Issuu on Google+


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

2


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

2


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

( 1 8 9 6 - 1 9 5 1 )


N A C İ

O ,

I L

K A L M U K O Ğ L U

B İ R

Y I L D I Z D I H E WA S A S T A R É T A I T U N E É T O I L E

20 OCAK/JANUARY/JANVIER 2013 - 28 NİSAN/APRIL/AVRIL 2013

1380 SOKAK NO:1 ALSANCAK İZMİR 0 232 464 66 00 info@arkassanatmerkezi.com www.arkassanatmerkezi.com


Telif Hakları © 2013 Arkas Holding A.Ş., 2013 Copyright © 2013 Arkas Holding S.A., 2013 Copyright © 2013 Arkas Holding A.Ş., 2013 Metinler © müellifleri ve Arkas Holding A.Ş. Text © the authors and Arkas Holding S.A. Textes © les auteurs et Arkas Holding A.Ş. Birinci Basım 2013 / 2.000 adet First Published in 2013 / 2.000 copies Première Publication 2013 / 2.000 exemplaires Arkas Holding A.Ş. Liman Caddesi Arkas Binası No:38 Alsancak 35230 İzmir Tel:+90 232 477 77 77 Faks:+90 232 411 00 00 - 411 00 11 arkasizm@arkas.com.tr Proje Yönetmeni/Project Manager/ Chef de Projet İ. Halilhan Dostal Proje Editörleri/Project Editors/ Rédacteurs en chef Károly Aliotti, Nadja İnciyan Metin/Text/Texte İ. Halilhan Dostal

Tüm hakları saklıdır. Tanıtım amacıyla, kaynak göstermek şartıyla yapılacak kısa alıntılar dışında gerek metin, gerek görsel malzeme hiçbir yolla izin alınmadan çoğaltılamaz, yayınlanamaz ve dağıtılamaz. All rights reserved. No part of this publication may be reproduced, stored in a retrieval system or transmitted in any form or by any means electronic, mechanical, photocopying, recording or otherwise, without the prior written permission of the author. Tous droits réservés. Aucune partie de cette publication ne peut être reproduite, ne peut être stockée dans un système d’extraction ou transmise sous aucune forme ou par aucun moyen électronique, mécanique, photocopie, enregistrement ou autre, sans l’autorisation écrite préalable de l’auteur.

Tercüme /Translation/Traduction Berkin Takalay, Merve Ünsal Fotoğraflar/Photographs/Photographies Hadiye Cangökçe Teşekkürler/Thanks/Remerciements Betül Aksoy Sébastien de Courtois Serap Dostal Gözde Ersan Charles Savary Müjde Unustası Muhittin Zorbacı Tasarım/Design/Design F. Melis Bağatır www.melisbagatir.com Baskı/Print/Impression MAS Hamidiye Mahallesi, Soğuksu Caddesi No:3 Kağıthane / İstanbul Tel: +90 212 294 10 00 info@masmat.com.tr Baskı ve Cilt Türkiye’de yapılmıştır. Printed and bound in Turkey. Imprimé et relié en Turquie.

Kullanılan görsellerin hepsinin telif hakları tasdiki için tüm gerekli gayret gösterilmiştir. Herhangi bir eksiklik tamamen kasıtsız ve Yayıncı Kuruluş ile ele alınmalıdır. Kitapta yayınlanan tüm eserler: © Arkas Holding A.Ş. Every effort has been made to acknowledge copyright of images where applicable. Any omissions are entirely unintentional and should be addressed to the Publisher. All works published in the book are: © Arkas Holding A.Ş. Tous les efforts ont été faits pour mentionner les droits d’auteur des images et photographies dans les cas appropriés. Toute omission est entièrement involontaire et doit être directement signalée à l’éditeur. Toutes les œuvres publiées dans ce livre sont © Arkas Holding A.Ş. Giriş Sayfası/Frontispiece/Frontispice: Naci Kalmukoğlu, ‘Çingene Güzeli/Gypsy Beauty Beauté Tzigane’, see pp.119 Arka Kapak/Back cover/Quatrième de Couverture: Naci Kalmukoğlu, ‘Zinnialı Natürmort/Still Life with Zinnia/Nature Morte aux Zinnia’ , see pp.76 ISBN: 978-605-5974-25-1


TEŞEKKÜRLER ACKNOWLEDGEMENTS REMERCIEMENTS

Fahamettin Akıngüç

Ahu – Can Has

İSTANBUL KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ

Vedat Aloğlu

Burhan Karaçam

SAKIP SABANCI MÜZESİ

Bekir Aksoy

Melek Keçeci

TÜRKİYE İŞ BANKASI

Beyhan – Alparslan Aktuğ

Halit Kılınç

YAPI KREDİ BANKASI

Ali Aral

İsmail Koçak

YILDIZ HOLDİNG

Arman Arıkan

Yusuf Mestcioğlu

Cengiz Aslan

Doğan Paksoy

ALİF ART

Hüseyin Birim

Luset – Mustafa Taviloğlu

ARTAM ANTİK A.Ş.

Nazar Büyüm

Naci Terzi

ARTİUM SANATEVİ

Numan Ceyhan

Ömer Faruk Tuna

BALİ ANTİK

Sevgi – Radi Dikici

Naz Uğurlu

ÖZBİLENLER MÜZAYEDE

Serap – Halilhan Dostal

Talya Uğurlu

PORTAKAL KÜLTÜR ve SANAT EVİ

Agop Egoyan

Veysel Uğurlu

RÖNESANS ANTİK

Yeşim – Kemal Ekşioğlu

Senem Üstün

TÜRKİYE’DE SANAT

Yasemin Göncü

Ayten – Moiz Zilberman

Serginin gerçekleşmesindeki değerli katkılarından dolayı, İstanbul Kültür Üniversitesi Kurucu Onursal Başkanı Prof. Dr. Fahamettin Akıngüç ve ekibine teşekkür ederiz.


F O R E W O R D / A VA N T - P R O P O S / Ö N S Ö Z

F

or me, Naci Kalmukoğlu is a chief example of painters who did not find their proper place in the history of Turkish Painting while alive. Although his works now fetch the appropriate monetary value through sales in auction houses, the value of his skills was not appreciated adequately by the art aficionados at the time. In 2007, we, as Arkas Holding, published a book on Naci Kalmukoğlu’s life and works, authored by dear Halilhan Dostal. This book, which shed light on the artist’s life and works, showed us the necessity of an exhibition to be prepared at the right time and place. If we say that the Arkas Art Center “aims to contribute to the artistic and cultural life in the country, starting with Izmir, and to share Izmir’s cultural identity with the international art community,” we had to execute this project that brings the viewers together with Naci Kalmukoğlu, whose signature is on the Izmir Fair and the Alhambra Opera House. This exhibition, on view for three months for you, art aficionados, has been curated by Halilhan Dostal; Dostal carefully selected the works over months of research and this selection has been enabled by the generous contributions of around 30 collectors. Lucien ARKAS Arkas Holding Chairman

J

e suis convaincu que Naci Kalmukoğlu est dans l’histoire de la peinture turque un des tous premiers acteurs, auxquels on n’a pas donné la valeur qu’ils méritaient de leur vivant. Bien que ses œuvres trouvent aujourd’hui leur juste prix grâce aux sociétés de ventes aux enchères, la valeur de son talent n’a jusqu’à présent pas été suffisamment perçue par les amateurs d’art. En 2007, Arkas Holding a publié le livre écrit avec le plus grand soin par Monsieur Halilhan Dostal, racontant la vie et les œuvres de Naci Kalmukoğlu. Ce livre qui a quelque peu éclairé la vie et les œuvres de l’artiste, nous a montré la nécessité d’une exposition qui doit être préparée au bon moment et au bon endroit. Si le Centre d’Art Arkas « vise aujourd’hui à contribuer à la vie artistique et culturelle de notre pays et en particulier d’Izmir, de partager l’identité culturelle d’Izmir avec le monde international de l’art et de faire aimer l’art à toutes les générations confondues », nous devions parmi nos projets absolument faire place à une exposition de Naci Kalmukoğlu, ce peintre de grande valeur dont les œuvres ont été exposées plusieurs années d’affilée au Salon d’Izmir et dont le bâtiment de l’Opéra Elhamra, joyau d’Izmir, porte la signature du peintre. Notre exposition qui comporte des œuvres sélectionnées depuıs des mois par le conservateur de musée Halilhan Dostal et qui a été établie par la généreuse contribution d’environ 30 collectionneurs, sera à votre disposition, chers amateurs d’art, pour une durée de trois mois.

Lucien ARKAS

Président du Conseil d’Administration Arkas Holding


N

aci Kalmukoğlu bana göre Türk Resim Tarihi’nde yaşarken hak ettiği yeri bulamamış ressamların başında gelir. Bugün müzayede şirketlerinin sayesinde eserleri maddi karşılığını bulsa da, yeteneğinin değeri, sanatsever tarafından layıkıyla algılanamamıştır. 2007 yılında Arkas Holding olarak Sayın İ.Halilhan Dostal’ın büyük titizlikle kaleme aldığı Naci Kalmukoğlu’nun hayatını ve eserlerini anlatan kitabını yayınladık. Sanatçının hayatına ve eserlerine bir nebze ışık tutan bu kitap, bize doğru yerde doğru zamanda hazırlanacak bir serginin gerekliliğinin şart olduğunu gösterdi. Arkas Sanat Merkezi için bugün, “başta İzmir olmak üzere, ülkemizin sanatsal ve kültürel hayatına katkı sağlayabilmeyi, İzmir’in kültürel kimliğini uluslararası sanat ortamı ile paylaşmayı ve yediden yetmişe herkese sanatı sevdirmeyi hedeflemektedir” diyorsak, Naci Kalmukoğlu gibi yıllar boyunca İzmir Fuarı’nda ve İzmir’in gözbebeği Elhamra Opera Binası duvarlarında imzası bulunan değerli bir ressamı izleyici ile buluşturmak bizim projelerimiz arasında yer almak zorundaydı. Halilhan Dostal’ın küratörlüğünde aylarca süren eser seçimlerinin ve yaklaşık 30 kadar koleksiyonerin ve değerli kurumların cömert katkılarıyla bir araya gelen sergimiz, üç aylık dönem süresince siz değerli sanatseverlerin beğenisine sunulacaktır.

Lucien ARKAS

Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı


FRANSIZ KONSOLOSLUK BİNASI’NDAN ARKAS SANAT MERKEZİ’NE 2010 yılının Ekim ayında Arkas Holding tarafından Y. Mimar Niko Filidis ve ALTERA Mimarlık işbirliğinde başlayan restorasyon sürecinde, İzmir’in 130 yıl önce inşa edilmiş ve ayakta kalmayı başarmış binalarından, eski Fransız Konsolosluk Binası, bugünkü ismiyle Arkas Sanat Merkezi’ni hayata geçirmek hedef alındı. Geçmişte rezidans ve kabul salonları olarak kullanılan alan 90’lı yılların başından itibaren, yaklaşık 20 yıl boyunca, terkedilmiş olarak kalmıştı ve zamana bağlı tahribatlar çok belirgindi. Binanın diğer bölümü, yani çalışmalar başladığında aktif olarak konsolosluk ofisleri ve lojman olarak kullanılan bölümü ise daha iyi durumdaydı. Bodrum katları, deniz seviyesinin altında kaldığı için rutubete bağlı deformasyonlar oluşmuştu. Çatı ve teraslarda da izolasyonun, kiremit çatıların ve çinko dere sistemlerinin yenilenmesi gerekiyordu. Kültür Varlıklarını Koruma ve Anıtlar Yüksek Kurulu ile Belediyelerden gerekli izinlerin alınmasından sonra Şubat 2011’de şantiye çalışmaları başladı. Öncelikle bodrumların zemin ve duvarlarında özel kimyasal takviyeli harçlar kullanılarak su geçirimsizlik sağlandı, zemin suyunun tahliyesi için yeni pompa ve borulama sistemleri kuruldu. Eş zamanlı olarak çatıda başlatılan çalışmalarla yaklaşan kış şartlarında binanın su alması tamamen engellendi. İkinci aşamada elektrik tesisatı, sıhhi tesisat ve güvenlik tesisatının yenilenmesi, bina içindeki yapısal takviyeler, duvar çatlaklarının rehabilitasyonu, ahşap panjur ve doğramaların tamirat ve yenileme çalışmaları başladı. Uzun bir sürece yayılan bu etap sonunda ise bina en az 50 yaş gençleşti ve güçlü bir altyapıya kavuştu.

Bundan sonraki süreçte ise binaya yeni çehresini kazandırmak üzere dış cephesinin, restorasyon amaçlı olarak üretilmiş özel basınçlandırıcılar ve kimyasallarla temizlenmesi çalışmaları başladı. Bina içinde alçı imalatlar tamamen yenilendi ve boya işleri başladı. Son aşamada ise parke tadilatları, cila, aydınlatma montajları, seramik ve mermer imalatlar tamamlandı. Sergi alanlarında kullanılacak lake ve kumaş panoların montajları yapıldı. Orta avlunun zemin yenilemesi ve peyzaj çalışmaları tamamlandı. Konsolosluk ve Arkas Güvenlik birimlerinin desteğiyle en üst düzey güvenlik önlemleri tesis edildi. Kasım 2011 tarihine geldiğimizde ise, yaklaşık 8 aylık çalışma neticesinde bina yeni çehresiyle Arkas Sanat Merkezi adı altında hayata geçti.


FROM THE FRENCH CONSULATE BUILDING TO THE ARKAS ART CENTRE When, in October 2010, the former French Consulate Building, built 130 years ago and one of the few of Izmir’s old buildings to have survived, was in the process of being restored by Arkas Holding in co-operation with the architect, Niko Filidis, and ALTERA Mimarlık, the intention was to realise the Arkas Art centre, as it is today called. The area which had in the past been used as a residence and reception salons had been left abandoned since the beginning of the 1990s, for almost twenty years, and the ravages of time were vividly evident. While its other section, that is, the section still being actively used for consulate offices and living quarters when work was started, was in a better condition. Because the basement levels are below sea-level they have suffered deformations due to damp. The insulation on the roof and terraces, the tiled roofs, and the tin guttering had to be replaced. In February, 2011, after gaining the necessary permissions from the High Commission for Monuments and the Preservation of Cultural Assets, and the municipal councils, the work was begun. First of all, the floors and walls of the basement levels were made waterproof with the application of a special chemically-reinforced mortar, and a new pump and piping system for the removal of groundwater was established. The works started on the roof at the same time made sure that the building would not take in any water during the approaching winter conditions.

12

In the second phase, the renovation of the electricity, plumbing and security systems, the structural reinforcement inside the building, the rehabilitation of cracks in the walls, and the fixing and renovation of the wooden shutters and other woodwork was begun. At the end of this stage, which went on for some time, the building looked at least fifty years younger and had returned to being a robust foundation. In the next process, work was started on cleaning the building’s façade, with special high-pressure hoses and chemicals used in restoration, so as to give the structure a new appearance. The plasterwork inside the building was renewed throughout and the painting work was started. In the final phase, the alterations to the park, the varnishing, light fittings, and ceramic and marble fixtures were completed. Lacquer and fabric fittings to be used in the exhibition rooms were produced. The renovation of the floor in the central courtyard and the landscaping was also completed. The highest level of security precautions have been established with the support of the Consulate and Arkas Security. And then, in November 2011, as a result of almost eight months work, the building was restored to life, with a whole new appearance, under the name of the Arkas Art Centre.


13


LA MÉTAMORPHOSE DU BÂTIMENT DU CONSULAT DE FRANCE EN CENTRE D’ART ARKAS La période de restauration entamée en octobre 2010 par Arkas Holding, sous la tutelle de l’architecte Niko Filidis et ALTERA, visait à fonder le Centre d’Art Arkas dans l’ancien bâtiment du Consulat de France qui fut construit il y a 130 ans, un des rares édifices d’Izmir à avoir survécu à l’incendie qui embrasa jadis la ville. A partir du début des années 90, l’espace qui servait naguère de salles de réceptions et de résidence resta inhabité pendant 20 ans et présentait des dégâts très prononcés causés par le temps. L’autre partie du bâtiment, c’est-à-dire la partie qui servait de bureaux et de logement au consulat lorsque les travaux furent entrepris, était dans un meilleur état. Les étages du sous-sol, se trouvant au dessous du niveau de la mer, présentaient des dégâts liés à l’humidité. L’isolation du toit et des terrasses, les tuiles du toit et les gouttières en zinc ont dû être renouvelées. Suite aux permissions obtenues par la Municipalité et le Haut Conseil pour la Préservation des Monuments et du Patrimoine Culturel, les travaux de rénovation commencèrent en février 2011. Tout d’abord, on s’attaqua à l’étanchéité du sol et des murs des étages du sous-sol au moyen de plâtres spéciaux et d’une nouvelle pompe, ainsi que par un nouveau système de drains installé pour l’évacuation des eaux. Au même moment commencèrent les travaux de restauration du toit pour éviter toute infiltration d’eau étant donné l’hiver imminent. Dans un second temps furent entamés la remise à niveau de l’installation électrique, de l’installation sanitaire et du système de sécurité, les renforts de structure à l’intérieur du bâtiment, la réfection des murs et les travaux de réparation et de renouvellement

des volets et des fenêtres en bois. Suite à cette étape qui s’étala sur une longue durée, le bâtiment fut rajeunit de 50 ans et gagna une infrastructure solide. L’étape suivante consista à donner forme au nouveau visage du bâtiment, on attaqua ainsi les travaux de ravalement de la façade extérieure. Les plâtres à l’intérieur de la bâtisse furent refaits et les travaux de peinture débutèrent. La dernière étape consista à achever la rénovation du plancher, le vernissage, les installations d’éclairage et les installations de marbre et de céramique. On procéda à l’installation des panneaux de laque et de tissu qui seront utilisés dans les espaces d’exposition. La rénovation du sol en pierre de la cour centrale et l’aménagement paysager furent également achevés. Les plus hautes mesures de sécurité ont été testées grâce au soutien des unités de sécurité d’Arkas Güvenlik et du Consulat. En novembre 2011, après plus de 8 mois de travaux, le bâtiment changea de peau pour abriter désormais le Centre d’Art Arkas.


