Page 1

AİHM Çerçevesinde Yaşam Hakkı YAŞAMA HAKKI Av. Onuralp ALATAN GİRİŞ Günümüzde, insan haklarının korunması, tanınması ve geliştirilmesi iç hukuk boyutunu aşarak ve gelişme göstererek evrensel bir nitelik kazanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi “AİHS”, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış ve 3 Eylül 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bugün kırk beş devlet Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamıştır. İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye ya da daha çok bilinen adıyla Avrupa İnsan Sözleşmesinin(AİHS), Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin yargı yetkisi altında bulunan herkesin belirli insan hakları ve temel özgürlüklerini güvence altına alan uluslararası bir antlaşmadır. AİHS günümüzde, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması alanında yürürlükteki en ileri uluslararası belge teşkil etmekte ve bireylerin, haklarının ihlaline karşı yargısal denetiminden yararlanmalarını sağlamaktadır. Ayrıca 45 üye devletiyle AİHS, Avrupa Kamu düzeninin Anayasası hüviyetine bürünmüştür. AİHS ile, İnsan Hakları Avrupa planında tam olarak pozitif hukuk alanına girmiş ve böylece Avrupa İnsan hakları hukuku ortaya çıkmıştır. Üye Devletlerin hemen tümünde, Sözleşme bir yandan uluslararası hukuk çerçevesinde yasal yükümlülükler doğururken, öte yandan da iç hukukun parçası haline gelmiştir. Bu surette Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuk sisteminin bir parçası olmuştur ve ulusal mahkemeler ile tüm yetkili kamu makamları AİHS hükümlerini uygulamak zorundadır. Anayasamızın 90. maddesinde; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz” denilmekte ve “ Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü antlaşmalar” dan söz edilmektedir. Buna göre; ·

Uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve bu anlamda iç hukukun bir parçasıdır.

·

Uluslararası sözleşmelerde getirilen düzenlemelerin, iç hukuka ilişkin yasaları değiştirici özelliği vardır.

· Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemeyeceğinden, “kanun hükmünde” olan bu uluslararası sözleşmeler, iç hukuka ilişkin yasalardan üstündürler ve normlar hiyerarşisinde Anayasa ile diğer yasalar arasında bir konumda bulunmaktadırlar. İç hukuka göre yürütülen davalarda bireyler AİHS metnine ve içtihadına doğrudan ileri sürebilirler ve ulusal mahkemeler bunları uygulamak zorundadır. Ayrıca, mahkemelerde dahil olmak üzere ulusal makamlar iç hukukun, AİHS hükümleri ile çelişmesi halinde AİHS’ ne öncelik tanımakla yükümlüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve içtihatları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin etkisi ile, son yıllarda ülkemiz gündeminden hiç düşmemektedir. Ayrıca Türkiye’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gündeminden hiç düşmemektedir. Türkiye ile ilgili davalar Strazburg Mahkemesi olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iş yükünün önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Çünkü Mahkemedeki derdest dosyaların 1|Sayfa


yaklaşık beşte biri Türkiye ile ilgilidir. Bu durum göstermektedir ki, AİHM, günümüzde Türk vatandaşları için ciddi ve yakın hak arama kapısı olmuştur. Sözleşmenin 1. maddesi, “Yüksek sözleşmeci taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu sözleşmenin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar” demektedir. Buradan yola çıkarak, Sözleşmenin sağladığı haklardan gereği gibi yararlanabilmesi için, akit devletlerin pratik ve etkin güvenceler sağlaması yönünde pozitif yükümlülüğü vardır. Sözleşmenin önemi özellikle iki nedenden kaynaklanmaktadır: Birincisi, içerdiği hak ve özgürlüklerin yanında, getirdiği bireysel başvuru mekanizmasıyla bireylere doğrudan Mahkeme’ye başvuru imkanı tanımış olmasıdır; ikincisi, bir davada mahkemenin ihlal tespit etmesi halinde, Devletin bireysel veya genel tedbirler almakla yükümlü olmasıdır. Bu tedbirler ihlalin kaynağına göre, ihlali durdurma, ihlalin sonuçlarını giderme ve ihlalin tekrarını öleme amacını güder. Dolayısıyla, ülkenin bir köşesinden başlatılan bir dava, o ülkenin ve hatta Sözleşme ye taraf diğer ülkelerin hukuk düzenlerini etkileyebilmektedir. AİHS ülkelerin iç hukuk düzenlerinde doğrudan uygulanabilirliğe sahip olan, mahkemeler önünde doğrudan ileri sürülebilecek bir kurallar bütünüdür. Ayrıca bu sözleşme, ilk kez uluslararası nitelikte yargısal denetim ve güvence sistemi oluşturmuştur. Söz konusu ilk teminatın gerçekleşmediği durumlarda, her birey, bazı koşullara bağlı olmak üzere AİHM’ ne başvurabilir. Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasına göre bireyler, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra Mahkeme’ye başvurabilirler. Uluslararası teamül hukukunun bu prensibi devletlere, uluslararası hukukta hesap vermeden önce, vatandaşlarının mağduriyetlerini kendi ulusal hukuk mevzuatları içerisinde telafi etme olanağını vermeyi öngörür. Sözleşme’nin 13. maddesi Devletlere, sözleşmede tanınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkese, bu ihlal iddialarının ulusal hukuk çerçevesinde soruşturulup ihlalin sonuçlarının izale edilmesine yarayacak etkili bir başvuru mekanizması kurma ve bu mekanizmayı etkin bir şekilde çalıştırma yükümlülüğünü getirir. Devlet bu nedenle, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerinin ihlali iddialarının etkin bir şekilde soruşturması ve faillerinin cezalandırılması yolunda pozitif yükümlülükler altındadır. Madde 2- Yaşama Hakkı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının olmazsa olmaz şartı olan yaşam hakkını düzenleyen Sözleşmenin 2.maddesi, çok geniş kapsamlı bir etki alanına sahiptir. Yaşam hakkını düzenleyen Sözleşmenin 2.maddesi aşağıdadır: 1.Herkesin yaşama hakkı yasanın korunması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez. 2.Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz; a.Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için; b.Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için; 2|Sayfa


