Issuu on Google+

marketing Tarih: Eylül 2012 Sayı: 11

europe & anatolia

ezberbozacısı

“Beni Seç! Reklam dünyasında tutunmanın okulda öğretilmeyen yolları”

revizyon

Kristal sadece bir elma, asıl ağacı konuşmak lazım!

transformatör

Ünlem ve üç nokta...

s

e k r he e rd cı... e l n am ü g Bu rekl


İçindekiler

marketing europe & anatolia Sayı: 11 Tarih: Eylül 2012

Kısa Kısa

İmtiyaz Sahibi Eksantrik Film Prodüksiyon Reklam ve Yayıncılık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. e-mail: eksantrik@eksantrik.com P.K.: 112 34725 Kızıltoprak - İstanbul - Tr. Genel Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşler Müdürü Elvin Ekşioğlu e-mail: elvin@eksantrik.com P.K.: 112 34725 Kızıltoprak - İstanbul - Tr.

Röportaj

ezberbozacısı

Haber ve Fotoğraflar Agency Europe & Anatolia Katkıda Bulunanlar Oğuzhan Akay Kağan İşmen Argun Albayrak Ali Erdem Ekşioğlu Seval Duban

02 - 11

21

Reklam Dünyası

revizyon

Danışman Abdullah Ekşioğlu

12 -19

23

25

Röportaj

26 - 31

İlan Rezervasyon Melis Deniz Yayın Türü Süreli Yayın

transformatör

Yönetim Yeri Agency Europe & Anatolia Merkez Mh. Perihan Sk. Cansu Ap. No:120/5 Şişli - İstanbul - Tr. Tel: +90 555 233 24 41 e-mail: meadergi@gmail.com marketing europe & anatolia Agency Europe & Anatolia tarafından Süreli yayınlanan bir e-dergidir. Bu yayının tüm hakları Eksantrik Film Prodüksiyon Reklam ve Yayıncılık Hizmetleri San. ve Tic. Ltd. Şti. aittir. Tamamı ya da bir bölümü yayıncısının izni olmaksızın çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Tüm ilanların sorumluluğu firmalara, makalelerdeki görüşler ve hukuki sorumluluk yazarlara aittir. Bu derginin yayınlanma sürecinde hiçbir ağaç zarar görmemiştir.

33

Kampanyalar

Gezi

40 - 47

Reklam Arası Sinema

Kültür –Sanat

35- 39

48

50 - 51

Nostalji

52

mobil: m-mea.eksantrik.com http://www.facebook.com/meadergi Bir Ekşioğlu Medya Grup kuruluşudur. marketing europe & anatolia / 1


Kısa Kısa

Arçelik’e, Altın Ödül... Arçelik A.Ş. 2011 yılı Faaliyet Raporu ile dayanıklı tüketim sektöründe “Altın Ödül” de dahil olmak üzere beş ödüle birden layık görülürken, 2010 yılı Sürdürülebilirlik Raporu ile de, kendi ciro sınıfında sektör bağımsız olarak “Altın Ödül” de dahil olmak üzere üç ödüle layık görüldü. San-Diego merkezli ‘Amerikan İletişim Profesyoneller Ligi (LACP)’ tarafından her yıl uluslararası platformda düzenlenen yarışmada; bu yıl 24 ülkede farklı sektörlerden dünyanın önde gelen 5500’ü aşkın şirketinin faaliyet raporları, ‘İlk İzlenim, Rapor Kapağı, Hissedarlara Mektup, Rapor

Anlatım Dili, Rapor Finansalları, Yaratıcılık, Mesaj Açıklığı ve Bilgi Erişimi’ kriterleri dikkate alınarak değerlendirildi. Arçelik A.Ş.’nin; Duayen Creative Ajansı işbirliği ile hazırladığı 2011 yılı Faaliyet Raporu, dayanıklı tüketim sektöründe ‘Altın Ödül’ de dahil olmak üzere, beş ödüle birden layık görüldü. Arçelik A.Ş. Faaliyet Raporu, Altın Ödül’e ek olarak; -Top 100 Annual Reports Worldwide (Dünya Genelinde En İyi 100 Faaliyet Raporu) - Top 50 Annual Report Europe Middle East Africa Region (Avrupa, Ortadoğu, Afrika Bölgeleri’nde En İyi 50 Faaliyet Raporu) - Most Engaging Annual Report - Special Award - Bronze - Europe Middle East Africa Region (En Kapsamlı Faaliyet Raporu Bronz Özel Ödülü- Avrupa, Ortadoğu, Afrika Bölgesi) Arçelik A.Ş.’nin 2010 yılı Sürdürülebilirlik Raporu da aynı yarışmanın “Sürdürülebilirlik Raporları” kategorisinde, kendi ciro sınıfında sektör bağımsız olarak “Altın Ödül” de dahil olmak üzere, üç ödüle layık görüldü.

Cumhurbaşkanlığı Kupası Varyap Match Race...

İstanbul Yelken Kulübü’nün (İYK) bu yıl 3. kez düzenlediği Cumhurbaşkanlığı Kupası Match Race yarışları 25-26 Ağustos tarihlerinde Varyap sponsorluğunda, kulübün Fenerbahçe tesislerinde yapıldı. Türkiye’nin tek Match Race etkinliği olan yarışta yelken takımları 2 gün boyunca zafere ulaşmak için kıyasıya mücadele etti. Adrenalin yüklü yarışların galibi Celal Tümşen ve ekibi olurken, Levent Peynirci ve ekibi ikinci,Yunanistan’dan katılan Jason Spanomanolis ve ekibi üçüncü oldu. 3. Cumhurbaşkanlığı Kupası Varyap Match Race yarışları, 25 – 26 Ağustos tarihlerinde İstanbul Yelken Kulübü’nde 2 / marketing europe & anatolia

yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün himayelerinde yapılan tek yelken etkinliği ve Türkiye’nin tek Match Race yarışı olan organizasyonda uluslararası katılımcılar da yer aldı. Yarışların hemen ardından yapılan ödül töreninde, dereceye girenlerin kupaları Varyap Ceo’su Erdinç Varlıbaş, Sahil Güvenlik İstanbul ve Boğazlar Bölge Komutanı Deniz Kıdemli Albay Mehmet Karabacak ve İstanbul Yelken Kulübü Başkanı Ahmet Saruhan tarafından verildi. Tümşen Takımı 1500 Euro, Peynirci Takımı 750 Euro, Spanomanolis Takımı ise 500 Euro’luk para ödülünün de sahibi oldu. Yarışın birincisi Celal Tümşen ve ekibine ödülünü veren Varyap CEO’su Erdinç Varlıbaş, “Üç yanı denizlerle çevrili ülkemizde yüzyıllara dayanan denizcilik birikimi, çok önemli bir değer. İmza attığımız tüm işlerde Türkiye için katma değer yaratmayı görev bilen Varyap olarak; Cumhurbaşkanlığı Kupası Match Race yarışlarına ilk kez sponsor olduk. Bu etkinlik ile denizlerimize dikkat çekmek ve yeni nesil denizcilere destek olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.


Kısa Kısa

Şekerbank’a ödül...

Uluslararası finans dünyasında “Faaliyet Raporlarının Oscarı” olarak kabul edilen ARC(Annual Report Competition) Awards/Yıllık Faaliyet Raporları Yarışması’nda bu yılın ödül sahipleri açıklandı. 30’u aşkın ülkeden 3.000’in üzerinde faaliyet raporunun katıldığı yarışmada, Şekerbank’ın 2011 yılı Faaliyet Raporu, başvuruda bulunan dünyanın tüm ulusal bankalarının raporlarını geride bırakarak “Altın” ödülüne layık görüldü. ARC Awards/Yıllık Faaliyet Raporları Yarışması’nda, dünyanın tüm ulusal bankaları kategorisinin en iyisi ödülünü alan Şekerbank 2011 Faaliyet Raporu, geçtiğimiz ay da 24 farklı ülkenden 5.500’ün üzerinde raporun yarıştığı Amerika İletişim Profesyonelleri tarafından düzenlenen LACP Vision Yarışması’nda, biri altın diğeri gümüş olmak üzere iki ödülün birden sahibi olmuştu. Yarışması’nda, kurumların faaliyet raporlarının tasarım kalitesi ve kreatif yönü dikkate alınıyor.

Altın’ın yükseleşi... İntegral Menkul Değerler tarafından yapılan analize göre, altın kısa vadede yükseliş trendini halen koruyor. İntegral Menkul Değerler Analisti Ozan Batu, altının 1.640 dolardaki direnç bölgesini güçlü bir şekilde aştığına ve ABD ekonomisine yönelik kaygıların değerli madenlere olan talebi artırdığına dikkat çekti. Ozan Batu, ABD’de son açıklanan Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (FOMC) toplantı tutanaklarında sürdürülebilir ekonominin devamı için yeni bir parasal genişlemeye sıcak bakıldığının belirtildiğini ve bazı kurul üyelerinin ABD ekonomisi hakkında halen kırılganlığın bulunduğu yönündeki açıklamaların ardından doların değer kaybettiğini ve değerli madenlere olan talebin arttığını söyledi. Altın fiyatlarının da buna bağlı olarak 1.640 dolar direncini sert bir şekilde kırdığını söyleyen Batu, kısa vadede halen yükselen bir trend içerisinde hareket ettiğini belirtti.

Üç ayda üç kadın yönetim kurulu üyesi...

Türkiye’deki şirketlerin karar verici koltuklarındaki kadınların sayısını artırmak üzere başlatılan “Yönetim Kurullarında Daha Çok Kadın İçin - Şirketlerarası Mentorluk Programı” sadece üç ayda 3 kadın yöneticinin yönetim kurulu üyeliklerine atanmasına katkıda bulundu. Geçtiğimiz hafta programın mentileri Borusan Holding’in ev sahipliğinde Periliköşk’te gerçekleşen toplantıda bir araya geldiler. Toplantıda, TAV Yatırımcı İlişkileri Uzmanı

Pelin Akın’ın, Akfen Holding, Yıldız Holding Kurumsal İletişim Genel Müdürü Zuhal Şeker’in Şok Marketler ve Yıldız Holding İnsan Kaynakları Genel Müdürü Ege Karapınar’ın ise Ülker International Yönetim Kurulu Üyesi olarak atandıkları duyuruldu. Mentorluk toplantıları devam ederken, yönetim kurulu koltuklarına hazırlanan mentiler program yöneticileri Praesta Türkiye yönetici ortağı Hande Yaşargil ve Forbes Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Burçak Güven ile gözden geçirme toplantısı yaptılar. Periliköşk’teki toplantıda, mentor-menti görüşmelerinin bugünkü durumu, verimi ve bundan sonraki aşamaları tartışıldı.

marketing europe & anatolia / 3


Kısa Kısa

Hayata Devam Türkiye...

Samsung’a ödül...

Aksigorta ve AKUT’un “Hayata Devam Türkiye” Projesi, üçüncü etabını tamamladı. 2010 yılında start alan sosyal sorumluluk projesinin ilk üç yılında 30 il, 150 ilçede yaklaşık 3 milyon kişi deprem ve doğal afetler konusunda eğitildi. Gidilen il ve ilçelerde doğal afetlerden önce alınması gereken önlemler, afet sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda eğitimlerin verildiği “Hayata Devam Türkiye” Projesi’nde tırı ziyaret eden gönüllü vatandaşlara 3 boyutlu G Force deprem simülatöründe 1999 yılında yaşanan 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi yaşatılarak, konunun önemine vurgu yapıldı. “Güvenli Oda” ve “Güvenli Olmayan Oda” olarak iki farklı bölümün bulunduğu tırda, eşyaları sabitlemek gibi alınabilecek basit önlemlerin önemine dikkat çekildi. Gidilen her ile ve ilçe de 3 yılda toplam 1 milyon 620 bin öğrenciye ulaşılan sosyal sorumluluk projesi kapsamında halka 2 milyon adete yakın eğitim kitapçığı dağıtıldı.

Dijital medya ve dijital iletişim teknolojilerinde dünya lideri Samsung Electronics, Avrupa Görüntüleme ve Ses Birliği (EISA) tarafından dört prestijli ödüle layık görüldü: Avrupa Geleceğin Televizyonu, Avrupa Ev Sinema Sistemi, Avrupa Cep Telefonu ve Avrupa Gelişmiş Kompakt Sistem Fotoğraf Makinesi. Bu yılın kazanan ürünleri sırasıyla; Samsung UE46ES8000 serisi televizyonlar, Samsung HT-E6750W ev sinema sistemi, Samsung GALAXY S III akıllı telefon ve Samsung NX20 fotoğraf makinesi oldu. Ürünler, benzersiz tasarımları ve yenilikçi özellikleriyle jüri heyetini etkiledi. Samsung Electronics Avrupa Başkanı ve CEO’su SP Kim açıklamasında; “Samsung olarak çalışmalarımızın merkezine yenilikçilik ve mükemmelliği alıyoruz. Televizyon, ev sinema sistemi, cep telefonu ve fotoğraf makinesi ürünlerimizle dört EISA ödülüne layık görülmemiz, bu konudaki kararlılığımızın kanıtıdır.” dedi.

Hürriyet’ten Transfer...

TLS Lojistik’te Atama...

1917 yılında kurulan, Türkiye’nin en eski giyim markalarından Çift Geyik Karaca, kurumsal iletişim ve medya ilişkilerini yürütmek üzere Hürriyet Gazetesi Satış ve Pazarlama Grup Müdürü Talip Bayram’ı transfer etti. Doğan Grubu’nun dört yıl önce abonelik sistemini geliştirilmesi için davet ettiği Talip Bayram, iletişime yönelik etkin, yaratıcı fikir ve uygulamalardan oluşan, sonuç odaklı, sürdürülebilir çözümler üretmek amacıyla Çift Geyik Karaca ile el sıkıştı. Kurumsal iletişim direktörü olarak göreve başlayan Talip Bayram, aynı zamanda köklü markanın stratejik iletişim danışmanlığı, sosyal sorumluluk iletişimi ve kurumsal yayıncılık görevlerini de yürütecek.

TLS Lojistik Genel Müdürlük bünyesinde SEÇ-G (Sağlık, Emniyet ve Çevre Güvenliği) Müdürü olarak görev yapan lojistik sektörünün deneyimli ismi, Murat Güray, Enerji Projeleri Lojistik Merkezi Müdürü görevine getirildi. Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Mezunu olan Murat Güray, TLS’nin Enerji Lojistiği ile ilgili hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol üstlenecek TLS Lojistik bu gün enerji taşımacılığında Aygaz ve Shell gibi önemli şirketlere hizmet veriyor. Aygaz için doğalgaz, Shell için ise LPG taşıyan firma, Enerji projelerini kalifikasyonu ve dolayısıyla katma değeri yüksek bir sektör olarak görüyor. Türkiye’de enerji sektörünün giderek büyümesine paralel olarak enerji lojistiğinin önemli bir gelişme göstermesi bekleniyor.

4 / marketing europe & anatolia


Kısa Kısa

Doğrudan pazarlamanın “en”leri yarışa başlıyor...

Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği (DPİD), doğrudan pazarlama sektörünün “en”lerini belirlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl 21 kategoride 76 ajansın yarıştığı, bu yıl beşincisi düzenlenecek Doğrudan Pazarlama Ödülleri başvuruları 27 Ağustos’tan itibaren kabul edilecek. Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği (DPİD), sektörüne vizyon kazandıran farklı ve başarılı çalışmaları ödüllendirmeye devam ediyor. Doğrudan Pazarlama Ödülleri’ne 1 Ocak 2011-31 Ağustos 2012 tarihleri arasında uygulanmış işler katılabiliyor. 7 Eylül tarihine kadar başvuruda bulunan şirketlerse indirimli başvuru fiya-

tı avantajından yararlanabiliyor. Geçtiğimiz yıl 21 kategoride 76 ajansın yarıştığı, düzenlendiği ilk yıldan itibaren katılımın iki kat arttığı Doğrudan Pazarlama Ödülleri, bu yıl beşinci kez düzenleniyor. Doğrudan Pazarlama Ödülleri, İnteraktif Pazarlama, Veritabanına Dayalı Pazarlama, Satış Noktasında ve Sahada Pazarlama ile Etkinlik Pazarlaması ana kategorilerinde 4 disiplin altında toplam 20 başlıkta dağıtılacak olan birincilik, ikincilik ve üçüncülük ödüllerini kapsıyor. Ödül verilecek alt kategoriler arasında bu yıl, geçtiğimiz yıllarda yer alan kategorilere ek olarak En İyi Mobil/Akıllı Cihaz Uygulaması, Entegre Online Medya Kampanyası, Entegre İnteraktif Pazarlama Kampanyası, Viral Pazarlama Faaliyetleri, Spor Pazarlaması Aktiviteleri kategorileri de yer alıyor. Ödül töreninde bu ödüllerin yanı sıra, EP-En Yaratıcı Doğrudan Pazarlama Uygulaması ve CM-En Cesur Müşteri özel ödül kategorisinde de birincilik ödülleri verilecek. Doğrudan pazarlama sektörünün heyecanla takip ettiği süreç, 7 Kasım’da düzenlenecek final jüri toplantısının ardından 13 Kasım 2012 tarihinde Ülker Arena’da gerçekleşecek ödül töreniyle son bulacak.

Hobi Krombera’yı seçti...

Türkiye’den, Global’e...

HOBİ Kozmetik, dijital hizmet ajansı olarak Krombera’yı seçti. Krombera, HOBİ Kozmetik tarafından üretilen tüm ürünler için, SoLoMo konsepti temelinde, dijital iletişim stratejisinin oluşturulmasından uygulama geliştirmeye kadar geniş bir yelpazede tam hizmet verecek. Krombera, kuruluşunun üzerinden sadece bir yıl geçtikten sonra, Facebook Tercih Edilen Pazarlama Geliştiricisi Programı’na seçilerek dünyanın en iyileri arasına girme başarısı göstermişti.

1998 yılından bu yana Merck Serono’da lojistik departmanında farklı görevlerde çalışan Yaşar Yücel; 1 Ağustos 2012 tarihinden itibaren Merck Serono Türkiye, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu, Kafkasya, Orta Doğu ve Afrika’yı kapsayan Kıtalararası Bölgesi’nin Tedarik Zinciri Direktörlüğü’ne atandı. Yücel, yeni görevinde Kıtalararası Bölge Başkanı ve Global Operasyonlar Başkan Yardımcısı Elçin Ergün’e fonksiyonel olarak raporlayacaktır. Kariyer hayatına 1986 yılında Ciba Geigy ile başlayan Yaşar Yücel, 1998 yılına kadar Novartis’te çalışmıştır.

marketing europe & anatolia / 5


Kısa Kısa

Bilardo turnuvasında ikinci olduk...

Türkiye Bilardo Federasyonu’nun 12-16 Eylül’de Samsun’da düzenleyeceği Dünya Artistik Bilardo Şampiyonası öncesi Astoria AVM’de yaptığı gösteri maçları ve basın turnuvası ilgiyle karşılandı 15 Ağustos’da başlayan bilardo tanıtımına 16 Ağustos Perşembe günü basın turnuvasıyla devam edildi. Basın çalışanlarının davet edildiği turnuvaya ilgi büyüktü. Öncesinde Bilardo Federasyonu Başkanı Uğur Kurugöllü ile toplantı yapan medya mensupları, sorular sorarak bilgi aldılar. Ayrıca bilardo sporu ile ilgili gelişmeleri öğrenen medya mensupları toplantının ardından turnuvaya başladılar. Çekiliş ile karşılaşmaların belirlendiği ve 3 bant branşında yapılan turnuvada toplam 10 maç yapıldı. 12 gazetecinin yarıştığı turnuvada birinci Titanic Otel’de 3 günlük tatil ile ödüllendirildi. İkinciye on-line ödeme sistemi WİnWin’den 500 liralık yemek çeki, üçüncüye ise 300 liralık hediye çeki verildi. Yedi puan üzerinden yapılan maçlarda medya mensupları çekişmeli bir mücadele gerçekleştirdiler. Bilardo sporuna olan hayranlık ve ilgi böylelikle bir kez daha ortaya çıktı. Milli sporcuların antrenörlük yaptığı turnuvada, basın çalışanlarının yaptığı artistik atışlar halktan alkış aldı. 8 / marketing europe & anatolia

Astoria’nın en sahipliğini yaptığı turnuva sonucunda birinci Hürriyet Daily News’den Ali Kayalar, ikinci Agency Europe & Anatolia genel yayın yönetmeni ve dergimizin danışmanı Abdullah Ekşioğlu ve üçüncü Posta gazetesinden Turgay Tüysüz oldu. Hediyeleri takdim edilen medya mensuplarına bilardo sporuna gönül verip turnuvaya katıldıkları için teşekkür edildi.


Kısa Kısa

Diş hekimliğinde yeni çağ...

Gelişen teknoloji diş hekimliğinin de çehresini değiştirdi. Nişantaşı’nda hizmete açılan Universaldent Clinics bu gelişmeye iyi bir örnek oluşturuyor. Günümüz teknolojisinin en gelişmiş araçlarıyla donatılmış Universaldent Clinics’de biri sadece cerrahi müdahalelere ayrılmış üç ayrı birim bulunuyor. UDC’de üç boyutlu rontgen yardımıyla digital ortama aktarılan veriler sayesinde tüm teşhis ve tanılar daha sağlıklı bir biçimde değerlendirilip ağız ve diş yapısına tam uyumlu yenilemeler gerçekleştirilebiliyor. Tüm operasyonlar 3D kameralarla kayıt edilebiliyor. Kapısından girdiğiniz anda bir diş polikliniğinden çok güzel dekore edilmiş bir teknoloji üssünü andıran UDC’de Uz. Dr. Serdar Gözler ve ekibinin güven veren ilgisi dişçi korkusunu da tarihe gömüyor. Uz. Dr. Serdar Gözler, UDC için tüm dünyada birçok kongreye katılıp çok araştırma yaptıklarını, tüm elemanlarını bu yeni teknolojileri verimli kullanabilecek şekilde eğittiklerini ve böylelikle ağız sağlığının yanı sıra hem estetik açıdan kusursuz hem de uzun ömürlü diş restorasyonlarını gerçekleştirebildikleri Universaldent Clinics’i faaliyete geçirdiklerini söyleyerek bu yapılan yatırımların mutlaka doğru bir iletişim planıyla kamuoyuyla paylaşılacağını dile getiriyor. Uz. Dr. Gözler, yapılacak iletişimin UDC’nin tanıtımının yanı sıra diğer diş polikliniklerine de örnek olmasını istediklerini vurguluyor. http://www.udc.com.tr

marketing europe & anatolia / 11


Bug端nlerde h


Röportaj

herkes reklamcı... Duayen Ajans Başkanı

Turan Başartan Reklam üreten açısından bence sektör şu son on hatta on beş yılda çok büyük bir ivme kazandı. Bizim ülkemizde yaratıcı gruba dahil olmak isteyen insanlar, bunun bir nevi hırsıyla çok güzel eğitimler aldılar ve de kendilerini çok geliştirdiler. Röportaj Elvin Ekşioğlu - Türkiye’deki reklam ajansı anlayışı- genel müdür olup da reklam ajansı nı nasıl değerlendiriyorsunuz? Şimdi buna iki yönüyle bakabiliriz. Reklam üreten ve reklamveren açısından. Reklam üreten açısından bence sektör şu son on hatta on beş yılda çok büyük bir ivme kazandı. Bizim ülkemizde yaratıcı gruba dahil olmak isteyen insanlar, bunun bir nevi hırsıyla çok güzel eğitimler aldılar ve de kendilerini çok geliştirdiler. Şu güne baktığımız zaman biz eskiden Cannes’a giderdik, ayy böyle hayretler, hayranlıklar içinde kalırdık. Benim şimdi Türkiye’deki ajansta görevli özellikle creative ekip arkadaşlarım bana göre şu anda dünya standartlarına erişmiş hatta aşmıştır. Ama reklamverene gelince orada başka bir sorunumuz var. Bizim, Türkiye’de reklamveren, özellikle de kurumsal şirkette bir fabrikanın satış bölümü diyelim örnek olarak. Mesela kurumsal bir şirketin başına geçip de reklam sorumluluğu ve reklamla ilgili ajans seçimi sorumluluğu yüklenene kadar veya ajans tarafından uygulanan stratejilerin, yaratıcı fikirlerin önüne geldiği zamana kadar yani o genel müdürlük kademesine yükselene kadar hiç reklamla ilgili bir konuda ne eğitimi var ne o konunda o projenin içine girmişliği var. Ta ki böyle bir noktaya geliyor ki, pazarlama koordinatörü veya

veya reklam işi önüne geldiği zaman ilk defa reklam sektörüyle tanışıyor. Dolayısıyla biz orada bir kapana kısılıyoruz. O yöneticinin kendi insani ve yakın çevresinin reklam değerlendirmesinin içindeki psikolojiye göre bizim reklam işimizin kalitesi değerlendiriliyor ve o kadar güzel projeler çöpe atılıyor ki. Ama siz bir şekilde o şirketin reklamını almak istiyorsanız oradaki yöneticilere göre dümeni maalesef kırmanız gerekiyor. Hele ilk başlarda bu çok oluyor. Zaten en üstteki yöneticiyi tatmin edecek ki ajans, ondan sonra o adam size güvenecek alt kadroya sizi rahat bırakacak. Maalesef bu böyle bence. - Duayen’i diğer ajanslardan ayıran özellikler nelerdir? Ben ajanslarda şöyle bir şeye inanıyorum. Profesyonellik mutlaka şarttır ama birebir kişisel sıcak temas ve sıcak ilişkilerle ancak müşterinin nabzı yoklanabildiği gibi müşteri tarafından da ajansın nabzı yoklanabilir. Yani biz diyalogları çok sıcak ve son derece açık ve samimi tutmaya çalışıyoruz ki marka yöneticisinin, karşımızdakinin gerçek beklenti fikrilerini alalım ona göre bir plan, strateji ve yaratıcılık uygulayalım. Ama bir ikinci vasıf varsa ben şu anda butik ajans olarak hizmet veriyorum. Kadro ve ekimarketing europe & anatolia / 13


Röportaj ile onu anlayamıyorsunuz bile böyle bir reklamın yapıldığını. Çünkü zaten bakın film yapım maliyeti, ajansın creative maliyeti, medyada harcanan gösterim maliyetine göre onda bir filan. Asıl büyük parayı medya alıyor. Bu tip bir para ajansın önünden tren gibi geçip gidiyor. - Uygulamacıların, yaratıcı reklamcılar ile haksız rekabet yapması konusunda ne düşünüyorsunuz? Ayy bugünlerde herkes reklamcı. Bizim bu Tarabya’da da reklam tabelası üretenler, herkes reklamcıyım deyip elimi öyle sıkıyorlar, hiç bozmuyorum. Fakat bir çok ilaç firmasının içinde resmen reklam ajansı var. Otuz tane creative, art direktör seviyesinde insan ça-

bim de zaten butik. Benim için gerçekten yaratıcılık ön planda. Gerçekten ön planda. Bir açıdan da profesyonel ekipleri olan kuruluşlarla çalışmayı tercih ediyorum. Daha çok bireysel bir şirket patronuyla çalıştığımız zaman hep eninde sonunda çok zorlukları aşmak zorunda kalarak işi teslim edebildik.. O yüzden biz butik ve yaratıcı bir ajansız. - Sizce Türk reklamcılığının birinci sıradaki sorunu nedir? 1. Reklamverenin bakış açısı, 2. Reklama ayrılan bütçe, 3. Reklamdan beklentilerle ulaşılan sonuçlar arasındaki diyalog bence kopuk vaziyette. Reklamverenin beklediği, reklam ajansının ürettiği bir de medyanın uygula14 / marketing europe & anatolia

Reklamverenin beklediği, reklam ajansının ürettiği bir de medyanın uyguladığı diye bir şey var. Yani bu böyle üçü bir arada aynı harmonide eğer çalışıp bir iş üretebiliyorsak, çok başarılıyız. dığı diye bir şey var. Yani bu böyle üçü bir arada aynı harmonide eğer çalışıp bir iş üretebiliyorsak, çok başarılıyız. Genellikle bazen medya tarafında korkunç kopukluk var. Yani onlar bir projeyi bir yere çıkarabildikleri gibi medya frekansı ile veya yayın saatinin doğruluğu

lıştırıyorlar. Ayda iki bin üç bin liradan maaş verseler, isim vermeyeyim birçok yakından tanıdığım ilaç firmasının içinde reklam ajansı var. Reklam ajansıyla çalışmama derdi var. Kim bilir nelere takıldılar ki böyle bir çözüm buldular. Böyle in house çalışmak kendi bünyesinde işi üretmek Türk insanının aklına daha yatkın bir çözüm. Kalkıp profesyonelce ajansa gideyim, oraya brief vereyim gibi bir şey çok alafranga geliyor birçok insana. Bundan da matbaalar ben grafiğinizi de yaparım, logonuzu da yaparım diyerek yararlanıyorlar. Onun için de piyasa böyle. Baktığımız zaman son derece kendi ana konusunun dışında logolar, amblemler, yazı karakterleri ile karşılaşıyoruz. Ben bunları reklam ajanslarına tehdit olarak görmüyorum. - Böyle bir rekabet varsa nasıl engellenebilir? Bu da reklamverenin tamamen profesyonel iş kültürü ve şahsi beklentileriyle paralel. Kapı tabelası yapan adama “kartvizitleri de ona ver bir de logo çalışıversin” dersen öyle oluyor. - Yaratıcılık ve hedef kitleye ulaşım arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?


