Issuu on Google+


İÇİNDEKİLER

Düşündüren Hikâyeler…

Boş Kutu Dedektörü 2. DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER [Boş Kutu Dedektörü]

Mustafa Semih Şen

U

zay kaleminin icadı kadar flaş olmasa da, benzer bir

uygulama uçurumu, temizlik ürünleri sektöründe

3. DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER [Hangisi?]

yaşanmış. Seri üretimle deterjan paketleyen firmalar zaman zaman

kutuların

boş

çıktığına

dair

müşteri

şikâyetleri

alıyorlarmış. Biri Avrupa’da, diğeri ise Çin’de bulunan aynı sektördeki iki firma yönetimi, şikayetleri büyük bir ciddiyetle ele

4. HABERLER - İnternet Paylaşımlarında Resimlerin Güvenilirliği

alarak, mühendislik departmanlarına gerekli talimatı vermişler.

Avrupalı firmanın iş emri: “Deterjan dolum hattında

[Manüplasyon]

olası boş deterjan kutularının kolileme aşamasına gelmeden tesbiti ve banttan uzaklaştırılması için bir sistem kurulması” şeklinde imiş. Bir ekip oluşturulup gözlem, araştırma, planlama,

5. HABERLER - Sefer Görev Emri

uygulama adımlarıyla içinde lazerli dedektörlerin filan yer aldığı oldukça karmaşık ve pahalı bir sistemi kurarak şikayetleri

[Ergün DİLER]

önlemişler.

Avrupalı firmadan bir heyet Çin’de aynı sektörden bir

7. DÜŞÜNDÜREN RESİMLER

firmayı ziyaretlerinde aynı üretim bandında aynı sorunun nasıl çözüldüğünü görünce hayretler içinde kalmışlar.

8. DÜŞÜNDÜREN RESİMLER

Banta uygun mesafede monte edilmiş 5-10 dolarlık bir fan! Önünden boş kutu geçerken kesinlikle banttan üfleyip dışarı atıyormuş.

9. BİLİM, TEKNOLOJİ ve SAĞLIK Çinli teknisyenler, Avrupalı meslektaşları gibi “bir sistem kurma” değil de, “boş kutu sorunu”nu çözme görevi

10. KENDİNİZİ KONTROL EDİN - Kritik Düşünme Kontrol Listesi

aldıklarından, bu görevi birkaç saatte başarıp, sadece 5-10 dolara sorunu çözüvermişler. PratiKAD İbrahim İLHAN

11. İSİMSİZ MAKALE [Futbol mu?]

http://www.kritik-analitik.com/

2


Düşündüren Hikâyeler…

Hangisi?

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir. Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar. Juan, ‘Yalnızca kum’ diye yanıt verince; Polis: - Aç bakalım çantaları, der. Juan çantaları açar, polis didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada! Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir ancak saf kumdan başka bir şey yoktur! Polis çantalarını Juan’a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir. Ertesi gün Juan motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir. Polis Juan’ı gene durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan’ı serbest bırakmak zorunda kalır. Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder! Bir gün emekli polis Meksika’da bir barda otururken Juan’ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır; - Senin yıllardır bir şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım, geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden. Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin. Juan gülümseyerek yanıtlar: - Motosiklet.

DETAYLA BOĞUŞURKEN ÖZÜ KAÇIRMAYALIM!

PratiKAD Mahmud Z. ÜNAL

http://www.kritik-analitik.com/

3


HABERLER İnternet Paylaşımlarında Resimlerin Güvenilirliği Sosyal Medya ve Internet ortamlarında bir haber ya da resimle ilgili güvenilirlik testleri bu ortamların toplumların manüplasyonlarında yaygın kullanılmaya başlanmasıyla daha fazla önemli hale geldi. Bu konuda temel bir kaç not aşağıdaki yazıda verilmiştir. Sosyal medyanın en önemli özelliği insanların serbestçe bilgi paylaşabilmesi.

