Page 1

N E L İ EZ

ANNE-BABANIN

EL KİTABI

Evlatkolik misiniz? Çocuğunuzun sizi kontrol ettiğini mi düşünüyorsunuz? Sizin çocuğunuz olmak kolay mı? Mutlu çocuk için doğru stratejileri kullandığınıza mı inanıyorsunuz? O zaman bu kitap sizin için.

Prof. Dr. Ziya Selçuk


Prof. Dr. Ziya SELÇUK Ankara Üniversitesinde Psikolojik Hizmetler alanında lisans ve yüksek lisans, Hacettepe Üniversitesi’nde ise Psikolojik Danışma ve Rehberlik konusunda doktora derecelerini almıştır. İlk, orta, lise ve yükseköğretim düzeyinde çok sayıda kurumun kuruluşunu gerçekleştiren Dr. Selçuk dünya okul sistemleri üzerinde uzmanlaşmıştır. Anne-baba okullarında on binlerce ebeveynin eğitim çalışmalarını yürütmüştür. Yine on binlerce öğretmenle yüz yüze etkileşimsel etkinlikler gerçekleştirmiştir. Yükseköğretim kurumlarında uzun yıllar yöneticilik yapan Dr. Selçuk, 2003-2006 yılları arasında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı görevini yürütmüştür. Görev yaptığı dönemde Milli Eğitim Sisteminde dönüşüm sayılabilecek pek çok değişimin altına ekip arkadaşlarıyla birlikte imza atmıştır. Rehberlik, davranış gözlemi, iletişim, gelişim, öğrenme konularında çok sayıda kitabı ve yüzlerce makalesi bulunmaktadır. Diğer yandan, 2002-2003 Eğitim Öğretim yılında Özel Maya Okullarının kuruluşunu gerçekleştirmiştir. Bu süreçte sadece Maya Kolejinde olan onlarca öncü uygulamayı eğitim dünyasına kazandırmıştır. Özgün bir yaşam projesi olan Maya’daki hizmetlerine yoğun bir şekilde devam eden Dr. Selçuk eğitim sistemine yönelik makro-mikro faaliyetlerini sürdürmektedir. Yaklaşık 20 yıl Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Ziya Selçuk, halen kuruluşunda katkı sağladığı TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir. Aynı zamanda, TedMem adlı eğitim siyaseti düşünce kuruluşunun direktörlüğü görevini sürdürmektedir.


SIRSÖZ Bu kitapçığın henüz kurulmamış olan “Anne Babaları Koruma Cemiyeti” (ABKC) tarafından bastırılmasını arzu ederdim. Şimdilik Özel Maya Okulları olarak böyle bir girişimi desteklemekle yetiniyoruz. Çünkü anne babaları çocukların dayanılmaz egemenliği konusunda uyarma zamanının artık geldiğini düşünüyoruz. Nitekim onlar da insan evladı. 30 yıla yakın bir süredir çocuklar ve anne babalarla birlikte hayatın ve psikolojinin koridorlarında dönme dolap oynuyoruz. Meslek hayatımın hiçbir döneminde ebeveynlerin bu derece mağdur olduğu bir zaman dilimini hatırlamıyorum. Çocuklar, aile içerisindeki büyük anne ve babalar dahil, herkesin mantığının nasıl çalıştığını, kime neyin nasıl yaptırılacağını, kimin kime denetlettirileceğini ezbere biliyorlar. Ailedeki tüm bireyler için yazılı olmayan el kitapları var çocukların. Gariban büyükler psikologlardan destek alarak çocuğu yönetmekle ilgili bir çok taktik öğrenseler dahi, çocuk oyunun kuralını hemen değiştirebiliyor. Hatta hipnoz altındaki anne ve babalar, bu hipnozun tesiriyle “Kendimizi çocuğumuza adadık, hayattaki tek varlığımız o, çocuğumuzla arkadaş gibiyiz.” türünden cümleler dahi kurabiliyorlar. Diğer yandan sadece çocuklar değil, mevcut koşullar da anne babaya birçok dayatmada bulunuyor. “Sistem böyle” denilip ailelerin üzerinde baskılar kuruldukça onlar da çocuklar üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Doğrudan veya dolaylı baskı gören çocuklar ise, kendi savunma hatlarını kuruyorlar. Yani, çocuklar için de zor bir dönemden geçiyoruz. Bu kitapçık günümüzün kafası karışık anne babalarına gönüllü ve mütevazı bir katkı çabasıdır. Mizahi olarak açıklamaya çalıştığım bu durumun, çok daha ağır/vahim bir tablo olduğu açık ama bunu yazmayacağım... Hep birlikte el ele verirsek; sistem düşüncesi (system thinking), oyun teorisi (game theory) ve büyük veri (big data) yöntemlerini kullanarak çocukların kullandığı taktiklere bir ölçüde karşı koyabiliriz düşüncesindeyim. Çünkü tahminimizden daha zeki ve sevimliler. Onların düzeyine çıkmamız lazım.

Ziya Selçuk, Prof. Dr. Özel Maya Okulları Kurucusu


BİR

ÖZEL MAYA OKULLARI YAYINIDIR


GERÇEK, ALGILADIKLARIMIZ OLMAYABİLİR. FOTOĞRAFTA KAÇ TOP VAR? Adamın altı parmaklı olduğunu fark ettiniz mi? Fotoğrafta kaç top var diyerek zihni belirli bir yöne doğrultmak mümkün. İnsan zihni kolaylıkla yönlenebiliyor farkında olmadan.

NEREDEN BAKTIĞIMIZA BAĞLI Karıncaya sormuşlar: Hangi hayvanlar vahşidir? Hangileri değildir? Cevap: Aslan, kaplan ve ayı son derece sakin ve kendi halinde arkadaşlardır. Ancak, kaz, piliç ve ördek en vahşi hayvanlardır.


ELMA ÇEKİRDEĞİNDEN KİVİ ÜRETMEK MÜMKÜN MÜ? Çocuklar parmak izi kadar farklı olduğu halde, aileler her çocuktan “aynı” şeyi bekliyor. Konuşurken çocuğunun yeteneklerine saygı duyduklarını ifade eden ebeveynler, sıklıkla “ama” diyerek devam ederler. Anne-babalar çocuk-

OLAN

larının nitelikleri ne olursa olsun en iyi liseleri ve üniversiteleri kazanmalarını istiyorlar. Bunun için her türlü desteği de sağlıyorlar. “Parasıyla değil mi? Her türlü hocayı, psikoloğu tutar kazandırırım.” türünden cümleler çok yaygın. Sonuçta kendisinden beklenen ideal benlik tasarımıyla, çocuğun gerçek benliği ve yeteneği/nitelikleri arasındaki fark arttıkça çocuğun patolojisi de artıyor. Bu sefer çocuğu eski haline getirmek için psikologlar tutuluyor ve maalesef sınav kazanmak için, çocuk kaybediliyor. Aslında yaşanan tüm bu çatışmanın tek nedeni çocuğun potansiyel doğasına saygı göstermemek.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Her insan doğuştan yapısal olarak gelen ve yaşam boyu değişmeyen dokuz farklı mizaç tipinden biriyle dünyaya gelir. Mizaç yapısının içsel ve çevresel etkenlerle etkileşmesi sonucunda değişime açık olan kişilik ortaya çıkar. Ancak bazen çocuklar, olumsuz yetişme ortamlarında mizaçlarına ters bir kişilik yapısı geliştirme durumunda kalabilirler. Aslında uygun olan, çocuğun mizacının temelinde gelişen bir doğal kişilik ile, eğitim yoluyla kazandırılan değer ve yeteneklere karşılık gelen sentetik kişiliğe ulaşmaktır. İşte tam da bu noktada, eğer çocuk mizacına tamamen aykırı bir alan ya da mesleğe yöneltilirse yaşamda başarısız olma ihtimali çok yükselir. Her çocuğun “mizaç tipinin” belirlenip, kendi yapısına uygun mesleklere yöneltilmesi bir zorunluluktur. Aksi halde, elma çekirdeğinden (mizaç) kivi (mizacıyla uyumsuz kişilik) üretmeye çalışmış oluruz.

Alın Diplomanızı Boğaziçi Üniversitesi mezunu olup aşçılık yapan bir gençle tanışmıştım. Siz elektronik mühendisisiniz ve aşçılık yapıyorsunuz, neden dedim. “Babam bana, “benim gibi Boğaziçi’nde oku ve mühendis ol” diye yıllarca baskı yaptı. Annem arada bir “üstüne varma çocuğun” dese de, arka planda hep iyi polis-kötü polis senaryosu vardı. Sonuçta sınavı kazandım, okudum. Diplomamı alıp eve götürdüm: “Anne, baba, alın bu diplomayı duvara asın. Ben gidip aşçılık yapacağım, restoran açacağım.” dedim ve yaptım. Biliyor musunuz, Boğaziçi mühendislik mezunlarının çok büyük bir kısmı mühendislik dışında işlerle uğraşıyorlar.

AFORİZMA ÜÇGENİN İÇİNE DÖRTGEN SIĞMAZ.

anonim


ÇOCUĞUNUZ MATEMATİKTEN HEP 100 ALIYORSA ÖZEL DERS ALDIRIN Ülkemizde başarısız olan öğrencilere ek ders, kurs aldırmak olağan bir durumdur.

