Page 1


H

Editor

erhalde medikal sektöründe iş yapıp da Çin’e gitmeyeniniz yoktur. Çin ve Asya kültürüne hayran bir insan olarak bu ayki dergimizde Çin’de son dönemde yaşanan kültürel değişimin Çinlilerin sağlığına olan olumsuz etkisini işlemek beni derinden üzdü. “Her şeyin fazlası zarardır.”derler ya; bu sözün doğruluğuna inanıyorum. Zenginlik Çinliler için çok yeni ve yabancı bir kavram. Çin’de yaşayan kız kardeşim bir Çinlinin evine davet edildiğinde gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyememiş, hatta bir fotoğraf çekip, sosyal medyada hemen paylaşmıştı. Kapının girişine koydukları içi doldurulmuş dev ayıyı gördüğümde ben de çok şaşırdım. Tabii devasa evin açık ve kapalı havuzu, 3 kişilik ailenin yaşadığı evde 14 oda olması, bahçedeki nadir bulunan değerli bitkiler, bodrum katındaki hobi odasında çeşit çeşit spor aletleri ve oyun makinaları, baştan ayağa altın takılar, rolex saatler, kürkler içindeki ev halkı da beni şaşırttı. O ayının neden orada olduğunu anlayamadım ve kardeşimden sormasını rica ettim. Nesli tükenmek üzere olduğu için bir servet değerindeymiş o iç acıtan ayı cesedi. Ev sahibi bunu söylerken gururla gülümsemiş… Çin’de son dönemde hava atmayı bildiği kadar, parayı doğru şekilde harcamayı bilmeyen bir nesil hakim. Bunda bir kötülük yok aslında ama hayat tarzı ve beslenme alışkanlıkları değişen Çinlilerin minik bedenleri bu radikal değişimleri kaldıramıyor. Yüzyıllardır geleneklerinden ödün vermeden kapalı bir toplum olarak yaşadıkları ve oldukça sağlıklı

İMTİYAZ SAHİBİ İstmag Magazin Gazetecilik İç ve Diş Tic. Ltd. Şti. adına H. FERRUH IŞIK GENEL MÜDÜR MEHMET SÖZTUTAN mehmet.soztutan@img.com.tr EDİTÖR GÖKÇE PAZARLIKLI gökce.pazarlikli@img.com.tr REKLAM KOORDİNATÖRÜ AHMET ERASLAN ahmet.eraslan@img.com.tr GRAFİK TASARIM Tayfun AYDIN tayfun.aydin@img.com.tr SORUMLU MÜDÜR CÜNEYT AKTÜRK cuneyt.akturk@img.com.tr

KURUMSAL İLETİŞİM MÜDÜRÜ EBRU PEKEL ebru.pekel@img.com.tr DIŞ İLİŞKİLER HAKAN KURT hakan.kurt@ihlasfuar.com MUHASEBE FİNANS MUSTAFA AKTAŞ muhasebe@img.com.tr ABONE ZEKERİYA AYDOĞAN zekeriya.aydogan@img.com.tr CTP • BASKI İHLAS GAZETECİLİK A.Ş. Merkez Mah. 29 Ekim Cad. İhlas Plaza No: 11 A/41 Yenibosna - Bahçelievler / İSTANBUL +212 454 30 00

beslendikleri için genetik yapıları batı tarzı (fast food, kızartma, pizza vb.) gıdaları kaldırmıyor. Genç ve zengin Çinliler, uzun yaşayan sağlıklı atalarının aksine kronik hastalıkların pençesinde kıvranıyorlar. Çinliler artık sağlık hizmetlerinde de lüksü arıyorlar. Son teknoloji ürünü cihazlarla donanmış, çok şık dekorasyonu olan, güler yüzlü personele sahip ışıl ışıl özel hastanelerde saygı görmek, pohpohlanmak ve özel olduğunu hissetmek istiyorlar. Yeni nesil zengin Çinliler için Avrupa ve ABD ürünü en iyisi demek, hatta yabancı menşeli özel hastaneler bu anlayışı bildikleri için Avrupalı ve ABD’li doktorlar çalıştırıyorlar. Çinliler için yabancı bir doktorun onlara hizmet ediyor olması büyük ayrıcalık. Halbuki yakın zamana kadar Çin’de batı tıbbından daha yaygın olan (TCM)Geleneksel Çin Tıbbıydı. Yabancı yatırımla açılan birkaç özel hastane tıklım tıklım doluyken; yaşlı nüfusun hala vazgeçmediği TCM hastaneleri artık rağbet görmüyor. Bu alana yapılan büyük yatırımlar heba olmuş durumda. Acilen batı tıbbının nimetlerini sunan özel hastaneler açılması; cihaz, donanım, ürün ve hizmet desteği gerekiyor. Çin hükümeti geçmişte uyguladığı politikaların tersine medikal hizmetler için yabancı yatırımcılara kucak açıyor. Sağlık hizmetleri sektörüne hizmet veren uluslararası yatırımlara açık şirketler; hemen Çin’deki fırsatları inceleyerek, orada oluşan açık ve avantajları değerlendirmeliler. Çin’de sağlık hizmetleri sektöründe son dönemde oluşan inanılmaz fırsatları sağlık hizmetleri sektörünün yatırımcıları için yazdık. ADRES Evren Mah. Bahar Cad. Polat İş Merkezi B-Blok - No:1 Kat:4 Güneşli - Bağcılar - İstanbul Tel.:+90.212 604 50 50 Faks:+90.212 604 50 51 www.medikalteknik.com.tr e-mail: info@medikalteknik.com.tr İMG - Medikal Teknik Dergisinde yer alan makalelerdeki fikirler yazarlarına aittir. Yayınlanan ilanların sorumluluğu reklam verene aittir. İMG - Medikal Teknik Dergisi’nin bütün yayın haklarıİstmag Magazin Gazetecilik İç Ve Diş Tic. Ltd. ’ye aittir. Yazılar kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. aygın süreli bir yayın olan Medikal Teknik Dergisi ayda bir yayınlanır.


MRI görüntüleriyle AŞK!

Bilimsel Araştırma

İnsan embriyosunun genetiği değiştirildi

Prof. Dr. Fuat Demirci- 7. Ulusal Ürojinekoloji Kongresi

Röportaj

Prof. Dr. Feride Söylemez- Sağlıklı anne, sağlıklı bebek ve sağlıklı toplum!

20. Uluslararası Yoğun Bakım Sempozyumu

Etkinlik

3. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi

Makale

Ağrısız HSG artık mümkün- Şişli Echomar Radyoloji Uzm. /Dr. Cevat Bayrak

Sektörel Analiz

Dünyanın en büyük 40 medikal cihaz şirketi

Bakımsız medikal cihazlar risk oluşturuyor - BEÜ BKUAM /Doç. Dr. Muhammet Uzuntarla

ındex

Çin zenginliğin bedelini sağlığıyla ödüyor

ACTO GMBH.......................... 95

HAKER MEDİKAL............. 47 – 63

OTAMED..........................2-3-15

AKTİF KİMYA........................ 107

HİGHTEKS............................ 127

PRESTİJ............................. 59-61

ANESMED.......................Ö.K.İ. 1

İHLAS ARMUTLU................... 125

SAUDİ LAB............................ 113

ATEKSİS................................. 13

İHLAS KOLEJİ........................ 123

SCA HİJYEN............................ 27

AYDERSAN........................ 81-83

İHLAS PAZARLAMA............... 121

SEBAT KİMYA......................... 67

BEK TEKNİK............................ 99

İNKJET.................................... 91

BETA MEDİKAL........................ 33

İSTEM.................................... 45

DOPA..................................... 25

KURUMSAL ÇANTA................ 117

EAR TEKNİK ....................... A.K.İ.

LAMİNAT OFİS...................... 107

ELMED................................... 29

MAVİ MEDİKAL....................... 79

EMS AMBULANS..................... 35

MEDFEN............................... 111

FORTİS ORTOPEDİ................ 103

MEDİKAL TEKNİK..................... 93

TURKUAZ SAĞLIK................... 75

FTS TURİZM.................... 55 – 87

MEDİKAR................................ 57

TÜRKİYE HASTANESİ............... 77

GAZİ KİMYA........................... 15

MERCEDES............................... 9

UZTECH.................................. 11

GAZİ LABORATUVAR............... 17

MES MEDİKAL................... 49-51

VOLİ TURİZM........................ 119

GRENKE................................. 23

MULTİKAN..................89-97-105

.................................................

SELPAK...................ARKA KAPAK SLEEP WELL.......................... 115 TARTI..................................... 65 TRİMPEKS.....................39-41-43 TURK İLAÇ............................... 31


Mevzuat Değişikliği

Sağlık Bakanı’ndan ilaç açıklaması Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, kanser ilaçlarının 1 Temmuz’dan itibaren eczanelerden ziyade hastanelere verilecek olmasıyla ilgili, “Bir kanser hastası tedavisini hastanede gördüğüne göre ilacını da hastaneden temin etmek işin pratiği açısından doğru olandır” dedi. 10 şehir hastanemiz var. Bunların da YPK süreçlerini takip ediyoruz. Bu şekilde baktığımızda 16, beş tane ihale süreci devam eden, bir tane sözleşme aşamasında olan, 10 tane ise YPK’ya sunduğumuz var. Toplam 32 şehir hastanesi şuanda projeli. Şuanda bu 32 şehir hastanemizin süreçleri devam ediyor. Bunların yarısının sorunları bitmiş ihale aşamasında” şeklinde açıklama yaptı.

H

ilton Otel’de düzenlenen Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Sağlık Zirvesi’nin açılış toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, “Hastamızın mağdur olmayacağı ve asla sıkıntı yaşamayacağı sistemleri kurgulamaya çalışıyoruz. Bir de tabi ülkenin imkânlarını vatandaş lehine en iyi şekilde kullanmayı hedefliyoruz. Bir kanser hastası tedavisini hastanede gördüğüne göre ilacını da hastaneden temin etmek işin pratiği açısından doğru olandır. Bu anlamda yaptığımız planlamada herhangi bir sıkıntı çekmeyeceğimizi düşünüyoruz. Ama gündelik uygulamada ufak tefek aksamalar tabii ki olabilir. Olduğu zamanda dinamik yönetimler onlara müdahale eder. Ama ilaçların barkotsuz, ruhsatsız olması mümkün değil. Türkiye’de artık o devir kapandı. İlaç üretildiği andan itibaren ne reye giderse gitsin barkotla gider. Gittiği her noktayı da Sağlık Bakanlığı olarak biz biliriz. Depoda mı, eczanede mi, üretim merkezinde mi yolda mı, hastanede mi veya hangi has-

8

Mayıs 2015

tanede veya hangi kişide… Dolayısıyla bunu bilen bir sistemin alt yapısını kurgulamış bir Sağlık Bakanlığı ki ilaç takip sisteminin en ileride olduğu ülke bizim. O nedenle öyle tereddütler bu atmosferde kafa bulandırmak içindir. Biz kamu hastaneleri olarak hastamıza ilaç satmayacağız, sadece ilacı hastamıza kendimiz temin edeceğiz” dedi. Sağlık Bakanlığı’nın geniş bir heyetle yer aldığı zirvede, sağlık sektöründeki yatırımlara da değinen Bakan Müezzinoğlu, 16 şehir hastanesi için inşa sürecinin büyük oranda başladığını ifade ederek, “Bir kısmında yer değişikliği nedeniyle zaman kaybımız oldu. Bir kısmında ise yürütmeyi durdurma ne deniyle gecikmelerimiz oldu. Protokolünü imzaladığımız şehir hastaneleriyle ilgili bir sıkıntımız yok. Şu anda YPK’dan onay alıp da ihale süreçlerini başlattığımız 5 tane şehir hastanemiz var. Bunlar Şanlıurfa, Denizli, Kütahya, Samsun ve Tekirdağ. Eskişehir’in ihale sürecini tamamladık, sözleşme aşamasındayız. YPK onayına sunduğumuz

2018 ve 2023 yılı sağlık hedefleri Projelerin yatırım maliyetleri ile ilgili bir soruya ise Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, “İhalesini yaptıklarımıza baktığımızda 17 şehir hastanesinin maliyeti toplam 9-10 milyar dolar” cevabını verdi. Müezzinoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlık Bakanlığı olarak bizim 2018 hedefimiz ve 2023 hedefimiz var. 2018 hedefimizde yataklarımızın yüzde 95’ini nitelikli hale dönüştürmek ki ilk plandaki hedefimizi söyledim. 95 bin yatak kapasitesini yeniden dönüştürüyoruz. Bunun yarısı kamu-özel işbirliğiyle, diğer yarısı ise kamu imkânlarıyla yapılıyor. Bunu 2017 sonu en geç 2018’de tamamlamayı düşünüyoruz. Burada 10 bin kişiye düşen yatak sayısını 28’lere çıkarmayı hedefliyoruz. Sonra ileriki hedefimiz 2023 hedefimiz 10 bin kişiye düşen yatak sayısını 30’a çıkarmak ve 2023 hedefinde yataklarımızın tamamını nitelikli hale getirmek. Bu şekilde birinci aşamada 150 bin, kamu olarak bizim yatak sayımız 2023’de ise 175-180 bini hedefliyoruz. Nihai hedefimiz 2018’de 10 bin nüfusa düşen nitelikli yatak sayısını 28’e, 2023’de ise 10 bin nüfusa düşen yatak sayımızı 30’a çıkarmak. Bu projeksiyonumuzda üniversite hastaneleri ile özel sektör büyüme vizyonlarını da koyarak 2018’e geldiğimizde 200 bin yatak kapasitesi olan bir Türkiye, 2023’de ise 230 bin yatak kapasitesi olan bir Türkiye’yi hedefliyoruz.”


AKTÜEL

Hayat kurtaran medikal gaz sistemleri Hepimizin hayatına dokunan sağlık hizmetleri sektöründe; medikal gazlarla ilgili ekipmanların üretimi büyük önem taşıyor.

S

ektöre hizmet veren tesisler hastalar için en yüksek hayati öneme sahip gaz sistemlerinin kurulumunu yaparken ol dukça titiz davranırlar. Çünkü bazen bir ope rasyon sonrası burnumuza uzanan şeffaf bir tüp ve içinde yer alan gaz; yani minik bir detay bizi hayata bağlar. Yeni doğmuş bir bebeğin hayata tutunması da buna bağlıdır, geniş bir ailenin tek dayanağı olan babanın eve dönüşü de… Hepimiz hayatımızın bir döneminde minicik veya büyük bir operasyon nedeniyle tıbbi gazlarla tanıştık, ya da tanışacağız. Bu anlayışla üretimde kalite ve güvenlikten ödün vermeyen Üzümcü Tıbbi Cihaz ve Medikal Gaz Sistemleri Sanayi ve Ticaret A.Ş özel uzmanlık gerektiren medikal gaz sistem tasarımı ve ekipman üretimini, 40 yılı aşkın süredir, profesyonel olarak gerçekleştiriyor.

10

Mayıs 2015

Medikal gaz sistemlerinde UZTECH Türkiye’deki en büyük medikal gaz sistem e kipmanları üretim tesisine sahip olan Üzümcü, yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda anahtar teslim medikal gaz sistemi projesine imza attı. Üzümcü, medikal gaz tasarım, üretim, montaj ve eğitim hizmetlerini kalite, zaman ve maliyet faktörlerini dikkate alarak gerçekleştiriyor. Tüm ürünler uluslararası standartlara uygun olarak üretiliyor ve 80’den fazla ülkede kullanılıyor. Üzümcü, medikal gaz sistem ekipmanları üretimindeki tecrübesini, yeni bir anlayış ve yeni tasarımlarla UZTECH markası ile sunuyor. Sektörün en büyük fuarlarından Medica 2014, Duesseldorf fuarında kendi müstakil standında ziyaretçileri ile ilk kez buluşan UZTECH, markası sektöre en iyi ürün ve hizmetleri sunmak ve sektörün önde gelen global markalarından biri olmak hedefine doğru emin adımlarla ilerliyor.

Avrupa’nın ilk 10 tıbbi cihaz üreticisinden biri olan Üzümcü, medikal gaz sistem ekipmanlarında da UZTECH markası ile önemli ulusal ve uluslararası projelere imza atıyor. Kritik Alanlarda İhtiyaç Duyulan Güvenli Çözümlerde UZTECH! Üzümcü, ameliyathaneler, yoğun bakım ünite leri, uyandırma üniteleri, acil servisler ve yatan hasta odalarında standart olarak kullanılmakta olan medikal gaz sistemleri, solunum ekipmanları, pendant sistemleri gibi ekipmanlar üretiyor. Güncel teknolojik gelişmeleri ürünlerine yansıtan Üzümcü yüksek emniyet düzeyi başta olmak üzere; esnek kullanım seçenekleri, dekoratif ve ergonomik dizayn, satış öncesi ve sonrası hizmetlerle tedavi kurumları için doğru çözümler sunarken, kaliteden ödün vermiyor.


Sektörel Yapılanma

Yerli medikal cihazların üretimi için güç birliği BTSO’dan sağlık teknolojisinde ‘Kümelenme’ atağı

B

ursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) yeni bir kümelenme projesine daha imza atıyor. BTSO, ithalatın yoğun olarak yaşandığı medikal sektöründe yerli üretimi teşvik için sektör temsilcilerini ‘kümelenme’ projesinde buluşturacak. Türkiye’nin önemli sanayi başkentlerinden Bursa, kümelenme modelleri ile daha güçlü konuma yükseliyor. BTSO uzay, raylı sistemler, bebe ve çocuk konfeksiyonu, havacılık ve savunma alanında başlattığı kümelenme faaliyetlerinin ardından yeni projeler geliştirmeye devam ediyor. Kümelenme faaliyetleri ile firmalar, ortak sorunlarına çözüm üretiyor, altyapılarını geliştiriyor ve uluslararası rekabette avantaj sağlıyor. Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi’ne doğru Sağlık turizmi alanında önemli merkezlerden

12

Mayıs 2015

birisi olan Bursa, BTSO öncülüğünde medikal teknolojileri alanında da atılım peşinde. Bursalı firmalar, ithalatta önemli bir paya sahip olan medikal cihazların yerli olarak üretimine teşvik için kümelenme projesinde buluşuyor. Bakan Müezzinoğlu’ndan destek BTSO’da geçtiğimiz günlerde düzenlenen İstişare Toplantısına katılan Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da BTSO Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi kurulması çalışmalarına destek verdi. Medikal cihaz ve medikal ürünlerin ithalatının Türkiye’de önemli cari açık unsurlarından birisi olduğunu ifade eden Bakan Müezzinoğlu, Türkiye’nin ve Bursa’nın üretim noktasında başarılı çalışmalara imza atabileceğini kaydetti. Bakan Müezzinoğlu, Türkiye’de medikal cihazlar üretiminde yerli büyük markalara ihtiyaç olduğunu da kaydetti.

İlk adım atıldı Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun tam destek verdiği Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi projesinde BTSO ilk stratejik toplantısını gerçekleştirdi. BTSO Yönetim Kurulu Üyesi İlker Duran, Meclis Üyesi ve Sağlık Konseyi Üyesi Mustafa Esgin’in de katıldığı toplantıda, kümelenme projesi için fikir alışverişinde bulunuldu. Yapılan görüşmeler sonucunda önümüzdeki günlerde Bursa’da medikal sektörün şu anki durumunun masaya yatırılacağı geniş kapsamlı bir toplantı düzenlenmesi planlandı. “Bursa’nın önemli bir gücü var” Bursa’nın medikal sektöründe önemli bir merkez olabileceğini belirten BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, kümelenme projeleri ile birlikte Bursalı firmaların BTSO öncülüğünde güçlerini birleştirdiğini kaydetti. Sektörde yer alan firmaların birlikte hareket etmesinin önemine işaret eden Burkay, “BTSO olarak firmalarımızın ufkunu açacak, yeni sektörlere yönlendirmeyi istiyoruz. Sağlık Bakanımızın da destek verdiği Sağlık Teknolojileri Kümelenmesi Projesini başlattık. Bu konuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Türkiye sanayisine yön veren Bursa’da medikal ürünlerin üretimini her zaman destekliyoruz. Bu konuda Bursa’nın önemli bir gücü var” dedi.


Sektörel Etkinlik

OMÜ’de İşbirliği Çalıştayı “Tıbbi cihaz ve medikal el aletleri sektörü dertlerini anlatıyor devlet dinliyor

“Tıbbi cihaz ve medikal el aletleri sektörü dertlerini anlatıyor devlet dinliyor” konulu “Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği” çalıştayı Samsun’da yapıldı. Çalıştay, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Samsun Valiliği, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Üniversite Sanayi İşbirliği Geliştirme Merkezi, Medikal Kümelenme Derneği (MEDİKÜM), Samsun Teknopark A.Ş. ve Makine Mühendisleri Odası Samsun Şubesi işbirliği ile düzenlendi. Çalıştayın birinci bölümünde; farmasotik ampul, cerrahi alet, ortopedi ve tıbbi aletler üreten İmaretçioğlu firması, Karaoğlu Cerrahi Aletler firması, Aysam Ortopedi Tıbbi Aletler firması, Bahadır Tıbbi Aletler firması ile Aygün Cerrahi Aletler firmaları Samsun Valisi İbrahim Şahin ve kalabalık katılımcı grubu ile birlikte

14

Mayıs 2015

gezilerek incelemelerde bulunuldu. Firma yetkilileri tarafından geziye katılan heyete detaylı bilgiler verildi. Çalıştayın ikinci bölümünde OMÜ Yeşilyurt Meslek Yüksek Okulu’nda gerçekleştirilen “Tıbbi cihaz ve medikal el aletleri sektörü dertlerini anlatıyor, devlet dinliyor” adlı Kamu, Üniversite ve Sanayi İşbirliği Çalıştayı’na alanında önemli isimler katıldı. Çalıştayda bir araya gelen bazı isimler; Samsun Valisi İbrahim Şahin, OMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Kaplan, Bilim Sanayi ve Teknoloji Samsun İl Müdürü Nazmi Gedikli, Samsun İl Sağlık Müdürü Yusuf Köksal, MEDİKÜM Başkanı Dr. Ahmet Aydemir, Bafra TSO Başkanı Göksel Başar, Makine Mühendisleri Odası Samsun Şube Yönetim

Kurulu Başkan Yardımcısı Özkan Er, OMÜ Yeşilyurt Meslek Yüksek Okul Müdürü Doç. Dr. Muhammet Dervişoğlu, OMÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Hikmet Aydemir, Veteriner Fakültesi Dekanı Abdurrahman Aksoy, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Üniversite Sanayi İşbirliği Geliştirme Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özbey idi. Aralarında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mühendislik, Çevre, Fen, Uzay Bilimleri fakülteleri ve Yeşilyurt Meslek Yüksek Okulu’ndan 40 civarında akademisyen ile Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan uzmanlar, MEDİKÜM üyeleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluş yetkililerinin de yer aldığı yer aldığı çok sayıda katılımcı ağırlandı. Çalıştayda açılış konuşması yapan Samsun Valisi İbrahim Şahin, “Bu ülkeyi seven bir insan olarak mutlak suretle bu sektörü öne çıkartmamız gerekiyor. Bu konuda paydaşları işin içine sokacağız. Ondokuz Mayıs Üniversitesi bu alana çok ciddi anlamda katkı sağlamak istiyor ve bu konuda istikrarlı ve inatçı bir şekilde yol almak gerekiyor” dedi. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bilim Teknoloji Genel Müdürlüğü’nden Recep Uzungil, ‘Sektöre Yönelik Bakanlık Destekleri’ Bilim, Sa nayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Bölgeleri Genel Müdürlüğü’nden Çağrı Bacak ‘Kümelenme Destek Programı’ ve ELDAŞ Deney ve Kalibrasyon Merkezi Yetkilisi; ‘Tıbbi Cihaz Testleri’ hakkında katılımcılara detaylı bilgiler aktardılar. Toplantının en kısa sürede tekrarlanması kararlaştırıldı.


Üniversite Haber

Bakımsız medikal cihazlar risk oluşturuyor Direkt insan sağlığını ilgilendiren cihazlarda yaşanacak problemler can kaybına neden olabilir.

B

ülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Biyomedikal Kalibrasyon ve Uygulama Merkezi (BKUAM) Müdürü Doç. Dr. Muhammet Uzuntarla, bakımsız medikal cihazların teşhis ve tedavi için risk taşıdığını belirtti. Konuyla ilgili olarak şunları söyledi; “Bir rahatsızlığın tanısı ve tedavisinde yüzde 40 doktorun bilgi ve tecrübesinin, yüzde 60 ise kullandığı medikal cihazların payı olduğundan, bunların sağlıklı şekilde çalışması için bakımlarının düzenli yapılması gerekmektedir” Uzuntarla yaptığı açıklamada, üniversite bünyesinde kurulan merkezin Batı Karadeniz’de tek olduğunu, kamu ve üniversite hastanelerinin yanı sıra aile ve halk sağlığı merkezlerinde kullanılan medikal cihazların bakım ve kalibrasyonunu yaptıklarını söyledi. Zonguldak’ın yanı sıra Karabük, Kastamonu, Çankırı, Bartın, Düzce, Bolu, Sakarya ve Kocaeli’ye kadar hizmet verecekleri bilgisini paylaşan Uzuntarla, “Daha önce sağlık kuruluşları, bu bakım ve kalibrasyonları İstanbul’da bulunan özel şirketlere yaptırıyordu. Artık böyle bir sıkıntı olmayacak. Merkezimizde tüm cihazların kalibrasyonunu yapıyoruz” diye konuştu.

16

Mayıs 2015

Hastanelerde kullanılan medikal cihazlara belli periyotlarla bakım yapılması gerektiğine dikkati çeken Uzuntarla, şunları kaydetti: “Hastalıkların teşhis ve tedavisinde doktorlara yardımcı olan en önemli unsur, hastanelerdeki medikal aletlerdir. Bir rahatsızlığın tanısı ve tedavisinde yüzde 40 doktorun bilgi ve tecrübesinin, yüzde 60 ise kullandığı medikal cihazların payı olduğundan, bunların sağlıklı şekilde çalışması için bakımlarının düzenli yapılması gerekmektedir. Bir tansiyon aletinin doğru ölçüm yapıp yapmadığı, diğer cihazlardan sağlıklı veriler alınıp alınmadığı çok

önemli. Kalp rahatsızlığı olan kişinin verilerini elektrokardiyografi cihazı doğru göstermiyorsa, doktor ve sağlık personeli yanılabilir. Hasta ‘sende bir şey yok’ denilip eve gönderilebilir. Sağlık alanında direkt insan sağlığını ilgilendiren cihazlarda yaşanacak problemler can kayıplarına neden olabilir.” Denetimler, Sağlık Bakanlığınca yapılıyor Uzuntarla, medikal cihazların bakım süresinin 3 ay ile 1 yıl arasında değiştiğine işaret ederek, “Örneğin, tansiyon aletlerinin altı ayda, elektrokardiyografi cihazının ise üç ayda bir kalibrasyonu yapılmaktadır. Hastanelerdeki cihazların periyodik bakımlarını hastane yönetimi takip etmek zorundadır. Sağlık Bakanlığı, dönem dönem bunun denetimini yapıyor. Cihazlarda kontrol mühürleri yoksa ilgililere idari cezalar uygulanıyor” ifadesini kullandı. Hastane dışında kullanılan medikal cihazların da bakımına değinen Uzuntarla, “Evlerdeki tansiyon ve şeker ölçümü yapılan medikal cihazların da bakımının ilgili merkezlerde 6 ayda bir yapılması ihmal edilmemelidir. Aksi takdirde yanlış müdahaleler, üzücü sonuçlara yol açabilir” dedi.


Sosyal Sorumluluk

‘Asya Pasifik Medikal Teknoloji Birliği’ Dünyanın en büyük medikal cihaz üreticileri Asya Pasifik Bölgesi için bir araya geldi.

A

bbott, Baxter, B. Braun, Becton Dickinson, Boston Scientific, Cardinal Health, GE Healthcare, Johnson & Johnson, Medtronic, Philips, Siemens, Stryker and Zimmer’in de aralarında bulunduğu dünyanın en büyük medikal cihaz üreticileri APACMed Asya Pasifik Medikal Teknoloji Birliği’ni oluşturmak için bir araya geldi. APACMed’in başkanı Vladimir Makatsaria, “Amacımız Asya Pasifik bölgesindeki inovatif medikal teknoloji şirketleri ve endüstriyel kuruluşları temsil etmek. Bölgedeki hastaların faydalanması için kolay erişim, inovasyon ve iş birliği projelerini hayata geçirmek üzere çabalarımızı birleştirdiğimiz bu oluşum bir ilk.” Birlik amacını bölgedeki medikal mevzuat, çalışma etiği standartlarına uyum, yeteneklerin geliştirilmesi ve inovasyona teşvik gibi

18

Mayıs 2015

meselelerle ilgilenerek sağlık hizmetleri politikaları üzerinde etki oluşturmak şeklinde açıkladı. Bölgede hedefleri uygulama konusunda birlik tarafından CEO olarak atanan Fredrik Nyberg “APACMed’in Asya Pasifik Bölgesi’nde deneysel tanı endüstrisiyle medikal cihazları birleştiren ses olmasını umuyoruz.”dedi. Bu göreve layık görülmekten duyduğu onuru da dile getiren Fredrik Nyberg CEO olarak Asya Pasifik Bölgesinde sektör ve ortaklarına medikal teknolojide inovasyonun değerini benimsetmek, mevzuat uyumlandırma çalışmalarına teşvik etmek, sürdürülebilirliği yaymak ve gönüllü meslek ahlakı kuralları oluşturmak gibi görevler üstlenecek. Becton Dickinson şirketinin Asya Bölgesinden sorumlu başkanı James Lim Leong Ching konuyla ilgili olarak şunları söyledi, “Dinamik

sağlık hizmetleri manzarasında ortak sağlık hizmetleri zorluklarını inovatif yöntemlerle aşmak için daha büyük iş birlikleri gereklidir. Modern, inovatif ve güvenilir teknolojileri Asya Pasifik Bölgesi’ndeki hastaların da hizmetine sunmak istiyoruz.” APACMed’e göre medikal teknoloji sektörü yılda ortalama %10luk büyüme kaydetmekte ve bu yıl sektörün 71 milyar dolarlık piyasa değerine ulaşması bekleniyor. APACMed ilk etkinliğini planladı. Asya Pasifik Medikal Teknoloji Forumu 9-11 Aralık 2015 tarihleri arasında Singapur’da düzenlenecek. Bu etkinlikle ilgili detaylar henüz netleşmedi. Ancak bu ilk etkinliğin sektör açısından çok önemli isimleri bir araya getirmesi bekleniyor. APACMed hakkında detaylı bilgi: http://www.apacmed.org


Sektörel Etkinlik

Akılcı Hastane Çözümleri Toplantısı Sağlık hizmetleri sektörüne hizmet edecek yeni binalar ve mevcut binaların yenilenmesi projelerine yönelik tasarım ve uygulama örnekleri “Akılcı Hastane Çözümleri” Toplantısı’nda paylaşıldı.

A

sma tavan ve performans duvar sistemleri üreticisi Rigips, Yapı-Endüstri Merkezi işbirliğiyle 15 Nisan’da “Akılcı Hastane Çözümleri” Toplantısı düzenledi. Yapım tipolojilerinde uzman çözümleri seri toplantılarla paylaşan Rigips, okul ve otelden sonra “Akılcı Hastane Çözümleri” ile uzman konuşmacı ve mimarları buluşturdu. Sağlık tesisleri sadece hasta, doktor, hemşire, diğer çalışanlar ve ziyaretçilerin kullandığı binalar değil, aynı zamanda iyileşme sürecinin önemli unsuru konumundaki kamusal alanlardır. Sağlık personeli, net bir iletişim kurabilmek ve sağlıklı kararlar verebilmek için sakin bir çalışma ortamına, hastalar ise

20

Mayıs 2015

dinlenme ve iyileşme için sağlıklı ve konforlu ortamlara ihtiyaç duyarlar. Acil durumlarda tahliye kolaylığı Hastalar ve hastane çalışanları yangın gibi acil durumlarda nasıl daha kolay ve hızlı tahliye edilir? Hastane binası enfeksiyonların yayılmasını engellemek gibi hijyenle alakalı konularda yeterli donanıma sahip midir? Hastanedeki iç ortam hava kalitesi standartlara uygun mudur? İç ortam hava kalitesi nasıl yönetilir? İyi bir tasarımcı, farklı kullanıcıların bir arada bulunduğu bu tarz binalarda ideal tasarımı oluştururken bu soruları kendine sormalıdır. Sağlık hizmeti veren binalarda

günlük işleyişi kolaylaştıran tasarım ölçütleri enerji ve tüketim verimliliği dikkate alınarak belirlenmelidir. Çünkü bu ölçütler hastanenin işletim, bakım ve onarım giderlerini doğrudan etkileyecektir. İnşaat sektörünün uzmanları Sağlık hizmetleri sektörüne hizmet etmek amacıyla inşa edilecek yeni binalar ve mevcut binaların yenilenmesi projelerine yönelik tasarım ve uygulama örneklerinin paylaşıldığı “Akılcı Hastane Çözümleri” Toplantısı inşaat sektörünün uzmanları ve konuyla ilgilenenler tarafından ilgiyle takip edildi.


