Page 1

Kuzgundan Dinlediğim: Halk Ozanlarından Seçmeler

Derleyen: M. Bahadırhan Dinçaslan


Halk edebiyatı okumalarımdan kazandıklarımın bir kısmını yayınlamak istedim. Derleme kitaplarından, ozanların icralarından ve sair mecralardan derlediğim bu türkülerin hiçbir şeyi bana ait değil. Tek, “biz ölsek de türkümüz var geride” mısraı mucibince, bir Türkmen olmakla, ölünce arkada bırakacağım terekedir. Bu taslak, ileride hazırlayacağım geniş bir seçme türküler külliyatının girizgahı niteliğindedir. Ezberlediğim türküleri unutmaya başlıyorum, tamaıyle unutmadan not almak özgürce türkü söyleyebilmek uğruna ölen atalarıma borcumdur. “Kocanallı büyük dayım / Avşarlıktan çıktı mola” deyişiyle, aynı obadan olduğumuzu tahmin ettiğim şerefli Avşar ozanı Dadaloğlu’na biraz iltimas geçtim. Diğer ozanların mümkün olduğunca az bilinen eserlerini seçmeye gayret ettim. Umarım türkü ve Türk’ü sevenlere faydası olur. M.B.D. İstanbul 2014


Dadaloğlu: Göründü de Hemite’nin Kalesi Göründü de Hemite'nin kalesi Hiç gitmiyor aşiretin belası Yıkılıp Yarsuvat viran kalası Bu yıllık da burda kalsın elimiz Eser garbisi de adamı yakar İçilmez suları yosunlu kokar Yatılmaz gecesi mucuğu çokar Sehillemiş açılmıyor gülümüz Gün burnuna İmeli'den inerdik Sallanır da Saçaklı'ya konardık Şöhret için yiğit ata binerdik Çakmaklı tüfekti bizim zorumuz Devemiz gelirdi tülülü, bazlı Tülünün sesi de bülbül avazlı Aşığımız vardı kucağı sazlı Bahşişine cömert idi elimiz Melik Ejder evliyalar yatağı Ahır Dağı yaylamızın eteği Bayazıtlı elimizin tutağı Cihan köprüsünden bağlı yolumuz Arabistan atlarına binerdik Al kabutu ağ kendire atardık Her birimiz bir orduya yeterdik Alışkan tüfekti bizim varımız Kavrık'a varınca semah dönerdik Genişleyip suçatına konardık "Ha!" deyince bin göy atlı binerdik Mertlik köprüsünden geçer yolumuz Dadaloğlu'm der de bu sitem yeter Yaylaya çıkınca gukkular öter Kız gelin kalmadı hep hasta yatar Döğüşerek ölemedi birimiz


Dadaloğlu: Fırsatı Ganimet Bildi Kötüler Fırsatı ganimet bildi kötüler Böyle kalmaz padişahın çağları Eninize boyunuza eğlenin Sizin olsun Binboğa'nın dağları İp kalmamış sallangaca takacak El kalmamış Binboğa'ya çıkacak Hemen Avşar mıdır başa kakacak Bir gün olur geri gelir sağları Padişah tahtından hali olursa Hak adalet er geç yerin bulursa Gün olur da Avşar geri gelirse Kovgun eder sizin gibi beğleri Dadaloğlu'm Yetim al'oldu adın Ne meskenin kalmış ne kalmış yadın Yazıc'oğlu derler harammış südün Ben takmışım taşıdığın tuğları


Dadaloğlu: Sana Derim Sana Bey Mürseloğlu Sana derim sana Bey Mürseloğlu Asi suyu dalgalanıp coştu mu? Şirin olur Bahadır'ın güzeli Koraf koraf Binboğa'ya göçtü mü? Yine Kad'oğlu mu Maraş valisi? Uslandı mı dalkılıçlı delisi? Ahmet Bey'di Elbeyli'nin ulusu Ferman çıkıp İstanbul'a kaçtı mı? Adana'ya divan harbi konunca On yedi bey o celseye varınca Derviş paşa iskan emri verince Kozanoğlu beyliğinden düştü mü? İskan emri oldu aşiret yasta Kız gelin kalmadı hep oldu hasta Dadaloğlu'm hapis derler Payas'ta Kanat takıp sur duvardan uçtu mu?


Dadaloğlu: Gönülden Gönüle Yol Gider Derler Gönülden gönüle yol gider derler İzini sürmeye hoşça can gerek Yiğit olan söyler işin doğrusun Hilebaz olamaz yiğit bön gerek Buna kılıç derler yaralar açar Püskürür meydanda al kanlar saçar Bazı kötüler de öğünür geçer Yiğit batman döğer gözden hun gerek Alçak kayalarda şahan olamaz Kısırdır katırlar kulun kunlamaz Bazı hocalar da çalgı dinlemez 'Nedir kuru ağaç bize din gerek' Dadaloğlu der ki belim bükülür Gözümün gevheri yere dökülür Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır Koç yiğide emmi, dayı, ün gerek