Bazen bu kurslar okuldaki derslerden daha fazladır. Bir öğrenci-

ye başaramadığı bir konuda ek ders, etüt vermek şu anlama gelir: “Hani se-

OLAN

nin başaramadığın, kendini kötü hissettiğin çalışma var ya, ondan sana daha çok yaptıracağız.” Bu şekilde zorlanan çocuk, sorunun içerik ve materyalde değil, kendisinde olduğuna inanmaya başlayacak ve daha da zorlanacaktır. Çocuğun zorlanacağı sınır, kişiliğini kaybetme riskinin olduğu çizgidir. Diğer yandan, çok başarılı olan çocuklara şöyle bir mesaj verilir: “Sen fazlasıyla yaptın, bu kadarı bile çok iyi.” Oysa çocuk belki de dünya çapında sıçrama yapacağı bir alanda okulun beklentisi bu kadar diyerek sınırlanmaktadır.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Matematikten 100 alan çocuklara gıptayla bakılır ve gerekeni fazlasıyla yaptığı söylenir. Artık onun çalışmasına gerek yoktur. Oysa 100 alan çocuğun daha fazla çalışması ve doğuştan getirdiği yeteneğiyle çıkabileceği en yüksek potansiyel doruğa çıkması sağlanmalıdır. Çünkü onun yıldızının parladığı alan matematiktir. Günümüz eğitim sistemi, “her şeyden bir şey öğretmeye yönelik” olduğu için, “bir şeyden her şeyi bilmeye yönelik” kabiliyet taşıyan çocuklar maalesef arada kaybolup gitmekteler. Çok rahat bir şekilde çok yüksek notlar alabilen çocukların üst becerilere yönelik eğlenceli bilim ortamlarına yöneltilmesi yararlı olacaktır.

İki Buçuk Nasıl Yazılır? İlkokul ikinci sınıftayken öğretmenimiz “İki buçuk nasıl yazılır?” diye sordu. Herkes defterine yazıp öğretmene gösteriyordu. Ben de deftere iki buçuk yazdım ancak biraz farklıydı. Önce rakamla 2 yazdım daha sonra onun yanına 2 rakamının üst yarısını yazdım. Bana göre iki buçuk olmuştu. Bir iki vardı, bir de onun yarısı. Ancak bu yaratıcı (!) yaklaşımım sonucunda öğretmenimden tokat yiyip ciddi bir azar işittim. “Salak mısın sen”?

AFORİZMA TOPLUMUN ÖDÜLLENDİRDİĞİ BAŞARILAR, KİŞİLİĞİ KAYBETME PAHASINA KAZANILIR.

benjamin jowett


ÇOCUĞUNUZU YÖNLENDİRDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜYORSANIZ BU PROBLEMİN ÇOÇUĞUNUZ NE ZAMANDIR MATEMATİKTEN OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN HEP 100 ALIYORSA

OLAN

ÖZEL DERS ALDIRIN

Ortada yönetilen ve yöneten varsa, kuklacı muhakkak çocuktur; tabi istismar eden nevrotik veliler hariç. İşin garip yanı bazı anne babalar yönetildiklerinin farkındalar ve bu durumdan zevk alıyorlar. Çocuğun yönetmesine izin vermek, kısa vadede gerçekçi olmayan hoş bir duygu yaratabilir. Ancak uzun vadede çocuğun yaşamsal mücadele becerilerinin gelişmemesine yol açar. Bunun faturasını elbette anne-baba ve daha fazlasını çocuk ödeyecektir. Bu şekilde devam edildiğinde çocuk, sürekli olarak “zapt edilmesi” gereken huysuz bir varlığa dönüşebilecektir. Aile sürekli taviz verecek ve ebeveyn olmanın hukukunu zedeleyecektir. Çocuk ise ebeveynini rahatlıkla yönetebilirken diğer insanların niçin yönetemediğine şaşıracaktır.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Ailede anne baba atomun çekirdeği gibidir. Çekirdekteki nötron anne, proton babadır. Elektronlar ise onların etrafında dönen çocuklardır. Şimdiki aile yapısında ise çocuk çekirdek, anne baba ise onun etrafında pervane olan elektronlar olmuş vaziyette. Oysa bir an önce doğal yapıya dönüp, “herkes yerli yerine” komutuna gereksinim var. E. Neuman’ın dediği gibi, limonatanın suni tatlandırıcıdan, mobilya cilasının gerçek limondan yapıldığı bir dünyada yaşıyoruz.

Anneyi Çoçuğa, Çocuğu Markaya Araştırma sonuçlarına bakıldığında çocukla anne arasında ateşkes elçisi olan markaların kazançlı çıkacağı görülüyor. Çocuklar; hem kendi istek ve ihtiyaçları için önemli miktarda para harcadıkları, hem ailelerinin harcama kalıplarını ve kararlarını önemli oranda etkiledikleri, hem de ileride marka sadakati geliştirecekleri için çok önemli bir pazardır. Nielsen verileri çocukla birlikte alışverişe çıkan ailelerin % 82’sinin daha fazla tükettiğini göstermektedir. Bu pazar ebeveyn ve çocuğun iradelerini birbirlerine dayattıkları bir savaş alanıdır ve çoğunlukla çocuk kontrolü ele geçirir. Dolayısıyla bu pazara yönelik iletişim yapan bir marka, Zaltman’ın kontrol metaforuyla hareket etmeli ve hem marka tercihini dayatan çocuğun, hem de bu markayı satın alım gücünü elinde bulunduran annenin kontrol sahibi olduğunu hissettirmelidir. (Dünya Bülteni).

AFORİZMA BIRAK İNSANLAR YÖNETTİKLERİNİ DÜŞÜNSÜNLER, BÖYLECE YÖNETİLİRLER.

william penn


ÇOCUKLARINIZLA ÇOK İLGİLENİRSENİZ ÇOÇUĞUNUZ ONLARI MATEMATİKTEN ÇOKHEP ZAYIFLATIRSINIZ 100 ALIYORSA

ÖZEL DERS ALDIRIN

Dört çocuğu olan bir aile ilgi, sevgi, zaman ayırma, göz teması, dokunma, para ve benzeri her şeyi dörde bölüyor. Tek çocuk varsa dördünün hakkı tek çocuğun

OLAN

üzerine boca ediliyor ve çocuk doz aşımından gidiyor. Her şeyi anne-baba tarafından yapılan çocuk ise, beceri geliştiremeyip zayıf kalıyor. Çocuk aşırı ilgiden bunalıyor ve doyurulamayan bir ego gelişimi ortaya çıkabiliyor. Dış dünyadaki insanlar böyle şişkin bir egoyu dikkate almayınca kişilik bozukluğunun önü açılabiliyor. Fonda ise evlatkolik ebeveynler görünüyor.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

İlgi, sevgi, zaman ayırma, göz teması, dokunma, para ve benzeri her şeyin tek çocukluk sergilenmesi gerekiyor. Yani üç çocuk için gösterilen toplam ilginin üçte biri. Doğal ihtiyaç bu kadardır. Bir çocukla gereğinden çok göz teması kurarsanız çocuğun doğal gelişimini zedelersiniz. Çocuğunuzun istediği her an onun ihtiyaçlarını karşılamak için hazır olduğunuzu bilmesini ve dünyanın sadece kendi etrafında döndüğünü düşünmesini istemiyorsanız, onları arada ihmal edin. Çocukların, karşılaştıkları problemleri kendi başlarına çözmelerine izin verirseniz, hayat hakkında daha fazla şey öğrenme şansları olur. Şimdiki çocukların en büyük problemi her şeyin önlerine hazır konması ve mücadele edecek bir fırsatları olmamasıdır.

Portakalı Soyamadım Hasta olan annemi ziyaret ettiğimde evde birkaç misafir vardı. Geçmiş olsuna gelmişlerdi. Misafirler arasında sekizinci sınıfa giden bir erkek çocuk dikkatimi çekti. İkram edilen portakalı eline aldığı bıçakla soymaya çalışırken portakal delik deşik olmuş bir şekilde, son nefesini veriyordu. İzlediğimi fark edince annesi açıklama yaptı. “Sınavlara çalıştığı için yıllardır portakalını soyup ben dilimlere ayırdım. Şimdiye kadar hiç soymadığı için bilemedi işte”. Ehe ehe. Portakalı bile soyamayan bir çocuk ilerde ne sorunlar yaşar acaba?

AFORİZMA ORTADA ÇOCUKLA İLGİLİ BİR SORUN VARSA, ANNE BABADAN HANGİSİNİN ÇOCUKLA DAHA FAZLA İLGİLENDİĞİNE BAK.