FALCI VE MODEL/ FORTUNE TELLER AND MODEL/ VOYANTE ET MODÈLE, detay/detail/detail, sf/pg/pp. 66


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

İÇ İNDE Kİ L E R / C ON T ENT S/ TABLE DES MAT I ÈRES

METİN/ESSAY/TEXTE 20 O, BİR YILDIZDI…(*) HE WAS A STAR…(*) IL ÉTAIT UNE ÉTOILE…(*) İ.HALİLHAN DOSTAL

ESERLER 62 WORKS ŒUVRES

(*) “O, bir yıldızdı. Ama parlaklığını görebilmek için, insanın biraz başını kaldırarak etrafına bakması gerekiyordu.” Mahmut Cûda (1904-87) (*) “He was a star. But in order to see his brightness, one had to lift his head and look around.” Mahmut Cûda (1904-87) (*) ‘‘Il était une étoile. Mais pour en voir le scintillement il fallait un peu lever la tête et regarder autour de soi.” Mahmut Cûda (1904-87)


M E T İ N / E S S AY / T E X T E İ.HALİLHAN DOSTAL


O, BİR YILDIZDI… HE WAS A STAR… IL ÉTAIT UNE ÉTOILE… İ.HALİLHAN DOSTAL

20

BE YAZ RUSL AR’ I N TÜ R KİYE’ Y E GÖ ÇÜ

T H E IM MIGR AT ION OF T H E BEL ARUSIAN S TO T U RK EY

‘1917 Ekim Devrimi’nden sonra dünyanın değişik yerlerine yayılan Beyaz Ruslar, önce ilk durak, ardından özgürlüğe uzanan köprü olarak Türkiye’yi seçtiler. Böyle bir seçim iki sebepten dolayı mantıklıydı. Birincisi Kırım üzerinden kaçan çoğunluk için en yakın ve (aynı zamanda deniz aşırı olması sebebiyle) en güvenli ülke Türkiye idi. İkinci sebep ise Osmanlı’nın engin hoşgörüsü ve tarihî konukseverliği idi. Bir göçmen bu konuda şunları söylüyor: “Rusya’dan kaçarken hep şunları düşündük; 1492’de İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudilere kapılarını açan tek ülke olan Türkiye, 1920’lerde bizi de geri çevirmeyecekti.” (1)

‘After the revolution in the October of 1917, the Belarusians chose Turkey as a first stop and as a bridge to freedom before they moved to various parts of the world. This choice was logical for two reasons. First of all, for the majority who were escaping through Crimea, Turkey was the closest and the safest location—as it was situated across the sea. The second reason was the Ottoman’s deep clemency, a historically renowned hospitality. An immigrant speaks on this topic: “When we were escaping Russia, the only thing we thought about was Turkey’s opening its doors to the Jews who escaped the Inquisition in Spain; they were not going to deny entry to us in the 1920s.” (1)

Beyaz Rusların başta İstanbul olmak üzere Türkiye’ye göçü 1918 yılına rastlar. Bu dönemde, elinde resmî evrakı veya cebinde parası olan özellikle kentsoylu Beyaz Ruslar, bir yolunu bularak İstanbul’a gittiler. Ancak Beyaz Ruslar’ın Türkiye’ye ilk büyük göçü, denizyolu ağırlıklı olmak üzere, Ocak 1920’de başlar ve Kasım ayının sonuna kadar devam eder. İlk gelen grup, gemilerin Moda ve Kadıköy’e yanaşması sonucu Türkiye’ye ayak basar. Birbirini takip eden kafileler neticesinde 1920 yılı sonunda, Rus ve diğer ülke donanmalarına ait toplam 138 parça gemi ile (ki bunun 41 parçası, kendi mürettebatı ile birlikte olmak kaydıyla)

The Belarusians’ immigration to Turkey— most frequently to Istanbul—is in 1918. In this period, especially bourgeois Belarusians who had official documents or money in their pockets, found their way to Istanbul. However, the larger immigration through the sea routes, started in January 1920 and continued until the end of November. The first group set foot in Turkey as the ships approached the land near Moda and Kadıköy. Convoys followed suite—138 ships (and forty-one of these ships came with all their crew members)—by the end of 1920, 120,000 people had come to Istanbul. According to another collection of data, of the Belarusians who came from

(1) Jak Deleon, ‘Beyoğlu’nda Beyaz Ruslar’, İstanbul, 1996, s.11. (1) Jak Deleon, ‘Belarusians in Beyoğlu’, İstanbul, 1996, pg.11. (1) Jak Deleon, “Biélorusses à Beyoglu”, Istanbul, 1996, p. 11


L’ É M IGR ATION DE S BI É L ORUS SES EN T URQUI E C’est après la Révolution d’octobre 1917 que de nombreux Russes se sont dispersés aux quatre coins du monde. L’une des premières étapes a été Istanbul, devenue par la suite une destination finale, un pont vers la liberté. Ce choix était logique pour deux raisons : la première étant la proximité de la Turquie et de la Crimée en passant par la mer Noire, la seconde étant la tolérance et l’hospitalité offerte par l’Empire ottoman finissant. Un immigrant tint ces propos à cet égard : « En fuyant la Russie nous pensions constamment ceci : la Turquie fut le seul pays en 1492 à accueillir les juifs fuyant l’Inquisition espagnole, elle ne devrait pas nous rejeter non plus dans ces années difficiles de 1920 ».(1) L’émigration des Biélorusses vers la Turquie, à commencer par Istanbul, eu lieu vers 1918. À cette époque, les Biélorusses citadins et fortunés – possédant des papiers officiels –, ont pu se rendre sans difficulté à Istanbul. Puis, la première vague s’est faite par voie maritime, de janvier à novembre 1920. Les bateaux ont accosté aux ports de Moda et de Kadıköy. À la fin de 1920, 138 embarcations russes et d’autres pays – dont 41 navires avec leur propre équipage –, soit au total 120 000 personnes ont débarqué. Selon une autre source, parmi ces 140 000 réfugiés au total, arrivés d’Odessa, de Novorossisk, de Yalta et de Sébastopol, 75 000 appartenaient à l’Armée Blanche, et 65 000 étaient des civils fuyant la

İBRAHİM SAFİ (1898 – 1983) ‘Naci Kalmukoğlu Portresi’ ‘Portrait of Naci Kalmukoğlu’ ‘Portrait de Naci Kalmukoğlu’

21


120.000 kişi İstanbul’a gelir. Bir diğer belirlemeye göre; Odessa, Novorossisk ve Kırım kıyılarından (Yalta ve Sivastopol limanları) gelen Beyaz Ruslar’ın 75.000’i Beyazordu mensubu, 65.000’i sivil olmak üzere toplam 140.000 kişidir. Bu sayının 1921 yılında 150.000 dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Naci Kalmukoğlu’nu yakından ilgilendirdiği için, Kırım’dan gelen göçün 1920 sonlarına doğru yoğunlaşarak gerçekleştiğinin belirtilmesinde fayda vardır. Ruslar, bu göçü sadece kendi imkânları ile gerçekleştirmemiş, onlara yardım eden ülkelerin başında Fransa, İngiltere ve İtalya da yer almıştır. Ayrıca Amerikan donanmasına ait küçük gemilerden oluşan bir konvoyun da katkıda bulunduğu bilinmektedir. Göçmenlerin tamamının İstanbul’a yerleştirilmesi mümkün olamayacağı için, kafileler ikiye ayrılarak bir kısmı İstanbul’a, bir kısmı da Gelibolu’ya yerleştirilmiştir. Türkiye’nin kaldıracağı sayının üzerindekiler ise, yine denizyolu ile Kıbrıs ve Bulgaristan’a (Varna Limanı) sevk edilmiştir. Türkiye’ye gelen kafileler sadece ‘Beyaz Ruslar’dan ibaret değildir. Rusya’dan kaçan ve sığınma hakkı isteyenlerin içinde, Kazaklar’ın sayısı da azımsanamayacak miktardadır. Bunlardan Don Kazakları Hadımköy’e, Kuban Kazakları ise Mudanya’ya yerleştirilmiş ve birçoğu daha sonra Limni Adası’na (Yunanistan) gönderilmiştir. Mültecilerin içinde Beyaz Rus ve Kazaklar’ın yanı sıra az sayıda da olsa Ermeni, Yahudi, Rum, Gürcü, Tatar ve Kalmuk’a da rastlamaktadır. Mültecileri Türkiye’den başka, Orta Avrupa’da Almanya ve Polonya, Balkanlar’da Romanya, Bulgaristan ve Yugoslavya kabul etmiştir.(2) İstanbul’daki Beyaz Ruslar, çoğunlukla Beyoğlu (Taksim - Tünel - Tarlabaşı - Tepebaşı - Galata - Aynalıçeşme), Tophane, Karaköy, Adalar (Büyükada, Heybeli, Burgaz), Şişli, Pangaltı - Kurtuluş, Yeşilköy - Florya ile Sarıyer

22

Odessa, Novorossisk, and Crimea (Yalta and Sevastopol ports) 75,000 were members of the Belarusian army, 65,000 were civilians, totaling 140,000. This number is estimated to have approached 150,000 in 1921. The emigration from Crimea was near the end of 1920; this piece of information is of note for Naci Kalmukoğlu in particular. The Russians were not alone in realizing their migration; countries such as France, the United Kingdom, and Italy were of help. A small convoy of American ships helped as well. As all of the immigrants could not be settled in Istanbul, the Russians were divided into two; one group went to Istanbul, while the others were placed in Gallipoli. When the number exceeded what Turkey could handle, the rest were placed in Cyprus and Bulgaria (port of Varna) using the sea route. The immigrants in Turkey are not only the Belarusians. Of the people who escaped from Russia and sought asylum, the number of Kazakhs is not to be underestimated. The Don Kazakhs were placed in Hadımköy, the Kuban Kazakhs were placed in Mudanya and many were later sent to Limni Island (Greece). Of the refugees, aside from the Belarusians and Kazaks, there were, although only a few, Armenians, Jews, Greeks, Georgians, Tatars, and Kalmyks. The refugees were also accepted in Central Europe in Germany and Poland, Romania, Bulgaria and Yugoslavia in the Balkans.(2) The Belarusians were settled in Beyoğlu (Taksim-Tünel-Tarlabaşı-Tepebaşı-Aynalıçeşme -Galata), Tophane, Karaköy, the Princess Islands (Büyükada, Heybeli, Burgaz), Şişli, Pangaltı- Kurtuluş, Yeşilköy-Florya and in the Bosphorus area, Büyükdere and Sarıyer (the first place of settlement was the Çırçır Valley) in Istanbul. Naturally, the refuges preferred neighborhoods in which other minorities lived

(2) Geniş bilgi için bk. Clarence Richard Johnson, İstanbul 1920 (yay. haz. Ayşen Anadol, Çev. Sönmez Taner), İstanbul 1995, s. 175-196. (2) For more information look at Clarence Richard Johnson, İstanbul 1920 (pub. Ayşen Anadol, trans. Sönmez Taner), İstanbul 1995, pg. 175-196. (2) Pour plus d’informations lire Clarence Richard Johnson, “Istanbul 1920” (éd. Aysen Anadol, trad. Sönmez Taner), Istanbul, 1995, p. 175-196


révolution russe. On estime que ce nombre atteint 150 000 personnes à la fin de 1921. Comme cela est étroitement lié à la vie de Naci Kalmukoğlu, il convient de préciser que cette émigration a progressé jusqu’à la fin de 1920. Les Russes n’ont pas émigré seulement par leurs propres moyens, mais encore avec le soutien de la France, du Royaume-Uni et de l’Italie. La flotte américaine a également apporté son soutien avec un convoi formé de petits embarcations. Comme il était impossible que tous soient logés à Istanbul, ils ont été répartis en deux convois, l’un vers Istanbul et l’autre vers Gelibolu (Gallipoli). Ceux qui ne pouvaient pas s’installer en Turquie en raison de leur trop grand nombre, furent envoyés à Chypre ou même en Bulgarie par le port de Varna. Les convois à destination de la Turquie n’étaient pas exclusivement composés de « Biélorusses ». Parmi ceux qui ont fui la Russie, le nombre des Cosaques était aussi important. Les Cosaques du Don furent envoyés à Hadımköy et ceux du Kouban furent installés à Mudanya ; Un groupe fut aussi envoyé sur l’île de Lemnos, dans la Grèce actuelle. Parmi ces Biélorusses et Cosaques, se trouvait aussi un petit nombre d’Arméniens, de juifs, de Grecs, de Géorgiens, de Tatares et de Kalmouks, c’est-à-dire des descendants de Mongols originaires du Turkestan chinois. Ailleurs qu’en Turquie, des réfugiés furent aussi accueillis en Allemagne, en Pologne, en Europe centrale, en Roumanie, en Bulgarie, ou dans les Balkans, dans le royaume de Serbie et Monténégro.(2) Les Biélorusses d’Istanbul se sont installés dans le quartier de Beyoğlu (Taksim-Tünel-Tarlabaşı-Tepebaşı-Aynalıçeşme-Galata), Tophane, Karaköy, aux Îles des Princes (Büyükada, Heybeli, Burgaz), Şişli, Pangaltı-Kurtuluş, ainsi que sur les rives de la Mar-

Kalmukoğlu tarafından Bayındırlık Bakanlığı bünyesince gerçekleştirilmiş resim çalışmalarından görünümler (Nazar Büyüm Arşivi). Sanatçının resmi kuruluşlarda yapmış olduğu duvar çalışmalarından görüntü (Nazar Büyüm Arşivi). Views from paintings that Kalmukoğlu realized under the auspices of the Ministry of Public Works (Nazar Büyüm Archive). View from wall paintings that the artist executed for government offices (Nazar Büyüm Archive). Œuvres réalisées par Kalmukoğlu pour le Ministère des Travaux Publics (Archives de Nazar Büyüm). Œuvres murales effectuées par l’artiste pour des organisations publiques (Archives de Nazar Büyüm).

23


ve Büyükdere (ilk yerleşim yeri Çırçır vadisi) başta olmak üzere Boğaziçi’ne yerleştirilmişlerdir. Doğal olarak Rus Sefareti ile Ortodoks kilisesi’ne ait yapıların yoğunlaştığı ve azınlıkların yaşam sürdükleri semtler, mültecilerin yerleşiminde tercih sebebi olmuştur. Türkiye’de göçmenlere olağanüstü derecede konukseverlik gösterilmiştir. Maddî imkânı olmayanlara çeşitli resmî birimlerde, hastanelerde, fabrikalarda, dinî kurumlarda ve kurulan çadır kentlerde geçici olarak yer verilmiştir. Konaklama ve sağlık hizmetlerinin yanı sıra ihtiyaç sahipleri için aşevleri açılmıştır.

Turkey was extremely hospitable towards the immigrants. For those who did not have financial means, various official buildings, hospitals, factories, religious institutions and tents were provided. Aside from lodging and health services, soup kitchens were established.

SPASSİB O

SPASSIB O

Türk toplumunun hoşgörüsü, sahip oldukları imkânları göçmenlerle karşılıksız bir şekilde paylaşması karşısında etkilenen Beyaz Ruslar, 1924 yılında Babok ve Oğlu Matbaası (Imprimerie Babok et Fils) tarafından basılan ve daha sonraki yıllarda Fransa’da Rusça, İngilizce ve Fransızca olarak yayımlanan Spassibo isimli kitabın önsözünde, şükranlarını açıkça ve uzun uzun dile getirmişlerdir. Zaten spassibo da Rus dilinde “şükran” anlamına gelmektedir. Kitapta; “Şükran İstanbul! Bize kollarını açtın, barındırdın, iş buldun, hayatımızı kurtardın! Seni hiç unutmayacağız, dünya güzeli şehir!” girişiyle, Türk ulusuna olan manevî borçlarını ödemişler ve Türkiye’yi ‘ikinci vatan’ olarak nitelemişlerdir.

The Belarusians, who were impressed by the Turkish community’s tolerance and their sharing of resources with the immigrants unconditionally, extensively expressed their gratitude in the prologue for the book “Spassibo” that was published by Imprimerie Babok et Fils in 1924, which was later also published in France in Russian, English, and French. After all, “spassibo” means “gratitude” in Russian. In the book, with the words, “Thank you Istanbul! You have opened your arms to us, you gave us shelter, you found us work, and you saved our lives! We’ll never forget you, the most beautiful city in the world!” the Belarusians defined Turkey was a “second homeland”, repaying their moral dues to the nation of Turkey.

“Sonuçta Beyaz Rus göçmenlerin Türkiye’ye üç dalga halinde ulaştığı söylenebilir: 1919 yılında canlarıyla birlikte mallarını kurtarmak için Türkiye’ye sığınan bourgeoisie (kentsoylular), 1920 ilkbaharında Kırım üzerinden kaçan ve çoğunluğunu Beyazordu subaylarının oluşturduğu grup, aynı yılın sonbaharında Türkiye kıyılarına ayak basan onbinlerce insan... En büyük dalgayı oluşturan bu son grup, subaydan erine, aristokratından tüccarına, sanatçısından işçisine uzanan kadınlı erkekli bir kitleydi.

24

as well as areas near the Russian consulate and in which buildings associated with Orthodox churches were concentrated.

“At the end, it is possible to say that the Belarusian immigrants reached Turkey in three waves: the bourgeoisie who sought refuge in Turkey in 1919, to save themselves as well as their belongings; the group that included many members of the Belarusian army who came through Crimea in the spring of 1920; and the tens of thousands of people who arrived at Turkey’s shores in the fall of the same year... The largest


mara ou du Bosphore, à Yeşilköy, Florya ou Sarıyer (Çırçır Vadisi étant le premier lieu d’installation). Les réfugiés ont naturellement préféré s’installer dans les quartiers où se trouvaient déjà des églises orthodoxes, près de l’ambassade de Russie également. Ces immigrants ont bénéficié d’une belle hospitalité. Les impécunieux ont été temporairement installés dans des bâtiments officiels, des hôpitaux, des usines, des institutions religieuses ou même des campements. Mis à part les services de logement et de santé, des soupes populaires ont été rapidement organisées. SPASSIB O L’amabilité de la société turque et sa générosité sans contrepartie toucha les Biélorusses qui publièrent en 1924 un livre intitulé Spassibo dont l’impression fut réalisée par l’imprimerie Babok et Fils. Spassibo signifie « merci » en russe. Ce livre fut par la suite publié en français et en anglais. Dans la préface nous pouvons lire l’expression de cette gratitude : « Merci Istanbul ! Tu nous as accueillis, logés, tu nous as créés des opportunités d’emplois et tu nous as sauvés la vie ! Nous ne t’oublierons jamais belle ville du monde ! » Un moyen de rembourser une sorte de dette spirituelle. Pour ces exilés, la Turquie devint leur « seconde patrie »… Les Biélorusses sont arrivés en trois vagues : d’abord les « bourgeois » arrivés dès 1919 afin de préserver leurs vies et leurs biens, ensuite ceux qui s’échappèrent par la Crimée au printemps 1920, constitué en majorité des officiers et soldats de l’Armée Blanche et, en dernier lieu, des dizaines de milliers de personnes qui posèrent leurs pieds sur les côtes turques à l’automne de la même année… Ce dernier groupe qui constituait la plus grosse vague, comprenait aussi bien des officiers que des soldats, des aristocrates que des marchands, des artistes que des ouvriers.

‘İskele’ (Detay, sf. 106) ‘Pier’ (Detail, pg. 106) ‘Jetée’ (Détail, p. 106)

25


Bu aşamada çok önemli bir tarihsel gerçeğe değinmek gerek: Mütareke yıllarında İstanbul’u işgal altında tutan (ve yerli halkın tüm özgürlüklerini kısıtlayan) yabancı güçlerin Beyaz Ruslar’a kucak açması her şeyden önce siyasal bir amaç taşıyordu; 1917 devriminin yarattığı şok dalgalarından yararlanarak dünya kamuoyuna ne kadar “hümanist” (insancıl) olduklarını kanıtlamak... “Spassibo” başlıklı derlemede Ruslar’a yardım eden yabancılara teşekkür ediliyor; ama (altı çizilerek) şu gerçek vurgulanıyor: Türk halkının konuk severliği olmasaydı, Türkler Beyaz Ruslar’ı ülkelerine kabul edip aralarına almasaydı, İtilâf devletlerinin tüm çabaları bir “siyasal şov”dan öteye gidemeyecekti.” (3)

wave was this last group, including soldiers of high and low ranks, aristocrats, merchants, artists, laborers, men and women. At this stage, it is necessary to touch on a historic truth: the foreigners who had invaded Istanbul during the years of truce (and who limited the locals’ freedoms) had a political goal in opening their arms to the Belarusians: to prove to the world that they were humanists, exploiting the aftershocks of the 1917 revolution. In the anthology “Spassibo”, the foreigners who helped the Russians are thanked, but this reality is also underlined: without the hospitality of the public of Turkey—if the Turks had not accepted the Belarusians—the efforts of the Allies would not go beyond a “political show.” (3)

Beyaz Ruslar’ın büyük çoğunluğu İstanbul’u bir atlama taşı olarak kullanmıştır. Kendilerine uygun bir iş edinenler veya yatırım imkânı bulanlarla, bir Türk’le evlenerek ülkede yerleşik düzen kuranların dışındakiler, zamanla Çekoslovakya, Fransa ve Balkan ülkeleri başta olmak üzere Avrupa ya da Amerika kıtasına yerleşmişlerdir.