c.Ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması için. YAŞAMIN KORUNMASI İnsan haklarının korumanın hareket noktası hiç şüphesis insan hayatının yaşama hakkının güvence altına alınmasıdır. Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde yer alan çeşitli insan hak ve özgürlüklerinden yararlanabilmenin ilk şartı, insanın yaşamını (fiziki varlığını) devam ettirebilmesidir. Bu nedenledir ki, Birleşmiş Milletler tarafından 1948' de kabul edilen İnsan Hakları evrensel bildirisinde ve onu izleyen 1966 tarihli medeni ve siyasal haklara ilişkin uluslararası sözleşmede “yaşamak herkesin hakkıdır” denmek suretiyle, insanın yaşamını korumanın önemi ilk planda vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 2. maddesinde de “herkesin yaşama hakkı yasayla korunmuştur” ifadesiyle yer verilmiştir. İnsan hayatının korunması Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 2. maddesinde belirtilen istisnaların dışında devletlere, kamu kuruluşlarına, onlar adına hareket edenlere (örneğin güvenlik güçlerine) insanlara kasten öldürmemek yükümlülüğünü getirmektedir; Devletler yaşama hakkına saygı göstermenin yanında, insan hayatını başka kaynaklardan (örneğin teröristlerden, legal-illegal çeşitli kuruluşlardan) gelecek haksız saldırılara karşı koruyacak önlemleri almaklada yükümlüdürler. Bu önlemler doğaldırki şartlara göre bir devletten diğerine değişebilecektir. Sözleşmenin 2. maddesi çerçevesinde insanın yaşama hakkının, fiziki varlığının korunmasının hangi aşamada başlayıp nereye kadar devam edeceği de ciddi tartışmalara yol açmıştır. Ana rahmindeki çocuğun (ceninin) korumanın kapsamda olup olmadığı ve buna bağlı olarak kürtaj olayı farklı görüşlere konu olmuştur. Aynı şekilde ötenazi (ölme hakkı) sorunuda her ülkede farklı, değişik iddiaların ortaya çıkmasına imkan vermiştir. Sözleşmenin 2. maddesinin metni ve amacı dikkate alındığında, Avrupa İnsan Hakları komisyonuyla birlikte kabul etmek gerekir ki, maddedeki “herkes” deyimi, ilke olarak “doğumdan sonraki dönemi” kapsayan bir anlamda yorumlanmalıdır. Doğum öncesi dönem kürtaj ve ötenazi sorunu sözleşmenin 2. maddesinden bağımsız olarak her ülkenin iç kurallarına göre çözümlenecektir. YAŞAMA HAKKININ SINIRLARI “Yaşama hakkı” mutlak, sınırı olmayan bir hak değildir. Bu hakkı öngören 2. madde, aynı zamanda sözkonusu olabilecek sınırlamaları (istisnaları) belirtmiştir. Sözleşmenin 2. maddesinde “yaşama hakkı” konusunda öngörülen sınırlamalar (istisnalar) “kısıtlayıcı” niteliktedir, bu istisnai hallerin dışında insan hayatına kasten son verilemez. Harp halinde dahi, devletler, 2. maddeye aykırı önlemler alamazlar (Bk. Sözl. md.15/2). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesinde “yaşama hakkı”na ilişkin olarak aşağıdaki sınırlamalara yer verilmiştir. MAHKEME KARARI Sözleşmenin 2/1. maddesine göre “Herkesin yaşama hakkı yasayla korunmuştur.Yasanın ölüm cezasıyla cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bir cezanın yerine getirilmesi dışında, hiç kimse kasten öldürülemez”.

