Page 1

R端zgarg端l端

1


R端zgarg端l端

2


Halil Karaca

O

Rüzgargülü

1

k ustaları şöyle dermiş; “Ok gibi doğru olursan hedefini iyi vurursun. İyi bir yay olursan nice doğrulukların yolunda gitmesine yardımcı olursun.” Ustalar doğru olmayı oka; doğrunun yerini bulmasına yardımcı olmayı yaya benzetmişler. İyi bir ok için iyi bir yay lazımmış, bakalım ok ve yay nasıl yapılıyormuş.


Ok ve Yay kçuluk eski tabirle kemankeşlik; ilk insanlardan beri avlanmak ve benzeri sebeplerle yapılmaktaydı. Ok; bir yay vasıtasıyla atılan, ucu sivri çubuktur. Ok; kayın, çam, dişbudak, gürgen gibi ağaçlardan yapılır. Bazen sivri yapmak için okun ucuna “temren” denen demir takılır. Okun düzgün gidebilmesi için arkasına “yelek” takılır. Yelek; kerkenez, güvercin, kuğu gibi kuşların tüyünden yapılan kuyruktur.

Rüzgargülü

2

ay ise oku atmak için kullanılan, bir kısmı tahta diğer kısmı ince ipten oluşan alettir. Hedefi tam isabet ettirmek için

ok ile yayın uzunluğu ve ağırlığı arasında denge olmalıdır. Yayların ortasındaki elle tutulan kısma “kabza” denir. Eskiden savaşların önemli silahı olan ok ile yayların sağlam ve kullanışlı olmasına çok önem verilirdi. Ok, yayın gerdirilmesiyle atılır. Yay gerdirilirken başparmağa “zihgir” denilen bir yüzük takılır. Okların konulduğu kaba ise tirkeş, sadak veya kubur ismi verilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) torunları Hazreti Hasan ve Hüseyin’e ok atmayı bizzat öğretmişlerdir. Ashabından Sa'd b. Ebî Vakkas (r.a) mükemmel derecede ok ve yay kullandığı için Peygamber Efendimiz ona iltifat etmiştir. Bunun için Sa'd b. Ebî Vakkas kemankeşlerin piri olarak meşhur olmuştur.


G

ünümüzde ok ve yay sadece spor amaçlı kullanılmaktadır.

Dünyada en uzak mesafeye ok atma rekoru, Osmanlı’da yaşamış Tozkoparan Ahmed'e aittir. Bu yiğit kemankeş, okunu Okmeydanı’nda 845 metre uzaklığa fırlatarak dünya rekoru kırmıştır.

3

smanlılar okçuluğa çok önem vermişlerdir. Askerler için okçuluk okulu kurmuşlar. İdman ve müsabaka (yarışma) için birçok alanları ok meydanlarına çevirmişler. Okmeydanı veya diğer bir ismiyle atıcılar meydanı için vakıflar oluşturmuşlardır. Bu vakıflar okçuluk sporunun başladığı ilk kurumlardır.

Ok meydanlarında yarışma yapan kemankeşler, oklarını atmadan evvel bir Fatiha üç ihlâs okurlardı. Sonra da "Ya Hak" diye nida ederler ve oklarını şimşek gibi fırlatırlardı. Okunu en uzağa fırlatan atıcı için oku attığı noktaya "menzil taşı" veya "nişan taşı" dikilirdi.

Rüzgargülü

Şimşekten Hızlı Ok Atan Kemankeşler


Yazan: Hanife Büşra Tıraş Çizen: Esma Genç

Bir gün bir karinca, yuva yapmak için çıkmış yola. Az gitmiş uz gitmiş. Dağlar tepeler aşmış, varmış bir ormana. Orman ki ne orman! Yeşilliğe hayran kalmış bizim karinca. “Tamam” demiş, “Yuvamı buraya yapabilirim.” Yuvasını yapmış, diğer komşu karıncalarla tanışmış. Büyük bir aile oluvermişler. Günler bir birini kovalar, aylar birbirine kavuşurken, bir sabah karinca çalışmak için yuvasından çıkmış. Minik minik adımlarla yürüyerek bir dağın eteğine gelmiş. Etrafına bakınırken kahverengi köstebeği görmüş. Küçük bir kayanın yanında durmuş, kara kara düşünüyormuş. Karınca dayanamayıp varmış yanına ve; “Ne oldu köstebek kardeş? Niçin bu kadar üzgünsün?” demiş.

