Page 1


Dizgi

-

Sıralar M atbaa s ı

Baskı - Altın Kitaplar M atbaası


Prof. Dr. ISMAIL 1"'UNALI

MIRKSiST ESTETiK


Eşim BEHiRE. TUNALI 'ya bana bir yaşam boyu verdiği sevgi ve huzur için.


Ö N S Ö Z

Son y ı l l ard a , dünyada olduğu g i b i ü l kemizde de marxizm en çok tutulan , uğrunda kavga veri len b i r felsefe. Her gün bu konuda sahife sahife yazılar ya­ z ı l ıyor. d iz i dizi kitaplar yayınlan ıyor. Avrupa ü niver­ s i te lerinde d uvarları bezeyen M a rx ' ı n özdeyiş leri , ü l ­ kemizde de yapı d uva rlarına aynen yansı yor. Ama, marxizm yalnız be l l i bazı sosyo-ekonomi k kavra mları egemen k ı l mak i ç i n ortaya konan b i r d ü­ şünce sistem i , b i r eylem m i d i r ? M arxizm'i böyle an­ lamak. onu çok yüzeysel olarak anlamak ol u rd u . De­ rinlemesine ba k ı l d ı ğ ı nd a , bu genel görünüm içi nde eks i k olan ve eks i k l i ğ i açık ol arak duyulan bir değer var. B u değer, insanlıktır, hümanizma'd ı r . M arxizm. i nsansal b i r kültür temeline daya n ı r. Ma rxizm'i n a r­ kas ı nda i nsan l ı ğ ı n bin lerce y ı l l ı k kültü r ve düşünce geleneğ i var; b i r Platon, bir Aristoteles, bir Kant ve bir Hegel va r. Bundan ötürü , bir Leni n ' i n başucundan ayırmadığı felsefe kitabı Aristoteles ' i n 'M etafizik'i , en çok okuduğu ozanlar Goethe ve H e i ne , en çok se­ verek d i nlediği müzik Beethoven müziği ol ur.


İşte , bu çal ışmam ızda marxizm ' i n bu temel n i te­ l i klerini marxi st esteti k alanında saptamak i s tedik. Bunu da b i r yandan, marxist esteti k 'i n b i l g i-insan te­ mel leri i l e onun toplum-i nsan temel leri n i , öte yandan sanat yapıtının bi reysel varl ığında esteti k ' i n yine i n­ sana daya l ı ana i l kelerini ele a l makl a göstermeyi de­ ned i k. Bütün bunlarla da ( tıpkı genel marxizm'de ol­ duğu g i b i ) marxist esteti k ' i n insansal (hümanist) b i r fel sefe , bir düşü nce si stemi olduğunu göstermeyi amaçlad ık. Bunu yaparken de, çıkış noktamız, i nsan değeri , i nsan saygınlığı ol madan hiç b i r düşüncenin yaşama olanağı bulam ıyacağı düşünces i d i r . B u çıkış noktası­ nı daha genişleterek topluml ara da aktarabi l i riz. Özel­ l i kle yaşad ı ğ ı m ız günler i ç i nde. belki en çok gerek­ sinme d uyduğumuz düşünce • i nsan l ı k » düşüncesi d i r . " İnsan , i nsan için kutsa l d ı r » (homo homini res sacra) d i yordu i htiyar Seneca . Yirmi nci yüzyı l ı n i ki n­ ci yarısı , Hobbes'un , ·İnsan, i nsana karşı kurttur" (homo homini lupus) sözünü de çok geri lerde bırak­ tı artık. B u , toplumumuzu nerel ere kadar götürecek. hangi b i l inmezlere k i m b i l ir? Ama, b i raz iyi mserl i k kal­ mışsa içimizde, biricik kurta rıcıyı yine içim izde, i n­ san sevg is inde. i nsana karşı saygıd a bulacağ ı z .

İSMAİL TUNALI İstanbu l , 2 Kas ım 1976


İ Ç İ N DEK İ LER

Sayfa GİR İŞ B İ R İNC İ BÖLÜ M Bir b i l g i problemi olarak sanat

11

..... ... .... ....... ..

1 . Esteti k gerçe k l i ğ in belirlenmesi 2. '3. 4. 5.

. . . ... . . . . .. . .. Sanat b i l g i s i n i n n i te l i k l eri . . . . . . . . .. . . . . . . . . .. Sanat b i l g i s i d ü nyaya egemen olmada . . ... . . . . . . . ... . .. . . . . . .. . . ... . .. . . . . . . . .. b i r güçtür Esteti k obje ve esteti k süje . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . İnsan ve sanat .. . . . . ...... . . . . . . . . . .. . ... . . . . . . . . . .

37 41 51 76 86 97

İ KİNC İ BÖLÜM B i r topl u msal problem ol arak sanat ... . . . . . ... . .. .

1 03

1. B i rey, topl u m ve kültür ..... .... . . . . . . . . . . . . . . . 2. Top l u m ve top l u msal gelişme ... . . . . . . ... . . ... . 3. Ü reti m ve tüketi m . . . ..... . . . ......... . . . .. . .. .... .

1 10 1 16 1 19


Sayfa 4. 5. 6. 7. 8. 9.

İnsan , iş ve eylem . . .... . . . . ........ . . . Kapita l i s t topl u m ve sanat . . . . . . . . . . . . . . . ... . . . Geç-burjuva sanatı .. . . . . . . . . . . . . . . . . . ... . . . . . . . . Yabancı laşma ve sanat ... . . . . . .. . . . . . . . . ..... . . . . Sosya l i s t hüman i zm .. .. .. . . ...... . . . . . .... . . . . . . . Toplumcu gerçekç i l i k (sosyalist realizm )

Ü Ç Ü N C Ü BÖLÜM Bir ontoloj i k problem olarak sanat ..... . . ........ 1. 2. 3. 4.

Sanat Sanat Sanat Sanat

yapıtının yapı tı n ı n yapıtı n ı n yapıtı ve

kategorileri . . . . . .. . . ..... . . . . . . . düzeni . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . topl umsal-sın ıfsal n i te l i ğ i . . . estetik beğen i . . . . . . . . . . . . . . . . . .

Ad'lar ve Kavram dizini

. . . . . . ... . . .. .. . . . . . . . . . . . .. . .

123 136 1 45 1 52 1 66 1 70

1 93 1 97 230 240 245 255


GİRİŞ

1. M a rxizm nedir? M a rxizm tümel, kuşatı cı bi r fel­ sefed ir, bir fel sefe sistemidir. Bu felsefe, bir yanıy­ la bu gün Batıda fel sefe denince anlaşılan, fel sefe prob lem leri a l a n ı n ı i nceleyen . bilgi teori s i , ontoloji ve b i l i mler felsefesi g i b i d i s i p l i n leri içine alan dialek­ tik m ateryal i zm e , öbür yanıyla da b i r tarih fel sefes i , bi r topl u m fel sefesi demek olan tarihsel materya­ Jizm'e daya n ı r. M a rxist fel sefe , tümel n itel i ğ i n i bu iki kökenden a l ı r. Bu tümel anlamı nda, b i r marxist b i l g i teorisinden. bir m arxist var l ı k anlayışında n , b i r marxist b i l i m anlayış ı ndan, bir marxist ethi k ve este­ tik'ten söz açılabi leceği g i b i , yine b i r marxist tar i h a n l ayı ş ı ndan, topl um v e hu kuk anlayışı ndan, b i r marxist ekono m iden v e yaşam anlayışından söz açı­ l abi l i r. '

11


M a rxist teor i , bu dü şünce çerçevesi içinde, ge­ çen yüzyı la ve geçen yüzyılda yaşa m ı ş iki Alman d ü­ şünürüne geri g ider; Kari M a rx'a ( 1818 - 1 883) ve Friedrich Engels 'e ( 1820 - 1895) . Kaynağ ı n ı ve ana felsefe içeriğini bu iki düş ü nürde bulan marxizm, yüz­ y ı l ı m ı z ı n i l k çeyreğ i içi nde Vlad i m i r l l i c len i n ' i n ( 18 70 - 1924) katkılarıyla b i r topl umun temel v e res­ mi felsefesi olur. Öze l l i k l e 2. Dünya Savaşı 'ndan son­ ra da bel irli b i r dü nya parças ı üzeri nde yaşıyan bü­ yük i nsan toplum larına temel düşünme, görme ve hat­ ta duyma kategori lerini vere n , resmi ve ortodox ka­ rakterli büyük bir felsefe olarak egemenl i k kazanır. Düşünme tarihine baktı ğ ı m ı zda , hiç b i r felsefeni n böyle yığın larca sürekli o l arak ben i msenm i ş olduğu­ nu g örmüyoruz. Oysa bu gün, Avrupa orta larından As­ ya n ı n Pas ifi k kıyı larına kadar olan toprakl arda yaş ı­ yan çeş itli u l usların, i stiyerek ya da i stemiyerek ka­ bul etti kleri b i r tek res m i felsefesi vard ı r: marxizm. Bütün bu ü l kelerde yaşıyan m i lyon l a rca i nsanın bel i r­ l i düşünme kategori leri vard ı r: marxist i l keler. Bütün bu insanların top l u m ve ta ri h , i nsan ve yaşam görüş­ leri n i beli rl eyen bel l i değerler vard ı r : marxist kav­ ram lar ve marxist kura l l a r . . . Ma rxizm, bütün bu nite l i k ve özel l i kleri i l e günü­ �üzün en yayg ın bir fel sefes i d i r . Bu felsefeyi beğen­ sek de beğenmesek de, onu benimsesek de ben i m­ semesek de, çağ ı n ı n ide'l eri n i ve değerl eri n i b i l mek gereği nde olan b i r ayd ı n ı n onu b i l mesi bekl en i r . imd i marxist fel sefeye e ğ i l d i ğ i m i z zaman, onu bazı temel kavramların o l uştu rduğunu görürüz. Bu kavram l a r nelerd i r ? Bu G i ri ş çerçevesi i ç i nde marxi st esteti k 'e' b i r haz ı rl ı k olmak üzere bu kavraml ara de­ ği nmek istiyoruz. 12


l) Dialektik M a rxist fel sefe , b i r d i alekti k materyal izm'd i r , d i alekti k'in tarihe uyg u lanması o l a n tari hsel materya­ l izm'd ir. Buna göre, dia lekt i k , marxist felsefenin yal­ nızca bir yöntemi değ i l , ayn ı zamanda onun tüm sis­ tem ini oluşturan b i r temel mantı ktır, b i r düşünme bi­ çi midir. Bundan ötü rü , marxist felsefe, temelde b i r dia lekti k'd i r . M arx , Engels v e L e n i n bu d i al ekti k'e s ı ­ k ı s ı kıya bağ l ı d ı r. Ş i md i , marxizm bu d i a l ekti k'i kend i mi bul muş­ tur, kendi m i yaratm ıştır? Hayır, marxizm, M a rx ve Engels bu d ialekti k'i klas i k Alman felsefesinde bu­ luyorl ar ve oradan al ıyorlar. Engels 'Sosyalizmin Üto­ p i a 'dan B i l ime Doğru Gel işmesi ' ad l ı yapıtında bunu şöyle d i l e geti riyor: .. Biz Alman sosya l i stleri , yal nız Saint S i mon 'dan, Fouri er ve Owen'den doğmuş ol­ makla değ i l , ayn ı zamanda Kant, Fichte ve Hegel'den doğmuş o l makla gurur d uyuyoruz ... Yine Engels, ' Lud­ wi g Feuerbach ve Klas i k Alman Felsefes i n i n Sonu' ad­ lı kitab ı nda bunu şöyle söyl üyor: « Alman işçi hare­ keti , klasik Alman fel sefes i n i n varisidir. " Klasik Al­ man felsefesi deyince anlaş ı l a n felsefe, Kant'tan kal­ karak, Fichte ve Sche l l i ng 'den geçerek H egel'e ka­ dar uzanan büyük ideal ist fe lsefed i r. Ama, bu fel se­ fe içinde marxizm ' i as ı l etk i l iyen di alekti k düşünme biçimi ve mantığı ile H egel o l muştur. M arxist dialek­ tik'i tan ı m a k , bunun için önce l i k l e H egel d i alekti k ' i n i tan ı mayı zoru n l u k ı l a r. Hegel fel sefes i , klas i k Alman fel sefes i n i n ya lnız son halkası değ i l , ayn ı zamanda bu fe lsefenin u laştı­ ğ ı dor:.ı k noktasıd ı r. H egel felsefes i , bu ideal ist ve romantik fel sefe . düşünme, yaşam, kültür ve tar i h i n 13


bütün varl ı k alanlarını b i r b i rl i k l i bütün h a l i n e getir­ meğe çabalamıştı. Daha önce Fichte, bu amaca u l aş­ mak için bütün varl ığı bir tek i l ke'den türetmek is­ tem i şti . Bu i l ke ben i d i . Sche l l i ng bu tek i l keyi mut­ lak'da bulmuştu , mutlak i ndifferens'de, ayrıca l ı ksız­ l ıkta . Varl ı ktaki bütün ayrıcal ı k ve çokluk bu mutlak­ tan türetiliyord u . H egel d e böyle bir birl iğe çabalar. H atta en büyük ölçüde Hegel felsefesi böyle bir b i r­ l i ğ e u l aşmıştır da deneb i l i r. Bu açıdan bak ı l ı nca, H e­ gel sistemin i n , düşünme tari h i n i n tan ı d ı ğ ı en büyük -düşünsel kurgu olduğu söyl eneb i l i r . Hegel felsefesi­ n i n de ç ı k ı ş noktası mutlak'd ı r . Ama, bu mutlak. Schel l i n g ' i n anlad ı ğ ı anlamda m utlak ayrıcasız l ı k ( i n­ differens) değ i l d i r . Hegel, bu mutlak'ı i de 'de, kav­ r2m'da bulur. N e var k i , bu ide, bu kavram d u ran de­ ği l , gelişen bir özdür. G e l i ş me, ya l n ız mutlak'ın , i d e '­ nin özünü deği l , H egel felsefes i n i n de özünü o l u ştu­ rur. Çünkü, bütün H egel fel sefesi • ge l i şme» kavramı çevresinde döner. Ohalde gel i şme ned i r? Hegel'e göre , gel i ş m e , mutl ak'ın geli şmesi olup bu da be l l i b i r yold a kendi­ ni gösterir. Bu yol , d i al ektik yoldur. Karşıtlara daya­ nara k meydana gelen b i r süreçtir. Bu d ia l ekti k , the­ sis, antithesis ve synthesis gi bi üç aşamadan, ya da üç adı mdan o l u ş u r. İ l k i n b i r thes is d u rumu vardır, sonra bunu n karş ıtı b i r d u rum antithesis ortaya çı­ kar. B u karşıtl ı k d a synthesis'de ortadan kalkar. Da­ ha doğrusu karşıtlar synthesis'de b i rleşerek ortadan kalkar. Bu synthesis i l e yeni bir sürec i n ilk adımı or­ taya ç ı k m ı ş olur, buradan da yine synthesis'de sona e recek yen i bir gel işme kendini gösterir ve bu sürek­ li olarak sürüp g i der. Şi md i , Hegel tüm varl ığa bu d i a lekti k'i nas ı l uy14


g u l uyor? Bunu görmeğ e çal ı şa l ı m . Heg e l ' i n ç ı k ı ş nok­ tas ı n ı n mutlak, ide ya da kavram olduğunu yukarda söyled ik. M u tlak, ide, kavram dinamik bir varl ı ktı r ve \ıu d i namizm bir d i a l ektik süreç i ç i nde somutlaş ı r. relsefenin görev i . bu geliş meyi i nce lemektir. Fel se­ fen in konusu , ide' n i n bu gelişmesidir. Kend i baş ına gerçekli kten yoks un bir olanaklar varl ı ğ ı olan ide, ken d i bil incine u l aşabilmek için ger­ çekl i k kazanmak ister ve bunun için kend i kend i n i n d rş ı na çıkar. Kend i kendine b i r thesis o l a n i d e , kav­ ram , kendi kend i n i n d ı ş ı na ç ı kmakla kendi üzüne kar şıt. kend ine yabancı b i r va rl ı k olur: doğa varl ı ğ ı . İ d e '­ nin kend i özüne yabancı ve karş ı t olan bu doğa var­ l ı ğ ı ide'n i n gelişme sürecinde a n ti thes i s ad ı m ı n ı o luş­ tu rur. Doğa varl ı ğ ı n ı inceleyen felsefe, doğa felsefe­ si adını a l ı r . Doğada kendi n i gerçekleşti r i rken kendi özüne yaba ncı, kendine karş ı t bir varl ı k olan ide, üçüncü b i r gel işme basamağ ı nda tekrar kendi özüne geri d ön­ .nek i s ter. Ama, bu kez gerçekl i k kaza n m ı ş o larak kJndi özüne kavuşur. Bu üçüncü gelişme basamağı d i alektik ' i n synthesis basamağ ı n ı ol uşturur. İde'nin bu l<end i n e dönüşü üç aşama içinde o l u r:

­

a) S ü bjektiv ti n : B u , bi reysel ti n olup bunu d a antropoloj i , fenomenoloji v e psikoloji incelı�r. b) Objektiv ti n: B u . özgür istemin ( i raden i n ) ob­ j ektivleş melerini gösteri r : 1) Özgü r iste m i n objektiv gerçekl i k olarak ürünü hukuktur. 2) Kendi üzerine katlan ı p düşünen i s te m , moralite ol arak o rtaya ç ı kar. Burada istem , vicdan olarak ken d i n i bel irler. 3) Ah­ lakl ı l ı k. Burada süj e , ahlaksal olan şey i l e , a i l e , bur­ j uva toplumu vP devlet i l e b i r olma b i l incine var ı r. 15


Devl ette objektiv ahlak en yetkin biçimde gerçekle­ şir. D evlet, mutlak ahlakl ı l ı ğ ı , m u tlak doğru luğu (ha­ k i kat) ve mutlak özgürlüğü, H egel'i n deyi m i i l e , yer yüzünde Tanrısal l ı ğı ifade eder. Devlet, özgürlüğe da­ ya l ı bir organisation, koşu lsuz b i r otoritedi r. Böyle bir o torite varl ığı olarak devlet, en yetkin somutl aş­ m a s ı n ı konti tutionel monarş i d e elde eder. Böyle bir devlet örneğ i n i H egel , i ç i nd e yaşad ığı Prusya monar­ şisinde görür. Bu no kta , daha sonra özell i k l e genç hegelcilerin ve Marx ' ı n Hegel eleşti ri l eri n i n odak nok­ tas ı n ı ol uştu rur. c) M u tlak ti n . Sübjektiv ve objektiv ti nlerin bir sentezi olup, onda ti n kend i kend i n i n tam b i l i ncine va rır. Bu da yine üç aşamada olur: 1) Tinin kendi özü­ nü özg ü rce temaşa etmesi i l e sanat doğar. 2) Tinin kend i özünü s i mgelerle kavramasıyla din doğar. 3 ) Ti­ nin kendi özü nü kavramsal - düşünsel ol arak kavra­ masıyla felsefe doğar. Fel sefe , tinln en üstün g e l i ş­ me basamağ ıdır. Bütün bu tin siste m i n i a raştıran felsefe de ti nsel fel sefe adını a l ı r . Görüldüğü g i b i , Hegel sistemi , ide'den, kavram­ d a n , tinden kal kıyor, doğa varl ı ğ ı n ı geçti kten sonra tekrar kendi özü ne dönen ti nin b i r fel sefesi ol uyor. Felsefe, ti n i n bütün gelişmesini d i a l ekti k o l a rak kav­ rıyor. Çünkü, Hegel'e göre, varl ı ğ ı n gel işmesi dialek­ ti kti r. Ama , bu d i a l ekti k bir 'yukardan' aşağ ıya doğru inen idea l i s t d i a lekti k 'd i r. Kari M a rx d i a l ektik d üşünmeyi H egel'den a l ı r . Başlang ıçta b i r H egel hayranı v e b i r Hegelci o l a n M arx , felsefesi n i de H e g e l ' i eleşti ri rken ol uşturur. Yaşam ı n ı n başlarında H egel felsefes i n i · d a i monca 16


bir kaya lar melod i s i ,, o larak n i telend i re n M arx, hem Hegel 'e s ı k ı s ı kıya bağ lan ı r hem de gidere k Hegel ile uyuşmaya n , ha tta ona karş ı t b i r yan ı n ı n bul unduğu­ nu en içinden duyar. Daha i l k yazıları ndan iti baren Hegel'e bu karşı olma, Hegel'i eleştiri n i te l i ğ i n i a l ı r ve Marx fel sefesi b u el eşti r i l e r i l e g e l i ş i r v e kend i içerik ve biçimini kazan ı r. Marx felsefesi de di alekti k 'e daya l ı d ı r. M arx yal­ nız d ialektik yöntemi kullanmakla ka l maz, bunun H e­ Çje l t<ırafı ndan kullan ı l mış olmasını da övgüyle karş ı ­ l a r . Dial ekti k yönte m i n genel v e temel biçi m lerini çok güzel saptad ığı için Hege l ' i kutlar. Ancak, ne var ki , Marx ' ı n d i a lekti k'i de artık H egel d i alekti k' i değ i l d i r. Aralarında büyük b i r ayrı ca l ı k vard ı r. Bu ayrıca l ı ğ ı n baş ı nd a , d i a l ekti k ' i n ç ı k ı ş noktası g e l i r . Hegel, d i alek­ ti k'in ç ı k ı ş noktası olarak ide'yi a l ı r. M arx, Hegel'i n b u an layı ş ı n ı , « gerçekl i ğ i n Demiurgos »unu (eski g reklerin evrenin b i r m i marı o la rak düşündükleri Tan­ rı ) ide'de bulması,, d iye yoruml ıyarak Hegel dialek­ ti k'ini « bi r m istifi kati o n " o l a rak n i telend i ri r. Bu d u­ rumda K. Marx'ın yapacağı şey, tutacağ ı yol ne ola­ raktı r? Bu yo l , H egel d ialekti k ' i n i , .. gerçekl i ğ i n Dem i u rgos »unu değiştirmek olacaktı r. Bu yaklaşım içinde Hegel d i a lekti k ' i , ters i n e , başaşayı çevri l i r. El­ bette bu d ia!ekti k'i başaşağı çeviri rken M arx'ın yap­ mak is ted iği be l l i b i r şey vard ı r, Marx'ın bel l i b i r amEıcı vard ı r. Bu amaç, tari hi, ta rihsel - kültürel süre­ ci açıklamaktır, ta rihsel - kültü rel sürecin genel ge­ l i şme b i ç i m l erini sapta maktır. Ancak, daha önce de­ ğ i n m iş olduğumuz g i b i , Hegel de varl ı ğ ı n genel gel i­ ş i m i içinde ta rihsel geli şmeyi bel i rlemek i s temi şti . Ancak, ne var k i , M a rx'ın ta rih anlayışı Hegel'i n tarih 17

Marksist Estetik

-

F./2


<:ın layış ından çok ayrıca l ıd ır. Şöyle k i , H egel tari h de­ yi nce geçmişi anlar ve onu açıklamak i s ter. M a rx ise tarih deyi nce, ge leceği anlar ve gel eceğ i n oluşu mu­ nun d i a l ekti k kural ve şemalarını saptamak ister. Bu­ nu başka tü rlü söylersek: Hegel geçmişe dönüktür , M a rx ise gel eceğe dönüktür. (1) Hegel'den d i a l ekti k yöntemi alan M arx , bunu başaşağı çevi rerek tarihsel kültürel sürece uyg u l a­ mak ister. Hegel d i a l ekti k'i «yu karıdan » b i r dial ekti k, b i r ideal ist d i a lekti ktir. M arx onu başaşağı çevirerek bir « aşağ ıdan" d i a l ekti k'e, bir materyal i s t d i a l ekti k'e dönüştü rür. İmd i M arx bunu nas ı l yapıyor? Bu « aşa­ ğıdan " dial e ktik için d ayanacağı temeli nered e b u l u­ yor? Bu temeli M a rx, madd i - ekonom i k koşull arda bu­ l u r. M a rx d i a l ekti k'i de b i r çelişkiden ka l kar; bu çe­ l i şki , ekonom i k b i r temelde bulunur: üretim gücü i l e ü retim ilişkileri aras ındaki çelişki . Tarihsel sürec i , tarihsel gel işmeyi yürüten toplumsal temelde bulu­ nan bu ekonom i k çel işkidir. Bu e kono m i k çelişki , top­ lumsal katta sah i p-olan ve sahip-ol mayan s ı n ıflar a ra­ sındaki çatışmayı , s ı n ı f çatışmasını doğurur. Ş i m d i , bu üretim-gücü v e ü reti m-il işki l e ri kavraml a rı a l tında M a rx ne anl ıyor? Bunu bel i rlemeğe çalışal ı m . Ü re­ ti m-güçleri deyince M a rx, b i r mal ın ü retimi i ç i n kul­ l an ı lan üretim araçlarını anl a r. Bunlar, en yal ı n ola­ ra k z i raatte kullanılan tırmı k , çapadan başl ıyarak trak­ töre. endüstride makine ve fab rikalara kada r uzanır. Üretim i l işki lerine gel i nce: üretim i l işkileri, üreti m araçları n ı n mülkiyetini gösterir. Bu araçlar, özel mül­ ki yete ait olabi l i r, bunlar toplumun ortak mal ı olabi1)

Bak: Robert Heiss Die grossen Dialektiker des 1 9 Jahrhun­ derts, Köln - Berlin. 1 966. Hs


lir. Ü reti m güçleri n i n top lumsal a l t-yapıyı oluştu rma­ s ı na karş ı l ı k , ü retim i l i şkil eri , m ü l k iyet, h u kuk, dev­ let, a h l �k . fe lsefe, estetik g i b i ideoloj i k üst-yapıyr o l uşturur. Toplumda, burada öze l l i kle kapitalist bur­ juva toplumu gözönünde bulundurul uyor, bütün d ia­ le kti k geli şmeyi sağ l ıyan bu alt-yapı i l e üst-yapı ara­ s ı n daki çel işmed i r. Bu d i a lektik şöyle oluşur: Thesi s duru munda ye­ ni üreti m g üçleri ortaya ç ı kar_ Söz ge l i m i , makinenin ü retimde kullanı lması gibi Anti thes i s : Yeni ü reti m güçleri , mevcut üretim i l işki lerinin baskısı altına g i ­ rer. Buradan b i r çel işki doğar. Söz ge l i ş i , maki nen i n ü reti m gücü olara k o rtaya ç ı k ı ş ı , kapita l i st ü retim i l iş­ ki leri, mül kiyet, hukuk ahlak v.s_ gibi toplumun i deo­ loji k üst-yapısı ile çatışan bir d u rum yaratı r. B u ça­ tışma içi nde , ü retim güçleri daima poz i tiv, i l eri güç-· l e r olduğu halde, ideoloj i k üst-yap ı , üreti m i l işkileri­ ni engel leyi c i , negativ b i r el emand ı r. Topl u mun te­ m e l i nde kendini gösteren bu ekonomi k çelişme, top­ l u mun üst katında bir s ı n ı f çatışması hal i nde yans ı r : emekçi s ı n ıfı i l e kap i tal sahibi s ı n ı f aras ı nda. Synthe­ sis aşamas ı nda: Gelecek olan devri m , bu çatışmay ı ortadan kald ı r ı r v e ekonomik a l t-yapıya uygu n b i r ide­ oloj i k üst-yapı meydana geti rir. Marx'a göre , tarihsel gelişme, böyle bir sınıf çatışmas ının ortadan kal ktı­ ğı bir top l u msal ereğe yönel i k d i a lekti k b i r g e l işme­ d ir. Görü ldüğü g i b i , ta rihin böyle materyalist bir d i a­ lekti k içinde kavra n ı ş ı , Hegel dia lekti k 'i n i n baş aşa­ ğı çevrilmesidir_ Ancak, M a rx bunu yaparken tek ba­ ş ı na değ i l d i r , yanında Friedrich Engels de vard ı r. N e v a r k i , Engels d ialekti k ' i n uygulama alanını yalnız ta­ rihte deği l , doğada ve i nsan b i l i ncinde de bulmak i s19


ter. Enge l s 'e göre ; «Dial ektik, doğa , i nsanı toplumu ve i nsan düşünmes i n i n genel hareket ve geli şme ka­ nunları n ı n b i l i m inden başka bi r şey değ i l d i r. " Tıpkı M arx g i b i , Engels de di al ekti k'i i l kin tarihe uyg u lar. Böyle bir uygu laman ı n temel nite l i ğ i , onun da m aterya l ist b i r tarih felsefesi olmasıd ı r . Ama. on­ l ar, birbiri lerinin etkisiyle böy le ortak bir felsefeye ulaşmış değil lerd i r. Onlar, birb i ri l erinden bağ ı msız olara k ortak bir tarih anlay ı ş ı n a varm ı ş lard ı r . Bunu Engels şöyle açıkl ıyor: «Şunu i nkar edemem ki , ma­ terya l i st teori n i n teme l l en d i ri l mesinde ve i ş l enme­ s i nde ben im M arx i l e kırk y ı l l ı k ortak çal ışmam ızda­ ki payım bel l i bir bağ ımsız l ı ğı gösterir. Ama. öze l l i k­ le de onların kes i n bel irlenmesi M a rx'a aitti r . Benim katkı m olan şeyleri (bazı çok uzmanl ı k alanl arı d ı şın­ da) ben ol madan da Marx yapab i l i rd i . Ama, M a rx ' ı n başardı ğ ı şeyleri ben tek baş ıma başaramazd ı m .» Bu­ nun neden i , bir bakı ma, onların ç ı k ı ş noktalarının b i r­ b i ri l erinden ayrı ol ması i d i . M a rx fel sefeden hareket ederek materya l i st tarih fel sefesine u l aş ıyord u , En� gels ise ekonom iden hareket ederek ayn ı noktaya u l a­ şıyord u . Bunu Engels yine şöyle açıklar: · Ben M anc­ hester'de ekonom i k olayların tarih yaz ı m ı nda ş i mdi­ ye kadar ya hiç rol oynamad ı ğ ı ya da pek az rol oy­ nad ı ğ ı . oysa modern d ünyada ekonom i k olayların çok kes i n bir tarihsel güç olduğu , onların s ı n ı f çatış ma­ l arı n ı n temel i n i ol uştu rduğu , İng i l tere g i b i büyük en­ düstrinin g e l işti ğ i ü l ke lerde parti kavga ları n ı n ve böy­ lece de bütün pol itika tari h i n i n temeli oldukları dü­ şüncesi ne tesadüfen u l aştı m . M a rx d a yal n ı z bu gö­ rüşe varmakla ka l ma m ı ş , aynı zamanda bu düşünceyi , devlet burjuva toplumunu değ i l , burjuva top l u m u dev­ leti koş u l l a r d iyerek genelleştirmişti r. Buna göre, po20


l itika ve po l itika ta rihi ekonom i k i l g i lerle ve onların gel i ş i m i i l e açıklanmaktad ır, tersi ile deği l . M arx'ı 1844'de Paris 'te ziyaret ettiğimde, a ram ızda teori k alanl arda tam b i r uyuşum doğmuştu . 1845 'de Brük­ sel 'de buluştuğumuzda ise, Marx bütün yu karda i şa­ ret edi len teme l l e r üzerinde materyal ist tarih görü­ şünü ana çizg i l eriyle gel iştirmiş bulunuyord u . Veni elde edi len görüş doğrultusunda çeşitl i yönlerden ay­ rı ayrı çalışma kararı a l d ı k . Bu 'ça l ı şmal ardan d a , ma­ teryal ist tarih felsefes i n i n d i alektik yap ı s ı oluştu . » Ancak, Engels'e göre , bütün bu tari hRel d i a l ek­ tik g e l i ş menin te melinde bulunan biricik etken eko­ nom i k etken değ i l d i r. Engels'e göre, bu M a rx i ç i n de böyl ed ir. 1 890'da yazd ı ğ ı b i r mektupta Engels şöyle der: « M aterya l i st tarih anlayışına göre , tarihte en son mercide bel i rl eyici eleman, gerçek yaşamın üre­ tim ve tekrarıd ı r. M a rx i l e ben bundan daha fazla bir şey öne sürmed i k . Eğer b i ri bunu tersine çevi ri r de ekonom i k elemanı biricik belirleyici b i r eleman ya­ parsa, o zaman bu ifadeyi soyut ve saçma bir ifade­ ye dönüştürür." Enge ls'in bu sözleriyle materya l i st tarih fel sefes i n i n daha esnekl eşti r i l d i ğ i n i , ama ayn ı zamanda da teh l i keye sokulduğunu görüyoruz. Ne var ki, Engels d i a l ekti k'i yal n ı z tari hte değ i l , doğada da bulmak ister. Bunun neden i , Enge l s ' i n , M a rx ' ı n ölü münden sonra s e k i z yıl boyunca doğa bi­ l i mleriyle, fizik ve biyoloji i l e u ğ raşmasında bulunur san ı rız. Daha önce ne M a rx ne de Engels, çağ l arında büyük bir atı l ı m yapan pozitiv doğa b i l i m l erine karşı bir i l g i d uyma m ı ş l ard ı . H atta , o kadar k i , çağ ı n ı n po­ zitiv b i l i msel eğ i l i m i n e uyarak felsefeyi de pozitiv­ l eşti rmek i steyen A. Comte'a ka:·şı o lumsuz tavı r bi21


le a l m ışlard ı . (1) Marx H egef'den gel iyord u , onun te­ mel kayg ı s ı , ta rihin d i a le kti k gel işmes i n i saptayabil­ m ekti . Bunu Engels 'Anti-Dühring ' i n 2 . baskısı nda şöy­ le i fade ed iyor: « Marx ve ben, Alman ideal ist felse­ fesinden dialekti k 'i a l ı p onu doğa ve tari h i n materya­ l ist kavranmasına b i l i nçli olarak aktarıp kurtaran bi­ ric i k düşünürl erizd ir. Doğ anın d i alekt i k ve materya­ l i st kavrayışına matemati k ve doğa b i l i m l eri i l e olan yakı n l ı k da girer. M arx iyi bir matemati kç i idi, ama doğa b i l i m lerini biz kısmen ve böl ü k pörçük izleye­ bildi k." Engels, doğada da olayların ve gelişmenin olduğunu görür. Buna göre. doğada da olayl a r ara­ sında s ı k ı bir i l g i ve bağ l ı l ı k olmal ı d ı r. B i l i m i n göre­ vi, doğayı böy le bağ l a m l ı b i r birl i k hal inde kurmak ol­ m a l ı d ı r . Böyle b i r b i rl i k , doğanın d ial e kti k'i o lacak­ tır. Bu b i rl i ğe u laşmada Engels üç büyük buluşu önem­ li olarak görür: B i rincisi, hücrenin bul unuşudur. İ ki n­ cisi, enerj i n i n değ i ş i m yasas ı d ı r. Üçüncüsü, Darw i n ' i n bütün o rganik varl ı ğ ı n , pek a z sayıdaki h ücren i n u z u n b i r gel işme süreci içinde meydana g e l m i ş o l d u ğ u dü­ şü nces idir. İşte, doğan ı n dial ekti k ' i , böyle heterojen olayların gösterd i ğ i b i r g e l i ş m eyi bir b i r l i k içinde sap­ tayaca ktır . Engels'e göre, dial ekti k'in üçüncü uygu lama ala­ n ı insan bilgisi a l a n ı d ı r . Engels'e göre. i nsan b i l g i s i de tarih v e doğa varl ı ğ ı g i b i , sonu ol mayan d i nam i k b i r süreçtir. B u sü reç içi nde hiç b i r kes i n çözüm v e deği şmez doğru l u k yoktu r ve olamaz. Bütün bi lgi leri­ miz ve doğru ları mız rel ativ'tir. Bilme süresi değiştik­ çe doğru l u klar da değ i ş i r l er. Engels şöyle söylüyor: 1)

Bk. Gustav A. Wetter, -Der dialektische Materialismus. Wien 1 960_ 22


«Kes i n çözüm ve ebedi haki katl ere u l a ş ı l amaz. Bütün bi l g i m i z , b i l g i n i n kaza n ı l d ı ğ ı koşul lara bağ l ı d ı r . . . Ş i m­ d i doğru ol arak kabu l edi len b i r b i l g i n i n sonra yan l ı ş­ l ı ğ ı ortaya ç ı kabildiği g i b i , ş i mdi yan l ı ş olarak kabu l edi l en b i r b i l g i n i n sonra doğ ruluğu da o rtaya çı ka­ b i l i r . .. Anca k , bu sözler, doğru l u k l arın ol mad ığı n ı de­ ği l de, kes i n ve ebed i doğ rulukların olmad ı ğ ı n ı d i l e getirmek ister. B i r başka yerde, Anti-Dühring'de d e Engels şöyle der: « Ya l n ı z cans ız d o ğ a i l e uğraşan bi­ l i m l erde ( matemati k, astronom i , meka n i k , fizi k, k i m­ ya) değ işmez haki katler yoktur , aynı zamanda biyo­ loj ide ve hatta tarihsel b i i l m l erde de ( örneğin bütün insanlar ölür, Napoleon 5 Mayıs 1821 de öl müştür gi­ bi) vard ı r sözü , kaba, ruhsuz ve a l e l ade bir ifaded i r . .. Marx, tıpkı vaktiyle Sokrates g i b i , ya l n ı z i nsansal o l a­ na i l g i duymuştu , doğaya deği l . Bu i nsansal olanı M a rx toplumda somut ol arak bul muştu . Tarih, i nsan­ sa l-top lumsal olanın gerçekl i k kazanmas ı d ı r. Bu ger­ çek l i ğ i n çözü m l enmesi olan materyal i st dialekti k, ta­ ri h i n kes i n ve tümel bir b i l g i s i n i ol uştu ru r . D a h a sonraki yı l larında doğa b i l i m leriyle u ğ ra­ şan ve doğadan ka l kan Engels, bi lgide dogmatizmin yeri o l mad ı ğ ı n ı , doğa b i l i m lerinde haydi haydi ol ma­ d ı ğ ı n ı , bundan ötürü de b i l gide be l l i b i r septisizmin bul unması gerektiğini görür. Y ı l lar sonra Engel s ' i n bu pozitivist görüşünün izinden g idenler, Len i n 'e da­ yanarak: « Ma rxist - Leni nist felsefenin bütün tümel tez leri i l e ti kel tezleri, sosya l i zm ve s ı n ı f kavgası teo­ risi mutlak doğ rudur. M adden i n i l k s ı rada ve b i l i ncin i ki nc i s ı rada geld i ğ i , kapital izm i n çöküşünün kaç ı n ı l­ maz olduğu ve sosyal i st düzenin aynı kaç ı n ı l mazl ı k l a 'kapita l izm i , geceden sonra gündüzün gel eceği g i b i iz1eyeceğ i , sosyal ist ekonomi sistemi n i n , üretim güç23


fe rinin gel i şmesine s ı n ı rs ız b i r yer açtı ğ ı , v.s. bütün bu nlar, prati k ' i n kanıtlad ı ğ ı ve gel ecekte hiç bir yol­ da ç:Jrütülemiyecek doğru l u k l a rd ı r » (1) d i yen dogma­ ti k - ortodox marx istlerce çok sert biçi mde e l eşti ri l i r . Ama , d a h a sonra l arı marxizmin al acağ ı bu dogmati k ortodox eğ i l ime karş ı , Enge l s ' i n a l d ı ğ ı tav ı r ve yukar­ da işa ret etm i ş olduğumuz sözleri , çok önceden ya­ pı l m ı ş sert bir eleştiri değeri n i taşı maktad ı r, Hatta deneb i l i r k i , dogmatik - o rtodox marxizm 'e karşı i l k açık ve ciddi b i r eleşti r i , Engel s'in b u pozitivist tav­ rında somutl uk kaza n ı r .

il) Din M arxi zm'i karakterize eden nite l i klerden b i ri d e , o n u n d i n fonomeni karş ısı nda a l d ı ğ ı tavı rd ı r . Bu tav ı r , bi r ateist tavı rd ı r . Gerçekte de, marxizm, marxizmin klasikleri sayı lan Marx, Engels'den beri bu ateizmi vazgeçi l mez bir n itel i k ol a rak sürdürmektedir. M arx­ izm bu ate i st görüşü nereden al ıyor? M arxizm bunu Genç-hegelci lerden ve öze l l i kle de Ludwi g Feuer­ bach 'tan al ıyor. Hege l ' i n 1831 de ö l ümünden sonra, Hegel öğren­ c i leri i ki karşıt kampa ayrı l ı rlar: sağcı ve solcu He­ gelci ler. Bu uzlaşmaz l ı k başta tümüyle d i nseldi . Şöy­ le k i , Hegel İ sa'nın kişi ola rak öl ümsüzlüğü hakkında bel i rli bi r şey söylememi şti . Heg e l ' i n ölümünden son­ ra c'ğ rencileri onu bu konuda yoru mlamağa çalıştı lar. Ki m i s i kato l i k k i l isesinin dogmalarına uyarak , İ sa'n ı n kişisel ol arak ölü msüzlüğü i l e i l g i l i k i l i s e öğreti s i n i ben i m seyip s a ğ eğ i l i m l i b i r yön a l ı rken , kimisi d e �

1)

Bk. G. A. Wetter, aynı

eser, s.

24

589.


Tanr!yı tümel bir cevher olarak düşünmeğe ya da Tan­ rıyı tümüyle reddetmeğe eğ i l i m duyd u l ar. Bunla ra da so l Hegelci l er den d i . Bunlar arasında en köktenci dü­ şünen Hege lci de L. Feueubach olm uştur di yeb i li riz. Bu köktenci tavrıyla da L . Feuerbach marxizmi derin­ den etki l er . H cgel 'de d in , mutlak tin i n kend i ne dönüşü için­ de ken d i ni s i mgesel o l a rak kavramasıyla ol uşuyordu. Feuerbach , bu noktada Hegel'den en kökten b i r bi­ çimde ayr ı l ı r. Feuerbach 'a göre, Tanrı , insan tarafın­ dan yaratı l ı r , insan, olmak istediği şey ola rak Tanrıyı yaratır. Ne demek insa n ı n olmak istediği şey ol arak Tanrıyı yaratmas ı ? İ nsan, bel l i nite l i kl ere sahip bir varl ı ktır, ama, insanın sahip olmad ı ğ ı nitel i kler de vard ır. İ nsan son ludur, buna göre sonsuz l u k nite l i ğ i n­ den yoksundur. İ nsan yetk i n değ i l d i r, buna göre yet­ k i n l i k n itel iğinden yoksundur. İnsan ö l ü m l üdür, buna göre de ölümsüzlük nite l i ğ i nden yoksundur. İ şte , i n­ san, kend i s i nde bulunmayan bu nitel i k leri , sonsuzl u­ ğ u , ölü msüzlüğü ve yetki n l i ğ i , v.s. y i , tasarladığı üs­ tün b i r va rl ı ğa yükler ve bu va rlığa da Tanrı adını ve­ rir. O halde Tanrı , i nsanın yarattı ğ ı b i r i l l usion'dur, real iteden yoksun b i r tasarımdı r. Ama. teh l i ke l i ve zararl ı bir i l lusion, b i r tasar ı m . İ nsanı bu i l l usion'dan kurtarmak gerek . . . Bu nas ı l olabi l i r ? Bu, Tanrıyı tek­ rar i nsan hal ine geti rmekle olur. Tanrı n ı n yeniden i n­ sc:n hal ine geti ril mes i de hümanist b i r eyl emle ger­ çekleşeb i l i r: Tanrı sevg i s i ni n yerini insan sevg i s i , duanın yeri n i i ş , çalışma a l ma k l a , günah çı kartma ve rahibe yap ı l an itiraflarla yarı melek olan i nsanı tüm i nsan yapmakla. Böyle i nsansal bir düzen içinde, Fe­ uerbach 'a göre, art ı k Tanrının var l ı ğ ı n a da gereksin­ m e kal mayacaktır. 25


Marxist ate i zm , Feuerbac h ' ı n yukard a özetlediği­ miz a n l ayış ından kalkar. M a rx ' ı n çıkış noktas ı ş u so­ ru o l u r : İnsan neden d i n denen b i r i l l us i on dünyası yaratmağa gereksinme duya r? M arx'ın böyle b i r so­ ruya verd i ğ i karş ı l ı k , a rtık d i nsel alanı aştı ğ ı g i b i , Feu­ erbach ' ı n hümanist - antropol oj i k düşünüşünün de çok d ış ı na çıkar. M arx, bu soruyu , i nsansal - topl umsal b i r sorun o l a rak a l ı r v e böyle temel lendirir. M arx'a gö­ re, böyle b i r soruya veri l ecek en yal ı n karş ı l ık, topl u­ m u n şu s ı rada ters b i r dünya o l ma s ı d ı r. İ nsan , top lu­ m u n ve devletin bir parças ı d ı r . D i n ise, top l u m u n , dünyan ın bi r tinsel yansımas ı d ı r. D i n , insan özünün fantasti k b i r gerçekleşmesidir. Bu fantastik nite l i ğ iy­ l e , d i n , i nsanl a ra gerçek, i nsansal-dünyasal b i r m utlu­ l u k yeri ne, hayal i b i r m utl u l u k vadeder. B u an lamda din, «ha l k için bir afyond u r » . B u haya l i vaad l eri yle d i n , i nsanların gerçek - dünyasal mutl u l uğa çaba gös­ termelerini engel ler. Bunun i ç i n M a rx'a göre, • di ne karşı savaş , bu ters dünyaya karşı savaştı r. Göğün e l eşti r i s i , aslında toprağ ı n , hukukun el eşti ri s i o l u r" (1) Buna göre de, d i n i n e leşti risi , mevcut sosyo-ekono­ m i k düzen i n e l eşti risi olur. Ters l i ğ i n i yiti rm i ş b i r dün­ yada , sosyal i st b i r düzen i ç i nde, artık d i n i n ve Tan­ rının yeri ol mayacaktır. İşaret e d i l d i ğ i g i b i , Marx 'd a tem e l i n i bulan bu ateizm, günümüz marxizm i ne kadar kes i ksik sürüp gelir.

Ill) Eylem ve Devrim M a rxizm, yal n ı z b i r teorik felsefe, b i r kurgu d e­ ğ i l , aynı zamanda b i r eyl em felsefesid i r, sürek l i dev1)

Bk. G. A. Wetter, aynı

eser.