Dadaloğlu: Dostun Bahçesinden Yad El Geçmesin Dostun bahçesinden yad el geçmesin Kurutur ha nazlı dilber kurutur Senin sevdan yüreğimde yağ komaz Eritir ha nazlı dilber eritir Yüksek olur arap atın kaltağı Eşsiz kalmaz koç yiğidin yatağı Korkarım kötüye değer eteği Geri dur ha nazlı dilber deri dur Arap at üstünde olsa postumuz İkrarından döndü m'ola dostumuz Bir gün kara toprak örter üstümüz Çürütür ha nazlı dilber çürütür Der ki Dadaloğlu'm ben ne yapayım Hak dinin ne ise ona tapayım Eğil de bir al yanaktan öpeyim Yeridir ha nazlı dilber yeridir


Dadaloğlu: Koca Payas Bu Oyunu Çok Gördü Koca Payas bu oyunu çok gördü Yedi dağ üstüne ordusun kurdu Yavuz Sultan Selim korkup da verdi Bey baban zorunan aldı tuğları Ahır Dağı'ndan da Karabeyaz'ın Bir güzün ağlattın bir de bu yazın Karbeyaz'ı alırsak Şam'aça bizim Daha şam'dan öte bir güz ağları Der Dadaloğlu'm da böyle söyledi Yedi Avşar Türkmen beyi varıdı Tüfeğimiz Macar, Firenk barudu Ölen öldü hesap eylen sağları


Dadaloğlu: Felek Senden Şikayetim Çok Benim Felek senden şikayetim çok benim Tilki derisinden def ettin beni Ya ben mi yanlışım yoksa imam mı Acemi imama saf ettin beni Dadaloğlu çok üzüldü, ağladı Gözüm yaşı sel oldu da çağladı Erkek çakal kollarımdan bağladı Amma dişi aslan, affettin beni


Dadaloğlu: Yara Yara Bir Kavgaya Girmedik Yara yara bir kavgaya girmedik Sağa sola kılıçları vurmadık At üstünde döğüşerek ölmedik Ok değmeden gözlerimiz kör oldu Birden kapıştılar kulunu, tayı Kanı garrah oldu yoksulu bayı Böyle sağ gezmeden ölmemiz iyi Mahşereçe söylenecek şor oldu Bütün iskan oldu Avşarlar Kürtler Yürekten çıkar mı ol acı dertler Mezada döküldü boyn'uzun atlar At vermemiz iskanlıktan zor oldu Öğüt versen öğütlerden almayan Çağırınca mencilise gelmeyen Yurtlarının kıymetini bilmeyen Her birisi bir kötüye kul oldu Dadaloğlu'm der de sözün sırası Yara biter bitmez dilin yarası Mağrib ile maşırığın arası Size bol da bizim ele dar oldu


Dadaloğlu: Gitti Cerit Gitti Gider Avşarlar Gitti Cerit gitti gider Avşarlar Gider oldu namusumuz arımız Kavga kuruldu da kılıç çalındı Hey ağalar nere vardı yarınız Ağamız da çadırını tutardı Kabıtını dal boynuna atardı Her birimiz bin atlıya yeterdi Döğüşerek ölemedi birimiz Dadaloğlu'm şu dağlara varınca Korkarım yurtları ıssız kalınca Saçılıp da Binboğa'ya erince Yaylalara dokunmazdı şerimiz


Dadaloğlu: Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eder ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Bizim birimizi bine sayarlar Demir miğfer vurur kalpak giyerler Kavgayı görünce anda kayarlar Eli yalman mızraklı beğler bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızra’mızın temranı Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Dadaloğlu’m bir gün kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir


Dadaloğlu: Onbir Kişi Horasan’dan Çıkanda Onbir kişi Horasan'dan çıkanda Aksayaya yeşil düğme dikende Çıkıp yücelerden engin bakanda Yol alıp gidiyor göçü Avşar'ın Avşar'ın uşağı şöhretli gezer Gördüğü düşmanın bağrını ezer On beş yirmi atlı bir ordu bozar Yenilmez kuvveti gücü Avşar'ın Bitmesin ekini, selvi söğüdü Sait Battal hiç içinde yoğudu Filor fesli, dal püsküllü yiğidi On kişiye yamaç üçü Avşar'ın Coşkun sular gibi dolanıyorduk Ne duruluyok ne bulanıyorduk Firkatten firkate ulanıyorduk Sankim neydi bunda suçu avşar'ın Taşlar Dadaloğlu'm bağrını taşlar Gözümüzden akar kan ile yaşlar Bize yol görüktü kavim gardaşlar Kalmaz yanımızda öcü Avşar'ın


Dadaloğlu: Nolaydı da Kozanoğlu’m Nolaydı Nolaydı da Kozanoğlu'm nolaydı Sen ölmeden ecel bana geleydi Bir çıkımlık canımı da alaydı Böyle rüsva olmasaydık cihanda Beyim gelir arkasında bin atlı Cümlesi de sanki kuştur kanatlı Ölürsek derdimiz olur 'ki katlı Yar yetimi kalır mıydık meydanda Derviş paşa gayri kına yakınsın Böbürlensin dört bir yana bakınsın Amma bizden gece gündüz sakınsın Öç alırız ilk fırsatı bulanda Dadaloğlu'm söyler size andını Şimdiden yok bilsin hasmım kendini Bağlasalar parçalarım bendimi Yatacağım bilsem bile zindanda


