Page 1

“ZOR OLAN TIP MI, TIP DİLİ Mİ?”

TIP EĞİTİMİNDE KANGURULAR Tıp eğitimi şüphesiz ülkemizde ve dünyada kabul edilen en zorlu eğitimlerden birisi. Aslında bu zorluğun büyük bir bölümünü de “Tıp Dili” oluşturuyor. Geniş bir konu evreninde, anlamanız ve uygulamanız gereken birçok bilgi varken, bir yandan da bunlarla ilgili becerileri kazanmak ve hepsini topladığımızda bunların tamamını “iyi bir hekim” olmak için bir tutum haline getirmek zorundasınız. İşte bu noktada “Peki bu bilgi, beceri ve tutumu, “ezber” diyerek özetlenen bir eğitim sürecinde nasıl daha iyi kazanabiliriz?” sorusunu sorduğumuzda tıp dili sorunuyla karşılaşıyoruz. Bu yazıyı yazarken aslında amacım Türkçenin, eğitimin ve öğrencinin buluştuğu bir süreçte “harekete geçmenin” sonuçlarını bir şekilde sizlerle paylaşabilmek. Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Yerleşkesinde Hacettepe Türkçe Topluluğu etkinliklerinde birçok görev almış birisi olarak bizim için temel sorunlardan birinin bu dönüm noktası olduğunu biliyorum. Sürekli bilgilendirme etkinlikleri düzenliyor ve insanların (özellikle de öğrencilerin) dilimiz üzerine bilinçlenmesini sağlamak üzere çalışmalar yapıyoruz. Kendimizden, zamanımızdan ayırarak yapıyoruz bunları ve sonunda can alıcı soru geliyor? “Peki neyi değiştiriyoruz?” İşte bu noktada Sıhhiye’de gerçekleştirdiğimiz, “etki edebilir miyiz?” sorusuna yanıt aradığımız bir proje aslında “Tıp Eğitiminde Kangurular”… Avustralya

kangurularının

öyküsünü

belki

biliyorsunuzdur. Bundan yüzyıl kadar önce bir İngiliz koloni üyesi bir Avustralya yerlisi ile yürüyormuş. Bir hayvanla karşılaşmışlar. “Bu nedir?” sorusunu “Kangroo” diye yanıtlamış yerli. İngiliz hayvanın bir resmini çizmiş, ülkesine gittiğinde de onu anlatmış,


