Issuu on Google+

Turgut €zakman Şu ‚ılgın T„rkler roman

BİLGİ YAYINEVİ Şu •ılgın Tƒrkler €ns•z Başlangı… (28 Haziran 1914 -1 Nisan 1921) Birinci Kitap: Yunan B„y„k Taarruzu Birinci B•l‚m: K‚tahya-Eskişehir Savaşına Hazırlık (1 Nisan 1921 -10 Temmuz 1921) İkinci B•l‚m: K‚tahyaEskişehir Savaşı (10 Temmuz 1921 - 24 Temmuz 1921) †‡‚nc‚ B•l‚m: Sakarya Savaşı'na Hazırlık (25 Temmuz 1921 - 13 Ağustos 1921) D•rd‚nc‚ B•l‚m: Ankara'ya Y‚r‚y‚ş (14 Ağustos 1921 - 22 Ağustos 1921) Beşinci B•l‚m: Sakarya Savaşı (23 Ağustos 1921 -13 Eyl‚l 1921)

İkinci Kitap: T„rk B„y„k Taarruzu Birinci B•l‚m: B‚y‚k Taarruza Hazırlık (14 Eyl‚l 1921 - 13 Ağustos 1922) İkinci B•l‚m: Afyon G‚neyine Y‚r‚y‚ş (14 Ağustos 1922 - 25 Ağustos 1922) †‡‚nc‚ B•l‚m: B‚y‚k Taarruz (26 Ağustos 1922 -18 Eyl‚l 1922)

Sonu… (19 Eyl‚l 1922 - 27 Ekim 1922) Sons•z Dipnotlar

€ns•z 1948 yılında on arkadaş, Nezih Bayman adlı bir arkadaşımızın başkan olduğu Anadolu Oymağı adlı bir derneğin d‚zenlediği uzun y‚r‚y‚şe katıldık. Polatlı'dan Dumlupınar-Zafer Tepe'ye kadar y‚r‚yecek, Sakarya siperlerinden aldığımız toprağı Zafer Tepe'deki anıtın toprağına katacaktık. 19 Ağustos 1948 g‚n‚ Ankara'dan Polatlı'ya trenle gittik. Polatlı'dan Zafer Tepe 'ye kadar on g‚n yayan y‚r‚d‚k. Yol ‡izgimiz ş•yleydi: Polatlı, Beylikk•pr‚, Acıkır, M‚lk k•y‚, Sivrihisar, ˆifteler, Seyitgazi, T‚rkmen ormanı, Alayunt, K‚tahya, Altıntaş, ˆal k•y‚, Zafer Tepe-Zafer abidesi. Zafer Tepe'ye 29 Ağustos gecesi vardık, toprakta uyuduk. Sabahleyin on binlerce insan şehirden ve k•ylerden trenle, otob‚sle ve yaya olarak t•ren alanına aktılar. Burada 30 Ağustos ge‡it t•renine katıldık. Ertesi yıl da yapıldı bu y‚r‚y‚ş. Ben, K‚tahya-Zafer Tepe b•l‚m‚ne bir daha katıldım. Bu kez Altıntaş ‚zerinden değil, Olu-cak'tan ge‡erek Dumlupınar'a geldik. Ge‡tiğimiz yerler, savaşların olduğu, Yunan işgali g•rm‚ş, işgal ve zafer g‚nlerini yaşamış yerlerdi. Savaşa katılmış, tanık olmuş insanlarımız sağdı. Onları dinleye dinleye y‚r‚d‚k. Yol boyunca not aldım.


Milli M‚cadele ile ilgili anılan toplamam b•yle başladı. Zaman i‡inde, kitap, dergi ve gazetelerde ‡ıkmış yazılı anıları derledim. Bu d•nemi yaşamış, g•rm‚ş asker ve sivillerle konuştum. Derleme sınırımı genişletip Milli M‚cadele ve Cumhuriyet d•nemiyle ilgili •zg‚n ya da ‡eviri, b‚t‚n belge, araştırma, inceleme kitaplarını da toplamaya başladım. Alamadıklarımı —o zamanlar fotokopi yoktu— el yazımla ‡oğalttım. 1. ve 2. D•nem TBMM tutanaklarını sağladım. Harp Tarihi Dairesi'nin kitaplığındaki Yunancadan ‡evrilmiş kitapları okudum, fotokopisini alamadığım i‡in el yazımla kopya ettim. Bu konudaki yeni yazıya ‡evrilmemiş eski yazı kitapları rahmetli kayınpederim İlhamı G•k‡ekoğlu ya da annem okudu. Haritalar ve fotoğraflar topladım. Sakarya ve B‚y‚k Taarruz b•lgelerini birka‡ kez gezdim. Milli M‚cadele ile ilgili bilgi ve belge toplama tutkum elli k‚sur yıldır s‚r‚yor. Hemen hi‡ ara vermedim diyebilirim. Bu derleme ve okumayı hŠlŠ da s‚rd‚r‚yorum. Bu kaynaklan o kadar ‡ok okuyup inceledim ki insanları yakından tanımış, bazı olaylara sanki tanık olmuş gibiyim. Bazı olayları yaşadığım vehmine kapıldığım zamanlar oluyor. Yaklaştık‡a b‚y‚yen, bir macera romanından daha heyecan verici olan Milli M‚cadele'yi, gen‡ler i‡in roman olarak yazmayı, bu uzun ve yoğun emeği b•yle değerlendirmeyi d‚ş‚nd‚m. Birka‡ roman kişisinin ‡evresinde d•nerek değil, b‚t‚n‚yle, her cephesiyle anlatmak istedim. Bunu yapabilmek i‡in bu t‚r anlatımlarda kullanılan zincirleme ve paralel kurgu modelinden yararlandım. Okurlar bu b‚y‚k konuyu, sade ve meraklı bir roman gibi yorulmadan okusunlar istedim. Bunu başarmış olmayı ‡ok isterim. Gen‡lerimize uzun zamandır Milli M‚cadele'yi gerektiği gibi anlatmıyoruz. Bu y‚zden şimdiki bir‡ok orta yaşlılar da Milli M‚cadele'yi iyi bilmiyor. Bilmemek oranı gittik‡e artıyor. O g•rkemli olayı eski, soluk fotoğraflara benzettik. Oysa cumhuriyetimiz o m‚cadelenin ‚r‚n‚ ve ka‡ınılmaz sonucudur. Yeni devletin kuruluş felsefesini o m‚cadele belirlemiştir. Anadolu aydınlanması, birliği ve yurttaşlık bilir ci o b‚y‚k m‚cadeleyle başlamıştır. O d•nem bilinmeden bug‚n‚ okuyamayız, yarını g•remeyiz. Milli M‚cadele'nin emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış ilk kurtuluş savaşı olduğu anlatılmadığı i‡in gen‡lerimiz başkalarının kurtuluş m‚cadelelerine imrendiler. Kendi tarihlerine, kendi kahramanlarına yabancılaştılar. Milli M‚cadele'nin bir yazarın hayal zenginliğine ihtiyacı yok. Şaşırtıcı bir yakın zaman destanı. Ger‡ek olaylar hayali ‡ok aşıyor. Bu gurur ve ibret verici ger‡ekleri, roman bi‡imi i‡inde yansıtmak istedim. Şu ˆılgın T‚rkler, belgelere dayalı, ger‡ek olgu ve olayların romanıdır. Belgeler, mektuplar, anılar, makaleler, bilgiler, raporlar, haberler, ger‡eğe bağlı kalınarak •yk‚leştirilmiştir. Genel olarak b‚t‚n kişiler ger‡ektir. O zamanlar soyadı yoktu. Ben bu •nemli insanların bilinmesi i‡in soyadlarını da kullandım. Havayı yansıtmak, ayrıntıları belirtmek ve konuyu y‚r‚tmek i‡in Nesrin, Yzb. Faruk, Dr. Hasan, Gazi ˆavuş, saat‡i Ali Efendi, Pa-nayot gibi birka‡ hayali kişiye yer verdim. Olaylar tarih sırasıyla anlatılmış, g‚n i‡indeki olaylar da sabahtan geceye doğru sıralanmıştır. Şu ˆılgın T‚rkler, elbette bir tarih kitabı değildir. Bununla birlikte o d•nemi ve •zellikle de insanlarımızı anlatan belli başlı tarihi ve askeri olayları ihmal etmedim. Savaşlar, teknik a‡ıklamalardan ve ayrıntılardan ayıklanmış olarak, ana ‡izgileri, •zellikle de ruhu korunarak hikŠye edilmiştir. Deniz olaylarının ancak bir kısmına yer verebildim. Œrnek olarak R‚s‚mat'ın hikŠyesini anlatmakla yetindim. Yunanlılar i‡in Yunan kaynaklarını, İngilizler i‡in İngiliz kaynaklarını kullandım. Aleyhlerindeki bilgiler kendi kaynaklarında, uluslararası kurulların raporlarında ve yabancı gazete ve araştırma kitaplarında yer almaktadır. Hi‡bir şeyi abartmadım, k‚‡‚ltmedim de. Aktarılan olayların ger‡ek olduğunu belirtmek i‡in ge‡erli kaynakları g•sterdim. Dipnotlar sonda toplanmıştır.


İlk kez okurken dipnotlara hi‡ bakmamanızı dilerim. Romanın başında, Mondros M‚tarekesi'nden İkinci İn•n‚ Sa-vaşı'nın son g‚n‚ne kadar ge‡en s‚recin bir •zeti var. Bu s‚reci biliyorsanız, bu •zeti okumasanız da olur. Ama isterseniz roman bitince bir g•z atın, belki dikkatinizden ka‡mış birka‡ ger‡ek bulursunuz. İyi bilmiyorsanız, romanı daha sıcak izlemeniz i‡in okumanızı tavsiye ederim. Anıları, gazete, dergi ve kitapları toplarken, bir‡ok insandan yardım ve destek g•rd‚m. Hepsinin adını ansam sayfalar alır. Yarısına yakını da rahmetli oldu. Hepsine y‚rekten teşekk‚r ediyorum, sonsuzluğa g•‡m‚ş olanlara rahmet diliyorum. Bir k‚‡‚k a‡ıklama: Bu ‡alışmamı bilen Televizyon Daire Başkanı Serpil Akıllıoğlu Kurtuluş Savaşı'nı TRT'ye dizi olarak yazmamı istemişti (1992). Malzemeyi roman olarak kurgulamıştım. Ama heyecanlandım. Kurtuluş Savaşı ile ilgili filmlerde halk ıska ge‡ilir, sosyal ve siyasi yan yok sayılırdı. Olay genellikle bir T‚rk-Yunan savaşına indirgenirdi. Milli M‚-cadele'nin emperyalizme karşı bir istiklal ve kurtuluş savaşı, saltanat d‚zenine ve anlayışına karşı da bir ihtilal olduğu yansıtılmazdı. Savaş b•l‚mlerinde askerler ‚t‚ izi belli ‚niformalar giyer, subaylar pek şık gezerlerdi. Yunan, İngiliz, Fransız, Sovyet cephelerine hi‡ değinilmezdi. Bu d•nemin halkımıza doğru yansıtılmasının yararlı olacağını d‚ş‚nd‚m, 'peki' dedim. Bir yıl s‚re istedim. Uygun g•r‚ld‚. Yirmi b•l‚m halinde yazdım, verdim. TRT Y•netim Kurulu b‚t‡e sorunlarını ileri s‚rerek, •nce 90 dakikalık bir film olarak ‡ekilmesini istedi, sonra ‚‡ b•l‚me ‡ıktılar. Sonunda Genel M‚d‚r Kerim A. Erdem, Y•netim Kurulu †yesi G‚ltekin Samancı ve Y•netmen Ziya Œztan'ın ‡abalarıyla altı b•l‚m olmasına rıza g•sterdiler. Yazılan senaryonun ‚‡te birinden yararlanılabilmiş, bir‡ok ayrıntıya yer verilememiştir. Dizinin y•netmenliğini Ziya Œztan yaptı. M‚ziği Muammer Sun ‚stlendi. Başta Rutkay Aziz olmak ‚zere filme emeği ge‡en herkes b‚y‚k •zveriyle ‡alıştı. Temiz bir film oldu. ˆok ilgi g•rd‚. Gen‡ izleyicilerin ilgisi beni mutlu etti. Bu a‡ıklamayı şunun i‡in yaptım: Şu ˆılgın T‚rkler, Kurtuluş adlı dizinin romanı değildir. Kurtuluş'tan daha kıdemli ve geniş bir ‡alışmadır. Şu denilebilir: Kurtuluş, Şu ˆılgın T‚rkler'den olduk‡a yararlanılarak yazılmış bir dizidir. Sevgi ve saygıyla. Turgut €zakman Mart 2005, Ankara tozakman@bilgiyayinevi.com.tr

Başlangı‡ 28 Haziran 1914 -1 Nisan 1921 SULTAN REŞAT, İstanbul'u ziyaret eden İngiltere'nin Akdeniz Filosu Komutanı Amiral Poe onuruna, 28 Haziran 1914 akşamı Dolmabah‡e Sarayı'nın ş•len salonunda 120 kişilik bir yemek veriyordu. Konukların t•ren giysileriyle katıldığı g•rkemli yemeğin ortasında, salonun b‚y‚k kapılarından biri yavaş‡a aralandı, bir saray g•revlisi eşikte durup bekledi. Teşrifat Memuru Erc‚ment Ekrem Talu, sessizce kapıya yaklaştı. Bir olağan‚st‚l‚k olduğunu anlayan Teşrifat Nazırı da hızla yanlarına geldi. Yaşlı Padişah, dikkatini dağıtan bu davranışlardan rahatsız olmuştu. Yorgun g•zlerini Teşrifat Nazırına ‡evirdi. Nazır b‚y‚k bir saygıyla yaklaştı, eğildi, olayı bildirdi: Bir Sırplı, Avusturya Veliahtı Arşid‚k Ferdinand'ı, Saraybosna'da •ld‚rm‚şt‚. Haber hızla sofrayı dolaştı. Saray orkestrası sustu. İki teşrifat‡ı ağır koltuğu usulca geri ‡ektiler. Sultan Reşat, zorlukla ayağa kalkarak, başsağlığı dilemek i‡in Avusturya-Macaristan B‚y‚kel‡isine doğru y‚r‚d‚. Yemek sona erdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun ‚st y•neticileri, ertesi g‚n, amirallik gemisinde verilecek yemeğe ‡ağrılıydılar. Ama İngiliz Akdeniz Filosu, sabah haber vermek gereğini duymadan


İstanbul'dan ayrılmıştı. Bir ay s‚ren diplomatik kargaşadan sonra su, kaynama noktasına ulaştı. 28 Temmuz 1914 g‚n‚, Avusturya-Macaristan İmparatorluğumun Tuna filosu, Sırbistan'ın başkenti Belgrad'ı bombaladı. D‚nyayı b•l‚şmekte anlaşamayan b‚y‚k devletler, hesaplaşmak i‡in b•yle bir fırsat bekliyorlardı. Savaş bir salgın hastalık gibi d•rt bir yana yayıldı. Almanya ardarda Rusya, Fransa ve Bel‡ika'ya savaş a‡tı. Bunu, 4 Ağustosta İngiltere'nin Almanya'ya karşı savaşa girmesi izledi. Sonunda, savaşa katılacak ‚lkelerin sayısı otuzu bulacak, on milyon insan •lecek, on beş milyon insan sakat kalacak, d•rt imparatorluk yıkılacak, yery‚z‚n‚n siyasi haritası değişecektir. Osmanlı İmparatorluğu Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın yanında savaşa girer. Bunun ‚zerine İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener bir a‡ıklama yapar:

Lord Kitchener "T‚rkiye'yi yok edinceye kadar savaşacağız!" T‚rkiye •nemliydi. ˆ‚nk‚ İngiltere'nin egemenliği altında, bir T‚rk zaferinin cesaretlendirmesinden korkulan 300 milyona yakın M‚sl‚man bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nu hızla dize getirerek, M‚sl‚manların bağımsızlık heveslerini bastırmak, İngiltere a‡ısından şarttı.1 Emperyalistler arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılması, 6 gizli anlaşma ile karara bağlanır. 1917 yılında ABD, İngiltere ve yandaşlarının yanında yer alırken, ˆarlığı deviren Bolşevikler, kendi i‡ kavgalarını sonu‡landırmak i‡in savaştan ‡ekildiler. Zavallı Anadolu, beş cepheye, durup dinlenmeden kan ve can pompalıyordu. O kadar ki d•rt yıl s‚ren savaşın sonuna doğru, yaşı ka‡ olursa olsun, kilosu 45'i ge‡en her gen‡ cepheye s‚r‚lecektir.2 Bulgaristan Eyl‚l sonunda, teslim bayrağını ‡eker. Almanya ile bağlantı kesilir. İttihat ve Terakki iktidarı yenilgiyi kabullenerek m‚tareke ister. Osmanli İmparatorluğu, 17. y‚zyıldan beri hızla gerileyerek sonunda bir yan s•m‚rge olmuş, s‚sl‚ bir operet imparatorluğuna d•nm‚şt‚r. Savaştan iyice t‚kenmiş olarak ‡ıkar. S‚s‚ de d•k‚lm‚şt‚r. Pant‚rkizm Hazar kıyılarında, Panislamizm Arabistan ‡•llerinde •lm‚ş, elde yalnız bitkin ve yoksul Anadolu kalmıştır. 30 Ekim 1918'de İngiliz deniz ‚ss‚ Mondros'ta m‚tareke anlaşması imzalanır. İttihat ve Terakki'nin başlıca y•neticileri, başta Enver, Talat ve Cemal Paşalar olmak ‚zere yurtdışına ka‡ar. Osmanlı Devletine ve T‚rklere karşı, orta‡ağın ha‡lı anlayışıyla yeni‡ağın ‚r‚n‚


emperyalizmi kaynaştıran acımasız bir politika uygulanacaktır. 3 İlk adımda Osmanlı orduları dağıtılır, silahlar toplanmaya başlar, donanma g•zaltına alınıp ulaştırma ve haberleşme kurumlarına el konulur. 337.000 asker terhis edilir. Gizli anlaşmalara uygun olarak, İtalyanlar G‚neybatı Anadolu'yu, Fransızlar -Ermenilerle birlikte- ˆukurova'yı, İngilizler Musul ve G‚neydoğu Anadolu'yu işgal ederler. ˆanakkale, Mudanya, Samsun ve Merzifon'a İngiliz, Zonguldak ve Doğu Trakya'ya Fransız, Konya'ya İtalyan birlikleri yerleşir. Ermenilerin yakıp yıktığı Kuzeydoğu Anadolu, yeniden Ermenilere a‡ılacaktır. Doğu Karadeniz'de Pontus devletini kurmak i‡in silahlanmış Rum ‡eteleri faaliyete ge‡erler. İstanbul ortaklaşa işgal edilir.4

italya, İ ngiltere, Fransa ba ş bakanlar ı ve ABD ba ş kan ı T ‚ rkiye'nin i ş gal edilmesini ve par ‡ alanmas ı n ı kararla ş t ı rd ı lar. (Orlando, Lloyd George, Clemenceau ve Ba ş kan VVilson)

İş gal!.. Ermeni kıyımı yaptıkları veya tngiliz esirlerine k•t‚ davrandıkları ileri s‚r‚lerek, asker ve sivil bir‡ok y•netici İngilizlerce tutuklanır ve Malta'ya s‚r‚l‚r. Gerici H‚rriyet ve İtilaf Partisi'nin yurtdışına s‚r‚lm‚ş ya da ka‡mış ‚st kadrosu, kin ve iktidar •zlemiyle tutuşmuş bir halde, İstanbul'a geri d•ner.5 T‚rl‚ ayrılık‡ı dernekler kurulur. Bazı aydınlar birdenbire K‚rt, ˆerkez ya da Arap olduklarını anımsarlar. Bazı ‚mitsiz aydınlar da, İngiliz, Fransız veya Amerikan mandasını ya da himayesini arayan akımlar arasında bocalamaktadır. Bir ‡•k‚ş ve ‡•z‚l‚ş d•nemine girilmiştir.6 1918 yazında, Sultan Reşat'ın •l‚m‚ ‚zerine VI. Mehmet sanıyla 36. padişah olarak tahta ‡ıkan Vahidettin, devletin ve tahtının geleceğini, d•nemin s‚per devleti İngiltere'nin l‚tfuna bağlamıştır.


İngiltere Karadeniz Ordusu Komutanı General Milne, Londra'ya şu mesajı yollar. "VI. Mehmet, İngilizlerin T„rkiye'de idareyi m„mk„n olduğu kadar s„ratle ellerine almasını istiyor." 7 Amiral VVeb'in mektubu: "Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor." 8 Damat Ferit, Amiral Calthorpe'a ş•yle diyecektir: "Padişahın ve benim yegŠne ‚midimiz, Allah'tan sonra İngiltere'dir." 9 Vahidettin, 30 Mart 1919'da, Damat Ferit aracılığıyla, 'kendi eli ile yazdığı bir tasarıyı' İngiliz Y‚ksek Komiseri Amiral Calthorpe'a ulaştıracaktır. Œzeti şudur: "Osmanlı İmparatorluğu'nun 15 yıl mƒddetle İngiliz s‡mƒrgesi olması." 10 Osmanlı h‚k‚mdarının kurtuluş re‡etesi budur. Vahidettin İngiliz s•m‚rgesi olabilmek ‚midiyle her t‚rl‚ yola başvurur. Aklına onurlu, başı dik, bağımsız bir T‚rkiye gelmez. Kimseye g‚venemediği i‡in ablasının kocası Damad Ferit'i, ardarda sadrazamlığa getirir.11 Halk uzun yıllardan beri cephede •l‚mle, cephe gerisinde yoksullukla boğuşa boğuşa t‚kenmiş, i‡ine kapanmıştır.12 Bu sırada fırsat‡ı Yunanlılara g‚n doğar. Bu k‚‡‚k, tecr‚besiz devletin hırslı y•neticilerinde, •l‡‚s‚z bir genişleme tutkusu vardır. Genişlemek i‡in tarihi kurcalayıp dururlar. Yunan b‚y‚k ‚lk‚s‚ (megali idea), 'b‚t‚n Yunanlıları ve eski Helen topraklarını bir bayrak altında toplamak' diye •zetlenebilir. Yunan b‚y‚k ‚lk‚s‚ en ateşli temsilcisini Giritli Elef-teryos Venizelos'ta bulmuştur.

Yunan Ba ş bakan ı Venizelos ve İ ngiltere Ba ş bakan ı Lloyd George

†lkesini savaş dışında tutmaya ‡alışan Kral Konstantin'in tersine Başbakan Venizelos, İngilizlerin yanında yer almak i‡in sabırsızlanmaktadır. Bir‡ok Yunan subayı, Alman İmparatoru Wilhelm'in kız kardeşi ile evli olan Konstantin'in Alman casusu olduğuna inanmaktadır. Krala bağlı askerler ile Venizelos'a bağlı 'Milli Savunma' (Ethniki Amyna) adlı •rg‚t‚n yandaşları savaşırlar. Sonunda Kral Konstantin, oğlu Aleksandros lehine tahttan ‡ekilmek zorunda kalır. Yunanistan'dan ayrılır. Venizelos Atina'ya gelir. Yunanistan, artık g•r‚nen zaferden pay istemek i‡in, on ikiye beş kala, savaşa katılacaktır. Venizelos, g•zlerini Batı Anadolu'ya ‡evirir. Etkili ‚slubu ve verdiği yanıltıcı bilgiler ile kendilerine g•re yeni bir d‚nya kurmağa ‡alışan bilgisiz politikacılarla atg•zl‚kl‚ diplomatları etkiler. İngiltere'nin, Yakındoğu petrollerinin ve pazarlarının paylaşılması sırasında bir ajan-devlete, olası bir T‚rk kıpırdanmasını bastıracak jandarmaya ihtiyacı vardır. İngiltere Başbakanı Lloyd George, Yunanlıları g•z‚ne kestirir, kanlı ve uzun bir savaşa yol a‡acak olan d‚ş‚ncesini a‡ıklar: "Osmanlı İmparatorluğu'nun miras…ısı, Yunanistan'dır."13


Yunan ordusu İ zmir'de

Ma ğ rur Evzon askerleri

Daha •nce İtalyanlara vaadedilmiş olan İzmir ve ‡evresi, Lloyd Ge-orge'un •nerisi, Başkan Wilson'un onayı ile avans olarak Yunanlılara verilir. 14 Mayıs akşamı İzmir Metropoliti Hrisostomos, Efes kilisesinde Rumlara m‚jdeyi yetiştirir: "Kardeşlerim! Mƒk‰fat zamanı gelmiştir." Panhelenist siyasetin galiplerce donatılmış silahlı birlikleri, 15 Mayıs 1919'da İngiliz donanmasının koruması altında, İzmir'e ‡ıkarlar, kıyıma ve Batı Anadolu'yu işgale başlarlar. 14 Yunan ordusunun gelmesi Ege Rumlarını şımartmıştır. Bin yıllık barışı bozarlar. Ege'de acı ve kanlı bir d•nem başlar.15

İ lk kur ş unu atan Hasan Tahsin T ‚ rkler silaha sar ı l ı rlar. •lk Yunan t‚meninin İzmir'e ‡ıkmasından d•rt g‚n sonra, ‚n‚ ˆanakkale Savaşları sırasında parlamış olan Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu M‚fettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ‡ıkar. Kendisine verilen g•rev, bu b•lgede asayişi sağlamaktır. Ama Padişahı, İstanbul h‚k‚metini ve galip devletleri şaşırtan bir şey yapar: B‚t‚n milleti, işgale tepki g•stermeye ‡ağırır.16 İngiliz baskısıyla ordu m‚fettişliğinden alınınca, askerlikten istifa eder. Ger‡ek‡ilikten uzaklaşmadan, hayale kapılmadan, b‚y‚k bir sabırla, b‚t‚n Anadolu'yu yurtseverlik ve bağımsızlık bayrağı altında toplamaya koyulur. Erzurum Kongresi'ni, daha kapsamlı Sivas Kongresi izleyecektir. Kurulmuş olan Redd-i İlhak ve M‚dafaa-yı Hukuk dernekleri, 'Anadolu ve Rumeli M‚dafaa-yı Hukuk Derneği' adıyla t‚m yurdu kucaklayan tek bir dernek olarak •rg‚tlenir. M. Kemal Temsil Heyeti (Y•netim Kurulu) Başkanlığına se‡ilir. Heyet 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelir ve halkın b‚y‚k g•sterileriyle karşılanır.17 Times gazetesi T‚rk kıpırdanışını ş•yle karşılar: "B€t€n cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak... Ne ƒocukƒa bir hayal!"18 Yazar Refik Halit Karay, Milli M‚cadelenin başlamasını alayla karşılar: "..Bir patırtı, bir g•r•lt•. Beyannameler, telgraflar... Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak... Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dƒrt tarafımız a„ık. D•nya vaziyetimizi biliyor. H•lyanın, blƒf•n sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? H•lyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım: - Kuzum Mustafa, sen deli misin?" Elde avu‡ta hi‡bir şey yokken, emperyalizme, galip devletlere, Yunan ordusuna, Ermenilere, Pontus ‡etelerine karşı silahlı m‚cadeleye girişmeyi ‡ılgınlık sayanlar ‡oktur. Silahsızlandırılmış T‚rk ordusunun bu tarihteki g‚c‚, o da kŠğıt ‚zerinde, 35-40 bin kişidir. Oysa T‚rkiye'deki silahlı işgalcilerin sayısı giderek 400.000 kişiyi bulacaktır. Yoksul, bitik Anadolu, 400.000 işgalciyi ve on binlerce silahlı-silahsız haini yenmeyi başaracaktır. Milli M‚cadele işte bu mucizenin, bu onurlu, g‚zel ‡ılgınlığın adıdır.


Ankara'nın ısrarı ‚zerine İstanbul h‚k‚meti, İngilizlerin izniyle, se‡im yapılmasını kabul eder. 12 Ocak 1920'de Osmanlı Meclisi, İstanbul'da toplanır. Esasları Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Ankara'da oluşturulup belirlenmiş olan Milli Ant'ı (Misak-ı Milli'yi) kabul ve ilan eder. Milli Ant'ın •z‚ şudur: "B‡lƒnmez, bağımsız, hƒr ve …ağdaş bir Tƒrkiye!" Bu karar, işgalcileri olağan‚st‚ rahatsız etmiştir. İşgalci g‚‡ler, Ankara'ya halka g•zdağı vermek ‚zere, İstanbul'da y•netime resmen el koyarlar. Bir‡ok milliyet‡iyi tutuklarlar. Anadolu'ya yardım edenlerin idam edileceklerini gazeteler ve duvar ilanlarıyla duyururlar. Meclis'i sarıp Rauf Orbay ve Kara Vasıf'ı g•t‚r‚rler. Bazı milletvekillerini, askerleri ve yazarları da tutuklar, hepsini yaka pa‡a Malta'ya s‚rerler.19 Mustafa Kemal Paşa işgale misilleme olarak, başta Albay Rawlinson olmak ‚zere, o sırada Anadolu'da bulunan b‚t‚n İngiliz subay ve erlerini tutuklatmış ve Meclis'i Ankara'da toplanmaya ‡ağırmıştır. Milli kuvvetler de harekete ge‡erek, İngiliz birliklerini Eskişehir'i boşaltmak zorunda bırakır, demiryollarına el koyarlar. İngiliz birlikleri, İstanbul ile Anadolu arasındaki tek ge‡idi, Geyve Boğazı'nı T‚rklere bırakarak İzmit'e ‡ekilirler. Vahidettin ise T‚rk tarihinin en hain adamı olan Damat Ferit'i yeniden sadrazamlığa getirir, g•revlendirme yazısında, Ankara'yı kastederek, "..isyan halinin devamı, daha korkun„ hallere sebep olabileceğinden, bu kargaşalıkların bilinen tertip„ileri ve teşvik„ileri hakkında kanun h•k•mlerinin

Damat Ferit T ‚ rkiye B ‚ y ‚ k Millet Meclisi uygulanmasını ve (...) b•t•n memlekette asayiş ve d•zeni sağlayacak ƒnlemlerin hızla ve kesinlikle alınmasını" emreder.20 Bu emir ‚zerine Damat Ferit, yapılabilecek en k•t‚, en al‡ak‡a şeyi yapar: Milli namusu korumak ve istilayı durdurmak i‡in kanını d•ken Kuva-yı Milliyecilere ve askerlere karşı, dinsel nitelikli bir savaş a‡ar. Şeyh‚lislam D‚rrizade Abdullah'ın verdiği fetvalar, İngiliz ve Yunan u‡aklarıyla Anadolu'ya atılır, işbirlik‡i gazetelerde yayımlanır, Rumlar, Ermeniler, H‚rriyet ve İtilaf Partisi'nin adamları ve ajanlar tarafından dağıtılır. Œz‚ şudur: "Padişahın izni olmadan işgalcilere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca ƒld•rmek, din gereği ve gƒrevidir! Milliyet„ileri ƒld•renler gazi sayılır, bu yolda ƒlenler şehit!'21 Damat Ferit'in hainlikleri saymakla bitmez.22 Milletvekilleri ve subaylar İstanbul'dan ka‡arak Ankara yoluna d‚şerler. Aralarında Yunus Nadi, Dr. Adnan Adıvar, eşini yalnız bırakmayan H. Edip Adıvar, Albay İsmet Bey de vardır. Birka‡ g‚n sonra da İstanbul'dan ka‡an Harbiye Nazırı Fevzi ‹akmak Paşa da Ankara'ya katılacaktır. 23 Nisan 1920'de T‚rkiye B‚y‚k Millet Meclisi, yeni se‡ilen milletvekilleri ve Ankara'ya ulaşan son Osmanlı Meclisinin milletvekillerinin de katılmasıyla a‡ılır ve Milli Ant'ta belirtilen ama‡lan ger‡ekleştirmek azmiyle ‡alışmaya başlar.23 M. Kemal TBMM Başkanlığına se‡ilir. İstanbul Harp Divanı, M. Kemal'i ve kadrosunu idama mahkŒm eder. Vahidettin, idam kararlarını bekletmeden onaylar. Bununla yetinmez, M. Kemal'in r‚tbesini de yarbaylığa indirir.24 M‚ttefikler halkın direnme g‚c‚n‚ kırmak i‡in Yunan ordusunu, Batı Anadolu'yu ve Trakya'yı b‚t‚n‚yle işgal etmesi i‡in yeniden harekete ge‡irirler. İstanbul y•netimi de Yunanlıları destekler. Damat Ferit h‚k‚metinin medrese ‡ıkışlı Adliye Nazın Ali R‚şt‚ Efendi, "Yunan ordusunun başarısı i„in dua edilmesini" ister. Trakya, Balıkesir, Bursa ve Uşak'ın, Yunanlılarca işgal edilmesi ‚zerine de, "Yunan ordusunun "ilerlemesi h€k€metimizin programına uygundur" diyecek ve Yunanlıların işgal etmediği illeri, 'kurtarılmamış iller' olarak tanımlayacak-tır.25 İstanbul y•netimi Sevr Antlaşmasını da kabul ve imza eder. Sevr Antlaşması tarihte •rneği olmayan trajik bir antlaşmadır. Yalnız kabul edenler i‡in değil, b•yle bir antlaşmayı hazırlayan Batılılar i‡in de bir utan‡ belgesidir. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, İngiltere'nin isteği doğrultusunda, 'bir daha Batıya kafa tutamayacak kadar


k‚‡‚k ve g‚‡s‚z bir devlet' haline getirilmekte, ‹atalya'ya kadar Doğu Trakya Yunanlılara verilmekte, Anadolu T‚rkler, Yunanlılar, Ermeniler, K‚rtler ve Fransız mandası altındaki Suriye arasında b•l‚şt‚r‚lmekte, kapit‚lasyonlar daha ağırlaştırılıp genişletilmekte, devletin her etkinliği denetim altına alınmakta, Marmara denizi ile Boğazların idaresi ayrı bayrağı olan milletlerarası bir kurula bırakılmaktadır. Ayrıca, †‡l‚ Anlaşma'yla Anadolu, iyice s•m‚r‚lmek ‚zere, İngiliz, Fransız ve İtalyan ‡ıkar b•lgelerine ayrılmaktadır. Başbak^ı Lloyd George Avam Kamarası'nda ş•yle diyecektir: "T•rkiye sahneden siliniyor diye •z•lecek değiliz." (The Times, 25.5.1920) Sevr Antlaşması'nı ve tabii †‡l‚ Anlaşma'yı milliyet‡ilere silah zo-, ruyla kabul ettirmek g•revi, İngilizlerin aracılığıyla Yunan ordusuna •nerilir, o da kabul eder. Yunan h‚k‚meti, bu hizmetine karşılık, İzmir ve Doğu Trakya'dan başka, İstanbul'un da Yunanistan'a verileceği ‚midine kapılır. Fakat beklenilmeyen bir olay Yunanistan'ı karıştıracaktır. Kral Alek-sandros •l‚r. Venizelos, Konstantin'in tahta geri d•nmesini engellemek i‡in se‡imleri yenilemeye karar verir ve se‡ime "ya Konstantin, ya ben!" sloganıyla girer. Halk Konstantin i ve onu destekleyen partiyi se‡er. Venizelos yurtdışına ka‡ar. Vaktiyle Konstantin'in devrilmesine yardım etmiş olan Fransız h‚k‚meti, Konstantine ve muhalefete oy veren Yunan halkına kızar ve yeni iktidara karşı tavır alır. İngilizler de tedirgin olurlar ama tavır almak i‡in beklemeyi tercih ederler. Venizelos'un s‚rg‚ne yolladığı, hapse attırdığı siviller ve askerler, tıpkı H‚rriyet ve İtilaf Partililer gibi, iktidar •zlemi ve kinle tutuşmuş bir halde yeniden sahnede boy g•sterirler. Kralcı General Papulas, Anadolu'daki Yunan ordusunun komutanlığa atanır. İktidar, Anadolu'yu boşalttığı takdirde, Yunanistan'ın Fransa ve İtalya'dan sonra, İngiltere'nin de desteğini kaybedip yalnız kalacağını anlar; azdırdıkları Anadolu Rumlarını yazgılarıyla baş başa bırakmayı da g•ze alamaz. Sonunda Venizelos'un yayılmacı politikasını ve İngilizlerin askeri olmayı kabul eder. Bu sebeple Anadolu olaylarını iyi bilen bazı Venizeloscu komutanlara dokunmaz.


O g ‚ nlere ait bir an ı kart ı Savaş tamtamları yeniden ‡almaya başlar. Doğu Cephesi Komutanı KŠzım Karabekir Paşa, TBMM'nin kararı ‚zerine harekete ge‡miş, Ermenileri kolayca yenerek Sarıkamış ve Kars'ı geri, Doğu sınırını g‚ven altına almıştır. Barış‡ı yolla Artvin de G‚rcistan'dan geri alınacaktır. B•ylece bir cephe kapanır ve Sovyetler'le bağlantı kurulur. Fakat bu kez de Batı cephesinde beklenilmez bir sorun patlak verecektir: Disiplinsiz ‡etelerin ordu ‡atısı altına alınması i‡in ‡alışılırken, Kuva-yı Seyyare adı verilen en kalabalık ‡etenin komutanı Ethem ve kardeşleri orduya bağlanmak istemez ve isyan ederler. Bu sırada Yunan ordusu, ‚‡ t‚mene yakın bir kuvvet ile yeni T‚rk ordusunun durumunu keşfetmek i‡in Bursa'dan Eskişehir'e doğru taarruza ge‡ecektir. O g‚ne kadar ‡oğu disiplinsiz ‡etelerle ‡atışmış ve kolayca ilerlemiş olan Yunan ordusu, yeniden kurulmakta olan T‚rk ordusu ile ilk kez karşı karşıya gelir. Yoksul ve zayıf T‚rk ordusunun, isyan ile savaş arasında ezileceğini sananlar ya da ‚mit edenler az değildir. Fidan halindeki ordu, canını dişine takarak, Yunanlıları p‚sk‚rt‚r (6-11 Ocak 1921, Birinci İn•n‚ Savaşı), sonra da orduyla ‡atışmaya yeltenen asi Ethem'in kuvvetini ezip dağıtır. Ethem, iki kardeşi ve bine yakm adamı Ege'yi yakıp yıkan Yunanlılara sığınacak, bundan sonra Yunanlılar i‡in ‡alışacaklardır. Yoktan var edilmiş ordunun 'hıyanete ve d‚şmana karşı' kazandığı bu ikiz başarının i‡ ve dış etkisi ‡ok b‚y‚k olur. isyanlar son bulur. Halkın orduya ve Meclis'e desteği artar. Milli iktidar daha da g‚‡lenir. Ankara'da aylardır a‡ık kapalı devam eden tartışmalar son bulur ve Meclis, anayasa tasarısını kabul eder. Tasarıdaki bir h‚k‚m, doğrudan rejimle ilgilidir, saltanat‡ıları ve halifecileri telaşlandırır ama her vakti gelmiş d‚ş‚nce gibi onu da durdurmak artık m‚mk‚n değildir, anayasada yerini alır: "Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir!" 26


Bu h‚k‚m milleti, Allah'ın g•lgesi olarak nitelenen padişahın kulu olmaktan ‡ıkarıp devletin sahibi ve yurttaş yapıyor, laikliğin temelini atıyordu. 27 Halkın b‚y‚k ‡oğunluğu y‚z‚n‚, meclisi, anayasası, h‚k‚meti, ordusu olan ve işgalcilerle savaşan Ankara'ya d•necek, istiklal ordusunu gittik‡e artan bir azimle destekleyecektir.28

Vahidettin Tevfik Pa ş a Ali Kemal Uygulanmasının zor olacağı anlaşılan Sevr Antlaşması'nın biraz yumuşatılması i‡in Londra'da toplanacak konferansa, silahını konuşturmaya başlayan Ankara'nın temsilcileri de ‡ağrılır. Son d•nem Osmanlı aydınlarının kişiliksizliğinin, teslimiyet‡iliğinin ve Batı karşısında duyduğu aşağılık duygusunun m‚kemmel bir •rneği olan Ali Kemal Londra Konferansı •ncesinde ş•yle yazacaktır: "Avrupa ile başa „ıkmayı, y•zyıllardan beri Asya'nın hangi kavmi başarabildi ki biz başarabilelim?" Ayrıca gazetesinde, Yunanlılara sığınarak onlar adına propaganda yapmayı kabul eden Ethem'in İzmir'de verdiği bir demeci de yayımlar. Et-hem ş•yle demektedir: "M. Kemal, Yunan ordusunun hızlı bir taarruzuna bir dakika bile dayanamaz!" Ethem bu c‚mleyle, yalnız kendi beklentisini değil, hanedanın, ‡ıkarı hanedana ve bu ‡‚r‚m‚ş d‚zene bağlı olanların, işbirlik‡ilerin, gafillerin, hainlerin ve elbette işgalcilerin hayalini de dile getirmiş oluyordu. Konferansın ilk oturumunda Tevfik Paşa kısa bir konuşma yaparak İstanbul'un g•r‚şlerini a‡ıklar. Ankara s•zc‚s‚n‚n parlak konuşması ‡ok takdir toplar. Ama konferans, İngiliz entrikasının şaheser bir •rneği olarak devam edecektir.29 T‚rklerin Sovyetlerle g•r‚şmelere başlamasından huzursuzlanan Lloyd George, yeni Yunan h‚k‚metinin savaşı s‚rd‚rmeye ‡ok hevesli olduğunu g•r‚nce, Yunan ordusuna yeşil ışık yakar. Atina ve Ankara temsilcilerine, h‚k‚metleriyle yeniden temas etmeleri i‡in 25 g‚n s‚re tanınarak konferansa ara verilir.

Ta ş han ve bug ‚ nk ‚ Ulus meydan ı Londra'da bulunan Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, Fransızlarla barışı sağlayacağını sandığı gizli bir anlaşma imzalar ve anlaşmayı Ankara'ya yollar. Bunu •ğrenen Yunan h‚k‚meti, T‚rk-Fransız anlaşması kesinle��irse, T‚rklerin, ‹ukurova'daki iki t‚menli İkinci Kolordu'yu Batı Cephesine kaydırmasından korkacaktır. Erken davranmak i‡in General Papulas'a hemen


harekete ge‡mesi i‡in emir verir. Oysa B‚y‚k Millet Meclisi, Fransızlarla yapılan anlaşmayı, Milli Ant'a ve tam istiklal anlayışına aykırı bulacak ve askeri yararını bir yana bırakarak reddedecektir. Bu g‚nlerde T‚rk-Sovyet g•r‚şmeleri sonu‡lanır ve Moskova'da dostluk antlaşması imzalanır. Bu antlaşmayla Sovyetler, g‚ney sınırlarını g‚ven altına alırlar. İstanbul ve ‹anakkale boğazlarının İngilizlerin elinde kalmaması i‡in de yeni T‚rk ordusuna silah ve cephane yardımı yapmayı ve yılda 10 milyon ruble vermeyi kabul ederler.30 General Papulas 22 Mart 1921 g‚n‚ orduya bir mesaj yayımlar: "Asker! D€şman, Yunan İyonyasına ayak bastığınızdan beri yenip kovaladığınız d€şmandır1 . Hızınız karşısında ka„ıyor! Bu barbar zulm•n son kalıntılarını yok edip Yunan uygarlığının kurucuları olunuz! Sizi yeni bir zafere „ağırıyorum!" Yunan ordusu, temsilciler d•n‚ş yolundayken, 23 Mart sabahı, saat 07.00'de, Eskişehir ve Afyon'a doğru, iki koldan taarruza ge‡er. İstanbul'da ‚slenen Yunan donanması da, İstanbul'dan ve Rusya'dan Anadolu'ya silah ve malzeme ka‡ırılmasını ve yollanmasını •nlemek i‡in, Karadeniz kıyılarını abluka altına almak amacıyla Karadeniz'e a‡ılır. B•ylece Londra Konferansı, sonu‡lanmadan tarihe g•m‚l‚r. Genel bir taarruzla d‚şmanı yok edebilecek g‚c‚ kazanıncaya kadar stratejik savunmada kalmayı kararlaştırmış olan Ankara, bu savaşta şu ‡ok sade ve c‚retli planı uygulayacaktır: D‚şmanın g‚ney koluna karşı oyalama savaşı verilerek ordunun b‚y‚k kısmını, kuzeydeki kol karşısında (İn•n‚'de) toplayıp d‚şmanı yenmek, daha sonra katılması m‚mk‚n olan b‚t‚n kuvvetlerle d‚şmanın g‚ney koluna (Dumlupınar-Af-yon) d•nmek. Uşak'tan yola ‡ıkan General Kondulis komutasındaki Birinci Yunan Kolordusu, Dumlupınar mevziindeki T‚rk T‚menini geri atarak ilerler, 26 Martta Afyon'a girer. T‚rk komuta kurulu, bu kesimdeki yenilgiye bakmaksızın, bu cepheden iki piyade t‚menini kuzeye kaydırır. Meclis Muhafız Taburunu ve Ankara'ya ulaşmış olan 5. Kafkas T‚meni'ni de demiryoluyla İn•n‚'ye yollar. Bursa'dan ilerleyen General Vlahopulos komutasındaki †‡‚nc‚ Yunan Kolordusu, İn•n‚ mevzileri •n‚nde, ‡ok sert ve b‚y‚k bir direnişle karşılaşır. Eskişehir'deki demiryolu tamirhanesinde, Anadolu'ya ge‡ip işbaşı etmiş imalat-ı harbiye subay ve ustalarının ‡alışır hale getirdikleri 150 mm.lik sekiz ağır top, Yunanlıları dehşete d‚ş‚r‚r. T‚rk askeri bu kez daha kararlıdır. S‚ng‚s‚ olmayanlar t‚feğinin dip‡iği, k‚reği, ‡ıplak yumruğu ile d•v‚ş‚rler. Mesela 3. Alayın 3. Tabur'unun b‚t‚n b•l‚k komutanları şehit d‚şer. T‚men komutanları bile ileri hatlara kadar gelirler; Albay (Deli) Halit Karsıalan yaralanır. Kızgın savaş ileri-geri dalgalanmalarla s‚rmektedir. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, heyecan i‡inde savaşı izleyen Ankara'ya, sağ kanat birliklerini karşı taarruza kaldıracağını bildirir.

Birinci Kitap Yunan B„y„k Taarruzu Birinci B•l‚m K‚tahya-Eskişehir Savaşına Hazırlık 1 Nisan 1921 - 9 Temmuz 1921 1 NİSAN 1921 Cuma g‚n‚, Ke‡i•ren'de, şimdi Meteoroloji Genel M‚d‚rl‚ğ‚ olan eski Ziraat Okulu binasına yerleşmiş Genelkurmay karargŠhının ikinci katındaki geniş‡e odada, harita serili bir masanın başında, M. Kemal ve Fevzi ‹akmak Paşalar, konuşmadan oturuyorlardı. Yalnız M. Kemal Paşa'nın iri taneli kehribar tespihinin tekd‚ze şaklaması duyulmaktaydı. Saat 17.00'ydi. Sağ kanadını taarruza kaldıracağını bildirmiş olan İsmet Paşa ile •ğleden beri bağlantı kurulamıyordu.1 m

ANADOLU AJANSI, camilere, kahvelere her g‚n tek sayfalık b‚ltenler asarak olup bitenleri


halka duyurmaktaydı. O g‚n hi‡bir b‚lten asılmayınca, meraklanan Ankaralı esnaf ve zanaatkarlar, d‚kkŠnlarını, k‚‡‚k at•lyelerini erkenden kapatıp bug‚nk‚ Ulus meydanındaki k‚‡‚k Meclis binasının •n‚nde toplandılar. Gittik‡e ‡oğalıyor ve sessizce cepheden haber bekliyorlardı. Adana Milletvekili Zamir [Damar] Arıkoğlu, kalabalığı telaş i‡inde yararak Meclis'e girdi. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 31 KOMİSYON odaları ve koridor, kalpaklı, fesli, sarıklı milletvekilleri ile doluydu. Zamir Bey ilk rastladığına sordu: "HŠlŠ bir haber yok mu?" "Yok." Antalya Milletvekili Rasih Kaplan Hoca, "Konferans sona ermemişti ki birader, ara verilmişti.." diye s•yleniyordu, "..bu Yunan taarruzunun anlamı neydi?" Siyah kalpaklı, avcı ceketli, iri kıyım bir gen‡, Manisa Milletvekili Mustafa Necati Bey, "Ne olacak.." dedi, "..bizi konferansla uyutup gafil avlamak istediler." "Ama buna diplomasi değil, sahtekŠrlık derler!" Konya Milletvekili Musa KŠzım Efendi, beyaz sakalını sıvazladı: "Ordumuz direnebiliyorsa, mesele yok. Batının bu oyununu da boşa ‡ıkarırız." BU SIRADA g•revden d•nen ‡ift kanatlı bir keşif u‡ağı, Eskişehir/ Muttalip havaalanına yaklaşmaktaydı. Alan, u‡ak hangarları, pilot okulu ve geniş tamirhanesiyle birinci sınıf bir havaalanıydı. 2 U‡ak B•l‚ğ‚ Komutanı Y‚zbaşı Fazıl, makinist Eşref Koşman ve g•revliler, yaklaşan u‡ağı i‡leri giderek izliyorlardı. ˆ‚nk‚ ellerindeki son işe yarar u‡ak buydu. Eşref inledi: "Eyvah, bu da arızalanmış." U‡ak arkasında siyah bir duman bırakarak toprak piste indi, sı‡rayarak ilerleyip durdu. Koştular. Pilot Vecihi H‚rkuş ve g•zlemci Basri, yıldırım gibi u‡aktan aşağı atladılar. İkisi de savaş heyecanı i‡indeydi. Vecihi, "U‡ağı ‡abuk hazırlayın.." diye haykırdı, "..bomba y‚kleyin, t‚feğe şerit takın! ˆabuk, ‡abuk, ‡abuk." Fazıl'a d•nd‚: "..Hava kararmadan bir ‡ıkış daha yapsak iyi olacak." "Durum nasıl?" Vecihi tam savaşın gidişi hakkında bilgi verecekti ki u‡ağı kontrol eden makinist acıyla, "Vecihi Bey.." diye seslendi, baktılar, makinistin eli yağ i‡indeydi, "..bunun yağ deposu delinmiş." "Değiştirin! Ama ‡ok ‡abuk olun!" "Yedek depo yok ki." 3 "Œyleyse bunu tamir edin! Bir şey yapın! Haydi!" Makinist kıvrandı: "S•kmesi, taniiri, yerine takması saatler alır." Vecihi, g•zleminden yaş fışkırarak, başlığını ve r‚zgŠr g•zl‚ğ‚n‚ yere ‡arptı: "Lanet olsun yoksulluğa!" BİR YUNAN avcı u‡ağı ilerleyen T‚rk birliklerinin ‚zerine makineli t‚feğiyle ateş yağdırmaya başlamıştı. H‚cuma kalkmış bir takımın •n‚nde koşan teğmen, birden sendeleyip d‚şt‚. Teğmenin d‚şt‚ğ‚n‚ g•ren erler hemen yere yattılar. Takım ‡avuşu s‚r‚nerek sokuldu: "Komutanım?" Teğmen boynundan vurulmuştu. Zorlukla, "Durma.." diye fısıldadı, "takımı h‚cuma kaldır. Hemen! Haydi!" Her kelimede yarasından yeni bir kan dalgası boşanıyordu. ˆavuş, g•zlerinden yaş akarak ayağa fırladı. Olanca sesiyle haykırarak, takımı yeniden h‚cuma kaldırdı. Erler doğruldular ve koşarak savaş sisine karıştılar. Taşlı arazi ‡arıklarının altını erittiği i‡in ‡oğu yalınayaktı. Bir top mermisi patladı. Fışkıran gevrek bahar toprağı, s•nen Teğmenin ‚zerini •rtt‚. ANKARA'da, Genelkurmay'ın telgraf odasındaki tıraşı uzamış subaylar, kan oturmuş


g•zlerini Batı Cephesi karargŠhına bağlı manipleye dikmiş bekliyorlardı. Derin sessizlik i‡inde birinin ayak sesleri duyuldu, kapı yavaş‡a aralandı. İsteksizce başlarını ‡evirdiler. Gelen Meclis Başkanlığı Yaveri Y‚zbaşı Salih Bozok'tu. "Paşalar merakta. HŠlŠ bağlantı yok mu?" Maniple başındaki astsubay başını ‚mitsizce iki yana salladı. Salih Bey kapıyı yavaş‡a kapatıp ‡ekildi.

Genelkurmay Ba ş kanl ığı

MECLİS'te de bazılarına ‚mitsizlik ‡•km‚şt‚. Bir milletvekili, "Bu iş ‡etelerle y‚r‚mez dedik, hepsini dağıttık.." dedi kaygıyla, "..ordu başarılı olmazsa, korkarım bu iş burada biter." G‚m‚şhane Milletvekili Hasan Fehmi Ata‡ i‡erledi: "Ne m‚nasebet! Bir muharebe kaybedilmekle harp biter mi?" Erzurum Milletvekili Celalettin Arif Bey, ‡evresindekilere, "Bence, Londra Konferansı'nda, biraz esnek davranmalıydık.." diyordu, "..eğer yenilirsek, yeni •nerleri de geri alır bu adamlar." Mustafa Necati ‡ok sinirlendi: "Onlar •neri değildi ki beyefendi, sadakaydı. Geri alsınlar!" Celalettin Arif Bey son Osmanlı Meclisinin Başkanıydı. Millet Meclisi'nin de kendisini başkan se‡mesini beklemiş, yerine M. Kemal se‡ilince sinirli ve alıngan olmuştu. Mustafa Necati'yi, "Œd‚n vermeden, uzlaşma olmaz delikanlı" diye tersledi. "İstiklalden •d‚n verilir mi beyefendi? Siz bug‚n Artin Kemal gibi konuşuyorsunuz!" Celalettin Arif, gazeteci Artin Kemal'e benzetilmesine ‡ok i‡erledi. Morardı. Bir olay ‡ıkacağını sezenler araya girdiler. Œbekten uzaklaştırılırken, dayanamayıp geri d•nd‚, M. Necati'ye, "Seni affetmeyeceğim!" diye bağırdı. Balıkesir Milletvekili Albay KŠzım Œzalp'in sabrı t‚kenmişti, Genelkurmay'a telefon etmek i‡in Başkanlık odasına daldı. Arkasından bazı milletvekilleri de odaya doluştular. Telefona sarıldı: "HŠlŠ haber yok mu?.. Peki. Œyle mi? Yapma!.. Anladım, geliyorum." KŠzım Bey telefonu kapadı. "Ne olmuş? Ne diyorlar?"

Zamir (Damar) Ar ı ko ğ lu

Mustafa Necati Bey

K Š z ı m Œ zalp

"İsmet Paşa ile bağlantı kurulamıyormuş. Onlar da haber bekliyorlar."


Y‚z‚ asılmıştı. Kalabalığı yarıp dışarı ‡ıktı. Arkasından Gaziantep Milletvekili Yasin Kutluğ da seğirtti. Kapının •n‚nde kolundan yakaladı: "Dur hele. Sen bizden bir şey sakladın. Neydi o?" KŠzım Œzalp, al‡ak sesle, "Bir t‚men komutanımız daha yaralanmış" dedi. "Kim?" "Albay Kemalettin Sami Bey." "Bu ikinci. Ne arıyor bu komutanlar ateş hattında yahu? Demek savaş pek kıyasıya oluyor KŠzım Bey!" Œyle olmalıydı. Cephe Komutanlığı'nın sessiz kalması KŠzım Œzalp'in i‡ine kurt d‚ş‚rm‚şt‚. Meclis'ten fırladı. Az ilerde faytonlar bekliyordu. İki atlı bir faytona atladı. "Haydi, ‡abuk! Ke‡i•ren'e, Genelkurmay'a! ˆok ‡abuk ama!" "Baş‚st‚ne beyim." KŠzım Bey'in heyecanı arabacıya da bulaştı. Kırbacını telaşla şaklattı: "Haydi ‡ocuklar!" Atlar ileri atıldılar. T†RK KUVVETLERİNİN Kars'ı Ermenilerden geri almasını eleştiren yazısından beri halkın bir Ermeni adı olan Artin adını ekleyerek Artin Kemal diye andığı yazar Ali Kemal İstanbul'da, Peyam-ı Sabah gazetesindeki geniş odasında, ortağı Ermeni Mihran ve misafirleriyle ‡ene ‡alıyordu. Sarışın, g‚rb‚z, yarı alafranga, yarı alaturka, kendine •zg‚ bir insandı. O g‚nk‚ başyazısını •ven tombul misafirine neşeyle, "An-kara'dakiler yine k•p‚recekler.." dedi, ‚nl‚ kahkahasını attı, sonra da ekledi: "..Haydutların işi g‚c‚ savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme ‡atma bir ordu, birka‡ tane de d‚zme kahraman, d•v‚ş‚p duruyorlar. H‚k‚met •l‡m‚ş bi‡miş, uygun g•rm‚ş, Sevr Antlaşması'nı imzalamış. Size ne oluyor a zirzoplar? Beyhude yere kan d•kmenin Šlemi var mı? Œğrendiğime g•re, Londra'da da, ‡ocuk gibi, 'İzmir'i isteriz, Edirne'yi isteriz, Adana'yı isteriz', hatta 'tam istiklal isteriz' diye tutturmuşlar." Misafirleri şaşakaldılar: "Yok canım?" Mihran, "Bunlar ‡ılgın" diye s•ylendi. Ali Kemal, bu nitelemeyi pek sevdi: "Tabii canım! ˆılgın olmasalar, sanki cihan savaşını biz kazanmışız gibi koskoca Lloyd George'a barış şartlarını dikte etmeye yel-tenirler miydi? Ne demiş Arap, 'elh‚km‚ limen galebe^ galibin dediği olur! İşte bu kadar. Bu kavrayışta, bu bilgide, bu ‡apta adamlar, değil devleti, ufak bir aşireti bile idare edemezler! Edebilseler, Yunan ordusu şimdi Eskişehir yolunda olur muydu?" 4 Birer kahve daha s•yledi. ATİNA'da ‡ıkan Katimerini gazetesi yazarlarından Hristos Ni-colopulos da tıpkı Ali Kemal gibi, Yunan ordusunun, T‚rk direnişini kırarak Eskişehir'e y‚r‚d‚ğ‚n‚ sanmaktaydı. Daktilo makinesini ‡a-tırdatarak yazısına devam etti: "..G‚ney kesiminde, Afyon'u daha ilk g‚n ele ge‡irmiştik. Ordu karargŠhından alınan haberlere g•re, kuzeyde de Eskişehir'e doğru ilerliyoruz. İngiliz Başbakanı Lloyd George, 'Yunan ordusu, M. Kemal kuvvetlerini yenecektir' demişti. Ordumuz bu zaferle yalnız Lloyd George'u doğrulamakla kalmıyor..." Gittik‡e yaklaşan bir uğultu duyuluyordu. Birka‡ kişi pencerele-ı e koştu. Dikkati dağılan Nicolopulos yazmayı kesip sesledi: "Ne var, ne oluyor?" "Lloyd George lehine g•steri yapıyorlar." Nikolopulos da yerinden kalkıp pencereden baktı. Binlerce Atinalı, sevin‡ i‡inde Omonia meydanına akıyor ve Yunanlıların koruyucu meleği Lloyd George'u y‚celtiyordu:


"Zito Georgis! Zito Georgis!" (Yaşasın George!) O SAATTE Londra'da i‡ karartan bir hava vardı ama uyarılara rağmen siyasi kudretini Yunanlılar yararına kullanan İngiltere Başbakanı Lloyd George'un y‚z‚ parlıyordu. Anadolu'dan iyi haberler almıştı. ‹ay getiren sekreteri ve gizli sevgilisi Miss Frances Stevenson'a, "•yle sanıyorum ki.." dedi neşeyle, "..birka‡ g‚n sonra, şu asi Mustafa Kemal ile birlikte T‚rkiye sorunu da tarihe g•m‚lecek." İmparatorluk Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson'un nasıl mahcup olacağını d‚ş‚nerek g‚l‚msedi. Bu dik kafalı ve kalın kabuklu asker, Yunan ordusunun T‚rkleri yenemeyeceğini ileri s‚rmekteydi. P•h! Yeniyordu işte! OYSA DURUM, Ali Kemal'in, Nicolopulos'un ve Lloyd George'un tahminlerinin ve ‚mitlerinin tam tersine gelişmekteydi. 61. T‚men savaş idare yerine gelmiş olan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, sağ kanat birliklerinin, d‚şmanı tutunduğu son mevzi-lerden de s•k‚p atan taarruzunun sonunu izlemekteydi. Akşam pusu i‡inde geri ‡ekilen d‚şman kollarının kaldırdığı kalın toz bulutları, batı g‚neşinin ışığında kaynaşarak g•ğe y‚kseliyor, savaş uğultusu ağır ağır uzaklaşıyordu. Savaşın İn•n‚ kesimindeki b•l‚m‚ T‚rklerin ‚st‚nl‚ğ‚yle sona ermişti. Kendisinden başka hi‡ kimsenin duyamayacağı derin bir mutluluk i‡inde bir taşın ‚st‚ne oturdu, Genelkurmay'a yollayacağı telgrafı yazmaya koyuldu. AĞIZLARINDAN k•p‚kler d•k‚len atlar Genelkurmay binasının •n‚nde durdular. Meraklanan n•bet‡i subay dışarı ‡ıktı. Faytondan atlayan KŠzım €zalp'i tanıyınca selam durdu. "Bir haber geldi mi?" "Hayır efendim." "İnşallah bir aksilik yoktur." ݇eri girdi. Alt kattaki b‚y‚k salon, derme ‡atma tahta duvarlarla k‚‡‚c‚k odalara b•l‚nm‚şt‚. Sadece b‚t‚n hareketlerin haritaya işlendiği ve savaşın izlendiği harekŠt odası b‚y‚kt‚. T‚rkiye B‚y‚k Millet Meclisi'nin Genelkurmay •rg‚t‚ bu kadardı. HarekŠt Şubesi M‚d‚r‚ Yarbay Salih Omurtak'ın k‚‡‚k odasının kapısı a‡ıktı. "Salih Bey!" Yarbay Salih, KŠzım €zalp'i g•r‚nce ayağa zıpladı: "Hoş geldiniz." "Ne haber?" "Bekliyoruz." Oturdular. İkisinin canı da konuşmak istemiyordu. İyi bir haber i‡in sağ kollarını vermeye hazır, sustular. Bir zaman sonra telgraf odasındaki astsubayın haykırışı duyuldu: "Cephe arıyor!" Herkes deli gibi odaya koştu. Ama maniple birka‡ kez tıkırdayıp susmuştu. Astsubay yalvarıyordu: "Durma aslanım, ne olur durma!" Maniple yeniden tıkırdamaya başladı. Herkes soluğunu tuttu. Cephe KarargŠhının telgraf‡ısı, manipleyi santur ‡alar gibi keyifle tıkırdatarak Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın telgrafını ge‡meye başladı: "Saat 18.30'da Metristepe'den g•rd‚ğ‚m vaziyet: G‚nd‚zbey kuzeyinde, sabahtan beri direnen ve art‡ı olması muhtemel bulunan bir d‚şman birliği, sağ kanat grubunun taarruzuyla d‚zensiz olarak geri ‡ekiliyor. Yakından takip ediliyor. Boz‚y‚k yanıyor. D‚şman, binlerce •l‚s‚yle dolu savaş alanını, silahlarımıza terk etmiştir. Batı Cephesi Komutanı İsmet." "Heeeey‚!" Genelkurmay'da ne r‚tbe farkı kaldı, ne resmiyet. Herkes sarmaş dolaş oldu.


Albay KŠzım telefona koştu. KŽZIM ŒZALP'ın verdiği haber ‚zerine, Meclis'te de yer yerinden oynadı. Sevin‡ten kimi ağlıyor, kimi kahkaha atıyordu. Bu kargaşalık i‡inde Celalettin Arif ile Mustafa Necati Beyler g•z g•ze geldiler, bir an kararsız kaldılar, sonra koştular ve kucaklaştılar. Yasin Kut-luğ dışarı fırladı. Pencerelerden yansıyan gaz lambalarının ışığının altında bekleyen Ankaralılar dalgalandılar. Kapının •n‚ne ‡ıkan ‡elimsiz milletvekilinin g‚r sesi yankılandı: "Zafer biziiiiiiiiim! Kazandııııuıık! Yunanlılar ‡ekiliyor!.." Aşka gelen biri silahını ateşledi. Bunu, uzaktaki bir başka silah sesi izledi. Biraz sonra Meclis'in •n‚ sevin‡ten deliye d•nm‚ş meşa-leli, fenerli insanlarla dolacak, karanlık meydan g‚nd‚z gibi aydınlanacaktı. İŞGAL G†ˆLERİNİN bir t‚rl‚ yerini bulamadığı İstanbul gizli telgraf merkezi, B‚y‚k Postane'nin bodrumundan, daha g‚venli olduğu i‡in Telgraf Şefi İhsan Pere'nin Zeyrek'teki eski, ahşap evinin ‡atı katına alınmıştı. 5 Telgraf‡ılar aileleri ile birlikte alt katlardaki odalarda kalıyor ve dikkati ‡ekmeden yaşamaya ‡alışıyorlardı. G‚nd‚zleri İngiliz denetimi altındaki telgrafhaneye gidip resmi işlerini yapıyor, gece olunca n•betleşe ‡atı katına ‡ıkıp sabaha kadar İstanbul ile Ankara arasındaki gizli haberleşmeyi sağlıyorlardı. Sabah olur olmaz, haberleşme kesiliyor ve i‡lerinden biri, erkenden işe gider gibi evden ‡ıkıp mesajları yerlerine ulaştırıyordu. Yakalanırlarsa, işgal kuvvetlerinin emirlerini ‡iğnedikleri i‡in idam edileceklerini bilmekteydiler.6 Ankara, zafer haberini ge‡meye başlayınca, n•bet‡i telgraf‡ı yeri tekmeleyerek arkadaşlarını yukarı ‡ağırdı. Ezik telgraf‡ılar, maniplenin her vuruşunda, biraz daha silkindiler, doğruldular, sonunda gururla dikildiler. Bu haber sabaha kadar bekletilemezdi. ݇lerinden biri, m‚jdeyi ilgili yerlere ve gazetelere duyurmak i‡in sokağa fırladı. İSTANBUL'un ‚nl‚ oteli Pera Palas'ın yemek salonu, o gece de tıklım tıklımdı. Rum m‚şteriler, Yunanlı şarkıcının s•ylediği g‚zel şarkıya eşlik ediyorlardı. Duvar kenarındaki bir masada, işgalcilerin şiddetli baskılarına rağmen harıl harıl milli orduya hizmet eden iki de T‚rk oturuyordu. Bunlar Muharip adlı gizli •rg‚t‚n başkanı Kurmay Binbaşı Ekrem Baydar ile haber alma kolu başkanı Kurmay Y‚zbaşı Seyfı Akko‡'tu. İkisi de sivil giyinmişti. Başları a‡ıktı. G•zleri kapıdaydı. Anadolu'ya silah ve m‚himmat satmak isteyen Fransız bankacı M•sy• Marcel Savoie ile buluşacaklardı. Kapıdan Marcel Savoie yerine, otelin mareşal kılıklı, palabıyıklı Rum kapıcısı girdi, ilk masaya eğildi ve bir şey s•yledi. Masadakiler darbe yemiş gibi sarsıldılar. Haber masadan masaya yayıldık‡a, şarkıya katılanlar susmaya başladılar. Sonunda g‚zel şarkıcı da bir felaket olduğunu sezerek şarkıyı kesti. Bir İngiliz subayı telefona koştu. Ekrem ile Seyfı dikkat kesilmişlerdi. Haberi duyup da sokağa d•k‚lm‚ş heyecanlı T‚rklerin s•ylediği bir marş, yavaş yavaş sessizliği dağıtmaya başladı: İzmir'in dağlarında „i„ekler a„ar Altın g•neş orda sırmalar sa„ar Bozulmuş d•şmanlar yel gibi ka„ar.. Heyecanla otelin hol‚ne ‡ıkıp, camdan caddeye baktılar. Y‚zlerce T‚rk, ellerinde bayraklar ve tutuşturulmuş b‚k‚l‚ kŠğıtlar, Pera Palas'ın •n‚nden ge‡erek Tepebaşı'ndaki İngiliz El‡iliğine doğru y‚r‚yordu. Kader bƒyle imiş ey şanlı paşa Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa... İşgal kuvvetlerinin devriye kolları, kalabalığı susturmak ve dağıtmak i‡in harekete ge‡ti. T‚rklerin birdenbire neden coştuklarını •ğrenince, hepsinin neşesi ka‡acaktı. Bu g‚zel şehirde g•rev yapmak, keyifli bir tatil olmaktan ‡ıkıyordu galiba. Akşam gazetesine telefon ederek haberi •ğrenen Ekrem Bey, Y‚zbaşı Seyfi'ye, "Yarın.." diye fısıldadı, "..Lloyd George'un y‚z‚n‚ g•rmek isterdim." HABER Londra'ya sabah ulaştı ve Lloyd George •fkeden deliye d•nd‚. Bu talihsiz anda


ziyaretine gelen eski gazeteci ve konsolos, şimdi İyonya Bankası'nın Başkanı Yunan asıllı Sir John Stavridis'e ağzına geleni s•yledi. "Artık bir Yunanlının fotoğrafını bile g•rmek istemiyorum.." diye bağırıyordu, "..Temsilcileriniz bana zafer i‡in g‚vence vermişti. Kendi askeri danışmanlarıma değil, sizin hayalci subaylarınıza inandım. Ama az •nce •ğrendim ki o kadar g‚vendiğim Yunan ordusu ‚‡ ay i‡inde ikinci kez yenilmiş. Bu başarısızlığın beni nasıl bir ‡ıkmaza soktuğunu anlayabilirsiniz. HŠkimiyetimiz altında her ‚lkedekinden ‡ok M‚sl‚man var. Bir T‚rk zaferi hepsinde bağımsızlık hevesi uyandırabilir. Dağılmamak i‡in M. Kemal'i mutlaka ezmek zorundayız. Bunun i‡in Yunan ordusuna g‚veniyordum. H‚k‚metim o orduyu donatmış, ayrıca da 16 milyon sterlin yardım yapmıştı." 7 Yunan burjuvazisini İngiliz burjuvazisine bağlayan zarif k•pr‚lerden biri olan Sir John Stavridis'in yenilgiden haberi yoktu. Donup kaldı. YENİLGİYE Ordu Komutanı Korgeneral Papulas da inanmakta zorluk ‡ekiyordu. †‡‚nc‚ Yunan Kolordusu'nun karargŠh olarak kullandığı Bursa Anadolu Oteli'nde, ordu kurmay kurulu ile yaptığı toplantının sonunda, T‚rkleri ezebilmek i‡in, daha fazla g‚‡lenmelerine fırsat vermeden, takviye alıp hemen ve yeniden taarruza ge‡mek gerektiğine karar verdi. Kurmaylarını, d‚zensiz ‡ekilişin yarattığı karmaşık sorunlarla baş başa bırakarak, h‚k‚mete yollayacağı raporu yazmak i‡in odasına kapandı. Yunan ordusu yakarak yıkarak geri ‡ekilmekteydi. 8 METRİS TEPE apaydınlıktı. Sabahleyin şehitlerini toprağa veren 4. T‚men, gece de zaferi kutlamak i‡in toplanmıştı. Flamalar, •bek •bek yanan b‚y‚k ateşlerin oynak ışığında ‡ırpınıyor, pilav ve fasulye kazanları kaynıyordu. Yoksul t‚men, ‡ember halinde dizilmişti. Erlerin ‚st‚nde mintanlar, yelekler, biri •tekine benzemeyen askeri ceketler, altlarında ise rengŠrenk şalvarlar, poturlar vardı. Pek ‡oğunun ‡orabı, matarası, k‚t‚kl‚ğ‚, s‚ng‚s‚, hatta ‡arığı yoktu. 9 Subayların da bir b•l‚m‚ ‡arıklıydı, bazılarının ‚niforması ‡adır bezindendi. Ama erler de, subaylar da, b‚t‚n donanımları tamammış gibi vakar i‡inde, t‚men komutanının konuşmasını beklemekteydiler. Yarbay NŠzım Bey, kısa bir konuşma yaparak, Cephe Komutanının, g•sterdiği olağan‚st‚ kahramanlık sebebiyle t‚mene takdirname yolladığını bildirdi, subay ve erlere teşekk‚r etti ve şenliği başlattı. Davul ve zurna sesleri y‚kseldi. İki g‚n •nce cehennemi andıran Metris Tepe, b‚t‚n Anadolu gibi bayram yerine d•nd‚.10 ZAFER HABERİ İstanbul'a g•kten bir m‚jde gibi inmiş, gazetelerin ilk sayfaları b‚y‚k resimler ve zafer edebiyatı ile kaplanıp bezenmişti. Laternalar ve 'zito zito Venizelos' şarkıları susmuştu.1Oa Beyoğlu caddesindeki bazı T‚rk mağazaları vitrinlerini M. Kemal ve İsmet Paşaların resimleriyle s‚slediler. İstanbul yeniden T‚rkleşti. MİLLETVEKİLLERİ ertesi g‚n, Meclisin •n‚nde toplanan Ankaralıların alkışları arasında Meclise girdiler. Milli Savunma Bakan-lığı'nın 1921 b‚t‡esinin g•r‚ş‚lmesi, zafer neşesi i‡inde fazla uzun s‚rmedi ve yaklaşık 45 milyon lira olarak kabul edildi.11 Verilen kısa bir aradan sonra Başkan Vekili Dr. Adnan Adıvar, Bursa'nın d‚şt‚ğ‚ g‚nden beri siyah bir •rt‚ ile kaplı başkanlık k‚rs‚s‚nde yerini aldı, zile vurdu: "Celse a‡ılmıştır. S•z, Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa Hazret-lerinindir." Uğultu kesildi. Fevzi Paşa •n sıraya sıkışmış Bakanların arasından kalkıp, İkinci İn•n‚ Savaşı hakkında bilgi vermek ‚zere konuşma k‚rs‚s‚ne geldi. İsmet Paşa cephede olduğu i‡in, Genelkurmay Başkanlığı'na da vekŠlet ediyordu. Ankara'ya geldiğinden beri M. Kemal Paşaya b‚y‚k bağlılık g•stermekteydi. Bu y‚zden adı muhalifler arasında 'kuzu pa-şa'ya ‡ıkmıştı. Ama


hi‡bir siyasi grup ya da akım, bu kuzu paşayı kendi yanına ‡ekmeyi başaramıyordu. Fevzi Paşa sık sık alkışlarla kesilen uzun konuşmasını ş•yle bitirecekti: "..Yunan ordusu Başkomutanı Papulas, İzmir'den Bursa'ya geldi, Vvr Antlaşması'nı T‚rklere zorla kabul ettirmek amacıyla, alaylarını birbiri ardından taarruza kaldırdı. Kesin savaş İn•n‚ mevzilerinde oldu. Yunanlılar, Başkomutanlarının g•z‚ •n‚nde, fedakŠrlıklarını ispat ettiler. ˆarpışmalar yedi g‚n, yedi gece devam etti. Fakat b‚t‚n Hayretleri, yılmaz T‚rk safları •n‚nde tamamiyle kırılmıştır. D‚şman t, ekiliyor ve kahraman s‚varilerimiz d‚şmanı takip ediyor."12 İNŒN† ile Eskişehir arasındaki ˆukurhisar K•y‚'nde, k‚‡‚k l>ir evin odasında, İsmet Paşa da bu saatte kurmayları ile toplantı halindeydi. İlk raporlara g•re, Yunan ordusu ciddi kayıp vermiş ve ‡ok Kanimet bırakmıştı. Mezit vadisi-İneg•l yoluyla par‡a par‡a Bursa'ya ‡ekilmeye ‡a-lısan Yunan birlikleri, '‚zengisi ipten, kılıcı tahtadan' ama g•z‚ kara I ‚rk s‚varilerinin takibi altındaydılar. Birinci İn•n‚ Savaşı sonunda dıışmanı takip edemeyen ordu şimdi o ‡aresizliğin acısını ‡ıkarıyor, s‚variler yakaladıklarını tepeliyorlardı. Hi‡ yoktan yola ‡ıkarak bu noktaya gelmişlerdi. Bunun tadını ‡ıkarırken, Binbaşı Cemil Taner, "Ama haberleşme ‡ok aksadı.." diyerek keyif ka‡ırdı, "..acele olarak telsize ihtiyacımız var efendim." İsmet Paşa acıyla g‚ld‚: "Acele ihtiyacımız olmayan ne var ki Cemil Bey?" B‚t‚n telsiz cihazlarının, İngilizlerin sıkı denetimi altında bulunan İstanbul'daki Selimiye Kışlası'nda toplandığını bilmekteydi. Hi‡ I1 midi olmadığı halde, Binbaşı Cemil'in ısrarı ‚zerine, İstanbul'daki Muharip adlı gizli •rg‚te, telsiz cihazlarına da ihtiya‡ duyulduğunun bildirilmesine razı oldu. BU SIRADA İstanbul'da İkdam gazetesindeki odasında, Yakup Kadri Karaosmanoğlu başmakalesini yazmaktaydı: "..Bir y•kselişin başlangıcındayız. Bir y•celme, bir yeniden doğuş, bir şafak! İsmet Paşa adındaki bir serdarın kılıcı tarihi ikiye bƒld•. Dƒrt beş g•nden beri b•t•n Doğu ‡lemi ve b•t•n Asya i„in yeni bir devir a„ılmıştır.'.' İdare Memuru Mahmut odaya daldı: "Yakup Kadri Bey!" "Evet?" "Kızılay İkinci Başkanı Hamit Hasancan'dan bir duyuru geldi efendim." Dikkati dağıldığı i‡in canı sıkılan Yakup Kadri s•ylendi: "İyi. Gerekeni yapınız." "İstanbulluları, Anadolu m‚cahitlerine para yardımı yapmaya ‡ağırıyor." Yakup Kadri toparlandı: "Yok canım!" "Bağışların Kızılay'a ya da gazetelere verilmesini istiyor." G•zleri b‚y‚d‚: "Oo.. İşgal kuvvetlerine bir ‡eşit meydan okuma bu. Œyleyse duyuruyu birinci sayfada yayımlayalım. İstanbul'da doğru d‚r‚st ‡alışan tek kurum Kızılay." Kaleme yeni bir şevkle sarıldı: "Ge„en g•n şehrimizde „ıkan Rumca gazetelerden biri, 'Eskişehir ƒn•ndeki bu kan deryasında, 'Doğu meselesi' denilen ayıp artık tamamiyle boğulacaktır' diyordu. Bu gazete ne doğru sƒylemiş. Evet, dediği „ıktı, Eskişehir ƒn•ndeki kan deryasında Doğu meselesi denilen ayıp tamamiyle boğuldu. Bu kutsal kıta, y•zyıllarca s•ren bir uykudan sonra, ta gƒbeğinden sarsılıyor. B•t•n mazlum milletler, demirden ve „elikten zincirlerini kırıyor ve karanlık zindanlarından dışarıya boşanıyor!' 13 YAKUP KADRİ yazısını bitirirken, Londra'da, Hindistan İşleri Bakanı Mr. Montagu,


yardımcılarını toplantıya ‡ağırdı. ˆ‚nk‚ son Yunan taarruzu, İngiliz s•m‚rgesi Hindistan'da •fkeyi doruğa ‡ıkarmış, T‚rk zaferi yeni kıpırdanmalara yol a‡mıştı. 1920 yılının son haftası i‡inde, Nagpur'da toplanan Hindistan Ulusal Kongresi'nde, Gandi'nin, s•m‚rgeci İngilizlerle her t‚rl‚ işbirliğinden ka‡ınma •nerisi g•r‚ş‚lm‚ş ve kabul edilmişti. Gandi'nin boykot •nerisinin gerek‡eleri arasında, İngilizlerin T‚rkiye'ye adaletsiz davranması da yer almaktaydı: "Sevr (Sevres) Antlaşması'nın başyazarı olan Lloyd George h‚k‚metiyle işbirliğine devam etmek, Hindistanlılar i‡in haksız ve ahıksızca bir davranıştır. Ne pahasına olursa olsun, bu şeytandan uzak durmalıyız!" Ayrıca, 70 milyon Hindistan M‚sl‚manının lideri ve ilerde Pakistan devletini kuracak olan Muhammet Ali Cinnah da, boykotu desteklediğini a‡ıklayarak İngilizlerin durumunu daha zorlaştırmıştı. Uzun s‚ren toplantı sonunda, Sevr Antlaşması'nın T‚rkler lehine yumuşatılması i‡in Dışişleri Bakanlığı'na bir muhtıra verilmesini kararlaştırdılar.14 Hindistan İngiltere'nin yumuşak karnıydı. İSTANBUL'da iki saat •nce akşam olmuştu. İngiliz Y‚ksek Komiseri Sir Harold Rumbold, Tepebaşı'ndaki el‡ilik binasının ikinci katındaki şık d•şenmiş odasında, Bekir Sami Bey yurtdışında oldu-nu i‡in Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'na vekŠlet eden Ahmet Muhtar Mollaoğlu'nun yolladığı sert notayı okumaktaydı: "..Barış •midi vererek Londra'da gƒr•şmeye „ağırdığınız halde, Konstantin'e de h•cum emrini verdiniz ve bizi en yalancı vaatlerle uyutmaya „alıştınız. T•rk milleti ve kalben kendisiyle birlikte olan b•t•n M•sl•manlar, Londra h•k•metinin bu hareketini asla unutmayacaklar; İngiltere h•k•metinin, •cretli kƒleleri olan Yunanlılar aracılığı ile yaptırdığı kıyım ve yıkımı, her zaman hatırlayacaklardır. Siz kadınlarımızı, „ocuklarımızı ƒnce Venizelos'un, şimdi de Konstan-tin'in s•r•lerine ƒld•rterek, bize Batı emperyalizminin boyunduruğunu kabul ettirmeyi başaramayacaksınız vesselam!" 15 Rumbold, ge‡erli yazışma ‚slubuna t‚mden aykırı olan notanın yarattığı diplomatik dehşet i‡indeyken, deneyli baş terc‚man ve siyasi danışman Andrew Ryan sessizce i‡eri girdi: "Efendim, l‚tfen dışarı bakar mısınız?" El‡iliğin pencerelerinden, Sarayburnu'ndan Ey‚p'e kadar asıl İstanbul g•r‚n‚yordu. Her g‚n bu saatlerde, karanlığa g•m‚lmeye başlayan bezgin şehir, bug‚n ışıl ısıldı. B‚t‚n minareler kandillerle donanmıştı. İşgal altındaki İstanbul, sessiz ama ‡ok ‡arpıcı bir bi‡imde zaferi kutlamaktaydı. Sir Rumbold sevin‡ten titreyen binlerce kandile bakarak i‡ini ‡ekti. T‚rkler, topraklan ‚zerinde g‚neş batmayan İngiliz İmparatorluğu'nun saygınlığına ve savaş sonrası siyasetine Yunanlıları yine yenerek bir darbe daha indirmişlerdi. İngiltere durumu d‚zeltecek bir hamle yapmak zorundaydı. ERTESİ SABAH, savaşın g‚neydeki ikinci b•l‚m‚ başladı. G‚neydeki savaşı Refet Bele Paşa y•netecekti. Birinci Yunan Kolordu-su'nu, iki hafta •nce ele ge‡irdiği Dumlupınar mevziinden geri atmak gerekiyordu. Doğuya karşı savunulması kolay bir doğal mevzi olan Dumlupınar'ın Yunanlıların elinde kalması, T‚rkler a‡ısından ‡ok sakıncalıydı. Birinci Yunan Kolordusu Komutanı General Kondulis de, bir kazaya uğramadan, hızla Dumlupınar'a ‡ekilerek bu doğal mevziyi elde tutmak istiyordu. Bu ama‡la, Afyon'un doğusuna kadar ilerlemiş olan 2. Yunan T‚meni'ne, geri ‡ekilmesi i‡in emir verdi. ˆekilme başlayınca, Afyon'un doğusunda, tetikte bekleyen Albay Fahrettin Altay'ın iki t‚menli kolordusu, 7/8 Nisan akşamı, kolayca Afyon'a girdi. Batı Cephesinden hızla g‚neye kaydırılan ‚‡ t‚men,16 Dumlupınar'ın 12 km. kuzeyindeki Altıntaş'ta toplanmış, iki s‚vari t‚meni de İn•n‚'den K‚tahya'ya ulaşmıştı. Refet Paşa, bu durumdan yararlanarak, Birinci Yunan Kolordusu'nu, ertesi sabah, bir meydan savaşına zorlamaya karar verdi.


O AKŞAM Yunan Kralı, sarayın Alman zevkiyle d•şenmiş ‡alışma odasında, yenilginin daha da ‡•kerttiği yaşlı Başbakanı kabul etti. Kalogeropulos, General Papulas'ın, 52.000 yeni asker ve en ge‡ iki hafta i‡inde yeniden taarruza ge‡mek i‡in izin istediğini bildirerek s•ze başladı ve İn•n‚'de †‡‚nc‚ Kolordu'nun uğradığı kaybı a‡ıkladı: "İlk saptamalara g•re, 5.000 subay ve er, bir hayli de ganimet.17 Ordumuz g‚neyde de geri ‡ekiliyor efendim." Kral sarsıldığını belli etmemeye ‡alışarak, sordu: "Başlangı‡ta her şey iyi gidiyordu. Sizce nerede yanlış yaptık?" Başbakan ‚z‚nt‚yle, "Ankara'nın, yeni ordusunu, iki ay i‡inde İm kadar g‚‡lendirebileceğini tahmin edemedik.." dedi, başını kaldırdı, "..bu yenilginin sorumluluğunu taşıyan h‚k‚metim, yerini daha onerjik bir h‚k‚mete bırakmak istiyor efendim." H‚k‚met daha iki ay •nce kurulmuştu. Kral uzun bir sessizlikten sonra, "Kimi tavsiye edersiniz?" diye sordu. "Dimitrios Gunaris'i. Hırslı, zafere susamış ve size ‡ok bağlı biridir." SABAH İstanbullular, Kızılay'ın ‡ağrısına uyarak para yardımı yapmak ‚zere gazetelerde sıraya girdi. İleri gazetesinin dar idarehanesine sığmayanların b‚y‚k kısmı, dışarıda kalmıştı. Kaldırımın sonunda bir işgal devriyesi g•r‚nd‚. D‚zenli adımlarla yaklaşmaya başladı. İşgal askerlerine, her zaman kenara ‡ekilerek yol veren İstanbullular, bu sefer kıllarını bile kıpırdatmadılar. Devriye kolu, kalabalığın arasından ge‡meyi g•ze alamadı, yola inerek ge‡ip gitti. ݇erde, daha afyonu patlamamış olan huysuz idare memuru, bir deftere, s•ylene s•ylene, bağış yapanın adını ve bağış miktarını yazıyordu. "Kahveci Ali, 100 kuruş." "Eskici Yusuf, 50 kuruş." "Halla‡ Asım, 75 kuruş." "Bakkal Ahmet, 100 kuruş." "Terlik‡i Adem, 200 kuruş." Sırada, k‚‡‚k, cılız bir oğlan vardı. Bir •nceki bağış‡ının ‡ocuğu sanan memur, •fkeyle, y‚r‚y‚p yol vermesi i‡in işaret etti. Ama ‡ocuk y‚r‚medi, b‚y‚k bir ciddiyetle, b‚t‚n servetini ‡ıplak masanın ‚zerine bıraktı: "Hasan, 5 kuruş." Suratsız idare memurunun birdenbire g•zleri doldu. Ağladığını g•stermemek i‡in y‚z‚n‚, kocaman mendilinin arkasına saklayarak g‚r‚lt‚ ile burnunu sildi.18

Kral Konstantin

Ba ş bakan Gunaris

General Papulas

GUNARİS, Venizelos'un partisini hezimete uğratarak ‡oğunluğu kazanan Halk‡ı Parti'nin lideriydi. Son h‚k‚mette Savaş Bakanı olarak bulunmuş, Londra Konferansı'na da katılmıştı. Kraldan h‚k‚met kurma teklifini alır almaz, 1920 yılının sonunda emekliliğini isteyerek


ordudan ayrılan tecr‚beli General Metak-sas'la temas aradı. Maliye Bakanlığına getirilecek olan Protopapa-dakis'in evinde buluştular. Gunaris, hemen konuya girdi ve Metak-sas'tan Başkomutanlığı ‚zerine almasını istedi. Silahlı politikası y‚z‚nden Venizelos'la da anlaşmazlığa d‚şm‚ş ve bu y‚zden s‚rg‚ne bile g•nderilmiş olan Metaksas, Yunan ordusunun başarı kazanacağına inanmayan belki de tek Yunanlıydı. Teklifi ağırbaşlılıkla reddetti: "Başarısızlık olasılığını halktan gizleyerek Başkomutanlığı kabul edersem onlara, benim hi‡ de inanmadığım bir ‚mit vermiş olurum. Halkı aldatamam." Protopapadakis, "Y‚zde altmış başarı olasılığı da yok mu?" diye sordu. "Olsa, Başkomutanlığı kabul ederdim." "Hi‡ olmazsa, ne kurtarabilirseniz onu kurtarmayı kabul edin." Metaksas parladı: "Siz benden zafer değil, başkalarının sorumluluğunu •rtbas etmem i‡in kendimi feda etmemi istiyorsunuz. Bunu yapamam!" Toplantı gece yarısı, bir sonu‡ vermeden dağıldı.19 REFET PAŞA, sabah erkenden, birliklerini harekete ge‡irmişti. İki s‚vari t‚menini, Dumlupınar mevziinin, dolayısıyla Birinci Yunan Kolordusu'nun arkasına d‚şmeleri i‡in, Murat Dağı ge‡itlerin-ı Icn Banaz'a inmek ‚zere yola ‡ıkardı. Bir piyade t‚meni, Dumlupınar mevziinin sol kanadını tutan d‚şman alayına; bir başka piyade t‚meni ise, Yunan ‡ekilişini korumakla g•revli alaya h‚cum edecekti. 5. Kafkas T‚meni yedekte bekliyordu. Takviye olarak yollanan iki t‚men de yoldaydı. Fahrettin Altay'ın kolordusu da Afyon'dan batıya doğru ilerlemeye başladı. Birinci Yunan Kolordusu, kıskaca girmek ‚zereydi. ˆEVİRME HAREKETİNİN geliştiği saatlerde, Ankara Œğret-Miım Okulu'nun konferans salonu kadınlarla dolmaktaydı. Œnde sık-ıım başlı, uzun mantolu, iskarpinli İstanbullular, onların arkasında ırııgŠrenk ‡arşaflı, potinli, mest lastik giymiş, y‚zleri a‡ık Ankaralılar oturuyordu. En arkada ise, k•yl‚ kadınlar. Ankaralı hanımlar, ilk defa b•yle bir toplantıya katıldıkları i‡in ‡ok tedirgindiler. Ama Hali- • I" Idip'e duydukları merak, ‡ekingenliklerini bastırmıştı. G•zleri kapıda, hŠlŠ Halide Edip'i bekliyordu. O ise, sahnedeki masada yer alan Kızılay Kadınlar Kolunun Başkanı Zehra M‚fit Hanım ile Belediye Başkanı K‚t‚k‡‚zade Ali Bey'in eşi Cazibe Hanım'ın arasında oturuyordu. Başkan Zehra M‚fit Hanım, toplantıyı kısa bir konuşma ile a‡arak s•z‚ Halide Edip'e bıraktı. Halide Edip, kimseyi umursamadan, erkeklerle ‡ekişen, tartışan, yarış eden bu ufak tefek, iri g•zl‚, beyaz tenli gen‡ kadındı ha? Ana-aaav! Halide Edip, "Hanımefendiler!" dedi, sesinde hafif bir heyecan titriyordu. ˆok tutumlu olduklarını duyduğu Ankaralı hanımları yardıma ‡ağıracaktı. "Tarih T‚rk‚ ateşle imtihan ediyor. Bu imtihandan, yalnız erkeklerimizin cesareti ile başarılı ‡ıkamayız. Artık biz kadınlar da bu ateşe y‚z‚m‚z‚ ‡evirmek, ellerimizi uzatmak zorundayız. Ordumuzun hepimize ihtiyacı var.." Kadınların, b‚y‚k bir dikkatle dinlediğini fark edince, heyecanı azaldı, daha sakin bir sesle devam etti: "..Bir hafta •nce Eskişehir'deydim. G•rd‚klerimden birini sizlere de anlatmak istiyorum. U‡akların g•vdesi ve kanatları, •zel bir keten kumaşla kaplanırmış. Bulunamadığı i‡in bizimkiler, kaput beziyle kaplıyorlar. Œzel yapıştırıcısı olmadığı i‡in, kaput bezini u‡akların g•vdelerine, kanatlarına nal mıhı ya da zamkla tutturuyorlar. Bezin gerginliği ve kayganlığı emayit denilen •zel bir sıvı ile sağlanırmış. Getirtemedikleri i‡in beze, kaynatılmış patates kabuğu ve pa‡a suyuna tutkal, kola karıştırarak yaptıkları bir pelteyi s‚r‚yorlar. Sonra da g•zlerini bile kırpmadan bu u‡aklara binip u‡uyorlar.19a Kardeşlerim! Sizleri, milletinin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu gen‡ ve yoksul orduya


yardıma ‡ağırıyorum!" Kısa bir sessizlikten sonra, kadınlar ağır ağır ayağa kalkmaya başladılar ve hi‡ konuşmadan ilerlediler, masanın •n‚nde sıraya girdiler. Masanın ‚st‚ parayla dolmaya başladı. Yanında para olmayanlar, y‚z‚klerini, bileziklerini bırakıyordu. G•zleri g•rmeyen, beyaz baş•rt‚l‚, yaşlı bir kadın ‡evresinden yardım istedi: "Bana ne olur Halide Hanım'ı bulun!" Halide Edip bu yakaran sesi duymuştu, yaklaştı, "Benim, burda-yım!" dedi. Kadın eliyle okşayarak, Halide Edip'in y‚z‚n‚ i‡ine sindirdi: "ˆamaşırcılık yaparak ge‡iniyorum, kızım. Bunu, zor g‚n‚m i(,in saklamıştım. Ama s•zlerinden anladım ki ordumuz benden dahazordaymış." G•ğs‚ne bastırdığı sol elini a‡tı, uzattı, y‚z‚ gururla aydınlandı: "Al bunu." Derisi ‡atlamış avucunda bir lira vardı. Halide Edip, g•zlerinden yaş fışkırarak kadına sarıldı, "Ah anam.." ıledi i‡i titreyerek, "..bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız!"20 DIŞİŞLERİ BAKANI Lord Curzon, Montagu'nun muhtırasını k‚‡‚mseyici bir g‚l‚şle karşıladı. Gereksiz bir telaştı bu. Dışişle-11 Bakanlığı gelişmeleri dikkate alarak yeni bir politika geliştirmişti bile. İngiltere'nin, T‚rk-Yunan savaşında tarafsız kalacağı ilan edile-irk, kamuoyunun Anadolu'daki savaşı bir T‚rk-Yunan savaşı olarak g•rmesi sağlanacaktı. B•ylece İngiltere Yunan yenilgilerinden dolayı yura almayacak, Hindistan M‚sl‚manlarının hedefi olmaktan ‡ıka-mk, olaya bir hakem gibi yaklaşıyor g•r‚necekti. Bu konum İngilte-ıc'yi daha da etkili yapardı. Curzon, Bakanlık M‚steşarı William Tyrell'a, "Bu tavır Fransız-Itiı ı ve İtalyanları da memnun edecektir sanıyorum.." dedi, "..ama Sevr Aııtlaşması'nın esasları, 20 yıldan •nce değiştirilemez.21 Sevr'in mimarı Mr. Lloyd George ise, onun ilham perisi de benim. Bu muhtırayı M-ddedeceğiz." Bu a‡ıklama Bakanlık M‚steşarını memnun etti. Sevr Antlaş-uıusı'nın kabul‚yle Doğu sorunu ‡•z‚lm‚şken, M. Kemal hareketi bu lıliy‚k projeyi baltalamıştı. Bu y‚zden bir‡ok Dışişleri mensubu gibi M ılıŽ Ankara'yı affetmiyordu. Y‚z‚n‚ buruşturarak, "Ankara temsilcili Bekir Sami, İtalyanlarla da gizli g•r‚şmeler yapmış" dedi. Curzon belkemiğindeki arızadan dolayı giydiği ‡elik korse i‡in-ılr neşeyle doğruldu: "Oo! Demek onlara da yanaştı. Ben dik kafalı bir milliyet‡i bekliyordum, uysal bir Ankara kedisi ‡ıktı.." G‚ld‚: "..Mustafa Kemal de verdiğimizle yetinmeyi •ğrenecektir."

Tunal ı Hilmi bey

S ‚ reyya Yi ğ it

Bekir Sami Kunduk

ANKARA'da, vakit ge‡irecek bir-iki kahveden başka yer olmadığı i‡in yatılı milletvekilleri, €ğretmen Okulu binasındaki Meclis yatakhanesinde erkenden toplanmışlardı. Kimi s•k‚ğ‚n‚ dikip ‡orabını yamıyor, kimi ‡ay i‡ip laflıyordu. Birka‡ı mektup yazmaktaydı. 20 lirası da


milli savunmaya kesilen 100 lira aylıkla ge‡inebilmek i‡in yemeklerini de aynı binadaki yemekhanede yiyorlardı. Tabldot ucuzdu. Topal yatakhane hademesi, fazla gaz harcanmasın diye sadece iki lambayı yakmıştı. Kapı g‚r‚lt‚yle a‡ıldı, K‚tahya Milletvekili Besim Atalay i‡eri girdi, loş yatakhanenin ortasına kadar y‚r‚d‚, dik sesiyle bağırdı: "Beyler.." Takunyalılar, terlikliler, takkeliler, başı a‡ıklar, sakallılar, sakalsızlar, b‚t‚n milletvekilleri durdular. "..Dışişleri Bakanlığı'ndan geliyorum." Oturanlar, •nemli bir haber olduğunu anlayarak ayağa kalktılar. "..Bekir Sami Bey, İngilizlerle de, esir değişimi i‡in bir s•zleşme imzalamış." Bir sevin‡ uğultusu y‚kseldi. Besim Atalay'ın ‡evresine ‚ş‚şt‚ler. Manisa Milletvekili S‚reyya Yiğit, neşeyle "Bravo Bekir Sami'ye.." diye haykırdı, "..•yleyse Malta'daki b‚t‚n T‚rkler serbest bırakılacak!" Besim Bey soğuk bir sesle, "Hayır!" dedi. "Ya?" "Biz elimizdeki b‚t‚n İngiliz esirlerini geri veriyoruz.." "İngilizler?" "..Onlar, yalnız uygun g•rd‚kleri T‚rkleri serbest bırakacaklar." S‚reyya Yiğit, "B•yle şey olmaz.." diye isyan etti, "..eşitliğe de aykırı bu, haysiyetimize de. Bekir Sami iyice şaşırmış!" Malta'daki kafa dengi arkadaşlarına bir an •nce kavuşmak is-Iryen birka‡ koyu İttihat‡ı, bu tepkiyi iyi karşılamamıştı. ݇lerinden biri, "Canım, ne koparsak kŠrdır" diye s•ylendi. Tunalı Hilmi Bey ya-lnkhaneye gelmeden •nce, i‡ki yasağına rağmen harıl harıl ‡alışan I >.ıyko'nun d‚kkŠnına uğrayıp iki kadeh parlatmıştı, k•p‚rd‚: "Sen ne diyorsun efendi? İstiklal m‚cadelesi bu, ticaret değil!" Beyaz sakallı, babacan bir milletvekili •ne ‡ıktı, "‹ocuklar, Allah aşkına sakin olun!" diye yalvardı, ortalık durulunca, d‚ş‚ncesini >• ıMadı: "Bana da •yle geliyor ki aşırı gidersek, bu işi sonuna vardırama-yı/ Bug‚n •ğrendim, ordunun elinde pek az ağrı kesici kalmış. An-ı ,tk b‚y‚k ameliyatlarda kullanıyor, •teki ameliyatları hissi iptal etin.don yapıyorlarmış."218 Koyu bir sessizlik oldu. MALTA VALİSİ Lord Plumer, 24 Martta Edirne Milletvekille-ıl I aik Kaltakkıran ve Şeref Aykut ile birlikte İttihat ve Terakki Par-lUI'nin Bolu Teşkilatı Başkanını serbest bırakmış, •b‚r Malta s‚rg‚nleri, sıranın kendilerine geleceği ‚midi i‡inde ‚‡‚n‚ de neşeyle lljİıırlamışlardı. Tel •rg‚ ile ‡evrili Polverista kışlasında 115 T‚rk s‚rg‚n‚ kalmıştı. D•rt savaş yılı boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nu y•netmiş ve y•nlendirmiş olan Sadrazam Sait Halim Paşa, nazırlar, bazı milletvekilleri, belediye başkanları, valiler, mutasarrıflar, paşalar, subaylar, b‚rokratlar ile birka‡ yazar, iki yıla yakın bir s‚redir Malta'da, hapis lınyatı yaşıyordu. ‹oğu kaba kuvvetle evinden alınmış, yolculuk sırasında horlanmış, Malta'da aşağılanarak karşılanmış ama Gaziantep Milletvekili Ali Cenani ile eski İzmir Valisi Rahmi dışında, hepsi onu-iurw korumuş, hi‡biri İngilizlere yaltaklanmamıştı.22 Bekir Sami Bey'in g•r‚şme masasına, bu gibi durumlarda ge‡erli ulan genel kurala uyarak 't‚m T‚rklere karşılık t‚m İngilizler' diye oturacağını sanıyorlardı. Ger‡i Bekir Sami Bey de masaya bu niyetle oturmuştu ama sonunda, 29 İngiliz esirine karşılık, 64 T‚rk s‚rg‚n‚n serbest bırakılmasına razı olmuştu. İngiliz h‚k‚meti, geri kalan 51 T‚rk‚ ise, kurulacak •zel bir 'm‚ttefikler arası siyasi mahkeme'de yargılamayı d‚ş‚n‚yordu. Oysa Ermeni Patrikhanesi, İngiliz ajanları, Damat Ferit Paşa h‚k‚metleri ile H‚rriyet ve İtilaf Partisi y•neticilerinin iki yılı aşkın ortak ve hum-


malı ‡abalarına rağmen, Ermeni kırımı iddiasını doğrulayacak bir tek ciddi kanıt bile bulunamamıştı.23 Sadece 64 kişinin serbest bırakılacağı haberi Malta'ya bomba gibi d‚şt‚. Diyarbakır Milletvekili Feyzi Pirin‡cioğlu, "Ya hep, ya hi‡!" diye bağırıyor, Ermeni kırımı yaptıkları iddiasıyla Malta'ya getirilmiş olan 51 T‚rk‚n, yabancı bir mahkeme tarafından yargılanmasını kabul ederek devletin egemenliğini yaralayan Bekir Sami'ye ağız dolusu s•v‚yordu. Sabaha kadar hi‡biri uyumadı. N•bet‡i onbaşı her yarım saatte bir, demir bir boruyu taş bir s‚tuna vuruyor, tel •rg‚ler dışında dolaşan n•bet‡iler, bedbaht s‚rg‚nlerle alay eder gibi ardarda tekmil veriyorlardı: "Numara bir, her şey yolunda... Numara iki, her şey yolunda... Numara ‚‡..."24 9 NİSAN 1921 sabahı savaş kızıştı. Refet Paşa, ihtiyatta tuttuğu 5. Kafkas T‚meni'ni de, ileri kaydırarak Dumlupınar •n‚ndeki Yunan alayını makasa aldı. Birinci Yunan Kolordusu'nun akıbeti tehlikeye girmişti. On İkinci T‚rk Kolordusu'nun ağır hareket ettiğini g•ren 2. T‚-men'in usta komutanı Albay Valettas, On İkinci Kolordu'ya karşı bir alay bıraktı, iki alayını hızla y‚r‚tt‚ ve Dumlupınar'a yaklaşan T‚rk t‚menine taarruza ge‡ti. Bu beklenmedik cesur taarruz, T‚rk cephesini dalgalandırdı, taarruz ettiği T‚rk t‚meni geri ‡ekildi. Bu sayede zaman kazanan Birinci Yunan Kolordusu, Dumlupınar'a ‡ekilmeyi s‚rd‚rd‚. T‚rk birlikleri ‡ekilen d‚şmanı izlediler. Refet Paşa Ankara'ya, "Aslıhanlar'da son darbeyi vuran ordunun, d‚şmanı izlediğini" bildirdi ve hararetle kutlandı. Milliyet‡i basın, bu yeni başarıyı bildiren başlıklarla dolup taştı. Oysa bu sırada, Birinci Yunan Kolordusu amacına ulaşmış, I )umlupınar'a yerleşmekteydi. Refet Paşa, s‚vari t‚menlerini asıl sonu‡ yerinde kullanacağına, ‡ok uzak bir hedefe y‚r‚terek, 5. Kafkas T‚meni'ni ise savaşa bir g‚n ge‡ sokarak, b‚y‚k bir fırsatı harcamıştı.25 D‚şmana kaptırdığı Dumlupınar mevziine, altı t‚menle taarruza ge‡ip ‚‡ g‚n kıyasıya m‚cadele edecek, fakat savunmaya ‡ok elverişli bu mevzi geri alınamayacaktı. Ankara kurcaladık‡a, başarının parlaklığı solmaya başladı. Fevzi ve İsmet Paşalar, durumu yerinde incelemek i‡in G‚ney Cephesine hareket ettiler. Savaşın iyi y•netilmediği izlenimi ile geri d•nd‚ler. M. Kemal'in, ilk fırsatta, b‚y‚k kuvvetleri y•netmekte zayıf kalan Refet Paşa sorununu ‡•zmesi gerekiyordu. BAŞBAKAN GUNARİS, parlamentonun gizli oturumunda yap-ı ığı konuşmayı, "Son hareket bazı teknik sebepler y‚z‚nden başarıya ulaşamadı ama herkes bilsin ki Yunan silahları yakında bir daha ve on kez konuşacaktır!" diye bitirmişti. Yunan siyaset‡ileri i‡in son y‚zyılın en b‚y‚k olayı, Osmanlı I ınparatorluğu'nun tasfiye edilmesi ve Sevr Antlaşması'nın T‚rkleri bir daha geri d•nmemek ‚zere Avrupa'dan uzaklaştırmasıydı. Ankara'da kurulan zayıf bir y•netimin bu karara silahla karşı ‡ıkmasını, başlangı‡ta pek ciddiye almamış ama ardarda iki yenilgiye uğrayınca l>aniklemişlerdi. Yeni h‚k‚metin de antlaşmanın zorla uygulanmasından yana olduğunu •ğrenmek hepsinin i‡ini rahatlattı. Yeni Başbakanı, muhalefet lideri Stratos izledi. Londra Konferansı sırasında, İstanbul ve Ankara temsilcilerinin ortak hareket et-t ikleri s•ylentisi yayılmıştı. Stratos ger‡eği yansıtmayan bu s•ylentiye dayanarak parlamentoyu coşturdu: "Londra Konferansı sırasında, İstanbul'daki meşru h‚k‚met ile Ankara'daki asi h‚k‚metin bize karşı birleştiği anlaşılıyor, •yleyse Yunan h‚k‚meti de serbesttir. Ordumuz yalnız Ankara'ya değil, artık İstanbul'a da y‚r‚yebilir." B‚t‚n milletvekilleri ayağa fırladılar. Parlamento ‡ığlıklarla sarsılıyordu: "İstanbul'a!.. İstanbul'a!.. İstanbul'a!.."26 H†K†METİ KURAN Gunaris, o gece General Metaksas'la bir kere daha buluştu. Toplantıya


bu sefer, Maliye Bakanı Protopapada-kis'den başka, eski diplomat, yeni Savaş Bakanı Teotokis de katılmaktaydı. Gunaris, Metaksas'a bu defa Genelkurmay Başkanlığı'nı teklif etti. Metaksas bunu da reddetti. Teotokis kızdı: "Politikamızı ancak savaş yoluyla ger‡ekleştirebileceğimizi neden kabul etmiyorsunuz?" Metaksas sabırla a‡ıkladı: "T‚rkler bizim istilacı olduğumuzu biliyorlar. €nce ‡eteler ‡ıktı karşımıza. Şimdi ordu ile d•v‚ş‚yoruz. Yarın b‚t‚n T‚rklerle karşı karşıya kalacağız. ‹‚nk‚ yalnız dini değil, milli duygulan olduğunu da g•sterdiler. B‚t‚n T‚rklerle hi‡bir zaman başa ‡ıkamayız." Gunaris, "Ne yapabilirim." diye sızlandı, "..bu savaş bize Venize-los'tan miras kaldı." "Devam ettirmek zorunda mısınız?" "Evet! ‹‚nk‚ Venizelos'tan daha azına razı olursak, halk bizi alaşağı eder! Ayrıca Londra'da İngiliz Başbakanına da zafer s•z‚ verdik. S•z‚ne g‚venilir bir millet olduğumuzu kanıtlamak zorundayız." 26a Metaksas ayağa kalktı: "İngiliz Başbakanının g‚venini sağlamak i‡in mahvolmak zorunda mıyız?" ˆileden ‡ıkan Gunaris bağırmağa başladı: "Mahvolmamak i‡in bir tek ‡aremiz var, anlamıyor musunuz, o da kazanmak!" Gergin bir sessizlik ‡•kt‚ odaya. Metaksas Gunaris'e acımıştı, "Bir hal ‡aresi var" dedi isteksizce. Hepsinin g•zleri ‚mitle inat‡ı generale ‡evrildi. "T‚rkleri savaşarak yenemeyiz ama belki bir oldubitti ile manen ‡•kerterek sonu‡ alabiliriz." "Nasıl?" "Trakya'daki birliklerimizle İstanbul'u işgal ederek. Bu manevi darbe sonunda, ya T‚rkler Sevr Antlaşması'na razı olurlar ya da İstanbul'u elimizde tutar, İzmir'le ilgimizi keseriz. Yunan halkı bu ‡•z‚m‚ b‚y‚k bir heyecanla kabul edecektir."27 Gunaris, "Londra'da bu konu da g•r‚ş‚lm‚şt‚.." diye homurdandı, "..teklif ettik ama galip devletler, İstanbul'u işgal etmemize izin vermediler, •zellikle İngiltere Boğazları elinde tutmak istiyor."28 Teotokis s•ze karıştı: "T‚rkler de, İngilizleri kabullenmiş g•r‚n‚yorlar." Metaksas, "İstanbul h‚k‚metine bakıp da aldanmayın.." dedi, "..T‚rk milliyet‡ileri İngiliz y•netimini kabullenmezler." İSTANBUL H†K†METİNİN Harbiye Nazırı Ziya Paşa 29 her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, "..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hi‡ şakası yok. Daha ge‡en g‚n, bir bahane icat ederek İzmit'i tekrar işgal ediverdiler." 30 Sarı atlas d•şeli b‚y‚k oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. H‚rriyet ve İtilaf Partisi yanlısı olan birka‡ gerici subay dışında hepsi, Anadolu'ya ge‡meye ‡oktan hazır, Ankara'nın İstanbul'da kalmalarım gerekli g•rd‚ğ‚ namuslu askerlerdi. Kapı a‡ıldı, kapının boşluğu i‡inde yaver g•r‚nd‚: "Emrettiğiniz y‚zbaşı geldi efendim." "݇eri al." Nazır subaylara bilgi verdi: "Az •nce s•z‚n‚ ettiğim talihsiz olayın faili." Y‚zbaşı bekletmeden i‡eri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası •n‚nde durdu, selam verdi: "Y‚zbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz." Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bı‡kın havalı bir subaydı. Nazır •n‚ndeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "Oğlum." dedi, "..d‚n akşam Beyoğlu'nda, İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Mil-ler'i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?"31 "Evet efendim, doğru."


Nazır, d‚r‚st subaya babacanca yol g•sterdi: "Herhalde g•rmediğin i‡in selamlamadın, değil mi ‡ocuğum?" "Hayır efendim, g•rd‚m." Nazırın canı sıkıldı: "Niye selamlamadın •yleyse? Selamlamanız i‡in emir verilmişti." "R‚tbesi benden k‚‡‚k olduğu i‡in selamlamadım Paşam. Askerlik t•resince, •nce onun beni selamlaması gerekmez miydi?" Ziya Paşa derin bir kederle ellerini a‡tı: "Askerlik t•resi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı bu sabah olayı protesto etti. Mesele ‡ıkarılacak zaman değil. Hemen şu m‚zevir teğmeni bul da •z‚r dile. Olayı kapatalım." Başıyla ‡ıkması i‡in izin verdi. Ama y‚zbaşı yerinden kıpırdamadı: "Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum." Nazır bıkkınlıkla, "S•yle bakalım" dedi. "Balkan Savaşı'nda teğmendim, ˆanakkale'de ‚steğmen, Suriye cephesinde y‚zbaşı oldum. Ben bu r‚tbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her r‚tbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, •z‚r dileyemem." Harbiye Nazırı bozuldu: "Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum." Y‚zbaşı s‚k•netle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini bir hamlede s•k‚p nazırın masasına bıraktı: "Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"32 Selam vermeden d•n‚p kapıya y‚r‚d‚. Oturan subayların, İstanbul'u tutan birka‡ı dışında, hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin r‚tbesi y‚zbaşıdan daha b‚y‚kt‚. G•zleri dolarak, y‚zbaşıya selam durdular. Y†ZBAŞI FARUK Harbiye Nezareti'nden ‡ıkarken, İngiliz ajanı Rahip Frevv'un adamı, İngiliz Muhipleri Derneği'nin kurucusu Sait Molla da, beyaz c‚ppesinin eteklerini savurarak Ali Kemal'in gazetedeki odasına giriyordu. Elindeki bir tomar gazeteyi, masanın ‚st‚ne attı. Y‚z‚ kıpkırmızıydı: "Bu ne iştir beyefendi? B‚t‚n İstanbul gazeteleri Ankara paşalarının fotoğraflarıyla dolu!33 İşgal sans‚r‚ neden g•z yumuyor bu 58 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu lı.ile, anlamıyorum. B•yle giderse bu haydutlar, yakında İstanbul'a da gelirler." Kendini bir koltuğa bırakarak, "Ah Ali Kemal Bey ah.." diye inledi, "..h‚k‚mette iken İngilizlerle sağlam bir anlaşma yapacaktınız. Şimdi bizi onlar idare ediyor olacaktı." Ali Kemal kızdı: "Rica ederim Molla Bey, haksızlık etmeyin! Biliyorsunuz, Damat I'aşa da, ben de bunun i‡in yırtındık 34 ama Ankara elinde silah or-ı aya fırlayınca, işler karıştı. Safdil İngilizler bunları bir kuvvet sandı, ı eredd‚de d‚şt‚. Hi‡ ‚z‚lmeyin, bu ‡ılgınların iki atımlık barutları vardı, ikisini de kullandılar, bitti." Molla "İnşallah" diye dua etti. "..Yakında pes ederler. İş siyasete d•k‚l‚r. O zaman sorun, İstanbul'da halledilecek demektir. ‹‚nk‚ h‚k‚mdarı ile h‚k‚meti ile meşru devlet burada, İstanbul'da. Korkmaya gerek yok."35 HORCH marka siyah, b‚y‚k bir otomobil, k•pr‚y‚ ge‡erek Ka-ı ak•y'e saptı. Ali Kemal'in g‚vendiği meşru devletin Sadrazamı Tev-lik Paşa, Londra'dan d•nm‚ş, konferans hakkında Padişah'a bilgi sunmak i‡in saraya gidiyordu. Birdenbire bir İngiliz trafik askeri, d‚d‚k ‡alarak •nlerine atıldı. Şof•r arabayı zorlukla durdurdu. Sarsılan Tevfik Paşa sızlandı: "Ne oluyor?" Şof•r‚n yanında oturan parlak kordonlu yaver, "Şimdi anlarım efendim" dedi, arabadan fırladı.


İngiliz askeri •fke i‡indeydi. Yaver sert bir şekilde, hemen yolu a‡masını istedi. İngiliz, bir T‚rk subayının kendisiyle b•yle yukardan konuşmasına şaşmıştı, o y‚zden duraksadı. Askerin kabalığından pişman olduğunu sanan yaver, arabada Sadrazam'ın bulunduğunu a‡ıkladı, yolu a‡masını istedi. İngiliz kendini toparlamıştı, bir şey s•ylemeden d‚d‚ğ‚ne asıldı. İhtiyar Tevfik Paşa "Ne istiyor bu adam." diye yakındı arabada, "..ge‡ kalıyoruz." D‚d‚k sesine koşan bir devriye kolu arabayı sarıyordu. Yaver alt‚st olmuş bir suratla arabaya d•nd‚. "ˆabuk gidelim" emrini veren Sadrazam'a, "İmkŠnsız efendim.." dedi, "..bizi tutukladı." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 59 Tevfik Paşa'nın y‚z‚ soldu: "Kim olduğumu s•ylemediniz mi?" "S•yledim efendim ama bir faydası olmadı. Karakola g•t‚r‚yor." "Neden?" "Arabanın plakası olmadığı i‡in." İngiliz trafik askeri, motosikleti ‚e arabanın •n‚ne ge‡mişti. R‚zgŠr g•zl‚ğ‚n‚ g•zlerine indirdi. Motosiklet g‚mb‚rdeyerek hareket etti. Sadrazam Tevfik Paşa'nın makam arabası, motosikleti takip etti.36 ˆevre meraklılarla dolmuştu. G•zleri hayretten b‚y‚m‚ş bir T‚rk yanındakilere, "Şu hale bakın yahu." diye fısıldadı, "..bir İngiliz askeri, koca Osmanlı Sadrazamını tutukladı, g•t‚r‚yor, o da kuzu kuzu gidiyor. Œlm‚ş bu devlet." Yere t‚k‚rd‚. O G†NK† g•r‚şmeler ‡ok sakin ge‡mişti. Oturum kapanırken, Bekir Sami kurulunun İtalyanlarla imzaladığı s•zleşmenin i‡eriği kulaktan kulağa yayıldı. S•ylenenlere inanmayan biri Dışişleri Bakan-lığı'na telefon etti, afallamış bir halde telefonu kapadı. Haber doğruydu. İtalyanlara da G‚neybatı Anadolu'da ekonomik •ncelikler tanınmış, ilk barış konferansında T‚rk haklarını korumaları i‡in Ereğli madenlerini işletme hakkı verilmişti.37 Salondan koridora ‡ıkan milletvekilleri, s•ylentinin doğru olduğunu •ğrenince şaşkına d•nd‚ler. Bekir Sami Bey'i aşağılıyorlardı, ge‡ gelen bir milletvekili, "Yapmayın beyler, bu kadar katılık iyi değil!" dedi. Der demez de Zamir Bey, yakasına yapıştı: "Bu imtiyazlara razı olacak idiysek, niye silaha sarıldık? Ni‡in d‚nyaya isyan ettik?" Milletvekili, yakasını zorlukla kurtardı: "Her s•zleşmeyi reddederek, galip devletleri yine karşımıza mı alacağız?" "Zaten karşımızdalar!" "Değiller! Anadolu Ajansı'na uğradım. İngiltere, Fransa ve İtalya, T‚rk-Yunan savaşında tarafsız kalacaklarını a‡ıklamışlar."38 "Neeeeee?" 60 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Bir‡oğu haberi sevin‡le karşıladı. Bazıları kuşkuluydu. Eskişehi Milletvekili Veli Bayraktar, "Hemen sevinmeyelim.." dedi, "..belki bu da bir İngiliz oyunudur." Ciddi bir devletin bu kadar oynak olabileceğini d‚ş‚nemeyen-ler itiraz ettiler: "Sen de amma ş‚phecisin haaa!" Oysa Veli Bey haklıydı. Bunun oyun olduğunu kısa bir s‚re sonra hepsi anlayacaktı. AT•NA'daki İngiliz El‡isi Lord Granville, yeni Dışişleri Bakanı Baltacis'i ziyarete gelmişti. Bakan İngiliz el‡isini sapsarı bir y‚zle karşıladı. Klasik nezaket s•zlerinden sonra, "T‚rkYunan savaşında tarafsız kalacağınızı •ğrenmek bizim i‡in ‡ok acı bir s‚rpriz oldu.." diye yakındı, "..oysa bu savaş sizin de savaşınızdır. Anadolu'ya sizin onay ve desteğinizle ‡ıktık. Sizin teşvikinizle ilerledik. Sizin d‚ş‚ncelerinizi temsil ediyoruz. H‚k‚metim bu olumsuz gelişmenin sebebini anlamakta zorluk ‡ekiyor, Lord Hazretleri."


El‡i sevgiyle, "Sayın Bakan." dedi, "..ben de bu konuda bilgi vermek i‡in gelmiştim. İtalyanlar İzmir daha •nce kendilerine vaat edilmişken size verilmesini hi‡bir zaman affetmediler." Bakanın alnı kırıştı: "Evet, bunu ‡ok iyi biliyoruz." "Fransa ise Kral'ın geri d•nmesinden dolayı Yunan halkına ve h‚k‚metine kırgın. Tarafsızlık kararı, •zellikle bu iki h‚k‚meti yatıştırmak i‡in verilmiştir." "İngiltere'den farklı bir muamele g•rmenin hakkımız olduğunu sanıyorduk." Lord Granville •ne eğildi, "Takdir edersiniz ki." dedi, "..galip devletler arasında ‡ıkacak bir anlaşmazlık, kurmak istediğimiz ebedi barışı tehlikeye d‚ş‚rebilir. Bu karar bir‡ok anlaşmazlığı engelledi. Ayrıca bizim de İngiliz ve M‚sl‚man kamuoyu ile başımız dertte. Onları da dikkate almak gerekti. Ama h‚k‚metimin, Yunanistan'a duyduğu dostluk duygularında hi‡bir değişiklik olmamıştır." Baltacis kuşkuyla sordu: "Buna nasıl inanabilirim?" K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 61

"Silah satışı yasak ama diğer her t‚rl‚ savaş ara‡ ve gereci satılması serbest bırakılacak. Bundan yararlanabilirsiniz."39 "Oo! Bu yeni bir haber!" "M‚tareke ilan edildiği sırada, biliyorsunuz bir‡ok T‚rk birliği Anadolu dışındaydı. Deniz yoluyla İstanbul'a d•nen bu birliklerin subaylarının Anadolu'ya ge‡melerini başından beri engellemeye ‡alışıyoruz. Şimdi kontrol daha da şiddetlendirilecek.40 Donanmanız İstanbul'u ‚s olarak kullanmayı s‚rd‚rebilecek. Ayrıca İzmit de Yunan ordusuna devredilecek."41 İzmit İstanbul'un kapısıydı! Bakan yaşından umulmaz bir ‡eviklikle ayağa fırladı: "Aah, İngiltere'nin bizi terk etmeyeceğini biliyorduk." G•zleri sevin‡le parlıyordu. İngilizlerin, bir s‚re sonra Yunanistan'a silah ve m‚himmat satışını da serbest bırakacağını bilse, sevinci g•ğe ‡ıkardı. YILDIZ SARAYI'nın K‚‡‚k Mabeyn dairesindeki geniş‡e odada, Vahidettin g•zlerini kapatmış, Tevfik Paşayı dinliyordu. Tevfik Paşa saraya ancak hava karardıktan sonra gelebilmişti. "..Karakoldaki İngiliz subayı, ‚stleriyle konuşmadan bizi serbest bırakmadı. Bu y‚zden geciktim efendimiz, affınızı dilerim." Vahidettin bir s‚re sessiz kaldı, neden sonra g•zlerini araladı, durgun bir sesle, "Bu tatsız olayı, diplomatik bir kaza olarak değerlendirelim" dedi. "Hakk-ı Šliniz var. Londra'da bendenize ‡ok nazik davranmışlardı zaten. Bug‚nk‚ olay, ancak bir kaza olabilir." Tevfik Paşa konferansa ara verildikten sonra Lloyd George ve Lord Curzon'la yaptığı g•r‚şmeleri aktardı ve tutanakları sehpanın ‚zerine bırakarak s•z‚n‚ bitirdi: "Her ikisine de ısrarla, isteğimizin tamamen İngiltere'ye bağlanmak olduğunu belirttim."42 Vahidettin canlandı, "Elbette.." dedi, "bizi ancak İngiltere'nin l‚tf‚ kurtarabilir."43 "Ermenilere de toprak vermeye razı olduğumuzu hatırlattığım halde, yazık ki olumlu bir sonu‡ almam m‚mk‚n olmadı.44 İstediğimiz gibi bir anlaşma yapmaya yanaşmıyorlar." 62 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Vahidettin hır‡ınlaştı: "Daha ne istiyorlar?" "Sevr Antlaşması'nı Ankara'ya da kabul ettirmemizi." Padişah, "Bu m‚mk‚n değil ki.." dedi kırık bir sesle, "..Ankara l>ize bu antlaşma y‚z‚nden isyan halinde." Sadrazam, "Efendimiz" dedi, "..bendeniz Bekir Sami Bey'den limitliyim."


"Nasıl olur? Ankara'ya ilk katılanlardan biri de o değil miydi?" "Ama şimdi o da, tıpkı bizim gibi İngiliz dostluğuna ‡ok değer veriyor.45 Ne pahasına olursa olsun, bir an •nce barış yapılması i‡in yabalıyor.46 Ankara'da yalnız olmadığını sanıyorum." Vahidettin ‚mitle g•zlerini iyice a‡tı: "Emin misiniz?" "Evet efendimiz." Başını koltuğun arkalığına dayadı: "..İngilizlere g‚venimizi koruyarak, Ankara'daki olayların gelişmesini bekleyelim." G•zlerini yeniden kapadı. ERTESİ G†N 23 Nisandı, T‚rkiye B‚y‚k Millet Meclisi'nin a‡ıldığı, milli iradenin egemen olduğu g‚nd‚. İlk milli bayramdı. İşgal altında olmayan her yerde t•renler ve toplantılarla kutlandı. Halk bu g‚ne 'milletin saltanat g‚n‚' adını takmıştı. Bekir Sami Bey kurulunun •b‚r g‚n, dekoville Xahşıhan'dan Ankara'ya geleceği duyulunca, Mustafa Necati Bey, "Ben karşılamaya gitmem." dedi, "..hi‡birinin y‚z‚n‚ g•rmek istemiyorum!" Bazı milletvekilleri sabahtan Meclis'e gelmişler, komisyon odalarından birinde oturmuş tartışıyorlardı. Pencereden Mustafa Kemal'in Kenz arabasını g•ren Yozgat Milletvekili S‚leyman Sırrı ݇•z saygıyla, "Reis Paşa geldi" diye haber verdi. Mustafa Necati Bey bozuldu: "Bırak Allah aşkına, ona da kızgınım." "Niye?" "Milli M‚cadele'nin anlamını bu kadar kavramamış bir kurulun se‡ilmesine razı olduğu i‡in!" Odadakiler sustular. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 63

O kadar ‚mit ve g‚venle uğurladıkları kurulun, niye b•yle davrandığını kavrayamıyorlardı. BİRİNCİ D†NYA SAVAŞI yenilgiyle bitince, Ankara-Sivas demiryolu yapımı durmuş, geride sadece Ankara ile Yahşıhan arasında 70 km.lik bir dekovil hattı, birka‡ k‚‡‚k lokomotif ile yolcu ve y‚k vagonları kalmıştı. Bu dar hattan, ݇ Anadolu'daki depolarda bulunan ve kağnılarla Yahşıhan'a getirilen silah ve cephaneyi Ankara'ya taşımak i‡in yararlanılıyordu. T‚rk ordusunun ana ikmal merkezi Ankara'ydı. İki k‚‡‚k vagondan kurulu katar, Ankara istasyonunun tahta dikmeli sundurmasının •n‚nde durdu. M. Kemal Paşa, bakanlar, bir‡ok milletvekili, sundurmanın altında bekliyorlardı. Aralarında o sabah Malta'dan Ankara'ya ulaşmış olan Edirne Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler de vardı. İstanbul'dan deniz yoluyla Samsun'a, oradan da arabalarla beş g‚nde Yahşıhan'a gelen kurul ‚yeleri, bu kısacık yolu dekoville 4 saatte alarak, yorgun ama g‚le‡ y‚zlerle oyuncak vagonlardan inmeye başladılar.47 Kurul ‚yelerinden Adana Milletvekili Zekai Apaydın istasyondan ‡ıkarken, aynı evi paylaştıkları Zamir Bey'e, "Ne oluyor? Bir şey mi var.." diye sordu, "..Paşa, neden bu kadar soğuktu? Sen niye suratlısın? Ne oldu?" "Sus şimdi. Evde hesaplaşacağız." İki arkadaş daha eve varmadan, Bekir Sami Bey'in, son anlaşmaları, kurul ‚yelerinden gizli imzaladığı duyuldu. BUG†NK† Ulus meydanından yukarı doğru uzanan taş d•şeli Karaoğlan caddesinin sağ yanındaki Merkez Kıraathanesi y‚k‚n‚ almıştı. Karşı sırada da daha ‡ok tutucuların gittiği Kuyulu Kahve vardı. Her akşam‚st‚ Merkez Kıraathanesinde buluşmayı Šdet edinen milletvekilleri ile Enver


Behnan Şapolyo, M‚nir M‚eyyet Bekman, Sadri Ertem gibi gen‡ gazeteciler, şair Kemalettin Kami (Kamu), Milli Eğitim Bakanlığı Œzel Kalem M‚d‚r‚ Vasıf ˆınar gelmişlerdi. ˆevre 64 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

masalarda ise, b•yle kritik g‚nlerde kıraathaneyi doldurup bir şeyler •ğrenmeye ‡alışan esnaflar oturuyordu. Hakkari Milletvekili Mazhar M‚fit Kansu, duyduklarını aktardıktan sonra, "Yahu.." dedi, "..tam silkinip de kendimize gelmek, y‚zyıllardır Avrupa'nın karşısında duyduğumuz ezikliği ‚st‚m‚zden atmak ‚zereydik, bu sefer de bir Bekir Sami ‡ıktı ortaya, gitti yine kurbanlık koyun gibi boynunu uzattı." Kapıdan ‡izmeli, pantolonlu, ‡apraz fişeklikli, kalpaklı bir kadın girdi: "Selam‚naleyk‚m beyler!" Sesler y‚kseldi: "Aleyk‚mselam Ayşe bacı!" K•y k•y dolaşarak g•n‚ll‚ toplayıp Yunanlılarla d•v‚şen, kısa boylu, esmer bir ‡eteciydi. B‚y‚k oğlu Demirci'de, k‚‡‚k oğlu İkinci İn•n‚ Savaşı'nda şehit d‚şm‚şt‚.48 Bir haftadır Ankara'da misafir ediliyordu. D‚kkŠnına kadın ayağı basmamış softa esnaf bile, erkek rahatlığı ile her yere girip ‡ıkan Ayşe Hanım'ı birka‡ g‚n yadırgadıktan sonra, ister istemez kabullenmişti. Zorunluk alışkanlıkları ezip ge‡iyor, bir‡ok şey ağır ağır değişiyordu. Y‚r‚d‚, erkeklerin arasına oturdu. Kıraathane sahibi hemen ‡ay koşturdu. Mazhar M‚fit Bey devam etti: "Biz, ya hakkından, ya toprağından, ya onurundan bir şeyler feda edemeden yaşayamaz bir millet miyiz? İlle ‚ste vermeye mi mahk•muz? Bu İngiliz kumaşından yapılmış kefeni, şimdi yırtamazsak bir daha hi‡ yırtamayız." Trabzon Milletvekili Hamdi †lk‚men ‚mitsiz, sordu: "Ne yapabiliriz?" Kimseden ses ‡ıkmadı. Ayşe Hanım konuyu anlamamıştı ama Hamdi Bey'e seslendi: "†z‚lme kardeş! Bir ‡are bulunur elbet." Cahil ‡etecinin iyimserliğine imrendiler. KARAOĞLAN caddesi ‚zerinde bulunan Bektaşi. H‚seyin'in d‚kkŠnında da Enver Paşa'ya hŠlŠ sadık koyu İttihat‡ılar ile bazı saltanat‡ı milletvekilleri toplanmıştı. Aralarında bir‡ok konuda g•r‚ş K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 65 ayrılığı vardı ama Mustafa Kemal Paşa'ya muhalefet etmekte birleşiyorlar di.49 Hava iyice kararmıştı. Ardahan Milletvekili Hilmi Bey kirli vitrin camından sokağı seyrediyordu, birdenbire "Bekir Sami Bey!" diye bağırdı. Hepsi dışarı baktılar. M. Kemal ve arkadaşlarını, Samsun'dan Erzurum'a, oradan da Ankara'ya taşımış ‚‡ d•k‚nt‚ otomobilden biri olan ve mucize halinde hŠlŠ y‚r‚yebilen eski bir Mercedes, karpitle ‡alışan farlarıyla yolu aydınlatarak, homurdana homurdana •nlerinden ge‡ip istasyona doğru uzaklaştı. Rize Milletvekili Ziya Hurşit, "Paşa'ya gidiyor.." dedi, "..ne dersiniz? Direnebilir mi?" Trabzon Milletvekili Hafız Mehmet Bey, "Evet.." dedi, "..ayak ‚st‚ konuştuk, direnmeye kesin kararlı. Eğer M. Kemal anlaşmalara karşı ‡ıkarsa, konuyu Meclis'e getirecek. Meclis'te kulis yapar, ağır basar, barışı sağlarız. Savaş s‚rd‚k‡e M. Kemal'den kurtulamayacağız." Sustular. DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI Siyasi İşler M‚d‚r‚ Hikmet Bayur, bu sırada g‚ncesine şu notu d‚ş‚yordu: "Ankara'yı Sevr Antlaşması'na razı etmek i„in Bilecik'e gelen ve M. Kemal tarafından zorla Ankara'ya getirilen Ahmet İzzet ve Salih Paşalar heyeti, İstanbul'daki karamsarlık ve •mitsizlik havasını Ankara •zerine bol bol sa„tılar. Yarı giyinmiş, yarı silahlı askerlerimizi


g†stererek, 'bunlarla mı zafer kazanılacağını' soruyorlardı. Birƒok ş€pheli kişi de Ankara'ya dolmuştu. Bunlar, zayıf y€rekli karamsarlara veya m€cadeleden bıkmış olanlara katılınca, Milli Ant'ın bir yana bırakılması ve Bekir Sami Bey anlaşmalarının onaylanması lehinde kuvvetli bir akım belirdi. Ahmet İzzet ve Salih Paşaların, bir daha siyaset yapmayacaklarına sƒz vermeleri •zerine İstanbul'a geri dƒnmelerine izin verildi ama olumsuz etkileri h‡l‡ s•r•yor!' 50 ESKİ MERCEDES, istasyondaki, bug‚n m‚ze olan, kesme taştan yapılmış iki katlı binanın •n‚ne yanaştı. Yaver Salih Bozok, Dışişleri Bakanını, iki serdenge‡ti Giresunlu muhafızın koruduğu kapıda 66 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Ankara istasyonundaki Direksiyon Binas ı

bekliyordu, hemen Mustafa Kemal'in istasyona bakan ‡alışma odasına ‡ıkardı. Alman demiryolu şirketinin eski y•netim binası, M. Kemal'in hem ‡alışma yeri, hem eviydi. 'Direksiyon Binası' diye anılıyordu. Alt katta Salih Bozok ile yaver Muzaffer Kılı‡'in odaları bulunuyordu. Salih Bozok yanına aldırdığı 12 yaşındaki oğlu Cemil ile birlikte kalmaktaydı. Meclis Muhafız Taburu Komutanı Y‚zbaşı İsmail Hakkı Tek‡e, Salih'e, "Bizimkinin havası nasıl?" diye sordu. "Fazla sakin. Galiba fırtına kopacak." BİNBAŞI EKREM ile Y‚zbaşı Faruk, Sirkeci'deki Meserret Kıra-athanesi'nde buluşmuşlardı. G‚venlik gereği al‡ak sesle konuşuyorlardı. İkisi de sivildi. "Nazır Paşa apoletlerini s•k‚p •n‚ne atmana ‡ok ‚z‚lm‚ş." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 67

"Emri dinlememek i‡in başka ‡are bulamadım." Binbaşı Ekrem, Faruk'un omzunu okşadı. "Paşanın emrini dinleyeceksin diye b‚t‚n arkadaşların y‚reği ağzına gelmiş. Hepimizin şerefini kurtardın. Sağ ol. Şimdi ne yapmayı d‚ş‚n‚yorsun?" Y‚zbaşı Faruk hi‡ duraksamadı: "Hemen Anadolu'ya ge‡mek istiyorum. Bunu sağlarsanız sevinirim." İnebolu'dan Anadolu'ya ge‡ebilmek i‡in gizli Muharip •rg‚t‚nden 'temiz kŠğıdı' almak gerekiyordu. Ankara yeni orduda yalnız g‚venilir, bilin‡li ve d‚r‚st subaylara yer


vermekteydi. "O kolay. Ama İstanbul'da da •nemli işler var! Mesela M.M Teşkilatı, gerektiğinde İstanbul i‡in ‡arpışmak ‚zere semt semt •rg‚tleniyor.'' 51 Faruk başını salladı: . "Siz beni Anadolu'ya yollayın." "Sen bilirsin." Sarışın, ‡elimsiz, gen‡ bir sivil saygıyla yaklaştı: "İyi akşamlar!" Ekrem tanıttı: "Muhabere Teğmeni İhsan. G•r‚n‚ş‚ne bakma ha, yaman delikanlıdır." İstanbul'daki subaylar, M‚tareke'den sonra, Anadolu'ya yardım i‡in kendiliklerinden ˆeşitli gizli •rg‚tler kurmuşlardı. Teğmen İhsan da, savaş bitip Libya'daki g•revinden İstanbul'a d•n‚nce, daha kuruluş aşamasındayken Y‚zbaşı Neşet Bora'nın kurduğu •rg‚te katılmış, bu k‚‡‚k •rg‚t İmalat-i Harbiye ve Yavuz grupları ile birleşerek genişlemiş, g‚‡lenmiş ve Muharip adını almıştı.52 Daha başka •rg‚tler de vardı.53 Ama Ankara'nın en g‚vendiği kuruluş Muharip •rg‚t‚ idi. Anadolu'ya ge‡ecek subaylar hakkında inceleme yapmak ve temiz belgesi vermek yetkisi bu •rg‚te aitti.54 Faruk g‚l‚msedi. M‚hendis teğmenin yamanlıkla en ufak bir ilgisi bile yoktu. Pembe yanaklı, anasının kuzusu bir İstanbulluydu. Ekrem Bey sesini daha da al‡altarak, "Bir şey d‚ş‚nebildin mi?" diye sordu. İhsan "Evet efendim" dedi ve Selimiye Kışlası'nda bulunan tel68 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ı/. cihazlarını ka‡ırmak i‡in tasarladığı planı bir solukta anlattı. Fa-ı uk dayanamadı, g‚r‚lt‚yle g‚ld‚. Bacaksız teğmen sahiden yaman-<lı galiba. O da heveslendi: "Nalıncı yokuşundaki t‚rbenin sandukası altına iki tane ağır makineli t‚fek saklamıştık. Bu t‚fekleri İngilizlere selamlata selamla-ı A caddelerden ge‡irip de •c‚m‚ almazsam, yazıklar olsun bana!" M. KEMAL PAŞA'nın s•z‚n‚ hi‡ kesmeden dinlediği Bekir Sami Kunduk, a‡ıklamasının sonuna gelmişti. "Paşa Hazretleri." dedi, arz ettiğim sebeplerle b‚t‚n sorumluluğu ‚zerime alarak, anlaşma-l.ırı, arkadaşlara haber vermeden, ben yaptım ve imzaladım. Hi‡biri, memleketin y‚ksek ‡ıkarlarına aykırı değildir. Fransızlarla yaptığım mlaşma y‚z‚nden Meclis'te ağır eleştiriler yapıldığını •ğrendim ve <;ok ‚z‚ld‚m. Aleyhte konuşan arkadaşların duygusal davrandıklarını sanıyorum. Yaptığım anlaşmaları Meclis'te savunmaya ve yararlı ı ılduklarını ispat etmeye hazırım. ˆ‚nk‚ ‚‡‚ de uygar memleketlerle veniden ilişki kurmamızı ama‡lıyor." İstasyona g‚mb‚rt‚yle giren bir tren, Bekir Sami Bey'in konuşmasını ikiye b•ld‚. Bekir Sami Bey, bakışlarını halının karışık desenlerinde dolaştırarak konuşmasını tamamladı: "Girişimde bulunmadan •nce ‡ok d‚ş‚nd‚m, Paşam. Bu savaşı s‚rd‚r‚rsek, bir g‚n mutlaka bir felakete uğrayacağız. ˆok feci durumlara d‚şeceğiz. Esir ve zelil olacağız. Bunun i‡in bir an •nce ba-nş yapmak zorundayız. Bu s•zleşmelerle barış yolunu a‡tığımı sanıyorum. Eğer reddedilirse, hepimiz, tarih ve millet •n‚nde sorumlu oluruz!"55 Sustu. "Bitti mi?" "Evet efendim." "Sizi s‚kŒnetle dinledim." "Teşekk‚r ederim." "Şimdi de siz beni s‚kŒnetle dinleyeceksiniz." "Emredersiniz." M. Kemal Paşa sigarasını bastıra bastıra s•nd‚rd‚: "Bu dava benim kişisel davam değil. Ge‡en yıl, Meclis'in a‡ılışından •nce, hatırlarsınız, siz yakın arkadaşlarımı toplamış, 'Milli M‚-


K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 69 cadele'yi engellemek isteyenler, benim maceracı olduğumu iddia ediyorlar; bu kutsal davaya zarar vermemek i‡in g•revimi bir arkadaşa devretmek, bir kenara ‡ekilerek unutulmak istiyorum' demiştim.56 Doğru mu Bekir Sami Beyefendi?" "Evet efendim." "Ama sizler itiraz ettiniz, isyan ettiniz, g•revde kalmam i‡in ısrar ettiniz. Doğru mu beyefendi?" "Evet Paşam." "Ben de bunun ‚zerine g•reve devam ettim. Bin zorlukla Mec-lis'i toplamayı başardık. Meclis b‚y‚kl‚ğ‚ne yakışır bir azimle davaya sahip ‡ıktı ve uygar d‚nyadan ‡ok basit bir şey istedi: H‚r ve bağımsız yaşamak. Doğru mu?" "Doğru." M. Kemal Paşa, "Ben askerim.." dedi, "..savaşın ne olduğunu hepinizden iyi bilirim. Zorunlu değilse savaş cinayettir.57 Ben de elbette barıştan yanayım. ‹‚nk‚ y‚zlerce yıllık yaralarımızı ancak barışta sarabiliriz. Ama galip devletler, h‚r ve bağımsız yaşama hakkımızı kabul etmiyorlar. Kabul edeceklerini g•steren en ufak bir belirti de yok." Ayağa kalktı, sesi iyice acılaşmıştı: "Geliniz!" Hızla pencereye y‚r‚d‚, perdeyi yırtar gibi a‡tı: "L‚tfen bakınız! Bu tren, az •nce Eskişehir'den geldi, vatanına kan borcunu •deyen gazileri getirdi.." Bekir Sami Bey pencereden dışarı g•z attı. Acemi askerler, kaba tahta sedyelerde yatan ağır yaralıları, hi‡ konuşmadan, y‚k vagonlarından alıp Cebeci Hastanesi'ne g•t‚rmek i‡in istasyon •n‚nde bekleyen araba ve kağnılara taşıyorlardı. "..Biraz sonra da, şimdi yaralı arkadaşlarını taşıyan şu gencecik askerleri alıp cepheye g•t‚recek. Bu insafsız ve vahşi savaşı, kendi vatanında garip dolaşan bu mazlum millet mi başlattı beyefendi?" Bekir Sami Bey, "Hayır efendim" diye mırıldandı. "..†zerine kinle, entrikayla, ateşle gelen dış d‚şmanlara ve i‡erdeki hainlere ve gafillere karşı, namusunu ve vatanını savunmaktan başka ne yapıyor? Biz bu zavallı milletin maddi ve manevi haklarını, sırf l‚tuflarını kazanmak i‡in yabancılara nasıl bağışlayabiliriz? Asıl o 70 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu zaman tarih ve millet •n‚nde sorumlu olmaz mıyız? Kendimizi kurtarmak i‡in geleceklerini satarsak, bu insanlar, ilerde hepimizi lanetle anmazlar mı?" Bekir Sami Bey pencereden istasyona bakıyordu hŠlŠ. Bir asker, kucağında k‚‡‚k bir ‡ocukla vagondan aşağı atladı. ‹ocuğu yerde bekleyen askerin kollarına bıraktı, bir başka yaralıyı getirmek i‡in tekrar vagona girdi. Bekir Sami Bey, birden g•zlerinin dolmasına engel olamadı. ‹ocuk sandığı şeyin, iki bacağı da k•k‚nden kesilmiş gen‡ bir subay olduğunu fark etmişti. "..İmzaladığınız anlaşmaları, Misak-ı Milli'ye aykırı oldukları i‡in reddetmesi tavsiyesiyle h‚k‚mete g•t‚receğim. Kişisel dostluğumuz elbette s‚recektir. Ama h‚k‚mette arkadaşlık etmemize artık imkŠn kalmadığını sizin de teslim edeceğinizi sanıyorum." Bekir Sami Bey, M. Kemal Paşa'nın eleştirmekle yetinerek, genel eğilime boyun eğeceğini ‚mit etmekteydi. Bu keskin tepki karşısında ‡ıplak kalmış gibi titredi. Lloyd George ile 4 Mart g‚n‚ yaptığı •zel g•r‚şmenin tutanağını g•stermekten caydı. ‹‚nk‚ o g‚n Lloyd George'a -Moskova'daki T‚rk kurulu İngiliz emperyalizmine karşı dire-nebilmek amacıyla Sovyetlerle anlaşabilmek i‡in ‡ırpınırken- Sov-yetler'e karşı bir Kafkas birliği kurulması i‡in işbirliği teklif etmiş ve İngiliz Başbakanının takdirini kazanmıştı.58 Lloyd George'un, bu g•r‚şmeyi gizli tutacağını sanıyordu.59 Oysa İngiliz Başbakanı bu teklifi, T‚rk-Sovyet yakınlaşmasını bozmak i‡in el altından ve hi‡


vakit kaybetmeden Sovyetler'e duyurmuştu bile.60 İHSAN, telsiz deposunun komutanı Y‚zbaşı Hikmet ve yardımcısı †steğmen Hakkı Petek ile akşam‚st‚ †sk‚dar'da bir muhallebicide buluştu. İhsan'ın tahmini doğru ‡ıkmıştı. Depodaki malzemeler arasında, savaşın bitmesine yakın Almanya'dan g•nderilmiş ve hi‡ kullanılmamış 10 vatlık 6 Telefunken dağ telsizi ile kamyonlara monte edilmiş sahra telsizleri vardı. İhsan, "Hepsini ka‡ırmayı d‚ş‚n‚yorum" dedi. Hikmet toy teğmene ters ters baktı. Anlaşılan gizli •rg‚t‚ g•z‚nde boşuna b‚y‚tm‚şt‚. †steğmen Hakkı niyeti olmadığı halde lafa karıştı: K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 71 "Yahu, siz bizim boş durduğumuzu mu sanıyorsunuz yoksa? Bunun i‡in biz de ‡ok kafa patlattık ama hi‡bir ‡are bulamadık. Her yan İngiliz denetimi altında. Kuş u‡urtmuyor adamlar. Depoların ve telsiz arabalarının kapıları da m‚h‚rl‚." Teğmen yalnız toy değil, inat‡ıydı da, "Zarar yok." dedi, "..Selimiye'de bir Sıhhiye Birliği olacaktı. HŠlŠ duruyor mu o?" "Evet. Niye sordun?" "ˆ‚nk‚ iş, o birliğin doktor komutanına bağlı." Hakkı'nın y‚z‚ iyice karardı: "Œyleyse hi‡ ‚mit yok. Suratsız, laf anlamaz doktorun biridir." "Olsun! Yarın Selimiye'ye gelsem, beni tanıştırır mısınız?" †steğmen Hakkı boynunu b‚kt‚. Bu ‡ocukla tartışmayı s‚rd‚rmenin bir anlamı yoktu: "Gel." Y‚zbaşı Hikmet, bu konuşmadan sıkılmıştı, İhsan'a azarlar gibi, "Haydi ye de kalkalım" dedi. İhsan daha dokunmadığı keşk‚lden bir kaşık aldı, ağzına g•t‚rd‚, vitrinden i‡eri imrenerek bakan iki ‡ocukla g•z g•ze gelince utandı, kaşığı tabağın kenarına bıraktı. Kalktılar. ONLAR KALKARKEN, Embros gazetesinin savaş muhabiri İlia Vutieridu ile 3. Yunan T‚meni Komutanı General Trikupis de, Bur-sa'da, Anadolu Oteli'nin yemek salonunda, sofraya oturuyorlardı. Trikupis siyaset dışında kalabilen ender komutanlardan biriydi. U‡ları yukarı kıvrık siyah bıyıklı, ciddi y‚zl‚, uzunca boylu, g‚ven veren bir askerdi. Zafer i‡in yetiştirilmiş her asker gibi yenilgiden ‡ok rahatsız olmuştu. Yemek boyunca havadan sudan konuşmaya •zendi ama sonunda s•z yine savaşa geldi. Vutieridu, ordunun Anadolu'dan geri ‡ekileceğinden korkuyordu. Trikupis, "Hayır İlia.." dedi, "..asıl savaş şimdi başlıyor. Bu savaş i‡in b‚t‚n g‚c‚m‚z‚ ortaya koymak zorundayız. Zira sonunda iki yandan biri mahvolacak."61 TEĞMEN İHSAN AKSOLEY, ertesi sabah Haydarpaşa Hasta-nesi'ne uğradıktan sonra Selimiye'ye geldi. 72 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Nizamiye kapısı İngilizlerin denetimi altındaydı. Zorlukla izin alabildi. N•bet‡i subay yanına bir de İngiliz eri kattı. Dev Selimiye Kışlası'nın Haydarpaşa'ya bakan kısmında, iskelet halindeki birka‡ k‚‡‚k T‚rk birliği ile esir kamplarından par‡a par‡a İstanbul'a taşınan askerler kalıyorlardı. Kışlanın karşı kısmı ise i‡ savaşta Sovyet birliklerine yenilerek Rusya'dan ka‡an General Vrangel ordusunun d•k‚nt‚lerine ayrılmıştı. Namlu ağızlarına meşin kılıflar ge‡irilmiş pırıl pırıl İngiliz toplarının ve kamyonlarının d‚zenle sıralandığı geniş avludan ge‡ip binaya girdiler. Koridorlarda İngilizce uyarı levhaları vardı. Y‚zbaşı Hikmet, †steğmen Hakkı ve kısa boylu, suratsız doktor, İhsan'ı bekliyorlardı. Hikmet atıldı: "Ziyaret i‡in ka‡ dakika verdiler?" "15 dakika." "Œyleyse acele edelim."