26


rime daya l ı bir düşünce etki n l i ğ i d i r . Eylem ve dev­ rim, marxist felsefede çözü l mez biçi mde birbirine bağ l ı d ı r. Ma rx'a göre , «fi lozoflar dünyayı ş i mdiye ka­ dar ayrıca l ı ol arak yoru m l a m ı ş l a rd ı r; ş i md i öne m l i olan dünyayı yorum lamak değ i l , dünyayı değ i şti rmek­ ti r». Burada söz konusu olan d ünya , toplum ve top­ l umsa l gerçekl ikti r. M arx , ya l n ız böyle bir öneride bu lunmakla ka l m ı yor. bu öneriyi uyg u lama alanına koyarak topl u msa! gerçekl i ği , d üzeni değ i şti rı neğe uğraş ıyor, hatta bu uğurda bütün yaşa mıyla büyük b i r ::avaş veriyor. Dia lekti k'i i le Hege!'den ha reket eden Marx i ç i n , eylem a lan ında artık Hegel b i r ç ı k ı ş noktası olarak a l ınamaz. B i r yandan Hege!, d i a l ekti k'in sürekli b i r d i namizm olduğunu söyliyerek, top l u m l arın sürekl i olara k özgürlüğe doğru yöne l d i ğ i n i öne sürer, öbü r yandan da içinde yaşad ı ğ ı despotik Prusya monarş i­ s i nde en yetk i n toplumsal örneği görmekl e bu sürek­ li topl umsa! g e l işmeyi durd u rmuş o l u r. B u , genç-he­ gelc i l erin ve M a rx'm H ege l 'de bağ ı ş !ıyamadıkl arı de­ rin bir çeli şkiyi gösteri r. Bunun için, eylem ve devri m d üşüncesi açı s ı n­ dan Hege l , M a rx için b i r ç ı k ı ş noktası olamaz. Ama , yine b i r başka H ege lcinin bu yönden Marx'ı etki l e­ m i ş olduğunu görürüz . Bu genç-hegelci Po lonya l ı G raf August von Cieskowsky'd i r (1814 - 1895). Bu polon­ yalı düşün üre göre, Hegel siste m i nde felsefen i n ge­ l i şmesi tepe noktasına ulaş m ıştır. Art ı k teori k o l a­ rak ondan daha yetk i n b i r fel sefe kurulamaz. Buna göre d e , teorik fe lsefen in gelişmesi , Hegel felsefesi i le kapanm ıştır. Acaba bu felsefenin sonu m u demek­ tir. El bette, bu, felsefenin sonu o l m ıyacaktı r , ama do­ ğacak olan felsefe , artık yen i b i r felsefe ol acaktır. 27


Bu d üşünces i n i tem ellendirmek için, bu pol onya l ı He­ gelci tar i h i üç döneme böler: a) Duygu dönemi ; Es­ ki çağ . b) Düşünme dönem i : İsa i l e başlayıp Hegel ile kapanmış olan döne m . c ) İstem ( i rade) dönem i : Ge l ecek olan dönem. Bu dönemde gerçek, i stem ve eylemle deği şti ri l ecekti r. Ş i mdiye kadarki fel sefe , Hegel sistem inde doruk noktasına u laşmış ve teori k fel sefe süreci böyl ece kapanm ı ştır. Oysa ş i m d i , ye­ ni bir ta rih çağı başlıyo r: istem ve eylem çağ ı . Böyle b i r çağ ı n fe lsefes i de artı k b i r eylem felsefes i o l a­ cak, gerçeğ i , top l u msal gerçeğ i ve düzeni değişti r­ mek için bir eylem felsefesi olacakt ı r. İ şte bu etki­ lenme temeli üze ri nde M a rx, yukarda i şaret ett i ğ i ­ m iz a m a ç v e erekle felsefeyi belirlemek ister: « Ş im­ d iye kadar filozoflar dünyayı ayrıca l ı k l ı ol arak yorum­ l a m ış lard ı r, oysa ş i mdi önem l i olan, dü nyay ı değiş­ tirmektir." Bu anlayışı ile de M arx, eyl em i , felsefe­ n i n varl ı k kategorisi ol a rak bel i rlemek i ster. M a rx'a göre, i nsan , genel l i kle b i r eylem va rl ı ğ ı­ İ d ı r. nsanın bu eylem l i l i ğ i , bu etk i n l i ğ i , i ç-tepisel-hay­ vansal b i r etk i n l i k değ i l d i r. İ nsan , nesneleri , gerek­ s tnmelerine göre, değişti ri r, onları kendine uydurur ve onları üreti r. Bu , bir iş, çalışma ve eylem etkin­ l iğ i d i r. İ nsan, özünü, ancak i ş ve eylemde d ı ş l aştı rır. Ama ne var k i , bu i ş ve eyl em, kapita l i st burj uva top­ l u m larında ters b i r biçi mde somutl a ş ı r . Şöyle k i , i n­ san ne kadar çok üreti rse, yaptığı iş ve eylem i n sa­ n ı n özüne o derece yabancılaşır. M arx'a göre, i nsa­ n ı n özüne yabancı laşan bu iş ve eylem, i ş i , eyl emi yapan k i ş i n i n , emekç i n i n karşısı nda kapital b i ç i m i n i a l ı r. B u n u n doğal sonucu da, i ş ç i nekadar ç o k üretir­ se, kend i özüne yabancı o l an kapital o ölçüde büyür ve güç kaza n ı r. Ama, i ş i , eylemi , ü reti m i yapan da 28


o ölçüde yoksul laşır. Sonunda, emekç i n i n kend i n i d ı ş­ l aştı rmasıyla meydana getird i ğ i ü ret i m , ona yabancı ve düşman bir güç o l m u ş olur. Şimdi böyl e b i r d u rumda tutu lması gerekl i olan yol ned i r? B u rada tutu l ması gerekli yo l , bu yabancı­ laşmanın ortadan ka l d ı rı l ma s ı d ı r , i nsan ı n özünün yine kend isine dönüşmes i n i sağ lamaktır. Bu da ancak ka­ p ita l ist d üzenin deği şti ril mesi i le olabi l i r. Bu kapita­ l ist düzeni değiştirecek biricik eylem ise yal n ı z dev­ rim olabi l i r. Kapita l i st düzenin devri m l e değ i ştiril me­ si demek, özel mülkiyetin ka l d ı r ı l ması demekti r. An­ cak, o rtak m ü l kiyete daya l ı b i r top l u mda i nsan ı n özü i l e yabancı laşması ortadan ka l kar. Böyle bir top l u m , sosyal ist top l umdur. Ohalde devri m , böyle b i r top l u ma u l aşma yol u n ­ da yap ı l acak b i r i c i k b i r topl umsal eylemdir. Devrim ned i r? Devri m , prol etaryan ı n kapita l i st düzeni y ı k ı p s ı nıfs ı z bir top l u m meydana geti rmesi demekti r. M arx , proletarya n ı n bu yıkıcı görevini şöyle d i l e ge­ tiri yor: " Proletaryanın rol ü , ö l ü leri göm mekti r . Yeni b i r dünya ku rma , içinde h i ç b i r özel yararı n , h i ç b i r s u ç u n o l mad ı ğ ı , y e n i b i r top lumsal gerçekliği kurma yol unda, bu top l umsal gerçe k l i ğ i kuracak i şçi s ı n ıfı düşmanlarının yok edilmes i d i r . » Buradan anlaş ı ld ı ğ ı g i b i , devri m , i ş ç i s ı n ı f ı n ı n özü gereği üzerine a l d ı ğ ı v e yapma k zorunda bulunduğu b i r toplu msal eylem­ d i r . Bu toplumsal devri m , ya l n ız M a rx dial ekti k' i n i n zoru n l u-mantı ksal b i r sonucu değ i l d i r, ayn ı zamanda insan yabancı laşmas ı n ı n ortadan kal d ı r ı l ması için iş­ ç i s ı n ı f ı n ı n üzerine a l d ı ğ ı tarihsel-toplumsal b i r gö­ revd ir. M arx, yaşa m ı n ı n sonuna kadar bu devri m i n ger­ çekleşmes i n i beklemiştir. 29


2. Şi mdiye kadar söyled i kleri m i zden anlaş ı ldığı g i ­ bi, marxizm, tari hsel-kü ltürel geli şmeyi maddi-ekono­ m i k etkenlerle açıkl ıyan, tari hsel materyal i zm ad ı n ı alan, kapita l i st düzeni devri m i l e değ i şti rerek sosya­ l ist b i r düzen kurmak i steyen b i r eylem felsefesi ve b i r i deolojid i r. Şi mdi şunu sorab i l i riz: Böyle maddi­ ekonom ik temele daya l ı bir felsefe ve bir ideoloji i ç i n estetik problemler g i b i yüksek ruhsal-ti nsel i nsan ya­ şamı i ç i n e giren problemlerle u ğ raşmak, bu felsefe ve ideoloj i n i n ereğ i ne b i raz ters düşmez m i ? Ayrıca. marxizmi kuran düşünürlerin, M arx, Eng el s ve Le­ n i n'in bütün yaşaml arı , fel sefes i ve i deoloj i k b i r kavga içinde geçti ğ i ne göre, onlar, estetik ve sanat prob­ lemleri i l e uğraşmak için gerek l i zamanı bulab i l m i ş-· ler m i d i r ? Bütün bu soru lar yerinde soru lard ır. Ama, ne var ki , M arx, Engels ve Len i n ' i n özel yaşam larına baktığ ı m ı z zaman bulduğumuz nite l i kler, bu soru l a r ı n yeri ndel i ğ i n i ortadan kald ı rı r . Bunu başka türlü söy­ lersek, teorik olara k dünya görüşü ve yaşam ları n ı n ideoloj i k yoğunluğu , sanatla v e estetik problemlerle i l g i l enmelerine olanak b ı rakmad ığı halde, pratikte onların sa nat i l e derin ve çok s ı k ı i l g i l eri olmu ştu r . Onlar, çağları n ı n büyük ayd ı n ları olarak sanata , özel­ l i kl e d e edebiyat sanatına büyük i l g i duymuşlar ve yaşad ı kları çağ ı n edebiyat ı n ı n en h ı rs l ı okuyucuları oldukları gibi, okudu kları yaza rlar üzerine değer yar­ gı ları da verm i ş l erd ir. El bette, bunun d ı ş ı nda onl a r­ dan b i r sanat teoris i , b i r estetik sistem kurmaları beklenemezd i . Bununla beraber, u bütün bu söylenen­ lere dayanarak, M arx , Engels veya Len i n ' i n h i ç b i r esteti k teoriye sahip olmad ı ğ ı , onların yazıl arındanr 30


mektup ve d üşüncelerinden ne marx ist-leninist este­ ti k i ç i n ne de edebiyat ve sanat tari h leri metodolo­ jis i için sonuçlar ç ı karılam ıyacağı gibi b i r sonuç çı­ karmak da büyük yan l ı ş o l u rdu. Gerç i , esteti k, ede­ biyat ve sanat tari h i n i n tüm sistemi i l e i l g i l i çalış­ malar onla rda yoktu r, ama, K. M arx, Fr. Engels ve W. Len i n ' i n eserl erinde bu yönden o kadar zeng i n tuta­ mak noktaları vard ı r k i , bunlar b i rleştiri lerek bu üç büyük düşünürün estetik görüşleri b i l i msel sosyal izm ülkesinde yeniden kuru labi l i r . » Bunun için marxist bir esteti k , ancak, M a rx , Engels ve Len in'in çeşitl i kitap­ Jarnda ve yaz ı larında, mektuplarında d i l e geti rmi ş ol­ dukları düşüncelere dayanarak ol uştu rulabi l i r. Nite­ k i m , daha sonra yetişen marxist esteti kçi l er, bu i puç­ lar ı n ı genel marxist ç izgi ler içine oturtarak b i r marx­ ist sanat teoris i ve bir marxist estetik oluşturmuş­ lard ı r. Şimdi i l ki n biz de bu G i ri ş bölümünde ana ç iz­ g i leriyle M arx, Engels ve Len i n ' i n sanat i le i l g i l erine değinmek ve sonra da öbür bölüml erde, marxist es­ teti k'in temel yap ı s ı n ı ele almak i stiyoruz .Pau l Lafargue, M arx' ı n ça l ış mas ına ara verd iği d i n l enme saatleri ile i lg i l i o l a rak şöyle d iyor: « M a rx , oda n ı n içinde bir o yana b i r bu yana yürüyerek d i n­ 'fenird i ; kapıdan pencereye kadar ha l ı üzerinde, tıpkı b i r çayı rda olduğu gibi bu gidip gel meler izler yap­ m ı ştı . Bazan da d ivana uza n ı r ve roman okurd u . Hat­ ta romanların b i r kaç ı n ı b i rden okurd u . Darwin g i b i , o da büyük b i r roman okuyucusu i d i . M a rx, 1 8 . yüzyı l roman ları n ı , öze l l i kl e de Tom Jones von Fieldi ng'i se­ verd i . Ona en çok haz veren modern yazarlar Paul de Kock , Charles Lever, Alexander Dumas ( Baba) ve Wa lter Scott i d i . B u sonuncusunun ' O ld M orta l ity' ad31


l ı yapıtı n ı b i r şaheser olarak n itelend irirdi . Bütü n ro­ manc ı ların doruğuna Cervantes 'i ve Balzac'ı koyard ı . Don Ouijote , ona göre , erdemleri henüz doğmakta olan burjuva dünyas ı nda gül ünç ve de l i l i k olan ö l müş şövalye çağ ı n ı n epos'u i d i . » ( 1) Bu büyük roman oku­ yucusunun, M a rx'ın özell i kle hayran olduğu romancı Ba lzac i d i . Öyle ki, ·Balzac' ı n büyük yapıtı ' La come­ die humaine' üzerine, yazmakta olduğu b i r ekonom i k yapıtı b i t i r i r biti rmez b i r şeyler yazmak i stem i şti . " (2) Şimdi şunu sorabi l i riz: Bu büyük roman okuyucu­ sunun sanat teorisi ve estetik i l e herhang i bir i l gisi olmamış mıdır? Böyle b i r soruya ünlü marxist este­ tikçi Hans Koch şöyle karş ı l ı k ver i r : « Estetik prob­ lem l ere öze l bir i l g i , M arx ve Engels'de ancak Hegel estetik'i ve Hegel öğrenci leri i l e tartı şma ölçüsünde kend i n i gösterir. Marx ve Engels, Hegel 'Esteti k'ine çok değer verm i şlerd i r, onun dayandığı temel leri da­ ima e leşti rmiş olsalar b i l e . Örneğ i n Engels Conrad Sch m idt'e Heg e l ' i incelemesi için sayısız dürtü ler verm i ş ve öze l l i k l e de ona b i r deha yap ıtı ol arak He­ g e l ' i n ' Felsefe Tari h i Üzeri ne Dersler' i n i öğütlem işti! ·Güçlenmek için size ' Estetik'i salık vereb i l i r i m . Eğer bu yapıtın içine g i rerseniz, hayran olacaks ı nız.,. (3) Marx'ı n estetik i l e şöyle b i r i l g i s i de olmuştur. ' New­ York Daily Tribune'un yayı mcısı C harles Dana 1857 Mayısında Kari M a rx'tan , çı karacağ ı ' N ew American Encycloped ia'ya bazı maddeler ve bu arada 'estetik' maddesini yazması tekl ifinde bulunur. Marx böyle b i r tek l i fe çok kızar v e Engels'e: « Esteti k ' i n b i r bask ı sa1) ) 3) 2

Hans Kc:h, Marxisrnus u. Aesthetik, s. 26. Berlin Aynı eser, s. 27. Aynı eser, s. 13. 32

1 962.


lıifes i i ç inde temel l i ve Hegel esteti k'i ne dayanarak el e a l ınmas ı n ı n ol anak d ı ş ı ol duğunu söyl er. » Engels de kısa ve kes i n ol arak: « Bi r sah ife içinde estetik'i e l e a l mak del i l i k o l ma l ı d ı r » (1 ) d iye karş ı l ı k veri r. Gerek Marx ' ı n gerekse Engels'in estetik i l e i lgi­ si, aşağı yukarı bu noktada hem başl a r hem de bit­ miş olur. Len i n 'e gel i nce , o da özell ikle edebiyata ve mü­ ziğe düşkündü. Beraber yaşad ı ğ ı Nadeshda Krupska­ ya ' Lenin Anı ları 'nda bu düşkünlüğü şöyle anlatı r : «Sürgü nde Lermontov, Pusch k i n ve Nekrassov'un ya­ ptları , Hegel 'in yapıtlarıyla beraber yatağ ı n ı n baş ı nda durur ve her a kşam bun lardan okurdu. En çok sevd i ğ i yapıt. Tschernyschevsky'n i n ' N e yapma l ı ?' a d l ı roma­ nı i d i . S i b i ryaya sürgüne giderken yan ı nda Goethe'­ nin faust'unu ve Heine'den bir cilt yapıt götü rmüştü . İki nci Cenevre ve Paris sürgünü s ı rasında Fransız edebiyatını yakından tan ı m ıştı . Öze l l i k l e H ugo'nun ' C hati ments ' adlı ş i i r kitabı onu etk i lemiş ve bu ş i i r­ lerde 1848 i hti l a l i n i n soluğ unu duymuştu. » (2) Y i ne 1921 y ı l ı na , Sovyetleri n savaşa daya l ı komünizmden yen i ekonomi k pol iti kaya geçti ği ve tari h i n i n en bu­ nal ı m l ı yıl ına ait Leni n'in i mzas ı n ı taşıyan b!r pµsul a , onun edebiyata v e sanata olan i l g i s i n i çok bel i rg i n bi­ çimde gösterir. Pusulada Le nin şöyle yazıyor: « Lüt­ fen, kitaplık memuru bayan , b i r süre i ç i n bana Hei ne'­ nin i k i ş i i r ci l d i n i ve Goethe'n i n Faust'unu yol l a r mı­ s ı n ı z? Her ikisi de al manca ve küçük boyda olsun . » (3) ı) �)

'.')

Aynı eser , s. 27. Aynı eser , s. 27. Aynı eser. s. 28. 33 Marksist Estetik

-

F./3


Len i n , M a rx ve Engels g i b i , yalnız edebiyata aşı­ rı b i r tutkuyla bağ l ı değ i l d i , ayn ı zamanda müziğe de böyle bir tutkuyla bağ l ı idi. Bunu, yine N adeshda Krupskaj a ' n ı n Len i n Anıl a rı'nda açık ol arak görüyo­ ruz: « l nes Armand'a yapılan ziyaretler i l e i lg i l i o l a­ rak o şöyle anlatır: l nes müziği çok seviyordu ve bi­ zi Beethoven konserlerine götürüyordu; kend isi de çok iyi piyano çalıyordu. Len i n , özell ikle Patheti k So­ nat'ı seviyordu ve lnes'ye onu çaldırtıyordu." ( 1 ) Maxim Gorki de, Len i n ' i n Beethoven müziğine olan sevgisi ve öze l likle de Appas ionata hakkında şöy l e ded i ğ i n i söyler: aAppas ionata 'dan daha güzel b i r ş ey tan ı m ıyorum. Onu her gün dinl iyebi l i r i m . Artık i nsan­ sal ol mıyan, olağanüstü b i r müzik! B i r g ururl a daima şöyle düşünüyorum : Bak, i nsanoğ l u ne hari kulade ya­ pıtlar yaratabi l iyor!" (2) Ama, sözleri m i ze burada hemen şunu katal ı m k i , Len in'in sanata o l a n i l g i s i d a h a ç o k k l a s i k sanat yö­ n ündendir. M odern sanata, çağ ı n ı n sanatına karşı bir i lg i ve b i r sevgi duymad ı ğ ı n ı C . Zetki n ' Lenin An ı l a­ rı'nda , Lenin' i n ağzından şöyle d i l e geti rir: aBen, ken­ d i m i 'barbar' olara k gösterme cesaretini kendimde buluyorum . Expressionizm ' i n , fütü rizm ' i n ve öbür ' izm'lerin yapıtla rı n ı , sanatçı dehasının en yüksek esin lemeleri ol ara k kabul etm iyorum . Onları anlamı­ yorum ve onlardan hoşlanm ıyorum . » (3) Len i n , M a rx ve Engels g i b i , sanata ya l n ı z büyük bir sevg iyle eğ i l m i ş değ i l , ayrıca o sanat üzerine ya1) ') 3)

Aynı eser. s. 27. Aynı eser. s. 27. Hans - Dietrich Sander, Marxsistische ldeo!igie und .A.llge meine Kunsttheorie, s. 87, Tübingen. 1975. 34


-zı l a r da yazm ı ş . Ne var k i , bu yazı lar daha çok parti­ güdümcülüğü açısından yaz ı l m ı ş . Bunlara b i r örnek ve rmek üzere, ' Pa rti organi sati on'u parti ve edebiyat, Genç l i k b i rl i k leri n i n ödevleri , İşçi kü ltü ve işçi kül­ türü' g i b i yazı larını sayabi l i riz. Marxizm i n klasikl eri sayılan M arx, Engels ve Le­ n i n ' i n yap ıtları n ı , daha sonra yetişen marxist este­ tikçi ler, ideoloji açısından değerlend i rmişler ve bura­ dan da sanat teorisinden esteti k değer teorisine ka­ dar uzanan b i r marxist estetik sistem i oluşurmuşlar­ d ı r. Bundan sonraki böl ü m l erde, bu marxist estetik s i ste m i , i l k i n bilgi temelleri yönünden, sonra torılum­ sal yönden ve son ol arak da sanat ontolojisi yönün­ -den ele almak istiyoruz.

35


BİRİNCİ BÖLÜM Bir bilgi problemi olarak sanat


Her sanat yap ı tı var olan b i r şey i l e . bir nesne i l e i lg i l id i r , bel l i bir varl ı ğ ı anlatır, var l ı ktan bir kesi­ ti ortaya koya r. Bir res i m , bel l i bir doğa parça s ı n ı n res m i d i r , bel l i bir i nsanın portresidir. B i r tiyatro , bel­ li olayların serg i l enmes i d i r . Bir ş i i r ya da müz i k par­ çası, ayn ı şekilde ya doğadan ya da yine varl ı ktan b i r parça olan i n san ruhundan, i nsan duygularından b i r anlatı mdır. Buna göre , h e r sanat yapıtı n ı n , b u yap ıt ne türden o l ursa ol sun . onun b i r obje dünyası vard ı r. onda b i r varl ı k dünyası söz konusudur. Sanat, ele al­ d ı ğı bu va rl ı ğ ı ne yapa r? - Sanat, onu anlatır, onu yorumiar, kısacas ı varl ı k hakkında bir şey söyler. Söz gel i m i , b i r peyzajda d i le gelen şey, doğanın sanatçı tarafından yorumlanışıdır. Sanatçı , « doğa böyledir," de,. Bir ş i i r, « i nsan duyguları böyled ir" der. Kısacası . her sa nat yap ıtı. b ize varl ı ğ ı an latır. varl ı k hakkında bilgi verir. Bunun için her sanat yapıtı , varl ı ğ ı n , ger39


MARKSİST ESTETİK çek l i ğ i n bir bilgisini o rtaya koyduğu g i b i , ayn ı zamanda bu b i lg ide, o sanatın varl ı k , gerçe k l i k anlayışı da yan­ s ı m ı ş o l ur. Her sanat yapıtı n ı n teme l i nde, buna göre , bir bilgi objesi, sanatç ı n ı n gördüğü, kavrad ı ğ ı ve ger­ çekl i k olarak belirlediği varl ı ğ ı n b i r b i l g i s i söz konu­ sudur. Her sanat yapıtı , varl ı k hakkında bir yorumdur, her sanat yapıtı, kend ine özgü kavran m ı ş , yoruml an­ mış b i r gerçekli ğ i , bir bilgi objes i n i somutl aştı r ı r . Bu. tek sanat yap ıtları için söz konusu olduğ u gi bi. her sanat anlayı şı , her " i zm" ve felsefe i ç i n de doğ rudur. Bundan ötü rü her aiz m,, ve her felsefe, varl ığ ı, dün­ yayı yeni ve kend ine özgü b i r biçi mde kavramay ı , yo­ rum lamayı ve bi l meyi d i l e geti rir. M arxizm de b i r felsefedir ve bir fel sefe olarak da belli b i r g e rçekl i k anlayışı n ı dile geti rd i ğ i g i b i . marxi st estetik de b u gerçekl i k anlayı ş ı n a dayanan be l l i bir sanat teori s i n i , estetik değer a n l ayı ş ı n ı d i l e geti rir. Ohalde, M arxist sanat teori s i n i n de temel i n­ de be l l i bir var l ı k ve gerçekl i k kavrayı ş ı , b i r bilgi prob­ lemi bul unur. Bunun i ç i n , marxist esteti k'i , marxist sanat teoris i n i bel i rlemek, onun temel inde yatan b u b i l g i problem i n i gün ı ş ı ğ ına ç ı karmak anlamına gelir. Ohalde. burada ilk araşt ı rmamız gere ken sorun, marxist sanat teorisinin b i l g i anlayışı olacaktır. An­ cak, burada bu sorun salt b i r bilgi sorunu ol mayıp, sanat yap ıtı n ı n varl ı ğ ı , esteti k gerçekl i k i l e i l g i l i b i r sorund ur. Buna göre, marxist esteti k' i n , marxist sa­ nat teori sinin bu estetik-gerçekl i k temeli üzeri ne otur­ tulması ve bu temele dayanarak onun araştı r ı l ması gerekir.

40


1. Estetik gerçekliğin belirlenmesi Her b i l g i olayında nas ı l b i r b i l e n i nsan süje'si i l e bi r b i l inen var l ı k , en ya l ı n ı ndan şu sokakta gördüğüm <ığaç ve evlerden başl ıyarak bütün doğal var l ı klara, yıldı zlara. öbür yandan i n sanın organ i k ve ruhsal ya­ şamına kadar uzanan obje' dü nya ları a ra s ı nda a l g ı sal , düşünse l , duygusal ve sezg i s e l , v.s . b i r i l g i söz konu­ su ise. aynı şekilde sanat o l ayında da, b i r sanatç ı sü­ je'si i l e onun kavrad ı ğ ı , örneğ i n ke l i melerl e , çizg i ve renklerle, seslerle anlatmak isted i ğ i b i r obje dü nya­ sı aras ındaki i l gi söz konusudur. Bu i l g i n i n nasıl b i r il gi olduğu, sanatç ı n ı n yöne l d i ği varl ı ğ ı , obje'yi nas ı l kavradığı sorusu, bu obje'nin nas ı l b i r varl ı k olduğu sorusunu içine a l ı r. Başka türlü söyl ersek, sanatın objesi ned i r ve sanatçı süjesi i l e bu obje aras ı ndaki ilgi nas ı l bir i l g i d i r ? Bu sorul ar ta Anti kite'den beri 41


MARKSiST ESTETiK sorul muş ve birbi rleri nde;ı çok ayrı karş ı l ı klarla ya­ n ıtland ı r ı l m ı ştır. Örneğ i n , Pl aton ve Aristoteles'e gö­ re, böyl e bir i l g i b i r mimesis (yansıtma , takl it, kop­ ya) i l g i si d i r. Hegel 'de, mutlak tinin görünüşe çı kma­ sıdır, Schopenhauer'de istemin ( i rade) objektivl eş­ mesidir. M a rxist estetik'e gel i nce, onun için de bu sorun , çözümlenmesi gereken bir ana sorundur. B i r bakı ma, bütün ö b ü r esteti k sorul arın çözü m ü , bu so­ runun çözümüne bağ l ı d ı r. İmdi, marxist estetik bu sorunu nası l ortaya ko­ yuyor ve ona nasıl b i r çözüm leme geti rmek i stiyor? Bur.u görmeğe çalışa l ı m . M a rxist estetikç i H . Koch problemi şöyle orta­ ya koyar : " Ma rx i st-l eninist esteti k'te biz daima şu �aptemaya rastl ıyoruz: sanat, özel b i r gerçekliği yan­ sıtma biçimidir. Bu söz, materyal i st yansıtma teori­ si anlam ında tartışma götü rmez bir biçimde doğru­ dur. Bu teoriye göre , gerçek l i k önde gel i r, onun ya­ n ı sı ra , onun ta k l i d i i se bundan sonra . " (1 ) Buradan anlaş ı l d ı ğ ı g i b i marxi st estetik teorisi için sanat b i r yansı madır, gerçek l i ğ i n b i r ta klididir. Ontoloj i k ba­ kı mdan söylendiğinde, gene l l i kle varl ı k gercekl i k olup , sanat buna yön e l i r , onu yansıtmak i ster. Ancak, burada kendil i ğinden bir soru doğar: Sanatın yan sıt­ tığı bu gerçekl i k nası l b i r varl ı ktır? Çünkü gerçekl i k , d uyularımızla en ya l ı n ol arak kavrad ı ğ ı m ı z nesneler­ den başlayara k, ruh sa l , sosyal varl ı k alan larına kadar uzanan geniş bir varl ı k evrenini d i l e geti rir. Şu dokun­ duğum masa nası l gerçekse , içimde d uyduğum ş u 1)

H. Koch. Marxismus und Aesthetik, s. 1 69. 42


MARKSİST ESTETİK duyg u , konuştuğum d i l ve uyduğum töre de gerçek­ tir. G erçek, burada varl ı k i l e eş anlama gel mekted i r. imd i sanat, bu gen iş varl ı k alan ları içinde hangi ger­ çeldiği yansıtır ve bu yansıyan gerçek l i ğ i n öz bakı­ m ı ndan niteli kleri nelerd i r ? İ l k i n bu soruya genel bir karş ı l ı k vermek gerekir. Sanatı n , öze l l i k l e yansıtmak gereğ inde olduğu bir gerçek l i k yoktu r. Sanat, doğal varl ığa, i norgan i k varl ı k a l a n ı ndan kayaç ve maden­ lerin varl ı k alanı ndan tutu nuz da o rgan i k , ruhsal ve sosyal gerçeğe kadar bütün varl ı k alanlarına yönele­ b i l i r. Sanat tü münü yansıtab i l i r. Marxizm için de b u böyled i r. Ancak, marxizm i ç i n sorun bu rada değ i l d e , bu gerçekliğin özü nde, onun ne olduğu sorusunda or­ taya ç ı kar. Bunu başka türlü söylersek: Gerçekl i k hangi nedenden ve hangi özden ötürü sanatı n obje­ si ol maktad ı r ? Bu soru , m arxist estetik i ç i n hem ori­ ginal hem de marxist esteti k'e yön veren temel b i r sorudur. Bunu H . Koch'dan al acağ ı m ı z b i r kaç cü m l e a ç ı k ol arak göstermekted ir. « Değerl i meta l l eri n , do­ ğal nesneler olma öze l l i ğ i i l e değ i l , tersine esteti k duyu m l arın objesi o l ma i l e son derece karmaş ı k , top­ l u msal b i r i l g i n i n doğal taş ıyıcı l arı olduğunu göster­ me etkeni üzerinde duru l m a l ı d ı r . (1) Buna göre altı n , gümüş v.s. g i b i değerli meta l lerin esteti k değeri , on­ l arın doğal bir varl ı k olmalarında değ i l , toplumun on­ lara böyle bir esteti k değer yüklemel erinde bulunur. Soylu madenler denen m etal lerin var l ı ğ ı nda kend i n i gösteren b u top l u msal fenomen, bu top l u msal görü­ nüş binl erce yı ldan fazlad ı r soylu metallerin parıltıı) Aynı

eser, s .

1 69.

43


MARKSİST ESTETİK s ı n ı n sağlad ı ğ ı rur . » (1)

estetik hazz ı n

ana içeri ğ i n i

oluştu­

Bu ya l n ı z i norga n i k doğa için değ i l , orga n i k doğa için de doğru ve geçerl idir. B i n l erce y ı l d ı r i nsanoğ l u çiçeklerin güze l l i ğ i n i anlatmam ı ş m ı d ı r ? Onların bu estetik değeri nereden gel iyor? M a rxist estetik'e gö­ re , yine aynı nedenden i l eri gel iyor; topl umsal tasav­ vurdan. " Bitk i . kendi baş ına estetik bir etki yapmaz , tersine ' b izim-i ç i n ' olan varl ı ğ ı i l e estetik etki ya­ par . .. (2) Bitki lerin bu bizim-içi n-o lan-varl ı ğ ı , onların doğa varl ı ğ ı na i nsan ı n kattığı i nsalsa l-top l umsal var­ l ı ktır. Ayn ı şey, biyoloj i k varl ı k alanı için de geçerl i­ d i r. Söz gel işi bin lerce y ı l d ı r sanatın i ş l ed i ğ i ' sevg i ' konusu ned ir? As l ı nda, o cinsel bir sevg i d i r, biyolo­ j i k bir o l ayd ı r . Ama, sanatın sevgi deyince anlad ı ğ ı şey, biyoloj i k a n l a m ı n ı n d ı ş ı nda, sosya l b i r anlamd ı r . .. cinsel sevg i n i n tasvi ri, doğrudan doğ ruya b iyoloj i k olan. doğa veri si olan bir şey değ i l de. tersine kül­ türleşmiş bir şeyd i r , b i r yandan i nsansal biçimi i ç i n­ de özel toplumsal bir üründür, öbür yandan da sev­ gi olayl arında s ı n ıf-i l i şkil eri n i n ' objektiv' bir mantı ğ ı­ d ı r : bun l ar. birbirini karş ı l ı k l ı ol arak koşul layan te­ mel görünüşler olup, ci nsel sevg i ve görünüşler için­ de edeb iyat ve sanatın konusu olur . » (3) Görüldüğü g i b i , esteti k 'i ri obje olarak ele ald ı ğ ı estetik gerçek l i k , doğal gerçeklik g i b i görünürse d e . 1) ') 3)

Aynı Aynı Aynı

eser, s . eser. s . e s e r , s.

179. 218. 207.


MARKSİST ESTETİ K asl ı nda, doğa l gerçek l i kten ayrıcal ıdır. Doğal gerçek­ l i k, insanın d ı ş ı nda , i nsandan bağ ı msız ol arak var olan bir gerçekl i kti r. Buna karş ı l ı k , estetik gerçekl i k i nsa­ na daya l ı bir gerçekl i ktir. " Toplumsal b i l i nci n a l d ı ğ ı sanat biçi m i n i n objes i , 'doğada ' bulunduğu ölçüde, ' i nsansa l l aştırı l m ı ş ' , i nsan evrensel l iğ i n i n pratik an latı­ m ı ol muş doğada bulunur, doğal olarak veri l m i ş fizik­ sel , ki myasa l , biyoloj i k v.s. öze l l i k lerde, doğal olay denen olayda değ i l . » (1) Buna göre , estetik gerçek­ l i k, sanatın ele ald ı ğ ı , tümüyle kend ine özgü bir ger­ çeklik olup bu gerçe k l i k i nsansa l l aştı rı l m ı ş , toplumsal­ l ı k kazanmış bir gerçekl i kti r. « Sanatın esteti k özünün aynı zamanda objektiv tem e l i n i oluşturan ve onun i l k nite l i ğ i ol arak ş i mdiye kadar gösterd i ğ i m i z sanatın özel objesi ( b i l g i objesi ) , tümüyle başka türdend i r . Sanat, doğal görünüşleri , doğa olayları nı v e doğal ' i n­ san ı n yaşam görevl erini' içine a l d ı ğ ı yerde b i l e , top­ lumsal bir karaktere sahiptir. Esteti k duyum lar ve sa­ nat, ohalde, yal n ız toplumsal i l g i leri , i nsanlar aras ı n­ daki i l g i leri değ i l , aynı zamanda i nsan i ç i n topl umsal , tarihsel o l a rak meydana gelen doğa var l ı ğ ı n ı da yan­ sıtır. " (2 ) Buradan anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , marxist estetik için, sanatın objesi olan gerçek l i k , insanın d ı ş ı nd a , i nsandan bağ ı msız bir va rl ı k o l mayı p , insansal v e top­ l umsal b i r var l ı ktır. Böyle bir anlayıştan , iki mantı ksa l sonuç ç ı karı­ labi l i r . Biri , esteti k gerçekl iğin i nsana olan bağ ı m l ı­ l ı ğ ı ; ikinci s i , doğa ve top l um varl ı k l a rı arası ndaki sıı) 2)

Aynı Aynı

eser, s . eser. s.

218. 2 1 8.

45


MARKSiST ESTETİK ·J<ı i lgi. Şi mdi , kısaca bu i k i sonuca değ inmek i s i:iyo­ ·ruz. Estetik gerçekliğin i nsansal ol ması ve i nsana ba­ ğ ı m l ı olmas ı , bir bakıma bu gerçekl i ğ i n i nsandan kal­ karak anlaş ı l abi l eceğ i n i ifade eder. Böyle o l u nca da , buradan esteti k gerçekliğin sübJektiv bir fenomen olduğu sonucuna varı l m ı ş ol maz m ı ? Hiç kuşkusuz varılacaktır. Şöyle ki, bi r i nsanın portresini yapan bir ressam , o kişinin fiziksel-biyoloj i k varl ı ğ ı n ı değ i l , tüm insan ol arak kavranan varl ı ğ ı n ı resmeder. Bir manza­ ra resm i nde d i l e gelen şey, bir fizikçi n i n , b i r jeolog ya da bir botan i kç i n i n anlad ı ğ ı anl amda bir doğa ol-' mayı p , i nsan tarafı ndan yorum lanmış, i nsansal bir do­ ğadır, sübjektiv bir doğad ır. Marxist estetik•e göre, estetik gerçek l i k , ancak bu sübjektiv n itel i ğ i göz önünde bulunduru l u rsa, doğru olarak b i l ineb i l ir. Onda objektiv nite l i k görmek büyük bir yanı lgı o l u r. « Bu gü­ ne kadarki materya l izmin ( Feuerbach da dah i l ) en büyü k yan ı l g ı s ı , objeyi , gerçekl i ğ i , duyusal l ı ğ ı ya l n ı z obje biçimi y a da görü b i ç i m i altında kavra m ı ş ol ma­ s ı d ı r; duygusal i nsan etki n l i ğ i , eyl emi ol arak sübjek­ tiv olarak kavrama m ı ş o l masıdır. • (1) Bu nokta , marx­ ist esteti k için çok karakteristik b i r sonuçtur. Marx­ i st estetik, materyal ist b i r va rl ı k anlayı ş ı n a dayan­ d ı ğ ı halde, onun sübjektivist b i r estetik obje anlayı­ şına varması acaba nas ı l açı kl anabi l i r? Yoksa , marx­ i z m i n genel varl ı k kavrayı ş ı i l e esteti k gerçekl i k an1ayışı arasında bir çel işki ve bir tutarsızl ı k mı vard ı r ? a)

Marx - Engels, Werke, Bd. 3, s. 5 B k. H . Koch, Marxismus u. Aesthetik, n. s. 1 05. 46


MARKSİST ESTETiK Böyle bir sorunun karş ı l ığı şu olabi l i r : M arxi z m , dü­ şünme tari h i nde şi mdiye kadar rastladığı m ı z türden b i r materya l izm deği ldir, tersine, i nsanı ve i nsan ey­ l e m i n i va rl ığın odak noktas ı yapan tari hsel-insansal bir materya l izmdi r, i nsana ve insan eyl emine daya l ı , var l ı ğı insan eyl eml eri nin dia l e ktik süreci i l e açı k­ lamak isteyen hümanist bir materya l izmdi r. Bundan ötü rü , burada bir çelişki söz konusu ol mayı p , tersine, böyle bir sonuç , dial ekti k mate ryal izmden mantıksal olarak doğan bir sonuçtur. Sanatı n gösterdiği bu sübjektivizm , i nsan ı n bi­ reysel l i ğ i i l e i lg i l i b i r sübj ektivizm de deği ldi r. İnsan, burada bireysel ol arak deği l de , tüm insanl ı k ol arak, tüm eylem varl ı ğı olarak, ta rihsel bir varl ı k olarak anlaş ı l mal ıdı r. Böyle i nsan l ı ğa ve tarihse l l i ğe daya l ı b i r sübjektivizm, her şeyden önce doğaya karşı kon­ maktadı r. Bunun la da üzeri nde durul mak i stenen, i n­ san ı n toplumsal b i r varl ı k o larak sanatı ya ratmasıdır. Anca k , hemen burada önemle belirtel i m ki , marxi zm'e qöre ya l n ı z sanat toplumsal bir fenomen deği ldir, sa­ n.atı n objesi de, ister bu obje bir doğa va rl ığı ol sun , her zaman i nsansal v e topl umsaldır. « Doğa görünüş­ leri nde ve doğa olayları nda sanatın objesi ol arak kar­ ş ı m ıza ç ı kan ol gu, sanat yaratmas ı n ı n çok özel b i r öl çüde top l um ü l kesine g i rdi ği n i gösterir (1) Bu an­ lamda doğa da top l umsal bir nite l i k elde eder. Çün­ kü, kavradığı m ı z , b i l g i ve sanat objes i yaptığı m ı z , an­ lam ve değer yüklediği miz bir doğa , a rt ı k i nsanl aştı­ r ı l m ı ş bir varl ı k o l ur. Bunun i ç i n , marxizm'e göre .. . ..

1) H. Koch , Marxismus und Aesthetik, s. 214. 47


MARKSİST ESTETİK ... doğa ve topl um , bir Çin duvarı i l e b i rbirinden ay­ r ı l mc.ız. » ( 1 ) Ama, ne var k i , i nsansa l l aştı r ı l m ı ş doğa , 'Özel l i k le sanatın objesi olan doğa tüm doğa demek deği l d i r. Sanatın objesi olan doğan ı n yanında b i l i m v e felsefenin objesi olan doğa d a bul unur . Her iki do­ ğa da kuş kusuz gerçektir. Bunun l a b i rl i kte , sanat, bi­ l i m ve fel sefe ayn ı gerçekliğe başka açılardan yak la­ ş ı rlar. « Hem sanat hem bil i m ler hem de felsefe ve ö b ü r top lumsal bil i nç biçim leri ayn ı gerçekl i k nes­ ·ne lerini ve görünüş lerini yans ıtırlar. Ama, ayrı ca l ı k l ı görüş açı larından yan sıtı rlar. » ( 2 ) Şimdi, b u ayrıcak­ lı görüş açısı nedir? Onu sorabil i riz. B i l i m ler de doğaya yönel i ktir, b i l i mle r de doğayı i nce lerler. Bu b i l i m lere doğa b i l i m l eri adı veri l i r : fi­ z i k , kimya , astronomi ve biyoloj i g i b i . Bunların i n ce­ lediği doğa , sanatın yansıttığı doğadan ayrıdır. Çün­ 'kü : « Doğa bil i m l eri (fizik, ki mya , biyoloj i ) i nsan ı n toplumsal varl ı ğ ı n ı değ i l , tersi ne dışsal doğayı bilgi objesi yapa r. Onlar. doğanın fiziksel , ki myasal ve bi­ yoloj i k öze l l i klerini araşt ı rı rlar. Bu anlamda, onların temel içeriğ i top l umsal b i l i nci n ideolojik biçimleri değ i ld i r. Bu da. doğa b i l i mlerinin özell ikle yansıttığı ·gerçek l i ğ i n öze l l i k ve nite l i k l erinden i l eri gel i r . » ( 3 ) B una göre, doğa b i l i m l eri yal ı n doğayı yans ıttık­ 'l arı halde, sanat, i nsansall aştı r ı l m ı ş , topl umsa l l aştı rıl­ m ı ş doğayı yansıtır. Doğa b i l i m leri ile sanat arasın­ daki bu ayrıcal ığı saptad ı ktan ·son ra. şimdi karşı mıza ı ) Aynı -:?) Aynı -:<) Aynı

eser, s . eser, s . eser. s.

214. 216. 2 17. 48


ılilARl<SİST ESTETİK şöyle bir soru çı kıyor: B i l i m l e r yalnız doğa b i l i m l e­ rinden oluşmazlar, doğa b i l i m l erinin yan ı nda sosya l' b i l i m ler de vardır: örneğ i n hukuk, ekonomi ve sos­ yo loj i gibi . Bu b i l i m l erin i nce lediği varl ı k , özce doğa· b i l i m leri n i n i nce lediği va r l ı ktan ayrıca l ıd ı r, çünkü, bu b i l i m ler salt doğayı değ i l , insan doğas ı n ı , i nsansal' doğayı i nce lerler. O halde bunların obje l eri i l e sana­ tın objesi arası nda bir ortakl ı k vard ı r . " Toplumsal olayları yansıtmak hiç b i r yolda sanatın b i r ayrıca l ı ğ ı değ i l d i r. T ü m top l umsal bil i nç l e , öze l l ikle toplumsal b i l i m l erle sanat bu konuda uzlaşır. B i l indiği g i b i , pek çok tür ve nite l i kte topl umsal görünüş ve i l g i l e r var­ d ı r , ekono m i k , sosya l , pol itik, hukuksal , mora l , di n-­ se l , v.s .. Sanat, top lumsal i l g i lerin ve görünüşle r i n bütün bu ço kluğ u i l e i l g i l enir. " (1) Bütün bunlar, a d r geçen b i l i m lerle sanat arasında b i r ortak yan ı n var­ l ı q ı n ı göstermez m i ? Marxist esteti k 'e göre , sosya l b i l i r.ı ! erde de uzman l ı k ala nları vard ı r . Ekonom i , eko­ nom i k ol ayl arı ; hukuk , hukuk ol ayları n ı ; sosyal tari h, sosyal olayları i nce ler. Oysa sanata g e l i n ce , iş değ i-­ ş i r . « Sanat yaratmas ı n ı n objes i n i n öze l l i ğ i , çeşitl i toplumsal b i l i m lerin objeleri i l e karş ı laştırıldı ğında, öze l l i k le ekono m i k , hukuksa l , pol iti k ya da sosya l-ta­ r i hsel i lg i l eri içine al maz . O, i nsan ı n tüm top l umsal" ve kişisel yaşam ı n ı n bütün alanları nda tüm topl um­ sal i l işki leri içine a l ı r . B i l i m l erin objeleri ise, ekono­ m i k , hukuksa l , po l itik, sosyal-tarihse l , psiko l o j i k v.s. g i b i görünüşler, süreçler ve i l g i l er ol arak görünüşler,. l)

Aynı

eser. s.

219_

49

Marksist Estetik

-

F./4


MARKSİST ESTETiK

süreç ler ve i l gi lerd i r . » (1) Bu b i l i m lerin hiç biri , ko­ nusunu o l uşturan o l ayl arı , olay ol maları n ı n d ı ş ı nd a ele almak istemez. Sanat ise, y i n e sosyal v e i nsan­ sal doğayı yalnız bel l i bir açıdan ele a l ı r. B u açı in­ sandır. Sanat. yansıttığı bütün olayları insan i l e i l gi­ si bakım ından ele alır . .. sanatın estet i k özünün ob­ jektiv teme l i , insan i l e tüm i l gi içi nde topl umsal ol ay­ lar, görünüşler ve süreçl erd i r. Bütü n top l umsal ol ay­ lara ve ' i nsansal laştı rı l m ı ş ' doğaya özgü olan görünüş­ lerin bu çok yön lü ' i nsan i l g i s i ', sanat yaratmas ı n ı n obje's i n i n özel bir yan ı n ı ol uşturur . (2) Buradan şöy­ l e bir sonuç ç ı kar: Sanat d a , sosyal b i l i mler g i b i , top­ l umsal o lay ve i l g i lere eğ i l i r. Ama, ne var k i , sosyal b i l imler bu olayları objektiv ol gular olarak ele a l d ı­ ğ ı halde, sanat ayn ı olayları i nsan i l e bağlantısı ve il­ g i s i yönünden, onları insan eyl emleri n i n b i r ü rünü ol arak yansıtmak ister. ..

Ohalde, marxist estetik'e göre , sanatın obje dün­ yas ı , esteti k gerçe k l i k , insanın d ı şında bulunan bir gerçe kl i k ol mayıp i nsansal bir gerçek l i ktir. B u ger­ çekl i k , en yal ı n sosya l olaylardan doğanın fiziksel var­ l ığ ı na kadar uzan ı r. M arxist estetik'e göre , b i rici k g erçekl i k insan gerçekliğidir. Bunun d ışında sanat i ç i n bir başka gerçekl i k alanı yoktur ve ol amaz d a .

1) -1)

Aynı Aynı

eser. s . eser, s.

221 . 221 . 50


2. Sanat bilgisinin nitelikleri e) SANAT DA BİR BİLGİDİR.

Her bilgi, b i r süje-obje i l gisine dayanır. B i r yan-­ cia b i l inç sahibi bir varl ı k olan i nsan bulunur, öbü r yanda, b i l i n ç sahibi bu varl ı ğ ı n , insan ded i ğ i m i z süj e'nin alg ı , düşünme, tasarlama, hayal etme, v.s. gibi b i l m e eylemleriyle ilgi kurduğu nesneler, düşünce­ ler, v.s. varl ı ğ ı , obje dünyası bul unur. İşte b i l g i , b i r süjenin b i r var-ola n ı , b i r objeyi kavraması o l ayıaır. B öy!e b i r kavrama içinde insan bütün varl ı k dünya­ s m ı b i l m i ş o l ur. Esteti k c:ıl anında da aynı süje-obje i l g i s i n i görü­ rüz. Ya l n ı z burada süje, b i l g i olayında olduğu g i b i , herhangi b i l inç sahibi b i r insan ol mayı p , sanatçı de­ d i ğ i m i z özel yetenekleri olan varl ı ktır. Onun yöneldi-51


MARKSİST ESTETİ K <ğ i obje ise her ş e y olab i l ir. Sanatç ı , yaratıcı g ü cü i l e nesnelere yön e l i r , onları kavrar v e onları ifad e eder. Örneğ i n , bir ressa m , b i r manzara resm i yapar, b i r yontucu i nsan heyke l i yapar, b i r ozan y a da müzikçi duyg uları nı anlatır, bir romancı bir top l um içinde olan biten olayları d i l e geti rir. Ressam ı n ele a l d ı ğ ı objeyi anlatım a racı renk ve boyadır, yontucunun odun , mer· mer ve metaldir, ozan ve romancı n ı n ise sözcü kler­ dir. Ama, sanatç ı hangi anlatım aracı n ı kul lanırsa kul­ lans ı n , daima bel l i bir objeye yön e l i r , onun l a i l g i ku­ rar ve onu kavrar. Onu kend ine göre b i r takı m çizgi ve boya larla ya da ses lerle ya da sözcüklerle anlatı r , 'kend i ne göre yorumlar v e böylece o n u b i l i r. Bu yolda, anlatma, ifade etme ise, objeyi kavrama, onu b i l m e demekti r. Ayn ı manzarayı yapan üç ressamın mey­ dana geti receği üç tabl o aras ında büyük ayrıca l ı k bu­ l unacaktır. Onlarda ayn ı manzara söz konusu ise de, ·her biri ayn ı manzarayı kendine göre yorum l ıyacak ve anl atacaktı r. Bundan ötü rü , sanat b i l g i s i sübjektiv b i r b i lgidi r. Çünkü, burada sanatçı süjesi i l e onun yöneldiği obje a rasindaki i lg iyi yal n ı z duyul a r değ i l , ayn ı zamanda haya lgücü d e kurar. Sanatç ı , yöneldi­ ği bir nesneyi yalnız "görmekle kalmaz, ayn ı zaman­ da onu hayalgücü i le değiştirir, zen g i n l eşti ri r ve öyle ifade eder. Bundan ötürü , sanat b i l g isi herhangi s ı ra­ dan b i r b i l g i olayı ol maktan çı kar, kendine özgü b i r <EJsteti k b i l g i o l ur.

52


MARKSİST ESTETİK b) SANAT BİLGİSİ, BİLİMSEL BİLGİDEN

VE DİNSEL BİLGİDEN AVRICALIGI OLAN BİR BİLGİDİR. Sanatın kend ine özgü bir bilgi olduğunu, onun -da bir obje dünyas ı n ı n bul unduğunu ve bunları yan­ sıttı ğ ı n ı söyled i k . Şimd i , bu sanat b i l g i s i n i n özel l i k­ l eri nelerd i r? ve sanat b i l g i s i n i öbür b i l g i türlerin­ den, söz gel i m i bil imsel ve d i nsel b i l g i l erden ayı ran ayrı mlar nelerd i r ? Şi md i , marxizm 'e göre bu soruları çözüml emeğe çal ışal ı m . B i l i msel b i l g i nas ı l b i r b i l g i d i r ? - B i l i msel b i l­ g i , doğaya b i l mek ereği i l e eğilen ve bel l i bir yön­ tem le doğa yasalarına ulaşmak isteyen b i r b i l g i d i r. Böyle bir bilme eyleminin sonunda ul aşılan b i l i msel sonuçlar, kes i n , zorun lu, genel geçer, obje ktiv b i l gi­ ler ve doğrulard ı r. Bu açıdan bak ı l d ı ğ ı nda, sanat b i l g i s i n i n ü rünü­ nün, yalnız sübjektiv bir temele daya l ı sanat yap ıt­ ları olduğu görü l ü r. Sanat b i l g i s i , tümüyle b i l i msel bi lgiden ayrıca l ı k l ı bir b i l gidir. Şi md i , marxizm'e gö­ re, bu ayrıca l ı k nas ı l bel i rlenir? Bunu görmeğe çal ı­ şa l ı m . İşe, M arx'tan al acağ ı m ız bir cüm l e i l e başla­ mak istiyoruz . M a rx şöyle d iyor: .. Kafada düşünce bü­ tü nsel l i ğ i ol arak görünen 'bütün', dünyayı kend i s i i ç i n olanaklı birici k tarzda öğrenen, bu dünya n ı n sanatsal , d i nsel , prati k-ti nsel öğre n i m i nden ayrıca l ı k l ı b i r tarz­ da öğrenen, düşünen b i r kafanın ü rünüdür... (1) Marx'ı n burada 'düşünce bütü nse l l i ğ i ' sözcüğü i l e 1)

K. Marx, Zur Kritik d. pol. Ôkonomie, 53

s.

258. Berlin,

1 958.