üstad ericsson


BABA BİZ ÇOÇUĞUNUZ MATEMATİKTEN FAKİR MİYİZ? HEP 100 ALIYORSA

OLAN

ÖZEL DERS ALDIRIN

Günümüz çalışma hayatı hem kadın hem de erkekler için ciddi zorlanmalar ve riskler içeriyor. Mobbing, Cam Tavan Sendromu gibi birçok etken çalışma hayatını çekilmez hale getirebiliyor. Özellikle kadınlar için çalışma hayatı, kariyer beklentisi bir kat daha zor. Bu güçlüklerden biri de çocuklarla ilgili. Ev işleri ve çocuk bakımının yeterince kurumlaşmaması kadının üretime katılımını güçleştirmektedir. Kadına ya kariyer ya çocuk gibi haksız seçimler önerilebilmektedir. Bu arada olan çocuklara olmaktadır. Özellikle 0-3 yaşları arasında yeterince anne şefkati görememek şimdiki çocukların temel sorunu. Daha sonraki yaşlar kısmen de olsa telafi edilebilirken 0-3 yaşlarında sonradan telafi çok daha zordur. Anne çalıştığı için ilk yıllarda kuramadığı ilişki ve iletişimi daha sonraki yıllarda telafi edemeyebilir. “Herkes aynı durumda” dediğimizde durum doğal olmuyor elbet. Çocuk bu eksikliği telafi edebilmek için çeşitli taktikler kullanırken kişiliğinin yanlış şekillenmesine gidecek kadar risklere girebilir; anne-baba ilgisi için olmadık çarelere başvurabilir. Anne-baba da çocuğa yeterli zaman ayıramamaktan kaynaklanan suçluluk duygusuyla gereksiz ödünler verip davranış bozukluklarına yol açabilir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Yaş, üzerinde önemle durulması gereken faktörlerden biridir. Koşullar ne olursa olsun, annenin çalışması her yaş grubundaki çocuğu farklı etkiler. Sadece 0-3 yaş önemli, diğerleri önemsiz değildir. Örneğin, ergenlik çağındaki çocuğun artık büyüdüğü zannedilse de, bu dönem, çocuğun anne ve babasının farklı bir ilgisine muhtaç olduğu bir dönemdir. Diğer yandan bebeğin, çocuğun her zaman anneye ihtiyacı olduğu düşünülür. Oysa en az o kadar annenin babanın da çocuğa ihtiyacı vardır insan olma yolunda. Anneler üzerinden çok yorum yapılıyor ancak babaların özellikle çocuklar küçükken ailedeki dengeleyici rolü çok önemlidir. Çalışma hayatımızın çocuklarımız üzerindeki etkisi ince elenip sık dokunması gereken bir konu.

Çalışan Çocuklar Baba ve anne büyük bir bilgisayar firmasında çalışıyordu. Her gün firmanın servisiyle anne-baba ve çocuk işyerine gidiyorlar ve dört buçuk yaşındaki çocuğu aynı bahçe içindeki kurum kreşine bırakıyorlardı. Çocuk doğduktan üç ay sonra bu kreşe kaydedilmiş ve hala devam ediyordu. Bir gün yine sabah erkenden ailece hazırlanıp işyerinin servisine bindiler. Çocuk yolda babasına bir soru yöneltti: - Baba biz fakir miyiz? - Hayır, değiliz oğlum nereden çıkardın? - O halde ben artık çalışmasam olur mu?

AFORİZMA SEVECEĞİN BİR İŞ SEÇERSEN, YAŞAMINDA BİR GÜN BİLE ÇALIŞMIŞ OLMAZSIN.

konfüçyüs


ÇOCUĞUNUZUN ZEKASINI ÖVERSENİZ ÇOÇUĞUNUZ KİŞİLİĞİNİ MATEMATİKTEN ZAYIFLATIRSINIZ

HEP 100 ALIYORSA ÖZEL DERS ALDIRIN Anne babalar çocuklarının zeki olmasını bir gurur kaynağı görürken, popüler algıya göre daha az zeki olan çocuklarını “acaba yeterince ilgilenmiyor muyum, bir sorunu mu var?” biçiminde algılayabiliyor. Çocuklarına demode testler yaptırıp, kendilerini de çocukları da perişan ediyorlar. Okulların ve uzmanların istismarı ne-

OLAN

deniyle paniğe kapılıyorlar. Çığlıkları duyulmuyor. Test sonucu yüksek çıksa dert, düşük çıksa dert. İşin ilginç yanı test sonuçlarını “gerçek” zannediyorlar. Bu arada çocuklarının zekâsı geliştiğinde, insanlığının gelişeceğini sanıyorlar. Bunun yanı sıra, zekâsı çok sık övülen çocuklar başarısız olma ihtimalleri olan işlerden kaçarak, başarısızlık ile baş etme yöntemleri geliştiremeyebilir. Sık sık zekâsı övülen çocuk, çaba göstermeyip, imaja çok önem verip, risk almayıp daha az güvenli olabilir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Çocuğun zekâsını övmek yerine, onu cesaretlendirmek yeterlidir. Bunun için kullanılan cümle kalıpları oldukça işlevseldir: “bakıyorum çok sıkı çalışıyorsun”, ne güzel, çalışırken eğleniyorsun” gibi. Zenginleştirilmiş materyaller sunmak, olumlu-olumsuz ayrımcılığa uğramasına izin vermemek, çok yüksek beklentiler geliştirmemek önemlidir. Zekâ testi uygulatmamak, uygulansa bile sadece uzmanın karar vermesine destek olmasını amaçlamak gerekir. Bu konuda Yönetim Kurulu üyesi olmaktan onur duyduğum Türk Zekâ Vakfı gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşları izlemek yol gösterici olabilir.

Kime Çekmiş? Uzun yıllar önce genç bir çift 5 yaşındaki çocuklarının üstün zekâsı hakkında bana danışmaya gelmişlerdi. Konuşma sürerken anne ve baba çocuklarının zekasının anne tarafından mı, baba tarafından mı geçtiği konusunda ciddi bir tartışmaya girdiler. Ara bulmaya çalışırken kadın konuşmayı bir cümleyle bitirdi. Eşine dedi ki; “Tamam çocuğumuz zekasını senden almış. Çünkü seninki yerinde yok.”

AFORİZMA CEHALETİN MUTLULUK OLDUĞU YERDE, AKLI BAŞINDA OLMAK DELİLİKTİR.

thomas gray


OLAN

ÇOCUĞUN HER SORUSU YANITLANMAZ, HER SORU SORU OLMAYABİLİR Aileler çocukların her sorduğu soruyu cevaplamak konusunda çok fazla baskı hissediyorlar. Uzun uzun mantıklı ve ayrıntılı açıklamalar yapmak, alışılmış bir veli tepkisi. Çocuğun zihinsel stili ne olursa olsun açıklamalar hep benzer şekilde yapılıyor: çoğunlukla mantıksal-matematiksel öğrenme stilinde. Araştırmalar anne-babaların ilk yıllarda sabırla soruları yanıtladıklarını ancak sonraki yıllarda bu sabırlarının azaldığını hatta “annen/baban cevaplasın” diyerek savuşturduklarını göstermektedir. Diğer yandan, çocukların sorduğu soruların farklı amaçları olabilir. Amaç anlaşılmadan verilecek yanıtlar çocuğun düşünce akışını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir. Sonuçta, karşınızda “yetişkin dili” ile konuşan büyümüş de küçülmüş bir çocuk görebilirsiniz.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Bir çocuk için soru sormak, gerçeği aramanın anahtarıdır. Bu konuda uyulması gereken ilk ilke, dallandırmadan sadece soruya yanıt vermektir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer ilke ise, çocuğun zekâ alanı ve öğrenme stilinin dikkate alınarak cevap verilmesidir. Örneğin kinestetik çocuğa verilecek yanıtla, görsel uzamsal baskın bir çocuğa verilecek yanıt farklılaşmalıdır. Yetişkinlerin büyük çoğunluğu mantıksal açıklamaya yatkındır. Başlangıçta eğlenceli olan çocuk sorularının bir maraton koşusu olduğu unutulmamalı ve ileri yaşlarda da çocuğun soru sorması cesaretlendirilmelidir. Soru sormayan çocuk öğrenme tutkusundan uzaklaşabilir. Çocuklar bazen iletişim kurmak, sevgi ihtiyacını gidermek ve plan kurmak için de soru sorarlar. Sorunun amacına dikkat etmekte yarar vardır. Yetişkinler de soru sormalı hatta bazen bir yanıt söyleyip buna uygun soru sor bakalım demelidir.

Kime Sorarsan Sor Ben fakültede öğrenciyken bir ilkokula staja gitmiştik. Orada çalışan deneyimli bir öğretmen okulu mezunu öğretmenimiz bana şu soruyu yöneltti: Öğrenme iştiyak ve becerisi yüksek öğrencileri nasıl anlıyorum, biliyor musun? Bilmediğimi ifade ettim, hemen arkasından şunları ilave etti: “Sana bir sorayım mı dediğimde çok zeki ve iştiyaklı çocuklar “sor, sor, hadi sorsana” derler”. Daha az becerikli çocuklar “sooorr” diyerek hafif kaygılı ve tedbirli davranırlar. Öz güveni ve iştiyakı en az olan çocuklar ise “yok yok bana sorma, kime sorarsan sor” diye cevap verirler.

AFORİZMA DOĞRU SORULAR SORAMAZSANIZ DOĞRU CEVAPLAR ALAMAZSINIZ.