3|Sayfa


Sözleşme, böylece, bir “ölüm cezası”nın verilebilmesini ve yerine getirilebilmesini iki temel şartla bağlamıştır; a.İşlenen suç için yasada “ölüm cezası” öngörülmelidir; b.Bu ceza “mahkemece” verilmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, mahkeme dışı bir organ, görev ve niteliği ne olursa olsun, suçun işlendiğini, suçun cezasının niteliğine veya yasalara göre ölüm olduğunu belirleyip, kararlaştıramaz, Yasalarda belli suçlar için öngörülen “ölüm cezası” ile suçun ağırlık derecesi arasında da kabul edilebilir (haklı sayılabilir) bir denge mevcut olmalıdır. Aksi taktirde, sözleşmenin “yaşama hakkını” korumaya yönelik amacıyla bağdaşmayan bir durum ortaya çıkar. DİĞER SINIRLAR Sözleşmenin 2. maddesinin 2. fıkrasına göre, öldürme, “kuvvete başvurmanın mutlak zorunluluk haline gelmesi” sonucunda meydana gelmişse, aşağıdaki hallerde “yaşama hakkına” aykırı bir davranış yoktur. a.MEŞRU SAVUNMA Kendisinin veya başkasının hayatına yönelik haksız ve devam etmekte olan bir saldırıyı defetmek zorunluluğu içinde kuvvet kullanarak, saldırganı öldürmek durumunda kalan kimse, sözleşmenin 2. maddesine (yaşama hakkına) aykırı davranmış olmaz. Sözleşmenin 2. maddesi anlamında “meşru savunma” hayata yönelik haksız saldırılarda sözkonusu olur. Mala yönelik bir haksız saldırıyı defetmek için saldırganın öldürülmesi, ilke olarak, sözleşmenin 2/2. maddesi kapsamında “meşru savunma” olarak değerlendirilmeyecektir. b.TUTUKLAMA VE KAÇMANIN ÖNLENMESİ Yasaya uygun olarak tutuklama yapılması veya yasaya uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasının önlenmesi için, olayın özel niteliğine göre, kuvvete başvurma “mutlak zorunluluk” haline gelmiş ve kuvvete başvurmanın sonucu olarak tutuklanmak istenen veya kaçmaya kalkışan kişi ölmüşse, sözleşmenin 2. maddesinde bu durum yaşama hakkının ihlali (çiğnenmesi) niteliğinde görülmemiş, hukuka aykırı bir davranış sayılmamıştır.Ancak, hemen tekrar belirtelim ki, ölüm olayının kabul edilebilir olması, olayın istisnai niteliği (örneğin tutuklanmak istenen veya kaçmaya kalkışan kişinin çok tehlikeli bir şahıs olması, işlenmiş olan suçun özel ağırlığı) dikkate alındığında, kuvvete başvurmanın kaçınılmaz olmasına ve kuvvete (ilke olarak) öldürme amacıyla başvurulmamış bulunmasına bağlıdır. c.AYAKLANMA VE İSYANIN BASTIRILMASI Bir ayaklanma veya isyanın yasalara uygun olarak bastırılması, olayın özel ağırlığı, kişilere veya mala vereceği veya vermekte olduğu zararın büyüklüğü gözönünde bulundurulduğunda, “mutlak bir zorunluluk” olarak kuvvete başvurmasını gerektirmişse, kuvvete başvurma sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi sözleşmenin 2. maddesinde öngörülen yaşama hakkının çiğnenmesi sayılmayacaktır, hukuka aykırı bir nitelik taşımayacaktır. Ayaklanmanın veya isyanın kuvvet kullanarak bastırılması için, devlet güçlerinin veya üçüncü kişilerin “meşru savunma” halinde bulunması gerekmez. Olayın görünürdeki özel ağırlığının kuvvet kullanmayı 4|Sayfa


gerektirmesi yeterlidir. Ancak, genel bir hukuk ilkesi olarak belirtelim ki, devlet, bir ayaklanmayı veya isyanı bastırırken halin, şartların haklı kılmadığı şiddetten özenle kaçınmalıdır. d.SAVAŞ EYLEMLERİ Yaşama hakkının diger bir istisnası da Sözleşmenin 15. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Madde 15/2' ye göre, savaş halinde, hukuka uygun savaş eylemlerinin sonucu olarak meydana gelen ölüm olayları da sözleşmenin 2. maddesinde öngörülen yaşama hakkının çiğnenmesi niteliğinde değildir. e- Sözleşmeye ek 6 numaralı protokol AİHS.nin 2. maddesi yaşam hakkını düzenlerken, bu sözleşme ile ölüm cezası kaldırılmamıştır. Ancak Avrupa Konseyi’ne üye devletler 25. Nisan 1983 tarihinde sözleşmeye Ek 6 numaralı protokol ile ölüm cezasının kaldırılmasını kabul etmişler. 1 Mart 1985 yılında da bu protokol yürürlüğe girmiştir. Ancak protokol, ölüm cezasının kaldırılması yükümlülüğünü barış zamanıyla sınırlamıştır. Buna göre 6 numaralı protokol madde 2: Bir devlet mevzuatında, savaş veya yakın savaş tehlikesi zamanında işlenmiş olan fiiller için ölüm cezası öngörülebilir; bu ceza, ancak bu mevzuatın belirttiği hallerde ve bunların hükümlerine uygun olarak uygulanabilir. İlgili devlet, söz konusu mevzuatın bu duruma ilişkin hükümlerini Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir. Türkiye yakın bir süre önce bu sözleşmeyi onaylamıştır. f- Sözleşmeye ek 13 numaralı protokol Bütün bu gelişmeler neticesinde Avrupa Konseyi bir adım daha ileri giderek ölüm cezasını tümden kaldırmıştır. Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi, 21 Ocak 2002 de ölüm cezasının “ savaş zamanında ve savaşa yakın bir tehlikenin varlığı” durumları dahi, tamamen kaldırılmasına karar vermiştir. Böylece bu protokolün yürürlüğe girmesinden sonra 6 numaralı protokolde belirtilen istisnalar da kaldırılmışmıştır. DİVANIN YAŞAMA HAKKININ SINIRLARINA İLİŞKİN GÖRÜŞÜ Avrupa İnsan Hakları Divanı, İngiliz askerlerinin, bir suikast şüphesiyle üç IRA üyesini öldürmesine ilişkin olarak Mc Cann c. Royaume – Uni davası nedeniyle verdiği 27 Eylül 1995 tarihli (serie A n ~ 324) kararında Sözleşmenin 2. maddesine ilişkin görüşlerini belirtme imkanını bulmuştur. Divan' ın sözü geçen kararına göre; a.Devlet güçlerinin kuvvete başvurması sonucunda ölüm meydana gelmişse, kuvvete başvurmanın yasal çerçevede yapılıp yapılmadığı, olaydan sonra ciddi, etkili bir soruşturmaya konu olmalıdır. Devletin yaşamı koruma görevi, böyle bir soruşturmanın yapılmasını zorunlu kılar. b.Kuvvete başvurmanın kapsamı ile, korunmak istenen yarar arasında haklı bir denge mevcut olmalıdır. Kuvvete başvurmak için, olayın dış görünüşü (cereyan tarzı) dikkate alındığında haklı nedenler mevcutsa, dış görünüşün yanıltıcı olduğunun sonradan anlaşılması, Devlet güçlerinin kuvvete başvurmada haksız olduğu anlamına gelmez. c.Korunmak istenen yarar ile başvurulan kuvvet arasında bir dengenin varlığı, Sözleşmenin 2. maddesinin kapsamında ölüm olayının kabul edilebilir sayılması için tek başına yeterli değildir. Devlet güçleri, operasyonu yaparken, kuvvet kullanmanın ölümle sonuçlanmasını imkan nispetinde azaltacak, en aza indirecek önlemleri almaklada yükümlüdürler. 5|Sayfa