Many of the Belarusians used Istanbul as a stepping-stone. While some found jobs, made investments, settled down by marrying a Turk, many went to the European and northern American continents; Czechoslavakia, France, and the Balkan countries were amongst the primary destinations.

Göç edenlerin içinde asker ve aristokratların dışında, çeşitli meslek gruplarına mensup birçok sivile rastlanmaktadır. Bunların, geçimlerini temin edebilmek için sağlam ve istikrarlı işlere ihtiyaçları vardı. Beyaz Ruslar’a iş temin edebilmek amacıyla bir büro tesis edildi (Şimal Sokak, No. 10, Şişhane) ve birçoğu kısa sürede çeşitli işlere yerleştirildi. Gelenlerin içerisinde, ilerleyen yıllarda isimlerini sıkça duyacağımız çok sayıda fotoğraf, bale, edebiyat, müzik, heykel ve resim alanında önemli başarılara imza atmış sanatçılar bulunmaktaydı.

26

(3) Jak Deleon, a.g.e, 1996, s. 29-30. (3) Jak Deleon, ibid. 1996, pg. 29-30. (3) Jak Deleon, ibid. 1996, p. 29-30

Civilians of different trades—aside from the soldiers and aristocrats—could be encountered. They needed steady, permanent jobs in order to sustain themselves. An office was constituted to find employment for the Belarusians (Şimal Street, No. 10, Şişhane) and many were placed in temporary work. There were important artists among this group, whose names we would frequently hear in the later years in the fields of photography, ballet, literature, music, sculpture, and painting.


Au cours de l’armistice, les forces étrangères occupant Istanbul ont expressément accueilli les Biélorusses à une fin politique : elles souhaitaient – en profitant de l’onde de choc causée par la Révolution de 1917 – prouver à l’opinion publique internationale qu’elles étaient « humanistes »… Dans le livre intitulé Spassibo on remercie également les étrangers qui ont aidé ces réfugiés tout en soulignant le fait que sans l’hospitalité du peuple turc, tous les efforts des forces de l’Entente auraient seulement abouti à un « show politique ».(3) La majorité des Biélorusses ont utilisé Istanbul comme une passerelle vers d’autres pays. À part ceux qui y ont trouvé un travail, une opportunité d’investissement, ou qui s’y sont mariés, les autres ont pris le chemin de l’Amérique ou de l’Europe, comme la Tchécoslovaquie, la France ou les Balkans. Parmi ces réfugiés se trouvaient, non seulement des militaires et des nobles, mais aussi un grand nombre de civils appartenant à de divers groupes professionnels. Ces derniers avaient besoin d’un métier stable pour gagner leur vie. Un bureau a ainsi été établi (Şimal sokak, No. 10, Şişhane) en vue de les aider dans ces démarches. Parmi eux se trouvaient aussi de nombreux artistes, photographes, danseurs, écrivains, musiciens, sculpteurs et des peintres, dont plusieurs deviendront célèbres dans les années suivantes.

‘Dalgalar’ (Detay, sf. 110) ‘Waves’ (Detail, pg. 110) ‘Vagues’ (Détail, p. 110)

27


TÜ R KİYE’ Y E GÖ Ç EDE N BE YAZ RUS R ESSAML AR

BEL ARUSIAN PAIN T ERS WHO IMM IGR AT ED TO T U RK EY

İstanbul’a göç eden sanatçılar içerisinde çok sayıda ressam vardı. Almış oldukları ‘klasikakademik’ eğitim doğrultusunda hayli güçlü fırçalara sahip sanatçılar, yabancı resme olan mevcut talebi iyi bir şekilde değerlendirerek kısa zamanda ön plana çıktılar. Özellikle sulu boya tekniğinde fevkalâde başarılı olan sanatçıların, yağlıboya dahil her türlü malzemede yumuşak ve parlak renkleri tercih ettikleri, ışık oyunlarının hâkim olduğu, başta Boğaziçi ve Haliç peyzajları ile tarihî yer/mekanları konu alan çalışmaları yoğun talep görmüştür. Tarihî yer/mekanları içeren peyzaj ve iç mekân çalışmalarında, Bizans sanatının ön plana çıktığı yapılara (Kariye Camii, Yedikule Zindanları, Hipodrom, Aya İrini, Bizans Surları vb.) öncelik vermişlerdir. Sadece Vladimir Konstantinovich Petrov, Bizans sanatının yanı sıra, Osmanlı kültürüne de eğilmiştir. İstanbul’da yaşayan kentsoylu ve aristokrat aileler sayesinde, pek kuvvetli oldukları portre ve azınlıklar tarafından gelen talep üzerine de natürmort çalışmalara ağırlık vermeye başlamışlardır. Bu arada, sanatçıların belli bir kısmı empresyonist tavır içerisinde sadece peyzaj resmederken, kimi sanatçıların da çalışmalarını grafik ve minyatür alanında yoğunlaştırdıkları görülür.

There were quite a few painters among the artists who immigrated to Istanbul. The artists were adroit in the craft of painting, due to their traditional academic education and soon enough, with the rising demand for foreign painting, they became well-known. The artists were successful in the watercolor technique, selecting soft and luminous colors in different materials, including oil painting, using landscapes of the Bosphorus and the Golden Horn, as well as of historic and cultural locations. In their historic works, they emphasized buildings that were exemplary of Byzantine art— Church of the Holy Saviour in Chora, Yedikule Dungeons, Hippodrome, Aya İrini, Byzantine Walls. Only Vladimir Konstantinovish Petrov appropriated the Ottoman culture as well as Byzantine art. Thanks to the bourgeois and aristocratic families living in Istanbul, they worked on portraits—which was definitely a strength—and still-lifes that were requested by the minorities. In the meanwhile, while some artists painted landscapes in an impressionistic manner, others focused on graphics and miniatures.

Başlangıçta, sanatçıların yapıtlarını, Elhamra (Alhambra) Sineması yakınlarında hediyelik eşya satan ve sahibinin adıyla anılan Grigorian isimli dükkânda değerlendirdiği görülür. Kimi sanatçıların da, yeni yeni oluşan iş hanı, pasaj, geniş mekânlı ticarethane ve ikametgâh amaçlı binaların duvarlarını veya Nikola Perof (Nicholai Perov) örneğinde olduğu gibi Şehir Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi gibi kuruluşların panolarını ya da dekorlarını boyadıklarına tanık oluyoruz.

28

The artists first used the souvenir store “Gregorian”—eponymous with the owner —near the Alhambra Cinema to exhibit their works. We could also witness artists using the walls of buildings that were slowly transformed into offices, arcades, businesses and apartments, as well as the billboards and sets for the City Theatre, The Public Opera and Ballet in Ankara, like Nikola Perof (Nicholai Perov).


L E S PEINTR ES BI ÉLORUSSES R É F UGIÉS EN T URQUI E Parmi ces artistes figuraient plusieurs peintres. Eu égard à leur formation classique, ils possédaient un véritable talent, spécialement reconnus dans la technique de l’aquarelle, préférant les couleurs douces et lumineuses, mais aussi dans la peinture à l’huile. Leurs tableaux dépeignent alors les paysages du Bosphore, de la Corne d’Or, des lieux historiques, dominés par des jeux de lumière. Ils savaient répondre à une demande particulière, en vogue à cette époque. Les peintres ont donné la priorité aux paysages historiques, aux bâtiments reflétant l’art byzantin par exemple, tels que l’église de Saint-Sauveur-in-Chora, les tours sombres de Yedikule, l’Hippodrome, Sainte-Irène, ou les murs de Constantinople… Seul Vladimir Konstantinovich Petrov a donné de l’importance à la culture ottomane, mis à part l’art Byzantin. Grâce aux commandes de portraits par des familles fortunées d’Istanbul, les peintres ont commencé à donner de l’importance aux nature-mortes, aux visages, suite également aux demandes des minorités. Il est intéressant de constater qu’une partie de ces artistes se concentre sur les paysages avec une approche « impressionniste », d’autres s’orientant déjà vers l’art graphique et la miniature. Leurs œuvres étaient initialement exposées dans le magasin « Grigorian », situé à proximité du cinéma Elhamra (Alhamra), du nom de son propriétaire qui vendait principalement des cadeaux. D’autres artistes s’exprimaient sur les murs des nouvelles maisons de commerces, des passages, des vastes Han ou encore sur les murs de demeures résidentielles. D’autres artistes comme Nikola Perof (Nicholai Perov) peignent les décors et panneaux du théâtre municipal (Şehir Tiyatrosu) ou de l’Opéra et Ballet National d’Ankara.

‘Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’, (Detay, sf. 109) ‘Mihrimah Sultan Mosque in Üsküdar’, (Detail, pg. 109) ‘Mosquée du Sultan Mihrimah à Üsküdar’, (Détail, p. 109)

29


O yıllarda İstanbul’da bulunan diğer Beyaz Rus ressamlar, şu şekilde sıralanabilir: Vassili Yosifovich Ivanoff, Dimitri Vassilievich Ismailovitch, Vladimir Feodorovich Zender, Nicholai Becker, Boris Issaevich Eguize, Alexis Gritchenko, N. N. Saraphanoff, J. Pavlivekitch, Viladimir Jorfai, Alex Barkof, Zaretzki, Alexinskaya, Astafev, Bobritsky, Kaysarov, Sabaneyev, Feodorov, Limiç, Rahman Safiev (İbrahim Safi) ve o günkü adıyla Nikolai Kalmikoff.

The other Belarusian painters in Istanbul at the time could be listed as such: Vassili Yosifovich Ivanoff, Dimitri Vassilievich İsmailovitch, Vladimir Feodorovich Zender, Nicholai Becker, Boris Issaevich Eguize, Alexis Gritchenko, N. N. Saraphanoff, J. Pavlivekitch, Viladimir Jorfai, Alex Barkof, Zaretzki, Alexinskaya, Astafev, Bobritsky, Kaysarov, Sabaneyev, Feodorov, Limiç, Rahman Safiev (İbrahim Safi) and Nikolai Kalmikoff—his name back then.

Adı anılan sanatçıların çoğunu bir araya getiren ilk sergi, 9 Ekim 1921 tarihinde düzenlenmiştir. Vassili Yosifovich İvanoff ’un başkanlığını yaptığı İstanbul’daki Rus Ressamlar Birliği, 1 Ocak 1922’de kuruldu. Birliğe 30 sanatçı üye oldu. Birlik üyeleri, ‘Bursa Sokağı No: 40 Beyoğlu’ adresinde bulunan, genellikle Beyaz Ruslar’ın bir araya geldiği ve Mayak Galerisi olarak da anılan, lokal nitelikli Güney Rusya YMCA (Young Man’s Christian Association - Genç Erkeğin Hristiyan Birliği, 1920-1922) adlı kuruluşun İstanbul’daki merkezinde 9 sergi açmıştır. Mayak’da açılan sergilerde yer alacak yapıtların değerlendirilmesini, Pyotr Nikolaevich Karayev, yöneticiliğini ise ünlü antika koleksiyoneri Stanley Harrison üstlenmiştir. Bunun dışında Beyaz Rus ressamların, 1922-23 yıllarında Mac Mahon Kışlası’nda da 3 sergi düzenledikleri bilinmektedir.

The first exhibition that brought together many of the artists mentioned was on October 9th, 1923. The Russian Painters Union, led by Vassili Yosifovich Ivanoff, was founded on January 1st, 1922. Thirty artists became members. These members opened nine exhibitions at the headquarters of the local Southern Russian YMCA (Young Man’s Christian Association) (1920-1922), also called the Mayak Gallery, where many Belarusians gathered at Bursa Street, No. 40, Beyoğlu. The works to be exhibited at Mayak were assessed by Pyotr Nikolaevich Karayev and the administration was handled by the famous antique collector Stanley Harrison. Aside from Mayak, Belarusian painters organized three exhibitions at the Mac Mahon Barracks in 1922-23.

Kalmikoff, Rus topraklarında uzun yıllar yaşam süren Kalmuk Türkleri’nden biri olarak, 6 Aralık 1896 tarihinde(4) Moskova’nın güneyinde yer alan Kharkov’da (Harkov) doğdu. Yörenin köklü ve varlıklı ailelerinden birine mensup olan Kalmukoğlu’nun babası Ivan Kalmikoff, orman ve orman ürünleri (özellikle kâğıt) ticaretiyle uğraşan saygın bir iş adamıdır. İvan Kalmikoff, uzun yıllar başarı ile sürdürdüğü ticarî hayatının sağlıklı bir şekilde devamı için, haklı olarak oğluna ticaretle ilgili bir

30

Kalmikoff was born on 6 December 1896 in the city Kharkov (Harkov) south of Moscow, as a Kalmyk Turk—a group that lived on Russian soil for many years(4). Kalmukoğlu’s father Ivan Kalmikoff, who belonged to one of the most established and wealthy families of the region, was a well-respected businessman who was involved in forestry and forest products (especially paper) trade. Ivan Kalmikoff, in order to sustain his successful business, wanted to train his son to succeed him. Nikolai thus first finished trade high-school. As he

(4) Bu bilgiye, Kalmukoğlu’nun aile dostu; Zinovia-Halil Dostal çiftinin oğlu Erol Dostal(1935-2006)’ın tutmuş olduğu hatıra defterinde rastlıyoruz. Ancak Dostal’a göre; kayda geçilen tarih, Kalmukoğlu’nun doğumuna ilişkin bilgi olabileceği gibi, özellikle Ortodoks cemaat için önemsenerek kutlanan ‘isim günü’ne ilişkin de olabilir. (4) We encounter this fact in the diary kept by Kalmukoğlu’s family friend, Zinovia-Halil Dotal’s son Erol Dostal (1935-2006). However, according to Dostal, this recorded date could be either Kalmukoğlu’s birth date or his “name day”, which is quite significant for the Orthodox Christian community.


De nombreux peintres tels que Vassili Yosifovich Ivanoff, Dimitri Vassilievich Ismailovitch, Vladimir Feodorovich Zender, Nicholai Becker, Boris Issaevich Eguize, Alexis Gritchenko, N. N. Saraphanoff, J.Pavlivekitch, Viladimir Jorfai, Alex Barkof, Zaretzki, Alexinskaya, Astafev, Bobritsky, Kaysarov, Sabaneyev, Feodorov, Limiç, Rahman Safiev (İbrahim Safi) et Nikolai Kalmikof – sous son nom d’alors – figurent parmi ces nombreux talents stambouliotes. La première exposition qui réunit la majorité des peintres mentionnés ci-dessus eut lieu le 9 octobre 1921. Le 1er janvier de l’année suivante se fonde à Istanbul, l’ «Union des Peintres russes», sous la présidence de Vassili Yosifovich Ivanoff. Trente-et-un artistes devinrent membre de l’union et ouvrirent neuf expositions au siège de l’Union chrétienne de jeunes gens (YMCA) de Russie méridionale à Istanbul, entre 1920 et 1922. Le local se trouvait à Bursa Sokağı No. 40, en partie fréquenté par les Biélorusses. Il était également surnommé la galerie Mayak. Pyotr Nikolaevich Karayev était chargé de l’évaluation des œuvres à exposer et le célèbre collectionneur d’antiquités Stanley Harrison était en charge de la gestion des expositions. En outre, les peintres Biélorusses ont eu droit à trois expositions à la caserne Mac Mahon, entre 1922 et 1923. Kalmikoff faisait parti des turcs kalmouks qui vécurent de longues années en territoire russe. Il naquit le 6 décembre 1896(4) à Kharkov, une ville située au sud de Moscou. Le père de Kalmukoğlu, Ivan Kalmikoff, était un homme d’affaire respecté, impliqué dans la vente des produits forestiers, notamment du papier et appartenait à une famille riche, établie de longue date dans la région. Afin de continuer cette entreprise, Ivan Kalmikoff donna à son fils une éducation tournée vers le monde des af-

Kalmukoğlu atölyesinde (Türkiye’de Sanat arşivi). Kalmukoğlu in his studio (Archive of Türkiye’de Sanat). Kalmukoğlu dans son atelier (Archives Türkiye’de Sanat).

(4) Cette date figure dans le journal d’un ami de la famille Kalmukoglu, Erol Dostal (1935-2006), fils de Zinovia-Halil Dostal. Cependant, selon Dostal lui-même, cette date pourrait aussi bien être celle de sa naissance que celle où il reçut son prénom, c’est-à-dire 8 jours après selon une tradition fortement ancrée dans la communauté chrétienne orthodoxe.

31


eğitim verdirmekten yanadır. Bu doğrultuda, Nikolai önce ticaret lisesini bitirir. Ardından, Yüksek Ticaret Okulu’na devam ederken resme duymuş olduğu karşı konulmaz sevgi ve yetenek doğrultusunda, yaz aylarında özel resim atölyelerine devam etmiştir. Göstermiş olduğu başarı nedeniyle, babasından onay alan sanatçı, ailesinin devrim sonrası Kırım’a zorunlu göçlerine değin, yaklaşık beş yıl Harkov Güzel Sanatlar Akademisi’nde, ‘Resim ve Dekoratif Sanatlar’ üzerine eğitim aldı. Rusya’dan Türkiye’ye mülteci akını 1918 yılında başladığı halde, Kalmikoff ailesinin iki yıl kadar Kırım’da kalmalarının iki ana sebebi vardır. Çara bağlı Beyazordu subaylarının, devrim sonrası oluşturdukları Gönüllüler Ordusu’nun 1919 yılında Kafkasya’yı ele geçirme başarısı ve beraberinde kurtarılan yerleşim birimleri içerisinde yer alan Harkov’un bir daha düşmeyeceği ümidi ve daha da önemlisi, vatan sevgisidir.

Although the wave of immigration from Russia to Turkey started in 1918, the Kalmikoff family stayed in Crimea for two years. The hope that the Tsar’s Belarusian army of volunteers would recapture the Carcasians in 1919, including Harkov, permanently, and patriotism sustained the Kalmikoffs in Crimea.

KA L MİKOF F ’ L A R İ STAN BUL’ DA; “SI K I NTILI GÜNLE R”

KAL MIKOF F ’ S IN ISTAN BU L ; “DIF F IC ULT DAYS”

Mart 1920’de, Gönüllüler Ordusu’nun Kırım’daki yenilgisi üzerine sanatçı ve ailesi için Türkiye’ye göç etmek artık bir zorunluluktur. Kalmikoff ’lar nihayet 1920 sonbaharında İstanbul’a giderler.

When the Army of Volunteers was defeated in Crimea in March 1920, the artist and his family had to immigrate to Turkey. Kalmikoffs finally relocated in the fall of 1920.

Ülkeye erken tarihlerde maddî varlıkları ile göç edebilme atikliği gösterebilen kentsoylu ve aristokratlar dışındaki bütün göçmenler gibi Kalmikoff ’lar da, Türkiye’deki ilk yıllarında büyük maddî zorluklar yaşamıştır. Bu dönemde Türkiye’ye gelen mülteciler, büyük sıkıntılar çekmiş, yaşam mücadelesi için ayırt etmeksizin hemen her konuda faaliyet göstermişlerdir. Nitekim ülkeye gelen çok sayıda iyi

32

continued his higher-level education also in the same discipline, he worked in special arts ateliers over the summers; he was deeply passionate about and talented in painting. Nikolai got his father’s approval through his successs and for five years was educated at the Harkov Fine Arts Academy in painting and decorative arts, before his family’s mandatory immigration to Crimea (1918) after the revolution.