Ama bu serbestliğin bir de bedeli var; paylaşılan her bilgi doğru olmayabiliyor. Yapılan dezenformasyonların bizi zor durumda bırakmaması için bazı hususlara dikkat etmekte yarar var.

1. Doğru olduğuna emin misiniz? Özellikle doğal felaketler, toplumsal trajediler, siyasi tartışmalar gibi stres seviyemizin yüksek olduğu anlarda karşımıza çıkan her şeye inanmaya meyilli oluruz. Manipülatif görüntülere kolayca inanırız çünkü kendimizi haklı çıkarmak ister, bir teselli ararız. Bu gibi anlarda sakinliğimizi koruyup, gördüğümüz fotoğrafın gerçekliğinden emin olmaya çalışmak en doğrusudur. Paylaşılan fotoğrafa dikkatlice bakmakta yarar var. Fotoğraf gerçek olabilir ama acaba doğru yer ve zamana ait olduğundan emin miyiz? Bambaşka bir yerde çekilmiş bir fotoğraf sırf konuyla ilgili diye paylaşılıyor olmasın? 2. Bilgiyi kim paylaşıyor? Bilgiyi paylaşan kişinin kimliği belli mi? Ne kadar güvenilir bir kişi? Bunu anlamak için o kişinin geçmişte attığı mesajlara ve kim olduğuna bakmak gerekir. Eğer paylaşım yapan kişinin hesabı kısa bir süre önce açılmışsa veya daha önceki mesajları size pek de güven vermiyorsa temkinli olmakta büyük yarar var. 3. Fotoğraf üzerinde oynama yapılmış olabilir mi? İlk bakışta gördüğünüz fotoğraf size çok gerçekçi gelebilir ama daha yakından bir kez daha bakın. Işıklandırmada doğal olmayan bir şeyler var mı? Eğer bir fotoğrafın üzerine sonradan başka bir görüntü eklenmişse ışık değerleri, gölgeleri ve tonlamaları farklı olacaktır. Fotoğraf üzerinde oynama yapılıp yapılmadığını anlamanın yöntemlerinden birisiHue/Saturation ayarlarıyla oynamaktır. Photoshop veya benzeri bir grafik tasarım

uygulamasında

fotoğrafı

açın. Image

>

Adjustments

>

Hue/Saturation kısmından Hue/Saturation

seviyesini sonuna kadar getirin. Eğer fotoğrafın belirli bölgelerinde gözle görülecek şekilde uyumsuz renk değişimleri varsa, ani renk sıçramaları görüyorsanız fotoğraf üzerinde oynamalar yapılmıştır. 4. Fotoğrafın arkaplanına dikkat Fotoğrafın içerisindeki objelere, insanların giyim biçimlerine, o günkü hava durumuna dikkat edin. Yaz ayında gerçekleşen bir protesto hareketine ait olduğu iddia edilen bir fotoğrafta, kalın palto giymiş insanlar görüyorsanız dikkat! Türkiye'deki bir olaya aitmiş gibi paylaşılan bir fotoğrafın arka planındaki evler, sokaklar veya insanları iyice inceleyin. 5. Bu fotoğrafı başka bir yerde görmüş olabilir misiniz? Sanki daha yeni çekilmiş gibi duran bir fotoğraf aslında daha önceki başka bir olaya ait olabilir. Bunu tespit etmek için Google resim arama aracını veya tersten görüntü araması yapan TinEye servisini kullanın. Bu servisler paylaşılan fotoğrafın daha önce nerelerde kullanıldığını listelerler. 6. Çözüm medya okur yazarlığında Bir mesajı gönderen herkes, aslında kendi düşüncelerini başkalarına empoze etme gayreti içindedir. Bunun farkında olarak doğru ve yanlışı ayırt edecek bir takım mekanizmalar geliştirmek en önemlisi. Bu konuda en büyük görev ise biz kullanıcılara düşüyor. Twitter'da RT yapmadan, Facebook'ta paylaşmadan önce son bir kez daha düşünmekte yarar var. Acaba paylaştığımız içerik doğru mu, yoksa birilerinin dezenformasyonuna alet mi oluyoruz?