Kaygusuz Abdal: Kaplu Kaplu Bağalar Kanatlanmış Uçmağa Kaplu kaplu bağalar kanatlanmış uçmağa Kertenkele derilmiş diler Kırım geçmeğe Kelebek ok yay almış ava şikâra çıkmış Donuzları korkudur ayuları koçmağa Ergene’nin köprüsü susuzluktan bunalmış Edirne minaresi eğilmiş su içmeğe Kazzâza balta koydum çervişin deremezem Çuval çayırda gezer seğirdüben kaçmağa Allah’ımın dağında üç bin balık kışlamış Susuzluktan bunalmış kanlı ister göçmeğe Leylek koduk doğurmuş ovada zurna çalar Balık kavağa çıkmış söğüt dalın biçmeğe Kelebek buğday ekmiş Manisa ovasına Sivrisinek derilmiş ırgad olup biçmeğe Bir sinek bir devenin çekmiş budun koparmış Salınuban seğirdir bir yâr ister koçmağa Bir aksacık karınca kırk batman tuz yüklenmiş Gâh yorgalar gâh seker şehre gider satmağa Donuz düğün eylemiş ayuya kızın vermiş Maymun sındı getirmiş kaftan gömlek biçmeğe Deve hamama girmiş dana dellâklık eder Su sığrı natır olmuş növbet ister çıkmağa Kaygusuz’un sözleri Hindistan’ın kozları Bunca yalan söyledin girer misin uçmağa.


Aşık Şenlik: Musa Tur Dağı’nda Koyun Güderken Musa Tur Dağı’nda koyun güderken Dört kurt geldi bize koyun ver dedi Zemini semayı seyran ederken 'Kurtlar, bu koyunun sahibi var' dedi Kurtlar dedi 'Musa sen olma yanlış Bize bu hikmeti diyenler demiş Biz burda duralım sen var ağana danış İzin verir ise çabuk gel' dedi Musa ordan kalktı yollara düştü Dağ ile dereyi yel gibi geçti Gidip Şuayp peygambere danıştı 'Musa git ala koyunu ver' dedi Musa ordan kalktı sürüye vardı Koyunu gözleri ağlarken gördü Alaca koyunu kurtlara verdi 'Allah sizden razı olsun yar' dedi Behey Aşık Şenlik ya sen ne dersin? Geçici dünyaya bakım edersin Eğer o koyunu sormak istersin İbrahim'e inen koçu gör dedi


Sümmani: Ey Efendim Derdim Kime Söyleyim Ey efendim derdim kime söyleyim Günden güne can figana düşüptür Kalmışım hayrette ya ben nideyim Gece gündüz el amana düşüptür Felek beni koydun gam ateşinde Gündüz hayalimde gece düşümde Tarih seksen dokuz on bir yaşımda Yar ateşi cism-i cana düşüptür Varsak bu yerlerden hicret eylesek Yarene yoldaşa minnet eylesek Arzulasak yari niyet eylesek İmdi yolum Ardahan’a düşüptür Ardahan’da kılsak kavli kararı Gün be gün gelmekte ömrün zevali Orda bulamazsam şah-ı maralı Gayrı yolum Nemrut Han’a düşüptür Nemrut Hanlı bilmez garip halinden Bu fakir ayrılmış leb-i lalinden Bana derler yanılmışsın yolundan Senin yolun Gürcistan’a düşüptür Bedehşan bulunmaz böyle avare Ne yanda kavuşsam o nazlı yare Önümüze çıktı Belh u Buhara Dedim "belki yar bu yana düşüptür"


Dediler hep senin halın ne haldır Bu kara sevdayı başından kaldır Bedehşan buraya üç aylık yoldur Senin yolun bir ummana düşüptür Dediler duymadık onun ismini Burda güzel çoktur nidek vasfını Felek böyle yıkar kendi hasmını Senin yolun Erzincan’a düşüptür Sümmani neylesin dünyada varı Ölene dek çeker bu ah u zarı Böyledir gönülle kavl ü kararı İmdi yolum Bedehşan’a düşüptür


Sümmani: Ervah-ı Ezelde Ervah-ı ezelde levh-i kalemde Bu benim bahtımı kara yazmışlar Bilirim güldürmez devr-i alemde Bir günümü yüz bin zara yazmışlar Olaydı dünyada ikbalim yaver El etsem sevdiğim acep kim ever Bilmem tecelli mi yoksa ki kader Beni bir vefasız yara yazmışlar Arif bilir aşk ehlinin halini Kaldırır gönlünden kil ü kâlini Herkes dosta yazmış arzuhalini Benimkini ürüzgara yazmışlar Döner mi kavlinden sıdkı sadıklar Dost ile dost olur bağrı yanıklar Aşk kaydına geçti cümle aşıklar Sümmani'yi bir kenara yazmışlar