While the bourgeoisie and aristocrats who moved quickly with their material belongings, most immigrants, including the Kalmikoffs, had to face poverty in their first few years in Turkey. During this period, almost all the refugees who came to Turkey had to endure difficulties and became active in any and all fields in order to survive. Many well-educated soldiers and aristocrats had to serve as waiters, salesmen, florists, and cab drivers, without


faires. Dans cette optique, Nikolai achève une école de commerce, mais devant son talent évident et son amour pour la peinture, il cultive cette passion au cours des mois d’été dans des ateliers de peinture privés. L’artiste réussit à obtenir l’approbation de son père et jusqu’à l’émigration forcée en 1918 de sa famille, il suit pendant cinq années une formation de peinture et d’arts décoratifs à l’Académie des Arts Décoratifs de Kharkov. Bien que l’afflux de réfugiés de la Russie vers la Turquie ait commencé en 1918, deux raisons firent rester la famille Kalmikoff en Crimée. Les officiers de l’Armée blanche, fidèles au tsar, ont créé en 1919 une armée de volontaires après la révolution et ont récupéré cette région dans laquelle se trouve Kharkov. C’est l’espoir que Kharkov ne chuterait jamais et l’amour de la patrie qui les ont ainsi retenu.

L E S KALMIKOF F À I STAN BUL: DE S JOUR NÉES DI FFICI LE S En mars 1920, suite à la défaite finale de l’Armée blanche, émigrer en Turquie devint une obligation pour le peintre et sa famille. En automne 1920, les Kalmikoff arrivent à Istanbul. Hormis ceux qui avaient de l’argent, le reste des émigrants – comme les Kalmikoff – ont dû faire face à de grandes difficultés économiques durant leurs premières années.Ils durent trouver n’importe quelle activité pour survivre. Un grand nombre de militaires bien formés et d’aristocrates russes ont exercé sans amertume des métiers tels que garçon de café, fleuriste ou chauffeur de taxi. L’exemple le plus frappant est celui de l’ambassadeur russe Tharykov

33


eğitim almış asker ve aristokrat Rus vatandaşı dahi, garsonluktan tezgâhtarlığa, çiçekçilikten taksi şoförlüğüne kadar sıradan işi, yüksünmeden yapmışlardır. Bunun en belirgin örneği, 1909-1912 yılları arasında Rus elçisi olan Tharykov’un esnaflık yapması, eşinin İngilizce dersi vermesidir. İş konusundaki deneyimsizliği ve moral çöküntü içerisindeki Nikolai, uzun bir süre işsiz kalır. Uluslararası kuruluşlar ile İtilâf Devletleri’nin İstanbul’da oluşturdukları sosyal dayanışma birliklerinden yardım görür. Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır savaş koşulları itibariyle birçok mültecinin bulabildiği işte çalışabilme zorunluluğuna karşın, sanatçı çocukluk günlerinden itibaren içinde taşıdığı doyumsuz özlem, yılmaz azmi ve biraz da şansı sayesinde ekmeğini sanattan çıkartacaktır. Beyaz Ruslar’ın akını sonrası, başta Beyoğlu olmak üzere çehresi tamamıyla değişime uğrayan İstanbul’da, özellikle “şehircilik” anlayışında yeni bir yapılanma ve tercih söz konusudur. Bu doğrultuda öncelikle ‘eğlence, kültür ve sanat dünyası’ büyük bir değişim ve gelişme göstermiş, birkaç yıl içerisinde, 19. yüzyıl sonlarında yapımına başlanan yeni iş hanları, pasajlar, büyük mekânlı ticarethaneler ve anıtsal nitelikteki apartmanların sayısında belirgin bir artış meydana gelmiştir. Burçak Evren’in ‘Eski İstanbul Sinemaları; Düş Şatoları’ (5) isimli kitabında önemi vurgulanan Beyoğlu sinemaları, 1920-1960 yılları arasında İstanbul’un sosyal ve kültürel yaşamının vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Dönemin gözde eğlence mekanları; sinematiyatro salonları yanı sıra müzikli ve danslı lokallerdir. Mevcut sinemaların çoğunun işletmecisi veya sahibi, İpekçi Kardeşler’dir.

34

regarding their jobs as burdensome. The most distinct example of such survival methods is Tharykov—who was the Russian ambassador 1909-1912—being a shopkeeper and his wife giving English lessons. Nikolai was inexperienced and also suffered from dispiritedness; he was unemployed for a long time and sought help from international organizations and social welfare unions set up in Istanbul by the Allies. Although many of the refugees had to work in whichever job they found in the post-war Turkey, the artist would sustain himself through his art with the help of the passion for art that he had since childhood, his perseverance and a bit of luck. With the influx of Belarusians, Istanbul’s face, starting with Beyoğlu, rapidly changed and a new “urbanist” sensibility formed, in conjunction with new building and structure choices. As such, first, “entertainment, culture, and art worlds” quickly changed and developed; within a few years, the construction of new office buildings, arcades, large business headquarters and monumental apartments, that had started at the end of the 19th century, conspicuously increased in number. Beyoğlu cinemas, that were emphasized in Burçak Evren’s “Old Istanbul Cinemas: Castles of Dreams” (5) became an indispensable element of the social and cultural life in Istanbul between 1920 and 1960. Cinema, theater, taverns with music and dancing provided entertainment for many. Most of the cinemas were either run or owned by the İpekçi Brothers. Kalmukoğlu met the Ipekçi Brothers, prominent in the cinema world at the time, through

(5) Burçak Evren, ‘Eski İstanbul Sinemaları; Düş Şatoları’, Milliyet Yayınları, İstanbul 1997. (5) Burçak Evren, “Old Istanbul Cinemas: Castles of Dreams”, Milliyet Publications, İstanbul 1997. (5) Burçak Evren, “Vieux Cinémas d’Istanbul: Châteaux des rêves”, Milliyet Publications, İstanbul 1997.


qui est devenu commerçant pendant que sa femme donnait des cours d’anglais. Sans expérience, le jeune Nikolai resta au chômage et reçut de l’aide des associations de solidarité que les organisations internationales et les Puissances Alliées fondèrent à Istanbul. En raison des conditions de guerre dans lesquelles se trouvait encore la Turquie et malgré l’obligation pour beaucoup de ces réfugiés de travailler, c’est grâce au désir insatiable d’art depuis l’enfance que l’artiste put en vivre dans l’art. Une belle persévérance et beaucoup de chance aussi ont compté. Suite à ces vagues d’immigration, le paysage de la ville d’Istanbul – et surtout celui de Beyoğlu, l’ancien Péra – commença à se modifier vers une restructuration du concept d’« urbanisme » en particulier. Dans cette optique, « le monde de la culture, de l’art et du divertissement » changeait et évoluait en quelques années : le nombre des bâtiments commerciaux, des passages, des grandes surfaces et de certains bâtiments à caractère historique, dont la construction avait commencée vers la fin du XIXème siècle – participèrent à ce nouvel essor. Les cinémas de Beyoğlu, dont l’importance est soulignée dans le livre de Burçak Evren, intitulé Eski İstanbul Sinemaları; Düş Şatoları(5), «Vieux cinémas d’Istanbul ; Châteaux des rêves », sont l’un des éléments indispensables à cette vie sociale et culturelle entre les années 1920 et 1960, avec les théâtres et les ballets. Les frères Ipekçi furent les exploitants et les propriétaires de ces cinémas. ‘Dans Eden Çingeneler’, (Detay, sf.112) ‘Dancing Gypsies’, (Detail, pg.112) ‘Tsiganes Dansant’, (Détail, p.112)

35


Kalmukoğlu, İstanbul’a geldiği ilk yıllarda tanıma şansı bulduğu ve özellikle sulu boya resim tekniğini geliştirme adına, kendisinden çok şeyler öğrendiğini her fırsatta dile getirdiği Celal Esat Arseven (1876-1972) vasıtası ile dönemin sinema dünyasının duayeni İpekçi Kardeşler ile tanışmıştır. Dönemin geçerli olan modası gereği, İpekçi Kardeşler’den gelen talep üzerine, Rusya’da almış olduğu ‘Resim ve Dekoratif Sanatlar’ eğitimi doğrultusunda, önce Elhamra ve ardından İpek sinemalarının duvarlarını başarı ile resmetmiştir. Sanatçının İstiklâl Caddesi’nde bulunan Yıldız Sineması’nın duvarlarını da, ‘Lâle Devri’ eğlencelerini anımsatan kompozisyonlarla boyadığı bilinmektedir. Sonraki yıllarda Kalmukoğlu’nun Kadıköy’de bulunan ve mülkiyeti Adalet-Süreyya İlmen çiftine ait olan ve 1950 yılında Darüşşafaka’ya bağışlanan Süreyya Paşa Sineması’nın duvarlarını ve tavanını da resmettiği görülmektedir. Sinemanın yan duvarlarında sanatçı tarafından resmedilmiş dördü büyük, ikisi orta boy olmak üzere, toplam altı adet bez üzerine yağlıboya tablo/pano yer almaktadır. Ayrıca üst örtüde, yaklaşık 220 metrekare büyüklüğünde ve iç içe üç kompozisyondan oluşan, ‘Botticelli’ benzeri çalışma da, görülmeye değer niteliktedir. Ancak 1970’li yıllarda sinemada meydana gelen patlama neticesinde, bahis konusu tavan resimlerinin çeşitli bölgelerinde yer yer dökülmeler oluşmuş, bilahare Kadıköy Belediyesi’nin öncülüğünde 2008 yılında gerçekleşen köklü restorasyonla sıkıntılı bölgeler, uzmanlarca onarılmıştır. Netice itibariyle, verilen bütün işlerin Kalmukoğlu tarafından başarı ile tamamlanması, sanatçının kısa sürede tanınması açısından fevkalâde önemli referanslardır. Bundan sonraki aşamada, sanatçının tablo çalışmalarının yanı sıra, sayıları hızla artan ve başta Beyoğlu, Tepebaşı, Şişli, Nişantaşı, Tarabya olmak üzere farklı yerleşim bölge-

36

Celal Esat Arseven (1876-1972), whom he had the opportunity to meet in his first few years in Istanbul and learned a lot of things from in watercolor painting techniques—a mentorship the artist acknowledged frequently. As necessitated by the movement of the time, he was commissioned by the Ipekçi brothers to paint the walls of first the Alhambra and then the İpek cinemas, in the tradition of the painting and decorative arts education he received in Russia. The artist painted the walls of the Yıldız Cinema on the Avenue of Istiklal with compositions that were reminiscent of the Tulip Era festivities. In later years, the artist also painted on the walls and ceiling of the Süreyya Paşa Cinema in Kadıköy, which belonged to the Adalet-Süreyya Ilmen couple, and was then bequeathed to Darüşşafaka in 1950. On the side walls of the cinema are six oil paintings on canvas, four large, two medium sized. Furthermore, the 220 m2 painting on the upper canvas, three separate compositions, reminiscent of Botticelli, are also worth seeing. An explosion in the 1970s caused the ceiling to partially peel off. The Kadıköy municipality undertook an in-depth restoration process in 2008, mending the parts of the painting that have been affected. Kalmukoglu’s successful completion of these commissions is a very significant reference for the artist to have been recognized in such a short period of time. After this phase, the artist continued his canvases, and rapidly continued his paintings in


Kalmukoğlu fait la connaissance des frères Ipekçi, personnages éminents du monde du cinéma, par l’entremise de Celal Esat Arseven (1876-1972), peintre dont Kalmukoğlu avait fait la connaissance lors de ses premières années à Istanbul et dont il affirme avoir appris beaucoup, spécialement dans le développement de sa technique de l’aquarelle. Conformément aux exigences du courant artistique de l’époque et à la demande des Frères Ipekçi, il peint avec succès dans les murs d’Elhamra, ensuite ceux des cinémas Ipek, en puisant dans les ressources esthétiques apprises en Russie. On sait que l’artiste a également peint des compositions rappelant les divertissements de l’ère des Tulipes sur les murs du Cinéma Yıldız, situé sur la grande rue d’Istiklâl, l’ancienne Grand-rue de Péra. Dans les années suivantes, Kalmukoğlu peint les murs et le plafond du Cinéma Süreyya Paşa, cinéma qui se trouvait à Kadıköy et qui appartenait au couple Adalet-Süreyya İlmen et qui fut par la suite donné à Darüşşafaka en 1950. Le cinéma comprend au total six panneaux de peinture à huile sur tissu, qui se trouvent sur les parois latérales du cinéma, dont quatre grands et deux de taille moyenne. En outre, des œuvres similaires à celles de « Boticelli » sur le plafond qui se compose de trois compositions imbriquées, d’une superficie de 220 mètres carrés, méritent d’être observées. Toutefois, après une explosion qui eut lieu dans le cinéma dans les années 1970, des parties entières de ces peintures sont tombées. En 2008, lors d’une restauration entreprise par la municipalité de Kadıköy, les lacunes furent restituées. La réalisation de ces commandes sont devenues d’excellentes références pour le jeune peintre. Kalmukoğlu acquit assez vite une certaine notoriété.

‘Natürmort’, (Detay, sf.110) ‘Still life’, (Detail, pg.110) ‘Nature Morte’, (Détail, p.110)

37


38

lerinde vücut bulan büyük hacimli binaların giriş duvarlarını ve Büyükdere’de mukim ‘La Nativité de la Vierge Marie’ isimli Latin Katolik Kilisesi’nin yüzeylerini resmettiği bilinmektedir. Yapıların zaman içerisinde yıpranması veya istimlâk edilmesi, apartman yönetimlerinin bilinçsiz tutumları ve hırs dolu tablo tâcir ve antikacıların yaklaşımları neticesinde, bu eserlerin pek azının günümüze sağlam olarak ulaştığına tanık olmaktayız.

the entrance foyers of buildings in Beyoğlu, Tepebaşı, Şişli and Nişantaşı, as well as the La Nativité de la Vierge Marie Latin Catholic Church in Buyukdere. The buildings’ deterioration or confiscation, the apartment buildings’ careless attitude and the merchant and antique dealers’ greed have resulted in very few of the works reaching our day intact.

KA L MUKO ĞLU’ N UN Y I L DIZ L AŞTIĞI D ÖNE M

KAL M U KO ĞLU’ S RISE TO STARD OM

1930’lu yılların sonlarına doğru Kalmukoğlu’nu uzunca bir süre, ancak belli aralıklarla İstanbul dışında görmekteyiz. Önce Ankara’da, Bayındırlık Bakanlığı ve Sümerbank bağlantılı etkinliklerde ve sonrasında Devlet Konservatuarı Maarif Vekilliği’ne bağlı olarak 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuarı, ardından 1937 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi kurulur. Kurumun başına, dünyaca ünlü Alman tiyatro eğitmeni, yönetmen ve oyuncu Carl Ebert (18871980) getirilir. İlgili kurumda 1938-46 yıllarında görev alan Carl Ebert, Naci Kalmukoğlu adını ilk defa, ressam ve yazarlığının yanı sıra Dârülbedâyi (konservatuar) Müdürlüğü görevinde de bulunmuş Celal Esat Arseven’den övgüyle duymuş, çalışmalarını gördüğünde ise sanatçıya hayran kalmıştır. Bunun üzerine kendisini başkente davet etmiş ve Tatbikat Sahnesi’nin dekorlarına ilişkin tezyin (bezeme ve süsleme) işlerini Kalmukoğlu’na vermiştir. Sanatçı bu dönem içerisinde, Ankara Halkevi’nin tiyatro dekorlarının bir kısmının yapımını da üstlenmiştir.

Near the end of the 1930s, we see Kalmukoğlu outside of Istanbul only infrequently. First in Ankara, then at events associated with Public Works Ministry and Sümerbank and later at Ankara Public Conservatory... Ankara Public Conservatory is established in 1936, linked to the Education Ministry and later in 1937, Ankara Public Conservatory Rehearsal Stage is founded. Carl Ebert (1887-1980), a worldfamous German teacher, director, and actor is brought to lead the institution. Carl Ebert works there 1938-46 and hears of Naci Kalmukoğlu from Celal Esat Arseven, who had managed the Dârülbedâyi (conservatory) in addition to his painting and writing, with praise; when Ebert saw Kalmukoğlu’s work, he was deeply impressed. He thus invited the artist to Ankara and commissioned Kalmukoğlu to work on decorating the sets for the Rehearsal Stage. In addition, Kalmukoğlu also worked on the set decors for the theaters in the Ankara Community House.


Après cette période, mis à part les ébauches de l’artiste, Kalmukoğlu peint les murs d’entrée d’un grand nombre d’immeubles des quartiers de Beyoğlu, Tepebaşı, Şişli et Nişantaşı. Il peint également les murs de l’église catholique latine de La-Nativité-de-la-Vierge-Marie à Büyükdere. Avec l’usure causée par le temps ou l’expropriation des bâtiments, les attitudes destructrices des syndics d’immeuble, l’approche cupide des antiquaires et des marchands de tableaux, peu de ces œuvres sont restées en bonne condition. Beaucoup ont aussi disparu.

L A PÉR IODE PHA RE DE KALMUKO Ğ LU Vers la fin des années 1930, Kalmukoğlu se retrouve pour une longue durée en dehors d’Istanbul, même s’il y revient souvent. Il travaille tout d’abord pour la Sümerbank et au Ministère de l’Équipement, puis au Conservatoire d’État à Ankara. Le Conservatoire est fondé en 1936 et la Scène de Réalisation en 1937. Le célèbre instructeur allemand de théâtre, metteur en scène et comédien, Carl Ebert (1887-1980), est nommé à la tête de cette institution. Carl Erbert y reste impliqué de 1938 à 1946, et il entend pour la première fois le nom de Naci Kalmukoğlu par Celal Esat Arseven, peintre, écrivain et directeur de conservatoire (Dârülbedâyi), qui lui vante les talents de l’artiste. Carl Erbert voit alors les œuvres du peintre et c’est ainsi qu’il l’invite à rejoindre Ankara pour lui demander d’entreprendre les travaux de décoration – parure et ornement – de la Scène de Réalisation. Kalmukoğlu entreprend aux mêmes dates une partie des décors du Centre Communautaire d’Ankara.

