Issuu on Google+

KADergi 2013, Muharrem – Kasım 2013

SAYI:1

Kritik ve Analitik Düşünme Platformu Antalya Temsilciliği Aylık Dergisi

HUŞ DER DEM

Antalya Ahlak Kültür Çevre Derneği, Kritik ve Analitik Düşünme Komisyonu tarafından hazırlanmıştır. HABERLER  6491 Sayılı Türk Petrol Yasası çıktı Türk Petrol Kanunu, 11 Haziran 2013 tarihinde 28674 sayılı Resmi Gazetede Yayımlanarak yürürlüğe girdi. Haberin Devamı ve analizi 4. sayfada…  Gezi Olayları; Sosyal Medya Üzerinden bir Toplum Mühendisliği İşte Gezi'deki iitifaklar... Haberin Devamı 4. Sayfada…  Körüklenmekte olan mezhep gerginliğini engellemenin yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir. Devamı 5. Sayfada…

MEDYA OKUR YAZARLIĞI

Ama şu sıra yetişmiş meslek erbabı insanların, münevverlerin, eğiticilerin, mütehassısların, tüccarların, sanayicilerin, neticede aklı eren her iyi niyet sahibinin dünya gidişatını yönlendirmeye çalışan sistem ve organizasyonları daha iyi tanıyıp politikalarını ve neticelerini hesap edebilmeleri için, KRİTİK ANALİTİK DÜŞÜNMEYİ öğrenmelerine destek olmamız lazım. ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ Gelişmeleri doğru değerlendirme ve anlama yeteneği geliştikçe, İyi insanların dünya politikalarında daha aktif ve belirleyici rol almaları ve iyiliği ön plana çıkarma fırsatları doğacaktır. Dolayısıyla herkes kendi işiyle meşgul olsun kavramını; iyiler, gidişatı kendi istikballeri açısından kavrayıp doğru olan yöne gelişmeleri yönlendirsin diye kampanyalar yapmamız lazım. ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ Analitik ve kritik düşünmeyi öğreten kitaplar alın ve anlayarak okuyup, günlük hayatınızda tatbik edin. Muharrem Nurettin COŞAN

“Bundan sonra, farkına varmadan yapa geldiğimiz her şeyin, aslını araştırmalı, sebebini sormalı, kaynağını bulmalı, bizden olmayanı derhal terk etmeli, özümüze dönmeliyiz” Prof. Dr. Mahmud Esad COŞAN (Rh.a.) Temmuz 1986 ÖN YARGI "Düşünmek kolay bir hadise değildir. Genelde kardeşlerimiz düşünmeyi önyargılarının yeniden organize edilmesi olarak düşünüyorlar. Düşünme, kalıplardan kurtulabilmedir. Farklı düşünebilmedir. Yeni bir ufukla düşünebilmektir. Bu düşünceyi gerçekleştirmeye ihtiyacımız vardır. Niçin? Çünkü var oluş ancak düşünmeyle korunabilir." (Prof Dr. Celal TÜRER)


İÇİNDEKİLER

Düşündüren Hikâyeler…

1. KAPAK

Çatlak Testi 2. DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER [Çatlak Testi]

3. DÜŞÜNDÜREN HİKÂYELER [Derman Dede, İstanbulun Fethi]

4. HABERLER - 6491 SAYILI TÜRK PETROL KANUNU ANALİZİ [Yeni Türk Petrol Yasası 11 Haziran 2013 tarihinde Resmi Gazetede yürürlüğe girdi.] - GEZİ OLAYLARI [Gezi ittifakları]

5. HABERLER İSLAM GENEL KONGRESİ [Körüklenmekte olan mezhep gerginliğini engellemenin yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir.]

6. MEDYA OKURYAZARLIĞI

Mustafa Semih Şen Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna astığı testilerle dereden su taşırmış evine… Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış… Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış. Kusursuz testi her seferinde adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve… Ama çatlak testi sızdırdığı için eve yarısı boşalmış olarak ulaşırmış. Bu durum iki sene bu şekilde devam etmiş. Tabii kusursuz testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş. Zavallı çatlak testi ise suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için hem utanıyor, hem de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş: “Kendimden utanıyorum. Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor.” Adam gülümseyerek dönmüş testiye: “Göremedin mi? Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben sendeki çatlağı başından beri biliyordum. Bu yüzden senin tarafına çiçek tohumları ektim. Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın. 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, evimi böyle güzelleştiremeyecektim.” diye cevap vermiş. Aslında hepimiz birer çatlak testiyiz. Her birimizin kendine has kusurları vardır. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren.

7. DÜŞÜNDÜREN RESİMLER

Etrafımızdaki her kişiyi, düşünceyi oldukları gibi kabullenip; onlardaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri gördüğümüz zaman yarınlarımız şüphesiz daha anlamlı olacaktır.

8. ÖZGÜN MAKALELER [“Düşünme” Üzerine Düşünceler]

Mustafa Semih ŞEN PRATİKAD

9. BİLİM, TEKNOLOJİ ve SAĞLIK

10. AYET VE HADİSLERLE KAD

11. TAVSİYE KİTAPLARDAN [Kalp Nefs ve Ruh]

12. [Derviş Hasanın Hikâyesi] http://www.kritik-analitik.com/

2


Düşündüren Hikâyeler…

Derman Dede ve Oğulları Bir varmış bir yokmuş. Şifalı otlardan ilaçlar yapıp satan Derman Dede adında bir ihtiyarcık varmış. Derman Dede fakirlerden hiç para almazmış. Onun ilaçlarını içen hastalar çabucak iyileşirmiş. Derman Dede’nin dört oğlu varmış. Dedecik oğullarına; “Bu iş sabır işidir. Zamanı geldiğinde gerçek sabrı gösterene ilaçlarımın sırrını öğreteceğim.” demiş. Karanlık Yüz isminde kötü kalpli biri, Derman Dede’nin ilaçlarının ününü duymuş. Bu ilaçların formüllerini öğrenmeyi aklına koymuş. “Böylece insanlar ilaçları benden almak zorunda kalır. Ben de pahalı fiyata satar, kısa zamanda zengin olurum.” Diye düşünüyormuş. Bir gün oğulları evde yokken gizlice gelip Derman Dede’yi kaçırmış. Neyse ki ihtiyarcık oğullarına küçücük bir not bırakmayı başarabilmiş. Geç saatte eve gelen dört kardeş bu notu bulmuşlar. Notta sadece ‘Karanlık Yüz’ yazıyormuş. Kardeşler babalarını onun kaçırdığını anlamışlar. En büyük kardeş başlamış ağlamaya: “Vah başımıza gelenler, vah! Biz şimdi babasız ne yapacağız, eyvah!” İkinci kardeş onu teselli etmeye çalışıyormuş: “Üzülme ağabeyciğim. Başa gelen çekilir.” Üçüncü kardeş ise; “Ben şimdi o Karanlık Yüz olacak haine gününü gösteririm!” diyerek öfkeyle evden ayrılmış. En küçük kardeşinin; “Bekle! İyi bir plan kurup birlikte gidelim.” diye seslendiğini duymamış bile. Karanlık Yüz’ün evinin etrafı tuzaklarla doluymuş. Üçüncü kardeş bu tuzaklardan birine yakalanıvermiş. En küçük kardeşe gelince… O, ne yapması gerektiğine karar verip öyle yola koyulmuş. Önce Karanlık Yüz hakkında bilgi toplamış. Evinin etrafındaki tuzakları öğrenmiş. Sonra evi gözetlemeye başlamış. Karanlık Yüz evden çıkar çıkmaz tuzaklara dikkat ederek eve girip babasıyla ağabeyini kurtarmış. Birlikte kulübelerine dönmüşler. Derman Dede tüm çocuklarına sarılmış, sonra da şunları söylemiş: “Evlatlarım, gerçek sabrı gösterene ilaçlarımın sırrını öğreteceğim, demiştim. En küçük kardeşiniz gerçekten sabırlı davrandı. Ağlayıp inlemedi; olanı kabullenip oturmadı; öfkeyle hareket etmedi. Sakin olup, düşündü; sonra yapması gereken en doğru işi yaptı. Ben de sırrımı onunla paylaşacağım. Diğer üç oğul hatalarını anlamışlar, babalarına itiraz etmemişler. O günden sonra birlikte mutlu bir hayat sürmüşler. (Erdemler Serisi, Sabretmeyi Biliyorum, s:6-9, Timaş Yayınevi, 2009) M. İshak MAZI PRATİKAD