Tanıştırdı: "Binbaşım, bu delikanlı Teğmen İhsan.." Doktor Hasan azarladı: "Merasimi bırak." İhsan'a d•nd‚: "Ne istiyorsun?" "Buradaki askerlerimizden biri hastalanırsa, hastaneye siz sevk ediyorsunuz değil mi?" "Evet ama sana ne?" "Nasıl sevk ediyorsunuz?" Doktorun y‚z‚ morarmaya başladı: "Allah Allah! Adam beni sorguya ‡ekiyor. Yazıyorum, gidiyor." "İngiliz Komutan onaylamadan mı?" "O onaylamadan, burada yaprak bile kımıldamaz." Y‚zbaşıya, "Bu ne şaşkoloz adam" diye homurdandı. İhsan duymazlıktan geldi: "Binbaşım, siz her g‚n, birka‡ askeri, veba veya kolera ş‚phesi ile hastaneye sevk etseniz, ne olur?" "Ne olacak, kıyamet kopar!" Birden ayıldı: K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 73

"Yoksa senin niyetin, bulaşıcı hastalık korkusuyla İngilizleri Selimiye'den ka‡ırtmak mı?" "Evet. Buraya gelmeden başhekimle konuştum, Haydarpaşa Hastanesi, istediğimiz gibi rapor verecek." Doktor g•zlerini kıstı: "Sonra da depolarda ne var ne yok, toparlayıp Anadolu'ya mı yollayacaksınız?" Hikmetle Hakkı korkuyla bakıştılar. Haydarpaşa Başhekimi Ziya Bey'den, doktor hakkında bilgi almış olduğu i‡in İhsan s‚k•netle, "Evet efendim.." dedi, "..yardımcı olmak istemez misiniz?" Doktor infilak etti: "Bir de soruyor sersem! Elbette isterim." Elini alnına vurdu: "Allah kahretsin! Bu kadar basit bir hile neden daha •nce benim aklıma gelmedi? Bir hafta sonra, burada bir tek İngiliz kalırsa, yuh olsun bana. Hazırlığınızı yapın!" Odadan kapıyı g‚mleterek ‡ıktı. Hikmet'le Hakkı, sevin‡ i‡inde teğmene sarıldılar. "Oldu! Daha 10 dakikamız var. Otur da ‡ay i‡elim!" ANKARA'ya gelmesi i‡in Kızılay aracılığı ile M. Kemal'den ‡ağrı alan Yakup Kadri, heyecan i‡indeydi. Ciğerlerinden rahatsız olduğundan, b‚y‚k savaş sırasında ‚‡ yıl İsvi‡re'de tedavi g•rm‚ş, iki yıl •nce İstanbul'a gelmişti. Daha o zaman İstanbul'un onur ve ‚mit kırıcı havasına dayanamayarak hemen Anadolu'ya ge‡mek istemişti ama M. Kemal, yazılarıyla milli m‚cadeleyi desteklemesinin daha yararlı olacağını bildirdiği i‡in İstanbul'da kalmıştı. Yazar Abidin Daver, ‡etin yolculuğun ve Ankara'daki ilkel şartların, sağlığını sarsacağını d‚ş‚nerek şefkatle, "Gidecek misin?" diye sordu. Yakup Kadri coştu: "Elbette! Ankara'da ne Yunan takkesi var, ne İngiliz kepi, ne Fransız kasketi, ne İtalyan şapkası, ne sans‚r, ne de zindan!62 Ciğerlerimi temiz hava ile doldurmak istiyorum." 74 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu İdare Memuru Mahmut, "Kızılay'dan istediğimiz bilgi geldi.." diye sevin‡le i‡eri girdi, "..İstanbul halkından kuruş kuruş 155.000 lira toplanmış!"63 Odadakiler doğruldular: "İnanılmaz bir sonu‡ bu!" "Evet efendim. Bu hesaba g•re İstanbul halkının b‚y‚k ‡oğunluğu, Ankara'yı destekliyor."


Yemeğe ‡ıkmadan •nce, İkdam gazetesinde biraraya gelmiş olan gazeteciler, derin bir huzur i‡inde sustular. ˆ‚nk‚ bu g‚zel sonu‡ta, h‚k‚met ve işgal sans‚r‚ ile boğuşa boğuşa g•revini s‚rd‚ren yurtsever basının payı b‚y‚kt‚. İSTANBULLU T†RKLERİN bir b•l‚m‚ işgalcilerle iyi ge‡iniyor, hi‡bir şeyi umursamadan zevk ve sefa i‡inde yaşıyordu. Bir b•l‚m‚ işbirlik‡ilerin ve yobazların telkinleri y‚z‚nden Milli M‚cade-le'ye karşıydı. K‚‡‚k bir b•l‚m de para i‡in işgalcilere hizmet ediyordu. Ama ‡oğunluk Ankara'yı desteklemekteydi. İşgal olayı, galiplerin saygısızlığı, Yunan ordusunun vahşeti, Rumların g•sterileri İstanbulluları ‡ok ‡abuk uyandırmış, uyanış hızla her kesime yayılmıştı. Anadolu i‡in olduğu anlaşılan her işe ve işleme destek vermeye başladılar. Bu hareketin bir lideri yoktu. Bu ‡ok y•nl‚, b‚y‚k, karmaşık hareketin i‡inde yalnız aydınlar ve b‚rokratlar değil, her d‚zeyden, bir‡ok meslek ve milletten, kadın ve erkek İstanbullular vardı. Anadolu'yu desteklemek, Milli M‚cadele'nin devam edebilmesi i‡in İstanbul depolarındaki silah, cephane, askeri ara‡-gereci Anadolu'ya ka‡ırmak, Anadolu i‡in haber toplamak, Anadolu'ya ge‡mek isteyenlere yardımcı olmak ve gerektiğinde İstanbul i‡in d•v‚şmek ‚zere gizli •rg‚tler, gruplar, dayanışma birlikleri, h‚creler kurulmuş, var olan dernekler, loncalar, topluluklar da bu harekete katılmışlardı.633 Buna karşılık, İngiliz ‚niformasıyla dolaşan bir kısım Rumlar ve Ermeniler, H‚rriyet ve İtilaf Partisi'nin ‚yeleri ve ‚cret karşılığı av k•pekliği yapan her milletten hayli Osmanlı da Anadolu'ya yardım K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 75

edenleri keşfetmek, izleyip ihbar etmek, yakalatmak i‡in durmadan ‡abalıyorlardı.6315 Yakalanacak olanları zindan, işkence ve idam beklemekteydi. Ama g•revli olan ya da payına bir g•rev d‚şen namuslu İstanbullular, bu tehlikeleri g•ze alarak ‡alışıyorlardı.630 İstanbul y•netimi ile İngilizler, bu buzdağının ancak su ‚st‚ne yansıyan bazı b•l‚mlerinden haberliydiler. GECE Muharip •rg‚t‚n‚n y•neticileri, S‚leymaniye'deki g‚venli evde buluştular. Binbaşı Ekrem ‡ok sıkıntılı g•r‚n‚yordu, hemen i‡ini d•kt‚: "Şimdiye kadar kim Ankara'dan ‡ağrı aldıysa, derhal Anadolu'ya hareket etti. Bug‚n Harbiye Nezareti İstihbarat M‚d‚r‚ ve M. Kemal Paşa'nın sınıf arkadaşı Albay Asım G‚nd‚z'e, Ankara'ya ‡ağrıldığını bildirdim ama gitmek i‡in hi‡ beklemediğim bazı şartlar ileri s‚rd‚." Şaşırdılar: "Ne gibi şartlar?" Binbaşı Ekrem cebinden not aldığı kŠğıtları ‡ıkardı: "Hanedandan bir şehzade ile birlikte Anadolu'ya ge‡mek.. Şehzadenin bir cepheye komutan yapılması.. Kendisinin de şehzadenin kurmay başkanlığına atanması."64 Y‚zbaşı Aziz H‚dai'nin y‚z‚, cehennem taşı yalamış gibi buru-şuverdi. "Yahu.." diye bağırdı, "..bizim albay, demek ki daha uyanmamış. Elbet bir g‚n o da uyanır. Durumu Ankara'ya bildirelim." M. Kemal'in cevabı iki g‚n sonra ellerine ge‡ecekti: "ˆağrı iptal edilmiştir!"65 NALINCILAR YOKUŞUNDAKİ t‚rbenin arkasındaki avluda, geniş omuzlu, koca elli, palabıyıklı bir adam, yerde duran iki a‡ık tabuta, ağır makineli t‚feklerin par‡alarını •zenle yerleştiriyordu. Y‚zbaşı Faruk, "T‚feklerin durumu iyi mi Haydar ˆavuş?" diye sordu. Irak'ta silah arkadaşlığı yapmışlardı. "İkisi de zehir gibi y‚zbaşım. Daha ‡ok iş g•r‚r bunlar." "Sen ne zaman Anadolu'ya ge‡eceksin?" Haydar ˆavuş kırgın •n‚ne baktı: "Soruşturdum beyim, bizi ‡ağırmıyorlar." 76 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Haklıydı. Ankara h‚k‚meti, yıllardan beri cepheden cepheye koşturulan bu yorgun kuşaklan, silah altına ‡ağırmıyordu. ˆ‚nk‚ elde yeni birlikleri donatacak kadar silah da yoktu, cephane de. ˆoğu da sakattı. Belki yetkililer, savaşa doymuş bu eski askerlerin ‡ağrıya uymayacaklarından da ‡ekinmekteydiler. K‚‡‚k caminin ak sakallı imamı avluya girdi, "İstediklerini hazır ettik oğlum" diye seslendi. Arkasında g‚venilir mahalleliler vardı. Haydar ˆavuş aceleyle tabut kapaklarını kapatıp sıkıca ‡iviledi. Biri tabutların ‚zerine, ka‡ zamandır sandık dibinde saklandıkları i‡in kırışmış bayrakları serdi. BİNBAŞI EKREM ile İhsan, Faruk'tan gelen haber ‚zerine Divan Yolu'nun ağzında bekliyorlardı. İkisi de g•zlerine inanamadı. Faruk, bayrağa sarılı iki tabutu taşıyan k‚‡‚k cemaatin •n‚ne ge‡miş, sırtında imamın c‚ppesi, başında beyaz sarık, ağır ağır y‚r‚yerek yaklaşıyordu. Bir işgal devriye kolu, komutanının emri ‚zerine durup cenazeleri ve Y‚zbaşı Faruk'u saygıyla selamladı. Faruk'un ağzı, belli belirsiz bir g‚l‚mseme ile kıvrıldı. Cenaze alayı, Ayasof-ya'ya doğru, rast geldiği İngiliz subaylarının selamları arasında uzaklaştı. Makineli t‚fekler biraz sonra, Ayasofya'nın arkasındaki yanmış bir konağın enkazında oturan alaylı Teğmen Ahmet Ağa'ya teslim edilecek, onun sandıkladığı silahlar, iş makinesi, hurda demir, değirmen taşı diye, kapalı adı Zafer Ticarethanesi olan İnebolu Menzil Komutanlığına sevk edilecekti. Ekrem keyifle, "Vay delifişek.." dedi, "..dediğini yaptı. †stelik y‚ksek r‚tbeli İngiliz subaylarına bayrağı da, kendini de selamlattı." İhsan s•z‚n‚ fazlasıyla yerine getiren Faruk'u gıpta ile izliyordu. Olacakları d‚ş‚n‚nce heyecandan midesi kasıldı. Dr. Hasan, •n‚ne geleni veba ş‚phesiyle hastaneye sevk etmişti. Haydarpaşa Hastane-si'nin, tahlil sonu‡larını anlaştıkları şekilde, bug‚n Selimiye Komutanlığı'na bildirmesi gerekiyordu. POLVARİSTA'dakiler bir kere daha sarsıldılar. Yunan taarruzu başlayınca, T‚rk s‚rg‚nlerin bırakılmasını erteleyen İngilizler, 64 kiK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 77

silik grubu da ikiye b•ld‚klerini bildirdiler. Œnce 37 s‚rg‚n serbest bırakılacaktı, belirsiz bir s‚re sonra da kalan 27 kişi. Kısacası T‚rklerle oynuyorlardı. ˆoğu bezginlik i‡inde rutubetli ve haşaratla dolu odalara kapandı. Bazı s‚rg‚nler kışlanın arka bah‡esinde bir tenis kortu yaparak oyalanmaya karar verdiler. İşb•l‚m‚ne g•re Bitlis Valisi Abd‚l-halik Renda, M‚lkiye M‚fettişi Ş‚kr‚ Kaya, İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri Mithat Ş‚kr‚ Bleda toprak kazacak, Dahiliye Nazırı Fethi Okyar, Diyarbakır Milletvekili Fevzi Pirin‡‡ioğlu, gazeteci Ahmet Emin Yalman taş kıracak, Maarif Nazın Sarhoş Ş‚kr‚ ile İstanbul Milletvekili Numan Usta da arabayla moloz taşıyacaktı.66 ˆ•kmemek i‡in daha o g‚n hırsla işe koyuldular. HASTANEYE sevk edilmiş yirmi sekiz erin kolera olduğunu bildiren yazı, Sultan Selim'in odasına yerleşmiş olan kibirli İngiliz Komutanın •n‚ne •ğleden sonra geldi. Panikleyen İngilizler hi‡ vakit ge‡irmeden Selimiye'yi boşalttılar. Meydan T‚rklere kalmıştı. Dağ telsizlerinin yerleştirildiği a‡ılmamış sandıklar, hemen o gece bina dışına, talimhanenin duvarı dibine taşındı. Sabahleyin de Bursalı Osman ˆavuş, telsiz kamyonlarının kapaklarını menteşelerinden s•kerek m‚h‚rleri bozmadan i‡lerini boşalttı. Becerikli ‡avuş bir yandan ‡alışıyor, bir yandan da Libya'da silah arkadaşlığı yaptığı İhsan'a takılıyordu: "Teğmenim, maşallah hi‡ değişmemişin. HŠlŠ yakışıklı bir delisin." Depolarda işe yarar ne varsa yıldırım hızıyla sandıklandı. Talimhane duvarı dibinde 20 b‚y‚k, 75 k‚‡‚k sandık birikmişti. İhsan Haydarpaşa Hastanesi'nden bir sıhhiye arabası istedi. Hava kararır karar-maz erler, b‚y‚k sandıkları arabayla, k‚‡‚k sandıkları sırtta iskeleye taşıdılar.


Rastladıkları iki İngiliz n•bet‡iyi susturup bağladılar. Eski bir deniz subayı olan Korsan Murat Reis'in ışıkları s•nd‚r‚lm‚ş b‚y‚k motoru, iskeleye yanaşmış bekliyordu.66a Başına iş a‡ılacağından korkarak direnmeye yeltenen g‚mr‚k‡‚ Halil'i, silahla ikna etmek gerekti. Sandıklar motora y‚klendi. Y‚zbaşı Hikmet, 78 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu †steğmen Hakkı ve o sabah nikŠhlandığı eşi Fahriye Hanım motora atladılar. Oynanan oyun birka‡ g‚n i‡inde anlaşılacağı i‡in artık İstanbul'da kalmaları m‚mk‚n değildi. Dr. Hasan da ilk fırsatta Anadolu'ya ge‡mek i‡in Selimiye'yi terk etmişti. Hakkı'yla Fahriye Hanım'ın durumunu •ğrenen deryadil Reis neşelendi: "Biz de d‚ğ‚n‚ bu gece deniz ‚st‚nde yaparız. Kamaramı gelinle g‚veye veririm." Motor sessizce iskeleden ayrılarak burnunu Boğaz'a ‡evirdi. Dikkati ‡ekmeden d‚şman zırhlılarının arasından ge‡ip Karadeniz'e ‡ıkmaya ‡alışacak, devriye gezen Yunan savaş gemilerine yakalanmazsa, ertesi g‚n İnebolu'da olacaktı.67 O SAATTE İzmir Pasaport iskelesine de bir Yunan savaş gemisinin motoru yanaşıyordu. Yunanistan'ın İzmir Y‚ksek Komiseri Ster-giadis, yardımcısı eski Drama Valisi Giritli M‚sl‚man Naipzade Ali, Yunanlıları desteklediği i‡in yerini koruyan İzmir Belediye Başkanı Hacı Hasan Paşa, General Papulas ve karargŠh mensupları, İzmir'in ileri gelen Rumları ve işbirlik‡i bazı T‚rkler, iskelede Yunan Başbakanı Gunaris'i bekliyorlardı. Gunaris, ordu y•neticileri ile y‚z y‚ze konuşmak i‡in İzmir'e gelmeyi uygun bulmuştu. Beraberinde Savaş Bakanı Teotokis ile yeni Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dusmanis ve h‚k‚metin askeri danışmanı Tuğgeneral Stratigos vardı. Karşılama t•reni kısa s‚rd‚. Gunaris ve beraberindekiler, sivillerden ayrılarak, hemen ordu karargŠhına hareket ettiler. Konak meydanındaki eski 17. T‚rk Kolordusu'nun tarihi karargŠh binasını, şimdi Yunanlılar ordu karargŠhı olarak kullanıyorlardı. Uzun masanın ‡evresinde herkes yerini alır almaz, Gunaris konuya girdi: "General Papulas, T‚rk ordusu daha da g‚‡lenmeden taarruza ge‡ilmesini isteyen raporunuzu Bakanlar Kurulu'nda uzun uzun g•r‚şt‚k, •nerinizi ilke olarak kabul ediyoruz. Fakat bu kez, ‡ok esaslı bir hazırlık yapıldıktan sonra taarruza ge‡ilmesini uygun bulmaktayız." Papulas'ın ve kurmaylarının y‚zleri asıldı. Gunaris g‚l‚msedi: K‚tahya - Eskişehir Savaşma Hazırlık 79 "A‡ıklamalarımdan sonra, gecikmeden korkmayacağınızı sanıyorum. ˆ‚nk‚ orduyu en m‚kemmel şekilde donatacağız." Papulas'ın sağında Ordu Kurmay Başkanı Albay Konstantin Pal-lis, solunda da Kurmay Başkan Yardımcısı Albay Sariyanis oturuyordu. İkisinin de g•zleri a‡ıldı. "Emrinize 1.000 kamyon ve 250 ambulans daha vereceğiz. İzmir depolarında bulunan 37 ağır T‚rk topunu da kullanabileceksiniz. İngilizlerle g•r‚şt‚k, toplan almanıza g•z yumacaklar.68 Son yedi kuşağı silah altına alarak genel seferberliğimizi tamamlıyoruz. Ayrıca Anadolu'ya anavatandan iki t‚men daha yollayacağız. Gerekirse Anadolu'daki soydaşlarımızdan da yararlanacağız. K‚‡‚k Asya Or-dusu'nun mevcudunu 225 bin kişiye ‡ıkarmaya karar verdik. Yunan tarihinin en b‚y‚k ordusunu kurmak istiyoruz."69 A‡ıklamasını etkili bir c‚mle ile bitirdi: "General! Millet bu fedakŠrlığa karşı sizden bir tek şey istiyor: Kesin zafer!" Hepsinin kaygısı u‡up gitmişti. B•yle bir savaş makinesinin kurulması i‡in aylarca beklemeye değerdi. General Papulas heyecandan iyice boğuklaşmış bir sesle, "Sayın Başbakan.." dedi, "..ben de millete ve h‚k‚mete kesin zafer vaat ediyorum." AKDENİZ G†NEŞİNDE yıkanan Sakız Adası'nın kuzeyindeki Kardamilla K•y‚, sabahleyin telaşlı ‡an sesleriyle ‡alkalanıyordu. Evinin taş duvarı dibine ‡•melmiş, kemiklerini ısıtan Dimitri Baba irkildi. Vakitsiz ‡an ‡aldığına g•re mutlaka biri •lm‚ş olmalıydı. Doğrulmak istedi ama bacakları •yle tatlı


uyuşmuştu ki caydı, "Ben iyi ki yaşıyorum" diye ge‡irdi i‡inden. Bu yıl toprak erken uyanmış, ağa‡lar ‡ok ‡abuk donanmıştı. Ayaklarının dibinden yavru bir kertenkele aktı. Hava reyhan kokuyordu. Birinin ge‡tiğini g•r‚nce seslendi: "Kim •lm‚ş?" "Hi‡ kimse. B‚t‚n gen‡leri askere alıyorlar." Kuru ceviz kabuğu gibi buruşuk y‚z‚n‚ uğuşturdu, "Doğru bilmişim.." dedi kendi kendine, "..işin ucunda yine pis •l‚m var." Bir‡ok gen‡ gibi Dimitri Baba'nın torunu Panayot da asker olacaktı. 80 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ıebolu, ‡ek‡ek yeri

İNEBOLU MEVKİ KOMUTANI Yarbay Nidai yerinden fırladı: "Ne diyorsun?.." Limanın sığlığı y‚z‚nden İnebolu'nun a‡ığında demirleyen Kemo adlı İtalyan gemisine ‡ıkan denetim subaylarından biri, telaşla :;eri d•nm‚ş, gemide Veliaht Abd‚lmecit'in oğlu, Vahidettin'in damadı Şehzade Œmer Faruk'un bulunduğunu bildirmişti. "Ankara'ya gidecekmiş." "Ankara mı ‡ağırmış?" "Hayır!" "Yalnız başına mı gelmiş?" "Albay Kel Asım Bey'le birlikte." Yarbay Nidai Œmer Faruk'u, g•ğs‚ dekoratif nişanlarla dolu fiyakalı fotoğraflarından tanır ve can pazarından gelmiş b‚t‚n subaylar gibi g‚l‚n‡ bulurdu. Her şey az ‡ok yoluna girdikten sonra, bu delikanlının ‡ıkıp gelmesi midesini bulandırdı.70 Bilmediği yeni bir durum olduğunu d‚ş‚nerek, Şehzade'nin karaya inmesine izin verdi ve durumu Ankara'ya telledi. Belediye Başkanı H‚seyin KŠşif Bey, Şehzade ile Albay Asım G‚nd‚z'‚ eve yemeğe davet etti. Subayların katılmadığı yemek soK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 81 ğuk ge‡ti. Ankara'nın cevabını beklemek i‡in yemekten sonra bah‡eye indiler. Kahvelerini i‡tikleri sırada bir inzibat eri g•r‚nd‚. Elinde bir telgraf vardı. Selam verip Œmer Faruk'a uzattı. Telgraf M. Kemal Paşa'dan geliyordu ve ş•yle bitiyordu: "İstanbul'a d•nmeniz ve hanedanın b‚t‚n ‚yelerinin hizmetlerinden yararlanılacağı g‚ne kadar orada kalmanız rica olunur." Şehzade ve Albay Asım, akşam İnebolu'ya uğrayan bir gemiyle İstanbul'a yolcu edildiler.71 Şehzadenin geri g•nderilmesine, İnebolu'da, birka‡ yaşlı H‚rriyet ve İtilaf Partiliden başka kimse aldırmadı.72 MALTA S†RG†NLERİ, geceli g‚nd‚zl‚ bir ‡alışmadan sonra yapımı bitince, derme ‡atma tenis kortunun tantanalı bir t•renle a‡ılmasına karar vermişlerdi. Aralarında b•yle g•sterilerin ustası ve hasretlisi bir hayli nazır bulunuyordu. Ama Polvarista Komutanının verdiği haber, a‡ılış hazırlığını baltaladı. 37 kişinin vizeleri gelmişti. Ertesi g‚n İtalya'ya hareket etmeleri gerekiyordu. Son geceyi burada kalacak s‚rg‚nleri incitmemek i‡in sessiz ge‡irdiler. 37 kişiden yalnız Ziya G•kalp, Ahmet Ağaoğlu, Medine Muhafızı Fahrettin T‚rkkan Paşa ve Fethi Okyar Ankara'ya ge‡ecek, •tekiler yurtdışında ya da İstanbul'da kalacaklardı.


; €teki s‚rg‚nlerin de bir-iki g‚n sonra serbest bırakılması bekleniyordu. KA‹AK SUBAY ve silah denetimi yapan işgal subaylarının titizliği y‚z‚nden Triestino adlı İtalyan gemisi, İstanbul'dan iki saat gecikmeyle ayrıldı. G‚n batmak ‚zereydi. ‹oğu k•yl‚ olan yolcular, arka g‚vertenin k‚peştesine dayanmış, sessizce, bu b‚y‚l‚ saatte İstanbul'u seyrediyorlardı. Aralarında bir Fransız ‡ift de vardı. Gemi Anadolu Hisarı hizasına geldiği zaman Madam Amiel, suluboya bir r‚yadan uyanmış gibi mahmur, "Ama Jean.." dedi, "..M•sy• Konstan-tinidis haksız! Ne yana baksan, burası bir T‚rk şehri. Yunanlılıkla hi‡ ilgisi yok." Jean Amiel, yolculuğun asıl sebebini bilmeyen karısına cevap vermedi. 35 yıl •nce, bir‡ok becerikli Rum gibi Marsilya'ya yerleş82 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu miş olan Trabzonlu zengin Konstantin Konstantinidis'in yanında ‡alışıyordu. Konstantinidis, Avrupa ve Amerika'da bulunan Karadeniz Rumlarını, 1918'de Marsilya'da d‚zenlediği Pontus Kongresi'nde bi-raraya getirmişti. 500 yıl •nce tarihe karışmış olan Pontus devletini diriltmek istiyordu. İstanbul'un bir Yunan şehri olduğunu iddia ediyor, Batum'a kadar Karadeniz kıyılarının da, Rumların n‚fusun'ancak y‚zde onunu oluşturduğuna bakmaksızın, Pontus devletine verilmesini istiyordu. B‚t‚n servetini bu işe ayırmıştı. Venizelos da, Karadeniz kıyılarındaki Rumların •rg‚tlenmeleri i‡in Albay Katenyotis'i g•revlendirmiş,73 Pontus ‡etelerinde d•v‚şen Rumların sayısı hızla 25.000'e y‚kselmişti.74 Buna karşılık Karadeniz T‚rkleri de silahlanmışlardı. Ankara da merkezi Amasya'da olan bir ordu kurmuştu. Merkez Ordusu gibi g•sterişli bir ad taşıyan bu kuruluşun toplam t‚fek sayısı 6.700'd‚. Kuzeyde Pontus ‡eteleriyle, g‚neyde de, bu tehlikeli d•nemde Ko‡gi-ri'de isyan etmiş olan K‚rt aşiretleriyle ‡atışıyordu. Rumların Pontus r‚yası b‚t‚n sıcaklığı ile s‚rmekteydi. Jean Amiel'in g•revi, Sumela Manastırı'nı incelemek bahanesiyle Pontus hareketinin Anadolu'daki liderlerinden Trabzon Metropoliti Hrisantos'la buluşmaktı. Konstantinidis'den talimat ve para g•t‚r‚yordu. Eşiyle geldiği i‡in kuşku ‡ekmeyecek, T‚rklerle Fransızlar arasındaki yumuşamanın da yardımıyla Trabzon'a ‡ıkması zor olmayacaktı. Yemek salonu da k•yl‚ler ve taşralı, kılıksız t‚ccarlarla doldu. Yolcular durgun, yemekler baştansavmaydı. M‚zik de yoktu. Madam Amiel'in canı sıkıldı. Oysa Marsilya'dan İstanbul'a, savaştan sonra b‚t‚n Avrupa'yı sarmış olan o ‡ılgınca hava i‡inde eğlenerek, t‚rl‚ g•steriler seyrederek gelmişlerdi. Erkenden kamaralarına ‡ekildiler. Sabah ge‡ uyandılar. Kahvaltılarını yapıp g‚verteye ‡ıkmaları •ğleyi buldu. Sıralara, yerlere, tahta ‡antalara, k‚‡‚k denklere oturmuş, k‚peşteye yaslanmış yolcular, hi‡ konuşmadan soluk kıyıyı seyrediyorlardı. Madam Amiel, sağında duran buruşuk fesli, kirli gocuklar giymiş, g•zleri uykusuzluktan kanlı adamlara bakarak y‚z‚n‚ buruşturdu, "Ne kadar ‡ok k•yl‚ var bu gemide.." diye yakındı, Fransızca K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 83

anlamayacakları i‡in de sesini al‡altmadan ekledi: "..ne kadar da ‡irkin insanlar." Dr. Hasan, "Madam bizi beğenmedi" diye homurdandı. Y‚zbaşı Faruk g‚ld‚: "Haklı. Hepimiz manda leşi gibiyiz." Uğurlamaya gelen İhsan tanıştırmıştı ikisini. Az sayıdaki kamaralar dolu olduğu i‡in Faruk'la doktor, geceyi bir‡ok son dakika yolcusuyla birlikte, pireli ve k‚f kokan başaltının tahta d•şemesi ‚zerinde ge‡irmişler, sabaha kadar g•zlerini kırpmamışlardı. Madam Amiel başını •b‚r yana ‡evirdi, makine dairesinde geceledikleri i‡in k•m‚r tozuna ve yağa bulanmış delikanlıları g•rd‚; utanacakları yerde bu hallerinden pek hoşlanmış gibiydiler, iğrenerek d•nd‚: "ˆok da pisler Jean. G‚zelim İstanbul'u ger‡ekten bu ilkel insanların elinde bırakmamalı." Yan g‚vertenin sonunda, Yakup Kadri, tel g•zl‚kl‚, eski elbiseli bir memur ve tek başına


Ankara'ya gitmeyi g•ze almış, sıkmabaşlı, is-karpinli, adının Nesrin olduğunu •ğrendiği bir gen‡ kızla sohbet ediyorlardı. Nesrin heyecanını belli etmemeye ‡alışarak, "Yunan savaş gemileri yolumuzu kesemez, değil mi?" diye sordu. Tel g•zl‚kl‚ memur kızı yatıştırdı: "İtalyan gemisi bu k‚‡‚k hanım, cesaret edemezler." Bir delikanlı heyecanla haykırdı: "İnebolu!" Kerempe Burnu'nu d•nm‚şlerdi. Ufukta İnebolu kıyısı bir ‡izgi halinde g•r‚n‚yordu. Herkes canlandı. K•m‚rc‚ ‡ırağına benzeyenlerden biri, "Haydi toparlanalım. İnebolu'da inip biraz gezeriz" dedi. Gen‡ler hi‡ itiraz etmeden kalkıp g‚verteden ayrıldılar. Madam Amiel "Pisler gidiyor.." diye m‚jde verdi, sağına g•z attı, "..Oo! ˆirkin adamlar da gidiyor." Dr. Hasan bir an •nce kılığını değiştirmek i‡in acele eden Faruk'u durdurdu, Madam Amiel'e d•nd‚, Fransızca, "Aziz Madam.." dedi, "..size ve eşinize iyi yolculuklar diliyoruz." Y‚r‚y‚p gittiler. 84 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu •

Madam Amiel sersemlemişti, "İşittin mi.." diye feryadı bastı, "..‡irkin k•yl‚ Fransızca konuştu. Aman Tanrım! Bunlar ger‡ekten acayip adamlar." İtalyan kamarot ve tayfaların dost‡a davranışları Yakup Kad-ri'nin ilgisini ‡ekmişti. Tel g•zl‚kl‚ memur, "Ee.." dedi, "..bu hatta ka‡ak silah, cephane ve subay taşıya taşıya, T‚rklerle i‡li dışlı olmuşlar." "Acaba bu gemide de ka‡ak silah var mıdır?" "Az da olsa, mutlaka vardır." "Ama bu defa subay yok galiba." Memur g‚l‚msedi: "Olmaz olur mu?" "O kadar dikkatle baktım ama ayırdedemedim." "İşgal denetimi ‡ok sıkılaştı. Biz de denetimden ge‡ebilmek i‡in ge‡ici kimliğimize uygun şekilde giyinmek ve davranmak i‡in g‚nlerce •nce hazırlığa başlıyoruz." Yakup Kadri ile kız şaşırdılar: "Yoksa siz de mi subaysınız?" "Evet efendim. Talimat uyarınca İnebolu'ya kadar kimseye ger‡eği a‡ıklamamamız gerekiyordu. Askeri doktorum." Yakup Kadri "‹ok iyi." dedi sevin‡le, "..tek doktor da şu sıra Anadolu i‡in b‚y‚k kazan‡tır." Doktor g‚ld‚: "Biz 40 doktor, 10 eczacıyız."75 Yakup Kadri'nin ağzı a‡ık kaldı. İnebolu sularına girmişlerdi. Neşeli bir uğultu y‚kselmişti. O yana d•nd‚ler. Temizlenip ‚niformalarını ve başlıklarını giymiş kırk kadar gen‡, martı s‚r‚s‚ gibi bembeyaz, g‚verteye ‡ıkmışlardı. "Bunlar kim?" "Heybeli Deniz Okulu'nun ka‡ak •ğrencileri. Onlar da damla damla oluşan deniz kuvvetlerimize katılmak i‡in Samsun'a gidiyorlar. Biz İnebolu'da ineceğiz. İzninizle." Askerce selam verip ayrıldı.76 Madam Amiel bu s‚rprize bayılmıştı. Az sonra g‚vertelere, ‚niformalarım giymiş subaylar, askeri doktor ve eczacılar da ‡ıkınca, kendini tutamadı, el ‡ırpmaya başladı. Bug‚ne kadar hi‡ b•yle ‡arKUtahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 85 pıcı bir g•steri g•rmemişti. Yakup Kadri de heyecan i‡indeydi. Gen‡ kıza, "Bir romanda yaşıyor gibiyim" diye fısıldadı.


Birka‡ heyecanlı delikanlı şarkıya başlamıştı: Karadeniz, Karadeniz Gelen d•şman değil, biziz.. Şarkıya katılanlar gittik‡e arttı. Şişman kaptanın her zamanki işareti ‚zerine tayfalardan biri, dostluk jesti olarak, isten kararmış, buruşuk bir T‚rk bayrağını direğe ‡ekmeye koyuldu. Y‚kseldik‡e bayrağın buruşukları d‚zeliyor, rengi a‡ılıyordu. Nesrinin g•zleri doldu. İnebolu'nun Yarbaşı'na doğru set set y‚kselen beyaz evleri, denize a‡ılmaya hazırlanan b‚y‚k kayıklar, yalıda toplanan halk g•r‚n‚yordu artık. Gemideki b‚t‚n T‚rklerin katıldığı şarkı Anadolu'nun en hareketli deniz kapısı İnebolu'ya yansımaktaydı: Onun sana selamı var, Diyor ki d•şmanın ne canı var? Kovsun onu sularından Orada T•rk sancağı var! ANKARA iyice ısınmış, Meclisin karşısındaki set ‚st‚nde bulunan Millet Bah‡esi yine a‡ılmıştı. Birka‡ s•ğ‚t ve kavak ağacının g•lgesine •rt‚s‚z masalar, tahta iskemleler serpiştirilmişti. Bah‡eye, şimdi yerinde geniş Bankalar Caddesi'nin bulunduğu toprak yoldan giriliyordu. Bir‡ok milletvekili hava almak i‡in bah‡ede toplanmıştı. Sohbet ediyorlardı. İzmir Milletvekili Enver Bey, "Meclis a‡ılalı, h‚k‚met kurulalı, bakanlıklar ‡alışmaya başlayalı bir yılı ge‡ti.." dedi, "..binlerce yeni insan geldi Ankara'ya. Ama hŠlŠ iyi bir lokantası, temiz bir oteli, bir pastanesi, bir kitabevi yok. Kimsenin aklına uygarlığın gereği olan b•yle yerler a‡mak gelmiyor. İlkelliği yazgı gibi benimsemişiz. İzmir'in de M‚sl‚man mahalleleri tıpkı b•yledir. Rum mahalleleriyse tam tersi. Biz yaşamaktan korkuyoruz. Bu anlayış değişmedik‡e." Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrı•ver, uzun s‚ren Bakanlar Kurulu toplantısından ‡ıkmıştı. G‚m‚ş rengi sa‡ları ve her zamanki •zenli giyimiyle geldiğini g•r‚nce doğruldular. Zamir Bey seslendi: 86 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "B•yle buyrun." Hamdullah Suphi Bey eliyle y‚z‚n‚ yelpazeleyerek oturdu ve merakla bakanlara haberi verdi: "Bekir Sami Bey Dışişleri Bakanlığı'ndan istifa etti." Yunus Nadi Abalıoğlu ile Mahmut Esat Bozkurt, Bekir Sami Bey kurulunun ‚yeleri olarak Londra'ya gitmişlerdi. Bekir Sami Bey tarafından aldatılmış olmayı affetmiyorlardı. Milli M‚cadele'nin ve Milli Ant'ın anlamını kavramadığını kanıtlamış olan Bekir Sami Bey'in h‚k‚metten ‡ekilmesine memnun oldular. Bir milletvekili sordu: "Anlaşmalar?" "İtalya ile imzalanan anlaşma da kabul edilmedi." Ardahan Milletvekili Hilmi Bey'in huzuru ka‡mıştı: "İngiltere'yle yaptığı s‚rg‚n ve esir değişimi s•zleşmesini reddetmezsiniz değil mi?" "Bu gece yeniden toplanıp g•r‚şeceğiz. Eşitliğe aykırı olduğu i‡in onun da kabul edileceğini sanmıyorum." Bu sırada Bakanlar Kurulu toplantısından ‡ıkan M. Kemal'in dolgu tekerlekli d•k‚nt‚ otomobili, bir toz bulutu i‡inde Meclis'in •n‚nden ge‡iyordu. İki yanı bataklık, toprak yoldan Ankara istasyonuna doğru uzaklaştı. Hilmi Bey ‡enesiyle arabayı işaret etti: "Yahu, şu zavallılığımızla koca İngiliz İmparatorluğu'na kafa tutmaya kalkışırsak, g‚l‚n‡ olmaz mıyız?" MİLLETVEKİLLERİ Millet Bah‡esi'nde tartışırlarken, Lord Curzon da, Dışişlerine ‡ağırdığı İstanbul h‚k‚metinin Londra B‚y‚kel‡isi Reşit Paşayı diplomatik bir dille azarlamaktaydı. İmzaladığı s•zleşmeyi hi‡e sayarak T‚rkleri bir bu‡uk ay oyalayan ve taahh‚d‚ne rağmen s‚rg‚nlerin 24'‚n‚ hŠlŠ Malta'da tutan İngiliz H‚k‚meti, İngiliz esirlerinin hemen serbest bırakılmasını istemiş ama Ankara, s•zleşmeye aykırı olan bu isteği reddetmişti.


Lord Curzon, Ankara'daki 'kardeşlerinin' İngiliz esirlerini hŠlŠ bırakmamalarından, İstanbul h‚k‚metinin de sorumlu olabileceğini s•yledi. İngiliz siyaset‡ilerinin en ‡ok kullandıkları y•ntem buydu: Tehdit. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 87

H. Suphi Tanr ı• ver Yunus Nadi Abal ı o ğ lu

Mahmut Esat Bozkurt

Osmanlılar, Batı karşısında, y‚z elli yıldan beri hep azarlanmaya, boynu b‚k‚k durmaya ve alttan almaya alışmışlardı. Reşit Paşa, durumu telaş i‡inde İstanbul'a ş•yle bildirecektir: "Ankara'nın tutumu, bize karşı iyi niyet g•steren İngilizler ‚zerinde pek k•t‚ etki yapıyor."77 TRİESTİNO'nun ‡evresini kayıklar almıştı. 'Temiz' kŠğıdı olanlar kayıklara binerken, buharlı vin‡ler de ambarlardaki y‚kleri, ‚‡ ‡ifte k‚rekli denk kayıklarına y‚kl‚yorlardı. Y‚kler arasında y‚z sandık top mermisi ile Y‚zbaşı Faruk'un İngilizlere selamlata selamlata İstanbul sokaklarından ge‡irdiği iki ağır makineli t‚fek de vardı. Gelen malları teslim almak ve Ankara'ya ulaştırmakla g•revli (Menzil Komutanı) Binbaşı Zafer Kemal, Yahya Paşa camisinin kayyımına haber yollatarak, imece i‡in halka ‡ağrıda bulunmasını istedi. İkindi namazı başlamıştı. Namaz biter bitmez, kayyım seslendi: "Ey cemaat! Cephane geldii! Haydi imeceyeee!" Bu ‡ağrılara alışmış olan cemaat ‡ıkışa koştu. Yalıya indikleri zaman, gemiden d•nen kayıklar da ‡ek‡ek yeri denilen kumsala baştankara etmekteydiler. Cephane ve silah sandıkları hızla karaya alındı. Devriye gezen Yunan savaş gemileri gelmeden, sandıkları 200 basamak merdivenli yoldan Yarbaşı'na ‡ıkarmak, sonra da daha i‡eriye, İki‡ay vadisindeki g‚venli cephaneliğe taşımak gerekiyordu. Ama artık bu zor işin ustası olmuşlardı. İki kişinin zorlukla kaldırdığı sandı88 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ğın altına giren İnebolulu, dengesini ayarlar ayarlamaz, yola koyuluyordu. Yakup Kadri, Mevki Komutanı Yarbay Nidai ile taş merdivenin yakınında durmuş, kaynaşan kalabalığı izliyordu. İnebolu'ya iner inmez herkes gibi o da fesi atıp kuzu derisi bir g‚zel kalpak almıştı. "İnebolu her g‚n b•yle mi?" "Aşağı yukarı b•yle. Her gemiden biraz y‚k ‡ıkıyor. Bazen motorlar da geliyor. İstanbul'daki •rg‚tlerimiz, haritadan k‚reğe, t‚fek yağından el bombasına kadar, bir orduya ne gerekiyorsa, ambarlardan binbir oyunla ‡alıp ‡alıp yolluyorlar. Kendi malımızın hırsızı olduk. B‚t‚n askeri depolar, fabrikalar İstanbul'da toplanmış, bunun tehlikesi hi‡ hesaba katılmamış. Bu gibi kuruluşlar Anadolu'ya serpilmiş olsaydı şimdi bu acıları ‡ekmezdik.." "Osmanlı, Anadolu'nun anavatan olduğunu hi‡ d‚ş‚nmemiş ki." Nidai yere t‚k‚rd‚: "D‚ş‚nm‚ş olsa bu kepaze hali yaşamazdık. Neyse. Bazı işbilir-ler, işgalcilerin kiloyla sattığı hurdaya ‡ıkmış, d‚ğmeleri koparılmış ‚niformaları alıp getiriyorlar. Asker mintanla, şalvarla d•v‚şeceğine, bari bunları giysin diye biz de birka‡ kuruş kŠr verip satın alıyoruz. Ama on binlerce kişiyi giydirmek kolay mı? Bu y‚zden ordu altı kaval, ‚st‚ şişhane bir halde. G•r‚nce sakın şaşırmayın."


Kendi ‚niforması da kurallara uygun değildi zaten. "..Ne gelirse, kağnı ve araba kollarıyla Ankara'ya sevk ediyoruz. Ayda ancak bir sefer yapabiliyor, sefer başına 25 lira alıyor, yoksul evlerini ge‡indiriyorlar. Giderken g•receksiniz, İnebolu-Ankara yolu b•yle karınca dizileri ile dolu." İnebolular •nlerinden sırtlarındaki sandıklarla koşar adım ge‡iyor, basamakları soluk soluğa tırmanıyorlardı. ݇lerinde ak sakallı erkekler de vardı. "Bu akşam misafirimizsiniz. Sizleri yarın sabah yolcu edeceğiz." NESRİN, subay aileleriyle birlikte Şeref Oteli'ne yerleşmişti. İnebolu Tetkik Heyeti Amirliği'nden bir g•revli vakit ge‡irmeden otelde ziyaretine geldi: "Ankara'ya ni‡in ve kime gidiyorsunuz k‚‡‚k hanım?" K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 89

"Merkez Komutan Yardımcısı Y‚zbaşı Vedat dayımdır. O ‡ağırdı beni." G•revli otelden ‡ıkar ‡ıkmaz Ankara'ya şifreli telgraf ‡ekti. Y‚zbaşı, s•ylediğini doğrulamazsa kızı ilk gemiyle İstanbul'a geri g•nderecekti. Askeri Polis •rg‚t‚n‚n yerine kurulan Tetkik Heyeti Amirliklerinin g•revi, •zellikle İngiliz ve Yunan ajanları ile bozguncuların Anadolu'ya girmelerini •nlemek, etkinliklerini engellemekti. İstanbul'da, saray ile İngiliz ve Yunanlıların desteklediği, ‡oğu din postuna b‚r‚nm‚ş işbirlik‡i dernek ve •rg‚tler vardı. Bunların halkı isyana, askerleri ka‡maya teşvik etmekle g•revli adamları, t‚rl‚ yollardan Anadolu'ya sızıyor ve zehirlerini bırakıyorlardı.78 Tetkik Heyeti Amirliklerinin ‡ok uyanık olmaları gerekliydi. Ama yetişmiş insan az, •denek yetersizdi. Œrg‚t‚n başarılı olduğunu s•ylemek zordu. Bu yetersizlik felakete sebep olacaktı. Y†ZBAŞI VEDAT, şaşkınlık i‡indeydi. Nesrin, B‚y‚kdere'deki o bah‡eli, g‚zel evi, rahatı, zengin s•zl‚s‚n‚ ve canım İstanbul'u neden bırakıp da bu tozlu ve karanlık kasabaya geliyordu? Ankara'ya katıldığı i‡in kendisiyle selamı sabahı kesmiş olan paşa eniştesi, Nesrin'in yalnız başına bu yolculuğa ‡ıkmasına nasıl, neden izin vermişti? Telgrafa hemen cevap verdi: "Yeğenimdir. İlk kafile ile yola ‡ıkarmanızı rica ederim." Karısı yeğeninin okul arkadaşıydı, onun aracılığıyla tanışıp evlenmişlerdi zaten. Akşam eve gelip de haberi verince Vedia, sevin‡ i‡inde, "Ah ne iyi.." diye ‡ığlık attı, "..yalnızlıktan bunalmıştım!" Hamam•n‚'nde, Tacettin camisine yakın, tek katlı bir Ankara evinin avluya a‡ılan beş odasından birinde kalıyorlardı, •b‚r d•rt odada da subay aileleri oturmaktaydı. Hela ortaktı; su ‡eşmeden taşmıyor, yemek avluda pişiriliyordu. EmirgŠn'da doğup b‚y‚m‚ş, olduk‡a varlıklı bir ailenin kızı olan karısı, geldiğinden beri bu durumdan bir kere bile yakınmamıştı. Bunaldığını ilk kez ağzından ka‡ırı-yordu. "Ah, inşallah ‡ikolata getiriyordur." ˆikolata, biraz da İstanbul demekti. 90 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İNEBOLULULAR ‡arşı i‡indeki b‚y‚k aşevinde iftar sofrası hazırlatmış, Yakup Kadri ile doktor, eczacı ve subayları ağırlıyorlardı. Masalar birleştirilip muşamba •rt‚ler •rt‚lm‚ş, •zenle teneke tabak ve s‚rahiler dizilmişti. Binbaşı Zafer Kemal meraklı misafirlere •v‚n‡le m‚ft‚y‚ g•sterdi: "Burada imeceyi Ahmet Hamdi Efendi başlattı."79 İftar duasını yaptığından beri hi‡ konuşmamış olan m‚ft‚n‚n y‚z‚ kızardı, koca binbaşıyı ‡ocuğuymuş gibi, "Sus." diye payladı, "..vatan sevgisi imandandır, vatana hizmet de ibadettir, ibadetlerin de en makbul‚d‚r. ˆ‚nk‚ mutad ibadet, kendi kurtuluşumuz i‡indir, vatan hizmeti ise herkesin kurtuluşu i‡indir, bence daha makbuld‚r. Her ibadet gibi o da g•sterişe, •v‚nmeye, •v‚lmeye gelmez. Bu konuyu kapatalım." İnebolu'ya ayak bastığından beri iyimserlik i‡inde y‚zen Yakup Kadri, beyaz sarıklı, kır sakallı, k‚‡‚k adama hayranlıkla baktı. Nidai, "100 sandık mermi nedir ki?" demese,


iyimserliği s‚r‚p gidecekti. Nidai g‚rledi: "Mermi sandıkları yalıya dağ gibi yığılmadı mı, bu iş zor y‚r‚r!" Yakup Kadri yanında oturan Y‚zbaşı Faruk'a kaygıyla, "Doğru mu?" diye sordu. Faruk, "Doğru ama merak etmeyin." dedi, "..arkadaşlar ‡alışıyorlar." Oysa kendi Yakup Kadri'den daha da kaygılıydı. ˆ‚nk‚ binlerce top mermisini, İngiliz denetimini ve Yunan ablukasını atlatıp da İnebolu'ya yığmanın bir hayal olduğunu biliyordu. ݇ini ‡ekti. ERTESİ G†N İngiliz Y‚ksek Komiseri Sir Rumbold, M‚steşarı Rattigan'a, az •nce General Harington'un telefonla bildirdiği şaşırtıcı haberi verdi: "Ankara h‚k‚meti esir değişimi s•zleşmesini de reddetmiş." Rattigan sapsarı kesildi: "Bir yanlışlık olmasın?" "Haber Ankara'daki ajanımızdan geliyor." "29 İngilize karşı 64 T‚rk‚ serbest bırakıyoruz. Daha ne istiyor Ankara?" Rumbold s‚k•netle, "Malta'daki b‚t‚n T‚rkleri" dedi. Rattigan ayaklandı: K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 91 "Bunu asla kabul edemeyiz! Geri kalanların ‡oğu Ermeni kıyımından sorumlu. Bunları yargılamak zorundayız." Rumbold, "Heyecanınızı anlıyorum.." dedi bezgin bir sesle, "..‡‚nk‚ bu konuda ‡ok iddialı konuştuk. Ama ger‡eği birbirimize itiraf edebiliriz, değil mi? İki yıldır b‚t‚n imkŠnlar elimizde. Buna rağmen Ermeni kıyımı hakkında bir tek ciddi kanıt bulamadık."80 M‚steşar terini silerek, "Yine de Mustafa Kemal'in iradesi •n‚nde geri ‡ekilmemiz doğru olmaz!" dedi. Rumbold hak verdi. İngiliz İmparatorluğu'nun, askerlerine giydirecek ‚niforma bulamayan bir asi generalin inadına boyun eğmesi d‚ş‚n‚lemezdi bile. Haber Londra'ya tellendi. BİNBAŞI ZAFER KEMAL, eşkıyaya karşı •nlem olarak kafileye iki de atlı jandarma katmıştı. Kafile yirmi at arabası ile her biri ancak iki mermi sandığı taşıyabilen elli kağnıdan kuruluydu. Zayıf atları yormamak i‡in her yokuşun başında erkekler ve gen‡ kadınlar iniyor, arabalarda yalnız yaşlılar ve ‡ocuklar kalıyordu. Yeşilin t‚rl‚s‚ne boğulmuş İlgaz Dağı'na tırmanmaktaydılar. Nesrin, •teki gen‡ subay hanımları gibi, •k‡eli ayakkabıları elinde, ‡orapla, Y. Kadri ve Y‚zbaşı Faruk'la konuşa konuşa y‚r‚yordu. Niye Ankara'ya gittiğini merak eden Y. Kadri'yi kısaca cevapladı: "Bu vatan yalnız erkeklerin değil ki efendim. Mutlaka benim de payıma d‚şen bir g•rev vardır. Kağnı s‚remem ama hastabakıcılık yapabilirim, asker i‡in dikiş dikebilirim, kimsesiz ‡ocuklara bakabilirim." Y. Kadri heyecanlandı. Bu yepyeni bir sesti. Sessizce kağnıları yeden kavruk k•yl‚lere, konuşa konuşa y‚r‚yen doktorlara, eczacılara, subaylara, kocalarını yalnız bırakmamak i‡in g•‡ yoluna d‚şm‚ş şehirli kadınlara baktı, deniz okulu •ğrencilerini, İneboluluları d‚ş‚nd‚, i‡i dolup taştı: "Bir romanda yaşadığımı d‚ş‚n‚yordum. Yanılmışım. B•yle roman olur mu? Bağımsızlığı ve •zg‚rl‚ğ‚ i‡in m‚cadele eden bir halkın destanı bu." LONDRA yakınlarındaki Churt'ta bulunan sayfiye evinin geniş bah‡esinde, Lloyd George ile Lord Curzon da ağır ağır y‚r‚yerek ko92 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu nuşuyorlardı. Lloyd George bu vesileden yararlanarak sevgili k•peği Tasso'yu da gezdiriyordu. Lord Curzon kalın bastonuna yaslanarak durdu: "..Bunun ‚zerine Washington el‡iliğimize talimat vererek, Amerikan h‚k‚metinin elinde, T‚rklerin Ermeni kıyımı yaptığına dair belge olup olmadığını •ğrenmesini istedim.


Amerikalılar, ellerindeki b‚t‚n dosyalan incelememize a‡tılar." "G‚zel." "Ama B‚y‚kel‡iden gelen cevap beni hayal kırıklığına uğrattı. 'Dosyalarda, T‚rkler aleyhinde kanıt olarak kullanılabilecek hi‡bir belge olmadığını' bildiriyor." 81 "Şu halde, Malta'da bulunan hi‡bir T‚rk‚ yargılamamız m‚mk‚n değil." "Evet. Başsavcılık da bu kanıda." "Œyleyse t‚m‚n‚ serbest bırakmamız gerekecek." "Hukuk a‡ısından, evet. Ama prestijimiz bakımından bunun doğru olmadığını d‚ş‚n‚yorum." Lloyd George, bir şey s•ylemeden y‚r‚meye başladı. Lord Curzon haklıydı. Bir ‡ıkış yolu bulmak zorundaydılar. Birden durup Lord Curzon'u bekledi: "Kanıt bulamadığımızı a‡ıklamadan, bu olayı d‚nya kamuoyuna ş•yle takdim edemez miyiz: Ankara, İngiliz esirlerini serbest bırakmadı, biz de haklı olarak, geri kalan T‚rklerin serbest bırakılmasını erteledik. Ne dersiniz?"82 Kuşkuyla baktı. Curzon memnunlukla Başbakanı destekledi: "O zaman olay, hukuki olmaktan ‡ıkar, siyasi nitelik kazanır." Lloyd George'un y‚z‚ gevşedi: "B•ylece biz de oyunu, kendi alanımızda ve kendi kurallarımızla oynarız." Olayı s‚r‚ncemede bırakmayı kararlaştırdılar. BU YAKLAŞIM, Ermeni kıyımından sorumlu tutulan 51 s‚rg‚nle birlikte, her an serbest bırakılmayı bekleyen 27 s‚rg‚n‚n de daha uzun s‚re Malta'da kalmasına yol a‡acak, İngiliz baskısına boyun eğmeyen Ankara da belli başlı İngiliz esirlerini elinde tutmayı s‚rd‚recektir. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 93 Yola ‡ıkmaya hazırlanan 27'ler, erteleme kararını •ğrenince bir kez daha yıkıldılar: "Ama bu zul‚m!" Bu karar s‚rg‚nleri ikiye b•ld‚. Ankara'nın ilkeli davranarak 'ya hep ya hi‡' demesini doğru bulanlar, "işte h‚k‚met b•yle olur!" diye Ankara'yı alkışlıyor, bir kısmı ise Malta'da kalacakları i‡in İngiltere'yle birlikte Ankara'ya da ateş p‚sk‚r‚yordu. Bunlar i‡in kişisel esenlik, bağımsızlıktan ve devlet onurundan daha •nemliydi. Osmanlı Devle-ti'ni kemirip ‡‚r‚ten etkenlerden biri de bu anlayıştı. S‚rg‚nlerin tepkisi durmuyordu. Kışla Komutanı, her olasılığa karşı, s‚rg‚nlere şu mesajı yollamayı gerekli g•rd‚: "Kimse buradan ka‡abileceğini hayal etmesin. Malta'dan kuş u‡-maz!"82a TRABZON'a zorluk ‡ekmeden ‡ıkan Jean Amiel, Metropolit Hrisantos'a Konstantin Konstantinidis'in yolladığı m‚h‚rl‚ zarf ile Fransız frankı ve Osmanlı altını dolu deri ‡antayı teslim etti. Hrisan-tos, 'Pontus davasına verdiği destekten dolayı' Jean Amiel'i kutsadı, 'haklı davalarının c•mert •nc‚s‚ M•sy• Konstantinidis'i' dinsel bir saygıyla andı, kalın ve hoş sesiyle, "Bize g‚venini s‚rd‚rs‚n.." dedi, "..Tanrı'nın izniyle davamızı kazanacağız. Karadeniz kıyısında şanlı Pontus devleti yeniden dirilecek!" Fındık ihracat‡ısı zengin bir Rum aile Amielleri misafir etti. Trabzon'da gece kul‚b‚, gazino, hatta kadınlarla gidilebilecek bir lokanta bile olmadığını •ğrenen Madam Amiel suratını astı. Bu geziye doğu masalları yaşayacakları ‚midiyle gelmişti. Yemeği evde yediler. Ev g‚zel ve b‚y‚k, sofra zengin ama neşesizdi. Ev sahibi Metropolit gibi iyimser değildi: "Anadolu paylaşılıyordu. Biz de, Pontus devletini kolayca hayata ge‡irebileceğimiz hevesine kapıldık. ˆ‚nk‚ T‚rklerin bittiğini, yeni bir savaşı g•ze alamayacağını, b‚y‚k devletlere boyun eğeceğini sanıyorduk. Kilisenin •nc‚l‚ğ‚nde •rg‚tlendik. Yunanistan'ın ve İngiltere'nin yardımıyla silahlandık. Bir‡ok ‡ete kurduk.82b Ama bu T‚rkler şaşırtıcı bir millet. O ağır yenilgiye rağmen canlandılar, onlar da ‡eteler kurup silaha sarıldılar. Ankara da, o kadar sıkışık olduğu halde bize karşı asker ayırdı. Doğrusu şu, her g‚n biraz daha erimekteyiz. 94 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kısacası M•sy• Amiel, amacımıza silahla ulaşabilmemiz ‡ok zorlaştı. Davamızı


siyasallaştırıp Avrupa'nın desteği ile masada kazanmaya bakalım. Nasıl olsa Avrupa, M‚sl‚man T‚rklere karşı Hıristiyan Pontusluları tutacaktır. M•sy• Konstantinidis ger‡ek durumumuzu bilsin. Yoksa tarihe g•m‚lmemiz ‡ok s‚rmeyecek." ݈ ANADOLU'ya yaklaştık‡a, kurt h‚cumuna uğramış koyunlar gibi birbirine sokulmuş kerpi‡ evlerden kurulu yoksul, neredeyse erkeksiz k•ylerden, kel dağların eteklerinden, kıra‡ topraklardan ge‡erek, karanlık, bakımsız kasaba ve şehirlerde konaklayarak ilerleyen kafile, altı gece ve yedi g‚n s‚ren yorucu bir yolculuktan sonra akşama doğru Ankara'ya ulaştı. Altı y‚zyıllık devletin anavatanı Anadolu, b‚t‚n imparatorlukların anavatanlarının tersine, utanılacak kadar yoksul ve bakımsızdı. Nesrin'in neşesi s•nm‚şt‚. Onun hayal kırıklığını fark eden tel g•zl‚kl‚ doktor KŠmil Bey, "Bak kızım.." demişti, "..bir tekerleme vardır, bilir misin: ˆalıydı, ‡ırpıydı ama evimdi. Anadolu da yoksuldur, ‡ıplaktır, bakımsızdır ama vatanımızdır. Osmanlı Devleti Anadolu'yu s‚rg‚n idarecilerin, m‚ltezimlerin, m‚tegallibelerin, ağaların, cahil hocaların, şeyhlerin insaf ve iz'anına terk etmiş. Halk uyanamamış, hayatı zar-zor s‚r‚klemekle yetinmiş. Onun i‡in şehirlerimiz, topraklarımız b•yle. Hele şu vartayı atlatalım, el birliği ile Anadolu'yu şenlendirir, halkımızı da uyandırırız. Buraları 40 yıl sonra tanıyamazsın. Vatan artık padişahın m‚lk‚ değil ki, herkesin. Bunu anladığı g‚n halk sabana, kazmaya, ‡ekice, kaleme, başka bir hevesle sarılacaktır." Nesrin o kadar sevdiği İstanbul'u d‚ş‚nd‚. O da Anadolu gibiydi aslında. Halkta yaşama sevinci yoktu, galiba hi‡ olmamıştı. Halk nasıl canlandırılabilirdi acaba? Şimdi Mevki Hastanesi'nin bulunduğu, ˆankırı Kapısı denilen yerde, kimlik denetimi yapılan bir karakolun •n‚nde durdular. Nesrin, karşılayıcıların arasında dayısını g•r‚nce, arabadan atladı, deli gibi koşup sarıldı. Dr. KŠmil Bey'e, Y. Kadri'ye, Dr. Hasan'a, Y‚zbaşı Faruk'a, •teki subay ve eşlerine tek tek veda etti. Kağnı kolu da atlı jandarmalarla birlikte ilerleyip sağa saparak, Sarı Kışlaya yol aldı. Kışlada bekleyen subaylar, y‚z sandık mermiyi, K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 95 Yola ‡ıkmaya hazırlanan 27'ler, erteleme kararını •ğrenince bir kez daha yıkıldılar: "Ama bu zul‚m!" Bu karar s‚rg‚nleri ikiye b•ld‚. Ankara'nın ilkeli davranarak 'ya hep ya hi‡' demesini doğru bulanlar, "işte h‚k‚met b•yle olur!" diye Ankara'yı alkışlıyor, bir kısmı ise Malta'da kalacakları i‡in İngiltere'yle birlikte Ankara'ya da ateş p‚sk‚r‚yordu. Bunlar i‡in kişisel esenlik, bağımsızlıktan ve devlet onurundan daha •nemliydi. Osmanlı Devle-ti'ni kemirip ‡‚r‚ten etkenlerden biri de bu anlayıştı. S‚rg‚nlerin tepkisi durmuyordu. Kışla Komutanı, her olasılığa karşı, s‚rg‚nlere şu mesajı yollamayı gerekli g•rd‚: "Kimse buradan ka‡abileceğini hayal etmesin. Malta'dan kuş u‡maz!"823 TRABZON'a zorluk ‡ekmeden ‡ıkan Jean Amiel, Metropolit Hrisantos'a Konstantin Konstantinidis'in yolladığı m‚h‚rl‚ zarf ile Fransız frankı ve Osmanlı altını dolu deri ‡antayı teslim etti. Hrisan-tos, 'Pontus davasına verdiği destekten dolayı' Jean Amiel'i kutsadı, 'haklı davalarının c•mert •nc‚s‚ M•sy• KonstantinidisT dinsel bir saygıyla andı, kalın ve hoş sesiyle, "Bize g‚venini s‚rd‚rs‚n." dedi, "..Tanrı'nın izniyle davamızı kazanacağız. Karadeniz kıyısında şanlı Pontus devleti yeniden dirilecek!" Fındık ihracat‡ısı zengin bir Rum aile Amielleri misafir etti. Trabzon'da gece kul‚b‚, gazino, hatta kadınlarla gidilebilecek bir lokanta bile olmadığını •ğrenen Madam Amiel suratını astı. Bu geziye doğu masalları yaşayacakları ‚midiyle gelmişti. Yemeği evde yediler. Ev g‚zel ve b‚y‚k, sofra zengin ama neşesizdi. Ev sahibi Metropolit gibi iyimser değildi: "Anadolu paylaşılıyordu. Biz de, Pontus devletini kolayca hayata ge‡irebileceğimiz hevesine kapıldık. ˆ‚nk‚ T‚rklerin bittiğini, yeni bir savaşı g•ze alamayacağını, b‚y‚k devletlere boyun eğeceğini sanıyorduk. Kilisenin •nc‚l‚ğ‚nde •rg‚tlendik. Yunanistan'ın ve İngilte-


re'nin yardımıyla silahlandık. Bir‡ok ‡ete kurduk.82*3 Ama bu T‚rkler şaşırtıcı bir millet. O ağır yenilgiye rağmen canlandılar, onlar da ‡eteler kurup silaha sarıldılar. Ankara da, o kadar sıkışık olduğu halde bize karşı asker ayırdı. Doğrusu şu, her g‚n biraz daha erimekteyiz. 94 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kısacası M•sy• Amiel, amacımıza silahla ulaşabilmemiz ‡ok zorlaştı. Davamızı siyasallaştırıp Avrupa'nın desteği ile masada kazanmaya bakalım. Nasıl olsa Avrupa, M‚sl‚man T‚rklere karşı Hıristiyan Pontusluları tutacaktır. M•sy• Konstantinidis ger‡ek durumumuzu bilsin. Yoksa tarihe g•m‚lmemiz ‡ok s‚rmeyecek." İ‹ ANADOLU'ya yaklaştık‡a, kurt h‚cumuna uğramış koyunlar gibi birbirine sokulmuş kerpi‡ evlerden kurulu yoksul, neredeyse erkeksiz k•ylerden, kel dağların eteklerinden, kıra‡ topraklardan ge‡erek, karanlık, bakımsız kasaba ve şehirlerde konaklayarak ilerleyen kafile, altı gece ve yedi g‚n s‚ren yorucu bir yolculuktan sonra akşama doğru Ankara'ya ulaştı. Altı y‚zyıllık devletin anavatanı Anadolu, b‚t‚n imparatorlukların anavatanlarının tersine, utanılacak kadar yoksul ve bakımsızdı. Nesrin'in neşesi s•nm‚şt‚. Onun hayal kırıklığını fark eden tel g•zl‚kl‚ doktor KŠmil Bey, "Bak kızım.." demişti, "..bir tekerleme vardır, bilir misin: ‹alıydı, ‡ırpıydı ama evimdi. Anadolu da yoksuldur, ‡ıplaktır, bakımsızdır ama vatanımızdır. Osmanlı Devleti Anadolu'yu s‚rg‚n idarecilerin, m‚ltezimlerin, m‚tegallibelerin, ağaların, cahil hocaların, şeyhlerin insaf ve iz'anına terk etmiş. Halk uyanamamış, hayatı zar-zor s‚r‚klemekle yetinmiş. Onun i‡in şehirlerimiz, topraklarımız b•yle. Hele şu vartayı atlatalım, el birliği ile Anadolu'yu şenlendirir, halkımızı da uyandırırız. Buraları 40 yıl sonra tanıyamazsın. Vatan artık padişahın m‚lk‚ değil ki, herkesin. Bunu anladığı g‚n halk sabana, kazmaya, ‡ekice, kaleme, başka bir hevesle sarılacaktır." Nesrin o kadar sevdiği İstanbul'u d‚ş‚nd‚. O da Anadolu gibiydi aslında. Halkta yaşama sevinci yoktu, galiba hi‡ olmamıştı. Halk nasıl canlandırılabilirdi acaba? Şimdi Mevki Hastanesi'nin bulunduğu, ‹ankırı Kapısı denilen yerde, kimlik denetimi yapılan bir karakolun •n‚nde durdular. Nesrin, karşılayıcıların arasında dayısını g•r‚nce, arabadan atladı, deli gibi koşup sarıldı. Dr. KŠmil Bey'e, Y. Kadri'ye, Dr. Hasan'a, Y‚zbaşı Faruk'a, •teki subay ve eşlerine tek tek veda etti. Kağnı kolu da atlı jandarmalarla birlikte ilerleyip sağa saparak, Sarı Kışla'ya yol aldı. Kışlada bekleyen subaylar, y‚z sandık mermiyi, K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 95 iki ağır makineli t‚feği ve az da olsa •teki gere‡leri g•r‚nce, bayram ettiler. Ordu, bir tek fişeğe bile sevinecek kadar yoksuldu ve acımasız savaş adım adım yaklaşıyordu. KISA bir eğitimden ge‡irilmiş Yunan gen‡lerini de, bu saatte gemiye bindiriyorlardı. Ertesi sabah İzmir'de olacaklardı. Oyuna gider gibi neşe i‡indeydiler. Hepsinin yepyeni ‚niformaları, İngiliz botları, palaskaları, al‚minyum mataraları, branda bezinden yapılmış sırt ‡antaları, ekmek torbaları vardı. Eğitimlerini Anadolu'daki birliklerde tamamlayacaklardı. G‚verteye yayılan gen‡ler, yarım yamalak T‚rk‡e bilenlerin uydurduğu oynak bir şarkıya başladılar: Mustafa more Kemali Bre inat„ı ka/ali..82c KIZILAY Genel Merkezi adına Y. Kadri'yi karşılayan şişman adam, faytonu, Hacı Bayram camisine ‡ıkan dar yolda, camlı bir kapının •n‚nde durdurdu. "Geldik efendim." Kapıyı a‡tı ve yazarı i‡eri buyur etti. Kızılay Genel Merkezi cilasız bir masa ile tahta bir dolaptan ve birka‡ iskemleden başka eşya bulunmayan k‚‡‚k bir d‚kkŠndı. Tek fiyakası, masanın ‚zerinde duran manyetolu telefondu. Adam Dr. Adnan Adıvar'a telefon edip bilgi verdi. Az sonra, Meclis İkinci Başkanı Dr. Adnan Adıvar, Kızılay Başkanı İsmail Besim Paşa ve Ruşen Eşref Bey koşarak geldiler.


Kucaklaştılar. Yandaki kahveden ‡aylar getirtildi. Y. Kadri'yi, İstanbul ve yolculuk hakkında soru yağmuruna tuttular. Ancak b‚t‚n soruları yanıtladıktan sonra, Dr. Adnan'a, "Halide Hanım nasıl?" diye sorabildi. "Her zor işin g•n‚ll‚s‚. ˆok şevkli. Bu akşam g•receksin. Odan hazır, bizimle kalıyorsun." Y. Kadri nazik‡e itiraz etti: "Yoo, rahatsız etmeyeyim. Otelde kalırım." Kahkahayı bastılar. "Ne oldu?"

Yakup Kadri Karaosmano ğ lu Ru ş en E ş ref † nayd ı n

Dr. Adnan Ad ı var

"Ankara'da otel ne gezer? Taşhan denilen pireli bir hanımız var. O da her zaman doludur. Bir tek lokanta bile yok." "Ankara'ya birtakım •nemli yabancıların gelip gittiğini okuyoruz, onları nerede misafir ediyorsunuz?" "Ya istasyonda, k•r hatta ‡ekilmiş eski bir yataklı vagonda, ya da yine istasyonda bulunan k‚‡‚k misafirhanede." Y. Kadri, Ankara hakkında bir şeyler duymuştu ama artık d‚nyaca ‚nl‚ bu şehrin bu kadar geri olduğunu tahmin etmiyordu.83 İr-kildi. Ruşen Eşref Ankara'yı •zetledi: "Vilayet konağının odaları, Bakanlıklar arasında b•l‚ş‚lm‚ş durumda. Her Bakanlığa bir veya iki oda d‚ş‚yor. Milli Savunma Bakanlığı, Taş Mektep diye anılan erkek lisesinin; Eğitim Bakanlığı ise, Basın Genel M‚d‚rl‚ğ‚ ile birlikte Œğretmen Okulu'nun binasına sığınmış durumda. Aynı binada, bazı milletvekillerinin kaldığı Meclis yatakhanesi ile yemekhanesi de var. Velhasıl burada yanaşık d‚zen yaşıyoruz." S•z‚ Dr. Adnan Bey kaptı: "Hi‡ kimsenin redingotu ya da ona benzer resmi bir elbisesi yok. Allahtan Hamdullah Suphi İstanbul'dan ka‡arken, 'jaketatay'ını yanına almış. Bir yabancı misafiri, el‡iyi kabul ederken, hepimiz sırayla o tek protokol elbisesini giyerek, makamımızın vakarını koruyor ve d‚nyaya meydan okuyoruz." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 97 "Uzak‡a oturan Bakanların makam atı var. Fevzi Paşa'ya iltimas ge‡ildi, ona tek atlı bir makam faytonu verildi." Yine kahkahayı bastılar. "M. Kemal Paşa nerede oturuyor?" "İstasyonda bir binada. Ankaralılar, şehrin dışında, ˆankaya denilen bir yerdeki b‚y‚k‡e bir eski bağ k•şk‚n‚ satın alıp Paşa'ya hediye ettiler. Yakında oraya taşınacak." "Kendisini ne zaman g•rebilirim acaba?" "Yarın sabah Fevzi Paşa'yla birlikte Eskişehir'e gidecek. Oradan da K‚tahya'ya ge‡ecekler. Ne zaman d•nerler, belli değil. Sanırım Re-fet Paşa g•revden alınacak." İsmail Besim Paşa meraklandı:


"Refet Paşa'ya ne g•rev verecekler? Malum ya, pek nazlıdır, her g•revi beğenmez." Dr. Adnan Y. Kadri'ye d•nd‚: "Ankara'da tek l‚ks‚m‚z bu işte. M. Kemal Paşa'ya kapris yapmak." NESRİN ile Vedia evin avlusunda ‡ığlık ‡ığlığa kucaklaştılar. Komşular avluya d•k‚ld‚. Nesrin'i ayak ‚st‚ sorguya ‡ektiler. Meraklı kadınların ellerinden zorlukla kurtulup odaya girebildikleri zaman hava kararmaya y‚z tutmuştu. Vedat gaz lambasını yaktı. Vedia pompalı gaz ocağına acele ‡ay suyu koydu. B•rek de yapmıştı. "Beş ‡ayımızı i‡elim.." diye g‚ld‚, "..odalardan biri boşalacak. Eskişehir'e tayin oldular. Birka‡ g‚n i‡inde odana ge‡er, rahat edersin. Şimdilik, kusura bakma, bu odada bizimle kalacaksın." Vedat, ortamın yoksulluğundan utanmıştı. "Ev yok.." diye a‡ıklama yapma gereğini duydu, "..bulunabilenler de b•yle. Gidebileceğiniz hi‡bir yer yok. Kadınların ‡arşıya ‡ıkması bile yadırganıyor. Porselen tabak, ince cam bardak bulmak b‚y‚k sorun." Vedia •rt‚l‚ bir h‚z‚nle g‚l‚msedi: "Orta‡ağa geldin sen." Vedat bu fırsattan yararlanıp ka‡ınılmaz soruyu sordu: "Anlat bakalım, niye geldin?" Nesrin'in g•zleri kısıldı: 98 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Babamın H‚rriyet ve İtilaf‡ılarla d‚ş‚p kalkmasından, Ali Kemal'in yazılarını beğenmesinden, s•zl‚m‚n ve ailesinin İngilizlere yaltaklanmasından, ‡evremizdeki ailelerin onursuzluğundan sıkıldım, bunaldım, utandım, iğrendim. Sonunda buraya attım canımı." "Baban nasıl izin verdi?" "Vermedi ki." "Eee?" "Ka‡tım." "Anlamadım!" "Aman dayı, anlamayacak ne var? Bir g‚n ‡ok sıkıldım, bavulumu, takılarımı, biraz param vardı, paramı aldım ve evden ‡ıktım. İki g‚n bir arkadaşımda kaldım. Sonra da gemiye bindim." Vedat da, Vedia da bakakaldılar. "..İnebolu'dan mektup attım. Artık nerde olduğumu biliyorlar." Konuşmaktan rahatsız olduğu bu konuyu kapatmak i‡in hızla yerinden kalkıp kocaman bavulunu a‡tı: "Bakın, size ne ciciler getirdim." Getirdiği hediyeleri sedirin ‚st‚ne sıralamaya başladı. Neler getirmemişti ki? Vedia Haylayf'tan alınmış s‚sl‚ ‡ikolata kutusunu g•r‚nce ağlamaya başladı. DR. ADNAN ve Halide Edip, Kalaba'da Genelkurmay Başkanlı-ğı'na yakın bah‡e i‡indeki bir evde oturuyorlardı. Evin ‡atı katındaki odayı Y. Kadri'ye vermişlerdi. Y. Kadri bavulunu a‡ıp yerleşti, tıraş olup biraz dinlendikten sonra, yemeğe indi. Yemekte Ruşen Eşref †naydın ile eşi Saliha Hanım da vardı. Ruşen Eşref, M. Kemal Paşayı ˆanakkale Savaşı hakkındaki uzun r•portajı yaparken tanımış, hayran olmuş, Paşa Anadolu'ya ge‡ince, ardından gelip emrine girmişti. Yazgısını M. Kemal'e bağlamış ilk sivillerdendi. Yemek neşe i‡inde başladı, savaşı mavaşı unutup edebiyatın gizemli d‚nyasına daldılar. Yemeğin sonuna doğru s•z d•nd‚ dolaştı, Ankara y•netiminin aşmak zorunda olduğu zor ve karışık sorunlara dayandı. D‚ze ‡ıkmak i‡in bir dizi mucize gerekiyordu. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 99

SABAH M. Kemal ile Fevzi Paşalar trenle yola ‡ıktılar.


Vagon eski, sıralar tahtaydı. Odunla ‡alışan tren saatte 30 km. hız yapabiliyordu. Yolda odun biterse, g•revliler trenden inip istasyon bah‡esindeki, yol kıyısındaki ağa‡lan kesip par‡alıyor, onları yakarak yola devam ediyorlardı. Eskişehir'e akşam varacaklardı. Demiryolunun yanındaki toprak yoldan bir kağnı kolu ge‡iyordu. Son kağnının ‚st‚ndeki kirli y‚zl‚ ‡ocuk ayağa kalkıp trene askerce selam durdu. M. Kemal Paşa g‚ld‚, elini Fevzi Paşa'nın elinin ‚st‚ne koydu: "Paşam, İsmet Paşa eşini, annesini Malatya'ya aldırdı. Siz de ‡ocukları İstanbul'dan Ankara'ya getirtecektiniz. Ne oldu? Bir terslik mi ‡ıktı?" "Evet. K‚‡‚k kızım hastalanmış." "Nedir?" "Menenjit."832 Fevzi Paşa'nın, •zel dertlerini hi‡ yansıtmayan esmer y‚z‚ne şefkatle baktı: "Şimdi nasıl?" "Tehlikeyi atlatmış." "Sevindim. Kim ilgileniyor?" "Doktor Tevfik Sağlam." "İyi. Ben de onu tavsiye edecektim. Anneme de o bakıyor.." M. Kemal'in sesindeki titreyiş de Fevzi Paşa'nın i‡ine dokundu. "..Hakkımdaki idam kararını annemden saklamayı becereme-mişler. Duyması sağlığını bozdu. Bir t‚rl‚ toparlanamıyor. Yolculuk yapabilecek hale gelirse, ben de annemi Ankara'ya aldıracağım." Susup d‚ş‚nceye daldılar. TALİME on beş dakika ara verilmişti. Sakız Adası'ndan Anadolu'ya gelmiş olan Panayot, başını, b‚kt‚ğ‚ dizlerine dayamış, d‚ş‚n‚yordu. Kısa bir eğitimden sonra Anadolu'ya getirilip ‡eşitli birliklere dağıtılan neşeli gen‡lerden biri de oydu. Cephe gerisine ilişkin renkli ser‚venler hayal etmiş, kısmetine Aydın'daki 18. Bağımsız Alay d‚şm‚ş, neşesi ‡ok ‡abuk yok olmuştu. 100 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Issız, karanlık, •l‚ bir şehirdi Aydın. Bir yıl •nce Yunanlılarca yansı yakılmıştı. 60.000'den fazla T‚rk işgal altında olmayan yerlere ka‡mıştı.8313 Orada burada s‚r‚n‚yor olmalıydılar. Ka‡mamış olan yaşlı T‚rklerse pek az sokağa ‡ıkıyorlardı. Aydın'ın g‚neyinde bulunan k‚‡‚k ama atak T‚rk birlikleri zaman zaman Menderes ırmağını aşarak alaya baskın veriyorlardı. Y‚reğine can korkusu d‚şm‚şt‚. Sıcaklar bastırmış, yeni silahlar gelmiş, talimler ağırlaşmış, subaylar sertleşmişti. Teğmen, bu sabah talim başlamadan •nce ş•yle demişti: "Bu seferki savaş, ‡ok zorlu olacak." ˆok zorlu ha! Bu s���z aklına geldik‡e ağzı kuruyordu. .:

M. KEMAL PAŞA ile Fevzi Paşa, gece Eskişehir'de kaldılar, sabah İsmet Paşa'yı da alarak, K‚tahya'ya, G‚ney Cephesi karargŠhına geldiler. B‚t‚n g‚n mevzileri gezdiler. Akşam


toplandılar. M. Kemal kısa bir g•r‚şmeden sonra, kararını a‡ıkladı: G‚ney ve Batı Cepheleri birleştirilecek, İsmet Paşa Batı Cephesi komutanlığını ‚stlenecekti. A‡ıkta kalan Refet Paşa'ya Milli Savunma Bakanlığını •nerdi. Paşa'nın askerliğine değil, kıvrak zekŠsına ve pratikliğine g‚venirdi. Ama Refet Paşa, Genelkurmay Başkanlığını istediğini sezdirdi. Daha bir ay •nce, sekiz t‚meni birarada y•netmeyi becereme-miş olan Refet Paşa'nın bu isteği, M. Kemal Paşa'nın canını sıktı: "Genelkurmay Başkanlığı, bizim teşkilatımıza g•re, bug‚n fiilen Başkomutanlık makamıdır. Siz hen‚z T‚rk ordusuna Başkomutan olacak nitelikleri kazanmış değilsiniz. Bunu aklınızdan ‡ıkarınız!" K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 101

Bunun ‚zerine Refet Paşa da Milli Savunma Bakanlığını kabul edemeyeceğini mırıldandı. M. Kemal, "O sizin bileceğiniz iş.." dedi, İsmet Paşa'ya d•nd‚, "..Paşam, komutayı hemen devralın. D•nmemiz gerekiyor."84 "Baş‚st‚ne!" Ge‡ vakit K‚tahya'dan ayrıldılar. Vagonun loş ışığında konuşarak yemek yediler. Sofraları pek sadeydi: Zeytin, peynir ve ekmek. M. Kemal'in hizmet ‡avuşu Ali Metin ‡ayları getirip bıraktı. Sessizce ‡ıktı. Batı Cephesi, S•ğ‚t'ten S•ke'ye kadar genişlemişti. Cepheye bağlı b‚t‚n t‚menleri artık bir elden idare etmek m‚mk‚n değildi. Kolordu d‚zenine ge‡mek ise zordu. Kalabalık bir karargŠh •rg‚t‚ne gerek vardı. Ge‡ici bir zaman i‡in, kalabalık bir karargŠha gerek g•stermeyen 'grup' d‚zenine ge‡mek doğru olacaktı. Bir s‚reden beri tartışılan bu konuyu bir sonuca bağlayarak, ilk adımda ‚‡er t‚menli d•rt grup kurulmasına karar verdiler. M. Kemal, "Grup komutanlıkları i‡in kimleri d‚ş‚n‚rs‚n?" diye sordu. "Albay İzzettin, Kemalettin Sami, Halit ve Arif Beyler."85 M. Kemal ve Fevzi Paşalar başlarını sallayarak isimleri onayladılar. "Asıl sorun asker ve silah sayımızın ‡ok d‚ş‚k olması. Buna karşılık Yunanlılar seferberlik ilan etti." Ankara seferberlik ilan edemiyordu. ˆ‚nk‚ seferberliğin gerektirdiği ne para vardı, ne malzeme, ne de silah.86 Fevzi Paşa homurdandı: "Dostluk Antlaşması imzalanalı hayli oldu. Rus yardımı hŠlŠ ciddi olarak başlamış değil." M. Kemal sigara yaktı: "Ne yapalım, biz de kendi kaynaklarımızı kazımaya devam ederiz." Sıkıntı i‡inde sustular. Trenin g‚r‚lt‚s‚ sessizliği hışım gibi ezdi. BİNLERCE KİLOMETRE kuzeyde, Meşenski caddesindeki T‚rk B‚y‚kel‡iliği'nin ikinci katındaki ‡alışma odasında, Ankara'nın Moskova B‚y‚kel‡isi Ali Fuat Paşa, Cebesoy Paşa ile El‡ilik BaşkŠ102 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu tibi Aziz Meker, listeleri inceliyorlardı. El‡ilik g•revlileri, Moskova Antlaşması'nın imzalanmasından sonra, Anadolu'ya g•nderilen b‚t‚n askeri malzemenin d•k‚m‚n‚ ‡ıkarmışlardı. Bug‚ne kadar Anadolu'ya pek az silah ve cephane yollandığı anlaşılıyordu. Yardım artacağına azalmış, son g‚nlerde ise b‚t‚n‚yle durmuştu. Oysa imkŠnsızlık i‡inde kıvranan ordu, hasta can bekler gibi silah ve cephane beklemekteydi. Ali Fuat Paşa patladı: "Hemen şimdi Dışişleri Komiserliği ile temasa ge‡, Komiser ˆi-‡erin'le en kısa zamanda •zel bir konuşma yapmak istiyorum." "Peki efendim." ˆi‡erin ge‡ gelip sabaha kadar ‡alışırdı. Bir‡ok g•revli de onunla birlikte sabahlıyordu. Aziz


Bey telefon ederken Ataşemiliter Binbaşı Saffet Arıkan i‡eri girdi. Y‚z‚ allak bullaktı. "Ne oldu?" "Hayreti Bey'le konuştum. Enver Paşa'nın her faaliyetini gizlice bize bildirmeye razı oldu." "Ee, daha ne istiyorsun? Bu ne surat?" Ankara, son g‚nlerdeki bazı faaliyetleri kuşku uyandırdığı i‡in eski başkomutanın izlenmesini istemişti. Talat Paşa'nın yeğeni olan Hayreti Bey, Moskova'da Enver Paşa'nın kŠtipliğini yapıyordu. Saffet koltuğa ilişti: "O da kaygı i‡indeymiş. Bu y‚zden kolay anlaştık. Paşa'nın birka‡ mektubunun suretini verdi." Mektup suretlerini Paşa'nın •n‚ne bıraktı. Mektuplara g•z atar atmaz Ali Fuat Paşa'nın da y‚z‚, Saffet'inki gibi allak bullak oldu. Enver Paşa'nın, Anadolu'daki arkadaşlarına silahlı bir parti kurulması i‡in emir verdiği, ilkbaharda, M‚sl‚man bir Bolşevik birliği ile doğu sınırından Anadolu'ya girmeyi tasarladığı anlaşılıyordu.87 İlkbahar gelmişti. Ali Fuat Paşa, boğuk bir sesle, "Bu adam yine silahlı macera peşinde.." dedi, "..halbuki daha ge‡en g‚nk‚ g•r‚şmemizde, memlekette ikilik ‡ıkarmayacağına s•z vermişti." "Doğu sınırımızı g‚ven altına aldık, tam b‚t‚n g‚c‚m‚zle batıya d•neceğimiz sırada, bu ne b‚y‚k bir talihsizlik." "Durumu hemen Ankara'ya bildirelim." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 103 Telgraf Moskova'dan Ankara'ya ancak on beş g‚nde ulaşıyordu. Aziz Bey telefonu kapattı. Şaşırmış bir hali vardı. "Ne o? Yoldaş ˆi‡erin yine mi ‡ok meşgulm‚ş?" "Hayır efendim. Sizi hemen bekliyor." Y. KADRİ bu akşam da yemeğini aşağıda yemişti. Ne yemek yenecek başka yer vardı zaten, ne de Halide Hanım'ın ısrarına karşı koymak m‚mk‚nd‚. Yemek bitmiş, kahve i‡iyorlardı. Dr. Adnan, Mec-lis'in durumunu soran Y. Kadri'ye bilgi vermekteydi: "Başlangı‡ta yakınımıza kadar yayılan isyanlar y‚z‚nden ‡ok g‚‡ g‚nler ge‡irdik. Bir baskına karşı Halide bile silah kullanmasını •ğrenmek zorunda kalmıştı. Durumu anla. O g‚nler geride kaldı ‡ok ş‚k‚r. Meclis kurtuluş i‡in kesin kararlı ve tam bir birlik halinde. Ama tabii ‡eşitli eğilimler var. Başlıcaları, ilericiler, muhafazakŠrlar, solcular ve fanatik İttihat‡ılar. Tartışma eksik değil. Belki de d‚nyanın en •zg‚r meclisiyiz. Paşa, dağınıklığı gidermek ve muhalefete karşı dayanışma i‡inde olmak i‡in ilericilerle bir grup kurmayı d‚ş‚n‚yor."878 Y. Kadri inanmakta zorluk ‡ekti: "Demek muhalefet zorlu." Dr. Adnan g‚lerek, "Hatta bazı kez ‡ok zorlu.." dedi, "..tutucular saltanatı kaldırıp cumhuriyete gideceğinden kuşkulanıyor. Solcular Bolşevikliği benimsemediği i‡in karşılar. İlericilerin i‡inde de bakan olamadığı i‡in k‚sk‚nler, kaprisliler var. İttihat‡ıların ‡oğu Paşa'nın yanında ama en sert muhalefeti fanatik İttihat‡ılar yapıyor." "Dertleri ne?" "Bunlar Enver Paşa'dan başka lider kabul etmiyorlar."8713 "Nerde Enver şimdi? Almanya'da mı?" "Hayır. Moskova'da." MOSKOVA'da ‡arlık zamanından kalma b‚y‚k binanın zengin d•şeli, geniş odasının bir k•şesinde, •rt‚s‚ halı desenli bir masanın başında ‡ay i‡iyorlardı. Masanın ‚st‚nde fokurdayan, b‚y‚k‡e bir Rus semaveri vardı. Ali Fuat Paşa konuşmasını s‚rd‚rd‚: "..İşgal kuvvetleri silahlarımızın b‚y‚k kısmını İstanbul'da topladılar. El koydukları toplarımızın sayısı iki bine yakındır.."88 104 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ˆi‡erin uzun bir 'oooo!' ‡ekti. "..Ayrıca bir‡ok topumuzu da kamalarını alarak kullanılmaz hale getirdiler. Damat Ferit,


İngilizlere yaranmak i‡in 90 bin sandık cephaneyi Marmara denizine d•kt‚rd‚.."89 "Ne diyorsunuz?" "Evet, •rneğine az rastlanılır t‚rden bir haindi. İngiltere T‚rkiye'ye silah satılmasını yasakladı. Elimizde yalnız Doğu ve ݇ Anadolu'daki depolar var. Mesafeler uzak, yol yok, taşıt az, silahlar eski. Buna rağmen Sayın Komiser, zoru başardık, bug‚ne kadar bu sınırlı kaynaklarımıza dayanarak savaştık. Ama ne zamana kadar b•yle s‚rd‚rebiliriz?"90 ˆi‡erin alıngan bir sesle, "Size hayli silah ve cephane yardımı yaptık" dedi. "Teşekk‚r ederiz ama şunu s•ylememe izin veriniz: Biz emperyalizmin donattığı bir ordu ile savaşıyoruz. Bug‚ne kadar yaptığınız yardımlar ise bir t‚meni bile donatmaya yetmez." "Yanlışınız var!" "Sadece 8 top, 20 hafif makineli t‚fek ve 4.076 piyade t‚feği." 91 "Emin misiniz?" "Kesinlikle. İşte liste.." Listeyi ‹i‡erin'in •n‚ne bırakarak, "..Ama sorun bu değil" dedi. "Nedir?" "İki ay kadar •nce sizinle ‡ıkarlarımızı dengeleyen bir antlaşma yaptık. Bu antlaşma ile siz, en hassas yeriniz olan g‚ney sınırınızı g‚ven altına aldınız. Boğazlar yeniden bizim olunca, Akdeniz yolunuz da a‡ılmış olacak, d‚nya ile bağlantınızı sağlayacaksınız. Siz de buna karşılık bize silah ve para yardımında bulunmayı taahh‚t etmiştiniz." Dışişleri Komiseri sesini y‚kseltti: "Biz taahh‚tlerimize sadığız." "•yleyse Anadolu'ya silah sevkıyatını niye durdurduğunuzu sorabilir miyim?" 92 ˆi‡erin hır‡ınca reddetti: "B•yle bir olay yok!" Ali Fuat Paşanın sesi de y‚kseldi: "Var! Sorun da bu işte." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 105 "Yardım devam ediyor!" "Hayır! Durdurdunuz Sayın Komiser.." ˆi‡erin'in g•zlerinin i‡ine bakarak konuştu: "..ˆ‚nk‚ bize yardım ederek İngilizleri kızdırmaktan ‡ekiniyor-sunuz." 92a ˆi‡erin sertleşti: "Biz mi İngilizlerden ‡ekiniyoruz?" "Evet siz! ˆ‚nk‚ siz de bizim gibi abluka altındasınız. Batıda İngiliz ve Fransız, doğuda Japon ablukası s‚r‚yor. Nefes alamıyorsunuz.93 Bu ‡emberi kırabilmek i‡in kısa bir s‚re •nce İngilizlerle bir ticaret s•zleşmesi imzaladınız.94 Ama daha bu s•zleşmeyi ‡alışır hale getiremediniz. Gelin, a‡ık konuşalım. Halden anlarız. Emperyalizmin ne olduğunu sizden daha iyi biliyoruz. ˆ‚nk‚ onun kurbanıyız." Ayağa kalktı. "..Bunun i‡indir ki savaşı s‚rd‚r‚yoruz. Bunun i‡indir ki Bekir Sami Bey'in yaptığı b‚t‚n anlaşmaları reddettik. Yoldaş ˆi‡erin! Eğer uzlaşamazsak emperyalizm ikimizi birden avlayacak.." Sesini d‚ş‚rd‚: "..istiyorsanız, silah sevkıyatını İngilizlerden gizli yapalım."95 Bu •neri ˆi‡erin'i derinden sarstı. Abluka, isyanlar ve kıtlık i‡inde tutunup yaşayabilmek i‡in ‡ırpınan yeni rejim, herkesten ve her şeyden kuşkulanmaktaydı. Bekir Sami'nin Lloyd George'a yaptığı •neriyi •ğrenmişler, bundan ‡ok rahatsız olmuşlardı. İngilizleri yumuşatmak i‡in azaltılan silah sevkıyatı, bunun ‚zerine ger‡ekten durdurulmuştu. Galiba durumu yeniden değerlendirmek doğru olacaktı. Başını kaldırdı, "Oturun dostum." dedi, "..‡ayımız ve vaktimiz var. Konuşalım."


İNGİLİZLERİN, •zellikle Albay Ravvlinson'u Ankara'nın elinden alamadıkları i‡in İstanbul'da yeni bir milliyet‡i avına ‡ıkacakları duyulmuştu.96 Ankara s‚rekli, sicili temiz subay, usta, silah, cephane ve askeri gere‡ isterken, Muharip •rg‚t‚n‚n bu s•ylentiyi dikkate alıp ‡alışmaları durdurması s•z konusu olamazdı. Gizliliğe daha ‡ok dikkat ederek ‡alışmayı s‚rd‚rd‚ler. Hali‡'teki depolardan birinin komutanı, deposunun sıkı denetim altında olmadığını s•ylemişti. Par‡a par‡a ka‡ak‡ılık yapıp tehli106 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ke olasılığını artıracaklarına, bu kez b‚y‚k ka‡ak‡ılık yapmaya karar verdiler. Bunun i‡in İngilizleri uyandırmayacak bir yol bulmak gerekiyordu. Haberalma* kolu harekete ge‡ti. †‡ g‚n sonra akşam‚st‚ Binbaşı Ekrem, Y‚zbaşı Aziz H‚dai ve •rg‚t‚n haberalma kolunun başı Kurmay Y‚zbaşı Seyfı Akko‡, gerektik‡e kullandıkları Aksaray'daki g‚venli evde biraraya geldiler. €rg‚t‚n bunun gibi birka‡ g‚venli evi daha vardı. Y‚zbaşı Seyfi gelir gelmez, daha oturmadan, "Galiba aradığımız gibi birini bulduk" dedi. "Yaşayın!" Perdeleri kapalı k‚‡‚k odaya ge‡tiler. "İngiliz Haberalma Teşkilatı'nın deniz b•l‚m‚ Galata'da İstav-ropulos hanında ‡alışıyor. Şefi Y‚zbaşı Gordon. Emrinde bir‡ok ajan bulunuyor. ‹oğu Ermeni ve Rum. Birka‡ da T‚rk var."97 Aziz H‚dai sunturlu bir k‚f‚r savurdu. Ekrem y‚z‚n‚ buruşturarak, "Yoksa bu satılık T‚rklerden birinin yardımını mı isteyeceğiz?" diye sordu. "Hayır. Y‚zbaşı Gordon'un ‡ok g‚vendiği şeflerden birine ‡engel atacağız." "Kim bu?" "Babası, vaktiyle •nemli devlet hizmetlerinde bulunmuş bir Osmanlı Ermenisi. Y‚zbaşı Gordon'un en •nemli adamı. Bir‡ok haberalma ajanı bu adama bağlı. Bize yanaşabilirmiş. ˆ‚nk‚ İngilizlerden beklediğini bulamamış." "Ne bekliyormuş İngilizlerden?" "İnsanca, uygarca muamele." G‚ld‚ler. "Adı ne bu safdilin?" "Pandikyan."98 PANDİKYAN EFENDİ, ge‡ saatte ‡alıştığı handan ‡ıktı. Gala-ta'daki Cenyo lokantasına doğru y‚r‚meye başladı. †‡ g‚nden beri kendisini izleyen gizli •rg‚t‚n fessiz, pard•s‚l‚ iki adamı da peşine takıldı. İşten ‡ıkınca bu lokantaya uğrayıp yemek yediğini saptamışlardı. Adamlar, Pandikyan Cenyo'ya yaklaşırken, hızla iki yanına ge‡K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 107

tiler. Soldaki, pard•s‚s‚n‚n cebindeki tabancanın namlusunu Pan-dikyan'a dayadı. Yırtıcı bir sesle fısıldadı: "Sakın bağırayım, ka‡maya yelteneyim deme. Kalbura d•nersin. Ne s•ylenirse onu yap." B•ğr‚ne dayanan namlu Pandikyan i‡in ‡ok a‡ıklayıcıydı. "Peki." "Sakin y‚r‚." Sağdaki ilk sokağa d•nd‚ler. Az ilerde bir otomobil bekliyordu. Sivil giyinmiş bir subay olan şof•r kapıyı a‡tı. Bindiler. Şof•r telaş etmeden, ‡evreye g•z atarak yerine ge‡ti. Araba hareket etti. Adamlardan biri siyah bir torba uzattı: "Başına ge‡ir Pandikyan Efendi." Pandikyan s•ylenileni yaptı." Otomobil •rg‚t‚n Aksaray'daki gizli evinin •n‚nde durdu. Hava iyice kararmıştı. Pandikyan ve iki adam indiler. Otomobil beklemeden uzaklaştı. Evin kapısı ‡alınmadan a‡ıldı. ݇eri girdiler. Pandik-yan'ı kollarından tutarak biraz y‚r‚tt‚ler, bir iskemleye oturttular.


Aziz H‚dai, "G•zlerini a‡abilirsin" dedi. Ter i‡indeki Ermeni torbayı başından ‡ekip aldı. K‚‡‚k gaz lambasının soluk ışığı altında, tam karşısındaki masasın başında ‚‡ ‚niformalı subayın oturduğunu g•rd‚. G•lge gibi g•r‚n‚yorlardı. Ortada oturan Aziz H‚dai, "Pandikyan Efendi.." dedi, "..T‚rk milli kuvvetlerinin misafirisin." Pandikyan titredi. "..Sen de bizim gibi bu toprakta doğdun, b‚y‚d‚n, okudun. Ne Ermenisin diye aşağılandın, ne Hıristiyansın diye eziyet g•rd‚n. Y‚zyıllarca birlikte ‡aldık, oynadık, yedik, i‡tik, ağladık, g‚ld‚k. ‹‚nk‚ yurt kardeşiydik. Sonra aramıza birtakım entrikacılar, d‚nyayı yalnız kendilerinin sanan g‚‡ler ve satılık, kiralık, hayalci adamlar girdi. Acı olaylar oldu. Bug‚ne geldik. Bu yurdun hepimizin ‚st‚nde hakkı var. Bu hak, bu yurdun insanlarına zerre kadar saygısı ve acıması olmayanlara hizmet edilerek mi •denir? Vicdanını yokla ve cevap ver!" Pandikyan'ın g•zleri nemlenmişti. "Konuşabilir miyim?" "L‚tfen." Pandikyan Efendi konuşmaya başladı.100 108 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu M. KEMAL PAŞA gece ge‡ saate kadar Genelkurmay'da ‡alışmış, gece de orada kalmıştı. G•r‚şmek i‡in ‡ağırdığı Albay KŠzım Œzalp'i bekliyor, karargŠhın bir odasında kalan Dr. Refik Saydam'ın Kadife Hanım adlı g‚zel kedisiyle oynuyordu. Yaver Salih, KŠzım Œzalp'in geldiğini bildirdi. "Buyursun." Kedinin gıdısını okşayıp yere bıraktı, ayağa kalkıp KŠzım Bey'i karşıladı. En g‚vendiği komutanlardan biriydi. Oturdular. Paşa hemen konuya girdi: "Batı Cephesi birlikleri grup d‚zenine ge‡ti. Yunan işgali altındaki İzmit b•lgesi ‡evresindeki dağınık kuvvetlerimizi de bir komuta altında toplamak istiyoruz. Orada zayıf bir t‚men ile bir s‚vari tugayı, birka‡ da milli m‚freze yani disiplinli ‡ete var. Bu birliği grup olarak değil, d‚şmanın g‚‡l‚ sanması i‡in M‚rettep Kolordu diye adlandıracağız.." Baktı: "..Komutanlığını kabul etmenizi istiyorum." Albay KŠzım doğuda-batıda bir‡ok birlikte g•rev almış, ateşten ge‡miş, iyi •rg‚t‡‚, her an g•reve hazır bir subaydı. Duraksamadan cevap verdi: "Emredersiniz." 10Oa "Ne zaman hareket edebilirsiniz?" "Ne zaman hareket etmeliyim?" "Bir an •nce." "€yleyse yarın sabah yola ‡ıkabilirim." SABAH Y‚zbaşı Aziz H‚dai Sirkeci'de, k•pr‚ yakınında, Reşadiye caddesinin başındaki T‚rkiye Nakliyat Ambarı'nın kapısından i‡eri girdi. Sivil giyinmişti. †st ‚ste yığılmış sandıkların ve ‡uvalların arasından ge‡erek ilerledi. Depo bek‡isi Mahmut Ağa •n‚ne ‡ıktı. Aziz H‚dayi Bey'i tanıyınca yol verdi: "H‚sn‚ Bey yerinde." K‚‡‚k odada, ‚st‚ dosyalarda dolu eski, tahta bir masanın başında, uzun y‚zl‚, tel g•zl‚kl‚, badem bıyıklı, kollarına g•mleği eskimesin diye siyah kolluklar takmış, k‚‡‚k memur havalı biri oturuK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 109


H ‚ sn ‚ Himmeto ğ lu İ hsan Aksoley

yordu. H‚sn‚ Himmetoğlu, terhis olduktan sonra serbest hayata atılarak emanet‡ilik ve komisyonculuk yapmaya başlamış, Yavuz grubundan bir subayın •nerisi ‚zerine Anadolu'ya k‚‡‚k ‡apta silah ve malzeme ka‡ırmak i‡in başarılı bir ka‡ak‡ılık teşkilatı kurmuştu.101 Kazancını ticari nakliyattan sağlıyor, ka‡ak askeri malzemenin Anadolu'ya gizlice ulaştırılması işinden ‚cret almıyordu. ‹eşitli gruplar ve •rg‚tler, hemen her g‚n ambara beşon sandık ka‡ak askeri eşya getirirlerdi. Muharip •rg‚t‚yle de ‡ok iş yapmıştı. El sıkıştılar. H‚sn‚ Bey kapıyı kapadı. Oturdular. "Hemen konuya gireyim. Bu kez iş b‚y‚k." "Ne kadar?" "Yaklaşık 300 ton." H‚sn‚ Bey umutsuzca başını kaşıdı: "Ooo! Y‚zlerce sandık tutar. Bu kadar malı depodan nasıl ‡ıkarırız? Gemiye nasıl taşıtırız? G‚mr‚kten nasıl ge‡iririz? Askeri denetimi nasıl atlatırız? ‹ok zor, hatta imkŠnsız." "Depodan ‡ıkarma konusunu biz ‡•zeriz. •tesini konuşalım. Pandikyan Efendi'yle g•r‚ş‚p anlaştık." H‚sn‚ Bey'in g•zleri a‡ıldı: "Nasıl anlaştınız? " 110 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Yine İngilizlerle ‡alışmaya devam edecek ama yaptıklarımızı g•rmezden, duymazdan gelecek. Yardımcı olacak. Bir aksilik olursa •nceden haber verecek." H‚sn‚ Bey gevşedi: "Bu ‡ok iyi. Eğer Pandikyan bir a‡ığımızı yakalamak i‡in peşimizde dolaşan adamlarını bizden uzak tutarsa, g‚mr‚kten kolay ge‡eriz. İhracat M‚d‚r‚ Pertev Bey ve g‚mr‚k‡‚lerin ‡oğu Anadolu'yu destekliyor. G‚mr‚k M‚fettişi Murat Davutyan da, Rıhtım Şirketi M‚d‚r‚ Yahudi Bohor Efendi de adamımdır.101a En zor kısım, askeri denetimi aşabilmek. Onu ne yapacağız?" "Birlikte bir ‡are d‚ş‚nelim." "Peki. Hazırlık yapayım mı?" "Evet." Ayağa kalktılar. Elleri sımsıkı buluştu. Y†ZBAŞI AZİZ H†DAİ H‚sn‚ Bey'in yanından ayrılırken, İstanbul'daki İngiliz Kuvvetleri Komutanı General Harington da, Har-biye'deki karargŠhında, bir b‚ro subayına, Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson'a g•ndereceği raporun ana ‡izgilerini dikte ediyordu: "Yunan ordusu iyi y•netilmiyor. T‚rk ordusu ise g‚nden g‚ne g‚‡leniyor ve akıllıca y•netiliyor. T‚rklerin İzmit'in ‡evresinde bir kolordu kuracaklarını •ğrendik. Yunanlılara devrettiğimiz İzmit102 T‚rklerin eline ge‡erse, İngiliz ve T‚rk birlikleri, tarafsız b•lgenin doğu


sınırında, Gebze-Şile arasında karşı karşıya gelecekler. İstanbul'a y‚r‚meleri halinde ‡ok zor durumda kalırız. ˆ‚nk‚ emrimdeki birlikler, Kemalist kuvvetlere karşı koyabilecek sayıda değil.." Sıra, Majestelerinin h‚k‚metini ayağa kaldıracak olan •nerisine gelmişti: "..Yenilip ayrılmak zorunda kalmadan, İstanbul'dan ve ˆanakkale Boğazı'ndan kendimiz ‡ekilmeliyiz. H‚k‚mete bu •nerimin gerek‡elerini ayrıntılı ve s•zl‚ olarak da arz etmeye hazırım." 103 ı Subay şaşkın bakıyordu. "Kurmay Başkanına verin bu notu. Geniş‡e bir rapor olarak yazıp getirsin. Bug‚n Londra'ya yollamak istiyorum." Ertesi g‚n‚ kıyamet kopacak, Harington acele Londra'ya ‡ağrılacaktı. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 111 LONDRA kaynarken, H‚sn‚ Bey, elinde ‡antası, Hovagim-yan işhanının d•nerek y‚kselen mermer merdivenlerini tırmanıyordu. İkinci katta, kapısında Fransız Denizcilik Şirketi yazan a‡ık kapının •n‚nde durdu. Şirketin direkt•r‚ M•sy• Şarl Kal‡i'yi tanırdı. İngilizlerden nefret eden, şakacı, k‚lt‚rl‚, •zg‚rl‚k‡‚, g‚venilir bir insandı.103a Onunla bir‡ok k‚‡‚k iş yapmıştı. Ama bu seferki •tekilere benzemiyordu. Besmele ‡ekerek i‡eri girdi. ݇erisi denizciler, nakliyeciler, bir odadan •b‚r odaya koşuşan g•revlilerle doluydu. Sivri sakallı Rum memur, g•z‚ Anadolu'ya ara sıra silah ka‡ırdığını duyduğu H‚sn‚ Bey'e ilişince, huylandı. Kal-‡i'nin sekreteri ise dost‡a g‚ld‚: "Buyrun, bekliyor." H‚sn‚ Bey, kapıyı kapadı, oturdu, al‡ak sesle, "Kaptanı ve tayfaları g‚venilir bir gemi istiyorum" dedi. "Sen işi iyice b‚y‚tt‚n ha! Gemiyi ne yapacaksın?" "Elimde birikmiş ‡ok y‚k var." "Nereye taşıyacak? Patagonya'ya mı?" "İnebolu'ya." Kal‡i muzip muzip g‚ld‚: "Anlaşıldı. Başka bir şey sormayacağım. Benim i‡in hava hoş. Yakalanırsanız, sahtekŠr H‚sn‚ beni kandırmış der, atlatırım. Y‚k‚n‚z zıpzıp mıdır, fişek midir, nedir, ben nereden bileceğim? Benim işim aracılık." Ciddileşti: "ˆok dikkatli olun. Bug‚nlerde Pandikyan'ın adamları.." H‚sn‚ Bey s•z‚n‚ kesti: "Pandikyan tamam." "Ooo! İşte bu iyi. Ama ‡ıkışta askeri denetim var." Evet. Bu b‚y‚k sorundu. H‚sn‚ Bey uzun uzun kafa yormuş, bir ‡•z‚m bulmuştu. Utana utana, "Bana şu kızı olan Rus kaptanın gemisini verebilir misin?" diye sordu. M•sy• Kal‡i'nin ağzı a‡ık kaldı. H‚sn‚ Bey s•ze ve işe kadın karıştırılmasından hi‡ hoşlanmayan katı bir adamdı. Dikkatle y‚z‚ne baktı. H‚sn‚ Bey kıpkırmızı kesilerek, "Başka ‡are bulamadım" diye mırıldandı. 112 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kal‡i uzun bir kahkaha attı: "Sonunda sen de yola geldin ha! Merak etme, gerekeni yapacağım. Şimdi •deme nasıl olacak, ondan haber ver." Fazla ‡ekişmeden uyuştular. H‚sn‚ Bey kapora olarak kendi cebinden 500 lira verdi. ˆ‚nk‚ Ankara, bu tarz toplu, b‚y‚k ka‡ak‡ılığı uygun g•rm‚yordu. Başarılabileceğine g‚venmiyor, yakalanırlarsa, ka‡ırılan malzemenin imha edileceğini, bunun da bir felaket olacağını d‚ş‚n‚yordu. Az ve g‚venli ka‡ak‡ılık yeğlenmekteydi. Bu y‚zden para yollamamışlardı.104


"Gemiyi ne zaman istiyorsun?" "En ‡abuk zamanda." BEL‹İKA'mn İstanbul El‡isi De Well, T‚rk gazetelerinde ‡ıkan ilgin‡ yazıları ‡evirtir, ajans haberlerini izler, diplomatik ‡evrelerden edindiği bilgileri birleştirip yorumlar, Br‚ksel'e d‚zenli olarak rapor ederdi. Başka yapacak ciddi bir işi yoktu. Bug‚nk‚ raporunu yazıyordu: "Kemalist hareket, Ankara'dan, Kafkasya, İran, Arabistan, Suriye ve Mısır'a aksetmekle kalmadı, etki alanını Balkanlar, Rumeli ve Arnavutluk'a kadar genişletti..'.' 104a B‚y‚k tehlikeydi bu. S•m‚r‚ye dayalı Avrupa ekonomisinin ve siyasetinin geleceği i‡in Kemalistler'in yenilmeleri şarttı. Ama yenilecek gibi g•r‚nm‚yorlardı. Sıkıntı i‡inde bir puro yaktı. ODESA adlı gemi, iki g‚n sonra, bakım bahanesi ile Halic'e girdi ve deponun yakınında demirledi. Rus soylularını ve Bolşevik karşıtlarını İstanbul'a ka‡ırıp sonra Rusya'ya d•nemeyen k‚‡‚k‡e gemilerden biriydi. Kuşku ‡ekmemek i‡in gemi ‚‡ g‚n sessizce bekleyecekti. Bu arada Aziz H‚dai ve H‚sn‚ Bey son hazırlıkları tamamlayacaklardı. H‚sn‚ Bey Mavnacılar Derneğinin Başkanı Mehmet Kahraman ve kalabalık bir hamal grubunun başı K‚rt Abuzer Ağa ile bağlantı kurdu. Bunlar ağızları sıkı, yurtsever insanlardı.1041* ‹•z‚lmesi gerekli ilk ‡etin sorun şuydu: Depodaki İngiliz n•bet‡ileri olay yaratmadan nasıl atlatacaklar ya da adamları ne yapacaklardı? ‹‚nk‚ daha soyulacak pek ‡ok depo vardı. İngilizlerin uyaK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 113 nıp sıkı •nlemler almasına yol a‡mamak gerekiyordu. Depo komutanı, "Biraz paramız var mı?" diye sordu. Bir yıldır buradaydı. N•bet‡ileri iyi tanıyordu. D‚ş‚nd‚ğ‚ ‡•z‚m‚ anlattı. Y‚zbaşı Seyf‘, "Ohooo.." dedi neşeyle, "..o kadarcık parayı, Yeni Cami •n‚nde dilenir yine buluruz." RUŞEN EŞREF, Y. Kadri'ye, "Yarın M. Kemal Paşa seni •ğle yemeğine bekliyor" dedi. Y. Kadri'nin kalbi ağzına geldi. İki yıldır tanımak i‡in can attığı insanı sonunda g•rebilecekti. Y. Kadri'yi ‹ankaya'ya faytonuyla Halide Hanım g•t‚rd‚. M. Kemal Paşa ‹ankaya'daki eve yeni taşınmıştı. Bakımsız bir toprak yolu izleyerek bağlar ve bah‡eler arasından ge‡ip ‹ankaya'ya ‡ıktılar. Yolda Halide Hanım, "Fikriye Hanım'ı g•r‚rsen, selamımı s•yle" dedi. "O kim?" "Paşanın ‚vey babasının yeğeniymiş. Paşa'ya hayran olduğu anlaşılıyor. Kış başında İstanbul'dan ‡ıkageldi. B•ylece Paşa da zarif bir hanım elinin bakım ve •zenine kavuştu." Sesindeki kadınsı titreşimler Y. Kadri'nin dikkatinden ka‡madı. "..Olağan‚st‚ g‚zel g•zleri olan bir gen‡ hanım. Piyano ‡almasını da biliyormuş. Gelişi dedikodulara neden olmuştu ama zamanla alışıldı, konuşulmaz oldu. Bilgi d‚zeyi Paşa'yı tatmin eder mi, bilemem. Malum, Paşa b•yle şeylere ‡ok •nem veriyor." Yerel giysileri i‡inde birka‡ Giresunlunun beklediği bir n•bet‡i noktasından ge‡erek iki katlı bir bağ k•şk‚n‚n •n‚nde durdular. Halide Hanım geri d•nerken Yaver Muzaffer Kılı‡ Y. Kadri'yi karşıladı, misafir salonuna aldı. Bir dakika sonra M. Kemal Paşa geldi. †zerinde iyi dikilmiş lacivert bir elbise vardı.104c Y. Kadri M. Kemal'i, İkdam gazetesinde yayımlanacak olan yazısında ş•yle anlatacaktı: "M. Kemal Paşa, sivil giyinmiş, ortadan biraz daha boylu, zayıf ve sarışın bir zattı. Gazetelerde gƒrd•ğ•m•z resimlerinden hi„birine benzemiyordu. Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha m•stesna bir simaydı. Y•z• renk ve „izgi itibariyle bir tun„ par„ası •zerine oyulmuş bir eski madalyonu andırır. Elmacık kemikleri „ıkık, ağız kemikleri kuvvetli ve alnı sertti. Ve bu y•z•n b•t•n•nde, „ok zahmet gƒrm•ş, „ok uğraşmış, „ok d•ş•nm•ş kimsele114 Şu ˆılgın TUrkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

rin „ehresindeki ifade vardır, fakat hi„bir yorgunluk emaresi gƒstermemek şartıyla. Kısık ve


sıcak bir sesle konuşuyor, mavi gƒzleri muammalı nazarlarla bakıyor. V•cudunun kımıldanışları gen„ bir parsın kımıldanışları gibi sevimli, munis bir tarzda haşin ve „evik. Elleri m•temadiyen iri taneli bir kehribar tespihle oynuyor!' 104< ^ Yemeği giriş katındaki mermer d•şeli, k‚‡‚khavuzlu sofada yediler. Yemeğe Hamdullah Suphi, Ruşen Eşref ve Ferit Tek de katıldılar. Hamdullah Suphi Bey, Paşa'yı 'fırtına kuşu' gibi benzetmelerle •vmeye kalkışınca M. Kemal Paşa hemen s•z‚ değiştirdi. Bu sade haliyle, bir ihtilalin ve emperyalizme karşı verilen ‡ok cepheli, b‚y‚k bir savaşın kararlı liderinden, mazlum milletleri etkileyen bir •nc‚den ‡ok, nazik, sakin bir aydına benziyordu. Onca işi arasında, yeni ‡ıkan kitapları okuduğu, İstanbul gazete ve dergilerini dikkatle izlediği anlaşılıyordu. Etkileyici bir ‚slubu vardı. ‹ankaya'dan o da bir M. Kemal hayranı olarak ayrılacak, sonuna kadar •yle kalacaktı. BAZI BAKANLAR, Mareşal Wilson ve General Harington, Başbakan Lloyd George'un başkanlığında, Başbakanlık'ta toplanmışlardı. Lloyd George, Lord Curzon ve Churchill ‡ok gergindiler. Kurul, •nce General Harington'un ayrıntılı a‡ıklamasını, sonra da Savaş Bakanı Sir L.W. Evans ve Mareşal Wilson'u dinlemişti. Lord Curzon, "Anlaşılmaz bir şey.." dedi, "..Savaş Bakanlığı da, Genelkurmay Başkanlığı da, General Harington'un •nerisini askeri gerek‡elerle benimseyerek, İstanbul'un ve ‹anakkale Boğazı'nın boşaltılmasını destekliyorlar. Bakanlığım bu •nerinin kesinlikle karşı-sındadır. Geri ‡ekilmemizin geniş ve felaketli yankıları olur. İngiltere'nin prestiji ‡ok ağır bir darbe alır. Bize ‡ok pahalıya mal olmuş zaferin b‚t‚n meyvelerini kaybederiz. Sevr Antlaşması'nı Ankara'ya kabul ettirene kadar Boğazları elimizde tutmak zorundayız. Askerlerimizin, İstanbul'u ve ‹anakkale'yi bırakmak i‡in gerek‡e aramak yerine, onları nasıl elimizde tutacağımızı d‚ş‚nmeleri daha doğru olurdu." S•m‚rgeler Bakanı Churchill elini kaldırdı. "Evet Mister Churchill." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 115

Lloyd George VVinston Churchill General Harington

Churchill uzun bir konuşma yaparak, Lord Curzon'un g•r‚ş‚ne katıldığını, İstanbul'u boşaltırlarsa, Irak'ta, Filistin'de, Mısır'da durumlarının ‡ok ciddi şekilde sarsılacağını belirtti. S•z‚n‚ ş•yle bitirdi: "Bu •neriyi şiddetle reddediyorum. Gerekiyorsa İstanbul ve ˆanakkale'deki birliklerimizi takviye eder ve d•v‚ş‚z." Boğazlar onun duyarlı noktasıydı. ˆanakkale Boğazı'nın 1915'te donanma ile zorlanması planını da, kara birliklerinin Gelibolu'ya ‡ıkarılarak Boğaz'ın d‚ş‚r‚l‚p İstanbul'un ele ge‡irilmesi d‚ş‚ncesini de, b‚t‚n g‚c‚yle desteklemişti. Donanma yenilip geri ‡ekilmiş, kara ordusu ise 7 ay s‚ren bir savaştan sonra başarısızlığı kabul ederek Gelibolu'yu boşaltmıştı.


T‚rklerin emsalsiz savunması Britanya'ya y‚z binden fazla kayba mal olmuş, Rus ˆarlığı'nın da yıkılmasına yol a‡mıştı. Şimdi iki Boğaz da ellerindeydi ve d•v‚şmekten ka‡ınan bir komutan buralardan yine ‡ekilmeyi •neriyordu! Bu asla kabul edilemezdi. Hindistan İşleri Bakanı Mr. Montagu ikisinden farklı d‚ş‚nmekteydi: "Bence İstanbul'dan ‡ekilmek, Hindistan'daki durumumuz bakımından son derece yararlı olacaktır. Œzellikle Hindistan M‚sl‚manları ‚zerinde ‡ok olumlu bir etki yapacağını d‚ş‚n‚yorum." Sabırsız Lord Curzon, elini masaya vurarak, "Bu d‚ş‚nceye katılmıyorum!" dedi. Churchill de b‚y‚k bir kararlılıkla Curzon'u onay116 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ladı. Başbakan Yardımcısı Chamberlain'ın da Curzon ve Churchill gibi d‚ş‚nd‚ğ‚ belli oluyordu. Lloyd George bıyıklarını ‡ekiştirip durmaktaydı: "G•r‚ş farklılıkları ‡ok keskin. Bir karara varmak zor. Toplantıyı s‚rd‚rmekte bir yarar g•rm‚yorum. Savaş Bakanlığı'nın, konuyu, yalnız askeji a‡ıdan değil, genel siyasetimiz ve ‡ıkarlarımız bakımından da, bir daha incelemesini istiyorum. Dışişleri Bakanlığı'nın da bir rapor hazırlamasını rica ederim. Yeniden g•r‚şelim." 105 Savaş Bakanı başını eğdi. Lord Curzon ile Churchill bakıştılar ve belli belirsiz g‚l‚msediler. Mareşal Wilson Harington'un kulağına eğildi: "Şu siyaset‡ilere bak. •yle bir barış yapmışlar ki, uygulamak i‡in de savaş gerekiyor." YUNANLILAR dışında, savaşı g•ze alanlar yalnız bazı İngiliz siyaset‡ileri ile diplomatlarıydı. İkinci İn•n‚ zaferi ve Yunan ordusunun Afyon'u boşaltıp g‚‡l‚kle Dumlupınar'a ‡ekilmesi, İtalyanların cesaretini kırmıştı. Toparlanıp 25 Mayısta Marmaris'ten, 1 Haziranda Antalya dolaylarından ‡ekildiler. ˆekilişleri s‚r‚yordu. Ganimetten pay almak umuduyla İstanbul'da bekleyeceklerdi. G‚ney cephesinde d•v‚şen Fransızlar da ˆukurova'yı elde edemeyeceklerini anlamışlardı. ˆukurova ve ‡evresindeki T‚rkler dişe diş d•v‚şmekte, diren‡leri g‚n ge‡tik‡e artmaktaydı. 40 kişilik bir T‚rk ‡etesi, 400 kişilik bir Fransız birliğini Toros ge‡itlerinden birinde, esir etmeyi başarmıştı. Antep gibi k‚‡‚k bir şehri bile ancak on ayda d‚ş‚rebilmişlerdi. Fransız birlikleri gittik‡e eriyordu. Bakanlar Kurulu'nu ikna eden Başbakan Briand, İngiltere'yi ‡ıldırtacak bir şey yaptı: Parlamento Dışişleri Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon'u ve iyi T‚rk‡e bilen Albay Sarou'yu Ankara'ya yolladı. Anlaşamazlarsa, T‚rkiye'yi •rnek alan Suriye'de de tutunamayacaklarını kavramıştı. F. Bouillon ve Sarou 2 Haziran g‚n‚ İnebolu'ya indiler. Yusuf Kemal Bey misafirleri İnebolu'da bekliyordu. İnebolulular sabahleyin iki g‚zel faytonla ‚‡‚n‚ Kastamonu'ya uğurladılar. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 117

ALBAY KŽZIM ŒZALP, M‚rettep Kolordu karargŠhının bulunduğu Geyve'ye gelmiş, sade bir t•renle karşılanmıştı. K‚‡‚k t•ren birliği yeni komutanı d‚ş‚nd‚rd‚. Se‡kin olması gereken bu birlik bile g•r‚n‚m‚ bakımından i‡ler acısı bir haldeydi. Yalnız kaldıkları zaman, adı şatafatlı, i‡y‚z‚ acıklı birliğin Kurmay Başkanı Yarbay Hayrullah Fişek harita başında durumu a‡ıkladı: "B‚t‚n Kocaeli yarımadası, Sakarya'nın batı kıyısından Gebze'ye kadar, 11. Yunan T‚meni'nin işgali altında. Bu da •teki Yunan t‚menleri gibi dolgun, 13.000 kişi. ˆok gaddar ve pis bir t‚men. Ayrıca bu kesimde ‡apulcu, yağmacı Rum, Ermeni, ˆerkez ve Abaza ‡eteleri var. Onlar da 1.500 kişi kadar." 105a "Biz?" "Milli m‚frezelerle birlikte b‚t‚n mevcudumuz 3.200 kişi."105b "Yani feci durumdayız."