“Kanguru”yu… Ve tüm dünya onu “Kanguru” olarak tanıdı. Bir süre sonra Avustralya yerlilerini incelemeye giden bir dil bilimci yerlilerin bu hayvan için başka bir sözcük kullandığını duymuş ve sormuş: “Peki Kangroo nedir?”. “Kangroo” yerli dilinde “Seni anlamıyorum.” anlamına gelmektedir2! İşte belki de “tıp eğitimini”, “tıp dilini” anlatan en güzel örnek bu. Eğitimimizde sadece bize özgü on binlerce “kanguru” var… Türkçe bilim dili olur mu olamaz mı, yabancı sözcüklerin dilimize karşı saldırıları, yabancı dilde eğitim tartışmaları sürerken ülkemizde her zamanki gibi boşlanan yine eğitimimiz oluyor. Konu çok geniş, ayrıntıları çok fazla. Sizin de birazdan göreceğiniz gibi süreci bile çizmek uzun sürüyor. Bu yüzden proje detayları için bilgi almak isteyenler bana ulaşabilirler. Şimdilik sadece eğitim dilimizdeki bu temel sorunun çözümü üzerine neler yaptık, size onları iletip; gelecekte neler yapılabileceği konusunda düşüncelerimizi de sonuna ekleyip bitireceğim yazıyı. Önce sorunu net bir şekilde ortaya koyalım ki, sonra o klasik “Ama Türkçe karşılıklar olmuyor ki, çok oturgaçlı götürgeç mi diyeceğiz” seviyesinden başlamayalım (!). Bu yazıyı ve sorunu okurken, daha geniş bir bakış açısıyla konuyu ele almanızı sizden rica ediyorum. Sorun tek tümce ile şu: “Tıp bilimlerinde ortak bir tıp dilinin oluşturulamaması, bu geniş alandaki bilim dallarında; araştırmalar, bilim adamlarının arasındaki iletişim ve tıp eğitimde büyük sorunlara yol açmaktadır.” Yani bizim bilim adamlarımız aynı dili konuşmamakta, kimi kendini yarı İngilizce yarı Türkçe doğru anlattığını düşünmekte, kimi Öz Türkçenin dibine vurmakta, kimi Türkçe kullanacağım derken Arapça sözcükler ile iletişim kurmaktadır. Yani kangurular havada uçuşmaktadır. Bizim bilim adamlarımız ve biz öğrenciler ağ ortamında ya da kütüphanelerde bir araştırma yapacağımızda en basit sözcüklerin bile yazılışından ve söylenişinden dolayı eksik araştırmalar yapmaktayız. Örneği de verelim açıkta kalmasın. Biz en basitinden anne karnındaki bebek için söylenen “fetus” (özgün hali) sözcüğünü üç farklı kaynakta fetüs / fötus / fötüs olarak bulabiliyoruz. Diğer bir örneği ise yüzdelik anlamında kullanılan percentil için verelim (buna niye yüzdelik demiyoruz onu geçiyorum zaten) Bunu da 3 farklı kaynakta pörsentil, percentil, persentil olarak görebilirsiniz. Bu iki örneğin tıp dilinde binlerce örneği olduğunu kestirmeniz zor değil sanırım.


Ve gelelim bizi ilgilendiren boyutuna yani eğitime. Ne yazık ki bizim ülkemizde hala, biz öğrenciler olarak tıpı anlayamadan tıp dilinin kurbanı oluyoruz. Mantık süzgecimizden konuları geçiremeden, bu tip binlerce anlamsız kanguru sözcüklerle boğuşuyoruz. Sorunu açtıkça açasım geliyor, örnekler o kadar çok ki kısaltılmış proje metnimiz bile on beş sayfa ancak burada duruyorum. Bu ortak sorun konusunda fikir birliğine vardığımıza inanıyorum. Şimdi neler yaptık, tarihsel bir bakış atalım: Tabii ki önce Türkçe Topluluğu oldu adresimiz. Bundan 3 sene önce birinci sınıftayken bu topluluğun etkinlikleri ile biz de önce bilgilendirmelerle ve benzer düşünen arkadaşları var mı diye sorarak işe başladık. Üç adet Türkçesi varken afişi hazırladık (Resim 1). Öğrencilerden eğitimlerindeki Türkçe üzerine geri bildirim topladık ve bunları yine bir afişle belirttik. Tabi sonucunda çoğu arkadaşımız destek olmanın aksine “Ne yapabilirsiniz ki?” diyerek bu “çözümsüz” görülen sorun hakkında güdülenmemizi azaltmaya çalıştılar. Ne yapabiliriz ki millet olarak özelliğimiz bu (!) Tıp dili sorunu tıp eğitimini derinden ilgilendiriyor. Tıp eğitiminde de birçok sorun var doğal olarak. Bu sorunların değerlendirildiği bir çalışmada eğitim diline de vurgu yapmak önemliydi. Bu aşama

da

Türkiye’deki tıp fakülteleri arasında bir ilk olan Hacettepe Tıp Fakültesi’nde düzenlenen “Öğrenci Gözü İle Tıp Eğitimi Çalıştayı” 2 Mart 2008’de düzenlendi. Çalıştayda 6 dönemin her birinden katılımcılar vardı ve çalıştay sonunda bir bildiri yayımlandı. Bu bildiriye Türkçe ve Tıp Eğitiminin geçtiği bir madde de eklendi. Bildirge tıp eğitiminin tüm taraflarına sunuldu. (resim 2) Daha sonra çalışmalar genişledi tabii. Daha fazla fakülteden öğrencilerin görüşlerini almak için bir öğrenci kongresinde bu sefer Türkçe Tıp Terimleri üzerine bir çalıştay düzenledik. (resim3)


Çalıştay sonrası TDK ile iletişimiz arttı. Öyle ki kurulun toplantısına katılma fırsatımız bile oldu. Üyeler ile tanıştık. Projemizi anlattık.

