Issuu on Google+


BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH


BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

16 Nisan/April 2012 - 30 Haziran/June 2012

ARKAS SANAT MERKEZİ 1380 Sokak No:1 Alsancak, İzmir


Copyright © 2012 Arkas Holding S.A., 2012 Telif Hakları © 2012 Arkas Holding A.Ş., 2012 Text © the authors and Arkas Holding S.A.. Metinler © müellifleri ve Arkas Holding A.Ş. First published in 2012 by / Birinci Basım 2012 Arkas Holding A.Ş. Liman Caddesi Arkas Binası No:38 Alsancak 35230 İzmir Tel:+90 232 477 77 77 Faks:+90 232 411 00 00 - 411 00 11 arkasizm@arkas.com.tr Project Manager / Proje Yönetmeni Erol Makzume Project Editors / Proje Editörleri Nadja İnciyan, Károly Aliotti Text / Metin Erol Makzume, Ömer Faruk Şerifoğlu Translation / Tercüme Dylan Clements Photographs / Fotoğraflar Hadiye Cangökçe, Bahadır Taşkın Muhittin Zorbacı Acknowledgements / Teşekkürler Betül Aksoy Muhittin Zorbacı Design / Tasarım F. Melis Bağatır Print / Baskı MAS Matbaacılık AŞ. Hamidiye Mahallesi, Soğuksu Caddesi No:3 Kağıthane / Istanbul Tel: +90 212 294 10 00 info@masmat.com.tr Printed and bound in Turkey. Baskı ve Cilt Türkiye’de yapılmıştır.

All rights reserved. No part of this publication may be reproduced, stored in a retrieval system or transmitted in any form or by any means electronic, mechanical, photocopying, recording or otherwise, without the prior written permission of the author. Tüm hakları saklıdır. Tanıtım amacıyla, kaynak göstermek şartıyla yapılacak kısa alıntılar dışında gerek metin, gerek görsel malzeme hiçbir yolla izin alınmadan çoğaltılamaz, yayınlanamaz ve dağıtılamaz. Every effort has been made to acknowledge copyright of images where applicable. Any omissions are entirely unintentional and should be addressed to the Publisher. All works published in the book are: © Arkas Holding S.A. Kullanılan görsellerin hepsinin telif hakları tasdiki için tüm gerekli gayret gösterilmiştir. Herhangi bir eksiklik tamamen kasıtsız ve Yayıncı Kuruluş ile ele alınmalıdır. Kitapta yayınlanan tüm eserler: © Arkas Holding A.Ş. Frontispiece / Giriş Sayfası: RUDOLF ERNST ‘Haremde Cariye’/ ‘Concubine in Her Quarters’, (detail), see pp. 74 Front - Back cover / Ön - Arka Kapak: FAUSTO ZONARO ‘Bayram’/‘Bairam’ (detail), see pp. 80 ISBN: 978-605-5974-23-7


TEŞEKKÜRLER ACKNOWLEDGEMENTS Samir CHALABİ Oya-Bülent ECZACIBAŞI Niko FİLİDİS Hayati GÜREL Funda KARACA İrfan KESKİN Anthea Dalya MAKZUME Leon MİZRAHİ Mustafa ÖZKAN Jale TANTEKİN Cesare Mario TREVİGNE Margarita SHEPELEVA Fransuva VUÇINO


FOREWORD

W

hen the Arkas Art Centre opened its doors a few months ago to its first exhibition on Post-Impressionism, our greatest aim was to make a contribution to the social-cultural life of Izmir. With the desire to share my collection, which is a product of my particular passion, with art-lovers, up until today, the Arkas Art Centre has been proud to welcome over 12,000 visitors to its first exhibition. From the first day, the Arkas Art Centre has been delighted to welcome such a wide variety of visitors, starting from primary school age onwards, and with this support, it is dedicated to working unceasingly for us, to expanding, and to reaching out to you with exhibitions that are always of a world-class standard. With the Post-Impressionist exhibition, which was one of the basic pillars of the Arkas Collection, we aimed to bring to light western art, its period of development, and its metamorphosis into modern art. Following the window we opened on the west, we have, this time, decided to realise a project that would enliven the language of art and the strength of its vision in our own land. It gave me great pleasure to get together with my dear friend, Erol Makzume, one of the most qualified people on this subject, to develop and enrich our project. The Westerner’s understanding of the Orient, an ineffable curiosity that they feel about life here, is equal to the admiration we feel for the West, for the life of Westerners, for the look of their art, and with three months of these over one hundred works that have spent their lives on the axis of these emotions, we are certain to be taken on a completely different journey. While we are presenting these works, which have been brought together with the participation of some extremely valuable collections, for our visitors’ delectation, our greatest intention is that we have thoroughly carried out the responsibilities we have taken on in the art world. Lucien ARKAS Arkas Holding Chairman


ÖNSÖZ

A

rkas Sanat Merkezi bundan birkaç ay önce ilk sergisi Post Empresyonizm ile kapılarını açtığında en büyük hedefim İzmir’in sosyo-kültürel hayatına katkı sağlamaktı. Şahsi tutkumun ürünü olan koleksiyonumu sanatseverlerle paylaşma isteği ile bugün geldiğimiz noktada, Arkas Sanat Merkezi (ASM) ilk sergisi ile 12.000’i aşkın ziyaretçiyi ağırlamanın gururunu yaşadı. İlk günden itibaren anaokullarından başlayarak geniş bir ziyaretçi kitlesini misafir etme mutluluğunu yaşayan ASM, bu destekle bizlere devamlı çalışma, büyüme ve daima dünya çapındaki sergilerle karşınıza çıkma azmini verdi. Arkas Koleksiyonu’nun temel direklerinden biri olan Post Empresyonist sergi ile batı sanatını, gelişim sürecini ve modern sanata giden serüveni gözler önüne sermeyi amaçladık. Batıya açtığımız pencereyi takiben bu defa resim dili ve görsel gücü bizim topraklarımızda hayat bulan bir projeyi hayata geçirmeye karar verdik. Bu konudaki en yetkin isimlerden biri olan değerli dostum Erol Makzume ile bir araya gelip projemizi geliştirmek ve zenginleştirmek bana mutluluk verdi. Batı’ya, Batılının hayatına, sanata bakışına duyduğumuz hayranlık kadar Batılının da Doğu’yu yorumlaması, buradaki hayata karşı duyduğu tarifsiz merak ve bu duyguların ekseninde hayata geçirilmiş yüzü aşkın eser üç ay süre ile bizleri bambaşka bir yolculuğa çıkaracak. Çok değerli koleksiyonların katılımıyla bir araya getirdiğimiz eserleri ziyaretçilerin beğenisine sunarken, yine en büyük gayemiz sanatsal alanda üstlendiğimiz bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmektir.

Lucien ARKAS

Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı


FRANSIZ KONSOLOSLUK BİNASI’NDAN ARKAS SANAT MERKEZİ’NE 2010 yılının Ekim ayında Arkas Holding tarafından Y. Mimar Niko Filidis ve ALTERA Mimarlık işbirliğinde başlayan restorasyon sürecinde, İzmir’in 130 yıl önce inşa edilmiş ve ayakta kalmayı başarmış binalarından, eski Fransız Konsolosluk Binası, bugünkü ismiyle Arkas Sanat Merkezi’ni hayata geçirmek hedef alındı. Geçmişte rezidans ve kabul salonları olarak kullanılan alan, 90’lı yılların başından itibaren, yaklaşık 20 yıl boyunca, terkedilmiş olarak kalmıştı ve zamana bağlı tahribatlar çok belirgindi. Binanın diğer bölümü, yani çalışmalar başladığında aktif olarak konsolosluk ofisleri ve lojman olarak kullanılan bölümü daha iyi durumdaydı. Bodrum katları, deniz seviyesinin altında kaldığı için rutubete bağlı deformasyonlar oluşmuştu. Çatı ve teraslarda da izolasyonun, kiremit çatıların ve çinko dere sistemlerinin yenilenmesi gerekiyordu. Kültür Varlıklarını Koruma ve Anıtlar Yüksek Kurulu ile belediyelerden gerekli izinlerin alınmasından sonra Şubat 2011’de şantiye çalışmaları başladı. Öncelikle bodrumların zemin ve duvarlarında özel kimyasal takviyeli harçlar kullanılarak su geçirimsizlik sağlandı, zemin suyunun tahliyesi için yeni pompa ve boru sistemleri kuruldu. Eş zamanlı olarak çatıda başlatılan çalışmalarla yaklaşan kış şartlarında binanın su alması tamamen engellendi. İkinci aşamada elektrik tesisatı, sıhhi tesisat ve güvenlik tesisatının yenilenmesi, bina içindeki yapısal takviyeler, duvar çatlaklarının rehabilitasyonu, ahşap panjur ve doğramaların tamirat ve yenileme çalışmaları başladı. Uzun bir sürece yayılan bu etap sonunda ise bina en az 50 yaş gençleşti ve güçlü bir altyapıya kavuştu.

Bundan sonraki süreçte binaya yeni çehresini kazandırmak üzere dış cephesinin, restorasyon amaçlı olarak üretilmiş özel basınçlandırıcılar ve kimyasallarla temizlenme çalışmaları başladı. Bina içinde alçı imalatlar tamamen yenilendi ve boya işleri başladı. Son aşamada parke tadilatları, cila, aydınlatma montajları, seramik ve mermer imalatlar tamamlandı. Sergi alanlarında kullanılacak lake ve kumaş panoların montajları yapıldı. Orta avlunun zemin yenilemesi ve peyzaj çalışmaları tamamlandı. Konsolosluk ve Arkas Güvenlik birimlerinin desteğiyle en üst düzey güvenlik önlemleri tesis edildi. Ekim 2011 tarihine geldiğimizde ise, yaklaşık sekiz aylık çalışma neticesinde bina yeni çehresiyle Arkas Sanat Merkezi adı altında hayata geçti.


FROM FRENCH CONSULATE BUILDING TO ARKAS ART CENTRE When, in October 2010, the former French Consulate Building, built 130 years ago and one of the few of Izmir’s old buildings to have survived, was in the process of being restored by Arkas Holding in co-operation with the architect, Niko Filidis, and ALTERA Mimarlık, the intention was to realise the Arkas Art Centre, as it is today called. The area which had in the past been used as a residence and reception salons had been left abandoned since the beginning of the 1990s, for almost twenty years, and the ravages of time were vividly evident. While its other section, that is, the section still being actively used for consulate offices and living quarters when work was started, was in a better condition. Because the basement levels are below sea-level they have suffered deformations due to damp. The insulation on the roof and terraces, the tiled roofs, and the tin guttering had to be replaced. In February 2011, after gaining the necessary permissions from the High Commission for Monuments and the Preservation of Cultural Assets, and the municipal councils, the work was begun. First of all, the floors and walls of the basement levels were made waterproof with the application of a special chemically-reinforced mortar, and a new pump and piping system for the removal of groundwater was established. The works started on the roof at the same time made sure that the building would not take in any water during the approaching winter conditions.

In the second phase, the renovation of the electricity, plumbing and security systems, the structural reinforcement inside the building, the rehabilitation of cracks in the walls, and the fixing and renovation of the wooden shutters and other woodwork was begun. At the end of this stage, which went on for some time, the building looked at least fifty years younger and had returned to being a robust foundation. In the next process, work was started on cleaning the building’s façade, with special high-pressure hoses and chemicals used in restoration, so as to give the structure a new appearance. The plasterwork inside the building was renewed throughout and the painting work was started. In the final phase, the alterations to the park, the varnishing, light fittings, and ceramic and marble fixtures were completed. Lacquer and fabric fittings to be used in the exhibition rooms were produced. The renovation of the floor in the central courtyard and the landscaping was also completed. The highest level of security precautions have been established with the support of the Consulate and Arkas Security. And then, in October 2011, as a result of almost eight months work, the building was restored to life, with a whole new appearance, under the name of the Arkas Art Centre.


FAUSTO ZONARO ‘Bayram’/‘Bairam’ (detay/detail), sf./pp. 80


BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

İÇİNDEKİLER/CONTENTS MAKALELER ESSAYS

16-58

Düşsel Doğu’dan Gerçekçi Doğu’ya 16-37 From an Imaginary East to a Realistic East EROL MAKZUME

Türkiye’de Resim Sanatı ve Oryantalist Ressamların Rolü Pictorial Art in Turkey and the Role of the Orientalist Artists

40-51

ÖMER FARUK ŞERİFOĞLU

Ege Sevdalısı: Alexandre Gabriel DECAMPS (1803-1860) 54-58 A Lover of the Aegean: Alexandre Gabriel DECAMPS (1803-1860) EROL MAKZUME

KATALOG CATALOGUE FİHRİST INDEX

62

180


MAKALELER ESSAYS


DÜŞSEL DOĞU’DAN GERÇEKÇİ DOĞU’YA FROM AN IMAGINARY EAST TO A REALISTIC EAST EROL MAKZUME

RESİMDE ORYANTALİZM

ORIENTALISM IN PAINTING

17. ve 18. Yüzyılda Avrupa’dan yolculuk, zor ve masraflı olduğundan Doğu’ya az sayıda sanatçı gelebiliyor, gelenlerin çoğu da çevreyi tanımadan, anlatılanlarla yetindikleri düşsel “Doğu kompozisyonları” çalışıyorlardı. 1800’lerden sonra ulaşım araçlarının her geçen gün biraz daha gelişmesi ile bir zamanlar İtalya ve Yunanistan’a gidebilen sanatçılar, “Gizemli Doğu”yu resmetmek üzere, kara ve deniz, daha sonra da demiryolu

In 17th and 18th centuries, travel from Europe was so difficult and expensive that few artists were able to come to the Orient, and even most of those who came, without knowing the environment, worked on imaginary ‘Oriental compositions’ relying on what they had been told. From the 1800s onwards, with the rapid developments being made in transport, the artists who were once able to go to Italy and Greece started to reach

Fausto Zonaro (1854-1929) Açık Havada Berberler, suluboya, 36x51 cm, Özel Koleksiyon. Open-Air Barbers, watercolor, 36x51cm, Private Collection.

ile Doğu’nun kapısı İstanbul’a, oradan Anadolu, Suriye ve Mısır’a ulaşırlarken, bazıları da Fransa ve İspanya üzerinden gemi ile Fas, Cezayir ve Tunus’a gitmeye başladılar.

16

Istanbul, the gate to the Orient, by land and sea, and later by rail, and from there to Anatolia, Syria and Egypt, so as to paint the ‘Mysterious Orient’, while some even started to travel from France and Spain to Morocco, Algeria and Tunisia by boat.


Resimde “Oryantalizm”, Amerikalı araştırmacı ve yazar Lynn Thornton’a göre gerçekte ne bir akım, ne bir tarz, ne de bir üslup olarak tanımlanabilir. Profesör Zeynep İnankur da bu görüşe katılıyor ve “Oryantalist” resimlerin üsluptan çok konu yönünden yakınlık gösterdiklerini, değişik üsluplarda çalışmış birçok Batılı sanatçının, benzer konulara eğilerek harem, hamam, gündelik yaşam ve mimarlık ağırlıklı kent görünümleri üzerinde odaklandıklarını söylüyor. İtalyan sanat eleştirmeni Profesör Rossana Bossaglia ise konuya ayrı bir yorum getirerek “Her [oryantalist] eserin gerçekleştirildiği dönemde etkin olan sanatsal akımdan etkilendiğini söyleyemeyiz. Oryantalizm ayakta durabilmek için zevk ve üslup değişikliklerini saf dışı bırakmıştır. Akım, incelenen zaman diliminin neredeyse tamamında sabit kalmış ve tutarlı bir devamlılık göstermiştir” diyor. Doğu ülkelerine sanatçı akımını hızlandıran sebeplerin başında, 1798-1799 Mısır Seferi, 18. Yüzyılın sonunda “Egyptologie” araştırmalarına duyulan ilgi, 1821-1829 Yunan Bağımsızlık Savaşı, 1930’da Fransızların Cezayir’e girmeleri, 1854-1855 Kırım Savaşı ve 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılışı gibi olaylar sayılabilir. Bunlara, 19. Yüzyılda Fransa ve İngiltere’nin müstemleke siyasetleri ile Osmanlı Devletini zayıflatma politikaları da eklenmelidir. Bu dönemde sanatçılar gezgin-kaşif kimlikleri ile dolaştıkları Doğu’da, elçiliklerinin de desteğiyle yerel kültürü ve aile yapıları üzerine araştırmalar yaparken, üniversiteli sanatçılar da bilimsel çalışmalara katıldılar. Savaş muhabirliği görevi üstlenen ressamlar ise gerçek savaş kompozisyonları betimlediler. Bu sanatçılar İstanbul’dan başlayarak Suriye, Mısır, Kuzey Afrika ve Hindistan’a uzandılar. 1855 ve 1867 Paris Evrensel Sergileri’nde

“Orientalism” in painting, according to the American researcher and writer, Lynn Thornton, cannot in fact be defined as a movement, a style, or as a form. Professor Zeynep İnankur also holds this view and she states that “Orientalist” paintings display an affinity in terms of their form and subject matter, and that many of the Western artists, who had worked in different forms, while touching on similar themes, concentrated on cityscapes, mostly on its harem, its hammams, on daily life and architecture. The Italian art critic, Professor Rossana Bossaglia, brings an alternative interpretation to the subject, and says “We cannot say that every (orientalist) work of art is affected by the artistic movement that happens to be ascendant in the period in which it is realised. Orientalism, in order to survive, ruled out any changes in taste or form. The movement remained static and displayed a consistent continuity throughout virtually the whole of the period that has been studied.” The chief reasons for the acceleration in the flow of artists to the countries of the Orient could be said to be such events as the 1798-1799 Egyptian Campaign, the interest in research into ‘Egyptologie’ at the end of the 18th century, the Greek War of Independence from 1821-1829, the entry of the French into Algeria in 1930, the Crimean War of 1854-1855, and the opening of the Suez Canal in 1869. To these should be added the colonizing politics of the French and British and their policies of weakening the Ottoman State.

Sergide yer alan Bayram tablosunun, sanatçının eşi Elisa tarafından çekilmiş fotoğrafı, Zonaro Aile Koleksiyonu. Photograph taken by Elisa Zonaro, wife of the artist, Fausto, whose ‘Bairam’ painting is included in the exhibition, Zonaro Family Collection.

At this period, while the artists, who travelled around the Orient with their traveller-explorer identities, were making studies of the local culture and family structures with the support of their embassies, the academic artists also 17


oryantalist çalışmalar yer alınca, Fransız ve İngilizler gibi, Alman, İtalyan, Avusturyalı, İspanyol ve Amerikalı sanatçılar resmettikleri konuların cazibesine kapıldılar. Fransız yazar Théophile Gautier, bu akımı “Mavi hastalığı” veya “Azur nostaljisi” olarak tanımlarken, Avusturyalı sanat eleştirmeni Martina Haja’ya göre “Oryantalist konulu tablolar, düşlerde yaratılan hayali Doğu ile ussal gerçekçilik arasında saat rakkası gibi gidip geliyorlar; salınım noktasında duranlar ise oryantalist eserleri çekici kılmakla kalmıyor, aynı zamanda da bir tartışma alanı yaratıyorlar”dı.

took part in scientific studies. The painters who took on the role of war correspondents also created compositions of real wars. These artists, starting out from Istanbul reached as far as Syria, Egypt, North Africa and India. When orientalist works were included in the Paris Universal Expositions of 1855 and 1867, artists from Germany, Italy, Austria, Spain, and America, like the French and British, were drawn to the charm of the subjects they depicted. While the French writer, Théophile Gautier, defines this movement as a ‘Blue Malady’ or ‘Azure Nostalgia’, according to the Austrian art critic, Martine Haja, “Orientalist-themed paintings, like a clock pendulum, sway backwards and forwards between an imaginary Orient created from their fantasies and a cerebral realism, while those which stop at the point of oscillation do not remain exotic, but at the same time, they create room for discussion.”

