Page 1


1

daha az olduğu için suyun üstünde kalır. Bu yüzden su donmaya üst taraftan başlar. 4 santigrat derecenin üstündeki sıcaklıklarda ise suyun yoğunluğu yine düşer ve bu sefer ısınan su yukarıya çıkar. Mesela çaydanlıkta kaynayan su. Altta ısınan sular sürekli yukarıya doğru hareket eder. Göller ve denizlerde ise durum biraz farklıdır. Göl ve denizlerin derin yerleri hiçbir zaman donmaz. Çünkü derin yerlerde dünyanın merkezinden gelen sıcaklık sayesinde ısı sıfırın altına düşmez. Bu sayede deniz ve göllerin alt kısımlarında yaşayan canlılar hayatta kalabilirler.

Rüzgargülü

Kış aylarında hava sıcaklığı sıfırın altına düşer ve çevrenizdeki su birikintilerinin donduğunu görürsünüz. Hatta bazı yerlerde göllerin ve denizlerin üst kısımlarının donduğuna şahit olursunuz. Peki, neden ilk başta suyun üst kısımları buz tutar? Hiç düşündünüz mü? Evvela suyun nasıl bir madde olduğuna bakalım. Su, sıvı bir maddedir ve sıvı maddelerin katı hale geçmesine donma denir. Bir maddenin erken veya geç donmasını sağlayan özellik ise yoğunluğudur. Yoğunluk bir maddenin ağırlığının hacmine (büyüklüğüne) oranıdır. Yoğunluğu az olan maddeler çabuk donar, fazla olanlar ise daha geç donar. Su, en yoğun halini 4 santigrat derece sıcaklıkta alır. 4 santigrat derecenin altındaki sıcaklıklarda sıcak su dibe çöker. Buna karşılık soğuk olan taneciklerde yüzeye çıkar ve suyun üzerinde buz oluşmaya başlar. Buzun yoğunluğu sudan


Yaramaz Çocuk “Celal’e Yerler Alçak Geliyormuş”

Rüzgargülü

2

Akşam yemeğe teyzemleri davet etmiştik. Annem hazırlıklara sabahtan başlamıştı. Ben de dedemin kütüphanesinde zorlu görevim için planlar yapıyordum. Çünkü bu akşam Ali de gelecekti. Ali’nin uslu durmasını sağlama görevi bana verilmişti. Ali’ye yaramazlık yapmaması gerektiğini ve yaramazlığın çok kötü sonuçlar doğurabileceğini nasıl anlatabilirim diye düşünürken aklıma Celal’in hikâyesini okuma fikri geldi. Celal’in yaramazlığını anlatan bu hikaye, 1905 yılında yayınlanan “Çocuk Bahçesi” adlı dergide yayınlanmıştır.


[Çizen: Emine Arslan]

Celal tuhaf bir çocuk idi. Sanki yer ona alçak geliyor imiş gibi en yüksek binaların, kalelerin tepelerine kadar çıkar ve orada otururdu.

Bereket versin ki düşerken pantolonundan oluğa takıldı. Zavallı Celal yerle gök arasında asılı kaldı.

3

oturmuş idi ki rüzgâr pek sert esmeye başladı. Celal birdenbire müvazenesini (dengesini) kaybetti.

3)

Ve tepe aşağı uçmaya daha doğrusu düşmeye başladı. Zavallı çocuğun aklı başından gitmiş idi.

Rüzgargülü

Bir gün celal, yine 2)yükseklere çıkmış


Kutup Tilkisi

Beyaz Kutup Ayısı

Rüzgargülü

4

Karada yaşayan en büyük etçil hayvanlar kutup ayılarıdır. Boyları 2,5 metreye, kiloları ise 400 kilograma ulaşabilmektedir. Kuzey Kutbu’nun buzullarla kaplı bölgelerinde yaşayan kutup ayıları, çok iyi yüzücüdürler. Beslenmek için balıkları ve fokları avlarlar. Kutuplardaki soğuklara dayanmaları için su geçirmez derileri ve derilerinin altında kalın yağ tabakası ile yaratılmışlardır.

Kutup tilkilerinin boyları 60 santimetre civarındadır. Bu uzunluğun yarısını gösterişli kuyrukları oluşturur. Kutup tilkilerinin tüyleri kış aylarında bembeyaz ve yumuşacık bir hal alır. Yaz ayları geldiğinde ise beyaz tüyler dökülüp yerini kahverengi tüylere bırakır. Koku alma hisleri çok iyi olan bu tilkiler uzun burunları sayesinde karların altındaki fare ve benzeri hayvanları kolayca çıkarırlar.