MARKSiST ESTETiK kastettiğ i , sanatsal , d i nsel ve pratik b i l g i l erden ayır­ mak i sted i ğ i b i l g i , b i l i msel b i l g id i r . M arx, b i l i msel b i l g i n i n temel n itel i ğ i n i , onun dünyayı , doğayı bütün­ l ü ğü içinde b i l me k ereğ ine sahi p ol ması nda bul ur. Bi­ limin ereğ i , doğayı bütünlüğü içi nde bil mekti r. Ama, burada b i r soru ortaya ç ı kar: İnsan, doğayı bütü n l ü­ ğüyle b i l ebi l i r m i ? Buna Len i n şöyle karş ı l ı k veri r : " İnsa n , bütün olarak, tam o l a rak doğanın doğ rudan doğ ruya bütünlüğünü kavrıya maz , onu yansıtamaz, onun benzetmes i n i yapamaz. Ancak, insan, soyutla­ malar, kavram lar, yasalarla b i l i msel b i r tablo yarata­ rak ona ebedi olarak yaklaşab i l i r . » ( 1 ) Len i n' e göre , b i l i msel b i l g i , b i l i m , bu bütünsel l i ğe sürekl i b i r yak­ laşım içinded i r. Buna ulaşma yol u ve yöntemi i s e , zorun l u o l a rak soyutlama v e kavram kurma yol udur. « B i l imsel b i l g i n i n objes i n i n varlı ğ ı » d iyor Len i n , « Zo­ run l u olarak soyutl ama, kavram ve bir b i l g i b i ç i m i o l a­ rak yasal b i r ifade talep eder. M addenin soyutl anma­ s ı , doqa yasas ı n ı n soyutlanmas ı , değer soyutlaması v.s. tek söz l e , bütün soyutlamalar, doğayı daha d e­ r i n , daha sadık ve daha tam ol a ra k yansıtırlar.» (2) Bir b i l me tü rü ol arak sanat da h i ç kuş kusuz i n­ san i l işkileri n i n , i n sansa l l a şt ı r ı l m ı ş doğanın b i l g i s i n e vörıelir. Marxist estetik'e göre , sanat b i l g i s i de y i n e ' l:ıütünlüqe' yöne l i k b i r b i l g i d i r v e b i l i msel b i l g i i l e b u yönden bir benzerl i k gösterir. Anca k , ne var k i , b i l i msel b i l g i bu ' bütün lüğe' rationel-kavramsal yolLenin, Aus dem phi l . Nach!ass . s. s. 1 86 . 2) Aynı eser, s. 1 0 1 . ı)

54

181 .

Eak. Koch, aynı eser.


MARKSiST ESTETiK d a n , soyutlama yolundan ulaşmak isted i ğ i halde, sa­ nat b i l g i s i hayal-gücünün eşliğ i nde bu ereğe ulaşmak ister. B i r başka önem l i ayrıca l ı k da, b i l i msel bilgi ile sanat bilgisinin süreçlerinde bul unur. B i l i msel b i l g i , araştı rıcı n ı n ortaya koyduğu b i r b i l m e sürecine da­ yand ığı ve araştırıcının ortaya koyduğu ve ulaştı ğ ı bi lgiyle s o n bulduğu h a l d e , sanat b i l g i s i , sanatç ı n ı n yapıtını ortaya koyması i l e s o n bulmaz . « İ nsansal v e top l umsal bel l i i l işkilerin ( i nsan evrensel l i ğ i n i n pra­ t i k b i r ifadesJ ol arak bir doğa parçası) 'somut bir bü­ tünlüğün' esteti k bir reproduktion süreci 'tamamlan­ mış' sanat yapıtı ile bitm i ş olmaz. O , ancak sanattan haz duyan kişinin kc:: fasında, ruhunda tamamlanır. Bu­ rada da, öze l b i r b i l g i türü olan estet i k b i l g i süreci , bütün b i l i msel b i l g i karşısında bel l i öze l l i kler göste­ rir. " (1 ) Bu da, estetik b i l g i n i n , sanat b i l g i s i n i n bi­ l i msel b i lg iye oranla çok daha karmaş ı k bir b i l g i ol­ d uğunu ortaya koyar. Şi mdi sanat b i l g i s i n i , bir başka tür b i l g i olan din­ sel b i l g i i l e ·karş ı l aştı rma k i stiyoruz. D i nsel l i k , bir tav­ rı, evren karşısında, dünya karş ı s ında al ınan bel l i bir tavrı ifade eder. Bu d i nsel tavrın da, varl ı k ve doqa üzeri ne açıklamalar ve yorum lar yaptı ğ ı n ı görürüz. D i n l erin de bilg isel bir varl ı k ve doğa görüşü vard ı r. Ama, ne var k i , bu b i l g i b i l i mden, b i l i msel bilg iden çok ayrıcalı olduğ u g i b i , d i nsel b i l g i b i l i msel bilg iden daha çok sanat bilgisine bir yaklaş ı m gösterir. Bu, marxizm için de böyled ir. • Gerçekten düşünül meğe ·değer nokta ş udur k i , Marx, b i l ir.ısel düşün meye kar•)

H . Koch, aynı

eser, s .

78.

55


MARKSiST ESTETiK sanatı , d i n i ve gerçekl iği n prati k-ti nsel b i l g i s i n i koyar. Yine daha önce şu nokta işaret e d i l m e l i d i r : Marx sanatı nas ı l özel b i r prati k-ti nsel b i l m e olara k gözönünde bulunduruyorsa, M arx ad ı na d i n de yine bu pratik-tinsel bi lme içine sokul m a l ı d ı r . » ( 1 ) B u pra­ tik-tinsel b i l menin nitel iği ned i r ? Bu nite l i k , pratik­ tinsel bi lmenin hayal-gücüne daya l ı bir b i l me ol ma­ s ı d ı r . Sanat nas ı l doğaya, evrene hayal gücünü katı­ yor, bu yolda onu değ işti riyor ve zeng i n l eşti riyorsa. ayn ı şekilde din de evrene, doğaya hayalg ücünü ka­ tar, doğaya hayal gücü i l e b i ç i m l er vererek onu yo­ rum l amak ister . .. D i n " d iyor Engel s . " bi l g i içeriği yö­ nünden i nsansal şeyl erin i nsan kafas ında fantasti k b i r yans ı s ı d ı r . » (2) Yine bir başka yerde bunu Engels şöyle anlatıyor: " D i n , insanın g ü n l ü k yaşamına ege­ men olan dış güçlerin i nsan kafal arında 'fantastik b i r yansımas ı d ı r ' ; b u yansıma içi nde dü nyasa l güçler, dü nya-üstü güçler b i ç i m i n i a l ı r . " (3) Böyle d i nsel b i r va rl ı k kavrayı ş ı . salt tasavvura dayalı bilgi sel b i r ev­ ren ta blosunu yansıtır. Bu duyusa l-görsel b i r nite l i k e l d e ettiği zama n , mitoloji olarak somutl aşı r. « Bütün m itoloji" d iyor Ma rx , « doğal güçleri hayalgücünde ve hayalgücü aracı l ı ğ ı ile aşar ve onl ara egemen o l ur . » (4) Bu anla mda , m itoloj i , d i nsel b i l g i n i n sanat­ l aşmas ı d ı r . M arx 'a göre , m ito loj i , sanatın kaynağ ı d ı r . Örneğ i n , G r e k m i toloj i s i , G rek sanatı n ı n doğduğu ana­ kucağ ı d ı r. $1

ı) 2) 3) 4)

Aynı eser. s. 288 . Engels. Dialektik der Natur. s. 1 87. Berl in Aynı eser, s. 343. Marx, Zur Kritik d. polit. Ök. s. 269. 56

1 952.


MARKSİST ESTETİ K Görüldüğü g i b i , sanat b i l g i s i v e di nsel bilgi ara­ sı nda ' bi l g i b i ç i m i ' olma yön ünden ortak özel l i kler ve i l g i ler vard ı r. Bu i l g i ler, öze l l i kl e her iki b i l g i b i ç i m i­ n i n de hayal gücüne dayanmas ı ndan i l eri g e l i r . Ama, ne var ki, bu ortak i l g i l erin ve özel l i k l erin yan ı s ı ra , a raları nda büyük b i r ayrı l ı k d a vard ı r : Dinsel b i l g i s a l t tasavvura daya l ı olduğu h a l d e , sanat bi l g i si d u­ yulara daya l ıd ı r . c) SANAT BİLGİSİ DUYUSAL BİR BİLGİDİR.

Daha Platon 'da n , Baumg a rten'den ve Kant'tan be­ ri sanat b i l g i s i n i n d uyul ur teme l l e re daya l ı , rationel b i l g iye , matemati k ve mantık b i l g i s i ne karşıt bir b i l­ g i olduğ unu bil iyoruz. M a rxizm için de bu böyled i r . Ancak. marxizm'de yeni olan, duyul arla doğa aras ın­ daki ilgi sorusu o l up , marxizm bu i l g iyi tamamen ken­ d i n e özgü bi r biçi mde yorum lamaktadır. Ş i mdi bu yo­ rumu görmeğe çalışa l ı m . Marxizm'e göre d e , b i r yanda kab� doğa varl ı ğ ı , gerçekl i k dünyas ı vard ı r , öbür yanda insan ı n kendi ye­ til eriyle o rtaya koyduğu i nsansal dünya vard ı r. Tıpkı eski g reklerin physei ( doğa) i l e thesei ( i nsanın or­ taya koyduğu dünya) a rasındaki ayrıca l ı k g i b i . Le­ n i n bunu şöyle belirtiyor: « İ nsan ı n önü nde doğa gö­ rünüşlerinin bir ağı uza n ı r . İçtepi l e riyle i nsan, yaban olan va rl ı k . doğanın d ı ş ı na çı kamaz , ancak, b i l inç ve eylem sahibi olan insan doğanın d ı ş ı n a ç ı kabi l i r. M an­ t ı k kategori leri. bu d ı şa ç ı k ı ş ı n , dü nyayı bil men i n ba­ samak larıdı r." ( 1 ) Doğanın d ış ı na çıkma. b i l inç sa1)

Lenin, Aus phil. Nachlass . s. 1 0 . B k . H . Koch , aynı eser, s. 1 45 . 57


MARKSiST ESTETİK h i bi olma duyu larla başlar. Çünkü, marxizm'e göre , d ı ş dü nya i l e i l g i l i bütün b i l g i leri m i z duyu lara daya­ n ı r. « M arxizm ve l en i nizm, gerçek ve objektiv d ı ş dünyanın h e r türden b i l g i s i n i n kaynağı v e temeli o l a­ rak duyu b i l g i s i n i n olduğunu savunurlar. » ( 1 ) Duyu­ lur b i l g i , duyu organ ları aracı i l e i nsan ı n d ı ş dünya­ dan elde ettiği izlenim ve duyu mların duyu l u r algı halinde birl eşmesiyle meydana gel i r. Duyum ya da duyu lur alg ı , i nsana , süj eye ait bir fenomendir. Ama, bu fenomen, dış dünyaya ait bir nesne ile i l g i l i d i r . Şu an karş ı mda duran b i r gerçekl i k , b i r nesne ol arak masa vard ı r , bir de bende bir masa a l g ı s ı vard ı r . Ger­ çek masa, fiziksel b i r varl ı k o lara k uzayda vard ı r , masa a l g ı s ı ise, b e n i m bu gerçek masadan a l d ı ğı m , ren k , sertl i k v.b. g i b i duyuml ardan ol u şturduğu m du­ yusal b i r masa a l g ı s ı ol ara k vard ı r. Ama, bu rada asıl sorun, bu objektiv gerçekl i k i l e bendek i sübjektiv fe­ nomen, yan i duyum ya da a l g ı arası ndaki i l g i sorunu­ dur. M arxizm, bunlar arasında tam b i r uyumun ve karş ı l ı l ığın bulunduğunu öne süreı, bunu da Feuer­ bach 'a dayanarak yapar. u Marxizm-l eninizm daima Feuerbach'ın material ist bilgi teorisi i l kesini savu nur. Bu i l keye göre , sübjektif duyusal l ı k objektiv o ! a n ı n yansımas ıd ı r . • ( 2 ) Bu i l keye göre, sübjektiv duyusal­ l ı ğı n dış dünyada, gerçekl i k dünyas ında objektiv bir karş ı l ı ğı vard ı r . Duyu ları mız ve duyusal bilgimiz süb­ jektiv'ti r, ama, gerçekl i ği n yansı ması ndan oluşan b i r sübjektivl i kti r bu. B u n u Len i n şöyle saptamak i sti1) ')

H. Koch, aynı H. Koch, aynı

eser,

s.

eser,

s.

1 39. 1 42. 58


MARKSiST ESTETİK yor: « Duyum . objektiv dünya n ı n sübjektiv bir yansı­ s ı d : r . » ( 1 ) Görüldüğü g i b i , marxizmin öze l l i kl e bura­ da üzerinde durduğu, duyum l arın, bir objektiv gerçek­ l iğe dayanmaları, onu yansıtmalarıdı r. Bunu böyle dü­ şün ürken de, marxizm-leninizm, öze l l ikle Berkel ey'de ve daha sonra da çağ ı m ızda fizikçi Ernst M ach 'da tems i lc i leri n i (2 ) bulan sübjektiv-idea l i st bir b i l g i teo­ ris i ne karş ı ç ı k ma ktad ı r. Sübjektiv idea l izm'e göre , gerçek olan ya l n ı z duyum lard ı r, duyumların ötesinde bir dışsal varl ı k , bir gerçekl i k yoktur. M a rxizm-leni­ n izm, bu idea l izmi tersine çevirerek gerçekliği d ı ş d ünyaya bağladığı g i b i , duyum ları da bu gerçek l i ğ i n i n s a n b i l incindeki bir yans ı s ı ol arak görmek i ster. Duyusa l l ı k ve duyu bilgisi konusunda marxizm i n getird i ğ i yen i l i k , M arx'ın öze l l ikle duyul arın özü i l e i l g i l i düşüncesi nde görünür. Salt doğaya h e r alanda karş ı ç ı kan M a rx , duyular konusunda da karşı ç ı kar. Duyular ned i r ? Duyular, salt bir bio-ps i ş i k fenomen m i d i r ? Gerek biyo loj i k gere kse psikoloj i k anlayışlar için bu böyledir. Ama. b i r tari h ve top l um f i l ozofu olan M a rx için bu böyle değ i ld i r . Her şeyi tari hte ve insan etkinl i ğ i nde bulan M a rx i ç i n , duyuların da kay­ nağı yine i nsan etk i n l i ğ i ve tarih olmal ıdır. M a rx, bun u şöyle ortaya koymak istiyor: « D uyusal b i l i n ç , soyut duyusal b i r b i l i nç değ i ld i r, tersine insansal d u­ yusal bir b i l inç o l up , bu b i l i n ç i nsansal dış laştırma teme l i , i nsan ı n özsel güçleri n i n , i nsana yabancı laş1) 2)

lenin, Materialismııs u. Empiriokritizismus, s. 1 08. Bak: lsmail Tunalı, Felsefenin ışığında modern lmpressionizm. Erzurum, 1960. 59

resim.


MARKSİST ESTETİK mış gerçekl i k temeli üzeri nde yüksel i r . » (1 ) Marx'a , Engels'e göre, i nsan b i l i n c i , i nsan eylemlerinin bir ürünüdür, insanın özüne ait güçlerin eylemsel ü rünü­ dür. B i l inci yaratan i nsand ı r , i nsan etk i n l i ği d i r. Asl ı n­ da bu etk i n l i k tarih ve tari h l i l i k olarak somutl aşır, daha başka bir deyimle, ta rih ve tari h l i l i k , topl um , i n­ san etki nl i ği n i n b i r somutl aşmasından başka b i r şey deği l d i r. Burada i nsan bil inci , i nsan etki n l i ği n i n b i r ürünü olarak anlaşıl ıyor. B unun gerçek a n l am ı , bil i n­ c i n , tari h ve tari h l i l i ği n , toplumun ürünü olduğudur. « Beş duyunun oluşumu, şi md iye kadarki dünya-tari h i­ nin b i r i ş i d i r . . . Oha ide, i nsan ı n özünün somutlaşma­ sıdır, hem teorik hem de pratik yönden bu şunu içi­ ne a l ı r: hem i nsan ı n anlam ı n ı insansal k ı l mak hem de i nsansal ve doğal özün zeng i n l i ğine uyan insansal b i r anlam yaratmak. . . ( 2 ) Buradan a n l a ş ı l d ı ğı g i b i , marxi zm'e göre , hem insan hem de i nsan b i l i nci tari h i n ve topl umun ürü. nüdür. Bu, daha önce de işaret etm iş olduğumuz gi­ b i , tari h felsefesinde M arx'ı n Kopern i ka l devrim ya­ pan h i potezidir. Bu h i potez şöyle der: « İ nsanların top l umsal varl ı ğı n ı oluşturan bil inç deği ldir, tersine i nsanların b i l i ncini ol uşturan onların topl umsal var­ l ığıd ı r . » (3) Böylece b i l i nç , var olma koşul ları n ı , ken­ d i s i yönünden aşkın b i r varl ı kta , toplumsal varl ı kta elde eder. 1)

Marx/Engels, Die heilige Familie, s. 79. Berli n

�)

aynı eser, s. 1 71 . K. M arx, Zur Kritik d. polit. Ök. Vorwort.

1 953.

2) Marx/Engels. Kleine Ôkonoml. Schrift. s. 1 33/34. Bak. Koch,

60


MARKSİST ESTETİK Ş i mdi bu h i potezi n ı ş ı ğ ı altında, esteti k fenome­ nin b i l g isel koşul larına değinmek i stiyoruz. Estetik fenomen de b i l g i fenomenine benzer: B i r yanda es­ tetik o larak duyum l ıyan bir sanatç ı süjesi vard ı r, öbür yanda duyumlanan bir nesne, bir doğa parçası var­ d ı r. Bu iki va rl ı k aras ındaki i lg i , sanat yapıtı ol arak somutlaşır. Ama, bu i lgide önem l i olan, sanatçı sü­ jes i n i n doğayı duyum lama b i ç i m i d i r. Daha önce b i l g i i lg i s i n i gözden geçi rirken, b i l g i i l g i s i nde duyum un , objektiv gerçekliğin i nsan b i l i n­ cindeki b i r yans ı ması olduğ unu, b i l i ncin ise, bütün duyum larıyla birl i kte tari h i n ve top l umsal varl ı ğ ı n bir ürünü olduğunu görmüş bul unuyoruz. İ md i , bu h i po­ tezi n estetik fenomendeki geçerl iği ned i r ? Bunu bu­ rada, b i l g i olayında olduğu g i b i değerlendireb i l i r mi­ yiz? M a rxist estetik'e göre , bunu ayn ı şekilde değer­ lendirmeliyiz. Çünkü, marxizm'e göre, gerçekl i ğ i n i n­ san b i l i ncinde ya l n ı z b i l g isel b i r yansıması söz konu­ su değ i ld i r, aynı zamanda estet i k b i r yans ıma da söz konusudur. Böyl e bir anlayışa göre, sanat gerçek l i ğ i yansıttığı g i bi , sa nat yapıtları da gerçek olan şeyleri yans ıtı r. Bu yans ıtmanın temel i nde de, estetik d uyum ya da estetik duyum lama bul unur. İmdi bu estet i k d u­ yum lamçı ned i r ? İ l k i n bu sorul ma l ı d ı r . Koch'a göre : .. İnsa n ı n esteti k d uyumunun meydana gel i ş i , b u du­ yuma karş ı l ı k olan ve onu bel irleyen top l umsal ey­ lem içi nde b i r obje'yi koşul lar. Bu 'estet i k duyumun yapı s ı ', özel l i ğ i ve n itel i ğ i , as l ı nda onun objes i n i n ni­ te l i ğ i tarafından bel i rlenir. " ( 1 ) Buna göre, esteti k 1)

H. Koch, aynı

eser, s.

1 47.

61


MARKSİST ESTETiK duyum , kend i s i ne karş ı l ı k olan bir obje'n i n nite l i ğ i n f taş ı r. Başka türlü dend i kte, estetik duyum doğada da­ i ma bir real objenin varl ı ğ ı n ı koşul lar. Bu obje ger-­ çekl iği ol madan estetik duyum meydana gel emez . Ama, ne var k i , bu obje gerçekliği de a rtık doğa ka­ tegori leri içi nde değ i l de, top l umsal etki n l i k içind e o l uş ur v e b i r gerçekl i k e l d e eder. Bunu b i r örnek üze­ rinde açıklamak istersek: Sanatç ı n ı n doğada gördüğü ve estetik bir ilgi kurduğu bir obj e , örneğ i n bir ağaç , doğal b i r nesne olan b i r ağaç değ i l d i r, tersine tari h­ sel-topl umsal tasawur ve anlamları n ı , beğenilerin o l uşturduğu b i r va rlıkt ı r, i nsansal-toplumsal dünyaya ait bir objed i r. İşte , sanatç ı n ı n . b i r ressam ı n tuval üzerinde somutlaştı rd ı ğ ı ağaç resm i , sanatç ı n ı n es­ tetik olarak duyumladığı i nsansa l-topl umsal b i r obje olan ağaçtır. Öbür yandan , estetik duyum , kendisine karş ı l ı k olan objenin niteli klerini taş ı makla beraber, bütünüy­ le sübjektiv olan b i r fenomendir. Ancak, bu sübjek­ tiv fenomen salt b i r psişik olay o l arak da düşünül me­ mel idir. O, i nsan bil incine ait olup , i nsan bi l i nci i l e beraber ta rihse l l i k v e top l umsa l l ı k kategori leri tara­ fından bel i rlenir. « Esteti k sübjektivite n i n , estetik duygunun oluş umu ve gel i ş i m i , i nsan eylemi temel i üzerinde ortaya ç ı kan b i r tari hsel sü reci gösteri r . " ( 1 ) Estetik duyum ve duygular d a , marxizm'e göre, bun­ lara dış dü nyada karş ı l ı k olan objeler ve nesneler gi­ b i , i nsan etkinl iği n i n ve tarihse l l i ğ i ni n b i r ürünü ola- · rak doğar. 1)

Aynı

eser , s .

147. 62


MARKSiST ESTETiK

Esteti k d uyumların bütün bu nesneler d ünyas ı i l e kurul muş olduğu i l gi l er, temelde birer b i l g i i l g i s i­ d i r . Bu b i l g i i l g i leri, obje dünyas ı n ı önüm üze serer­ ler, objeler hakkı nda b i r yorum ortaya koyarlar. Ama, bütün bu yorum l a r ve b i l g i ler, temelde, estet i k du­ yum g i b i sübjektiv b i r fenomene dayanır. M arxizm'e göre, bu duyum i ster obje n ite l iği n i taş ı s ı n isterse i nsan eylem ve etkinl i ği , ta rihsel l i k ve top l umsal l ı k n itel iği n i taş ı s ı n , d a i ma sübjektivti r ve sübjektiv ola­ rak ka l ı r. Bir tem el bilgi değeri olan objektiv l i ği es­ tet i k b i lgide bulamayız. Acaba bu onun b i l g i değeri­ ni aza ltır m ı ? Estetik bi lg iyi , sübjektiv b i r b i l g i ola­ rak düşünmek gerekir ve onun değeri de bu sübjek­ tivl i kte bulunur. İnsan ı n sahip olduğu tüm b i l g iyi , es­ teti k b i l g i sübjektivliği i l e tamamlar ve yetkin l eşti­ rir. Estetik b i l g i n i n kat ı l madığı b i r b i l g i siste m i , bü­ tün l ü kten yoksun demektir. « Dünya n ı n estetik b i l g i s i , i nsansal v e doğal varl ı ğı n t ü m zeng i n l i ği i l e i lg i l i b i l­ g i n i n vazgeç i l m ez bir parças ıdır. Estetik sübjektivite olmaksızı n , böyle kuşatıcı b i r b i l g i olanaks ızd ı r . (1) ..

Buradan anlaş ı l d ı ğı g i b i , marxizm'e göre, este­ tik olayda da bir b i l g i olayı söz konusudur. Bu b i l g i , duyul arın sübj ektivl i ğine daya n ı r, a m a , onun , i nsan b i l g i s i n i n bütü nlüğü içi nde vazgeçi l mez, zorunl u bir yeri va rd ı r . Ayn ı şeyi daha ya l ı n ol arak söylersek: Sanat etki n l i ğ i , top l um için bir l üks etki n l i k deği l , ter­ sine zorun l u b i r etk i n l i ktir. Nas ı l b i r top l um için b i­ l i m bir zorunl uğu gösteriyorsa, ayn ı şekilde, marx­ izm'e göre , sanat da böyle b i r zorun lul uğu gösterir. �)

H. Koch, aynı

eser, s .

1 47.

63


MARKSİST ESTETİ K Bundan ötü rü , toplumda sanatç ı n ı n b i r b i l i m adam ı kadar sayg ı n l ı ğ ı bulunma l ı d ı r .

d) SANAT. GERÇEKLİGİN BİR VANSISIDIR Esteti k b i l g i , bir sanatç ı süjesi ile bir doğa par­ çası arasında meydana gelen b i r sübjektiv i l g i o l u p . bu d a bir sanat yapıtında somutl u k e l d e eder. Sanat yapıtı , gerçekl i k karş ı s ı nda, sanatç ı n ı n sübj ektiv ya­ şantı larından , d uyum ve duygu ları ndan oluşturduğu bir varl ı ktır ve bu varl ı k gerçekliğin karş ı l ığ ı n ı . sübjektiv karş ı l ığ ı n ı gösterir. Şimd i , bu durumda, sa­ nat yapıtı i l e karş ı l ığ ı olduğu gerçeklik a rası ndaki i l ­ g i n i n nas ı l b i r i l g i olduğunu sorab i l i riz. Bu soru , sa­ nat felsefesinin en temel ve en eski sorunl arından birini gösterir. Daha Platon ve Ari stoteles'in bu so­ ruyu sorduğunu ve buna karş ı l ı k arad ı ğ ı n ı görürüı. ( 1 ) Platon ve Aristote les. bu i l g iyi b i r takl it, b i r yans ıt­ ma i lgisi ol arak görüp temel lendi rmek istem i şlerd i r . Bu derece temel bir sorunun marxist esteti k için de a raştı r ı l ması gereken b i r sorun ol acağı doğa ldır. Ger­ çekten de, marxist estetik, gerçekli k-sanat yapıtı i i­ g i s i ne eğ i l i r ve bu i l giyi kend ine özgü b i r biçim ve an layış içinde te mel lend i rmek ister. Marxist estetikçi Koch'a göre , doğa ile sanat ya pıtı başka başka iki varl ı ktır, b i rbirlerine benzeme­ dikleri g i b i , a ralarında büyü k bir ayrı l ı k da bulunur. « Sanatçıya , duyusal-somut varl ı ğ ı içinde kend i n i gösteren gerçekl i k ' b itmez' ( s ı n ı rsızd ı r) . onun so1)

Bak : İsmail Tuna l ı , Grek Estetik'i. 64

3.

Baskı , İstanbu l ,

1 976 ..


MARKSiST ESTETiK

nu, sağı solu, yukarısı aşağı s ı yoktur. Buna kar­ ş ı l ı k b i r sanat yapıtının b i r başı ve sonu, b i r sağ ı , b i r solu, b i r yukarsı v e b i r aşağ ı s ı vard ı r. Yaşamda kapanm ı ş g el işmel er yoktur, her b i r g e­ l işme sonsuz çokl uktaki öbür g el i ş m el erl e bağ l ıd ı r v e h er b i r gelişme b i r ötekine geçeb i l i r. Her şey so­ nu o l m ı yan b i r hareket ve g el işme süreci içinded i r. Bu, g erçek l i ğ i n doğ rudan doğ ruya b i lg i s i n i güçl eşti­ ren bir noktad ı r. Sonsuz akan b i r ı rmaktan görünüş­ l eri çekip ç ı karmak, görünüşlere ve süreçl ere gö­ rel i bir s ı n ı rl ı l ı k i ç i n b i ç i m vermek, g erçekl i k içi nde daima bö l ü k pörçük olan ş eyi bir bütün ol arak sı­ n ı rlamağa ve anlatmağa çal ı ş mak - bütün bunlar, sa­ natın g erçek l i ğ i b i l m ed e doğrudan doğ ruya somut gö­ rünüşlerin derin b i r b i l g i s i i l e nas ı l karş ı l aşab i leceği­ ni gösteri r . • ( 1 ) Koch'un yukarda söyl ed i ğ i gibi , sa­ natç ı , g erçek l i ğ e eğ i l i r ve gerçek l i kten d evşi rd i ğ i bi­ reysel görünüşl erle yeni bir yap ı , ama g erçekl i kten , doğadan ayrıc a l ı b i r yapı m eydana g eti rir. Ancak, bu yap ı n ı n da gerçek b i r yapı olduğunu, bunun da b i r g erçekl i k ol duğunu söyliyeb i l i r m i y i z ? Böyle b i r so­ ruya Len i n'in ağzı ndan şöy l e b i r yan ıt vereb i l i ri z : « Sa­ nat, kendi yapıtları n ı n gerçek l i k olarak anlaşı l masın ı i stemez.• (2) Ohalde sanatın i lg i kurduğu objeler g er­ çekl i k olduğu halde, sanatın kendi , yani sanat yapıt­ l arı b i r gerçek l i k , b i r rea l ite d eğ i ld i r. Ama, elb ette sanat yapıtların ı n doğa i l e, g erçekl i k l e b i r i lgisi varı) 2)

Koch, aynı eser, s. 305. Lenin, Aus dem Philosop. Nach l ass, s. 316. 65 Marksist Esteti k - F./5


MARKSiST ESTETiK

d ı r. Bu i l g i , nas ı l bir i l g id i r? Bu i l g i , sanat yapıtları­ nın gerçekliği , doğayı yansıtması i l gisidir. Bu i l g i an­ layı ş ına göre , • esteti k d uyum lar ve sanat, gerçek l i ­ ğ i n sübjektiv bir kopyasıd ı r . ( 1 ) Buna göre , burada sanat yapıtı i l e doğa aras ı ndaki i l g i , original i l e kop­ ya i l gisi olara k düşünülebi l i r. Ama, bu, h i ç bir za­ man kaba bir kopyacı l ı k olara k anlaşıl mamal ı d ı r. O zaman sanat yapıtı nın kend ine özgü b i r varl ığı n ı n ol­ maması gerekird i . Oysa, bil iyoruz ki, sanat yapıtı n ı n böyle b i r varl ığı var. Bu varl ı k , bel i rl i öze l l i klerle kend ini gösterir. Bu öze l l iklerin baş ı nd a , onun ger­ çekl i ği n herhangi bir kopyası olmayıp, duyusal-duy­ gusal b i r kopyası ol ması g e l i r . Ve • sanat objes i n i n gerçek varl ı ğı n ı n özel l i ği , zorun l u ol arak duyusal-duy­ gusal b i r yansıma b i ç i m i ta leb eder . ( 2 ) Böyle b i r ya nsıma biçim inden, d uyusal-duygusal nite l i kten yok­ s un bir obje sanat yapıtı , estetik obje olamaz. Çağ­ daş marx ist estetikçi E . Fischer, buna ' sanatın büyü­ sü' adını verir. « Ama ister oyalasın ister uyarsı n i s­ ter gölgelendirsin ister aydı n lats ı n , h i ç bir zaman gerçe k l i ği n katı bir tan ı m laması deg i l d i r sanat . • (3) Sa nat insanı etk i l er, sanat insanı kend i ne doğru çe­ ker. Bunun nedeni , sanatın gerçekl i ği n yal ın bir yan­ s ı s ı , bir kopyas ı ol ması nda deği l de onda d uyguları n , hayalgücünün işe karışmasında bul unur. Kaba tak l it­ ç i l i ği aşan , d uygul arın ve haya lgücünün işe karı ştı ğı bir etk i l emeye Fischer 'sanatın büyüsü' adını veri r . ..

..

1) 2) 3)

Koch, aynı eser, s. 1 42. Aynı eser, s. 287. E. Fischer, Sanatın Gerekliliği, s. 17. (Çev. lstanbul 1 974. ·

C.

Çapan)


MARKSiST ESTETiK

Bu büyü ol madan var olamaz sanat. Fischer, bunun gerekl i l i ğ i n i şöyle b e l i rtmek i stiyor: • A l ı nyazısı dün­ yayı değiştirmek olan bir s ı n ı f i ç i n sanatın görevi­ nin büyülemek yerine aydınlatmak, eyleme itmek ol­ ması ne denli doğruysa , sanatta büyünün pay ı n ı n da bütü nü ile bir yana b ı rakı lamıyacağ ı o den l i doğrudur. Çünkü, özündeki büyüden yoksun oldu m u, sanat sa­ nat o l maktan ç ı kar.• ( 1 ) Bütü n b u söyl enenlerden anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , sanat yap ıtı , marxist asteti k için, doğan ı n , gerçek l i ğ i n ka­ ba ve ya l ı n b i r yans ı ması değ i l d i r, kaba bir kopyası değ i ld i r, tersine, doğaya, gerçek l i ğe d uygunun , sez­ g i n i n ve hayalgücünün katı lmasıdır. Görü , sezg i , d uy­ g u ve hayal gücü , sanatı o l uşturan temel elemanl ar­ d ı r. Bun la r o lmadan sanat ol amaz. Geçen yüzyı l ı n ün­ l ü Rus estetikç i s i Beli nsky ( 1 8 1 1 - 1 848) sanatı : · Sa­ nat, haki katın doğrudan doğruya görüsel kavraması­ dır ya da görüsel-duyusal düşünmedir• (2) d iye bel i r­ l erken , sanatın bu görüse l l i k ve duygus a l l ı k n itel iği­ n i vurgulamak i stem iştir. Ve bu düşünce, sanatın özü­ nü kavrama yönünden marxist esteti kçi l ere ı ş ı k tut­ muş ve bugün de ı ş ı k tutmaktadır. Söz gel i mi , H. Koch 'a göre: · Be l i ns ky , bu tan ı m ı , öze l l i kl e görüsel, d uygusal bilginin rolünü göstermekle temel lendi rir. Bu tan ı m , çok esnek bir ifade içinde, görse l . yani duygusal b i l g i basamağı i le d üşünsel , rationel b i l g i basamağı aras ı ndaki i lgi lerin d i alektik'ini içine a l ır. 1 ) E. Fischer, Sanatın Gerekliliği, s. 18 . ) W. G. Belinsky, Ausgewaehlte phil. Schriften, s. 191 . Bak. H . Koch, aynı eser, 1 36.

2

61


MARKSiST ESTETiK

Sanat i ç i n temel olan görsel eleman açık olarak or­ taya ç ı karı l ı r. Bu tan ı m , 1 9 . yüzy ı l devri mci rus es­ teti k'inin g e l işme tari h i nde i leri bir rol oynar. • ( 1 ) Belinsky'n i n geçen yüzy ı l saptad ı ğı ve günümüz marxist estetikçil eri için de geçer olarak kabu l edi­ len bu a n l ayışa göre , sanat bi lgisi , duyusal bir b i l g i­ d i r, ama bu b i l g i , duygusal (görüsel-emotion e l ) b i r elemanla tamamlanır. Bu tamamlamadan da , sanat b i l g i s i n i n b i ç i m i doğar. Koch'a göre : · Sanat b i l gi s i­ n i n bu duyusal-duygusal biçi m i , b i r özel l i ktir, daha iyi söylenirse, bütün öze l l i kl eri bi rleştiren bütünleş­ tirici bir elemand ı r. Şu anl amda k i , bu b i ç i m , sanat ve edebiyatı n , estetik duyumun objektiv temellerin­ den yasa l olarak ve zorunlukla doğar... (2 ) Koch'un bu sözleri n i , sanatı , gerçekl i ği n bir yansı s ı ol arak an­ l ıyan marxizm i n b i r savunması olarak düşünmek ge­ rekir. Kan ı m ı za göre , bu noktada gerçekte marxist teori büyük bir güçlük ve hatta çelişki içine düşmüş o l uyor. Bu güçlüğü doğuran sorun şu rada b u l unuyor: Sanat, i l ki n objektiv gerçekl i ği n , doğa n ı n bir yans ı s ı , bir kopyası o larak ( kaba b i r m i metiz m , tak l itç i l ik) düşünü lüyor. Bu duru mda, sanatç ı n ı n doğaya tam b i r sadakatl e eği l mesi, onu h i ç b i r yolda değiştirmeden tuval e aktarması gerekir. Ama, gerçekte bunun böy­ le o l madığı n ı görüyoruz. Doğaya sadakat i l kesini e n aşırı ölçüde uygu lamak isteyen en gerçekçi ( realist) sanat b i l e , gerçekl i ği değiştirir, ona kend i sübjektivi­ tesi nden bir şeyler katar. Okadar ki, söz gel i m i fo1 ) Aynı 2) Aynı

eser, s. eser, s.

1 36. 191. 68


MARKSiST ESTETiK

toğrafçı l ı k sanatında bile, fotoğrafçı doğal objeye kendinden, kendi ruhundan bir şeyler katar. Bütün bu söylenen lerin ı ş ı ğ ı nda, marxizmin öne sürdüğü gibi, salt taklitçil i ğin , sah kopyac ı l ı ğ ı n sanatta yeri yok­ tur. İşte, bu buna l ı m l ı noktadan kurtu l ma k için , marx­ ist estetik, sanatta sübjektiviteyi, sanatç ı n ı n duygu­ sa l l ığ ı n ı n , onun haya l gücünü de hesaba katmak zo­ runluğunu duyar. Ama, bu kez de 'sanat gerçekliğin yans ımas ı d ı r' diyen kendi varsayı m ı ile çelişik bir duru ma düşer. Marxizm , bu çe lişmeden Koch 'ta bul­ duğumuz yaklaş ı m içinde kurtu lma olanağ ı arar: Sa­ nat, gerçekliğin duyusal-duygusal bir bil gisidir. Koch'a göre, bu yaklaş ı m içinde , onun yasal ve zorunlu bir sübjektivliği bul unduğu düşüncesi gizlidir. Ama, bu kez de, marxist estetik, estetik sürece ters düşer. Çünkü sanatç ı , il kin gerçekliğe eğilip onu kavrad ı k­ tan sonra ona duyg ularını katmaz, tersine, duyusal­ duygusal bir sübjektivlik içinde gerçekliğe eği lir ve gerçekliğin bilgisini meydana getirir. Görü ldüğü gibi, her iki durumda da marxist es­ tetik buna l ı mdan kurtu lam ıyor. Bunun ana nedeni, marxist estetik'in, ' sanat gerçekliğin bir yans ı s ı d ı r, kopyası d ı r' diyen varsay ı m ı nda bulunuyor. Çünkü , böyle bir sav, sanatın özüne uyan bir sav değildir. Gerçekte de, sanat hiç bir çağda gerçekliğin yal ı n bir yans ı s ı olmamıştı r, tersine sanat her zaman , gerçek­ liğ in sübjektiv bir çözümleme ve yorumu ol muştu r. Bu sübjektiv çözüm ve yorum, sanatın temel e l emanları­ na, d uyu ve duyguya bir başka e l emanın daha katı l­ masıyla, hayalgücünün katı l masıyla daha sübjektiv bir bilgi niteliği elde eder. 69


MARKSiST ESTETİK

e} SANAT BİLGİSİ, HAVALGÜCÜNE DAVALI BİR BİLGİDİR. Sanat b i l g i s i , gerçekl i ği n bi lgisidir, ama gerçek­ l i ğin kaba b i r kopyası olan b i r b i l g i deği ld i r. Bunun böyle olduğu n u , marxist esteti k de varsayımı ile ç e­ l i şerek kabu l eder. Sanatı, g erçekliğin yal ı n b i r yan­ s ı s ı olmaktan kurtaran, onun d uyusal-duygusa l l ı k ve haya l gücüne dayanma n itel i ği d i r. Duyusal l ı ğı ve duygusal l ı k n ite l iğine daha önceki bölümde değinmiş bul unuyoruz. Şimd i , marxist este­ ti k'e göre, haya l gücünün sanat b i l g i s i ne kazand ı rd ı­ ğı nite l i k nedir? Bu soruna dokunmak i stiyoruz. Marxist esteti k'e göre , sanatın top l u msal bir gö­ revi vard ı r. Sanat, bu görevi yerine getirmel idir. a: Bu g örevi başarmak i ç i n , 'gerçek' yaşamda olduğu g i b i , insanların doğrudan yaşam i l g i l erini görünüştek i d ü­ zensiz rastlantı lar içi nde deği l de, doğrudan doğruya i l gi lerin ve görünüşlerin kopyasında objektiv tarihsel eği l i m leri ve bunları n insan süjesi üzeri ndeki etki­ s i n i , e lverd iği ö lçüde açığa çı karmak zoru nludur. Ama, kopya edilenle karş ı l aştı rı l d ı ğında, kopyada böyl e bir d eği ş i k l i ğe, kopya edileni daha açık ve seç i k tan ı ma k amacıyla g i rişmek, i şte , bu, sanatç ı-hayal-gücünün görevidir. Bu açıdan, hayalgücü, sanatçının tarafl ı l ı­ ğı nı gösterir... (1) Bu karmaşı k anlatı mlar içinde d i­ l e geti rilen şey şudur: B i r yanda kopya edi l en ger­ çek l i k , öbür yanda b i r kopya olan sanat yapıtı var­ d ı r. Sanat yapıtı , gerçekl i ği n hayalgücü i l e değiştiril1)

H.

Koch, aynı

eser, s.

305. 70


MARKSiST ESTETiK

m es i , ona hayalgücünün katı lmas ıyla doğar. Doğada, gerçek l i kte bel i rs i z l i k ve düzens izl i k içind e kavrad ı­ ğ ı m ız nesneler, hayalgücünün on lara kat ı l masıyla b i r­ den bire b i r be l i rl i l i k ve düzen elde eder. bir b i ç i m kaza n ı r. Sanat b i l g i s i , b i ç i m ve düzenden yoksun o l a n doğaya , gerçekliğe, hayal gücü aracı l ı ğ ı i l e biçim ve­ rir, düzen sağ lar. Bunu klas i k bir deyimle söyl ersek. gerçekliği 'olması gereken, yetki n ' bir d uruma yük­ seltir. B u noktada, marxist estet i k de klasik sanat felsefeleriyle birleş i r. Aralarında ortak bir çizgi do­ ğar. Bu ortak çizg i , her sanat yapıtı n ı , gerçekl i ğ i n , real itenin bir aşılmas ı , onun b i r yetk i n l eşti rilmesi olarak anlar. İ şte bu ortak noktada marxist estet i k d e on larla birleş i r. Bunu, çağdaş marxist estetikçi Fischer'den alacağı mız ş u söz l er çok daha a ç ı k ola­ rak bel i rtebi l i r sanırız: « İ çinde yaşad ı ğ ı m ı z yabancı­ laşmış d ü nyada, toplumsal gerçekler d i kkati çekecek bir ı ş ı kta , konunun ve kişi lerin 'yabanc ı l aşmışl ı ğ ı ' içinde ortaya konmal ı . Sanat yapıtı seyirciyi devi m­ siz benzeşme yoluyla değ i l de, onun eyleme kat ı l ma­ s ı n ı . karar vermes i n i sağl ıyacak yarg ı g ücüne sesl e­ nerek kend ine bağlamas ı n ı b i l m e l i d i r. İ nsanların top­ lu yaşay ı ş ı n ı düzenleyen kurallar oyun larda 'geçici ve yeters iz' o larak gösteri lmel i , böylece seyi rciyi sey­ retmen i n ötesinde daha veri m l i b i r davranışa itmel i , g i derek oyun boyunca düşünmes i n i , sonunda d a , ' Bu iş böyle olmaz. Katlanı l ı r i ş değ i l bu. Buna bir son verm e l i ' d iyebi lecek b i l ince kavuşturulma l ı d ı r . » ( 1 ) İste sanat yap ıtında ortaya ç ı kan b4 y e n i durum , onun ı)

Sanatın Gerekliliği,

s.

1 2.


MARKSiST ESTETiK

gerçeklik, realite karş ısında aşkın, yetkin ve ideal bir durum aldığını gösterir. M a rxizm'e göre, yal n ı z felsefenin görevi dünyay ı , g erçekliği değiştirmek de­ ğildir, sanatı n görevi de realiteyi, gerçekliği (h e m doğal hem de top l umsal gerçekliği) değiştirmektir. Marxizm 'e göre , sanat bunu yapmak için gereklidir. .. sanat insan ı n dünyayı tan ıyıp değiştirebil mesi için gereklidir. • (1) Böyle bir görevi yüklenmiş olan sanat yapıtı n ı n , gerçekliğin yal ı n bir kopyas ı olduğunu , aş­ ması ve yetkin l eştirmesi gereken gerçekliğin bir kop­ yası olduğunu söyliyebilir miyiz ? Böyle bir sorun, marxist estetik'in üzerinde inceden inceye durması gereken bir sorundur. Çünkü, gerçekliği aşmada ve yetkin l eştirmede hayalgücüne bu derece yer ve önem veren bir sanat teorisinin kaba bir realizme bağ l a­ namıyacağı çok açık ol arak ortaya ç ı kar. Olduğu gibi olan gerçeklik, kaba realite, olduğu gibi olan bir ger­ çeklik olarak sanatı doğrudan doğruya ilgil endiren bir varl ı k değildir. Ancak, bu kaba gerçekliğe haya l gücü katı l ı rsa, gerçeklik bir değer ve bir anlam elde eder. Bunun için : .. sanat yap ıtı gerçeklikle hayalgücünü birl eştirir. Shakespeare'in, G oya'n ı n cad ı ları, günlük hayatı yaratan bir çok resiml erdeki ü l kü leştiril miş köylüle rden ve el emekçilerinden daha gerçektir. Go­ gol'un ve Kaffka'nın günlük yaşayışın yava n l ı ğ ı n ı şa­ ş ı rtıcı bir titreşiml e verme leri, gerçek hayatı açıkla­ mada bir çok doğal c ı betimlemeden daha başarı l ıdır. Don Ouixote ile Sancho Panza bu gün bile, örneği hayattan a l ı n m ı ş ve titizlikle çizilmiş tek düze yüz1)

Aynı

eser, s .

1 8. 72


MARKSiST ESTETiK

terce roman kişisi nden daha gerçektir b i z i m i ç i n . • ( 1 ) Bunu sağl ıyan da yal n ı z hayalgücüdür. İ m d i , hayalgücünün sanatta as ı l görev i n i n ne ol­ duğunu sorab i l iriz? B u görev i l k planda, i nsan ı n , ger­ çeklik dünyas ı n ı bütü n lüğü ve deri n l i ğ i içinde kavra­ ması n ı sağ l amaktı r. Duyu ları m ızın bel l i b i r obj e yü­ zeyinde kal d ı ğ ı yerd e , haya l gücü , obje'nin d uyusal yan ı n ı aşarak, obje'n i n duyusal b i ç i m i n i bozarak, onu yeni bir a rka-planda ve yen i bir biçim içinde kavra­ mam ızı sağlar. u Hayalgücünde i nsan ruhu büyük b i r yeti yaratır; bu yeti sayesi nd e , i nsan , d uyusal-somut tasavvurlar içinde doğrudan doğ ruya veri l m i ş o l a rı_ gerçe k l i ğ i n üstüne yüksel mekl e , bu gerçekliğin ta­ savvuruna göre değiştirmek i ç i n d uygusal gerçekl i k temel i nden uzaklaşmakla, i nsan, gerçe k l i ğ i duyusal­ somut varl ı ğ ı i ç i nde b i l m e olanağına kavuşur . • (2) Buna göre , sanatın somut gerçekl i k olarak kavradığı şey, salt-duyusal bir görünüş değ i l d i r , tersine hayal­ gücünün d uyusal fenomene b i ç i m vererek elde etti­ ği kend ine özgü n varl ı ktır. Böyle bir anlayı ş , tutarlı olarak marxist esteti k'i kaba rea l izmden kurtarı r ve ideal ist bir çizgiye götürür. Ancak, böyle bir idea l i st ç izg iye u l aşma, « Sanat gerçek l i ğ i n yan s ı s ı d ı r • d iyen marxsist estetik'i , i l kece bir çeli şmeye götürecektir. Böyle bir çel işmeden kurtu l mak i ç i n , marxist esteti k boş yere bazı çabalara g i ri ş i r. Sözgel i m i , hayalgücü­ nün temel lerini obje'de bulduğunu ve oradan hareket etti ğ i n i öne sü rer. · Dünya n ı n sanat yoluyla b i l i n me1) ·2 )

Aynı eser, s. 149. H. Koch, aynı eser,

s.

306. 73


MARKSİST ESTETİK

s i nde bu büyük sübjektiv gücün (hayalgücünün) rolü objektiv olara k temel l end i r i l m iştir. Hayalgücü, sana­ tın estet i k özünün objektiv temel lerinin nite l i ğ i nden o rtaya ç ı kar. Hayalgücü i le objektiv olara k veri l m i ş bulunan esteti k olanaklar, i l k kez gerçek sanat biçi­ m i n i elde ederler, insanl arca gerçekten b i l i n i rler ve onların tinsel malı o l urlar ve böylece de i nsan özü­ nün ifadesi olara k kavra n ı r ve gerçekl eşti ri l i rler. Ha­ yalgücünün yaratıcı etk i n l i ğ i ol maksızın h i ç b i r sa­ natça genel l eşti r i l me olamaz.,, ( 1 ) Yukardaki sözleri daha yal ı n l aştı rarak söyl ersek: Hayalgücü, obje'n i n kend ine özgün n itel i klerinden hareket eder; ama. sonra da, bu obje'yi bi reyse l l i kten kurtararak ona ge­ nel-geçer, tümel bir biçim veri r. B u biçi m , art ı k salt duyusal bir obje biçi m i , rea l iten i n bir yan s ı s ı o l ma­ y ı p , bu, haya lgücü arac ı l ığ ıyle i nsan ı n obje 'ye verd i­ ğ i tinsel bir biçimdir. Bu i l kece çel i ş kiyi yakı ndan gören H. Koch şöyle söyl eme gereks i n mesi n i d uyar: · Objektivite ( nesne l i k) ile sanatç ı n ı n h�yal gücü ara­ s ı ndaki bağ l ı l ı k , gerçe k l i ğ i n sanatça yansıtı l ması nda rea l izmin çok önem l i bir nitel iğidir. B i l i nd i ğ i g i b i , ha­ ya lgücünün gerçekl i k tem e l i nden kopması , real i z m i n ortadan kal kmas ı na neden olduğu g i b i , hayalgücünün de ortadan ka l kmasına neden o l ur . " (2) Ama, H . Koch 'un d e çok iyi b i l d iğ i g i b i , her hayalgücü ürünü objektiv e leman lara dayanır. Çağdaş p s i koloj i n i n be­ timlediği g i b i , yaratıcı hayalgücü, eski taşlarla yeni bir yapı kurmak demekti r. Eski taş lar, real elemanlar1)

2)

Aynı Aynı

. 306. 306.

, ,

eser, s .

:. /

eser, s.

74


MARKSİST ESTETİK

d ı r, gerçe k l i klerd i r. Ama, m eydana gelen ürün, ken­ dine özgün, gerçekl i ği aşan b i r yapıdır. Onu oluştu­ ran elemanl arı n gerçekl ikler old uğuna bakarak, bunu real i zm d iye adland ı rmak, ya da adlandı rmağa çal ı ş­ mak, en azından fenomenleri zorlamak anlamına ge­ l i r. Kavramlardan korkmadan konuşmal ıyız. Böyle bir anlayış, rea l izmden daha çok idealizme yaklaşan bir anlayıştır. İ le rde toplumsal gerçekç i l i k sorununu ele a l ı ı;­ ken bu konuya yeniden döneceğiz.

