Issuu on Google+

AYLIK SAĞLIK AKTÜEL DERGİSİ

KKTCSAGLIK.COM Kuzey Kıbrıs' da Sağlığın Nabzı Bu Dergide Atıyor.

Sayı:1 / Kasım 2012

DİŞ BAKIMINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Kaygı Nedir?

Excimer Lazer Nedir?

Çocuklarda Obezite

KALB DAMAR HASTALIKLARI

Glutensiz EKMEK Çok Yakında KUZEY KIBRIS` da

Gebelik Döneminde Beslenmenin 8 Altın Kuralı


KKTC Distribütörü CRYSTAL OPTiK 0392 227 03 31


Herkes İçin Sağlık anlayışıyla kktcsaglik.com dergisi Kuzey Kıbrıs halkına ilk sayısıyla ''Merhaba'' demenin haklı gururunu yaşıyor. Sizlere biraz bizden bahsedeyim; 18/5/12 tarihinde hızlı bir kararla atılım yapan kurucumuz kktcsaglik.com adlı bir siteye hayat veren fikri ortaya koydu. Ekibimizin hızlı çalışma ve faaliyetleriyle kısa sürede dinamik bir site haline gelen kktcsaglik.com; Kuzey Kıbrıs'ta kurulmuş ilk özel sağlık sitesidir. Amacı Kıbrıs Halkını değerli doktor ve sağlık çalışanlarıyla bire bir muhatap etmektir. Derdinize alanında uzmanlaşmış doktor ve sağlık çalışanlarıyla çare bulabilmeniz için aracı görevini üstlenmiştir. kktcsaglik.com sitemizde de görebileceğiniz gibi SİGARA BIRAKTIRMA MERKEZİ, KANSER HASTALARINA YARDIM DERNEĞİ, KIBRIS TÜRK DİYABET DERNEĞİ, THALASSAEMİA DERNEĞİ , ECZACILAR BİRLİĞİ vb. gibi birçok kıymetli dernek, kuruluş ve birliklerle anlaşmalıdır. 2013 itibariyle de yeni protokollerini imzalamak üzere çalışmalarına var gücüyle devam etmektedir. Sitemizde güncel sağlık haberleri, doktor dernek ve sağlık kuruluşlarının yazıları ve Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleşen sağlık olayları yer almaktadır. Gelelim dergimize; Yaklaşık 3 aylık bir süreçte alt yapısını oluşturduğumuz dergimizin ilk sayısını sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. İçerik olarak birçok sağlık konusunun işlendiği bu derginin hazırlanması aşamasında emeği geçen tüm ekip arkadaşlarına ve bizlere yazılarıyla destek olan doktor ve dernek başkanları olmak üzere tüm yazarlarımıza teşekkür ediyoruz. Kıbrıs halkına sağlık alanında önemli katkı oluşturacağını düşündüğümüz kktcsaglık.com dergimize başta tüm doktor ve sağlık çalışanları olmak üzere Kuzey Kıbrıs halkından desteğinizi bekler ilk sayımızın hayırlı olmasını dilerim. DİZEM BATU

Bizim Hakkımızda Ne Dediler? *Meme Kanseri Farkındalık ayı (01-31 Ekim 2012) içinde ilk sayısı çıkacak olan KKTC SAĞLIK DERGİSİ'nin, Kanser Hastalarına Yardım Derneğine vermiş olduğu destek ve duyarlılıktan dolayı her bir kanser hastası adına teşekkürlerimizi sunar yayın hayatında başarılar dileriz. Raziye Kocaismail/Başkan, Kanser Hastaları Yardım Derneği *K.K.T.C deki sağlık sorunlarını gündeme getirip irdelemesi , sağlık derneklerinin sorun ve taleplerini ortaya koyması ayni zamanda çözüm bulması bizim açımızdan büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla kurum ve kuruluşların sağlığa maddi ve manevi destek sağlaması bağlamında yanımızda olduğu için K.K.T.C Sağlık Dergisinin ortaya çıkmasında emeği geçen . herkese teşekkür ederiz. Ahmet Varoğlu/Başkan, KT Thalasemia Derneği *Sağlık sektöründeki eksikliği görüp, sorunların dile getirilmesi ve halkı bilgilendirme amaçlı yaptığı katkılardan dolayı kktcsaglik.com’a teşekkür ederiz. Fatma Azgın/Başkan, KT Eczacılar Birliği *Diyabet ile mücadelede yazılı, görsel ve sözlü medya bir program çerçevesinde kullanılmalıdır. “Diyabet eğitimlerinin” hazırlanacak programla okullarda, hastane ve sağlık ocaklarında tüm kesimlere ulaştırılması sağlanmalı ve bu uygulama devlet politikası şeklinde sürekli olmalıdır. Bu anlamda ‘kktcsaglik.com’un önemli bir sorumluluğu üstlendiğine inanıyoruz. İnsanların sağlıkları ile ilgili doğru bilgiye ve iletişim olanaklarına ulaşmasında etkin olabileceği kadar, bizlerin de topluma ulaşmamızda büyük destek olacağına inanıyoruz. Saygılarımla, Caner Arca/Başkan, KT Diyabet Derneği

UYARI: BU DERGİDE YER ALAN İÇERİK; HİÇBİR ŞEKİLDE TEŞHİS, TEDAVİ, TANI VEYA TIBBİ BİR TAVSİYE NİTELİĞİ TAŞIMAMAKTADIR. DERGİ MEKAR HEALTH TRADING LTD. ADINA MARKAMEDYA REKLAM AJANSI TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR, İÇERİK VE DİĞER SORULARINIZ İÇİN 0533 874 81 76. w w w. k k t c s a g l i k . c o m


İÇİNDEKİLER 6. Çocuklarda Obeziteye Karşı Fiziksel Aktivite Şart 7. KALB DAMAR HASTALIKLARI 8. Gebelik Döneminde Beslenmenin 8 Altın Kuralı 10. KAYGI (ANKSİYETE) NEDİR ? KAYGI VE KORKU ARASINDAKİ FARK NEDİR ? 12.

YALNIZLIK 13. EXCIMER LAZER NEDİR? 15. DİŞ BAKIMINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR 16. GLUTENSİZ EKMEK

ÇOK YAKINDA KUZEY KIBRIS'TA 18. BOĞMACADAN KORUNMADA YENİ YÖNTEM: 'KOZA STRATEJİSİ' 19. Drankoreksiya diye bişey! 20. CİNSEL İSTEKSİZLİK; SEBEBİ VE LİBİDOYU ARTTIRMANIN YOLLAR 21. KORONER HASTALIK NEDİR ? 23. KIBRIS TÜRK DİYABET DERNEĞİ HAKKINDA 24. SİGARA

BAĞIMLILIĞI 26. TETANOZ! 28. Kan Hayatta Verilebilecek En Değerli Hediyedir


KATKI SAĞLAYANLAR

Neval ÇELEBİOĞLU Fitness Eğitmeni

nevalcelebioglu@kktcsaglik.com

Göz Doktoru

Dr. Rasime Basat KELEŞ

İç Hastalıkları Uzmanı

Diş Hekimi

Dyt. Funda BİLGİNER

Diyetisyen ve Beslenme Uzmanı

Üroloji Uzmanı

ogunolay@yahoo.com

Uzm. Dr. Güven ERKAL

guvenerkal@hotmail.com

Opr. Dr. Erol UÇANER

Opr. Dr. OGÜN OLAY

erolucaner@yahoo.com

Caner ARCA Kıbrıs Türk Diabet Derneği Başkanı

rasimebasat@gmail.com

arcacaner@hotmail.com

Sena MENGİ

Enver MAMÜLCÜ Mamülcüoğlu Pastanesi Direktörü

Veteriner Hekim

fundabilginer@yahoo.com

vet_cypria@yahoo.com

Seral DEVAŞAN

Ayşe Zor CANLIER

Emine GÜLLÜELLİ

Psikolojik Danışman/Yaşam Koçu

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

positive_sense@hotmail.com

Erman USLU Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

ermanuslu@hotmail.com

egulluelli@hotmail.com

Tahir SOYER

Psikolog

seral.devasan@facebook.com

Dr. Hasan BİRTAN

Sporcu / Antrenör

Dr. Kalp Damar Cerrahı

tahirsoyer@gmail.com

5

hasanbirtan@kktcsaglik.com

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


Neval ÇELEBİOĞLU

Çocuklarda Obeziteye Karşı Fiziksel Aktivite Şart

Fitness Hocası

Obezite Problemi Olan Çocuklar Nasıl Egzersiz Programı Uygulamalıdır ?

Salonu olarak en büyük hedefimiz çocuklara eğlenceli bir ortamda spor kültürünü yerleştirmektir. Spor fazla kilolardan kurtulmak Obezite problemi olan çocuklarda egzersiz çok için bir eziyet değil , bir hayat tarzıdır.Çocuklardan önemli olduğu için hem ailenin bu konuda iyi sağlıklı olmak için hareket etmelerini beklemek bilinçlendirilmesi gerekiyor.Hem de gerektiğinde gerçekçi olmaz. Hareketsizlikle yakından ilgili bir eğitmenin önderliğinde çocuğumuz spora aktivitelerin (bilgisayar oyunları, televizyon teşvik edilmelidir.Başlangıç olarak akşam seyretme) azaltılması gerekmekte, aile bireylerinin yemeklerinden sonra yürüyüşler yarım saat 40 katılımı özel önem arz etmektedir. Özellikle 10 yaş dakika 1 saatlik yürüyüşler koşularla çocuğumuz altı çocuklarda yaşam tarzı büyük ölçüde aile bu egzersizlere alıştırılmalı. bireyleri tarafından belirlenmekte bu nedenle tüm aileyi içine alan aktiviteler ve beslenme Tabii anne ve babanında yine evde spor alışkanlığı alışkanlıkları önem kazanmaktadır. Unutmayalım kazanması çocuklarımız için onları örnek alacağı ki bu yaş grubundaki çocuklar ağırlıklı olarak evde bulunan yiyeceklerle beslenmektedirler. Sağlıklı için son derece önemlidir.O yüzdende bizlerinde yiyecekler tüketmeyi eğlenceli hale getirmek (örn. aile olarak mutlaka her gün en azından akşam yoğurt içine kesilmiş sebze meyve parçaları yemeğinden sonra 1 saat 1,5 saat veya 2 saat yerleştirmek), yiyecek hazırlanışında çocuğun da yürüyüş koşu gibi spor aktivitelerini yapmamız ileride çocuklarımızın yaşam stilini geliştirmesi ve olaya dahil olmasına izin vermek gibi yöntemler faydalı olabilir. spora olan ilgisini artırması açısından Önerilen yöntemlerden birisi de 5+2+1 kuralıdır. bilinçlenmesi açısından son derece önemli Bu yöntem gün içinde en az beşçeşit sebze veya Çocuklarda Obezitenin Nedenleri ve Çözüm İçin meyve tüketilmesini, akademik çalışmalar (ödev, İzlenecek Yol proje vb) dışında geçen hareketsiz sürenin 2 Kilolu ve obez olma durumu birçok faktöre bağlı saatigeçmemesini ve günde en az 1 saatfiziksel olmakla beraber en sık karşılaşılan durum enerji aktivitede alımı ve harcanımı arasındaki dengesizliktir. Malesef günümüz çocukları eski çocuklar kadar sokaklarda vakit geçirmemektedir. Ev içerisinde pasif bir yaşam sürme ve bunun yanında da fabrikasyon gıdalarla beslenme obezitenin en büyük nedenlerindendir. Buna katkıda bulunan çeşitli genetik ve çevresel faktörler tanımlanmıştır. Ayrıca ender olmakla beraber bazı hormonal dengesizlikler, metabolik hastalıklar ve kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları potansiyel nedenler arasında sayılabilir. Şişmanlığın yaklaşık %10'u genetik veya hormonal bozukluklardan kaynaklanırken olay büyük ölçüde kalori alımı ve harcanımı arasındaki dengesizlikle ilişkilidir. Dolayısı ile dünyada bu sorununun çok hızlı artış gösterdiği düşünüldüğünde sıklıkla duyduğumuz“tüm ailem kilolu” veya “benim salgı bezlerimde problem var” gibi deyişler sadece genetik veya metabolik faktörler ile obezite sorununun açıklanamayacağını göstermektedir. Fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıkları: Çocuklar için ilk kural aktivitenin eğlenceli, zevkli ve ödül içeren tarzda olması gerektiğidir. Spor

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

6


KALB DAMAR HASTALIKLARI Uzm. Dr. Güven Erkal

İç Hastalıkları Uzmanı

Kalbin üzerinde kalb kaslarını besleyen ince damarlar vardır.Bunlar Koroner damarlar diye isimlendirilir.Bu ince damarların içerisinde yağ birikerek damarların daralmasına sebeb olmasına kalb damar hastalığı veya Koroner hastalığı denir.Eğer bu darlık ilerler ve damarın tam tıkanmasına sebeb olursa hasta kalb krizi geçirmiş olur.