http://www.kritik-analitik.com/

4


HABERLER SEFER GÖREVİ Türkiye bugünden itibaren YÜKSEK BASINÇ'ın etkisine girdi. Artık neler olacağını, nelerin yaşanacağını, kimin zarar göreceğini, sonucun ne olacağını, kimin güleceğini zaman gösterecek! Ama bu ALTIN kuraldır! Kim ülkeyi MİLLİ bir çizgiye çekmek isterse, kim rotayı BÜYÜK TÜRKİYE'ye çevirirse başından dert eksik olmaz! Çünkü içeride kurulan gizli ve köklü oluşumu bilmediğimiz için gelen fırtınanın sebebini burada ararız! Yanılırız! Çünkü Türkiye'nin başına örülen çorapların tamamı İHTAL'dir! Pek çoğu İNGİLİZ malıdır! Elinize alıp baktığınızda KRALİÇE'nin mührünü görürsünüz! Bugüne kadar, yani Erdoğan'a gelinceye kadar, hiçbir isim İNGİLİZLER'in karşısına böylesine yürekli bir şekilde dikilmedi! Kraliçe ve ona bağlı MUSEVİ SERMAYESİ her defasında ülkeyi istedikleri kulvara sokmayı başardı! Emirlerindeki bankalar, gizli hesaplar, patronlar, CEO'lar, dev şirketler, iletişim ağları, memurlar her söyleneni eksiksiz yaptı! MASONİK oluşumlarla devletin can alıcı damarlarına kadar gidildi! Ortada duran kocaman yapı aslında bizim değildi! Hiç olmamıştı! Kiralık otomobil kullanan sürücüden farkımız yoktu! Nereye kadar gideceğimiz, ne zaman geri döneceğimiz bilmediğimiz PATRONA ait bir karardı! Dedim ya altımızdaki sonuçta kiralıktı! Bizim değildi! Bizim gibi görünen ise sadece ismi ve tabelası TÜRK olan şirketlerdi! Bunların arkalarında ise LONDRA ve MUSEVİ BARONLAR vardı. Bakın bizim BARONLARIN nasıl zengin olduğu inanın devlet tarafından bilinmez! Kayıt-kuyudat yoktur! Devlet düne kadar PARA ilişkisini kovalamadığı için DIŞARIDAN gelen her şeye kapısını sonuna kadar açmıştır! Bizim bazı ailelerimizin arkasındaki gerçek patron MUSEVİLER'dir! Biz sadece onların TEMSİLCİLERİYLE karşı karşıyayız! Ve bu aileler de onların adına ANKARA'ya yumruk sallamaktadır! Amaç Osmanlı'yı yıkıp istedikleri kıvamda yeni bir devlet kurmaya izin veren BARONLARI kızdırmamaktır! Sokaktaki insanın bilmediği mahşer dengesi budur! Kimin seçileceğine ve kimin o koltukta ne kadar kalacağına bunlar karar verdi! Şimdi rüzgar ters esmeye başladığı için AYAKTALAR! Toplanıp hep birlikte saldıracaklar! Ankara'yı dağıtmak için harekete geçecekler. Ne kadar verebilirlerse o kadar zarar verecekler! Çünkü başkentte TÜRK görmek istemiyorlar! Bu ülkenin çocuklarının kendi kaderlerini kendilerinin yazmasını istemiyorlar. Yıkılıp giden OSMANLI'dan sonra yeni bir TÜRK sorunuyla uğraşmak niyetinde değiller! Türkiye'yi kaybettikleri anda bu maçı asla ve kat'a alamayacaklarını biliyorlar! Ukrayna'ya saldırdılar! Ama asıl hedef Türkiye! Amerika'dan Güney Afrika'ya, Avrupa'dan Çin'e kadar olan yelpazedeki bütün BARONLAR güçlerini toplamış ve birleştirmiş durumda! Gitmesi ve yıkılması istenen güç Milli Türkiye! Bunun için kapıyı çalacaklar! HSCB, Royal Bank of Scotland, Banco