Davud Sulari: Kıblemdir Cemalın Gördüğüm Zaman Kıblemdir cemalın gördüğüm zaman Yüzüm turabına sürem sultanım Kaşların lâm elif, ay gibi cemal Kaldır nikabını görem sultanım Cemalın görenler salavat verir Emrin ile cümle kainat yürür Sana dil uzatan inan ki kurur Sen haksın dünyada erem sultanım Kıblem Muhammed'dir, hak habib allah Mürşidim Ali'dir, hem keremullah Birligem bağlıyam Allah eyvallah Yeter ki sıdk ile duram sultanım Davut Sulari'yem dilde gezerem Yağmur ile yağar, yerden sazaram Hikmetten okuram, sırdan sezerem Aşk defterin açıp görem sultanım


Reyhani: Bahar Gelsin Şu Dağlara Gidelim Bahar gelsin şu dağlara gidelim Belki derdimize çare bir çiçek Toplayıp, devrişip, derman edelim Açılan yaramı sara bir çiçek Kara taşta ala geyik sesi var O geyiğin ıssız taşta nesi var? Kavalın bir acı inlemesi var Çobanı düşürmüş zara bir çiçek Ben de bir aşığım Reyhani adım Sorun çiçeklere, az mı ağladım Benim tabiattan tek bir muradım Götüreyim nazlı yara bir çiçek


Reyhani: Ey Rüzigar Cananıma Var Böyle Söyle Beni Ey rüzigar cananıma var böyle söyle beni Onda merhamet varısa yakmasın böyle beni Ben bu aşka uğrayalı bana mecnun dediler Ben nasıl Mecnunam bilmem aramaz Leyla beni Ben bu aşka uğrayalı gönlüm telaşta benim Sinemi sitem çürüttü gözlerim yaşta benim Ne dizimde kuvvet kaldı ne aklım başta benim Giderisen inkar etme var böyle söyle beni Ey Reyhani hep düşündün dünyada han olmayı Hiç aklına getirmedin bir kabristan olmayı İstemem sensiz efendim tahta sultan olmayı Koy bana köle desinler sen kabul eyle beni


Reyhani: Gözüm Yummuş Gaflet İle Giderken Gözüm yummuş gafletinen giderken Dediler ki tebdil görmüş kara yer Dünya varlığını hayal ederken İki taş bir mezar örmüş kara yer Sanma bu dünyanın bir vefası var Aldatır oynatır eder ihtiyar Ağayla hizmetkâr yan yana yatar Ne asıl ne nesil sormuş kara yer Reyhanî farkı ne az ile çoğun İkisi bir olur var ile yoğun Mezar bir tarladır insanlar tohum Her gün dane dane sürmüş kara yer


Reyhani: Arzumun Peşinden Pervane Oldum Arzumun peşinde pervane oldum, Bezdim yine bulamadım arzumu. Eşsiz ceylan gibi çöllerde kaldım, Gezdim yine bulamadım arzumu. Nere gidem bu belalı baş ile, Dünya sele gider gözüm yaş ile, Aşk düğmesin tırnak ile diş ile, Çözdüm yine bulamadım arzumu. Reyhani'yim bulamadım yerimi, Her dertten örnek var aç defterimi, Aşk yüzünden, Nesim gibi derimi, Yüzdüm yine bulamadım arzumu


Reyhani: Öz Canımdan Çok Sevdiğim Erzurum Öz canımdan çok sevdiğim erzurum Çaresiz dişimi sıktım gidirem Gafillerden darbe yedi gururum Kaderime boyun büktüm gidirem Selam olsun ecdad ile obaya Abdurrahman Gazi Habib Babaya Tuz ektiler çalıştığım çabaya Emegimi suya döktüm gidirem Sırtıma verdiler sitem yükünü Yel devirsin sebeplerin kökünü Elli yıldır beklediğim ekini Harmana dökmeden yaktım gidirem Kırılmış sazımı astım tavana Çevirdim yönümü döndüm divana Gurbet kelepçedir yurdu sevene Bilerek koluma taktım gidirem Palandökenlerin sisli dumanı Engininde bulamadım gümanı Ezanlar okundu seher zamanı Üç kez geri döndüm baktım, gidirem Benim canım feda idi bin cana Bin can az gelseydi iki bin cana Kırk yıl gözyaşımı döktüm fincana Kattım kara suya aktım, gidirem Alnımız apaçık, yüzüm karasız Buna rağmen koymadılar yarasız Tambura köyünden Emrah çaresiz Ben de Erzurum'dan çıktım gidirem Reyhani'yim derdim gamım dinmedi İftira darbesi cana sinmedi Zeynel Horasan'a gitti dönmedi Bu da benim kara bahtım, gidirem


Meydani: Gönül Bahçesine Reyhalar Katak Gönül bahçesine reyhalar katak Sen o yandan, ben bu yandan, sevdiğim Uzat ellerini güneşi tutak Sen o yandan ben bu yandan, sevdiğim... Rüzgarlar esmesin, bulut ağmasın Sevdam bana yeter yağmur yağmasın Durdurak dünyayı, güneş doğmasın, Sen o yandan, ben bu yandan, sevdiğim... Meydani, Merih'te yayla yaylayak Türküler söyleyip, çoşup çağlayak Yıldızları yıldızlara bağlayak Sen o yandan, ben bu yandan, sevdiğim


