Page 1


başlarken Yazıyı icat ettiğimiz günden bugüne daha iyi anlaşıyor,

Dergiyi hazırlama sürecinde bu yazıları yazarken kimi-

fikirlerimizi kayıt altına alarak geleceğe daha uzun

leri umutlarını, kimileri hayallerini, kimileri ise sevgisini

nidalarla sesleniyoruz. Duyulmak varken sesi kısılan,

geleceğe taşıma şansı buldu. Anlatmanın zaruretini bir

söylemek varken yutulmaya mahkûm olan zihinlere inat

daha hissetti. Derginin çıkarılması sürecini üstlenen

yazmak Türkçe ile düşünen Türkçe ile dünyasını inşa

bizler ise her adımda birlikte ve omuz omuza hareket

eden, Türkçenin kodları ile kâinatı anlamlandıran herkes

etmenin ehemmiyetini gördük. Bilhassa yazmanın ve

için bugün çok daha ciddi bir problem.

kendini ifade etmenin ne kadar mühim olduğunu idrak ettik.

Fikirler insanlardan parçalar taşır. İnsanlarla birlikte onların hatırlaması ve değer vermesi ile hayatta kalırlar.

Süreçte bizlere desteğini hiçbir zaman esirgemeyen

Hayal eden her insan aslında her adımda dönüşen ve

kıymetli hocalarımız Prof. Dr. Ali Fuat ARICI’ya; mane-

kendi kendine gelişen fikirler yumağının içinde ken-

vi destekleri ile bizlere ilham veren Doç. Dr. Bayram

disini bulur. Yine de konuşulmadıkça, söylenmedikçe,

BAŞ’a, Doç. Dr. Muhammed Eyyüp SALLABAŞ’a ve

yazılmadıkça bu fikirlerin de daha yaşamadan öldüğünü

Yrd. Doç. Dr. Talat AYTAN’a; bizleri röportaj için kabul

görmek ise acı bir tablo gibi.

eden sevgili hocamız Gülten DAYIOĞLU’na ve Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan KAÇALİN’e çok

Dünyamız giderek değişiyor. Bugün uzayı ve icatları

teşekkür ederiz.

daha fazla konuşur bir hâldeyiz. Yeniye gitmenin yolu her zaman zihnimizdekilerle üretmekten geçiyor. Bu

Son olarak dergimizin ikinci sayısındaki her bir satırında

sebeple sadece üniversitede değil, fiziki becerilerin

emeği olan ve günün ilk ışığında varlıklarıyla daha fazla

geliştiği küçük yaşlardan itibaren insanların yazdığı,

çalışmak için bana güç veren kıymetli talebelerime

ürettiği, anlattığı bir dünyaya ihtiyacımız var. Sanırım

ve onların öncülüğünde kurulan Dil Atölyesi Kulübüne

bu okyanusta Yıldız dergisinin çorbadaki tuzu da bu

teşekkür ediyorum.

olacaktır. Talha Göktentürk (Dil Atölyesi Kulübü Başkanı)


4

İMTİHANIN MİTOLOJİSİ VE BİR TUTAM TEBESSÜM Yrd. Doç. Dr. Talat AYTAN

KIrIk Kalpler DurağI ve Gülüşün Mahmut Külyutmaz

İlimde Bir Meşale: Mustafa S. Kaçalin Selçuk Emre ERGÜT-Ayşenur KESKİN

Sevgisiz IssIzlarda Fatmanur AYDOS

Tolkien’in Hayal DünyasInda Diller Arş. Gör. Talha GÖKTENTÜRK

DünyayIKeşfe Bir BaşlangIç: Work And Travel

İmtiyaz Sahibi Yıldız Teknik Üniversitesi Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı adına Prof.Dr. Ali Fuat ARICI Genel Yayın Yönetmeni Arş. Gör. Talha GÖKTENTÜRK

Ece KILINÇ

Agtaş

Betül HOROZOĞLU

ÇağImIzIn Eseri: Ümit DünyasI Onur DOĞAN

SancI

Tahsin YILMAZ

Gülten DayIoğlu RöportajI: “Çocuklar İçin Yazmak KIldan İnce, KIlIçtan Keskin Bir Yolda Yürümektir.” Merve Nur GÜNGÖR-Nur İpek TOPRAK

An’dan

Yrd. Doç. Dr. Talat AYTAN

an’dan Elif KILIÇ

Unutmak Nisa BİLGİLİ

Sendeki Ayna Mehmet ADSAN

Zeus’un Dahi ÂşIk Olduğu Şehir: Bünyamin ŞAHİN

Kozmik Bir DurağanlIk Üzerine Gülsüm SEZGİN

Gece Yolculuğu Okan ÖZTÜRK

Garibin SIzIsI Furkan PEHLİVAN

Ben Bilmem Enes AK

Mimari Değerler Enes BİÇİCİ

Atölye TanItIm YazIsI ve Öğrenci Görüşleri

Editör Selçuk Emre ERGÜT Yazı İşleri Sorumlusu Elif KILIÇ Akademik Danışma Kurulu Doç. Dr. Bayram BAŞ Doç. Dr. Muhammed Eyyüp SALLABAŞ Yrd. Doç. Dr. Talat AYTAN Arş. Gör. Emre YAZICI Reklam ve Halkla İlişkiler Beril AKDENİZ Kübra AKTAŞ Yayın Kurulu Ece KILINÇ Ayşenur KESKİN Merve GÜNGÖR Nurcihan KABACI Nur İpek TOPRAK Muhammed Ali BAYDEMİR Damla ATLI Tasarım Tolga EREL


Yrd. Doç. Dr. Talat Aytan

İMTİHANIN MİTOLOJİSİ VE BİR TUTAM TEBESSÜM Yıl 1998. Kâzım Karabekir Eğitim Fa-

etme imkânım da yok. Birkaç dakika

tahammül mülkünü kırabilecek bu

kültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü

düşündüm ne yapabilirim diye,

latife karşısında son derece bilgece

ikinci sınıf talebesiyim. Vize haf-

bütün cesaretimi toparlayarak ama

bir tavır ile tebessüm etti. O anda

tası… Erzurum mukassi bir sabaha

mütereddit adımlarla Lütfi Hoca’nın

Naim Hoca’nın “Kerata kerata; ama

gözlerini açmış, Kongre Caddesi’n-

odasına yürüdüm, samimi bir hür-

espri de güzel” dercesine tecessüm

deki fakirhanemizden Yoncalık’a git-

met edası takınıp hocaya durumu

etmiş hâlini Lütfi Hoca’nın yüzünde

mek üzere yola koyuluyorum. Lütfi

izah etmeye çalıştım, biraz zor oldu

müşahede ettim. Bir terk-i edepse

Hoca’nın Mitoloji vizesi var, ben

ama hoca beni odasında sınav yap-

bu latife, yirmi yılın üzerinden ho-

vizenin saat onda olduğunu bilme-

maya ikna oldu. Mesut mesrur ve

camdan helallik dilerim.

nin rahatlığıyla yaya olarak başla-

Lütfi Hoca’ya minnettarlık hisleriyle

dığım yolculuğa otobüsle devam

sınav kâğıdını doldurmaya başladım

Lütfi Hoca’dan elbette çok şeyler

ediyorum. İnsanların yüzlerinde “her

ve bir saat içinde üç teksir kâğıdı o

öğrendik. Hafızamı zorladığımda ilk

gün aynı kalafat yerine çekilmenin

hengâmenin yaşattığı şoka rağmen

kalemde “dal” kelimesinin Erzurum

nefreti”ni görüyorum. Aklımda Türk

tastamam hocanın masasındaki

ağzında “sırt, arka” anlamına gel-

destanları, İran destanları… Tam

yerini buldu.

mesini, Erzurum yöresinde kediye

ineceğim durağa gelirken sınıfın

“pisik” denmesini, “Evin küçüğünün

kahir ekseriyetinin bir gaileyi baştan

Lütfi Hoca, Mitoloji derslerinde

evin danası olmasını”, Bayburtlular

savmanın verdiği tatmin duygusuyla

özellikle Türk destanlarındaki motif-

ile Kalalılar arasındaki ezeli rekabe-

okuldan çıktığını görüyorum. Kalp

lere vurgu yapardı: ağaç, ışık, rüya,

ti, gözlemde bulunmak için Türki-

atışlarım hızlanıyor, ellerim titri-

sayı vs. Öte yandan Van Yüzüncü

ye’ye gelen bir müsteşrikin sabah

yor, boğazım kuruyor. Ya “Tarifsiz

Yıl Üniversitesinin kuruluş yıllarının

namazında uyumasından dolayı

kederler içindeyim” ya da ”Şenlik

sancılı dönemlerindeki hasbi ve

Müslümanların günde dört defa na-

dağıldı bir acı yel kaldı bahçede

fedakâr çalışmalarından da bahse-

maz kıldığını günlüğüne yazmasını

yalnız.”. Sınıf arkadaşlarım müs-

derdi. Yine aynı konuya temas ettiği

sayabilirim.

tehzi bir tavırla bakıyor bana, treni

bir sırada muzipliğim tuttu, serde

kaçırmış olmanın hüznünü yüzümde

talebelik var, sadece yanımdaki

Üzerimdeki emeklerinden mütevellit

bir tokat gibi hissediyorum. Meğer-

yöremdeki arkadaşların duyabilece-

Lütfi Hocamın ellerinden kemal-i

se sınav dokuzdaymış. Bölümde

ği bir ses tonu ile “fedakârlık motifi”

hürmet ile öper, kendisine sıhhat ve

derece yapmaya çalışan hırslı değil

dedim. Duyan arkadaşlardan gü-

afiyet dolu velut bir tekaüt dönemi

belki de azimli bir talebeyim. Tek

lümseyenler hatta kahkaha atanlar

dilerim.

vize yapıldığı için o dönemde, telafi

oldu. Hâliyle Lütfi Hoca da belki de

4 | AYYILDIZ


KIRIK KALPLER DURAĞI VE GÜLÜŞÜN Mahmut Külyutmaz

Sahil boyunca kıyılar, kuşlar, atılmamış tebrik kartları, Seni görünce, bir hasta doğrulup yatağından İlk kez sevinçle suyunu yudumluyor, Neler var bilmiyorum gülüşünün değdiği yerlerde… Ne tuhaf, çok garip… Ayrılığın bile adı oluyor. Ay ışığında salıncaklar, yanarak düşen yıldızlar Saklı gülüşünde… Sonra duraktaki bir kimsesiz yahut gezgin, Tenha kasabalarda gün batımlarına doğru Bir otobüse binip, çok uzaklara gitmemi söylüyor… Neler var bilmiyorum gülüşünün değdiği yerlerde, Açık bir müsvedde, ürpererek Uzaklaşmam gerektiğini söylüyor, Kırık kalpler durağındayız neticede.

AYYILDIZ | 5


Selçuk Emre Ergüt ve Ayşenur Keskin

İLIMDE BIR MEŞALE:

MUSTAFA SINAN KAÇALIN Dilimize Abuşka, Zemahşerî’nin Mukaddimetü ’l-Edeb’i, Çinggis Kağan Tarihi gibi isimli eser üzerine yaptığı çalışmalarla birçok katkı sağlayan ve hâlihazırda Türk Dil Kurumu Başkanlığı yapmakta olan Prof. Dr. Mustafa S. KAÇALİN Hoca’mızın öncelikle doktora dersine katılma fırsatı bulduk ve daha sonrasında çok kıymetli bir röportaj gerçekleştirdik. İlmî anlamda birçok şey öğreneceğimiz hocamızdan, bu röportajımızda birçok hususta görüş aldık. Dergimizin değerli okuyucularının da bu meşaleden bir nebze aydınlanmış olacağı ümidiyle.

6 | AYYILDIZ

Hocam öncelikle röportaj

diye sormuştum ki 1972’de basılmış.

isteğimizi kırmadığınız ve bizi

Bir veya ikinci sınıfta kelimelere

misafir ettiğiniz çok teşekkür

ilgi duymuşum. Bu ilgi cehaleti-

ederiz. Sizinle röportaj yap-

mi törpülemek ve “Ne demek?”

maktan mutluluk duymaktayız.

sorusuna cevap vermek içindi. Bir

Arzu ederseniz ilk sorumuzla

gün derste hoca “Huri nedir?” diye

başlayalım. Sözlük sahasında

sormuştu; yani bir arkadaş bir metin

çalışmaya ne zaman ve nasıl

okuyordu, huri nedir bilemedi.

karar verdiniz? Bu sahada çalış-

Bana “Huri nedir?” dedi. Gözünün

mak isteyen bizim gibi öğrenci-

beyazı siyahından daha çok olan

lere neleri tavsiye edersiniz?

falan diye huri kelimesini anlatmaya

Bunun bir zamanı yok, olabilirdi

çalışırken hoca böyle şaşkın “Huri

belki. Sözlük çalışma gibi bir şey de

nedir?” dedi. Ben de “Cennet kızı.”

başlamadı. Öyle diyelim. Kendimi

dedim. Hoca “Ben de onu sordum.”

yetiştirmek ve kendi bilmediklerime

dedi. Ben üniversitede hurinin bir

cevap vermek için “O ne demek?”

soru olabileceğini düşünememiştim.

sorusuyla farkına varmadan baş-

Huriyi herkes biliyor. Üniversitede

lamış oldu. Fakülte öğrencisiyken;

huri kelimesi soruluyorsa bunu “Ne

yani ikinci üçüncü sınıf öğrenci-

demek?”, “Havra beyazlıkla ilgili,

siyken başlamış oldu. Şunu hatır-

havari kelimeleriyle belki bir mü-

lıyorum. Ben bir hocama “işkil”

nasebeti vardı yoktu…” üniversite

kelimesini sormuştum. Belki sorma-

hocası üniversitede böyle soru

malıydım, bulunabilirdi. Bir hocama

sorar hesabıyla cevap vermeye

veya aynı hocama “Türkçenin sona

kalkışmıştım. Hata etmişim. Böyle

göre düzenlenmiş sözlüğü var mı?”

başladı, sonra da çalıştıkça bazı


bize tavsiye edilemeyen, edilmeyen, küçük görülen sözlüklere meylettim. Her sözlük, bilgiyi taşıyan, değeri taşıyan her sözlük bir değerdir diye hiçbir ayrım yapmadan sözlüklerle ufak tefek ilgilenmeye başladım. Mesele sözlükle ilgilenmek değil de kelimeyi anlamakla, kelimeyle ilgilenmek gibi kendim için anlasam daha hoş olur. Ya hâlâ bir sözlüğüm bir sözlük çalışmam falan yok A’dan Z’ye. Belki var ben farkında değilim; ama kendimin düşüncesinde bir sözlük çalışmam olmadı. Bu arada fakültede zihnime bunun takıldığı yıldan on sene sonra “Bir sözlüğü

re bakıldığında Osmanlı Türk-

Staingass Farsça sözlüğü yazdı ve

A’dan Z’ye okumak lazım.” dedim.

çesinin en şümullü lügatini Sir

bunların hepsi İngiliz dilinde ve hep-

Hâlâ daha bir sözlüğü A’dan Z’ye bi-

James William Redhouse, Türk-

si zirve. O yıllarda Türkiye belki beş

tirdiğimi sanmıyorum; ama okudum,

çenin etimolojisi hususunda

katlı ev yaparken New York’ta ve

vaktim olsa okuyacak çok şeylerim

Sir Gerard Clauson, Farsçada

Şanghay’da yüksek gökdelenler, de-

var. Öyle bazı sorular oluyor “En

Francis Joseph Staingass gibi

nizin altından tüneller yapılıyordu.

son okuduğunuz roman, en son oku-

isimlerin sözlükçülük sahasında

İşin bir bu tarafı var. İkinci pencere-

duğunuz kitap nedir?”. Ben buna

ön plana çıktığı görülmekte.

si bir dilin sözlüğünün kaynağı o dili

hiç cevap veremem. Her zaman bir

Bu açıdan baktığımızda sözlük-

konuşanlar olursa da o dilin sözlü-

şey okuyoruz ve daima düzeltmekle

çülük alanında oryantalistlerin

ğünü yapanlar o dili konuşmayanlar

ilgili problemli şeyler okuyoruz. Ke-

hâkim olduğunu ve Türk âlim-

olur. Her kelimeye eşit bakıyor, her

yifle düzgün bir şey okuyamıyoruz;

lerin geri kaldığını söylemek

kelime onun merak alanına giriyor,

yani bir musikici kendisini musikiye

mümkün müdür?

her kelimeye cesur. Dolayısıyla

hazırlıyor, programa hazırlıyor, belki

Söylemek mümkün değil. Türkler

yabancılar sözlüğü daha iyi yapar-

on saat çalışıyor günde; ama ağız

bir şeyde geride kalmışsa hepsin-

lar. Nitekim Türkler de Arap sözlüğü

tadıyla düzgün bir musiki dinleyemi-

de geride kalmıştır. Türklerden de

yazdı. İbn Melek, Cevherî Arapçada

yor. Başkalarına düzgün musiki din-

çok akıllı adamlar çıktı. Bu akıllılık

sözlük yazdı. Mesela Hamit Atalay

letmek için acayip seslerle veyahut

Batı’ya takaddüm etti. Örneksiz

diye bir hocamız İngilizcede çok

bir parçayı bıktırıcı bir şekilde belki

ilk şeyleri de yaptılar. Bunun iki

güzel bir sözlük yazdı. Bir de böyle

yirminci kere tekrar ediyor. Musiki

kapısı var. Bir tanesi her dilin her

var. Yabancı dilde sözlük yazma

zevki örseleniyor, bir zevk alamıyor;

milletin yükselişi düşüşü var. Başka

dikkati farklıdır. Onun dışında belki

ama zevk alacaklara zevkli bir an

bir millet; yani İngilizler bir yükseliş

ileride yeri geldikçe cevaplayaca-

yaşatabiliyor. Benim sözlükle uğraş-

içerisine girmişlerse ve bütün tanı-

ğız. Başka bir şeyler daha aklıma

mam veya kitap okumam da böyle.

şacakları, işgal edecekleri, ticaret

geldi; ama sormadan kendi kendi-

“Zevk alarak bir kitabı okuyabildim.”

yapacakları dilleri tanıyorlarsa ken-

me sorup cevaplamış olmayayım.

demek çok zor. Böyle cevaplamış

dileri onların sözlüğünü yazmışlar.

olayım eğer cevaplamak olduysa.

Bu dillerden bir tanesi de Türkçe.