Röportaj Şimdi tabi her ürünün bir kitlesi var. Yaş grubundan tutun da, ekonomik seviyesinden filan bunların ayırımının aslında üretici firma tarafından ajansa aktarılmadan önce çok net ve temiz bilinmesi gerekiyor. Fakat biz bir çok yaşadığımız olaylardan görüyoruz ki üretici firmalar bu tip bir değerlendirmeyi reklam ajansına bırakıyorlar. Haklıdırlar ve doğrudurlar. Ama reklam ajansının çok hassas bir araştırma, kandatif bir araştırma yaptırması gerekiyor ki gerçek o ürünün hedef kitlesini tespiti açısından. Fakat öyle bir şey oldu ki Türkiye’de reklamın kendi içinde modası var. Meşhur kullanmak veya sevilen bir artist ile çalışmak gibi. Bir ürünün pazarda markasını doğru hedef kitleye ulaştırmak yerine birden bire o popülerliği kazanma fikri bu günlerde çok baskın çıkıyor. Halbuki bir reklamda şöhretli kişi kullanılması sadece şöhrete yarar. Hiç o markaya yaramaz. Yani sonra o şöhreti hatırlarsınız… Örnek vermeyeyim… - Bir reklamcı yaratım öncesinde nelerden beslenir? Şimdi Türkiye’de şöyle bir problemimiz var bence. Güzel sanatlar akademisi gibi grafik sanatların ve görsel sanatların eğitimini veren kuruluşlarımızda bütün eğitim Türkçe yapılmaktadır. Halbuki dünyada dolaşan bizlerin de ajanslara satın aldığımız bütün litaratür İngilizcedir. Bir grafiker arkadaşımızın İngilizce bilip de grafik mesleğini seçmiş olması parmakla gösterecek kadar azdır. Şimdi beslenme uluslararası kaynaklardan oluyor aslında. Fakat onlar fotoğrafa görsele bakıp konsepti yorumluyorlar. Ben bu olayı aşağı yukarı yirmi küsur senedir yaşıyorum. Altında yazan İngilizce metini tam anlayamadığı için o görselden kendine göre bir şey yorumluyor ama doğrusunu değil. Sadece ilerde uygulayacağı şeyden beslemek üzere böylece bakıyor. Türkiye’de şu anda eskiden elit olan yabancı malzemeler herkesin ajansının kapısına ge-

liyor. Bence benim bir İngiliz olan arkadaşınım bir sözü vardır ”her tasarımcı fakülteden mezun olduğu senenin vizyonuyla yaşar” çünkü eninde sonunda mezun olunca işe giriliyor. Ev iş, ev iş, arası gidip gelince senin beslenme alanın çok daralıyor. Benim şahsi önerim bir defa sinema en ucuz, en kolay ve basit vizyonu geliştirecek şeydir. Güncel yeni çekilmiş özellikle de Amerikan filmlerinde uygulanan teknolojiyi devamlı takip edip, oradan da beslenebilir insan. İlla İngilizce bilmek gerekmiyor. Bir artistin adını söyledim geçen gün, kim o diyorlar. Ayy sen sinemaya da gitmiyorsun o zaman. Geçen gün Fikret Mualla’yı kimdir dedim bilemediler,

İş ev arasında gidip kendi muhiti içinde konuşup dar alanda vizyoner bakınca bu iş bence yaratıcılığı da limitliyor.

Elizabet Taylor kimdir dedim bilemediler. İş ev arasında gidip kendi muhiti içinde konuşup dar alanda vizyoner bakınca bu iş bence yaratıcılığı da limitliyor. Limitli yaratıcılık yoktur. Limitsiz yaratıcılık vardır. Ama bir de bakmasını bilmek lazım. Bir mesleği, özellikle de reklamcılığl ve de yaratıcılığl dört elle kucaklayıp ona sahip çıkmak isterseniz bir şey yaratabilirsiniz. Yoksa bunu bir maaş kaynağı gibi veya ben buradan alır yürür gider, kendime de bir şirket açarım dersen, biz en son hepsinin köfteci dükkânına düştüklerini de gördük. İki kişi bir araya gelip reklam ajansına karşı gelip gitmeler neler neler. Onun için eğer yaratıcılık kendi içinde varsa onu beslemenin yolunu o kişi bulacaktır. Ama dediğim gibi Türkiye’de malzeme yabancı dilde ve de eğitiminiz o konuda çok eksik tabi. - Eleman sağladığınız kaynaklar nelerdir? Uzun seneler Hürriyet Gazetesi ilanlarıyla en kalifiye elemanları buldum. Fakat sonradan şu anda tanıdık ilişki

marketing europe & anatolia / 15


Röportaj

ve daha önceki ajanslardan güzel referanslarla başka ajansların yöneticilerinin önerdiği elemanlarla çalışıyorum. Gazete ilanıyla artık eleman almıyorum. - Üniversiteler sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılayabiliyor mu? Aslında çok geniş bir taban oluşturuyor. Dediğim gibi eğer öğrencililik sırasındaki o ilk üç, dört sene içinde de yaz tatillerinde bile gidip bir yerde staj yaparak bir ajansın içine gidip oradaki havayı fotokopi çekerek bile olsa koklamak o insanları mezun olunca işiyle daha öpüştürüyor. Üniversitenin iş imkanı açısından verdiği şeyler, bazı kuruluşlarla iş birlikleri yapıyorlar ama genel anlamda yüzde yüz yeterli değil. Tamamen öğrencinin kendi yetenek, istek ve arzusuna bağlı olarak veriyor diyebiliriz. Çünkü kadrolar da limitli. Bu son zamanlarda reklam deyince özel16 / marketing europe & anatolia

Aslında çok geniş bir taban oluşturuyor. Dediğim gibi eğer öğrencililik sırasındaki o ilk üç, dört sene içinde de yaz tatillerinde bile gidip bir yerde staj yaparak bir ajansın içine gidip oradaki havayı fotokopi çekerek bile olsa koklamak o insanları mezun olunca işiyle daha öpüştürüyor. likle son on senedir herkeste gerçekten sıra dışı bir merak uyandı. Ben İstanbul üniversitesinde reklam dersine girdim iki sene süreyle. Giren talebeler eğitim sisteminden dolayı meğerse reklam bölümünü istemiyorlarmış, istatistik ve ticaret istiyorlarmış. Mecburen reklam

bölümüne gelmişler. Şimdi tabii bizim eğitim sistemimizde elemede yanlış yönlendirmeler olabiliyor ve de bunun neticesinde de eleman kendinde varsa dediğim gibi alabiliyor. - Yabancı networke giren reklam ajansları yerli müşterilere doğru hizmet verebiliyorlar mı? Bu çok zor ama güzel bir soru. Şimdi şöyle bir konu var. Uluslararası reklam ajanslarının kadro ve ekipleri muhteşem doğrudur. Fakat öyle markalar, öyle yöneticiler, öyle reklamverenler tanıyorum ve biliyorum ki, bu insanlar bir ajans seçerken kendi bünyelerine uygun ve onların dilini anlayan bir Türk ajansı seçmektense, uluslararası bir reklam ajansıyla çalışmayı şu nokta da çok yeğliyorlar. Eğer bir kampanya binlerce lira harcanan veya milyonlarca lira verilip harcanan bir kampanya yanlış netice verip geri teperse “ama ben Türkiye’nin


Röportaj en belli başlı uluslararası reklam ajansıyla çalışıyorum” deyip, o orta kademedeki yönetici, mesuliyeti üstünden atıyor ve reklam ajansını suçluyor. Ben gidip aman kelleyi tehlikeye koymayayım diye yabancı ajansla çalışmayı tercih eden, ben size adet vermem o kadar çok üst düzeye yakın yöneticimiz var ki Türkiye’de. Sorduğunuz zaman “aa ben şunla çalışıyorum, aa ben bununla çalışıyorum” deyince onlar sanki çok kaliteli seçim ve iş yapmış gibi yorumlanıyor. Onun için uluslar arası ajanslara da çok büyük sorumluluk düşüyor. İstenen hizmeti verebiliyorlar mı? Valla bazı markalarda evet, çünkü o markaların başındaki Türk yönetici bayan ve bay arkadaşlarımız ajansla çok sıkı çalışarak kendi ürünlerinin teknolojik gelişimine paralel onları çok iyi yönetiyorlar. Mesela Arçelik. Ama bazı bildiğim ismi lazım değil onlarda bu konuda veri tabanı olmadığı için kendilerini uluslar arası ajansa teslim edip mesuliyeti onlara bırakıyorlar. - Yerli firmalar reklam bütçelerini hazırlamada ne kadar bilinçli? Türkiye’de şöyle bir olay yaşıyoruz. Uluslararası platformda ben eğitimimin büyük bir kısmını İngiltere’de yaptığım için orada öğrendim ki, bir işletme, bir fabrika kurulurken bunun ön bütçe çalışmalarında daha fabrika faaliyete geçmeden reklam kalemi, reklam maliyeti ve reklam bütçesi paragrafı açılıyor. Kullanmasa bile o daha fabrika kurulurken var. Bizde fabrikalarımız kuruluyor, ürünlerimiz satışa başlıyor. Dar boğaza gelince reklam verelim amannn diye ortaya çıkılıyor. İlk doğuşta ürüne doğru bir marka yaklaşımı brand strateji görülmediği için ve de markanın tozlandığı bir dönemde belki aman reklama imdat diye sarıldığı için, bütçe ayırmadığı için en ucuza yapayım deniyor. Benim çalıştığım bir halı firması, maalesef isteyerek, istemeyerek; en ucuza Yedi bin beş yüz liraya on saniyelik reklam

Bayiler özellilikle bir sıkıntı hissettiklerinde, satışlar düştüğü an, merkeze reklam verin, reklam verin, reklam verin diye tutturuyorlar. O zaman bir bütçe ayırma ihtiyacı duyuluyor.

filmi yapar mısınız diye gelmişti bana. Yani bütçe yok. Bayiler özellilikle bir sıkıntı hissettiklerinde, satışlar düştüğü an, merkeze reklam verin, reklam verin, reklam verin diye tutturuyorlar. O zaman bir bütçe ayırma ihtiyacı duyuluyor. Maalesef o bütçeler de benim şahsi görüşüm esas olması gerekenin yüzde beşini geçmiyor. Fakat neticeyi gördükleri zaman da o küçücük bütçelerle yapılan reklam başarıya ulaştığı takdirde o zaman doğru bütçeyi ayırabiliyorlar. Bakın Turkcell’i ilk dört buçuk sene ben

marketing europe & anatolia / 17


Röportaj

çalıştım. O zaman bize verilen bütçeler de o kadar darmış ki, biz onlarla mucizeler yarattık ilk dört buçuk sene. Şimdiki Turkcell’in bütçesine bakıyorum ayakta alkış. Ama tabii gözü kör olsun ki rekabet insanları bu hale getiriyor. - Müşterilerin ajanstan beklentileri konusunda karşılaştığınız en ilginç talepler neler? Şimdi bir inşaat firması daha inşaat ortada yok zaten en büyük kerizlik orada. Bir maketin illüstratif fotoğrafı üzerinden daireler satıldığı için bize, Anadolu yakasının ücra bir köşesinde korkunç şık blok inşaatlar yapılacağı söylendi. Biz buna bir isim aradık mesela buna yaptığımız isimlerde bir gün geliyorlar bize uygun o-şu tarz isim olsun Türkçe olsun, bize hitap etsin diyorlar, bir gün geliyorlar aman bilmemne holding yeni bir bina yapmış onun ismi plaza halbuki senin yaptığım iş plaza filan değil hadi 18 / marketing europe & anatolia

Ne Afrika çiçekleri kaldı, ne kadın isimleri en sonunda da inşaat belediye izin vermediği için yapılamadı. Ay şimdi emeğinime mi ağlayayım, olan bitene mi ağlayayım. biz plazalı isimler falan dört veya altı ay sürdü bu isim araştırmasında yelpaze değiştirmek. Ne Afrika çiçekleri kaldı, ne kadın isimleri en sonunda da inşaat belediye izin vermediği için yapılamadı. Ay şimdi emeğinime mi ağlayayım, olan bitene mi ağlayayım. Bir kombi üreticisi müşterimize bir yıl boyunca dört farklı kampanya ürettik, onaylandı. Fabrikalarının yabancı or-

tağa satış dönemi devreye girdiği için yayınlanma süreci kendi tercihleri ile ertelendi. Kestiğimiz faturaların tahsilatını istediğimiz zaman da, siz kendi tercihinizle bu çalışmaları yaptınız bahanesiyle beş kuruş ödemediler. Elimizde resmi olarak talep ve brief mektupları olduğu halde bu durumu yaşadık. Derken biz bir banka çalıştık, o zamanlar modaydı bir dakika üstü reklamlar çalışılıyor. Biz bir konsept ürettik buna. Çok sevdiğim bir metin yazarı arkadaşım. Muhteşem bir senaryo yazdı. Son derece de komik tiplemeler anneler, kaynanalar filan. Filmler çekildi. Dizi seri filmler. Bir dakika, bir buçuk dakika, iki dakika falan bayağı da büyük bir maliyet, akıl almaz bir çekim maliyeti. Ve bu bankanın daha evvelki imajında yanlış bir konsept ve film uygulanmış. Bizden bunu düzeltmemiz istendi. Bayağı bir holdinge bağlı bir banka bu.


Röportaj Biz tam filmleri getirdik son cuma günü öğlenden sonra bütün ajans bir araya geldi. O bankanın Yönetim kurulu başkanı bütün bu işi koordine ediyor. Filmleri gösterdik. Bütün yönetim de orada 18 kişi bayıldılar. O anda bütün kasetler diskler kanallara gidiyor sekiz haberlerinin içine yanına arkasına, Uğur Dündar’a filan sokuyoruz. Seyrettik, seyrettik, yönetim kurulu başkanı ayağa kalktı. Bütün filmleri geri çekin dedi. Yayınlamıyoruz dedi. Ama biz altı aydır, sizden, kelimesi kelimesine senaryoyu onaylattık neyi beğenmediğiniz beyefendi dedim. Ben dedi şöyle bir film aslında istemiştim böyle sarışın bir kadın var dedi şöyle kestane filan kızartılıyordu onun önünde Türkiye’nin afroditi böyle duruyor gülüyor, falan filan. O zamanlar ixsir filmi çok meşhur. Aynısını hayal ediyormuş aslında. Bir bankaya uyar mı uymaz mı. Ödediler parasını ama medyada yayınlatmadı filmleri. Emek boşa gidiyor ona üzüldük aslında. Yani reklamcının işi zor aslında.

- Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? Bizim reklamcılarımızın Türk reklamcılarının uluslararası platformlarda tanınmadığı konusunda bir sıkıntım var. Bizim Türkçe dilimizin başka ülkelerde konuşulmadığından kaynaklanıyor olabilir bu. Çok isterdim ki bizim creative arkadaşlarımız dünya çapında isimler olabilsinler gerçekten çok isterdim. Bir de gizli ürün yerleştirme konusuyla ilgileniyorum ben. Bir de bu konuyu

Bir de gizli ürün yerleştirme konusuyla ilgileniyorum ben. Bir de bu konuyu konuşmak istiyorum. Ürün yerleştirme Product Placement bizim Türkiye’de oldukça yeni bir konu.

konuşmak istiyorum. Ürün yerleştirme Product Placement bizim Türkiye’de oldukça yeni bir konu. 3P ajansı var bizim onlarla bir kan bağımız var, onlarla çalışıyoruz. Türkiye’de ürün yerleştirme tam altı çizilemediği için çok yanlış çalışmalar yapılmış. Biz TRT ve RTÜK yöneticileriyle dialog içinde konuyu takip ediyoruz. Dünyada film çekilmeden hangi ürün yerleştirileceği anlaşmaları yapılıyor. Geçenlerde Kadir Has Üniversitesinde bir Product Placement sempozyumu düzenlendi. Ben de oradaydım. Amerika’dan ve Avrupa’dan çok deneyimli konuşmacılar vardı. Sempozyum sırasında Almanya’dan bir ajans yetkilisi o sıralarda Türkiye’de çekimleri yapılan James Bond filmi için bir ürün yerleştirme anlaşması yaptı. Yaptığı anlaşma, bizim televizyon kanallarının bizden isteği rakamlardan düşük kaldı. Bizler ürün yerleştirme fiyatlarının ve ürün kullanım yelpazesinin dünya standartlarına gelmesi için uğraşıyoruz.

marketing europe & anatolia / 19


Köşe Oğuzhan Akay

( ezberbozacısı)

Peter Pan’a mektuplar - 9

“Beni Seç! Reklam dünyasında tutunmanın okulda öğretilmeyen yolları” Kulaklar dikildi, gözler açıldı mı hemen? Bu, Nancy Vonk ve Janet Kestin adlı reklamcıların hazırladığı, Neil Frenc, David Droga ve Bob Barrie’den vd. tavsiyeleri içeren bir kitabın adı. MediaCat çıkarmış. Benim ihtiyacım yok ama, okuyacaklarım öğrencilere ilham verebilir diyerek kitabı aldım ve bir solukta okudum. Sektörde en üst düzeye yükselmiş yaratıcı yönetmenlerin; öğrencilerin, stajyerlerin sorularına verdiği yanıtları içeren bu kitabı mutlaka okumalısın Peter Pan. Çünkü anlatılanlar, ülkemizde de geçerli. Hakikaten reklam yapmak için mi doğmuşsun? Zeki veya yetenekli olmadan yaratıcı iş çıkarılabilir mi? Portföy nasıl hazırlanır, hazırlanmalıdır ki, iş görüşmesinde etkili olsun? Bir yaratıcı yönetmenin dikkatini çekerken ne kadar ileri gitmelisin? Kalleş bir ortam yerine seni besleyen bir ortamı nasıl bulabilirsin?