Yüksek kan yağları ve kolesterol mutlak surette kontrol altına alınmalıdır.Kolesterol kalb damarlarının içerisinde birikerek damarların daralmasına yol açarlar.Sağlıklı beslenerek ve düzenli spor yaparak kötü yağlardan kurtulabiliriz.Sağlıklı beslenme derken akdeniz tarzı beslenmeyi kastediyoruz; Bol balık,zeytinyağı,sebze ve meyve..

Yürümekle ve merdiven çıkmakla gelen göğüs ağrısı,soğuk terleme,bulantı hastalığın belirtisidir.Ağrı göğsün sol ön tarafında olabileceği gibi,sırt ve mide bölgesinde de olabilir.bazen omuza,çeneye de vurabilir.

Şeker Hastalığı da kalb hastalığının en önemli nedenlerindendir.Şeker hastalığına davetiye çıkarmamak için kilolarımza çok dikkat etmeli ve her zaman hareketli ve sporla iç içe olmalıyız.Kontrolsüz şeker hem sinir hem damarlarımız için çok ciddi bir tehdittir.

Hastalığın sebebleri; -Ailede 55 yaşından önce geçirilmiş kalb hastalığı öyküsü -Sigara -Yüksek tansiyon -Şişmanlık -Yüksek kolesterol olması -Şeker hastalığı.... Ailede genç yaşta geçirilmiş kalb hastalığı öyküsü varsa,genetik olarak kalb damar hastalığı geçirme olasılığımız yüksektir. Bu nedenle düzenli olarak bir kalb hastalıkları uzmanının kontrolünde olmak gerekir. Sigara içen şahısların kalb ve tüm vücut damarları içmeyenlere göre çok daha erken bozulur,daralır ve tıkanır.Sigara kan basıncını ve hızını artırır,kanın pıhtılaşma eğilimini yükseltir.

Tüm bu saydığımız risk faktörlerinden uzak durmalıyız.Hayatımıza sigarayı hiç sokmamalıyız.Beslenme tarzımız sağlıklı olmalıdır.Tuzdan,kızartma ve aşırı yağlı gıdalardan uzak durmalıyız.Tabii ki alkol alımını abartmamalıyız.Sporun her çeşidi,yürüme,koşma,yüzme hayatımızın bir parçası olmalı..Ve herkesin düzenli gittiği bir doktoru olmalı...Hiç bir şikayet olmasa da düzenli kontrollerimizi yaptırmalıyız ki hastalık hiç gelmesin, sağlığımız hiç bozulmasın. Dr.Güven Erkal Etik Hastanesi İç hastalıkları uzmanı

Kan basıncı yüksekliği kalb krizi riskini artırır,kalb yetmezliklerine yol açar.Büyük tansiyonun 135,küçük tansiyonun 85 in üzerinde olması tansiyon tedavisi gerektirir.Tuz kısıtlaması,kilo verme ve yürüyüş tansiyon tedavisinde ilaç öncesi ilk yapılması gerekenlerdir. Aşırı kilo yüksek tansiyon ve şeker hastalığı demektir..verilen her kilo bizi kalb hastalığından uzaklaştırır..

7

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


8

GEBELİK BESLENMENİN Dyt.Funda BİLGİNER Diyetisyen ve Beslenme Uzmanı

DÖNEMİNDE ALTIN KURALI

Gebelik Döneminde Sağlıklı Beslenmenin 8 Altın Kuralı Başarılı geçen gebelik dönemi, sonrasındaki zamanlarınız için bedeninize yaptığınız en önemli yatırımlardan biridir. Özellikle bazı bayanların estetik kaygılarla bu dönemi sağlıksız beslenerek geçirdiklerini gözlüyoruz. Aşırı kilo almamak için ekmek tüketmemek, mide bulantısı vb bahanelerle yemek yemeyi reddetmek de yanlış beslenme davranışlarının başında geliyor. Ya da tam tersine iki kişilik yemek yeme davranışı gelişebiliyor. Böyle bir durumda ise anne adayı aşırı kilo alarak doğumu riske atıyor ve doğum sonrası fazla kilolarıyla baş başa kalıyor. Güzelliğinizi yitirmeden de sağlıklı bir gebelik dönemi geçirebilirsiniz. Bunun için yapılacaklara kısaca değinmek istiyorum. Gebelik döneminde sağlıklı beslenmek İçin 8 altın kural 1-Gebeliğe bedenen ve ruhen iyi hazırlanın.Fazla kilolarınız varsa gebe kalmadan önce diyetisyene giderek sağlıklı beslenmeyi öğrenin ve ideal kilonuza ulaşın.

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

8

2-Gebeliğiniz süresince kilo alımınıza dikkat edin. İdeal kilosunda gebe kalan bir kadının ortalama 9-12 kg ağırlık kazanması normal kabul ediliyor. 3-Öğün saatlerinizi düzenleyerek işe başlayın.Örneğin sabah kahvaltı etmiyorsanız güne güzel bir kahvaltı ile başlamayı adet edinmelisiniz. Mide bulantısı, kusma, iştahsızlık veya buna benzer yakınmalarınız olabilir bunu gidermenin en iyi yolu kısa aralıklarla az ve sık beslenmektir. Ayrıca çok ağır yağlı besinlerden de kaçınmanız oluşabilecek gaz ve şişkinlik gibi sorunlarınızı da ortadan kaldırır. 4-Besin gruplarını, hangi besinlerin ne içerdiğini ve ne kadar tüketmeniz gerektiğini öğrenin.Sağlıklı beslenmek kendi sağlığınızı korumanın yanında gebelik döneminde bebeğin gelişimini sağlar. 5 temel besin grubu Et Grubu besinler; (yumurta, et, tavuk, balık, peynir, hindi vb proteinden zengin besinler ); Özellikle demir, B12 vitamini, fosfor, B2, B6, folik asit gibi önemli besin öğelerinin zengin kaynağıdır. Balıkta bulunan omega 3 yağ asitleri gereksinimi gebelik ve emzirme döneminde artar bu nedenle haftada en az 2-3 porsiyon balık tüketilmelidir. Bu gruptan her gün en az 3-4 porsiyon tüketmeniz gerekir. Süt Grubu besinler; (Süt, yoğurt, kefir, ayran, kımız): Bu grupta bulunan besinler kalsiyumun en zengin kaynağıdır. B12, B6, A Vitamini gibi birçok besin öğesinin de en önemli kaynağıdır. Günde en az 3 bardak yağsız veya yarım yağlı süt grubundan tüketmelisiniz. Sebze-Meyve Grubu;A,C,K vitaminin ve potasyumun en zengin kaynağıdır ayrıca önemli ölçüde su ve karbonhidrat gereksinmemizi karşılar. İçerdiği antioksidan maddeler sayesinde bağışıklık sistemi için çok önemlidir. Günde 3-4 porsiyon meyve 2-3 porsiyon sebze tüketin Tahıl Grubu;(ekmek, pilav, makarna, bisküviler, krakerler, patates, leblebi vb nişasta içeriği zengin besinler): İhtiyacımız olan enerjimizin en önemli kaynağıdır. Özellikle tam taneli tahıllar, beyazlatılmamış ürünler kan şekeri dengesini sağlamada önemli yer tutar. Günlük 10-12 dilim ekmek veya alternatiflerinden mutlaka tüketmeye çalışın.


Yağ Grubu;(zeytinyağı, yağlı tohumlar, fındık, ceviz, mayonez, tereyağı vb) Önemli ölçüde enerji ihtiyacımızı karşılamamızı ve yağda eriyen vitaminlerin vücutta kullanılmasını sağlar. Özellikle bitkisel sıvı yağlarda bulunan doymamış yağ asitleri bebeğin beyin gelişiminde önemli rol oynar. Katı yağları hayvansal gıdalarla aldığınız için Günde 20-30 gr sıvı yağ tüketimi ihtiyaçlarınızı karşılamaya yeterlidir. 5-Doktor ve diyetisyen kontrollerinizi ihmal etmeyin.gebeliğin seyri ve yapmanız gerekenler konusunda en iyi yardımı size yapacak kişiler doktorunuz ve sağlık ekibidir. Test sonuçlarınıza göre bazı vitamin mineral takviyeleri, ilaç vb önerilerde bulunabilirler. Etrafınızdaki kişiler, komşunuz, arkadaşınız sizi yanlış yönlendirebilir bu da istemediğiniz sonuçlara sebep olabilir buna imkân vermemeye özen gösterin. 6-Düzenli egzersiz yapın.özellikle her gün yapılan 3045 dakika yürüyüşün bebeğinizin hareketlerinde gelişme, doğumunuzun rahat olması, fazla kilo almamanız ve stresinizi yenme üzerine çok önemli katkıları bulunmaktadır. Ayrıca egzersizin, cilt sarkmalarını önlediği ve daha sağlıklı ve güzel bir görünüm için birebir olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Gebelik döneminde yürüyüş, yüzme, dans gibi egzersizleri yapabilirsiniz. 7-Günde 2-3 litre su için.Su olmadan yaşam olmaz, insan bedeninin %55-60?ı sudur ve yeni doğan bebeğin su oranı %70 civarındadır, ayrıca gebelik döneminde yediğiniz besinler plasenta ve kordon sayesinde su aracılığıyla bebeğe taşınmaktadır. Çay, kahve, kola gibi vücuttan sıvı kaybetmenize neden olan kafeinli içecekleri tüketmek yerine su, ayran, meyve suyunu tercih edin. 8-Güvenli gıda seçmeye özen gösterin;Besinleri satın alırken uygun ambalajlanmış olması, uygun sıcaklıkta saklanmış olması, sağlıklı pişirme yöntemi uygulanmış olması ve hijyenik koşullarda üretilmiş olması çok önemlidir. Örneğin gereksiniminiz olan kalsiyumu karşılamanız için günde 3 bardak süt veya yoğurda ihtiyacınız var, bunu eğer açıkta satılan ürünlerden seçerseniz besin zehirlenmesi riski ile karşı karşıyasınız demektir. Bunun gibi riskleri azaltmak için güvenli gıdaları satın almalı, doğru şekilde saklamalı ve daha sağlıklı olan fırında pişirme yöntemini tercih etmelisiniz.

