Page 1


İlginç Vakıflar Çizen: Sevgi İçigen Yazan: Mehmet Huzeyfe Sırlı

Geçmiş zamanlarda insanların ihtiyaçlarını kendilerine ücretsiz bir şekilde sunan kurumlar vardı. Bu kurumlara ‘Vakıf’ denir. Bunlar yiyecekten elbiseye, eğitimden barınmaya kadar her alanda insanların ihtiyaçlarını karşılıyordu. Yaz aylarında soğuk su dağıtan, ayakkabısızlara pabuç parası veren, kirli gölleri temizleyen, helva dağıtan, suyu çoğaltan, âmâlara yardım eden, müsafirleri ağırlayan vakıflar gibi birçok vakıf kurulmuştur. İşte Osmanlı Devleti zamanında kurulmuş birkaç ilginç vakıf.

Rüzgargülü

Her yıl bir okulda okuyan talebelere, hocalarına ve hocaların yardımcılarına Ramazan Bayramı’ndan önce okul çantası, ayakkabı, elbise gibi kırtasiye eşyaları verilecektir. Vakfın ismi: Mustafa Efendi bin Ahmed Vakfı Kurucusu: Sefer Ağazade Kurulduğu yer: İstanbul Kurulduğu tarih: 1730

3

Talebeye Kırtasiye ve Elbise Yardımı Yapan Vakıf


Kitapları Tamir Eden Vakıf

Bu vakıf yıpranmış, cildi bozulmuş kitapların tamirini yapacak yani, kitap yenileme vakfı olacaktır. Kütüphanede bulunan tefsir, hadis vesaire bütün kitapların tamir edilmesi ve cildinin yapılması sağlanacaktır. Vakfın ismi: Ahmed Ziyâüddin Efendi Vakfı Kurucusu: Bilinmiyor Kurulduğu yer: Kastamonu Kurulduğu tarih: 1860

İlkokul Hocalarına Tütünü Yasaklayan Vakıf

İlk mektep öğretmenlerine tütün (sigara) içmek kesinlikle yasak olacaktır. Bu vakıf bunu sağlamak için kurulmuştur. Bundan böyle sigara içen şahıslara ilk mektepte öğretmenlik verilmeyecektir. Vakfın ismi: Mehmed Ragıp Efendi bin Mesud Vakfı Kurucusu: Bilinmiyor Kurulduğu yer: Diyarbakır Kurulduğu tarih: 1833

Rüzgargülü

4

Helalleşme Vakfı

Bursa’da Vakfa bitişik olarak inşa edilmiş okulda okuyan talebeleri ücretsiz okutup sevabı kendi üzerinde hakkı olan, helalleşemediği kimselere bağışlanacak. Ola ki herkesin bir şekilde gıybetini ettiği, bilerek veya bilmeden üzdüğü kimseler vardır. Bu şekilde buradaki sevabı onlara bağışlayarak hakkını ödemiş olur. Vakfın ismi: Şemseddin bin Kemal Gürani Vakfı Kurucusu: Molla Gürani Kurulduğu yer: Bursa Kurulduğu tarih: 1484


Öğrencilere Piknik Yaptıran Vakıf

Vakıf, İstanbul Fatih’teki bir okulun öğrencilerini senede iki defa pikniğe götürecektir. Vakfın ismi: Fatma Hanım Sultan binti Melek Ahmed Paşa Vakfı Kurucusu: Fatma Hanım Sultan Kurulduğu yer: İstanbul Kurulduğu tarih: 1716

Meyve Yediren Vakıf

Rüzgargülü

5

Vakfa ait olan yerdeki elma ve armut ağaçlarının meyvesi çevrede bulunan fakir halka (Allah rızası için) verilecektir. Herkes ihtiyacı kadar alacak, fazlasına el uzatmayacaktır. Vakfın ismi: Mehmed Ağa bin Hüseyin Nurullah Vakfı Kurucusu: Bıyıklızade Kurulduğu yer: Bursa/İznik Kurulduğu tarih: 1594