santander, J.P. Morgan Chase Bank, De Beers, Rio Tinto, Newmont, ING Group, AVIVA, Citigroup, Chevron, Exxon Mobil ve Stardart Oil gibi devletlerden çok daha güçlü ŞİRKETLERLE gelecekler! Bunların emrindeki istihbarat örgütleriyle çullanacaklar! Büyük diye bildiğimiz her devletten bu koalisyona gönülle katılan BARONLARLA sınırı aşacaklar! Bunların sadık adamları burada elinden geleni yaptığı için bilinen ayakçı SOROS'u görmüyoruz! İçeride işi ondan daha iyi yapanlar var! Tarihimizi onlar yazdığı için gerçeklerle buluşamıyoruz! Çanakkale'den de İstiklal Harbi'nden de gerçek anlamda bir ZAFER çıkamadığını ıskalıyoruz! Eğer bize öğretildiği gibi olsaydı BARONLAR bütün ülkeyi nasıl bir UR gibi sarıp sarmalayabilirdi! Para ve zenginlik bizlerin olurdu! Ama olmadı! Olamadı! Bize ait kararları alırken LONDRA'ya sorduğumuz sürece de iki yakamız bir araya gelemezdi! Düne kadar gelmediği ortadaydı! Tabii darbeleri, cuntaları, ekonomik krizleri, suikastları, infazları, sabotajları Türk insanının kendi kendine çıkardığına inanıyorsanız başka! Çünkü bu ülke böyle cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve genelkurmay başkanları gördü! Belki insanlar gerçekten büyük fotoğrafı göremeyip korkuyordu! Bilemiyorum! Hiç unutmam, bir önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer veda konuşmasını yaptığı Harp Akademileri'nde "Türkiye'de siyasal rejim, Cumhuriyet kurulduğundan beri hiçbir dönemde bugünkü kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmadı" demişti! Sayın Sezer gerçekten halkın oylarıyla gelen insanları tehdit gibi algılamış olabilir! Bilmiyorum... Ama bu söylem yani AKLIN içinde olmadığı, kendi insanını sistem dışına iten LAİKLİK İngiliz icadıdır! Cumhuriyet'i yüceltmek değil de çok da temiz olmayan eller tarafından korumaya çalışmak, aslında KÜÇÜLTMEKTİR! Bizim siyasi sistemimiz kendi MİLLETİNİ kadro dışı bırakmayı amaç edinmiş tek rejimdir! Dünyada başka örneği yoktur! Kendi insanını izleyen, fişleyen, önünü kesen, tehlikeli bulan, ülkesine hizmet etmesini önleyen bir başka yönetim biçimi yoktur! NEDEN? Bunun cevabı laikliğe kalpten bağlı olsalar da önemli koltukları verdiğimiz insanların oyunu görememesidir! Batı'nın tarihi bizle yaptıkları mücadeledir! Silahla, kılıçla baş edemedikleri TÜRKLER’i parayla, yetiştirdikleri zenginlerle ve siyasilerle bloke ettiler!Adım attırmadılar! Birçok devlet büyüğü bu oyunu göremedi! İlkokula "laikliği koruyalım" bilgisi girdi ama "KRALİÇE'ye dikkat edin!" diyen kimse çıkmadı! Görmediğimiz buydu! Kendi içimizde birbirimizi yerken ne fırsatları ıskaladığımızı görmüyorduk! Ve Londra'nın, Ankara'nın kodlarını yazarken izlediği yolu atlıyorduk! Başkent bizimdi ama onlar her yerde vardı! İktidarda da, muhalefette de, askerde de, sivilde de... Şimdi yerleştirdikleri ama daha önce kullanmadıkları GÜÇLER için SEFER GÖREV EMRİ verildi!