Yeni Buluş

Apple

ResearchKit

Tıbbi Araştırmaların Hizmetinde

A

pple, sağlık ve tıp araştırmaları için tasarlanan bir yazılım çerçevesi olan ReaserchKit’in araştırmacıların ve geliştiricilerin kullanımına sunulduğunu duyurdu. ResearchKit ile doktorlar, bilim adamları ve diğer araştırmacılar mobil aygıtları kullanarak katılımcılardan daha sık ve daha doğru veri toplayabilecekler. ResearchKit kullanılarak geliştirilen ilk uygulamalar; astım, kanser, kalp damar hastalıkları, diyabet ve Parkinson hastalığı araştırmalarıdır. Bu uygulamaların App Store’da kullanıma sunulmasından sonra sadece birkaç hafta içinde 60.000’in üzerinde iPhone kullanıcısı bu araştırma programlarına kaydoldu. Artık tüm dünyadaki tıp araştırmacıları ResearchKit’i kendi uygulamalarını geliştirmek için kullanabilecekler ve geliştiriciler bu açık kaynaklı çerçeveye ekleyecekleri yeni araştırma modülleriyle katkıda bulunabilecekler. “Tıp ve araştırma topluluğunun ve tıp araştırmalarına katılanların ResearchKit’e verdiği mutluluk verici tepki bizi cesaretlendiriyor. Geçmişte sadece birkaç yüz kişinin katıldığı araştırmalar artık yüz binlerce kişinin katılımıyla yapılıyor” diyen Apple’ın Kıdemli Operasyonlar Başkan Yardımcısı Jeff Williams ardından şunları ekledi: “Tüm dünyadaki tıp araştırmacıları şimdi ResearchKit’in daha da fazla hastalığı incelemelerine nasıl yardımcı olabileceğini aktif bir şekilde keşfediyor. Biz bunun tüm dünyada sağlık ve zindelik hakkındaki bilgimiz üzerindeki etkisinin derin olacağına inanıyoruz.” Açık kaynaklı çerçeve her tıp

22

Mayıs 2015

araştırmacısına sağlık ve zindelik konusunda araştırmalar yapmak ve hastalıkları daha iyi anlamak için ResearchKit’teki başlangıç modüllerinden yararlanma olanağı veriyor. Geliştiriciler açık kaynak koduna dayanan yeni modüller oluşturarak ResearchKit çerçevesine ekleme olanağına da sahipler. Başlangıçtaki özelleştirilebilir olan katılımcı onayı, anketler, aktif görevler modülleri araştırma çalışmalarında en yaygın görülen unsurlar için çözüm sunuyor. • Katılımcı onayı: Katılımcıların onayı araştırma çalışmalarında kritik bir faktördür. ResearchKit ile araştırmacılar, araştırmanın ayrıntılarını açıklamak ve katılımcıların imzalarını almak için özelleştirilebilen bir görsel e-onay şablonundan yararlanabiliyorlar. Bu modül, araştırmacıların araştırmayı açıklayan vide-

olar ve katılımcıların araştırma hakkında anlatılanları ne kadar anladığını kontrol etmek için interaktif bir test gibi öğeleri eklemelerini kolaylaştırıyor. • Anketler: Anket modülü, katılımcıların doldurduktan sonra hızla araştırmacılarla paylaşabilmeleri için soruları ve cevapları özelleştirmelerini kolaylaştıran hazır bir kullanıcı ara birimine sahip. • Aktif Görevler: Aktif Görev modülü araştırmacıların, katılımcılar iPhone’un gelişmiş sensörlerini kullanarak veri üreten aktiviteleri gerçekleştirmeye davet ederek daha hedeflenmiş veriler toplamasını sağlar. Başlangıç aktif görev modülleri, motor aktiviteler, fitness, kavrama ve ses seviyesini ölçmek gibi görevleri içerir ve açık kaynak olarak sunulan çerçeve ile araştırma topluluğu ResearchKit’e daha da fazla görev ekleyerek katkıda bulunabilir. “ResearchKit tüm dünyada tıp araştırmalarına katılmak isteyen ama nasıl yapacaklarını veya yapıp yapamayacaklarını bilmeyen kişilere ulaşmamıza yardımcı olabilir” diyen Duke Üniversitesi Mobil Teknoloji Stratejisi Müdür ve Dahiliye ve Pediatri Doçenti Ricky Bloomfield ardından şunları ekledi: “Araştırma ekibimiz, ResearchKit çerçevesini kullanarak, normalde ulaşabildiğimizden daha fazla sayıda katılımcıdan hızla veri toplamamızı sağlayacak heyecan verici bir yeni araştırma geliştirmeye başlıyor.” Boston Çocuk Hastanesi Bilişim Programı’ndan Halk Sağlığı Uzmanı Doktor Kenneth Mandl; “iPhone’un her yerde olması, onay alma, anket ve aletli veri toplama işlemlerinin şık bir şekilde uygulanması


Apple

sayesinde, ResearchKit hastaların araştırmalarımıza katılma biçimini dönüştürme konusunda olağanüstü bir potansiyele sahip” diyor ve şunu ekliyor: “Artık ResearchKit çerçevesine de erişebildiğimiz için, ekibimiz başlangıç modüllerini özelleştirmeye ve hatta özel araştırmalarımız için yeni modüller tasarlamaya başlayabilir.” ResearchKit, iPhone’u tıp araştırmaları için güçlü bir araca dönüştürüyor. Katılımcı izin verdiğinde, ResearchKit uygulamaları, katılımcının aktivite düzeyleri, motor

bozuklukları, belleği ve daha fazlası hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için iPhone’daki ivmeölçer, jiroskop, mikrofon ve GPS gibi güçlü sensörlerin topladığı verilere erişilebilir. ResearchKit, Apple’ın geliştiricilere sağlık ve fitness uygulamalarının birbirleriyle haberleşmesini sağlamak üzere iOS 8 ile sunduğu bir yazılım çerçevesi olan HealthKit ile uyumlu bir şekilde çalışır. ResearchKit uygulamaları katılımcının izniyle üçüncü taraf aygıtları ve uygulamaları tarafından ölçülen ağırlık, kan basıncı, glikoz seviyesi ve astım solunum cihazı kullanımı gibi verilere ulaşabilir ve bu verileri kullanabilir.

Mayıs 2015

23


AKTÜEL

Türk Sağlık Sektörüne Büyük Destek Katip Çelebi - Newton Fonu “Doktora Bursları”

N

ewton Fonu, İngiltere ve gelişen ekonomiye sahip ülkeler arasındaki bilimsel ve teknolojik işbirliğini desteklemek üzere hayata geçirilmiş toplam 375 milyon sterlin bütçeli 5 yıllık bir programdır. Program, Türkiye’nin de içinde olduğu 15 ülkede yürütülmektedir. Newton Fonu Türkiye’de “Kâtip Çelebi – Newton Fonu” adı altında yürütülmekte, İngiltere ve Türkiye hükümetleri tarafından desteklenmektedir. Türkiye’de ana yürütücü kurum TÜBİTAK’tır. British Council İngiltere ayağındaki uygulayıcı partnerlerden biri olarak yer almıştır. TÜBİTAK

24

Mayıs 2015

– British Council işbirliğindeki alt programlara 8 milyon İngiliz sterlini tutarında fon tahsis edilerek iki ülke arasındaki araştırma ve inovasyon odaklı ortaklıkları desteklemek suretiyle güçlü ve sürdürülebilir ilişkiler kurulması hedeflenmiştir. Program kapsamında Doktora Bursları Programı için başvurular 22 Mayıs’a kadar alınıyor. Bu bursların amacı; dünya standartlarında araştırma sistemleri oluşturulması ve bu sistemlerin devamlılığının sağlanmasıdır. Bunun yanı sıra İngiltere ve Türkiye arasında uzun vadeli ve sürdürülebilir bağlantılar oluşturulması hedefi kapsamında iyi

eğitimli ve uluslararası alanlarda görev alabilen doktora öğrencileri havuzu oluşturulması da hedeflenmektedir. Doktora Bursları: Türkiye’den İngiltere’ye doktora yapmak üzere gidecek öğrencilere 3 yıl boyunca mali destek sağlanmaktadır. Burs programına başvuruların TUBİTAK 2213 Çağrısına yapılması gerekmektedir. Kayıt ve detaylı bilgiler için British Council Türkiye web sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.britishcouncil.org.tr/programmes/ education/newton-katip-celebi-fund/phd


Hastane Yatırım

Başakşehir Sağlık Kampüsü; Türkiye’nin en büyük üç sağlık projesinden biri

2

.2 Milyar Liralık Başakşehir Sağlık Kampüsü Projesi EMSAŞ ve Houston Methodist işbirliği ile gerçekleştirilecek. EMSAŞ İnşaat Turizm Ticaret ve Sanayi A.Ş. ve Houston Methodist Küresel Sağlık Hizmetleri (HMG) Başakşehir’de kurulacak olan Entegre Sağlık Kampüsü projesi için işbirliği anlaşması imzaladılar. Üç yıl sonunda açılması beklenen Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü, 2.682 yatak kapasitesiyle ve 817,000 m²’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük üç sağlık projesinden biri olma özelliğini taşıyor. EMSAŞ projenin tasarım, mühendislik ve yönetiminin yanı sıra, sağlık kampüsünün inşaatını üstlenecek. HMG ise sağlık kampüsünün işletme dönemi boyunca tüm planlama ve operasyondan sorumlu olacak, tasarım ve geliştirme konularına destek verecek. Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü’nün inşaatı ayda 6.000 kişi istihdam edecek. EMSAŞ Başkanı Ali Rıza Arslan, “Biz Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü ile sadece Türkiye’nin sağlık ihtiyaçlarına büyük bir katkı sağlamayı değil, aynı zamanda yerel ekonomi için de önemli bir istihdam yaratmayı ve hastaların konforunu amaçlıyoruz” dedi. Arslan sözlerini şöyle sürdürdü: “Yatırım aşamasında

26

Mayıs 2015

olan proje ayda yaklaşık 2.000 kişiyi istihdam edecek. Mimarlar ve mühendisler gibi yüksek vasıflı 250- 300 eleman da dâhil olmak üzere inşaat aşamasında ayda yaklaşık 6.000 kişilik istihdam yaratılmış olacak. Kampüs operasyona başladıktan sonra da Sağlık Bakanlığı 4.300 sağlık personeli istihdam edecek. EMSAŞ’ın yaklaşık 3.500 kişilik destek hizmetler personeli ile toplamda 7.800 kişilik istihdama ulaşılacaktır.” 2.682 yatak kapasitesi Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü, 2.682 yataktan oluşacak. Bunların 451’ü Genel Hastane’de, 367’u Onkoloji Hastanesi’nde, 435’i Çocuk Hastanesi’nde, 463’i Kadın Hastanesi’nde, 303’ü Kardiyovasküler Hastanesi’nde, 335’si Nörolojik Bilimler ve Ortopedi Hastanesi’nde, 128’i Psikiyatri Hastanesi’nde, 200’ü Fizik Tedavi, Rehabilitasyon ve Spor Hastanesi’nde, 10’u

Yanık Ünitesi’nde, 50’si Travma Merkezi’nde ve 20’si Nakil Bölümü’nde yer alacak. Kamuözel ortaklığı modeli ile gerçekleştirilecek olan Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü’nün işletim süresi 25, toplam sözleşme süresi ile 28 yıl olacak. Çözümün parçası olmak HMG’nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr.Sarper Tanlı, Houston Methodist’in EMSAŞ ile olan ortaklığının heyecan verici olduğunu vurguladı. Tanlı konuyla ilgili olarak şunları söyledi; “Türkiye 2023 Vizyon Planı’nın bir parçası olarak sağlıkta önemli hedefler belirledi. Başakşehir Entegre Sağlık Kampüsü, kamu sağlık altyapısı hedeflerinin gerçekleştirilmesinde önemli, anahtar bir bileşen olacaktır. Türkiye’nin artan nüfusunun sağlık ihtiyaçlarını karşılama konusundaki çözümünün bir parçası olmaktan mutluluk duyuyoruz.”


Hastane

Vali Şahin Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi inşaatında incelemelerde bulundu İlk bölümü 2017 yılında hizmete girecek olan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin tüm bölümleri 2019 yılında tamamlanarak faaliyete geçecek. Hastane Başhekimi ise özellikle hastaneye kolay ulaşımla ilgili raylı sistemin bir ayağının da hastaneye uzanmasının kolaylık sağlayacağı ve bölgedeki trafiğe çok yardımcı olacağını ifade etti. Kapalı alanı 5 kat büyüyecek İlk bölümü 2017 yılında hizmete girecek olan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bütün bölümleri 2019 yılında tamamlanarak faaliyete geçecek. Mevcut Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin toplam kapalı alanı 55 bin metrekare iken yeni yapılacak hastanenin toplam kapalı alanı 250 bin metrekare olarak planlanıyor. Acil durumlarda ihtiyaca yanıt verebilmek amacıyla mevcutta bin 300 metrekare olan acil servis alanı 10 bin metrekareye çıkarılacak. Toplam ameliyathane sayısı ise hastanede 17 iken yeni hastanede 28 olacak.

İ

lk olarak proje ofisinde Hastane ile ilgili bilgi alan İstanbul Valisi Vasip Şahin projenin detaylarını inceledi. İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) yetkililerinin yanı sıra, proje inşaatını yürüten firmaların şantiye müdürleri ve hastanenin başhekimi ile projeyi değerlendirdi. Vali Şahin’e inceleme sırasında; Şişli Kaymakamı Salih Işık, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Hakan Güven, İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) Direktörü Kazım Gökhan Elgin ve proje görevlileri eşlik etti. Vali Şahin, proje ofisindeki bilgilendirme sonrasında hastane inşaat alanında incelemelerde bulundu ve

28

Mayıs 2015

çalışmaların gidişatını yerinde inceledi. Çağdaş bir binaya ve nitelikli yatak sayısına kavuşmanın hastane çalışanlarından hastalara ve hasta yakınlarına kadar herkesi mutlu edeceğini, ferah ortamların hastaların moral ve motivasyonu açısından yararlı olduğunu belirten Vali Şahin, projenin bazı özellikleri hakkında da görüşlerini belirtti. Depreme karşı güvenli hastane Şantiye mühendisleri, temellerde kullanılan depreme uygun sismik izolatörlerin bina güvenliği açısından önemini belirtti ve deprem-rüzgâr güvenliği hesaplarının çok hassas ölçümleri olduğunu ifade etti.

İPKB İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB), 2006 yılında İstanbul Valiliği bünyesinde “Geleceğimizi Güçlendiriyoruz” sloganı ile kuruldu. İPKB, İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında, afet olmadan önlem alma amacı ile İstanbul’da başta okullar ve hastaneler olmak üzere kamu binalarını depremlere karşı yeniden yapıyor ve güçlendiriyor. İPKB, bugüne kadar toplam 1175 kamu binasını güçlendirmiş ve yeniden yapmış olup, Güvenli Yaşam Eğitimleri kapsamında 825 bin kişiye eğitim verirken, 6,5 milyon kişiye bu kapsamda eğitim materyalleri ulaştırdı. İstanbul’un ihtiyaçlarını doğru analiz ederek çözümler üreten ve dünyaya örnek olan modelleri ortaya koyan İPKB, kentin güvenli geleceğine katkı sağlayacak yenilikçi projelerle çalışmalarına devam etmektedir.


Yeni Hastane

Yeni Ayvalık Devlet Hastanesi hizmete girdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti sırasında açılışı gerçekleştirilen 186 adet tesisten biri olan Yeni Ayvalık Devlet Hastanesi hizmete girdi.

Ş

imdiye kadar 22 milyon ve önümüzdeki günlerde gelecek yeni makine ve teçhizatlarla yaklaşık 30 milyon liraya mal olan Ayvalık’ın yeni devlet hastanesi, Başhekim Gonca Bulut tarafından basın mensuplarına tanıtıldı. Eski devlet hastanesi binasından, yeni hastane binasına taşınma işleminin sadece 3 günlük sürede gerçekleştirilmesi ise takdirle karşılandı. Yeni hastane binasının modern görünümünün yanı sıra ekipmanlarıyla daha donanımlı oluşu da hastaları mutlu etti. Ayvalık Devlet Hastanesi Başhekim

30

Mayıs 2015

Yardımcısı Dr. Özkan Aydeniz’in de hazır bulunduğu hastaneyi basın mensupları ve konuklara yönelik tanıtan gezi öncesinde açıklamalarda bulunan Ayvalık Devlet Hastanesi Başhekimi Gonca Bulut, yeni hastanenin eksikliklerinin bulunduğunu ancak bu eksikliklerin de en kısa sürede tamamlanması için hummalı bir çalışma içerisinde olduklarını kaydetti. Yeni hastanenin hizmete girmesiyle, hastane çalışanlarının motivasyonlarının çok daha iyi bir çizgiye ulaştığını belirten Başhekim Bulut, “Bu motivasyon da karşılıklı anlayışla

verime ve hizmet çıtasının yükselmesine dönüşecektir. Biz, sağlık alanında Ayvalık için en iyisini hedefliyoruz” dedi. Sık sık arıza yapması nedeniyle çok eleştirilen tomografi cihazının yenilendiği ancak yeni Ayvalık Devlet Hastanesi’nde kardiyoloji ve göğüs hastalıkları uzmanının bulunmadığını vurgulayan Başhekim Bulut, “Şu anda eksik branşlardaki sağlık hizmetlerimizi geçici görevle gelen doktor arkadaşlarımız yürütmektedir. Yeni Devlet Hastanemizde öncelikle Ayvalık halkına daha sonra da tüm bölgeye hizmet etmeyi hedefliyoruz” diye konuştu. Yeni Devlet Hastanesi’nde 130 personel ve 30 uzman hekimin görev yaptığını anlatan Gonca Bulut, yeni hastanenin Acil Servisi’nden başlatıp, tepeden tırnağa modernize edilmesinin de Ayvalık Halkı için hayırlı uğurlu olması temennisinden bulundu. Ayvalık Devlet Hastanesi Başhekimi Gonca Bulut’un açıklamalarının ardından, basın mensuplarına hastane gezdirildi. Eski hastanedeki birçok eksikliğin, yeni hastanede ortadan kalktığı görülen tanıtım gezisinde; hasta odalarının son derece modern ve adeta lüks bir otel odası donanımına sahip olması ise dikkatlerden kaçmadı. Eski hastanede 4 hastaya bakılabilen yoğun bakım ünitesinin, yeni hastanede iki ayrı gözlem ünitesinde 16 hastaya bakılabilecek düzeye getirilmesinin yanı sıra radyoloji, ve röntgen cihazlarının daha fazla hastaya hizmet verecek düzeyde olduğu öğrenildi. Tomografi cihazının yenilenmesinin hastalar ve vatandaşlar tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı. 22 bin metrekarelik kapalı alan ve bahçeyle birlikte toplamda 52 bin metrekarelik alana yayılan hastanenin her yönden Ayvalık’a yakışır görünüm ve hizmet kapasitesine kavuşması memnuniyetle karşılandı.


Vakumlu Kan Toplama Tüpleri

Injection Port & Twist Off

Güvenli Șırınga

Kan Gazı Șırıngası

Antibiyogram Diskleri

Hayvan Kimlik Küpesi

Așı Nakil Kabı

Enjektör Güvenli Atık Kutusu

Hareketli Kapanabilir Yatak

“Güveninize Saygı Duyar”

TURKPLAST SAĞLIK ÜRÜNLERİ A.Ş. Büğdüz Mahallesi 5. Cadde No: 304 Akyurt / ANKARA Tel: +90 312 837 6767 | Fax: +90 312 844 2106 www.turkplast.com.tr | info@turkplast.com.tr


Röportaj

7. Ulusal Ürojinekoloji Kongresi Ana amacı ürojinekoloji alanında güncel bilgileri paylaşmak, enine boyuna tartışmak ve uzmanların tecrübelerini izleyicilere aktarmasını sağlamak olan kongre, Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği tarafından ekimde gerçekleştirilecek. Kongre kapsamında tüm görüşlerin değerlendirilip, konuya daha analitik bir boyut kazandırılması ve bu alanda her türlü bilgi paylaşımı hedefleniyor. 2012’den beri Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği İstanbul şubesi yönetim kurulu üyeliği görevini sürdürüyorum. 1997 yılında Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği kurucu yönetim kurulu üyesi ve genel sekreteri oldum. Ekim 2011’den beri bu derneğin başkanlığını yapıyorum.

K

adın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci ile ürojinekolojiyi, Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’ni ve ekim ayında düzenlenecek olan 7. Ulusal Ürojinekoloji Kongresi’ni konuştuk. Prof. Dr. Demirci rahim ağzı kanserinde yeni bulunan ve Türkiye’ye de gelmesi beklenen yeni aşının da müjdesini verdi. Kendinizi kısaca tanıtır mısınız? 1961 yılında İspir’de doğdum. 1977’de İstanbul Haydarpaşa Lisesini, 1983’te İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdim. Mecburi hizmetimi pratisyen olarak Mersin’de yaptım. 19861990 yılları arasında Zeynep Kamil Kadın Hastalıkları ve Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kadın hastalıkları ve doğum ihtisası yaptım. 1990 yılında Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı oldum. Mart 1990-Aralık 1997 arası Zeynep Kamil Kadın Hastalıkları ve Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dönüşümlü olarak doğumhane, yüksek riskli gebelikler tanı ve takip ünitesi, jinekolojik

32

Mayıs 2015

cerrahi ve jinekolojik onkoloji ünitelerinde başasistan (uzman) olarak çalıştım. Aralık 1997’de İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesinde yardımcı doçent olarak öğretim üyeliğine başladım. Kasım 2000’de doçent, Mart 2006’da profesör oldum. Fakülte Kurulu üyeliği, Üniversite Yönetim Kurulu üyeliği ve Rektör Danışmanlığı yaptım. 1995’te Amerika’da Baylor College of Medicine, Houston’da konuk gözlemci olarak bulundum. 1999’da Almanya’da Rostock Üniversitesi, Schwerin’de Kadın Hastalıkları Doğum ve Ürojinekoloji kliniklerinde çalıştım. Öğretim üyeliği yaptığım sürede iki yıl Çapa’da jinekolojik onkoloji bölümünde çalıştım. Ekim 2011’de Fransa Strasbourg’ da IRCAD merkezinde laparoskopi ve robotik cerrahi eğitimi aldım. merkezinden IVF(Tüp bebek) sertifikası aldım. Fransa’da Dr. Delorme’nin kliniğinde prolapsusta meş uygulamaları ile ilgili eğitim aldım. Ekim 2004’te Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği genel merkez yönetim kurulu üyesi oldum. Bu görevi 4 dönem sürdürdüm. Eylül

Türkiye’de kadınların sağlıklıyken jinekoloğa gitmediklerini biliyoruz. Yurt dışı tecrübeleriniz ışığında dünya kadınlarıyla karşılaştırarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? Türkiye’de sosyo-ekonomik kaynaklı böyle bir durum var. Bu durum gelişmişlikle ve kadının eğitim düzeyiyle doğrudan ilişkili. Geçmişte çok yaygın bir sağlık sistemi ve yeterli sayıda jinekoloğa sahip örgün merkezler her bölgede yoktu. Ayrıca kadınlarda da bu farkındalık yoktu. Ancak bu durum giderek değişiyor. Farkındalık ve kadınların hekime başvurma sıklığı artıyor. Eğitim düzeyinin artması, farkındalığın artması ve hizmete ulaşabilme kadınların düzenli muayene olma bilincini artırmaktadır. Hangi durumlarda kadınlar zaman kaybetmeden doktora gitmeliler? Adet dışı düzensiz ve ara kanmalar ihmal edilmemesi gereken durumların başında geliyor. Ayrıca kasık bölgesinde şiddetli ağrı, ateşle seyreden durumlar, vajinal akıntının her çeşidi önemli. Memeyle ilgili ele gelen kitle ve ağrılı durumlarsa hiç ihmal edilmemeli. Kanserli kitlelerin daha fazla ağrı yaptığı doğru mudur? Ağrı genel olarak tümöral kitlelerin önemi bir bulgusudur. Ancak meme kanserinde kanser ağrı olmadan da ele gelecek kadar büyüklüğe ulaşabilir.


Prof. Dr. Demirci

Son dönemde çok fazla konuşulan rahim ağzı kanserinden korunmak için neler yapılmalı? Günümüzde elde edilen bilgiler ışığında rahim ağzı kanserinin %99 nedeni HPV virüsüdür. Bu virüs de temel olarak cinsel yollarla bulaştığı için virüsün bulaşma yollarının engellenmesi gerekir. Bu da ya prezervatif gibi bariyer yöntemleri ya da tek eşlilik ile olur. Düzenli PAP-SMEAR testleri yaptırmak da oldukça önem taşıyor. Son dönemde geliştirilen HPV aşıları da önemli düzeyde koruyuculuğa sahip. Aşının %70 oranında koruyucu olduğu doğru mudur? Mevcut ikili ve dörtlü aşılar %70 civarında kanserden koruyor. Ancak rahim ağzı kanserine karşı ABD’de yeni bir aşı geliştirildi. Bu yeni nesil aşı dokuz virüse karşı %90’ın üzerinde kanserden koruyor. Bu aşının Türkiye’ye de getirilmesini umuyoruz. Aşılar önemli ancak aşı yaptırsa da yaptırmasa da kadınlar mutlaka yılda bir kez PAP-SMEAR testi yaptırmalılar. Rahim ağzı kanseri çok uzun sürede gelişen bir kanser türüdür. Kadınlarda normalden sapma durumunu takip eden 10- 15 sene içerisinde kanser oluşuyor. Bu dönemde bir kez PAP-SMEAR yapılması bile kanseri yayılmadan yakalayabilir. Düzenli PAPSMEAR testi yaptıran bir kadının rahim ağzı kanseri olma olasılığı yoktur. Jinekoloji alanında teknolojik uygulamaların gelişimini değerlendirirseniz teşhis ve tedavide güncel cihazların getirileri nelerdir? Günümüzde teknoloji tıbbın hizmetinde ve her an her branş için yeni bir tanı ve tedavi cihazı geliştiriliyor. Jinekolojide de son yıllarda birçok yeni alet kullanılıyor. Bunlardan örnek vermek gerekirse, en spekülatif olan robotik cerrahidir. Jinekolojide neredeyse her operasyonda kullanılabilen robotik cerrahi hastaya ve hekime büyük kolaylık sağlamaktadır. Yine tanıda kullanılan yeni görüntüleme sistemi PET’de (Pozitron Emisyon Tomografisi) yeni ve özellikle kanser tanısı ve tedavini planlanmasında, takibinde oldukça önemli

bir cihazdır. Bunların yanında her gün yeni bir cihaz kullanıma girerek, hekimlerin ve hastaların hizmetine sunuluyor. Eski yıllarla karşılaştırınca jinekolojik tedavide teknolojik yenilikler uygulamaları nasıl etkiledi? Eskiden şöyleydi ama artık böyle diyebileceğiniz, teknoloji sayesinde kolaylaşan durumlar hangileri? Örnek vermek gerekirse benim ihtisas yaptığım dönemlerde ultrason çok yaygın kullanılmıyordu. Bebeğin kalp atışlarını borularla dinlerdik. Şu an ultrason her alanda var ve kadın doğum uzmanının olmazsa olmazıdır. Da Vinci Robotu tıpta çığır açan bir cihaz. Türkiye’de Da Vinci robotunu jinekoloji alanında kullanan kaç hastane var? Her hekim bu uygulamayı yapabilir mi? Sanırım 18 civarında Da Vinci Ünitesi mevcut. Benim bildiğim bizim hastanemizle birlikte bir kaç özel hastanede ve bazı devlet hastanelerinde jinekoloji alanında kullanılıyor. Sertifikasyon sahibi her hekim kullanabilir.

Prof. Dr. Demirci’den Müjde: Rahim ağzı kanserine; yeni aşı! Rahim ağzı kanserine karşı ABD’de geliştirilen yeni aşı dokuz farklı virüse karşı ve %90 koruyor. Rahim ağzı kanseri normalden sapmayı takip eden 10- 15 sene içerisinde oluşur. Bu dönemde bir kez PAP-SMEAR yapılması bile anormal bulguları saptayacağı için düzenli PAP-SMEAR testi yaptıran bir kadının rahim ağzı kanseri olma olasılığı yoktur.

Sonuçta yapay bir sistem olduğu için insanın aklına arıza durumu geliyor. Robotik cerrahinin hata riski nedir? Yan etkileri nelerdir? Genelde robotta arıza riski çok düşük ama olabilir tabii. Hata riski yok gibi bir şey. Risk laparoskopik yöntemlerle aynı. Genelde hastalar “robot mu ameliyat edecek?” gibi sorular soruyor. Böyle bir şey yok tabii. Her şey doktorun inisiyatifinde, yalnızca robotun kolaylıklarından yararlanıyoruz. Konvansiyonel laparoskopiye üstünlükleri var. Üç boyutlu görme, el bileğinin hareketlerini yaptığı için daha iyi dikiş atma, görüntüyü büyütme, daha dar alanlara girme, hareket kontrolü var, el titremeleri azaltılabilir. Birçok avantajları var. Günümüzün teknolojisi diyebiliriz. Robotik cerrahi teknolojisi çok hızlı yaygınlaşıyor. Yakın gelecekte robot ünitesinin ve sarf malzemelerinin fiyatının azalması ile konvansiyonel laparoskopi gibi yaygın kullanılacaktır.

Mayıs 2015

33


Sektörel Etkinlik aile hekimleri, pratisyenlr, fizik tedavi uzmanları, fizyoterapistler ve ürojinekoloji hemşireleridir. Bu kongreden en yüksek faydayı sağlayacak olan onlardır.

Kendi geliştirdiğiniz ultrasonografik tanı yöntemi ve operasyon yöntemi ile uluslararası literatürde yer aldınız. Bu uygulamalar hakkında bilgi verir misiniz? Uygulamalar özellikle idrar kaçırma ile ilgili. İdrar kaçırma durumunda mesanenin boynunun lokalizasyonu çok önemlidir. Buradaki düşme hareketi tek taraflı olarak tespit ediliyordu. Biz hareketi iki yönlü olarak daha doğru ölçtük. Cerrahi tedavi sonrasında ne kadar değiştiğini de tespit ettik. Ameliyat öncesi ve sonrası bu topografik değerleri karşılaştırdık. Yöntem bugün hala kullanılmaktadır. Bu yöntemle bazı hasta gruplarını karşılaştırdık. Örneğin sezaryen olanlarla, normal doğum olanların mesane boyunun ne kadar değiştiğini topografik olarak saptamak ve daha objektif olarak değerlendirmek bu yöntemle mümkün oldu. Diğer yöntemse idrar kaçırmada geliştirdiğimiz bir ameliyattı. Şu anda uyguladığımız ilk ameliyatlar cerrahi kitlerle yapılıyordu. Bu kitler çok pahalıydı. 1000-1500 dolar civarındaydı. Bizim geliştirdiğimiz yöntemde makasla keserek hazırladığımız benzer bir meşi, tornada yaptırdığımız bir taşıyıcı aletle yerleştirdik ve maliyeti 10 dolar seviyesine düşürdük. Uyguladığımız hastalarda benzer sonuçlar bulduk. Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği çalışmaları hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Derneği 1997’de Amerika’da Ürojinekoloji obzervasyonu sonrası döndüğümde Prof. Dr. Önay Yalçın hocamla beraber kurduk. Ben kurucu sekreter hocam başkan oldu.. Derneği kurduğumuzda ürojinekoloji Türkiye’de çok geri seviyelerdeydi. Açık olmak gerekirse, çağın gerisindeydi diyebiliriz. O dönem idrar kaçırma tedavisinde yapılan ameliyatlar son derece başarısızdı ama her yerde bu ameliyatlar yapılıyordu. Hasta değerlendirirken kullandığımız yöntemler son derece ilkeldi. Derneğin kurulmasıyla birlikte

34

Mayıs 2015

gerçekleştirdiğimiz uluslararası katılımlı kongreler, cerrahi workshoplar ve kurslarla hem kendimizi hem de meslektaşlarımızın bilgilerinin güncel olmasını sağladık. O dönemler (1998) çalıştığım Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde (Düzce) düzenlediğimiz Cerrahi workshop ürojinekoloji alanında yapılan ilk workshoptur. Ameliyathaneden ameliyatın görüntüsünü izleyici salonuna aktardık. Daha sonra bu workshopları bölgesel olarak hemen hemen her yıl değişik bölgelerde yaptık, iki yılda bir kongre yapıyoruz, derneğimiz önderliğinde kitaplar yazıldı, hasta bilgilendirme kitapçıkları yapıldı ve hekimlere konuyla ilgili eğitimler verildi. bilenler bilgilerini diğer hekimlerle paylaştı. Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği çok önemli çalışmalar yaptı. Şu an Türkiye’de ürojinekoloji gelişmiş ülkeler düzeyindeyse bunu derneğin 18 yıllık faaliyetlerine borçluyuz. Bugün ABD’de bir hastaya yapılan tedavinin aynısını Türkiye’de de uygulayabiliyorsak bu durum derneğimizin eseridir. Türk Ürojinekoloji ve Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi Derneği’nin kaç üyesi var? Ağırlıklı olarak jinekologlardan oluşan 700’e yakın üyemiz var. Derneğinizin düzenlediği 7. Ulusal Ürojinekoloji Kongresi Ekim’de gerçekleşecek. Öncelikle ürojinekoloji nedir ve hangi branştan katılımcılar bu kongreyi takip etmeli? Ürojinekolojinin konusunu idrar, büyük abdest, gaz kaçırma, genital organ sarkmaları gibi sorunların teşhis ve tedavisini oluşturuyor. Bunları da içeren cinsel fonksiyon bozukluklarıyla ilgilenen bir bilim dalıdır. Genellikle bu tip hastalar üroloji ile jinekoloji arasında kalmış hastalardır. Bizim gibi doğurganlığın yüksek olduğu ülkelerde ürojinekolojik sorunu olan çok sayıda hasta vardır. Bu nedenle ülkemizde bu konu daha büyük öneme sahip. Hedef katılımcı kitlemiz jinekologlar, ürologlar,

Normal doğum yapan kadınlarda ürojinekolojik sorunların daha çok görüldüğü doğru mudur? Yapılan çalışmalar gösteriyor ki idrar kaçırma ve genital organ sarkmalarına normal doğum yapmış kadınlarda doğum yapmamış ya da sezeryanla doğum yapmış kadınlara oranla daha sık rastlanıyor. Bu demek değildir ki kimse normal doğum yapmasın. Normal doğum ürojinekolojik sorunları tetikleyen faktörlerden sadece biri. Ama bunun yanında normal doğumun bir sürü artısı da var. Kongrenin amacı ve hedefleri nelerdir? Konuyla ilgili güncel bilgileri paylaşmak ve bunları enine boyuna tartışmak, tecrübeli uzmanların tecrübelerini izleyicilere aktarmak ana amacımızdır. Tüm görüşlerin değerlendirilip, konuya daha analitik bir boyut kazandırılması ve bu alanda her türlü bilgi paylaşımı ana hedeftir. Ayrıca yapacağımız cerrahi kurs ve diğer pratik kurslarda da hedefimiz izleyicilerin bire bir deneyim kazanmasını sağlamaktır. Bu yıl öncekilerden farklı bir konsept yada ek bir faaliyet yer alacak mı? Bir önceki kongrede video maraton oturumları yaptık ve bu çalışma çok ilgi çekti. Bu sene de bu tarz bir çalışma planlıyoruz. Özellikle kozmetik jinekolojiyle ilgili bir panel planlıyoruz. Geçmişten farklı olarak, bazı diğer konuları da panel ya da tartışma ortamı şeklinde ele alabiliriz. Çünkü birkaç hekimin bir arada bir konuyu tartışması oldukça yararlı oluyor. Yine derneğin katkısıyla kongre kapsamında bir cerrahi kursu, anorektal cerrahi, hasta değerlendirme kursları ve hemşirelik kursları düzenlemeyi düşünüyoruz. Kongre hazırlıkları ve bilimsel program hakkında bilgi alabilir miyiz? Konular belli oldu, konuşmacıları belirlemeye çalışıyoruz. Çok yakın zamanda hepsi yayınlanacak. Konuyla ilgili herkesin fayda sağlayacağı bu organizasyona katılımını bekliyoruz. MT: Verdiğiniz önemli bilgiler için teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.