Rüzgargülü

6

Çizen: Murat Tanhu

Tavşanlar Firarda

Habil Balcı

Oğuz, sabahleyin kalkar kalkmaz tavşanların yanına varır, yiyeceklerini ve sularını verirdi. Bir sabah, yine tavşanlarına gitti. Bir de ne görsün! Tavşanlar yuvada yoktu. “ Acaba tavşanlarıma ne oldu? ” diye düşünmeye başladı. Onların beyaz pamuk gibi tüylerini, pembe kulaklarını, kırmızı gözlerini hatırladı. Sonra gördüğü herkese tavşanlarını sordu. Hiç kimse tavşanlara ne olduğunu bilmiyordu. Evdeki herkes tavşanları aramaya çıktı, fakat hiçbir yerde onları bulamadılar. Bu duruma Oğuz çok üzüldü. Bunu gören annesi iki oyuncak tavşan getirdi. “Bunlar, öteki tavşanlarından daha güzeldir hem de kaybolmazlar.” deyip Oğuz’a verdi. Oğuz evvela sevindi. Bu küçük, beyaz oyuncak tavşanlar yine verdiği yeşil otları yiyecekler, koşacaklar, oynayacaklar zannetti. Fakat bu tavşanlar kımıldamıyordu bile... Cansız kırmızı gözleri hep karşıya bakıyor, hareket etmiyordu. Oğuz bunları istemiyordu, kendi beyaz küçük tavşanlarını arıyordu. Tekrar bahçeye çıktı. Tavşanlarının küçük evini boş görmek onu üzüyordu. Tavşanların evine daha dikkatli baktı. Minik evin köşesinde bir delik gördü. “Tavşanlarım bu delikten kaçmış olabilir.” diye düşündü. Hemen dedesine koştu. O, tavşanları iyi bilirdi. Oğuz dedesine “Tavşanlarım acaba bu delikten mi kaçtı?” diye sordu.


Rüzgargülü

7

Dedesi, Oğuz’a komşularının lahana bahçesini göstererek “Tavşanlar bu deliği lahanalara ulaşmak için açmış olabilirler.” dedi. Sonra komşularından izin isteyip, onların bahçesine girdiler. Oğuz seviniyordu “Küçük tavşanlarımı orada lahanaların arasında bulabilirim.” diyordu. Dedesi ve Oğuz her lahananın arkasına tek tek bakarak küçük dostlarını arıyorlardı. Oğuz ikide birde “Pamuk, Pamuk !” diye birini çağırıyor, cevap alamayınca “Havuç, Havuç!” diye ötekine sesleniyordu. Lakin yeşil lahanalı bahçeyi bulan Pamuk ile Havuç, kendilerine bostanın köşesinde mükemmel bir ziyafet veriyorlardı. En sonunda dedesi tavşanları buldu. Oğuza “Gel yavrum, tavşanlarını buldum.” diye seslendi. Oğuz sevincinden yerinde duramıyordu. Tavşanlarına kavuşmuştu. Tavşanlarıyla doyasıya oynadı. Dedesi, yuvadaki deliği kapattı. Sonra tavşanları yuvalarına koydular. Oğuz, artık yuvadaki küçük dostlarına her sabah avuç avuç yeşil salata, havuç ve lahana yaprakları taşıyordu. Çünkü dedesi, küçük dostlarını kaçırmamak için en iyi yolun bu olduğunu söylemişti.


Tuğba Kaya

Rüzgargülü

8

Başımın

üzerinde yeşil bir tacım, üstünde siyah küçük benekler bulunan kırmızı elbisem var benim. Güzel kokum, hoş görüntüm ve damaklarınızda bıraktığım lezzet ile tatlı bir meyveyim. Tanıdınız galiba! “Çileksin!” dediğinizi duyar gibiyim. İlk defa uzak diyarlarda; Amerika kıtasında yetişiyormuşum. Oraya gidip de ilk kez yiyenler, tekrar tekrar yemişler ama doyamamışlar tadıma. Fidelerimden alarak götürmüşler kendi ülkelerine. Oralarda da başka kimseler tatmış, onlar da çok sevmişler ve kendi yaşadıkları yerlere götürmüşler. Böylece yayılmışım dünyanın dört bir tarafına. Şimdi ise dünya genelinde 600, Türkiye’de ise 6 farklı çeşidim yetiştiriliyor. Türkiye’de; Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetiştirilirim. Toprak üzerinde yayılarak büyüyen bir bitkiyim. Boyum öyle kocaman ağaçlar gibi uzamaz. Ama yayılmaya başladım mı,