http://www.kritik-analitik.com/

3


HABERLER

6491 Sayılı Türk Petrol Kanunu Analizi…

Gezi Olayları;Sosyal Medya Üzerinden Bir Toplum Mühendisliği Gezi eylemlerine 3 milyon 545 bin kişi katıldı.. Bütün yasadışı örgütlerin alana indiği olayların en etkin örgütü MLKP'yi SDP ve DHKP-C takip etti... 20 twitter hesabı, günde 5 bin tweetle olayları örgütlerken, 2.5 milyon İngilizce tweet atıldı. OLAYLARI 20 TWİTTER HESABI, GÜNDE 5 BİN TWEET'LE YÖNLENDİRDİ Star'da yer alan habere göre; İçişleri Bakanlığı Gezi Parkı süreciyle ilgili geniş kapsamlı bir rapor hazırladı. Eylemlerdeki örgüt profilinden adli sürece kadar birçok detayın yer aldığı rapora göre, eylemler süresince en etkili örgütün MLKP olduğu ortaya çıktı. 80 ilde yaklaşık 3 milyon 545 bin kişinin aktif olarak katıldığı Gezi Parkı olaylarının yaşanmadığı tek ilin ise Bayburt oldu. 160 kişinin tutuklandığı eylemlerde tutuklu sayısında liste başı İzmir oldu. En aktif terör örgütü: MLKP Taksim Gezi Parkı'ndaki imar çalışmaları sırasında bazı ağaçların başka yere nakledilmesi bahane edilerek başlatılan protestolar, daha sonra marjinal gruplar, terör örgütleri ve bazı siyasi partilerin de olaya müdahil olmasıyla ciddi toplumsal olaylara dönüştü. Şiddet eylemleri sırasında en aktif rol alan örgütün Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) olduğu belirtildi. Yaşanan olaylar sırasında şiddet eylemlerine karışan 5 bin 341 kişi gözaltına alındı. En fazla gözaltı olayı Ankara'da yaşandı. Başkent'te 280 olayda 905 kişi gözaltına alınırken, İstanbul'da olay sayısı Ankara'nın 3 katı olmasına rağmen gözaltı sayısında 872 ile Ankara'dan sonra ikinci sırada yer aldı. Olaylarda 160 kişi ise tutuklandı. İzmir'de 50, İstanbul'da 40, Ankara'da 37, Bursa'da 8, Erzincan ve Malatya'da 7, Kocaeli'nde de 6 kişi tutuklandı. Türkiye geneli operasyonlarda gözaltına alınanlara ilişkin örgütsel dağılımda yine MLKP yüzde 38'ye ilk sırada yer aldı. Gözaltına alınanların yüzde 23'ü SDP, yüzde 8'si TKP-ML, yüzde 7'si ise DHKP-C terör örgütü mensubu kişilerden oluştu. Siyasi partilerin rolü % 22 Türkiye geneline yayılan eylem, gösteri, protesto ve şiddet olaylarına karışan oluşumlar içerisinde en çok etkisi olan ve destek sağlayan yapının sol eğilimli sivil toplum kuruluşları ve bağımsız gruplar oldu. Olaylara yüzde 53'le en çok etkiyi yapan STK'ların yanı sıra, siyasi partilerin de yüzde 22'yle direk etkisi şaşırttı. Bu iki yapıyı yüzde 16 ile Ulusalcı oluşumlar takip ederken, en az etki eden ise dini istismar eden marjinal yapılanmalar oldu. İŞTE KATILAN MARJİNAL YAPILANMALAR İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlatılan Gezi Raporu'na yansıyan bilgilere göre, söz konusu eylemlerde başı çeken MLKP'nin yanı sıra şiddet eylemlerine karışan bazı örgüt, marjinal grup ve partiler şu şekilde: DHKP-C, Halk Cephesi, Anarşistler, DEVYOL, Maoist Komunist Parti (MKP), Direniş Hareketi, Devrimci Sosyalist İşçi Hareketi (DSİH), Marksist Leninis Silahlı Propaganda Birlikleri (MLSPB), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Türkiye Komunist Partisi- Marksist Leninist (TKP-ML), Türkiye Komunist İşçi- Bağımsız Demokratik Sosyalist Partisi (TKİP-BDSP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Genç-Sen, TİKP-Bolşevik Proletere Devrimci Duruş, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Halkevleri, (Türkiye Gençlik Birliği (TGB), Anti Kapitalist Müslüman, Devrimci Müslüman Gençlik, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP). Toplamda 4 bin 725 eylem yapıldı Taksim'de başlayarak 80 ile yayılan Gezi olayları sırasında en sağduyulu il ise Bayburt oldu. Bayburt, Gezi ile ilgili hiçbir olayın yaşanmadığı tek il olurken, Türkiye genelinde 4 bin 725 eylem yapıldı. Söz konusu eylemlere, 3 ay boyunca bütün mükerrer katılımlar dahil yaklaşık olarak 3 milyon 545 bin kişi katıldı. Olaylarda 5 bin kişi yaralandı Olaylarda 4 bin 312 sivil vatandaş, 694 güvenlik görevlisi yaralandı. En çok katılım 1 milyon 153 bin kişiyle İstanbul olurken bu şehirde 733 etkinlik ve eylem düzenlendi. Olaylara en ciddi katılım 1 Haziran, 7 Temmuz ve 13 Temmuz tarihlerinde yaşandı. En dikkat çekici istatistik ise katılımcı profilinde gözlendi. Liderlik yapan 20 tweet hesabı Eylemlere katılan sivil halkı kışkırtarak şiddet olaylarına katılımı artırmak için yalan haber yayan, olayları yönlendiren 20 Twitter hesabı da mercek altına alınarak rapor edildi. Bu hesapların her birinden 7 binden fazla paylaşım yapıldığı belirlendi. Bu 20 Twitter hesabından günlük ortalama 5 bin Tweet atıldığı ifade edildi. Tam 2.5 milyon İngilizce tweet Başta Twitter olmak üzere sosyal paylaşım sitelerinin tamamını etkin bir şekilde kullanan Gezi eylemcilerinin Twitter'da 150 konu başlığı (hashtag) altında 39 milyon paylaşımda bulunduğu görüldü. Twitter'in Gezi sürecinde etkin kullanıldığını gösteren bir diğer istatistik ise o dönem atılan 2 buçuk milyon İngilizce Tweet oldu. Eylem yoksa burs da yok Öte yandan üniversitelerin açılmasına az bir zaman kala bazı örgütler olayları tekrar başlatmak için harekete geçti. Halk evleri'nin üniversiteyi yeni kazanan öğrencilere "Size burs vereceğiz ancak yapılacak eylemlere destek vermenizi istiyoruz" dedikleri, daha önce burs verdikleri öğrencileri de "Eğer eylemlere destek vermezseniz burslarınız kesilir" diye tehdit ettikleri bildirildi.