75


3. Sanat bilgisi dünyaya

egemen olmada bir güçtür.

Renaissance'dan beri i nsan • scientia est poten­ tia » ( b i l i m kudrettir) sloganına uyarak , b i l i m gücü i l e doğaya egemen olmak i stem i şti r. Pozitiv doğa b i l i m leri , bu çabanın ürünleri olara k bir bir o rtaya çıkmışlard ı r. İmdi sanat da bir b i lg i olduğuna göre , doğaya egemen o l mada bu güçten yararla n ı l amaz m ı ? Marxist estetik, sanatın böyle b i r b i l g i gücü olduğu­ na i na n ı r ve bu gücü, tıpkı b i l i mde olduğu gibi ayn ı e re k için kul lanmak ister. B i l m e , e reks i z bir b i l inç eylemi değ i l de, anlamı ve ereğ i olan bir eyl em d i r. Şimdi b i l g ideki bu anlam ned i r? Bunu ele a l m a k i s­ tiyoruz.

76


MARKSiST ESTETiK

a) iNSAN BiLMESiNiN BiR ANLAMI VARDIR. İnsan, b i lme eyl e m i i l e doğada her şeyi , tüm do­ ğayı olanca gücüyle bilmek i ç i n çabalar. Bu çaba, b i l­ g i biri ki m i büyüd üğü öl çüde, güçlülük kaza n ı r. « İ nsan her zaman olabi leceğ i nden ötede bir şey i steyecek. yaratı l ı ş ı n ı n s ı nırları n ı her zaman aşmağa ç a l ı şacak, her zaman ölümsüzlüğe kavuşmak için u ğraşacaktı r. Bu her şeyi b i l m e , her şeye üstün çı kma, her şeyi kavrama i steğ i n i yitird i ğ i gün, i nsan da i nsan olmak­ tan ç ı ka r artı k . Bu yüzden, doğadan bütü n g i zleri ve kend isine üstünlük sağl ıyacak olanakları elde edebi l­ mek için her zaman b i l i me g ereksi nm e d uyacaktır. Yal n ı z kendi yaşayışı nda değ i l , hayalgücüyl e daha deneti altına alamad ı ğ ı n ı sezd i ğ i gerçekler karş ı sında yabancı l ı k çekmemesi için d e her zaman sanatın ge­ rek l i olduğunu unutmıyacaktır.• ( 1 ) Buna göre de, a k ı l ve a k l ı n yeterli olmadığı d u ru m l arda hayalgücü , insanı doğaya egemen kılan i k i önem l i yetidir. G er­ ç i , doğa i l e olan i l g i bütün can l ı la r için söz konusu­ dur. « Her can l ı varl ı k çevresi ndeki dü nya i l e bir me­ tabol izma i l işkisi içi nded i r ; yani d u rmadan o dünya­ dan b i r şeyler a l ı p ona b i r şeyler verir. Ama, hep do­ laysız, a racı s ı z bir a l ış-verişti r b u . Yal n ı z i nsan çal ı ş­ ması tasarlanmış metabolizmadır. İ nsanda araç amaçtan önce gel mekte , amaç aracı n ku l l an ı l ış ı n a gö­ re açıklanmaktad ı r . • ( 2 ) Bi lme eyl em i , burada yen i b i r n itel i k elde ediyo r. B i l m e , i nsan ı n bel l i a raçlarla yürütmüş olduğu bir etki n l i ğ i gösterir. Bi lmenin an1) 2)

E. Fischer, Sanatın Gereklil iği. s. 314. Aynı eser, s. 24.

77


MARKSiST ESTETiK lamı; i nsanın doğada araçlar kul l anarak doğaya ege­ men olmas ı d ı r. Buna göre , insan a raç yapabi len b i r var l ı ktır. İ nsan ı n a raç yapan b i r varl ı k o l ması ne de­ mek? Şi mdi buna değinmek i stiyoruz.

b) İNSAN ARAÇ YAPAN BİR VAR LIKTIR. Her can l ı , doğada kalabi lmek i ç i n doğanı n ken­ d i s i ne verd i ğ i yeti ve araçları kul l a n ı r . Ars l a n ı n pen­ çesi , geyiğin boynuzları , atın bacakları , v.b. g i b i . İ n­ sanda bu tür yeti ve araçların h i ç b i ri yoktur. Ama, insanın akl ı vard ı r. İ nsan, sahip olmad ı ğ ı araçları , a k­ l ı ve hayalgücü i l e kend isi yapar. H i ç kuşkusuz, i l k ':lraçları i nsan doğada h az ı r bulmuştur. El i , ayağ ı , ken­ di o rganları , sonra doğa elemanları , taş lar, sopa l a r v.s . . A m a , i nsan d a h a büyük b i r yarar sağlamak i ç i n , d oğa elemanlarına benzeterek d a h a yetki n araçlar meydana geti rir. " İ nsan ilk a raca benzeterek i ki nci b i r a raç yap m ı ş , böylel i k l e d e aynı ölçüde yararl ı , ay­ nı ölçüde değerl i yeni b i r a raç ortaya çı karm ı ştı r. Böyle b i r şeyi n benzeri n i yapmak nesneler üzerinde bir güç kazandırmıştır i nsana. Daha önce işe yaramı­ yan b i r taş a raç biçi m i ne sokulup insan yararına kul­ l a n ı l a b i l eceği i ç i n değer kazanm ı ştır. B u ' benzeri n i yapma' sürec i n i n büyük b i r yanı var. İnsa n ı n doğa üzerinde üstü n l ü k kurmas ı n ı sağ l ıyor . . . Bir hayvanı benzetler. o hayvan gibi görünüp onun gibi sesler çı­ kar ı rsan, onu kendine çekip sezdirmeden gözleyebi­ l i rsi n , anlamak d a daha kolaylaşı r böylece. Burada da benzerl i k b i r güç, bir büyü s i l a h ı o luyor.• ( 1 ) lnsa1)

Aynı

eaer, s.

39. 78


MARKSiST ESTETiK n ı n ortaya koyduğu bu ürünün ö rneğ i i l k aşamada do­ ğad ı r , doğaya benzeterek i l k a raçları i nsan yapm ı ştı r . " Bu i l k ü retim döneminde kafas ındaki bel l i bir d ü­ şünceden yola ç ı k m ıyordu, b i r tasarıyı gerçekl eştir­ m iyordu; gözönünde gerçek bir balta vard ı , o da o ba lta g i b i bir tane daha yapmağa çal ı ş ıyordu. B i r d ü­ şünceyi gerçekl eşti rmiyor, b i r nesnenin benzerini ya­ p ıyordu. Ancak, çok ağ ı r b i r evri m sonunda uzaklaş­ m ıştı r i nsan doğa l örneğ inden. Yaptığ ı örneği kul la­ narak, onunla durmadan deneyler yaparak yavaş ya­ vaş aracı daha yararl ı ve daha etk i l i k ı l m ıştır. Etk i l i­ l i k amaçtan daha eskidir; uzun süre bey i n değ i l , e l bul ucu o l m uştur i nsan i ç i n . » ( 1 ) İnsanı n , doğal nesnelere biçim vererek yarat m ı ş olduğu bu a raçlar siste m i , e n yal ı n b i r yontma taş baltadan gel işerek en yetk i n araçlar olan makinelere, b i l g isayarlara kadar uzanan büyük b i r varl ı k alan ı nı i ç i n e a l ı r. Bu araçlar sistemi içinde dil ded i ğ i m i z araç da bulunur. D i l , i nsanın doğaya egemen ol mada kul­ land ı ğ ı araçlar a ra s ı nda bir araçtır. Dil ifadelerinde de y i ne i l k ö rnek doğa ve doğal nesneler o l m uştur. " İ l k d i nsel anlatı m a racı n ı n da benzetme lerden baş­ ka bir şey olmadığı sonucuna varılabi l i r. Sözcük ge­ ne l l i kle nesneyle özdeş say ı l m ı ştı r. Sözcük nesneyi kavrama, anlama, onun üzeri nde üstünlük kurma ara­ cıd ı r . Nerdeyse bütün i lkel ı rkların b i r nesneye : bir kişiye, bir ifrite ad vermekle onun üzerinde üstünlük kuracaklarına i nand ı klarını görüyoruz . ,. (2) Bunu yine 1) 2)

Aynı Aynı

eser, s . eser, s.

29. 42.


MARKSiST ESTETiK b i r başka yerde E. Fischer şöyle beli rlemek i stiyor: · D i l , sadece i nsan çal ışmaları n ı akla u ygun b i r yol­ da düzenl eşti rme k , yaşantıyı tanı m l ayıp yaymak, böy­ l ece de ç a l ışma etk i n l i ğ i n i arttı rmakla ka lmad ı , aynı zamanda ayrı ayrı nesnelere be l l i sözcü k l e r yak ı ştı­ rarak onları doğan ı n koruyucu adsızl ı ğ ı ndan çekip i n­ sanların deneti altına soktu . • ( 1 ) D i l i n meydana g e­ l i ş i , yetki nleşmesi , öbür araçların oluşumundan çok daha fazla soyutlama gücü ister i nsandan . Bu soyut­ lama gücünün yan ı s ı ra aynı zamanda büyük b i r u ğ­ raş ı ve emek de i ster i nsandan. « İ nsan çalışmadan -araçları kul l anma yaşantıs ı olmadan- d i l i , o l ayları ve nesneleri yans ıtan bir i şaretle r düzen i , bir soyut· lama, doğanı n benzetl enmesi olarak h i ç bir zaman gelişti remezd i . İ nsan yal n ı z acıyı , sevinci duyabildi­ ğ i , şaş ı rabildiği değ i l , aynı zamanda çalışan b i r var­ l ı k olduğu i ç i n yaratm ıştır açı k-seçik b i rbi rinden ayrı sözcükleri . • (2) Demek o l uyor k i , i nsan b i r yandan maddesel araçları oluştu ruyor, öbür yandan da d i l gi­ bi soyut-tinsel araçları ol uştu ruyor. Her i ki araç tü­ rü için d e erek b i r ve ayn ı d ı r : Doğaya egemen olmak. « Bi r anlatım aracı da -bi r hareket, bir i mge, b i r ses, ya da bir sözcük- bir balta ya da bir bıça k kadar önem l i bir araçtı . İnsanın anlatım araçlarını bulması doğa üzerinde güç kazanmas ı n ı n sadece bir başka yoluydu. Böylece doğada araçları k u l lanma ve toplu çal ışma süreciyle bir varl ı k ç ı ktı ortaya. B u varl ı k -insan- doğanı n tümüne etkin b i r özne ol arak kar' ) Aynı ) Aym

'

eser, s.

eser,

s.

42. 37. 80


MARKSiST ESTETiK

şı ç ı kan i l k var l ı ktı. Fakat, insan kendi öznesi ol ma­ dan, doğa i ç i n bir nesne ol muştu . Doğada b i r şey an­ cak çalışmanın nesnes i , çalışmanın aracı ol arak nes­ ne olabi l i r. B i r özne-nesne i l işkisi ancak çalışma yo­ luyla ortaya çıkar. • ( 1 ) Buna göre , insan, araçlar d ün­ yas ını yaratmakla kalmıyor, araç lar dünyasını yaratır­ ken kend i s i n i de, varl ığı b i len, varl ığa egemen bir sü­ je o l arak yaratıyor. İmd i , i nsan eylem sahi b i , etk i n b i r varl ı k o larak ya lnız araçlar dünyasını değ i l , bunun yanı sıra sana­ tı da yaratı r. Şi mdi , i nsan etki n l iğ i n i n b i r ü rünü olan a raçlar i le sanat aras ındaki i l g i nedir? Bunlar arasın­ da b i r i ç i lg i var mıdır? Bir öz i lg i s i , bir öz bağ l ı l ı ğ ı ? Bu soruyu gözden geçi rmeğe ç a l ı ş a l ı m . c ) SANAT DA DOGAVA EGEMEN OLMADA

BİR ARAÇ OLARAK DOGAR . Sanat, bir ş i i r, b i r müzik parça s ı , b i r resi m ve bir heyke l , tıpkı herhangi bir aracı n m eydana gel me­ si g i b i , eylem ve etk i n l i k isteyen b i r i ştir. N eden i n­ san sanat yapıtları yapar? Marxist estetik'e göre, bu tıpkı i nsan neden araçlar yapar sorusuna benzer b i r sorudur. El bet bunların yanıtları da y i n e benzer ya­ nıtlar olacaktı r. Doğaya egemen olmak i ç i n i nsan araç lar yapar ve yine doğaya egemen olmak için in­ san sanat yapıtları yaratı r . « İ nsan varoluşunun ta kö­ kündeki . . . doğa korkusu i le b i rl i kte doğaya üstünlük sağlama yeteğini yaratma - her türlü sanatın başlı1)

Aynı eser, s. 43. 81

Marksist Estetik

-

F./6


MARKSİST ESTETİK -ca özüdür. İnsanların kul lanab i l mes i ı ç ı n taşa yeni bir biçim veren ilk yapıcı ilk sanatçıyd ı . Bir nesneyi doğa n ı n sonsuzluğ u içinden seçip onu işaretl eme yo­ l uyla evc i l l eşti rerek öbür i nsanların kul l anabi l eceği bir araç o larak ortaya çıkaran i l k ad veri ci de büyük bir sanatçıyd ı . Ritm i k bir ezgi yoluyla çalışma süre­ cini düzenleşti ren , böylece insanın top l u iş gücünü arttıran i l k örgütleyici de bir sanat yalvacıyd ı . H ay­ van kıl ı ğ ı na girip bu benzeşme yo luyla avı yakalama­ yı kolaştı ran i l k avc ı , bel l i bir çentik ya da süsle bir aracı ya da s i l a h ı i şaretleyen ilk taş devri i nsan ı , b i r hayvan deris i n i bir kayaya y a da ağaca gererek ayn ı cinsten hayvanların yakalanmas ı n ı sağl ıyan i l k oymak beyi - bütün bu i nsan lar sanatın öncü atal arıyd ı­ lar. " (1) Buna göre, araç yapmanın ve sanat yapıtı yaratmanın köken i nde, ayn ı erek, doğaya egemen o l­ ma ereği bul unur; ama, ne var ki , aynı özden g i derek araç yapma teknik olara k oluşur; sanat ise güzel sanat olarak gelişir. Ama, bundan sonra da yol l arı tümüyle ayrı l m ı ş o l maz. Şöyl e ki, başlangıçta teknikle aynı şey olan sanatın ereği , maddesel doğaya egemen ol­ maktı . · Doğa üzerinde yeni bir güç kazan ı l m ı ştır ve bu güç yetisi bak ı mından sınırsızdır. Büyünün, dola­ yısı i le de sanatın köklerinden biri i şte bu bul uşa uza­ n ı r . » (2) Bunu b i r başka yerde Fischer yine şöyle be­ l i rtiyor: « İnsa n l ı ğ ı n baş l angıcı nda sanatın 'güze l l i k' l e uzun boyl u bir i l i ntisi yoktu, esteti k kaygı s ı i s e h i ç yoktu: i nsan topl ul uğunun yaşama savaşında kul lan-

1 ) Aynı

2)

Aynı

eser.

s.

eser, s.

44. 25. 82


MARKSiST ESTETiK d ığı büyü lü bir araç, b i r si lahtı sanab ( 1 ) M addeser doğaya egemen olma yolunda i nsan ı n m eydana getir­ d iği araçlar sistem i tekni k ya da teknoloji ol arak ge­ l iş i rken, sanat da, yine b i r a raçlar sistem i o larak ' gü­ zel sanatlar' olara k gel i ş i r. Bun l a r a rası nda- tam bir para l e l l i k vard ı r . .. İnsan ı n i l k topl u yaşama dönem i n­ de doğa n ı n g iz l i gücüne karş ı i nsanın en büyük yar­ d ı mc ı s i l a h ıyd ı sanat. Sanat, başlang ıcında, hemen hemen din ve b i l i m l e ayn ı şeyd i . İki nci g e l i ş m e dö­ neminde -iş böl ü m ü , s ı n ıf ayrı m ı ve her türlü top­ l umsal çatışmanın ortaya çı kması dönemi nde- sa­ nat bu çatışmaların nitel i ği n i anlaman ı n , var olan ger­ çekl i ği tan ıyarak deği ş i k b i r gerçe k l i ği n ne olabi lece­ ği n i sezmen i n , insanların ortak noktal arı arası nda köp­ rü kurarak b i reyi ya l n ı z l ı ktan kurtarmanı n başl ıca yo­ lu oldu.• ( 2 ) H i ç kuşkusuz, burada da b i r gerçekl i k söz konusudur. Ama, b u gerçekl i k art ı k doğal ger­ çek l i k ol mayıp, top l umsal gerçe kl i ktir. Sanat, burada artık doğa gerçekl i ğine egemen olmak i ç i n deği l d e , toplumsal gerçekliği anlamak, o n u değiştirmek i ç i n b i r araç o l uyor. Bir birey o l a n insan, i l ki n sanat ara­ cıyla birey olmaktan kurtul ur, topl uma katı l ı r, top­ l umsa l laşır. İnsan, • çevresi ndeki dünyayı soğurma­ y ı , kend i s i n i n kı lmay ı , merakl ı , çevreye aç benliğini b i l i m i n , tekniği n en yüksek burçlarına, atomun en g iz l i deri n l iklerine değin yöneltmeyi , sınırlı benl i ği­ ni sanatta topl u yaşayış ile birleştirmeyi , b i reyse l l i­ ği n i toplumsal laştı rmayı özlüyor.• (3) İ şte, bu özle1) 2) 3)

Aynı Aynı Aynı

eser, s . eser, s. eser, s.

48. 314. 9. 83


MARKSiST ESTETiK mi gerçekleştirmek i ç i n , i nsan sanatı kullan ı r. " Bi re­ yin bütü n le böyle kaynaşması i ç i n vazgeçi l m ez b i r a raçtır sanat. İnsanın s ı n ı rsız birleşme, yaşantı ları ve düşünceleri paylaşma yeteneğ i n i yansıtır.• ( 1 ) Bu yansıma içinde i nsan, kend ini toplumsal bütünün bir parçası o larak duyar ve görür. Çünkü , sanat, i nsanı öbür insanlarla duygu ve düşüncede bi rleştirir, bu anlamda i nsan b i reysel l i ğ i n i n d ı ş ı na ç ı kar, toplumsal­ laşı r. İnsan ın top l umsal laşmasında bir araç olan sana­ tın görevi bunun la bitm i ş ol maz. Onun araç n itel i ğ i , topl umsal gerçek l i ğ i değ işti rmede de geçerli bir ni­ tel i k olarak sürer. • Nası l dil her bi reyde top l umsal evri m i n yüzyı l lard ı r süre n biri k i m i n i yansıtır, b i l i m her b i reyi i nsan l ı ğ ı n elde ettiği bilg iyle donatırsa, sa­ natın sürekl i görevi de b i reyin kendi dışındaki her şeyin bütünlüğünü, bütün i nsan l ı ğ ı n yaşantı s ı n ı ona kendi yaşantı sıymış gibi yaşatmaktır. Sanat bunu ya­ parak gerçekl i ğ i n değ işti rilebileceğ i n i , denetlenebi­ l eceğ i n i gösterm i ş olur.• (2) Görüldüğü g i b i , m arxist estetik i ç i n , sanat da b i r araçtır. Ama, bu araç, i n­ sanı topl umsa l l aştırma ve topl umsal gerçeği değ iş­ tirmek i ç i n bir araçtır. Topl umların sürek l i g e l i ş i m i i ç i nde sanatın bu araç n itel i ğ i de sürüp g ider. Çün­ kü : • Sanat i nsanın kend i s i n i öbür i nsanlarla, doğayla ve dünyayla özdeş görmes i n i n , var olan ve var o l a­ cak her şeyle b i r l i kte duymas ı n ı n ve yaşaması n ı n aracı i s e , görevi de insanın gel işmes i ne koşut ola1 ) Aynı :7) Aynı

eser, s.

9.

eser, s .

321 . 84


MARKSiST ESIDIK

'fak gel işecektir. • (1 ) Buna göre de, insan ve topl um var olduğu sürece, sanat da g erekl i b i r eyl em , top­ .lumu d eğ i ştirme etki n l i ğ i o l arak var ol acaktı r.

it) Aynı

eser, s.

322.

85


4. Estetik obje

ve

estetik süje.

Sanat olayı n ı bir b i l g i olayı ol arak ele a l d ı ktan sonra , şimdi onun bu bil gise l temel i ne dayanarak es­ tetik obje ve estetik süje sorununu incelemek i sti­ yoruz. Çünkü, estetik olay, her şeyden önce estet i k obje v e esteti k süje'ye daya l ı , o n l a r aras ında mey­ dana gelen bir fenomendir.

a) ESTETİK OBJE NEDİR? Böyle bir sorunu çözümlemeğe götürecek ipuç­ · larını Ma rx 'ın gene l l i kl e obje bel i rlemelerinde bulab i l i riz. Çünkü, estetik obje dediğimiz varl ı k , genel ol arak obje dediğimiz varl ı ğ ı n bir parças ı n ı ol uşturur. Daha önce işaret etm iş olduğumuz g i b i , Marx için var olanın, obje'nin öne m i , onun doğal bir varl ı k o l m a­ s ı nda değ i l , i nsan emeğ i n i n ve i nsan etki n l iğ i ni n ona 86


MARKSİST ESTETiK katı lmasıyla, var o l a n ı n i nsansa l laştırı l m ı ş b i r obje ol masıyle elde eder. Marx şöyle hareket ediyor: · O b­ je nedir? Çeşitl i türden obje'ler vard ı r. İ l ki n genel­ l i kle obje d iye bir şey yoktur, ters i n e ü retim ile mey­ r.Jana geti rilen bel l i tarzda tüketi l mesi gereken bel l i bir obje va rd ı r. Ya l n ı z tüketim objesi değ i l , tüketi m tarzı da ü reti m i le ü reti l i r ; yal n ı z objektiv ol arak d e­ ğ i l , aynı zamanda sübjektiv ol arak. » ( 1 ) Şi mdi M arx' ı n bu sözlerinden i le rlemeğe çalışalım. M arx, obje'yi bir teme l kategori i l e bel i rlemek i stiyor: tüketim kategori s i ile. Tüketi m objesi olmak, i nsan etki n l i ğ i n i n ona yönel mesi anlamına gel i r. İ n­ san eylem ve etki n l i ğ i n i n b i r var-ol a na yönel mesi , ona katı l ması, daha önce görmüş olduğumuz g i bi , o var-o lanı i nsansal k ı l ması demekti r. Bundan ötürü M arx « salt doğa objes i ,, i l e erekler koyan ve amaç­ l ı yan i nsan etki n l i ğ i i l e oluşan « Obje • aras ında önem­ l i bir ayrı m yapar. Böyle bir etki n l i ğ i n objesi , artık herhangi bir obje o l m a , b i r doğa varl ı ğ ı olma duru­ mundan kurtu l u r ve b i r ürün, i nsan etk i n l i ğ i n i n b i r ü rünü o l u r. · Ü rün o l arak ü r ü n , salt doğal objeden ay­ r ı ca l ı k i çinde anca k tüketim i ç i nde ü rün o l u r . " (2 ) in­ san etki n l i ğ i n i n , burada tüketim etk i n l i ğ i n i n objesi o l m a k , obje'ye bir top l umsal l ı k ve tari hsel l i k n itel iğ i kazandı rır. Bunun i ç i n , bir ü rün o l a n obje, top l u msal­ tari hsel bir obje'd i r. · Obje • diyor Marx, " (toplumsal b i r varl ı k ol arak i nsanla uğraşan her b i l g i n i n obje'si o l arak ) herhan g i , elle kavranab i l i r, maddesel bir nes1 ) Marx, Zur Kritik der. polit. Ökonomie, '?) Aynı eser, s . 245. 87

s.

246.


MARKSiST ESTETiK

ne olmayıp, toplumsal bir ilgidir. Ya da daha iyi söy­ lenirse : maddesel b i r nesne, eğer o i nsan bütünsel­ l i ğ i n i n pratik b i r ifadesi i s e , i nsan ı n özüne ait güç­ lerin objeleşti rilmesi o l ur.• ( 1 ) Bu bakımdan insan etk i n l i ğ i n i n obje'si olan var-olan hem b i r obje'dir hem d e b i r ü ründür. B u obje, bu ü rü n , doğa varl ı ğ ı içi nde değ i l , ters i n e , toplumsa l l ı k ve tarihse l l i k boyutları içi nde bir gerçekl i k elde etm i ş o l ur. Bütün bu söyled i kleri m izin esteti k obje için d e geçerli olması gerekmez m i ? Estetik obj e , ister bir doğa parçası isterse b i r sanat yapıtı ols un , i nsan et­ k i n l i ğ i n i n ü rünü değ i l mid ir? Böyle bir ürün olarak da o , toplumsal ve tarihsel bir varl ı k değil m i d i r ? M arx'ın şi mdiye kadar söyled i kleri n i n açısından bunun böyle o l ması gerekir. " Tarihsel leşen b i r obje böyle bir ob­ je olara k yalnız nesneleşen b i r etki n l i k olmayıp, sü­ je için b i r obje olduğ u düşüncesi estet i k obje'n i n d i a­ l ekti k kavranması i ç i n çok öne m l i d i r. • (2 ) Çünkü, es­ tet i k obj e , ya l n ı z • ü rün " o l ması bakı m ı ndan tari h sel­ toplumsal b i r obje değ i ld i r. Ayn ı zamanda, onu kav­ rıyabi lece k , estet i k nite l i ğ i n i a l g ı l ıyabi lecek, etki n l i k sahibi b i r süje i ç i n d e o , böyle b i r obje'd i r, b i r sanat yapıtıdır. Böyle b i r kavramanın obje'si olm ıyan bir es­ tetik obje, sanat yapıtı , bu n itel i klere sahip olamaz, yani bir obje olamaz, (çünkü onlar, ancak bir süje etk i n l i ğ i için bir obje olab i l i rler) , salt bir doğa var­ l ı ğ ı haline inmiş o l ur . Ancak bir süje için estetik obje olma , esteti k 1)

H. Koch, aynı

2) Aynı

eser, s.

eser.

s.

1 14.

1 53. 88


MARKSiST ESmlK

obje için çok öneml i b i r nite l i ktir. Şimdi bu neden böyledi r ? Bunun üzerinde durmağa ç a l ı ş a l ı m . Bir do­ ğa parças ı , b i r s anat yapıtı ne zaman b i r estetik de­ ğer varlığı olara k kavranabi l i r? Buna, eğer onlar es­ teti k b i r a l g ı l amanın obje'si ol urlarsa diye karş ı l ı k vereb i l i riz. O halde estetik obj e , b i r estetik obje o l a­ bi lmek için, insandan özel bir etkin l i k , özel b i r kavrama etki n l i ğ i bekler. Nedir bu özel kavrama etk i n l i ğ i ? Öy­ l e özel bir kavrama etk i n l i ğ i k i , bu kavrama etki n l i ğ i i l e bir estetik obj e , doğal b i r obje'den ayrı l s ı n v e es­ tetik bir obje o larak belirlens i n . Böyle bir kavrama etki n l i ğ i , ancak sübjektiv nite l i k ler i l e bel i rl enebi l i r. • Sanat anlatı m ı n ı n ve estetik d uyarl ı ğ ı n obje'si da­ ima ' i nsan için var-olma'yı içine a l ır. Ama, bir obje­ n i n bir süje için varo l ması yeterli değ i l d i r ; b i r süje'­ n i n de b i r obje i ç i n bir süje o l ması gerekir: estetik obje'yi , gerçek b i r estetik hazz ı n objesi yapmak için . Obje süje'ye gereksinme duyar, tıpkı (yüzyı l l ı k b i r uykudan uyanabi l mesi i ç i n masal prensesi) Dorn­ röschen'in kendi s i n i uyand ı racak prensin öpücüğüne gereksinme duyması g i b i . · ( 1 ) Ohalde süje nasıl b i r tavı r i l e estetik obje 'ye eğ i l melidir? B u eğilme, bü­ tün klasik esteti k'lerin anlayışına göre, sübjektiv b i r tavır olma i l e olacaktır. Marxizm de bu an layışa ka­ tı l ı r. Bu sübjektivl i k ( özne l l ik) , daha önce işaret et­ mis olduğumuz g i b i , duyusa l l ığa dayalJdır. Süje, es­ tetik obje'yi salt duyusal b i r obje olarak kavramal ı­ dır . .. sanatçı anlat ı m ı n ı n ve estetik duyarl ı ğı n obje'si , bir çok beli rleme ve i l g i l eri n zengin b i r tümlüğünü 1)

Aynı

eser, s .

1 56. 89


MARKSİST ESTETİK g österir. Burada söz konusu olan bu çokluğun birl i­ ğ i , d uyusal-somut olmaktan başka b i r şey değ i l d i r. Daha en baştan bu şunu dışarda bırakır: soyutlama­ lar, kavra m l ar, yasalar, v.s. sanatçı a n l atı m ı n ı n ve es­ tetik duyarl ı ğ ı n özel b i r b i ç i m i ol amazl a r . • ( 1 ) Buna göre, esteti k obje, duyusal-somut b i r obj e o l up , sü­ je, böyle bir tavırla estet i k obje 'ye yöneldiğ i nde onu esteti k ol arak kavrıyabi l i r. Ama, bu duyusa l l ı k ve somutl uğ un b i r başka süb­ jektiv n itel i kle tamam lanması gerekir. Şöyle k i , bir tarihsel-toplumsal ve duygusal-somut obje'yi , biz h e r­ hangi b i r obje g i b i kavrıyamayız. Başka türlü dendik­ te, estet i k obje o l m ıyan obje'leri de biz duyusal-so­ m ut olarak kavrıyabi l i riz. Bütün empiri k-bireysel ob­ je'lerle i l g i l i olan b i l g i l erimiz böyled i r. Ohalde este­ t i k obje'n i n bu duyusa l-somutluk n i te l i ğ i n e bir başka n itel i ğ i n daha katı l ması gereki r. Bu nite l i k , estet i k obje'den b i z i m h a z duymamız, estet i k obje'nin bize h az sağlaması niteliğidir. « Herhangi bir b itki ya da çiçek, tari hsel olarak uzun süre i nsan bütünlüğünün prat i k i fadesi ol muş olabi l i r. O, b i r çiçeği esteti k haz­ z ı n objesi yapab i len her şeye sahip olabi l i r. Renk ve biçi mce güzel ol abi l i r, kokuca hoş ol abi l i r. Ama, o b i r estetik hazz ı n gerçekten obje'si ol ursa -ister b u s ü s ol arak ya l ı n b i r bakış isterse sanat ve edebiyat anlatı m ı n ı n modeli olma i l e olsun- anca k o zaman bir gerçek estet i k obje olabi l i r (2) Buradan marxist esteti k ' i n estet i k obje anlayışının sübjektivist b i r ni. ..

1) '2)

Aynı Aynı

eser, s . eser, s.

287. 1 53. 90


MARKSiST ESTETiK tel iği n i n bulunduğunu açık o l a ra k göreb i l i riz. Buna göre, esteti k obje o l m a nite l i ği n i kend inde, objektiv nite l i kl e r arasında d eği l de, onu kavrıyan süje'n i n sü­ je sfer'inde elde eder. Bir süje, bir obje'yi salt duyu­ sal-somut b i r obje olarak kavrar ve ondan b i r esteti k haz duya rsa , ancak, o zaman o obje bir esteti k obje olabi l i r. İnsanın topl umsa l l ığı ve tari hse l l i ği varsayı­ m ı ndan ka l kan marxizm, sanat olayını bef.i rl erken b i r sübjektivizme ulaşıyor. A m a , böyle b i r sonuç, marx­ i st esteti k'in özünden deği l d e , sanat o l ay ı n ı n özün­ den i leri gel iyor. Çünkü, sanat olayı , estetik obje , süje, var l ı ğı d i k kate a l ı nmadan h i ç b i r yaklaş ı m l a tam olarak kavranamaz. B i r estetik obje, anca k b i r este­ tik süje için bir es!eti k obje'dir, yoksa kendi başı n a b i r varl ı k alanı o larak deği l . M arxist estetik bu ger­ çeği doğru olarak görür ve değerlendi ri r, temel var­ say ı m ı i le çel i şse ve ona ters düşse b i l e , bu gerçeği doğru olarak kabul eder, beni mser.

b) ESTETİK SÜJE NEDİR? Gene l l i k l e süje, nesneleri duyum l ıyan , a l g ı l ıyan ve onların yans ı s ı n ı meydana geti ren bir b i l i nç varl ı­ ğ ı d ı r. Bunun nas ı l o luştuğunu daha önce be l i rtm i ş bu­ l unuyoruz. Şimdi estetik süje'nin nasıl b i r varl ı k ol­ duğunu sorab i l i riz. Estetik süje'ye baktığı m ı z zaman, onun da genel süje g i b i bir tak ı m psişik süreçl erden meydana ge ld i ği n i görürüz. · Estetik sübjektivl i k kav­ ra m ı , ps i ş i k süreçleri n , ( gerçe k l i ği n ) sübjektiv kop­ yaların ı n bu o la!°Janüstü karmaşık birl iği g i b i b i r özel­ l i k gösteri r . • ( 1 ) B i l g i süjesi i l e esteti k süje aynı ni-

1) Aynı

eser, s.

1 34. 91


MARKSiST ESTETiK

tel i k l ere sah i ptir. · Bu n itel i k l er, b i r yandan onlann salt p s i ş i k fenomen l er o l m as ı , öbür yandan da bu fe­ nomen l erin g erçek l i ğ i n bir yansısı o l masıdır. Ama, aralarında bu noktadan başl ıyan bir ayrıca l ı k da ken­ d i n i gösterir. Bu ayrıcal ı k, özel l i k l e ' g erçek l i ğ i n yan­ s ı mas ı ' olayında açık o larak görünür. Çünkü, burada söz konusu olan, b i r g erçek l i ğ i n s ıradan b i r yansısı ol mayıp, sanatça b i r yansısıdır, estet i k bir yans ısıdır. ·Bu özel l i k ve n itel i k l er , g erçekl i ğ i n sanatça yans ısı , çok özel b i r n itel i ğ i n , sanatça-estetik b i l g i özel l iği­ n i , top lumsal b i l incin sanatça b i ç i m özel l iğ i n i ol uş­ tururlar.• ( 1 ) Estetik süj e'ni n karş ı l ı ğ ı olan g erçek­ l i k, b i l g i süje'si karş ı l ığ ı o l an g erçekl i k olduğu halde bu g erçekl i ğ i n b i l i nçteki yans ısı değ i ş i k o l uyor. B i l­ g i süje'si nd e bu yans ı , gerçek l i k biçi m i nd e olduğu halde, estetik süje'de bir sanat biçi m i , bir estetik biçim eld e ediyor. Ama, bütün b u b i l i nç olayların ı n , sübjektiv b i r yansı , g erçekl i ğ i n b i r sübjektiv yansısı o lduğu da · marxist teori n i n temel varsayımları ndan b iri o l uyor. a Bu p s i ş i k o l aylar, marxist-l en i ni st kav­ rayışa göre, gerçek l i ğ i n sübjektiv bir yansısıdır. Bun­ l ar, bizi , gerçekl i ğ i n b i l g i s in e, i nsanın toplumsal var­ l ı ğ ı n ı n b i l i nc i n e götürürler.• (2) Yalnız, buradan sü­ j e'ni n g erçekl i k karş ısında etki n l i kten yoksun b i r var­ l ı k o lduğu sonucu çı karı l mamalıdır. Marxist teoriye g öre, daha çok bunun tersi söz konusudur. i nsan, i ş v e eylem varl ığıd ı r, etki n b i r varl ı ktır. B u b i l i nç ve b i l giyi sağl ıyan da, insanın b u eyl em ve etkin l i ğ i d i r. 1 ) Aynı ') Aynı

eser, s. eser, s.

1 34. 1 35. 92


MARKSiST ESTETiK

Bunu Len i n şöyle belirtiyor: ·Yaşam ve eylem açıs ı n­ dan i l k ve en temel görüş noktas ı b i l g i teorisi açısı­ d ı r. » ( 1 ) Çünkü , i nsan ı n en temel eylemi bilme eyle­ m id i r. Devam ed iyor Len i n : « Bütü n sübjektiv, psişik s üreç l er, sonunda eyl emle bel i rlenir. İ nsan, eyl em­ sel amaçlar koyan etki n l iğiyle, önünde objektiv b i r d ünyaya s a h i p o l ur. B u dü nyaya o bağ ı m l ıd ı r ve bu d ünya arac ı l ığ ıyle kendi etki n l i ğ i n i bel i rler. Bu çıkış noktası ndan kal karak i nsan ı dialekti k bilgi yolu, can l ı görüden soyut düşünmeye götü rür. • ( 2 ) Gerçi Len i n' i n bu açıklamalarıyle çok önem l i bir felsefe sorunu ortaya çı kıyor: Sübjektiv b i r yans ı ile nas ı l o l ur da bunun rea l , objektiv karş ı l ı ğ ı olan bir d ı ş gerçekliğe ulaşab i l i riz? Daha önce sübjektiv idea­ l izm ( Berkeley, E. Mach örneğ i n ) böyle b i r varsayı m· dan ka l karak, d ı ş dünyan ı n varl ı ğ ı n ı yads ı mağa ulaş­ m ı şt ı . ( 3 ) Ama, Len i n , aynı ç ı k ı ş noktas ı ndan kal ka­ rak d ı ş dünya n ı n objektif, real varl ı ğ ına ul aşıyor. Bu kriti k sorun , konumuzu yakından i l g i lendirmediği i ç i n , o n a ya l n ı zca işaret etmekle yeti nmek istiyoruz. Burada, problem i m i z yönünden bizi i l g i l endiren şöyle bir sorun ortaya ç ı kıyor: B i l inçte, objektiv ger· ç ek l i ğ i n sübjektiv, estetik bir yans ı s ı meydana geli· yor. Ama, bu yans ı , gerçek l i ğ i yansıtmak i steyen sa­ natçı b i l incinde m i meydana gel iyor? Yoksa · sanat yapıtı i le estetik bir i lg i içine g i ren h erhangi b i r süje

1 ) Lenin. Empirio

2) 3)

Kritizismus, s. 1 31 . Berlin, 1 975. Aynı eser, s. 89. Bak: lsmail Tunalı, Felsefenin lşığında Modern Resim. Erzurum, 1960. •

93


MARKSiST ESTETiK b i l i ncinde m i ? Başka b i r deyiş i l e söyl ersek : Estetik. süje ya lnız sanatçı süje'si m id i r? Yoksa estetik o la­ rak alg ı l ıyan herhangi bir süje de esteti k süje olabi­ lir m i ? Bu soru lara , her ikisi de d iye karş ı l ı k vermek gerekir. Çünkü: · Estetik sübjektiv l i k deyince , bura­ da sübjektiv, psişik o layların , s ü reçleri n , heyecanl a­ rın v.s . tü mlüğü anlaş ı l ı r ; bunlar, eğer i nsan kendi d ı ş ı nda var olan görünüşleri estetik olarak d uyum­ lar, bu ya da şu biçi mde dünyayı sanat yoluyla b i l i r­ se, i nsan beyninde meydana gelir, i ster bu sanat yaratışıyla olsun isterse sanat yapıtlarından haz d uy­ makla olsun . .. ( 1 ) Her i k i duru mda da, estetik olarak duyuml ıyan süje, esteti k süje'd i r. Çünkü her iki sü­ je'd e gerçekl i ğ i n estetik bir yansısı m eydana gel i r. Estetik süje'ni n karakteri, başka yönden de ken­ d i n i gösterir. Bunu Marx 'tan alacağı m ız b i r cü mleye dayanarak göstermeğe çalışal ı m : • Nası l müzi k ancak i nsanın müzi kal d uyusunu uyandı rıyor, nas ı l müzikal o l m ıyan bir kulak için en güzel müzi ğ i n bile bir anla­ m ı olmuyorsa, bundan ötürü toplumsal insanın duyu­ ları da topl umsal olm ıyan i nsanın duyu ları ndan baş­ ka o lacaktır; ancak, i nsan varl ı ğ ı n ı n objektiv olarak gel işen zengi n l iğ iyle sübjektiv insan duyarl ı ğ ı n ı n zen­ g i n l i ğ i oluşur, b i r m üzikal kulak, biçim güzel l i ğ i i ç i n bir göz, kısaca yal n ı z i nsansal hazlara yetil i duyular o l urlar. » (2) M arx'a göre, şuhalde b i r nesneyi , b i r obje'yi güzel kılan obje'nin n itel i kleri değ i l , süje 'nin 1)

H. Koch, aynı eser, s. 1 35.

2) Marx/Engels, Kleine Ökonornische Schrift. s. 133. Bk. Koch. aynı eser, s. 1 46.

94


MARKSİST ESTETiK d uyusal n itel i kleridir. Eğer süje obje'yi güzel ol arak kavrayacak yetenekten yoksunsa. o obje hiç bir za­ man güzel o l a ra k kavranam ıyacak ve güzel olarak de­ ğerlendi ri l emiyecektir. H. Koch da �unu aynı yönde şöyle açı klamak i ster: u M arx, en güzel m üziği n müzi­ ka l o l m ıyan bir kulak için h i ç bir anlam ı n ı n olmadığı n ı , onun h i ç b i r obje o l madığı n ı söylüyor. M arx bunun l a şunu açıkl ıyor: ben i m obje' m , ya l n ı z ben i m özsel güç­ lerimden birinin doğrulanmas ı (belgelenmes i ) olab i l ir, o halde ya lnız ben i m için olabi l i r , tıpkı benim özse l gü­ cümün sübjektiv bir yeti ol ması g i b i , çünkü, bir ob­ je'nin anlamı benim duyumumun uzand ı ğı yere ka­ dar g i der. " ( 1 ) Bu, kuşkusuz apaç ı k bir sübjektivizm­ d i r. Ama , M arx . bu sübjektivizmden kurtul ma olanak­ larını da arar. Bunun yol unu, duyul a rı tari hsel-toplum­ sal b i r kaynağa bağlamakla elde etmeğe ça l ı şır: u Beş duyunun oluşumu, şimd iye kadarki dü nya tari h i n i n b i r i ş i d i r . . . " (2) D uyul arım ız, tari h i n , i nsanı top l um­ sal l ı ğı n ı n b i r ürünü olunca , buradan duyusa l l ı ğı n ve duyarl ı ğı n _d a tarihsel-toplumsal b i r eylemin ürünü olduğu sonucuna ulaşı l ı r. Görülüyor ki , estetik süje, esteti k d uyul ara, es­ tetik duyum lara ve estet i k haz alabilme yetisine sa­ h i ptir. M a rxist esteti k'e göre , estet i k fenome n , es­ tetik süj e'n i n sahip olduğu bu yeti lerle o l uşur. Este­ tik fenomen ve esteti k obje, kendi baş ına deği l , es­ tet i k süje 'n i n sübjektiv etk i n l i ği i l e m eydana gelir ve bir varl ı k kazan ı r. 1) 2)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s .

1 33. 1 33. 95


5. İnsan

ve

sanat

Yukarda n itel i k l eri i l e bel irlemeğe çal ıştığımız estetik fenomeni m eydana getiren estetik süje, tek bir sözl e insandır. Şimdi süje kavramını b i r az gen i ş­ l eterek onu insan olarak d üşünel i m . Buna göre, bu­ rada soru l ması gerekl i olan soru: İnsanın sanat fe­ nomeni i l e olan var l ı k i lgisi n ed i r ? gibi b i r temel so­ ru olmalıdır. Ş i mdi, marxist estetik açısından, süje­ estetik obj e sorununu daha gen i ş bir d üz ey içind e, insan-sanat fenomeni olara k el e almak i stiyoruz. İ nsan n edir? İnsan, i l k i n tek kişidir, bi reydir. Ama , bi rey olan insanın köken i topl umdur. M arx da. vaktiyle Ari stotel es 'in öne sürmüş olduğu 'antropos zoon politikon' ( i nsan top l umsal b i r canl ı d ı r) anlayı­ ş ı na uyarak, insanı toplumsal bir varl ı k o larak bel i r97 Marksist Estetik

-

F ./7


MARKSiST ESTETiK ler.: .. Bi rey, toplumsal bir varl ı ktır. Onun yaşam o l a­ y ı , toplumsal yaşamın bir d ı ş laşması ve b i r somut­ laşmas ı d ı r . . . İnsan , -özel b i r b i rey olduğu ölçüde onu bu öze l l i ği bir bi rey ve gerçek bir bireyse l -top­

lumsal varl ı k yapar- bi rey olduğu ölçüde d e , o b i r bütünlüktür. ideal b i r bütünl üktür; gerçek l i kte insan, fnsansal yaşam olayı n ı n bir bütünlüğü olduğu g i b i , düşünü l en v e duyusal ol arak kavranan toplumun süb­ jektiv b i r varl ı ğıd ı r . » ( 1 ) İşte , sanat fenomen i ne katı­ lan. onun o l uşmasına neden olan i nsan, böyle top­ l umsal bir ürün olduğu g i b i , onun meydana geti rd i ği sanat olayı da ayn ı şeki lde bir toplumsal fenomen olacaktır. Ama, ne var k i , bu ürün bir bütünse l l i k bi­ ç i m i nde değil de, bi reysel bir biçimde somutlaş ı r. " İ nsan varl ığı nı oluşturan ve onu koşutl ıyan topl um­ sal i l g i lerin bütünü, gerçekl i kte çeşitl i görünüş bi çim­ lerinde vard ı r ; sayı sız deği ş i k b i reysel öze l l i k için­ de. Ya l n ı z bireyde. bi reysel i l g i l erde ' i nsan varl ı ğı ' vard ı r. Bizim şi mdiye kadar sanatın estetik özünün objektiv temel leri olarak gösterd i ğimiz her şey, doğ­ rudan doğruya somut, can l ı olarak burada vard ı r . " (2) Buna göre , sanat, top lumsal bir varl ı ğın ürünüdür, ama, bunun varl ı k biçimi b i reysel b i r biçimdir. Sana­ t ı , birey ol arak i nsan yarattığı g i b i , aynı zamanda sa­ nat yapıtı da bi reysel o larak doğar. Sanatın bir b i reysel biçim içinde doğuşu. onu. bütün öbür canl ı l a r ı n ürünlerinden ayı rı r . Sanat, in­ sanı n , insan emeği n i n bir ürünüdür, ama, herhangi ı) 7)

Aynı eser, s . 1 30. H. Koch. aynı eser,

s.

292. 98


MARKSiST ESTETİK b i r ürünü değ i l d i r. Bunu Marx şöyle bel i rlemek i sti­ yor: « Emeği insan türüne özgü bir biçi mde düşün­ mek zorunday ız. Örümcek b i r dokumac ı n m kine ben­ zeyen b i r iş yapar. Arı ise hücres i n i yaparken göster­ d i ğ i usta l ı kla b i r çok mi marı utand ı racak güçtedir. Ama, daha baş lang ıçta en beceriksiz m i marı b i l e en usta arıdan ayı ran şey, m i marın hücreyi bal mumuna dökmeden önce onu kafası nda kurmuş ol masıd ı r . Ça­ lışma süreci , işe başlad ı ğ ı nda emekçinin kafasında var o l a n , bir düşünce olara k var olan bir şeyin yara­ tılmasıyla sona erer. Emekç i n i n yaptığı doğal nesne­ l ere sadece bir biçim değ i ş i k l i ğ i vermek değ i l d i r ; ay­ nı zamanda doğa içinde, kendi amac ı n ı n --davran ış­ l a r ı n ı yasalarla yöneten amacın- kendi istemi ( i ra­ des i ) ile bağkurması gereken amac ı n ne olduğ unu anlamaktı r . .. ( 1 ) Bu ürünü yaratan emeğ i n , eyl e m i n a rkas ı rıda i nsan düşünmes i , i nsan kurgusu vard ı r . Sa­ nat ürünü. el betteki sanatç ı n ı n eylem ve etki n l i ğ i n i n ürünüdür, a m a , bu eylem v e etki n l i k , daha önce sa­ natç ı n ı n kafas ında bul unan düşünce ve kurguya katı l­ d ı ğ ı nda ancak sanat ürünü meydana gel i r. Buradan anlaş ı ldığı g i b i , h i ç ol mazsa sanat alan ında marxizm. düşü ncen i n , kurgunun eylemden daha önce geld i ği n i kabul etm i ş oluyor. İ nsan, ya l n ı z genel marxist teori için değ i l , marx­ ist sanat teorisi için de önem l i b i r varl ı ktı r. Sanat fe­ nomen i n i n merkez nokta s ı nda insan bulunur. Gerç i , bunun l a , sanat ya l n ı z insanı anlatı r demek i stenmi­ yor. Sanat, insanı anlattı ğ ı kadar doğayı da, toplumu 1)

Marx, Das Kapital,

1.

s. 1 86. Berlin. 99

1 953.


MARKSiST ESTETiK da a n l atır. topl umsal o l ayları da anlatır . .. sanat, ob­ jektiv top l umsal görünüşl eri (ve topl umsal önemi ba­ k ı m ı ndan doğa görünüşlerini de) objektiv, e konom i k , hukuksa l , sosya l , pol iti k , tari hsel görünüşl er, i l g i ler. olaylar o l arak ekono m i k . pol it i k , tarihsel objektivl i ğ i içinde yansıtmaz. Sanat, doğa v e toplumda objektiv görünüşleri i nsan varl ı ğ ı için sahip o ld uğ u a n l am i ç i n­ de, i nsan süje'si i l e i l g i s i , somut tari hsel koşul lar al­ tında i nsan ile i lg i s i yönünden kavrar . .. ( 1 ) Çünkü, marxizme göre , varl ığa anlamını veren i nsand ı r. Ger­ çek l i k, ister doğal varl ı k olsun isterse top l umsal var­ l ı k o lsun, önem i n i ve anlamını i nsanda ve i nsan i l e bulunduğu i l g i i ç i nde elde eder. B u nokta, marxist teori için çok önem l i d i r, çünkü , marxist hümanizmin tem e l i bu noktada bulunmaktad ır. M arxi st hümanizm'e göre, her şeye a n l a m ı n ı ve değeri n i veren i nsand ır. Sanat da, her şeyi i nsana göre değerlendirir. · Sanat, herhangi b i r görünüşü, ' i nsan i ç i n ' ve ' i nsana karş ı ' , i nsansal v e i nsansal o l m ıyan , hümanist i k y a d a anti­ hümanistik o l up o l madığı a ç ı s ı ndan yarg ı lar. Sanat. objektiv görünüşl eri o l d uğ u g i b i , sübjektiv görünüşle­ ri de somut tari hsel koşul l a r altında n i san varl ı ğ ı n ı n ifadesi o l arak biçi m l endirir.• (2) Bu objektiv ya da sübjektiv görünüşl eri n b i ç i m kazanmas ı o larak meydana gelen sanat, asl ında i n­ san ı , i nsan ı n doğal ve top l umsal i l g i lerini anlatmak­ tadı r. • Sanat, doğal nesnel eri n , objektiv top l umsal ve p s i ş i k görünüş l erin yansısında, bize, i nsan i l işki1) :?)