9

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


KAYGI (ANKSİYETE) NEDİR ? KAYGI VE KORKU ARASINDAKİ FARK NEDİR ? Ayşe Zor CANLIER Psikolojik Danışman/Yaşam Koçu

Anksiyete (Kaygı) nedir? Anksiyete Latince ''anksiyus'' sözcüğünden gelip belirsiz bir olaydan kaygılanmak anlamındadır. Anksiyete, korku, endişe ve kaygı durumudur. Herkeste endişe veya korku yaratan birçok olay vardır. Örneğin, yolu karşıdan karşıya geçmek, yeni insanlarla tanışmak, çocuklarınızı hangi okula yazdırmanın uygun olacağı, ağrılarınız nedeni ile doktora gidip gitmemeye karar vermek ve daha birçok önemli tercihlere kadar bizleri endişeye sürükleyen olaylar hayatımızın içinde. Anksiyete ve Korku arasındaki fark nedir? Anksiyete ve Korku arasında çok ince bir ayrım vardır. Korku, sizi korkutan herhangi bir şeyi gördüğünüz veya yaşadığınız zaman ortaya çıkan duygudur. Kısa ömürlüdür, tehlike anı geçince normale döneriz. Fakat anksiyete, korkutucu bir şeyi yaşamadan, düşünerek ve kaygılanarak yaşadığınız korkudur ve ona neden olan tehlikeye kıyasla ya fazla uzun sürer yada fazla büyük korku veya endişe hissedilir. Anksiyete ve korkunun yol açtığı duygular birbirinin aynisidir. Örneğin; araba kullanırken bir kaza tehlikesi geçirirsiniz ve korkarsınız bu korkudur ve doğaldır. Hatta hayatımızda gereklidir çünkü korku duyduğumuz şeylere karşı savuma mekanizması geliştirerek kendimizi koruyabiliriz. Fakat yola çıkmadan oturup ''ya kaza yaparsam'' diye düşünüp de endişe üretirseniz bu anksiyetedir ve gereksizdir. Bu duyguların ne zaman nerde ortaya çıkacağı belirsizdir, kaygı ve endişe uzun süreli yaşanığında paniğe kapılıp rahatsızlık duyabilirsiniz. Ve arttıkça da gündelik yaşantınızı sürdürmekte zorlanabilirsiniz. Unutmayın endişe endişeyi doğurur. Korkunun yararı nedir? Az miktarda korku ve endişe herkesin yararınadır. Az miktarda endişe bilincimizi açar. Bizi tetikte tutarak performansımızın artmasını sağlar. Az miktarda korku hızlı düşünmemizi ve fiziksel bakımdan daha iyi iş çıkarmamızı sağlar. Korkmasını bilenler hiç korkusuz kişilere oranla daha hızlı düşünüp hareket ettiklerinden daha uzun yaşarlar. Fakat aşırı korku ve endişe performansımızı bozar. Aşırı gevşek halde olduğumuz zamanlarda da performansımız iyi olmaz. Her zaman dengede kalıp aşırıya kaçmamalıyız. Eğer endişeleriniz yaşamınızı olumsuz yönde etkiliyorsa ve yaşamdan zevk almanızı etkiliyorsa, yardım almayı düşünmelisiniz. Anksiyetenin fiziksel belirtileri! Çarpıntı , Terleme, Titreme, Ağız kuruluğu,Nefes alma güçlüğü, Tıkanma hissi, Göğüs sıkışması, Karın ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, Ateş basması, Parmaklarda karıncalanma. Ansiyetenin Psikolojik belirtileri! Sersemlik hali, Uykusuzluk, Kontrolünü yitirme korkusu, Yorgunluk, Ölüm korkusu, Aşırı gerginlik, İçi geçme, İştahsızlık, Huzursuzluk, Konsatrasyon güçlüğü, Depresyon. Herkeste farklı belirtiler söz konusu olduğundan bu belirtilerin 3 veya 4 tanesi sizde olması anksiyete bozukluğu olduğunu gösterir. Eğer endişeleriniz kısa süreli fakat çok şiddetliyse anksiyeteniz panik atak haline gelmiş demektir Anksiyete problemine sebep olan etmenler! Anksiyete ye sebep olan etmenler z miktarda korku ve endişe herkesin yararınadır. Az miktarda endişe bilincimizi açar. Bizi tetikte tutarak performansımızın

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

10

artmasını sağlar. Az miktarda korku hızlı düşünmemizi ve fiziksel bakımdan daha iyi iş çıkarmamızı sağlar. Korkmasını bilenler hiç korkusuz kişilere oranla daha hızlı düşünüp hareket ettiklerinden daha uzun yaşarlar. Fakat aşırı korku ve endişe performansımızı bozar. Aşırı gevşek halde olduğumuz zamanlarda da performansımız iyi olmaz. Her zaman dengede kalıp aşırıya kaçmamalıyız. Eğer endişeleriniz yaşamınızı olumsuz yönde etkiliyorsa ve yaşamdan zevk almanızı etkiliyorsa, yardım almayı düşünmelisiniz. Anksiyetenin fiziksel belirtileri! Çarpıntı , Terleme, Titreme, Ağız kuruluğu,Nefes alma güçlüğü, Tıkanma hissi, Göğüs sıkışması, Karın ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, Ateş basması, Parmaklarda karıncalanma. Ansiyetenin Psikolojik belirtileri! Sersemlik hali, Uykusuzluk, Kontrolünü yitirme korkusu, Yorgunluk, Ölüm korkusu, Aşırı gerginlik, İçi geçme, İştahsızlık, Huzursuzluk, Konsatrasyon güçlüğü, Depresyon. Herkeste farklı belirtiler söz konusu olduğundan bu belirtilerin 3 veya 4 tanesi sizde olması anksiyete bozukluğu olduğunu gösterir. Eğer endişeleriniz kısa süreli fakat çok şiddetliyse anksiyeteniz panik atak haline gelmiş demektir Anksiyete problemine sebep olan etmenler! Anksiyete ye sebep olan etmenler 1- Genetik 2- Psikolojik 3- Sosyal Çevre. Anksiyete ye sebep olan psikolojik etmenin başlıca sebebi stres, hayatın akışına veya gidişatına güven duymama. Kendinize Nasıl yardımcı olabilirsiniz? Öncelikle kendiniz için atacağınız en önemli adım doktorunuza veya psikolojik destek alabileceğiniz bir birime başvurmak. Kendinize yardımcı olmak istiyorsanız; Öncelikle sosyal bir çevre edinin bir gruba dahil olun. Bunlar yardım dernekleri veya başka etkinlikler olabilir. Sağlığınıza dikkat edin. Anksiyeteye değil sağlığınıza odaklanın. İlgi alanlarınızı gözden geçirip yeni hobiler edinin. Spor yapın. Meditasyon yapın veya meditasyon gruplarına katılın. Aktif eğlence sporlarını tercih edin bowling gibi. Yoga yapın. Düzenli ve sağlıklı beslenip düzenli uyku uyumaya çalışın. Masaj yaptırın. Son olaraka her gün aynaya gözlerinizin içine bakarak '' Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Hayatımın akışına güveniyorum. Ben güvendeyim. Şükürler olsun.'' Diyerek kendinize yardımcı olabilirsiniz. Artık endişelenmeden bir daha düşünün isterseniz. Sağlıklı ve mutlu bir yaşam için sevgilerimle.


IQS Kıbrıs Bir saatte sigarayı bırakın! I QUIT SMOKING: Kanıtlanmış, hızlı, doğal ve ağrısız şekilde %90'a kadar başarı oranı. Sigarayı Bırakmak için bizi arayın: 444-1-IGS (477) veya uzman psikoloğumuzdan bilgi almak için kliniğimizi ziyaret edin.


YALNIZLIK Uzm. Dr. Erman USLU

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

“Herkes bu dünyaya yalnız gelir ve yalnız yaşayıp yalnız ayrılmak zorundadır.” Yalom Bir olay karşısında, kişinin o olaya yüklediği anlam, kişiden kişiye göre değişir. Nedeni bilişsel değerlendirmenin kişiden kişiye farklı oluşundandır. Bilişsel değerlendirmede, yani bir olaya birey tarafından yüklenen anlam belirlenirken, bireyin genetik yapısı (esnekliği, hoşgörüsü ve katılığı), yetiştiği sosyal çevre, kültür de göz önünde bulundurulmak zorundadır. Bu bağlamda yalnızlık da, bireyin yaşamda göreceli olarak karşılaşabileceği temel davranış biçimlerinden biridir.Herkes hayatında zaman zaman yalnızlık duyar, önemli olan bireyin bu duygu ile nasıl baş ettiğidir. Yalnızlık ile ilgili yapılan çalışmalarda kadınların erkeklere göre daha duygusal oluşu, bağlılık ve şefkat hislerinin daha fazla olması nedeniyle yalnızlık hissini daha sık yaşadıkları belirtilmiştir. Weiss yalnızlığı, kişinin ihtiyaç duyduğu sosyal ilişkilerin olmaması veya değişik sosyal ilişkileri bulunmasına rağmen, bu ilişkilerde yakınlığın, içtenliğin ve duygusallığın bulunmamasına gösterilen bir tepki olarak tanımlar. Perlman ise yalnızlığın, insan ilişkileri bazında algılandığını ve kişinin gerçekte var olan ilişkilerinin bu konudaki beklentilerini karşılayamamasından kaynaklandığını savunur. Buna göre insan nesnel bir nedeni olmaksızın bir sürü insanla beraberken kendini yalnız hissedebilir. Williams'a göre ise yalnızlık, ait olamama duygusu ve azalan sosyal destek sonucunda ortaya çıkan etrafındakiler tarafından kabul görmeme, sevilmeme ve etrafında olup bitenlere yabancı hissetmeye yol açabilen bir durumdur. İnsanlık tarihi, kalabalıktan yalnızlığa geçişin tarihi gibidir. Taş devrinde klan ve kabileler halinde yaşayan insanlar, o dönemin şartları doğrultusunda yaşamlarını sürdürebilmek için bir arada olmak zorundaydılar. Tarım toplumuna geçildiğinde kabile yapısı, yerini geniş ailelere bıraktı. Toprağın işlenmesi ve ürün elde etmek için geniş aile yapısının iş gücüne gerek vardı. Fakat toprağın besleyebileceğinden fazla kişinin olması, açlık demekti. Endüstri devrimiyle birlikte bireylerin gerek yaptıkları iş, gerekse aldıkları ücret, geniş aile yapısını sürdürmelerine olanak vermiyordu. Bu nedenle yaşam biçimleri çekirdek aileye yapısına dönüşmeye başladı. Bu dönemde insanlar muazzam kalabalık kentlerde yaşıyorlardı. Bu anlamda yalnızlık, insanın en son şikayet edeceği şey gibi görünüyordu. Oysa uyum sorunu yaşayan insanlar, kendilerini kalabalığın içinde hiç olmadıkları kadar yalnız hissediyorlardı. Bu durum, insanların yerleşme ve çalışma tercihlerini de etkiledi. Göç eden aileler yalnız kalmamak için tanıdıklarının ya da hemşerilerinin olduğu bölgede yaşamayı seçtiler. Böylece kentlerde Çin mahallesi, Türk mahallesi, İtalyan mahallesi gibi getto benzeri yerleşimler doğdu. Yabancılaşma duygusunun yanında ait olma gereksinimi, yalnızlık kavramının yeniden tanımlanmasına neden oluyordu. Toplumsal anlamda yalnızlık, "biz"e ait olmayan kişiler demekti. Normal insan gün içinde bireysellikle sosyallik duyguları arasında mekik dokur. Sorun, insanın mekik