http://www.kritik-analitik.com/

4

Yapılan değişikliklerle yamalı bohçaya dönmüş, zaman zaman köklü değişiklik için girişimde bulunulduysa da muktedir olunamamış, Türkiye gibi büyük ve stratejik bir ülkenin ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale gelmiş olan 1954 yılında yürürlüğe giren 59 yıllık PETROL KANUNU, 11/06/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan “Türk Petrol Kanunu” ile değiştirilerek yürürlüğe girmiş oldu. Kanunun taslak halden, TBMM Genel Kurulundan geçerek Resmi Gazetede yayımlanana kadar geçen süreci yakından takip edenlerin en çok dikkatini çeken başlıklar ise, aramalara açılması düşünülen milli parkların Kanundan çıkarılması, Ruhsatı biten sahalarda müzayede için TPAO izni şartı getirilmesi, Gelir vergileri tevfikatının %40’dan tekrar eski hali %55’e çıkarılması oldu. “Petrol çantacılığı”nın ve arama-işletme pasivizitesinin önüne geçmesini umduğumuz kısa sade bir yapıya sahip yeni TÜRK PETROL KANUNU’ndaki müsbet değişikliklerin vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını temenni ederiz. Aşağıda ise, yeni-eski Kanunu 5 madde ile kıyaslamaya çalıştık. Kıyaslamalı Eski ve Yeni Kanun; 1) Amaç ve Kapsam Eski Kanun: Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının milli menfaatlere uygun, hızla, sürekli ve etkili aranmasını, geliştirilmesini ve değerlendirilmesini sağlamaktır. Yeni Kanun: Kanunun amacı; Türkiye Cumhuriyeti petrol kaynaklarının milli menfaatlere uygun hızlı, sürekli ve etkili şekilde aranmasını, geliştirilmesini ve üretilmesini sağlamaktır. Açıklama: “milli menfaatlere uygun olarak” ifadesi aynen korundu. 2) Vergilendirme Eski Kanun: Petrol hakkı sahiplerinin safi kazançları üzerinden ödemekle mükellef oldukları vergiler ve hissedarları adına yapmaları gereken gelir vergileri tevkifatı toplamı yüzde 55’i geçemez. Yeni Kanun: Eski kanun korundu. Açıklama: Kanun hazırlanırken bu oranın yüzde 55’ten, yüzde 40’a düşürülmesi tepkiye neden olmuştu. Söz konusu madde Genel Kurul’da yüzde 55 olarak korundu. 3) TPAO’ya İlişkin Hükümler Eski Kanun: Petrol ile ilgili; müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına TPAO’ya aittir. Yeni Kanun: İşletme hakkı süresi sona eren sahalar, işletme ruhsatı verilmek üzere, Bakan onayıyla müzayedeye çıkarılabilir. Ancak müzayedeye çıkılmadan önce Bakanlık bu sahayı işletme ruhsatı konusu olarak isteyip istemediğini süre tayini suretiyle yazacağı bir yazı ile TPAO’dan sorar. TPAO’nun talebi hâlinde saha müzayedeye çıkarılmaz. İşletme ruhsatı evvelce müzayedeye çıkarılmış bulunan bir işletme sahasının tamamı veya bir kısmı yine Bakan onayıyla müzayededen kaldırılabilir… Açıklama: İlk metinde, “Petrol İşleri Genel Müdürlüğü bir işletme sahası için müzayedeye çıkmadan önce bu sahayı isteyip istemediğini TPAO’ya sorar” şeklinde bir madde yer alıyordu. Örneğin yabancı bir petrol şirketinin işlettiği petrol sahasının ruhsat süresi dolduğunda, devlet önce TPAO’ya soracak, TPAO istemezse müzayedeye çıkılacak. Yani TPAO’nun ayrıcalığı korunmuş oldu. 4 ) Arama Ruhsatı Süreleri Eski Kanun: Karalarda: 4 + 2 (kanuna riayet ve hüsnüniyet şartıyla) + 2 (keşif ihtimali ve teminat şartıyla) + 3 (keşif şartıyla), Denizlerde: Aynı süreler yüzde 50 oranda artırılabilir. Yeni Kanun: Karalarda: 5 (iş ve yatırım programı şartıyla) + 2 (programın yerine getirilmesi, en az bir sondaj içeren ilave programın sunulması ve buna karşılık gelen yüzde 2 teminatın yatırılması şartıyla) + 2 (ilk uzatımdaki şartlarla) + 2 (keşif şartı); Denizlerde: Karadaki aynı şartlarla 8+3+3+2 Açıklama: Eski kanuna göre bir şirket yatırım yapmadan bir ruhsatı 8 yıl kapatma imkânına sahipti. Yeni kanunda ise ruhsat verilirken ve her bir süre uzatımında, iş ve yatırım programı, kuyu kazma zorunluluğu ile teminat altına alınıyor. 5) Yatırımda Öncelikli Yörelere Sağlanan Teşvikler Yeni Kanun: Petrol hakkı sahiplerince yapılacak yatırımlara verilecek teşvikler Bakanlar Kurulu tarafından belirlenir. Açıklama: Petrol hakkı sahiplerine yatırım yaptıkları illerdeki diğer tüm yatırımlara verilen teşviklerden yararlanabilme imkânı sağlandı. 'Milli park” çıkarıldı KANUNUN 10. maddesinin beşinci fıkrasında “Orman Kanunu’na göre orman sayılan yerlerdeki ruhsat ve izin alanlarında, ilgili mevzuata göre izin almak ve bedelleri ödenmek suretiyle petrol arama ve işletme faaliyetleri yapılabilir” deniliyor. Kanun tasarısında milli parkların da petrol aramasına açılması öngörülüyordu. Ancak “milli parklardaki” ibaresi son dakika değişikliği metinden çıkarıldı. Mehmet Burak CAM Jeoloji Mühendisi


HABERLER Tedirginlik nedeni güncel gelişmelere sağduyulu bir ittifak zemini

oluşturması

bakımından

1931’deki

İslam Birliği

Genel

Kongresi’nin kararları dikkate şayandır. Körüklenmekte

olan

mezhep

gerginliğini

engellemenin yollarından biri de İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararların günümüze uyarlanmasından geçmektedir. Kuzey Afrika’da başlayıp Ortadoğu’da devam eden gelişmeler ekseninde

oluşturulmaya

çalışılan

Sünni-Şii

gerginliğinin

bir

kutuplaşmaya dönüşme ihtimali bölgedeki dost ülkelerin geleceğini tehdit ediyor. Haksız işgallerle Ortadoğu’da başlayan iç karışıklıklar, Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan devrimler, son olarak Suriye, Yemen ve Bahreyn üzerinden körüklenen mezhep ayrımcılığı zemini, Müslümanların uyanık olmasını gerektiriyor. Yakın tarihimizde benzer dış saldırılarla ve oyunlarla karşılaşan Müslümanlar, İslam kardeşliğini tesis etme yolunda önemli toplantılar gerçekleştirip mezhep ayrımı gözetmeksizin ciddi kararlar aldılar. Bu çerçevede, hicri 6 Şaban 1350, miladi 10 Aralık 1931 tarihinde Kudüs’te düzenlenen İslam Genel Kongresi’nde de (The General Islamic Congress), İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek yönünde çok önemli kararlar alındı. Aralarında Türkiye, Suriye, İran, Irak, Filistin, Yemen, Tunus, Trablusgarp (Libya), Mısır, Yugoslavya, Endonezya, Doğu Türkistan başta olmak üzere 22 ülkeden/bölgeden 153 delegenin katıldığı kongre, mezhep ayrımı (Sünni, Şii, Alevi, Safii, Hanefi vb.) gözetilmeksizin İslam kardeşliğini geliştirmek ve Müslümanların menfaatlerini birlikte savunmak için İslam ülkelerinin temsilcilerinin kendi iradeleriyle bir araya gelmeleri bakımından çok büyük önem arz etmektedir. Zamanın Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî’nin ev sahipliğinde Kudüs’te gerçekleştirilen İslam Birliği Genel Kongresi’nde alınan kararlardan, günümüz siyasi arenasında örnek alınmasını istediğimiz en dikkat çekici ve en önemli gördüğümüz maddelerden bazıları şöyle: “Madde 1: Dünyanın her yerinden Müslümanların katılımıyla düzenli ve genel bir kongre düzenlenecek ve bu kongre İslam Genel Kongresi olarak anılacaktır. Madde 2: Kongrenin hedefleri şunlardır: a) İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasındaki işbirliğini ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek. b) Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak. Kongre, Sünni ve Şia ayrımı gözetilmeksizin ve herhangi bir dış baskı/yönlendirme olmaksızın Türkiye, İran, Suriye, Irak, Mısır, Trablusgarp (Libya), Tunus,

Yemen,

Filistin,

Lübnan,

Doğu

Ürdün,

Cezayir,

Hicaz (Suudi

Arabistan), Rusya (Ortaasya

Türk

Devletleri), Mağrib (Fas),Hint kıtası, Seylan (Sri Lanka), Nijerya, Cava Adası (Endonezya), Doğu Türkistan, Kafkasya ve Yugoslavya’dan 153 delegenin katılımıyla gerçekleştirildi. Din bilgini, siyasetçi ve düşünürlerden oluşan katılımcılar arasında önde gelen simalar şöyleydi: Ziyaüddün Tabatabaî (eski İran Başbakanı), Hasan Halid Paşa (eski Doğu Ürdün Başbakanı), Reşid Rıza (Mısır el-Ezher Üniversitesi Dekanı), Cezayirli Emir Abdülkadir’in torunu Emir Said el-Cezairi, Şükrü El Kuvvetli (Suriye’nin kuruluşundan sonra ilk devlet başkanı), Riyad El Sulh (Lübnan’ın bağımsızlığından sonraki ilk başbakan) ve Muhammed İkbal(Hindistan-Pakistan). Başkanlığa Hacı Emin el-Hüseyni’nin getirildiği kongrede Muhammed İkbal ise başkan vekili seçildi. Kongrenin icra heyeti üyeleri arasında şu simalar görülmektedir: Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni, Bosna’dan Şeyh Salim Efendi, Kafkasya’dan Şeyh Şamil’in torunu Emir Said Şamil, Varşova’dan İyaz İsaki ve Hind kıtasından Muhammed İkbal. Açılması öngörülen İslam Kongresi irtibat büroları arasında Doğu Türkistan, Balkanlar, Kıbrıs, Polonya, Finlandiya, Yugoslavya, Almanya ve bazı Arap ülkeleri ile Afrika ülkeleri, Endonezya, Filipin, Şanghay ve Avustralya yer almaktadır. Kongre oturumlarında alınan karar gereği Müslümanlar arasında birliğin sağlanmasının nişanesi olarak Şii din âlimi Muhammed el-Hüseyin Al-i Kâşif, “Sünni, Şii ve İbadiyye’lerden oluşan ve onbini bulan cemaate” Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kıldırdı. Al-i Kâşif’in, “İslam kardeşliğinin önemi ve İslam birliğinin tesisi” başlığıyla verdiği hutbede İslam Birliği Genel Kongresi'nde alınan kararları kimlerin nasıl engellemek isteyeceğine dair önemli tespitlerde de bulunduğu kayıtlarda yer almaktadır. KAYNAKLAR 1) İslam Genel Kongresi’nin tertip heyetinde yer alan Tunuslu Şeyh Abdülaziz es-Sea’libi’nin hazırladığı “Halfiyyâtu’l Mu’temeri’l İslamî bi’lKuds” isimli bir eseri. 2) Prof. Martin Kramer’in doktora tezi olan “Islam Assembled: The Advent of the Muslim Congresses” eseri.