Türk Dil Kurumu’nun etimolojik

O yıllarda Lane Arapça sözlüğü

sözlük faaliyetleri basında du-

yazdı, Giles Çince sözlüğü yazdı,

yuruldu. Sözlüğün hazırlanması

Hocam, diğer taraftan literatü-

AYYILDIZ | 7


sürecinde son durum nedir?

ziyarete gelmek istiyorum.”. Mesela

Öğrencilerimiz okuduğunu an-

Başladıktan sonra son durum rahat

komalar arasında 24 tane ses var,

lama konusundaki imtihanlarda

da tabii bazı şeyler, para harcaya-

piyanoda tabii yarım ses, tam ses

(PISA gibi) başarısız oluyorlar.

bilmek kararlara bağlı. Toplantılar

şimdi bunların hepsi bitmiş sadece

Bunun sebepleri neler olabilir?

yapıyoruz. Bir bilgisayar programı

gürültü çıkıyor. Bunlar eğitimle ilgili;

Okuduğunu anlamak… Burada iki

alıp onu yaptırma noktasındayız.

yani bir şeyi konuşup hepsinin so-

şey birbirine karışmamalı. Fehmet-

O programı yaptırmamız bir iki ay

nunda eğitim demek istemem. Biz

mekle idrak etmek ayrı şey. Sizin

sürer. Program yapıldıktan sonra

bildiğimizi anlatamıyoruz. Ben baş-

söylediğiniz fehmetmek; yani duy-

sözlüğün her şeyi tamam çalışmaya

ka penceresinden bakıyorum. Bildi-

duğu, aklında tuttuğu. Annesinin

başlayacağız, hatta biz azar azar

ğimi anlatamıyorum. Onu anlatma,

çocuğunu anlaması gibi, çocuğun

yazıyoruz; fakat bilgisayar programı

ondan soru çıkmıyor; hâlbuki eğitim

kulağı kaşındığında uykusunun gel-

ihalesine girip, programı deneyip

derdinden yananlar veya eğitim şart

diğini anlaması gibi. Fehmetmek;

internet üzerinden çalışabileceği-

diyenlerin dediği şu: “Birileri bunları

yani fehmedemiyorsan vehmediyor-

miz bir düzeni oluşturacağız. Bu

eğitmiyor.”. Benim öyle bir derdim

sun, tahmin ediyorsun. Bir de idrak

merhaledeyiz.

yok. Ben “Beni eğit.” diye gelene

var. Üst seviyede anlamak; yani

anlatamamaktan dertliyim; hâlbuki

deriliğine inmek. Fehmetmek basit

Hocam kelimeler algıları be-

öbürleri kendisine anlatılamamak-

bir şeydir; yani işitiyorsa zekâsı da

lirliyor mu? Örneğin eskiden

tan dertli. Ya program anlattırmıyor

80 civarındaysa anlar. Anlamıyorsa

şifahane dediğimiz mekânlara

ya hocası cahil anlatmıyor. Benim

orada bir anlama sıkıntısı çekiyorsa

bugün hastahane diyoruz. Bu

ifakat ile sıhhat arasındaki farkı,

metinde veya konuşanda bir prob-

tip bir örnekten yola çıktığımız-

sual ile istimtak arasındaki farkı

lem var demektir. Onun anlayacağı

da dünden bugüne algılarımız-

anlatacağım bir ders programı yok

bileceği bir şekilde soramıyorsun

da sizce neler değişti?

Türkiye’de. Beni “Şunları şunla-

demektir. Bir de merakı yok olabilir.

Bunu konuşana sormak lazım. Ayrın-

rı anlat, onlara karışma, ondan

Hiç acıkmamış bir adama yemek

tılar gitti. Nasreddin Hoca’nın “Ben

soru sorma, ondan soru çıkmaz…”

yedirmek gibi. Önce merak ola-

sazın çalacak yerini buldum.” deyip

gibi ifadelerle sınırlıyorlar. Benim

cak. Dişçiye gittiğin zaman çürük

hep aynı teli çalmasında “Öbürleri

sıkıntım bu. Bunun çözümü beni

dişi doldurmuyor ki… Çürük dişi

bulamadılar, arıyorlar.” demesine

ilgilendirmez. Kimin ihtiyacı varsa

bir oyuyor, temizliyor ondan sonra

benziyor. Bimarhaneyi, tımarhaneyi,

çözümünü bulur.

dolduruyor. “Ben zaten doldura-

şifahaneyi, hastahaneyi birleştirip hastane, o da yetmezmiş gibi hospital diyene sormak lazım veya böyle dedirtene sormak lazım. Tabii bu birbirini tetikliyor. Düşünüyorsunuz diliniz gelişiyor, diliniz gelişince de iyi düşünüyorsunuz. Hastane kavramı gibi nezaket, iffet, ırz, namus, ismet gibi bir şey yok. Şimdi namuslu namussuz var. İffeti bilmiyor, dolayısıyla bunun fiziki karşılıkları da yok oluyor. Mesela iyileşti, hastalandı var, ifakat bulmak diye bir şey yok. Belki siz de ilk kez duyuyorsunuz. “İfakat bulunca sizi 8 | AYYILDIZ


caktım neden içini boşaltıyorsun?”

oğlum oldun.” der, bitti. Olmadı

olmak istemediğini biliyoruz; ama

demiyoruz. Adama önce merak

bir daha. “Bundan bir şey olmaz,

herkes üniversite bitirmek istiyor,

uyandıracaksın, ihtiyaç uyandıra-

bundan ancak bulaşıkçı olabilir.”

herkes üniversiteyi bitiyor; ama bir

caksın, ondan sonra “Ben bunu

diyebilir; fakat biz öğrenciye böyle

ağaç kesmesini bilen adam yoktur.

öğrenmeliyim.” diyecek. Adamın

bir şey diyemeyiz ki… Ne şizofrenik

Birincisine gelirsek, “Anlamıyoruz.”

öyle bir merakı yok. “Yüz.” diyorsun,

öğrenciler mezun oldu. “Bundan

diyemeyiz. İnsanlarımız akıllılar ve

“Ne gerek var?” diyor, “Yabancı dil

öğrenci olmaz.” diyorduk. “Öyle

aptal da değiller. Merak ettirici ve

öğren.” diyorsun, “Ne gerek var?”

bir şey diyemezsin, insan haklarına

ciddi bir takdim yoksa onu niye din-

diyor. Buna bir şey öğretemezsin

aykırı.” diyor. Sonra bir bakıyorsun

lesin. Kendisinin merak etmesi ayrı,

ki… Mesela Türkiye genelinin hepsi

bir parkta öğrenci intihar etmiş. “O

merak ettirmek ayrı. “Aman ben

flüt çalıyor mu? Türkiye genelinin

zaman tamam, mesele yok.”; ama

bunu kaçırmayayım, bundan çok

hepsi flüt çalmıyorsa Türkiye geneli-

öbür türlü “Ya bu birisini öldürür,

şey öğrenirim.” dedirtmiyorsa akıllı

nin hepsi üniversite okumamalı. Ya

intihar eder.” diyorsun. “Ona sen ka-

adam da o fasarya şeyi dinlemiyor

herkese flüt çaldırmasını öğret ya

rışamazsın, sen dersini anlat.” diyor.

tabii ki. Böyle düşünmek lazım.

herkese üniversite bitirt. Türkiye’de

Hocalığın, ilmin bu kadar sıfırlandığı

ne kadar flüt çalınıyor? Mesela

bir yerde neden bahsedeceksin ki?

Bugünkü eğitim sistemimiz-

yüz binde bir. Demek ki Türkiye’de

Dinleme-anlama, okuduğunu anla-

de ömür, hayat gibi kelimeler

ilimle uğraşan da bu kadar olmalı.

ma… Adamın kafası yok, anlamıyor

yaşam; zaruret, mecburiyet,

O zaman işte onun merakı olur, ona

diyorsun. Bu niye anlamıyor? Kafası

ıztırar gibi kelimeler zorunlu;

yaptığın yatırımın bir karşılığı olur.

olmadığı için anlamıyor. Heyecanı

yıl ve sene eş anlamlı hâlinde

O zaman ona “Niye anladın, niye

olan, dikkati olan, merakı olanın

anlatılmakta. Günümüzde Türk

anlamadın?”, “Niye fehmetmedin,

anlamamasını konuşmaya fırsatımız

dilinin git gide ayrıntılarını kay-

idrak etmedin, derinliklere inme-

yok; çünkü karşımızdakilerin hiçbir

bettiğini ve daraldığını söyle-

din?” diye sorarsın. Adamın öyle

tanesi anlama formatıyla gelmemiş

mek mümkün müdür?

bir derdi yok ki… Kaydını yapıyor,

ki ben ne konuşacağım.

Söylemek mümkün tabii. Bunlar

bir daha görünmüyor. Haziran’da

gündelik kullanmada onu kullanan

görünüyor, mazeret üretiyor: “Ben

Hocam açıklamalarınızdan

insanlarla ilgili; yani tamirci kerpe-

şunları şunları yapamadım, ödev ge-

yola çıktığımızda, bahis olunan

ten, kargaburnu veya pense diyorsa

tireyim beni geçir.” diyor. İlim diye

sınavların daha çok idrake yö-

bu tamircinin dışında senede bir

bir şey yok ki… İlmin yetkisi, kuralları

nelik olduğu kanaatine vardım;

kere pense lazım olan bir ev hanımı

başkasının elinde, hocanın elinde

yani öğrencilerin isteği, arzusu

için, bir elektrik telini bağlayacak,

değil. Bir baklava yufkacısı bile yuf-

ve gayreti olsa dahi anadilde

telin kablosunu biraz sıyıracak, onu

kayı işin namusuyla üretiyor. “Hamu-

okuduğunu tam olarak idrak

bağlayacak ve onu bir plasterle

ru bu randıman hamurdan kullana-

edemiyor. Araştırmalara göre

saracak bir ev hanımı için kerpeten,

caksın, şu ıslaklıkta şu yumuşaklıkta

öğrenci satıhta kalıyor ve de-

kargaburun, pense falan mühim

kullanacaksın, şu kadar bekletecek-

rinliklere inemiyor.

değil, o teli sıyırmak mühim ve işi

sin, hamurun havası böyle olacak,

Öyle diyebilir miyim bilmem; yani

yapmak mühim. Dolayısıyla ayrıntı-

rutubeti, yağı böyle olacak.” diyor.

inmek istiyor ve inemiyorsa problem

ları işi temsil edenler terk etmişse;

Hamuru açtırıyor, beğenmiyor, bir

başka, inmek istemiyor ve inemi-

yani elektrikçi ustası için, elektrikçi

daha açtırıyor. Mesela baklava eği-

yorsa problem başka. İkincisinden

ustasının nazarında -pense, kerpe-

timine yufka açmakta vize olacağız

başlarsak herkesi ilim erbabı olarak

ten ve kargaburnu- hepsi aynı ise

diye süre koysanız, baklava açmayı

göremezsin, herkes üniversiteye

problem odur. Bizim şimdi proble-

öğretmezsiniz. Yok böyle bir şey.

giremez. Herkesin yufka açma

mimiz budur. Ulema diyor ki: “Öyle

Bir usta bir de çırak vardır. “Tamam,

ustası olamayacağı ve olmadığı ve

miydi?”. “Yılla sene arasında fark AYYILDIZ | 9


miyor, sevmiyor, okumuyor olabilir. O zaman o ölür. Bu çiftçiyi destekleyecek, sübvanse edecek tarım kadar değerliyse o zaman benim öğrencimi de sübvanse edeceksin. “Sen bak şunu oku, maaşını da dert etme. Sen bir mühendis kadar para alırsın.” diyecek veyahut da “O mühendis, sen de mühendis olsaydın.” derse, kendi branşımı konuşuyorum, başka şeyleri konuşmak beni ilgilendirmez, bu dala da diyecek. Seviyesi belirli bir çizginin, vasatın üzerindeki kişiler gelirse o zaman bu akıbeti de kabulleneceğiz. Hocam bir konuşmanızda dilin mı vardı, ben bilmiyordum.” diyor.

bilsin ve onu öğretsin. Şimdi ne

gümrüğü olması gerektiğinden

“Onu da kullanıyoruz, o da kullanılı-

yapıyor? Programa karşı sorumlu-

bahsetmiştiniz. Dilin gümrü-

yor. Ne farkı var ki?” diyor. Acı olan

luğunu gideriyor. “Dersime girdim,

ğü medyada, neşriyatta; yani

bu. Vatandaş senin kullandığını kul-

şu konuyu işledim, 45 dakika geçti,

esasen insanların vicdanında

lanacak, senden öğrenecek. Zaten

3.haftada vize yaptım, 8.haftada

kurabilmek için ne gibi uygula-

vatandaş kullanıyordu, onu kullan-

2.vizeyi yaptım, 15.haftada bitirme-

malar, çalışmalar yapılabilir.

dırtmadılar. Ondan sonra da böyle

yi yaptım.”. Kâğıt üstünde her şey

yanlış, yamuk bir şeyi de dayattılar.

tamam. Sonuç? Öğrenci hiçbir şey

Gümrük idari ve resmî bir şey.

Sıkıntı budur, sıkıntı ulemanın ceha-

öğrenmemiş; hâlbuki hiç bunlara

Onun dışında gümrük yok. Demek

letidir. Eğitim sistemi falan filan o

gerek yok. Öğrenci öğrensin, bitti.

ki dilin gümrüğü de resmî olmalı,

ayrı, o eğitimcilerin ilgileneceği bir

Ne istiyorsan yap, istersen hiçbir

devlet kendi kendisine gümrük tayin

şey. Mesela eğitim sistemi derken

şey yapma. Yeter ki öğrenci öğren-

etmeli. Dilimizde tam bir gümrük

“Çocuklar sabah 8’den 10’a kadar

sin, bir de böyle deneyelim. “Bu

uygulanamayabilir hayatın gerçeği

okurlar ve bir de akşam yatmadan

öğrenciden adam olmaz.”. Bunu

olarak; fakat yine de kontrol etmek,

8’den 9’a kadar okurlar.” diyecek

ben diyebilmeliyim. “Bu hocadan

gümrük uygulamak iyidir; çünkü ka-

yetkili eğitimcidir. Eğitim sistemi

hoca olmaz, bu hoca kendisini hoca

rışıklıklar var. Karışmak iyi değil. O

derken ben bunu anlarım. “Çocuk

mı zannediyor?”. Öğrenci de bunu

bakımdan gümrük uygulamak lazım.

tok karnına okumaz veyahut oyun

diyebilmeli. O zaman gör bak kaç

Hayat tabii olsa gümrüğü uygulama-

isteği ve hevesi varken aklına başka

tane hoca kalacak kaç tane öğ-

ya gerek yoktur; ama bu suniliğin

bir şey girmez, önce oyun oyna-

renci. Öğrenci mecbur bu hocanın

içinde gümrük uygulamak lazım. Bu

malı.” Bu eğitimcinin çözümüdür.

dersine girmeye, hoca da mecbur

kelime kullanılsın kullanılmasın, bu

Onun dışında her meslek erbabı

bu öğrenciye ders anlatmaya. Böyle

bunun anlamı, bunun karşılığı bu…

kendi mesleğinin bir sonrasına nasıl

bir şey yok ki… O zaman işte duvara

Gümrük nasıl ki yerli ticareti ayakta

intikal edeceğini ve ettirileceğini

ders anlattın. Eğitim sistemi diye

tutuyorsa dil gümrüğü de yerli dili,

bilir, anlatır, öğretir. Onu prog-

eğitimcilerin alanına giremem,

yerli hafızayı ayakta tutacak. Öbür

ramlarla program adı altında iğdiş

benim alanıma girdin mi de benim

türlü vicdan gibi bir şey söyleyeme-

etmek ayrı bir şey. Bu adam bunu

alanımı adam tercih etmiyor, iste-

yiz, insanlar duyduğunu kullanır.

10 | AYYILDIZ


Piyasada satılanı alır, piyasada

mızdan kalktı; ama yine de at var;

satılmazsa almaz. Piyasada konuşu-

fakat at standardına göre taşımalar

lanı konuşur, piyasada konuşulmaz-

seyahatler yapmıyoruz, hayatımız-

sa konuşmaz. Dolayısıyla bozulma

dan çıktı. Hipodromda, sirkte atı

üstten olur, düzelme alttan olur. Bu

görüyoruz. Ölmedi, hayatımızda

söyleyeceğimin bir kuralı. Dolayı-

yok. Hayatımızda olsaydı gökdelen-

sıyla üst seviyenin bozulmamasını

ler olmazdı. Atın yaşayacağı bir alan

sağlamalıyız. Gümrükten kasıt bu.

yok. Hiç kimsenin atı 3 metrekare

Halkın suçu yok.

yerde yaşamaz. Atın hiç olmazsa 20 metre genişliğinde, en dar olarak

Hocam Türkoloji sahasındaki

bir mekânda otlayacak yere ihtiyacı

neşriyat faaliyetleri devam

var. Dolayısıyla binalar olmaz, atlar

ederken diğer taraftan tek-

yaşardı. Şimdi atlar yaşamıyor.

nolojinin gelişmesi ile birlikte

Mümkün değil, çimen yok. At haya-

elektronik kitap gibi uygulama-

tımızdan kalktı. At deyip geçmemek

lar hayatımıza girmeye başladı.

lazım. Zehirli suyu at içmez, zararlı

Sizce elektronik kitaplar bir

yerde at otlamaz, yaşanmayan

araç olarak öne çıkıp bu alana

yerde at yaşamaz. İnsan belki ata

hâkim olup klasik, kâğıttanki-

tabi olarak sağlığını korurdu. Şimdi

tapları bir tarafa bıraktırabilir

atı öldürdü, araba da insanı öldü-

mi?

rüyor. At insan öldürmüyordu; yani

Olabilir, tahmin etmek bu yolda

tesadüf bir kaza olur, her şey olur,

mümkün; ama yine de kâğıt kalır.

insan sandalyeden düşer, balkon-

İlim kalkar; yani sonucunda ilim kal-

dan düşer attan da düşer; ama

kar. Yine de bilen birkaç kişi olabilir.

araba insanı öldürür. Bunu söyle-

Bu ilmin varlığını gerektirmez, ilim

yebiliriz. Bal da kalktı, at da kalktı,

var anlamına gelmez. Mesela şimdi

ilim de kalkacak, kaçınılmaz. İlim

bal kalktı, bal yok artık. Temiz çiçek

yok olacak; ama yine işte üç binde

yok, hepsi ilaçlı. Arılar ölüyor. Arı-

bir dünyada yine bir şeyden anlayan

lara şeker veriyorlar ki hiç olmazsa

adamlar olur. Onu da sen bulamaz-

peteğini şekerden yapsın da balını

sın, kendi kabuğunda olur. Dolayı-

baldan yapsın, çiçekten yapsın diye.

sıyla ilim de kalkmış olur. Kalkacak

Şekerleri, şeker ihtiyacını; yani lez-

başka çaresi yok.

zet ihtiyacını demeyelim de şeker lezzetini bir sürü başka şeylerden

Son olarak gelecekle alakalı

temin ediyorlar. Şeker kamışı, şeker

neler söylemek istersiniz?

pancarı… Onlar baldan geçişte

Geleceği Allah bilir. Bizim bir şey

bir merhaleydi. Şimdi abuk sabuk

söylemek haddimize değil. Karam-

kimyevi şeyleri kimyevi ürünlerden

sar bir tablo çizmek iyi değil. İnsa-

elde ediyorlar. O da tabii sağlığı bo-

nımıza iyiye gidiyoruz, iyiyiz demek

zuyor. “Bal kalktı.” diyemeyiz, bak

lazım. Böyle gaza getirip gerçekten

yine de bal var bir yerde, gidersin

uzaklaştırmak da iyi değil.

balı bulursun. Hayatımızdan kalktı. Mesela at da böyle. At da hayatıAYYILDIZ | 11


Fatmanur AYDOS

sevgisiz IssIzlarda Sahi neleri kaybettik? Neleri çaldılar ömrümüzden?

Tarihin kokusu sinmiş ansiklopedilerin tadına varama-

Yitirdik bizi biz yapan değerlerimizi.

dık. Alın teri nedir anlayamadık.

Sevmeyi yitirdik, merhameti…

Okumak şimdilerde edebiyatçıların işi fikrine kapıldık.

Her şeyi dışa vurduk. Bilemedik gönül gözümüzle göre-

Unuttuk kitapların yeni bir dünyaya açılan kapısı olduğunu.

bilmeyi.