Meydani: Tanrı Dağlarından, Oğuz Boyundan Tanrı dağlarından, Oğuz boyundan, Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Aşk şerbeti içtim Aral suyundan. Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Kopuzum dedemden yâdigar kaldı, Ruhumun manevi boşluğu doldu. Dilime duyguma o hakim oldu, Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Tartışması olmaz Ay Yıldızı'mın! Ülküsüdür sevgisidir özümün; Değişmez havası gönül sazımın, Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Edebâli, Osman Beğ'e buyurdu; Savaşa savaşa kurtardı yurdu. Küçücük obadan bir devlet kurdu. Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Ecdadım savaşa kurt gibi dalar, Ülkümle birleşir yeni sevdalar, Bizim sazlar fetih marşını çalar, Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! İpliği çürümüş bezden anlamam! Hayasızca dansdan cazdan anlamam! Töreme ters düşen sazdan anlamam! Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim! Zamantıyla, Kızılırmak çevresi. Halı dokur kilim dokur yöresi. Meydani bu töre, Türkmen töresi. Ben Türkmen eriyim, türkü söylerim!


Seyrani: Ne Hikmettir Bu Dünyaya Ne hikmettir, bu dünyaya Gelen ağlar, giden ağlar Soralım yoksula baya Aslı nedir, neden ağlar? Bir deveci güder deve Yularını seve seve İkisi de ive ive Deve ağlar, güden ağlar Ne dününde, ne yarında Ne yokunda, ne varında Feleğin boş pazarında Kendini terk eden ağlar Bilmem Seyrani'ye nolmuş Derini derd ile dolmuş Kimi yitmiş kimi bulmuş Bulan ağlar, yiden ağlar


Seyrani: Hüsne Mağrur Olma Ey Ruh-i Mahım Hüsne magrur olma ey ruh-i mâhım Niceler yokuştan inişten geçti Kar etmedi sana feryad u ahım Tir-i ahım kuh-ı keşişten geçti Seni bi-mürüvvet seni bi-vefa Kim kime etmiştir ettigin cefa Şimdi de yar olmak istersin amma Nideyim sevdigim iş işten geçti Benden sana izin ey gözü afet Var kimi istersen eyle muhabbet Şimdengeri sen sağ ben de selamet Seyrani bu alış verişten geçti


Kul Hüseyin: Muhammed’in Bahçesinde Muhammed'in bahçesinde Servi çınarım Ali'dir Ta ezelden vücudumda Kanda damarım Ali'dir Gördüm de şem' var elinde İmam Hasan'ın dilinde Şah Hüseyin'in yolunda Belde kemerim Ali'dir Zeynel'i zındana tıkan Şah Bakır'a kiriş takan Gül olup alemde kokan İmam Cafer'im Ali'dir Ahlarım kalmaya size Kazım'a ettiniz ceza Horasan'dan Musa Rıza Bab-ı esrarım Ali'dir Taki'dir gönlümüz açan Naki'dir müşkiller seçen Askeri'dir meyin içen Elde sagarım Ali'dir Bu işler böyle m'olacak Alem nur ile dolacak Mehdi dedem var gelecek Sırr-ı haydarım Ali'dir Kul Hüseyn'im hakka yalvar Sevdiceğim Ali selver Nur olmuş alemde parlar Şems u kamerim Ali'dir


Kul Hüseyin: Ey Şahin Bakışlım Bülbül Avazlım Ey şahin bakışlım bülbül avazlım Bir eli kadehli, bir eli sazlım İşte ben gidiyom kal ahu gözlüm Ne sen beni unut, ne de ben seni Dağda harami var engel arada Unutma sevdiğim demde sırada Kalkar gider oldum gönlüm burada Ne sen beni unut ne de ben seni Ta ezel ezeli seven sevende Şu iki cihanda kev u mekanda Mizan başlarında ulu divanda Ne sen beni unut ne de ben seni Kul Hüseyin eyder gül benzin soluk Alnımıza yazılmıştır ayrılık Gam çekme sevdiğim gönüller birlik Ne sen beni unut ne de ben seni


Arifoğlu: Mecnun Olup Leylasını Bulanlar Mecnun olup Leylasını bulanlar Gam keder istemez muhabbet ister Zikr edip yara zayi vermeyen Kul olup pirinden ibadet ister Gerçekler seyr eder Hint'ten Yemen'e Kafir zoru görmezse gelmez amana Dört kitap okusa gelmez imana O fani Huda'dan hidayet ister Gerçeğin nefesi eritir dağı Yalancının ataşı eritmez yağı Muhabbetten geri gelenin çoğu Kimi seyre gelir kimi et ister Kamil yanında cahilin huyu bulunmaz Şeriat ehliyle tarik çalınmaz Yayan yürümeyle menzil alınmaz Menzil almak için eşkin at ister Arifoğlu eğri hacet söylemez Çirkine güzel deme o huri olmaz İman bir kat göynekte üşür eğlenmez İmanın gömleği on dört kat ister