http://www.kritik-analitik.com/

5


MEDYA OKUR YAZARLIĞI ELEŞTİREL MEDYA OKURYAZARLIĞI – MEDYANIN KİTLE ANLAYIŞI VE PASİF ALICILAR Hepimiz ciddi anlamda medya mesajlarına maruz kalmaktayız. Medyanın çeşitlenmesi ile birlikte çoğu zaman farkında bile olmadan medya mesajlarının hedefi oluyoruz. Medya tüketimi medya izleyicilerini kullanılan birçok iletişim araçları ile pasif kullanıcı durumuna getirmektedir. Bizlerin pasif kullanıcı olmaktan çıkıp aktif alıcılar haline gelmemiz gerekmektedir. Böylelikle istenmeyen etkilerden kurtulmuş olur tercih ettiğimiz etkileri almış oluruz. Bizlerin bilinçli medya tüketicisi olmamız önümüzdeki süreçte çok önemli hale gelmektedir. Bunun için de medya mesajlarının bizleri nelere maruz bıraktığının farkındalığına varmamız gerekmektedir. Bu farkındalık, maruz kalınan mesajlara eleştirel yaklaşmanın onu sorgulamanın yolunu açacaktır. Eleştirel bakış açısı da eğitimle olur. Burada esas olan bizler olduğuna göre ne tüketmek istediğimizi medyaya biz belirtirsek onu üretmek zorunda kalacaklar aslında. Ama bizler bunun farkında değiliz maalesef.. Bize sunulanı alarak onların işlerini kolaylaştırıyoruz.. Bizler neden medya karşısında savunmasız ve pasif alıcılarız? Eğitimimiz ve geleneklerimiz bilinçli bir toplum olma üzerine kurulu değildir. Çünkü öğrenciler yaratıcı düşünme ve sorgulama pratiklerinden uzak tutulmuşlar, öğretmen ve ebeveynlerine itaat eden pasif bireyler olarak konumlandırılarak geleneksel pedagoji anlayışı içinde yetişmişlerdir. Dolayısı ile medya konusunda da bilinç düzeyimiz düşüktür. Öyleyse bunun farkına varıp bu konuda kendimizi yetiştirmeliyiz. Türkiye'de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile Milli Eğitim Bakanlığı yıllar önce çalışma yaptı. 2007-2008 Eğitim ve Öğretim yılında ise Medya Okur yazarlığı dersi tüm ülkede ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak müfredata alındı. Bu bile büyük bir gelişme aslında. İnşallah öğrenciler bu dersi tercih ederler. Biz insanlar sadece belirli medyayı takip ederiz. Bunu medya bağımlılık modelleri ile gerçekleştirdiklerini bilmemiz gerekir. İnsanların medya mesajlarına verdiği tepki farklı farklı olur. Bu tepkiyi şekillendirenler psikoloji, sosyoloji, siyaset bilimi gibi bilimlerden faydalanırlar. Etkilerin açıklanmasında davranışçı psikolojinin uyarı-tepki modeli esas alınır. Dolayısı ile de tepkiler farklı farklı olabilir. Medyanın en yaygın etkisi mevcut inanış ve davranışlarımızı sağlamlaştırmaktır. Genel algımız eleştirel ve sorgulayıcı olmadığından medyanın güçlü etkilerinden kurtulamayız. Bu güçlü etkiye "hipodermik iğne" ve "sihirli mermi" gibi adlar vermişlerdir. Farkındalığı elde etmemiz için büyük değişimler yaşamamız gerekmektedir. "Sihirli mermi kuramı" kitle toplumu teorisiyle oluşturulmuş bir yaklaşımdır. Bireyler arasındaki sosyal bağlar çok güçlü olmadığı ve bunların yerine kitle iletişim araçlarının geçtiği günümüzde bu kurama göre tasarlanan iletiler kitle iletişim araçlarıyla kamuoyuna ulaştırılır ve böylece ikna süreci başlar. Bu kurama göre, hedef kitleye düşünce kalıpları, tutumları, hiç dirençle karşılaşılmadan aktarılabilir. Hipodermik iğne; İnsanının propagandaya karşı direnecek bir eleştirel akıldan ve bilgi birikiminden yoksun olması sonucunda kitle iletişim araçları propaganda amaçlı olarak kullanılarak, propaganda ile kamuoyunun etkilenmesi amaçlanır. Bu kuram, doğrusal bir nedensellik anlayışına dayanır. Gönderici, ileti ve alıcıyı basit bir nedensellik ilişkisine dayalı olarak birbirinden yalıtır. Bu yaklaşıma göre göndericinin gönderdiği mesaj alıcı konumundaki bireylerin davranışını etkiler. Etkileyicilerin kitle iletişim araçlarını kullanarak kitlelere gönderdikleri mesajların onlar üzerinde deri altına enjeksiyon yapan bir şırınga gibi doğrudan ve anında bir etkisi olduğu da düşünülmektedir. Küreselleşmenin bu kadar açık olduğu bu dönemde medyanın başka dış kurumlardan etkilendiği düşünülmektedir. Fark ederseniz eğer, medya gündem koyar veya çok önemli gördüğünüz bir konuda suskun kalır. Haber medyası toplumsal olayları bize yansıtan araçlar olmayıp, toplumsal güç ve iktidarın kurulduğu, inşa edildiği araçlardır. Haber medyası, toplumda dördüncü güç olmak yerine, varolan güç ve iktidar ilişkilerinin sürdürülmesinde, güç ve iktidar sahibi kişi ve kurumlara bağımlı bir konumda bulunmaktadır. (Güliz Karakuşcu Özel Televizyon Haberlerinde Terörizm Kanal D ve Show Tv Ana Haber Bültenleri İçerik Analizi, acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/359/652.pdf) Medya okuryazarlığını iyi bir şekilde kavramamız gerekiyor ki, bu durum, medyanın bize vermek istediği mesajların hem doğruluk nedenlerini hem de hangi amaca hizmet ettiklerini anlamamız açısından önemlidir. Medyanın "kitle" anlayışı: Medya tarafından, medyayı takip edenlerin, izleyicilerin, pasif tüketici olarak görülmesi ve manipüle edilebilen, birbirinin benzeri insanlar olarak ele alınmalarıdır. Burada medya tarafından verilmek istenen yazı veya görsel güçlü bir konuma getirilir, okuyucu ve izleyici konuyu reddedemeyecek kadar güçsüz olarak kabul edilerek verilir. Pasif beyinler bu bilgilerin anlamlarını kolaylıkla beyinlerine kazırlar. Yukarıda da görüldüğü gibi bizleri kitle olarak gören anlayış bazı metotlar kullanarak bizim algımızı yönetmek istemektedir ve bunda da başarılı oldukları görülmektedir. Pasif alıcı olmaktan çıkıp aktif kullanıcı olmak için biz de yöntemler geliştirmeliyiz. Medya; sadece toplumun haber alma hakkına yönelik değil de küresel ve yerel güçlerin, parasal eğilimlerin etkisiyle hareket etmekte; insanları birey olmaktan ziyade "kitle" olarak görmesi sonucu, çeşitli yöntemler kullanarak yönlendirebilecekleri hale dönüştürmektir. Bizler karar vermeliyiz "Birey mi? " olmak istiyoruz yoksa "kitle mi?"

Yazılı Basın Mantığı ile İlgili Doğru Zannettiğimiz Yanlışlar;

Cahit BÜYÜKKANBER

1-

ÖNEMLİ NOTLAR…

2-

- Bilgi, veri ve kanıt yoksa Kritik ve Analitik Düşünmede yoktur. - Medya, haber verme merkezi değil “haber üreterek algı oluşturma merkezidir!” - Medyanın insanlar üzerindeki etkisi ;Gizli, Yavaş, Farkına varmaksızın oluşur.

3-

http://www.kritik-analitik.com/

6

45-

Haberlerin çoğu, bağımsız bir araştırmacı gazetecilik anlayışıyla yapılmaktadır. Haber yapıcıları, yalnızca gerçekleri yazar ve yazılanlar hakkında herhangi bir sonuca varmazlar. Haber yaparken, gerçeklerle düşünceler birbirinden açık bir şekilde ayırt edilir. Ortada gözle görülür bir gerçeklik vardır. Sıra dışı şeyler haber olup, sıradan şeyler haber değildir.