Sektörel Fırsat

Çin zenginliğin bedelini sağlığıyla ödüyor Çin’in sağlık hizmet giderlerinin 2020’de 1 trilyon doları bulması bekleniyor. Hızla zenginleşen Çin’de sağlık hizmetleri yetersiz olduğundan sektör yabancı yatırımcılar için cazip fırsatlarla dolu.

1

Trilyon Dolarlık Sağlık Hizmetleri Sektörü Dünya üzerinde trilyon dolar değerinde kaç sektör var? Tabii ki pek fazla değil! Trilyon büyük bir rakamdır, hele hele dolar üzerinden olunca daha bir ince hesap gerektirir. Konunun öneminin anlaşılması için örnek verelim; 2013’te sadece dünyanın en büyük 15 ülkesinin Gayrisafi Milli Hasılası 1 Trilyon dolardan büyüktü. Oysa Çin’in sağlık hizmeti giderlerinin 2020 yılında 1 Trilyon doları bulması bekleniyor. Bugünse bu rakam 350 milyar dolar. Çin hükümeti daha agresif bir tahminle sağlık hizmet giderlerinin 2020’de ulaşacağı rakamı 1,3 trilyon dolar olarak öngörüyor. Gelecek yıllarda Çin’in sağlık hizmetleri sektörünün inanılmaz bir büyüme kaydedeceği kesin, ancak 2020’de

36

Mayıs 2015

erişeceği öngörülen rakamın sektöre katacaklarını tasavvur etmek çok zor. Çin’de sağlık hizmetleri sektörünün yükselişinde etkili olan iki önemli faktör var. Bunlardan birincisi kişi başına düşen milli gelirdeki büyük artış, giderek daha da zenginleşen sağlık hizmetleri tüketicisi en son teknolojik ürünlerin kullanıldığı en iyi tıbbi hizmeti almak istiyor. İkinci faktörse değişen beslenme alışkanlıkları, hava ve su kaynaklarındaki kirlenme Çin’in genç nüfusunda kanser, kalp, diyabet gibi kronik hastalıkların yaygınlaşmasına sebep oldu. Bu iki faktör de ilaç, medikal cihaz, hastane yönetimi alanlarında faaliyet gösterenler ve geniş yelpazede sağlık hizmetleri alanında ürün ve hizmet sağlayıcılar için yeni fırsatlar anlamına geliyor. Çin’de sağlık hizmetleri yabancı yatırımlara ve teknolojilere açık, son büyük sektörlerden…

Bu yıl tam da refah düzeyi artmış tüketiciler kaliteli sağlık hizmetlerinden faydalanmak istiyorken, bu sektörde iş yapmak için en uygun zaman. Çin, nüfusunu tehdit eden kanser, kalp hastalıkları, diyabet ve diğer kronik hastalıklar gibi yeni mücadelelerle yüz yüze. 3 diyabetliden biri Çin’de yaşıyor. (WHO) Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012’nin sonuna kadar olan dönemi kapsayan raporuna göre; Çin’de 3 milyon yeni teşhis edilmiş kanser vakası var. Bu rakam dünya toplamının %22’sini oluşturuyor. Kanserden 2,2 milyon kişi hayatını kaybetti. Bu da dünya toplamının %27’sine denk. Ortalama 230 milyon Çinli kardiyo vasküler hastalıklardan muzdarip ve nüfusun yaşı ve artış hızı düşünülürse, vaka sayısının 2030’a kadar yılda %50 kadar artması bekleniyor.


Çin

Diyabet hastalarında da benzer bir tablo var. Dünyadaki 3 diyabetliden biri Çin’de yaşıyor. Çin’de ortalama 114 milyon yetişkin diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor. Çin hükümeti yabancı yatırımcıları özel hastane açmaya teşvik ediyor Gittikçe büyüyen ihtiyacı karşılamak için Çin’deki 22.000 hastanenin hızla iyileştirilmesi veya yenilenmesi gerekiyor. Bu konuda oluşan

boşluğun doldurulması için Çin hükümeti eskiden yasak ve imkânsız olan ancak son dönemde serbest bırakılan yabancıların sahip olduğu özel hastanelere bel bağlamış durumda. Hükümetin hedefi şu anda %10’dan daha az olan özel hastanelerin tüm hastanelere oranını 2015 sonuna kadar %20’ye çıkartmak. Yabancı yatırımcıların Çin’in yedi farklı şehrinde özel hastane açmaya teşvik edilmesi amacıyla

Çin hükümeti tarafından Ağustos’ta bir pilot proje yapılacağı açıklandı. Özel hastane işletmeciliği, özel konseptli kliniklerin kurulması, ilaç pazarlama, medikal cihazlar, sağlık ürün ve hizmetlerini kapsayan 1 Trilyon dolarlık Çin sağlık hizmetleri sektörü dünyanın en büyük pazarlarından biri olmaya aday.

Mayıs 2015

37


Sektörel Fırsat

EDİTÖRDEN:

2

013 yılının dokuz ayını Şangay ve civarında geçiren biri olarak Çin’in yaşadığı sosyo-kültürel değişimi ve bu değişimin toplumu nasıl ikiye böldüğünü yakından gözleme fırsatı buldum. Çin’in yaşlı nüfusu geleneksel Çin tıbbını ve geleneksel yaşam tarzını devam ettirerek sağlık hizmetlerinden faydalanmıyor. Ancak hızlı bir şekilde zengin olan yeni nesil batılı gibi yaşama hevesinin, değişen beslenme alışkanlıklarının ve kirlenen doğanın sonucu olarak birçok kronik hastalığın pençesine düşmüş durumda. Varlıklı genç nüfus Çin’de yakın zamana kadar rağbet görmeyen özel hastanelere koşuyor. Ancak yabancı yatırımcıların açtığı birkaç büyük özel hastane bu talebi karşılamakta yetersiz kalıyor. Daha önce yasak olan yabancı yatırımcıların özel hastane açmasına artık izin veriliyor. Hatta Çin hükümeti yabancı yatırımcıları özel hastane açmaya teşvik için etkinlikler düzenliyor. Çin’de son dönemde yaşanan köklü değişimler medikal cihaz üreticileri,

38

Mayıs 2015

tedarikçileri, özel hastane işletmecileri, ilaç üreticileri gibi sağlık hizmetleri sektörüne hizmet veren herkes için inanılmaz fırsatlar yaratıyor. Fakir ama sağlıklı yaşlılar 50 yaşın üzerindeki Çinliler Geleneksel Çin Tıbbı (Traditional Chinese Medicine) ile doğal ilaçlar ve alternatif tedavileri tercih ediyor. Yıllar önce köylerdeki yaşam şartlarını aratmayan ortamlar yaratıp, doğadan ve geleneklerinden kopamıyor. Geleneksel beslenme alışkanlıklarını, eski yaşam ritüellerini, düzenli vücut ve (refleksoloji) ayak masajını, tai-chi, kungfu gibi geleneksel sporları ve meditasyonu sürdüren, uzun yollarda bile bisikletten vazgeçmeyen, komünizmin kazandırdığı sorgusuz sualsiz, dur durak bilmeden çalışma alışkanlıkları sayesinde normalin üzerinde bedensel faaliyette bulunan bu insanlar; sağlıklı yaşıyor, sağlıklı yaşlanıyor ve uzun yaşıyorlar. Parklarda, açık alanlarda 80-90 yaşında

olan ama 60- 70 gibi görünen sevimli nineler ve dedeler gönüllü olarak, bahçe düzenlemesi yapıyor, sokakları süpürüyor, hiçbir şey yapamayan çok yaşlı olanlar bile minicik taburelerinde oturarak yabani otları yoluyorlar. Yüzlerindeki huzur, mutluluk, etrafa yayılan gülümseme, doğaya olan aşkları hemen fark ediliyor. Biz Türkiye’de sokakta yaşlı ama mutlu insanlar görmeye alışık değiliz. Bizim bildiğimiz yaşlılar kendilerini eve hapsederler, suratsızdırlar, her yerleri ağrıyordur ve hiçbir şeye tahammülleri yoktur. Bizim yaşlılarımız hep yardım beklerler; ama Çin’deki yaşlılar yardım beklemiyor, yardım ediyorlar. Zengin ama sağlıksız gençler Genetikleri böyle mi kodlanmıştır; ya da onların vücutlarına uygun şartlar bunlar mıdır; bilinmez. Ancak Çin’de yaşlı nüfus oldukça sağlıklıyken, yeni nesil hastalıkların pençesinde kıvranıyor. Fast food, batı özentisi ve hatta çok yeni tanıştıkları zengin olmak genç Çin’lileri yiyip, bitiriyor. Kanser, kalp hastalıkları ve diyabet gibi kalıtsal hastalıklar daha önce pek uğrayamadıkları Asya kıtasını kasıp, kavuruyor. Çinliler sebze ve pirinç odaklı beslenme alışkanlıkları yerine sağlıksız gıdalar koymanın bedelini pahalıya ödüyorlar. Çin’in özenti genç nesli geleneksel olan her şeyden uzak duruyor, gelenekleri anlamsız ve gereksiz buluyorlar. Meditasyon yapmıyor, doğaya açılmak yerine alışveriş merkezlerinde vakit geçiriyor, bisiklet yerine motosikleti hatta parlak spor arabaları tercih ediyorlar, alışık olmadıkları yağlarda kızartılmış fast food tarzı gıdalarla besleniyor, yeşil çay içmiyor, geleneksel sporlar yerine batı kültüründen gelen sporları, giysileri, batılı hayat tarzını benimsiyorlar. Hatta genç Çinliler özünü reddedip, Çin alfabesine göre olan adlarını bir Amerikan ismiyle değiştiriyor, çekik gözlerinden kurtulmak için estetik cerrahlara koşuyor, geleneksel bayramlara, ritüellere, geleneklere saygı duymuyor. Bol paraya kavuşan Çin bunun bedelini sağlığıyla ödüyor.


pM-N01

HEAVY DUTY

VA

Teknolojisi*

İlacın solunum yollarındaki birikim yerini belirleyen en önemli unsur “partikül çapı”dır ** Yapılan klinik çalışmalar; küçük partikül çapının, havayollarına daha fazla penetre olduğunu ve daha iyi bronkodilatasyon sağladığını göstermiştir.

Heavy Duty nebulizatör, etkin tedavi için ideal partikül çapı sağlar. * VA Teknolojisi: Kullanıcı ihtiyacına göre ilaç akış hızının ayarlanmasını sağlayan bir sistemdir. ** Clay MM, Pavia D, Clarke SW. The effect of aerosol particle size on bronchodilatation with nebulised terbutaline in asthmatic subjects. Thorax 1986;41: 364-8.

www.plusmed-health.com T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


Sektörel Etkinlik

3. Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi’ne

robotlar damgasını vurdu

Sağlık Bilişim Derneği başkanı Yasin Keleş, Türkiye’de sağlık sektörünün artık dönüşüme tabi olduğunu ve tüm hizmetlerin dijital bir yapılanma ile sağlanacağını belirtti.

S

ağlık ve bilişim dünyasının liderlerini buluşturan Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi 8-9 Mayıs 2015 tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sektörün gündemini ve geleceğini belirleyen zirvede, sağlık bilişimi alanında dünyadaki yeni gelişmeler, sağlık ve bilişim sektörü profesyonelleri ile paylaşıldı. Sağlıkta robot devrimi zirveye damgasını vurdu. Dijital Hastane Platformu’nun konuğu, Memorial Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, hasta ile doktorun ülkelerarası iletişimini sağlayan hasta vizit robotunu ilk kez denedi. “Yeni teknolojilerin önemli bir bölümünü oluşturan robotlar sayesinde artık doktor, iyi olacak hastanın ayağına gelecek” diyen Prof. Dr. Sönmez, hasta ile doktor arasındaki sürekli

40

Mayıs 2015

iletişimi mümkün kılan, hasta durumunun anlık takibini sağlayan ve doktora hassas teşhis ayrıcalığı sunabilen teknolojilerin, gelecekte sağlık sektöründe çok önemli bir yer tutacağını söyledi. Zirvede uluslararası isimler Sağlık Bilişim Zirvesi, Teradata Endüstri Pazarlama Direktörü David Wiggin, Collage London Üniversitesi Sağlık İnformatiği Enstitüsünden Dr. Paul Taylor, İngiltere Bart Healths Kliniği Klinik Enformasyon Yöneticileri Dr. Charles Gutteridge ve Naim Kadoğlu gibi uluslararası isimleri de buluşturdu. Veri analitiği bire on kazandırıyor Zirvenin ilk gününde bir konuşma yapan Teradata Global Sağlık Sektörü Çözümleri

Direktörü David Wiggin, kaliteli bakım ve sağlık hizmetlerinin düşük maliyetlerle sağlanmasının önemine değindi ve bunun da veriyi doğru yöntemlerle analiz ederek sağlanabileceğinin altını çizdi. Wiggin, hasta takibinde veri analitiğine yatırım yapan kuruluşların bire on kazanç sağladığına dikkat çekti. Konuşmasını şöyle sürdürdü; “Veri analitiği ve veri işleme sağlık alanında maliyetleri düşürmenin yanı sıra sahteciliğin tespiti ve önlenmesi, hasta memnuniyetinin sağlanması, tedarik zinciri yönetimi, hizmet kalitesinin artırılması, program yönetimi gibi pek çok alanda büyük yarar sağlıyor. Makro politikalar açısından bakıldığında da mali şeffaflığı sağlamada ve daha sağlıklı bir toplum için makroekonomik fayda üretmede son derece etkin. Veri analitiği ile sağlıkta hizmet kalitesinin artırılması, insan ömrünün uzamasını sağlayacaktır ve bu da ülke refahının artmasına yol açacaktır.” David Wiggin sağlık kuruluşlarına büyük veriden değer elde etmek için dikkat edilmesi gereken kritik maddeleri ise şöyle sıraladı: Büyük veri analitiğinde başarı için on adım 1. Veri keşfine yatırım yapın. 2. Bütün işletme verilerinizi analize dahil edin. 3. Analizi kolaylaştırın: Kısa ve devamlı analizlerle keşfi destekleyin, zaman ve emekten tasarruf edin. 4. Yapılandırılmamış veriden korkmayın, dikkate alın! 5. Başarı öykülerini yabana atmayın. 6. Net iş hedefleri belirleyin. 7. Önceki deneyimlerden haberdar olun, işe sıfırdan başlamayın. 8. Deneyimli bir ekiple çalışarak birkaç adım önde olun. 9. Analitiği demokratikleştirmek için plan yapın. 10. Veri analitiğine yatırım yapmadan önce bir deneme sürüşü yapın. Dünyadaki tek dijital hastane


Real Fuzzy Teknolojisi* ile rahat, Hareket Sensörü ile doğru, Tek tuşla ölçme özelliği ile kolay ölçüm sağlar.

ESH

ONAYLI

pM-KO2

* Patentli “Real Fuzzy Teknolojisi” doğru ölçüm için gereken kaf sıkılığını otomatik olarak ayarlar ve bu sayede yanlış kaf sıkılığı seviyesinden kaynaklanan yanlış ölçümleri önler.

www.plusmed-health.com T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


Sektörel Etkinlik

platformu yeniden zirvede Uluslararası Sağlık Bilişim Zirvesi’15 kapsamında sağlık ve bilişim sektörünün ortak çalışması olarak hayata geçirilen yeni projeler, dünyada bu alandaki en son uygulamalar, sektörün geleceği ve özellikle Dijital Hastane projesi gibi konularda sektörün kanaat önderlerinin görüşlerinin paylaşıldığı çok önemli panel ve konferanslar da gerçekleşti. Zirve kapsamında dünyanın ilk ve tek Dijital Hastane Platformu da kapılarını yeniden dünyaya açtı. Sağlık bilişimi alanında yeni gelişmeleri ve son teknolojileri tek bir çatı altında toplayan 1000 m2 ’lik alanda gerçek zamanlı çalışan bir hastane kompleksi olan Dijital Hastane Platformu zirve süresince ziyarete açıktı. Sağlık ve bilişim dünyasını buluşturan Sağlık Bilişim Zirvesi’15 kapsamında, üçüncüsü düzenlenen Altın Steteskop Ödülleri de sahiplerini buldu. Daha iyi bir hastane için Schneider Electric’ten ‘akıllı’ çözümler Enerji yönetiminde global uzman Schneider Electric, hastanelere sunduğu akıllı altyapı çözümlerini tanıttı. EcoBuilding İş Kolu Genel Müdür Yardımcısı Özkal Güner, “Akıllı

42

Mayıs 2015

hastanelere dönüşüm için gerekli olan tüm dijital çözümlerin alt yapısını sunuyoruz” dedi. Enerji tüketimi ve maliyetlerinde, güvenlik sistemlerinde ve çevresel düzenlemelerde yaptığı iyileştirmelerle ciddi oranlarda enerji verimliliği sağlayan EcoStruxure Aktif Enerji Yönetimi™ Sistemi katılımcılara tanıtıldı. Sağlık sektöründe geleneksel bina altyapılarındaki alt sistemler, birçok kablolama hattından ve verimsiz bir haberleşme sisteminden oluşurken; enerji, zaman, verimlilik ve para israfına da sebep oluyor. Schneider Electric, sağlık sektörünün bu önemli sorununu EcoStruxure’la çözüme kavuşturuyor. Daha iyi bir bina yönetimi ve kontrolü sunan EcoStruxure Aktif Enerji Yönetimi™ Sistemi, HVAC, kartlı geçiş, güvenlik yönetimi, güç dağıtımı ve izlemesi, bilişim sistemleri yönetimi ve aydınlatma kontrolü gibi sistemlerin entegrasyonu aracılığıyla akıllı hastaneler yaratılmasına destek oluyor. EcoStruxure, hem yeni inşa edilen hastanelerde, hem de mevcut hastanelerde kullanılabiliyor. İnsan eli yerine robotla tedavi Sağlık Bilişim Derneği Başkanı Yasin Keleş, Türkiye’de artık sağlık sektörünün dönüşüme tabi olduğunu ve tüm hizmetlerin dijital bir

yapılanma ile sağlanacağını belirterek şunları söyledi: “Sağlık sektörü dönüşüyor. İnsan eli ile verilen sağlık hizmetler yerini, dijital teknolojiler ve robotlara bırakıyor. Şu an 200-300 yatak kapasitesi ile hizmet veren hastaneler, yakın bir zamanda kurulan büyükşehir hastaneleri 5 bin yatak kapasitesine ulaşacak. Günlük poliklinik sayısı 50-60 bin olacak. Bu durumda hastanecilik hizmetlerinin insan gücü ile verilmesi neredeyse imkânsız hale gelecek. İnsan eli ile mümkün olmayan hizmetler; kontrol, takip ve monitörize eden teknik cihazlarla yapılacak.” Sağlıkta robot devrimi Dijital hastane anlayışı ile birlikte sağlıkta robot devriminin de başlayacağını vurgulayan Keleş, “Robotlar hastayı karşılayacak, ona refakat edecek. Doktor ve hasta robotların yardımı ile zaman tasarrufu sağlayacak. Günlük 50-60 bin poliklinik kapasitesi olacak bu hastanelerde yönlendirmeler dijital olarak yapılacak. Hastanın, hastaneye girdiği anda bilgileri tanımlanıp randevu durumları takip edilerek, gerektiğinde hastanın zaman tasarrufu açısından doğru yönlendirilmesi sağlanacak” açıklaması yaptı.


BIRAKIN UYUSUN... Dokunmak yok, Gözyaşı yok,

Sadece 1 saniyede ölçüm sn.

1 2 3 4 * Nesne Sıcaklığı: Biberon, banyo suyu v.b. sıcaklığı

5

T (+90 212) 319 50 00 | info@trimpeks.com


Sektörel Etkinlik

GoogleGlass gözlükler Hastaların muayene işlemleri sırasında doktorun hasta bilgilerini kaydederek oluşturduğu anemnez raporunun da artık tarihe karışacağını anlatan Keleş, zaman tasarrufu sağlayan ve hastanın bilgilerini anında kaydederek doktorun karar verme sürecini kısaltan dijital gözlük teknolojileri hakkında şu bilgileri verdi: “Hasta doktoru ile göz teması kurduğunda, hastanın şikayetleri ile birlikte genel durumu da gözlük tarafından kaydedilip yazıya dökülecek ve anemnez halini alacak. Aynı zamanda acil servise getirilen bir hastanın genel durum değerlendirilmesi ve hasta için gerekli tüm donanımın sağlanması için ön bilgilerin oluşturulması yine bu gözlükle mümkün olacak. Yani hasta ambulanstan indirilip acil servise alınırken, doktor onu görmüş ve değerlendirmiş, hasta için gerekli olan tetkik ve işlemler için ön hazırlığı yapmış olacak.” Akıllı, kağıtsız ve yeşil hastane konsepti Dijital hastane teknolojilerinin bu yıl; akıllı, kağıtsız ve yeşil hastane konseptlerinden oluşan üç ayrı başlıkla ele alındığını ifade eden Keleş, çok yakın bir zamanda devrim niteliğinde teknolojilerin hastaneler ile buluşacağının müjdesini verdi. Hastaların bu teknolojilerden hem hastane ortamında hem de evlerinde 44

Mayıs 2015

yararlanabileceklerine vurgu yapan Yasin Keleş, altyapısı hazırlanmış olan ve çok yakında hayata geçirilecek dijital hastane teknolojilerini anlattı: İğnesiz kan alma: Kan alınması gerektiği durumlarda kola takılan ve üzerinde hiçbir iğne ya da şırınga görünmeyen cihaz, iki dakika içinde vakum yolu ile gerekli olan kanı alacak. Yüzük şeklinde ateş ölçer: Portatif termometre çocuğun ateşinin alnından ölçülmesini sağlayacak. Böylece kulağına cisim sokulmasına gerek kalmayacak. Her organın sesine duyarlı steteskop: Elektronik steteskop; kalbin, midenin, karaciğerin, böbreğin sesini dinleyerek, doğru ve uygun bir tedavi sağlayacak. Deri üzerinden anjiyo: Mobil inovatif cihaz kalbin üzerine konulduğunda, tıkalı olan kalp damarlarını tespit edebilecek. Elektronik çatalla zayıflama: Çatal alınan besinlerin kalorilerini anında hesaplayarak diyetisyene bir veri olarak aktaracak ve hastanın kalori sınırını aşması önlenecek. Tümörü bulan lazer kalem: Beyin tümörünün yerini belirleyebilen kalem şeklindeki lazer, sağlıklı ve kanserli dokuyu ayırt ederek, operasyon süresini 3 saatten 30 dakikaya

indirecek. Giyilebilir ultrason ile 24 saat bebek takibi: Giyilebilir ultrason cihazı ile anne adayları evlerinde de bu cihaz sayesinde bebeklerinin hareketlerini 24 saat izleyebilecek. Dijital sistemle diz ağrılarının kontrolü: Özel dijital portatif cihazlar dizdeki ağrı noktasını tespit edilerek o bölgeye verdiği elektromagnetik dalgalarla ağrıları ortadan kaldıracak. Beyin depolayıcısı ile alzheimer tedavisi: Hastaların vücuduna yerleştirilen bir cihaz ile geçmişte olaylar depolanarak, beyne gönderilen sinyal sayesinde unutulması önlenecek. Gerçeğe yakın el ve ayaklar: Uzuv kayıplarında kullanılacak yeni protezler dışarıdan uygulanan basıncı hissedecek ve kişi gerçek bir el ya da ayak hissi yaşayacak. Placecam görüntülü hasta ziyareti: Yoğun bakımlarda hastanın yakınları ile uzaktan konuşması sağlanarak, enfeksiyon riski sıfıra indirilecek. Dijital migren tedavisi: Cihaz alnı çepeçevre saracak şekilde takılarak, elektronik dalgalar yayacak. Ağrının tetik noktalarını bulup hafiflemesini sağlayacak. Gece görüşü lensler: Lens kullanımının özellikle akşam ve gece saatlerinde zorlaşıyor. Yeni teknoloji gece görüş lensler ile kişi rahatsızlık yaşamayacak.


Sektörel Etkinlik

İlaç dozlarını ayarlayabilen robotlar: İlaç Yönetim Robotu ampul, flakon, tablet (Blister içindeki ilaçları blisterinden çıkarmadan otomatik olarak keserek) cinsindeki ilaçları otomatik olarak birim dozlara ayırıp paketler ve entegre deposunda depoluyor. Birim doz paketlenmiş ilaçlar, robot kolları tarafından toplanarak hasta bazlı tedavi halkası oluşturuluyor. Tedavi halkasında bulunan ilaçların tüm bilgileri, tedavi zamanları ve hasta bilgileri ayrıca halkaya eklenen etikete yazdırılıyor. Dünyada bir ilk; Sağlık Bilişim Akademisi Dijital teknolojilerin kullanımı ile gerekli insan kaynağı konusunda dünyada bir ilki gerçekleştirerek, 7 üniversiteden oluşan Sağlık Bilişim Akademisi’ni kurduklarını dile getiren Yasin Keleş, çalışma hakkında şunları söyledi: “Dijital teknolojiler ne kadar artarsa, bunun kullanımı için de o kadar insan kaynağı gereklidir. Biz bu düşünceden yola çıkarak Türkiye’de önemli bir eksiği gidermek ve bu alanda eğitim çalışmaları başlatmak üzere harekete geçtik. 7 üniversitenin de desteği ile ARGE çalışmaları yaparak sektöre katkı sağlamak adına eğitimli kişiler yetiştireceğiz. 2015 yılında altyapısı tamamlanacak ve dünyada bir ilk olacak.”

46

Mayıs 2015


Yeni Proje

Lösemi tedavisinde biyoçip araştırması TÜBİTAK tarafından “Biyomedikal Sensör Teknolojileri” kapsamında desteklenecek olan yeni proje kişiye özel lösemi tedavisine olanak sağlayan mikro-nano teknoloji tabanlı, biyoçipli cihazlar geliştirmeyi hedefliyor.

A

bdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeleri Yrd. Doç. Dr. Kutay İçöz ve Doç. Dr. Bülent Yılmaz, tarafından gerçekleştirilecek araştırma projesinin lösemi hastalarına umut olması bekleniyor. AGÜ’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Yrd. Doç. Dr. Kutay İçöz’ün yürütücülüğünü yaptığı, Doç. Dr. Bülent Yılmaz’ın da araştırmacı olarak yer aldığı “MRD Biyoçip: Minimal Rezidüel Hastalığın Güvenilir ve Basit Bir Yolla İzlenmesi” konulu proje, TÜBİTAK tarafından “Biyomedikal Sensör Teknolojileri” çağrısı kapsamında

48

Mayıs 2015

desteklenecek. Projede, çocukluk çağında en sık görülen kanser türü olan lösemide, kanserli hücreleri tespit edip nicel ölçümler yapabilecek biyoçip/ biyosensör cihazlar (MRD Biochip) üretilmesi ve bu biyosensörlerin kullanıldığı ölçüm sistemi geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapılacak. Açıklamada görüşlerine yer verilen Yrd. Doç. Dr. Kutay İçöz, lösemi türlerinden akut lenfoblastik löseminin 15 yaş altı çocuklarda görülme sıklığının yüzde 80 olduğunu ifade etti. Akut lenfoblastik lösemi hastalarının tedavi sürecinde uygulanan kemoterapinin her hastaya aynı şekilde etki etmediğine dikkati çeken İçöz, “Bazı hastalar tedaviye yanıt verirken bazı hastalarda lösemik hücreler kemoterapiye direnç gösteriyor. Sonuçta tedaviden kaçan bu hücreler hastalık tekrarlarına neden olabiliyor” ifadelerini kullandı. Tedavinin 15’inci gününde incelenen kalıntı hastalığın akut lösemi hastalarında sağ kalımın en önemli göstergesi olduğunu dile getiren İçöz, tedaviden kaçan hücrelerdeki hastalık kalıntısının izlenebilmesini sağlayan

yöntemin (MRD ölçümü) günümüzde çok pahalı olduğunu ve sadece uzman kişiler tarafından yapılabildiğini ifade etti. İçöz, şu bilgileri verdi:“Proje ile MRD testi için kullanılan laboratuvar yöntemleri kadar hassas, fakat maliyeti daha düşük biyosensör cihazların geliştirilmesi ve mikro/nano teknoloji tabanlı biyoçipler üreterek alternatif bir metot ile hastaların tedavi sürecinin iyileştirilmesini hedefliyoruz. Geliştirmek istediğimiz biyoçip ile lösemi hastalarındaki kanserli hücrelerin kemoterapi sürecindeki durumlarını ve tedaviye gösterdikleri yanıtı izlemek ve bu sayede hastalara en uygun ilaç dozajının ayarlanarak kişiye özel tedavinin uygulanmasını mümkün hale getirmek istiyoruz. Geliştirilecek teknolojinin diğer kanser türlerine hem tedavi hem de teşhis süreçlerinde uygulanması uzun vadeli planlarımız arasında.” Ayrıca proje ekibinin disiplinler arası bir anlayışla mühendisler ve tıp doktorları ile oluşturulduğunu belirten İçöz, AGÜ’nün bu konuda yapılacak çalışmalara öncülük ederek uluslararası çekim merkezi olabileceğini ifade etti.


Yeni Tedavi

Gözleriniz uyurken tedavi olacak! Alternatif miyopi tedavisi ortokeratoloji sayesinde gözlük ve lens kullanımı sona eriyor.

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ocak

O

rtokeratoloji - uyku lensi olarak adlandırılan korneayı şekillendirici lensler sadece geceleri uyurken göze takılıyor, uyandıktan sonra ise gözden çıkarılıyor. Bu metot uygulanmaya başladıktan sonra gözlük ve kontakt lense gün içinde ihtiyaç duyulmadığı için hastaların yaşam kalitesi ve konforu artıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Ocak, “Miyopi ve miyop astigmat tedavisinde; gözlük, kontakt lens ve excimer lazer tedavilerine alternatif bir metod olan  ortokeratoloji sayesinde hastalar gün içerisinde lens kullanmak durumunda kalmıyor; açık alanlarda, kuru ve tozlu ortamlarda bulunmak, havuza ve denize girmek kâbus olmaktan çıkıyor” dedi. İstanbul’da Bayındır İçerenköy Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları bölümünce uygulanan astigmat ve miyobun tedavi edilmesi veya en aza indirilmesi için özel olarak tasarlanmış lenslerle, kornea denilen gözün şeffaf ön tabakasının şekillendirilmesi işlemi olan ortokeratoloji, son 10 yılda yenilenen kontakt lens teknolojisi ile birlikte tüm dünyada uygulanıyor. Göz kızarıklığı ile kuruluk yüzünden lens takamayan hastalar için son derece ideal olan

50

Mayıs 2015

bu yöntem özellikle profesyonel veya amatör sporcular, endüstri çalışanları, zorlu şartlarda çalışan asker, polis ve itfaiye mensupları, kuru ve tozlu ortamlarda bulunan hastalar tarafından tercih ediliyor. Ortokeratoloji, yani uyku lensi olarak adlandırılan korneayı şekillendirici lensler sadece geceleri uyurken göze takılıyor ve uyandıktan sonra gözden çıkartılıyor. Lensler gece uykuya yatarken uygulandığı için enfeksiyon riski bulunmuyor. Bu metod

uygulanmaya başladıktan sonra gözlük ve kontakt lense gün içinde ihtiyaç duyulmuyor. -5,00 dioptri miyopi ve -1,50 dioptri kurala uygun miyop astigmata kadar olan numaralar bu lenslerle sıfıra kadar düşürülüyor. Ortokeratoloji lensleri ayrıca, miyopinin ilerleme hızını da önemli ölçüde yavaşlatıyor. Op. Dr. Cüneyt Ocak, ortokeratoloji tedavisinde hiçbir ağrı hissedilmediğini ve lazer cerrahisinin gerektirdiği steroid ve antibiyotik gibi damlaların kullanılmasına ihtiyaç duyulmadığına dikkat çekti. Excimer lazer sonrası iz belli olurken ortokeratoloji lensi uygulanan hastalarda hiçbir şekilde iz kalmadığını belirten Ocak, “Lazer cerrahisi 20 yaşın üstündeki kişilere uygulanırken ortokeratoloji 7 yaşından büyük çocuklar dahil her yaştan kişiye göz yapısı uygunsa uygulanabiliyor. Ortokeratoloji uygulandıktan sonra miyopinin artması durumunda lens kolaylıkla değiştirilebiliyor. Excimer lazer sonrasında ise numaranın artması durumunda tekrar ameliyat olmak gerekiyor. Ortokeratoloji göz numarası büyürken bile uygulanabilirken, lazer cerrahisinde ancak numara sabitlenince uygulama yapılabiliyor” diyerek Ortokeratoloji tedavisinin lazer cerrahisine kıyasla avantajlarını vurguladı.


Röportaj

Sağlıklı anne, sağlıklı bebek ve sağlıklı toplum! Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Feride Söylemez ile kısa bir röportaj yaptık. Sağlıklı bir yeni neslin mimarı perinatoloji uzmanları adına Prof. Dr. Feride Söylemez perinatoloji, Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği ve Perinatal Tıp Kongresi hakkında değerli bilgilerini bizimle paylaştı.

Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız? Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Kuruluşundan bu yana Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği’nin üyesiyim. Klinikte perinatoloji bölümünde yüksek riskli gebeliklerle uğraşmaktayım. Perinatoloji ne demektir? Perinatoloji annenin ve anne karnındaki bebeğin hastalıklarının taraması, tanısı ve tedavisi ile ilgilenen bir bilim dalıdır. Gebeliğin anne üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkilerin yanı sıra hasta bir annenin bebeğinde ortaya çıkabilecek sorunları araştırır. Türkiye’de perinatal bebek mortalitesi vakalarının oranı nedir? Daha önceki yıllarla karşılaştırmak gerekirse bugünkü durumu değerlendirebilir misiniz? 52

Mayıs 2015

Türkiye’de bu oran gelişmiş ülkeler düzeyinde hatta altında bulunmaktadır. Bu oran 1000’de 10,8 olarak verilmekte olup gelişen anne ve bebek bakımıyla son yıllarda ulaşılmış bir başarıdır. Günümüzde perinatal tıp uygulamaları Avrupa, ABD ve Türkiye’de ne durumdadır? Karşılaştırabilir misiniz? Günümüzde Dünyada mevcut perinatal tıp uygulamalarının hemen hemen hepsi ülkemizde başarı ile uygulanmaktadır. Ülkemizde kromozomal hastalıkların taranması ve tanısında kullanılan tüm testler kullanılmaktadır. İntrauterin olarak gerekli olduğunda bebeğe müdahale edilerek tanı ve tedavi yapılabilmektedir. Annenin yüksek riskli olmasına neden olan gebeliğe eşlik eden maternal hastalıkların da (kalp hastalığı, yüksek tansiyon, böbrek hastalığı, diyabet, astım gibi) tedavileri perinatoloji kliniklerinde başarı ile yapılmaktadır.

Perinatal Tıp Kongresi’nin organizasyonunda görev aldınız. Kongre nasıl geçti, izlenimlerinizi alabilir miyiz? Bu kongre bir subgrup çalışması olarak yapıldı. Ayrıca “The South East European Society of Perinatal Medicine “‘da üyesi olan derneğimiz bu toplantıda bir günlük ortak toplantı düzenlemiştir. Kongreye ilgi büyük olmuştur. Başarılı bir toplantı olduğu kanısındayım. Maternal - Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği’nin de başkanısınız. Derneğin kuruluş amacı nedir? Derneğimiz bir dostluk derneği olarak perinatolojiye gönül vermiş üyelerin bir araya gelmesiyle 1998 yılında kurulmuştur. Derneğimiz, perinatoloji alanının yaygınlaşmasını bu konuda ki bilgi birikimini paylaşarak yüksek riskli gebelere daha iyi hizmet vererek sağlıklı anne, sağlıklı bebek ve sağlıklı toplum politikası ile çalışmaktadır.


Prof. Dr. Feride Söylemez

Derneğinize kimler üye olmaktadırlar? Derneğin çalışmaları hakkında bilgi alabilir miyiz? Derneğimizde perinatolojiye gönül vermiş doktorlar bu alanda uğraşan yenidoğan hekimleri, genetik uzmanları hatta bu alanda uğraşan hukukçular üye olarak bulunmaktadır. Dernek genel kurulu 2 yılda bir yapılmaktadır. Her iki yılda değişen başkanla birlikte 9 yönetim kurulu üyesi, 4 subgrup bulunmaktadır. Bu subgruplar “fetal tıp ve prenatal tanı”, “prenatal neonatal tıp ve yüksek riskli gebelikler”, “obstetrik ve fetal görüntüleme”, “etik ve hukuk” çalışma gruplarından oluşmaktadır. Dernek 2 yılda bir kongre ve subgrup toplantıları yapmaktadır. Ayrıca Anadolu ve Marmara bölge toplantıları ile değerli meslektaşlarımızla buluşup bilgi aktarımına gidilmektedir. Hamile kalan bir kadın genç ve sağlıklı ise hiçbir takviye almadan sadece doğal yoldan beslenerek, doğuma kadar devam edebilir mi? Yoksa sağlıklı bir hamilelikte (kalsiyum, demir gibi) ilaç takviyesi şart mıdır? Teorik olarak genç sağlıklı iyi beslenen bir kadında doğuma kadar herhangi bir ilaç takviyesine gerek yoktur. Ancak ülkemizin de içinde bulunduğu anemi (kansızlık) probleminin önde olduğu ülkelerde özellikle demir proflaksisi önemlidir. Hatta ülkemizde yaygın görülen iyot eksikliği için iyot takviyesi de düşünülebilir.

Toplumumuzda hamilelik doğal sebeplerden sonlanacaksa bunun ilk 3 ayda olacağı ve sonrasında problem olmayacağı inancı vardır. Peki sağlıklı devam eden bir gebeliğin son dönemlerinde ne oluyor da erken doğum riski ya da bebeğin, annenin sağlığını bozabilecek durumlar meydana geliyor? İlk üç ayda tüm gebeliklerin %12-15’ine varan oranda düşük riski vardır. Bunların çoğu kromozomal anomaliler ile ilgilidir. Ancak gebelik ilerledikçe de annede ve bebekte ortaya çıkabilecek problemlerle gebelik erken sonuçlanabilir ya da sonuçlandırılabilir. Örneğin yüksek tansiyon gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkıp bebeğin ve annenin hayatını riske soktuğu için gebe erken doğurtulabilir. Gebelikte gelişen şeker hastalığına bağlı oluşan iri bebek nedeniyle sezaryen doğum gerekebilir. Annede gelişen bir enfeksiyon nedeniyle veya annenin sigara içmesiyle erken doğum gelişebilir. Anne olmak isteyenlere önerileriniz nelerdir? Prenatal dönemde sorun yaşamamak için gebelik ve öncesinde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Anne adayları gebelik düşünceleri olduğunda mutlaka prekonsepsiyonel danışmanlık

almalıdır. Burada mevcut tıbbi durumu iyi değerlendirilmelidir. Örneğin ilaç kullanan bir anne adayının gebelik ile uyumlu olup olmadığına karar verilmeli, gerekirse ilaç değiştirilmelidir. Diyabeti olan bir anne adayının kan şeker regülasyonu bebekte ortaya çıkabilecek anomalilerin önlenmesi açısından çok önemlidir. Özellikle kızamıkçık enfeksiyonu araştırılmalı, immünizasyonu yoksa aşıyı takiben en az bir ay sonra gebe kalması sağlanmalıdır. Talasemi ve orak hücreli anemi gibi ülkemizde sık görülen kan hastalıkları, kan grubu ve Rh yönünden bütün adayların incelenmesi gereklidir. Obezite mevcutsa gebelik öncesi zayıflama, yaşam ve yeme biçimini değiştirmesi gebelikte ortaya çıkabilecek problemleri azaltması nedeniyle önemlidir. Dengeli ve doğal ürünlerle beslenmek, iyotlu tuz kullanmak ve bu dönemde folik asitten zengin gıdalar ve/ veya folik asit almak oluşacak gebelikler üzerine faydalı katkılar sağlar. Okuyucularımıza son mesajınız nedir? Okuyucularımıza sağlıklı anneler ve sağlıklı bebekler için gebelik öncesi danışmanlıktan başlayarak düzenli doktor kontrolünde olmalarını öneriyorum. Sağlıklı ve mutlu bir doğum diliyorum.

MT: Zaman ayırıp, bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Mayıs 2015

53


Bilimsel Araştırma

İnsan embriyosunun genetiği değiştirildi Çinli bilim insanları, insan embriyosunun genetiğini değiştirdiklerini duyurdu. Bunun doğumla birlikte gelen hastalıkların önüne geçmek için kullanılabileceği düşünülüyor.

G

uangzhou kentindeki Sun Yat-sen Üniversitesi, bilim dünyasında aylardır spekülasyon olarak yer alan bir haberi doğrulayarak insan embriyosunun DNA’sını deşifre ettiklerini açıkladı. İnsan embriyosu üzerindeki deneyler tartışmaları da beraberinde getirdi. Protein & Cell dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kullanılan yöntemin henüz sonuçları bilinmeyen birçok etkisi olabileceği belirtildi. Araştırmacılar, etik tartışmalara neden olmaması için birden fazla spermle döllenen ve yaşaması mümkün olmayan embriyolar üzerinde çalıştıklarını açıkladılar. Genetik kökenli hastalıklar önlenebilecek CRISPR-Cas9 sistemine odaklanan araştırmalar sonucunda, genetik kökenli hastalıkların önüne geçilebileceği düşünülüyor. Söz konusu sistemde hedef hücreye şifrelenmiş enzim ve RNA enjekte ediliyor,

54

Mayıs 2015

böylece spesifik bir DNA dizini kesiliyor. Ortaya çıkan hasar, kesilen DNA’ya benzeyen genetik bilgiyle onarılıyor. Eğer mühendislik ürünü DNA enzimle beraber enjekte edilirse, yapay DNA genoma entegre oluyor ve hasarı onarmak için kullanılabiliyor. Geliştirilen yöntemi ß-globin geni üzerinde deneyen araştırmacılar, yapay olarak üretilen DNA dizininin genom içinde belirlenen yere enjekte edilmesinde tatmin edici başarı sağlayamadı. İnsan geninde ß-globin geninin birçok versiyonu bulunması nedeniyle, hedefe enjekte edilemeyen yapay DNA’nın ciddi yan etkileri olabileceği belirtiliyor. Deneylerde, DNA enjekte edilen 86 embriyodan bazıları ölürken, geride kalan 54 embriyodan yarısında ß-globin genine müdahale edilebildi. Sonuç olarak, embriyoların sadece yüzde 14’ünde yapay DNA kullanılarak değişiklik yapılabildi.

Tartışmalar başladı Çinli araştırmacıların Parkison ve Dawn sendromu gibi birçok hastalığı ortadan kaldırabileceğini öngördüğü araştırma, bilim dünyasının dikkatlerini üzerinde topladı. Nature dergisi geçtiğimiz ay yayımlanan makalede, embriyoların DNA mühendisliği için kullanılmaması gerektiğini savundu. Henüz başlangıç aşamasında olan deneylerin gerçekte denenmesi halinde ne gibi yan etkileri olacağı ve dünyaya gelen çocuklarda yıllar sonra nasıl değişimler ortaya çıkarabileceği de bilinmiyor. Araştırmayı yorumlayan Harward Tıp Okulu’ndan kök hücre biyoloğu George Daley, ‘yapılan çalışmanın dönüm noktası olabilecek bir uyarı niteliği taşıdığını’ söyledi. Daley, ‘teknolojiyle genleri değiştirebileceği düşünen herkesin araştırmayı bir uyarı olarak algılaması gerektiğini’ ifade etti. Kaynak: Al Jazeera


Bilimsel Etkinlik

Biyomühendislikte Nöro-Nanoteknoloji Dönemi Üsküdar Üniversitesi Biyomühendislik Kulübü’nün geleneksel hale getirdiği Biyomühendislik ve Genetik Günleri’nin 3’üncüsü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.

Ü

sküdar Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen 3. Biyomühendislik ve Genetik Günleri’nde konuşma yapan Prof.Dr. Nevzat Tarhan, dünyada nörobilim alanında çalışmaların önem kazandığını belirterek önceleri ilaç sanayi ağırlıklı giden biyomühendisliğin şimdi nöroteknoloji ve nanoteknolojiye yöneldiğini söyledi. Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda tam gün süren programa Türkiye’nin farklı üniversitelerinden önemli akademisyenler konuşmacı olarak katıldı. Programın ilk konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. Beyin ve davranış ilişkisine ilişkin katılımcılara önemli bilgiler veren Prof.Dr. Tarhan dünyada bu alanda ilham veren gelişmelerin yaşandığını kaydetti. Sağlıklı ve sağlıksız beyin arasındaki farkları görüntüler eşliğinde anlatan Prof.Dr. Tarhan, psikiyatride neurobiofeedback kullanımına da dikkat çekti. Dünyanın nörobilim çalışmalarına önem verdiğini hatırlatan Tarhan bir dönem ilaç sanayi bağlamında çalışma gösteren biyomühendisliğin şimdi nöroteknoloji ve nanoteknoloji alanına yöneldiğini ifade etti. Prof.Dr. Tarhan katılımcılara “Psikiyatrik Elektrofizyoloji Ne İşe Yarar” başlıklı sunum yaptı. Yaklaşık bir saat süren konuşmasında Tarhan, elektriksel beyin haritalamasının psikiyatride çok sıkıntısı çekilen ölçülebilirlik konusunda hastaya ve hekime önemli rahatlık sağladığını söyledi. Biyomühendislik bölümünün geleceği parlak Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selahattin Gültekin de Türkiye’de 75 mühendislik bölümünün, bunların 25’in üzerinde biyomühendislik olduğuna dikkat

56

Mayıs 2015

çekti. Biyomühendislik bölümünün geleceği parlak bir alan olduğunu kaydeden Prof.Dr. Gültekin, bilimsel toplantılarda Üsküdar Üniversitesi’nin merkez olacağını söyledi. Programda gerçekleşen sunumlar; Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tunç Çatal, “Mikrobiyal Elektroliz Hücre Teknolojisi”; AROMSA Besin Aroma ve Katkı Maddeleri Şirketi’nden Mühendis Murat Yasa “Kaliteli Mühendis İhtiyacı”, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Selim Çetiner “Küreselleşme Sürecinde GDO’lar ve Biyogüvenlik”; Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya ve Biyoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Kızılel “Hücre Tepkisine Rehberlik Edecek Biyolojik Tabanlı Yumuşak Malzemeler”; Koç Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya ve

Biyoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Safiye Sağ Erdem “Hesaplamalı Kimya Yöntemleri ve Akılcı İlaç Tasarımı”, Sabancı Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği Programı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Koşar “Hidrodinamik Kavitasyonun Biyomedikal Uygulamaları”.


Yeni Buluş

HemoLink İğne fobisinden yola çıkan buluş

K

an aldırmak çoğu insan için korkulu rüyadır. Fenalaşanlar, tansiyonu düşenler, ağlayan çocuklar; hastanelerin kan aldırma servislerinde yaşananlar hiç de iç açıcı değildir. Bu tip rahatsızlıklardan yola çıkan bilim adamları yeni bir buluşa imza attılar. Kola yerleştirilen HemoLink adı verilen minik cihaz kan aldırmayı iğnesiz ve acısız bir deneyime dönüştürmek üzere tasarlandı. Üzerinde iğne bulunmayan HemoLink vakum yoluyla gerekli kanı hastadan 2 dakika içinde alıyor. Henüz klinik çalışmaları devam eden ve önümüzdeki yıl medikal alanda kullanıma sunulacağı tahmin edilen HemoLink’in geliştirilmesine kaynak olan çalışmaların temeli Tasso şirketi kurucuları tarafından Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde yapılan mikro akışkanlar araştırmasına dayanıyor. Tasso şirketi HemoLink için (DARPA) Araştırma Projeleri Kurumu’ndan 3 milyon dolarlık fon aldı. Amerikan Tasso Inc. Şirketi tarafından geliştirilen bir pinpon topu boyutundaki HemoLink bazı rutin kan testlerine yetecek miktarda kanı ciltten vakumlayarak alıyor. HemoLink evde ya da hastane dışında da rahatlıkla kullanılabiliyor.

58

Mayıs 2015

Düşük maliyetli, tek kullanımlık bir cihaz olan HemoLink enjeksiyon döküm yöntemiyle üretilen 6 plastik parçadan ve kılcal damarlardan kanın çekilerek ucu açık vaziyette cilde dokunan minik kanallara akmasını tüpte toplanmasını sağlayan bir vakumdan oluşuyor. Vakum işlemi kılcal damarlardaki kan akışını gerekirse yer çekimine karşı gelerek cihaza doğru yönlendiriliyor. Cihazın cilde yapışık vaziyette yerleştirilmesi

yeterli, duruş yönünün bir önemi yok. HemoLink kolesterol, enfeksiyon, kanser hücreleri ve kan şekeri gibi testlere yetecek miktarda (0,15 cm³) kan alabiliyor. Cihazın özellikle düzenli olarak kan alınması gereken hastalara büyük rahatlık sağlayacağı düşünülüyor.


Yeni Tedavi

NASA’dan ilham alan fıtık tedavisi Spinal dekompresyon traksiyon sistemi

H

acettepe Üniversitesi Fizyote rapi Bölümü ve Fonksiyon Manuel Fizyoterapi Kliniği’nin işbirliği sonucu 250 kişi üzerinde yapılan bir araştırmayla bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde kullanılan DRX9000 spinal dekompresyon traksiyon sistemi ile fıtıklarda küçülmeler olduğu kanıtlandı. NASA Uzay araştırmaları sırasında, yerçekimsiz ortamda astronotların disk aralıklarının genişlediği ve bel ağrılarının geçtiği gözlemlenmişti. Bu tespit üzerine geliştirilen spinal dekompresyon cihazının bel ve boyun fıtığı tedavisinde %98 başarı gösterdiği yeni bir araştırma ile kanıtlandı. Fonksiyon Manuel Terapi ve Fizyoterapi Kliniği’nin sorumlusu

60

Mayıs 2015

uzman fizyoterapist Elif Özkaleli Vardar araştırma hakkında bilgi verirken; altı yıldır bu sistem ile tedavi edilen binlerce danışanı takip ettiklerini belirtti. Spesifik bir traksiyon sistemi olan spinal dekompresyonla disk içerisinde oluşan negatif basınç sonucunda fıtığın boyutunda küçülme meydana geldiğini tespit ettiklerini söyledi. Danışanların sadece şikâyetlerinde değil MR bulgularında da anlamlı azalmalar ve düzelmeler görüldü. Spinal dekompresyon sisteminin manuel terapi teknikleri, ve egzersiz tedavisiyle karşılaştırıldığı çalışmanın sonuçlarına göre sistemin başarı oranı %98, fıtığın tekrarlama oranı ise %2 olarak kaydedildi. Cerrahi sonrası şikayetleri ve ağrıları devam eden kişilerde de kullanılabilen bu sistem, farklı seviyelerde açısal, spesifik, aksiyel, distraksiyon çekim kuvveti uygulayarak etkili dekompresyon ( basınç azaltma ) yapabilmektedir. Uzun dönemli sonuçlarda da başarılı olan bu sistemin cerrahi yöntemlere başvurma oranını düşürdüğü kaydedildi.

Bel fıtığı Bel bölgesi omurları arasında yer alan disk adlı yapının yer değiştirmesi sonucu çıkan ağrılı durumların tümüne verilen tanımlamadır. Belde yer alan vücudun temel iskelet yapısını oluşturan omur denen kemik yapıların arasında destek görevi yapan, hareketlerde sürtünmeyi en aza indiren diskal yapı zamanla dejenere olabileceği gibi, ters hareket, ağır kaldırma ve benzeri nedenlerle yerinden oynayabilir. Her iki omur arasından çıkarak özellikle bacaklara doğru ilerleyen sinirler bu diskal yapının yer değiştirmesi nedeni ile baskı altında kalabilirler. Sonuç olarak bacaklarda ağrı, uyuşma, kuvvetsizlik gibi problemler oluşabilir. İleri evre hastalıkta ani idrar kaçırma problemleri dahi oluşabilir. Eğer bacakta ve ayakta kuvvet ve his kaybı gibi durumlar çıkarsa diskal yapının cerrahi olarak boşaltılması ile sinir rahatlatılma yoluna gidilir. Boyun fıtığı Omurgayı oluşturan kemiklerin arasındaki diskin zamanla zayıflamasıyla disk içeriği dışarıya doğru fırlar. Fıtıklaşma sonucu sinir kökü ya da omuriliğin üzerine baskı oluşabilir. Sinir kökü sıkışması ile kola ve ele yayılan şiddetli ve yanıcı ağrı, uyuşma, karıncalanma, ileri olgularda da el veya kolda kas güçsüzlüğü görülebilir.


Kongre

Cerrahi anatomi uzmanları Ankara’da buluşacak Eylül ayında Ankara’da gerçekleşecek “Uluslararası ÜroAnatomi Üroteknoloji & Ürosimülasyon Kongresi” Afrika’dan Kafkasya’ya, Körfez ülkelerinden Doğu Avrupa ülkelerine kadar farklı coğrafyalardan önemli bilim insanlarına ev sahipliği yapacak.

H

acettepe Üniversitesi İleri Düzey Sağlık Teknolojileri Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (STEM), Cerrahi Anatomi ve Teknolojiler Derneği (CATD) ve Uluslararası Genç Ürologlar Derneği (IYUA) tarafından düzenlenen “Uluslararası ÜroAnatomi, Üroteknoloji & Ürosimülasyon Kongresi”nin bu yıl 11-13 Eylül tarihlerinde Ankara’da düzenleneceği bildirildi. STEM Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emre Huri, Türkiye’nin sağlık hizmetleri alanında son yıllarda en çok tercih edilen ülkelerden biri olduğunu hatırlatarak, düzenleyecekleri kongrenin sağlık ve teknolojinin kullanımı açısından önemli kazanımlar sağlayacağına inandığını söyledi. Teknolojinin her geçen gün ilerlediğini ve bu değişimin sadece sektörün belirli kesimlerini değil, akademisyenleri ve sağlık

62

Mayıs 2015

profesyonellerini de etkilemesinin son derece önemli olduğunun altını çizen Huri, şöyle devam etti: “Bu kongrede cerrahi anatomi ve onun bir alt dalı olan üroanatomi gibi konularımız olacak. Ayrıca ürolojik teknolojiler, simülasyon teknolojileri ve eğitim odaklı teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması da var. Aynı zamanda yine Patoloji, ÜroPatoloji ve ÜroRadyoloji eğitimleri var. Bu saydıklarımızın hepsi teknolojiyle sentezlendiği anda ‘hibrit’ dediğimiz bir eğitim oluşuyor. Bu kongre vesilesiyle, katılımcılarımızla tıp eğitimi alanındaki teknoloji ihtiyaçlarını, eğitim yöntemlerine simülatörlerin nasıl entegre edilebileceğini, bunun ne tür katkılar sağlayacağını ve lisans öncesi ve sonrası tıp eğitiminde farklı sektörel yaklaşımları paylaşmayı amaçlıyoruz.” “Öğrenciler de katılabilecek” Doç. Dr. Emre Huri, kongrenin 11-13 Eylül tarihlerinde Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirileceğini açıklayarak, “Kongrede Afrika, Kafkasya, Asya, Doğu Avrupa ve Körfez ülkelerinden çok önemli bilim insanlarına ev sahipliği yapacağız. Bu organizasyon sadece bir üroloji kongresi değil; aynı zamanda ürolojik

teknoloji kongresidir. Akademisyenlerin yanı sıra tıp fakültesi öğrencilerini de ağırlayacağız. Teorik eğitimlere boğulmamış, aynı zamanda cerrahi eğitimleri pratik yaklaşımlarla ve hibrit eğitimlerle pekiştirmeyi hedefleyen bir tıp camiası oluşmasının ilk adımlarını Ankara’da atmayı istiyoruz. Bu kapsamda kongreyi, gelecekte cerrahi anatomi biliminin ülkemizde daha fazla yer edinebilmesi adına kilometre taşı olarak görüyoruz” dedi. “Amaç, Temel bilimlerle öncül cerrahi bilimleri ve teknolojiyi bir araya getirmek” CATD Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İlkan Tatar ise temel bilimlerle öncül cerrahi bilimleri ve teknolojiyi bir araya getirmeyi ve patoloji, radyoloji gibi diğer bilim dallarını da bu yapıya entegre etmeyi amaçladıklarını söyledi. Bu tür yeni eğitim sistemlerinde belirli bir standardı yakalamanın çok önemli olduğuna işaret eden Doç. Dr. Tatar, ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek kongrenin bu yeni yapının en büyük adımlarından biri olabileceğine işaret etti.


Fuar

Saudi Health 2015 Sağlık sektörü Riyad’da buluşuyor

I

nforma Life Sciences Exhibitions tarafından organize edilen, milli katılımı TG Ekspo Grubu tarafından gerçekleştirilen Saudi Health 2015 3.Uluslararası Sağlık Ekipmanları ve Medikal Malzemeler Fuarı 18-20 Mayıs 2015 tarihleri arasında Suudi Arabistan’ ın başkenti Riyad’ ta Riyad Kongre Merkezi’nde kapılarını açıyor. Sağlık endüstrisinin bölgedeki en kapsamlı organizasyonu Sağlık endüstrisinin bölgedeki en büyük organizasyonlarından biri olarak bilinen Saudi Health 2015 3. Uluslararası Sağlık Ekipmanları ve Medikal Malzemeler Fuarı, bu

64

Mayıs 2015

yıl da 6.000’den fazla sağlık profesyoneline, 500’den fazla Tıp, İlaç Teknolojisi, Hastane Donanımı sektörlerinden uluslararası katılımcı ve ziyaretçiye ev sahipliği yapacak. Türkiye’ den İstanbul Memorial Sağlık Yatırımları, Morton Medikal gibi sektörün önemli firmalarının katıldığı Saudi Health 2015, katılımcılarına yeni ticaret olanakları için büyük fırsatlar yaratıyor. Ekonomi Bakanlığı’nın ihracat teşvikleri kapsamında katılımcı firmaları 15.000 dolara kadar %50 nakit destekten yararlandırdığı fuar, 2014 yılında ikinci defa düzenlenmiş olmasına karşın 320’den fazla katılımcıya ve 3.000’i profesyonel olmak üzere 10.000

ziyaretçi rakamına ulaşarak, bölgenin sektörel açıdan en önemli fuarları arasına girmeyi başarmıştı. 73 Milyar dolarlık Suudi sağlık pazarı Türk firmalarını cezbediyor 2013 yılında gayri safi milli hasılası (GSMH) cari fiyatlarla 746,3 milyar dolara ulaşan Suudi Arabistan, 2014 yılı bütçesinde 73 Milyar dolara ulaşması beklenen sağlık harcamaları ile Türk sağlık firmaları için cezbedici bir pazar olarak öne çıkıyor. 2015 ve 2016 yılları arasında Suudi Arabistan nüfusunun %20’lik bir artışla 30 milyona ulaşması bekleniyor ve bu artış ile doğru orantılı olarak sağlık sektörüne duyulan talebin önemli oranda artacağı öngörülüyor. Suudi hükümeti, ülkede sağlık için ayrılan fonlarla 22 bin yatak kapasiteli 117 hastane, 750 sağlık merkezi ve 400 ilk yardım merkezi inşası planlıyor. 2012-2017 yılları arasındaki 5 yıllık dönemde ise 150 yatak ve üzeri kapasiteli 135 yeni hastanenin inşa edilmesi hedefleniyor.


Sektörel Profil

Medikal yatırımlara devam Fujifilm sağlık sektöründe iddialı

F

otoğrafçılıkta film dönemi bitince kapasitesini görüntüleme teknolojisine aktararak sağlık alanında faaliyetlerine devam eden Fujifilm, Türkiye’nin her yerine Fujifilm Shop açma hedefine doğru ilerliyor. Fotoğraf ve film endüstrisinin öncü markası 5’inci mağazasını Ankara’da açacak Görüntüleme sistemleri artık tüm dünyada dijital oldu. Fotoğraf makinasına film taktığımız günler çok geride değil belki ama eskiden çektiğimiz fotoğrafların nasıl çıktığını görmek için oldukça zahmetli ve uzun işlemler gerekirdi. ‘Dijital’ dönemi, fotoğraf filminin sonu oldu. Bu kritik teknoloji değişiminde fotoğraf filmi satışına bağlı ticari faaliyetler aksayınca şirketler, bu büyük dönüşüme film teknolojisini ‘görüntüleme teknolojisine dönüştürerek uyum sağladılar. Sağlık sektörüne adım attılar. Bu şirketlerden biri de Fujifilm. Fotoğraf filmi sektöründe yaşanan dijitalleşmeden sonra Fujifilm’de 2000’li yılların başında global ciroda yüzde 15 olan fotoğraf filminin payı yüzde 1’lere düştü. Şirket, “Second Foundation” dönemine girdi. Ağırlığı medikal cihazlar ve matbaacılık sektörlerine verdi. Sağlık sektöründe önleyici, teşhis ve tedavi aşamalarında ürünler üretmeye başladı. Teşhiş aşamasında görüntüyü dijitalize eden, dijital röntgenler, dijital radyoloji ve mamografi ürünleri üretme işine girdi. Tedavide ilaç üretimine başladı. ‘Tissuse Engineering (Rejeneratif Tıp) alanında ABD’nin Wisconsin eyaletindeki bir şirketi satın aldı. Bu işi daha da büyütecek. Kök hücre tedavilerinde ve doku mühendisliği uygulamaları ile deri yanıkları veya diz kıkırdaklarının onarımı gibi konularda çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyor.

66

Mayıs 2015

‘Fujifilm Shop Fujifilm, sağlıkta yeni teknolojilere ve araştırmalara odaklanırken fotoğrafı baskıya kaydırdı. Farklı endüstriyel alanlarda kullanılabilen geniş formata yani seramiğe, cam ve ahşaba dijital baskı yapabilen makineleri, sistemleri geliştirdi. Ayrıca fotoğraf filmi üreticisi köklerine sahip çıkan şirket, son 1 yıldır konsept ‘Fujilfilm Shop’ mağazaları açmaya başladı. Bu mağazaların 4’üncüsü, İstanbul’daki Bağcılar, Kadıköy ve Sirkeci mağazalarından sonra İzmir’e açıldı. Fujifilm Genel Müdürü Cengiz Metin’in aktardığına göre Fujifilm Shop’ların sayısı artacak. Metin, “5’inci mağaza Ankara’da olabilir. Zamanla artmaya devam edecek. Anadolu’da hobiye daha çok zaman var. Oralarda workshoplar yapmaya çalışıyoruz. Fujilfilmshop’ların fotoğrafçıların girip çıktığı bir platform haline dönüştürmek istiyoruz” dedi. Sağlıkta iki büyük ihale Fujifilm, Türkiye pazarına 1989’da distribütör aracılığıyla girdi. Daha sonra Fujifilm Europe GmbH aracılığıyla distribütör firması, Filmat AŞ’yi satın aldı. 2012 Hazirandan bu yana Türkiye’deki faaliyetlerini Fujifilm Dış Ticaret olarak kendisi yürütüyor. 2014 yılında gerçekleştirdiği 80 milyon Euro ciro’nun yüzde 40’ı medikal ürünlerden geldi. Şirketin, 2015 yılı ciro hedefi bu rakamı yüzde 10 artırmak. Genel Müdür Cengiz Metin, “Türkiye’de fotoğraf ve matbaa kısmı da var ama önceliğimiz teşhis; radyoloji ve endoskopi alanları. Son 3 yıldır iyi büyümeler yakalıyoruz. Medikal kendini bu yıl yukarı çekti. İki büyük ihalenin satın alması bizden yapıldı. Bir tanesi Sağlık Bakanlığı’nındı.

Tüm Türkiye için endoskopi ile ilgili 240 tane sistem alındı. Bunun dışında Kanser Erken Teşhiş Tarama ve Eğitim Merkrezi (KETEM) ile ilgili 43 tane dijital mamografi sistemi satıldı. Türkiye medikal cihazlar pazarında her yıl yüzde 15-20 büyüme hedefliyoruz “ diye konuştu. 10 ülkeyi Türkiye’den yönetiyor Orta Asya’yı da içine alan bölgesel bir yönetime girdiklerini belirten Metin, “Merkezimiz Türkiye oldu. Kazakistan, Özbekistan, Kırgısiztan’ın da dâhil olduğu 10 ülke buraya bağlı. Bölgesel büyümenin büyük bölümü Türkiye’den geliyor” dedi. ‘Dijitale hapsolan fotoğraflar’ Dünyada fotoğraf baskı ürünlerinde pazar lideri olduklarını belirten Fujifilm Genel Müdürü Cengiz Metin, “Fotoğraf baskı kültürünün devam etmesi için çalışıyoruz. Bu anlamda fotoğraf kültürünü yaymak için uğraşıyoruz. Yeni teknolojilerimizle birlikte dijitallere hapsolan fotoğrafları almaya talibiz. Fotoğraflarınızı sizin adınıza seçip, en iyilerini basıyoruz. Şu anda yüzünüzün olduğu fotoğrafları bulup seçen yazılımlar geliştiriliyor. Fotoğraflarınızı fotoğraf kartına basıp kitap haline getirebiliyorsunuz. Bu zamanla gelişecek” dedi. Global cironun yüzde 7’si Ar-Ge’ye Fujilfilm’in merkezi Japonya’nın başkenti Tokyo’da. Fujifilm Holdings Corporation’ın yüzde 100 iştiraki. 1934 yılında fotoğraf filmi üreticisi olarak kuruldu. Yıllık global cirosunun yüzde 7’sini Ar-Ge’ye ayırıyor. Holdingin bünyesinde 273 şirket var. Mart 2013 itibariyle toplam sermayesi 40 milyar yen. Çalışan sayısı 78 bin 595. Dijital, optik, hassas kimyasal ve ince film kaplama teknolojilerinden, fotoğraf baskı ve dijital kamera ürünleri, medikal sistemler, grafik sistemler, yaşam bilimleri, düz panelli ekran malzemeleri ve ofis ürünlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteriyor. Şirket sonra olarak ilaç ve kozmetik sektörlerinde de faaliyet göstermeye başladı. KEZBAN KARABOĞA


Sektörel Araştırma

AS Çalışması tamamlandı Ankilozan Spondilit (AS)’nin ekonomik yükünü gerçek hayat verisine dayanarak belirleyen Türkiye’ deki ilk çalışma tamamlandı.