Türabi Baba: Havalanıp Gönül Gezme Yücede Havalanıp gönül gezme yücede Türab ol hak ile yeksanı gözet İkilik perdesin kaldır aradan Cihanı halk eden sultanı gözet Onlar erişmedi ademi fehm et Geçeni gözetle gideni fehm et Dem bu dem dediler kelamı fehm et Hakkı bulam dersen irfanı gözet Evlad-ı Ali'dir mürşid-i kamil La feta suresi hakkında nazır Ehl-i beyte biat etmeyen gafil Yarın mahşer günü tufanı gözet Türabi Baba'nın kelamına bak Keramet ehlinin irfanına bak Hacı Bektaş Veli erkanına bak Emrine muti ol fermanı gözet


Sefil Selimi: Kimse Bana Yaran Olmaz Yar Olmaz Kimse bana yaran olmaz yar olmaz Mertlik hırkasını giydim giyeli Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz İnsana muhabbet duydum duyalı İmanım hükümdar benliğim esir Ehl-i beyti sevdim dedimse kusur Kimi korkak dedi kimisi cesur Kurt ile kuzuyu yaydım yayalı Ardımdan vuranlar yüzüme güler Kestiği az gibi parçalar böler Herkes kılıcını boynumda biler Başımı meydana koydum koyalı Bu kızılbaş olmuş yunmaz diyorlar Kestiği haramdır yenmez diyorlar Camiye mescide konmaz diyorlar İmam Hüseyin'e uydum uyalı Kimi bende kağıt hüccet arıyor Hal bilmeyen dip dedemi soruyor Dostlar ölümüme karar veriyor Sefil Selimi'yim dedim diyeli


Esrari: Size Arzuhalım Vardır Size arzuhalım vardır Benim halım zor güzel dost Tecellam mıdır nedendir Kem talihim var güzel dost Düşmüşem öyle bir yara Özü kara yüzü kara Bense bir garip fukara Budala de dur güzel dost Dert gibi çıkmış karşıma Zehri akıyor aşıma Temmuz ayında başıma Yağdırıyor kar güzel dost Esrari der kerem sende Dertlilere derman sende Adalet kılıcı sende Zalımlara vur güzel dost


Esrari: Gönül Aşk Atına Binme Gönül aşk atına binme Yar sadık yaran olmazsa İnanıp sözüne kanma Yaranı saran olmazsa Cahil ile etme sohbet Başına çıkarır minnet Gerçeğe kurbanım elbet Kar ile boran olmazsa Esrari der düştüm dara Yardan yana ah u zara Tapıyorum hoş didara Nideyim gören olmazsa


Dertli: Gerçi Esb-i Naza Süvar Olmuşsun Gerçi esb-i naza süvar olmuşsun Ne kaçar ne kovar ne tutulursun Bir yüze gülücü mekkar olmuşsun Ne candan sevilir ne atılırsın Riya sözlerine karnımız toktur Gerçi mahbublukta akranın yoktur İkrar pazarında metaın çoktur Ne alır satarsın ne satılırsın Yetişir eyledin sen Dertli'ye naz Nedir bu ettiğin behey hilebaz Adam aldatıcı ey baş kumarbaz Ne oynar ne üter ne ütülürsün


Dertli: Mürşid-i Kamilden Aldık Himmeti Bektaşiyiz Mürşid-i kamilden aldık himmeti Bektaşiyiz Pir ocağından giyindik kısbeti Bektaşiyiz Hacı Bektaş-ı Veli'nin çakeriyiz çakeri Ali'den giyindik bu tac-ı devleti, Bektaşiyiz Ehl-i hal anlar bizi varsın cihan dahleylesin Terk-i mahbub etmeziz, hem işreti, Bektaşiyiz Biz harabat olduk alemler harabat olmasın Sevmeziz biz öyle çok çok ziyneti, Bektaşiyiz Dertli'yim her bir tarika el uzattım yokdım Bunda buldum her türlü haleti, Bektaşiyiz


Dertli: Bir Rum Güzeline Oldum Müptela Bir rum güzeline oldum mübtela Teşne dil la'linden kanayım dedi Kaşlar şöyle dursun gözleri bela Gönül ateşine yanayım dedi Dedim ki elado ehl-i kilisa Tasvir-i Meryem'le Suret-i İsa Dedim ki elado nasıl olduysa Baba süt ü şire müveynayim dedi Dedim ey bi-vefa girme kanıma Şemşir-i cevrinle kıyma canıma Teslim-i tam ile geldi yanıma Dertli'nin sabrını sınayım dedi.


Şehriyar: İzn Ver Toy Gecesi Men de Sana Daye Gelim İzn ver, toy gecesi men de sene daye gelim, El gatanda sene meşşate temaşaye gelim. Sen bu mehtab gecesi seyre çıkan bir serv ol, İzn ver, men de dalınca sürünüb saye gelim. Mene de bakdın o şehla gözüle, men garagün Cür'etim olmadı bir kelme temennaye gelim. Men cehennemde de baş yasdığa qoysam senle, Heç ayılmam ki, durub cenneti-me'vaye gelim. Nene garnında da senle ekiz olsaydım men, İstemezdim doğulub bir de bu dünyaye gelim. Sen yatıb, cenneti rö'yada görende geceler, Men de cennetde guş ollam ki, o rö'yaye gelim. Gıtlıg iller yağışi tek guruyub göz yaşımız, Kuyi-eşginde gerek bir de müsellaye gelim. Sen de sehraye marallar kimi bir çık, nolu ki, Men de bir şeyde çıkanlar kimi sehraye gelim. Allahından sen eğer gorkmayıb olsan tersa, Gorkhuram men de dönüb dini-mesihaye gelim. Şeyh Sen'an kimi donguz otarıb illerce, Seni bir görmek üçün me'bedi-tersaye gelim. Yok, senem, anlamadım, anlamadım, haşa men Bırakım mescidimi, senle kelisaye gelim? Gel çıkag turi-tecellaye, sen ol cilveyi-tur, Men de Musa kimi, ol turi-tecellaye gelim. Şiiridir Şehriyarın şii'ri, elinde şemşir, Kim deyer men bele bir şiir ile de'vaye gelim?


