunan üyesi Merit Park Casino’nun hizmet anlayışı, siz değerli konuklarına en iyi hizmeti muhteşem bir eğlence ile birlikte sunarak unutulmaz bir gün geçirmenizi sağlamaktır. 2.248 metrekarelik geniş bir alana kurulan casinoda misafirlerin konforu için havalandırma ve aydınlatma sistemlerinde her türlü detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştür. Canlı bir atmosfere ve ferahlık hissini doyasıya yaşatan 3400 metrekare kapalı alana sahip casinoda en sevilen oyunlardan oluşan, son teknoloji ürünü 334 slot makinesi ve 33 canlı oyun masası bulunmaktadır. Canlı oyun masalarında Super Poker, Trio Poker, Major Poker, Hold’em Poker, American Roulette ve Black Jack oyunlarını bulabilir, her kategoride dilediğiniz limitle dilediğiniz oyunu oynayabilirsiniz. Tüm Merit casinolarındaki birbirine bağlı yaklaşık 2000 slot makinesi, konuklarımıza “Mega Jackpot”u kazanma şansı sunmaktadır. Bunun için “Merit Club Card” sahibi olmanız ve bu kartı oynadığınız makineye takmanız yeterlidir. A member of the Merit Companies which provides elegance and quality at once, The Merit Park Casino's service concept includes helping you have an unforgettable day by providing you, our esteemed guests with the best service along with great entertainments. Built on a large area of 2,248 square meters, the casinos are designed with the finest details in the ventilation and lighting systems for the comfort of our guests. The casino which has a live atmosphere and a spacious 3400 square meter indoor area, features 334 slot machines and 33 live game tables which offer some of the most popular games. You can find the games Super Poker, Trio Poker, Major Poker, Hold'em Poker, American Roulette and Black Jack in live game tables and you can play any game you like with a limit of your choosing. Approximately 2000 interconnected slot machines spread to all Merit casinos offer our guests the chance to win the "Mega Jackpot". For this, all you have to do is to have the "Merit Club Card" and insert it into the machine you are playing.

207


Merit Lefkoşa Hotel Başkent Lefkoşa’nın ilk 5 yıldızlı oteli olan Merit Lefkoşa Hotel’in 116 odası (88 standart, 12 aile odası, 2 engelli odası, 8 standart süit, 5 delüks süit, 1 kral dairesi) misafirlerine lüks ve konforu aynı anda yaşatacak şekilde tasarlanmıştır. Sigara içmeyenler ve engelliler için özel standart odalarımız da mevcuttur. Tam donanımlı spa’sıyla da başkentin cazibe merkezlerinden olan otelimiz, geniş salonlarıyla geniş katılımlı toplantıların da vazgeçilmez adresidir. Standart oda: (28 m2) Twin ya da king size yatak, koltuk ve çalışma masası. Standart süit: (40 m2) Twin ya da king size yatak, oturma grubu, çalışma masası ve 2 adet LCD TV. Delüks süit: (84 m2) Salon, yatak odası, twin ya da king size yatak, oturma odası, 2 banyo, 2 mini bar. Kral Dairesi: (120 m2) Salon, 3 yatak odası, twin ya da king size yatak, mutfak, 3 banyo, jakuzi, mutfak, 3 mini bar, 3 adet LCD TV, çalışma masası. All 116 rooms (88 standard rooms, 12 family rooms, 2 handicapped rooms, 8 standard suites, 5 deluxe suites, 1 king suite) of the Merit Lefkosa Hotel are designed to provide their guests with the luxury and comfort at the same time. We also have standard rooms for non-smokers and special standard rooms for handicapped guests. One of the attraction centers of the capital with its fully equipped Spa, our hotel is also the indispensable address for wide participation meetings with its spacious halls. Standard room: (28 m2) Twin or king size bed, armchair and desk. Standard suite: (40 m2) Twin or king size bed, seating group, desk and 2 LCD TVs. Deluxe suite: (84 m2) Living room, bedroom, twin or king size bed, 2 bathrooms, 2 mini bars. King suite: (120 m2) Living room, 3 bedrooms, twin or king size bed, kitchen, 3 bathrooms, Jacuzzi, 3 mini bars, 3 LCD TVs, desk.