Rüzgargülü

4

Köstebek “Yuvamın girişine büyük kaya parçası düşmüş. Bu yuvayı yapabilmek için aylarca çalıştım. Tam bitti, rahata kavuştum derken


olanlara bak. Ne yapsam olmuyor. Çok ağır, kımıldamıyor bile. Ben şimdi ne yapacağım? Yenisini yapayım desem kış kapıda.” demiş. karinca biraz düşündükten sonra “Ben sana yardım edebilirim. Ama biraz beklemen gerek.” demiş. Köstebek alaylı alaylı gülümseyerek; “Sen hiç yorulma karınca arkadaş. Ben bu güç-kuvvet ile yapamadıysam sen hiç yapamazsın.” demiş.

karinca “Öyle mi diyorsun, o zaman bana yarına kadar süre ver. Yarın görüşürüz.” demiş.

karinca, hızlı adımlarla gelmiş yuvasına. Bütün karincalara

haber salıp meydana toplanmalarını isteyip olan biteni anlatmış onlara. Bütün karincalar köstebeğe yardım etmeyi hiç düşünmeden kabul etmişler. Yarın sabah meydanda toplanmak üzere sözleşmişler. O gece güzel bir uyku çekerek güçlerini toplamışlar. Güneş doğmak üzere iken 'Ya Bismillah!' diyerek yola çıkmışlar. Az gitmişler, uz gitmişler. Sonunda köstebeğin yanına varmışlar.

karinca “Arkadaşlarımla geldim. Önce kaya parçasının önünü temizleyelim. Sonra da taşı işçi karıncalar yumuşak yerlerinden parçalara ayıracak. Hemen işe koyulalım.” Köstebek “Taşı iterken ben de size yardım ederim. Ne de olsa ben daha büyüğüm.” demiş.

karincalar kayayı yumuşak yerlerinden parçalamışlar. Bir iki derken

Rüzgargülü

5

üçüncü denemeden sonra taş yuvarlanmış ve yuvanın girişi açılmış. Köstebek yuvasına kavuşmuş. karinca “Köstebek kardeş; küçümsediğin gücü birleştirerek yuvanı kurtardık. Böyle durumlar için büyükler 'Birlikten kuvvet doğar' derlermiş."


Rüzgargülü

6

Tuğba Kaya


Incir

Kalsiyum açısından zengin olan kuru incirin birçok faydası vardır.

dilimlidir. Beyaz ve yapışkan bir süt salgılar. Yaz mevsiminde açan yeşil renkli çiçekleri vardır. Yaz başlarından ekim sonlarına kadar olgunlaşan bu lezzetli meyveler, alıcılarına ulaştırılmak üzere toplanır ve satışa sunulur. Kurusuyla yaşıyla severek yenilen incir, sağlımız için oldukça faydalıdır. Mesela bir kâse kuru incir ve bir kâse sütteki kalsiyum miktarı aynıdır. Ayrıca incir yüksek lif içeriğine sahip meyve olması sebebiyle sindirimi kolaylaştırıcı etkiye sahiptir. O zaman bizlerde sağlığımız için incir yiyelim. Böylece asırlardan beri devam eden bu geleneği sürdürelim.

7

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) "İncir yiyiniz. Cennetten çekirdeksiz olarak inen meyveyi söyleyecek olsaydım elbette inciri söylerdim." buyurmuşlardır. Rüzgargülü

insanoğlunun çok eskilerden beri sevdiği ve en çok yediği meyvelerden biridir. Bu meyve insanlık tarihi kadar eskidir. Çünkü bu meyveye duyulan ilgi taa yeryüzünde yaşayan ilk insanlarla başlamış, günümüze kadar da fasılasız devam etmiştir. Çünkü incir asırlardır kurusu ve yaşıyla insanları hem doyuruyor hem de sağlıklarını koruyor. İnsanlar da bunun farkında olduklarından dolayı gittikleri her yere bu meyveyi taşımışlar. Bilmeyenlere bu meyveyi tanıtmışlar. Böylece incirin dünyaya yayılmasına katkı sağlamışlardır. Kuran-ı Kerim’de de adı geçen sayılı yiyeceklerden birisidir incir. Bu meyve, Arapça'daki ismiyle “Tin” olarak bir sureye ismini vermiştir. İncirle ilgili de Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) "İncir yiyiniz. Cennetten çekirdeksiz olarak inen meyveyi söyleyecek olsaydım elbette inciri söylerdim." buyurmuşlardır. İncir, dıştan bakınca üst tarafı büzülmüş yuvarlak bir torba gibidir. Yeşil, siyah ve mor renklere sahip olan bu torbacıkların içinde ise minik minik yüzlerce bal damlası gibi lezzetli tanecikler vardır. Ağacı, kısmen yaprak döken, kısmen yeşil kalan bir ağaçtır. Bu ağacın yaprakları koyu yeşil renkli ve geniş