ı k türü bulunmaktadnırü. z ğ ı l a B k Fobalıklarının birço de de gördüğü

Fok ri resim oyları sevimlile lerinin b in k iş t e Y Ama en dadır. ur. kg civarın da d Fokud 0 n 6 la 1 n e ö r is G rın ları doğdukla an daha e ve kilo 1,5 metr oklarının tüyleri d ın r dF p soğukla tüyleri u t u k Grönlan e d . Bu saye yüdükçe k alır. Bu beyazdır z etkilenirler. Bü ı bir ren a h karışım yük bir kısmını a iy s ir g nenin bü yarak foklar se alık avla b a d r la s nemi okyanu lama dö u r v a Y r. geçirirle zey de ise ku in iğ ld r. e g öç ederle g a n u b t fok ku n yavru a ğ o d i n Ye a e kadar d büyüyen rlar. alı burada k

uen g n e P r to si 60 İmparayaşayan bu kuşlaekr,teedkirler.

da kalabilm ler, kutbun Güney e dahi hayatta n bu penguen e d lerin Anne i bula derece in birbir sını sağlarlar. metrey iç k ,2 1 a ı r m a n ırakır Boyla an koru arının korunm tayı babaya b ı 3 d r la a ırtın ısıl urtay umur soğuk f irler ve vücut sonra y er. Baba, yum ruma n a t n ık urtlad de ko sa gid kenetle ler yum k için okyanu ki sıcak bölge n e aların u g n pe lma ar. Hav ında u s ık b a ç r k a n e i er. a c ve yiye ı ile karın deris vru yumurtad anne geri dön a r y la la ay ayak 3 ay sonunda ya başlamasıy . a r lı m a ısın altına

Rüzgargülü

5

Kar Baykuşu

Baykuş türleri içerisinde belki de en sevimlileri kar baykuşlarıdır. Bütün vücudu yumuşak, ince ve bembeyaz tüylerle kaplıdır. Kutuplara yakın bölgelerdeki ağaçlık yerlerde yaşarlar. Bu baykuşlar ağaçlarda yaşayan sincap gibi kemirici hayvanlarla veya kendinden daha küçük kuşlarla beslenirler.


Telgraf - / . . / - . . . . / . . / - - . . / .

- / . . / - . - . . . / . . / . - .

- . / . - . / . - / . . - . T ı k

T ı k

T ı k !

S i z e

ünümüzde insanlar, telefon, bilgisayar vb. iletişim araçlarını kullanarak haberleşiyorlar. Peki, eski zamanlarda yaşayan insanlar bütün bu iletişim araçları yokken nasıl haberleşiyorlardı?

6

Allah’ın akıl nimetini bahşettiği insanoğlu, şimdi kullanılan araçlar olmadan da haberleşmenin bir yolunu bulmuştu. Hem de çok zekice buluşlar. Mesela; dumanla, boynuzla, davulla, güvercinle, mektupla vs. haberleşiyorlardı.

Rüzgargülü

- / . . / - . -

Telgraf Nasıl Bulundu? Çok uzak yerlere dahi, anlık mesajlar gönderilmesini sağlayan alete telgraf denildi. Telgraf “uzak yazan, çabuk yazan” manalarına gelir. Bu haberleşme sisteminin icadı 1700’lü yıllara dayanır. O zamanlar buna “optik telgraf” ya da

- / . / . - . . / -

. . . - / . - / . - . b i r

t e l g r a f

v a r .

“havai telgraf” ismi verildi. Daha sonraki yıllarda Samuel Morse isimli mucit, bu sistemi geliştirdi. Elektriğin gücünden faydalandı. Ve telleri kullanarak elektrikli telgrafı buldu. Bu sistemde kendi adını verdiği Mors Alfabesini kullandı. Bu alfabede uzun (–) ve kısa (•) işaretler vardı. Her harfe ve rakama karşılık bir kodlama vardı. Bu sayede mesajlar, kelimelere dökülerek anlaşılır hale geldi. İlerleyen zaman içinde teknolojinin gelişmesiyle telsiz telgraflar keşfedildi. Bu telgraf sistemi, arada tel (kablo) olmadan radyo dalgalarıyla çalışabiliyordu. Böylelikle uçaklar ve gemilerde de haberleşme sağlanıyordu. Telgraf Nasıl Çalışır? Genel çalışma prensibiyle telgraf; bir verici, bir alıcı ve