Yaralarımızı kelimelerle sarmayı beceremedik.

Kışın sıcak soba etrafındaki muhabbetlerimizi yitirdik

Hakkını veremedik içtiğimiz çayların.

önce.

Baktığımız her güzelliği küçük ekranlara sığdırıp sakla-

Bir arada olmayı unutunca ısınamaz olduk…

mayı tercih ettik,görmeyi bilemedik.

Yardımlaşmayı, kol kanat germeyi, dostumuzun derdiy-

Hatırlamak için fotoğraflarla yetinmek yerine ruhumuza

le dertlenmeyi ve en önemlisi birbirimize karşı güveni

kazımalıydık her anımızı.

yitirdik.

Kendimiz gibi olmayı beceremediğimiz anlamsız kare-

Küçük bir çocuğun ölen kuşu için taziyeye giden bir

lerle yabancılaştık.

Peygamber’i anlayamadık. Çocukların kalbine nasıl

Butonlardaki samimiyetsiz beğeniler olmamalıydı bizi

dokunulur bilemedik.

şekillendiren.

Betonlaşmış şehirler gibi oldu yüreklerimiz. Katı, soğuk

Güzel düşünüp güzel göremedik,

ve sevgisiz…

Bu yüzden yağmuru hep çamur olarak görmemiz.

Biz olmayı bir olmayı beceremedik.

Anlamalıydık toprağın çatlamış dudağına merhem

Kendimize ait olmayan sözler sarf ettik hep,

olduğunu.

Gelişi güzel, başıboş…

Islanmalıydık rahmet damlalarıyla.

Edebiyatla yoğrulmuş cümlelerle bir gönle nasıl mer-

Uçsuz bucaksız gökyüzüyle donatmalıydık içimizi.

hem olunur bilemedik.

Bir çiçek yetiştirmeliydik,

Kısacası kaybolduk sevgisiz ıssızlarda.

Baktıkça naifliği ruhumuza yansıyan

Toplum olarak teknoloji ve bilimin ilerlediği bir çağda

Ve sevmeliydik her şeye rağmen bir yüreği,

biz geriledik.

Leyla’dan Mevla’ya giden bir yol olmalıydı.

Tembelleştik.

Özümüzden âleme kuşlar uçurmalıydık,

Aradıklarımıza tek tuşla ulaşır olduk.

Işık olup yol göstermeliydik sevgisiz ıssızlarda.

12 | AYYILDIZ


Talha Göktentürk

TOLKIEN’IN HAYAL DÜNYASINDA DILLER Eru vardı, tek olan Iluvatar derlerdi adına Arda’da Ve o önce Ainur’u yarattı… Hayaller insanlığın var oluşundan bu

Her ne kadar suni dillerin 19. yüzyıl

yeni bir dil tasarlamayı talep ettiği-

yana dünyamızın geleceğini biçim-

sonrasında dünyayı gerçek manada

ni, kendisinden önce hiç kimsenin

lendirmeye devam ediyor. İnsanlığı

etkilediği söylenebilecekse de eli-

böyle bir dil meydana getirmediğini

daha iyiye, daha güzele ve daha

mizdeki bilgiler ışığında 12. yüzyıla

söyledikten sonra oluşturduğu dili

doğruya taşıma yolunda zihnimizde

kadar giden bir tarihi olduğunu

bizlere anlatmaktadır.

kurduğumuz hayaller nice güzel ica-

söylemek mümkündür. Bu dönemde

dın da önünü açtı. İcatlar halkımızın

Alman bir başrahibe olan Hildegard

Suni diller içinde belki de en çok

zihninde çoklukla teknolojiye dayalı

von Bingen, Lingua Ignota’yı [=Bilin-

bilinen ve konuşulanı ise Ludwik

olsa da dilcilik bakımından da suni

meyen Dil] ilahi yazmak için tasarlar.

Lejzer Zamenhof [d. 1859 Aralık 15 – ö. 1917 Nisan 14] tarafından

dillerin bilhassa 20. yüzyılda ve asrımızda gösterdiği gelişme dikkate

Türklerin tarihinde de suni dillerin

oluşturulan Esperantodur. Kendisi

değerdir.

yeri olduğunu görmek mümkün-

Fundamento de Espertanto isimli

dür. Muhyî-yi Gülşenî [d. 935/1529

eseri ile bütün insanlık için uluslara-

– ö. 1017/1608] Türkler, Araplar ve

rası bir dil oluşturmak istemiş ve bu

Farslar için Bâlibîlen adını verdiği

amacı kısmen de başarılı olmuştur.

yapma bir dil icat etmiştir. Kavâid-i

Bugüne kadar bu dilde onbinlerce

Bâlibîlen isimli eserinde de Allah’tan

eser verilmiş, yüzbinlerce konuşucusu olmuştur.

14 | AYYILDIZ


Suni dillerin geliştiği en mühim

yazıya dökülmüş vaziyette ve

Ortak Lisan olarak kullanılan bir

sahalardan biri ise hayali kâinatların

morfolojik özelliklerinin (benim

dilin Martin’in Game of Thrones se-

zihinlerde tasarlandığı fantastik

dil anlayışımın iki tarafını temsil

risindeki varlığından da bu noktada

serilerdir. Bütün dünyayı Game

ediyorlar) ortak bir kökten gel-

bahsetmek gerekir.

of Thrones serisi ile tesiri altına

diği bilimli olarak gösteriliyor

George R. R. Martin ve öncesinde

(Tolkien 1977: 9).

Hobbitlere ait ayrı bir lisanın tarihte varlığından bahsedilse de bu dil

The Lord of The Rings serisi başta olmak üzere eserleriyle John Ronald

Aynı mektupta İngilizlerin destanlar

hakkında bilgi verilmemektedir.

Reuel Tolkien [d.1892 Ocak 3– ö.

bakımından bir geçmişi olmadığını,

Hobbitler de Ortak Lisanın konu-

1973 Eylül 2] bu sahada adını bütün

her ne kadar Kral Arthur olsa da

şucularındandır. Üçüncü çağda

dünyaya duyurmuşlardır.

daha derin bir tarihe ışık tutmadığı-

Hobbitlerin bin yıldır bu dili konuş-

nı belirtmekte ve İngilizlere destani

tuğundan bahsedilmektedir.

Tolkien İngiliz sömürgesi olan Gü-

bir derinlik kazandırmak istediğini

ney Afrika’nın Bloemfontein şehrin-

anlatır. Çok sayıda dili icat ettiği

de doğduğunda dünya yavaş yavaş

eserlerinde Yüzüklerin Efendisi bün-

yıkıcı iki büyük savaşa doğru iler-

yesinde kullandığı dilleri kavimler

lemekteydi. Aynı dönemde Tolkien

üzerinden açıklamak sınıflama ve

Hobbit diyarı Shire’ı zihninde inşa

izah bakımından faydalıdır.

edeceği İngiltere’nin Sarehole’unda çocukluk anılarını oluşturmakta,

Üçüncü çağda geçen Yüzüklerin

Oxford’da üniversiteye geldiğinde

Efendisinde Elfler Batı Dilleri (Eldar)

ise dilcilik becerilerini inşa edeceği

ve Doğu Dilleri olmak üzere iki ana

İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü

dil grubuna ayrılmıştı. Kitapta ise

birincilikle bitirmekteydi. Aynı sene

Eldarin dillerinin iki tanesi Yüksek

patlayan birinci dünya savaşı başta

Elfçe (Quenya) ve Gri Elfçe (Sinda-

Yüzüklerin Efendisi olmak üzere

rin) kullanılmıştır.

yazacağı diğer eserlerin temelini oluşturacaktır. Nitekim katıldığı

İnsanlar için Elfçenin etkisiyle geliş-

Somme muharebelerinin Yüzüklerin

miş bir dil olan Westron okuyucuya

Efendisi serisinde Gondor kuşat-

sunulmuştur. Bu dil diğer bir ismiyle

masında kullandığı tasvirler ile çok

Ortak Lisandır. Bu dönemde kadim

sayıda benzer yönü olduğu görülür.

Arnor ve Gondor krallıklarında Elfler hariç bütün halkların dili olmuştur.

Tolkien’in tasarladığı diller için Milton Waldman’a 1951 yılında yazdığı bir mektupta şu ifadeleri kullanır: Hikâyelerimin gerisinde bir diller örüntüsü var; fakat benim İngilizcede yanıltıcı bir biçimde Elfler adını verdiğim yaratıklar için birbiriyle bağlantılı, neredeyse tamamlanmış iki dil yarattım. Bu dillerin tarihi kökleri AYYILDIZ | 15


Entler bir Elf topluluğu olan Eldarlar

Sauron tarafından kötülüğe çekilen

Avatar filminde geçen Navicenin

tarafından konuşma arzusu aşıla-

Troller Ortak Lisanın bozulmuş bir

Dr. Paul Frommer tarafından inşası

nınca kendilerince geliştirdikleri

formunu kullanmaktaydı. Üçüncü

ve filmin dünya çapındaki tesiri son-

Entçe ile aralarında konuştular. Bu

çağın sonunda ise Sauron tarafın-

rası suni diller hakkında şu soruyu

dilin ise diğer dillere benzerliği

dan üretilmiş olan Olog-hai isimli

sormak bir beyin jimnastiği olması

yoktu ve başka bir kavim tarafın-

yeni bir Trol ırkı Kara Lisanı konuş-

bakımından faydalı: “Gelecekte in-

dan öğrenilemiyordu. Ayrıca Entler

maktaydı.

sanlığı birleştirecek suni bir dille mi

diller bakımından çok yetenekliydi.

yoksa tabii bir dille mi yolumuza de-

Konuşmayı en çok sevdikleri diller

Cücelerin ise kendilerine ait ayrı bir

vam edeceğiz?”. Bu bir ikilem olsa

Eldar dilleri veya Yüksek Elf dili idi.

dil konuşmaktaydı ve bu dilde ayrı

da gelecekte inşa edilecek yeni dil-

isimler vardı. Yine de ne bu dili baş-

leri hayal etmek, rüyalarımızı farklı

Orkların ise kendilerine ait bir dili

kasına öğretmekte ne de bu dildeki

dillerle de görebilmek ve en mühimi

yoktur ve diğer dillerden aldıkları

isimlerini başkalarına söylemektey-

yeni kâinatlarda konuşacağımız yeni

dil unsurları ile konuşma ihtiyaç-

diler. Öldüklerinde mezar taşlarında

dilleri yazabilmek düşüncesi bile in-

larını karşılamaktadır. İçlerindeki

kuzey kökenli isimler kullanırlar,

sana heyecan veriyor. Zannedersem

anlaşmazlıklar çok sayıda lehçenin

cüce dilindeki isimlerini yazdırmaz-

kelimelerin anlam alanını belirleme

gelişmesine de zemin hazırlamıştır.

lardı.

serüvenimize ihtiyaçlarımız yön

Yüzüklerin Efendisi serinin ana un-

vermeye devam edecek.

suru güç yüzüğünün üstünde görü-

Tolkien 1973 senesinde vefat etti-

len yazılar ise Kara Lisana aittir. Bu

ğinde zihninde kurduğu kâinattan

Zihin âlemimize belirliliklerin hâkim

dilin Sauron tarafından icat edildiği

geriye biz dil araştırmacılarına çok

olduğu bir gelecek görmek dileğiy-

ve bunu kendisine hizmet edenle-

sayıda suni dil ve aslında büyük bir

le…

rin dili hâline getirmeyi arzuladığı

araştırma sahası bıraktı. Eserlerin-

söylenilmektedir.

deki kuvvetli hayal gücü sadece onun eserlerine değil, onun eserlerinden hareketle dil âlemlerinde keşfe çıkacak âlimlere de zihnen genişlik kazandırmaktadır.

16 | AYYILDIZ


J A L DUB I S I Ç T A N SA

AYYILDIZ | 17


Ece Kılınç

DÜNYAYI KEŞFE BIR BAŞLANGIÇ:

WORK AND TRAVEL

“İlk defa büyüdüğünüzü hissettiği-

sunuz. İlk başta çok düşünülerek

Boğuldum da; çünkü mülakat için

niz an hangisiydi?” sorusuna pek

verilmiş sağlıklı bir karar gibi gö-

veya alıştırma gibi durumlar için

çok insan farklı cevaplar verecektir.

rünmese de önemli olan kararlılıkla

aradıklarında hep korktum ve

Benimki ise evimden 12 saat uzaklık-

bu yola devam etmekti ki benden

kısa cevaplardan başka hiçbir şey

taki yabancı bir ülkede tek başıma

beklenmeyecek bir azimdir. Oku-

veremedim. Hep aynı problem.

olduğumu fark ettiğim ve geri döne-

yunca ne var ki bunda, Work and

Anlıyorum; ama konuşamıyorum ki

meyeceğimi düşündüğüm an oldu.

Travel herkes yapıyor diyebilirsiniz.

bu durumda eğitim sistemimizin de

Yirmili yaşların başında, tek başına

Haklısınız da ancak sorun şu ki İngi-

yabancı dil öğretmede yetersizliğini

Amerika’da olduğumu anladığım

lizce yok. Gideceğim zamana kadar

bir kez daha yaşayarak anladım.

zaman yani. İşte bu yazıda bir anlık

öğrenirim düşüncesi var; ama karar

O zamanları bir şekilde atlattım;

verilmiş bir kararla hayatınızın nasıl

verdiğim günün içinde bir şirketle

ancak kendimi geri çekmedim ve

faklı bir yöne evrilebileceğini, nasıl

anlaşan birisi için uzun vade de

gitmem için gerekli işleri hallet-

büyüyebileceğinizi okuyacaksınız.

olsa biraz tehlikeli bir olay ve bunun

meye çalıştım. Her seferinde bir

farkına vararak kendime hep şunu

yığın aksiliklere rağmen durmadım.

İlk hayata atılma isteği olarak bakın

söylemeyi tercih ettim: “Suya girme-

Sonucun da evrak sürecinden yaşa-

bu tecrübeye ve hayal edin. Yatağı-

den yüzme öğrenilmez.”; yani sizin

ma usullerine dair pek çok kıymetli

nızda tembellik yaptığınız bir gün

anlayacağınız boğulma ihtimalini de

bilgiyi yaşayarak öğrenme şansım

ve bir an da ben Work and Travel

bir anlık göze aldım.

oldu.

yapacağım diye bir karar alıyorDilerseniz evrak işleri demişken biraz da bu işlerin neler olduğuna ve Work and Travel’ın ne olduğuna bakalım. Work and Travel Nedir? Work and Travel hâlihazırda öğrenci olan 28 yaşına gelmemiş üniversite öğrencilerinin hem çalışıp hem de Amerika’yı gezebilmesine olanak sağlayan bir programdır ve son zamanlarda oldukça popülerleşmeye başlamasıyla neredeyse gitmeyen 18 | AYYILDIZ


yok gibi. Tabii ki bu programında

bir de yakın arkadaşım Ayşenur. Ar-

bazı kriterleri var. Not ortalamanızın

kadaş demişken mülakata yanınızda

2’nin altında olmaması, bir parça

biriyle gitmeniz sizin için avantaj;

İngilizce bilmeniz ve ödemeniz

çünkü konsolosluğa çanta ve diğer

gereken tutar. Ödemeniz gereken

eşyalarınızla alınmıyorsunuz. Bunun

tutar dışında diğer iki kriter esne-

yanı sıra bir de pozitif enerji olmuş

yebiliyor şirketlere göre. Peki, bu

oluyor.

şirketler size nasıl yardımcı oluyor? Ben kendi anlaştığım şirketi baz

Vize mülakatını beklerken de hangi

alarak anlatayım. Sizinle sürekli irti-

görevli bana denk gelirse bana vize

batta olan bir danışmanınız oluyor.

vermez matematiği yapmaktan

Öncelikle sizi mülakat için yabancı

karnıma ağrılar girdiğini hatırlıyo-

bir hocaya yönlendirip İngilizce

rum. Konsolosluk diye gözünüzde

seviyeniz ölçülüyor, sonrasında

büyütmeyin; çünkü gittiğiniz yer

sizi haftada bir kez pratik yapmak

banka veznelerine benzer bir alan

amaçlı arıyorlar gidene kadar. Size

ve sizden önce mülakata giren

özgeçmiş hazırlanıyor ve işverene

herkesi görüp duyuyorsunuz, tabii

göstermek için (tabii ki İngilizce) bir

elenenleri de. Ben de bunları izler-

video çekmenize yardım ediliyor. İş-

ken matematik yapıyordum kafam-

lemler için sizden birkaç basit evrak

da. Dediğim gibi her şey iyiydi. Ta ki

isteniyor, öğrenci belgesi vesaire

sıra bana geldiği zaman görüşece-

gibi… E, bir de pasaport tabii. Eğer

ğim kişinin benden önceki öğrenci-

pasaportunuz yoksa ilk çıkarmanız

ye vize vermemesine kadar…

gereken o olmalı. Bütün bunlardan sonra bir işveren size iş teklif eder

Üç saniye içerisinde bütün algım

13 Haziran 2017 kendimi arkadaşla-

ve siz de kabul ederseniz geriye

değişti. Vize alamayan çocuk

rımla havaalanında buldum, nereye

bir tek vize almak ve uçak biletiniz

önümden geçerken sıra numaram

gidiyorum? Wisconsin Dells. Adının

kalıyor. Anlaşmalı olduğunuz şirket

yanıyordu. Yapabileceğim son ham-

havalı durduğuna bakmayın. Tatilci-

vize konusunda size ihtiyacınız olan

leyi yaparak yüzümde kocaman bir

ler çekildiğinde nüfusunun gerçek-

belgeleri yolluyor ve vize için bu-

gülümsemeyle “Hi!” dedim. Dene-

ten 2600 kişi olduğuna inanamadı-

lunduğunuz şehre göre vize rande-

yin, işe yarıyor. Sonrası malumunuz.

ğınız bir yer. Neyse içimde bir hafta

vunuzu ayarlıyor. Geriye kalan tek

Gişedeki kadın sadece elime bir

önceki korkudan gram eser yok.