‘Küçüksu Plajı’ (Detay, sf.121) ‘Küçüksu Beach’, (Detail, pg.121) ‘Nature Morte’, (Détail, p.121)

39


‘9 Eylül Yerli Mallar Sergisi’ başlığı altında, ülkemizde ilk kez 1923 yılında İzmir’de düzenlenen ulusal boyutlu ticarî etkinlik, 1933 yılında ‘9 Eylül Panayırı’, 1936’dan itibaren yabancı ülkelere de açılarak “İzmir Enternasyonal Fuarı” adı altında günümüze değin faaliyetlerini aralıksız sürdürmüştür. Seramik sanatçısı İsmail Hakkı Oygar (19081975), Naci Kalmukoğlu’nun yakın arkadaşlarından biridir. Bu dostluğun kurulmasında, İbrahim Çallı ve Avni Arbaş etkin rol oynamıştır. İsmail Hakkı Oygar’a 1935 yılında, ‘dekoratif sanatlar’ disiplininde yetkin bir uygulayıcı ve organizatör olması sebebiyle, Uluslararası İzmir Fuarı yönetimi tarafından ‘danışmanlık’ hizmetini üstlenmesi doğrultusunda öneride bulunulur. Öneriyi kabul eden Oygar, söz konusu görevi uzun yıllar başarı ile sürdürmüştür. Kalmukoğlu, İsmail Hakkı Oygar’ın fuar yönetimine yapmış olduğu tavsiye üzerine, uzun yıllar devam edecek olan fuar pavyonlarının dekor ve tezyin işlerine 1936 yılında başlamış, 1938 yılında geçirdiği rahatsızlık ve askerlik hizmeti (1941-42) dışında, fuar çalışmalarını 1949 yılına değin başarı ile sürdürmüştür. Sanatçı belirtilen yıllarda, fuar çalışmalarından fırsat buldukça, Bergama, Efes, Selçuk gibi tarihi mekanları içeren coğrafyalarda araştırma ve inceleme gezilerinde bulunmanın yanı sıra İzmir Milli Kütüphane yanındaki Elhamra Sineması’nın (şimdiki Opera Binası) duvarlarını da resmetmiş ve bu işler günümüze sağlam bir şekilde intikal etmiştir. Vatanî hizmetini 1941-1942 yıllarında ve nâfia (bayındırlık-istihkâm) sınıfı askeri olarak Balıkesir’in Sındırgı ilçesine bağlı Tepecik köyünde yapar. Askerlik sonrası dönemde, çeşitli kuruluşların gazete ve dergilerde yer alan ilânlarının yanı sıra Orman Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan ‘Ormanlarımız’ ve Aslan

40

The commercial event that started in 1923, established in Izmir for the first time in the country, “September 9th Local Product Exhibition” became “September 9th Fair” in 1933 and became an international fair in 1936, “Izmir International Fair” which continues to this day. The ceramics artist Ismail Hakkı Oygar (1908 -1975) was one of Naci Kalmukoğlu’s close friends. In establishing this friendship, İbrahim Çallı and Avni Arbaş have played prominent roles. In 1935, İsmail Hakkı Oygar was asked to advise to the management of the International Izmir Fair, as he had been an active practitioner in the field of the decorative arts as well as an organizer. İsmail Hakkı Oygar accepted this offer and successfully continued to serve in such a capacity for many years. Kalmukoğlu started to work on decorating the pavilions in 1936, upon İsmail Hakkı Oygar’s recommendation to the fair management and continued until 1949, except for his illness in 1938 and his mandatory military service in 1941-42. During the mentioned years, the artist continued his geographic research and survey excursions to Bergama, Efes, Selcuk, whenever he was not working on the fair and also painted the walls of the Alhambra Cinema (now the Opera Building) next to the Izmir National Library—these works have remained intact to this day. The artist fulfilled his national service in 1941-42 as a soldier of the class construction and public works in the Tepecik Village of Balıkesir’s Sındırgı district. In the period succeeding his military service, he illustrated the ads for various newspapers and magazines as well as the covers for various publications such as Our Forests, published by the Forest Management and Economic Walk by Aslan


En 1923, est créé un salon international sous le nom de « Eylül Yerli Mallar Sergisi » (Exposition du 9 Septembre), qui devient en 1933 le « 9 Eylül Panayırı » et commence à s’exporter à l’étranger sous le nom de « Salon International d’Izmir ». Le céramiste Ismail Hakkı Oygar (19081975) est l’un des amis proches de Naci Kalmukoğlu. Ibrahim Çallı et Avni ont joué un rôle important dans la naissance de cette amitié. Le comité de gestion du Salon International d’Izmir propose en 1935 à İsmail Hakkı Oygar de devenir leur conseiller. Ce dernier accepte le poste et l’occupe avec succès pendant plusieurs années. C’est sous sa recommandation que Kalmukoğlu commence à décorer et à orner les pavillons du salon, en 1936, puis poursuit cette fonction jusqu’en 1949, à l’exception de sa maladie en 1938 et de l’arrêt causé par le service militaire, entre 1941 et 1942. Au cours des années mentionnées, l’artiste se rendit à plusieurs reprises sur des sites historiques tels que Pergame, Éphèse ou Selçuk, dans le cadre de voyages d’étude et de recherches. Il peint aussi les murs du Cinéma d’Alhambra – aujourd’hui l’Opéra – qui se trouve à côté de la Bibliothèque nationale d’Izmir. Ces travaux nous sont parvenus intacts jusqu’à nos jours.

Kalmukoğlu İzmir Fuarı için bir pavyon duvarı boyarken (Nazar Büyüm arşivi). Kalmukoğlu painting a pavilion wall for the Izmir Fair (Nazar Büyüm archive). Kalmukoglu en train de peindre un mur de pavillon pour le Salon d’Izmir (Archives Nazar Büyüm).

Il effectua son service militaire entre 1941 et 1942 dans le village de Tepecik, dans le district de Sındırga, attaché à la province de Balıkesir, rattaché au Ministère des travaux publics (fortification travaux publics). Après son service, il dessine les images de couverture pour diverses publications telles que İktisadi Yürüyüş (La marche économique) publiée par Aslan et Yakup Kadri Yazman, Ormanlarımız (Nos forêts), publié par la Direction Générale des

41


Tufan Yazman-Yakup Kadri Yazman tarafından basılan ‘İktisadi Yürüyüş’ gibi çeşitli yayınların kapak resimlerini çizmiştir. Yine aynı dönemde moda dünyasına hizmet veren bazı firmalar için çeşitli tasarımlarda bulunduğu bilinmektedir. Ayrıca Naci Terzi’den edinilen bilgilere göre; 1949 yılında İstanbul Spor ve Sergi Sarayı civarında düzenlenen, ‘Bahar Bayramı Festivali’ için Sümerbank adına resmettiği 2 x 5 metre boyutunda iki adet ‘Köylü Kızları’ isimli pano, büyük beğeni toplamıştır. Kalmukoğlu kişisel sergileri dışında, sürekli olmamakla beraber kendisini seven ve sanatını takdir eden sanatçı dostları İbrahim Çallı, Feyhaman Duran ve Sami Yetik’le birlikte 1916-51 arasında ve Temmuz - Ağustos aylarında Güzel Sanatlar Birliği tarafından 35 yıl (1918 hariç) kesintisiz düzenlenen geleneksel Galatasaray Sergileri’ne iştirak etmiştir. Sanatçı etkinliğe 10 kez ve toplam 64 eserle katılmış, 1921 yılında düzenlenen sergide, bugün ‘Taviloğlu’ ya da ‘Türkiye İş Bankası Koleksiyonu’nda yer alan ‘Dolmabahçe’ isimli çalışması ile Muhittin Sebati, Şeref Akdik, Saim Özeren, Midhat Özar ve Nurullah Berk ile beraber başarılı gençler arasında gösterilmiştir. Bunun yanı sıra sadece 1942 yılında Ankara’da açılan III. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’ne de katılmış ve izleyenlerden övgü almıştır. Özellikle, ‘Müstakiller’ ve ‘ D Grubu’nun etkin olduğu süreçte, söz konusu katılımlara karşın sanatçı, Sezer Tansuğ’un da üzerine basarak ifade ettiği şekilde “bağımsız” bir duruş sergilemiş, hiçbir sanatsal oluşumda ‘kurucu’ ya da ‘üye’ sıfatıyla yer almamıştır.

42

Tufan Yazman-Yakup Kadri Yazman. In the same period, he is known to have designed for various firms in the fashion world. According to the information provided by Naci Terzi, the two billboards, “Peasant Girls,” 2x5 m, that he painted for the “Spring Festival” taking place at the Istanbul Sports and Exhibitions Palace in 1949, commissioned by Sumerbank, were well-received. Kalmukoğlu also participated in—although not consistently—in the exhibitions organized by his artist friends İbrahim Çallı, Feyhaman Duran and Sami Yetik, who admired and appreciated him, every July or August between 1916 and 1951 on behalf of the Fine Arts Union. The artist participated in these exhibitions a total of ten times with sixty-four works. In the exhibition organized in 1921, with his work Dolmabahçe that is now most probably in the Taviloğlu or Türkiye İş Bankası Collection, he was highlighted among the young artists of note along with Muhittin Sebati, Şeref Akdik, Saim Özeren, Midhat Ozar and Nurullah Berk. Aside from this, in 1942, he participated in the 3rd Public Painting and Sculpture Exhibition in Ankara and was praised by the viewers. Despite all of these developments, as Sezer Tansug emphasized, Kalmukoğlu was quite “independent” in his painting at a time when the “Independents” and later the “D Group” were active.


Forêts, ainsi que les couvertures de plusieurs journaux et magazines. Au cours de la même période, l’artiste effectue certains stylismes pour des compagnies œuvrant dans le monde de la mode. D’après les informations obtenues par Naci Terzi, l’artiste peint deux panneaux de 2 mètres sur 5, nommés Les Femmes Paysannes pour la Sümerbank, dans le cadre du Festival de Printemps, qui eut lieu au Palais des sports et des expositions à Istanbul. Outre des expositions individuelles, Kalmukoğlu aime à participer avec ses amis artistes qui l’aiment et qui l’apprécient İbrahim Çallı, Feyhaman Duran et Sami Yetik, aux expositions collectives de Galatasaray, organisées chaque année au mois de juillet – ou août – par l’Union des Beaux-Arts, entre 1916 et 1951, pendant trente-cinq années de manière continue (sauf en 1918). L’artiste participa dix fois à ces expositions avec un total de soixante-quatre œuvres présentées. Au cours de l’exposition de 1921, il fit partie des jeunes talents remarqués avec Muhittin Sebati, Şeref Akdik, Saim Özeren, Midhat Özar et Nurullah Berk avec son tableau intitulé Dolmabahçe, tableau qui se trouve très probablement aujourd’hui dans la collection de Taviloğlu ou de la Türkiye İş Bankası. En outre, l’artiste participa à la troisième exposition de Peinture et de Sculpture de l’État où il fut couvert d’éloge. En dépit de ces succès, Kalmukoğlu continua à peindre de façon « indépendante », comme l’a souligné Sezer Tansuğ, dans les années où « Les Indépendants » et plus tard le « Groupe D » furent actifs.

‘Eski İstanbul Sokağı’, (Detay, sf.108) ‘Street in Old Istanbul’, (Detail, pg.108) ‘Rue du Vieil Istanbul’, (Détail, p.108)

43


Kİ Şİ SEL SERGİLER

SOL O EX H IBIT ION S

Sanatçının, ilki 1941 Şubat’ında Yenişehir’in seçkin mekanlarından Kutlu Pasta Salonu’nda devrin Halkevi Başkanı ve Seyhan (Adana) milletvekili Ferit Celal Güven (1894-1975) tarafından açılan Ankara sergisiyle başlayan kişisel sergi serüveni, 1949’un yaz aylarında İstanbul Beyoğlu’nda mukim Beller Oteli’nde düzenlenen etkinlikle son bulur. Bu süre zarfında sanatçının toplam 10 kişisel sergi düzenlediğine tanık oluyoruz.(6) Mehmet Üstünipek’in ‘1923-1950 Yılları Arasında Açılan Sergiler’ (7) başlığını taşıyan araştırmasında, Naci Kalmukoğlu’nun 25 Mayıs 1946 tarihinde Ankara Yenişehir’deki bir evde, kişisel sergi düzenlediği belirtilmektedir. Ancak bu sergi hakkında belirtilen bilgiyi destekleyici herhangi bir belge ya da o günleri yaşayan tanık/tanıklara ulaşılamamıştır.

The artist’s one-person presentations begin with an exhibition in Kutlu Pasta Salonu in Ankara, opened by Ferit Celal Güven (18941975), the Community Center president and Seyhan (Adana) MP at the time. His last exhibition was in the summer of 1949, an event organized by Beller Hotel in Istanbul, Beyoğlu. In this time period, the artist organized 10 one-person exhibitions. (6) In Mehmet Üstün İpek’s research ‘Exhibitions 1923-1950’ (7) indicate that Naci Kalmukoğlu opened an exhibition on 25 May 1946 in a house in Ankara Yenişehir. However, as there was no data or data corroborating this statement and as a witness who had viewed the exhibition was not to be found, this was not taken into consideration.

Bunun yanı sıra Bayındırlık Bakanlığı himayesinde ve ortalama dokuz-on parça büyük boy çalışmadan oluşan, kısa süreli ve bireysel nitelikli sergiler de düzenlemiştir.

There were also private exhibitions under the auspices of the Public Works Ministry including nine-ten large-scale works.

Kalmukoğlu tarafından Şubat 1941’de Ankara’da bulunan Kutlu Pasta Salonu’nda açılan ilk kişisel sergisinden görünüş (Nazar Büyüm arşivi). View from Kalmukoğlu’s first one-person exhibition at the Kutlu Pastry Shop in Ankara, February 1941 (Nazar Büyüm archive). Œuvre de la première exposition personnelle de Kalmukoğlu qui eut lieu en février 1941 au Kutlu Pasta Salonu à Ankara (Archives de Nazar Büyüm).

44

(6) (6) (6) 1941,Kutlu Pasta Salonu(Ankara) - 1943, Kutlu Pasta Salonu(Ankara) – 1944, Eminönü Halkevi(İstanbul) – 1944, Kutlu Pasta Salonu(Ankara) – 1945, Kitap Sarayı(İstanbul) -1946, İsmail Hakkı Oygar Sanat Galerisi(İstanbul) – 1946, Ada Mobilya ve Antika Mağazası(İstanbul) – 1947, Beller Oteli(İstanbul) – 1947, Yenişehir Palas(Ankara) – 1949, Beller Oteli(İstanbul).


E XP O SITIONS PE RSON N ELLES Une exposition plus personnelle est présentée en février 1941, à Ankara, dans l’un des locaux distingués de Yenişehir, appelé Kutlu Pasta Salonu, inauguré par le président du centre communautaire de l’époque et député du district de Seyhan (Adana), M. Ferit Celal Güven (1894-1975). La dernière exposition du peintre a eu lieu à l’hôtel Beller à Beyoğlu dans les mois de l’été 1949, à Istanbul. Au cours de cette période, le peintre effectua 10 expositions (6). Mehmet Üstünipek précise dans sa recherche : 1923-1950 Yılları Arasında Açılan Sergiler (7), « Les expositions qui ont eu lieu entre 1923 et 1950 », que Naci Kalmukoğlu réalisa une exposition le 25 mai 1946 dans une maison à Ankara, à Yenişehir. Toutefois, faute de documentation précise, cette exposition n’a pas été prise en compte pour une quelconque évaluation. En outre, des expositions de courte durée qui comptaient neuf à dix grandes formats, en moyenne, ont été réalisées sous les auspices du Ministère des travaux publics.

‘İzmir Fuarı’ndan Kadifekale’, (Detay, sf.106) ‘Kadifekale from Fuar, Izmir’, (Detail, pg.106) ‘Vue sur Kadifekale depuis Fuar, Izmir’, (Détail, p.106)

(7) Mehmet Üstünipek, “1923- 1950 Yıllları Arasında Açılan Sergiler”, Türkiye’de Sanat Plastik Sanatlar Dergisi, s. 40, Eylül-Ekim 1999, sf. 40-49. (7) Mehmet Üstünipek, “Exhibitions 1923- 1950”, Magazine of Plastic Arts in Turkey, pg. 40, September-October 1999, pg. 40-49. (7) Mehmet Üstünipek, “Expositions 1923-1950”, Revue des Arts Plastiques en Turquie, p. 40, septembre-octobre 1999, p. 40-49.

45


R ET ROSPEKTİF SE RG İ LE R

RET RO SPEC T IVE EX H IBIT ION S

Sanatçının ölümünden sonra çeşitli eserlerinin bir araya getirildiği ‘retrospektif ’(8) nitelikli sergiler düzenlenmiştir. Bunların ilki; 10 Nisan-10 Mayıs 1990 tarihleri arasında Fethi Kayaalp Sanat Galerisi’nde düzenlenen ve yağlıboya tablolar yanı sıra sulu boya, pastel ve desen çalışmalarının da yer aldığı sergidir. Emlâk Kredi Bankası, 3-29 Mart 1992 tarihleri arasında Ankara’da, 16 Aralık 1997 - 9 Ocak 1998 tarihleri arasında İstanbul’da olmak üzere, ağırlıkla Burhan Soydan’a ait koleksiyon parçalarından oluşan ve ortalama elli eserin bir araya getirildiği iki adet sergi düzenlemiştir. Sergiler büyük ilgi görmüş, teşhir edilen eserlerin çoğunun yer aldığı kitapçıklar, sanat hayatımıza kazandırılmıştır.(9)

After the artist’s passing, retrospective exhibitions with various works have been organized. The first one was organized at the Fethi Kayaalp Art Gallery, 10 April-10 May 1990, including the artist’s oil paintings as well as his watercolors, pastels, and drawings.

Kalmukoğlu ile ilgili olarak düzenlenen son sergi ise, 1998 yılında Galeri Artist tarafından hazırlanmıştır. Sulu boya ve desen çalışmalarını içeren ‘Naci Kalmukoğlu-Günışığına Çıkan Sulu Boya ve Desenleri’ başlıklı sergide yer alan bütün yapıtları bir araya getiren yayın(10) da, adı geçen kuruluş tarafından sanat severlerin hizmetine sunulmuştur.

The last exhibition on Kalmukoğlu was prepared in 1998 by Galeri Artist. All of the works included in the exhibition “Naci Kalmukoğlu Watercolors and Drawings Revealed” was published by the aforementioned institution.(10)

S A NAT ANL AYIŞI VE E SERLERİ

ART IST IC SEN SIBIL IT Y AN D WORK S

‘Her yiğidin gönlünde bir arslan yattığı’ gibi her sanatçının da örnek aldığı, benimseyip sevdiği, kendisine yakın bulduğu veya takdir ettiği meslektaşı, gruplar, akımlar veya dönemler vardır. Kalmukoğlu da, resim sanatına ‘merhaba’ dediği günden ölümüne kadar hemen her vesileyle Pavel Fedotov (1815- 1852), Abram-Pyrikov Arkhipov (1826-1930), Ivan Kramskoi (1837-1887) ve Il’ia Repin’e (18441930) olan hayranlığını dile getirmiştir.

“As every brave man has a hero”, every artist has an exemplary artist, colleague, group, movement, or periods, in their mind, whose works they admire, who they empathize with or appreciate. Kalmukoğlu, from his beginnings as an artist, mentioned Pavel Fedotov (1815- 1852), Abram-Pyrikov Arkhipov (1826-1930), İvan Kramskoi (1837-1887) and İl’ia Repin (1844-1930) at every opportunity.

Emlak Kredi Bank organized two retrospective exhibitions—the first one on 3-29 March 1992 in Ankara, the second one on 16 December 1997-9 January 1998 in Istanbul —each including fifty works mostly from Burhan Soydan’s collection. (8) The exhibition was well-received and booklets with most of the works on display became a part of our art history as cultural publications. (9)

(8) Retrospektif sergi: Bir sanatçının yaşamı boyunca veya bir grup ya da okul mensuplarının birlikteliklerinden itibaren ürettikleri yapıtlardan örnekleri kronolojik bir düzen içerisinde sunan sergi. (9) Naci Kalmukoğlu, Emlak Bankası Beyoğlu Sanat Galerisi 16 Aralık 1997 - 9 Ocak 1998 Sergi Katalogu, İstanbul. (10) Kaya Özsezgin, Naci Kalmukoğlu Suluboya ve Desenler, Artist Yayınları, İstanbul 1998.