R

omatoloji uzmanı Prof. Dr. Nurullah Akkoç ve arkadaşları tarafından Pfizer desteğiyle gerçekleştirilen çalışmayla, ülkemizde üçüncü basamak sağlık hizmeti veren 7 merkezde takip edilen 650 AS hastası ile yüz yüze anketler yapılarak AS’nin hastaların yaşam kalitesine etkisi ve neden olduğu yıllık direkt ve indirekt maliyetler değerlendirildi. AS hastaları için direkt maliyet hasta başına yıllık 4.335,20€ olarak, ek maliyet 2.008,07€ olarak hesaplandı. Hasta başına yıllık ortalama işgücü kaybı 414,16€ olarak bulundu. Ankilozan Spondilit (AS), öncelikli olarak aksiyel iskeleti etkileyen, yapısal ve fonksiyonel bozukluklara, iş gücü kaybına, yaşam kalitesinde azalmaya ve sağlık hizmeti kaynaklarının önemli miktarda harcanmasına

68

Mayıs 2015

neden olabilen kronik ve sistematik inflamatuvar bir romatizmal hastalıktır. İlk belirti, bel ağrısı Hastalığın ilk belirtisi olan bel ağrısı, hastaların yaklaşık %80’inde 30 yaşından önce, hastaların %5’inde ise 45 yaşından sonra başlar ve çoğu zaman inflamatuvar karakterdedir. İnflamatuvar bel ağrısının özellikleri aylarca yıllarca devam etmesi, istirahatle iyileşmemesi, gece ve sabah yataktan ilk kalkıldığında daha belirgin olması ve gün içinde aktivite ile daha iyi olmasıdır. Erkeklerin bu hastalığa yakalanma oranı kadınların yakalanma oranından yaklaşık iki kat daha fazladır. Düşünüldüğünden daha yaygın

Epidemiyolojik çalışmalar, bu hastalığın düşünüldüğünden daha yaygın olduğunu göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da AS’nin ekonomik yükünü değerlendiren birçok çalışma olmasına rağmen ülkemizde hastalığın getirdiği ekonomik yük ile ilgili çalışmalar oldukça sınırlıdır. 650 AS hastası katıldı Bu nedenle yapılan yeni bir çalışmada ülkemizde üçüncü basamak sağlık hizmeti veren 7 merkezde takip edilen 650 AS hastası ile yüz yüze anketler yapılarak AS’nin hastaların yaşam kalitesine etkisi ve neden olduğu yıllık direkt ve endirekt maliyetler değerlendirilmiştir. Hastalara anketler sırasında demografik bilgileri, romatolojik bakım,


reçetelenen ilaçlar, rehabilitasyon tedavileri, tanısal ve terapötik işlemler, hastanede yatarak tedavi süreci ve bu sürede alınan

ilaçlar, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve bunlara ek olarak tedavi sırasında kullanılan medikal cihazların hastalara maliyeti, bakım sağlayıcılara yapılan ödemeler ve işgücü kaybı ile ilgili sorular sorulmuştur. Bu çalışma, bu konuda direkt ve endirekt maliyetlerin hesaplandığı Türkiye’deki ilk çalışmadır ve hastalığın ekonomik yükünü belirlemek için yapılan çalışmalar ile karşılaştırıldığında, en yüksek hasta sayısına sahiptir. Çalışmanın en güçlü noktası ise çalışmadaki hesaplamaların yüz yüze anketlerdeki hasta beyanlarına göre yapılmış olmasıdır. Yaş ortalaması 40,5 Bu çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 40,5’tir ve hastaların neredeyse üçte biri kadındır. Çalışmaya dâhil edilen hastaların %66,5’inin biyolojik, %50,5’inin DMARD ve %37,7’sinin NSAİİ kullandığı görülmüştür. Daha düşük sosyo-ekonomik sınıfta biyolojik kullanımının az olduğu gözlenmiştir. Çalışmaya katılan hastaların ortalama tedavi süresi 7,7 yıldır. Bu çalışmadaki AS hastalarının %7,5’i hastanelerde yatarak tedavi alırken, %3,5’i rehabilitasyon

merkezlerinde tedavi görmektedir, %2,1’i cerrahi operasyon geçirmiştir ve %1,2’si de protez kullanmaktadır. Bunlar, direkt tedavi maliyetini arttıran etkenlerdir. AS hastaları için direkt maliyet hasta başına yıllık 4.335,20€ olarak hesaplanmıştır. Hastaların yaklaşık %55’i çalışmaktadır; ancak çalışanların %59,4’ü yılda ortalama 32 gün hastalık sebebiyle işe gidememektedir ki bu da hasta başına yılda ortalama 414,16€ işgücü kaybı meydana getirmektedir. AS hastalarının yaklaşık onda biri AS ilgili ek maliyetlere (örneğin; yeni bir araba, ev, özellikli ekipman) maruz kalmaktadırlar; bu durum 1 yılda hasta başına 2.008,07€ maliyete neden olmaktadır. Sağlık bakım sağlayıcılarının kullanımı ve bunun için hastanın cebinden ödediği yıllık ortalama miktar ise hasta başına 778,70€ olarak hesaplanmıştır. Endirekt maliyetler Direkt maliyetlere ek olarak endirekt maliyetlerin de AS hastalığına bağlı etkenlerde önemli bir yere sahip olduğu, ciddi oranda hastanın AS sebebiyle iş gücü kaybı yaşayıp ülke ekonomisinin negatif etkilendiği gözlenmiştir. Dolayısıyla geri ödeme kararı verilirken direkt maliyetlere ek olarak, endirekt maliyetlerin de dikkate alınması gerektiği görülmektedir.

Mayıs 2015

69


Radyoloji

Hasta refakatçisi yeni monitörler Özel işlevsel tasarıma, yüksek hareket kabiliyetine ve dokunmatik ekrana sahip monitörler sağlık kuruluşlarında tedavi gören hastaların tüm izleme bilgilerini bir arada gösteriyor.

2

0 yıllık medikal ekipman üreticisi ACENDIS yeni anestezi ve yoğun bakım hasta başı monitörlerini Türkiye’deki hastanelerin hizmetine sunuyor. ACENDIS APM-500 ve ACENDIS APM500 PRO model monitörlerin öne çıkan temel özellikleri; Türkçe dil seçeneği, kullanım kolaylığı, numaraları büyüyebilen ekranı uzaktan görebilme avantajı, tüm EKG derivasyonlarını göstermesi ve hayati öneme sahip uzun ömürlü bataryası sayesinde hasta transferinde kolaylık sağlamasıdır. Yeni anestezi ve yoğun bakım hasta başı monitörleri ile sağlık kuruluşlarında tedavi gören hastaların bakım ve takibine destek olunması hedefleniyor. Medikal alandaki son teknolojileri, doktorların ve sağlık personelinin ihtiyaçları doğrultusunda kendi ürettiği hasta başı monitörlerine taşıyan ACENDIS, bu sayede hasta verilerini kolayca takip ve kontrol edebilmeyi mümkün kılıyor. ACENDIS APM-500 ve ACENDIS APM500 PRO olmak üzere iki ayrı modelde anestezi ve yoğun bakım hasta başı monitörü Türkiye’de sağlık personelinin ve hastanelerin hizmetine sunuldu. Akut bakım için özel tasarıma sahip olan her iki model de ameliyat sonrası bakıma ilişkin tüm izleme bilgilerini bir arada görüntülemek mümkün. Fonksiyonel ve sezgisel tasarıma sahip ürünler, yüksek hareket kabiliyeti ve dokunmatik ekran işlevselliği ile kullanım kolaylığı sunuyor. Güncelleştirmenin kolaylıkla yapılabilmesi için iki adet standart modül yuvası bulunan ürünlerden APM-500 modelinin 10.4”, APM-500 PRO modelinin ise 12.1” yüksek çözünürlüklü LCD dokunmatik ekranı mevcut. Lityum pili de bulunan ürünlerin ekranında 3 / 5 lead EKG, NIBP, SpO2, Sıcaklık değerleri yer alıyor.

70

Mayıs 2015


RADYOLOJİ DOSYASI

‘Girişimsel Radyoloji’ ile kanser tedavisi

Ağrısız HSG artık mümkün

Tümörler röntgenle görüntülenebilecek

MRI görüntüleriyle aşk!

Altın, kanserli hücreleri öldürüyor

BT çocuklara zararlı mı?

Görüntüleme rehberliğinde iğne biyopsisi

Çene ve yüz radyologları buluştu

Seyyar röntgen devri

MR tetkikinde Türkiye 2. sırada

Mayıs 2015

71


Radyoloji Dosyası

MRI görüntüleriyle

aşk!

Bilimsel bir çalışma sonucunda elde edilen bulgular aşık olunca beynin mükâfat, güdü, duygu ve sosyal işlevsellikle alakalı bölümlerinde gerçekleşen aktivitelerin en yüksek seviyelere çıktığını gösteriyor.

R

omantik aşk binlerce yıldır şiirler, şarkılar, hikayeler, masallar ve efsanelere konu olmuş çok eski bir konudur. En sıradışı başarılara ve mücadelelere ilham kaynağı olan aşkın insanlığın varlığını sürdürmesi, üremesi, gelişmesi ve evriminde önemli rolü vardır. Geçtiğimiz yüzyılda romantik aşk bilim adamları için de popüler bir konu haline gelmiştir. Psikologlar romantik aşkı özel bir kişiyle yakın ilişki kurma arzusuyla alakalı motivasyonel bir durum olarak tanımlar. Bunun yanında aşkın ödüllendirme ile amaca yönelik motivasyon arasında arabulucu rolü oynadığı da bilinmektedir. Aşk algılama ve davranışlarda; seçilen kişiye yoğun ilgiyle odaklanmak, mutluluk, şiddetli arzu, saplantı, mecburiyet, gerçekleri çarpıtma, duygusal bağımlılık, kişisel değişimler ve risk alma gibi değişiklikler yapma gücüne sahiptir. Bu yüzden romantik aşk algısal, davranışsal ve duygusal boyutta karmaşık bir duyarlılık

72

Mayıs 2015

durumudur. Beynin MRI ile incelenmesine dayanan bir çalışmayla bilim adamları romantik aşkın esrarengiz nörolojik oluşumunu incelediler. Çin’in Chongqing şehrindeki Güneybatı Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Beyinde Aşkla Alakalı Değişimler” konulu R-fMRI bilimsel çalışmasına yüz öğrenci katıldı. Romantik aşk, karşı cinsten özel bir şahısla yakın ilişki kurma arzusuyla alakalı güdüsel bir durumdur. Romantik âşıklar sevgililerinin fotoğraflarına bakarken kaydedilen (fMRI) görüntülerinde beynin mükâfat, güdü, duygu düzenleme işleyişini gerçekleştiren bölümlerinin aktivasyonlarında artış saptandı. Fakat romantik aşkın dinlenme sırasında beynin fonksiyonel yapısını etkileyip, etkilemediği hakkında çok fazla bulgu yok. Çalışma romantik aşktan kaynaklı topolojik fonksiyonel değişiklikleri araştırmak için; durağan hal fonksiyonel manyetik rezonans görüntülemesi (rsfMRI) bulgularını

kullanarak (Regional Homogeneity ReHo) bölgesel homojenite ve (functional connectivity FC) fonksiyonel bağlantısallık hesaplanmasına dayanır. Araştırma sırasında incelenen gruplar: 34 kişilik LG Grubu: (“in-love”) şiddetli aşk yaşayan kişilerden oluşan grup, 34 kişilik ELG Grubu: (“ended-love”) romantik ilişkisi yeni bitmiş kişilerden oluşan grup, 32 kişilik SG Grubu: (“single”)hiç âşık olmamış kişilerden oluşan gruptur. Üç gruba seçilen öğrenciler arasında aile gelir düzeyi, aylık harcamalar, yaş, eğitim geçmişi açısından fark bulunmamaktadır. LG grubundaki öğrencilerin aşk süreleri 4 – 8 ay; ELG grubundaki öğrencilerin aşklarına son verdiklerinden bu yana geçen zaman 2-17 ay; ayrılıktan önceki aşk süreleri ise 4–39 ay arasında değişmekteydi.


ÖN BİLGİ: Anterior Cingulate Cortex (ACC) hem muhakemesel hem de duygusal işlemleri düzenlemeye hizmet eden dikkatin bir şeklinde yer alan bir düzeneğin bir parçasıdır. Cingulate cortex (CC) bütün olarak duyusal, hareketsel, muhakemesel ve duygusal bilgi için belirli moduller içerir. Bir bütün olarak, cingulate cortex (CC) çok çeşitli kaynaklardan gelen girdileri bütünleştirir (motivasyon, hatanın değerlendirilmesi, ve muhakemesel ve duygusal ağlardan gelen sunumlar). Beynin başka bölgelerindeki faaliyetleri etkileyerek ve muhakemesel, hareketsel, endokrin ve visceral yanıtları dönüştürerek (module ederek) çalışır. Sonuçlar: 1- Left Dorsal Anterior Cingulate Cortex (dACC) Sol Arka Anterior Singulat Korteks’in ReHo’su ELG ve SG ile karşılaştırıldığında LG grubunda önemli

ölçüde yüksektir. 2- Left Dorsal Anterior Cingulate Cortex (dACC) sol arka anterior singulat korteksin ReHo’su değerlendirilerek; LG grubunda aşkın süresiyle doğru orantılı olarak olumlu, ELG grubunda ise ayrıldıktan sonra geçen süreyle doğru orantılı olarak olumsuz etki ettiği saptanmıştır. 3- Beynin (dACC, insula, kaudat, amigdala ve ödüllendirme merkezi) bölümlerini içeren ödül, mativasyon ve duygu düzenleme ağı dahilinde yapılan FC(Fonksiyonel Bağlantısallık) kadar (Temporo-parietal junction (TPJ), posterior cingulate cortex (PCC), medial prefrontal cortex (MPFC), inferior parietal, precuneus, and temporal lob) bölümlerini içeren sosyal bilgi ağı dahilinde yapılan FC; LG grubunda diğer gurplara göre dikkat çekici biçimde yüksektir. 4- Bu iki ağla alakalı bölgelerin çoğunda FC sonuçlarında da ReHo’da olduğu

gibi LG grubunda aşkın süresiyle doğru orantılı olarak olumlu, ELG grubunda ise ayrıldıktan sonra geçen süreyle doğru orantılı olarak olumsuz etki ettiği saptanmıştır. Bu çalışma beynin fonksiyonel yapısında aşkla alakalı değişimlerin ilk ampirik delillerini sunar. Üstelik sonuçlar romantik aşkın altında yatan nöral mekanizmaya da ışık tutar ve romantik aşkın araştırılmasında fMRI bulgularının kullanılabileceğini ispatlar. Araştırmacılar konuyla ilgili yaptıkları açıklamada; “Bu çalışma insan beyninin işlevsel yapısında aşkın sebep olduğu değişimlerin ilk deneysel delilini oluşturuyor. Araştırma sonuçları romantik aşkın altında yatan nöral mekanizmaya da ışık tutuyor ve aşkı incelemede kullanılan yöntemler arasına R-fMRI yaklaşımının da eklenebileceğini gösteriyor.” İfadelerini kullandılar.

Mayıs 2015

73


Açıklama

BT çocuklara zararlı mı? Çocukluk döneminde fazla tomografi çektirenlerin ileride beyin ya da kan kanserine yakalanma riskinin artabileceği haberleri üzerine Türk Radyoloji Derneği bir açıklama yaptı. eksik ve yanlış bilgiler de barındırabilmektedir. Bu tip haberlerde radyasyona bağlı bazı riskler göz ardı edilirken bazı riskler de abartılmakta ve maalesef hastaların gerekli durumlarda da tomografi çektirmekten kaçınması söz konusu olabilmektedir. Yaşamında sadece bir BT tetkiki yaptıran bir çocuğun radyasyona bağlı kanser riskinin yaklaşık % 0.03-0.05 gibi düşük bir oranda artacağı tahmin edilmektedir. Doğal olarak hayat boyu değişik nedenlerle ek radyasyon maruziyeti bu riski artıracaktır. Ancak unutulmamalıdır ki BT tetkiki bazen çocuğunuz için gerekli sonucu verecek tek inceleme yöntemi olabilir. Teknik olarak, çocuklarda erişkinlere uygun radyasyon dozlarıyla BT çekimi yapılırsa çocukların vücut kitlesi daha küçük olduğundan toplamda alacakları radyasyon daha fazla olur.

D

erneğin konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklama şöyle; Bilgisayarlı tomografi (BT) çok değerli bir tanı yöntemidir ve tedavinin nasıl yapılacağı konusunda çoğu zaman temel yönlendirici unsurdur. Eğer çocuğunuzun bilinen ciddi bir hastalığı varsa ve tanı ve tedavi yaklaşımı için BT tetkiki gerekiyorsa, bir başka deyişle beklenen yararı zararından daha fazla ise, hiç çekinmeden tetkiki yaptırmalısınız. Ultrasonografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme radyasyon

74

Mayıs 2015

içermeyen görüntüleme yöntemleridir. Bazen bu yöntemler BT ile aynı tanısal sonuçları verebilir. Bu nedenle tetkiki isteyen çocuk doktorunuza ve BT incelemesini gerçekleştirecek radyoloji doktorunuza çocuğunuz için alternatif yöntemler olup olmadığını sorarak sizi bilgilendirmelerini isteyebilirsiniz. BT ve radyasyon konusunun görsel ve yazılı basında son dönemde çok sık işlendiği görülmektedir. Bu konuda çıkan haberlerin bir bölümü doğru olmakla birlikte içeriğinde çok

“Radyasyonu kiloya göre ayarlayın” BT tetkikinin mutlaka yapılması gerekiyorsa, tetkik sadece incelenmesi gereken bölgeye sınırlı olarak ve verilen radyasyon dozu çocuğun kilosuna ve yaşına göre ayarlanarak yapılmalıdır. Bu son dönemde radyolojik cihaz teknolojisindeki gelişmeler sayesinde kolaylıkla gerçekleştirilebilmektedir. Bununla birlikte, bazı merkezlerde halen erişkin ve çocuklara aynı dozlarda çekim yapıldığı bilinmektedir. Uygun olmayan cihazlarla yapılan yetersiz BT çekimleri nedeniyle tekrar tekrar çekim yapılması gerekebilmekte, bu da toplamda çocuğun maruz kaldığı radyasyonun artmasına yol açmaktadır. Çocuğunuza çekim yapılmadan önce radyoloji doktorunuzdan bu konuda bilgi almanız kuşkusuz yararlı olacaktır. Sonuç olarak, birçok hastalığın tanısında vazgeçilmez bir yöntem olan BT gerekli durumlarda ve uygun şekilde yapıldığında alınan risk çok düşük olup tetkikin sağlayacağı faydalar nedeniyle kabul edilebilecek düzeydedir. Çocukları gereksiz tanısal radyasyondan korumak, gereken durumlarda ise tetkiki en uygun dozda yapabilmeyi sağlamamız gerekir.


Radyoloji Dosyası

MR tetkikinde Türkiye 2. sırada Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre, MR tetkikinde ABD birinci, Türkiye ise ikinci sırada yer alıyor.

T

ürk Manyetik Rezonans Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhteşem Ağıldere yaptığı açıklamada, hastalıkların tanı ve tedavisinde çok fazla tetkik yapılmasının hizmete kolay ulaşım ve kaliteli tedavi anlamı taşımadığını söyledi. Sağlık alanında yıllık istatistiklerde Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) rakamlarının önemli referans ve kriter olarak kullanıldığını belirten Ağıldere, “Yıllar içerisinde OECD rakamları incelendiğinde Türkiye’de bir milyon kişiye düşen MR cihaz sayısının Avrupa ülkeleri ile hemen hemen benzer olduğu, ancak ABD ve Japonya’nın altında kaldığı görülmektedir” dedi. OECD raporu hakkında bilgi veren Ağıldere, şunları kaydetti: “Raporda, Türkiye nüfus başına düşen hastane yatak sayısı, kişi başına düşen doktor sayısı, hemşire yetiştirme, yeni doğan ölüm oranı, sağlığa yapılan kişi başına harcama gibi parametrelerde alt sıralarda yer alırken, MR çekiminde ikinci sırada bulunuyor. MR sağlıkta kullanılan pekçok teknolojik tanı yönteminden ve en gelişmiş olanlardan bir tanesi. ABD’de yılda bin kişi başına yılda 102,7 MR tetkiki yapılırken Türkiye’de bu rakam 97,4 olarak açıklandı ve ABD birinci,

76

Mayıs 2015

Türkiye ikinci sırada yer aldı. Bazı ülkelerde bu rakam yıllık 20’nin altında. Türkiye’de yıllık çekilen MR sayısı yaklaşık 8-9 milyon. İsrail ve Polonya gibi ülkelerde yıllık tetkik sayısı bin kişi başına 20’nin altında bulunuyor.” “Gereksiz yapılan tetkikler mali açıdan önemli yük getiriyor” Ağıldere, hastalığın doğru teşhis edilip doğru tedavi edilmesinde MR ve diğer radyolojik yöntemlerin kuşkusuz önemli olduğunun altını çizerek, “Ancak gereksiz yapılan tetkikler mali açıdan önemli yük getiriyor. Her zaman her hastalığın doğru teşhis ve tedavisinde bu yöntemler mutlaka gerekmiyor. Fizik muayene ve hastanın hikâyesi pek çok hastada en ileri

tetkikler yapılsa bile hala çok önemli ve kıymetli bir yer tutabiliyor” değerlendirmesinde bulundu. Pek çok durumda MR’dan önce röntgen, ultrasonografi, tomografi gibi daha basit tetkiklerin yeterli olabildiğini belirten Ağıldere, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hasta, MR çekilmezse, ben tedavi olamam, teşhis edilemem” düşüncesinden sıyrılmalı. Yalnızca hastanın kendini psikolojik olarak iyi hissetmesi adına tetkik yapılabiliyor. Bu gereksiz maliyet unsurlarını ve artan tetkik randevu sıralarını beraberinde getiriyor. Hastaların varsa daha önce yapılmış olan tetkiklerini mutlaka doktoruna belirtmesi, muayeneye beraberinde getirmesi gerekiyor. Doktorların doğabilecek hukuksal sorunlara karşı kaygıları da gereksiz tetkikleri artırabiliyor. Bu MR ve Ultrasonografi gibi tetkiklerde randevu sürelerini artırırken radyasyon kullanılan yöntemlerde gereksiz radyasyonu gündeme getiriyor. Öte yandan MR gibi ileri tetkiklerin gösterdiği her bulgu ve hastalığında tedavi edilmesi gerekmiyor. Tetkik sayılarının gereksiz yere artmasında bir başka noktada aynı tetkikin bir başka merkez veya hastanede tekrar edilmesi. Burada tetkik yetersiz bulunuyor, istem yapan doktor kendi hastanesi dışındakine güvenmeyebiliyor. Gerekli durumlarda bu teknolojiyi mutlaka ve yerinde kullanmak gerekli ve hasta ve doktor içi hedef bu olmalı.”


Radyoloji Dosyası

Seyyar röntgen devri Devlet hastanelerinde radyoloji servisine gidemeyen hastalar için seyyar röntgen cihazları kullanılacak.

S

ağlık Bakanlığı devlet hastanelerine bir yenilik daha getirdi. Bundan böyle hastane koridorlarında seyyar röntgenler dolaşacak. Bu cihazlar, acil röntgen çekilmesi gereken, radyoloji ünitesine gidemeyecek ya da götürülmesi zor hastalar için kullanılacak. 160 röntgen cihazı hastanelere yollandı Sağlık Bakanlığı’nca ihalesi tamamlanan 160 seyyar dijital röntgen cihazı, ülke genelinde gereklilik ve aciliyet sırasına

78

Mayıs 2015

göre belirlenen hastanelere dağıtılmaya başlandı. Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü Hüsem Hatipoğlu, cihazların, şebeke elektriğine ihtiyaç duymadan çalıştığını aktararak, “Cihazlar, hastanelerin acil servislerinde, yoğun bakım ünitelerinde, ameliyathanelerde, klinik ve servislerde hasta yatak başında çekim yapmak için kullanılmaktadır. Özetle acil röntgen çekilmesi gereken, röntgen ünitesine gidemeyecek durumda veya götürülmesi zor olan hastalarımızın yatağına bu cihaz götürülerek çekim yapılmaktadır” dedi.

“Röntgen sonucu almak için beklemeye son” Elde edilen görüntülerin film kullanmadan, dijital olarak aktarıldığını dile getiren Hatipoğlu, cihazlarla, çekim yapılır yapılmaz anında yüksek kalitede görüntü alınabildiğini ve kablosuz veri aktarımı yapılabildiğini söyledi. Hatipoğlu, cihazların, yüksek kalitede çekim yapabilme özelliğiyle teşhisin daha süratli konulmasına yardımcı olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Bu cihazla çekim esnasında hastanın kendi yatağında daha rahat pozisyon alabilmesi sağlanmaktadır. Daha az radyasyon kullanılarak çekilen grafiler, hastane içerisindeki ağ bağlantısı aracılığıyla hastayı muayene eden hekimin bilgisayarına gönderilebilmektedir. Alımı yapılan cihazlardaki dijital sistem özelliğiyle film almak için bekleme ve hastaların ellerinde röntgen filmleriyle klinik klinik dolaşması devri sona ermiştir. Ayrıca bu sayede hastalara verilen filmlerin doğada oluşturduğu kimyasal atığın da önüne geçilmiştir. Cihazların özellikle durumu acil olan vatandaşlarımızın hastalıklarına süratle tanı konulmasına ve buna göre de uygun tedavi protokollerinin hazırlanmasına büyük katkı sunacağına inanıyoruz.” Hatipoğlu, alınan cihazlara ek olarak bu yıl içinde 90 seyyar dijital röntgen cihazının daha alımının yapılacağını sözlerine ekledi.


DELİCİ, KESİCİ

BATARYALI MOTOR SİSTEMLERİ

HS

Wire and Pin Drill System

Oscillating Saw System

Değirmiçem Mh. Yamaçobalı Dede Cd. Köşe Apt. No:23/1 GAZİANTEP / TURKEY +90 342 324 25 55

+90 342 323 20 09

info@mavimedikal.com.tr www.mavimedikal.com.tr


Bilimsel Araştırma

Altın, kanserli hücreleri öldürüyor Yeni bir bilimsel çalışmayla altın nano partiküllerinin kanser hastalarına uygulanan radyoterapinin etkisini arttırarak, birçok kanserli hücrenin ölümüne sebep olduğu saptandı.

L

aboratuvar testlerine dayanan yeni araştırmanın sonuçlarına göre; radyoterapi sırasında kanser hücrelerine altın nano partikülleri verilmesi kanser hücrelerinin bir çoğunu öldürüyor. Çalışma gösteriyor ki, prensipte altın nanopartikülleri radyasyonun kanser hücreleri üzerindeki öldürücü gücünü arttırıyor. Ulusal Bilim Akademisi’nin yayınında yer verildiği üzere Rhode Island Üniversitesi ve Brown Üniversitesinden bir ekip, çalışma sonuçlarının geliştirilmiş kanser tedavilerine öncülük edebileceğini ifade etti. Tedaviler iki şekilde; daha az radyasyon kullanarak tedavinin yan etkilerini azaltmak veya daha çok hücre öldürmek için mevcut dozların yeterliliğini arttırmak şeklinde geliştirilebilir. Nanoteknoloji bilim adamlarının nanometre

80

Mayıs 2015

boyunda malzemeleri işleyerek bağımsız hücreler boyutunda kullanılan araçlarla çalıştıkları nispeten yeni ve büyüyen bir alan. Daha önceki çalışmalar eşsiz yapıları sayesinde altın nano partiküllerinin radyasyonun kanser hücrelerini öldürmeye yönelik etkisini arttırdığını göstermişti. Altın nano partikülleri minik antenler gibi radyasyonu hücrelerin çevresinde yoğunlaştırır. pHLIPs altın nano partiküllerini kanser hücrelerinin tam üzerine yönlendirir. Bu çalışmada görevli ekip altın nanopartiküllerini kanser hücrelerine yönlendirmek için düşük pH ilaveli peptidler (pH low-insertion peptides- pHLIPs) adı verilen aside yönelen bileşikler kullanma yoluyla radyasyonun kanserli hücreleri öldürme gücünü arttırdığını gösterdi. pHLIPs biraz daha asidik olan kötü huylu

hücreleri tespit etmede ve altın nano partiküllerini hücre zarına bağlamakta büyük önem taşır. Nano partiküller radyasyonun etkisini ancak çok yakın mesafelerden arttırabilirler. Çalışma pHLIP teknolojisini bulan URI ve Yale’den bilim adamlarının çalışmalarının genişletilmiş halidir. Daha önceki çalışmada görevli URI’den biyoloji profesörü Yana Reshetnyak, bu yeni çalışmayla ilgili ekibin de üyesi çalışmanın konusunu şöyle anlattı: “Daha önceki çalışmada pHLIP- altın nano partikülleri farede mevcut tümörü buldu ve çevresinde kümelendi. Şimdiki görevimiz tümörleri altın nano partikülleriyle radyasyona maruz bırakarak; geleneksel radyolojik tedaviyle karşılaştırıldığında daha etkili bir şekilde tedavi edip edemeyeceğimizi saptamaktır.”


Radyoloji Dosyası

Tümörler röntgenle görüntülenebilecek Kompakt Senktrotron adı verilen yeni X-ray teknolojisi yumuşak dokuları ve tümörleri görüntüleyebiliyor.

T

ümörler gibi yumuşak doku hasarlarını normal X-Ray cihazlarını kullanarak tanımlamak çok zordur. Tümörlerle sağlıklı dokular arasında fark görülemez. (TUM) Münih Teknik Üniversitesi’nden araştırmacılar kompakt senkrotron kaynağını kullanan bir teknoloji geliştirdiler. Bu kompakt senkrotron kaynağı sadece X-Ray absorbsiyonunu ölçmekle kalmıyor, faz kayması ve yayılmayı da

görüntülüyor. Geleneksel X-Ray sistemlerinde zorlukla fark edilebilen dokular bu teknoloji sayesinde görünür hale geliyor. X-Ray görüntüleri günlük tıbbi uygulamaların vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Kemikler yüksek kalsiyum içeriği sayesinde X-Ray ışınlarını büyük ölçüde absorbe ederek, röntgenle görüntülenir. Bu onları akciğerler ve etrafındaki yumuşak doku gibi hava dolu

boşluklar şeklindeki dokulardan ayırır. Ancak çok yakın düzeylerdeki absorbsiyon katsayıları nedeniyle yaygın olarak kullanılan X-Ray cihazları kullanılarak dokular, organlar, organların içindeki tümör gibi yapılanmalar birbirlerinden zorlukla ayırt edilebilirler. Şimdi biyomedikal profesörü Franz Pfeiffer liderliğinde bir grup bilim adamı yeni geliştirilen bir tür X-ray kaynağı kullanarak bu tarz yumuşak dokuları görüntülenebilir yapmayı başardılar. Kompakt senkrotron kaynağı Klasik X-ray tüplerinin tersine bir senkrotron tek renkli yüksek odaklı X-Ray ışınları üretir. Bağımsız ışınların tümünün enerjisi ve dalga boyu aynıdır. Geçmişte bu tip X-Ray ışınları sadece çevresi en az bir kilometre olan büyük partikül hızlandırıcılar tarafından üretilebilmekteydi. Oysa yeni geliştirilen kompakt senkrotron bir araba boyutunda olup, bir laboratuvara sığdırılabilir. Araştırmacılardan Dr. Elena Eggl konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı; “Tek renkli radyasyon absorbsiyonun yanında diğer parametreleri ölçmeye çok daha uygundur. Çünkü görüntü kalitesini bozan hatalara yol açmaz.”

Bir farenin X-ray görüntüleri: Normal X-ray görüntüsü, faz kontrastı ve karanlık bölge görüntüsü(fltr). Yeni Kompakt Senktrotron ile elde edilen faz kontrastı, karanlık alan ve absorbsiyon görüntüsünün birbirini tamamlayan özellikleri var.

82

Mayıs 2015


Makale

Ağrısız HSG artık mümkün HSG ve Selektif Salpingografi uygulamaları bilinen uygulamalar, ancak ikisini bir arada kullanarak yeni bir HSG algoritması oluşturulması bir ilk. “Rutin HSG’ye eklenen Selektif Salpingografi” yönteminin tek uygulayıcısı olan Şişli Echomar Radyoloji Uzmanı Dr. Cevat Bayrak HSG ile ilgili yeni gelişmeleri ilk kez Medikal Teknik’e anlattı.

Dr. Cevat Bayrak

K

adınların korkulu rüyası HSG yeni cihazlar sayesinde ağrısız ve kolay bir yöntem hale geldi. Daha önceki uygulamalarda yaşanan zorlukların en yakın tanıklarından biri Radyoloji Uzmanı Dr. Cevat Bayrak bugün rahat ve ağrısız bir görüntüleme gerçekleştirebilmenin memnuniyetiyle daha önceki dönemde yaşanan olumsuzlukları ve bugünkü uygulamanın detaylarını bizler için yazdı. Bu alanda ilklere imza atan uzmanımıza bizimle paylaştığı bilgiler ve tıbbi teknolojilerden optimum fayda sağlanması konusunda sektöre katkılarından dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz. HSG (Histerosalpingografi) HSG 80 seneden uzun zamandır bilinen ve uygulanan bir inceleme yöntemidir. Ciddi komplikasyon meydana gelme riski, inceleme sırasında şiddetli ağrıların meydana gelebilmesi, kullanılan kontrast maddelere bağlı riskler ve olumsuz yan etkiler gibi nedenlerle kadınlar arasında iyi olmayan bir şöhrete sahiptir. Son yıllarda laparoskopi ve histeroskopi cihazlarındaki gelişmeler, bu incelemelerin yaygınlaşması ve kolaylaşması, yeni ultrasonografi cihazlarının artan yetenekleri

84

Mayıs 2015

gibi yenilikler uterin kavitenin ve tubaların incelenmesi için çeşitli alternatifler oluşturmuştur. Bazı hekimler, haklı olarak, kadınları HSG için ikna etmeye çabalamaktansa öncelikle bu alternatifleri kullanmayı tercih etmeye başlamıştır. Ancak ilerleyen teknoloji bütün alanlarda kendisini göstermiş, 80 senelik HSG de bundan nasibini almıştır. C kollu dijital röntgen cihazları, piyasada kolay bulunabilen ve ucuzlayan yeni HSG kateterleri, yeni jenerasyon kontrast maddeler, gelişmiş röntgen cihazlarının yanı başında çalışmakta olan daha fazla sayıda radyoloji uzmanının bu konuda yetişmesi ve deneyim kazanması gibi sebeplerle HSG göreceli olarak ucuzlamış, 1-2 dakika gibi çok kısa zamanda yapılabilen, ağrısız, kanamasız bir inceleme haline gelmiş, bazı komplikasyonlar ortadan kalkmış, radyasyon dozları dramatik bir şekilde düşmüş, false+ sonuç ihtimali azalmış, tubal anatomi ve intrauterin patolojiler açısından duyarlılığı artmıştır. Yani HSG tam da pabucu dama atılmak üzereyken tekrar popülarize olmuş, infertilite araştırmasında altın standart makamını korumuştur.