e. hodnett


OLAN

‘KENDİ’LİK GELİŞMEMİŞSE KENDİNE GÜVENEN ÇOCUK YETİŞTİRMEYİ BİR KEZ DAHA DÜŞÜNELİM Özgüveni yüksek çocuk yetiştirmek moda bir talep haline geldi. Özellikle sosyoekonomik refaha sahip çocukların etrafındaki kişi ve kurumlar sürekli olarak özgüven pompalıyorlar. Ancak yapılan çalışmalar, çocuklara özgüven pompalamanın, katkıdan çok zarar getirdiğini gösteriyor. Çocuğa ‘sen çok özelsin, farklısın’ mesajlarının sıklıkla verilmesi, erken yaşta aşırı şişen bir ‘benlik’ algısına yol açabiliyor. “Kendine güvenen çocuk” ifadesi kulağa hoş geliyor. Oysa tek başına ayakta kalmaya özendirilmek çocukları yoruyor. Bu durum haz merkezli olmayı da besleyebiliyor. Bu arada çocuğun her problemi anne-baba tarafından çözüldüğü için çocuğun hata yaparak öğrenmesi ve mücadeleye alışması engelleniyor. Böyle bir çocuğun, hayatın birçok alanındaki küçük başarılarla kendine güven geliştirecek kadar deneyimi birikmiyor. Tecrübe fakiri bu çocuklar; anne, baba ve öğretmenleri yüzünden beceriksiz, hemen strese giren, azimsiz olabiliyorlar. Önemli olan çocuğun özünün korunmasıdır. Çocukta öz hakimdir kişiliğe, sonra kişilik baskın gelir öze ve erişkin (!) oluruz. Örneğin, eve telefon gelir,” “Alo oğlum baban evde mi?”, erişkin olan (!) baba çocuğa kişiliği ile yokum de diye işmar eder, güya zihni gelişmemiş çocuk (!) ise özü ile “ Babam evde amca” diye cevap verir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Kendine güven, binlerce küçük başarının birikimli olarak yarattığı bir etkinin sonucu ortaya çıkar. Söylem olarak çocuğa öz güven aşılamak, içsel bir tutum doğurmaz. Çocuğunuz yeni bir mücadeleye girmekten ürküyorsa, başarısız olmaktan korkuyorsa, hata yaptığı zaman hemen keyfi kaçıyorsa, deneme yapmayı bile reddediyorsa bu göstergeler çocuğun yeterliliklerinden kuşku duyduğunu veya ebeveyn ve öğretmenleri tarafından kuşku duyulduğunu gösterir. Yanlış bir özgüven anlayışı bu tür sonuçlara yol açabilir. Kendi başına ayakta durabilmek tek başına olmaz, aileyle, arkadaşla, dostla olur. “Sana güveniyorum.” demek gerekli ancak yeterli değildir. Hata yapan çocuklar daha çok deneyim yaşadığı için daha özgüvenli büyüyebilir.

Hal ve Gidiş PISA 2012 araştırmasında Türk öğrencilerin matematik başarı sıralamasında 42. Japon öğrenciler ise 7. sırada. Ancak buna rağmen Türk öğrencilerin özgüveni, Japon öğrencilerin özgüveninden çok daha yüksek. Mütevazı ancak çalışkan öğrencilere karşılık, tembel ancak özgüveni tavan yapmış öğrenciler; Bunun temelinde farklı güdüler yatıyor olabilir.

AFORİZMA ÇOCUKLARIN GÜCÜNÜN NELERE YETTİĞİNİ GÖRMEK İSTİYORSANIZ, ONLARA BİR ŞEYLER VERMEKTEN VAZGEÇİN BAKALIM.

n.douglas


KULLANIM ÇOÇUĞUNUZ KILAVUZUNUZU MATEMATİKTEN GÖRDÜNÜZ MÜ? HEP 100 ALIYORSA

ÖZEL DERS ALDIRIN

Çocuklar mükemmel gözlemcidirler. En fazla gözlemledikleri kişilerse anne babalarıdır. Yıllarca süren gözlemleri sonucunda anneyi ve babayı nasıl kullanabileceklerini çok çabuk öğrenirler. Hangi istekleri karşısında kimin nasıl tepki ver-

OLAN

diği konusunda hızlıca strateji geliştirip, herkes için ayrı bir kullanım kılavuzu hazırlarlar. Ağlamak, şirinleşmek, kırıp dökmek, öpücük vermek, küsmek, yemek yememek, ısrar etmek, bağırmak kullandıkları belli başlı taktiklerdir. Bunlardan hangisinin kimde işe yaradığını ezberlerler ve denemeler yaparak taktiği olgunlaştırırlar. Aile öpücük alsa da mutlu olur, çocuk bağırmayı bıraksa da. Kendilerinin kullanıldığını anlayan bazı aileler bunu bilerek de mutlu olurlar. Ancak gerçek yaşamda böyle bir oyun yoktur ve çocuk bunların gerçek yaşamda işe yaramadığını gördükçe gerçek deneyiminin ne kadar az olduğunu fark eder.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Anne ya da baba olmanın fedakârlığını bilmeden istismar eden çocuklara biraz katı davranmak, onların zorluklar yaşamasına fırsat vermek onların iyiliğinedir. Anne ve baba çocuğun kendilerini nasıl kullandığı konusunda uyanık olmalı ve ortak bir dil geliştirmelidir. Çocuğun sevimli oyunları evde ve çocukken sevimlidir. Büyüdükçe ve toplum içine girdikçe bu oyunların işlevsel olmadığını görecek, tahammül ve dayanıklılık sınırlarının ne denli düşük olduğunu fark edecektir. Çocukla iletişim kurarken, gerçekçi, sahici, kontrollü ve doğal olmak yeterlidir. Buna biraz “anam-babam usulü” de denilebilir.

Üçüncüde Çalışıyor 1.. «Anne dışarı çıkabilir miyim?» Hayır! 2. Anneeeeeee. Dışarı çıkabilir miyim? Hayıııırrrrr! 3. Annneee, dışarı çıkabilir miyiiiiimmmm? Cehennemin dibine git. Çık hadiii. (Annemin kafa üçüncüde çalışıyor) Bu örnekte çocuk ilk iki isteğini formalite gereği yapmıştır. Anne ilk seferinde “çık” deseydi çocuk için şaşırtıcı olabilirdi.

AFORİZMA SÖZCÜKLERİN ANLAMINI KONTROL EDEBİLİRSENİZ, SÖZCÜKLERİ KULLANMASI GEREKENLERİ DE KONTROL EDEBİLİRSİNİZ.

philiip kindred dick


BEN SANA BU KADAR MUHTAÇ OLMASAM, ÇOÇUĞUNUZ SENİN İÇİN DAHA İYİ MATEMATİKTEN OLABİLİR Mİ? ALIYORSA HEP 100

OLAN

Bazen anne, çocuk büyütmenin önemini ÖZEL DERS ALDIRIN

abartmak için çocuğunun duygusal sorunları olmasını destekler ve bütün dikkatini çocuğuna adar. Sürekli kendine nevrotik narkoz verir ve ne kadar cefa çektiğini, nelere katlandığını vurgular. Farkında olmadan çocuğun kendine “bağlı değil bağımlı” olmasına yol açar. Artık annenin bilinçdışında farkında olmadan hazırladığı plan gerçekleşmiştir. Anne yanından bir an bile uzaklaşsa, çocuk hemen feryadı koparır. Bu durum anneyi örtülü bir şekilde mutlu eder. Ancak bu durum oldukça yorucudur ve stres yaratır. Bu nedenle çocuk strese bağlı olarak ikinci bir zarar görür. Bağımlı kişilik geliştirmeye başlayan çocuk büyüdükçe başkalarıyla olan ilişkilerinde de sorun yaşamaya başlar. Sonra uzmanlar devreye girer veee…

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

OLMASI GEREKEN Anne ve çocuk arasında bağlılık olmalıdır. Bağımlılık varsa çocuğun kişilik inşası tehlikeye girmiştir. Annenin yapması gereken şey, derhal aklı başında bir arkadaşa ve aklı başında bir uzmana danışmaktır. En küçük meseleler için bile uzmana gitmek başka sorunlara yol açabilir. Çocuğun bağımlılığının azaldığını görene kadar özellikle annenin psikolojik destek almaya devam etmesi işe yarayabilir. Annenin kendini değersiz hissetmesinin altında yatan nedenler bu suretle anlaşılabilir ve bu sayede çözüm önerileri geliştirilebilir.

Elif 1. sınıfa başladı ve tabii annesi de. Bir hafta içinde Elif okula alıştı ve okul yönetimi artık annenin gününü okulda geçirmesini istemiyordu. Anne ise okuldan ayrılırsa kızının ağlayabileceğini, depresyona girebileceğini, bunun bir travmaya dönüşebileceğini söyleyip farklı senaryolar üretiyor, ve okulun psikolojik danışmanını çocuğun duygularını anlamamakla suçluyordu. Kızının “ Anne kimsenin annesi yok, sen de git.” demesi gerçeği ortaya çıkarmıştı. Anne beş yıldır çocuğu olmadan bir gün geçirmemişti ve çocuğu okuldayken ne yapabileceğini bilmiyordu. Kızının kendisine ihtiyaç duymadığını söylemesi asıl anneyi depresyona itiyordu. Anne, yapılan görüşmeler sayesinde okulun ikinci ayında iken keyifli bir şekilde okula gelip artık iyi hissettiğini söyledi. Onun adına bir an sevindik, ta ki ikinci bebeğe hamile olduğunu, en az bir beş yıl daha kendisine muhtaç birinin geleceğini söyleyene kadar.

AFORİZMA ANNENİN ‘SANA BİR TAVSİYEDE BULUNAYIM MI?’ SÖZÜ YALNIZCA FORMALİTEDİR, ‘EVET’ YA DA ‘HAYIR’ DEMENİZ FARKETMEZ. O TAVSİYEYİ HER HALÜKARDA DUYARSINIZ.

erma bombeck


ÇOCUKLARDAN BEKLENTİNİZİ ÇOÇUĞUNUZ DÜŞÜRÜN; MATEMATİKTEN VERİM ARTSIN HEP 100 ALIYORSA

ÖZEL DERS ALDIRIN

Çocuktan beklentiyle onun yeteneği arasındaki fark arttıkça benlik algısı kötüleşir. Çocukların farklı yetenek ve özelliklere sahip olduğunu herkes bilir ancak tüm çocuklardan aynı sınav başarısı beklenir. Aile çocuğun yeteneğinin fevkin-

OLAN

de bir beklentiye girerse, doğal olarak çocuğun performans kaygısı artar ve denemekten vazgeçmeye başlar. Aile çocuğun performansındaki düşüşü görünce kaygılanır ve çocuğa daha fazla yüklenmeye başlar. Bunun üzerine çocuğun performansı iyice düşer. “Çalışsa yapar, çalışmıyor.” denilen çocuklar böyledir. Aile, çocuğun yeteneğinin elvermediği açığı; ek dersle, kursla kapatmaya çalışır. Sonunda bir kısır döngüye girilir ve uzman desteği gerekir. İçten güçlenmesi gereken benliğin, dıştan güçlendirilmeye çalışılması beyhude ve geçicidir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Anne ve çocuk arasında bağlılık olmalıdır. Bağımlılık varsa çocuğun kişilik inşası tehlikeye girmiştir. Annenin yapması gereken şey, derhal aklı başında bir arkadaşa ve aklı başında bir uzmana danışmaktır. En küçük meseleler için bile uzmana gitmek başka sorunlara yol açabilir. Çocuğun bağımlılığının azaldığını görene kadar özellikle annenin psikolojik destek almaya devam etmesi işe yarayabilir. Annenin kendini değersiz hissetmesinin altında yatan nedenler bu suretle anlaşılabilir ve bu sayede çözüm önerileri geliştirilebilir.