şey randevu tarihinde orada olup

kâğıt verdi. Gördüğüm tek cümle

Öncesinde mesajlar atılıp gidece-

karşınızdaki kişinin sorduğu sorulara

“Vizeniz onaylandı.”. Asıl maceranın

ğim yere araçlar vesaire ayarlan-

cevap vermek. Bu konuda ilk çaba

geldiğini hissettiğiniz an, heyecanın

mış. Kimi arayacağımı biliyorum,

göstermeniz gereken şey stresle

geldiği an; çünkü Haziran 16’da iş

neredeyse her şey hazır. Neredeyse

baş edebilmeniz ve ilk görüşte

sözleşmem başlıyorken ben vizemi

diyorum; çünkü kalacağım yeri

güler yüzlü olmanız. Zaten şirketiniz

Mayıs 30’da almıştım. Vize alama-

defalarca sormama rağmen üç

size vize mülakatında sorulabilecek

ma ihtimalimi düşünmek bile fela-

adet adres verilip iş yerime gittiğim

soruları bile yollamışken sizin artı

ket. Ha bu arada işim ne? Nerede

zaman birine yönlendirileceğim söy-

olarak koyabileceğiniz sadece bu iki

çalışacağım değil mi? Fudge Store

leniyor. Tamam. On iki saat sonra

küçük ayrıntı var. Küçük; ama çok

efendim. Talat Aytan Hoca’mın

kendimi Frankfurt aktarmalı olarak

mühim ayrıntılar. O gün yaşadığım

deyimiyle Candy Shop (akıllarda tek

Chicago’da buldum. Aradığım

stresi ve heyecanı bir ben hatırlarım

bir melodi).

adamı da buldum. O an havaalanınAYYILDIZ | 19


Her konuda insanlardan fikir almaktan çekinmeyin. Tabii sonrasında insanların size sürekli tolerans göstermesini de beklemeyin. Orada Türk öğrencilerin en çok yaşadığı problem olarak bunu gördüm galiba. Örneğin burada işe biraz geç kalacağınız zaman ya arkadaşlarınızdan yardım istersiniz ya da işten küçük kaçamaklar yaparsınız; ancak Work and Travel’da bunu bırakmanız gerek; çünkü orada “Her koyun kendi bacağından asılır.” sözü âdeta bir ilke gibi. Kazanacağınız para çalıştığınız saatle orantılı ve hani o da iki gerçeği fark ettim. Birincisi

sonra tam ağlıyor ve bittim galiba

filmlerde gördüğümüz kartı bir ma-

aslında İngilizce konuşabilirmişiz.

derken kurtarıcım ve asıl ev sahibim

kinenin içine sokarlar ve saat yazılır

İkincisi gittiğiniz yerde yüzlerce

Jason beyaz arabasıyla geldi. Beni

ya, işte onlardan ve türevi sistemler-

Türk’le karşılaşabilirsiniz. Chica-

o köhne eski zindandan kurtarıp

den kullanılıyor ve geç kaldığın her

go’dan Dells’e vardığımızda gece üç

küçük şatomuza (şatomuz diyorum

dakika için maaşından düşüyor; yani

olduğu için kalacağım yeri bulmak

çünkü farklı ülkelerden 21 kişi ile

kısacası sorumluluk alın.

konusunda sıkıntı yaşadım; ancak o

paylaştığımız motelimizdi) götürdü.

an benden beklenmedik bir çeviklik-

O andan sonra her şey kesinlikle

Yemek konusunu atlamak olmaz

le o gece için bu problemi hallettim

mükemmeldi ve hayatımın en güzel

kıymetlimizdir kendisi. Yalan değil

ve geri dönüp baktığımda nasıl hiç

yazı olduğunu söyleyebilirim.

ilk gittiğim ay aç kaldım; ama

korkmadan hallettiğime şaşıyorum.

bunun sebebi yemek olmaması

Odaya girdiğimde biraz şok olmuş

Farklı ve diline hâkim olmadığınız

veya parasızlık değil her şeyin bana

olabilirim evet; ama sabah düzelir

bir ülkede çalışmaya başlıyorsunuz.

çok tatlı gelmesiydi. Bu durum

diyerek uyudum.

Sadece Amerikan kültürü değil, ora-

deneye deneye doğru yiyecekleri

da tanıştığınız kişi sayısı kadar farklı

bulana kadar devam etti. O yüzden

Sabah uyandığımda ilk kültür

kültürlerle de karşılaşıyorsunuz ve

ilk duyduğunuzda komik gelebi-

şokunu temizlikle yaşadım ve bir an

bunların bir kısmı sizin gerçekten iyi

lir; ancak buradan yanınızda ufak

önce ev işini halletmeye çalışırken

arkadaşlarınız oluyor; yani hadise

tefek yiyecekler götürebilirsiniz.

çalışacağım yeri ziyaret edip tanış-

sadece dışarıdan bakıldığı gibi do-

Belki birkaç paket çabuk çorba ve

maya gideyim bari diye düşündüm.

lar üzerinden para kazanmakla veya

noodle iş görebilir. Oda arkadaşı-

Bir darbede çalışacağım yerdeki

son model telefon alıp gelmekle

mın yaptığı gibi tarhana, mercimek

menajerimle uymayan enerjimizden

alakalı değil. Hayatınızda unutama-

falan getirmek isterseniz o da sizin

geldi. Hadi ona da “Neyse bari,

yacağınız, hatta belki de hayatınızı

tercihiniz. Yemekleri baharatlı yiyen

markete gidip bir şeyler alayım.”

değiştirecek bir muhteşem bir

bir millet olarak Meksika yemekleri

dedikten sonra fırtına da çıkınca

tecrübe yaşıyorsunuz. Başlarda bir

bizim damak tadımıza daha uygun

gücümün sonuna geldim galiba

afallama dönemi elbette olacaktır;

ve lezzetlidir. Bir de Çin yemekleri.

dedim; çünkü her şey bu kadar

ama sadece onu iyi toparlamaya

Hele bir de Çinli bir arkadaş buldu-

ters gidemezdi. Kasiyerden taksi

bakmanız gerek.

ğunuz da ki kesinlikle bulacağınız-

çağırmasını isteyip eve döndükten 20 | AYYILDIZ

dan emin olun; çünkü her yerdeler-


asla aç kalmayacaksınız. Ha bir de benim bu sene yapmayı planladığım gibi yanınızda baharat götürmek bir seçenek olabilir. Günlük ihtiyaçlarınızı karşılamak için tek ve vazgeçilmez adres Walmart. Hangi şehre giderseniz gidin mutlaka bir tane bulabilirsiniz. Kendileri 7/24 açık olma ve gıdadan giyime, eczaneden banka işlemleri-

zı yapın. Ha bir de her yerdeler.

ne kadar her şeye sahiptir. Bir süre

sert olabilirler. Ters düşmemeye

Romanyalılar ve Türkler. İki grubu

sonra ABD’deki eviniz olma özelliği

özen gösterin ve onlarla konuşurken

bir arada veriyorum; çünkü sayı

gösterecektir.

dinlediklerinizin yarısından çoğunu

olarak neredeyse aynılar. Tanış-

anlamamaya hazırlıklı olun.

tığınız kişi Romanyalı ise adının

Orada yalnızca Amerikan kültürüy-

Andrea veya Andrei olma ihtimali

le değil birçok milletin kültürüyle

Çinliler grubun en tatlıları ve herkes

yüzde doksanlardadır. Şaka değil.

tanışacağınızı söylemiştim. Bunlar-

tarafından en çok ilgi gören kişile-

Dış görünüş olarak benzediğimizi

dan çokluk sıralamasına göre kısaca

ridir. Çekik gözlü olmayan herkesi

söyleyebilirim, hatta beni Romanyalı

bahsetmekte fayda var.

çok güzel bulurlar ve İngilizceleri

sananlar çokluktaydı diyebilirim.

iyi seviyededir. Sevgi yumağı olmak

İngilizceleri iyi derecededir ve ge-

Öncelikle Jamaikalılar. Work and

onların hayat tarzı. Yapmacık olduk-

nelde bir yerlerde hep toplu çalışır-

Tavel’ın bir bitki örtüsü olsa bunlar-

larını düşünmeyin. Para hırsı en az

lar; yani bir iş yerinde bir Romanyalı

dan en sık olanlarından biri Jamai-

olan, yemek yiyip pahalı markalar-

varsa emin olun o yalnız değildir.

kalılar, diğeri Çinlilerdir. Jamaikalı-

dan alışveriş yapan ve ikram edilen

Şimdi bayrakların asıldığı kısma

ların hepsi sizin gibi öğrenci değil.

hiçbir şeyi geri çevirmeyen ponçik

gelelim; yani bize. Türkler İngilizce

Kendi dilleri İngilizceye çok yakın

gruptur. Her şey minnoş olarak kala-

seviyesi en düşük grup maalesef.

olduğu için her yaştan insan her yaz

maz tabii. Tek anlaşamadığınız nok-

Canımız istediğinde de en iyi verim

mevsimlik işçi olarak Amerika’ya

ta temizlik olabilir. Sizde benim gibi

alınan işçi grubuyuz arkadaşlar.

para kazanmaya, hatta evlenecek

problemler yaşamak istemiyorsanız

Yemek konusunda en çok sıkıntı

birini bulmaya geliyor. Kendileri

bir Çinliyle aynı odayı paylaşmadan

yaşayan grup da biziz sanırım. Bir

çok eğlencelidir; ancak bazen çok

önce temizlik konusunda anlaşmanı-

de içimizde durduramadığımız

AYYILDIZ | 21


Türk-İslam kültürünü yaymaya

medik; çünkü çok eğlendik, çok öğ-

Canyon, Chicago ve New York’u

çalışan bir tarafımız var ki Çinliler

rendik, güzel arkadaşlıklar edindik

gördüm. Daha görmek istediğim

elimizden asla kurtulamıyorlar. Keli-

veda zamanı geldiğinde bir daha

çok yer vardı; ancak hem zaman

me-yi şehadet getirmeye çalışanlar,

bu insanları göremeyecek olmanın

hem maddi açıdan sınırlı olduğunuz

Türkçe konuşturup tarih araştırması

üzüntüsüyle ayrıldık. Kazandığımız

için nokta atışı tercihleri yapmanız

yapanlar (onlardan biri de benim

paraları Travel kısmında harcamanın

gerek. Geziyorken hemen hemen

Çin Seddi’nin neden yapıldığını bil-

zamanı gelmişti. Bu harcamalarınızı

herkeste bir kez daha gelme isteği

mediklerini görünce durduramadım

azaltmak için gideceğiniz yerleri

olacağı için geri kalan yerleri sonra-

ne yapayım). Buradaki markaların

önceden belirlemeniz ve eğer

ki yıla bırakmanızda bir sakınca yok

Amerika’da ne kadar ucuz olduğunu

tura katılmak istiyorsanız bunların

diye düşünüyorum; çünkü ben de

görünce alışverişte çıldırdığımız da

rezervasyonlarını yapmanız gerek-

öyle yaptım.

doğrudur o yüzden birçoğumuz ilk

mektedir. Bu konuda yine şirket size

sene parasız dönmektedir.

önerilerde bulunacaktır. Kendiniz

“What happens in Vegas stays in

de internetteki birçok siteden

Vegas.” diyerek bir klişe yapalım. Bu

Diğerleri diye bir grup açmam

yararlanabilirsiniz. Eğer bir arka-

gece ve gündüzün farkına vara-

gerek; çünkü burada azınlıklardan

daş grubunuz varsa tura hiç gerek

mayacağınız pırıl pırıl şehir için 3

bahsedeceğim. Yukarıda saydığım

duymadan gideceğiniz yerlerde

veya 4 gün yeterli olacaktır. Çölün

gruplar o kadar kalabalıklar ki diğer

daire kiralayarak masrafı bölüşebilir;

ortasında bulunan bu cazibe mer-

ülkelerden insanların oranı onla-

hatta araba kiralayabilirsiniz ki bu

kezinde tabii bir güzellik aramayın;

rın yanında küçük kalıyor. Ruslar,

çok başvurulan bir yöntemdir ve

çünkü yok. Kalacağınız günler otel-

Ukraynalılar, Özbekler ve Kazaklar

maliyet olarak ucuzdur. Uçak bileti

lerden çıkış yolunu aramakla geçe-

grubu genelde birbirleriyle ya-

alacaklar için de dikkat etmeleri

cek. Bu lüks ve ışıltılı oteller tahmin

kın arkadaş olurlar. Azerbaycanlı

gereken kısım bagaj olmalı. Ameri-

edemeyeceğiniz şekilde büyük ve

arkadaşlarla aynı dili konuştuğumuz

ka’da havayolu şirketleri her bagaj

farklı otellere geçişi olduğu için

için birbirimizden farklı bir kefeye

için ayrı fiyat biçmektedir. Aldığı-

kendinizi başka bir otelden çıkarken

koymadım. Yalnızca kendilerinin

nız bilet sadece yolculuk sırasında

bulmanız mümkün. Vegas’ta her yer

İngilizceleri bizimkinden daha iyidir.

oturduğunuz koltuk ve el bagajınızı

birbirine ne kadar yakın gözükse de

Nijeryalı ve Ürdünlüler gibi.

kapsamaktadır; yani yaklaşık 8 kilo.

aslında değiller ve taksiciler tarafından kandırılma ihtimaliniz çok

Müthiş bir üç ayı ve yaz mevsimini

Geldik en son kısma; yani gezile-

yüksek. O yüzden her durağın yanı

çalışarak geçirdik evet; ama üzül-

cek yerler. Ben Las Vegas, Grand

başında duran bilet makinelerinden

22 | AYYILDIZ


günlük veya üç günlük biletleri 8 ila

yağma potansiyeline sahip bu şehir

zaman anlattıklarım hepinize daha

20 dolar arasında almanız müm-

alabildiğine yeşildir. Olurda yolu-

anlamlı gelecektir. Gidin. Başlarda

kün ve mantıklı. Otel rezervasyonu

nuz yazın oraya düşerse yanınızda

zorluk çekeceksiniz; ama zaten her

yaparken dikkat etmeniz gereken

yağmurluk almanız önceliğiniz

güzel şey de önünüze direk gelmez.

unsur ise fiyatların aslında görün-

olsun. Ayrıca Wisconsin Amerikan

Sonrasında biriktirdiğiniz anılarınız,

düğü kadar olmaması. Otuz dolar

futbolunun önemli takımlarından

görüp âşık olduğunuz yerlere dö-

olarak gördüğünüz bir otel, üzerine

olan Packers’ın anavatanıdır: Green

nüp baktığınızda emin olun koca bir

alakasız vergiler konularak 100 do-

Bay Packers.

iyi ki diyeceksiniz. Ben öyle güzel

lara kadar çıkabilmektedir. Vegas’ın

anılar biriktirdim, öyle güzel tec-

ışıltılı hayatına doyup fotoğrafları-

Yazımızın sonuna gelirken genel

rübeler edindim ki bu yazdıklarım

nızı çektikten sonra orada bulunan

toplama bakarsak bu tecrübe

çeyreği bile değil. Hele hissettikleri-

turlarla Grand Canyon’a geçebilir-

benim hayatımı kökünden değiştirdi

mi karşılamaya asla yetmez.

siniz. Helikopter veya otobüs turu

diyebiliriz. Yeni ufuklar açıp cesa-

bütçeniz hangisine yetecekse gör-

retlenmemi sağladı ve artık iste-

Yukarıda da dediğim gibi henüz

meniz gereken yerlerden olduğunu

diklerimi nasıl elde edebileceğimi

orada yapmak istediğim şeyler

düşünüyorum.

gösterdi. İlk yurtdışı tecrübemdi ve

ve görmek istediğim yerler var.

yenilerinin kapısını açtı. Bunun yanı

Başladığım yolculuğa ara vermeden

Gökdelenler ve Shameless dizisi ile

sıra İngilizce öğrenmemi sağladı.

devam etmek istiyorum. Bu sefer

meşhur şehir Chicago. Hava du-

Buradan gittiğimde hiç kimseyle

aynı yolculuğu aynı insanlarla yaşa-

rumu konusunda Wisconsin kadar

konuşmamış olduğum hâlde. Bunu

yamayacak olmanın burukluğu var;

kötü bir yer; ancak kesinlikle gidip

sıfır İngilizce olarak algılamayın.

ancak yeni heyecanlara da kapım

görmeniz gerekir. Bütün Türkiye’nin,

Konuşabilmek için kelime hazneni-

hep açık. Hem evet Times Square’i

Millenium Park’ın ünlü fasulyesi

zin olması ve en azından bazı cümle

görmemiş olabilirim; ama o benim

önünde fotoğrafı varken sizin ne-

kalıplarını biliyor olmanız gerek.

geri dönüşümü garantilemek için

yiniz eksik arkadaşlar. Belli yerlere

Okuldan çok bir şey öğrenmemiş

bıraktığım yerdi. Bu sefer söz fotoğ-

gitmekten ziyade sokakları dolaşa-

olabilirsiniz; ancak izlediğiniz ya-

raflı kanıtlarımla geleceğim.

rak gezmeyi seven bir insan olarak

bancı film ve dizilerin bunu geliştir-

Chicago’nun gördüğüm bütün so-

medeki etkisi tahmin ettiğinizden

Velhasılıkelam

kaklarına hayran kaldığımı söylemek

çok daha fazla. Geldiğimden beri

Gidin! Görün! Yaşayın!

istiyorum. New York’ta çok kalma

herkese söylediğim ve önerdiğim

fırsatım olmadı; ancak Chicago’nun

tek bir şey var. O da eğer ufacık

tekrarı; ama bir tık daha güzeli gibi

bile bir şansınız varsa bu tecrübeyi

geldi bana. O da hava durumundan

kesinlikle yaşamanız gerektiğidir. O

olsa gerek. Ben bu şehirlerden o kadar bahsederken canım Wisconsin Dells’den hiç bahsetmemişim. Wisconsin namıdiğer America’s Dairyland. Kendisi tabiatı, inekleri, süt ürünleri ve Amerika’nın en büyük su parklarıyla meşhurdur. Nüfusu turistlerle elli bin turistsiz ikibinaltıyüzdür. İklim özellikleriyle Karadeniz’i anımsatıyor diyebiliriz. Havası sıcak; ancak her an yağmur AYYILDIZ | 23


Betül Horozoğlu

AGTAŞ

*

*Agtaş kelimesi zayıf göz anlamına gelmektedir.

24 | AYYILDIZ

Kışın bahardan çaldığı kelebek

miyordu o. Tanrı ona görebilmesi

kokulu açmış çiçekler ve yaz-

için gözler vermemişti. Hiç kimse

dan kalan bir gün. Güneş tepede

onun gri merceksiz gözleriyle

yüceliğini apaçık sergileyip uzun

büyülenmemişti bu zamana kadar,

parmaklı eliyle göğü ve yeri şef-

hatta ürkmüşlerdi. Bu yüzden

katle okşamakta. Bugünü fırsat

dışlanmıştı çoğu zaman. Annesi de

bilip caddelere dolaşan insanların

onun derdine döktüğü yaşlarla kör

otomatik telaşı, bağırtkan çığlıklı

etmişti kendini. Renkleri bilmiyor-

fısıldayışları, birkaç martının kanat

du mesela. Kare ve dikdörtgen ona

çırpışı, denizin tutturduğu usul-

göre hiçbir şekil yoktu. Bir şeyi ta-

ca ıslık ve sanki yere tutunmaya

nımak için dokunmalı, tatmalı eğer

çalışan hızlı, sert, ezici adımlar…

olursa sesini duymalıydı. Gözler

Köşede güneşin yokluğuna alış-

değildi kalbin aynası. Uzayan

mışken bugünü garipseyip ağzını

sakallarını karısı fark edip kesme-

burnunu kara bir atkıyla saran

se, yanlış iliklediği düğmelerini

ellerine inat sıcak simitler sa-

düzeltmese, ona kendi sesinden

tan bir simitçi, bir köşede kâğıt

kitaplar okumasa, doğrusu karısı

mendillerin alışılmışlığına inat bez

olmasa, o tamamıyla bir kördü.

mendilci, geçmiş yılların taşıdığı

Ondan öncesi yoktu usunda. Bir

güzellikleri benliğine sığdırmış

tek o vardı ve en az körlüğü kadar

mütevazı, kır saçlı bir adam ara-

gerçekti. Bütün olanların dışın-

larından rüzgâr geçer endişesiyle

daydı sanki. Kimselere çarpmadan

sımsıkı sarılan sonlarını bilmeden

kalabalık kaldırımı geçmeliydi.