9

Bu çok sevdiğiniz meyvenin boyu küçük de olsa içerisinde çokça vitamin, kalsiyum ve mineral barındırıyor. Besin değeri yüksek olduğundan sağlığınız için oldukça faydalı.

Rüzgargülü

gidebildiğim yere kadar yeşille donatırım toprağın üzerini. Meyvem ilk önce yeşil olur sonra beyaza döner. Beyaz çiçeklerle dolu dallarım sonra beyazdan kırmızıya dönen lezzetli meyvelerime ev sahipliği yapar. Meyvelerim olgunlaşınca önce çocuklar sarar etrafımı ve ilk onlar yerler meyvelerimden. Sonra da büyükler gelir ve toplarlar çileklerimi. Böylece farklı evlere, sofralara müsafir olmak üzere yepyeni bir yolculuğa çıkarım. Hoş kokulu ve tatlı mı tatlı bir meyveyim. Bu yüzden 7’den 70’e herkes tarafından seviliyor ve afiyetle yeniliyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor. İşte size bol bol yemeniz için bir sebep: Bu çok sevdiğiniz meyve, küçücük de olsa içerisinde çokça vitamin, kalsiyum ve mineral barındırıyor. Besin değeri yüksek olduğundan sağlığınız için oldukça faydalı. Özel aromam, hoş kokum, görüntüm ve lezzetim ile meyve olarak masalarda yer alıyorum. Pasta, tatlı, reçel, marmelat, meyve suyu ve dondurmalarda da son derece aranan bir lezzete sahibim. Son olarak; bu kadar tatlı ve güzel bir meyve olduğuma göre, size “bol çilekli günler” ve “çilek tadında ömürler” dileyeyim.


Çizen: Esma Genç

10 Rüzgargülü

“En çok beğendiğim fıkrayı okulun panosuna asacağım.” demişti öğretmenimiz. Bir haftada süre vermişti. Farklı olmasını istiyordu. “Güldüren ama güldürürken düşündüren, eğiten, ders veren ve keskin zekâ ürünü olsun.” demişti. Bu zaman içerisinde dedemin kütüphanesindeki çocuk dergilerini taradım. Sonunda öğretmenimin çok beğeneceğini düşündüğüm fıkraları bulmuştum. Fıkralar sınıfta anlatıldığında en çok beğenilen benimki olmuştu. Okulun panosuna asıldığında yaşadığım sevinci anlatamam. Böyle bir kütüphane bıraktığı için dedeme minnettarım. 1914 yılında çıkartılan “Çocuk Bahçesi” dergisinden aldığım bu fıkraları umarım sizler de beğenir ve odanıza asarsınız.


Yalan Söylememek... Hoca- Dünyanın en büyük nehri hangisidir? Sadık- Kâğıthane deresi, efendim. -Acayip! Bunu nereden öğrendin? -Başka nehir görmedim, Efendim. Büyük de desem yalan olur, küçük de desem!

Düşünmek İçin... Hoca Efendi- Cemil Efendi! Dersini dinlemiyorsun. Ne düşünüp duruyorsun?

Rüzgargülü

11

Cemil Efendi-Hoca Efendi! Kürre-i arzın (Dünyanın) akıbetini düşünüyorum. -Ya, çok güzel. Lakin bu kadar büyük bir şeyin akıbeti bir saatte düşünülemez. Bu hafta izinsizsiniz. Bu müddet zarfında küre-i arzla beraber Merih’in de akıbetini düşünebilirsiniz.