"Evet." "‹evreden asker toplamamız m‚mk‚n değil mi?" Yarbay başını salladı: "M‚mk‚n fakat elimizde ne fazla subay var, ne de silah. Doğu Cephesinden bir t‚men geldi, onu Batı Cephesine verdiler. Yeni bir t‚men gelir de bize verirlerse.." "Almak i‡in ‡alışırım. Şimdi ş•yle yapalım. ‹evreye, gizli bilgiy-miş gibi, burada bir kolordu kurulduğunu, emrinde •nemli kuvvetlerin toplanmaya başladığını yayalım. Benim at ‚st‚nde ‡ekilmiş fiyakalı bir fotoğrafımı, yeni Kolordu Komutanı diye İstanbul basınına ulaştırarak.." Nal sesleri yaklaştı. Keskin bir kadın sesi duyuldu: "Dur!" Albay KŠzım konuşmasına ara verdi: "Kim bu?" "Fatma Seher Hanım. Kara Fatma diye ‚nl‚ bir ‡ete reisimiz. Kadınlardan kurulu ‡etesiyle son İn•n‚ savaşına katıldı, hayli şehit deverdi."105c Albay pencereden baktı. ˆapraz silahlı kadın s‚variler d‚zenli bir bi‡imde sıralanmışlardı. Kırk ‚‡ kişiydiler. Yeni komutan ilk kez g‚ld‚: 118 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Bu g‚zel birliği selamlayalım." Dışarı ‡ıktılar. İKİ İNGİLİZ NŒBETˆİ, b‚y‚k ambarın yanındaki binada, depo komutanının odasında hazırlanmış olan zengince sofrada yiyip i‡iyordu. Komutan ziyafetin başında n•bet‡ilere, dostluk anısı olarak İstanbul işi telkari zarflı, yaldızlı altışar ‡ay bardağı ile birer kutu da fındıklı lokum ve badem ezmesi hediye etmişti. Evlerinden uzak askerlerin mutlu olmadıklarını ve ‡ok az para aldıklarını bilmekteydi. Orucunu yeni a‡mıştı. Allanın bağışlayacağını ‚mit ederek n•bet‡ilerle birlikte o da i‡ki i‡iyor, Mısır'daki esir kampında •ğrenebildiği ‡at pat İngilizcesiyle sohbet ediyordu. N•bet‡iler, bu beklenilmez c•mertliğin ve ilk kez tattıkları rakının etkisiyle mest olmuşlardı. Bu sırada H‚sn‚ Bey'in kalabalık adamları ambarı sessizce ve şaşırtıcı bir hızla boşaltıp irili ufaklı sandıkları deponun rıhtımına yığıyor, bir başka ekip de yandaki hurda ambarından alınan i‡i boş sandıkları, boşaldığı anlaşılmayacak bi‡imde depoya yerleştiriyorlardı. Depo komutanının bir adamı da, i‡leri doluymuş gibi, hepsini etiketlemekteydi. †‡‚nc‚ ekip ise, soluk bile almadan sandıkları, rıhtıma yanaştırılmış 60 tonluk mavnaya taşıyordu. Hepsi ‡ıplak ayak ve kan-ter i‡indeydi. Mermi ve fişeklerin patlamaması i‡in ‡ok dikkatli hareket ediyorlardı. Her ekibin başında, tabancasının emniyeti a‡ık, sivil giyimli bir subay bulunmaktaydı. İlk mavna dolar dolmaz, k‚‡‚k bir r•mork•r tarafından ‡ekilerek ışıkları karartılmış gemiye yanaştırıldı. Yerini hızla, ikinci bir r•morkun ‡ektiği yeni mavna aldı. Vin‡leri ‡alıştırmak ‡ok g‚r‚lt‚ yapıp dikkati ‡ekeceği i‡in H‚sn‚ Bey'in buluşu olarak, geminin kı‡ tarafından denize, halat ve kalaslardan yapılmış iskeleler sarkıtılmıştı. Mermi, fişek ve el bombası sandıkları, ‡uvallara sarılı silahlar, ayaklı top‡u d‚rb‚nleri, fişek doldurma aygıtları, silah yağları vb., gemideki d•rd‚nc‚ ekip tarafından, hi‡ konuşmadan, mavnadan alınıp iskelelerin yardımıyla g‚verteye taşınmaya başlandı. Mermi, fişek ve bomba sandıkları, tahtadan yaK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 119

pılmış oluklar yardımıyla yavaş yavaş ambarlara kaydırılıp denetimi zorlaştıracak bi‡imde yerleştirilecekti. İşi bu gece bitirmek zorundaydılar. Aynı oyun iki kez oynanamazdı. G‚n ağarırken beş mavna dolusu malzeme Odesa'ya taşınmıştı. H‚sn‚ Bey ve Aziz H‚dai, komutana, boşaltılan malzemenin cinsini, sayısını ve teslim alındığını g•sterir bir belge


imzalayıp verdiler. Savaş sona erince Ankara tek fişeğin bile hesabını sorardı. Komutan, yeni n•bet‡iler gelmeden, ‡oktan sızmış olan iki İngi-lizi uyandırdı. ˆay ve taze simit ikram etti. N•bet‡iler teşekk‚r ederek ayrıldılar. Bu g‚zel geceyi hi‡ unutmayacaklardı. Heyecandan kaskatı kesilmiş komutan da unutmayacaktı. Gemi g‚nd‚z hareketsiz bekledi, gece yarısı Hali‡'ten ‡ıkıp Galata a‡ığında demirledi. H‚sn‚ Bey sabahleyin g‚mr‚k işlemlerini başlattı. Y‚k, manifatura, dikiş makinesi, hurda demir, sac levhalar, tarım, demirci ve marangoz ara‡ları, hırdavat, ahşap eşya gibi sakıncasız şeyler olarak g•sterilmişti. G‚mr‚k ve liman işletmesindeki namuslu T‚rklerin yardımıyla işlemler bir terslik olmadan sonu‡landı.106 Pan-dikyan s•z‚n‚ tutarak adamlarının yaklaşmasını engellemişti. K•yl‚, memur, esnaf ve t‚ccar kılığındaki y‚z kadar subay ile son 'imalat-ı harbiye' usta ve iş‡ileri, yolcu olarak, •ğleden sonra sandallarla gemiye alındılar. Bazılarının eşleri ve ‡ocukları da birlikteydi. Yolcular arasında Teğmen İhsan ile Bursalı Osman ‹avuş da vardı. Y‚k sahibi olarak H‚sn‚ Bey de gemiye geldi. M•sy• Kal‡i kulaklarını b‚km‚şt‚, kaptan ve kızı Sonya, denet‡ileri ağırlamak i‡in hazırlıklıydılar. H‚sn‚ Bey •vg‚s‚n‚ ‡ok duyduğu kızı ilk kez g•rd‚. Sahiden ‡ok g‚zel ve pek cana yakındı. Akşama doğru denet‡i subayları taşıyan motor, H‚sn‚ Bey'in ardarda okuduğu dualar arasında, gemiye yanaştı. İşin son ve en tehlikeli b•l‚m‚ başlamıştı. Bu kadar ‡ok cephane ve gerecin yakalanması sahiden felaket olurdu. Galata'daki bir meyhanenin ‚st katında, Ekrem, Aziz H‚dai ve Seyfi de, y‚rekleri ağızlarında, g•zlerini gemiye dikmişler, ateş ‚st‚nde bekliyorlardı. İngiliz, Fransız ve İtalyan subaylarından oluşan ‚‡ kişilik kurul, yolcu ve y‚k denetimi yapmak ‚zere ağır ağır gemiye ‡ıktı. Kurulu, 120 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu merdivenin başında kaptan, Sonya, ikinci kaptan ve H‚sn‚ Bey karşıladı. İngiliz fena halde İngilizdi. H‚sn‚ Bey'in morali bozuldu. Sonya t‚m şuhluğu ve zarifliğiyle subayları bir kadeh i‡ki i‡meye davet etti, su gibi akan bir Fransızcayla, "Yorgun olmalısınız.." diye şakıdı, "..biraz dinlenirsiniz. Haydi gelin!" Cevap beklemeden, yol g•stermek i‡in •nden y‚r‚d‚. Dar elbisesinin i‡inde kal‡aları kazaska oynuyordu. Zavallı H‚sn‚ Bey bakışlarını telaş i‡inde başka yere ka‡ırdı. €nce ip bıyıklı İtalyan subayı Sonya'nın r‚zgŠrına kapıldı, sonra da Fransız. Ciddi İngiliz surat i‡inde meslektaşlarını izledi. K‚‡‚k i‡ki salonuna girdiler. H‚sn‚ Bey yavaş‡a geride kaldı. Kapı kapandı. K‚peşteye yaslanıp beklemeye koyuldu. Bir s‚re sonra dışarı kahkahalar yansımaya başladı. Sonra da kızın i‡ gıcıklayan sesi duyuldu. Balalayka ‡alarak Rus‡a bir şarkı s•yl‚yordu. G‚neş Boğazi‡i'ni yangına vererek ağır ağır battı. İkinci Kaptan kapıyı aralayıp H‚sn‚ Bey'i ‡ağırdı. H‚sn‚ Bey evrak ‡antasını alıp i‡eri girdi: "Bismillah." Sonya, kucağında balalayka, i‡ki tezgŠhının ‚st‚ne oturmuş, g‚l‚yordu. G‚l‚ş‚ de şarkı gibiydi. Subaylar •yle sarhoş ve o kadar mutluydular ki ambarları denetlemeden eşya belgelerini imzaladılar. Yolcuları g•rmeden yolcu listesini onayladılar.106a Birer bardak votka daha i‡tikten sonra, yıkılarak dışarı ‡ıktılar. Aynı dostlukla uğurlandılar. Motor hareket etti. Sonya'ya el sallayan İngiliz subayı motorun i‡ine yuvarlanınca ip bıyıklı İtalyan yağlı bir kahkaha salıverdi. H‚sn‚ Bey sevin‡ten u‡uyordu. Kendini tutamadı, bakmaya ‡e- • kindiği Sonya'yı kucaklayıp şapur şupur •pt‚. Geminin d‚d‚ğ‚ ‚‡ kez •tt‚. Bu, işler yolunda demekti. Ekrem, Aziz H‚dai ve Seyfi Beyler, ayağa fırlayıp birbirlerine sarıldılar. M€SY€ KAL‹İ'nin memurlarından sivri sakallı Rum herkesin gitmesini bekliyordu. Son g•revli de ‡ıkınca, Ladil'le ilgili b‚t‚n belgeleri toplayıp ‡antasına koydu, şapkasını kaptı ve


Beyoğlu'ndaki Yunan Y‚ksek Komiserliği'ne koştu. N•bet‡i g•revliye kuşkusunu anlattı. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 121 Yunan Y‚ksek Komiserliği alarma ge‡ti. Rus yardımını engellemek i‡in bu sırada Batum a‡ığında devriye gezmekte olan 13.000 tonluk Kılkış zırhlısı, ‚‡ saat sonra İstanbul'daki donanma irtibat subaylığından bir telsiz mesajı aldı. Mesajda, Fransız bandıralı bir geminin yarın sabah İnebolu'da olacağı, ‡ok miktarda silah ve cephane taşıdığı bildiriliyor, silah ve cephanelerin teslim alınması veya imha edilmesi i‡in gerekenin yapılması emrediliyordu. Geminin rotası İnebolu'ya ‡evrildi. Kılkış'la birlikte devriye gezen Panter torpidobotuna ışıldakla Kılkış'ı izlemesi talimatı verildi. Seyir subayı •b‚r g‚n sabah İnebolu'da olacaklarını hesap etmişti. ODESA sabah İnebolu'ya ulaştı. Durum bildirildiği i‡in İnebolu hazırdı. Gemi uzun uzun d‚d‚k ‡alarak İnebolu'yu selamladı, yavaşladı, deniz sığ olduğu i‡in a‡ıkta durdu, g‚r‚lt‚yle demir attı. Yarbay Ni-dai, Binbaşı Kemal, Liman Başkanı Neyyir Bey ve yolcuları denetleyecek subaylar bir kayıkla gelip gemiye ‡ıktılar. †niformalarını giymiş ka‡ak subaylar, babacan kaptan, g‚zel Sonya ve deryadil gemicilerle vedalaşmış, bekliyorlardı. Yolcuları taşıyacak kayıklar gemiye yanaştılar. Œrg‚t hepsi hakkında temiz kŠğıdı verdiği i‡in işlem uzun s‚rmedi, kayıklara binmeye başladılar. Yarbay Nidai, y‚k‚n ‡abuk boşaltılması i‡in sabırsızlanan H‚sn‚ Bey'i yatıştırdı: "Merak etmeyin. Kayık‡ılarımız yamandır. Gemiyi ‡abuk boşaltırız. Akşama kalmaz, geri d•nersiniz." "Œyleyse malzemeyi yarın sabah Ankara'ya sevk etmeye başlarsınız, değil mi?" Nidai H‚sn‚ Bey'in sırtını okşadı. "Nasıl sevk edelim? Telaştan unutmuş olacaksınız. Yarın Ramazan bayramı." "Aaah, sahi." Birlikte ambarlara baktılar. İrili ufaklı pek ‡ok sandığı g•ren Nidai, "Benim bayramım başladı bile.." dedi neşeyle, "..bu gece deliksiz bir uyku ‡ekeceğim." Kendi yaşındaki H‚sn‚ Bey'in elini kapıp •pt‚: 122 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Sağ olun." B‚y‚k kayıklar gemiyi sarmışlardı. Boşaltma işine yardım edecek taşıyıcılar gemiye ‡ıktılar. Bu işin ustası olmuştu hepsi. İki vin‡ g‚r‚l g‚r‚l ‡alışmaya başladı. Deniz •ğleden sonra dalga yaptığı i‡in boşaltma uzun s‚rd‚. Son sandık da yalıya ‡ıkarıldığı sırada, vakit gece yarısına yaklaşıyordu. Ancak beşte biri Yarbaşı'na, ‡adır bezlerine ve ‡uvallara sarılı silahlar ve gere‡ler ise yakındaki İkmal Komutanlığı binasına taşınmıştı. Kalan sandıklar, yalıyı doldurmuş, i‡ sokaklara taşmıştı. Halktan arife g‚n‚ daha fazla ‡alışmalarını istemeye utanmışlardı. Herkes bayrama hazırlanıyordu. Zafer Kemal "Sabah ola hayır ola" dedi. Bir kaza olmasın diye mermi ve fişek sandıklarının başına n•bet‡iler bıraktılar. H‚sn‚ Bey'i ellerinden, yanaklarından •perek gemiye uğurladılar. Ertesi g‚n bayramı b‚y‚k bir mutluluk i‡inde kutlayacaklarını sanıyorlardı. 9 HAZİRAN 1921 Perşembe sabahı, Yarbay Nidai g‚n doğarken, uzun bir d‚d‚k sesiyle derin uykudan uyandı. Yataktan fırlayıp pencereye koştu. Odesa İnebolu'yu selamlıyordu. T‚m ışıklarını yakmıştı. Az sonra İstanbul'a d•nmek ‚zere sabah pusu i‡inde g•zden kaybolacaktı. Esenlikle varmasını dileyerek tıraş oldu, eşi yıpranmış ‚niformasını gece silip ‚t‚lemişti. Namazdan sonra bayramlaşmak ‚zere giyinip evden ‡ıktı. Œnce yalıya inip duruma g•z attı. Bir vukuat yoktu. Deniz sakin, hava g‚zeldi. Bayram namazına katılmak i‡in Yahyapaşa camisine y‚r‚d‚. Cami az zamanda doldu. YUNAN ve İngiliz savaş gemilerini izlemek amacıyla Karadeniz kıyısı boyunca g•zetleme noktalan kurulmuştu. Biri •tekini g•ren tepelerde bulunan noktalar, elde telefon ağı kuracak


malzeme olmadığından, renkli bayraklarla haberleşiyorlardı.107 B•ylece, limanı olan şehirler ve limandaki gemiler •nceden uyarılıyordu. Yunan savaş gemileri daha •nce Samsun, Sinop ve Ereğli'yi bombalamışlardı.107*1 İnebolu'nun 100 km. doğusundaki g•zc‚, sabah erkenden bir zırhlı ile bir torpidobotun batıya doğru seyrettiğini fark etmişti. İşaK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 123 ret bayrağını sallayarak bir sonraki g•zc‚ye durumu bildirdi. Noktadan noktaya işaretleşilerek haber Abana ve İnebolu'ya iletildi. İnebolu noktasındaki n•bet‡i g•zc‚ haberi alır almaz, tepeden aşağıya, şehre koşmaya başladı. YAHYA PAŞA CAMİİNDE bayram namazının sonuna gelinmişti. G•zc‚n‚n haykırışı duyuldu: "D‚şman gemileri geliyoooooooooo!" Son selamı verip ayaklandılar. M‚ft‚, "Ey cemaat.." dedi, "..tehlike savuşunca bayramlaşırız. Şimdi yalıya koşalım!" Cemaat yalıya aktı. Kayyım İnebolu sokaklarına daldı: "Ey ahaliiii, d‚şman gemisi bastırmadan yalı boşaltılacaaak! Al-lahını, vatanını seven imeceyeeee‚!" Bayram unutuldu. Pratik subaylar ‡abucak bir d‚zen kurdular. Birka‡ y‚kleme yeri belirlendi. Taşıma başladı. B‚t‚n İnebolu yalıya toplanmış, evlerde yalnız ‡ok yaşlılar, hastalar, hamileler ve bebekler kalmıştı. Bayramlık giysilerini giymiş herkes sıraya girdi: Kaymakam, Belediye Başkanı, m‚ft‚, •ğretmenler, memurlar, zanaatkarlar, esnaflar, kayık‡ılar, subaylar, erler, yaşlılar, kadınlar, gen‡ler.. Bir g‚n •nce İnebolu'ya inmiş olan subaylar, usta ve iş‡iler de koşup yardıma geldiler. Y‚z‚nden ter fışkıran bir subay, tek kişinin taşıyamayacağı ağır sandıkların kapaklarını zorlayıp a‡ıyor, mermileri tek tek yeni yetme kızlarla oğlanlara uzatıyordu: "Dikkatli olun, d‚ş‚rmeyin ha!" Hi‡ d‚ş‚r‚rler miydi? Hepsi bir merminin ne kadar değerli ve tehlikeli olduğunu ‡oktan •ğrenmişti. Yaşlı kadınlara makineli t‚fek şeridi, t‚fek gibi hafif şeyler veriliyordu. Onlar da bunları kollarında, torunları gibi sakınarak taşımaktaydılar. Zafer Kemal, jandarma ‡avuşuna, "K•ylere haber sal.." dedi, "Ne kadar araba, kağnı varsa, Yarbaşı'na gelsin. Sandıklarla a‡ık mermileri birikmeden İki‡ay'a atalım!" Az sonra ‚‡ atlı k•ylere u‡acaktı. 124 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Gen‡ erkeklerin bir kısmım da Yarbaşı'na g•nderdi. Bunların g•revi sandıkları taşıyanların sırtından dikkatle yere indirmek, sonra da arabayla İki‡ay'daki cephaneliğe taşınmasını sağlamaktı. Merdivenli yolun yarısından, sandık ve ‡ıplak mermi taşıyanlar dikkatle tırmanıyor, •b‚r yarısından, y‚k‚n‚ bırakanlar koşar adım iniyordu. İnebolu soluk soluğaydı. Arada bir ‡ığlığa benzer yakanlar duyuluyordu: "Hızlı! Allah aşkına daha hızlı!" Yakın k•ylerden arabalar gelmeye başlamıştı. Yarbaşı karınca yuvasına d•nd‚. Sonunda korkulan oldu. İki savaş gemisi, homurdanarak İnebolu •n‚nde belirdi. Fazla yaklaşmadan, a‡ıkta durdular. Yalı boyuna dağ gibi yığılmış mermi sandıklarını g•rebilecek uzaklıktaydılar. Lanet olsun! Kılkış'tan denize indirilen beyaz bayraklı ‚‡ ‡ifte bir kayık yaklaşmaya başladı. İskeleye yanaşacağı anlaşılıyordu. Yarbay Nidai ve Kaymakam iskelenin ortasına kadar ilerlediler. Bir Yunan deniz subayı iskeleye ‡ıktı. Birbirlerine doğru birka‡ adım atıp durdular. Askerce


selamlaştılar. Subay mermi sandıklarından yana bir g•z attı, bir şey demeden bir zarf uzattı. D•nd‚. Kayık uzaklaştı. Kaymakam, Belediye Başkanı, Nidai, Zafer Kemal, Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Hasan Fehmi Bey, Neyyir Bey, M‚ft‚, Kayık‡ılar KŠhyası İlyas Kaptan, bazı kaymakamlık ve belediye ileri gelenleri iskelenin başında biraraya geldiler. Zarfın i‡inde Fransızca yazılmış kısacık bir ‚ltimatom vardı. Kaymakam kaygıyla okudu ve a‡ıkladı: "Komutan b‚t‚n silah ve cephaneyi teslim etmemizi istiyor. İki saat m‚hlet vermiş. Cevabımızı almak i‡in kayık yeniden gelecekmiş. Teslim etmezsek şehri bombalayacaklar." Bir sessizlik oldu. Zafer Kemal •fkeden titreyerek, "Teslim edecek miyiz beyler?" diye sordu. Hepsi birden silkinip isyan ettiler: "Hayır!" "Œyleyse ne duruyoruz? Yaşlıları, hastalan, ‡ocukları hemen İki‡ay'a yollayalım. Sandıkları taşımaya devam edelim." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 125 "Haydiiii!" Ortalık karıştı, her şey dehşetli hızlandı. Evler boşaltıldı. Sessizliğin yerini emirler, haykırışlar, ‡ocuk ağlamaları, beddualar aldı. Zaman insafsızca akmaya başladı. İki saatin dolmasına az kalmıştı. Yalıda iki y‚zden fazla sandık vardı daha. Nidai, Zafer Kemal'e, "Ben tepeye ‡ıkıyorum.." dedi, "..kalan sandıkları yukarı g•ndermeye zaman yetmezse, taş binalara, mahzenlere taşıt. Kadınları da artık uzaklaştır. Ateş a‡ılmadan siz de yukarı gelin." Yarbaşı'na ‡ıktı, ilerdeki fundalıklı tepeye geldi. Burada eski model toplardan kurulu bir batarya bulunuyordu. "Topları atışa hazırlayın.." dedi, "..sahte toplan da ‡ıkarıp yerleştirin. Belki gemilerin yaklaşmasını •nleriz." Sahte toplar ‡ıkarıldı. Bunlar, ziftle boyanmış ‚‡ uzunca soba borusu ile yine zifte bulanmış uzun ve yuvarlak bir ‡am g•vdesiydi. Fundalıkların arasından, ‡apraz ayaklara yerleştirilerek top namluları gibi uzatıldılar. S‚re dolmuş, kayık Kdkış'tan ayrılmış, yaklaşıyordu. "Şunun •n‚ne bir mermi savurun bakalım. Cevabımızı •ğrensin." İlk mermi motorun hayli uzağına d‚şt‚. Ama ikinci mermi geliş yoluna rastladı. Havaya başı k•p‚kl‚ bir su s‚tunu y‚kseldi. Kayık hızla geri d•nd‚. Subay emekli topu okşadı: "AferiS g‚zelim." Nidai d‚rb‚nle baktı. Karadaki topların atış mesafesi dışında kalmaya dikkat eden Kılkış'ın •n direğine kırmızı bir flama ‡ekiliyordu. "Ateş flaması ‡ektiler. Bombardımana başlayacaklar." Geminin uzun menzilli iki topu g‚rledi. İlk mermiler denize d‚şt‚. Beşinci mermi yalıya isabet etti. Birka‡ b‚y‚k sandal par‡alandı. Ateş giderek yoğunlaştı.108 İNGİLİZ H†K†METİNİN, ˆanakkale ve İstanbul'un T‚rklere karşı kesin olarak savunulmasını kararlaştırdığı haberi General Ha126 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu rington'u şaşırtmadı. Y‚z‚n‚ buruşturarak, "Tahmin ediyordum" dedi. Sir Rumbold'un bir de s‚rpriz haberi vardı:. "Bunun i‡in de İngiliz, Fransız ve İtalyan birliklerinin, bir komuta altında birleştirilmesi •ng•r‚l‚yor. Lord Curzon, •n‚m‚zdeki hafta Paris'te yapılacak toplantıda, M‚ttefik Kuvvetlerin Başkomutanlığı i‡in sizi •nerecekmiş." 109 Geleceğin başkomutanı yerinden fırladı: "İşte bu olamaz! ˆekilip gitmeyi •neren bir adama bu g•rev verilir mi? İngiliz mizahı bu olsa


gerek." KILKIŞ bir s‚re sonra ateşi kesmişti. Nidai terini silerek, "Şehirde ciddi bir hasar olduğunu sanmıyorum.." dedi, "..ama galiba ‡ok kayık kaybettik." Sahte toplardan birini tekmeleyerek devirdi: "Allah kahretsin!" Erlerden biri, "Gidiyorlar" dedi. Gemiler batı y•n‚nde uzaklaşmaktaydı. "Cehenneme kadar yolları var." Koşar adım Yarbaşı'na geldi. Erkeklerin bir kısmı burada kalmıştı. Y‚ksek sesle, "Daha tehlike ge‡medi.." dedi, "..şehri boşalttığımızı anladılar, şaşırtmaca veriyorlar. Her an geri gelebilirler. Akşama kadar hi‡biriniz şehre d•nmeyin!" Gen‡ bir subayı Yarbaşı'na dikti: "Ben izin vermedik‡e kimseyi aşağıya salma!" "Baş‚st‚ne." Zafer Kemal'le koşarak yalıya indiler. İkisinin de g•zleri yaşardı. Kayıkların yarıdan ‡oğu kullanılmaz hale gelmiş, iskele ‡•km‚ş, birka‡ ev isabet almıştı. Zafer Kemal, "Yeni cephane gelse, ‡ok zorda kalırız.." diye inledi, "..en uygun liman burasıydı." Nidai, "İşgalci devletler, ilan ettikleri gibi sahiden tarafsız olsalardı.." dedi, "..Yunan donanmasının İstanbul'u ‚s olarak kullanmasına izin verirler miydi? n0 Bu insanlar kendilerine uygar, başkalarına vahşi." "Hakkın var. Beyaz yamyam bunlar!" K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 127 Sağlam kayıkların bir kısmını i‡erilere, sokak aralarına ‡ektirdiler. Sonra y‚r‚yerek hayli i‡erdeki İki‡ay'a geldiler. Halk İki‡ay'ın kıvrımlarına sığınmıştı. Oyun oynayan ‡ocukların sesleri ‡ınlıyordu. Yakın k•ylerden kağnılar gelmiş beklemekteydi. Vakit kaybetmeden sandıkları kağnılara y‚klediler. Bir kağnıyla ancak orta b‚y‚kl‚kte bir sandık ya da k‚‡‚k iki sandık taşınabiliyordu. Taşıma g‚c‚ bu kadardı. Orduda ‡alışır durumda birka‡ kamyon vardı ama hepsi cephedeydi. "Haydi selametle anam, selametle bacılar!" Kolbaşı yaşlıca, yanık y‚zl‚ bir kadındı, "Haydi!" dedi. Kağnı kolu iki atlı jandarma eşliğinde yola ‡ıktı. Yarbaşı'nda bekleyenler, başlarında M‚ft‚, ikindi namazını kılmak i‡in şehre inmek istediler. Subay yollarını kesti. "Biliyorsunuz, Komutan şehre girmeyi yasak etti." M‚ft‚, "Hele beni bir dinle oğul.." dedi, "..ev yıkılsa yapılır. Ama cephane elden ‡ıksaydı ne yapardık? Bir mermi bile ziyan olmadı, hepsi kurtuldu. Şimdi izin ver de, Allah'a ş‚k‚r borcumuzu •deyelim." Bakıştılar. Gen‡ subay saygıyla ‡ekilip yol verdi. Cemaat Yahya Paşa camiine girerken Kılkış ve Panter birdenbire geri d•nd‚ler. Uyarı ‡ığlıkları y‚kseldi. Subay cemaati geri ‡evirmek i‡in koştu ama yetişemeden ilk mermi d‚şt‚. Şiddetli bir patlama duyuldu. Camiye girdiği zaman namaz başlamıştı. Tekbir getirerek secdeye kapanmaktaydılar. Bir an duraksadıktan sonra o da sessizce en arkadaki safa katıldı. Ara vermeden, mermi ıslıkları ve boğuk patlama sesleri i‡inde, cami titredik‡e d•k‚len sıva par‡aları altında, s‚kŒnetle namaza devam ettiler.111 İNEBOLU bombalanırken, Yunan Başbakanı Gunaris, ‡evik ve geniş adımlarla parlamento k‚rs‚s‚ne y‚r‚yordu. Uğultu kesildi. "Sayın milletvekilleri, •nemli bir konuda bilgi sunmak i‡in huzurunuzdayım." Sesini vereceği habere ayarladı:


128 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

"..Kral Hazretleri, Anadolu'daki ordumuzla birlikte olmaya karar vermiştir. Yarın, Bizans geleneğine uyularak, Atina Katedrali'nde bir ayin yapılacak, sonra da Kral Hazretleri ordumuzun yanına, İzmir'e hareket edecektir." Herkes ayağa kalktı. Alkışlara "Yaşasın Kral!" sesleri karıştı. Biri "Ankara'ya!" diye haykırınca, b‚t‚n parlamento coştu; hep birden avaz avaz bağırmaya başladılar: "Ankara'ya! Ankara'ya!! Ankara'ya!!!" 112 ANKARA'da silahların ve cephanenin İnebolu'ya ulaştığı haberi b‚y‚k sevin‡le karşılanmış, geminin ‚creti hemen İstanbul'a havale edilmişti. Ama sevin‡ uzun s‚rmedi. Œğleden sonra Moskova B‚y‚kel‡i-liği'nin şifresi Dışişlerine bomba gibi d‚şt‚. Ali Fuat Paşa, Enver Pa-şa'nın niyetini bildiriyordu. T‚rkiye'ye yolladığı mektupların metinlerini de ge‡mişti. Enver Paşa'nın yeniden tarih sahnesine d•nmek istemesi Ankara'yı b‚y‚k kaygıya d‚ş‚rd‚. Anadolu'nun artık maceraya tahamm‚l‚ yoktu. Genelkurmay, Doğu Cephesi Komutanı KŠzım Karabekir Paşa'ya durumu bildirdi ve şu emri verdi: "Anadolu'ya girmek istemesi halinde Enver'i ve arkadaşlarını tutuklayınız!" u3 ALİ FUAT PAŞA ile Binbaşı Saffet neşe i‡inde kahve i‡mekteydiler. Az •nce Binbaşı ateş topu gibi gelmiş, m‚jdeyi vermişti: "Rus yardımı yeniden başladı. Batum'da bekleyen bir gemimize, silah ve cephane y‚kleniyor. Birka‡ g‚n i‡inde İnebolu'ya hareket edecek." Paşa kahvesinden h•p‚rdeterek kocaman bir yudum aldı: "ˆifte bayram yaşıyoruz." OYSA İnebolu'da sadece sokak aralarına ‡ekilmiş birka‡ kayık sağlam kalmıştı. Beş bin n‚fuslu şehir boşaltılmış olduğu i‡in •l‚ yoktu, birka‡ yaralı vardı. Bazı taş ev ve d‚kkŠnlar yıkılmış, birka‡ at•lye, depo, K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 129 ahşap bina yanmış, kaymakamlık ve kayıkhane yara almış, Osmanlı Bankası'nın yarısı ‡•km‚şt‚. Başta g‚mr‚k sokağındakiler olmak ‚zere pek ‡ok evin camları kırılmış, bazılarının duvarları ‡atlamış, yollarda, bah‡elerde mermi ‡ukurları a‡ılmıştı. Yarbaşı'na ‡ıkan taş merdiven de hasar g•rm‚şt‚. Halk İki‡ay'dan geri d•nerken şehrin ‚st‚ne k‚l ve moloz tozu yağmaya devam ediyordu. Evleri yanmış, yıkılmış kadınların ‡ığlıkları, akşama •zg‚ o g•rkemli sakinliği par‡a par‡a etti. İZM’R'de ise evlerden yollara kahkahalar ve şarkılar d•k‚lmekteydi. Kral'ın geleceğini •ğrenen Rumlar sevin‡ i‡inde y‚z‚yorlardı. Balkonlar, pencereler defne dallarıyla, d‚kkŠnların vitrinleri Kral'ın fotoğraflarıyla s‚slenmişti. Kral'ı karşılayacak gen‡ kızlar i‡in beyaz giysiler dikilmiş, başlarına takmaları i‡in ‡i‡ekten ta‡lar yapılmıştı. Karşıyaka'da bulunan yan yana iki g‚zel, beyaz ev, Kral ve maiyeti i‡in d‚zenlenip d•şenmişti.114 İzmir coşku i‡inde Kral'ı bekliyordu.

Ali Fuat Cebesoy


Enver Pa ş a K Š z ı m Karabekir Pa ş a

ˆALIŞKAN İNEBOLU sızlanmadı, yakınmadı, kimseden yardım da istemedi. Sabahleyin yaralarını sarmaya koyuldu. Evleri yıkılmış, yanmış ailelere daha geceden komşular sahip ‡ıkmışlardı. Kastamonu B•lge Komutanı Muhittin Aky‚z Paşa'nın sabah erkenden İnebolu'ya gelmesi halkı sevindirdi. Paşa, her iyi ve k•t‚ g‚nde aralarında olmuştu. Paşa'nın gelmesi azimlerini biledi. Yıkın130 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu tıları hızla kaldırmaya, kırık ve ‡atlakları onarmaya, ‡ukurları doldurmaya başladılar. En •ncelikli sorun kayıklardı. Kayık‡ılar, kalafat ustaları ve Menzil Komutanlığı erleri, denize ve kumsala yayılmış kayık par‡alarını topluyorlardı. Bu artıklardan belki acele birka‡ kayık yapılabilirdi. ˆ‚nk‚ hemen her g‚n bir gemi uğruyor, karaya yolcu ya da eşya ‡ıkarmak gerekiyordu. Yeter sayıda sandal yapılıncaya kadar b‚y‚k parti ka‡ak mal ve yardım malzemesi başka Karadeniz limanlarına indirilecek, bu da zaman kaybına sebep olacaktı. KARABEKİR PAŞA, savaşın kimsesiz bıraktığı ‡ocukları toplamış, kolordusunun koruması altına almıştı. G•revlendirdiği subaylar bu talihsiz ‡ocukları izci-asker karışımı bir d‚zen i‡inde •zenle eğitip yetiştiriyorlardı.1148 Paşa da bu ‡ocuklara ara sıra ders verirdi. Bug‚n de koroya kendi yazıp bestelediği bir marşı •ğretmeye ‡alışıyordu: T•rk yılmaz T•rk yılmaz Cihan yıkılsa T•rk yılmaz... Koro yine iyi s•yleyemeyince, Paşa kızmış gibi yaparak, "Olmadı cuklar.." dedi, "..baştan alacağız. Daha canlı. Haydi!" Sevimli koro avaz avaz yeniden başladı: ‡elik gibi kollu Tun„tan ayaklı T•rk hi„ yılar mı T•rk hi„ yılar mı T•rk yılmaz T€rk yılmaz... Emir subayı korkarak yaklaşıp "Paşam" diye fısıldadı. ˆocuklar sustular. Karabekir Paşa bu kez sahiden kızdı: "Bizi rahatsız etmeyin demiştim." Emir Subayı "Œz‚r dilerim.." dedi, "..Genelkurmay'dan 'geciktirilmesi idamı muciptir' kayıtlı bir şifre geldi efendim." Karabekir ‡ocukları bug‚nl‚k terhis edip odasına ‡ıktı. Şifre Enver Paşa hakkındaydı. Trabzon'daki Enverciler y‚z‚nden zaten huzursuzdu. Enver Paşa'nın Bolşevik bir birlikle sınıra dayanması olaK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 131 siliği huzursuzluğunu iyice artırdı. Emir Subayına ‡eşitli emirler yazdırdı. Genelkurmay Doğu Cephesinde bir tehlike kalmadığı i‡in iki t‚menini Batı Cephesine yollamasını istemiş, o da bir t‚menini yollamıştı.11415 İlk •nlem olarak, yola ‡ıkmaya hazırlanan ikinci t‚menin hareketini durdurdu. Bu t‚men M‚rettep Kolordu'nun yana yakıla beklediği t‚mendi. K‚tahya-Eskişehir Savaşı'ndan sonra yeniden yola ‡ıkarılacaktı ama Erzurum-Ankara arasında demiryolu olmadığı i‡in yayan gelecek, Sakarya Savaşı'na yetişemeyecekti. BİR ZAFER kazanarak Venizelos efsanesini silmek isteyen Yunan Kralı Konstantin Atina'dan ayrılmadan •nce bir bildiri yayımladı. Bildiri ş•yle başlıyordu: "Ordumun başına ge„mek •zere yola „ıkıyorum!"


izmir Rumlar ı kral ı kar şı l ı yor 132 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu izmir I. Kordon

Oysa h‚k‚met hevesli Kral'ın ordunun fiilen başına ge‡mesini doğru bulmamıştı.115 Başbakan, h‚k‚metin bu g•r‚ş‚n‚ s•yleyebilmek i‡in uygun bir zaman kollamaktaydı. 12 Haziran 1921 Pazar g‚n‚ Kral Konstantin, Limnos savaş gemisiyle, beraberinde oğulları, Başbakan Gunaris, Dışişleri Bakanı Baltacis, Savaş Bakanı Teotokis, Denizcilik Bakanı Mavromihalis, Genelkurmay Başkanı General Dusmanis, yardımcısı General Strati-gos olduğu halde saat 16.15'te İzmir'e geldi. †zerinde beyaz feldmareşal ‚niforması vardı. Top atışları ve t•renle karşılandı. Beyaz elbiseli g‚zel kızlar g‚vercinler u‡urdular, ‡i‡ekler serptiler. Kral'ın ayaklarına kapananlar oldu. On binlerce Rum Kordonboyu'nu doldurmuş, b‚t‚n Rum evleri bayraklarla donatılmıştı. Bando durmaksızın Yunan marşları ‡alıyordu. T‚rkler evlerine ‡ekilmişlerdi. Kral ordu karargŠhını ziyaret ettikten sonra, mızraklı s‚varilerin eşlik ettiği otomobil kafilesiyle Kordonboyu'ndan ge‡erek KarşıyaK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 133


ka'ya yol aldı. A‡ık bir otomobile binmişti. Halk ‡ılgınca alkışlıyor, balkonlardan, pencerelerden ‡i‡ekler atılıyor, haykırışlar y‚kseliyordu. Karşıyakalı Rumlar da Kral'ı aynı taşkınlıkla karşıladılar. Kafile Kral i‡in hazırlanmış beyaz evin •n‚nde durdu. Genel Vali Steryadis saygıyla yol g•sterdi, •nde Kral, arkada Başbakan ve •teki ileri gelenler, bah‡e yolundan eve doğru y‚r‚d‚ler. Geniş ve g•sterişli kapı a‡ıktı. Kapının •n‚nde g•revliler Kral'ı karşılamak i‡in bekliyorlardı. Evin mermer girişine b‚y‚k bir T‚rk bayrağı serilmişti. Kral, Rumların gurur haykırışları i‡inde, bayrağı ‡iğneyerek eve girdi.116 YETMİŞ BEŞ kağnılık bir kağnı kolu İnebolu-İki‡ay'dan yola ‡ıkmak ‚zereydi. Zafer Kemal "Uğurlar olsun anam!" diye seslendi. Kolbaşı, "Sağ ol oğul" dedi, elindeki sopayla •k‚z‚n‚ d‚rtt‚. Kağnılar tekerleri inleyerek kımıldayıp y‚r‚d‚ler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız ‚‡‚nc‚ kağnıyı 12 yaşında bir erkek ‡ocuk yediyordu. Kadınlardan biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında y‚r‚yen sırım gibi gen‡ kadının ayakları ‡ıplaktı. Bazı kadınlar bebeklerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı. Gen‡ subaylardan biri i‡i ‚rpererek, "Ne m‚barek kadınlar bunlar" dedi. •yleydiler. Yavrularına yiyecek taşıyan ana‡ kuşlar gibi orduyu besliyorlardı. Kağnı kolu gacırdıya gacırdaya uzaklaşıp gitti. FRANKLİN BOUILLON, Ankara'ya gelirken yol boyunca kağnı kollarını g•rm‚şt‚. Kağnıcıların ‡oğunun kadın olmasının Fransız diplomatı ‡ok etkilediği anlaşılıyordu.117 Yemekte s‚rekli bu konudan s•z etti. €vg‚ ve heyecanı T‚rk tarafına ‚mit verdi. Anlaşma sağlanırsa emperyalist cephe ikiye b•l‚necek, ayrıca g‚neyde de savaş sona ererse, Ankara oradaki İkinci Kolordu'yu Batı Cephesine kaydırabilecekti. Yemekten sonra g•r‚şmelere ge‡ildi. Ankara'yı M. Kemal, Fevzi Paşa ve Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk temsil ediyordu; Fransa'yı Franklin Bouillon ve Albay Sarou. G•r‚şme neşeyle başladı. M. Bouillon'un Fransız askerlerinin Karadeniz Ereğlisi'nden ‡ekileceklerini bildirmesi neşeyi artırdı. Fa134 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Bir ka ğ n ı c ı kad ı n ve ‡ ocu ğ u

kat yeni anlaşma i‡in Sevr Antlaşması ile Bekir Sami'nin imzaladığı anlaşmanın temel alınmasını istemesi havayı gerginleştirecekti. M. Kemal Ankara'nın ilkelerini belirtti: "Sevr Antlaşması'nı kafasından silmeyen h‚k‚metlerle anlaşmamız m‚mk‚n değildir. T‚rkiye B‚y‚k Millet Meclisi milli yeminimize (Misak-ı Milli'ye) aykırı bir anlaşmayı kabul etmez." M. Bouillon şaşırdı: "B•yle bir yeminin varlığını ilk defa duyuyorum. Bekir Sami Bey bir milli yemininiz olduğundan hi‡ s•z etmemişti." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 135

"Bu ihmali y‚z‚nden de g•revinden ‡ekilmek zorunda kaldı. G•r‚şmeye başlamadan milli yeminin metnini incelemenizde yarar var. Yusuf Kemal Bey size yardımcı olur. İncelemeniz bitince yeniden biraraya geliriz." Ayağa kalktı, •tekiler de. "M•sy• Bouillon, milli yeminimizin •z‚ tam bağımsızlıktır. Yani siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kısacası her hususta bağımsızlık! T‚rk milleti kanını tam bağımsızlığı sağlamak i‡in akıtıyor."118 Başıyla hafif bir selam verip Fevzi Paşa'yla birlikte ‡ıktı. Odada M. Bouillon, Albay Sarou ve Yusuf Kemal Bey kalmışlardı. M. Bouillon merakla Yusuf Kemal Bey'e yaklaştı: "Yoksa siz aklınızdan kapit‚lasyonları kaldırmayı mı ge‡iriyorsunuz?" Yusuf Kemal Bey, duraksamadan, "Evet M•sy• Bouillon." dedi, "..Milli M‚cadele toprak i‡in yapılmıyor. Osmanlı topraklarının d•rtte ‚‡‚n‚ oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz istiklal i‡in m‚cadele ediyoruz. B‚y‚k Millet Meclisi kapit‚lasyonların kalktığını g•rmeden kılıcım kınına koymaz."'119 Fransız diplomat g‚l‚msedi: "Ah dostum, azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarını b‚y‚k bir hayranlıkla izledim. Ama ger‡ek‡i olun ve bizimle uzlaşmaya bakın. ˆ‚nk‚ kağnı, kamyonu yenemez!" 120 Kamyon dediği emperyalizmdi.


NESRİN akşam dayısından, laf arasında, hayranı olduğu Halide Edip Hanım'ın Eskişehir hastanesine g•n‚ll‚ hastabakıcı olarak gideceğini •ğrenince, kararını vermiş, ertesi g‚n‚ Sağlık Bakanhğı'na başvurmuştu. İlgili m‚d‚r tel g•zl‚kl‚ Dr. KŠmil Bey'di. Nesrin'i dinleyen KŠmil Bey şefkatle, "Bu savaş, bug‚ne kadar yaptığımız hi‡bir savaşa benzemiyor.." dedi, "..millet‡e savaşıyoruz ve uyanıyoruz. Kalemi, silahı, kağnısı, y‚reği ile hayata karışan kadını bir daha kimse eve hapsedemez. Senin gibi •nc‚ler sayesinde bambaşka, yepyeni bir T‚rkiye kuruluyor. Orta‡ağdan ‡ıkıyoruz. Verdiğin karar i‡in seni kutlarım. Ama kızcağızım, hastabakıcılık ‡etin iş. Bu ayın sonunda burada 136 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

‹ocuk Esirgeme Kurumu faaliyete ge‡ecek. Kimsesiz ‡ocuklarımıza sahip ‡ıkacağız. Hazırlıklar bitti. Senden orada yararlanalım." Nesrin doktorun g•zlerinin i‡ine baktı: "Beni l‚tfen Halide Hanımla birlikte Eskişehir'e yollayın efendim." KŠmil Bey bu kararlı bakışa teslim oldu: "Peki kızım." KRALİN MESAJI, İkinci İn•n‚ yenilgisinin ezikliğini ‚zerinden atmış olan orduyu daha da canlandırdı. Mesajı askerlere, b‚t‚n birliklerde olduğu gibi Aydında da bir subay okudu: "Askerler! Vatanın sesi, beni yeniden sizin komutanınız olmaya „ağırdı. Kralınızdan size y•rekten selam! Milletin kurtuluş savaşındaki azimli „arpışmalarınızdan gurur duyuyorum. Şampiyonluğunu yaptığınız asil •lk•leri unutmuş değilsiniz. Bu kutsal toprak •zerinde, d•nyanın hayran olageldiği eşsiz uygarlığı işte tam bu noktada yaratmış olan Yunan •lk•s• i„in „arpışıyorsunuz. Sizin değeriniz savaşın başarısını sağlayacaktır. Sizin erdeminiz fedak‡rlığınızı garanti edecektir ve zaferleriniz yeniden yaratıcılığına layık olduğunuz eşsiz uygarlığı „i„eklendirecektir. ‰ocuklarımıza miras olarak, atalarımıza ve bize layık bir gƒrev bırakacağız. Askerler! Hepiniz bu gƒrevle beraber, tek ve bƒl•nmez Yunanistan aşkıyla dolu, b•y•k ve ƒlmez •lk•ye kendinizi adamış oldunuz. İleri! Kralınız sizinle beraberdir. Sizi, vatanın emrettiği yere gƒt•rmektedir. Tanrı haklı savaşımızı kutsasın!" nı Mesaj ‚rkek Panayot'un da kanını kaynatmıştı. O da, bir‡ok asker gibi ciğerlerinin t‚m g‚c‚yle, "Yaşasın Kral!" diye haykırdı. Savaş canavarı olanca iştahı ile uyanmıştı. PUNTA (ALSANCAK) limanına yanaşmış bir İngiliz şilebinden, yeni alınan son kamyonlar ve ambulanslar, vin‡ g‚mb‚rt‚leri ve haykırışlar arasında, rıhtıma indirilmekteydi. Liman alanını yoldan K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 137 ayıran tel •rg‚lerin arkasında toplanmış olan meraklı Rumlar, Tillor ve Fiat marka gıcır gıcır ara‡ları hayranlık ve gururla izliyorlardı. Ordu yalnız b‚y‚m‚yor, b‚y‚k bir hızla silah, taşıt ve gere‡ bakımından da ‡ok g‚‡leniyordu. Bu sefer T‚rkleri ezeceklerdi. BATI CEPHESİ Kurmay Başkanı Yarbay Naci Tınaz odaya girdi. İsmet Paşa, Binbaşı Tevfik, Muharrem ve Kemal Beylerle harita başında ‡alışmaktaydı. Başını kaldırdı: "Sen k•t‚ bir haber vereceksin." "Evet efendim." "S•yle bakalım." "Franklin Bouillon ile yapılan g•r‚şmelere ara verilmiş. Bug‚n Ankara'dan ayrıhyormuş.


İkinci Kolordu'yu batıya kaydıramayaca-giz.“ İsmet Paşanın y‚z‚nden bir an i‡in mor bir bulut akıp ge‡ti. Binbaşı Kemal, "D‚şman en azından iki katımız" diye yakındı. İsmet Paşa, duygularını saklayan demir maskeyi yeniden y‚z‚ne ge‡irdi: "Ne zaman kuvvet‡e denk olabildik ki Kemal Bey.." dedi, "..kendi yağımızla kavrulacağız." Oradan buradan Batı Cephesine k‚‡‚k b‚y‚k birlikler ve bazı silahlar yollanmıştı. Ama bu ‡aba Yunan g‚‡lenmesine oranla ‡ok yetersizdi. Orduda 12 cins t‚fek, 8 cins ağır makineli t‚fek, 4 cins hafif makineli t‚fek, 24 cins top vardı. Silah ve cephane ikmali zaten b‚y‚k bir sorundu; bu kadar ‡eşitlilik ikmal sorununu bazı kez i‡inden ‡ıkılmaz hale getiriyordu.121a YUNANLILAR taarruz hazırlıklarım hızlandırmışlardı. İzmit'teki 11. Yunan T‚meni'ne 'birliklerini hızla İzmit'te toplamaya başlaması, toplanma biter bitmez deniz ve kara yoluyla Bursa doğusuna ‡ekilmesi' emredildi. Ordu bu uzak birliğini Bursa yakınma ‡ekerek, y‚r‚y‚şe ge‡ecek olan ordunun sol gerisini g‚ven altına almak istiyordu. Emir 11. T‚men Komutanı Albay Kladas'ı ‚rk‚tt‚. Karadeniz'e kadar yarımadaya yayılmış birliklerini toplamak kolay değildi. Kar138 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu şılarında yeni kurulmuş bir kolordu vardı. T‚rklerin yaydığı s•ylenti y‚z‚nden bu kolordunun g‚‡l‚ olduğunu sanıyordu.121b Onun takibi altında ‡ekilebilmek b‚y‚k sorundu, ayrıca bu kesimdeki Rumlar ne olacaktı? Kurmay Başkanı, "Artık burada kalabileceklerini hi‡ sanmıyorum" dedi. Doğru s•yl‚yordu. T‚mene mensup askerler ile ‡evredeki ‡eteler k•ylerde askerlik ve insanlık dışı bir‡ok su‡ işlemiş, yerli Rumların bir kısmı da bu t‚mene g‚venerek T‚rklere ‡ok eziyet etmişti.1210 ˆekilirken, k•ylerin, değirmenlerin, k•pr‚lerin yakılıp yıkılması kararlaştırıldı. ˆekiliş Rumlara gizlice duyurulacaktı. S‚ratle bir ‡ekiliş planı yapıldı. T‚rklerin elindeki b‚t‚n arabalar toplanacak, İzmit ‡evresindeki ve doğusundaki iki alay g‚‡l‚ art‡ıların koruması altında İzmit'te toplanıp deniz yoluyla Bandırma'ya taşınacaktı. İzmit'in g‚neyinde bulunan alay ise Karam‚rsel-Yalova yoluyla Gemlik'e ‡ekilmeye ‡alışacaktı. ANKARA İSTASYONU kalabalık, katar harekete hazırdı. Vagonların ‡oğu y‚k vagonuydu. Vagonlara mermi sandıkları, erzak ‡uvalları ve k‚feleri y‚kleniyordu. Sundurmanın altında Halide Hanım ile onu ge‡irmeye gelen Dr. Adnan Bey, Hamdullah Suphi Tanrı•ver, Yakup Kadri ile Nesrin, Vedia ve Y‚zbaşı Vedat bir •bek oluşturmuşlardı. Y. Kadri ile Nesrin'in samimi konuşması Halide Hanım'ın dikkatini ‡ekti: "Siz tanışıyor muydunuz?" "Tabii. Nesrin Hanım'la İstanbul'dan Ankara'ya birlikte gelmiştik. Silah arkadaşı sayılırız." G‚l‚şt‚ler. Bir g•revli yaklaşıp selam verdi: "Hareket ediyoruz efendim." Halide Hanım ile Nesrin, uğurlamaya gelenlerle vedalaştılar. Lokomotif kazanının zonklaması artmıştı. D‚d‚kler •t‚yordu. Asker ve subay dolu ‚‡ yolcu vagonundan ilkine bindiler. Askerlerin ‡oğu ‚niformasızdı. †zerlerinde k•yl‚ giysisi vardı. Halide Hanım ile Nesrin kendileri i‡in ayrılmış olan karşılıklı iki boş sıraya oturdular. Tren istasyondan ‡ıkar ‡ıkmaz ağa‡sız ve kirli sarı bozkır başladı. Halide Hanım, Ruşen Eşrefin eşinin de haftaya Eskişehir hastaneKtitahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 139 sine g•n‚ll‚ hemşire olarak katılacağım s•ylerken, bir subay yaklaşıp selam verdi, "Rahatsız edebilir miyim?" diye sordu, Halide Hanım'a kendini tanıttı: "Y‚zbaşı Faruk. İstiklal yolunu Nesrin Hanım'la birlikte y‚r‚m‚şt‚k. Selamlamadan ge‡mek istemedim." Nesrin'e eğildi:


"Nasılsınız?" "Teşekk‚r ederim. Siz de mi Eskişehir'e gidiyorsunuz?" "Hayır, ben daha ileriye, K‚tahya'ya gidiyorum. 4. T‚men'e tayin edildim." Halide Hanım, "Yarbay NŠzım'ın t‚menine •yleyse.." dedi, "..‡ok talihlisiniz y‚zbaşı. Oturmaz mısınız?" Faruk ‡ekinerek oturdu. "Eşim ve ben NŠzım Bey'i ‡ok severiz. Subaylarının ve askerlerinin NŠzım Bey'e ne kadar bağlı olduklarını g•receksiniz. G•z‚n‚n i‡ine bakarlar. Bu gen‡ komutanda insanları kendine bağlayan bir b‚y‚ var. Meclisin a‡ıldığı d•nemdeki bunalım g‚nlerini birlikte yaşadık. Ne acı, ne ‚mitsiz g‚nlerdi o g‚nler. Belki g‚leceksiniz ama o g‚nleri d‚ş‚nd‚k‡e şimdi bana, ‡ok zenginmişiz gibi geliyor." Faruk'un eliyle dizindeki yamayı •rtmeye ‡alıştığını fark edince, "L‚tfen •rtmeyin.." dedi, "..utanmayın da. O yama bizim i‡in İngilizlerin dizbağı nişanından ‡ok daha değerli. Ordumuz heybetini yoksulluğundan alıyor." Geri ka‡an telgraf direklerine ve akan bozkıra baktı: "Hepimize bu mağrur ‚slubu M. Kemal Paşa kazandırdı." ATİNA'daki İngiliz Ataşemiliteri Albay Nairne, Anadolu'ya ge‡erek Yunan ordusunun son durumunu incelemiş, bir rapor hazırlamıştı. Raporunda Yunan ordusunu 'pek etkili bir savaş makinesi' olarak niteliyor, 'moral, disiplin ve eğitimin olağan‚st‚ olduğunu' bildiriyordu. Sadece u‡aklardan ‡ekilen fotoğraflar net olmuyordu, iyi okunamıyordu. General Harington raporu iyimser buldu. Bir de General Marden'den rapor istedi. General Marden hızla t‚m Yunan ordusunu denetledi. Ziyaret ettikleri her birlikte İngiliz Milli Marşı ile karşılandı, İngiltere ve Lloyd George i‡in sevgi g•sterileri yapıldı.122 140 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu General Marden, İngiliz hayranı Yunan ordusunu iyi, subaylarını yetersiz bulmuştu. Harington da b•yle d‚ş‚n‚yordu. Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson, Yunan ordusunun ancak bazı mevzii başarılar elde edebileceğini ileri s‚rd‚: "T‚rk ordusunun arkasında, ‡ekilebileceği bin kilometrelik bir derinlik var. Yunan ordusu bu derinlikte kaybolur gider." 122a

Olumsuz değerlendirmeler, politikasını Yunan zaferine bağlamış olan Lloyd George'u •fkelendirdi. Bakanlar Kurulu toplantısında kendini tutamayıp bağırmaya başladı: "Yeter! Bizim generallerin Yunan ordusu hakkındaki kuşkuları ana artık g‚l‚n‡ gelmeye başladı. Bu defa ‡ok iyi hazırlandıklarını herkes biliyor. T‚rkleri yenerlerse, bu bizim i‡in paha bi‡ilmez bir kazan‡ olacak. B‚y‚k ve g‚‡l‚ bir Yunanistan, uzakdoğuya giden su yollarımızın Akdeniz'deki bek‡iliğini yapabilir. 123 Bırakalım savaşsınlar." Savaş Bakanı gerilemedi: "Genelkurmay olaya askerlik •l‡‚leriyle bakıyor ve Yunan ordusunun bir kazaya uğrayabileceği g•r‚ş‚nde ısrar ediyor." Dışişleri Bakam Lord Curzon da yeni bir Yunan yenilgisinin, İngiltere'nin yakındoğu, hatta doğu politikasını ‡•kertebileceğin-den kaygılanmaktaydı. Paris ile Ankara arasında g•r‚şmeler yapıldığı hakkındaki s•ylenti kaygısını daha da artırmıştı. Anlaşma olursa T‚rkler b‚t‚n g‚‡leriyle batıya d•neceklerdi. "Ben bu kritik aşamada izlenecek en doğru yolun, Atina ve Ankara'ya barış i‡in arabuluculuk •nermek, b•ylece bu sonu belirsiz savaşı erteletmeye ‡alışmak olduğunu d‚ş‚n‚yorum."124 Lord Curzon'un, sanki bu savaşı yaratan ve uzamasına yol a‡an İngiltere değilmiş gibi konuşması Savaş Bakanını i‡inden g‚ld‚rd‚. İngiliz politikasındaki mantıksızlık, kaypaklık ve bencillik, iktidarda ve muhalefette T‚rklere sempati duyanların, hi‡ olmazsa haksız davramldığım d‚ş‚nenlerin sayısını artırıyordu. Ama politikanın dizgini ve kam‡ısı Yunan bağımlısı Lloyd George'un elindeydi.


Uzun tartışmalardan sonra Lloyd George, arabuluculuk •nerisinin Paris'te yapılacak m‚ttefikler arası toplantıda g•r‚ş‚lmesine razı oldu. K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 141

TREN gece yarısı Eskişehir'e ulaştı. Y‚zbaşı Faruk hanımların bavullarını indirdi. Kızılay Hastanesi Başhekimi Dr. Şemsettin Bey'in ve cephe karargŠhından bir subayın hanımları beklediğini g•r‚nce, i‡i rahat etti. Kimse beklemiyorsa kalacakları pansiyona kadar g•t‚recekti. Tren burada en az bir saat bekliyordu. Buna gerek kalmadığı i‡in ‡abucak vedalaştılar. Halide Hanım faytona y‚r‚rken, Nesrin'e abla şefkatiyle, "İnşallah sağ salim d•ner ve yeniden karşılaşırsınız" dedi. Gen‡leri birbirlerine yakıştırmıştı. Madam Tadia'nın pansiyonuna yerleştiler. İLERİ BİRLİKLERDEN M‚rettep Kolordu karargŠhına, d‚şmanda ‡ekilme belirtileri g•r‚ld‚ğ‚ bildirilmekteydi. Yunan ve T‚rk keşif kolları arasında s‚rekli k‚‡‚k ‡atışmalar oluyordu. •nce g•t‚rebilecekleri eşyaları arabalara y‚kleyen Rumlar İzmit'e doğru g•‡ yoluna d‚şt‚ler. Sonra da Yunan askerleri, bazı k•pr‚leri atmaya, bırakılan k•yleri yakmaya başladılar. ˆekiliş kesinleşmişti. Gerekli emirler telgraf ve atlı habercilerle birliklere ulaştırıldı. İlk adımda Adapazarı'nı yakılmadan kurtarmak gerekiyordu. Baskın kolları gece yarısı harekete ge‡ecek, 17. T‚men de sabah Sapanca G•l‚'n‚n g‚neyinden taarruza kalkacaktı.125 Başarılı olurlarsa, Yunan t‚menini, İzmit ‡evresinde iki ucundan kıskaca alabilirlerdi. İNGİLİZ, Fransız ve İtalyan yetkililer Paris'te toplandılar. Lord Curzon •ncelikle, Ankara'ya karşı ortak hareket edilmesi gerektiği ‚zerinde durarak, m‚ttefiklerden hi‡birinin Ankara ile tek başına, a‡ık ya da gizli g•r‚şmelerde bulunmamasını istedi, F. Bouillon'un Ankara ziyareti dolayısıyla Fransız Başbakanı Briand'ı sıkıştırdı. Bri-and, 'M•sy• Bouillon'un Ankara'ya gazeteci olarak gittiğini' s•yleyerek •fkeli lordu atlattı.125a Toplantıdan iki karar ‡ıktı: Barış i‡in •nce Yunanistan'a arabuluculuk •nerilecek, Yunanistan kabul ederse aynı •neri Ankara'ya da yapılacaktı. General Harington da ˆanakkale ve İstanbul'da bulunan m‚ttefik birliklerinin Başkomutanlığına getirildi. Barış i‡in arabuluculuk •nerisi gece Atina'ya bildirilecekti. 142 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ARABULUCULUK •nerisi Atina'ya ge‡ilirken, iyi hazırlanmış ‚‡ baskın kolu da, sallarla gizlice Sakarya'yı ge‡ti, sessizce ilerledi ve 04.00'te Adapazarı'na r‚zgŠr gibi girdi. Arkadan gelen birlikler de yetişti. Yunanlılar şehri yakmaya fırsat bulamadılar. Kısa bir ‡atışmadan sonra şehrin batısına ‡ekilip mevzilendiler. Adapazarlılar sevin‡le sokaklara d•k‚ld‚ler. 17. T‚men de g‚n atarken Sapanca G•l‚'n‚n g‚neyinden taarruza ge‡mişti. 07.30'da Sapanca'yı geri aldı, Yunan art‡ılarıyla vuruşarak batıya doğru ilerlemeye başladı. BARIŞ ŒNERİSİ Yunan h‚k‚metini bocalatmıştı. İngilizleri g‚cendirmek istemiyorlardı. Ama Yunanistan b•yle b‚y‚k bir ordunun y‚k‚n‚ uzun s‚re taşıyamazdı. Bir an •nce taarruza ge‡mek, her imkŠnı kullanarak T‚rk ordusunu ezmek, halkı yıldırmak ve Sevr Antlaşması'nı kabul ettirmek zorundaydılar. Bu ama‡la K‚rtleri ayaklandırmak ve Kemalistler! arkadan vurmaları i‡in Bedirhan ailesinin reisi Emin Ali ve oğlu Celalettin'le de ilişki kurmuşlardı.125b Notayı reddetmeden •nce, d‚ş‚ncelerini bir muhtıra ile patronları İngilizlere bildirmeyi yararlı buldular: "Yunan h€k€meti hayati Elen ƒıkarlarına ve Elenizm'in tarihi amaƒlarına uygun bir politika izlemektedir... Elenizm'in, Ege Denizi'nin iki yakasına ve denizdeki adalara ihtiyacı vardır. Ancak o topraklara yerleştikten sonradır ki Elenizm kendine d€şen g†revi yerine getirebilir. Bu g†rev Asya tehlikesine karşı Avrupa'yı korumak g†revidir. Başka bir deyimle uygarlığın bekƒiliği g†revidir. Ege Denizi'nin Avrupa ve Asya yakası, affedilmez T€rk y†netiminden


kurtulmadık„a, doğuda ger„ek ve ƒm•rl• bir barış yapılamaz. Bu toprakların kurtarılmasından sonra yapılacak barış ise, İngiltere'nin bƒlgedeki „ıkarlarına uygun olacaktır!" Muhtıra Yunanistan'ın İstanbul hakkındaki emelini a‡ıklayan şu diplomatik c‚mle ile bitiyordu: "Ayrıca Yunanistan, Boğazlardan ge‡iş serbestliğinin samimi bek‡isi olabilir ve bu g•revi y‚klenmeye hazırdır." 126 K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 143

İZMİT kaynıyordu. Uzaktan top sesleri yansımakta, Rum g•‡ kolları ardarda gelip istasyona ve limana yığılmaktaydı. Şehirde ‡ok gergin bir hava vardı. Askerler ‡ok sinirli, Rumlar telaşlı, şaşkın ve •fkeliydi. Bir Rum, birlikte g•t‚remeyeceği malları d‚kkŠnından ‡ıkarıp deli gibi sokağın ortasına yığdı, ateşe verdi. Saat‡i Ali Efendi, ayak altında ezilmemek i‡in geri d•nd‚. Hris-to'nun at•lyesine uğramayı g•ze alamadı. O sokakta kargaşalık vardı. Eve d•nerken Hristoların kapısını ‡aldı ama a‡an olmadı. Eve geldi. Karısının g•zleri ağlamaktan şişmişti. "Ne oldu?" "Hristolar burda. Seni bekliyorlar. Gidiyorlarmış." Ali Efendi odaya daldı. Hristo'nun sa‡ları daha beyazlaşmış gibiydi. "Selamunaleyk‚m." "Kalimera." Oturdular. Hristo, "Şehir karışık." dedi, "..eve d•neceğini tahmin ettim. Sonra belki fırsat olmaz, ortalık daha da karışmadan veda etmek istedik. Şimdi de g•‡ sırası bize geldi Ali Efendi." Ali Efendi Hristo'nun dizini okşadı. G•‡‚n ne olduğunu iyi bilirdi. O da uzun yıllar •nce, g•‡e zorlanmış Rumelilerdendi. G•‡menliğin her t‚rl‚ acısını tatmıştı. "Ne zaman gidiyorsunuz?" "Bu akşam." "Nereye gideceksiniz?" "Kimi trenle İstanbul'a gidiyor. Biz gemiyle Bandırma'ya gideceğiz. Sonrasını bilmiyorum." "İşiniz zor. G•‡ eden acı yer, dert i‡er." Hristo kuruyan dudaklarını sildi: "Eee, r‚zgŠr ektikti, şimdi fırtına bi‡iyoruz." İkisinin de g•zleri doldu. Yirmi yıllık komşu ve dosttular. Dertlerini ve sevin‡lerini paylaşarak birlikte yaşlanmış, Rumların ya da T‚rklerin aşırılarına karşı, birbirlerine sığınagelmişlerdi. Hristo, "Sizin ordu d•nene kadar sakın dışarı ‡ıkma.." dedi, "..deli ‡ok." Sustular. Top sesleri devam ediyordu. 144 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu SAĞDAKİ TAKIM, Sapanca batısında duraklamış, ilerlemiyordu. Tabur komutanı •fkelenmişti. Sabredemedi, ateş hattına daldı, yata kalka ilerledi, takım komutanını buldu. Takım komutanı tabura yeni katılmış deneysiz bir yedek teğmendi. "Niye h‚cum etmiyorsun?" diye ‡ıkıştı. Teğmen kekeledi: "Askerin ‡oğunun s‚ng‚s‚ yok komutanım..." 126a Komutan parladı: "S‚ng‚s‚ yoksa, dip‡iği, k‚reği, yumruğu, tekmesi, dişi, tırnağı yok mu? ˆek silahını askerin •n‚ne ge‡.." Sesi yumuşadı, teğmeni belki de •l‚me yolluyordu: "..Haydi oğlum, Mehmet seni takip eder." "Anladım komutanım." Az sonra savaş sisi, top uğultuları ve makineli t‚fek takırtıları i‡inde takım h‚cuma kalktı. ˆok ge‡meden Yanıkk•y'e girecekti. İNGİLİZ DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI notaya bir an •nce ve kesin cevap verilmesi i‡in


diretince, Yunan h‚k‚meti, Kral'ın da onayını alarak, bir karşı nota ile m‚ttefiklerin arabuluculuğunu, dolayısıyla barışı reddetti: "Yunanistan, Elenizm'in y•zyıllık emellerini ve Sevr Antlaşma-sı'nın kendisine tanıdığı hakları savunurken, aynı zamanda Doğu Akdeniz havzasında ve Boğazlarda, uygar d•nyanın „ıkarlarını da savunduğu kanısındadır. Bu „ifte misyonun ƒnemini kavrayarak, maddi ve manevi g•„lerini son haddine kadar toplamış ve Sevr Antlaşma-sı'nı Ankara'ya empoze edebilecek duruma gelmiştir. Bu gƒrev anlayışı Yunanistan'ı, barış yapılıncaya kadar, kendisinden istenen b•t•n fedak‡rlıklarda bulunmaya ve Sevr Antlaşması'nm uygulanmasından ka„ınmaya „alışan T•rklere karşı, kendi yetenekleriyle yeni bir savaşı kabul ettirmeye itmiştir. Bu zorlayıcı nedenlerle, Yunan Kraliyet H•k•meti, hararetli arzusuna rağmen b•y•k m•ttefiklerinin tavsiyelerine uyamamaktadır. ‰•nk• askeri harek‡tın, ordu şeflerime saptanmış s•renin ƒtesine ertelenmesi, askeri durumu Yunanistan aleyhine tehlikeye sokacak ve hasım [d•şman] tarafa, b•y•k devletlerin kesin emirlerine karşı yeniden direnme cesareti verecektir? 127 K‚tahya - Eskişehir Savaşma Hazırlık 145

Yunanlılar savaş istiyorlardı. KARŞIYAKA'daki k•şkte, ‚zerine harita paftalarının serili olduğu b‚y‚k ceviz masanın ‡evresinde savaş meclisi toplanmıştı. Kral'ın sağında Başbakan Gunaris, Savaş Bakanı Teotokis, Genelkurmay Başkanı General Dusmanis, yardımcısı General Stratigos, solunda General Papulas, Ordu Kurmay Başkanı Albay Pallis, Kurmay Başkan Yardımcısı Albay Sariyanis vardı. Papulas ordunun durumu hakkında bilgi sundu: Yunanistan'da 58.000 kişi, Anadolu'da da 12.000 Rum askere alınıp eğitilmişti. Anavatandan iki de yeni t‚men gelmişti. Ordu mevcudu 200.000 kişiyi ge‡mişti.127a Top, ağır ve hafif makineli t‚fek ile u‡ak bakımından T‚rklerden ‡ok ‚st‚n bir durumdaydılar. Bazı birlikler T‚rklerde olmayan otomatik t‚feklerle donatılmıştı. Yunanistan'dan lokomotif ve vagonlar getirtilmiş, 1.500 kamyon ve 250 ambulans alınmış, Bursa-Kestel arasına demiryolu d•şenmiş, Ege halkının elindeki develer ve at arabaları da toplanmıştı. İaşe ve sağlık teşkilatı m‚kemmeldi. İki hastane gemisi, bir hastane treni vardı. Yedek cephane boldu. Fransa'dan yeteri kadar mermi satın alınmıştı. KŠğıt ‚zerinde silah satışını yasaklamış g•r‚nen İngiltere'den, istedikleri her şeyi, el altından, aracılar kanalıyla satın alabiliyorlardı.128 Heyecandan dolgun y‚z‚ kızarmış, pos bıyıkları dikilmiş olan Papulas, "Kral Hazretleri.." dedi, "..Yunan tarihinin en b‚y‚k ve g‚‡l‚ ordusunu kuran h‚k‚mete, huzurunuzda teşekk‚rlerimi sunuyorum. Ordumuz savaşa hazır, zaferden emindir." Taarruz planını Albay Pallis a‡ıkladı. Planın ana amacı, T‚rk ordusunu savaşı kabule zorlayarak imha etmekti. İn•n‚'deki ve K‚tahya doğusundaki mevziler ‡ok g‚‡l‚yd‚. T‚rk asıl kuvvetleri bu kesimde toplanmıştı. Bu nedenle cepheden taarruzdan sakınılması gerekiyordu. Bu g•r‚şle hazırlanan plan ş•yle •zetlenebilirdi: T‚rk ordusunun b‚y‚k kısmını cepheden yapılacak g•steriş taarruzlarıyla yerinde tutmak, yeterli kuvvetle ve T‚rklerin kuvvet kaydırmasına vakit bırakmadan, Seyitgazi doğrultusunda taarruz ederek, g‚ney kanadını kuşatıp orduyu yok etmek.128a Bunun i‡in g‚neyde Afyon'a ilerlenerek Afyon d‚ş‚r‚lecekti. Sonra da bu g‚‡l‚ kol, T‚rk g‚ney (sol) kanadına taarruz etmek ve 146 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ' gerisine dolanarak kuşatmak amacıyla, Seyitgazi'ye ve sonra da Eskişehir'e y•nelecekti. Bu geniş kuşatma hareketi sonunda, ya T‚rk ordusu yok olacak ya da teslim olup barış şartlarını kabul edecekti.


General Dusmanis, Papulas'ı k‚‡‚mser, ordu kurmaylarına g‚-venmezdi. Yunan ordusunun iki kez yenilmesine neden olmuşlardı. Plan sonu‡ vericiymiş gibi g•r‚n‚yordu ama yine g‚venmedi. Kaba bir sesle, "Ayrıntılı hareket planını incelemek istiyorum." dedi, "..d‚ş‚ncelerimi Kral Hazretlerine arz edeceğim. Planı, Kral Hazretleri onayladıktan sonra, birliklere tebliğ edersiniz." Albay Sariyanis sakin sakin, "Plan birliklere tebliğ edildi generalim" dedi.129 Dusmanis şaşırdı: "Kral Hazretleri onaylamadan mı?" Gunaris Kral'a eğildi, "Œzel konuşalım efendim" diye fısıldadı. Kral donuk bir y‚zle doğruldu, herkes ayağa kalktı. Kral Sariyanis'e •fkeyle baktı. İki nefret dolu g•zle karşılaştı. Yandaki odaya ge‡tiler. Ger‡eği a‡ıklamanın zamanı gelmişti. Gunaris, "Efendimiz.." dedi, "..h‚k‚metiniz fiilen ordunun başına ge‡menizi doğru bulmuyor." Kral'ın y‚z kasları kabardı: "Neden?" "Bu kıyasıya savaşın sizi yoracağından korkuyoruz. Ayrıca sizinle ordu arasında anlaşmazlık ‡ıkmasından da kaygı duyuyoruz. Orduda Venizelos taraftarı gizli ve geniş bir •rg‚t var." "HŠlŠ mı temizlenemedi bunlar?" "Pek azı ayrılıp İstanbul'a gitmiş. Bir b•l‚m‚n‚ anavatana aldık. Kalanlar orduda ve •nemli yerlerdeler. ˆoğu da ordunun en başarılı komutan ve subayları. En parlakları da Albay Sariyanis. Orduda efsanevi bir ‚n‚ var. Bu savaşın planını o hazırlamış. Papulas yerinden almaya cesaret edemedi.130 Bunlarla ister istemez iyi ge‡inmeye ‡alışıyor. Venizeloscular, Tanrı korusun, bir başarısızlık halinde, b‚t‚n sorumluluğu ‚zerinize yıkarlar. Bu da rejimin, dolayısıyla hepimizin sonu olur.." Yutkundu: K‚tahya - Eskişehir Savasına Hazırlık 147 "..Orduyu serbest bırakalım efendim." Kral'ın y‚z‚ daha da donuklaştı. Daha 53 yaşındaydı ama sağlığı iyi gitmiyordu. M‚cadele edebilecek kadar g‚‡l‚ değildi artık. H‚k‚metin kararına boyun eğecek, zaferin şerefini Venizelosculara kaptırmamak i‡in de ordunun peşinden ayrılmayacaktı. M†RETTEP KOLORDU ağır yaralıları ilk bakımlarını yapıp bulabildiği her taşıtla Eskişehir'e yolluyordu. Hastane kan ve yara kokmaktaydı. Koridor yeni gelen yaralıların yattığı sedyelerle dolmuştu. Gencecik bir er "anacığım" diye inliyordu. Halide Hanım, "Savaş denilen kanlı ziyafetin mutfağındayız.." dedi, "..nasıl? Dayanabilecek misin?" Nesrin i‡i ‡ekilerek, "‹alışacağım efendim" dedi. Ameliyattan yeni ‡ıkmış hastaların yattığı koğuşa girdiler. M†RETTEP KOLORDUNUN G†C†, 11. T‚men'i durdurmaya yetmemiş, iki Yunan alayı, kuvvetli art‡ıların koruması altında, pek az kayıp vererek İzmit'e ‡ekilmişti. İki savaş gemisi İzmit'e sokulan T‚rk birliklerini s‚rekli ateş altında tutarak yaklaşmalarını engelliyordu. Kolordu birlikleri şehri yarım daire i‡ine almışlardı ama b‚t‚n ‡abalarına rağmen art‡ıları ve ateş ‡emberini aşamıyorlardı. G‚neydeki †‡‚nc‚ Yunan Alayı ise ‡atışa ‡atışa Karam‚rsel'e doğru ‡ekilmekteydi. †‡ kişilik bir atlı keşif kolu, hava kararınca, İzmit'in kuzeyindeki uzak‡a tepelerden birine sokuldu. Atları ere bırakıp teğmenle onbaşı usulca tepeye tırmandılar. Teğmen d‚rb‚n‚ne sarıldı. Projekt•rlerin keskin ışığı altında askerlerin telaşla gemiye bindikleri zor da olsa g•r‚lebiliyordu. Liman alanı asker, eşya ve kaynaşan sivillerle doluydu. A‡ıkta iki gemi daha bekliyordu. Teğmen dişlerini gıcırdatarak, "Ka‡ıyor katiller.." diye sızlandı, "..g•z g•re g•re. Ah be, bir tek topumuz olsaydı şurada!"


Onbaşı, "Emret, kuş gibi u‡ar haber veririm.." dedi, "..topları yetiştirip analarını bellerler. U‡ayım mı?" Teğmenin sesi ‚z‚nt‚den ‡atladı: 148 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

"Hangi topları şaşkın? Koca kolorduda beş tane top var, onlar da bir g‚nl‚k yolda." 131 Onbaşı inledi: "Vah anam! Bu kadar kanadı kırık olduğumuzu valla bilmiyordum." Yumruğunu Yunanlılara doğru uzattı, kısık sesle bağırdı: "†len fırsat‡ılar! Topumuz, t‚feğimiz varken neredeydiniz? Ağalarınız kanadımızı kırdıktan sonra ortaya ‡ıkmak marifet mi? Ordu orduyken gelmeliydiniz ki ben sizi g•reyim. Ey 11. T‚men! Seni unutmayacağız. Bir g‚n elbet elimize d‚şersin." Teğmen g•receğini g•rm‚şt‚, "Haydi, gidiyoruz!" dedi. D•rt nala geri d•nd‚ler. Keşif kolunun raporu telgrafla Kolordu karargŠhına ulaştırıldı. KarargŠhta heyecana yol a‡tı. 11. T‚men İzmit'i de bırakmak ‚zereydi! Birliklere yeni emirler yollandı. 28 HAZİRAN 1921 g‚n‚, •ğleye doğru, Eskişehir'deki cephe karargŠhında İsmet Paşa kurmay kuruluyla toplantı halindeydi. D‚şmanın ağırlıklı olarak Uşak b•lgesinde toplandığı tahmin edilmekteydi. U‡akların arızalanması ya da kısıtlı benzin y‚z‚nden sağlıklı ve s‚rekli hava keşfi yapılamıyordu. Cephenin elinde sadece 300 litre u‡ak benzini kalmıştı. Benzin kullanımını azaltmak i‡in u‡akların K‚tahya'da toplanarak cepheye yaklaştırılması kararlaştırıldı. Komutanlığına usta pilot Y‚zbaşı Fazıl getirildi. T‚rk ordusunun savaş planı, taarruz edecek g‚ce kavuşana kadar yine stratejik savunmada kalmaktı. Cephe, eldeki kuvvete g•re ‡ok uzundu ama ihtiyat ve takviyeler, cephe gerisindeki Eskişehir-K‚tahya-Afyon demiryoluyla gereken kesime kaydırılabilirdi. Yunan ordusunun yaklaşma ve taarruz olasılıkları uzun uzun irdelenmiş, bu olasılıklar ve arazinin •zellikleri dikkate alınarak, yer yer iyi tahkim edilmiş savunma mevzileri hazırlanmıştı. Her mevzi ‚‡ hattan İ oluşuyordu: Birinci hat g‚venlik hattı, ikinci hat asıl savunma hattı, ‚‡‚nc‚ hat ihtiyat hattıydı. Bazı yerlerde tel •rg‚ engelleri ve mayınlı alanlar vardı. Ne var ki ‡ok g‚‡lendiği •ğrenilen Yunan ordusuna karşı, Batı Cephesi'nde sadece 160 top ve 55.000 savaş‡ı (silahlı) asker bulunuK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 149 yordu. Geri kalanlar yardımcı sınıfların ve geri hizmet birimlerinin askerleriydi. Binbaşı Kemal "En azından 20.000 savaş‡ıya ve daha ‡ok topa ihtiyacımız vardı" dedi. Sesi karamsardı. Savaş •ncesinde bu karamsarlığı tehlikeli bulan İsmet Paşa azarladı: "Memleketin imkŠnı bu kadar. Sabırlı ve iyimser olmak zorundayız. Bizim bir tek ger‡ek m‚ttefikimiz var: Zaman! Zaman kazanmaya bakacağız. Zamanla askerce ve silah‡a g‚‡leniriz, zamanla halkın desteği daha da artar. O zaman gelince de vatanımızı d‚şmandan temizleriz. Şimdi bize d‚şen, ‚mitsizliğe kapılmadan, var olanla yetinmek, dağlarımıza, ovalarımıza tırnaklarımızı ge‡irip o g‚zel zaman gelene kadar direnmektir." Bir subay sessizce i‡eri girip Yarbay Naci Tınaz'ın •n‚ne bir not bıraktı. Yarbayın g•zleri parladı: "Paşam! Sabah İzmit'i geri almışız." İsmet Paşa neşeyle, "Haydi kahve i‡elim" dedi. Y‚zbaşı Cevdet Kerim İncedayı boynunu b‚kt‚: "Affedersiniz paşam, kahvemiz bitti. ˆay da daha gelmedi." İsmet Paşa g‚ld‚: "Bu g‚zel haberin şerefine bir şey i‡meden olmaz. Haydi, birer sigara i‡elim." İlk sigarayı kendi yaktı. G†N ATARKEN, İzmit'e •nce bir s‚vari birliği girdi. Onu kuzeydeki tepelerden inen milli m‚frezeler ve doğudan gelen bir piyade birliği izledi.


Halk sevinci ve acıyı birarada yaşadı. Askerlerin ve sivil Rumların gemilere bindirilmesi b‚t‚n gece s‚rm‚ş, son gemi de sabaha karşı İzmit'ten ayrılmıştı. Gitmeden •nce, İngilizlerin engel olması ‚zerine ancak 200 ev ve d‚kkŠnı yakmakla kalmışlar ama 300 kadar İzmitliyi •ld‚rmeden de rahat edememişlerdi.132 Evde duramayan Ali Efendi sokağa fırladı, ana yola ‡ıktı. Ardar-da birlikler geliyordu. Askerleri seyretmeye doyamadı. Yorgun, sefil ve b‚y‚kt‚ler. Kadınlar askerlerin ‚zerine kolonya serpiyor, mendil150 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ler atıyorlardı. Atlarının kuyrukları ve kızlarının baş•rt‚leri u‡uşan Kara Fatma ‡etesini g•r‚nce artık g•zyaşlarını tutmayı beceremedi. Kaldırıma ‡•k‚p sarsıla sars‚a ağlamaya başladı. İNEBOLU mermi ve fişek sandıklarını, silah ve gere‡leri, yakın uzak b‚t‚n ‡evreden sağlanan kağnılarla, at arabalarıyla, ağır y‚kleri de demir dingilli •k‚z ve manda arabalarıyla ardarda Ankara'ya yolluyordu. Bu sabah da elli arabadan oluşan bir kolu yolcu ettikten sonra Zafer Kemal ve menzil subayları kayık‡ılar kahvesinin yolunu tuttular. Toplantı vardı. Geniş kahve az sonra tıklım tıklım doldu. Y•neticiler, subaylar, •ğretmenler, İnebolu'nun ileri gelenleri, KŠhya İlyas Kaptan ve kayık‡ılar yerlerini aldılar. Kahvenin baş duvarında M. Kemal Paşa'nın bir b‚y‚k resmi asılıydı. Yarbay Nidai ayağa kalktı, katılanları selamladıktan sonra kayık‡ılara seslenerek, "Yaz-kış demeden ordu malını karaya taşıdınız.." dedi, "..bug‚ne kadar bu hizmetinize karşılık bir kuruş bile almadınız. Ama bombardıman sırasında kayıklarınız tahrip oldu. Pek azı kurtuldu. Bunu •ğrenen Ankara son taşıma hizmetinizin bedeli olarak biraz para yolladı.." Bir subaya baktı. Subay i‡i kŠğıt ve madeni para dolu k‚‡‚k bir torbayı Nidai'ye uzattı. "..Bug‚ne kadarki hizmetleriniz i‡in y‚rekten teşekk‚r ederek, 1.680 lirayı kŠhyanız İlyas Kaptan'a teslim ediyorum." Torbayı Kaptan'ın •n‚ndeki masaya bıraktı. Kayık‡ılar bozuldular. İlyas Kaptan hayal kırıklığı i‡inde ayağa kalktı. Nidai telaşla, "Yaranızı sarmaya yetmeyeceğini biliyorum" diye durumu idare etmeye ‡alışınca, İlyas Kaptan, "Dur beyim.." diye terslendi, "..yanlış anladın. Bizim itirazımız miktarına değil, parayadır. Para istemeyiz. Yeni kayıklar yapılıyor. Evellallah hizmeti aksatmayız. M. Kemal Paşa'nın ellerinden •periz. Bizi sevindirmek istiyorsa, şu al‡ak d‚şmanı tepelesin." Eliyle torbayı Nidai'ye doğru itti.133 K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 151

İZMİT'in batısına ge‡en bazı birlikler, g‚neyde Gebze'ye, kuzeyde Karadeniz kıyısında Şile'ye kadar ilerlediler. İngiliz birlikleri ile y‚z y‚ze geldiler. İngilizler alarma ge‡ti. T‚rkler sakindi. Aldıkları emir gereği, telaş etmeden yayılıp yerleştiler. Bir İngiliz subayı Gebze karşısındaki T‚rk birliğinin komutanından hemen m‚lakat istedi. Aradaki şeritte buluştular. General Ha-rington 'T‚rklerin tarafsız b•lgeye ilerleyip ilerlemeyeceklerini' •ğrenmek istiyordu.133a Bu kesimde m‚ttefiklerin saptadıkları tarafsız b•lge sınırı Gebze'den başlamaktaydı. T‚rk subayları oyunbaz İngilizlere g‚lerek baktılar: Tarafsız b•lge mi? Bu b•lge tarafsız olsa Yunan donanması İstanbul'da ‚slene-mez, ihtiya‡larını İstanbul'dan sağlayamaz, İstanbul'da Yunan askeri bulunamaz, Yunan savaş gemileri İstanbul'dan Karadeniz'e a‡ılıp T‚rk şehir ve kasabalarını bombardıman edemezdi! Harington'un sorusuna KŠzım Œzalp'tan şu cevap geldi: "Ankara'dan alacağımız emre g•re hareket edeceğiz." KUVVETLERİNİN T‚rk birlikleriyle karşı karşıya gelmesi, General Harington'u ‡ok tedirgin etmişti. Albay KŠzım Œzalp'in lastikli cevabı iyice huylandırdı. Ama bir gelişme, generalin ‚mide d‚şmesine yol a‡acaktı. Emekli Binbaşı Henry'yi bilgi toplaması i‡in bir s‚re •nce Anadolu'ya g•ndermişti. Henry


madencilikle ilgileniyor g•r‚necekti. İnebolu'ya inmiş, dinlenmek i‡in İnebolu yakınındaki Ecevit'te bulunan Refet Paşa ile tanışmış, uzunca bir g•r‚şme yapmışlardı. Bu g•r‚şme Binbaşı Henry'de, M. Kemal'in General Harington'la g•r‚şmeye istekli olduğu izlenimini uyandırmıştı. Henry, bu kritik g‚nde İstanbul'a d•nd‚ ve edindiği izlenimi General Harington'a bildirdi. Harington, Henry'nin getirdiği olağan‚st‚ habere d•rt elle sarıldı. M. Kemal'le buluşabilirse, hava yumuşayabilir, T‚rkler İstanbul'a y‚r‚mez, şehirde ‡atışma ‡ıkmaz, belki de bir anlaşma i‡in ilk adımlar atılabilirdi. İzin ve talimat verilmeM i‡in durumu acele Londra'ya bildirdi. Konu kabinede tartışıldı ve şartlı izin ‡ıktı: Harington, buluşmayı is152 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu teyen M. Kemal'i sadece dinlemekle yetinecek, g•r‚ş bildirmeyecek-ti. Y‚ksek Komiserlik M‚steşarı Rattigan, İngiltere'nin bu asi generali ciddiye almasına karşıydı. H‚k‚metin uygun g•rmesi ‚zerine, hi‡ olmazsa M. Kemal'in Harington'un bulunacağı savaş gemisine, a‡ık‡ası generalin ayağına gelmesi gerektiğinde ısrar etti. Harington h‚k‚metin talimatını ve Rattigan'ın tavsiyesini dikkate alarak nazik bir mektup yazıp M. Kemal'e, İnebolu a‡ıklarına gelecek Ajax zırhlısında kendisini dinlemeye hazır olduğunu bildirdi.134 Mektubu yollamasını yeni Hariciye Nazırı A. İzzet Paşa'dan rica ettiler. Paşa duraksadı. ˆ‚nk‚ Ankara'dan bir daha g•rev almayacağı s•z‚n‚ vererek ayrılmış ama s•z‚n‚ tutmayarak, Hariciye Nazırlığını kabul etmişti. M. Kemal'in g•stereceği tepkiyi kestirebiliyordu. Bunun i‡in Ankara'nın İstanbul'daki resmi olmayan temsilcisi, Kızılay İkinci Başkanı Hamit Hasancan'ı tavsiye etti. Kızılay y•neticilerinin b‚y‚k ‡oğunluğunun Milli M‚cadele'yi desteklediği herkes‡e bilinmekteydi. Osmanlı h‚k‚meti, kızılaycılı-ğın bir d‚zey ve nitelik işi olduğunu bildiğinden, bu kuruma ve y•neticilerine dokunmamak akıllılığını g•stermekteydi. Rattigan Hamit Bey'le g•r‚ş‚rken, Ankara'yı aşırı isteklerde bulunmak ve İngiltere'nin hayati ‡ıkarlarını kabul etmemekle su‡ladı, g•zdağı vermeyi de ihmal etmedi: "Kemalistler İngiltere halkının savaştan usandığını sanmakla hata ediyorlar. B•yle giderse bir g‚n karşılarında, kendilerini ezmek azmiyle birleşmiş B‚y‚k Britanya'yı bulacaklar." 135 Hamit Bey, 'zaten karşımızda, işgalci olarak başkentimizde, her entrikanın ve k•t‚l‚ğ‚n de arkasındasınız' diyecekti, kendini tuttu. Yeni başlamış bir s‚reci olumsuz etkilemekten ‡ekindi. Gizli telgraf merkezi aracılığıyla mektubun metnini o gece M. Kemal Paşa'ya iletti. MİHALIˆˆIK ile Porsuk ırmağı arasındaki k‚‡‚k ˆınarlı k•y‚n‚n k•y odasında muhtar, yaşlı başlı k•yl‚ler, esirlikten ‚‡ g‚n •nce d•nm‚ş olan Gazi ˆavuş'u dinliyorlardı. İki g‚n hi‡ uyanmadan •l‚ gibi uyumuş, ilk bu akşam insan i‡ine ‡ıkmıştı. Yaşadığı ‡etinlikler derin y‚z ‡izgilerinden okunmaktaydı. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 153 Balkan Savaşı'nda, ˆanakkale ve Irak'ta d•v‚şm‚ş, Musul'a doğru geri ‡ekilirken esir d‚ş‚nce, Hindistan'daki esir kampına g•t‚r‚lm‚şt‚. O m‚thiş g‚nleri sakin sakin anlatıyordu: "Bazı subaylarımızın dediğine g•re, İngilizler, kıpırdanan Hint M‚sl‚manları yenildiğimizi iyice anlasınlar da uslu dursunlar diye bizi oraya g•t‚rm‚şler. Esir olmak da savaşın cilvesidir diye birbirimizi teselli etmekteydik. Ama bir İngiliz astsubayı bir subayımızı tokatlayınca kahrolduk. İngiliz gemilerinin g‚le oynaya ˆanakkale'den ge‡tiklerini, Fransızların ˆukurova'ya girdiklerini, Ermenilerin Kars'ı aldıklarını, Yunanlıların İzmir'e ‡ıktıklarını duyunca, ‚z‚nt‚den ağ-laştık. M. Kemal Paşa Anadolu'nun başına ge‡ip de yedi d‚vele meydan okuyunca da sevin‡ten ağlaştık. Oradan Mısır'daki kampa getirdiler. †‡ arkadaş ka‡tık. Bilmediğimiz yollara d‚şt‚k. ˆ•lde kaybolduk. Yakalandık. Hapis yattık. Altı ay •nce pis bir y‚k gemisiyle İstanbul'a getirip bıraktılar. Bir daha vurulduk. ˆ‚nk‚ İstanbul h‚k‚metinin esirlikten d•nenlerle ilgilendiği yok.


ˆoğumuz hasta, yaralı, sakat, bakıma muhta‡. Devlet y‚z‚m‚ze bakmıyor. Sanki İngilizler dost, bizler d‚şmanız. Allah Allah! Biz hangi devlet i‡in savaşmıştık? O kadar sayageldiğimiz Padişahımızın devleti, b•yle bize yabancı bir devlet olmuş. Rumlarla Ermeniler, sakat, yalnız gazileri tenhada sıkıştırıp d•v‚yor-lar.135a Neyse ki ben dilenmeden ve d•v‚lmeden bir iş buldum. Kuruş kuruş yol parası biriktirdim. Param tamam olunca yola ‡ıktım. Sonunda Allahıma bin ş‚k‚r, k•y‚me d•nd‚m, evime kavuştum." Bakışlarını dolaştırdı, "Bir şey sormak istiyorum.." dedi, "..askerlik ‡ağına gelmiş ‡ocukların ‡oğu k•yde. €ğrendim ki ‡ocukları elbirliği ile saklayıp askere g•ndermemişiniz. Benim oğlumu da k•yde tutmuşunuz." Uzun bir sessizlikten sonra muhtar, "Evet, doğrudur" diye mırıldandı. "Niye b•yle ettiniz ki?" Yaşlı muhtar dikildi: "Bak Gazi ‹avuş, yaşıtlarından k•ye bir sen geri d•nd‚n, •tekilerden hi‡ haber yoktur. Ocaklarınız s•nmesin diye oğullarınızı koruduk. Yanlış mı ettik?" 154 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

Gazi ˆavuş ayağa kalktı: "Yanlış etmişiniz Muhtar Ağa. İşgal ne, d‚şman nedir bilseydiniz b•yle yapmazdınız herhalde. Savaş daha bitmedi. Biz t‚keninceye kadar d•v‚şt‚kt‚. Sıra oğullarımızdaydı. ˆocukları analarının etekleri altında saklamaya devam ederseniz, bu sefer b‚t‚n milletin ocağı s•necek, her g‚n ağlayacağız. Ben yarın oğlum Ali'yi askere g•t‚receğim. Haydi Allah rahatlık versin." Sekerek odadan ‡ıkıyordu, Muhtar Emmi, "Acele etme." diye seslendi, "..yarın bir daha konuşalım." GECE M. KEMAL PAŞA, Fevzi Paşa, Yusuf Kemal Tengirşenk, İstanbul'dan Ankara'ya ge‡en ve Dışişleri M‚steşarlığına atanan Suat Davaz ve Hikmet Bayur, istasyondaki binada toplanmışlardı. Haring-ton'un mektubunu inceliyorlardı. Değerlendirme uzun s‚rmedi. Kısa ve nazik bir cevap hazırlandı. †‡ nokta vurgulanıyordu: G•r‚şme isteğinin M. Kemal'den geldiği doğru değildi; tam istiklal ilkesinin kabul edilmesi şartıyla g•r‚şme m‚mk‚n olabilirdi; g•r‚şme gemide değil, karada, İnebolu'da yapılabilirdi.136 Fevzi Paşa tok sesiyle, "Yani kendi toprağımızda" dedi. Bu hava ve ‚slup Suat Davaz i‡in ‡ok yeni şeylerdi. Osmanlı Hariciyesi ka‡ zamandır y‚ksek sesle ve kesin konuşmayı unutmuştu. Cevap metni, Hamit Hasancan eliyle İngilizlere ulaştırılmak ‚zere gece yarısı İstanbul'a tellendi. HAMİT HASANCAN, cevap metnini, sabahleyin Hariciye Nazırı A. İzzet Paşa'nın s‚sl‚ odasında Rattigan'a verdi. Meraklı Ratti-gan hemen cevaba g•z attı. Okuduk‡a y‚z‚n‚n rengi değişiyordu. Birden patladı: "M. Kemal, General Harington'la g•r‚şmek i‡in İngiltere'nin tam istiklal ilkesini kabul etmesini •n şart olarak ileri s‚rm‚ş. Tam istiklal ne demek?" Hamit Bey g‚l‚msedi: "Siz tam istiklalden ne anlıyorsanız işte o demek." Rattigan başını A. İzzet Paşa'ya ‡evirerek, "Kemalistler akıllarını ka‡ırmış g•r‚n‚yorlar.." dedi, "..b•yle bir şart asla kabul edilemez!"137 Kalktı, pencereye gitti. K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 155


A. İzzet Paşa şaşırmıştı, Ha-mit Bey'e eğildi, "Bu ‡ocuk‡a bir ‡ılgınlık.." diye fısıldadı, "..İngiltere gibi bir b‚y‚k devlete •n şart ileri s‚r‚l‚r m‚? İngiltere gibi b‚y‚k bir devlet •n şart kabul eder mi?" 138 Hamit Hasancan, Ordu Komutanlığı, Harbiye Nazırlığı, Sadrazamlık yapmış olan bir zamanların bu ‚nl‚ ve saygın askeri A. İzzet Paşa'ya h‚z‚nle baktı. Milli M‚cadele'nin anlamını hi‡ kavramamış, kapit‚lasyonları ve işgali yazgı diye kabullenmiş, emperyalizmin yenileceğini aklının ucundan bile ge‡irmeyen, Sevr Antlaş-ması'nı alınyazısı gibi g•ren, ‡‚r‚m‚ş d‚zenin ‚r‚n‚, tipik bir Osmanlıydı. Sesini d‚ş‚rmeye gerek g•rmeden, "Paşam.." dedi, "..hi‡bir devlet şerefimizden ve ‚midimizden daha b‚y‚k değildir." Rattigan, pencereden, Temmuz g‚neşi altında g‚m‚ş gibi parlayan İstanbul'a bakıyor ve ş•yle d‚ş‚n‚yordu: "Lord Curzon haklı. İstanbul'u T‚rklerden almak, Avrupa'nın beş y‚z yıldır beklediği bir fırsattı. Ne acı ki bu fırsatı ka‡ırmış g•r‚n‚yoruz. Tarafsızlığı a‡ık‡a terk etmeli ve k‚stah Ankara'ya karşı b‚t‚n g‚c‚m‚zle Yunanistan'ı desteklemeliyiz.139 M‚sl‚man T‚rklerin Avrupa toprağında ne işi var?" İngiliz Dışişleri Bakanlığı M. Kemal'in Harington'a yolladığı mesaja cevap vermeye gerek olmadığına karar verecek, Malta'daki s‚rg‚n T‚rkler gibi Anadolu'daki esir İngilizler de yaklaşan savaşın sonunu bekleyeceklerdi.13951 Ahmet izzet Pa ş a 156 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Harbiye de ingiliz i ş gali alt ı nda

MİLLETVEKİLLERİ soluk almak i‡in Millet Bah‡esi'nde oturuyorlardı. Hava ‡ok sıcaktı.


Aralarında Malta'dan ayrıldıktan sonra oyalanmadan Ankara'ya gelmiş olan Ziya G•kalp de vardı. Konu Avrupa'ydı. G•kalp s•ze karışmadan dinliyor, Ankara ortamındaki d‚ş‚nceleri dinlemeye •nem veriyordu. Yunus Nadi Bey d‚ş‚ncesini sorunca susamadı, ellerini her zamanki gibi g•beğinin ‚zerinde birleştirerek, "Avrupa konusu •nemli.." dedi, "bu konuda bir-iki şey s•ylemek istiyorum. B‚y‚k savaşın bitmesinden beri ne kadar ‡ok olay yaşadık. Memleketimiz bug‚ne kadar hi‡ bu kadar uyandırıcı olaylar karşısında kalmamıştı. B‚y‚k musibetlerin uyandırıcı bir etkisi vardır. En b‚y‚k musibet, emperyalistlerin niyetini b‚t‚n ‡ıplaklığı ile a‡ıklayan Sevr Antlaşması'dır. Bu antlaşmayla T‚rkiye'yi par‡alamak, k‚‡‚len T‚rkiye'yi bile s‚rekli denetimleri altında tutmak istiyorlar. Ankara bu feci antlaşmayı reddetti, İstanbul ise kabul etti. Emperyalizmin niyetini ve Sevr'i kabul eden teslimiyet‡i zihniyeti asla unutmamalıyız. Bunlar T‚rkiye i‡in iki b‚y‚k tehlikedir. Avrupalı siyaset‡ilerin bencil ve acımasız oldukları doğru. Her soruna kendi ‡ıkarları a‡ısından ve kendi •l‡‚leriyle bakıyorlar. GerK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 157

Ziya G • kalp

‡eği araştırmak zahmetine de girmiyorlar. Ama Avrupa uygarlığını bu siyaset‡iler değil, Avrupa'nın sanatı, bilimi, d‚ş‚nce hayatı ve tekniği temsil eder. Avrupa siyaset‡ileriyle Avrupa uygarlığını birbirine karıştırmamalıyız. Papaza kızıp oru‡ bozulmaz. T‚rklerin y‚z‚ Orta Asya'dan beri batıya d•n‚kt‚r.." Y. Kadri edebiyat yapmadan duramadı: "Hep g‚neşi kovalamışız." "Evet, g‚neşi kovalayarak, yurt, devlet, hanedan, din, alfabe de-ğiştire değiştire, Orta Asya'dan K‚‡‚k Asya'ya, Anadolu'ya gelmişiz, ancak burada s‚k•n bulabilmişiz. Biz Batı T‚rkleriyiz. M‚ttefiklerin oburluğu, niyetleri, Sevr Antlaşması, Yunanlıların vahşeti, bazı arkadaşlarımızın duygusal doğuculuğu, dar g•r‚şl‚ din ‡evrelerinin tutumu, tarihin bu iki bin yıllık akışını tersine ‡evirmeye yetmez. ˆevirmeye ‡alışanlar başlarını tarihe ‡arparlar. Bu ger‡eği de asla unutmamalıyız. †‡‚nc‚ b‚y‚k tehlike de bunu unutmaktır." ZİYA GŒKALP'in iki ay kadar •nce aralarında bulunduğu Malta s‚rg‚nleri sıkıntılarını okuyarak, yazarak, konuşarak, dil •ğrenmeye ‡alışarak unutmaya ‡alışıyorlardı. Serbest bırakılmaları son dakika durdurulan 27'ler Vardela adlı kışlaya alınmışlardı. Burası tel •rg‚lerin dışındaydı, Polvarista adlı zindandan daha rahattı. T‚m s‚rg‚nlere haftada iki g‚n d•rt saat de şehre inme izni verildi. Valetta tam bir liman şehriydi. Daha ilk g‚n, Malta'dan ka‡mayı hayal edenlerin ka‡ma heveslerini iyice canlandırdı. ˆeşitli gruplar İngilizlere ve s‚rg‚nler arasında bulunması olası boşboğazlara belli etmeden planlar yapmaya koyuldular. 158 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu


En kararlılar İttihat‡ıların İaşe Nazırı Kara Kemal ile Ermeni kıyımına karıştıkları iddiasıyla buraya getirilmiş olan valiler grubuydu. İngilizler bunları yargılamadan bırakmayacaklarını a‡ıklamışlardı. Ka‡ış i‡in ‡ok becerikli, işbilir ve ağzı sıkı birinin dış hazırlığı ‚zerine alması gerekiyordu. Bu kişiyi Kara Kemal Bey buldu: Emekli S‚vari Yarbayı, İttihat‡ı Basri Bey. Sans‚rden ka‡ırılan bir mektup ve hesabına yeterli para g•nderilen Basri Bey vakit kaybetmeden İtalya'ya ge‡ecekti.139b ALBAY KŽZIM, 17. T‚men Komutanı Albay Nurettin •zsu ile İzmit B•lgesi Komutanlığına atanmış olan Yarbay Emin Yazgan'ı, M‚rettep Kolordu karargŠhına ‡ağırmıştı. Durumu değerlendirdiler. Yunan taarruzu yakın g•r‚n‚yor, cephe gerisini gecikmeden g‚ven altına almak gerekiyordu: "Emin Bey, Gebze-Şile arasındaki o s•zde tarafsız b•lgenin sınırını b‚t‚n‚yle denetim altına alın, bu kesimdeki Rum ve Ermeni ‡etelerinin İstanbul ile bağlantılarını kesin. Sapanca G•l‚'n‚n kuzeyini bu ‡etelerden siz temizleyeceksiniz. Bunun i‡in emrinizdeki k‚‡‚k milli m‚frezeleri kullanın. ˆetenin dilinden ‡ete anlar." G‚l‚şt‚ler. Nurettin Bey'e de, "Siz de Gemlik'e doğru ‡ekilen Yunan alayını takip etmeyi hızlandırın.." diye emretti, "..K•rfez k•ylerinin bir kısmını olsun yakılmadan kurtarmaya ‡alışalım. Sapanca'nın g‚neyindeki b•lgeyi de siz temizleyeceksiniz. Geride bir tek ‡apulcu, eşkıya, haydut kalmayacak. Halk nihayet bir oh desin. ˆok ‡ekti zavallılar. Teslim olan haydutları sağ isterim." Albay Nurettin, "ˆeteler tamam.." dedi, "..ama bu namussuz alay ge‡tiği yeri yakarak ‡ekiliyor. Engellemek i‡in ‡ırpmıyorsak da pek başa ‡ıktığımız s•ylenemez. Savaşın da bir ahlakı vardır. Bunlarda savaş ahlakının zerresi yok." Hın‡ dolu bir sessizlik sindi odaya. Kurmay Başkanı Hayrullah Fişek, "Karam‚rsel'de, İstanbul'dan ka‡ırılmış iki yeni topumuz vardı.." diye sessizliği bozdu, "..Yunanlılar işgal edince orada kalmıştı.140 Eğer ellerine ge‡tiyse ‡ok yanarım." K‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 159

11. T†MEN'in Gemlik'e ‡ekilen alayı, Karam‚rsel'i de b‚t‚n‚yle yakmıştı.141 HŠlŠ t‚t‚yordu. İnebolu gibi Karam‚rsel de Anadolu'nun bir kapısıydı. İstanbul'dan buraya da ka‡ak silah ve cephane getirilir, gelen silah ve cephaneyi halk, kadın erkek, ‡oluk ‡ocuk ellerinde, sırtlarında taşıyarak arabalara y‚klerlerdi. M‚freze dumanlar i‡inden ge‡erek ortada bir yerde durdu. †rpertici bir sessizlik vardı. Yalnız i‡in i‡in devam eden yangının ‡ıtırtıları duyuluyordu. Sağda solda vurulmuş, yanmış hayvan leşleri yatmaktaydı. M‚freze komutanı ‚steğmen, "Kimse yok mu?" diye bağırdı. Bir yıkıntının i‡inden ‡ok yaşlı, kamburca bir kadın ‡ıktı. Baktı. Y‚z‚nde g‚l‚msemeye benzer bir g•lge belirdi. Acıdan kısılmış bir sesle, "Sahile gidin oğul" dedi. Atları sahile s‚rd‚ler. Birden bir kadının attığı sevin‡ ‡ığlığı işitildi: "Kemal'in askerleriiiii!" Ağa‡ların arkasından, ‡ukurlardan, ‡atısı yanmış kayıkhaneden, tepeciklerin ardından y‚zleri isten ve korkudan kararmış, g•zleri sevin‡ten b‚y‚m‚ş yaşlı kadınlar bağrışarak ‡ıktılar. Bir anda atların arasına karışıp ‚steğmenin ve askerlerin ‚zengilerine sarılıp ağlaşa-rak ayaklarını •pt‚ler: "Elhamd‚lillah!" †steğmenin i‡i par‡alandı: "Başka kimse yok mu? Bu kadar mı kaldınız anacığım?" Kadın ağlayarak g‚ld‚, "Yok oğulcan.." dedi, "..d‚şmanın geleceğini duyunca ka‡ıştık. Biz koşamadıktı, buraya saklandık. €tekiler dağa gittiler. Geldiğinizi anlayınca aşağı inerler. İki top gizlemiştik. Onları da getirirler.."


Canıyla baktı: "..Oh yavrum, domuzlar daha uzaklaşmamıştır. Yetişip ‡evirin topları ‚stlerine, verin mermiyi, verin mermiyi.." "Toplar nerde?" Yaşlı kadın, "Dur, bekle" dedi, kayıkhaneye y‚r‚d‚, az sonra 12-13 yaşında, pembe y‚zl‚ g‚zel bir kızla d•nd‚: "Torunumdur, sahildeydi, bu da ka‡amadı. Kayıkhanenin mahzenine sakladık, kapağının ‚st‚ne ağları yığdık, domuzlar bulamadı160 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu lar. Ş‚k‚r kızlarımızı saklamaya gerek kalmadı artık. Bu seni bizimkilerin olduğu yere g•t‚r‚r. Topların yerini g•sterirler. Haydi kızım!" Kız ‚steğmene el etti: "Beni takip et ağabey." Birka‡ adım y‚r‚d‚. Sonra dayanamadı, heyecanla koşmaya başladı. Yangın yerinden ‡ıkıp yolu ge‡tiler, dağa vurdular. K‚‡‚k kız ‚steğmenin atının yanında, atın tayı gibi koşuyordu. Kestirmeden dağa tırmandılar.

İ psiz Recep ‡ etesi

YARBAY EMİN BEY İzmit'e d•nm‚şt‚. Emrindeki milli m‚freze reislerini ‡ağırttı. Reisler geldiler. Aralarında Fatma Seher Hanım da vardı. G•revlerini anlattı. Eski eşkıya İpsiz Recep, "Askerce mi d•v‚şeceğiz?" diye sordu. "Evet. Teslim olana dokunmayacaksınız. Cezasını devlet verir." Kandıralı Molla Halit itiraz etti: "Onlar •yle mi yaptı? Ne asker dinlediler, ne sivil, ne ihtiyar, ne kız, ne kadın, ne ‡ocuk.." K„tahya - Eskişehir Savaşma Hazırlık 161


m Fatma Seher Han ı m

G•zlerinden kin akıyordu. Emin Bey "Bana bakın.." dedi, "..biz cellat değiliz, askeriz." "Kumandanım bunların hepsi eli kanlı haydut!" Emin Bey ayağa kalktı. Reisler de kalkıp askerce durdular. "Œfkenizi gemleyin. Emrimin dışına kim ‡ıkarsa, canını yakarım. Kurmay Başkanına uğrayıp g•rev b•lgelerinizi •ğrenin. Haydi!" Bir ağızdan "Baş‚st‚ne!" dediler, selam ‡akıp ‡ıktılar. KARŞILARINDA birden s‚varileri g•ren dağa ka‡mış kadın-er-kek Karam‚rselliler ‡ığlık ‡ığlığa atılıp s‚varileri ve atlarını sevgiye boğdular. Topları dik bir yamacın en ‚st‚ne, ağa‡lar arasına saklamışlardı. Hep birlikte oraya ‡ıkıldı. †zerlerini yapraklı dallar ve otlarla •rterek, topları ormana katmışlardı. †steğmen şaşkınlık i‡inde, "Bu koca topları buraya nasıl ‡ıkardınız?" diye sordu. Bilge g•r‚n‚şl‚ bir ihtiyar, g‚l‚mseyerek, "Değişik bir milletiz.." dedi, "..işler d‚zg‚nse ertesi g‚n‚ bile d‚ş‚nmeyiz, birbirimizi yeriz. İşler karıştık‡a ağır ağır uyanmaya başlarız. İyice karışınca da, kenetlenip olmayacak işleri başarırız. Bunları da buraya b•yle ‡ıkardık. ˆıkarmadık u‡urduk." M‚frezenin ‡avuşu becerikliydi. Toplan aşağıya indirmek i‡in askerleri ve k•y‚n erkeklerini işe koştu. Kadınlar, kızlar, ‡ocuklar bir k•şede toplanıp seyre durdular. İhtiyarla ‚steğmen de bağdaş kurup oturdu. İhtiyar bir sigara sarıp uzattı: "Buyur." "Sağ ol." "Daha işin başında, baltayı, kazmayı, tırpanı kapıp Kemal Pa-şa'nın bayrağı altına koşmak varmış. Ve lakin işgal nedir bilmediği162 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

miz i‡in ge‡ ayıldık oğul. Kafamızı karıştıranlar da oldu. Tepenin ardını g•remedik. ˆok acı g‚nler yaşadık. Neyse, hepsi bitti gitti." "Karam‚sel'de sağlam bir tek ev bile kalmamış. Ne yapacaksınız?" "Hava sıcak, a‡ıkta yatarız. Biz o evleri parayla pulla değil, sabırla yapmıştık. Yine yaparız. Bizde sabır ‡ok. Yeter ki kendi bayrağımızın altında olalım. Bunun değerini bilmeyen, d‚nyada hi‡bir şey bilmiyor demektir." Kadınlar alkışlayıp bağırışınca baktılar. Erkekler, ilk topu kımıldatmış, y‚r‚t‚yorlardı. İhtiyar, "Şunlar gibi y‚zlerce topun g‚rlediğini de bir g•rebil-sek.." diye g•ğ‚s ge‡irdi, g•zlerini ‚steğmene ‡evirdi, "..Ne dersin, g•r‚r m‚y‚z? Ne zaman g•r‚r‚z?" †steğmen 17. T‚men'dendi. T‚meninin durumunu biliyordu. Œn‚ne baktı. KIYICILIĞI ile ‚nl‚ ‡eteci Hrisantos ve adamları, Şile'nin hemen doğusunda, Kabakoz yakınındaki sık ağa‡lıkta mola vermişlerdi. K•t‚ haberler almışlardı bug‚n. Bir ‡ete Kandıra


yakınında, bir başka ‡ete de Ak‡aova'da kıstırılıp yakalanmıştı. Ah Panaya mu! Yunan t‚meninin ‡ekilmesinden sonra T‚rkler b•lgeyi temizliyor olmalıydılar. Bunun ‚zerine taşıyamadıkları ağır yağma mallarını bırakıp yola d‚şm‚şlerdi. Hepsinin cebi, kuşağı, heybesi para ve takı doluydu. Bu gece Şile'nin g‚neyinden tarafsız b•lgeye ge‡erek orada birbirlerinden ayrılıp İstanbul'a dağılacaklardı. Akşam karası ‡•km‚şt‚. B‚y‚k‡e bir ateş ‚st‚nde iki kazan kaynıyordu. ˆoğu tıraş olmuş, derli toplu bir kılığa girmişti. ˆetenin birka‡ ileri geleni şarap i‡erek Hrisantos'u dinliyordu: "..†z‚lmeyin vre. Bizimkiler T‚rk ordusunu tepeleyince yine buraya d•neriz. Sakarya'nın •tesine bile ge‡eriz. O zaman buralar ‡ok şenlikli olacak. Bir d‚ş‚n‚n. Ta Ak‡akoca'ya kadar y‚zlerce yeni k•y." Bir ‡eteci, silahına sarılıp ayağa zıpladı. Hrisantos kızdı: "Ne oluyor?" "Bir ses duydum." K„tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 163

"Otur yerine pezevengi! Ne telaş ediyorsun? D•rt yanda n•bet‡i var." ˆeteci isteksizce yerine oturdu ama kulağı tetikte bekledi. Ağa‡lar hışırdıyordu. ݇i rahatlamıştı ki orta yere el bombası gibi bir ses d‚şt‚: "Davranmayın, sarıldınız!" Hrisantos ve onun gibi hızlı iki ‡eteci silahlarını ‡ekip ayağa fırladıkları anda t‚fekler patladı. Žnında devrildiler. †‡‚ de başından vurulmuştu. D•rt yandan Kara Fatma ve kızları belirdi. T‚fekleri ‡etecilere d•n‚k, parmakları tetikteydi. Biri kımıldasa silahlarını boşaltacakları belli oluyordu. Kara Fatma emretti: "Silahlarınızı bırakıp ayağa kalkın!" Hrisantos'un par‡alanmış suratı g•zlerinin •n‚nde duruyordu. Hi‡ duraksamadan kalktılar. "Tabancası, bı‡ağı olan yere atsın." Attılar. †zerlerindeki, heybelerindeki m‚cevher ve paraları, hi‡ itiraz etmeden, ortaya serilen battaniyenin ‚zerine yığdılar. "İşte b•yle palikaryalar. Balta d•ner, sap d•ner, g‚n gelir hesap d•ner. İki yıllık zulm‚n, yağmanın, kundak‡ılığın, hainliğin, hayvanlığın hesabını verme g‚n‚n‚z geldi. Sizi divan-ı harbe teslim edeceğiz. Akıbetinizi o belirleyecek." Akıbetlerinin ne olacağını kestiriyorlardı. Titrediler. Ela g•zl‚ bir gen‡ kadın usulca Kara Fatma'nın yanına sokuldu, al‡ak bir sesle, "Aradığım iti sonunda buldum abla" dedi. Kara Fatma da fısıltıyla sordu: "Hangisi?" "Ateşin yanında duran." Ateşin yanında esmer, kıvırcık sa‡lı, dolgun dudaklı bir ‡eteci duruyordu. Kara Fatma'nın bakışından huylanıp başını •n‚ne eğerek suratını saklamaya ‡alıştı. "Komutan diri isterim dediydi." "•ld‚rmeyeceğim." "Peki •yleyse." Ela g•zl‚ kadın ilerledi, t‚feğinin namlusuyla Rum ‡etecinin ‡enesinin altına dokundu: 164 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Kaldır başını!" Erkek başını doğrulttu. "Bana bak!" Erkek baktı. "Tanıdın mı beni?" Erkek g•zlerini kapadı, zor duyulur bir sesle "Affet" dedi. Kadın bir adım geri ‡ekildi. Olacağı sezen kadınlar ve ‡eteciler nefeslerini tuttular. Erkeğin


apış arasına ardarda iki el ateş etti. Erkek yakıcı bir ‡ığlık atarak par‡alanan kasıklarını tuttu, sarsıla sarsıla dizlerinin ‚st‚ne ‡•kt‚, başı •n‚nde, ulur gibi bağırmaya başladı. Ela g•zl‚ kadın Kara Fatma'ya minnetle baktı: "Sağ ol abla. Belki artık rahat uyuyabilirim." "Tamam kızım." Sesini y‚kseltti: "Bağlayın bu rezilleri birbirlerine. Ağırdan alanı, karşı geleni, ka‡maya yelteneni Šnında vurun!" ˆeteciler yıldırım gibi sıraya girdiler. İZMİR Basmane istasyonu hıncahın‡ doluydu. General Papulas, ordu karargŠhında h‚k‚met temsilcisi olarak bulunacak olan General Stratikos ve kurmay kurulu, •zel trenle, savaşı y•netecekleri Uşak'a hareket etmek ‚zereydiler. Her yan Yunan bayraklarıyla s‚slenmişti. Genel Vali Stergiadis, Yardımcısı, Belediye Başkanı, Metropolit Hrisostomos, şehrin ileri gelenleri, İzmir karargŠhında kalan subaylar, gazeteciler ve taşkın halk, ordu komutanını yolca etmeye gelmişlerdi. Bando durmadan zafer marşını ‡alıyor, fotoğraf‡ıların magnezyum ışıkları ‡akıp s•n‚yor, Rumlar "Ankara'ya!" diye bağırıyordu. Tren alkışlar arasında hareket etti. Hrisostomos g•ğs‚ndeki ha‡ı başı hizasına kaldırarak trenin son vagonu da •n‚nden ge‡ene kadar •yle durdu, hepsini kutsadı. General Stratigos'a verilen g•rev Pallis ve Sariyannis'le birlikte Papulas'ı da rahatsız etmişti. Papulas, siyaseti askerlikten ‡ok seven bu geveze generalin, ordu karargŠhında zorlukla sağladığı uyumu bozacağından ‚rk‚yordu. Tren istasyondan uzaklaşınca ‚‡‚n‚ kompartımanına davet etti. Oturur oturmaz General Stratigos'a, "GeneK‚tahya - Eskişehir Savaşına Hazırlık 165 rai Dusmanis'in Kral Hazretlerine verdiği muhtırayı g•rd‚n‚z m‚?" diye sordu. Sesi hi‡ de dost‡a değildi. Kurmaylar da Dusmanis'in yardımcısı Stratigos'a kuşkuyla bakıyorlardı. Stratigos, "Evet, okudum.." dedi, "..hareket planını beğenmemiş. Karmaşık buluyor." 142 "Sizin d‚ş‚nceniz?" "Ben aynı d‚ş‚ncede değilim. Planı dikkatle inceledim ve ‡ok beğendim. Durumu ‡ok iyi değerlendirmişsiniz. Anadolu'nun derinliklerinde, Yunan ordusuna şeref katacak bir zafer g•r‚yorum." 143 Papulas rahatladı, "B•yle d‚ş‚nd‚ğ‚n‚ze sevindik General.." dedi, "..10 Temmuz g‚n‚ ordumuz, işte o zafere doğru y‚r‚yecek." Yunan b‚y‚k taarruzu başlıyordu. 166 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İkinci B•l‚m K‚tahya-Eskişehir Savaşı 10 Temmuz 1921 - 24 Temmuz 1921 10 TEMMUZ 1921 Pazar g‚n‚ saat 04.00'te Yunan ordusu, cephe gerisinde g‚venliği sağlamak i‡in yeterli kuvvet bıraktıktan sonra, S•ğ‚t-Afyon arasındaki 170 km. uzunluğundaki T‚rk cephesine doğru beş kol halinde harekete ge‡ti. 1921 yılının ‚‡‚nc‚ savaşı yola ‡ıkmıştı. Yunanlılar T‚rklere, yeniden kurdukları orduyu g‚‡lendirebile-cekleri geniş‡e zamanı hi‡ vermemişlerdi. En fazla iki ay ara verip yeniden saldırıyorlardı. General Trikupis komutasındaki Kuzey T‚menler Grubu (iki t‚men) İn•n‚ mevzilerine; General Polimenakos komutasındaki †‡‚nc‚ Kolordu (iki t‚men) K‚tahya kuzeyine ilerleyecekti. Bunların g•revi buradaki T‚rk birliklerini oyalayarak yerlerinde tutmaktı. Albay ‚iroyanis komutasındaki 9. T‚men'in hedefi de K‚tahya idi. Bu t‚menin g•revi kuzey ve g‚neydeki kuvvetler arasında g‚venliği ve haberleşmeyi sağlamak, T‚rklerde K‚tahya'ya


taarruz edileceği izlenimini uyandırmaktı. Yunan ordusunun ağırlık merkezi g‚neydeydi: K‚tahya - Eskişehir Savaşı 167

Katarlar Anadolu'yu ele ge ‡ irme hevesindeki Rum ve Yunanl ı lar ı cepheye ta şı yordu

Uşak-Dumlupınar ‡evresinde toplanmış olan General Kondu-lis komutasındaki Birinci Kolordu (iki t‚men) ile General Vlahapu-los komutasındaki İkinci Kolordu (iki t‚men) doğuya doğru hızla y‚r‚yecekler, T‚rk sol kanadına taarruz edeceklerdi. G‚ney T‚menler Grubu, iki t‚men ve s‚vari tugayı ile, bu iki kolordunun g‚neyinden Afyon'a y‚r‚yordu. Afyon'u d‚ş‚rd‚kten sonra, 12. T‚meni ile S‚vari Tugayı, T‚rk g‚ney kanadının arkasına dolanıp kuşatmak i‡in kuzeye ve kuzeydoğuya y•nelecekti.1 12. T‚men'e Kral'ın kardeşi Prens-General Andreas komuta etmekteydi.la YUNAN T†MENLERİNİN •nc‚ ve yancı birlikleri, yollardan, derelerden, ormanlardan, vadilerden, tarlalardan ge‡erek, otları, ekinleri, kır ‡i‡eklerini eze eze, karınca yuvalarını ‡iğneye ‡iğneye, postal, nal, boru, tekerlek ve motor seslerinden oluşan ‚rk‚t‚c‚ bir 168 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

uğultu ve homurtu i‡inde ilerlediler. Kuşlar ‡ığlık ‡ığlığa havalanıyordu. Atlı ve yaya •nc‚leri, kalabalık ve uzun alaylar, otomobiller, telsiz kamyonları, bataryalar, istihkŠmcılar, muhabereciler, sıhhiyeciler, bandocular, seyyar hastane ve mutfaklar, su tankları, kasap m‚frezeleri, ağır ve hafif cephane ve erzak kamyonları, ambulanslar, at arabaları, deve kolları, kesimlik s‚r‚ler izliyordu. Yunan •nc‚ler ile mevziler ilerisindeki T‚rk s‚vari birlikleri arasında yer yer ‡atışmalar başladı. Yunan u‡akları T‚rk mevzilerinin ‚zerinde durmadan dolanmaktaydı. Bir Yunan u‡ağı K‚tahya'yı bombaladı. Hızları ve y‚kselme yetenekleri d‚ş‚k, kolayca arızalanan eski T‚rk u‡akları Yunan u‡aklarını zorlukla engellemeye ‡alışıyorlardı. Karanlık basana kadar, sayı ve ateş g‚c‚ bakımından ‚st‚n Yunan birlikleri, ağırlaşarak da olsa ilerlemeyi s‚rd‚recek, zayıf ileri birlikler de d‚şmanı yıpratıp yavaşlatmaya ‡alışarak, adım adım asıl savunma mevzilerine doğru geri ‡ekileceklerdir. K„tahya - Eskişehir Savaşı 169


Albay İ zzettin ˆ al ış lar Albay Kemalettin Sami G • k ‡ en Albay (Deli) Halit Kars ı alan

SAVAŞIN BAŞLADIĞINI •ğleden sonra •ğrenen Y. Kadri Ge-nelkurmay'a koştu. KarargŠh ‡ok hareketliydi. Telgraf merkezi durmadan ‡alışıyor, subaylar koşuşuyor, şifreler ‡•z‚l‚yor, durum harekŠt haritasına işlenip değerlendiriliyor, ikinci kattaki M. Kemal ve Fevzi Paşalara s‚rekli bilgi veriliyordu. Kimsenin Y. Kadri ile ilgilenecek zamanı yoktu. Bu sevimli yazarı bir yere oturttular ve kendisini unuttular. Gece ortalık yatışınca, Yarbay Salih Omurtak, meraktan •len Y. Kadri'yi haritanın başına ‡ağırdı. ˆayına ekmek batırıp yiyerek bilgi verdi: "Bakınız, Batı Cephemiz S•ğ‚t'ten Afyon'a, oradan da batıya d•n‚p Menderes Irmağı boyunca Ege'ye kadar uzanıyor. Asıl cephe S•ğ‚t-Afyon arası. Bu cepheyi, g‚‡leri farklı d•rt ayrı grupla savunmaktayız. Œnce k‚‡‚k bir bilgi: Savaşın gelişimine g•re, bir yerden başka bir yere birlik kaydırmak gerekebilir. †‡ bin, beş bin kişilik bir t‚menin, bir yerden ‡ekilip alayları, toplan, kadana ve katırları, atları, m‚himmatı, yem ve yiyecekleri, hastanesi, b‚t‚n ara‡ ve gere‡leriyle yola ‡ıkıp bir başka yerdeki mevziye yerleşmesi, savaş kadar yorucu bir iştir. 'Falan t‚men şuradan alınıp şuraya g•nderildi' gibi bir c‚mle duyarsanız, bu c‚mlenin ‡ok b‚y‚k bir uğraş demek olduğunu unutmayın." Y. Kadri b‚t‚n ciddiliğiyle "Unutmam" dedi. 170 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Bir Yunan t‚meni 11.000 ile 13.000 askerden oluşuyor. Bizimkiler en ‡ok 5.000. Kuvvet bakımından iki-‚‡ T‚rk t‚meni, bir Yunan t‚meni ediyor. Bizimkiler kalabalık olmadıkları i‡in onlardan daha kolay ve hızlı hareket edebiliyorlar.


Cephe gerimizde Adana-Konya-Afyon-K‚tahya-Eskişehir-An-kara demiryolu var ki nakil ve ikmal işlerinde ‡ok b‚y‚k kolaylık sağlıyor. Bu bizim i‡in b‚y‚k talih. Ama bu konuda da ciddi sorunlarımız bulunuyor. Lokomotif sayısı yetersiz, elimizde ‡alışan sadece 18 lokomotif var. 23 lokomotif daha lazım ama elde etme şansımız yok tabii. Bozulanların onarımı, yedek par‡a olmadığı i‡in ‡ok uzun s‚r‚yor. K•m‚r yok, odun kullanıyoruz. Odun bulmak marifet. Vagonlar eski. Makinistlerin, hareket memurlarının ‡oğu Rum ya da Ermeni. Bunlar ancak silah zoruyla veya bol para karşılığı ‡alışıyorlar. Bir g‚n bu gafilliğin neye mal olabileceğini hi‡ d‚ş‚nmeden, demiryollarımızı g•z‚ kapalı yabancılara emanet etmişiz, onlar da tek T‚rk bile yetiştirmemişler. Bunlar hi‡ unutulmaması gereken hayati dersler! Şimdi Demiryolları Genel M‚d‚r‚ Albay Behi‡ Bey'in a‡tığı kursta acele T‚rk makinistler ve g•revliler yetiştirilmeye ‡alışılıyor. Uzun s•z‚n kısası, demiryoluyla birlik nakledilmesi de sorunlu bir iş.lb Şimdi gelelim birliklerimize. Sıkıldınızsa haber verin." Y. Kadri Bey isyan etti: "Hi‡ sıkılır mıyım? Bilmezsem savaşı nasıl izleyebilirim?" Salih Bey birer kahve s•yleyip devam etti: "PekŠlŠ. En kuzeyde, İn•n‚ mevzilerinde 1. Grup var. Komutanı Albay İzzettin ˆalışlar. İzzettin Bey ˆanakkale'de M. Kemal Paşa'nın kurmaybaşkanıydı. Birinci ve İkinci İn•n‚ Savaşlarına katılmış, ‡ok g‚venilir bir komutandır. Bu grubun solunda, K‚tahya'nın batısında, 3. Grup yer alıyor. Komutanı Albay Arif Bey. Orduda Ayıcı Arif diye bilinir. Arif Bey de Birinci ve İkinci İn•n‚ Savaşlarına katılmıştır. M. Kemal Paşa'nın sınıf arkadaşı. Laf aramızda, komutanlar zincirinin zayıf halkası. K‚tahya'nın g‚neyinde, Albay Kemalettin Sami G•k‡en komutasındaki 4. Grup bulunuyor. Bu komutanımız bug‚ne kadar 16 kez yaralanmıştır. Sağ eli bu y‚zden sakat.." Y. Kadri şaşırmıştı, g‚ld‚. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 171 "..İkinci İn•n‚ Savaşı'na katıldı ve 17'nci kez yaralandı. Ama ata iki kolu da sağlammış gibi biner. Kararlı, y‚rekli, bilgili bir komutandır. Bu ‚‡ grubumuz mevzilerini kesin olarak savunacak. 4. Grubun g‚neyinde, Afyon •n‚nde 12. Grup bulunuyor. Komutanı Albay Halit Karsıdan. Deli Halit diye anılır. İkinci İn•n‚ Savaşı'na katıldı, o da yaralanmıştı. Gayet sert, korkusuzca cephe hattında dolaşır, inat‡ı, değişik bir komutan. Bu grubun iki t‚meni, bir s‚vari tugayı var. Bunlar Afyon'un batısında ve kuzeyinde bekliyorlar. Yunan taarruzu başlayınca, bir t‚meni ve s‚vari tugayıyla d‚şmanı biraz oyalayıp f‚zeye ‡ekilecek, 4. Grubun sol kanadına yanaşacaklar. ˆekilecekleri mevziler •nceden hazırlanmıştır. Bunlar Seyitgazi y•n‚n‚ kapayacak, kuşatılma olasılığına karşı, ordunun sol kanadını koruyacaklar. İkinci T‚men, M‚rettep T‚men adını taşıyor, Afyon'un batısında. Bu t‚men g‚c‚ yettiğince Afyon'u savunmaya ‡alışacak. Bu birliğin ‚st‚n kuvvetlerle kesin savaşa girerek hırpalanmasını ve elden ‡ıkmasını uygun g•rm‚yoruz. Gerektiği zaman ezilmeden Afyon'un doğusuna ve g‚neyine ‡ekilip Konya y•n‚n‚ •rtecek.2 İşte b•yle. Durumumuz iyidir. Yunan ordusunun yayılışı, planı hen‚z anlaşılmış değil. İki g‚n i‡inde belli olur." 11 TEMMUZ PAZARTESİ, yine k‚‡‚k ve sınırlı ‡atışmalarla başladı. Askeri birlikler ile kadınlar ve askerlik yaşı dışında kalan erkeklerden kurulu iş‡i taburları, mevzileri daha da geliştirmek ve pekiştirmek i‡in boğucu sıcakta durmaksızın ‡alışmaktaydılar.28 Her t‚menin bir subay komutasında, 30 askerden kurulu birka‡ akıncı kolu vardı. Bunlar numaraları ile anılıyorlardı. Bu serden-ge‡ti kollar, Yunan birliklerinin gerilerine sarkıyor, aralarına sızıyor, telefon ve telgraf hatlarını kesmek, ikmal kollarını vurmak i‡in canlarını


c•mert‡e tehlikeye atıyorlardı. Akıncılar, Cephe Komutanlığının emri gereğince, orduya katılmayıp d‚şman cephesinin gerisinde, dağlarda kalacak, binbir tehlike i‡inde d‚şmanla ‡arpışmayı s‚rd‚receklerdir.215 172 Şu •ƒgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

Yunan işgaline uğrayacaklarını anlayan k•yler ve kasabalar halkından imkŠnı ve dermanı olanlar g•‡ yoluna d‚şt‚ler. Gecikenler Yunan birliklerinin ortasında kalacaklardı. Yunan ordusu yine T‚rk k•ylerini yakmaya başlamıştı. TBMM Başkan Vekili Dr. Adnan Bey, "Efendim.." dedi, "..g‚ndemimizde Bakanlar Kurulu Başkanımızın d‚şman mezalimi hakkında a‡ıklaması var. Buyrun Paşa Hazretleri." TBMM'nin k‚‡‚k toplantı salonundaki boyasız ve cilasız sıralar milletvekilleriyle, iki yandaki balkonlar dinleyiciler ve gazetecilerle doluydu. Savaşın başlamış olması dolayısıyla hava elektrikliydi. Fevzi Paşa k‚rs‚ye ‡ıktı. Mırıltılar s‚r‚yordu. "•nce, başlayan d‚şman taarruzu hakkında bilgi vermek istiyorum." Mırıltılar kesildi. Fevzi Paşa cephe durumunu a‡ıkladı, savaşın birka‡ g‚n sonra kesin safhaya gireceğini belirtti, s•z‚ Yunan zul‚mlerine getirdi: "Ge‡en g‚n Meclisimizde d‚şman mezalimi hakkında uzun tartışmalar yapıldı. Gerekirse, bizim de onun gibi davranmamızı teklif edenler oldu. Bu konuyu Bakanlar Kurulunda g•r‚şt‚k. D‚şman ordusu, ger‡ekten, her yenilginin acısını, gerideki masum ve silahsız insanlardan ‡ıkarmayı, k•yleri yakıp yıkmayı şiar edinmiştir. Ama efendiler, bizim askerimiz, y‚zyıllardan beri intikamını savaş meydanında almayı •ğrenmiş bir askerdir. Onun i‡in y‚ce heyetinizden istirham ediyoruz, d‚şmanın seviyesine inmeyelim..." Alkışlar ve bravo sesleri y‚kseldi.3 Œfkeli bir milletvekili yanındakine, "M‚ttefikler Anadolu'da işlenen cinayetleri bilmiyorlar mı?." dedi, "..Biliyorlar. İzmir'e ‡ıktığında Yunan t‚meni ve İzmirli Rumlar •yle şeyler yaptılar ki bir kurula inceletmek zorunda kaldılar. İzmit ve Gemlik arasındaki Yunan mezalimini incelemesi i‡in de bir Kızılha‡ Kurulu yolladılar. Kurullar bu iki yerde yapılan insanlık dışı hareketleri saptadı ve rapor etti.3a İnsan sanır ki Avrupalılar kıyameti koparacaklar. Tersine •rtbas ettiler. Her şeyi sessizliğe g•md‚ler. Ayın g•r‚nmeyen y‚z‚ gibi, Batının da g•r‚nen parlak y‚z‚n‚n arka yanı kapkara." K‚tahya - Eskişehir Savaşı 173

Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi ile Mazhar M‚fit Beyler sessizce dışarı ‡ıktılar. Meclis Başkanlığı odasının kapısı •n‚nde Salih Bozok'la Yarbay Salih Omurtak al‡ak sesle konuşuyorlardı. Hamdullah Suphi Bey, "Reis Paşa'yı g•rebilir miyiz?" diye sordu. Salih Bozok, "ˆalışıyordu ama sizi bekletmek istemez.." dedi, "..buyrun." Kapıyı vurup a‡tı, yol verdi. M. Kemal Paşa, masanın ‚zerine serilmiş bir harita başındaydı. Olduk‡a d‚ş‚nceli bir hali vardı. Girdiklerini fark etmedi. Hamdullah Suphi Bey seslenmek zorunda kaldı: "Paşam?" Başını kaldırdı. G•r‚nce, g‚l‚mseyerek ayağa kalktı, ellerini sıktı: "Buyrun." Oturmadılar. Hamdullah Suphi Bey, "Vaktinizi almayacağız." dedi, "..Mazhar M‚fit Bey'in başkanı olduğu Œğretmenler Derneği, birka‡ g‚n sonra Ankara'da toplanacak. İki y‚zden fazla •ğretmen katılıyor. Fakat Fevzi Paşa'yı dinleyince teredd‚te d‚şt‚k. Savaşın yoğunlaşacağı anlaşılan bir sırada b•yle geniş bir toplantı size ayak bağı olabilir. Uygun g•r‚rseniz erteleyelim." M. Kemal Paşa, "Hayır, hayır, ertelemeyin." dedi, "..cahillikle, ilkellikle savaş, d‚şmanla savaştan daha az •nemli değildir. Toplantıya katılacağım ve konuşacağım." 4 12 TEMMUZDA Yunan ordusunun stratejik yayılması anlaşılmıştı. Cephe Komutanlığı, ihtiyatındaki t‚menleri Albay Fahrettin Altay komutasında 5. Grup olarak •rg‚tledi. Bu yeni grubu hızla, 1. ve 3. Gruplar arasındaki kesime, K‚tahya kuzeyine s‚rd‚. 4. Gruba da demiryoluyla bir t‚men yolladı.


12. Grubun Afyon kuzeyindeki t‚meni ile s‚vari tugayı, plan gereğince bir gerideki hatta ‡ekildiler. G‚ney T‚menler Grubu da Afyon •n‚ndeki M‚rettep T‚men'e ‡ullanmıştı. Direnen t‚meni ‡ekilmeye zorladı ve karanlığın basmasına rağmen takip etti. M‚rettep T‚men, Cephe emrine uyarak, Afyon doğusuna ve g‚neyine ‡ekildi. 13 Temmuz sabaha karşı, 12. Yunan T‚meni'nden bir alay Afyon'a girdi. 174 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu HER SAAT biraz daha yaklaşan top ve makineli t‚fek sesleri y‚z‚nden gece Afyonluların g•z‚ne uyku girmemiş, bazı T‚rk birliklerinin şehrin doğusuna doğru ‡ekildiklerini g•rmek T‚rkleri kahret-mişti. Başlarına gelecekleri ‚‡ ay •nceki işgalden biliyorlardı. Yunan alayının silah ve boru sesleriyle Afyon'a girmesi Rumları ayağa kaldırdı. İlahiler, marşlar ve şarkılar s•yleyerek, Yunan bayraklarını sallayarak h‚k‚met alanına doldular. Coşku sarhoşu bir subay ilk gelen kafilenin •n‚ndeki Rumun taşıdığı bayrağı kapıp havaya kaldırdı: "İşte bayrağımız ‚‡ ay sonra yine Afyon'da! Yakında K‚tahya'da, Eskişehir'de, Ankara'da ve İstanbul'da da dalgalanacak! Yaşasın b‚y‚k Yunanistan! Yaşasın yeni Bizans İmparatorluğu! Yaşasın Kralımız 12. Konstantin!.." 5 Kalabalık ‡ığlık ‡ığlığa kendinden ge‡ti. DURUM 4. ve 12. Gruplar kesiminde kritikleşmişti. ˆeşitli •nlemler alındı. Ayrıca 3. Gruptan, Yarbay NŠzım'ın 4. T‚menini ‡ok acele 4. Gruba yollaması istendi. Ama 3. Grup Komutanı Albay Arif, bu emri 12 saat bekletecek, ‚stelik t‚menin ‚‡‚nc‚ alayını da bir g‚n sonra yollayacaktır.6 Bu sebepsiz savsaklama felakete yol a‡acaktır. Yunanlılar kuzeyde oyalama savaşı yapıyordu. Asıl sonu‡ yeri T‚rk cephesinin g‚ney kanadıydı. Birinci ve İkinci Yunan Kolorduları kuzeye y•neldiler ve taarruza ge‡tiler. Taarruzları gece de s‚rd‚. Andreas'ın 12. T‚meni ile S‚vari Tugayı da, T‚rk sol kanadının yanına taarruz etmek ve arkasına dolanmak i‡in y•nlerini kuzeye ‡evirmişlerdi. B•ylece ertesi g‚n bu kesimde, Yunanlılar, 180 top ve 40.000 kişi toplamış olacaktı. T‚rklerse bu kesime 113 top, par‡alarca 30.000 asker yetiştirebilecekti.7 Savaş kesin safhaya girmişti. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 175

14 TEMMUZ g‚n‚ ‡ok hızlı başladı. Subaylar takviye birliklerini, g‚ney kesimine yetiştirmek i‡in istasyonlarda ‡ırpınıyorlardı. Bindirme ve indirme istasyonları mahşeri andırıyor, katarlar ardarda ve tıklım tıklım hareket ediyorlardı. T‚rk ordusu zamanla yarış ediyordu. Savaş, g‚neyde, 4. ve 12. Grup cephelerinde taarruz ve karşı taarruzlar halinde ve ‡ok kanlı s‚rd‚. Karşılıklı s‚ng‚ h‚cumları yapılıyor, tepeler bir alınıp bir veriliyordu. Bir tepe, bir saat i‡inde on bir kez el değiştirdi.8 Bug‚n 12. Grup, mevzilerini korumak i‡in b‚t‚n ihtiyatlarını cepheye s‚rmek zorunda kalacak, iki alay komutanı şehit olacaktı. Albay Arif Bey'in hareketini geciktirdiği 4. T‚men, iki alayıyla ˆek‚rler istasyonuna ancak •ğleden sonra gelebilmişti. T‚men y‚r‚y‚şe ge‡ti. Daha da g‚neye kaydırılmış olan bir t‚menin bıraktığı mevzilere yerleşip Yumru‡al-Nasuh‡al hattını savunacaktı. Yumru-‡al ve Nasuh‡al tepeleri, 1800 metre y‚ksekliğinde, bir tepeler zincirinin iki ucuydu. 176 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Bırakılmış siperler, makineli t‚fek yuvalan, top mevzileri, sığınaklar, yollar inceleniyor, birliklerin g•revleri belirleniyor, toplar ve makineli t‚fekler yerleştiriliyor, mesafe ayarları yapılıyor, keşif birlikleri ‡ıkarılıyor, telefon ve telgraf hatları ‡ekiliyordu. T‚men a‡ gelmişti. Akşam yemeği i‡in kazanlar ateşe kondu. Gece yarısı yaklaşırken, 4. Grup Komutanı Albay Kemalettin Sami Bey telefon etti: "NŠzım Bey, yerleşebildiniz mi?" "Yerleştik sayılır. 58. Alayım mevziye girdi. 40. Alayım da Yum-ru‡al'da mevziye girecek. Ama bu alay t‚menime yeni verildi. Eğitim d‚zeyi d‚ş‚k. Komutanına da g‚venemiyorum.9 Sabah erkenden o kesime gidip duruma bakacağım." "D‚şman iyice yakınınızda. Yarın senin mevzilerine taarruz edebilir. G•reyim seni NŠzım, d‚şmana adım attırma." Yarbay NŠzım, "Keşke 3. Alayım da burada olsaydı.." dedi, "..ama merak etmeyin, t‚menim gerekirse kendini feda etmeye hazırdır." "Allah yardımcınız olsun." NŠzım Bey Emir Subayı Nimet'e sabahla ilgili gerekli emirleri verdi. Sonra karargŠh emrinde tuttuğu Y‚zbaşı Faruk'a, "Savaşmak istiyordun." dedi, "..işte beklediğin g‚n geldi. Yarın senin komutanlığında bir m‚freze d‚zenleyip şu 40. Alay'ı takviye etmeni isteyeceğim. Sabah sen de bizimle gel. ˆevreyi bir g•r." 15 TEMMUZ Cuma sabahı g‚n doğarken Yarbay NŠzım, Kurmay Başkanı Binbaşı Şerafettin, Y‚zbaşı Faruk, Emir Subayı Nimet, bazı karargŠh subayları atlandılar, t‚men s‚vari takımıyla birlikte Yumru‡al kesimine hareket ettiler. Orman yollarından ge‡erek Yumru‡al mevzilerinin •n‚ne geldiler. Az ilerde bir tepe vardı. Tepede kimse yoktu. Oysa mevziin g‚venliği i‡in bu tepenin mutlaka tutulmuş olması gerekirdi. Alay komutanının bu zorunlu •nlemi aldırmadığı, tembellik edip bug‚ne ertelediği anlaşılıyordu. Atlardan indiler. S‚vari takımı geride beklemekteydi. "Olacak iş değil. D‚şman bu tepeyi ele ge‡irirse mevzi nasıl savunulur? Yarım g‚n daha erken gelebilseydik, bu eksikleri vaktinde g•r‚p d‚zelttirebilirdik." K‚tahya - Eskişehir Savaşı 177 Uzaktan top sesleri geliyordu. S‚vari takımı komutanına, "Takımınla hemen tepeyi tut.." diye emir verdi, "..d‚şman taarruza ge‡erse, alaydan birlik gelene kadar burayı ne pahasına olursa olsun savunacaksın. Şimdi alaya gidip o tembel..." C‚mlesini tamamlayamadı. Bir Yunan m‚frezesi sabaha karşı bu kesime sızmış, gelenleri g•r‚nce yakındaki ağa‡lığa sinmişti. Bir makineli t‚fek birdenbire •l‚m yağdırmaya başladı. Kuşlar korku i‡inde


u‡uştular. Vurulan bi‡ilmiş başak gibi d‚ş‚yordu. Her şey bir dakika i‡inde olup bitti.10 Geride bekleyen s‚vari takımı •fke ‡ığlıkları atarak ormana h‚cum etti. NŠzım Bey'in Emir ˆavuşu Ey‚p atıldı, komutanını kucağına alıp atına bindi, deli gibi s‚rd‚. Yarbay NŠzım'ın kara g•zl‚ beyaz atı da peşlerine takıldı. Gen‡ komutan g•ğs‚nden ve elinden yaralanmıştı. G•ğs‚n‚n sol yanındaki kan lekesi gittik‡e b‚y‚yordu. Ey‚p ˆavuş, bir yandan atı u‡uruyor, bir yandan da, sesi şefkat ve ‚mitle titreyerek, "Ne olur dayan." diye yalvarıyordu, "..Allah aşkına dayan. Sakın •lme kumandanım. Ellerinden •perim •lme. Kurban olayım dayan." Ağa‡ların arasından sızan ışık oklarını bi‡erek, tepeleri r‚zgŠr gibi aşarak, peşinde beyaz at, t‚men karargŠhına geldi. T‚men doktoru ilk tedaviyi yaptı. Durumu ağırdı. NŠzım Bey'i Eskişehir hastanesine yetiştirmek i‡in atlı bir cankurtaran arabasıyla ˆek‚rler istasyonuna indirdiler. Yarbay NŠzım'ın g•zleri hafif‡e aralandı. Ey‚p ˆavuş sevin‡ i‡inde, "Yaşıyor" dedi. Ama NŠzım Bey son anlarını yaşıyordu. Durmayan kan, g•ğs‚n‚ saran sargıya yayılmaktaydı. Fısıltıyla, "Tepeyi tuttular değil mi?" diye sordu. Bir subay, "Evet efendim.." dedi g•zleri yaşararak, "..m‚sterih olun." "Arkadaşlar iyi mi?" "Hepsi iyi. ˆok iyi." Başında diz ‡•km‚ş olan Ey‚p ˆavuş'a baktı. Belki okşamak i‡in sağ elini oynatmaya ‡alıştı, ancak kıpırdatabildi, canının son kırıntısını harcayarak, "Asıl siz dayanın ‡ocuğum" diyebildi. Başı yavaş‡a sağına yaslandı ve •ylece kaldı. Ey‚p ˆavuş ciğerleri par‡alanarak haykırdı: 178 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Haymıııırrr!" S‚varilerin, h‚cuma kalkan Yunanlıların elinden mucize halinde kurtarıp ka‡ırabildikleri bazı ağır yaralı karargŠh subayları da istasyona getirilmişti. Acele hazırlanan bir trenle Eskişehir'e sevk edildiler. NŠzım'ın beyaz atı da trenin yanında koşmaya başladı. Arazi, trenin yanında koşmasını engelleyince, at bir s‚re trenden uzağa d‚ş‚yor, yol elverince yeniden NŠzım'ın bulunduğu vagonun yanında beliriyordu. Ş ehit Albay N Š z ı m Bey


K‚tahya - Eskişehir Savaşı 179

HABER Cephe karargŠhını kedere boğdu. İsmet Paşa Kurmay Başkanına, "Bu kuşak.." dedi, "..vatanından başka sevgili bilmemiştir." G•zlerini sildi: "Ankara'ya bildirin." M. Kemal Paşa, ˆankaya'daki ‡alışma odasında, ertesi g‚n Kongrede yapacağı konuşmayı hazırlıyordu. Manevi ‡ocuğu Abdurrahim de bir koltuğa yan oturmuş, resimli bir dergiye bakıyordu. On bir yaşındaydı. M. Kemal Paşa bu Vanlı, şirin, akıllı K‚rt ‡ocuğunu beş yıl •nce, doğuda 16. Kolordu Komutanıyken g•rm‚ş, kimsesiz olduğunu anlayınca evlat edinmiş, İstanbul'a geldiğinde annesine emanet etmişti. Okul tatil olunca da bu yaz başında Ankara'ya, yanına aldırmıştı.104 Fikriye sessizce i‡eri girdi, bekledi. "Bir şey mi var Fikriye?" Fikriye'nin y‚z‚nden b‚t‚n kanı ‡ekilmiş gibiydi: "Evet Paşam, k•t‚ bir haber var. Salih Bey ‚z‚l‚rs‚n‚z diye s•ylemeye cesaret edemiyor." "Nerde o?" "Kapıda." M. Kemal Paşa, "Salih, gel!" diye seslendi. Salih Bozok i‡eri girdi. Durdu. "Ne var? Ne oldu?" "Şimdi Fevzi Paşa telefon etti. 4. T‚men karargŠh kadrosu felakete uğramış." "Ne demek o?" "Kurmay Başkanı Binbaşı Şerafettin Bey yaralı olarak d‚şman eline esir d‚şm‚ş. ‹oğu şehit olmuş efendim. Askerler ancak birka‡ yaralı subayı kurtarabilmişler." M. Kemal korkarak sordu: "NŠzım?" Salih ağlamaya başladı. M. Kemal Paşa donup kaldı, sonra zorlukla, "Gel biraz y‚r‚yelim" dedi, bah‡eye ‡ıktılar.