Genel bir editör saptanması ve bu tarz kitapları basan yayınevlerinin destek olması gerekiyor. Hatta belki bu, bir sponsorlukla yapılıp, iletişim fakültelerine ücretsiz olarak bile dağıtılabilir. Yabancılar bu konuda hiç bir egoya kapılmadan işbirliği yapabiliyorlar. Bizde niye olmasın diye düşünüyorum... Çünkü bilgiler, deneyimler aktarılmadığı sürece yaşamın devam amacı da gerçekleşmez ve bir gıdım bile ileriye gidilemez.

Üniversitelerimizde uygulamacı öğretim görevlisi (reklamcı) az olduğu için, sizler bu kitapta yanıtlanan bilgileri çoğu zaman hayata atıldığınızda alabiliyorsunuz. Mezun olduğu halde bırakalım beyninin yaratıcı bölümü (sağ lob) açılmış bireyleri, daha da kafası karışmış, fikir bulma yollarını, süreçlerini bilmeyen gençler karşımıza çıkıyor. Bunu bilmedikleri gibi, işin tekniklerinden de haberHadi çalışmaya başladın diyelim, para ne zaman kazanı- leri yok. lır? Maaşına nasıl zam istemelisin? Her sunumdan önce Sanırım iletişim fakültelerinin ders programlarının ciddi bikusuyor gibi olmanın sebebi ne, nasıl önlenebilir? Oturup fikirlerin gelmesini beklemek yerine fikirlerin ortaya çimde elden geçirilmesi gerekiyor. çıkması sağlanabilir mi? Bir reklamın ödül kazanmasını Bunu da yine yapacak olan, sektör. sağlayan nelerdir? İyi iş çıkarmak için illa pislik mi olman Adschool bir lisans programı olsaydı ne olurdu, ne yapılırgerekiyor? İyi bir yaratıcı yönetmenle büyük bir yaratıcı dı onu düşünerek, yapılmalı bu da. yönetmen arasındaki fark nedir? Reklamcılığa girmek için yaş sınırı var mıdır? İnsanı deli eden bir meslekte akıl sağ- Gelelim tekrar, kitap konusuna. Eskisine göre çok daha lığını korumak mümkün mü? Bu ve benzeri tüm soruların zengin bir kaynak öğrencileri ve sektörü bekliyor. yanıtı bu kitapta var. Çıraklar ve kendini çırak hissedenler Ama ya bunlardan kimsenin haberi yok, ya okuma iştahı için biraz teşvik, biraz korkutma, gerçekler ve pek çok de- kalmamış. ğerli bilgiyle bezenmiş bu kitabı okuduktan sonra Peter, kendini iyi hissedeceksin. Yabancı reklamcıların en iyileri- Beyni beslemediğiniz sürece ortaya fikir çıkmasını beklenin bilgeliklerini, özellikle de sektörde yeniyken bilmek is- meniz hayal. tedikleri konuları da bulacaksın ayrıca. Kitap, reklamcılığa ilgi duyan, meslek olarak seçmek isteyen herkesin başu- Ne dersin çekirge? Pardon Peter Pan, şu kitabın yerlisi de olsa iyi olmaz mıydı sence de. Olana kadar bekleme, bu cunda, elinin altında olmalı. kitap da işini görecektir. Çevirip çevirip okumalı... Belki sektörümüzde de bu tür bir kitap yapılabilir. Ama bunun için birilerinin önayak olması, Oku bakalım!

marketing europe & anatolia / 21


Reklam Dünyası

Survivor Hasan, reklam yüzü oldu...

Ar-Ge ve inovasyon alanında halı sektöründe her zaman Royal Halı, kurulduğu günden bu yana Arge ve İnovasyoilklere imza atan Royal Halı, Eylül ayında yayınlanacak na yatırım yaparak halı sektöründe katma değerli ürünlerin lideri oldu. 2009’dan bu yana ‘3 Etkili Halı Projesi’ni tüm olan yeni reklam filmi için Survivor Hasan ile anlaştı. ürünlerinde uygulamaya başlayan Royal Halı, 600 çeşit Türkiye’nin katma değerli ürünler alanında sektör lideri halı üretiyor. İç piyasanın yanı sıra aralarında ABD, Almanolan Royal Halı, Eylül ayında yayınlanmaya başlayacak ya, İtalya, İngiltere, Kanada, Avusturalya ,Suudi Arabistan, olan yeni reklam filminin çekimlerini tamamladı. Survivor Rusya, Ukrayna, Moritanya, Cezayir, Libya, Çin, Hindistan Yarışması’nda ikinci olan Hasan Yalnızoğlu’nun oynadı- ve Japonya’nın bulunduğu 30’u aşkın ülkeye antibakteriğı Royal Halı’nın yeni reklam filminde hasan bakterilerin yel halı satan Royal Halı, ‘SigortHalı Projesi’ ile halı sektörüyasına giriyor. Yeniliklerin öncüsü olan Royal Halı’nın ründe Türkiye’de ve dünyada yeni bir ilke daha imza attı. ‘Survivor Hasan’lı yeni reklam filminin oldukça ilgi çekmesi Her zaman sporun ve sporcunun yanında olan Royal Halı, Beko Basketbol 1. Ligi’ne yükselen Gaziantep Büyükşehir bekleniyor. Belediyespor Basketbol Takımı’nın da ana sponsoru oldu. 2005’te Gaziantep’ ve Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarından NAKSAN Holding bünyesinde faaliyete geçen

marketing europe & anatolia / 23


CV’leriniz sektörle ücretsiz olarak

dergimizde buluşacak. Sektöre yeni girmek isteyen stajyer adayları

ya da tecrübesini değerlendirecek yeni bir adres arayan yaratıcı yönetmenler, metin yazarları, müşteri temsilcileri, grafikerler

ve diğer arkadaşlar CV’lerinizi meadergicv@gmail.com adresine bekliyoruz.


Köşe Kağan İşmen / k.ismen@farkyeri.com

Kristal sadece bir elma, asıl ağacı konuşmak lazım! Bugüne kadar, büyük ödül de dahil, Kristal Elma’da oldukça fazla ödül kazanmış, yetişmesine katkı sunduğu öğrencileri, çırakları sayısız Kristal Elma kaldırmış bir yaratıcı, bir öğretim görevlisi olarak, yarışmanın yeri bende ayrıdır. Bana mesleki tatminler yaşatmıştır. Kariyerimde önemli bir yeri vardır. Ama tüm bunlar, bugünkü Kristal Elma’nın gerçeğini açıkça konuşmaktan beni alıkoymamalı diye düşünüyorum. Aslına bakarsanız, işte tam da bu yüzden, bu bağdan dolayı sahiplenmektir Kristal Elma’yı açıkça tartışmak. İnanılırlığına, oluşturduğu güvene sahip çıkmaktır. Hakkıyla kazanılmış ödüllerin onurunu korumaktır. Markalar yanlış yönetilirse, zarar görürler. Bu kuraldır. Herkese anlattığımızdır. İşler kötüye gidiyorsa, önce yönetime bakılır. Gerekiyorsa değişiklikler yapılır. Özellikle sivil toplum örgütlerinin, dernek yönetimlerinin öncelikleri, ilgi alanlarına (sektörlerine) hizmet etmektir. Faaliyetleri metaya dönüşmemelidir. Ticarileştiğinde, arzu objesine dönüşmesi kaçınılmazdır. Organizasyonlar; derneğe gelir elde etme saflığını korumalıdır. Parası olan gelsin mantığıyla hareket edilmemelidir. Grup değil, sektör faydası gözetilerek girişimler yapılmalıdır. Ulaşılması zorlaştırılmış değil, kolaylaştırılmış olmalıdır. Açıkçası, ortak fayda için çalışmalıdır. Fayda sürekli tek taraflı kalırsa, adaleti yok demektir. Bunlara katılıyorsanız, Kristal Elma Jürisi’nde yer alan Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu üyelerinin ajanslarının, aynı zamanda jüride çoğunluğu oluşturarak, ödüllerin % 85’ini kazanmasının da pek normal olmadığını kabul edersiniz. Eğer bir derneğin yönetimindeki ajanslar, derneğin böylesi bir girişiminden, jürisi, karar vereni de olarak, böyle bir çıkar elde ediyorsa… Bunun da bir ticari değeri varsa… Bu, bir haksız rekabet yaratıyorsa… Artık o derneği yöneten ajansların çıkarlarıyla, onları oraya seçenlerin çıkarları çatışıyor demektir. Üretilen fayda adil dağılmıyor demektir. Sektöre hizmet için göreve gelenler, görevlerini yaparken,

( reviz

yon )

isteyerek ya da istemeyerek kendilerine çıkar elde ediyorlarsa, işlerini doğru yapamıyorlar demektir. Rekabet Kurulu bu işe el atmadan önce, bu sorun mutlaka giderilmelidir. Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu, bu sorunun farkında değilse, onlara bir ‘insight’ vermiş olalım. Kristal Elma ne zaman bu kadar ticarileşti, işte o zaman ruhunu yitirdi. Ödül kazanmak için olmadık hayalet prodüksiyonlar yapılmaya başlandı. Onlarca, yüzlerce, bedava prodüksiyon! Reklamverenler ajanslarından bu kadar bedava prodüksiyon yapmasını istese, ajanslar ne düşünür, ne yapar acaba? Bedava çalıştırdıklarınız da aynı şeyleri düşünüyordur inanın. Yine bedavaya ya da üç kuruşa, mecralarda hatır işi yayınlar. Kendin çal, kendin oyna. Tiyatro gibi. Müşterilere kabul ettirilemeyecek, bir fayda sağlamayacak, bütçesi müşteri tarafından ödenmeyen işler yapıyor, özel izinlerle, işleri bir kerelik bir mecrada yayınlatıyor, bu haliyle yarışmaya gönderiyor, sonra bu işlerle ödül verip, o ödülle müşterilerilere hava atıyoruz. Üstüne üstlük, bu ödüllerle, yeni müşteriler kazanıyoruz. Döngü bu. Yorum sizin. Bence bu sistem kökten değişmeli. Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu, kendi düzenlediği herhangi bir yarışmanın jürisinde, kesinlikle çoğunlukta olmamalı. Ancak sembolik bir katılım söz konusu olmalı. Dünyadaki yarışmalarda nasıl dönüyor sanki işler dediğinizi duyar gibiyim. Vahşi. Biz de vahşileşmek zorunda mıyız? Bu konuda ilkelerimizi ortaya koymak, belki de en iyi farklılaşma yoludur. Dünyada reklam sektörünün güvenilirliği ortada. Bizim hala bir şansımız var. Sessiz kalmak ya da inandırıcılığı olmayan açıklamalar yapmak, bu sorunu çözmez. Reklamcılar Derneği Yönetim Kurulu’nu, bu konuda harekete geçmeye davet ediyorum. Ve konunun, sonuna kadar da takipçisi olacağımı buradan bir kez daha ilan ediyorum.

marketing europe & anatolia / 25


Röportaj

Hayalleri gerçekle Eksantrik Prodüksiyon Abdullah Ekşioğlu... Ülkemiz teknik imkânlar açısından dünyadaki herhangi bir ülkeden daha geride değil. Tabii ki çok özel projeler için gerekebilecek çok özel ekipmanlar zaman zaman yurt dışından temin ediliyor. Dünyanın herhangi bir ülkesinde çekilebilecek bir film, çok rahatlıkla ülkemizde de gerçekleştirilebilir. Röportaj Elvin Ekşioğlu - Türkiye’deki reklam filmi prodüksi- tekrar belirtmek isterim ki her ajans ve yonu çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? - Ülkemizde reklam filmi prodüksiyonları birkaç istisna dışında amiyane tabirle ahbap çavuş ilişkisiyle gerçekleştiriliyor. Sistemli ve doğru çalışan birkaç ajans ve yaratıcı yönetmeni dışarıda tutarak cevap vermek isterim. Bu ajans ve yaratıcı yönetmenler dışında genelde film sektöründe seti uzaktan görmüş kişilere, ajanstaki kazancını yükseltmek isteyen biri tarafından, paravan bir yapım şirketi kurduruluyor. Paravan diyorum çünkü bu şirketler uzun ömürlü olup çok iş yapsa da perde arkası patronları ve bilgi birikimleri yapılan işe uygun olmuyor. Çeşitli bahanelerle ajans diğer yapım şirketlerinden uzak tutularak bu paravan şirkete yönlendiriliyor. Ajansta kazancını yükseltmeye çalışan bu kişi genelde yaratıcı yönetmen olduğu için, paravan şirkette yetersiz kadroların ürettiği hatalı filmlerdeki kusurlar ajansa ve müşteriye özellikle yapılmış gibi pazarlanıyor. Hal böyle olunca şoförden devşirme yapımcılar, dünyadaki hiçbir gelişmeyi takip etmemiş zaten edecek kapasitesi de olmayan tecrübesi barlarda yüksekten atmaya dayalı yönetmenler ve benzeri kadrolar sektöre hızlıca girip girip çıkıyor. Yalnız 26 / marketing europe & anatolia

yaratıcı yönetmeni bu çerçevede değerlendirmiyorum. İşini gerçekten hakkıyla yapan ve bu ciddi çalışmasını da haklı başarılarla taçlandıran ajanslar ve yaratıcı yönetmenler sektörün gerçek yükünü omuzlarında taşıyorlar. İşte bu kişilere hizmet veren bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki ciddi yapım şirketleri de farklılıklarını ürettikleri işlerin kalitesiyle ortaya koyuyorlar. Ülkemiz teknik imkânlar açısından dünyadaki herhangi bir ülkeden daha geride değil. Tabii ki çok özel projeler için gerekebilecek çok özel ekipmanlar zaman zaman yurt dışından temin ediliyor. Dünyanın herhangi bir ülkesinde çekilebilecek bir film, çok rahatlıkla ülkemizde de gerçekleştirilebilir. Ancak bilgi birikimi açısından halen zaman zaman yabancı kadrolara ihtiyaç duyduğumuz çalışmalar olabiliyor. Bu da artık küçülen dünyada doğal ve rahat işbirliklerini zorunlu kılıyor. Vergilendirme sisteminde yapılabilecek düzenlemelerle Türkiye’nin yakın gelecekte film sektöründe rahatlıkla Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya hizmet verecek bir merkez haline gelebileceğini düşünüyorum. - Eksantrik Prodüksiyon’u diğer prodüksiyon firmalarından ayıran özel-


eĹ&#x;tiriyoruz...