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

12

dokuyamadığı yani sosyallik ve bireysellik sarkacının bir ucunda takıldığı zaman ortaya çıkar. Sosyalliğini yaşayan ve daima yapacak, bitirecek işleri olan insan yalnız kalıp dinlenemez. Sarkacın sosyallik ucuna takılıp kalır ve bireysellik ihtiyacını gideremez. Bunun neticesi olarak da yalnızlık özlemi ortaya çıkar. Bu durumun tam aksine sarkacın bireysellik ucuna takılıp kalan insanlar ise yaşadıkları yalnızlıktan bıkıp insanlarla iletişim kurmak ister. Yalnız insanlar toplumsal ortama girdiklerinde yaşayacakları deneyimin kötü olacağını düşünürler. Bu olumsuz beklentiler yalnız insanların küçük işaretleri bile olumsuz olarak yorumlamalarına neden olmuştur. Yapılan araştırmalarda sosyal becerisi olmayan insanların yeni ilişkiler kurmakta zorlandığı için bu becerilerini geliştirme olanağı da bulamadıklarını gösterilmiştir. Yalnızlık sırasında genellikle üretilen anlık çözümler tamamen haz ilkesine dayalıdırlar. Bunlar içerisinde sıklıkla; “kendisini işe adamak, bunun sonucunda başarılı olmak ama tatmin olmamak, internet telefon v.s. ile aşırı uğraş, gereksiz alışverişler, alkol-madde kullanımı, aşırı cinsellik veya karşı cinsten kendini tamamen soyutlamak, ilişkileri çabuk tüketmek, beklentilerin hemen olmasını beklemek, sosyal ilişkilerde yüzeysel olmak, devamlı kalabalıklara karışıp yalnızlığı görmezden gelmek” sayılabilir. Duygular neredeyse her insanda farklı yaşanır; insanlar değişik durumlara değişik tepkiler verirler. Böyle olunca da yalnızlık çektiğini söyleyen kişilerin farklı türden duygular içinde olduklarını, farklı toplumsal koşullar içinde yaşadıklarını söyleyebiliriz. Son olarak bu bağlamda başlıca yalnızlık tiplerine değinecek olursak: 1Derin Yalnızlık: Çevreyle ilişkilerin tamamen kesildiği depresyonla birlikte bulunan ve depresyonun diğer belirgin özelliklerinin de bulunduğu bir yalnızlık çeşididir. Yorgunluk, halsizlik, karar verememe, unutkanlık, çaresizlik ve intihar düşünceleri vardır. Önlem alınmayan durumlarda insan intihar ederek yaşamına son vermeyi isteyecektir. Bu durumu yaşayan insanın acilen yardım alması gerekir. 2-Sosyal Durum Yalnızlığı: İnsan kendisini yaşadığı toplum içinde yalnız hissetmeye başlamıştır. İçine yeni girilen bir grup ya da çalışma ortamında başlangıçta bu yalnızlığı yaşamak normal kabul edilebilir. Fakat bu durumun uzun sürmesi ve uyum sorunlarıyla karşılaşılması durumunda sosyal durum yalnızlığı akla gelmelidir. 3-Duygusal Yalnızlık: İnsanın ruhsal dünyasındaki beklentilere cevap alamaması üzerine yaşadığı yalnızlıktır. Bu durumda çevre koşulları normaldir ve insanın beden olarak sağlığı da yerindedir. Kısa sürede geçebilir ya da kronikleşerek bir hastalık tablosu meydana getirebilir. 4-Gizli Yalnızlık: Haksızlıklar karşısında susarak tepkisini ifade edemeyenlerin yaşadığı yalnızlıktır. Bu insanlara dışarıdan bakıldığında hiçbir sorunu yokmuş gibi görülür. 5-Triad Yalnızlık: Depresyon ve korkuyla karışık bir yalnızlıktır. Kısır döngü gibi içine girildiğinde çıkılması çok zordur. İnsanın kendi başına bu durumdan kurtulabilmesi neredeyse imkânsız gibidir. Profesyonel anlamda yardım almak gerekir.


EXCIMER LAZER NEDİR? Opr. Dr. OGÜN OLAY Göz Doktoru

Excimer lazer nedir: Excimer lazer güvenilir bir yöntem olarak tıp dünyasındaki yerini almıştır. Uygulamanın kısa olması maliyetinin diğer yöntemlere göre düşüklüğü insanların operasyon esnasında ve sonrasında ağrı ve net görmeye hemen kavuşması lazerin poülaritesini artıran faktör ler oldu. ArF(Helyum+premix) gazı kullanarak 193 mm dalga boyunda ultraviyole ışık üreten bir ci haz, Işığın düştüğü yerdeki kornea dokusunun molekülleri arasındaki kimyasal bağları ko partarak dokuyu çevre dokulara zarar vermeden ortadan kaldırıyor. Bu sayede kırma kusurunu oluşturan şekil bozukluğu düzeltilmekte kornea nın kırıcılığı değiştirimekte ve kişi gözlük veya kontakt lens kullanmadan net bir görüş elde edilebilmektedir. Lazer göz ameliyatı ile; miyop astigmat miyop-astigmat ve hipermetrop bozuklukları teda vi edilebiliyor. Önceleri sadece miyop ameliyatlarının başarısı yüksekti. Astigmat ve hipermetrop da artık özel aparatlar kullanılarak tedavi edilebiliyor. Bunun için özel ola rak kullanılan laser diskin avantajı lazer ışığı göze gelmeden önce laser disk üzerinde işlem yapmakta ve disk üzerinde oluşan şekil aynen göze transfer edilmekte.bu da hata payını sıfırlamaktadır. Herkes lazerle göz ameliyatı olur denemez. Gözün yapısının lazere uygun olması çok önem li.Herşeyden Önce ayrıntılı bir muayeneye ihtiyaç vadır. Kişinin en iyi gördüğü gözlük numaraları tespit ediliyor ve gözün retina tabakasına bakılıyor. Retinanın durumu özel likle miyop gözler için çok önemli. Çünkü yüksek miyop olan gözün retinasında yırtık ve delik olma riski normal gözlere oranla daha yüksektir. Eğer böyle bir durum varsa Argon laser ile tedavi ediliyor. Problem ortadan kalktıktan sonra diğer tetkiklere devam ediliyor. İkinci önemli araştırma kornea dokusunun özelliklerini yapısını ve kalınlığını tespit etmeye yöneliktir. Eğer tüm veriler uygunsa ameliyata karar veriliyor. Genelikle kabaca bu lazer ameliyatını olabilecek veya olamayacakları şu şekilde gruplara ayırabiliriz

* Daha önce gözlerinden ameliyat olanlar. * Keratokonus hastaları. * Göz tansiyonu olanlar. * Katarakt gibi ağır göz problemi olanlar. Göz tembelliği ve şaşılık lazer ameliyatının yapılmasına engel değildir. Göz tembelliği olan göz ameliyat öncesi gözlük ve lensle ne kadar iyi görüyorsa ameliyat sonrası onlar olmadan ancak o kadar görebilecektir. Yani lazer ameliyatı kişiyi gözlük ve lensden kur tarıyor ancak tembelliği tedavi etmiyor. Şaşılığı olan kişiler ise önce şaşılık tedavi si görüyor daha sonra kırma kusurları tedavi ediliyor. Eğer gözdeki kayma miktarı çok fazla değilse kişi gözlük taktığında bu kayma farkedilmiyorsa lazerle tedaviden sonra gözlük ve kaymadan kurtulmak mümkün olabiliyor. . Tedavide başarı oranı yüzde 97 civarında. Yani yüzde 97 olasılıkla kişinin göz numarası gözlüksüz yaşam koşulu denilen +-0.25 diyoptri arasına düşer. Yüzde üç ihtimalle göz nu marası ilk üç ay içerisinde tekrar bir miktar artış gösterebilir. Ancak bu artış hiçbir zaman ameliyat öncesi göz numarasına ulaşamaz. Eğer ilk üç ay içinde gözün numarası he deflenen yerdeyse bir daha artış söz konusu olamaz. Lazerle göz ameliyatı süresi yaklaşık 7-8 dakika sürüyor. Lazer operasyonunun süresi ise25-30 saniye kadar. Müdahale esnasında ağrı ve acı hissedilmezlokal anastezi kullanılır. Ameliyat sonrası hastanede yatmak gerekmiyor. Operasyonsan sonra kişi evine gönderiliyor. Excimer Lazer sonrası hastalarda en sık görülebilecek sıkıntılardan bahsedecek olursak , Lasik sonrasında hastalardaki gece görme şikayetlerinin ve kontrast görme azalmasının diğer yöntemlere göre daha fazla olduğu,kuruma eğilimlerinin arttığı, 40 yaş üzeri hastalarda bir süre sonra yakın okumada gözlük ihtiyacının tekrar oluşabildiği durumlarıdır.

Kimler Lazerle göz Ameliyatı Olabilir: * 18 yaşını doldurmuş olanlar. * Son iki yılda göz derecesi 0.50 dereceden fazla değişmemiş olanlar * En fazla 10 dereceye kadar miyopi 7 dereceye kadar astigmat ya da 7 derece kadar hipermetropisi olanlar(Bazı otoriteler bu kriterleri hala tartışmaktadır). * Kornea kalınlığı yeterli kalınlıkta ve dokusu sağlam olanlar. * Yumuşak kontak lens kullanılıyorsa ameliyattan en az 10; sert kontak lens kullanılıyorsa 20 gün önce kullanımı bırakanlar. Kimler Lazerle Göz Ameliyatı Olamaz: * Romatizmal hastalıkları olanlar. * Kalp hastaları. * Diyabet hastaları. * Hamile ya da bebek emziren kadınlar.

13

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


CRYSTAL OPTIK

Merkez: Lefkoşa Merit Otel Yanı,(khty) Karşısı.. Telefon: 0 (392) 227 03 31 Faks: 0 (392) 227 07 34 E-posta: İnfo@crystaloptik.com

Güzelyurt Şube Güzelyurt Çarşı İçi Aygün Giyim Karşısı Telefon: 0 (392) 714 43 03 Faks: E-posta: İnfo@crystaloptik.com

www.crystaloptikmagaza.com Çok Yakında Hizmetinizde


Dr. Rasime Basat KELEŞ

DİŞ BAKIMINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Diş Hekimi

Yemekten hemen sonra diş fırçalamalı mıyım? Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak, besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en az yarım, bir saat sonra fırçalamalı. Diş macununu ıslatarak kullanmalı mıyım? Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

temizlik sağlayacaktır. Çikolata tüketebilirsiniz şekerlemeler asla!! Kakao çekirdeğindeki antibakteriyel içerik nedeniyle,(Ör. Şeker oranı az bitter çikolatalar)çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Yemeği peynirle sonlandırın! Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel gibi yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler ve dişler için koruyucu kalkan oluşturur.