46

(8) Retrospective exhibition: An exhibition that chronologically displays the works produced by an artist or a group or members of a school. (9) Naci Kalmukoğlu, Emlak Bankası Beyoğlu Sanat Galerisi 16 December 1997 - 9 January 1998 Exhibition Catalogue, İstanbul. (10) Kaya Özsezgin, ‘Naci Kalmukoglu Watercolors and Drawings’, Artist Publications, Istanbul, 1998


L E S EXPOSITIONS R ÉT ROSPEC TIVES Après la mort de l’artiste, plusieurs rétrospectives rassemblant ses œuvres ont été présentées au public. La première eut lieu entre le 10 avril et le 10 mai 1990 à la Galerie Fethi Kayaalp, avec des tableaux à l’huile, des aquarelles, des pastels ou des études typologiques. La banque Emlâk Kredi effectua deux expositions(8) d’environ cinquante œuvres chacune, appartenant en grande partie à Burhan Soydan. La première se déroula entre les 3 et 29 mars 1992 à Ankara et la seconde entre les 16 décembre 1997 et 9 janvier 1998 à Istanbul. Ces expositions ont suscité un grand intérêt et des catalogues contenant une grande partie des œuvres exposées ont permis de mieux faire connaître ce peinte important. (9) La dernière exposition concernant Kalmukoğlu a été préparée en 1998 par la galerie Artist. La publication rassemblant les œuvres de l’exposition nommée « Naci Kalmukoğlu – Peintures à l’huile et dessins qui apparaissent à la lumière du jour » fut ainsi offerte aux amateurs d’art. (10) PE RCEPTION DE L’A RT ET SE S Œ UVR ES Chaque artiste aime à suivre l’exemple d’un confrère, d’un groupe, d’un courant ou d’une période qu’il adopte, aime ou apprécie. De ce fait, Kalmukoğlu évoqua constamment depuis son initiation à la peinture et jusqu’à sa mort son admiration pour Pavel Fedotov (1815-1852), Abram-Pyrikov Arkhipov (1826-1930), Ivan Kramskoi (1837-1887) et Il’ia Repin (1844-1930).

(8) Exposition rétrospective : une exposition qui présente chronologiquement les oeuvres d’un artiste ou d’un groupe ou des membres d’une école. (9) Naci Kalmukoglu, Galerie d’Art de la Banque Emlak à Beyoglu, 16 décembre 1997 - 9 janvier 1998, catalogue d’exposition, Istanbul. (10) Kaya Özsezgin, “Naci Kalmukoglu : aquarelles et dessins”, Artist Publications, Istanbul, 1998

47


Özellikle, kendisi gibi Harkov doğumlu olan Repin’in yeri ve önemi onun için bir başkadır. Avni Arbaş, 4 Mayıs 1999 tarihli söyleşide, Kalmukoğlu’nun Repin’e duymuş olduğu hayranlığı şu şekilde ifade etmektedir: “Hafızam beni yanıltmıyorsa, 1937 veya 38 yılında, akademide, Rus resim sanatı ile ilgili retrospektif bir sergi açılmıştı. Sergiye Nikola’nın da (Kalmukoğlu) içinde bulunduğu kalabalık bir arkadaş topluluğuyla gitmiştik. Yapıtlardan biri Repin tarafından resmedilmiş, yaklaşık 2x3 m. boyutunda, ‘Deli İvan’ın Oğlunu Öldürüşü’ isimli, bez üzerine yağlıboya çalışmaydı. Nikola, önce resmin karşısına geçti, sonra çömeldi, ardından da yere oturarak ağlamaya başladı. Bizler, diğer resimleri izleyip geriye döndüğümüzde, hâlâ bıraktığımız yerdeydi.” Kalmukoğlu, yukarıda isimleri belirtilen birbirinden değerli sanatçılar dışında, özellikle Repin’in yanında yetişmiş; Valentin Serov (1865-1911), Philip Maliavin (1869-1940), Konstantin Somov (1869-1939) ve ressamlıkları yanı sıra Rus Tiyatrosu ve “dekoratif sanatlara” büyük katkılarda bulunmuş Vasily Polenov (1844-1927) ve Konstantin Korovin‘e (1861-1939) karşı da, büyük bir saygı ve sevgi beslemiştir. S.Pertev Boyar’a göre (11); Batılı ustalardan Velasquez, Goya, Manet, Pissaro, Degas, Matisse ve De Segonzac, sanatçı için vazgeçilmez isimlerdir. Yerli ressamlar içerisinde, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey ve çağdaşlarından Cemal Tollu ve Eren Eyüboğlu, sanatçı için öncelikli simalardır. Başta Avni Arbaş olmak üzere, Selma Şangay ve Naci Terzi gibi kendisini yakinen tanıyan dostları, İbrahim Çallı ve Feyhaman Duran’ın da, Kalmukoğlu için son derece önemli şahsiyetler olduğu noktasında birleşmektedir.

48

Repin, also born in Harkov, held a special place for Kalmukoğlu. Avni Arbaş expresses Kalmukoğlu’s admiration for Repin in an interview dated 4 May 1999, as such: “If my memory does not deceive me, in 1937 or 38, a retrospective on Russian painting was opened. We went to the exhibition with a group of friends including Nikola (Kalmukoğlu). There was a oil on canvas work by Repin, 2 x 3 m, called “Mad Ivan’s Murder of His Son”. Nikola was first across from the painting, then he crouched, sat on the floor and started crying. The rest of us found him in the same position after we came back from looking at all the other paintings.” Kalmukoğlu, aside from the names already mentioned, also admired artists who were mentored by Repin, such as Valentin Srov (1865-1911), Philip Maliavin (1869-1940), Konstantin Somov (1869-1939), and Vasily Polenov (1844-1927) and Konstantin Korovin (1861-1939) who contributed to Russian theatre and “decorative arts” in addition to their painting. According to Pertev Boyar (11), of the Western masters, Kalmukoğlu admired Velasquez and Goya, impressionists Manet, Pissaro, and Degas, his contemporaries Matisse and De Segonzac. Boyar also points out that of the painters from Turkey, he prioritized the works of Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, and his contemporaries Cemal Tollu and Eren Eyüboğlu. Kalmukoğlu’s close friends, Selma Sangay and Naci Terzi, Avni Arbaş in particular, agree that İbrahim Çallı and Feyhaman Duran were important figures for the artist.

(11) S.Pertev Boyar, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devirlerinde Türk Ressamları, Ankara 1948, sf. 222. (11) S. Pertev Boyar, ‘Turkish Painters in the Ottoman Empire and Republic of Turkey’, Ankara, 1948, pg. 222 (11) S. Pertev Boyar, “Peintres turcs sous l’Empire ottoman et la République de Turquie”, Ankara, 1948, p. 222


Repin, qui est né à Kharkov, tenait une place spéciale. Lors de l’entrevue du 4 mai 1999, Avni Arbaş tint les propos suivants à l’égard de l’admiration que portait Kalmukoğlu pour Repin : Si la mémoire ne me fait pas défaut, une exposition « rétrospective » avait été réalisée à l’Académie au sujet de la peinture russe en 1937 ou 1938. Nous nous sommes rendus à l’exposition avec une foule d’amis, y compris Nicolas (Kalmukoğlu). Une des œuvres peintes par Repin était un tableau d’environ 2 mètres sur 3, une peinture à l’huile sur toile nommée « Ivan le Terrible cause la mort de son fils ». Nicolas s’est d’abord mis devant le tableau, puis il s’est accroupi et il a commencé à pleurer en s’asseyant par terre. Lorsque nous avons fini la visite de l’exposition, il était encore là où nous l’avions laissé. À part les précieux artistes déjà cités, Kalmukoğlu admira et respecta aussi des artistes comme Valentin Serov (1865-1911), Philip Maliavin (1869-1940), Konstantin Somov (1869-1939), qui ont suivi la formation de Repin, ainsi que Konstantin Korovin (18611939) et Vasily Polenov (1844-1927), qui apportèrent leur contribution au théâtre russe et aux « arts décoratifs ».

Kalmukoğlu, yakın dostu İbrahim Safi ve bir çingene modeli ile birlikte Ayazpaşa’daki atölyesinde (Türkiye’de Sanat arşivi). Kalmukoğlu in his studio in Ayazpaşa with his close friend Ibrahim Safi and a gypsy model (Archive of Türkiye’de Sanat). Kalmukoğlu dans son atelier à Ayazpaşa en compagnie de son ami proche Ibrahim Safi et d’un modèle tsigane (Archives Türkiye’de Sanat).

Selon Pertev Boyar (11), parmi les maîtres occidentaux, Velasquez et Goya en particulier, Manet, Pissaro et Degas, avec Matisse et De Segonzac, des contemporains apparaissent aussi au premier plan. Toujours selon Boyar, parmi les peintres turcs, Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey et des peintres contemporains, Cemal Tollu et Eren Eyüboğlu sont des noms qui l’ont aussi influencé. À commencer par Avni Arbaş, des amis proches de l’artiste conviennent qu’İbrahim Çallı et Feyhaman Duran sont des personnalités de grande importance pour Kalmukoğlu. ‘Pembe’, (Detay, sf.118) ‘Pembe’, (Detail, pg.118) ‘Pembe’, (Détail, p.118) 49


“Rusya’da akademik nitelikli bir sanat eğitimi görmüş olmanın, Naci Kalmukoğlu’nun resimlerine, yaşamı boyunca silinmeyecek bir gözlem ve icra yeteneği kazandırdığı ilk aşamada saptanabilen bir özelliktir. Geleneksel Rus Ortodoks sanatına özgü doğa gerçekçiliği olarak özetlenebilecek bu özellik, klasik-akademik bir biçim anlayışı üzerine kuruludur. Nasyonalist ve halkçı bir sanat disiplininden kaynaklanan bu anlayış, 1870’li yıllarda Rusya’da yaygınlaşırken, onun hemen arkasından ortaya çıkacak olan alternatif-yenilikçi sanat ideali karşısında, Sovyet gerçekçi sanat anlayışıyla bütünleşerek sürmüş ve kendi içine kapalı bir akademizmin boyutlarıyla bağımlı bir estetiğin sınırları dışına taşmamıştır.” (12) “Naci Kalmukoğlu, resmimizdeki yenileşme hamleleri karşısında, inandığı çizgiyi şu ya da bu yönde değiştirecek herhangi bir girişimde bulunmaz. Kökenleri büyük ölçüde akademik Rus resminin dayandığı kuralcı ve disiplinli eğilim, tüm yaşamı boyunca resimlerinde geçerliliğini yitirmemiştir. Ayrıca bu eğilim, Batılı anlamdaki resim sanatımızın öncülerini yakından tanımakla, bir anlamda da pekişmiştir denilebilir.” (13) Bu anlayışla beraber, Kalmukoğlu’nun özellikle atölye dışı çalışmalarında, ‘14 Kuşağı’ tesirini belirgin şekilde görmek mümkündür. ‘İzlenimci’ anlayışın ağır bastığı, figürden uzak, yalın doğa içerikli peyzajlarında, sağlam bir desenin yanı sıra ışık-gölge oyunları derhal göze çarpar. Bu tarzın egemen olduğu çalışmalarında, aynı anlayışla resim yapan meslektaşlarına kıyasla Kalmukoğlu’nun belirgin özellik ve başarısı, ‘contre lumiére’ denilen ‘ters ışık’ın zorluk ve kuvvetinden kaynaklanır. Sanatçı bu yöndeki çalışmalarını, genel olarak öğle saatlerini seçerek, bir kameriye altı veya benzeri gölgelik bir alanda gerçekleştirmiştir.

50

(12) Kaya Özsezgin, adı geçen eser. (12) Kaya Özsezgin, ibid. (12) Kaya Özsezgin, ibid.

“Having studied fine arts in an academic context in Russia, left an indelible mark on Naci Kalmukoğlu’s observation and execution skills. The natural realism of the Russian Orthodox art is based on the conventional-academic formalism. This sensibility derived from nationalist and folkloric art, was widespread in the 1870s Russia, while the alternative-innovative art ideal that immediately superseded it was integrated into the Soviet realist art, not exceeding the boundaries of a closed academism that went beyond the boundaries of a co-dependent aesthetic.” (12) “Naci Kalmukoğlu does not attempt change the direction of his work in one way or another en face with movements of innovation. His disciplined, rigid tendency that stemmed from his academic Russian painting tendencies did not alter in his paintings. Furthermore, this tendency could be said to have been accentuated as he became familiar with what could be called Western painting.” (13) With this understanding, it is possible to observe the impact of the 14 Generation on the rest of Kalmukoğlu’s works outside of the studio. An “impressionist” sensibility is overwhelming; moving away from the figure and focusing on landscapes of nature, the drawing is foregrounded as well as light-shadow games. Kalmukoğlu’s works, compared to other artists who work in this vein, are defined by and succeed in the use of “contre lumiére”, which is both difficult and quite strong in effect. The artist selected noon to make the works under an alcove or a similarly shaded area.


On remarque d’emblée que la formation académique qu’il reçut en Russie va laisser un talent d’observation et d’exécution indélibile dans la réalisation des peintures de Naci Kalmukoğlu tout au long de sa vie. Ce trait caractéristique qui peut être résumé par la véracité naturelle propre à l’art traditionnel orthodoxe est fondé sur un principe de conception classique-académique. Cet entendement causé par une discipline d’art nationaliste et populaire s’est répandu en Russie dans les années 1870. Face à un idéal artistique alternatif et avant-gardiste qui émergea juste après, il a perduré en s’intégrant à la compréhension de l’art réaliste soviétique, puis a débordé au-delà des limites d’un esthétisme dépendant des limites d’un académisme renfermé sur lui-même. (12) Face aux mouvements d’innovation dans notre peinture, Naci Kalmukoğlu ne fait aucune tentative pour changer d’une façon ou d’une autre sa ligne de conduite. L’inclinaison normative et disciplinée tirant ses origines de la peinture académique russe, ne perdra jamais sa validité tout au long de sa vie dans sa peinture. En outre, on peut dire qu’en reconnaissant les pionniers de notre art de la peinture au sens occidental du terme, cette inclinaison s’est solidifiée. (13) Avec cette approche, l’influence de la « Génération 14 » – 14 Kuşağı – peut être vue clairement, surtout dans les travaux de Kalmukoğlu exécutés hors de son atelier. Dans les paysages simples, sans figures, une approche « impressionniste » domine, hormis des dessins solides, des jeux d’ombre et de lumière, se remarque immédiatement. Comparé aux œuvres similaires de ses collègues qui peignent avec la même approche, la caractéristique principale découle de la difficulté et de la puissance de la « contre-lumière ». À cet effet, l’artiste choisit généralement les heures du midi de la journée et s’installe sous une voûte ou des endroits ombragés pour travailler.

‘Sındırgı İnzibatı’, (Detay, sf.122) ‘Policeman of Sındırgı’, (Detail, pg.122) ‘Policier de Sındırgı’, (Détail, p.122)

(13) Kaya Özsezgin, “Naci Kalmukoğlu Aralanan Sis Perdesi”, Türkiye’de Sanat Plastik Sanatlar Dergisi, Sayı;3, Mart-Nisan 1992, sf. 37-38. (13) Kaya Özsezgin, “Naci Kalmukoğlu: The Fog Lifting”, Plastic Arts in Turkey, pg. 3, March-April 1992, pg. 37-38. (13) Kaya Özsezgin, “Naci Kalmukoglu : le brouillard se lève”, Arts Plastiques de Turquie, p. 3, mars-avril 1992, p. 37-38

51


Geride 3000 dolayında eser bıraktığı sanılan sanatçının betimlediği konuların başında başta Haliç, Boğaziçi ve Adalar olmak üzere İstanbul peyzajları gelir. Bu aşk ve çeşniyi, Kıymet Giray şöyle ifade etmektedir: “Dilerseniz İstanbul’u dinleyelim biraz. Orhan Veli Kanık gibi, gözlerimiz kapalı.. Eşsiz Boğaz sahillerini, Haliç’in altın boynuz olduğu günlerdeki görünümünü canlandıralım belleğimizde... Güzelliklerini tükettiğimiz İstanbul’un anılarda yaşayan görünümleri ile avunalım, yaşamın hazzını duyumsamak için. Ya da doğrudan doğruya, Naci Kalmukoğlu’nun resimlerine bakalım isterseniz. “Ancak şairlerin dizelerinde, yazarların romanlarında ya da öykülerinde koruyabildiğimiz o eşsiz kent İstanbul’u bir ressamın, Naci Kalmukoğlu’nun fırçasından izleyelim. Haliç’in sularından Eyüp’e uzanalım ve kayıkların arasından karşı kıyıları seyredelim. Hemen ardından Küçük Ayasofya’nın yarattığı o görkemli anıtsallığı bir kez daha inceleyelim. Sultanahmet’te sokakların arasından Ayasofya’nın, o benzersiz kültür hazinesinin yücelişine tanık olalım. Gülhane Parkı’nda, bir mücevher görünümü sunan Çeşme’nin çevresinde dolaşalım. Rumelihisarı’ndan Boğaz’ı sularına dalalım. Neleri yitirdiğimizi bir kez daha yüreğimiz burkularak anımsayalım. Naci Kalmukoğlu’nun resimlediği İstanbul’dan...” “İstanbul, Naci Kalmukoğlu’nun göçtüğü bu kent, sanatçı duyarlığına, sınırsız esinler sunmaktadır. Boğaz ve kıyıları, tarihi dokusu ve anıtları ile kuşkusuz Naci Kalmukoğlu’nun hayranlığını kazanmıştır, İstanbul. Yavaş yavaş tanıdığı ve her gün bir semtine hayran olduğu kenti, tüm duyarlığı ile resimlemeye koyulur…” “Kalmukoğlu’nun tuvallerinde İstanbul, renk renk, leke leke ve ışık ışık resimlenir. Kuvvetli ışıkla aydınlanan yüzeyler, bunlarla sert kontrastlara giren koyu gölgeler belirler re-

52

The artist has left behind around 3000 works that depict the Golden Horn, the Bosphorus and the Princess Islands. This love and variation is described by Kıymet Giray: “If you’d like, let’s listen to Istanbul for a bit. Like Orhan Veli Kanık, with our eyes closed. Unparalleled Bosphorus shores, the Golden Horn as it was... Let’s reassure ourselves with the sights of Istanbul that we have depleted, in order to feel the joy of living. Or rather, directly, let’s look at the paintings of Naci Kalmukoğlu. “Let’s look at the unparalleled city Istanbul through the brush of Naci Kalmukoğlu—a city we preserved only in poets’ lines, writers’ novels or stories. Let’s reach Eyüp through the waters of the Golden Horn and look at the shore across we can see between the rowboats. And then, let’s immediately look at the impressive monumentality of the Little Hagia Sophia. In Sultanahmet, let’s witness the rise of Hagia Sophia, that incredible cultural treasure. Let’s walk around the fountain in the Gülhane Park, that is comparable to a piece of jewel. Let’s dive into the waters of the Bosphorus in Rumeli Hisarı. Let’s remember once again what we have lost. Through the Istanbul that Naci Kalmukoğlu has represented...” “Istanbul, this city that Naci Kalmukoğlu has immigrated to, has provided the artist with an endless source of inspirations for the artist’s sensibility. The Bosphorus and its shores, the historic texture and its monuments have been deeply appreciated by Naci Kalmukoğlu. The city that he slowly got to know and that city with neighborhoods that he admired every day became the subject that he painted...” “In Kalmukoğlu’s canvases, Istanbul is represented color by color, stain by stain, light by light. The faces lit by a strong source of light, the sharp contrasts of the dark shadows define the movements of the paintings. The stained