Rüzgargülü

12

Halil Karaca

Evlerin, çay bahçelerinin, pikniklerin baş tacı olan semaverler geçmişten günümüze kadar gelmiştir. Ötmeye başladı mı semaverin düdüğü, su kaynamıştır; çaylar doldurulur bardaklara…


aydan iyi anlayanlar derlermiş ki: “Çaydanlıkta demlenen çay da güzeldir; ama semaver çayı bir başka güzeldir.” Sebebini sormuşlar. “Semaverde demlenen çay yavaş yavaş demlendiği için tadı daha güzel olur.” O doğru da acaba semaver ismi nereden gelir? Samovar, aslında Rusça’dan gelmiş. Rusça, ‘samo’ kendi ve ‘varit’ kaynamak yani kendi kendine kaynamak manasında imiş. Ancak dünyada en fazla çayın ikram edildiği ülkemizde bizden bir kelime oluvermiş semaver.

Odun kömürü atılan semaverler yaklaşık beş dakikada kaynamaya başlar. Semaverin alt kısmında bir boşluk vardır. Semaver rüzgâra göre çevrilirse bu boşluktan giren hava sayesinde kömür çabuk tutuşur. Ve su daha hızlı kaynar. Semaverde demlenen çay, ateş sönse bile uzunca müddet soğumaz. Böylece siz de pikniklerde oyun oynarken çay soğumamış olur.

13

Son olarak da semaver güzel görünmesi için parlatılır.

Semaverler; kalaylı teneke, galvaniz saç, kromnikel, pirinç ve bakırdan üretilirler. Kullanım süreleri yapıldıkları malzemeye göre değişiklik gösterir. Bunların içinde en sağlıklısı ve en dayanıklısı bakır semaverlerdir.

Rüzgargülü

Semaverler yaklaşık 25-30 parçadan meydana gelir. Semaverin gövdesi içinde bir boru vardır. Buraya suyun ısınması için odun veya kömür konulur. Kömür kor halinde konabileceği gibi, borunun içine konulduktan sonra da yakılabilir. Boru ile gövde arasındaki kısıma su konulur. Su konulan deliğin ağzına bazen düdük takarlar. Düdük, suyun kaynadığını haber verir. Kaynayan suyla çay demlenir ve semaverin üzerine konulur. Semavere su ilave edilir. Semaver ustaları kolayca taşınması için semaverlerin kenarlarına sap yaparlar. Gövdenin altında da ayak kısmı bulunur. Bir de bardaklara dökülen mis kokulu çaylara su eklemek için gövdesinde musluk vardır.


Rüzgargülü

14

Uyurgezer Ne Demek? İnsanlar bazen uyurken yaptıklarının farkına varamayıp bazı hallere girerler. Uyurken yatağın kenarına oturmak, mutfağa veya salona gitmek gibi. İnsanın uyur halde, yatakta yatma dışındaki bütün davranışlarına uyurgezerlik denir. Peki, insan uyurken nasıl geziyor hiç düşündünüz mü? Uyurgezerlik, uykunun en ağır olduğu zamanlarda, yani uyumaya ilk başladığı esnada meydana gelir. Bu safhadaki uykuya NRam uykusu denir. Bu uyku yaklaşık 30 dakika kadar sürer. Uyurgezerler ne yaptığını bilmeden uyur halde gezmeye başlarlar. Kimi zaman gecede birkaç kez görülebilir. Kimi zaman da birkaç gecede bir yaşanabilir. En çok görülen uyurgezerlik çeşidi yatakta doğrulup oturmaktır. Uyurgezerlik genetik bir rahatsızlıktır. Yani ailesinde uyurgezer biri olan kimselerde daha sıklıkla görülür. Uyurgezerliğe sebep olan şeyler; korku, stres, depresyon, fazla yorgunluk, uyku problemleri vesairedir. Uyurgezer, uzaktan bakıldığında uyanık gibi görünür. Kendisine bir şey sorulsa ya hiç cevap vermez ya da verdiği cevap anlaşılmaz. Sizi hiç duymuyormuş gibi de davranabilir. Bu esnada yaptığı hiçbir şeyi hatırlamaz. Böyle bir durumla karşılaşıldığında uyurgezer aniden uyandırılmaz, yavaşça yatağına götürüp yatırılır. Aksi halde uyurgezer uyandırılırsa korku ile uyanacaktır ve bu da akli dengesine zarar verebilir.