B‚y‚k ağa‡ların altında y‚r‚d‚ler. Uzun bir sessizlikten sonra M. Kemal Paşa, "Yarınki Kongreye birka‡ kadın •ğretmen de katılacak." dedi, "..bunu duyan bazı milletvekilleri karşı ‡ıktılar.11 Şu zavallı kafaya bak! Bu ‡ağ dışı, d‚nyaya kapalı, alaturka, ilkel kafalar y‚z‚nden bug‚n bu haldeyiz. Başka 180 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu yolu yok, kendimizi yenilemek, ilerlemek, g‚n‚m‚z uygarlığına ayak uydurmak, onlarla eşit duruma gelmek, bunu sağlamak i‡in de bu donmuş, durmuş, uyuşmuş kafaları değiştirmek zorundayız. Yoksa bug‚n kurtulsak bile, yarın yine ayak altında kalırız, kurbanlık ko‡a d•neriz, yem oluruz, yine rahat rahat s•m‚r‚rler, bug‚n yaptıramadıklarını ilerde yine yaptırmaya ‡alışırlar, yine bir s‚r‚ işbirlik‡i bulurlar. Uğrunda bir‡ok ‡ocuğumuz gibi NŠzım'ın da canını verdiği bu b‚y‚k m‚cadele, boşa gitmiş bir gayret olur."

Mustafa Kemal Pa ş a ve manevi o ğ lu Abdurrahim Fikriye Han ı m

KOMUTANI ve komuta kurulu savaş dışı kalmış olan 4. T‚men sarsılıyordu. 40. Alay saat 11.00'de Yumru‡al'ı boşalttı, dağınık bir şekilde geriye ‡ekilmeye başladı. Taarruz eden Yunan t‚meni 4. Grubun savunma mevzilerinin bu b•l‚m‚n‚ eline ge‡irdi. Bir başka Yunan t‚meni de Nasuh‡al'a taarruza ge‡mişti. Ama 4. T‚men'in 58. Alayı, her t‚rl‚ •zveriyi g•stererek, mevziini kararlılıkla savunmaktaydı. 4. Grup Komutanı Kemalettin Sami Bey, bu kesimdeki tehlikeli gelişmeyi durdurmak i‡in elindeki son k‚‡‚k birlikleri de takviye i‡in yolladı. Yunan taarruzları b‚y‚k fedakŠrlıklarla kırıldı. 12. Grup da, ordu sol kanadım kuşatmaya ‡alışan Yunan birliklerine karşı biraz dağınık‡a ama kanını esirgemeden direniyordu. Savaşın yaman koşulları i‡inde 4!. Grup ile 12. Grup arasında tehlikeli bir boşluk oluşmakta, Andreas'ın t‚meni bu boşluğa sokulmaktaydı. B‚t‚n cephede, Yumru‡al'ın bir b•l‚m‚ dışında, şimdilik esas savunma hatları ayaktaydı. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 18• Yunan birliklerinin dağılımı ve hareketleri, amacı a‡ık‡a belli ediyordu: Cepheyi yarıp T‚rk ordusunun arkasına d‚şerek b‚t‚n yolların toplandığı Eskişehir'e ulaşmak. Bu durum, ‡ekiliş yolu kesilecek olan T‚rk ordusunun sonu demekti. Sağ kanattan bir t‚men daha alındı. T‚men birka‡ saatlik bir dinlenmeden sonra hızla Seyitgazi'ye y‚r‚yecekti. 12. Grup ‡ekildiği hattı kesin olarak savunacaktı. GEC2 BOYUNCA •zellikle 4. Grup cephesinde ‡atışmalar zaman zaman s‚rm‚ş, yer yer boğuşmaya d•nm‚şt‚. ‹ok yoğun bir top‡u ateşinden sonra, savaş‡ı sayısı ve ateş g‚c‚ ‚st‚n iki Yunan kolordusu 16 Temmuz sabahı şiddetle taarruza kalktılar. 4. Grubun g‚ney kesimi cehenneme d•nd‚. Prens Andreas'ın 12. T‚meni, 4. ve 12. Gruplar arasında oluşan boşluktan sızarak savunma hattının sol yanına yaklaştı, Kırmızı Tepe'yi ele ge‡irdi. Buradan Yumru‡al-Nasuh‡al mevzilerinin gerileri toplarla rahat‡a d•v‚lebilirdi. Saat 11.00'e doğru Nasuh‡al'ın ‡evresindeki T‚rk cephesi dalgalanmaya başladı. N’ZIM BEY ile birlikte, ağır yaralı olan iki kurmay subay, Y‚zbaşı Faruk, Emir Subayı Nimet ve S‚vari Takımı Komutanı da, Eskişehir hastanesine getirilmişlerdi. Halide Edip'in


NŠzım Bey'i o halde g•rmesini istemeyen başhekim, ancak bir saat sonra vedalaşmasına izin verdi. Koridora yatırılmış yaralılar ırmağı i‡inden ge‡tiler. Koridorun sonuna doğru y‚r‚d‚ler. Son kapının yanında, NŠzım'ı getirmiş birka‡ bitik asker vardı. ˆ•melip sırtlarını duvara dayamış bekliyorlardı. Biri de Ey‚p ˆavuş'tu. Halide Edip'i tanırdı. G•zlerinden ip gibi yaş inerek ayağa kalkıp selam durdu. Başhekim odanın kapısını a‡tı, Halide Edip'e yol verdi. Oda loş ve serindi. NŠzım Bey'i ayaklı bir sedyeye yatırmış, ‚zerine b‚y‚k bir T‚rk bayrağı sermişlerdi. Halide Edip yavaş‡a bayrağı kaldırdı. Şehit NŠzım Bey, kalpağı ve g•ğs‚ kapalı ‚niformasıyla yatıyor, elleri g•ğs‚n182 Şu ˆ‚gın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu de, huzur i‡inde uyuyordu. NŠzım'ın elini 'kardeş kardeşe veda eder gibi okşadıktan sonra' bayrağı usulca •rtt‚. Dışarı ‡ıktı.lla Beyaz at, karşıdaki boş alanda, g•zlerini ‚mitle hastaneye dikmiş, bekliyordu. Ne yem yiyor, ne kimseyi yanına yaklaştırıyordu. Ameliyatı sona eren Y‚zbaşı Faruk'u koğuşa taşıdılar. Yarı baygındı. Nesrin b‚y‚k‡e bir ila‡ kutusundan yaptığı bir yelpazeyi sallayarak onu serinletmeye ‡alışıyordu. Yunan u‡akları, istasyonu bombalamaya başladılar. Biri al‡alarak hastaneye bir bomba bıraktı. Bomba ıslık ‡alarak d‚şt‚, b‚y‚k bir g‚r‚lt‚yle avluda patladı. Koğuşun camları par‡alanınca Nesrin korumak i‡in Faruk'un ‚st‚ne kapandı. Hava kararırken u‡aklar ‡ekildiler. NŠzım Bey'in cenazesi akşam treniyle Ankara'ya yolcu edilecek, g‚zel beyaz atı bir daha g•ren olmayacaktı. ŒĞRETMENLER KONGRESİ •ğretmen Okulunun salonunda toplanmıştı. Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrı•ver'in kısa a‡ış konuşmasından sonra, M. Kemal Paşa k‚rs‚ye geldi. •n sırada milletvekilleri ve bakanlık y•neticileri oturuyorlardı. B‚t‚n arka sıralar kalpaklı erkek •ğretmenlerle doluydu. †‡‚nc‚ ve d•rd‚nc‚ sıranın sol yanında, sıkma başlı, on kadar kadın •ğretmen yer almış, arkalarındaki, •nlerindeki ve yanlarındaki koltuklar boş bır rakılmış, b•ylece kadınlarla erkekler birbirlerinden ayrılmıştı. Bu ilkel g•r‚n‚m M. Kemal Paşa'yı rahatsız etti. Bu y‚zden konuşmaya durgun bir sesle başladı: "Muhterem hanımlar, efendiler! Bizi yaşatmamak isteyenlere karşı, yaşamak hakkımızı savunmak ‚zere toplanan T‚rkiye B‚y‚k Millet Meclisi, burada, Ankara'da a‡ıldı. Bug‚n Ankara, milli T‚rkiye'nin milli eğitimini kuracak olan Œğretmenler Kongresi'ne de sahne olmakla iftihar duymaktadır. Derin bir idari ihmalin devlet varlığında a‡tığı yaraları sarmak i‡in en b‚y‚k ‡alışmayı hi‡ ş‚phesiz eğitim i‡in yapmamız gerekiyor. Şimdi maddi ve manevi b‚t‚n g‚‡ kaynaklarımızı d‚şmanlara karşı kullanıyoruz. Ancak bu savaş g‚nlerinde bile dikkat ve •zenle işlenip ‡izilmiş bir milli eğitim programı yapmaya emek sarf etmeliyiz. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 183 Milli eğitim programı derken, hurafelerden, yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen b‚t‚n tesirlerden uzak, tarihi ve milli seciyemize uygun bir k‚lt‚r‚ kastediyorum..." Salih Bozok salonun kapısının karşısındaki sıra başında oturuyordu. Kapı aralandı, boşlukta Yarbay Salih Omurtak g•r‚nd‚, 'dışarı gel' diye işaret etti. •nemli bir şey olmalıydı. Salih Bozok dışarı s‚z‚ld‚: "Hayrola?" . : "4. Grup cephesi, Yumru‡al-Nasuh‡al arasında yarıldı. D‚şman ordu i‡ine sızıyor. Paşa hemen Genelkurmay'a gelse ‡ok iyi olacak." "݇eri gel." ݇eri girip konuşmanın bitmesini beklediler.


"...Milletimizi yetiştirmek gibi kutsal bir g•rev y‚klenmiş olan, gelecekteki kurtuluşumuzun y‚ce •nc‚leri, kadın ve erkek •ğretmenlerimiz hakkındaki saygı duygularımı bir kere daha belirtmek istiyorum. B‚y‚k tehlikeler •n‚nde uyanan milletlerin ne kadar sebatkŠr oldukları tarihten de bilinir. Silahıyla olduğu gibi kafasıyla da m‚cadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde.g•sterdiği kud- reti, ikincisinde de g•stereceğine asla ş‚phem yoktur. Her t‚rl‚ g‚‡l‚ğ‚ g•ze alarak bu yolda sarsılmadan y‚r‚yeceğinize inanıyorum. G•reviniz ‡ok •nemli ve hayatidir. Bunda muvaffak olmanızı Cenab-ı Hak'tan temenni ederim." Herkes alkışlayarak ayağa kalktı. Paşa k‚rs‚den ayrılırken Salih Omurtak hızla yaklaştı, selam verdi, alkış şakırtıları i‡inde haberi fısıldadı. Milletvekilleri ve bakanlık ileri gelenleri M. Kemalin ‡evresinde toplanmaya başlamışlardı. "Anladım ama •nce yapmam gereken •nemli bir iş var. Sonra birlikte gideriz." Aranarak, "Mazhar M‚fit Bey?" diye seslendi. Mazhar M‚fit Bey yaklaştı: "Buyrun efendim." M. Kemal Paşa sesini herkesin duyacağı kadar y‚kseltti: "Kongreye hanım •ğretmenlerimizi ‡ağırdığınız i‡in sizi kutlarım. Ama hanımefendileri niye b•yle ayrı oturttunuz? Sizin kendinize mi g‚veniniz yok, yoksa T‚rk hanımlarının faziletine mi? Bir daha b•yle bir ilkellik g•rmeyeceğimi ‚mit ederim." 12 184 Şu ˆ‚gın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Cevap beklemeden y‚r‚d‚. Erkeklerden uzakta ve ayakta bekleyen kadın •ğretmenleri başını eğerek selamladı. Kenara itilmiş kadın •ğretmenlerin g•zleri minnetle parlıyordu. Onlar da M. Kemal Pa-şa'yı saygı ve geleceğe g‚venle selamladılar. Zavalıların gelecekten beklediği şey, erkeklerle eşitlik gibi imkŠnsız şeyler değil, biraz saygıydı. YUMRUˆAL-NASUHˆAL hattındaki birlikler, cephenin yarılması ‚zerine geri ‡ekilmeye başlamıştı. Yunan Birinci Kolordusu yarığı genişleterek, ‡ekilen birliklerin yollarını kesmek ‚zere T‚rkmen Dağı'na ilerliyordu. Cephe ve Grup komutanlıkları, birliklerini, savaşın dişleri arasından ‡ekip biraz geride toplamak i‡in g‚n boyu didindiler. İlk iş olarak K‚tahya havaalanındaki u‡aklar Eskişehir'e ka‡ırıldı. Cephe karargŠhının savaş kademesi, cepheye yaklaşarak Eskişehir g‚neyindeki Karacahisar'a geldi. İsmet Paşa, 12. Grup Komutanı Halit Bey'i, '4. Grubun sol yanında boşluk bırakarak orduyu tehlikeye soktuğu i‡in' azarladı. 13.30'da verdiği emirle de bulunduğu hattı kesinlikle savunmasını emretti. Bu azar Halit Bey'i ‡ok sarsacaktı. Birliklerini zaten sertlikle y•netiyordu. Sertliğini daha da artırdı. Birliklere kesin savunma yapılacağını bildiren emirler yağdırdı. 2. S‚vari T‚meni Komutanına yolladığı emri ş•yle bitirecekti: "T‚meniniz bu g•revi yapmadığı takdirde sizi şahsen sorumlu tutacağım ve her t‚rl‚ •rfi işlemi yapacağım." Bu, asker dilinde 'kurşuna dizdiririm' demekti. Cephe Komutanlığı, gelen son bilgileri de değerlendirdi: Yarma derinleşmişti. Ordu tehlikedeydi. Saat 21.30'da, b‚t‚n ordunun, d‚şmanla teması keserek, bir basamak geriye, Karacahisar-Seyitgazi hattına ‡ekilmesini emretti. Ordu bu yeni hatta toplanıp toparlanarak savaşa devam edecekti. K‚tahya bırakılıyordu. Yunan ordusunun yararlanmaması i‡in birlikler kesimlerindeki demiryollarını bozup k•pr‚leri atarak ‡ekilmeye başladılar. Asker arasına karışmış paralı ya da g•n‚ll‚ bozguncular, Padi-şah'tan izinsiz savaşmanın dine aykırı, milliyet‡ilerin dinsiz olduğunu fısıldaya fisıldaya, cahil erleri zehirleyip durmuşlardı. Bu etkinin


K‚tahya - Eskişehir Savaşı 185 ‡‚r‚tt‚ğ‚ erler ‡ekilişi fırsat bilerek, yavaş yavaş sıvışıp gecenin karanlığına karıştılar. Bunlara ordunun dağıldığını, savaşın bittiğini sanan zayıf ruhlular da katılacaktı.12a Cephe Komutanlığı, ‚‡ s‚vari t‚menini, Albay Fahrettin Al-tay'ın komutası altında S‚vari Grubu olarak •rg‚tledi. S‚vari Gru-bu'nun g•revi, ‡ekilen orduyu korumaktı. Bu grup geleceğin ‚nl‚ S‚vari Kolordusu'nu oluşturacaktır. ŞEHİT NŽZIM BEY, M. Kemal Paşa'nın, bakanların, milletvekillerinin, sivil ve asker b‚t‚n y•neticilerin ve Ankara halkının katıldığı b‚y‚k bir t•renle sonsuzluğa yolcu edilmiş, Meclis, r‚tbesini albaylığa y‚kseltmişti. Bundan b•yle Şehit Albay NŠzım diye anılacaktı.1213 M. Kemal Paşa bir g‚n i‡inde zayıflamış gibiydi. G‚n‚n acısını, cepheden gelen olumsuz haberler daha da derinleştirmişti. Direksiyon binasında, Yarbay Salih Omurtak'ın verdiği son bilgileri dinliyor, durumu haritadan izliyordu. Salih Bey'in a‡ıklaması bitince başını g•ğs‚ne eğerek i‡ine ‡ekildi. Bir ikmal trenine cephane, erzak ve sağlık malzemesi y‚kleyenlerin telaşlı sesleri duyulmaktaydı. M. Kemal kimbilir ka‡ olasılığı tarttıktan sonra başını kaldırdı, "Salih Bey.." dedi, "..şimdi tek ama‡, orduyu dağılmadan elde tutmak olmalı. Bunu sağlamak i‡in daha geriye, hatta ‡ok geriye bile ‡ekebiliriz. Ama b•yle ağır bir kararın sorumluluğunu tek başına İsmet Paşa'ya y‚klemek doğru olmaz." Durdu, "İsmet Paşa'ya bir telgraf g•ndermek istiyorum, yazar mısınız?" dedi, bir an d‚ş‚n‚p telgrafı yazdırdı: "Hareket etmek ‚zere olan bir trenden yararlanarak sizinle gelip g•r‚şmek istiyorum. Sıkıntı verir miyim? Cevabınızı bekliyorum." BATI CEPHESİ karargŠhının savaş kademesi Karacahisar'a yerleşmeye ‡alışıyordu. Bu unutulmuş, sessiz k•y birdenbire ‡adırlar, atlar, arabalar, kamyonlar, koşuşan ve bağıran insanlarla dolmuştu. Osmanlı hanedanının atası Osman Bey'in 600 yıl •nce beyliğini ilan ettiği tarihi yerdi burası. Karacahisar'da doğan o k‚‡‚c‚k beylik ‚‡ kıtaya yayılarak g•rkemli bir imparatorluk olmuştu. Ama değişen ve gelişen hayata ayak uyduramadığı, kendini yenileyemediği, aydınlan186 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

J mayı yaşayamadığı i‡in giderek koflaşmış, b‚z‚lm‚ş, sonunda da bitmişti. Son T‚rkler, bu yıkıntıdan yeni bir devlet ‡ıkarmak i‡in ‡ırpınmaktaydılar. Bu ‡ırpınış bug‚n bir d•n‚m noktasına gelip dayanmıştı. Yeni bir devlet kurmak ‚lk‚s‚ ya burada s•necek, ya da yeniden canlanıp s‚recekti. Komuta kuruluna gelen ilk bilgilere g•re kuzeydeki İzzettin ˆa-lışlar'ın 1. Grubu, d‚zenini koruyarak ‡ekiliyordu. S‚vari Grubu •rtme g•revini yapıyor, 3. Grup da az-‡ok d‚zenle ‡ekiliyordu. Ama cephesi beklenmedik zamanda ve yerden yarıldığı i‡in 4. Grup t‚menlerinin ‡ekilişinin d‚zensiz, hatta karmakarışık olduğu anlaşılmaktaydı. Beş t‚menli bu Gruptan d‚nden beri hi‡ haber yoktu. Kurmayların hepsi mutsuz, ‡oğu karamsardı.13 Binbaşı Kemal, "Cepheyi yaran d‚şman 4. Grubun gerisine, T‚rkmen Dağı'na akıyor.." diye inledi, "..Grup d‚şman i‡inde kaldı." 14 Grup belki de dağılmıştı. Binbaşı Cemil Taner, "Sabah erkenden bir hava keşfi yaptırarak durumu anlarız" dedi. Naci Tınaz umutsuzca başını salladı: "Anlayamayız. U‡aklar Eskişehir'e gelebildi ama bakım yapacak ustalar ve malzemeler daha yolda." ˆekilen birliklerin ağırlıklarını taşıyan at ve •k‚z arabaları yolları tıkamıştı. Ancak bir g‚n sonra gelebileceklerdi. Emir subayı, İsmet Paşa'nın •n‚ne şifresi ‡•z‚lm‚ş bir telgraf notu bıraktı. Okur okumaz


y‚z‚ rahatladı: "ˆok iyi.." dedi, "..teşriflerine cidden m‚teşekkir olacağımı hemen bildir." Kurmaylar meraklanmışlardı. A‡ıkladı: "M. Kemal Paşa sabah Eskişehir'de olacak. B•yle g‚zel bir s‚rprize galiba hepimizin ihtiyacı vardı. Haydi şimdi yarın i‡in alınacak •nlemleri konusalım." YUNAN ORDU KARARGŽHI, ilerleyen orduyu izleyerek, Afyon kuzeyindeki Belcemeşe istasyonuna gelmişti. Komuta kurulu, karargŠh vagonunda, harita başındaydı. Yunan birliklerini k‚‡‚k ha‡lar, T‚rk birliklerini k‚‡‚k yıldızlar temsil ediyordu. Ha‡lar ‡oğalmış ve doğuya doğru yayılmıştı. Herkes haklı olarak neşeliydi. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 187 Cephesi yarılan T‚rk ordusu ‡ekilmeye ‡alışıyordu. G‚neydeki birlikleri hızlandırmaya karar verdiler. B•ylece Seyitgazi ve sonra da Eskişehir doğudan kuşatılarak, T‚rk ordusu ‡ember i‡ine alınabilecekti. General Stratigos heyecanlanarak, "Emir verin.. " diye bağırdı, "..hemen harekete ge‡sinler! Hemen! Hemen! Bu m‚thiş fırsatı ka‡ırmayalım. D‚şman ‡ekilirse, havaya kılı‡ sallamış oluruz." 15 Sariyanis'in y‚z‚ne geniş bir g‚l‚mseme yayıldı: "Elimizden ka‡amayacaklar." 17 TEMMUZ 1921 g‚n‚ sabah beşte Eskişehir'e gelen M. Kemal Paşa'yı İsmet Paşa karşıladı. Otomobille Karacahisar'a hareket ettiler. Bu saatte son T‚rk birliği de azap i‡inde K‚tahya'yı terk etmekteydi. "Hızır gibi yetiştin. Cephe yarılınca, hepimiz ‡ok sarsıldık." "†z‚lme. Bir g‚n Meclis'te de s•yledimdi, yarılmayacak cephe yoktur." M. Kemal Paşa'nın elini tuttu: "Sağ ol." Gelen son bilgileri a‡ıkladı. Şof•r‚n ve emir subayının yanında daha fazla konuşmadılar. Kurmaylar ve karargŠh subayları, paşaları d•rt g•zle bekliyorlardı. Uykusuz ve huzursuzdular. M. Kemal Paşa hepsinin elini sıktı, hatırlarını sordu, kısa bir konuşma yaptı: "K‚tahya ‡arpışmasını kaybettik. ‹‚nk‚ d‚şman b‚t‚n kaynaklarını seferber etmişti. Şu anda insan, silah ve ara‡ bakımından bizden ‡ok ‚st‚n. Ama beyler, Yunanistan'ın toplayabileceği azami kuvvet, sarf edebileceği azami gayret, işte bundan ibaret. Hepsi bu! Şu halde bu kuvveti ve bu gayreti boşa ‡ıkarırsak, iş değişir. O andan itibaren de zaman bizim lehimize işlemeye başlar. ݇iniz rahat olsun, bu gayreti boşa ‡ıkarırız." Sakinliği ve olayı ele alışı, subayları yatıştırmıştı. M. Kemal Paşa, odadan son ‡ıkan Tevfik Bıyıklıoğlu'nun omzuna dokundu, yavaş sesle, "Kendini bırakma, tıraş ol Tevfik!" dedi. †‡ g‚nd‚r tıraş olmayan Binbaşı Tevfik utandı: "Baş‚st‚ne efendim." 188 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

M. Kemal ve İsmet Paşa harita serili portatif masanın başına ge‡ip oturdular. M. Kemal Paşa son durumun işlendiği haritayı inceledikten sonra sordu: "Durum tatsız. Şimdi ne yapmayı d‚ş‚n‚yorsun?" "D‚şman, savaşı bizim i‡in hezimete ‡evirmek ‚zere her taraftan bastırıyor. Bizim i‡in en tehlikeli olasılık, d‚şmanın g‚ney kolunun, sol kanadımızı yenerek ya da a‡ığından dolaşarak, ordumuzun gerisine ge‡mesi. Bunu •nlemek i‡in 12. Gruba ne pahasına olursa olsun direnmesi emrini verdim. S‚vari Grubu'nu da sol kanadımıza yolluyorum. Yine durduramazsak, yapılacak en doğru iş, tabii, orduyu hırpalatmadan basamak basamak geriye ‡ekmek olacak.." Duraksadı: "..Ama savaşmadan şehir ve toprak bırakmanın, askeri bir zo-runluk olduğunu halka nasıl anlatırız?"


"O benim sorunum. Sen teredd‚t etmeden, askerliğin gereği neyse onu yap." "Bazı hazırlıklarım var. Uygun g•r‚rsen, •nce onları denemek istiyorum. Eğer sonu‡ alamazsam ‡ekilirim." "ˆekilmeye karar verince d‚şmanla arayı iyice a‡malısın. Orduyu yeniden toparlamak i‡in zaman kazanalım.." M. Kemal elini haritanın ‚zerinde dolaştırdı. Anadolu'yu okşuyor gibiydi: "..Bence Sakarya nehrinin gerisine kadar ‡ekil." İsmet Paşa i‡i burkularak baktı: "Bu kadar geniş ‡ekilme seni Meclis'te ‡ok zor durumda bırakmaz mı?" "Zararı yok. G•ğ‚s gererim. Yeter ki ordu elde kalsın." 16 Bakışları buluştu. Anlaştılar. İsmet Paşa M. Kemal'e dayanarak askerliğin gereğini yerine getirecek, M. Kemal Paşa da İsmet Paşa'ya g‚venerek Meclis'in ve kamuoyunun tepkisini g•ğ‚sleyecekti. KarargŠhın havası değişmiş, karamsarlığın yerini ‚mit ve azim almıştı. Œğle ‚zeri 4. Grubun d‚şman i‡inden sıyrılarak Avdan K•-y‚'ne ulaştığı haberi gelince, İsmet Paşa ka‡ g‚nd‚r ilk kez g‚ld‚: "Nihayet iyi bir haber!" K‚tahya - Eskişehir Savaşı 189

4. GRUP KOMUTANI Kemalettin Sami Bey ve Kurmay Başkanı, bir k‚t‚ğ‚n ‚zerine ‡•km‚ş dinleniyorlardı. Az ilerdeki yoldan, karışık bir halde, ağır makineli t‚fek y‚kl‚ katırlar, bitkin, ayağı vuruk, kimi yaralı askerler, erzak ve cephane arabaları, dik durmaya ‡alışan subaylar ge‡iyordu. Zorlukla •l‚m ‡emberinden ‡ıkmışlardı. Kemalettin Sami Bey, "İsmet Paşa kurtulduğumuzu duyunca sevinecektir" dedi. Kurmay Başkanı y‚z‚n‚ buruşturdu: "Ama binlerce askerin silahıyla birlikte ka‡tığını •ğrenince de sevinci kursağında kalacaktır." Kemalettin Sami Bey, elinin tersiyle terini sildi: "Bu acı olayın sebeplerini tekrar tekrar konuşmalıyız. Gen‡leri ‡ok iyi eğitmek gerekiyor. İstanbul h‚k‚meti de emperyalistler de karşılarında bilin‡li bir millet g•rmek istemiyor, millileşmeyi sulandırmak i‡in hemen faaliyete ge‡iyor namussuzlar. Neyse. Şimdi yemek işini halletmeye bakalım. Asker iki g‚nden beri a‡." Yoğun savaş y‚z‚nden evvelsi akşam askere yemek ve ekmek verilememiş, asker torbasındaki birka‡ peksimetle a‡lığını bastırmıştı. Sonra da yollara d•k‚l‚p gerektik‡e ‡arpışarak, dağılıp buluşarak, esir vermeden geri ‡ekilmişlerdi.17 Elini alnına vurdu: "Yahu biz de a‡ız!" GENERAL PAPULAS, T‚rk ordusunun tamamını kuşatıp ‡ember i‡ine almak i‡in t‚menlerini son takatlerine kadar zorluyor, t‚menler de ellerinden gelen gayreti g•steriyorlardı. T‚rk ordusu imha edilmeden geri ‡ekilirse, savaş ‡ok uzayabilirdi. T‚rk Komutanlığı, orduyu ilk aşamada Karacahisar-Seyitgazi hattına ‡ekip bu gayretleri boşa ‡ıkarmıştı. Şimdi ordunun bu hatta direnmesi, yeni gayretleri de boşa ‡ıkarması gerekiyordu. Ordunun g‚venliği •zellikle sol kanadı oluşturan 12. Grubun direncine bağlıydı. M. Kemal Paşa sabah Karacahisar'dan Halit Bey'e bir telgraf g•ndererek, 'cepheye geldiğini, sevgiyle g•zlerinden •pt‚ğ‚n‚' bildirmişti. Y‚rekten bağlı olduğu M. Kemal Paşa'nın bu kısacık telgrafı, Albay Halit Bey'in kararlılığını iyice pekiştirip heyecanını katladı. İle190 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ri hatlara gitti, subayları ve askerleri •lesiye savunmaya hazırladı. Ne yorgunluk tanıyordu, ne uykusuzluk. Diyordu ki: "12. Grup, ordunun esenliğini sağlamak, vatana bor‡lu olduğu hizmeti yapmak i‡in d‚şman h‚cumunu ne olursa olsun kırmak... siperini kaptıran kıta, her ne


pahasına olursa olsun geri almak zorundadır." 12. Grubun bir birliği, bu bilenmişlikle, Prens Andreas'ın 12. T‚menini Baş•ren Ge‡idi'ni ge‡erken yakaladı. T‚men, •nc‚s‚ savaşmak i‡in yayılınca, ge‡itte sıkışıp kalacak, b‚t‚n gece T‚rk ateşi yiyecekti.18 İNGİLTERE'nin Atina El‡isi Lord Granville, gece Dışişleri Ba-kanlığı'na g‚n‚n son raporunu yazdı: "..Afyon'dan sonra K•tahya'nın da bug•n zaptedildiği haberi Atina'ya akşam ge„ saatlerde ulaştı ve Medis'te Başbakan tarafından a„ıklandı. Papulas Eskişehir'e y•r•d•klerini bildirmiş. Elli bin kadar esir alındığı hakkında hik‡yeler anlatılıyor. Kiliselerin „anları „alıyor, halk silah atarak sokaklarda dolaşıyor. Yarın 101 pare top atışı yapılarak zafer resmen kutlanacak ve katedralde ş•kran ayini yapılacak" Haber Lord Graville'i de bir Yunanlı kadar sevindirmişti. M. KEMAL PAŞA Karacahisar'da geceledi. Onun ve İsmet Pa-şa'nın cephenin bu kadar yakınında olduğunu bilmek yaralı ordunun moralini y‚kseltmiş, sarp arazi de Yunanlıların hızını kesmişti. 18 Temmuz sabaha karşı saat 03.00'te, 12. Gruba bağlı birlikler, Seyitgazi'nin kuzeybatısında, †‡saray yakınında konmaya ge‡miş dolgun bir Yunan alayını yakaladılar ve duman ettiler. Ka‡an askerlerini alay sancağını a‡arak durdurmaya ‡alışan komutanın ‡abası işe yaramadı, alay dağıldı. Alayı korumak isteyen Yunan s‚vari tugayı da tutunamadı, o da kayıp vererek geri ‡ekildi.19 Ama bu sınırlı başarılar durumu kurtarmaya yetmiyordu. Genel bir başarı kazanmaya imkŠn kalmamıştı. ˆ‚nk‚ ka‡aklar durmadan artmakta, ordu erimekteydi. Kimileri işgal altında kalan k•ylerine ka‡ıyor, kimileri dağlara dağılıyordu. Bazı azgın ka‡ak grupları ise, cepheye yollanan k‚‡‚k takviye birliklerini geri ‡eviriyor, komutanları "Niye din kardeşlerimizi kırdırıyorsunuz?' diye tehdit ediyor, K‚tahya - Eskişehir Savaşı J 91

silah zoruyla erleri serbest bıraktırıyorlardı. Bir kısmı da ‡apulculuğa soyunmuştu; k•yleri ve ikmal kollarını yağmalamaktaydılar.20 Yunan t‚menlerinin batıdan Eskişehir'e yaklaşması ‚zerine İsmet Paşa resmi dairelerin Eskişehir'den ayrılıp Mihalı‡‡ık'a taşınmasını emretti. Subay aileleri Mihalı‡‡ık ve Sivrihisar'a, hastane, u‡ak b•l‚ğ‚ ve silah tamirhanesi Ankara'ya ‡ekilecekti. Son tren de ge‡tikten sonra Eskişehir doğusundaki demiryolu k•pr‚s‚ u‡urulacak, demiryolu da geri ‡ekildik‡e bozulacaktı. ESKİŞEHİR'de panik başladı. Başhekim Şemsettin Bey, doktor, hemşire ve hastabakıcıları acele topladı. Hi‡ dinlenmeden ‡alışmışlardı. Ayakta zor duruyorlardı. Başhekim, "Haber k•t‚.." dedi, "..Eskişehir boşaltılıyor. Ankara'ya gidiyoruz. Kımıldatılmayacak kadar ağır olanları yazık ki burada bırakacağız. Geri kalanlar istasyona taşınacak." Gen‡ bir doktor •ne ‡ıktı: "Efendim, yola ‡ıkamayacak ağır yaralılarımızla birlikte ben de burada kalmak istiyorum. Hi‡birini d‚şmanın şefkatine bırakamayız." Başhekimin g•zleri yaşardı: "Sağ ol kardeşim." G‚‡l‚kle kendini toparladı: "Gecikiyoruz. Hazırlığa başlayalım."21 Eskişehir Havaalanı Komutanı da herkesi toplayıp şu emri vermişti: "U‡aklar, b‚t‚n malzeme ve herkes Polatlı'ya gidecek! Haydi beyler, işbaşına!" Polatlı'da yedek bir havaalanı vardı. Silah tamirhanesine gelen bir binbaşı da perişan bir y‚zle, subaylara ve ustalara, "Savaş talihi b•yle tecelli etti.." dedi, "..tamirhane Ankara'ya taşınacak. Her şeyi toplayın. Geride bir tek


vida bile bırakılmayacak." "Ne zaman toplanmaya başlayalım?" "Hemen! Şimdi! Derhal!" Silah tamirhanesi adı verilen ve tophane, silahhane, d•k‚mhane, demirhane gibi b•l‚mleri bulunan bu kuruluşta imalat-ı harbiye subay ve ustalarıyla onların yetiştirdikleri iş‡iler ‡alışıyordu. 1920'den 192 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu başlayarak Anadolu'ya ge‡mişlerdi. Kamaları alınmış toplara, ‡elik vagon dingillerinden kama yaparak, t‚fekleri onararak, eksik par‡alarını bulup buluşturup tamamlayarak orduyu ferahlatmışlardı.213 Mızıldanmadan ‡are bulur, yokluğa yenilmez, iş bitirmeye bayılırlardı. Makineleri, aletleri, kullanılabilir her şeyi toplamaya başladılar. B‚y‚k demiryolu at•lyesi de toplanıyordu. Onarım i‡in at•lyede bulunan arızalı lotomotif ve vagonlar tahrip edilecekti. Şehrin terk edileceğini •ğrenir •ğrenmez, halk da g•‡ hazırlığına koyuldu. D‚şmanın kıyıcılığını duymuşlardı. ˆok ge‡meden ‡oluk ‡ocuk yayalar, k•pekler, eşya y‚kl‚ eşekler, atlar, at ve •k‚z arabaları, Ankara yoluna d‚şt‚ler. Arabası olmayanların ellerinde, kollarında sepetler, torbalar, omuzlarında heybeler, bazılarının sırtlarında denkler vardı. Bir kız ‡ocuğu geride bırakmaya kıyamadığı kuşunu da almıştı yanına. Saka kuşu, k‚‡‚k kafesinin i‡inde zıplıyor, sevin‡ i‡inde şakıyordu. G•‡ kafileleri, g•zyaşı gibi ağır ağır akarak, birbiri ardınca uzaklaştılar. 1

*

f I

V

.

Sik

1 Bir hastane K‚tahya - Eskişehir Sayası 193

ARKASINA havaalanının, u‡ak b•l‚ğ‚n‚n, hastanelerin ve tamirhanelerin ara‡ ve gere‡leriyle dolu y‚k vagonları eklenmiş iki lokomotifti katar istim ‚st‚ndeydi. Gece serinliği basmıştı. İsli gaz lambalarından perona h‚z‚n d•k‚l‚yordu. Hemşire ve hastabakıcıların g•zetiminde, ağır yaralılar taşınmaktaydı. Zorlukla y‚r‚yen bir yaralıya Nesrin yardımcı oldu. Son yaralı da bindirilince, doktorlar da binmek i‡in trene y‚r‚d‚ler. Halide Edip Hanım istasyon binasının •n‚nde duran M. Kemal Paşaya baktı. Yenilginin b‚t‚n acısı sanki onda toplanmıştı. Y‚z‚ sapsarıydı. Yanında HŠkimiyet-i Milliye gazetesine savaş izlenimlerini yazmak i‡in cepheye gelmiş olan Ruşen Eşref †naydın ile Salih Omurtak ve Salih Bozok vardı. Şehri en son terk edecek olan istihkŠm subaylarıyla konuşuyordu: "..†z‚lmeyin ‡ocuklar. Ordu yaşıyor. Œnemli olan bu. Demiryollarını onarılamayacak gibi tahrip etmeyin. Sonra uğraşmayalım. ˆ‚nk‚ nasıl olsa d‚şmanı mahvedip bu yoldan geri geleceğiz." Son c‚mleyi o kadar inan‡la s•ylemişti ki ezgin subayların duruşları bile değişti.22


Uzun katar, gece yarısı hareket etti. İstihkŠmcılar son trene selam durdular. Bu sırada sol kanatta Seyitgazi batısında ise kanlı boğuşmalar s‚r‚yor, kuşatılmayı •nlemek i‡in 12. Grup •lesiye direniyordu. S‚vari Grubu da bu kanada yetişip savaş d‚zenine girmişti.

Salih Omurtak Salih Bozok Muzaffer K ı l ı‡ 194 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ESKİŞEHİR'in boşaltıldığı ‡abucak Ankara'da duyulacak, milletvekilleri sabah, •fke ve kaygı i‡inde Meclis'e koşacaklardı. Asker k•kenli milletvekilleri ‡ekilmenin de bir savaş t‚r‚ olduğunu a‡ıklamaya ‡alışıyorlardı ama kimse dinleyecek halde değildi. O kadar g‚vendikleri ordu bir bir şehirleri d‚şmana bırakarak ‡ekilmekteydi. Her kafadan bir ses ‡ıkıyordu. İttihat‡ı Hafız Mehmet'in sesi g‚r‚lt‚y‚ bastırdı: "İşte apa‡ık s•yl‚yorum. Enver Paşa gelip de ordunun başına ge‡medik‡e kurtulamayız!" Bursa Milletvekili Muhittin Baha Pars'ın tepesi attı: "Bırak Allah aşkına. Enver'in maceracı ve tecr‚besiz bir asker olduğunu sen de bilirsin ama İttihat‡ılık gayretiyle b•yle konuşuyorsun. Yenilince ka‡tı. Meclisi a‡tık, orduyu yeniden kurduk. Şimdi hazıra konmak i‡in mi gelecek?" Hafız Mehmet dilini tutamadı: "Ordu yeniliyor be. Enver Paşa dost bir kuvvetle geri d•nse, durumu d‚zeltse, k•t‚ m‚ olur?" Enver Paşa'nın toplama bir Bolşevik kuvvetle Anadolu'ya girmek istediği hakkında bir s•ylenti vardı ama karanlık g‚nlere •zg‚ s•ylenti furyası i‡inde kimse •nemsememişti. Bunu Enverci bir İttihat‡ının ağzından duymak pek ‡oğunu ‚rk‚tt‚. Ahmet Muhtar Mol-laoğlu, "Bana bak.." dedi, "aklınızı başınıza toplayın. Taşıma kanla istiklal savaşı verilmez. Sonra kan yardımının faturasını insanın g•z‚ne dayarlar." S‚reyya Yiğit, Hafız Mehmet'in koluna yapıştı: "Iraklılar ve Suriyeliler İngilizlerle Fransızları kurtarıcı olarak karşılamışlardı. Şimdi bu kurtarıcılardan kurtulmak i‡in ‡ırpınıyorlar. Bunu sakın unutma!" Ankara Milletvekili Atıf Taşpınar Hoca araya girdi: "Beyler! Ankara g•‡men ve yaralı dolu. Zavallı Eskişehirliler de buraya gelecektir. O kadar kişiyi nereye yerleştireceğiz? Kavga edeceğimize bunları konuşalım." K„tahya - Eskişehir Savaşı 195

ENVER PAŞA Dr. NŠzım'ı ‡ağırttı. Sovyet y•netimi, Enver Paşa'ya se‡kin misafirlerin ağırlandığı, eski Başvekillerden Prens Gor‡akov'un sarayının bir dairesini ayırmıştı. Dairenin bir odasında da yurtdışına ka‡mış •nde gelen İttihat‡ılardan Dr. NŠzım kalıyordu. Dr. NŠzım m‚kellef salona girince, "Doktor gel.." dedi, "..otur. •nemli bir haberim var.." Dr. NŠzım oturdu. Enver Paşa'nın y‚z‚nde ‚z‚nt‚ ve ‚mit karışımı bir gerginlik vardı: "Dışişleri Komiserliğinde telsiz-telgraf haberlerini g•sterdiler. Yunan ordusu Eskişehir'e de girmiş."


Dr. NŠzım heyecanlandı: "Şu halde Ankara'nın sonu geldi." "Evet." "Œyleyse bize de yol g•r‚nd‚." "Evet." "Ruslar emrinize kuvvet vermeyi kabul ettiler mi?" "Bolşevik M‚sl‚manlardan kurulu bir kuvvet i‡in dayatıyorum. Daha bir sonuca varamadık."23 Dr. NŠzım ayağa kalktı, iktidar tutkusu tınlayan bir sesle, "Olmaz Paşam.." dedi, "..g•r‚şmeleri bir an •nce sonu‡landırmak gerek. Hemen harekete ge‡emezsek, fırsatı ka‡ırabiliriz. G•r‚şme uzaya-caksa, Anadolu'daki arkadaşlarımızla yetinelim, kuvvet istemekten vazge‡elim. İktidar kadın gibidir, bekletmeye gelmez." İNGİLTERE i‡in bu sıralarda iki şehir ‡ok •nemliydi: Ankara ve Moskova. İngiliz Haberalma Servisi, Ankara'da •rg‚tlenmeyi hen‚z başaramamıştı. S‚rekli ve doğru bilgi edinilemiyordu. T‚rk dostu bir Hindistanlı kimliği ile M. Kemal Paşa'yı •ld‚rmesi i‡in yollanan Mustafa Sagir'in İngiliz ajanı olduğu Ankara'da ‡ok ‡abuk anlaşılmış ve yargılanarak 24 Mayısta idam edilmişti.24 Bu sebeple Ankara'da ‡ok dikkatli olarak •rg‚tlenmeye ‡alışıyordu. Kurulması i‡in ‡alışılan merkeze 'Black Jumbo' kod adı verilmişti. Hazırlıklar s‚r‚yordu. Moskova'da ise ‡ok iyi •rg‚tlenmişti. S‚rekli bilgi akıyordu oradan. Edinilen bilgiye g•re, Moskova, Enver Paşa'yla birlikte Anadolu'ya sevk etmek ‚zere 130.000 kişilik bir kuvvet toplamaktaydı. En196 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ver Paşa'yı, Bolşevikliği benimsemeyen M. Kemal'e karşı bug‚ne kadar bir koz olarak elinde tutan Moskova, yenilgi ‚zerine, bu kozu ileri s‚rmeye karar vermiş g•r‚n‚yordu. Rattigan'a Moskova'dan alınan bu raporu •zetlemeyi bitiren General Harington, "M. Kemal iki ateş arasında.." dedi, "..batıdan Yunan ordusu y‚r‚yor, doğuda Sovyet birlikleri y‚r‚meye hazırlanıyor." Rattigan huzursuzca kımıldadı: "M. Kemal sorunu bitecek, bu sefer de Enver sorunu başlayacak. Sovyet birlikleri Ankara'ya ka‡ g‚nde ulaşabilirler?" "Kurmaylarımın hesabına g•re 68 g‚nde." 25 Rattigan'ın i‡i rahatladı: "Yunanlılar onlardan ‡ok •nce Ankara'ya varırlar." Harington, "Evet.." dedi, "..kanımca T‚rk ordusu artık direne-mez." 25a "Desenize T‚rk sorunu bitiyor." YUNAN 10. T‚meni Eskişehir'i işgal ettikten sonra şehrin doğusuna g‚venlik birlikleri s‚rerek durmuş, T‚rk ordusu Eskişehir do-ğusu-Seyitgazi hattına ‡ekilmişti. İsmet Paşa, Yunan ordusundaki bu durgunluktan yararlanarak, son bir hamle ile Eskişehir ve ‡evresindeki Yunan birliklerine karşı, toplayabildiği 9 t‚menle taarruz etmeye karar verdi. 21 Temmuz sabahı Eskişehir savaşı başladı. 1. Grubun Eskişehir'in kuzeyinden yapmış olduğu taarruz, b•yle bir hareket beklemeyen Yunanlılarda telaş uyandırdı. 3. Grup karşısındaki Yunan birliklerinde Je ka‡ma, dağılma belirtileri g•zleniyordu.26 Beklenmedik taarruz Yunan komuta kurulunu panikletti. T‚rk taarruzunun başarıya ulaşması ve Eskişehir'in elden ‡ıkması Yunan ordusunun g‚venliğini alt ‚st edebilirdi. Komutanlık ne yapacağını şaşırmıştı.26a Ama tehlikeyi kavrayan birlikler, Ordu Komutanlığından emir almadan, direnişe ge‡tiler, iyi direndiler. T‚rk cephesinin merkezindeki zayıf bir t‚menin bir karşı taarruz •n‚nde gerilemesi cephe hattını dalgalandırdı, kanatları a‡ık kalan komşu birlikler aynı hizaya gelmek i‡in geri ‡ekilmek zorunda kaldılar.


T‚rk taarruzu yavaşladı, sonra da durakladı. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 197 İSMET PAŞA, kırık bir sesle, "Taarruz ‡ok ‚mit verici başlamıştı, iyi gelişiyordu" diye s•ylendi. Yarbay Naci, "Haklısınız paşam.." dedi, "..ama geliştirmeye artık asker ve silah sayımız yetmiyor. Silahıyla birlikte ka‡anların sayısı, yirmi bini ge‡miş durumda." "Ne diyorsun?" Bu, ordunun ‚‡te biriydi. Ka‡aklar daha da artacak gibi g•r‚n‚yordu. Ordu Yunanlılara değil, asker deyimiyle 'General Ka‡ka‡'a yenilmekteydi. "B‚y‚k savaşlar g•rm‚ş eski askerlerimizi silah altına alabilsey-dik, iyi olacaktı. Yazık ki h‚k‚met ‡ekingenlik g•sterip bu teklifimizi ‡ok ge‡ kabul etti. ‹ağrıyı duyuramadan savaş başladı. Orduya katı-lamadılar.27 Tecr‚beleriyle gen‡ askerlere ‡ok yararlı olacaklardır." "Umarım hepsi katılır efendim. Tam da harman zamanı ama.." "Katılırlar. ˆ‚nk‚ bu ‡ağrıyı alan ger‡ek asker bı‡ağın ordunun kemiğine dayandığını anlar." T†RK ORDUSU bir basamak daha geri ‡ekilmeyi başarırsa, Yunan ordusu havaya kılı‡ sallamış olacaktı. Bunun farkında olan Yunan Komutanlığı, sağ kanadındaki birlikleri, T‚rk cephesini Seyitgazi doğrultusunda yararak ordunun ‡ekiliş yolunu kesmek i‡in olanca g‚‡leriyle saldırtmaktaydı. Albay Halit, g•zleri delice parlayarak, k‚‡‚k odada dolaşa dola-şa, Kurmay Başkanı Binbaşı Ziya Ekinciye emrini yazdırıyordu: "Yaz! Bulunduğumuz mevzileri re pahasına olursa olsun savunacağız. Her r‚tbedeki komutandan, I kliğine hŠkim olmasını istiyorum. Korkaklık g•sterenleri affetmeyecek ve idam edeceksiniz. Yaz! Emrimi yerine getirmeyenlere karşı, ben de, makamı ve r‚tbesi ne olursa olsun silahımı kullanmak zorundayım." 28 Binbaşı Ziyanın duraksadığını g•r‚nce parladı: "Ne diyorsam yaz! Vatan elden giderken, merhamet ihanettir. Emri hemen t‚menlere ilet. Ben ileri mevzilere gidiyorum." Binbaşı Ziya komutanı tanımıştı: Ateş hattına kadar sokularak askerin savaş direncini artırmaya ‡alışacak, biri korkup da geri ‡ekilirse vuracaktı.29 198 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

GECE Genelkurmay'da M. Kemal ve Fevzi Paşa ile birlikte Dr. Adnan, Y. Kadri, Urfa Milletvekili Ali Saip Ursavaş ve Salih Bozok, cepheden gelecek haberi bekliyorlardı. Yan odada Halide Hanım İngiliz gazetelerinde ‡ıkan ilgin‡ haber ve yazıları ‡evirmekteydi. İşini bitirince, o da katıldı. Geniş‡e odanın havası sigara dumanı ve gerginlik doluydu. Zaman ge‡mek bilmiyordu. Kapı vuruldu ve sessizce aralandı. Salih Bozok şifre subayının uzattığı telgrafı kapıp koşar adım M. Kemal Paşa'ya verdi. Paşa telgrafa g•z attı, sonra Fevzi Paşa'nın •n‚ne kaydırdı: "Eskişehir savaşını kazanamadık. İsmet Paşa Sakarya'nın doğusuna ‡ekilmek i‡in izin istiyor." Y‚zler soldu. Dr. Adnan, "Bunu duyan Meclis ayaklanacaktır" dedi. Ali Saip Bey, "Başta Enverciler" diye ekledi. €tekiler de tabloyu tamamladılar: "Tavizciler..." "D‚zenli ordu karşıtları..." "Saltanat‡ılar..." "Tutucular..." Dr. Adnan noktayı koydu: "Muhalif, muvafık, herkes. Kıyamet kopacak." Neler olabileceğini hayal eden Ali Saip Bey kaygıyla doğruldu: "Paşam, bana •yle geliyor ki bu zor d•nemi bu Meclis'le atlata-mayız." M. Kemal Paşa, "Yanılıyorsun.." dedi, "..bence bu zor d•nemi ancak bu Meclis'le, onun


sayesinde atlatabiliriz. Œfkesine, isyanına, her tepkisine katlanacağız."30 ˆ‚nk‚ bu Meclis kavgacıydı, sabırsızdı, gevezeydi, genel olarak tutucuydu ama hi‡ kuşku yok, yurtsever bir Meclis'ti. T†RK ORDUSUNUN savaşı b‚t‚n‚yle keserek geri ‡ekilmeye başladığı haberleri, K‚tahya'ya gelmiş olan Yunan Ordu KarargŠhına gece yarısından sonra ulaştı. T‚rk sol kanadındaki birlikler son g‚n‚ de •ylesine şiddetle direnmişlerdi ki, Yunan ordusu T‚rk birliklerinin ‡ekiliş yolunu kesmeyi başaramamıştı. T‚rk ordusu bir tek birlik bile K‚tahya - Eskişehir Savaşı 199 kaptırmadan, b‚t‚n geri teşkilleri, erzak ambarları, cephanelikleri, seyyar hastaneleri ile bir basamak daha geri ‡ekilerek yine tehlikeden sıyrılmıştı. Yunanlıların da soluğu kesilmiş, ikmal işleri aksamaya başlamıştı. T‚rkleri takip etmek ihtiyatlı Papulas'ı ‚rk‚tt‚. Savaş durdu. Yunan B‚y‚k Taarruzunun 12 g‚n s‚ren birinci evresi, kesin bir sonu‡ vermeden sona ermiş, Yunan ordusu havaya kılı‡ sallamıştı. 30a Ama kesin zafer bekleyen h‚k‚meti ve Yunan kamuoyunu doyurmak gerekti. General Papulas, •ğleden sonra bir basın toplantısı yaptı. Salona ‡ok sayıdaki muhabirlerin alkışları arasında girdi. Sağına General Stratigos'u, soluna Kurmay Başkanı Albay Pallis'i alarak oturdu. Arkalarında ordu karargŠhının •nde gelen kurmayları yer aldı. Magnezyumlar ‡akıp s•n‚yordu. Alkışlar, kutlamalar ve fotoğraf ‡ekimleri sona erince, "Teşekk‚r ederiz.." diye s•ze başladı, "..Afyon ve K‚tahya'dan sonra Eskişehir'i de d‚ş‚rd‚k. Biraz soluk almayı hak ettik sanıyorum. Bu zafer uzun ve yoğun bir hazırlığın sonucudur. Kral Hazretlerinin İzmir'e gelmesi ve muzaffer ordumuzu izlemesi de, g‚c‚m‚ze g‚‡ kattı. T‚rk ordusunu hezimete uğrattık. Yunanlılar i‡in Elenizm'in beşiği olan K‚‡‚k Asya yollan yabancı değildir. Biz Anadolu'yu istila etmiyoruz, uygarlığa a‡ıyoruz. Yunanistan artık b‚t‚n Anadolu'ya yerleşmeye ve Boğazların bek‡isi olmaya hak kazanmıştır. Yunan ordusu bu hak ‚zerinde ısrar etmeye kararlıdır, hakkını kabul ettirecek kadar da g‚‡l‚d‚r." Katimerini gazetesinin yazarı Hristos Nicolopulos, "Bir soru sorabilir miyim?" dedi. "Elbette." "D‚şman ordusunun son durumu ne? Nerede? Ne yapıyor?" Bu soruyu General Stratigos cevapladı: "Beyler, Kemalist ordudan geriye bir enkaz kalmıştır. Bu enkaz Ankara'ya doğru ka‡ıyor. Onun yok olması da gecikmeyecektir. Kısacası T‚rk ordusu artık askeri bir değer taşımıyor."31 Neşeli sesler y‚kseldi. 200 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

GENELKURMAY BAŞKANI General Dusmanis ise, T‚rk ordusunu elinden ka‡ıran Eapulas'a ve kibirli kurmaylarına ateş p‚sk‚r-mekteydi: "Kesin sonu‡lu bir galibiyet kazanamadığımız i‡in siyasi sorun yine ‡•z‚lmemiş olarak kaldı. Bunun sebebi ordu komutanı ile yardımcılarının yetersizlikleri ve yeteneksizlikleridir. Ordumuz bunların elinde kaldığı s‚rece her girişim başarısızlıkla sonu‡lanacak!" 31a Bu zafer g‚n‚nde, huysuz, kaba generalin s‚rekli yakınması ve ordu y•neticilerini durmaksızın aşağılaması yakın ‡evresini bile rahatsız ediyordu. Oysa her aşamada General Dusmanis haklı ‡ıkacaktı. LLOYD GEORGE ise ‡ok neşeliydi. Savaş Bakanı L.W. Ewans'a, "Sayın Bakan.." dedi, "..Atina'dan, İstanbul'dan ya da buradan birini g•nderin de şu ilgin‡ savaşı incelesin. ˆ‚nk‚ doğunun geleceğini bu m‚cadele belirleyecek.." Hınzırca baktı: "..Kurmaylarınız birka‡ hafta •nce titreşmekteydiler. M. Kemal'in yenilmez ordusuyla İstanbul'a y‚r‚yeceğini iddia ediyorlardı. İnsan danışmanlara inanmamak gerektiğini, ancak


hayat deneyleriyle •ğreniyor. Yunanlılar haklı ‡ıktı. ˆılgın Kemalistler tarihe karıştı.." Lord Curzon'a d•nd‚: "..Yunanlılar artık Sevr Antlaşması'yla yetinemezler. Daha geniş ‡apta tatmin edilmeleri gerekir. Bu konuda ne yapabileceğimizi d‚ş‚nmeye başlayalım." 32 FRANKLİN BOUILLON Beyrut'ta kalarak savaşın bitmesini beklemişti. Sonu‡, T‚rk-Fransız ‡atışmalarının sona ermesini isteyen Beyrut'taki Fransız diplomat ve askerlerinde hayal kırıklığı yarattı. Ah inat‡ı T‚rkler ah! Uysallık g•sterip anlaşmaya yanaşsalardı, g‚neydeki ‡atışmalar bitecekti. Bundan yararlanarak g‚neyden batıya kuvvet kaydırıp belki de Yunanlıları yenmeleri m‚mk‚n olabilirdi. Yenilginin r‚zgŠrı bug‚nk‚ Ankara y•netimini devirirse, g•r‚şmelere kimbilir kimlerle sıfırdan başlamak zorunda kalacaklardı. Bouillon, "Kendilerine de s•ylemiştim.." diye homurdandı, "..delice bir kahramanlıkları var. Ama b•yle bir m‚cadele, hi‡ •d‚n verilKtttahya - Eskişehir Savaşı 201 meden, hele b‚y‚k devletlerle ‡ekişilerek, tam bağımsızlık diye inat edilerek, yalnız kahramanlıkla kazanılabilir mi? Kazanamadılar işte! Yeniden savaşabileceklerini de sanmam. Şaşılacak kadar yoksullar." ABD ATAŞEMİLİTERİ acele Eskişehir'e gelip Yunan komutanlarıyla g•r‚şt‚. Y‚ksek Komiserliğine ‡ektiği telgrafın •zeti şuydu: "T•rkler bitmiştir?32* YUNAN başarısı İstanbul Rumlarını sevince boğmuştu. Bo-ğaz'da Yunan bayraklarıyla s‚slenmiş motorlar tur atıyor; otomobil dizileri, Beyoğlu, Şişli ve Galata caddelerinden, klaksonlarını ‡ala ‡ala ge‡iyordu. Sait Molla, zaferi kutlayan bir otomobil dizisinin arasından zorlukla ge‡erek, Cercle d'Orient adlı kul‚be girdi. İstanbul se‡kinlerinin kul‚b‚yd‚ burası. Hanedan damatları, emekli Osmanlı paşaları, y‚ksek b‚rokratlar, nazırlar, bazı l•vantenler ve gazeteciler ile havayı koklamak isteyen yabancılar burada yemek yer, i‡er, bolca ‡ene ‡alar, gazete okur, yan masalara kulak verirlerdi. Bir masada acele acele yazısını bitirmeye ‡alışan Ali Kemal'i g•r‚nce sevindi. Hemen yanına oturdu. Ali Kemal, yazmaya ara verip, "G•rd‚n m‚ Molla Bey.." dedi, "..korkmaya gerek yokmuş. Bizim d‚zme kahramanlar, on g‚nde perişan oldular." "Evet. ˆok ş‚k‚r." "Ankara'ya doğru ka‡ıyorlarmış. Yunan Y‚ksek Komiseriyle konuştum, Yunan ordusu, yorulduğundan değil, artık takibe değecek bir kuvvet kalmadığı i‡in duraklamış. Ordu, biraz dinlendikten sonra hareket edip bizim kabak‡ıların yuvası Ankara'ya y‚r‚yecekmiş. O zaman her biri bir yere ka‡ar, M. Kemal saklanır, yine biz bize kalırız." Kahkaha attı. Ertesi sabah yayımlanacak olan yazısını ‡abucak tamamlayıp ‡ağırdığı Rum şef garsona verdi: "Bunu hemen gazeteye yolla. Bize de kahve ve Yunan konyağı getirsinler." Metaxa nefis bir konyaktı. 202 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

CEPHE KARARG’HI geri ‡ekilerek Sarık•y'e gelmişti. Binbaşı Tevfık ve Y‚zbaşı Cevdet Kerim, kerpi‡ bir evin duvarına yaslanmış, ge‡ip giden yorgun ve sefil askerleri seyrediyorlardı. Yenilgi Tevfık Bey'i iyice yıpratıp k•t‚mser yapmıştı, "Bu iş bitti Cevdet Kerim" dedi.33 "Sen ‚z‚nt‚den ve yorgunluktan b•yle konuşuyorsun. Biraz uyusaydın." "Ah bir uyuyabilsem. Uyuyamıyorum ki. Naci Bey benden de beter. O ‚‡ g‚nd‚r uyumuyor. Yemek de yemiyor. Bu yenilgiyi nasıl i‡imize sindireceğiz?" Yaşaran g•zlerini saklamak i‡in arkasını d•nd‚.


Yakup Ş evki Pa ş a Cevat ˆ obanl ı Pa ş a Ali ihsan Sabis

YENİLGİ HABERİ Malta'dakileri de perişan etti. Paşaları sıkıştırdılar: Askeri a‡ıdan bir ‚mit var mıydı? M. Kemal Paşa bir ‡ıkış yolu bulabilir miydi? Y. Şevki Paşa, Cevat Paşa, Mersinli Cemal Paşa, Ali İhsan Paşa yenilgi sefilliğini ve acısını yaşamış, ger‡ek‡i askerlerdi. G•n‚lleri bir mucize istiyordu ama ‚mit veremediler. Dağılmış bir orduyu toparlayıp geride yeniden bir cephe kurmak, orduyu hızla takviye etmek, donatmak, yedirmek, silahlandırmak g‚‡t‚, ‡ok g‚‡t‚, d‚r‚st‡esi imkŠnsızdı. K‚tahya - Eskişehir Savaşı 203

Anadolu'nun ne kadar kararlı olduğunu bilen Rauf Bey e bile karamsarlık ‡•km‚şt‚. En ‚mitsiz kişi, oynak miza‡lı şair S‚leyman Nazif'ti. "Bunca d‚şmana, felakete, musibete, talihsizliğe, yoksulluğa karşı bir M. Kemal ne yapabilir?" diye sızlanıyor, cevabını da kendi veriyordu: "..Hi‡bir şey." Bu duyguyla Milli M‚cadele aleyhinde yazılar yazıp Ali Kemal'in Peyam-ı Sabah gazetesine g•ndermeye başlayacak, bu y‚zden b‚t‚n s‚rg‚nler tarafından boykot edilecek, s‚rg‚nl‚k boyunca bir başına kalacaktı.33a YUNANİSTAN baştan başa zafer sarhoşuydu. Meydanlar, caddeler taşkın kalabalıklarla dolup taşıyordu. Yunan propaganda makinesi harekete ge‡miş, d‚nyaya, 'otuz bin T‚rk‚n esir alındığı; 'T‚rk ordusunun b‚t‚n toplarını bırakıp ka‡tığı! 'cephede bulunan M. Kemal'in karargŠhının bombalandığı, karargŠh subaylarından d•rd‚n‚n •ld‚ğ‚, yirmisinin yaralandığı' gibi hayal ‚r‚n‚ haberler yayıyor ve bir‡ok kişiyi inandırıyordu. M. Kemal'in esir edildiği haberi bile u‡urulmuş, İzmirli Rumlar, bu haberi ger‡ek sanarak coşkunca kutlamışlardı.33b Ordu kurmaylarının Ankara'ya y‚r‚me hevesi, bazı ‚st komutanların uykusunu ka‡ırıyordu. General Vlahapulos'un yerine İkinci Kolordu Komutanlığına atanan General Andreas bunlardan biriydi. Birinci Kolordu Komutanı Kondulis'in de kendisi gibi d‚ş‚nd‚ğ‚n‚ •ğrenince General Papulas'ı ziyaret etti, atanması dolayısıyla teşekk‚r ettikten sonra, "G‚nlerdir T‚rkler bozguna uğradı diye zafer t•renleri yapıyoruz.." dedi, "..amacımız T‚rk ordusunu yok etmekti. Ama yok olmadı, m‚tareke istemedi, pes etmedi. Hi‡bir birliğini kaptırmadan geri ‡ekilmeyi başardı. Ne ciddi esir alabildik, ne de iddia edildiği gibi ganimet. Şimdi kendi se‡tiği yerde savaşmak i‡in bizi bekliyor. Y‚r‚rsek ikmal merkezlerimizden ‡ok uzaklaşacağız. Bunun bir‡ok tehlikesi var. Buna rağmen Ankara'ya y‚r‚yeceğimiz s•yleniyor." 33c Papulas bıyığını sıvazladı: "Size g‚venirim, onun i‡in a‡ık konuşacağım. Evet, Ankara'ya y‚r‚me konusu tartışılıyor. Merak etmeyin, ordunun bir macera204 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ya s‚r‚klenmesine izin vermem. H‚k‚met ısrar ederse, ‡ekileceğim." 33d


Andreas emrine verilen S‚vari Tugayındaki atların yaşlılığından yakınacaktı ama komutan ‡ok yorgun g•r‚n‚yordu. Bu konuyu a‡maktan caydı. Papulas ger‡ekten yorgundu. Bu seferin yapılmasını isteyenlerin ‡okluğu generali uyutmuyordu. Kimi askerlik bakımından gereklilik olduğuna inanarak, kimi kabaran hırsına kapılarak, g‚c‚n‚ yitirmiş T‚rk ordusunu b‚t‚n‚yle bitirmek istiyordu. H‚k‚met de İngilizlerin dolaylı teşvikiyle Ankara seferine yatkın g•r‚nmekteydi. Yunanlılar durmak ile y‚r‚mek arasında bocalıyordu. T†RKLER de bocalıyordu. Morali bozulanlar, ordunun yeniden toparlanabileceğine inanamayanlar, yılgınlar, soluğu kesilenler de vardı, Kuva-yı Milliyeciler gibi azmini ve iyimserliğini hi‡ kaybetmeyenler de. Akşam gazetesinin kapkara manşeti yurtseverleri titretmişti: "Git vatan Kabe'de siyaha h€r€n" Saraya gazeteler ise bayram ediyorlardı. Bu karışık ortam, gafilleri ve hainleri harekete ge‡irdi: Yunan askerleri k•yleri yakıp T‚rk kadınlarının ırzına ge‡erken, K‚tahya Belediye Başkanı H‚seyin H‚sn‚, General Papulas'ı ziyaret ederek başarısını kutladı, 'K‚tahya'yı milliyet‡ilerden kurtardığı i‡in' teşekk‚r etti.34 Gerici Konya isyanının elebaşılarından Delibaş Mehmet İzmir'de ortaya ‡ıktı, sık sık Yunan Ordu KarargŠhını ziyaret etmeye başladı. Yeni bir pisliğe daha bulaşacağı anlaşılıyordu, 3S Milli ordunun yenilmesine sevinen saraya bağlı din adamları ve siyaset‡iler, Yunanlılarla elbirliği yaparak Milli M‚cadele'yi b‚t‚n‚yle s•nd‚rmeyi ama‡layan Anadolu Cemiyeti adlı gizli bir •rg‚t kurmak i‡in hazırlığa giriştiler. Başlarında Vahidettin'in beş kez Şeyh‚lislamlığa getirdiği İngiliz işbirlik‡isi Mustafa Sabri Efendi vardı. 36 Bu yenilgi Hariciye Nazırı A. İzzet Paşa'yı da ‚mitlendirdi. İşgalci diplomatlara, 'Kemalist ordunun ve Millet Meclisi'nin y‚zde altmış beşinin desteğini garanti edebileceğini' bildirdi.37 Yani milli ordunun ve Meclis ‡oğunluğunun M. Kemal'e karşı ayaklanmaya ve İngiliz uyK‚tahya - Eskişehir Savaşı 205 duşu İstanbul h‚k‚metinin yanında yer almaya hazır olduğunu m‚jdeliyordu. Ankara ger‡ekten tarih sahnesinden silinmek ‚zere miydi, yoksa T‚rkler bir yeniden doğuşun eşiğinde miydiler? Zaman g•sterecekti. 206 Şu •ƒgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

†‡‚nc‚ B•l‚m Sakarya Savaşı'na Hazırlık 25 Temmuz 1921 - 13 Ağustos 1921 PORSUK IRMAĞI'nın kuzey kıyısındaki patikada kırk kadar askerden oluşan bir birlik, d‚zensiz bir şekilde y‚r‚mekteydi. Hepsi d•k‚l‚yordu. Birka‡ı ‡ıplak ayaktı. Bazıları ayaklarına ‡uval, ‡aput sarmıştı. Yaralılar yardımla y‚r‚yorlardı. Cephe yarılınca o kızılca kargaşalık i‡inde taburlarından ayrı d‚şm‚ş, ormanda kaybolmuş, d•v‚şm‚ş, alayı aramak i‡in vakit kaybetmiş, ordunun gerisinde kalmışlardı. Belki daha g‚venlidir diye Porsuk'un kuzeyine ge‡erek, orduya yetişmeye ‡alışıyorlardı. Asker ka‡aklarını arayan bir s‚vari m‚frezesi birdenbire tepeden aşağı inerek ‡evrelerini sardı. M‚frezenin komutanı, y‚z‚ yaralı bir y‚zbaşıydı. €mer ‹avuş •ne ‡ıkıp selam verdi. Y‚zbaşı eli tabancasında, ‡avuşa ve birliğe g•z attı. Ka‡ağa ve bozguncuya benzemiyordu bunlar: "Hangi birliktensiniz?" "4. T‚men, 55. Alay, 3. Tabur, 1. B•l‚kteniz komutanım!" "B•l‚ğ‚n geri kalanı nerde?" "B•l‚kten geri kalan budur." Sakarya Savaşı'na Hazırlık 207


"Nereye gidiyorsunuz?" "Duyduk ki ordu Sakarya •tesine ‡ekiliyormuş. Biz de oraya gidiyoruz. Alayımızı orada arar buluruz." Y‚zbaşı sevindi. Bunlar silahlarının şerefini sonuna kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi. Sesi yumuşadı: "Şu tepenin ardında, suyu bol bir k‚‡‚k k•y var. Orada dinlenin. Sonra durmadan doğuya y‚r‚y‚p Sakarya'yı aşın. Ama birliğini k•ye bu haliyle sokma. Halkı ‚zmeyin. Anladin mı?" ‹avuş anlamıştı: "Evet komutanım! K•ye sanki belimiz kırılmamış gibi gireceğiz. Baş‚st‚ne!" Y‚zbaşı h‚z‚nle g‚l‚mseyerek atının başını ‡evirdi. Ka‡ak ve bozguncu avlamak i‡in d•rt nala uzaklaştılar. M‚freze uzaklaşana kadar selam duran ‡avuş, elini indirip birliğe d•nd‚: "Duydunuz. Halka teftiş vereceğiz. Ona g•re. Sıraya gir! ‹abuk, ‡abuk, ‡abuk! Hazır ol! Arş!" Ayaklarını s‚r‚yerek y‚r‚meye başladılar. "Bu ne bi‡im y‚r‚y‚ş len? Başınızı kaldırın. Canlı y‚r‚y‚n. Haydi hep beraber." Kalan son g‚c‚yle marşa başladı: Annem beni yetiştirdi Bu ellere yolladı Al sancağı teslim etti Allaha ısmarladı... Marşa •nce Hamza Onbaşı'yla birka‡ er mırıldanarak katılmıştı. ˆavuş azarlayınca katılanlar arttı, giderek hepsi katıldı. Marş ila‡ gibi geldi. Y‚r‚y‚ş canlandı, d‚zene girdi, başlar dikildi, sesler y‚kseldi. ˆınarlı K•y‚'ne, sefil g•r‚n‚şlerine hiˆ uymayan bir ‡alım i‡inde girdiler. B‚t‚n kapılar kapalı, pencerelerin tahta kepenkleri •rt‚l‚yd‚. G•r‚n‚rde kimse yoktu. Elinde domuz fişeği s‚r‚lm‚ş av t‚feği, k•y odasının aralık kapısından gelenleri g•zleyen Gazi ˆavuş, hluhtar ile iki yaşlıca k•yl‚ye, "Korkmayın." dedi, "..bunlar ‡apulcu da değil, ka‡ak da." "Emin misin?" "Bunlar Ezrail'le g‚reş tutmuş babayiğitler." T‚feği bırakıp dışarı koştu: 208 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

\ \ \ \

"Hoş geldiniz kardeşler! Gazanız m‚barek olsun. Hey millet! Su getirin! Sofra a‡ın! Kemal'in askerleri bunlar!" Kadınlar, kızlar, ‡ocuklar, ellerinde testiler, bakra‡lar, ‡anaklarla evlerden ‡ıktılar. Sofralar a‡ıldı. Karpuzlar kesildi. Asker iki g‚nd‚r uyumamıştı. Karnı doyanlar ağa‡ların altına, duvar diplerine uzanıp uyudular. Œmer ˆavuş, Hamza Onbaşı, Gazi ˆavuş, muhtar ve yaşlı erkekler biraraya gelip diz ‚st‚ ‡•kt‚ler. Sigaralar sarıldı. Œmer ˆavuş savaşı hikŠye etti, "D‚şman da iyi d•v‚şt‚.." dedi, "..o da yoruldu. Dinlenince yine y‚r‚y‚p peşimizden gelecektir. ˆ‚nk‚ bizi bitiremedi." Muhtarın sakalı titredi: "•yleyse bizi de ezip ge‡ecektir." "Elbette. S•ylemesi benden. K•yleri •nce soyuyor, sonra yakıyorlar." Gazi ˆavuş muhtarın g•z‚n‚n i‡ine baktı: "Herkes oğullarını ırmak gibi cepheye akıtsaydı, bu duruma d‚şmezdik." Muhtar kızdı, "O lafın sırası ge‡ti." dedi, "..şimdi ne edeceğiz, onu s•yle sen!" "Ne edeceğiz, siz gelinleri, kızları, taze anaları, ‡ocukları, gitmek isteyen erkekleri g•‡ yoluna vuracaksınız. Ben de delikanlıları g•t‚r‚p usul‚nce askere yazdıracağım. Savaş bitince


kavuşuruz." Muhtarın başı •n‚ne d‚şt‚. Bu toprak ka‡ y‚zyıl yıldır işgal g•rmemişti. İşgal ‚st‚ne masal bile dinlememişlerdi. Ama neler olabileceğini kestirebiliyordu. Bir zamanlar Rus savaşına katılmış, savaşın ‡irkin y‚z‚n‚ tanımıştı. Başını zorlukla kaldırdı: "PekŠlŠ Gazi ˆavuş, •yle edelim." B†Y†K MİLLET MECLİSİ, h‚k‚metin isteği ‚zerine gizli oturuma ge‡mişti. Tutanak kŠtipleri ve dinleyiciler salonu boşalttılar. KŠtiplerin yerini hızlı yazan milletvekilleri aldı. Fevzi Paşa k‚rs‚ye geldi. Tıraşı uzamış, uykusuz ve yorgundu. Bozguncuların ortaya ‡ıkması olasılığının belirdiğini s•yleyerek, Konya ve Kastamonu b•lgelerinde iki İstiklal Mahkemesinin kurulup ordunun sağ ve sol kanatlarının g‚ven altına alınmasına gerek g•rd‚klerini belirttikten sonra asıl konuya girdi: Sakarya Savaşı'na Hazırlık 209

Durak Sakarya Diyap A ğ a Mustafa Kemal Pa ş a ile birlikte

"D‚şmanı Ankara batısında, Sakarya mevzilerinde karşılamaya hazırlanıyoruz. Fakat biz Ankara'da kaldık‡a, ordu, daima Ankara'yı korumak zorunluğunu duyacak ve serbest‡e savaşamayacaktır. Bakanlar Kurulu, orduyu manevralarında serbest bırakmak i‡in h‚k‚met merkezimizin Kayseri'ye naklini uygun g•rmektedir." Bir şaşkınlık sessizliğinden sonra Meclis patladı: "Hayırr! Aslaaa! Olmaz •yle şey!!!" ˆoğu ayağa kalkmıştı. Bazıları sıraları yumrukluyordu. Fevzi Paşa konuşmasını g‚r‚lt‚ler arasında s‚rd‚rerek s•z‚n‚ zorlukla tamamlayabildi: "Bu iki hususun g•r‚ş‚lerek karara bağlanmasını rica ediyorum." K‚rs‚den indi. Erzurum Milletvekili Durak Bey (Sakarya) k‚rs‚ye y‚r‚rken bağırdı: "S•z istiyorum!" Oturumu y•neten Dr. Adnan Bey'in cevabını beklemeden k‚rs‚ye ‡ıktı: "Efendiler! Biz bu davaya başladığımız g‚n, elimizde ne b•yle bir ordu vardı, ne bu kadar silah. Bug‚n eskiye nispetle ‡ok kuvvetliyiz. Bu sebeple Bakanlar Kurulu'nun •nerisini reddediyorum." Alkışlar y‚kseldi. "..Halk gidebilir. Ailelerimiz gidebilir. Memurlar gidebilir. Herkes gidebilir.." Cebinden silahını ‡ıkarıp k‚rs‚n‚n ‚st‚ne koydu: 210 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚yttk Taarruzu "..Ama biz, elimizde silah, burada •leceğiz. Hi‡birimiz şehitlerimizden daha b‚y‚k değiliz." Meclis ayağa fırlayıp Durak Bey'i alkışlamaya başladı. Bakanlar Kurulu'nun •nerisini her reddeden yoğun alkışla destekleniyordu. Ama birka‡ milletvekilinin telaşa kapıldığı da g•zleniyordu. Son olarak beklenilmez bir şey oldu, o g‚ne kadar hi‡ s•z alıp konuşmamış olan Tunceli Milletvekili Diyap Ağa'nın elini kaldırdığı g•r‚ld‚. Dr. Adnan Bey inanamadı, sordu:


"S•z m‚ istiyorsunuz Diyap Ağa?" "Heya." "Buyrun." Meclis sustu. Sakalı g•ğs‚ne inen Diyap Ağa ağır ağır k‚rs‚ye geldi. G•zlerini kısarak Meclis'i s‚zd‚, "Lafım kısadır.." dedi, "..biz buraya ka‡maya mı geldik, yoksa kavga ederek •lmeye mi?" K‚rs‚den indi. Meclis alkıştan yıkılacaktı.1 Milletvekillerinin isteği ‚zerine Samsun Mahkemesi de eklenerek, ‚‡ yeni İstiklal Mahkemesinin kurulması oybirliği ile kararlaştırıldı. Bu mahkemelere ilerde Yozgat İstiklal Mahkemesi de katılacaktır. H‚k‚met arşivlerinin Kayseri'ye taşınması kabul edildi. Se‡ilecek bir kurul Sakarya doğusuna ‡ekilen orduya Meclis'in selamını g•t‚rmek i‡in cepheye gidecekti. SAKARYA'NIN BATISINDA, ordunun ‡ekilişini korumak ve Yunan ordusunu g•zlemek i‡in kuzeyde, Mihalı‡‡ık ‡evresinde iki t‚meni olan 1. Grup; g‚neyde, Emirdağ'da S‚vari Grubu, ikisi arasında birka‡ yerde de s‚vari ve piyade alayları bırakılmıştı. M‚rettep Kolordu Kocaeli'nde, M‚rettep T‚men Afyon'un doğusundaydı. Batı Cephesi birlikleri, silah ve ağırlıklarıyla birlikte, Beylik K•pr‚ ve Kavuncu K•pr‚s‚'nden Sakarya'nın doğusuna ge‡meye başladılar. Bitkin subaylar ve erler, başlan •nlerinde y‚r‚yor, ağır toplara koşulmuş kadanaların boyunlarından kan sızıyor, demir cephane arabalarını ‡eken katırların ağzından kızıl k•p‚kler d•k‚l‚yordu. A‡ akbabalar, kan ve ‡‚r‚k et kokan yaralı kafilelerinin ‚zerinde d•n‚p durmaktaydı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 211 Yunan i ş gal b • lgesi ve T ‚ rk ordusunun Sakarya bat ı s ı nda b ı rakt ığı art ‡ı birlikler. Beylikah ı r, Sar ı koy ve Sivrihisar'da birer alay, Mihali ‡‡ı k'tai. Grup, Emirda ğ ‡ evresinde S ‚ vari Grubu vard ı r.

Sakarya kıyısında kısa bir mola verildi. Asker o m‚barek suda elini y‚z‚n‚ yıkayıp serinleyince, t‚menler kendilerine ayrılmış yerlere gidip yerleşmek i‡in yeniden y‚r‚y‚şe ge‡tiler. Askerleri sefil g•‡menler izledi. Sivrihisar'ın neredeyse t‚m‚ Ankara'ya g•‡ecekti. RUMLARIN kalabalık ve cıvık sevin‡ g•sterileri İstanbullu T‚rkleri kahretmekteydi. Ankara, b‚t‚n gizli •rg‚tlere ve gruplara tepki g•stermemelerini, ‚yelerinin olay ‡ıkarmamalarını sağlamalarını, gizlilik i‡inde asıl g•revlerini s‚rd‚rmelerini emretmişti. Bu y‚zden millici subaylar bu sahneleri, •fkelerini i‡lerine akıtarak g•rmemeye ‡alışıyorlardı. Bir g‚n nasıl olsa b‚t‚n bu rezillikler bitecekti. Buna inanıyor, inanmayanlara da d‚şman oluyorlardı. Esnaflar da iş yerlerine zarar verecekleri korkusuyla sessiz kaldılar. Bu taşkın kalabalık kimi kez ‡ok densiz oluyordu. Bazı gen‡ler tepki g•sterdiler ama g•sterileri durdurmayı başaramadılar. Sayıları yetersiz, kavga deneyleri azdı. 212 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu


ˆİˆERİN, Ali Fuat Paşa'yı dikkatte s‚zerek, "Ordunuz savaşı kaybetmiş g•r‚n‚yor" dedi. "Haber alamadığım i‡in kesin bir şey s•yleyemem. Ama stratejimizi biliyorum. Ordu gerideki yeni bir hatta ‡ekilerek savaşı mutlaka s‚rd‚recektir." "Bir Sovyet birliğinin fiili yardımda bulunmasını d‚ş‚nmez misiniz?" Ali Fuat Paşa bu konunun a‡ılmasını bekliyordu, g•r‚şmeyi bunun i‡in istemişti. Bu soruyu kuşkuya yer vermeyen bir kesinlik ve a‡ıklıkla cevapladı: "Hayır Sayın Komiser. ˆ‚nk‚ bu bizim •z m‚cadelemiz. Yalnız emperyalizmle değil, hain İstanbul y•netimi ve onun uzantılarıyla da m‚cadele ediyoruz." Bakıştılar. ˆi‡erin, "Peki.." dedi, "..hi‡ olmazsa Enver Paşa'nın, M‚sl‚man bir kuvvetle Anadolu'nun yardımına koşması, bu sıkışık d•neminizde yararlı olmaz mı?" "Tersine, olağan‚st‚ zararlı olur. B•l‚n‚r‚z. Anadolu'da M. Kemal Paşa, b‚y‚k bir ‡abayla, milli bir cephe kurdu. Bu cephe par‡alanırsa, bizi lokma lokma yutarlar. Enver Paşa birlik toplamak isteyebilir ama Moskova'nın buna izin vermeyeceğini kuvvetle tahmin ediyorum. ˆ‚nk‚ bu Moskova-Ankara arasındaki dostluk antlaşmasına kesinlikle aykırı d‚şecektir." ˆi‡erin diretti: "Ama aldığımız haberlere g•re Yunanlılar, Boğazların bek‡iliğine talip olmuşlar. Bu ucuz bek‡iliği İngilizler destekleyebilir. B•ylece bizi de boğmuş olurlar. Yunanlılar Ankara'ya y‚r‚r ve kesin bir başarı kazanırlarsa.." Ali Fuat Paşa itiraz etti: "Kazanamazlar!" ˆi‡erin, nazik olmak i‡in kendini zorlayarak, "Ama gelen haberler hi‡ de ‚mit verici değil" dedi. "G‚venimin basit ama g‚‡l‚ dayanaklarını a‡ıklamama izin veriniz. Ankara-•stanbul arasındaki gizli telgraf haberleşmesini sağlayan telgraf‡ıların parolası, 'zafer'dir. Askeri gere‡ler, İstanbul'dan İnebolu'daki askeri birime, gizlice ticari eşya gibi sevk edilir. Bu gere‡Sakarya Savaşı'na Hazırlık 213 lerin teslim edileceği kapalı adres ş•yledir: Zafer Ticarethanesi-İne-bolu. Kağnıcı kadınlar yolda doğum yaparlarsa, ‡ocuğa 'Zafer' adını koyarlar. Zafere b•ylesine inanmış ve bağlanmış bir halkı yenmek m‚mk‚n m‚d‚r?" 2 OYSA Albay Sariyanis'e g•re, T‚rkleri yenmek yalnız m‚mk‚n değil, kolaydı da. Ama b•yle d‚ş‚nmeyenler de vardı. Bunların başında General Papulas geliyordu. Ankara seferinin planını yine Albay Sariyanis hazırlamıştı. Planına g‚veuiyordu. General Papulas'ı ikna etmek i‡in sabah toplanan komuta kurulunda s•z istedi. Konuşmasına, "İki yıldır Ankara'yı ele ge‡irmenin şartlarını, mesafe ve yolları inceliyorum. T‚rkleri ezme-dik‡e


ya da Kızılırmak'ın •tesine atmadık‡a, ne Batı Anadolu'yu koruyabiliriz, ne İstanbul'u alabiliriz" diye başladı, plan hakkında ayrıntılı bilgi sundu ve a‡ıklamasını ş•yle bitirdi: "Bu akın, askeri bir gezinti olacak. Ankara'yı kolayca ele ge‡ireceğimize eminim." 2a Papulas basit ama deneyli bir askerdi. Orduyu bekleyen tehlikeyi seziyordu. †mitle ordunun İkmal Şubesi M‚d‚r‚ Yarbay Yorgos Spridonos'a baktı. Bu yarbayın ‡alışkanlığına ve d‚r‚stl‚ğ‚ne g‚venirdi. Spridonos, beklediği gibi konuştu: "Ben emin değilim." Sariyanis'ten •nce Kurmay Başkanı Albay Pallis sinirlendi: "Neden?" "‹‚nk‚ T‚rkler ‡ekilirken, yararlanabileceğimiz b‚t‚n demiryollarını bozdular. İkmal merkezimizi Eskişehir'e almak, ikmal sistemimizi tersine ‡evirmek zorundayız. Bunun i‡in de her ‡eşit malzeme, bundan b•yle, deniz yoluyla İzmir'den Bandırma'ya, dar demiryoluyla Bandırma'dan Bursa'ya, karayoluyla Bursa'dan Karak•y istasyonuna, demiryoluyla Karak•y'den Eskişehir'e taşınacak, Eskişehir'den de her g‚n ordunun ihtiyacı olan tonlarca malzeme kara yoluyla Sakarya b•lgesine ulaştırılacak.21" Bu kadar karışık ve zor bir ikmal sistemi d‚zenli işleyebilir mi? Bir yerde mutlaka tıkanır. Bu yolların g‚venliğini sağlamak i‡in de pek ‡ok askere gerek var. A‡ık s•yl‚yorum, bu sistemle ve bu şartlar i‡inde b‚y‚k bir sefer ordusunun 214 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ihtiya‡larını d‚zenli, yeterli ve g‚venli şekilde karşılamak m‚mk‚n değildir. Ben karşılayamam." Sariyanis •fkeyle baktı: "Karşılarsın. Emrinde binden fazla kamyon, binlerce araba ve deve var." "Sen mesafeleri ve yollan iki yıldır incelediğini s•yledin. Ben yeni inceledim ve şu kanıya vardım: Eğer bu y‚r‚y‚ş ger‡ekleşirse, ordumuzun yenilmesi ka‡ınılmazdır." 3 Ankara seferini candan destekleyen General Stratigos bu uğursuz yargıya ‡ok i‡erlemişti, Papulas'ı, "B•yle konuşmaya izin vermeyin!" diye uyardı. Spridonos ayağa kalktı: "Komutanım! Anlaşılıyor ki ikmal merkezimizden 200-250 km. uzaklaşacak olan ordunun ulaşım ve ikmal işinin başarılabileceği d‚ş‚n‚l‚yor. Yerimi, bunu başaracak olan arkadaşa terk etmeye hazırım, orduda vereceğiniz her g•reve razıyım." 4 Papulas, "Otur Yorgo" dedi, kurula d•nd‚: "Ben de en az bu arkadaşım kadar kaygılıyım ve sonu‡tan kuşku duyuyorum." General Stratigos, "Neden ama." diye bağırdı, "..T‚rk ordusunun kısa zamanda yeniden toparlanmasına imkŠn yok. Haberalma Şubesinin elinde buna aykırı bir bilgi mi var?" Ordu Haberalma Şubesi M‚d‚r‚ Y‚zbaşı Karassos, "Hayır efendim." dedi, "..aldığım son bilgilere g•re, T‚rkler Ankara'dan ka‡maya başlamışlar. Parlamentoyu da daha doğudaki bir şehre taşıyorlarmış." Stratigos, ağzı gizli bir g‚l‚şle kıvrılarak y‚z‚ne bakınca Papulas, "Ama g‚neydeki kolorduyu da Akşehir'e taşımaya başladılar!" diye bağırdı. Kurmay Başkanı Albay Pallis, Papulas'ı yatıştırmak i‡in araya girmek zorunluğunu duydu: "Komutanım, izin verirseniz, Yarbay Spridonos ile g•r‚şerek durumu yeniden değerlendirelim. Sonucu arz ederiz." "Tamam. Toplantı bitmiştir." €fkeyle odadan ‡ıktı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 215

General Stratigos, kurmay kurulundaki anlaşmazlığı hemen Başbakan Gunaris'e yetiştirecek, Gunaris K‚tahya'ya gelip ilgililerle y‚z y‚ze konuşmak i‡in o g‚n İzmir'e hareket edecekti. POLATLI'ya ‡ekilen cephe karargŠhı, istasyon ile ‡evresindeki tek katlı birka‡ Tatar evine, karanlık bir hana ve ‡adırlara yerleşmişti. Orduyu doyurmak, bakıma almak, yeniden d‚zenlemek i‡in hi‡ durmadan ‡alışmak gerekiyordu.


M. Kemal Paşa İsmet Paşa ile konuşmak i‡in Polatlı'ya geldi. İsmet Paşa'nın k‚‡‚k odasında durumu g•zden ge‡irdiler. Sonu‡ belli olmuştu. Ordu, 1.643 şehit, 4.981 yaralı ve 374 esir vermiş, 18 top, 47 ağır, 34 hafif makineli t‚fek kaybetmişti.5 Elde yalnız 28.825 t‚fek kalmıştı.53 Ger‡ek buydu. "Ka‡ak sayısı?" "Tam sayı belli oldu. Şaşırmaya hazır ol: 30.809." "Neee?" "†stelik bunların 30.122'si de t‚feği ile ka‡mış. O y‚zden elimizde az t‚fek kaldı." 6 "Ordunun yarısı bu!" 7 "Ne yazık ki evet." M. Kemal isyanla ayağa kalktı: "Anadolu'yu y‚zlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonu‡ tabii b•yle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilin‡lendirmemiş, kafalarını ve y‚reklerini milli bir terbiyeden ge‡irmemişiz ki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir •ğretilir. Bu y‚zden iki yıldan beri d‚şman kadar, cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz. Komutanlar bu sefer ‡ok dikkatli olsunlar, bozgunculara fırsat verilmesin." "Baş‚st‚ne." Savaştan sonra, bu talihsiz millet i‡in yapılması gereken ‡ok iş vardı. Milleti y‚zlerce yıllık uykudan uyandırmak gerekiyordu. Bir s‚re susarak istasyonu seyrettiler. Askerler y‚k vagonlarını boşaltıyorlardı. Ayakları ‡ıplak, ‚stleri perişandı. İstasyonun bir k•şesinde de, gen‡ kızlar, kadınlar, ‡ocuklar ve yaşlı erkeklerden oluşan 216 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu bir kalabalık beklemekteydi. Ellerinde kazma-k‚rek, yiyecek ‡ıkınları ve su testileri, sırtlarında yorganlar vardı. Bir onbaşı bu rengŠrenk kalabalığı harekete ge‡irdi. Sakarya y•n‚ne doğru y‚r‚meye başladılar. İsmet Paşa, "Mevzileri bir an •nce hazırlamak i‡in ‡evre halkından yardım istedik.." diye bilgi verdi, "..kazmasını, k‚reğini ve ‡ocuğunu alan geldi. İş‡i taburları kurduk. Tarlada ‡alışır gibi canla başla siper kazıyor, yol a‡ıyor, yorgun orduya yardım ediyorlar. G•rd‚ğ‚n gibi ‡oğu da kadın. Kadınlarımızın hakkını nasıl •deyeceğiz, bilmem." M. Kemal Paşa, y‚reğinden gelen bir sesle, "•deyeceğiz İsmet." dedi, "..•demek zorundayız." MİHALIˆˆIK'a ‡ekilen resmi birimler ile asker aileleri, belirlenen bir sırayla yola ‡ıkıp Sakarya doğusuna ge‡erek Kızılcahamam'a gitmekteydiler. Mihalı‡‡ık Askerlik Şubesi de toplanıyordu. Gazi ˆavuş, torbalarını sırtlamış dokuz delikanlı ile ‡ıkageldi. Oğlu Ali de delikanlıların arasındaydı. Şube Başkanı ˆolak Y‚zbaşı eşya toplanmasını durdurdu. Filistin'de dirseğinden yaralandığı i‡in geri hizmete alınmıştı. Sırasında dokuz erin ne kadar işe yaradığını iyi bilirdi. Bekletmeden gerekli işlemleri başlattı. Sonra da •n‚nde birikmiş evrak yığınına eğildi. Eldeki işleri bitirmesi gerekti. ˆ‚nk‚ birka‡ g‚n sonra da şube yola ‡ıkacaktı. Gazi ˆavuş esas duruşta, "Y‚zbaşım bir şey sorabilir miyim?" dedi. "Sor." "Duydum ki Kemal Paşa eski askerleri de silah altına ‡ağırmış. Doğru mudur?" "Evet, doğru." "Paşa'yı ˆanakkale'den bilirim. Zorda olmasa ‡ağırmazdı. Biz sıramızı savmıştık. On yıl d•v‚şt‚m. ˆavuş oldum. †‡ kere yaralandım. Esir d‚şt‚m. Geri gelebildim. Demek ki koca Allah beni ordunun bu zor g‚n‚ i‡in esirgemiş. Orduya katılmak i‡in ne yapmalıyım?" Y‚zbaşı saygıyla başını kaldırdı. Baktı. Zaferin tadını, yenilginin acısını tatmış ger‡ek bir askerdi bu. "Otur. Bir ‡ay i‡elim hele."


Sakarya Savaşı'na Hazırlık 217 ˆavuş oturdu: "Sağ ol." "Ka‡ yaşındasın?" "Otuz iki." "Yanında bir belge var mı?" "Kafa kŠğıdım bile o kıyamette kaybolup gitti y‚zbaşım. Bir canımı kurtarabildim." Y‚zbaşı anlayışla g‚l‚msedi: "Zarar yok. Evinle helalleştin mi?" "Evet." "Tamam. Seni ve ‡ocukları, 1. Gruba yollayacağım. Grup karargŠhı burada. Bir piyade, bir de s‚vari t‚meni var. Sizi 1. Piyade T‚-meni'ne verirler. Komutanı Abdurrahman Nafiz Bey. ˆok disiplinli bir t‚mendir. Top, t‚fek sesi duymamış yeni askerlere senin gibi tecr‚beli ‡avuşların ‡ok yararı olur." Posta eri kurutulmuş otlardan yapılma uyduruk ‡ayı getirdi. FEVZİ PAŞA da, Ankara'da kurmaylarla durumu değerlendiriyordu. Ordu, d‚şmanla arayı 200 km. a‡arak, yeni bir savaşa hazırlanmak i‡in gereken zamanı kazanmıştı. Yunan ordusu da yıprandığı i‡in ‡ekilen orduyu izleyemeyip durmuştu. Y‚r‚y‚şe ge‡ebilmek i‡in ciddi hazırlık yapması gerekti. Bu s‚re yirmi g‚n olarak hesaplanıyordu. Bu zamanı ‡ok iyi değerlendirmek, vurgun yemiş ordunun silah ve savaş‡ı asker sayısını ‡oğaltmak, ikmal •rg‚t‚n‚ yeniden d‚zenlemek gerekti. Sakarya doğusuna ‡ekilen orduda ancak 30.000 savaş‡ı (t‚fekli er) kalmıştı. Gerisi, istihkŠm, muhabere, ulaştırma, sağlık, bando, ekmek‡i takımı gibi sınıfların ve destek hizmet birimlerinin ‡oğu silahsız erleriydi. Merkez Ordusu'ndan bir t‚men oluşturması ve yollaması istenmişti. Eğitim merkezlerinde de beş bin kadar asker vardı. "Kalan a‡ığı yeni askerlerle dolduracağız." Y‚zbaşı Nuri Berk•z, "Evet ama Paşam.." dedi, "..bitkin halk yenilmiş bir orduya yeniden destek verir mi? †stelik zaman ‡ok dar, ancak yakın illerden asker toplayabiliriz. Bu kesimin askerlik yaşına 218 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu girmiş n‚fusu, ihtiyacı karşılar mı? Yeter sayıda asker geldi diyelim, acemileri 10-15 g‚nde eğitip savaşa hazırlamak m‚mk‚n m‚d‚r? Bu kadar kısa s‚re i‡inde acemi bir asker ne •ğrenebilir ki?" Sorun bu kadar değildi elbette. Mesela b‚t‚n telsizler kurtarılmıştı ama ‡ekiliş sırasında ‡oğu arızalanmıştı. Elde yedek par‡a yoktu. Mesela t‚m s‚varilerin elinde sadece y‚z on sekiz kılı‡ vardı.7a Bu y‚zden s‚variler genellikle piyade savaşı yapıyor, erler atlı h‚cuma mızrak diye u‡ları sivriltilmiş uzun sopalarla kalkıyorlardı. Mesela 75 mm.lik mermi ‡ok azalmıştı. Oysa topların ‡oğu bu ‡aptaydı. Cephe ‡ok acele bu mermilerden istiyordu. Ama yakın depolarda bu ‡apta mermi yoktu. Karayoluyla doğudaki depolardan getirtmek ise aylar alırdı. Y‚zbaşı Şahap G‚rler i‡i yanarak sordu: "Topsuz mu savaşacağız?" Top olmadan ya da az topla savaş kazanmak imkŠnsızdı. Bir savaşta sonucu kesin olarak top belirliyordu. Bu ‡apraşık sorunlar on beş-yirmi g‚n i‡inde nasıl ‡•z‚lecekti? ERKENCİ MİLLETVEKİLLERİ sabah simidi yiyip ‡ay i‡mek ve dertleşmek i‡in Merkez Kıraathanesi'ne gelirlerdi. Bug‚n de cam •n‚ndeki masada birka‡ milletvekili vardı. ‹aylarını i‡meyi unutmuş, ‚z‚nt‚ i‡inde, •nlerinden ge‡ip Taşhan'a doğru ilerleyen uzun g•‡ kafilesini izliyorlardı. Meclis g•r‚şmelerinin dışarı sızması ‚zerine, •zellikle Ankara'ya sonradan


yerleşmiş aileler ˆankırı, Kırşehir, Kayseri gibi illere gitmeye başlamışlardı. Bu kimbilir ka‡ıncı kafileydi. Yaylılar kadın ve ‡ocuk, y‚k arabaları eşya doluydu. Erkekler sessizce arabaların yanında y‚r‚yorlardı. Samsun Milletvekili Emin Gevecioğlu, "Bu gidişle geldiğimiz yollardan yine Asya'ya d•neceğiz galiba" dedi. Bir zaman sustular. Afyon Milletvekili Mehmet Ş‚kr‚ Ko‡ homurdandı: "Bu yenilginin hesabını sorumlularından sormayacak mıyız?" Aydın'ın Kuva-yı Milliyeci Milletvekili Esat İleri kızdı: "Yahu vatan ayağımızın altından kayıyor, şimdi kavga etmenin sırası mı? B•yle anlarda kavgaya ara verilir. Arkadaşlar yarın cepheye Sakarya Savaşı'na Hazırlık 219 gidecekler. D•n‚şlerini bekleyelim. Ordu ne durumda, niye yenilmiş, bir •ğrenelim. Sonra ne yapacağımıza karar veririz." GUNARİS, K‚tahya'ya, yanma Savaş Bakanı Teotokis'i de alarak gelmişti. General Stratigos'un tavsiyesine uyarak, •nce, hi‡ sevmediği Albay Sariyanis'le gizli bir g•r‚şme yaptı: "Albay, ayrı g•r‚şlerin insanıyız. Ama bana size g‚venilebileceği s•ylendi. H‚k‚meti aydınlatmanızı istiyorum. Ger‡ek durum ne? Ne yapmalıyız?" "Ger‡ek şu ki T‚rk ordusu yenilmemiş, geriye atılmıştır. Şimdi ulaştığımız noktada kalır ve beklersek, T‚rklere yeniden g‚‡lenmeleri i‡in fırsat vermiş oluruz. Savaş katlanamayacağımız kadar ‡ok uzar. Bu kadar geniş bir b•lgeyi uzun s‚re g‚ven altında tutmamız ‡ok zor. Bu sebeple T‚rk ordusunu pes ettirmek ya da iyice doğuya s‚rmek, Ankara'daki tesis ve depoları yok etmek, yararlanabileceği b‚t‚n kaynaklan kurutmak, Ankara-Eskişehir demiryolunu bir daha kullanılamayacak bi‡imde bozmak zorundayız. Bunu yaptığımız zaman T‚rk tehlikesi sona erer." Teotokis, "Başarabilir miyiz?" diye sordu. Sariyanis her zamanki edasıyla, "Tabii.." dedi, "..‡‚nk‚ bu kadar kısa zamanda yeniden toparlanamaz. T‚rk ordusu daha doğuya ‡ekilirse, doğudaki Ermeniler, kuzeydeki Pont‚s ‡eteleri, g‚neydeki K‚rt aşiretleri arasında kalacak. Batıda da biz varız.7b Ayrıca Delibaş Mehmet'in yardımıyla Konya'da, Kemalistler'e karşı b‚y‚k bir ayaklanma da hazırlıyoruz. Nereye ka‡acak? B•yle bir ateş ‡emberinin i‡inden hi‡ kimse sıynlamaz." 8 "Peki, askerlerimizin b‚y‚k b•l‚m‚n‚ ne zaman terhis edebiliriz?" H‚k‚meti sıkıştıran en b‚y‚k sorun buydu. "Bu kesin zaferden hemen sonra. ‹‚nk‚ karşımızda ‡ekineceğimiz ciddi bir kuvvet kalmayacak. T‚rk ordusundan geriye en fazla, dağlara ka‡mış bir avu‡ subay ve asker kalır." Gunaris, her şeyin tasarladığı gibi gideceğine g‚venen bu kurmaya inandı: "Savaş Konseyine sunulacak raporu bu anlayışla hazırlamanızı rica ediyorum." 220 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Albay Pallis'le birlikte rapor taslağını hazırladık bile. Ama imzalaması i‡in General Papulas'ı ikna etmek gerek." "Onu ben ikna ederim. Ordunun neye ihtiyacı var?" "Biraz daha kamyona ve giyeceğe." 9 İkisi de ayağa kalkıp el sıkıştılar. En fanatik Venizeloscu ile en sadık Kralcı, T‚rk ordusunu yok etmek i‡in anlaştılar. Batı Anadolu'yu, Trakya'yı ve İstanbul'u Yunanistan'a katarak, Ege denizine b‚t‚n‚yle egemen olmak, b•ylece b‚y‚k ‚lk‚y‚ (me-gali idea) ger‡ekleştirmek i‡in T‚rk ordusunu yok etmekten başka ‡are yoktu. M. KEMAL PAŞA Polatlı'dan ayrılmadan •nce, Ankara-Kayseri yolu ‚zerindeki Keskin il‡esinden bir telgraf almıştı. Keskin halkının temsilcileri diyorlardı ki: "..Bazı milletvekilleri heyecan ve telaş i‡inde buradan ge‡erek geriye ka‡tılar. Bizler canca ve malca her fedakŠrlığı yapmaya hazır bulunuyoruz. Bu milletvekillerinin telaşını haklı


g•sterecek bir tehlike varsa, yediden yetmişe cepheye gitmemize izin veriniz." 10 İşte g‚vendiği halk konuşmaya başlamıştı. Ankara'ya daha iyimser d•nd‚. Gafiller ile zayıf ruhlulardan arınmış, k‚‡‚k ama kararlı bir ordu kalmıştı elde. Şimdi bu ‡ekirdek ordunun mayalayacağı g‚‡l‚ bir ordu oluşturmak gerekiyordu. B‚t‚n g‚n ara vermeden ‡alıştı. Anadolu ve Rumeli M‚dafaa-yı Hukuk Derneği'nin b‚t‚n şubelerine telgraf ‡ekti, bucak ve k•ylere dağılarak halka durumu anlatmalarını istedi. Tabansız yedi milletvekili ger‡ekten Ankara'dan ka‡mıştı. Meclis BaşkŠtibi Recep Peker'e, "Bunlar sonra y‚z‚m‚ze nasıl bakacaklar acaba?" dedi. Recep Peker g‚ld‚: "Hi‡ utanmadan bakacaklardır Paşam, utanma duyguları olsa ka‡mazlardı." Fevzi Paşa ile buluştu. Fransızlarla G‚ney Cephesi'nde bir yarı-m‚tareke durumu oluşmuş, G‚ney Cephesi'ndeki İkinci Kolordu'nun bir t‚meni (9. T‚men), Yunan ordusunun bir saldırısına karşı Konya y•n‚n‚ •rtmesi i‡in Akşehir'e getirilmişti. Kolordu karargŠhı ile ikinSakarya Savaşı'na Hazırlık 221 ci t‚meninin de (5. T‚men) Akşehir'e taşınmasını kararlaştırdılar. Bu kolordu, 2. Grup adıyla Batı Cephesi Komutanlığı emrine verildi. İstanbul'daki gizli •rg‚tlerden, ‡ok acele kaydıyla sicili temiz subay, m‚himmat, •zellikle ve ivedi olarak da 75 mirdik mermi istendi. Karadeniz limanlarına indirilen Rus yardımı silah ve mermilerin Ankara'ya yollanmasının hızlandırılması emredildi. Artırabilecek her birlik, bir manga bile olsa, Sakarya'ya yollanacaktı. Akşam Dışişleri Bakanıyla birlikte yeni Sovyet El‡isi Natsare-nus'u kabul ederek, Enver Paşa konusunda Ankara'nın hassasiyetini belirtti. BAŞBAKAN GUNARİS'in, Bakan Teotokis ve General Strati-gos'la birlikte apansız ziyaretine gelmesi Papulas'ı şaşırtmıştı. Başba-kan'ın ‡ok haşin bir hali vardı. Vakit kaybetmedi: "H‚k‚met savaş emrini d‚şmana boyun eğdirin diye vermişti. Bunu sağlamanız i‡in hi‡bir şeyi esirgemedik. Peki, ne oldu General, T‚rkler boyun eğdi mi?" Papulas'ın alnından ter fışkırdı, hırıldar gibi, "Hayır" dedi. "T‚rkleri elinizden ka‡ırdınız. Şu halde savaş bitmedi. Yeni haklar elde etmek bir yana, Sevr Antlaşması'yla sağlanmış olan ‡ıkarlarımız bile askıda kaldı." Papulas, "Sayın Başbakan." dedi, "..Anadolu'nun en zengin ve verimli b•lgesi elimizde. Bu kadar başarıyla yetinemez miyiz?" n Gunaris sertleşti: "Hayır! ˆ‚nk‚ bu ge‡ici bir durum. Sevr Antlaşması'nın y‚r‚rl‚ğe girmesini sağlamak, b•ylece durumumuzu yasallaştırmak ve s‚rekli kılmak gerek. Bunun i‡in de Ankara'ya y‚r‚mek ve d‚şmana Sevr'i kabul ettirmek zorundayız." Papulas kıvranıyordu: "Ordu g•revini fazlasıyla yaptı. ˆok yoruldu. Bizim de ‡ok kaybımız var." "Zarar yok. Trakya'dan Anadolu'ya yeni bir t‚men daha ge‡iriyoruz." 12 "Orta Anadolu bozkırını ge‡mek zorunda kalacağız. İkmal ‡ok g‚‡leşecek. Ankara ‡ok uzak.." "Yeni kamyonlar geliyor." 13 222 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "D‚şman da hazırlanıyor. Kendi se‡tiği yerde savunma yapacak. ˆok kayıp verebiliriz." Stratigos Papulas'ın onuruna seslendi: "Korkmayın General!" 13a Papulas erimekteydi. Gunaris son vuruşu yaptı: "Haydi Papulas! Karar ver! Yoksa yarın sabah Kral Hazretlerinin ve tarihin huzurunda,


Yunanistan i‡in ‡ok hayati olan bu savaşa karşı ‡ıkan tek insan olarak kalacaksın!" 14 Papulas'ın başı •n‚ne d‚şt‚. Uzun bir sessizlikten sonra, "Peki." dedi, "..Tanrı beni utandırmasın." MUHARİP adlı •rg‚t emri alır almaz işe koyuldu. İlişki kurdukları Top‡u Dairesi Başkanı Erzurumlu Yarbay Salih Bey dedi ki: "Depolardan ne isterseniz alın. İsterlerse beni deponun kapısına assınlar!" 15 Ama bazı başka gizli •rg‚tlerin ya da ka‡ırdıkları silah ve m‚himmatı Ankara'ya satarak para kazanmak isteyen fırsat‡ıların acemice girişimleri y‚z‚nden İngilizler huylanmış, g‚venlik •nlemlerini ‡ok sıkılaştırmışlardı. Yakalananları, Kroker Oteli'nin bodrum katına tıkıyor, konuşturmak i‡in adamlara ağır işkence yapıyorlardı.16 R‚şvet ve aldatma yoluyla ancak k‚‡‚k ka‡ak‡ılıklar yapılabilmekteydi. B‚y‚k ka‡ak‡ılık iyice zorlaşmıştı. Bug‚nk‚ Atak•y'‚n olduğu yerde bulunan Bakırk•y Barut Fab-rikası'nın depolarında 75 mm.lik bol mermi ve daha bir‡ok savaş malzemesi olduğu •ğrenildi. Buraya hi‡ el atılmamıştı. †mitlendiler. ˆ‚nk‚ Bakırk•y Fransız işgal b•lgesindeydi. Fransızlarla arada zoraki bir dostluk oluşmuştu. Fransızların Yunanlıları sevmedikleri de kesindi. Belki bu depoların boşaltılmasına g•z yumabilirlerdi. Bakırk•y Barut Fabrikası'nı soyma işini Muharip •rg‚t‚nden Yarbay Ey‚p Durukan ‚stlendi. Son durumu •ğrenmesi i‡in bir y‚zbaşıyı g•revlendirdi. Y‚zbaşı sivil giyinip fabrikada g•revli Sanayi Teğmeni Tahir Tuğhan'ı ziyaret etti. Teğmen •rg‚t‚n g‚vendiği bir subaydı. Tahir Tuğhan, "İngilizler mermi sandıklarını ilk g‚nlerin telaşı i‡inde gelişig‚zel yığdırmışlar.." dedi, "..sandıkların ‚st‚ndeki a‡ıklaSakarya Savaşı'na Hazırlık 723 malar silinmiş. Kayıtlar da dağınık. Aralarına farklı ‡apta mermi sandıkları karışmış olabilir. Haberiniz olsun." "Zarar yok. Mermi mermidir." M‚tareke olunca ‚retimi durdurulan fabrika Bakırk•y'le Yeşilk•y arasındaki g•zlerden uzak koyun kıyısında, geniş bir alana yayılmıştı. Depolar fabrikanın uzun iskelesine yakındı. Mermilerin ve •teki gere‡lerin kolayca taşınabileceği anlaşılıyordu. Şimdi sıra Fransızları razı etmeye gelmişti. Muharip y•neticileri Anadolu'ya el altından silah ve m‚himmat satmak isteyen bankacı M•sy• Marcel Savoie'yı iyi tanırlardı. Fransız yetkililerinin g‚vendiği bir adamdı. Bir‡ok kez g•r‚ş‚lm‚ş, fakat Ankara'nın yeterli parası olmadığı i‡in onunla bug‚ne kadar bir iş yapılamamıştı. Yarbay Ey‚p Bey o akşam M•sy• Savoie'yı buldu, ne istediklerini anlattı. Tabii, daha b‚y‚k ve kŠrlı işler i‡in bunun bir deneme ve başlangı‡ olduğunu sezdirmeyi ihmal etmedi. Fransız para kokusunu bir kilometre uzaktan alırdı. G•zleri parladı: "Anladım. Bana birka‡ g‚n izin verin." Durumu, desteklemesi i‡in Fransızlarla sağlam bağlantılar kurmuş olan Hamit Hasancan'a da duyurdular.


Kral, Genekurmay Ba ş kan ı General Dusmanisve kurmaylar ı yla birlikte 224 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

SAVAŞ KONSEYİ, sabah Kral'ın başkanlığında toplandı. Toplantıya Veliaht Prens Yorgi, Gunaris, Teotokis, Dusmanis, Papulas, Stratigos, Pallis ve Sariyanis katılıyordu. Ordunun raporu Gunaris'in istediği doğrultuda hazırlanmıştı. Pallis, Ankara'ya y‚r‚y‚ş‚n‚n gerek‡esini a‡ıklayarak hareketin amacını •zetledi: "T‚rk ordusunu pes ettirmek, ‡ekilirse dağıtıncaya kadar takip etmek, Ankara'daki b‚t‚n tesis ve depoları yıkmak, malzemeyi imha etmek, Ankara-Eskişehir demiryolunu bir daha kullanılmayacak şekilde bozarak bug‚nk‚ hatlarımıza geri d•nmek."17 Kral yine hasta g•r‚n‚yordu. Œlg‚n bir sesle, "Hazırlık i‡in ka‡ g‚ne ihtiya‡ var?" diye sordu. Papulas susuyordu. Pallis cevap verdi: "En fazla yirmi g‚ne." Kral kuşkuya d‚şm‚şt‚: "D‚şman bu s‚re i‡inde toparlanamaz mı?" Pallis, "M‚mk‚n değil efendim.." dedi, "..ka‡aklar y‚z‚nden ‡ok zayıflamış durumda. Kaynakları yeni bir ordu kurmaya elverişli değil. Askerlerine ‚niforma bile veremeyecek kadar yoksullar. Bu kısa zaman i‡inde ne top sayısını artırabilir, ne m‚himmat sağlayabilirler. Yeniden askere alacakları gen‡leri eğitecek kadar zamanlan da olmayacak. T‚rk ordusu şu anda bizim bakımımızdan en uygun durumda bulunuyor." Kral Başbakan'a baktı: "H‚k‚metin g•r‚ş‚?" "H‚k‚metim, ordunun bu haklı ve cesur kararını destekliyor, zamanlamayı uygun buluyor, siyasi sorumluluğunu ‚stleniyor." "Genelkurmay?" General Dusmanis, "Biz de harekete karşı değiliz.." dedi, "..ama bu kez M. Kemal'i elimizden ka‡ırmayalım." Kral g‚l‚msedi: "Bir yerde durmalı ki yakalayabilelim." Y‚zler neşeyle aydınlandı. Kral bakışlarını dolaştırarak sordu: "Karşı g•r‚şte olan var mı?" Papulas •n‚ne baktı. İstifa etme zamanını ka‡ırmıştı. Artık orduyu Ankara'ya g•t‚rmek ve zaferle d•nmek zorundaydı. Evet, boz-


Sakarya Savaşı'na Hazırlık 225 kın ge‡mek ve ikmal zincirini kurmak zor olacaktı ama hangi savaş kolaydı ki? ݇i yavaş yavaş yeni savaşa ısınıyordu. Ankara fatihi olarak geri d•nmenin ‡ekiciliği, kaygılarını bastırmaya başlamıştı. Kimseden ses ‡ıkmayınca, Kral toplantıyı kapadı: "Savaş Konseyi ordunun •nerisini oybirliği ile kabul etmiştir. Tanrı kararımızı kutsasın ve yardımcımız olsun." 18 Hepsi ha‡ ‡ıkardı. Ertesi g‚n Eskişehir'e hareket edeceklerdi. . ON BEŞ KİŞİDEN oluşan Meclis Kurulu Polatlı'ya gelmişti. Cephe Komutanı ile kısaca g•r‚şt‚kten sonra Grupları ziyaret etmeye başladılar. Başarısız sonu‡tan dolayı komutanlara kırgın gibiydiler. Aralarında Yunan kaynaklı s•ylentilerin etkisinde kalanlar da vardı. Ama daha ilk adımda ordunun yoksulluğu, ‡ıplaklığı hepsini ayılttı. Bug‚ne kadar nasıl dayanabildiğine şaştılar. Mahmut Esat Bozkurt derin bir şefkat ve saygıyla, "Ordumuz meğerse.." dedi, "..hi‡ şikŠyet etmeden, kefenine sarınmış da •yle d•v‚şm‚ş." Karavana yediler, kalabilecekleri yer olmadığı i‡in gece battaniyeye sarılarak asker yatağında yattılar, yani toprakta. Sabah kalan birlikleri de g•rmek i‡in yola d‚şeceklerdi. MŒSYŒ MARCEL SAVOIE'nın y‚z‚ g‚l‚yordu. ˆetin tartışmalardan ve yorucu pazarlıklardan sonra, Fransızlar mermilerin ka‡ırılmasına g•z yummaya razı olmuşlardı. Ama İngilizler fark edip olaya el koyarlarsa, izin verdiklerini reddedecek, T‚rkleri korumayacaklardı. Œrg‚t bu koşulları kabul etti. Pazarlığa ge‡tiler. M•sy• Savoie sandık başına bir lira istiyordu. Muharip •rg‚t‚ fiyata itiraz edince, ‡ok şaşırdı: "İşi ‚st d‚zeyde dost‡a bağlayabildim ama alt katlarda durum değişti. Bazılarına •deme yapmam gerekiyor. Bana belki birka‡ kuruş kalacak." 18a Durum Ankara'ya bildirildi. KURUL b‚t‚n g‚n dolaştı, son olarak da 12. Grup Komutanı Albay Halit Bey'i ziyaret etti. Kızgın g‚neş, susuz ve g•lgesiz arazi milletvekillerini iyice yormuş, ordunun yoksulluğu sinirlerini bozmuştu. 226 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Halit Bey de, o saate kadar, grubunun savunacağı b•lgede hazırlanan savunma mevzileriyle ilgilenmişti. Elde ne dikenli tel vardı, ne kum torbası, ne ‡imento, ne demir, ne de siperler i‡in k‚t‚k. Sadece arazinin doğal imkŠnları ile taş ve topraktan yararlanılabiliyordu. Halit Bey de yokluğa isyan halindeydi. Neşesiz bir buluşma oldu. Konya Milletvekili Vehbi ‹elik Hoca, Halit Bey'in babacan g•r‚n‚ş‚ne kapılarak soru sormaya heveslendi: "Halit Bey oğlum, bu ne hal? Biz sizi İzmir yollarında g•rmek isterken, neden buralara geldiniz? Niye yenildiniz?" Moraran Halit Bey hışımla yerinden fırladı, "Bana bak Hoca!" diye infilak etti, "..siz buraya halimizi g•rmeye, bizi teselli etmeye, derdimize ‡are bulmaya mı geldiniz, yoksa gevezelik edip yaramıza tuz basmaya mı?" ‹ıktı gitti.18b Bu tepkiyi olgunca sineye ‡ektiler. ˆ‚nk‚ bir şeyi ‡ok iyi anlamışlardı. Subaylar yenilginin lafına bile katlanamıyorlardı. Daha fazla oyalanmaya gerek yoktu. Ertesi sabah Ankara'ya d•nerek genel durumu Meclis'e arz etmeye karar verdiler. ANKARA'dan onay gelince, sabaha karşı, bir Fransız gemisi Ba-ruthane'nin uzun iskelesine sessizce yanaştı. Taşıma, y‚kleme ve sevk işlerini, yine H‚sn‚ Bey ve teşkilatı ‚stlenmişti. †‡ bine yakın mermi sandığı hızla taşınıp gemiye y‚klendi. Uzaktan bir motor sesi gelse, İngilizlerin devriye motoru sanıp y‚rekleri ağızlarına geliyordu.


Yakalanma korkusuyla işi kısa kestiler. Gerekli malzemeyi almışlardı. Y‚klemeyi durdurdular. Ama bir‡ok malzemede g•zleri kalmıştı. Hele bazıları ne harikaydı: Pilli el fenerleri, lambalar, k‚‡‚k gaz ocakları, aydınlatma ve işaret fişekleri, bunların tabancaları, ışıldaklar, portatif k‚rekler, al‚minyum mataralar, ‡elik miğferler, deri eldivenler, harita ‡antaları vb. Bu g‚zel oyuncaklar Alman birliklerinden kalmış olmalıydı. Yoksul orduyu sevindirmek i‡in bunları ilk fırsatta Marmara yoluyla İzmit'e yollamaya karar verdiler. B•yle yapmakla denetimden kurtulmuş oluyorlardı. Ne var ki Marmara'da İngiliz devriye motorlarına, Yunan torpidobotlarına yakalanmamak i‡in ‡ok dikkatli hareSakarya Savaşı'na Hazırlık 227 ket etmek gerekmekteydi. Yakalananları konuşturup •rg‚t y•neticilerini •ğrenmek i‡in ağır işkenceden ge‡iriyorlardı. Depolar harıl harıl soyulurken, Fransız n•bet‡iler, tabii sus payı karşılığı, Baruthane'nin girişindeki ahşap barakada toplanmış, iskambil oynamışlardı. Fabrikanın korkak m‚d‚r‚ de evine yollanmıştı. Depo kapıları yeniden kilitlendi. Gemi sabah ayrılıp işlemler i‡in Galata a‡ığında demirleyecek, denetim atlatılırsa İnebolu'ya hareket edecekti. Denetimi aşamamak korkusu •rg‚t y•neticilerinin i‡ini titretiyordu. YARBAY SPRIDONOS, yeni bir zafer hevesine kapılan General Papulas'ın baskısı y‚z‚nden g•revden ka‡amamıştı. Orduya gerekli her ‡eşit malı hızla Eskişehir'e yığıp depoluyordu ama kaygıları da artarak s‚r‚yordu. T‚rkler vatanlarının derinliğine ‡ekilmiş, Yunan ordusunun cehennem yolculuğuna ‡ıkmasını bekliyorlardı. Ordunun, Sakarya doğusuna ‡ekilen T‚rkler hakkında hi‡bir ciddi bilgisi yoktu. K•t‚ olasılıkları hi‡ dikkate almayan hayalci kurmaylar tehlikeyi g•rmek istemiyorlardı. Durumu, tahmin ve varsayımlarla değerlendiriyor, biri itiraz edince de kızıyorlardı. Ne var ki h‚k‚met s•z‚n‚ tutmuştu. Savaş sırasında hurdaya ‡ıkmış ya da par‡alanmış kamyonların yerine yeni ve g‚‡l‚ kamyonlar yollamaktaydı. Mudanya'ya son olarak 800 kamyon gelmişti. Eğer M‚hendis Binbaşı Vlangalis ve adamları, Eskişehir ile Ankara arasındaki demiryolu ve k•pr‚leri kısa zamanda onarmayı başarırlarsa ikmal sorunu belki biraz hafiflerdi. Sinir i‡inde sağa sola emir yağdırmayı s‚rd‚rd‚.18c GEMİ, Fransız denet‡inin ve T‚rklerin istiklal m‚cadelesine saygı duyan Fransız gemi komiserinin yardımı ile denetimden ge‡ip yola ‡ıktı. İnebolu'ya ‚‡ bin sandık mermi yollandığı bildirildi. Y•neticiler y‚k‚n Yarbaşı'na taşınması i‡in halkı uyardılar. Ne kadar kağnı ve araba varsa İki‡ay'a getirilmesi i‡in de d•rt bir yana haber saldılar. İşin ivediliğini biliyorlardı. 228 Şu ˆılgın T‚rkler / \unan B‚y‚k Taarruzu SABAH Fransız gemisinin İnebolu'ya yanaştığı saatte Fevzi Paşa yeni kurulan Silah Tamirhanesini denetlemeye geldi. İmalat-ı Harbiye M‚d‚rl‚ğ‚ Fevzi Paşa'nın emriyle 1920'de kurulmuş, iş genişleyince 1921 yılı başında Genel M‚d‚rl‚k yapılmıştı. Ankara ve ‡evresindeki k‚‡‚k baruthaneler, fişek doldurma at•lyeleri, iş ocakları, sara‡haneler, marangozhaneler, silah tamirhaneleri bu Genel M‚d‚rl‚k‡e kurulup y•netiliyordu.


Silah Tamirhanesi Sakarya Savaşı'na Hazırlık 229

Eskişehir'den gelen imalat-ı harbiyecilere yer olarak istasyon yakınında, bug‚nk‚ MKE Genel M‚d‚rl‚ğ‚'n‚n bulunduğu yerdeki eski s‚vari tavlası g•sterilmişti. Tavla, b‚y‚k, y‚ksek tavanlı, uzun zamandır kullanılmadığı i‡in harap ve pisti. Koca binayı hızla temizleyip onarmış, ‡eşitli iş makinelerini, aletleri, jenerat•rleri taşıyıp yerleştirmiş, tamirhaneyi faaliyete ge‡irmişlerdi. Sakatlanmış topları, top‡u d‚rb‚nlerini, nişangŠhları, makineli t‚fekleri, t‚fekleri, tabancaları harıl harıl onarmaya başlamışlardı bile. Fevzi Paşa, az konuşup ‡ok iş yapan y•neticilere, subaylara ve ustalara teşekk‚r edip ayrıldı.19 Oradan, yakındaki Ankara Havaalanı'na ge‡ti. Alan, bug‚nk‚ Fen Fak‚ltesi'nin bulunduğu yerde, sıkıştırılmış bir toprak pist ile bir baraka ve u‡ak tamirhanesi olarak kullanılan b‚y‚k‡e iki hangardan oluşmaktaydı. Tamirhane ara‡ ve gere‡leri Ağustos başında, Polatlı'dan Ankara'ya alınmıştı. Havac ı lar ı m ı z

Başmakinist Abdullah Usta ve adamları, u‡abileceğini sandıkları d•rt u‡ağa can vermek i‡in ‡alışmaktaydılar. Bunlar da tıpkı imalat-ı harbiyeciler gibi cephe gerisi kahramanlarıydı. Farklı model ‚‡ u‡ağı birleştirerek bir avcı u‡ağı kurgulamayı bile başarmışlardı. Yedek par‡a olmadığı i‡in hurda u‡aklardan aldıkları par‡alan motorlara uydurmaya ‡alışıyor ya da kullanım s‚resi ‡oktan dolmuş par‡aları elden ge‡irip ge‡irip yeniden kullanıyorlardı. 20 230 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Fevzi Paşa, Hava B•l‚ğ‚ Komutanı Y‚zbaşı Fazıl'a "Gecikmeden Malık•y'de havaalanı hazırlat." dedi, "..u‡akları bir an •nce oraya taşıyın. ˆok yakında hava keşfi gerekeceğini sanıyorum." Havaalanından ayrılıp istasyona geldi. Kurulduğunu duyduğu L‚tfiye Mahallesini g•rmek istiyordu. İstasyon g•revlileri, •ne d‚ş‚p yol g•sterdiler. K•r hatlara ‡ekilmiş vagonların aralarından ge‡erek neşeli ‡ocuk seslerine doğru y‚r‚d‚ler. Fevzi Paşa ağzı a‡ık bakakaldı. İstasyonun bu b•lgesi bir panayır gibiydi. K•r hatlara ‡ekilmiş y‚k vagonlarının i‡i ‡arşaflarla evciklere b•l‚nm‚ş, şilteler serilmiş, vagonların arasına ipler gerilip ‡amaşırlar asılmıştı. Maltızlarda yemekler pişiyor, ‡ocuklar vagonların altında, arasında, ‚st‚nde oynuyorlardı. Bazı kadınlar, kilim serdikleri kara vagonların sahanlıklarına oturmuş, dertleşmekteydiler. Ankara'ya ka‡ırılan y‚zlerce vagonu g•ren Bayındırlık Bakanı Œmer L‚tfi Yasan, bunların g•‡menlere ayrılmasını isteyince, bu •neri Šnında kabul edilmiş, g•‡menler de L‚tfi Bey'in bu can kurtarıcı buluşuna saygı olarak buraya L‚tfiye Mahallesi adını vermişti. 20a Evlerinden savrulmuş bu insancıklara i‡i yandı. İngiltere'ye ve onun kiralık katili Yunan ordusuna lanet okudu! Kurul bug‚n cepheden d•necek ve Meclis'te ordunun durumu g•r‚ş‚lecekti. Yemeği ayak ‚st‚ istasyonda yiyip Meclis'e yollandı. Eleştirileceği aklından bile ge‡miyordu. BİR GŒREVLİ, a‡ık oturuma ara verildiği i‡in koridora ‡ıkmış olan milletvekillerini uyarıyordu: "Gizli oturum başlıyor efendim. L‚tfen salona buyrun. Kapılar kapatılacak. L‚tfen!" Cepheden d•nen milletvekilleri a‡ık oturumda orduyu •vmekle yetinmiş, eleştirilerini gizli oturuma saklamışlardı. Son milletvekilleri de salona girdiler. Mehmet Ş‚kr‚ Ko‡, yanındaki arkadaşına, ellerini ovuşturarak, "Hesap sorma saati geldi" dedi. Kapılar kapandı. Meclis Başkanı M. Kemal Paşa, zile vurdu: "Oturumu a‡ıyorum." Gizli oturum başladı. Tarih 2 Ağustos 1921'i g•steriyordu. Dr. Rıza Nur elini kaldırdı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 231 "Buyrun." Rıza Nur k‚rs‚ye geldi: "Efendim! A‡ık oturumda konuşan arkadaşların arz ettikleri gibi cephede b‚t‚n birlikleri gezdik. Subay ve erlerle g•r‚şt‚k. Ordu sayıca yetersizdir ama elde kalan ‡ekirdek hakikaten m‚kemmeldir. Savaşa hazırdır. Fakat bir‡ok noksanlık ve aksaklık var. Şimdi onları arz edeceğim. S•ylenmeyen derdin devası olmaz.." Meclis derin bir sessizlik i‡inde izliyordu. Rıza Nur ordunun yoksulluğunu anlatmaya başladı: "..Askerin ‡arığı yok. ˆoğunun ayağı ‡ıplak. S‚varinin kılıcı yok. ˆadır yok, asker g‚neş altında yanıyor. Bir‡ok askerin matarası yok. Birliklerde su fı‡ısı, kırba yok. Asker geri ‡ekilirken ‡amurlu Porsuk suyundan i‡mek zorunda kalmış. Askerin y‚zde yirmisinin s‚ng‚-


s‚ yok. Geri hizmetlerin iyi yapılmadığı anlaşılıyor. Bunlar Milli Savunma Bakanlığı'nın g•revleri. Fevzi Paşa Hazretleri'ni yakından tanırım. ˆok saygım vardır. Cidden yurtsever, ‡alışkan ve doğru bir insandır. Ama kanaatimce bug‚ne kadar uyumuş, g•revini hakkıyla yapmamıştır.." Fevzi Paşa'nın y‚z‚ soldu. "..Şu anda ‚‡ g•revi var. Bakanlar Kurulu'na başkanlık ediyor, Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa cephede olduğu i‡in ona vekŠlet ediyor ve Milli Savunma Bakanı! Bu ‚‡ •nemli g•rev neden bir kişide toplanmış? Bu ne hırs?" Fevzi Paşa yanında oturan Adalet Bakanı Refik Şevket İnce'ye, "Bu g•revleri ben mi istedim." diye yakındı, "..Meclis verdi." Rıza Nur Bey'in sesi sertleşiyordu: "..Bakanlar Kurulu da ‡ok ağır davranmıştır. O da bu konuda idaresizlik g•stermiştir.." Yer yer alkışlar duyuluyordu. "..Taşıt ara‡ları, gere‡ler yetersiz. On-on beş g‚n i‡inde orduyu Sakarya'da tutunacak hale getiremezsek, felakete sebep oluruz. D‚nyamızı da ahretimizi de kaybederiz. Şimdi d‚ş‚nd‚ğ‚m hal tarzını a‡ıklayacağım. İsmet Paşa Hazretleri'ni ‡ok seven ve sayan bir insanım. Meziyet ve faziletleri de ‡ok y‚ksektir. Fakat olağan‚st‚ hallerde olağan‚st‚ •nlemler gerekir. Ordunun başına." 232 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Dr. R ı za Nur Selahattin K • seo ğ lu M. Ş‚ kr ‚ Ko ‡

Haf ı z Mehmet Bey


Ardahan Milletvekili Hilmi Bey Ziya Hur ş it Bey

Mersin Milletvekili Emekli Albay Selahattin K•seoğlu acele etti, oturduğu yerden, "M. Kemal Paşa ge‡sin" diye bağırdı. Meclis dalgalandı. K•seoğlu başlangı‡ta M. Kemal'in ‡evresinde toplanan komutanlar arasında yer almıştı. Ama bir takım adamı değildi. Se‡ime katılarak siyaseti se‡miş, Meclis'teki tutuculara katılmıştı. Beklenilmeyen bir •neriydi bu. Orduyu zaten savaşa hazırlamakla uğraşan M. Kemal Paşa dikkat kesildi. Rıza Nur Bey, eliyle M. Kemal Paşa'yı g•sterdi: "..Evet, bizim reisimiz tam bu işin adamıdır. Onun gibi iyi bir komutanımız yok. Bence bu millet, ancak onun verebileceği ‚mitle silkinebilir." Sakarya Savaşı'na Hazırlık 233

Œzellikle birka‡ muhalif bu s•zleri şiddetle alkışladı. Polatlı'ya giden kurul ‚yelerinden Trabzon Milletvekili H‚srev Gerede kuşkulandı. Bir gariplik vardı. Kurul olarak b•yle bir ‡•z‚m •nermeyi hi‡ konuşmamışlardı. †stelik bu •neriyi muhaliflerin candan desteklemeleri kuşkusunu artırdı. Neydi bunların amacı? Fevzi Paşa, konuşmasını bitirip de k‚rs‚den inen Rıza Nur Bey'e, "Sana yazıklar olsun.. " diye bağırdı, sinirden bıyıklan dikilmişti, "..ben makam hırsı olan biri miyim? Cepheye gider, bir er gibi savaşmasını da bilirim!" Dr. Rıza Nur karşılık vermeden yerine ge‡ip oturdu. "S•z Vehbi Bey'in. Buyrun." K‚rs‚ye Balıkesir Milletvekili Vehbi Bolak geldi: "Ben de yanlışlık ve noksanlardan s•z edeceğim.." "Bravooo!" "..Birincisi aylık sorunu. Cephedeki subay ve erler, d•rt aydan beri aylık ve har‡lıklarını alamamışlar." Birinin, "Bunun sebebi ne, sorumlusu kim?" diye sorması Fevzi Paşa'yı ‡ok sinirlendirdi. Sesin geldiği yana bağırdı: "Hazinede para olmadığını sanki bilmiyor musun?" Meclis daha da dalgalanıp gerildi. Başkan zile vurdu: "Devam edin Vehbi Bey!" "Ediyorum efendim. Cephedeki askerin t‚t‚n‚ yok. Kuru ot toplayıp i‡iyorlar. Askerin y‚zde sekseninin ‚niforması yok. Palaskası yok. ˆorabı, ‡amaşırı yok. Bazı t‚men karargŠhlarında, gece harita okumak i‡in, gaz lambası, fener bir yana, mum yok, mum! Evet beyler, ordumuz bu durumda." Uğultu ve tepkiler gittik‡e ‡oğalıyordu. Ankara Milletvekili Şemsettin Bayramoğlu Efendi'nin g•zleri dolmuştu. "Aman yarabbi.." diye sızlandı, "..ordu ne haldeymiş." "..Ama biz inanıyoruz ki Reisimiz M. Kemal Paşa Hazretleri başkomutanlığı kabul ederse, ordu canlanır, bir ay i‡inde d‚şmanı terbiye ederiz." 21 M. Kemal Paşa dinliyor ve susuyordu. 234 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu TARTIŞMALAR Meclis'te ge‡ saatte bitmişti. Yatakhanede s‚r‚yordu. Olayların ka‡ınılmaz bir şekilde cumhuriyete doğru aktığını g•ren saltanat‡ılar M. Kemal'in etkisini azaltmak i‡in ‡areler aramaktaydılar. Başkomutan olarak Ankara'dan uzaklaşmasının, bu gidişin hızını keseceğini, belki de durmasını sağlayacağını d‚ş‚nerek •neriyi destekliyorlardı. K. Karabekir Paşa bile devreye girerek M. Kemal Pa-şa'yı cumhuriyete gitmekten sakınmaya davet etmekteydi. 22 Fanatik İttihat‡ıların da, M. Kemal'in yenilmezliğini tehlikeye atarak Enver Paşa'ya yol a‡mak istedikleri anlaşılıyordu. Tunalı Hilmi Bey, yatağının kenarına oturmuş ‡ay i‡en Hafız Mehmet Bey'e, "Sizin amacınız


Paşayı başkomutan yapıp Ankara'dan uzaklaştırmak" dedi. Hafız Mehmet Bey g‚ld‚: "İyi bildin. Biz onu zaten yıldızı parlak, cesur bir komutan olduğu i‡in başımıza getirmiştik. Siyaset yapsın diye değil. Siyaseti siyaset‡ilere bıraksın, işini yapsın." 23 Tunalı Hilmi Bey ‡ok kızdı: "Hesabınıza g•re nasıl olsa ordu yenilecek, M. Kemal Paşa da orduyla birlikte silinip gidecek, siz de başınızda Enver Paşa, bu yangın yerinde at koşturacaksınız, ha? Cahilce siyasetinizle koca devleti par‡aladınız. Şimdi de aynı kafayla Anadolu'nun par‡alanmasına sebep olacaksınız. Vatan pahasına siyaset olur mu? Lanet olsun!" Hafız Mehmet yerinden fırladı. Araya girdiler: "Meclis'te tartışmak yetmedi mi? Bir de burada mı kavga edeceğiz?" "Sabah ola, hayrola." Gaz lambaları iyice kısıldı. Ama yataktan yatağa fısır fısır tartışma, dertleşme, sızlanma s‚r‚p gidecekti. ALİ FUAT PAŞA da daha yatmamıştı. ˆalışma odasında, •n‚nde bir kadeh votka, d‚ş‚n‚yordu. Bu ‡alkantı, Ankara'da k‚‡‚k hırsları ve hesapları su ‚st‚ne ‡ıkarmış, g•r‚ş farklarını keskinleştirmiş olmalıydı. 1920 Haziranında, ‚st‚n Yunan kuvvetleri karşısında Bursa terk edildiği zaman Meclis ‚z‚nt‚den ‡ıldırmış, bir kurban aramış, o •fkeyle Albay Bekir Sami Bey gibi ger‡ek bir kahramanın baSakarya Savaşı'na Hazırlık 235 şını istemiş ve almıştı. 24 Şimdi daha da •fkeliydi herhalde. Bu kez kimin başını istiyorlardı acaba? Bu seferki hedefin M. Kemal Paşa olabileceği aklına bile gelmiyordu. Kapı vuruldu. "Gel!" Binbaşı Saffet i‡eri girdi. "Hayrola Saffet Bey?" "Bu saatte rahatsız ettiğim i‡in •z‚r dilerim. Uyanık olduğunuzu •ğrenince, elde ettiğim bilgiyi sabaha bırakmayı doğru bulmadım. Enver Paşa ˆi‡erin'le gizli bir g•r‚şme yaptıktan sonra, bug‚n Moskova'dan ayrılmış." 25 Ali Fuat Paşa'nın g•ğs‚ sancıdı: "Nereye gidecekmiş?" "Œğrenemedim. Gideceği yeri Hayreti Bey'den de saklamış. Şimdi Hayreti Bey'den geliyorum. Dr. NŠzım da ortadan kaybolmuş. Birlikte ayrıldılar anlaşılan. Hayreti Bey 'Galiba Batum'a gidecekler' dedi. Akla yakın bir tahmin bu." Ger‡ekten akla yakındı. Batum Trabzon'a kapı komşu, hŠlŠ bir‡ok T‚rk‚n yaşadığı bir limandı. Kuşku uyandıran hareketleri y‚z‚nden Anadolu'dan uzaklaştırılan eski ordu komutanı, Enver'in amcası Halil Paşa da oradaydı. Trabzon'a ge‡mek ‡ok kolay, Trabzon'un fiili hŠkimi ise Kayık‡ılar KŠhyası İttihat‡ı Yahya'ydı. Olabilecekleri kestiren Ali Fuat Paşa, acıyla s•ylendi: "İşe bak. Millet can derdinde, Enver ve yoldaşları iktidar." MECLİS, ordunun hızla g‚‡lendirilmesi gerektiğini anlamıştı. Ama nasıl g‚‡lendirilecekti? Kaynaklar sınırlı, b‚t‡e yetersizdi. Ordu nasıl doyurulacak, donatılacaktı? Bu y‚zden 3 Ağustos g‚n‚, g•r‚şmeler genellikle mali sorunlara kaydı. Saatler ‡•z‚m i‡ermeyen konuşmalar ve bakanların ayrıntılı a‡ıklamalarıyla ge‡ti. Zaman azaldık‡a, M. Kemal'in başkomutanlığı ‚stlenmesini isteyenlerin sayısı artıyordu. M. Kemal Paşa'nın milletin son kozu olarak kalması, saygınlığının tehlikeye atılmaması gerektiğini d‚ş‚nenler de, kurtuluşun M. Kemal Paşanın dehasıyla sağlanabileceğini d‚ş‚nmeye ve g•r‚şlerini heyecanla a‡ıklamaya başladılar. M. Kemal Paşa dinlemeyi s‚rd‚r‚yordu. 236 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


MECLİS'in iki g‚nd‚r i‡ine kapanması, Ankara esnaf ve zanaatkarlarını huzursuz etmişti. Seğmen havalı bir esnaf, ertesi sabah, Merkez Kıraathanesi'ne girdi. Her zamanki masalarda yine bazı milletvekilleri vardı. "Beyler.." dedi, "..iki g‚nd‚r kendi aranızda konuşuyorsunuz. Bir de milletle konuşsanız." Milletvekilleri bakıştılar. Sahi, Meclise kapanıp milleti unutmuşlardı. "Arkadaşlarla toplandık, sizi bekliyoruz. Buyrun, birlikte gidelim." ˆıkrık‡ılar yokuşundan Samanpazarı'na y‚r‚d‚ler, oradan kale •n‚ne ‡ıkan daracık yola saptılar. Yokuşun iki yanında k‚‡‚k, g•sterişsiz nalbur, hırdavat, urgan d‚kkŠnları vardı. Kale •n‚ne ‡ıkınca, seğmen, milletvekillerine yol g•stererek bir zahireciye girdi. Tavanı atkılı, b•lmeleri zahire dolu geniş d‚kkŠnda yirmiden fazla Ankaralı esnaf ve k•yl‚ toplanmıştı. Komşu esnaflar da koşup geldi. Yuvarlak y‚zl‚, g‚r bıyıklı bir Ankaralı •ne ‡ıktı: "Hoş geldiniz." "Hoş bulduk." "Kulağımıza gelenlere g•re, Meclis, M. Kemal Paşa'nın başkomutan olmasını istiyormuş ama Paşa kabul etmiyormuş. Demek ki ‚mit yok." S‚leyman Sırrı Bey irkildi: "Hayır. Paşa daha konuşmadı. Bizleri dinliyor." "Œyleyse Paşa'ya s•yleyin, millet malıyla, canıyla arkasındadır. Başkomutanlığı kabul etsin. Bu d‚kkŠn benimdir. Ne varsa hepsini orduya helal ediyorum." Biri, "Ben de!" dedi. Œteki esnaflar da katıldılar: "Bizimkiler de helal olsun." Bıyıkları sigaradan sararmış bir k•yl‚, "Biz yakın k•ylerdeniz.." dedi, "..hepimiz adına s•yl‚yorum, neyimiz varsa ordunun ayağına sermeye hazırız.. Yeter ki şu gelen kara belayı durdursun." 26 Heyecandan milletvekillerinin ağızları kurumuştu. S‚leyman Sırrı Bey g‚‡l‚kle, "Sağ olunuz!" diyebildi. Vakit ge‡irmeden Meclis'e Sakarya Savaşı'na Hazırlık 237 d•nd‚, Ankaralıların s•ylediklerini ilgililere duyurdu. Vekili olduğu millete yakışmak i‡in farklı bir şey yapmak gereğini duyuyordu. Başkanlığa bir yazıyla başvurarak, savaş s‚resince orduda er olarak hizmet etmek istediğini bildirip izin istedi. İsteği uygun g•r‚lecek, 1. S‚vari T‚meni karargŠhında er olarak hizmet edecekti. 26a İSMET PAŞA askerin son durumunu •ğrenmek i‡in Grup Komutanlarını •ğle yemeğine ‡ağırmıştı. Komutanlar gelişmeden memnundular. Sakarya doğusuna ge‡ildiğinden beri, kazanlar kaynıyor, askere sıcak yemek veriliyordu. Ankara, Polatlı ve ordunun sahra fırınları, 24 saat ‡alıştırılmakta, cepheye ekmek akıtılmaktaydı. OrdugŠhlarda tek t‚k de olsa şakalar, g‚l‚şmeler duyulmaya, subaylar tıraş olmaya başlamıştı. Bekleyen mektuplar dağıtılmış, Ankara'dan biraz ‡adır, ‡orap, ‡arık, postal ve ‡amaşır, pek az da olsa er ‚niforması gelmişti. Milli Savunma Bakanlığı'nın Ankara'da kurduğu k‚‡‚k dikimevinde, dikiş‡i kadınlar beyaz Amerikan bezini ceviz yaprakları ile kaynatıp rengini biraz koyultuyor, bu boyalı bezden ‚niforma dikiyorlardı. Renk biraz dalgalı oluyordu ama hi‡ yoktan iyiydi. Asker sayısı her g‚n azar azar artıyordu. 4 AĞUSTOS PERŞEMBE g‚n‚ Meclis, gizli oturumda durumu g•r‚şmeye devam etti. Başkanlık k‚rs‚s‚nde bug‚n Dr. Adnan Bey vardı. Hava dolgun, y‚zler gergindi. Akşama doğru konuşmalar başkomutanlıkta odaklandı. Artık b‚t‚n gruplar M. Kemal'in başkomutan olmasını istiyorlardı. K‚rs‚n‚n karşısına gelen ilk sıranın sağ ucundaki değişmez yerinde, g•r‚şmeleri izlemekte olan M. Kemal Paşa, son milletvekili konuşmasını bitirince, elini


kaldırıp s•z istedi. †‡ g‚nd‚r susan Paşa sonunda konuşacaktı. Keskin bir sessizlik oldu. Ne karar verdiğini kimse bilmiyordu. Akşamları sevdiği ya da saydığı kimselerle birlikte olmaktan, konuşup tartışmaktan hoşlanırdı. Ama iki g‚nd‚r kimseyi ‡ağırmamış, ˆankaya'ya yalnız ‡ıkmıştı. 238 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Dr. Adnan heyecanla "Buyrun" dedi. Bu Šnın milletin y‚zlerce yıldır yaşadığı en •nemli anlardan biri olduğunun farkındaydı. Anadolu Timur istilasından sonra bir kez daha •l‚mkalım a‡mazına d‚şm‚şt‚. M. Kemal Paşa telaş etmeden y‚r‚y‚p k‚rs‚ye ‡ıktı. Milletvekillerine baktı: "Efendiler! Başkomutanlık sorunu dolayısıyla hakkımda g•sterilen g‚ven ve tevecc‚he teşekk‚r ederim. Başkomutanlığı kabul ediyorum.." K‚‡‚k salona sıkışmış iki y‚ze yakın milletvekilinin derin bir nefes aldığı duyuldu. "..Ama bundan beklenen yararları hızla elde edebilmek, ordunun maddi, manevi kuvvetini artırmak ve eksiklerini tamamlamak, sevk ve idaresini bir kat daha g‚‡lendirebilmek i‡in Meclis'in orduya ilişkin yetkilerini, ‚‡ ay s‚reyle kullanmak istiyorum." Yetkileri konusunda ‡ok titiz ve kıskan‡ olan Meclis donakal-mıştı. Rıza Nur, "Olmaz b•yle şey!" diye bağırdı. "Heyecanlanmanıza gerek yok beyefendi. Bu g•revi ben istemedim, siz •nerdiniz. 'Olağan‚st‚ zamanların •nlemleri de olağan‚st‚ olur' diyen de sizdiniz. O halde sorunu s‚k•netle tartışalım. Başkomutanlığa tayinimden beklenen yarar, bug‚nk‚ ‡alışma usulleri ile sağlanamaz. ˆ‚nk‚ ben zaten reisiniz olarak orduyla ilgilenmekteyim. Bu ‡alışma tarzını yeterli g•rmeyen, y‚ksek heyetinizdir. Œyleyse alınacak •nlem, ihtiyaca uygun olmalı. B‚y‚k bir hızla karar vermek, uygulamak ve sonu‡ almak gerekiyor. Durum bu işler i‡in uzun g•r‚şme ve tartışmalara vakit ayıramayacağımız kadar acildir. İtiraf edeyim ki istediğim yetki, sınırlı da olsa b‚y‚k bir yetkidir. Bu nedenle ‚‡ ay dedim. S‚re sona erince, ya yetkiyi geri alırsınız veya yeniden uzatırsınız. Hele reisinize g‚veniniz yoksa, b•yle bir yetki vermeniz doğru olmaz. Œnerim ger‡ekten d‚ş‚nmeye değer, ‡ok d‚ş‚n‚n‚z ve •yle karar veriniz!" 27 İnip yerine oturdu. Bu a‡ıklamadan sonra bir‡ok milletvekili konuştu. Kimi destekliyor, kimi Meclis'in sınırlı bile olsa yetkilerinin bir kişiye devredilmesine karşı ‡ıkıyordu. İttihat ve Terakki d•neminin acı anıları dolaSakarya Savaşı'na Hazırlık 239 yısıyla bu yetkinin k•t‚ye kullanılmasından ‡ekinenler de az değildi. Bu kargaşalıkta Selahattin K•seoğlu, 'Başkomutan' değil, Enver Paşa gibi 'Başkomutan Vekili' denilmesi i‡in ‡abalayıp duruyordu. Saatler ‡abuk ilerledi, g•r‚şmelerin devamı ertesi g‚ne kaldı. M. Kemal bazı arkadaşlarıyla birlikte ˆankaya'ya ‡ıktı.