http://www.kritik-analitik.com/

5


Yakında akın edecekler! Bu millet ilk kez yenmek üzere olduğu güçle son kez çarpışacak! Ya ödün verip anlaşacağız, ya da bir olup tokatlayacağız! "Anlaşma" bir daha GELMEMEK üzere gitmemiz demek! BİR olmamız ise onların yok olması demek! Bekleyin çok az kaldı! (Ergün Diler-Takvim Gazetesi-17.12..2013) (Not: Köşe yazısının yayınlanma tarihine ve “Rüşvet” operasyonunun tarihlerine dikkat) 17 Aralık Operasyonundan 3 gün önce Ergün Diler tarafından atılan Tweetler. Ankara, Haçlı kuşatmasıyla karşı karşıya! Ne yazık ki karşı grubun içinde Türk ve Müslümanlar da var! İçinde sağcı da, solcu da, muhafazakâr da, Kürt de var! Ailece dayak istiyorlar başka bir şey değil! Bilginize. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun papa ile UZLAŞMA dediği sakın "Gelin Erdoğan'ı birlikte gönderelim! Ondan sonrasına bakarız!" teklifi olmasın!! Aydın Doğan'ın oldukça iyi bir dostu olan Ekmeleddin İHSANOĞLU'nun CİDDE'de çok önemli kişileri ağırladığını duydum! Nedense konu hep siyaset! "Türkiye'yi Türkler'e bırakmamak için" etten duvar örüyorlar! Gelecekler! Ukrayna bunun habercisi! Ayak seslerini duyuyorum! Uyanık olun yeter! Sakın Türkiye'deki olayların nedenini içeride aramayın! Hiçbir şey yapmasanız bile SOROS'u takip edin! NAVİGASYON O! Kimle görüşüyor! 1)Ukrayna'da Timoşenko, Güney Afrika'da MANDELA Yahudi sermayesinin adamıydı!>> 2)Türkiye'de daha dün parayı teslim ettiğimiz Kemal Derviş ve Polonya Yahudisi olan eşi de bunların en sadık adamlarındandır!! Türkiye 2. kurtuluş savaşını veriyor.! Musevi baronların bu kirli oluşumunda sağcısından, solcusuna, ulasalcısından, müslümanına herkes var..! Gömleği farklı olan insanları "ayrı" sanmayın! Hepsi aynı yere çalışıyor! Bu hassas noktayı kaçırırsanız yaşananlardan hiçbir şey anlamazsınız! Şimdi yerleştirdikleri ama daha önce kullanmadıkları GÜÇLER için SEFER GÖREV EMRİ verildi! Yakında daha çok akın edecekler! Bu millet ilk kez yenmek üzere olduğu güçle son kez çarpışacak! BİR olmamız onların yok olması demek! Bekleyin çok az kaldı! Ülkemizin çocuklarının kendi kaderlerini yazmasını istemiyorlar. Yıkılıp giden OSMANLI’dan sonra yeni bir TÜRK sorunuyla uğraşmak istemiyorlar! Arada mesaj getirip götürenleri bilseniz şaşarsınız! Ankara, Haçlı kuşatmasıyla karşı karşıya!! Ama şunu bilin Ailece dayak yiyecekler!! Soru 1- Aylardır köşe yazarlarının yazdığı ve bazı gazetecilerin aylar önce tweetleri ile ilan ettiği 17 Aralık operasyonundan Başbakanın gerçekten haberi yokmu idi? Soru 2- Var ise amaçlanan nedir? Not: Her olayda olduğu gibi bu olayda da küçük resme değil, büyük resme bakmak, kimin eliyle yapıldığına değil kimlerin organize ettiğine bakmak, dönen oyunların anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

http://www.kritik-analitik.com/

6


DÜŞÜNDÜREN RESİMLER

Büyük resme bakmak önemlidir!

Bilgiyi ayağımıza kadar getirenlerin, bilgiyi yorumla çarpıtabileceğini, getirdikleri bilginin tamamen yalandan ibaret olabileceğini hatırınızdan çıkarmayın http://www.kritik-analitik.com/

7


Sürüye uymak, bireysellikle de olur.