YAŞAM HAKKININ KORUNMASI VE AİHM' NİN ÖRNEK KARARLARI Yaşam hakkının yasanın korunması altına alınmış bulunmasından çıkan sonuçlara yani taraf devletler için bu hükümden doğan yükümlere gelince: 1.Birinci yüküm öldürme yasağıdır.Sözleşmedeki ifadesiyle yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında Mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez. Burada devletin üstlendiği yüküm negatif yükümlülüktür. Mahkemenin birçok kez belirttiği gibi 2. madde sadece kasıtlı öldürme hali değil buna ilaveten maddenin 2. fıkrasında yer alan istisna halleride (kuvvete başvurma sonucu ortaya çıkabilecek ölüm durumu) dahil olmak üzere taksirli adam öldürme fiilleride içermektedir. Kısaca ve özet olarak 2. madde devletin negatif yükümü olarak her tür kasıtlı veya taksirli adam öldürmek kural olarak yasaklanmıştır. Negatif yüküm olarak öldürme yasağına bireyin hayatını tehlikeye atmaktan kaçınma görevide dahildir. Demiray/Türkiyedavasında; PKK. Mensubu terörist olduğu suçlamasıyla göz altına alınan kişi (A.Demiray), Hükümetin iddiasına göre, bilahare PKK. Silahlarının depolandığı yeri gösterme teklifinde bulunmuş ve önde ilgili kişi, arkada kendisini izleyen üç güvenlik görevlisi ile söz konusu mahalle gidilirken tuzak bir mayının patlamasıyla adı geçen parçalanıp ölmüştür. Olayda mahkeme, önleyici tedbir alınmadığı gerekçesiyle, 2. madde hükmünün çiğnendiğine karar vermiştir. Oğur/Türkiyedavasında; Güney Doğudaki terörizmle mücaadele çerçevesinde yürütülen bir Askeri operasyon sırasında, maden ocağındaki bekçi kulübesinden çıkan kişinin, açılan ateş sonucu ölümünde operasyonun ölüme sebebiyet vermeyecek şekilde düzenlenmemiş olması yüzünden 2. madde gereğince hükümet sorumlu bulunmuştur. Yine Güleç/Türkiye davasında şiddet hareketlerinin yeraldığı kanunsuz gösteride açılan ateş sonucu ölüm ve Ergi/Türkiye davasında teröristleri yakalamak için kurulan pusudan güvenlik güçlerince açılan ateş sonucu civardaki bir evin balkonunda bulunan kişinin ölümünden hükümeti sorumlu tutarak 2. maddenin ihlal edildiğine karar verilmiştir. 2. Maddenin koyduğu öldürme yasağı özellikle Kayıp Kişiler konusunda daha da önem kazanmıştır.Kurt/Türkiye davasında davacı, oğlunun güvenlik güçleri tarafından götürüldükten sonra dört yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kendisinden hiç bir haber alınmadığını; nerede bulunduğunun resmi makamlarca araştırılıp saptanmadığını; Oğlunun güvenlik güçlerince öldürülmüş olabileceğini ileri sürmekteydi. Komisyon ve Mahkeme, adı geçen kişinin güvenlik güçlerinin elindeyken öldüğü hususunun makul şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmadığı; Başlangıçtaki tutuklama vakasından hareketle kendisinin öldürülmüş olduğu sonucuna götüren bir varsayımda ölüm karinesinde bulunulamayacağı gerekçesiyle bu olayda 2. maddenin değil kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlalini düzenleyen 5. maddenin ihlal edildiği kararına varılmıştır. 2.İkinci Yüküm, Kendi Yetki alanındaki kişilerin hayat hakkını korumaktır. (Devletin pozitif yükü) AİHM.' nin pak çok kararında ısrarla belirtildiği gibi sözleşmede yer alan haklar teorik değil, gerçek ve fiilen var olan haklar olduğu için devlet, önce, bu öldürmeme yükümünü kendisi yerine getirecek; sonrada kişinin hayatını, ölümle sonuçlanabilecek saldırı yahut eylemlere karşı korumak için (örneğin adam öldürme fiillerinin cezalandırılması gibi) gerekli uygun önlemleri alacaktır. Mahkeme, adam öldürme fiili işlendiği durumlarda devletin ciddi bir soruşturma ile suç faillerini tespit ve gerekli müeyyidenin uygulanması, tüm imkanlarını kullanarak, sağlamaya çalışması yükümünün sözleşmenin 1. maddesinden çıktığını belirttikten sonra bu yükümün yalnızca, adam öldürme fiilinin resmi görevliler 6|Sayfa