İsmail: Aşık Olan Maşuğunun Aşkına Aşık olan maşuğunun aşkına Yanar aşk oduna tüter güzel dost Hublar konmuş göçmüş belli yurdundan Can cana muhabbet katar güzel dost Aşık olan güzel sever farımaz Gel gönül gücünen güzellik olmaz Benim yarım yardır yarsızlar bilmez Derdim her dertlerden beter güzel dost Ne bende sabır ne sende merhamet İntizarda gönlüm kılıyor feryat Ağlarım Ali'den erişe himmet Beni ağlattığın yeter güzel dost Benim ağladığım sana hoş geldi Gamsız kirpiklerin sinemi deldi Yar ile davamız mahşere kaldı Yahşı yaman her iş biter güzel dost İsmail'em yar gönlüme girince Gündüz hayalimde düşümde gece Senin aşkın bu sinemi delince Benim ahım seni tutar güzel dost


Şah Hatai: Bir Kandilden Bir Kandile Atıldım Bir kandilden bir kandile atıldım Türab olup yeryüzüne saçıldım Bir zaman hak idim, hak ile kaldım Gönlüme od düştü yandım da geldim Ezelden evveli bir hakkı bildik Haktan nida geldi hakka hak dedik Kırklar meydanında yunduk pak olduk İstemem taharet yundum da geldim Şah Hatai eydür senindir ferman Olursun her kulun derdine derman Güzel şahım sana bin canım kurban İstemez kurbanı kestim de geldim


Şah Hatai: Allah Allah Deyin Gaziler Allah Allah deyin gaziler Gaziler deyin: şah menem! Karşı gelin, secde kılın Gaziler deyin: şah menem Uçmakta dudu kuşuyam Ağır leşkerli başıyam Men sofiler yoldaşıyam Gaziler deyin: şah menem! Her yerde çağırsın gelrem Handa çağırsın yeterem Sofiler elin tutaram Gaziler deyin: şah menem! Mansur ile dardaydım Ali ile nardaydım Musa ile tur'daydım Gaziler deyin: şah menem! Kırmızı taçlı boz atlı Ağır leşkerli heybetli Yusuf peygamber sıfatlı Gaziler deyin: şah menem! Hatayi'yem al atlıyam Sözü şekerden tatlıyam Murteza Ali zatlıyam Gaziler deyin: şah menem!


Zülali: Biz Bu Zulmetler İçinden Çıkarız Bir Gün Olur Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar Gök gürler dolular yağar balkarız bir gün olur Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları Vurur milli külünk ile yıkarız bir gün olur Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Timur gibi Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur Dağıstan, Kırım, Kazan'ı, İran, Turan, Kaşgar'ı İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur Bizi boğmak için yurda akan acı selleri Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada Devrilen moskof elinden çıkarız bir gün olur Der Zülali, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur!


Kul Nesimi: Yaptığımız Kabe’dir Yıktığımız Kilise Yaptığımız Kâbe'dir yıktığımız kilise Şu bizim seyrânımız bir seyrana benzemez Ali bir Süleymandır Süleymanlar içinde Süleymanlar biliriz Süleyman'a benzemez Abdestimiz sabretmek namazımız katlanmak Biz bir oruç tutarız ramazana benzemez Kitabımızda kıl var dağlar kadar görünür Biz bir ayet okuruz ol Kuran'a benzemez Kul Nesimi sen seni mana bilir söylersin Biz bir deniz geçeriz bir ummana benzemez


Pir Sultan Abdal: Gel Ey Zahit Bizim İle Çekişme Gel ey zahid bizim ile çekişme Hakkın yarattığı kul sana neyler? Kendi kalbin arıt, bize ilişme Bende küfür sende imana neyler? Zahid sen bu sırra erem mi dersin? Erenler halından bilem mi dersin? Mescid hak, meyhane haram mı dersin? Hak olan mescide meyhane neyler? Sekiz derler şol cennetin kapısı Hakka doğru gider yolun hepisi Korkusun çektiğin sırat köprüsü Yolu doğru süren insana neyler? Pir Sultan Abdal'ım erhaksın, erhak! Münkir olanlardan ıraksın ırak Kurdun işi namert lokmasın yemek O hakka adanan kurbana neyler?