208

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com


Merit Lefkoşa Casino

+90 392 600 55 00 www.meritcasinos.com

Teknolojiye uyumlu yenilikçi çizgisi, beklentileri memnuniyete dönüştüren dinamik kadrosu ve keyif veren atmosfer ile Merit Lefkoşa Casino, 4700 metrekarelik bir alan üzerine kuruludur. Dünyanın en çok tercih edilen oyunlarını, son teknoloji 651 slot makinesine sahip devasa makine parkurunun bulunduğu alanda oynama zevkini doyasıya tadabilirsiniz. Lefkoşa’da sizi sürekli büyüyen ikramiyeler, çarkı felek, sürpriz ödüllü çekilişler ve Merit casinolarındaki birbirine bağlı yaklaşık 2000 slot makinesiyle kazanabileceğiniz “Mega Jackpot” şansı ile buluşturuyoruz. Ada’da bir ilk olan “Royal Grand Prix” ile hipodromda olma keyfini de sürebilirsiniz. Ayrıca casinodaki 31 canlı oyun masasında Stud Poker, Trio Poker, Super Poker, Major Poker, Double Pay Poker, Texas Hold’em Poker, Punto Banco, American Roulette, ve Black Jack oynayabilirsiniz. With an innovative vision aligned with the latest technology, a dynamic staff that is pleased to turn expectations to satisfaction and a pleasant atmosphere, the Merit Lefkoşa Casino is built on an area of 4700 square meters. You can taste the pleasure of playing the most favorite games of the world in the area which has a gigantic machine park featuring 651 slot machines of the latest technology. In Lefkoşa, we introduce you to the chance of winning ever growing amounts of prizes, the wheel of fortune, surprise prize draws, and the "Mega Jackpot" which you can win with the 2,000 interconnected slot machines of the Merit casinos. You can also experience the pleasure of being at a hippodrome with the "Royal Grand Prix", a first in the island. You can also play Stud Poker, Trio Poker, Super Poker, Major Poker, Double Pay Poker, Texas Hold’em Poker, Punto Banco, American Roulette and Black Jack at the 31 live game tables at the casino.

209


Merit Cyprus Gardens Holiday Village Hotel GaziMağusa’ya 15, Ercan Havalimanı’na 40 dakika mesafede, 400 dönümlük arazi üzerinde kurulmuştur. Otelimiz 1.5 km uzunluğunda kumsal plaja, iskeleye, yüzme havuzuna, tenis kortlarına ve 400 çeşit bitki barındıran botanik bahçesine sahiptir. 94 oda (81 standart, 12 junior süit) ve 5 villadan oluşan otelimiz, butik tatil seven misafirlerine lüks ve konforu aynı anda yaşatacak şekilde tasarlanmıştır. Standart oda: (36 m2) Twin size yatak, koltuk ve çalışma masası. Junior süit: (36 m2) Salon, yatak odası, twin size yatak, oturma grubu ve çalışma masası. Villa: (150 m2) Salon, 2 yatak odası, king size yatak, 1 küvetli banyo, 1 yağmur duşlu banyo, 1 jakuzili banyo, giyinme odası ve mini mutfak. Built on an area of 400,000 square meters and located 15 minutes to Gazimagusa and 40 minutes to Ercan Airport, our hotel features a 1.5 km long sand beach, a jetty, a swimming pool, tennis courts and a botanical garden that has 400 species of plants. Consisting of 94 rooms (81 standard, 12 junior suites) and 5 villas, our hotel is designed to offer luxury and comfort at the same time to boutique holidayloving guests. Standard room: (36 m2) Twin size bed, armchair and desk. Junior suite: (36 m2) Living room, bedroom, twin size bed, seating group and desk. Villa: (150 m2) Living room, 2 bedrooms, king size bed, 1 bathroom with a bathtub, 1 bathroom with sprinkler shower, 1 Jacuzzi bathroom, changing room and cuisine.