Röportaj

likler nelerdir? - Eksantrik Prodüksiyon’un en önemli farkı daha önce reklam filmi tecrübesi olmayan hiç kimseye projelerinde büyük ya da küçük görev vermemesidir. Bizim kamyon şoförümüz dahi reklam filmi kamyon şoförüdür. Ben bunu sık sık söylerim. Reklamcı arkadaşlarımın dahi neden önemli ki kamyon şoförünün reklam filmi tecrübesi dediği olmuştur. Onlara verdiğim cevabı size de söyleyeyim; yapım amirim kamyon şoförüne aracına panther koyacak yer ayarla derse, şoför ne kadar bir yükten bahsedildiğini anlamalı “abi ısırır mı?” diye sormamalı. Bu tecrübeli kadrolar diğerlerine göre daha pahalı olsalar da genel bütçede riskleri azaltacakları için maliyeti düşü28 / marketing europe & anatolia

siyonlarda kötü sürprizlerle karşılaşma olasılığımızı minimuma indiriyoruz ve asla ajansa ya da müşteriye herhangi bir sorunu yansıtmıyoruz. Bunların dışında Eksantrik Prodüksiyon dünyanın en deneyimli kadrolarının yer aldığı iki ayrı network’un da parçası. Bu da bize hem Türkiye’de hem de yurt dışında operasyonlarımızı rahatlıkla gerçekleştirme şansı sunuyor. Biz prodüksiyon ve bünyemizdeki post prodüksiyonumuzla ayrıca çözüm ortaklarımızla işimizi hızlı, verimli ve fiyatkalite karşılaştırılması yapıldığında ekonomik bütçelerle üretiyoruz. Konu reklam filmi üretimi olduğunda büyük yapım şirketi, küçük yapım şirketi diye bir şey yoktur. Becerikli yapım şirketi, beceriksiz yapım şirketi vardır. Eksantrik Prodüksiyon, becerikli yapım şirketlerinin arasındadır. - Sizce Türk film yapım sektörünün birinci sıradaki sorunu nedir? - Reklam filmi üretimini, film sektörü genelinden ayırarak bu soruyu yanıtlamak daha doğru olacak. Sıralamasından emin olamasam da en büyük sorunları, ucuz iş gücü beklentisiyle yapım şirketleri ve ajanslarda kadroların ortalama tecrübelerinin düşürülmesi, yüksek vergilerin üretim araçlarındaki maliyetleri yükseltmesi, kurumsal yapıların oluşturulamaması şeklinde tespit edebiliriz. Bunların dışında da sorunlar vardır ama ilk üç bunlar olabilir diye düşünüyorum. - Haksız rekabet konusunda ne düşünüyorsunuz? - Ülkemizde maalesef “televizyoncu” diye bir meslek algılaması var. Ben bu mesleğin ne olduğunu henüz bilmiyorum. Belki tecrübem arttıkça öğrenirim. Bir kişi bir TV kanalında haber ya da program kameramanı ya da çalışanı ise filmle ilgili her şeyi yapabileceğine rürler. inanılıyor. Ayrıca yapım öncesi çalışmaları da çok Konu tıp olunca hiç kimse diş hekimine sıkı tuttuğumuzu söyleyebilirim. Ön beyin ameliyatı yaptırabileceğine inanprodüksiyonda çok sıkı bir planlama mıyor ama filan TV kanalının falan çalıve hazırlık çalışması yaparak, prodük-

Ön prodüksiyonda çok sıkı bir planlama ve hazırlık çalışması yaparak, prodüksiyonlarda kötü sürprizlerle karşılaşma olasılığımızı minimuma indiriyoruz ve asla ajansa ya da müşteriye herhangi bir sorunu yansıtmıyoruz.


Röportaj şanının kendi reklam filmini çekebileceğini düşünüyor. İşin enteresan tarafı o filan TV’nin falan çalışanı da bu işi yapabileceğine inanıp bu işe soyunuyor. Sonuç boşa harcanan bütçeler, çöpe giden projeler ve “biz denedik olmadı” diyerek reklam filminden uzak duran müşteriler ortaya çıkıyor. Bazı medya satınalma şirketlerinin kendi bünyelerinde prodüksiyon ve post prodüksiyon hizmeti verdiğini iddia etmeleri de benzer sonuçları doğuruyor. Bunlar pazarın büyümesiyle daha da artarak devam edecek, ancak pazarda toplam bilgi birikimi arttığında ortadan kalkacak yanlışlıklar. Her şeyde olduğu gibi burada da su kendi mecrasını bulacaktır. - Yaratıcılık ve hedef kitleye ulaşım arasındaki denge nasıl kurulmalıdır? Biz işimizde bir sanat dalının enstrümanlarını kullanmakla birlikte asıl olarak bilinen teknikleri uyguluyoruz. Reklam filmi yapmak demek müşterinin

Bazı medya satınalma şirketlerinin kendi bünyelerinde prodüksiyon ve post prodüksiyon hizmeti verdiğini iddia etmeleri de benzer sonuçları doğuruyor. Bunlar pazarın büyümesiyle daha da artarak devam edecek, ancak pazarda toplam bilgi birikimi arttığında ortadan kalkacak yanlışlıklar. Her şeyde olduğu gibi burada da su kendi mecrasını bulacaktır.

parasını harcayarak iş yapmak demek olduğu için kadrolarımızın sanatsal tatmin ya da sanatçı kaprisi gibi lüksleri yoktur. Bu tip sanatsal tatminler için kısa ya da uzun metrajlı filmler doğru adres olabilir. Ancak reklam filmi bu açıdan yönetmene kısıtlı bir özgürlük sunar. Denge iyi korunursa yaratıcı yönü de olan doğru işler ortaya çıkar. Kantarın topuzu bir yöne doğru kaçarsa denge bozulur ve müşterinin parasını boşa harcamış olursunuz. Bunun formülünü soruyorsanız o da çorbadaki gizli katkı maddesi olarak bizde kalsın. - Teknolojideki gelişmeler film yapım sektörünü nasıl etkiliyor? - Özellikle son 30 yılda teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişti. Yalnızca bizim sektörümüzde değil, birçok sektörde ortadan kalkan iş kolları oldu. Teknoloji her geçen gün film yapım sektörünü de dönüşü olmayacak bir şekilde değiştirmeye devam ediyor. Bazı yapım firmaları teknolojik gelişme-

marketing europe & anatolia /29


Röportaj pım şirketleri maalesef yakın gelecekte varlıklarını sürdüremeyecekler. Bunların arasında köklü firmalar da olacak bu kısmı beni üzüyor. Ancak maalesef durum bu. Ben teknolojiyi reddetmenin, başını kuma gömmekten başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Teknoloji yaşam tarzımızı, alışkanlıklarımızı, ihtiyaçlarımızı dönüştürürken varlığımızı sürdürmek istiyorsak onu yakından takip etmeliyiz. Teknoloji film yapım sürecini kolaylaştırıp herkesin ulaşabileceği bir hale getirirken yapım şirketlerinin hizmet vereceği üst segmentleri de yaratıyor. 3D artık çok yaygınlaştı, çok yakın bir gelecekte reklam filmleri için

lerin film yapım maliyetlerini düşürmesiyle ilgileniyor. Konu tam olarak böyle ele alınamaz. Evet digital teknolojilerdeki gelişim bazı projeler için film ve banyo maliyetlerini ortadan kaldırmış olabilir ancak bu buzdağını görünen yüzüdür. Teknolojinin hızlı gelişiminin yeni yatırımlar gerektireceği ve eski yatırımların heba olacağı da gözden kaçırılmamalıdır. Reklam filmlerinin yapımında olduğu kadar yayınlandığı mecraların da gelişen teknolojilerle çeşitlenmesi iş akışlarında çoklu planlamaları zorunlu hale getiriyor. Artık bir çeşit film üretimi yok. Onlarca değişik oyun planına ihtiyaç var. Bunu yakından takip etmeyen ya30 / marketing europe & anatolia

Biz reklam setlerinde yetişmiş tecrübeli elemanları tercih ediyoruz. Elemanlarımızın kültürel bilgi ve birikimini de önemsiyoruz. Amerikan beziyle, patiska arasındaki farkı bilmeyen yapım asistanı bizimle çalışamaz.

hologramlar üretmeye başlayacağız. Belki izleyiciyle konuşan interaktif reklam filmleri çok da uzak değildir. Örnekler hayal gücüne göre çoğaltılabilir. Amatör film üretimi ne kadar ilerlerse ilerlesin profesyonellerin hizmet vereceği üst basamaklar her zaman olacaktır. Bu bir zorunluluk. Biz bunun için teknolojiyi çok yakından takip ediyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun her gelişmeyi izlemeye çalışıyoruz. Bu bizi sürekli dinamik ve taze tutuyor. Yakın gelecekte rakiplerimizden bu yönle de ayrılacağımıza inanıyorum. - Eleman sağladığınız kaynaklar nelerdir? - Biz reklam setlerinde yetişmiş tecrübeli elemanları tercih ediyoruz. Elemanlarımızın kültürel bilgi ve birikimini de önemsiyoruz. Amerikan beziyle, patiska arasındaki farkı bilmeyen yapım asistanı bizimle çalışamaz. Belki konuyla ilgisi yok gibi görünüyor ancak film yapım süreci yaşam pratiği ve kültürel birikimi de gerektirir. Bir elemanın bizimle çalışmaya başlaması zordur ancak bizimle çalışmak elemanlarımız için de müşterilerimiz için de her zaman çok keyifli olmuştur.


Röportaj - Üniversiteler sektörün yetişmiş eleman ihtiyacını karşılayabiliyor mu? - Maalesef bu soruya hayır diye yanıt vermeliyim. Ancak bir altyapı oluşturdukları kesindir. Yetişmiş eleman maalesef üniversite sırasında ve sonrasında kişisel çabalarla ve çok çalışarak olabiliyor. Üniversitelerin eğitim kadroları, teknik yatırımları ve pratik uygulamaları yeterli seviyeye geldiğinde daha verimli olacaklar diye düşünüyorum. - Müşterilerin prodüksiyon şirketlerinden beklentileri konusunda karşılaştığınız en ilginç talepler neler? - Biz ajanslara hizmet verdiğimiz için müşterilerimiz genelde tecrübelidir ve prodüksiyon şirketinden ne isteyebileceklerini neyi istemeyeceklerini bilirler.

Bir yapımcının işi ajansın hayalini gerçeğe dönüştürmektir. Halk arasında söylenen bir türküde olduğu gibi “zemheri ayında gül ister benden, sanki benim mor sümbüllü bağım var.” Sözlerinde zemheri ayında gülü bulup getiren yapımcıdır. Getiremiyorsa bu sektörde de yeri yoktur.

Bir yapımcının işi ajansın hayalini gerçeğe dönüştürmektir. Halk arasında söylenen bir türküde olduğu gibi “zemheri ayında gül ister benden, sanki benim mor sümbüllü bağım var.” Sözlerinde zemheri ayında gülü bulup getiren yapımcıdır. Getiremiyorsa bu sektörde de yeri yoktur. - Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı? - Bu derginin de sahibi olan şirketimize röportaj sırasının 11 ay sonra gelmesi, derginizin ne kadar tarafsız ve bağımsız olduğunun bir göstergesi. Bu derginin sektörle birlikte sektöre yarar sağlayarak yaşamaya devam etmesini diliyorum.

marketing europe & anatolia / 31


Köşe Argün Albayrak / argun@uckisiler.com

(transformatör)

Ünlem ve üç nokta... Düşen gazete tirajları, online yaşamı fazla ciddiye alma sendromu, yapılan yanlışlar, mobilite çılgınlığı, 3G noktası tatminsizliği, en kuru pad ipad, sosyal medya ve asosyal sanal gerçeklik, ülkenin sıkıştırılmış para kanalları içinde harcanan trilyonlar, adı üstünde ‘örümcekağı’ yani web’in tutsaklığı ve ülke genelinde – her konuda olduğu gibi kirlenen google ve diğer ‘sakın arama motorları’, makro fiyatlara itina ile yapılan mikrolar – designed & coded by mikroplar, özgürlük savaşçılarının web adresi ve Hatay, delik deşik edilmiş ‘değerler çorabımız’, kanun hükmünde kararnamelerle ‘zekice paramparça edilen herşey’... Uzatmayalım. Tekrara düşmeyelim. O kadar çok ki; Ama konu memleket olunca - en iyi savaş adına herkesin yerini koruması, işini aşkla yapması ve ‘güzel günler için çalışması’ olmazsa, olmaz: Tüm bu ahval şerait içinde ‘ayvazovskinin giri yüksek dalgalı denizlerine’ bir su damlacığı bırakmak ne kadar etkili olur bilmem ama bildiğim bir şey var: CIA’e göre 80.000.000 – TUIK hala 74.000.000 diyor. olarak açıklanan nüfusumuzun her bir damlası ‘aklının minicik bir bölümünü kullansa’, ona toplumsal mutabakat denir ve bu, bizim her alanda kendimize gelmemiz için yeterlidir. Emine Ülker Tarhan; CNN aykırı sorular programında bu konuya değindi. Başbakan’a; nerede bu 6.000.000 kayıp insan diye sordu. Haklı çünkü o 6.000.000 demek, tüm bu yaşadıklarımızın sebebi demek. O sayıda seçmen demek: tek başına ve açık ara iktidar demek, O sayıda seçmen ‘hedef kitlerlerin, kanalların

tekrar tanımlanması demek, milyar dolarlık harcamaların, seçim kampanyalarının, olmayan seçmenlere gitmesi demek, basit bir ‘Kemal derviş matematiği ile’ işsizlik demek, fakirlikler dmek, dış borçlar demek... Ama burası ISTANBUL; haremlik selamlık plajları gibi – Türkiye ile aramızda paravan var. Görmüyoruz ama ahkam kesmekten de geri kalmıyoruz. Ne alakası var diyeceksiniz! Bu ortamda, sen gel de – yaşama estetik, tasarım, korkusuz gelecek, yaratıcılık kat... Olur mu... OLMAZ ! Marka değerlerlerin – gazete tirajlarının düşmesi ile bir ilgisi var mı? O kadar çok var ki. SKM Mutfakla koca vodafone trilyonluk işbirlikleri yaparken, bir gıdım marka değeri pompalamak adına, milyon dolarlık pornografik amerikan geçkin idollerini buralara getirip; ‘estetikten, yaratıcılıktan, değer aşılamaktan sorumlu reklam gerçeğini mahvederken, ülkeye ‘YENİ, TAZE, ZEKİ ve SANA AİT’ bir değeri oluşturmaktan, icad etmekten acizken.... KALKIP NELERDEN BAHSEDEBİLİRİM Kİ ! Sadece bu aralar bildiğim: SOSYAL AĞLARLA ÖRDÜK, ANA YURDU DÖRT BAŞTAN.... YÜRÜYELİM ARAKADAŞLAR !...

marketing europe & anatolia / 33


Kampanyalar

İş Bankası 88.Yıldönümü Filmi ...