(Aile içi KAD) Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar arkadaş olun, 15 yaşından sonra istişare edin… Hz. Ali

Ismarlama belgesel, dizi veya filmler büyük ihtimalle yönlendirme amacı taşıyordur. http://www.kritik-analitik.com/

8


BİLİM, TEKNOLOJİ ve SAĞLIK

İster iPhone kullanın, ister Macintosh, Bu tehlike sizin de başınıza iş açabilir!

Obezite Nedir? Hem iOS, hem de Mac OS kullanıcılarının varsayılan web tarayıcısı Safari'den gelen haber, pek çok kullanıcıyı korkutabilecek kadar ciddi. Kaspersky Labs'tan konuyla ilgili yapılan açıklamada Safari tarayıcısının kullanıcılara ait şifreleri bir metin dosyasında tuttuğunu ve bu nedenle hacker'ların ufak bir saldırısı söz konusu olduğunda bile, şifreleri kolayca ele geçirebileceğine dikkat çekiliyor. Safari'de şifrelere ulaşmak bu denli kolay olunca şirket Apple'ı bu konuda uyarmayı ihmal etmemiş. İyi haberse, Safari'nin yeni sürümünde bu sorunun olmaması. Ama eski sürümleri kullananların bu konuda dikkatli olmaları gerekiyor. Zira hacker'lar bu açığı kullanarak Facebook, Twitter gibi Safari'den otomatik giriş yapılan birçok hesabın kullanıcı adı ve şifresine kolayca ulaşabiliyor.

Elektronik Cihazlar Neden Bozulurlar!

Elektronik cihazlar genelde beklediğinizden önce bozulur. Peki bunun arkasındaki sebep ne? Cihazlarınız kalitesiz mi, yoksa kasıtlı olarak mı bozulacak şekilde üretiliyorlar? Yıllar boyunca kullanılan elektronik cihazlardaki tipik problemleri ve eskime sürecini inceledik. Planlanmış eskime mi? Üç yıllık bir laptopunuz olduğunu düşünün, açılması her defasında on dakika süren. Fan sesinin azalmasından dolayı fanda bir sorun olduğunu düşündünüz ve teknik servise götürdünüz. Tecrübeli bir teknik servis çalışanı olsanız bile cihazı tamamen parçalara ayırmanız 20 dakika sürüyor. Sonunda sıra fana gelince laptopun neden bu kadar yavaş çalıştığı hemen anlaşılıyor: Soğutucu demirin üzerine üfleyen fan, zamanla bütün tozu toplamış ve tozlar fana kadar ulaşıp dönüş hızını ve hava akışını kesmeye başlamış. Bu gibi durumlar, elektronik cihaz sahibi herkes tarafından en az bir iki kez yaşanmıştır. Ve özellikle böyle sorunlar garanti bitiminin hemen sonrasında olunca, firmaların cihazlarına bu zaafları bilerek koyduğu şüphesi doğuyor.

http://www.kritik-analitik.com/

9

Bilindiği üzere beslenme; anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır. İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir. Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir. Günlük yaşamda bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vb.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18'i, kadınlarda ise %20-25'ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30'un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır. Günlük alınan enejjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vucutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır. Buna paralel olarak, teknolojisindeki gelişmeler, kolaylaştırmakla birlikte, günlük önemli ölçüde sınırlamıştır.

günümüz yaşamı hareketleri

Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır.