DÜŞÜNDÜREN RESİMLER

http://www.kritik-analitik.com/

7


ÖZGÜN MAKALELER

Kritik (Eleştirel) Düşünmeyi Tanımlama

‘DÜŞÜNME’ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Analitik ve kritik düşünme; yaratılıştan bağışlanmış zihinsel yeteneklerle aktif bir biçimde; gözlem, tecrübe, tefekkür, neden-sonuç ilişkisi kurma işlevleri ve/veya iletişim yoluyla toplanmış ya da edinilmiş bilgilerin entelektüel-bilimsel seviyede ve belli bir disiplin içinde tanımlanması, değerlendirilmesi, kavramsallaştırılması, analiz edilmesi, karşılaştırılması, sentezlenmesi, yorumlanması ve uygulamaya geçilme aşamasına gelinmesi sürecidir. Analitik ve kritik düşünme bir beceridir; bununla birlikte aynı zamanda bir tutumdur. Düşüncenin insan var oluşunun en önemli boyutlarından birisi olduğu gerçeğini yadsıyamayız. Yalın haliyle düşünce nedir? Tefekkür etmek, bir sonuca varmak amacıyla incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihni yetiler oluşturmak, muhakeme etmek, aklından geçirmek, göz önüne getirmek, zihniyle arayıp bulmak, akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek, tasarlamak ve bunlara benzer diğer ifadeler ya da kavramlar… Bu ifadelerin ya da kavramların tümü düşünmeyi tanımlayabilir ancak soyut bir kavram olduğundan yine de tatmin edici bir izah bulabildiğimizi söylemek zordur. Düşünce ya da düşünmek doğuştan beri var olan bir yetenek midir? Duyum ve izlenimlerden ayrı olarak aklın bağımsız ve kendine özgü durumu, karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisidir. Akıl, sahiplerine doğuştan bağışlanmış zihinsel faaliyettir. İnsan zihninin yüksek işlevlerindendir. Düşünme bir eylem ise düşünce bu eylemin bir sonucudur. Düşünce ve düşünmenin birçok çeşidinden söz edebiliriz: İstem dışı düşünme, istemli düşünme, istenmeyen düşünce, isteyerek düşünme, bilimsel düşünme, mantıklı düşünme, mantık dışı düşünce, kuşkucu ya da paranoid düşünce, somut düşünce, majik düşünce, otistik düşünce, kalıplaşmış düşünce, hezeyan, vb düşüncenin patolojik olan ve olmayan örnekleri arasında sayılabilir. Muhakeme, irade, önsezi, sezgi, öngörü, yine kültürümüzde var olan feraset, basiret, akıl, zihin, fehim gibi kavramlar da düşünme eylemi ve düşünceyle yakın ilişkisi olan kavramlardır. Tahayyül etme, hayal etme, zihinsel kurgulama, zihinsel tasarım, zihinde canlandırma da ilişkili kavramlardır. Daha da ötesi, gözlerimiz açıkken farkında olmadan aklımızdan geçen olay ve nesneler ya da bunların değişik düzeydeki tasarımları; bilgisayar başındayken zihnimizde canlanan olaylar; pencereden dışarı bakarken aklımızdan geçenler ya da beklenmedik bir şekilde oraya buraya giden düşüncelerimiz düşünme ve düşüncenin farklı şekillerini oluşturur. Gözlerimiz kapalıyken -istemesek bile- aklımıza gelenler ya da aklımızdan geçenler… Bunlar uyanıkken gördüğümüz düşler’ şeklinde yorumlanabilir. Son olarak, uykumuzda zihnimizden geçenler; yani rüyalarımız… Rüyalarda da bilinç var ve rüyalarda da düşünüyoruz. Rüyalar, birden fazla düşünce zincirinin birbiri ardınca sıralanması mı acaba? Rüyalardaki düşüncelerimiz bizim kontrolümüzde mi? Düşünce süreci bir sorun ile karşılaşma, sorunun sınırlarını belirleme ve netleştirme, muhtemel bir çözüm bulma, çözümü mantıksal olarak uygulama ve sonuçları elde etme gibi aşamalardan oluşur. Derinlemesine düşünme ise düşüncenin bir adım daha gelişmişidir. Önyargılardan uzak olma, açık fikirli olma ve şüpheci olma aşamalarını içerir. Analitik ve kritik düşünce ise derinlemesine düşünceden de ileri bir adımdır. Düşünceyi tanımlamanın güçlüğü analitik ve kritik düşünme için de geçerlidir. Bu zorluğa rağmen şu tanımlama yol gösterici olabilir: analitik ve kritik düşünme; yaratılıştan bağışlanmış zihinsel yeteneklerle aktif bir biçimde; gözlem, tecrübe, tefekkür, neden-sonuç ilişkisi kurma işlevleri ve/veya iletişim yoluyla toplanmış ya da edinilmiş bilgilerin entelektüelbilimsel seviyede ve belli bir disiplin içinde tanımlanması, değerlendirilmesi, kavramsallaştırılması, analiz edilmesi, karşılaştırılması, sentezlenmesi, yorumlanması ve uygulamaya geçilme aşamasına gelinmesi sürecidir. Analitik ve kritik düşünme bir beceridir; bununla birlikte aynı zamanda bir tutumdur. Analitik ve kritik düşünme bireyin karar verirken akla uygun ve derinlemesine düşün(ebil)me sürecidir. Zihnin bilişsel sorgulama etkinliği, derinlemesine düşünme ve yeniden yapılandırma gibi bilişsel pratikleri içerdiği göz önünde tutulursa analitik ve kritik düşünme anlamlandırma ve problem çözme gibi iki temel yeteneği gerektirir. Bir sorun ya da durumla karşılaşıldığında önümüzde iki seçenek vardır: Birincisi, ne olursa olsun kabul etmek ve ikincisi de kişisel kararımıza ulaşmak için biraz çaba sarf ederek sorular sormak. Analitik ve kritik düşünme ikinci seçeneği hedefler. Buradan bakıldığında analitik ve kritik düşünme doğru soruları sorabilmek demektir. Doğru sorular sormanın faydası nedir? Kritik sorular bir dürtü sağlar ve kritik düşünce için yol gösterir. Daha iyi seçenekler, kararlar ve yargılar için bizi teşvik eder. Bir makaleyi okurken, bir konferansın kalitesini sorgularken, bir tartışmayı şekillendirirken, bir vatandaş olarak oy verirken, alışveriş yaparken doğru sorular sorabilmeli ve kritik ve analitik düşünebilmeliyiz. Analitik ve kritik düşünme bir bilişsel aktivitedir. Zihnin kullanımını gerektirir. Dikkat, kategorizasyon, seçme ve muhakeme etme işlevlerinin eşgüdüm içinde kullanılmasına bağlıdır. Bu tarafından bakıldığında analitik ve kritik düşünme psikoloji ve psikiyatrinin yakın ilgi alanı içinde yer almalıdır. Prof. Dr. Mehmet Yücel AĞARGÜN