HSG nasıl çekilir? Bu inceleme eski veya yeni, analog veya dijital her türlü röntgen cihazıyla yapılabilir. İyonik veya non-iyonik, su bazlı veya yağ bazlı, ucuz veya pahalı iyotlu kontrast maddelerin hepsiyle de yapılabilir. İlacı (kontrast madde) rahim boşluğuna doldurabilmek için çelik, plastik veya yumuşak maddelerden yapılmış çeşitli kanüller veya sondalardan birisi kullanılabilir. Rahim filmini uygun pozda çekmenin de iki yolu vardır: Ya rahim çengelli alet ile tutulup çekilerek uygun pozu vermesi sağlanır ya da filmi çeken makine “C” kollu ise makine rahim karşısında uygun olan açıya getirilir ve rahmi itip çekmeye ihtiyaç kalmaz. Yukarıdaki seçeneklerden bazıları şiddetli ağrı, kanama ve komplikasyon riski olasılıklarını arttırırken bazıları da azaltmakta veya yok etmektedir. Ağrısız HSG nedir? HSG çekiminden bir süre önce çeşitli ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların kullanılması, ne yazık ki şiddetli ağrı olasılığını ortadan kaldırmak için yeterli değildir. HSG incelemesi sırasında şiddetli ağrı meydana gelmesi olasılığına karşı anestezi uygulanabilir. Ancak anestezi yapılması ek riskler oluşturmakta, maliyeti ve inceleme için harcanacak süreyi arttırmaktadır. “Ağrısız HSG” tabirinden kastedilen şey, anestezi altında yapılan HSG incelemesi değildir. Çığ gibi gelişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak, C kollu, dedektörlü röntgen makinesi ile, uygun fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip yeni kuşak kontrast madde kullanılarak, bu maddeyi uterin kaviteye doldurmak için özel olarak geliştirilmiş, çok ince, yumuşak kanüllerden birisini servikal kanal ve eksternal servikal os yapısına göre kişiye özel tercih ederek yapılan HSG incelemesidir.


HSG

Öte yandan HSG çekecek ekibin tecrübesi de önemli bir faktördür. Örneğin tüplerinin kapalı olduğu ve açılmasının da mümkün olmadığı alınan ilk görüntülerde anlaşılabilecek bir kişiye tüpünün açık olabileceği beklentisiyle gereksiz yere yüksek kontrast basıncı uygulamak, sadece o kişinin acısının artmasına sebep olacaktır. Tecrübeli bir ekip hangi hastaya nasıl yaklaşılacağını bilir. Panik ataklı birisine, vajinismus hikayesi olan birisine, çeşitli fobileri olabilen insanlara nasıl davranılacağını bilir. Hangi hastaya hangi kanülün kullanılması gerektiğine, hangi basıncı uygulaması gerektiğine, incelemeyi ne zaman sonlandıracağına bilgi ve tecrübesiyle karar verir. Ağrısız HSG nasıl çekilir? Ağrısız rahim filmi tekniğinde hasta röntgen masasına sırtüstü yatar. İnceleme için yeterli olabilecek, mümkün olan en küçük spekulum vajinaya yerleştirilir. Gerekli dezenfeksiyon işleminden sonra servikal kanal distaline ince ve yumuşak bir kanül yerleştirilerek yaklaşık 10 cc kontrast madde uterin kaviteye ve tüplere doldurulur. Bu sırada kontrast maddenin ilerleyişi floroskopi ekranında izlenir ve uygun pozlarda filmler kaydedilir. İnceleme sırasında batıcı, sıkıştırıcı, can yakıcı herhangi bir alet de kullanılmaz. Kontrast madde, içerisinde erimiş özel bir iyot tuzu bulunan sudur. Can yakıcı değildir. İçeri verilen bu sıvının bir kısmı inceleme bitince dışarı boşalır. Vücut içinde kalan kısmı ise birkaç saat içinde hemen hemen tamamen idrar yoluyla vücuttan atılır. Gelişen teknoloji ve teknikler sayesinde HSG incelemesinde proksimal tubal oklüzyon ile karşılaşıldığında aynı seansta kateter değiştirerek selektif salpingografi yapılabilir ve 2 dakikalık bu işlem ile proksimal oklüzyon olgularının yaklaşık %70’inde tubanın aslında açık olduğu gösterilebilir. Bir merkezde ideal bir şekilde Ağrısız HSG çekilebilmesi için gereken şeyler şunlardır: 1-C kollu röntgen cihazı (Bu cihazlar uterus ne yöne dönük olursa olsun, inceleme sırasında onun karşısına geçecek şekilde hareket edebildikleri için uterusu tek dişli teneculum ile itip çekmeye ihtiyaç kalmaz. Ayrıca superpoze olan bazı yapıları birbirinden ayrı gösterebilmek de bu makinelerle mümkün olmaktadır. Öte yandan bu cihazlarda artık yeni dedektör (flat panel dedektör ve tüp teknolojileri

kullanılmakta, yeni yazılımlarla birlikte hastaların ve uygulayıcıların maruz kaldığı radyasyon miktarı en az seviyeye indirilebilmektedir). 2-Ağrısız HSG tekniğini bilen tecrübeli hekim ve tıbbi personel 3-Yeni nesil kontrast maddeler (Suda çözünebilir, organik iyotlu, uygun vizkosite ve osmolaritede, fiziksel özellikleri uygun şekilde düzenlenmiş kontrast maddeler). 4-Farklı yapılardaki hastaların her birisi için gerekli olabilecek birbirinden farklı yeni nesil, çeşitli, tek kullanımlık özel kanüller İdeal HSG nasıl olur? İdeal HSG incelemesi için şu özellikler aranır: 1-Nasıl ki bir vesikalık fotoğrafın yüzün tam karşısından çekilmesi gerekiyorsa, HSG görüntüleri de uterusun ön yüzü veya arka yüzünün tam karşısından çekilmiş olmalıdır. Aksi takdirde uterusun doğumsal anomalileri, rahim içindeki polip, miyom veya sineşi gibi problemler görülemeyebilir. 2-Alınan filmlerde tüplerin içindeki mukoza kabartılarının iyi görülebilmesi, gerektiğinde tüp kıvrımlarının çeşitli açılardan görüntülenmesi gerekir. 3-İnceleme kısa sürmeli, ağrısız ve kanamasız olmalıdır. 4-Alerji ve enfeksiyon gibi komplikasyonların meydana gelme riski en düşük seviyede olmalıdır. 5-Eski ve yeni nesil cihazlar arasında, dijital ve analog cihazlar arasında hastaların maruz kaldığı zararlı radyasyon açısından çok büyük farklar vardır. Hastalar maruz kaldıkları radyasyonu hissedemezler ancak kullanılan

X ışınları sessizce dokularda ve hücrelerde zararlı etki yaparlar. Bu zararlı etkilerin sonuçları uzun dönemde ortaya çıkabilir. İdeal HSG incelemesinde bu radyasyon miktarı en düşük seviyede olmalı, tercihen hastanın aldığı radyasyon miktarı ayrı bir rapor halinde kendisine verilebilmelidir. 6-İnceleme için ödenecek ücret (maliyet) makul bir seviyede olmalıdır. 7-İncelemenin yapılacağı merkez kolay ulaşılabilir mesafe ve lokasyonda olmalıdır. HSG neden gereklidir? HSG hem uterin kaviteyi hem de tüplerin durumunu bir arada inceleyebilmenin en kolay, en güvenilir, en ucuz ve -bazı deneysel MR çalışmaları dışında- tek radyolojik yoludur. Korunmasız ilişkilere rağmen makul bir sürede gebe kalamayan kadınlara ilk yapılması gereken incelemelerden birisidir. Bazı hastalarım bana “Doktor bey, zaten tüp bebek yaptıracağım, tüplerim açık veya kapalı ne fark eder? Neden rahim filmi çektiriyorum?” diye soruyorlar. Tüp bebek yapılacaksa tabi ki sperm ve yumurtanın buluşma yolu olarak kadının tüplerine ihtiyaç yok ama bazı tüp hastalıkları uterin kavite içine akıntı yaparak embriyonun tutunmasını ve gelişimini tehlikeye sokabilir. Tüp bebek için harcanan onca zaman, emek ve masraf boşa gidebilir. Hâlbuki bu durumlar HSG ile önceden ortaya çıkartılabilir ve uygun tedaviden sonra tüp bebek başarı ihtimali artar. Detaylı bilgi: www.rahimfilmi.info

Mayıs 2015

85


Radyoloji Dosyası

Görüntüleme rehberliğinde iğne biyopsis Acıbadem Eskişehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, iğne biyopsilerinin radyolojik yöntemler ile vücudun herhangi bir bölgesinde saptanan anormal bir dokunun tanısını nasıl ortaya koyduğunu aktardı. yöntemler ile vücudun herhangi bir bölgesinde saptanan anormal bir dokunun tanısının ortaya konulmasını sağlar. Görüntüleme yöntemleriyle belirlenen güvenli bir yoldan özel biyopsi iğneleri ile girilerek şüpheli dokuya ulaşılır ve bu alandan doku ya da hücre örneği alınmasını sağlar. Hastalığa neden olan dokunun hücre tipinin ya da mikrobun belirlenmesi bu şekilde mümkün olabilir. İğne biyopsisinin önemi, işlemin mümkün olduğunca güvenli bir şekilde yapılması sayesinde sonuca hemen hiç doku hasarı vermeden gidilebilmesidir.”

P

rof. Dr. Kaya, vücutta sorunlu olarak tespit edilen bölgeye çeşitli radyolojik yöntemler rehberliğinde iğne ya da kateter (ince uzun plastik borucuklar) ile küçük bir alandan girilmesi şeklinde yapılan uygulamaların girişimsel radyoloji alanına girdiğini aktardı. Kaya, “Girişimsel radyoloji tanı ya da tedavi amacı ile uygulanabilir. Bu yöntemin başarısı hastanın yöntem için uygunluğunun yanı sıra, işlemin iyi planlanması ile de artar” dedi. Kaya, girişimsel radyoloji işlemlerinin damarsal ve damar dışı olarak iki grupta toplandığını söyledi ve damar dışı yöntemlerden iğne biyopsilerini anlattı. Doku hasarı oluşmuyor Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, şu bilgileri verdi: “Görüntüleme rehberliğinde yapılan iğne biyopsileri, radyolojik

86

Mayıs 2015

Patolojik yöntemin seçimi İğne biyopsilerinde dokunun ve organın durumuna göre iğne seçiminin önemini anlatan Prof. Dr. Kaya, “İşlem ince iğne ve kesici iğne adı verilen başlıca iki tür iğne ile yapılır. Kesici iğneler laboratuvarda kan verirken kullanılan iğnelere benzer kalınlıktadır. Bu iğnelerle doku parçacıkları alınır. İğneler oldukça incedir. İğne biyopsisi çok ince bir iğne ve güvenilir geçiş yolu kullanılarak yapıldığından riskleri çok düşüktür. Bu iğnelerde sadece alınan hücreler analiz edilmektedir. İğne biyopsisinin başarısı için hücre ve doku analizinin yapıldığı patolojik yöntemin doğru seçilmesi ve patoloji uzmanının deneyimi çok önemlidir” ifadelerini kullandı. Lokal anestezi kullanılıyor Çoğu biyopsi işleminin lokal anesteziyle yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Tamer Kaya şöyle konuştu: “Çok yüzeysel organlarda çoğu zaman lokal anesteziye gerek olmaz. Kanama ve enfeksiyon, yüzde bir oranının altında

görülebilen risklerdendir. İğne biyopsilerinin, biyopsi yapılan hastalığın yayılmasına neden olduğu düşüncesi birçok hastanın endişe duyduğu bir konudur. Bu, çok nadiren ortaya çıkabilen ve hastalığın seyrini değiştirmeyen bir durumdur. İşlemde kanama riskini en aza indirebilmek için hastanın pıhtılaşma durumu bilinmelidir. Hastaların kanama riski yönünden bilinen bir kanama hastalığının olmaması ve aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçları almamış olması gerekir. Böyle bir ilaç kullanılıyorsa işlem 5 - 6 gün kadar ertelenebilir. Çoğu işlemde kanama durumunu görmek için hastadan kan testi istenir. İşlem sonrasında özellikle iç organ biyopsilerinde yaklaşık 3 saat kadar gözlem gerekir. Akciğer biyopsisinde akciğer zarından iğne ile geçilmiş olması nedeniyle akciğer boşluğuna hava geçişi olabilir ve bu durumda göğüs boşluğuna bir tüp takılarak bunun tedavisi gerekebilir. Tiroid, meme gibi organlarda ise çoğu zaman işlemden sonra kısa bir gözlem süreci yeterlidir.” Vücudun her bölgesine uygulanabilir İğne biyopsilerinin sıklıkla tiroid, meme, lenf bezi, karaciğer, akciğer, pankreas, böbrek, kemik ve yumuşak doku olmak üzere hemen her vücut bölgesine yapılabildiğini kaydeden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tamer Kaya, “Doğru sonuca en hızlı ulaşılan, güvenilir bir yöntemdir. Hemen tüm tıbbi işlemlerde olduğu gibi işlemin gerekli olduğu durumlarda ve uygun hastalarda yapılması ve iyi planlanması, başarı şansını arttırır” şeklinde konuştu.


Radyoloji Dosyası

Çene ve yüz radyologları buluştu Oral Diagnoz ve Maksillofasial Radyoloji Derneği’nin 1. Uluslararası Kongresi İzmir’de gerçekleşti. Kongreye 20’si yurt dışından olmak üzere yaklaşık 300 ağız, diş ve çene radyolojisi uzmanı katıldı. toplam 281 bildiri başvurusu aldık. Bu ilgi bizi oldukça mutlu etti. Ayrıca yurt dışından mesleğinde duayen hocalarımız geldi. Bu fırsatı iyi değerlendirmek istedik ve o duayen isimler kendi alanlarında kurslar düzenledi. Böylece onların önemli deneyimlerinden meslektaşlarımız da istifade ettiler.”

A

ğız, diş ve çene radyolojisi uzmanları, Oral Diagnoz ve Maksillofasial Radyoloji Derneği’nin 6. Ulusal Sempozyumu ve 1. Uluslararası Katılımlı Kongresi için İzmir’de buluştu. Bu yıl Şifa Üniversitesi işbirliği ile İzmir’de düzenlenen kongreye ilgi büyük oldu. Sadece ağız, diş ve çene radyolojisi uzmanlarının katılımına açık olan sempozyum ve kongreye yaklaşık 300 kişi katıldı. Katılımcılar 3 günlük kongre süresince 24’ü sözlü, 257’si de poster sunumu olmak üzere toplam 281 bildiri sundu. Alanında yerli ve yabancı uzmanların konuşmacı ve eğitimci olarak katıldıkları kongre kapsamında çeşitli kurslar da düzenlendi. Kongrenin başkanlığını üstlenen Şifa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. H. Hüseyin Yılmaz 6’ncısı

88

Mayıs 2015

düzenlenen bilimsel sempozyuma uluslararası alanda etkinliğini arttırmak amacıyla bu yıl bir de uluslararası kongre ilave ettiklerini söyledi. Henüz turizm sezonu başlamadığı için kongreyi İzmir şehir merkezinde düzenlediklerini de belirten Prof. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu: “Bu mevsimde İzmir gerçekten de çok keyifli oluyor. Misafirlerimizin İzmir’in güzelliğini yaşamalarını istedik. Bu yıl genç meslektaşlarımızı da işin içine dahil edince çok dinamik ve dolu dolu bir program ortaya çıktı. Bunu, kongreye sunulan bildirilerden de görmek mümkündür. Zamanımız kısıtlı olduğu için tüm sözlü sunum taleplerine olumlu cevap veremedik. O yüzden 24 tane sözlü sunum kabul edebildik. Diğer talepleri poster sunumu olarak kongreye dahil ettik. 24’ü sözlü, 257’si poster sunumu olmak üzere

“Oral Lichen Planus&Clinical Aspects and Management” Oral Diagnoz ve Maksillofasial Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Lütfi Erdem “Bu tür bilimsel toplantılar mezuniyet sonrası eğitimde çok büyük bir yer tutuyor. Eğitim, araştırma ve sağlık hizmeti üçgeninden arta kalan zamanında bu tür organizasyonlara zaman ve emek harcayan Şifa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim. Amacımız, sevgili hocalarımızdan bize miras kalan bu bilimsel toplantıların gelecekte çok daha başarılı ve geniş katılımlı olmasıdır” diye konuştu. Açılış konuşmalarının ardından Prof. Dr. Pelin Güneri’nin oturum başkanlığında Isaac Van Der Wall’un “Oral Lichen Planus&Clinical Aspects and Management” isimli sunumu ile bilimsel kongrenin oturumlarına geçildi. Kongre süresince Swissotel’de ve Şifa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi’nde çok sayıda kurs düzenlendi.


Radyoloji Dosyası

‘Girişimsel Radyoloji’ ile kanser tedavisi Girişimsel radyolojinin yüksek teknolojik imkânları kanser tedavisinde açık ameliyatlar yerine yara ve komplikasyon riski olmayan hafif müdahaleleri mümkün kılıyor.

T

ürk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) tarafından Belek Turizm Merkezinde bir otelde düzenlenen 10. Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısında, konuşan TGRD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, girişimsel radyolojide yüksek teknoloji kullandığını söyledi. Yüksek teknolojinin, hastalara konforlu tedavi imkanı sunduğunu belirten Öztürk, bu tedavi yönteminin pahalı olduğuna işaret etti. Malzemelerin temini konusunda da bazı sorunlar yaşamaya başladıklarını anlatan Öztürk, “Her işlemimizin bir kritik malzemesi, fiyatlandırma sebebiyle temin edilememe riski altında. İşlem için gerekli olan 9 malzemeyi buluyorsanız, bir tanesini bulamıyorsunuz” dedi. Girişimsel radyolojideki sorunlardan birinin

90

Mayıs 2015

de halen resmi bir yan dal olamamasından kaynaklandığını vurgulayan Öztürk, şöyle konuştu: “Radyolojinin altında bir yan dal ya da ayrı bir bilimsel dal olmamamız, bu işlemleri yaygınlaştırmamızı, daha çok ulaşabilir olmamızı engelliyor. Yan dal ya da bağımsız bir bilim dalı olamadığımız için, hastalarımız bize doğrudan ulaşamıyor. Ancak doktorların yönlendirmesiyle bizlere ulaşabiliyor. Bu durumda da vatandaşlarımız yanlış yerlerde zaman kaybedebiliyor.” “Hasta yara istiyor” İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füruzan Numan, girişimsel radyolojide açık ameliyatlar yapılmadığı için hastaların tedavi

olduğuna inanmakta güçlük çektiğini söyledi. Hastaların girişimsel radyolojiyi hafife aldığını savunan Numan, “İşin en komik tarafı, hasta yara istiyor. Karnında yara yok, inlemiyor. Aile gelip başında ağlamıyor, sızlamıyor. Yoğun bakım yok. Hiç trajik bir olay yok. Hasta duruma inanamıyor” diye konuştu. Girişimsel radyoloji sonrasında hastaya yapılanları tek tek anlattıklarına değinen Numan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanoğlunun yıllarca öğrenilmiş cerrahi alışkanlığı var. Cerrah ne yapar? Ameliyat eder, kurtarır. Ama bir radyoloğun girip bu işi çok rahat bir şekilde yapıp çıkması algılanamıyor. Bütün olay bu. Çok büyük bir ameliyatı çok büyük hazırlıklarla yapıyorsunuz ama hasta hiç hissetmiyor.”


Radyoloji Dosyası

Girişimsel Radyoloji Nedir?

“Her gün en az yarım saat yürünmeli” TGRD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Oğuzkurt, toplardamardaki kapakların yetersizliğine bağlı gelişen varis konusunda bilgi verdi. Varisin kadınlarda ve gelişmiş ülkelerde daha sık görüldüğünü ifade eden Oğuzkurt, şunları kaydetti: “Yeni iş ve yaşam koşulları nedeniyle bacaklarımızı eskisinden daha az hareket ettiriyoruz. Çünkü daha az yürüyor, daha çok oturup daha uzun süre ayakta hareketsiz kalıyoruz. İşe gitmek, okula gitmek ya da gezmeye gitmek için yürümüyor hemen her zaman araçlara binmeyi tercih ediyoruz. Bu bazen bir tercih bazen de bir zorunluluk. Varis herkeste görülmekle birlikte hareketsiz yaşam tarzı olanlarda daha sık görülüyor. Hareketsiz yaşam vücuttaki birçok organ ve uzvun çalışması için kötü sinyaller verir. Bu nedenle herkesin mümkünse her gün en az yarım saat yürüyerek, yüzerek ya da bisiklete binerek bacaklarını çalıştırması gerekir. Çünkü vücudumuz böylesinin doğru olduğunu söylüyor.”

92

Mayıs 2015

Girişimsel radyoloji, tıbbın hızla ilerleyen bir dalı olup, radyolojinin tedavi edici bölümüdür. Girişimsel radyologlar, görüntüleme kılavuzluğunda minimal invaziv yöntemlerle perkütan (ciltten girilerek) tedaviler yaparak diğer klinik branşlara birçok konuda yardımcı olmaktadırlar. Temelleri 60’lı yıllara dayanan girişimsel radyolojik tedavilerde, işlemlerin çeşitliliği, karmaşıklığı ve derinliği son zamanlarda çok artmıştır. Bu şekilde çok geniş bir spektrumdaki işlemlere özgü yöntem ve teknikler geliştikçe, daha kritik ve dokunulamaz hastaların girişimsel tedavileri yapılabilir hale gelmiştir. Girişimsel radyolojideki işlemler; görüntüleme kılavuzluğunda cerrahiye göre çok daha az invaziv yöntemler kullanarak, tedaviyi yönlendirir. Genellikle bu işlemler hastalar için daha kolaydır. Çünkü geniş kesiler yoktur, daha az ağrı, risk ve daha kısa iyileşme zamanı ile işlemler tamamlanır. Girişimsel radyologlar önceden elde edilmiş görüntüler üzerinde gerçekleştireceği işlemi planlar. Daha sonra kateterleri (birkaç milimetre kalınlığındaki plastik tüpler) damarlardan veya perkütan olarak (ciltten girilerek), görüntüleme kılavuzluğunda (Dijital Substraksiyon Anjiografi, Floroskopi, Ultrason, Bilgisayarlı Tomografi) yönlendirirler. Bu işlemler lokal veya gereğinde genel anestezi altında gerçekleştirilir. (NOT: Türk Girişimsel Radyoloji Derneği’nden alınmıştır.)


Sempozyum

Her 3 saniyede 1 kişi Sepsis’ten hayatını kaybediyor! Türk Yoğun Bakım Derneği’nin ‘20. Uluslararası Yoğun Bakım Sempozyumu’nda dünyanın önemli otoriteleri Sepsis başta olmak üzere güncel konuları masaya yatırdı. kaybedildiğini gösteriyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sepsis görülme sıklığının % 20 azaltılması hedefine ulaşabilmek adına, tüm ilgili paydaşlarla çalışmalarımızı yoğun olarak sürdürüyoruz” dedi.

G

SA(Küresel Sepsis Birliği) tarafından 93 ülkede yürütülen Sepsis farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar, Türkiye’de de T.C. Sağlık Bakanlığı’nın desteği ve katılımı ile Türk Yoğun Bakım Derneği tarafından sürdürülüyor. Sepsis, ölüme en çok neden olan sağlık problemi olarak Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler’in de gündeminde yer alıyor. Bu yıl yirmincisi gerçekleştirilen ‘Uluslararası Yoğun Bakım Sempozyumu’, Dünya Yoğun Bakım Dernekleri Federasyonu, Avrupa Yoğun Bakım Derneği ve GSA(Küresel Sepsis Birliği) gibi dünyanın yoğun bakımla ilgili önemli otoritelerini bir araya getirdi. Hedef; 2020 yılına kadar Sepsis görülme sıklığının %20 azaltılması Başta Sepsis olmak üzere yoğun bakımın güncel konu ve gelişmelerinin masaya yatırıldığı sempozyumun basın toplantısı, Dünya Yoğun Bakım Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. J.L Vincent, GSA/WSD Başkanı Prof. Dr. K. Reinhard ve Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ünal’ın katılımları ile gerçekleştirildi. Hazırlanan eylem planları

94

Mayıs 2015

çerçevesinde otoritelerin ortak amacı; 2020 yılına kadar Sepsis görülme sıklığının %20 azaltılması. Proje başarı ödülü Türkiye’ye verildi Türk Yoğun Bakım Derneği T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen “Sepsis Farkındalık Eğitimleri” ile ilk kez bir sağlık otoritesi; T.C. Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ödüle layık görüldü. “8 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor!” Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ünal; “Sepsis, yüksek ölüm oranları taşıyan küresel bir sağlık problemi olması yanında, tüm dünyada yaygın olarak görülmesine rağmen en az bilinen hastalıklardan birisidir. Tüm dünyada 30 milyon civarında insanı etkileyen ve 8 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açan bir sağlık sorunudur. Dünyada Sepsis’ten her birkaç saniyede bir kişi ölüyor ve yakın zamanda yapılan çalışmalar yoğun bakım ünitelerinde Sepsis nedeni ile tedavi edilen hastaların 1/3’ünden fazlasının

Sepsis vakaları her yıl % 13 artıyor Kazanılmış her saatte ölüm riski %8 azalan Sepsis’in halk arasında “kan zehirlenmesi” olarak yanlış adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Necmettin Ünal; “Sepsis; enfeksiyonlara karşı vücudun verdiği kontrolsüz yanıtın kendi doku ve organlarına zarar vererek ölüme kadar giden organ disfonksiyonları oluşturması olarak tanımlanmaktadır. Erken tanı ve tedavi yapılamaması, kaçınılmaz bir şekilde çoklu organ yetmezliği ve ardından ölümle sonuçlanmaktadır. Alınan önlemlere rağmen Sepsis’in görülme sıklığı her yıl yaklaşık yüzde 13 oranında artış göstermektedir. Sepsis sıklığındaki artış ve buna bağlı artan ölüm oranları global ortak eylem planları ve uygulamalarının oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir” dedi. 25 bin sağlık personeline ‘Sepsis Farkındalık Eğitimi’ verildi Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Necmettin Ünal, T.C. Sağlık Bakanlığı’nın desteği ve katılımı ile gerçekleştirilen “Sepsis Farkındalık Eğitimleri” ile 60’dan fazla ilde 25 bin sağlık personeline eğitim verildiğini belirtti. Prof. Dr. Necmettin Ünal; “Sepsis farkındalığını arttırmaya yönelik yapılan ve 2020 yılına kadar devam edecek olan bu faaliyetlerimizin ulaşmış olduğu üstün seviye ve başarı ülkemize uluslararası bir ödül getirmiştir. Dünyanın alanında önemli otoritelerinden sayılan ve 70’den fazla ülkede 100 binin üzerinde sağlık görevlisini temsil eden Global Sepsis Alliance(GSA) tarafından verilen bu ödül, sağlık camiası ve ülkemiz için son derece anlamlıdır” dedi.


Sempozyum

Tüm yoğun bakım vakalarının yaklaşık %60’ını Sepsis hastaları oluşturuyor 8 – 9 Mayıs 2015 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ‘20. Uluslararası Yoğun Bakım Sempozyumu’, ABD, İngiltere, Belçika, Almanya, İtalya, Fransa başta olmak üzere dünyanın 13 ülkesinden 25 yabancı konuşmacının katılımı ile gerçekleştirildi. Sempozyumda Sepsis (epidemiyolojisi/önlenmesi/küresel politikalar/ tedavisi), enfeksiyonlarda tanı ve tedavi yaklaşımları, mekanik ventilasyon (cihazlar yardımı ile yapay solunum), beslenme, böbrek yetmezliği, renal replasman (böbrek fonksiyonlarının vücut dışında cihazlar ile yapılması) tedavileri, ECMO (vücut dışında oksijenlendirilen ve karbondioksitten arındırılan kanın vücuda geri verilmesi=yapay akciğer), hemodinamik monitorizasyon (dolaşım sisteminin fonksiyonlarının detaylı olarak takibi), yoğun bakımda ultrasonografi, sıvı tedavisi yönetimi, dokuların kanlanması, yoğun bakım hastalarında beyinde oluşan fonksiyon bozuklukları, yoğun bakımlardaki temel hatalar ve yoğun bakımların geleceği gibi konular ile alakalı oturumlar düzenlendi. Türkiye, yoğun bakım eğitim ve uygulama merkezi olacak Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof.

96

Mayıs 2015

Dr. Necmettin Ünal; “Ülkemiz; altyapısı, bilgi birikimi, yetişmiş eleman sayısı, tıp endüstrisi, uluslararası ilişkileri ile komşu ülkeler ve Türki Cumhuriyetler için yoğun bakım eğitim ve uygulamaları merkezi olabilecek niteliklere sahiptir. Bugüne kadar yürütülmüş olan ulusal ve uluslararası projelerimiz, vizyon ve misyonu tamamen revize edilerek gerçekleştirilen uluslararası sempozyum ve diğer bilimsel/ eğitimsel toplantılarımız, ilgili bakanlıkların da katılımı/desteği ile yürütülmesi planlanan ve hedef ülkelerin de dahil edileceği yeni projelerimiz, bu işbirliğinin pekişmesini ve ülkemizin yoğun bakım konusunda bir merkez haline getirilmesini sağlayabilecektir. Bu konularda başta kamu kuruluşları olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin, endüstrinin ve basının destekleri büyük önem taşımaktadır.”

İstanbul, “2021 Dünya Yoğun Bakım Kongresi” ev sahipliğine aday Türk Yoğun Bakım Derneği, 2021 yılında yapılacak ‘Dünya Yoğun Bakım Kongresi’ni İstanbul’a getirmek üzere aday olmuştur. Tüm dünyadan 8.000-10.000 civarında yoğun bakımcının katılımı ile 2 yılda bir gerçekleştirilen bu kongrenin İstanbul’da yapılmasının birçok açıdan yaratacağı katma değer açıktır. Bunların bilinci ile derneğimiz 2021 dünya kongresinin İstanbul’da yapılabilmesi için her türlü çabayı göstermekte ve bu konuda katkı sağlayacak her türlü girişim/yardımı talep etmektedir. Bu konuda devlet desteğinin yanı sıra basının desteğinin de önemli bir güç olduğu açıktır. Kongrenin yapılacağı ülkenin ve Dünya Yoğun Bakım Federasyonu ile işbirliği içinde organizasyonu yapacak derneğin belirlenmesi ile ilgili süreç ve bu konudaki girişimlerimiz devam etmektedir.


Etkinlik

“Romatizma Hastalıkları İle Yaşamak” Romatizma hastaları ve sağlık personelini buluşturan toplantı Romatoid Artrit Nedir? Romatoid artrit (RA), sıklıkla el-el bileği ve ayak-ayak bileğinin küçük eklemlerinde, dizlerde, dirseklerde ve daha seyrek olarak kalça ve omuzlarda sinsi bir şekilde başlayan ve uzun süre devam eden müzmin, iltihaplı bir romatizmadır. Hastalık, etkilenen eklemlerde ağrı şişlik ve sıcaklık artışına (artrit) ve sonuçta kemik hasarı ve işlev kaybına neden olabilir.

Ü

lkemizde yaklaşık 750.000 Romatoid Artrit ve Ankilozan Spondilit hastası olduğu tahmin ediliyor. Dünyada ve ülkemizde yaşlı nüfusunun giderek artması ve beklenen yaşam süresinin uzaması nedeniyle romatolojik hastalıklarının insanlara ve topluma yükü her geçen gün önemli bir şekilde artıyor. Buna ek olarak hastaların hastalık sebebiyle yaşadıkları kronik ağrılar, fiziksel ve sosyal hayatlarını olumsuz etkiliyor ve yaşam kalitelerini önemli ölçüde azaltıyor. Romatolojik hastalıklarda erken tanının önemini vurgulamak, toplumda hastalık hakkında farkındalık yaratmak, hasta ve ailelerinin bilinçlenmesini sağlamak amacıyla bir toplantı düzenlendi. Toplantıda romatizma hastaları ve aileleri, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi

98

Mayıs 2015

Romatoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Gülay Kınıklı ve ekibi ile bir araya geldiler. Romatolojik hastalıklar konusunda toplumsal bilinç düzeyinin artmasını sağlamak, hastalara destek olmak ve hastalar ile hekimler arasında sinerji yaratmak gibi hedefleri olan toplantıda, Prof. Dr. Gülay Kınıklı romatizma hastalarının hastalığı yakından tanıyıp yaşam kalitelerini yükseltmesine destek olmak için “Romatizma Hastalıkları İle Yaşamak” isimli bir konuşma gerçekleştirdi. “Sağlık Ekibinin Gözünden Tavsiyeler” bölümünde hastalar ve aileleri sağlık ekibini dinleme imkanı bulurken; “Hastalar ve Hasta Yakınları Gözünden” bölümünde ise romatizma hastaları ve yakınları hastalık süresince yasadıklarını ve deneyimlerini toplantıya katılanlarla paylaştılar.

Ankilozan Spondilit Nedir? Kronik, ağrılı, yangısal (enflamatuvar) bir artrit türü ve öz bağışık bir hastalıktır. Başlıca omurga, pelvisdeki sakroiliak eklemler ve büyük eklemler (kalça, omuz) olmak üzere eklem ve çevre yapılarını tutar ve sonuç olarak omurganın kaynaşmasına neden olabilir. Omurgada kemiklerin birbirine kaynaması bambu kamışı denilen bir görüntüye neden olur. Hastalıktan muzdarip kişilerin yıllar içinde omurgası sertleşir ve sırtı kamburlaşabilir. AS, bundan başka göz, barsak, böbrek, kalp ve akciğerler gibi yumuşak dokularda da tutulum gösterebilir. Ankilozan spondilit, özbağışık (otoimmün) spondiloartropatiler grubunda yer alır ve genetik yatkınlıkla güçlü bir bağı bulunmaktadır. Hastaların %96’sında HLA-B27 geni bulunmaktadır. Olasılıkla normalde zararsız olan bazı mikroorganizmalar HLA-B27 geni ile ilişkiye girmektedir. Bazı barsak ya da idrar yolları hastalıkları AS’in ortaya çıkmasını tetiklemektedir. Sonuç olarak bu hastalığın, genetik zeminde çevresel etkenlerle ortaya çıktığı söylenebilir.