Rudolf Ernst (1854-1932) Boğazda Sultan Selim’in Türbesi, pano üzerine yağlıboya, 72.4x92.1 cm, Özel Koleksiyon. The Tomb of Sultan Selim on the Bosphorus, oil on wooden panel, 72.4x92.1cm, Private Collection.

18


1850 ÖNCESİ SANATÇILAR

ARTISTS BEFORE 1850

Jean-Baptiste Leprince’in (1734-1781) “Sultanla Tanışma” ve “Oryantal Giysili Genç Kız” isimli tabloları Turquerie dönemin son örnekleri arasında olup sergide erken dönem enteriyör eser konumunda yer alıyor. Turquerie (Türköri) sözcüğü, “Batı dekoruna Doğu dekorunun katılması” ya da “Avrupa’da Türk tarzına özenden doğan, İstanbul ve saray kökenli moda” olarak tanımlanabilir. François Boucher’nin atölyesinde çalışan Leprince uzun sure Rusya’da yaşadı, Karadeniz sahillerimizi gezdi ve 1764’ün sonunda yapmış olduğu desen, çini mürekkep eskiz ve gravürlerle ülkesine geri döndü.

Jean-Baptiste Leprince’s (1734-1781) works entitled “Meeting the Sultan” and “Young Girl in Oriental Dress”, which are among the last examples of the Turquerie period, have been given a place in the exhibition along with the early period interior works. The word ‘Turquerie’ can be defined as “the addition of Oriental décor to Western décor” or as “the fashion, rooted in Istanbul and its court, arisen from the application of the Turkish style in Europe.” Leprince, who studied at the studio of François Boucher, lived in Russia for a long time, travelled around the coast of the Black Sea, and returned to his country armed with ceramic ink sketches, engravings, and designs he had made.

1776’da İngiltere Konsolosu Sir Albert Ainslie ile İstanbul’a gelen Luigi Mayer (1755-1803), burada belgesel nitelikli resimler üzerinde çalıştı. İstanbul’dan sonra Balkanlar, Yunanistan, Suriye, Mısır, Filistin ve Kuzey Afrika’yı gezerek bu yolculuklardan çok sayıda suluboya resimle döndü. Tarihi yerler, değişik mimari yapılar, deniz temalı ve köy yaşamını canlandıran resimlere imza attı. Çalışmalarının bir bölümünden gravürler ve 1801-1810 yılları arasında taşbaskılar yapıldı. Sergide Ainslie ailesinin sattığı İstanbul yakınlarındaki Istesso (Küçükçekmece) köyünün girişinde küçük köprü ve bugünkü adı Kırklareli olan Kırk Kilise’nin bir kısmının çevreden görüntüsünü konu alan eserler yer almaktadır. Kopenhag Kraliyet Akademisi’nde W. Eckersberg ve A. Lorentzen adlı hocaların yanında eğitim gören Danimarkalı ressam Christian Martinus Wesseltoft Roerbye (1803-1848) ülkemizde, İstanbul’da resmetmeye başladığı ve 1837 yılında Kopenhag’da tamamladığı başyapıtı “Tophane’de Kılıç Ali Paşa Cami Önünde Arzuhalci” tablosu ile tanınmaktadır. 1834 yılında Paris’e bir yolculuk

Luigi Mayer (1755-1803), who went to Istanbul with the British Consul, Sir Albert Ainslie, in 1776, worked on paintings which had the qualities of a documentary. After Istanbul, he returned home with many watercolors from his travels around the Balkans, Greece, Syria, Egypt, Palestine, and North Africa. He put his name to paintings which brought to life the historical places, various architectural works, seascapes and the everyday events in villages. Engravings from a section of his works and, from between the years 1801-1810, lithographs have been produced. The works, sold by the Ainslie family, depicting a small bridge at the entrance to the village of Istesso (Küçükçekmece) close to Istanbul and a scene from a neighbourhood of Kırk Kilise (nowadays known as Kırklareli) have been included in the exhibition.

Henri Schlesinger (1814-1893) Sultan II. Mahmud portresi, 1839, tuval üzerine yağlıboya, 260x193 cm, Musée National du Château, Versailles. Portrait of Sultan Mahmut II, 1839, oil on canvas, 260x193cm, Musée National du Château, Versailles.

The Danish artist, Christian Martinus Wesseltoft Roerbye (1803-1848), who was trained alongside the masters W. Eckersberg and A. Lorentzen at the Royal Academy in Copenhagen, is well known 19


yapan sanatçı orada Théodore Géricault, Eugene Delacroix ve Horace Vernet gibi romantik okulunun üstatları ile tanışma imkânı bulur. Daha sonra Thorvaldsens Müzesi’ni inşa eden İsveçli mimar Gottlieb Bindesboell ile Aralık 1836-Şubat 1837 tarihleri arasında Atina, İzmir ve İstanbul’a kısa bir yolculuk yaparak ülkemizde çalışma imkanı bulur. 1838 yılında Kopenhag Akademisi üyesi olan Roerbye’in,1845-1846 tarihli ve İstanbul konulu eserlerinden Türkiye’ye ikinci bir seyahati olduğu anlaşılmaktadır. Sergide sanatçı “Tophane Nusretiye Camii” adlı eseri ile temsil edilmektedir.

in our country for the masterpiece he began in Istanbul and completed in Copenhagen in 1837, entitled “Scrivener in front of the Kılıç Ali Pasha Mosque in Tophane”. The artist, who travelled to Paris in 1834, had the opportunity to get to know such masters of the romantic school as Théodore Géricault, Eugéne Delacroix, and Horace Vernet. Later, he was able to work in our country while taking a short trip to Athens, Izmir, and Istanbul, between December 1836 and February 1837, along with the Swedish architect, Gottlieb Bindesboell, who built the Thorvaldsen Museum in Copenhagen. It appears that, from works dated 1845-1846 and with Istanbul as their subject, Roerbye, who became a member of the Copenhagen Academy in 1838, made a second journey to Turkey. In this exhibition, the artist is represented by his piece entitled “The Tophane Nusretiye Mosque”.

Jean-Léon Gérôme (1824-1904) Yeşil Türbe, tuval üzerine yağlıboya, 64.5x101 cm, Özel Koleksiyon. Green Tomb, oil on canvas, 64.5x101cm, Private Collection.

20


19. Yüzyılın erken dönem ressamlarından, Alman asıllı Fransız ressam Henri Guillaume Schlesinger (1814-1893) Viyana Akademisi’nde okudu, daha sonra eğitimine Paris’te devam etti. 1840-1889 yılları arasında “Salon de Paris” ile “Salon des Artistes Français”ye katıldı ve salonların üyesi oldu. Daha sonra “Chevalier de la Légion d’Honneur” unvanı ile taltif edildi. 1837 yılında Padişah II. Mahmud’un portresini yaptı. İki yıl sonra, II. Mahmud’u yeni üniformasıyla bir terasta, ikinci portresini gerçekleştirdi. Tablonun arka fonunu, hareket halindeki piyade ve süvari birliği ile Sarayburnu ve şehrin bir bölüm silueti oluşturur. Eser bugün Versailles Müzesi koleksiyonundadır ve bazı kaynaklara göre zamanında Paris’teki Türk elçisi tarafından, sarayında müzeyi oluşturan Kral Louis-Philippe’e armağan edilmiştir. Sergide sanatçının “Çubuk İçen Türk Kadını” ve “Haremde Kızlarağası” adlı iki önemli kompozisyonu yer almaktadır. Fransız sanatçı Charles Théodore Frère (1814-1888), Léon Cogniet ve Camille Roqueplan adlı sanatçılardan resim eğitimi aldı. Doğu’ya ilk yolculuğu 1837’de Cezayir’e oldu ve ilk oryantalist eseri 1839 tarihli Paris salonunda sergilendi. Deniz yolu ile Malta, Yunanistan ve İzmir’e uğradıktan sonra İstanbul’da bir buçuk yıl konaklayan Frère’in Boğaz ve İstanbul konulu eserleri nadirdir. Daha sonra, Mısır’da bulunduğu dönemde Hidiv tarafından kendisine “Bey” unvanı verilir ve oryantalist literatüre adı “Frère Bey” olarak girer. “Salacak’tan Kızkulesi” adlı büyük boy kompozisyonu ilk defa sergileniyor. Alexandre Gabriel Decamps’nun (18031860) biyografisi katalogda ayrı bir makale halinde yer almaktadır.

The French painter of German origin, Henri Guillaume Schlesinger (18141893), from the artists of the early period of the 19th century, trained at the Vienna Academy and later continued his studies in Paris. Between 1840 and 1889 he took part in the “Salon de Paris” and the “Salon des Artistes Français” and became a member of the salons. He was later awarded the title of “Chevalier de la Légiond’Honneur”. In 1837, he made a portrait of Sultan Mahmud II. Two years later, he produced a second portrait of Mahmud II on a terrace wearing his new uniform. In the background of the painting is a silhouette of Seraglio Point and a section of the city together with footsoldiers and horsemen on the move. The work is now in the Versailles Museum collection and, according to some sources, it was given as a gift from the Turkish ambassador in Paris at the time to King Louis-Philippe, who created the museum in his palace. This exhibition has included two important works of the artist: “Turkish Woman Smoking a Chibouk” and “Head Eunuch in the Harem”. The French artist, Charles Théodore Frère (1814-1888), received his painting education from the artists Léon Cogniet and Camille Roqueplan. His first journey to the Orient was to Algeria in 1837 and his first orientalist work was exhibited in the Paris salon of 1839. Frère stayed in Istanbul for a year and a half after going by sea to Malta, Greece, and Izmir, but his works with the Bosphorus and Istanbul as their subject are rare. Later, he was given the title ‘Bey’ from the Khedive while he was in Egypt, and in orientalist literature he is named ‘Frère Bey’. His huge composition entitled “The Maiden’s Tower from Salacak” is exhibited here for the first time. The biography of Alexandre Gabriel Decamps (1803-1860) is to be found in a separate article within the catalogue. 21


DENİZ RESSAMLARI

SEA PAINTERS

Sergide eserleri olan sanatçılar arasında Auguste Étienne François Mayer (18051890), Daniel Hermann Anton Melbye (1818-1875), Louis-Amable Crapelet (1822-1867), Michael Zeno Diemer (1867-1939) ve Frederick R. Fitzgerald’ı deniz ressamları olarak tanımlayabiliriz.

Among all the artists whose works are being exhibited, we could categorize Auguste Étienne François Mayer (18051890), Daniel Hermann Anton Melbye (1818-1875), Louis-Amable Crapelet (1822-1867), Michael Zeno Diemer (1867-1939) and Frederick R. Fitzgerald as sea painters.

Bu sanatçılardan Auguste Étienne François Mayer (1805-1890) Brest’te doğdu, sanat yaşamı boyunca deniz ve manzara teması üzerine yoğunlaştı. Genellikle guajla çalışmayı tercih eden sanatçı, deniz ressamı olarak tanındı. Fransız donanmasında çizim eğitimi de veren Mayer’in desinatörlüğü de bilinir. Hollanda, İsveç ve Norveç gibi ülkelere keşif gezilerine katılarak karşılaştığı doğa görünümlerini eserlerine yansıttı. Kuzey Buz Denizi’den etkilenip buzulları sıkça resmetmiştir. Yakın Doğu, Anadolu ve İstanbul’a da seyahatler gerçekleştiren sanatçı, karşılaştığı değişik coğrafyaları, kendine özgü üslubuyla tuvallerine aktardı. İstanbul’da bulunduğu sürede Galata ve Boğaz’ın değişik görünümlerini yansıttığı eserleri büyük ilgi gördü. “Boğaz’da Devinim” adlı tablosu ile sergide yer alan sanatçı, 1824 yılından 1869 yılına kadar Paris salonlarına katıldı ve 1836’da 3.lük madalyası ile ödüllendirildi. Fransız hükümeti tarafından 1839 yılında “Légion d’Honneur” nişanına layık görüldü, 1867 yılında Officier derecesine yükseltildi.

22

Among these artists, Auguste Étienne François Mayer (1805-1890), who was born in Brest, focused on sea and landscape themes for the whole of his artistic life. The artist, who preferred to work using gouache, is generally known as a painter of the sea. Having taught technical drawing in the French navy, he is also well-known for his skills as a designer. He reflected in his works the natural scenes he encountered while taking part in journeys of discovery to countries such as the Netherlands, Sweden, and Norway. Being greatly affected by the Arctic Ocean, he frequently depicted scenes of glaciers. The artist, who also travelled to the Near East, Anatolia, and Istanbul, put onto canvas the different geographies he came across in a style particular to himself. His works depicting scenes around Galata and the Bosphorus, from the time he spent in Istanbul, attracted much attention. The artist, whose “Animated Bosphorus” painting is included in the exhibition, took part in the Paris salons from 1824 to 1869 and, in 1836, he was awarded the third degree medal. In 1839, the French government considered him deserving of the “Légion d’Honneur”, which was raised to the level of ‘Officier’ in 1867.


Kopenhag’da dünyaya gelen Danimarkalı sanatçı Daniel Hermann Anton Melbye (1818-1875) üç ressam kardeşin en ünlüsüdür ve deniz konulu resimleriyle tanınır. Kendisi denizci olmak istiyordu, ancak miyop olduğundan, bu hevesinden vazgeçmek zorunda kaldı. 1838 yılında Kopenhag Akademisi’nde sanat eğitimine başlayan Melbye, burada ünlü ressam Eckersberg’in yanında eğitim gördü ve 1840 yılında ilk sergisini açtı. Kuzey Denizi, Baltık Denizi, Fas, Stokholm, İtalya ve İstanbul’a kapsamlı bir seyahat gerçekleştiren Melbye, 1853’te İstanbul’a Büyükelçilik müsteşarı sıfatıyla gönderildi, Sultan Abdülmecid’in isteği üzerine muhtelif İstanbul kompozisyonları resmetti. Sergideki “Boğaz’da Yelkenliler ve Sandallar” isimli eser, İstanbul’da diplomat olduğu dönemde gerçekleştirdiği hareketli ve bol ışıklı çalışmalarından bir örnektir.

The Danish artist, Daniel Hermann Anton Melbye (1818-1875), born in Copenhagen, is the most famous of three artist brothers and he is known for his seascapes. He wanted to be a mariner, but due to his short-sightedness, he had to give up this ambition. Melbye, who began his artistic training at the Copenhagen Academy in 1838, was educated alongside the famous artist, Eckersberg, and opened his first exhibition in 1840. Having been on travels that encompassed the North Sea, the Baltic Sea, Morocco, Stockholm, Italy and Istanbul, he was sent to Istanbul in 1853 in his capacity as counsellor to the Embassy and, at Sultan Abdul Mejid’s behest, he painted various compositions of Istanbul. His work entitled “Sailing and Rowing Boats on the Bosphorus”, which is in the exhibition, is an example of one of his dynamic and brilliantly lit pieces which he painted while he was a diplomat in Istanbul.

Théo van Rysselberghe (1862-1926) Galata Köprüsü, tuval üzerine yağlıboya 138x63,5 cm, TBMM Milli Saraylar Koleksiyonu. Galata Bridge, oil on canvas, 138x63.5cm, TBMM National Palaces Collection.

Manzara ve peyzaj ressamı olarak da tanınan Fransız sanatçı Louis-Amable Crapelet (1822-1867) Corot, Durand-Brager ve Séchan’nun atölyelerinde guaj ve suluboya tekniğinde çalıştı. 1852’de Kahire’ye gitti, Nil boyu aşağı ve yukarı Mısır’ı, 1854’de ise Anadolu, İstanbul, Yunanistan ve İtalya’yı gezdi. Türkiye’de bulunduğu dönemde özellikle Boğaz, Ayasofya ve Sultanahmet Cami konulu çalışmalar yaptı.

Known also as painter of landscapes and panoramas, the French artist Louis-Amable Crapelet (1822-1867) worked on gouache and watercolor techniques in the studios of Corot, Durand-Brager and Séchan. He went to Cairo in 1852 and travelled down the length of the Nile and the upper part of Egypt, while in 1854, he visited Anatolia, Istanbul, Greece and Italy. 23


1849’dan 1866’ya kadar Paris salonlarına oryantalist ağırlıklı tablolarla katıldı. Sergide yer alan “Boğaz’da Sandallar” tablosu 1859 tarihlidir. 19. Yüzyılın sonlarında çalışan peyzaj ve deniz ressamı Alman sanatçı Michael Zeno Diemer’in (1867-1939) 1909 yılında Münih’te düzenlenen kişisel sergisinde hem İstanbul ve İzmir açıklarından etkileyici sahil betimlemeleri bulunmaktadır. Boğaz peyzaj çalışmalarından biri sergide yer almaktadır. Aynı dönemin ressamlarından İngiliz sanatçı Frederick R. Fitzgerald (18971938) çalışmalarını deniz teması üzerine yoğunlaştırmıştır. Sergide Haliç’in girişinde gemi ve yelkenlilerin yer aldığı, mavi dalgaların ön plana çıktığı 1909 tarihli bir tablosu yer almaktadır.

While he was in Turkey, he particularly made pieces with the Bosphorus, Hagia Sophia, and the Blue Mosque as their themes. From 1849 to 1866, he took part in the Paris salons with predominantly orientalist works. His painting in the exhibition entitled “Rowing Boats on the Bosphorus” is dated to 1859. The German land and seascape painter Michael Zeno Diemer (18671939) was active towards the end of the 19th century, and present at his personal exhibition, organised in Munich in 1909, were many impressive works depicting the coasts of Istanbul and Izmir. One of his Bosphorus landscapes is included in this exhibition. The British artist, Frederick R. Fitzgerald (1897-1938), more than painters from the same period, concentrated his works on the theme of the sea. The painting in the exhibition depicting ships and sailing boats at the entrance to the Golden Horn, with blue waves in the foreground, is dated to 1909.

Fausto Zonaro (1854-1929) Boğaz’da Yelkenliler ve Sandallar, pano üzerine yağlıboya , 23x40 cm, Sotheby’s arşivi. Sailing and Rowing Boats on the Bosphorus, oil on wooden panel, 23x40cm, Sotheby’s archive.

24


İSTANBUL’DA İZ BIRAKAN SANATÇILAR

THE ARTISTS WHO LEFT AN IMPRESSION ON ISTANBUL

İstanbul’da iz bırakan sanatçılar grubunu, Doğu’nun kapısı olarak bilinen İstanbul’a defalarca uğrayan, burada uzun yıllar yaşayan, isimleri İstanbul ile özdeşleşen, oryantalist sanatçı denildiği zaman akla ilk gelen ressamlardır. Bu liste oldukça uzun olacağından, sergide eserleri olan on sanatçı ile sınırlandırıyoruz.

When it comes to orientalist artists, the first to come to mind as the group of artists who left an impression on Istanbul, those who came many times to the city known as the gateway to the Orient, who lived there for many years, whose names are identified with Istanbul, are the painters. Since this list would be rather long, we have limited it to ten artists whose works are in this exhibition.