http://www.kritik-analitik.com/

8

İnanç ve eylemler için bir rehber niteliği taşıyan kritik (Eleştirel) düşünme; gözlem, deneyim, tefekkür, akıl yürütme veya iletişim yoluyla elde edilen veya üretilen bilgilerin, etkin bir şekilde ve ustalıkla kavramsallaştırılması, uygulanması, analiz edilmesi, sentezlenmesi ve/veya değerlendirilmesine dayanan, disipline edilmiş zihinsel bir süreçtir. Daha açık bir ifadeyle, kritik düşünme; açıklık, doğruluk, netlik, tutarlılık, ilgililik, kanıtlanabilirlik, sağlam nedenler, derinlik, genişlik ve hakkaniyet gibi başlıkları kapsayan fakat bunlarla sınırlı olmayan evrensel entelektüel değerleri esas alır. Kritik düşünme; tüm muhakeme yollarında örtülü olarak bulunan bazı düşünce yapılarının ve öğelerinin incelenmesini gerektirir. Amaç, problem veya ana konu; varsayımlar; kavramlar; deneysel temellendirme; sonuca varan muhakeme, akıl yürütme ya da sonuçlar; alternatif bakış açılarından yapılan itirazlar ve referans çerçevesi bunlardandır. Eleştirel düşünme - çeşitli konu, sorun ve amaçlara yanıt niteliği taşımasından dolayıilmi, matematiksel, tarihi, antropolojik, iktisadi, ahlaki ve felsefi düşünmenin aralarında bulunduğu iç içe örülü düşünme biçimleriyle ortak hareket eder Eleştirel düşünme iki unsura sahip olarak görülebilir: 1) Bilgi ve inanç üreten ve işleyen beceriler, 2) Bu becerileri, öncü davranışa uygulama kararlılığı üzerine kurulmuş alışkanlık. Bu yüzden eleştirel düşünme: 1) Bilginin arandığı ve işlendiği belirgin bir yöntemi ihtiva ettiğinden, tek başına bilgiyi elde etme ve hatırlama demek değildir. 2) Becerilerin sürekli kullanımını gerektirdiğinden yalnızca bu becerilere sahip olma demek değildir. 3) Sonuçlarını kabul etmeden sadece bu becerileri (bir alıştırma olarak) kullanma demek değildir. Kritik düşünme, altında yatan motivasyona bağlı olarak farklı biçimlere bürünebilir. Bencilce nedenlerle kullanıldığında, genellikle bir kişinin veya bir grubun çıkar amacıyla düşünceleri ustaca manipüle etmeleri şeklinde kendini gösterir. Bu tür bir durumda, her ne kadar pragmatik olarak başarılı olsa da entelektüel açıdan kusurlu bir kullanım söz konusudur. Sağduyulu bir şekilde ve entelektüel bütünlük içinde ele alındığında ise, entelektüel açıdan daha yüksek bir seviyede yer almakla birlikte, kritik düşünmeyi bencilce kullanmayı alışkanlık haline getirmiş olanlarca "idealizm" suçlamalarına maruz kalmak söz konusu olabilir. Kritik düşünmenin hiç bir türü tüm bireylerde ortak olarak görülebilecek evrensel bir niteliğe sahip değildir; disiplin dışı ve mantığa aykırı düşünme dönemleri herkeste görülebilir. Dolayısıyla kritik düşünmenin kalitesi seviye seviyedir ve diğer şeylerin yanı sıra belli bir düşünme alanındaki ya da belli bir sorular bütünü karşısındaki deneyimin kalite ve derinliğine bağlı olarak değişir. Kimse kritik düşünmeyi hayatına baştan sona hakim kılamaz, kritik düşünme herkesin hayatında farklı oranlarda yer alır. Herkes şu veya bu şekilde basiretinin zaman zaman bağlandığı, zaman zaman açıldığı, çeşitli nedenlerle kendi kendini kandırmaya eğilimli olduğu dönemlerden geçebilir. İşte bu yüzden kritik düşünme becerilerinin ve istidadının kazanılması ömür boyu sürecek bir uğraştır. Daniel Kurland Not: Bu makale, KAD Platformu Tercüme Birimi tarafından İngilizce'den tercüme edilmiştir.


BİLİM, TEKNOLOJİ ve SAĞLIK

SUSADIĞINIZDA SU İÇMEYİN

Apple ile Samsung arasındaki bitti bitecek denilen ilişki tüm bu iddialara rağmen devam ediyor. İki dev şirketi birbirine elbette ki para bağlıyor. “Su 2 düşman para aşkına iş yapmaya devam ediyor İlk iOS cihazlarından bu yana Apple’ın en büyük partnerleri olan ve Apple’ın mobil dünyadaki belki de bu başarısında en ciddi paya sahip isimlerin başında gelen Samsung’un patent kavgalarından sonra iOS’lu cihazlardaki etkinliği sona erecek diye düşünülüyordu. Apple’a 1 Milyar Dolar tazminat ödemek zorunda kalan Samsung’dan tedarik edilen ürünlerin Apple’In farklı üreticiler ile anlaşmaya başladığını biliyorduk. Samsung ile Apple’ı birbirine bağlayan en önemli iş ise Apple’ın tasarladığı mobil işlemcilerdi. Bunun için de Apple, TSMC ile anlaşmıştı ancak sonuçlar gösterdi ki iPhone 5S’in içinde de halen Samsung üretimi işlemciler bulunuyordu. Tahminler bunun bir geçiş süreci olduğu yönünde olsa da iki isim arasındaki anlaşma bir süre daha mecburen devam edeceğe benziyor. The Korean Economic Daily gazetesinin haberine göre Apple, 2014 yılında da Samsung’un A8 işlemci satın alacak. Bu durumda etkili olan husus ise TSMC’nin Apple’ın istediği sayıda siparişi yetiştiremeyecek olması. Apple, 2014 yılında ihtiyaç duyacağı %30 – %40 civarındaki işlemciyi yine Samsung’dan satın alacak. Üst düzey yöneticilere dayandırılarak aktarılan bu haberin doğruluğuna dair ne Apple ne de Samsung cephesinden gelmiş bir açıklama henüz bulunmuyor.

içmenin

de

zamanı

olur?

Demeyin. Uzmanlara göre içilen suyun bile uygun

bir

zamanı

bulunuyor.

Hatta

doğru

zamanda içilmediği takdirde yarardan çok zarara dönüşebiliyor. İnsan vücudu için önemli olan suyun içildiği zamanın önemli

olduğunu

belirten

uzmanlar,

uygun

zamanlama ile suyun vücuttaki etkinliğini azamiye çıkartmanın mümkün olduğunu söylüyorlar.

Uzmanlara göre;

Uyanır uyanmaz içilen iki bardak su iç organları aktive ediyor.

Her yemekten 30 dakika önce içilen bir bardak su hazma yardım ediyor.

Banyodan önce içilen bir bardak su tansiyonun düşmesine yardım ediyor.

 Kaynak: Mynet

Uykudan önce içilen bir bardak su kalp krizi ve felç riskini azaltıyor.

SPAM SİTELER ARTIYOR

Yaşam kaynağı suyun insan vücudu için yararları

Dünya üzerindeki internet yatırımları ve online harcamalar sürekli artıyor. Konuyla ilgili yapılan bir araştırma, dünya e-ticaret hacminin yıllık 1 trilyon dolara yaklaştığını, birkaç sene içerisindeyse 4 trilyon dolara kadar yükselebileceğini gösteriyor. Bu süreç bir yandan şirketleri dijital pazarlama teknikleri konusunda yeni stratejiler geliştirmeye iterken, bir yandan da internet sahtekârlığının önünü açıyor. Guardian’ın yakın zamanda yaptığı bir araştırma, sadece Facebook’ta yer alan spam paylaşımların dolandırıcılara her yıl 200 milyon dolar kazandırdığını gösteriyor. Gelişen bu tehdide karşı, araştırma şirketi Cloudmark’ın yayınladığı güvenlik tehdit raporu önemli veriler sunuyor. Rapora göre dünya genelinde spam gerekçesiyle en sık engellenen internet adreslerinin büyük çoğunluğu Doğu Avrupa merkezli. Bu ülkeler içerisinde özellikle de Belarus, spam sorununun merkezlerinden biri. Buna göre, spam sorununu engelleyebilmek için dünya genelinde bloklanan Belarus sitesinin sayısı 3 milyona ulaşmış durumda. Yüzde 27′i aşan bir oranda kara liste sorunuyla karşı karşıya kalan Belarus’u takip eden ülkeyse, yüzde 22′yi aşan bloklama oranıyla Romanya. Spam sitelerin bu iki ülke üzerinde odaklanmış olmasının temel sebebiyse, burada alınan güvenlik tedbirlerinin yetersizliği sebebiyle, başka ülkelerde yaşayan internet sahtekârlarının bir çocuğunun IP’sini buraya yönlendirmiş olması. Orantı olarak bu iki ülkenin gerisinde olsa da total sayılar üzerinden bakıldığında ABD’de dünya da en çok sitesi bloklanan ülkeler içinde en üst sıralarında geliyor.

saymakla

http://www.kritik-analitik.com/

9

bitmiyor.

Böbrek

sağlığından,

cilt

güzelliğine, kilo vermekten bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine kadar vücuda pek çok faydası bulunan suyun tüketimi konusunda dikkatli olunması gerekiyor.

Mineral deposu su hakkında önemli bilgiler:

Beynin yüzde 75’i, kanımızın yüzde 83’ü,

kemiklerin yüzde 22’si ve adalelerin yüzde 75’ini sudan oluşur.

Vücut ısısını düzenler.

Hücrelere gıda ve oksijen taşır.

Solunun için oksijeni nemlendirir.

Yediklerimizi enerjiye çevirir.

Atıkları (oksitleri) yok eder.

Hayati organlarımızı korur ve rahatlatır.

Gıdaları absorbe etmesinde vücuda yardım

eder.

Eklem yerlerini rahatlatır, yastık vazifesi görür.

Kaynak: Teknologos.com


AYET VE HADİSLERLE KAD İbni Abbas anlatıyor: "Bana Ebu Süfyan İbni Harb anlattı ve dedi ki: "Peygamberimiz (sav) ile aramızda sulh(-u Hudeybiye) olduğu bir sırada Şam'a gitmiştim. Ben orada iken, Herakliyus'a, Peygamberimiz'den bir mektup getirildi. Mektubu Dıhyetu'l-Kelbî getirmişti. Onu Busra emîrine teslim etti. O da, Rum Kralı Herakliyus'a ulaştırdı.