Pir Sultan Abdal: Bu Yıl Bu Dağların Karı Erimez Bu yıl bu dağların karı erimez Eser badı saba yel bozuk bozuk Türkmen kalkıp yaylasına yürümez Dağılmış aşiret el bozuk bozuk Kızılırmak gibi çağlayıp aktım El vurdum göğsümün bendini yıktım Gül yüzlü cerenin bağına çıktım Girdim bahçesine gül bozuk bozuk Elim tutmaz güllerini dermeye Dilim tutmaz hasta halin sormaya Dört sualin cevabını vermeye Sazım düzen tutmaz tel bozuk bozuk Pir sultanım yaratıldım kul diye Zalım paşa elinde mi öl diye Dostum beni ısmarlamış gel diye Gideceğim amma yol bozuk bozuk


Pir Sultan Abdal: Karşıda Görünen Ne Güzel Yayla Karşıda görünen ne güzel yayla Bir dem süremedim giderim böyle Ela gözlü pirim sen himmet eyle Ben de bu yayladan Şah'a giderim Eğer göğebüren bostan olursam Şu halkın dilinde destan olursam Kara toprak senden üstün olursam Ben de bu yayladan Şah'a giderim Bir bölük turnaya sökün dediler Yürekteki derdi dökün dediler Yayladan ötesi yakın dediler Ben de bu yayladan Şah'a giderim Dost elinden dolu içmiş deliyim Üstü kan köpüklü tufan seliyim Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim Ben de bu yayladan Şah'a giderim Alınmış abdestim aldırırlarsa Kılınmış namazım kıldırırlarsa Sizde Şah diyeni öldürürlerse Ben de bu yayladan Şah'a giderim Pir Sultan Abdal'ım dünya durulmaz Gitti giden ömür geri durulmaz Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz Ben de bu yayladan Şah'a giderim


Fuzuli: Muhabbet Açıldı Minnet Hüda’ya Muhabbet açıldı minnet Hüda'ya Saki kerem eyle devran bizimdir Feryadımız çıksın arş-ı âlâya Bülbüller ötmesin, figan bizimdir Hep güzeller bir araya derildi Pir önünde ulu divan kuruldu Irakip dergahtan öte sürüldü Şimden geri huri gılman bizimdir Gel gamı feryadı bırak geçelim Aşk ile muhabbet bağın açalım Saki peymaneyi doldur içelim Devletlü hünkardan ferman bizimdir Çok şükür muradım aldım hüdadan Hacetim kalmadı der û gedadan Fariğ ol Fuzulî kuru kavgadan Alem-i cihanda seyran bizimdir


Kul Ahmet: Sabah Namazında Çıktım Kozan’dan Sabah namazında çıktım Kozan’dan Gözüm korktu hızan oğlu hızandan Kör olmuş kahyası, düşmüş izandan Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Avşar çayırında çıkardım şalvar Çağırdım Kamber'e Hızır’a yalvar İlerisi çetin, daha çok yol var Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Atlar dizim dizim kardan çıkmıyor Kamber cevab etmiş; daha gitmiyor Çağırdım pirime gelip yetmiyor Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Kıratın gözünü duman bürüdü Gözüm yaşı sel sel oldu yürüdü Takatim dermanım gitti çürüdü Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Gediğin başından baktım geriye Biri kıra binmiş biri doruya Birini benzettim merdan Ali’ye Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Dağların başı da yavuzdur yavuz Er odur ki daim gezer yalavuz Boz atlı Gızır bize olsun kılavuz Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı Kul Ahmet’im çok ağladı çok güldü Boz atlı Hızır bize kılavuz oldu Car diyen kulların carına geldi Yürü sultan Hızır car günün geldi Yetiş merdan Ali car sende kaldı


Anonim: Gaçak Nebi Bozat seni ser tövlede bağlaram And içerem seni mehmer çullaram Bozat meni bu davadan gurtarsan Gızıldan gümüşten seni nallaram Nebi`nin bığları eşme eşmedi Papağı gülleden deşme deşmedi Nebi`nin atını heç at geçmedi Menim bu günümde gelesen Nebi Gazavat dağını delesen Nebi Gün geliptir günortanın yerine Hecer hanım galktı atın beline Eşrefi mirvarı düzüp teline Goy mene desinler ay gaçak Nebi Hecer’i özünden ay goçak Nebi


Köroğlu: Yürün Arslanlarım Savaş Edelim Yürün aslanlarım savaş edelim Buna kavga derler bey ne paşa ne Haykırıp haykırıp kelle keselim Seyreyleyin eli ayağı şaşana Yürü beyler cenge harbi çalınır İyi kötü bu meydanda bilinir Kılıç değer adam iki bölünür Nusret bizim beyler neci paşa ne Gürzün kösteğini kola takmalı Arap atı sağa sola yıkmalı Kargılar mızraklar birden kalkmalı Fırsat vermen arap atlar kaçana Köroğlu der durun edek cengimiz Bundan belli olsun yiğit hangimiz Üç saat sürmeli burda hengimiz Tarih yazın şu dağlara nişane


“Biz ölsek de türkümüz var geride....”


Kuzgundan Dinlediğim: Halk Ozanlarından Seçmeler  

Türk Halk Ozanlarından Seçme Eserler M. Bahadırhan Dinçaslan

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you