Ermeni bir ailenin çocuğu olarak Kırım’ın Teodosia (Feodosia) kentinde doğan Konstantinoviç İvan Aivazovsky (1817-1900) 1835 yılında, Çar’ın isteği üzerine, deniz konulu tablolar yapması için Fransız deniz ressamı Philippe Tanneur’ün yardımcılığına atanır, birbiri ardına dört Rus Çarı’na hizmet verir ve Petersburg soylularıyla yakın dostluklar kurar. 1844 yılında Petrograd Güzel Sanatlar Akademisi’ne üye ve 1847’de profesör seçilen Aivazovsky, 1845 yılı sonunda, tanınmış bilim adamı ve Rus Coğrafya Derneği’nin kurucusu Amiral F. Lutke kumandasındaki gemiyle Ege kıyılarını dolaştı, Sakız, Patmos, Samos, Girit ve Rodos adalarına, Truva ve İstanbul’a ilk defa uğrar. 1857 yılında kardeşi Başpiskopos Gabriel Aivazovsky ile birlikte 13 gün kaldığı İstanbul’a ikinci ziyaretinden bir yıl sonra yeniden İstanbul’a gelen ressam Sultan Abdülmecid’e bir tablosunu hediye eder. Eseri beğenen Padişah kendisini dördüncü rütbeden Nişân-ı Âli ile ödüllendirir. 1874 yılında İstanbul’da iki ay kalan sanatçı, bu defa konuğu olduğu Dolmabahçe Sarayı mimarı Sarkis Balyan aracılığıyla Sultan Abdülaziz’e takdim edildi ve Sultan’dan aldığı 30’dan fazla resim siparişinin ancak 6 tanesini bitirebildi. Sultan Abdülaziz tarafından ikinci rütbeden Osmânî nişanıyla ödüllendirilen Aivazovsky, kalan resimleri 1875’te Teodosia’ya döndükten sonra tamamladı. 1890 yılında İstanbul’a

Konstantinovich Ivan Aivazovsky (18171900) was born in the city of Teodosia (Feodosia) in the Crimea, the son of an Armenian family. In 1835, at the request of the Tsar, he was made an assistant to the French sea painter, Philippe Tanneur, so that he might paint sea-themed pieces, and he served four Russian tsars in succession, forging intimate friendships with members of the Russian aristocracy in Petersburg. In 1844, Aivazovsky became a member of Petrograd Academy of Fine Arts, where he was also elected to a professorship in 1847. At the end of 1845, he skirted the coast of the Aegean in a ship under the command of Admiral F. Lutke, a well-known scientist and founder of the Russian Geography Association, visiting Troy, Istanbul, and the islands of Chios, Patmos, Samos, Crete and Rhodes for the first time. In 1857, after a second visit to Istanbul, when he stayed for thirteen days together with his brother, the Archbishop Gabriel Aivazovsky, he went to Istanbul again and gave a painting as a gift to Sultan Abdul Mejid. The sultan, admiring the work, awarded him the fourth rank of the Nişan-ı Âli. In 1874, the artist stayed in Istanbul for two months, and he was introduced to Sultan Abdul Aziz through the architect of Dolmabahçe Palace, Sarkis Balyan, with whom he was staying. However, he could only finish six 25


son gelişinde, II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edilerek, kendisine hediye ettiği iki tabloyu beğenen padişah tarafından Mecidî Nişanı ile onurlandırıldı ve padişahın bugün Berlin’de özel bir koleksiyonda yer alan portresini yaptı. 1900 yılında doğduğu kent Teodosia’da beyin kanaması sonucu evindeki atölyesinde, şövalesinin başında öldü. 1820 yılında ailesiyle birlikte Odessa’ya yerleşen Carlo Bossoli (1815-1884), bir antikacı ve kitapçının yanında çırak olarak çalışmaya başladı, burada gravür ve resim sanatına yöneldi. 1839 yılında İstanbul’a gelerek şehrin değişik açılardan görüntülerini betimledi. Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde karakalem ve suluboya eskizler yapan sanatçının özellikle pastel çalışmaları renk, ışık ve perspektif açısından olağanüstü güzelliktedir. Daha sonra Torino’ya yerleşen Bossoli, dönemin diğer İtalyan ressamı Alberto Pasini ile birlikte İtalyan oryantalist resminin öncüleri arasında anılmaktadır. Sergide “Gündüz Boğaziçi” ve “Akşam Boğaziçi” isimli bir çift pastelin yanı sıra daha önce Dolmabahçe Sarayı’nda “Osmanlı Topraklarında İtalyan Oryantalistler” sergisinde yer alan ve ünlü ressam Aivazovsky’nin konularını andıran yağlıboya “Karadeniz”de Fırtına” ile “Kapalıçarşı” adlı suluboya yer almaktadır.

26

of the more than thirty orders for paintings he took from the sultan. Aivazovsky, who was awarded the second rank of the Osmâni Order by Sultan Abdul Aziz, later completed the remaining paintings when he returned to Teodosia in 1875. In 1890, on his last visit to Istanbul, while being accepted into the presence of Abdul Hamid II, the sultan, being impressed with the two paintings he had been presented with, honoured him with the Mejidi Medal, and the portrait of the sultan he created is today in a private collection in Berlin. In 1900, the artist died at the easel in his studio at his home in Teodosia, his city of birth, as a result of a brain haemorrhage. Carlo Bossoli (1815-1884), who settled in Odessa with his family in 1820, started work as an apprentice in the company of an antiquarian and bookseller, and there he was steered towards the arts of painting and engraving. In 1839, he went to Istanbul and created scenes of the city from different points of view. During his time in Turkey, the artist produced ink and watercolor sketches, but his pastel works, with their colour, light, and perspective, were of an extraordinary beauty. Bossoli, who later settled in Turin, is remembered, along with that other Italian painter of the period, Alberto Pasini, as being among the pioneers of Italian orientalist painting. In this exhibition, his oil-painting “Storm on the Black Sea”, which is reminiscent of the works of the renowned painter Aivazovsky, and the pastel “Grand Bazaar”, which earlier featured in the “Italian Orientalists in Ottoman Lands” exhibition at Dolmabahçe Palace, have been included alongside a pair of watercolor pieces entitled “Bosphorus by day” and “Bosphorus by night”.

Charles Gleyre (1808-1874) Türk Kadını, 1840 İzmir, tuval üzerine yağlıboya, 41x33 cm, Musée Cantonal des Beaux Arts, Lozan. Turkish Woman, Izmir 1840, oil on canvas, 41x33cm, Musée Cantonal des Beaux Arts, Lausanne.


Ocak 2006 yılında Yapı Kredi Kazım Taşkent Galerisi’nde kişisel sergisi açılan İtalyan kökenli Maltalı bir aileden gelen Kont Beşinci Amadeo Preziosi (18161882) babasıyla yaşadığı sorunlardan dolayı Malta’dan ayrılarak, o yıllarda Maltalı ressamların İstanbul’daki başarılarının da etkisiyle, Kasım 1842’de İstanbul’a geldi. 40 yıl ayrılamayacağı İstanbul’a ayak bastığında ilk siparişini İngiliz sefiri Robert Curson’dan aldı. Burada yaşadığı yıllarda, değişik mekânlarda, değişik meslek gruplarının yaşamlarını suluboya tekniği ile resimledi ve bu çalışmalarından albümler oluşturdu. Bu albümlerden birkaçı, Londra Victoria ve Albert Müzesi Koleksiyonu’nda bulunmaktadır. 1858’de İstanbul’un günlük yaşamını konu alan, “Lemercier: Recollections of Eastern Life” adlı kitapta yirmi dokuz gravürü vardır. Sanatçının atölyesi Beyoğlu Hamalbaşı no. 14’te idi; burasını özel bir dershane olarak da kullanıyordu. Sanatçının “Eyüp Sultan Ziyareti”, “Göksu’da Kadınlar”, “Haliç’ten”, “Anadolu Yakasından Kızkulesi” isimli suluboyaları başta olmak üzere, toplam 8 eseri sergilenmektedir.

Fifth Count Amadeo Preziosi (18161882), who came from a Maltese family of Italian origin, who had an exhibition devoted to him at the Yapı Kredi Kazım Taşkent Gallery in January 2006, after having experienced problems with his father, left Malta and came to Istanbul in November 1842, being influenced by the achievements of Maltese painters in Istanbul in those years. After arriving in the city he did not leave for forty years, he took his first order from the British Ambassador, Robert Curzon. In the years he was there, he depicted different tradesmen in their different places of work, using a watercolor technique, and he created albums of these works. Some of these albums are now in the Victoria and Albert Collection in London. Twenty-nine of his engravings are in the book, “Lemercier: Recollections of Eastern Life”, which took daily life in Istanbul in 1858 as its subject. The artist’s studio was at No. 14 Hamalbaşı in Beyoğlu, Istanbul, which he also used as a private school. A total of eight of the artist’s works are being exhibited, the chief of which are the watercolors entitled “Trip to Eyup”, “Women by the Göksu River”, “From the Golden Horn”, and “Tower of Leander from the Asian Coast”

Pasini’nin İzzet Bey’e ithaf ettiği, Goupil & Cie’nin çektiği “Küçüksu’da Türk Kadınları” tablosunun fotoğrafı, Erol Makzume Koleksiyonu. Goupil & Cie’s image of “Turkish Women at Küçüksu Fountain” work, dedicated by the Artist for his friend Izzet Bey. Erol Makzume Collection. 27


“Saray Kapısı” isimli bir suluboya çalışması sergilenen, İtalyan Oryantalistleri arasında en başarılı olanlardan Alberto Pasini (1826-1899) 1851 yılında gittiği Paris’te hocası oryantalist ressam Théodore Chassériau sayesinde doğuyu tanır. Hocası, Kırım Savaşı döneminde özel bir misyonla İran Şahı’nı ziyaret edecek diplomat Nicolas-Prosper Bourée’ye özel ressamı olarak kendisinin yerine Pasini’yi götürmesini önerince sanatçıya doğunun kapıları açılır. 1855 yılında İran’a giden Pasini, 1856’da ülkesine dönerken İstanbul’a uğrar. 1866’da İstanbul’a Fransız elçisi olarak tayin edilen Bourée’nin ısrarıyla 1867’de yine İstanbul’a gelen Pasini, burada 51 adet yağlıboya resim ve sayısız desen gerçekleştirir. Saraydan aldığı askeri konulu resim siparişlerinin dışında, İstanbul’da kendi beğenileri doğrultusunda oryantalist tablolar yapar. Kentin dar sokaklardaki satıcıları, zanaatkârları, öküzlerin çektiği arabaları ve pazar yerlerini resimlemiştir. Renklerin ve gölge ışık karşıtlıklarının ustaca verildiği bu resimlerde mimari, özellikle de anıtsal camiler önemli bir yer tutar. Bu yapılar gerçekçi bir biçimde betimlenmiş, çevrelerine ve önlerine renkli ve hareketli figür toplulukları yerleştirilerek canlılık kazandırılmıştır. Germain-Fabius Brest (1823-1900) Marsilya’da Emile Loubon, Paris’te ise Troyon’dan ders aldı. 1851-1896 yılları arasında Paris’te birçok salonda eserlerini sergiledi. 1855 yılından itibaren, Loubon’nun teşviğiyle ilk önce Filistin’e sonra Anadolu ve dört yıl yaşadığı İstanbul’a gelen Brest’in İstanbul ve Anadolu konulu tabloları en çok aranılan eserler arasına girdi. Kahveler, sokak manzaraları, limanlar ve sahil kıyısı gibi günlük yaşamı anlatan konuları işleyen ressamın genelde yağlıboya, az sayıda suluboya ve desen çalışmaları vardır.

28

Alberto Pasini (1826-1899), whose watercolor entitled “The Palace Gate��� is being exhibited, was one of the most successful of the Italian orientalists. He was acquainted with the Orient thanks to his teacher, the orientalist painter Théodore Chassériau, while in Paris, to which he went in 1851. When his teacher recommended him over himself as the private artist to the diplomat, Nicolas-Prosper Bourée, who was to visit the Shah of Persia on a special mission during the Crimean War, the gates to the Orient were opened to him. He went to Persia in 1855 and visited Istanbul on his return home in 1856. He went to Istanbul again in 1867 at the insistence of Bourée, who had been appointed as French Ambassador to Istanbul in 1866, and there he produced 51 oil-paintings and countless drawings. In Istanbul, apart from the orders for paintings on military themes he received from the palace, he produced orientalist paintings based on his own fancies. He depicted tradesmen, craftsmen, carts pulled by oxen, and marketplaces in the narrow streets of the city. In these paintings, which are executed with the masterly application of colour and light/shade contrasts, an important place is held for the architecture and, particularly, monumental mosques. By setting his colourful and animated groups of figures, depicted in a realistic fashion, in the scenes and in the foreground, these structures gain a sort of dynamism. Germain-Fabius Brest (1823-1900) received lessons from Emile Loubon in Marseille and from Troyon in Paris. He exhibited his works at many Paris salons between 1851 and 1896. From 1855, with encouragement from Loubon, he travelled first to Palestine, then Anatolia, and Istanbul, where he lived for four years. His most-sought works are those


Çok sayıda resmettiği Türk kahvelerinde keyif yaparak oturup dinlenen figürler bulunduğundan, Avrupalılar buna “keyif (kief) ortamı” diyordu. Trabzon ve Amasya konulu resimleri de bulunan Brest’in Fransa’da Bayonne, Besancon-Beziers, Cognac, Nantes ve Saintes müzelerinde eserleri bulunmaktadır. Sergide “Şafak Vakti”, “Kuşluk Vakti”, “Haliç Kıyısında Sandallar”, ve “Boğaz’da Sandallar” gibi birbirinden renkli çalışmaları yer alıyor. Venedik ve İstanbul ressamı Félix Ziem (1821-1911) 1856’da gelişinden kısa bir süre sonra İstanbul için “Bu şehirde aradığım sıcaklığı buldum, göz okşayan pitoresk ve değişik renklerde, biçimlerde uyumluluğu keşfettim.” diyordu. İstanbul’dan sonra “Le Danube” vapuru ile İzmir, Rodos, İskenderun ve Beyrut’a gider. Beyrut’tan karayolu ile Şam’a, daha sonra da Mısır’a geçer. Ziem, gezdiği yerleri ve insanları ayrıntılı bir şekilde resmetmek yerine, renk ve izlenim arayışı içindeydi. Tablolarındaki insan figürleri, biçim ve devinimden yoksundur, ancak bunları renklendirdiğinde değişik ve tamamlayıcı bir görüntü oluşturur. Ziem’e göre, resmin göze ve ruha seslenişi ancak, kendi idealizminin realizm ile birleşmesinden doğmaktadır. Paris’te ve bugün adını taşıyan Musée Ziem’in bulunduğu Martigues’de iki atölyesi bulunan sanatçının sergide günümüzde Küçüksu Çeşmesi olarak bilinen “Mihrişah Sultan Çeşmesi” ve “Boğazdan Görüntü” adlı gök mavisi renklerin egemen olduğu tipik iki çalışması yer almaktadır.

with Istanbul and Anatolia as their subjects. The painter, whose works depicted daily life, such as cafés, street scenes, ports, and coastal scenes, generally worked with oil, but there are a small number of watercolors and drawings in existence. Because many of his works depicted figures sitting and relaxing while enjoying themselves in Turkish cafés, the Europeans dubbed them “pleasure spaces”. Brest, who also produced paintings with Trabzon and Amasya as their themes, has his works displayed in museums in Bayonne, Besançon-Beziers, Cognac, Nantes, and Saintes, all in France. In this exhibition, his works entitled “Daybreak”, “Twilight”, “Rowing Boats on the Shore of the Golden Horn” and “Rowing Boats on the Bosphorus” have been included, each one as colourful as the other. Painter of Venice and Istanbul, Félix Ziem (1821-1911) said of Istanbul, a short time after his arrival in 1856, “I found in this city the warmth I was searching for and discovered the harmony in its different and picturesque colours and forms so pleasing to the eye.” After Istanbul, he went to Izmir, Rhodes, Iskenderun, and Beirut on the steamship “Le Danube”. After Beirut, he went by land to Damascus and later to Egypt. Instead of depicting the places he visited and the people he came across in a detailed manner, Ziem was on a quest for colour and impression. The human figures in his paintings are lacking in form and motion, but when he adds the colour it creates a different and complementary scene. According to Ziem, the painting calls out to the eye and the soul, but it comes out of the union of his own idealism and realism. The artist had two studios in the Martigues, in Paris, which these days goes under the name of Musée Ziem, and his two typical works in this exhibition, in which the sky-blue colours dominate, are entitled “Scene from the Bosphorus” and “Mihrişah Sultan Fountain”, which is today known as Küçüksu Fountain. 29


Leonardo De Mango’nun (1843-1930) resme olan yeteneği çocuk yaşlarında fark edilir. Ailesinin maddi olanakları elvermediği için Yirmi yaşına kadar kendi kendine çalışmış, 1862 yılında burslu olarak Napoli Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir. Öğrenimini tamamladıktan sonra, sanat bilgi ve görgüsünü geliştirmek isteyen De Mango, dönemin modası uyarak özellikle Doğu ülkelerini tanımayı amaçlar. Suriye, Mısır ve Trablus’a giderek, bir süre Beyrut’da yaşar, kısa bir süre İtalya’ya döndükten sonra 1883 yılında İstanbul’a gelir ve buraya yerleşir. Onun bu kararında Edmondo De Amicis’in yeni yayınlanan kitabı “Costantinopoli” ile yeni kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin resim hocası aradığı haberi etkili olmuştur. Nitekim, Osman Hamdi Bey’in kurduğu ve müdür olduğu okulda Salvatore Valeri (1856-?) ve Pietro Bello (18301909) gibi İtalyan ressamlarla beraber hocalık yapar. Kentin Fener, Eyüp, Adalar, Büyükdere, Göksu gibi semtlerinden görünümler betimlemiş ve bunları daha çok Beyoğlu’nda yaşayan Avrupalılara satmıştır. Pera’da Minare Sokak’taki atölyesini 1912’de Galatasaray Pasajı 11 numaraya taşımış, daha sonra İstiklal caddesinde İzzet Bey Apartmanı’nda ve Tepebaşı’nda Casa d’Italia’da yaşamıştır. İstanbul’daki Società Operaia Italiana’nın üyesi olan sanatçı tablolarını derneğin salonlarında sergilemiştir. Sanatçı 1911 yılında Trablus Savaşı sırasında kısa bir süre ayrılmış, 1912’de İstanbul’a dönmüş ve ölümüne kadar burada yaşamıştır. Sergide tanınan çalışmalarından “Büyükdere’de bir Sokak”, “Fenerbahçe”, “Eyüp’te Sokak”, ”Bayram” ve “Kızkule’si Önünde Balıkçılar” isimli eserlerine yer verilmektedir.

30

The artistic talent of Leonardo De Mango (1843-1930) was noticed in his childhood years. Because his family did not have sufficient funds, he worked on his own until he was twenty, when he entered the Naples Fine Arts Academy with a bursary in 1862. After completing his studies, De Mango, wanting to develop his knowledge of art and his experience, and following the fashion of the day, aimed on getting to know the countries of the Orient in particular. Travelling to Syria, Egypt, and Tripoli, he lived for a time in Beirut, and after returning home briefly, he went to Istanbul in 1883 and settled there. The news that the newlyestablished School of Fine Arts was seeking a painting teacher along with Edmondo De Amicis’s newly-published book, “Costantinopoli”, had an influence on this decision of his to settle. Thus did he work as a teacher alongside Italian painters, such as Salvatore Valeri (1856-?) and Pietro Bello (1830-1909), at the school which had been founded by and was being run by Osman Hamdi Bey. He produced scenes from the city’s neighbourhoods, such as Fener, Eyup, the Princes Islands, Büyükdere, and Göksu, and he sold the majority of these to Europeans living in Beyoğlu. In 1912, he moved his studio from Minare Street in Pera to No. 11 Galatasaray Passage, and later lived in the Izzet Bey Apartment on Istiklal Avenue and in the Casa d’Italia in Tepebaşı. The artist, who was a member of the Società Operaia Italiana in Istanbul, exhibited his works in the society’s salons. He left for a short time during the Turco-Italian was of 1911/12, but he returned to the city in 1912 and lived there until his death. His well-known works, “A Street in Büyükdere”, “Fenerbahçe”, “A Street in Eyup”, “Bairam”, and “Fishermen in front of the Maiden’s Tower”, have been included in the exhibition.