H. Koch, aynı eser, Aynı eser, s. 285.

s.

28.

100


MARKSiST ESTETiK

!erinin evrenselliğinin çok tabakalı , çok yanlı bir tab­ �osunu verir.• ( 1 ) Buna göre, sanat, nesnelerin, doğan ı n , toplum gerçekliğ inin yal ın bir yans ı s ı değild ir. Sanatta dile gelen, somutlaşan şey, bütün real ve ideal, gerçek ve düşünsel ilgileri içinde insandır, evrensel insan­ d ı r . İnsana ve topluma saygı duyma , bunun için sa­ nata sayg ı duyma anlamına gelir.

1)

Aynı eser, s. 285.

101


.L

İKİNCİ BÖLÜM (. ı

'

'

Bir Toplumsal Problem Olarak Sanat

' '


Daha önceki bölümde sanatı , b i r süje i l e bir obje i lgisi içinde b i r bilgi problemi olarak e l e aldık. Bu bilgi olayı , bu süje-obje i lg i s i , bel l i bir insan bireyi i l e belli b i r doğa parças ı ya da sanat yapıtı arasında meydana gelen bir öznel olayı yansıtır. Ama, ne var k i , i nsan b i rey olarak yaş ıyan b i r varl ı k değ i ldir. i n­ san , her zaman bel l i b i r top l u m içinde yaşamış, her yerde de be l l i b i r toplum içinde onun üyesi olarak yaşamaktad ı r. İnsan ı n bel l i bir toplum içinde yaşa­ ması , onun toplumsa l l ığ a , onun kültürüne, tari hse l l i­ ğine katı lmas ı , hatta onun ürünü olması anlamına ge­ l i r. M arx'a göre, « i nsanın varl ı ğ ı n ı oluşturan onun bi­ l i nci değ i ldir, ters ine, insan b i l incini oluşturan onun toplumsal varl ı ğ ı d ı r . .. Bu toplumsal varl ı k , kültür ve tarihsel b i r varl ı ğ ı gösteri r. Marx , Koch'a göre, şunun üzeri nde ı srarla durur: a Evrensel olarak gelişmiş i n1 05


MARKSİST ESTETiK sanlar, doğa n ı n ürünü değ i l , tar i h i n ürünüdürler.» ( 1 ) Sanat, i nsan ve i nsan b i linci ile i l g i li b i r fenomen oldu­ ğuna göre, onu be l i rleyen etken de yine toplumsal ta­ rihsel varl ı k olacaktı r. Bu, marxizm i ç i n gerçekten d e böyledir. « Sanatı n estetik özünün objektiv teme l l eri topl u msal olaylard ı r , görünüş lerd i r , on ların i nsan sü­ je'si ile çok yön l ü i l g i s i içi ndeki süreçlerd i r . Bu çok yan l ı ' i nsan i le i l g i l i ' görünüşler, bütü n toplumsal olaylara ve i nsansa l l aştı r ı l m ı ş doğaya özgü bu görü­ ııüşler, sanatsal yansıtma n ı n obje'sinin özel ya­ n ı n ı oluştu rur.» (2) Marxizm için gerçekl i ğ i n bir yan­ s ı lanması olarak düşünülen sanat ( m i mesis-taklit teori s i ) fenomen i , o halde kaynağ ı n ı i nsan b i l i n c i n­ de değ i l , bu b i l inci de ol uşturan top lumda, topl u msal­ tarihsel varl ı kta elde eder. ;. :

:

Aryıa , bu toplumsa l-tarihsel varl ı k , y� l n ı z toplum­ sal-tarihsel bir varl ı k ol arak bel i rlenmek i stendiğ i n­ de, o salt soyut bir varl ık ol arak anlaş ı l ı r . Buna gö­ re, bu toplumsal varl ı ğ ı n bir çözü mlenmesi ve böy­ l ece de somutlaştırı lması gerek i r . Buna göre, topl um­ sal-tarihsel bir varl ı k olma ne ifade eder? Böyle b i r varl ı k n a s ı l n ite lend i ri l ebi l i r? Bu g i bi soru lar, b i z i top­ lumsal varl ı ğ ı çözüml emeğe götü rür. Nedir böyle b i r varl ı k ol arak top lumsal varl ı k ? Marx izm'e göre, böy­ le bir soru, kend i l iğ i nden toplumsal varl ı ğ ı n analizini i çer i r. Böyle bir çözümleyici açı dan baktı ğ ı m ız zama n , marxizm'e göre, top lu msal var l ı ğ ı n reaı b i r alt-yapı i l e ideoloj i k-kü ltürel b i r üst-yapıdan meydana geldiğini gö-

1) H.

2)

Koch . ı>vnı eser. Aynı eser, s. 221 .

s.

1 28.

1 06


MARKSİST ESTETİK rürüz . Bu i ki yapı arasında be l l i b i r i lg i , b i r bağ ı m l ı l ı k i lg i s i · vaı:d ı r. İdeoloj i k üst-yap ı , daima real alt-yapı ta­ rafı ndan taş ı n ı r ve onun tarafından bel i rl e n i r. Top­ lumsal varl ı ğ ı , buna göre , bütünüyle taşıyan bu real alt-yapı ol uyor. Marxizm real alt-yapı deyince ne an­ l ıyor? M arxizm, bu kavram altında doğrudan doğruya üretim-ilişkilerini a n l ı yor. « İ nsanlar, maddi yaşamları i ç i n top lumsal ü retim içinde. kendi i stem l eri nden ba­ ğ ı msız i l işkiler içine g i rerler ve bu i l işkiler, maddi üretim güçleri n i n bel l i bir gel işme basamağ ı n ı . kar­ ş ı larlar. Bu üretim i l işkileri n i n tümü , toplumun eko­ nom i k yapıs ı nı . rea l temeli ol uştu ru rlar ve bütün h u­ kuksal . pol itik üst-yapı bu real temel üzerinde yük­ sel i r . » ( 1 ) Sanat fenomen i , bir üst-yapı fenomen i olduğuna göre, sanat varl ı ğ ı n ı n da rea l alt-yapı tarafından ta­ şınma s ı , ekonom i k-maddesel üretim i l i ş k i l eri tarafın­ dan bel i rlenmesi gerekir. Marx, bunu söz g e l i m i şöy­ le saptamak istiyor: « M addesel üret i m i n bel l i b i r b i­ ç i m i nden ilkin bel l i b i r toplum bölünmesi meydana g e l i r : ikinci ol arak · insan i l e doğa arasında bel l i b i r i l gi meydana g e l i r . Toplumun devlet b i ç i m i v e onun ti nsel görüsü , bu her i k i s i nce bel i rl e n i r , o halde top­ l um u n tinsel üreti mi d e . » (2) Buna göre. üreti m i li ş­ k i l e ri b i ç i m i , kend i n e uygun b i r üst-yap ı , s iyasal bi­ çim, hukuksal yapı ve sanat biçimi yaratır. Sözgeli­ m i : " Kapita l i st ü retim tarz ı na uyan tinsel ü reti m , Or­ taçağ ti nsel üret i m i nden başkad ı r . . . Maddesel ü reti1) 2)

Aynı eser, s. 1 20. Marx, Theorien über Mehrwert, s . 248. 1 07


MARKSiST ESTETiK

me uyan tinsel üretimin öze l l i k ve nite l i ğini, madde­ sel üret i m i l e top l umun tinsel yaşam ı aras ı ndaki kar­ ş ı l ı k l ı etk iyi ortaya ç ı karmak ve doğru aç ı k lamak, son­ ra olanaksız olurdu . » ( 1 ) Demek ol uyor ki , üst-yap ı , tü m tinsel yap ı , a lt-yapı tarafından , ü retim i l işkil eri tarafı ndan bel i rlenir. Bu bel irlenme, toplumsal değiş­ meyi , toplumsal gel işmeyi , kısaca toplumsal d i na­ mizmi sağlar. Bu d i namizmin etken i , doğrudan doğ­ ruya alt-yapıda meydana gelen değişmelerde bulu­ nur. Ama, alt-yapıda meydana gelen bir değişme, bu­ rada kalmaz, üst-yapıya da yans ır. Bunu Marx'ın ifa­ desi i l e söylersek : .. Maddesel yaşamın ü retim tarz ı , topl umsal , pol itik v e tinsel yaşam sürecini gene l l i k­ le koşutlar. . . Ekonomik temelde meydana gelen de­ ğişme i l e birlikte, tüm üst-yapı da h ızl ı ya da yavaş olarak değ i ş i r. D (2) Buna göre, real temelde meyda­ na gelen herhangi b i r değişme, ideoloj i k üst-yapı bi­ ç i m l erinde de etk i r, kend i n i gösterir. Sanat etkin l i ğ i de ideoloj i k üst-yapı içinde yer alır ve o da ekonom ik a lt-yapı ile birl i kte değişir. Bu­ nu H. Koch'un an latı m ı i l e söylerse k : « Sanatsal bil inç biç i mi ideoloj i k b i ç i m lerden b i ri d i r; bu ideoloj i k bi­ çimler içinde insan, toplumsal bölünme içinde mey­ dana gelen ve ekonom i k üretim koşul l arına dayanan karş ıtları n b i l incine varır ve bu karşıtları savunur.D (3) Her sanat yap ıtı , topl umsal bir üst-yapı e l emanı ola­ rak . a lt-yap ıda meydana gelen deği ş i k l iği varl ı ğ ı nda yansıtır. Bunun için her sanat yapıtı , bel l i bir toplu1) ') ')

Aynı eser, s. 247. Marx. Zur Kritik der polit. Ôkonomie, s. 1 3 . Berlin, 1 956. H. Koch, aynı eser, s. 1 21 . 108


MARKSiST ESTETiK

mun ü rünü olarak doğmakla kalmaz, ayn ı zamanda a toplumun alt-yap ısında meydana gel en temel değiş­ me ve oluşmaların da izlerini taşır. Ancak, sanat, yal n ı z toplumun ürünü olmak l a , toplu­ mun izlerini taş ımakla yetinmez. M a rxist teoriye gö­ re , sanata, topl umda daha etkin görevler de düşmek­ ted i r . Şimdi ned i r bu etk in görevler? Buna Len in'e deyanarak yanıt vermeğe ça l ı ş a l ı m . .. insanl arı n doğ­ mas ı , e konom i k etk i n l i kte bulunmas ı , çocu klar doğur­ mas ı , ürün elde etmesi olayından, objektiv, zorunlu bir olaylar zenciri meydana gel ir, i nsanların toplu m­ sal b i l i nci nden bağ ı msız olan, bu toplumsal b i l incin h i ç bir zaman tam olarak kavrıyamadığı b i r ge l işme zenci ri. İnsan l ı ğ ı n en yüksek ödev i , ekonomik geliş­ menin (toplumsal varl ığın gel i şmesinin) objektiv mantı ğ ı n ı (bu gel işmeye toplumsal bil i ncin ileri sos­ yal s ınıflar b i l i ncinin olanakları n ı n el verd iği ö lçüde , açık, seçik ve e leştirel olarak uyması için) en genel çizgi ler i çinde kavramaktır . ( 1 ) İşte, burada sanat da bu ödevden kendi payına düşeni a l ıyor. Bu pay, oldukça önemli b i r payd ı r. Sanata düşen bu pay, Le­ n i n ' i n sözünü ettiği b i l i nci gel işti rmekti r. Koch da bu­ nu ayn ı yönde yorumlamak istiyor: · Burada, b i l i m i n yanı nda sanata, büyük b i r toplumsal bilinç gel iştir­ mek gibi özel bir görev düşüyor . ( 2 ) Sanatın bu 'top­ lumsal b i l i nci gel işti rme' görevinin daha yakı ndan ne ifade ettiği sorunu daha sonra 'toplumsal rea­ l izm 'i e l e a l ı rken incel iyeceği m iz önem l i bir sorunu gösterir. ..

..

1) 1)

Lenin. Materialismus und Emplriokritizlsmus, s. 316. H. Koch, aynı eser. s. 305. 1 09


1. Birey, toplum ve kültür. İ nsan, hiç kuşkusuz bir b i rey'd i r , bir bi reysel var­ l ı ktır, ama, insan aynı zamanda b i r top lumsal varl ı k­ tır da. Marxizm i ç i n özel l i kl e bu böyled i r . Daha önce fşaret etti ğ i mi z gibi , marxizm Arfs�oteles'in 'zoon pol itikon' an layışına uyara k, o da insanı b i r top lumsal varl ı k olarak belirler: a B i rey, toplumsal bir varl ı ktır. Onun yaşam ol ayı , top lumsal yaşam ı n bir d ı ş l aşma­ sı ve b i r somutlaşmas ıdır . . . İ nsan -özel bir bi rey olduğu ölçüde , onu bu özel l i ğ i bir bi rey ve gerçek b i r bi reysel-toplumsal varl ı k yapa r- bi rey olduğu öl çü­ de de o bir bütü n l ü ktür; gerçekte insan, i nsansal ya­ şam olayı n ı n bir bütü n l üğü olduğu g i b i , düşünü len ve duyusal olarak kavranan toplumun sübjektiv bir varl ı ğ ı d ı r . » (1) İnsanı b i r bi rey yapan , yal n ı z onun or-

1)

Marx/Engels , Kleine Ökon. Schrift. s. 1 30. Bak. Koch, aynı eser, s. 292. 11'0


MARKSİSf ESTETiK ganl k va d iğ ı değ i l d i r; belki de· daha' Çok onun psişik va rl ı ğı d ı r, b i l inç vad ı ğ ı d ı r. Bu b i l i n ç varl ı ğ ı , i nsan ı n kend ine özgün varl ı ğ ı n ı öbür varlı k lardan ayı r ı r ve onu b i r k i ş i l i k yapar. Böyle b i r' an layış, gel eneksel bi İ­ i n san an layışı olup, Marx bu anlay ı ş ı tüm tersine çe­ vi rerek, daha önce iŞaret etmiş olduğumüz . g i b i şöy­ le der: -.. i nsan ı n varl ı ğ ı nı oluşturan insan ı n b i l i nci de­ ği l d i r. ters ine, insan.i n biti nc i n i bel i rleyen onun top­ l umsal varl ı ğ ı d ı r : ,, İdea l i st teoriye 'karş ı M arx' ı n öne sürdüğü bu ünlü sav, marxist teoriyi sonra da çok etk i l emiş ve bu · sav, marxizmtn iemef i l kelerinden bi-. ri olmuştur. · · İnsa n , 6 halde, marxiz in 'e göre top İu r:nsa ı b i r var­ l ı kt ı r·, ama· öbür yandan i n san ı n b i reysel .b i r yan ı da va r, b i reyse l b i r b i l i nci ve bir bi reysel k i ş i l i ğ i de va r. Acaba. bu i k i yan ara s ı nda, i nsan ı n toplumsal l ığ ı ve i n san ı n b i reyse l l i ğ i aras ı nda bir karş ıt l ı k ortaya ç ı k­ '

. .. ·

m ıyor m u ? Böyle b i r karşıtlık varsa b i l e , bu karşıtl ı k gerçek b i r karşıtlık m ı d ı r ? M arxizm'e göre, böyle b i r karş ıtl ı k . i nsansa l l ığa ayk ı rı olup, b u ancak kapitalist top lumlarda görüleb i l i r. « Birey ve toplum arası ndaki karşıtl ı k, özü gereği antihümanistik olan ve kapital ist topl umun ü retim koşul larından zoru n l u l u k l a doğan karş ıt l ı k . bu toplumun en karakteristi k problemlerin­ den b i ri olur. » ( 1 ) O halde bi rey-toplum uzlaşmaz l ı ğ ı . b i reyi n topl uma ters düşmesi olayı , yal n ı z kapital i st toplumlara özgü b i r olayd ı r . Sosya l ist toplum l arda , marxizm'e göre, böyle b i r olaya rastlanamaz, tersi­ ne orda bir uyum, b i r bütünleşme söz konusudur. « Bel1)

H. Koch, aynı eser, s. 489. 111


MARKSiST ESTETiK l i k i , kendi n i aşmak i stiyor i nsan. Tüm i nsan o l mak istiyor. Ayrı bir birey ol makla yetinemiyor. bireysel yaşa m ı n ı n kopmuşluğundan kurtul mağa, bireyc i l i ğ i­ n i n bütün s ı n ı rl ı l ığ ı i l e onu yoksun bıraktığ ı . ama onun yine d e sezip özlediği bir doluluğa, daha doğru, daha anlamlı bir dünyaya geçmek i ç i n çabal ı yor. Ki­ ş i l i ğ i n i n geçici , rasgele sınırları . yaşayış ı n ı n kapanık­ l ı ğ ı içinde kendini tüketmek zorunlul uğuna başkaldı­ rıyor. istiyor ki, 'kend i l i ğ i nden ötede, kendi dışında. ama gene de kendi için vazgeçi l mez bir şeyin parça­ sı olsun. Çevresindeki dünyayı soğurmayı , kendisinin kılmayı , merakl ı , çevreye aç ben l i ğ i n i b i l me s i , tekni­ ğ i n en uzak burç larına, atomun en gizl i deri n l ikleri n e değ i n yöneltmeyi , sınırlı ben l i ğ i n i sanatta topl u ya­ şayışla b i rl eştirmeyi , bireyselliğini toplumsallaştt r· mayı özlüyor. • ( 1 ) insanın böyle bir toplumsal l aşma isteği ve özl em i , a ldatıc ı bir istek ol mayıp, i nsanı n özünde teme l l enen b i r istekti r. a Eğer bi reyden ötede b i r şey olmak insanın özünde ol masayd ı , boş , anl am­ sız b i r istek olurdu bu. Çünkü . bu durumda insan bir bi rey olarak da bir bütü n , olabi leceği her şey olurdu . İnsan ın çoğalma, bütünlenme isteği de gösteriyor k i . bi reyden ötede b i r şeyd ir i nsan . (2) Buradan bir so­ ru n ortaya çı kıyor: Bu i stek , insan doğasında temel­ l enen bu topl umsal laşma i steği , i nsan isteminin d ı­ şında meydana gelen bir olay mıdır? Yoksa i nsan i s­ tem i n i n de buna b i r katkısı m ı vard ı r ? Böyle bir so­ ruyu Engels şöyl e yan ıtlar: a Şimd iye kadar doğan ı n ..

1) 2)

E. Fischer. Sanatın Gerekliliği, s. 9. Aynı eser, s. 9. 1 12


MARKSİST ESTETiK

------

ve tarihinıllsana ve rc!!.9!_ bir şey olarak kabul edilen insanın toplurnsal l aşrnası ;-Ş rrndr ( insanın doğayı ele geçirmes i , üretim araçlarına sahip olmasıyla) onun özgür bir eyl emi olur. Şimd iye kadar tarihte egemen olan objektiv, yabancı güçler, i nsan ın denetimi a ltı� na girer. Bu andan sonra, insanın harekete geçirdiği toplumsal nedenler ağır basmağa başlar ve artan b i r öl çüde de istenen etki lere sahip olurlar. Bu, insan l ı­ ğ ı n zorunluluk ü l kesinden özgürlük ül kesine f ı rlayı­ ş ı d ı r. » ( 1 ) Engels'in bu söz l erinden anlaş ı l d ı ğ ı gibi, insanın bütünleşmes i , topl umsa l l aşmas ı , onun özgür i stemine dayan ır ve bundan ötürü , böyle bir topl um­ sallaşma, i nsan için özgür bir dünya ol uşturmuş olur. Elbette böyl e özgür bir ü l ke , marxizm'e göre, birey ve toplumun karş ıt bir ilgi içinde bulunduğu kapita­ list toplumlarda değ i l de, sosyalist topl u m larda ger­ çeklik kazan ı r . Yal n ız burada şöyle bir soru doğuyor: Genel ka­ nıya göre, insan kapita list toplumlarda a s ı l bireysel olarak yaşarken özgür değ i l m i dir? İnsan ın topl um­ sal laşmasıyla insan, sahip olduğu bu bireyse l özgür­ l üğünü yiti rmiş olmaz m ı ? Böyle bir soruya marxizmin vereceği yanıt şu olabilir: « Ş u nokta kesindir ki , ka­ pita l i st topl umda ' bi reyin tam bağıms ızl ı ğ ı ' yal n ı z görünüştedir. Burjuva koşul ları içinde de insan, top­ l u mdan kendini kurtaramaz. Ama (orada) bi reyi top­ lumla bağ l ıyan bağ, i nsansal bir bağ o l mayı p , i nsan 1)

Engels, Anti-Dühring, s. 351 . Berli n

1 960.

1 13

Marksist Estetik

-

F./8


MARKSiST ESTETiK

üzerinde kötü bi r tal i h gibi var olan b i r nesnel gü­ cün yabanc ı l ığ ı d ı r. • ( 1 ) İnsa n ı n top l umsal laşmas ıyla, özgürl eşmesiyl e , doğa üzerinde i nsan ı n yarattığ ı yeni b i r varl ı k doğar. Bu varl ı k , kültür varl ı ğ ıd ı r. Buna göre, kültür, i nsa­ n ı n doğadan ve doğal zoru n l u l u ktan kurtu l masıyla baş­ lar. l<ü ltürün olduğu yerde, özgü r insan ortaya ç ı kar. « Kü ltür deyince - sözcüğün en geniş anlamında, maddesel ve tinsel süreçlerin bütü n l üğü anlaş ı l ma­ l ıd ı r ; bu maddesel ve tinsel süreçler i ç i nde i nsan 'dar anlamı nda hayvan ' o l maktan uzaklaş ı r . » (2) Gi derek de kendi n i insansal laştı rır. Kültür, i nsan ı n iş-eylem teme l i n e dayanarak, üretici güçleri n i n g e l i şmesiyle nas ı l güçlü, tari hsel olarak meydana gelen ' yapma' , ' i ki n c i ' bir doğa yaratt ı ğ ı n ı gösterir. • (3) Bütün · bu ifadel erden ç ı kan anlam şudur: Marx­ izm. kültür deyi nce, bi rey üstü, toplumsal-tari hsel b i r varl ı k anlıyor. B i rey olarak i nsan doğada nakadar öz­ gürlükten yoksun ise. kültü r dünyas ı nda da o dere­ ce özgürd ür. Ancak, böyl e özgürlüğün n i telend i rd i ğ i kü ltür varl ı ğ ı , kapita l i st-burjuva top l u mlarında rastla­ nan kültü r varl ığı ndan ayrıcal ıdır. Çünkü, kapital i st kültür varl ığında, i nsan , kend i n e yabancı laşmış top­ lumsal güçlerin egemen l i ğ i altındad ı r. Sosyal i st top­ luml arda ise, i n san , özgür etk i n l i ğ i i l e kültürü yara­ tır. Ama , buradan kültür i l e ideoloj i n i n aynı şey oldu­ ğu sonucu da ç ı karı lmamal ıdır. « Kü ltür. salt ideoloji1) 2) :ı)

H . Koch. aynı eser. s. 488. Engels, Dialektik d. Natur, s. 22. Berlin, H. Koch, aynı eser, s. 514. 1 14

1952.


MARKSiST ESTETiK

den daha fazla bir şeyd i r. » ( 1 ) Bu daha fazla b i r şey olma, kü ltürü n , toplumun ideoloj i k-üst-yapıs ı n ı ol uş­ turmas ıdır. Burada önem l i olan, insanın kü ltürü özgür ey­ l e m l eriyle meydana get i rmesi olayıdır. Şimdi bu öz­ gür eylemleriyle kültü rü meydana geti rmesi ne de­ mektir? bunu sormal ıyız. Bu , M a rxizm'e göre, i nsa­ n ı n üretimi i nsansal ve topl umsal kı lması d emekti r . .. Bu olay ( i nsanın üretim araçları n ı e l e geçirmesi ve i nsan ı n yabancı güçl erden kurtu lmas ı ) , yeni insan kültü rünün rea l toplumsal temel i n i oluşturur. Enge l s , b u yeni kü ltü r durumunu, bel l i b i r anlamda, i nsan l ı­ ğ ı n hayvan ü l kes i nden en kes i n olarak ayrı lması ola­ yı olarak n itel end irir . .. (2) Bu, sosya l ist topluma öz­ g ü , yeni b i r kü ltürü , i n sansal-özgü r bir kültür an lay ı­ ş ı n ı gösteriyor. Marxist esteti k'e göre, sanat, işte böyle b i r kültür teme l i nde ortaya ç ı kan b i r fenomen­ d i r. Kü ltür, b i reyi n bütün i l e b i rl eşmes i n i n ü rünü ol­ duğuna göre, bu b i rl eşmede sanata da insan sal , kül­ türel ve top lumsal görevler d üşer. Bu görevlerin ba­ ş ı nda: • B i reyin bütü n l e böylece kaynaşması i ç i n vaz geç i l mez bir araçtır sanat. İnsa n ı n , s ı n ı rsız birleşme, yaşantıları ve düşünceleri paylaşma yeteneğin i yan­ Böyle topl umsal-tarihsel varl ığa, kültüre sıtı r . " (3) bu ö lçüde katkısı olan sanat ı n , artık bir burjuva top­ lumu sanatı olm ıyacağ ı , top lumcu b i r sanat ol acağı açık olarak ortaya ç ı kar. 1) 2) 3)

H.

Markuse. Kultur u . Gesellschaft. s. 1 55. Frankfurt

H.

Koch, aynı eser, s. 514.

E. Fischer, Sanatın Gerekliliği, s. 9. 1 15

1 965.


2. Toplum ve toplumsal gelişme. Marxizm , toplumu, kültürü ve tarihi , statik b i r varl ı k olarak değ i l de, dinamik bir varl ı k ol arak an­ lar. Top l u m , sürekli bir değişim içindedir. Bu deği­ şimin temelinde iki ana kavram bulunur. Biri üretim gücü, öbürü de üretim ilişkileri kavramlarıdır. Top­ lumsal dia l ektik sü reci yöneten bu kavramlard ır. Ü re­ tim güçleri deyince, Marx, üretimde ku l l anı lan araç­ ları anlar. Ziraatte kullanılan çapa ve tırm ı ktan tutu­ nuz da traktör, makine ve fabrikalara kadar bütün bu üretim araç lar ı , üretim güçlerini ol uşturur. Bunlar ol­ madan ü retim olamaz. Ü retim ilişkilerine gelince: Bunlar, üretim araçlarının mül kiyetini gösterir. Bu üretim araçları özel teşebbüse, özel mül kiyete ait olabildiği gib i , ortak mül kiyete ait de olabi lir. İşte, toplumda meydana gelen sınıf çatışmaları1 16


MARKSİST ESTETiK

mn temelinde, üretim güçleri ile üretim ilişkileri ara­ s ı ndaki çelişki bulunur. Bu çelişkide ve bu çatışma­ da ü retim güçleri daima pozitiv bir e l eman olduğu halde, ü retim ilişkileri negativ bir el eman ol arak ken­ dini gösterir. Bu çelişki ve çatışma şöyle bir süreç içinde oluşur: İ l k aşamada yeni ü retim güçleri, ü re­ tim araçları bulunur ve bunlar, egemen olan ü retim ilişkilerinin baskısı a ltına girer. İ kinci aşamada yıkı­ c ı bir güç olan ü retim güçleri s ı n ıf çatışmasına gö­ türür ve böyl ece ideolojik çelişkiyi yaratm ı ş olur. So­ nunda, gel ecek olan devrim , bu çatışma ve çelişkiye son verir. Bu dia l ektik sü reci daha somut ol arak ifa­ de edersek: Söz gelişi, yeni ü retim gücü olarak bu­ lunan makine, kapitalist ü retim ilişkileri il e ( kapita­ lizmde makine ve fabrika lar özel mül kiyete aittir) ça­ tışan bir durum yaratı r. Buradan sınıf çatışması do­ ğar: Emekçi sın ıfı ile kapitali e linde tutan s ı n ıf ara­ s ı nda. Üçüncü aşamada gelecek olan devrim , bu ça­ tışmayı ortadan kal d ı rı r . M a rx'a göre, şimdiy� değin toplumsal gelişme üç büyük aşama içinde oluşmuştu r. Toplumsal geliş­ menin ilk basamağ ı , kapitalist dönem öncesi topl u m­ sal biçim l erdir. Bunl ara, M a rx, doğal komünizm, pat­ riarkal ilgiler, feodalizm v.b. gibi ad l a r verir. Marx'a göre, u bütün bu toplumsal biçiml erde ü retim relativ bir çevre içinde gelişir ve değiş tokuş için üretilen ü rünler daha henüz egemen ve belirl eyici bir ü retim biçimi halini al mamıştı r . .. ( 1 ) Toplumsal gelişmenin ikinci aşaması , u kapita1)

M arx, G rundriss d . polit. Ökonomie, s. 75. Berlin,

1 17

1 953.


MARKSiST ESTETİK l ist toplum düzeni olup, burada genel topl umsal me­ tabol izman ı n , evrensel i lgi leri n , çok yön l ü gereksi n­ mel eri n ve evrensel i nsan zengi n l i ğ i n i n b i r si stemi oluşur . » ( 1 ) Marx'a göre , bu kapita l i st toplum düze­ Toplumsal zengi n l i ğ i n somutlaştığı n i n i n nite l iğ i : objektiv iş, emek, can l ı iş karş ı s ı nda daima büyük b i r bağ ı ms ı z l ı k elde eder. Daima büyüyen bir çevre içi nde toplumsal zengi n l i k yabancı , bağ ı msız, ege­ men korkutucu b i r güç olarak karş ı s ı na ç ı kar.» (2 ) Böyle bir kapitalist üretim dönem i nde, i nsan kendi­ K

n i , kend ine yabancı dışsal erekl e re feda etmek d u­ rumunda kal ı r. Üçüncü büyük top lumsal gelişme aşamas ı n ı Marx, sosyalizm v e komünizm olarak adlandı rır. Bu dönemde artık kapital ist dönemde görü len i nsan ı n ü retim i l e yabancı laşması olayı ortadan kal kar v e i n­ san özgür b i r varl ı k olarak ortaya ç ı kar. Marx'a gö­ re , bu, sürekli devrimin ana ereğ i n i ol uşturur. Ama, bu sürekli devrimin temeli nde ekonom ik etkenler bu­ lunur: ü reti m güç l eri ve üretim i l işkileri. Devri mi b i r evrensel sürekli-tari hsel devrim yapan güç , dial ek­ tik'in tem e l i ekonom i k alanda ve üretim olayı nda bu­ l u nur. Ohalde, şimd i ü retim ned i r ?

1) 2)

Marx, aynı eser, Aynı eser, s . 80.

s.

75.

1 18


3. Üretim ve tüketim. Toplumu ve tarihi beli rl eyen ,

marxizm'e göre,

ekonomi k-madd i etkenlerd i r. Bu anl amda insan, bir homo ekonom icus'tur. Çünkü, toplumsal-tarihsel ge­ l işme, insan etki n l i ğ i n i n ve emeğ inin üreti me dönüş­ türü l mesid i r. Marxizmin, tari hsel materyal izmin ana varsayı m ı budur. « M addeci tari h görüşüne göre, ger­ çek yaşamın üremesi ve üretmesi, en sonunda tari­ hi belirleyen b i r etkend i r. " (1) Bu evrensel açıdan bakı l d ı ğ ı nda, ü retim çok önem l i bir etken ol uyor. Ama, Marx'a göre, üretim tek başına al ındığında, an­ lamını yiti rir. Ü retim olay ı n ı n b i r başka temel olayla birl i kte a l ı nması gerekir. Bu üretim kavramını tamam1)

Engels, J. Bloch'a Mektup'tan, Bak. H. D. Sander, Marxistische ldeologie, s. 1 96. 119


MARKSiST ESTETiK

l ıya n kavram tüketimdir. Ü retim , bireylerin , belli ge­ reksinmeleri gidermek için , ü rü n elde etme etkinli­ ğidir. Daha bu tanı mdan bile anlaşı ldığı gibi, 'bel li gereksin meleri karşı l amak' demek , bu gereksinme obje 'leri n i , gereksin me duyan ların tüketmesi demek­ tir. Oha lde, üretim ancak tü ketim · kavramı ile birlik­ te ele a l ı n ı rsa as ı l an lamına sahip olabilir. Tüketimi olm ıyan ü retim olamıyacağı gibi, üretimi olmıyan tü­ keti m de ol amaz. Marx bunu şöyle söylüyor: « Ü re­ tim , gereksinmeye ya l n ı z bir material sağlam ıyor, o ayn ı zamanda materia le de bir gere ksinme sağ l ı­ yor . • (1) Bunu estetik alanı ile bir karş ı l aştı rma için­ de. M a rx yine şöyle dile getiriyor : .. sanat obje'si. başka h erhangi bir ürün gibi, sanatça duyarl ı , güzel­ liğin verdiği hazzı duyabil en bir h a l k için yaratı l ı r . • (2) Üretim , buna göre, tüketim ile varl ıkça bir karş ı l ı k içinde bulunur. Ü retim , tüketim obje 'sini yarattığ ı gi­ bi, tüketim de ü retimi yaratı r. Ü retim ve tüketim kav­ ramları arası nda yal nız mantı ksal zoru n l u bir ilgi bu­ lun maz. etkinlik olarak da onlar arası nda bir zorun­ lu bağ l ı l ı k vardır. Biri ol madan öbürü olam ıyacağı gi­ bi, öbürü o l madan da biri olamaz. · Ü retimde toplu­ mun üyel e ri doğa ürü n l e rini insan gereksinmeleri için meydana getiri rler, gereksinmelere uygun obje'leri. Tüketimde ise, ürü n l e r tek tek gereksinme obje'si olurlar. " (3) Bunu yine bir marxist düşünürden a l a­ cağımız bir i k i ö rnekle açıklamak istiyoru z . H . Koc h , bakı n ı z şöyle diyor: • Ku l l a n ı l mıyan, yani tüketil mi1) 2) �)

Marx. Zı ır l(ritik.

r:l . ool . Ôk.

Aynı eser, s. 245. H . Koch, aynı eser.

s.

s.

1 50. 1 20

249.


MARKSiST ESTETiK

yen bir demiryolu olanak bakı m ı ndan bir demiryol u­ dur, gerçeklik bakım ı ndan değil . Giyil miyen bir giy­ si, gerçek b i r giysi değildir. İçinde otu rulmıyan bir ev, gerçek bir ev değildir, eğer içinde b i ri otu rursa gerçek bir ev olur." ( 1 ) Bütün üretim etkinliği tüke­ tim için vard ı r , bütün tüketim etkinliği de üretim et­ kinliği için . Bunu daha felsefi bir terminoloji içinde Marx şöyle belirl emek istiyor: « Ü reti mde kişi ( per­ son) objektivleşir ( n esnel eşir) , tüketimde ise nes­ ne sübjektivleş i r. .. (2) Bu iki kavram, objektivleşme ve sübjektivleşme kavramları , üretimi ve tüketimi karş ı l ı k l ı ilgi yönünden olanca açıklığı ile ortaya ko­ yuyor san ıyoruz. Ayn ı i lgiyi estetik alanı nda da görmekteyiz. B i r sanat yapıtı d a bir üründür. Ama , yukardaki varsayı­ ma göre, buna bir gereksinme olursa o bir üründür ve ürün olarak var olabilir. Sanat ürünü , onunla es­ tetik ilgi kura n , ondan haz duyarak onu bir tüketi m obje'si yapan bir süje için bir üründür. Ama ne var ki, aynı ürün bu gibi gereksinmeleri de süje'de ya­ ratı r. Marx 'izm'e göre, estetik alanındaki durum, tıp­ kı genel ekonomik alandaki duruma benzer: " Bir yan­ da duyusal, maddesel b i r etkinlik i l e yaratı lan b i r ob­ j e , öbür yanda bu obje'yi ku l lanan , onu tüketen ya da ondan haz duyan insan süje'si a rasındaki ilgi ( 3) burada söz konusudur. Ama . bu ilgiyi böyle bir ilgi yapan da yine Marx'ın genellikle süje il e obje arasın..

1) ) 3) 2

Aynı

eser, s.

1 53.

Marx, Zur Kritik, d. polit. Ôko .. H. Koch, aynı eser, s. 1 50.

121

s.

242.


MARKSİST ESTETiK

da kurmuş olduğu karş ı l ı k l ı bağd ı r . u Ü retim » diyor Marx, • ya l n ı z süje için bir obje yaratmaz, aynı zaman­ da obje için de bir süje yaratır . .. ( 1 ) Süje'siz bir ob­ je olam ıyacağı gibi , obje 'siz bir süje de olamaz. Ü re­ tim etkinliği ya lnız bu etkinliğin ü rünl erine gereksin­ me duyan kişil er için bu ürünl eri yaratmakla kal ma­ yıp, bu gereksinmeleri duyacak insanlar da yaratır. Söz gelim i , b i r müzik yapıtı , ona gereksinme duyan bir insan için böyle bir yapıt ve ü ründür. Ama, ü re­ tim etkin liğinin görevi bununla bitmiş olmaz. O, aynı zamanda insanların böyle bir gereksinme duymalarını da sağlama l ıdır. Yukarda işaret etmiş olduğumuz Marx'ın u üretimde kişi objektivleşir, tüketimde nes­ ne sübjektivl eşir• sözü , bunu en güzel ve en somut biçimde açıkl ıyor sanırız.

ı)

H. Koch, aynı

eser, s.

1 53. 1 22


4. İnsan, İş ve eylem. a) İNSAN ETKİNLİGİ Marxizm'e göre, i nsan her şeyden önce bir ey­ lem ve b i r i ş varl ı ğ ı d ı r. İnsanın bu etkinl i ği, onu , in­ sanın asıl özünü ol uşturan toplumsal ve tari hsel b i r varl ık yapa r. İ nsan ı , hayvandan ayı ran da, onun b u tari hse l l i ğ i ve top l umsa l l ı ğ ı d ı r. Ama, aslında onun bu ayrıca l ı ğ ı , insanın etki n oluşunda, eyleml i l i ğ i nde gün ı ş ı ğ ı na ç ı kar. İnsan eylemi neye yönel i ktir? Bu eylem ve et­ k i n l i ğ i n obj e 'si nedir? .. Eylem süreci nde i nsan etkin­ l i ğ i daha en baştan eylem obje' s i n i değiştirmeyi amaçlar. Eylem süreci ü ründe son bul u r, ürü n ise , bi r kul lanılma değerid i r, insan gereksinme l erinin bi­ çim değişti rmes iyle elde edilen bir doğal maddedir. 1 23


MARKSiST ESTETiK

iş (eylem) . gereksin m e objesi ile bağ l ıd ı r. • ( 1 ) Ohal­ de, iş , eylem belli bir nesneye , bir doğa parçası na yönelir, onu değiştirerek, doğal bağl antı l a rı n ı n , ilgi­ lerinin dışına çı kararak ona insansal bir nitelik sağ­ lar. Doğal nesne, uğrad ı ğ ı bu değişiklik l e artı k doğa kategorilerinin dışına ç ıkar, insansal-topl umsal bo­ yutlar elde eder. · Eğer obje insan için insansal bir obje olursa ya da obje leşmiş bir insan olursa, an­ cak o zaman insan obje'sinde kendini yitirmez. Bu da, obje'nin insan için toplumsallaşmış bir obje ol­ masıyla olanak kazan ı r, tıpkı toplumun öz olarak bu obje'de o l ması gibi. Bundan ötürü , her yerde insan için topl umda obektiv gerçeklik insanın özsel güçle­ rinin gerçekliği, insansal gerçeklik olmakla, insan için bütün obje'ler, onun kendi kendisinin obje l eşme­ leri olur, yani insan ı n kendi obje olmuş olur.• (2) İnsan eyleminde insan gereksinmeleri, insanın insan olarak sahip olduğu yetiler, zeka , akı l , duyg u , algı , . v.b. kı saca s ı , insan ın özüne ait güçler somutl aşır. Bu somutlaşma içinde ortaya çı kan gerçeklik, artık bu güçlerin ilgi kurmuş olduğ u , bu güçlerin karşı l ığ ı olan doğal nesneler olmayı p , insansal bir değer ve nitelik kazanmış olan bir gerçektir. Bunu bir örnekl e göstermek istersek: yediğimiz şu ekmek ve peynir parçası , doğal kategorilerden çıkmış, insan emeğinin ürünü olan bir insansal ve bir toplumsal gerçekliktir. İ nsansal ve top l umsal bir gerçeklik olarak doğan bu obje dünyası , kaplam bakımından çok geniştir. İ n1) 2)

H. Koch, aynı eser. s. 1 03. Marx/Engels, Kleine Ökon. Schrift. s. 1 33. Bk. H . Koch, aym eser, s. 1 1 4. 1 24


MARKSiST ESTETiK

san yetisinin u laştı ğ ı yere kadar bu gerçe k l i k alanı da uzan ı r. Bu bakımdan , onu dar bir s ı n ı rlama ile yal­ n ı z kul lanma ve yarar değeri i l e bağlamak ve onunla bir saymak yan l ı ş olurdu . .. İnsan özünün bu obje'leş­ mesini pratik-maddesel eylem l i l iğ i göz önünde tutu­ larak, kullanı lma değeri , yani tüketim ya da üreti m sürecinde b i r nesnenin yararl ı l ığ ı i l e b i r saymamak üzerinde öze l l i kle duru l mal ı d ı r, hernekadar böyle bir obj e 'leştirme doğal olarak b i r nesnenin yararlı l ı k te­ El bette yarar-değerin i n melini ol uşturursa da... ( 1 ) temelinde de toplumsal-insansal b i r objeleşti rme sü­ reci var. Ama, insan etki n l i ğ i yal n ız yarar değerle­ mesi nde somutlaşmaz, bütün öbür değerlemel erde d e , estetik, eth i k ve loj i k değerlemelerde de somut­ laşır. Bu bakımda n , bu değerlemenin s ı n ı rı çok gen i ş olarak düşünü l me l i d i r. B i r ressamın yaptı ğ ı b i r tab­ l o . yarar-değerini değ i l , güze l l i k değeri n i , esteti k de­ ğeri objektivleştirir, insansal-top lumsal b i r somutlaş­ mayı d i l e geti rir. Bir b i lgi yargı s ı , b i r ahlak yargısı da aynı şekilde. Kısacas ı , doğaya dayanarak, ondan ka l karak insan ı n emek, iş etki n l i ğ i i l e meydana geti r­ diği gerçek l i k , insansal-toplumsal b i r gerçe k l i ktir. Bu­ nun için insan emek ve etki n l i ğ i , d i l i , sanatı , edebi­ yatı ve soyut kavramlar dünyası gibi insansal dünya­ yı kurmakta b i ricik yaratıcı b i r gücü ifade eder. " İ n­ san ça l ı şmadan -araç ları kul lanma yaşantısı ol ma­ dan- d i l i , olayları ve nesne l eri yansıtan b i r işaretl er düzeni n i , b i r soyutl ama, doğan ı n benzetl enmesi ola­ rak bunları h iç b i r zaman gel i şti remezd i . İnsan, acıJ)

H . Koch, aynı

eser, s .

1 05. 1 25


MARKSİST ESTETiK yı, sevinci duyabildiği, şaşı rabildiği için d eğ i l , ayn ı zamanda çalışan bir varl ı k o lduğu için , açık-seçik , birbirinden ayrı sözcü kleri yaratm ıştır." ( 1 ) İnsan ey­ lem ve etki n l i ğ i , insansal ve toplumsal gerçeklik dün­ yas ı n ı yaratan en büyük güçtür. İ n sanın büyüklüğü ve değeri de, onun böyle bir güce sahip olmasından, onun bir eylem ve etkin lik varl ı ğ ı olmas ı ndan ileri gelir.

b) İNSAN ETKİNLİGİ VE DOGA VARLIGI Şimdi, insan etkin liğinin bu insansal ve toplum­ sal varl ı ğ ı nas ı l meydana getirdiğini sorabiliriz . İ n­ san etkinliği, bunu doğa ile ilgi içinde yapar. • İ Ş » di­ yor Marx , • daima insan ve doğa a rasında bir süreç­ tir, içinde insan ı n doğa i l e madde a l ış-verişini kendi eyl emi ile yaptı ğ ı , bunu düzenl ediği ve denetl ediği bir süreç. İş süreci, insan yaşa m ı n ı n ölümsüz, doğal koşuludur ve bundan ötürü de bu yaşamın h e r biçi­ minden bağ ımsız olup, onun bütün toplumsal biçim­ l erinde ortaktır.» (2) Buna göre, insan ile doğa arası n­ daki ilgi, bir madde-al ış-verişi il gisidir. Bunu da sağ­ l ı ya n , i nsan ı n yaptığı iş ve eylemdir. « Eylem süreci, kullanı lma değerlerini meydana getirmeyi amaçlıyan b i r insan etkinliğidir, insan gereksinmeleri için doğa­ ya sahip olmad ı r, insan ve doğa arasındaki madde­ a l ış-verişinin genel koşutudur. " ( 3) Bu genel koşut, insan ı doğada bir evrensel varl ı k yapmağa yeterli 1)

E. Fischer, Sanatın Gerekliliği, s. 37. Marx, Kapital, ı., s. 1 87. Aynı eser, 1, s. 1 87.

2) K. 3)

1 26


MARKSİST ESTETiK

olur. • İnsan ı n evrense l l iğ i • diyor Marx, cı pratik ola­ rak onun tüm doğayı anorgan i k b i r var l ı k haline ge­ tiren evrensel l i k içi nde yer a l ı r . » ( 1 ) Böyle b i r ev­ rense l l i k içinde, bütün doğal varl ı klar yeni bir d üze­ ye geçer ve yeni i nsansal-topl u msal düzeyde yeni bir an lam elde ederler. · Bitki ler, hayvanlar, taşlar, ha­ va , ı ş ı k , v.b. gibi (pratik olarak insan yaşam ı n ı n ve insan etk i n l i ğ i n i n bir parças ı n ı ol uşturan görünüşle­ rin an lamdaşlarıdır) bütü n bu görünüşler, diyor M arx, teori k (tinsel) olarak insan b i l i ncine yükselti l i r , k ı s­ men doğa b i l i m l erinin obje'l eri olarak, kısmen de sa­

nat obj e ' leri olara k . • ( 2) İnsan , sürekli olarak evrenselleşir; insan ı n sü­ rek l i olarak bu evrensel leşmes i , insan etk i n l i ğ i n i n doğayı sürekli olarak değ işti rmesi, doğal görünüşle­ ri , bulunduğu bağlantı lar içinden çekip ç ı karıp onla­ rı tinsel leştirmesi anlamına gelir. Doğa b i l imlerinde

meydana gelen ilerlemeler, sanat biçim l erinde ken­ d i n i gösteren değişmeler, bu evrensel l iğ i n ölçütl eri­ dir. Ama, bütün bu evrenselleşme sürec i n i n temel i n­ d e ise, " i nsan ı n özsel güçleri n i n objektivleşmes i " olayı bulunur. İ n san ı n evrensel leşmesi, yal n ı z i n sana özgü bir olayd ı r. Ya lnız i nsan evrensel leş i r. Hayvanda da ey­ lem ve etk i n l i k varsa da, hayvan evrense l l eşemez. Bunun neden i , i n san etki n l i ğ i ile hayvan etk i n l i ğ i ara­ s ı ndaki ayrıca l ı kta bulunur. İ n san g i b i hayvan da et­ kin bir varl ı ktır. Bu etk i n l i kl er, i nsan ve hayvan dün-

ı) Aynı eser, '2) Aynı es ı;ı r.