Türkiye İş Bankası 88. Yıldönümü filmini Cem Yılmaz ile çekti. Reklam filmin de Cem Yılmaz, 1920′lerde yaşayan ve “hayalperest” olarak adlandırılan yönetmen Servet Bey’i canlandırıyor. Film için TEM stüdyolarında birbiri içine geçmiş 10 ayrı dekor kuruldu. 85 kişilik figüran ve 100 kişilik ekibin çalıştığı reklam filmi 6 günde çekildi. Reklam filmi künyesi Reklamın Başlığı: Servet Bey

/ Türkiye İş Bankası

88.Yıldönümü Filmi Reklamveren: Türkiye İş Bankası Reklamveren Temsilcileri: Suat Sözen Reklam Ajansı: Medina Turgul DDB Kreatif Direktör: Kurtcebe Turgul Yaratıcı Grup: Talha Yüksel, Mert Kunç, Eser Yazıcı, Elif Özüdoğru Müşteri İlişkileri: Yiğit Kariş, Zeynep Begüm Derinöz Prodüksiyon şirketi: Filmpark Yönetmen: Bahadır Karataş Medya Ajansı: Carat Kullanılan Mecralar: Sinema, TV, basın, internet

marketing europe & anatolia / 35


Kampanyalar

Ailen yanındaysa zaten bayramdır... Kent, bu yıl “Bayram Demek Aile Demek” sloganı doğrultusunda hazırlanan duygusal bir reklam filmiyle Türkiye’ye bayram değerlerinin önemini hatırlatıyor. Bayramda aile, sevgi, saygı, hatırlanmak ve paylaşmak gibi değerlerimizi vurgulayan Kent’in bu yılki reklam filmi, 123 yaşında bir dedenin bayrama dair hislerine tanıklık ederek “Her şey geçip gider, geriye bir tek ailen kalır. Ailen yanındaysa zaten bayramdır” diyor. Reklam Filmi Künyesi Reklamın başlığı: Kent Bayram Demek Aile Demek Reklamveren: Kraft Gıda Reklamveren yetkilisi: Bahar Uçanlar, Elif Emiroğlu, Barış Çolakoğlu, Sezen Manas Reklam ajansı: Güzel Sanatlar Saatchi & Saatchi Yaratıcı yönetmen: Bahadır Karataş Yaratıcı grup: Emre Gökdemir, Kerem Kanık, Özgür Akpınar, Cem Akar, Bora Adali Müşteri ilişkileri grubu: Feride Tüzün, Aygül Yazgan, Sezin Özçelik Stratejik planlama: Yelda Aktuna, Tugay İlyasoğlu Ajans prodüktörü: Olgun Arun

Yapım şirketi: Film Park Medya ajansı: Mindshare Medya planlamacı: Ozan Bayülken, Tuğba Başyiğit, Pınar Akdemir Kullanılan mecralar: TV, Outdoor, Dijital

Aşk bazıları için altı harflidir... Lig TV’nin yeni reklam kampanyasının filmleri, tuttukları takımın renklerine gönülden bağlı olan ve bu aşkı coşkuyla yaşayan taraftarların dilinden anlatıyor. “Aşk bazıları için altı harflidir: FUTBOL” sloganıyla yola çıkılan Lig TV’nin yeni reklam kampanyasının, kast kullanılmayan ve tamamı gerçek kişilerin gerçek hikayelerini anlatan filmleri http://www. youtube.com/digiturk adresinden izlenebiliyor. Reklam Filmi Künyesi Reklamveren: Digiturk Reklamveren Temsilcileri: Zeynep Oral, Kağan Aras, Müjde Erhanoğlu, Ozan Sakin, Gonca Kahraman, Sejda Olcaş Reklam Ajansı: Medina Turgul DDB Kreatif Direktör: Kurtcebe Turgul Yaratıcı Grup: Gökhan Erol, Timsal Ünsal, Ayşe Aydın, Cihan Eryılmaz, Mehmet Güney, Necmi Mutlu, Cenk Öztunalı, Levent Onur Özdoğan Müşteri İlişkileri: Yasemin Altan, Ceren Kalkan, Didem Kurt Yapım: Deplase Keyifler programı yapım ekibi, Rio Film Medya Ajansı: Zenith Kullanılan Mecralar: TV, Dergi, Web

36 / marketing europe & anatolia


Kampanyalar

Dove Şampuan Farklıdır... Dove, son reklam filminde yıkama sırasında nemini ve doğal özlerini kaybederek yıpranan saçlara dikkat çekiyor. Kadınları bakımdan gelen güzellikle buluşturan Dove, “Saçını her şampuanladığında ne yaparsın?” sorusuyla başladığı son reklam filminde yıkama sırasında yıpranan saçlara dikkat çekiyor. Reklam filmi, duşta şarkı söyleyerek ya da hayal kurarak geçirilen sürede saçın doğal yağlarını, kurularken de nemini kaybettiğine dikkat çekiyor. Dove şampuanlarının nem ve yağ özlerini dengelemeye yardımcı olduğunu; böylece saçınızı yıkanırken koruduğunu belirtiyor. Reklam filmi, Dove’un marka yüzü Nil Karaibrahimgil’in “Dokununca yumuşacık olsun, Güzel saçların parlasın, Bırak sana Dove baksın” sözleriyle sona eriyor. Reklam filmi künyesi Reklamın ismi: Dove Şampuan Farklıdır Reklamveren: Unilever/Dove Reklamveren yetkilisi: Gülden Duykan Reklam ajansı: Ogilvy India/Tag Londra

Beklemek En Uzun Yolculuktur...

Kamil Koç Otobüsleri A.Ş.’nin Ramazan Bayramı için hazırladığı reklam filmi yayına girdi. Yaşlı bir dedenin uyanmasıyla başlayan filmin hikayesinde, dedenin kendi içinde yaşadığı iç yolculuğu ve bekleme anı anlatılıyor. Yolculuk esnasında yapılan anonslar, dış ses olarak reklam filminde yer alıyor ve yolculuğu betimliyor. Film, ziyarete gelen çocukların ve torunların dedeye kavuşmasıyla sonlanıyor. Reklam kampanyasında, en uzun yolculuğun beklemek olduğu ve sevi-

lenlerin bekletilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Kamil Koç hazırladığı basın ilanındaysa bayramlarda yapılan aile ziyaretlerini esprili ve bir o kadar da etkileyici bir dille yansıtıyor. Turizm ilanları konseptiyle hazırlanan ilanda her bir aile ferdinin bayramlarda öne çıkan özelliklerinden bahsediliyor. Ayrıca, bayram tatili için otel araştıran okuyuculara da tatlı bir dille mesaj gönderiyor. Kampanya Künyesi Reklamveren: Kâmil Koç Otobüsleri A.Ş. Reklamveren Yetkilisi: Hakan Al Reklam Ajansı: Big - Birleşik İletişim Grubu CCO: Güngör Türkömer Yaratıcı Yönetmen: Kemal Hayıt Yaratıcı Grup: Uğur Sönmez, Gözde Menemenlioğlu, Cem Yolal Ajans Prodüktörü: Tuğba Ağırbaş Özkan Marka Grup Direktörü: Ayşe Barış Özkoray Müşteri Temsilcisi: Aslı Üye Yapım Şirketi: İkinci Parti Yönetmen: Cengiz Karadağ Kullanılan Mecra: Sinema, İnternet

marketing europe & anatolia / 37


Kampanyalar

Sıcak & Soğuk Lezzetler... Komili, “Sıcak & Soğuk Lezzetler” isimli iki yeni kısa reklam filminin yayınına başladı. Kampanya, Komili’nin etiket değişimi ile başlattığı tüketicilerini bilinçlendirme ve zeytinyağı kullanımını artırma misyonunu destekliyor. Reklam filminde, “Ustaların Lezzet Sırrı” isimli bir önceki reklam filminde de olduğu gibi şef şapkası yine ön planda. Reklam Filmi Künyesi Reklamveren: ANA GIDA, Simin Özkar, Didem Bölükbaşı, Özgür Şenaras Reklam Ajansı: TBWA\ISTANBUL Kreatif Grup: İlkay Gürpınar: Emre Kaplan; Kerim Gürsel; Şükran Genç Marka Grubu: Burcu Özdemir Kayımtu : Ela Bilgisel; Seda Şeker Stratejik Planlama Grubu: Toygun Yılmazer: Deniz Özkılıç; Maral Bezircioğlu Ajans Prodüksiyon: Ceyda Kayaçetin: Alev Cihan Prodüksiyon Şirketi: Traffic Film Yönetmen: Özer Feyzioğlu Post Prodüksiyon: 1000 Volt Medya Ajansı: OMD

Restorex’in yeni reklam film... Restorex’in yeni reklam film, ürünün özelliklerini çarpıcı bir anlatımla tüketiciye aktarıyor. Filmde toz, kir gibi saçı yıpratıcı kavramları iri yapılı adamlar sembolize ediyor. Bu kötü etkenler ellerinde balyozlarla gelerek saçı betimleyen sütunlara zarar veriyorlar. Restorex bu etkenleri silip atıyor. İçeriğindeki Anzer bitkileri ve yeni formülüyle saçımızı koruyor, güçlendiriyor. ‘Blue-Box’ teknolojisiyle çekilen filmin grafikleri oldukça yoğun, profesyonel bir çalışmayla filmin üzerine eklendi. Reklam Filmi Künyesi Reklamveren: Biota Reklamveren yetkilisi: Zeynep Işın, Tuna Özcan, Batuhan Özsükan Reklam Ajansı: M.A.R.K.A. Kreatif Direktör: Hulusi Derici Yaratıcı Grup: Funda Çolpan, Engin Tezcan, Utku Utgan, Özgül Dalkılıç Müşteri İlişkileri: İlkay Ünlü, Beril Mardin, Özge Şatır Prodüksiyon Şirketi: Filmevi Yönetmen: Henri Barges

38 / marketing europe & anatolia


Kampanyalar

Mutlu etmek, mutlu eder... Milango reklam filmi, yüz yüze iletişimin hayatımızdaki önemini vurgulayarak zaman ne kadar geçerse geçsin ve teknoloji ne kadar ilerlerlerse ilerlesin sevgimizi gösterme biçimimizin aynı kalması gerektiğini savunuyor. Bir yandan, sosyal medyayı hayatlarının merkezi haline getirmiş insanları ekrana taşıyan reklam filmi, diğer taraftan da insanların sevdikleriyle kucaklaşmasının, konuşurken gözlerinin içine bakmasının sıcaklığını izleyicilere başarılı bir şekilde aktarıyor. Yönetmenliğini Hugo Cariss’in yaptığı Milango reklam filminin çekimleri, 4 farklı mekanda 3 günde gerçekleşti. Reklam Filmi Künyesi Reklamveren: Şölen Reklamveren yetkilisi: Şenol Keserlioğlu, Pınar T. Öztürk, Ülkü Vural Reklam ajansı: Proximity İstanbul Müşteri ilişkileri: Selen Öngör, Aylin Tüzüner Yönetmen: Hugo Cariss Yapımevi: Deniz Kunkut Medya ajansı: Speed Medya Kullanılan mecra: TV, internet

Sen bunu çoktan hak ettin!... Reklamveren yetkilisi: Özenç Okyay Reklam ajansı: Ogilvy & Mather, İstanbul (Adaptasyon) Yaratcı yönetmen: Alper Göker Yaratcı grup: Emre Kuzuoğlu, Koray Şahan Müşteri ilişkileri grubu: Banu Payzun, Aslı Bayraktar Stratejik planlama: Yuda Sağman Ajans prodüktörü: Fulya Akay Medya ajansı: Mindshare Türkiye Medya planlamacı: Aslıhan Anarat, Gizem Doğruol Kullanılan mecralar: Televizyon, Radyo, Digital, Outdoor

Erkeklere özel tasarlanan yeni Dove Men bakım serisi, Türkiye lansmanını eğlenceli, akılda kalıcı ve samimi reklamıyla gerçekleştiriyor. Bir erkeğin hayatı boyunca yaşadığı önemli anları eğlenceli bir şarkı eşliğinde anlatan reklam, karşılarına çıkan sorumlulukları yerine getiren erkeklerin kendilerine özel bir bakımı hak ettiklerini vurguluyor. Reklam Filmi Künyesi Reklamın başlığı: Mansong Reklamveren: Unilever, Dove Men

marketing europe & anatolia / 39


Hipokr


Gezi

at’ın adası; Kos... rat’ın 1500’lü yıllarda Türklerin hâkimiyetinde olan Kos Adası 1912’ de İtalyan, II. Dünya Savaşında Almanlarca idare edildi. 1947 yılında ise Kos Adası tamamen Yunanistan’a bırakıldı. Kos adasında uygulanan ana din ise Yunan Ortodoksluğudur. Ayrıca Kos Müslüman toplumuna hitap eden bir camiye sahiptir.

Fotoğraflar ve yazı Seval Duban Sıcak bir Ağustos günü doğum günü kutlamam için planlar yaparken patronum “Kos Adası’ na” gideceksin deyince kahroldum. 2011 yazının Kurban bayramında günü birlik Kos Adası’ na gitmek için feribot bileti almıştım Bodrum’dan. Feribot saati yaklaşıp da iskeleye gidince vizem olmadığı için alamayacaklarını söylediler. Ben de sinirlenip, kalmadık adanıza, sizin olsun deyip oradan Ölüdeniz’e geçmiştim. Bu sene ise hem doğum günüm olduğu gün hem de istemeye istemeye adaya gideceğimi öğrendim. Hatta bana Salı günü söylendi gideceğim. Ben de sallana sallana pasaportumun sayfalarını ve fotoğrafımı scan edip gönderdim acentaya, nasıl olsa yetişmez, gitmem diye. Fakat ertesi gün uçak biletimin bir nüshası email’ime düşünce işin ciddi olduğunu farkettim. Madem yapacak bir şey yok deyip sırt çantama bir elbise, bir bikini ve laptop’ umu koyup hazırlığımı yaptım. Perşembe sabahı 06:35 uçağına yetişmek için atladım taksiye ve Sabiha Gökçen Havaalanına gittim. Doğum günümde tek başıma uzaklarda, sevdiklerimden ayrı olma fikri gerçekten çok üzüyordu beni. Fakat 00:01’ den sonra gelen mesajlar beni gülümsetmeyi başarmıştı. Alanda afyonum patlasın diyerekten kahve içeyim dedim. Tam

sonlarına doğru ismimin anons edildiğini duyup uçağa koştum.Geç kalmışım. Bir saatlik yolculuğun ardından havaalanına vardım. Beni ajanstan bir bey karşıladı ve beni Bodrum Kalesi’ nin oradaki feribota bırakacağını söyledi. Yolda sohbet muhabbet derken Bodrum merkeze yaklaştık. Ben Kale’ nin oraya değil de marinaya gitmek istediğimi söyledim. Neticede feribotun kalkmasına 2,5 saat var. Adam bana, hayır hanımefendi sizi sadece Kale’ye bırakabilirim, emirler böyle, dedi. Mecburem sustum ve şaşkın bir halde Kale’ye indim. Marinaya yürümeye üşendiğim için de sahilde oturup kahvaltı ettim ve feribotun kalkış saatini bekledim. Bir süre sonra organizasyonu yapan ajanstan iki tane arkadaş geldi. Ellerinde kocaman 2 tane pano, 25 tane cep telefonu zar zor hareket ediyorlar. Ben de onlara yardım edip gümrüğe kadar eşlik ettim. Şirket organizasyonu olduğu için vizelerimi acenta alıyor. Gerekli evraklar acentaya veriliyor. Onlar da vize işlemlerini halledip Bodrum’ da ki gümrükte vizeyi veriyorlar. Fakat bizim acenta vizeleri oraya göndermemiş. Neyse telefon edip vize numaraları öğrendik, gümrükten geçtik ve feribot beklemeye başladık. Feribot normal’de saat 10:00’ da kalkıyor. Ama hiç bir zaman tam vaktinde kalkmıyor. En az yarım marketing europe & anatolia / 41