Polonya’daki ihtilalden kaçıp Fransa’ya yerleşen babasının Britanyalı annesiyle evliliğinden Nantes’ta doğan Josef Warnia-Zarzecki (1850-?) önce Varşova Güzel Sanatlar Akademisinde Gerson’dan, daha sonra Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde ise Anschütz, Barth ve Seitz adlı hocalardan resim eğitimi alır. Resim eğitimini tamamladıktan sonra yaklaşık 10 yıl boyunca Bavaria’da çalışır. 1883 yılında Osman Hamdi Bey tarafından kurulan Sanayi-i Nefise Mektebine 1883-1915 yılları arasında resim bölümü hocalığı yapar. Warnia-Zarzecki günlük yaşam ve portre konulu oryantalist çalışmaları ile 1901 ve 1903 yıllarında 1., 2. ve 3. İstanbul Sergilerine katılır. Sergide yer alan “Boğaz’da Çingeneler” adlı yapıtta birçok çalışmasında olduğu gibi, figürler arasına kendisini de betimlemiştir.

Josef Warnia-Zarzecki (1850-?), who was born in Nantes, to a British mother and a father who settled in France afterfleeing the revolution in Poland, was educated first of all by Gerson at the Warsaw Fine Arts Academy, then later at the Munich Fine Arts Academy under Anschütz, Barth, and Seitz. After completing his painting studies, he worked in Bavaria for about ten years. Between the years 1883 and 1915, he worked as a teacher in the painting faculty of the School of Fine Arts in Istanbul, which had been founded by Osman Hamdi Bey in 1883. WarniaZarzecki took part in the first, second, and third Istanbul Exhibitions, between 1901 and 1903, with orientalist works of portraits and scenes from daily life. In the composition entitled “Gypsies on the Bosphorus”, which is included in this exhibition, the artist has, like in many of his works, placed himself amongst the figures he depicts.

Martinus Roerbye (1803-1848) İzmir yakınlarında kahve ve köprüyü geçen kervan, tuval üzerine yağlıboya, 92.5x129.5 cm, The Royal Academy of Art, Kopenhag. Café near Izmir and Caravan Crossing Bridge, oil on canvas, 92.5x129.5cm, The Royal Academy of Art, Copenhagen. 31


Bugüne kadar hakkında çok yazılan, kişisel sergileri düzenlenen ve Sultan II. Abdülhamid’in dört nişanla ödüllendirdiği İtalyan sanatçı, Osmanlı Saray ressamı (Ressam-ı Hazret-i Şehriyari) Fausto Zonaro’nun (1854-1929) sergide 2008 yılında İstanbul’da betimlediği otoportresi dahil olmak üzere 25 eseri yer alıyor, bunların arasında altı başyapıtından biri olan “Bayram” tablosu Türkiye’de ilk defa sergileniyor. Ramazan Bayramı’nda Tatavla’da (Kurtuluş) kurulan panayırda sanatçı daha önce “Tulumbacılar” tablosunu yaparken dostluk kurduğu tulumbacı takımı “Bayram” tablosunu hazırlayabilmesi için kendisine poz veriyor. Sanatçı anılarında “Davul geliyor, ardından şu ünlü zurnayı çok iyi çalan Ermeni. Oyun başlıyor ve benim yiğitler (tulumbacılar) birer birer kol kola bağlanarak diziliyor, davulun tokmağının vurmasını bekliyorlar. Ve işte yavaş, iyice coşana kadar devinimi, hızı artan, küçük küçük adımlar, küçük küçük eğilmeler başlıyor… Resim sehpama bir buçuk metrelik güzel, beyaz bir tuval yerleştirdim. Birkaç kez gidip gelip baktım ve hızla kompozisyonuma başladım” diyor. Sanatçı diğer önemli çalışmalarında olduğu gibi, kendisini fonda, tuvalin sağ köşesine yerleştiriyor. “Bayram” tablosunun yanında “Eyüp’te Çeşme Önünde Kadınlar”, “Falcı”, eski Gülhane Tıp Fakültesi Profesörü Deycke Paşa’ya ait “Salacak’tan Kızkulesi” tabloları ilk defa günışığına çıkıyor. Ayrıca 2002-2009 yılları arasında İstanbul’da muhtelif sergilere giren “Arzuhalciler”, “Küçük Su Çeşmesi, “ Boğaz Sırtlarında” ve “Dolmabahçe Kıyısında” adlı eserler de bulunuyor. Sergilenmekte olan “Yelpaze” formundaki suluboya çalışma ise İstanbul’da İngiliz Büyükelçisi Sir Philip Currie ve eşi Lady Mary Montgomerie Currie’nin 1896 yılında verdikleri yemeğe katılan diplomatik konukların imzalarını taşıyor ve siyasetle sanatın yan yana geldiği, ilginç bir örnek oluşturuyor. 32

Ottoman Court Painter (Ressam-ı Hazret-i Şehriyari), Fausto Zonaro (1854-1929), about whom so much has been written and so many exhibitions organised, was an Italian artist who was awarded four medals by Sultan Abdul Hamid II. His self-portrait painted in Istanbul in 1908 is among twenty-five of his works in this exhibition; his “Bairam” painting, which is one six masterpieces among these, is on display in Turkey for the first time. The fire brigade team he befriended while he was painting “Tulumbacılar” (“Fire!”) in a fair set up in Tatavla (modern-day Kurtuluş, in Istanbul) during Eid al-Fitr, or Ramazan Bairam, posed for him so he might prepare his “Bairam” painting. The artist, in his memoirs, states: “After the drums come an Armenian who plays the shrill-pipe beautifully. The dance begins and my guys (the fire brigade team) line up and link arms with each other, they await the beat of the stick on the drum. And then, slowly, their movement builds into one of exuberance, starting with small steps and small bows, increasing in speed… I placed a one-and-a-half metre beautiful, white canvas on my easel. I looked up now and then and began my composition at a great rate.” The artist, like other have in works of importance, places himself in the background, in the righthand corner of the canvas. Alongside “Bairam”, the paintings “Women in front of Fountain in Eyup”, “Fortune Teller”, and “The Maiden’s Tower from Salacak”, which belonged to the old professor at the Gülhane Medical Faculty, Deycke Pasha, are seeing the light of day for the first time. There will also be the works, “Public Scribes”, “Küçüksu Fountain”, “On the Hillside of the Bosphorus”, and “On the Shore of Dolmabahçe”, which were exhibited at various exhibitions in Istanbul between 2002 and 2009. Also to be exhibited is a watercolor in the form of “Fan”, which contains the signatures of


İstanbul doğumlu Sarkis Diranyan (18541908) Mıgırdıç Givanyan ile birlikte İstanbul’da 1875 yılında yaşayan Fransız sanatçı Emile Guillemet’nin İstanbul’da açtığı özel resim ve desen akademisinin ilk talebeleri arasında yer aldı. Daha sonra Paris’e yerleşip Gérôme atölyesinde resim eğitimine devam eden Diranyan, sürekli katıldığı Salons de la Société des Artistes Français’de 1892 ve 1900 yıllarında “mention honorable” madalyası ile onurlandırıldı. Oryantalist eserleri nadir olan Ermeni Türk kökenli Fransız sanatçının çalışmaları Jean-Léon Gérôme’un konuları ile çağrışım yapmakta ve ilk defa sergilenmektedir.

EGE’Yİ RESMEDEN SANATÇILAR Ege Bölgesi, İstanbul’dan sonra oryantalist sanatçıların en fazla ilgi gösterdiği yerlerdendir. İzmir’in liman olarak Ege Denizi’ndeki merkezi konumu, bölgenin zengin tarihi dokusu, yumuşak iklimi ve Avrupa ülkelerine olan yakınlığı, sanatçıları buraya çeken başlıca sebeplerdir. Sergide İzmir doğumlu, Sırp asıllı Ovide Curtovich’in (1855-1930) İzmir konulu üç çalışması bulunuyor. Nostaljik bir akşam gecesinde “Bahribaba’dan İzmir Körfezi” , 1910 tarihli köyde su taşıyan kız ve 1896 tarihli küplü levanten genç kız figürü ile sanatçı doğduğu kente bağlılığını gösteriyor. 1879-1883 yıllarında Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuyan

the diplomatic guests at a dinner given by the British Ambassador, Sir Philip Currie, and his wife, Lady Mary Montgomerie Currie, in Istanbul in 1896, and this provides an interesting example of politics existing side by side with art. Sarkis Diranyan (1854-1908) was born in Istanbul. Together with Mıgırdıç Givanyan, he was among the first students of the private art and design academy opened by the French artist Emile Guillemet, who lived in Istanbul in 1875. After settling in Paris, Diranyan continued his art education in the studio of Gérôme and he was awarded the “mention honourable” medal at the 1892 and 1900 Salons de la Société des Artistes Français, which he consistently took part in. The works of this French artist of Armenian Turkish origin, whose orientalist pieces are rare, evoke the themes of Jean-Léon Gérôme, and they are being exhibited for the first time. THE ARTISTS WHO DEPICTED THE AEGEAN The Aegean region was one of the places, after Istanbul, to which orientalist artists showed the most interest. Izmir’s central position as a port on the Aegean Sea, the region’s rich history, its gentle climate, and its vicinity to European countries are among the chief reasons why artists have been drawn to the area. In this exhibition are three Izmir-themed works by Ovide Curtovich (1855-1930), born in Izmir, but of Serbian origin. With “Gulf of Izmir from Bahribaba” on a nostalgic evening, the figure of a girl carrying water in a village, dated 1910, and the figure of a young Levantine girl with a jar, dated 1896, the artist shows his connection to the city in which he was born. He studied 33


sanatçının tabloları 1892’de Londra Royal Academy’de sergilenmiştir. Sanatçı hakkında fazla bilgi olmamasına karşın uzun süre İzmir ile Fransa arasında yaşadığı düşünülüyor. Ege Bölgesi’nden gelen, oryantalist resmin önemli isimlerinden Alexandre Gabriel Decamps’u (1803-1860) temsilen sergide, büyüklerin nehir boyu dinlendiği, ön planda ise çocukların oyun oynadığı “Ege’den Peyzaj” isimli bir suluboya çalışması yer alıyor. Dönemin gezgin ressamlarından Carl Haag’in (1820-1915) suluboya çalışmaları olağanüstü kalitededir. Almanya doğumlu sanatçı Nuremberg ve Münih akademilerinde başlangıçta mimari ve çizim dersleri aldıktan sonra, 1847’de İngiltere’ye yerleşir. Suriye, Kudüs ve Mısır’da çok sayıda suluboya gerçekleştiren Haag, sergide İzmir’de betimlediği 1858 tarihli “Zeybek” konulu iki portre suluboyası ile yer almaktadır. İlk doğu seyahatini gerçekleştirdiği sırada Suriye ve Mısır yolunda vapurunun İzmir’e uğradığı sanılmaktadır. Bu iki eser dışında sanatçının Türkiye konulu başka çalışması hakkında bilgi bulunmamaktadır. Sergilenen Ege konulu diğer iki eserin birincisi Fausto Zonaro’nun fırçasından; vapur ile İstanbul’a yaklaştığında betimlediği “Ege Sahili”, diğeri ise imzası okunamayan 19. Yüzyıl Rus ekolünün usta bir elden çıkma, incelikli bir çalışmasıdır. ***

at the Vienna Fine Arts Academy between 1879 and 1883, and his paintings were exhibited at the Royal Academy in London in 1892. Despite there not being very much information about the artist, it is thought that he spent a long time between Izmir and France. Alexandre Gabriel Decamps (18031860), who visited the Aegean and is one of the most important names in orientalist art, is represented in the exhibition by a watercolor piece entitled “Landscape in the Aegean Region”, which depicts adults relaxing by a river with children playing in the foreground. The watercolor works of Carl Haag (1820-1915), who was one of the period’s traveller-painters, are of an extraordinary quality. In 1847, after the Germanborn artist studied first architecture then drawing at the academies of Nuremberg and Munich, he settled in England. He produced many watercolors in Syria, Jerusalem, and Egypt, and he is represented in this exhibition by two watercolor portraits with “Zeibek” as their subject, dated 1858, which he painted in Izmir. It is thought that he visited Izmir by steamboat en route to Syria and Egypt on his first journey to the Orient. Apart from these two works, there is no information on the artist’s other paintings with Turkey as their subject. The first of two other Aegean-themed works in the exhibition is from the brush of Fausto Zonaro; “Aegean Coast” painted while on a steamboat approaching Istanbul, while the other is a subtle study from the hand of a master of the 19th century Russian School whose signature cannot be read. ***

34


10 yıldır sürdürülen ve 1800-1940 zaman dilimini kapsayan 19. Yüzyıl oryantalist ressamları konu ettiğim biyografik kitap çalışmam, sürekli yeni isimlerin ortaya çıkması ile henüz tamamlanamadı. Misak-i Milli sınırlarımıza geldiği saptanan ressam sayısı 1500’ü aştı ve daha da artacağa benziyor. Liste, sanat pazarında ve müzayedelerde ortaya çıkan bilinmeyen eserlerin eklenmesi ile besleniyor ve önemli bir referans kaynağı durumuna geldi. Yapılan incelemede Ege Bölgesine 80 sanatçının uğradığını görüyoruz. Bu sanatçıların %43’ünü Fransızlar, %23’ünü İngilizler, %13’sini Alman ve Avusturyalılar %21’ini ise diğerleri (İtalyan, Yunan, Hollanda, Belçika, İsviçre, Çek, Yugoslav ve ABD) oluşturuyor. Ressamların yüzde yetmişe yakınının İzmir’e gemi ile geldiği, diğerlerinin İstanbul üzerinden Anadolu gezi programlarında, Ege Bölgesi’nde de konakladıkları anlaşılıyor. Ege Bölgesi’ni temsilen az sayıda eser sergilenmesine karşın, bölgeye gelen Ziem, Frère, Roerbye gibi sanatçıların İstanbul ve diğer konulu eserleri de yer almaktadır. ***

The biographic book I have been working on for ten years, which takes as its subject the 19th century orientalist painters, taking in a slice of time between 1800 and 1940, has not been able to be finished because of the new names that are constantly arising. The number of painters who can be fixed as coming within the borders of the National Pact of 1920 have exceeded 1500 and it looks like that will rise further. The list has been nourished by the addition of artists known to have appeared in the art market and in auction houses, and it came to be an important source of references. In the studies carried out, we see that 80 artists came to the Aegean region. Out of these artists, 43% were French, 23% were English, 13% German and Austrian, and the others, from Italy, the Netherlands, Greece, Belgium, Switzerland, Czech Republic, Yugoslavia, and the USA, make up the remaining 21%. It appears that close to seventy per cent of the artists who stayed in the Aegean region came to Izmir by boat, while the others came on Anatolian tour programs via Istanbul. Despite their being few works in the exhibition that represent the Aegean region, the Istanbul and other themed paintings of artists such as Ziem, Frère, and Roerbye, who visited the region, have been included. ***

35


Elliye yakın oryantalist sanatçının eserinin yer aldığı, yaklaşık yüz elli yıllık bir zaman dilimini kapsayan sergide, kısa biyografileri sunulan sanatçıların yanı sıra, İstanbul sergilerine katılan JeanBaptiste-Étienne Forcade’ın (19. Yüzyıl sonu) “Boğaz Sahili”, Alman ressam Carl Wuttke’nin (1849-1927) İstanbul’u resmeden nadir yağlıboyası “Eminönü’nden Galata”, Valéry Hayette’in (19. Yüzyıl sonu) “Saraylı Müzisyenler”, Paul Dominique Philippoteaux’nun (1845-1923) “Yıldız Sarayı’nda Ferhan ve Seyis”, Rudolf Ernst’in (1854-1932) başyapıtlarından sayılabilecek “Haremde Cariye”, 1890-1901 yıllarında İstanbul’da yaşayan eski bir papaz olan François PrieurBardin’in (19. Yüzyıl sonu) “İstanbul Sırtlarında”, İtalyan mimar Alessandro Valeri’nin (1887-1919) sergiye mimari bir açılım getiren “Boğaz’da Villa”, Osman Hamdi Bey’in hocalarından Gustave Boulanger’nin (1824-1888) “Terasta Keyif ”, ünlü oryantalist Stefano Ussi’nin (1822-1901) 1874 yılında İtalya’nın Mısır Büyükelçisi Ekselans De Martino’ya armağan ettiği “Surre Alayı”, Macar sanatçı Gyula Tornai’ın (1861-1928) başyapıtlarından “Ganimeti Paylaşmak” ile “Genç Arap Kadın” betimlemesi, Peter Heinrich Lambert von Hess’in (17921871) Nişantaşı’nı konu eden “Bayıldım Köşkü ve Cirit Oyunu” , şair ressam olarak bilinen İngilizci peyzajcı Edward Lear’in (1812-1888) has üslubunu yansıtan çalışma “Saltanat Kayığı Geçerken”, Alman sanatçı Ferdinand Max Bredt’in (1860-1921) “Yaslanan Odalık”, Lucien Levy-Dhurmer’in (1865-1953) “Loti’nin portresinin fonunda alacakaranlıkta çizdiğim Boğaz’da yaktığım ufak lambaların yansıması Aziyade ve Ahmet’in küçük ruhlarının titreşimidir” dediği ve kendisine atfedilen “Fantôme d’Orient”, Kuzey Afrika temalı tabloları

36

The exhibition includes around 50 orientalist artists and encompasses an almost 150-year period of time. Alongside the artists whose biographies have been presented are: Jean-Baptiste-Étienne Forcade (end of 19th century), who took part in the Istanbul Exhibitions and whose “Shore of the Bosphorus” is exhibited; the German painter, Carl Wuttke (1849-1927) is represented by his rare oil-painting “Galata from Eminönü” which is a depiction of Istanbul; Valéry Hayette’s (end of 19th century) “Court Musicians”; Paul Dominique Philippoteaux’s (1845-1923) “Chief and Groom at Yıldız Palace”; Rudolf Ernst’s (1854-1932) “Concubine in Her Quarters”, which might be considered one of his masterpieces; the former priest who lived in Istanbul between 1890 and 1901, François Prieur-Bardin’s (end of 19th century) “On the Hillside of Istanbul”; Italian architect, Alessandro Valeri’s (1887-1919) “Villa on the Bosphorus” brings an architectural dimension to the exhibition; one of Osman Hamdi Bey’s teachers, Gustave Boulanger’s (1824-1888) “Pleasure on the Terrace”; the famous orientalist, Stefano Ussi’s (1822-1901) “Surre Regiment”, which was given as a gift to His Excellence De Martino, the Italian Ambassador to Egypt, in 1874; Hungarian artist Gyula Tornai’s (1861-1928) masterpieces, “Sharing the Bounty” and “Young Arab Woman”; Peter Heinrich Lambert von Hess’s (1792-1871) “Bayıldım Kiosk and a Game of Jereed”, which is set in Nişantaşı; the English landscapist, also known as a painter-poet, Edward Lear’s (18121888) “As the Imperial Caique Goes By”, which reflects his sensitive style; German artist, Ferdinand Max Bredt’s (18601921) “Reclining Odalisque”; Lucien Levy-Dhurmer’s(1865-1953) “Fantôme d’Orient”, of which he said, “the reflection of the tiny lamps I lit on the Bosphorus which I drew in the background


ile tanınan Gustave A. Guillaumet’nin (1840-1887) “At Meydanı” ile Adolphe Yvon’un (1817-1893) 1872 tarihli “Meddah” isimli hayali İstanbul’un yaşamından görünümler ile son olarak 1907 yılında İstanbul’a kısa bir yolculuk yapan Pointillisme’in öncülerinden Paul Signac’ın (1863-1935) “Süleymaniye” adlı tabloları, sergiye renk katan eserler arasında yerini alıyor. Arkas Sanat Merkezi’nin öncülüğünde gerçekleşen ve ilk defa bu temada bir etkinliğin yer aldığı bu müstesna kentte, ileride Ege konulu çok daha fazla eserin yer alacağı nice sergilerin düzenlemesi dileğiyle…

of the Loti portrait in the twilight are a reflection of the little souls of Aziyade and Ahmet”; well-known for his North African-themed paintings, Gustave A. Guillaumet’s (1840-1887) “Hippodrome”; Adolphe Yvon’s (1817-1893) 1872-dated “Meddah”, with scenes of imaginary life in Istanbul; and lastly, the “Süleymaniye”entitled paintings of Paul Signac (18631935), one of the pioneers of Pointillisme who made a short trip to Istanbul in 1907; all take their place alongside works which add colour to the exhibition. With the hope that more exhibitions containing even more works with the Aegean as their theme will be organised in this remarkable city in which this theme has been put on show for the first time and realised under the leadership of the Arkas Art Centre…