tarafından işlenmiş olabileceği ihtimalinin bulunduğu durumlarda değil, fakat 2. maddenin çiğnendiği şüphesinin mevcut bulunduğu her durumda geçerli olduğunu belirtmiştir. Kılıç/Türkiyedavasında; mahkeme, meçhul kişilerce öldürülmüş bulunan Kemal KILIÇ' ın devamlı tehdit edildiğini ileri sürerek güvenlik güçlerinden korunma istediği; Adı geçenin çalışmakta olduğu Gazete Brosunu tehditlere karşı koruma altına alınması için polisle temaslarda bulunulduğu, güvenlik güçlerinin durumu bilmelerine rağmen koruma tedbirleri alma yönünde girişimde bulunmadıkları gerekçesiyle devletin yaşam hakkını koruma görevini yerine getirmeyerek 2. madde hükmünün çiğnendiğine karar vermiştir. Taylor, Crampton, Gibson ve King aileleri/İngilteredavasında; bir devlet hastanesinde akıl hastası bir hemşire tarafından bazı çocukların öldürülmesi ve öteki bazılarınında ağır hayati tehlikeye maruz bırakılması olayında, hasta bakıcının yargılanmış ve hüküm giyilmiş olmasına rağmen aileler devletin hayat hakkını koruma görevini yerine getirmediği iddiası ile AİHK' na başvurmuşlardı. Komisyon, hasta bakıcının, mahkumiyet ile sonuçlanan bir ceza kovuşturması sonunda hüküm giymesiyle, ikinci madde gereği devlete düşen etkili soruşturma ve kovuşturma görevi yerine getirilmiş olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Dujardin/Fransa davasında; Devletin, suç politikası gereği genel af çıkararak adam öldürme suçu faillerini kovuşturmaktan vazgeçmesi; Bunun genel bir pratik haline getirilerek suçların cezalandırılmasını, sistematik şekilde, önlememesi ve devletin meşru menfaatleri ile bireyin hayat hakkının korunmasına ilişkin kişisel ve menfaati arasında bir denge kurulması kaydiyle 2. maddenin prosedüral gereği bakımından ihlalini oluşturmaz. 2. MADDE İSTİSNA HALLERİ VE AİHM ÖRNEK KARARLAR 1.Yasanın öngördüğü durumlarda yetkili mahkemece hükmolunan ölüm cezasının yerine getirilmesi;Ölüm cezasının, savaş hali gibi olağanüstü durumlar dışında yürürlükten kaldıran 6 nolu protokol, bu protokolü katılanlar bakımından 2. maddeyi değiştirmekle beraber ölüm cezasını yasaklamış değildir. Soering/İngilteredavasında; Mahkeme ölüm cezasının adalet konusundaki bölgesel nornlara uygun düşmediği şeklinde Batı Avrupa Hukuk sistemlerindeki ortak varsayımı atıfta bulunarak, bu anlayışın ek 6 protokolde yankı bulduğuna işaret etmiştir. Gerçekten bu gün gerek Avrupa Konseyi, gerek Avrupa Birliği camiasında ölüm cezasından arındırılmış bir Avrupa yaratma çabaları devam etmektedir. Sözleşmede belirtilen yasanın öngördüğü, yetkili Mahkeme koşulları yanında Avrupa sözleşmesinin bütününe egemen orantı kavramınında gözden uzak tututlmaması gerekmektedir.Devletler hangi suçları ölüm cezası ile cezalandırılacakları konusunda bir takdir serbestisine sahip iseler de bu cezayı öngörürlerken suç ve ceza dengesine saygılı olmak, söz konusu cezayı en ağır suçlara has kılmak zorundadırlar. 2.a)Kendisinin veya başkasının haksız saldırıya karşı korunması (Meşru müdafa); b)2. İsitsna yasanın izin verdiği yakalamayı sağlamak veya yasal olarak el altında bulunan kişinin kaçmasını önlemek amacıdır. Örneğin, böyle bir durumda, ulusal mevzuata uygun olarak güvenlik güçlerinin silah kullanması gibi. c) 3. İstisna ayaklanma veya isyanın, yasal olanaklarla bastırılması hali Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesi yalnızca kasıtlı yani bilerek ve isteyerek yapılan öldürme fiillerini değil aynı zamanda kasıtlı olmayan öldürme fiillerini de yasaklamaktadır. Ne varki, bu ikinci hal için 7|Sayfa