Gezi

saat geç geliyor. Feribot dediğime de bakmayın, eskiden Esenköy- Kadıköy arası çalışan kapsül şeklindeki deniz otobüsü aslında. Feribotun içinde klima olmadığı için içeri durmak ızdırap veriyor. O yüzden ben de açık kısmına geçip fotoğraf çektim hem de hava aldım. Saat ilerledikçe gü-

42 / marketing europe & anatolia

Kos adası, diğer adıyla İstanköy, Bodrum yarımadasının sadece 8 mil uzağında yer alıyor.

neş iyice yakmaya başladı ve nem çok yükseldi. Nefes almak bile zorlaştı. Yarım saatlik yolculuğun ardından Kos’a vardık. Ellerimizdeki malzemelerle birlikte gümrüğe vardık. 15 dakika sonra pasaportlarımıza vizelerimiz yapıştırılmış olarak bize verildi. Sonra da gümrük işlemleri başladı. 25 tane telefonu görünce mırın kırın etselerde acenta onları ikna etmeyi başardı ve nihayet giriş yaptık adaya. Adada bizi cehennem gibi bir sıcak ve nem karşıladı. Bizi karşılamaya gelen araca eşyalarımızı yerleştirip otele doğru yola çıktık. Ben de camdan dışarıyı seyre koyuldum. Adada ulaşım için genellikle motosiklet veya buggy kullanılıyor. Araç olarak da genellikle Suzuki Jimny var. Çoğunluğu cabrio. Ama araba zaten bi’ lokmacık olduğu için cabrio olması pek göze çarpmıyor. Mimarisi Bozcaada’ daki Rum Mahallesini hatırlatıyor insana. Biraz da kendi web sitelerinde aktarmış oldukları bilgilerden bahsedeyim. On iki adaların en büyüklerinden olan Kos adası, diğer adıyla İstanköy, Bod-


Gezi

rum yarımadasının sadece 8 mil uzağında yer alıyor. Ege’nin en güzel ve en karakteristik Yunan Adası sayılan bu adada 32.000 yaşayanı olmasına rağmen yılda 1 milyona yakın turiste ev sahipliği yapmakta. Ege Denizinde Türkiye’ye en yakın Yunan Adası. Kos Adası’na Hem Turgutreis’ten hem de Bodrum limanından her gün birçok sefer yapılmakta. Ayrıca adada bir havalimanı bulunuyor. Kos Adası’nda doğmuş ve sonrasında Anadolu’nun kuzeyini gezerek çalışmalarını sürdürmüş olan Hipokrat, Kos Adası’nın tıp biliminde de duyulmasını sağlamış. Adada yaşayan halkın yaklaşık % 10’u Türk. Şarapları, zeytinyağı ve baharatları ile zenginlikleri bulunan ada bir dönem Büyük İskender’in zamanında elde edilen ganimetlerin deposu olarak kullanılmış. Adanın tarihinde Kayralılar, Persler, Romalıların Helenist çağa kadar bulundukları görülür. Kos Adası bir dönem de hekim Hipokrat, ressam Apelles, şair Philates ve Theocritus Prenslerin eğitim almak için

1500’lü yıllarda Türklerin hâkimiyetinde olan Kos Adası 1912’ de İtalyan, II. Dünya Savaşında Almanlarca idare edildi.

ğim gibi ben buraya iş için geldim. İşlerin yolunda gittiğini kontrol etmek için çalışmalara başlamadan önce otele yerleşip sırt çantamı bıraktım. Konaklama için Kipriotis Hotels seçilmiş. Şehir merkezine biraz uzak kocaman bir tatil köyü. İçinde kocaman kocaman bir sürü havuz var. Benim kaldığım oda sahile yakın, ev şeklinde dizayn edilgeldikleri bir merkez olmuş. 1500’lü yıllarda Türklerin hâkimiyetinde miş. Tek katlı bir bina, oturma odası, olan Kos Adası 1912’ de İtalyan, II. Dün- mutfağı, banyosu ve yatak odası var. ya Savaşında Almanlarca idare edildi. Kos adası’na gidecek olanlara burada 1947 yılında ise Kos Adası tamamen konaklamasını tavsiye ederim. Gerçekten güzel bir otel. Çantamı bıraktıktan Yunanistan a bırakıldı. Kos adasında uygulanan ana din ise sonra harıl harıl çalışıp işleri hallettik. Yunan Ortodoksluğudur. Ayrıca Kos Bir an önce bitsin diye ben ajanstakilere Müslüman toplumuna hitap eden bir de yardım ettim. İşimiz bittikten sonra camiye sahiptir. Adada bulunan Roma ertesi gün gelecek olan ekibin yemek Katolik kilisesi yanı sıra İkinci Dün- yiyeceği restoranı kontrol etmek için ya Savaşı’nda ortadan kaldırılan bir mekana gittik. Görevimiz lezzet testi. Sinagog’da bulunuyor. Restore edilen Komşu olduklarından olsa gerek dabu Sinagog Kos belediyesi tarafından mak tadları bize çok yakın. Mezeler, yiçeşitli olaylarda özellikle kültürel olanlar yecekler, içecekler hemen hemen aynı. Masaya ilk olarak salata ve fava geldi. için kullanılıyormuş. Ansiklopedik bilgiden sonra gelelim Ben favayı çok severim. En sevdiğim benim hikayeye. Az önce de bahsetti- de Kadıköy’ deki Benusen’ in favasıdır. marketing europe & anatolia / 43


Gezi

Burada da favayı görünce çok sevindim. Ama tadına bakınca hayal kırıklığına uğradım çünkü iç bakladan değil mercimekten yapılmıştı. Favanın ardından da güveçte salamki geldi. Salamaki bir çeşit peynir. Yağda kızartılmış fakat yağında rezene var sanırım. Çünkü rezene veya anason kokuyor. Kokuları birbirine yakın olduğu için ayırd edemedim. Neticede aynı familyadanlar. Yalnız salamaki gerçekten nefis bir şey. Gittiğimiz restaurantın adı Koako. Oranın en meşhur yerlerinden biri. Sanırım bizim İsmet Baba veya Cibalikapı Balıkçısı ayarında bir yer. Becerebilirsem ben de pişirmeye çalışcağım salamaki denen şeyden. Salamakiden sonra kalamar, kuzu şiş ve köfte geldi. Hepsi nefisti. Hele kalamar, tam lokum. Etler çok güzel terbiye edilmiş. Çeşitli baharatlarla tatlandırılmış. Ama bunlar kekik, fesleğen gibi baharatlar. Lezzetleri süper. Bizim kebaplardan çok uzak tatları. Akdeniz mutfağı. Tüm bu güzel yiyeceklerin yanına rakı içmek istedim fakat saat henüz erken olduğu için bira ile idare ettim. Fix, Yunanistan’ın yerel birası. Maltı az, içimi kolay, güzel bir bira. Yapış yapış sıcakta da 10 numara oluyor. 44 / marketing europe & anatolia

Favanın ardından da güveçte salamki geldi. Salamaki bir çeşit peynir. Yağda kızartılmış fakat yağında rezene var sanırım. Çünkü rezene veya anason kokuyor. Kokuları birbirine yakın olduğu için ayırd edemedim.

Lezzet testini de yaptıktan sonra ajanstaki arkadaşlardan birini yolcu edip biz otele döndük. Baktık saat henüz erken, gidip bir de yüzelim dedik. Hemen mayoları alıp doğru sahile indik. Akşam üzeri olduğu için sahil boştu. O yüzden tüm plaj bize kalmıştı. Biz de akşam güneşini kaçırmadan hemen atladık suya ve günün yorgunluğunu attık. Yaklaşık yarım saat yüzdükten sonra çıkıp adayı keşfetmeye karar verdik. Hemen hızlıca duş alıp dışarı attık kendimizi. Ajanstaki arkadaş, Alper, merkeze gitmek için taksi rica etti resepsiyondan ama o kadar çok bekleyen vardı ki bize sıra gelmeyecek diye korktum. O yüzden de yürümeyi, bulursak da taksiye binmeyi önerdim. Tam caddeye çıktık ki karşımızda buggy kiralayan bir yer gördüm. Tabii ben gözleri oraya dikince Alper durumu anladı. Sonra ben “belki de buggy kiralamalıyız” deyince Alper “hayır” diyemedi. Hemen gidip gözümüze bir tane kestirdik. Sonra da kiralayıverdik. Buggy’ i kiraladığımız yerdeki abi çok kafa dengi çıktı. Hemen bize gezilecek, görülecek, yemek yenecek, eğlenilecek yerleri söyledi. Ben de oradan hemen


Gezi Uzun bir süre daha gittikten sonra bir benzincide durup yol sorduk. Meğerse yolu şaşırıp Mastihari denen yere gelmişiz. Epey bir süre daha gidip tekrar ana caddeye çıktık. Yapış yapış nemli ve sıcak havada buggy’nin rüzgarında serin serin yolculuk yapmak çok eğlenceliydi. Gerçekten çok keyif alıyordum. Çok da kötü geçmiyordu aslında doğum günüm. Tam güzel güzel geziyorken birden deniz seviyesinden yükseğe çıkıp ağaçlarla çevrili bir yoldan devam etmeye başladık. Yolda bir sis tabakasının içine girdik. O kadar soğuktu ki şok oldum. Dondum desem yeridir. Bir ara Alper’e dönelim diyecektim ama cesaret edemedim. Titreye titreye devam ettik ve bir harita kaptım. Sonra da Alper’le anlaştık. Giderken o kullanacak, dönüşte de ben. Ve ben yerimi aldım. Ada bi’ lokmacık olduğu için en uzak destinasyon 42 km. En yakın benzinciye uğrayıp depoyu full’ ledik ilk iş olarak. Sonra da en uzak nokta olan Kefalos’ a doğru yola çıktık. Önce merkeze gidip caddeleri gezdik, sonra limanda tur attık. Baktık ki pek bişey yok, otobana çıkıp Kefalos’ a doğru yol almaya karar verdik. Yanlız akşam saatinde bizden başka buggy kullanan yoktu. Sanırım yeterince emniyetli olmadığı için. Ya da belki insanlar akıllı uslu sahilde takılıyorlardı. Uzun farlarımızı yakıp, emniyet kemerimizi de taktıktan sonra otobanda gazladık. Buggy yaklaşık 60 km hız yapıyor. Ama daha hızlı gidiyor gibi hissediyorsunuz. Aracın önünde cam yok, dolayısıyla gece uçan tüm böcekler üzerinize geliyor. Konuştuğunuz hiç bir şey anlaşılmıyor. Ve saçlarınız karma karışık oluyor. Tüm bunlara rağmen çok eğlenceli. Otobanda seyrederken gerçekten çok eğlenceli vakit geçirdik. Fakat iç aydınlatma olmadığı için haritayı tam göremediğimizden kaybolduk.

Ada bi’ lokmacık olduğu için en uzak destinasyon 42 km. En yakın benzinciye uğrayıp depoyu full’ledik ilk iş olarak. Sonra da en uzak nokta olan Kefalos’a doğru yola çıktık.

nihayet Kefalos’ a vardık. Sonradan öğrendim ki orası Plaka Ormanı’ymış. Kefalos, Kos’a nazaran daha nezih daha sakin bir yer. Burada daha çok orta yaş ve üzeri insanlar var. Aynı zamanda tarihi bir yer. Ayos Stefanos Baziliği, Ayos İoannis Theologou Manastırı, adanın eski başşehri olan Astipalea’ya ait kalıntılar ve bölgede yaşayan ilk insanlara ait izlerin bulunduğu Aspri Petra (Beyaz Taş) mağarası burada yer alıyor. Biz akşam vakti gittiğimiz için buraları

marketing europe & anatolia / 45


Gezi

Ve nihayet bugün de bitti. Akşamları park ışıkların da etkisiyle bir masal diyarına dönüyor.

gezemedik. Ama sokak sokak dolaşıp tarihi soluduk, ve tabii tavernalardan gelen mis gibi uzo kokusunu. Tüm bu güzel kokular karnımızı acıktırdı. Ama burada değil de Zia’da yemek yiyecektik. Buggy’ci abi orada yememizi salık verdi. Ben yolda yine soğuk hava tabakasını düşünerek gerildim biraz. Sonra sırt çantamdaki şalım aklıma geldi. Hemen bir güzel sarınıp sürücü koltuğuna yerleştim. Evet, gerçekten çok eğlenceliy- yanışma çerçevesinde zaman zaman miş bu aleti kullanmak dedim içimden. devri çok yükseltip motoru epey bağırtYanlız boyum pedallara yetişmediği tık. Ama devir yükseldikçe motor ısınıiçin vites değiştirmek sorun oluyordu. yordu biz de bundan sebeplenip ısınıO yüzden vites değiştireceğim zaman yorduk. Ben inanılmaz çok eğlendim bu öne doğru kayıp debriyajı köklerken Al- süre zarfında. Güle oynaya, ciyaklaya per’ de vites değiştiriyordu. Tabii bu da- ciyaklaya giderken Zia’yı da kaçırma46 / marketing europe & anatolia

yalım diye her tabela gördüğümüzde yavaşlayıp baka baka sonunda bir yola saptık. Zia diye orayı gösteriyordu yol. Daldık yola ama asfalt olmadığı için tangır tungut gitmeye başladık. Sonra mahalle aralarından geçip tarlalara geldik. Yanlış yolda olduğumuzu farkedip dönmeye karar verdik ki köpekler havlamaya başladı. Ben köpeklerden deli gibi korktuğum için panik oldum. Zar zor ileri geri tarlaların içinden döndük. O sırada Alper etrafı görmek için ayağa kalkıp buggy’nin dışına sarktı. Sonra da mest olmuş vaziyette, böyle girmek çok eğlenceli diye bağırışını duydum. Neyse, zor bela tekrar caddeye çıktık. Ama artık o kadar çok acıktık ki Zia’ yı bulmaktan vazgeçip Kos’a dönmeye karar verdik. Limana geldiğimizde yemek yemek için mekan aramaya başladık. Doğum günü kızı olduğum için Alper güzel bir yer seçmeye özen gösterdi. Ama saat o kadar çok geç olmuştu ki mekanların çoğu kapanmak üzereydi. Sonunda gözümüze bir yer kestirip oturduk. Maden adadayız, yine deniz ürünü yiyelim diyerekten ben kılıç balığı sipariş ettim. Çok da doğru bir seçim yapmışım. Lokum gibi yumuşacık lezzetli bir balık yedim. Yemeğimizi yedikten sonra gece kulüplerine de bir bakalım dedik. Kefalos’a doğru yola çıkarken stadyumdan çılgınlar gibi müzik sesleri geliyordu. O yüzden oraya gitmeye karar verdik. Fakat biz gittiğimizde mekan kapanmak üzereydi. Meğerse konser varmış fakat yetişememişiz. Biz de tekrar limana geri döndük ve barlar sokağına daldık. Yanlız buradaki barlarda sadece çocuklar vardı. Yaş ortalaması 16. Çok garip geldi bize. Tevellüt eski olunca sarmıyor böyle ortamlar tabii. Tüm barlar sokağını baştan aşağı dolanıp uygun bir mekan baktık ama bulamadık. Sonra yol üzerindeki Zona geldi aklımıza. En çılgın gece kulübü.