Rüzgargülü

8

Çizen: Emine Arslan

Dedemin kütüphanesinde araştırma yapmaya devam ederken balıklar hakkında yeni şeyler öğrendim. Mesela olta ile avlanmak balıklara acı veriyormuş. Balıkçıların avlanmak için dinamit kullanmaları ise balık neslini yok ediyormuş. Özellikle yavru balıklar zarar görüyormuş. Doğru olan ise ağ ile avlanılmasıymış. Öğrendiklerimi babama anlattım. Babam olta ve dinamitle balık avlamanın İslam’ın merhamet anlayışına aykırı olduğunu söyledi. Sonra babama şunları sordum; “ Şayet balıklar konuşabilseler bize ne derlerdi acaba? İnsanlar denizde, balıklar da karada yaşasaydı ve balıklar, insanları avlamaya çalışsaydı nasıl olurdu?” Dedemin kütüphanesinde okuyup sizinle paylaştığım 1913 yılında yayımlanan 'Çocuk Dostu' dergisindeki resimli hikâye acaba cevaplar için ipucu olabilir mi?


R端zgarg端l端

9


R端zgarg端l端

10


R端zgarg端l端

11


Diyafram, nefes almamızı sağlayan, karın boşluğu ile göğüs boşluğu arasında bulunan bir kastır. Bu kasın normalin dışında kasılması sonucu “hıck” sesi çıkmasına da hıçkırık denir. Peki, hıçkırık nasıl meydana geliyor hiç düşündünüz mü? Yemek yerken yediğimiz yemeklerle birlikte biraz hava midemize gider. Normal bir şekilde yediğimiz yemeklerde midemize giden havanın bize zararı olmaz. Ayakta veya çok hızlı yediğimiz yemeklerde ise midemize giden hava miktarı artar. Midede biriken bu hava, midenin üst kısmına ve karın boşluğunda bulunan diyaframa basınç yapmaya başlar. Nefes almayı etkileyen bu havadan kurtulmaya çalışan vücut, diyaframı birkaç saniyede bir kasarak hareket ettirir. Bu arada nefes alış verişimiz düzensizleşir. Ses tellerinin bulunduğu boğazımızın üst bölümündeki kapaklarda kasılmadan dolayı ani kapanmalar olur. Bu ani kapanma akciğere giden havayı bloke eder ve boğazdan dışarıya “hıck” diye bir ses çıkar.

Rüzgargülü

12

Peki, hıçkırığın geçmesi için neler yapılmalı? Hıçkırığı durdurmak için birçok metod ortaya çıkmıştır. Su içmek, nefesini tutmak, kolları havada tutmak, takla atmak, baş aşağı durmak gibi birçok yöntem vardır. Ancak en etkili yöntemler; yavaş ve derin nefes alıp vermek ve bir kese kâğıdının içine düzenli olarak nefes alıp vermektir. Eğer birkaç dakikada geçmeyen bir hıçkırık var ise bunun için doktora gidilmesinde fayda vardır. Hıçkırığı önlemek için ise yemeği yavaş yavaş yemek, yemek arasında fazla su veya gazlı içecek içmemek, ayakta yememek ve yemek yerken çok fazla gülmemek lazımdır.