Sözleşme, bir “mazeret” (yahut “meşruluk” veya “hukuka uygunluk”) sebebi kabûl etmiş; fıkrada belirtilen üç amaç nedeniyle “kuvvete başvurmanın mutlak surette gerekli olduğu hallerde”, kuvvet kullanma sonucu ortaya çıkabilecek ölüm vakıasının, gereğinde, 2. madde hükmünüihlal etmeyebileceğini hüküm altına almıştır. Yani 2. fıkra, en kötü ve uç olasılığı (ölüm) öngörmekte; “netice”nin kusurdan (taksir) doğmadığı durumlarda hükmün çiğnenmemiş olacağını söylemektedir. Diğer bir deyişle 2. fıkra hükmü, 1. fıkradaki ölüm cezasının infazı halinde olduğu gibi “öldürmeye izin veren” ve bu sıfatla, ölüm cezasının infazına eklenebilecek ikinci, üçüncü ve dördüncü (2. fıkranın a), b) ve c) bentleri)istisna değil; Yaşamın kasıtlı olmayan izalesini, bazı koşullara bağlı olarak, hayatı koruma yükümünün ihlali saymayan bir normdur. Nitekim, Mahkeme'ye göre 2. fıkra, “Kuvvete müracaatın mümkün bulunduğu ve bunun da istem dışı adam öldürme fiili ile sonuçlanabileceği durumları tanımlamakla beraber; a), b) veya c) bentlerindeki amaçlara yönelik olarak kuvvete bu başvurmanın “mutlak surette gerekli” olması lazımdır. -2. Maddenin 2. fıkrasında “mutlak surette gerekli” deyiminin kullanılmış olması, diyor. Mahkeme, burada Sözleşme'nin 8 ila 11. Maddelerinin 2. fıkralarında yer alan ve devlet müdahelesinin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını tayin için kullanılan normal gereklilik kriterinde (ölçü itibariyle) daha sert ve kaçınılması güç bir gereklilik kriteri uygulanacağına işaret eder. Kullanılan kuvvet, özellikle 2. Maddenin 2 a), b) ve c) bentlerinde anılan amaçlarla tamamen orantılı olmalıdır. Demokratik bir toplumda (2. Madde) hükmünün önemini teslim eden Mahkeme, (bu konuda) bir kanaata ulaşmak için, özellikle iradi olarak kuvvet kullanma neticesinde vâki ölüm halinde, öldürme olaylarını azami dikkatle incelemek ve kuvvete başvurmuş olan görevlilerin sadece eylemlerini değil; Fakat aynı zamanda, olaya ilişkin tüm koşulları, bilhassa, söz konusu eylemlerin hazırlanış ve uygulanış şeklini gözönünde tutmak zorundadır. Kısaca, 2. fıkra uygulamasında amaç, fıkranın a), b) ve c) bendi hedeflerine “ölüme” neden olmadan ulaşmaktır; Fakat kuvvete başvurma ölüm sonucunu doğurmuşsa, durumun tüm özellikleri gözönünde tutularak eylemin “mutlak gereklilik” kriterine cevap verip vermediği araştırılacaktır. Bu araştırma ise kullanılan kuvvet ile güdülen amaç sırasında; keza kullanılan kuvvet ile kuvvet kullanma yolundan sağlanan menfaat arasında orantı “ölçü” yani adil bir dengenin bulunup bulunmadığının irdelenmesini gerektirir. Başka bir deyişle 2. fıkradaki “gereklilik” kavramı: “sıkıştıran bir toplumsal ihtiyaç” var mı? Hayat hakkına yapılan müdahele, bu müdahele ile güdülen amaçla ölçülü mü? Nihayet duyulan gerek, mutlak mı? İrdelemesine tabi tutulacaktır. “Kuvvete başvurma halinde, AİH Komisyonu, bunun tam tamına ölçülü olup olmadığını takdir için, ulaşılmak istenen amacın niteliği, olay sırasında insanların hayatı ve vücut bütünlüğü bakımından arzettiği tehlike ve kullanılan kuvvetin taşıdığı ölüme neden olma riskinin derecesi gözönünde tutulacaktır. Komisyon incelemesinde, vâki ölümü çevreleyen yerinde ve geçerli tüm koşullar, gerekli şekilde gözönünde tutulur” Mc Cann/İngilteredavasında; Eylem üzerinde oldukları şüphe ve kanısıyla üç IRA teröristinin meşru savunma (md. 2/2-a) gerkçesiyle güvenlik güçlerince öldürülmesinin sözkonusu olduğu Mc Cann/İngiltere davasında Mahkeme 2. madde uygulamasında ortaya çıkabilecek önemli bazı sorulara cevap vermiştir. (27.09.1995, A 324). Mahkeme'ye göre: a) 2. Madde hükmünün 1. Madde ile birlikte, devlete yüklediği pozitif yükümün (hayatı koruma tedbirleri almak) yerine getirilmiş olması için, genel bir ifade ile adam öldürme fiilini yasaklayan bir kanunun varlığı 8|Sayfa


yetersizdir. Devletin, bu madde ile yüklendiği yaşama hakkını koruma yükümü, özellikle kamu görevlilerinin kuvvet kullanması sonucu ortaya çıkan ölüm olaylarında, etkili bir araştırma icrasıyla fiilin meşruluğu şartlarını saptamayı mümkün kılan bir soruşturma ve gereğinde yargılamanın yapılmasını da gerektirir. Olayda şikayetçilerce, bu bağlamda, ileri sürülen eksiklikler soruşturmayı etkisiz kılacak derecede görülmediğinden bu gerek bakımından 2. madde hükmü çiğnenmiş değildir. b) 2. Maddenin ihlâl edilip edilmediğini saptarken yalnızca araç-amaç orantısını (başkalarının hayatını korumak amacıyla kuvvet kullanmanın mutlak surette gerekliliği) araştırmak yetersizdir; Aynı zamanda,harekâtın, kuvvete müracaat gereğini imkân ölçüsünde asgariye indirecek surette hazırlanıp hazırlanmadığına da bakmak gerekir. c) Terörist olarak tanınan kişileri zararsız hale getirmekle görevli asker kişiler kendilerine verilmiş bulunan bilgiler ışığında, teröristlerin, uzaktan kumandalı bombayı patlatarak çok sayıda insanın ölümüne neden olmalarını önlemek için bu kişilere ateş açmanın muhakkak gerekliliğini, iyi niyetle, düşünmekteydiler. Bu suretle kendileri, üstlerinden aldıkları emirlere uyarak, görevlerini, başkalarının hayatını korumak için bunun mutlak zorunluluk teşkil ettiğiinancıyla, yerine getirmişlerdir. d) 2. Maddenin 2. fıkrasında öngörülen amaçlardan birine ulaşmak için güvenlik görevlilerinin kuvvet kullanmaları, bu hareketin -olay anında yapılan mâkul bir durum değerlendirmesi ile vârit görülüp fakat sonradan hatalı olduğu anlaşılan – samimi bir kanata dayanması halinde, söz konusu fıkra bağlamında, meşruluk kazanır. Aksi iddia, devlete ve kanunları uygulamakla yükümülü kamu görevlilerine, kendilerinin ve başkalarının hayatını tehlikeye sokma riski taşıyan gerçek dışı bir mükellefiyet yüklemek olur. Somut olayda, görevlilerin olay anında karşı karşıya kaldıkları ikilem gözönünde tutularak, güvenlik görevlilerinin yalnızca o andaki fiillerini değerlendirmek suretiyle madde hükmünün ihlali konusunda bir sonuca varmak yeterli değildir. Aynı zamanda, bütünü içinde antiterörist harekâtın 2. madde gereklerine uygun şekilde hazırlanıp hazırlanmadığına da bakmak gerekir. Bu husus, askerlere verilip uygulandıklarında ölümle neticelenebilecek kuvvet kullanımını kaçınılmaz kılan talimat ve bilgilerin, olayda yer alan üç teröristinyaşama hakkını gereğince gözönünde tutup tutmadığı sorunu ortaya çıkarmaktadır. Bu olayda Mahkeme (Büyük Daire) (9'a karşı 10 oy ile), başkalarının hayatını korumak amacıyla üç teröristin öldürülmesinin, bu eksiklik (harekâtın yeter titizlikle hazırlanmamış olması) nedeniyle, mutlak gereklilikle kuvvete başvurma teşkil etmediği; böylece 2. madde hükmünün çiğnendiği sonucuna varmıştır. Ergi/Türkiyedavasında; başvuran Muharrem Ergi hem kendisi ve hem de güvenlik kuvvetlerince açılan ateş sonucu evinin balkonunda ölen kız kardeşi Havva Ergi ile yeğeni adına yaptığı başvuruda: PKK. mensuplarını yakalamak için pusu kuran güvenlik kuvvetlerinin, köylerine fark gözetmeksizin ateş açtıklarını; balkonda bulunan kardeşinin bir mermi isabetiyle öldüğünü; Sözleşme'nin 2, 8, 13, 14, 18 ve (eski) 25. maddenin çiğnendiğini ileri sürmüştür. Hükümet ise; PKK. mensuplarını yakalamak için köy civarında pusu kuran güvenlik güçlerinin, yapılan operasyonda, PKK' lılarla çatışmaya girdiğini; Bulundukları yer itibariyle köy yönüne ateş açmalarının mümkün olmadığı; adı geçeni öldüren merminin güvenlik güçlerince atılmış olmayacağını savunmuştur. “2. Mahkeme'nin Değerlendirmesi “(a) Başvuranın Kız kardeşinin Yasadışı olarak Öldürülmesi İddiası Mahkeme, başvuranın kız kardeşinin ölümüne yol açan şartlar hususunda çeşitli ifadeler olduğunu gözlemlemiştir. Başvuranın bu operasyonun güvenlik güçleri tarafından köye karşı yapılan bir misilleme 9|Sayfa