1., 1.,

s. 1 87. s. 1 87. 1 27


MARKSiST ESTETiK

yalarında bel l i ürünler h a l i nde somutlaşır. • Hayvan da ü retir. Hayvan kend ine b i r yuvar yapar, arılar, kun­ duzlar ve karıncalar da kend i l erine konutlar yaparlar. Ancak, hayvan yal n ı z kend i s i n i n ve yavrusunun ge· reksindiği şeyi üreti r; hayvan tek yan l ı üreti r; oysa insan, evrensel olarak üretir. Hayvan, ya l n ız doğru­ dan doğruya fizi k gereksinmesin i n baskısıyla üretir; insan ise fiz i k ge reks i nmelerden bağ ımsız olarak ü re­ tir. » ( 1 ) Hayvan eylem ve davranışlar ı , hayvanın b i · l i nci i l e i l g i l i değ i ldir. Psikoloj i k deyi mi i l e söylersek: İ nsan eylemleri , i nsan ı n özünün dı şlaşmaları olduğu halde, hayvan eyl emleri , türünün ona verd i ğ i bel l i i ç· güdü şemalarını uygular. Burada, daha önce işaret et· miş olduğumuz Marx'ın şu sözlerini b i r kez daha anımsaya l ı m : · Ama, daha en baştan en kötü m i marı en iyi a rı karşısında n ite lendiren şudur: mimar h üc­ reyi balmumuna dökmeden önce , onu kafasında ku· rar. Daha eylem sürec i n i n başı nda emekç i n i n tasa­ rım ı nda ideal olarak var olan b i r sonuç eyl em süre­ c i n i n sonunda ortaya ç ı kar. » (2) Bu söz l eriyle M arx, i nsanda eylemden önce düşünce ve tasarı m ı n geldi· ğ i n i kabul etm iş oluyor. İ nsan emeğ i , bel l i b i r e reği olan, bu ereğin b i l i nc i n i taş ıyan b i r emekti r ve bu emek, i nsan özünün dış laşması olarak toplumsal ve i nsansaldır. Ancak, buradan şöyle b i r sonuç da doğmaz m ı ? İ nsan tıer şeyden önce b i r doğa varl ığı deği l m i d i r? Onun davranışları nda bu doğa l l ı k somutluk kazanmaz ı) ')

H. Koch, aynı eser, s. 1 1 2. Manc, Das Kapital, 1 , s. 1 86. 1 28


MARKSİST ESTETİK m ı ? Böyle bir soruya marxizm şöyle bir karş ı l ı k ver­ mek ister: « Elbette insan b i r doğa var l ı ğ ı d ı r, doğa­ n ı n b i r parças ıdır. Ama , onun insana , homo sapiens'e doğru gel iş mes i , bir başka hayvan türünün biyoloj i k g e l i şmesi i l e karş ı laştı rılamaz. İnsanın gel işmesi , da­ ha temelden sosyal bir eylemd i r . • ( 1 ) Görüldüğü g i­ b i , marxizm'e göre, insan b ios'unun toplumsal b i r var­ l ı k olan insana doğru gel işmesi b iyoloj i k b i r olay ol­ mayıp, toplumsal bir olayd ı r. Çünkü, bu gelişmeyi yü­ rüten ve bel i rleyen etken , insanın özüne ait güçl er­ d i r ; bu güçlerin objektivl eşmelerid ir. Bu objektivl eş­ me i le insanın insansal-toplumsal varl ı ğ ı oluşur. Bu­ na göre : « İnsan, doğrudan b i r doğa varl ı ğ ı değ i ld i r , tersine, insansa l-toplumsal b i r doğa varl ı ğ ıd ı r . İnsan­ sal obje'l er, bize doğrudan doğruya veri len doğal ob­ je'ler değ i l d i r. Ne objektiv doğa ne de sübjektiv do­ ğa, insan eylemi aracı olmadan insansal öze uygun ol arak vard ı r . " (2) Doğan ı n i nsansal öze uygun ol ma­ s ı , ancak doğada insanın özsel güçleri n i n d ı şlaşması ile olanak kaza n ı r. Başka bir deyiş ile, doğanın i nsan­ sallaştı rı lması ve toplumsal l aştı rı lması i l e . Çünkü : .. İnsan toplumsal b i r varl ı ktır; insan, - varl ı ğ ı n ı n i n­ sansal koşul ları a ltında kend ine karş ı , can l ı b i r top­ luma davrandı ğ ı g i b i davranır, evrensel ve bunun i ç i n de özgür b i r var l ı ğ a davra n ı r g i b i . · ( 3 ) Bu sözl eri i l e Marx i nsan ı n toplumsal özünü bel i rlemek istiyor. in1) ') 3)

H . Koch, aynı eser, s . 1 02. Marx/ Engels, Die heilige Familie, s .86, Berlin 1 953. M arx/Engels, K!eine Ökon. Schrift. s. 1 02. Bk. H. Koch, aynı eser. s. 487. 1 29

Marksist Estetik - F./9


MARKSiST ESTETiK sanın özü , onun toplumsal l ığ ı d ı r. Ama, öte yandan i n­ san bir doğal varl ı k da değil midir? Onun doğa l l ı ğ ı il e toplumsal l ı ğ ı aras ı nda b i r uyum yok mudur? Yoksa onlar aras ı nda bir karşıtl ı k mı vard ı r ? Bu sorular, an­ cak i nsan ı n toplumsa l l aşmas ı n ı n ne anlama geldiği bi­ linirse çözü m l enme ol anağ ı na sahip olabi lirl er. Çün­ kü, marxizm, insanın tüm toplumsallaşmas ı n ı , insa­ n ı n doğan ı n boyu nduruğ undan kurtu l masını bel li bir açıdan düşünmekte ve teme l l endirmektedir. Bu b e l li a ç ı , toplumların eylem ve etkinliğinin sonucu olan üretimdir, daha doğrusu, daha önce iş_a ret etmiş ol­ duğumuz üretim-ilişkileridir. Üretim ilişkileri, üretim araçları n ı n m ü l kiyeti ile ilgilidir. Üretim araçları ya tek tek b i reyl erin mül kiyetindedir ya da kamunun. i n­ sanın top lumsal l aşmas ı n ı n öl çeği budur. Ü retim araç­ ları n ı n bireysel mül kiyete ait olduğu yerde ne olur? İ nsan eylem ve etkinliği bi reysel-kişise l ereklerin h i zmetine gi rmiş olur. B i reysel-kiş isel erek ise, birey­ sel doğayı ve benc i l l i ğ i ifade eder. Ancak, i kinci aşa­ mada, üretim araçları n ı n kamul aştırı l masıyla, insan emeği kamunun ve toplumun hizmetine girer, birey de bunun sonucu ol arak toplumsallaşmış olur. « Ü re­ tim araçlarına toplumun sahip olması ile mal üretimi ortadan ka ldırı l ı r ve bununla da ü retimi n üreten üze­ rindeki egemenl iği de kal kar. Toplumsal üretimde görü len anarşi, b i l inçl i , p l a n l ı bir organisation ile yer değiştirir. Bireysel insan uğruna yapı lan kavga sona erer. Bununla da, bel li bir anlamda, en kesin biçimd e insan, hayvan dünyasından , hayvansal varl ı k koş u l l a­ r ı ndan ç ı karak, gerçek i nsansal koşu l l a r i çine gi1 30


MARKSiST ESTETİK rer.» ( 1 ) !nsan benci l l i kten , benc i l ve doğal ereklerin beli rlenmesinden ku rtu l u r derken , bunun l a insanın d oğanı n egemen l i ğ i nden kurtu lduğu söylenmek i ste­ n i yor. Çünkü, b i reysel varl ı k , doğa koşu l l arına bağ l ı olan varl ı ktır. Engels devam ediyor: « İ nsana şimdiye kadar egemen olan, insanları her yandan kuşatan ya­ şam koşu l ları çevresi , şimdi doğanın i l k kez b i l inçli ve gerçek efend i s i olan insanların egemen l i ğ i ve de­ netimi a ltına g i rer, insan ş i md i kendi top lumsal l ı ğ ı­ n ı n efend i s i olur . ( 2 ) İnsan ı n sürekl i toplumsall aş­ ..

mas ı , doğanın s ü rekli olarak egemen l i k a ltına a l ı nma­ s ı n ı ifade eder. Doğa n ı n egeme n l i k altına a l ı nması­ nın alt-p lanında ise, insan ı n daha fazl a i nsansa l l aş­ mas ı ve topl umsal laşması süreci bulunur. Ü reti m araçları kamul aştı r ı l d ı kça, i nsan ı n doğaya egemen l i­ ğ i artar ve doğa egemen oldukça da, insan daha fazl a insansal laş ı r v e toplumsallaşır. B u n u marxist termi­ noloji i l e daha gene l l eşti rip söyl ersek: kapita l i st top­ l u mlarda, insan henüz insansal laşmam ı ş ve topl um­ sal laşmamıştır. Çünkü, bireyse l-doğal bel i rlemelerin içinde yaşar i nsan. Ancak, sosyal ist top lum larda i n­ san , bi reysel-doğal bel i rlemenin dışına ç ı ktığı i ç i n , insansa l laşır v e top l umsal laşır. İmd i , bu i nsansa l laşma ve toplumsal laşma sanat alanı nda nas ı l kend i n i gösterir? bunu sorab i l i riz. İ l­ kin hemen şunu bel i rtmek gerekir, marxizm'e göre sanat her şeyden önce bir topl umsal ve tari hsel fe­ nomend i r. Sanat tari h i nde tüm insan l ı k tari h i somut1) 2)

Fr. Engels, Anti-Dühring. s. 513, Berlin, Aynı eser, s. 351 .

131

1 960.


MARKSİST ESTETİK (aşır. " U nutu l muş sanat yapıtları nı daha iyi tanıd ı k­ ça , ayr ı l ı kları na rağmen, aralarındaki ortak ve sürekli öğeler daha açı kça ortaya ç ı kıyor. Parça lar başka parçaiara ekl enerek insan l ı k tarihini yaratm ış ol uyor­ lar . .. ( 1 ) Sanatın bu ta rihse l l i ğ i , ancak, insanın insan­ sallaşması ve toplumsal laşması içinde bir anlam elde edeb i l i r. " H ayvandan insana kadar olan gel işme sü­ rec i açı kça şunu gösterir: insanların pratik-maddesel , toplumsal çal ışma te meli üzeri nde , gerçekliğin yan­ s ıtı lması ve estetik haz i ç i n temel fizyoloj ik ve psi­ koloj i k koşu l l ar, ancak tarihsel ol arak ol uşurlar. On­ lar, binl erce y ı l l ı k insan gel işmesi içinde insan ırkı­ nın öze l b i r yeti s i , özel i nsansal b i r ' özsel güç' ol arak her yönden gel i ş i rler. Bizi m , güze l l i k duyusu yeti s i , sanat yetisi ya d a deha ded i ğ i m i z ve çoğu hoşumu­ za g i derek 'doğa armağanı ' o larak adlandırd ı ğ ı m ı z şey, gerçekte tari h i n b i r ürünüdür v e insanların pra­ tik eylem etk i n l i ğ i teme l i üzerinde oluşur.» ( 2 ) Buna göre, sanat yetis i ve estetik yeti , toplumsal ve tari h­ sel olarak meydana gel irler. Tıpkı kavrad ı ğ m ı ı z doğa­ nın da oplumsa l l ı k ve tarihsel l i k içinde meydana gel­ mesi g i b i . Bundan ötürü , sanat ve doğ a , bu genel ta­ rihsel l i k kategori s i içinde tam b i r uyum içine g i rerler. Sanatı , doğanın b i r yan s ı s ı olarak gören marxizm'e göre, a s l ı nda bu olay, b i r tari hsel l i ğ i n bir başka ta­ rihse l l i k içine aktarı l masıdır. · Bitkiler, hayvanlar, taş­ lar, v.b. tarihsel ol arak insan evrensel l i ğ i n i n prati k (eylems e l ) ifadesi ol u rlarsa , ancak objektiv sanat 1) )

2

E. Fischer, Sanatın Gerekliliği, s. H. Koch , aynı eser. s. 1 07. 1 32

1 7.


MARKSİST ESTETİK obj e ' leri olurlar. B i r kez daha şu sözün altı n ı çi ze­ l i m : Sanat, tıpkı doğa bi l i m i g i b i , ' nsansal laşmış' do­ ğanın görünüşleri n i n tari hsel l eşmiş objektiv v ar l ı ğ ı n­ dan hareket ederl er. " ( 1 ) Sanata ya ns ıyan doğa ve doğa görünüşleri de, buna göre, i nsansa l d ı r, topl um­ sald ı r ve tarihse ldir. Şimd i , bu tarihsel fenomen, sanat fenom eni na­ s ı l meydana gelm işti r? Sanat fenome n i n i n köke n i n­ de başka b i r fenomen var mıdır? M a rxist estet i kçi E . Fischer, bu soruya' sanat büyüden meydana gel­ m i ştir ve kökeninde büyü fenomeni vard ır' d iye kar­ ş ı l ı k vermek ister. « G ittikçe çoğa lan kanıtların zen­ g i n l iğine bakara k · d iyor Fischer, « sanatı n başlang ıç­ ta büyü olduğu, gerçek ama b i l i nmeyen bir dünyaya egemen o l m ıya yarıyan t ı l s ı m l ı bir araç olduğu sonu­ cuna varabi l i riz. Din de, b i l i m de, gizli bir b i çimde -tıpkı b i r tohum g i bi- büyüde birleşiyord u . • ( 2 ) Fischer'e göre, genel l i kl e de marxizm'e göre, sanat. i nsan ı n doğayı bi lmes i , ona egemen olmas ı , marxiz­ m i n özel deyimi i le , doğayı insansal laştırması ve top­ l umsal laştırması yolunda büyü olarak kullanı lan b i r araçtır. Ancak, köke n i nd e büyü bul unan sanat, gide­ rek bu top lumsa l l ı ğ ı n ı başka görevler yüklenerek sür­ d ü rür. « Sanatın bu büyücü l ü k görevi , giderek topl um­ sal i l iş k i l ere ı ş ı k tutmak, yoğunl aşan topl u m l ardaki i nsanları ayd ı nlatmak, i nsanların toplumsal gerçekle­ ri ta nıyıp değ işti rmelerine yard ı m etme k görevine dö­ nüştü . .. (3) Buradan anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , sanat eylemi i k i 1) 7) 1)

H . Koch , aynı eser, s. 1 1 1 . E . Fischer, aynı eser. s . 1 7. Aynı eser. s. 1 7 . 1 33


MARKSİST ESTETiK kaynağa dayanmaktad ı r. Bi rinci kaynak, doğayı tanı­ mada b i r büyü aracı olmak; i kinci kaynak d a , toplumsal yönden insanları ayd ınlatmak, insanl ara topl umsal l ı k b i l inci vermek ya da bu b i l inci gel iştirmek. Gerçi , bu i k i kayna k her sanat eyleminde bu lunur. Sanat eyl emi bir sezgi eylemi olmasıyla büyüleyicidir; toplu msal b i l inç yaratma eylemi i le de akı lsaldır. Ohalde, sanat eyleminin doğduğu iki kaynak, ş i mdi i k i yeni kavram­ la b i r ayd ı n l ı ğ a kavuşmuş ol uyor: Sanat b i r yanıyla, büyü yan ıyla duygul ara ve sezg i l ere dayanır; aydın­ l atma eylemi ile de akla dayanır, akıl tarafından bes len i r. Ama, gerçekte her sanat eyleminde bu iki kay­ nak ya da bu iki öğe ayn ı ağırl ı kta olm ıyab i l ir. u Be l l i b i r dönemde toplumun erişti ğ i düzeye göre , sanatın bu iki öğes inden biri daha ağır basab i l i r - kimi za­ man çağrışım larla büyül eyen yan ı , k i m i zamansa us­ sal ve ayd ı n l atı c ı yan ı , kimi zaman sezg i , kimi zaman­ sa yarg ıgücünü kes i n l eşti ren yan ı . Ama, ister oyala­ s ı n , i ster uyars ı n , i ster gölgelend i rs i n , ister ayd ınlat­ s ı n , h i ç b i r zaman gerçekliğin katı b i r tan ı m l aması değ i l d i r sanat. Sanatın görevi , her zaman insanı bü·

tünlüğü içinde heyecan l andırmak, kend isini b i r baş­ kas ı na yaşamı i l e b i r görebi l mesini , başkalarında ken· d i s i n i n olabi l ecek yaşantıları benimsemesini sağla­ maktır. Brecht g i b i , öğretic i l iğe büyük önem veren b i r sanatçı b i l e yalnız us yol uyla, düşüncel erl e deği l , duygu larla, sezgi yoluyla d a etk i l er. Seyi rci n i n karşı­ sına bir sanat yapıtıyla ç ı kmakla kalmaz, onların o yapıtın içine g i rmelerini de sağlar. .. ( 1 ) Marxizm'e 1)

E. Fischer. aynı eser. s. 1 7 . 134


MARKSİST ESTETİK göre, sanat bir yan ıyla insanları büyü l emel i , i nsan­ lar ondan haz duyma l ı , öbür yanıyla da i nsanl arı ay­ d ı n latma l ı , onları eğitmel idir. Marxizm, ya l n ı z büyü­ leyen , ama ayd ı n l atmıyan b i r sanatı savun maz. Çün­ kü, marx i st sanat teoris i n e göre , böyle b i r sanat ey­ le m i , ' i nsansal laştı rma', 'toplumsall aştı rma' n i te l iğ i n­ den yoksun o l u r k i , böyle b i r şey, sanatın özüne ay­ kırı olur. Sanat, bu iki öğes i i l e ancak gerekli olabi­ l i r. « Sanat i nsan ı n dünyayı tan ıyıp değiştireb i l mesi i ç i n gerekl i d i r . Ama , salt özünde taş ıdığı büyü yü­ zünden de gerekl i d i r sa nat. » (1) Buna göre, sanat et­ ki n l iğ i , i n sa n ı n top l umsal l aşmasında, topl u msal b i l i nç kazanmas ında vazgeçi l emez, zoru n l u bir i nsan eyle­ m i n i gösteri r. Bu eylem de, i nsan ı n ü retim araçları­ n ı n bi reys e l l i kten kamusa l l ı k kazanmas ına gidişinde sürekli olarak top l u msal l ı k ve ta rihsel l i k kazanır. Bu­ n u n için, marx izm'e göre, kapita l i st topl umdan , b u r­ juva toplumundan sosya l i st topluma g id i ş sürecinde sa nat eylemi de i nsan ı n toplumsal laşmasında önem l i b i r rol a l ı r.

1)

Aynı eser; s. 1 8. 1 35


5. Kapitalist toplum

ve

sanat

Kapital ist top l u m , daha önce . i şaret edildiği gi­ b i , Marx'a göre, tari h i n g e l i ş m esinde i kinci evreyi ol uştu rur. Bu evre içinde bulunan top l u m lard a , üre­ tim güçleri (üretim a raçları ) i l e üretim i l i ş ki leri ( ü re­ tim araçları n ı n mülkiyeti ) arası nda b i r d i alekti k çe­ l işki ortaya çı kar. Bu dialektik süreç, b i r devri m i l e sosyal ist toplumda senteze u laşır. Ş i m d i böyl e b i r geçiş evresi n i gösteren kapita l i st top l u mda i nsan ı n v e sanatın yeri nedir? buna kı saca değinmek i stiyo­ ruz. Kapita l i st top l u m , bir üreti m top l u mudur. Ama, bu üretim etki n l i ğ i n i n meydana g etird i ğ i ürün, m a l , meta , v . b . üreten i l e uyum l u b i r i l g i i ç i ne g i rmez, ter­ sine, ona yabancı b i r i l g i i ç i ne g i rer. Çünkü, ürün ve meta, ü retim a raçlarına sahip ki ş i n i n , g i r i ş i m ve ka1 36


MARKSİST ESTETİ K pital sahibi k i ş i n i n ve onun ait olduğu s ı nıfın h izme­ tinde bir büyüklük ve değe r elde eder. Ü reten , ü ret­ tiği ölçüde kendine ters , kend i ne yabancı bir nesne­ ler düzen i yaratır; ve ayn ı öl çüde bu üretilen mal , me­ ta ü rete n i , işçiyi sömürür ve onu ezer. « M eta üreti­ mi i l e yöneti len bu dünyada ürün, üreti m i denetler ve nesneler, i nsanlar üzerinde bir üstünlük kurar. Nesneler uzun gölgeleri olan garip şeyl e re döner, ' kader' ve daemon ex mach ina o l u rlar . ( 1 ) Emekç i i nsanın etk i n l i ğ i yle meydana getird i ğ i ürü n , sömüren bir s ı n ıfın e l i n d e , çalışanı ezen bir güç ol ur. Bunun sonucu ol arak d a , çal ı şan , çalıştığı ve ürettiği ölçüde fakirleşi r, yoksu l l a ş ı r ve ezi l i r. Böyle bir toplum için­ de değerler, artık i nsana bağ l ı değerler olmaktan uzak, sadece mal ve meta d eğeri o l u rlar. Değer, yal­ nız, a l ı m-satı m i ç i n bir ölçüt olarak anlaş ı l ı r . · Bu ters 'burjuva b i l i nc i , a s ı l i nsansal d eğeri , bir i nsan ı n sahip olduğu ya da satın a l abi l eceği nesnel erin maddesel­ ekonom i k d eğeri i l e yans ıtı r. İ nsansa l , ahl aksal ve tinsel i nsan değerleri , yerini çamaş ı r makines i , buz­ dolabı , otomob i l , televizyon, evler, dünya gezisi o l a­ nakları - kısacas ı banka hesa b ı n ı n yü ksekliği i l e de­ ğ i ş i r . (2) İnsansa l d eğerl e r ortadan kaybolur, yerini maddese l-parasal değerler a l ı r . ..

..

Ş i m d i sorabil i ri z : B u neden böyle ol uyor? Bunun neden i , üreten ile ürün arasında meydana gelen kar­ ş ıtl ı kta, yabanc ı l aşma olayında bulu nuyor. " Kapital i st 'yabancı laşma' kavra m ı , i nsan ı n , e konomi k açıdan ı) ·:>)

Aynı e s e r , s . 1 1 5. H. Koch. aynı eser.

s. 461 .

1 37


MARKSiST ESTETiK bakı ldığ ı nda, üreten i n , kendi emeğ i n i n ürü n ü , bu emek süreci i l e , tüm toplu msal çevresi i l e i lg is i n­ de belli b i r durumu ifade ettiği g i b i , bu çevre n i n , in­ san ı n b i reysel ve topl umsal d u ru m u üzerine yaptı ğ ı etkiyi de ifade eder. Bu durum şöyle nitelendirilebi­ l i r : İnsan, kend i s i n i n yaratmış oldu � u bu çevre n i n gerçek efend isi değ i l d i r, tersine, bu çevre o n a -mad­ desel ve tinsel olarak- bel l i tarzda egemen o l u r ; bu çevre , i nsanın özüne ait olamaz, ona yabanc ı , 'yaban­ c ı laşmış' olarak görü n ü r. 'Yabancılaşma' kavra m ı , bu toplumsal olayın tari hse l l i ğ i n i ' çok açık olarak orta­ ya koyar . ( 1 ) Böyle yabancı l aşmış ve i nsansal de­ ğerleri n i yitirmiş bir toplum i ç i nd e yaşıyan ve sü­ rekli olarak ezilen i nsan, ayn ı zamanda bir başka de­ ğeri daha yitirmiş olur: özgürlüğü. Pratikte ise bunun tam tersi b i r düşünceyle karş ı laş ı rız. B u düşünceye göre, özgürl ük ya l n ı z kapita l i st toplum larda vard ı r, sosya list top l u m l a r modern köl e l i ğe daya l ı toplum­ lard ı r . Ş i md i , bu ne dereceye kadar doğru b i r düşün­ ced i r ? M arxizm'e göre , bu temelden yan l ı ş b i r dü­ ş ünced i r. " Modern dünyada her b i rey ayn ı zamanda köle l i ğ i n ve toplumsal varl ı ğ ı n üyes idir. Ayn ı şeki l­ d e , burjuva toplumunun köleliği, görünüşte en büyü k özgürlüktü r. Bireyin bu özgürlüğü, onun yabanc ı l aş­ m ı ş bir dünyan ı n bağ l ı l ıklarına karşı a l d ı ğ ı dizginsiz tavı r i l e karıştı r ı l ı r . M a rx'a göre, « Oysa bu, insanın tüm köl e l i ğ i ve i nsan-d ı ş ı l ığ ı d ı r . » (2) M arxi zm'e gö­ re, ohalde kapita l ist burj uva toplumları nda var sanı..

ı) 2)

Aynı eser. s . 456. Bak: H. Koch. aynı

eser, s.

488.

1 38


MARKSİST ESTETiK l a n özgürlük, asl ında b i r kölel i kten başka b i r şey d e­ � i l d i r. Bu kö l e l i k , b i r başka n itel i ğ i i l e i nsana-ters , in­ sana aykırı , insan-d ı ş ı bir d u rumu içine a l ı r. Çünkü , kapita l i st topl umda insan henüz b i rey evres i nded ir, doğaya bağ l ıd ı r, i nsansal b i r değer ve nite l i k elde et­ memiştir. M arxizm' e göre , kapital izmde görünen bu i nsan­ d ı ş ı l ı k , kapitalizmin politik bir nite l i k al masıyla daha da b e l i rginleşir. Bu politik nite l i k , zoru n l u ol arak b i r emperya l i st nite l i k olacaktı r. « Kapita l i st tarz ı n ı n b u · yabancı egemen l i ği , maddesel-tekn i k i l erlemenin öze l l i kle son on yıllar içi nde emperyal ist bir tekel içine g i rmesiyle güçlen i r . " ( 1 ) Ama, bu güçl enme, b i reyi daha güçsüz l eştird i ğ i g i b i , marxizm'e göre , i n- . san l ı ğ ı tehdit eden genel b i r teh l i keyi de yaratır. « Do­ ğaya egemen olmak i ç i n yaratılan güçler -automa­ tion, atom enerj i s i ve kibe rneti k i l e sonsuz d erecede arttı rı l d ı ğ ı nda- i nsanı yalnız d eğersizl eşti ren , ona düşman güçler hal i n i a l maz, ayn ı zamanda sal d ı rgan kapita l i st po l itika sonucu gün ümüzde i nsan nes l i n i n f i z i k varl ı ğ ı n ı tehdit eden güçler hal i n i a l ı r. B u , gü­ nümüz kapitalist dü nyas ında ü retim güçl eri ile ü re­ t i m i l i ş k i l eri aras ı nd a aşırı ölçüde kesk i n l eşti r i l m i ş karş ıtl ı ğ ı n çok barbarca b i r ifadesidir . .. ( 2 ) Ş i m d i , böyle b i r sosyo-ekonom i k ortamda sanat olay ı n ı n d u rumunun ne olab i l eceğini sorabi l i riz. Baş­ ka türlü söyl ersek, her şeyin maddesel-parasal b i r değer ol arak anlaş ı l d ı ğ ı bu kapita l i st sistem içi nde 1) ·:ı)

Aynı Aynı

eser, s . eser. s .

463. 463. 1 39


MARKSİST ESTETİK sanatın d eğeri ned i r ? Bütün öbür değerler g i b i , as ı r değeri n i n d ı ş ında, esteti k değer olmanın d ış ı nda b i r maddesel d e ğ e r m i d i r ? Bu soru lara marxist esteti k oldukça kes i n bir yanıt vermek ister. « Sanat, mal o l u r, kapita l i st toplumun devce mal b i r i k i m i n i n yal­ nız bir parças ı o l u r . Sanatın değer ölçeğ i , g iderek estetik güze l l i k ve anla m l ı l ı k deği l de, ekonom i k an­ lamında yarar olur. Bununla da sanat g e l i ş me s i , sü­ rek l i olarak sanatı n a s ı l dünyas ı n ı n , sa natı n toplum­ sal gerçek l i kle i l g i s i n i n d ı ş ı nda ve ondan bağ ı m s ı z olan, gitg id e sanata karş ıt o l a n yasalara artan b i r ö l ­ ç ü d e bağ ı m l ı o l u r . » ( 1 ) Böy le bir değer mantı ğ ı i ç i n­ de, sanat artık a s ı l değeri n i , esteti k d eğeri n i e l d e edemez. D a h a doğrusu , o n u n b i r estetik d eğere sa­ hip olduğu düşünülemez b i l e . Ancak, marxizm i n bu ö n e sürdüklerine karşıt b i r sav i l eri s ü rü l emez m i ? Şöy l e d enemez m i : M arxizmin bütün bu söyledikleri doğruysa, kapita l i st topluml ar­ da büyük sanat yaratı şlaı ıyla karş ı laşma ol anağ ı n ı n o l maması gerekir. Oysa, yerçekte bunun aksini görü­ yoruz. Kapital ist top l u m larda büyük ve çok zeng i n b i r sanat yaşam ı n ı bul uyoruz. Bu olay, kapita l i st top­ lumlarda sanata karşı gerçek b i r gereks i n me n i n ol­ duğunu göstermez m i ? M a rxist estetik böyle b i r so­ ruya ol umsuz b i r yanıt verir. Çünkü : « Sanat yaratma­ s ı , gerçek, yani ekonom i k ol arak da i fade bu lan top­ l umsal değerlemes i n i , ancak yaratıcı sanatın estetik değerine ve onun içeri ğ i n e göre yarg ı l anmasında de­ ğ i l de, sanat yaratmas ı n ı n yayınevi ya da kitapçı i ç i fl' ı)

Aynı

e ser . s .

432. 1 40


MARKSİST ESTETİK sağlad ı ğ ı zeng i n l i ğ e göre değerlend i ri l i r . .. ( ' ) M a rx­ izm'e göre, kapital ist toplumda, estetik bel i rl eme ye­ rini sa ltmaddesel yarara b ı rakır. Esteti k değerin yeri n i yarar değeri n i n a l mas ı , marxist estetik'e göre doğal ol arak anlaş ı l m a l ı d ı r . ç ü n k ü , sanat yapıtı ded i ğ i m i z varl ı k kapita l i st toplum­ larda herhangi b i r mal ve meta olara k görü l mekte­ dir. M a l ve meta , arz-talep kanununa göre beli rlenen bir değeri gösterir. Sanat yapıtı da bir meta o larak görüldüğüne göre, onun değeri n i bel i rl eyecek olan da değ i ş-tokuş olanağı o lacaktır. " Kapita l i st çağda kend ini o ldukça garip bir durumda buldu sanatç ı . Kral M idas dokunduğu her şeyi altına çevirmişti : kapita­ l izm de her şeyi ' meta'ya çevi rd i . Ü reti mde ve ve­ rimde o güne d eğ i n görü l m e m i ş b i r a rtı ş l a , yen i d ü­ zen i , d ü nya n ı n ve insan yaşantıs ı n ı n her kesi m i n e hızla yay ı la rak e s k i dünyayı b i r toz b u l utuna döndür­ dü, ürete n l e yoğaltan (tüketen ) a rasındaki her türlü doğrudan doğruya i l işkiyi ortadan kald ı rd ı ve bütün ürünleri a l ı nmak ve satı lmak üzere b i r pazara sür­ dü . .. (2) Bütün bu sanat pazarlaması, b i r yerde, sa­ natı n içinde gel i şeceğ i daha rahat maddesel koşul­ lar sağlamaz m ı sanatçıya? Çünkü, bütün bu pazar­ lamada satılan sanat yapıtı mal b i l e görülse sanat­ ç ı n ı n ürünüdür, onun yapıtı d ı r. Bundan, bu pazarla­ madan kazanan da y i n e sanatçı olm ıyacak m ı d ı r ? " Öbür yandan, kapita l izmin ekonom i k üreti m i ç i n ol­ duğu g i b i , sanat üreti m i için de s ı n ı rsız kaynaklar ya1) 2)

H. Koch, aynı eser, s. 431 . E . Fischer, Sanatın Gerekliliği, s . 67. 141


MARKSİST ESTETİK ·rattığı doğrudur. Kapitalizmi yeni duyg u l ar, yeni dü­ şünceler yaratm ı ş , bunl arı d i l e getirmesi i ç i n de sa­ natçıya yeni olanaklar verm i şti . A rtık k a l ı p l aş m ı ş , çok yavaş değişen bir anlatıma saplanıp kalmak güçtü ; bu anlatı m türl erine biçim veren yöresel s ı n ı rlar aşı l­ d ı , sanat genişleyen b i r uzayda ve h ızlanan b i r za­ manda gel işmeğe baş l ad ı . Böylece, kapita l izm, ger­ çekte, sanata yabancı olmakla birlikte , sanatın gel i ş­ mesine ve çok yan l ı , zeng i n anlatı m l ı , özgün yapıt­ ların yaratı lmas ı n a yard ı m etti . .. ( 1 ) M arxizm'e göre, kapita l i st sistem i n sanat için haz ı rl a d ı ğ ı bütün bu olanaklar, görünüşte vard ı r ve tü mü de doğrudur. Ama, kapita l i st siste mde sanata karş ı al ınan tavı r, marxizm'e göre , temelde estetik-d ı ş ı d ı r, sanata aykı­ rı bir tavırd ı r . Çünkü ; • Sanat i ç i n , sanatın gel işmesi için e lveri ş l i bir ortam yaratmaz kapita l izm ; ortalama bir kapita l i st sanata karş ı b i r g ereks i n m e d uyarsa, bu ya özel hayatı n ı süslemek içindir ya d a iyi bir yatı rım yapmak i ç i n . .. ( 2 ) Sanat karş ı s ı nda al ınan böyle b i r tavır, sanatın özüne aykı r ı , i n estetik bir tavır o l m az m ı ? Marxist estetik'e göre , bu yalnız sanatın özü ne aykırı b i r ta­ vı r o l makla kalmaz, aynı zamanda sanata karşı d üş­ m anca b i r tavır o l u r . Örneğ i n , M arx, i l k kez bu düşün­ ceyi şöyle belirlemek iste m i şti : « Be l l i tinsel üretim dalları n ı n , söz g e l i ş i sanat ve ş i i r i n kapita l i stçe ü re­ t i m i d üş mancad ı r . .. (3) M arx'ın öne sürdüğü, kapita1 ) Aynı eser, s. 70. ·2 ) Aynı eser, s . 70. 3)

K. M arx. Theorien über dern Mehrwert, s. 284. 1 42


MARKSİST ESTETİK l izmin bu sanat düşman l ı ğ ı görüşü, daha sonraki bü­ tün marxist esteti kç Herd e , kapita l i st topluml arda sa­ natı n durumunu eleşti rirken dayanı lan temel b i r kanıt olur. Şimdi, kapita l i st toplum larda görü len bu sanat düşman l ı ğ ı n ı n nedenleri nerede bulunur? Bu neden­ ler, marxizm'e göre, kapitalizmin sosyo-ekonom i k ya­ pısı nda ve bu yap ıda ortaya ç ı kan yabancılaşma ola­ yında bulunu r. " Bu sanat düşman l ı ğ ı , objektiv olarak sanki doğa yasasıym ı ş g i b i , kapita l i st üreti m ve da­ ğ ıt ı m ı n tüm mekanizması içinde sanatın esteti k özü­ nün objektiv temellerini y ı kmağa dayanır. Bu düş­ manl ı ğ ı n özel l i ğ i n i , onun neden lerini ve onun, top­ lumsal yüzeyde emperya l ist i l g i l e r içinde a ç ı k ola­ rak ortaya ç ı kan toplumsal etki l e ri n i anlamak i ç i n anahtar, Marx'ın kapita l i st yabanc ı laşma teori sinde bulunur . (1) Bu yabancı laşma olayı , üreten ile ü re­ ti len meta aras ında meydana gelen i l ginç b i r feno­ men o l u p , bu, kapital izm için son derece karakteri s­ ti kti r. Böyle b i r sistem , marxist esteti k'e göre, sağ­ lam bir toplum olarak değil d e , çürümüş b i r toplum olarak nitelend i r i l i r . Ama, unutmamak gere k i r ki , böy­ le b i r toplumda da sanata düşen önemli b i r görev var­ d ı r ; « Çü rüyen b i r toplumda, sanat doğru sözlüyse, çürümeyi d e yansıtmak zorundad ı r. Ve topl umsal gö­ revinden kaçmad ı ğ ı sürece , sanat dünyan ı n değişebi­ leceğ ini göstermel i , değişmesine yard ı m etmeli­ d i r . » (2) Ama, bu y i n e de kapita l i st toplumun sanat ..

1) ')

H . Koch, aynı eser, s. 454. E. Fischer. aynı eser, s. 65. 1 43


MARKSİST ESTETiK ·düşman l ı ğ ı n ı ortadan kaldı rmaz. Ş i m d i sora b i l i r i z : B u sanata düşman v e sanatın esteti k özüne aykırı tavır ne zaman ortadan kalkab i l i r ? Buna marxist esteti k şöyle b i r karş ı l ı k verebi l i r : « İşçi s ı n ıfı kapital ist top­ l u m çerçevesi nd e kavgas ı n ı sürdürdüğü ve karş ı güç­ l eri yenmed iği sürece , kapita l i st yabanc ı l aş m a n ı n sa­ nata düşman olan etki lerini o rtadan ka l d ı ramaz. Bi­ l i msel b i l g i , top l u msal güçleri toplumun egemen l iği­ ne bağ ı m l ı k ı l ma k i ç i n yeters izd i r. Bunun için, zafer kazanmış sosya l i st devri m i n top lumsal eylemine ge­ reks i n m e duyar . ( 1 ) Bu sosya l i st d evrim g e l i nceye kadar, marxist esteti k'e göre, sanat-düşman ı . sanat­ tan estetik özüne aykırı b i r sosyo-ekono m i k s i ste­ m i n ürünü, kendine özgü b i r sanat anlay ı ş ı n ı berabe­ rinde geti recekti r. Bu sanat anlayışı geç-burjuva sa­ natı a d ı n ı a l ı r . ..

1)

H. Koch,

aynı

eser. s .

492. 1 44


6. Geç-burjuva sanatı Marxi zm'e göre, geç-burj uva sanatı , kapitalizmin• özü gereği ortaya koyduğu b i r ü ründür. Şöyle ki , na­ s ı l kapita l izm i nsana-ters b i r sosyo-ekonom i k düzene dayanıyorsa, aynı şekilde bu düzen i n ürünü olan b i r sanat fenomeni de y i n e i nsana ters , i nsana-aykırı b i r sanat fenomeni olacaktı r. İşte , bu i nsana-tersl i k , i n­ sana-ayk ı r ı l ı k , geç-burj uva sanatı n ı n b i r ana n itel i ğ i olarak ortaya çıkar. u Kapitalizmin objektiv anti-hü­ man i sti k e ğ i l i m l eri , g eç-burjuva d ekadan s ' ı n ı n ger­ çekl i k teme l i n i oluşturur; bu gerçe klik temel i , yön olarak, insa n l ı ğ ı n sanat yaşamınd a , sanata-düşman ve g iderek sanatı yıkıcı bir nite l i k a l ı r. ( 1 ) Bu bakımdan, 1)

Aynı eser, s . 491 . 145 Marksist Estetik

-

F./ 1 0


MARKSiST ESTETİK kapita l ist düzen i n i nsana-aykırı nite l i ğ i sanatta d a ay­ nen yansıyacaktı r. Ş i m d i , bu i nsana-aykırı ( anti-hümanistik) n itel i­ ğ i n sanatta nas ı l somutl u k kazand ı ğ ı n ı sorabil i riz. Bu­ na ver i l ecek en yal ı n karş ı l ı k , sanatın i nsandan ve i n­ san biçiminden uzaklaşmas ı d ı r. • İ nsan değerini kü­ çü lten kapital ist top l umsal düzen i n sanatsal-hayal l e­ re daya l ı düşünmes i , sanatta insan biçiminden daima daha fazla acı verici ya da a l ayl ı b i r kaçınma içinde dile gelir, bu öyle b i r sanat ki , yal n ı z nesnel ve mad­ desel bağ l ı l ı kları ve biçi m l e ri yans ıtır, ama insan i l i ş­ kileri n i , sanat anlatı m ı n ı n obje ve içeri ğ i n i tan ı mak i stemez . ,, (1) Bu i nsandan ve i nsan b i ç i m inden kaçı ş , g iderek sanatı v e sanatçıyı toplumdan ve top l u msal i l i ş k i l erden uzaklaştırır, sanatı , i ç i nd e doğduğu ve içi nde yaşad ı ğ ı realiteden çı kararak ona tüm soyut b i r nite l i k verir. Böy l e b i r durum içinde, sanat ve sa­ natç ı , tümüyle yalnızlaşır, topl u msal ve i nsansal bü­ tü n l ü k karş ı s ı nda b i r yal n ı z ada kalacak kadar bi rey­ l e ş i r. • Bu rj uva top l u m u içinde sanat üreti m i , bütün öbür insanl ardan soyutla n m ı ş tek tek ş a i r ve ressa­ m ı n ' özel b i r i ş i d i r'. Sanatç ıyı çok çok bireysel i lg i l er · öbür insanlarla be l l i ortak çal ışmala ra götüreb i l ir. H a l k yığınının kültür yaşantıl arından i nce bir düşün­ sel tabakan ı n soyutl anması ve ü retim süreci i ç i nd e dağ ı l mas ı , burj uva sanatında, burjuva edebiyatı nda sanat yaratmas ı n ı n temel fenomeni o l u r . " (2) Buna gö­ re sanatın ve sanatç ı n ı n top l u mdan soyutlanması kapi1) )

·2

H. Koch, aynı eser, Aynı eser, s. 6 1 7.

s.

462.

1 46


MARKSİST ESTETİK ta l ist toplumda kaçı n ı l maz b i r sonuçtur. Çünkü,. marxizm 'e göre , kapita l iz m , insana-aykı r ı b i r sistem­ d i r . Bunun doğal bir sonucu olarak da, i nsansal b i r fenomen olması gereken sanata d a aykırı , hatta düş­ man bir sistemd i r. Sanatın her şeyden önce sahip olması g ereken i nsansal yan ı n ı kapita l i st sistem i ç i nde kaybetmesiy-­ l e , sanat ya lnız top l u msal nite l i ğ i n i d eğ i l , aynı zaman­ da esteti k n ite l i ğ i n i de yitirir. Çünkü, marxist anlayı­ şa göre , sanatın özü, onun i nsansa l l ı ğ ı n a dayan ır. Bu nite l i ğ i n d ı ş ı nd a , sanatın başka bir dayanağı olmaz. Buna göre , bu i nsansal dayanak ortadan kalkınca, onunla özsel b i r beraberl i k içinde bulunan estetik yan da kaybolur. " Bu . estetik olanın sanattan tümüyle sü­ rü lmesine varı r. 'Sanat' denen şey, esteti k-d ı ş ı olan şey i l e , sanatın topl umsal rolü içi nde anti-estetik b i r etki i l e zeng inleşir. Hatta , yaratıcı sanatç ı süje's i n i n sanat yaratı m ı nda l üzumsuzl uğu b i l e kanıtlanmağa ça l ı ş ı l ı r. Bu, en son, ama daima tutarlı olan Tart pour· l 'art' anlayı ş ı n ı n b i r sonucudur.» (1) Bununla da, bu geç-burj uva sanatı n ı n estetik teorisi belirlenmiş o l u­ yo r. B u , öze l l i kle geçen yüzyı l ı n son çeyreği nde bü­ yü k bir ün ve geçerl i k kazanmış olan, günümüzde de etk i l i olan 'sanat sanat içind i r' anlay ı ş ı nd a b i r özet n ite liği elde eder. Sanat, i nsansal-topl umsal ere k l e r için yap ı l maz, sanatı n amacı v e ereği güzel l i ğ e h iz­ met etmektir, sanat, güzel l i k i l kesi uya rı nca gelişir. Böyle bir anlayı ş ı n teme l i nd e bulunan yan l ı ş düşün­ ce, marxist esteti k teori sine göre, bu anlayışın sanaı)

Aynı

eser, s.

464. 1 47


MARKSİST ESTETİK tı ve güze l l i ğ i , sanki toplumun d ış ı nda böyle bir şey varm ı ş g i b i onları düşünmes i d i r. M arxizm'e göre , es­ tetik-olan, güzel olan, i nsansal olan ı n , topl umsal o l a­ n ı n d ı ş ı nda değ i l , ters ine i ç i nde bulunfln b i r değerd i r. Onları , i nsan ve top l u m d ı ş ı ol arak anlamak, sonunda sanatı ve sanatçıyı i nsandan ve toplumdan koparma­ ğa, soyutl amaya , b i reyleşti rmeye, giderek yok etme­ ğ e götü rür. 'Sanat için sanat,' bunun i ç i n kapita l i st düze n i n en tip i k b i r değer teori s i n i gösterir. Kapita­ l i st toplum düzen i n i n en tuta rl ı sanat teorisi , bu for­ mülde tam b i r somutluk elde eder. Böyle bir değer an layı ş ı n ı n kökleri ise, marxist estetik'e göre, yine sos-ekonom i k temelde aranmalı­ d ı r. Bütün kapita l i st d eğer teori s i , estetik görüşü, kı­ saca bütün üst-yapı bu temelden oluşur . .. sanat s i s­ tem i n i n ve senat teori s i n i n de katı l d ı ğ ı kap ita l i st i ş bölümü, sanat düşüncesi n i n , i nsanözünün soyut, a u­ tonom ( özerk) b i r alanı ol arak bendisinden doğduğu toplumsal kök olur. Kapital ist i ş böl ü m ü , sanatı n , da­ ha sonraki burjuva-de kadans teori s i n i n dogmaları ve tasavvu rları altında yer alan güçl ü , uşak görevi gören bir alt-düzenin sosyal kaynağ ı olur. G eç-bu rjuva sa­ nat teori s i , bu ol guyu öze l l i kl e somut ol a ra k yansıtı r . Burada y a l n ı z W i l h e l m Worri nger'in y a da H a n s Sedl­ mayr' ı n estetik teori lerine i şaret edel i m . » ( 1 ) W. Worri nger sanat an layış ı n ı bel i rlerken R i egel ' i n ' mut­ l a k sanat iste m i ' kavram ı ndan hareket eder. Sanatı n gel işmesi , objesinden bağ ı msız olarak değişen ' mut­ lak sanat iste m i ' n i n gel işmesini yansıtır. M utlak sa-

1) H.

Koch, aynı

eser,

s.

478.


MARKSİST ESTETİK nat istem i ve onun somutlaşmaları olan sanat biçim­ l eri ve üsluplar ı , h e r çeşit top l umsal l ı ktan bağ ımsız özerk görünüşlerd i r . ( 1 ) Hans Sedl mayr'a, bu ü n l ü vi­ yan a l ı sanat tari hçisi ve sanat teoricisine göre de, sa­ natta d ekadans, sanatın figürativ anlayı ştan uzakl aş­ ması i l e ortaya ç ı kar. B u , tümüyle i nsan l ı ğ ı n sanatta kaybolmas ı n ı ifade eder. Sanat, ona göre , i nsan ı n öbür özsel güçlerinden bağ ı m s ı z , özerk b i r i nsan et­ kini iğid i r. ( 2 ) Görüldüğü gibi , bu teoril erde d i l e gelen düşün­ ce, sanatın b i reysel , topiumsal l ı ktan bağ ı ms ı z , özerk b i r etki n l i k olarak kavranmas ı d ı r. Oysa, marxist teo­ riye göre, sanatın kökeni topl umsal l ı kta bulunur. Ş i m d i şunu sorabil iriz: Kapital ist düzende sanat­ ta i nsansa l-toplum sal ve estetik nite l i k kaybol uyor. İyi ama onun yeri n i ne al ıyor? Onun yerini doğrudan doğ ruya doğa ve doğa güçleri al ıyor. Kaybolan i nsan­ sal-olanın ve insan-resmi n i n yeri n i , kör doğa güçleri­ nin esteti k-d ı ş ı savunmas ı , doğa yasalar ı n ı n sanata ve esteti k kategori l ere aktarılması a l ı r. » (3) Buna gö­ re, sanatta, i nsansal-olanın egemen l i ğ i altına a l ı n a n , böylece d e i nsansal laştı rılması ve toplumsall aştı rıl­ ması g ereken doğ a , kapita l i st sanatta olanca gücüyle karş ı m ıza ç ı kar. Sanatın bir karş ıtı olan doğa , ş i m d i sanata egemen ol ur. B u n u n sonunda d a sanat, sanat­ sal ve estetik n itel i ğ i n i yiti rir, g iderek d e m isti k, so1) ') 3)

Bak: W. Werringer. Soyutlama ve Einfühlung, (çev. lsmail Tunalı). Bak: H . Sedlmayr, Verlust der M itte. H. Koch, aynı eser, s. 464. 1 49


MARKSiST ESTETİK l i psist ve existentia l i st bir nite l i k elde eder. " Daima daha güçlü olarak m i stisizme, sol ipsizm'e ve ' atı l m ı ş o l m a 'n ı n existenti al d uygusuna ya d a ' h içl iğe', n i hi­ l ist tapı n maya ulaşan geç-burjuva edebiyatın ı n ve sa­ natının sübjektiv-dünya görüşüne dayal ı eğ i l i m l erine, bundan ötürü zoru n l u ol arak i nsansa l-topl umsal ger­ çek l i ğ i n açık, anlaş ı l ı r , d uyusal-somut, rea l ist kopya­ ları eş l i k eder. Sanatç ı n ı n bu gerçekl i k i ç i n uğraştı ğ ı yerde d e , parlak b i r çok-anlaml ı l ı k içinde, sembol l e r , mecazlar, parabol l er, gitgide artan bir 'anlaşı lmazl ı­ ğa' ulaşırlar.» ( 1 ) B u m isti k , b u sembol i k b i ç i m içind e d i l e gelen sanat, tümüyle kendi içine dönük, i nsansal ve top­ lumsal d eğerlerden uzak, b i reysel , sübjektiv ve yitik b i r nite l i ğ e bürünür. Sanatın bu yitikl i ğ i n i n alt-planın­ da ise, b i r az eşeleni nce, insan ı n i nsansal değerler i l e b i r l i kte, madde-nesne değerleri karş ı s ı nda yenik­ l iğ i n i n bul unduğu görü l ür. « İster bil içli ister b i l i nçsiz olsun, böyle bir sanatta insanın tümüyle yiti k l i ğ i , yal­ n ı z estetik olanın ortadan kalkmış o l masına götü r­ mez, ayn ı zamanda zoru n l u ol arak ve zorla kapita l i st dünyada insanın emperyalizmin i nsan için yarattığı d u rumun b i r savu nusuna da götürür. İ nsan ı n emper­ ya l izm i ç i nde bağ ı m l ı göründüğü egemen l iğ i n nesnel ve maddesel yapıs ı , ters burjuva b i l i nciyle b i r genel ve ebedi yasayı yakalar ve onu i nsan tasavvu runun anlatı m ı na uyg u l ar. » ( 2 ) İnsanın böyl e i nsansal-top­ l u msal değerlerin ötesind e , nesnel-maddesel değer1) 2)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s.

465. 462. 1 50


MARKSİST ESTETİK !er i l e kavran ışı , i nsan ı n bu d eğerlere bağ l an ı ş ı n ı gösterir. Böyle b i r i nsan anlayış ı , i nsanın topl umsal gerçekl i k içi nde yitikliği asıl an lam ı n ı , insanın bu gerçeklik karş ı s ı nda 'yabancı laşmas ı ' nda bulur. İnsan, g i derek i nsansal-toplumsal g erçekliğe yabancılaşır. Bunun sonucu olarak, i nsan ı n sanat ol arak o rtaya koy­ duğu ürün, bu topl u m-d ı şı l ı ğ ı , bu içe-dönüklüğü b i r değerm i ş g i bi somutlaşır.