Mayıs 2009’da Türk Tıp Öğrencileri Birliği kanalıyla duyurduğumuz bildiri ile TDK’nin hazırladığı karşılıklar sözlüğünde yer almayan ve öğrenciler tarafından gönderilen 90 sözcüğü de kurula ilettik. Biz de katkı sağladık. Daha sonra bu sözlüğün o zaman için güncellemiş hali tıp fakültesi sayfamızda yayımlandı (resim 4) Tıp Terimleri Çeviri Kurulunun iletişim grubuna Cengiz hocamızın bizi de eklemesiyle tıp terimleri ve çalışmaları hakkındaki tüm güncellemelerden haberdar olduk. Mayıs

2010’da

Hacettepe Tıp Fakültesi Tıpta İnsan

Bilimleri

kongresinde

proje olarak hazırladığımız Tıp Eğitiminde Kangurular için tıp fakültesi öğrencileri arasında anket çalışması yaptık. TDK’yi, konuyla

ilgilenen

öğretim

üyelerimizi ve Türkiye Ulusal Bilimler Akademisi’ni (TÜBA) ziyaret ettik. Bu çalışmanın sonuçlarını ise Mayıs 2010’da kongremizde sunduk.


TÜBA’yı ziyaretimiz önemliydi. (resim 5- Bilim Terimleri Projesi Yürütücüsü Prof. Dr. Sedat Işık) Çünkü hem bu konuda yapılmakta olan çalışmaların varlığından haberdar olduk hem de 2003 yılında yapılan Türkçe Tıp Terimleri Çalıştayı (Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama çalıştayın adı bizim çalıştayımızın adı ile aynı.) sonuç bildirgesini okuduk. (Bildirgenin içerisindeki dil filozoflarından, işin bilimsel boyutunu ele alan nöroloji uzmanlarına kadar geniş ve sağlam bir bakış açısı vardı) Peki şu anda neredeyiz diye sorarsak sanırım artık bu kadar araştırmadan sonra kafamızda şu tümcenin netleştiğini söyleyebiliriz: “Bizler geleceğin hekimleri olarak daha iyi hizmet vermek için anadilimizde düşünmeli ve öğrenmeliyiz; kendimizi geliştirmek ve sürekli gelişen tıp dünyasını izlemek için İngilizceyi, meslektaşlarımızla aramızda anlaşırken Tıp Dili’ni ve sosyal temellere dayanan bu önemli meslek için toplumu bilgilendirmek, hastayla iletişim kurmak için ise Türkçemizi çok iyi bilmeliyiz.” Peki daha somut olarak kısa zamanda yapmamız gereken nelerdir? Bu sorunun çözülmesi için biz öğrenciler olarak aşağıdaki 12 öneriyi hazırladık: 1. Ortak bir Tıp Dili Terimleri Sözlüğü oluşturulmalı, sözcüklerin kullanımı belirli ölçünlere (standartlara) göre düzenlenmeli ve kullanımının özendirilmesi için gerekli etkinlikler yapılmalıdır. 2. Bu ortak tıp dili terimlerinin hazırlanması sırasında Türkçe sözcüklerin önemi vurgulanmalı ve ağırlıklı olarak var olan ya da yeni türetilen Türkçe terimleri kullanılmalıdır. 3. Ortak Tıp Dili Terimlerinin oluşturulmasında konunun paydaşlarını (TDK, TÜBA, TTB, Sağlık Bakanlığı, Tıp Fakülteleri, Öğrenci toplulukları, Sivil Toplum Kuruluşları vb.) bir araya getirecek oluşumlar oluşturulmalıdır. 4. Bu oluşumlarda tıp diliyle ilk kez karşılaşan öğrencilerin konuya bakış açıları dolayısıyla yerleri ve katkıları önemlidir.