K ı l ı‡ Ali Mazhar M ‚ fit Kansu H ‚ srev Gerede

IHLAMUR VE İĞDE kokan bir ˆankaya akşamıydı. Havuzlu holdeki sofraya ge‡tiler. Ali ˆavuş emir bekliyordu. M. Kemal Paşa, "ˆocuk.." dedi, "..belki arkadaşlar bir şeyler i‡mek isterler. Sor bakalım." Top‡u İhsan, "Siz i‡meyecek misiniz Paşam?" diye sordu. "B•yle g‚nlerde i‡mem. Mazhar M‚fit Bey bilir." "Evet. Erzurum Kongresi s‚rerken Paşa yalnız kahve i‡mişti. Biz de utanıp i‡kiden elimizden geldiğince uzak durmuştuk." Kılı‡ Ali'nin boynu b‚k‚ld‚: "Œyleyse i‡meyelim." "İyi yaparsınız. Yarın •nemli bir g‚n. Hele bir d‚ze ‡ıkalım, yine beraber oluruz." S‚reyya Bey, "Paşam.." dedi, "..gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?" "Diktaya gideceğimden kaygılananların itirazlarını saygıyla karşılıyorum. Yarın bir konuşma yaparak rahatlamalarını sağlayacağım." Aynı kaygıyı taşıyan Mahmut Esat Bozkurt'un y‚z‚ gevşedi: 240 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

I "B•ylece bizi de rahatlatacaksınız Paşam." Kahkahalar patladı. "Ben milli hŠkimiyet fikrine hayatımı bağladım Mahmut Esat Bey. Meclis'le ‡ekişirim, tartışırım ama Meclis'siz yapamam.28 ݇iniz rahat olsun. Zaten Meclis'in b‚t‚n yetkilerini değil, sadece orduyu savaşa hazırlamakla ilgili yetkilerini istedim. Bu sınırlı isteğimin sebebi a‡ık: Uzun g•r‚şmelerle kaybedilecek zaman yok. Her dakikanın değeri var. Meclis yine b‚t‚n yetki ve haklarına sahip olarak başımızda bulunacak. Beni Ankara'dan uzaklaştırmak, yenilerek silinip gitmemi isteyenlere gelince.." "Œneriniz oyunlarını bozdu." Ali Metin ˆavuş, dumanı t‚ten b‚y‚k bir kŠseyle geldi. †zerine kırmızı biberli yağ gezdirilmiş yoğurt ‡orbasının kokusunu i‡lerine ‡ektiler: "Mmmmmmmmm..." M. KEMAL PAŞA ertesi g‚n, gizli oturumda Meclis'i aydınlatan bir konuşma yaptı. Rıza Nur ve sekiz milletvekili, Meclis'in duyarlığını ve M. Kemal Paşanın •nerisini uzlaştıran bir tasarı hazırlayarak Başkanlığa sundular ve ivedilikle g•r‚ş‚lmesini istediler.29 Bu istek kabul edilerek tasarı g•r‚ş‚lmeye a‡ıldı. Burdur Milletvekili hukuk‡u Veli Bey'in (Saltıkgil) a‡ıklamasından sonra, s•z isteyen olmadığı i‡in tasarı gizli oya sunuldu. Oyların sayımı bitince, oturumu y•neten Dr. Adnan Bey sonucu a‡ıkladı: "Efendim, oylama bitmiştir. Oylamaya 183 arkadaşımız katılmış, yasa 169 oyla kabul edilmiştir.."


Şiddetli alkışlar y‚kseldi. Bunalım sona ermişti. "..13 arkadaşımız muhalif kalmıştır. A‡ık oturumda da muhalif kalırlarsa, korkarız ki, milli heyecan •rselenebilir." Muhalif kalan milletvekillerinden biri ayağa kalktı: "A‡ık toplantıda kabul oyu vereceğiz." Bu incelik de alkışlarla y‚celtildi. Meclis dış d‚nyaya milli konularda tam birlik i‡inde olduğunu g•stermeye •nem veriyor, en ters milletvekilleri bile buna uyuyordu. M. Kemal Paşa kısaca teşekk‚r ettikten sonra, a‡ık oturuma ge‡ilmek ‚zere toplantıya 15 dakika ara verildi. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 241 Meclis balkonları, uzun zamandır Meclis •n‚nde bekleyen meraklı gazeteciler ve dinleyicilerle tıklım tıklım doldu. ˆok •nemli bir tarih sahnesine tanık olacaklarının sezgisi i‡indeydiler. Tutanak kŠtipleri yerlerini aldılar. B‚t‚n milletvekilleri i‡eri girdi. Dr. Adnan Adıvar, heyecanını dizginleyerek, a‡ık oturumu olağan bir g‚nm‚ş gibi a‡tı. G‚ndemin •neriler b•l‚m‚ne gelince, Dr. Rıza Nur ve sekiz arkadaşının verdiği beş maddelik Başkomutanlık Yasası'nı okuttu. D•rt g‚n s‚ren tartışmalar sonunda sorun ‡•z‚ld‚ğ‚ i‡in kimse s•z almadı. Gizli oylamaya ge‡ildi. Sonu‡ derin bir sessizlik i‡inde bekleniyordu. Oy sayımı sonucu Dr. Adnan Bey'e verildi. Dr. Adnan Bey sonucu a‡ıkladı: Oylamaya 184 milletvekili katılmış, tasarı oybirliği ile yasalaşmıştı. Bir alkış tufanı koptu. Balkonda bazı dinleyicilerin birbirlerine sarıldıkları g•r‚l‚yordu. M. Kemal Paşa ayağa kalktı. Onunla birlikte Fevzi Paşa, bakanlar ve •bek •bek milletvekilleri de ayağa kalktılar ve bir daha oturmadılar. Bu sivil giysili, sarışın gen‡ adam, milletin zafer ‚midini ve kurtuluş iradesini temsil ediyordu. Alkışlar ve başarı dilekleri arasında k‚rs‚ye ‡ıktı. Duru bir sesle, "Sayın arkadaşlar.." dedi, "..Y‚ce Meclis'in manevi kişiliğine ait olan Başkomutanlık g•revini fiilen ifa etmek ‚zere bendenizi memur ettiniz. Teşekk‚rlerimi arz ederim.." Alkışlar salonu sarstı. "..Efendiler! Zavallı milletimizi esir etmek isteyen d‚şmanları, Allah'ın yardımıyla kesin olarak yeneceğimize g‚ven ve inancım, bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada, bu inancımı, y‚ksek heyetinize karşı, b‚t‚n millete karşı ve b‚t‚n Šleme karşı ilan ederim. Bu inancımın, ger‡ekleşmek i‡in ihtiya‡ duyduğu tek şey, y‚ce heyetinizin beni esirgemesi ve milletin bana yardımcı olmasıdır. Y‚ksek heyetinizin ve milletimin esirgemesine ve şefkatine daima mazhar olacağıma b‚t‚n y‚reğimle g‚veniyorum.." G•zleri yaşaran bir tutanak kŠtibi, elini g•zlerine siper ederek g•revini s‚rd‚rd‚. "..Buna dayanarak, y‚ksek heyetinizden aldığım feyiz ile bu dakikadan itibaren Başkomutanlık g•revine başlıyorum!" 30 242 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

K‚rs‚den indi. Kendini, kucaklayan, g‚len, ağlayan, dua eden milletvekillerinin arasında buldu. SALİH OMURTAK, telefon eden Salih Bozok'a "S•z‚ uzatma.." dedi, "Oldu mu? Onu s•yle!" Cevabı alınca odasının kapısına ‡ıkıp neşeyle bağırdı: "M. Kemal Paşa Başkomutaaaan‚!" "Heeeeeey!" Subaylar sevin‡le kucaklaştılar. Albay Asım G‚nd‚z de oradaydı. Anadolu hareketinin sadece emperyalizm ve onun g•lgeleriyle savaş olmadığını, Osmanlı rejimine ve ‡ağdışı anlayışına karşı da bir ihtilal olduğunu anlamış, Anadolu'ya yeniden ama bu kez tek başına ge‡mişti. İki g‚nd‚r Ankara'daydı. Daha M. Kemal Paşa'yı g•rmeyi başaramamıştı. Coşkuyla ayağa fırladı. K‚tahyalıydı. Hafif K‚tahya şivesiyle s•yleyerek oynamaya başladı:


Sarı zeybek aman Şu dağlara yaslanır... 31 Yıldırım gibi yayılan haber, ta doğu sınırındaki askere kadar b‚t‚n orduyu diriltti. İsmet Paşa, M. Kemal Paşa ile anlaştıkları gibi, Batı Cephesi Komutanlığı işlerinin yoğunluğunu ileri s‚rerek Genelkurmay Başkan-lığı'ndan istifa etti. Meclis, Başkomutan'ın •nerisi ‚zerine Genelkurmay Başkanlığı'na Fevzi ˆakmak Paşa'yı, Milli Savunma Bakanlığı'na da Refet Bele Paşa'yı se‡ti. Taşlar yerine oturmuştu. MECLİS TOPLANTISININ sona erdiği saatte Padişah Vahidet-tin, Yıldız Sarayı'nın zengin d•şeli loş bir salonunda, tatilden d•nen İngiliz Y‚ksek Komiseri Sir Horace Rumbold'u kabul etmişti. M. Kemal Paşa'nın oybirliği ile Başkomutanlığa se‡ildiğini hen‚z ikisi de bilmiyordu. Klasik nezaket c‚mlelerinden sonra Y‚ksek Komiser, Kral'ın Vahidettin'i ve İstanbul y•netimini destekleyen s•zl‚ mesajını iletti. Mesaj Vahidettin'i pek duygulandırdı. Milletin kendi arkasında olduğunu belirtmek i‡in, "T‚rkiye'nin bug‚nk‚ ıstırabından sorumlu Sakarya Savaşı'na Hazırlık 243

olanlar n‚fusun ancak y‚zde onudur" dedi; kısa bir duraksamadan sonra devam etti: "İngiltere Anadolu'daki savaşı neden durdurmuyor, anlamıyorum. Birka‡ savaş gemisini İzmir'e, bir-ikisini de Karadeniz'e yollamanız, iki yanı da mantıklı davranmaya zorlar." Sir Rumbold Padişah'a hayret ve gizli bir acıma ile baktı. ˆok zavallı bir duruşu vardı. İngiltere Sevr'e karşı ‡ıkan M. Kemal'i değil, elbette Sevr'i benimseyen onu tutacaktı. Ama bu 600 yıllık devletin h‚k‚mdarının, olup bitenlere akıl erdiremediği anlaşılıyordu. Ne Yunanistan'ın İngiltere i‡in anlamını kavramıştı, ne de Ankara'nın bir ‡ift savaş gemisiyle dize getirilemeyeceğini. S•z‚ uzatmadı, "Barışı sağlamak i‡in uygun zamanın hen‚z gelmediğini" s•ylemekle yetindi. Konuşma Vahidettin'in sızlanmaları ve Y‚ksek Komiser'in avutucu cevapları ile sona erdi. Konuşmanın tutanağı, tarihin gurur ve utan‡ verici olaylarla dolu belgeliğinde hak ettiği yeri aldı.31a BAŞKOMUTAN orduya ve millete bir beyanname yayımlayarak g•reve başladığını bildirdi. D‚şmanı anayurdun 'harim-i ismetinde' (temiz kucağında) boğacağına s•z verdi. Bu ‡ok b‚y‚k bir s•zd‚! Bu s•z‚ tutamayan silinip giderdi. Anadolu Ajansı'nın yurda ve d‚nyaya yaydığı beyanname, b‚t‚n Anadolu ve millici İstanbul gazetelerinde yer aldı. M. Kemal Paşa'nın Başkomutan olması ve beyannamesi, halkta b‚y‚k bir ‚mit kabarmasına yol a‡tı. Buna karşılık, milletin kendilerini desteklediğini, Meclis'in M. Kemal'i devireceğini iddia ve ‚mit edenleri derin bir hayal kırıklığına uğrattı. İngilizlerin de canları sıkıldı. Fazla bir şey yapması m‚mk‚n değildi ama M. Kemal Paşanın askerliğin yaratıcı bir sanat‡ısı olduğunu ˆanakkale'den ‡ok iyi biliyorlardı. Yunanlılar ise olayın •nemini kavrayacak halde değillerdi. Zafer mahmurluğu i‡indeydiler. Y‚r‚y‚şe ge‡mek i‡in yapılan hazırlığın bitmesini, Eskişehir'de coşkun madalya ve ge‡it t•renleri ile vakit ge‡irerek bekliyorlardı. 244 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu M. KEMAL PAŞA Başkomutanlık ile bakanlıklar arasında eşg‚d‚m sağlamak ‚zere bir kalem (sekreterya) kurdu. Milli Savunma Bakanlığı M‚steşarı KŠzım İnan‡ Paşayı sekreteryanın başına getirdi. KŠzım İnan‡ Paşa, ˆanakkale'de ve Suriye'de Komutan Liman von Sanders Paşa'nın Kurmay Başkanlığını yapmış, deneyimli ve akıllı bir kurmaydı. Sekreterya onun başkanlığındaki birka‡ subay ile memurdan oluşuyordu. Trabzon Milletvekili H‚srev Gerede'yi de yapılan işler hakkında Meclis'e bilgi vermekle g•revlendirdi. H‚srev Bey Samsun'a M. Kemal ile birlikte ‡ıkan on sekiz subaydan biri, ilk karargŠh kadrosundan bir kurmay binbaşıydı.


Halkın sayıp g‚vendiği, s•z‚n‚ dinlediği bazı milletvekillerini halkı aydınlatmak ve gen‡leri orduya kazanmak i‡in yakın illere g•ndermek ‚zere odasına davet etti: "Herkesle konuşun. Halkı bilgilendirin. K•yl‚, şehirli, b‚t‚n gen‡lerin bu •l‚m dirim savaşına katılmasını sağlayın. Millete ‚mit verin. Sizi mahcup etmeyeceğim." "Ne zaman hareket etmemiz uygun olur?" "Yarın sabah!" "Oooo!" Milletvekilleri telaşlandılar. Hepsi adına Mazhar M‚fit Kansu konuştu: "Œyleyse bize izin verin Paşam." 32 Hazırlanmak i‡in gen‡ hızıyla odadan ‡ıktılar. Salih Bozok'u ‡ağırdı: "Salih.." dedi, "..kardeşimden mektup geldi. Paraları bitmiş. Şu notun gizlice anneme ulaşmasını sağla." "Baş‚st‚ne." Not ‡ok kısaydı: "Bankadaki parayı harcayın. Yetişmezse evdeki halıları satın." 32a Sırada, ‡•z‚m‚ i‡in mucize bekleyen dev ve acil bir sorun vardı: Orduyu sayıca g‚‡lendirmek, donatmak, savaş boyunca her g‚n yiyecek ve cephane ile beslemek. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 245 Bu ‡ok ‡etin soruna hemen, hemen, hemen bir ‡•z‚m bulmak gerekiyordu. Hainlik sınırına yakın duran birka‡ koyu muhalif, M. Kemal Paşa'nın bu sorunun altında ezilip kalacağını beklemekteydi. Hava kararırken ˆankaya'ya geldi. Fikriye Hanım ile iki satır konuştu, Abdurrahim'in başını okşadı ve ‡alışma odasına ‡ıktı. CEPHE GERİSİNDE g‚venliği sağlamakta zorluk ‡eken Yunan İşgal İdaresi, dağlara ‡ıkmış milli ‡etelerin ve cephe gerisinde kalmış orduya bağlı akıncı kollarının baskınlarını ve sabotajlarını durdura-mıyordu. Her g‚n bir-iki kayıp vermekte, haberleşme ve ulaşım aksamaktaydı. B‚t‚n b•lgenin binlerce k•y‚n‚ işgale yetecek kadar askeri olmadığı i‡in ‡etelere ve akıncılara yataklık yaptıklarından kuşkulandıkları yerleri zaman zaman işgal ediyor, halka insafsızca g•zdağı vererek direniş ruhunu kırmaya ‡alışıyor, bir‡ok sivil erkek ve kadını esir ya da rehine diye Yunanistan'a g•t‚r‚yordu. Sefalet i‡indeki kamplarda tutulan bu sivillerin sayısı ‚‡ bini aşmıştı.32b Bu sabah bir Yunan birliği Manisa'nın G•rdes kasabasını işgal etmişti. Demirci halkı heyecan ve korkuya kapıldı. G•rdes Demirci'ye ‡ok yakındı. Ka‡maya imkŠn yoktu. D•rt bir yan işgal altındaydı. Demirci, Manisa-Uşak-Balıkesir ‚‡geninin ortasındaki dağlık b•lgede ve d‚şman denizi i‡inde bir ada gibiydi. Bir kez işgal edilmiş, Yunanlılar p‚sk‚rt‚ld‚kten sonra uzun zaman bir daha işgal g•rmemişti. Demirci Kaymakamı İbrahim Ethem Akıncı, bu durumdan yararlanarak bir akıncı kolu kurmuş, giderek Parti Pehlivan, Halil Efe, Hacı Veli gibi dağlarda dolaşıp d‚şmanla boğuşan bazı ‡ete reisleri, adamlarıyla birlikte bu ‚nl‚ kaymakamın emrine girmiş, akıncı kolu olduk‡a g‚‡lenmişti. Her fırsatta d‚şmana darbe vurmaktaydılar. İbrahim Ethem Bey, G•rdes'ten Demirci'ye gelen y•neticiler, orduya bağlı akıncı kollarının komutanları ve Demirci Akıncıları'nın m‚freze komutanları ile g•r‚şt‚. Akşam kaymakamlık ve belediye g•revlilerini, m‚ft‚y‚, kasabanın •nde gelenlerini kaymakamlığa ‡ağırdı. ˆağrılanlar koşar adım geldiler. Odada oturacak yer bulamayanlar ayakta dikildiler. İbrahim Ethem Bey, "D‚şman yarın sabah burayı da işgal edecektir.." dedi, "..silahla karşı koymaya g‚c‚m‚z yet246 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu mez. Kasabayı yakmalarına sebep oluruz. Bu y‚zden •teki akıncı kollarıyla birlikte biz de Demirci'yi ge‡ici olarak terk etmeye karar verdik. B•yle yaparak daha yararlı olacağımızı sanıyoruz.."


Dinleyenlerin g•ğ‚sleri daraldı. "..Ge‡ici olarak diyorum, ‡‚nk‚ bir g‚n mutlaka geri d•neceğiz" Kaymakamlık kŠtibine, "Evrakları toplayıp gizli mahzene kaldır.." dedi, Jandarma Baş‡avuşuna d•nd‚: "..Sen se‡eceğin ‚‡ jandarma ile burada kalacak, g•revine devam edeceksin. Geri kalanları serbest bırak. İsteyen bizimle gelsin. Gizli mahzene silah ve cephane saklayın. G‚n gelir, gerekir." Topluluğa y•neldi: "Birlik olun! Ne olursa olsun kurtulacağımıza inanın! D‚şmana karşı vakar ve haysiyetinizi koruyun! D‚şmanla işbirliği yapanın akıbetinin pek acı olacağını da hi‡ kimse unutmasın." Akşam inmişti. B‚t‚n akıncılar, h‚k‚met konağının •n‚nde toplanmış, bekliyorlardı. Parti Pehlivan ile Halil Efe'nin eşleri erkek elbisesi giyip akıncıların arasında yer almışlardı. Demirci halkı akıncılarla ağlaşarak vedalaşmaktaydı. İbrahim Ethem Bey atına bindi, herkes adına, dehşet i‡inde kaynaşan Demircililere seslendi: "Hakkınızı helal edin!" "Helal-‚ hoş olsun!" Kadınların i‡ paralayan ‡ığlıklarını duymamaya ‡alışarak kuzeydeki dağlara doğru at s‚rd‚ler.33 AKINCILAR gece i‡inde yol alırken, M. Kemal, ‹ankaya'daki ‡alışma odasında, otura dolaşa, kahve ve sigara i‡e i‡e, dağınık d‚ş‚nceleri toparlayıp birleştirmeye ‡alışıyordu. Zihninde, halktan gelen mesajlar, destek telgrafları ve Meclis'teki konuşmaların da etkisiyle, tarihte •rneği olmayan kapsamlı bir tasarı olgunlaşmaktaydı. Gece yarısı sessizce kahveyi tazeleyen Fikriye'den, kuru yemeklikleri saymasını istedi. S•ylediklerini dikkatle not aldı. Fikriye yemekle hi‡ arası olmayan Paşa'nın bu merakına ‡ok şaşmıştı: "Niye sordunuz?" Sakarya Savaşı'na Hazırlık 247 "Yann anlarsın. Haydi sen yat artık. Ben daha ‡alışacağım." Fikriye her zamanki uysallığıyla "Peki Paşam." dedi, "..size iyi geceler." "Sana da." Gen‡ kadın ‡ıkarken, i‡inden s•k‚l‚p gelen bir istekle arkasından seslendi: "Dua et ‡ocuk." "Ah! Başka bir şey yaptığım yok ki." M. KEMAL PAŞA, hazırladığı notları sabah €zel Kalem M‚d‚r‚ Hayati'ye verdi: "Bunları temize ‡ektir. Fevzi Paşa'ya telefon et. M‚mk‚nse, •ğleyin Bakanlar Kurulu'nu toplasın. Hem peynir ekmek yer, hem konuşuruz." Vedaya gelen Kastamonu, Konya ve Samsun İstiklal Mahkemesi başkan ve ‚yelerini kabul etti. "Cephe gerisini sağlam tutun." dedi, "..Damat Ferit gitti ama kuyrukları ve kafadaşları duruyor. T‚rl‚ yollarla orduyu b•lmek, i‡inden ‡•kertmek i‡in ‡alışıyorlar, uyanık durun. Yarın bazı emirlerim yayımlanacak, bunların hızla ve d‚r‚stl‚kle uygulanmasını g•zetin. Takdir sizin ama orduya geri d•nmeye hazır ka‡akları affetmeniz iyi olur diye d‚ş‚n‚yorum. Cahillik halkın kusuru değildir." Sonra da Cebeci hastanesine giderek yaralıları ziyaret etti. Paşanın •teki yaralılarla birlikte hatırını sorduğu Y‚zbaşı Faruk, "Ben iyiyim Paşam." dedi, "..g•revimin başına d•nmek istiyorum. Fakat bu inat‡ı doktorlara iyileştiğimi kabul ettiremiyorum." Doktorlar y‚zbaşının gammazlığına g‚ld‚ler. Daha d‚n akşam, M. Kemal'in başkomutan olduğunu •ğrenince, ameliyatlı olduğunu unutarak sevin‡le yerinden fırlamış, birka‡ dikişi patlamıştı. M. Kemal'i ilk kez g•ren Nesrin, ziyaretten sonra Faruk'a, "Daha yaşarken efsane gibi bir insan, nasıl bu kadar m‚tevazı ve nazik kalabiliyor?" diye sordu.


Yan yatakta yatan tek kolu kesik bir binbaşı s•ze karıştı: "Bir insan ger‡ekten b‚y‚kse b•yle olur. Ama şunu diyeyim: Savaş sırasında ‡ok titiz, hatta serttir. Hatayı affetmez. ˆanakkale'de karargŠhında ‡alışmıştım, ordan bilirim." 248 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Hasan Saka Refik Ş evket İ nce Muhittin Baha Pars

HASTANEDEN ayrılan M. Kemal Paşa Valiliğe geldi. Bakanlar toplanmıştı. Simit ve kaşar peyniri getirttiler, ‡ay s•ylediler. Toplantı başladı. M. Kemal, "Yunan ordusunun harekete ge‡mesi fazla uza-maz.." dedi, "..bu kısacık s‚re i‡inde ordunun eksikliklerini tamamlayabilmek i‡in ne yapabiliriz Hasan Bey?" Maliye Bakanı Hasan Saka, zor duyulur bir sesle ve i‡i eriyerek, "Bence yapılabilecek bir şey yok efendim" dedi ve bilgi verdi: Yeni bir vergi konulsa bile, tahsilat ‡ok uzun s‚rerdi. Halkın tasarruf g‚c‚ sıfıra yakın olduğundan i‡ bor‡lanmaya gitmek d‚ş‚n‚lemezdi. Sov-yetler'den bu yıla ilişkin para yardımı gelmiş, aylıklara ve zorunlu cari giderlere gitmiş ve bitmişti. Ekonomi Bakanı Celal Bayar da Hasan Saka'nın a‡ıklamalarına katıldı. †rk‚t‚c‚ bir sessizlik ‡•kt‚. Her zaman panik halinde olan Sağlık Bakanı Dr. Refik Bey inler gibi nefes alıyordu. M. Kemal Paşa, "Beyler.." dedi, "..anlaşılıyor ki klasik mali •nlem ve y•ntemlerle bu işin i‡inden ‡ıkamayacağız." "Evet efendim, yazık ki •yle." "Ama ne olursa olsun d‚şmanı yenmek zorunda mıyız?" "Eveeeet!" "Şu halde bilinen usulleri ve her ‡eşit m‚lahazayı bir yana bırakacağız." ˆantasından, Hayati Bey'in temize ‡ektirdiği yazıları ‡ıkardı: "Şunlara bir g•z atar mısınız?" Sakarya Savaşı'na Hazırlık 249 KŠğıtları Hasan Saka'ya verdi. Maliye Bakanı kŠğıtları aldı. Okuduk‡a y‚z‚ sararıyordu. Terini sildi: "Ne diyeceğimi bilemiyorum. Halka d‚nyada eşi benzeri olmayan bir taleple gidiyoruz." Bakanlar meraktan kıvranıyorlardı. M. Kemal a‡ıklama yaptı: "Amacım b‚t‚n milleti savaşla ilgilendirmek, b‚t‚n kaynakları harekete ge‡irmek, her evi, her işyerini, cephenin bir par‡ası yapmak. Bunun i‡in halkı malı ve emeği ile de savaşa katılmaya ‡ağıracağım. Y‚ksek sesle okur musunuz? Arkadaşların da bilgisi olsun." Hasan Saka, terini sile sile, Tekalif-i Milliye (Milli Y‚k‚ml‚l‚k) emir taslaklarını okumaya başladı. Bakanlar, yeni bir savunma anlayışına tanıklık ettiklerini bilmeden, yarı hayranlık, yarı hayret i‡inde dinlediler. İlk altı emir, son şeklini alarak, gece yarısından sonra, işgal altında olmayan b‚t‚n illere, mutasarrıflıklara ve il‡elere tellendi.33a ˆORUM POSTANESİNDEKİ n•bet‡i telgraf‡ı, sabaha karşı, g‚lle gibi ardarda d‚şen,


Başkomutan imzalı altı telgrafı alınca, panik i‡inde m‚d‚r‚n‚, o da Mutasarrıf Ali Cemal Bardak‡ıyı uyandırdı. Mutasarrıf, Başkomutan'ın kanun g‚c‚ndeki emirlerine uyku sersemi g•z attı ve Šnında ayıldı. Birinci emre g•re, her il‡ede kaymakamın başkanlığında bir Milli Vergi Kurulu kurulacak, kurul iş bitene kadar aralıksız ‡alışacak, k•ylere kadar teşkilatlanacaktı. B‚t‚n devlet birimleri, dernekler, •ğretmenler, imamlar ve muhtarlar, Kurulun doğal ‚yesi gibi ‡alışacaktı. Kurul teslim aldığı her mal i‡in, bedeli ilerde •denmek ‚zere makbuz verecekti. Emirlere aykırı davrananlar İstiklal Mahkemelerine sevk edilecekti. Olağan‚st‚l‚k bundan sonraki emirlerde başlıyordu. Mutasarrıflık ve belediye g•revlilerini, askerlik şubesi başkanını, okul m‚d‚rlerini, m‚ft‚y‚, M‚dafaa-yı Hukuk Derneği y•neticilerini, eşrafı ve başlıca t‚ccarları ‡ok acele toplantıya ‡ağırdı. EMİRDAĞ KAYMAKAMI da telgrafları okuyunca zembereği boşalmış gibi yerinden zıplamış, kendine gelir gelmez b‚t‚n ilgilileri, eşrafı ve esnaf temsilcilerini ayaklandırmıştı. 250 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ˆağrılanlar g•zlerini merak i‡inde kaymakama diktiler. Kaymakam birinci emirden sonra, derin bir soluk alıp ikinci emri okudu: "Şehir, kasaba ve k•ylerdeki her ev, birer kat ‡amaşır, bir ‡ift ‡orap ve bir ‡ift ‡arık hazırlayıp kurula teslim edecektir." Daha ağır isteklerle karşılaşacaklarını tahmin edenlerin kasları gevşedi, y‚zleri g‚ld‚, rahat bir soluk aldılar: "Bu kolay canım." "†‡‚nc‚ emre ge‡ bakalım Kaymakam Bey!" Kaymakam ‚‡‚nc‚ emre ge‡ti: "T‚ccar ve halk elinde bulunan bez, amerikan, patiska, pamuk, y‚n, tiftik, kumaş, k•sele, meşin, ‡arık, fotin, iplik, ‡ivi, nal, mıh, yem torbası, yular, belleme, kolan, kaşağı, semer ve urganın y‚zde kırkı Vergi Kuruluna teslim edilecektir." Dinleyenler dehşetle doğruldular: "Neeeeeeee?" Kaymakamın hi‡ istemediği halde g‚lmesi geldi: "Sakin olun. Dahası var. D•rd‚nc‚ emir: Buğday, saman, un, arpa, fasulye, bulgur, nohut, mercimek, pirin‡, kasaplık hayvan, ‡ay, şeker, gaz, sabun, yağ, zeytinyağ, tuz ve mumun..." "Eeeee?" "Bunların da y‚zde kırkı." "Ofooooofl" ˆORUM'da da mutasarrıfı dinleyenler, emirleri duyduk‡a sarsılıyorlardı: "Beşinci emir: Benzin, motor yağı, vazelin, lastik, buji, tutkal, telefon, kablo, pil ve tel stoklarının y‚zde kırkı..." "Anaaam!" "Altı: Her ‡eşit taşıt aracıyla deve, at, •k‚z, katır, kadana, merkep gibi y‚k hayvanlarının y‚zde yirmisi..." "Vay anaaam!" Akşam d•rt emir daha geldi, emirlerin sayısı on etti. Başkomutan, halkın elinde bulunan her ‡eşit silah ve cephanenin ‚‡ g‚n i‡inde Vergi Kurullarına teslim edilmesini; il‡e b•lgelerindeki kasatura, kılı‡, mızrak ve eyer yapabilecek b‚t‚n zanaat‡ıların adlarının ve ‚retim g‚‡lerinin saptanarak bildirilmesini; halkın elinde kalmış olan Sakarya Savaşı'na Hazırlık 251 her ‡eşit taşıt aracıyla, ayda bir kez, 100 km.yi ge‡memek ‚zere ordu mallarını ‚cretsiz taşımasını; ordunun giyim ve yiyimine yarayacak b‚t‚n terk edilmiş mallara el konulmasını emrediyordu.


EMİRDA�� KAYMAKAMI vakit ge‡irmeden İl‡e Vergi Kurulunu kurdu. Kurul kaymakamın odasında toplandı. Kurul ‚yeleri bu hayati sorumluluğun altında ve halktan istenen •zverinin b‚y‚kl‚ğ‚ karşısında sersemlemişlerdi. †yelerin ‡oğu ‚mitsizdi. Kaymakam halkın nasıl davranacağım kestiremediği i‡in yalpalıyordu. Emirde, "Kurullara her şey makbuz karşılığı teslim edilecek, ne teslim edilmişse bedeli ilerde •denecek" deniyordu ama acaba halk inanır mıydı buna? Anadolu, Osmanlı tarih‡ilerinin 'b‚y‚k ka‡gun' adını verdikleri on yedinci y‚zyıl sonundaki kargaşa d•neminden beri devlete g‚venmez olmuştu. Can ve mal g‚venliğini sağlayamayan devlet, eşkıyanın yağmaladığı k•yleri bir de vergi almak i‡in kendi zorlayıp in-letmişti. Bu y‚zden bir‡ok b‚y‚k, bayındır, zengin k•y par‡alanmış, k•yl‚ler kel tepelere, kuytu vadilere, orman i‡lerine g•‡m‚ş, b•ylece devletin ve eşkıyanın g•z‚n‚n •n‚nden, elinin altından, yolunun ‚zerinden ka‡mıştı. Ka‡amadığını anlaması uzun s‚rmeyecekti. Eski devlet bug‚ne kadar, bir şey vermeden, mal ve can vergisi isteyegel-mişti. Şimdi yeni devlet de istiyordu. Bunları konuşurlarken birden odanın kapısı k‚t diye ardına kadar a‡ıldı. Kapının ‡er‡evesi i‡inde Emirdağ'ın delisi Battal belirdi. Bağırdı: "Selam‚naleyk‚m!" Kaymakam •fkelendi: "Ulan deli, baksana ‡alışıyoruz. ˆık dışarı!" "Kızma beyim, biliyorum, onun i‡in geldim. Duydum ki Kemal'in askeri ‡ıplakmış. Allah şahidimdir ‚zerimdekinden başka ‡amaşırım yok. ˆoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım, temizdir." Yaklaşıp masanın ‚zerine bir ‡ift ıslak y‚n ‡orap koydu. ˆarıklarını sıyırıp odanın ortasında bıraktı: "Aha bunlar da ‡arıklarım. Haydi kolay gelsin!" 252 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ˆıplak ayak, huzur i‡inde y‚r‚y‚p ‡ıktı. Kapıyı g‚mleterek kapadı. †yelerin dilleri tutulmuştu sanki. Kaymakam, "Halktan kuşkulandığımız i‡in t•vbe edelim beyler.." dedi, "..Deli Battal gibi bir garibin bile y‚reği k•p‚rd‚yse, tekmil halk ayaklanacak demektir. Hızlanalım." 34 ‹ORUM MUTASARRIFI Ali Cemal Bey Haymana'da Kaymakamlık, Ankara'da Emniyet M‚d‚rl‚ğ‚ yapmış deneyli bir idareciydi. Sakin bir sesle yapılacakları sıraladı: "Bug‚n hazırlığımızı yapar, k•ylere kadar teşkilatlanır, vergileri duyururuz. Yarın sabah da halkı beklemeye başlarız." Eşraftan biri uyarmak gereğini duydu: "Bizim Allah'a ş‚k‚r imkŠnımız vardır, veririz. Ve lakin halktan yana sakın hayale kapılma Mutasarrıf Bey. Bitik halk rızkını verecek değil ya." "Biz gereğini yapalım da, bakalım halk neyler.." S•z‚n‚ ‚mitle tamamladı: "..neylerse g‚zel eyler." İLLER, mutasarrıflıklar, il‡eler, bucaklar, emirleri aldık‡a bir şaşkınlık ge‡irdikten sonra telaşla ‡alışmaya koyuluyorlardı. Emirler, gazeteler, M‚dafaa-yı Hukuk Derneği ‚yeleri, memurlar, •ğretmenler, ticaret ve esnaf odaları, jandarmalar, muhtarlar, imamlar, m‚nadiler, bek‡iler yoluyla b‚t‚n halka duyuruldu. B‚rokrasinin paslanmış ‡arkları, ister istemez hızla d•nmeye başladı. Halk dalgalanıp hareketlendi. Kastamonu Kadınları M‚dafaa-yı Hukuk Derneği de, kadınların orduya ayrıca yardımda bulunması i‡in harekete ge‡ti. †yeler şehre yayılıp ev ev dolaşarak ertesi g‚n ikindi namazından sonra şehitler i‡in okunacak mevlide Kastamonu hanımlarını davet ettiler. ANADOLU'daki pek ‡ok y•netici gibi ‹orum Mutasarrıfı da, b‚t‚n g‚n hazırlıklarla


ilgilenmiş, ancak gece yarısı yatabilmişti. Heyecandan g‚n ağarana kadar g•z‚n‚ kırpmadı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 253 Halkın tavrı sabah belli olacaktı. Evde duramadı, erkenden h‚k‚mete geldi. Vergi Kurulu ‚yeleri, g•revliler, işbaşı etmiş bekliyorlardı. Odasına ‡ıktı. Odacı kahvesini getirdi. Kahvesini alıp pencerenin •n‚ne geldi. G•z‚n‚ meydana a‡ılan yol ağızlarına dikti. Sinek u‡muyor, yaprak kımıldamıyordu. Neden sonra, derin sessizlik i‡inde belli belirsiz bir g‚r‚lt‚ uyandı. Yavaş yavaş yaklaştı. Yol ağzından iki ‡uval y‚kl‚ bir eşekle yaşlı bir erkek g•r‚nd‚. Onu b‚y‚k‡e bir ‡uvalı sırtlamış bir başka erkek izledi. Derken ellerinde sepetler, heybeler ve torbalarla kadınlar s•k‚n etti. Az sonra taş d•şeli h‚k‚met meydanı, arabalar, kağnılar, atlar, eşekler, denkler, balyalar, hur‡lar, sepetler, k‚feler, tenekeler, torbalar, heybeler, bakra‡lar, testiler, kadınlar, erkekler ve ‡ocuklarla dolacaktı. Ali Cemal Bardak‡ı ağlamaya başladı.35 ANKARA valiliğinin •n‚ndeki geniş‡e meydan da i‡eri giremeyenlerle dolmuştu. Adalet Bakanı Refik Şevket İnce valiliğe yoğun kalabalığı zorlukla yararak girebildi. Alt kattaki b‚t‚n odalar Milli Vergi Kurulu ile ona bağlı alt-kurullara ayrılmıştı. Vergisini hemen •demek ya da mal bildiriminde bulunmak isteyen erkenci Ankaralılar, odaları ve koridoru doldurmuşlardı. G•revliler gece g‚nd‚z ‡alışacak, ‚‡ hafta boyunca eve gidip de ‡amaşır değiştirecek zaman bulamayacaklardı.36 Ortalık karınca d‚ğ‚n‚ gibiydi. †st kata ‡ıkan merdivenin sahanlığında gazeteciler, bu olağan‚st‚ d‚ğ‚n‚ izliyorlardı. Yanlarına ‡ıktı. Sesi titreye titreye, "Beyler, bu tabloya ‡ok iyi bakın.." dedi, "..Anadolu uyanıyor!" KONYA'da da halk vergisini •demek i‡in h‚k‚met konağını işgal etmişti. Bina uğulduyordu. †‡ Konyalı konuşmak i‡in Vali Galip Pasiner Paşaya ‡ıktılar. Kalpaklı, değirmi sakallı Konyalı, "Paşam.." dedi, "..arkadaşlar bizi temsilci se‡tiler. Konyalıların bir dileğini arz etmek istiyoruz. Biliyorsunuz, bir hafta sonra kurban bayramı..." Vali Paşa doğruldu: 254 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Yooo, hemen s•yleyeyim, vergileri ertelemek m‚mk‚n değil." Konyalılar g‚l‚msediler: "Hayır Paşam, o başka, vergi borcumuzu •deyeceğiz. Biz bayram i‡in harcayacağımız şeker parasını Kızılay'a, kurbanları da orduya vermeyi kararlaştırdık. İlgililere hazırlıklı olmaları i‡in emir vermenizi diliyoruz." Galip Paşa'nın y‚z‚ mutlulukla parladı.37 Milli M‚cadele'nin başında Ankara'yı o kadar uğraştıran Konya artık Delibaş'ın, Zeynelabidin'in, Artin Cemal'in karanlık Konya-sı değildi. EVLER de arı kovanına d•nm‚şt‚. ‹orap, ‡amaşır ve ‡arık hazırlıyorlardı. Antalya'nın Elmalı kasabasında da, yakın komşu beş yeni yetme kız y‚n ‡orap •rmek i‡in biraraya gelmişlerdi. Konuşa konuşa ‡alışmaktaydılar. ݇lerinden biri, "Benim •rd‚ğ‚m ‡orabı giyecek asker, inşallah Afyon'a ilk giren asker olur" dedi. Bu hoş dilek kızlara sevin‡ ‡ığlıkları attırdı, emeklerine tarifsiz bir ‚mit tadı kattı: "Aaaaa! Benim •rd‚ğ‚m ‡orabı giyen asker de Eskişehir'e ilk giren olsun." "Benimki de Uşak'a girsin!" "Benimki Bursa'ya." Sonuncu kız, "Benim askerim de inşallah İzmir'e girer!" dedi. Afet adındaki bu g‚zel kız, ilerde İzmir'de M. Kemal Paşa ile karşılaşacak, himayesine girecek, İsvi‡re'de eğitim g•rerek Profes•r Afet İnan olacaktı.38 VERGİNİN Y†KSEKLİĞİNDEN dolayı sızlananlar da vardı elbette. Hele Milli M‚cadele'ye


karşı olanlar i‡lerinden ateş p‚sk‚r‚-yorlardı. Ama s•ylene s•ylene de olsa vergilerini vereceklerdi. ˆ‚nk‚ herkes birbirinin durumunu bildiği i‡in ne kaytarmak m‚mk‚nd‚, ne savsaklamak. Mal ka‡ırmak isteyenler ile bu işten ‡ıkar sağlamaya yeltenenler, soluğu İstiklal Mahkemelerinde alacaklardı.38a Sakarya Savaşı'na Hazırlık 255

BİR JANDARMA ERİ Konya h‚k‚met konağının geniş bir odasının kapısına 'İstiklal Mahkemesi' tabelasını yerleştirirken, bir başka jandarma eri de odanın baş duvarına 'İstiklal Mahkemesi m‚cahede-sinde (savaşında) yalnız Allah'tan korkar' yazısını astı. Konya İstiklal Mahkemesi ‚yeleri Konya'ya gelmişlerdi. Œğleden sonra ‡alışmaya başlayacaklardı. Mahkemenin ‚yeleri TBMM'ce milletvekilleri arasından se‡ilmekteydi. Bir jandarma mangası ile yola ‡ıkıyor, b•lgesindeki illerin hangisinde gerekiyorsa orada mahkemeyi kuruyor, sanıkları hızla yargılıyor ve karar veriyorlardı. Kararları kesindi. Bir ihtilal mahkemesiydi. Halk iki y‚zyıldır Osmanlı y•netiminin kararsızlığından, vurdumduymazlığından, ilgisizliğinden, yavaşlığından o kadar ‡ekmişti ki bu olağan‚st‚ mahkemeleri memnunlukla karşıladı. Hızlı, kararlı ve cesurdu; yerel sorunlarla ilgileniyor, gaddar y•neticileri hizaya getiriyor, etki altında kalmıyor, su‡lu kim olursa olsun duraksamadan cezasını veriyordu.39 İstiklal Mahkemeleri bu nitelikleri ile namuslu, yurtsever halk i‡in bir g‚vence, halk‡ı tutumuyla gelecek i‡in de bir ‚mitti. Buna karşılık bozguncular, casuslar, hainler, b•l‚c‚ler, işbirlik‡iler, isyancılar, gericiler, din t‚ccarları ve akt•rleri i‡inse elbette ciddi bir tehlikeydi. Bu safta olanların d‚ş‚ncelerini paylaşanlar, uzun yıllar sonra da bu ihtilal mahkemelerinin aleyhinde konuşacak, haklı ‡ıkabilmek hırsıyla yalan s•ylemekten ‡ekinmeyeceklerdi. Bug‚n Kastamonu b•lgesi İstiklal Mahkemesi de ˆankırı'ya ulaştı. NASRULLAH CAMİSİ gen‡, yaşlı pek ‡ok hanımla doluydu. Mevlit sona ermişti. Dua ve şehitlere ithaf edilen fatihalardan sonra Kastamonu Kadınları M‚dafaa-yı Hukuk Derneği Umumi KŠtibi Saime Ayoğlu Hanım ayağa kalktı: "Y‚ce Allah dualarımızı kabul buyursun." "Amiiiiin!" "D‚şman ‚lkemizin kalbine y‚r‚mek istiyor. Ordumuz yeni bir savaşa hazır olmak zorunda. Gazi ordumuza niye biz hanımlar da yardım etmeyelim? Ne dersiniz?" 256 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kastamonu Milli M‚cadele'yi insanca, malca, paraca s‚rekli desteklemişti. Daha da destekleyecekti. "Hay hay" sesleri y‚kseldi. †‡ gen‡ kız saflar arasında tepsileri dolaştırmaya başladı. Kadınlar k‚pelerini, bileziklerini, taşlı y‚z‚klerini, boyunlarındaki takıları, para keselerini tepsiye bırakmaya başladılar. "Helal olsun!" "Helal olsun!" "Helal olsun!" Tepsiler tepeleme doldu.39a Hatice adlı Zonguldaklı bir gen‡ kız, Kastamonu hanımlarının bu c•mertliğini duyar duymaz, d‚ğ‚n‚ i‡in o kadar •zenle diktirdiği gelinliğini satıp bedeli olan 30 lirayı Kızılay'a bağışladı.39b Anadolu'nun durgun hayatına yeni heyecanlar, yeni değerler, yeni •l‡‚ler, yeni ‚lk‚ler katılıyor, millet silkiniyordu. Bu aydınlık ruh uzun yıllar canlılığını koruyacaktı. FETHİ OKYAR Ankara'ya g‚ven i‡inde gelebilmek i‡in Avrupa'da ‡are ararken hayli vakit kaybetmiş, sonunda uygun bir İtalyan gemisine binerek 3 Ağustosta İnebolu'ya ‡ıkmıştı. İnebolu'nun artık bir otomobili vardı.


Otomobil S‚leymanovi‡ adlı uyanık bir adamındı. Atsız, •k‚z-s‚z y‚r‚yen araba İnebolu halkı i‡in b‚y‚k olay olmuştu. S‚leyma-novi‡'in arabası dileyeni iki g‚nde Ankara'ya ulaştırıyordu. †creti kişi başına 75 liraydı. B‚y‚k paraydı bu ve Fethi Okyar'ın bu kadar parası yoktu. Faytonla yola ‡ıktı. D•rt g‚nde ˆankırı'ya geldi. ˆankırı'da kendisini Salih Bozok bekliyordu. M. Kemal Paşa otomobilini yollamıştı. Sabah yola ‡ıktılar. Akşam Ankara'ya ulaştılar. †‡ yıldır g•r‚şemeyen iki eski dostun karşılaşması heyecanlı oldu. B‚t‚n gece dertleştiler. Sorunların boyutu ve niteliği soğukkanlı Fethi Bey'i bile ‚rpertti. ANKARA'ya •nce Topal Osman Ağa'nın ‚nl‚ 47. Alayı gelmiş, t•renle karşılanmıştı. Alay Giresun ve ‡evresinin gen‡lerinden kuruluydu. Pontus ve Ko‡giri ayaklanmalarının bastırılmasında g•rev almıştı. Donatımları, kıvraklıkları Ankaralılara g‚ven ve ‚mit vermişti. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 257 Meclis'in •n‚nden alayla birlikte Giresunlu millici G‚lpembe Hanım da ge‡mişti. Bug‚n de akşama doğru Merkez Ordu'nun yeni kurup yolladığı iki alay geldi. Meclis •n‚nden iki yanı bataklık istasyon yoluna d•nd‚. İstasyonun yanında mola verecek ve nereye gideceği hakkında emir bekleyecekti. Alayların g•r‚nt‚s‚ bir g‚n •nceki morali berbat etti. Subayların ‚niformaları birbirini tutmuyordu. Hi‡bir askerin ‚niforması yoktu. T‚fekleri kayışsız ve s‚ng‚-s‚zd‚. Fişeklerini azık torbalarında ya da ceplerinde taşıyorlardı. ˆarıkları par‡a par‡aydı. Amasya'dan beri y‚r‚yerek geldikleri i‡in yorgun ve toz-toprak i‡indeydiler. Bir esnaf, hayal kırıklığına uğrayan arkadaşlarına, "†z‚lmeyin.." dedi, "..zaferi kazanıp da barış olunca, ordumuzu g‚zelce giydirir, sırmalara boğarız." Bu iki yeni alayı kurup 180 subay, 3.000 savaş‡ı er, 4 top yollaya-bilen Merkez Ordusu, bu alaylardan daha yoksuldu.39c ANKARA'ya akşam alacası ve yayla serinliği ‡•k‚yordu. Bazı yaralılar hastabakıcıların yardımıyla tek katlı pavyonların ortasındaki bah‡ede y‚r‚meye ‡alışmaktaydılar. Dr. Hasan, Nesrin'in koluna tutunarak tahta sıraya oturmaya ‡alışan Faruk'a, "Boşuna gevezelik etme." dedi, "..bir ay daha burada kalman gerek." Nesrin destekledi: "Doktor bey ‡ok haklı. HŠlŠ koluma girmeden y‚r‚yemiyorsu-

Topal Osman A ğ a

nuz. Y‚zbaşı Faruk g‚ld‚: "Size nazlanıyorum da ondan."


258 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

݇erden bir ses Nesrin'i ‡ağırdı. Nesrin izin isteyip i‡eri koştu. Dr. Hasan arkasından karbeyaz g•mlekli ve baş•rt‚l‚ Nesrin'e baktı. Koşmuyor sanki akıyordu. Faruk'un yanına oturdu, elini dost‡a omu-zuna koydu: "İnsanların hallerinden anlayan bir doktor olarak teşhisimi s•yl‚yorum: Bu harika kız seni seviyor." "Doktorcuğum, bu teşhisinde de yanılıyor olmanı dilerim." "Neden?" Faruk'un sesindeki şakacı ton birden kayboldu: "ˆ‚nk‚ er-ge‡ cepheye gideceğim ve d•v‚şeceğim. Arkamda benim y‚z‚mden acı ‡ekecek birini daha bırakmak istemem. İstanbul'da annemi bıraktım. Bir annem yeter." GENELKURMAY'daki k‚‡‚k odada Yarbay Salih ile Albay Asım G‚nd‚z, kahve i‡erek dertleşiyorlardı. Lloyd George'un yaptığı bir a‡ıklama ikisinin de canını yakmıştı. Birden M. Kemal Paşa odaya girince şaşırdılar, ayağa fırladılar. Başkomutan Asım Bey'in elini sıktı. Sanki İnebolu'ya Şehzade Faruk'la geldi diye İstanbul'a geri g•ndermemiş gibi candan bir tavırla, "Asım hoş geldin.." dedi, "..niye gelir gelmez beni aramadın?" "Cesaret edemedim." "Ne demek? Akademide baş-‡avuşumdun. Beni ‡ağırabilirdin." Albay Asım Bey bu dost‡a şakaya g‚lemedi, b‚y‚k bir saygıyla, "Estağfurullah efendim" diye cevap verdi. Harp Akademisi'ndeyken baş‡avuşu olduğu doğruydu ama o g‚nden bu yana ‡ok şey değişmişti. Karşısında artık bir sınıf arkadaşı değil, bir devlet kurucusu, bir ihtilal lideri, bir Başkomutan vardı. Oturdular. "Ne var ne yok Salih Bey?" As ı m G ‚ nd ‚ z Sakarya Savaşı'na Hazırlık 259

Yarbay Salih, "Lloyd George bir a‡ıklama yapmış.." diye homurdandı, "'Sevr Antlaşması yırtıldığına g•re, artık taraflara silah satmak serbesttir' demiş.40 Şu halde Yunanlılara yeniden silah satmaya başlayacak bunlar." M. Kemal Paşa'nın y‚z‚ gerildi: "Bu sorun değil. Zaten Romanya ve İspanya ‚zerinden gizlice satıyorlardı.41 Sorun Mr. Lloyd George'un bin toptan daha tehlikeli olan anlayışı. Sevr Antlaşması'nın galip Yunanlılar a‡ısından yırtılmış olduğunu s•ylemek istiyor. Anlaşılıyor ki Yunanlılara yeni •d‚ller verecek. Bizimse, bu rezil antlaşmanın t‚mden yırtılması i‡in d•v‚şmeye devam etmemiz ve tartışmasız galip gelmemiz gerekiyor. ‹‚nk‚ bu fraklı, rugan iskarpinli salon haydutları i‡in hakkın •nemi yok, ancak kanla ikna oluyorlar."


•fkeyle yerinden kalktı, yukarı ‡ıktı. Fevzi Paşa yatsı namazını kılmış, Başkomutan'ı bekliyordu. M. Kemal Paşa, "Paşam.." dedi, "..eğitimleri biten Harbiydiler yarın akşam cepheye hareket edeceklermiş. Sabah talimgaha gidip ‡ocukları ziyaret edelim." "Hay hay." "Belki de ‡oğunu bu savaşta kaybedeceğiz." "Œyle." İkisi de daldılar. Savaş başlayınca 20-21 yaşındaki bu gen‡ insanlar, takım komutanı olarak erlere cesaret vermek i‡in en •nde ateşe koşacaklardı. Konuşulacak bir‡ok sorun ve alınacak bir‡ok karar vardı. Dalıp duygulanacak zaman değildi. Fevzi Paşa ister istemez sessizliği bozdu: "Haberler Yunan ordusunun y‚r‚meye hazır olduğunu g•steriyor. Bir an •nce cepheye gitmemiz gerektiğini d‚ş‚n‚yorum..." ANKARA'dan ‡ok uzakta, Britanya İmparatorluğu'nun başkenti Londra'da, Carlton otelinin g•rkemli lokantasında Sir Basil Zaharof ile İyonya Bankası'nın Başkanı Sir John Stavridis, akşam yemeğinde biraraya gelmişlerdi. İkisi de Yunan ordusunun İzmir'e ‡ıkmasını hazırlayan olayları sessizce y•nlendirmişlerdi. Bir s‚re Paris ve Londra ile ilgili magazin haberleriyle oyalandılar. Venizelos'un zengin bir İngiliz 'lady'si olan Miss Helena Şilizzi 260 Şu ˆılgın T‚rkler / vUnan B‚y‚k Taarruzu ile evliliğe hazırlanıyor olması Zaharof'un hoşuna gitti. İstediği gibi az pişirilmiş bonfilesinden b‚y‚k‡e bir par‡a keserken, asıl konuya girdi: "€nceki g‚n Paris'e gelen Mr. Lloyd George ile g•r‚şm‚ş, silah satışlarını artık serbest bırakmasını rica etmiştim. Karar kesinleşin-ce hemen buraya geldim. Bu karardan Yunanistan'ın yararlanmasını nasıl sağlarız? ‹ocuklar Ankara'ya y‚r‚yecekler. Yardıma ihtiya‡ları olacağını sanıyorum." Et par‡asını ağzına attı, ağır ağır ‡iğneyerek Stavridis'e baktı. Stavridis g‚l‚msedi: "Kolayca. ‹‚nk‚ İngiliz h‚k‚meti, •zel bankaların Yunanistan'a kredi a‡masını serbest bırakacak. Bir-iki g‚n i‡inde bunu a‡ıklayacaklar." 42 Zaharof zarif sakalını dalgalandırarak g‚ld‚: "Oooo! Harika." İş basitleşmişti. B‚y‚k armat•rlerden ve d‚nyadaki ‚‡ b‚y‚k silah satıcısından biri olan Sir Basil Zaharof, Muğla'da doğmuş Rum asıllı bir Fransız vatandaşıydı, İngiltere'ye yaptığı hizmetlerin karşılığı olarak da İngilizlere •zg‚ 'Sir' sanını taşıyordu. Her g‚‡l‚ iş adamı gibi Lloyd Ge-orge'un yakın dostuydu.42a Yunanistan bu iki becerikli iş adamı i‡in hem anavatan, hem de sağlam bir m‚şteriydi. Yapılacak her ‡eşit yardımın ve a‡ılacak her kredinin g‚vencesi hazırdı: Dağlarından yağ, bağlarından bal akan, toprağının altı boraks, k•m‚r, k‚k‚rt, kurşun, krom gibi zengin maden yataklarıyla dolu Batı Anadolu! G•zleri parlayarak kadehini kaldırdı. Sir John da. YUNAN ORDU KARARG’HI artık ge‡ saatlere kadar ‡alışıyordu. Ordu yeniden d‚zenlenmiş, ‚‡ kolordu halinde •rg‚tlenmişti. Y‚r‚y‚ş g‚n‚n‚ •ğrenen kolordular son hazırlıkları yapıyorlardı. General Papulas Metaxa konyağından bir b‚y‚k yudum aldı. Arkasına yaslandı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 261 Ordu dinlendirilmiş ve eksikler giderilmişti. Moral ‡ok iyiydi. İstihkŠmcılar 30 metre boyundaki Alpu k•pr‚s‚n‚ onarmışlar-dı. Alpu istasyonu †‡‚nc‚ Kolordu'nun ikmal merkezi olmuştu. Demiryolu onarıldık‡a ikmal merkezi ileri doğru, Beylik K•pr‚'ye kadar


kaydırılacaktı. Œb‚r iki kolordunun ikmal işi de ‡ok iyi d‚zenlenmiş, ordunun Sakarya nehrini kolayca ge‡ebilmesi i‡in gereken k•pr‚ gere‡leri de hazırlanmıştı. U‡ak keşiflerine g•re T‚rk ordusunun cephesi, batıya d•n‚kt‚. G‚l‚msedi. Cepheden taarruz edecek gibi ilerleyecekler ama bir t‚meni kuzeyde bırakarak, hızla dağların arkasından g‚neye inecek, yarmak ve kuşatmak i‡in T‚rk cephesinin g‚ney (sol) kanadına baskın vereceklerdi. G•zlerini keyifle kapadı. Plan m‚kemmeldi. GENERAL PAPULAS haklıydı. T‚rk ordusunun cephesi batıya d•n‚kt‚. Ama savunma planı, sağ ya da sol kanada y•nelecek olası bir taarruzu karşılamak i‡in gerekli esnekliği ve •nlemleri de i‡eriyordu. Ordu, Ankara ˆayı ile Ilıca Deresi arasında, nehrin doğu kıyısında savunma d‚zeni almıştı. Orta geride de, d‚şman taarruzunun y•n‚ne g•re sağ ya da sol kanada g•nderilmek ‚zere g‚‡l‚ ihtiyat birlikleri bulunduruluyordu.4215 Ancak şu sorun vardı: Ordu savaş‡ı asker ve silah sayısı bakımından hen‚z istenen g‚ce ulaşabilmiş değildi. Ordunun g‚‡lenmesi i‡in yeterli sayıda yeni ve eğitimli askerin gelmesi gerekiyordu. Bunun i‡in de zamana ihtiya‡ vardı. Savaş erken başlarsa, iki ordu arasında g‚‡ bakımından ‡ok tehlikeli bir fark oluşacaktı ki bu yenilgiye yol a‡ardı. Œncelikli sorun orduyu savaş başlamadan g‚‡lendirmekti. İsmet Paşa bu ama‡la, Genelkurmay'in tavsiyesine uyarak, Akşehir'de toplanmakta olan 2. Gruba, "cephe sol kanadına katılmak ‚zere gizlice hazırlanarak hemen y‚r‚y‚şe ge‡mesini" emretti. Bu karar sorunu ‡•zm‚yordu ama hafifletiyordu. 262 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Bu sırada Ankara'da, Genelkurmay'da, M. Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Salih Omurtak ve HarekŠt Şubesinin kurmayları da, Genelkurmay'a bağlı olan M‚rettep Kolordu'nun durumunu g•r‚şmekteydiler. Kısa bir g•r‚şmeden sonra aynı ama‡la M‚rettep Kolordu'nun da cephe sağ kanadına alınması uygun bulundu. Albay KŠzım Œzalp'e kolordusunu y‚r‚y‚şe hazır tutması bildirildi. BAKIRKŒY BARUT FABRİKASININ depolarından ka‡ırılan Alman fişekleri ile subayların 'oyuncak' dediği k‚‡‚k ve yararlı malzemeleri taşıyan geniş karınlı bir motor karşı kıyıyı izleyerek Karam‚rsel'e ulaşmıştı. Sabah g‚n doğmadan İzmit'e ge‡ti. Ka‡ak‡ı motorları Marmara'da işgalcilere yakalanmamak i‡in geceleyin ve ‡ok dikkatli yol alıyor, deniz ufkunda bir g•lge belirse motor susturuluyor, gerekirse kıyıya yanaşıp yatıyorlardı. Motor iskeleye halat attı. Gizli •rg‚t motorun geleceğini İzmit'e bildirmişti. Yaşlı bir deniz baş‡avuşu, kaptanı ve m‚rettebatı kucakladı, •pt‚, kıyıya davet etti. ˆorba ve cevizli ekmek hazırlatmıştı. Askerler sandıkları, kutuları karaya taşımaya başladılar. CEBECİ ABİDİNPAŞA tepesindeki subay okulu, resmi adıyla Zabit Namzetleri Talimgahı Temmuz 1920'de a‡ılmıştı.43 İstanbul'daki Harp Okulu'ndan ve işgal altındaki şehirlerde bulunan askeri liselerden ka‡arak Ankara'ya gelenler ve yedeksubaylar, bu okulda kısa ve yoğun bir eğitim g•rd‚kten sonra istiklal ordusuna katılıyorlardı. Nefti ‡adır bezinden dikilmiş uydurma ‚niformaları i‡inde, y‚zleri g‚neşten yanmış iki y‚z kadar teğmen, t•ren d‚zeninde, Başko-nıutan'ın konuşmasını bekliyordu. Başkomutan'la birlikte, Fevzi, Re-fet ve KŠzım İnan‡ Paşalar, asker k•kenli bazı milletvekilleri, Fethi Okyar, Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığının ‚st y•neticileri de gelmişlerdi. M. Kemal Paşa iki adım •ne ‡ıktı: Sakarya Savaşı'na Hazırlık 263

"ˆocuklarım, bu talimgaha hen‚z Harbiye diyemiyoruz. ˆ‚nk‚ ‡ok eksiğimiz var. Ama ben


sizlere, hakkınız olan adınızla hitap edeceğim. Harbiydiler! Savaş ve yenilgi acıları i‡inde b‚y‚d‚n‚z. İşgal altındaki okullarınızdan, evlerinizden ka‡tınız, milletinizin kurtuluş m‚cadelesine katılmak i‡in binbir zorluk i‡inde Ankara'ya geldiniz. Burada yorucu bir eğitimden ge‡tiniz. Ne ‡ocukluğunuzu bildiniz, ne gen‡liğinizi yaşadınız. Birka‡ g‚n sonra da ‡ok sert bir savaşa katılacak, gerekirse canınızı feda edeceksiniz. Biliniz ki gelecek nesiller bu fedakŠrlıklar sayesinde, medeni Šlemde, eşit haklara sahip, bağımsız bir milletin, fikri h‚r, irfanı h‚r, vicdanı h‚r ‡ocukları olarak yaşayacaklar. Size s•z veriyorum!" Yeni teğmenlerin inanan sesi top gibi patladı: "Sağ oool!"44 YAŞLI BAވAVUŞ topuklarını coşkuyla ‡arparak tekmil verdi: "Binbaşım, motor sabaha karşı geldi. Boşaltıldı. İstanbul'a geri d•nd‚. Y‚z bin Alman fişeği ile bir‡ok harika ıvır zıvır getirmişler. Ivır zıvırları g•rd‚m, bayıldım. Kurban olayım bunları hemen cepheye ulaştıralım. Komutanlarımız bayram etsin." Gelen malzemenin listesini İzmit Deniz Komutanı Binbaşı Celal K•pr‚c‚'n‚n •n‚ne bıraktı. Binbaşının y‚z‚ pembeleşti. Gelen yararlı malzemeden ‡ok, babacan Baş‡avuş'un cephedekiler adına duyduğu katıksız sevin‡ten mutlu olmuştu. Baş‡avuşun bir g•z‚ k•rd‚, k•r g•z‚ bile sevin‡le parlıyordu. Orduyu taş gibi birlik i‡inde tutan bu sevgiydi. CEPHE KOMUTANLIĞININ emri 2. Grubun Akşehir'deki karargŠhına •ğleye doğru ulaştı. Konya y•n‚n‚ •rtmek i‡in d‚zen almış olan grup hemen yola ‡ıkacak durumda değildi. Cephe sol kanadına ulaşmak i‡in aşılacak bozkır yolu 150 kilometreydi. Bu mesafe ancak beş konakta alınabilirdi. İlk ‚‡ konakta su yoktu. Grubun cephane ve erzakıyla birlikte ek olarak ‚‡ g‚nl‚k suyunu da taşıması gerekecekti. Ama elde ne su fı‡ısı bulunuyordu, ne de fı‡ıları taşıyacak kadar araba.45 264 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Yola ‡ıkmayı zorlaştıran bir engel daha vardı. 5. T‚men'in son alayı bu sabah erkenden Akşehir'e gelmek ‚zere Konya'dan hareket etmişti. Katardan bir daha haber alınamamıştı. 5. T†MEN'in son alayını ve t‚menin iki topunu taşıyan uzun katarın lokomotifi, odun bittiği i‡in Konya-Akşehir arasında, Kemrelik rampasında can vermişti. Alay Komutanı şaşkına d•nd‚. Trenler k•m‚r olmadığı i‡in odunla hareket eder, odun biterse yolda durup ağa‡lar kesilir, hatta istasyonların ahşap kısımları par‡alanıp ocağa atılırdı. İşbilir subaylar erleri yakın ‡evreye odun bulmaya yolladılar. Erler ‡alı-‡ırpı ile d•n‚nce, Birinci Tabur Komutanı Deli Y‚zbaşı Zekeriya iyice delirdi: "Ulan k•z kebabı mı yapacağız burda? U‡un! Bir par‡a odun bulup getirmeyeni, yağlı ‡ıra diye bu iblisin ocağına s‚rmezsem namerdim." Erler u‡suz bucaksız bozkıra yayıldılar. Ufka kadar tek ağa‡ ve tek bina yoktu. Y‚r‚meye kalksalar Akşehir'e d•rt g‚nde varırlardı. T‚men karargŠhına haber verebilseler, belki komutan bir lokomotif yollayıp katarı Akşehir'e aldırırdı ama buraları bilen bir subay Akşehir'le bağlantı sağlanabilecek ilk istasyonun yayan ‚‡ saat ‡ekeceğini s•yl‚yordu. Sağlam lokomotif yoksa ne yapacaklardı? Bu durumu •ğrenebilmeleri i‡in ilk istasyona gidecek adamın geri d•nmesi de bir ‚‡ saat alacaktı. Ooooooof! GEYVE'deki M‚rettep Kolordu karargŠhına cephe emri bu sırada geldi.


Bu kolordunun karşısında Bursa-S•ğ‚t arasına yayılmış olan 11. Yunan T‚meni bulunuyordu. Bu t‚mene belli etmeden ‡ekilebilmek i‡in hazırlık ‡ok gizli yapılmalı, hele 17. T‚men'in buradan ayrıldığı hi‡ belli edilmemeliydi. Yoksa bu katil t‚men durumu anlar anlamaz geride kalacak k‚‡‚k birlikleri ezip ilerleyerek k•yleri yağmaya ve yakmaya girişebilirdi. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 265 Albay KŠzım Œzalp 17. T‚men'e ‡ok gizli olarak toplanmaya başlamasını emretti. KarargŠh subayları kolordunun ayrılışından sonraki savunma d‚zenini planlamaya koyuldular. Geride S‚vari Tugayı ile milli m‚frezeler kalacak, b•lgenin ve birliklerin komutanlığını Tugay Komutanı Albay Hacı Arif Bey ‚stlenecekti. ASKERLER yine ‡alı-‡ırpı ile d•nm‚şlerdi. Y‚zbaşı Zekeriya deli deli baktı ama bir şey demedi. Alay Komutanı ile •teki tabur ve b•l‚k komutanları biraraya gelmiş konuşuyorlardı. Yanlarına gitti. Bir s‚re onları dinledi. Kimsenin bir ‡are ‚retmediğini g•r‚nce patladı: "Komutan!" "Evet?" "Bir fikrim var." "S•yle!" "Vagonların ‡oğunun duvarı, tabanı ve sıraları tahta. Bunları par‡alayıp yakarak yol alabiliriz. Yetmezse cephane sandıklarını yakarız. O da yetmezse postallarımızı, ‡arıklarımızı, palaskalarımızı..." "Yeter!" Bu delice ‡•z‚me komutanın aklı yatmıştı. U‡ar gibi ortaya koştu. Askerler ve gen‡ subaylar, vagonların g•lgesine sığınmışlardı. Hava haince sıcaktı. Avazı ‡ıktığı kadar bağırdı: "Son iki vagonla gelenler ayağa kalksın!" Y‚z kadar asker, bir teğmen ve bir astsubay ayağa kalktı. Yarım saat sonra iki vagon par‡alanmış, tahta par‡aları lokomotife bağlı olan 'yakacak vagonuna' taşınmıştı. Rum makinist, "Bu tahtalarla olmaz, s‚nger taşına d•nm‚ş bunlar" diye itiraz edip duruyordu. Y‚zbaşı Zekeriya beklenilmez bir s‚k•netle tabancasını ‡ekti, namlusunu adamın iki kaşının arasına dayadı, emniyetini a‡tı: "On beş dakika sonra yola ‡ıkacağız. Anladın mı ‡orbacı?" Makinist ‡ok iyi anlamıştı. Ateş‡iye ocağı canlandırması i‡in ar-darda emir yağdırdı. Kazan istim tutar tutmaz hareket ettiler. İlk istasyonda durup Akşehir'e demiryolu telgrafı ile bilgi verip yola devam edeceklerdi. 266 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Bir Yunan keşif u‡ağı g‚r‚lt‚yle ‚zerlerinden ge‡ip Ankara y•n‚ne gitti. Arkasından kıskanarak baktılar. ANKARA ile Polatlı arasındaki Malık•y istasyonunun kuzeyindeki a‡ıklıkta y‚zden fazla er toplanmış, emir bekliyordu. Sarışın, uzun boylu, gen‡ bir havacı işi y•neten ‚steğmene, "Keşke bir el silindiri olsaydı" dedi. "Haklısın aslanım ama silindir nerde? Ben istihkŠm b•l‚k komutanıyım, benim b•l‚ğ‚mde iki adet testere var. Ona g•re durumu anla. Ama merak etme. Sarık•y ve Polatlı havaalanlarını da b•yle hazırlamıştık. Toprağı ıslatıyoruz, ke‡eciler gibi oynaya oynaya sıkıştırıyoruz. Bunu iki-‚‡ kez tekrarlıyoruz. Taş gibi pist oluyor." †steğmen Batı Cephesi U‡ak B•l‚ğ‚ i‡in havaalanı hazırlıyordu. ˆavuşa seslendi: "Haydi başlayın." ˆavuş erlere d•nd‚: "Hazır mısınız? Başla!" Ne yapacakları erlere iyi tarif edilmiş olmalıydı. Kısacık ama g‚‡l‚ adımlarla, ayaklarını vura vura, ıslak toprağı ezip bastırarak, d‚zenli bir bi‡imde ilerlemeye başladılar. Hareketleri giderek bir raksa d•n‚şecekti.


ˆadırlar kurulmuş, b‚y‚k‡e bir ‡ardak yapılmış, telefon hattı ‡ekilmiş, benzin varilleri ve yağ bidonları yakındaki boş bir ağıla yerleştirilmişti. Pistin yapımı bitince havaalanının tek eksiği kalacaktı: U‡ak. Eldeki d•rt u‡ak, u‡abilmek i‡in Ankara u‡ak tamirhanesinde mucize bekliyordu. AKŞEHİR İSTASYON KOMUTANI, 5. T‚men Komutanı Yarbay Kenan Dalbaşar'a haberi ulaştırdı: Kayıp katar bulunmuş, geliyordu. Oh yahu! Bu sorun kapanmış g•r‚n‚yordu. Ama su ve araba sorununu ‡•zmek m‚mk‚n olmamıştı. Grubun ağırlığı (erzakı, cephanesi, yedek silahları vb.) 75 ton tutuyordu. Akşehir Menzil Komutanlığı bu ağırlığı taşıyacak arabaların yarısı i‡in kendi araba kollarını vermiş, yarısını da halktan toplayarak sağlamıştı. Ama Menzil Komutanı, Sakarya Savaşı'na Hazırlık 267 "Elimde hi‡ fı‡ı yok.." demişti, "..bunları taşıyacak araba da bulamam. Halkın elinde ne varsa zaten aldım." Su sorunu ‡•z‚lmemişti. B‚t‚n ikmal ve menzil birimleri Konya'daki Batı Anadolu Menzil Komutanlığı'na bağlıydı. Oradan araba isteyebilirlerdi ama arabaların gelmesi en az bir hafta s‚rerdi. Kafası bozulan Grup Komutanı Albay Selahattin Adil Cephe Komutanlığına, su sorunu ve araba olmaması y‚z‚nden grubunun cepheye katılmasını ş‚pheli g•rd‚ğ‚n‚ belirten karamsar bir yazı yazdı.4*5 RUM MAKİNİST haklı ‡ıkmıştı. Yağmur ve g‚neş yiye yiye niteliğini yitirmiş tahtalar zor yanmakta, yanınca da ‡abucak k‚l olmaktaydı. Saatte en ‡ok 10 km. hızla gidebiliyor, gerektik‡e durup iki vagon daha par‡alıyorlardı. Duvarsız kalmış vagonlardaki askerler ağustos g‚neşinden korunmak i‡in koyunlar gibi birbirlerinin g•lgesine sokularak yumaklar oluşturmuşlardı. Bu gidişle Akşehir'e ancak gece varabileceklerdi.

Albay Selahattin Adil Yarbay Naci T ı naz 268 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

2. GRUP KOMUTANININ karamsar yazısı, en ‡ok Cephe Kurmay Başkanı Naci Tınaz'ı kızdırdı, kızdırmakla kalmadı, grubun cepheye katılamayacağını d‚ş‚nd‚rerek telaşlandırdı da. Yenilgi, geri ‡ekiliş, on binlerce askerin ka‡ışı, uykusuz geceler Naci Bey'in sinirlerini yormuştu. Hazırladığı ‡ok sert cevabı İsmet Paşa durdurdu, "Bu ‚slupla komutanı b‚sb‚t‚n panikletmeyelim.." dedi, "..sen de sakin ol. Kesin olarak yola ‡ıkmalarını yaz ama ‚slubu yumuşat." Naci Bey •fkesini ve telaşını i‡ine g•md‚: "Peki efendim."


ANKARA askerlik şubesinde işlemleri biten, ‡arıklı, yemenili, potinli, şalvarlı, poturlu, pantolonlu, mintanlı, g•mlekli, ceketli, iki y‚z kadar k•yl‚, kasabalı ve şehirli gen‡, ellerinde ‡ıkınları, torbaları, ‡antaları, heybeleri, dağınık d‚zen, •nde davul zurna, arkada askerlik şubesinden bir subay, alkışlar, dualar, tehlil ve tekbirler arasında, neşeyle, bağıra ‡ağıra, bir eğitim alayına yollanmak ‚zere Meclis'in •n‚nden ge‡ip istasyona iniyordu. Saz ‡almayı bilenler, sazlarını t‚fek gibi omuzlarına almışlardı. Bazılarının annesi, babası, kardeşleri de birlikte y‚r‚yorlardı. Aralarında iki de eski asker vardı. M. Kemal Paşa veda i‡in Meclis'e gelmişti. Ertesi sabah cepheye gidecekti. Neşeli uğultuyu duyunca, bazı milletvekilleriyle, Meclis'in yola bakan balkonuna ‡ıkıp bu renkli kafileyi izledi. Eski askerlerden biri Paşayı tanımıştı. Heyecanla yanındakini d‚rterek fısıldadı: "Mustafa Kemal Paşa!" İki usta asker selam vererek, g•zlerini Başkomutan'dan ayırmadan, ayaklarını sert‡e vurarak y‚r‚y‚nce, gen‡ler de heveslendiler, onlar da iki usta askerin selamını ve y‚r‚y‚ş‚n‚ taklit ederek ge‡meye koyuldular. B‚t‚n acemiliklerine rağmen askerce bir tavırları vardı. Savaşı kabul ettikleri belli oluyordu. Başkomutan gen‡leri sevgiyle selamladı.46a YOLA ˆIKMAK i‡in bir ‡•z‚m bulunmadığı ve Akşehir'de ‡akılı kaldıkları i‡in 2. Grup karargŠhında da hava elektrikliydi. Albay Sakarya Savaşı'na Hazırlık 269

Selahattin Adil Bey Kurmay Başkanı Binbaşı Burhanettin Denker'i odasına ‡ağırdı, bağırmaya başladı: "Nerede bu Menzil Komutanı? Bir ‡are bulsun diye emir vermiştim. Ne yapmış, nereye gitmiş, ne oluyor? HŠlŠ bulamadınız mı adamı?" Burhanettin Bey s‚k•netle, "Her yeri arattım, hŠlŠ da aratıyorum.." dedi, "..nerede olduğunu, nereye gittiğini kimse bilmiyor. En gerektiği anda birdenbire sırra kadem bastı., Belki de ka‡tı." "Neeeeeeee?" Masaya yumruğunu vurdu: "Buna d‚ped‚z hainlik denir." YAŞLI AKINCI Faris Ağa, "Beyim hazırız" dedi. Orduya bağlı akıncılar ile Demirci Akıncıları, dikkati ‡ekmemek i‡in yolda birbirlerinden ayrılmışlar, Demirci Akıncıları Tavak yaylasına gelmişti. Şimdi yaylanın ormanlık bir k•şesinde toplanmış, İbrahim Ethem Bey'in yapacağı konuşmayı bekliyorlardı. Akşam g‚neşinde g•lgeleri uzamıştı. İbrahim Ethem Bey bir kaya par‡asının ‚st‚ne ‡ıktı: "Akıncılar! Evlerimizi, işlerimizi terk edeli g‚nler oldu. O g‚nden beri dağdayız, d‚şman i‡indeyiz. A‡ kaldık. Daha da kalacağız. İki şehit verdik. Daha da vereceğiz. Kurtulmadığımıza g•re, bu kavga s‚recek. D‚şmanımız yalnız Yunanlılar ve onların hizmetinde kan d•ken, ev yıkan, can alan Hıristiyan ‡eteler değil. İnanmak zor ama d‚şmana hizmet eden ve yağma yapan M‚sl‚man ‡eteler de var. Ne yazık ki bizim bile aramızdan bir bozguncu ‡ıktı. Sizi ka‡maya, d‚şmana teslim olmaya teşvik ettiğini, hatta zorladığını •ğrendik. Vatan hainini hoş g•r‚p affeden ondan daha haindir." D•nmeden arkaya seslendi: "Getirin şu haini!" İki akıncı, elleri arkadan bağlı, sa‡ı sakalı birbirine karışmış birini, ite kaka meydanın ortasına getirdiler. Kısa, zayıf, k‚‡‚k g•zl‚ bir ‡eteciydi. Debeleniyor, ağzından t‚k‚r‚kler sa‡arak bağırıyordu: "Vurun şu kaymakamı da evlerimize d•nelim!" 270 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Y‚z elli kadar akıncı yarım ay halinde dizilmiş, kıpırdamadan duruyorlardı. ˆeteci bir daha bağırdı: "Ulan korkaklar, vursanıza şunu!" İbrahim Ethem Bey başıyla işaret verince, bozguncunun sağındaki akıncı tabancasını ‡ekti, emniyetini şaklatarak a‡ıp ensesine dayadı. Adam yalvarmak i‡in ağzını a‡ıyordu, silah patladı, •ne doğru savrulup y‚z‚koyun d‚şt‚. İbrahim Ethem Bey, "Şimdi beni iyi dinleyin!" dedi, "..aramızdan bir bozguncu daha ‡ıkmasını istemiyorum. Zayıflar, bu ‡etin şartları g•ze alamayanlar, pişman olanlar ayrılabilir. Ayrılanlara g‚cenmeyeceğim. ˆ‚nk‚ bundan sonraki g‚nlerimiz ‡ok daha zor ge‡ebilir." Kimse kımıldamadı. "PekŠlŠ. Biz rahat karar vermeniz i‡in ‡ekiliyoruz. İsteyen silahını bırakıp gitsin. Gidecek olanlara s•z‚m şudur: Bizim hakkımızda bilgi vermesinler. Başarımız i‡in dua etsinler. Geri d•nemezsek hayırla yad etsinler." Kaymakam ile m‚freze komutanları Parti Pehlivan, Halil Efe, Hacı Veli ve Mehmet Efe meydandan uzaklaştılar. Yarım saat sonra Faris Ağa geldi: "Beyim, mazeretli arkadaşlar silahlarını bırakıp ayrıldılar. Kalanlar emrinizi bekliyor." Akıncılardan kırkı d‚r‚st‡e ayrılmıştı. Kalanlar ayakta d‚zenli bir bi‡imde bekliyorlardı. İbrahim Ethem Bey, "Ordu Sivas'a, Erzurum'a bile ‡ekilse biz burada kalacağız.." dedi, "..artık ne ev, ne aile. Bizim i‡in bundan sonra bir tek d‚ş‚nce var: D‚şmanı yok etmek. Ellerinizi koynunuzdaki nıushafın ‚zerine koyun. Yemin edeceğiz." Yemine m‚freze komutanları da katıldılar: "D‚şmanı yeninceye kadar savaşacağıma, arkadaşlarıma ihanet itmeyeceğime, halka zul‚m yapmayacağıma, iyilikle muamele edeceğime vallahi ve billahi!" Silah sesi yerlerini belli etmişti. Bir başka yerde gecelemek i‡in yola ‡ıktılar.47 KAYIP KATAR Akşehir'e gece ge‡ saatte ulaştı. Komutanlar is-l.ısyonda alayı bekliyorlardı. Sakarya Savaşt'na Hazırlık 271 Akşef•ir'e on d•rt vagonun ahşap kısımlarını par‡alayıp yakarak gelebilmişlerdi. Askerler g‚neşten ve isten kararmışlardı. Baygın gibi uyuyorlardı. İnleyerek uyandılar, birbirlerinden g‚‡l‚kle ‡•z‚ld‚ler, zorlukla sıralandılar. Alay Komutanı yaklaşıp tekmil verdi. Yorgunluktan sallanıyordu. Albay Selahattin Adil Bey, t‚men komutanlarına, "Her şey hazır olsaydı bile bu gece yine yola ‡ıkamayacakmışız.." dedi, "..şunlara baksanıza. Alay ‚‡ g‚nde kendine gelirse ‡ok iyi." BU SAATTE Genelkurmay'a Muharip adlı •rg‚tten ‡ok can sıkıcı bir mesaj geldi. Œrg‚t İzmit'e ka‡ak fişek ve askeri gere‡ g•t‚ren motorun İstanbul'a d•nerken, bir İngiliz devriye motoru tarafından durdurulup arandığını, ka‡ak fişeklerin ve gere‡lerin teslim edildiğini g•steren makbuzun İngilizlerin eline ge‡tiğini, •rg‚t‚n adının ve m‚hr‚n‚n deşifre olduğunu, kaptan ve m‚rettebatın tutuklandığını bildiriyordu. Allah kahretsin! Tam da savaşın eşiğinde, ‡alışmalara ara vermek, bazı g•revlileri hemen İstanbul'dan ka‡ırmak gerekiyordu. Œrg‚t, yeniden faaliyete ge‡ince Felah adını kullanmayı •nerdi.48 Felah kurtuluş demekti. 12 AĞUSTOS 1921 Cuma sabahı Fikriye Hanım ile k‚‡‚k Ab-durrahim, M. Kemal Paşa'yı ellerinden •perek cepheye uğurladılar. Arkasından su d•kt‚ler. 1919'da askerlikten ayrıldığı i‡in sivildi. Orduya bir sivil olarak komuta edecekti. Her zamanki gibi giyinmişti: Astragan kalpak, geniş cepli, a‡ık tirşe spor ceket, kravat, beyaz g•mlek, avcı pantolonu ve ‡izme. T‚rk ordusunun başkomutanı kırk yaşındaydı.


ANKARA İSTASYONU olağan‚st‚ bir g‚n yaşıyordu. Başta Refet Paşa olmak ‚zere Bakanlar, Meclis Başkan Vekilleri, Ankara'daki milletvekilleri, Vali, Belediye Başkanı, sivil ve askeri ‚st y•neticiler, gazeteciler M. Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Başkomutanlık 272 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Kalemi Umumi KŠtibi KŠzım İnan‡ Paşa'yı ve onlarla birlikte gidecek olan subayları uğurlamaya gelmişlerdi. Demiryolları Genel M‚d‚r‚ Albay Behi‡ Erkin ‚‡ vagonlu bir karargŠh treni hazırlatmıştı. 1912 Krupp yapısı g‚‡l‚ lokomotifi bug‚n ilk kez eğitimini tamamlamış bir T‚rk makinist y•netecekti. Havada bir ‚mitsizlik yoktu ama coşku da yoktu. Durumun ciddiliği y‚zlere yansımıştı. Din İşleri Bakanı Fehmi Ger‡eker'in dudakları s‚rekli kıpırdamŠktaydı. Anlaşılan durmadan dua ediyordu. Dr. Refik Saydam'ın sesi heyecandan daha da incelmişti. Paşalar herkesin elini sıkarak veda ettiler. Yaverler ve muhafızlar binince vagonların kapıları kapatıldı. KarargŠh treni peronu buğuya boğarak hareket etti. Saat 09.00'du. Biri olanca sesiyle haykırdı: "G‚le g‚le gidin, zaferle d•n‚n!" BİNBAŞI TEVFİK, sabah raporlarını okumayı bitirir bitirmez kalpağını başına ge‡irip İsmet Paşanın odasına daldı. "Paşam!?" İsmet Paşa, iki g‚nd‚r boş kaldık‡a, General Papulas'ın komutanlık psikolojisini ‡•z‚p anlamaya ‡alışmaktaydı.49 Başını kaldırdı: "Evet?" "D‚şmanın Afyon'dan Emirdağ'a doğru bir hareketinin gelişmekte olduğu bildiriliyor.50 Anlaşılan buradaki Yunan t‚meni •teki t‚menlerle aynı hizaya gelmeye ‡alışıyor. Şu halde Yunan genel y‚r‚y‚ş‚ bir-iki g‚n i‡inde başlayacak." Bir kuzgun s‚r‚s‚ karargŠhın toprak ‡atısını ‡ığlık ‡ığlığa yalayıp ge‡ti. Savaş, ordu daha gerekli d‚zeye ulaşamadan kapıyı ‡almıştı. EMİRDAĞ'a doğru gelişen d‚şman hareketi 2. Grup Komutanı Selahattin Adil Bey'i ‡ok ‚rk‚tt‚. Burada biraz daha beklerlerse, genel Yunan y‚r‚y‚ş‚ başlayacak, birliği ile cephe arasına g‚‡l‚ Yunan birlikleri girecek, ‡ok kritik bir duruma d‚şeceklerdi. Cephe de 'ne yapıp edip' harekete ge‡mesini ‡ok kesin bir dille emretmişti. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 273 T‚men komutanları ve kurmay başkanlarıyla bir toplantı yaptı. Durumu bir daha değerlendirdiler. Burada kalmak susuz kalmaktan daha tehlikeli g•r‚n‚yordu. Cepheye ulaşmak i‡in ilk ‚‡ konağı susuz aşmayı g•ze alarak ertesi akşam yola ‡ıkmaya karar verdiler. KarargŠh ve iki t‚men, yolculuk hazırlığına girişti. Her şey ‡ılgınca hızlandı.


Yusuf izzet Pa ş a Fahrettin Altay

AFYON'a 70 km. mesafedeki Emirdağ, Yunan ordusunu g•zlemek, ilerlerse savaşarak geciktirmekle g•revli S‚vari Grubunun merkeziydi. Grup Komutanı Albay Fahrettin Altay ‡adırının •n‚nde oturmuş kahvesini h•p‚rdetiyordu. Œl‚mle y‚z g•z olmuş her savaş‡ı gibi o da her Šnın tadını ‡ıkarmasını bilirdi. Halkın, evlerdeki tarihi kılı‡ları bile Vergi Kuruluna teslim ettiğini •ğrenmişti. B•yle giderse yakında s‚vari grubu kılı‡la donatılabilecekti. Duyduğuna g•re MM Grubu da İnebolu'ya 3.000 adet sahici mızrak yollamıştı. . Keyifle bir yudum kahve daha aldı. Seyisi K•se, iki at boyu uzakta ‡•melmiş, bu ‡ocuk kalpli dev adamı hayran hayran seyrediyordu. Kurmay Başkanı geldi ve komutanın sabah keyfini mahvetti: Afyon'daki 9. Yunan T‚meni yola ‡ıkmıştı. Emirdağ'a doğru ilerliyordu. 274 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu .

Komutanın başına ağrı saplandı. Grubun iki t‚meni, bir de tugayı vardı. Bir t‚meni (2. Sv. T.) Yunan cephesi gerisine yaptığı akından daha d•nmemişti. Œteki t‚meni (14. Sv. T.) 60 km. kuzeyde, Belpı-nar'daydı; bu akşam Yunan cephesi gerisindeki Seyitgazi'ye akın yapmak i‡in yola ‡ıkacaktı. Elinin altında yalnız 500 mevcutlu S‚vari Tugayı bulunuyordu. ■

Y†R†Y†ŞE GEˆEN 9. Yunan T‚meni ise 12.500 mevcutluydu. T‚menin Komutanı Albay Kalinski, Afyon'da kalacak olan 4. T‚men'in Komutanı General Trikupis'e veda etmeye gelmişti. T‚meninin •nc‚s‚ sabah erkenden yola ‡ıkmıştı. Kendisi, karargŠhı ve alayları ile birlikte •ğleden sonra hareket edecekti. K‚‡‚k bir b•l‚m‚ geride kalmıştı. O da birka‡ g‚n sonra yola ‡ıkacaktı. Şık, yakışıklı, neşeli ve iyimserdi. Ge‡ilecek arazi ‡orak, hava sıcak, yol uzundu ama subaylar ve askerler ‡ok istekliydi. Susuzluk tehlikesine karşı, yeteri kadar kamyon su tankına d•n‚şt‚r‚lm‚şt‚. Kaygılanmak i‡in hi‡bir sebep yoktu. T‚rk Başkomutanının ordusu i‡in halktan ‡arık-marık istediği duyulmuştu. Kahkahayı bastı. Tri-kupis bu iyimser albayı uyarmak gereğini duydu: "İhtiyatı elden bırakmayın Albay Kalinski. Ayağı ‡ıplak T‚rk askeri bizi iki kez yendi. Son savaşta da ‡ok iyi d•v‚şt‚ler. Şimdi daha da sert d•v‚şeceklerdir. İki yan i‡in de ‡ok kritik bir savaş olacak. Karım g•n‚ll‚ hemşire olmak istedi. D‚ş‚nd‚m ki bu savaşta bir kişi bile ‡ok •nemli. Bu y‚zden isteğini kabul ettim. O da ordu hastanesiyle birlikte cepheye gidecek..." Kalinski g‚lerek Trikupis'in s•z‚n‚ kesti: "Bana inanın, Bayan Trikupis eve istediği gibi bir Ankara kedi-siyle birlikte d•necek." KARARGŽH TRENİ ilk olarak Sincan'da durdu. İsmet Paşa, 4. ve 23. T‚menleri İhtiyat Grubu adıyla Sincan ‡evresinde toplamış, cephede g•rev isteyen Bolu Milletvekili Yusuf İzzet Met Paşa'yı da bu grubun komutanlığına atamıştı. Paşalar iki t‚menin yakındaki birliklerini ziyaret ettiler. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 275


Ba ş komutanl ı k Kararg Š h Treni

Yusuf İzzet Paşa milletvekili se‡ilince 1920 Nisanında ordudan uzaklaşmış, istiklal ordusunun savaşlarına katılmamıştı. Ordunun yoksulluğuna daha alışamamış g•r‚n‚yordu: "Bana verilen t‚menler ‡ok zayıf. İkisi biraraya getirilse, ancak bir alay eder. Takviye diye alay eder gibi sadece 60 er yollandı. †stelik hepsi de yarı ‡ıplaktı." Başkomutan, birliklerde kalabalık, ‚niforma, ‡arık değil, başka bir şey arıyor, aşırı bir dikkatle bakıyordu. Subayları ‡ok iyi tanıyordu. Bunlar yurtlarına canlarını vakfetmiş insanlardı. Askerlerin de ‡ok kararlı olduklarını g•zledi. Aradığı buydu. Y‚reği g‚venle doldu. Kırk kadar askeriyle Sakarya'nın doğusuna ge‡erek t‚menini bulmuş olan Œmer ˆavuş'un y‚reği de M. Kemal Paşayı g•rd‚ğ‚ i‡in mutlulukla dolup taştı. Başkomutan bir adım •n‚nden ge‡mişti. Ge‡erken y‚z‚ne değil, g•zlerinin i‡ine, ciğerine bakmıştı. "Ciğerimi okuduysa iyi.." diye d‚ş‚nd‚, "Aferin asker demiştir." Başkomutan Sincan'dan ayrılırken Y. İzzet Paşa'nın kulağına eğildi: "Paşam, bu savaşı elde ne varsa onunla ve kesin olarak kazanmak zorundayız." 276 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Tren hareket edince Fevzi Paşaya, "Merkez Ordusu'nun yolladığı iki alaydan birini 4. T‚men'e, •tekini 23. T‚men'e verelim de Y. İzzet Paşa'yı yatıştıralım.." dedi, "..Osman Ağanın alayı cephe ihtiyatı olarak kalsın." 51 "Peki Paşam." Ali ˆavuş kahveleri getirdi. Sağda solda bozkıra yayılmış irili ufaklı bir‡ok birliğin eğitimde olduğu g•r‚l‚yordu. Paşalar bu yoğun etkinliği ‡ok beğendiler. KŠzım Paşa, "ˆok iyi.." dedi, "..eğitimsiz asker savaş canavarına ‡erez oluyor." Savaşın, gen‡ insan etine doymaz bir canavar olduğunu ‡ok iyi biliyorlardı. PAŞALARIN trenden g•r‚p de beğendikleri birliklerden biri Haydar ˆavuş'un eğitmekte olduğu takımdı. Y‚zbaşı Faruk'un İngilizlere selamlata selamlata caddelerden ge‡irdiği ağır makineli t‚fekleri tabutlara yerleştirmiş olan İstanbullu Haydar ˆavuş, eski askerlere yapılan ‡ağrıyı duyar duymaz bir yolunu bulup Anadolu'ya ge‡miş, 61. T‚menin 190. Alayına verilmişti. Eğitim merkezlerinde kısa bir eğitim g•r‚p acele t‚menlere yollanan yeni askerlerin eğitimleri pekiştiriliyordu. Daha ‡ok şey •ğrenmeleri gerekiyordu bu ‡aylakların. Koşan takımına bağırdı: "Yaaat!" Erler yorulmuşlardı, emir m‚jde gibi geldi, kendilerini toprağa bırakıverdiler. Haydar ˆavuş ‡ıldırdı: "Vay reziller! Ben size •ğlen uykusuna mı yatın dedim? Bu ne? Savaşta, manda ‡amura uzanır gibi yatılır mı? †st‚m‚ze kurşun yağıyor. Şarapneller eşek arıları gibi u‡uşuyor. Ne


yapacaktık? Kene gibi yere yapışmayacak mıydık? Yapış yere yapışşş!" Kiminin başına şaplak attı, kiminin kı‡ını ayağıyla bastırdı: "G•m başını toprağa! Kı‡ını indir, d‚md‚z ol. Niye yırtınıyoruz burada? Evinize sağ ve sağlam gaziler olarak d•n‚n diye. Anladınız mı? Œlmek marifet değil. Marifet •lmemek, savaşa devam edip d‚şmanı tepelemek. Haydi ‡ocuklar, bir daha yapacağız. Kaaaalk!" Askerler inleyerek doğruldular. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 277 Isı g•lgede 45 dereceydi.51a Eğitim alanı g‚neş altında kavruluyordu. †stelik Haydar ˆavuş'un insafı yoktu. Acımadan ‡alıştırıyordu. Yalnız Haydar ˆavuş mu? B‚t‚n birliklerde, yeni Mehmet‡ikleri •l‚me kaptırmak istemeyen eğitim subayları ve ‡avuşlar da tıpkı onun gibiydiler. GAZİ ˆAVUŞ ile oğlu Ali ve ˆınarcıklı delikanlılar Mihalı‡‡ık'taki 1. T‚men'e ama farklı alaylara verilmişlerdi. Gazi ˆavuş oğlunu ve ‡ocukları sık sık gidip yokluyor, ‡avuşlarıyla konuşuyor, iyi asker olduklarını işittik‡e mutlu oluyordu. O da burada yeni askerleri inletmekteydi: "Şimdi bir daha h‚cuma kalkacağız. Doğru yapmazsanız yine tekrarlatacağım, ona g•re. Hedef şu karşıdaki tek ağa‡. Komutu iyi dinle ve hemen yap." Yere yapışmış olan askerler kulaklarını diktiler. Komut geldi: "Kalk, h‚cuuuuum!" Takım sıcaktan bitkin ve su gibi ter i‡indeydi. Ama Šnında kalktılar, lanetlik tek ağaca doğru beşinci kez koşmaya başladılar. K•yden gelenlerin ‡oğu hızlı y‚r‚meyi bile bilmiyor, koşmayı yeni •ğreniyordu. Daha sonra el bombası atmayı, ateş ederek koşmayı, en son da s‚ng‚leşmeyi •ğreneceklerdi. Gazi ˆavuş da sekerek koşuyor ve bağırıyordu: "Koş! Yanındaki vurulsa da durma. Vurulanı sıhhiyeciler toplar. Senin işin hedefe ulaşmak, d‚şmanı tepelemek. Koş!.." MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI, şimdi Y‚ksek İhtisas Hasta-nesi'nin bulunduğu yerdeki Ankara Erkek Lisesi'nin b‚y‚k taş binasının yarısına yerleşmişti. Subayların ‡oğu, ‚zerleri •ğrencilerin kazıdığı tuhaf yazılarla dolu okul sıralarında ‡alışıyordu. Duvarlarda okuldan kalma eğitim tabloları vardı. Yenilgi y‚z‚nden hepsi sinirli, sabırsız ve kırıcıydı. Yalnız yeni Bakan Refet Paşa neşeliydi. Bıyıklan ve ‡izmesi her zaman pırıl pırıldı. Sahiden mi iyimserdi, yoksa oynuyor muydu, anlaşılmıyordu. İstasyon d•n‚ş‚, kahve i‡meye gelen misafirlerle sohbet etmek-' teydi: 278 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

"Halk s‚ng‚ yapılsın diye pencere demirlerini s•k‚p getiriyor, demircilerin •n‚ne yığıyor. Halkın canlılığı ‡ingenelere de yayıldı. Maşacı bir ‡ingene oymağı s‚ng‚ yapmaya talip oldu. Oymakbaşı g‚nde 25 s‚ng‚ yapabileceklerini s•yl‚yor..." Misafirler kibar kibar g‚ld‚ler. Ordunun işlerliğini yabancı savaş sanayiine bağlamış olan talihsiz anlayış y‚z‚nden, şimdi maşacı ‡ingenelere muhta‡ duruma d‚şm‚ş olmak, Kırşehir Milletvekili Yahya Galip Kargı'nın sırtını ‚rpertti. Emir Subayı i‡eri girdi, saygıyla yaklaşıp Refet Paşanın kulağına birka‡ c‚mle fısıldadı. Paşa'nın y‚z‚ b‚sb‚t‚n ışıldadı. Haberi misafirlere iletti: "75 mm.lik top mermileri gelecekti. İlk kafile Ankara'ya girmiş. Onu izleyen birka‡ kafile daha var. Her g‚n b•yle iki-‚‡ kafile gelecek. Eğer İstanbul'daki arkadaşlar, bu mermileri yetiştirmeseler, yanmıştık." Ağzı kulaklarında emir subayına d•nd‚: "Haydi bize birer kahve daha s•yle." Y†Z KAĞNIDAN KURULU ilk kafile Sarıkışla'ya yaklaşıyordu. Kağnıların t‚yleri diken diken eden gıcırtıları, kışlanın •n‚nde 75 mm.lik mermileri bekleyen subaylara kuş cıvıltısı gibi gelmekteydi. Kolbaşı kağnısını durdurdu. Bir top‡u binbaşı koştu, kolbaşının kertenkele derisi gibi sert,


p‚r‚zl‚ elini •p‚p başına koydu: "Hoş geldiniz ana." Kadın, "Sağ ol oğul.." dedi, "..kızlarım ‡ok yorgun. Y‚k‚m‚z‚ ‡abuk boşaltsınlar." "Baş‚st‚ne." Sekiz g‚nd‚r yoldaydılar. K‚reli bir gelin doğum yapmış, Azda-vaylı bir kadın sancılanıp •lm‚şt‚. Sakat bir er kağnıcılara su dağıtmaya koyuldu. Top‡u binbaşı sabırsızdı. İlk sandığı hemen a‡tırdı. Mermilerden birini kucağına alıp sallamak geliyordu i‡inden. Bunu kimsenin ayıplamayacağını da adı gibi biliyordu. Œyle •zlemle beklemişlerdi bu mermileri. A‡ılan sandıktaki mermiler elden ele dolaştı. Acı bir sessizlik ‡•kt‚. Mermiler 75 mm.lik değil, 77 mm.likti. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 279 Telaşla b‚t‚n sandıklara bakıldı. Yalnız otuz sandıktan 75 mm.lik mermi ‡ıktı. Kalan b‚t‚n sandıklar 77 mm. ‡aplı mermilerle doluydu. Batı Cephesinde ise 77'lik sadece birka‡ top vardı. Binbaşının kanı dondu. Ortalığı ayağa kaldırmamak i‡in yoldaki ‚‡ kafileyi de beklemeye karar verdi. KARARGŽH TRENİ Sincan'dan sonra Malık•y'de durdu. Malı-k•y ‡ok hareketli bir istasyondu. Ordunun ihtiyacı olan her şey Ankara'dan Malık•y ve Polatlı'ya yollanıyordu. Batı Cephesinin g‚nl‚k yiyecek ve yem ihtiyacı yaklaşık 250 tondu. Savaş başlayınca cepheye her g‚n 325 ton da cephane yetiştirmek gerekecekti.5113 Demiryolu olmasaydı her g‚n 575 ton yem, yiyecek ve cephaneyi Ankara'dan 90 km. uzaktaki cepheye taşımak i‡in binlerce araba gerekirdi. Demiryolunun •nemini ve değerini hi‡ kimse, istiklal ordusu subayları kadar bilemezdi. Ankara'dan trenle Polatlı ve Malık•y'e gelen yiyecek, silah ve m‚himmat, araba ya da kağnı kollarıyla da kuzeydeki ve g‚neydeki birliklere dağıtılıyordu. Son vagona yanaştırılan dolgu tekerlekli Daimler-Benz bir kamyona bir masa, birka‡ par‡a kilim, koltuk, iskemle, portatif asker yatağı, hur‡ ve sandık y‚klendi. B‚t‚n eşyası orta halli bir aile gibi bir kamyonu ancak dolduran Başkomutanlık karargŠhı, Cephe ve Genelkurmay karargŠhlarıyla birlikte, ‚‡ g‚n sonra, Malık•y'‚n 10 km. kadar g‚neydoğusundaki Alag•z ‡iftliğine yerleşecekti. Y‚kleme sona erince, kamyon her yanı zangırdayarak uzaklaştı. ESKİŞEHİR'de iki otomobil s‚ratle gelip Kral'ın kaldığı g‚zel ve b‚y‚k T‚rk evinin •n‚nde durdu. Kapıda bekleyen şık bir yaver birinci arabaya ilerledi, kapıyı a‡tı: "Hoş geldiniz General." General Papulas otomobilden indi, yaveri ve n•bet‡ileri babacanca selamlayarak i‡eri girdi. Papulas'ı General Stratigos, Albay Pal-lis ve Sariyanis izlediler. Kral b‚y‚k taarruz •ncesinde komutanı ve yardımcılarını •ğle yemeğine ‡ağırarak orduyu taltif etmek istemişti. Yaver konukları ikinci kata aldı. Sofa geniş ve serindi. Başyaver sofada bekliyordu. Bekletmeden bir kapıyı a‡arak konuklara yol verdi. 280 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kral, ‚‡ oğlu ve Genelkurmay Başkanı General Dusmanis, salonda ayakta bekliyorlardı. Kral'ın b‚y‚k oğlu Vorgi de Ankara seferine katılacaktı. Kral yalnız General Papulas'ın elini sıktı. Œtekileri başını hafif‡e eğerek selamladı. Oturdular. Papulas yemeğe ge‡meden •nce bilgi sunmak i‡in izin istedi: "Bu sabah ilk t‚menimiz hareket etti. Hi‡bir direnişle karşılaşmadan g‚nl‚k hedefine ilerliyor. Yarın •teki t"‚menlerle bir hizaya gelecek, •b‚r g‚n, b‚t‚n ordu y‚r‚y‚şe ge‡ecek. Ankara •n‚ne 85.000'i savaş‡ı asker olan 122.500 kişilik bir ordu ile gidiyoruz. D‚şmandan savaş‡ı asker sayısı bakımından iki kat, ateş g‚c‚ bakımından en az d•rt kat daha ‚st‚n


durumdayız..." 51c Savaş planının ayrıntılarını a‡ıklamaya koyuldu. PAPULAS savaş planını a‡ıklarken, Osmanlı Padişahı ve Halifesi Vahidettin, selamlık t•renine katılmak i‡in k‚ ‡‚k mabeyn k•şk‚nden ‡ıkıyordu. Al cepkenli gidiş ağaları saltanat arabasının, iki yanında, kollarını kavuşturmuş bekliyorlardı. Atların derisi, yunnuşak İstanbul g‚neşi altında pırıl pırıl yanıyor, koşumlar ışıldıyord \x. Arabanın arkasında, BaşkŠtip ve Başmabeynci ilk sırada olmak ‚zere saray g•revlileri yer almıştı. İşgal komutanlığı silahlı t•ren birliğini yasakladığı i‡in alay eskisi kadar g•rkemli değildi ama yine de etkileyiciydi. Başyaver Avni Paşa Vahidettin'in saltanat arabasına binmesine yardımcı oldu. Alay saltanat marşıyla hareket etti, ara kapıdan Yıldız Camisi'nin avlusuna ge‡ti. Sadrazam ve nazırlar, ayan (senato) ‚yeleri, sivil ve asker y‚ksek g•revliler, hanedan damatları, el‡ilik temsilcileri ve davetliler, b‚y‚k ‚niformaları ve protokol giysileriyle sıralanmış bekliyorlardı. Kadife sesli bir saray m‚ezzininin okuduğu“ ezan başlarken, Vahidettin camiye girdi, padişahlara •zg‚ olan b•l€ime ge‡ti. Padişah-Halife'nin her cuma namazında h alka g•r‚nmesi t•re gereğiydi. Ama selamlık t•renlerine ka‡ zamamdır halktan pek az kimse katılıyordu. Sakarya Si- avaşı'na Hazırlık 281 İstanbul halkının ‡ok b‚y‚k bir b•l‚m‚, hi‡bir yenilginin acısına, hi‡bir zaferin sevincine katılmamış, milletinin ırzı ve namusu i‡in şehit olanlara bir kez bile rahmet dilememiş olan bu benzeri tarihte az bulunur h‚k‚mdarı kafasından silip atalı ‡ok olmuştu. Y‚z‚n‚ ve y‚reğini Ankara'ya ‡evirmişti. İstanbul yıkım ve esirlik, Ankara ‚mit ve •zg‚rl‚kt‚. KARARGŽH TRENİ Polatlı'ya gelir gelmez komuta kurulu toplandı. Son bilgiler g•zden ge‡irildi. Keşif ve haberalma raporları Yunan ordusunun genel y‚r‚y‚şe ge‡mesine ‡ok az zaman kaldığını g•steriyordu. D‚şmanın •n‚nde savaş sanatına g•re iki ciddi se‡enek vardı: T‚rk ordusunun sağ ya da sol kanadına taarruz etmek. Komuta Kurulu Yunanlıların, ordunun sol kanadına y•nelmesini daha kuvvetli bir olasılık olarak değerlendirdi. Sol kanada taarruz i‡in Yunanlılar Sakarya g‚ney kolunu aşmak, suyu az, ‡•l karakterindeki arazide ilerlemek zorundaydılar. Bu se‡enek ikmal yollarını da ‡ok uzatıyordu. Ama bu kanadın, kuzey kanattan •nemli bir ‚st‚nl‚ğ‚ vardı: Burada arazi Yunan ordusunun taarruz i‡in a‡ılıp yayılabilmesine ‡ok elverişliydi. 2. Grup son kez uyarıldı. Hazır olduğu bilinen M‚rettep Kolordu'ya da bu gece yola ‡ıkması emri verildi. Bu birlikler yetişemezlerse, d‚şman ister sağ, ister sol kanada y•nelsin, direnmek ‡ok zor olacaktı. TOPˆU BİNBAŞI nefes nefese Bakanlığa geldi. Yoldaki ‚‡ kafile de Sarıkışla'ya ulaşmış, sandıklar denetlenmiş ve mermilerin ancak k‚‡‚k bir b•l‚m‚n‚n 75 mm. ‡apında olduğu anlaşılmıştı. Haberi, eski t‚men komutanı, yeni Bakanlık M‚steşarı Albay Ali Hikmet Ayerdem'e bildirdi. Ayerdem b‚rokrasinin savaştan daha tehlikeli olduğunu s•ylemekteydi. Haberi alınca zavallının y‚z‚, b‚t‚n kılcal damarları ‡atlamış gibi kıpkırmızı kesildi. Birlikte Refet Paşa'nın yanına girip durumu bildirdiler. Refet Paşa zaten zayıf, ufak tefek biriydi. ˆaresizlikten daha da ufaldı. İnler gibi sordu: "Şimdi ne yapacağız?" 282 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Sahi, ne yapacaklardı? Uygun ‡aptaki mermileri toplara uydurmak teknik olarak m‚mk‚nd‚ ama ‡ok vakit alan bir işlemdi bu. O kadar geniş vakit yoktu. İnebolu'ya, hen‚z yollanmamış olan sandıkları a‡ıp mermileri muayene etmeleri i‡in emir verildi. †mide yer bırakmayan


cevap gece gelecekti: "İnebolu'da iki binden fazla sandık var ve mermilerin ancak d•rtte biri 75 mm.lik." Bu kadar az mermiyle bir meydan savaşı verilemezdi. KOMUTA KURULU'nun toplantısından sonra İsmet Paşa, Baş-komutan'la yalnız kaldı. Konuşmak istediği iki konu vardı. Birinci konu, †‡‚nc‚ Grup Komutanı ve M. Kemal Paşa'nın sınıf arkadaşı Albay Arif Bey'in durumuydu. K‚tahya-Eskişehir savaşlarında •nemli yanlışlar yaptığı ortaya ‡ıkmıştı. G‚venilir bir komutan değildi. Kısa bir g•r‚şmeden sonra g•revden alınması i‡in anlaşmaya vardılar. Başkomutan, ‚‡ savaşa da katıldığını dikkate alarak Arif Bey'i Başkomutanlık sekreteryasında g•revlendirip onurunu korumayı uygun buldu. İsmet Paşa'nın ikinci konusu Cephe Kurmay Başkanı Yarbay Naci Tınaz'dı. İsmet Paşa Naci Bey'i ‡ok sevip g‚venirdi ama bir s‚re dinlenmesi gerektiğini d‚ş‚nmekteydi. Gelen savaş, iyi yetişmiş ve sinirleri ‡elik gibi bir kurmay başkanı istiyordu. Milli M‚cadele'yi benimsemiş olan Albay Asım G‚nd‚z'de anlaştılar. Konuşma savaş‡ı asker sayısına kaydı. D‚şmanla aradaki farkı kapatmak m‚mk‚n değildi. Bunu bilen M. Kemal Paşa ka‡ zamandır, stratejik alanda g‚‡l‚ olan d‚şmana karşı, taktik alanda ne yapılabileceğini d‚ş‚nerek, yeni bir y•ntem geliştirmişti. 52 Tasarladığı y•ntemi İsmet Paşa'ya a‡tı. İsmet Paşa, bilinen savaş y•ntem ve kurallarına bağlı klasik bir askerdi. M. Kemal Paşa'nın askeri dehasına ve yaratıcılığına sonsuz g‚veni vardı Šma yine de duraksadı. M. Kemal Paşa y•ntemini t‚rl‚ olasılıklara g•re krokiler ‡izerek a‡ıkladı. İsmet Paşa iyi bir kurmay ve hesap adamı olarak y•ntemin yararını ve •nemini ‡ok ‡abuk kavradı ve hemen benimsedi. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 283

KarargŠha d•ner d•nmez kurmay kurulunu toplayıp anlattı. Asker sayısının azlığından bunalmış gen‡ kurmayların i‡leri aydınlandı. İyi uygulanırsa bu y•ntem d‚şmanı eritirdi. Y•ntemin •z‚ ile genel kuralları kaynaştıran bir cephe emri hazırlanıp 16 Ağustos g‚n‚ birliklere yayımlanacaktı. 52a M†RETTEP KOLORDU b•lgesi ile 11. Yunan T‚meni'nin b•lgesi arasındaki duyarlı sınırda (Gemlik-lznik-S†ğ€t) 17. T‚men'in bir alayı ile ‡eşitli milli m‚frezeler vardı. Boşta bulunan ‚‡ milli m‚freze, hava kararınca alayın bıraktığı mevzileri sessizce devralmaya başladı. Toplam 285 kişiydiler. Alayın ayrıldığının anlaşılmaması i‡in bu gece ve sabah, bir alaymış gibi ateş yakacak, g‚r‚lt‚ edecek, keşif kolları ve devriyeler ‡ıkaracaklardı. 17. T‚men Komutanı Albay Nurettin Œzsu, "Yahu savaşmak bundan daha kolay" diye g‚ld‚. S‚vari Tugayı ertesi sabah gelerek b•lgenin ve sınırın g‚venliğini ‚st‚ne alacaktı. †zerine o kadar sorumluluk y‚klenen S‚vari Tu-gayı'nın g‚c‚, topu topu 40 subay, 1.000 kadar er ve 2 de toptu. KARARGŽH VAGONUNDA paşalar gaz lambasının soğuk ışığında oturuyorlardı. M. Kemal Paşa Enver Paşa'dan bir mektup aldığını a‡ıkladı. "16 Temmuzda yazmış, ancak d‚n elime ge‡ti" dedi, okumaya başladı. Mektup ş•yle bitiyordu: "Yurtdışında kalmamızın, başta T€rkiye olmak €zere, kurtarmaya ƒalıştığımız İslam ˆlemi iƒin yararsız ve belki de tehlikeli olduğunu sezdiğimiz anda memlekete geleceğiz. İşte o kadar!' KŠzım İnan‡ Paşa s•ylendi: "Hep aynı •l‡‚s‚zl‚k, hep aynı maceracı ruh, aynı hayalcilik, aynı yukardan konuşma." İsmet Paşa ayağa kalktı. Ka‡amak yapıp gelmişti. KarargŠha gidip ‡alışmalıydı. İzin istedi: "Enver Paşa bu b‚y‚k davalarla uğraşadursun, biz vatanımızı kurtarmaya bakalım." HALİL KUT PAŞA Batum'da Kral Bah‡esi'nin karşısında, bah‡e i‡indeki g‚zel bir k•şkte oturuyordu. 284 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Vakit akşamdı. Kapı ‡alındı. Kapının bu tekinsiz saatte ‡alınması Paşa'nın emir subayı Y‚zbaşı Muhittin'i kuşkulandırdı. K‚‡‚k pencereden dışarı baktı. Kapının •n‚nde ablak y‚zl‚


bir adam duruyordu. Tehlikeli birine benzemiyordu. Elini belindeki tabancanın ‚zerine koyup kapıyı araladı. Adam Alman şivesiyle kendini tanıttı: "Tavariş (yoldaş) Holzmann." Y‚zbaşı Almanca sordu: "Ne istiyorsunuz?" "Halil Paşa ile g•r‚şmek i‡in geldim. ‹ok •nemlidir." G‚ven vermek i‡in "Ali Bey'den selam getirdim" diye ekledi. Ali Bey' Enver Paşa'nın kapalı adıydı. Bu adı yalnız yakınları bilirdi. Aralık kapı ardına kadar a‡ıldı. K•şk ayaklandı. Yoldaş Holzmann'ı salona aldılar. Holzmann Enver Paşa'nın d‚nden beri Batum'da olduğunu haber vermeye gelmişti. Halil Paşa, "Nerde şimdi?" diye sordu heyecanla, "..Niye kendi gelmedi?" "Batum istasyonunda eski bir vagonda kalıyor. Burada olduğunu kimsenin bilmesini istemiyor. Bug‚nlerde buraya uğrayacak. Değişik bir kıyafetle gelirse şaşırmayın." İttihat‡ıların sivil lideri Talat Paşa Mart ayında Berlin'de bir Ermeni tarafından •ld‚r‚lm‚şt‚. O g‚nden beri hepsi ihtiyatlı davranıyordu. Bu dikkati doğal karşıladılar. Soğukkanlı Bolşevik, d‚n tanıştığı ufak tefek adamın adı ge‡ince heyecanlanan T‚rklere şaşarak bakmaktaydı. Enver Paşa'nın yenik ve ka‡ak bir eski başkomutan olduğunu •ğrenmişti. Moskova'nın, bu hem başarısız, hem Alman emperyalizminin eski dostu adama neden •nem verdiğini anlamamıştı. B‚y‚k siyaset buydu demek ki. Burnunu ‡ekti. G•revi d‚ş‚nmek değil, Rus gizli polisinin Batum şubesi adına Enver Paşayı korumak ve izlemekti. Kalkmak i‡in izin istedi. BELPINAR'da bulunan 14. S‚vari T‚meni, Yunan cephesi gerisinde kalmış olan Seyitgazi'ye baskın vermek i‡in hazırlanmıştı. €nc‚ yola ‡ıkmıştı. Karadağ'da t‚meni bekleyecekti. T‚men Komutanı Yarbay Suphi Kula atını mahmuzladı. Alnı akıtmalı yağız at sevin‡le ileri atıldı. T‚men yola ‡ıktı. Sakarya Savaşı'na Hazırlık 285 K‚‡‚k ama kıvrak Anadolu atlan, sakin yaz gecesi i‡inde ilerlemeye başladılar. Saat 21.00'di. ALİOTİ konağının bah‡e duvarından dışarı, Kordon'a ‡ok g‚zel bir m‚zik yansıdı. Orkestra canlanmıştı. Genel Vali Stergiadis, İzmir'de Yunan y•netiminin başlamasının yıld•n‚m‚ şerefine garden-parti veriyordu. 12 Ağustos 1920'de Vali Vekili Besim Bey, h‚k‚met konağında yapılan bir t•renle y•netimi Yunan temsilcisine devretmiş, b•ylece İzmir'de Yunan yasaları ve mahkemeleri y‚r‚rl‚ğe girmiş, T‚rk parasının yerini Yunan drahmisi almıştı. İzmir ‡evresine binlerce g•‡men yerleştiriliyor, T‚rkler doğrudan ya da dolaylı yollarla g•‡e zorlanıyordu. Merkez Bankası Ege'ye yerleşen Yunanlılara işlerini geliştirmeleri i‡in % 6 faizle kredi vermekteydi. Bu kredinin toplamı yalnız 1919 yılında 20 milyon drahmiyi bulmuştu. İzmir'den 1920 yılında 161 milyon drahmilik ihracat yapılmıştı.52b Yunan y•netimi, durgun Yunan ekonomisine taze kan pompalayan bu verimli b•lgeyi Yunan-lılaştırmaya ‡alışmaktaydı. Konağın geniş bah‡esi tuvaletli ve bol m‚cevherli hanımlar, ‚niformalı, redingotlu ve fraklı erkeklerle dolmuştu. Hava iyot ve İzmir manolyası kokuyor, orkestra hayat kadar g‚zel par‡alar ‡alıyordu. Bu akşam Kralcılar da, Venizeloscular da sakin ve mutluydu. Yunan ordusunun Afyon, K‚tahya ve Eskişehir'i almasından sonra a‡ık‡a ‡ekişmeyi ertelemişler, birbirlerini dedikodu ile hırpalamaya bakıyorlardı. Venizelos'un zengin bir İngiliz kadınıyla evleneceğini •ğrenen Kralcılar dokunaklı şakalar yapıyor, Venizeloscular da Sax-Weimar Prensesi Paola ile gizlice mektuplaştığını duydukları Kral'ı ince ince ‡ekiştiriyorlardı.53 Stergiadis kısa bir konuşma yaparak dinleyenlerin y‚reklerinde kartal armalı, altın sırmalı Bizans bayrağını dalgalandırmak fırsatını ka‡ırmadı: "Yunanlılık yakında, B‚y‚k İskender falanjlarının, Ha‡lı eskad-ronlarının, Bizans lejyonlarının ge‡tiği yollardan ge‡erek Gordion'a


286 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu varacak ve Haşmetli Kralımız K‚‡‚k Asya k•rd‚ğ‚m‚n‚ kılıcıyla ‡•zecektir.." 54 Şık alkışlar y‚kseldi. Konuşmasını Yunanlıları ve Rumları coşturan şu c‚mleye bitirdi: "..Buraya kalmak i‡in geldik ve kalacağız!" 55 Garsonlar alkışlar kesilmeden şampanya dağıtmaya başladılar. 2. GRUP Kurmay Başkanı, "Komutanım.." dedi, "..biz susuzluğu atlatacak ‡areler bulabiliriz. Ama hayvanları ne yapacağız? Onlar ‚‡ g‚n boyunca susuzluğa dayanamazlar ki." Bataryalarda, makineli t‚fek ve s‚vari b•l‚klerinde, ağırlık kollarında y‚zlerce at, katır, •k‚z ve eşek vardı. Selahattin Adil Bey, Kurmay Başkanına, "Yaramı kanatma.." diye yalvardı, "..Allah'a g‚venip yola ‡ıkacağız işte." Kapı a‡ıldı. Gelen grup kurmaylarından Y‚zbaşı Nurettin Ba-ransel'di. Suratı iyice sertleşmişti: "Menzil Komutanı geliyor." "Ooo! Neredeymiş adam?" "Sormadım efendim. Yalpalıyor. Sarhoş olmalı." Selahattin Adil Bey'le Kurmay Başkanı •fkeyle ayaklandılar. Menzil Komutanı binbaşı i‡eri girdi. Sahiden yalpalıyordu. G•zleri de kan i‡indeydi. Bitik‡e, "İyi akşamlar" dedi. Selahattin Adil Bey ustura gibi keskin bir sesle, "İki g‚nd‚r sizi arıyoruz beyefendi! Neredeydiniz?" diye sordu. Menzil Komutanı g‚l‚msemeye ‡alıştı: "Œz‚r dilerim, oturmadan anlatamayacağım." "G•r‚yorum, ayakta duramayacak haldesiniz." Binbaşı imayı anlayacak halde değildi, "İzninizle" diyerek, kendini koltuğa bıraktı. G•zleri kapanıyordu. Kesik kesik anlattı: "Burdan ayrıldığımı telaştan kimseye haber veremedim. K•ylerden haber g•ndermeye imkŠn yok. ˆabucak hallederim sanmıştım ama iş uzun s‚rd‚. 60 saattir at ‚st‚ndeyim. Hastaydım zaten. Hi‡ uyumadım. Galiba yemek de yemedim. Dağ k•ylerini dolaştım, yetecek kadar araba tedarik ettim. Testi, kırba, tulum, hatta fı‡ı da buldum. Hepsi arabalarda. Arabalar yarın sabah erkenden pazar meySakarya Savaşı'na Hazırlık 287 darımda emrinize hazır olacak. Ne zaman isterseniz yola ‡ıkabilirsiniz." Selahattin Adil Bey s•yleyecek s•z bulamadı. S•ylese de Menzil Komutanı duyamazdı. Başı g•ğs‚ne d‚şm‚ş, kendinden ge‡mişti. Komutanla Kurmay Başkanı, binbaşı rahat uyusun diye ayaklarının ucuna basarak odadan ‡ıktılar. Y‚zbaşı da ‡ıkıyordu, durdu, ‡•melip Menzil Komutanı'nın dizlerini •pt‚. 17. T†MEN tam gece yarısı yola ‡ıktı. T‚menin g‚c‚ 150 subay, 2.500 asker, 1.650 t‚fek ve 4 toptu. T‚meni k‚‡‚k bir koyun s‚r‚s‚ ile ağırlıkları taşıyan araba kolları izliyordu. G‚r‚lt‚ olmasın diye topların ve arabaların tekerleklerine ‡uval ve saman sarılmıştı. Konuşmak ve sigara i‡mek yasaktı. T‚menin cephe sağ kanadına zamanında yetişmesi i‡in 250 kilometrelik sarp dağ ve sık orman yolunu altı g‚nde aşması gerekiyordu. Kolordu karargŠhı ile bir s‚vari alayı (33. Alay) ertesi g‚n yola ‡ıkacaklardı. 17. T‚men b‚t‚n gece hi‡ durmadan y‚r‚d‚. Yol ‡ok bozuktu. ˆoğunun tabanları kabardı ya da yarıldı. Œnc‚ alayın komutanı ilk molayı g‚n ışırken verdi. Askerler silahları ‡atar ‡atmaz inleyerek yerlere serildiler. Sıhhiyeciler harekete ge‡ti. Bunlar unutulmuş k•ylerin diplomasız hekimleriydi. Her dert i‡in kendilerine g•re bir devaları vardı. Her taburun tepesinde iki sıhhiyeci belirdi. Birinin elinde kaba s‚vari ‡izmesi bulunuyordu.


"Ağlaşmayı kesin, sıhhiye geldiiii!" Tedavi y•ntemleri ‡ok basitti. Tabanı kabaranlara biri s‚vari ‡izmesini giydiriyor, •teki sırtına binip bağırıyordu: "Zıpla!" Asker zıplayıp da yere basınca, taban derisi patlayıp Šnında ete kaynayıveriyordu. T‚men karargŠhı yetişmişti. Komutan s‚r‚n‚n bir b•l‚m‚n‚ g•zden ‡ıkardı. Etler mutfağa yollandı, koyun postları tabanları derin 288 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu yarılmış olanlara ayrıldı. Can sıcaklığı gitmemiş deriler, ‡abuk iyileşmeleri i‡in yaralı ayaklara sarıldı. Ateşler yakılıp kazanlar kuruldu. Yarası hafif olan iştahlılar, kedi gibi yavaş yavaş kazanların ‡evresinde toplanmaya başladılar. Birinci taburun şişman aş‡ısına takılmaya başladılar. Aş‡ı bir yandan kep‡eyle et suyunun k•p‚ğ‚n‚ alıyor, bir yandan da takılanlara yakası a‡ılmadık cevaplar yetiştiriyordu. G‚lmeyi hafiflik sayan dağ k•yl‚leri bile g‚ld‚ler. Neşe taburdan tabura yayıldı. İkindiye kadar dinlenecek, sıcağın g‚c‚ kesilince yeniden yola ‡ıkacaklardı. AKŞEHİR pazar yeri, dağ k•ylerinden inen kağnı ve at arabalarıyla dolmuştu. İlk gelenler yan yana bir hizada duruyorlardı. Ge‡ kalan arabalar arkaya ge‡ip sıraya giriyorlardı. Y‚zleri sabah aydınlığı i‡inde eriyip gidecekmiş gibi g•r‚nen safran y‚zl‚ kadınlar, hilal boynuzlu •k‚zlerin, mahzun bakışlı y‚k atlarının yanı başında, kımıldamadan emir beklemekteydiler. Komutanların ve karargŠh subaylarının i‡leri saygı ve minnetle tiril tiril titriyordu. Komutanlardan biri erkekleri sorunca, •n sıradaki bir kadın, "Erkeklerimiz cephede beyim.." dedi, "..yaşlılara da kıyamadık. Yol uzunmuş. Biz geldik." "Allah hepinizden razı olsun." Tek tek dolaşıp b‚t‚n kadınlara teşekk‚r ettiler. Yeni T‚rkiye'yi erkeklerle kadınlar ortaklaşa kuruyorlardı. Eksiği kalmayan grup, akşam hava kararır kararmaz, cephenin sol kanadına yetişmek i‡in y‚r‚y‚şe ge‡ecekti. 14. S†VARİ T†MENİ Karadağ'ın eteğinde durdu. Œnc‚ tabur, Karadağ'dan ileri gidemediğini bildirmişti. T‚men Komutanı, d•rtnala tepeye tırmandı, g•zetleme yerine geldi. G‚‡l‚ top‡u d‚rb‚n‚yle Yunan kesimini taradı. Şakaklarından ter fışkırdı. Œnc‚ ileri gidememekte haklıydı. Seyitgazi y•n‚, y‚r‚y‚şe ge‡mek i‡in ileriye yanaşmış b‚y‚k birliklerin ordugŠhlarıyla doluydu. Yeni y‚r‚y‚ş kollarının da toz kaldıra kaldıra yaklaştığı g•r‚l‚yordu. T‚menini boşuna kırdırmamak i‡in baskını erteledi, Grup Ko-mutanı'nın vereceği emri beklemek ‚zere Karadağ yakınındaki k•ye Sakarya Savaşı'na Hazırlık 289 ‡ekildi. Bu k•y işgalin ve vatan kaybetmenin ne olduğunu iyi bilen Rumeli g•‡menlerinin k•y‚yd‚. T‚meni sevgiyle karşıladılar. REFET PAŞA makamına saat 08.00'de geldi. Herkesi kıskandıran neşesi u‡up gitmişti. M‚steşar, mermi konusuyla ilgisi olan herkesin gelmiş olduğunu bildirince toplandılar. İmalat-ı Harbiye Genel M‚d‚r‚56 Albay Asım Bey, toplantıya tamirhanenin 'tophane b•l‚m‚' şefi M‚hendis Veli Bey'i de getirmişti. M‚hendis, kelebek kravatlı, 25 yaşında, y‚z‚ ergenlik dolu bir delikanlıydı. Asım Bey Almanya'da m‚hendislik •ğrenimi g•rm‚ş bu delikanlıyı tophanenin başına ‚nl‚ Ahmet Ustalar'ın ısrarlı isteği ‚zerine atamıştı.57 Ustaların bu toy g•r‚n‚şl‚, gepgen‡ birini neden tavsiye ettikleri kısa zamanda anlaşılacaktı: ˆok bilgili, ‡ok becerikli, ‡ok yaratıcı biriydi. Refet Paşa mermi olayını a‡ıklayınca, haberi ilk kez duyanlar paniklediler. Gen‡ m‚hendisin sakinliği Refet Paşa'nın sinirine dokundu. M‚hendise y•neldi. Densizce bir cevap verirse iyice azarlayacak-tı:


"S•yle bakalım delikanlı, ne yapacağız?" "75 mirdik ka‡ mermi gerek? O kadar mermiyi ne kadar zamanda sağlamak zorundayız?" Refet Paşa'nın g•zleri a‡ıldı. Allah Allah! Delikanlı lafı hi‡ dolandırmadan, işin bam teline ve p‚f noktasına dokunmuştu. M‚steşara baktı. M‚steşar bilgi verdi: Ankara'ya ulaşan mermilerin 4.000 kadarının 75'lik olduğu anlaşılmıştı. Savaş da en ‡abuk ancak d•rt-beş g‚n sonra başlayabilirdi. Demek ki vakit bakımından ‡ok sıkışık değillerdi. Yarından başlayarak, geri kalan mermiler değiştirilmeye başlanır, bu işlem kesintisiz s‚rd‚r‚l‚rse... M‚hendis a‡ıklamanın sonunu beklemeden, "Anlaşıldı efendim.." diye acele etti, "..hallederiz." Œyle g‚venle konuşmuştu ki Refet Paşa, dilinin ucuna geldiği halde, "Nasıl halledecekmişsiniz bakayım?" demekten ka‡ındı. İyi de oldu. ˆ‚nk‚ m‚hendis de nasıl halledeceklerini daha bilmiyordu. Bildiği, bu sorunu kesinlikle halletmek zorunda olduklarıydı. 290 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

SALİH BOZOK Cephe karargŠhından yollanan notu Başkomutan'ın masasına bıraktı. Nota g•re subay ve er sayısı, bug‚n 70.000'e ulaşmıştı. Yola ‡ıkmış olan M‚rettep Kolordu ile 2. Grubun katılmasıyla bu sayı 80.000'i bulacaktı.58 Bunun 45.000'i savaş‡ıydı. İki haftada bu sonuca ulaşmak b‚y‚k başarıydı. Ama yeterli değildi. D‚şmanla az ‡ok bir denge sağlanabilmesi i‡in savaş‡ı sayısı hi‡ değilse 60.000'e y‚kselmeliydi. M. Kemal Paşa notu KŠzım Paşa'ya uzattı, ayağa kalktı. Fevzi Paşa ile sağ kanattaki hazırlıkları inceleyecek, komutanlarla konuşacaklardı. İSMET PAŞA K‚tahya-Eskişehir savaşında yaşanan olayların bir daha yinelenmemesi i‡in sert bir emir taslağı hazırlamış ve Başkomutan'ın onayını almıştı. Emrin yeni y•ntemin uygulanmasına da destek verecek bi‡imde olmasını istiyordu. Bitirince Tevfik Bey'i ‡ağırıp yazdırmaya başladı. Uzun emir ş•yle •zetlenebilirdi: "Savaş başlayınca, kimse emir ve izin almadan geriye gelmeyecektir. İzinsiz ve emirsiz geri gelen, kim olursa olsun, idam edilecektir."59 Tevfik Bey sarardı. Şimdiye kadar hi‡ b•yle bir emir verilmemişti. Tevfik Bey'in y‚z‚n‚ g•ren İsmet Paşa, "Bu bir kader savaşı Tevfik Bey.." dedi, "..anlatabildim mi?" "Evet efendim. Anladım." "Œyleyse devam edelim." Emrin kalanım yazdırmaya devam etti. M†HENDİS, tamirhane subayları ve Ahmet Ustalar, ‚zerinde 77 mirdik bir merminin durduğu tezgŠhın ‡evresinde toplanmışlardı. Merminin ‡elik ‡ekirdeği canavar g•z‚ gibi hain hain parlıyordu. Usta Bey, "Mermiyi değiştirmek i‡in i‡ini boşaltmak zorundayız.." dedi, "..zaman alan da bu." M‚hendis y‚z‚n‚ kaşıyarak, "Boşaltmak zorunda mıyız?" diye sordu. "Boşaltmadan ‡alışmadık hi‡." Sakarya Savaşı'na Hazırlık 291

"ˆalışsak ne olur?" Kavak Ahmet Usta sinirli g‚ld‚: "Ne olacak, bummm! Tamirhane u‡ar." Evet, b•yle bir tehlike vardı ama ince eleyip sık dokunacak zaman değildi. Tartıştılar, ‡ekiştiler, hızlı iş ‡ıkarmak i‡in şu ‡•z‚mde anlaştılar: Mermiler bu iş i‡in yapılacak •zel, k‚‡‚k torna makinelerine, i‡leri boşaltılmadan, dolu dolu bağlanacak ve tornalanarak 7.5'lik topa uydurulacaktı. Bu tehlikeli işlemi yalnız m‚hendis ile Ahmet Ustalar yapacaklardı. M‚hendis ilk k‚‡‚k torna makinesini ‡izip imal etmek i‡in kolları sıvadı. Bu g•z‚pek ve becerikli insanlar, sorunu ‡•zecek gibi g•r‚n‚yorlardı. Ama cephede bir başka sorun ortaya ‡ıkmış, şiddetle hava keşfine ihtiya‡ belirmişti. ˆ‚nk‚ g•zleri az mevcutlu T‚rk


birliklerine alışmış keşif kolları y‚r‚y‚ş ‡izgisine yanaşmış Yunan birliklerini abartarak, taburu alay, alayı t‚men diye değerlendiriyor, karargŠhın kafasını karıştırıyorlardı. İsmet Paşa "Tam da gerektiği sırada bir tek u‡ak da mı yok.." diye bağırıyordu, "..Hava Genel M‚d‚rl‚ğ‚ ne g‚n i‡in var?" Malık•y Havaalanı'nda hŠlŠ bir tek u‡ak yoktu. ONARIM VE BAKIM, bir‡ok eksiklik ve aksilikten dolayı uzun s‚rd‚ğ‚ i‡in u‡akların Malık•y'e u‡ması bug‚ne kalmıştı. İleri teknik sorunlarla ilgilenecek bir u‡ak m‚hendisi yoktu. Havacılığı başlatan Harbiye Nazırlığı, bir tane olsun T‚rk u‡ak m‚hendisi yetiştirmeyi nedense hi‡ d‚ş‚nmemişti. U‡aklar pistte sıralanmışlardı. Son denetimleri yapılıyordu. Hepsi ‡ift kanatlıydı. Başta Erzurumlu t‚ccar Nafiz Kotan'ın orduya armağan ettiği iki Fiat keşif u‡ağı duruyordu: Nafız1 ve Nafiz-2.59a †‡‚nc‚s‚, Fransızlara ait bir BreguetOCIV keşif u‡ağıydı. G‚ney cephesinde d‚ş‚r‚lerek ele ge‡irilmişti. D•rd‚nc‚ u‡ak, birka‡ u‡ağın g•vdesi, kanadı, motoru birleştirilerek yapılmış o ‚nl‚ tek kişilik kur-gu-u‡aktı. Kanatlarından yararlanılan avcı u‡ağının modeli ile anılıyordu: Albatros D-III. Bu u‡ağa İzmir adı konulmuştu. Abdullah Usta, Y‚zbaşı Fazıl'a, "Bak, bunların d•rd‚n‚n de ‡oktan hurdaya ‡ıkması gerekirdi." dedi, "..u‡aklardan sorumlu teknik adam olarak s•yl‚yorum, bunlarla u‡ulmaz!" 292 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu I Y ‚ zba şı Faz ı l

Y‚zbaşı Fazıl g‚ld‚: "Bunu bir yıldır s•yl‚yorsun. Ama bir yıldır vızır vızır u‡uyoruz." "Nasıl u‡tuğunuza şaşıyorum." "Bir itirafta bulunayım mı? Biz de şaşıyoruz." Bakıştılar ve kahkahayı bastılar. Zorunluk ve ‡ılgınlık, teknik gerekleri aşıp ge‡iyordu. BU SIRADA ‡ift kanatlı bir Br•gue-XIV Yunan keşif u‡ağı, sabah g•zlemi i‡in EskişehirMuttalip Havaalanı'nın toprak pistinde ilerledi, hızlandı, r‚zgŠrı g•ğ‚sleyerek havalandı. Yeni takılmış 260 beygir g‚c‚ndeki motoru, saat gibi ‡alışıyordu. Orta Anadolu altlarında dev bir kuruboya resim gibi a‡ıldı. Eskişehir'in doğusu ve g‚neyi, ertesi g‚n y‚r‚y‚şe ge‡ecek birlikler ve ağırlık kollarıyla doluydu. K‚‡‚k T‚rk keşif kollarının, tepelerden Yunan ordugŠhlarını g•zledikleri g•r‚l‚yordu. Daha g‚neye inip Sivrihisar'dan Polatlı'ya doğru u‡tular. Altlarından geriye, kimbilir ka‡ uygarlığı emzirmekten yorgun d‚şm‚ş, aşınmış topraklar, ‡ıplak dağlar, kirli beyaz tepeler, kaburgaları sayılan etsiz d‚zl‚kler akıp gidiyordu. Hele M‚lk K•y‚ ile Bey-likk•pr‚ arasında, haritada adı olmayan, geniş bir toz ‡•l‚ vardı ki Sakarya Sava?l 'na Hazırlık 293

-T‚rkler buraya Acıkır diyorlardı- bu •l‚ sarısı boşluk pilotu da g•zlem subayını da irkiltti. Bu mevsimde arkadaşları, bu b•lgeyi y‚r‚yerek nasıl aşacaklardı?