151


7. Yabancılaşma

ve

sanat

Çağdaş felsefenin ve çağdaş kü ltürün en gözde kavraml arından b i r i , kuşkusuz ' yabancı laşma' kavra­ m ı d ı r . Yabancı laşma ne demekti r? Yabanc ı l aşma, te­ mel anlamında, birey i n topl umsal çevreye , top l u m a ve top l u msal değerlere karş ı i l g i s i n i yiti rmes i , kendi b i reysel i ç-dünyasına dönmes i , b i r. bak ı m a , dünyaya karş ı içe-dönük ( i ntrovert) bir tavır alması demekti r . G i derek bu fe lsefi kavram, sanat i l e d e i l g i içine ko­ nur ve sonunda çağdaş i nsanı ve çağdaş sanatı açık­ lama da dayan ı lan bir tem el kategori ol arak kavra n ı r. Bu kavra m , ana içeri ğ i ne M a rx'da kavuş muştur, ama onu i l k kul lanan Marx olmam ıştı r. Bu kavramı i l k kul­ lanan Jean Jacques Rousseau ol muştur. .. calvinci Cenevre Cumhuriyeti nde gördüklerinden, bir h a l k ı n m i l letveki l leriyle tem s i l ed i l i nce kendi yaşay ı ş ı n a 1 52


MARKSİST ESTETİK yebancılaştığı, halk olmaktan ç ı ktığı sonucuna varm ı ş­ t ı . Topl u l u k b i r hüku meti n a racı olabi l i rd i , ama h i ç b i r zaman ortak-istem i n aracı olamazdı . Ol unca, Dev­ l et içinde kend ine yabancılaşmak zorunda kal ı rd ı . » ( 1 } Ama, 'yabancı laşma' kavra m ı n ı çağdaş fel sefeye ka­ zandıran, hiç kuşkusuz Hegel ve M a rx olmuştur. Çalışmamızın G i ri ş bölümünde i şaret etmi ş ol­ duğumuz g i b i , Marx b u kavra m ı Hegel felsefesinden a l ı r. Hegel 'd e , 'yabancı laşma' deyi nce anlaşılan şey, tinin, ide'n i n ke ndi özüne yabancılaşarak doğa varl ı­ ğ ı ola rak d ı ş laşmas ı d ı r . Hegel d i a l ekti k' i n i n üçüncü aşamas ı nd a , tinin, ide'n i n kend i özüne geri dönme­ siyle bu yabanc ı laşma ortadan kalkar. M a rx'da, H e­ gel 'in teorik etk i n l i ğ i n i n yeri n i , i ş , eylem a l ı r. İnsan eylemde bul unarak " kendi b i l incinde olduğu gibi yal­ n ı z düşünsel açıdan değ i l , g e rçek hayatında da ken­ d i n i iki ya n l ı yapar ve kend i n i kend i yarattığı bir dün­ ya içinde düşünü r." (2) Bundan ötü rü , 'yabancı laşma' kavramı da M a rx'da art ı k Hegel'd e olduğu g i b i teor i k b i r sü reç olmaktan ç ı k ı p , i nsan ı n i ş ve eylemi i l e i l ­ g i l i olacakt ı r. Çünkü, M a rx 'a göre i nsan, b i r i ş ve b i r eylem varl ı ğ ı d ı r. B u i ş ve eylem i s e , her şeyden önce bir ekonomik etki n l iğ i ifade eder. Eylemde bul unan ve i ş yapan bir insan, b u etk i n l i ğ i n i ürün olarak d ı ş­ laştı rır. Ü rü n , insan etkinl i ğ i n i n bir d ı ş laşması a n l a­ m ı na g e l i r . Ama , bu d ı şlaşma, özel mül k iyete daya l ı b i r düzen i ç inde somutlaş ıyorsa, o zaman kendi etkin­ l i ğ i nde kend i n i d ı ş laştı rmış olur i nsan ı n özü , kend i n e 1) 2)

E . Fischer, aynı eser. s. 1 1 2. Aynı eser, s. 1 1 2. 1 53


MARKSiST ESTETiK ters düşer, kendi özüne yabancılaşır. Böyle bir du­ rumda insanın özüne ters düşen i nsan etki n l iğ i , ka­ p ita l b i ç i m i n i a l ı r ve i nsan ı n özüne aykırı b i r kapital i st gücün büyümes i ne katkıda bulunu r. Bunun için i nsan, i şçi , emekçi nekadar çok ü reti rse, nekadar çok üre­ timde bulunu rsa, o derece fakirleşir, buna karş ı l ı k , kendi özü ne yabancı o l a rak yarattığı dünya o d e re­ ce güç kazan ı r. İş ve eyl emde bulunan i nsan ı n ken­ d i s i n i d ı ş l aştı rmas ıyla meydana g etird i ğ i ü reti m , öz­ ce ona yabancı ve düşman b i r obje o l u r . G e rçi bu ya­ bancı laşma, ya l n ı z üretici s ı n ı f için söz konusu o l a­ maz; ü reti m güçleri n i elleri nde tutan s ı n ı f için de söz konusu olmal ı d ı r. Çünkü, o da ayn ı düzen i n , kapita l i st düze n i n b i r parçasıd ı r. B u , M a rx i ç i n de böyl edir, ama, yabancı laşman ı n sonuçları her i k i karş ıt s ı nıf için birbi rinden çok ayrıcal ı o l u r. Şöyle ki: u Sa h i p olan s ı n ı f v e prol etaria s ı n ıfı a y n ı i nsansal kend i n e yabanc ı laşmayı gösterir. Ama, i l ki , bu yabanc ı l aşma içinde kendini memnun ve kabul edi l m i ş olarak du­ yar, yabancı laş mayı ken d i n i n özel gücü ol arak görür , yabancılaş madan b i r i nsansal varl ı ğ ı n görünüşüne sa­ 'h i p olur. Prol etaria s ı nıfı i s e , yabanc ı laşmada kendi güçsüzlüğünü ve i nsansal o l m ıyan b i r varl ı ğ ı n g e r­ çek l i ğ i n i görür ( 1 ) Böyl e b i r durumda insan, bu ya­ 'bancı l aşmadan nas ı l kurtu l acaktır? Bu kurtu l u ş , H e­ gel 'de olduğu g i b i , insa n ı n kendi özüne dönüşü i l e g erçekleşecekti r. B u d a M arx'da, ancak insa n ı n ken­ -di özüne yabancı laşmasına neden olan etkenleri n , . ..

�)

Marx/Engels, Werke_ Bd. 2, s. 37. Bak: Koch, aynı eser, s. 455.

1 54


MARKSİST ESTETiK

özel mülkiyetin o rtadan ka l d ı r ı l masıyla olanak kaza­ nacaktır. Ancak, böyle bir toplumsal düzen değ i ş i k­ l i ğ i , bir toplumsal devri m i l e gerçekleşecekti r. Bu yabanc ı l aşma olayına ya l n ı z s ı n ıfsal açıdan değ i l , daha geniş b i r açıdan bakmak gerekir. Bu gün ona daha geniş b i r açıdan bakmak isteyen marxist düşünürlerin bulunduğunu görüyoruz. Bu düşünürler, yabancı laşma olay ı n ı , toplumların endüstri leşmes i n i n v e buna paralel ol arak da ekonomik i ş-böl ümünün b i r sonucu ola rak görmek istiyorlar. « Sanayi leşmiş top­ lum ya lnız toplumsal i l işkilerin bu nesnelleşmesiyle d eğ i l , aynı zamada iş bölümünün ve uzman l aşman ı n artmas ıyla d a kend i n i belirler. Çal ıştı kça parça l a n ı r i n s a n . Bütünle olan bağ ı kopar, b i r araç , büyük b i r ma­ kinanın küçük bir parçası olur. Bu i ş bölümü insan ı n önemini aza ltırken , görüş açısını da daraltı r ; çal ışma süreci nekadar iyi düzenlenirs e bireyi n yaptı ğ ı i şten o kada r az usta l ı k bekleni r ve kend i s i n i n bütüne ya­ bancı laşması o ölçüde olur. Terenti us'un ' n i h i l hu­ manum m i h i alienum est ( i nsanla i l g i l i hiç b i r şey bana yabancı d e ğ i l d i r ) sözü tersine döner ve üreti m­ deki aşırı büyüme k i ş i l i ğ i n s ı n ı rlanmasıyla sonuçla­ n ı r . » ( 1 ) Ama, kiş iyi yabanc ı l aşmaya iten bu endüst­ ri leşmen i n te me l i nde ise, b i l i md e meydana gelen ge­ l i şmeler ve buluşla r i le bun lara karşı top l u msal yapı­ da kendini gösteren aykırıl ı klar bulunur . .. çağdaş b i l i­ m i n buluşl arıyla top lumsal an laşmadaki geri l i ğ i n çe­ l i şmesi d e yabancılaşma duygusunu ayrıca besliyor. Atomun yap ı s ı , Q uantum ve bağı ntı l ı k ( izafiyet) ku1)

E. Fischer,

ayn ı

eser, s. 1 1 5. 1 55


MARKSiST ESTETİK ramları üstüne elde ed i l en b i l g i l e r , yeni ortaya ç ı kan s i berneti k ad l ı b i l i m (can l ı va rlıklarla tekn i kleşen ha­ yata bir düzen veren b i l i m ) d ünyayı sokaktaki insan için güç yaşanan b i r yer yapt ı . Gali leo'nu n , Copern i­ cus'un ve Kep ler'in buluş l arı Ortaçağ insanı için bu kadar güçlükler yaratmam ı ştı . .. ( 1 ) .L\ ma, neden adı g eçen b i l i m adam ları n ı n , G a l i leo'nun, Copernicus'un ve Kep ler'in b u l uşları çağları i ç i n , günümüz b i l i m i­ nin çağ ı m ı z için olduğu kadar anlaş ı l maz olmamıştı ? Bunun neden i , günümüz b i l i m i n i n gerçekl i k anlayı­ ş ı nda bulunur. Çünkü, çağdaş b i l i m i ç i n g erçekl i k , a rtı k çocuksu b i r d uyarl ı ğ ı n belirlediği b i r varl ı k o l­ may ı p , soyut-matematik formül l erde ancak ifadesini bulan b i r varl ı ktı r. Bundan ötürü günümüz i nsan ı i ç i n , ş i mdiye kadar : a El l e tutu labilen ş e y tutu l amaz, göz­ le görü l eb i l i r olan şey görü l emez o l d u ; duyuların al­ g ı ladığı gerçeklerin geri s i nd e hayalgücünü aşan ve matematik formül lerle a ç ı klanab i l en uçsuz bucaksız gerçekler olduğu ortaya ç ı ktı . . . S ı radan insanları te­ d i rg i n eden b i r 'dünyada' bu a n l aş ı l m ı ya n ı n soğ u k so­ luğu ü rpertir bu i nsanları . Ya lnız b i l i m adamları n ı n anl ıyabi ldi kleri dü nyaya kendi l erinin yabanc ı l aştı kl a­ r ı n ı görürl e r . » (2 ) Ama, i nsanları salt b i r yabanc ı l aş­ maya götü re n , yalnız bu a n l ı yamad ı kları soyut-ratio­ nel , b i l i msel g erçekl i k deği l d i r . Belki de bundan d a­ ha çok bil imse l-teknoloj i k gel işme i l e topl u msal yapı aras ında gördükleri ve yaşad ı kl arı karş ı tl ı ktır. Çağı­ m ızda b i l i msel ve teknol oj i k gelişme öylesine büyük 1) Aynı 2) Aynı

eser, s . eser, s .

120. 120. 1 56


MARKSiST ESTETİK aşamalar yapm ıştır ki, toplumsal yapı bu gelişm el e­ rin çok arkasında ka l m ı ş ve buradan b i l i msel-tekno­ l i j i k gelişme i l e tinsel-toplumsal biçimler arası nd a a ş ı l maz bir çel i ş m e ortaya ç ı k m ı ş . B i l i m i n ve endüst­ rinin büyük gel işmesine karş ı l ı k , toplumsal yap ıda , düşünsel alanda büyük bir gerileme ve bozu l ma ken­ d i n i gösterm i ş . Bu da tümüyle i nsan ı , sosyo-kültürel varl ı ğ ıyla i nsan ı yoketmeğe götürmüş. Ama, bunun nedeni nedir? Bunun nedeni yalnız b i l i m ve tekn i k ' i n akıl almaz, başdöndürücü gel işmesi m i d i r? "Tümüyle insanın bu yoked i l mesinin neden i , kendi başına tek­ n i k' i n g e l i şmesi değ i l d i r, ters i n e yal n ı zca onun kapi­ talist biçim içindeki uygu lamasıdır. M odern endüst­ ride bütün i nsan güçleri n i n ve yeti leri n i n hızla i l er­ lemesine bir şey m eydana getirmek için objektiv uğ­ raş ı s ı n a , akılsal, tinsel ,' a h l aksal ve kısmen d e beden­ sel bozu lma, darlaştırma ve kötürü mleştirmen i n eş­ l i k ettiği derin bir çelişki bu karş ıtl ığa daya l ı derin çelişki , tekn i k gelişmenin içeriğinden doğmaz; o , yal­ n ızca kapitalist biçimin bir ürünüdür. B u çelişme yal­ n ı z günümüz toplumunda üretim güçleri n i n qelişme durumu i l e üretim i l işki leri n i n kap ita l i st niteliği ara­ s ı ndaki karşıtl ı ğ ı gösteri r. • ( 1 ) Buradan da anlaşıl­ d ı ğ ı g i b i , marxizm'e göre , i nsanı n dünyaya ve toplu­ ma yabancı laşmas ı n ı n neden i , teknol oj i k gelişme d e­ ğ i l , bu teknoloj i k gel ismenin içinde yer a l d ı ğ ı toplumsal biçimdir, kapita l ist b i ç i md i r. Çünkü, kapita l i st biç i m , çağdaş teknoloji için geri ka l m ı ş , ona uymıyan b i r biçimdir. Çağdaş endüstri ve teknoloji i ç i n , yeni ,

1)

.

H . Koch. aynı eser, s. 475. 1 57


MARKSİST ESTETİK bir topl umsal yap ı , üretim güçleri i l e üreti m i l i şk i l e­ rinin dengesine d aya l ı b i r top l u msal biçim olmal ı d ı r . Oysa, kapita l i st sistemde, bu dengenin yeri n i karş ıt­ l ı k ve aykırı l ı k a l ı r. Bu da insa n ı , topluma ve kend ine yabancılaşmaya götürür. « İ nsanın çevresine ve ken­ d i s ine yabanc ı l aşmas ı , kapital izmde öylesine a ğ ı r basm ı ş , loncalara ve s ı n ıflara dayanan Ortaçağ düze­ n i n i n zencirlerinden kurtulan i nsan k i ş i l i ğ i n i n hakkı olan özgürl ük ve yaşama zeng i n l i ğ i konusunda öyle­ s i n e aldatı l m ı ş , bütün malların piyasa ' m eta ' ı na dö­ nüşmes i , her şeyi kapsıyan yararc ı l ı k, dünyanı n tü­ müyle ticaret üstüne dönüşmesi hayalgücü olan her­ kesi öylesine tiksindirmiştir ki yaratıcı insanlar kapi­ ta list düzene büyük bir tepki ile karşı çıkmışl a r­ d ı r . • (1) İnsanın karş ı karş ıya bulu nduğu bu dünya , artık onun için rahatça kavranabilen, insan ı n uyum i ç i nde yaşıyabileceği bir dü nya d eğ i l d i r. « Sanayi l e­ şen, tec i m l eşen bu kapita l i st dünya somut i l işkilerin kolayca anlaşıl madığı b i r dış dünya h a l i n e geld i . B u dünyanın içinde yaş ıyan insan hem bu dünyaya hem d e kendisine yabanc ı laştı . " ( 2 ) İnsanın kend isine ve dünyaya bu yabanc ı laşmış­ l ığ ı içind e onun estetik tavrı n ı n , sanat görüşünün ne olduğunu sorabil iriz. İnsan sanat yapıtlarını nasıl kav­ rar ve değerlend i ri r ? İnsa n ı n esteti k i l g i leri nde bu yabancı l aşma duygusu ne biçimde yans ır? Bu yabancı laşma d uygusu herşeyden önce insanla i l g i l i yeni ve değişi k bir değer anlayışı g eti rir. İ n1) E. Fischer, aynı eser, s. 1 43. 2) Aynı eser, s. 280. 1 58


MARKSİST ESTETİK san , a rtık i nsansal değeri n i yitiri r, herhang i bir nes­ ne olur, kısaca nesneleşi r. • İ çi nde yal n ı z nesnelerin değeri olan yabanc ı laşmış bir dünyada , insan da nes­ neler arasında b i r nesne olmuştur: g erçekten , görü­ n üşte nesnelerin en güçsüzü , en aşağ ı l ı ğ ı durumuna düşmüştür. Daha izlenimci l i k döneminde ışık ve ren­ ge i n d i rgenm i ş , öbür olayl ardan ayrı olm ıyan d oğal b i r şey olarak e l e a l ı n m ı ştır. ' İ nsan ortada ol mamal ı ' d iyordu Cezanne. İnsan önemini h e r g ü n b i r a z da­ ha yiti riyor, ya renk lekeleri arası nda b i r başka leke o l uyor ya da ıssız kırl arda , ki msesiz şehir sokakların­ da artı k h i ç görün müyord u . B i r de G otik sanatta ( ex­ press ionizmin b i r yönüyle bes lendiği bu sanat akı­ m ı nda) olduğu gibi coşkunluk içi nde değil de, sökü­ lebilen b i r makine parçası g i b i biçim değişti riyor, bo­ zul uyor, tekn i k araçlara benzeyen b i r kukla, anlamsız, -doğa-üstü bir nesne oluyord u . Ken d i s i ne yabancıla­ şan i nsan, kend i n i bir fetiş, bir maske, ü rkütücü b i r yaratık o larak görmeğe baş l ıyord u . M arx'ı n sözünü ettiği 'meta'ların fetiş nite l i ğ i böylece i nsana g eçiyor ve insanı baskısı altına al ıyord u . » ( 1 ) M arxizm'e göre, yabancı l aşma n ı n e n yogunlaştı­ ğı toplum düzeni kapita l ist düzend i r, burjuva düzeni­ dir. Böyle bir d üzen içinde, i nsanın yaşad ı ğ ı yabancı­ laşma duygusu, onu toplumsal çevreden ayırır ve gi­ derek i nsanı toplumdışı k ı lar. · Sı n ı f çatışmas ı n ı n d a­ h a da yoğunlaştı ğ ı günümüzün burjuva düzen i nd e sa­ nat top lumsal düşüncelerden kopma, bireyi kendi 1)

E. Fiscfıer, aynı eser, s. 1 27. 1 59


MARKSİST ESTETİK u mutsuz yabanc ı l aşmas ı na doğru daha çok itme, güç­ süz b i r benc i l l iği kışkırtma ve gerçekl i ğ i , yan l ı ş tan­ rıların büyü tö renleriyle d o l u a ldatıcı bir efsaneye dö­ nüştürme eği l i m i nded i r. » ( 1 ) Top l umsal çevre i l e il­ g i s i azalan ve sonunda yabanc ı l aşma duygusunun et­ k i s i i l e topl um-d ı ş ı olan insan, bu yabancı l aşma duy­ gusunu ve bunun ürünü olan top l um-d ı ş ı tavrı n ı yal­ nız günd e l i k hayatı içinde d eğ i l , sanat hayatında da yaşamak ister. Böyle bir istek ve çabadan da, marx­ izm'e göre, y i ne burjuva toplumuna özgü toplum-d ı ş ı b i r sanat anlayışı doğar. Ama, böyle b i r sanat anlayı­ ş ı , temelde sanatın özüne aykı r ı o lacakt ı r. Çünkü, sa­ natın özü i nsand ı r , insansal-toplumsal g erçeklerd i r. Ancak, i nsan ı n topluma ve i nsansal gerçekl e re ya­ bancı l aşması i l e u l aştı ğ ı sanat an layı ş ı , marxizm'e göre , sa nata aykı r ı , sanata düşman b i r sanat anlayı­ ş ı d ı r. • Ş i mdiye kadar, kapita l i st yabanc ı l aşman ı n -öze l l i k l e emperyal izme geçişte v e tekel ci kapita­ l i st-koşu l l ar altı nda- içind e sanatı n esteti k özü­ nün objektiv teme l l e r i n i n bozu lduğu ve y ı k ı l d ı ğ ı b i r d u rumu ortaya koyduğunu gördük. Kapita l i st üretim ta rz ı n ı n 'sanat düşman l ı 'ğ ı n ı n en önem l i n itel iği i şte burada bulunu r. ,, ( 2 ) Burada sanatı n objektiv temel­ leri deyince d i l e geti ril mek istenen şey, sanatın ev­ rensel toplumsal içeriği ve obje'sidir. M a rxizm'e gö­ re , sanatın i nsansal -ve topl umsal içeri ğ i n i n olmas ı , sanatın özü gereğid i r, böyle b i r içerikten yoksun ol an bir sanat düşünülemez. 1) 2)

Aynı eser, s . 3 1 4 . H . Koch, aynı eser,

s.

491 . 1 60


MARKSiST ESTETİK Ama, burj uva düzeninde i nsana ve topluma ya­ bancılaşan insan, sanat anlayı ş ı nda da bu yabanc ı laş­ mayı sürdürür. Ş i m d i i nsan ve top lum gerçeğ ine karşı yabancı­ laşan sanatın nas ı l bir sanat b i ç i m i olduğunu sorabi­ l i riz. Bu sanat b i ç i m i ve sanat anlayışı soyut sanattır .. soyuta kaç ı ş , g eç-burjuva bozu lmuş sanatı n ı n bu be­ l i rleyici öze l l i ğ i , topl umsal gerçek l i ğ i n kendisind e i n­ sansal-top lumsal sanatça d eğerl i içeri klerin kaybol­ mas ı n ı n sanatça bir yans ı s ı d ı r. O, bu kaybın b i l i nçl i ya da b i l inçsiz itirafı d ı r , çoğu da bu kayı p i l e olan uz­ laşı m ı n ifades i d i r d e . » ( 1 ) Soyut sanat, marxizm'e gö­ re, i nsansal ve top l umsal gerçeğe yabancı laşma n ı n sanat alanında b i r d ı ş l aşması olarak anlaşı l ıyor v e çağdaş burj uva toplumunun karakteristi k b i r n itel i ğ i olarak bel i rlen i yor. Ama , batı l ı sanat teoricil eri i ç i n , soyut sanat, sanatın gelişmesi i ç i nde yal n ı z bel i rl i bir evre olarak değ i l , genel sanat tari h i n i n akışı içind e natüra l i st üslubun zoru n l u bir karşı üslubu o larak be­ l i rlen iyor. (2 ) Kal d ı k i , çağdaş sosyal i st ü l keler sa­ natı nda da soyutluk nite l i ğ i n i n a ğ ı r l ı k kazan mağa baş­ l a d ı ğ ı n ı bu gün görüyoruz. Bu, marxist sanat teori si­ n i n ' soyut sanatı , burj uva top l u muna özgü bir sanat o larak görmes i , bu anlay ı ş ı n i nand ı rıcı l ı ğ ı n ı hay l i za­ yıflatm ı ş bulun uyor. •

M arxizm'e göre, ohalde, soyut sanat, i nsana ve 1) 2)

Aynı eser, s. 491 . Bak: i . Tunalı, Soyut Sanatta Realite Kavrayışı, Fels�fe Arkivi. sayı 1 7. 1 970. 161

Marksist Estetik - F./ 1 1


MARKSİST ESTETİK topluma, hatta sanatın genel yasa larına aykırı bir sa­ nattı r. Böyle bir sanat ol arak soyut sanat nasıl b i r sanat biçimi ortaya koymak istiyor? Böyle b i r sanat örneğin şu gibi biçim leri e l d e etmeğe çalışabi l i r: « Skala, insan özü nü salt biyoloj i k ve psi ko-patol oj i k olarak açıkl ama denemeleri nden, ' sanatı ' yüzeyl erin geometrik bölünmesi , renklerin düzen l enmesi , ' R ' harfinin matematik vektörl e r i , ayrıca l ı ti pog rafi k d ü­ zenlenmesinden kal karak, atom çekird eğ i n i n biçim ve renk i lg i s i nd e 'çekirdek enerj i s i n i n güzel l i ğ i n i ' keş­ fetmeğe, soyut resi m ve atonal müzik komposition­ larını programlaşmış e l e ktronik hesap maki neleri i l e yaratmağa kadar uzanabi l i r . » ( 1 ) M arxist esteti k'e göre. bütün bu sanat fenomen leri nde, i nsan daima yi­ tiktir, i nsan daima nesne l e r dünyası tarafı ndan ezi l ­ m iştir. " Roger Garardy sorar: nesnelerin i nsan duy­ g u ları üzerindeki egemen l i ğ i n i , i nsan d uygu ve ey­ lemlerini an latacağı yerde, pas l ı d em i r ve telden bir kol lektion olan modern sanattan daha somut ol arak ne gösterebi l i r bize ? ,, (2) Ş i m d i , marxizmin bütün bu bel i rlemeler i çi nde kökten reddetti ğ i soyut sanatın bugün için geçerl i ğ i­ ni sorabi l i riz. Soyut sanat geçerl i ğ i olan b i r sanat mı­ d ı r? Böyle bir soruya, çağ ı m ı z sanatı n ı n soyut nite­ l i ğe daya l ı bir sanat olduğunu söyliyere k yanıt vere­ b i l i riz. N itekim, k i m i marxist sanat teorici leri de bu­ nu kabul eder. « Yabancıl aşman ı n yirminci yüzyı l sa­ natı nda ve edebiyatı nda bel i r l i b i r etki si olmuştur .. 1) Z)

H. Koch, aynı eser, s. 464. Bak: H. Koch, aynı eser, s. 462. 1 62


MARKSİST ESTE�İK Kaffka ' n ı n önem l i yapıtları n ı , Schönberg ' i n müz i ğ i n i , gerçek-üstücüleri , b i r ç o k soyut sanatçıyı , ' anti-ro­ manları ' , 'a nti-oyu n yazarları n ı , Samuel Beckett' i n ü r­ pertici güldürüleri n i , Ameri kan ' beatnik'lerinin ş i irle­ rini etk i l em i şti r . » ( 1 ) Bütün bu akımların b i r ortak ni­ tel i ğ i vard ır, o da, i nsana ve topluma yabanc ı l aşma, i nsansal ve toplumsal olanın d ı ş ı nda bir ü l keye, so­ yutluk ülkesine kaçıştır. Ama, marxist teori , bu ortak nite l i klerin d ı ş ı nd a , onlard a b i r nite l i k daha bulur: bi­ raz metafizik, b i raz panteizm, varl ı ğ ı n özüne, kayna­ ğa ulaşma eğ i l i m i . « B i r çok modern sanat akımların­ da ve yapıtlarında eskiye, masalsıya , ' l ke l 'e b i l e b i l e dönüş d e bunun bir sonucudur. Yal n ı z masa lların d e­ ğ i l , sanatç ı n ı n bütü n bütüne yabancı l aştı ğ ı tekn ik, ekonom i k ve topl u msal çarkın fetiş n itel i ğ i , son bur­ juva d ünyasındaki s ı n ı rsız uzmanlaşma ve fark l ı l aş­ ma. bütün bunlar kaynağa, kendi baş ına bütünlüğü olan b i r birl iğe karşı bir özlem yaratır . .. ( 2 ) Marxist teori nin soyut sanat i l e i l g i l i olarak d i l e getird i ğ i bu bel irleme, hiç kuşkusuz doğrudur. Soyut sanatı n i l k örnekleri olan kübist sanatta, sonra nonfigürativ sa­ nat b i ç i mlerind e bu özü arama nite l i ğ i , ortak ve te­ mel b i r nite l i ktir? ( 3 ) Ama, bunu b i r sanat d eka­ dans'ı , sanatın özüne b i r aykırı l ı k ve düşmanl ı k ola­ rak görmek, bu, tartı ş ı la b i l ecek bir sorun'dur. İ md i , bu 'dekadant' sanata karşı a l ı n ması gere­ ken tav ı r nas ı l bir tavı r o l mal ı d ı r? Başka b i r d eyişı) 2) "3)

Aynı eser. s. 491 . Bak: i. Tunalı, Soyut Sanatta Realite Kavrayışı . E. Fischer, aynı eser, s. 234. 1 63


MARKSİST ESTETİK le, i nsansal"toplumsal olana ters düşer· , sanatın ozu­ ne 'düşman' olan sanatı tekrar insan, toplum ve sa­ nat çizg isine geti rmen i n yolu ne ol mal ı d ı r ? Bu yol. i l k elde yabanc ı l aşma d uygusunun ortadan kald ı rı l ­ mas ı , d a h a temelde d e , ü retim biçi mleri i l e üreti m i l işkil eri aras ı ndaki dengeli düzeni yeniden kurmak olmal ı d ı r. « İnsanlar çalışma süreci içind e ve emek­ lerinin ürünlerinde kend i l erini bul mak ve kendi lerini ü reti m lerinin kölesi deği l d e , efendisi yapabi l ecek toplumsal koşul ları yaratmak i ç i n , insanın gelişme­ s i nde gere k l i olan bu yabancılaşmayı d urmadan yen­ mek zorundad ır." ( 1 ) Burada, sanata da büyük b i r gö­ rev düşmekted ir: İçinde yaşanan burjuva düzen i n i n bozu l m uş l uğunu göstermek, bunun değişmesi g erek­ tiğini ortaya koymak. « İçind e yaşad ı ğ ı m ız yabancı­ laşmış dünyada, topl umsal gerçekler d i kkati çekecek bir ı ş ı kta , konunun ve k i ş i lerin 'yabancı laşm ı ş l ı ğ ı ' i ç i nd e ortaya konma l ı . Sanat yapıtı , seyirciyi d evim­ siz benzeşme yoluyla değil de, onun eyleme katılma­ s ı n ı , karar vermesini sağ l ıyacak yargı gücüne sesle­ nerek kendi ne bağ lamas ı n ı b i l me l i d i r . İnsanların top­ lu yaşayış ı n ı düzenleyen kura l l a r oyunlarda 'geçic i ' ve ' yete rsiz' ol arak gösteri lmel i , böyl ece sey i rciyi seyretmen i n ötes inde daha veri m l i bir d avranışa it­ mel i , g iderek oyun boyunca düşünmesi n i , sonunda d a : ' B u i ş böyle olmaz, katl an ı l ı r i ş değil b u . Buna b i r son (2) verm e l i ' d iyebi l ecek b i l i nce kavuşturmal ı d ı r . El bette böyle b i r sanat, a rtık i nsana ve top l u ma ..

1) 2)

E. Fischer, aynı eser. s. 1 1 3. Aynı eser. s. 1 2. 1 64

·


MARKSİST ESTETİK yabanc ı laşma n ite l i ğ i n i yitirir, g iderek i nsansal ve toplumsal b i r nite l i k elde eder. Ama, sanatın tümüyle böyle bir nite l i k elde edebi lmesi , ancak burjuva d ü­ zen i n i n yerini toplumcu düzene b ı rakmasıyla olanak kazanacaktır. Böyle b i r d üzen i n belirleyici n itel iği ise, insansallıktır. Marxist teoriye göre , asıl sanat ancak böyle i nsansal bir temelde gel işebi l i r. Bu da bize, sosya l i st d üzen i n temelde b i r hümanist ( i nsansal) düzen olduğunu gösterir.

1 65


8. Sosyalist hümanizm Bütün bu söyl ed i klerimizde n , marxizmin temelde bir hümanizm ( i nsansal l ı k) olduğu ve marxist sana­ tın bu hümanizm'e dayand ı ğ ı sonucu ç ı kıyor. Marx­ izm'e göre , sosya l izmin ereği i nsand ı r , ama, insan i l e i lg i içind e i nsan'dır. Burada söz konusu olan i nsan, artık soyut bir birey olan insan değ i l d e , öbür i nsan­ larla karş ı l ı k l ı i l g i içinde bulu nan i nsan , toplumsal i n­ sandı r. M arxizmin i nsan anlayı ş ı , onun i nsanı ya lnız so­ yut b i reysel insana karş ı değ i l , ayn ı zamanda maki­ neye karş ı da savunduğu ve bu i ki yön l ü s ı n ı rlama içinde i nsanı beli rlemek isted i ğ i n i görüyoruz. İnsan, i nsansal-toplumsal nite l i kleri içinde bir birey ol madı­ ğ ı g i b i , aynı zamanda bir makine de değ i l dir. Tersi­ n e , özce maki neye karş ı , ondan ayrı d ı r. « Ge l ecekte , •

1 66


MARKSİST ESTETİK makineler eninde sonunda i nsanları makinaların ya­ pab i l eceğ i bütü n i ş lerden kurta raca k, böyle işler i n­ san emeği i l e bağdaşm ıyan işler say ı l acaktı r. Ne var ki, makinalar gitti kçe yetkinleşince, i nsanın büyü klü­ ğünün yetki n ol maması ndan i l eri geldiği anlaşı lacak­ tır. İnsan da s i bernet! k makinalar g i b i , devi msel , kend i kend ini yetki nleştiren bir va r l ı ktır, ama, hiç b i r zaman kendi n e yeterli o l m ıyan, her zaman sonsuzlu­ ğa açık, hiç bir zaman ya lnız mantı k kurallarına uy­ mayan bir varl ı k . ' Quod nunc ratio est i mpetus ante fuit' ( ş i m d i akı l olan şey eskiden içgüdüydü) d iyor Ovi d i u s . Bu tutku , bu coşku , bu yaratıcı eks i kl i k in­ san ı her zaman makinadan ayı racaktı r." (1) İ nsan , öz­ ce makinaya karş ıttır. Bunun temel i nde ise, daha ön­ · ce işa ret etm i ş olduğumuz insanı bir ' meta' olarak an lama düşüncesi bulunur. İnsan değerleri nin ' meta­ değerleri ' olarak anlaşı ldığı topluml ar, kapitalist top­ l u m lar olduğuna göre , insa n ı n karşıt-makine ol arak an laş ı lacağ ı toplumlar kapita l i st toplumlar deği l , sos­ ya list top l u m lar olacaktır. Ancak, sosyal i st to plum­ larda insan kend i özüne, i nsansal-opl u msal özüne ka­ vuşabi l i r. Bunu M a rx şöyle d i l e geti riyor : « Komünizm. i nsan ı n kend ine yabancı laşması demek olan özel mül kiyetin pozitiv olarak ortadan ka l d ı r ı l ması ve bu­ nun için i nsansal özün i nsan ile ve i nsan için gerçek­ ten ele geçirilmesi olarak; bunun için ş i mdiye kadar ki gelişmenin tüm zeng i n l i ğ i içinde i nsan ı n , kendi top lumsa l , yani i nsansal i nsana geri dönüşü. Bu ko­ münizm, yetkin leşmiş natüra l izm = hümanizm, yet1)

E. Fischer.

aynı

eser. s. 313. 1 67


MARKSİST ESTETİK kinleşmiş hümanizm = natü ral i zm olara k i nsan i l e do­ ğa ve i nsan i l e i nsan aras ındaki çatı şmanın asıl çö­ zümüdür, varl ı k ve öz, nesnel eşti rme ve kend i n i et­ kinl eşti rme , özgürlük ve zoru n l u l u k , b i rey ve tür ara­ s ı ndaki çatışman ı n doğru çözü müdür. O, tari h i n çö­ zülmüş bil mecesi olup, kend i n i çözüm ol arak kav­ rar . " (1) M arxizm'e göre, o halde, sosya l i st top l u m , bi ri­ cik i nsansal-toplu msal bir düzeni gösterd i ğ i g i b i , ay­ nı zamanda sosya l i st top l u m , tarihsel gelişmenin amac ına u laşmış olduğu, bütün toplumsal ve i nsan­ sal çatı şmaların bir uyum içinde ortadan ka l ktığı b i r düzeni gösterir. İ şte, sosya l i st sanat böyle i nsansal bir ortam içinde g e l i ş i r. « G erçek, sosyal i st h üma­ n izmin bu düşüncel eri , -sübjektiv ol arak bakı l d ı ğ ın­ da- sosyal ist edebiyat ve sanat güze l l i ğ i n i n ancak boy göstereb i l d i ğ i tinsel topraktır . ( 2 ) Böyle i nsan­ sal bir çevrede gelişen sanat da, kend i l i ğ i nden i nsan­ sal bir karakter e l d e edecektir. Bu i nsansal karakter, i nsan ı n özgür kararı ve yaratıc ı l ı ğ ında d i l e gelir. Sos­ yal i st-hümanist b i r sanat, bu değerlere yönelecek. onları yaratmağa çal ı şacaktır. « M akina gücünün bü­ yük ölçüde arttığı bir çağda sanatın en önem l i görev­ leri nden biri d e , insanın özgürce karar verebi l eceği­ n i , i stediğ i ve g ereksindiği d u rumları yaratabi l eceğ i­ ni göstermektedir. Chap l i n de, gündel i k yaşay ı ş ı n o ..

1) 2)

Marx/Engels. Ergaenzungsband, 1. Teil , 534 - 536. Bak: H. D . Sander, Marxistischf' ldeologie, s. 1 67. H. Koch, aynı eser. 495. 1 68


MARKSİST ESTETİK gül ünç yans ımalarında aynı üstünl üğü vurgular . .. ( 1 ) Böyle b i r sanat, ya lnız insan özgürlüğü v e yaratıc ı l ı­ ğ ı n ı n gelişmesine ön ayak ol makla kal mayacak, aynı zamanda bu hümanist sosya list düzen i n g e l i şmesine de h izmet edecektir. Marxist estetik bunun ti p i k ör­ neğini Picasso'nun Guernica (Savaş) adlı yapıtında bulur. a Picasso ise, bir ressam ı n olanaklarıyla, bom­ balarla uçurularak m i lyonl arca parçaya bölünen b i r d ünyayı, adı b i l i n m iyen bir yarg ı n ı n sonucu ya da ev­ rensel b i r olaym ı ş g i b i değ i l d e , Guernica olarak, fa­ ş ist zorba l ı ğ ı n ı n tehl ikesi karş ı s ı ndaki insan yaşayı­ şı olara k gösterir . .. ( 2 ) İnsansal değerlerin ve sosyal ist toplumun hizme­ tinde olan böyle b i r sanat anlay ı ş ı , artık klasik sanat anlayışı i l e aynı kategori l e r içine g i rmiyecekti r . Oka­ dar ki ; bu sanat a n l ayı ş ı , ş i md i yeni bir ad, yeni bir kavram i l e kend i n i n iteler. Bu yeni ad ve kavram top­ lumcu gerçekçiliktir ( sosya list realizm ) .

1) 2)

E. Fischer, aynı eser, s. 291 . Aynı eser. s. 291 . 1 69


9. Toplumcu gerçekçilik

(sosyalist realizm ) 'Top l u mcu gerçekç i l i k' kavram ı son e l l i y ı l d ı r i l­ kin Sovyet Rusya'da sonra öbür sosya l i st ü l ke l erde b i r sanat yönte m i olarak, g iderek de b i r dünya görü­ şü ola rak kabul ed i l m i ş , Yirm i nc i yüzyı l ı n en temel estetik görüş l e ri nden biridir. H e r öne m l i görüş kar­ ş ı s ı nda olduğu g i b i , 'toplumcu ge rçe kç i l i k' görüşü karş ı s ı nda d a düşünür ve yazarların kimisi onu büyük bir coşku i l e tutm uş ve savu nmuş kimisi de en sert biçi mde e l eşti rmi şti r. Her i k i yönüyle d e , topl u mcu gerçekl i k görüş ol arak günümüz içind e günce l l i ğ i n i koru maktadır. ( 1 ) Ş i m d i , i l ki n şu g e n e l soruyu sor1)

' Uluslararası Vlll. Estetik Kongresi 'nin (31 .8 .1 976 - 3.9.1976 ana konularından biri de bu idi. 1 70


MARKSİST ESTETİK malıyız: Toplumcu gerçek l i k bir görüş olarak ned i r v e ne yapmak istemiştir? Buna top lumcu gerçekç i l i­ ğ i n teorisini yapanlar şöyle karş ı l ı k verirler: " Top­ l u mcu gerçekç i l i k , e l l i yıl dan fazla b i r sü red ir katkı­ s ı z , salt yeni bir sanat çığ ı rı olarak varl ı ğ ı n ı sürdürü­ yor. Onun varl ı k temel i , dünyanın sosya li stçe biçim­ l endiri l m e s i , üretic i , bütün yaşam alanl arı n ı etk i l e­ yici ve d eğ i ştirici i nsan etk i n l i ğ i d i r . Topl u mcu ger­ çekçi sanat, yeni b i r i nsan toplumu yaratmayı başar­ d ı : bu i nsan tab losunda en i l eri s ı n ıfın ahl aksal-ti nsel kurall arı , -proletaria dayanışması ve i nternationa­ l izm eylemi ve b i l i nci ve b i reyse l-toylumsal i l g i l erin uyumuna çabalama- i nsan d eğeri nin ölçüsüdür . .. ( 1 ) Buradan anlaş ı l d ı ğ ı gibi , toplu mcu gerçekç i l i k ya da sosya l i st real izm , ş i md i ye kadar sanat tari h i i ç i nd e karş ı l aştı ğ ı m ı z sanat anlayışl arından özce ayrıl mak­ tad ır. Bu öz, toplu mcu gerçekç i l iğ i n yeni bir insan, yeni b i r ahlak, yeni bir değer ve yeni b i r toplum ya­ ratmak g i b i toplu msal bir görevle görevl end i ri l m i ş ol­ mas ı d ı r. Topl umcu gerçekç i l i ğ i n bu ayrıcal ı ğ ı , onu da­ ha önceki dönemlerde karş ı l aştı ğ ı m ı z rea l i st (gerçek­ ç i ) anlayı ş l a rdan kesin çizg i l erle ayı rır. G eçen yüzyıl­ dan beri burjuva topl umlarında b i r gerçekl i k ( rea­ l izm) hareketi i l e karş ı l aşıyoruz. Söz g el i m i , bu ger­ çekçi edebiyat günümüz burj uva topl uml arında da en etk i l i biçimde yaşamaktad ı r . Böyle b i r g e rçekçi sanat, i ç inde yaşad ı ğ ı burjuva toplumunda gördüğü toplum­ sal bozu klu kları , toplumsal adaletsizl i ğ i ve eşitsizli­ ğ i , toplumsal bozul mayı e l e a l ı r, onları el eşti ri r. Bun1)

Zur Theorie des sozialistischen Realismus, Berlin 171

1974.


MARKSiST ESTETiK dan ötürü bu gerçekç i iğ e eleştiric i gerçekçilik adı ve­ r i l i r. Oysa, topl umcu gerçekç i l i k , yen i bir top l u m u n . b i r sosya l i st toplumun sanat anlayı ş ı n ı d i l e geti rir. Eleşti rilen toplum, burj uva topl umu y ı k ı l d ı ğ ı n·a göre , sanatın artık bozuk b i r şeyi eleştirmesi de söz konu­ su değ i l d i r , ters i n e , sanat bu yeni toplumda, emekçi dayan ışmas ı n ı , emekçi ahlakını sağ laml aştı rmak ve bunun b i r düzen içinde gelişmesini sağlamak göre­ vini üzerine al aca ktı r . Sanat, bu anlamda sosyal i st dü­ zenin ve sosya l i st ahlakın koruyucusu olacakt ı r. Top l umcu gerçekç i l i k , doğuş yön ünden 1 . Sov­ yet Yazarlar Kognresi 1 934'e geri g i der. İ l k kez de kavram olarak bu kongrede bel i rlenmiş sayı l ı r. Ama, toplumcu gerçekç i l i ğ i n (sosya l ist rea l izmin) ruh u n u . anlamını daha Sta l i n ' i n yazar Demjan Bed ny'ye yaz­ d ı ğ ı 2 Ara l ı k 1 930 tar i h l i mektu bunda bu labi l i riz. Ad ı g eçen kong ı:ede a l ınan somut kararların etken ve kay­ nağ ı , Sta l i n 'i n bu mektupta d i l e g eti rd i ğ i düşünceler­ d i r . Bu mektup şöyle der: · Bütün dünya bu gün d ev­ rimci hareketin Batı Avrupa'dan Rusya'ya kayd ı ğ ı n ı kabul eder. Bütün ü l kel erin d evri mci leri , büyük b i r umutla Sovyetle r Birliğine dünya işçi lerinin kurtu l uş savaş ı n ı n koruyucusu olarak bakıyorlar ve Sovyet Rusya'yı biricik ana-vatan ol arak görüyorlar. Sovyet işçileri n i n öncüsü olan Sovyet i şçi s ı n ıfına. devrim­ ci bütün dünya işçi leri , onun önderl i ğ i n e d uydukları m inneti b i r ağızdan a l kı ş l a b i l d i riyorlar; bu işçi s ı nı­ fının pol itikas ı , bütün öbür ü l ke l er proletarias ı n ı n b i r zaman ancak rüyada göreb i l d i kleri en devri mci , en et­ kin b i r pol iti kad ı r . Bütün dünya devri mci işçil eri n i n önderleri , tutkuyla R usya'n ı n olağanüstü zeng i n olan 1 72


MARKSİST ESTETİK işçi sın ıfı tari h i n i i ncel iyorl ar. Bildiğiniz gibi , gerıcı , Rusya'nın d ı ş ı nda devri mci b i r Rusya daha vard ı . Ra­ dstschev'in, Tch ern ischevs ky'n i n , Schellabov 'un ve U ljanov'un, Chalturin ve Al exejev'lerin Rusyas ı . Bü­ tün bunlar, Rus işçilerinin yüreklerini dağları yerin­ den oynatacak, mucizeler yaratacak bir d evrimci u l u­ sal gurur d uygusu i l e doldurur. Ve siz? Bütü n bunla­ rı o büyük d evrim · sürec i n i n tari h i nde kavrıyacağ ı n ı z yerd e , i l erici proletarian ı n tü rküsünü söylemek g i b i en büyük ödevin doruğuna yükseleceğ i n i z yerd e , aşa­ ğ ı lara doğru i n iyorsunuz. Ve Karamsins'den a l d ı ğ ı n ı z c a n s ı kı c ı parçalar i l e yine en az o n u n kadar c a n s ı­ kıcı olan Domostroj 'dan a l d ı ğ ı n ı z d idakti k parçalar a ra­ s ı nda yolunuzu şaş ı rd ı ktan sonra, g eçm i şte Rusya'­ n ı n b i r nefret ve tiksinti küpü olduğunu , bugünkü Rus­ ya' n ı n da b i razc ı k bundan kalan b i r kal ı ntı olduğunu , tembe l l i ğ i n ve rahatına düşkünlüğün gene l l i k l e R u s­ ların u l usal b i r karakteri olduğunu ve sonra d a , ekim devri m i n i yaptı ktan sonra Rus işçisi nin Rus olmak­ tan çıktığını bütü n dünya önünde ilan ediyorsunuz. V e bunu da bolşevik el eşti risi olarak yapıyorsunuz. H a­ yır, sayı n yoldaş Demjan , bu b i r bolşevi k e l eşti risi değ i l d i r , tersine, bu halkı m ıza b i r iftirad ı r , Sovyetle­ re b i r ifti rad ı r . Sovyet proletarias ı n a ve Rus prol eta­ riasına b i r iftirad ı r . Ve sonra siz komün ist parti si mer­ kez komites i n i n susmas ı n ı istiyo rsunuz. Siz merkez komites i n i ne san ıyorsunuz? ,. ( 1 ) Sta l i n ' i n bu mek­ tubu , anlaş ı l d ı ğ ı g i bi , sanatı emekçi s ı n ıfının ve 1)

Hans-Dietrich Sander. Marxistische ldeologie und allgemeine Kunsttheorie . s. 1 7 . 1 73


MARKSİST ESTETİ K emekçi partisi n i n ül küleri yönünde b i r etk i n l i k olarak g örüyor. Sanatın görevi n i n , işçi parti s i n i n devri mci ülkülerine h izmet olacağ ı n ı savunuyor. Gi derek, bol­ şevik ara l ı k devri m i nden sonra , yeni nite l i kte bir ede­ bi yata ve sanata şiddetle gereksinme duyu l u r . Bunun sonucu olarak d a : 23 N i san 1 932 de M erkez Komi­ tes i , çeş itl i yazar gruplar ı n ı dağ ıtmayı ve heps i n i b i i" tek yaza rlar birliği içinde toplamağa karar veri r ; M a­ yıs 1 932 de Organ i sation kom itesi başkan ı , daha ön­ ce İzvestiya 'nın şef redaktör yardımcısı lvan G rons­ ky'ye şöyle der: 'Sovyet edebiyatı n ı n temeli dev­ rimci sosyalist gerçekçil i k yöntemidi r'. 26 eki mde de yazarların M . Gorki 'nin evi nde tarihsel karş ı laşmala­ rı olur. Sta l i n , sovyet edebiyatının yöntemini sosya­ list gerçekçi l i k yöntemi ol arak bel i rler ve yazarları •insan ruhlarının mühendisleri' olarak tan ı mlar. Bu­ nunla da, Sta l i n sosya l i st bir top lumda yazarl arın çok önemlJ bir rolü olduğunu bel i rl emiş o l ur . » ( 1 ) İ şte b u ana düşünce , 1 . Sovyet Yazarlar Kongre­ si için ( 2 1 Ağustos 1 934) temel konu m oluyor. Le­ ning rad parti sekreteri And rey Shdanow, bu ana dü­ şünceyi , sosyal i st gerçekç i l i ğ i n ta n ı m ı yönünde beş madde hal inde kongreye önerir: ..