öpüşürken yanmış bir kâğıt ucu

Derin derin aldığı nefesi sıkıca

gibi tutuşan genç bir çift, müşteri

tuttuğu beyaz bastonu tek yol

beklerken çaylarını ufak yudum-

göstericileriydi onun. O bastonun

larla içen hatırı sayılır birkaç

her nesneyle temasından çıkan

esnaf, koskoca bir yolu idare eden

sesi ayırt edebilişi, bir köpeğinki

kırmızı, yeşil ve sarılı trafik lam-

kadar iyi koku alabilmesi ne büyük

bası, sıkışan trafikten şikâyetçi

nimetti, elbette karısından sonra.

sabrın azametinden habersiz

Kalabalıklaşan kaldırımla birlikte

yarı açık cama kollarını yaslayan

daha da çoğaldı omzuna çarpıp

sürücüler, annesinin elini avuç-

geçen insanların sayısı. Birkaç

layıp zorla yolda yürüttüğü hınzır

damla yağmur yüzünü ıslattı.

yerinde durmaz çocuklar… Etrafın-

Bulutları hayal etti zihninde. Karısı

da olanları ve tüm bunları göre-

çok severdi bulutları. Hayatı onun


ağzından dinlemişti. Mavi rengin

adımlayıp evine girdi. Merdiven-

Karısının saçlarını tarayıp omuz-

ona çok yakıştığını da karısı söy-

leri çıkarken birkaç kez tökezledi,

larına salışını fark etti. Yemek

lemişti zaten ve gökyüzünün mavi

hatta küçükten bir küfür fışkırı-

yediler, birlikte çay içtiler. Bir gün

oluşunu da… Kalabalıktan zar

verdi ağzından. Her zaman olduğu

daha sona ermişti; ama o yıllardır

zor sıyrılıp evlerinin köşesindeki

gibi zili iki kez art arda iki kez de

olduğu gibi karısının da göreme-

fırına girdi. Babasından yadigâr

aralıklı çaldı. Bu karısıyla küçük

diğini bilmiyordu. Bilmemesi daha

bu evden hiç ayrılmamıştı. Babası

bir anlaşmalarıydı. Kapı usulca

iyiceydi karısına göre. Bilirse eğer,

ardından yıllar sonra annesi git-

açıldı, giymesi için terlikler girişe

hayatın yükü daha da zorlaşır

mişti bu evden; ama o küçükken

bırakıldı. Elindeki poşetleri alan

kendine acıdığı gibi bir de karı-

alıp büyüttüğü kedisi mavişle hâlâ

karısı yanağına küçük de bir buse

sına acırdı. En çok da doğmamış

oradaydı. Küçük ailesine eşini de

kondurdu. O anların verdiği huzur-

bebeklerine… Karanlık bir dünya-

katmıştı şimdi, bir kişi de yolday-

la gülüşü daha da yayıldı yüzüne.

nın tek ışığı oydu oysaki. Geceye

dı. Tanıdık mermer zemin, odun

Günün yorgunluğu bir anda gitti ve

mahkûm olmuş anne ve babasının

ateşinin sıcaklığı ve fırından yeni

hatta bir an için unuttu körlüğü-

sabahı olacaktı o yavrucak kim

çıkmış ekmeklerin taze kokusu…

nü. Bebeğini hisseti karısının gün

bilir…

Fırından çıkınca ezbere bildiği yolu

geçtikçe şişen karnına dokununca. AYYILDIZ | 25


Onur Doğan

1913 Nisan 21 tarihinde Üsküp’te

Kitapta konu olarak aile ilişkile-

dünyaya gelen Şevket Rado Türk

ri, mutlu olmanın yolları, maddi

edebiyatının en önemli yazarla-

meseleler, çocuk terbiyesi, sabrın

Kitabın ikinci bölümü olan Aydınlık

rından birisidir. Yazarlığının yanı

ehemmiyeti, kadın-erkek ilişkileri ve

Yolda okura yaşama sevinci aşı-

sıra gazetecilik, sosyoloji ve ede-

insan ömrünün belli dönemleri gibi

lanmaya çalışılmaktadır. Bölüme

biyat öğretmenliği kimlikleri ile de

hususlar ele alınmıştır. Neredeyse

yazarın dostunun hayattan bıkkınlı-

tanınmaktadır. Ele alacağımız kitap

bütün bu hususlar hakkında kıssalar

ğını belirttiği sözlerle başlanmıştır.

Şevket Rado’nun en çok ön plana

anlatılmış, görüşler dile getirilmiş

Yazar dostunun yaşamın tekdüzeliği

çıkan sohbet kitaplarından bir tane-

ve öğütler verilmiştir. Bütün bunlar

konusundaki görüşlerine katılır; an-

sidir. Mamafih Rado’nun eserlerinin

yapılırken okurun bam teline do-

cak bu konudaki ümitsiz tutumunu

büyük bir kısmının sohbet türünde

kunulmamaya çalışılmış ve okur bu

doğru bulmaz; zira insanın yaşamın

olduğunu da belirtmemizin iktiza

şekilde etkilenmeye çalışılmıştır.

tekdüzeliğini kırmak hususunda

ettiğini düşünüyoruz.

Ümmit iledir cihanda her şey (8. s.)

diğer canlılardan çok daha fazla Eser yazar tarafından “Hayatı, sev-

istidat sahibi olduğunu düşünür.

Elimizde birinci baskısı bulunan

meyi, çalışmayı, iyiliğe ve doğruluğa

İlerleyen paragraflarda hayattan

kitap 128 sayfalık ana bölüm hâlinde

kıymet vermeyi üstün tutan konuş-

lezzet almak için müşahedenin

2011 senesinin mart ayında Bilge

malar” diye tarif edilmiştir. İçerisin-

önemine değinirken kendi içine

Kültür Sanat Yayıncılık tarafından

de önsöz kısmı bulunmaksızın “Ümit

kapanmanın sıkıntıdan başka bir

yayımlanmıştır. Kitap kapağı, yeşil

Dünyası” adlı bölüm ile başlar. Bu

getirisinin olmadığını dile getirir.

bir arkaplanın önünde Şevket Ra-

bölümde hiçbir zaman dünya malına

Bölüm okura yaşamdan zevk alarak

do’nun fotoğrafından müteşekkildir.

güvenilmemesi ve her daim ümit-

mutlu bir hayat sürmesi temennisin-

Yazımızın girizgâh kısmında genel

var olunması gerektiği Büyük İsken-

de bulunularak sonlandırılır.

hatlarıyla ele alınan eserin diğer

der’in bir kıssası ile anlatılmaya ça-

sohbet kitaplarına kıyasla daha

lışılmıştır. Ayrıca yaşamanın gerçek

Bir Yetişme Tarzı başlıklı üçüncü

akıcı ve kapsamlı olduğu rahatlıkla

manasının farkına varılması amacıy-

bölümde insanların yetişmelerinde

söylenebilir.

la şairinin ismi verilmeyen bir şiirde

etkili olduğu düşünülen nedenlere

geçen şu dizeye yer verilmiştir:

değinilmiştir. Bu bölümde genel

26 | AYYILDIZ


kanaatler yıkılmaya çalışılmış-

yamaklığı yapmak için kendisinden

tır. Mesela zenginlik ve fakirliğin

izin istedim.

insanın iyi yetişmesinde çok da etken olmadığı savunulmuştur.

Babam düşüncemi anladı ve mü-

Kalıplaşmış düşüncenin aksine

saade etti. İki yıl mutfakta soğan,

maddi durumu iyi olan ebeveynle-

patates doğradım, pirinç ayıkladım

rin çocuklarının hayatın karşısına

ve nihayet hak ettiğim mevkiye

maddi durumu iyi olmayan ebevey-

aşçıbaşılığa yükseldim; fakat benim

nlerin çocuklarına nispeten çoğu

maksadım aşçıbaşı olup güzel ye-

yönden daha zayıf ve tecrübesiz

mekler pişirmek değildi. Bir otelde

bir şekilde çıkacağı dile getirilmiş-

cereyan eden bütün işleri bizzat

tir. Bu düşünce ise Japonya oteller

yapmalı idim. Aşçıbaşılığı bırakıp

kralının oğlunun,otellerini yönetmek

temizleyiciliğe geçtim ve beş altı yıl

için tekâmül seviyesine ulaşmış bir

içinde bir otel işletmeciliğinin bütün

birey olmak amacıyla İstanbul’da

inceliklerini öğrenmiş oldum…” (s.

bir otelde boğaz tokluğuna çalıştığı

19-20)

hayat hikâyesi ile desteklenmiştir. Kitap yukarıda mezkûr bölümler de Bununla ilgili Japon delikanlısının şu

dâhil olmak üzere toplam 15 bölüm-

sözlerine yer verilmiştir:

den oluşmaktadır. Eserde yukarıda ele aldığımız ilk üç bölümün yanı

“17 yaşında liseyi bitirdim.” diyor.

sıra aşağıda sıraladığımız hususlar

Memleketimde, muhitimde ba-

ve onların karşısında (parantez içeri-

bamın arkadaşları arasında hiç

sinde) belirttiğimiz mezkûr konuları

hakkım olmayan aşırı bir saygı ve

işleyen şu bölümlere değinilmiştir:

itibar görüyordum. Bu tarz muamele beni sıkmaya başlamıştı; çünkü

Bir Arada Yaşamanın İncelikleri (Bir

bana gösterilen geniş alakanın

Arada Yaşamak)

bana karşı değil doğrudan doğruya

Mesuliyet Yüklenmenin Gerekliliği

babamın şahsına ve servetine karşı

(Hayatta Tutunmak)

olduğunu anlıyordum. Babamın ha-

Çalışmanın Önemi (Çalışmak)

yatı boyunca büyük gayretler sarf

Talihin İnsan Eliyle Teşekkül Etmesi-

ederek kendi alın teriyle kazandığı

nin Gerekliliği (Talih Peşinde)

şahsiyet ve servetinin gölgesinde

İçi Dışı Bir Olmak Meselesi (Olduğu-

sığınarak yaşamaktansa ben de en

muz Gibi Görünmemek)

az onun kadar bu itibarı hak ettiği-

Aile İçerisindeki Geçim Mevzusu

mi göstermek için “A”dan başlama-

(Geçinmenin Yolu)

ya karar verdim. Otelciliği ben de

Ebeveyn ve Çocuk Gelişimi (Büyüt-

öğrenecektim. Üstelik babamdan

mek ve Büyümek)

daha iyi bir otelci olmaya kendimi

Komşuluğun Önemi (Komşuluk)

mecbur hissediyordum. Onun için

Kendinde Görüleni, Başkalarından

babama fikrimi açtım ve Japon-

da Beklemenin Yanlışlığı (Anlaşılma-

ya’nın en büyük oteli olan babamın

mak)

“Imperial” otelinin mutfağında aşçı

İnsanın Yalnızlaşmasına Sebep Olan AYYILDIZ | 27


Durumlar (Yalnız Kalmak)

Alıntılamalar (Yaşadığımız Günlerin

Eserin muhtevasına baktığımızda

Sır Saklamanın Önemi (Sır Saklamak)

Hesabı)

pek çok iktibas ve örnek kullanıl-

Olumlu Eleştirinin Değeri (Neşe

İnsan Yaşamının Belli Başlı Dönemleri

dığı gözlemlenebilir. Bu durumun

Kaçırmak)

(Ağaçların ve İnsanların İlkbaharı)

anlatımın akıcılığını arttırdığı ve

Cimrilik ve Tutumluluk Arasındaki

bu şekilde okurun merakını kam-

İnce Farklar (Hasisliğin Başka Türlüsü)

Kitabın alt başlıkları, anlattığı

çılayarak her daim canlı tuttuğu

Saadeti Bulmakta Sabrın İşlevi

konunun birer hülasası gibidir.

söylenebilir. Daha önce de bahset-

(Sabırsızlık)

Dolayısıyla kitapta yer alan alt

tiğimiz üzere eser her yaştan okura

Mükâfatların Hak Edilmesinin Gerek-

başlıklar, ait olduğu bölümün içeriği

hitap etmektedir; çünkü eserde

liliği (Ramazan’dan Sonra Bayram)

hakkında ciddi çıkarımlar yapılması

herkes kendisi için -tatlı bir dille ve

Salt Maddeye Bel Bağlamanın Yan-

konusunda yardımcı olmaktadır.

dayatma yapılmaksızın dile getiril-

lışlığı (Yalnız Madde Değil)

Şayet başlığın çok büyük özveri ve

miş- nasihat mahiyetinde öneriler

Çocuk Eğitimi (Çocuklarımızın Gö-

yetenek gerektiren bir husus olduğu

sunulmuştur. Mezkûr özellik, eserin

züne Nasıl Görünüyoruz?)

göz önüne alınır ise yazarın bunu

didaktik yönünü daha fazla ön pla-

İş Ahlakı ve Kaliteli İş Çıkarmanın

çok iyi başardığı söylenebilir. Başlık-

na çıkarmıştır.

Önemi (İyi Bir Şey Yapmak)

tan biçeme geldiğimizde eserin her

Çocuklarda Doğru Para Kullanımını

yaştan okuru kucaklayan bir dil ve

Sonuç itibariyle yazarın bu eseri ile

Sağlama Hususundaki Noktalar

üslupla kaleme alındığını rahatlıkla

bizlere sohbet türünün Türk edebi-

(Para Terbiyesi)

söyleyebiliriz. Yazar bu samimi üs-

yatındaki en kaliteli örneklerinden

Kadın ve Erkeğin Birbirleri Hakkında-

lubu ile her bölümde konuyu daha

birini sunarak okuyucuyu keyifli bir

ki Düşünceleri (Kadın mı, Erkek mi?)

akıcı bir şekilde anlatmak konusun-

okuma sürecine davet ediyor.

Mazi Hakkındaki Düşünceler ve

da ziyadesiyle muvaffak olmuştur.

28 | AYYILDIZ


Tahsin Yılmaz,

SANCI Ben, bulanık suları Ciğerimi kanırtan havayı Tortulanmış toprakta Bodur ağaçların açmayan çiçeklerini Şehrin asfaltlarında Yitip giden gidip de gelmeyenlere Tütsülenmiş her izmariti Rüzgârın savuşturduğu külleri Sana söyleyemediğim ne varsa Kalbimden boğazıma kadar titreten beni Yaldızlı gecelerde bunları yazdırtan Hepsini iyi bilirim. Hayatım, Şile bezinden ördüğüm hayatım Sedef çakımı körelten gecelerde Damar damara verdiğim kavganın esaretindeyken

Seni düşünüp kalbimi kakışlamam Yüreğimdeki bu kargaşa bu hengâme Nedendir? Sözcüklerle süslerken boş kâğıtları Beyaztenindeki ebruli güzelliği Benim de ufak kaldıklarım vardı Sana uzandığımda utangaçlığım Boyunbağımda hırpalanan kelimelerim. Modern insanların Moronu çektikleri gecelerde Üryan aşkları Yeni yetmelerin Sinema köşelerindeki Sevdalarını geç Sana nakış nakış işlediğim Bereketli şiirler bırakıyorum.

AYYILDIZ | 29


Nur İpek Toprak ve Merve Nur Güngör

Çocuklar İçin Yazmak Kıldan İnce, Kılıçtan Keskin Bir Yolda Yürümektir. Gülten Dayıoğlu biz öğretmen adayları için yazmaya adanmış bir ömür, adeta yolumuzu aydınlatan bir meşale. Çoğumuz onu ‘‘Fadiş’’ adlı romanıyla tanıdık; ancak Gülten Dayıoğlu, edebiyatımıza Fadiş’le birlikte doksan kıymetli eser kazandırdı. Eserleri dört kuşak boyunca sevilerek okundu ve okunmakta. Yine gelecek kuşaklar boyunca okunacağından şüphe duymamaktayız. ‘‘Türk Çocuk Edebiyatının Çınarı’’ olarak nitelendirebileceğimiz Gülten Dayıoğlu ile bölüm hocalarımızdan Doç. Dr. Bayram Baş’ın desteğiyle bir röportaj yapma fırsatı bulduk. Keyifli okumalar dileriz.

GÜLTEN DAYIOĞLU 30 | AYYILDIZ

Öncelikle röportajı kabul ettiği-

esiyordu besbelli. Geçim sıkıntı-

niz için teşekkür ederiz. Çocuk

sıyla kuşatıldık. O sırada ilkokul-

edebiyatı denilince akla gelen ilk

larda öğretmen açığı vardı. Kırk

yazarlardan biri olan sizinle bu

günlük kurstan sonra altı dersten

röportajı gerçekleştiriyor olmanın

sınava girip öğretmenlik diplo-

bizi çok mutlu ettiğini belirtmek

ması alınıyordu. İlk girişte diplo-

isteriz. Çocukluğunuzun bir bölü-

mayı alıp öğretmenliğe başladım

münü Kütahya’nın Emet ilçesinde

(1960-1961). Müfettişler bizim

geçirmeniz ve öğretmenlik mes-

gibilere sonradan olma veya ağız-

leğinizin yazarlığınıza ve eserle-

dan dolma tüfek derlerdi. Çoğu

rinizin önemli bir bölümünde yer

arkadaş işin başında istifa ettiler.

alan köy hayatı ile ilgili unsurları

Ben direndim; çünkü mesleğimi

belirlemenize katkısı oldu mu?

çok sevmiştim. Herkesi yıldıran

Öğretmenliğim ve çocukluğumda

müfettişler benim öğretmenliği

deneyimlediğim köy yaşamı yazar-

meslek edinmeme çok yardımcı

lığımın temel taşlarındandır.

oldular. Ben de kendimi gelişmeye adadım. Öyle ki Cumhuriyet

Öğretmenlik mesleğinden konu

ve Milliyet gazetelerinde yıllarca

açılmışken İstanbul Üniversitesi

(1965-1968) eğitim öğretimle

Hukuk Fakültesi’ni bırakıp öğret-

ilgili eleştirel makaleler yazdım.

menlik mesleğine yönelmenizin

Kurultaylarda bildiriler sundum.

sebepleri nelerdir?

Müfredat programları hazırlanır-

Öğrenciyken nişanlım olan eşimle

ken danışman olarak görev yaptım.

evlendik. Başımızda kavak yelleri

Talim ve Terbiye Kurulu Yayımlar


Dairesi’nde seçici kurul üyeliği, Kültür Bakanlığı Çocuk Kitapları Yayınlar Dairesi’nde danışmanlık görevine atandım. Hukuk fakültesini bıraktığım için ilk zamanlar içten içe çok ezilmiştim; ama yazarlıkta ilerlemeye başlayınca o hâlden kurtuldum. Yazarlık hayatınız nasıl başladı, kaleminizi ne zaman keşfettiniz? Kütahya 30 Ağustos İlkokulu’nda, üçüncü sınıfta öğrenim görürken, öğretmenim Ayşe Bumin Yazılı Anlatım ödevlerime bakarak ‘‘Sende doğuştan yazma yeteneği var. Gelecekte yazar olacağına inanıyorum.’’ dedi ve kısa süre sonra beni Vahit Paşa Kütüphanesi’ne götürdü. Özelliğimi anlatıp görev-

çocuk ve gençlik eserleri vererek

Eserleriniz arasında sizi en iyi

liye teslim etti. O günlerden şu

devam etmenizin belli bir sebebi

yansıtan veya en başarılı olduğu-

anlara kadar kitap okumak benim

var mı?

nu düşündüğünüz kitaplar hangi-

yaşam biçimim oldu. Hava gibi, su

Toplum tarafından, çocuk ve

leridir?

gibi, besin gibi…

gençlik edebiyatında başarılı bir

Eserlerimi yazdıktan sonra altı

yazar olarak değerlendirilip kabul

kez okurum. Başarılı bulmadığım

Yazı hayatınıza sosyal içerikli

görmem, bu doğrultuda çalışmamı

hiçbir eserimi yayınlatmadım. Fa-

öyküler yazarak başladınız. Sizi

sağladı.

diş(1971) adlı romanım, şimdiler-

çocuk edebiyatına yönlendiren ne

de yüzüncü baskıya yaklaşıyor. O

oldu?

