Page 54

„Güzel Günler Göreceğiz“ den „Yol Yeniden“e...

Kulağımıza aşina olan birçok şarkının bestecisi:

Alp Murat Alper

K

imimiz bir seçim sürecinde, kimimiz bir futbol maçındayken tribünlerde, kimimiz de hüzünlü veya neşeli bir anımızda yada bir miting alanında O'nun şarkılarıyla deyim yerindeyse haşır neşir olduk, hatta dudaklarımızdan döküldü o şarkılar. Ama farkında olmadan ve o şarkıların yaratıcısını tanımadan... Kimi şarkılarını aralarında Edip Akbayram, Banu Kırbağ, Sadık Gürbüz gibi isimlerin de olduğu, özellikle 80'li, 90'lı yılların kuşaklarının yakından tanıdığı ünlü yorumculardan duyduk, dinledik.

Merhaba olarak yolumuzun İstanbul'a düştüğü bir gün yollarımız kesişti Alp Murat Alper'le ve siz okurlarımız için kendisiyle sohbet tadında bir röportaj gerçekleştirdik.

54

MERHABA FEBRUAR 2016

Kimdir Alp Murat Alper? Kendi dilinizden kısaca anlatacak olursak... Valla çok zor bir soruyla başladın. Hem kendini anlatmak denilen şey zor hem de kısaca anlatmak... Şurada doğdum, şuralarda okudum, bunu yaptım, onu da yapacağım demek tuhaf geliyor bana, sevmem de. Geldik, gidiyoruz işte... Gitmeden insanların hayatında güzel bir şarkı etkisi bırakabilirsek ne ala. Biz müzikten konuşalım, kendiliğinden gelecektir gerisi. Müzik aileden geliyor sanırım... Ailede profesyonel anlamda müzisyen yok. Ama müzik hep vardı. Büyük halam ud çalardı mesela. Babam ud, cümbüş ve bağlama çalardı, iyi de söylerdi. Baba tarafı Selanik göçmeni, anne tarafı Gaziantepli bir aileyiz biz. Doğum yerim de Eleşkirt'tir benim.

İşte anne-baba memurdur, ondan dolayı. Bizim evde türküden ziyade Türk Sanat Müziği dinlenirdi ve radyo hep açık olurdu. O yıllarda dinlediğim bir şarkı bende önemli bir yer etmiştir; "Gurbet o kadar acı ki...". Hani 7-8 yaşlarındaki bir çocuk böylesi bir acıyı içinde nasıl ve niye duysun? O şarkıyı dinlerken hep ağlardım, niye ağladığımı bilmeden. Radyoda mı dinlediniz? Hayır, bir cezaevi açık görüşünde. O çocukluk yaşlarımda, üniversite yıllarıma kadar okul yıllarımın geçtiği Gaziantep'in Nizip ilçesinde, cezaevindeki bir akrabanın ziyaretine gitmiştik. Cezaevinin bahçesinde piknik yaptığımız bir sırada bir bağlama sesi duydum, ayaklarım beni o sese götürdü. Beni götürenin elini bırakmıştım, o da peşimden gelmemişti. Mahkumların olduğu kısıma geçtim. Gelen sese doğru yürürken bağlamayı çalan adam uzun havaya başladı, nasıl yanık bir ses, adeta içime işledi. Gurbetten bahseden bir barak havasıydı bu. Sonunda koğuşu buldum ve adamı gördüm. Bir ranzanın üzerinde, kucağında bağlamasıyla gözlerini kapatmış o uzun havayı söylüyordu. Öylece kalakaldım ve dinledim. Korkuyla ve merakla. Adam türküyü bitirince gözlerini açtı ve biz göz göze geldik.

Merhaba Februar 2016  
Merhaba Februar 2016  
Advertisement