Kritik ve analitik düşünmenin pratikte nasıl kullanılabileceğine ilişkin faydalı olabilecek bir sorgulama örneği olabilecek bu hadisi şerif, sahih hadis kitaplarından alınmış bir metini içermektedir.

Herakliyus: "Peygamber olduğunu zanneden şu adamın kavminden buralarda birileri var mı?" diye sordu. Ona "evet var!" dediler ve ben bir grup Kureyşliyle birlikte çağırıldım. Yanına girdik. Bizi önüne oturttu.

"Ona nesebce en yakın olan kimdir?" dedi. Ben atıldım:

Ben, "O'na tabi olanlar"dan sordum: "Cemiyetin zayıf takımı mı yoksa eşraf kesimi mi?" diye. Sen "zayıflar!" dedin. Peygamberlere tabi olanlar işte bunlardır. Ben sana "bu iddiasından önce onu hiç yalanla itham ettiniz mi?" diye sordum, sen "hayır!" dedin. Böylece anladım ki o, ne insanlara ne de Allah'a yalan söyleyecek biri değildir. Ben sana "dine girdikten sonra, hoşnut olmayarak dininden dönen oldu mu?" diye sordum, sen "hayır!" dedin. İman böyledir, onun neşesi kalplere bir girdi mi, bir daha solmaz. Ben senden "onlar artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?" diye sordum, sen arttıklarını söyledin. İman işi böyledir, tamamlanıncaya kadar artarlar. Ben sana "onlarla savaştınız mı?" diye sordum, sen savaştığınızı, savaşın aranızda münavebetli cereyan ettiğini, onların size, sizin de onlara galebe çaldığını söyledin. Peygamberler de böyledir, imtihandan geçirilir, sonunda akıbet onların olur. Ben sana "verdiği sözden döndüğü olur mu?" dedim, sen olmadığını söyledin. Peygamberler de böyledir, sözlerinden dönmezler. Ben, "bu iddiayı ondan önce söyleyen oldu mu?" diye sordum. Sen "hayır!" dedin. Ben "Eğer bu sözü ondan önce biri söylemiş olsaydı, bu adam, kendinden önce söylenmiş bir sözü tamamlamaya çalışan birisi' diyecektim."

"Benim!" dedim. Bunun üzerine beni, arkadaşlarım arkamda kalacak şekilde önüne oturttu. Sonra tercümanını getirtti.

Herakliyus sonra: "Size ne emrediyor?" diye tekrar soru sordu. Biz:

"Şunlara söyle, ben şuna, o peygamber olduğunu zanneden kimse hakkında soracağım. Eğer cevaplarında bana yalan söylemeye kalkarsa, onu tekzib etsinler!" dedi. Ebu Süfyan der ki: "Allah'a yemin olsun. Eğer yalanım, aleyhime tesir hâsıl eder korkusu olmasaydı, cevaplarım sırasında yalan söylerdim. Sonra Herakliyus, tercümanına: "Sor şuna! O zatın aranızdaki nesebi nasıldır?" dedi. Ben: "O, aramızda asil bir nesebe sahiptir" dedim. O tekrar sordu: "Onun ecdadı arasında kral var mı?" "Yok!" dedim. "Siz onu bu iddiasından önce hiç yalanla itham ettiniz mi?" dedi. Ben: "Hayır!" dedim. "Ona insanların eşraf takımı mı tabi oluyor, zayıflar takımı mı?" dedi. "Zayıflar takımı!" dedim. "Artıyorlar mı azalıyorlar mı?" dedi. Ben: "Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar" dedim. O tekrar sordu: "Dine girdikten sonra hoşnutsuzlukla dininden vazgeçen, irtidat eden oldu mu?" "Hayır!" dedim. "Onunla hiç savaştınız mı?" dedi. Ben: "Evet!" dedim. "Onunla savaşınız nasıl oldu?" dedi. "Harb onunla bizim aramızda münavebeli oldu. O bize karşı kazandı, biz de ona karşı kazandık!" dedim. "Verdiği sözden caydığı oldu mu?" dedi. "Hayır! Ancak, aramızda bir sulh var, bu esnada ne yapacak bilmiyoruz!" dedim. Ebu Süfyan der ki: "Allah’a yemin olsun o konuşmamız esnasında, (aleyhte) bundan başka bir şey söyleme imkânı bulamadım." Herakliyus sormaya devam etti: "Muhammed'den önce bu sözü söyleyen bir başkası var mıydı?" dedi. "Hayır!" dedim. Bunun üzerine tercümanına: "Söyle ona! Ben sana "aranızdaki nesebi’nden sordum, sen onun asaletli biri olduğunu söyledin. İşte peygamberler de böyledir, hep kavimleri arasında neseb sahiplerinden gönderilirler. Ben sana "ecdadı içinde kral var mı?" diye sordum "yok!" dedin. Ben de "eğer ecdadı arasında bir kral olsaydı bu ecdadının kraliyetini arayan bir adam" diyecektim.

http://www.kritik-analitik.com/

10

"Namaz, zekât, sıla-i rahim ve iffet" dedik. Bunun üzerine Herakliyus dedi ki: "Eğer, senin söylediklerin gerçekse, O peygamberdir! Ben onun çıkacağını biliyordum. Ancak sizin aranızdan çıkacağını zannetmiyordum. Eğer, O'na kavuşabileceğimden emin olsam karşılaşmayı çok isterdim. Yanında olsaydım, ayaklarına su dökerdim. O'nun hâkimiyeti, ayaklarımın altında olan şu diyarlara kadar uzanacaktır."