KAYNAKÇA MAKZUME, Erol, “19. Yüzyılda Türkiye’nin Oryantalistleri” konulu yayımlanmamış biyografik kitap çalışması / an unpublished biographical work. MAKZUME, Erol, “19. Yüzyıl Osmanlısında Oryantalist Ressamlar”, “Osmanlı Sarayı’nda Oryantalistler” sergi kataloğu / exhibition catalogue. TBMM Milli Saraylar, Temmuz / July 2006 İstanbul. MAKZUME, Erol, “İtalyan Oryantalistlerin Doğu Sevdası”, “Osmanlı Topraklarında İtalyan Oryantalistler” sergi kataloğu / exhibition catalogue, TBMM Milli Saraylar, Ekim / October 2007 İstanbul. BOSSAGLIA, Rossana, “İtalyan Oryantalistler”, “Osmanlı Topraklarında İtalyan Oryantalistler” sergi kataloğu / exhibition catalogue, TBMM Milli Saraylar Yayınları, Ekim / October 2007 İstanbul. MAKZUME, Erol, “ Turquerie’den Cumhuriyet’e: Oryantalistler”, “Batılının Doğu Sevdası” sergi kataloğu / exhibition catalogue, Fevziye Mektepleri Vakfı , Aralık / December 2009 İstanbul. 37


38


FAUSTO ZONARO Yelpaze / Fan Kağıt üzerine karışık teknik Mixed media on paper 35x71 cm


TÜRKİYE’DE RESİM SANATI VE ORYANTALİST RESSAMLARIN ROLÜ PICTORIAL ART IN TURKEY AND THE ROLE OF THE ORIENTALIST ARTISTS ÖMER FARUK ŞERİFOĞLU

Osmanlı padişahlarının yakın çevrelerinde, her zaman birçok sanat dalından sanatçılar olmuştur. Bu sanatçılar arasında özellikle ressamlar, belki de sultanların suretlerini ölümsüzleştirdikleri için ilgi odağıdır. Avrupalı sanatçılara portreli madalyonlar sipariş ettiren ve böylelikle tarihteki diğer hükümdarlar gibi kendini ölümsüzleştirmek isteyen Fatih Sultan Mehmed (II. Mehmed, 1451-1481) ile başlayan “saray portreciliği”, Osmanlı sarayında dört yüz yıllık bir gelenektir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’a davet ettiği İtalyan ressam Gentile Bellini’den başlayıp, Sultan Abdülaziz’in gözde ressamı Guillemet ve II. Abdülhamid’in saray ressamı Fausto Zonaro’ya kadar, Osmanlı hükümdarlarının konuğu olan Batılı sanatçılar, İstanbul’da iyi bir resim koleksiyonu oluşturmuşlardır. Ayrıca, İstanbul’da yaşadıkları süre içinde oluşturdukları çevre ve öğrencileriyle, modern resmin Türkiye’de bir sanat dalı olarak yerleşmesini ve genç Türk ressamlarının yetişmesini sağlamışlardır. İmparatorluğun batılılaşma ve modernleşme dönemine girdiği 18. Yüzyılda, saray portreciliği de yeni bir şekil alır. Geleneksel ikonografi ve tekniklerle yapılan sultanların portrelerine bazı batılı

40

There have always been artists from all the branches of the arts who have been close to Ottoman sultans. Painters, in particular among these artists, have been the focus of interest, perhaps because of their having immortalised the icons of the sultans. The ‘Palace Portraitist’ was a tradition in the Ottoman palaces going back four hundred years, starting with Mehmed the Conqueror (Mehmed II, 1451-1481), who, wishing to become immortal like other historical sovereigns, had medallions faced with his portrait ordered from European artists. The artists who were invited by Ottoman sovereigns, starting from the Italian artist, Gentile Bellini, who was invited to Istanbul by Mehmed II, through Guillemet, Sultan Abdul Aziz’s favoured painter, to Abdul Hamid II’s court painter, Fausto Zonaro, created a wonderful collection of paintings in Istanbul. As well as this, the atmosphere they created while they were living in Istanbul, and with their students, they brought about the establishment of modern painting as a branch of the arts in Istanbul and the nourishment of young Turkish painters. In the 18th century, during which the empire entered into a period of Westernisation and modernisation, the role of

Sir David Wilkie (1785-1841) ‘Sultan Abdülmecid’ Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonu Sultan Abdul Mejid, Topkapı Palace Museum Collection.


unsurlar katılır. Ortada dönemin sultan portresinin bulunduğu madalyon ve büyük soyağaçları resmedilir. Bu portre albüm ve şecereler, Osmanlı sultanlarının geçmişlerine ve atalarına olan saygılarının göstergesi olarak üretilmiştir. 18. Yüzyılın ikinci yarısından sonra sultanların portreleri, artık duvarlara asılmak üzere yağlıboya tablolara konu olmaya başlar. Büyük boyutlu portresinin yapılıp basılmasını emreden ilk sultan olan III. Selim (1789 – 1807) ve sonrasında tahta geçen padişahlar, kendi portrelerini Avrupalı hükümdarlara ve elçilere dağıtmak suretiyle, Avrupa’da ve İslam dünyasında, Osmanlı hanedanının imajını kuvvetlendirmeyi amaçlamıştır. 1794’te eğitime başlayan Mühendishane-i Berr-i Hümayun’un ders programına askeri amaçlı ilk resim dersleri konulur; bu dersler, perspektif, ışık-gölge gibi temel kurallar üzerine yoğunlaşmıştır. III. Selim’den sonra II. Mahmud (1808-1839) devrinde çağdaş anlamda eğitim veren Harbiye, Tıbbiye, Bahriye gibi okullar açılır. Sultan II. Mahmud, devlet dairelerine kendi resimlerini astırtarak yeni bir geleneğin başlatıcısı da olur.1 Sultan Abdülmecid (1839-1861) ise Fransız ressam Jean Portet’e fildişi portrelerini sipariş eder. İstanbul’u 1840’ta ziyaret eden İngiliz ressam Sir David Wilkie (17851841) de sultanın üniformalı bir portresini bizzat sultanın modelliğiyle çalışmıştır. Sultan, Avrupai bir koltukta oturur pozisyonda elinde kılıcıyla resmedilmiştir. Yine bu dönemde inşasına başlanan ve 1856’da saltanat makamı olarak açılışı yapılan Dolmabahçe Sarayı, gündelik yaşama Batılı unsurların dahiledildiği bir mekan olur. Osmanlı topraklarında ilk resim koleksiyonu da burada oluşmaya başlar. 1 1

the palace portraitist also took on a new shape. Some Western elements were added to the portraits of sultans made using traditional iconography and techniques. Depictions of lengthy family-trees and medallions containing the portraits of the sultans of the day began to appear. These portrait albums and genealogies were produced as a way of displaying the Ottoman sultans’ respect for their ancestors and those who were sultans before them. From the second half of the 18th century onwards, the portraits of the sultans started to become the subjects for oil-paintings and would soon be hanging on walls. Selim III (1789-1807), who was the first sultan to give the order for a large-dimensioned portrait to be made and printed, and the sultans who came to the throne after him had their portraits distributed to European sovereigns and ambassadors with the aim of strengthening the image of the Ottoman dynasty within Europe and the Islamic world. The first painting lessons, for military purposes, were established in the syllabus of the Imperial School of Engineering, which had opened in 1794; these lessons concentrated on basic rules, such as perspective and light/shade. After Selim III, in the reign of Mahmud II (1808-1839, schools, such as Harbiye, Tıbbiye, and Bahriye (the Military, Medical, and Naval schools), which delivered education in its contemporary sense were opened. Sultan Mahmud II, by having his own paintings hung on the walls of state apartments, was also the initiator of a new tradition1. Sultan Abdul Mejid (1839-1861) requested ivory portraits from the French artist, Jean Portet. The Scottish artist, David Wilkie (1785-1841), who visited Istanbul

Jean-Léon Gérôme (1824-1904) ‘Zeybekler’, Cumhurbaşkanlığı Koleksiyonu ‘Zeibeks’, Presidential Collection.

Fausto Zonaro (1854-1929) ‘Sultan II. Abdülhamid’ Fotoğraf: Elisa Zonaro, Aile Arşivi Photograph: Elisa Zonaro, Family Archive.

N. Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, İstanbul: Yön Yayınları, 1965: s. 31 N. Berkes, Westernism, Nationalism, And Social Revolutions, Istanbul: Yön Yayınları, 1965: p.31 41


Yeni açılan modern okullarda eğitim gören ve resim yapmaya ilgi duyan ilk isimler, çağdaş Türk resim sanatının da öncüleri olurlar. “Asker ressamlar kuşağı” olarak adlandırılan bu dönemin sanatçıları arasında Kolağası Hüsnü Yusuf Bey, Ferik Tevfik Paşa, Osman Nuri Paşa, Ferik İbrahim Paşa, Hüseyin Zekâi Paşa, Şeker Ahmed Paşa, Süleyman Seyyid Bey, Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa gibi isimler vardır2. Şehzadeliği sırasında Qués ve Schranz gibi sanatçılardan resim dersleri alan Sultan Abdülaziz’in (1860-1876) resme olan ilgisi ve yeteneği ile sarayda yeni bir dönem başlangıcı olur; maiyetinde ressamlar çalıştırır, saray koleksiyonu için yurtdışından eserler satın aldırır. Sultan Abdülmecid döneminde saraya sunulan resimleri biriktirme anlayışı, sanat eseri toplama düşüncesine dönüşür. 1867’de Paris, Londra ve Viyana’ya giden Sultan Abdülaziz, yabancı bir ülkeyi, resmi olarak ziyaret eden ilk Osmanlı padişahı olur. Ziyaretleri Avrupa gazetelerinde betimlenmiş ve anısına madalyonlar üretilmiştir. “Şeref konuğu” olarak katıldığı 1867 Paris Uluslararası Sergisi’nde Avrupa’nın sanat ortamını yerinde görme imkânı bulan Sultan Abdülaziz’in edindiği izlenimler, sonraki yıllarda plastik sanatlar açısından cesur adımların atılmasında etkili olur. Fransız Guillemet, Polonyalı Chlebowsky ve Rus Aivazovsky gibi sanatçılara, portrelerin yanı sıra Osmanlı’nın kahramanlığınıyansıtan tarihi konuları anlatan kalabalık kompozisyonlar sipariş eder. Böylelikle sarayda, Avrupalı ressamların yaptıkları yağlıboya tablolardan oluşan bir görkemli koleksiyon oluşur.

in 1840, even worked with the sultan himself posing for a uniformed portrait. The sultan was depicted seated on a European chair with his sword in his hand. In this period, the building of Dolmabahçe Palace had been begun and was ready to be opened as the site of the sultan’s court in 1856, and it was a residence that included Western elements in its daily life. Here too was where the first painting collection on Ottoman soil was begun. The first individuals to be educated at the modern schools that had just opened and who became interested in painting were the pioneers of contemporary Turkish pictorial art. They were names, such as Senior Captain Hüsnü Yusuf Bey, Ferik Tevfik Pasha, Osman Nuri Pasha, Ferik Ibrahim Pasha, Hüseyin Zekâi Pasha, Şeker Ahmed Pasha, Süleyman Seyyid Bey, Hodja Ali Riza, and Halil Pasha, who among artists of this period were known as the “soldier painter generation”2.

Fausto Zonaro (1854-1929) Otoportre, Comune di Masi Koleksiyonu, Padova-İtalya Self-Portrait, Comune of Masi Collection, Padua-Italy.

With Sultan Abdul Aziz (1860-1876), who took painting lessons while he was still a prince from artists such as Qués and Schranz, and his interest and talent in painting, there was the start of a new era in the palace; he installed painter in his entourage and had works bought in from abroad. The understanding, in the Sultan Abdul Mejid era, that accumulated paintings would be presented to the palace transformed the attitude to collecting works of art. Sultan Abdul Aziz, who visited Paris, London, and Vienna in 1867, became the first Ottoman sultan to make an official visit to a foreign country. His visits were described in the European newspapers and commemorative medallions were produced. The impressions that Sultan Abdul Aziz, who

S. Tansuğ, Çağdaş Türk Sanatı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1986; S. Germaner, “1850 Sonrası Türk Resminde Kaynak ve Konular”, Osman Hamdi Bey ve Dönemi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993: s. 69-74. N. Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, İstanbul: Yön Yayınları, 1965: p. 31

2

S. Tansuğ, Çağdaş Türk Sanatı, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1986; S. Germaner, “1850 Sonrası Türk Resminde Kaynak ve Konular”, Osman Hamdi Bey ve Dönemi, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1993: s. 69-74. N. Berkes, Batıcılık Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler, İstanbul: Yön Yayınları, 1965: p. 31

2

42


Elisa Zonaro’nun objektifinden Cuma Selamlığı çıkışında Sultan II. Abdulhamid, Zonaro Aile Koleksiyonu. Through the lens of Elisa Zonaro, Sultan Abdul Hamid II on the Friday procession to the mosque. Zonaro Family Collection.

İstanbul’daki sanat hayatına Avrupalı bir etki kazandırmak isteyen Sultan Abdülaziz’in yüreklendirmesiyle, Fransız sanatçı Guillemet’nin kurduğu İstanbul’daki ilk resim okulunun, ilk öğrencileri arasında, sonraki yıllarda tanınmış ressamlar olan Sarkis Diranyan ile ağabeyi Civanyan da vardır. Paris’te JeanLéon Gérôme ve Gustave Boulanger’in öğrencisi olan Ahmed Ali Bey [Şeker Ahmed Paşa] de yurda döndükten sonra, ülkemizde nitelikli ilk resim sergisini, 27 Nisan 1873 tarihinde açmıştır. Kısa bir süre sonra, sultanın yaverlerinden biri olarak sarayda görevlendirilen sanatçının, saray koleksiyonunun gelişiminde de büyük rol oynar. Yetiştirdiği öğrencilerle İstanbul’daki sanat ortamını da etkileyen Gérôme’un yönlendirmeleriyle, kayınpederi Adolphe Goupil’in sahibi olduğu Goupil Sanat Galerisi’nden alınan eserlerle saraydaki birikim, daha da zenginleşir3. Sultan II. Abdülhamid zamanı, saraydaki sanat ortamı adına önemli adımlar atılır.

had taken the opportunity to seeinside the European art world at the Paris International Exposition of 1867, which he attended as an ‘Honoured Guest’, made would have an effect on the brave steps taken, from the point of few of the plastic arts, in the years to come. He ordered, along with his own portraits, crowded compositions depicting historical subjects that reflected the heroism of the Ottomans from artists such as the Frenchman, Guillemet, the Pole, Chlebowsky, and the Russian Aivazovsky. In this way, he amassed a magnificent collection composed of oil-paintings created by European artists. With the encouragement of Sultan Abdul Aziz, who wished to bring a European influence to bear on the artistic life of Istanbul, the French artist Guillemet established the first painting school in Istanbul and among his first students were Sarkis Diranyan and his older brother, Civanyan, who would in later years become well-known artists. After Ahmed Ali Bey (Şeker Ahmed Pasha), who had been a student of Jean-Léon Gérôme and Gustave Boulanger in Paris, returned home, he opened the first painting exhibition in our country, on 27th April 1873. A short time later, the artist, who had been taken into the palace as one of the sultan’s adjutants, played a huge role in the development of the palace collection. With the students he nourished, the guidance from Gérôme, which had an effect on the art world in Istanbul, and with the works acquired from the Goupil Art Gallery, whose owner, Adolphe Goupil, was his father-in-law, the collection in the palace was even more enriched3.

Goupil’den alınan eserlerin önemli bir kısmı, günümüzde Dolmabahçe Sarayı ve Milli Saraylar’a bağlı diğer saray, köşk ve kasırlarda korunmaktadır. Bir kısmı ise farklı tarihlerde Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Topkapı Sarayı, Askeri Müze, Deniz Müzesi ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi gibi çeşitli kurumlara devredilmiştir. Goupil’in saraya sattığı resimler, kayıt defterlerinde de görülmektedir. (http://archives.getty.edu) 3 An important section of the works received from Goupil has been preserved in Dolmabahçe Palace and other palaces, kiosks, and pavilions under the aegis of National Palaces. While another section has at different times been handed over to various foundations, such as the Presidency, the Turkish Grand National Assembly, Topkapı Palace, the Military Museum, the Naval Museum, and the Istanbul Painting and Sculpture Museum. The paintings Goupil sold to the palace can also be seen in the record books. (http://archives.getty.edu) 3

43


In Sultan Abdul Hamid II’s time, the artistic life of the palace took some important steps. The sultan, who aimed to establish a museum in the vast Yıldız Palace complex, had foreign and local painters produce portraits of sultans who came before him, princes and princesses, and high officials in the palace. He had Ottoman victories depicted, and he requested that the Italian painter, Fausto Zonaro (1854-1929), to whom he had given the official title of “Court Painter”, paint his children’s portraits, a copy of Gentile Bellini’s portrait of Mehmed the Conqueror, and various scenes relating to the conquest of Istanbul. Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi kurucusu Osman Hamdi Bey. Founder of the School of Fine Arts in Istanbul, Osman Hamdi Bey.