BU BŒLGEDEN ge‡ecek olanlardan biri de Sakız Adalı er Pa-nayot'tu. Aydın'daki alaydan †‡‚nc‚ Kolordu'ya bağlı 3. T‚mene verilmişti. B‚t‚n birlikler gibi Panayot'un taburu da y‚r‚y‚şe hazırlanıyordu. Yeni yazlık elbiseler, postallar ve ince ‡amaşırlar dağıtılmıştı. Yemekler iki g‚nd‚r ‡ok iyi ‡ıkıyordu. Tabur komutanı, "Korkmayın.." demişti, "..suyumuz bol. Yolumuz d‚z. Ege'den daha sıcak olmaz. Bu y‚r‚y‚ş g‚zel bir gezinti olacak. T‚rk ordusu dağılmak i‡in ilk silah sesimizi bekliyor. Ankara'yı alacağız." Panayot o akşam sevgilisine mektup yazdı: "Ankara'dan ne istersin?" S†VARİ TUGAYI M‚rettep Kolordu karargŠhının boşalttığı Mekece'ye saat 09.30'da girdi. Bir adam birdenbire •ne atıldı, Tugay Komutanı Albay Hacı Arif Œrg‚‡'‚n atının dizginlerini yakaladı, haykırmaya başladı: "Kızımın •c‚n‚ alacaksın değil mi? Almayacaksan niye atlandın, niye silahlandın? S•yle, kızımın •c‚n‚ alacaksın değil mi?" Adam uluya uluya ağlamaya başladı. 11. Yunan T‚meni telaş i‡inde ‡ekilirken bile bir‡ok kirli iş yapmıştı. Zavallı baba da buna tanık olan talihsizlerden biriydi. K•y‚ yandığı i‡in Mekece'ye sığınan adamcağız, ka‡ zamandır rastladığı her subaya, askere ağlayarak bu soruyu soruyordu. Deli Baba diye anılır olmuştu. Tugay Komutanı atından inip Deli Baba'ya sarıldı, sırtını okşadı, "Namus s•z‚ veriyorum." dedi, "..yalnız kızının değil, b‚t‚n mazlumlarımızın •c‚n‚ alacağız." Bunu bir g‚n mutlaka başaracaklarına ta i‡inden inanıyordu. Bu inan‡ olmasa bu savaş s‚rd‚r‚lebilir miydi? 294 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

K†ˆ†K BİR S†VARİ BİRLİĞİNİN eşlik ettiği a‡ık Mercedes otomobil, Polatlı demiryolunu ge‡ip toprak yoldan kuzeye doğru ilerledi. M. Kemal ve Fevzi Paşalar arkada, Salih Bozok şof•r‚n yanında oturuyordu. 3. Grup mevzileri ve birlikleri buralardaydı ama onları d•n‚şte denetleyeceklerdi. K•seler k•pr‚s‚nden Sakarya'nın batısına ge‡erek 1. Grubun b•lgesine girdiler. Yunan ordusunu g•zleyen 1. Grup y‚r‚y‚ş başlayınca d‚şmanı oyalayarak geri ‡ekilecek, bu kesimdeki k•pr‚leri yıkıp Sakarya doğusuna ge‡ecekti. 1. Grup Komutanı Albay İzzettin ˆalışlar ile piyade ve s‚vari t‚menlerinin komutanları Abdurrahman Nafiz Bey ile Osman Zati Bey paşaları karşıladılar. Yarı yarıya boşalmış bir k•y‚n tek ‡ınarının altında oturdular. Yaşlı bir kadın kuyuda soğutulmuş ayran ikram edip ‡ekildi. K‚tahya-Eskişehir savaşından, T‚rkiye'nin geleceğinden, sonra da beklenen savaştan s•z ettiler. Başkomutan bu savaşın b‚y‚k •nemine değindi. İngiltere hem Doğu Akdeniz'e, Hindistan yoluna, İran, Irak ve Kuveyt petrollerine egemen olmak, hem de emperyalizme baş kaldırmış olan T‚rkleri, d‚nya M‚sl‚manları istiklal hevesine kapılmasınlar diye iyice cezalandırmak, Sevr Antlaşmasıyla da bir daha baş kaldıramayacak hale getirmek istiyordu. Bunu ger‡ekleştirmek i‡in Yunanlıları kullanıyordu. Yunanlıların arkasında İngiliz emperyalizmi durmaktaydı. Bilinen, bilinmeyen kısa ve uzun vadeli İngiliz ‡ıkar ve hesaplan i‡in akacak Yunan kanının bedeli olarak Yunanistan'a, İzmir ve Doğu Trakya'yı vermişti. Demek ki Sakarya'da tam bağımsızlık isteği ile emperyalizm ‡arpışacaktı. Bunun i‡indir ki bu savaş yalnız T‚rklerin değil, b‚t‚n mazlum milletlerin savaşı olacaktı. Yunanlılar İzmir ve ‡evresi ile Doğu Trakya'dan başka, İstanbul'a da sahip olmak istiyorlardı. Bunun ger‡ekleşmesi i‡in Sevr Ant-laşması'nı Ankara'ya zorla kabul ettirmek zorundaydılar. Demek ki Sakarya'da Misak-ı Milli ile b‚y‚k Yunan ‚lk‚s‚ de ‡arpışacaktı.


Bu savaşta milliyet‡ilerin yenilmesini bekleyen ve isteyen bazı Osmanlılar da vardı: Padişah, padişah‡ılar, hilafet‡iler, yobazlar, işSakarya Savaşı'na Hazırlık 295 birlik‡iler, casuslar, hainler ve ayrılık‡ılar. Bu gafil, dar, sığ, hain kafaları yetiştiren d‚zen de yaşayabilmek i‡in ‚midini Yunan galibiyetine bağlamıştı. Demek ki aydınlığa ‡ıkabilmek i‡in Sakarya'da bu kara d‚zenin ‚midini de kırmak gerekiyordu. Başkomutan, "İşte bu nedenlerle bu savaştan kesinlikle galip ‡ıkmak zorundayız" dedi, geliştirdiği yeni savaş y•ntemini ayrıntılı olarak a‡ıkladı, a‡ıklamasını ş•yle bitirdi: "Toprağımızın her karışı, her noktası i‡in kanımızı d•keceğiz. B•ylece ‚st‚n d‚şman kuvvetlerini şaşırtarak, yorarak, yıpratarak, ezerek, eriterek, a‡ bırakarak, sonunda onu, taarruza devam azim ve kudretinden yoksun bir hale getireceğiz. Subay ve erlerinize bu savaş y•ntemini ‡ok iyi anlatın." 59b Komutanlar titrediler. Bu sadece bir y•ntem değil, daha başka, daha b‚y‚k, daha anlamlı bir şeydi. Salih Bozok yeni y•ntemi ilk kez dinlemişti. M. Kemal Paşa'ya baktı. Zihni uzun yıllar •ncesine kaydı. M. Kemal Paşa'dan aldığı bir mektuptaki c‚mleyi hatırladı: "Bilirsin ben askerliğin her şeyinden ziyade sanatkŠrlığını severim." 59c C‚mlenin anlamını şimdi kavramıştı. ANKARA'dan Cephe Komutanlığına d•rt u‡ağın Malık•y'e bu akşam geleceği bildirildi. Pilotların dışındaki g•revliler trenle hareket edeceklerdi. İlk keşif u‡uşu ancak ertesi sabah yapılabilirdi. İstihkŠm Albayı Ahmet Ş‚kr‚ Bey Y‚zbaşı Ş‚kr‚ S•kmens‚-er'e d•nd‚: "Muğla civarına bir Yunan u‡ağı zorunlu iniş yapmıştı. O u‡ak ne oldu? Belki işimize yarardı." "İncelemek i‡in ‚‡ kişi yolladılar Albayım. Ancak varmışlardır." Arıza ve gecikmeleri sona erdirmenin kestirme ve g‚venli yolu, yeni u‡aklar almaktı. Ama Ankara'nın bu kadar parası hi‡ olmamıştı. Bundan sonra olacağı da ‡ok ş‚pheliydi. Y†ZBAŞI ކKR† haklıydı. Bir deve kervanı, ‡an sesleri ve develere s‚s diye takılan minik aynaların pırıltısı i‡inde Muğla'dan ‡ı296 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

karken, pilot Vecihi, g•zlemci Hamdi ve Eşref Usta bir at arabasıyla şehre yeni giriyorlardı. Kervan, toplanan ilk vergileri Konya'ya g•t‚r‚yordu. İtalyanlar pilotu ve g•zlemciyi alıp kırık u‡ağı T‚rklere bırakmışlardı. U‡ak İngiliz yapımı, iki kişilik, ‡ift kanatlı, De Hawilland-9 tipi bir keşif u‡ağıydı. İniş takımı ve sağ kanadı kırılmış, d‚meni sakatlanmış, g•vdesini saran keten par‡alanmıştı. Motoru harap olmuş g•r‚n‚yordu. İyice muayene ettiler. Bundan daha beter durumdaki u‡akları bile u‡urmuşlardı. Bu ganimet u‡ağı rahatlıkla u‡urabilirlerdi.59d Sevin‡le kucaklaşıp d•nmeye başlayarak herkesi g‚ld‚rd‚ler. KONYA MEYDANLARI kurbanlık ko‡lar, satıcılar, alıcılar, kasaplar ve b‚y‚k kazanlarla doluydu. Orduya armağan edilen kurbanlar hemen oracıkta kesilip par‡alanıyor, kavurma yapılmak ‚zere kazanlara basılıyordu. Bucak ve il‡eler de, toplanan ilk vergileri, bayramdan •nce orduya yetişsinler diye Batı Anadolu Menzil Komutanlığına teslim edilmek ‚zere Konya'ya yollamışlardı. Bu iyi niyetli ama program dışı davranış y‚z‚nden Konya d•rt bir yandan şehre giren kervanların ve araba kollarının da h‚cumu altında kalmıştı. Yollar tıkandı, şehir kilitlendi. Menzil Komutanı Albay KŠzım Dirik'i tanımayanlar, daha ilk adımda bu duruma d‚şen Konya'nın, Muğla, Denizli, Antalya, Burdur ve İsparta'dan yola ‡ıkarılacak vergi kolları da gelmeye başlayınca fel‡ olacağına, menzil •rg‚t‚n‚n bu ‡ok b‚y‚k işin altında ezilip kalacağına bahse girebilirlerdi. Oysa Albay KŠzım Dirik b•yle g‚nlerin adamıydı.


Bu ge‡ici kargaşalığı tatlı-sert y•ntemlerle ‡abucak d‚zene koyacak, akşam Konya İstiklal Mahkemesi ‚yelerine ziyafet bile verecekti. İstiklal Mahkemesi, gelir gelmez, r‚şvet yedikleri bilinen Ceza Mahkemesi Başkanıyla iki ‚yesini tutuklamış, ka‡ zamandır Konya'yı huzursuz eden bu pis sorunu sona erdirmişti.60 Bunu kutlamamak olmazdı. İl‡elerden gelen ‡amaşır, ‡arık ve ‡oraplar eşek kollarıyla hemen ikmal noktalarına yollandı. Bazı iller orduya vergiden ayrı, armağan Sakarya Savaşı'na Hazırlık 297 olarak kavurma, tulum peyniri, meyve kurusu gibi yiyecekler de yol-luyorlardı. Orduyu doyurmak ve donatmak sorun olmaktan ‡ıkmıştı. Oysa iki hafta •nce bu sorun ‡aresiz sanılıyordu. Bu vergiler yoluyla 100.000 insanın ve 130.000 hayvanın 8 aylık yiyimi sağlanacaktır.603 PAŞALAR d•n‚şte Ankara ˆayı ile demiryolu arasında bulunan 3. Grup birliklerini de denetlediler. Hen‚z g•revinden alınmamış olan Grup Komutanı Albay Arif Bey ve gruba bağlı ‚‡ t‚menin komutanlarıyla konuştular. Savunmanın b‚t‚n‚yle Sakarya'ya dayandırılmış olması Başko-mutan'ı memnun etmedi. D‚şman nehri herhangi bir noktasından ge‡ebilir, o zaman asker, en •nemli engelin aşıldığını, •yleyse savaşın kaybedildiğini sanabilirdi. Asıl savunma mevzilerinin uygun olan yerlerde geri alınmasını emretti. Yeni savaş y•ntemini anlattı. Komutanlara moral, yani ‡eliğe su verdi. MERCEDES Polatlı'ya d•nerken, ilk u‡ak da akşam ufkunda g•r‚nm‚şt‚. Kara nokta gittik‡e b‚y‚yerek yaklaştı. Gelen Nafiz-1'di. S‚z‚ld‚, havaalanı g•revlilerinin, civardaki askerlerin ve ikmalcilerin alkışları arasında piste indi. Onu Nafiz-2 izledi. Albatros D-III de geldi ama motorunun teklediği anlaşılıyordu. G‚‡l‚kle inebildi. D•rd‚nc‚ u‡ak Breguet-XIV ge‡ kalmıştı. ˆok ge‡medi, o da g•r‚nd‚. Gelişinde bir tuhaflık vardı. D‚şer gibi al‡alıyordu, yere dokunduğu anda motorundan alevler fışkırdı. Pilot zorlukla yere atlayabildi. U‡ak tutuşup yandı. Daha ilk g‚n bir u‡ak kadro dışı kalmıştı. M†HENDİS k‚‡‚k tornayı bitirmişti. Aygıt demirden yapılmış garip bir oyuncağa benziyordu. Sıra denemeye gelmişti. Mermi patlarsa tamirhaneye bir zarar gelmemesi i‡in o komik g•r‚n‚şl‚ aygıtla birlikte yanına bir de mermi aldı. Binanın yakınında bir baraka yapılıyordu. Orada g‚nd‚zden bu iş i‡in bir tezgŠh hazırlanmıştı. Oraya ge‡ti. Yardıma gelmek isteyenlere izin vermedi. 298 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Koca tamirhanede iş durdu. Zaman ge‡mez oldu. Subaylar, ustalar tezgŠhlar arasında ama‡sız dolanıp duruyorlardı. Kırk dakika sonra m‚hendis tamirhaneye mermiyi havada sallayarak d•nd‚. Ağzı kulaklarındaydı. İlk deneme olduğu i‡in ihtiyatlı davranarak yavaş ‡alışmış, işi uzatmıştı. Bir ‡i‡ek armağan eder gibi hoş bir jestle mermiyi Usta Bey'e verdi. Tornadan yeni ge‡miş mermi pırıl pırıl parlıyordu. Usta Bey mermiyi •p‚p başına koydu, bir an durakladı, sonra ani bir kararla mengeneye bağladı, bu ilk merminin g•vdesine keski ile imalat-ı harbiye tarihine ge‡ecek olan şu ‚nl‚ c‚mleyi kazıdı: "Venizelos cenaplarına hediyemizdir"61 Tamirhane kahkahaya boğuldu. B‚t‚n gece ‡alışarak beş k‚‡‚k torna daha yaptılar. B•ylece g‚nde, istenilenden iki kat daha ‡ok mermi 7.5'lik toplara uyarlana-bilecekti. Ankara'dan g •‡ durmaks ı z ı n devam ediyordu

İK݈EŞMELİK camisinin ‡evresindeki kahveler, babalar ve ‡ocuklarla doluydu. İzmir


t•resince arifeyi karşılıyorlardı. Gece yarısı kuyrukları kınalı, boynuzlan kurdeleli ko‡lar, s‚r‚ler halinde buradan ge‡irilip şehre indirilir, T‚rk semtlerindeki kurban yerlerine dağıtılırlardı. T•re korunuyordu ama kimsede neşe yoktu. Babalar suskun, ‡ocuklar bile durgundu. İzmir T‚rk‚ iki bu‡uk yıldır g‚lm‚yordu. Sporting Clup, Kramer Palas'ın gazinosu, B‚y‚k ve K‚‡‚k Pose-idon, Klonaridi, Cafe Corso, Cafe de Paris, Viyana Birahanesi ve benzeri eğlence yerleriyse, her gece dolup taşmaktaydı. İzmir Rumları ve Sakarya Savaşı'na Hazırlık 299

Ermenileri iki yıldan beri mutluydular. T‚rk ordusu yenildiği i‡in yirmi g‚nden beri de bayram ediyorlardı. Ta karşıda, Karşıyaka'da, yalı boyundaki k‚‡‚k, ahşap evin karanlık cumbasında, beyaz baş•rt‚l‚ iki g•lge, uzaktan İzmir'i seyretmekteydi. 'GŠvur İzmir' ışıklar i‡indeydi. T‚rk mahalleleri ise ‡oktan karanlığa g•m‚lm‚şt‚. Acıyla inlediler. K‚‡‚k olanın kocasını işgal g‚n‚ şehit etmişlerdi. B‚y‚ğ‚n‚n kocası ise, •ld‚r‚lmemek i‡in iki oğlundan ufağını alıp Rodos'a ka‡mıştı.62 B‚y‚k oğlu Yunanlılarla savaşıyordu. Rumlar •ğrenmesinler diye, bilenlerin dışındaki hi‡ kimseye, S‚vari Grubu Komutanı Albay Fahrettin'in annesi olduğunu s•yleyip de •v‚ne-miyordu. Yıldız yağmuru başladı. Ellerini kaldırdı, y‚ce Tanrı sevgili oğlunu ve askerciklerini korusun, al sancak İzmir'e geri d•ns‚n diye g•zleri dolarak duaya durdu. ALBAY FAHRETTİN BEY erkenden yatmıştı. Emir Subayı †steğmen Fevzi U‡aner ile akından d•nen 2. T‚men'den Y‚zbaşı Şeref İzmir, ‚steğmenin ‡adırının •n‚nde yere oturmuş dertleşiyorlardı. Yıldız yağmuru başlayınca hayranlıkla susup seyrettiler. Y‚zbaşı İzmir'i hatırlamış olmalı ki, durup dururken, "İzmir'e ilk giren subay ben olacağım!" dedi. Emir subayı, y‚z‚ yıldızların ışığında g‚‡l‚kle se‡ilen y‚zbaşıya korkuyla baktı. Ne diyordu bu y‚zbaşı? İzmir ‡ok uzaktaydı ve belki de yar��n Yunan savaş makinesinin altında kalıp par‡alanacaklardı. Y‚zbaşı, teğmenin ne d‚ş‚nd‚ğ‚n‚ anlayarak g‚ld‚: "Delirdim mi diye bakıyorsun, değil mi? Korkma, deliliği atlattım. Artık beni ele ge‡iremez." Y‚zbaşı Şeref iki yıl •nce, bir İtalyan gemisiyle, esir d‚şt‚ğ‚ Trablus'tan yurda d•nerken, Yunanlıların İzmir'e ‡ıktıklarını duyunca ‡ok ‚z‚lm‚ş, ger‡ekten delirmiş, "İzmir'e ilk ben gireceğim" diye tutturmuş, g‚lenlere ve acıyanlara kızıp kendini Akdeniz'e atmıştı. Gemi durdurularak g‚‡l‚kle kurtarılmıştı.63 Y‚zbaşı uzanıp ‚steğmeni •pt‚, sanki ertesi g‚n İzmir'e girecekmiş gibi sevin‡ i‡inde zıplayarak gitti. Yıldız yağmuru artarak s‚r‚yordu. 300 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

D•rd‚nc‚ B•l‚m Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 14 Ağustos 1921 - 22 Ağustos 1921


14. S†VARİ T†MENİ'nin •nc‚ b•l‚ğ‚, ileri Yunan birliklerine ‡atmamak i‡in sapa yollardan sessizce ilerliyordu. Grup Komutanı Albay Fahrettin Bey, baskın g•revinin yerine getirilmesini ve Seyitgazi ‡evresindeki durumun keşfedilmesini emretmişti. S‚varilerin ayakları altında birdenbire yemyeşil bir vadi a‡ılıver-di. Bardacık suyu, iki yanındaki değirmenlerin dolaplarını d•nd‚rerek neşeyle akıyor, hava ‡am sakızı kokuyordu. Vadinin masalsı bir g•r‚n‚m‚ vardı. Tehlike kokusu alan atlar, kulaklarını diktiler. Vadinin karşı yamacında da Yunan •nc‚s‚ belirdi. Birbirlerini g•ren T‚rk ve Yunan komutanlar aynı anda ‡ığlığı bastılar: "D‚şman!!!" Silahlar patladı. Œnc‚ hızla yaya savaşına indi. Az sonra t‚men yetişerek savaş d‚zeni aldı. Yeni y‚r‚y‚şe ge‡miş olan 5. Yunan T‚meni durdu, onun da bir alayı a‡ıldı ve savaşa girdi. T‚fek cayırtıları Bardacık vadisinin bin yıllık sessizliğini •ld‚rd‚. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 301 PORSUK'un kuzeyindeki Dudaş K•y‚ ‡evresinde de bir başka ‡atışma gelişiyordu. 1. S‚vari T‚meni'nden 10. Alay'in keşif b•l‚ğ‚, sabah keşfi i‡in ilerlerken, y‚r‚y‚şe ge‡miş bir Yunan taburuyla burun buruna gelmiş ve sıkı ateş yemişti. Yunan y‚r‚y‚ş‚ başlamış olmalıydı. Durum t‚mene bildirildi ve alay silah başı yaptı. Alay imamının duasından sonra subaylar ve erler helalleştiler, yaya savaşı i‡in mev-zilendiler. Beklemeye başladılar. Sabah sessizliği i‡inde doğum sancısı gibi gittik‡e artan ve hızlanan bir uğultu yaklaşıyordu. Yunan •nc‚s‚n‚n arkasından, bir alayla takviyeli 16.000 kişilik bir t‚men gelmekteydi. (7. T€men+16. Alay) 10. Alay'da 250 savaş‡ı vardı.1 EVET, Yunan ordusu bu sabah, 14 Ağustos 1921 Pazar g‚n‚, saat 05.00'te, ‚‡ dolgun kolordusu ile harekete ge‡mişti. Yunan b‚y‚k taarruzunun ikinci evresi başlamıştı. Sol kanattaki (kuzeydeki) †‡‚nc‚ Kolordu'ya General Polime-nakos komuta ediyordu. Bu kolordunun ‚‡ t‚meni Eskişehir-Anka-ra demiryolunun iki yanından Sakarya'ya doğru ilerliyordu. Eski komutan General Vlahopulos İşgal Genel Komutanı olmuş ve İzmir'de kalmıştı. Ortada, Birinci Kolordu vardı. Komutanı General Kondulis'ti. Bu kolordu ‚‡ t‚meniyle Sivrihisar doğrultusunda y‚r‚yordu. Sağ kanatta (g‚neyde) General Prens Andreas'ın komuta ettiği İkinci Kolordu bulunmaktaydı. Bu kolordu iki piyade t‚meni ve bir s‚vari tugayıyla g‚ney Sakarya'nın g‚neyinden yol almaktaydı. Afyon'dan yola ‡ıkan 9. T‚men yolda kolorduya katılacaktı. Alay alay y‚r‚yen kalabalık t‚menleri, yiyecek ve cephane kamyonları, ambulanslar, arabalar, deve kolları, benzin ve su tankerleri, hizmet birimleri ve s‚r‚ler izliyordu. Ordu karargŠhı, birliklere, 'T‚rk ordusunun isyan edip dağıldığı' s•ylentisini yaymıştı. Morali zaten iyi olan askerler, bu s•ylenti y‚z‚nden b‚sb‚t‚n rahatlamışlardı. Keyifle y‚r‚yorlardı. 302 Şu ˆ‚gın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 303

BATI CEPHESİ Telsiz İstasyonu Komutanı Teğmen İhsan Ak-soley kulaklıkla telsiz biplerini dinliyordu, Osman ˆavuş'a, "S‚vari Grubu arıyor.." dedi, "..telsiz ‡avuşu manipleye bug‚n biraz telaşlı vuruyor." "Bir tatsızlık olmalı." Osman ˆavuş da kulaklıklarını taktı, S‚vari Grubunun sabah raporunu almaya başladı. Art‡ı birliklerden t‚menlere t‚menlerden gruplara, gruplardan Cephe KarargŠhına yağan telsiz ve telgraf raporları, şifre subayların-ca a‡ılıyor, verdikleri bilgiler HarekŠt Şubesinde birleştirilip durum haritasına işleniyordu. T‚rk birliklerini kırmızı bayraklı, Yunanlıları mavi bayraklı iğneler temsil ediyordu. Yunan ordusunun b‚t‚n birlikleriyle harekete ge‡tiği anlaşılmıştı. Başkomutan cephenin g‚neyini denetlemeyi ertesi g‚ne erteledi. Albay Arif Bey Başkomutanlık KarargŠhına alındı, t‚menleri başka gruplara dağıtıldı. Yusuf İzzet Paşa'nın İhtiyat Grubu, 3. Grup adını aldı. Bu grup Malık•y'e, Malık•y'de bulunan 4. Grup da Polatlı'ya yaklaşacaktı. Her taşın binlerce kişiyi temsil ettiği b‚y‚k satran‡ başlamıştı.


YUNAN BİRLİĞİNDEN ŒNCE, ka‡makta ge‡ kalmış son g•‡ kafileleri korkuyla gelip telaşla ge‡tiler. Sonra Yunan •nc‚ taburu g•r‚nd‚. Ateşi yer yemez hemen yayıldı. Makineli t‚fekler karşılıklı •l‚m kusmaya başladılar. Savaş hızla kızıştı. 10. Alay'da birka‡ yeni er vardı. Biri, y‚z‚ kanla sıvalı bir askeri g•r‚nce kıvrılıp kustu. Bir başkası titremeye başladı. Burma bıyıklı onbaşı bağırdı: "Bana bak, Azrail korkakları arar, korktuğunu belli etme ‡ocuk!" Bir Yunan birliğinin alayın gerisine sarktığını g•ren Alay Komutanı Y‚zbaşı Şerif G‚ralp, askerini ezdirmemek i‡in geri ‡ekti. Yoğun ateş altında zahmetle toplanıp yaralıları da alarak 4 km. gerideki Geyikli'ye ‡ekildiler. Daha ilk ‡atışmada geri ‡ekilmek y‚zbaşıya ağır gelmişti. Acısını ‡ıkarmak i‡in ağır makineli t‚fek b•l‚304 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu g‚n‚ yolun iki yanına, sırtların arkasına yerleştirdi. B•l‚klerini de pusuya yatırdı. D‚şman ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın emri olmadan kimse ateş etmeyecekti. Beklemeye başladılar. YUNUS NADİ BEY'in Yenig‚n gazetesinin baskı makineleri de Kayseri'ye yollanınca Ankara'da tek gazete kalmıştı: HŠkimiyet-i Milliye. Taşhan'ın karşısındaki harap bir hanın birinci katındaki bir oda-cıkta yazılıp diziliyor, hanın ahırına yerleştirilmiş, gazyağı motorlu bir makinede basılıyordu. Başyazıları ‡oğunlukla Ruşen Eşref †nay-dın yazmaktaydı. Bug‚nk‚ yazısının başlığı Hicret'ti (G•‡). G•‡ T‚rk‚n kanayan yarasıydı. Her bağımsızlığını kazanan Balkan devleti M‚sl‚man T‚rkleri ve T‚rk olmayan M‚sl‚manları ya kırmış ya g•‡e zorlamıştı. Bu g•‡ yıllarca s‚rm‚şt‚, hŠlŠ da s‚r‚yordu.la Bu facia sona ermeden, Yunan ordusunun acımasız tutumu, bu kez de on binlerce Anadolulunun canını ve ırzını korumak i‡in evini, barkını bırakıp ݇ Anadolu'ya sığınmasına yol a‡mıştı. Uygar Batı, bu durumu seyretmekle yetiniyordu. Bug‚n de yine binlerce ‡aresiz kadın, kız ve ‡ocuk g•‡ yolların-daydı. KATİMERİNİ gazetesi savaş muhabiri Hristos Nicolopulos, Es-kişehir-Sivrihisar arasındaki toprak yolda, toz kaldıra kaldıra ilerleyen otomobillerden birindeydi. Birinci Kolordu KarargŠhıyla birlikte cepheye gidiyordu. Uzaklardaki tepelerin ‚zerinde, k‚‡‚k g•‡ kafilelerinin doğuya doğru y‚r‚d‚kleri g•r‚nmekteydi ama bu olay Nikolopulos'u ilgilendirmedi. O Yunanlılığının bin yıl sonra K‚‡‚k Asya'yı yeniden fethetmesiyle ilgiliydi. Keşif ve avcı u‡akları, T‚rk cephesini s‚rekli denetim altında tutuyorlardı. €nc‚lerden gelen par‡a par‡a bilgilere g•re T‚rkler, Sakarya'nın batısında, tahminlerin tersine pek az birlik bırakmışlardı. Birinci Kolordu'nun yolu ‚zerinde bulunan bir T‚rk s‚vari alayı fazla diren‡ g•stermeden Sivrihisar'a ‡ekildi. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 305 Tozdan başka sorun yoktu. Nikolopulos defterine şu notu d‚şt‚: "Y•r•y•ş neşeli ve sakin başladı." Embros gazetesi muhabiri İlia Vutieridu da †‡‚nc‚ Kolordu KarargŠhı ile birlikteydi. O da bug‚nden ş•yle s•z edecekti: "Asker neşeli. Arada bir 'Ankara'ya!' diye bağırıyor" 14. S†VARİ T†MENİ kendinden tam on misli kalabalık 5. Yunan T‚meni'ne ‡atmıştı. Bir s‚re savaştı. Sarılma tehlikesi belirince geri ‡ekildi. İkinci Kolordu Komutanı General Andreas, s‚vari t‚meninin kolordunun ikmal yolunu kesmek istediğini sanıp telaşlanmıştı. Sakarya'ya kadar Eskişehir-Seyitgazi-Emirdağ yoluyla besleneceklerdi. Seyitgazi yolunu korumak i‡in 5. T‚men'den bir alay ile bir bataryayı geride bıraktı. B•ylece t‚menin b‚t‚nl‚ğ‚ bozulmuş oldu. Y‚r‚y‚ş aksamaya başlamıştı.


YUNAN ŒNC† TABURU, Geyikli'ye yaklaşıyordu. Bu kez daha dikkatli ve ihtiyatlıydı. Makineli t‚fek b•l‚ğ‚ komutanı, d‚şmanın mesafesini telemetre ile •l‡‚p Y‚zbaşı Şerife fısıldıyordu: "1.500 metre... 1.200 metre... 1.000 metre..." Alay soluğunu tutmuş, komutanının işaretini bekliyordu. "500 metre... 400 metre.;. 300 metre... 200 metre..." Mesafe ‡ıplak g•zle kestirilebilecek kadar azaldı. Arada 100 metre bile kalmamıştı. Y‚zbaşı Şerif dişini sıktı, biraz daha bekledi. Sonra 250 kişinin beklediği işareti verdi: "Ateeeeş!" Œnce d•rt ağır makineli t‚fek takırdadı. Onları hemen hafif makineliler ve t‚fekler izledi. Yunan taburu bir an donup kaldı, sonra ‡il yavrusu gibi dağıldı. Geride ‚‡ y‚z kadar •l‚ ve yaralı bıraktı.lb Y‚r‚y‚ş Yunanlılar i‡in, tahminlerin tersine, hi‡ de iyi başlamamıştı. €ğlene doğru da b‚t‚n haşinliğiyle bozkır direnişe ge‡ecekti. SABAH KEŞFİ i‡in iki u‡ak hazırdı. G•revli pilot ve g•zlemciler Fazıl'ın ‡adırında toplanmışlardı. Y‚zbaşı Sırrı, "Biliyor musunuz.." dedi, "..yarın kurban bayramıymış." 306 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Son g‚nler •yle yoğun ve sıkıntılı ge‡mişti ki hi‡biri bayramı bilebilecek halde değildi. Y‚zbaşı Fazıl y‚z‚n‚ buruşturdu: "Kasapların yola ‡ıkmasından anlamalıydık." Bug‚n pilot Beh‡et g•zlemci Y‚zbaşı Sırrı'yla, pilot Halil g•zlemci Y‚zbaşı Bahattin'le u‡acaklardı. Fazıl, "Halil, siz demiryolunun kuzeyini tarayacaksınız.." dedi, "..Beh‡et, siz de g‚neyini. D‚şmanın ağırlık merkezi kuzeyde mi, g‚neyde mi, bunu belirleyeceğiz." "Tamam." "U‡uş s‚reniz en ‡ok bir bu‡uk saat." "Yetmeyebilir." "U‡akları zorlamayın. Zaten son demlerini yaşıyorlar. Zavallılara şefkatli davranın. Haydi ‡ocuklar!" Beş dakika sonra Nafız-1 ile Nafiz-2 havalandılar. U‡akları uğurlayan Fazıl ‡adırına girdi. ‹ok ge‡meden bir havacı ‡adıra daldı: "U‡aklar geri d•n‚yorlar ağabey!" "Nasıl olur, daha yeni u‡tular." "İkisi de tekliyor." "Allah kahretsin!" Dışarı fırladı. Nafiz-1 yalpalayarak yaklaşıyor, motorundan acayip sesler geliyordu. Beh‡et'in u‡ağa hŠkim olabilmek i‡in ‡ırpındığı g•r‚l‚yordu. Sert‡e de olsa u‡ağını indirmeyi başardı. Nafız-2'nin durumu iyice tatsızdı. D‚şer gibi hızla al‡alıyordu. Havaalanının ilerisindeki ağa‡ların arkasında kayboldu. Pis bir g‚r‚lt‚ ve koyu bir toz bulutu y‚kseldi. Deli gibi ağa‡lığa koştular. Pilot ve g•zlemci b•yle bir kaza i‡in ufak sayılacak yara bere ile kurtuldular ama u‡ak sakatlanmıştı.2 Cepheye keşif g•revinin yapılamadığı bildirildi. GENERAL PAPULAS, Albay Pallis ile ordunun Hava Komutanı Binbaşı Hacizafirios'u birlikte kabul etti. İlk raporlar ulaşmıştı. T‚menler hedeflerine sorunsuz ilerliyordu. Hi‡bir b•lgede ciddi bir direniş olmamıştı. Yunan u‡akları s‚rekli u‡arak, d‚şmanın hava keşfi yapmasına imkŠn vermemişti. Papulas keyiflendi: Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 307 "Oturun, birer kahve i‡elim."


Hacizafirios'a baktı: "Taarruzumuzun başarı kazanması i‡in baskın •zelliğini koruması gerek. Yeteri kadar u‡ağımız var. D‚şmanın hava keşfi yapmasını savaş başlayana kadar kesinlikle engelleyeceksiniz." "Emredersiniz." Ordu karargŠhı hen‚z Eskişehir'deydi. Ertesi sabah yola ‡ıkacaklardı. €ĞLENE DOĞRU bozkır sert y‚z‚n‚ g•stermeye, azgınlaşan g‚neş askeri dağlamaya ve ‡arpmaya başladı. •zellikle orta kesimde ve g‚neyde, t‚menlerin y‚r‚y‚ş yolları ‚zerinde, mola verip g•lgesine sığınabilecekleri hi‡bir geniş ağa‡lık yoktu. Ormanlar geride kalmıştı. Aylardır yağmur yememiş ‡ıplak toprak un ufak olmuştu. Y‚r‚d‚k‡e yoğun toz bulutları y‚kseliyor, •ndekilerin kaldırdığı yapışkan tozu, arkadakiler yutuyordu. Yayalar ve atlılar toz solumaktaydı. Komutanlar bu sorunu sıraların arasım iyice a‡arak ‡•zmeye ‡alıştılar. Ama bu kez de y‚r‚y‚ş kollan ‡ok uzadı. Bu uzun y‚r‚y‚ş kollarına hŠkim olmak ve g‚venliği sağlamak sorun oldu. Tankerlerin su dağıtması ‡ok zaman almaya, bu da tepkiye yol a‡maya başladı. Hayvanların su ihtiyacının da iyi hesaplanmadığı anlaşılmıştı. Yunanlılar, huyunu suyunu hi‡ bilmedikleri bir coğrafyada y‚r‚yor ve y‚r‚d‚k‡e sorunları b‚y‚yor ve ‡oğalıyordu.3 GENERAL HARINGTON Fransız ve İtalyan işgal kuvvetleri komutanları General Charpy ve General Mombelli ile •ğle yemeği yiyecekti. Zengin ve karışık Osmanlı mirası ‚‡‚n‚ de yakından ilgilendiriyordu. Sevr Antlaşması, hepsinin beklentilerini karşılayan iyi bir ‡•z‚m olmuştu. Ama Almanlar, Macarlar, Avusturyalılar, Bulgarlar ve Osmanlı h‚k‚meti galiplerin barış şartlarını kabul ettikleri halde, milliyet‡i T‚rkler etmemiş ve Anadolu'da yeniden silaha sarılmışlardı. D•rt yıl s‚rm‚ş kıyasıya bir savaştan sonra, barış •zlemi i‡indeki d‚nya i‡in bu ‡ok talihsiz bir durumdu. M‚tareke imzalanalı neredeyse ‚‡ yıl olacaktı. T‚rkiye sorunu gittik‡e b‚y‚yerek ve şiddetlenerek s‚r‚p gitmekteydi. 308 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu İngiltere'nin tek sorunu milliyet‡i T‚rkler değildi. Yayılan grevler, patlayan İrlanda olayı, Hindistan'daki Hindu-M‚sl‚man hareketleri, Mısır'daki ve Irak'taki milliyet‡i kıpırdanışlar, Bolşevik ihtilali, Almanya'daki sosyalist ayaklanmalar, Fransa'yla olan anlaşmazlıklar İngiltere'yi uğraştırıyor ve korkutuyordu. Yunanlılar hi‡ olmazsa şu asi T‚rkler sorununu bitirebilseler-di ne iyi olacaktı. Yunan ordu karargŠhında g•zlemci olarak bulunan Binbaşı Johnson Yunanlıların bug‚n y‚r‚y‚şe ge‡eceklerini bildirmişti. T‚rkler hakkında yeni bir bilgi yoktu. General Harington'un o kadar ‚mit bağladığı Black Jumbo Ankara'da hŠlŠ faaliyete ge‡ememişti. SICAK, saatler ge‡tik‡e daha yırtıcı oluyordu. Toz, askerleri beyaz hayaletlere, sıcak serseme ‡evirmişti. Yol bitmek bilmiyordu. Kızgın toprağın ateşi y‚zlerine vuruyor, sıcakta eller ve ayaklar şişiyordu. B•lgedeki kuyuların suyu bol değildi. ˆabuk t‚keniyor, ge‡ do-luyorlardı. Boşalan tankerleri doldurmaya bu kuyuların suyu yetmiyordu. Haritada g•r‚len k‚‡‚k akarsuların da yazın kurudukları anlaşılmıştı. Tankerlerdeki suyu idareli kullanmak şarttı. Kısıtlayıcı kurallar, sorunu birdenbire dramatik hale getirdi. Asker, bir kuyu ya da cılız bir ‡eşme g•r‚nce, biraz olsun serinlemek i‡in izin mizin almaksızın dağılıp suya h‚cum etmeye başladı. Su başı tartışmaları giderek kanlı kavgalara d•n‚şecekti.4 ABDULLAH USTA ve ekibi akşam trenle Malık•y'e geldiler. €nce iki kişilik Nafiz-1 keşif u‡ağı ile tek kişilik Albatros D-III avcı u‡ağını bakıma aldılar. İki u‡ağın huysuzluk eden motorlarını s•k‚p indirdiler.


Beh‡et Abdullah Usta'ya takılmadan edemezdi: "Duyduğuma g•re İsmet Paşa, 'yarın sabah bir u‡ağı hazır etmezse, Abdullah Usta denilen o adamı, poposuna bir kuyruk takıp u‡urtma diye u‡uracağım' demiş. Demire can veren koca Abdullah Usta'ya s•ylenecek laf mı bu? Ben senin adına teess‚f ettim. Ama sen •zel bir cevap vermek istiyorsan, s•yle, kendisine ileteyim." Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 309 Bu gen‡, yakışıklı pilotta şeytan t‚y‚ vardı. Abdullah Usta hi‡ kızmaz, aksine onunla ‡ene yarıştırmaya bayılırdı. U‡ağı tapışlayarak, "Hey yavru kuş.." dedi, "..İsmet Paşa bu mereti u‡an halı sanıyor galiba. Buna u‡ak derler u‡ak! Ne sihirli s•zle u‡ar, ne emirle. S•yle de, bunlara yeni motorlar alsın!" Bu gevezelik havacılar yatana kadar s‚rd‚. Makinistler, b‚t‚n gece, gaz lambası ve mum fenerlerinin ışığında ‡alışacak, Nafiz-1 ve Albatros D-IH'‚ sabah keşfi i‡in hazırlayacaklardı. Ertesi g‚n de onarabilmek ‚midiyle Nafiz2'ye el atacaklardı. ENVER PAŞA, Dağıstanlı bir k•yl‚ kıyafetiyle az •nce ‡ıkagelmişti. B‚y‚k salonda oturuyorlardı. Halil Paşa'nın eşi Safiye Hanım, "Ben sizi yalnız bırakayım.." dedi, "..konuşacaklarınız vardır." Enver Paşa memnun oldu: "Teşekk‚r ederim yenge." Safiye Hanım salondan ‡ıkar ‡ıkmaz konuya girdi: "Doktor NŠzımla birlikte geldim. Ankara'daki arkadaşlarımız adına Trabzonlu Hafız Mehmet Bey'i ‡ağırmıştım, geliyor. Bizim K‚‡‚k Talat da (Muşkara) birka‡ g‚n i‡inde burada olacak. Ee, sen hazırlıkları bitirdin mi?" Halil Paşa, isteksiz, s•n‚k bir sesle, "Evet" dedi. "Ne o? Bir şey mi var?" "Evet. M. Kemal Paşa'yı Başkomutan yaptılar. Şimdi Meclis ve ordu onun ‡evresinde toplanmıştır." Enver Paşa oralı olmadı: "Meclis •nemli değil. Sorun ‡ıkarırsa dağıtırız. Ordu, d•n‚nce de benim ‡evremde toplanır." "Bu ‡ok zor d•nemde Anadolu'da ikilik ‡ıkmasından korkuyorum." Enver Paşa ayağa kalktı. G‚zel d•şeli geniş salona bakarak birka‡ adım attı: "Sen burada rahatı g•r‚nce, kendini bırakmışsın. Teredd‚te yer yok. Harekete ge‡menin tam sırası." Halil Paşa sabahleyin Sovyet yardımıyla ilgili olarak Batum'da bulunan T‚rk deniz ve kara subaylarıyla konuşmuştu. M. Kemal Pa310 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu şa'nın Başkomutan olmasının sevinci i‡indeydiler, hepsine başka bir şevk gelmişti. Enver Paşa'yı ne hatırlayan vardı, ne arayan. Ama Enver Paşa ‡ok istekli ve sabırsız g•r‚n‚yordu, kırmamak i‡in konuyu uzatmaktan ka‡ındı, "Peki" dedi. YUNAN ABLUKASI son bir aydır sıkılaştığı i‡in Sovyet yardımı silah ve cephanenin Rus limanlarından Anadolu limanlarına ka‡ırılması ‡ok zorlaşmıştı. Denizciler, Karadeniz kıyısında gerektiğinde sığınabilecekleri bir m‚stahkem ‚s olmadan, her tehlikeyi g•ze alarak bu g•revi yerine getiriyorlardı. Nitekim bu gece de, orduda Paskal Mahmut diye anılan Y‚zbaşı Mahmut G•kbora'nın kaptanı olduğu R‚sumat IV adlı k‚‡‚k gemi, silah ve cephane dolu olarak Batum'dan Trabzon'a hareket edecek, oradan alacağı talimata g•re y‚k‚n‚ uygun bir Anadolu limanına boşaltacaktı. Bu dokuzuncu seferiydi. Paskal Mahmut G • kbora


Elli yaşındaki k•hne gemi harekete hazırdı. Kaptan d‚menciye d•nd‚: "Yirmi derece sancak." D‚menci komutu tekrarladı: "Yirmi derece sancak." Makine dairesine ses ileten boruya, "ˆok ağır yol ileri" dedi. Borunun •b‚r ucunda ikinci ‡ark‡ı Yusuf vardı. O da aldığı emri tekrarladı: Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 311

"ˆok ağır yol ileri." Pervanesi d•nmeye başlayan gemi homurdanarak yerinden oynadı ve usulca hareket etti. "Işıkları kapatın." B‚t‚n ışıklar kapatıldı. "Ağır yol ileri." "Ağır yol ileri." Limanın hayli uzağında, a‡ık denizde, silah taşıyan T‚rk gemilerini avlamak i‡in n•bet tutan bir Yunan savaş gemisinin beklediği biliniyordu. Fark edilmemek i‡in sigara bile i‡meyeceklerdi. "Viya b•yle." "Viya b•yle." İkinci Kaptan †steğmen Reşat Talayer, G‚verte Teğmen Fahrettin Akyollu kaptan k•şk‚ne girdiler: "Allah selamet versin!" "Amin." Gemicik gittik‡e uzaklaşarak gecenin i‡inde eridi.5 CEPHE KOMUTANLIĞININ 'izinsiz ve emirsiz geri ‡ekilenin idam edileceği' hakkındaki emri birliklere dağılmıştı. 4. T‚men'in 42. Alay Komutanı Yarbay H‚seyin Avni Bey emri alınca, bir‡ok alay komutanı gibi o da, alayının subaylarını akşam yemeğinden sonra topladı. Emri okudu, i‡lerine sindirmeleri i‡in biraz bekledi, sonra ayağa kalktı: "Bu savaş işte b•yle bir savaş olacak. ˆ‚nk‚ bu savaş fetih, yağma savaşı değil, vatan savaşı. Hi‡bir hatayı affetmeye hakkımızın olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedik‡e •leceğiz, geri ‡ekilmeyeceğiz. Askere •rnek olacağız. ˆocuklarımıza para pul, mal m‚lk değil, milleti i‡in şehit ya da gazi olmuş namuslu bir askerin ‡ocukları olmanın şerefini bırakacağız. Beyler! Kendinizi ve askerlerinizi bu b‚y‚k savaşa hazırlayın!" Alayı sırf fedailerden kurulu bir birlik gibi d•v‚şecek, ilk şehitlerden biri de Yarbay H‚seyin Avni Bey olacaktı. 312 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


YUNAN BİRLİKLERİ genel olarak fazla ‡atışmaksızın ordu komutanlığınca belirtilen g‚nl‚k hedeflere ulaşmış, dinlenmeye ge‡mişlerdi. Bu kez de g‚nd‚z ile gece arasındaki şaşırtıcı ısı farkı, sorun oldu. Akşam serinliği gece olunca bozkır ayazına d•nm‚ş, ince giyimli askerler titreşmeye başlamışlardı. Yaz ortasında y‚z bin battaniye nasıl bulunabilirdi? Ekmek Eskişehir, Seyitgazi, Emirdağ fırınlarında pişirilip birliklere ‡uvallar i‡inde g•nderilmekteydi. Bazı a‡ıkg•zler ısınmak i‡in boşalmış ekmek ‡uvallarına sarınıp •yle yattılar. Bu buluş ‡abucak yayıldı. Ekmek ‡uvalları geri g•nderilmeyecek, bu y‚zden ekmek ikmali hızla aksayacaktı.6 ˆoğu i‡in uykusuz ve soğuk bir geceden sonra sabah saat 05.00'te Yunan y‚r‚y‚ş‚ yeniden başladı. T‚rkler daha erken uyanmışlardı. Namaz kılıp bayramlaşacak-lardı. Bug‚n kurban bayramının birinci g‚n‚yd‚. R†SUMAT IV, Yunan savaş gemisine yakalanmadan sabah g‚n ağarırken Trabzon limanına girdi. Deniz Ulaştırma Komutanlığı'ndan bir motor girişte bekliyordu, d‚d‚ğ‚n‚ ‡alarak gemiyi selamladı. R‚sumat buharlı d‚d‚ğ‚ ile •yle candan bir karşılık verdi ki Trabzon'da uyanmamış olanlar varsa onlar da uyandılar. ' Gemi mendireğin i‡ine girdi ve motorun işaret ettiği yerde demir bıraktı. M‚hendis Teğmen Cevat Talu ile G‚verte Teğmen Kemalettin Bozkurt gemide n•bet‡i kaldılar, Y‚zbaşı Mahmut ve subaylar motora ge‡tiler. Motor Deniz Ulaştırma Komutanlığı'nın iskelesine yanaştı. Karaya ‡ıktılar. Komutan Binbaşı Fahri bekliyordu. •nce askerce selamlaştılar, sonra kardeş‡e kucaklaşıp •p‚şerek bayramlaştılar. İKİ UˆAK u‡uşa hazır, pist başında bekliyordu. B‚t‚n havacılar, makinistler ve yer g•revlileri ayaktaydılar. Bayramlaştılar. Bayram yemeği •ğleyin birlikte yenecekti. KarargŠh subayı, yemekte etli pilav, ayran ve irmik helvası olduğunu a‡ıkladı. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 313 Cephe karargŠhı da havacılara armağan olarak kahve yollamıştı. Uykusuz Abdullah Usta'nın bile y‚z‚ g‚ld‚. Nafız-1'i Beh‡et u‡uracaktı. G•zlemci Y‚zbaşı Sırrıydı. Y‚zbaşı Fazıl, "Demiryolunun kuzeyini ve g‚neyini iyice tarayacaksınız.." dedi, "..s‚reniz iki bu‡uk saat." Albatros'un pilotu Fehmi'ye d•nd‚: "Sen birlikte u‡up keşif u‡ağını koruyacaksın." "Baş‚st‚ne." Albatros'ta pilot yerinin •n‚nde, d•rt yana d•nebilir, canavar gibi bir makineli t‚fek vardı. T‚feğe şerit takılmıştı. "Haydi ‡ocuklar, hayırlı u‡uşlar." Helalleştiler. Motorlar ısınırken Beh‡et bağırdı: "Sofrayı s‚sl‚ istiyorum." Sarışın havacı artistik bir selam ‡aktı: "Emrin olur!" U‡aklar hi‡ aksilik ‡ıkarmadan havalandılar, kanatlarını sallaya sallaya bir tur atıp aşağıdakileri selamladılar ve ufukta kayboldular. Havacılar sofraya temiz oturmak istiyorlardı. ˆadırların ortasındaki meydancıkta b‚y‚k bir faaliyet başladı. Birbirleriyle şakalaşarak, atışarak, yardımlaşarak kimi tıraş oluyor, kimi başını yıkıyor, biri botunu boyuyor, bir başkası pantolonunu ‚t‚l‚yor, bazıları bıyık d‚zeltiyor, d‚ğme dikiyor, g•mlek yıkıyor, ‡orap yamıyordu. Sonra da ‡ardağın altında •ğle yemeği i‡in Beh‡et'in istediği gibi s‚sl‚ bir sofra


hazırlayacaklardı. :,

Bayram an ı s ı 314 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

BİNBAŞI FAHRİ, "Y‚k‚n‚z‚ İnebolu'ya indireceksiniz." dedi, "..Her zamanki gibi gece yol alın, hava aydınlanmadan •nce bir limana sığınıp saklanın. ˆ‚nk‚ iyice azdı bunlar. Silahsız yelkenlilere bile ateş ediyor, takaları batırıyorlar. Korumasız limanlarda da ‡ok tedbirli olun. Kıyı g•zetleme postaları, limanlara d‚şman gemilerinin durumunu bildiriyor. Ona g•re hareket edersiniz." Y‚zbaşı Paskal Mahmut, "Tamam, anladık, baş‚st‚ne, emret, dediğin gibi yaparız.." dedi, "..ama artık sadede gelelim. Œğleyin ne yiyeceğiz? Bug‚n bayram. Biz sıcak mısır ekmeği ile hamsi buğulamanın •zlemi i‡inde yanıyoruz." Baş‡ark‡ı Arifin g•zleri ışıldadı: "Ve de..." "H•t, •tesini s•yleme, binbaşıma ayıp olur, o lafın gelişinden ne istediğimizi anlamıştır." Fahri Bey gevrek gevrek g‚ld‚: "Hergeleler." Mahmut ‡ok sıkıntı ‡ekmişler gibi y‚z‚n‚ buruşturdu: "Batum'da her g‚n havyar yemekten gına geldiydi binbaşım." Başta kendi, kahkayı bastılar. Œl‚mle k•şe kapmaca oynayan bu insanları •l‚mden ya da •l‚m‚ bunlardan uzak tutan bu neşe miydi, neydi? HAVACILAR ‡ardağın altında, el birliği ile portatif masaları birleştirerek uzun bir masa hazırladılar. Teneke tabakları, ‡atal bı‡akları, s‚rahileri, maşrapaları yerleştirdiler. Sarışın havacı, yakındaki tarlaya uzanıp gelincik topladı. Kan kırmızı gelincikleri su dolu iki maşrapaya koyup masanın iki ucuna bıraktı. Œf be! Beh‡et sofraya bayılacaktı. KARARGŽH BİNASI •n‚nde motorları ‡alışan yirmiden fazla kapalı otomobil ve i‡i muhafızlarla dolu ‚st‚ tenteli kamyonlar beklemekteydi. General Papulas, Veliaht Yorgi, kurmaylar, karargŠh g•revlileri binadan ‡ıktılar. Papulas'ın yaveri saygıyla kapıyı a‡tı. Komutan ve Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 315 Veliaht arabaya girdiler. Yaver Y‚zbaşı Stefanopulos şof•r Galani'nin yanına bindi. Arabalar ardarda hareket ettiler. Telsiz istasyonu, ordu hastanesi, ordu bağlı birlikleri ile karargŠhın ağırlıklarım taşıyan yepyeni kamyonlar, bir saat •nce yola ‡ıkmışlardı. Komutan ve ordu karargŠhı cepheye gitmek ‚zere Eskişehir'den ayrıldılar. Araba dizisini karargŠh muhafızlarıyla dolu kamyonlar izledi. Yol tozlu, ‡evre ağa‡sız, hava sıcak, doğa ‡ıplak ve haşindi. Em-peryalistliğe •zenmiş hırslı


ve k‚‡‚k bir devletin gelecekteki kralı Veliaht Yorgi heyecanlanmıştı, "Bu savaş.." dedi, "..tıpkı Avrupalı bir ordunun s•m‚rge kurmak i‡in yaptığı ‡•l savaşlarına benziyor. Ne kadar g‚zel. B•yle bir sefere katıldığım i‡in ‡ok mutluyum." 7 MUHARİP adlı gizli •rg‚t‚n y•neticileri, kimsenin bulamayacağı yerlere dağılıp gizlenmişlerdi. Y‚zbaşı Seyfi Akko‡ Ankara'ya alınmıştı. Grup Başkanı Binbaşı Ekrem Baydar, uzak bir akrabasının Ey‚p'teki evinde saklanıyordu. İngilizler, motor kaptanını konuşturamamış olmalıydılar. Yoksa adlarını •ğrendikleri •rg‚t y•neticilerini tutuklamak i‡in o g‚n harekete ge‡erlerdi. Demek ki kaptan, yakalanarak yaptığı yanlışlığı işkenceye katlanarak •demekteydi. Savaş başlamak ‚zereyken •rg‚t hareketsiz kalamazdı. Aranıyor olsa bile bayram canlılığı i‡inde dikkati ‡ekmeyeceğine g‚venerek giyinip sokağa ‡ıktı. Şehzadebaşı'ndaki İstanbul kıraathanesine yollandı. Kıraathanenin yaşlı garsonu •rg‚t y•neticilerinin posta kutu-suydu. B•yle durumlarda y•neticiler bu garson aracılığıyla haberle-şir, bir tehlike varsa ajanlar garsona mesaj bırakırlardı. GŒREV S†RESİNİN bitiminden bir saat •nce, Albatros D-III g•r‚nd‚. "Albatros d•n‚yoooor!" 316 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

Merakla toplandılar. Yalnız geliyordu. G•r‚n‚rde keşif u‡ağı yoktu. Albatros sarhoş gibi indi. Koştular. Pilot Fehmi'nin g‚neş yanığı y‚z‚ g•zyaşıyla sırılsıklamdı. Faz‚'ın kalbi sıkıştı: "Ne oldu Fehmi, keşif nerde?" Nafiz-1,2.000 metre y‚kseklikte birden alev almış, yanarak d‚şm‚ş, Beh‡et ve Sırrı şehit olmuşlardı.8 Hepsi acıdan taş kesildiler. S†VARİ GRUBU bir yandan General Andreas'ın kolordusunu her fırsatta savaşmaya zorlayarak oyalayıp yormakta, bir yandan da, Yunan birlikleri ile 2. Grubun arasında durarak, grubun y‚r‚y‚ş‚n‚ korumaktaydı. Bu iki g•revin aksaksız y‚r‚t‚lebilmesi i‡in S‚vari Grubu'nun, Cephe ve 2. Grupla ile s‚rekli bağlantı i‡inde olması gerekiyordu. Bu sebeple Grup Komutanı Fahrettin Bey, telsizcileri her zaman yakınında, elinin altında tutuyordu. Grubun telsizi eski, b‚y‚k, hantal bir cihazdı. Manda arabasıyla taşınıyordu. Benzin jenarat•r‚yle ‡alışıyordu. Y‚ksek, zor kurulur bir anteni vardı. Fahrettin Bey Telsiz Takım Komutanı Teğmen Rem-zi'ye "Bu telsize ‡i‡ek gibi bakacaksınız.." diye emir vermişti, "..bir dakika bile arıza yapmayacak!" "Baş‚st‚ne." Teğmen Remzi ile yardımcısı Teğmen Emin Orkut telsizin ‚zerine titriyorlardı. Telsizin hi‡ arıza yapmamasının ilerde ne kadar b‚y‚k bir yitime yol a‡acığını nasıl bilebilirdi zavallıcıklar. BİNBAŞI EKREM İstanbul Kıraathanesi'ne girdi. Her zaman kalabalık olan kıraathanede bayram dolayısıyla bug‚n pek az insan vardı. En dipteki masaya oturdu. Garson Ekrem Bey'i tanırdı. Yanında askerlik yapmıştı. Biraz sonra, tanışık olduklarını belli etmeden masasına bir gazete bıraktı: "Hayırlı bayramlar." "Hayırlı bayramlar. Bir sade kahve." "Peki.." Yavaş‡a ekledi: ■ Ankara'ya

Y‚r‚y‚ş 317

"..Mesaj yok. Yalnız Dağ adlı bey uğradı. Yarın ikindi vakti Aksaray'da olacakmış." Aziz H‚dai idi bu. "Teşekk‚r ederim."


Bir daha konuşmadılar. Kahvesini i‡ti, y‚kl‚ bir bahşiş bırakıp ‡ıktı. YUNAN İKİNCİ KOLORDUSU ile T‚rk 2. Grubu, Sakarya'nın g‚neyindeki b•lgede, aynı sert koşullar i‡inde doğuya doğru y‚r‚mekteydiler. Aralarında bir y‚r‚y‚ş g‚n‚ fark vardı. T‚rk komutan daha deneyimli olduğu i‡in birliklerini k‚‡‚k gruplar halinde ve daha ‡ok geceleri y‚r‚t‚yordu. Buna rağmen yalnız bu g‚n 322 asker hastalanmıştı. Bu zahmete katlanamayıp ka‡anlar da olmuştu.9 Yunanlıların durumu doğal olarak ‡ok daha ağırdı. ˆ‚nk‚ bu b•lgeyi hi‡ tanımadıkları i‡in g‚venlik kaygısıyla g‚nd‚zleri y‚r‚y‚p sıcaktan kavruluyor, gece yatıp soğuktan titriyorlardı. Albay Kalinski sinir i‡indeydi: "Hani bu y‚r‚y‚ş askeri bir gezinti olacaktı?" TEK KİŞİLİK avcı u‡ağı ile sağlıklı keşif yapılabilmesi i‡in pilotların g•zlem eğitimi almış olmaları gerekti. Bu konuda en yetişkin pilot Fazıl'dı. O u‡acaktı. Akşam keşfi i‡in Albatros D-III hazırlandı. Bu g‚zel u‡ağa İzmir adını vermişlerdi. Abdullah Usta, u‡ağa binmeden Fazıl'ı yakaladı, "Bak.." dedi, "..b‚t‚n par‡aları tek tek bir daha elden ge‡irdim. Yine de dikkatli ol. B‚y‚k pilot olduğunu bilirim. Ama sakın motoru zorlama, hız yapma, d‚şmanla dalaşma. Ayağını •peyim. İki kurban yeter." Fazıl g•zleri dolan ustaya sarıldı: "Merak etme, sağ d•neceğim." Motoru ‡alıştırdı, ısıttı, pist başını doldurmuş gen‡ pilotlara ders verir gibi dikkatle ilerledi, elini salladı, hızlandı ve havalandı. İki saat sonra d•nd‚. Alkışlarla karşılandı. Raporunu telefonla Binbaşı Tevfik Bey'e yazdırdı. 318 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

HAVA KEŞİF RAPORU paşaları rahatlattı. Fazıl demiryolu kuzeyinde bir t‚men, Sakarya'nın kolları arasında d•rt-beş, Sakarya'nın g‚neyinde ‚‡ t‚men saptamıştı.10 Bu durumda d‚şmanın ağırlık merkezi ortadaydı. Kuzeyden gelmeyeceği anlaşılıyordu. Ya merkezden saldıracaktı ya da merkezde zayıf bir kuvvet bırakıp g‚neye sarkacaktı. Askerlik sanatınca doğru olan g‚ney kanada y•nelmesiydi. Ama bunun i‡in g‚neye ‡ark etmesi, Sakarya'yı aşması, yayılarak g‚ney kanada yanaşması gerekiyordu. Bu bir hafta demekti. Bu amat•rce plan, T‚rk ordusuna en ‡ok ihtiyacı olduğu şeyi, zamanı kazandıracaktı. Bir hafta, bu kritik d•nemde, b‚y‚k bir nimetti. Hemen iki t‚men g‚neye kaydırıldı. Ertesi g‚n bu kanatta inceleme yapmaya karar verdiler. G‚ney (sol) kanat b‚y‚k •nem kazanmıştı. Savaş burada d‚ğ‚mlenecekti. T†RK ART‹I BİRLİKLERİ Yunan birlikleriyle ya d•v‚şerek, ya g•z temasını koruyarak geri ‡ekiliyorlardı. Mihalı‡‡ık'taki 1. Piyade T‚meni, geride S‚vari T‚menini bırakarak, akşam Sakarya doğusuna ge‡ti. G‚neydeki S‚vari Grubu da akşam, yaklaşan d‚şman t‚meni y‚z‚nden, halkın g•zyaşları i‡inde Emirdağ'ı boşalttı. Bu insanları d‚şmanın insafına bırakarak ‡ıkıp gitmek subayları da askerleri de kahretmekteydi. Acı sahneyi uzatmamak i‡in atları mahmuzlayıp ka‡ar gibi uzaklaştılar. Gece de Trabzon limanındaki R‚sumat IV, İnebolu'ya gitmek i‡in demir aldı: "Vira bismillah." M. KEMAL PAŞA, Fevzi, İsmet ve KŠzım Paşalar, Binbaşı Tev-fik Bey, Yarbay Salih Omurtak, •ğleden •nce Albay Deli Halit Bey'in komutasındaki 12. Grubu ziyaret i‡in iki arabayla grup karargŠhının bulunduğu Toydemir k•y‚ne geldiler. Bu grup Sakarya boyunda, demiryolundan g‚neydeki Yıldızte-pe'ye kadarki kesimde mevzilenmişti. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 319 Albay Halit Bey ve emrindeki t‚men komutanları paşaları bekliyorlardı. Komutanlar


eksikliklerin az da olsa s‚rekli giderilmesinden ‡ok memnundular. Asker neşeliydi. Bunu duymak paşaları sevindirdi. Ka‡ak sayısı da ‡ok azalmıştı. Başkomutan, "Şu andaki asker sayımız istediğimiz d‚zeyde değil.." dedi, "..ama g‚neye y•neleceği anlaşılan d‚şman bize zaman kazandırıyor. Askerlik şubelerinde, eğitim alaylarında bir‡ok gencimiz ve askerimiz var. İşlemleri bitenler eğitim alaylarına, eğitimleri sona erenler orduya katılıyor. Millet, ‡ocuklarını saklamadan askere yolladığı i‡in bu akış artık durmaz, savaş boyunca devam eder. ݇iniz rahat olsun." 1Oa Yeni savaş y•ntemini geniş‡e anlattı ve bir c‚mleyle •zetledi: "Yurdumuzu karış karış koruyacağız." ıob Nice savaş g•rm‚ş komutanları bile heyecan bastı. Ger‡ek bir •l‚m-kalım savaşı olacaktı. Toydemir'den Yıldıztepe'ye ‡ıkıldı. Bu şirin tepeden geniş Sakarya vadisi b‚t‚n g•rkemi ile g•r‚n‚yordu. Yıldıztepe'nin sarışın yama‡ları Sakarya'ya doğru yavaş‡a, usulca, k‚‡‚k dalgalar halinde inmekteydi. Ne g‚zel bir vatandı bu. Bu sarhoş edici g‚zellikten bir s‚re g•zlerini alamadılar. Yazık ki birka‡ g‚n sonra savaş burasını cehenneme d•nd‚recekti. Bu kesimdeki bazı mevzileri gezip askerlerle bayramlaştıktan sonra, daha g‚neye indiler. İnlerkatrancı K•y‚'ne geldiler. Bu k•y‚n g‚neybatısında, ‚st‚ d‚z bir tepe vardı. Sakarya'ya karışan Ilıca Deresi vadisinin bu tepeden iyi incelenebileceği anlaşılıyordu. Ilıca vadisi T‚rk cephesinin g‚ney ‡izgisini oluşturacaktı. Otomobilleri tepenin eteğinde bıraktılar, en yakındaki alaydan yollanan atlara binip ağır ağır tepeye ‡ıktılar. Alay Komutanı Başkomutan'a kendi se‡kin atını ikram etmişti. BU SIRADA R‚sumat IV k‚‡‚k Ordu limanına giriyordu. Bir motor hızla yaklaştı. Gelen Liman Reisi Dursun Bey'di. R‚sumat hız kesti. Reisi gemiye aldılar. Dursun Reis iyi haber getirmemişti: "Bir d‚şman gemisi Samsun'dan bu yana limanları taraya taraya yaklaşıyormuş. Cephaneyi buraya boşaltacaksınız." 320 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Mahmut Bey zengin k‚f‚r koleksiyonundan okkalı bir •rnek sundu. Ordu limanında k‚‡‚k gemilerin bile yanaşabileceği bir iskele yoktu. Reis, y‚k‚n hızla boşaltılması i‡in geminin m‚mk‚n olduğu kadar kıyıya yaklaştırılmasını istiyordu: "Kıyı ile geminin arasına kayıkları yan yana sıralayıp bir k•pr‚ yaparız." Aklı yatan Mahmut Kaptan kısa emirlerle gemiyi ağır ağır kıyıya yaklaştırdı. ˆIKTIKLARI TEPEDEN, doğu-batı doğrultusunda uzanan Ilıca vadisi ger‡ekten iyi g•r‚n‚yordu. Vadinin kuzeyi g‚neye egemendi. Bu durum savunmaya kolaylık ve ‚st‚nl‚k sağlayacaktı. Esas savunma hattının bu vadinin kuzeyinde oluşturulması, 4. Grubun Yıldız Tepe ile Ilıca vadisi arasındaki kesime kaydırılması kararlaştırıldı. 4. Grubun soluna 2. Grup gelecekti. Doğuya doğru iyice ilerde, ‡evreye egemen, heybetli bir dağ vardı. G‚‡l‚ bir d‚rb‚nle ‡evreyi inceleyen Başkomutan sordu: "Şu koyu renkli g‚zel dağın adı ne?" "Mangal Dağı." D‚rb‚n‚ g•z‚nden indirdi. Yere serili olan haritaya baktı, dağı buldu, işaretledi: "Sol kanadımızı bu g‚zel dağa dayayalım. D‚şmanın daha doğuya doğru ilerleme olasılığı belirirse, bu dağı esas savunma hattına katarız." Œğle yemeğini Toydemir'de komutanlarla yiyeceklerdi. İsmet Paşa haritasını toplarken, bir at kişnemesi ve bir erin korku ‡ığlığını duyup başını kaldırdı. M. Kemal Paşa tam ata binerken, bir şeyden ‚rken at parlayın-ca, ayağı ‚zengiden kayıp yere d‚şm‚ş, sol b•ğr‚n‚ b‚y‚k‡e bir taşa ‡arpmıştı. n Fevzi Paşa uzatılan mataradan avucuna boşalttığı su ile M. Kemal Paşa'nın y‚z‚n‚ yıkadı. M. Kemal Paşa g•zlerini araladı, başu-cunda diz ‡•km‚ş İsmet Paşa'nın korku ile terleyen


y‚z‚n‚ g•r‚nce g‚l‚msemeye ‡alıştı: "Merak etme, •nemli değil." Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 321 Zorlukla doğrulup oturdu. İsmet Paşa'ya tutunarak ayağa kalktı. Y‚z‚nden canının yandığı belli oluyordu. Atı tutan seyise seslendi: "ˆocuk, getir onu buraya." Beyaz, g‚zel, uzun bacaklı, •rme yeleli bir attı bu. Yanlış bir şey yaptığının farkmdaymış gibi su‡lu su‡lu duruyordu. Seyis atı yaklaştırdı. M. Kemal Paşa, "Gel ‡ocuğum.." dedi, atın y‚z‚n‚ okşadı, "..senin bir kusurun yok." G•zlerinin arasından •pt‚. Yavaş yavaş tepeden indiler. Sakarya sava ş meydan ı n ı n ana noktalan ile Sakarya sava ş alan ı

R†SUMAT IV kıyıya iyice yaklaşıp sığa oturmadan demir attı. Reisten durumu •ğrenen Ordulu kayık‡ılar, gemiyle kıyı arasında k•pr‚ oluşturmak i‡in ‡ala k‚rek kayıklarını yan yana sıralamaya koyuldular. Bu sırada belediye m‚nadisi sokak sokak dolaşıyor ve Orduluları yardıma ‡ağırıyordu: "Ey ahali! Eli ayağı tutan limana gelsin! D‚şman yetişmeden cephane taşınacaaaaak!" 322 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Her yaştan erkekler, erkek ‡ocuklar limana koştular. Bunlara balık‡ılar, askerlik şubesindeki askerler de katıldı. Sandalların ‚zerine gemiden kıyıya kadar u‡ uca kalaslar dizilip bir geliş gidiş yolu yapılmıştı. D‚şman gelmeden gemiyi boşaltmak gerekiyordu. Cephaneyi ve silahlan g‚‡l‚kle, d‚şe kalka, cambazlık yaparak, askerlik şubesinin taş binasının mahzenine taşımaya başladılar. 2. GRUP •ğleyin G•kpınar'a ulaşmıştı. Burası Sakarya'ya karışan g‚r G•kpınar deresinin kaynağıydı. Dik kayaların dibinden buz gibi duru su fişkırıyordu. Su bol, ‡evre zehir yeşili ‡imen, kaynağın ve derenin kıyıları koyu g•lge d•ken sık ağa‡larla doluydu. Disiplin i‡inde sıralarını bekleyen birliklere soğuk kaynak g•l‚nden kırba, tulum ve testilerle su taşınıyor, sırası gelen askerler, derede zevk ‡ığlıklara ata ata yıkanıyor, daha ilerde de hayvanlar sulanıyordu. Askerler beş sıska koyununu otlatan k‚‡‚k ‡oban Musa'yı sevdiler, aralarına alıp karavanaya ortak ettiler. Cehennem y‚r‚y‚ş‚ bitmişti. Cephe Komutanlığı Grubun •b‚r g‚n akşam Mangal Dağı'na ulaşmasını istiyordu. Selahattin Adil Bey, "Allaha ş‚k‚r, ‡orak b•lgeyi aştık." dedi, "..bundan sonrası kolay. Kapağı cepheye


atınca daha da rahatlarız. D‚şman d‚ş‚ns‚n." Doğru s•yl‚yordu. D‚şman daha g‚nlerce Anadolu'nun sıcağıyla, tozuyla, g•lgesiz ve susuz bozkırıyla boğuşacaktı. AVAM KAMARASI Başkanı, "Mr. Walter Guiness" dedi. Olağan oturumlardan biriydi. Milletvekilleri g•r‚şmeleri s•n‚k bir dikkatle izlemekteydiler. Mr. Guiness ayağa kalktı: "Beyler! Yunan ordusu yine y‚r‚y‚şe ge‡ti. Başbakan Mr. Lloyd George'a g•re en iyi siyasetin bu olduğu anlaşılıyor. Bu pek bencil, hele d‚nya barışının yeniden kurulması bakımından pek felaketli bir siyaset. Bu durumun ‚z‚c‚ sebebi, dış siyasetimizin, Dışişleri Bakanlığımız yerine, doğrudan doğruya Başbakan tarafından y‚r‚t‚lmesiAnkara'ya Y‚r‚y‚ş 323 dir. †z‚lerek s•ylemeliyim ki kendisine deney ve bilgileriyle yararlı tavsiyelerde bulunabilecek olan uzmanlar, pek seyrek olarak g•reve ‡ağrılıyorlar. Ben bu s•zlerimle, Mr. Lloyd George'un danışmanları yoktur demek istemiyorum. Başbakanın •nemli bir danışmanı vardır. Bu •nemli danışman silah t‚ccarı Sir Basil Zaharof'tur.." Topluluk dalgalandı. Dikkatler uyandı. G‚l‚msemeler ve alkışlar duyuldu. "..Bu •nemli kişinin en •nemli •zelliği, Yunan ‡ıkarlarını korumada g•sterdiği azimdir. Eğer Başbakan dış siyasete y•n vermeyi s‚r-d‚recekse, •nce bu ‚lkenin insanlarının seslerine kulak vermelidir." Lloyd George, yanında oturan Mr. Churchill'e, y‚z‚n‚ buruşturarak, "Bir T‚rk dostu daha" diye homurdandı. Cevap vermek i‡in s•z istedi. OTOMOBİLLERLE ‡ok yavaş olarak Polatlı'ya gelmişler, M. Kemal Paşa vagonuna ‡ekilmişti. Yanında Cephe Sağlık M‚d‚r‚ Dr. Murat Cankat vardı. Paşalar ve karargŠhın •nde gelen subayları, derin bir kaygı ve sessizlik i‡inde, yandaki vagonda, muayene sonuncunu bekliyorlardı. Doktor yarım saat sonra bekleyenlerin yanına geldi. Terini sildi. †rkm‚ş g•r‚n‚yordu: "Bir ya da iki kaburga kemiğinin kırıldığını sanıyorum. Biri ciğerini tahriş ediyor. Sesi kısılmaya başladı. R•ntgen ‡ekilmesi gerek." Yalnız Ankara Hastanesi'nde r•ntgen vardı. "•yleyse Ankara'ya gitmek zorunda." "Evet, hemen." İsmet Paşa, yaverine, "Treni hazırlatın.." dedi, topluluğa d•nd‚, "..olayı gizli tutacağız." Refet Paşa'ya ve Cebeci Hastanesi'ne gizlice bilgi u‡uruldu. MR. LLOYD GEORGE •fkeliydi: "...Majestelerinin h‚k‚meti olarak ne yapmamız bekleniyordu? T‚rk milliyet‡ilerini uzlaşmaya zorlamak i‡in Anadolu'nun derinliklerine İngiliz askerleri mi yollayacaktık? Bu imkŠnsız bir şey! Tek ‡are var: Yunanlılarla T‚rkleri sonuna kadar vuruşturmak. Savaşın bir meziyeti de şudur: Taraflara, ger‡eğe saygıda bulunmayı •ğretir. 324 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Œyle ‚mit ediyorum ki barış girişimlerimize karşı ‡ıkan T‚rkler, bu kez ger‡eğe saygı duymasını •ğreneceklerdir." Avam Kamarası'nın ‡oğunluğu, emperyalist siyasetin g‚‡l‚ temsilcisi Lloyd George'u şiddetle alkışladı. Walter Guiness yanındaki milletvekiline, "Başbakan b‚t‚n siyasi sermayesini Yunan atına yatırmış g•r‚n‚yor.." dedi, "..bu at kazanamazsa, iflas edecek." 12 EKREM VE AZİZ H†DAİ Beyler Aksaray'daki g‚venli evde buluştular. Bilgi toplama elemanlarından olumsuz bir mesaj gelmemesi İn-gilizlerde bir kıpırtı olmadığını g•steriyordu. Galiba tehlike atlatılmıştı. Œrg‚t‚ yeniden canlandırmaya karar verdiler. Ankara, motor yakalanmadan •nce, acele 625


subay istemişti. Fazla a‡ılmadan, şimdilik yalnız subay yollama birimini ‡alıştırmak akıllıca olurdu. O gece Ankara'dan izin ve yeni şifre istediler. CEPHANE VE SİLAHLARIN taşınması bitmek ‚zereydi. Kaptan, Reis ve subaylar keyif sigarası yaktıkları sırada Giresun Liman Reisliğinden gecikmiş bir telgraf geldi. Trabzon'dan alınan habere g•re bir Yunan savaş gemisi, Trabzon'u bombalamış, batıya doğru hareket etmişti. Allah kahretsin! Tarih, saat ve mesafeleri hesapladılar. Sonu‡ tatsızdı. Gemi iki saat sonra Ordu'da olabilirdi. Mahmut Kaptan yerinden hopladı, "Ulan ben bu gemiyi batırır, d‚şmana teslim etmem" diye k‚kredi. Genelkurmay'ın emri b•yleydi zaten. Hi‡bir gemi d‚şmana teslim edilmeyecekti. Ama kaptanın y‚z‚ne inanılmaz bir karar verenlere •zg‚ bir tuhaflık yayılmıştı. "Ne oldu?" "Aklıma bir delilik geldi." "Ne?" Reise d•nd‚: "Gerektiğinde gemi i‡in k•m‚r bulabilir miyiz?" "Fındık kabuğundan ŠlŠ k•m‚r olur mu?" "Makine yağı i‡in..." Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 325 "Fındık yağı ne g‚ne duruyor?" Kaptan subaylara bağırdı: "Y‚r‚y‚n, gemiye gidiyoruz." Mermi gibi odadan ‡ıktılar. Gemiye ge‡tiler. M‚rettebat cephanenin boşaltılması işine yardım etmiş, dehşetli yorulmuştu. Oraya buraya serilmiş, dinleniyorlardı. "Toplanın!" Herkes toplandı. "İki d‚şman gemisinin arasında sıkıştık. Komutanlığın emri, bu gibi durumlarda geminin batırılıp d‚şmana teslim edilmemesidir. Ben diyorum ki, gemiyi •yle batıralım ki d‚şman ‡ekip gidince suyunu boşaltıp tekrar y‚zd‚rebilelim. Var mısınız?" M‚rettebat bu ‡•z‚me bayıldı. Ara‡lar, gere‡ler, haritalar, resmi ve •zel eşyalar kıyıya taşındı. Gemi, makinelerinin b‚t‚n g‚c‚yle sığlığa s‚r‚ld‚. Kiniştin valfı s•k‚ld‚. Gemi su dolarken, reisin motoruyla gemiden ayrıldılar. R‚sumat IV'‚n g•vdesi, makine dairesi, k•m‚rl‚ğ‚, ambarları, g‚verte altları ağız ağıza suyla dolup battı ve kuma oturdu. İki direği, bacası ve kaptan k•şk‚ su ‚st‚nde kalmıştı. Mahmut Kaptan, kaptan k•şk‚n‚n birka‡ camını kırdırdı, dışını yanık yağla kirlettirip kararttı. Œn g‚verte denizle bir hizadaydı. Sahte bir yangın i‡in g‚vertenin burun kısmına bir teneke gaz d•k‚p yaktılar. Karaya ‡ıktılar. Kaptan, "Vay benim g‚zel gemiciğim.." diye dertlendi, "..her kılığa girmiş, bir denizaltı olmamıştı, onu da oldu." REFET PAŞA, KŠzım Paşa, M‚steşar Albay Ali Hikmet Ayer-dem, Salih Bozok ile Muzaffer Kılı‡ başhekimin odasında sonucu bekliyorlardı. Doktorlar Başkomutan'ı, r•ntgeninin ‡ekilmesi ve muayene edilmesi i‡in alıp g•t‚rm‚şlerdi. Sol kaburgalarından birinin kırık olduğu anlaşıldı.12a Kırık kaburganın ucu akciğeri •rseliyordu. Kaburga al‡ıya alınamadığı i‡in Dr. Mim Kemal Œke, belden yukarısını kalınca bir band ile sıkıca sardı. Kırık kaburganın zamanla kaynayıp iyileşmesi beklenecekti. 326 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Dr. Adnan Adıvar, Dr. Refik Saydam, Dr. Şemsettin Bey, Dr. Murat Cankat ayaktaydılar. Arkalarında Nesrin Hemşire duruyordu.


Mim Kemal Bey, "Paşam.." dedi saygıyla, "..yatarak, az hareket ederek dinlenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde kaburgadaki kırık, ciğerdeki tahriş, başımıza ‡ok iş a‡ar. Velhasıl cepheye d•nmeniz m‚mk‚n değil. Yoksa." S•z‚n‚ tamamlamak i‡in yumuşak bir s•zc‚k aradı, bulamadı: "..•l‚rs‚n‚z." 13 Œteki doktorlar başlarını sallayarak Dr. Mim Kemal Bey'i onayladılar. Mustafa Kemal Paşa ˆankaya'ya d•nd‚. BAZI MALTA S†RG†NLERİNİ ka‡ıracak olan Basri Bey bug‚n Roma'ya gelmişti. Roma'da İstanbul'u Osman Nizami Paşa, Ankara'yı Cami Baykurt temsil ediyordu. İstanbul'un İttihat‡ılara yardım etmesi d‚ş‚n‚lemezdi. Ayağının tozuyla Ankara Temsilciliğine başvurdu. Ataşemiliter Albay M‚mtaz Bey Basri Bey'e yardımcı olarak yanındaki subaylardan İtalyanca bilen Y‚zbaşı Muhlis'i verdi. Basri Bey ve y‚zbaşı, ertesi g‚n‚ Sicilya'ya ge‡ecek, y‚zbaşı on g‚n sonra d•necekti: "Bağlantılar yapıldı Albayım. İş tamam." YUNAN ORDU KARARGŽHI Hamidiye k•y‚ne gelmişti. B‚y‚k toplantı ‡adırı kurulmuş, serinlik sağlamak i‡in d•rt yanındaki etekleri toplanıp a‡ılmıştı. Komutan, Veliaht, General Stratigos ve başlıca kurmaylar, uzun, portatif bir masanın ‡evresinde oturuyorlardı. Albay Pallis, "G‚neye ‡ark etmek i‡in gereken ‡izgiye ulaştık." dedi, "..beş t‚menimiz, yarın dinlenip hazırlık yapacaklar. Œb‚r g‚n g‚neye y•nelecekler. En g‚neydeki İkinci Kolordumuz ise doğuya doğru ilerlemeye devam edecek, t‚menlerin Sakarya k•pr‚lerinden g‚neye ge‡mesini koruyacak." Stratigos y‚z‚n‚ buruşturdu. Y‚r‚y‚ş planının zaman yitimine yol a‡tığına inanıyordu. D‚ş‚ncesini s•yleyecekken, Spridonos, "Ciddi bir sorunum var" diye •ne atıldı. "Ne?" Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 327 "Birlikler ekmek ‡uvallarımı geri g•ndermiyorlar." Albay Sariyanis bu şikŠyete ‡ok i‡erledi: "Buraya getirilecek sorun mu bu?" "Haklısın ama bu y‚zden her g‚n sekiz bin yeni ‡uval bulmak zorundayım. Bu ne kadar s‚re m‚mk‚n olabilir?" 13a Sariyanis elini Spridonos'u aşağılarcasına salladı: "Her şeyi b‚y‚t‚yorsun." "B‚y‚t‚yorum ha? Ordu ekmeksiz kaldığı g‚n bu s•z‚n‚ hatırlatacağım."

General Papulas kurmaylar ı ile

DOĞUDAN VE BATIDAN gelen iki Yunan savaş gemisi, akşam inerken, Ordu limanının a‡ığında buluştu. Aralarında ışık ve bayraklarla haberleştikten sonra, biri limana yaklaşıp durdu. Halk ve denizciler dağılıp gizlenmiş, kayık‡ılarla balık‡ılar her zamanki gibi kahvelerindeki yerlerini almışlardı. Birka‡ meraklı da kıyıda durmuş, yanan gemiyi seyrediyordu.


Yunan subayları d‚rb‚nle limanı ve kıyıyı taramaya başladılar. Savaş gemisinden denize indirilen on iki ‡ifte bir sandal ile silahlı bir m‚freze limana girdi. Batan geminin ‡evresinde dolandılar, R‚sumat olup olmadığını denetlediler. Bir t‚rl‚ yakalayamadıkları gemiyi iyi tanırlardı. Evet, yanmaya devam eden bu batık gemi oydu. Baş taraftaki yalancı yangın, Mahmut Kaptan'ın hesabına aykırı olarak yayılmış, •n direği de sarmıştı. Kalın direk b‚y‚k bir g‚r‚lt‚yle yıkıldı. †rken Yunanlılar uzaklaşıp gemilerine d•nd‚ler. Kuru sıkı 328 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu bir z tfer atışından sonra doğudan gelen gemi batıya, batıdan gelen de doğuya hareket etti. Kayıklar R‚sumat'ın ‡evresini aldı. Kayık‡ılar, balık‡ılar kova kova su d•kerek ciddileşen yangını s•nd‚rd‚ler. Devrilen direği kıyıya ‡ektiler. Mahmut Kaptan, "Yanan gemi taklidini bu kadar iyi yapmak şart mıydı a haspa?" diye bağırıyordu. Ş‚k‚r yakalanmamışlardı. Ah bir de sabahleyin gemiyi y‚zd‚rebilselerdi. ˆ ankaya K •ş k ‚

PAŞASININ kaza ge‡irdiğini •ğrenen Fikriye Hanım az kalsın bayılacaktı. Kendini zorlukla toparladı, Paşa'yı b‚y‚k bir şefkatle yukarıya, yatak odasına ‡ıkardı. Salih Bozok, Dr. Murat Cankat, yaver Muzaffer Kılı‡ alt kattaki salona ge‡tiler. Az sonra Abdurrahim de aşağıya indi. G•zleri dolu dolu Salih Bozok'a sokuldu. Hi‡ konuşmadan oturdular. Olayı duyup telaşlanan birka‡ Bakan geldi. Fikriye Hanım misafirleri Paşa'nın yanına ‡ıkardı. Az sonra hızla aşağıya indi. Dr. Murat Bey'e, g•zleri korku i‡inde, "Bakanlara yarın cepheye d•neceğini s•yl‚yor.." dedi, "..d•nebilir mi?" Dr. Murat Bey h‚z‚nle g‚l‚msedi: "Bakanların maneviyatı bozulmasın diye •yle s•yl‚yordur. ˆ‚nk‚ d•nmesi m‚mk‚n değil. En azından iki hafta yatması gerek." 14 Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 329 2 NUMARALI koğuşta sadece iki yatak doluydu. Birinde Faruk yatıyordu, •tekinde ateşten inleyen bir yaralı. Kalan yirmi k‚sur yatak boş ve dağınıktı. Faruk, k‚‡‚k idare lambasının zayıf ışığında, sırt ‚st‚, g•zleri kapalı, bu akşam n•bet‡i olan Nesrin'in gelmesini bekliyordu. N•bet‡i hemşirelerin koğuşları denetleme saatiydi. ˆok iyi tanıdığı zarif ayak sesleri duyuldu, yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı, koğuşa girdi. Faruk bir ‡ığlık bekliyordu. Beklediği oldu. Nesrin ‡ığlığı bastı: "Aaaaaaaaaa! Bu yaralılara ne oldu Faruk Bey? Nerede bunlar?" Faruk oturdu: "Galiba Beyoğlu'na ‡ıktılar.." Ayaklarını karyoladan yere sarkıttı: "..Pinti felekten bir gece ‡alacaklar." "Şaka yapmayın ne olur."


"Peki. Ka‡tılar Nesrin Hanım." Nesrin isyan etti: "Neden ama?" "Cepheye d•nmek istiyorlardı. Doktorlar izin vermeyince, ka‡tılar." 15 "Hi‡biri daha iyileşmemişti ki." "Zararı yok. Cephenin havası, karavanası insanı hastaneden daha ‡abuk iyi eder." Nesrin kapıya y‚r‚d‚: "Ben olayı n•bet‡i doktora bildirmek zorundayım." Faruk uzanıp kızın elini yakaladı: "Hayır, durun l‚tfen. D‚n ka‡acaklardı. Bu akşam ka‡malarını ben tavsiye ettim. ˆ‚nk‚ sizin n•bet‡i olacağınızı biliyordum, ricamı dikkate alacağınıza g‚veniyordum. Ka‡akların istasyona ulaşıp cephe trenine binmeleri i‡in bir yarım saate daha ihtiya‡ları var. Sonra hastaneyi ayağa kaldırabilirsiniz. Şimdi l‚tfen şuraya oturun. Bir yarım saat‡ik dinlenmenizi rica ediyorum." Nesrin'i yanındaki yatağa oturttu. Kızın k‚‡‚k eli hŠlŠ kocaman avucunun i‡indeydi. Fark edince utandı: "Ah affedersiniz." Telaşla elini ‡ekti. 330 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu CEPHE KURMAY KURULUNUN gece toplantısı s‚r‚yordu. İkinci Şube M‚d‚r‚ Binbaşı Tahsin Alag•z toplanan bilgileri sunmuştu. Son olarak, Afyon'dan alınan haberi verdi: "İzmir'den Afyon'a gelen Delibaş Mehmet, ‡etesiyle birlikte d‚n Afyon'dan ayrılmış. Haberi yollayan arkadaşımız Konya'ya ge‡tiğini tahmin ediyor." 16 İsmet Paşa hi‡ beklemedikleri bir şey yaptı, galiz bir asker k‚fr‚ savurdu, sonra da, "Bu it yine dini alet edip cahilleri azdırmaya ‡alışacaktır." dedi, "..Valiye acele bilgi verin. Geri hizmetteki erlerden bir birlik kurup bu Yunan uşaklarını tepelesin." "Baş‚st‚ne." "Ben dindar bir aileden geliyorum. Dindar bir insanım. Dinimizin ‚zerinde ‡ok d‚ş‚nm‚ş‚md‚r. Sizler de dindarsınız. Elbet siz de dinimiz ‚zerinde d‚ş‚nm‚şs‚n‚zd‚r. Size ve kendime soruyorum: İslamlık, isteyenin istediği yere ‡ekebileceği, hainlik i‡in de kullanılmaya elverişli, lastikli, her emele uydurulabilir bir din midir?" Yaşlı, gen‡ subaylar itiraz ettiler: "Hayır!" "Haklısınız. Ama genel duruma bir bakalım. Anadolu'daki bir‡ok din bilgini, m‚ft‚, imam, hoca bizi destekliyor. Ama buna karşılık Osmanlı Şeyh‚lislamı vatanı savunanların •ld‚r‚lmesinin din g•revi olduğu hakkında fetva verebildi. İstanbul'da pek ‡ok din adamı, din bilgini var. Dinin siyasete alet edilmesinin en pis •rneği olan bu fetvaya hi‡biri karşı ‡ıkmadı, hepsi susarak destek verdi. İstiklal ordusuna ve idaresine karşı d‚zenlenen isyanların ‡oğunda din silahı kullanıldı ve etkili oldu. Bazı din dernekleri bildiriler yayımlayarak halkı istiklal idaresine karşı gelmeye ‡ağırdılar. Birtakım din adamları isyanlarda başı ‡ektiler. İsyancılar, kuva-yı milliyecileri, subayları, askerleri, vatan savunmasını destekleyen yurtsever din bilginlerini, m‚ft‚leri din gereğidir diye •ld‚rd‚ler, din gereğidir diye d‚şmana yardımcı oldular.17 Bazıları hŠlŠ yardımcı oluyor. Mesela Tekirdağ M‚ft‚s‚, mesela Bursa M‚ft‚s‚, mesela Feraizci Hoca.18 Edirne M‚ft‚s‚ Hilmi Efendi Venizelos'un sağlığı i‡in dua ediyor.18a Anza-vur, 'Yunanlılar bizim dostumuzdur, padişahın emir ve rızası hilafına olarak onlara silah ‡ekmek k‚f‚rd‚r, isyandır' diyor, Adliye Nazırı Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 331 Ali R‚şt‚ Efendi gazetelere deme‡ verip, 'Yunan ordusunun başarısı i‡in dua ediniz' diyor, Divitli Eşref Hoca, 'İngilizlere meydan okuyoruz, bu en b‚y‚k k‚f‚rd‚r' diyor.19


Bu nasıl iş? Dinimiz d‚şmana hizmet etmeyi, hainliği, işbirlik‡‚iği, sefilliği, s‚r‚nmeyi, geri kalmayı, yenilmeyi, esir olmayı, şerefsizliği caiz g•ren bir din midir? Hi‡bir din caiz g•rmez. İslamiyet hi‡ g•rmez. Œyleyse bu yapılanlar, bu yaşadıklarımız ne? Nedir bu utan‡ verici olayların sebebi? Bunun bir a‡ıklaması olmak gerekir. Medreselerde milli duygudan, istiklal fikrinden, yurt sevgisinden yoksun yetiştirilmiş olmak mı, din eğitiminin yetersizliği mi, din eğitimi verenlerin cahilliği mi, din devleti olmanın etkisi mi, son y‚z yıllık ezik Osmanlı ruhu mu, dine g•m‚l‚p hayatı izlememek mi, İslamlığı hi‡ anlamamış olmak mı, dini orta‡ağ kafasıyla yorumlamak mı, yoksa başka bir şey mi? Ne? Hangisi? Neden b‚t‚n M‚sl‚man ‚lkeler geri, sefil, esir? Bunun sebebini saptamak, dinin vatan ve millet aleyhine, ‡ıkar i‡in, ticaret i‡in, siyaset i‡in, karanlık emeller ve yanlış ama‡lar i‡in kullanılmasını, s•m‚r‚lmesini •nlemek, bunun i‡in gerekeni yapmak zorundayız. ˆ‚nk‚ biz dindar bir milletiz. Din bizde her zaman etkili olacaktır. Yoksa bu acı olayları s‚rekli yaşayacağımızdan korkarım." NESRİN koğuşta, ka‡akların cephe trenine binmesi i‡in gerekli zamanın dolmasını bekliyor ve al‡ak sesle Faruk'a bug‚n tanık olduğu b‚y‚k sahneyi anlatıyordu: "Doktor Mim Kemal Bey, kırık kaburga oynayıp da ciğeri tahriş etmesin diye geniş bir bandla Paşa'nın g•ğs‚n‚ sıkı sıkı sardı ve cepheye d•nemeyeceğini s•yledi. Paşa hi‡ sesini ‡ıkarmadı." "İtiraz etmedi mi?" "Hayır." Faruk hemen teşhisini koydu: "Œyleyse kafasına koymuş, o da ka‡acak." 332 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ANKARA, •rg‚t‚n 'Felah' adıyla yeniden ‡alışmaya başlamasını uygun bulmuş ve yeni şifre vermişti. Milli Savunma Bakanlığı, istiklal ordusu i‡in 'sicili d‚zg‚n, sağlığı ve aile hayatı iyi subay' istiyordu. Bu nitelikteki subaylar •rg‚t aracılığıyla Anadolu'ya davet edilir, daveti kabul etmeyenler 'vatan haini olarak' kabul edilip bu durum dosyalarına işlenirdi. Daveti kabul eden bekŠrlara 25, evlilere 35-50 lira yolluk ve har‡lık veriliyordu. Œrg‚t‚n bu işle ilgili şubesi kolları yeniden sıvadı. MAHMUT KAPTAN, subaylar, tayfalar, Dursun Reis, kayık‡ılar, balık‡ılar, liman g•revlileri, meraklılar g‚n ışırken kalktılar. Gemi y‚zd‚r‚lecekti. Ama nasıl? Mahmut Kaptan sıkıntıdan kaşınıp duruyordu. Gemiyi y‚zd‚rmek, batırmak gibi kolay değildi. Œnce birinin makine dairesine dalıp kiniştin valfını yerine takması gerekiyordu. Sıkıntısını •ğrenen Dursun Reis kaptanın omuzuna vurdu: "Y‚zbaşım, bizim Hamdi diye bir oğlumuz var, derin su balığı gibidir. Tarif et, kiniştin valfını yerine takar, hi‡ merak etme. Geminin suyunu da biz boşaltırız, ‚z‚lme." K‚‡‚k Hamdi birka‡ kez makine dairesini dolduran kirli, yağlı, karanlık suya daldı, ne yapması gerektiğini •ğrendi. Sahiden balık gibiydi. Sonunda kiniştin valfını yerine taktı. İlk sınavı atlatmışlardı. Belediyenin g•reve ‡ağırdığı Ordulu kadınlar, kızlar, ellerinde kovalar, bakra‡lar, g‚ğ‚mler, taslarla s•k‚n ettiler, kayıklara binip gemiyi kuşattılar. T‚rk‚ s•yleyerek suyu boşaltmaya başladılar: Ordu'nun dereleri


Aksa yukarı aksa Vermem seni ellere Ordu €st€me kalksa... TARİHˆİ Yusuf Ak‡ura, İstanbul'daki rahatını tepip Anadolu'ya ge‡en 45 yaşında bir ‚niversite hocasıydı. Batı Cephesi Komutanlı-ğı'na başvurarak orduda bir g•rev istemiş, İsmet Paşa da bu yurtsever aydını saygıyla karşılayarak Cephe KarargŠhında g•revlendirmişti. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 333 Bayram dolayısıyla Polatlı'dan Ankara'ya izinli gelen Ak‡ura, Dr. Adnan Bey'i ve Halide Hanım'ı ziyaret etti. Bir ara dedi ki: "Refik Halit Anadolu'ya s‚rg‚n edilmeseydi, o g‚zel Memleket HikŠyeleri'ni yazamazdı. Anadolu'yu o sayede g•rd‚. Osmanlı aydını yalnız İstanbul'u bilir, rahatını sever. D‚nyası İstanbul'dan ibarettir. Anadolu'da yaşamayı g•ze alamaz. Oysa aydınlarımızın g•rev alma zamanı geldi. Cephede, cephe gerisinde, Anadolu'da aydınlara d‚şen o kadar ‡ok iş var ki." Ak‡ura'nın s•zleri y‚z‚nden Halide Edip Hanım b‚t‚n gece uyuyamayacaktı. HALİDE EDİP HANIM verdiği kararı sabah Dr. Adnan Bey'e a‡ıkladı. Adnan Bey ancak bir saat karşı durabildi. Halide Edip Ha-nım'ın bir •zelliği vardı: En doğru d‚ş‚nd‚ğ‚ne, hep haklı olduğuna inanır ve aklına koyduğunu da yapardı. M. Kemal Paşa'ya bir mektup yazıp bir aydın olarak cephede bir g•rev istedi.20 Adnan Bey Halide Hanım'ın heyecanını kırmamak i‡in M. Kemal Paşa'nın Ankara'da olduğunu, cepheye gidemeyeceğini s•ylemedi. SALİH, Muzaffer ve Muhafız Taburu Komutanı Y‚zbaşı İsmail Hakkı Bey, belki Paşa'nın bir emri olur diye erkenden gelmişler, yemek salonunda oturuyorladı. Bir ayak sesi duyuldu. Salih ayağa kalkmaya davranınca, İsmail Hakkı elini tuttu: "Telaşlanma, Fikriye Hanım'dır." Merdivenden Fikriye Hanım değil, M. Kemal Paşa indi. Tıraş olmuş, giyinmişti. †‡‚ de ayağa fırladılar. Salih ağlamaklı, "Aman Paşam.." dedi, "..niye kalktınız?" "B•yle g‚nde yatılır mı ‡ocuk?" Sesi iyice kısılmıştı: "İsmail Hakkı, taburunu topla, yarın cepheye hareket et." "Baş‚st‚ne." Salih Bozok'a d•nd‚: "Trenlerde arkalığı •ne arkaya hareket ettirilebilir koltuklar olurdu. Bana arkalığı •yle olan bir koltuk bulun. Belki demiryolu am334 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu barında vardır. KŠzım Paşa'ya haber verin. Bir saat sonra cepheye hareket edeceğiz.21 Albay Asım Bey'i de bulun. O da bizimle gelsin. Siz de hazırlanın." "Ama Paşam, doktor..." "Dediğimi yapın." "Peki." İki yaver ve Y‚zbaşı İsmail Hakkı azap i‡inde ‡ıkarlarken Fikriye Hanım Paşa'nın yanına gelip durdu, sitemle baktı. Paşa, Fikriye Hanım'a tutunarak yavaş‡a oturdu. Elinden ‡ekerek Fikriye Hanım'ı da oturttu. "Bu kazayı anneme yazma." "Yazmam." "Teşekk‚r ederim. Zavallı kadın, benden yana hep acı i‡inde yaşadı. Ya hapisteyim, ya s‚rg‚nde, ya savaşta. İdama mahkŒm olduğumu bile duydu.." Gen‡ kadının elini okşadı: "..Sen de ‚z‚lme. Allah bana yardım edecektir." VECİHİ sevin‡ i‡indeydi. Muğla demircilerinin yardımıyla kırık kısımlar onarılmış, sihirbaz Eşref Usta da motoru ‡alıştırmayı başarmıştı. İtalyanlar nazlanmadan motor yağı ile u‡ak


benzini verdiler. Geride u‡ağı bezle kaplamak ve uydurma emayit ile gerip kay-ganlaştırmak kalmıştı. Sonra, ver elini Ankara! 2. GRUBUN •nc‚ koluyla 4. Grubun ileri bir karakolu İnlerkat-rancı'nın g‚neyinde karşılaştılar. ‹ok heyecan verici bir buluşma oldu bu. Birbirlerini tanımıyorlardı. Ama vatan savaşı i‡in •l‚me birlikte y‚r‚yeceklerini biliyorlardı. Sarılıp •p‚şt‚ler, bir s•ğ‚t ağacının altına ‡•kt‚ler, sigaraları tellendirdiler. Biraz sohbet ettiler. Sigaralar bitince helalleşip ayrıldılar. Yolu •ğrenen •nc‚ geri d•nd‚. 2. Grup bug‚n dinleniyordu. Sabah arabaları ve kağnıları ile buraya kadar gelen yiğit kadınlarla vedalaşılacaktı. Onlar Akşehir'e d•Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 335 necekler, grup y‚r‚y‚şe ge‡erek cephenin sol kanadında, Mangal Dağı ‡evresindeki yerini alacaktı. R†SUMAT'ın makine dairesine, ambarlarına dolan suyun b‚y‚k‡e b•l‚m‚ boşaltılmış ama gemi y‚zmemişti. Suyun t‚m‚n‚ boşaltmak gerekiyordu. Eldeki imkŠnlarla ancak bu kadar başarılabil-mişti. Dost bir geminin Ordu'ya uğramasını beklemeye başladılar. O g‚n İstanbul'daki Yunan Y‚ksek Komiserliği'nden gayretkeş bir g•revli, bir Rum gazetesine R‚sumat No. IV adlı ka‡ak‡ı T‚rk gemisinin Ordu limanında batırılıp yakıldığı haberini sızdıracak, haber iki g‚n sonra bir Batum gazetesinde de yayımlanacaktı. KARARG’H TRENİ Ankara'dan sessizce hareket etti. Malı-k•y'de durdu. İki otomobil istasyonda bekliyordu. Başkomutanlık, Genelkurmay ve Cephe Komutanlığı karargŠhları Malık•y yakınındaki Alag•z'e alınmışlardı. Yeni karargŠha hareket ettiler. K‚‡‚k Alag•z ‡iftliği b‚y‚k bir ordugŠh olmuştu. Her yanı subaylar, askerler, ‡eşit ‡eşit ‡adırlar, arabalar, atlar, telsiz antenleri, telefon ve telgraf direkleri kaplamıştı. B‚y‚k Savaş'tan kalma birka‡ da demir tekerlekli kamyon vardı. T‚rk ordusunun ‡ok uzun yıllardır bu kadar canlı bir başkomutanlık karargŠhı olmamıştı. Otomobiller T‚rkoğlu Ali Ağa'nın iki katlı, b‚y‚k‡e evinin •n‚nde durdular. Ev Başkomutan i‡in hazırlanmış, telefon ve telgraf bağlanmıştı. Orduda bulunan tek asetilen (karpit) lambası da, ‡ok ışık verdiği i‡in Başkomutan'a ayrılmıştı. Paşalar ile Başkomutanlık Sekreterliği g•revlileri evin •n‚nde bekliyorlardı. Paşalar kucaklaştılar. †st kata ‡ıkıldı. Bu katta Başkomutan'ın ‡alışma ve yatak odası ile yemek ve yaverlik odası bulunuyordu. Demiryolu ambarında bulunan arkalığı hareketli koltuğu birlikte getirmişlerdi. Muzaffer Kılı‡ ile Ali Metin ‹avuş koltuğu ‡alışma odasındaki k‚‡‚k masanın yanına yerleştirdiler. Odada birka‡ iskemle, yerde k‚‡‚k bir halı vardı. Neşeyle kahve i‡tiler. M. Kemal Paşa iyi g•r‚nmeye ‡alışıyordu ama kımıldadık‡a acıdan y‚z‚ terlemekteydi. 336 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Alag • z Kararg Š h ı

Paşaları neşelendiren bir haber verdi: "Halide Edip Hanım cephede bir g•rev istiyor." İsmet Paşa Halide Hanım'ı sayardı, bu isteğinden dolayı daha da saygı duydu. T‚rkiye bir savaş kahramanından daha cesur bu •nc‚ kadınlar sayesinde, ilkel bir toplum olmaktan kurtulacaktı. "Kaydını g•n‚ll‚ er olarak yaparım. KarargŠhta ‡alışır." KŠzım Paşa İsmet Paşa'nın omuzuna dokundu: "D‚nyada, ‚nl‚ bir kadın yazarın er olarak g•rev aldığı ilk ordu karargŠhı seninki olacak." Paşa gururla baktı: "Evet." Sohbet iyiydi ama iş yoğundu. İsmet Paşa Albay Asım G‚nd‚z'le birlikte karargŠhına d•nd‚.22 Yeni Kurmay Başkanı Albay Asım G‚nd‚z saygıyla karşılandı. Bug‚n karargŠhta y‚zler g‚l‚yordu. Başkomutan d•nm‚ş, yeni asker katılımı s‚rm‚ş, onarımdan gelenlerle birlikte top sayısı 166'ya ‡ıkmış, yeteri kadar 75 mm.lik mermi gelmişti. M‚rettep Kolordu sağ kanada yetişmiş, 2. Grup sol kanada yaklaşmıştı. Halkın verdiği iki Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 337 binden fazla kılı‡, pala ve yatağan, ayrıca Ankara tamirhanesinde yapılmış mızraklar s‚varilere dağıtılmak ‚zere Cephe karargŠhına teslim edilmişti. Binbaşı Kemal Bey bile iyimserdi bug‚n. İsmet Paşa memnun g‚l‚msedi: "Ama biz askerliğin altın kuralına uyup en k•t‚, en uzak olasılığa da hazırlıklı olmalıyız." İstihkŠm Albayı Ahmet Ş‚kr‚ Bey'e baktı: "..Gerektiğinde Polatlı'dan Ankara'ya kadar demiryolu makaslarını, su pompalarını, istasyonları ve telgraf hatlarını tahrip edebilmek i‡in şimdiden •nlemini al." 23 "Emredersiniz." Ankara'da da Milli Savunma Bakanlığı, bir yenilgi halinde Ankara'yı Yunanlılara yıkıntı olarak teslim etmek amacıyla b‚t‚n tesis ve işe yarar binaların tahribi i‡in sessizce hazırlık yapıyordu.24 ŒĞLEDEN SONRA Ordu'ya, Karadeniz hattında ‡alışan İtalyan bandıralı Remo adlı yolcu gemisi geldi. Y‚k indirilirken Dursun Reis ve kaptan gemiye ‡ıktılar. Durumu anlatıp İtalyan kaptandan yardım istediler. Kaptan R‚sumat'ın ser‚venini dinleyince heyecanlandı. Bu kahramanlara yardım etmemek


denizcilik ruhuna ihanet olacaktı. Geminin g‚‡l‚ su boşaltma tulumbasını verdi. İş bitene kadar da bekledi. Ama R‚sumat kuma •yle oturmuştu ki su iyice boşaltıldığı halde y‚zemedi. Œyle batık olarak duruyordu. ˆare, makineleri var kuvvetiyle ‡alıştırıp gemiyi yerinden oynatmaktı. Belediyenin ‡uval ‡uval yolladığı fındık kabuğu ile ocaklar doldurulup kazanlar fayrap edildi. Makineler fındık yağı ile temizlenip yağlandı. Makinelerin pirin‡, ‡elik, demir par‡aları yeni gibi olmuştu. Teğmen Cevat Talu, y‚z‚ g•z‚ yağ i‡inde, bağırdı: "Bu fındık ne m‚barek şeymiş Reis!" "Œyledir oğul. Kabuğu bile nimettir." Akşama doğru motorları tam yol tornistan ‡alıştırdılar. Limanın kıyıları, kayık ve taka iskeleleri, kahveler Ordulularla doluydu. Dualar, haykırışlar arasında gemi titredi, sallandı, zangırdadı, birden kı338 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

mıldayarak kumdan kurtulup y‚zd‚! Binlerce sevin‡ ‡ığlığı, havai fişekler gibi g•ğe y‚kseldi. Mahmut Kaptan, "Ah yavrum.." dedi, "..y‚z‚yor, dalıyor, ‡ıkıyor, bir g‚n de u‡arsa hi‡ şaşmam." Gemiye ‡ıktı, diz ‡•k‚p g‚vertenin ıslak tahtalarını •pt‚. Ertesi g‚n‚ gemiyi elden ge‡irip yolculuğa hazırlayacaklardı. CEPHE GERİSİNDE kalmış akıncıların g•revi telgraf ve telefon hatlarını kesmek, demiryolunu bozmak, k•pr‚leri atmak, pusu kurmak, baskın vermek, ikmal kollarını vurup haber toplamaktı. Bu g•revleri yerine getirirken kimlerin Yunanlılara muhbirlik, casusluk, uşaklık ettiğini, kimlerin Yunan efendilerine g‚venerek halka zorbalık ve zul‚m yaptığını da duyup •ğrenmekteydiler. Zaman bulduk‡a, bu işbirlik‡ileri ve fırsat d‚şk‚nlerini uyarıyor, namuslu olmaya ‡ağırıyor, hainlikte ısrar edenlere cezalarını veriyorlardı. Asker ve sivillerden kurulu 15 No.lu akıncı kolu, on kişilik bir Yunan m‚frezesinin kaldığı K•zl‚ce k•y‚n‚ ve muhtarı Sefer Ağa'yı defterine almıştı. Uygun bir zaman kollamaktaydılar. O zaman gelmişti. Bir g‚n •nce yola ‡ıkmış, gece yol almış, g‚nd‚z gizlenmişlerdi. Bu gece de durmadan y‚r‚m‚şlerdi. Şafak s•kerken ‚‡e ayrıldılar. Her grupta on kişi vardı. Sessizce ilerlediler. Sel yatağından, bah‡eler arasından, ‡itlerin arkasından k•ye yaklaştılar. K•pekler havlamaya başladı. Yunanca bağırtılar duyuldu. Hızlandılar. Birinci grup muhtarın avlusunu ‡eviren duvarın ‚zerinden i‡eri atladı. Hırlayarak saldıran k•peği lahzada boğup susturdular. İkinci ve ‚‡‚nc‚ gruplar bu sırada, ‚st katında askerlerin kaldığı karakolu iki yandan ‡evirmişlerdi. Kapıda ikisi giyimli, biri yataktan fırlamış, yarı ‡ıplak, elleri tetikte ‚‡ asker vardı. Evden telaşlı sesler geliyordu. İki kurt k•peği havlayarak ‚zerlerine koştu. İkinci grup kurt k•peklerini ve kapıdakileri vurdu, ateş ederek eve y‚r‚d‚. Evin pencere kepenkleri, camları, pervazları, sa‡akları, doğramaları par‡alanıp dağılıyor, duvarları par‡a par‡a d•k‚l‚yordu. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 339 †‡‚nc‚ grup evin arkasına ge‡ip otların i‡ine uzanmış sessizce beklemekteydi. Arkadan ka‡maya yeltenen askerleri teker teker devirdiler. K•y uyanmıştı. Birinci grup muhtarı itekleyerek k•y meydanına getirdi. Korkudan g•zleri b‚y‚m‚ş, rengi kire‡ beyazı olmuştu. Başı a‡ık, ayakları ‡ıplaktı. K•yl‚ler meydanın ‡evresini doldurdular.


Muhtarın b•yle cascavlak yakalanmış olmasına ‡oğunun ‡ok sevindiği belli oluyordu. Akıncı kolunun komutanı Teğmen Abdullah, "Bu deyyusun ne mal olduğunu biliyoruz.." dedi, "..onca rezilliği tek başına mı yaptı bu Allahsız? Yardımcıları, avaneleri, aferincileri kimdir?" K•yl‚ korkuyordu daha. Kimsenin sesi ‡ıkmadı. Teğmen ‚steleyince, yaşlı bir kadın, elini uzattı: "Aha biri şu!" Otuz akıncının g•z‚ o yana d•nd‚. Kadın, orta yaşlı, kırmızı y‚zl‚, değirmi sakallı birini g•steriyordu. Adam akıbetini anladı, dizlerinin ‚st‚ne d‚şt‚: "Hayır! Yalan s•yl‚yor!" Kavruk bir k•yl‚ ortaya atıldı: "Sus namussuz!" Hepsi birden konuşmaya ve kimlerin neler yaptığını ağlayarak anlatmaya başladılar. K‚llenmiş acılar yeniden alevlenmişti. K•ydeki hainlerin sayısı ‡ok değildi ama anlatılanlar, akıncıların midesini bulandırdı. Bir‡ok k•yde, kasabada, ‡ok olmasa bile, bunlar gibi satılıklar ya da g•n‚ll‚ işbirlik‡iler eksik değildi. Akıncılar bunlara 'M‚sl‚man gŠvuru' diyorlardı. Teğmenin, bu ‡‚r‚m‚ş insanlardan dert yandığı bir y•netici, "İyi ki bu savaş oldu da ne durumda olduğumuzu anladık, bu hastalığın farkına vardık.." demişti, "..yalnız k•ylerde değil ki, şehirlerde de hayli ‡‚r‚k var. Hele İstanbul y•netimi ‡‚r‚k dolu. ˆ‚r‚meyi durdurup yok edecek tek ‡are eğitimdir. Ama şimdiki gibi yetersiz, ilkel, ezberci, kaderci, ‡ağdışı medrese, cami eğitimi değil, sahici eğitim. ˆocuklarımızı iyi insan, iyi yurttaş yapacak ger‡ek bir millet eğitimi. Ankara h‚k‚meti bunu yapmazsa, bizi yine Osmanlının akıbetine mahk•m etmiş olur. Bunca acı da boşa gider." Akıncılar hainleri biraraya toplamışlardı. Zorbalıkları, korkun‡- / lukları, meydan okuyuşları yok olmuştu, soğuk sudan ‡ıkmış k•pek 340 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu yavruları gibi titreşiyorlardı. Muhtarı ve su‡lan affedilmez ‚‡ kişiyi vurdular. Akıncı Yasasına uyarak, birinin kulağını kestiler. Œtekiler korkudan ruhları u‡muş gibi kımıltısız duruyorlardı. Bir daha muhbirlik etmeyeceklerine, zorbalık yapmayacaklarına yemin billah ettiler. Teğmen k•yl‚lere, "En yakın Yunan karakoluna birini yollayın.." dedi, "..Akıncıların k•y‚ bastığını, askerleri ve kimi k•yl‚leri •ld‚rd‚ğ‚n‚ haber versin ki başınız derde girmesin. Ne yana gittiğimizi sorarlarsa, gittiğimiz y•n‚n tersini g•sterin." Birer maşrapa s‚t i‡ip k•yl‚lerin duaları ve teşekk‚rleriyle k•yden ayrıldılar.24a KUZEYDEKİ beş Yunan t‚meni sabah dağların, tepelerin ardından g‚ney Sakarya k•pr‚lerine doğru y‚r‚meye başlamıştı. Geride bir alayla bir t‚men bıraktılar. Alay Porsuk'un kuzeyine yerleşmişti. Sakarya kıyısına g•zetleme postaları s‚rd‚. Karşı kıyıda da T‚rklerin g•zetleme postaları vardı. G•r‚nmemeye ‡alışarak birbirlerini kolluyorlardı. G•r‚nen ateşi yiyordu. 7. T‚men ise Porsuk'un g‚neyinde, Beylikk•pr‚ karşısında kalmıştı. Alayın ve t‚menin esas g•revi T‚rk ordusunun kuzey kanadını oyalayarak g‚neye birlik kaydırılmasını •nlemekti. Keşif kollarının raporları Cephe Komutanlığı'nın aklını karıştırdı. ˆ‚nk‚ yine abartarak, Porsuk'un kuzeyinde ‚‡ t‚men olduğunu bildirmişlerdi. Porsuk'un g‚neyindeki t‚men sayısı doğru bilinebilse ger‡ek anlaşılırdı. Ama bilinmiyordu. ˆ‚nk‚ 7. T‚men ileri s‚rd‚ğ‚ birliklerle T‚rklerin bu kesimde kara keşfi yapmasını ustaca engellemişti. t T‚rkler hava keşfi de yapamıyordu. Avcı u‡ağı yine arızalıydı. Yalnız 4. Grup g‚neye kaydırılmıştı. Yetmezdi bu. Direnmek ve uşatılmayı •nlemek i‡in başka t‚menlerin daha kaydırılması gerekliydi. Ama sağlamcı İsmet Paşa, durum kesinleşinceye kadar, birlikleri merkezde tutmak i‡in kaydırmayı durdurdu. Sesi ‚‡ ev •teden duyulmaktaydı:


"Genelkurmay'a, Milli Savunma'ya, Hava Kuvvetleri'ne, her yere yazın! Sağlam bir u‡ak istiyorum! T‚menler de Porsuk'un g‚neyinde Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 341 ne olup bittiğini •ğrenip bildirsinler. Onlardan da a‡ık, kesin, g‚venilir bilgi istiyoruuuuuum!" BOZGUNCULAR toz olmuşlardı. Ancak birka‡ı yakalanabilmiş ve cezaları verilmişti. Ka‡akların b‚y‚k‡e b•l‚m‚n‚n k•yleri Yunan işgali altındaydı. İşgal altındaki bu k•ylere d•nenler, yakınları şehit d‚şm‚ş ya da cephede d‚şmanla savaşanların aşağılayan s•zleri, iğrenen bakışları altında ezik ve sefil yaşamaya ‡alışıyorlardı. Bazıları utanıp ya akıncı kollarına katılmış, ya da k•yden de ka‡ıp dağa ‡ıkmış, işi eşkıyalığa vurmuştu. Bu toy eşkıyaları ya akıncılar vuruyordu, ya da Yunan askerleri. K•yleri işgal altında olmayanlar ise, evlerine d•nemiyor, şehirlere giremiyorlardı. Bozguncular gibi ka‡aklara da aman verilmediğini biliyorlardı. K•pr‚ler, kavşaklar ka‡akları yakalamakla g•revli m‚f-rezelerce tutulmuştu. Kimi af dileyip yeniden orduya katıldı, kimi vatan savaşına ilgi duymayan ‚mmet‡i medreselere sığınıp gizlendi. Kalan ka‡aklar, yarı eşkıya, yarı serseri, dağdan dağa geziyor, yiyecek bulmak i‡in zaman zaman k•ylere uğruyorlardı. Yağmaya, tecav‚ze kalkmazlarsa k•yl‚lerden yardım g•rmekteydiler. Bu ‡evrenin d‚nyadan habersiz k•yl‚leri i‡in askerden ka‡mak ayıplanacak bir şey değildi, ‡ok uzun yıllardan beri yaşanan olağan bir olaydı. Ka‡akların elebaşıları, Yunan ordusunun Halifenin ordusu olduğunu, bu orduya silah ‡ekmek istemedikleri i‡in ka‡tıklarını s•yleyerek saf k•yl‚lerden aferin bile almışlardı. Ama acımasız Yunan ordusu bu k•ylerden ge‡ince iş değişti. Tohumluklara, kışlık erzaka, s‚r‚lere el koymuşlar, k•pr‚ yapımı i‡in gerekebilir diye evleri yıkıp dikmeleri, atkıları alıp g•t‚rm‚şlerdi. Harmanlanamamış ekinleri yakmış, eğlence olsun diye minarede ezan okuyan m‚ezzinlere ateş etmişlerdi. Subayların ‡oğu yağma ve tecav‚ze g•z yummuştu. K•yl‚ uyandı.24b 9. YUNAN T†MENİ'nin art‡ı birliği G•kpınar'a ulaştı. Sıcaktan bunalmış, y‚z derileri soyulmuş, dudakları yarılmış askerler, yarı ‡ılgın ve karmakarışık bir halde, birbirlerini ‡iğneyerek, 342 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu haykıra bağıra kaynak g•l‚ne saldırdılar. Sırayı ve disiplini sağlamak isteyen subaylar tabancalarına el attılar. İkinci Kolordu ile 9. T‚men'in karargŠhları az •nce G•kpınar'a gelmişlerdi. Yeni yerleşiyorlardı. General Andreas ile Albay Kalinski hen‚z karşılaşmamışlardı. Askerlerin suya saldırışını g•ren General Andreas, emir subayına •fkeyle, "Albay Kalinkski'yi bulun!" dedi. Albay Kalinski'yi askeri d‚zene sokmak i‡in ‡ırpınırken buldular. Geldi. "Bu ne, ordu mu, s‚r‚ m‚?" Kalinski'nin ne şıklığı kalmıştı, ne yakışıklılığı, ne de iyimserliği: "Ne deseniz haklısınız. Sıcak, toz, susuzluk t‚menimi bu hale getirdi. Suyu g•ren askeri tutamıyoruz. D‚zeni ancak şiddetle koruyabiliyoruz. Orduyu bu maceraya s‚r‚kleyenlere lanet olsun!" 25 K‚‡‚k Musa Albay Kalinski'den daha dertli ve •fkeliydi. Pis askerler beş koyununu da elinden almışlardı. Bir bunları d‚ş‚nd‚, bir evvelki g‚nk‚ d‚zen i‡indeki T‚rk birliğini. "Bunlar harami." diye ge‡irdi i‡inden, "..bizim ordu bunları iyice d•ver. İnşallah." Kaynak kıyısından, dere boyundan silah sesleri yansımaya başladı. G†NEYE ‡ark edip ge‡iş i‡in k•pr‚lere yaklaşmakta olan beş Yunan t‚meninden biri de Panayot'un 3. T‚meniydi. Su, ekmek ve erzak taşıyan ağır kamyonlar Acıkır'da dingillerine kadar toza battıkları ve işlemedikleri i‡in a‡ kalmışlar ve iki g‚n de bataklık suyu i‡mişlerdi. 25a


Birdenbire ortaya ‡ıkıp ‡ılgınca saldıran demir boyunduruklu ‡oban k•peklerini vura vura ilerliyorlardı. Birileri yanından ge‡tikleri bazı k•yleri yakıyorlardı. Duyduğu yakarılar ve ‡ığlıklar Panayot'u sarsıyor, b•yle anlarda eve d•nmek istiyordu. Ama savaş bitmeden eve nasıl d•nebilirdi? ˆavuş diyordu ki: "Ne kadar ‡ok T‚rk •ld‚r‚rsek savaş o kadar ‡abuk biter!" Bir tek T‚rk •ld‚rmemişti daha. Arkadaşı Pandelli, "Hi‡ olmazsa bir T‚rk •ld‚rmelisin" dedi. O bir T‚rk •ld‚rm‚şt‚. YATAK ODASINA portatif bir asker yatağı konmuştu. Ama Paşa geceyi ‡alışma odasındaki arkalığı yatırılan koltukta ge‡irdi. ZaAnkara'ya Y‚r‚y‚ş 343 ten az uyurdu. Burada daha da az uyur olmuştu. Herkes yatmaya gidince ya d‚ş‚n‚yor, ya kitap okuyordu. Gelirken İslam tarihiyle ilgili birka‡ •nemli kitap almıştı yanına. Uyanır uyanmaz Ali ˆavuş kahvesini verdi. KarargŠh berberi bekliyordu. Tıraş oldu. Gecelik entarisini ‡ıkarıp giyindi. Arkalığı yatık‡a koltuğa yarı uzanmış durumda oturdu, b•ylece doktorların tavsiyesine az da olsa uymuş oldu. Albay Asım Bey telefon etti, Merkez Ordusu'nun yolladığı 16. T‚menin iki alayı yola ‡ıkmıştı: 2.250 subay ve er.26 Alaylar savaşa yetişebilirse savaş‡ı sayısı 58.750 olacak, altmış bine yaklaşılacaktı. Doktor sigara i‡mesini yasak etmişti ama dayanamadı, bir sigara yaktı. HİNDİSTAN İŞLERİ BAKANI Mr. Montagu da sıkıntıyla sigaraya sarıldı. M‚steşar Yardımcısı, Hindistan'dan alınan bilgileri •zetliyordu: "...Korktuklarımız oluyor efendim. Yunanlıların y‚r‚y‚şe ge‡mesi Hindistan'da karışıklıklara yol a‡mış. Genel Vali bazı yerli liderleri tutuklamaya karar verdiğini yazıyor." "Ama bu sert tavır işleri daha da g‚‡leştirecek." "Liderler bağımsızlıktan s•z etmeye başlamışlar. Gandhi ve Muhammet Ali Cinnah da, Anadolu'ya yardım kampanyası a‡mışlar." 27 Mr. Montagu bilgece baktı: "İtiraf edelim ki ‡ok bencilce ve saldırgan bir siyasetimiz var. Bu siyasette ısrar edersek, T‚rklerin Asya'ya d•nmesi yerine, galiba biz Adamıza ‡ekilmek zorunda kalacağız." "H‚k‚meti bir daha uyaramaz mıyız?" "Bir yararı yok. Başbakan T‚rklerin ezilmesini hayati bir zorun-luk sayıyor. Bu siyasetin bize neler kaybettirdiğini g•rm‚yor. Aşkın g•z‚ k•rd‚r derler. ˆok doğruymuş. Yunan aşkı Mr. Lloyd George'u k•r etti." ALBATROS D-III'‚ g‚‡l‚kle pist başına getirebildiler. Bu mevsimde az rastlanılan sert bir r‚zgŠr vardı. Fazıl başlığını ve r‚zgŠr g•zl‚klerini taktı. Yerine ge‡ti. Motoru ‡alıştırdı. İki parmağını başı344 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu na g•t‚r‚p izleyenlere selam verdi, gaza y‚klenip u‡ağı y‚r‚tt‚, daha da şiddetlenen r‚zgŠra rağmen b‚y‚k bir ustalıkla havalandırdı. ˆeyrek saat ge‡meden yağmur başladı. Pa‡a suyuyla gerdirilen kanat bezleri ıslanınca gevşiyordu. Fazıl son u‡ağı korumak i‡in g•revi yapmadan geri d•nd‚. İSMET PAŞA ile Albay Asım Bey, harita basındaydılar. İsmet Paşa "Biz ikmal sistemimizi g‚‡lendirirken, Yunan ordusu her g‚n ikmal merkezlerinden uzaklaşıyor.." dedi, "..ikmal yolları her g‚n biraz daha uzuyor. B•yle b‚y‚k bir deney yaşamadıkları i‡in bunun tehlikelerini bilmiyorlar. Bu acemi orduya bu tehlikeyi hatırlatmanın zamanı geldi. Sakarya'nın g‚neyinden y‚r‚yen d‚şman kolordusunun Emirdağ ‚zerinden ikmal edildiği anlaşılıyor. Hatırlatmaya buradan başlayalım. Afyon'un doğusunda M‚rettep T‚men adını taşıyan karma bir t‚menimiz var. Bu t‚men Emirdağ'a baskın vererek bu ikmal merkezini k•rletsin. Sonra da..."


Tevfik Bey ‚z‚nt‚yle i‡eri girip İsmet Paşa'nın s•z‚n‚ keserek uğursuz haberi verdi: Yine keşif yapılamamıştı. Paşa'nın y‚z‚n‚n pen‡e pen‡e morarmaya başladığını g•r‚nce, odadan ka‡tı. MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI, savaşın yaklaşması ‚zerine, cephe gerisindeki bazı illerde, b‚y‚k hastaneler kurulmasını istedi. Bu illerden biri de ˆankırı'ydı. Bin yataklı hastane kurması isteniyordu. Mutasarrıf, Belediye Başkanına, "Ne diyorsun.." diye sordu, "..başarabilir miyiz?" Belediye Başkanı Cemal Efendi, kır sakallı, g•sterişsiz biriydi, "Beyim.." dedi, "..devletimiz bizden gazilerimiz i‡in bin yataklı bir hastane istiyorsa, başaramamak olmaz. Allah'ın ve halkın yardımıyla az zamanda kurarız. Ama bin tane karyola bulamayız. Hastanemiz yer yataklı olur. Belediye bina fukarasıdır. Siz bize yer verin, yeter." İZMİT'ten yola ‡ıkarılan y‚z bin Alman fişeği ile yaşlı baş‡avuşun pek beğendiği askeri oyuncaklar, G•yn‚k-Nallıhan-Ayaş ‚zerinden b‚y‚k zorlukla Ankara'ya ulaşmıştı. Ankara oyuncakları bekletmeden Malık•y'e yolladı. ■

Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 345

İkmalciler, evrensel 'bal tutan parmak yalar' yasasına uyarak, birka‡ ‡ay ocağı ile el fenerini, birka‡ potinle botu kendilerine ayırdılar. Kalanları, Cephenin hazırladığı plana g•re grup komutanlıklarına ve t‚menlere dağıtmaya başladılar. Baş‡avuş haklıydı. Oyuncakları alan komutanlar sahiden bayram edecek, en ‡ok da işaret ve aydınlatma fişek ve tabancalarına sevineceklerdi. D†ŞMANIN yolu uzatarak T‚rklere kazandırdığı zaman ‡ok işe yaramıştı. İlk gelen askerlerin eğitimleri pekiştirildi. Eskiler gibi ustalaştılar. Sonra gelen askerler ‡aylaktı. Œnce, bitlenmeye karşı •nlem olarak bunların da sa‡ları sıfır numara kırkıldı. Sonra da bu ‡aylakları hızla eğitmek i‡in teğmenler ve ‡avuşlar kolları sıvadılar. B‚t‚n askerlere ‡orap ve ‡amaşır dağıtıldı. ˆANKIRI, İnebolu-Ankara yolunun •nemli konaklarından biriydi. Bu yoksul yerden her g‚n bir‡ok kişi ge‡iyordu. Yeni şeyler s•yleyen bu insanlar y‚zlerce yıldır donup kalmış olan zamanı yerinden oynatmış, zaman yeniden akmaya başlamıştı. Bu canlılık ˆankırı'yı Milli M‚cadele'yi en iyi anlayan illerden biri yapmıştı. Belediye Başkanı hemşerilerine g‚veniyordu. Sağlık M‚d‚r‚ne bin yataklı bir hastane i‡in gereken eşyanın listesini yaptırdı: Bin şilte, iki bin ‡arşaf, bin yastık, iki bin yastık y‚z‚, bin battaniye vb... Sağlık m‚d‚r‚ her sayıdan sonra başkana belli etmemeye ‡alışarak, ‚mitsizce bir 'of ‡ekiyordu. Başkan birim amirlerini, M‚dafaa-yı Hukuk ve Kızılay başkanlarını, •ğretmenleri, esnaf ve eşraf temsilcilerini, askerde olmayan başağaları,27a muhtarları, mahalle imamlarını ‡ağırdı. ˆankırı k‚‡‚k bir şehircikti. Hepsi yarım saat i‡inde geldiler. Durumu anlattı. Hepsi şehre dağılıp halkı bilgilendirip yardıma ‡ağıracak, imkŠnı olan her aile, payına d‚şen ne ise, şilte ya da bardak, g•sterilen ambara g•t‚r‚p teslim edecek, bin yataklı ˆankırı Hastanesi bir hafta sonra, tıbbi aygıtlar ve doktorlar dışında, hizmete hazır olacaktı.28 Bu hız ve dayanışma mutasarrıfı o kadar şaşırtacaktı ki uzun zaman ağzını kapatamayacaktı. 346 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu SUBAYLAR VE TAYFALAR erkenden işbaşı etmiş, b‚t‚n g‚n durmaksızın ‡alışarak t‚m ara‡ları, aygıtları, d‚zenekleri elden ge‡irmiş, kaptan k•şk‚n‚ kullanılır duruma getirmişlerdi. Yola ‡ıkmak i‡in havanın kararmasını bekliyorlardı. G‚neş batmış, karanlık bastırmıştı. Makineler ‡alıştırıldı. Kumanya ve sigara getirmiş olan reisle vedalaştılar. Reis ağlayarak ayrıldı. Işıklar s•nd‚r‚ld‚. R‚sumat sesi daha da a‡ılmış olan d‚d‚ğ‚ ile Orduluları selamladı. Kıyıda bu Šnı bekleyen Ordulular da karşılık verdiler: "Yolunuz a‡ık olsunnnnn! Allaha emanet olunnnn!"


Gazi gemi ağır yolla Karadeniz'e ‡ıktı. Trabzon'a uğrayıp ertesi g‚n onarım g•rmek i‡in Batum'a gidecekti. Yunan T ‚ menlerinin Sakarya G ‚ neyine yakla şı m ı Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 347

İLK YUNAN T†MENİ 19 Ağustos 1921 sabahı, sağlamlaştırılmış bir k•pr‚den g‚neye ge‡meye başladı. Saat 06.00'ydı. Hava kapalı, sıkıntılı ve ‡ok r‚zgŠrlıydı. Serseri r‚zgŠr dolana dolana esiyor, burga‡lar yapıyor, toz yığınlarını u‡uruyordu. R‚zgŠr dolayısıyla yine u‡ak keşfi yapılamamıştı. 7. Yunan T‚meni ileri s‚rd‚ğ‚ birliklerle kara keşfine de engel olmuş, T‚rkleri g•zs‚z ve kulaksız bırakmıştı. Kısacası ge‡işin anlaşılması olasılığı yoktu. Yunan ordusu Sakarya'nın g‚neyine ge‡ip de T‚rk cephesine doğru ilerlemeye başladığı zaman, durum fark edilecekti ama T‚rkler •nlem almakta ‡ok ge‡ kalmış olacaklardı. G‚ney kanadını g‚‡lendirene kadar taarruz başlamış, belki de cephe yarılmış olurdu. T†RKİYE heyecan i‡inde Yunan ordusunun Ankara'ya y‚r‚y‚ş‚n‚ izliyordu. Gazeteler bu uğursuz y‚r‚y‚ş‚yle ilgili haberler ve yazılarla doluydu. Yunan ordusu galip gelirse, Sevr Antlaşması'nın •ng•rd‚ğ‚ d‚zen y‚r‚rl‚ğe girecek, b•ylece Anadolu'da bağımsız bir T‚rk devleti kalmayacaktı.288 Bu olasılığı bilenlerin i‡i kan ağlıyordu. İşgal altındaki bazı yerlerde ve İstanbul'da, bu tehlikeyi umursamayan, keyfi yerinde, milletin acısını paylaşmayan T‚rkler de vardı. Bunlardan biri de Damat Ferit‡i ve İngilizci yazar Refik Halit Karay'dı. Yunan ordusu arkasında kanlı ayak izleri bırakarak Ankara'ya yol alırken, milliyet‡ilerle alttan alta alay eden, neşeli yazılar yazıyordu. Bug‚nk‚ yazısının başlığı 'Patlıcan Meselesi'ydi: "Patlıcan meselesi deyip de ge„meyiniz. Gƒreceksiniz ki başlığı dolu, lakin


Refik Halit Karay 348 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

iƒi kof birƒok y€ksek meselelerden, bu mesele daha ehemmiyetli, daha ciddi ve daha hayatidir" 28b O AKŞAM Refik Halit Karay, Boğazi‡i'ni seyrederek, lakerda, midye tava, karides ve marul g•beği ile rakısını i‡erken, 61. T‚men'in 174. Alay Komutanı ve yakın taburların komutanları da birarada yemek yemekteydiler. Bu akşamki yemek bulgur pilavı ve yoğurttu. Allah'a hamdettiler. Alay Komutanı Binbaşı Şevki Savaş‡ı, "Bir g‚n birikmiş aylıklarımızı alırsak.." dedi, "..para toplayalım ve orduya bir u‡ak alıp armağan edelim. Var mısınız?" Subaylar "Varız" dediler.28c MUDANYA'da İşgal Komutanlığına bağlı Yunan askerleri kahvelere girerek oturanları uyardılar: "Bug‚n cuma, dininize saygı g•sterin, hayde vre herkes camiye!" B•ylece dinine dokunulmamasından başka bir şey istemeyen, d‚ş‚nmeyen yobazların g•nl‚n‚ kazanıyorlardı. Namaza daha vakit vardı ama işgalci askerlerle itişmemek i‡in halk kalktı, camiye yollandı. Mudanya Bidayet Mahkemesi sorgu yargıcı Abdullah Galip Tok‡a, dini b‚t‚n bir M‚sl‚mandı. ˆok •nemli bir engel yoksa cuma namazını ka‡ırmazdı. Aptesini aldı. ݇inden, millete sabır vermesi, memleketi esenliğe ‡ıkarması, orduya zafer nasip etmesi i‡in Allah'a dua ede ede camiye geldi. Ortalarda bir yer bulup oturdu. Kimsenin neşesi yoktu. Her g‚n k•ylerden Yunanlıların yaptığı rezilliklerle ilgili haberler geliyordu. Birtakım vurdumduymazlar dışında halk azap i‡indeydi. Cami hocası vaazının başında ş•yle dedi: "Ey M‚sl‚manlar! Neden mağlup olduk? Neden şehirlerimiz işgal edildi? İyi d‚ş‚n‚n‚z. ˆ‚nk‚ Allah'a kulluk g•revimizi ihmal etmeye başlamıştık. Bu işgalciler, hi‡ ş‚phe yok ki, dini g•revlerini ihmal edenleri, dinsizleri terbiye i‡in Cenab-ı Hak tarafından yollandı. Camilerimiz, mescitlerimiz şimdi bu işgalciler sayesinde doluyor. Bu nimetin kadrini bilelim." 28d 4 Abdullah Galip Bey'in midesi bulandı. Toparlanıp camiden ‡ık-"Keşke kalkıp itiraz etseydim, b•yle d‚ş‚nmenin M‚sl‚manlığa ■ Ankara'ya

Y‚r‚y‚ş 349

uymadığını, Allah'a saygısızlık olduğunu s•yleseydim" diye pişman oldu ama artık ‡ıkmıştı. †z‚nt‚ i‡inde işine d•nd‚. Din konusundaki cahilliğin ne kadar tehlikeli olduğunu s‚rekli g•rmekteydiler. Dinde cahillik ile ihanet arasında usturanın ağzı kadar incecik bir aralık vardı. M†RETTEP T†MEN cephe emrini •ğleden sonra aldı.