Uyarı: Uyurgezerler hakkında en çok dikkat edilmesi gereken şey yaralanmalara engel olmaktır. Gece uyuyarak gezdikleri için hiçbir şeyi görmeden hareket edebilirler. Yatağın çevresinde bulunan masa, sehpa vesaire eşyalar kaldırılmalıdır. Yatmadan öncede evin çıkış ve balkon kapıları mutlaka kilitlenmelidir. Ayrıca evin içinde merdiven varsa bu merdivenin baş tarafına kapı yaptırmakta fayda vardır.


Rüzgargülü

Sensörler kullanım amaçlarına göre neme, harekete veya fizikî değişmelere duyarlı sensörler olarak üçe ayrılır. Temel olarak sensörler, birer elektrik devresi, alıcı ve vericiden oluşur. Verici, kızılötesi ışın yayan bir alettir. Normalde vericiden gönderilen ışınlar doğrudan alıcıya gitmez. Vericiden gelen kızılötesi sinyallerin alıcıya ulaşması için önüne bir engelleyicinin geçmesi gerekmektedir. Otomatik kapılarda bir kişi kapının önüne gelirse ışınları yansıtmış olur. Sinyaller alıcıya ulaştığında, yapılması istenen işlem meydana gelir. Mesela otomatik kapının açılması gibi. Otomatik kapılarda alıcı ve verici yan yana monte edilir ve birbirlerini direkt olarak görmezler. Verici sürekli olarak kızılötesi bir ışık yayar. Kızılötesi ışık karşıda herhangi bir engelle karşılaştığı zaman yansıma yapar ve ışın alıcıya geri döner. Geri dönen kızılötesi ışın alıcı tarafından algılanır. Algılama sonrası sistemde tanımlanan elektrik motorunun çalışması komutu harekete geçer. Ve böylece kapının otomatik olarak açılması sağlanmış olur.

15

Otomatik Kapı Nasıl Çalışır?


Soldan Sağa 2-Bir hizmetin gelecekte de yapılması için belli şartlarla ve resmî bir yolla ayrılarak bir topluluk veya bir kimse tarafından bırakılan mülk, para. 7-Asla söylememek gereken, doğru olmayan söz. 8-Mart, Nisan ve Mayıs aylarından oluşan mevsim. 11-Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi. 12-Başının üzerinde yeşil bir tacı ve üstünde siyah küçük benekler bulunan kırmızı renk meyve. 13-Koyunun yavrusu.

Rüzgargülü

16

Yukarıdan Aşağıya 1-Normal sıcaklıkta tabiatta katı halde birtakım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde. 3-Kanatları ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türleri olan böceklere verilen genel isim. 4-Kireç ve alçının birleşimine giren, simgesi “Ca” olan sarımtırak beyaz bir element. 5-Mars gezegeninin bir diğer ismi. 6-İnsanın uyur halde, yatakta yatma dışındaki bütün davranışlarına verilen isim. 9-Eti yenen, hızlı koşan, kemirgen, postundan yararlanılan bir cins memeli hayvan. 10-Kendi kedine kaynama manasında isim verilen, çay demlenen bir eşya.


İlkbahar denilince aklımıza gelebilecek kelimelerden bazılarını bulmaca içine gizledik. Bu kelimeleri bularak üzerini çiz. Kalan harfleri sırasıyla oku ve şifreyi bul.

Rüzgargülü

17

Aşağıda bazı deyimler gizlenmiştir. İpucu olarak ilk kelimeler numara ile belirtilmiştir. Bu deyimleri yazarak aşağıya yazabilir misiniz?


R端zgarg端l端

18


R端zgarg端l端

19


R端zgarg端l端

20

Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 19  
Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 19  

Küçük büyük herkese hitap eden ve kalitesiyle her ay yolunu gözlediğiniz derginiz İnsan ve Hayat, çocuklarımızı da unutmadı. Her ay ücretsiz...

Advertisement