Ayakkabıcı Osman Orta ikinci sınıftayken Türkçe öğretmenimiz istediğimiz konuda bir kompozisyon yazmamızı istedi. Mahalle bakkalının yanındaki yaşlı ayakkabı tamircisi Osman Ustayı ve işini tasvir eden bir kompozisyon yazdım. Gerçekten çok güzel olmuştu. Öğretmen okudu ve “Bunu kim yazdı?” dedi. Ben yazdım deyince, “Yalan söyleme, sadece kimin yazdığını söyle dedi”. Tekrar “Ben yazdım” dedikçe, yalan söylemek kötüdür diyerek birkaç kez tokat attı. Sonuçta sınıfta en düşük notu ben almıştım.

AFORİZMA ASLA BİRİNİN UMUDUNU KIRMA, BELKİ DE SAHİP OLDUĞU TEK ŞEY ODUR.

ebu hanife


ÇOCUĞUMU ÖDÜLLENDİRECEK KADAR ACIMASIZ DEĞİLİM Ödül genellikle hem anne-baba hem de çocuk için istediğini yaptırmanın bir yolu olarak kullanılmaktadır. Örneğin bir anne uslu durduğu için çocuğunu ödüllendirir-

OLAN

ken, çocuk uslu durmayı kullanarak anneyi ödüllendirip ödül vermesini sağlamaktadır. Ceza genellikle olumsuz görülür ancak yerinde ve zamanında ceza etkili olabilir. Ancak ödül gibi cezada da roller karışabilir. Örneğin babanın çocuğunu cezalandırması aynı zamanda kendini cezalandırması olabilir. Her ikisinde de ön koşul ve ölçü adil olmaktır. Çocuğu düşündürmeye ve eğitmeye yaramayan ödül ve cezalar aile sistemini dengesizleştirmektedir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Ödül aslında çok az kullanılması gereken bir araçtır. Ödüllendirmek hem bağımlılık yaratır hem de her seferinde daha büyük ödül ihtiyacı doğurur. Etkisi kısa vadelidir ve sadece başaranlara verilir. Oysa cesaretlendirme her çocukta işe yarayan bir araçtır. Davranışın başında, ortasında, sonunda her zaman verilebilir. Ödül ise sadece sonuçta verilebilir. “Ödevini bitirdiğin için çok iyi bir çocuksun.” ifadesi ödülken, “Çok sıkı çalışıyorsun.” ifadesi cesaretlendirmedir. Ödül tatminsizliğe yol açan ve hep zıddıyla hissedilen bir vasıtadır. Zira ödevini bitirmeseydi iyi bir çocuk olamayacaktı. Ceza, çocuğun sağlıklı bir şekilde tanıması gereken bir araçtır. Gerçek hayatta karşılaştığımız ve hâkim olmamız gereken bir araç. Ceza adil oldukça dengeli kullanmaktan korkulmaması geren bir yoldur.

Niçin Seçildi? Yüzlerce kişi arasından seçilip bilge bir kişiden ders alma fırsatı yakalayan bir öğrenci gururla konuştu: “Bir öğrenci olarak kabul edilmem, ustama gönderilen yüzlerce kişi arasından

seçilmem

beni

onurlandırıyor”.

Sevgili öğrencim dedi bilge: “Sana temel bir bilgi vererek eğitimini sürdürmeye çalışacağım. Diğer başvuranlardan daha nitelikli olduğun için değil, eğitime daha fazla ihtiyacın olduğu için seçildin.”

AFORİZMA ÖDÜLLER HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN TEK ŞEY, MOZART’IN ONLARDAN HİÇ KAZANMAMIŞ OLDUĞUDUR.

h. mitchell

İdris Şah


ÇOCUKLARI İYİ YETİŞTİRELİM, ONLARLA DAHAÇOÇUĞUNUZ İYİ MATEMATİKTEN BAŞ HEP EDELİM100 DERKEN... ALIYORSA

ÖZEL DERS ALDIRIN

Çocuk eğitimiyle ilgili kitapların çok büyük bir kısmı Amerikan esintili çeviri niteliğinde. Bu tür kitaplar daha çok kişisel gelişim alanında yayımlanıyor. Kendi geleneğini

OLAN

yitirmiş ya da çoraklaştırmış bir ülkede çocuk nasıl yetiştirilir sorusu önem kazanıyor. Türkiye’nin hızlı değişimi geleneğin yetersiz kalmasına ama yerine konulanın kimliksiz olmasına yol açıyor. Üçgenin içine dörtgen koymaya çalışıyoruz. Uymuyor elbet. Meşhur yazarlar iyi niyetle nano teknoloji konusundaki bir bilgiyi getirir gibi, ortalama bir Amerikan ailesinin iletişim kültürünü ülkemize getiriyor. Sonuçta işlevsiz, ruhsuz, felsefesi kurulmamış çocuk eğitimi kitapları çıkıyor. Ebeveynler çocuklarını daha iyi yetiştirmek ve onlarla daha iyi baş edebilmek için bu kitapları okudukça zihinleri karışabiliyor.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Evrensel olarak ortak olabilecek bazı kültür ve değer unsurlarını ülkemizde de kullanmak oldukça makul olabilir. Dikkat etmemiz gereken hususun doku uyuşumu olup olmadığıdır. İnsan türünün eylemleri çoğunlukla paradoksal ve doğrusal olmayandır. Önerilen kuralları bilimin ve bu toprakların süzgecinden geçirmek yararlı olabilir. Dışardan gelen her öneriyi sorgulamak, akılcı bir tutumun yerleşmesine hizmet edebilir. Örneğin göz hizasına eğilmeyi sorgulayalım. Ağlayan bir çocuğun göz hizasına eğilirseniz onun duygu durumunu devam ettirirsiniz. Çünkü gözleri aşağıya bakıyordur ve beynin belirli bir bölümü aktiftir. Hiç kimse havaya bakarak depresyonunu yaşamaz. Gözünün yönünü yukarı çevirerek duygu durumunu değiştirebilirsiniz. Dikkatini farklı bir duygu ya ya da düşünceye yöneltmek istediğiniz çocuğun baktığı yeri değiştirmek yararlı olabilir.

Ben Dili Sen Dili Bir konferansımda genç bir anne “Kitaplarda ben dili yerine sen dili kullanın diyor. Çocuğuma, senin oyuncaklarını toplamaman beni üzüyor dediğimde bana ne o senin sorunun diyor. Benim çocuğumun da mı ben dili bilmesi gerekiyor. Bu arada babaanne bakıyor ve o da ben dili bilmiyor!” demişti.

AFORİZMA TÜM KURALLARA UYARSAN TÜM EĞLENCEYİ KAÇIRIRSIN.

k. hepburn


ÇOCUĞUM HASSAS MI, HASSASLAŞTIRILMIŞ MI? Çocuğunun aşırı hassas olduğunu söyleyen veli sayısı giderek artıyor. Literatürde toplumun %20 sine yakın kesimi aşırı hassas kişilik olarak takdim ediliyor. Bu-

OLAN

rada önemli olan kişilikle, mizaç ayrımını yapmak. Mizaç doğuştan getirilen, kişilik ise sonradan oluşan bir yapı. Dolayısıyla hassaslık mizaç eğilimi olarak bir potansiyeli ifade ediyor olsa da, daha çok sonradan gelişen kişilik yapısı ile alakalı. Doğal olarak hassas kişilerin çocukluk dönemleri benzer çevresel özellikler gösteriyor Aşırı koruyucu bir aile, aşırı hijyen, çocuk adına problem çözme, fazla ilgi bu özellikler arasında yer alabiliyor. Sonuçta çocuk yetersiz deneyim, aşırı steril bir ortam ve sağlıksız ego gelişimiyle hassaslaşabiliyor ve kendini doğrulayan kehanet gerçekleşebiliyor.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Öncelikle hassas kişilik geliştirmeye eğilimli mizaç tiplerine sahip çocuklar belirlenmeli ve onların bireysel farklılıkları gözetilerek uygun eğitim yaklaşımı sergilenmelidir. Çevresel faktör olarak aile ise; ne kadar fazla koruyucu olursa, çocuğunu o derece zayıf ve hassas kılar. Temizlik takıntısı ne ölçüde artarsa çocuğun bağışıklık sistemi o ölçüde zayıflar. Çocuğun kendi başına problem çözebildiği, açık havada üstü başı kirlenerek oynayabildiği, her istediğinin yapılmadığı, toplum içerisine karıştığı bir ortam aşırı hassaslığın tetiklenmesini engelleyecektir. Burada aşırı hassas olan aslında çocuktan önce anne-babadır. Çocuk sahibi olmadan önce bu özelliklerini törpülemeleri ve çocuğa zarar verme ihtimallerini azaltmaları gerekir. Yani istisnai mizaçların potansiyeli hariç, hassas çocuk yoktur, hassaslaştırılmış çocuk vardır.