Gezi Zona gerçekten güzel bir gece kulübü, dekorasyon falan 10 numara. Ama içerdeki tipler ve müzik çekilecek cinsten değil. Birer bira içip oradan da çıktık. Baktık adanın altını üstüne getirmişiz, gidecek mekan da kalmamış, bari dağılıp uyuyalım dedik. Ertesi gün, büyük gün. Sabah uyanıp işle ilgili son durumu kontrol ettim sonra da gidip kahvaltımı yaptım. Ama bir sorun vardı. Otopark’ taki buggy, dışarısı çok sıcak, benim boyum yetişmiyor debriyaja ve kıyafetim müsait değil. Baktım ben süremeyeceğim bu halde. Yürüyerek kiraladığımız yere gittim ve abiye benim boyum yetişmiyor siz aracı alabilir misiniz diye rica ettim. Sağolsun beni kırmadı ve buggy işini de kazasız belasız hallettim. İş toplantısı da çok şükür kısa ve başarılı bir şekilde bitti ve öğlen 12 gibi dün lezzet testi yaptığımız mekana geçtik. Tabii bugün büyük gün olduğu için işletme daha da çok özenmiş yemeklere. Yine döktürmüşler. Yemeği de yedikten sonra liman tarafını görmek için tekrar merkeze gittik. Yanlız bu ada gündüz yaşamak için çok berbat

bir yer. Hava inanılmaz sıcak ve vıcık vıcık nem var. İnsan zor nefes alıyor. Adanın mimarisi diğer Yunan adalarını çağrıştırıyor. Beyaz kilise duvarları ve mavi çatılar. Gerçekten çok şık. Meydanda bir de camii var. Defterdar Cami, ama sadece dini bayramlarda ibadete açılıyor, onun dışında kapalı. Kiliselerin altında irili ufaklı bir çok dükkan var. Bunlar genellikle hediyelik eşya satıyorlar. Fakat adada fiyatlar çok yüksek. Gelip de buradan giyim alış verişi

Adanın mimarisi diğer Yunan adalarını çağrıştırıyor. Beyaz kilise duvarları ve mavi çatılar. Gerçekten çok şık. Meydanda bir de camii var. Defterdar Cami, ama sadece dini bayramlarda ibadete açılıyor.

yapmak çok gereksiz. Burada en ucuz şey içki. Çarşıda da az biraz dolaştıktan sonra daha fazla sıcağa dayanamayıp, minik bir kafede oturup soğuk bir Smirnoff Ice içtim. Bu arada da insanları seyrettim. Kendimi Çeşme’ de gibi hissettim. Gerçekten çok benziyoruz bir birimize. Smirnoff Ice keyfinden sonra feribot iskelesine gidip dönüş yoluna geçtik. Ajans, feribotu sadece bizim için kiraladığından dolayı bizden başka kimse yoktu feribotta. Yarım saat sonra Bodrum’a varıp da yanaşınca gümrük görevlileri “giriş yapamazsınız” dedi. Hepimiz şaşkınlık içersinde bakışırken, görevli, sizin izniniz yok, sizi alamayız deyince şok olduk. Tekrar Kos’a gidip orada Turgut Reis’ e yanaşmamız söylendi. Bu saçma öneriyi hepimiz şaşkınlık içerisinde karşıladık, adamlar bizi almadılar resmen. Neyse ki ajans bir kaç telefon görüşmesi sonucu işi çözdü de yarım saatlik bir bekleyişten sonra Bodrum’ a çıkabildik. Sonra tekrar rutin şeyler. Havaalanına git ve eve dön. Tabii en güzel kısmı “home, sweet home”.

marketing europe & anatolia / 47


Sinema Ali Erdem Ekşioğlu

49. Altın Portakal...

Bu yıl, 49.’su gerçekleştirilecek, Altın Portakal ödülleri her yıl dünyanın her yerinden sinemanın önemli isimlerine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda bir sürü tartışmaya konu olan ödüller her zamanki gibi yine gündeme oturmuş durumda. Bu yılın en önemli tartışması da tabi ki kuşkusuz Hülya Avşar’ın jüri başkanı seçilmesi. Bir tartışma konusu olması kaçınılmaz olan bu durumu aslında ödüllerden ve festivalden daha önemli tutmak biraz abartıya kaçıyor. Hülya Avşar'ın jüride yer almayı hak edecek kadar sinema bilgisine sahip olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen jürideki çoğu kişiden daha fazla set görmüş ve daha çok tecrübe edinmiş olabilir. Ama jüri başkanı seçilmesinin nedeni tamamen şuan çıkan tartışmaların çıkması ve insanların Altın Portakalı konuşması, yanlış bir karar olduğunu şuan söyleyemem ben de yazımda aynı konuya değiniyorum. Tabi ki festival sadece Hülya Avşar’ın jüri başkanlığından oluşmuyor. Festival 6-12 Ekim tarihleri arasında altı gün boyunca Dünya’nın her yerinden birbirinden güzel filmlere ev sahipliği yapacak. Uluslararası film yarışmasında nefes kesen filmleri Altın Portakal ödülüyle onurlandıracak. 1963 yılında Aspendos Tiyatrosu’nda düzenlenen şenliklere sinemanın da eklenmesiyle festivalin temelleri atılmıştı. Portakal, Antalya’nın simgesi olarak şenliğe girdi ve sonrasında festivale ismini verdi. Altın Portakal festivali 1964 yılında başlamış ve büyük ilgi görmüştü. 1978’de Plastik Sanatları da bünyesine katan festival bu tarihe kadar aynı şekilde ilgi çekmeyi başardı. Sonrasında ise 18 ve 19. Festivallerin olduğu 1979 ve 1980 tarihlerinde sırasıyla sansür ve darbe nedeniyle festival yapılamamıştı. Bu tarihlerde kazanılan ödüller ise 2011 yılı gibi çok geç bir zamanda sahiplerini buldu. 2005 48 / marketing europe & anatolia

( reklam arası sinema) yılında ise uluslararası filmleri de kabul etmeye başlayan Antalya Altın Portakal Film Festivali bu alanda da büyük ilgi gördü ve büyük bir başarı gösterdi. Festivalde günümüzde 13 ödül verilmekte. Daha fazla Asya ve Avrupa’dan katılım alan festival bu yıl da büyük bir heyecanla beklenen festival jürisi ve kazananlarıyla yine kendisinden çok söz ettireceğe benziyor. Festivalde bu yıl uzun metraj filmleri değerlendirecek isimler, Barış Pirhasan (yönetmen), Levent Kazak (senarist), Uğur İçbak (görüntü yönetmeni), Prof. Dr. Gülseren Güçhan (akademisyen), Selçuk Yöntem (oyuncu), Sümer Tilmaç (oyuncu), Ayşegül Aldinç (müzisyen – oyuncu), Pelinsu Pir (oyuncu – stand up sanatçısı), Tunca Arslan (SİYAD Başkanı, sinema yazarı), Mine Kırıkkanat (yazar), Erdil Yaşaroğlu (karikatürist – mizah yazarı) olacak. Festivalin Belgesel Film Yarışması ana jürisinde ise Nezahat Gündoğan (yönetmen), Kemal Öner (yönetmen), Nalan Sakızlı ( yönetmen), Ali Ulvi Uyanık (sinema yazarı), Yrd. Doç. Dr. Perihan Taş Öz’den (akademisyenyönetmen) gibi isimler yer alıyor. Belgesel Film Yarışması’nın kazananına 15.000 TL’lik bir para ödülü de verilecek. Festivalin kısa film jürisi ise Erol Mintaş (yönetmen), Can Evrenol (yönetmen), Özay Fecht (sanatçı), Fırat Yücel (sinema yazarı), Selin Sevinç (sinema yazarı)’tan oluşuyor. En iyi kısa filme de 10.000 TL’lik bir ödül sunulacak. Festival programı içinde verilmekte olan SİYAD özel ödülünün kazananını ise Gözde Onaran, Rasih Yılmaz, Erkan Aktuğ değerlendirecek. Uluslararası jüride ise Sevin Okyay, Ceylan Özgün Özçelik, Okan Arpaç görev yapacak.


Kültür - Sanat

Dora Günel’den UNVAN-SIZ... bir firmanın farklı düzeylerdeki çalışanlarını profesyonel ve sosyal yaşamlarında fotoğraflayarak 37 yıldır içinde bulunduğu şirkette tanıklık ettiği ortak yaşamları daha geniş bir çerçevede belgeliyor, samimi ve büyük bir portre çiziyor. Siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan ve 3 senelik bir çalışmanın ürünü olan bu önemli sergi günümüzün ruhunu yakalayan güçlü bir envanter ortaya çıkarıyor.

Dora Günel`in, modern hayatın profesyonel iş ortamı ve gündelik hayattaki izlerini incelediği “UNVAN-SIZ” isimli fotoğraf sergisi 4 Eylül 2012 tarihinde TMMOB Mimarlar Odasi Karaköy Binası’nda açılıyor. Sergi 28 Eylül tarihine kadar açık kalacak. Türkiye`de önemli sosyal-belgesel fotoğraf projeleri gerçekleştiren Günel, uzun bir süredir üzerine yoğunlaştığı çalışmasında, 2010’lu yılların Türkiye’sinde uluslararası

Metin Erksan Koleksiyonu Işık’da... 4 Ağustos tarihinde aramızdan ayrılan Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından Metin Erksan’ın kütüphanesi, usta yönetmenin 2007 yılından bu yana ders verdiği Işık Üniversitesi’nde yaşamaya devam edecek. Yaklaşık 10 bin kitaptan oluşan bu arşiv, usta yönetmenin isteğiyle 2011 yılında Işık Üniversitesi’ne bağışlanmıştı. Işık Üniversitesi’nin Şile Kampüsü’nde yer alan Merkez Kütüphane’de Metin Erksan Koleksiyonu adıyla koruma altına alınan kitaplar arasında, en eskisi 1929’a tarihlenen eserler bulunuyor. Metin Erksan Koleksiyonu, Avrupa Siyasi Tarihi gibi tarihi kaynakların yanı sıra edebiyat ve sinema konulu binlerce kitap ve dergiye ev sahipliği yapıyor. Hacmi ve içeriğiyle eşsiz bir kaynak olma niteliği taşıyan Metin Erksan Koleksiyonu, Işık Üniversitesi öğrencileri ve araştırmacıların yararına sunulacak.

50 / marketing europe & anatolia

Turkish Beat... İstanbul Modern Sinema, eylül ayında iki farklı programla Mannheim ve Amsterdam’a konuk oluyor. Küratörlüğünü İstanbul Modern Sinema’nın yöneticisi Müge Turan’ın yaptığı uzun metrajlı filmler, kısa filmler ve video sanatından örneklerin yer aldığı Turkish Beat adlı program, Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı kutlamaları kapsamında EYE Film Enstitüsü işbirliğiyle Amsterdam’da düzenleniyor. Mannheim Büyükşehir Belediyesi’nin kardeş şehirlerinin katıldığı Bermuda Shorts Uluslararası Kısa Film Festivali’nde ise İstanbul Modern’in Bermuda Shorts başlığı altında seçtiği üç kısa film Beyoğlu Belediyesi işbirliğiyle Türkiye’yi temsil ediyor. Amsterdam’da 20-26 Eylül tarihleri arasında dokuz uzun metrajlı filmin gösterileceği Turkish Beat adlı programda, ayrıca Stateless başlığı altında on kısa film ve The Headless Women başlıklı video seçkisi sunulacak.


Kültür - Sanat

Şehir ve Korku...

Şimdi Paris...

“Şehir ve Korku” temalı İTEF 2012, 1-4 Ekim’de İstanbul’da, 4-7 Ekim’de Ankara, İzmir ve Hatay’da edebiyata dair her şeyi okurlarla buluşturacak. 20 farklı ülkeden 68 yazar, okuma ve tartışma etkinlikleri, öğrencilerle buluşmalar, atölye çalışmaları, imza etkinlikleri ve edebiyat partileri ile Türk ve Dünya edebiyatının en iyi örnekleri İTEF kapsamında sunulacak. Bu yılın bir diğer özelliği de İTEF etkinliklerinin bu yıl yazar listesinden birer seçkiyi İstanbul dışında İzmir, Ankara ve Hatay’a taşıyacak olması. İTEF- İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali bu yıl ekimin ilk haftasında, tematik yazar okumaları ve söyleşiler, interaktif edebiyat projeleri, kapsamlı bir Profesyonel Buluşmalar Fellowship Programı, çocuk edebiyatı etkinlikleri ve bunu yanı sıra edebiyat partileri ile edebiyata dair olan ne varsa takipçilerine sunacak. www.itef.com.tr

Pera Müzesi Film Etkinlikleri kapsamında Pera Film, yeni sezona Eylül ayında “Şimdi Paris” ve “Hollanda’dan Animasyon” adlı iki farklı ve renkli program ile başlıyor. 14 Eylül – 23 Ekim 2012 tarihleri arasında düzenlenen, Pera Film ve Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle hazırlanan “Şimdi Paris” programı şehre bir saygı duruşu niteliğinde. On dört filmden oluşan program, Işıkların Şehri: Paris’i romantik sahneler, popüler Paris mahalleleri, günümüz Paris’i, şehir merkezi ve banliyöleri bir araya getirerek anlatıyor. Hollanda’nın Animasyon, Pera Film ile Hollanda kültür ve kültürel miras film merkezi EYE Film Institute işbirliği ve Mustafa Özen’in küratörlüğünde (Mert van Thracië Cultural Projects) 22 – 26 Eylül 2012 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Hollanda’dan yeni kuşak ödüllü kısa animasyon filmleri Türkiye ve Hollanda arasındaki kültürel, diplomatik ve ticari ilişkilerin dört yüzüncü yılı kutlamalarıyla paralel olarak sunuluyor.

Aksihar, Roma’da... Hıristiyanlığın yayılmasında önemli yeri olan Akhisar, sahip olduğu tarihi birikimini Hıristiyanlığın kalbi Roma’ya taşıdı. İstanbul, Antalya ve İzmirÇeşme’de gerçekleştirilen tanıtım çalışmalarının son durağı Roma oldu. Hristiyanlık tarihini aydınlatacak Thyateira Antik Kenti kazılarına ait fotoğraflar, Hristiyanlığın kalbi Roma’da sergileniyor. Akhisar Belediyesi sınırları içinde kalan ve Hristiyanlığın yayılmasına dair izleri barındıran Thyateira Antik Kenti

kazıları, uluslararası fotoğraf sanatçısı Mehmet Okutan tarafından kare kare belgelendi. Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden biri gün ışığına çıkarken, aydınlanan Hıristiyanlık tarihi, Türkiye Vatikan Büyükelçiliği himayesinde, Akhisar Belediye’si ve İlay Ajans işbirliğiyle “Illuminare/ Aydınlatmak”adlı fotoğraf sergisiyle Roma’da sergilenmeye başlandı. Akhisar ya da antik adıyla Thyateira, MÖ 2200 yılında kurulduğu sanılan Lidya’nın ve Pergamon Krallığı’nın önemli bir şehri olarak görülüyor. Hristiyanlığı Anadolu’da yayan Aziz Pavlus’un Batı Anadolu’da kurduğu 7 kiliseden birini barındıran antik kentin bu özelliğiyle İncil’de iki ayrı yerde adı geçiyor. T.C Roma Kültür ve Tanıtım Müşavirliği’nin Cumhuriyet Meydanı(Piazza della Repubblica)’nda bulunan sergi salonunda sergilenmeye başlanan fotoğraflar, Akhisar’ı Hıristiyan dünyasına tanıtacak. 7 Eylül’e kadar sürecek sergi ile Akhisar’ın İzmir Selçuk’taki Meryem Ana Kilisesi’nden sonra Hıristiyanlığın hac merkezlerinden biri olması planlanıyor. marketing europe & anatolia / 51


Nostalji

52 / marketing europe & anatolia



marketing europe & anatolia Sayı:011