T‚menin komutanı Yarbay Zeki Soydemir atak, bilgili, kararlı bir komutandı. Kurmay Başkanı Y‚zbaşı Y‚mn‚ †resin de komutanı gibiydi. T‚men her an savaşa hazır bir cephe birliği olduğu i‡in hazırlanması vakit almazdı. İki s‚vari alayı ile hemen o gece yola ‡ıkmaya karar verdiler. 29 Dikkati ‡ekmeden b‚t‚n gece ilerleyecek ve sabah Emirdağ yakınında olacaklardı. BU SIRADA R‚sumat IV, Batum limanının mendireğinden i‡eri girmekteydi. Mahmut Kaptan ve m‚rettebat avaz avaz şarkı s•yl‚yorlardı: ‰ırpınırdı Karadeniz Bakıp T•rk•n bayrağına Ah †lmeden bir g†rseydim D•şer idim ayağına... D‚d‚ğ‚n‚ •tt‚rerek limanı ve limandaki gemileri selamladı, irtibat b‚rosundaki T‚rklere de geldiğini bildirmiş oldu. R‚sumat'ı ilk fark eden, bakım i‡in burada bekleyen Remo gemisinin tayfaları oldu. R‚sumat'ın ser‚venini biliyorlardı. Batum gazetesinde ‡ıkan battığı hakkındaki habere kahkahalarla g‚lm‚ş, herkese Yunanlılara oynanan oyunu anlatmışlardı. Remo uzun uzun d‚d‚k ‡alarak karabatak R‚sumat'ı selamladı. Batum limanında bulunan Preveze ve Aydınreis adlı T‚rk gambotlarıyla birlikte, olayı duymuş olan yabancı gemiler de selamlamaya katılarak neşeli d‚d‚kleri, rengŠrenk bayraklarıyla bu karşılamayı bir zafer şenliğine ‡evirdiler. R‚sumat'ın aralarından ge‡tiği gemilerin denizcileri, g‚vertelere ‡ıkarak bu k‚‡‚k gemiye ve yiğit m‚rettebatına selam durdular. 350 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

R‚sumat demir attı. Onarıldıktan sonra silah ve cephane y‚klenip onuncu seferini yapmak ‚zere yakında yine yola ‡ıkacaktı.30 YUNAN T†MENLERİNİN g‚neye ge‡işi s‚r‚yordu. Bir t‚men yedi saatte ge‡mekteydi. Yunanlılar her şey d‚zeninde gidiyor sanırlarken, T‚rk keşif kolları bug‚n ciddi keşifler yaptılar ve g‚neye ge‡işi saptadılar. Durum kesinleşmişti: D‚şman g‚neyden geliyordu. M. Kemal Paşa g‚ld‚: "Bunu sonuna kadar saklamak m‚mk‚nm‚ş gibi •yle uzun bir yol y‚r‚d‚ler ki en dar zamanımızda bize g‚nler kazandırdılar." İsmet Paşa, yanlış keşifler y‚z‚nden gecikmiş olarak 3. Gruba g‚ney kanada hareket etmesini emretti. Gruplar batıdan doğuya doğru ş•yle sıralanacaklardı: 4. Grup, 3. Grup, 2. Grup. Mangal Dağı'nı 2. Grup savunacaktı. 1. Grup da ordu ihtiyatı olarak Haymana'ya hareket ettirildi. Başkomutan, Fevzi Paşa'dan g‚ney kesimine inmesini, birlikleri denetlemesini ve savunma d‚zenini g•zetmesini rica etmişti. Fevzi Paşa emir subayını ve Yarbay Salih Omurtak'ı yanına alarak Haymana'ya hareket etti. M†RETTEP T†MEN sabah Emirdağ'ın batısındaki tepelere yaklaşıp gizlenmişti. Durumu anlaması i‡in k•yl‚ kıyafetiyle şehre yollanan k‚‡‚k keşif birliği ‡abuk d•nd‚. Birliğin komutanı teğmen raporunu s•zl‚ olarak verdi: "Fırınlara el koymuş, kasabaya pek ‡ok yiyecek yığmışlar. Prens'in kolordusu Emirdağ'dan besleniyormuş. Burada dinlenen bir İ b‚y‚k birlik, bu sabah doğuya hareket etmiş.30a Geride kalan kuvveti, iki piyade taburu, bir s‚vari b•l‚ğ‚ diye tahmin ettik. Ciddi bir g‚venlik •nlemi yok." Y‚zbaşı Y‚mn‚ g‚ld‚: "Demek bunlar bir baskına uğrayacaklarına hi‡ olasılık vermiyorlar."


Komutan kararını a‡ıkladı: Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 351 "Top kullanırsak şehre zarar veririz. Top yok. Bir saat sonra, iki yandan birden şehre gireceğiz. Şehir d‚şmandan temizlenecek, fırınlar yıkılacak, yiyecek stokları imha edilecek." Gerekli emirler verildi. Bir saat sonra s‚variler iki yandan şehre daldılar. Sevin‡ ‡ığlıkları y‚kseldi: "Kemal'in askerleri!.." Deli Battal sevin‡ten ‡ıldırmıştı, ‡ıplak ayak bir b•l‚ğ‚n •n‚ne d���şm‚ş, bağıra bağıra koşuyordu: "Asker ağalar! D‚şman şu yanda! Peşimden gelinnnnn..." Yunanlılar panik i‡inde silah başı yaptılar. Bir Yunan subayı tabancayla Deli Battal'ı vurdu, aynı anda da bir kılı‡ darbesiyle y‚z‚ ikiye b•l‚nd‚. S‚variler Yunan karargŠh ve ordugŠhlarını bastılar, yakaladıklarını kılı‡tan ge‡irdiler, ‡iğnediler, mızrakladılar, kurşunladılar. Sağ kalanlar, geride beşi subay, y‚zden fazla •l‚, bir o kadar da yaralı bırakarak şehirden ka‡tılar. Emirdağlılar fırınları ve yiyecek yığılan yerleri g•sterdiler. Fırınlar yıkıldı. Yiyecekler halka dağıtıldı, kalanlar dışarı ‡ıkarılıp yakıldı. Yaşlı bir kadın bir teğmeni elinden tutup b‚y‚k‡e bir ambara g•t‚rd‚. Yunanlılar ambara pek ‡ok kuru yiyecek doldurmuştu. Teğmen ofladı: "Bu kadar yiyeceği dışarı taşıyıp imha etmek i‡in g‚nler ister." Yaşlı kadın, "Gam ‡ekme oğul." dedi g‚l‚mseyerek, "..d•k gazı, yak. Bu bina benim. Varsın yansın." Yaktılar. YUNAN ORDU KARARGŽHI G•kpınar'ın ‡ok yakınındaki Renkoğlu'na yerleşmişti. R‚zgŠr insanın y‚z‚ne cehennem ‚f‚r‚ğ‚ gibi ‡arpıyordu. B‚y‚k toplantı ‡adırının altında terleyip durmaktaydılar. G‚neye ge‡işin hŠlŠ s‚r‚yor olması General Stratigos'u ‡ok sinirlendirdi: "Baskın verme h‚lyasıyla y‚r‚y‚ş‚ ‡ok uzattık ve orduyu gereksiz yere yorduk." Pallis ve Sariyanis •fkeyle baktılar. Sariyanis, "Boşuna ve gereksiz değil." dedi kaba bir tavırla, "..stratejik bir baskın bu. Y‚r‚y‚ş planımız sayesinde T‚rkler hangi kanada taarruz edeceğimizi hŠlŠ keşfedemediler. İşte hava fotoğrafları.." 352 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu R‚zgŠr dolayısıyla iki g‚nd‚r hava keşfi yapılamıyordu. †‡ g‚n •nce ‡ekilmiş iki hava fotoğrafını masaya bıraktı. "..Bakınız, cephesi hŠlŠ batıya d•n‚k. Oysa biz g‚neyden, boş b•ğr‚nden vuracağız." Birden Yarbay Spridonos'un feryadı duyuldu. Y‚z‚ kıpkırmızı geldi: "Bir T‚rk birliği Emirdağ'ı basmış! Fırınları yıkmış! B‚t‚n yiyecek stoklarımı yakmış!" Hepsi ayağa fırladılar. Spridonos ağlamaklıydı: "İkinci Kolordu'yu nasıl besleyeceğim?" 31 Papulas ‡ok kızmıştı: "G‚venlik •nlemi almamış mı bu aptallar? Emirdağ'dan ayrılan birlik derhal geri d•ns‚n. Bu melun birliği yok etsin!" Birlik geri d•necek, Afyon'daki Trikupis'in 4. T‚meni de ileri ‡ıkarak yolunu kesmeye ‡alışacaktı. Ama bu 'melun birlik' sarp Emir Dağlarını durmaksızın y‚r‚yerek ‡emberden sıyrıldı. Yunan ordusunun başına iş a‡mayı s‚rd‚recekti. ŒĞLEDEN SONRA General Harington'u şaşırtan bir şey •ld‚. Black Jumbo'dan ilk haber geldi. T‚rk ordusu hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu. 32 Black Jumbo'nun bu bilgileri elde edebilmesi inanılmaz bir olaydı, bu bilgileri İstanbul'a yollamak i‡in gerekli teknik d‚zeneği kurabilmiş olması daha da inanılmaz bir olaydı.33 En inanılmaz olay ise T‚rklerin yenilgiden bu yana ge‡en kısacık s‚re i‡inde, Sakarya'nın


doğusunda 20'den fazla t‚men toplamayı başarmış olmalarıydı. İsmet Paşa'nın sakin ve sade emri, T‚rk ordusunun ‡ok kararlı olduğunu belli ediyordu. Harington, General Marden'e, "Hayret.." dedi, "..sessiz sedasız, yeniden bir ordu kurmuşlar. Ankara'nınki yılgınlık değil, fırtına •ncesi sessizliğiymiş. Doğrusunu s•yleyeyim, bir enkaza doğru y‚r‚d‚ğ‚n‚ sanan Yunanlıları uyarmak, hi‡ i‡imden gelmiyor." 34 Black Jumbo savaş boyunca elde ettiği a‡ık, gizli bilgileri İstanbul'a yollamayı s‚rd‚recekti. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 353 HALİDE EDİP HANIM kendisini ge‡irmeye gelen bazı bakanlara, Y. Kadri ve R. Eşrefe veda ederek cephe trenine bindi. Cephe i‡in diktirdiği giysiyi giymişti: Lacivert baş •rt‚s‚, aynı renk uzun ceket, bol pantolon, yumuşak ‡izme. Cepheye giden bir y‚zbaşı bavulunu rafa yerleştirdi. Her istasyonda trene yeni askerler doluşuyor, toprak rengi kadınlar ağlaşarak bir zaman trenle birlikte koşuyorlardı. Malık•y'e vardıklarında ay ‡ıkmıştı. İstasyonda derin bir sessizlik i‡inde dağıtım bekleyen bir‡ok yeni asker vardı. İsmet Paşa yaverini ve otomobilini yollamıştı. Otomobil Batı Cephesi KarargŠhı •n‚nde durdu. Halide Ha-nım'ı Tevfık Bıyıklıoğlu karşıladı. KarargŠhın alt katındaki toprak zeminli iki odada subaylar ‡alışıyordu. Yukarı kattaki iki odadan birine g•t‚rd‚. Odada b‚y‚k‡e bir masa ile ‚st‚ asker battaniyesi ile •rt‚l‚ portatif bir yatak vardı. Burası Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'nın makam ve yatak odasıydı. Œb‚r oda Cephe Kurmay Başkanı'nındı. İsmet Paşa elini sıktı, oturması i‡in bir tahta iskemle g•sterdi ama Halide Hanım komutanına saygı g•sterip oturmadı. "Artık ordumda bir ersiniz. Sizi Birinci Şubeye atadım. K‚‡‚k bir eviniz, bir de hizmet eriniz olacak." Halide Hanım teşekk‚r etti. "Başkomutan'ı ziyaret ettiniz mi?" "Hayır Paşam. Şimdi geldim." "Hemen gidin. Sizi bekliyor." Y‚zbaşı Hasan Atakan Halide Hanım'ı M. Kemal Paşa'nın karargŠhına g•t‚rd‚. Halide Hanım bu sahneyi anılarında ş•yle anlatacaktı: "M. Kemal Paşa oturduğu koltuktan g•„l•kle kalkmaya „alıştı. ‰•nk• kaburga kemikleri h‡l‡ ağrılar i„indeydi... M. Kemal Paşa'ya doğru, kalbimde ger„ek bir saygı ile gittim. O kendi halindeki odada b•t•n gen„liğin bir millet yaşasın diye ƒlmeyi gƒze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray, ne şƒhret, ne herhangi bir kudret, onun bu odadaki b•y•kl•ğ•ne yaklaşamaz. Gittim, elini †pt€m" 34a 354 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Bundan b•yle akşam yemeklerini, İsmet Paşa, KŠzım Paşa, Albay Arif Bey ile birlikte Başkomutan'ın sofrasında yiyecek, bu m‚thiş savaşın kulisinde yaşayacaktı. G†NEYE KAYDIRILAN birlikleri ve yeni hazırlanan savunma mevzilerini denetleyen Fevzi Paşa, 2. Grup Komutanı Selahattin Adil Bey'e Mangal Dağı'nın ‡ok iyi berkitilmesini emretmişti. Yunanlıların cepheyi yarmak i‡in •nce Mangal Dağı'nı, sonra da T‚rbe Tepeyi basamak olarak kullanacaklarını tahmin ediyordu. Dağın savunmasına sadece bir alay ayrıldığını •ğrenince şaşırdı. Selahattin Adil Bey, kuşatmayı •nlemeyi daha •nemsemiş, elindeki az kuvveti geride, topluca bulundurmayı tercih etmişti. Fevzi Paşa pek az yaptığı bir şeyi yaparak Kolordu Komutanına bağırmaya başladı: "Olmaaaz! B‚t‚n ‡evreye egemen koca bir dağ, sadece bir alayla korunabilir mi? D‚şman •nce burayı ele ge‡irmek isteyecektir. Burayı ele ge‡irirse mevzilerimizi korumak ‡ok g‚‡leşir. Savunmamız tehlikeye girer. Beşinci T‚men b‚t‚n alaylarıyla dağı işgal edecek, hemen berkitmeye başlayacak.."


Daha da bağırdı: "..Hemen!" İSTANBUL'dan yeni gelen ve ilk kez cepheye katılan Dr. Teğmen Rauf G‚r‚n, yeni yerleşilen kesimde bir sargı (ilk tedavi) yeri a‡ması gerektiğini biliyordu ama nerede a‡masının uygun olacağı hakkında hi‡ bilgisi yoktu. Sıhhiye ‡avuşuna sordu: "Doktor bey, sargı yeri en g‚venli yerde olmalı. En g‚venli yer ağır makineli t‚fekleri taşıyan katırların bağlandığı yerdir. Bu katırlar ‡ok değerlidir. Makineciler bu y‚zden en kuytu, en g‚venli yeri keşfederler. Ama sen bilirsin." Doktor, sargı yerini katırların bulunduğu yerde a‡tı. R†ZGŽR hafiflemişti. Akşam bir hava keşfi yapıldı. G•zlemcinin verdiği rapor Yunan karargŠhını fena halde sarstı: R‚zgŠrdan dolayı hava keşfi yapılamayan son iki g‚n i‡inde T‚rk ordusu sol kananı Ilıca vadisi boyunca doğuya, Mangal Dağı'na kadar uzatmıştı. Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 355 Baskın h‚lyası suya d‚şm‚ş, onca zaman ve emek boşa gitmişti. KarargŠh ileri gelenleri yemeği b‚y‚k ‡adırın altında birlikte yiyorlardı. Pallis ile Sariyanis, General Stratigos'un eleştirilerine hedef olmamak i‡in yemeği harekŠt ‡adırında yediler. İkisinin de morali bozuktu. Şarap biraz yatıştırdı. †‡‚nc‚ kadehte yeniden neşelendiler. T‚rkler g‚neyden geleceklerini fark et-meselerdi, savaş kısa s‚recekti. Şimdi belki birka‡ g‚n daha uzayabilirdi, daha fazla değil. Kadehlerini tokuşturdular: "Zafere!" "Zafere!" 21 AĞUSTOS g‚n‚ Yunan ordusunun T‚rk hatlarına iyice yaklaşıp yayılarak, savaş d‚zeni alması gerekiyordu. Ama t‚menler yorgunluktan berbat haldeydiler. †niforma ve ayakkabılar par‡a par‡a olmuştu. Ayak vuruğu olanlar ‡oktu. Bazı askerlerde sıtma başlamıştı. General Papulas, b‚t‚n birliklerin bulundukları yerlerde kalarak dinlenmelerini ve kendilerine ‡ekid‚zen vermelerini emretti. Yunan ordusu dinlenirken, T‚rk ordusunun g‚ney kanadındaki ‚‡ grup da mevzilerini genişletip g‚‡lendiriyordu. Fevzi Paşa'nın kesin emri ‚zerine 5. T‚men Mangal Dağı'na ve eteklerine yerleşmiş, berkitmeye koyulmuştu ama arazi kayalıktı. Gerektiği gibi berkitebilmek i‡in ne yeterli ara‡ vardı, ne de zaman. Zorlukla baş ve bel siperleri yapılabiliyordu. T‚rk savunması ilk yarayı burada alacaktı. İSTİKLAL MAHKEMESİ Kastamonu'ya gelmişti. Bug‚n İ. Ha-bip Sev‚k'‚n yazdığı bir yazı A‡ık S•z adlı millici gazetede yayımlandı: "İstiklal Mahkemesinin tekrar gelişi b•t•n memlekete bir sevin„ oldu. En inat„ı ka„aklar kendi ayaklarıyla o kapıya sığınmış, en azılı haydutlar kendi istemleriyle bu mahkemeye boyun eğmişlerdi. Durgun memurlara bir başka canlılık, tembel amirlere bile bir başka uyanış, h•k•met „arkına bir başka dƒn•ş geldi. Hoş geldiniz!" ™h 356 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ANADOLU bir kıyametin eşiğindeyken, T‚rkiye'nin ve İslam Šleminin geleceğini g•r‚şmek ‚zere, hayali geniş beş İttihat‡ı gece Halil Paşa'nın k•şk‚n‚n salonunda toplandı. İstanbul'dan (K‚‡‚k) Talat Muşkara, Ankara'dan Hafız Mehmet Bey gelmişti. Enver Paşa ilk s•z‚ Talat Muşkara'ya verdi. Komitacı Talat Bey uzun, ayrıntılı ve hırslı bir a‡ıklama yaptı. Konuşması ş•yle •zetlenebilirdi: "Şu anda yalnız İstanbul'da 29 gizli şubemiz, bir‡ok ilde silahlı teşkilatımız var. Her şey hazır. Artık beklemeye de gerek yok, merhamete de. Gerektiğinde kan d•kmekten ‡ekinmeydim. Hemen harekete ge‡elim." Dr. NŠzım destek verdi:


"Aynı fikirdeyim. Neden bekleyelim ki? M. Kemal'den mi korkuyoruz?" Enver Paşa Hafız Mehmet Bey'e d•nd‚: "Siz ne d‚ş‚n‚yorsunuz Hafız Bey?" Hafız Mehmet Bey Anadolu'nun havasını biliyordu: "Paşam, ben farklı d‚ş‚n‚yorum. Hemen harekete ge‡memiz doğru olmaz." Bu a‡ıklama Talat Bey'i hayal kırıklığına uğrattı: "Hayrola Hafız Bey? Ankara seni de mi Kemalist yaptı?" Hafız Mehmet Bey kızdı: "Ne m‚nasebet? Ama d‚şman Ankara yolunda. Bence savaşın sonunu beklemeliyiz..." Dr. NŠzım Hafız Bey'in s•z‚n‚ kesti: "Beklemek doğru olmaz. Ya savaşı M. Kemal kazanırsa?" Tartışmaya karışmak istemeyen Halil Paşa y‚reğini dizginleye-medi, ayağa kalktı: "Ne olur kazanırsa? Onun kazanması T‚rkiye'nin kazanması demek değil mi?" "Ama o zaman iktidara ge‡emeyiz." Halil Paşa, İttihat ve Terakki iktidarının en •nemli y•neticilerinden biri olan bu heyecan adamına hayretle baktı. İktidarı her şeyden ‡ok seviyordu. Bu t‚r siyaset‡iler iktidarda olmanın verdiği g‚ce ve saygınlığa taparlardı. "Doktor, iktidar hırsı senin vicdanını karartmış." Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 357 Dr. NŠzım da ayağa kalkarak aynı şiddetle karşılık verdi: "Paşa, bizden uzak kalalı senin de y‚reğin ‡‚r‚m‚ş." Halil Paşa elini tabancasına attı: "Dua et ki evimdesin. Yoksa bu s•z‚n bedelini hayatınla •derdin." Enver Paşa ayağa fırladı: "Beyler, oturun!" Homurdanarak oturdular. "Sakin olmanızı istiyorum. Biz yeminli arkadaşlarız. Bu kardeşlikten daha ileridir." Hafız Bey'e d•nd‚: "Niye savaşın sonunu beklememizi uygun g•r‚yorsunuz?" "Yenilip dağılmak bir yana, ordunun Kızılırmak'ın gerisine ‡ekilmesi bile M. Kemal Paşayı bitirmeye yeter. Durum b•yle. Kimsenin yeni bir yenilgiye, ‡ekilişe tahamm‚l‚ yok. Benim g•rd‚ğ‚m, ordu yenilmese bile direnemez. Mutlaka Kızılırmak gerisine ‡ekilecek. G‚c‚ bu kadar. Genelkurmay'm ‡ekilişle ilgili planlar hazırladığını biliyorum.35 Bu takdirde millet yeni bir baş arayacaktır.." Enver Paşaya baktı: "..Bu baş da belli. B•ylece sorun kendiliğinden ‡•z‚lm‚ş olur." Bu g•r‚ş, ‡atışmalara, anlaşmazlıklara yol a‡mayacak iyi bir ‡•z‚m gibi g•r‚n‚yordu ama savaş sonu olaylarını beklemeyi gerektiriyordu. Dr. NŠzım Talat Bey'e d•nd‚: "İskele KŠhyası Trabzon'da g•n‚ll‚ asker topluyor demiştin. Bu g•n‚ll‚lere gizlice karışıp cepheye gidemez miyiz?" Halil Paşa itiraz etti: "Olmaz. Ben biliyorum. KŠhyanın adamları ya hapisane ka‡kını, ya haydut. Enver Paşa onların arasında yer alamaz." Dr. NŠzım sabırsızlandı: "Ne yapacağız •yleyse?" Hafız Mehmet Bey "Uygun bulursanız.." dedi, "..Ankara'ya d•n‚nce, g•n‚ll‚ toplamak i‡in Genelkurmay'dan izin alayım. Bir tek askere bile ihtiya‡ var, reddetmezler. Kafamıza uygun adamlar toplarız. Trabzon'da yeğenim var. Bu işi o d‚zenler. Siz gizlice bizim topladığımız bu g•n‚ll‚lere karışırsınız." Talat Bey heyecanlandı:


358 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Memlekete er olarak girdiğiniz anlaşılınca, bu haber bomba ibi patlayacaktır!" Dr. NŠzım sordu: "Sonra?" Cevap Enver Paşa'dan geldi: "Merak etme. Saati gelince de harekete ge‡eriz. Kabul m‚?" "Hafız Bey'le yeğeni hemen g•n‚ll‚ toplamaya başlarlarsa, ka-bul." "İzin alır almaz başlarız." Enver Paşa, "Hafız Bey." dedi, "..yarın memlekete d•n‚n ve ‡a-ışmaya başlayın." "Peki paşam." İktidarı ele ge‡irmek i‡in T‚rkiye'ye girmeyi, Hafız Bey'den ge-ecek habere ertelediler.36 GENERAL ANDREAS ile Kolordu Kurmay Başkanı Albay Ga-allias, S‚vari Tugayı Komutanı Albay Nikolaidis'i dinliyorlardı. Al-jay Nikolaidis tugayının feci durumunu •l‡‚l‚ s•zc‚klerle anlatma-a ‡abalıyordu: "...Generalim, tugayımdaki atların ‡oğunun Balkan savaşından olma olduğunu biliyorsunuz. Geldiğimiz uzun yol, aşırı sıcak, su azığı, T‚rk s‚varilerin s‚rekli tacizi, arpa yetersizliği atlarımı mahvetti, •u ‡evrede taze ot da yok. Bu sebeple atlar yola ‡ıktığımız zamankin-ien ‡ok daha k•t‚ durumdalar. Tugayım koşamıyor artık. D‚şman s‚varileriyle her karşılaşmamızda esir vermeye başladık." Gavallias, "Sevgili Niko.." dedi, "..şartlar aynı olduğu halde T‚rk s‚varileri nasıl bu kadar ‡alışkanlar? Her yanda cirit atıyorlar." Nikolaidis i‡ini ‡ekti: "ˆ‚nk‚ onların altında g•sterişsiz ama dayanıklı, bu iklime yatın Anadolu atları var. Benimkilerse s‚sl‚ merasim beygirleri. Bu-‚n •ğleden sonra bir T‚rk s‚vari birliği cephe gerimize sızdı, yetişip urduramadık. Y‚z elli develik bir ikmal kolumuzu esir etti, bir kamyon kolumuzu da yaktı. Y‚r‚y‚şe başladığımız zaman bunların kılı‡ları ve ger‡ek mızrakları yoktu. Şimdi yarısı kılı‡lı, yarısı demir mızraklı olmuş. Tugayım bunlara karşı bir başına cephe gerisini ve kolordumuzun sağ yanını korumayı başaramaz.37 Bunu bildirmek i‡in Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 359 rahatsız ettim. Atılgan T‚rk s‚varilerine karşı ciddi •nlem almak gerekiyor." Planlarını ‚‡ t‚menle saldıracaklarını d‚ş‚nerek yapmışlardı. Şimdi bir t‚meni cepheden ‡ekip sağ geriye almak gerekiyordu. Şeytan alsın! Bu durum T‚rklerin işine yarayacaktı. 22 AĞUSTOS sabahı †‡‚nc‚ ve Birinci Yunan Kolorduları, erleri yormayacak kısa y‚r‚y‚şlerle T‚rklerin ileri savunma hatlarına yaklaştılar, taarruz d‚zeni alarak yine dinlenmeye ge‡tiler. En sağdaki İkinci Kolordu T‚rk sol kanadını kuşatmak ‚zere doğuya doğru y‚r‚d‚. Yunan Ordu KarargŠhı Uzunbey K•y‚'ne yerleşti. T‚rk sol kanadının en ucunda 2. ve 3. S‚vari T‚menleri yer aldı. Albay İzzettin ‹alışlar'ın 1. Grubu, ordu yedeği olarak Haymana kesimine gelmişti Albay Fahrettin Altay'ın S‚vari Grubu ise hayli g‚neyde, Yunan ordusunun sağ a‡ığındaydı. Şiddeti ve s‚resi bakımından tarihte benzeri bulunmayan meydan savaşının başlamasına bir g‚n kalmıştı.


General Papulas Uzunbey K • y ‚ 'nde 360 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

YUNAN ORDUSUNUN Ankara'ya doğru y‚r‚y‚ş‚ Malta'da b‚y‚k heyecan yaratmıştı. Paşalar gazetelerde ‡ıkan yalan ve yanlış haberlerle bir değerlendirme yapmanın m‚mk‚n olmadığını ileri s‚r‚yorlardı ama bu mantıklı itiraza kulak veren yoktu. S‚rg‚nler cevap alabilmek i‡in bastırıyorlardı: Bizimkiler savaşı kazanabilir mi? Yine geri ‡ekilir miyiz? ˆekilirsek ne olur? Ordu dağılır mı? Paşalar s‚rg‚nleri yuvarlak s•zlerle avutmaya, oyalamaya ‡alışırken, askerlikten zerre kadar anlamayan Feyzi Pirin‡‡ioğlu bangır bangır bağırıyordu: "D‚şmanı şakır şakır yeneceğiz, g•receksiniz!" Bu avuntu, her defasında bir‡ok s‚rg‚n‚n g•zlerini yaşartıyordu. Derme-‡atma bir ordu ile Batının b‚t‚n kaynaklarından yararlanan Yunan ordusunu yenmek m‚mk‚n m‚yd‚? Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 361

Y†ZBAŞI FAZIL sarışın havacıyı telefon n•bet‡isi olarak bırakıp bir arkadaşını g•rmek i‡in istasyona gitmişti. Gen‡ havacı hafiften kestirirken manyetolu telefon hırıldadı. A‡tı. Arayan Cephe Komutanlığından Binbaşı Tevfik Bey'di. Tevfik Bey'in verdiği bilgiyi heyecan i‡inde not etti ve ‡adırdan fırladı, iki kolunu kanat gibi a‡arak, bağıra bağıra koşmaya başladı:


"Heeeey milleettt! Vecihi Ağabey yepyeni bir u‡akla Muğla'dan d•nm‚ş. Bug‚n Ankara'da, yarın burdaaaa!" Sevin‡le Abdullah Usta'nın ‡adırına daldı, duramayıp direği devirmiş olmalı ki ‡adır ‡•kt‚. ANKARA İSTASYONU ‡ok kalabalık ve g‚r‚lt‚l‚yd‚. Cepheye gidecek beş y‚z kadar asker vagonlara bindirilmekte, y‚k vagonlarına top‡eker kadanalar, katırlar, m‚himmat sandıkları, onarılmış silahlar, ekmek ve erzak ‡uvalları, k‚feleri y‚klenmekteydi. Eskisi makineli t‚fek mermileriyle delik deşik olduğu i‡in Y‚zbaşı Faruk, verilen yeni ‚niforması, tasa benzeyen başlığı ve tahta ‡antasıyla g•revlilerin g•sterdiği vagona bindi. Sonunda bu sabah taburcu etmişlerdi. Nesrinle ayak‚st‚ ve resmice vedalaşıp hastaneden ayrılmış, bu saate kadar Milli Savunma Bakanlığı'nda uğraşıp gerekli işlemleri yaptırmıştı. Yazık ki atama istediği gibi olmamıştı. Doktor raporuna bakarak, savaş‡ı bir birliğe değil, 1. Grup KarargŠhına vermişlerdi. Bu y‚zden neşesizdi. Vagon ter, ‡arık ve t‚t‚n kokuyordu. Askerler ilk pencere yanını Faruk'a verdiler. ˆantasını sıranın altına s‚rd‚, pencereyi a‡tı, istasyona •zg‚ canlılığı izlemeye başladı. Haftalardır hastanedeydi, dış d‚nyayı, g‚r‚lt‚y‚, hareketi •zlemişti. Az sonra buharlı d‚d‚k havayı dalgalandırarak uzun uzun •tt‚. Vagon sarsıldı. Hareket ettiler. Birden sıkmabaşlı, beyaz ‚niformalı, siyah pelerinli bir g•lge belirdi. Bu kıvrak g•lge, perondaki g•revlileri ve uğurlayıcıları yararak yaklaşıyor, g•z‚ pencerelerde, telaş i‡inde birini arıyordu. Faruk sarktı, ellerini sallayarak, heyecan i‡inde "Burdayım!" diye haykırdı. Nesrin pelerini u‡a u‡a koşup yetişti, elindeki paketi uzattı: "Bunu bulabilmek i‡in geciktim. G‚le g‚le gidin. L‚tfen kendinizi koruyun.." 362 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Nesrin elini de uzattı ama artık tren iyice hızlanmıştı, ancak parmak u‡ları birbirine değdi. Gittik‡e geride kalmaktaydı. Yalnız kendinin duyabileceği bir inilti ile "..‡‚nk‚ sizi seviyorum" dedi. K‚‡‚l‚p noktalaştı ve g•r‚nmez oldu. Faruk pencereden ‡ekildi, i‡inde t‚rl‚ duygular u‡uşarak paketi a‡tı. Kahverengi, kıvır kıvır, harika bir kalpak getirmişti Nesrin. Tasa benzeyen başlığını ‡ıkardı, başına bu g‚zel kalpağı ge‡irdi. Hafif‡e sağ kaşına eğdi. ANKARA HAVAALANI'nda Vecihi ile Eşref Usta'nın Muğla'dan getirdiği keşif u‡ağının kuyruğuna ve g•vdesinin iki yanına T‚rk u‡ağı olduğunu belirten işaretler yapılıyordu. Silah‡ılar u‡ağın ‚‡ makineli t‚feğini elden ge‡irdiler. Œnde iki sabit, g•zlemcinin •n‚nde de bir oynak makineli t‚fek vardı. †‡‚ de zehir gibiydi. U‡ağa, bomba atmak i‡in geliştirdikleri d‚zeneği de taktılar. Vecihi u‡ağa 'İsmet' adının verilmesini •nermiş, Hava Genel M‚d‚rl‚ğ‚ de ‡ok ‚zd‚ğ‚ İsmet Paşa'nın g•nl‚n‚ almak i‡in u‡ağa bu adın verilmesini kabul etmişti.38 U‡ak ertesi g‚n Malık•y Havaalanı'nda olacaktı.


İ smet ad ı verilen u ‡ ak Ankara'ya Y‚r‚y‚ş 363

KASTAMONULULAR Nasrullah camisi •n‚ndeki b‚y‚k meydanda toplanmışlardı. Halkı coşturan konuşmalar ve duadan sonra Başkomutan'a bir telgraf ‡ekilmesine karar verildi. Telgrafın 4. maddesi ş•yleydi: "Ordunun yiyeceğini, giyeceğini, silahını, cephanesini sonuna kadar sağlamak i„in hepimiz, g•nl•k nafakamıza varıncaya kadar b•t•n varımızı fedaya hazırız" 38a TREN hava kararırken Polatlı'ya geldi. Acemi askerler karmakarışık bir halde perona indiler. G•revli subaylar bağıra ‡ağıra, d‚d‚k ‡alarak askerleri d‚zene sokmaya ‡alışırken, Faruk aradan sıyrılıp istasyon komutanının odasına daldı, 1. Grubu nasıl bulabileceğini sordu. İstasyon Komutanı, tombalak, al yanaklı, savaş ortamına hi‡ uymayan şirin bir binbaşıydı, "Hele bir oturun" dedi, Faruk oturunca da sordu: "Yemek yediniz mi?" "Hayır." "G‚zel. Birlikte yeriz. 1. Grup d‚n Haymana'ya alındı. Haymana buradan 45 km. g‚neyde. Sizi bu gece bir ağırlık koluyla Haymana'ya g•nderirim." Kapının eşiğinde bekleyen k•yl‚ kıyafetli posta neferine, "Yemeğimizi getir oğlum" dedi. Posta az sonra iki tabak etli bulgur pilavı, iki baş soğan, iki par‡a ekmek getirdi. Binbaşının y‚z‚ minnetle parladı: "Oooooo! Bug‚n yine ziyafet var ha. Allah Ankara'ya zeval vermesin." 17500/5567 sayılı ordu emri saat 23.30'da birliklere dağıtıldı. Emre g•re ertesi g‚n‚ kolordular T‚rklerin ileri mevzilerini işgal etmekle yetinecekler, •b‚r g‚n sabah saat 05.00'te emir beklemeksizin T‚rk esas mevzilerine taarruza ge‡eceklerdi. Emirde ordunun amacı a‡ıklanmıştı: "D‚şman cephesini merkezden yarmak ve doğudan kuşatmak." 364 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Ordu, yarma i‡in ortadaki General Kondulis'in komuta ettiği Birinci Kolordu'yu, kuşatma g•revi i‡in de doğuya doğru a‡ılan General Andreas'ın İkinci Kolordusunu g•revlendirmişti. İSMET PAŞA geceleri ge‡ saatte gelerek, hazırlanan cephe emrinin taslağını g•sterip Başkomutan'ın onayını alıyordu. Bu gece yansı da geldi. Emir taslağını Başkomutan'ın masasına bıraktı. Oturdu. Yorgun ve her ger‡ek‡i komutan gibi kaygılıydı. Yunan birlikleri taarruz mesafesine yaklaşmış ve savaş d‚zeni almışlardı. Işıksız bir sesle, "Yarın d‚ğ‚n başlıyor" dedi. Cephe emrinde b‚t‚n birliklerin bulundukları mevzileri kesin olarak savunmaları isteniyordu. Başkomutan cephe emrini dikkatle okudu. Y‚z ‡izgileri emri okuduk‡a keskinleşip derinleşiyordu. M. Kemal Paşa'yı izleyen HaAnkara'ya Y‚r‚y‚ş 365


lide Edip Adıvar o gece, anılan i‡in şu notu alacaktı: "Zaferden emin, aksi „ıkarsa b•t•n arkadaşlarıyla birlikte ƒlmeye hazır!'39 Bu saatlerde T‚rk ileri g‚venlik birlikleri ile Yunan keşif birlikleri arasında yer yer, k‚‡‚k, kısa ‡atışmalar oluyordu. Aydınlatma fişekleri ortalığı g‚nd‚ze ‡eviriyor, iki yanı da s‚rpriz baskınlardan koruyordu. Sinirler gerilmişti. İki ordu da heyecandan uyuyamıyordu. 366 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Beşinci B•l‚m ■

Sakarya Savaşı 23 Ağustos 1921 -13 Eyl‚l 1921 23 Ağustos 1921 Salı g‚n‚ Sakarya Savaşı başladı. Hava kapalı ve boğucuydu. T‚rkler cephe boyunca g•zetleme yerlerinden Yunan birliklerinin hareketlerini izliyorlardı. Beylik K•pr‚ karşısındaki Yunan 7. T‚meni b‚t‚n g‚n dikkati ‡ekecek •nemli bir harekette bulunmadı, T‚rkleri uyuttu. G‚neyde ise, Yunan †‡‚nc‚ Kolordusu yayılarak yaklaştı, T‚rk mevzilerini ‡ok yoğun top ateşi altına aldı. G‚zelim Yıldıztepe, yeşil Ilıca vadisi alev ve duman i‡inde kaldı. T‚rk topları da cevap verdiler. Bozkır otları ve mor ‡i‡ekli dikenler tutuştu. Karınca yuvalan kavruldu. Ateş ve barut dumanı havayı daha da boğucu yaptı. B•lge cehenneme d•nd‚. T‚rkler sabırla bombardımanın bitmesini bekliyorlardı. Eğitimi az olanlar, başlarının ‚zerinden şarapneller vızıldayarak ge‡meye, yaralılar devrilmeye başlayınca korku i‡inde b‚z‚ld‚ler. Yer sarsılıyor, toprak fokurduyordu. Takım komutanları, tecr‚beli ‡avuşlar, onbaşılar, eski askerler, korkanları azarlayarak, severek yatıştırmaya Sakarya Savaşı 367 ‡alıştılar. Toplar susup da Yunan birlikleri ilerlemeye başlayınca herkes silah başı etti. Savaş sarhoşluğu korkuyu bastırdı. Her ‡eşit merminin idareli kullanılması yazısız kanun olduğundan top‡ular g•n‚llerinin ‡ektiği gibi ateş edemezlerdi. Bir batarya coşsa, hemen uyanlar gelirdi:


"Mermiyi idareli kullan!" Ama bug‚n askere moral vermek i‡in bolca mermi harcanmasına g•z yumuldu. Mermiler yaklaşan Yunan birliklerinin başlarının ‚st‚nde ve i‡lerinde patladık‡a, seyreden yeni askerler, "Yaşa top‡u-başı!" diye bağırışıyorlardı. İleri g‚venlik birlikleri, g‚‡l‚ olmadıkları i‡in genellikle kısa oyalama savaşları yaparak esas savunma hatlarına ‡ekilirlerdi. Bu kez bu k‚‡‚k birlikler ‡ekilmediler, ‡ok sert karşılık vererek d•v‚şt‚ler. İsabetli top atışları, her yandan yağan makineli t‚fek ateşleri, ilerleyebilen Yunan birliklerini durdurdu. Yunan cephesinde bir şaşkınlık r‚zgŠrı dolaştı. Hani T‚rk ordusu enkazdı? Hani hemen dağılacaktı? T‚rklerde b‚y‚k bir başkalık vardı bu kez. B•ylesine canlı, şevkli, etki'i, sert, zehir gibi bir direniş beklemeyen Yunanlı komutanlar kaygıya kapıldılar. Savaşın uzayıp yağmur mevsimine kalması olasılığı hepsini d‚ş‚nd‚rmeye başladı. Gecikme, yolları ge‡ilmez hale getirirdi. Savaşı bir an •nce bitirmek gerekti.1 Y†ZBAŞI FARUK ağırlık kollarından biriyle sabah Haymana'ya geldi. Haymana b‚y‚k bir ordugŠha d•nm‚şt‚. Grup karargŠhını zorlukla buldu. Grubun Kurmay Başkanı Y‚zbaşı Asım Tınaztepe'yle İstanbul'dan tanışıyorlardı. Sarılıp •p‚şt‚ler. Faruk bir daha şansını deneyerek bir alaya verilmesini istedi ama Kurmay Başkanım kandıramadı: "Hi‡ ‚mitlenme. Atama emrine uyacağız. Yanımda kalacaksın. ˆayını bitir, kalpağını d‚zelt, komutana ‡ıkıyoruz." 368 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

BİR YUNAN KEŞİF UˆAĞI Uzunbey'de yeni yapılmış olan piste indi. G•zlem subayı paniklemiş bir halde raporunu yazıp Binbaşı Hacizafırios'a verdi, o da Albay Pallis'e ulaştırdı. Rapora g•re T‚rkler Yunan sağ kanadı karşısına b‚y‚k kuvvetler yığıyordu. General Papulas haklı olarak korktu. Bu kuvvet taarruz eder, İkinci Kolordu'yu ordudan ayırırsa hem kolordu hem de ordu ‡ok zor duruma d‚şerdi. İkinci Kolordu'nun savunma •nlemleri alarak hareketsiz kalmasını emretti. Oysa g•zlemci subayın b‚y‚k bir kuvvet sandığı bu kitle, k•yl‚lerin savaş alanından ka‡ırdıkları koyun ve sığır s‚r‚leriydi.la 5. S†VARİ GRUBU, Yunan ordusunun gerisine keşif kolları salmıştı. Bu k‚‡‚k kollardan biri, İkinci Kolordu'nun arkasına sızdı, kolorduyu izleyen erzak ve cephane kollarından birini g•rd‚. Arazi ‡ukurlar ve kuru su yataklarıyla doluydu. Uygun bir yere saklanıp bu ikmal kolunu g•zlediler. Bu uzun kolu bir s‚vari takımı koruyordu. Ama atları •yle hantaldı ki T‚rk s‚varilerini yakalamaları m‚mk‚n değildi. Beş kişiden oluşan k‚‡‚k keşif kolunun komutanı Sinoplu Ali-can Onbaşı, basit bir plan yaptı. G•zden uzak bir kavis ‡izerek yola yakın bir kaya kitlesinin ardına sindiler. İki er atların başında kaldı, ‚‡‚ pusuya yattı. Alican Onbaşı'nın hesabı bir cephane kamyonunu vurmaktı. Hangisinin cephane kamyonu olduğu anlaşılmıyordu. Bi‡imi değişik bir kamyonu g•zlerine kestirip silahlarını ardarda ateşlediler. Kamyon benzin tankeriydi. M‚thiş bir g‚r‚lt‚yle patlayıp par‡alandı, yakınındaki erzak kamyonları tutuşmuş benzin yağmuru altında kalarak yanmaya başladılar. Keşif kolu atlanıp sıvıştı. ŒZEL KALEM M†D†R† Savaş Bakanı Teotokis'e, "İngiliz Askeri Ataşesi Mr. Nairne telefonda efendim, randevu rica ediyor.." dedi, "..ne diyeyim? Hangi tarihi uygun g•r‚rs‚n‚z?"


Bakan ‡ok neşeliydi bug‚n, Yunanistan tarihinin en parlak g‚nlerini yaşıyorlardı, Mr. Nairne ile kendi konuşmak istedi: "Albayı bana bağla." Sakarya Savaşı 369 Birka‡ nezaket s•zc‚ğ‚nden sonra, "Bu sabah savaş başladL" dedi, "..her şey ‡ok iyi gidiyor. Olumsuz hi‡bir haber yok. Randevu istiyormuşsunuz. Biz 5 Eyl‚lde Ankara'da olacağız. O g‚n sizi Ankara'da bekleyeceğim. Birlikte hakiki T‚rk kahvesi i‡eriz. Olur mu?" G‚r bir kahkaha patlattı.lb OYSA iyi gitmeyen bir‡ok şey vardı. S•zgelimi Yunan ikmal kolları i‡in s‚varilerden başka bir tehlike daha belirmişti. Yunan birliklerinin ge‡işi sırasında ortadan kaybolan ka‡aklar, ge‡iş sona erdikten sonra ortaya ‡ıkıp yine k•ylere yanaşmışlardı. Ama durum değişmişti. Bekledikleri y‚z‚ bulamadılar. Yunan ikmal kollarına y•neldiler. Silah, cephane, ila‡, giyecek, yiyecek ve i‡ecek taşıyan ikmal kamyonları Eskişehir'den Sivrihisar'a, oradan da Fettahoğlu k•pr‚s‚ne geliyor, k•pr‚den g‚neye ge‡ip Uzunbey K•y‚'ne ulaşıyor, malzeme Uzunbey'e yığılıyordu. Kolordular ihtiya‡larını kamyonlarla Uzunbey'den almaktaydılar. Ka‡aklar, Eskişehir ile Fettahoğlu k•pr‚s‚ arasındaki ıssız b•lgede, k‚‡‚k ikmal kollarını durdurup soymaya koyuldular. İkmal programı aksamaya başladı.2 Yunan ordusu ka‡akları el altından teşvik etmiş, ka‡ak olayını sevin‡le karşılamıştı. Şimdi bu ka‡aklar Yunan ordusunun başına bela olmak ‚zereydiler. B†Y†K KOMİSYON ODASINA bir kara tahta yerleştirilmiş, H‚srev Gerede, tahtaya renkli tebeşirlerle savaş alanının krokisini ‡izmişti. Başkomutan'ın yolladığı bilgiye dayanarak, toplanan milletvekillerine T‚rk ve Yunan birliklerinin yerlerini g•sterdi, savaşın başladığını haber verdi. Zamir Bey, "H‚srev Bey.." dedi, "..bir kurmay olarak s•yler misiniz, bu savaşı kazanma olasılığımız y‚zde ka‡?" H‚srev Gerede d‚ş‚ncesini d‚r‚st‡e bildirdi: "Y‚zde elli bir." 3 Bu ger‡ek‡i cevap milletvekillerinin zafer ‚mitlerini tam karşılamadığı i‡in H‚srev Bey'e fena halde i‡erlediler. 370 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

\ DR. MİM KEMAL BEY Başkomutanın yatıp dinlenmediğini •ğrenince Alag•z'e gelmişti. Muayene etti. Değişen bir şey yoktu. Ağrı, zor nefes alma ve ses kısıklığı ilk g‚nk‚ gibiydi. Bandı yenilerken ‡ıkıştı: "Ama Paşam, siz hareket ettiğiniz s‚rece ne bu kırık iyileşir, ne ciğerdeki tahriş." Paşa, "Haklısın ama." dedi, "..d‚şman b‚t‚n hıncı ile ‚st‚m‚ze gelirken, benim yatmam olur mu? Şu sargıyı da biraz gevşek sar ki rahat hareket edebileyim. Bug‚n ve yarın en zor iki g‚n‚m‚z. Belki cepheye inmem gerekebilir." Dr. Mim Kemal, Dr. Murat ve Salih Bozok, umutsuzca bakıştılar. Paşa'nın doktor tavsiyelerini dinlemeye niyeti yoktu. İLERİ BİRLİKLER, bir Yunan t‚meninin g‚ney batıdan Mangal Dağı'na doğru yaklaştığını bildiriyorlardı. Bu durum Mangal Dağı'nı korumakla g•revli 5. T‚men Komutanı Yarbay Kenan Bey'i huzursuz etti. Mangal Dağı'nın hemen arkasındaki yama‡ta bulunan 2. Grup KarargŠhına gitti, takviye edilmesini istedi. 2. Grup Komutanı da kuşatılmayı engelleyememekten korkuyordu. T‚men komutanının isteğini geri ‡evirdi: "Bir d‚şman kolordusu sol kanadımızı kuşatmak i‡in s‚rekli doğuya y‚r‚yor. Kuşatmayı •nlemek i‡in ‡ırpmıyorum. Her yana yetiştirecek kadar asker mi var elde? Sana tek nefer bile veremem." 4 Kolordu Kurmay Başkanı Binbaşı Burhanettin Bey t‚men komutanına yardımcı olmak i‡in,


"Beyefendi." dedi, "..1. Grup Haymana'dan yola ‡ıkmış. Yarın sabah solumuza gelmiş olacak. Kuşatmayı •nlemek o grubun g•revi." Selahattin Adil Bey sesini y‚kseltti: "Ama o gelene kadar da benim g•revim!" Bir şey diyemediler. Komutan da haklıydı. T‚rk ordusu cephenin her noktasında g‚‡l‚ olabilecek durumda değildi. Kenan Bey geri d•nd‚. İhtiyatta tuttuğu ‚‡‚nc‚ alayını da cepheye s‚rd‚. İLERİ T†RK BİRLİKLERİNİ atarak Mangal Dağı'na yaklaşan birlik, Birinci Kolordu'ya bağlı 12.000 kişilik Yunan 1. T‚meni idi. Sakarya Savaşı 371 T‚rk cephesini yarmakla g•revli Birinci Kolordu Komutanı General Kondulis, Mangal Dağı'nı d‚ş‚rmeden T‚rk cephesini yarmanın ‡ok zor olacağını g•rerek, dağın ne pahasına olursa olsun bug‚n işgal edilmesini istemişti. 1. T‚men Komutanı Albay Frangos dağın bug‚n d‚ş‚r‚lebileceğini hi‡ ummuyordu. D‚şman savunmasının bel kemiği olduğu anlaşılan dağ herhalde şiddetle savunulacaktı. †stelik hava anormal sıcaktı. Askerini kollayan bir komutan olarak ertesi g‚n sabah serinliğinde taarruz edilmesini •nermiş ama aceleci General Kondulis'e s•z‚n‚ dinletememişti. YUNAN T†MENİNİN Mangal Dağı'na ilerlediği sırada, Batı Cephesinin kurmay kurulu toplantı halindeydi. Cepheden gelen son bilgileri değerlendiriyorlardı. İsmet Paşa bazı kaygılı kurmayları yatıştırmak i‡in dedi ki: "†‡ kez karşılaştığım General Papulas'ı ders gibi inceledim. Şu sonuca vardım: İyi bir kıta komutanı. Askerine hŠkim. Ordusunu savaşa iyi hazırlıyor ve sevk ediyor. Ama sabırsız, ‡abuk sonu‡ almak istiyor. Alamazsa sinirleniyor, t‚rl‚ kuruntulara d‚ş‚yor, korkuya kapılıyor. Bir tehlikeye uğramamak i‡in savaşı kesiyor. Yine •yle olacaktır. Başkomutanımızın emrettiği y•ntemle savaşacağız ve daima ihtiyatta kuvvet bulunduracağız. Biri yepyeni, •teki askerlik kadar eski bu iki anlayışın bizi başarıya g•t‚receğine eminim." 5 KURMAY KURULU Afyon g‚neyinde bulunan 6. T‚men'e bağlı akıncı kollarının daha etkin olmalarını, M‚rettep T‚men'in de Fetta-hoğlu ve ‡evresine baskın yapmasını istedi. 6. T‚men'e bağlı beş akıncı kolu vardı. T‚men Komutanı hedef belirleyip ‚‡‚n‚ g•revlendirdi. M‚rettep T‚men'se Emir Dağı'nı bir gecede aşmanın b‚y‚k yorgunluğunu daha ‚zerinden atamamıştı. Ama komutan, "Asker y‚r‚d‚k‡e dinlenir.." dedi, "..bu gece yola ‡ıkıyoruz. T‚meni y‚r‚y‚şe hazırlayın." İZMİR UˆAĞI tam 13.00'te havalandı. Yağmur başlayınca geri d•nd‚. 372 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu S‚renin kısalığına rağmen kuzeye ve g‚neye hızla g•z atmayı başarabilmişler, g‚neyde, Mangal Dağı'na sokulan t‚menle birlikte Mangal Dağı'nın hizasından doğuya doğru ilerleyen b‚y‚k kuşatma kolunu (Yunan İkinci Kolordusu'nu) g•rm‚şlerdi. Hava acayipleşmiş, bozkıra g‚n ortasında akşam loşluğu ‡•km‚ş, g‚ney ufku iyice kararmıştı. Bu karanlığın i‡inde şimşekler kaynaşıyordu. YUNAN 1. T†MENİ Mangal Dağı'na gerektiği kadar yaklaşınca durdu, iki alayı ile yayılarak taarruz d‚zeni aldı. G•zlem yerinden bakan Kenan Bey'in şakakları zonkladı. D‚şman 5. T‚men'den d•rt kat daha kalabalıktı. Mangal Dağı'nın g‚ney eteğindeki siperlerin •n‚nden ufka kadar bozkır gelinciklerle doluydu. Hafif r‚zgŠr altında dalgalanıp duruyorlardı. Yunan topları Mangal Dağı'nı ateş altına aldı. T‚menin bataryalarının yanı sıra, İzmir depolarından İngilizlerin g•z yummasıyla alınmış ağır T‚rk toplarından kurulu bir top‡u birliği de vardı.5a İlk mermiler siperlerin ilerisine d‚şt‚. Patlayışın yarattığı hava akımı, b‚t‚n gelinciklerin yapraklarını koparıp savurdu. Toprak birdenbire ‡ıplaklaşmıştı. Antepli Adil k‚fr‚ bastı:


"Hay eşşekler! Ne istediniz fakir ‡i‡eklerden?" 5. T‚men'in sadece 6 topu vardı, onlarla karşılık verdi. İki saat sonra, Albay Frangos ateşi kestirdi. Dağı halla‡ pamuğu gibi atmışlardı. Yeterli g•rerek bir alayını taarruza kaldırdı. Saat 16.30'du. Toprağa sinmiş T‚rkler canlandılar ve yerlerini aldılar. ݇inde şimşekler kaynaşan dev bir kara bulut r‚zgŠrıyla birlikte yaklaşmaya başladı. Dağın ‚zerinde durdu. Gittik‡e sertleşen r‚zgŠr, tozu toprağı, g‚neyden kuzeye, T‚rk mevzilerine doğru u‡urmaya başladı. Giderek g•z g•z‚ g•rmez olacaktı. MANGAL DAĞI'na taarruzun başladığı haberi 2. Grup Komutanı Selahattin Adil Bey'i d‚ş‚nd‚rd‚. 5. T‚men'i takviye etmek şart olmuştu. 2. Grup emrine verilmiş olan Meclis Muhafız Taburu ile ihtiyattaki alaya hemen Mangal Dağı'na hareket etmeleri emrini verdi. Sakarya Savaşı 373 Muhafız Taburu yakındaydı. Alay iki saat uzaklıktaydı ama bu havada yolu bulup yetişmesi ‡ok zordu. Şiddetli patlayışlarla sarsıldılar. Dağa ve ‡evresine yıldırım yağmaya başlamıştı. R†ZGŽR fırtınaya d•nm‚ş, hava gece gibi kararmıştı. Arka arkaya patlayan g•k g‚r‚lt‚leri top seslerini bastırıyordu. G•ky‚z‚ ‡atlıyor, yıldırımlar havayı ‡atırdatarak d‚ş‚yordu. Top‡u g•zetleme yerinden telefonla toplara mesafe ve y•n veren 5. T‚men bataryasının g•zlem subayı ağlamaklıydı: "...Hava iyice karardı. R‚zgŠr ‡ok şiddetlendi. Bana doğru esiyor... Hedefi g•remiyorum... G•z‚m‚ a‡ıp bakamıyorum ki... Bilmiyorum... Allah yardımcımız olsun!" Toplar sustu. T‚rk savunmasının afet y‚z‚nden fel‡ olduğunu g•ren Albay Frangu İkinci Alayını da taarruza kaldırdı. R‚zgŠrı arkalarına alan alaylar iki yandan dağın eteklerine doğru ilerlediler. MANGAL DAĞI'nın eteklerindeki siperler dağdan aşağı akan sel sularıyla dolmaktaydı. Asker dizlerine kadar su i‡indeydi. Ama asıl sorun r‚zgŠrdı. K‚‡‚k taş ve ‡amur par‡alarıyla karışık yağmur suyunu y‚zlerine doğru •ylesine şiddetle savuruyordu ki askerler g•zlerini a‡amıyorlardı. Bitlisli Veysel Onbaşı olanca sesiyle "Ateşşşş!" diye bağırıyordu ama kimse başını kaldıracak halde değildi ki ateş edebilsin. Yunan askerlerinin h‚cum naraları duyuldu: "Aeraaaaa!" D‚şman tufandan yararlanarak burunlarının dibine sokulmuştu. SELAHATTİN ADİL BEY Mangal Dağı'ndaki durumu yakından g•rmek i‡in b‚y‚k zorlukla 5. T‚men KarargŠhına gelebildi. Yağmur deli gibi yağmaktaydı. Kenan Bey ve karargŠh mensupları sırılsıklamdılar. Afetin verdiği dehşet i‡inde geri ‡ekilen bazı askerleri yeniden cepheye d•nd‚rmek i‡in koşuşmaları gerekmişti. "Ne durumdasınız?" "Muhafız Taburu geldi komutanım, dağın doruğuna yerleşiyor. Ama alay yolda, daha gelemedi." 374 Şu ˆ‚gın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Direnebilecek inisiniz?" "İnşallah." Selahattin Adil Bey korkuyla, "Ah şu geceyi bir atlatabilsek" diye inledi. Sol yanından emin değildi. Oraya geleceği bildirilen 1. Grupla bağlantı kurulabilse i‡i rahat edecekti. Havanın k•t‚l‚ğ‚ y‚z‚nden ne telsiz ‡alışıyordu, ne telefon. SOL KANADA gitmek emrini alan 1. Grup KarargŠhı ve birlikler, Haymana'dan ayrılmışlardı, yoldaydılar. Sağanak yağmur altında, iliklerine kadar ıslana ıslana, hi‡ durmadan 2. Grubun sol yanına doğru y‚r‚yorlardı. İzzettin Bey grubunu g‚n doğmadan sol kanada yetiştirmek istiyordu. Toplar ve arabalar zorlukla ilerliyor, tekerler ‡amura saplanıyor, huysuz katırlar b‚y‚k zorluklar ‡ıkarıyordu. Her yanı bataklığa ‡evirmiş yağmurda durup da askere sıcak bir ‡orba


vermek m‚mk‚n olmamıştı. Asker torbasındaki daha k•t‚ g‚nler i‡in saklaması gereken peksimeti gizlice yiyerek a‡lığını bastırıyordu. Mangal Dağı'ndan savaşın vahşi sesi yansıyordu. ALAGŒZ'de İsmet Paşa gelince yemeğe oturdular. Ali Metin ˆavuş yemeği dağıtırken, Paşa genel durumu ‡ok kısaca •zetledi: "D‚şman asıl kuvvetleriyle g‚neydeki gruplarımızın ileri karakollarını geri attı ve durdu. Yarın sabah genel taarruza ge‡eceğini tahmin ediyoruz." Cephe KarargŠhı, g‚neydeki fırtına y‚z‚nden telsiz ve telefonlar işlemediği i‡in d‚şmanın Mangal Dağı'na taarruz ettiğini ve savaşın s‚rd‚ğ‚n‚ bilmiyordu. Alag•z ve ‡evresinde hava olduk‡a sakindi. R†ZGŽR KESİLİNCE dağın ‚zerine yoğun, yapışkan bir sis ‡•kt‚. Fırtınanın yardımıyla esas savunma hattına ‡ok yaklaşmış olan Yunan birlikleri sisten yararlanarak dağın eteğindeki bazı siperlere girdiler. Yunan askerleri savaşı bir an •nce sona erdirip evlerine d•nebilmek i‡in ‡ok hırslı ve kararlı d•v‚ş‚yorlardı. Sakarya Savaşı 375 O beyaz karanlık i‡inde, yer yer, g•ğ‚s g•ğ‚se bir boğuşma başladı: S‚ng‚, kasatura, dip‡ik, k‚rek, el bombası, tabanca, yumruk, diş, tırnak... Bu kanlı kavgaya Y‚zbaşı Zekeriya da katılmıştı. Bir yandan avaz avaz bağırarak askerini coşturuyor, bir yandan da koca tabancasını ateşliyordu: "Vurun katillere! Vurun ırz d‚şmanlarına! Vurun!" BİRİNCİ KOLORDU Kurmay Başkanı Albay Gonatas durumu •zetledi: "1. T‚men fırtınadan yararlanarak dağın batı eteğini işgal etti. Geri kalan yerler d‚şman elinde. Boğuşma s‚r‚yor." Fırtınaya ve bunca baskıya rağmen T‚rk direnişinin kınlamamış olması Kolordu Komutanı General Kondulis'i tedirgin etti: "Bu akşam bu işi mutlaka bitirmeye bakalım. Yarına kalırsa takviye alır, dağı daha da şiddetle savunurlar. Burda saplanıp kalır, ileriye gidemeyiz. Bu dağ y‚ksekliğinden dolayı T‚rk savunmasının i‡ine egemen. Burayı alırsak cepheyi ezer ve yararız. Dağın bu gece mutlaka zaptedilmesini istiyorum. T‚meni takviye edelim." 6 BU SIRADA Mangal Dağı'na y•nelik Yunan taarruzu yorgunluk y‚z‚nden hızını yitirmiş, sonunda durmuştu. Hen‚z soluk almışlardı ki General Kondulis'in kesin emri geldi: Ara vermeden taarruza devam! Her yandan inlemeler, itirazlar ve yakınma homurtuları y‚kseldi. Frangos †‡‚nc‚ Alayına ve emrine giren takviye birliklerine de taarruza hazır olmalarını bildirdi. Yorgun birlikleri yeniden ateşe s‚rebilmek i‡in askerlere bolca konyak dağıtıldı. T‚men bandosu •n hatta yanaştırıldı. Gece taarruzu, bandonun ‡aldığı Kral i‡in bestelenmiş 'Kartalın Oğlu' marşı ile başlayacaktı.7 MUHAFIZ TABURU dağın doruğuna yerleşmişti. Savaşa katılmak i‡in heyecanla emir bekliyor ve gelişmeyi izliyordu. Gece aydınlatma fişekleri dolayısıyla kanlı bir donanma gecesine d•nm‚şt‚. Gece yarısı 5. T‚men'in piyade komutanı Binbaşı Kadir Bey doruğa geldi: 376 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Geri ‡ekiliyoruz İsmail Hakkı. ˆekilişi senin tabur koruyacak." Y‚zbaşı İsmail Hakkı itiraz etti: "Nasıl olur binbaşım? Biz hazırlığımızı yaptık. Taburumun savaş g‚c‚ ‡ok y‚ksektir. D‚şmanın tepesine inip.." Binbaşının g•zlerinin dolu dolu olduğunu g•r‚nce itiraz etmeyi kesti: "Baş‚st‚ne!" 5. T‚men'in alayları g‚‡l‚kle direnirken d‚şmanın s‚rekli takviye aldığını g•ren Selahattin Adil Bey, t‚menin ve topların elden ‡ıkacağından korkarak, bağlantı kurulamadığı i‡in Cephe


Komutanlığından izin istemeden, sorumluluğu ‚zerine alıp dağın boşaltılmasını emretmişti.8 Mangal Dağı gece yarısından sonra aşama aşama boşaltıldı. Şehitler g•m‚ld‚. Aralarında Denizlili Deli Y‚zbaşı Zekeriya da vardı. 24 Ağustos sabaha karşı Muhafız Taburu'nun subay ve erleri, dağı savaşmadan bıraktıkları i‡in ağlayarak geri ‡ekildiler.9 BİR G†N ŒNCE b‚t‚n g‚n hareketsiz kalarak T‚rkleri g‚zelce uyutan Yunan 7. T‚meni, gece yarısından sonra, Beylik K•pr‚'n‚n iki kilometre g‚neyinde sessizce iki ge‡ici k•pr‚ kurarak bir alayını Sakarya'nın doğusuna ge‡irmişti. T‚rk g•zetleme postalan bu ge‡işi ge‡ fark etmişlerdi. T‚menin başarılı komutanı Albay Platis, k•pr‚ başını genişletmeye ‡alışıyordu. Bu t‚menin karşısında Albay KŠzım Œzalp ve Albay Deli Halit Bey'in grupları vardı. Alarma ge‡tiler. BU KŒT† HABER Cephe KarargŠhını ayağa kaldırdı. Albay Asım Bey avaz avaz bağırıyordu: "Bu nasıl iş? Adamlar k•pr‚ kuruyor, taburları, hayvanları, topları ge‡iriyor. Bizim g•zetleme postalan uyuyor. Olmaz b•yle şey!" Daha bu haberin yarattığı telaş ge‡meden 5. T‚men'in de Man-al Dağı'nı bıraktığı •ğrenildi. Donup kaldılar. Sakarya Savaşı 377 M. KEMAL PAŞA İsmet Paşa'nın y‚z‚ne baktı: "Daha ilk adımda iki kanadımızdan birden darbe yemişiz." "Œyle." "Sakarya'yı aşan birliği durdururuz. Ama Mangal Dağı'nın elden gitmesi g‚neyde savunmamızı ‡ok k•t‚ etkileyecek." "Fırtınanın cepheyi allak bullak ettiği anlaşılıyor. Ama bu savaş mazeret kaldırmaz tabii. Soruşturma a‡tırdım." "Soruşturma bitene kadar t‚men komutanını g•revden ‡ek. Bunu da b‚t‚n orduya duyur." "Anladım. Baş‚st‚ne." İsmet Paşa 5. T‚men Komutanı Yarbay Kenan Dalbaşar'ı o g‚n g•revden aldı. Başkomutan da sert bir genelgeyle Mangal Dağı'nın terk edilmesini kınadı. Başkomutan'ın Kenan Beyle Selahattin Adil Bey'in idam edilmelerini istediği, İsmet Paşa'nın ricası ‚zerine affettiği s•ylendi ama cephe s•ylentisi olarak kaldı, doğrulanmadı. MANGAL DAĞI'nı kaybetmenin acısı 2. Grubun i‡ine ‡•km‚şt‚. Dağı geri alabilmek i‡in •ğleye doğru taarruz ettiler ama sonu‡ alamadılar. Dağı işgal eden Yunan 1. T‚meni'nin savunma d‚zenini aşamadılar. Fevzi Paşa 2. Grup KarargŠhına •fkeyle geldi. Grup Komutanı Albay Selahattin Adil ve karargŠh subaylarına ilk s•z‚, "Hata ettiniz." oldu, "..Mangal Dağı g‚ney kanadımızın kilidiydi. Orayı ne pahasına olursa olsun korumalıydınız. Artık ‡ok dikkatli ve sakin olun, iyi d•v‚şerek bu hatayı unutturun." O kesimi yeniden d‚zenledi. 2. Grubu biraz daha doğuya kaydırdı. İkinci •nemli mevzi olan T‚rbe Tepe'nin savunulmasını Yusuf İzzet Paşa'nın 3. Grubuna verdi. DE HAWILLAND-9 ya da İsmet u‡ağı, uzaktan yansıyan top sesleri arasında, ufukta g•r‚n‚nce havaalanında g•revli olan herkes pist başına koştu. U‡ak kanatlarını sallayarak bir tur atıp alanı ve Malık•y istasyonunu selamladı. Sonra s‚z‚ld‚, yumuşak‡a indi, ilerleyip durdu. Ve-cihi ile Hamdi sevin‡ g•sterileri arasında u‡aktan atladılar. 378 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Alıcı g•zle bakan Abdullah Usta u‡ağı beğendi, diz ‡•k‚p u‡ağın tekerleğini •pt‚, sonra kollarını a‡ıp Vecihi ile Hamdi'yi kucakladı. G‚n‚n tek iyi olayı bu yeni u‡ağın gelmesiydi.


BUG†N KUZEYDE, Beylik K•pr‚ kesiminde KŠzım €zalp ve Deli Halit Bey birlikleri Yunan 7. T‚meni'ni makasa alıp hırpaladılar ama karşı kıyıya atmayı başaramadılar. T‚men k‚‡‚c‚k bir arazi par‡asına yapışıp direndi. Bu acar t‚meni nehrin •tesine atmak şarttı. Polatlı'yı ele ge‡irirse, T‚rk cephesinin sağ kanadını kavramış olmakla kalmaz, ikmal d‚zenini de alt ‚st ederdi. 7. T‚men nehrin •tesine atılamadığı gibi beş T‚rk t‚menini de karşısında tutmayı başarmıştı. G‚neyde Yunan kolordularının b‚t‚n taarruzları p‚sk‚rt‚ld‚. Subayları ve arkadaşları yaralanan ya da şehit olan askerlerin b‚t‚n h‚crelerine •fke doluyordu. Yunan İkinci Kolordusu ordu emrine uyarak savunmaya ge‡miş, b‚t‚n g‚n siper kazmıştı. Bu durum sol kanada inen 1. Gruba zaman kazandırdı. T‚menler rahat‡a yerleştiler. En sol u‡ta, kuşatmaya karşı son savunma g‚c‚ olarak 2. ve 3. S‚vari T‚menleri yer aldı. Yunan İkinci Kolordusu'nun ileri s‚rd‚ğ‚ keşif kolları, hava g•zlem subayını ve ordu komutanını korkutan kuvvetin, koyun s‚r‚leri olduğunu saptadı. Bu skandal General Andreas'ı ‡ıldırttı. 'Yeteneksizliklerini herkesin bildiği havacılar' y‚z‚nden koca bir g‚n kaybedilmişti.10 General Papulas ger‡eği •ğrenince, ertesi sabah ‚‡ kolordunun birden şiddetle taarruza ge‡mesini emretti. †ˆ†NC† G†N (25 Ağustos) savaş gece yarısı başladı, gittik‡e yayılarak b‚t‚n cepheyi sardı, g‚n boyu s‚rd‚. İki yerde, T‚rbe Tepe ve g‚ney kanadın doğu ucunda ‡ok şiddetli oldu. Yarma y•n‚ndeki ilk b‚y‚k doğal engel T‚rbe Tepe'ydi. Onu d‚ş‚r‚rlerse T‚rk cephesinin 10 km. i‡ine girmiş olacaklar, b•ylece yarma ‡ok kolaylaşacaktı. General Kondulis sabahı beklemedi, savaşı gece yarısı başlattı. T‚m toplar T‚rbe Tepeyi d•vmeye başladı. İki saat s‚ren bombardımandan sonra bir t‚menini taarruza kaldırdı. T‚rkler iki saat top ateşi altında kalmamış gibi şevkle silah başı ettiler Sakarya Savaşı 379 ve tepeyi •l‚m‚ne savunmaya başladılar. Muhabir Nikolopulos kolordu g•zetleme yerinden bu savaşı izliyordu. Defterine ş•yle yazacaktı: "Bu tepelerde sinirleri gerƒekten ƒelik gibi T€rkler var!'1Oa General Kondulis ikinci bir t‚meni daha saldırttı. Savaş aydınlatma fişeklerinin beyaz ışıkları altında, sabaha kadar karşılıklı s‚ng‚ ve bomba h‚cumları ve boğuşmakla s‚rd‚. Sayı ‚st‚nl‚ğ‚ T‚rbe Tepe'nin sabah terk edilmesine yol a‡tı. Cephenin yarılması olasılığı belirmişti. Yunan t‚menlerinden biri bu boşluğa doğru b‚y‚k bir hevesle ilerlemeye başladı. 3. Kafkas T‚meni bu fırsat‡ı t‚mene •fkeyle ‡ullandı. Ardarda yaptığı s‚ng‚ h‚cumlanyla t‚meni durdurdu. Cephenin yarılmasını engelledi. ˆok kayıp vermiş, 7. Alay'ının b•l‚klerinde er mevcudu 90'dan 40'a d‚şm‚şt‚.1013 Yarma ‚midine kapılıp ilerleyen Yunan t‚meni de savaş alanında sayılamayacak kadar ‡ok •l‚ bırakıp ‡ekilmişti. İsmet Paşa T‚rbe Tepe'nin geri alınmasını istiyordu. Emir, 2. ve 3. Grup Komutanları tepeyi geri almak i‡in hazırlanırlarken geldi. Taarruz planı yapıldı: 57. T‚men taarruz edecek, 7. T‚men ve 3. Kafkas T‚meni de bu taarruzu destekleyeceklerdi. 57. T‚men'den 37. Alay'ın Komutanı Binbaşı Osman Bey alay sancağını a‡tırdı. Sancağın a‡ılması b‚y‚k olaydı. Alayı heyecan sardı. İlk taarruz edecek tabur mermi ve şarapnel sağanağı altında, koşarak, yata kalka, Yunan mevzilerine s‚ng‚ h‚cumu mesafesine kadar yaklaştı, yere yapıştı. Az sonra, "H‚cuuum!" komutları ve yakıcı boru sesleriyle birlikte, s‚ng‚ h‚cumu i‡in ayağa kalktı. 300 kişiydiler. S‚ng‚leri ilerde, savaş ‡ığlığı atarak •l‚m kusan silahlara karşı koşmaya başladılar: "Allah Allah Allah Allah Allah Allah..." Vatanının bir kel tepesi i‡in •l‚me koşan bu 300 subay ve eri izleyen •teki tabur ve alaylarla yakın tepelerdeki komşu birliklerin subay ve askerlerinin y‚rekleri kabardı, taburla birlikte onlar da "Allah Allah" diye savaş ‡ığlığı atmaya, tekbir getirmeye başladılar.


On bin askerin canından kopan bu dayanışma haykırışı, savaş alanını ger‡ekten titretti. Bu m‚thiş uğultu i‡inde sırası gelen taburlar da birbirlerinin ardı sıra h‚cuma kalktılar. İki Yunan t‚meni b‚y‚k kayıp vererek geri ‡ekildi. T‚rbe Tepe saat 18.30'da yeniden T‚rklerindi.1Oc 380 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu SOL KANADIN doğu kesiminde de bir başka ‡ok kanlı savaş vardı bug‚n. 1. Grup, hareketsiz g•r‚nen Yunan İkinci Kolordusu'na taarruz i‡in saat 13.00'te ilerlemeye başladı. Bu sırada General Andreas da taarruz etmek i‡in iki t‚menini Mangal Dağı'nın doğusuna yanaştırıyordu. Otuz bin savaş‡ı karşı karşıya geldi. Kızılca kıyamet koptu. General Andreas ve Albay İzzettin ˆalışlar'ın kuvvetleri, bug‚nden başlayarak g‚nler ve gecelerce ‡ılgınca boğuşacak, biri kuşatmak, •teki bunu engellemek i‡in d•v‚şecekti. Tepeler oluk gibi kan akıtılarak durmaksızın el değiştirirken, g‚neyde eğlenceli şeyler oluyordu. S‚vari Grubu'nun Yunan cephesi gerisine s‚rd‚ğ‚ kollar, bug‚n Yunan İkinci Kolordusu'nu besleyen bir ulaştırma kolunu vurmuş, bir‡ok ganimet ele ge‡irmişlerdi. Ganimetler arasında Yunan ailelerinin orduya hediye olarak yolladığı pek ‡ok ‡ikolata da vardı. Bir‡ok asker ‡ikolatayı tanıdı. Bazıları •l‡‚y‚ ka‡ırıp ‡ikolata sarhoşu oldular. 6. T†MEN'e bağlı ‚‡ akıncı kolu hava kararır kararmaz yola ‡ıktı. İlki Uşak'ın batısındaki b‚y‚k demiryolu k•pr‚s‚n‚ yıkacak, ikincisi Banaz-İslamk•y arasındaki demiryolu k•pr‚lerini ve telgraf hatlarını bozacak, ‚‡‚nc‚s‚ bir ara ikmal noktası olan Banaz istasyonunu basıp yakacaktı. Yunanlıların, işgalleri altındaki b•lgede bulunan b‚t‚n istasyonları, k•pr‚leri, demiryollarını, telgraf hatlarını korumaları m‚mk‚n değildi. Bunu sağlamak i‡in on binlerce asker isterdi. Ancak •nemli yerleri korumaktaydılar. Bunu bilen akıncılar her fırsatta korumasız ya da zayıf korunan demiryollarını bozuyor, k•pr‚leri atıyor, telgraf hatlarını kesiyor, Yunanlıları ‡ılgına ‡eviriyorlardı. Ama bu defaki hedefler •nemliydi, ciddi olarak korunuyorlardı. İşgal sınırına yaklaşınca helalleşip birbirlerinden ayrıldılar. Gece y‚r‚y‚p g‚nd‚z saklanarak hedeflerine yaklaşacaklardı. Sakarya Savaşı 381 ALBAY PALLİS kolordulardan gelen gece raporlarını bulunanların duyması i‡in y‚ksek sesle okudu. Raporlar ‚‡ kolordunun da kayıplarının ağır olduğunu belirtiyordu. Buna rağmen ne yarma ger‡ekleştirilebilmiş, ne kuşatma ba-şarılabilmişti. †stelik T‚rbe Tepe de elden ‡ıkmıştı. Birinci Kolordu Komutanı General Kondulis uğradığı ağır kayıp dolayısıyla ertesi g‚nk‚ taarruzun ertelenmesini •neriyordu.11 İkinci Kolordu savaşarak doğuya doğru kaymayı s‚rd‚rm‚ş ama her aşamada diren‡le karşılaşmıştı. T‚rk s‚varileri ikmal kollarını vurmayı s‚rd‚r‚yordu. Bug‚n, biri cephane taşıyan iki deve ikmal kolunu daha vurdular.lla Albay Bernardos ertesi g‚n birliklerin dinlendirilmesini •nerince, Papulas ‡ok kızdı, "Hayır." diye bağırdı, "..taarruz edeceğiz. Durmadan taarruz edeceğiz. Durursak daha ‡ok eririz." †‡ kolordunun ertesi g‚n de kayba bakmaksızın şiddetle taarruz etmelerini emretti. SAVAŞIN D€RD†NC† G†N† olan 26 Ağustos hakkındaki T‚rk cephe emri 1. Gruba sabaha karşı geldi. Cephe Komutanı, 1. Grubun ordu sol kanadını kesinlikle korumasını ve gerekirse grup emrindeki iki s‚vari t‚meninin feda edilerek kuşatmanın engellenmesini istiyordu.12 Faruk 1. Grubun sol a‡ığında bekleyen bu iki t‚meni bir g‚n •nce g•rm‚şt‚. Kısa boylu Anadolu atları ‚zerinde, ne kadar yoksul ve ne kadar yiğittiler. Y‚reği yandı ama karara da saygı duydu. B•yle bir kararı ancak yaptığına g‚venen ve tarihten korkmayan b‚y‚k askerler verebilirdi. D‚şmanla aradaki sayısal fark, komutanların ve askerlerin fedakŠrlığı ve ustalığı


ile kapatılabiliyordu. Cephe Komutanlığı ordunun selameti i‡in g•z‚ gibi koruduğu bu iki s‚vari t‚menini feda etmeyi g•ze almıştı. Y‚zbaşı Asım, "Bug‚n piyadeler yine aslan gibi d•v‚ş‚rler, merak etme, bu acı ‡•z‚me gerek kalmaz" dedi. Sonra da karıncalanan g•zlerini, yaşarmasınlar diye yumruğuy-la ovuşturdu. 382 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

YUNAN ORDUSU b‚t‚n cephede b‚y‚k bir hırs ve hın‡la taarruza ge‡mişti. Savaş bu y‚zden bazı yerlerde ‡ok ‡abuk boğazlaşma halini aldı. İşi bitirmek isteyen Yunanlı komutanlar birliklerini ardar-da saldırtıyorlardı. Sakarya ile Ankara ˆayı'nın kesiştiği yerden Mangal Dağı'nın doğusuna kadar uzanan 70 kilometrelik cephe ateş i‡inde kaldı. Cephe taarruz ve karşı taarruzlarla ileri geri dalgalanıyor, mevziler el değiştiriyor, arazi y‚zlerce topun kesintisiz ateşi altında yeni bi‡imler alıyordu. Andreas'ın kolordusu kuşatma ‚midiyle doğuya doğru a‡ılmayı s‚rd‚rd‚ğ‚ i‡in cephenin boyu bug‚n 80 kilometreyi aşacaktı. Œzellikle g‚ney kanadın her noktasında Yunan baskısı gittik‡e artmaktaydı. Bazı yerlerde mevziler ‡•k‚yor ama yerinden s•k‚len hi‡bir birlik dağılmıyor, ka‡mıyor, biraz geride yerleşip yeniden direnişe ge‡iyordu. İki yanındaki birliklerse ‡ekilmiyor, mevzilerini koruyarak savaşı s‚rd‚r‚yorlardı. Bu kesintisiz, yekpare direnme Yunanlıları şaşırtmakta ve eritmekteydi. Cephe Komutanlığı duruma g•re gerektik‡e bir gruptan •b‚r‚ne tabur, batarya, alay ya da t‚men kaydırarak, ara emirlerle cepheyi s‚rekli d‚zenleyerek d‚şmanla dengeyi sağlıyordu. Hızlı bir satran‡ oynanmaktaydı. İSMET UˆAĞI bug‚n keşif yapmakla kalmadı, Yunan birliklerini bombaladı, bombalar bitince makineli t‚fek ateşine de tuttu. Subaylar ve erler, g•zetleme yerlerinden ve siperlerden, T‚rk işaretli bu yeni u‡ağın Yunan birliklerinin ‚zerine dalıp dalıp ateş a‡masını b‚y‚k bir keyifle izliyorlardı. U‡akların eskiliği y‚z‚nden bu t‚r g•sterilere hasret kalmışlardı. D‚şmanın daha g‚‡l‚ olması yarı ‡ıplak T‚rk askerlerinin moralini bozmuyordu ama Yunan askerlerinin kıyafetini, postallarını kıskandıkları kesindi. Ama en kıskan‡lar sıhhiyecilerdi. G•zleri Yunan sıhhiyecilerinin kullandığı al‚minyumdan yapılma hafif İngiliz sedyelerindeydi. Kendilerininki kaba ağa‡tan ‡atılmış kurşun gibi ağır sedyelerdi. Bir Yunan mevziine girilirse sıhhiyeciler, iki şeyin peşine d‚ş‚yorlardı: Hafif sedye ve kinin. Sakarya Savaşı 383 KOMİSYON ODASI bug‚n ‡ok kalabalıktı. Milletvekilleri H‚s-rev Bey'i dinledikten sonra namazgahta binlerce kişiyle birlikte kılınacak cuma namazına katılacak, sonra da cepheden gelecek ilk yaralı kafilesini karşılayacaklardı. H‚srev Gerede Başkomutanlıktan gelen bilgiyi yorumlayarak aktardı: "G‚ney kanadımızda, Yıldız Tepe'den doğuya doğru sırayla 4., 3. ve 2. Gruplar kendilerinden en az iki kat g‚‡l‚ d‚şmanla ‡arpışıyor ve mevzilerini koruyorlar. Sol kanadımızda d‚şman iyice a‡ılarak cepheyi Mangal Dağı'ndan doğuya doğru hayli uzattı, G‚zelcekale'ye yaklaştı. En solda bulunan 1. Grup da, kuşatmayı •nlemek i‡in durmadan doğuya kuvvet kaydırıyor ve d‚şmana ge‡it vermiyor. Askerimiz az olduğu i‡in cephenin uzaması tabii bizim savunma yoğunluğumuzu ve cephemizin derinliğini azaltıyor." "Yani H‚srev Bey, durum tehlikeli mi?" "Kuşatmayı durduramazsak tehlikeli." "Ne kadar tehlikeli?" "ˆok." "Œf be! Bir g‚n olsun y‚z‚m‚z‚ g‚ld‚recek bir şey s•yleyemez misin yahu?"


Ankara, Namazgah, 26 A ğ ustos 1921 384 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

ANKARA'nın namazgahı bug‚nk‚ Etnografya M‚zesi ve T‚rkocağı'mn bulunduğu geniş ve y‚ksek d‚zl‚kteydi. Ankaralılar sabahtan ağır ağır namazgahta toplanmaya, ‡imenlere oturup sessizlik i‡inde namaz vaktini beklemeye başladılar. Namaz vakti yaklaştık‡a kalabalık artıyordu. Namazgah •ğle olmadan on bine yakın Ankaralı ile doldu. Denilebilir ki zafer i‡in dua etmek ‚zere sivil-asker, k•yl‚-kentli, kalpaklı-sarıklı, zengin-fakir, y‚r‚yebilen herkes gelmişti. Balıkesir Milletvekilli Abd‚lgafur Efendi c‚ppesinin eteklerini toplayarak konuşma taşının ‚zerine ‡ıktı. ˆok etkili bir konuşma yaptı. Konuştuk‡a insan denizi heyecanla dalgalanıyordu. Y‚ce Allah'tan zafer dileyince deniz kabarıp k•p‚rd‚. Binlerce g•ğ‚sten kopan amin ‡ığlıkları Ankara'nın tozlu g•ğ‚n‚ doldurdu. S†VARİ GRUBU Komutanı Albay Fahrettin Altay, keşif raporlarına bakarak Yunan cephesinin gerisindeki Uzunbey K•y‚'ne baskın vermeyi kararlaştırdı. Oranın •nemli bir ikmal merkezi olduğu anlaşılmıştı. Yunan Ordu Komutanı ve karargŠhı da hŠlŠ Uzunbey'deydi ama S‚vari Grubu'nun bundan haberi yoktu. Kurmay Başkanı Binbaşı Baki Vandemir, "Bu baskına biz de katılalım komutanım, değişiklik olur" dedi. Bu •neri Fahrettin Bey'i keyiflendirdi: "İyi dedin. Hazırlığa giriş. Gece baskını yaparız. Telsiz ve ağırlıklar burada kalsın." Binbaşı Baki Bey topuklarını neşeyle birbirine vurarak selam verdi: "Baş‚st‚ne kumandanım!" TUNUS'un Kairouan şehrinde, b‚y‚k camideki cuma namazından ‡ıkan Bouhdiba Efendi hızla evine yollandı. Koynundan İllustration dergisini ‡ıkarıp sedirin ‚zerine koydu. Arkadaşının s•z‚n‚ ettiği bu dergiyi bulmak i‡in ‡ok dolaştığından camiye ge‡ kalmış, hutbenin ancak sonuna yetişebilmişti. Hutbenin sonunda Tunus Beyi, İslam Halifesi ve M, Kemal Paşa i‡in dua edilmişti. T‚rklerin emperyalizme karşı silaha sarılmalarından beri ilk iki Sakarya Savaşı 385 isme, Fransız s•m‚rgesi Tunus'ta, M. Kemal Paşa'nın ismi de eklenmişti. T‚m Magrip'te halk ozanları M. Kemal i‡in heyecanlı t‚rk‚ler yakıyorlardı. Dergiyi karıştırıp aradığı sayfayı buldu. M. Kemal Paşa'nın ‡ok g‚zel bir resmi vardı. Resmi •zenle kesti, odanın baş duvarında asılı k‚‡‚k halıya iğneledi. Sevgiyle baktı.12a Ortadoğu'da, Asya'da, Afrika'da emperyalizmin k•lesi, tutsağı, ucuz iş‡isi ve pazarı olan


bir‡ok mazlum millet bulunuyordu. Bu zavallı milletler ya i‡ten ‡•kertilerek, ya aldatılarak, ya uyuşturularak, ya işgal edilerek emperyalizmin eline d‚şm‚şlerdi. S•m‚r‚l‚p durmaktaydılar. Emperyalizmin ne olduğunu yavaş yavaş anlıyor ve uyanıyorlardı. Ama hi‡biri bu ‡ok kollu ejderhadan kurtulabilecek kadar azimli ve g‚‡l‚ değildi. Bu y‚zden T‚rklerin verdiği Kurtuluş Savaşı'nı imrenerek, heyecan ve dikkatle izliyor, Bouhdiba Efendi gibi onlar da bu savaşın serdarı M. Kemal Paşa'ya b‚y‚k hayranlık ve saygı duyuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, yalnız Tunus'ta değil, ka‡ zamandır b‚t‚n mazlum ‚lkelerde, kurtuluş •zlemini temsil ediyor, 'Asya ırklarının kurtarıcısı! 'İslamın kahramanı! 'Doğunun kahramanı! 'Milliyet‡iliğin babası! 'İslam d‚nyasının en iyi evladı! '‹ağın en b‚y‚k adamı' gibi adlarla anılıyordu. B‚t‚n M‚sl‚manların ve s•m‚rgelerin ortak kahramanıydı. İslam tarihinde y‚zyıllardır bu kadar evrensel olmuş hi‡ kimse yoktu. Bu mazlum milletler Milli M‚cadele'yi başından beri izledikleri i‡in Yunan ordusunun arkasında duran g‚c‚n İngiltere olduğunu iyi bilmekte, bu sebeple Anadolu'nun kalbindeki bu savaşın sonunu kaygı ve ‚mitle beklemekte, serdar M. Kemal Paşa ile ordusunun başarısı i‡in dua etmekteydiler.12b BAKANLAR, milletvekilleri, y•neticiler, hastane g•revlileri ve halk, istasyonu hıncahın‡ doldurmuştu. €nce iniltiye benzer bir d‚d‚k sesi duyuldu. Sonra yaralı getiren ‡ok vagonlu ilk katar istasyona ağır ağ��r, oflayarak girdi. 386 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Yaral ı lar ı m ı z

Y‚k ve yolcu vagonlarından zorlukla y‚r‚yebilen y‚zlerce yaralı subay ve er indi. Sargıları kirli ya da kanlıydı. Elbiseleri de •yle. Erlerin ‡oğunun ayağı ‡ıplaktı. Y‚zler sapsarı ya da bembeyazdı. İstasyonu kan ve ter kokusu kapladı. Karşılayıcılar bu kadar ‡ok yaralıyı, hele bu kadar ‡ok yaralı subayı ilk kez g•r‚yorlardı. Onlar da kurşun yemiş gibi oldular. En ‡ok sarsılan da Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam'dı. Bu kadar yaralıyla nasıl başa ‡ıkılacaktı? Erkek hastabakıcılar ve cephe gerisinde ‡alıştırılan sakat erler ağır yaralılarla dolu vagonlara girdiler. Yaralıların sedyeleri y‚k vagonlarına yan yana dizilmişti. Sedyeleri indirmeye başladılar. Ağır yaralılardan ‚‡‚n‚n 4 saat s‚ren yolculuk sırasında •ld‚ğ‚ anlaşıldı. Bazılarının cephe hastanelerinde bacağı, ayağı, kolu ya da eli kesilmişti. ˆoğunun ameliyatı tazeydi. Ağrısı olan subaylar dişlerini sıkıyor ve susuyorlardı. Ama anne şefkati arayan gen‡ erlerin kimi inliyor, kimi ağlıyordu. Cephede de, cephe gerisinde de, binlerce yaralıya yetişecek kadar ağrı dindirici yoktu.


Sakarya Savaşı 387

Ağır yaralılar Kızılay'ın ambulanslarına ve arabalara yerleştirilip hastaneye yollandı. Y‚r‚yebilen gaziler ve destek veren karşılayıcılar, birbirlerini teselli ederek hastaneye gitmek ‚zere yavaş yavaş y‚r‚meye koyuldular.120 A. Muhtar Mollaoğlu koluna girdiği yaralı bir binbaşıya, "Bu acıların bir‡ok sorumlusu var.." dedi, "..bunların başında İngilizler geliyor. †lkeleri, i‡indeki insanları hi‡ d‚ş‚nmeden biftek gibi kesip par‡alıyor, tepki gelince de şaşırıyorlar." LLOYD GEORGE'un sekreteri ve sevgilisi Miss Stevenson'un g‚ncesinden: "L. George Yunanlıların T•rkler karşısında ilerlemeleriyle „ok ilgileniyor... Siyasal •n•n•n Anadolu'daki olaylara „ok bağlı bulunduğunu sƒyl•yor... 'Yunanlılar Sevr Antlaşması'nı koruyabilirlerse, T•rk • egemenliği sona erecek, İngiltere ile dost yeni bir Yunan İmparatorluğu kurulacak ve Doğudaki b•t•n „ıkarlarımıza yardım edecektir' diyor. Bu konuda „ok haklı olduğuna inanıyor, bunun i„in her „eşit kumarı oynamaya hazır" 12d SAATLER GEˆTİKˆE T‚rk ordusu, sayıca eksik olmanın yarattığı sorunları iyice yaşamaya başlamış, t‚menlerin, grupların ve Cephe Komutanlığının b‚t‚n ihtiyatları, bug‚n zorunlu olarak zayıf noktalara ve a‡ılan gediklere s‚r‚lm‚şt‚. Ağır baskı gece 2. Grup cephesinde yer yer ‡•kmelere yol a‡tı. Birlikler gerideki hatlara alındılar. İki yandaki gruplardan Cephe KarargŠhına telaşlı haberler yansımaya başlayınca, Cephe Komutanlığı 22.45'te sert bir emirle duruma m‚dahale etti: "T‚menler, son erleri •l‚nceye kadar mevzilerini kesin olarak savunacaklardır." 13 Direniş yeniden sertleşti. Yunan taarruzu gece yarısından sonra yavaşladı ve on altı saat s‚ren vahşi savaş durdu. ˆok kayıp veren iki taraf da yaralarını sarmaya koyuldu. Yorgunluktan kimse konuşmuyor, yemeğini yiyen toprağa d‚ş‚p uyuyordu. 388 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Bug‚n Yunan İkinci Kolordusu da, kuşatmayı başarmak i‡in yine doğuya doğru kaymayı s‚rd‚rm‚ş ama karşısında daima 1. Gruptan inat‡ı bir birlik bulmuş, T‚rk cephesinin arkasına dolanamamıştı. 23. T‚men bu kesimdeydi. 68. Alayı cephede savaşıyordu. Bu alayın bir takımında saka eri olan Antalyalı Kel Zeynel, •n hat siperlerini geriye bağlayan sı‡an yollarından iki b‚kl‚m ge‡erek takımının siperlerine geldi. Bunlar aceleyle kazılmış yarım siperlerdi. ˆ•meldi. Siperlerin hemen ‚zerinden makineli t‚fek fişekleri vızıldayarak ge‡mekteydi. Taze su getirmişti. Bağırdı: "Su geldi!" Sıcağın ve savaşın bunalttığı askerler sevindiler: "Yaşa be Kel!" Kel Zeynel takımın neşe kaynağıydı. Ast-‚st ilişkisini iyi kavrayamadığından komutanlarla da lafını sakınmaksızın konuşuyordu. Takılmak i‡in kendisine "Yunanlıları yener miyiz, ne dersin?" diye soran Takım Komutanına yan yan bakmış, sonra da ş•yle diyerek zavallı teğmeni şaka yaptığına pişman etmişti: "Bunu sen bilemiyorsun da ben mi bileceğim? Œyleyse yazık senin yıldızına, tabancana, ‡izmene!" İki b‚y‚k tulum y‚kl‚ eşeği ile durmadan gidiyor, geliyor, takımı susuz bırakmıyordu. Œlmekten değil, takımından birinin vurulup •lmesinden •d‚ kopuyordu. Pek yufka y‚rekliydi. İlk g‚n‚ patır patır yaralanıp d‚şenleri g•r‚nce ağlayarak, "Amanın ağalar.." diye yalvarmıştı, "..kurban olayım artık kendinizi koruyun, vurulup da beni ‚zmeyin." Bir Yunanlı vurulunca da dertleniyordu: "T‚‚‚‚ gitti yine bir ‡ocuk..." 1. Grup birlikleri, b‚t‚n g‚n d‚şmanın korkun‡ ateş g‚c‚ altında eğildi, b‚k‚ld‚, eridi, ezildi, yer yer ‡•kt‚, geriledi ama savunma azmini koruyarak d‚şmana yol vermedi. S‚vari


t‚menlerinin feda edilmesine de gerek kalmadı. Savaş bu kesimde de gece yarısına doğru sona erdi. İki g‚nd‚r uyumamışlar, b‚t‚n g‚n a‡ d•v‚şm‚şlerdi. Yemek savaş durulunca verilebildi. Yemeğini yiyen ve silahını temizleyen asker başını sıcaklığı daha gitmemiş toprağa koyar koymaz sızdı. Toprağa barut kokusu sinmişti. Sakarya Savaşı 389 S†VARİ GRUBU gece yarısı yola ‡ıktı. Yayla akşamlarına •zg‚ tatlı bir serinlik i‡inde Uzunbey e doğru ilerlediler. Yola neşeyle ‡ıkmış olan Albay Fahrettin Bey kısa bir zaman sonra suskunlaştı. Zor duyulur bir sesle, "Baki.." dedi, "..ben iyi değilim. Ateşim var. Atın ‚st‚nde zor duruyorum." Binbaşı Baki Bey ‚z‚nt‚yle geriye seslendi: "Doktor bey!" "Burdayım." Doktor atını mahmuzlayıp komutanın yanına yaklaştı. Y‚z‚n‚n ter i‡inde olduğunu g•r‚nce, "Duralım!" diye seslendi. Durdular. Doktor komutanı bir mum feneri ışığında muayene etti. Ateşi 39'du. Sıtma krizi başlamıştı. İğne yaptı. Seyis hemen yere bir battaniye serdi. Bir battaniyeyi de yastık gibi d‚r‚p başucuna koydu. Fahrettin Bey 14. T‚men Komutanı Suphi Kula'ya, dişleri birbirine vurarak, "Komutayı sen al.." dedi, "..Baki de seninle gelsin, yardımcı olur. Ge‡ kalmayın, hareket edin. Yoksa baskın baskın olmaktan ‡ıkacak. Haydi." "Emredersiniz." Az sonra komutlar y‚kseldi ve grup hareket etti. Komutanla birlikte doktor, Emir Subayı Teğmen Fevzi, Seyis K•se ve s‚vari m‚frezesi kalmıştı. Fahrettin Bey titriyordu: "Bu sıtma ne dehşetli hastalıkmış be." Baş ucuna ‡•melmiş olan K•se, "Œyledir komutanım.." dedi, "..Anadolu'da pehlivan ‡ok. Ama başpehlivan bu sıtmadır. Ondan sonra yoksulluk gelir. Sonra m‚tegallibe. Sonra m‚ltezim. Sonra eşkıya. Sonra..." Doktor, "Komutanı rahat bırak" diye terslendi. K•se doktora dargın dargın baktı: "Sordu, anlatıyordum. Sağ ol." Biraz geri gitti, g•zlerini komutana dikip sustu. GRUP KOMUTANLARINDAN gelen telaşlı raporlar Cephe kurmaylarının moralini bozdu. Durumun kritik olduğu anlaşılıyordu. Cephe derinliği bazı yerlerde tehlikeli derecede incelmişti. İkmal 390 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu •rg‚t‚ de bug‚n savaşın hızına ve t‚ketimine ayak uyduramamış, bu y‚zden top‡ular m‚himmat sıkıntısı ‡ekmişlerdi. Subay ve er kaybı ‚rk‚t‚c‚ boyuttaydı. Mesela 15. T‚menin 38. Alayı'nın 20 subay bulunması gereken 1. Taburu'nda subay sayısı 6'ya d‚şm‚şt‚.14 ˆavuşlar takım komutanlığı, teğmenler b•l‚k komutanlığı g•revlerini ‚stlenmişlerdi. Taburun mevcudu bir b•l‚k kadar kalmıştı. İsmet Paşa gece Başkomutan'a geldi: "Sol kanatta direnmemiz g‚‡leşti. Halit Bey'in Grubunu (12. Grup) Sakarya boyundan ‡ekip sol kanada alıyorum ama toparlanıp yetişmesi bir g‚n alır. S‚vari Grubu'nu da sol kanada ‡ekecektim, fakat o da baskın i‡in g‚neye inmiş. Sol kanada yetişemez. Bu y‚zden yarın ‡ok kritik. Orduyu daha gerideki sağlam bir hatta almamız gerekebilir. G‚neydeki durumu yakından bilen Fevzi Paşa'dan g•r‚ş‚n‚ bildirmesini istedim, cevabı daha gelmedi, bekliyoruz." Geri ‡ekilme olasılığı d‚ş‚n‚lerek Genelkurmayca Sakarya'dan Ankara'ya kadarki mesafe i‡inde ‚‡ doğal savunma hattı belirlenmişti. Ordu gerekirse bu hatlardan yararlanarak kademe


kademe Ankara'ya doğru geri ‡ekilebilirdi. Sakarya'dan sonraki ilk savunma hattı ZirMalık•y-Haymana hattıydı.14a Gecikmenin yaratacağı sorunlar KŠzım İnan‡ Paşa'yı ‡ok kaygılandırdı. ˆekilme s•z konusu olacaksa h‚k‚meti ve Meclis'i bir an •nce Ankara'dan daha doğuya taşımak gerekebilirdi. †z‚nt‚den ‡at-laşmış bir sesle, 'h‚k‚metin taşınmaya hazırlıklı olmasını sağlamak i‡in Refet Paşanın uyarılmasını' •nerdi. Odaya sessizlik ‡•kt‚. ˆekilmeyle ilgili en acı ve ivedi sorun buydu. Başkomutan haritayı bir daha inceledi, Gruplardan gelen son raporları bir daha okudu. Durumu bir daha tarttı. Ordu tutunabilirdi ama bir o kadar da cephenin yarılması olasılığı vardı. Ankara y•netiminin g‚venliği i‡in en k•t‚ olasılığı dikkate almayı doğru buldu. Refet Bele'ye ve Meclis İkinci Başkanı Adnan Adıvar'a gizli bir telgraf yollayarak h‚k‚met ve Meclis'in Kayseri'ye taşınmasını isteUZUNBEY'de bulunan Yunan karargŠhında da hava gergindi. Papulas zayiat ‡izelgesini •fkeyle masanın ortasına fırlattı. Onca kaySakarya Savaşı 391 ba rağmen merkezde ve g‚ney u‡ta ancak birka‡ kilometre ilerleye-bilmişlerdi. Sesi iyice boğuklaşmıştı: "Aldığımız sonu‡ uğradığımız kayba g•re hi‡ değerinde. Adım adım geri ‡ekilerek canımıza okuyorlar. Erimemek i‡in tek ‡aremiz var, d‚şmanı bir an •nce yenmek." Yalnız İkinci Kolordu'dan 5. T‚menin bug‚nk‚ kaybı 1.300 subay ve erdi.15a Uzunbey'deki yeni ordu hastanesi bile yaralılarla dolmuştu. Demiryolu Bi‡er istasyonuna kadar onarıldığı i‡in kuzeydeki 7. T‚men'in yiyecek ve cephane sorunu yoktu. Demiryoluyla olduk‡a rahat ikmal ediliyordu. Ama T‚rk s‚varilerinin ve asker ka‡aklarının ikmal akışını bozmaları, ayrıca kamyonların arızalanması y‚z‚nden g‚ney kanattaki birlikler i‡in ekmek ve benzin sorunu başlamıştı.1513 Bu sorunları ancak zafer sona erdirebilirdi. Papulas masaya yumruğunu indirdi: "Taarruza devammmm!" YUNAN BİRİNCİ KOLORDUSU'nun yorgun askerleri daha yeni yemek yemiş, uyumaya hazırlanıyorlardı. Fakat General Kon-dulis Papulas'tan daha telaş‡ıydı. Kolordusunu gece yarısından biraz sonra 3. Grubun mevzilerine taarruza kaldırdı. Y‚zden fazla topun sesi geceyi par‡aladı. Aydınlatma fişekleri b‚t‚n b•lgeyi ışığa boğdu. 3. Grubun yorgun t‚menleri de yeni uykuya dalmışlardı. Yalnız n•bet‡iler uyanıktı. Boru sesleri, patlamalar, komutlar, bağırtılar arasında uyandılar. Mermiler d•rt bir yanda havaya toprak s‚tunlar kaldırıyor, yer kaynayan bir suyun y‚z‚ gibi fokurduyordu. Savaşın beşinci g‚n‚ yine ‡ok zorlu ve kanlı bi‡imde başlamıştı: 27 Ağustos. FEVZİ PAŞA 3. ve 2. Grupların durumunu inceleyip gerekli emirleri verdikten sonra telefonla 1. Grup Komutanı Albay İzzettin Bey'i aradı: "..Raporunu okudum. Bug‚n başarıyla savaştığın halde, yalnız d‚şman baskısından s•z ediyorsun." 15c 392 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İzzettin Bey, "Evet efendim.." dedi, "..‡‚nk‚ bu kanatta durum kritik. Cephe Komutanlığının dikkatini s‚rekli sol kanat ‚zerinde tutmak istiyorum." "2. ve 3. Grupların raporları da seninki gibi olunca, komutanlık endişeye d‚şt‚. Ben cepheyi i‡inden g•r‚yorum. B‚t‚n kesimleri dolaştım. Askerin maneviyatı sağlam. İkmal iyi. Mevzilerimiz fena değil. Seni takviye i‡in bir t‚men geliyor. Sabah emrine girecek. Metanet ve s‚k•netle savaşı s‚rd‚r‚n." "Baş‚st‚ne." Fevzi Paşa bu konuşmadan sonra, Alag•z'‚ arayarak, bu kesimde durumun ordunun geri ‡ekilmesini gerektirecek kadar tehlikeli olmadığını bildirdi. Gerektik‡e kısa geri ‡ekilişlerle


savunmaya devam edilmesi uygun olurdu.16 Bunun ‚zerine Başkomutan kesin karar i‡in 3. ve 2. Grup cephelerini kendi g•z‚yle g•rmeye karar verdi. Refet Paşa'ya, h‚k‚met ve Meclis'in taşınması i‡in yeni yazısını beklemesini bildirdi. Başkomutanın g‚ney kanada geleceği Fevzi Paşa ve komutanlara duyuruldu.16a 15. T†MEN'in 38. Alayı'nda bir makineli t‚fek takımının komutanı olan Yedek Teğmen Şevket Efendi (Soğucalı) esirlikten Eyl‚l 1920'de İstanbul'a d•nm‚ş, oyalanmadan Samsun'a ge‡miş, 15. T‚-men'e başvurarak g•rev istemişti. Alay Samsun'dan ayrılırken, Alay Komutanı Yarbay Demir Ali Bey, hepsi adına, alay sancağı altında, "İzmir'i almadan d•nmeyeceğiz" diye yemin etmişti. •nemli olayları g‚ncesine not eden Şevket Efendi bug‚n şunları yazdı: "Bug€n 1. ve 3. B†l€k komutanlarımız yaralandı, 2. B†l€k Komutanı Y€zbaşı Fehmi Bey ile 3. B†l€k Başƒavuşu şehit oldu. Taburumuzun mevcudu yarı yarıya azaldı. Burada mıhlanacağız, bu arkadaşlarımızın intikamını alacağız" 16b T†RBE TEPE ve ‡evresindeki gece savaşı gittik‡e sertleşip genişlerken 100 km. g‚neyde derin bir sessizlik vardı. Yalnız cırcır b•ceklerinin sesi duyuluyordu. G‚n doğumuna bir sigara i‡imi kalmıştı. Ateşi Sakarya Savaşı 393 d‚şen Albay Fahrettin Bey uyanıp doğruldu. Tavşan uykusu uyuyan K•se ile emir subayı da Šnında uyandılar. Ufuk aydınlanmıştı. "Milleti uyandırın. Hazırlanalım." K•se'nin i‡i rahat etmemişti: "Baş‚st‚ne de, sen iyi misin?" Fahrettin Bey g‚l‚msedi: "İyiyim oğlum. Sen ‡ayı demlemeye bak. Baskın başlamıştır. Yetişelim." Yanılıyordu. Œnc‚ yolu şaşırdığı i‡in Grup daha Uzunbey'e varmamıştı bile. Ancak saat sekize doğru taarruza ge‡ebilecekti. Yarım saat sonra yola ‡ıktılar. YUNAN ORDU KARARGŽHI kahvaltıdan sonra Uzunbey'den ayrılıp cepheye daha yakın olan İnlerkatrancı'ya hareket edecek, Uzunbey'de hastane, u‡ak alanı ve ikmal depoları kalacaktı. Komutan, Veliaht, General Stratigos, İngiliz bağlantı subayı Binbaşı Johnson ve belli başlı kurmaylar b‚y‚k ‡adırın altındaki uzun masada kahvaltı ediyorlardı. Hava daha ısınmamıştı. Hoş bir yel esiyordu. Ge‡ kalan Pallis Komutanı, Veliaht'ı ve sofradakileri selamlayıp neşeyle yerine ge‡ti. Y‚z‚ ışıldıyordu: "Birinci Kolordu T‚rbe Tepe'yi geri aldı." 16c "Oooooooooo!" Haber Papulas'ı ‡ok mutlu etmişti: "G‚n iyi bir haberle başladı." Sariyanis, "Bug‚n cepheyi yarabiliriz" dedi. Veliaht sevin‡le başını kaldırdı, tam bir şey s•yleyecekti, yakında bir top mermisi patladı, ‚zerlerine taş toprak sa‡ıldı. "Ne oluyor?" İkinci bir mermi daha yakına d‚şt‚, patlayışın r‚zgŠrı ‡adırı fırtınaya tutulmuş gibi salladı. Komutanın yaveri Y‚zbaşı Stefanopulos heyecanla koşup geldi, korkudan g•zleri b‚y‚m‚şt‚: "T‚rk s‚varileri!" Hepsi ayağa fırladılar: "Neeee?" 17 394 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

S†VARİ GRUBU'nun katırların sırtında taşınan iki dağ topu vardı. Yunan komuta kurulunun


•d‚n‚ patlatan, acele kurulup faaliyete ge‡irilen bu iki toptu. G‚venliği sağlamakla g•revli uyuşuk Yunan taburu silah başı edemeden bir s‚vari alayı atlı h‚cuma ge‡erek taburun yarısını kılı‡tan ge‡irdi.18 Bir benzin deposu g•k g‚rler gibi havaya u‡tu.18a U‡aklar ardarda havalanarak ka‡tılar. Cephane kamyonları ve benzin tankerleri de ka‡ıyorlardı, biri arızalanınca yol tıkandı. İsabet alan kamyonlar korkun‡ bir sesle par‡alanıyorlardı. Barut ve benzin kokusu nefes almayı zorlaştırdı. Komutan, Veliaht, General Stratigos, İngiliz bağlantı subayı binbaş�� Johnson, toprak bir evin y‚ksek duvarlı avlusuna sığınmışlardı. Avluya kerpi‡, taş ve tahta par‡aları yağıyordu. Soğukkanlılığını koruyan birka‡ Yunan subayı, karargŠh ile ikmal erlerini •rg‚tleyip hızla bir savunma d‚zeni kurdu. Hastanede bulunan bazı hafif yaralılar da koştular. Tabur da kendine gelerek silah başı etti. Durum dengelendi. Pallis komutanı ve ordu karargŠhını bu tuzaktan ka‡ırmak i‡in ‡ırpınıyordu ama karargŠhın bazı arabaları yara almıştı, Papulas'ın şof•r‚ Galani ortalıkta yoktu. Zaten Papulas da hastanede ‡alışan d•rt g•n‚ll‚ hemşireyi bırakıp apar topar ka‡mayı doğru bulmuyordu. D•rd‚ de ‚nl‚ kadınlardı. Komutanın emri ‚zerine Albay Ber-nardos g•n‚ll‚ hemşirelere koştu: "General, sizin hemen bir ambulansla burdan ayrılmanızı ya da bizimle birlikte gelmenizi istiyor. ˆabuk hazırlanın!" D•rd‚ adına Bayan Trikupis konuştu: "Yaralılarımız ne olacak?" Bin beş y‚z yaralı vardı hastanede. Bernardos ‚z‚lerek, "Onlar burda kalacaklar" dedi. "Œyleyse biz de kalıyoruz. Bize ihtiya‡ları var." 19 Ka‡maya can atan Albay Bernardos, kadınların bu yiğit tavrı karşısında utandı. Bir şey diyemedi, selam verip yanmaya başlamış olan k•ye geri d•nd‚. Sakarya Savaşı 395

ALBAY FAHRETTİN ALTAY bu sırada yetişmişti. Gecikme y‚z‚nden baskının g‚nd‚ze kalmış olmasına canı sıkıldı. †st ‚ste emirler vererek taarruzu hızlandırıp şiddetlendirdi. S‚variler ‡emberi daralttılar. Ka‡maya ‡alışan kamyonlar uzaklaşamadan vurulup kalıyorlardı. General Papulas, T‚rklerin eline ge‡mesi istenmeyen malzemenin tahrip edilmesini emretti.19a Uzunbey teslim olmaya hazırlanıyordu. Yere t‚k‚rd‚: "Ordusu zafere y‚r‚yor, komutan esir d‚şmek ‚zere." S†VARİLER kuşatmayı tamamlamış, bazıları k•ye sızmıştı bile. Yunanlıların cephane ve erzakı yok etmeye başladıkları sırada, S‚vari Grubu'nun habercileri u‡ar gibi geldiler. Atlarının ağzı k•p‚k i‡indeydi. Teğmen Remzi, Cephe Komutanlığının yazdırdığı ‡ok •nemli bir telsiz emrini alır almaz, habercileri yıldırım gibi yola ‡ıkarmıştı. Fahrettin Bey emre g•z attı: "İsmet Paşa hemen yola ‡ıkarak cephe sol kanadına yetişmemizi emrediyor." Yarbay Suphi Kula komutanın taarruzu keseceğini sezmişti, •nlemek istedi: "K•ye girmek ‚zereyiz albayım!" Fahrettin Bey, "Verdiğimiz zarar yeter.." dedi, "..sol kanadımız zor durumda olmalı. Bir dakika bile oyalanmak doğru değil. Œn‚m‚zde 130 km. yol var. Taarruzu durdurun, geri d•n‚yoruz." 20 130 km. ‚‡ g‚n demekti. ‹ATIŞMA yavaş yavaş durdu. S‚variler ‡ekiliyorlardı. General Papulas terini sildi: "Burada olduğumuzu anlamadılar." Veliaht ha‡ ‡ıkardı. General Stratigos sinir i‡inde, "Ka‡alım bu uğursuz yerden.." diye bağırıyordu, "..haydi, hemen!"


Papulas Kurmay Başkanına d•nd‚: "Evet Kosti, gidelim." "Baş‚st‚ne." 396 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Uzunbey karmakarışıktı. Albay Pallis bulunabilen şof•rler ve ‡a-lıştınlabilen arabalarla acele bir kafile d‚zenledi. KarargŠh, tozu dumana katarak İnlerkatrancı'ya hareket etti. Saat 10.00'du. 21 BU SABAHKİ Akşam gazetesinde Falih Rıfkı Atay'ın, işgal sans‚r‚n‚n bir‡ok yerini ‡ıkarttığı 'Sakarya' başlıklı yazısı yer alıyordu: "Anadolu'nun silahsız T•rk kƒyl•lerinden yarattığı ordu, dƒrt g•nden beri Sakarya boyunda d•şman ile boğuşuyor... İman ile ıstırap, iki seneden beri Anadolu'da yeni bir T•rk yoğurdu. Bu T•rk harp ederken, bir ordu i„inde bir madde değildir ve bilmediği şeyler i„in vuruşturulan eski askere benzemiyor. Bu harp halk harbidir... Bu muharebenin b€y€kl€ğ€n€ hissetmeyenlerde yalnız yurtseverlik değil, insanı v€cuda getiren vasıflardan hiƒbiri yoktur" 22 İstanbul'da son c‚mleyi hak etmiş bir hayli hain ve gafil Osmanlı vardı. CEBECİ HASTANESİ daha ilk yaralı kafilesinin gelişiyle dolmuştu. Yeni hastaneler hazırlamak gerekiyordu. Erkek Lisesi'nin, dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı'nın bah‡esinde sınıf olarak kullanılan barakalar, okul tatilde olduğu i‡in boştu. İlk adım olarak bu barakalara ve kurulan ‡adırlara Sağlık Bakanlığı ambarından ve Ankaralılardan sağlanan 300 yatak yerleştirilerek bir yeni hastane kuruldu. B‚y‚k ‡adırlardan biri ameliyathane yapıldı. B•ylece tarihi Numune Hastanesi'nin temeli atılmış oldu. Bu ‡alışma sırasında Œğretmen Okulu'nun bazı •ğretmenleri g•n‚ll‚ hemşire olmak i‡in başvurmuşlar, dilekleri hemen kabul edilmişti.22a Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam sabah koşar adım hastaneye geldi. Bug‚n barakalardan birine Kızılay'ın İstanbul'dan getirttiği r•ntgen aygıtı yerleştirilecekti. B•ylece Ankara'da iki r•ntgen aygıtı olacaktı. Milli Savunma Bakanlığı ile ortak kullanılan bah‡eye girince Milli Savunma Bakanı Refet Paşa ile karşılaştı. El sıkıştılar. Refet Paşa, "Kutlarım.." dedi i‡tenlikle, "..‡ok d‚zenli ve tertemiz bir hastane oluyor.." Sakarya Savaşı 397 Sağlık Bakanının kadınsı titizliği ve zor beğenmesi ‚nl‚yd‚. "..Ama savaş b•yle s‚rerse yaralı sayısı on bini bulur. Hazırlıklı olmalısınız." Dr. Refik Saydam'ın kulakları uğuldamaya başladı: "Ne dediniz?" "On bini bulur. Belki de ge‡er." Y‚z‚ne kan h‚cum etti. On bin yaralı mı? On bin yaralıyı nasıl barındırırdı? Buna hi‡ imkŠn yoktu. Refet Paşa'nın hesabı da eksikti. Yaralı sayısı yirmi bine yaklaşacaktı.23 †‹ AKINCI-KOLU DA g•revini yerine getirmişti. Banaz istasyonu yıkılıp ikmal malzemeleri ateşe verilmiş, İslamk•y-Banaz arasındaki on k‚‡‚k k•pr‚ ile telgraf hatları bozulmuş, Uşak batısındaki b‚y‚k demir k•pr‚ u‡urulmuştu. İzmir-Afyon arasındaki ikmal akışının yeniden eski hızına kavuşabilmesi haftalar isterdi. Afyon'daki 4. Yunan T‚meni g‚nlerce ekmeksiz kalacak, a‡lığını gidermek i‡in her evden zorla ‚‡ ekmek toplayacaktı.24 Akıncıların hemen hepsi, hedefleri koruyan muhafızlarla ‡atışıp boğuştukları i‡in az-‡ok yaralıydı. Beş de şehit vermişlerdi. Şehitlerini g•merek t‚mene d•nmek ‚zere yola ‡ıktılar. M. KEMAL PAŞA, KŠzım Paşa, Albay Asım, Binbaşı Tevfik ve Salih Bozok bu saatte, iki arabayla g‚ney kanadın merkez kesimine gitmek ‚zere Alag•z'den ayrılıyorlardı.


ˆaldağı'nın eteğinden ge‡erek 3. Grup KarargŠhının bulunduğu Soğluca'ya geldiler. Cepheye ‡ok yakındı burası. †‡ t‚men komutanı da gelmiş bekliyordu. †‡‚n‚n de g•zleri kan ‡anağı gibiydi. İki g‚nd‚r hi‡ uyumamışlardı. T‚rbe Tepe'nin elden ‡ıkması hepsini kahret-mişti. D‚şman taarruza devam ediyor, askerini acımadan ateşe s‚r‚yordu. Başkomutan komutanları dinledi. Ordunun kanını ve canını esirgemeden savaştığı kesindi. Kimsenin g•z‚ geride değildi. Ama d‚şmanın ateş g‚c‚ ‡ok y‚ksekti. Bunun kayba yol a‡tığını ve birliklerin direncini etkilediğini anlattılar. Zorunlu ‡ekilmelerin sebebi buydu. 398 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Ba ş komutan' ı n cephede inceleme yaptığı ve komutanlarla g • r ‚ş t ‚ğ‚ yerler

Başkomutan savaş başlamadan •nce bu komutanlarla konuşmaya fırsat bulamamıştı. Yeni y•ntemi •zetleyerek t‚men komutanlarını g•revleri başına yolladı. Birlikte gelmek isteyen Grup Komutanı Yusuf İzzet Paşa'ya "Hayır.." dedi, "..g•revinizin başında kalın. Komutanların size ihtiyacı olacaktır. Bug‚n zor bir g‚n." Daha da g‚neye inerek ateş hattının hemen gerisine kadar geldiler. Savaşın ‡ok şiddetli olduğu top ve t‚fek uğultusundan anlaşılıyordu. Yedekte bekleyen tabur, erzak getirmiş kağnıcılar, cephane-ciler, hastane personeli ve yaralılar, Başkomutan'ı aralarında g•r‚nce inanamadılar. Başkomutan hepsinin hatırlarını sordu, yaralıları ziyaret etti. Her an savaşa katılmayı bekleyen taburun subaylarıyla birlikte •ğle yemeği yediler. Subaylar savaş •ncesinin ‚rpertici s‚k•neti i‡indeydiler. Hayatla •l‚m arasındaki ‡izgide duruyorlardı. Başkomutan g•revlerine kenetlenmiş subaylara başarı dilemekle yetindi: "Gazanız m‚barek olsun!" "Sağ oool!" Sakarya Savaşı 399

Subaylar Başkomutan'ın arabası g•r‚nmez olana kadar g•zlerini bile kırpmadan selam durdular. Kılavuzluk yapan s‚varilerin yardımıyla sapa dağ yollarından ge‡erek ikindi ‚zeri zorlukla 2. Grubun b•lgesine geldiler. Bug‚n bu cephede ciddi bir ‡atışma yoktu. Birlikler yeni mevzilerine yerleşiyordu. D‚n ‡ok yorulmuş olan Yunan t‚meni de bug‚n işi ağırdan


almaktaydı. Başkomutan cephe gerisindeki ihtiyat alayın subay ve askerleriyle konuştu, sahra hastanesinde yatan yaralıları ziyaret etti. Yeni ameliyat olmuş ağır yaralı bir eski asker, M. Kemal Paşayı tanımıştı. Heyecanlandı. Ayağa kalkıp selam vermek i‡in ‡ırpındı ama doktorlar okşayarak yatıştırdılar. Bir bacağının kesildiğinin hen‚z farkında değildi. Sahra hastanesinin başhekimi, ağır yaralı olmayan subayların, iyileşene kadar cephe gerisinde kalmak haklarıyken, sargı yerinde ya da hastanede yaralarını sardırıp koşarak cepheye d•nd‚klerini anlattı. Erler de b•yle yapmaya başlamıştı. KŠzım İnan‡ Paşa, "Yunanlılar bunu bilseler hi‡ hayale kapılmazlar" dedi. Doktorun ‡ayını i‡ip Yamak K•y‚'ne gitmek ‚zere yola koyuldular. Yamak'ta Fevzi Paşa, 2. Grup Komutanı, t‚men komutanları ve Yarbay Salih Omurtak'la buluştular. Bu kesimde de savaş şu sıra pek şiddetli değildi. Onun i‡in acele edilmeden konuşuldu. Komutanlar ‡ok kararlı g•r‚n‚yorlardı. Ka‡ak sayısı ‡ok azalmıştı, sağ elinin işaret parmağını yaralayarak askerden ka‡mak isteyen yine birka‡ kişi ‡ıkmıştı ama askerin b‚y‚k ‡oğunluğu şevkle savaşıyordu. Bazılarının paniklemesinin sebebi korkaklık değil, daha giderilememiş olan acemilikti. Sadece bir kişi bozgunculuk yapmış, o da birliğinin •n‚nde kurşuna dizilmişti. Fevzi Paşa'nın yeni savaş tarzını a‡ıklamış olduğunu •ğrenen Başkomutan bazı teknik tavsiyelerde bulunmakla yetindi. FedakŠrlıkları i‡in teşekk‚r etti. Başarı diledi. Fevzi Paşa ve Salih Omurtak'ı da alarak Haymana'ya hareket ettiler. 400 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu S†VARİ GRUBU sol kanada yetişebilmek i‡in ‡ok kısa bir mola dışında s‚rekli yol almış, yemek yemek ve gecelemek i‡in bir k•yde durmuştu. Fahrettin Bey k‚‡‚k ‡adırının •n‚nde, yere serili bir battaniyeye bağdaş kurmuş, kahvesini beklemekteydi. K•se, dilinin ucu dışarda, komutanının kahvesini getiriyordu. "D•kmeden getir. Yoksa şaplağı yersin." "Hi‡ d•ker miyim? Bu son. Başka kahve yok." Birden Kurmay Başkanı Baki Bey'in acı sesi duyuldu: "Ne diyorsunnnnnn???" Tatsız bir şey olmalıydı. Emir Subayı sese koştu. Baki Bey ve •d‚ kopmuş bir Yunanlı esirle birlikte geri d•nd‚. "Ne oldu Baki? Niye bağırıyorsun?" Baki Bey derin bir nefes alarak olayı i‡ine sindirmeye ve yatışmaya ‡alıştı. Yunanlıyı g•sterdi: "Uzunbey'de esir aldığımız Yunanlıların sorguları yapılıyordu. Sıra buna gelmişti. Bunun adı Galanı." "Eee?" "General Papulas'ın şof•r‚ym‚ş." Fahrettin Bey korkarak sordu: "Yani?" "Yani biz taarruz ederken General Papulas ve ordu karargŠhı Uzunbey'deymiş." Albay daha bir yudum bile almadığı kahve fincanını yere vurdu. Bağırarak ayağa fırladı: "Lanet olsun bu telsize! Ulan vicdansız, bir g‚n olsun arıza yapamaz miydin? Ka‡ırılacak fırsat mıydı bu? O hain telsizci teğmen bir daha g•z‚me g•z‚kmesin. O hurda telsize ‡i‡ek gibi bakmanın Šlemi var mıydı? O namussuz telsiz ‡alışmasa, cephe emrini almayacak, şimdi burda Papulas'la kahve i‡iyor olacaktık." K•se safiyetle, "Kahve bitti komutanım" dedi. Komutan g‚rledi: "Yıkıl sersem herif!" Zavallı K•se k•s k•s geri ‡ekildi, komutanın g•z‚n‚n •n‚nden yok oldu.25


Sakarya Savaşı 401 HAYMANA'da Fevzi Paşa'nın kaldığı eve inmişlerdi. Ellerini y‚zlerini yıkayıp serinledikten sonra, harita başında toplanıp durumu değerlendirdiler. Şu ortak g•r‚şe vardılar: Zir-Malık•yHaymana hattına ‡ekilmeye gerek yoktu. Ordu direniyordu. Meclis'in ve h‚k‚metin Kayseri'ye taşınması konusu b•ylece kapanmış oldu. SOL KANADIN doğu ucunda bug‚n ‡ok şiddetli savaşlar yaşanmaktaydı. General Andreas ezip yarmak ‚midiyle 4. T‚men'in mevzilerini saatlerce top ateşi altında tutmuştu. Yunan birlikleri y‚r‚meye başlayınca, yok oldukları sanılan birlikler yıkıntıların i‡inden ‡ıkıp Yunan taarruzlarını s‚ng‚ h‚cumuyla karşılayıp kırdılar.25a Birlikler can havli ile d•v‚ş‚yor, top‡ular gerektik‡e mahvolmayı g•ze alarak a‡ığa ‡ıkıp Yunan h‚cumlarını eziyorlardı. İyice doğuya a‡ılan bir Yunan birliği sol kanadın arkasına taşacak gibi g•r‚n‚nce, Albay İzzettin Bey en sondaki 3. S‚vari T‚meni Komutanı Binbaşı İbrahim ˆolak'a ve ona bağlı olan piyade alayına şu emri yolladı: "Gerek t‚meniniz, gerek emrinizdeki piyade alayı, mahvolunca-ya kadar dayanacak ve d‚şmana yol vermeyeceksiniz." Eridiler ama d‚şmana yol vermediler.25b Akşam 22.40'ta Başkomutan Haymana'dan telefon ederek durumu sordu. İzzettin Bey sarsılan bazı birliklerini biraz geriye ‡ektiğini anlattı. Birlikler yeni mevzilerine yerleşiyorlardı. "D‚şman bu gece baskına ve gece h‚cumlarına kalkışabilir. Uyanık olun. Gece baskınlarını mutlaka s‚ng‚ h‚cumuyla p‚sk‚rt‚n." 26 "Baş‚st‚ne komutanım." Başkomutan ve arkadaşları, Fevzi Paşa ve Salih Omurtak'la ve-dalaşıp gece yarısına doğru Haymana'dan ayrıldılar. Yolda ay ışığında ağır ağır Haymana'ya y‚r‚yen yiyecek ve cephane kollarına rastladılar. İkmalciler bu yaman savaşın hızına ayak uydurmaya ‡abalıyordu. 402 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İSTANBUL'dan ka‡ırılan, Rusya'dan getirilen, yurti‡indeki uzak depolarda bulunan silah ve cephane ile Vergi Kurullarınca toplanan malzemenin cepheye ulaştırılması, y‚z bin kişilik bir ordunun aksamadan her g‚n ikmal edilmesi dev bir işti. Bu işi ger‡ekleştirmek i‡in savaşan ordunun yanı sıra bir de karınca ordusuna gerek vardı.

Fi ş ek doldurma at • lyesi


Bu ordu Milli M‚cadele'nin başlamasıyla birlikte kurulmaya başlamış, aşama aşama genişlemişti. Yarısı resmi, yarısı •zeldi. On binlerce asker ve subay ile kadın, kız, ‡ocuk, sakat ya da yaşlı erkeklerin y•nettiği araba, kağnı, deve ve eşek kollarından oluşuyordu. Bu kollar ya doğrudan Ankara'ya ya da dekovil hattıyla Ankara'ya bağlı olan Yahşıhan'a akıyorlardı. Karınca ordusunun g•revi bu Sakarya Savaşı 403

Bir ula ş t ı rma kolu ve cephane ta şı yan kad ı nlar ı m ı z 404 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

kadarla bitmiyordu. Ankara'dan trenle Polatlı ve Malık•y'e gelen yiyecek, silah ve m‚himmatın, araba ve kağnılarla birliklere dağıtılması, d•n‚şte de ağır yaralıların ve bozulan


silahların Polatlı ya da Malı-k•y istasyonlarına taşınması gerekiyordu. Ordu, adsız kahramanlardan kurulu bu g•sterişsiz karınca ordusunun sayesinde ayakta durmaktaydı. YUNAN ORDU KARARGŽHI İnlerkatrancı'ya yerleşmişti. Mermi izleri taşıyan ve eteğinin bir b•l‚m‚ yanmış olan b‚y‚k ‡adırın altındaydılar yine. L‚ks lambasının ‡evresinde gece kelebekleri kaynaşıyor, uzaktan top sesleri yansıyordu. Hi‡ konuşmadan oturuyorlardı. Sabahki felaket dolayısıyla hi‡birinin neşesi yoktu. Canlarını g‚‡ kurtarmışlardı. O kadar korkmuşlardı ki savaşı kesip geri d•nmeyi bile d‚ş‚nm‚şlerdi.26a Ordunun Afyon'la telgraf bağlantısı kesilmiş, ikmal sistemi yıkılmış, benzin ve cephane stokları tehlikeli d‚zeye d‚şm‚şt‚.27 Kolordulara iki g‚n cephane alamayacakları bildirildi.28 İnlerkatrancı'da yeni a‡ılan ordu hastanesi de dolmak ‚zereydi. Bir subay Albay Pallis'e şifreleri a‡ılmış kolordu akşam raporlarını verip ‡ekildi. Papulas'ın boğuk sesi belki de iki saattir ilk kez duyuldu: "Œnce kayıpları oku." "Peki efendim." Pallis raporlardan kayıpları ‡ıkararak okudu. Veliaht bu son sayıları daha •nceki kayıplarla topladı. Derin bir kaygıyla, "Beş g‚n i‡inde bir t‚menden fazla kayıp vermişiz.." dedi, "..b•yle ne kadar devam edebiliriz?" 29 Papulas yakasını koparır gibi a‡tı: "D‚şman pes edene kadar." Hava hŠlŠ boğucuydu ya da Papulas'a •yle geliyordu. 28 AĞUSTOS g‚n‚ savaş yine erkenden, olanca hır‡ınlığıyla başladı. Œnce kuzeydeki 7. T‚men taarruza ge‡ti. 12. Grubun sol kanada alınması ‚zerine, bu t‚menin karşısında, sadece Kazım Œzalp'in M‚-rettep Kolordusu kalmıştı. İki piyade ve bir s‚vari t‚meninden kuruSakarya Savaşı 405 lu M‚rettep Kolordu, Ankara ˆayı'ndan Beştepeler e kadar Sakarya doğu kıyısını savunacaktı. T‚menler ancak bir Yunan alayı kuvvetin-deydi. Burada da sayı farkı kanla kapatılacaktı. Demiryolunun kuzeyinde Abdur rahman Nafiz Bey'in 1. T‚meni, g‚neyinde Nurettin Bey'in 17. T‚meni vardı. Alay komutanları erlere cesaret vermek i‡in ateş hatlarına kadar geldiler, birlikler canla başla direndiler. Yunan T‚meni b‚t‚n ‡abasına rağmen, demiryolu kuzeyinde sonu‡ alamadı. Ama demiryolunun g‚neyinde, iki alayıyla taarruza ge‡erek, Beştepeler kesimindeki T‚rk mevzilerini sarsmayı başardı. 48. Alay Komutanı Binbaşı Hasan Basri Bey ağır yaralandı. Son s•z‚ "D‚şmanı defedin!" oldu. Emir subayı hi‡ ‡ekinmeden yalan s•yledi: "D‚şmanı bozduk komutanım. Alayımız takip ediyor." Binbaşı g•zlerini huzur i‡inde kapadı. Zafer r‚yası g•rerek s•nd‚. Yunanlılar Beştepeler'in bir b•l‚m‚n‚ ele ge‡irdiler. Bu kesimdeki sahra hastanelerinde yer kalmadığı i‡in yaralılar Polatlı'ya getirilip istasyonun karşısındaki d‚zl‚ğe yatırılıyorlardı. G•lge verecek bir tek ağa‡ yoktu. Binlerce yaralı g‚neş altında kavrulmaktaydı.298 Cephane ve erzak getiren trenlerle Ankara'ya yollanıyorlardı. Yunanlı yaralılar da sahra hastanelerine sığmaz olmuş, Eskişehir'e yollanan yaralıların sayısı ‡ok artmıştı. Eskişehir hastaneleri dolduğu i‡in yaralılar sokaklarda kalmışlardı.2913 Yaralıların anlattıkları ile ordunun zaferden s•z eden bildirileri birbirini tutmuyordu. Yaralıların sayısı ve anlattıkları, Savaş Bakanı Teotokis'in emriyle Kral'dan saklandı. Hasta Kral'ı ‚zmek doğru olmazdı. SAVAŞ bug‚n g‚neyde daha da hır‡ındı. †‡ kolordu, şafakla birlikte b‚t‚n g‚‡leriyle T‚rk mevzilerine y‚klendiler. 4., 3. ve 2. Gruplar


taarruzları fedakŠrca kırarak mevzilerini korudular. 4. Gruptan 13. Alay Komutanı Yarbay Ahmet Rifat Bey şehit oldu. Kayıplar y‚z‚nden zayıflamış olan 1. Grup cephesinde ise durum ‡ok kritikti. 12. Grup gelene kadar dayanması gerekiyordu. 406 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Kıl payı dayandı. Ama kanını sebil ederek: 7. T‚men Komutanı Yarbay Ahmet Derviş Bey yaralanmış, 41. Alay Komutanı Ahmet Muhtar Bey, 4. T‚men Komutan Yardımcısı Yarbay Esat Faik Bey, 42. Alay Komutanı Yarbay H‚seyin Avni Bey ve bir‡ok subay, astsubay ve er şehit olmuştu.30 Şehitlerin arasında Şehit Albay NŠzım Bey'in emir ‡avuşu Ey‚p ˆavuş da vardı. Bu kanatta Haymana kaplıcası ve ‡evresi, b‚y‚k bir hastaneye d•nm‚şt‚. İleri birliklerden s‚rekli yaralı kafileleri geliyor, operat•rler uyumaya zaman bulamıyorlardı.