Annesinin Kuzusu İnci’nin annesi ilkokul 1. sınıftayken çok telaşlıydı. Sınıf öğretmeninin uygun bir zamanını gözlüyordu. Emin olduğunda hemen sınıf öğretmeninin yanına gitti ve “Rica etsem İnci’ye göz kulak olur musunuz? Çok hassas bir çocuk, ezilmesin yavrucak” dedi. Öğretmen bir an düşündükten sonra, “Aynı İnci’den mi bahsediyoruz? O kimsenin hakkını kimseye yedirmez, kendi hakkını da savunur. Merak etmeyin” dedi.

AFORİZMA HAYATTA GIPTA EDİLECEK ŞEYLERDEN BİRİ DE HASSAS OLMAKTIR, Kİ HASSASİYET HAYATI ZEHİR ETMEYE YETER.

özdemir asaf


HER ÇOCUK HERÇOÇUĞUNUZ ŞEYİ MATEMATİKTEN ÖĞRENİR Mİ? HEP 100 ALIYORSA

ÖZEL DERS ALDIRIN

Çağdaş eğitimin kulağa hoş gelen cümlelerinden biridir “her çocuk her şeyi öğrenir”. Bu cümlenin ilginç bir cazibesi var ancak cümlenin hayata geçtiği, geçirildiği bir durum yok ortada. Böyle bir cümle insanın doğuştan getirdiği farklı potansiyellerin (mi-

OLAN

zaç) varlığına ters. Her çocuğun belirli yetenek alanlarında müthiş başarılara imza atması mümkün. Ama her alanda değil. Türkiye’de sınavda kullanılmayan ve popüler olmayan yeteneklerin bir değeri yok gibi. Bu nedenle milyonlarca çocuk kendisini yeteneksiz zannediyor. Sistemden kaynaklanan sorunları kendinden biliyor. Böyle bir yetersizlik ve başarısızlık hissiyle hayata atılıyor. Ailelerin kursla, ek dersle çocuğunu her konuda başarılı olmaya zorlamaları ise kimlik ve kişilik sorunlarına yol açıyor.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

“Her çocuk her şeyi öğrenir” cümlesiyle anlatılmak istenen şey “Her çocuk bazı şeyleri çok iyi öğrenir.” olsa gerek. Her çocuğun yetenekli olduğu bir ya da birkaç alan vardır. Toplum için bu yeteneğin hangi alanda olduğu önemli. Örneğin bir çocuğun drama yeteneği olmasıyla matematik yeteneği olmasının toplumdaki, piyasadaki karşılığı nedir? Öncelikle ailelerin, daha sonra eğitim sisteminin çocuğun mizacıyla birlikte gelen potansiyel özelliklere aykırı taleplerde bulunmaması gerekir. Aksi halde çocuk doğal yapısına aykırı olarak ailenin veya okulun istediği tipte biri olmak için doğasına aykırı bir kişilik geliştirip mutsuz olacaktır.

Kırmızı Işıkta Büzülmeyi Öğrenen Yassı Solucanlar Ruhbilimci J.McConnel, planaryalar üzerinde bir deney yaptı. Bir ışık uyarımının arkasından solucanlara kısa aralıklarla zayıf elektrik şoku vererek büzülmelerini sağladı. Bir süre sonra ışığın yandığını hisseden solucanlar elektrik verilmese de elektrik geleceğini hissederek şartlanma sonucunda büzülmeye başladılar. McConnel, eğittiği bu solucanları ekstre haline getirip eğitilmemiş solucanlara yedirdi. Hiçbir deneye tabi tutulmamış olan solucanlar ışığı gördüklerinde büzülüyorlardı. Bellek nakledilmişti. Acaba neden?

AFORİZMA GÜÇLÜ OLAN, ZAYIF YANINI HERKESTEN İYİ BİLENDİR; DAHA GÜÇLÜ OLAN İSE ZAYIF YANINA HÜKMEDEBİLENDİR.

konfüçyüs


İYİ BİR EĞİTİM MUTLU BİR ÇOÇUĞUNUZ GELECEĞİN MATEMATİKTEN GARANTİSİ Mİ?

HEP 100 ALIYORSA Eğitimin sınıfDERS atlamadakiALDIRIN rolü belirginleştikçe nitelikli eğitime olan talep artıyor. Bu ÖZEL talebe bağlı olarak “iyi” bir eğitimin çocuğun mutlu bir gelecek garantisi olduğu fik-

ri güçleniyor. Diğer taraftan, en yüksek işsizliğin yükseköğretim mezunlarında olması, puanı çok yüksek bölüm mezunlarının bile işsiz kalması veya çok düşük üc-

OLAN

retlerle çalışması çelişki yaratıyor. Eğitimin giderek uluslararasılaşması, yabancı dil, diploma, sertifika benzeri ölçütlerin sıradanlaşması bu çelişkiyi kuvvetlendiriyor. İyi eğitimden yalnızca diplomanın anlaşılır hale gelmesi “bütünsel insan” gelişiminin ihmal edilmesine yol açıyor. Akademik konularda iyi fakat hayata dair konularda zayıf yetişen kuşaklar büyüdüklerinde, yaşam becerileri açısından güçlük çekiyorlar. Yıllarca sınava hazırlık adı altında odalarda kapalı kalan çocuklar ve gençler okul dönemi bittiğinde sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Ama yıllarca sınav bahanesiyle anne-babaya istedikleri birçok şeyi yaptırabiliyorlar. “Çayını ben karıştırırım. Yeter ki sen bir soru daha çöz yavrum.” diyerek ebeveynler buna dünden razı zaten.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Bir çocuğun bütünsel gelişimi çok önemlidir. Bedensel, duygusal, bilişsel ve sosyal gelişim bir masanın dört ayağı gibidir. Eğitim sistemimiz öğrencinin yalnızca bilişsel becerilerinin sınava dönük kısmını güçlendirmeye çalışıyor. Sosyal, duygusal ve bedensel alanlar çorak topraklara dönüşüyor. Düğün, bayram, cenaze, misafir bilmez kuşaklar yetişiyor. İyi çocuk, iyi okul kriterleri yozlaşıyor. Veliler sınav sonuçlarına göre bir öğrencinin veya okulun iyi olup olmadığına karar veriyorlar. Yani sistemin hatasını anne-babalar tetikliyor. Onları da sistem.

Mutluluğun Resmi Bir çocuğun geleceği, ancak hayatta yapmak istediği şeyi bulmasına yardımcı olmakla garanti altına alınabilir. İyi bir eğitim geleceğin garantisi midir? sorusuna aynadan bakarsak Henri Rousseau bize önemli bir ders verebilir. Bu ders ise; gençliğini, tesisatçı babasının yanında çalışarak geçiren ve 40 yaşına kadar vergi tahsildarı olarak çalışan yoksul bir adamın, tamamen kendi kendini yetiştirmesiyle neler başarabileceği hakkındadır. Yaşamı boyunca eserlerine yöneltilen tüm eleştirilere rağmen, Rousseau hayatta yapmak istediği şeyin sanat olduğu inancıyla resme devam etmiş ve dünyanın en önemli sanatçılarından biri olmuştur.

AFORİZMA ZAMANIMIZIN SORUNU ŞU Kİ, GELECEK ARTIK ESKİSİ GİBİ DEĞİL.

p. valery


OLAN

SİLİKON VADİSİNDEKİ CEO’LAR NİÇİN ÇOCUKLARINI BİLGİSAYARDAN UZAK TUTAR? Otuz yaş ve üzeri anne babalar dijital göçmenler olarak teknolojiyi sonradan öğrendiler. Ancak şimdiki çocuklar teknolojinin içine doğuyor. Yetişkinler çocuklarının dijital becerilerini görünce tuhaf bir gurur duyuyorlar. “Çocuğum üç yaşında ve Ipad’i benden iyi kullanıyor.” benzeri cümleler sık sık dile getiriliyor. Literatürde bu konuda dikkatli olunmasını salık veren binlerce çalışma var. Gelişim çağındaki çocukların tablet, cep telefonu ve benzeri aletlere uzun süre maruz kalmasının düşünme alışkanlıklarının bozulmasına, radyasyona maruz kalmaya, beyin gelişiminde bazı sorunlara, göz problemlerine, obeziteye, saldırganlığa yol açtığına dair binlerce kanıt var. Ancak buna rağmen sınıflara tablet konuluyor, evlerde küçük çocuklar saatlerce telefon veya tabletle oynuyor. Çocuklara doğum günü hediyesi olarak telefon veya tablet alınabiliyor. İnterneti kullanmak, belli sitelere girmek, telefonda hızlıca bazı işlemler yapmak bir zekâ göstergesi olarak algılanıyor. Bu arada, çocuklar ders çalışacağım, İngilizce öğreneceğim diyerek anne-babalara her türlü elektronik aleti aldırıp onların iyi niyetini kullanabiliyor.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Silikon Vadisinde Google, Apple, Yahoo ve HP gibi teknoloji devlerinin çocuklarının gittiği Waldorf School of the Peninsula adlı bir okul var. Okulda karatahta, tebeşir, kağıt, kalem var ancak bilgisayar, akıllı tahta, tablet yok. Sınıflarda çamur, örgü, hamur, oyun setleri vs. bulunuyor. Eleme sınavları, testler yok. Her çocuk kendi potansiyelini geliştiriyor. Google’da üst düzey yönetici olan Alan Eagle, iPad’in çocuğuma okumayı ya da matematiği daha iyi öğreteceği fikri çok komik.” diyor. 5.sınıfa giden kızı henüz Google kullanmayı bilmiyor. Alan Eagle’a göre teknolojiyi kullanmayı öğrenmek, dişleri fırçalamayı öğrenmek kadar kolay. Çocuklarımız büyüdüğünde teknolojiyi kullanmayı becerememeleri gibi bir şey söz konusu bile olamaz.” diye özetliyor.