210

+90 850 390 30 30 www.merithotels.com


Merit Cyprus Gardens Holiday Village Casino

+90 392 371 24 00 www.merithotels.com

Kuzey Kıbrıs genelindeki tüm Merit casinoları gibi Merit Cyprus Gardens Casino da, her biri konularında uluslararası tecrübeye sahip, yetkin çalışanlarıyla kaliteli bir eğlence ortamı ve hizmet sunmaktadır. 850 metrekarelik alan üzerine kurulu casino, misafirlerine dünyanın en iyi ve en çok tercih edilen oyunlarını son teknoloji 139 slot makinesiyle sunmaktadır. Merit Cyprus Gardens Casino’da sizleri sürekli büyüyen ikramiyeler, çarkı felek, sürpriz ödüllü çekilişler ve Merit casinolarındaki birbirine bağlı yaklaşık 2000 makineyle kazanabileceğiniz “Mega Jackpot” şansı ile buluşturuyoruz. 9 canlı oyun masasının bulunduğu mekânda Stud Poker, Trio Poker, Super Poker, Major Poker, Rusky Poker, Texas Hold’em Poker, American Roulette ve Black Jack oynayabilirsiniz. Like all Merit casinos in North Cyprus, the Merit Cyprus Gardens Casino also offers a quality entertainment environment and service with its internationally experienced and competent staff. Built on an area of 850 square meters, the casino offers its guests the best and most widely preferred games in the world with 139 latest technology slot machines. At the Merit Cyprus Gardens Casino, we introduce you to the chance of winning ever growing amounts of prizes, the wheel of fortune, surprise prize draws, and the "Mega Jackpot" which you can win with the 2,000 interconnected slot machines of the Merit casinos. You can also play Stud Poker, Trio Poker, Super Poker, Major Poker, Rusky Poker, Texas Hold’em Poker, Punto Banco, American Roulette and Black Jack at the 9 live game tables of the casino.

211


Merit Grand Mosta Hotel Merit International Casinos, “Hotel & Casino” konseptini ilk kez Bulgaristan’a taşıdı. İstanbul’a sadece iki saat uzaklıktaki 5 yıldızlı Merit Grand Mosta Hotel & Casino, alıştığınız konfor ve güvenle birlikte Svilengrad’da sizi bekliyor Şehrin ilk beş yıldızlı oteli olan “Merit Grand Mosta Hotel & Casino” sadece Bulgaristan değil Yunanistan, Trakya ve İstanbul için de bir cazibe merkezi olmayı amaçlıyor. Biri king suite (2+1), biri queen suite (1+1) toplam 82 odalı otelde ayrıca Merit’in benzersiz misafirperverliği ve kalitesiyle hizmet veren mükemmel bir spa, fitness center, hamam, Himalaya tuzu ile motiflendirilmiş dinlenme odası, sauna, buhar odası, masaj odaları, kapalı yüzme havuzu, 100 kişilik gece kulübü ve kış bahçesinin yanı sıra 150 kişiyi ağırlayabilen bir de a la carte restoran bulunuyor. Merit International Casinos, brought “Hotel & Casino” concept to Bulgaria for the first time. Only 2 hours away from Istanbul, 5-star Merit Grand Mosta Hotel & Casino awaits you in Svilengrad with its trademark comfort and safety. Being the first 5-star hotel of the city, “Merit Grand Mosta Hotel & Casino” aims to be a center of attraction for not only Bulgaria, but also Greece, Thrace and Istanbul. 82-room hotel, one of which is king suite (2+1) and one of which is queen suite (1+1), also offers an excellent spa, fitness center, Turkish bath, Himalayan salt themed lounge, sauna, steam room, massage rooms, indoor swimming pool, nightclub that can host up to 100 people and a winter garden, alongside an a la carte restaurant that can host up to 150 people, with the Merit’s unprecedented hospitality and quality.