On estime que l’artiste réalisa environ 3 000 œuvres ayant essentiellement pour thème la Corne d’Or, le Bosphore et les Iles des Princes. Kıymet Giray exprime cet amour et ce goût : Tendons l’oreille à Istanbul si vous le voulez bien. Nos yeux fermés comme l’évoquait Orhan Veli Kanık … Les rives du Bosphore uniques, imaginons la Corne d’Or éclatante telle qu’elle était autrefois… Consolons-nous avec le panorama d’Istanbul, dont nous avons consommé toutes les beautés, pour savourer la vie. Ou alors regardons si vous le voulez directement les peintures de Naci Kalmukoğlu. Regardons Istanbul au travers du pinceau de Naci Kalmukoğlu, ville sans pareil que nous sommes capables de préserver grâce aux vers des poètes et aux romans des écrivains. Étendons-nous des eaux de la Corne d’Or au quartier d’Eyüp et contemplons les rives entre les barques. Tout de suite après observons à nouveau la magnifique monumentalité créée par l’église de la Petite-Sainte-Sophie. À la vue de Sainte-Sophie, témoignons à la surélévation de cet héritage culturel exceptionnel entre les rues de Sultanahmet. Promenons-nous autour de la fontaine comparable à un bijou dans le parc de Gülhane. Plongeons dans les eaux du Bosphore à Rumelihisarı. Rappelons-nous, une fois de plus, avec doléance le patrimoine que nous avons perdu. Rappelons-nous de la ville d’Istanbul que Naci Kalmukoğlu a illustrée… Istanbul, cette ville où Naci Kalmukoğlu a émigré, présente une inspiration sans normes à la sensibilité artistique. Avec le Bosphore et ses rives, sa texture historique et ses monuments, Istanbul a gagné l’admiration de Naci Kalmukoğlu. Il entreprend la peinture de la ville qu’il commence à connaître peu à peu et dont il admire chaque jour un peu plus les quartiers perdus... Dans les toiles de Kalmukoğlu, Istanbul est dépeinte avec une richesse de couleurs et de lumière. Les mouvements des peintures sont déterminés par des surfaces éclairées par une forte lumière et un contraste vigoureux qui résultent d’ombres opaques. Les tâches expressives qui se dispersent sur les couleurs en grandes surfaces forment la clef de voûte

‘Kale Kuşatması’, (Detay, sf.107) ‘The Siege of the Castle’, (Detail, pg.107) ‘Le Siège du Château’, (Détail, p.107)

53


simlerin hareketlerini. Renkler üzerinde geniş yüzeyler olarak dağılan lekesel anlatım ise tüm tuval yüzeyinde baş attır. Biçiminde belirginlik kazanan bu nitelikler, Rus izlenimciliğinin izlerini taşır.” (14) Kimilerince ‘ara çalışmalar’ olarak nitelendirilen natürmortlar, Kalmukoğlu’nun sanatını tanımak ve anlamak açısından son derece önemlidir. Bunların bazıları için ‘baş yapıt’nitelemesi yapmak, abartılı olmayacağı gibi isabetli de olacaktır. Nitekim eleştirmen Cevat Ulunay da (1890-1968), Galatasaray Lisesi’nde Güzel Sanatlar Birliği’nce açılan “26. Sergi” ile bağlantılı olarak yazdığı eleştiride (“Takvimden Bir Yaprak-Galatasaray Resim Sergileri”), Kalmukoğlu’nun bir eseri için şu yorumda bulunmuştur: “Naci Kalmukoğlu’nun eserlerinde 98 numaralı natürmort kuvvetinde bir eser göremedim; bu artistin pek güzel muvaffak olduğu bir kızıl renk oyunudur.” Muhtelif boyut ve obje zenginliği ile donanmış bu işlerde zaman zaman, peyzajlarında da olduğu gibi ters ışığın hâkimiyeti hissedilir. Ayrıca bu tip çalışmaları genelde karanlık atölye ortamı yerine, pencere veya ayna önü gibi özenle seçilmiş, aydınlığın hâkim olduğu açısal/mekansal kurgularda gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra kendine has bir üslûpla kimi zaman, portre veya nü çalışmalarının rahatsız etmeyecek karelerine, ayrıntıları da hissedilecek şekilde natürmort görünümlü zenginlikler katmaktan geri kalmaz. Sanatçı bu tarzdaki yapıtlarında, tüm yönleriyle sanatsal becerisini, görüş sağlamlığını, zeka ve engin bilgisiyle tecrübesini ortaya koymuştur. Yakın dostları yanı sıra ilgisini çeken karakter yansımalarının yer aldığı portreler, ‘Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a Girişi’, ‘Barbaros Hayrettin Paşa ve Preveze Deniz Savaşı, Padişahın Cuma Namazına Gidişi’ gibi çok figürlü ve hareketli temalar, ağırlıklı olarak

54

narrative on wide surfaces using color is a main component on the canvas. These qualities are further defined in form, carrying traces of Russian impressionism.” (14) The still-lifes that are defined as “in-between works” by some are quite important to understand Kalmukoğlu’s works. Calling some of these works “masterpieces” would not be an overstatement. Cevat Ulunay (1890-1968), the critic, wrote in his piece (“Takvimden Bir Yaprak-Galatasaray Resim Sergileri”) for the 26th exhibition opened in the Galatasaray High-School by Fine Arts Union said on one of Kalmukoğlu’s works: “Among Naci Kalmukoğlu’s works, I have not seen one of stilllife #98’s strength; this work is a game on the color red, in which the artist was very successful.” These works are in various sizes and have been adorned with objects, just like his landscapes, with the reversed light. Furthermore, many of these works have been executed in front of a window or a mirror, quite different from the regular setup of a studio. In addition to this, the artist does not refrain from adding still-lifes to portraits or nudes without interrupting the composition—details that can only be felt. The artist has further been able to put his intelligence, knowledge, and experience into use, on top of his extraordinary skill. In particular, the nude works which feature the ‘florist’ Gypsies, portraits of his close friends whose idiosyncrasies are reflected in the paintings, “The Conqueror entering Istanbul’, Barbaros Hayrettin Paşa and the Preveza War of Sea”, “The Emperor on his way to Friday Prayer” can also be seen in his paintings, in which predominantly multiple figures, moving themes, mythological characters are allogerically represented; the erotic poses that can sometimes be considered “pornographic” at times feature a flower at the bedstand or a candy jar

(14) Kıymet Giray, “Naci Kalmukoğlu’nun Paletinden İstanbul”, Naci Kalmukoğlu, Emlak Bankası Beyoğlu Sanat Galerisi 16 Aralık 1997 - 9 Ocak 1998 Sergi Katalogu, İstanbul, sf. 3-5. (14) Kiyamet Giray, “Istanbul from Naci Kalmukoglu’s Palette”, NK, Art Gallery of Emlak Bank in Beyoglu, 16 December 1997 - 9 January 1998, Exhibition Catalogue, Istanbul, pg. 3-5


de la toile entière. Ces attributs qui forment une accentuation dans la forme, portent les empreintes de l’impressionnisme russe. (14) Les natures mortes qui ne représentent que des « travaux intermédiaires » selon certains, sont d’une grande importance pour connaître et comprendre l’art de Kalmukoğlu. Il ne serait pas exagéré, voire même justifié, de qualifier certaines de ces natures mortes de chef-d’œuvres. Dans sa critique : « Une page du calendrier-Exposition d’œuvres d’art Galatasaray », pour la « XXVIe exposition » effectuée par l’Union des Beaux-Arts au Lycée de Galatasaray, le critique Cevat Ulunay (1890-1968) tint ces propos : Parmi les œuvres de Naci Kalmukoğlu, je n’ai pas vu un autre travail qui possède la puissance de la nature morte numéro 98 ; il s’agit d’un jeu de couleur écarlate que l’artiste accomplit de manière très réussie. Dans les œuvres qui sont remplies d’une multitude d’objets de tailles diverses, tout comme dans les paysages, la prédominance de la contre-lumière se fait sentir. L’artiste a généralement réalisé ce genre oeuvres dans un environnement soigneusement sélectionné et dominé par la lumière, tel qu’une fenêtre ou un miroir, plutôt que l’espace sombre d’un atelier. En outre, il ne s’abstient pas de temps à autre d’ajouter des richesses à ces aspect de nature morte, avec son style particulier à ses portraits ou ses nus. Mis à part sa puissance artistique dans ce genre d’ouvrages, l’artiste a fait preuve d’intelligence, d’érudition et d’expérience. Surtout dans les œuvres nues où les « fleuristes tsiganes », mis à part ses amis proches et les portraits dans lesquels figurent des reflets de personnages historiques, tels que « La Conquête d’Istanbul par Fatih », « Barberousse Hayrettin Pacha » et « La bataille Navale de Prévéza (Lépante) », « Le Sultan se rendant à la prière du vendredi », les thèmes mouvementés à personnages multiples l’intriguaient. Il exécuta principalement des œuvres allégoriques représentant des personnages mythologiques, ainsi que des œuvres couvertes de poses érotiques qui peuvent être quelquefois qualifiées de « pornographiques ». Ces nus à essence érotique sont parfois

Kalmukoğlu atölyesinde çok sevdiği tarihi şahsiyetlerden birisi olan ‘Fatih Sultan Mehmed’i at üzerinde resmederken (Hürriyet gazetesi arşivi). Kalmukoğlu painting one of his favorite historic personas, ‘Fatih Sultan Mehmed’ (Mehmed the Conqueror) on horse (The Hürriyet newspaper archive). Kalmukoğlu peignant dans son atelier Fatih Sultan Mehmet à cheval, l’un de ses personnages historiques préférés (Archives du quotidien Hürriyet).

(14) Kiyamet Giray, “Istanbul vue par la palette de Naci Kalmukoglu”, NK, Galerie d’Art de la Banque Emlak à Beyoglu, 16 décembre 1997 - 9 janvier 1998, catalogue d’exposition, Istanbul, p. 3-5 55


mitolojik karakterlerin betimlendiği alegorik işler yanı sıra özellikle çiçekçilik yapan Çingenelerin başat olduğu ve kimi zaman başucunda bir çiçek ya da şekerlikle zenginlik kazanan erotizm kokulu nüleri, farklı bir estetizm içinde ifadelendirilmiştir. Avni Arbaş, malzeme seçiminde de Kalmukoğlu’nun fevkalâde profesyonelce davrandığını üzerine basa basa anlatıyor; “Niko’nun birkaç bölmeden oluşan, kütüphane benzeri bir malzeme dolabı vardı. Harp yılları olmasına karşın, bir bölmede büyük boy duvar resimlerinde kullandıkları, ikinci bölmede ise gayet kaliteli malzemeden oluşan ve yağlıboya tablolar için renk renk ayrılmış boya grupları ve her an kullanıma hazır, temizlenmiş onlarca fırça... Onların da üzerinde, boyamaya hazır muşambalar... Fuar öncesi bile, kullanacağı malzemeleri, günler öncesi hazırlayacak kadar disiplin ve ciddiyet dolu bir anlayış...” Ve devam ediyor Avni Arbaş, “Niko, bir ressamdan ziyade, eskrim sporcusu edasıyla resim yapardı. Bir gün atölyeye geldiğimde, ‘Hoşgeldin Avni beyciğim, şöyle bir otur ve kusuruma bakma’ dedi ve heyecanla yapmakta olduğu resmi devama koyulduğunda, hayli afalladım. Beze bir fırça vurup süratle geri çekiliyor, zekâ dolu bir bakış sonrası adeta koşarcasına tablonun yanına giderek, ikiüç hamle yapıyor ve yeniden geriye çekiliyordu. On-on beş dakika içerisinde, arzuladığı zaferi gerçekleştirmiş bir şövalye edasıyla sırılsıklam bir halde sandalyesine oturdu ve gülümseyerek ‘Ter içerisinde kaldım. Müsaadenizle gömleğimi değiştirmeliyim’ diyerek, her zamanki nezaketiyle yan odaya geçti. İşte Kalmukoğlu, profesyonel zihniyeti bu denli amatör bir heyecanla birleştirmiş, sanata âşık gerçek bir pentür virtiyözüdür. Fuar çalışmaları sırasında kullandığı yarım metrelik fırçaları dahi aynı rahatlık ve kıvraklıkla kullanabilecek hâkimiyete sahipti.” Özetle, karakalemden guvaja, pastelden yağlıboyaya, poşattan, tuval resmine, panodan freskoya kadar farklı teknik, malzeme ve boyutlarda eseri ustalıkla üretmiştir.

56

that charge the paintings with an erotic energy, embody a different kind of aestheticism. Avni Arbaş frequently emphasizes Kalmukoğlu’s incredibly professional use of material: “Niko had a cupboard with different sections, reminiscent of a library. In one section was the paints he used for large-scale wall paintings and in the second section was really high-quality material that he used for his oil paintings as well as tens of ready-to-use brushes that were perfectly clean—all of this, despite the war. And on top of these, ready-to-paint tarp... He would prepare his materials days in advance even before the fair—a very disciplined and serious sensibility.” And Avni Arbaş continues, “Niko would work like a fencer, rather than a painter. One day, when I came to his studio he said, “Welcome Avni Bey, sit down here and please excuse me,” and continued, with enthusiasm, the painting that he was working on. He would hit the piece of cloth in his hand rapidly with his brush, step back, and after a sharp look, go back to the canvas rapidly, make a few moves that he desired and withdraw again. In tenfifteen minutes, he looked like a knight who had just realized that he had wanted, sat down on a chair, wet, and smiled, “I’m drenched in sweat. Please excuse me to change my shirt,” and moved on to the next room with his usual politeness. Kalmukoğlu is this, the combination of a professional mentality with a highly amateurish excitement, a painter virtuoso who is in love with painting. He was adroit enough to use the brushes that he needed for the fair, half a meter long, quite comfortably and lithely.” In summary, he produced many works using different techniques, materials, and sizes, including pencil, gouache, pastel, oil painting, canvas painting, panels, frescoes.


enrichis par un esthétisme différent, notamment par une fleur de chevet ou un sucrier. Avni Arbaş insiste sur le fait que Kalmukoğlu choisissait son matériel de façon très professionnelle : Nico avait un casier à matériel composé de plusieurs compartiments qui ressemblait à une bibliothèque. Bien que nous soyons dans les années de guerre, les compartiments comportaient des matériaux de haute qualité et des dizaines de pinceaux nettoyés, prêts à être utilisés à tout moment. Dans le premier compartiment se trouvaient les pinceaux pour les peintures murales et, dans le second, des tubes de peinture classés par couleur pour les tableaux à l’huile. Au-dessus se trouvaient des toiles cirées prêtes à être peinte… Même avant un salon, il avait le discernement de préparer avec discipline et sérieux les matériaux qu’il allait utiliser des jours à l’avance… Avni Arbaş ajoute : Nico peignait avec la contenance d’un escrimeur plutôt qu’un peintre. Lorsqu’un jour je me suis rendu à l’atelier, il m’a dit « Bienvenue cher Monsieur Avni, installez-vous et pardonnez-moi, puis il continua à peindre l’ouvrage qu’il avait entamé avec vivacité. Je suis resté abasourdi. Il donnait un coup de pinceau à la toile et se retirait, après avoir lancé un regard rempli d’intelligence, il se rendait précipitamment à côté du tableau, donnait deux ou trois coups puis il se retirait de nouveau. Quinze minutes après, tout trempé, avec la mine d’un chevalier qui venait d’obtenir la vic toire qu’il souhaitait, il s’est assis sur sa chaise et m’a dit en souriant : « Je suis trempé. Je dois aller changer ma chemise avec votre permission » et il est passé avec sa courtoisie habituelle dans sa chambre. Kalmukoğlu est un vrai virtuose de la peinture, amoureux de l’art, qui alliait l’esprit d’un professionnel à celui d’un amateur ardent. Il avait la maîtrise de ses pinceaux d’un demi mètre qu’il utilisait lors des salons avec la même aisance et agilité. En résumé, du dessin au fusain, de la peinture à l’huile au pastel, de la pochade à la peinture sur toile, des panneaux aux fresques, il réalisait avec maîtrise des œuvres de techniques, de matériaux et de dimensions différents.

‘Preveze Deniz Savaşı’, (Detay, sf.104) ‘Naval battle of Preveza’, (Detail, pg.104) ‘Bataille Navale de Prévéza’, (Détail, p.104)

57


ÖZ E L YAŞ AMI VE ÖLÜMÜ

H IS PRIVAT E L IF E AN D DEAT H

İlk evliliğini uzun yıllar modelliğini de yapan Flora isimli, kendisi gibi Soyadı Kanunu sonrası Türk vatandaşı olan Beyaz Rus kökenli Bayan Flora ile yapmış ve kendisinden 1941 yılında Erol isimli bir erkek çocuğu olmuştur. Flora’nın ikinci doğumunu gerçekleştirirken vefat etmesi (1944) üzerine, ikinci evliliğini 1945 yılında aile dostu Zinovia Dostal’ın kuzeni bayan Kornelia ile yapan sanatçının, yakın dostlarının başında Ratıp Tahir Burak (1904-77), Mazhar Resmor (1901-77), Rıdvan Ali Evranosoğlu (1897-1955), Necdet Ayhan (1916-85), Avni Arbaş (1919-2003), İbrahim Safi (1898-1983), Halil Dostal (1907-49) ve Ruggero Bello (1918) gelir.

His first marriage was to Ms. Flora, who, like himself, had become a Turkish citizen after the passing of the surname law and who modeled for him for many years. In 1941, they had a son, Erol. Flora passed away during the birth of their second child (1944). His second marriage was to his family friend Zinovia Dostal’s cousin, Ms. Kornelia. His close friends included Ratıp Tahir Burak (190477), Mazhar Resmor ( 1901-77), Rıdvan Ali Evranosoğlu (1897-1955), Necdet Ayhan (1916-85), Avni Arbaş (1919-2003), İbrahim Safi (1898-1983), Halil Dostal (1907-49) and Ruggero Bello (1918).

Sanatçı hem ikamet hem de atölye olarak kullandığı; Beyoğlu-Parmakkapı, Bekar Sokak No:9 Vitalis Apartmanı’nın 5 numaralı dairesinin pencere ya da çatısından düşerek 3 Şubat 1951 Cumartesi günü yaşama veda eder. Ölüm sebebi üzerine ileri sürülen varsayımlar şaşırtıcıdır. Yapılan araştırmalar karşımıza farklı olasılıklar çıkartmaktadır; intihar, kaza, kıskançlık ve siyasi cinayet. Sonuç olarak Türk resim sanatı önemli bir değerini genç denecek yaşta yitirmiştir. Kalmukoğlu ülkesinde kalsaydı ya da yapılan önerileri kabul ederek Avrupa’nın herhangi bir ülkesine diğer Rus sanatçılar gibi göçseydi, belki de eserlerini bugün Batı müzelerinde hayranlıkla seyrediyor/izliyor olacaktık. O, uluslararası bir sanatçı olmak yerine, ülkemizde kaldı ve eserlerini burada üretti. Ne yazık ki, çok sevilen ve eserleri aranılan bir sanatçı olmasına karşın, yaşamı ve önemi Kaya Özsezgin’in de ifade ettiği gibi ‘sis perdesi’ ile örtülü kaldı. İnancımız odur ki, hazırlanan kitap ve tanık olduğunuz sergi, perdeyi ardına kadar açmayı başaracaktır.