Yıldız Sarayı kompleksi içinde bir müze kurmayı amaçlayan sultan, yabancı ve yerli ressamlara, kendisinden önceki padişahların, prensesler, şehzadeler ve saray erkânının portrelerini yaptırır. Osmanlı zaferlerini tablolaştırır. “Ressam-ı hazreti şehriyari” unvanıyla sarayda görevlendirdiği İtalyan ressam Fausto Zonaro’ya (1854-1929) çocuklarının portrelerini, Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmed portresinin bir kopyasını ve İstanbul’un fethi konulu tabloları sipariş eder. Jean-Léon Gérôme’un bir başka öğrencisi olan Osman Hamdi Bey, 1881’de Aya İrini’den Çinili Köşk’e taşınan Müze-i Hümayun müdürlüğüne atanır. Müzeciliğinin yanı sıra arkeolog ve ressam olan Osman Hamdi Bey, bir güzel sanatlar okulu kurmak amacındadır. Okulun kurulması için aynı yıl, sultanın buyruğuyla bir kararname çıkartılır ve Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin resmi açılışı 1883’te gerçekleşir. Okulda dersleri, M. Salvatori Valéri ve M. J. Warnia-Zarzecki (resim), E. Osgan Efendi (yontu), 44

Osman Hamdi Bey, who was another one of Jean-Léon Gérôme’s students, was appointed to the management of the Imperial Museum, which moved from Hagia Irene to the Tiled Kiosk in 1881. Osman Hamdi Bey, who was an archaeologist and a painter as well as a museum curator, had the intention of founding a fine arts school, and this was realised in the same year when a pronouncement was made in the form of the sultan’s official decree, and the Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi (The High School for Fine Arts) was officially opened in 1883. Foreign artists, such as M. Salvatori Valéri and M. J. Warnia-Zarzecki (painting), E. Osgan Efendi (sculpture), M. Alexandre Vallauri (architecture), and M. Napié (etching), all living in Istanbul at the time gave the first lessons at the school. Again, in those years, we encounter a writer who witnessed the birth of Turkish art through his books and articles. Adolphe Thalasso (1855/57-1919), who was born in Istanbul, had been resident in Paris since he was a child, but he did not sever his ties with Istanbul; he published many articles and books on the subject of art, music, and theatre in the


M. Alexandre Vallauri (mimarlık) ve M. Napié (gravür) gibi o yıllarda İstanbul’da yaşayan yabancı sanatçılar vermiştir. Yine bu yıllarda yazı ve kitaplarıyla Türk resminin doğuşuna tanıklık eden bir yazarla karşılaşırız. İstanbul doğumlu Adolphe Thalasso (1855/57-1919), gençlik yıllarından itibaren Paris’te ikamet etmiş, ama İstanbul’la bağını koparmamış; Osmanlı’da resim, müzik, tiyatro konuları üzerine birçok makale ve kitap yayımlamıştır. Osmanlı dünyasındaki sanat ve sanatçıların Batı’da tanınmasında büyük katkısı olan Adolphe Thalasso, Victor Hugo’dan Sarah Bernhardt’a, Namık Kemal’den Abdülmecid Efendi’ye; Paris ve İstanbul’daki sanat çevreleriyle sağlam dostluklar kurmuştur. Zaman zaman yazılarına eşlik eden resim ve desenler yaptırdığı Fausto Zonaro ve Osman Hamdi Bey ile yakın dosttur. Özellikle Zonaro’yla beraber birçok ortak çalışma gerçekleştirirler. Thalasso, Figaro Illustre’de hakkında yazmak istediğinde Zonaro, Sultan Abdülhamid’in kızmasından çekinerek, yayımlanacak metni görmek ister. Zonaro’nun eserleri üzerine kaleme alınan uzun metin 22 tablosu ile birlikte yayımlandığında, Sultan Abdülhamid sarayında görevli ressam hakkında çıkan bu yazıyı çok beğenir, derginin sanat müdürü Roger Miles ve yazar Thalasso’yu Mecidi nişanı ile ödüllendirir. İstanbul’da da satışa sunulan Figaro Illustre’in söz konusu sayısındaki yazıdan birkaç ay sonra, Beşiktaş Akaretler’deki ev-atölyesini ziyaret eden Thalasso, evdeki anı defterine şunları yazar: “İnsan Zonaro’ya tüm teşekkürlerim, Sanatçı Zonaro’ya tüm hayranlığımla... Beşiktaş’taki evinde, Fransa’ya hareket etmeden bir gün önce yazdım. 16 Haziran 1907.”4

Ottoman Empire. Thalasso played a huge role in getting the art and artists of the Ottoman world known in the West, and he established solid friendships within the art world in Paris and Istanbul, from Victor Hugo to Sarah Bernhardt, from Namık Kemal to Abdul Mejid Efendi. He had close friendships with Osman Hamdi Bey and Fausto Zonaro, who he would occasionally get to produce paintings and designs to accompany his writings. He realised many co-operative pieces, particularly with Fausto Zonaro. When Thalasso wanted to write about him in Figaro Illustré, Zonaro asked to see the text to be published so as not to anger Sultan Abdul Hamid. When the long text on Zonaro’s works, accompanied by twenty-two of his paintings, had been published, Sultan Abdul Hamid was so delighted with the article about the official painter in his palace, he awarded the art director of the magazine, Roger Miles, and the writer, Thalasso, with the Mejidi Medal. A few months after the article in Figaro Illustré had gone on sale in Istanbul, Thalasso paid a visit to the artist’s home-studio in Akaretler in Beşiktaş and wrote in the visitors book: “All of my thanks go to the man Zonaro, with all my admiration for the artist Zonaro, I wrote this in his house in Beşiktaş the day before travelling to France. 16th June 1907.”4

Figaro Illustré’nin İstanbul özel sayısı. Erol Makzume Koleksiyonu Figaro Illustré’s ‘Constantinople’ special edition. Erol Makzume Collection.

Bu dostluk bir süre sonra en güzel meyvesini verecektir: Thalasso’nun yazıp, Zonaro’nun resimlediği, Der i Seadet ou Stamboul, Porte du Bonheur 1908’de Paris’te J. Dumoulin tarafından çok özel bir baskıyla 300 adet yayımlanmıştır. İstanbul üzerine bir anıt-kitap denebilecek güzellikteki kitapta Thalasso’nun metnine Zonaro’nun 49 resmi eşlik etmektedir. (Yeni edisyonu için bkz.: Dersaadet - Saadet Kapısı İstanbul / İstanbul, The Gate to Bliss, Haz. Ömer Faruk Şerifoğlu, İstanbul: Kültür A.Ş., 2009.) 4 This friendship shall soon bear the most beautiful fruit: The book, Der-I Seadet ou Stamboul, Porte du Bonheur, written by Thalasso and illustrated by Zonaro, was published in a 300-copy special limited edition by J. Dumoulin in Paris in1908. In this book on Istanbul, of such beauty it might be called a literary monument, Thalasso’s text was accompanied by forty-nine of Zonaro’s paintings. (For the new edition, see: Dersaadet – Saadet Kapısı Istanbul/ Istanbul, The Gate to Bliss, Prepared by Ömer Faruk Şerifoğlu, Istanbul: Kültür Ltd., 2008). 4

45


Thalasso’nun kitapları arasında özellikle kayda değer olan İlk Osmanlı ressamlarını konu ettiği L’Art Ottoman’dır5. Söz konusu kitapta Osmanlı/Türk resim sanatının kurucuları olan ustalar birer portre halinde konu edilmiştir: 1- Osman Hamdi Bey (Ressam, Müze-i Hümayun ve Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin kurucusu), 2- Fausto Zonaro (Osmanlı Sarayı’nın ve Sultan Abdülhamid’in ressamı), 3- Halil Paşa (Ressam, Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi sınav jürisi başkanı), 4- Salvator Valéri (Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nde resim öğretmeni), 5- Joseph Warnia-Zarzecki (Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nde resim öğretmeni), 6– Leonardo de Mango (Resim öğretmeni), 7- Pietro Bello (Suluboya ressamı).

Among Thalasso’s books is L’Art Ottoman5, which treats as a subject the first Ottoman painters who were particularly noteworthy. In this book, the masters who were the founders of Ottoman/Turkish pictorial art are touched on one by one in the form of a portrait: 1 – Osman Hamdi Bey (Painter, founder of the Imperial Museum and the High School for Fine Arts). 2 – Fausto Zonaro (Painter of the Ottoman Court and of Sultan Abdul Hamid). 3 – Halil Pasha (painter, chairman of the test jury at High School for Fine Arts). 4 – Salvatori Valéri (Painting teacher at the High School for Fine Arts). 5 – Joseph Warnia-Zarzecki (Painting teacher at the High School for Fine Arts). 6 – Leonardo de Mango (Painting teacher) 7 – Pietro Bello (Watercolor painter).

Fausto Zonaro (1854-1929) Adolphe Thalasso portresi, Özel Koleksiyon Portrait of Adolphe Thalasso, Private Collection.

Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin ilk yıllarında öğretmen ve öğrenciler bir arada: (ön sıra soldan sağa) Salvatore Valeri, Leonardo de Mango, Osman Hamdi Bey, Osgan Efendi ve Joseph Warnia-Zarzecki. Teachers and students gathered together in the first years of the School of Fine Arts: (Front row, from left to right) Salvatore Valeri, Leonardo de Mango, Osman Hamdi Bey, Osgan Efendi, and Joseph WarniaZarzecki. Üzerinde baskı tarihi bulunmayan kitabın Almanca baskısı da vardır (Die Orientalischen Maler der Türkei). Kitap Şehzade Abdülmecid Efendi’ye ithaf edilmiştir. Abdülmecid Efendi’nin Dolmabahçe Sarayı’ndaki kütüphanesinde bulunan 1 numaralı nüshada matbu ithaf dışında, ikinci bir ithaf ve imza vardır: “Haşmetmaapları, Sultan Abdülaziz’in oğlu Abdülmecid Efendi’ye. Türkiye’de Oryantalist ressamlar üzerine yapılmış bu çalışmayı, önünde saygıyla eğilerek, paletini ustalıkla kullanan ve Osmanlı soyundan gelenler arasında ilk kez renk sanatıyla ilgilenen soylu şehzadeye adıyorum, 12 Şubat 1911. Adolphe Thalasso.” Bu imzanın tarihinden hareketle kitabın, 1910 sonunda veya 1911’in ilk ayında basılmış olması muhtemeldir. (Yeni edisyonu için bkz.: Osmanlı Sanatı – Türkiye’nin Ressamları / Ottoman Art - The Painters of Turkey, Haz. Ömer Faruk Şerifoğlu, İstanbul: Kültür A.Ş., 2008.) 5 There is also a German edition of the book, but it has no publishing date. (Die Orientalischen Maler der Türkei). The book is dedicated to Prince Abdul Mejid Efendi. Apart from the printed dedication in issue number one in Abdul Mejid Efendi’s library in Dolmabahçe Palace, there is a second dedication and a signature: “To His Majesty Abdul Mejid Efendi, son of Sultan Abdul Aziz. I dedicate this work on Orientalist artists in Turkey to the noble prince who uses his palette masterfully and is the first of those from the Ottoman dynasty to take an interest in the colourful arts, while bowing before him respectfully, 12th February 1911. Adolphe Thalasso.” From the date of the signature, the book was most likely printed at the end of 1910 or the first month of 1911. (For the new edition, see: Osmanlı Sanatı – Türkiye’nin Ressamları/ Ottoman Art – The Painters of Turkey, Prepared by Ömer Faruk Şerifoğlu, Istanbul: Kültür Ltd., 2008). 5

46


1908’de II. Meşrutiyet’in ilanını izleyen günlerde, sanatçıların bir meslek birliği çevresinde birleşme süreci ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin doğuşu, ressamlığın profesyonel bir meslek olarak kavranmasının ilk adımını oluşturur. Ressam Mehmed Ruhi Bey’in önerisiyle ve Veliahd Abdülmecid Efendi’nin himayesinde kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin kurucuları Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk mezunlarından olan genç sanatçılardır: Mehmed Ruhi, Sami [Yetik], Şevket [Dağ], Hikmet [Onat], İbrahim [Çallı], Agâh, Kâzım, Ahmed İzzet, Ahmed Ziya [Akbulut] ve Mesrur İzzet.6 Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından 18 sayı (20 Ocak 1911–14 Temmuz 1914) yayımlanabilen Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, Türk resim sanatındaki yönelişlerin açıkça izlenebileceği bir kapsam ortaya koymuştur. Osman Hamdi Bey ve Hoca Ali Rıza ile ilgili iki özel sayı da özgün birer seçim olarak farklı eğilimler arasında, daha o yıllardaki denge arayışının bir göstergesidir.7 Osmanlı hanedanının son veliahdı ve halifesi Abdülmecid Efendi Osmanlı siyasal yaşamında olduğu kadar, sanat ortamın-

In the days which saw the announcement of the 2nd Constitution in 1908, the process of the artists coming together as a trade union and the birth of the Society of Ottoman Painters created the first step in the recognition of painting as a professional vocation. The founders of the Society of Ottoman Painters, established with the recommendation of the artist, Mehmed Ruhi Bey and the patronage of Crown-Prince Abdul Mejid Efendi, were young artists who were among the first to graduate from the School for Fine Arts: Mehmed Ruhi, Sami [Yetik], Şevket [Dağ], Hikmet [Onat], Ibrahim [Çallı], Agâh, Kâzım, Ahmet Izzet, Ahmed Ziya [Akbulut], and Mesrur Izzet.6 The eighteen editions of the Journal of the Society of Ottoman Painters (20th January 1911 – 14th July 1914) that were able to be published by the Society of Ottoman Painters set forth a clearly traceable compass of the drift in the Turkish pictorial arts. The two special editions, concerning Osman Hamdi Bey and Hodja Ali Rıza who were artists of different styles, were intentionally selected, as an indicator of the quest for equilibrium in those years.7

İgnace Spiridon (1860-1900) Veliahd/Halife Abdülmecid Efendi, MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi Crown Prince/Caliph Abdul Mejid Efendi, MSGSÜ Istanbul Museum of Painting and Sculpture.

Abdülmecid Efendi (1868-1944) Haremde Bethoven, MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi Beethoveen in the Harem, MSGSÜ Istanbul Museum of Painting and Sculpture. 6 6

A. S. Güler, II. Meşrutiyet Ortamında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, (doktora tezi), İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi, 1994: s. 8. A.S. Güler, II. Meşrutiyet Ortamında Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi, (Doctoral Thesis), Istanbul: Mimar Sinan University, 1994: p. 8.

S. Tansuğ, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden Güzel Sanatlar Birliğine 1909- 1991 From the Society of Ottoman Painters to the Association of Fine Arts, İstanbul: Alarko, 1991: s. 7 7 S. Tansuğ, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden Güzel Sanatlar Birliğine 1909-1991 From The Society of Ottoman Painters to the Association of Fine Arts, Istanbul: Alarko, 1991: p. 7. 7

47


da derin izler bırakmış bir kişiliktir. Ressam kimliğinin yanında hat, müzik ve edebiyat alanlarındaki etkinlikleri ve öncelikle sanat koruyuculuğu Osmanlı sanatındaki yenilikçi gelişmelere ivme kazandırmıştır. Desteklediği sanat etkinlikleri ile batılılaşan ve modernleşen Osmanlı kültür ve sanat ortamında önemli bir rol oynamıştır. Sanayi-i Nefise Mektebi hocaları ve Osman Hamdi Bey ile yakın dost olmuş, beraber resim çalışmaları yapmıştır. Daha sonraki yıllarda “1914 Kuşağı” diye anılan ressamlar grubunun her zaman destekçisi olmuştur. Avni Lifij’in Avrupa’da eğitim görmesini sağladığı gibi, Namık İsmail, Nazmi Ziya, Şevket Dağ, Feyhaman Duran’la sanatsal tartışmalara girişmiş, onların Türk imgesini Avrupa’da tanıtmayı amaçlayan “Şişli Atölyesi”ne destek vermiş ve eserleriyle sergilere katılmıştır. Şurası gerçektir ki, Halife Abdülmecid Efendi, bir hanedan üyesi olmasına karşın, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasal ve ideolojik sorunlarla çalkalandığı süreçte, tüm sanatsal etkinlikleri ile modernleşmeyi ilke edinen, İslam gelenekleriyle Batı bireşiminin sağlanabileceğini

Abdul Mejid Efendi, the last crownprince and caliph of the Ottoman dynasty, was a personality who left deep traces in the world of art as much as he did in his political life. Alongside his identity as anartist, his abilities in the fields of calligraphy, music and literature, and primarily, his preservation of art did much to speed the acceleration of progressive developments in Ottoman art. He played an important role in Ottoman culture and art that would be westernised and modernised through the artistic activities he supported. He became a close friend with Osman Hamdi Bey and the teachers at the School for Fine Arts and they would paint together. He was always a supporter of the group of artists who would in much later years be remembered as the “1914 Generation”. Just as he provided an education in Europe for Avni Lifij, he entered into artistic discussions with Namık Ismail, Nazmi Ziya, Şevket Dağ, and Feyhaman Duran, gave support to the “Şişli Studio” who were aiming to familiarise the image of the Turks in Europe, and he took part in exhibitions with his own works.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nin ilk sayısı, Ömer Faruk Şerifoğlu Arşivi The first edition of the Society of Ottoman Artists Journal, Ömer Faruk Şerifoğlu Archive.

Şişli Atölyesi ressamlarının, Veliahd Abdülmecid Efendi’nin ziyareti hatırası: (soldan sağa) Mehmed Ruhi Bey, Ali Cemal [Benim], Abdülmecid Efendi, Namık İsmail, Çallı İbrahim, A. Hikmet [Onat], Sami [Yetik] ve Ali Sami [Boyar]. Ömer Faruk Şerifoğlu Arşivi. The Şişli Studio artists’ memento of Crown Prince Abdul Mejid Efendi’s visit: (From left to right) Mehmed Ruhi Bey, Ali Cemal [Benim], Abdul Mejid Efendi, Namık Ismail, Çallı Ibrahim, A. Hikmet [Onat], Sami [Yetik], and Ali Sami [Boyar]. Ömer Faruk Şerifoğlu Archive. 48


öngören bir aydındır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Osmanlı sarayının ve kendisinin Türk resim sanatı tarihindeki yeri daha da belirginleşecektir.8 1924’te Türkiye’den ayrıldıktan sonraki sanat hayatı ve benimsediği üslup hakkında daha sağlıklı araştırmalara gereksinim vardır. Meşrutiyet’in ilanından sonra açılan Avrupa konkurunu kazanan, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti kurucularından bir grup genç sanatçı, resim öğrenimi için Paris’e gönderilir. Académie des Beaux Cormon atölyesine ve Académie Julian’da Laurens atölyesine devam eden bu sanatçılar, I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda dönmek zorunda kalırlar. İbrahim Çallı, Mehmed Ruhi, İbrahim Feyhaman, Ahmed Hikmet [Onat], Sami [Yetik], Namık İsmail ve Şevket Bey’den oluşan bu grubun gelişi, İstanbul sanat ortamında doğal olarak bir canlanmaya dönüşür. Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi’nde bazı hocaların emeklilikleri gündemdedir. 1915 yılında resim atölyesinin başına İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Namık İsmail ve Hikmet Onat, heykel atölyesinin başına İhsan Özsoy getirilir ve sanat eğitimi yeni bir boyut kazanır.

Mehmed Ruhi Bey (1880-1931) Gazi’yi İstikbal, Ankara Resim Heykel Müzesi The Future Ghazi, Ankara Museum of Painting and Sculpture. 8 8

There remains the fact that, despite being a member of the dynasty, Caliph Abdul Mejid Efendi, in a period when the Ottoman Empire was being shaken by political and ideological problems, was a shining light who made a point of modernisation through all artistic activities and proposed that there could be a synthesis of the West with Islamic traditions. When he is evaluated in this context, his place in the history of the Ottoman court and of his own Turkish pictorial art becomes even more crystallised.8 There is a need for further robust study into his artistic life after he left Turkey in 1924 and into the style that he embraced. A group of young artists from the founders of the Society of Ottoman Painters, who had won a European competition, opened up to them after the announcement of the Constitution, was sent to Paris for training in painting. These artists, who continued at the Cormon studio at the Académie des Beaux Arts and at the Laurens studio in the Académie Julian, were forced to return home at the outbreak of the First World War. The development of the group, which included Ibrahim Çallı, Mehmed Ruhi, Ibrahim Feyhaman, Ahmed Hikmet [Onat], Sami [Yetik], Namık Ismail and Şevket Bey, transformed into a natural renaissance for the artistic world in Istanbul. The retirement of some of the teachers at the High School for Fine Arts was on the agenda. In 1915, Ibrahim Çallı, Nazmi Ziya, Feyhaman Duran, Namık Ismail, and Hikmet Onat were brought in to lead the painting studio, and Ihsan Özsoy was brought in to lead the sculpture studio, and art education took on a whole new dimension.