Eserlerinizde konuları neye göre

kitapta kendi yaşamımdan kesitler

Gerçek anlamda yazarlığa sosyal

belirliyorsunuz?

var.

içerikli kısa öyküler yazarak baş-

Konu seçiminde belli bir kuralım

ladım. ‘‘Döl’’ adlı öykümle 1964-

yok. İçimden gelen sese önem

Biraz da eserlerinizden bahsede-

1965 Yunus Nadi Öykü Yarışma-

veriyorum.

lim. Fadiş, Suna’nın Serçeleri gibi bazı eserlerinizin çocuk romanı

sı’nda bir oy farkla ikinci seçildim. Öğretmen ve anne olduktan sonra

Eserinizi aniden gelen bir heye-

olmalarına rağmen genel olarak

çocuklar ve daha sonra da gençler

canla mı yoksa uzun planlamalar

hüzünlü olaylar barındırmasının

için romanlar ve öyküler yazmaya

ve araştırmalar sonucu mu yaz-

sebepleri nelerdir?

başladım. Bugün itibariyle doksan

maya başlıyorsunuz?

İlk romanım Fadiş yapmacıksız, saf

kitap yazmış oldum.

Aniden gelen bir heyecanla yaz-

ve gerçek bir hüzün içeriyordu. Bu

maya girişmiyorum. Yazacağım

hüzün kendi içimde oluşan doğal

1966-1986 yılları arasında çeşitli

konuda karar kılınca aylar bazen

bir hüzündü. Ondan sonraki Dört

gazetelerde eleştiriler ve makale-

yıl boyu süren titiz bir araştırma

Kardeştiler romanı, Ben Büyü-

ler yazarken bu tür yazıları bıra-

dönemine giriyorum. Sonra eseri

yünce, Yurdumu Özledim adlı köy

kıp edebiyat hayatınıza yalnızca

yazma aşaması başlıyor.

kökenli romanlarımda da doğal AYYILDIZ | 31


hüzün öğeleri yer alır. Bunların dı-

Yurt dışı göçünün etkileri üzerin-

şında hüzünlü olarak tanımlanabi-

de gazetelerde yazdığınız çeşitli

lecek eser yazmadım. Eleştirmen-

yazıların yanı sıra “Geride Kalan-

lerce çok özgün bir kurgu olarak

lar” adlı öykü kitabınızda da bu

tanımlanan Suna’nın Serçeleri de

konuyu sıkça işlemenizin sebebi

hüzünlü bir eser değildir. Hüzün

nedir?

içeren eserlerle ilgili ilginç bir

Ben insana saygılı ve duyarlı bir

saptamayı sizlerle paylaşmak is-

yazarım. Türk işçilerinin çalıştığı

terim. Üç, hatta dört kuşak boyun-

ülkeleri ayrıntıyla gezdim. İnsa-

ca onları okuyanlar bu dört kitabı

nımızın oralarda çektiği çileleri,

döne döne defalarca okuduklarını

horlanmalarını yakından gördüm.

belirtmekteler. “Fadiş’i on kez

Evrensel bir yara olan işçi göçü-

okudum.” diyenler var. Fuarlarda

ne bizim insanımızın da plansız

yetişkin okurlarım çocukken oku-

programsız katılmış olması çok

dukları bu kitapları bana imzalat-

zoruma gitti. Ülkemizin onları do-

mak için yeniden satın alıyor ya da

yuramayıp döküm saçım bir hâlde

eski kitapları getirip onurla masa-

çoluk çocuk, taşeronların elinde

ma bırakıyorlar; çünkü bu kitap-

ezilmeleri, oralarda alabildiğine

lardaki duyarlılık-hüzün zorlama

sahipsiz kalmaları beni yürekten

bir kurmaca değil. Yapmacık değil,

sarstı. Olayları yerinde inceleyerek

tersine sıcak yürekli insanımızın

yazdığım öyküler, dizi yazılar bu

mayasında yer almakta. Öğret-

sarsıntının kalemime yansımasıdır.

menlikte kendimi yetiştirirken,

Gerçekten o zamanlar o işçi yurt-

dışarıdan pedagojik performans

taşlarımıza, yönetimler para ağacı

dersleri bile aldım; çünkü çocuklar

gözüyle bakıyorlardı.

için yazmak kıldan ince, kılıçtan keskin bir yolda yürümektir.

Eserleriniz büyük bir zenginlik barındırdığı için üç kuşak boyun-

Parbat Dağı’nın Esrarı adlı roma-

ca hep sevilerek okunmuş ve hâlâ

nınızdaki Kalanya, hayalinizdeki

okunmakta. Türk edebiyatında en

dünyanın bir yansıması mıdır? Bu

çok beslendiğiniz ve en sevdiğiniz

romanda insan ırkının kurtarıcısı

yazar kimdir? Bu yazarın sizi en

olarak seçtiğiniz canlı türü neden

çok etkileyen eseri hangisidir?

bitkidir?

Ben yerli, yabancı, iyi ve seçkin

çok mutlu edecektir. Bir öğret-

Fantastik kurgu yöntemiyle yazı-

yazarların eserleriyle beslendim.

men olarak biz genç öğretmenle-

lan Parbat Dağı’nın Esrarı dünyaya,

Bilinçle sürdürdüğüm bu okuma

re vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

insana, bitkilere kısaca yere göğe,

emeklerim sonuçta Gülten Da-

Pek sevgili öğretmen adayı kızla-

tüm varlıklara karşı okurun duyar-

yıoğlu adında bir yazar oluşturdu.

rım, oğullarım, bizim memlekette

lılık bilinci edinmesini deneyim-

“Ödünç akıl cepten düşer.” deyimi

lemesidir. İnsan ırkının kurtarıcısı

Sorularımızı sabırla ve içtenlikle

çok kullanılır. Lütfen yolunuzu,

olarak bitkileri seçmek görüşüne

cevapladığınız için çok teşekkür

kazılması zor olan killi toprağı

indirgenemez. Bu görüş büyük

ederiz. Son olarak sizin gibi kıy-

kaza kaza kendiniz açın. Sonra da

resmin toplu iğne başı kadar bir

metli bir yazarın ve öğretmenin

güvenle ve onurla o yolda ilerle-

yerini oluşturmaktadır.

tavsiyelerinden yararlanmak bizi

yin. Başarı dileklerimle.

32 | AYYILDIZ


Tüm

Mağazalarında...


Ece Kılınç

AN’DAN

Derin bir ah çektim.

bir şekilde, sen oradaydın; ama be-

zamanın ortasının tam ortasınday-

nim Newton kurallarıyla bir derdim

dık. Ağzındaki sakızı yarı edepli yarı

Reyonların arasında ısrarla çubuk

vardı, bilmiyorsun. Sana bakmak

edepsiz patlatan kasiyerin bakışları

makarna ararken bütün o markalara,

yerine hayalini kurmayı tercih edi-

arasındaydık. Varlığımız bir solucan

ucuz ambalajlara, o ucuz ambalajla-

yordum. Hanginizi daha çok seviyor-

deliği hüviyetindeydi. Az biraz daha

rın içerisindeki bakliyatlara, içi geç-

dum acaba? Hâlâ düşünüyorum.

oyalansak zamandan silinecektik

miş bisküvilere ve hatta İsrail malı

Neden çubuk makarna konusunda

sanki. Seninle aramda üç adım ve

çikolatalara bürünüp sana bakmanın

bu kadar ısrar etmiştim ki?

bizi yan yana çeken bir çift göz

doyumuna varmayı diledim, hatta

vardı ve sen hâlâ dünyanın en güzel

hatırlıyorum bir an, ben o bisküvi-

Çubuk makarnayı asla bulamadım.

varlığı unvanını taşıyordun üstünde.

lerden veya bakliyatlardan herhangi

Bir erişte aldım elime kasaya yönel-

Nefesin göz kapaklarıma değiyordu.

biriyken beni alıp ıssız avuçlarının

dim. Sana yöneldim. Bilmiyorsun be-

Yazın denk geldiği Ramazan ayla-

içinde tuttuğunu, tabiat dostu bir

nim yönüm hep sendin. Şansa bak

rında gün boyu ekmek pişiren bir

poşetin içinden iki parmağının

ki ne 2 kuruşluk gofret için anaları-

fırıncı nasıl akşam ezanında Allah

ucunda sallanırken dakikalarca belki

nın yakasına yapışan çocuklar vardı

sesini duyar duymaz kana kana su

de saatlerce seni izlediğimi hayal

orada ne de küçük bir televizyon-

içiyor ise ben de seninle mucize kar-

ettim. 2 sıralık daracık reyonların

dan gelen futbol maçının kirli gü-

şılaşmalarımızdan biri olan o anda

arasında sanırım çubuk makarnayı

rültüsü. Market ile bakkal arasında

verdiğin nefeste kana kana nefes

bir türlü bulamayışımın sebebi bu

sıkışıp kalmış, tıpkı mahallemizdeki

alıyordum. Tam 15 saniye boyunca

absürt hayallerdi. Sen orada, bir

insanlar ve kaldırım taşları gibi iki

o iki zamanın ortasının ortasında

buçuk metre arkamda sen, etten ve

zamanın ortasında yalpalayıp duru-

seninle yan yana veya arka arkaya

kandan, Newton kurallarına uygun

yordu bu yer. Ben ve sen. İşte bu iki

fark etmeden bütün fikirlerden,

34 | AYYILDIZ


doktrinlerden ve hatta duygulardan

kahkahalar, kesik kesik hıçkırıklar ve

sefil hayalete doğru hareket etmeye

izole… Sen ve ben tam 15 saniye

söyleyemeyeceğim tüm o edepsiz

başladım. Bir anlık bile diyemeye-

öylece durduk. O 15 saniye evrenin

cümleler…

ceğim o zamansızlıkta o hayaletin

görüp görebileceği en iyi 15 saniye

elindeki kitaba baktık. Anla mukaye-

olma yolunda diğer en iyi 15 saniye-

Sendeki sistem böyle çalışıyordu

se edemeyeceğim o zamansızlık di-

lerle yarışırdı. O mucize 15 saniye-

demek ki. Kalpten dudaklarına değil

liminde sürgün yemiş bir ağır ceza

de bütün varoluşsal hezeyanlarım

kalpten gözlerine iniyordu bütün o

mahkûmu gibi gözlerinden kopuver-

son buldu. Geçirdiğim küçük çaplı

duygular ve bütün o şeyler. Belki de

dim, o kitaba düştüm. Gözlerindey-

sinir krizlerim arasında ağzımdan

bu yüzden çok çektin o gözlerden.

ken bir ömrü yaşamış hayatımın son

küfür gibi dökülen nedenler nihayet

Belki de bu yüzden kendi fonksi-

demlerinde demleniyor sanırdım

nedenlerini buldu. Yüzünü hafifçe

yonunu yerine getirmekten aciz,

kendimi. Meğer yanılmışım. Bir

yana çevirdin. Yüzünden mahrum

yorgun gözlerin vardı. Şimdi daha

ömür kadar da o kitapta yaşadım.

bırakamadım kendimi. Sana baktım.

iyi anlıyorum neden o facia göz-

Aşktan savaşa, en gaddar işkence-

Saniyenin belki yüzde birlik dilimin-

lere böylesine tutulduğumu. Eski

lerden en zengin hayatlara kadar ne

de attığım o yoksul bakışla ben katı

Şam kütüphaneleri gibi kusursuzca

var ne yoksa tecrübe ettim bu öm-

bir maddeden henüz tanımlanama-

sıralanmış görkemli benliğini içine

rümde. Ömrüm o kitapta Venedik

mış başka bir maddeye dönüştüm.

hapsettiğin o gözlerde yaşlanıp seni

limanına varacak olan bir gemide,

yaşıyordum. Bir ömrün en güzel

genç bir kölenin son nefesinde son

Dudaklarından döküldüm ilk önce

tükenebileceği yerdeydim. Usulca

bulunca bu sefer o kitabı tutan elle-

mırıltılar hâlinde sonra saçlarına yük-

bir mırıltı işitiyordum artık. Gizlice

re düştüm. Çok oyalanmadım, sonra

seldim. Birkaç zaman rüzgârı oldum

söylediğin şarkılardan biri çalını-

o hayaletin gözlerine yükseldim.

saçlarının, dünyanın en güzel kokula-

yordu kulağıma: “Kim-seee-yeee-e-

Seni şimdi o hayaletin gözlerinden

rını deneyimledim orada. Gözlerine

ğğğt-mem-şiii-kaaaaa-yeeeeğğğt…”

görüyorum. Seni bu gözlerde şimdi

indim sonra. Hiçbir zaman tam olarak tarif edemeyeceğim, Allah’ın ya-

dünyaya henüz doğmamış zamanlaZevkli adamdın vesselam…

rattığı o en enteresan gözlere indim.

rınla görüyorum. Bu gözlerde şimdi ben ruhunun zikrettiği ilk kelimeleri

Anneni gördüm orada ilk. Bir tutam

Sonra başka bir mırıltı daha… So-

duyuyorum. Bu dünyada varlığı

pamuğun içinde saçlarını türkülerle

luğunu belli belirsiz hissettiğin bir

henüz belirlenememiş bir maddenin

taradığın anneni…

hayaletin dudaklarından işitiliyordu.

sonsuzluk kibrinde en çok senin

Neydi bu ses? Nereden tanıyordum

gözlerindeyken seni yaşadığımı

Sonra babanı gördüm. Sadece ve

bu kadını? Arkandaki sefil hayaletin

sanmıştım. Yanılmışım. Şimdi bu

öylece duran babanı…

sessiz gürültüleri bölmüştü göz-

gözlerde ben seni senden daha çok

lerinde sürdüğüm koca bir ömrü.

daha çok yaşıyor, senden daha çok

Sonra bir tavan gördüm. Yalnızca

Derinlerinde fenafillahıma ulaşıp

hissediyorum.

bir ucu yağmur sularından küf tut-

son nefesime yaklaşmışken nereden

muş bembeyaz bir tavan…

çıkmıştı şimdi bu lanet leke!

Şimdi sen gidiyorsun. Basamaklardan sıçrayıp caddeye karışıyorsun.

Başka başka kadınlar gördüm sonra.

Neyse ki bakma zahmetinde bile

Gidişinin verdiği ıstırapla bu ruh

Hepsi benden çok daha güzel baş-

bulunmuyordun. Sen ona bakmak

beni tüketiyor. Artık ben de gidiyo-

ka başka kadınlar…

yerine önünde duran sakızlara

rum, hiçliğe karışıyorum. Giderken

bakmayı tercih ediyordun. Sonra ne

nasıl üzülüyorum bu ruha bir bilsen.

Gözlerin dudaklarının yapması gere-

oldu bilmiyorum. Diğer organların

Öyle bir üzüntü ki bu, peygamber

ken işleri yapıyordu. Gözlerinde bo-

veya ruhun sana ne söyledi bilmiyo-

bir yetim görse ancak bu kadar

ğuk bağırtılar gördüm. Haykırışlar,

rum. Bir anda gözlerinle beraber o

üzülebilirdi. AYYILDIZ | 35


Nisa Bilgili

UNUTMAK Unutmak varsa ne anlamı kalır ya-

tir. Her defasında ömür defterinden

düştüğün an dizlerinde açılan derin

şadıklarımızın ve hissettiklerimizin?

bir yaprak azaltmaktır ve sonra bir

yaraların nasıl kabuk bağladığını

Bu sebeple yaşadığım her ne olursa

yaprak daha… Derken en sonunda

hatırla. O yaralardan yadigâr kalan

olsun asla unutmayı dilemedim. Za-

yok olmaktır. Unutmak, ömürden

izlerin verdiği dersi ve ilhamı önüne

man yaşattığı, öğrettiği ve hissettir-

çalmaktır ve her unutuş, zamanın

katarak kaldığın yerden devam et

diği her şeyle bir sanatçı titizliğinde

ziyanıdır.

yoluna ki düşmeyesin bir daha. Düşsen dahi dizlerini silkip devam

ince ince işlerken benliğimizi ortaya çıkardığı ben adlı eserden tek zerre

Hatırlamak, hatıralar… Ben bir ok-

edebilecek gücü verecektir yaşadı-

kaybolsun istemem. Acılardan,

yanussam, içimde bir damladır her

ğın bu acı hatıra. Bir dostun ihaneti

sevinçlerden, hayallerden, tecrü-

hatıram. Hayat denilen yolculuğun

yüreğine ok gibi saplandığında,

belerden, aldığım her nefesten,

içinde beni bana eriştiren her adım-

zamanın rüzgârı yaralarına merhem

attığım her adımdan, döktüğüm

dır. Eğer erguvan rengi çiçekler

olup savuracaktır içindeki acıyı.

gözyaşımdan, içten bir gülüşten,

açmış bir ağaçsam ve güneşi selam-

Sen yine de izlerini sakla. Gün gelip

bazen bir bakıştan bir şeyler var

lıyorsam bir bahar sabahında yahut

ihanet oklarının menzili yine sen

içimde beni ben yapan, eksilmek

bir akçabardaksam beyaz örtünün

olduğunda “Zırhını kuşan!” diye

istemem. Hiç kaçmam acılardan,

altında başkaldırmayı bekleyen, bir

onlar seslenecekler sana. Unutma!

onlara direnmem. Yaşarım, yeni bir

gün uzanacaksa boynum karların

Yaşadığın her hatıra er ya da geç

ben ile çıkarım sıkıntıların içinden.

arasından kışın bitişini müjdelerce-

ışık olup düşecektir revan olduğun

sine, beni kardelen yapan şey şayet

hayat denen yola ve sen attığın her

Hatırlamak, nefes alıp vermek değil

yaşadığım bu serüvense, bilmem ki

adımı özüne katarak yürüdüğün o

yaşamaktır. Ömür denilen defterin

unutmak niye?

yolun sonuna varıp ardına baktığında, gerçek bir kahraman bulacaksın

her sayfasını itinayla doldurmaktır hatırlamak ve her unutuş o defter-

Unutmak, kaçmaktır. Kaçmak ise

den bir sayfayı buruşturup atmaktır;

korkaklık… Emin adımlarla yürüdü-

yani yitirmektir unutmak, eksilmek-

ğün yolda ayağın taşa takılıp yere

36 | AYYILDIZ

karşında.