The artist passed away on February 3rd, 1951, when he fell from the window or the roof of his apartment that he also used as a studio at Beyoğlu-Parmakkapı, Bekar Sok. No.9 Vitalis Apartment Building. The assumptions on why he died are surprising. The research shows various possibilities; suicide, accident, political murder... The art of painting in Turkey lost an important asset at a relatively young age. If Kalmukoğlu had been able to stay in his country or if he had immigrated to another country in Europe like his fellow Russian artists, today, we might have been observing his works in Western museum with admiration. Instead of becoming internationally renown, he chose to stay in our country and he produced his works here. Unfortunately, although he is well-beloved and his works are sought after, his life and importance was behind a “curtain of fog” as Kaya Özsezgin expressed. It is our belief that this book and the exhibition you are viewing will succeed in opening up this curtain.

NOT; Metin; Halilhan Dostal tarafından kaleme alınan ve Antik Dekor’un Şubat-Mart 2011 tarihli, 123. sayısında yayınlanan; ‘Naci Kalmukoğlu, ‘sanata aşık gerçek bir pentür ustası’ başlıklı araştırmanın, zenginleştirilmiş halidir. 58

NOTE: The text is a more detailed version of the research piece published in the Antik Dekor’s 123rd issue, February-March 2011, titled “Naci Kalmukoğlu: a true master of painting in love with art”.


S A V IE PR IVÉE ET SA MORT Il fit un premier mariage avec Madame Flora, son modèle pour de longues années d’origine biélorusse et qui devint ressortissante turque comme l’artiste, suite à la loi sur le nom de famille en Turquie en 1934. En 1941, Madame Flora donna naissance à leur premier fils, Erol. Leur deuxième enfant meurt à la naissance en 1944 et l’artiste se marrie un an plus tard avec Cornelia, la cousine de l’ami de la famille Znovia Dostal. Parmi les amis proches de Kalmukoğlu se trouvent Ratıp Tahir Burak (1904-1977), Mazhar Resmor (1901-1977), Rıdvan Ali Evranosoğlu (1897-1955), Necdet Ayhan (1916-1985), Avni Arbaş (1919-2003), İbrahim Safi (1898-1983), Halil Dostal (19071949) et Ruggero Bello. Après une mauvaise chute d’un toit ou de la fenêtre de sa maison qu’il utilisait aussi comme atelier, située à Beyoğlu (Parmakkapı, 9 rue Bekâr, Immeuble Vitalis, appartement numéro 5), l’artiste meurt le samedi 3 février 1951. Les hypothèses énoncées pour la cause de son décès sont surprenantes : suicide, accident, assassinat politique… La peinture turque a perdu une personnalité éminente à un âge plutôt jeune, 61 ans. il dessine les images de couverture pour diverses publications telles que İktisadi Yürüyüş (La marche économique) publiée par Aslan et Yakup Kadri Yazman, Ormanlarımız (Nos forêts), publié par la Direction Générale des Forêts, ainsi que les couvertures de plusieurs journaux et magazines. Au cours de la même période, l’artiste effectue certains stylismes pour des compagnies œuvrant dans le monde de la mode. D’après les informations obtenues par Naci Terzi, l’artiste peint deux panneaux de 2 mètres sur 5, nommés Les Femmes Paysannes pour la Sümerbank, dans le cadre du Festival de Printemps, qui eut lieu au Palais des sports et des expositions à Istanbul.

Kalmukoğlu, tablolarına sık sık konu olan ‘Lale Devri’ ve ‘Sâdâbâd Dönemi’ benzeri bir çalışmasının önünde . (Nazar Büyüm arşivi) Kalmukoğlu in front of a work representing the ‘Tulip Era’, and the ‘Sadabad Period’, a frequent subject for the artist . (Nazar Büyüm archive) Kalmukoğlu devant son œuvre semblable à ses tableaux s’inspirant de thèmes coutumiers tels que « l’Ère des Tulipes » et « la Période Sadabad ». (Archives Nazar Büyüm)

NOTE : le texte est une version plus détaillée de la pièce de recherche publiée dans le n°123 d’Antik Dekor, février-mars 2011, intitulée : “Naci Kalmukoglu : un vrai maître de peinture amoureux de l’art” 59


ESERLER/WORKS/ŒUVRES


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Otoportre Self-portrait Autoportrait Mukavva üzerine yağlıboya Cardboard on cardboard Huile sur carton 34.5 x 29.5 cm İstanbul Kültür Üniversitesi 62


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Falcı ve Model Fortune Teller and Model Voyante et Modèle Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 71 x 90 cm Özel Koleksiyon 64


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Elma ve Portakal Tutan Kız Girl with Apple and Orange Jeune Femme à la Pomme et à l’Orange Tuval üzerine yağlıboya, düralite marufle Oil on canvas mounted on board Huile sur toile contrecollée sur panneau 77 x 47.8 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

66


Tüller Arasında Nü Nude Between Tulles Nu entre les Voiles de Tulle Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 75 x 96 cm İstanbul Kültür Üniversitesi 67


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

68


Harem Harem Harem Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 51 x 121 cm Numan Ceyhan

69


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Ord. Prof. Dr. İsmail Hikmet Ertaylan ve Ailesi Professor Ismail Hikmet Ertaylan and Family Le Professeur Ismail Hikmet Ertaylan et sa Famille Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 90 x 103 cm Ayten-Moiz Zilberman

72


Çingene Kızı Gypsy Girl Tsigane Kağıt üzerine pastel Pastel on paper Pastel sur papier 44.5 x 31.5 cm Lucien Arkas

73


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

İstanbul’un Fethi The Conquest of Constantinople La Conquête de Constantinople Kontraplak üzerine yağlıboya Oil on plywood Huile sur bois 50.5 x 51.5 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

74


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Zinnialı Natürmort Still Life with Zinnia Nature morte aux Zinnias Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 70 x 55 cm Lucien Arkas

76


Natürmort Still life Nature Morte Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 63 x 47 cm, Arman Arıkan

77


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Natürmort Still Life Nature Morte Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 67 x 80 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

78


Vazoda Bahar Dalları Spring Blossoms in Vase Fleurs de Printemps dans un Vase Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 67 x 73 cm Melek Keçeci

79


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Çiçekler Flowers Fleurs Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 70 x 55.5 cm Sakıp Sabancı Müzesi

80


Çiçekler Flowers Fleurs Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 68 x 54.5 cm Sakıp Sabancı Müzesi

81


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Yeşil Vazolu Natürmort Still Life with Green Vase Nature Morte au Vase Vert Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 55.5 x 67.8 cm Sevgi-Radi Dikici

82


83


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Sofra Table Table Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 89 x 110 cm Özel Koleksiyon

84


Ördekli Natürmort Still Life with Duck Nature Morte au Canard Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 67.5 cm x 119 cm Özel Koleksiyon

85


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

86


Natürmort Still Life Nature Morte Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 77 x 150 cm Yıldız Holding

87


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Şişeli Natürmort Still life with bottle Nature morte avec Bouteille Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 68 x 53 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

88


Natürmort Still life Nature Morte Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 65.5 x 80 cm Özel Koleksiyon 89


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Emirgan Çay Bahçesi Tea garden in Emirgan Jardin de thé à Emirgan Duralit üzerine yağlıboya Oil on panel Huile sur panneau 55 x 46.5 cm Ahu-Can Has

90


91


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

92


Süleymaniye’den Haliç’e Bakış Süleymaniye from the perspective of The Golden Horn Perspective sur la Corne d’Or depuis la Mosquée de Soliman le Magnifique Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 105 x 200 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

93


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Padişahın Cuma Selamlığı’nda Yeni Cami’ye Gelişi The Emperor Coming to Mosque of the Valide Sultan for the Friday Prayer Arrivée du Sultan pour la Prière du Vendredi à la Mosquée de la Sultane-Mère Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 73 x 99 cm Özel Koleksiyon

94


95


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Moda İskelesinde Yelkenliler Sailboats at the Moda Pier Voiliers devant la jetée de Moda Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle Oil on canvas mounted cardboard Huile sur toile contrecollée sur carton 27 x 43 cm Türkiye İş Bankası

96


Tekneler Boats Bateaux Duralit üzerine yağlıboya Oil on panel Huile sur panneau 28 x 42 cm Yapı Kredi

97


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

98


Yıldız Parkı’ndan From Yıldız Park Depuis le Parc Yildiz Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 30 x 42 cm Lucien Arkas 99


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Burgaz Ada’da Denize Giren Kızlar Young Ladies going to Sea at Burgaz Island Jeunes Femmes au bord de l’eau à l’Ile de Burgaz Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 42 x 34 cm Doğan Paksoy

100


Plaj Beach Plage Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle Oil on canvas mounted cardboard Huile sur toile contrecollée sur carton 33 x 49 cm Türkiye İş Bankası

101


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Cami Mosque Mosquée Tuval üzerine yağlıboya Oil on canvas Huile sur toile 33 x 41 cm Senem Üstün

102


Taksim Meydanı Taksim Square La Place Taksim Tuval üzerine yağlıboya Oil on Canvas Huile sur toile 33.5 x 40.2 cm Naci Terzi

103


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Peyzaj/Landscape/Paysage Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 29.5 x 38 cm, Lucien Arkas

Preveze Deniz Savaşı/Naval battle of Preveza/ Bataille Navale de Prévéza Tuval üzerine Yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 54 x 70 cm, Lucien Arkas

Ada’dan Peyzaj/The Island Landscape/Paysage de L’île

Bursa

Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle/Oil on canvas mounted cardboard/Huile sur toile contrecollée sur carton

Duralit üzerine yağlıboya/Oil on panel/Huile sur panneau

32 x 37 cm, Lucien Arkas 104

29.5 x 38 cm, Lucien Arkas


Kayıklar/Boats/Bateaux Mukavva üzerine yağlıboya/Oil on cardboard/Huile sur carton 31 x 34 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

Dolmabahçe Camii/Dolmabahçe Mosque/ Mosquée de Dolmabahçe Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 31 x 39 cm, Luset-Mustafa Taviloğlu

Arnavutköy Sırtları/Hills of Arnavutköy/ Coteaux d’Arnavutköy

Rumeli’den Anadolu’ya Bakış/View of Anatolia from Rumeli/ Vue de Rumeli depuis l’Anatolie

Mukavva üzerine yağlıboya/Oil on paperboard/Huile sur carton

Duralit üzerine yağlıboya/Oil on panel/Huile sur panneau

29 x 35 cm, Luset-Mustafa Taviloğlu

27 x 29 cm, Luset-Mustafa Taviloğlu 105


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Ortaköy Camii/Ortaköy Mosque/Mosquée d’Ortaköy

İskele/Pier/Jetée

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

38 x 32 cm, Ayten-Moiz Zilberman

35.7 x 46.6 cm, Beyhan-Alpaslan Aktuğ

Şadırvan Başında/In front of the fountain/Devant la Fontaine Duralit üzerine yağlıboya/Oil on panel/Huile sur panneau 33 x 40.5 cm, Özel Koleksiyon 106

İzmir Fuarı’ndan Kadifekale/Kadifekale from Fuar, Izmir/ Vue sur Kadifekale depuis Fuar, Izmir Mukavva üzerine yağlıboya/Cardboard on cardboard/ Huile sur carton 32 x 39 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi


Adalar’dan I/Islands I/Iles I

Adalar’dan II/Islands II/Iles II

Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle/ Oil on canvas mounted cardboard/ Huile sur toile contrecollée sur carton

Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle/ Oil on canvas mounted cardboard/ Huile sur toile contrecollée sur carton

31 x 39 cm, Sevgi-Radi Dikici

31 x 39 cm, Sevgi-Radi Dikici

Kayalıklar/Rocks at the Foot of the Cliff/ Rochers au Pied de la Falaise Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Kale Kuşatması/The Siege of the Castle/Le Siège du Château Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 36 x 47 cm, Cengiz Aslan

33.5 x 39.5 cm, Cengiz Aslan 107


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Camili Peyzaj/Landscape with Mosque/Paysage avec Mosquée

Kale/Castle/Château

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

25 x 35.5 cm, Yeşim-Kemal Ekşioğlu

30 x 39 cm, Yeşim-Kemal Ekşioğlu

Sultanahmet Camii/Sultanahmet Mosque/ La Mosquée de Sultanahmet Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 31 x 39 cm, Bekir Aksoy 108

Eski İstanbul Sokağı/Street in Old Istanbul/Rue du vieil Istanbul Karton üzerine yağlıboya/Oil on cardboard/Huile sur carton 39 x 33.5 cm, Özel Koleksiyon


Liman/Port/Port

Hisar’dan/Fortress/Fort

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Duralit üzerine yağlıboya/Oil on panel/Huile sur panneau

28 x 35.5 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

30 x 40 cm, Yapı Kredi

Sandal Gezisi/Trip with Boat/Voyage en Bateau Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 53 x 46 cm, Özel Koleksiyon

Üsküdar Mihrimah Sultan Camii/Mihrimah Sultan Mosque in Üsküdar/La Mosquée du Sultan Mihrimah à Üsküdar Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 46 x 60 cm, Özel Koleksiyon 109


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Dalgalar/Waves/Vagues

Emirgan

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

73 x 56 cm, Özel Koleksiyon

55 x 46 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

Karpuzlu Natürmort/Still Life with Watermellon/ Nature Morte avec Pastèque

Haliç’te İskele/Pier on the Golden Horn/Jetée sur le Corne d’Or

Düralit üzerine yağlıboya/Oil on board/Huile sur panneau

Tuval üzerine yağlıboya, düralite marufle/Oil on canvas mounted on board/Huile sur toile contrecollée sur panneau

47.5 x 61 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

30 x 44 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

110


Güller/Roses/Roses

Vazoda Papatyalar II/Daisies in a vase II/ Marguerites dans un vase II

Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle/Oil on canvas mounted cardboard/Huile sur toile contrecollée sur carton

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

80 x 60 cm, Türkiye İş Bankasi

60 x 48 cm, Özel Koleksiyon

Vazoda Glayöller ve Kasımpatlar/ Gladioli and Chrysanthemums in a Vase/ Glaïeuls et Chrysanthèmes dans un Vase Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 81 x 64.5 cm, Hüseyin Birim

Sarı Papatyalar ve Sümbüller/Yellow Daisies and Hyacinths/ Marguerites Jaunes et Jacinthes Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 50 x 40 cm, Lucien Arkas 111


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Dans Eden Çingeneler/Dancing Gypsies/Tsiganes Dansant Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 128 x 170 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

112


Pano I,II,III/Panels I, II, III/Panneaux I, II, III Kontraplak üzerine yağlıboya/Oil on plywood/Huile sur bois 175 x 66 cm, Vedat Aloğlu

113


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Piknik/Picnic/Pique-nique

Salıncak/Swing/Balançoire

Kontraplak üzerine yağlıboya/Oil on plywood/Huile sur bois

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

30.5 x 39 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

29 x 22.5 cm, Özel Koleksiyon

Alegori/Allegory/Allégorie Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 46 x 55 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi 114

Kolhozcu Kadınların Çobanlarla Görüşmesi/ The Meeting of Women from the Kolkhoz with Shepherds/ Rencontre entre les Femmes du Kolkhoze et les Bergers Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 20 x 22 cm, Naci Terzi


Sarayda Fasıl/Singing at the Palace/Chants au Palais Kağıt üzerine suluboya/Watercolor on paper/Aquarelle sur papier 22.5 x 64.5 cm, Talya Uğurlu

Sarayda Yemek/Repast at the Palace/Repas au Palais Kağıt üzerine suluboya/Watercolor on paper/Aquarelle sur papier 22 x 62.5 cm, Naz Uğurlu 115


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Sarayda Eğlence/Entertainment at the Palace/Divertissement au Palais Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 50 x 120.5 cm, Ömer Faruk Tuna

Av Dönüşü/The Return from Hunting/Retour de Chasse Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 66 x 186 cm, Lucien Arkas 116


Kedi/Cat/Chat Duralit üzerine yağlıboya/Oil on panel/Huile sur panneau 24 x 36 cm, Luset-Mustafa Taviloğlu

İBRAHİM SAFİ (1898 – 1983) Naci Kalmukoğlu Portresi/Portrait of Naci Kalmukoğlu/ Portrait de Naci Kalmukoğlu

İBRAHİM SAFİ (1898 – 1983) Naci Kalmukoğlu Portresi/Portrait of Naci Kalmukoğlu/Portrait de Naci Kalmukoğlu

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

24 x 18 cm, Lucien Arkas

65 x 50 cm, Serap-Halilhan Dostal

117


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

Kadın Portresi/Portrait of a Woman/Portrait de Femme Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 81.5 x 60 cm, Lucien Arkas

Güllü Çingene Pembe/The Gypsy Pembe with a Rose/ La Tsigane Pembe avec une Rose Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 55 x 46 cm, Lucien Arkas

Pembe Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 87 x 59.5 cm, Lucien Arkas

Fötr Şapkalı Erkek Portresi/Portrait of a Man with a Felt Hat/ Portrait d’homme au Chapeau Feutre Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile 50.7 x 40.3 cm, Ayten-Moiz Zilberman

118


Portre Kadın/Portrait of a Woman/Portrait de Femme

Başörtülü Kadın/Woman with Kerchief/Femme au Foulard

Kağıt üzerine pastel/Pastel on paper/Pastel sur papier

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

61 x 44.5 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

39.9 x 29.8 cm, Beyhan-Alpaslan Aktuğ

Çerkez Güzeli/Circassian Beauty/Beauté Circassienne

Çingene Güzeli/Gypsy Beauty/Beauté Tsigane

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

39 x 29 cm, Özel Koleksiyon

42 x 28.8 cm, Sevgi-Radi Dikici 119


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

120

Portre/Portrait/Portrait

Portre/Portrait/Portrait

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

60 x 45 cm, Özel Koleksiyon

52 x 41 cm, Özel Koleksiyon

Portre/Portrait/Portrait

Madam Flora II

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

51 x 44 cm, Özel Koleksiyon

48 x 39.5 cm, Ayten-Moiz Zilberman


Küçüksu Plajı/Küçüksu Beach/Plage de Küçüksu

Oturan Güzel/Sitting Beauty/Beauté Assise

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Tuval üzerine yağlıboya, duralite marufle/ Oil on canvas mounted cardboard/ Huile sur toile contrecollée sur carton

38.5 x 55 cm, Ayten-Moiz Zilberman

47.2 x 32.7 cm, Lucien Arkas

Kilimli Nü/Nude on a Kilim/Nu sur un Kilim

Çıplak Venüs/Naked Venus/Vénus Nue

Tuval üzerine yağlıboya/Oil on canvas/Huile sur toile

Kağıt üzerine pastel/Pastel on paper/Pastel sur papier

51 x 82 cm, Özel Koleksiyon

26 x 59 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi 121


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

122

Genç Kız/Young Lady/Jeune Fille

Nü/Nude/Nu

Kağıt üzerine karakalem/Charcoal on paperboard/ Fusain sur papier

Kağıt üzerine karakalem/Charcoal on paperboard/ Fusain sur papier

27 x 18.5 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

24.5 x 19 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

“Sındırgı” İnzibatı/Policeman of Sındırgı /Policier de Sındırgı

Nü (Masada İki Kişi)/Nude (Two People at the Table)/ Nu (Deux Personnes à Table)

Kağıt üzerine karakalem/Charcoal on paperboard/ Fusain sur papier

Kağıt üzerine kurukalem/Colored pencil/Crayon de couleur sur papier

36.5 x 25 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi

28 x 37 cm, İstanbul Kültür Üniversitesi


Osmanlı Tiplemesi An Ottoman Type Figure Ottomane Kağıt üzerine karakalem Charcoal on paperboard Fusain sur papier 18 x 13 cm İstanbul Kültür Üniversitesi

123


N A C İ

K A L M U K O Ğ L U

O , B İ R Y I L D I Z D I - H E WA S A S T A R - I L É T A I T U N E É T O I L E

124



Naci Kalmukoğlu