5. Ortak Tıp Dili Terimleri; kendi anadilinde düşünerek daha hızlı çözüm önerileri sunan ve hastası ile iletişiminde sorunlar yaşamayan Türk hekimlerinin gelişmesine katkıda bulunacak şekilde esnek ve kullanılabilir olmalıdır. 6. Ortak tıp dilinin oluşturulmasının yanında, sürekli dilimize giren sözcüklere daha başında müdahale edecek ve yeni sözcükler üretecek, devingen bir yapı oluşturulmalıdır. 7. Bilim insanlarının anadildeki yayınları özendirilmeli, Türkçe yayınların akademik puanlamadaki yeri İngilizce yayınlar ile aynı düzeyde olmalıdır. 8. Ortak dilin kullanımına Tıp Eğitimi düzeyinden başlayarak uyulmalı, böylece alışkanlıkların zamanla mantığı yenmesine izin vermeyerek, “tıp fakültesi öğrencilerinin daha nitelikli, ezberden uzak bir eğitim almaları” sağlanmalıdır. 9. Ortak tıp dilinin tüm tıp fakültelerinde karşılanması gereken bir ölçün olarak UTEAK (Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu) tarafından belirlenmesi ve izlemesi gereklidir. 10. Tıp Eğitimi ve Tıp bilimi ile ilgili basılı ve görsel kaynaklar yeni ortak tıp terimlerine göre gözden geçirilmelidir. 11. ÖSYM’nin düzenlediği, Tıpta Uzmanlık Sınavı ve Yan Dal Uzmanlık Sınavı gibi akademik sınavlarda Ortak Tıp Dili Terimleri kullanılmalıdır. 12. Tıp ve sağlık alanında çalışan tüm bilim insanları Hacettepe Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Görev Yetki ve Sorumluluklar Eğitim-Öğretim bölümü 12. Maddesinde de belirtildiği gibi “Eğitim ve öğretimde Türkçenin bilim dili olarak geliştirilmesine katkıda bulunmalıdır”. Kangurular etrafımızı daha da çok sarmadan önlemimizi almalıyız. Giderek tıp eğitiminde daha fazla söz hakkı olan, tıp eğitiminde “edilgen” rolünden “etkin” görevini üstlenen biz öğrenciler, bu konuda elimizden geldiğince yapılan çalışmalara katkımızı sürdüreceğiz. Buraya kadar yazıyı okuyan sizlere teşekkür ediyorum ve bu uzun yazıyı Anadolu’da kullanılan ancak anlamı zamanla farklı olarak algılanan bir söz ile bitirmek istiyorum. “Eline, beline, diline sahip ol!”


“El” in anlamı memleket demektir. “El” ile anlatılmak istenen, memleket, yani vatandır. “Bel” ise soydur. Soyuna, yani geçmişine sahip ol anlamına gelir. Dil ise anadilimiz Türkçemizdir. Bu üçüne sahip çıkmayan uluslar gelecekte kaybolmaya mahkûmdur.

Saygılarımla;

Alıntılar: 2* İş Yaşamında 100 Kanguru – Sistem Liderliği (Ahmet Şerif İZGÖREN) Erdem Yusuf ÇAMIRCI Hacettepe Üniversitesi Kastamonu Tıp Fakültesi - Dönem 4 Öğrencisi Hacettepe Türkçe Topluluğu - Başkan Yardımcısı 2010-2011 Tıp Eğitimi Öğrenci Kurulu - Koordinatör (www.teok.hacettepe.edu.tr)

E-posta: camirci@gmail.com

Tıp Eğitiminde Kangurular  

Ortak bir tıp dili olmaması tıp eğitiminde, bilimsel araştırmalarda ve iletişimde sorunlara yol açmaktadır. Bu belgede Hacettepe TÜrkçe Topl...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you