Bilgisayar Mühendisi Olasıca... Altı yaşındaki Mert, ani hareketlerle kendini yerden yere atıyor ve garip sesler çıkararak bağırıyordu. Bilgisayarda kendisine ateş eden adamı öldüremediği için sürekli “Geberrr!” diye bağırıyordu. Bu arada “Anneeeee beniim kaç canım vaaarr?” diye bağırıyordu. O arada bilgisayardaki savaşçıyı öldürüp kanlar içinde yere düşürünce sanki başka bir yaratık olup kahkahalarla gülüyordu. “Senin kanını içeceğim” diyerek kahkahalarına devam ediyordu. Annesi “Bu hep böyle işte, saatlerce oynuyor; o oynarken rahat iş yapıyorum neyse, bilgisayar mühendisi olasıca.” dedi.

AFORİZMA YALNIZCA OKUL EĞİTİMİNİ ALMIŞ BİR ÇOCUK, EĞİTİMSİZ BİR ÇOCUKTUR.

g. santayana


ÇOCUĞUNUZLA ARKADAŞ GİBİYSENİZ, ÇOÇUĞUNUZ KENDİNİZE MATEMATİKTEN BAŞKA ARKADAŞ BULUN HEP 100 ALIYORSA

OLAN

ÖZEL Çok sayıda DERS anne-babaALDIRIN çocuğuyla iletişimde sınır koymadığını, her konuyu konuşabildiğini ifade etmek için çocuklarıyla arkadaş gibi olduklarını ifade ediyor. Bu durumun bir övünç meselesi olması, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Aradaki kuşak farkı, akran etkisi ve çıkar ilişkileri gibi nedenlerden dolayı “arkadaş” olmak, fiili olarak mümkün değildir. Sadece öyle bir izlenim oluşturulabilir. Çocuk hayatında çok sayıda arkadaş bulabilir. Ancak anne baba gerçek rolünü yaşamadığında çocuklar yetişkin davranışlarını öğrenmek için uygun sosyalleşme öznesi bulamamaktadır. Anne-baba rolüyle herhangi bir arkadaşın gerçekleştiremeyeceği duygusal etkileşimler yaşanır. Evdeki arkadaşlık ilişkisi çocuğun diğer yetişkinlerle ve arkadaşlarıyla iletişiminde kimi zaman sorunlara yol açabilmektedir. Çünkü çocuk rol bulaşması veya rol karışması gibi psiko-sosyolojik nedenlerle karmaşa yaşayabilir. Çocuklar “Arkadaş değil miyiz?” diyerek işlevsel olmayan etkileşimlere girebilirler.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Anne-babanın çocukla arkadaş olma tercihi genellikle açık iletişim kurma isteğinden kaynaklanmaktadır. Bu istek oldukça olumludur. Ancak bunun yolu çocukla arkadaş olmak değildir. Çocuk anne babasından kendisine yetişkinlik rolleri ve kimlik inşası konusunda rehberlik etmesini bekler. Anne-babalık rolünü görmeden büyüyen çocuğun yetişkinlerle iletişim kurmada ve kendisi anne-baba olduğunda üstlenmesi gereken rollere hazırlık gibi konularda sorun yaşaması olasıdır. Bu nedenle anne-baba ebeveyn gibi, çocuk ta çocuk gibi olduğunda bir sorun kalmayacaktır.

Hatırın İçin Bir arkadaşım anaokuluna giden oğlunun başka çocuklarla arkadaşlık etmekten hoşlanmadığını, oyun oynamadığını söyleyerek benden yardım istemişti. Bir bahane ile babayı dışarı göndererek çocukla sohbet etmeye başladım. Konu futbol oynamaya gelince çocuk başkalarıyla futbol oynamayı sevmediğini söyledi. Sebebini sorunca “Çünkü sadece babama gol atabiliyorum.” dedi. Baba çocuğuna kıyamadığından sürekli gol yiyor, çocuk aynı kolaylıkla başkalarına gol atamadığından diğer çocuklarla oynamak istemiyordu.

AFORİZMA BİR ŞEYDEN HOŞLANMAKTAN SÖZ EDİLİR, ASLINDA DOĞRUSU, BU ŞEY ARACILIĞIYLA KENDİNDEN HOŞLANMAKTIR.

f. nietzsche


AMCAYA ÇOÇUĞUNUZ MERHABA MATEMATİKTEN DESENE! HEP 100 ALIYORSA OLAN

ÖZEL DERS ALDIRIN

Zaman zaman, okulda veya sokakta yanında çocuklarıyla gezen tanıdık ailelerle karşılaşıyorum. Merhabalaştıktan sonra, çocukla da selamlaşma faslı geliyor. O esnada anne ve baba ikisi birden çocuğa bakıyor ve onun da “merhaba” demesini bekliyor. O anda karşılaştığı kişi çocuk açısından bir önem taşımıyor. Bu onun için bir mecburiyet ortamı. Çocuk benim selamıma bir tepki vermeyince anne ve baba her ikisi birden “oğlum amcaya merhaba desene” diyorlar. O an herkes için zor bir durum oluşuyor. En fazla zorlanan ise çocuklar oluyor. En kötüsü ise, ailenin selam vermeye zorlamasının devam etmesi ve çocuğun ısrarla selam vermemesi. “Neyse, evde konuşuruz” cümlesiyle biten bir seremoni.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Özellikle bazı mizaç tiplerindeki çocuklar için selamlaşmak zordur. Bu tür iletişimlerden hazzetmezler. Bunlar daha çok yalnızlığı seven, konuşmaktan pek hoşlanmayan çocuklardır. Bu çocuklar asosyal zannedilir. Oysa bu davranışsal özellikler doğuştan getirdikleri bir yetenekleridir. Yanlarında birileri varken rahat düşünemezler. Bu çocuklardan, bilim adamı, teorisyen, felsefeci, yazar vb. kişiler çıkar. Ancak anneler çocuk asosyal olur diyerek komşudan çocuk sipariş eder ve “Hadi kardeş kardeş oynayın.” diyebilir. Bu girişim “Aman çocuğumun zekası gelişmesin” anlamına gelebilir. Diğer taraftan, arka planda şöyle bir mesaj da iletilmiş olur: “Çocuğum sen o kadar salaksın ki selam vermeyi dahi beceremiyorsun, sana hatırlatmak zorunda kalıyoruz. Versen ölür müsün”? Çocuğa selam ver dedikçe onun beceriksizliğine dair bir hatırlatıcı vurgu ve pekiştirme yapılmış olmaktadır. Sonuç olarak, çocukların mağdur olduğu durumlar da var elbet.

Gittiler mi? Kaynağını hatırlayamadığım bir anekdotta şöyle bir olay anlatılıyordu: “Ablamla birlikte misafirden kaçan bir çocukluk yaşadık. Öyle ki, kaç yıllık komşularımız annemleri çocuksuz kedili bir çift sanıyorlardı. Misafirden saklanmak özellikle bayram zamanları hayat kurtaran eylemdi bizim için. Bir gün mutfakta geniş geniş çayımı içerken aniden kapı acı acı çaldı, ben de çayımı kaptığım gibi odaya konuşlandım. Ablam arkadan. Baktım beş dakika sonra cep telefonum çalıyor; arayan babam; içerideki odadan beni arıyor; yanlışlıkla mı aradı acaba diye düşünürken baktım ısrarla aramaya devam ediyor; açtım telefonu tabi. “Bu gelenler kimmiş sen gördün mü? Bir de çocuk falan var yanlarında galiba, sesleri geliyor. Çok oturmazlar heralde di mi? “ diyor telefonda. Hadi ablamla ben saklanıyorum tamam da, baba saklanır mı misafirden?”

AFORİZMA AYNI DİLİ KONUŞAN DEĞİL, AYNI DUYGULARI PAYLAŞANLAR ANLAŞABİLİRLER.

mevlana celaleddin rumi


GÖZ İKİDİR, ÇOÇUĞUNUZ ANCAK TEKMATEMATİKTEN GÖRÜR HEP 100 ALIYORSA

OLAN

ÖZEL DERS ALDIRIN

Anne, baba, çocuk. Üçü tek bir makinanın parçaları gibidir. Yani bir sistemdirler. Bunlar arasındaki uyum arttıkça sistem sessiz ve doğal hızında çalışır. Uyumsuzluk arttıkça çatırtılar duyulmaya başlar. Burada özellikle anne ve babanın ortak dile sahip olması önemlidir. Aksi halde çocuk çatışmanın ortasında kalabilir. Bazı çiftler birbiriyle sorunları olduğu halde, bunu görmezlikten gelip ortak olarak çocuğun sorunlarından söz etmeye başlarlar. Kendi sorunları çözümsüzleştikçe çocuğun sorununu daha fazla önemserler. Örneğin, okula gidip çocuğun öğretmeniyle veya okul yönetimiyle ciddi çatışmalara girebilirler. Bu sürecin mağduru çocuktur. Yetişkinler kendi aralarında bir şekilde savunma hatlarını kurarlar. Bu süreç sonunda çocuk zaten başarısız olur ve elbirliğiyle sorunlu hale getirilir. Sonuçta, çocuğun başarısı düşebilir, özgüveni zayıflayabilir, ebeveynini kaybetme korkusu yaşayabilir. Ayrıca baş ağrısı, uykusuzluk, içe kapanma, mutsuzluk görülebilir.