Ne kadar uzun fırçalarsam o kadar iyi DR. Rasime Basat KELEŞ mi? Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar Dişlerin günde en az bir kez, iki dakika süreyle, çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Arıtıcı gıdalar tüketmem faydalı mı? Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir

15

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


GLUTENSİZ EKMEK ÇOK YAKINDA KUZEY KIBRIS'TA Enver MAMÜLCÜ Mamülcüoğlu Pastanesi Direktörü

Mamülcüoğlu Pastanesi Direktörü Sn. Enver Mamülcü ile yaptığımız röportajda bizlere Glutensiz Ekmek hakkında detaylı bilgi aktardı. Fitmek Ekmek'le anlaşan Mamülcüoğlu Pastaneleri kısa bir şekilde bizlere Fitmek Ekmeğin oluşumunu anlattı. Fitmek , özel sermaye ile Glutensiz Ekmek yapan ilk Türk firması olmuştur. Çölyak hastaları için glutensiz ekmek üretmeyi hedefleyen firma ar-ge çalışmaları sonucunda, Çölyak hastalarına Türk damak zevkine uygun ekmek ve un mixlerini piyasaya sunarak takdir ve beğeni kazandı. Fitmek, glutensiz gıda üretiminde kalitesinden ödün vermeden çalışmalarını sürdürmektedir. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmeyi hedefleyen FİTMEK, Türkiye'de henüz yetişmeyen; fakat dünyada sağlığa olan katkılarıyla ün salmış Karabuğday'ı (Buckwheat-Greçka) ithal etti. Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği ile yaptığı 1yıllık ar-ge çalışmaları sonrasında Dünya'da ilk kez Karabuğday Ekmeği'ni üretmeyi başardı. Bilimsel araştırma sonucunda analiz edilen ekmeğin besin değerleri Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği'nin yaptığı araştırmalarda en iyi sonuçlarla belgelendirildi. Ne Yiyorsun? Sloganıyla tükettiğimiz ürünlerin besin değerlerine, içeriğine, sağlığa olan etkilerine ve kalitesine dikkat çekmeyi hedefleyen Fitmek çok yakında Kuzey Kıbrıs'ta Mamülcüoğlu pastaneleri ve birçok seçkin marketlerin raflarında yerini almayı hedefliyor. Sn Mamülcü; Müşteri memnuniyetini en üst noktada tutarak, kaliteli hizmet anlayışı ile müşterilerimizin ihtiyaçları

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

16

doğrultusunda sosyal sorumluluk kapsamında sağlıklı yaşam için çaba harcayan ve günden güne ürün portföyünü genişleten firmamız, Fitmek ürünleriyle Diyabet, kolesterol, tansiyon, ödem, kalp & damar, vitamin eksikliği gibi daha birçok hastalığı olanların yanı sıra formuna dikkat edenlerin her öğün faydalanacağı Karabuğday Ekmeğini halkımıza en kısa zamanda sunmanın çabasındayız diye konuştu. Fitmek ürünleri,sağlıklı un çeşitleriyle ürün evdeki aşçılara güvenle pişirecekleri seçenekler sunmakta olup tüm Fitmek ürünleri Türk Gıda Kodeksine uygundur. ISO 9001 Uluslararası Kalite Standartları ve ISO 22000 HACCP Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi belgelerine sahiptir. Gıdalar için özel ambalaj ve paketleme sistemiyle el değmeden paketlenmektedir. Glutensiz Ekmek yapan ilk Türk firmasının ürünleri çok yakında Mamülcüoğlu Pastanesi ve tüm seçkin marketlerde.


En Tatlı Aşk

Adres: Burhan Nalbantoğlu Cad. Çemberi Yanı Ortaköy / Lefkoşa Telefon: 0392 224 11 14 Web: www.mamulcuoglu.net, E-posta: Mamulcuoglu@hotmail.com


BOĞMACADAN KORUNMADA YENİ YÖNTEM: 'KOZA STRATEJİSİ' Emine GÜLLÜELLİ Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Boğmaca Bordetella pertusis in neden olduğu yüksek oranda bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Tüm yaş gruplarını etkileyebilmekle beraber bebeklerde ve çocuklarda ağır seyreder. Bu yaş gruplarında hastaneye yatış ve mortalite ( ölüm) oranı yüksektir. Bu anlamda daha çok önem arzetmektedir. Boğmaca görülme oranı son yıllarda adölesan ve yetişkinlerde ve bir de 6 aydan küçük çocuklarda artmıştır. Bunun en büyük nedeni de çocukluk çağında aşıları tamamlansa bile adölesan ve erişkinde bu aşıların yapılmamasıdır. Dünya sağlık örgütü verilerine göre Dünyada her yıl 150 milyon kişi boğmacaya yakalanıyor. Bunların 300 bini de hayatını kaybediyor. Çok bulaşıcı olan bu hastalık yetişkinlerin yanı sıra özellikle bebekler için çok risklidir.. Bebeklere bu hastalığı annelerinin, babalarının, adölesan çağındaki kardeşlerinin, ve bakıcılarının bulaştırdığı öngörülüyor.. Doğurganlık çağındaki kadınların en az yarısında boğmaca aşısı yapılıncaya kadar bebeği koruyacak antikorların bulunmadığı biliniyor.. Bebekleri boğmacadan korumak için, bebekle yakın teması olan anne , baba , bakıcı, sağlık çalışanlarının aşılanması öneriliyor. Bu aşılamaya da “ KOZA STRATEJİSİ” Deniliyor… Adölesan ve yetişkinler için kullanılan “ ERİŞKİN TİP DİFTERİ TETANOZ BOĞMACA aşısı” bu aşılamada öneriliyor.. Bu aşı ülkemizde halen var olup özellikle çocuk hekimleri tarafından kullanılmaktadır.. Aşıları tam olan 10-18 yaşındaki çocuklara pekiştirici doz olarak dt (difteri tetanoz) yerine Dtab (difter tetanoz boğmaca) aşısı yapılması önerilmektedir. Difteri tetanoz aşısının her 10 yılda bir tekrarlanması yine öneriler arasındadır. Her 10 yılda bir tekrarlanan bu aşının en az bir tanesinin “ erişkin tip difteri tetanoz boğmaca” aşısı olması şiddetle tavsiye edilmektedir.. Bu nedenle özellikle bu yaş grubunda aşılama daha büyük önem kazanıyor. .. Ayrıca 6 aydan küçük çocuklarda hastaneye yatış oranının % 75-90 a çıktığı ve boğmacaya bağlı kayıpların özellikle 3 aydan küçüklerde olması nedeni ile aşılama çok önemli yer tutmaktadır. Günümüzde 2 3 aylık olan bebeklere difteri

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

18

tetanoz boğmaca aşısı polio(çocuk felci) ve HİB (hemofiluz influenza B) kombine aşısı “BEŞLİ” aşı olarak yapılmaya başlanıyor ve 1 yıl içerisinde üç doz yapılarak aşılar devam ettiriliyor. Boğmacaya bağlı en sık karşılaşılan komplikasyonlar.. 1. Orta kulak iltihabı 2. Konvülzyon (havale, nöbet geçirme) 3. Ensefalopati 4. İkincil bakteriyel enfeksiyon olarak da pnömoni (zatürre) dir 5. Nöbet ve ensefalopatinin esas nedeni ( serebral hipoksi) beynin az oksijenlenmesidir. Ülkemizde aşılama programlarının çok iyi bir düzeyde olduğu bir gerçek..Sağlık Bakanlığına bağlı Devlet hastanelerinin tümünde, sağlık ocaklarında ve de “ serbest çalışan çocuk doktoru” arkadaşlarımız tarafından etkin bir şekilde yapılmaktadır. Her yıl Ekim Kasım aylarında Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Dairesi tarafından oluşturulan ekipler okulları ziyaret edip eksik aşısı olan çocukların aşılarını tamamlamaktadır. Çocuk doktorları olarak bizim amacımız ülkemizde çocuk sağlığında, koruyucu hekimlikte dünya standartlarını yakalamak , yenilikleri yakından takip edip, çocuklarımıza ve toplumdaki tüm bireylere en iyi sağlık hizmetini ulaştırmaktır.


Drankoreksiya diye bişey! Tahir SOYER Sporcu / Antrenör

Obezitenin ne olduğu herkes tarafından biliniyor. Önemini belirtmek, ayrıca bazı örnekler vererek, konunun üzerindeki hassasiyeti etrafınızla paylaşmak için iki hafta önce sizlerle “Obeziteye karşı savaş açalım” isimli bir köşe yazısı yazmıştım. Bu haftaki köşe yazımda belki de çok adını duymadığımız veya ne olduğunu bilmediğimiz “Drankoreksiya” konusunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Obezite aşırı kilolu insanların yakalandığı hastalık olmasına karşın, Drankoreksiya ise daha zayıf kalmak isteyen kadınların yemek öğünü yerine “alkol alarak zayıflama” olarak karşımıza çıkıyor. Bu hastalıkta kişiler hiçbir şey yemeyip bir-iki kadeh alköllü içki ile kilo almamayı zayıf kalmayı düşünen insanların hastalığı oluyor. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da ilk olarak fark edilen ve şimdilerde tüm Dünyayı saran bu hastalığın ismi tıbbi olmamasına rağmen uzmanlar tarafından “Drunkorexsia” olarak adlandırılıyor. Anoreksiya Nerzova ( Özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bozukluk.) ve alkol bağımlılığının bileşimi olarak gösteriliyor. Kişilerin normal kilosunu kabul etmemesi, kilo almaktan ve şişmanlamaktan aşırı korku duyması sonucu ortaya çıkan Anoreksiya hastaları özellikle alkol almaktan kaçınsalar da yeni ortaya çıkan Drankoreksiya olarak isimlendirilen bu hastalıkta insanlar alkol alıyorlar. Tabii ki sürekli alkol alan kişileri de ne gibi tehlikelerin beklediği açıkça ortada. Özellikle genç kadınların sosyalleşme adına girdiği bu ortamlarda almış olduğu alkol ile ne gibi olaylara da maruz kalacağını düşünmek bile istemiyorum. Mezura Sağlıklı Beslenme Danışmanlık Hizmetlerinden Uzman Psikolog Tracy Kazmirci'nin Drankoreksiya hakkındaki söylemlerinden bir paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. “ Yeme bozuklukları çocuklarda, erkeklerde ve daha ileri yaşlarda da görülebiliyor. Ancak genç kadınlarda daha çok görülmesinin nedenleri arasında beden imajının önemli olması,

kendine duyulan güven, saygı ve sevginin giderek daha çok dış görünümle bağdaştırılması, medyanın etkisiyle zayıflığa özenilmesi ve toplum beklentilerinin yarattığı baskılar sayılabilir.” Bir spor adamı olarak bunun tıbbi açıklamalarını yapmak bana düşmüyor. Ancak olayın bilinmesi, bunun farkına varılmasını, ileride bu gibi durumlarla karşılaşırsak gerekli tıbbi ve psikolojik tedaviyi almamız gerekiyor. Uzmanlar bu ve buna benzer konularda her zaman bizleri bilgilendiriyor. Yine de bu konu hakkında bilgilendirme yapacaklarını düşünüyorum. Sporun insan sağlığı üzerindeki fiziksel ve psikolojik tedavisinin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizler ülkemizdeki çocuklarımızın küçük yaşlardan spora yönlendirmeye çalışmalıyız. Daha büyük yaşlarda çok ender kişiler sporla tanışabiliyor ve sporun farkını anlayıp yapıyor. Bugün şişmanlık ile alakalı veya başka problemler ile ilgili uzmanların (Çocuk Doktoru, Spor Hekimi, Pedagog, vb.), çocuklarımızın sağlıklı gelişimi ve onların kötü alışkanlıklarından uzak tutmak için en güçlü önerisi daima bir spor branşı ile uğraşmalarının sağlanması yönünde oluyor. Daha önce yazmış olduğum bir yazımı tekrardan buradan hatırlatmak istiyorum. Spor, çocuklarımızın sporcu gibi disiplinli bir hayat yaşamaları için onlara verilecek beslenme, davranış ve genel kültür dersleridir. Spor ile sadece beden sağlığı değil, ruh sağlığı da dengeleniyor. Spor yapanların daha sağlıklı, daha hareketli ve daha bilinçli olduğu bilindiğine göre sporun yaygınlaştırılması genel toplum sağlığının dolayısıyla genel nüfusun içerisinde sağlıklı insan yapısının artmasını sağlayacaktır. “Herkes sadece anladığı konuda konuşsaydı sessizlik dayanılmaz olurdu.”Anonim Saygı ve basketbolla kalın.