MORS ALFABESİ HARF A B C D E F G H I J K L M

KODU • – – • • • – • – • – • • • • • – • – – • • • • • • • • – – – – • – • – • • – –

HARF N O P Q R S T U V W X Y Z

KODU –• ––– •––• ––•– •–• ••• – ••– •••– •–– –••– –•–– ––••

•–•/––•/••– •–••/••–

7

Beyin Fırtınası Yapalım, Sizce Mors (Morse), Burada çizgi ve nokta Ne Yazıyor? yerine başka •–•/••– nasıl bir kodlama ––••/––•/•– geliştirebilirdi? Rüzgargülü

arasındaki elektrik hattından meydana gelir. İlk önce telgraf sisteminin çalışabilmesi için bir güç kaynağı (elektrik kaynağı) lazımdır. Güç kaynağından çıkacak elektriğin aradaki tellere geçmesini maniple (verici) sağlar. Tellerden iletilen elektriği, alıcı istasyon karşılar. Alıcı istasyonda bir elektromıknatıs vardır. Ve buna bağlı yazıcı uç vardır. Yazıcı uçtan da bir kâğıt şerit geçer. Vericiye kısa basılırsa kâğıt şeritte nokta (•), uzun basılırsa kâğıt şeritte çizgi (–) oluşur. Bazı telgrafların alıcılarında kâğıt şerit yoktur. Bunun yerine yazıcı uçta bulunan tokmak/ tokmağa benzeyen cisim, başka bir sert cisme vurarak tıkırtı çıkarır. Burada kısa tıkırtı nokta (•), uzun tıkırtı çizgi (–) anlamına gelir. Tecrübeli telgraf memurları, bu tıkırtıları dinleyerek gelen mesajı anlar ve yazarlar.


Rüzgargülü

8

[Seda Şengül]


[Çizen: Emine Arslan]

9

yürüyordum. Karşı yolda birkaç kişi daha benim gibi evlerine gidiyorlardı. Yollar açık olsa da buzda ayağım kayabilirdi. Yüksek bir binanın altında ilerlerken, birden bire, tam önümde, adımımı atacağım noktada bir patlama; “Bommmm!!!” Korkudan az kalsın bayılıyordum. Herkes patlayan şeyin ne olduğunu merak ediyordu. Birkaç kişi bana doğru koştu. Baktım, bende bir şey yok. Patlamanın olduğu yere baktık. Bizim bomba sandığımız ses meğerse neymiş, biliyor musunuz? Beş katlı binanın çatısından düşen, koskocaman bir buz kütlesi. Eğer buz kütlesi bir saniye sonra düşseydi, ya da üç adım sonra düşseydi, nişan almış gibi tam kafama düşecekti. Bir kazadan kıl payı kurtulmuştum. O gün ders çalıştıktan sonra yolda arkadaşımla karşılaşıp selam vermem beni biraz geciktirmiş ve bu kazadan kurtarmıştı. Böylece buz kütlesinin kafama düşmesinden birkaç santimlik farkla kurtulmuştum. Bundan sonra binalardan başıma buz düşmesin diye yolda daha dikkatli yürümeye başladım.

Rüzgargülü

Hafta

sonu, arkadaşımla beraber ders çalışmıştık. Oradan ayrıldığımda vakit ikindiye geliyordu. Eve dönüyordum. Hava buz gibi soğuk, yerler cam gibi buzdu. Nefesim buharlaşıyordu. Sırt çantam da iyiden iyiye ağırlık veriyordu. Bembeyaz örtü üzerinde ayak izlerine basmamaya çalışıyordum. Kendi ayak izimi görmek için çiğnenmemiş karlar üzerinden gidiyordum. Eldivenleri yanıma almayı unutmuştum. Ellerimin üşüdüğünü fark ettim. Düşersem destek olsun diye ellerimi cebime sokmamıştım. Yolu yarılamışken, bir arkadaşımla karşılaştım. Selamlaştık, ne yaptığını sordum. Kütüphaneden geldiğini söyledi. İki haftada bir kütüphaneye gidiyormuş. Kütüphaneden çok güzel bir kitap almış. Bana da tavsiye etti. Hava soğuk olduğundan, fazla konuşmadık, yoluma devam ettim. İleride yolumun üzerindeki kırtasiyeye uğradım. Bir taraftan eve geç kalırım, annem kızar mı diye düşünüyordum. Kitabı aldım, çantama koydum. Kırtasiyeden çıktım. Hava kararmak üzereydi ve hafif hafif kar atıyordu. Evimizin olduğu caddeye doğru