M ‚ rettep T ‚ men Komutan ı Yarbay Zeki Soydemir

YARBAY ZEKİ BEY'in M‚rettep T‚meni Fettahoğlu'na yakın bir k•yde konaklamış, keşif kollarını Sakarya k•pr‚lerine s‚rm‚şt‚. €zellikle Fettahoğlu k•pr‚s‚n‚ g•zl‚yorlardı. Eskişehir'den gelen cephane ve erzak kamyonlarının Fettahoğlu'nda toplandığını, d‚zenlenen konvoyların muhafızların koruması altında g‚neye ge‡tiğini •ğrenmişlerdi. Keşif kolu Fettahoğlu k•pr‚s‚nden 150 kamyondan oluşan bir ikmal konvoyunun g‚neye ge‡tiğini bildirince, s‚vari alayı harekete ge‡ti. Konvoyu yolda yakaladı. Konvoy kalabalık muhafızlarca korunuyordu. ‹atışma uzun s‚rd‚. Kamyonların b‚y‚k‡e b•l‚m‚ Fettahoğlu'na, 30 kamyon da cephe y•n‚ne ka‡mayı başardı. ‹atışma alanında, yanan 16 kamyonun kalıntısı, şof•rleri ka‡mış on kadar sağlam kamyon ile altı esir ve •l‚ler kalmıştı. Kamyonlar top‡u cephanesi ve ekmek y‚kl‚yd‚.31 Ekmekler k•yl‚lerle b•l‚ş‚ld‚. Cephane t‚menden yollanan ve k•ylerden tedarik edilen arabalara y‚klendi. Kullanmayı bilen tek kişi bile olmadığı i‡in yepyeni kamyonları yaktılar. T‚menin baskın m‚frezeleri, bu kesimdeki ikmal noktalarını k•rletmek, ikmal kollarını vurmak i‡in Sakarya boyuna yayıldılar. Sakarya Savaşı 407


12. GRUP saat 18.00'de 1. Grubun soluna yetişti. Son savaşta olduğu gibi ordunun sol kanadını korumak, dolayısıyla ordunun esenliğini sağlamak g•revi yine Halit Bey'e d‚şm‚ş, bu ağır sorumluluk albayı iyice sinirli ve fazla duyarlı yapmıştı. Cephe emri gereğince en u‡taki G‚zelcekale kesimini devraldı. Burası irili ufaklı bir‡ok taştan tepe ile u‡urumlar, yarlar, yarıklardan oluşan, ‡ok sert ve karmaşık bir arazi par‡asıydı. Askerler buraya Kanlıtepeler adını takmıştı. Yunan kuşatma kolunun ilerleyişini engellemek i‡in emrindeki birlikleri aceleyle cepheye yığdı. Dar alanda yığışma oldu. Kurmay Başkanı Binbaşı Ziya Ekinci, bu tehlikeli uygulamaya karşı ‡ıkıp g•r‚ş‚nde ısrar da edince, albay ‡ok kızdı, bağırdı ‡ağırdı, •fkesini alamadı, tabancasına sarılıp bir el de ateş etti. Atik davranarak canını kurtaran Binbaşı Ziya Bey eşyasını toplamadan ‡ekip gidecekti.32 Halit Bey bu konuyla ilgilenmedi bile. Daha •nemli bir işi vardı. Birliklerinin arkasında bulunan b‚y‚k bir kaya par‡asının •n‚ne oturdu, iki tabancasını ‡ıkarıp kucağına koydu, savaşı izlemeye koyuldu. Komutanlar ve eski subaylar bunun anlamını iyi biliyorlardı: Geri ‡ekilmeye yeltenenin beynini dağıtacaktı. 408 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu G†ZELCEKALE'nin taşlık tepelerinde Albay Halit Bey'‚ı ve General Andreas'ın askerleri arasında inanılmaz bir boğuşma s‚r‚rken, 500 km. batıda, İstanbul'da, İngiliz Y‚ksek Komiseri Sir Harold Rumbold, Tarabya'daki yazlık ikametgŠhının geniş, bakımlı bah‡esinde İngiliz kolonisine gardenparti vermekteydi. Hava limonata gibiydi. Bah‡e sivil-asker erkekler ve şık hanımlarla doluydu. Garsonlar i‡ki ve ord•vr dolu g‚m‚ş tepsileri dolaştı rıyor, k‚‡‚k bir orkestra hafif par‡alar ‡alıyordu. Avaz avaz şarkı s•yleyen Rumlarla dolu b‚y‚k bir motor Tarab-ya koyuna girdi. İki şarkı arasında bir erkek "Ankara'ya" diye bağırdı. Alkışlar y‚kseldi. Motor kıyıyı yalayarak şamata i‡inde uzaklaştı. Yunan ordusunun y‚r‚y‚şe ge‡mesiyle birlikte Rumlar yeniden g•sterilere başlamış, ‚‡-d•rt g‚nden beri de "Ankara'ya" diye bağırmak moda olmuştu. El‡ilik M‚steşarı Rattigan, İstanbul g‚venliğinden sorumlu Albay Maxwell'i bir kenara ‡ekti: "Bu g•steriler, Ankara'ya' diye bağırmalar, T‚rklerin tepkisine yol a‡maz mı? Y‚ksek Komiser de, ben de, şehirde bir ‡atışma ‡ıkmasından ‡ekiniyoruz." Albay Maxwell başını salladı: "Milliyet‡i gazetelerde ‡ıkan ateşli yazılara bakmayın siz. Onlar ‚mitsizlik ‡ığlığı. İstanbullu T‚rkler yenilgi dolayısıyla seslerini kesmişlerdi zaten. Yunan ordusu Ankara kapısına dayanınca iyice sindiler. B‚t‚n haberalma hatlarımı a‡ık tutuyorum. En ufak bir kıpırtı belirtisi bile yok." Albay Maxwell, M.M. Teşkilatı'nın gizlice silahlandırdığı İstanbulluların sayısının 20.000'e


ulaştığını, bunların i‡inde Rumların g•sterilerini dağıtmaya, elebaşılarına anlayacakları dersi vermeye hazır y‚zlerce kişi olduğunu bilmiyordu ama hi‡bir kıpırtı belirtisi olmadığını s•ylerken haklıydı. ˆ‚nk‚ b•yle eylemlerde bulunulması kesinlikle yasaktı. Bu •rg‚t‚n, g‚n‚ gelene kadar bilinmesi istenmiyordu. Silahlı •rg‚t ancak İstanbul i‡in silahlı m‚cadele gerektiğinde ortaya ‡ıkacaktı. Ama halkın sabrını denetlemek m‚mk‚n değildi. Sakarya Savaşı 409 NİTEKİM O AKŞAM ilk olay patlak verdi. Aksaray'a giden iki vagonlu yarı boş tramvaya, Karak•y'de iki Rum bindi, en •ndeki sıraya oturdular. Vagona rakı kokusu yayıldı. Œteki yolcuların ‡oğu işten eve d•nen, yorgun, i‡ine kapanık, sessiz T‚rklerdi. Rumlar kendi aralarında bağıra bağıra Rumca konuşuyor, birbirlerine el şakası yapıyor, kahkahalar atıyorlardı. Bilet‡i yanlarına geldi: "Evet beyler?" Gen‡ Rum y‚ksek sesle T‚rk‡e, "Ver bakalım Ankara'ya iki bilet!" dedi. Bilet‡i anlamamıştı: "Nereye?" Gen‡ Rum •tekine d•nd‚: "Bir de nereye diye soruyor." Œteki Rum bilet‡iye ‡ıkıştı: "Nereye olacak vre Turkos? Ankara'ya işte. Kes Ankara'ya iki bilet. Biz de g•relim şu Ankara'yı." Rumlar bu oyunu pek sevmişlerdi, bir s‚re devam ettirdiler. Birdenbire tok bir ses bu cıvık oyunun ‚st‚ne balta gibi indi: "Yetti ulan!" Ses vagonun arkasından geliyordu. Sarhoş hayretiyle o yana d•nd‚ler. Orta yaşlı, kır bıyıklı bir T‚rk vagonun ortasındaki yolda ayakta durmuş kendilerine bakıyordu. Y‚z‚ •fkeden kıpkırmızıydı. Elinde b‚y‚k‡e bir tabanca vardı. "Alın cehenneme iki bilet!" dedi, silahını iki kez ateşledi. Alınlarından vurulan Rumların biri sıraların arasındaki yola yuvarlandı, •teki arka ‚st‚ u‡up giriş sahanlığına d‚şt‚. Adam Efe Mehmet diye tanınan Edirnekapılı bir İstanbulluydu. Tabancasını koynuna yerleştirirken vatmana seslendi: "Durdur kardeş." Yolculara d•nd‚: "Sabrımızı korkaklık sanıyor bu palikaryalar." Tramvay demir tekerleklerinden ve raylardan kıvılcımlar sa‡arak zangırdaya zangırdaya durdu. Efe elini g•ğs‚ne bastırarak yolcuları selamladı, polislere teslim olmak i‡in aşağı indi.33 Rumların neşeleri s‚rd‚ ama bu olaydan sonra Ankara ‚zerine şaka yapmaktan ka‡ındılar. Ankara tekin değildi. 410 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu KURTULAN 30 KAMYON cepheye hava karardıktan sonra ulaştı. 150 kamyon yerine ancak 30 kamyonun gelebilmesi, bunlardan sadece birka‡ının cephane kamyonu olması Yunan komutanlığını ‡ıkmaza soktu. Tehlike ‡anları ‡almaya başlamıştı. Ordu emrine 'top‡u cephanesinin idareli kullanılmasını' isteyen bir madde eklendi.34 T‚rk s‚varilerinin erişemeyeceği yeni ve g‚venli bir ikmal yolu oluşturmak şarttı. HALİDE EDİP HANIM her gece olduğu gibi bu gece de istihbarat raporunu •zetleyecekti. Y‚z‚ndeki kaygı M. Kemal Paşa'nın i‡ine dokundu. †mit ve g‚ven verecek bir a‡ıklama yaptı. Her g‚n karargŠhta en tehlikeli olasılık hesapları i‡inde ezilen Halide Hanım'ın kaygısı


ge‡medi ama y‚z‚nden silinip i‡ine ‡ekildi. Raporu okudu: "Veliaht Abd•lmecit Efendi, İngiliz Y•ksek Komiseri'yle bir gƒr•şme yapmış. Edinilen bilgiye gƒre 'Milliyet„ilerin politikası deliliktir'demiş.'. >35 M. Kemal Paşa y‚z‚n‚ buruşturdu: "İstanbul'da b•yle d‚ş‚nenler az değil. Bu kafalar i‡in akıllılık, bir b‚y‚k devletin s•m‚rgesi ya da uydusu olmak, onlarca y•netilmek, y•nlendirilmek. Adamlarda istiklal anlayışı, milli bilin‡ ve onur yok. İnsan bu anlayışı, bu bilinci, bu onuru i‡g‚d‚ gibi i‡inde bulmaz. Bunlar eğitimle ve d‚ş‚n‚lerek kazanılır. Bunların eğitiminde ve d‚ş‚nce d‚nyalarında bu gibi kavramlar yer almıyor. Neyse. Devam edin hanımefendi." "‡etesiyle Konya'ya geƒen Delibaş Mehmet adlı gerici eşkıya, d€n gece Karamanda adamları tarafından †ld€r€lm€ş" Hepsi doğruldu: "Ooooo!" KŠzım Paşa meraklanmıştı: "Niye •ld‚r‚lm‚ş?"

Veliaht Abd ‚ lmecit Efendi Sakarya Savaşı 411

"Din perdesi altında d‚şman hesabına ‡alıştığını anlamışlar." 36 İsmet Paşa, "Bu hain ve katil yobaz ge‡en yıl k•y k•y dolaşıp 'Yunan ordusu Halifenin emriyle geliyor, karşı durmayın' diye telkinde bulunuyordu." dedi, "..yazık ki etkili de olmuştu. Bu kez yanındaki haydutları bile kandıramamış. Bu iyi bir gelişme." M. Kemal Paşa mendiliyle y‚z‚n‚n terini aldı: "İlerde halkımızın, bunca ibret verici tecr‚beden sonra ger‡ek dindarlarla din t‚ccar ve akt•rlerini birbirlerinden ayırdedeceğini ‚mit ederim. Yoksa hep b•yle geri ve ezik kalırız. Başka?" "Bu kadardı efendim." Muzaffer Kılı‡ i‡eri girerek İsmet Paşa'ya karargŠhtan yollanan bir telsiz notunu verdi. Notu okuyan İsmet Paşa, "S‚vari Grubu yarın akşam sol kanadımıza yetişeceğini bildiriyor" dedi. KŠzım İnan‡ Paşanın esmer y‚z‚ne pembelik yayıldı: "Şimdi General Andreas d‚ş‚ns‚n." GENERAL ANDREAS kara kara d‚ş‚n‚yordu zaten. Ordu bir ‡ıkmaza saplanmıştı. Kolordusu bir haftada 8.000 kayıp vermiş, buna karşılık yarı ‡•l, yarı kayalık bir arazide en fazla 20 km. ileri gidebilmişti.3611 Askeri bakımdan hi‡bir değer ifade etmeyen bir kazan‡tı bu. İkmal sistemi ‡•km‚şt‚. Askere bug‚n ekmek hakkının ancak altıda birini verebilmişlerdi.361" Son bir hamle ile bu k•t‚ gidişi belki durdurabileceği ‚midi i‡inde ara vermeden var g‚c‚yle saldırıyordu. Cephenin boyu 100 kilometreye ‡ıkmıştı. 1. ve 12. Grup cephelerindeki boğuşma gece yarısından sonra da s‚rd‚. 4. T‚men'le ilgili gece


raporu bu kanlı g‚n‚ •zetliyordu: "H•cum taburunda yalnız bir subay kalmıştır. 42. Alay'da alay komutanlığı bir yedek teğmenin, bƒl•klerin emir ve komutası da bƒl•k „avuşlarının elindedir"^7 TOPˆU CEPHANESİNİN tutumlu kullanılmasıyla ilgili ordu emrini pek az Yunan birliği dinledi. Savaş yine Yunan toplarının yoğun ateşiyle başlamıştı. Bu konuda en m‚srif birlik, bir an •nce sonu‡ almak i‡in ‡abalayan Birinci Kolordu'ydu. 412 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

7. Yunan T‚meni bug‚n sert savaşlardan sonra Dua Tepe ve Kartal Tepe'yi ele ge‡irmeyi başardı. Bug‚n Gazi ˆavuş'un oğlu Ali de şehit olmuştu. Savaş 4. Grup cephesinde de erken başladı, şiddetlenerek b‚t‚n g‚n s‚rd‚. 4. ve 3. Gruplar arasında bir boşluk oluştu. Bu boşluk ˆaldağı'na a‡ılıyordu. ˆaldağı tıpkı Mangal Dağı gibi b‚t‚n ‡evreye egemen bir dağdı ve T‚rk savunması sırtını bu dağa dayamıştı. Son dayanaktı. İsmet Paşa, daha az tehlikede g•rd‚ğ‚ M‚rettep Kolordu'dan 1. S‚vari T‚meni'ni ‡ekip 4. Gruba verdi. Oradan buradan k‚‡‚k birlikler toplayıp onları da yolladı. Aradaki boşluk bu birliklerle doldurularak ˆaldağı yolu kapatıldı. Savaş gece yarısı dengelendi.38 3., 2. ve 1. Grup cephelerine taarruz geceden başlamıştı. €teki komutanlar gibi Birinci Kolordu Komutanı General Kondulis de, ordunun nasıl olsa cephane yollayacağına g‚venerek, sabahleyin •zellikle 3. Grup mevzilerini uzun ve yoğun ateş altına aldırdı. Mevziler cehenneme d•nd‚. Patlayış, ateş, alev, duman, ‡ığlık, şarapnel, taş, toprak, insan, kan birbirine karıştı. Her şey sarsılıyordu. Ateşi yeterli bulunca ‚‡ t‚menini birden taarruza ge‡irdi. Yoğun top ateşi ve taarruzun baskısı 57. T‚men'i sarsmıştı. Askere şevk vermek i‡in komutanlar ateş hattına geldiler. 37. Alay'in Komutanı Binbaşı Osman Bey şehit oldu. T‚men saat 16.00'da sarsılmaya başladı ve giderek ‡•z‚ld‚. Komutanlar ‡•z‚lmeyi durdurmak, Haymana'ya a‡ılan boşluğu kapatmak i‡in didinirlerken, beklenmedik bir şey oldu, General Kondulis bu başarıyı ilerletmedi, saat 17.00'de taarruzu yavaşlattı, sonra da durdurdu.38a Sebebini anlamadıkları bu duraklama T‚rklere nefes aldıracaktı. Haymana yolunu sağlamca kapattılar. YUNAN KURMAY KURULU da bu duraklamanın sebebini anlamamıştı. ˆaldağı ya da Haymana'nın ele ge‡irilmesi, Ankara yolunun a‡ılması demekti. Haymana doğrultusunda cepheyi yarmasına ramak kalmışken General Kondulis'in taarruzu yavaşlatması, sonra da durdurması Sakarya Savaşı 413 kurmay kurulunu şaşırttı. Sariyanis General Kondulis'e verip veriştirirken, General Papulas'ın yaveri geldi. Komutanın Yarbay Spridonos'u beklediğini haber verdi. Spridonos yeni bir ikmal yolu hakkında konuşmak i‡in 'harekŠt ‡adırına' gelmişti. Yavere yavaş‡a sordu: "K•t‚ bir şey mi var?" "Galiba." GENERAL PAPULAS geniş ‡adırında, portatif bir masanın başında, lambasını yakmamış, akşam loşluğu i‡inde, yorgun ve yalnız oturuyordu. Spridonos'a "Otur" dedi. Sesi kaygı vericiydi. Spridonos oturdu. "General Kondulis'ten •zel bir mesaj aldım. Oku!" Masanın ortasında duran telsiz mesajını •n‚ne itti. Kondulis cephanesinin bitmek ‚zere olduğunu, bu y‚zden taarruzu durdurduğunu, yeni cephane gelmediğini, d‚şman taarruzu halinde cephesinin ‡•keceğini bildiriyor ve mesajını ş•yle bitiriyordu: "En kısa zamanda cephane ikmali iƒin Tanrı'ya ve Başkomutana yalvarıyorum!" 39


Spridonos'un g•zleri yaşardı. Başını kaldırdı. Papulas'la g•z g•ze geldi. Komutanın g•zleri de acı doluydu: "Yorgo, T‚rklere yakalanmadan cephane yetiştirmeni istiyorum." Spridonos ayağa fırladı. Heyecandan titriyordu: "Komutanım! Beşk•pr‚'de cepheye getirtmeyi başaramadığım ‡ok cephane var. Onları getirmek i‡in şimdi yola ‡ıkıyorum." "Acele et Yorgo." Papulas, General Kondulis'e 'savunmaya ge‡ip cephane beklemesini' emretti. Spridonos yarım saat sonra silahlı askerlerle dolu ‚‡ otomobille yola ‡ıktı.40 12. GRUP CEPHESİNDE savaş b‚t‚n g‚n delice s‚rm‚ş, boğuşma boğazlaşmaya d•nm‚şt‚. Kayalık mevzilere d‚şen mermiler, keskin taş par‡alarını da şarapnel gibi d•rt bir yana savuruyorlardı. Buradaki şartlara dayanmak i‡in insan demirden d•k‚lm‚ş olmalıydı. 414 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Hava kararırken yer yer ‡•z‚lme başladı, iyi eğitilmemiş askerlerden geriye ka‡anlar oldu. Ka‡anlar ateş hattının tam gerisinde Albay Halit Bey ve iki tabancasıyla karşı karşıya geldiler. Y‚zleri savaş kiriyle kararmış, g•zleri korkudan b‚y‚m‚ş yılgın askerler, birden ayıldılar ama ge‡ kalmışlardı. Albay, kalabalığın •n‚nde duran ka‡maya kararlı birka‡ askeri korkun‡ bir hızla ardarda vurdu. Kalanların ‡eneleri kilitlendi. Demek Deli Halit Bey buydu! Halit Bey kalanlara, tabancasıyla cephe y•n‚n‚ g•stererek tek kelime s•yledi: "Yerinize!" Askerler birbirlerini ‡iğneyerek cepheye geri d•nd‚ler. Bir saat sonra bazı k‚‡‚k gruplar yeniden geriye ka‡maya başladılar. Karşılarına yine Halit Bey ‡ıktı. Bir yandan ka‡ak gruplarının •n‚ndekileri vuruyor, bir yandan da ateş etmesi i‡in orada bulunan 16. Alay Komutanı Binbaşı Rahmi Apak'a bağırıyordu. Ateş etmezse onu da vurabilirdi. Rahmi Apak da tabancasını ‡ekip ateş etmeye başladı. Ama o ka‡akların ayaklarına doğru, yere ateş ediyordu. Ka‡aklar geldikleri hızla silahlarının başına d•nd‚ler. Bir daha da kimse ka‡maya yeltenmedi. Cephe daha az tehlikeliydi. Rahmi Apak o gece anı defterine, savaş tarzını hi‡ beğenmediği Halit Bey i‡in şunu yazacaktı: "Bu adamın bulunduğu bir yerde „ƒz•lme ve bozgun olmaz. Geriye gelmekten herkes titrer" il TEĞMEN ŞEVKET EFENDİ'nin g‚ncesinden: "Bug•n iki piyade bƒl•ğ•m•z• idare eden Asteğmen Ekrem Efendi de şehit d•şt•. Bƒylece taburumuzun •„ piyade bƒl•ğ• de tamamen subaysız kaldı... Alayımızın mevcudu yarıdan da aşağıya d•şt•... Ama d•şman da „ok kayıp verdi... D•şmanı burada didikleye didikleye bitireceğiz." 41a CEPHE bir dik a‡ı şeklini almış, cephenin k•şesi ilerde kalmıştı. Cephe Komutanlığı gece k•şedeki birlikleri geriye ‡ekti. Cephe ‡izgisi d‚zeldi ve kısaldı.411" Sakarya Savaşı 415 Cephenin geri ‡ ekilerek d ‚ zeltilmesinden sonraki durum

D‚şmanın bir t‚rl‚ ele ge‡iremediği g‚zel Yıldıztepe terk edildi. T‚rk cephesi yavaş yavaş y•n değiştirmekteydi. Bu ‡ekilişle y‚z‚ batıdan g‚neye d•nd‚. İstanbul'dan yeni gelen ve Haymana'da g•rev bekleyen subaylar, subay kaybı ‡ok olan birliklere verildiler. 8. T‚men Komutanı Albay KŠzım Sev‚ktekin orduda Efe KŠzım diye anılan babacan, kabadayı bir komutandı. Takdim i‡in yanına getirilen yeni gen‡ subaylarla pek kısa konuştu, isimlerini, nereli olduklarını sormadı. Hatta y‚zlerine bile pek az baktı. Başarı dilemekle yetindi. Komutanın bu soğuk tavrı Kurmay Başkanını şaşırtmıştı. Ağzını arayınca komutanın birden g•zleri doldu:


"Yahu bu aslan gibi ‡ocuklar birka‡ g‚n i‡inde şehit olacaklar. İsimlerini bilmez, y‚zlerini hatırlamazsam, acıya daha kolay katlanıyorum. Anlayabildin mi?" 416 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

S†VARİ GRUBU gece sol kanat yakınındaki Canımana K•y‚'ne ulaştı. K•yl‚ler su ve ayran koşturdular. Atlar sulanıp yemleri verildi. Zavallıların yarıdan fazlasının nalları d•k‚lm‚şt‚. Ertesi g‚n b‚y‚k bakım g‚n‚ olacak, atlar nallanacak, tırnakları ziftlenecek, kuyrukları kısaltılacak, eyer ve koşum takımları elden ge‡irilecekti. ˆorba kazanları ateşe kondu. ˆoğu o kadar yorgundu ki yemeği bekleyemeden uyuyacaktı. Yunan ordusunun sağ a‡ığında ‚‡ s‚vari t‚meni ile bir s‚vari tugayının toplanmış olması Andreas'ı ‡ok ‚rk‚tt‚. Sağ kanadını korumak i‡in ciddi •nlemler aldı. Bir s‚vari t‚meninin g‚c‚ bir piyade taburu kadardı ama d‚şmanı ‚rk‚tmeye adı bile yetiyordu.41c BEŞKŒPR†'ye gece yarısı ulaştılar. Uzunbey olayından sonra T‚rk baskını korkusuyla yaşayan k•pr‚ muhafızları, asker dolu ‚‡ otomobili ateşle karşıladılar. Birka‡ akıllı asker beyaz fanilalarını sallayarak, durmadan ateş eden muhafızların dikkatini ‡ekmeyi başardı. Sonunda k•pr‚y‚ ge‡tiler. Beşk•pr‚'de 120 b‚y‚k kamyon cephane vardı. Bu kadar cephane, yeni ikmal yolu a‡ılana kadar ordunun ihtiyacını karşılardı. Spri-donos T‚rklere yakalanmamak i‡in sabah olmadan geri d•nmek istiyordu. Fakat konvoyu d‚zenlemek vakit aldı. Ancak g‚n doğduktan sonra hazır olabildiler. Bug‚n 30 Ağustos, savaşın sekizinci g‚n‚yd‚. 120 kamyon sıralandı. Spridonos muhafızlarla dolu iki otomobili sona ve ortaya yerleştirdi. Şof•rlerin yanına da birer muhafız oturttu. Hızlı gidilecek, ne olursa olsun durulmayacaktı. Kendi de otomobiliyle en •nde yer aldı. Ağır ağır k•pr‚den ge‡tiler. Muhafızların parmakları tetikte, g•zleri tepelerdeydi. Hi‡ T‚rk s‚varisi g•r‚nm‚yordu. Kamyonlar yanaşık d‚zen, birbirlerinin toz bulutu i‡inde uzaklaştılar. M‚rettep T‚men'in iyi gizlenen keşif kolu konvoyu izlemişti. Durumu t‚mene bildirdi. S‚vari Alayı konvoyu dağıtmak i‡in yola ‡ıktı. Sakarya Savaşı 417 KATİMERİNİ gazetesi savaş muhabiri Hristos Nikolopulos, askeri bir otomobille 2. T‚men'in karargŠhına gitmek ‚zere sabah erkenden yola ‡ıktı. T‚men Komutanı ‚nl‚ Albay Valettas'la yapacağı r•portajın ‡ok ilgi toplayacağına g‚veniyordu. Nikolopulos yarı yolda bir sahra hastanesi g•r‚nce arabayı durdurdu. ˆadırlarda yer


kalmamış olmalı ki yaralıların ‡oğu a‡ıkta yatıyordu. Hastane başhekimiyle konuştu. Başhekim ‡adır ve sargı bezi sıkıntısı ‡ektiklerini s•yledi: "D‚nden beri de ambulansları •k‚zler ‡ekiyor." Bunu k•t‚ bir şaka sanmıştı. Yolda •k‚zlerin ‡ektiği iki ambulans g•r‚nce şaka olmadığını anladı.42 Benzin de sorun olmuştu demek ki. Cepheye hayli yaklaştığı sırada, ‚st‚ başı d•k‚len bazı askerler arabayı durdurdular. Kıvırcık sakallı bir asker pencereyi a‡an Nikolopulos'a "Cephane!!!" diye yalvardı, "..Allah aşkına cephane! Geriye d•n‚n ve cephane getirin!" 43 Nikolopulos'un g•ğs‚ne ağrı saplandı. İki hafta •nce Eskişehir'den şarkılar s•yleyerek ayrılan o gıcır gıcır Yunan ordusu, bu ordu muydu? Ne olmuştu da bu hale d‚şm‚şt‚? FALİH RIFKI ATAY'ın bug‚nk‚ yazısının konusu yine Sakarya Savaşı'ydı: "T•rk dağlarının bağrından kaynayıp T•rk kƒyleri ve T•rk ormanları arasından akarak T•rk kıyılarında denize karışan Sakarya'nın ismi, yedi g•nden beri milli coğrafyadan milli tarihe ge„ti... Sƒnm•ş gƒr•nen T•rk ruhu yedi g•nden beri Sakarya kıyılarında bir alev gibi yanıyor. T•rkler dirilmiyorlar, yaşadıklarını ispat ediyorlar!' ** S†VARİ ALAYI, hızla yol alan konvoyun •n‚ne ge‡ip de yolunu kesemedi. Ancak yetişmeyi başarabildi. Tek ‡are vardı: Atlı h‚cuma kalkmak. S‚varileri g•ren şof•r korkudan kısılmış bir sesle "Komutanım!" dedi. Spridonos başını kucağındaki haritadan kaldırıp şof•r‚n g•sterdiği yana baktı. T‚yleri diken diken oldu. Kılı‡larını ‡ekmiş, mızraklarını ileri uzatmış y‚zlerce s‚vari, sağdaki tepeden saflar halinde aşağı iniyor, demir kamyonların ‚zerine geliyordu. 418 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Hızlan! Lanet olsun! Hızlan! Daha hızlan! Daha!" Muhafızlar ateş etmeye başladılar. Vurulan s‚vari devriliyor, •tekiler doludizgin yaklaşıyorlardı. Bir anda demir kamyonların yanlarında bitiverdiler. Motor homurtuları, at kişnemeleri, h‚cum naraları, bağırışlar, ‡arpışma, yırtılma, kırılma ve silah sesleri, kılı‡ şakırtıları, demir g‚mb‚rt‚leri birbirine dolaştı.448 DR. HASAN Cebeci Hastanesi'nde başhekim yardımcısı olmuştu. Ortalığı titretiyordu ama işlerini d‚r‚st‡e yapanlar kendisinden ‡ok memnundular. Sabah vizitesinden sonra yeni g•n‚ll‚ hemşireleri topladı. Hen‚z uyum sağlayamamışlardı, hata yapıp duruyorlardı. Doktorun haşlayacağını sanarak korku i‡inde toplandılar. Ama doktor hi‡ beklemedikleri bir konuşma yaptı: "Hanımlar! G•n‚ll‚ hemşire olarak uygarlık hareketinin •nc‚leri arasına sizler de katıldınız. Bu cesur tavrınız dolayısıyla hepinizi kutluyorum. Beni iyi dinleyiniz! Oturduğum mahallede, kadınlar sokağa y‚zlerini kara pe‡eyle •rterek ‡ıkıyorlar. Bir erkek g•r‚rlerse, arkalarını da d•n‚yorlar. Duvara d•n‚p ‡•melenler de var. Dini bir gereklilik mi bunlar? Hayır. Peki ne? D‚ped‚z ilkellik. Yazık ki bir‡ok ilkelliğimiz daha var. Ama bir toplum donup kalmaz, değişip gelişir. Biz de ister istemez değişip gelişiyoruz. Hayatımıza •ğretmen, ‡eteci, iş‡i, kağnıcı, yazar, dernek y•neticisi hanımlar karıştı. Bunlar da M‚sl‚man. Ama bu hanımlar pe‡e takmıyor, ‡arşaf giymiyor, tavuk kafese kapanır gibi eve kapanmıyorlar. Kendilerini ikinci sınıf bir yaratık olarak g•rm‚yorlar. Erkeklerin iki adım gerisinden y‚r‚m‚yorlar. Vatan savaşına katılmayı namus borcu biliyorlar. Durum şu: Bir yanda o hanımlar var, bir yanda da sizler. İlkellikle uygarlık yan yana. Bunlar zamanla karşı karşıya gelecekler. Ya ilkellik uygarlaşmanın •n‚n‚ kesecek, ya uygarlaşma ilkelliği yenecek. T‚rkiye'nin geleceği bu ‡atışmayı sizin kazanmanıza bağlı. Bu ‡izgide durun, gerilemeyin, •d‚n vermeyin, korkmayın, kanmayın, geleceğimizi ilkelliğe kurban etmeyin!


Haydi hanımlar, kolay gelsin!" Sakarya Savaşı 419

G • n ‚ ll ‚ hem ş irelerden bir k ı sm ı

CEPHEDE ‡ıkıntı oluşturan b•l‚mdeki birliklerin geri ‡ekilmesi Yunan kurmaylarını ‡ok ‚mitlendirmişti. Bu genel bir ‡ekilişe hazırlık olabilirdi. Durumu kesin olarak anlamak i‡in hava keşfi yapılmasına karar verildi. On beş dakika sonra bir Breguet-XIV, İnlerkatrancı Havaa-lanı'ndan havalandı. Bir saat sonra d•nd‚. Raporu kısa ve kesindi: T‚rkler genel olarak geri ‡ekiliyorlardı. Yunan karargŠhı sevince boğuldu. Bekledikleri olmuş, T‚rk direnişi sonunda ‡•km‚şt‚! Bu sevin‡ s‚rerken cephane konvoyu da ‡ıkageldi. Kamyonlar kurşun, kılı‡ ve mızrak yaraları ile doluydu, ‡oğunun •n ve yan camları kırılmış, farları, ‡amurlukları par‡alanmıştı. Yarısı patlak lastikle gelmişti. Muhafızların yarısı ‡arpışma alanında kalmıştı. 30 kamyonun bir kısmı geri ka‡mış, bir kısmı da T‚rklerin eline ge‡mişti. Ama olsun, 90 kamyon cephane gelmişti ya.45 Konvoy g•sterilerle karşılandı. General Papulas, y‚z‚ cam ‡izikleriyle dolu olan Spridonos'u kabul etti: 420 Şu •ılgın Tƒrkler / Yunan Bƒyƒk Taarruzu

"Teşekk‚r ederim Yorgo. B‚y‚k iş basardın. Dağıtımı ‡abuk yap! †‡ kolorduyu da taarruza kaldıracağım. Ankara yolunu bu cephane ile a‡acağız." Kolordulara, ‡ekilen T‚rkleri takip etmeleri emredildi. Bug‚nk‚ taarruza 'Ankara'ya Doğru' adı verildi.46 Yunanlıların iyimser olmaları i‡in •nemli bir sebep daha vardı: ˆıkıntıdaki birlikler geri ‡ekilince, Kavuncu k•pr‚s‚ T‚rk toplarının menzilinin dışında kalmıştı. Demiryolu Sazılar istasyonuna kadar ‡alıştırılıyordu. T‚rk s‚varilerinin h‚cumuna uğrama tehlikesi olmadan, Sazılar-Kavuncu k•pr‚s‚ ya da Eskişehir-Sivrihisar-Kavuncu k•pr‚s‚ yolu ile ikmal yapılabilir, yaralılar da bu g‚venli yollardan Eskişehir'e g•nderilebilirdi. S‚variler y‚z‚nden ka‡ zamandır yaralıları cephede tutmuş, geriye yollayamamışlardı. Yunanl ı lar ı n yeni ikmal yollar ı : Kavuncu K • pr ‚ s ‚ - Saz ı lar İ stasyonu Kavuncu K • pr ‚ s ‚ - Sivrihisar - Eski ş ehir Sakarya Savaşı 421


YUNAN HAVACILARININ yine hayal g•rd‚kleri anlaşıldı. T‚rklerin ‡ekildiği filan yoktu. Geceleyin yerleştikleri yeni mevzilerde Yunan ordusunu bekliyorlardı. Her kesimde daha da şiddetle direndiler. Bug‚n‚n •nemli savaşı 4. Grup cephesinde oldu. Bu grubun karşısındaki †‡‚nc‚ Kolordu, y‚z‚n‚ kuzeyden doğuya, ˆaldağı y•n‚ne ‡evirmişti. Bu y•n‚ kapatma g•revi, 4. Grup emrine yeni girmiş olan 1. S‚vari T‚meni'nindi. Sayıca ‡ok azdı, savunmak zorunda olduğu cephenin genişliği ise sayısına g•re fazlaydı: 8 km. Aksi gibi taarruz da gittik‡e şiddetleniyordu. Bu tehlikeli durum Cephe kurmaylarını ‡ok tedirgin etti. Yunanlılar ˆal'ı ele ge‡irirlerse T‚rk cephesinin gerisine hŠkim olurlardı. Dağdan cephe gerisi tabak gibi g•r‚n‚yordu. Bu da yenilgi demekti. ˆal'a mutlaka takviye yetiştirmek gerekiyordu. Ama nereden? Sağ kanattaki M‚rettep Kolordu'nun iki t‚meni kalmıştı, merkezde durum kıl payı dengelenmişti, sol kanatta ise •l‚m kalım savaşı s‚r‚yordu. Nereden bir kuvvet alınsa, orası zayıflayacak, biraz zorlanırsa kopacaktı. , İsmet Paşa tehlikeyi g•ze alarak 15. T‚men ile 24. T‚meni ˆal'ı korumakla g•revlendirdi. BİNBAŞI TEVFİK BIYIKLIOĞLU 4. Grup Komutanı Kema-lettin Sami Bey'e telefonla ˆal'a iki t‚men yolladıklarını bildirdi. 4. Grup Komutanı sevinemedi, Kurmay Başkanına dert yandı: "En yakın t‚men bile ancak sabah yetişebilir." "Evet komutanım. Takviye gelene kadar dayanıp bu geceyi atlatmamız şart." Grubun tek ihtiyat birliği, iki taburlu 190. Alay'di. Komutan onu en zor saat i‡in saklıyordu. Sonunda o en zor saat gelmişti. "190. Alay'ı ˆal'a kaydıralım.." dedi, "..takviyeler yetişene kadar S‚vari T‚meni'ne destek versin." "Peki efendim." 422 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu SAĞLIK BAKANLIĞI, gelen yaralılara yer a‡mak i‡in y‚r‚yebilecek durumda olan yaralıları kafileler halinde, Allah'a ve yol ‚zerindeki k•ylerin şefkatine emanet ederek, yeni a‡ılan ˆankırı ve Kırşehir hastanelerine yollamaya başlamıştı. Yaralılar araba olmadığı i‡in y‚r‚yerek gidiyorlardı. ˆankırı 130, Kırşehir 180 kilometreydi. Buralar dolunca yaralılar yeni yapılan Kastamonu hastanesine yollanacaklardı. Ağustos sıcağı ortalığı kavuruyor, yaman yolculuk g‚nler s‚r‚yordu. Yaralı akını azalmadığı i‡in Œğretmen Okulu ile yanındaki Sanayi Okulu da hastaneye ‡evrilmişti. 47 Bug‚nk‚ Bakanlar Kurulu toplantısında ilk s•z‚ yorgunluktan g•zlerinin altı


‡‚r‚m‚ş olan Dr. Refik Bey aldı: "Onlar da doldu. Son gelen yaralılar a‡ıkta kaldı. B‚t‚n resmi binalardan yararlanmak zorundayım." Refet Paşa Sağlık Bakanının niyetini anlamıştı, "Siz galiba bu binaya da el koymayı d‚ş‚n‚yorsunuz" dedi. "Evet. Hi‡ olmazsa birinci katı kullanmak istiyorum." Bayındırlık Bakanı Œmer L‚tfı Bey şaşırdı: "Eeee, biz nerede ‡alışacağız?" Bakanlıkların memurları, arşivleri, eşyaları Kayseri'ye yollanmış, Ankara'da sadece Bakan ile uygun g•rd‚ğ‚ birka‡ memur kalmıştı. Adalet Bakanı Refik Şevket İnce, "Telaş etmeyin yahu.." dedi, "..ailemi Kayseri'ye yolladım. Evde iki odam boş. İki bakanlığı misafir edebilirim." 48

H Dr. Refik Saydam Sakarya Savaşı 423

Celal Bayar

Bu a‡ıklama ‚zerine İktisat Bakanı Celal Bayar da ikinci odaya talip oldu. Refik Şevket Bey sevindi: "Memnuniyetle. Evde eşya var. Bir şey getirmenize gerek yok. M‚hr‚n‚z‚ alıp gelin, yeter." G‚l‚şt‚ler. ˆoğu ateşten ge‡erek bug‚ne gelmişti. Bu y‚zden paniğe kapılmıyorlardı. †mit gibi yenilmez, yıkılmaz bir m‚ttefikleri vardı. Bu iyimser hava Sağlık Bakanım sinirlendirmişti. Kaleminin tersiyle masaya vurarak dikkatlerini ‡ekti: "S•z‚m bitmedi, •nemli bir sorunum daha var." Hasan Saka homurdandı: "Anlaşıldı, yine para isteyeceksin." "Evet. ˆ‚nk‚..." "Biliyorum, •deneğin var ama paran yok. Halbuki ila‡ alman lazım." Maliye Bakanı'nın derdini bilmesi Dr. Refik Bey'e ‚mit verdi: "Evet." Hasan Saka, "Sen para diye ‡ok geldin gittin.." dedi, "..yandaki odanın Maliye Bakanlığı olduğunu iyi bilirsin. Odadaki kasa da devlet hazinesidir. Kasayı kapatmadım bile. ݇inde para bulursan al, helal olsun." "Peki, ne yapacağım?" "Veresiye alacaksın." Refik Saydam titremeye başladı: "Rica ederim Hasan Bey! D‚nyaya kafa tutan bir h‚k‚met, ordusunun ilacı i‡in mahalle eczanesine el a‡ar mı? Biri duysa ne der?" Hasan Saka istifini bile bozmadı: "Ne diyecek? 'Bunların paraları yok ama y‚rekleri var' der." 48a SAATLER ge‡tik‡e durum daha tehlikeli olmaktaydı. ‹al'ın batı eteğinde 1. S‚vari T‚meni canı pahasına dayanıyordu. Hava kararırken 190. Alay yetişti. Ama S‚vari T‚meni'nin takati


t‚kenmişti, alaya bir g•rev veremeden ‡•z‚ld‚, emrindeki bazı k‚‡‚k piyade birliklerini de birlikte s‚r‚kledi, adeta dağılarak kuzeydoğuya (Karayavşan'a) ‡ekildi. ‹aldağı y•n‚ a‡ılmış oldu. 424 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

•n‚nde bir engel kalmayan 10. Yunan T‚meni rahat‡a ilerlemeye başladı. Cephenin b‚t‚nl‚ğ‚ ve g‚veni tehlikeye girmişti. Kemalettin Sami Bey, 190. Alay'ın 'gerekirse kendini feda ederek, takviyeler yetişene kadar ilerleyen d‚şmanı durdurmasını' emretti. 48b Alayın komutanı Yarbay Sabit Noyon tam bir asker, alayı da ateş topu gibi bir birlikti. Yetişmek i‡in durmadan ve hızlı y‚r‚m‚şlerdi. Askeri dinlendirmek i‡in uygun bir yerde ge‡ici olarak durup silahlan ‡attılar. Yiyecek yoktu. Dert etmediler. Asker ‡ay yapıp peksimetle a‡lık bastırmaya alışıktı. Hava kararınca durumu •ğrenmek i‡in dağa keşif kolları yollandı. Askerler ‡ay i‡in k‚‡‚k ateşler yakarlarken ‚‡ kağnı ağır ağır gelip ordugŠhın kıyısında durdu. Œndeki kağnıcı yaşlı bir kadındı. Seslendi: "Burası 190. Alay mı?" Haydar ˆavuş mum feneriyle yaklaştı, "Evet ana" dedi. "Eyi. Size yiyecek getirdik." Haydar ˆavuş inanamadı. Bu kargaşalıkta ikmal işinin b•yle d‚zenli, bu kadar hızlı işlemesi m‚mk‚n değildi. "Allah Allah. Kim yolladı sizi?" "Ne bileyim? Erzakla ekmeği verdiler, burayı tarif edip 'haydi' dediler, geldik." Birka‡ er yaklaşmıştı, biri sordu: "Ne var?" Kadıncağız torunu yaşındaki askerleri memnun etmek i‡in dişsiz ağzını şapırdattı: "Ziyafet var yavrularıma. Tulum peyniri, ekmek, kavun." "Başka bir şey yok mu?"

Yarbay Sabit Noyon Sakarya Savaşı 425

Kadın i‡erledi: "Anaavv! Daha ne olsun ‚len?" Kızması hoşlarına gitmişti. †stelediler: "Sıcak yemek yok mu yani?" "Şimdi şaplağı yersin ha! Bu kıyamette bunu bulduğuna ş‚kret, zevzek!" Haydar ˆavuş buruşuk kadına b‚y‚k bir sevgiyle sarıldı: "Kızman hoşlarına gitti de ondan takılıyorlar anacığım. Kusura bakma." Kadın gevşedi: "Eh, •yleyse canları sağ olsun hınzırların.." Koca sesiyle bağırdı:


"..Kızlar! Y‚k‚ boşaltıverin." OrdugŠhın •b‚r yanında, alay komutanı, iki tabur komutanı ve b•l‚k komutanları bir ağacın altında oturmuş, al‡ak sesle durumu değerlendiriyorlardı. Keşif kolları, d‚şmanın dağın batı kısmını ve batı zirvesini işgal edip durduğunu saptamışlardı. Her yana hŠkim zirvenin sabah d‚şmanın elinde kalması b‚y‚k tehlike yaratacaktı. T‚men taarruzunu kolayca ilerletir ve dağın tamamını ele ge‡irirdi. D‚şmanı durdurabilmenin ilk şartı, batı zirvesini geri almaktı. Komutan •nerisini yaptı: "Bu gece zirveyi baskınla ele ge‡irelim. Œlene kadar direnerek orduya zaman kazandıralım. O zamana kadar birlikler yetişir." Komutanlar duraksamadan •neriyi kabul ettiler. "Œyleyse beyler şimdi baskının ayrıntılarını konuşalım!" Emir subayı peynir, ekmek ve kavun getirdi. "Asker?" "†‡ araba erzak geldi efendim. Asker de yemeğe oturmak ‚zere." "G‚zel." ݇leri rahat, yemek yiyerek baskını ve sonrasını planladılar. Zirveyi ve ‡evresini uzunca bir zaman savunacaklarını d‚ş‚nerek artan peynir ekmek b•l‚şt‚r‚l‚p torbalara yerleştirildi, sakalar tulumları doldurdular. Teyemm‚m ederek yatsı namazını topluca kıldılar. Helalleşip gece yarısından •nce yola ‡ıktılar. 426 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu ˆaldağı'nın g‚ney yama‡larından yukarı tilki gibi sessizce tırmandılar. Baskın i‡in yayıldılar ve zirvedeki Yunan birliğinin i‡ine birka‡ noktadan birden s‚ng‚leriyle hışım gibi daldılar. Zirve ve ‡evresini temizleyip mevzilendiler.48c SaatOl.OO'di. Savaşın dokuzuncu g‚n‚ başlamıştı: 31 Ağustos!

.** I. Yunan Kolordusu kararg Š h ı sava şı izliyor.

CEPHE KARARGŽHINDA genel olarak g‚nd‚z uyunuyor, gece ‡alışılıyordu. Ama g‚nler o kadar hareketli ge‡mekteydi ki g‚nd‚zleri de uyumak pek m‚mk‚n olmuyordu artık. Fırsat bulan, uykusuzluğunu beş-on dakika kestirerek gidermeye ‡alışıyordu. Hepsinin g•zleri k‚‡‚lm‚ş, avurtları ‡•km‚şt‚. İsmet Paşa Başkomutan'ın yanına, saat 01.00'den sonra gelebildi. Yorgun ve sıkıntılıydı: "Sol kanatta d‚şman faaliyeti hızını kaybetti. Ama merkezde cepheyi yarmak i‡in durmadan saldırıyorlar. Yarın da saldıracaklardır. Kemalettin Sami Bey ˆaldağı'na bir alay sevk etmiş. ˆal'da bu gece sadece bu alay var. Œb‚r birlikler ancak sabaha yetişebilir. Bu ge-


Sakarya Savaşı 427 cemiz ‡ok kritik. ˆaldağı'nın elden ‡ıkması olasılığını dikkate alarak Kızılırmak'ın doğusuna ‡ekiliş planlarını hazırlamaya başladık." 49 Sustu. G•zler Başkomutan'a d•nd‚. İsmet Paşayı, başını •n‚ndeki haritadan kaldırmadan dinlemişti. Halide Edip Hanım ordunun en k•t‚ olasılığa g•re hazırlık yapmasına alışmıştı ama yine de i‡i titredi. ‹al-dağı elden ‡ıkarsa ne olacağını da anlatmışlardı. †z‚nt‚den yanmaya başlayan g•zlerini M. Kemal Paşa'ya dikti. Şimdi başını kaldıracak, ger‡ek‡i bir insan olarak herhalde karargŠhın yaptığı hazırlıkları onaylayacaktı. Sonra da geri ‡ekilişin ayrıntılarını konuşacaklardı. O kadar emekle ve ‚mitle kurulmuş ve bug‚ne kadar •l‚m‚ne direnmiş olan gazi orduyu ‡ekiliş yollarında d‚ş‚nd‚. Millet bu ikinci ‡ekilişin acısına ve y‚k‚ne katlanabilir miydi? Nefesini tuttu. M. Kemal Paşa başını kaldırdı. Yoğun d‚ş‚nce anlarından sonra g•zleri koyulaşıyordu. Şimdi de •yle olmuştu: "‹aldağı elden ‡ıksa da ‡ekilmeyeceğiz" dedi. KŠzım Paşa şaşırdı: "Nasıl olur Paşam?" Başkomutan nasıl olacağını anlattı. YUNAN 10. T†MENİ sabaha karşı taarruza ge‡ti. 190. Alay, arka arkaya s‚ng‚ h‚cumları yaparak Yunanlıları •nce durdurdu, sonra zirveden iyice aşağıya s‚rd‚. Alay hayli kayıp vermişti ama savaş azmi azalmamış, tersine artmıştı. Siperleri geliştirdiler, ağır makineli t‚fekler i‡in taştan yuvalar yaptılar. Puslu sabah aydınlığı i‡inde kımıldayan her Yunanlı kurşunu yiyordu. Nişancı erler kuş u‡urtmuyorlardı. Zirvedeki bu ‡ılgın alay y‚z‚nden 10. T‚men ilerleyemez oldu. ‹al'ı ele ge‡iremiyordu.49a Albay Sumilas t‚meninin b‚t‚n toplarının zirve ve ‡evresini d•vecek bi‡imde yaklaştırılıp yerleştirilmesini emretti. Alayı tepeleyip ilerleyemediği i‡in kolordudan ve ordudan azar işitmişti. Alayın g•zc‚leri, dağın etek ve yama‡larındaki her hareketi g•z-l‚yorlardı. Topların toplandığını da g•rd‚ler. Belli ki alayı yoğun ateş altına alacak, sonra taarruza ge‡eceklerdi. Hızla siperleri ve bağlantı 428 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu yollarını derinleştirdiler, sığınakları b‚y‚tmeye ‡alıştılar. Ağır makinelileri sakladılar. Toplar ateşe başlar başlamaz korunaklı yerlere ‡ekildiler. Zirve kızıl ateş ve kara duman i‡inde kaldı. Dağ uyanmış bir yanardağa benzedi. 190. Alay'in mevzilerini bir saatten fazla top ateşine tuttuktan sonra 10. T‚men harekete ge‡ti. Alay ‡ok kayıp vermiş, sığınaklar yıkılmış, siperlerin ‡oğu allak bullak olmuştu. Sağ kalanlar ve yaraları ağır olmayanlar silah başı ettiler. Savaş başladı. Sakalar, ağırlık‡ılar, sağlık‡ılar, aş‡ılar, tabur imamları, flamacılar, borazanlar da sahipsiz kalmış t‚fekleri alıp savaşa katıldılar. İlerleyemeyen 10. T‚men taarruza ara verdi. †ˆ†NC† KOLORDU'nun sabah raporu General Papulas'ı de-lirtmişti. Sesi karargŠhı sarsıyordu: "Bir alay t‚menimizin i‡ine dalıyor, zirveyi koruyan birliği temizliyor, en •nemli yeri ele ge‡iriyor, koca t‚men bu alayı defedemiyor, ezip y‚r‚meyi başaramıyor ve ˆaldağı'nı işgal edemiyor. Oysa ben d‚n Kral'a ve h‚k‚mete Ankara'ya y‚r‚d‚ğ‚m‚z‚' bildirmiştim. Bug‚n ˆaldağı'nı ve Haymana'yı istiyorum!!!" 50 TEĞMEN ŞEVKET EFENDİ'nin g‚ncesinden: "Durmadan y€r€yerek ‡aldağı'na geldik. Dağın g€neyine mev-zileniyoruz. Burasını tek er kalana kadar savunacağız. T€menimiz (15. T‚men) „ok kayıp vermişti. Hen•z subay ve askerce ikmal edilmediği i„in bƒl•klerimiz „avuşların komutası altında'.'5Oa


GERİ ˆEKİLEN 1. S‚vari T‚meni'nin 11. Alayından 2. B•l‚k kayıptı. Esir d‚şm‚ş olacaktı. Esir olmayı b‚y‚k onursuzluk sayan Alay Komutanı ıstırap i‡indeydi. Kendi alayından bir b•l‚ğ‚n esir olmasını affedemiyordu: "Bir s‚vari esir olmaz, d•v‚ş‚r ve şehit olur!" 2. B•l‚k esir olmamıştı. Geri ‡ekilme kargaşası i‡inde yolunu kaybetmiş, Yunan t‚meninin i‡inde kalmış, ˆaldağı'nın sarp vadilerinden birine ‡ekilip saklanmıştı. Yetmiş kişiydiler. Su yoktu. MataSakarya Savaşı 429 ralarındaki ve heybelerinde taşıdıkları k‚‡‚k testilerdeki suyu i‡mediler, peksimetleri yemediler, atlara verdiler. Tehlikeyi sezen eğitimli savaş atları sessiz duruyorlardı. B•l‚k tam anlamıyla araziye uymuştu. B•l‚k Komutanı d•rt bir yana atsız keşif kolları ‡ıkardı. Alayına kavuşmak i‡in bir gedik arıyordu. B•l‚k iki g‚n b•yle yaşayacak, ‚‡‚nc‚ g‚n buldukları bir boşluktan sızarak d‚şman i‡inden kurtulacak, o sert, affetmez Alay Komutanı b•l‚ğ‚n‚ eksiksiz karşısında g•r‚nce, utanmayı bir yana bırakıp askerin •n‚nde sevin‡ten ‡ocuk gibi ağlayacaktı. 5Ob ALBAY ކKR† NAİLİ BEY'in komutasındaki 15. T‚men dağın g‚ney eteğine yerleşirken Başkomutan'ın otomobili de, dağın kuzeyindeki bir y‚kseltiye tırmanıyordu. Bu k‚‡‚k tepeden, dev bir boğaya benzeyen ˆaldağı ile altın sarısı Haymana Ovası g•r‚nmekteydi. Fevzi Paşa ve Yarbay Salih Omurtak otomobille, yakınlardaki grupların komutanları atlarla •nceden gelmiş bekliyorlardı. Komutanların yanında grup ve bazı t‚menlerin kurmayları vardı. Tehlikeli durum y‚z‚nden hepsi mutsuz ve hayli telaşlıydı. Başkomutan komutanların ve kurmayların ellerini sıktı, hatırlarını sordu. ˆok iyi d•v‚şt‚klerini s•yleyerek teşekk‚r etti. Yatışmalarını sağladıktan sonra ˆaldağı'nı g•stererek konuya girdi: "B‚t‚n ‡evreye hŠkim, g‚zel bir dağ. Elimizde kalması ‡ok iyi olur. Kalması i‡in ne m‚mk‚nse yapın." "Baş‚st‚ne!" "Elimizden ‡ıkarsa, ge‡erli kurallara g•re savaşın aleyhimize d•nd‚ğ‚n‚, yenildiğimizi d‚ş‚nenler olacaktır. Ama b•yle d‚ş‚nmekle yanlış yapacaklardır.." Komutanlar ve kurmaylar bakıştılar. Başka ne d‚ş‚n‚lebilirdi ki? "..ˆ‚nk‚ biz alan savunması yapıyoruz. Bu y•ntemde 'hŠkim yer' d‚ş‚ncesinin yeri olamaz. Bir ordu aklını ve anlayışını koruyorsa, onun i‡in mevzi •nemli değildir. Bir asker her yerde savaşır. Tepenin ‚st‚nde, tepenin altında, derenin i‡inde, ovada, her yerde. Œyleyse ˆaldağı'nı da her alan gibi şiddetle, inatla savunacağız. Eğer elimizden ‡ıkarsa, araziye mahk•m olmayacağız, durup cephe kurmak i‡in ille dağ, tepe aramayacağız, elverişli bir yer bulmak i‡in kilomet430 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu relerce geriye gitmeyeceğiz, beş y‚z metre, bin metre geri ‡ekilip yeniden cephe kuracağız ve aynı azimle savaşa devam edeceğiz." 50c Salih Bozok, gergin, kavruk y‚zlerin birdenbire gevşediğini g•rd‚. Bu a‡ıklama y‚zlerce yıllık savunma anlayışının yerine her t‚rl‚ taktik yaratıya a‡ık, esnek bir savunma anlayışı getiriyor, hepsini d‚ş‚nd‚ren d‚ğ‚m‚ ‡•z‚yordu. Fevzi Paşa da rahatlamıştı. B‚y‚k bir saygı ve şefkatle M. Kemal Paşa'nın sırtını sıvazladı. ALBAY SUMİLAS'ın 10. T‚meni yeniden taarruz i‡in hazırlık yaparken, General Kondulis bir t‚meniyle ˆal'ın, iki t‚meniyle de Haymana'nın g‚neyine taarruza ge‡ti. ˆok acımasız bir savaş başladı. Ortalık kan g•l‚ne d•nd‚.51 T‚rkler her taarruz girişimini, •l‚m‚n ‚zerine y‚r‚yerek s‚ng‚ h‚cumuyla s•nd‚r‚yorlardı. Yunan subaylarının askerleri taarruza kaldırmak i‡in zorladıkları, gen‡ subayların askerlerine •rnek olmak i‡in kendilerini feda ettikleri g•r‚lmekteydi. Savaş alanı Yunan •l‚ ve yaralıları ile doldu. ˆok kayıp veren


Yunan t‚menleri savaşı kestiler.52 15. T‚men'den bir m‚freze ˆal'ın batı zirvesine ulaştı. M‚frezenin komutanı y‚zbaşı, 190. Alay'ın d‚n geceden beri burada direnerek ˆal'ın d‚şmesini •nlediğini biliyordu. G•revi devralmak ve Alay Komutanı Yarbay Sabit Bey'in ellerinden •pmek i‡in mevziye girdi. Kanı dondu. Yıkık siperler, bağlantı yolları, sığınaklar, mermi ‡ukurları, şehitler ve yaralılarla doluydu. Alaydan geriye komutan, birka‡ subay ve 150 er kalmıştı.53 Şehitleri birlikte g•md‚kten sonra g•revi m‚frezeye teslim eden alay, yaralılarını alarak dağdan aşağıya indi. GECE YUNAN KARARGŽHINDA herkes ‡ok sinirliydi. ˆal-dağı ele ge‡irilememiş, Haymana yolu a‡ılamamıştı. Yine ‡ok kayıp verilmişti. Papulas yarmayı ger‡ekleştirmek i‡in, Andreas'ın kolordusundan bir t‚men alınarak yarma b•lgesindeki kuvvetlerin takviye edilmesini emretti. Albay Bernardos ‡ekine ‡ekine, "Ama o kanattan bir t‚men ‡ekersek d‚şmanı sol kanadından kuşatma planımız suya d‚şer" dedi. Papulas parladı: Sakarya Savaşı 431 "Sen ne diyorsun? O plan ‡oktan suya d‚şt‚! Oradaki d‚şman s‚varileri neredeyse bizim sağ kanadımızı kuşatacaklar. Tek ‡are cepheyi yarmak. Yarın yine taarruz edeceğiz!" General Stratigos, buz gibi bir sesle, "General.." dedi, "..her taarruzumuz binlerce insana mal oluyor. Buna karşılık ciddi bir sonu‡ alamıyoruz. Ordu şimdiye kadar buna bir ‡are bulmalıydı." Papulas masaya yumruğunu vurdu: "Siz bu seferin başlıca teşvik‡isiydiniz. Zorluklan ve tehlikeleri anlattığım zaman bana 'korkma' demiştiniz." Stratigos da bağırdı: "Ordu eriyor! Ge‡mişi değil, bug‚n‚ konuşalım." Papulas ayağa kalktı. Y‚z‚n‚n sağ yanı seğiriyordu: "Evet, eriyor. †stelik a‡. Bazı birliklere ekmek yetişmediği i‡in haşlanmış buğday verildi. G‚c‚ t‚kenmek ‚zere. Ben bunları bilmiyor muyum? Ne yapayım, savaşı keseyim mi?" General Stratigos ‚rkm‚şt‚. "Yoo, hayır" dedi. "Œyleyse yeter! Eleştiriye son veriniz!" Pallis'e d•nd‚: "Yarın da taarruz edilecek. Sabah erkenden!" T†RK ORDU KARARGŽHINDA da hava ‡ok gergindi. 7. Yunan T‚meni'nin Duatepe ve Kartaltepe'den sonra Karadağ'ı da alması ve Polatlı'ya iyice yaklaşması iki b‚y‚k sorun yaratmıştı: Bu kez de sağ kanadın kuşatılması tehlikesi belirmişti. Bir delik yamanırken bir başka yer deliniyordu. İsmet Paşa 1. S‚vari T‚meni'ni 4. Gruptan alıp zor duruma d‚şen M‚rettep Kolordu'ya geri yolladı. Sağ kanattaki birlikler Polatlı'dan ikmal ediliyorlardı. D‚şmanın yaklaşması ikmal d‚zenini bozmuştu. Şimdi Polatlı'dan geride, Yunan toplarının ulaşamayacağı kadar uzakta yeni bir ikmal noktası kurmak gerekiyordu. Cephe Komutanlığı ˆaldağı ve Haymana kesimlerinin savunulması i‡in de ek •nlemler aldı. 23. T‚men'e, alaylarından birini Cephe ihtiyatı olarak hemen Haymana'ya yollamasını emretti. 432 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


Œ mer Halis B ı y ı ktay Ş‚ kr ‚ Naili G • kberk

23. T†MEN'in iki alayı ilk hattaydı. T‚men Komutanı Yarbay Œmer Halis Bıyıktay, ‚‡‚nc‚ alayı olan 68. Alay'ı dinlenmesi i‡in cepheden yeni geri ‡ekmişti. Daha iki saat bile olmamıştı. T‚menin yazgısı buydu. Durmadan savaşıyor, bir yere g•nderiliyor, y‚r‚yor, siper kazıp yerleşiyor, savaşıyor, fırsat bulursa yemek yiyor, sonra bir başka yere yetişmesi isteniyor, yeniden y‚r‚yor, yeniden siper kazıyor, yeniden savaşıyordu... Hep b•yle ge‡mişti g‚nler. †‡ alayı da buna alışıktı. Bu y‚zden askerler y‚r‚rken uyumayı •ğrenmişlerdi. Alaya hemen toplanıp Haymana'ya hareket etmesini emretti. Askerler yeni yatmışlardı. Kalktılar. Saat 23.00'te yola ‡ıktılar. Kel Zeynel'in alayıydı bu. Takımının en sonunda, g•zlerinden uyku akarak, elindeki kuru ekmeği kemire kemire, eşeğiyle uygun adım tin tin y‚r‚yordu. Y‚r‚y‚ş kolunu denetleyen b•l‚k ‡avuşu ge‡erken laf attı: "Ne haber Zeynel Ağa?" Zeynel, "Ne olacak ‡avuşum.." dedi, "..Allah yine 'y‚r‚ ya kulum' dedi, y‚r‚yorum." ˆavuşun kahkahası gece sessizliği i‡inde tabanca gibi patladı. Sakarya Savaşı 433

1 EYL†L 1921 Perşembe g‚n‚ yine top sesleriyle başladı. Kuzey kanatta 7. T‚men, Dua Tepe'nin doğusundaki Basrikale Tepe'sini sabah erkenden şiddetli top‡u ateşi altına aldı. Birka‡ dakika i‡erisinde tepenin doruğunda bulunan Basri Baha'nın y‚ksek duvarlı kabri yerle bir oldu. Tepenin ‚zeri d‚md‚z bir hale geldi. Yoğun ateşten sonra dolgun bir Yunan taburu Basrikale'ye doğru taarruza ge‡ti. Bu tepe sağ kanadın kilidi idi. D‚şman bu y‚ksek tepeyi ele ge‡irirse, ordunun sağ kanadına tamamen hŠkim bir duruma ge‡miş olacaktı. Taarruz etmek i‡in burdaki birliklerin en zayıf Šnını bulmuşlardı. Dua Tepe'den ‡ekilen birlikler Basrikale'ye yeni yerleşiyorlardı. Siperler daha yarım yamalaktı. Yunan birliği berkitilmemiş ve d‚zenlenmemiş T‚rk mevzilerine iyice yaklaşınca s‚ng‚ h‚cumuna kalktı. KŠzım Œzalp, karargŠhıyla birlikte savaşı Karapınar K•y‚'n‚n kuzeyindeki 1063 rakımlı tepedeki g•zetleme ve komuta yerinden heyecan i‡inde izliyordu. ˆok az rastlanılan bir şey oldu. Yunanlıların h‚cum ettiği yarım yamalak mevzideki askerler son Šna kadar d‚şmana ateş edeceklerine, siperlerinden fırladılar, onlar da s‚ng‚ h‚cumuna kalktılar. Siperlerin •n‚ndeki alanda s‚ng‚ler ışıldadı. Birbirlerine girdiler. Seyredeni bile yaralayan ‡ok kanlı bir boğuşma başladı. KŠzım Œzalp kaskatı kesilmiş, boğuşmanın sonunu bekliyordu. Sağ kalan Yunanlılar geri ka‡tılar. Basrikale Tepesi T‚rklerde kalmıştı. D‚şmanın toplarının menzili i‡inde kalan Polatlı boşaltıldı. İstasyona indirilen yiyecek ve ekmekler, birliklere dağıtılamadan k‚l olmuştu. Durumu •ğrenen yakın k•ylerden ve


‡iftliklerden birliklere yufka ekmeği ile azık yağacaktı. Yunan †‡‚nc‚ Kolordusu ‡ok ‡abaladı ama ilerleyemedi. Bug‚n Panayot da yaralanmıştı. Savaşa ara verilince sıhhiyeciler yaralıları toplayıp geri taşıdılar. Panayot'u İnlerkatrancı'daki ordu hastanesine g•nderdiler. Sol bacağından yaralıydı. Hastanede unutamayacağı bir sahneye tanık olacaktı. Birinci Kolordu Komutanı General Kondulis bir t‚meniyle yine ˆal'a y‚klendi. Ama ˆal Grubu (15. ve 24. T€menler) ‡ok iyi direniyordu. Asker hayal edilmesi bile zor bir •zveriyle d•v‚şmekteydi. 434 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu 15. T†MEN'in 38. Alayı iyi mevzilenmişti. Hele ağır makineli t‚feklerden biri, ilerde, tek başına, ‡ok elverişli bir yer tutmuş, d‚şmana g•z a‡tırmıyordu. Yunan birliği yeniden taarruza kalktığı sırada t‚fek arıza yaptı. Bu talihsizlik savunmayı ‡ok zor durumda bıraktı. D‚şman taarruzu hızla gelişmekteydi. Abdurrahman ‹avuş arızayı arıyor, telaş ve heyecandan bulamıyor, ‚z‚nt‚yle g•zlerinden ip gibi yaş akıtıyordu. Teğmen Şevket uzaktan bağırdı: "İğne mahfazasına bak!" Mahfaza o kadar kızmıştı ki el dokundurulamıyordu. Makineli t‚feğin Karadenizli erlerinden biri mahfazayı kara başlığı ile tutup ‡ıkardı. Arıza anlaşıldı: İğnenin ucu kırılmıştı. Yeni bir iğne takmak i‡in kırık iğneyi ‡ıkarmak gerekti ama iğne ‡ıkaracağını bir t‚rl‚ bulamıyorlardı. Yunanlılar iyice yaklaşmışlardı. Abdurrahman ‹avuş başlığa sarılı olan mahfazayı yakaladı, dişleri, dudakları, dili cayır cayır yanarak, kızgın iğne kovanını dişlerinin arasına sıkıştırıp ‡evirdi, kırık iğneyi ‡ıkarıp yenisini taktı. ‹evreye yanık kemik ve et kokusu yayıldı. Dakikada 500 mermi yakan makineliyi ‡alıştırdı. Can acısından ve heyecandan b‚t‚n ciğeri ile bağıra bağıra yakına gelmiş olan Yunan askerlerini bi‡meye başladı.53a GENERAL KONDULİS ˆal y•n‚nden ‚midini kesti. İki t‚meniyle Haymana y•n‚n‚ bir daha zorladı. Gırtlak gırtlağa bir savaş başladı. 8. T‚men birka‡ saat i‡inde 900 erini kaybetti, 57. T‚men'in ‚‡ alay komutanı da yaralandı, 176. Alay'dan iki b•l‚k, 131. Alay'dan iki tabur esir d‚şt‚.54 Savaş dolayısıyla bu birliklerin mevcutları ‡ok azalmıştı ama birlik olarak esir olmaları herkesi şaşırttı ve ‡ok ‚zd‚. 8. ve 57. T‚menler, Haymana'nın 2 km. g‚neyindeki sırtlara ‡ekildiler ve burada ‡ılgınca direndiler. ˆ‚nk‚ bu sırtlardan •tesi Haymana, dolayısıyla Ankara'ydı. Ağır kayıp Kondulis'i korkuttu. Taarruzları durdurdu, Kurmay Başkanına, "Etimiz d•k‚l‚yor.." dedi, "..hedefe ancak iskeletimiz varacak." 54a Sakarya Savaşı 435 Yunan 3. ve 1. Kolordular ı n ı n ˆ al Da ğı ve Haymana g ‚ neyine taarruzlar ı

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI'ndan gelen 31 Ağustos g‚nl‚ ivedi mesaj ‚zerine Binbaşı Ekrem Bey, subay g•nderme işi ile ilgili g•revlilerle Aksaray'daki g‚venli evde akşam ‚zeri buluştu. Hemen konuyu a‡tı: "Ankara acele 15 alay komutanı, 35 tabur komutanı, 150 y‚zbaşı, 400 teğmen ve ‚steğmen istiyor." 54b Y‚zbaşı Rasim ‡ıplak ayak ateşe basmış gibi inledi: "Ooof! Ne ‡ok subay kaybetmişiz." Ekrem Baydar, "Ankara, gidecekler i‡in yol parası da yollamış.." dedi, "..bu akşam faaliyete ge‡in." "Baş‚st‚ne." GENERAL ANDREAS, ordunun emri ‚zerine batıya, Albay Ka-linski'nin komutanı olduğu disiplinsiz 9. T‚men'i yollamıştı. Birinci Kolordu ile araları ‡ok a‡ıldığı i‡in bazı birliklerini de bu boşluğa s‚rd‚. Elinde ciddi taarruz yapabilecek g‚‡ kalmadı. 436 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu


İki yan da top‡u d‚ellosuyla vakit ge‡irdi. 1. ve 12. Grup bu sayede dinlendi. Bitkin birlikler sıcak yemek yiyebildiler, temizlik yaptılar ve gece erkenden toprağa uzanıp uyudular. Y‚zbaşı Faruk bu fırsattan yararlanarak Nesrin'e mektup yazdı: "Nesrin Hanım, Karavana ve barut kokusu yaradı. ‰ok iyiyim. Bug•n savaş yok. Savaş g•r•lt•s•ne o kadar alışmışız ki bu sessizlik hepimize tuhaf geldi. Siz nasılsınız? İşiniz başınızdan aşkın olmalı. Şehitlerimizi burada toprağa veriyor, yaralıları size yolluyoruz. Œn•m•zdeki yaz bu topraklarda gelincikler kan kırmızı a„acaktır. Şefkat ve ilginiz i„in size b•t•n gƒnl•mle bir daha teşekk•r ediyorum. Kalpağımı kıskanan „ok. Nazara geldi. Ge„en g•n ateş hattına gitmem gerekmişti. Afacan bir mermi kalpağımın sağ yanını „izip ge„ti, k•„•k bir savaş anısı bıraktı. Başta suratsız Hasan, b•t•n doktorlara selam. ■ Allaha emanet olun" Mektubu ertesi g‚n‚ yollayacak ama adresini bildirmeyecekti. BU GECE Nesrin yine n•betteydi. Sorumlu olduğu koğuşlar arasında koşturup duruyordu. G•n‚ll‚ hemşirelerden gen‡ bir •ğretmen de Nesrin'e canla başla yardım etmekteydi. Koğuştan ‡ıkarken yardımcısına, "Ni‡in b‚t‚n •ğretmenler g•n‚ll‚ hemşire olmadınız?" diye sordu, "..Sayınız herhalde bu kadar değildir." Gen‡ •ğretmen, "Haklısınız." dedi, "..daha kalabalığız. Ama bazı arkadaşlar gelmedi. ‹‚nk‚ arkadaşlarımızdan birinin yakını bir din adamı var. M‚sl‚man bir kadının yabancı erkeklere dokunmasının dine uygun olmadığını s•ylemiş. Arkadaşların da bir b•l‚m‚, 'demek ki bu iş dinimize uygun değil' deyip gelmediler." Nesrin koridorda zıngadak durdu: "B•yle d‚ş‚nenler herhalde pek ‡ok ki bizde bu hayırlı, g‚zel meslek oluşmamış. Diyelim ki hemşirelik gereği yapılan şeyler dince bir kusur. Ama biri bir insanın, bir milletin iyiliği, huzuru, yararı, hayrı i‡in biraz kusur işlese, ne olur? Y‚ce Allah bunun bir •zveri olduğunu takdir edemez mi? B•yle incelikleri kavramaktan uzak, olSakarya Savaşı 437 gun bir insandan daha mı katı? Bu g‚zel davranışı, bencillikten daha değerli, daha insanca, daha M‚sl‚manca saymaz mı?" †z‚nt‚yle baktı: "..Bir insanın Allah'ı b•yle sırf cezalandırıcı gibi g•rmesi ve yalnız kendini kurtarmaya ‡alışması ne kadar yanlış bir şey. Bu dar anlayış bazı M‚sl‚manları ‡ok bencil ve katı yapıyor. Bence M‚sl‚manlık bu değil. Toplumun selameti, kişinin selametinden •nce gelir. Neyse. Gel, yaralılara yardım etmek kusursa, biz g‚zel Allahımızın affına sığınarak kusur işlemeye devam edelim."


Œteki koğuşa girdi. Ameliyattan yeni ‡ıkmış bir yaralı "Su..." diye inliyordu. Koştu, nemli bir t‚lbentle yaralının dudaklarını ıslattı. Yaralı, birliğini bi‡en bir Yunan makineli t‚feğini, s‚r‚nerek yaklaşıp el bombasıyla susturmuş bir fedaiydi. V‚cudunda ondan fazla kurşun yarası vardı. İŞ Y†K† ‡ok artmış olan Kızılay, yakındaki ‚‡ katlı, geniş bir Ankara konağına ge‡mişti. Alt kat at•lyelere ayrılmıştı. †cretli ve g•n‚ll‚ hanımlar sargı paketi hazırlıyor, asker ‡amaşırı dikiyorlardı. Orta kat da idari işlere ayrılmıştı. Son kat misafirhane olarak kullanılıyordu. Halide Hanım'ın cepheye gitmesi ‚zerine Kalaba'daki evin d‚zeni bozulmuş, Y. Kadri buraya taşınmıştı. Karanlık basınca koyu bir sessizliğe g•m‚len Ankara'da Kızılay Merkezi aydınlar i‡in bir sığınak oldu. Akşamlan ‚‡‚nc‚ katın sofasında toplanıyor, bol ‡ay i‡erek ge‡ saatlere kadar cephe haberlerini konuşuyor, T‚rkiye'nin geleceğini tartışıyorlardı. Bu sohbetlere katılmak i‡in zaman zaman Dr. Adnan Bey de gelip gece kalmaktaydı. Bug‚n d‚şmanın Haymana'nın kapısına dayandığı, Yunan 7. T‚-meni'nin Polatlı istasyonunu top ateşi altına aldığı duyulmuştu. Bir memur "Ordu dağılırsa, bir daha toparlananlayız" dedi. Yaşlı bir kı-zılaycı azarladı: "Sus! Ordu yenilebilir ama millet yenilmez." Milli M‚cadele'yi t‚kenmez, Kuva-yı Milliyecileri iyimser yapan sır buydu işte. HERKES ‡adırına ‡ekilmişti. B‚y‚k ‡adırın altında yalnız Pal-lis'le Sariyanis kalmıştı. Uzaktan top sesleri geliyor, ufukta ara sıra 438 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu top ışıkları ‡akıp s•n‚yordu. Albay Sariyanis, o kadar emek verdiği ve g‚vendiği planın adım adım ‡•k‚ş‚ne tanık olmanın derin ‚z‚nt‚s‚ i‡indeydi. Acıdan kararmış bir sesle, "Oyunu kaybediyoruz" dedi.55 Pallis kızdı: "B•yle konuşma! Senin de benim de ‚mitsizliğe kapılmaya hakkımız yok. Daha şansımız ‡ok. ˆaldağı d‚ş‚nce neler olacağını biliyorsun." Bir kurmay olarak ‡ok iyi biliyordu elbette. ˆaldağı d‚şerse T‚rk direnişi par‡alanıp ‡•kecek, iki g‚n sonra da Ankara kalesinde Yunan bayrağı dalgalanacaktı. Sariyanis başını •n‚ne eğdi ve bunun i‡in dua etti. 2 EYL†LDE, orduya bağlı top‡u birlikleri ile †‡‚nc‚ ve Birinci Kolorduların t‚m topları sabah ˆal ve Haymana kesimindeki T‚rk mevzilerini delice d•vmeye başladılar. Savaşın on birinci g‚n‚yd‚. Mevziler cehenneme d•nd‚. Havadan mermi yağıyor, havaya taş, toprak, silah ve insan par‡aları u‡uyordu. Bir saat sonra iki kolordu ˆaldağı'nı ve Haymana'yı ele ge‡irmek azmiyle ilerledi. ˆok yırtıcı bir savaş başladı. GENERAL PAPULAS yaralıları ziyaret etmek i‡in İnlerkatran-cı'daki ordu hastanesine geldi. Hatır soracak, 'Ordunun Annesi', 'Ordunun Ablası' gibi kuruluşların anavatandan yolladığı sigaraları, şekerleri, k‚‡‚k hediyeleri de yaralılara dağıtacaktı. Ka‡ zamandır yapmayı d‚ş‚nd‚ğ‚ ama ger‡ekleştiremediği bu ziyaretin yaralıları ‡ok memnun edeceğini umuyordu. Başhekim ve doktorlarla birlikte b‚y‚k hastane ‡adırına girdi. Panayot ‡ok heyecanlıydı. Başkomutanı ayakta karşılamak istiyordu. Ama ayağı ‡ok sancıdığı i‡in başaramadı. Yatakta oturmaya ‡alışırken t‚ylerini diken diken eden bir şey oldu, protesto ıslıkları ve "terhis!" ‡ığlıkları duyuldu. Bu acayip tepki birdenbire yayıldı. Dev ‡adır •fkeli yaralıların ‡ığlıkları ile doldu: "Eve gitmek istiyoruz!" "İngiliz petrol‚ i‡in •lmek istemiyoruz!" "Burda ne işimiz var?" "Bizi eve yolla!" Sakarya Savaşı 439


Sonra daha pis sesler y‚kseldi: "Yuh! Yuuh! Yuuuh!" Askerler Başkomutanlarını yuhalıyorlardı. Panayot korku ve utan‡la taş kesildi.55a HER G†N birka‡ keşif, dolayısıyla bombalama u‡uşu yapılıyordu. Bug‚n Vecihi ile Basri u‡tular. Keşif u‡uşunun sonuna doğru g‚neybatıda u‡an bir Yunan u‡ağı g•rd‚ler ve anlaştılar. Bombalarını atacak, sonra bu u‡ağın peşine d‚şeceklerdi. Bombaları •nceden belirledikleri hedeflere attılar. Ağırlıktan kurtulan u‡ak rahatladı. Kıvrak‡a Haymana ‚zerinde bulunan Yunan u‡ağına d•nd‚ler. Yunanlı pilotlar ‡atışmadan hoşlanmıyorlardı. Bu pilot ka‡amayınca ‡atışmayı kabul etmek zorunda kaldı. Œl‚m turu denilen turlamalara başladılar. D•nerlerken rakibini uygun duruma d‚ş‚r‚p vuran galip gelecekti. T‚rk ve Yunan askerleri bir yandan savaşmakta, bir yandan da başlarının ‚zerindeki bu ustalık savaşını izlemekteydiler. Vecihi daha tecr‚beli bir pilottu. Sabırla d•n‚yor, y‚kseliyor, al‡alıyor, hızlanıyor, yavaşlıyor, Yunanlı pilotu a‡ık vermeye zorluyordu. Birden bu fırsatı yakaladı, yıldırım gibi kayıp Yunan u‡ağının kuyruğu altına daldı. Basri tetikte bekliyordu. Makineli t‚feğini ‡alıştırdı. Vurulan Yunan u‡ağı d•ne d•ne d‚şmeye başladı. Askerler savaşmayı kestiler, Vecihi ile Basri i‡in b‚y‚k tezah‚rat yaptılar: "Yaşaaaaaaaa‚!" Yunan u‡ağı Ilıca vadisine ‡akılıp par‡alandı. Geri d•nen Vecihi ile Basri bir zafer turu atıp Malık•y'e indiler. Olayı telefonla •ğrenmiş olan havacılar ve meydan g•revlileri pist başında bekliyorlardı. Sarmaşdolaş oldular.55b HAYMANA VE ˆAL DAĞI'ndaki acımasız savaş s‚r‚yordu. Haymana g‚neyinde T‚rkler ‡ok ‡etin bir savunma yapmaktaydı. Yunanlılar Haymana'ya ge‡it bulamadılar. Ama ˆal'ı savunan iki T‚rk t‚meninin direnci azalıyordu. Zaten ikisi de zayıftı. Kıyasıya savaş daha da zayıflatmış, t‚menlerin mev440 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

cudu 500 askere d‚şm‚ş, b•l‚kler subaysız kalmıştı. Bazı topların da mermisi bitmişti.56 İsmet Paşa, ihtiyatta tuttuğu 68. Alay'ı Haymana'dan ˆal'a, bu iki t‚mene yardıma yolladı, sol kanattan 12. Grup Komutanı Halit Bey'e de, karargŠhıyla birlikte hemen yola ‡ıkarak ˆal'daki iki t‚menin komutasını ‚stlenmesini emretti. Halit Bey ancak ertesi sabah yetişebilirdi. ˆal Grubu, yoğun top ateşi altında ancak akşama kadar dayanabildi, akşam ‚st‚ sarsılmaya başladı. Bunu sezen Albay Valettas birliğini taarruza kaldırdı. 2. T‚men yarı a‡ ve yorgundu. Ama ˆalda-ğı ele ge‡irilirse savaşın biteceğini uman askerler son g‚‡leriyle ileri atıldılar. İki T‚rk t‚meni saat 19.00'da dayanamayıp ‡•z‚ld‚. B‚t‚n yaralılarını alarak kuzeye ‡ekilmeye başladılar. Bir mermi ‡ukurunda, bir taşın arkasında, bir siper yıkıntısının altında oldukları i‡in g•r‚lmeyip birlikte g•t‚r‚lemeyen yaralıları Yunanlılar esir almıyor, s‚ng‚leyip •ld‚r‚yorlardı.568 2. Yunan T‚meni ˆaldağı'nı işgal etti. Korkulan olmuş, T‚rk cephesi ikiye b•l‚nm‚ş, yani yarılmıştı.56b T†MENLERİN ‡•z‚lmesi ve ˆaldağı'nın d‚şmesi Cephe karargŠhında sinirleri gerdi. ˆekilen iki t‚men ne yapıyordu? Dağı işgal eden Yunan t‚meni ne yana ilerliyordu? İki soru da bir‡ok tehlikeli sorunu i‡ermekteydi. Bağlantı sağlanamadığı i‡in hi‡bir bilgi alınamamıştı. Zaman akmıyor, sanki damlıyordu. Ge‡ saatte Binbaşı Tevf•k Bey nefes nefese İsmet Paşa'nın odasına daldı. Şimdi haber gelmişti. ˆekilen t‚menler, Başkomutan'ın istediği gibi biraz geride durup yerleşmiş, sağdaki


ve soldaki Gruplarla da değinti sağlamışlardı. ˆaldağı'nın kuzeyinde, dağın eteğinin 300 metre gerisinde cephe yeniden kurulmuştu.560 "D‚şman t‚meni ne yapıyormuş?" "ˆal'ı işgal etmiş ve durmuş efendim. Demek ki o da iyice yorulmuş." Sakarya Savaşı 441 Bu aşamada hi‡bir birlik yorulduğu i‡in durmaz, yarmayı derinleştirmek i‡in ilerlerdi. Heyecanlanan İsmet Paşa ayağa kalktı: "Hayır, bence başka bir şey oldu. Ama h‚k‚m verebilmek i‡in yarını bekleyeceğim." ˆ al Da ğı 'n ı n elden ‡ı kmas ı ndan sonra da ğı n biraz kuzeyinde kurulan yeni savunma hatt ı .

ABD'nin Atina El‡isi Mr. Hail, Savaş Bakanlığından aldığı bilgilere dayanarak Anadolu'daki durumu Washington'a gece ş•yle bildirdi: "Sakarya ırmağının kıyısında g•nlerdir s•ren savaş, Yunanlılardan yana dƒnm•şe benzemektedir. Yunanlılar birka„ g•n i„inde Ankara'ya varmayı •mit ediyorlar!" 442 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İNLERKATRANCI'da bayram havası esiyordu. KarargŠh subaylarından kurulu amat•r orkestra neşeli havalar ‡almaktaydı. B‚y‚k ‡adırın altındaki uzun masa ziyafet i‡in hazırlanmıştı. Oturmak i‡in Papulas'ı ve Veliaht'ı bekliyorlardı. General Stratigos Papulas'ın ‡adırına girdi. Papulas, gaz lambasının hasta ışığında, ceketinin •n‚ a‡ık, masasında oturuyordu. Bir g‚n •nceki tartışmayı unutturmak isteyen Stratigos dost‡a, "Veliaht Hazretleri de sofraya şeref vermek ‚zere.." dedi, "..sizi almaya geldim. ˆaldağı'nın d‚şmesini kutlayacağız. Cepheyi yardık, Ankara yolu a‡ıldı." Papulas şefkatle, "Oturun general, biraz konuşalım" dedi. Stratigos oturdu. Bug‚n hastanede protesto edildiği duyulmuştu. Onu anlatacağını sandı. Papulas y‚z‚n‚n terini sildi: "ˆaldağı gibi b‚t‚n ‡evreye egemen bir dağ elimize ge‡erse d‚şmanın dağılacağını ya da hızla Kızılırmak'a ‡ekileceğini tahmin ediyorduk." "Evet. Askerlik fennince b•yle olması gerekmez mi?" 56d Papulas •n‚ndeki iki telsiz mesajını Stratigos'un •n‚ne itti: "Okuyun! Bunlar, Birinci ve †‡‚nc‚ Kolordu Komutanlarımızdan gelen mesajlar. Dağı terk eden d‚şmanın biraz geri ‡ekilip yerleştiğini, dağın kuzey eteğinde yeniden bir cephe kurduğunu bildiriyorlar." Stratigos isyan etti: "Fakat m‚mk‚n değil bu." "Ama b•yle. Dağı elde ettik ama d‚şman ikiye b•l‚nmedi, dağılmadı, Kızılırmak'a doğru geri ‡ekilmedi. Bilmediğimiz bir askeri anlayışla savaşıyor. Kolordulara savunmada kalmalarını emrettim. ˆ‚nk‚ yeniden savaşa başlamak i‡in şimdi her şeyi bir daha değerlendirmemiz


gerekiyor. D‚şman ˆaldağı'nın kuzeyinde kurduğu bu yeni cepheyi g‚‡lendirecektir. Buna karşılık ordumuz bitik halde. Yalnız ˆaldağı bize 4.000'den ‡ok subay ve askere mal oldu. İkmal d‚zenimiz iflas etmiş halde.57 Ankara'yı işgal i‡in ısrar etmenin felakete sebep olacağından ‡ekiniyorum." Gelen mesajları avcunun i‡inde ağır ağır buruşturup top yaptı ve fırlatıp attı: Sakarya Savaşı 443 "..Kısacası general, orduyu daha fazla zorlarsam, •yle anlıyorum ki, geri ‡ekilecek g‚c‚ bile bulamayacağız." 58 Orkestra coşkuyla zafer marşını ‡almaya başlamıştı. Stratigos yerinden doğruldu: "Allah kahretsin! Şunu susturacağım..." Papulas filozof‡a bir eda ile, "Bırakın.." dedi, "..sahte bir zaferle oyalansınlar. Raporlar gelince nasıl olsa ger‡ek anlaşılacak." Stratigos oturdu. G•zbebeklerinin rengi bile solmuştu. Papulas devam etti: "İkinci Kolordu Kurmay Başkanı Albay Gavallias benim eski ya-verimdir. Akıllı ve d‚r‚st bir askerdir. Savaşın geleceği hakkında ne d‚ş‚nd‚ğ‚n‚ •ğrenmek istemiştim. Anlamlı bir rastlantıyla bug‚n cevabını aldım. Bakın ne diyor." Gavallias'ın mektubunu okudu: "..'Ordumuz d•şmanın daha ilk savunma hattını ele ge„irebilmek i„in kuvvetinin •„te birini kaybetti. Ankara'ya ulaşmak i„in kimbilir daha ka„ hat var? Eğer savaşa devam edersek, anlaşılıyor ki generalim, ordunun geri kalanı da tamamen eriyecek ve siz, Ankara'ya tek başınıza girmek zorunda kalacaksınız'. 59 İfadesi hoyrat‡a ama haklı. Gavallias bana her zaman ger‡eği s•ylemiştir. Bug‚ne kadar otuz bin savaş‡ı kaybettik. Buna karşılık en fazla 20 km. ilerleyebildik. Ankara hŠlŠ ‡ok uzakta. Ger‡ek‡i olma saati ‡aldı dostum. Kabul edelim ki d‚şmanın taktiğini de, azmini de yenemiyoruz. Orduyu dinlendireceğim. Durumumuzu anlatan bir rapor yazarak Sakarya batısına ge‡mek i‡in h‚k‚metten izin isteyeceğim. Hazırlayacağım raporu g•t‚r‚r m‚s‚n‚z?" Stratigos'un g•zleri yaşarmıştı, titrek bir sesle, "Evet" dedi.60 Alkış sesleri duyuldu. Orkestra 'Kartalın Oğlu' marşına başlamıştı. BATI CEPHESİ karargŠhındaki kurmaylar ve ˆal'a yakın birliklerin komutanları, b‚t‚n gece, dağı işgal eden Yunan t‚meninin bu başarıyı tamamlamak i‡in yeniden harekete ge‡mesini beklediler. Savaş sanatının gereği buydu. Kaygı i‡indeydiler. ˆ‚nk‚ ˆaldağı'nın 444 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu kuzeyinde yeni bir cephe kurulmuştu ama daha yeteri kadar g‚‡len-dirilememişti. Başkomutanla İsmet Paşa da beklediler. Başkomutan'ın uykuyla arası iyi değildi zaten. Ama kimi zaman yorgunluktan İsmet Paşa'nın g•zleri kapanıp başı g•ğs‚ne d‚şer, tahta iskemlenin ‚zerinde otururken, ‚‡-beş dakika kestirir, sonra silkinerek uyanırdı. B•yle anlarda Başkomutan, İsmet Paşa uyuyabilsin diye parmağını ağzına g•t‚rerek odadakileri sustururdu. Vakit ilerledik‡e KŠzım Paşa'nın da i‡inin ge‡tiği oluyordu. Bu gece kimse g•z‚n‚ kırpmadı. D‚şman gece boyunca kıpırdamadan kaldı. SABAH RAPORLARI durumu aydınlattı: ˆaldağı'nı ele ge‡iren t‚men, dağı savunmak i‡in durmadan siper kazmaktaydı. Œteki Yunan t‚menleri de hareketsiz kaldılar. On ikinci g‚n‚n sonunda Yunan ordusu, savunmaya ‡ekilmişti. Tarih 3 Eyl‚ld‚. General Papulas'ı ‡ok iyi ‡•z‚mlemiş olan İsmet Paşa h‚km‚n‚ verdi: "Papulas korkuya kapılıp fikren yenildi ve ordusunu durdurdu. Şimdi bir kazaya uğramadan savaşı sona erdirmenin yollarını d‚ş‚n‚yordur." HAKLIYDI. General Papulas ‡adırına kapanmış, Savaş Bakanı aracılığı ile h‚k‚mete yollayacağı raporu yazıyordu. Amacı savaşı hemen kesip orduyu Sakarya'nın batısına ‡ekmekti. Ama pek ‡ok olumsuzluğa


yol a‡acağını iyi bildiği bu b‚y‚k kararın sorumluluğunu tek başına taşıyacak kadar safdil değildi. Askerce gereklerden anlamayan politikacılar adamı parampar‡a ederlerdi. H‚k‚metin onayı ve izniyle geri ‡ekilmek istiyordu. İzin gelene kadar orduyu Sakarya'nın doğusunda oyalayacaktı. MECLİS TELGRAFHANESİNE sabah raporu •ğlene doğru geldi. Milletvekillerinin sabırsızlığını g•ren H‚srev Bey şifresi ‡•z‚l‚r ‡•z‚lmez raporu kapıp komisyon odasına koştu. ˆaldağı'nın d‚şt‚ğ‚n‚ belirten ilk madde milletvekillerini sersemletti. Devamını okusa Sakarya Savaşı 445

Ş akir K ı nac ı Dr Fuat Umay

durumun tehlikeli olmadığını H‚srev Bey de anlayacaktı, milletvekilleri de. Ama ‡ok telaşlanan milletvekillerinden biri korkuyla "Yani?" diye sordu. H‚srev Bey'in iyi bildiği kurallara g•re savaş yitirilmişti. Raporun devamını okumadan, bu ger‡eği yumuşatarak a‡ıkladı: "Kanaatimce savaşın birinci kısmını kaybetmiş bulunuyoruz." Bu a‡ıklama komisyon odasını dolduran milletvekillerinin b‚y‚k b•l‚m‚n‚ ‡ıldırttı: "Ne diyorsun sen?" "Kayıp mı ettik?" "Kaybettik ne demek?" "Bir dağ kaybetmekle savaş kaybedilir mi?" "Zafere imanı olan biri b•yle konuşmaz!" "Zafere inanmayana aramızda yer yok!" Zaferden başka hi‡bir sonuca razı olmayan milletvekilleri zavallı H‚srev Bey'in yakasına yapıştılar, tartaklamaya, itip kakmaya başladılar.61 Ortalık karıştı. Ankara Milletvekili Şakir Kınacı, "Sakarya'da tutunamazsak Kızılırmak'ta d•v‚ş‚r‚z, olmazsa Yeşilırmak'ta, o da olmazsa Fırat'ta" diye bağırıyordu. Rapor masanın ‚zerinde kalmıştı. Rapora g•z atan Bolu Milletvekili Dr. Fuat Umay bir iskemlenin ‚zerine ‡ıktı: "Beyler durun! Yenilgi menilgi yok! Raporun devamını okuyorum." 446 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Okudu. Ortalık bu kez de sevin‡ten karıştı. ‹ALDAĞI bunalımını atlatan T‚rk ordusu rahatlamıştı. Birlikler bug‚nk‚ durgunluktan yararlanarak eksiklerini b‚t‚nlemeye baktılar. Temizlik yaptılar. Yeni gelen askerler yoğun eğitime alındı. Bazı askerlerin giysileri par‡a par‡a olmuştu. Bunlara ‡amaşır ve ‚niformaya benzeyen bir şeyler dağıtıldı. ‹aldağı'ndaki d‚şmanın g•r‚ş ve ateşine a‡ık mevziler berkitildi ve korunma hendekleri hazırlandı. Yakın k•yler dinlenen birliklere kazanlarla sıcak yemek yolladılar. ‹al kuzeyine yetişen Albay Halit Bey buradaki iki t‚menin komutasını ‚zerine aldı. İsmet


Paşa Halit Bey'in emrine bir t‚men ile Topal Osman Ağa'nın 47. Alayı'nı da verdi.61a Bu kesim iyice g‚‡lenmişti. D‚şman taarruz ederse, ‡ok yırtıcı bir direnişle karşılaşacaktı. Ama Yunanlılar hareketsiz kaldılar. Sadece keşif kollan arasında ‡atışmalar s‚r‚yordu. Esir alınan Yunanlılar hemen "ekmek" diye yalvarıyorlardı. Subayların savaşmayan askerleri vurduklarını s•ylemekteydiler.62 TEĞMEN ŞEVKET EFENDİ'nin g‚ncesinden: "Şehit Mehmet hattını Cephe komutanlığının emriyle 11. T•-men'e teslim ederek geri „ekildik. Bakım i„in geride toplandık. Koca alayımız d•şmanla on iki g•nd•r pen„eleşe pen„eleşe neredeyse dolgun bir bƒl•k kadar kalmış. 62a Yeni erler geldi. Aralarında B•y•k Savaşa katılmış yaşlılar ve sakallılar da var. Eğitim başladı. Durup dinlenmeden yeniden savaşa hazırlanıyoruz" 62b POLATLI İSTASYONU top ateşi altında olduğu i‡in tren hayli uzakta durmuştu. Y‚k‚n‚ boşaltıyor, Ankara'ya g•t‚rmek i‡in son ‡arpışmalar dolayısıyla sayısı ‡ok artmış olan yaralıları bekliyordu. Yeterli sedye ve araba yoktu. Bunun i‡in yalnız ağır yaralılar sedye ya da arabayla taşınıyordu. Œtekiler y‚r‚mek zorundaydılar. G‚ney kanattan demiryoluna ulaşmak b‚y‚k sorundu. 50 km. y‚r‚mek gerekiyor, yaralı hızıyla bu yolu aşmak ‚‡-d•rt g‚n alıyordu. G•renlerin y‚reğini par‡alayan bir y‚r‚y‚şt‚ bu. Sakarya Savaşı 447 Y‚zbaşı Faruk b•yle bir yaralı kafilesini g•rd‚. KarargŠhta kafilenin halini anlatırken, g•zleri yaşardı. Albay İzzettin Bey duygularını belli eden biri değildi. Ama bu kez onun da g•zleri doldu: "Can d‚şmanımız yalnız yoksulluk değil ki Faruk Bey. Bir‡ok can d‚şmanımız var: İngiltere, Yunanistan, İstanbul zihniyeti, cahillik, 31 Mart kafası, tembellik... Birini yenmek yetmez. Hepsini yenmeliyiz." GELEN YARALILAR Ankara istasyonunda birikmeye başladı. ˆ‚nk‚ Ankara'da yaralıları yatıracak yer kalmamıştı. Sağlık Bakanlığı, Valilik ve Belediye ‡aresizlik i‡inde kıvranıyordu. Olmaz gibi gelen bir •neri ortalıkta dolaşmaya başladı: "Ağır yaralılar hastanelere, ağır olmayan yaralılar evlere!" Olacak şey miydi bu? Mutaassıp halk buna razı gelir miydi? Ama bu sihirli s•z hızla yayıldı ve benimsendi. Meclis bu işi •rg‚tlemesi i‡in Dr. Rıza Nur'u g•revlendirmişti. Bir‡ok Ankaralı evinin bir odasını Sakarya gazilerine a‡acak, evlere yerleştirilen yaralılarla doktor milletvekilleri ilgileneceklerdi.620 Herkesi titreten sorun ‡•z‚lm‚şt‚. CEPHEDE S‚nni, Alevi, T‚rk, K‚rt, ˆerkez, Abaza, Tatar, Boşnak, Laz, Pomak, Arap, kısacası b‚t‚n Anadolulular birlikte kan d•kerlerken, işgal altında olmayan b‚t‚n şehirlerde de mitingler yapılıyor, camilerde toplanılıp zafer i‡in dua ediliyor, mevlit okunuyor, aşiret ve derneklerden Meclis Başkanlığına her g‚n orduyu destekleyen telgraflar yağıyordu.62d Anadolu altı y‚zyıldır ilk kez b•yle bir birlik yaşamaktaydı. Buna karşılık Yunan ordusunun Ankara'ya girmesini isteyenler de vardı. Bunlardan biri de yazar Ali Kemal Bey'di. Akşam bir İngiliz dostuyla konuşmuş, Yunan ordusunun Ankara yolunu a‡tığını •ğrenmişti. Bu y‚zden pek neşeliydi: "Demiştim sana, Ankara ordusu Yunanı yenemez. Yenemiyor işte. Yunan ordusu yarın •b‚r g‚n Ankara'ya girer, bu haddini bilmez serserileri yakalar. ˆok da iyi olur. Bu kuru g‚r‚lt‚ biter, başımızı dinleriz. İstiklal, h‚rriyet, milli and, milliyet‡ilik filan gibi iyi tınla448 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

yan i‡i boş laflarla vakit kaybetmez, tıpkı Yunanistan gibi İngiltere'ye İ bağlanırız. Her sorunumuzu ‡•zecek tılsım budur." YUNAN ORDUSU kurmay kurulu toplanıp durumu b‚t‚n y•nleriyle değerlendirdi. †mide kapılmaya imkŠn kalmamış, oyun kaybedilmişti.


General Stratigos sonucu ş•yle •zetledi: "Yunan iradesi, M. Kemal'in iradesi •n‚nde baş eğdi." 63 Daha ağır bir duruma d‚şmemek i‡in ordunun nehrin batısına ‡ekilmesi zorunluydu. ˆekiliş sırasında Beylik K•pr‚ kesimi b‚y‚k •nem taşıyacaktı. Bu duyarlı kesimi iyice g‚ven altına almak i‡in yakındaki T‚rk birliklerinin daha geri atılmaları gerekiyordu. Ertesi g‚n †‡‚nc‚ Kolordu'nun bu kesimdeki T‚rk birliklerine taarruz etmesi kararlaştırıldı ve hedefler belirtildi. Cephede birikmiş yaralıların hızla Eskişehir'e g•nderilmeleri kararlaştırıldı. 4 EYL†L PAZAR sabahı, †‡‚nc‚ Kolordu taarruza kalktığı sırada, General Stratigos Papulas'ın raporuyla Eskişehir'e hareket etmişti. Oradan Bursa'ya ge‡ecekti. Kral, Savaş Bakanı ve Genelkurmay Başkanı General Dusmanis Bursa'ya gitmişlerdi. B‚y‚k ‚mitlerle geldikleri yoldan şimdi yenilgiyi haber vermek i‡in geri d•n‚yordu. T‚rk ordusu ne pes ettirilebilmiş, ne dağıtılabil-miş, ne de Ankara işgal edilebilmişti. Cephe yarılamamış, kuşatıla-mamış, 15-20 km. toprağa karşılık ordunun ‚‡te birinden ‡oğu kaybedilmişti. Yunan tarihinin en b‚y‚k, en donatımlı ordusu, yoksul T‚rk ordusuna yenilmişti. Ne acı bir olaydı bu! Bundan daha da acı olan bir şey vardı: İngiltere'nin ve Yunanistan'ın ‡ıkarlarının g‚vencesi olan Sevr Antlaşması'nı Ankara'ya zorla kabul ettirmeye imkŠn kalmamıştı. İki yıldan fazla s‚ren kanlı m‚cadele, onca emek, para, can, ‚mit ve h‚lya boşa gitmişti. Yol boyunca i‡inden ağladı. ; Sakarya Savaşı 449

TAARRUZA KALKAN †‡‚nc‚ Kolordu, ordunun belirttiği hedeflere varmayı başaramadı, sadece bir t‚meni b‚y‚k kayıp pahasına biraz arazi kazanabildi. ˆaldağı'ndaki t‚men, ‡evredeki T‚rk mevzilerine hŠkim olmasına rağmen seyrek ve etkisiz top ateşiyle yetindi. Kolordusunun ‚‡te ikisini kaybetmiş olan General Kondulis, t‚menlerin ‡atışmaya yol a‡masından ka‡ınıyordu. Taarruzun hi‡bir anlamı kalmamıştı. İSMET PAŞA 5 Eyl‚l g‚nl‚ emrinde, 'bundan sonra elden ‡ıkacak her yerin kesinlikle geri alınmasını' emretmekteydi.64 Bu emir savaşın yeni bir d•neme girdiğini g•steriyordu. İki hafta s‚ren ağır ve kanlı savaştan sonra inisiyatif Yunan ordusundan T‚rk ordusuna kayıyordu. Savaşın on d•rd‚nc‚ g‚n‚ başladı. Yunan †‡‚nc‚ Kolordusu bir g‚n •nce ulaşamadığı hedefleri ele ge‡irmek i‡in bug‚n yeniden taarruz ettiyse de istenilen sonucu alamadı. Eski hızı ve hırsı kalmamıştı. Œteki cephelerde de, keşif ‡atışmalarından, zaman zaman top‡u d‚ellosundan başka bir hareket olmadı. Papulas boşuna kayıp verilmemesi i‡in taarruzları durdurdu. †‡ kolordu da, mevzilerini berkitip savunmada kalacaktı. Geri ‡ekileceklerini ordudan gizliyor, birliklere yeni bir genel taarruz i‡in din-lendirildikleri izlenimini vermeye ‡alışıyordu!55 CEPHE KARARGŽHINDA telaş, heyecan, g‚r‚lt‚l‚ geliş gidişler, tartışmalar, oflamalar yerini s‚k•nete bırakmıştı. Binbaşı Kemal ‡eyrek saattir, g•zlerini dikmiş, bir mucizeye bakar gibi durum haritasına bakıyordu. On savaşa bedel bir savaş yaşamışlardı. Sonunda sessizliği bozdu: "Yunan ordusunun savaş anlayışı sayı ‚st‚nl‚ğ‚ne, yani kaba kuvvete dayanıyor. G‚‡l‚yse y‚kleniyor, değilse ‡ekiliyor. Askerlik sanatı a‡ısından hi‡bir incelikleri, buluşları ve yaratıcılıkları yok. Oysa askerlikte uygulanabilecek bir‡ok imkŠnlar, yollar, se‡enekler var. Sadece en basit ve kolay olanlarını kullanıyorlar. Bizim askerliğimiz ‡ok farklı. Savaş sanatının b‚t‚n inceliklerinden yararlanıyoruz." 450 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Binbaşı Tahsin saklı bir gururla g‚l‚mseyerek, "Haklısın.." dedi, "..bu sayede bizden ‡ok


g‚‡l‚ olan d‚şmanı yendik. İlerde bu savaşın, uzmanlar tarafından her g‚n‚yle bir sanat eseri gibi inceleneceğine inanıyorum." Yeniden sustular. Yaşanan olağan‚st‚ sonucun s•ze gelir yanı pek azdı. DŒRT Y†Z KİLOMETRE batıda, Demirci'de ise kıyamet kopuyor-du. Halk ‡oluk ‡ocuk sokaklara d•k‚lm‚şt‚. Demircililer sevin‡ten ağlıyor, atların ‚zengilerini •p‚yor, avaz avaz bağırışıyorlardı: "Hoş geldiniz!!!" "Var olunuz!!!" "Aslanlar!!!" Yunan askerlerinin Demirci ve ‡evresinden ‡ekildikleri haberini alan Demirci Akıncıları dağdan inip d•rt hafta •nce ayrıldıkları Demirci'ye geri Demirci Kaymakamı İbrahim d•nm‚şlerdi. Ethem Bey Bu s‚re i‡inde dağdan dağa gezmiş, ‚ş‚m‚ş, yanmış, a‡ kalmış, korkmuş, korkutmuş, Yunan askerleri ve Yunanlıların emrindeki ‡etelerle ‡atışmış, baskınlarda bulunmuş, halka moral vermiş, akıncılı-ğın b‚t‚n gereklerini yerine getirmişlerdi. Demirci bayram yeri gibiydi. H‚k‚met meydanında m‚ft‚n‚n okuduğu g‚zel bir duadan sonra akıncılar ve halk evlere ‡ekildi. Sa‡ı sakalı iyice uzadığı i‡in kimilerinin tanımakta g‚‡l‚k ‡ektiği Kaymakam İbrahim Ethem Bey odasına ‡ıktı. İnsafsız işgalin yarattığı pek ‡ok acı sorun birikmişti.65a Sakarya Savaşı 451

6 EYL†L Salı g‚n‚ Yunan ordusu b‚t‚n‚yle hareketsiz kaldı. Savaşın on beşinci g‚n‚yd‚. Uzun katarlar ve konvoylarla Eskişehir ve Bursa'ya yollanan yaralıların ‡okluğu ve sefillikleri g•renleri şaşkına ‡evirmişti. Bu acı durumun halka ve basına yansımaması i‡in İzmir'e ‡ekilen telgraflara sans‚r konuldu.65b Bug‚n kaderin zehir gibi acı bir şakası olarak, İngiliz gazetesi Daily Telegraph'ta Kral Konstantin'in bir demeci yayımlanmıştı. Kral, 'bu kez M. Kemal'in ordusunu yok edeceklerini ya da b‚y‚k kısmını esir edeceklerini' s•yl‚yor, demecini 'Ankara'ya gireceklerini' a‡ıklayarak bitiriyordu.66


Oysa Kral bu sırada Savaş Bakanı Teotokis ve Genelkurmay Başkanı Dusmanis'le birlikte General Stratigos'un ağzından Yunan yenilgisini dinlemekteydi. Kral i‡in hazırlanmış b‚y‚k Bursa evinin salonundaydılar. Kral bembeyazdı. İngiliz ataşemiliterine 5 Eyl‚lde Ankara'da randevu vermiş olan Savaş Bakanının şakaklarından su gibi ter akıyordu. Papulas'dan M. Kemal Paşa'nın esir edilmesini isteyen General Dusmanis'in ‚z‚nt‚den dudakları kabarmıştı. Bug‚ne kadar Kral'a ve Genelkurmay Başkanına yeterli bilgi vermemiş olan ordu, birdenbire yenildiğini bildirmişti.66a Kapkara bir sessizlik ‡•kt‚ ‚zerlerine. General Stratigos Atina'ya ge‡mek i‡in •ğleden sonra Bandırmadan gemiye bindi, kimseyle konuşmamak i‡in kamarasına kapandı. MALTA İngiliz y•netimi A. Emin Yalman'a sağlığı dolayısıyla şehirdeki bir otelde kalması i‡in izin vermişti. Otel b‚y‚k ve sessizdi. Hava sıcaktı. Gazetelerde bug‚n bir tek iyi haber yoktu. B‚t‚n g‚n‚ sıkıntı i‡inde ge‡ti. Serinlemek i‡in akşam dışarı ‡ıktı. Ana caddede Diyarbakır Milletvekili Z‚lf‚ Tiğrel'e rastladı. Z‚lf‚ Bey pek heyecanlıydı: "Sana rastladığım ‡ok iyi oldu. Bir şey s•yleyeceğim. S•ylemezsem ‡atlarım. Gel benimle." Ahmet Emin'i elinden ‡ekerek bir kahvenin ‚st katına ‡ıkardı. Issız bir k•şeye oturdular. Sesini iyice kıstı: "Az •nce 16 arkadaşımız ka‡tı." 452 Şu ‹ılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu "Ne diyorsun?" Ahmet Emin'in k‚‡‚k kara y‚z‚ i‡inden aydınlanmış gibi parladı. Bu olay, kibirli İngilizlerin suratına inen ne g‚zel bir tokattı! Daha •nce de iki kişi ka‡mıştı. Kuş u‡maz diye •v‚nd‚kleri Malta delik deşik olmuştu. Z‚lf‚ Bey ka‡anların Kara Kemal Bey, valiler ve bu kafileye alınan Ali İhsan Paşa olduğunu a‡ıkladı. Ka‡aklar ‡ok dikkatli davranmış, bir-iki kişi dışında kimseye a‡ılmamışlar. Tek ihtiyatsızlık eden cimri Ali İhsan Paşa olmuş. Yanına alamayacağı bir kısım eşyasını bir g‚n •nce satışa ‡ıkarmış. Bu hal biraz ş‚phe uyandırmış ama ‚zerinde fazla durulmamış. Bug‚n de iki kat ‡amaşır, ‚st‚ste iki elbise ve en ‚ste de pard•s‚ giyerek dışarı ‡ıkmış. "Akdeniz sıcağında perişan oldu tabii." 66b A. Emin Yalman, "Paşanın malı canından azizmiş" diyerek kahkahayı bastı. Neşeyle birer konyak s•ylediler. Tricotti adlı İtalyan gemisi bir g‚n •nce Valetta'nın Marca Siro-co adlı k‚‡‚k limanına gelip y‚k‚n‚ indirerek ka‡akları beklemeye başlamıştı. Bug‚n ayrı ayrı şehre inen ka‡aklar, heyecanlı olaylardan sonra, Sicilya'dan Malta'ya gelmiş olan Maltalı ka‡ak‡ının talimatı uyarınca, beşer beşer gemiye binmişlerdi. Z‚lf‚ Bey a‡ıklamıyordu ama g•zc‚l‚k yaptığı anlaşılıyordu: "Gemi 19.30'da hareket etti. Şu anda İtalya yolunda. Gece yarısına kadar ka‡tıkları anlaşılmazsa, en hızlı savaş gemisi bile yetişemez, kurtulurlar." Zindana d•nmek istemiyordu. Birlikte yemek yediler. Gece Z‚lf‚ Bey zindana d•nd‚, A. Emin Bey otele. Zindan y•neticileri 16 kişinin ka‡tığını gece sayımında anladılar ve İngiliz moru kesildiler. Malta Genel Valisi Lord Plumer'e kadar t‚m y•neticiler ayaklandı. 02.00'de iki torpido ka‡akları yakalamak i‡in Akdeniz'e a‡ıldı ve tabii bir sonu‡ alamadı. 16 ka‡ak sabaha karşı Messina yakınındaki sakin bir limana ‡ıkacaktı. 67 7 EYL†L savaşın on altıncı g‚n‚yd‚. G•n‚ll‚ ya da se‡ilmiş m‚frezeler, durumu anlamak i‡in gece boyunca b‚t‚n cephede Yunan mevzilerine baskınlar yapmış, geceyi Sakarya Savaşı 453 el bombası, silah ve boğuşma sesleri doldurmuştu. Yunanlılar mevzilerinde duruyorlardı. Ama ‡ok duyarlı ve sinirliydiler.


Malta'da da İngilizler ‡ok sinirliydi. 16 •nemli s‚rg‚n‚ ka‡ırmış olmanın acısını ka‡mayan s‚rg‚nlerden ‡ıkarmak i‡in şehirde kalma ve şehire inme izinlerini kaldırdılar. N•bet‡iler artırıldı. Daha rahat olan Verdala kışlasında kalanları, k•t‚ Polverista kışlasına taşımak istediler. Verdala kışlasındaki-ler, su‡suzlukları kabul edilmiş s‚rg‚nlerdi, serbest bırakılacakken, İngilizlerin son dakikada karar değiştirmesi y‚z‚nden Malta'da kalmışlardı. Aralarında nazırlık ve ordu komutanlığı yapmış kimselerin bulunduğu bu s‚rg‚nler, Polverista'ya taşınma kararma itiraz ettiler. Bunun ‚zerine İngilizler işi zora d•kt‚ler. Albay Galatalı Şevket Bey kendisini s‚r‚klemeye yeltenen İngiliz erine tokadı yapıştırdı. Aynı şeyi İstanbul eski Merkez Komutanı Albay Cevat Bey de yaptı. Olaylar ‡ıktı. Bu ikisi İngiliz k‚stahlığının kayda ge‡mesi i‡in zorla g•t‚r‚lmeyi tercih etti, tepkiyi yeterli bulan •tekiler muhafızların g•zetiminde Polverista'ya taşındılar.68 Albay M‚rsel Bey (Baku) •fkeden ağlayarak durup durup M. Kemal Paşaya sesleniyordu: "Paşam, ne olur yen şu rezilleri!" Yunanlıları yenmek İngilizleri yenmek demekti. BU SAATTE Atina'da Başbakan Gunaris, Dışişleri Bakanı Balta-cis ve Maliye Bakanı Protopapadakis, b‚y‚k bir hayal kırıklığı i‡inde, General Stratigos'u dinliyorlardı. General s•z‚n‚ ş•yle bağladı: "Kısacası durum, ordunun raporundan daha ‚rk‚t‚c‚d‚r. Karşımızda yeni, kararlı ve ‡ok iyi y•netilen bir ordu bulduk." Gunaris zor duyulur bir sesle, "Kısa zamanda nasıl yeni bir ordu kurabildiler." diye inledi, "..ordumuz nasıl oldu da yenildi?" "ˆ•zemediğimiz bir taktik ve yenemediğimiz bir irade ile savaştılar sayın Başbakan." 69 "M. Kemal'in orduyu toparlayamayacağını sanıyorduk, yeni ayaklanmalar bekliyorduk. Yanılmışız. General Metaksas haklı ‡ıktı. Sonunda b‚t‚n bir milletle karşı karşıya kaldık." 454 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Protopapadakis, "Ordu geri ‡ekilirse.." dedi, "..bu sefer de kendi milletimizle karşı karşıya kalacağız. Venizeloscular ayaklanacak, terhis bekleyen aileler sokağa d•k‚lecek, parlamento karışacak." Baltacis yaralı bir sesle c‚mleyi tamamladı: "Lloyd George'un da g‚venini kaybedeceğiz." Stratigos telaşlandı: "Ama b•yle siyasi kaygılarla orduyu daha uzun zaman orada, d‚şman tehditi altında bırakamayız. H‚k‚met bir an •nce bir karara varmalı ve bildirmeli. Gecikirsek ordumuz bir kazaya uğrayabilir. O zaman İzmir bile elimizden gider." Protopapadakis korkuyla Başbakana "Ne yapacağız?" diye sordu. Ordu geri ‡ekilirse, savaş hali devam edecek demekti. B•yle b‚y‚k bir ordunun ekonomik y‚k‚n‚ uzun s‚re nasıl taşıyacaklardı? Gunaris General Stratigos'u ‚rperten bir cevap verdi: "Bilmiyorum." BASKINLAR g‚nd‚z de s‚rd‚. Yunanlılar yerlerinde duruyorlardı. Ama hava keşfi geriye doğru bir hareket olduğunu saptamıştı. Yaralılarını, ağırlıklarını ve yardımcı birimlerini Sakarya batısına ge‡iriyor, azar azar ‡ekilmeye hazırlanıyor gibiydiler. M. Kemal Paşa, Fevzi Paşa'ya telefon ederek, cephe sağ kanadına ge‡ip d‚şmanın durumunu incelemesini, Cephe Komutanlığına da 'taarruz etmek i‡in •n hazırlık yapılmasını' emretti.70 Kurmaylar ‡eşitli taarruz planları hazırlamaya başladılar. KRAL KONSTANTİN Savaş Bakanı Teotokise, "H‚k‚met cevabını ni‡in geciktiriyor." dedi, "..ordunun ‡ok zor durumda olduğu belli." 71 Gece raporun kopyasını bir daha okumuş, hi‡ uyumamıştı. Sesi bitik, y‚z kasları ‡•z‚lm‚ş gibiydi. ˆıplak başı ter i‡indeydi. Dus-manis'i ve Teotokis'i g•r‚şmek i‡in sabah yeniden


‡ağırmıştı. Bakan, "Bilemiyorum efendim.." dedi, "..yenilginin kamuoyuna nasıl a‡ıklanacağını tartışıyor olabilirler. A‡ık‡a yenildik diyemeyiz." Dusmanis sert‡e başını kaldırdı: "Ne diyeceğiz?" Sakarya Savaşı 455 "B‚t‚n gece bunu d‚ş‚nd‚m. Belki ş•yle bir şey denebilir: Sakarya Savaşının birinci d•nemi sona erdi. Bu d•nem ordumuzun zaferiyle sona ermiştir. Ordu kışı Sakarya'nın batısında ge‡irecektir. B•yle bir şey." Dusmanis y‚z‚n‚ buruşturdu: "Ama ordu ger‡ekten Sakarya'nın batısında kalmalı. Yoksa hem yenildiğimiz anlaşılır, hem b‚t‚n siyasal avantajlarımızı kaybederiz." 71a "Doğru." Bu sırada Atina'da, ger‡ekten Teotokis'in form‚l‚ne benzer bir a‡ıklama geliştirilmekteydi. Ama İngilizleri kısa bir s‚re i‡in bile kandırmak imkŠnsızdı. Black Jumbo gelişmeleri aksatmadan Harington'a bildiriyordu. FEVZİ PAŞA saat 19.00'da sağ kanada geldi. KŠzım Œzalp'i 1063 rakımlı tepedeki komuta yerinde buldu. Bu tepeden, batarya d‚rb‚n‚yle d‚şman cephesi ve Kavuncu k•pr‚s‚ne kadar cephe gerisi rahat‡a g•zleniyordu. Fevzi Paşa d‚rb‚nle durumu uzun uzun inceledi. Ger‡ekten Yunan ordusunda geriye doğru sessiz bir hareket g•zleniyordu. Albay KŠzım Bey, "Birka‡ g‚nd‚r b•yle Paşam.." dedi, "..bence harekete ge‡me zamanı geldi." Fevzi Paşa da aynı kanıya varmıştı: "Taarruza ge‡memiz i‡in •neride bulunacağım. Bakalım İsmet Paşa ne diyecek? Ordunun genel durumunu en iyi o biliyor." GENELKURMAY BAŞKANI'nın taarruz •nerisi gece yarısından sonra Cephe karargŠhına ulaştı. İsmet Paşa da Başkomutan ve Fevzi Paşa gibi d‚ş‚n‚yordu ama bazı kaygıları vardı. Asım Bey'e, "Zafere ‡ok yakınız ama takatimizin de sonunda-yız." dedi, "..ancak bir taarruz yapabilecek kadar canımız var. Top‡u cephanemiz uzun bir savaşı karşılayacak d‚zeyde değil.72 Bu y‚zden d‚şmanın ‡ekileceğine kesin kanaat getirmeden, orduyu taarruza kaldırmayı doğru bulmam. Savaşı bu noktaya kadar ‡ok g‚zel getirdik. İyi donatılmış, bizden kalabalık, top‡usu zengin, hırslı ve iyi d•v‚şen bir orduyu ezdik, taarruz azmini kırdık. Bu sonucu tehlikeye atmamak i‡in ihtiyatlı davranmalıyız." 73 456 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu Şimdilik sol kanattan ‚‡ t‚menin ve 11 ağır topun yola ‡ıkmak i‡in hazır tutulmasını emretmekle yetindi. 8 EYL†L g‚n‚ sabaha karşı Sakarya kesiminde yağmur başladı. T‚rklerin rahmet diye sevin‡le karşıladığı yağmur, Yunanlılar i‡in felaket habercisiydi. †‡ g‚nd‚r h‚k‚metten cevap alamamış olan Papulas zaten ‡ok gergindi. Savaş Bakanının bir telgrafına g‚cenmiş, g•revden alınmasını istemiş, iki g‚n ‡adırdan ‡ıkmamış, ancak Bakanın kesin ricası ‚zerine g•revine devam etmeye razı olmuştu.73a Yenilgi herkesi aşırı duyarlı yapmıştı. Yağmurun ince ince ve s‚rekli yağması sinirlerini iyice bozdu. Toprağı •rten toz tabakası kaygan ‡amura d•n‚şmeye, kabak lastikli kamyonlar patinaj yapmaya başlamıştı. Ani bir kararla Savaş Bakanını atlayıp doğrudan Başbakan Gunaris'e telgraf ‡ekerek h‚k‚met cevabının ‡abuklaştırılmasını istedi. Bu saatte hava g‚ney İtalya'da pırıl pırıldı. 16 ka‡ak, Basri Bey ve Maltalı ka‡ak‡ı, bir feribotla Messina boğazını ge‡ip İtalyan ‡izmesinin burnundaki Reggio limanına gelmişlerdi. Maltalının •nceden anlaştığı g‚mr‚k‡‚ler pasaportsuzlara zorluk ‡ıkarmadılar. Hi‡ vakit ge‡irmeden trene binildi. Ertesi g‚n Roma'da olacaklardı. İstanbul'da ise harika bir sonbahar g‚n‚ yaşanıyordu bu sırada. Hava serince, deniz mavi


pusluydu. Karşı kıyı akılda kalmış bir r‚ya par‡ası gibiydi. Ama İngilizler bu g‚zelliği g•recek durumda değillerdi. Black Jumbo T‚rklerin karşı taarruza hazırlandığını bildirmiş, ayrıntı da vermişti. 'T‚rk başarısının İstanbul'da yaratacağı yankıdan^ a‡ık‡ası T‚rk coşkusundan ‡ekinen General Harington, alınması gerekli ve m‚mk‚n •nlemleri g•r‚şmek i‡in kurmaylarını, General Marden'i, Albay Maxwell'i, haberalma şeflerini Harbiye'deki odasında topladı.74 T‚rklerin yenileceğini tahmin eden Albay Maxwell taarruza hazırlandıklarını •ğrenince şaşırdı: "Nasıl olur?" General Marden, "Şaşırmakta haklısınız.." dedi, "askeri kuramları alt‚st eden bir savaş bu. Hi‡bir tahminimiz tutmadı. T‚rk ordusunun uyguladığı karmaşık savunma y•ntemini ‡•zemedim." Sakarya Savaşı 457 İngiliz Genelkurmayı da ‡•zemeyecekti.75 G•r‚şme başladı. Toplantıya katılanlar, Black Jumbo'nun verdiği bilgileri •ğrenmişlerdi. ݇lerinden biri, bu gizli bilgilerin General Papulas'a ulaşmasını sağlayacaktı. SAKARYA'da yağmur s‚r‚yordu. Başbakanın cevabı şaşırtıcı bir hızla akşam geldi. Gunaris Papulas'a, 'siyasi fikirlerin etkisinde kalmaksızın, yalnız askeri yararları g•z •n‚nde tutarak karar vermesini' bildirmişti. Cevap Papulas'ı yatıştırdı. Yağmur yolları ge‡ilmez hale getirmeden ve orduyu ezdirmeden, Sakarya'nın batısına ‡ekebilirdi artık. ˆekiliş tarihini ve d‚zenini saptamak i‡in kurmay kurulunu toplantıya ‡ağırdı. Yağmurun başlaması b‚t‚n orduyu ‚rk‚tm‚şt‚.75a İSMET PAŞA ve kurmayları da toplanmış, gruplardan gelen keşif raporlarını değerlendiriyorlardı. Birlikler b‚t‚n g‚n taarruz ve baskınlarla Yunan mevzilerini yoklamayı s‚rd‚rm‚şler, hayli esir ve ganimet almışlardı. İki de hava keşfi yapılmış, Yunan ordusunun ‡ekilmeye hazırlandığı anlaşılmıştı. İsmet Paşa talimat bekleyen ‚‡ t‚menin ve ağır topların, hava karardıktan sonra yola ‡ıkarılmalarını emretti. Taarruz hazırlığı Yunanlılarca anlaşılmamalıydı. HŠlŠ T‚rk ordusundan daha g‚‡l‚ olan Yunan ordusuna •ld‚r‚c‚ bir darbe vurmak i‡in taarruzun baskın •zelliğini taşıması ‡ok •nemliydi. Asıl taarruz Beylik K•pr‚ kesimine, Yunan sol kanadına y•neltilecekti. Œteki grupların g•revi cephelerindeki birlikleri g•steriş taar-ruzlarıyla oyalamak, tutmaktı. D‚şman ordusunu yıpratacak ve Beylik K•pr‚ kesimine takviye g•ndermelerini engelleyeceklerdi. Plan Yunan ordusunu •ncelikle ka‡maya zorlamayı ve Sakarya'ya d•kmeyi ama‡lıyordu. Akşam yemeğini kurmaylarıyla birlikte yedi. ˆok neşeli bir yemek oldu. Kemal Binbaşı bile neşeliydi. 458 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İSTANBUL ‡ıkışlı ‡ok gizli telsiz mesajı, Yunan ordu karargŠhına, İsmet Paşa kurmaylarıyla neşe i‡inde yemek yerken geldi. G‚venilir kaynak, 'T‚rklerin taarruza hazır olduklarını' bildiriyordu. D‚şmanın †‡‚nc‚ Kolordu'yu geri atarak ikmal yollarını kesmek istediği anlaşılmaktaydı. Bu bilgi panik yarattı. Sakarya batısına ‡ekilmeden •nce bu b‚y‚k tehlikeyi •nlemek gerekiyordu. General Papulas kolorduları şu c‚mleyle başlayan telaşlı cephe emriyle alarma ge‡irdi: "İnanılır kaynaklardan •ğrenildiğine g•re T‚rkler, †‡‚nc‚ Kolorduya karşı pek fazla kuvvet toplamıştır..." 76 Aslında T‚rkler daha kuvvet toplamamışlardı ama Black Jumbo b•yle bilgi vermişti. Papulas'ın emrine g•re †‡‚nc‚ Kolordu ne pahasına olursa olsun direnecek, Birinci ve İkinci Kolordular ise T‚rk taarruzunun hızını kesmek i‡in karşılarındaki T‚rk birliklerine taarruz


edeceklerdi. T‚rk taarruzu, bir İngilizin Yunan dostluğu ya da T‚rk d‚şmanlığı y‚z‚nden, baskın olmaktan ‡ıkmıştı. Emri alan Yunan birlikleri hazırlığa giriştiler. General Andreas ordu emrini '‚mitsiz bir ‡ığlık' olarak değerlendirmişti. Ordu, İkinci Kolordu'nun da taarruz etmesini istiyordu ama İkinci Kolordu bitikti.76a T‚rkler karşısında ‡ok tehlikeli durumlara d‚şebilirdi. Orduya başka bir ‡•z‚m tarzı •nerilmeliydi. T‚men komutanlarını toplantıya ‡ağırdı. †ˆ T†MEN ve ağır toplar, karanlık basar basmaz kuzeye doğru y‚r‚y‚şe ge‡tiler. Yağmur yağıyordu. ˆarıklar eskiyip atıldığı, yenileri de gelmediği i‡in askerlerin ‡oğu ‡ıplak ayaktı. Yorgunluktan, uykusuzluktan, sıcaktan hepsi zayıflamış, avurtları ‡•km‚şt‚. Islana ıslana, su dolu ‡ukurlara, ‡amurlara bata ‡ıka ama neşeyle y‚r‚yorlardı. ˆ‚nk‚ taarruz edeceklerini duymuşlardı. Yarı ‡ıplak birliklere bir heybet, hepsinin y‚r‚y‚ş‚ne bir ‡alım gelmişti. Son iki hafta anlatılamayacak kadar yaman ge‡mişti. Ne kadar yaman ge‡tiğini Sakarya gazilerinden başka hi‡ kimse kestiremezdi. Şimdi taarruz sırası onlardaydı. Sakarya Savaşı 459 Bunun ne harika bir duygu olduğunu da yalnız Sakarya gazileri bilebilirdi. İSMET PAŞA yemekten sonra geldi. Durumu g‚lerek •zetledi: "Papulas geri ‡ekilmek istiyor ama bunu uygulayabilecek kadar cesur değil. Kendisine yardımcı olmamız gerekiyor." G‚l‚şt‚ler. "..Bu ama‡la sağ kanada gizlice yeteri kadar kuvvet ve top toplamaktayım. Œb‚r g‚n taarruz edebiliriz." Başkomutan, "Yarın •ğleden sonra M‚rettep Kolordu karargŠhına gidelim.." dedi, "..Fevzi Paşa da orada. Ayrıntıları konuşuruz." "Baş‚st‚ne." Onca kaygı, korku, karabasan dolu g‚nlerden sonra bu inanılmaz aşamaya gelinmiş olması Halide Edip Hanım'ın i‡ini kamaştır-mıştı. Komutanları g•zden ge‡irdi. Hepsi ‡ok sakindi. Coşkusunu paylaşacak birini aradı. Gen‡ yaver Muzaffer Kılı‡ ile g•z g•ze gelince, aradığı yoldaşı bulduğunu anladı. İkisi tuttukları g•zyaşlarını bıraktılar. İSTANBUL Basın Derneği'nin Ayasofya Camisi'nde Sakarya şehitleri i‡in d‚zenlediği mevlit sona ermiş, duaya ge‡ilmişti. Cami her soydan binlerce İstanbullu ile doluydu. G‚nlerce gazetelerde ilan edilerek herkesin ‡ağrıldığı mevlide hanedandan yalnız Veliaht Abd‚lmecit Efendi ile şehzade Œmer Hilmi Efendi katılmıştı. Saraydan, h‚k‚metten, H‚rriyet ve İtilaf Parti-si'nden, dinci derneklerden ve işbirlik‡i gazetelerden kimse yoktu. Cemaat duahanın Allah'a her yakarışına aminlerle katılıyordu. Duahan, "Sakarya boylarında T‚rklere karşı harp eden d‚şman askerlerini Kahhar isminle kahreyle ya Rabbi!" diye yakarınca, i‡i acıyla dolu binlerce kişi birdenbire ‡ığlık ‡ığlığa, ağlayarak infilak etti: "Amiiiiiiiin‚!" Camiyi aydınlatan y‚zlerce yağ kandilinin alevi, binlerce ‡ığlığın r‚zgŠrından etkilenerek cezbeye gelmiş gibi titrediler. İngiliz ve Yunan ajanları mevlidi izliyorlardı. Halkın biriktirdiği kin ve •fkenin b‚y‚kl‚ğ‚n‚ g•r‚nce renkleri u‡tu.77 460 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

İKİNCİ KOLORDU'ya bağlı 5. T‚men komutanı Albay Trilivas, 13. T‚men Komutanı Albay Digenis, S‚vari Tugayı Komutanı Albay Nikolaidis gece yarısından sonra gelebildiler. Generalin ‡adırında toplandılar. Toplantıya kolordu bağlı birliklerinin komutanları da ka-


tılıyordu. Kolordu Kurmay Başkanı durumu ve ordu emrini anlattı. Albay Digenis itiraz etti: "İmkŠnsız. Kendimizi savunabiliriz ama taarruz edebilecek halde değiliz. Bazı askerlerim sırf karınlarını doyurmak i‡in esir d‚şmeye ‡alışıyorlar. Şunu da s•ylemeliyim. Alay komutanlarımdan Albay Plastiras a‡ık‡a Kral Hazretleri'nin aleyhinde konuşmaya başladı." General Andreas Albay Plastiras'ı tanıyordu. İyi bir komutan olduğu s•ylenen bu sert, kaba albay Venizeloscu gizli 'milli savunma' •rg‚t‚n‚n •nemli y•neticilerindendi. Demek ki ordudaki Venizelos-cular seslerini y‚kseltmeye başlamışlardı. ˆ•z‚lme genişlemeden bu savaşı bitirmek gerekiyordu. Albay Trilivas da taarruz etmekten ‡ekindiğini s•yledi. T‚meni ‡ok zayıflamıştı. S‚vari Tugayı'nın durumunu konuşmadılar bile. Feci olduğunu hepsi biliyordu. Andreas, "Biz de bu sebeplerle ş•yle bir ‡•z‚m d‚ş‚nd‚k." dedi, "..Kolordumuz hızla batıya hareket ederek •teki iki kolordumuzun arasında yer almalı. †‡ kolordu biraraya gelince savunma g‚c‚m‚z artar. Yoksa ya nehire d•k‚leceğiz ya da ikmal yollarımızdan kopup bozkırda mahvolacağız. Eğer a‡ıkladığım ‡•z‚m‚ uygun g•r‚yorsanız, orduya •nermeyi d‚ş‚n‚yorum. Ne dersiniz?"78 Komutanlar ‡•z‚m‚ duraksamadan kabul ettiler. "Teşekk‚r ederim." General Andreas •neriyi sabah orduya yolladı. Ordunun bu makul •neriyi kabul edeceğini d‚ş‚nerek, zamandan kazanmak i‡in kolordunun ağırlıklarını da batıya doğru yola ‡ıkardı.79 Savaşın on sekizinci g‚n‚ başlamıştı: 9 Eyl‚l. TEĞMEN ŞEVKET EFENDİ'nin g‚nl‚ğ‚nden: "14 saat s•ren sıkı ve zahmetli bir y•r•y•şten sonra sabahleyin Karapınar'a geldik ve M•rettep Kolordu'nun emrine girdik. Yağmur dindi, hava a„tı. 23. T•men de geldi. İkimiz ve 1. T•men Dua Tepe'ye taarruz edeceğiz. Sakarya Savaşı 461

Araziyi inceliyor ve yarınki savaşa hazırlanıyoruz. Asker sevin„ i„inde'.'80 MALTA KAˆAKLARI saat 10.00'da dağınık olarak Roma garına indiler. Basri Bey iyi bir hazırlık yapmıştı. Heyecanlı ka‡akları, g•ze ‡arpmamaları i‡in •nceden belirlediği ‚‡‚nc‚ sınıf otellere ve s•n‚k pansiyonlara dağıttı. İngiliz Gizli Servis ajanlarının ka‡akları, •zellikle İtalya'da aradıkları muhakkaktı. Ankara Temsilciliği Anadolu'ya ge‡eceğini belirten Ali İhsan Paşa'yı paraca destekledi. Ka‡aklara uydurma isimlerle pasaport alabilmek i‡in ‡alışmaya başladı. Ka‡aklar Almanya'ya ge‡ecek ve izlerini kaybettireceklerdi. Ali İhsan Paşa ise kılık ve kimlik değiştirip bir s‚re uygun gemi bekleyecek, 19 Eyl‚l g‚n‚ Bari'den bir İtalyan gemisine binerek Kuşadası'na ‡ıkacak ve Ankara'ya gelecekti. 81 FARUK'un yolladığı kısacık mektup Nesrin'i ‡ok mutlu etmişti. Her boş kaldığında okuyor, her seferinde mektuba g•nl‚nce yeni anlamlar y‚kl‚yordu. ˆok ‡abalamış, Faruk'un adresini •ğrenmeyi başaramamış ama bu durum mektup yazmasına engel olmamıştı. Her g‚n k‚‡‚k mektuplar yazıp biriktiriyordu. Yollayamayacağı i‡in i‡inden geldiği gibi sesleniyor, denetsiz yazıyordu. Bug‚n evdeydi. İzin g‚n‚yd‚. Bebek bekleyen Vediaya yardım etti biraz. Sonra odasına ‡ekilip g‚nl‚k mektubunu yazmaya oturdu: "Faruk, Bug•n cuma. Evdeyim. Aklım ve y•reğim sende..'.' BUG†N Ankara'nın yine hareketli g‚nlerinden biriydi. Yeni bir asker kafilesi cepheye uğurlanacaktı. Halk, orduyu durmadan yeni can ve kanla besliyordu. ˆarşı bayraklarla donatılmıştı. Alay Hacıbayram'da toplandı. Kurbanlar kesildi. Milli ordunun ‚niformasız, postalsız, palaskasız, k‚t‚ks‚z, matarasız, yemek torbasız, sırt ‡antasız askerlerine halk alışmıştı, hi‡ gocunmuyordu artık. Kendileri de yoksuldu, ordu da. Birbirlerine yakışıyorlardı. 462 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu

Camiden namazgaha gelindi. Alayı burada binlerce Ankaralı karşıladı. Aralanıp aralarına


aldılar. Birlikte cuma namazı kılındı. Namazdan sonra zafer i‡in dua edildi, birleştirici konuşmalar yapıldı, şiirler okundu. Yeni askerler davul zurna eşliğinde şehirde bir y‚r‚y‚ş yaptıktan sonra istasyona geldiler. Alkış ve dualarla cepheye yolcu edildiler. 82 GENERAL ANDREAS'ın •nerisi ordu karargŠhına ulaştı ve b‚y‚k tepki yarattı: "Hayır! Bu asla olamaz! Andreas delirmiş." Albay Bernardos General Andreas'ı korumaya ‡alıştı: "Sadece bir •neride bulunuyor. Ne var bunda?" "Œyleyse neden ordunun cevabını beklemeden ağırlıkları yola ‡ıkarmış?" "Vakit kazanmak i‡in diyor ya." Sarıyanis bağırmaya başladı: "Hayuıır! Orduyu bir oldubittiye getirerek geri ‡ekilme •nerisini kabul ettirmeye ‡alışıyor. ˆ‚nk‚ taarruz etmekten korkuyor. Œnce Kral Eskişehir'den Bursa'ya ka‡tı. Şimdi de kardeşi cepheden ka‡mak istiyor." Bernardos •fkeyle ‡adırı terk etti. Pallis ve Sariyanis yalnız kalmışlardı. Sariyanis, "Şu generale aşağılayıcı bir cevap verelim" dedi. Pallis başını salladı: "Komutan imzalamaz." "Ben başka kŠğıtların arasına koyup imzalatırım." 83 Az sonra bunu başaracaktı. T†MENLER kendilerine ayrılan kesimlere yerleşiyor, birlikler ile KŠzım €zalp'in komuta yeri arasına telefon hatları d•şeniyordu. Tepenin ‚zerinde, komutanlar ve g•revliler i‡in k‚‡‚k siperler hazırlanmıştı. Bu tepeye savaştan sonra Zafer Tepe adı verilecekti. Başkomutanın karargŠh treni •ğleden sonra Polatlı yakınındaki yarmada durdu. Başkomutan, İsmet Paşa ve Albay Asım Bey otomobille Zafer Tepe'ye geldiler. Fevzi Paşa ve Albay KŠzım Bey'le toplanıp konuştular. Başkomutan taarruzun ertesi sabah başlamasını onayladı. B‚y‚k satrancın son aşamasına gelinmişti. Sakarya Savaşı 463 KŠzım Bey, 1. T‚men Komutanı Abdurrahman Nafiz Bey'i, 17. T‚men Komutanı Nurettin Bey'i, bu taarruz i‡in M‚rettep Kolordu emrine girmiş olan 15. T‚men Komutanı Ş‚kr‚ Naili Bey ile 23. T‚men Komutanı €mer Halis Bey'i Zafer Tepe'ye davet etmişti.84 B‚y‚k komutanların burada olduğunu g•rmek hepsini heyecanlandırdı. B‚y‚k komutanlar da Sakarya Savaşı'nın bu gazi komutanlarını g•rmekten mutlu oldular. Bu komutanlar savaş başladığından beri kimbilir ka‡ kez •l‚p •l‚p dirilmişlerdi. Kucaklayarak başarı dilediler. Komutanlar zafer s•z‚ verdiler, Albay KŠzım Bey'den gerekli emirleri alıp hızla birliklerinin başına d•nd‚ler. Yapacak o kadar ‡ok işleri vardı ki. B‚t‚n gece uyumayacaklardı. Başkomutan ve arkadaşları Fevzi Paşa'yı da birlikte alarak, KŠzım Bey'i bin t‚rl‚ uğraşla baş başa bırakıp karargŠh trenine d•nd‚ler. Başkomutan, Fethi Okyar'ı davet etmişti. Akşam yemeğinde o da bulundu. Pek ‡ok konu vardı ama pek az konuşuldu. Hepsinin aklı yarınki b‚y‚k g‚nde idi. GENERAL PAPULAS'ın mesajı İkinci Kolorduya gece geldi: "Mevzilerinizi terk etme planınız beni şaşırttı. Kolordu, her ne olursa olsun mevzilerinde kalacak ve T‚rkler taarruz ettiği takdirde, karşı taarruza ge‡ecektir. Karar vermeye yetkili kişi, ordu komutanı olarak yalnız benim. Geri ‡ekilme hakkındaki b‚t‚n emirlerinizi iptal ediniz." 85 Albay Gavallias, "Komutan ceza olarak beni de g•revden almış.." dedi, "..yerime Albay Nikolaidis'i atamış." Acele karar, kaba ‚slup, Gavallias'ın değiştirilmesi General And-reas'ın onurunu kırmıştı. Ayağa kalktı, Gavallias'a, "Ağırlık kollarını geri ‡ağırın." dedi, "..sonra da g•revinizi Albay Nikolaidis'e devredin!" 86


ˆadırdan ‡ıktı. Serin bir yayla gecesiydi. ˆevreye baktı. Ka‡ uygarlığı emzirmiş olan bu u‡suz bucaksız Anadolu yaylasında ne kadar anlamsız olduklarını, ne kadar k‚‡‚k kaldıklarını d‚ş‚nd‚: Ne arıyorlardı bin yıllık T‚rk yurdunun ortasında? 464 Şu ˆılgın T‚rkler / Yunan B‚y‚k Taarruzu SAVAŞ son birka‡ g‚n yavaşlamıştı ama hi‡ durmamıştı. Bug‚n de hava kararır kararmaz b‚t‚n t‚menlerin keşif kolları d‚şmanın son durumunu •ğrenmek i‡in yine baskınlara başladılar. D‚şman yerindeydi. Beylik K•pr‚ kesiminin savunmasını, 7. T‚men'i de emrine alan †‡‚nc‚ Kolordu Komutanı General Polimenakos ‚stlenmişti. Yunan ordusunun bir felakete uğramadan ‡ekilebilmesi Beylik K•pr‚'n‚n son Šna kadar elde tutulmasına bağlıydı. General Polimenakos Dua Tepe, Kartal Tepe ve Karadağ'daki birlikleri kesin savunma yapmaları i‡in uyardı. Cephe gerisine yeterli cephane yığıldı. Mevziler berkitildi. N•bet‡iler artırıldı. T‚rk komutanlar bu •nlemleri fark etmişlerdi. Taarruz hazırlıklarını gece ve gizlice yapmışlardı. Durumun fısıldandığını bilmedikleri i‡in d‚şmanın, bu hazırlığı nasıl olup da sezdiğine ve korunma •nlemleri aldığına şaşıyorlardı. İleri mevzilerdeki Yunan askerleri silahları kucaklarında beklerlerken, ilk taarruz dalgasını oluşturan T‚rk birlikleri de, sessizlik i‡inde taarruz ‡ıkış mevzilerine yanaşıp yerleştiler, namaz kılıp subayları ve arkadaşlarıyla helalleştiler, silahları kucaklarında sabahı beklemeye başladılar. †‡ t‚mende de, taarruza katılmayacak olan postalar, aş‡ılar, iaşe erleri, borazanlar, sakalar, nazlarının ge‡tiği arkadaşlarına, ‡arşıya ‡ıkacaklarmış gibi ganimet ısmarlıyorlardı: "Ben iyi bir palaska istiyorum." "Bana g‚m‚ş t‚t‚n tabakası." "Bana sağlam bir pantolon!" "G‚zel bir saat isterim, tamam mı?" Kel Zeynel de takımının ‡avuşuna sokuldu: "ˆavuşum, bunlar unutur, sen bana sağlam bir ‡arık getir, he mi?" Millet g‚ld‚. "†len Yunanda ‡arık ne arar? ˆizme istesene." Zeynel'in hevesi ka‡tı, "Œyleyse kalsın" dedi. "Neden ki?" "Ben ‡arıktan başka şey giyemem, giysem y‚r‚yemem, susuzluktan yanarsınız valla." Sakarya Savaşı 465 İKİNCİ KOLORDU'nun cevabı Albay Pallis ve Albay Sariyanis'i, gece harekŠt ‡adırında, konyak i‡erler