Mehmet Adsan

SENDEKI AYNA İki ayna arasında geçiyor zaman Ve bunların arasında Yer bulamama korkusuyla Sonsuzluğa uzanmıştı yollar Denizdeki kum kadar sonsuz Köşede bekleyen kum saati Ve çıplak ayaklı yetim Her yerde eşref-i mahlukatlar Mahlukatlar ki Son sözlerinde hatırlanır Kitabın son dizelerini hatırla Arada geçen perdeler Perdelerin arttığı bir çağda Parke taşlarıyla kapatılmış Seni anlatamayan Aciz şair ve yazarlar Artık uyanmak istiyorum Doğduğum şehirde Ölüm Cebimdeki sigara tablası kadar Yakındı oysa…

AYYILDIZ | 37


Bünyamin Şahin

ZEUS’UN DAHİ ÂŞIK OLDUĞU ŞEHİR:

SİNOP

Karadeniz’in kıyıcığında, kuzeyin en

Sinop’un adının mitolojisine değine-

yemekleri de Karadeniz mutfağının

uç noktasında parlayan bir şehir Si-

cek olursak, Sinop adını bir tanrı-

özelliklerini yansıtıyor. Mısır ekmeği,

nop. Sinop’un kuzeyde Karadeniz’le

çadan alır. Irmak Tanrısı Osopos’un

nokul, keşkek, mısır çorbası, kaşık

batıda Kastamonu, doğuda Sam-

kızı Sinope su perisidir. Tanrı Zeus

kesmesi, tirit… Sinop’a gelirseniz

sun, güneyde Çorum illeri ile sınırla-

su perisi Sinope’yi görünce âşık

bunlardan birini tatmadan gitmeyin.

rı vardır. Bu şehirlerle bütünleşerek

olur. Su damlası kadar berrak ve

ortak bir kültür alanı oluşturmuştur.

temiz olan Sinope, Zeus’u görünce

Sinop birçok devlete ait izleri

Bir liman şehri olarak kurulduğun-

korkar; fakat Zeus gücüne güve-

içerisinde barındırmaktadır. Sinop

dan beri tarihte önemli bir yere

nerek Sinope’ye sahip olmak ister.

gerek doğal güzellikleri gerekse

sahip olmuştur. Karadeniz iklimi

Sinope’nin yalvarmasıyla Zeus

tarihî yapısıyla insanları kendisine

egemen olduğundan dolayı bitki

Sinope’ye zarar vermez. Zarar

çekmektedir. Bunlardan bazıları

örtüsü ve ormanlar bakımından ol-

vermemesinin nedeni ise Sinope’ye

ise Tatlıca Şelaleleri, İnceburun,

dukça zengindir. Çok sayıda gezip

âşık olmasıdır ve Zeus, su perisi

Balatlar Kilisesi, Hamsilos, Sarıkum,

görülecek yaylası vardır. Akliman,

Sinope’yi bugünkü Sinop şehrinin

Akliman, İnaltı Mağarası, Âşıklar

Karadeniz bölgesinin tek doğal

olduğu yere yerleştirir. İşte Sinop

Parkı, Sinop Kalesi, Tarihi Cezaevi,

limanıdır. Akliman, doğal güzellikle-

şehrinin ismi de mitolojik olarak bu

Şahin Tepesi, Alaaddin Camii, Paşa

riyle ziyarete gelen insanları etkile-

rivayete dayandırılıyor.

Tabyaları, Fetih Baba Mescidi’dir.

ilk bilinen adı Yunanca Sinopolli’dir.

Her şehrin kendi kültürüne has

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verile-

Zamanla Sinop adını almıştır.

yemekleri olduğu gibi Sinop’un

rine göre Sinop Türkiye’nin en mutlu

yici bir özelliğe sahiptir. Sinop’un

38 | AYYILDIZ


şehridir ve mutluluk düzeyi %77,66 olarak belirlenmiştir. Mutluluk aranıp bulunabilecek bir şey olmadığından, mutluluğu insanlarımız kendileri ortaya çıkarıyor. Bu mutluluğun temel dayanağında hoşgörü yatmaktadır. Örneğin Sinop’ta hiçbir trafik ışığı olamamasına rağmen trafik hiç aksamadan akmaktadır. Bunun nedeni ise insanların birbirine saygıyla yaklaşmasıdır. Bu hoşgörü ve sevgiden dolayı da kaza oranları ise hiç yok denecek kadar düşük oluyor. Sinop’a gitmeye karar verirseniz

rek cezaevi oluşturulmuştur. Sinop

Sinop Cezaevi’nin duvarları ara-

karşılaşacağınız ilk şey Diyojen’nin

Cezaevi mahkûmların bile korkulu

sında yazmıştır. Sabahattin Ali’nin

heykeli olur. Bu heykelden sonra en

rüyası olmuştur. Cezaevinden bir

yattığı koğuş ziyaretçilere açıktır.

işlek caddesi olan Sakarya Caddesi

kişi kaçmayı başarabilmiş; ama

Gelen herkes Sabahattin Ali’nin

başlar. Diyojen elinde feneri yanın-

amacına ulaşamadan yakalanmıştır.

bağlamasını ve yattığı yatağı görme

da köpeğiyle bir fıçının üzerinden

Cezaevine ilk girdiğimizde sağda

imkânına sahiptir. Sabahattin Ali’nin

Sinop’a gelen insanları Sinop’un

bir zindan bulunmaktadır. Evliya Çe-

cezaevindeyken kaleme aldığı şiirler

girişinde selamlıyor.

lebi’nin Seyahatname adlı eserinde

duvarlarda sergilenmektedir.

1640 yılında Sinop’tan bahsederDiyojen Sinop’a doğmuş bir filozof-

ken zindanı biraz abartılı anlattığı

Cezaevinin içerisine girdiğimizde

tur. Hayatını medeniyeti reddede-

göze çarpar. Zindanı söyle anlatılır:

dışarıdan tamamen soyutlanıyoruz.

rek bir fıçının içinde sürdürmüştür.

“Dev gibi gardiyanlar kolları demir

Cezaevinin bahçesinde dolaşırken

Diyojen’e bir isteği olup olmadığını

parmaklıklarla bağlı ve her birinin

kale surlarının büyüklüğü insa-

sormuşlar, Diyojen ise dilden dile

bıyığından 10 adam asılır, nice azılı

nın acizliğini ortaya çıkarıyor. Bu

süregelen şu sözünü söylemiştir:

mahkûmları vardır. Burçlarında gar-

korkunç esrarlı yapının bahçesinde

“Gölge etme başka ihsan iste-

diyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı

dolaşırken bir dut ağacına rastlıyor-

mem.”.

korusun mahkûm kaçırtmak değil

sunuz ve dut ağacının yanındaki ta-

kuş bile uçurtmazlar.”.

belayı okuyunca bu ağacın sıradan bir dut ağacı olmadığını, bir mahkû-

Caddede ilerlerken tarihi Cezaevi’yle karşılaşıyoruz. Kaleyazısı

Cezaevinden kimler gelip kimler

mun teselli ağacı olduğunu anlı-

Mahallesinde bulunan cezaevi o

geçmiştir. Birçok ünlü isim bu ceza-

yorsunuz. Şartlar ne olursa olsun,

yoldan geçenlerin dikkati çeki-

evinde yatmıştır. Bazıları ömürlerini

hayatımızı nasıl sürdürürsek sürdü-

yor. Cezaevinde Bizans, Selçuklu,

orada tamamlamış, bazıları için ise

relim, insanın hayatında umudun

Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti’nin

orası umut dünyası ve ilham kay-

her daim yer tuttuğunu görüyoruz.

derin izleri olmasına rağmen hâlâ

nağı olmuştur. Kırklarelili olmasına

Bu ve bunun gibi birçok hikâye bu

ayakta ve gelen ziyaretçilerini

rağmen Sabahattin Ali Sinop’taki

cezaevinde hayat bulmuştur. Aşa-

karşılamaktadır. Burası 1215 yılında

cezaevinde yattığından dolayı Si-

ğıda uçsuz bucaksız bir deniz var;

Sultan İzzettin Keykavus tarafından

noplu olarak anılmaya başlanmıştır.

ama onu göremiyorsunuz. Önceden

şehrin kalesi ve surları birleştirile-

Meşhur şiiri olan Aldırma Gönül’ü

Sabahattin Ali’nin dediği “Dışarıda AYYILDIZ | 39


deli dalgalar / Gelir duvarları yalar / Seni bu sesler oyalar/ Aldırma gönül aldırma” dizeleri artık gerçekliğini kaybetmiş durumda. Deniz ile cezaevinin duvarı arasına şehrin trafiğini azaltmak için yol yapılmış. Cezaevinin bahçesini dolaştığımızda bu tarihî yapının gizemini hissediyoruz.1999 yılına kadar faaliyette olan cezaevi 1999 yılında Kültür Bakanlığı’na devredilmiş ve müze olarak hizmet vermektedir. Sinop Selçuklu için önemli liman şe-

yakın olduğundan gezip görmesi

pılmıştır. Kaleye dik merdivenlerden

hirlerindendir. Selçuklular Sinop’ta

çok kolay. Caminin hemen yanı ba-

çıkıp aşağıya baktığımızda yorgun-

hüküm sürdüğü süreçte mimari ola-

şında Pervane Medresesi bulunuyor.

luğumuzu unutuyoruz. Aşağıda

rak da önemli eserler bırakmışlardır.

Bu da Selçuklu’nun eğitime verdiği

uçsuz bucaksız bir deniz görünüyor.

Bu eserlerin en görkemlisi Alaaddin

önemi ortaya çıkarıyor. Bu iki yapı

Denizin üzerindeki gemiler ve iskele

Camii’dir. 1214 yılında Sinop’un

yıllardır birbirine yarenlik ediyor. Bu

manzaraya renk katıyor. Maviyle

fethinden sonra yapılmıştır. Şehrin

iki yapı görüntüsüyle nostalji seven

yeşilin buluştuğu manzara insanı

merkezinde yer almaktadır. Sakarya

insanları mest ediyor.

âdeta huzura sevk ediyor. Kaleden inip deniz kenarında dolaşmaya

Caddesi’nin kenarında gelenleri geçenleri selamlıyor. Dış avluda 3 tane

Sakarya Caddesi’nden aşağıya

başladığımızda karşımıza uzunca

kapısı mevcut. İçeri girdiğimizde ca-

doğru indiğimizde karşımıza Sinop

bir cadde çıkıyor. Buranın adı Âşık-

minin iç avlusunu incelerlerken Sel-

Kalesi çıkıyor. Sinop, milattan önce

lar Caddesi. Sinop’a gelen herkesin

çuklu mimarisi göze çarpıyor. Yapım

220’de Pontus Kralı II. Mithridates

mutlaka uğradığı güzel bir yerdir.

tarihinden çok zamanlar geçmesine

tarafından alınmış. Kalenin bu yıllar-

Resmî adı Bülent Ecevit Caddesi

rağmen sapasağlam ayakta ve hâlâ

da yapıldığına dair bilgiler vardır.

olmasına rağmen halk arasında

kullanılıyor. Âdeta zamana meydan

1214 tarihinde şehrin Selçukluların

Âşıklar Caddesi olarak bilinmek-

okuyor. Cami şehir merkezine çok

eline geçmesiyle kalede onarım ya-

tedir. Âşıklar Caddesi’nde denize nazır banklarda oturup sohbet edebilirsiniz. Âşıklar Caddesi’ni geçip yürümeye devam ettiğimizde Sinop yarımada olduğundan yarımadanın etrafını turlamış oluyorsunuz. Her şehrin bir türbesi olurda Sinop’ta türbe olmaz mı? Bizim türbemizin adı da Seyyid Bilal Türbesi’dir. Kendisi ermiş bir kişidir. Hikâyesi de şöyledir. Halife Ömer bin Abdülaziz[ö. 101/720] döneminde İstanbul’u fethetmek için yola

40 | AYYILDIZ


çıkan ordu, ağır hava şartlarından

bağlanan kısmı net bir şekilde gö-

dolayı Sinop’a sığınmışlar. Alaaddin

rünüyor. Deniz kenarında bir şehir

Camii’nin yakınlarında dinlenirken

olurda martısız olur mu? Havada

tekfur tarafından baskına uğramış-

uçuşan martılar fotoğraflara kart-

lar. Yorgun ve bitkin olduklarından

postal edası katıyor. Martıların sesi

dolayı karşı koyamamışlar. Tekfur

şehri izleyenlere eşlik ediyor. Şahin

kılıcıyla Seyyid Bilal Hazretleri’nin

Tepesi şehre hâkim bir konumda ol-

başını kesmiş. Başı kesilen Sey-

duğundan gözetleme tepesi olarak

yid Bilal Hazretleri başını kolunun

kullanılmış. Daha sonra Amerika’nın

altına alarak yürümeye başlamış ve

Rusya’yı gözetlediği bir üs hâline

uzunca bir yol yürümüş. Bu durumu

gelmiş. Uzun bir süre böyle devam

gören tekfur hayretler içinde kal-

etmiş. Şuan devasa bir Türk bayrağı

mış. Hemen çarpışmayı durdurmuş.

tepede dalgalanmaktadır.

“Ben çok büyük bir azizi öldürdüm.” diyerek pişman olmuş. Seyyid Bilal

Sinop’ta şehrin merkezinden uzak-

Hazretlerinin düştüğü yere türbesini

laştığımızda ise gideceğimiz yer

yaptırmış ve pişmanlığından dolayı

Hamsilos Koyu oluyor. İnsan yok, gü-

bir vasiyette bulunmuş. Vasiyeti de

rültü yok, kirlilik yok. Âdeta sessiz-

bu türbenin kapısına gömülmekmiş.

liğin ve huzurun hüküm sürdüğü bir

Fikrince “Bu zatı ziyarete gelenler

mekân. Kitap okumak ve kafa dinle-

kapısından geçerken benim meza-

mek için arayıp da bulanamayacak

rımı çiğnesinler, belki günahım af-

bir yer. Coğrafi özellikleri Fethiye’yi

folur.” demiş. Tekfur ölünce vasiyeti

andırıyor. İnsanlar tarafından çok

yerine getirilmiş ve türbenin kapısı-

keşfedilmediğinden doğallığından

na gömülmüş. Türbeyi ziyaret eden

ödün vermemiş. Her mevsim yeşil

insanlar tekfurun mezarına basarak

kalan ağaçlarıyla denizi kucaklıyor.

girer olmuş. Türbe bugün de yerli ve yabancı birçok insanın ziyaret ettiği

Şehirlerin kalabalığından kaçıp,

bir yerdir.

kendiniz için sakin bir yer arıyorsanız tercihleriniz arasında Sinop’a

Sinop’a tepeden bakmak istersek

da yer vermelisiniz. Kısa bir süre de

gideceğimiz adres Şahin Tepesi’dir.

olsa hayattaki monotonluktan kaçıp

Buradan Sinop bir bütün olarak

yorgunluklarınızdan arınabilirsiniz.

görünüyor. Burası şuan seyir terası

Eğer Sinop’a geliş saatiniz sabahın

olarak kullanılıyor. Çay içerken veya

erken saatlerine gelirse güneşin

kahvaltınızı ederken şehri izleye-

doğuşunu izleyebilirsiniz. Sıradan

biliyorsunuz. Tepeden kuş bakışı

bir olay olan gün doğumu denizin

baktığımızdan dolayı her yer açıkça

üzerine yansıyınca izleyenlere ayrı

ortada. En yakın olan yer ise Seyyid

bir tat veriyor. Sinop’a gelirseniz,

Bilal Türbesi. Kubbesiyle âdeta ben

deniz ve doğanın insanla bütünleşti-

buradayım diyor. Aşağıya doğru

ği bir yere tanık olursunuz. En mutlu

baktığımızda ise denizin iki tara-

şehir Sinop mutluluğunu paylaşmak

fından daralttığı adanın ana karaya

için sizleri bekliyor. AYYILDIZ | 41


Gülsüm Sezgin

KOZMIK BIR DURAĞANLIK ÜZERINE Saat 20.15

O sırada Mars’ın kütle çekimine girmiş bir uydu yirmi

Boş uzun bir caddede yürüyorum.

sekiz ışık yılını tamamlamış oluyor.

Ay buz tutmuş bir denizin ortasında yapayalnız kalmış

Duraktaki siyah montlu adam sigarasını yaktı.

kadar bîçare.

Birazdan Toronto’da güneş doğacak.

Onun çaresizliğini paylaşıyorum. Yürümek ne garip,

Saat 20.23

Gittiğini sanmak ama bir santim ilerleyememek ne

Altı yüz kırk iki adet bebek doğdu, on biri ölü.

garip…

Bir kadın feryat etti az önce

Sokak lambasının sarı ışığı yerdeki kar kristallerini parıl-

Ben ağzımı bile kımıldatmadım.

datıyor.

On beş numaralı otobüs hınca hınç dolmuş kalkıyor,

Akşama sığınıyorum

Binlerce embriyo bir evresini daha bitiriyor anne karnın-

Karanlığı üstüme örtercesine.

da.

Günler geçiyor hayatımdan,

Dünya üzerindeki bir milyar sekiz yüz altı kişi otuz beş

Haftalar ve aylar geçiyor,

yaşını tamamladı.

Evren altı günde yaratılıyor, ben yirmi bir yılda bir gün

Buna yolun yarısı eder der Tarancı.

bile ilerleyemiyorum.

Bunları düşünürken otobüs kırk iki kilometre yol aldı

Bir kedi geçiyor hemen yamacımdan.

Fakat ben bir santimetre bile ilerleyemedim.

42 | AYYILDIZ


Okan Öztürk

GECE YOLCULUĞU Birden evden çıkarak sokağa fırla-

attım. Sonra bir vakit daha düşün-

beyaz atletli, göbekli, göğsünde

dım. Birdenbire kurtulmalıydım çün-

dükten sonra çıktım zihnimden.

görmüş geçirmiş kılları olan dayının

kü her şeyden ve herkesten. “Her

Evim benim zaman algımdı, orada

biri “Hey, saat kaç haberin var mı?

şey birdenbire oldu.”diyordu Orhan

saate bakmama bile gerek yoktu,

Allah’ın delisi! Deli kaynıyor mem-

Veli, o hâlde ben de kendimi birden-

her şey bir plana göre işlerdi ve

leket deli!” diyerek balkondan içeri

bire gerçekleştirmeliydim. Bugüne

hayat da böyleydi. O da bir plana

girdi. Sahile gelmek üzereydim,

kadar belki de hiçbir planı yolunda

göre işlerdi. Bu kez ben bozdum bu

burnuma deniz kokusu gelmeye

gitmeyen bir kişiyim ben. Neye

planı, zihnimin ve huzurumun kalan

başlamıştı. Ben koşmaya devam

hazırlandıysam âdeta bir bomba

kısmını ceplerime doldurarak soka-

ediyordum. Bütün evlerin ışıkları

gibi elimde patladı, sanki hayallerim

ğa fırladım. Yürürken kendimi bir su

kesik bir sokağa gelince nedense

evrenin prizine kalem sokuyordu da

sayacına benzetiyordum nedense,

durdum. Hiç düşünmeden durdum.

birden fırtınalar çarpıp vuruyordu

kaçağı olan bir su sayacı; çünkü

Az kalsın kendime sebebini sora-

hayallerime. Hayallerim ile yaptığım

kullandığımdan fazla yazıyordum;

caktım, sustum. Zihnimi bir balığın

kısa toplantı sonrası ikna olmuş,

ancak kullanılmaya da muhtaçtım,

suda süzülüşü gibi bıraktım, bede-

artık olmayacak, gerçekleşmeye-

yoksa ne işe yarardım ki?

nimi hissetmiyordum. Her ikisini de

cek şeyleri zihnime getirmeyece-

öyle bıraktım ki bembeyaz yüzlü,

ğine söz vermişti. Ben de sadece

Düşünmek artık zihnime ve bede-

küçük burunlu, kahverengi gözlü,

düşünüyordum. Olacakları ya da

nime yetmiyordu. Büyük bir şeyler

siyah kaşlı bir kadının yüzüne bakar

olmamışları değil, olmuşları düşünü-

hissetmek istiyordum aslında yahut

gibi bırakıverdim. Öper gibi bırak-

yordum. Kelimeler kelimeleri takip

Oğuz Atay’ın dediği gibi, “Ben öl-

tım, pamuk prensesi uykusundan

ediyor, düşünüyordum sayfalarca.

mek istiyorum sayın albayım, ölmek.

uyandırırcasına bıraktım. Böylece

Marcel Proust’un zaman algısının

Bir yandan da göz ucuyla ölümü-

kaderimi sahiplenerek kalan haya-

içerisinde olduğu gibi zamanın

mün nasıl karşılanacağını seyretmek

tımda, masallar ve yaşanmamışlıklar

içinde bekledim öylece, zamandan

istiyorum. Tehlikeli Oyunlar oyna-

yaratıldı hayatımda. Ben hiç dokun-

habersiz. İşe gittim geldim, Türkçe

mak istiyor insan. Bir yandan da

madım; çünkü öyledir, masalları siz

derslerine girdim çıktım, bolca öğ-

kılına zarar gelsin istemiyor.” Daha

yazamazsınız. Siz oynarsınız, kader

rencimin aklını karıştırdım. Öyküler

sonra sokakta bir başıma ve soğuk-

yazar. Her şeyi ve herkesi kontrol

ve makaleler yazıp yayımlamamak-

ta olduğumu hissedip bağırarak

etmek mümkün değildir. Hayat

tan dolayı artık kalemlerimin hepsini

koşmaya başladım. Gece saat geç

karmaşıklığının içerisinde bir masal

kırdım, çöpe attım. Defterlerimi ise

olduğundan balkona çıkan birkaç

taneciği minimal öykü olarak var

yelpaze olarak kullandım ve çöpe

ev sahibi endişeli gözlerle bakarken

oldum. AYYILDIZ | 43


Furkan Pehlivan

GARİB’IN SIZISI Yar yarası derindir, onulmaz acım

Gördün mü matemim, ölüm pek tatlı.