19

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


CİNSEL İSTEKSİZLİK; SEBEBİ VE LİBİDOYU ARTTIRMANIN YOLLARI Opr. Dr. Erol UÇANER

Üroloji Uzmanı

Libidonun düşmesinin sebebi ve arttırmanın yolları Libidonun düşmesinin sebebi ve arttırmanın yolları Libido, erkek ya da kadını cinsel birlikteliğe hazırlayan, hem ruhsal hem de bedensel hazırlanma süreci olarak da tanımlanabilir. Bir insanın libidosunun düşük ya da yüksek olması ise cinsel yaşamında problemleri beraberinde getirebilir. Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Haydarpaşa Numune Hastanesi’nden 2. Üroloji Kliniği Şefi ve Üroloji Uzmanı Doç. Dr. İhsan Karaman libidonun düşmesine neden olan sebepler ve libidoyu artırmanın yollarını anlattı. Libido erkek ve kadın için de geçerlidir “Libido kavramı bazen karıştırılıyor. Yani sanki erkeklerde varmış kadınlarda yokmuş gibi düşünülüyor. Libido erkekte erkeklik hormonlarıyla, kadın da kadınlık hormonlarıyla beslenen ama beyinsel bir tarafı da olan yani ruh dünyasıyla algıyla düşünceyle ilişki si olan bir kavramdır. Dolayısıyla her iki cins içinde geçerlidir” diyor Doç. Dr. İhsan Karaman. Libidonun düşmesine neden olan sebepler Doç. Dr. İhsan Karaman cinsel isteksizliğe neden olan sebepleri şöyle sıralıyor: 1. Hormonlar Öncelikle libidoyu fiziksel olarak oluşturan şey erkeklik hormonu ya da kadınlık hormonudur. Testosteron erkeklik hormonu, östrojen ise kadınlık hormonudur. Bu hormonların bir şekilde insanda eksik olması libidoyu düşürür. Eğer sizde libidoyu arttıran hazırlayan ortaya çıkaran hormon eksikse cinsel istek kamçılanmayacaktır. Bu hormonlar doğuştan eksik olabilir ua da bazı hastalıkları nedeniyle düşebilir. Her şeyi normal gözüken bir insanın daha sonrada bilinen yada bilinmeyen sebeplerden hormonları düşebilir. Yaşlanma bunun en büyük sebebidir. 2. Psikolojik sebepler Hormon eksikliği dışında daha sık görülen sebep psikolojik sebeplerdir. Hem kendi toplu muzu hem de dünyayı göze alırsak cinsel soğukluk, cinsel isteksizlik ya da libido düşük lüğü kadınlarda daha sık görülür. Bunun temelinde yatan psikiyatrik hastalıklar olabilir, depresyon, melankoli gibi. Davranış bozukluğu olarak cinsel isteksizlik, cinsel soğuk luk, cinsel tiksinti bozukluğu gelişebilir. Bir insanda neden cinsel soğukluk olur. Bunun beyinsel, ruhsal sebepleri olduğu gibi küçük yaşta geçirilen cinsel istismar, tecavüz, taciz ya da yanlış bilgilendirilme de bunların sebepleri arasındadır. Örneğin yanlış bilgilendirilme konusunda kadınlar için çok sık gördüğümüz evlenip, bir likte olamamadır. Neden olmaz, çünkü çocukluktan beri ilişki zordur gibi şartlandırmalarkorkunun oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle vajina kasılır buna vajinusmus da denili. Bunun temelinde korku yatar. Böyle bir kadında cinsel istek olması mümkün değildir. 3. Ortam Erkek ya da kadında cinsel eyleme hazırlayan görsel uyarılar, kokular, fanteziler, ortam, konuşmalar bile cinselliği hazırlayan etkenlerdir. Bunların eksikliği libidoyu düşürür. Kötü koku, ortamın kötü olması hemen libidoyu düşürebilir. 4. İlaçlar İlaçlar da libidoyu düşürür özellikle de psikiyatri ilaçları düşürür. Depresyon ilaçlarının birçoğunda cinsel isteği azaltabiliyor.

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

20

5. Monotonluk Sonuçta hayatta ekonomik başarı, mutluluk ne kadar önemliyse bedensel ve ruhsal sağlık ne kadar önemliyse cinsel sağlık da o kadar önemlidir. O eksik olduğu zaman insanda mut laka bir eksiklik var demektir. Cinsel sağlığı tatmin etmek gerekir bu da konuşarak ve anlaşarak olur. Cinsel isteği azaltan etkilerden biri de monotonluktur. Bir çift beraber 3-5 ya da 10 sene hep aynı şekilde sevişirse bıkkınlık oluşur. Diyelim ki bir çift hep akşam beraber o luyor, hep aynı saatte yatağa giriyor, yatak odasında kendi yataklarında sevişiyorlar. Bu hep tekrarlanırsa monotonluk oluşur. Bu durumda hemen bir değişiklik yapılabilir saatdeğiştirebilir, ortamın ışığı değiştirilebilir, yer değiştirilir oturma odasına gidilir,sevişme orda da olabilir. Yani libido öyle bir şey ki en ufak değişiklikten bile müthiş haz alabilir. Eğer karşılıklı sevişmeyle tahrikle dolgunluğa ulaşılabiliyor ama daha fazlasını isteniyorsa birlikle bir erotik film seyredilebilir, orada yapılanlar taklit edi lebilir. Libidoyu artıran etkenler 1. Fiziksel bir hastalık var mı önce ona bakılması gerekilir. Hormon eksikliği ya da ilacın yan etkisi gibi bir durum var mı ona bakılır. Eğer varsa bu hormonlar yerine konu lur. Beyinsel olarak doğuştan gelen hastalık tablolarını da düzeltmeye çalışılır. 2. Psikolojik sebepler olduğunda ise iyi bir danışmanlık gerekir. 3. Sevişme yöntemlerinden başlayarak çevresel uyaranların düzeltilmesi gerekir. Birbirini tanıyarak karşılıklı konuşarak birbirlerinden neden hoşlandığını uyarılmak için cinsel haz almak için neye ihtiyaç duyduğunu öğrenirse karşı tarafta onu uygulamaya çalışır. Cinsel mutluluğa varabilmek için, o utanma sıkılma ayıp kaygılarını bir tarafa bırak mak gerekiyor. Şehir hayatı libidoyu etkiliyor Doç. Dr. İhsan Karaman, "Entelektüel hayat öyle bir şey ki; insanlar sabah çıkıyorlar ekmek parası peşinde kariyer peşinde akşama kadar koşturuyorlar. Yorgun argın eve geliyor ve cinsellik o saatten sonra oluyor. Şimdi buna baktığınız zaman bu kadının ve ya erke ğin libidosu kalmamış olur. Bunu da göz önüne aşkları monotonlaşan çiftler için, bizim istediğimiz azaldı diyenler için küçük bir kaçamak tatil yapmalarını öneriyoruz" diyor. Ginseng cinsel gücü artırıyor Besinlerin cinsel güç üzerindeki etkisi hakkında ise Karaman şöyle diyor; "Bir takım ma cunlar var mesala mesir macunu. Bu macunun içinde birçok baharat vardır ve bu macunlar dan yenilebilir. Kuru üzüm, kuru incir gibi kalorisi yüksek besinler fındık, ceviz, ba dem gibi kuru yemişler, polen arı sütü bal gibi yine yüksek gıda içeriği olan besinler bir de zencefil gibi doğadan toplanan bir takım otlar tüketilebilir. Cinsel güce etkisi olduğuna inanıyorum. Çünkü sonuçta bizim insanlara verdiğimiz ilaçlar içindede bir takım hormonlar ya da maddeler var. Sadece bunlara güvenerek değil de bunlardan katkı sağlanabilir. Bir de bize gelen libidosu azalmış insanlara bazen bitkisel kökenden yapılmış haplar ilaçlar veriyoruz. Piyasada eczanede de var bunlar. Ama hekimin seçmesi şartıyla kürler yaparak cinsel isteği artırdığını biliyoruz. Birde ginseng var. Çin kökenli olan bu bitki birçok ilaçta da var. Oldukça fazla işe yaradığı biliniyor."


KORONER HASTALIK NEDİR ? Dr. Hasan BİRTAN Dr. Kalp Damar Cerrahı

Koroner Hastalık Nedir? Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler gelişmiş ülkelerde tüm ölümlerin yarı sını oluşturmaktadır. Kalp hastalarının da %75'i aterosklerotik koroner arter hastalıklarıdır. ABD'de her sene 600 bin kişi , yarısı ani olmak üzere koroner kalp hastalığın dan dolayı yaşamını yitirmektedir. Erkeklerde kadınlardan dört kat daha fazla görülmektedir. Menapoz sonrası kadınlarda risk artmaktadır. Koroner arter hastalığına erkeklerde 5060 yaşlarında , kadınlarda ise 60-70 yaşlarında daha sık rastlanır. Koroner Arterlerin Anatomisi Kalbi besleyen 2 ana koroner arter vardır. Sağ ve sol ana koroner arterler sol ön inen arter (LAD) sol ventrikülün ön yüzünde seyrederken sirkümfleks (Cx) arter kalbin arkasında seyretmektedir. Koroner Arterler arasında ara bağlantılarda bulunmaktadır . Sağ koroner arter sağ ventrikülü besler. İnsanların %90'ında sağ koroner arter daha ön plandadır. Sol ana koroner arterin kısa olan gövde kısmı ateroskleroza daha fazla eğilimlidir. Sol ana koroner arter hemen sonra iki dala ayrılır: Sol ön inen dal ve sirkumfleks dallar. Koroner damarlarda kan akımı esas olarak diastol dönemi denilen kalbin gevşeme döneminde olmaktadır. Koroner damarlar da diğer damarlar gibi intima,musküler tabaka ve adventis yadan oluşan üç tabakadan meydana gelmektedir. Koroner venöz (toplardamar) dönüşün yaklaşık %75'i “koroner sinus” adı verilen bir yapı tarafından sağlanır. Bu damar doğrudan sağ atriuma açılır. Koroner Arter Hastalıkları Koroner arterlerde meydana gelen daralma ve tıkanıklıklara bağlı olarak bu damarların beslediği kalp kasında kalıcı veya geçici hasar meydana gelebilir. Günümüzde koroner arterlerde en sık olarak, ateroskleroz ve ardından gelişen iskemik kalp hastalığı görülür. Ateroskleroz en sık olarak sağ koroner arterin Crux denen bölge sinde ikinci sıklıkta LAD'nin merkeze yakın yerlerinde gelişir. Hastalığın üçüncü sık lıkta yerleştiği yer sağ koroner arterin çıkışı ile marginal dalı arasındaki bölümdür. Ateroskleroz tipik olarak birden çok bölgede ve çoğunlukla birden fazla arterde görülür. Koroner arter hastalığı ve buna bağlı kalp kası beslenme bozukluklarına sebep olan nedenler şunlardır. 1-Ateroskleroz (%99) 2-Arteritler (Sistemik lupus eritematozus, Pan arteritis nodoza, Takayasu .) 3-Embolizm 4-Koroner damarda kalınlaşma (Amiloidoz, radyasyon) 5-Diğer nedenler (spazm, aort diseksiyonu) 6-Doğumsal koroner arter hastalıkları (Arteriovenöz fistüller, koroner arter çıkış ano malileri) Bazen koroner arter hastalığı klasik risk faktörleri olmadan da ortaya çıkabilir. Araş tırmacılar diğer bazı faktörler üzerinde de çalışmaktadır. C-reaktif protein. Karaciğeriniz bir enfeksiyona veya yaralanmaya cevap olarak C-reactive protein (CRP)üretir . CRP aynı zamanda koroner damarın