İrfan Bakar

Lazerler

13

Lazer dar bir frekans aralığına sahip olduğundan ürettiği ışık rengi de kırmızı ya da yeşil olur. Peki, lazer ışığı nasıl oluşuyor? Atom alabileceği enerji ile yüklendiğinde daha fazla enerji alamaz. Bu atom kendi enerjisine eşit bir ışık dalgasıyla çarpıştığında çarpıştığı dalga ile aynı frekans ve seviyede iki ışık dalgası yayar. Daha fazla ışık için lazerin karşılıklı kenarlarına ayna yerleştirilir. Bu aynalardan birine dik açıyla çarpan ışık dalgası karşıdaki aynaya yansıtılır ve ardından ışık sürekli aynalar arasında gidip gelmeye başlar. Bu şekilde ışığın gücü sürekli artar. Işık iki ayna arasında hapsolarak giderek yoğunlaşır. Yansıtıcılardan biri yarı geçirgen özelliğe sahip olur ve ışık parçacıkları yarı geçirgen olan yansıtıcı aracılığı ile dışarı çıkar. Lazer ışığı artık görülebilir.

Rüzgargülü

Kısa

aralıktaki dalga boyuna sahip, yoğun ve düz doğrultudaki ışınlara lazer denir. Lazer cihazı elektrik enerjisini, insanların görebileceği frekanstaki elektromanyetik ışık enerjisine dönüştürür. Bu işlemi günlük kullandığımız lambalarda yapmasına rağmen lazeri güçlü kılan nedir? Normal lambalardaki ışığın ortama dağılma açısı geniştir. Örnek; el feneri. El fenerindeki ışık en fazla 2-3 metre çapında bir ortamı aydınlatabilir. Lazer de ise ışığı oluşturan dalgalar tamamen birbirlerine paralel olarak ilerler. Lazer ışığının dağılması yok denecek kadar azdır. Lazer ışının 3 mm çıkışında ışın kaynağı 100 metre sonra ancak 5 mm genişler. El fenerini duvara tutarak geri çekildiğimizde ışığın büyüyerek azaldığı görülürken lazerin ise dağılmadan aynı noktada kaldığını görülür. Lazer ışığında herhangi bir dağılma olmadığı için hassas ameliyatlarda da rahatlıkla kullanılmaktadır.


Soldan Sağa 2- Bir hastalığı iyi etmek için kullanılan madde, em, deva. 5- Ok atmaya yarayan eğri ağaç veya metal çubuk. 6- Dede, büyükbaba, ata. 8- Ana maddeleri; yumurta, un ile şeker olan ve fırında pişirilen tatlı çörek. 9- Çok taneli bir meyve. 11- Yayla atılan, ucunda sivri bir demir bulunan ince ve kısa tahta çubuk. 12- Yuvarlak biçimde, çok küçük miktarda sıvı. 13- İçten bağlılık, sağlam, güçlü dostluk. 14- Evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama işi. 15- Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek, heves. 18- Uğruna savaşlar yapılmakta olan, genellikle yakıtların hammaddesi olan, doğal yanıcı mineral yağ. 21- İnsanın düşünme, akıl yürütme, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, dirayet, feraset. 22- Sonbahar mevsiminin aylarından biri. 23- Okçu.

Yukarıdan Aşağıya

Rüzgargülü

14

1- Nefes almamızı sağlayan, karın boşluğu ile göğüs boşluğu arasında bulunan bir kas. 2- Hz. Allah'ın (cc) da Kuran-ı Kerim'de üzerine yemin ettiği, reçeli yapılan ve kurutularak kuruyemiş olarak da tüketilen bir meyve. 3- Suda yaşayan bir canlı türü. 4- Boğazımızın üst tarafında kapanma sonucu 'hıck' şeklinde bir sesin çıkması. 7- Başkalarını çekiştirmek ve kınamak üzere yapılan konuşma, gıybet.

10- Yapılmasına izin verilmeyen ve bu yönde kural konulan şey. 11- Balık avlamada kullanılan bir tür alet. 15- Eğitim öğretim verilen yer, okul. 16- Vücuttan çıkmasıyla dünya hayatımızın sona erdiği varlık. 17- Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, eş, yâren, refik. 19- Kısa aralıktaki dalga boyuna sahip ve yoğun düz doğrultudaki ışınlara verilen ad. 20- Bir yere gelince, birisiyle karşılaşınca verilir.


R端zgarg端l端

15


R端zgarg端l端

16


Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 24  
Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 24  

Küçük büyük herkese hitap eden ve kalitesiyle her ay yolunu gözlediğiniz derginiz İnsan ve Hayat, çocuklarımızı da unutmadı. Her ay ücretsiz...

Advertisement