KENDİNİZİ KONTROL EDİN

http://www.kritik-analitik.com/

10


İSİMSİZ MAKALE – Futbol mu? Futbola daha geniş bakmayı severim. Bu kadar paranın döndüğü, bu kadar büyük kitlelerin peşinde koştuğu bir OYUN, ortada TOP da olsa kendi haline bırakılmaz! Hele hele Türkiye'de... Fatih Terim operasyonla gönderildi! Bu kesin! İşin arkasında daha önce İnan Kıraç'ın olduğunu öne sürmüştüm! Buna gerekçe olarak da yakın geçmişteki sözlerini ve yaptıklarını göstermiştim! Şimdi biraz daha geri gidelim... Marshall yardımı kapsamında Amerika, Türkiye'ye destek veriyordu! Bunlardan biri de daha önce yazdığım SARI TRAKTÖR hikâyesiydi! Traktörün nimetlerini Anadolu'da anlatanlardan biri de İnan Kıraç'ın ağabeyi Can Bey'di! Amerika'dan gelen dostlarla gezmediği kasaba kalmamıştı! Bizim köylülerin SARI TRAKTÖR dediği marka aslında Amerikan Minneapolis Moline'di! Traktörler geliyor köylüye dağıtılıyordu! İki kardeş de uzun yıllar çalışacağı ailenin içinde kendine yer bulmuştu! Can Bey, FIAT traktörlerinin Türkiye distribütörü olan Egemak şirketinin müdürüydü. Türk otomotiv sanayiinin kurulmasında ve gelişmesinde büyük emeği geçen Bernar Nahum'un hem çok yakın çalışma arkadaşı hem de dostuydu! Bir gün iki isim otururken Minneopolis ile FIAT'ın kaderini birleştirme kararı aldı! Tarihler 1962'yi gösterirken Fiat, Ankara'da montaja başlamıştı bile! Yolculuk, Egemak-Fiat-MKEK-ZDKZiraat Bankası ortaklığı ile bir süre gitti! Daha sonra Amerikan OLIVER markasını Türkiye'ye taşıyan KOÇ da işin içine girdi! Aslında hem Fiat'ı yani Agnelli'yi hem de Vehbi Bey'i ikna eden Kıraç'tı! FIAT stratejik bir kararla Türkiye'ye girdi! Bu kararda Agnelli ailesinin çok güvendiği bir isim olan ve Türkiye'yi çok seven Ricardo Chivino'nun payı büyüktü! Bir de Nahum'un! Zaten Bernar Nahum'un birçok yakını Avrupa'da etkili işlere imza atan, geniş bir iletişim ağı içinde olan insanlardı! Yıllar akıp giderken Can Bey'in kardeşi İnan Bey de hayata atılmıştı! İlk durak ORMAK A.Ş'ydi! daha sonra o da aileye katıldı! O da İTALYAN izinden gitti! TOFAŞ'a ömrünü verdi! Ve Nahumlar'dan hiç uzak kalmadı! Söylenmese de aileyi AGNELLI ile bir araya getirip geniş bir kapsama alanı sağlayan iki biraderdi! Agnelli için "İtalya'nın sahibi" derlerdi! İnan Bey, Vehbi Bey'in kızıyla hayatını birleştirse de aksiyonları hiç bitmedi! Türkiye'nin

sanayi

atılımları

iki

kardeşin

aklı

ve

becerisi

ile

kıvam

buldu!

Temelinde

onlar

vardı!

Galatasaray Lisesi'ni bitirdiği için, daha da önemlisi Fransa Devlet Başkanı'nın elinden LEGION d'HONNEUR nişanı aldığı için herkes İnan Bey'in ilişkilerini sadece Paris ile sınırlı sayıyordu! Tarihi yanılgı buydu! Beyaz Türkler'in bitirdiği okullar ilişkilerine ışık tutmaya yetmezdi! Aroma okulun ismi de olsa network başka şekilde gelişiyordu! Fransa'da, Almanya'da ya da İngiltere'de tabelalara baktığınızda birkaç ailenin aslında Avrupa'nın gerçek sahibi olduğunu görürsünüz! İşlerini ve ilişkilerini geliştirmek isteyen insanlar bu AĞ'dan uzak duramaz! Agnelli, biraderlere bu imkânı sundu! Bir yandan Fiat geldi, bir yandan onlar dünyaya açıldı! Bayi sistemi ve iş tutuş tarzı Agnelli bakışının birebir aynısıydı! Agnelli'nin, hem Vatikan'la hem Vatikan bankasıyla ilişkileri, ünlü Musevi ailelerle yakınlığı ve CIA'ya kadar uzanan eli hep konuşulurdu! İtalya'nın en derin ismiydi! Markaları, serveti ve hobileriyle adından söz ettirirdi! Sonuçta Avrupa'nın buğulu bakan dev ismiydi! Ve ortaklarının da, yola çıktığı insanların da bu eksenden çıkmasına izin vermezdi! İstemezdi! Zaten birçok isim gibi biraderler de bu rotadan sapmazdı! Sadece FRANSIZ görünse de İnan Bey, aslında Avrupa burjuvazisinin en önde giden temsilcisiydi! İş ve parada olduğu gibi sosyal hayatta da öyleydi! Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı, Alliance GS. Paris Başkanı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri, Yeditepe Üniversitesi, Coşkun ÖZ Eğitim Vakfı, TEMA Mütevelli Kurul üyesi, Darülaceze ve GS Divan Kurulu üyesiydi!