içindeki kas hücrelerince de üretilir. CRP, aterosklerozda merkezi bir rol oynayan inflamasyonun genel bir belirtisidir, Homosistin. Homosistin vücudun dokuları oluşturmak ve devam ettirmek için gerkli olan proteinlerin yapımında kullandığı bir aminoasitdir . Fakat aşırı miktarda homosistin koroner arter hastalığı riskini arttırmaktadır. Fibrinojen. Kan pıhtılaşmasında önemli rol oynayan bir proteindir. Fakat aşırı miktarda trombositlerin kümeleşmesine neden olur, trombositler kanın pıhtılaşmasından sorumlu hücrelerdir. Bu arterler içinde pıhtı oluşumuna ve koroner iskemi ve kalp krizi ne neden olur. Fibrinojen aynı zamanda ateroskleroza eşlik eden inflamasyonu da tetik leyebilir. Lipoprotein (a). Kolesterol partikülleri spesifik bir proteine yapıştıklarında düşükdansiteli lipoproteinleri (LDL)oluştururlar. Lipoproteinlerin taşıdığı protein vücudun kan pıhtılarını çözme yeteneğini bozar. Yüksek düzey lipoprotein koroner hastalığı ve kalp krizi le beraber artmış kardiovaskuler hastalıkla ilişkilidir. Ateroskleroz Koroner arter hastalıklarının en sık sebebi olarak gözlenen aterosklerozun öncül lezyonları yağ toplanmaları ve fibröz plaklardır. Koroner damarların aterosklerozu ve daralma sı yıllarca semptom vermeden yavaşça gelişir. Daralma sadece aterosklerotik plağın kitlesine değil aynı zamanda damar duvarına bağlı damarı genişletici fonksiyonların bozulma sından kaynaklanır Ateroskleroz damar duvarında lipid parçacıkların birikimi ile oluşan ve damarların lüme nini(boşluğunu) tıkayarak normal kan akımını engelleyen patolojik bir süreçtir. Yağ birikimleri 3 yaşın altındaki çocuklarda dahi gözlenmiş aterosklerozda görülen en erken bulgudur. Fibröz plak ise aterosklerozun en önemli patolojik lezyonudur ve hastalıkta görülen klinik bulguların da kaynağıdır. Plak damarda %50 ya da daha fazla bir tıkanmaya neden olursa bir direnç oluşur, bir basınç farkı oluşur ve beslenme bozukluğu gelişir. Fibröz plakta daha sonra kireçlenme, pıhtı oluşumu, plak içine kanama ve anevrizma gibi farklıkomplikasyonlar gelişebilir. Kesin ve belirli bir etiyolojisi olmamakla birlikte çeşitli faktörlerin ateroskleroz etiyolojisinde rolü olduğu bilinmektedir. Aterosklerozun sigara , hipertansiyon şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği , hareketsizlik oral kontraseptif kullanımı, alkol , şişmanlık stresli kişilik yapısı gibi geri dönüşümlü veya yaşlanma, erkek cinsiyeti, ailede 55 yaş altında koroner arter hastalığı, gibi geriye dönüşümsüz risk faktörleri vardır . Chlamydia pneumoniae adlı bir bakteri son yıllarda özellikle savunma sistemi baskılanmış hastalarda önemli bir risk faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Kan Homosistein düzeylerinin normalden yüksek olduğu insanlarda erken ateroskleroz olduğu bilinmektedir. İki risk faktörü birlikte olduğu zaman infarktüs riski 4 kat, üç riskfaktörü birlikte olduğunda ise 10 kat artar.

21

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


NEV Fitness a m a ş a Y . . ı . l z k u ı r l o ğ y a i d S E i t z i e v S Zumba Da Fitness Plates Aerobik

Oryantal Step

Adres: Dr. Burhan Nalbantoglu Caddesi - Lefkosa Tel: 0533 840 47 47


KIBRIS TÜRK DİYABET DERNEĞİ HAKKINDA Caner ARCA Kıbrıs Türk Diabet Derneği Başkanı

Sağlık Bakanlığı’nın 2008 yılında yaptırdığı diyabet taramasında diyabetli oranı % 11 prediyabet oranı (gizli şeker) ise %18 bulunmuştur. Bu oranlar günümüze gelinceye kadar daha da yükselmiştir. Son yapılan nüfus sayımı dikkate alındığında Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık 90,000 kişi ya diyabettir ya da diyabet olacaktır. Aileleri ile düşünürseniz toplumun yarısı diyabet ile birlikte yaşamaktadır. Bugün derneğimizin 2752 üyesi bulunmaktadır. Bu üyelerimizin 229 kişisi gönüllüdür. Geri kalanlar ya diyabetli (2191) ya da diyabetli ile yaşayan diyabetli yakınıdır. Diyabetin komplikasyonlarından korunmak için kontrol altına alınması şarttır. Bunun için de üç konu önemlidir. * Diyabetlinin teşhis sonrası gerekli ilaçları kullanması. * Doğru beslenmesi yani tıbbi beslenme tedavisi uygulaması. * Egzersiz yapması. Diyabetli, bu üç konu arasında ömür boyu sürecek en iyi dengeyi kurmak durumundadır. Ancak bu denge ile yaşam kalitesini yükseltip diyabetin komplikasyonlarından korunabilir. İşte bu nedenle dördüncü bir adım gereklidir. Diyabetli, sürekli eğitimle kendini geliştirmeli ve öğrendiklerini yaşam biçimi haline getirmelidir. Diyabet teşhisi konan kişilerin, hastanede yattıkları sürede veya kontrol için gittiklerinde doktor, hemşire ve diyetisyenden alabildikleri eğitim desteği yeterli olmamaktadır.

komplikasyonlarına karşı toplumsal duyarlılığın artırılması yönünde çalışmalar yapmak, insanları uyarmak ve bilinçlendirmektir. Toplum şişmanlığı önlemek amacıyla, yaşam biçimi değişikliği yönünde teşvik edilmelidir. Yasal düzenlemelerle yaşam biçimi değiştirilmesine destek olunmalıdır. Derneğimiz bu amaçla vardır. Misyonumuz; diyabetlinin yaşam kalitesini yükseltmek ve diyabetsiz bir dünya kurulması için çalışmaktır. Diyabetlinin sürekli eğitilmesi yanında, toplumun diyabete karşı duyarlılığının artırılması ve yaşam tarzı değişikliğine yönelmesi sağlanmalıdır. Yazılı, görsel ve sözlü medya bir program çerçevesinde kullanılmalıdır. “Diyabet eğitimlerinin” hazırlanacak programla okullarda, hastane ve sağlık ocaklarında tüm kesimlere ulaştırılması sağlanmalı ve bu uygulama devlet politikası şeklinde sürekli olmalıdır. Bu anlamda ‘kktcsaglik.com’un önemli bir sorumluluğu üstlendiğine inanıyoruz. İnsanların sağlıkları ile ilgili doğru bilgiye ve iletişim olanaklarına ulaşmasında etkin olabileceği kadar, bizlerin de topluma ulaşmamızda büyük destek olacağına inanıyoruz.

Doğru beslenme ve egzersizin yaşam biçimi haline getirilmesi, birçok rahatsızlığın ortaya çıkmasını önleyebilir veya geciktirebilir. Yapılması gereken diyabete ve

23

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


SİGARA BAĞIMLILIĞI Seral DEVAŞAN Psikolog

DOST MU DÜŞMAN MI? Dünya Sağlık Örgütü, günde tek bir adet sigara içen kişinin sigara bağımlısı ve dünyadaki en büyük sağlık sorununun ise sigara bağımlılığı olduğunu ilan etmiştir. Peki, nedir bu eroinle yarışan şiddetli bağımlılık yapma potansiyeline sahip madde? Nikotin. Sigara tütününün içinde bulunan nikotin beynin fizyolojik yapısını bozan ve kişiyi bağımlı hale getiren ana uyuşturucu maddedir. Kullanılmaya başlandığında beyinde var olan hücrelerin çoğalmasına sebebiyet verir. Çoğalan hücrelerin işlevi ise vücudun nikotine olan arzusunu arttırmaktır. Arzu arttıkça kişi sigara içmeyi artırır. Bu şekilde beynin nikotine olan toleransı gelişir. Toleransın gelişmesiyle birlikte kişi aynı etkiyi alabilmek için her zamanki içişinden daha fazla sigara tüketmeye başlar. Tüketilen sigara sayısındaki artış ve hücrelerin artışı bir süre sonra kişiyi sigara içmeden duramaz hale getirir. Böylece vücuda nikotin alınmadığı takdirde fiziksel yoksunluk belirtileri gözlemlenir. Bahsedilen yoksunluk belirtileri vücudun nikotin ihtiyacının göstergesidir ve kişi bu dönemde adeta işkence çeker gibi sıkıntılar yaşar. Sersemlik hali, sinirlilik, stres, uyku bozukluğu, iştah açılması, kaygı ve depresyon yoksunluk döneminde yaşanılan sıkıntılardan bazılarıdır. Kişi bu sıkıntıları yaşamamak için sigara içme davranışını devam ettirir. Fakat zamanla sigaranın zararları su üstüne çıkar ve kişi onu rahatsız eden sigarayı kesmeye karar verir. Ne yazık ki, kesme denemelerinin çoğu başarısızlıkla sonuçlanır. Bu durum kişinin hem biyolojik hem de fiziksel olarak sigaraya bağlandığının kanıtıdır. Bunun yanı sıra kişi psikolojik olarak kızgınlıklarıyla, yalnızlıklarıyla, can sıkıntılarıyla, endişeleriyle, bezginlikleriyle ve yetersizlikleriyle başa çıkmayı sigarayla öğrenir. Sigaranın onu rahatlattığını, dinlendirdiğini ya da keyif verdiğini iddia eder. Fakat durumun bunlarla hiçbir ilişkisi yoktur çünkü kişinin içinde bulunduğu durum irade meselesi değildir. Durum bir beyin hastalığıdır. Ve bu hastalığın ismi Nikotin Bağımlılığıdır. 'Ben bağımlı değilim, istediğim zaman kesebilirim, iradesi güçlü biriyim.', 'Severek içiyorum, bana zarar verince keserim.', 'Sinirlerime iyi geliyor, stresimi alıyor.', 'Tek bir keyfim var bu hayatta, o da sigaradır.' Bu söylemler sigara içen kişinin içinde yarattığı nikotin canavarının söylemleridir. Sigara sinirleri yatıştırmaz aksine gerer. Keyif vermez, stresi azaltmaz, sorunlar sigara içseniz de içmeseniz de yine aynı yerde olduğu gibi dururlar. Sigara içme davranışındaki tek amaç nikotin eksikliğini giderip, fiziksel yoksunluğu önlemektir. Yani aslında kişiler sigarayı yaktığını zannederken, sigara onları yakıyor. Sizce de nikotin hapsine dur demenin vakti gelmedi mi? PSİKOLOG Seral DEVAŞAN

Sigara Bıraktırma Merkezi www.iqskibris.com Tel: 444 1 IQS / Gsm: 0542 881 35 20 w w w. k k t c s a g l i k . c o m

24


TETANOZ! Sena MENGİ Veteriner Hekim

Merhaba. Çok sık olmasa da endişelenmemiz için

sıklığında artış görülür.Larynx bölgesinde spazm ve disfaji

yeterince sık karşılaştığımız bir hastalıktan bahsetmek

dediğimiz yemek yiyememe görülür.Bu kasılmalar

istiyorum bu makalede:Tetanoz!Hani elimize çivi batar

sindirim sistemiyle ilgili birçok probleme neden olabildiği

panik olur,tetanoz aşısı peşinde koşarız ya aslında aynı şey

gibi Tetanozlu hastalarda çok yaygın bir kompikasyon

kedimiz/köpeğimiz için de geçerli. Şu an halen tedavi

olarak görülen Aspirasyon Pnömonisine (Gıdaların veya

etmekte olduğum bir tetanoz vakası beni bu konu

suyun larynxin işlev yapamamasından dolayı akciğere

hakkında insanları daha bilinçlendirmek konusunda teşvik

gitmesi) de neden olabilir.Farkedilip tedavi edilmediği

etti.

takdirde ölüm genellikle kasılmalar nedeniyle meydana gelen solunum yetmezliğidir.