G. Renda, Hanedandan Bir Ressam Abdülmecid Efendi, İstanbul: YKY, 2004: 11-20. G. Renda, Hanedandan Bir Ressam Abdülmecid Efendi, İstanbul: YKY, 2004: 11-20. 49


“1914 Kuşağı” olarak anılan bu grup, 1916 ilkbaharında Galatasaraylılar Yurdu’nda 49 sanatçının 190 eserle katıldığı görkemli bir sergi açar. 1950’lere kadar kesintisiz olarak düzenlenen Galatasaray Sergileri, uzun yıllar Türk resim sanatı içinde etkin bir rol üstlenmiş ve Türk resmi için Paris’teki “Salon”a benzer bir kimlik kazanmıştır. Bütün bu anlatılanlardan şu sonuca varmak sanırım abartılı olmayacaktır: 1915’e kadar ülkemizdeki “tasvir”den betime ve “resim”e dönüşen sanat algısı ve sanatsal üretim, çoğu oryantalist olarak tanımlanan Batılı sanatçıların katkılarıyla gerçekleşmiştir. Sonraki kuşak olan yerli sanatçılar da yine bu ustaların öğrencileridir. Osmanlı sarayının ilgisi ve himayesi ile başlayan süreçte, Oryantalist ressamların katkısıyla oluşan kurum ve kuşaklarla şekillenen Türk resmi, okulları, ekolleri ve öncü isimlerin etkisiyle bugüne kadar büyük bir birikime dönüşmüştür.

This group, which was remembered as the ‘1914 Generation’, in the spring of 1916 opened a magnificent exhibition at the Galatasaray Student Hall, in which forty-nine artists entered 190 separate works of art. The Galatasaray Exhibitions, which continued without a break up to the 1950s, took on an active role in the Turkish pictorial arts for many years and it earned Turkish painting an identity comparable to a Paris “Salon”. After all that has been narrated, to arrive at this conclusion would not be, I think, hyperbolic: Until 1915, the perception of art and artistic production in our country, which had transformed from ‘description’ to ‘depiction’ and then to ‘painting’, was realised through the participation of western artists, most of whom are identified as being orientalist. The local artists, who were the next generation, were also the students of these masters. In the period which began with the interest and patronage of the Ottoman Court, Turkish painting, its schools, colleges and pioneers, shaped by generations and through establishments set up with the help of Orientalist artists, has transformed into an important accumulation up to our days.

Mehmed Ruhi Bey’in tasarladığı 1340 [1924] Galatasaray Sergisi’nin afişi. Esin Arel Tunalıgil Arşivi Poster for the 1340 [1924] Galatasaray Exhibition, designed by Mehmed Ruhi Bey. Esin Arel Tunalıgil Archive. 50


51


19. YÜZYILDA EFES BÖLGESİNDE ÇALIŞAN SANATÇILAR ARTISTS WHO WORKED IN THE AEGEAN REGION IN THE 19TH CENTURY

ALLOM, Thomas (İngiliz/English, 1804-1872) BARRY, François P. B. (Fransız/French, 1813-1905) BARTLETT, William Henry (İngiliz/English, 1809-1854) BONNAT, Léon Joseph (Fransız/French, 1833-1922) BOWLES, R.F. (İngiliz/English, 19. yy/ct) BRANGWYN, Frank, Sir (İngiliz/English, 1867-1956) CARELLI, Rafaele (İtalyan/Italian, 1975-1864) CASSAS, Louis-François (Fransız/French, 1756-1827) CHENAVARD, Antoine-Marie (Fransız/French, 19. yy/ct) CHOISEUL- GOUFFIER, Kont/Conte (Fransız/French, 1752-1817) CORSINI, Raffaele (İtalyan/Italian, 19. yy/ct) COSTE, Pascal (Fransız/French, 1787-1879) COUVELET (COUVELEY), Adolphe (Fransız/French, 1805-1867) CURTOVICH, Ovide (Yugoslav/Yugoslavian, 1855-1930) DADD, Richard (İngiliz/English, 1819-1887) DANIELL, Edward Thomas (İngiliz/English, 1804-1842) DAVIS, Edwin John (İngiliz/English, 19. yy/ct) DECAMPS, Alexandre Gabriel (Fransız/French, 1803-1860) DEROY, Auguste (Fransız/French, 1825-1906) DEVEREUX, Walter Bourchier (İngiliz/English, 19. yy/ct) DIAZ de LA PEÑA, Narcisse Virgile (Fransız/French, 1807-1876) ENDER, Thomas (Avusturyalı/Austrian, 1793-1875) EYSSERIC, Joseph (Fransız/French, 1860-1932) FAMARS TESTAS, Willem de (Hollandalı/Dutch, 1834-1896) FELLOWS, Charles Sir (İngiliz/English, 19. yy/ct) FLANDIN, Eugène Napoléon (Fransız/French, 1803-1876) FORBIN, Louis-Nicolas-Philippe-Auguste Kont (Fransız/French, 1777-1841) FRÉMY, Antoine-Alexandre-Auguste (Fransız/French, 1816-1885) FRÈRE, Charles Théodore (Fransız/French, 1814-1888) FUERSTENAU, Oscar (Çek/Czech, 1873-?) GARNERAY, Louis Ambroise (Fransız/French, 1783-1857) GEIGER, Peter Johann Nepomuk (Avusturyalı/Austrian, 1805-1880) GENTZ, Karl Wilhelm (Alman/German, 1822-1890) GILLOTIN, Auguste René (Fransız/French, 1814-1861) GLEYRE, Marc Gabriel Charles (İsviçreli/Swiss, 1808-1874) GOULD, Walter (ABD/USA, 1829-1893) GOUPIL-FESQUET, Frédéric (Fransız/French, ?-1878) GYSIS (GHYZIS), Nicolas (Yunanlı, 1842-1901) 52


HAAG, Carl (İngiliz (Alman)/English (German), 1820-1915) HARDING, James-Duffield (İngiliz /English, 1798-1863) HARPER, Henry Andrew (İngiliz/English, 1835-1900) HILAIR, Jean-Baptiste (Fransız/French, 1753-1822) HUYOT, Jean-Nicolas (Fransız/French, 1780-1840) KELLOGG, Miner (Mary) Kilbourne (ABD/USA, 1814-1889) LABORDE, Léon Emmanuel Simon Joseph de (Markiz/Marquise) (Fransız/French,1807-1869) LABOUREUR, Jean Émile (Fransız/French, 1877-1943) LAURENS, Jules Joseph Augustin (Fransız/French, 1825-1901) LEWIS, John Frederick (İngiliz/English, 1805-1876) LOEFFLER, August (Alman/German, 1822-1866) LYTRAS, Nikephoros, (Yunanlı/Greek, 1832-1904) MARILHAT, Prosper-George Antoine (Fransız/French, 1811-1847) MARY, Benjamin (ABD/USA, 1792-1846) MCKEWAN, David Hall (İngiliz/English, 1817-1873) MULLER, William James (İngiliz/English, 1812-1845) NEUVILLE, Alphonse Marie de (Fransız/French, 1835-1885) PICKNELL, William Lamb (İngiliz/English, 1853-1897) RABES, Max Friedrich (Alman/German, 1868-1944) RAFFET (RAFET), Auguste (Fransız/French, 1804-1860) RALLI, Théodore Jacques (Yunanlı/Greek, 1852-1909) READ, Samuel (İngiliz/English, 1816-1883) REY, Étienne (Fransız/French, 1789-1867) RODIER, George (Fransız/French, 19. yy/ct) ROERBYE (RØRBYE), Martinus Christian Wesseltoft (Danimarkalı/Danish, 1803-1848) ROGERON, Gabriel (Fransız/French, 19. yy/ct) SCHMIDT, Max (Alman/German, 1818-1901) SCHRANZ, Joseph (Alman/German, 1803-1853) SCITIVAUX DE GREISCHE, Roger de (Fransız/French, 1830-1870) SÉCHAN, Charles (Fransız/French, 1803-1874) STARCK, Julius Josephus Gaspard (Belçikalı/Belgian, 1814-1884) STOECKLER, Emmanuel (Çek/Czech, 1819-1893) SWOBODA, Sandor-Alexander (Macar-Avusturyalı/Hungarian-Austrian, 1826-1896) THOMAS, Félix (Fransız/French, 1815-1875) TOURNEMINE, Emile Vacher de (Fransız/French, 1812-1872) WALSH, Robert (İngiliz/English, 19. yy/ct) WEIDENBACH, Ernst (Alman/German, 1818-1882) WEISS, Johann Rudolf (İsviçreli/Swiss, 1846-1933) WILKIE, David, Sir (İngiliz/English, 1785-1841) WITTMER, Johann Michael (Alman/German, 1802-1880) WOLFENSBERGER, Johann Jakob (İsviçreli/Swiss, 1797-1850) ZIEM, Félix (Fransız/French, 1821-1911) 53


EGE SEVDALISI : Alexandre Gabriel DECAMPS (1803-1860) A LOVER OF THE AEGEAN : Alexandre Gabriel DECAMPS (1803-1860) EROL MAKZUME

Çağdaşları arasında 19. Yüzyılın en önemli ressamlarından sayılan Alexandre Gabriel Decamps, 3 Mart 1803’te Paris’te doğdu. İlk resim eğitimini, mimari tarzda çizim yapan ressam Étienne Bouchot’nun atölyesinde alan Decamps, daha sonra tanınmış akademik ressam Abel de Pujol’ün yanında çalıştı, ancak Pujol talebelerini yetiştirmek yerine kendi kariyerine öncelik verince bu birliktelik kısa sürdü. Decamps bir süre Louvre müzesindeki Hollandalı resim üstadlarının kopyalarını yaparak, 1820 yılından sonra yalnız çalışmaya başladı ve özellikle Rembrandt’ın aydın gölge fonlarını, zayıf sarımtrak ışık efektlerini benimsedi. 1827 yılında, Paris Salonları’nda ilk sergisini açtı ve Doğu’yu henüz keşfetmeden, eski hocası Pujol’den esinlenerek, tablolarında, hayal ettiği Doğu şehirlerini ve Türk figürlerini konu olarak işledi. Fransız hükümetinin talebi üzerine, 1828 yılında ressam Ambroise-Louis Garneray ile Navarino Savaşı konusunu resmetmek amacı ile Yunanistan’a gitti. Atina’da Garneray ile anlaşamayınca, Türkiye’ye tek başına gitmeye karar vererek Şubat ayında deniz yoluyla İzmir’e geldi. Burada geçici bir atölye kurup, gündüzleri İzmir ve civarında yaptığı birçok eskizlerden, akşamları geç saatlere kadar çalışarak suluboya ve yağlıboya eserler oluşturdu. İzmir, Manisa, 54

Alexandre Gabriel Decamps, who was considered among his contemporaries to be one of the most important artists of the nineteenth century, was born in Paris on 3rd March 1803. His first painting lessons were in the studio of Étienne Bouchot, an artist who drew in an architectural style, and he later worked with Abel de Pujol, a well-known academic artist. However, since Pujol, instead of nurturing his students, gave more priority to his own career, this relationship did not last long. After 1820 Decamps began to work on his own, for a time making copies of the Dutch masters in the Louvre and he particularly embraced the illuminated shade backgrounds and faint-yellowish light effects used by Rembrandt. He opened his first exhibition in the Paris Salons in 1827 and, having not yet discovered the Orient, under the influence of his old teacher, Pujol, he started to treat the Oriental cities and Turkish characters of his imagination as a subject in his paintings. In 1828, at the request of the French government, he went to Greece with the artist, Ambroise-Louis Garneray, with the aim of depicting the subject of the Battle of Navarino. Having had a disagreement with Garneray in Athens, he decided to go to Turkey on his own, arriving in Izmir by sea in February. Here he set up a temporary studio where he created works in oils and watercolors,

Sanatçının Otoportresi Self-Portrait of the Artist


Aydın, Balıkesir ve Uşak gibi vilayetleri gezen ressam daha sonra 1929 başlarında İstanbul’da kısa bir süre kaldıktan sonra, yaklaşık bir buçuk yıl yaşayıp unutulmaz anlar geçirdiği Ege Bölgesi’ni terk ederek ülkesine döndü. İstanbul’da, şehri ziyaret eden İngiliz Lord Hertford’a sattığı, 16 yağlıboya, 11 suluboya ve bir pastel tablodan oluşan önemli koleksiyon daha sonra Sir Richard Wallace tarafından satın alınarak Londra’da National Gallery’de bulunan Wallace Koleksiyonu’na alındı.

working into the small hours of the night from the many sketches he had made during the day in and around Izmir. The artist, who travelled around provinces such as Izmir, Manisa, Aydın, Balıkesir, and Uşak, and after later staying for a short time in Istanbul, returned home at the beginning of 1929, leaving behind the Aegean region where he had lived for almost a year and a half and experienced many unforgettable moments. The important collection, comprising sixteen

Sergide yer alan Decamps suluboyanın gravürü. Gravör: Imp. Lith. de Gihaut Frères Éditeurs. Decamps watercolor etching, included in the exhibition. Etchers: Imp. Lith. de Gihaut Frères Éditeurs.

oil paintings, eleven watercolors and a pastel piece, that he sold to the Englishman, Lord Hertford, who was visiting Istanbul, was later bought by Sir Richard Wallace and is now in the Wallace Collection in the National Gallery in London. Doğu’da, gittiği tek ülke olan Türkiye’de karşılaştığı renkli doğadan ve insanlardan çok etkilenen Decamps, Fransa’ya döndükten sonra unutamadığı bu ülkeyi sihirli fırçasıyla tablolarına aktarmayı sürdürdü. O dönemde ülkemize henüz fes girmediğinden, eserlerindeki figürler günün kıyafetleriyle yansıtılmış bulunmaktadır.

Decamps, who had been greatly affected by the colourful nature and peoples he had encountered in Turkey, the only country he visited in the Orient, even after he returned to France, continued to depict this country he could not forget with his magic brush. They are a reflection of that period, with the figures featured in his works wearing the costume of the day, when the fez had not yet been introduced to our country. 55


1831 Paris Salonunda Decamps’ın ‘’Ronde du Cadji (Haci)-bey de Smyrne’’ [İzmir’de Gece Devriyesi] tablosu diğer ünlü oryantalist ressam Eugène Delacroix’nın ‘’La Liberté’’ [Hürriyet] tablosunun yanında yer aldı ve “2. sınıf ” madalya kazandı. Bu eser 1642 tarihli Rembrandt’ın aynı adı taşıyan “Gece Devriyesi” tablosunu anımsatmaktaydı. Daha sonraki salonlarda Decamps, Delacroix ve Ingres’in tabloları hep aynı sergilerde yer aldı. Çağdaşları tarafından Decamps, Delacroix ayarında bir ressam olarak kabul ediliyor, eserleri Orleans Dükü Baron de Rotschild, Marki de Mason gibi dönemin saygın koleksiyoncuları tarafından satın alınıyordu.

At the Paris Salon of 1831, Decamps’ painting, ‘Ronde du Cadji (Haci)–bey de Smyrne’ (The Night Watch in Izmir) was displayed next to, that other orientalist painter, Eugène Delacroix’s ‘La Liberté’ and it earned him the ‘2nd Class’ medal. This work was intentionally evocative of Rembrandt’s 1642 painting of the same name, ‘The Night Watch’. At later salons, Decamps’ works would be displayed alongside those of Delacroix and Ingres. Decamps was accepted by his contemporaries as being an artist of the same calibre as Delacroix and his works were sought by the most prestigious collectors of his day, such as Baron de Rothschild, Duke of Orleans, and the Marquis de Mason.

1833 Paris Salonu’nda “Constantinople’’ kitabı yazarı, eleştirmen Gauthier, Decamps için “Jean-Dominique Ingres’in desendeki üstünlüğü , Decamps’da renk kullanımı üstünlüğüne döner.’’ demişti. 1855’te Paris’te Exposition Universelle’e [Kâinat Sergisi] katıldığı altmış tablonun tamamına yakını, Ege konulu idi. Doğu seyahatinden beri çeyrek asrı aşan bir süre geçmiş olmasına rağmen ressamın gözlerinde hâlâ mavi renkli, büyüleyici gökyüzü, mehtabın gizemi ve her rengi taşıyan Türk kadınındaki masum, erkeğindeki güçlü ve çocuğundaki haşarı ifade görülebiliyordu.Titiz bir çalışma yöntemi, detaylardaki ısrarcı gözlemciliği, insan-doğa bağlantısını yansıtmaya özen gösteren sorumluluk duygusu Decamps’ın konuya bilimsel gözle yaklaştığını kanıtlamaktadır.

At the Paris Salon of 1833, the critic and writer of ‘Constantinople’, Gauthier, said of Decamps: “The mastery in the drawing of Jean-Dominique Ingres calls to mind the mastery of the use of colour in Decamps.” Almost all of the sixty paintings entered into the Exposition Universelle in Paris in 1855 had the Aegean as their theme. Despite it being more than a quarter of a century since his sojourn in the Orient, the enchanting blue sky, the mystery of the moon, the expression of innocence in the colourful Turkish women, of strength in the Turkish man, and of mischief in the child could still be seen in the artist’s eyes. A meticulous approach to work, a persistent attention to detail, and the sense of responsibility that makes a point of reflecting the connection between man and nature demonstrate that Decamps approached his subjects with a scientific eye.

1831’den itibaren “Decamps’ın oryantalizm’i” daha sonra aynı konuyu işleyen ressamlar için referans teşkil etmeye başladı ve ressam oryantalizm sanatının duayenleri arasına girdi. Buna rağmen kariyerinin son on yılında, sağlık sorunları ve bunun getirdiği depresyon sonucu resme ilgisini kaybetti, yeni eserler 56

After 1831, he started to formulate ‘the orientalism of Decamps’ as a reference for painters who would later treat the same subject and the artist became one of the doyens of orientalist art. Despite this, in the last ten years of his career, as

Dükkanında çubuk içen Türk tüccar, 1844, tuval üzerine yağlıboya, 36x28 cm, Musée d’Orsay, Paris. Turkish Merchant smoking tobaccopipe in his shop, 1844, oil on canvas, 36x28cm, Musée d’Orsay, Paris.


yapamadı ve ilişkide olduğu Barbizon ressamları ile Courbet’nin realist, naturalist yaklaşımından fikren uzaklaştı. 1839 yılında “Chevalier de la Légion d’Honneur” ile ödüllendirilen ressam, 1851 yılında “Officier de la Légion d’Honneur” derecesine yükseldi ve 1851-53 yılları arasında Paris salonlarında jüri üyeliği yaptı. 1855’ten, hayata göz yumduğu 1860 yılına kadar, Fon tainebleau ormanında bulunan evinde daha önce yapmış olduğu konuları tekrar etti. Yaşamı boyunca aynı ahenk, akıcılık ve gerçekçilikle, Türk peyzajlarını, hayvan ve av konularını, tarihsel, dinsel kompozisyonları tuvale döken ressamın başarısının sırrını belki de, Doğu’nun kendisinde bıraktığı iz ile Rembrandt’ın stilinin sentezinde aramak gerekecektir. 1850-1860 yıllarında Paris’te oturan Osmanlı diplomat Halil Şerif Paşa , 19. Yüzyılda bir sanatsever olarak, çok önemli sanat eserlerinin yer aldığı bir koleksiyon oluşturan aydınlarımızdan birisidir. Corot, Courbet, Fromentin, Ingres, Delacroix, Vernet, Rousseau, Boucher, Gérôme gibi ünlü ressamların yapıtları

a result of health problems and the depression this brought him, he lost interest in painting and made no new works, mentally withdrawing from the realist/ naturalist approach of Courbet and the Barbizon artists with whom he was associated. The artist, who had been awarded a knighthood as a ‘Chevalier de la Légion d’Honneur’ in 1839, was raised to the level of ‘Officier de la Légion d’Honneur’ in 1851 and he became a jury member at the Paris salons between the years 1851-1853. From 1855 until 1860, he turned his back on life and, in his house in the Forest of Fontainebleu, repeated subjects he had made before. The secret to the success of an artist who, for the whole of his life, poured onto his canvases, with the same harmony, fluency, and realism, Turkish landscapes, animal and hunting themes, historical and religious compositions, is perhaps to be found in the synthesis of the traces the Orient had left within him with the style of Rembrandt.

İzmir yolunda, Manisa’da Türk devriyesi molada, tuval üzerine yağlıboya, 91x155 cm, Musée Condé Chantilly. On the Road to Izmir, Turkish Patrol in Manisa taking a Break, oil on canvas, 91x155cm, Musée Condé, Chantilly.