http://www.kritik-analitik.com/

11


Çok açık söylenmese de DERİN GALATASARAY'dı! Okullar elinin altındaydı! Seçkincilik üzerine kurduğu yaşamında ANADOLU'ya ve taşraya yer yoktu! Ne kadar doğru olursa olsun kasabalıya, köylüye tahammülü yoktu! AK Parti'yi de Anadolu'nun sesi olduğu için tutmazdı! İstediği ismin istediği yere gelmesine dikkat ederdi! Ünal Aysal getirdiği isimlerden biriydi! Daha genç yaşında aileye katmıştı! Dediğim gibi Fransız ekolünden gelmesi, "Demir Lady" Margaret Thatcher ile otel lobilerinde kulaktan kulağa konuşacak kadar etkili olan Selahattin Beyazıt ile dostluğuna engel değildi! Aslında hepsi birdi! Ekoller bizi aldatırdı! Yanlış yere takılıp asıl gücü ve dayanışmayı göremezdik! Aysal'ı getiren Güç, Erdoğan'la yakınlaştığı için kendi çocukları Terim'i yiyordu! Hiç af olmuyordu! Başarı apaçık ortada da olsa DERİN ABİLERİN dediği oluyordu! Futbol sadece peşinden gidilen TOP değildi! Bütün bunları neden anlattım! FenerbahçeTrabzon maçını dün dostlarımla izledikten sonra gece yarısına doğru bir mail geldi. Maili gönderen dostum "Galiba haklı çıktın! Ünal Aysal geçtiğimiz Mayıs ayında Terim'in ipini çekmiş. Krizin nedeni telefona çıkmamak değilmiş! Aylar öncesinde bir başka hocayla masaya oturulmuş, o da Terim'i arayıp kumpası haber vermiş!" diyordu! Tam ne cevap vereyim diye düşünürken "Büyük ihtimalle İtalyan geleceğini söylüyordun. O da Mancini oldu!" diye ikinci mesaj geldi! Şaşırdım... Bazen hayat tesadüflerle insanın yüzünü güldürüyordu! Mancini mi? Yahu o da küçük yaştan beri JUVENTUS hayranı biriydi! Şaka gibi ama Juventus da Agnelli ailesinindi! Öcalan krizinde İtalya ile Türkiye'nin arasını bulmak için devreye giren Agnelli ailesi şimdi de aynı ismi yani Terim'i göndermek için İstanbul'dan gelen çağrıya "evet!" demiş olmasın! Olmaz olmaz! Burası Kurtlar Vadisi! Ha unutmadan Erdoğan'a aralıksız saldıran THE ECONOMIST dergisinin iki ortağını biliyor musunuz? Ben söyleyeyim... Biri AGNELLI diğeri de ROTHSCHILD... Umarım Terim kime kurban gittiğini anlamıştır! Galiba futbol gerçekten sadece futbol değil! Ne dersiniz! NOT: Agnelli'nin işlerinin başına geçen torunu John Elkann "Bizim ailede herkesin ilk staj yeri The Economist'tir!" demişti! Dedim ya hepsi tesadüf!

http://www.kritik-analitik.com/

12


KADergi 2