TAVSİYE KİTAPLARDAN KALP NEFS ve RUH Yazarı Çeviren Yayınevi

: Prof. Robert FRAGER : İbrahim KAPAKLIKAYA : Gelenek Yayınevi

DERVİŞ HASAN’IN HİKÂYESİ Genç derviş Mehmet'in Hasan isminde bir arkadaşı vardır.. Bir gün Hasan Mehmet'e; "Lütfen şeyhine sorar mısın, ben de bir derviş olabilir miyim?" der. Mehmet şeyhine bu talebi ilettiğinde şeyh cevap vermez. Mehmet'in üçüncü kez şeyhine başvurması üzerine Şeyh sonunda; "Arkadaşına söyle gelsin ve dergâhımızda hizmet etsin. Derviş olmaya hazır olup olmadığını görelim" der. Hasan dergâhın mutfak işlerinde ve temizliğinde çalışmaya başlar. Bir süre sonra Mehmet şeyhine arkadaşının durumunu sorar. Şeyh; "Söyle ona, gelecek hafta bayramımızda bana bir bardak su getirsin. Eğer seçkin misafirlerin huzurunda bana başarıyla hizmet edebilirse bu onun hazır olduğunun bir işareti olacaktır." diye cevaplar. Bayram günü yemekler yenilir, sohbetler edilir, Şeyh konuşmasına başladığında, Hasan mutfakta tedirginlik içinde çağrılmasını beklemektedir. Şeyh sonunda bir bardak su istediğini işaret ettiğinde, Hasan hemen tepsi üzerinde bir bardak su ile koşturur şeyhin karşısına ve başlar ayakta beklemeye. Karmaşık bir öykü anlatmakta olan Şeyh, bir noktayı vurgulamak için elini salladığında bardak devriliverir. Hasan, korkuyla, dehşet içinde sımsıkı yumar gözlerini. Gözlerini açtığında, kendisini ormanda, bir kayanın dibinde bulur. Yürüyerek ormanın içinden geçip, bir kasabaya gelir. Rastladığı lokantadan gelen harika kokular ona birden açlığını hatırlatır. Cüzdanının yanında olmadığını bilmesine rağmen, açlığına direnemeyip güzel bir sıcak yemek söylemeye karar verir. Tatlısını yiyip, keyifle kahvesini yudumlarken, masasına iyi giyimli bir adam yaklaşır. "Umarım yemeğimizi beğendiniz?" diye sorar. "Oh! Evet, herşey çok lezzetliydi. Siz lokantanın sahibi misiniz?" diye sorar Hasan, sanki cüzdanını arıyormuş gibi yaparak. "Evet" diye cevap verir adam, " ve mütevazi yemeklerimizi beğenmenize çok sevindim". "Cüzdanımı bulamıyorum"da diye sızlanır Hasan, "onu düşürmüş olmalıyım. Bu durumda yemeğin bedelini nasıl ödeyebilirim?" "Buralarda yeni olmalısınız. Herhangi bir şey ödemeniz gerekmiyor. Ancak geçenlerde hayata gözlerini yuman ebeveynimin ruhu için dua edebilirseniz çok memnun olurum." Hasan, dükkan sahibinin ebeveyninin ruhu için dua eder. Lokanta sahibi de çok teşekkür ederek, ertesi gün yine yemeğe gelmesi için ısrarla davet eder. Şaşkınlık içinde olan Hasan doymuş ve memnun bir şekilde oradan ayrılır. Havada akşam serinliği vardır. Bir terzinin önünden geçerken durur ve çok güzel bir paltoyu hayranlık içinde seyreder. Bu sırada dükkândan genç bir adam çıkıp, "Bu paltoyu beğendiniz mi?" diye sorar. "Çok güzel" diye cevap verir Hasan, "Ve dikişindeki incelik ve ustalığa hayran kaldım." "Teşekkür ederim", der genç adam. "O sizindir." Hasan reddetmeye çalışır, ancak terzi ısrar eder. "Siz buralardan değilsiniz, öyle değil mi?" diye sorar terzi. "Kalacak yeriniz var mı?" Hasan, yeri olmadığını itiraf ettiğinde, “O zaman bana bir iyilik yapabilirsiniz. Dükkânımın üzerindeki odada kalacak ve herhangi bir yangın ya da başka bir acil durum ihtimaline karşı dükkânıma göz kulak olacak birisine ihtiyacım var.” Hasan, yeni odasında, yeni paltosuyla, midesi lezzetli yiyeceklerle dolu, mutluluk içinde uzanmış, “Bütün ihtiyaçlarım mucizevî bir şekilde karşılandı, cennette olmalıyım.” diye düşünürken, dışarıdan hoş, neşe dolu sesler duyar. Pencereden baktığında caddenin, birbiriyle sohbet eden ve kahkahalar atan kadınlarla dolu olduğunu görür. Bir anda gözüne hayatında gördüğü en güzel kadın ilişir. Bütün gece uyku girmez gözüne. Ertesi sabah terziye gece gördüklerini anlatır. “Perşembe gecesi, bizim kadınlar gecemizdir.” diye açıklar terzi. “Kasabanın kadınları o geceyi hep birlikte geçirirler ve erkekler evlerinde kalır. Birçok erkek eşlerini ilk kez bu gecelerde görmüştür. Bu gerçekleştiğinde, âdetimiz o genç adamın bir Perşembe gecesi elinde yanan bir mum taşıyarak dışarıya çıkmasıdır. Genç adam bu mumu seçtiği kadına sunar ve eğer kadın da mumu kabul ederse, bu onun genç adamın teklifini kabul ettiği anlamına gelir.” Geçmek bilmez bir hafta boyunca heyecanla bekleyen Hasan, perşembe akşamı, kalbini çalan o güzel kadına elinde taşıdığı mumu sunar. Kadın, mumu Hasan’ın titreyen ellerinden alır ve ona gülümser. Başka ne yapacağını bilemeyen Hasan, oradan koşarak ayrılıp, odasına sığınır. Ertesi sabah Hasan hâkimin makamına çağrıldığını öğrenince birden telaş ve korkuya kapılır. Acaba lokantada yediği bedava yemekler için mi, palto için mi yoksa mum için mi çağrılıyordur? Hâkim, haşin bakışlı, seçkin bir beyefendidir. Bakışları Hasan’ın kalbine işler. Hasan’ın bütün dehşet ve endişelerinin aksine hâkim gülümseyerek; “Görünen o ki: Kızım sizin teklifinizi kabul etmiş. Onun çeyizinde bir ev ile hizmetçilere ve bir yatırım yapmanıza yetecek kadar para bulunmaktadır. Ancak kızımla evlenmeden önce, üç şartımı yerine getireceğine söz vermelisin.” der. Hasan sevdiği kızın eline dokunabilmek için bile her şeye söz vermeye razıdır. “Evet, elbette. Şartlarınız nelerdir?” diye sorar. “Diline, eline ve beline sahip olmaya söz vermelisin. Söz veriyor musun?”

http://www.kritik-analitik.com/

11


“Evet, söz veriyorum.” Ve Hasan evlenir. Sevdiği kadınla evlenen, zengin bir yaşam süren herkes gibi, hayattaki en mutlu insan hisseder kendini. Günün birinde Hasan ve karısı geç saatlere kadar uyurken, kapı çalar. Hasan o anda bir yatırımla ilgili olarak buluşması gereken kişiler olduğunu hatırlar ve canı gitmek istemez. Karısına; “Sevgilim, bir iş randevusu vermiştim, ama şimdi bununla uğraşmak istemiyorum. Kapıdaki adamlara evde olmadığımı ve onları öğleden sonra göreceğimi söyler misin?” Karısı şaşkın bir halde; “Ne? Bu adamlara ne söylememi istiyorsun?” Sabırsızlanan Hasan tekrarlar, “Onlara dışarıda olduğumu ve onları ancak öğleden sonra kabul edebileceğimi söyle!” Karısı, hayal kırıklığına uğramış bir halde, çabucak giyinir ve odadan çıkar. Aradan bir süre geçer ve karısı geri gelmeyince Hasan onu aramaya çıkar. Babasını ziyaret etmeye gitmiş olabileceğini düşünerek kayınpederinin evine gider. Hakim, kızgın bir şekilde “İlk sözünü tutmadın! Daha da kötüsü yalnızca kendi dilini tutmamakla kalmayıp, kızımdan bile senin için yalan söylemesini istedin. Bu affedilemez bir davranış!” Hasan yalvarır, özür diler ve bunun bir daha asla olmayacağına dair söz verir. Kayınpederi merhamete gelir ve kızı da geri dönmeyi kabul eder, kısa süre içinde her şey normale döner. Birkaç hafta sonra Hasan ve karısı piknik sepetlerini alarak pikniğe giderler. Karısı dinlenirken, Hasan yürüyüşe çıkar. Yolda bir meyve bahçesinin yanından geçerken dalından kopan bir şeftali, bahçe duvarının dışında büyümüş olan bir çalının üstüne düşer. Hasan şeftaliyi alır, karısına götürür ve onu dilimlemesini ister. “Bunu sana birisi mi verdi, yoksa satın mı aldın?” diye sorar karısı. “Hayır, onu yolda buldum. Yere düştü, ben de aldım.” “Yani bu şeftaliyi sana kimsenin vermediğini ya da satmadığını mı söylüyorsun? Yalnızca onu gördün ve aldın?” “Evet. Yolun üstünde yerde duruyordu.” Karısı ağlamaya başlar ve oradan ayrılır. Hasan eve döndüğünde, hiç kimsenin karısının eve döndüğünü görmediğini öğrenir. Birkaç saat sonra, istemeye istemeye kayınpederini görmeye gider. Hâkim, daha önceki gelişinden daha da kızgındır. “Sen, ikinci sözünü de tutmadın! Eline hâkim olmayı da başaramadın.” “Ama şeftali herkesin gelip geçtiği yolda duruyordu.” Diye kendini savunmaya çalışır Hasan. “Bunun önemi yok. O şeftaliyi sen yetiştirmedin, satın almadın ve onu bir hediye olarak da almadın. O senin değildi ki alabilesin.” Hasan yine affedilmesi için yalvarır, yakarır. Bir daha böyle bir hata yapmayacağına söz verir ve sonunda karısı eve dönmeyi kabul eder. Birkaç ay sonra, Hasan kasabanın genç kadınlarının çamaşır yıkamak üzere her perşembe günü nehrin kenarında toplandığını fark eder. Karısı çok güzel bir kadın olmasına rağmen, onun görünüşüne alışmıştır. Bu genç kadınların her biri hem güzel hem de ayrı bir cazibeye sahiptir. Hasan her perşembe günü nehrin o bölümünden yürüyerek geçmeyi adet haline getirir ve her geçen hafta o bölgede, genç kadınların güzel vücutlarını seyretmek için daha fazla duraksamaya başlar. Bir perşembe günü, Hasan genç kadınları gözetlemek için bir çalının arkasına sinmiş beklerken, birisi ensesinden yakalayarak onu ayağa kaldırır. Bu iri yarı bir askerdir. Adam onu tutup kayınpederinin makamına götürür. Hâkim, Hasan’a soğuk bir ifadeyle bakar. “Üçüncü sözünü de tutmadın! Her ne kadar düşünce ve duygularını fiiliyata dökmemiş olsan da, aklında kızıma karşı sadakatsiz davrandın.” diyerek, muhafıza “Onu götür, geldiği yere geri at!” diye emreder. Muhafız Hasan’ı sürükleyerek ormanı geçirir ve kayanın kıyısına gelip aşağıya fırlatır. Hasan dehşet içinde gözlerini kapatır. Gözlerini açtığında, Şeyhin huzurunda ve elinde devrilmiş bardak olan tepsiyi tutarak ayakta beklemektedir. Şeyh ona doğru eğilir ve fısıldar; “Gördüğün gibi, henüz hazır değilsin!”

http://www.kritik-analitik.com/

12


KADergi-1