212

+ 359 372 27 200

www.meritcasinos.com


Merit Casino Grand Mosta

+ 359 88 271 6384

www.meritcasinos.com

Merit International’ın Bulgaristan Svilengrad’taki casinosu olan Merit Casino Grand Mosta, keyifli atmosferi, teknolojiyle uyumlu yenilikçi çizgisi ve dinamik kadrosuyla konuklarına kusursuz bir hizmet sunuyor. 2.300 metrekarelik alan üzerine kurulu salonda, dünyanın en çok tercih edilen oyunlarını oynama zevkini doyasıya tadacaksınız. 165 slot makinesi, 24 saat aralıksız; 14 canlı oyun masası 12:00 - 06:00 saatleri arasında hizmet veren casinonun birbirinden şık iki VIP salonu ise seçkin konuklarını ağırlıyor. Açık büfenin yanı sıra bir de a la carte restoranı bulunan Merit Casino Grand Mosta’nın uzman kadrosu Türk ve Bulgar mutfağının eşsiz lezzetleriyle sizleri bekliyor. “Club Mosta”daki canlı müzik ve dans performansları ise konuklarımıza keyifli saatler yaşatıyor. Merit International’s casino at Svilengrad Bulgaria, Casino Merit Grand Mosta, offers an excellent service to its guests with its technologically innovative approach and dynamic staff. In the venue, which is established over a 2.300 square-meter area, you will experience the pleasure of playing world’s most preferred games. On top of 165 slot machines at your service for 24 hours straight, 14 live gaming tables at your service between 12:00am - 06:00am, casino’s two VIP lounges, one more fashionable than the other, hosts its esteemed guests. Expert staff of Merit Casino Grand Mosta, which has an a la carte restaurant alongside an open buffet, awaits you with the unique flavors of Turkish and Bulgarian cuisine. Live music and dancing performances at “Club Mosta” provide delightful hours to our guests.

213


Merit Casino Montenegro Merit Casino Montenegro, Karadağ’ın başkenti Podgorica’daki beş yıldızlı Hilton’da hizmet veriyor. Şehrin en eski oteli Crna Gora’yı yeniden yapılandıran Hilton, zengin iç tasarımlı 195 odası, süit ve executive seçenekleriyle son derece romantik, göz kamaştırıcı ve konforlu yapıya dönüştürdü. Eşsiz konumuyla havaalanına sadece 10 dakika uzaklıktaki Merit Casino Montenegro, misafirlerine hem slot oyunları hem de masa oyunlarıyla geniş bir yelpazede sunuyor. 24 saat açık mekânda 54 adet oyun makinesi ve 12 canlı oyun masası bulunuyor. Otelin hemen yanı başındaki Skadar Gölü Milli Parkı, çok sayıda etkinlik ve festivale evsahipliği yapıyor. Trophy Skadar Gölü (13 Temmuz), Şarap ve Sızma Festivali (Aralık ayının ikinci yarısı), Doğa ve Kültür Festivali (Eylül) ve Öbür Taraftaki Festival (Ağustos) bunlardan birkaçı. Merit Casino Montenegro serves in five-star Hilton in Montenegro’s capital Podgorica. By restructuring Crna Gora, the oldest hotel in town, Hilton has transformed the building into a very romantic, dazzling and comfortable hotel with 195 rooms, suites and executive options with a rich interior design. Only 10 minutes from the airport with its unique location, Merit Casino Montenegro offers its guests a wide range of slot and live games. 24-hour open space features 54 slot machines and 12 live gaming tables. Right next to the hotel you can find Skadar Lake National Park, hosting many events and festivals. Trophy Skadar Lake (July 13th), Wine and Infiltration Festival (second half of December), Nature and Culture Festival (September) and Other Side Festival (August) are just a few of them.

214

+ 382 20 448 000

www.meritcasinos.com


Merit Casino Royal Splendid Merit Casino Royal Splendid, Budva’da Adriyatik denizinin doğu kıyısındaki ilk 5 yıldızlı otel Splendid Conference & Spa Resort’te hizmet veriyor. Denize sıfır konumda kendi özel plajına sahip olan Splendid Otel, açık ve kapalı yüzme havuzları, spa ve wellness merkezi, Promenade Restaurant (Japon Mutfağı) ve deniz manzaralı “specious wellness suit”leri sayesinde büyük ilgi görüyor. Otelin hemen önündeki 3 kilometrelik yürüyüş yolu üzerinde 3 farklı plaj, çok sayıda café bar ve balık restoranı bulunuyor. İsmini 2006’da bu casinoda çekilen James Bond serisinin “Casino Royale” filminden alan mekân, otelin onuncu katında