Sektörel Analiz

Dünyanın En Büyük 40 Medikal Cihaz Şirketi Amerikan Capital IQ şirketinin 2014 sonu bilançosuna göre gerçekleştirdiği piyasa araştırması sonuçları; 1

Şirket Johnson & Johnson

Borsa Kodu NYSE:JNJ

Toplam Kar $28,7 Milyar

Sermaye $294,2 Milyar

2

General ElectricCo,

NYSE:GE

$18,1 Milyar

$243,6 Milyar

MedtronicInc,

NYSE:MDT

$17,1 Milyar

$61,2 Milyar

4

Siemens AG

DB:SIE

$17,0 Milyar

$92,2 Milyar

5

Baxter International Inc,

NYSE:BAX

$16,4 Milyar

$38,7 Milyar

6

DB:FME

$15,2 Milyar

$21,1 Milyar

7

FreseniusMedicalCare AG &Co, KGAA KoninklijkePhilips NV

ENXTAM:PHIA $11,8 Milyar

$26,1 Milyar

8

CardinalHealthInc,

NYSE:CAH

$11,0 Milyar

$25,1 Milyar

9

Novartis AG1

SWX:NOVN

$10,7 Milyar

$227,5 Milyar

10

Covidienplc

NYSE:COV

$10,4 Milyar

$40,1 Milyar

11

StrykerCorp,

NYSE:SYK

$9,3 Milyar

$30,8 Milyar

12

Becton, DickinsonandCo,

NYSE:BDX

$8,3 Milyar

$21,8 Milyar

13

Boston ScientificCorp,

NYSE:BSX

$7,2 Milyar

$15,6 Milyar

14

Essilor International SA

ENXTPA:EI

$7,2 Milyar

$22,9 Milyar

15

AllerganInc,

NYSE:AGN

$6,7 Milyar

$53,4 Milyar

16

St,JudeMedicalInc,

NYSE:STJ

$5,6 Milyar

$17,2 Milyar

17

3M Co,

NYSE:MMM

$5,5 Milyar

$84,0 Milyar

18

Abbott Laboratories2

NYSE:ABT

$5,5 Milyar

$61,9 Milyar

19

ZimmerHoldingsInc,

NYSE:ZMH

$4,7 Milyar

$17,0 Milyar

20

TerumoCorp,

TSE:4543

$4,7 Milyar

$9,0 Milyar

21

Smith &Nephewplc

LSE:SN

$4,4 Milyar

$14,9 Milyar

22

ToshibaCorp,

TSE:6502

$3,9 Milyar

$17,6 Milyar

3

100

Mayıs 2015


23

CareFusionCorp,

NYSE:CFN

$3,8 Milyar

$9,2 Milyar

24

Getinge AB

OM:GETI B

$3,8 Milyar

$6,0 Milyar

25

OlympusCorp,

$3,7 Milyar

$11,7 Milyar

26

Bayer AG3

TSE:7733 OTC:OCPNY DB:BAYN

$3,2 Milyar

$115,0 Milyar

27

CR BardInc,

NYSE:BCR

$3,1 Milyar

$10,6 Milyar

28

VarianMedicalSystemsInc,

NYSE:VAR

$3,0 Milyar

$8,3 Milyar

29

DENTSPLY International Inc,

GS:XRAY

$3,0 Milyar

$6,4 Milyar

30

Ship Healthcare HoldingsInc,

TSE:3360

$2,5 Milyar

$1,3 Milyar

31

Paul Hartmann AG

DB:PHH2

$2,5 Milyar

$1,4 Milyar

32

HologicInc,

GS:HOLX

$2,5 Milyar

$6,6 Milyar

33

NiproCorp, 4

TSE:8086

$2,3 Milyar

$1,4 Milyar

34

Coloplast A/S

CPSE:COLOB

$2,2 Milyar

$17,9 Milyar

35

SonovaHoldings

SWX:SOON

$2,2 Milyar

$10,4 Milyar

36

DanaherCorp, 5

NYSE:DHR

$2,1 Milyar

$38,6 Milyar

37

EdwardsLifesciences

NYSE:EW

$2,1 Milyar

$11,0 Milyar

38

IntuitiveSurgicalInc,

GS:ISRG

$2,1 Milyar

$16,6 Milyar

39

MIRACA HoldingsInc,

TSE:4544

$2,0 Milyar

$2,4 Milyar

40

Dragerwerk AG &Co, KGa6

DB:DRW3

$2,0 Milyar

$1,4 Milyar

May覺s 2015

101


AKTÜEL

Yalova Devlet Hastanesi’ne ek bina

S

ağlık Bakanı’ndan Müjde; “Yapımı süren 216 hastanenin yarısını bu yıl açacağız.” Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Çiftlikköy ilçesinde bulunan 85 yataklı Yalova Devlet Hastanesi ek hizmet binasının açılış törenine katıldı. Burada sağlıkçılarla hatıra fotoğrafı çektiren Müezzinoğlu, “Sağlık alanında olmaz denilenleri, biz yapamayız denilenleri, hatta bu millet layık değildir denilenleri başardık. 2000’li yıllarda Almanya’dan Antalya’ya gelen bir turist kaza geçirdiğinde Almanya’yı arıyor ve Almanya’dan ambulans uçak geliyordu. Artık Kazakistan’da kaza yapan TIR şoförümüz arayıp ülkesinde tedavi olmak istediğini söylüyor, ambulans uçağımız gidip onu oradan alıp geliyor. Büyük ülke bu milli devlet bu” dedi. 2002 yılında iktidara geldiklerinde ambulans sayısının 617 olduğunu

anlatan Müezzinoğlu, “Bunların yarısı ise tıbbi donanımı olmayan ambulanslardı. Hastalara mazotu doldurursanız hastanızı alırız deniyordu. O günlerden bugünlere geldi Türkiye. Daha güzel günlere milletimizle birlikte yürüyeceğiz. Bugün son derece modern ve ileri teknoloji ile donatılan hastaneleri yapıyoruz. Şu anda Sağlık Bakanlığı olarak inşaatlarını devam ettirdiğimiz 216 tane hastanemiz var. Toplam 36 bin yatak kapasiteli. Bu hastanelerin yarıya yakınını bu yıl açacağız. Geri kalanları da önümüzdeki yıl açacağız. Şu anda projelendirdiğimiz ve ihale süreçlerini başlattığımız 12 bin yatak kapasiteli 41 yeni hastane projemiz devreye giriyor. Bunların içerisinde 400 yatak kapasiteli Yalova Devlet Hastanesi de var” diye konuştu. Hastanenin açılışını yapan Bakan Müezzinoğlu, servisleri gezerek yetkililerden bilgi aldı.

12. Zekai Tahir Burak Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi

K

asım’da Ankara’da gerçekleştirilecek 12. Zekai Tahir Burak Kongresi’nin ana teması “Son Gelişmeler ve Yenilikler” olarak belirlendi. Kongrede kadın doğum alanındaki ilgi çekici güncel konular deneyimli uzmanlar tarafından sunulacak. Kongre kapsamında alanında önemli çalışmalara imza atmış uzmanlar, akademisyenler, sağlık personeli, konuyla ilgili kurum ve kuruluşlardan temsilcilerden oluşan katılımcıların görüş, öneri ve tecrübelerini paylaşması hedefleniyor. Bu önemli bilimsel etkinlik kapsamında planlanan bilimsel programda canlı endoskopik cerrahi ameliyatları da yer alıyor.

102

Mayıs 2015

“Kongreler bilgilerin paylaşıldığı, bilinmeyenlerin öğrenildiği ve dostların pekiştiği özel programlardır.” düşüncesinden yola çıkılarak, her ilden ulaşımın daha kolay olması için 12. Zekai Tahir Burak Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nin Kasım 2015’de Ankara’da yapılmasına karar verildi. Yoğun bilimsel programın yanı sıra sosyal program olarak da keyifli bir organizasyon olmasına özen gösterilen kongre için her türlü detay düşünüldü ve hazırlıklar şimdiden başladı. Katılımcıların da desteği ve katkılarıyla arzulanan düzeyde başarılı ve amacına ulaşan bir kongre gerçekleştirilmesi hedefleniyor.


AKTÜEL

Sanko Üniversitesi Ortadoğu’nun sağlık merkezi olmayı hedefliyor

R

ektör Prof. Dr. Ahmet Sınav, SANKO Üniversitesi’nin hedefini, “Ortadoğu’nun sağlık eğitimi ve hizmeti merkezi olmak” olarak açıkladı. Prof. Dr. Sınav, üniversitenin kuruluş felsefesinin, kurucusu merhum Sani Konukoğlu’nun sosyal sorumluluk anlayışı ve bu anlayışa kurumsal boyut kazandıran Sani Konukoğlu Vakfı ana sözleşmesi olduğunu söyledi. Konukoğlu Ailesinin Türkiye’de örnek gösterilen sosyal sorumluluk uygulamaları ve SANKO Üniversitesi’ni kurma felsefelerinin kendisinin kurucu rektör olarak görevi kabul etmesinde birinci derecede etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Sınav, “Şunun çok iyi bilinmesini isterim. SANKO Üniversitesi Gaziantep’teki dördüncü üniversite olmak için değil, talebe binaen kuruldu” dedi. Üniversitenin Konukoğlu Ailesi gibi çok önemli bir kurucu iradenin yanı sıra, Türkiye’de tek

çatı altında en büyük yatak kapasitesine sahip Özel Sani Konukoğlu Hastanesi’nde uygulamalı eğitim ve sağlık hizmeti verme olanağına sahip olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sınav, “Hedefimiz, yalnız Gaziantep’in ve bölgenin değil, Ortadoğu’nun sağlık eğitimi ve hizmeti merkezi olmaktır” diye konuştu. Mütevelli Heyet Başkanı Abdulkadir Konukoğlu’nun, “Ortadoğu’da başı ağrıyanın aklına SANKO Üniversitesi gelmeli” sözünün, kendilerinin hareket noktası olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sınav, sözlerini şöyle tamamladı: “Tıp eğitimi; görerek ve uygulayarak alınır. Biz bu imkâna sahibiz. Nitelikli ve yeterli sayıda, uluslararası deneyimi olan öğretim üyelerinin yanı sıra, görerek ve uygulayarak eğitim anlamında da çok önemli altyapımız var. Laboratuvarlarımız eğitim için ayrı bir katma değer oluşturacak cihaz ve donanıma sahip.”

Van’da PET-BT Sempozyumu

V

an Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Nükleer Tıp Ünitesi’nin kuruluşunun birinci yılı nedeniyle PET-BT Sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma 1976’da ABD’de F-18 FDG kullanarak ilk insan PET görüntülemesini gerçekleştiren Prof. Dr. Abass Alavi’nin yanı sıra İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Teyfik Çermih ve Ankara Hacettepe Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fani Bozkurt da katıldı. PET-BT sistemi hakkında gün boyu devam eden sempozyumla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Teyfik Çermih, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde bir yıl önce kurulmuş olan PET-BT sisteminin kanser başta olmak üzere tüm hastalıklarda ne şekilde kullanılacağını hekimlerle paylaşmak ve onlara güncel bilgiler aktarmak amacıyla böyle bir sempozyum düzenlendiğini söyledi. Çermih,

104

Mayıs 2015

“Ben meme kanserini anlattım, arkadaşlarımız gün boyu kanser hastalıklarıyla ilgili bilgiler paylaştılar. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde tek olan bu cihazımız özellikle kanser hastalarının tedavisinde kullanılıyor. Kanser hastalığı Van gibi bir yerde maalesef az diyemeyiz. Bu cihazların bütün hastanelerde olması gerekir’’ dedi. Doç. Dr. Fani Bozkurt ise, “Nükleer tıbbın geldiği son noktada PET-BT cihazlarının hem klinik anlamda hem de araştırma ve bilimsel anlamda çok katkıları var. Özellikle onkoloji hasta yönetiminde çok önemli. Bugün de bu sempozyumda meme kanserinde ve daha birçok kanser türü hastalıklarda ve onkoloji dışı enfeksiyon hastalıklarında PET-BT kullanım alanlarını birlikte tartıştık. Van’da ileri derecede teknoloji donanımlı bir hastane olması beni mutlu etti’’ diye konuştu.


AKTÜEL

Medikal cihazlar SAÜ’de üretilecek SAÜ Teknokent, Güney Kore’deki Chungnam Ulusal Üniversitesi ile işbirliği yaparak çoğunluğu ithal edilen medikal cihazları yerli kaynaklarla üretecek.

S

AÜ Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Engin, “Aklınıza gelebilecek her türlü medikal cihazla ilgili araştırma, geliştirme ve prototip üretmeyi planlıyoruz” dedi. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Teknokent, Güney Kore’deki Chungnam Ulusal Üniversitesi ile teknoloji transferi alanında işbirliği yaparak, yerli medikal cihaz üretimiyle ithalatın azaltılmasına katkı sağlayacak. SAÜ Teknokent Genel Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin, 2010 yılında faaliyete geçen Teknokent’te birçok proje yürütüldüğünü söyledi. Türkiye’de farkındalık oluşmaya başladıkça teknoparkların hızla dolduğuna dikkati çeken Engin, “Sakarya, Marmara bölgesinin en dinamik şehirlerinden bir tanesi. Yerli şirketler açısından da çok önemli istasyon. O yüzden biz önemli boşluğu kapatmış olduk. Teknokentimizin Ar-Ge inovasyon ekosistemine yakışır Ar-Ge ofisleri sunduğunu söyleyebiliriz” dedi. Üniversiteyi sanayiyle buluşturma

106

Mayıs 2015

noktasında oldukça iyi mesafe aldıklarını kaydeden Engin, “Üniversitelerde teknolojik bilgi üretildiğinde bunun üreme yönüne dönüşüp satılması ve ülkenin refahına fayda sağlaması beklenir. Biz de 2013 ortalarında teknoloji transfer ofisimizi kurduk. Bu kapsamda 12 personelimizle hizmet veriyoruz” diye konuştu. Nitelikli firmalar tercih ediliyor Engin, yüzde 95’e yakın doluluğa ulaştıklarını vurgulayarak, nitelikli bölgesel firmaları Teknokent’e kazandırmak istediklerini dile getirdi. “2015’teki en büyük hedefimiz, Ar-Ge ihtiyacını karşılamaya dönük yeni blok yapılması” diyen Engin, “B Blok’un altında yeni blok istiyoruz. Yine organize sanayi bölgelerindeki (OSB) süreçlerin yakından izlenerek bina yapımına başlanması, en önemli öncelikler arasında” ifadesini kullandı.

‘İşbirliğini derinleştirmek istiyoruz’ Engin, Güney Kore ile işbirliğini daha da derinleştirmek istedikleri bilgisini vererek, şunları kaydetti: “Bununla ilgili adımı attık. Güney Koreli hocalarımızdan bir tanesini bir yıllığına teknokentimize çağırıyoruz. Onu teknoloji transfer ofisimizde görevlendireceğiz. Kendisi aynı zamanda burada Ar-Ge şirketi kuracak. Çok üst düzey medikal cihazları var. Bunlara yönelik teknoloji transferi yapmak istiyoruz. Bununla ilgili hocamız bağlı bulunduğu üniversiteden gerekli izni almış durumda. Öyle tahmin ediyorum ki marttan itibaren teknoparkımız da çalışmaya başlayacak. Aynı zamanda üniversitemizde medikal cihazlar araştırma merkezi kuracağız. Bu konuda çok çalışkan iki akademisyen arkadaşımız var. Tamamen medikal cihazlar alanına yönelik burada büyüme sağlamak istiyoruz çünkü medikal cihazlar, en çok katma değeri olan ürünler arasında.”


Hastane Yatırım

Bursa’da devasa hastanenin temeli atıldı Bursa Şehir Hastanesi’nin temeli Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu tarafından atıldı. Arınç, Bursa Şehir Hastanesi’nin 29 Ekim 2017’de açılacağı müjdesini verdi.

M

erkez Nilüfer ilçesine bağlı Doğanköy Mahallesi’nde yapılan Bursa Şehir Hastanesi’nin temeli Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun iştirakiyle atıldı. Temel atma töreninde konuşan Arınç, Bursa’da son 4 yılın en prestijli eserinin kuşkusuz Bursa Şehir Hastanesi olduğunu söyledi. Arınç, “Birileri şunu söylüyor. ‘Temel atma bu kadar gecikti de seçimden hemen önce neden yapıyorsunuz’ diyorlar. Daha da ileri gidip, ‘siz temel atamazsınız’ diyorlar. ‘Ne acele ediyorsunuz canım, daha bu ihtilaflar bitmedi. Bu ihtilafları bitirmeden temel atamazsınız’ diyorlar. Değerli dostlar, biz bu yeri bulabilmek için çok çalıştık. Biz bu yeri bulabilmek için 4 yıl çalıştık. Bursa’da 800 bin dönümlük yer bulmak kolay mı? Bunun alt yapısı, ulaşımı var. Buraya bölge hastanesi olarak insanlar gelecek. Sadece bu iş için görevli kadrolu itirazcılar var. Olmasın da ne olursa olsun havasındalar. İyi ki de Doğanköy’ü bulmuşuz. Bursa’nın en güzel yerinde Bursa Şehir Hastanemizi yapıyoruz” dedi. Bursa’ya devasa bir hastane yapıldığını ifade eden Arınç, “Bursa’da hastane yok da mı bunu yapıyoruz’ diyorlar. Bursa’da çok hastane yaptık, yapıyoruz da. Ama Bursa Şehir Hastanesi’ne gelen hasta aynı gün tüm tetkikleri yapılacak. Ameliyatları yapılıp, ilaçlarını alarak

108

Mayıs 2015

buradan taburcu olup çıkacak. Fabrikalar, otoyollar da yapabilirsiniz. Yapıyoruz zaten. Biz sağlığın ne kadar önemli olduğunu bildiğimiz için bu hastaneleri yapıyoruz. Hükümetimiz olarak bütçemizden 80 katrilyonu sağlık için harcıyoruz.” şeklinde konuştu. 29 Ekim 2017’de açılacak Bursa Şehir Hastanesi’nin yapım süresi ile ilgili de konuşan Arınç, “Hastanemizin İstanbul’da sözleşmesini imzalarken yapım süresi olarak 30 ay demiştik. Ancak Cumhurbaşkanımızdan biz bir şey öğrendik. İnşaat başlamadan son bir pazarlık yapmayı öğrendik. Bu 30 ay bize uzak geliyor. Sağlık Bakanımız ile bir karar aldık ve Bursa Şehir Hastanesi’nin açılışını 29 Ekim 2017’de hep birlikte yapacağız” dedi. Sağlık Bakanlığı olarak 36 bin yatak kapasiteli, 226 tane hastane inşaatını bitirdiklerin belirten Müezzinoğlu, “220 hastanenin bir kısmını bitirdik, bir kısmını 2015 yılında açıyoruz. Yıl sonuna kadar 12 bin yataklı yeni hastanenin ihale süreçlerini başlattık. Toplam 47 bin yataklı kamu hastaneleri 2017 yılı sonunda hizmete sunmuş olacağız. Sağlık turizminde Türkiye’yi sağlık merkezi yapacak 16 şehir hastanemizin ihaleleri tamamlandı. Bir kısmının inşaatları yapılıyor, bir kısmının da temeli atılıyor. Bursa Şehir Hastanesi, gecikmeli de olsa bugün

temeli atarak inşaatını hızla yükselteceğiz” diye konuştu. Bursa Valisi Münir Karaloğlu, Bursa Şehir Hastanesi’nin tamamlanmasıyla birlikte Bursa’nın Marmara’nın sağlıkta merkezi haline geleceğini, Doğanköy mahallesine hızlı tren, metro ve otoban yolu ile ulaşımın da rahat olacağını belirtti. Metro hattı Doğanköy’e kadar gidecek Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa Şehir Hastanesi’nin modern Türkiye’ye yakışan bir tesis olduğunu, 2023 hedeflerine adım adım ulaştıklarını söyledi. Altepe, Bursa Şehir Hastanesi’nin yapıldığı Doğanköy’e metro hattının yapılacağı müjdesini de verdi. Konuşmaların ardından Bursa Şehir Hastanesi temeli Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ve protokol tarafından atıldı. Hastane Hakkında: 430 bin metrekarelik alana 1 milyar 250 milyon liraya yapılacak olan Bursa Şehir Hastanesi, bin 355 yatak kapasitesine sahip ileri teknoloji medikal ekipmanlarıyla Avrupa’nın sayılı hastaneleri arasında gösteriliyor. Bursa Şehir Hastanesi bünyesinde barındıracak olan 264 yataklı genel hastane, 127 yataklı kadın doğum ve çocuk hastanesi, 224 yataklı onkoloji hastanesi, 214 yataklı kalp ve damar cerrahisi hastanesi, 48 yataklı psikiyatri hastanesi, 144 yoğun bakım ünitesi ve 49 ameliyathane bölgenin ihtiyaçlarına eksiksiz cevap verecek. Hastane tamamlandıktan sonra günlük ortalama 950’si acil olmak üzere 15 bin 500 hastasına, 2 bini tıbbi olmak üzere 4 bin personel ile hizmet verecek. Hastanede ayrıca bini aşkın sismik izolatörü ile en şiddetli deprem sırasında ve sonrasında bile tüm faaliyetler hiçbir aksama olmadan yerine getirilmeye devam edecek.


Araştırma

2014 yılının en önemli bilimsel ve teknolojik buluşları 2014 yılında dünya genelindeki bilimsel laboratuvarlarda tıp, elektronik, fizik ve kimya alanlarında önemli 10 teknolojik buluşa imza atıldı. kez tümöre dönüşmekteydi. Bu çalışmada kullanılan iNSCs hücreleri ise tümöre dönüşmediği gibi fonksiyonel hale geldi. Schwamborn, bu teknolojiyi geliştirip insanlara uygulama aşamasına getirmek istediklerini ancak bunun için uzun yıllar gerektiğini açıkladı. Parkinson hastaları için hastaların beynindeki hasta nöronların yerine, bu yöntemle üretilen sağlıklı nöronların yerleştirilmesi hedefleniyor. Bu çalışma, Stem Cell Reports Dergisi’nde yayınlandı.

O

DTÜ Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ural Akbulut, uluslararası bilimsel yayınlardan 2014’te bilim dünyasında yaşanan önemli gelişmeleri derledi. Bu yılın en önemli buluşları tıp, elektronik, fizik ve kimya alanlarında gerçekleşti. Burada özetlenen 10 buluş yüzlerce önemli buluş arasından seçildi. 1. Kök hücreden minyatür insan midesi üretildi ABD’de Cincinnati Üniversitesi’nde Biyokimya ve Hücre Biyolojisi profesörü olan J. M. Wells, kök hücreden minyatür insan midesi üretti. Daha önce 2013’te, kök hücreden minyatür böbrek üretilip başarıyla fareye nakledilmişti. Ancak kök hücreden minyatür insan midesi üreten olmamıştı. Araştırmacılar, helikobakter pilori adlı bakterinin neden olduğu gastrit, ülser ve bazı mide kanserlerinin tedavisi için bu bakteriyi yakından inceliyor. Bu mide hastalıkları, hayvanlarda gelişmediği için hastalık mekanizmasını araştırabilmek amacıyla Profesör Wells, kök hücreden minyatür insan midesi ürettiklerini açıkladı. Minyatür midelere helikobakter pilori bakterisi enjekte edilince, bakterinin normal midedeymiş gibi büyüyüp yayıldığı açıklandı. Bu yöntemle

110

Mayıs 2015

üretilecek olan minyatür organlara “organoid” deniliyor. Organoidlerin, hastalıkların gelişme mekanizmasının anlaşılmasını sağlayarak tedavinin başarısını artırması bekleniyor. Profesör Wells, mide kanseri nedeniyle ameliyat olanların midelerine bu yöntemle yama yapmanın mümkün olabileceğini vurguladı. Bu çalışma, Nature Dergisi’nde yayınlandı. 2. Fare beynine nakledilen indüklenmiş nöral kök hücreler çalışır hale geldi Lüksemburg Üniversitesi Biyomedikal Sistemler Merkezi’nde (LCSB), indüklenmiş nöral kök hücreler (iNSCs) farelerin beynine başarıyla nakledildi. Prof. Dr. J. Schwamborn ve doktora öğrencisi K. Hemmer, naklettikleri kök hücrelerin 6 ay sonra beyne uyum sağlayıp beyindeki nöral devrelerle bağlantı kurduğunu açıkladı. Schwamborn, indüklenmiş nöral kök hücreleri farelerin bağ dokularından elde ettiklerini açıkladı. Daha önce yapılan benzeri çalışmalarda, indüklenmiş pluripotent kök hücre (tüm hücre tiplerine dönüşebilme yeteneğine sahip kök hücre) kullanılmaktaydı. Ancak o hücreler, hayvan deneylerinde kullanıldığında çoğu

3. Lazer ışınıyla objeler hareket ettirildi Avustralya’da geliştirilen lazer ışınlarıyla, küçük bir obje 20 santimetre uzağa taşındı. Avustralya Ulusal Üniversitesi’nin Lazer Laboratuvarı’nda geliştirilen ve içi boş bir boru şeklindeki lazer ışınıyla, küçük objeler itilerek veya çekilerek hareket ettirilebiliyor. Lazer ışını, dış çeperi parlak ama ortası karanlık olarak tasarlandı. Prof. Dr. W. Krolikowski ve ekibi altınla kaplı küçük bir bir camı, lazerle diğer tekniklerden 100 kat uzağa taşıdı. İçi boş olan ve dışı altınla kaplanan küçük camların lazerle hareket edebilmesi için çaplarının 0,2 milimetre veya daha küçük olması gerekiyor. Lazer ışınının ortasında bulunan boşluktaki camın ve camın çevresindeki havanın lazerle ısıtılması sayesinde camın hareket ettiği açıklandı. Dışı altın kaplı olan cam, lazer ışınının ortasındaki boşluktayken lazer ışını tarafından ısıtılınca yüzeyinde çok sıcak noktalar oluşuyor. Camın çevresindeki hava molekülleri, camdaki sıcak noktalara temas edince ısınıp hızla uzaklaşıyor. Hava molekülleri cam yüzeyinden enerji emip hareket edince camda ters yönde hareket ediyor. Bu çalışma Nature Photonics’te yayınlandı


Dr. Ural Akbulut

4. İnsan beynini örnek alan entegre devre yapıldı İnsan beynini örnek alan Doç. Dr. K. Boahen, normal bir bilgisayardan 9000 kez hızlı işlem yapan bir entegre devre üretmeyi başardı. ABD’de Stanford Üniversitesi’nin Biyomühendislik Laboratuvarı’nda çalışan Boahen ve ekibinin geliştirdiği entegre devrelerle yapılan devre kartı, 40 bin dolara mal oldu. Boahen, seri üretime geçildiğinde devre kartının maliyetinin 400 dolara kadar düşeceğini açıkladı. Boahen, bir fare beyninin korteks bölümünün bile bir masaüstü kişisel bilgisayardan 9000 kez hızlı işlem yaptığını hatırlattı. Boahen, farenin beyninde belirli bir işlem yapılırken harcanan enerjinin, aynı işlemi yapan bilgisayardan 40 bin kat daha az güç kullandığını da vurguladı. Boahen ve ekibi masa üstü bilgisayardan 9000 kat hızlı işlem yapan bu devre kartını, kendi tasarladıkları entegre devrelerden 16 tanesini kullanarak üretti. Neurogrid denilen bu sistem, yaklaşık bir milyon nöron ve bir milyar sinaptik bağlantıya eşdeğer işlem yapabiliyor. Bu sistemle, felçli hastalara elektronik kontrollü protez eklem takılarak yürümeleri sağlanabilecek. Bu buluş, IEEE tarafından yayınlandı. 5. Karınca boyutunda telsiz cihazı yapıldı ABD’nin Stanford Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olan A. Arbabian ve ekibi, boyutu bir karınca kadar olan ve pil kullanmayan telsiz cihazı yaptı. Arbabian, Elektrik Mühendisliği laboratuvarlarında geliştirdiği telsizi, gerektiğinde kitap sayfalarının arasına da koyabilmek için ürettiğini açıkladı. Arbabian, üç yıl önce, normal telsizi yeterince küçültemeyeceğini fark etti. Arbabian, alıcı ve verici antenleri küçülttü ancak pil küçülemeyeceği için telsizi pilsiz yapmanın yolunu aradı. Kısa sürede, telsizdeki alıcı antene ulaşan elektromanyetik dalgaların enerjisini kullanan telsizi tasarlayıp üretti. Sistemin küçültülüp pile ihtiyaç duymaması için telsizin tüm parçalarını, küçük bir entegre devreye (mikroçip) sığdırdı. Bu telsizin amacı konuşarak haberleşmek değil, cep telefonu ve benzeri cihazlardan internet aracılığıyla akıllı cihazlara komut iletmektir. Mikrofon ve hoparlöre de gerek kalmadığı için telsizin tek

bir entegre devreye sığması mümkün oldu. Telsizin tek sorunun, haberleşme için her birkaç metrede bir telsiz yerleştirmenin gerekmesi. Telsizin maliyetinin bir dolardan az olduğunu açıklayan Arbabian, ilerde bu telsizlerden trilyonlarcasını ev ve iş yerlerine yerleştirerek dünyanın her yerine ulaşılabileceğini belirtti. 6. ABD’de metastatik kanser hücrelerini yok eden bir yöntem geliştirildi ABD’de Cornell Üniversitesi’nin biyomedikal mühendislik laboratuvarında, akyuvarlara iki tür protein bağlanarak metastatik kanser hücreleri yok edildi Kanserde, ameliyat ve radyoterapi ile primer tümörlerden kurtulmak mümkün olabiliyor. Ancak kan veya lenf dolaşım sistemi içinde hareket eden metastatik kanser hücrelerini yok etme olanağı henüz yok. King, insan kan örneğine benzer bir karışımda, E-selectin ve TRAIL proteinlerini akyuvarlara bağladığını açıkladı. Yaptıkları gözlemler, bu iki proteinle kaplı akyuvarlarla karşılaşan kanser hücrelerinin tamamının öldüğünü gösterdi. Laboratuvarda yürütülen bu çalışma, kanser hastaları için yeni bir umut oldu. Cornell Üniversitesi’nde profesör olan M. King ve ekibinin bu çalışması Proceedings of the National Academy of Sciences of USA tarafından yayınlandı. 7. Nanomotorlar canlı insan hücresinin içinde hareket ettirildi ABD’de, Penn State Üniversitesi’nde kimya

profesörü olan T. Mallouk ve ekibi üç nanometre uzunluğunda altın-rutenyum çubukları hazırladı. Bilindiği gibi bir nanometre; bir milimetrenin milyonda birine eşittir. Üç nanometrelik altınrutenyum çubuklar, bu tür deneylerde kullanılan ve Henrietta Lacks (HeLa) adlı kadından alınmış rahim ağzı kanser hücrelerinden laboratuvar çalışmalarında kullanılmak üzere özel olarak üretilmiş olan canlı kanser hücrelerine yerleştirildi. Canlı hücre içindeki nano çubuklar, ultrasonik dalgalar yardımıyla hareket ettirildi. Nano çubuklar, manyetik alan uygulanarak döndürüldü. Mallouk, canlı hücre içinde hareket eden ve döndürülen ilk nano motoru yapan kişi oldu. Nano motorlar, birbirinden bağımsız hareket ettiği için kanser tedavisinde kullanılabilecekleri açıklandı. Nanomotor hızlanınca, hücre içindeki her şeyi parçaladığı belirtildi. Mallouk sistem geliştikçe, sağlıklı hücrelere zarar vermeden kanserli hücrelerin yok edileceğini açıkladı. Çalışma, Angewandte Chem. Int. Ed. Dergisi’nde yayınlandı. 8. Grafen kullanılan ilk bükülebilir ekran yapıldı Grafen adlı malzeme, elmas gibi saf karbon atomlarından oluşur. Grafit, karbon atomlarının altıgen şeklinde kümes teli gibi dizildiği bir yapıya sahiptir ve üst üste duran ince tabakalardan oluşur. Grafit adlı malzemede, karbon atomlarının oluşturduğu levha katmanlarından her bir tekine grafen denilir. Bu levhaların kalınlığı tek bir karbon atomu kadardır.

Mayıs 2015

111


Araştırma

Grafen, 2004’te Manchester Üniversitesi’nde grafitten elde edilinceye kadar pek bilinmezdi. Grafenin keşfi, nanoteknoloji alanında ve mikro boyutlardaki elektronik malzemelerin üretiminde önemli bir gelişme oldu. İngiltere’de Cambridge Üniversitesi Grafen Merkezi’nde, ilk kez grafen kullanılarak esnek ekran üretildi. Televizyon, bilgisayar veya telefon ekranlarının bükülebilir olması için farklı malzemeler denendi. Bükülebilen bir ekranda, görüntü elde etmek için kullanılacak malzemeler elektriği iletmeli ve şeffaf olmalıdır. Elektrik ilettiği ve şeffaf olduğu için en çok kullanılan malzeme ITO (İndiyum-Kalay Oksit) adlı maddedir. Grafen ITO’dan ve benzeri oksitlerden çok daha esnektir. Bu buluş sayesinde, grafen kullanarak elbise gibi giyilebilen ekran yapma şansı doğdu. 9. Güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirip depolayan sistem Güneş pilleriyle, güneş enerjisi elektrik enerjisine çevrilir ve akülere aktarılıp depolanır. Elektrik aktarılırken enerji kaybı çok fazla olur. ABD’de Ohio State Üniversitesi’nde geliştirilen güneş enerji

112

Mayıs 2015

pillerinin, elde ettiği elektriği kendi içinde depoladığı açıklandı. Kimya profesörü Yiying Wu, bu sistem, elektriği üretim aşamasında kendi içinde depoladığı için enerji kaybının en az düzeyde olduğunu belirtti. Bu güneş enerji pilinin, şarj edilebilen bir potasyumhava pilin (KAir) ile bütünleştirildiği açıklandı. Titanyumdan yapılmış ince bir tel ızgara alındı ve kafesin üzerinde, dikey şekilde ince titanyum dioksit çubuklar büyütüldü. Çubuklar güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirirken, titanyum tel ızgara da oksijen gazının girip çıkmasına olanak verdi. Wu’nun pili güneş ışınlarıyla şarj olurken pildeki lityum peroksit, lityum iyonuna ve oksijene dönüşüyor. Çıkan oksijen havaya karışıyor ve lityum iyonları da elektron alarak pilin içinde metalik lityum olarak depolanıyor. Depolanan elektrik kullanıldığı zaman, pil havadan oksijen alarak tekrar lityum peroksite dönüşüyor. Bu çalışma Nature Dergisi’nde yayınlandı ve patent başvurusu yapıldı. 10. Güneş sistemi dışında, ilk kez su bulutu bulundu Avustralya’da New South Wales Üniversitesi’nde fizik profesörü olan C. Tinney ve ABD’den üç araştırmacı, güneş

sistemi dışındaki ilk buz bulutunu buldu. Güneş Sistemi’ndeki Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün dev boyutlarda gaz gezegenlerdir. Bu gaz gezegenlerde, donmuş su bulutları olduğu biliniyordu. Ancak Güneş Sistemi dışında buz bulutuna rastlanmamıştı. C. Tinney ve ekibi, Şili’de Las Campanas Gözlem Evi’nde, yakın kızılötesi teleskobuyla Güneş Sistemi dışındaki bir gök cisminde donmuş su bulutu buldu. Bu gök cismi, daha önce NASA’nın uzay aracı tarafından tespit edilmişti ancak dünyadan görülebileceği sanılmıyordu. NASA, bu gök cismine W0855 adını vermiş ve onun bir “Kahverengi Cüce” olduğunu açıklamıştı. Evrendeki kahverengi cücelerin varlığı, 1995’ten beri biliniyor ve ne yıldız ne de gezegen sınıfına girmeyen gök cisimleri olarak tanımlanıyorlar. Profesör Tinney, Güneş Sistemi dışındaki bu gök cismini dünya üzerinden teleskopla ilk kez gören ve su bulutunun varlığını belirleyen ilk araştırmacılar olmaktan mutluyuz dedi. Bu araştırmanın detayları The Astrophysical Journal adlı dergide yayınlandı. DERLEYEN: ODTÜ Kimya Bölümü Prof. Dr. Ural Akbulut


Güncel Tedavi

İlaçsız TMS tedavisi ile Depresyondan kurtulmak artık daha kolay

B

azı günler hava bir türlü aydınlanmaz. Çoğumuz böyle zamanlarda, yataktan çıkıp hayata karışacak enerjiyi toplamakta zorlanırız. Kısa süreliğine de olsa, normalde mutluluk duyacağımız olaylara bile gülümseyemeyiz. Kendimizi bitkin ve moralsiz hissederiz. Herkes bazen böyle günler yaşar. Ancak depresyon teşhisi konmuş bir hastada, durum biraz daha karmaşıktır. O nedenle, sıradan birinin kendini karamsar hissettiği kısa süreli durumlar ile depresyonda olan birini ayırt etmemize yarayan özellikler birbirinden oldukça farklıdır. Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, konuyla ilgili görüşlerini paylaşıyor.