OLMASI GEREKEN

ANEKDOT

Mevlana, göz ikidir ancak tek görür der. Birlik olması gereken yerde İkilik maraz doğurur. Meslek hayatımda binlerce çocuk sorunuyla karşılaştım. Duruma göre farklı kuram, yöntem ve tekniklere yöneldim. Bu sorunların büyük bir kısmında sorunun çocuktan değil, anne ve baba arasındaki çatışmadan kaynaklandığını fark ettim. Bu tür durumlarda “çocuk kalsın, siz gelin” kalıbını kullandığımı hatırlıyorum. Anne babanın ortak bir dil oluşturma, başkalarının deneyimlerinden yararlanma, çocuğun yanında tartışmama, sürecin tıkandığı durumlarda bir dosttan veya uzmandan destek almaları yararlı olabilir. Bu arada, sadece kitaplara bakarak çözüm üretmeye çalışmak ta sorun yaratabilir. Her ailenin ekosistemi farklıdır. Özellikle çeviri kitaplarla telif stratejiler geliştirmek çok kolay değildir.

Üçüncü sınıf öğrencisi Şebnem okuldaki gösteri için sahneye çıkmaya hazırlanıyordu. Anne, öğretmenine gelip adeta yardım istercesine durumu aktardı; ”Babamız çok akademik odaklı, sahnede dans edecek olmasını çok da önemsemiyor. Dün akşam sırf bu yüzden kavga ettik. Kendisi doktor; yoğun olduğunu ve kızımızı izlemeye gelemeyeceğini söyledi. “Öğretmen, aile içindeki bu çatışma için o an bir şey yapmasının doğru olmadığını söyledi. Ama küçük kız yapmıştı yapacağını. Baba koşarak gösteri öncesi okula geldi çünkü kızımız nefesini tutarak bayılmıştı. Hemşire babayı ararken kızımız “O doktor, sağlık konusu olunca mutlaka gelecektir.” demişti. Kızını kontrol etmeye gelen baba, gösteri öncesi olduğu için, okulda bekleyip gösteriyi de izlemişti.

AFORİZMA BENİM DE HEM BİR HEM İKİ OLDUĞUMU ŞİİRLERİMDE HİSSETMİYOR MUSUN?

goethe, ginkgo biloba


MAYA OKULLARI’NDA TEMATİK ÖĞRENME YAKLAŞIMI İnsan zihninin algoritmik yapısı keşfedildikçe öğrenmenin kuralları konusunda bildiklerimiz giderek artıyor. 20. yüzyılın parçacı yaklaşımı, yerini bütünleşik zihin modeline bırakmış durumdadır. Derslerin ayrı ayrı işlenmesi, kavramları açıklamak amaçlıdır. Gerçek yaşamda ise kavramlar iç içedir. Özel Maya Okullarında benimsenen tematik öğrenme yaklaşımı ile farklı disiplinler bir tema ile ilişkilendirilerek kavramlar bir bütünün içinde ele alınır. Örneğin “taş” teması alındığında bütün dersler bu temayla ilişkilendirilerek işlenir. Böyle bir yaklaşım sonunda, öğrenciler değişik bakış açılarıyla çeşitli disiplinler arasında daha derin ilişki kurmayı öğrenirler.

ÇOKLU ZEKA UYGULAMALARI Özel Maya Okulları, çoklu zekâ kuramının eğitim sistemimize uygulanması konusunda öncü kuruluşlardan biri olmaktan kıvanç duymaktadır. Bu kurama göre Sözel – Dilsel, Mantıksal – Matematiksel, Görsel – Uzamsal, Müzikal – Ritmik, Bedensel – Kinestetik, Kişilerarası, İçsel ve Doğa zekâsı olmak üzere sekiz zeka alanı bulunmaktadır. Geleneksel eğitim bunlardan ikisini, yani sayısal ve sözel alanları desteklemektedir. Oysa tek yönlü beslenme nasıl metabolizma üzerinde olumsuz etkiler yaratıyorsa tek yönlü zihin beslenmesi de zekânın potansiyel gelişimini sınırlamaktadır.

ÖĞRENME STİLLERİ UYGULAMALARI 20. yüzyıl her bireyin parmak izi kadar farklı ve özel olduğunu kanıtlayan bir yüzyıl olmuştur. 21. Yüzyıl ise bu bulguların hayata geçirildiği yüzyıl olacaktır. Öğrenme stilleri, bireylerin nasıl daha başarılı olabilecekleri konusunda yol haritası sunmaktadır. Buradan hareketle Özel Maya Okulları, kurulduğundan beri öğrencilerinin kendilerine özel öğrenme biçimleri ve stilleri üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Özel Maya Okullarında, her öğrencinin öğrenme stilleri tespit edilmekte, güçlü ve zayıf yanlarından oluşan öğrenme profili çıkarılmaktadır. Bu profillerden yola çıkarak her öğrenci için öneriler geliştirilmektedir.

MÜZİKOLEJ Özel Maya Okullarında müzik eğitimi, her bir öğrencinin yaşamında önemli bir yere sahiptir. Müzikolej adını verdiğimiz öncü uygulama ile Mayalı her bir öğrencinin keman, gitar ya da piyano enstrümanlarından birini tanıması, sevmesi ve çalması amaçlanır. Öğrencilerimiz üçüncü sınıftan itibaren müzik derslerinde seçtikleri bir enstrümanla öğretmenleri eşliğinde çalışır. Böylece öğrencilerimiz, seçtikleri enstrüman konusunda yüksek düzeyli farkındalık düzeyi ile mezun olurlar.


ÖNCÜ UYGULAMALAR KEŞF-İ ALEM Üstün yetenekli çocukların hem kendi yaşıtlarına benzer hem de kendilerine özgü farklı gereksinimleri vardır. Ayrıca üstün yetenekli çocuklar, yaşıtlarının ilgisini çeken pek çok etkinlikten hoşlandığı gibi daha detaylı ve derinlemesine bilgiye gereksinim duyarlar. Özel Maya Okullarında, ilgi alanları farklılaşan ve sınıf kazanımları düzeyinde zenginleştirme etkinliklerine ihtiyaç duyan öğrenciler için oluşturulmuş Keşf-i Alem Kulübü bulunmaktadır.

KONDİSYONEL ÖLÇÜMLER Özel Maya Okullarında tüm öğrencilerin Eurofit Bataryası kapsamındaki esneklik, sürat, dayanıklılık ve kuvvet özellikleri ölçülmektedir. Gerçekleştirilen bu kondisyonel ölçümlerin amacı öğrencilerimizin güçlü sportif yönlerinin testlerle taranarak tespit edilmesi, potansiyel sporcu kitlelerine ilişkin veri tabanı oluşturulması, aynı yöntemle yaş gruplarına ait gelişim normlarının ve obezite eğilimlerinin belirlenmesidir. Beden Eğitimi derslerinde gerçekleştirilen kondisyonel ölçümler sonucunda hazırlanan bireysel öğrenci raporu ile öğrencilerimizin fiziksel gelişimine ilişkin bilgiler öğrencilerimizle ve velilerimizle paylaşılmaktadır.

MAYADOKYA DİL BECERİLERİ LABORATUVARI Özel Maya Okulları, Türkiye’nin ilk bütünleşik bir dil becerileri laboratuvar projesini 2007-2008 Eğitim Öğretim yılında başlatmış olmanın gururunu yaşamaktadır. Bu laboratuvar, bütün öğrenme faaliyetlerinin temelinde yer alan dil becerilerinden olan okumak, yazmak, dinlemek, anlamak ve konuşmakla ilgilidir. Kısaltılmış adı MAYADOKYA olarak belirlenen bu projenin bileşenlerini okuma, anlama, yazma, dinleme ve konuşma oluşturmaktadır. Dil becerileri laboratuvarında öğrencilerimizin her bir bileşenle ilgili becerileri sistematik bir şekilde gözlemlenmekte ve bu becerilerin geliştirilmesi için etkinlikler yapılmaktadır.

PARMAK KAS ÖLÇÜMLERİ Dil becerilerinin kişisel ve akademik gelişime olan olumlu etkisine gönülden inanan Özel Maya Okullarında, okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf dönemlerinde tüm öğrencilerin bireysel olarak parmak kas ölçümleri yapılarak yazmanın psikomotor özelliklerini kapsayan değişkenler üzerinde titizlikle çalışılır. Öğrencilerin yazma sürecindeki el tercihlerine göre değişen kalem tutma, oturuş, duruş ve yazma materyallerini tutuş biçimleri doğru davranışlar modellenerek geliştirilir.


Çocuklardan Uzak Tutunuz.

ÖZEL MAYA OKULLARI ORAN YERLEŞKESİ

Hayri Çeçen Sokak No: 4 Yeni Oran Çankaya, 06450 Ankara

ÖZEL MAYA OKULLARI İNCEK YERLEŞKESİ

Kızılcaşar Mahallesi, Iğdır Caddesi İncek Gölbaşı, 06830 Ankara

Tel: 0312 491 14 90

Tel: 0312 461 00 13

Fax: 0312 491 45 75

Fax: 0312 461 00 17

www.mayakoleji.com

Ezilen Anne Babanın El Kitabı  
Ezilen Anne Babanın El Kitabı  
Advertisement