eşsiz bir panoramik deniz manzarasıyla misafirlerini karşılıyor. Her cumartesi canlı müzik ve hafta sonları turnuvalarla eğlence yelpazesini genişleten casinoda 64 adet oyun makinesi ve 15 canlı oyun masası bulunuyor. Casinonun çalışma saatleri yaz sezonunda ve diğer aylarda farklı. Yaz aylarında her gün canlı oyun (Saat 12:00 – 08:00 arası) ve slot makineleri 24 saat misafirlerin hizmetinizde. Fakat diğer aylarda hafta içi slot makineleri saat 12:00’de, canlı oyunlarsa saat 16:00’da açılıyor ve casino sabah 06:00’da kapanıyor. Hafta sonları canlı oyunlar 12:00 – 08:00 arası ve slot makineleri ise 24 saat açık.

Merit Casino Royal Splendid serves at the Splendid Conference & Spa Resort in Budva, the first 5-star hotel on the east coast of the Adriatic Sea. Splendid Hotel has its own private beach as well as indoor and outdoor swimming pools, spa and wellness center, Promenade Restaurant (Japanese cuisine) and spacious wellness suites with breath-taking sea views. There are three different beaches, many café bars and a fish restaurant on the 3-kilometers walkway just in front of the hotel. The hotel’s name comes from the movie “Casino Royale” of the James Bond series, which was filmed in 2006 in this casino. Royal Splendid welcomes its guests with a unique

panoramic sea view on the hotel’s tenth floor. Every Saturday there is live music and the casino offers 80 live slot machines and 15 live gaming tables at the weekends. Casino’s working hours are differs in the summer season and other months. In the summer months, live games are on every day between 12:00 08:00 and slot machines are at your service 24 hours a day. But during the following months, weekday slot machines open starting at 12:00, live games start at 16:00 and the casino closes at 06:00 am. At the weekends, live games are on from 12:00 to 08:00 and slot machines are open 24 hours a day.

+ 382 33 421 020

www.meritcasinos.com

215


Merit Casino Libertas Merit Casino Libertas, “Adriyatik’in İncisi” Dubrovnik’in seçkin beş yıldızlı otellerinden Hotel Rixos Libertas’ın içinde hizmet veriyor. Havaalanına 18 kilometre uzaklıktaki casino, Unesco’nun “Dünya Tarih Mirası Listesi”ndeki şehir merkezine ise 15 dakikalık yürüme mesafesinde. Kentin tek casinosu olan mekânda, 88 adet oyun makinesi ve 14 canlı oyun masası bulunuyor. Merit Casino Libertas’ın geniş, ferah atmosferinde tüm slot makinelerinin bağlı olduğu Merit Millions Jackpot’taki ödülleri kazanmak için sadece makinelerde oynuyor olmanız yeterli. Dünya mutfağından özenle hazırlanan a la carte menünün yanı sıra casinonun Türk ve Balkan mutfağı ile harmanlanan açık büfesi de 19:30 – 23:00 saatleri arasında hizmet veriyor. “Casino Bar” ise değerli misafirlerine seçkin Cognac, malt whisky, şarap ve cigar seçenekleri sunuyor.

Merit Casino Libertas, “The Pearl of the Adriatic” serves in Hotel Rixos Libertas, one of Dubrovnik’s distinguished five-star hotels. The casino is 18 kilometers from the airport and 15 minutes walk from the city center which is in Unesco’s “World Heritage List”. The venue is the only casino in the city, with 88 slot machines and 14 live table games. In Merit Casino Libertas’ large and spacious atmosphere, you only have to be playing on machines to win prizes in the Merit Millions Jackpot, where all slot machines are linked. In addition to A La Carte Menu carefully prepared from world cuisine, open buffet blended with Turkish and Balkan cuisine is also served between 19:30 23:00 hours. The “Casino Bar” offers its distinguished guests an exclusive choice of cognac, malt whiskey, wine and cigar.

216

+ 385 20 220 800

www.meritcasinos.com


Profile for Merit Hotels

DolceVita Sayı 18  

DolceVita Sayı 18  

Advertisement