Öncelikle tetanoz'un etkeni ve hayvanınıza nasıl bulaşabildiğinden bahsedelim…Tetanoz Clostridium

Bu belirtilerden herhangi birini bile gördüğünüzde hiç

Tetani adındaki bir bakterinin neden olduğu bir

zaman kaybetmeden hekiminize gitmeniz

hastalık.Nasıl mı bulaşıyor?Hastalık, köpeğinizin üzerinde

gerekmektedir.Çene kilitli olduğu için yemek yiyemeyen

herhangi bir nedenden dolayı oluşmuş yara bölgesine

hayvanınıza serum takviyesi ve de bakteriyi elimine etmek

(kısırlaştırma sonrası,doğum sonrası,yabancı cisim

için antibiyotik tedavisi şarttır.Tetanoz aşısını da

batması…) Cl.Tetani sporlarının bulaşmasıyla meydana

unutmamak gerekir.Hayvanınız ışıktan aşırı etkileniyor

gelir. Sporlu bir bakteri olduğu için direk güneş ışığı

olacağı için loş bir ortamda tutulması

almayan toprakta yıllarca canlı kalabilir.

gerekecektir.Kasılmalar aşırı ise hekiminiz biraz sedasyon

Bakteri hayvanınızı nasıl mı etkiler? Cl.Tetani iki toksin

uygulayabilir.Tedaviye geç kalınmamışsa tedavi süresi

üretir.Bunlar Tetanolepsin ve Tetanospazmindir.

yaklaşık 3 haftaya kadar uzayabilir.Bu arada kendi

Tetanolepsin alytuvarların parçalanmasına neden olur ki

sağlığınız için endişelenmenize gerek yok çünkü hastalık

bu hasta sahibinin kolaylıkla fark edebileceği bir belirti

kedi veya köpeğinizden kesinlikle size bulaşmaz.

değildir. Gözle görülebilir belirtileri,Merkezi Sinir Sistemini etkileyen Tetanospazmin yapar.

Tetanozdan korunmak için ne yapılabilir? Hayvanınızda

Şimdi Tetanoz belirtilerinden bahsedelim. Belirtierin

cisim batması, kesilme ve benzeri sebeplerden yara

ortaya çıkması hayvanın bünyesinin dayanıklılığına göre 5

oluşursa yara bölgesinin gerekli şekilde temizlenip tedavi

günle 3 hafta arası değişir.Yani hayvanınızın

edilmesi ve uygun antibiyotik kullanılması tetanoz riskini

yaralanmasından 3 hafta sonra köpeğinizde tuhaf kabul

azaltır. Ve hasta sahiplerime de hep söylediğim gibi,

edebileceğiniz belirtileri görmeye başlayabilirsiniz.

toprakla temasın minimum tutulması da koruyucu bir

Belirtiler Merkezi Sinir Sistemiyle alakalı olduğu için yara

önlem olabilir.

kafaya ne kadar yakınsa o kadar hızlı ortaya çıkar.Kaslarda ciddi kasılmalar gözlemlenir.Kuyruk, serttir ve yukarıya

Unutmamalı ki önemli olan hastalık meydana geldikten

doğru kıvrılmıştır. Yürüyüşte esneklik yoktur.Tüm bacak

sonra hayvanı iyileştirmek değil, hayvanımıza uygun

kasları kasılmıştır.Ayakta durmakta,yürümekte ve rahat

şartlarda bakarak hastalığın meydana gelmesini

pozisyonlarda yatmakta problem çekerler.Aşırı kas

önlemektir…

kasılmasından dolayı vücut ısısı da yükselir. Baş kısmında ise kulakların kasılmadan dolayı birbirine yaklaştığı,aşırı kasılmadan dolayı alın derisinin kırıştığı,dudakların geriye doğru gerildiği gözlemlenir.Bu nedenle hayvan sürekli gülümsüyormuş gibi bi yüz ifadesine sahip olur.Kedi ve köpeklerde göz kapaklarının içinde üçüncü bir göz kapağı mevcuttur.Bu üçüncü göz kapağı da yükselip gözü kapatır.Çene kaslarının kasılması sebebiyle çene kilitlenirSalya miktarında ve nefes alma

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

26


Gökçe Medical Ltd. Sağlığınızı Destekleyici Ürünlerle Hizmetinizde

Merkezi Ofis:Dt. Ramiz Gökçe Str. No:7/B Magosa-KKTC Tel: (0392) 366 53 39 - 366 62 45, Fax: (0392) 366 66 98, E-Mail: gokces@kibris.net Şube: Atatürk Cad. No:1/B Yenişehir - LEFKOŞA Tel: (0392) 228 58 18


Kan Hayatta Verilebilecek En Değerli Hediyedir Birçok ülkede olduğu üzere bizim ülkemizde de Kan Bağışı yapma alışkanlığımız hiç denecek kadar azdır. ülkemiz bir Akdeniz ülkesi olduğundan Thalassaemia taşıyıcılığı ve demir eksikliği olan birçok kişi mevcuttur , bununla bereber kana ihtiyac duyan Thalassaemialı kişiler, hemodializ ve Kanser Hastaları, Doğum ,ameliyat ve trafik kazalarında çok fazla kana ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak ne yazık ki Kan Bankamızdan çıkan kan miktarı giren kan miktarından daha fazladır. Ülkemizde değişmeyen tek gercek en fazla kanın askeri birliklerden karşılandığıdır. Zaman zaman sivil toplum örgütleri ,siyası partiler,Belediyeler ve üniversiteler kan bağışı yapmakta ancak yeterli olmamaktadır. Halkımızın bu konuda duyarlı olup kan bağışı yapması en etkili yol olacaktır. Halkımız bu konuda doğal olarak bilinçsiz ve çekingen durmaktadır. Kana ihtiyaç duyan kişilerin Avrupa ülkelerinde kan bağışları sivil halkın Gönüllü Kan Bağışçıları tarafından sağlanmaktadır. Doktorlarmızın Ameliyata girecek olan, doğum yapacak ve kan alması gereken hastaya ve hasta ailelerine yönelik kan vermelerinin şart olduğu yönünde bilgilendirilmelerin yapılması kan eksikliğimize büyük katkı sağlayacağı inancındayız. Kimler Kan Verebilir ? 18 - 65 yaşları arasında olan her sağlıklı kişi kan verebilir. Erkekler,en sık 2 ayda bir; kadınlar ise, en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla kan verebilirler. 50 kg'ın üzerinde olan herkes kan bağışı yapabilir. Bağışlanan kan standart olarak 450 mL'dir. İnsan vücudunda toplam 5000-6000 mL kan olduğu düşünülürse, bu miktar, toplam kan hacminin sadece % 9' u kadardır.Kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içine geçmesiyle saatler içerisinde karşılanır. Hücrelerin yenilenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. Düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararı mevcuttur. Kan torbaları, tek kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. Bu sebeple, kan bağışı sırasında donöre herhangi bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir. Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkileri yoktur. Almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. Bu ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engel teşkil eder.Kan bağışından önce, eğer sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç almayınız. Almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz. Aspirin kullanımı Kan bağışına engel değildir. Kan Bağışı öncesi Tansyonunuz 100 - 180 mmHg arası olmalıdır Kimler Kan Veremez 1. Hepatit B (Hiçbir zaman kan veremezler) 2. Hepatit C (Hiçbir zaman kan veremezler) 3. AIDS (Hiçbir zaman kan veremezler) 4. Sıtma (Tedavinin sağlanmasından 3 yıl sonradan itibaren kan verebilirler) 5. Frengi geçiren hastalar, iyileşmeden 1 yıl sonra kan verebilirler. 6. Diabet (İlaç kullanmayan veya ilaç kullandığı halde, kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir) 7. Anemi (Anemi teşhisi konmuş kişiler kan bağışçısı olamazlar) 8. Gebeler kan veremez. Doğum veya gebeliğin sonlan(dırıl)masından 6 hafta sonra kan verebilirler.

w w w. k k t c s a g l i k . c o m

28


9. Koroner kalp hastalığı, ciddi kardiyak aritmi, 10. Allerji ( Astım hastaları kan veremez. Polen allerjisi olanlar ise, sadece allerjileri oldukları dönemde kan veremezler.) 11. Kanama diatezi (Kanama eğilimi) olanlar ömür boyu kan veremezler. 12. Bronşit (Kronik bronşit hastaları kan veremez) 13. Epilepsi hastaları, kan veremezler. 14. Büyük ameliyatlardan sonra 6 ay boyunca kan bağışı alınmaz.Mide kanama geçirenler ise, hiçbir zaman donör olamazlar. 15. Kan veya kan ürünü alan donörler, 1 yıl boyunca kan veremezler. 16. virus aşısı yapılmış olanlar 3 hafta kan veremez.( Su çiçeği, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, oral polio, kabakulak) 17. İnaktif virus aşısı ve toxoid alanlar ise 3 gün kan veremezler ( Polio-injeksiyon , influenza, rabies, difteri, tetanoz) Kan Vermenin Faydaları * Kemik iliğinin yağlanmasını önleyip, kan yapımı canlı tutulur. * Verilen kanın yerine, anında vücuttan genç hücreler dolaşımına katıldığı için, bağışçı daha dinç ve canlı olur. * Kandaki yüksek yağ oranı düşer. * Kan bağışı kalp krizi ihtimalini %90 azaltır. * Kan bağışlayan kişide baş ağrısı, stres, yüksek tansiyon, yorgunluk gibi rahatsızlıkların giderilmesinde çok büyük katkısı olur. *Kan bağışçısı her kan verdiğinde:AIDS , Hepatit B , Hepatit C , Sifiliz Kan grubu taramasından ücretsiz olarak yararlanmış olur. * Trafik kazasında yaralanan bir kimsenin, kan uyuşmazlığı olan bir bebeğin, kan bulunmazsa ölecek bir hastanın sizin verdiğiniz kanla kurtulmasının, size verdiği manevi duygu ölçüsüzdür.. Lütfen ihtiyacımız olmadan önce Kan Bağışı yapalım , bir damla kan hayat kurtarır ve kurtarılması gereken hayat birgün sizinki olabilir. Ahmet Varoğlu

Thalassaemia Derneği Başkanı

29

w w w. k k t c s a g l i k . c o m


Yaşam Boyu Sağlık İçin Made in ITALY

2 Yıl Garanti

Daha birçok çeşit medikal malzeme... Ziya Rızkı Cad. Şeker Bank Karşısı No/339 GİRNE Tel: +90 (392) 815 60 37 0 (533) 860 37 40 E-mail: deniz.medical@hotmail.com


www.kktcsaglik.com

Daha

Sağlıklı

Bir Yaşam İçin

Bizi Ziyaret Edin Devlet Hastahaneleri

Güncel Sağlık Haberleri

Nöbetçi Eczaneler

Özel Hastahaneler

Yazarlar

Sağlık Fm

f facebook.com/kktcsaglik


www.firsatcinikibris.com cin gibi alisveris fikirleri bu sitede

www.firsatcinikibris.com www.facebook.com/firsatcinikibris


KKTCSAGLIK.COM KASIM 2012