The Ottoman diplomat, Halil Sherif Pasha, who lived in Paris between 1850 and 1860, as a nineteenth-century lover of art, was one of our leading-lights who created a collection that included extremely

Kaplumbağa ile oynayan Türk çocukları, 1836, Tuval üzerine yağlıboya, 72x91 cm, Musée Condé Chantilly. Turkish Children playing with a tortoise, 1836, oil on canvas, 72x91cm, Musée Condé, Chantilly.

57


yanında beş adet Decamps tablosu olan, toplam 109 parçalık koleksiyonunu, 1868’de Hôtel Drouot Paris’de satışa koydu. Decamps’ın bu koleksiyondaki hiçbir tablosu oryantalist olmamakla birlikte, daha önce 1855 yılında Paris salonunda sergilenen ‘’Rue du Village des environs de Paris’’ [Paris Yakınlarında Bir Köy Yolu] tablosu için yazar–eleştirmen Gauthier; “Uzun beyaz duvarları, alçak evleri, gölge-ışık kompozisyonları ile açıkça bir Anadolu köyünün sokak atmosferini yansıtıyor.” demişti. Yıllar sonra, Fransız yazar Adolphe Thalasso tarafından hazırlanan Ekim 1908 tarihli, 223 sayılı “Figaro Illustré”nin “Constantinople” Özel Sayısı’nda Decamps’ın “Çeşmebaşındaki Çocuklar” tablosu Osman Hamdi, Halil Paşa, Şevket Dağ, F. Zonaro, P. Bello, J. Warnia-Zarzecki, Albert Mille gibi ressamların yapıtlarının yanında, tam sayfa renkli yer aldı. Ülkemize Decamps’nun oryantalist ve klasik çalışmalarından yapıtlar kazandırılması dileğiyle...

important works of art. The 109-piece collection, which contains five Decamps paintings alongside the works of renowned artists, such as Corot, Courbet, Fromentin, Ingres, Delacroix, Vernet, Rousseau, Boucher, and Gérôme, was put on sale at the Hôtel Drouot in Paris in 1868. Although none of Decamps’ paintings in this collection are orientalist in style, the writer-critic Gauthier said of his painting, “Rue de Village des environs de Paris” (Street in a Village in the environs of Paris), which had earlier been exhibited at the Paris salon of 1855: “With its long white walls, its low houses, and its composition of shade and light, it clearly mirrors the street atmosphere of an Anatolian village.” Years later, in the Figaro Illustré’s “Constantinople” Special Edition, Issue 223, dated October 1908, and edited by the French writer, Adolphe Thalasso, Decamps’ painting, “Children at the Fountain” was included in full-page colour among the works of artists such as Osman Hamdi, Halil Pasha, Şevket Dağ, Fausto Zonaro, P. Bello, J. Warnia-Zarzecki, and Albert Mille. With the wish that the masterpieces of Decamps’ orientalist and classical works will, in time, be acquired for our country…

KAYNAKÇA COLOMBIER, Pierre du, “Decamps”, Les Editions Rieder, Paris 1928. CASS, David B. ve FLOSS, Michael M, “Alexandre Gabriel Decamps, Clark Art Institute, MA 1984. THORNTON, Lynn, “The Orientalists Painters-Travellers’’, ACR Publications, Paris 1994. TOROS, Taha, “Türk Hayranı Bir Ressam: Decamps”, Antik Dekor, 1995. 58

Türk okulunda paydos, 1836, tuval üzerine yağlıboya, 66x89 cm, Musée du Louvre Paris. Breaktime at a Turkish School, 1836, oil on canvas, 66x89cm, Musée de Louvre, Paris.


59


KATALOG CATALOGUE


KAREL OOMS Haremde Düş Görme / Daydreaming in the Harem Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 84x61 cm, 1880 62


63


EDOUARD RICHTER Stüdyoda Dinlenen Kadın / Modellpause: a break in the studio Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 117x86 cm 64


HENRI G. SCHLESINGER Çubuk içen Türk Kadını / Turkish Woman smoking the Chibouk Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 116x90 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

65


FERDINAND MAX BREDT Yaslanan Odalık / Reclining Odalisque Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 28x48 cm 66


JEAN-BAPTISTE LEPRINCE Oryantal Giysili Genç Kız / Young Girl in Oriental Dress Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 126x97 cm 68


JEAN-BAPTISTE LEPRINCE Sultan’la Tanışma / Meeting the Sultan Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 60.5x82 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

69


GYULA TORNAI Ganimeti Paylaşmak / Sharing the Bounty Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 92x127 cm, 1889 70


HENRI G. SCHLESINGER (ATF /ATT) Haremde Kızlarağası / Head Eunuch in the Harem Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 72x92 cm 72


GYULA TORNAI Genç Arap Kadın / Young Arab Woman Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 100x60 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

73


RUDOLF ERNST Haremde Cariye / Concubine in Her Quarters Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 72.3x92.4 cm 74


AMADEO PREZIOSI Galata’da Çeşme Başında / In Front of the Fountain in Galata Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 37,5x62,5 cm, 1875 76


FAUSTO ZONARO Falcı / Fortune Teller Kağıt üzerine pastel / Pastel on paper 65.5x49 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

77


FAUSTO ZONARO Asker Portresi / Portrait of a Soldier Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 65x46 cm 78


FAUSTO ZONARO Doğu’daki Son Otoportrem / My Last Self-Portrait in the Orient Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 66.5x44.5 cm, 1908 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

79


FAUSTO ZONARO Bayram / Bairam Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 101x153.5 cm, 1900 80


LEONARDO DE MANGO Bayram / Bairam Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 38x61 cm, 1920 82


FAUSTO ZONARO Arzuhalciler / Public Scribes Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 38x61 cm, 1900 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

83


STEFANO USSI Sürre Alayı / The Surre Regiment Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 45x80 cm, 1874 84


PETER H.L. VON HESS Bayıldım Köşkü ve Cirit Oyunu / Bayıldım Kiosk and the Jereed Game Kağıt üzerine guaj / Gouache on paper 54x76 cm, 1830 86


AMADEO PREZIOSI Göksu’da Kadınlar / Women by the Göksu River Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 45x62 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

87


CARLO BOSSOLI Kapalıçarşı / The Grand Bazaar Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 44x58,5 cm, 1845 88


AMADEO PREZIOSI Eyüp Sultan Ziyareti / The Visit of Eyup Sultan Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 40x65 cm 90


AMADEO PREZIOSI Caminin Avlusunda Dinlenen Kazak Askerleri Cossack Soldiers Resting in the Mosque Courtyard Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 42 x53 cm, 1875 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

91


ROBERT GAVIN Arzuhalci / Public Scribe Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 66x81.5 cm, 1884 92


ANONİM / ANONYMOUS Nargile İçen Türk / Turk Smoking a Hookah Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 44x59 cm, 19. Yüzyıl / 19th Century BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

93


AMADEO PREZIOSI Beyazıt Meydanı / Beyazit Square Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 40x62 cm, 1877 94


ADOLPHE YVON Meddah / Storyteller Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 37x45 cm, 1872 96


GUSTAVE BOULANGER Terasta Keyif / Pleasure on the Terrace Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 38.5x46.5 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

97


RUDOLF ERNST Cem Sultan / Djem Sultan Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 52x38 cm 98


CARL HAAG Zeybek - 2 / Zeibek - 2 Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 34x24 cm, 1858

CARL HAAG Zeybek - 1 / Zeibek - 1 Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 50x34 cm, 1858 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

99


VALERIE HAYETTE Saraylı Müzisyenler / Court Musicians Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 66x55 cm 100


P. DOMINIQUE PHILIPPOTEAUX Yıldız’da Ferhan ve Seyis / Ferhan and the Groom at Yıldız Palace Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 24x34 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

101


FAUSTO ZONARO Salıncakta / On a Swing Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 61.5x40.5 cm 102


JOSEPH WARNIA-ZARZECKI Boğaz’da Çingeneler / Gypsies on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 57x76.5 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

103


SARKIS DIRANIAN Hamamda / In the Hammam Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 81x58 cm 104


SARKIS DIRANIAN Sarayda / In the Palace Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 80x64 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

105


CARL WUTTKE Eminönü’nden Galata / Galata from Eminönü Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 24x38 cm 106


LUCIEN LEVY-DHURMER Doğu’nun Hayaleti Pierre Loti / Pierre Loti Phantom of the Orient Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 21x29 cm, 1897 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

107


OVIDE CURTOVICH Anforalı Levanten Kız / Levantine Girl with Amphora Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 96x76.5 cm, 1896 108


OVIDE CURTOVICH

Su Taşıyan Köylü Kızı / Peasant Girl Carrying Water Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 52.5x42 cm, 1910 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

109


OVIDE CURTOVICH Bahribaba’dan İzmir Körfezi / The Gulf of Izmir from Bahribaba Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 81x121 cm 110


ANONİM / ANONYMOUS Ege Sahilinde Kalıntılar / Ruins on the Aegean Coast Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 38x51 cm, 19. Yüzyıl Rus Ekolü / 19th Century Russian School BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

111


A. GABRIEL DECAMPS Ege’den Peyzaj / Landscape in the Aegean Region Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 19x29 cm 112


FAUSTO ZONARO Ege Sahili / The Aegean Coast Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 17.5x33 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

113


FAUSTO ZONARO Ay ışığı / Moonlight Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 51.5x27.5 cm 114


PAUL SIGNAC Süleymaniye Camii / Suleymaniye Mosque Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 42x54 cm, 1907 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

115


AMADEO PREZIOSI Haliç’ten / From the Golden Horn Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 38x60 cm, 1852 116


CARLO BOSSOLI Gündüz Boğaziçi / The Bosphorus, by day Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 24.8x42 cm 118


CARLO BOSSOLI Akşamüstü Boğaziçi / The Bosphorus, by night Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 24.8x42 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

119


GERMAIN-FABIUS BREST Şafak Vakti / Daybreak Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 36x60.5 cm 120


GERMAIN-FABIUS BREST Kuşluk Vakti / At Twilight Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 36x60 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

121


FAUSTO ZONARO Galata’dan / From Galata Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 25x46 cm

FAUSTO ZONARO Salacak Sahili / Coast of Salacak Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 25x46 cm 122


FAUSTO ZONARO Kızkulesi / The Maiden’s Tower Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 21.5x36.5 cm

BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

123


FREDERICK D. BATES Boğaz’da Gemi ve Mavnalar / Ships and Barges on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 83.8x152.4 cm 124


BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

125


ANONİM / ANONYMOUS Boğaz’dan Dolmabahçe Sarayı / Dolmabahçe Palace from the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 41x84 cm, 19. Yüzyıl / 19th Century 126


FAUSTO ZONARO Maçka -Taşlık’ta Sabah / Morning in Maçka-Taşlık Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 39x66 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

127


FAUSTO ZONARO Sahilde Balıkçılar / Fishermen on the Coast Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 40x60 cm 128


FAUSTO ZONARO Salacak’tan Kızkulesi / The Maiden’s Tower from Salacak Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 40x66 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

129


CHARLES-THÉODORE FRÈRE Salacak’tan Kızkulesi / The Maiden’s Tower from Salacak Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 68x98 cm, 1851 130


LEONARDO DE MANGO Kızkulesi Önünde Balıkçılar / Fishermen in front of the Maiden’s Tower Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 28x38 cm, 1912 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

131


GERMAIN-FABIUS BREST Haliç Kıyısında Sandallar / Rowing Boats on the Shore of the Golden Horn Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 21.3x38 cm 132


GERMAIN-FABIUS BREST Boğaz’da Sandallar / Rowing Boats along the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 27x42 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

133


LOUIS-AMABLE CRAPELET Boğaz’da Sandallar / Rowing Boats on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 36x67 cm, 1859 134


GERMAIN-FABIUS BREST Sandalda İnsanlar / People in a Rowing Boat Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 10x13.5 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

135


136


IVAN K. AIVAZOVSKY Moda’dan Sarayburnu / Sarayburnu from Moda Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 26,5x40 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

137


EDWARD SEAGO Haliç’ten Görüntü / Scene from the Golden Horn Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 40x60 cm 138


FAUSTO ZONARO Galata Limanı / Port of Galata Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 18x33 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

139


AUGUSTE E.F.MAYER Boğaz’da Devinim / Animated Bosphorus Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 54x81 cm, 1845 140


EDWARD LEAR Saltanat Kayığı Geçerken / As the Imperial Caique Goes By Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 30x45 cm, 1848 142


J-B. ÉTIENNE DE FORCADE Haliç’te / On the Golden Horn Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 28.5x44.5 cm, 1894 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

143


AMADEO PREZIOSI Anadolu Yakasından Kızkulesi / Tower of Leander from the Asian Coast Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 50x71 cm, 1864 144


AMADEO PREZIOSI Salacak’tan Kızkulesi / The Maiden’s Tower from Salacak Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 28x41 cm, 1861 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

145


THÉOPHILE GIDE Boğaz’da Kayık Sefası / Pleasure Caique on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 34x55.5 cm 146


CARLO BOSSOLI Karadeniz’de Fırtına / Storm on the Black Sea Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 44x68 cm, 1872 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

147


FAUSTO ZONARO Rumelihisarı’ndan Boğaz / The Bosphorus from Rumeli Hisar Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 22x38 cm 148


MICHAEL ZENO DIEMER Haliç Önünde Yelkenli / Sailboat before the Golden Horn Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 110.5x110.5 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

149


ANTON D. H. MELBYE Boğaz’da Yelkenliler ve Sandallar Sailing and Rowing Boats on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 79x68 cm, 1860 150


FREDERICK R. FITZGERALD Boğaz’dan İstanbul / İstanbul from the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 30x50.7 cm, 1909 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

151


FÉLIX F.G. ZIEM Boğaz’dan Görüntü / Scene fom the Bosphorus Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on panel 46x70.5 cm 152


FÉLIX F.G. ZIEM Mihrişah Sultan Çeşmesi / The Fountain of Mihrişah Sultan Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 55x79 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

153


FAUSTO ZONARO Dolmabahçe Kıyısında / On the Shore of Dolmabahçe Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 40x66 cm 154


FAUSTO ZONARO Üsküdar Sahili / The Coast of Scutari Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 41x66 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

155


GUSTAVE A. GUILLAUMET At Meydanı / The Hippodrome Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 65x108 cm 156


GERMAIN-FABIUS BREST Kenar Mahallede Açık Hava Kahvesi / Open Air Coffee in the Suburb Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 37x67 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

157


LUIGI MAYER Kırk Kilise - Kırklareli / Forty Churches - Kırklareli Kağıt üzerine guaj / Gouache on paper 47x62.5 cm 158


LUIGI MAYER İstanbul Yakınlarında Küçük Köprü / Small Bridge on Outskirts of Istanbul Kağıt üzerine guaj / Gouache on paper 47x62.5 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

159


THEODORE ALEXANDER WEBER Anadolu Hisarı / Anatolian Fortress Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 34x55.4 cm 160


BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

161


ANONİM / ANONYMOUS

Galata Kulesi / Galata Tower Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 85x145 cm, 19. Yüzyıl İtalyan Ekolü / 19th Century Italian School

162


ANONİM / ANONYMOUS Rumeli Hisarı / Rumeli Fortress Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 85x145 cm, 19. Yüzyıl / 19th Century BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

163


FRANÇOIS L. PRIEUR-BARDIN İstanbul Sırtlarında / On the Slopes of Istanbul Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 63x92 cm, 1902 164


FAUSTO ZONARO Küçük Su Çeşmesi / Küçük Su Fountain Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 42x66 cm 166


FAUSTO ZONARO Çeşme Önündeki Kadınlar / Women in Front of a Fountain Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 42x64 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

167


FAUSTO ZONARO Boğaz Sırtlarında / On a Hillside by the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 61.4x38.5 cm 168


FAUSTO ZONARO Beylerbeyi Sırtlarında Fıstık Çamları / Pine Trees on the Hillside of Beylerbeyi Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 42.5x60 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

169


FAUSTO ZONARO Boğaz’da Kar / Snow on the Bosphorus Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 39.5x67 cm 170


FAUSTO ZONARO İstanbul Panoraması / Panorama of Istanbul Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 25x46 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

171


FAUSTO ZONARO Göksu-Asya’nın Tatlı Sularında Düğün / Wedding in Göksu-Sweet Waters of Asia Ahşap üzerine yağlıboya / Oil on paper 22x40 cm

EMANUELE BRUGNOLI Haliç’ten / From the Golden Horn Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 26.5x54 cm 172


MARTINUS ROERBYE Tophane Nusretiye Camii / Nusretiye Mosque, Tophane Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 35.7x46.8 cm BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

173


GERMAIN-FABIUS BREST Ziyaret’te Topluluk / Gathering at Pilgrimage Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 10x13.5 cm

GERMAIN-FABIUS BREST Sokak Kenarı Çardak / A Pergola on the Roadside Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 23.5x35.5 cm 174


LEONARDO DE MANGO Fenerbahçe / Fenerbahçe Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 38x61 cm, 1921 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

175


LEONARDO DE MANGO Büyükdere’de Sokak / Street in Büyükdere Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 60x90 cm, 1921 176


LEONARDO DE MANGO Eyüp’de Sokak / Street in Eyup Tuval üzerine yağlıboya / Oil on canvas 58x88 cm, 1921 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

177


ALESSANDRO VALERI Boğaz’da Villa Tasarımı / Villa Design on the Bosphorus Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 46x39,5 cm, 1915 178


ALBERTO PASINI Saray Kapısı / The Palace Gate Kağıt üzerine suluboya / Watercolor on paper 32x40 cm, 1870 BATILININ FIRÇASINDAN EGE’NİN BU YAKASI THIS SIDE OF THE AEGEAN FROM A WESTERNER’S BRUSH

179


FİHRİST/INDEX A AIVAZOVSKY, Ivan K. ANONİM / ANONYMOUS

137 93,111,126,162,163

B BOSSOLI, Carlo 88,118,119,147 BATES, Frederick D. 124 BOULANGER, Gustave 97 BREDT, Ferdinand Max 66 BREST, Germain-Fabius 120,121,132,133,135, 157,174

140 158,159 150

O OOMS, Karel

63

P PASINI, Alberto PHILIPPOTEAUX, P. Dominique PREZIOSI, Amadeo PRIEUR-BARDIN, François L.

179 101 76,87,91,94,116,144,145 164

BRUGNOLI, Emanuele

172

C CRAPELET, Louis-Amable CURTOVICH, Ovide

134 108,109,110

R RICHTER, Edouard ROERBYE, Martinus

64 173

D DECAMPS, A. Gabriel DE MANGO, Leonardo DIEMER, Michael Zeno DIRANIAN, Sarkis

112 82,131,175,176,177 149 104,105

S SCHLESINGER, Henri G. SEAGO, Edward SIGNAC, Paul

65,72 138 115

74,98

T TORNAI, Gyula

70

U USSI, Stefano

84

V VALERI, Alessandro

178

E ERNST, Rudolf

180

M MAYER, Auguste E. F. MAYER, Luigi MELBYE, Anton D. H.

F FITZGERALD, Frederick R. FORCADE, J-B. Étienne de FRÈRE, Charles-Théodore

151 143 130

G GAVIN, Robert GIDE, Théophile GUILLAUMET, Gustave A.

92 146 156

W WARNIA-ZARZECKI, Joseph WEBER, Theodore Alexander WUTTKE, Carl

103 160 106

H HAAG, Carl HAYETTE, Valerie HESS, Peter H.L. Von

99 100 86

Y YVON, Adolphe

96

L LEAR, Edward LEPRINCE, Jean-Baptiste LEVY-DHURMER, Lucien

142 68,69 107

Z ZIEM, Félix F.G. 152,153 ZONARO, Fausto 77,78,79,80,83,102,113, 114,122,123,127,128,129, 139,148,154,155,166,167, 168,169,170,171,172


ISBN: 978-605-5974-23-7



This Side of the Agean from a Westerner's Brush