Rüzgargülü

10

Asmada Yetişirim Ama Üzüm Değilim


[Tuğba Kaya]

Ağacım ise; üzüm gibi odunsu bir gövdeye sahip ve yapraklarını her yıl döken bir asmadır. Tırmanan ve saran bir özelliğe sahip olduğundan dikimden önce tarlaya “T” şeklinde olan direkler kurulur. Ve dikilen fidanlarım büyüdükçe bu direğin

etrafını sararlar. Bu asmalar üç yıldın sonra meyve vermeye başlarlar. Ekonomik ömrüm 20-25 yıldır. Asmalarım bölgelere göre değişmekle birlikte nisan başında yaprak, mayıs sonunda çiçek açarlar. Mayıstan ekim ayına kadar büyüyüp olgunlaşan meyvelerim bu ayda toplanmaya başlar. Ve sizlere ulaştırılmak üzere gönderilir. Benim en önemli özelliğim; C vitamini açısından zengin bir meyve olmamdır. Sizde sağlıklı olmak istiyorsanız sizlere bol bol kivi yemenizi tavsiye ederim.

11

Serüvenim ilk Çin’de başlamıştır. Ama her ne kadar böyle olsa da Yeni Zelandalılar beni ülkelerine götürüp yetiştirip dünyaya tanıttıkları için onların meşhur kuşu olan “Kiwi”nin ismini almışım. Ve bütün dünyaya bu isimle tanıtılmışım. Bol yağışlı yerleri sevdiğimden Türkiye’de Doğu Karadeniz bölgesinde yetiştirilirim.

Benim dikkat çeken en önemli özelliğim; C vitamini açısından zengin bir meyve olmamdır.

Rüzgargülü

Merhaba

ben pastalara ve meyve salatalarına güzellik katan bir meyve; Kivi’yim. Hemen hemen bir yumurta büyüklüğündeyim. Meyvemin dışı kahverengi ve tüylü bir kabukla kaplıdır. İç kısmımda ise dışımdaki bu kaba görüntünün aksine, yemyeşil rengi ve halka şeklinde sıralanmış minicik siyah çekirdekleriyle apayrı bir güzellik sunan meyvem vardır. Ayrıca ferahlatıcı ve hoş lezzetimle, yiyenlerin damaklarında güzel bir tat bırakırım. Yani dışımdaki görüntü içimdeki güzelliği hiç mi hiç yansıtmaz. Bu ifadelerden sonra kendimi “dışı başka içi bambaşka bir meyve” olarak tanıtmamı daha iyi anlamış oldunuz değil mi? Bu sebepten sakın dışıma aldanıp da yememezlik yapmayın. Yoksa çok güzel bir lezzeti kaçırmış olursunuz.


R端zgarg端l端

12


1

2

3 4 1 Koruyucu saydam cam 2 Dokunulan noktayı işlemciye aktaran kısım 5

3 Saydam, elektrikli dokunmayı algılayan kısım 4 LCD renkli ekran 5 İşlemci (Telefonun beyni) 6 Pil 7 Arka kapak

6

7

Dokunmatik Ekran Dokunmatik ekranlar aslında vücudumuzla aynı sistemde çalışırlar. Beynimiz sıcak ya da soğuğu, acı ya da tatlıyı nasıl hisseder? Sıcaklık beynimize kadar mı gidiyor? Tabi ki hayır. Vücudumuzun her yerinde bulunan sinirler (Sensörler-algılayıcı) elektrik sinyallerini beynimize (işlemci) gönderir. Beynimiz ise gelen elektrik sinyallerini çözerek içimizdeki algıya (soğuksıcak) çevirir. Dokunmatik ekranlar 1- Rezistif ekran (ekrana basınç uygulanarak kullanılan ekran) 2- Kapasitif ekran (ekrana basınç uygulamadan ufak bir dokunmayı dahi hisseden ekranlar)

Rüzgargülü

Kapasitif ekran: Cam ekran üzerinde yerleşmiş şeffaf bir iletken kaplama bulunur. Bu katman küçük bir elektrik yükü depolar. Ekrana dokunulduğu zaman ekranın elektrik yükünün birazı taşınır. Yani dokunulan yerdeki elektrik akımı başka noktalara kayar. Sensörler bu değişikliği tespit eder ve işlemciye gönderir. İşlemci dokunuşun nerede olduğunu hemen hesaplar ve yazılıma gönderir. Parmak ucuzunuzun dokunduğu yerdeki görev çalıştırılır. Bu tür ekranlar daha pahalı modellerde bulunur.