Bin cihanda fedadır, durulmaz kanım.

Cennette köşküm mü var, hem de beş katlı?

Sustum hep acıya, dedim baş tacım;

Yüzlerce melek var, hep yâr suratlı,

Bitmişim, ölene dek türap mekânım.

Garibi sarandaima beyaz kanatlı. Takvimde gün bitti, ömür sayılı.

Ararım yârimi hep, güneş sımsıcak,

Bilsem de n’ola ki ömrün kaç yılı?

Dolaştım dört dağı, kırk sekiz bucak.

Ben yârsız gidersem , gönül kaygılı.

Yürüdüm bu yollarda batak da olsa

Cehenneme düşürdü, taştan kapılı.

Kuruyacak olan kuşak da olsa… Dünyada matemler bir bende kaldı. Bu yollar hep aynı gurbete çıkar,

Âlemde gören yok, seraba daldı.

Kudretsiz gönülleri tez vakte sıkar,

Bu gönül bir kıza bende kaldı,

Ne vardır şu zevkte, her zorda bıkar,

Yokluğunun izi hep tende kaldı.

Boğazı düğümler, nefesler tıkar. Gül ektim diken bitti, gücüm kalmadı. İlmim tükenmiş, göçmüş yar adı. Zihnimde kalmadı ne yüzü ne tadı. Hükmümüz bu imiş , Hakk’tır tek kadı…

44 | AYYILDIZ


Enes Ak

BEN BİLMEM Bakış yetmezliği çekiyorum buralarda Kan çanağı gözlerime değmesin gözlerin, boşver Yerçekimsiz kara delikler üretiyorsun Aromatik bileşikler listesinde yok kokun Nerden geliyor yüzündeki bu renk? Arkam dönük dış dünyaya sevgilim Gölgelerin yalancısıyım ben bilmem Ama sen bilirsin Yağmurlu bir günde el ele tutuşup şarkı söylemeyi Gök kuşağında yürümeyi yalın ayak Gölgenden hızlı koşmayı Ve yorgun bir kaya gibi dinlenmeyi İyi bilirsin Ah, öyle yorgunum ki Ne şarkı söyleyecek sesim Ne yürüyecek hevesim Ne de koşacak hâlim var Ama öğretirsen eğer, dinlenmek isterim kollarında Çünkü gölgelerin yalancısıyım ben, bilmem.

AYYILDIZ | 45


Enes Biçici

MİMARİ DEĞERLER Değer kelimesi Türk Dil Kurumunun

Tarihî değerler, bir

internet sitesindeki Büyük Türkçe

ülkenin olduğu kadar

Sözlük’te aratılınca ilk anlamı “Bir

tüm insanlığın da

şeyin önemini belirlemeye yara-

evrensel ürünleridir.

yan soyut ölçü, bir şeyin değdiği

Geçmişten günümü-

karşılık, kıymet” olarak karşımıza çı-

ze kadar gelmiş olan

kıyor; yani maddi olarak da karşılığı

bu eserler günümüz-

olabilen şeyler olarak gözüküyor; fa-

den de geleceğe

kat yazımda esas kastettiğim şeyler

emanet edilmelidir.

hiçbir maddi karşılığı olamayacak

Bunun için de tarihî

değerlerdir. Bunun da Büyük Türkçe

şuur sahibi olmalıyız.

Sözlük’te anlamı “Bir ulusun sahip

Bu eserler bizim ulusal kimliğimizi

bırakıp gitmişlerdir. Bu izlere kültür

olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve

yansıtmaktadır. Bunlar geçmişle

mirası deriz.

bilimsel değerlerini kapsayan maddi

günümüz arasında önemli bir vazife

ve manevi öğelerin bütünü” olarak

gören köprülerdir.

2. Fotoğraf: Mimar Sinan’ın yaptığı 5 asırlık tarihi Çoban Mustafa Paşa Cami’nin duvarına pisuvar (Gebze).

gösteriliyor.

Yurdumuzda tarihî eserlerin korunup korunmaması, onlara değer verilip verilmemesi birçok tartışma

1. Fotoğraf: Külliyenin restorasyon çalışmaları sırasında taşeron firma tarafından kamyon girişi için yıkılan duvarına bir de kapı yapılması (Sinan Paşa Külliyesi, Bursa, 1580).

46 | AYYILDIZ

Yurdumuz, tarihî

konusunun ortaya çıkmasına sebep

yapılarıyla dünyanın

olmuştur. Özellikle gençlere aşı-

hiçbir ülkesinde ol-

lanması gereken bu anlayışla daha

mayan bir zenginliğe

bilinçli şekilde davranabiliriz. Genç-

sahiptir. Anadolu’nun

ler tarihî eserlere yazı yazmakta;

tarihi, insanlığın tarihi

fakat suç sadece gençlerde değil,

kadar eskidir. Eski

ülkemizdeki yaşça büyük insanların

Taş Çağı’ndan beri

ve en mühimi yetkili insanların da

Anadolu’da insan-

bu konu hakkında duyarlı olması

lar yaşayıp ölmüş,

lazım. Bazı yaşça büyük insanlar ve

uygarlıklar kurulup

yetkililer de maalesef zaman zaman

yıkılmıştır. Hepsi de

birtakım hatalar yapabiliyorlar.

kendilerinden birer iz

Ayrıca taşeron firmaların resto-


rasyon çalışması adı altında tarihî eserlerde sıfır hassasiyetle yaptıkları çalışmalar bu eserlere büyük zararlar verebiliyor. Bu duruma da birçok örnek gösterilebilir. Nasıl tarihî eserleri koruyabiliriz? Bunun için halkımız yüksek şekilde bilinçlenmelidir. Halkta yüksek bir vatan sevgisi olduğu sürece atalarımızdan bize kalan bu ema-

3. Fotoğraf: Kayseri’deki Selçuklu mirası Hızır İlyas Köşkü

netlere saygıyla sahip çıkılmalıdır. Yurdumuzda son yıllarda çıkarılan bazı yasalarla sanat yapıtlarımız koruma altına alınmaktadır ve bu iyi bir gelişmedir. Yurdumuz zaten tarihî şehirlerle çevrilidir ve bu sayede her adım attığımızda bir tarihle karşılaşırız. Bu yüzden başta İstanbul olmak üzere bütün ülkemizde hassasiyetimiz ve duyarlılığımız çok üst düzeyde olmalıdır. Tarih bilinci kazanmak da bu noktada çok mühim bir yer teşkil etmektedir.

5. Fotoğraf: Atik Valide Külliyesi restorasyonu.

4. Fotoğraf: Restorasyon çalışmaları sonrası 5. Murat’a ait av köşkü.

6. Fotoğraf: Süheyl Bey Cami restorasyonu.

AYYILDIZ | 47


DİL ATÖLYESİ KİMDİR?

Bu yeni projelerden ilki, ünlü eski Türk tarihçisi Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın onur konuğu olarak ağırlandığı Tarihten Bugüne Türkler, Türkçe ve Türk Kültürü söyleşisi

Dil Atölyesi YTÜ öğrencileri arasında iş birliği ve ile-

oldu. Söyleşi aynı zamanda Kültür Günleri etkinliğinin

tişim sağlamayı, yenilikler üretmeyi hedefleyen ve bu

açılış töreni mahiyetini alarak kulüp olma yolundaki asli

doğrultuda çeşitli projeler gerçekleştiren interaktif

adım atılmış oldu. Böylece Dil Atölyesi’nin tanınmasını

bir kulüptür.

ve tecrübe kazanarak şekillenmesini sağladı.

HANGI PROJELERI GERÇEKLEŞTIRMEKTEYIZ? Bundan yaklaşık iki yıl önce Türkçe Öğretmenliği Lisan Programındaki Topluma Hizmet Uygulamaları dersi dairesinde kulübümüzün çekirdek kadrosunu oluşturan öğrencilerimiz hocalarımızdan Yrd. Doç. Dr. Talat AYTAN öncülüğünde Edirne’deki bir çocuk yuvasına sosyal sorumluluk projesi olarak tasarlanan bir yardım kampanyası düzenlediler. Aynı dönemde bölümümüzün Araştırma Vazifelilerinden Talha GÖKTENTÜRK kendi ders

Söyleşilerin ardından teşekkülünü tamamlayan, hızını ve

öğrenci grubu ile Levent Dönmez söyleşisini düzenledi.

heyecanını kesmeyen Dil Atölyesi kısa süreli organizas-

Gerek söyleşi gerekse yardım kampanyası 2016 yılı güz

yonlar yerine mütemadiyen devam eden projelere hayat

döneminde ilgiyle karşılandı.

vermek üzere yoluna devam etti. Bu organizasyonlar her hafta ayrı gün ve saatlerde üniversitemizin eğitim

2017 yılı bahar döneminde ise Araştırma Vazifelisi Talha

fakültesinde gerçekleştirilen Düşünce Atölyesi ve Kitap

Göktentürk ile sosyal sorumluluk projesini organize

Sohbetleri projeleridir. İstanbul Üniversitesinde Meh-

eden bölümümüz 3. sınıf öğrencilerinden Ece KILINÇ,

met Hilmi SAĞLAM, Bilal GÜNAYDIN ve Talha GÖKTEN-

Nur İpek TOPRAK, Nurcihan KABACI, Elif KILIÇ, Ayşenur

TÜRK tarafından yürütülen ve üniversitemizde uygulan-

KESKİN eğitim fakültesinde bir satranç turnuvası dü-

maya başlanan projelerle birlikte öğrencilerimizin çeşitli

zenledi. Böylece Dil Atölyesi’nin temelleri atılmış oldu.

hususlarda kendini ifade edebilmesi ve tefekkür etmesi

Daha sonra ise satranç turnuvasının getirdiği başarı ve

sağlandı. Diğer taraftan her hafta farklı bir kitap tanı-

projeyi gerçekleştiren grubun arkadaşlığı, azmi ve yeni-

tılarak öğrencilere okuma kültürü kazandırıldı ve farklı

likçi fikirleri birçok yeni projenin doğmasına vesile oldu.

türde eserler tanıtıldı. 1. sınıf öğrencilerimizin talebi ile oluşturulan Şiir Atölyesi projesinde ise öğrencilerimiz hikmetli bir söyleyişin sırlarını aradı. Bu üç proje de hem öğrencilerin kültürel alanda kendini geliştirmesine hem de birbirleri ile iletişim becerilerini geliştirmesine vesile oldu. Dil Atölyesi’nin en mühim hedeflerinden biri de Yabancılara Türkçe Öğretimi alanıydı. Bu alanda gerçekleştirilmeyi bekleyen birçok yenilikçi fikri bulunan Dil Atölyesi bu minvalde bir başlangıç olarak kulübümüzün akademik danışmanı Araştırma Vazifelisi Emre YAZICI hocamızın icadıyla oluşan Kültür Günleri projesinin gelişmesi

48 | AYYILDIZ


ve yayılmasına çalışmaktadır. Bu sebeple 2017 bahar döneminde YTÜ TÖMER’de eğitimine devam eden çeşitli milletlere mensup öğrenciler Eğitim Fakültesi A bloğun zemin katında çeşitli yemek, kıyafet ve kültürel eşyalarını öğrencilere sergiledi. Daha sonra Yunus Emre Konferans Salonu’nda her öğrencimizin kendi ülkesini tanıttığı sunumlar yapılarak proje tamamlandı. Ekibimiz büyük bir azimle 2. Kültür Günleri için hazırlıklarını sürdürmektedir. Bir yandan bu projeler devam ederken bir taraftan da sosyal sorumluluk şuuruna sahip olan Dil Atölyesi bu meyanda 2 proje daha gerçekleştirdi. Bunlardan ilki Mardin’in Çavuşlu Beldesi’nde bulunan Yunus Emre Ortaokulu’na yapılan kitap desteği oldu. Türkçe Öğretmenliği başta olmak üzere daha birçok duyarlı kişilerden toplanan kitaplar ilgili okula gönderildi ve çok güzel geri dönüşler alındı. Diğer taraftan Dil Atölyesi üyeleri Türk Kızılayı ile iş birliği yaparak okulumuzda yapılan kan bağışı organizasyonunda sahada çalıştı. Gerek bağışçı bularak, gerek onları yönlendirerek ve ikramda bulunarak katkı sağlayan Dil Atölyesi, bir projeye daha imza atmış oldu. Her adımda kendini yenileyen ve yeniyi, düşünülmemiş olanı üretmeyi hedefleyen Dil Atölyesi yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi, ana dili olarak Türkçe öğretimi, ikinci dil olarak Türkçe öğretimi sahalarında modellerin tasarlanması, yeni öğretim teknik ve metotlarının keşfedilmesi, ölçme ve değerlendirme sistemlerinin tasarlanması gibi bilimli projeler üzerinde de çalışmaktadır. Kulübümüzün büyümesi ve gelişmesi neticesinde sadece Türkçe değil dünyadaki diğer diller üzerine de çalışan, dünyayı gören, dünya ile düşünen bir yapıya bürünmek azmindeyiz. Gerçekleştirdiği faaliyetler ve gerçekleştirmeye azimli olduğu projelerle üniversitemizce takdir ve tasvibe layık görülen Dil Atölyesi üniversitemize getirdiği yenilikçi fikirler ve mühim bir alandaki boşluğu doldurması sebebiyle kulüp olmaya hak kazandı. Bu yolda kat etmesi gereken uzun bir mesafesi olan Dil Atölyesi’nin bütün faaliyetlerinde bizlere katılmanızı yürekten arzu ediyoruz. Birlikte nice projelere imza atmak ümidiyle… AYYILDIZ | 49


ÜYELERIMIZIN GÖZÜNDEN DIL ATÖLYESI

Dil Atölyesi benim için maddi ve manevi niteliklere haiz evrensel eğitim standartlarını baz alan vizyon sahibi muallim adaylarının harmanlandığı bir cemiyeti ifade ediyor. Haydar Tarlak

Dil Atölyesi varlığımızı ifade ediyor; çünkü bugüne kadar bölüm öğrencilerinin iletişimini sağlayan ve Türkçe Öğretmenliği gibi belagate dayalı bir bölümde fikirlerimizin yanında

Dil Atölyesi çalışmaları aslında bir aktif eğitimdir. İlk başta ben

duygularımızı da dikkate alan bir yapı yoktu.

sonra arkadaşlarım bu çalışmalarda çevresiyle etkileşimde buKübra Ayaz

lunarak ona verilen materyallerle yaratıcılığını geliştirme imkânı oluşturduk. Dil Atölyesi kendi ilgi alanlarımızın oluşmasında

Gökten yeryüzüne inmiş, ışığını kitap sayfalarının yaydığı

ve sözel olarak kendini ifade edemeyenlerin kendini daha iyi

mum alevinden alan ve bir tek düşünceleriyle bu ışığı yansı-

ifade etmesine katkı sağlar. Bu şekilde düşünüyorum. :) Yusuf Babahanov

tan, yıldızları anımsatan insanların bir olup oluşturduğu, onca anlamsız koşturmaca arasında bana anlam katıp nefes almamı sağlayan bir ortam ve mükemmel bir ekiptir. Dil Atölyesi’nin

Dil Atölyesi genel itibariyle çok ekipmanlı bir alandır. Fikir-

benim zihnimdeki ifade şekli ve yüreğimdeki yeri böyledir.

lerin, duyguların ve yeteneklerin buluştuğu bir noktadır. Dil

Betül Horozoğlu

Atölyesi denildiğinde benim aklıma cömertlik geliyor. Dil Atölyesi içinde aşama kaydedilmesi adına beyinlerin içindekileri

Dil Atölyesi kendimizi gerçekleştirmemize, gelişmemize

açığa vurmak lazım gelir. Bu yüzden Dil Atölyesi cömertliği

yardımcı olan, fısıltılarımızı haykırmamıza, içimizdeki bilim

çağrıştırıyor bana. Sinan Kırapsakal

ve edebiyat ateşinin her daim kor bir ateş kalmasına imkân sağlayan, her geçen gün hevesimizin ve merakımızın harlan-

Her hafta farklı konuların konuşulduğu, tartışıldığı ve herkesin

masına vesile olan güzide, biricik bir oluşumdur. Abdülmuttalip Dursun

görüşüne saygı duyulan samimi ve sıcak ortamıyla kampüsün en aktif kulübü olacağına inanıyorum. Ayrıca yaptığı röportaj

Tam ümidim kesmiştim fakülteden; ama Dil Atölyesi fakülte

ve diğer etkinlikleriyle de sosyalleşmemize katkı sağlayan Dil

adına bir ümit oldu. :) Fakülte için güzel şeylerin ilk adımı

Atölyesi Kulübü kendinizi ifade etme kabiliyetinizi ve iletişim

olarak görmekteyim. :)

becerinizi de geliştirecektir. Bunun yanında güzel dostluklar Nedim Gül

kurmanıza vesile olacaktır. Songül Karadağ

Bence Dil Atölyesi zihinlerin şarja takıldığı yer. :) Kübra Demir

21. yüzyılda bütün dünyayı sarıp sarmalayan sanayileşme serüveni etkisi ile fabrikalaşmış çevremiz ve içindeki fabrikalaşmış

Dil Atölyesi’nde bilgilerimizi açığa vururken cümlelerimizi

insan modeline karşı sıcak, içimizi ısıtan camın yansımasıyla

samimiyetle yağlayıp er meydanına çıkarıyoruz; fakat galibiye-

içeriye giren güneş ile tahta kokusunu içimize çektiğimiz

tin tadına varan biri ikisi olmuyor, son olmuyor. Başlangıçlara

küçük; fakat etkisi büyük yuva.

kapı aralaması sevdiriyor Dil Atölyesi’ni bana. Görüşlerimizin kafesinden kaçıp özgürlük cıvıltılarıyla diyar diyar uçuşabildiği bir yer. Sevgi ve muhabbetle. Süleyman Koşar 50 | AYYILDIZ

Esra Apel


AYYILDIZ | 51


Yildiz4  
Yildiz4  
Advertisement