olduğunu iddia etmebine rağmen, Hükümet, köyün etrafında güvenlik güçleri ile PKK. Arasında bir çatışma olduğunu ve ölüme sebep olan merminin güvenlik güçlerince ateşlenmediğini iddia etmiştir. omisyon, 29 Eylül 1993 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun, çatışmaya yol açan pusu olmadığını, misilleme olduğunu destekleyecek yetersiz delil olduğu ve Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince atıldığının tespit edilmediği görüşündedir. Komisyon, söz konusu gece neler olduğuna dair çok az doğrudan kanıt olduğu görüşündedir. Delegeler önündeki duruşmaya çıkan başvuran dahil dört şahitten hiçbiri iddia edilen olaya şahit olmamışlardır. Komisyon tarfından kendilerine tebligat gönderilen köyün muhtarı ve başvuranın aile üyelerinin birçoğu, tebligata uymamışlardır. Dahası, Komisyon, kendisine sunulan kanıtlarla ilgili belgelerin kalitesinin ikinci el olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, başvuranın Komisyon'un bulgularına itiraz ederek, Hükümet'in kanıt sunamamasından çıkarılabilecek sonuçları daha fazla vurgulamıştır. Fakat, Komisyon'un kanıtları ve bu kanıtları dikkatli bir şekilde incelemesi hususunda, Mahkeme, Havva Ergi'yi öldüren merminin nereden ve hangi şartlar altında atıldığı konusunda meşru şüphelerin varolduğu görüşündedir. Bu sebepten dolayı, Mahkeme, daha önce de belirtildiği gibi, öncelikli görevi gerçeklerin tespit edilip kanıtlanması olan Komisyon'un varmış olduğu sonuçtan daha farklı bir sonuca varmasını gerektirecek istisnai durumların varolduğu konusunda tatmin olmamıştır. Böylece, Mahkeme de başvuranın kız kardeşinin güvenlik güçleri tarafından, başvuranın iddia ettiği şartlarda, kasıtlı olarak öldürüldüğü şeklinde sonuca varmak için delillerin yetersiz olduğunu düşünmektedir. (b) Sözleşmenin 2. Maddesinin diğer gereklerinin yerine getirilmemesi iddiası Operasyonun Planlanması ve Gerçekleştirilmesi hususunda Mahkeme, Hükümetin ifadesine dayanarak, güvenlik güçlerinin bir pusu operasyonu düzenlediğini ve köy civarında PKK ile silahlı çatışmaya girdiğini belirtmiştir.Yukarıda değinildiği gibi, bu konu üzerinde görüşülmüş ve Mahkeme Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçlerince ateşlendiğinin tespit edilmediğini belirtmiştir. Fakat operasyonun planlanması ve geçekleştirilmesinin Sözleşmenin 2. Maddesi hükmüne uygun olup olmadığının Mahkeme tarafından incelenmesinin uygun olmadığı şeklinde Hükümet görüşü, Mahkeme'yi tatmin etmemiştir. Bu hususta, söz konusu hükmün içeriği, bütün olarak okunduğunda, ikinci paragraf öncelikle bir şahsın kasıtlı olarak öldürülmesine izin veren durumları tanımlamaz fakat, sonucu kasıtsız olarak ölümle sonuçlanabilecek “güç kullanımı”na izin durumlarını tanımlar, “Zorunlu tedbirler” terimi, Sözleşmenin 8-11. Maddelerinin 2. paragrafları gereğince, Devlet tarafından alınan tedbirlerin “demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığına” karar verirken normalde uygulanandan daha sert ve zorlayıcı bir gereklilik testi uygulanmalıdır. Kullanılan güç özellikle Sözleşmenin 2. Maddesinin 2 (a), (b) ve (c) alt paragraflarında belirtilen amaçlara denk olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir toplumdaki hükmüne bağlı olarak, Mahkeme, değerlendirme yaparken, özellikle ölümcül kuvvetin kullanıldığı durumlarda, sadece kuvveti uygulayan kişiler değil, aynı zamanda inceleme altındaki olayların planlanması ve kontrolü ile ilgili konular da dahil olmak üzere ölümleri detaylı bir şekilde incelemelidir. Dahası, Sözleşmenin 2. Maddesi 1. Madde ile birlikte okunduğunda, Devletin yaşama hakkını etkili bir şekilde “güvence” altına alması için bazı önlemler alması istenebilir. Yukarıdaki hususların ışığı altında, Devletin sorumluluğunun Devlet görevlilerinin açtığı ateşin bir sivilin ölümüne neden olduğuna dair önemli kanıtlar mevcut olduğu hallerle sınırlı olmadığı konusunda, 10 | S a y f a