Depresyon nedir? Gelişmiş ülkelerde ve özellikle büyük şehirlerde hızla artan depresyon, oldukça önemli bir hastalıktır. Kişinin yaşamdan aldığı tadı, verimliliğini, mutluluğunu olumsuz etkileyebilir hatta hayatına son vermesine kadar varabilecek acı sonuçlar doğurabilir. Yakın tarihli bir örnek arasak, aklımıza hemen son günlerde aramızdan ayrılan ünlü aktör Robin Williams gelir. Bütün dünya kendisini komedi filmlerinde umut dağıtan, yüzümüzü güldürüp, içimizi ısıtan üstün yetenekli bir oyuncu olarak tanıdı. Oysa menejerinin yorumuna göre, aktör son günlerinde yoğun bir depresyon yaşıyordu. Kendini kemeriyle astığı düşünülen Williams’a dışarıdan bakarak içindeki fırtınalar hakkında yorum yapmak hiç kolay değil. Aslında depresyonu kelimelerle ifade etmek de zor. Sanki dünya yıkılmışta altında kalınmış ya da tüm insanlar Mars’a göç etmişte dünyada yalnız kalmış veya daracık bir mengene ile sıkıştırılmış, bastırılmış, havasız kalmış hissiyetleri vardır. Bazen de göğüs kafesinde yoğun bir baskı hissi, sanki orada genişleyen her an hacmi artan sıkışma ve daraltı şeklinde bunalımlar yaşanır. Düşünebiliyor musunuz? Sürekli bu baskı ve sıkışma hissi ile yaşamanın ne denli büyük bir ızdırap olduğunu. Yani normalde o anki modunuz mutlu bir durumda olmayabilir ancak mutsuz da hissetmezsiniz kendinizi. Yani nötr

114

Mayıs 2015

bir duygusal durum vardır. Ancak depresyonda sürekli eksiyi yaşarsınız. Sizi boğan, sıkan, daraltan negatif bir duygu durum söz konusudur. Bazen ‘’Ah bir göğüs kafesim patlasa da rahatlasam’’ dersiniz. Normalde bir dakika bile yaşaması zor olan böyle olumsuz duyguların sürekli saatler boyu, günlerce, haftalarca hatta aylarca yaşanması, nerdeyse her alınan nefesin işkence haline gelmesi, tabloyu ne yazık ki intiharlara kadar götürebilir. Çünkü depresyon, sürekli yüksek fiziksel acı çekmekten çok daha öte bir şeydir. Olay bir nevi ruhun acı çekmesidir. Ama bu acı, fiziksel acılardan çok daha ağır bir tablodur. Çünkü fiziksel acılarda ağrının nerede olduğunu bilir oraya odaklanırsınız ancak ruhunuz acı çekiyorsa ne yapacağınızı bilemezsiniz. Sürekli bir iç sıkıntısının cenderesi altında kıvranır durursunuz. Uyuyup uyumadığınızı bile anlayamazsınız, hatta uyku bile ızdıraplıdır. Bazı kişiler, bu bunalım girdabında doğru dürüst uyku bile uyuyamazken bazı kişiler de yaşadıkları anormal sıkıntıdan bir nebze olsun uzaklaşabilmek için uyuyabildikleri kadar uyumaya çalışırlar. Uyku onlar için adeta bir kaçış yolu bir sığınaktır ki, çoğu zaman uykuda da kurtuluş yoktur, kabuslar, karabasanlar birbirini kovalar. Kişinin ruh halindeki bozulma fiziksel olarak da bazı yansımalar yapar. Aşırı kilo kaybı veya aşırı kilo alma, mide ve

bağırsak rahatsızlıkları görülebilir. Sürekli depresyonda olmak kalp hastalıkları, verem ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarına da davetiye çıkarır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyonun üzerinde insan depresyon yaşıyor. İş görememezlik sebepleri arasında depresyon listenin başında. Yılda 150 milyon kişi iş göremeyecek kadar ağır depresyon altında. Depresyon yaşayan kişilerin çok büyük bir çoğunluğunun herhangi bir tıbbi yardım almadığını gösteren araştırmalar da bulunmakta. Beyin ve vücut kimyasındaki değişimler depresyona neden olabilmektedir. Beyindeki dopamin, serotonin, endorfin ve noradrenalin gibi hormonların bozulması kişiye depresyona sokabilir. Ancak henüz daha bilmediğimiz birçok nörokimyasal mekanizma söz konusu olabilir. Amerika’da yapılan çeşitli araştırmalar, depresif bozukluk ile obezite arasında da bir ilişki olduğuna işaret ediyor. Depresyonun kendisi de obeziteye sebep olabileceği gibi, depresyon ilaçları da kilo artışı yapabilir. Ancak yıllardır depresyon tedavisi yapan bir hekim olarak kişisel gözlemim; kilo alımında asıl sorumlu olan faktörün ilaç kullanımı olduğu yönündedir. Mutluluk, mutsuzluk, depresyon gibi konularda herkesin söyleyecek sözleri ve tavsiyeleri mutlaka vardır. Kendini depresyonda hisseden hasta çeşitli


Güncel Tedavi

kişisel gelişim yöntemleri ve öğretilere ilgi geliştirebilir. Uzak Doğu öğretileri, meditasyonlar şüphesiz kişinin yaşama anlam verme çabasında değerli bilgiler verirler. Ancak depresyon yaşayan kişinin başvuracağı adres kişisel gelişim uzmanı değil, alanında uzman doktorlar olmalıdır. Depresyonu tetikleyebilecek dışsal faktörleri ve bedenimizin kimyasıyla ilgili unsurları daha önce sıraladık. Kişinin durumuna göre terapi, ilaçlar ve TMS gibi teknolojiler tedavide etkili olmaktadır. Depresyon yineleyebilen bir hastalıktır. Bu nedenle hasta öncelikle tedavisini yarıda bırakmamalı, doktorunun veya doktorlarının yönlendirmelerine uyum sağlamalıdır. Kişi, negatif ruh halinden dolayı, sizi sevmediğini söyleyebilir hatta nefret ettiğini ifade edebilir. Böyle konularda alınganlık yapılmaması çok önemli… Yaptığınız büyük fedakârlığın sadece karşınızdaki kişi değil aynı zamanda kendi aile düzeniniz için gerekli olduğunu lütfen aklınızdan çıkartmayın. Ve gerektiğinde kendiniz için de profesyonel destek almaktan çekinmeyin. Unutmayınız ki, depresyon ağırlaştığında yaşamı tehdit eden bir hastalıktır. TMS tedavisi Transkraniyal manyetik stimulasyon yani kısa adıyla TMS, manyetik uyarım üreten bir cihaz aracılığıyla beyin uyarımı yaparak duygu durumu düzelten bir tedavi şeklidir. Depresyonda ilaç tedavisi, şüphesiz en yaygın, en kolay ulaşılır bir tedavi pozisyonundadır. Ancak TMS tedavisi daha konforlu bir uygulamadır. İlaç tedavisinin düzeltemediği hastaların, TMS ile düzebilmeleri, TMS tedavilerinin daha etkin olduğunu göstermektedir. Bununla beraber TMS uygulamaları, ilaç tedavileri hatta psikoterapilerle birlikte de kullanılabilmektedir. Elbette ki ilaçlar, depresyonda çığır açan tedaviler olmuştur ve hala da dünya üzerinde milyonlarca hasta ilaçlarla düzeltilmeye çalışılmaktadır. Ancak şurası bir gerçek

116

Mayıs 2015

ki gelişen ilaç teknolojisine rağmen hala depresyondan çıkamayan ya da tam düzelmeyen yine çok sayıda hasta vardır. Üstelik TMS tedavisinde ilaç tedavilerinde gördüğümüz kilo alımı, sedasyon ve cinsel bozukluklar gibi yan etkiler görülmemektedir. En önemlisi, hamilelik ya da emzirme dönemlerinde ilaçlar sakıncalı iken TMS tedavileri güvenle kullanılabilmektedir. Depresyonda TMS, sol ön-alın (sol prefrontal korteks) bölgesine uygulanmaktadır. Bir çok bilimsel araştırma, TMS’nin duygu durum (mizaç) devrelerini kapsayan beyin bölgelerinin aktivitesini seçici olarak modüle ettiğini yani düzenlediğini göstermiştir. Ayrıca depresyonda rol oynayan limbik yapılar da prefrontal bölgeye uygulanan manyetik uyarılar ile düzene girdiği düşünülmektedir. TMS ile yapılan fonksiyonel görüntüleme çalışmalarında kortikal bölge yoluyla yapılan transsinaptik etkinin uzak beyin yapılarında bile aktivite artışına neden olduğunu gösterilmiştir. Gerek fizyolojik olsun gerekse psikolojik olsun tüm beyin hastalıklarının temelinde hücreden hücreye geçen ya da aynı

sinir aksonunda cereyan eden iletilerin (aksiyon potansiyellerinin) takılması ya da bozulması sonucunda ortaya çıkan nörotransmitter düzensizliği veya dengesizliği vardır. TMS tedavisinde manyetik alan beyine penetre olarak uygulama alanında yeni aksiyon potansiyelleri oluşturur. Aynı bir ses ekosu gibi nöron gövdelerinde yayılarak bir sinir hücresinden diğerine geçen manyetik uyarılar, aksayan ya da tıkanan sinir iletimini ve nörotransmitter salımını yeniden dengeye sokar. Böylece nöronal aktivite aynı bir bilgisayar resetlenmesi gibi tekrar sağlıklı düzene döner. TMS’nin depresyonda tedavi edici etkisi özetle bu mekanizma ile gerçekleşmektedir. Diğer taraftan yapılan bilimsel araştırmalar, tedaviye dirençli ağır depresyonlarda, TMS’nin elektroşok (EKT) tedavisi ile aynı düzeltici etkiler meydana getirdiğini göstermiştir. Bu nedenle oldukça agresif ve invaziv bir tedavi yöntemi olan EKT’nin depresyonda kullanımı giderek azalmakta bunun yerine TMS geçmektedir. Dolayısıyla EKT, sadece psikotik depresyonların bir kısmında tercih edilebilen bir konuma inmiştir.


Sektörel Toplantı

“Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Buluşması” Samsun Valisi İbrahim Şahin, “Samsun dünya medikal cerrahi alet ihracatı merkezlerinden...”

O

rta Karadeniz Ajansı(OKA) “Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Buluşması” Samsun’da yapıldı. Toplantıda konuşan OKA Yönetim Kurulu Üyesi ve Samsun Valisi İbrahim Şahin, Samsun’un dünya medikal cerrahi alet ihracatı merkezlerinden biri olduğunu belirtti. Şahin, “Medikal aletlerin dünyada 3 bölgede kümelendiğini söyleriz. Bunun bir tanesi Türkiye, Türkiye’de de Samsun. Samsun’da mutlaka medikal cerrahi aletleri ön plana çıkarmamız gerekiyor. Bu işi yaparken de üniversitedeki hocalarla iş birliği yapmamız lazım. Bu hocaların da cerrah olması ve sanayicilerle beraber çalışması gerekiyor. Türkiye’de ihracatta kilo başına ürettiğimiz para kilo başına 1 buçuk dolar. Hâlbuki bu medikal cerrahi aletlerde 300 dolar. Buraya bir ağırlık vermemiz lazım. 40 milyonluk Almanya’da her 4 kişiden biri medikal aletlerle temas halinde. Onun iÇin bu yaptığımız çalışma çok önemli. Çünkü teknolojik geliştirme bölgeleriyle ilgili bir şeyler yapacaksak işimiz çok kolay değil. Onun için bu tarz toplantıları daha çok yapmamız lazım” dedi. “Refah üretimden geçiyor” Daha iyi bir ülke ve çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için teknoloji kullanılarak üretimde bulunulması gerektiğini söyleyen OKA Yönetim Kurulu Üyesi ve Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz, “Bugün hakikaten teknolojinin üretilen mallar üzerindeki yoğunluğu dünyada bir üretimin mamul haline gelmesiyle ilgili süreçte yapılması gereken en önemli işlerden biri haline geldi; üretime dayalı ekonomilerde. Bir malın pazardaki fiyatı eskiden ulaşım giderleriyle ilgiliydi. Ama bugün dünyanın en uzak ülkelerinden biri olan Çin sizin burnunuzun dibindeki pazara ulaşım giderlerinin hepsini bir kenara atacak kadar teknolojinin yoğun bir ürününü getirip sizinle beraber rekabetçi olabiliyor. Böyle

118

Mayıs 2015

bir dünyada teknolojinin önemi daha iyi anlaşılıyor. Maalesef sanayicilerimiz henüz bu bilinçte değil. Bu bilinçle ise de bu işle alakalı takat ayarlama, Ar-Ge çalışmalarını buna yöneltme yönünde hala daha biraz karamsar ve yavaşlar. Samsun’da dünya pazarında kendini ispat etmiş birkaç firma var. Ama samimiyetle ifade ediyorum teknoloji ile ilgili rekabetçi olmaktan henüz uzaklar. Refah üretimden geçiyor. Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakmak için üretmek zorundayız. O zaman da teknolojiyi ve bu konuda yapılması gereken araştırmaları yapmamız gerekiyor. Samsun’da sanayi üretimi ülkemizin genelinde olan sanayi üretiminden oldukça az seviyede. Sanayideki üretim parametremizi yükseltmemiz için teknoloji işini yoğunlaştırarak oradaki daha yüksek ürünlere yönelik bir eylem planının içinde olmamız gerekiyor. Çaba gösteriyoruz ama bu çabalarımız bizi istediğimiz noktaya götürmez. Onun için başkalarını da takip edip onlardan daha fazla çaba göstermemiz gerekiyor. Onlarla yarışabilecek bir performansa çıkmamız gerekecek” diye konuştu. Etkinliğe, Türkiye’de bulunan Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Teknokent) yetkililerinin yanı sıra Bölge üniversitelerinden, kamu ve özel sektörden birçok temsilci katıldı. Etkinliğin açılış konuşmaları Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı Mevlut ÖZEN, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Ziya YILMAZ ve Samsun Valisi İbrahim ŞAHİN tarafından gerçekleştirildi. Ardından Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Zennube ALBAYRAK tarafından “Samsun Bilim Merkezi Projesi” sunumu gerçekleştirildi. Buluşma iki oturum halinde düzenlendi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Verimlilik Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Dilek BİRBİL’in oturum başkanlığını yaptığı ilk oturumda, ULUTEK Genel Müdürü Rıdvan ARSLAN, Yıldız Teknopark Genel Müdür Yardımcısı Remzi KOZAL, Teknopark İzmir

İnovasyon ve Kuluçka Merkezi Yöneticisi Aykut HOCAOĞLU, Bilkent Cyberpark Teknoloji Transfer Ofisi Yöneticisi Faruk İNALTEKİN, Gazi Teknopark İş Geliştirme Sorumlusu Furkan ÖZCAN sunumlarını gerçekleştirdi. TEPAV Biyoteknoloji Politikaları Merkezi Direktörü Selin ARSLANHAN MEMİŞ’in oturum başkanlığını yaptığı ikinci oturumda, Mersin Teknopark Genel Müdürü Özgür DURMAZ, TÜBİTAK MARTEK Genel Müdürü Orhan ÇÖMLEK, TÜBİTAK MARTEK Danışmanları Azize ŞAHİN ve Hakan KİTAPÇI; Erciyes Teknoloji Transfer Ofisi Üniversite-Sanayi İşbirliği Uzmanı Orbay Çağlayan ŞİMŞEK, Konya Teknokent Patent ve Ticarileştirme Yetkilisi Mehmet TANYER, Selçuk Teknoloji Transfer Ofisi Girişimcilik ve Şirketleşme Uzmanı Ufuk KORKMAZ ve Samsun Teknokent firması olan Pivot Bilgi Teknolojileri Kurucu Ortağı Onur BARAN sunumlarını gerçekleştirdi. Oturumlardan sonra katılımcılar, Samsun Teknopark’ı ziyaret ettiler. “Yenilik stratejisini belirleyen ilk ajanslardan biriyiz” OKA Genel Sekreteri Mevlüt Özen ise 2014 - 2018 yılları içerisinde yenilik stratejisini belirleyen ajanslardan biri olduklarını söyledi. Özen, “Önümüzdeki dönemde bu yenilik stratejisi çerçevesinde üniversite, iş geliştirme merkezleri ve Teknopark’larla çok yakından çalışmak istiyoruz. Bu kararlılığımızı gösteren en önemli olay da Çorum Teknoloji Bölgesi’nde güdümlü proje olarak Türkiye’de ilk defa bir teknoloji bölgesinin yüzde 75’inin inşaatını finanse ederek Hitit Üniversitesi ve Çorum OSB ile çok yakın çalıştık. Önümüzdeki dönemde bu teknoloji merkezlerinin birbirleriyle sinerji oluşturabilmelerine imkan sağlamak üzere böyle bir toplantıyı tertip ettik” şeklinde konuştu. Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Buluşması,


Sektörel Toplantı

toplantısı konuşmaların ardından ilk oturum Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı VGM Daire Başkanı Dilek Birbil’in ‘Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde Markalaşma’, ‘Uluslararası Faaliyetler’ ve ‘Girişimcilere Verilen Hizmetler’ sunumuyla devam etti. Program çeşitli üniversiteler ve teknoloji parklarından gelen yetkililerinin yaptığı sunumlar ile son buldu. Daha sonrasında OMÜ Yeşilyurt Demir Çelik Meslek Yüksekokulu’nda yapılan konferansa katılan Samsun Valisi İbrahim ŞAHİN orada da konuyla ilgili önemli bilgiler verdi. Samsun medikal cerrahi aletlerde 3. sırada Toplantının açılış konuşmasını yapan Samsun Valisi İbrahim ŞAHİN, ilk olarak Samsundaki Medikal cerrahi aletler konusunda ne yapılabileceğini, ikinci olarak ise ithalata karşı nasıl önlem alınabileceğinin üzerinde durdu. ŞAHİN, “Ülke olarak ithalata karşı biz alternatif ürünler geliştirip ithalatın önüne geçmeliyiz. Biz ne kadar ürün üretirsek üretelim hala yüzde 90’ını ithal ediyoruz. Bu alanda ciddi bir çalışmaya ihtiyacımız var. Dünyada 3 ülkede medical cerrahi aletlerde yoğunlaşma var. Bunlardan birincisi Almanya, ikincisi Pakistan, üçüncüsü ise Türkiye’dir. Bu anlamda Türkiye’de de Samsun ilimiz ön plana çıkıyor” dedi.

120

Mayıs 2015

Çin’de cezaevleri adeta üretim merkezleri gibi… ŞAHİN, “Özellikle Çin, İngiltere, ABD, Hindistan gibi ülkeler bizim ezberimizi bozuyor. Örneğin, Çin kopyacılıkla işe başladı. Başlangıçta daha sıradan, sade, kalitesiz mal üretiyorlarken şimdi ise elektronik sektörde ABD ile boy ölçüşecek duruma geldiler. Bu durumu sağlayan Çin cezaevinde kalan mahkumlara saat, oyuncak gibi aletler yaptırmaya başladı. Mahkumlara siz bin saat üretirseniz cezanızı 10 yıla indireceğiz diyerek cezaevlerini adeta üretim merkezlerine çevirdi. Bunların farkına varıp daha ciddi çalışmalar yapmamız gerekiyor” diye konuştu. Son olarak ŞAHİN, “Avrupa birliğinde son 3 yılda cerrahi aletlerle ilgili patent başvurusu yapan sayısı 12 bin 500’e yükseldi. Bu sektör ciddi anlamda yeni alet üretiyor ve bu patentler alındığı için biz yeni bir ürün üretsek bile patent almadığımız için piyasada yer almayacak ya da onlar üzerinden üretmek zorunda kalacağız. Biz kararlı istikrarlı, sabırla, sürdürülebilir ve inançlı bir şekilde ilerlersek başaracağımıza inanıyorum” dedi. MEDİKÜM Başkan Yrd. Turan ÖZFURAT ise yaptığı sunumda medikal sanayinin gelişmesi için kimlerle iş birliği yapılmasını, ülkelere göre medikal sanayi sektör pazarını, medikal

sanayi sektörünün temel beklentilerini, sorunlarını ve çözümlerini anlattı. OMÜ’den Sanayicilere açık destek OMÜ Rektör Yrd. Prof. Dr. Sevilhan MENNAN, “ Özellikle son yıllar içerisinde OMÜ, şehirdeki tüm kuruluşlarla, özellikle ticaretle uğraşan kendi mezunlarına hitap edebilecek ve aynı zamanda şehre de hizmet edebilecek kuruluşlarla işbirliğini arttırdı. Üniversitenin sanki dışarıdan ilk bakıldığında ana görevi eğitim ve öğretim gibi gözükse de bunun yanı sıra öğrencisine öğrendikleri teorik bilgileri, pratik alanda nasıl kullanabileceklerini göstermekte vardır. Mezunlarımızın kalitesi ne kadar yüksekse üniversitemiz o kadar markalaşmıştır. En güzel örneği de içinde bulunduğumuz Meslek Yüksekokulu’ dur. Çünkü bulunduğu alan bile tamamen sanayiyle iç içe. Son zamanlarda üniversitelerin hedefleri öğrencilerini aynı zamanda akademik bilgilerle donatırken sahada kullanabileceği bilgileri de verebilmektir. OMÜ olarak önemli hedeflerimizden biri de budur. Kısaca üniversite olarak yapabileceğimiz ne varsa her konuda yanınızdayız. Nerede olmamızı istiyorsanız üniversite olarak biz oradayız” dedi. Daha sonra toplantı karşılıklı sorunların paylaşılmasıyla sona erdi.


AKTÜEL

Ünye hastanesine kavuşuyor Yapımı uzun süredir devam eden ve tüm bölge halkı tarafından merakla beklenen 300 yataklı yeni Ünye Devlet Hastanesi ay sonunda hizmet vermeye başlıyor.

Ü

nye İlçesinde 2010 yılında inşaatına başlanan 300 yataklı yeni Ünye Devlet Hastanesi’nin inşaat çalışmaları yüklenici firmanın iflas etmesi nedeniyle durmuştu. Hastanenin kalan kısımlarının tamamlanması için geçtiğimiz şubat ayında yeniden ikmal ihalesi yapılmıştı. Hummalı bir çalışma sonucu inşaat faaliyetleri tamamlanma aşamasına gelen hastanede son rötuşlar yapılıyor. Yeni hastane inşaatında yaşanan problemler nedeniyle inşaat yıllardır tamamlanamamış, hastane personeli ve halk zaten yetersiz olan eski hastane binasını kullanmıştı. Yeni hastanenin yapımı gecikince eski hastane binasında bazı gerekli tadilatlar yapılarak, aksaklıklar düzeltilmeye çalışılsa da ihtiyaçlara cevap veremeyen eksik ve yetersiz eski bina nedeniyle geniş bir bölgeye hizmet veren devlet hastanesinden faydalanmak isteyenler zor durumda kalmıştı. Geçici kabul yapılıyor Yeni Ünye Devlet Hastanesinin geçici kabul işlemlerinin başlatılması için Ak

122

Mayıs 2015

Parti Ünye İlçe Başkanı Arif Ergün, Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Murat Küçükoğlu, Hastane Yöneticisi Uzm. Dr. Güray Yılmaz ve TOKİ yetkilileri bir araya gelerek hastane inşaatında incelemelerde bulundular. Karayolları Bölge Müdürlüğü yetkilileri hastanenin giriş ve çıkışında gerekli sinyalizasyon ve diğer düzenlemeler için çalışma başlattılar. Başhekimi yılbaşında atanan hastane için gerekli planlama ve organizasyon çalışmaları beş aydır yapılıyordu. 17 tır malzeme alındı Ünye Devlet Hastanesinde yapılan çalışmalarla ilgili Genel Sekreter Küçükoğlu’ndan bilgi alan AK Parti Ünye İlçe Başkanı Arif Ergün, inşaatın geçici kabul işlemlerini başlattıklarını, hastanenin iç tefrişatı için 17 TIR malzemenin alındığını ve birkaç gün içerisinde sevkiyatların başlayacağını belirtti. Ergün, hastanenin önünden geçen karayolundaki sinyalizasyon ve hız kesme çalışmalarının gecikmeden başlatılacağını da

belirterek, “Vatandaşlarımız bu hastanemizin hizmet vermesini sabırsızlıkla bekliyor. İnşallah mayıs ayının son haftası bu hastanemizde poliklinik hizmeti vermeye başlayacağız. İnşallah yarınlar bizim için bu günden daha iyi olacak” dedi. Hastanenin özellikleri Bölge tipi olarak adlandırılan yeni Ünye Devlet Hastanesi 37 bin m² net arsa ve 10 bin m² temel üzerine oturuyor. Toplam kapalı alanı 58 bin m² olan hastane otoparklarla birlikte toplam 62 bin m² kapalı alana sahip. Normal standartlarda 300 yatak kapasitesine sahip olan hastane ilavesiyle birlikte 380 yatak sayısına ulaşıyor. Hastanede 43 yataklık yoğun bakım 2. ve 3. Basamak üniteleri, bir adet doğum salonu, ikisi kalp damar cerrahisi, ortopedi ve beyin cerrahisi özellikli, 12 standart ameliyathane salonu olarak hizmet verecek olan toplam 14 ameliyathane mevcut. İki Anjio, bir adet DSA odası, 22 yataklı diyaliz salonundan oluşan yaklaşık 3 bin m² acil alanıyla hizmet verecek olan hastanenin ayrıca 500 araçlık otoparkı var.


Bilimsel Yatırım

Bu merkez beynin şifrelerini çözecek Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atalar, üniversite bünyesinde, beynin çalışma sisteminin sırlarının keşfedileceği ‘’Beyin Araştırma Merkezi” kurulacağını bildirdi. sağlayacağını vurguladı. ‘’Tüm araştırmacılara açık olacak’’ Merkezin, tüm üniversite araştırmacılarına açık olacağını bildiren Atalar, “Bu özelliğiyle ulusal bir merkez gibi çalışacak. Merkezde, Türkiye ve dünyadan seçilmiş araştırmacılar görev yapacak. Araştırmacılarımız, beynin fiziksel özelliklerini MR cihazlarıyla görüntüleyip beynin nasıl çalıştığını bulma üzerine yoğunlaşacak. Dünyada, beyin araştırmaları üzerine çalışan çok sayıda bilim insanı bulunuyor. Biz de onlarla yarışacağız ve bu alanda ilk olan araştırmaları yapmaya çalışacağız” diye konuştu. Hedef; Nobel Ödülü Prof. Dr. Atalar, bir anda “Tamam beyni çözdüm” demenin zorluğuna işaret ederek, “Bilim insanları, keşfedilen konuların üstüne bir taş koyuyor. Bilim zaten böyle ilerler. Sonra birdenbire ‘ha tamam’ dedirtecek bir noktaya gelinir. En önemli noktayı kim bulduysa ondan Nobel Ödülü çıkacaktır. Nobel çok büyük bir hedef. Beynin sırlarını çözmeleri için sadece Türkiye’nin değil, dünyanın en iyi beyinlerini bir araya getireceğiz” ifadesini kullandı.

T

ıp, mühendislik, fizik, moleküler biyoloji ve psikoloji gibi alanlarda çalışma yürüten yerli ve yabancı bilim insanlarının görev yapacağı merkezde, özellikle beynin öğrenme yeteneği üzerinde araştırmalar yapılması, elde edilen sonuçların bilimsel alanda yeni buluşlara zemin hazırlaması bekleniyor. Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar yaptığı açıklamada temeli Bilkent Cyberpark’ta düzenlenen törenle atılan Beyin Araştırma Merkezine mali destek sağlayan hayırsever iş kadını Aysel 124

Mayıs 2015

Sabuncu’nun adının verileceğini bildirdi. Aysel Sabuncu Beyin Araştırmaları Merkezine, üniversite bünyesindeki Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezinin (UMRAM) katkı vereceğini belirten Atalar, “Merkezde, mühendislik, fizik, moleküler biyoloji, kimya ve psikoloji bölümünden bilim insanları, beynin nasıl çalıştığı üzerine araştırmalar yapacak” dedi. Prof. Dr. Atalar, beynin çalışma sistematiğinin şifrelerini bu yüzyılda çözmeyi beklediklerini, merkezin dünya genelinde yürütülen beyin araştırmalarına büyük katkı

‘’Eğitime katkı sağlanacak’’ Merkezde yapılacak beyin araştırmalarının, eğitim sistemine çok büyük katkıları olacağını kaydeden Atalar, “Biz beynin nasıl çalıştığının, nasıl öğrendiğinin sırlarını öğrenirsek, ‘çocukların şu şekilde öğrenmelerini sağlamalıyız’ diyebiliriz. Bu sebeple bu yüzyıl içinde özellikle beyin araştırmalarının sonunda elde edilecek verilerle öğrenmenin şeklinde bir değişiklik olmasını bekliyorum. Tabi bu çalışmaların, dil öğrenimine katkı sağlayacağından da kuşku yok” değerlendirmesini yaptı.


Teknolojik Etkinlik

IORT Sempozyumu Kanser Tedavisinde İntraoperatif Radyoterapi (IORT) Sempozyumu 6 Haziran 2015 tarihinde webcast üzerinden canlı olarak gerçekleştirilecek.

S

empozyum Türkiye’den ve dünyanın birçok yerinden gelen katılımcıların eşliğinde, webcast konseptiyle dünyanın her yerinden canlı olarak izlenebilecek. Liv Hospital ve dünyaca ünlü kanser merkezi Memorial Sloan Cancer Center (MSKCC) çağımızın hastalığı kanserle ilgili ortaklaşa düzenlenecek sempozyum ile dördüncü kez işbirliği yapacaklar. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu ev sahipliği yapacağı sempozyumda dünyaca ünlü kanser merkezi MSKCC’den Prof. Dr. Kaled M. Alektiar ve Prof. Dr. Philip Patty de konuşmacı olarak katılacak. Liv Hospital’da yapılacak sempozyum saat 8:45’ten 18:00’e kadar devam edecek. Dünyadan hekimler ve sağlık çalışanlarının katılımı ile simültane İngilizce tercüme eşliğinde yapılacak canlı yayın, hastane, ev ve akıllı telefon teknolojisiyle rahatlıkla izlenebilecek. Yayın sırasında katılımcılar merak ettikleri soruların cevaplarını da alabilecek. Özellikle nüks sindirim

126

Mayıs 2015

sistemi kanserlerinde, cerrahi sırasında gerçekleştirilen tek doz radyo terapi uygulaması (IORT) teknolojisi hakkında A’dan Z’ye tüm detayların masaya yatırılacağı sempozyumda, canlı yayını gün boyunca www.livcancercenter.com adresinden takip edebilirsiniz.

Ayrıca 5 Haziran Cuma günü halkın katılacağı, halk gününde sindirim sistemleri kanserlerinde IORT uygulamasına ilişkin sorular hekimler tarafından cevaplandırılacak.


6.Uluslararası Teknik Tekstiller ve Nonwoven Fuar› 6 thInternational Technical Textile & Nonwoven Trade Fair

11 -13 Eylül 2015 11 -13 September 2015 TÜYAP FAIR CONVENTION AND CONGRESS CENTER BEYLİKDÜZÜ / İSTANBUL

al

www.hightex2015.com

Teknik Yakuplu Merkez Mah. Osmanlı Caddesi Güney Konakları B-Blok No:1 Kat 3 D.6 34524 Beylikdüzü - İSTANBUL Tel.: +90 212 876 75 06 Fax: +90 212 876 06 81 www.teknikfuarcilik.com e-mail: info@teknikfuarcilik.com

“Bu Fuar 5174 sayılı Kanun gereğince TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) denetiminde düzenlenmektedir”.

“This Fair is organized with the audit of TOBB (The Union of Chambers and Commodity Exchanges of Turkey) in accordance with the Law No.5174”


Hayatını yaşa! Hassas mesaneler için özel olarak geliştirilmiş süper emici Selpak Mesane Pedi. İdrar kaçırma durumunda konforlu yapısıyla her an yanınızda.

Dışarıdan Belli Olmaz Cilde Dost

Ultra Emici Kokuyu Hapseder

Profile for medikal teknik

Medikal Teknik Mayıs'15  

medikal-mayis15

Medikal Teknik Mayıs'15  

medikal-mayis15

Advertisement