13

Rezistif Ekran: Dokunma prensibine göre çalışır. Ekranın tepki vermesi ve basınç uygulanmasına bağlıdır.


RENKLİ BULMACA Soldan Sağa 1- Kuzey kutbunun buzullarla kaplı bölgelerinde yaşayan , boyları 2,5 metreye kiloları ise 400 kilograma ulaşabilen bir kara hayvanı. 3- Okyanuslarda balık avlayarak yaşayan tüylü ve sevimli bir hayvan türü. 4- İki merkez arasında, kararlaştırılmış işaretlerin yardımıyla yazılı haberlerin veya belgelerin iletimini sağlayan bir iletişim ağı. 5- Kahverengi tüylü kabuğu soyularak yenen yeşil renkli, sulu, C vitamini bakımından zengin meyve. 7- Elektrikli telgrafı bulan mucidin kendi adı ile yaptığı kodlama ve buna verilen ad. 10- Bir işteki engelleri yenme kararlılığı. 11- Bir çeşit füze. 12- Çağrı. 13- Kivinin dünyaya yayıldığı ülke. 14- Sıfırın altında 60-70 derecelere kadar düşen sıcaklıkta, az sayıda canlının hayatta kalabildiği yer.

Yukarıdan Aşağıya 1- Öğrencilere dönem sonlarında okul yönetimleri tarafından verilen ve her dersin başarı durumu ile devam, sağlık, yetenek ve genel gidiş durumlarını gösteren belge. 2- Karşılaşanlar birbirlerine verir. 4- Zamanı yıllara, aylara ve günlere ayıran yöntem ve bunu gösteren araca verilen isim. 5- Kayıngillerden, ılıman iklimlerde yetişen, 25-30 metre kadar boylanabilen, kerestesi doğramacılıkta kullanılan bir orman ağacı ve bu ağacın yenebilen kabuklu meyvesi. 6- Dünya’nın en kalabalık ülkesi. 8- Donarak katı duruma gelmiş su. 9- Eğitim öğretim yılının iki dönemini birbirinden ayıran tatil.

Rüzgargülü

14

12- Sıvının soğuğun etkisiyle katı duruma gelmesi.


ŞİFRELİ KELİME AVI Karada, havada ve denizde gidebilen ulaşım araçlarını kelime avına sakladık. Bu kelimeleri bulmacadan bularak üzerini çiziniz. Kalan harfleri sırasıyla okuyunuz. Müjdeli şifreyi bulunuz. ?

SAYILARI TOPLAYALIM

30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38 sayılarını yukarıdaki kutulara öyle bir yerleştirin ki her taraftan topladığınızda sonuç 102 olsun.

OKrlU D U S İ L K N E R ’ya kadar sayıları ye eştirdmaenlisin.

Rüzgargülü

15

1’den 6 , yukarı (her yeşil ok) turuncu ok) Her satırda r e (h a 2, sütund aşağıya her ikdörtgen içerisinde 1, d i fa e kl d n ir re dece b ve her kamlarını sa 3, 4, 5 ve 6 ra . kullanmalısın


Boyumun Olcusu BAK NASREDDİN HOCA GELİYOR. HOCAEFENDİYE BİR SORU SORAYIM DA ALTINDAN KALKAMASIN!

HOCAM, SEN DERYA GİBİ ADAMSIN; NİCE BİLGİLİ İNSANLARI CEBİNDEN ÇIKARIRSIN. ŞU DÜNYA KAÇ ARŞIN ACABA?

Rüzgargülü

16

BEN KENDİ BOYUMUN ÖLÇÜSÜNÜ BİLE ALMADIM. SİZ BUNU ŞU GİDENE SORUN; HERHALDE BU RAHMETLİ DÜNYAYI ÖLÇMÜŞ, BİÇMİŞ DE GÖÇMÜŞ GİDİYOR!

[Çizen: Ahmet Tolunalp]


Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 16  
Rüzgargülü Çocuk Dergisi Sayı: 16  

Küçük büyük herkese hitap eden ve kalitesiyle her ay yolunu gözlediğiniz derginiz İnsan ve Hayat, çocuklarımızı da unutmadı. Her ay ücretsiz...

Advertisement