Mahkeme, Komisyonun fikrini paylaşmaktadır. Sivil (lerin) hayatının kazaen kaybını engellemek ve her durumda en aza indirmek amacıyla, karşıt bir guruba yönelik olarak gerçekleştirilen güvenlik operasyonunun kurgu ve yöntem seçiminde uygun önlemlerin alınmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Böylece, şüphesiz Havva Ergi'yi öldüren merminin güvenlik güçleri tarafından ateşlendiğinin tespit edilmemiş olmasına rağmen, mahkeme, güvenlik güçlerinin operasyonunun planlanıp planlanmadığı ve mümkün olduğunca, pusudaki PKK. mensuplarının ateş gücünden gelebilecek zararlar da dahil olmak üzere, köylülerin hayatına gelebilecek zararları engelleyebilecek, en aza indirgeyebilecek nitelikte bir operasyon yapıp yapmadığı konusu üzerinde düşünmelidir. Davanın özel şartları tekrar gözden geçirildiğinde, bir yandan, operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda bir değerlendirme yapabilme konusunun Hükümet tarafından sunulan bilgilerin yetersizliği nedeniyle sınırlı olduğunu Komisyonun belirttiğini Mahkeme gözlemlemiştir. Operasyona kimlerin katıldığı, güvenlik güçlerinin hangi şartlar altında ateş açtığı ve çatışma başladıktan sonra güvenlik güçlerince ne gibi tedbirler alındığı hususlarında bilgi yoktur. Diğer taraftan, jandarma memurlarının Komisyon'a sundukları ifadelerinden, pusunun köyün kuzeybatısında köy ile pusu (yeri) arasında mesafe olmaksızın gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. PKK. Teröristlerinin köye, kuzeydeki yolu takip ederek ya da nehir yatağını takip ederek kuzeydoğudan veya güvenlik güçlerine görenmeden kuzeybatı yönünden köye sızmış olabilecekleri tahmin edilmelidir. Komisyon kanıtlardan güvenlik güçlerinin güneyde mevzilendiklerini tespit etmiştir. Bu şartlar altında, köylülerin büyük ölçüde, güvenlik güçleri ile köye kuzeyde veya kuzeydoğudan yaklaşan PKK. teröristleri arsındaki çapraz ateş altında kalmaları riski vardır. Güvenlik güçlerinin sivil halkın varlığı nedeniyle, köye yaklaşmakta olan PKK teröristleri tarafından açılan ateşe karşılık verirken dikkatli davranmış oldukları düşünülebilir; Fakat teröristlerin aynı hassasiyeti göstermiş oldukları düşünülemez. Köylüleri bu durumda korumaya yönelik önlemler alındığını gösteren hiçbir bilgi mevcut değildir. Bu sebepten dolayı, operasyonun planlanması ve yürütülmesi hususunda jandarmanın kanıt sunmaması nedeniyle, Komisyon, Kesentaş Köyü yakınlarında gerçekleştirilen pusu operasyonunda, sivil nüfusun hayatına zarar verilmemesine dikkat edildiği konusunda ikna olmamıştır.

11 | S a y f a


Yararlanılan Kaynaklar 1-)Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları 2-) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması 3-) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Dr. İur. Şeref ÜNAL – 2001, TBMM yayınları. 4-) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulamaları Prof. Dr. A. Şeref GÖZÜBÜYÜK – Prof. Dr. A. Feyyaz GÖLCÜKLÜ, 2003, Turhan KİTABEVİ 5-) İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatlarıCilt 1, Doç. Dr. Osman DOĞRU, 2003, Beta yayınları. 6-) Yaşam Hakkı Abdülkadir KAYA, 2002, Seminer notu. 7-) Yaşama Hakkı Dr. Atilla NALBANT, 2003, Seminer notu. 8-) Bayram ERAY Akşehir Cumhuriyet Başsavcısı 32633 - 2006 Makale www.adalet.gov.tr 9-) Adalet Dergisi Ocak 2001 – S.6, 10-) Adalet Dergisi Temmuz 2001-S.8 11-) Adalet Dergisi Ekim 2001-S.9 12-) Adalet Dergisi Temmuz 2003-S.16 AİHM Kararları www.ihb.gov.tr tr.wikipedia.org

12 | S a y f a

Aihm çerçevesinde yaşam hakkı  

Av. Onuralp ALATAN

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you