1 . Burj uva edebiyatı bu gün a rtık hiç bir büyük yapıt yaratam ıyacak bir durumdad ı r . Kapita l i st si ste­ m i n çöküntü ve tembel l iğ i nden doğan burjuva edebi­ yatı n ı n çöküşü ve çözülüşü, burjuva kültürünün d u'ru­ mu için karakteristi k b i r öze l l i kti r . . . B u rjuva kültürü­ nün çöküşü ve tembe l l i ğ i i ç i n , m i stisizm, di ndarl ığa 1)

Aynı eser, s. 1 74


MARKSİST ESTETİK dalma, pornografi için duyulan tutku karakteristi kti r. Ka lemini kapitale satmış olan burj uva edebiyatı n ı n en gözde kişi leri , bu gün , h ı rsızlar, dedektiv'ler ve sahtekarlard ı r. 2. Bizim yurdu muzda i s e , edebiyat yapıtları n ı n baş kahraman ları , yeni yaşamın etkin kurucuları d ı r : i şç i l er, i ş ç i kad ınl ar, kamu için çalışan köylü erkek­ ler ve kad ı n lar, parti görevl i l e r i , i kti satçılar, mühen­ d i s l e r v.b. g i b i . 3 . « Büyük Stal i n » , b i z i m yazarlarımızı ' i nsan ru· hunun mühend isleri' olarak adland ı rd ı . Bu ne demek? B u ad, on la ra ne gibi görevler yüklüyor? İ l k i n , sanat yapıtl arında yaşa m ı , haki kate sad ı k tasvi r edebi lmek için hayatı tan ı mak, körükörüne değ i l , ölü g i b i değ i l , ' objektiv gerçekl i k' olarak d a değ i l , tersine devri mci gelişme i ç i ndeki gerçekl i k olarak tan ıma l ı . Burada hakikate sad ı k ve tari hsel ol arak somut sanat tasvi· ri , emekçi i nsan lara sosyalizm ruhu içind e ideoloj i k ola rak b i ç i m vermek v e onları eğitmek g i b i bir gö· revle bağ l ı ol mal ı d ı r . Bu , bizim edebi yatta ve edebi· yat tari h i nd e sosyalist gerçekçilik olara k adland ı rdı· ğ ı m ız yöntemdir. Bizim sovyet edebiyatı te k yönlü ol­ ma gibi bir yerg iden d e korkmaz. 4. İki ayağı i l e materyal i st temele sağl amca ba­ san edebiyatı m ız i ç i n , yaşama yabancı hiç bir roman­ tizm söz konusu olamaz; ancak, yeni türden bir ro­ mantizm , devri mci bir romantzm söz konusu olab i l i r . B i z , şöyle d i yoruz : Sosya l i st gerçekç i l i k , sovyet ede­ biyatı n ı n ve edebiyat eleşti risinin temel yöntemidir. Ama, bu şunu koş ut koşar: Devri mci romantizm, bü-

1 75


MARKSİST ESTETiK tün leşti rici bir e l eman ol arak edebiyat yaratı m ı ıçıne g i rme l i , çünkü, parti mizin tüm yaşam ı , işçi s ı n ı f ı n ı n tüm yaşam ı v e onun kavgas ı , en sert, en uya n ı k ça­ l ı şman ı n en yüksek kahramanl ı k ve en geniş açı l arla bağ l ı l ı ğ ından ibarettir. 5 . Çok çeşitl i-araçlar yazarların emrinde bulunu­ yor. Sovyet edebiyatı , bu a raçları çeş itl i l i ğ i ve çok­ l uğu içind e uyg u l ama ve daha önceki döneml erden bu alanda yaratı l m ı ş en iyi'yi seçme olanaklarına sa­ h i p . Bu görüş açısından bak ı l d ı ğında, edebi yat tekn i ğ i­ ne egemen olma, bütün dönemlerin edebiyat m i ra­ s ı na eleştirel ola ra k sahip olma b i r ödevd i r; bu ödevi yerine geti rmeden , siz i nsan ruhları n ı n mühendisleri ol amazs ı n ı z . ,, ( 1 ) İşte, o n y ı l l a r boyunca etki leyi ci b i r güç ol arak kendini kabul etti rmiş olan sosyal ist, (toplumcu) ger­ çekçi l i k, varl ı ğ ı n ı Shdanow'un bu beş maddel i k öne­ risinde bulur. Ama, bu beş öneri nin temel inde yatan ana düşünce ise, Sta l i n ' i n sanatçıyı, · i nsan ruhl a r ı n ı n mühend i s i » olarak be l i rl ed i ğ i düşünced ir. Bu da, par­ tinin bel i rlediği ideoloj i k yönde ruhlara biçim ver­ mekle olur. Böyle b i r d i sipl i n i n d ı ş ında, sanat top­ l u ma yarar deği l , zarar veri r. Bundan ötürü , sanat , partinin bel i rled i ğ i ideoloj i k yön ve erekler için gü­ d ü m l ü bir sanat olacaktı r . Böyle b i r sanat anlayı ş ı , vaktiyle Platon 'un ideal d evl eti n i bel i rl erken sanat için çizd i ğ i politik-ahlaksal bel i rlemeleri nekadar de1)

A. Schdanow: Rede auf dem 1 . Unions kongress der Sowjetschriftsteller. Bak: H. D. Sander. Marxistische ldeologie u. allgemeine Kunttheorie, s. 27. 1 76


MARKSİST ESTETiK ri nden hatı rlatıyor? Orada da Platon , yu rttaşların ruh­ sal-ahlaksal yap ı s ı n ı bozan her çeşit sanatı reddeder. Homeros'u bile ideal devl eti nden kovar. Sosya l i st gerçekç i l i ğ i n , temelde güdü m l ü bir ni­ tel i k taş ımas ı , ona yap ı l an yergi lerin d e başl ıca he­ d efini o l uşturur. Söz gel imi , en yakın b i r zamanda ya­ yın lanan b i r yapıtta şöyle bir yerg i i l e karş ı laşıyoruz� « Sosya l ist sistemde : İnsan toplumda, top lum parti­ d e , parti yoldaş Sta l i n 'd e , iş planda, ruh tekn i kte ; dü­ rüstlük d i s iplind e , özgürlük zoru n l u l u kta ve düşünce tah rikte somutlaş ı r , ya da metastaslaş ı r. Sosya l i st gerçekç i l i k , daha doğuşu b i le onun gösterd iği g i b i nesneleştiri l m i ş v e a raç haline geti r i l m i ş b i r edebi­ yattır; o bütün öbür edebiyat a k ı m larından, sanatç ı­ lar tarafından ortaya konmakla değil de, pol itik gö­ revl i l e r tarafı ndan düşünülmüş ve bel i rlenmiş olmak­ la ayrı l ı r. • ( 1 ) Yine b i r başka yerde ayn ı yazar , bu yöntemle o rtaya konan yap ıtları n hiç bir sanat d eğe­ rinin bulunmad ı ğ ı n ı öne sürer: .. sosyal i st gerçekç i l i­ ğ i n polisçe korunan esteti k'inde sanat ortadan kaf­ kar. a (2) Böyle bir el eşti rinin içind e saklad ı ğ ı ana dü­ ş ünce ise, bu anlayı ş ı n sanatçı ların salt esteti k bi­ reysel eğ i l i ml eriyle ol uştukları bir sanat anlayışı ol­ mad ı ğ ı , tersine onun pol iti kacı lar tarafı ndan sanata d i kte edilmesidir. Ya lnız burada u nutu lan b i r yan var­ d ı r : Sosya l i st gerçekç i l i k, yeni b i r toplumun , tari hsel olarak ba k ı l d ı kta , yeni b i r toplum düzen i n i n , sosya1) 2)

Aynı eser, s. Aynı eser, s. 46. 1 77 .

Marksist Estetik

-

F./ 1 2


MARKSİST ESTETİK l i st bir toplumun ü rünü olan bir sanat anlayışıdır. Bu­ rada artık birey, a l ı ş ı lage l m i ş olan topl u m l arda karşı­ laş ı l d ı ğ ı g i b i , topl umsa l l ı k içinde bir ' ada' değ i l de , ters ine bütün'ün zoru nlu b i r parçasıdır. Bunun i ç i n Sovyet Büyük An si kloped isi sosyal i st gerçekç i l i ğ i şöyle tan ı m l ıyor: « Sovyet edebiyatı nda kah ramanın yaşam ı , onun a i le ve kişisel yaşantı ları i le s ı n ı rl ı d e­ ğ i l d i r ; tersine ko l l e ktiv-çevresi n i n ve tüm halkının top lu msal varl ı ğ ı içinde b i rl i k hali nde erim i şti r . Sov­ yet edeb iyatı n ı n , halkının yaşam ve savaş ında ideal · olarak e r i mes i , Sovyet yazarının tutacağı yol u da ni­ te l i kleriyle bel irler. Yaza r, hal k ı n ı n yaşamına, ondan ayrı l maz bir biçimde bağ l ıd ı r ve ona hizm et eder. O . Sovyet zekas ı n ı n temsi l c i s i d i r ve Sovyet emekçi hal­ k ı n ı n eti ve kem i ğ i d i r . » ( 1 ) Ş i m d i , etiyle kemiğiyle ait olduğu topluma bağ­ lanan sanatç ı , el bette b i reysel eğ i l i m ve özentil eri­ nin yolunda değ i l de, top l u m u nun onun önüne koydu­ ğu amaçlar yön ünde yazacak ve toplumun ideoloj i k­ po l itik ve ahl aksal gelişmesine katkıda bul unacaktır. Ancak , sanatı böyle dar bir açıdan e l e almak, sa­ natı b i r araç, sanatı özünün ve görevinin d ı ş ı nda an­ lamak değ il m i d i r ? Çağdaş marxist sanat teoric i l eri de böyle bir tehl i kenin varl ı ğ ı n ı yakından görmüşler. Söz g el i m i , E . Fischer, bu noktada b i r uyarıda bul un­ m a ktan ken d i n i a lamaz: " Toplumcu sanatç ı , emekçi s ı n ıfının ta rihsel görüş açısını benimser. Ama, bu sa­ natç ı n ı n i ş i nd e e mekçi s ı n ıf ı n ı tem s i l eden her par1)

Grosse - Soviet - Enzyklopedie, s. 1 543. Bak: H. O. Sander, aynı eser, s. 29. 1 78


MARKSİST ESTETİK ti nin ya da kişinin al acağ ı kararı ya da davran ışı doğ­ ru bulmakla görev l i olduğu anlamına gel mez. Sanat­ ç ı , emekçi s ı n ıfında, kapital izmi yenecek, s ı n ıfsız bir top lumu g e l i ştirecek, tek deği lse b i l e , baş l ıca güç kaynağ ı n ı görür. (1) Sanatı , bel irli b i r ideoloj i n i n hi z­ metinde bir araç ol arak düşünmek, çağdaş esteti kçi için, sosya l ist gerçekç i l i ğ i n ancak yanl ı ş bir anlaşıl­ mas ı n ı n sonucu olabi l i r. « Kendi baş ına tutarl ı b i r kav­ ram olan toplumcu gerçekç i l i k s ı k s ı k yan l ı ş anlaş ı l­ m ı ş ve günlük yaşamdan , tari hten esinlenmiş basma kal ı p res i m lerle propagandacı bir ü l kü l eştirmeye da­ yanan romanlar ve oyunlar için k u l l a n ı l m ı ştı r . » ( 2 ) Sosya l i st gerçekç i l i ğ i n böyle yan l ı ş uygulanmas ı n ı n nede n i , kuşkusuz, bir zamanlar ideolog v e pol itikacı­ ların dar parti anlayışı yönünde sanata yaptıkları bas­ ki olmuştur. Klişeleşmiş sloganlar sanata d i kte edil­ mek istenmiştir. Ama, bu sloganlar her zaman geçer olan doğru lar m ı yd ı ? Çağdaş bir Sovyet yazarı buna çok son raları şöyle bir yanıt ver i r : « B i r tak ı m kal ı p­ laşmış düşüncelerin ya ln ızca kiş i l erin putlaştırı ldığı yı l larda d u rmadan tekrarlanması yüzü nden değişmez doğrular sayı lacağ ına inanmak yan l ı ş olur. O y ı l lar­ da Batıda b i rb i ri nden çok ayrı bir çok sanat hareketi nas ı l üstün körü , haks ı z , acımasız bir tutu mla 'yoz­ laşm ı ş l ı kla' suçl anmıştı . » ( 3 ) Bütün bunlar, parti ideo­ logları nca , po l iti k ve ideoloj i k değerler i ç i n yap• l ıyor­ du.

1) E. Fischer, aynı eser, s. 1 59.

2) 3)

Aynı eser, s. 1 5 1 . İlya Fradkin, Sanat ve Edebiyat Dergisi, sayı 1 , Moskova, 1 962. Bak: E. Fischer, aynı eser, s. 1 5 1 . 1 79


MARKSİST ESTETİK Gerç i , bu tutum Sovyet Rusya'da sosya l i st ger­ 'Çekç i l i k a k ı m ı ndan çok önceleri , daha Len in zama­ n ı nda uygulama alanı bulm uştu . Kand insky 'nin yurd u­ nu terketmeğe, M a l ewitsch'in belli b i r türün ı ş ı ğ ı nda res i m yapma olanağ ı n ı bulamaması g i b i örnekler da­ ha da çoğa ltı labi l i r. Ama, bu konuda aranan suçlu Sta l i n ' i n şahsında bulunur. Çağdaş esteti kçi E . Fisc­ her için de bu örneğ i n böyl ed i r : " Toplumcu gerçek­ ç i l i k , daha genel söy lersek, b i r bütün olarak top l u m­ cu sanat ve edebiyat, sanatç ı n ı n ya da yazarın, emek­ çi s ı n ıfın ve doğmakta olan toplumcu düzenin amaç­ larıyla temelde anlaşm ı ş olduğunu gösteriyor. Bu ay­ r ı l ı ğ ı n sadece yeni anlatım biçi mleri nin değil d e , ye­ ni b i r tutumun sonucu olduğu gerçeğ i Sta l i n zama­ n ı nda yöneticil erin sanat i şlerine s ı k s ı k karışmaları yüzünden gölgelen iyord u . .. (1 ) Ama, hemen söyl iye­ l i m k i , sanata bu karışmalar Sta l i n zama n ı ndan son­ ra da sürüp g i der, ö rneğ i n Chruschtschow zamanında ,da . ( 2 ) Fischer'e göre , ancak 20. yazarlar kong resi n­ den sonra durum düzefi r. « 20 . Kongreden sonra sert b i r marxçı sanat kavramına körü körüne bağ lanmak zorunluğu ortadan ka lktı , bu gün bir takım tutucu eği­ l i m l e r y ı l madan d i rense ler b i l e , temel marxçı öğreti içinde değişik sanat görüş leri b i rb i ri l erine karşı ç ı ka­ b i l i yor. .. ( 3 ) Çağdaş marxist sanat teoricisi ve el eşti rmeni Fischer'in i şaret etti ği g i b i , 20. Kongre'den sonra 1) 2) -:ı)

E. Fischer, aynı eser, s. 1 52. Bak: J. Berger, Sanat ve Devrim, İstanbul , 1 974. E. Fischer, aynı eser, s. 1 52. 1 80


MARKSİST ESTETiK marxçı sanat teori sinde bir re:vision yapmak geregı duyulmuş ve bunun sonunda sanat daha özg ür bir ni­ te l i k kazan m ı ştır. Sosya l i st gerçekç i l i k üzerind e ya­ p ı lan bu revision 'dan sonra sosya l i st b i r gerçekç i l i k yeni b i r içerik v e yeni b i r anlam kazan ıyor. Ş i m d i bu revision i l e sosyal ist gerçekçi l i ğ i n al­ d ı ğ ı yen i nite l i k ne ol uyor? Bu soru , i l kin ' gerçekçi­ l i k' kavra m ı n ı bel irlemeğe götürüyor yen iden. Sanat­ ta gerçekç i l i k nedir? « Sanatta gerçekç i l i k kavram ı » di­ yor Fischer, « ne yazık k i , esnek ve b e l i rsizd i r. Ger­ çekç i l i k k i m i zaman nesnel b i r g erçekç i l i ğ i tan ıyan bir tutu m , kimi zaman da bir anlatım yol u ya da b i r yöntem ol arak tan ı m l a n ı r. Bu ikisini ayı ran çizg i d e h e r zaman kes i n değildir. ' Gerçekçi' dey i m i k i m i za­ man Homeros, Phidias, Sophokl es, Polykl etos, Shakes­ peare , M ichelangelo, M i lton ve El G reko için kul la­ n ı l ı r ; k i m i zaman da ya l n ı z F i e l d i ng i l e Swol l et'den Tolstoy i l e Gorki 'ye, Gericault i l e Cou rbet'den M anet ·i l e Cezanne'a uzanan bel l i bir yazar ve ressam türünü tan ı m lamak için kullan ı l ı r. » ( 1 ) O halde, i l k yapı l ma­ sı gereken , gerçekl i ğ i n be l i rlenmesi ol uyor. Bu nok­ tada yen i marxist teori daha esnek ve aynı zamanda daha bil i msel bir tavı r a l ıyor. Sanatta gerçekl i k de" yince, doğrudan doğ ruya toplumsal gerçekliği d eğ i l d e , g erçekl i ğ i n kendisini düşünüyor. « M anzara resm i yapan b i r ressam fizikç i l e ri n , ki myacı ları n , biyoloji uzmanları n ı n bul muş olduğu doğa yasalarına uyar. Oysa, sanat olarak ortaya koyduğu resi m , kendi d ı ­ ş ı nda o l a n b i r doğa değildir. Kendi d uyuşları n ı n , ken1)

E. Fischer, aynı eser, s. 1 48. 181


MARKSİST ESTETİK di yaşantı larının arac ı l ı ğ ı i l e görmüş olduğu bir man­ zaradı r . O ressam dış dünyayı kavrıyan bir duyu or­ gan ı n ı n sadece yardımcı bir parças ı değ i l , ayn ı za­ manda bel l i bir çağ ı n , b i r s ı n ıfın , b i r ulusun i nsanıdır. Ressamın bütün bu öze l l i kleri n i n , yarad ıl ı ş ı n ı n ve ki­ ş i l iğinin manzarayı görüşü n ü , yaşay ı ş ı n ı ve çizişini belirlemede büyük b i r payı vard ır. Bütün bu ögeler b i rleşerek ağaçl arın, kayaları n , b u l utları n , ölçülüp tar­ tı labilecek şeyl erin toplamından daha geniş b i r ger­ çekl i k yaratırlar . .. ( 1 ) Buna göre gerçe k l i k , i nsan ı n d ı­ ş ı nda uzanan b i r varl ı k değ i l d i r , tersine insan k i ş i l i­ ğ i n i n , ama tek i nsan kişi l i ğ i n i n dışsal fenomenl ere katı lmasıyla oluşan bir varl ı ktır. Bunu yine Fischer'in b i r te mel lendirmesi ile söyl ersek: « Gerçekl i ğ i n bü­ tünü, özne ve nesne aras ı ndaki bütün i l i ş k i l erin top­ lamıdır . .. (2) Ya lnız geçm i şteki değil , gelecekteki i l i ş­ k i l er i n , ya l n ız olayları n değ i l , bi reysel yaşantıları n . düşl eri n , sezgi lerin, heyecanları n , haya l l erin toplamı­ d ı r . Buna göre gerçekliği ol uştu ran i nsand ı r , i nsan ı n ruhsal-kişisel davranış v e yaşantı larıdır . .. sanatta ger­ çekl i ğ i n özünü belki nesnel b i r gerçek l i ğ i n tan ı n ması sayacaksak, bu gerçekl iği sadece bizim duyarl ı ğ ı m ı z d ış ı nda kendi baş ı na var o l a n b i r d ı ş dü nyaya i n d i r­ gememeliyiz. Bizim duyarl ı ğ ı m ı z ı n d ı ş ı nda kendi ba­ ş ı na va r olan şey maddedi r . Oysa, gerçek l i k i nsan ı n yaşantı v e anlayış yeteneğiyle katılabileceği sayısız i l işki leri kapsa r . " ( 3) 1 ) Aynı 2) Aynı 1) Aynı

eser, s. eser, s. eser, s .

1 49 . 1 49. 1 48. 1 82


MARKSİST ESTETİK Görüldüğü g i b i , kişinin bi reysel yaşantı larına da­ yanarak bir gerçe k l i k bel irlemesine gitmek, ortodoks bir sosya l i st gerçe k l i k anlayı ş ı n ı n s ı n ı rlarını çok aşan bir görünüm ortaya koymaktad ı r. Bu noktada, böyle bir a n l ayışa hak veri lebi l i r, çünkü her sanat ilk plan­ da b i reysel yaşantıl arla i l g i l i d i r , onlarla ç a l ı ş ı r , on­ larla iş görür. Bunl ara dayanm ıyan hiç bir sanat ola­ maz. Bundan ötürü , gerçekliği bu bireysel fenomenle­ rin d ı ş ı nda düşünmek, her şeyden önce sanatı n özü­ ne aykırıdır. Bundan ötü rü , sosyal ist gerçekliği revi­ sion'dan geçirm i ş bir anlayı ş ı n , sanat gerçekl iğini bi­ reysel yaşantı larla baş latması tümüyle fenomenlere uygundur. Ayrıca, böyle b i r anlayış, sanatın özünü d e ortodoks gerçekl i k an layı şına göre , ç o k d a h a doğru olarak kavrıyabi l ecektir. Ancak, bütün bu söyl enenlerden, yeni gerçekçi­ l i k anlayı ş ı n ı n g erçek l i ğ i salt psikoloj i k bir gerçekl i k o l arak anladığı sonucu _ d a ç ı karılmam a l ı d ı r. Yeni ger­ çekçi l i k anlayış ı , böyle bir görüşe temelden karş ı d ı r . Söz gel i m i , Fischer, sanatı v e sanat tari h i n i psi kolo­ j i k i l ke l erle açı klamak isteyen R i egel'e _(1) bundan ötürü karş ı d ı r. R i ege l , sanatı bir istem ( i rade) feno­ meni ol arak, sanat tari h i n i de b i r istem tari h i ol arak temel lendirmek ister. Buna karşı Fischer, daha önce yaşam ı ş viyan a l ı büyük sanat tari hçisine, büyük hem­ şehri s i n e karşı şöyle der: « Sanat tarih i nde en büyük teh l i ke , R i ege l ' i n tarihçi l i ğ i n yeni yöntem bi l i m i n i n tem e l l e ri n i attığ ı ndan beri s ü rekli ol arak saldırılarla 1<arş ı karşıya kalan teh l ike, sanat tari h i n i n bir biçim1)

R iegel için bak: Worringer, Soyutkıma ve Einfühlung. 1 83


MARKSİST ESTETİK l er ve sorunlar tari hi ol maktan öteye gitmemes i d i ;· . Bu sorunlar v e görüşler, gerçek o l masına gerçekt i r ; b u n l a r ne yoktan v a r e d i l m i ş ne d e yöntem anlay ı ş ı ­ na göre uydurulmuş şeylerd i r, her türlü b i l i msel sa­ nat tarihi de bu nları e l e a l ı p i ncelemek zorundad ı r . N e var ki, sanat yapıtları b u soru ları çözü m l emek i ç i n yaratı l mazlar; d ünya görüşü , yaşayış d üzen i , i nanç ve b i l g i g i b i biçi msel ve · tekn i k konularla pek az il­ g i s i olan ana sorunl arı yanıtlamak için sanat yapıt­ ları yaratı l ı rken ortaya çıkar bu sorunlar . ( 1 ) Çünkü, yeni anlayış için d e sanat, hernekadar b i reysel psi ko­ loj i k fenomenlerden hareket ediyorsa da, bu onun sosyal b i r n ite l i k taş ımas ı n ı engell emez. Çünkü : « Görme ve d uyma duyularıyle koş u l l u b i reysel yaşan­ tı biçimleri b i l e top l u msal gelişmenin d ı ş ı nda ortaya ç ı kamazlar. Yen i görme ve işitme yo l ları yal n ızca ge­ l i şmiş ve ince l m i ş bir s i n i r d üzen i n i n değ i l , aynı za­ manda yeni top lumsal gerçekl erin de yaratmış oldu­ ğ u olanaklard ı r . Söz ge l i m i , büyük şehirlerin ritm i , gürültüsü v e h ı z ı , yeni görme v e i ş itme türleri yara­ tabi l i r ; köylüyle şehirl inin bir manzarayı görüşleri b i r­ bi rine benzemez, v.b . » (2) Ohalde, topl umsal l ı k , kişi­ nin daha en ya l ı n görme ve duymas ı nda bile yansır. Daha doğrusu, b i reysel görme ve duymayı böyle b i r görme v e duyma yapa n d a yine toplumsa l l ı kt ı r. Bura­ da topl umsa l l ı k , nesnen i n özünden doğan b i r toplum­ sal l ı ktı r, yoksa d ı şardan herhang i b i r biçi mde zorla­ nan b i r top l u msa l l ı k değ i l d i r . Çünkü , her d uygu ve ..

1) )

2

E. Fischer, aynı eser, s. 213. Aynı eser, s. 213. 1 84


MARKSİST ESTETiK düşünce, yalnız ben'i d eğ i l , ben ' l e r i , biz'i i l g i l endiren ve biz'e dayanan bir fenomend i r. · En öznel sanatçı b i l e top lum adına ç a l ı ş ı r . Daha önce beti mlenmem i ş duygu ları , i l i şki leri v e koşul ları betimlemekle, bun la­ rın görünüşteki soyutlanmış ' ben'ni m izden ' b iz'e dö­ nüşmes i ne yard ı m eder.» ( 1 ) Buna göre .. sanat gerçi b i reysel görme ve d uygularla i l g i l i d i r , onları i ş l er, ama, bunlar birer sosyal nite l i k taşı d ı klarına göre , sa­ nat da daha özü bak ı m ı ndan sosyal b i r n itel i ğ e sahip olur. • Sanatı n kendi s i b i r toplum gerçeğ idir. Sanatçı denen o üstün büyücü gerekl i d i r topluma . .. ( 2 ) Gö­ rüldüğü g i b i , sanatın topl u msal l ı ğ ı , artık pol itik-ideo­ loj i k zorl amalarla deği l , b i l imsel-sosyoloj i k yönden temellendiri lmek isten iyor. Ş i m d i Fischer'in yukardaki sözleri nde işaret etti­ ği g i b i , sanat, bir toplumsal gerçekliktir. Ayn ı zaman­ da top lum için de gerek l i d i r . Ama neden sanat gerek­ l i d i r top luma? sorusunu sorduğumuzda , yeni sanatın gerçekl i k anlayı ş ı n ı n , böyle b i r soruya pol iti k- ideolo­ j i k açı n ı n d ı ş ı nda b i r yanıt bulmak isted i ğ i n i görürüz. Bu yeni anlayış i ç i n , sanat top l u msal b i r fenomendir, ama, • sanatçı sanatı n ı propaganda boyutl arına i nd ir­ gemek g i b i b i r kolayl ığa kaçmaz, ters i ne her zaman onu arıtacak sanat düzeyine yüceltmeğe çal ışmalı­ dır... (3) Sanat, ya l n ı z bel l i b i r düzeyde sanat olabi­ l i r. Bu düzeyin altına iti ldiği zaman , i ster pol iti k-ideo­ loj i k isterse ahl aksal erek yönünden olsun sanat özü1) ) 3) 2

E . Fischer, aynı eser, s. 63. Aynı eser, s. 63. Aynı eser, s. 302. 1 85


MARKSiST ESTETİK nü yitirme teh l i kesi ile karşı karş ıya kal ı r . Çünkü, sa­ nat yalnız estetik erek için vard ı r. Sanatı anlamak, on­ dan esteti k haz d uyabi lmek d emekti r. Vaktiyle Marx şöyle demişti : « Sanattan haz duymak i stiyorsan , sa­ natça eğiti l m i ş b i r insan olma l ı s ı n . " ( 1 ) M arx'ın bu sözl erinden. sanata her yaklaş ı m ı n estetik bir yakl a­ ş ı m ol ması gerektiği ortaya ç ı kar. N e kırk yıl önce­ s i n i n sosyal ist gerçekçi leri ne günümüz topl umcu gerçekçileri, bu yönden Marx ile ayn ı çizgide bulu­ nuyo rlar. Gerç i , yeni teoriciler artık sanatı salt bir politik-ideoloj i k araç olarak görmüyorlar. Ama, yine de sanattan büyük toplu msal-ideoloj i k görevl er bek­ l i yorlar. Ne var ki, bu görevler a rtık salt pol iti k�ideo­ l oj i k görevler değildir. Bu görevler, b i r yüce planda i nsansa l-toplumsal görevlerd i r . Bütün bu görevl erin yöneldiği b i r amaç vard ı r : İnsanın kurtu l uşu. u Edebi­ yatta ve sa natta realizmin tari h i , yeniçağdan beri baş­ l ıyan insa n ı n kurtu l uşu i l e çözülemez bir biçimde bağ­ l ı dır." ( 2 ) Şimdi , insanın kurtu luşunun ne anlama gel­ d i ğ i n i sorabil iriz. Sanat, insanın kurtu l u şuna katkıda bulunmakla görevl i oluyor? Ama, i nsan neden kurtu­ l acaktır? - Bu soruya veri l ecek ya l ı n b i r karş ı l ı k , insan bölünmekten kurtu l acaktı r di ye b i r yan ıt ola­ caktır. İşte, sanat i nsanın b u birliğe kavuşmasına hiz­ met edecektir. Böyle bir birl i k ve bütünlük içinde i n­ san, kend i asıl özüne kavuşmuş olur . .. insanın özüne kavuşma u ğruna yap ı l a n savaş ; yan i sosyal i st gerçek1) )

2

M arx, Ergaenzungsband; 1 . Teil , s. 567. Bak: H. D. Sander, aynı eser, s. 1 52. H . Koch, aynı eser, s. 545. 1 86


MARKSİST ESTETİK l i k temel i nd e uyu m , tüm katkısız sanat ı n , büyü k sa­ natın temel id i r, onun hakik at ve g üzel l i ğ i n i n .koşutu­ d u r . " ( 1 ) İşte, bu uyum ve harmani , sanatın u l aşmak istediği asıl amaçtı r. Ama , böyle bir amaca u l aşmak, artık ya lnız sanatsal bir olay d eğ i l , aynı zamanda top­ l u msal b i r olayd ı r da. " B irey i l e toplum arasındaki an­ tagonist karşıtl ı ğ ı n aş ı ld ı ğ ı sosya l ist hareket ve sos­ yal ist top l u md a , buna karş ı n edebiyat yaratı m ı doğ­ rudan doğruya top l u msal bir i ş o l u r . » (2) Sosya l ist gerçekç i l i k, estetik görevi n i n yan ı nda böy le bir sos­ ya l görevi de yüklenmiş ol uyor. Fischer, sosya l ist gerçekç i l i ğ i n sosyal görev i n i daha ayrıntı l ı v e d a h a tümel bir biçi mde ortaya ko­ yar: « Sanatın ödevi » d iyor Fischer, « yaşad ı ğ ı şehri n , s ı nıfın, ul usun i nsanlarına b i r kişi l i k v e yaşama b i l in­ ci aşı lamak; toplu yaşayış d üzen inin görevsizl iğinden çıkıp i ş bölümü ve s ı n ı f çatışmasına dayanan bir dün­ yan ı n i nsanları n ı belirs iz ve bölünmüş bi reyse l l i ğ i n kayg ı larından, g üvensiz bir yaşama düze n i n i n korku­ larından kurtarmak, bi reysel hayatı topl u msal hayata , kişiseli evrense l e yöne ltmek , insanın yitirilmiş olan birliğini yeniden kurmaktır. » ( 3 ) Böyle bir b i rl i k, yal­ n ı z sosya l i st gerçekçi b i r sanatın m ı amac ı n ı oluştu­ rur? Burj uva top l u munda karş ı l aştığ ı m ı z sanatın d a amacı insan ve i nsan-mutl u l uğu değil m i d i r ? M arxist anlayışa göre , buna bir yanıt vermek için i l ki n burju­ va top l umunda sanatın yerini ve değeri n i bel irlemek ı ) Aynı eser, s. 277. 2) Aynı eser, s. 617. 3) E. Fischer, aynı eser, s. 56. 1 87


MARKSİST ESTETİK gereki r. « Çağdaş burjuva dünyas ında sanat, büyük i ş adamları , pol itikac ı l a r g i b i önem l i kişil erin i lgi l enme­ leri gerekmiyen b i r merak, b i r oyalanma konusu sa­ yılmaktad ı r . » ( 1 ) Buna göre , burjuva dünyasında sa­ nat ciddi bir iş olarak görülmemekted ir. Buna karş ı­ l ı k : « Toplumcu dünya ise sanatı ciddiye al ıyor . . . Yeni kitaplar, filml er, oyunlar, beste l e r yüzbi n lerce, m i l­ yonlarca i nsana u l aşmakla, bu insanların sanat sorun­ larını büyük bir tutkuyla ta rtışmalarına d a yol açıyor. Sözcüklerin ve i mgel erin top l umsal . eğitici ve ol uş­ turucu g ücünden kimsenin kuşkusu yok . . . Sanat ve sanat tartışmal arı toplu mcu dünyanı n hayatındaki i l erleme yolları ndan b i ridi r . » (2) Ama, burjuva top­ l umunda kend i n i gösteren bütü n bu olumsuz nite l i k­ l ere bakarak, burjuva toplumunda sanatın g e l i ş medi­ ğ i n i , büyük bir sanatın ortaya konmad ı ğ ı n ı söyl iyebi­ l i r m iyiz? Bunu söylemek, çağdaş marxist estetik için d e olanak d ı ş ı d ı r. Çünkü : .. çağdaş burjuva düzeni bu­ gün b i l e büyük ölçüde sanat ü rünü yaratacak güçte­ d i r ; toplumcu dünyan ı n varl ı ğ ı ve meydan okumas ı , o rtaya koyduğu ahlak ve düşün soru n l arı d a b u al an­ da burjuva düzen i ne büyük yard ı md a bulunmakta­ d ı r . » ( 3 ) Ama , burj uva sanat ı n ı toplu mcu sanat i l e karş ı laştı rd ı ğ ı m ızda sonuç ne olabi l i r? M a rxist teori­ ye göre, sonuç toplumcu sanatın l e h i n e ol acakt ı r. « Ama, uzun evi n l i düşünecek ol ursak, toplumcu sa­ natı n burjuva sanatına üstün ge leceğ i n i söyliyeb i l i 1) 2) "3)

Aynı eser, s. 295. E. Fischer, aynı eser, s. 295. Aynı eser, s. 306. ·

1 88


MAHKSİST ESTETİK riz. Burj uva sanatının vereceği çok şey ol makla b i r­ l i kte , b i r şeyden yoksundur: geleceğe değ i n geniş b i r görüş , iyi mser tari hsel b i r görüşden. H ayal k ı r ı k l ı kla­ rına rağmen, bu gün b i l e toplumcu dünya n ı n mal ı d ı r bu görü ş . Söz konusu o l a n , ekmekten v e uzay füze­ lerinden, bolluk ve tekn i k üstü nl ükten çok 'hayata b i r anlam' verebilmektir, fizi k-ötesi değ i l d e , i nsanca b i r anlam . " ( 1 ) B u marxist anlayışa göre, burjuva top­ l u m l a rı , d i namizm i n i yitirm i ş , yozlaşmış., geriye dö­ nük toplumlar olup, bunların gelecek i ç i n optimist olamıyac<'.!kları doğal olara k kabul ed i l me l i d i r . G el e­ ceği olm ıyan b i r toplumun sanatında da gel eceğe ait u mutl ar o l mıyacaktır. Buna karş ı l ı k i le ri ye dönük olan sosya l i st toplumlarda sanat da i l eriye dönük olacak, optimist olacak, yarı n ı n insanlarına mutl u l u klar geti re­ ceğ ine i nanacak . İ nsan ı n değer ve anlam ı n ı , geçmi şte değ i l , dünde değ i l de, gel ecekte , yarında bulacak. Bundan ötü rü : " Toplumcu gerçekçi l i k , daha doğrusu toplumcu sanat, geleceğin habercisidir. » (2) Ama, geleceğin habercisi olan bu sanat, geçmiş i l e , geç­ m i ş i n başarı l ı olmuş biçimleriyle i l g i s i n i de kesmez . .. sosya l i st gerçekç i l i ğ i n edebiyat ve sanatında yal n ı z gerçekçi gelenekleri yaratıcı olarak saklamak zorun­ l uğu yoktur, ayn ı zamanda insa n l ı ğ ı n sanat ol arak ya­ rattığı ' ku l lanı labi l i r' olara k bütün anlatı m elemanla­ rı ve a raçları , çift an l amda onları gerçekçi l i k ü l kesin­ de saklamak zoru n l u l uğu da vard ı r . " (3) Buna göre , 1 ) Aynı eser, s. 306. 2) Aynı eser, s. 1 57. 3) H. Koch. aynı eser,

s.

563. 189


MARKSİST ESTETiK 'geleceğ i n haberc i s i ' olan top l umcu sanat, gel eceğe yöne l i rken, bu yönelmede geçm i ş i n bütü n değerli bi­ çim ve i çeri klerini d e beraberine a l ı r . O, geçmi şe dayanarak g el eceğe yönelir. Ama, o yalnız geçm i ş i l e yeti nmez. " Bu sanatın dokusunda yal n ı z geçm i ş olan bel l i b i r tari hsel dönem değ i l , aynı zamanda gelecek olan dönem de vard ı r . Bir zamanlar 'ge lecek olan' usumuzda geçmiş bir olayla birleşir, böylece yal n ı z belleği etkilemekle kal maz, o zamanlar bütünüyle be­ l i rlenmiş olan gerçe k l i ğ i de tamamlar. Çoğu zamarı gerçe k l i k adına aşağ ı l anan yalvaşçı öğe yeni b i r güç ve onur kazanmış olur topl u mcu sanatta . " ( 1 ) Bütü n bunlardan anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , çağdaş toplum­ cu ( sosyal i st) topluml arda sanat b i r temel görevle ortaya ç ı kıyor. Ama, bu temel görev, daha önce leri olduğu gibi, dar pol iti k-ideoloj i k b i r beli rleme içind e somutluk kazanan b i r görev d e ğ i l d i r . Bu görev, tü­ mel i nsansa l-topl u msal insanı yaratma görevid i r. Bu belirleme içind e sanat, insa n ı n mutl u luğuna yönelir, i nsan l ı ğ ı n mutlu gel eceğ ine katkıda bul unmak ister. M a rxist teoriye göre : « Yal n ı z sanat yapab i l i r bütün bunlar ı . Sanat insanı parçalanmış bir d urumdan b i r­ leşmiş b i r bütüne dönüştüreb i l i r. İnsan ı n gerçekleri anlamas ı n ı sağlar, onları dayan ı l ı r b i r biçime sokma­ sında i nsana yard ı mcı olmakla ka lmaz, gerçekleri da­ ha i nsanca, insanl ığa daha layı k kılma kararl ı l ı ğ ı n ı da arttı rır.• ( 2 ) Böyle b i r nitel i kl e o rtaya ç ı kan toplum­ cu gerçekç i l i k ya lnız topl umcu b i r sanat ol makla kal1 ) E. Fischer, aynı eser. s. 1 57. 2) Aynı eser, s. 63. 1 90


MARKSİST ESTETİK maz , aynı zamanda i nsansal-ah laksal bir sanat da o l u r. İ l k i n salt politik-ideoloj i k b i r amaca yönelti l e re k güdü m l ü bir sanat anlayı şı olarak bel i rlenmek iste­ nen sosya l i st gerçekçi l i k , giderek bu nite l i ğ i n i yiti­ rir, estetik çizgiye dönerek kendine daha tümel i n­ sansal e rekler koyarak salt hümanist b i r sanat n ite­ l iğ i elde eder.

1 91


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Bir Ontolojik Problem Olarak Sanat


Bundan o nceki iki bölümde i l k i n , marxist sanat anlay ı ş ı n ı b i l g i a ç ı s ı ndan e l e a l d ı k ve marxist este­ tik' i n dayand ı ğ ı b i l g i temel lerini bel i rl emeğe çal ı şt ı k . İ k i nc i Bölümde, marxist sanat anlay ı ş ı n ı topl umsal açıdan gözden geçi rerek, marxist sanat anlayı ş ı n ı n topl u msal i l kelerini belirl e meğe çalıştık. Şimdi, geriye yapmamız gereken b i r şey kal ıyor: M arxist sanat teorisi için d e sanat, genel sanat teo­ risinin d ı ş ı nda tek tek sanat yapıtlarında soml,Jtl u k kaza n ı r, ş i i rde, romanda , h i kayede , res imde, heykel­ de, bir mimarl ı k yapısınd a ve bir müzikal komposi­ tionda . Bütün bu tek tek sanat yapıtlar ı n ı n bireysel bir varl ı ğ ı vard ı r , böyle bir varl ı k olarak da o, öbür varl ıkl ardan ayrı l ı r. O halde ş i mdi sormamız gereken şey ş u o l uyor: Böy l e bir sanat yapıtı n ı n böyle bir ya­ pıt o l mas ı n ı , onun varl ı ğ ı n ı sağl ıyan özel l i k ve nite­ l i k l e r n e l erdi r ? Bu gibi nite l i kl e ri araştı rmak, sanat 1 95


MARKSİST ESTETİK yapıtın ı n varl ı ğ ı n ı araştırmak, onun ontoloj i s i n i yap­ mak anlamına g e l i r. Ohalde burada söz konusu olan sorun marxist açıdan d a olsa, b i r ontoloj i k sorun­ dur. Başka türlü söyl e rsek : M arxist estetik'e göre , bi r sanat yapıt ı n ı n varl ı ğ ı ned i r, b i r sanat yapıtını böyle bir yapıt kılan nite l i kler ve kategori ler nelerdir? Marxist estetik'e göre, bu nitelikleri burada dört ana maddede toplamak istiyoruz : 1 ) Sanat yapıt ı n ı n kategorileri ; 2 ) Sanat yapıtı n ı n düzeni ; 3) Sanat ya­ pıtı n ı n sosya l-s ı n ıfsal nite l i ğ i ; 4) Sanat yapıtı ve estetik beğ en i . Ş i m d i bu maddeleri s ı rasıyla ele a l ma k istiyoruz.

1 96


1 . Sanat yapıtının kategorileri a) GENELLİKLE KATEGORİLER ÜZERİNE Aristoteles'den beri var-ol a n ı bel i rleyen temel il­ ke ve kavram lara kategori dend i ğ i n i b i l iyoruz. Kate­ gori , Ari stote les'e göre, bizim varl ığa yükledi ğ i m i z deyi 'lerd i r, varl ı ğ ı kendi leri i le düşünüp d i l e geti rdi­ ğ i m i z temel kavramlardır. Aristoteles i l e başl ıyan ka­ tegori öğretisi , düşünce tari h i boyunca sürüp g ider ve günümüze kadar u la ş ı r. Bu arada, Kant'ın katego­ riler siste m i , çağ ı m ızda N icolai Hartmann'ın katego­ riler siste m i , kategoriler öğretisi nde başta gelen s i s­ temlerd i r deneb i l i r. ( 1 ) Sanat yapıtı n ı n da b i r varl ı ğ ı var ; ama onun var­ l ığ ı herha ngi b i r var olan g i bi s ı radan b i r varl ı k dei)

Bak: İsmail Tunalı. Sanat Ontoloj isi. 1 97


MARKSİST ESTETİK ğ i l d i r, tersi ne kend i ne özgü b i r varl ı ktır. Bir varl ı k o l ması nedeni i l e , ontoloj i n i n sanat yapıtı n ı n varl ı ğ ı­ nı da incelemesi gereki r. Böyle b i r i nceleme, b i r on­ toloj i k inceleme ol arak kategorial yönden yürütü l me­ l id i r . Ohalde, burada soru lması gereken soru : Sanat yap ıtı n ı n var l ı ğ ı n ı beli rl eyen temel kategori l eri n ne­ ler o l duğu sorusudur. Böyle bir soru i l e çal ı şmaya baş l ıyan ontoloj i , artık genel b i r ontoloj i ol maktan ç ı · kar v e genel onto loj i n i n b i r k o l u o l a n sanat ontolojisi olur. ( 1 ) Genel ontoloj i n i n çok uzun bir g eçmi ş i n i n ol mas ı na karş ı l ı k, sanat ontoloj i s i ç o k y e n i b i r d i s i p­ l i ndir, kırk e l l i y ı l l ı k b i r . fel sefe b i l i m i d i r. Yüzy ı l ı m ı z­ da Polonya l ı estetikçi Roman l ngarden ' ı n 1 930 da ya­ yın lanan ' Das l iterarische Kunstwerk' ( Ed ebi yat sa­ nat yapıt ı ) ad l ı kitabı ile çağdaş Alman düşünürü Ni­ colai Hartmann' ı n ' Das Problem des geistigen seins (Tinsel varl ı k problemi ) ' 1 933 ve ' Aestheti k' ( 1 953) ad l ı kitaplarıyla sanat ontolojisi kuru l u r. Yine marxist macar esteti kçisi G eorg Lukacs , öze l l i kl e kategori öğretisi i l e bu ontoloj i ye katkıda bulunur. Ş i m d i , Lu kacs sanat yap ıtı nı hangi kategori l erle yaklaşamak istiyor? bunu gözden g eçi rmeğe çalı şa­ l ım . Lukacs , varl ı ğ ı belirlemek isterken üç ana kate­ gori düşünür. Bunlar, gerçeklik, özellik ve bireylik kategorileridir. Bunu başka türlü söylersek : Lu kacs'a göre , var-o lan'lar ya genel d i r, ya özeld i r ya d a bi rey­ d i r. Varl ı k karş ı s ı nda a l ı nacak gerçekçi b i r tavır ve yaklaş ı m , ancak, var-olanı bu üç kategori içinde e l e 1)

Aynı

eser.

1 98


MARKSİST ESTETİK a l makla olanak kaza n ı r . Bu kategori ler, Lu kacs'a gö­ re , sübjektiv değ i l , objektiv ( nesnel) bir temele daya­ n ı rlar. Bu üç ana kategori n i n objektivl i ğ i ( nesne l l i­ ğ i ) . onların var l ı ğ ı kavrayan, varl ı ğ ı b i l e n süje'nin b i r nite l i ğ i olmad ı ğ ı n ı , kavrad ı ğ ı m ız, b i l g i ürünü yap­ t ı ğ ı m ı z nesnelerin teme l bir nite l i ğ i olduğunu ifade eder: « Dünyanın objektiv nite l i ğ i n i n , bizi b i rey l i k , özel­ l i k ve genel l i k a ras ında ayrı l ı k yapmağa götü rmesi n i , buna göre d e insa n ı n b u kategori leri koyuşunun, kendi­ liğ inden i nsana d i kte e d i l en bir temel süreç olduğunu saptamak yeterli d e ğ i l d i r ; ayn ı zamanda bu kategori l e­ rin birbiriyle olan bağ l a m ı n ı n da objektiv olarak bel i r­ lenen b i r olay olduğu görü l m e l i d i r . » ( 1 ) Kategori l eri böyle objektiv b i r temele, nesnel gerçekliğe dayatır­ ken, Lu kacs , bununla kendi öğ reti s i n i daha önceki ka­ tegori öğ reti lerinden, söz gel i m i , Aristoteles'in kate­ gori öğretis i nden olduğu g i bi , Kant' ı n kategori öğre­ tisinden de ayırmak ister. Şöyle k i , Aristoteles töz (cevher) , nicelik, nite l i k , i l g i , yer, za man, duru m , sahip olma, eyl e m v e etkilenme g i b i on kategori ayı­ rır ve bun ları da d i lden, i nsan ı n d i l arac ı l ı ğ ıyla var olanlar hakkında ortaya koyduğu genel ifadelerden , yani va rl ı ğ ı d i l yol uyla ifade eden süje'den hareket ederek temel lendirir. Çünkü, Aristoteles'e göre, d i l formları i l e var l ı k formları a rasında b i r karşı l ı l ı k var­ dır. Ayn ı şekilde Kant da kategori leri ayırı rken y i n e süje'de n , fenomenler, görü nüş ler dünyas ı n ı b i l e n sü1)

Georg Lukacs, Die Eigenart de·s Aesthetischen, Neuwied. 1 963. 1 99

il.,

s. 1 94,


MARKSİST ESTETİK je'den hareket eder. Kant oniki kategori ayı r ı r : 1 ) N i­ celik yönünden: birl i k, çokluk, bütü n l ü k . 2) Nite l i k yönünden: gerçe kl i k, h i ç l i k , s ı n ı rlama. 3) Bağ ı ntı ( re­ l ation) yönünden : içinde olma ve altında o l m a (töz ve i l inek) , nedense l l i k ve bağ l ı l ı k ( neden ve etki ) , topl u l u k ( eyleyen l e e d i l g i n olan - eyl eme maruz ka­ lan a rasındaki karş ı l ı kl ı etki ) . 4) Modal ite yönü nde n : olanak ( i m kan) --o lanaksızl ı k . varol ma-varolmama, zoru n l u l u k- rastlantı l ı k . Bu oni ki kategori , Kant'a gö­ re, görünüşl eri kavrıyan, bilen s üje'nin z i h i n form la­ rıdır. Görünüşl eri , biz, Kant'a göre , bu kal ıpl ara göre b i l ebi l i ri z . Bunlar, nesnelerin sahip olduğu obje�tiv nite l i kleri göstermezler. tersine süje'nin ( bütün i n­ san süje'leri n i n ) görünüşl eri kavrayı ş biçi mlerini gös­ teri rler. Onlar, bu bakımdan, objektiv d eğ i l , sübjek­ tiv nite l i klerd i r . Bunlara karş ı n , Lukacs, kategori l e ri n objektivli­ ğ i üzerinde i natla d u rur. " H er şeyden önce büyük b i r ı srarla b i reyl i k , öze l l i k v e gene l l i k kategori lerinin ob­ jektivliği ve bunların tem el l i l i kleri üzerinde durul ma­ l ı d ı r. Onlar, süje'n i n , kend i l erine dayanarak g erçek­ l iğ i kavradığı ya da g erçek l i ğ i n i ç i ne a ktarı l d ı kları ' görüş noktaları' d eğ i l di r ; ters i n e , onlar. objektiv ger­ çek l i ğ i n obje'lerinin ve onların i lg i leri n i n özü i l e i l gi­ li bel i rg i n işaretle rd i r . Bunların bilgisi ol mad a n , i n­ san çevresinde yönünü b e l i rl eyemezdi , nerde ka l d ı ki çevresine egemen olacak v e çevre s i n i amaçlarına bağ ı m l ı k ı l acaktı . • ( 1 ) Lukacs'a göre, i nsanın nesne­ l eri olduğu g i b i b i l mesi n i n , nesnelere egemen ol ma1)

Lukacs. Die Eigenart des Aesthetischen , s. 1 93. 200


MARKSİST ESTETiK s ı n ı n tem e l i nd e , nesneleri kavrad ı ğ ı m ı z kategorilerin objektivliği g e l i r . Eğer bu üç kategori sübjektiv b i r n itel i k olarak düşünülecek ol ursa, o zaman bilgi mizin gerçe k l i ğ e uygunluğu, b i lg i m izin doğru l uğ u teh l i keye g i receği g i b i , doğru l u ktan yoksun o l an b i r b i l g i d e , i nsan b i l g i s i n i n Renai ssance'tan beri a m a c ı o l a n ' nes­ nel ere egemen o l m a ' e reğ i n e h i ç b i r zaman u l aş a m ı­ yacakt ı . Ş i m d i , Lukacs ' ı n bu kategoril eri nerede bulduğu­ n u , nerden elde ettiğ i n i sorab i l iriz. Buna, kısaca, H e­ gel fel sefesinde ve Hegel mantığ ından diye yanıt ve­ rebi l i riz. Lukacs bunu şöyle d i l e geti riyor: « H egel mantığ ı n ı n , ilk kez ol arak birey l i k , öze l l i k ve genel­ l i k d i a l ekti k'i üzerine otu rtu l muş olmas ı , Hegel i ç i n büyük b i r tal i hti r . » ( 1 ) d iye Lukacs , yine ayn ı H e­ g e l ' i n bu kategor i l e r sistemi i ç inde « bi reyl i ğ i düşün­ me sorunu olara k » ele al mamas ı n ı kı nayarak, " i l erde görece ğ i m i z g i b i , mantı k probleml eri i ç i nde b i reyl i­ l i ğ i n çok önem l i bir ro l oynad ı ğ ı n ı ,, ( 2 ) öne sürer. Lukacs 'a göre , bu üç öğeye dayanan kategori ler si ste m i nd e üç öğen i n d e varl ı ğ ı zoru n l u olduğu g i b i , bunlar a rası nda b i r değer merdiveni d e kurulamaz. Bundan ötü rü , b i reyl i k kategorisini i hmal etti ği nden Hege l 'i bir başka yerde yine kı namadan geçemez. « Deneb i l i r k i : İdea l i st ol arak Hege l , b i reysel var l ı­ ğ ı n kaybolup g itmesine göz yummuştur , Feuerbach onun doğrudan doğruyal ı ğ ı nd a sensual i st ol arak d u­ rup kalm ıştır. Duyul arda doğrudan doğruya veri l e n ı)

Aynı

2) Aynı

eser, s . eser, s.

1 98. 1 98. 201


MARKSİST ESTETİK birey l i kte kaybolup g itm iyen bir şey i l e i l g i l i olarak Feuerbach'ın tezi ise, ancak esteti k olarak anlaş ı l a­ bilir.» (1) Ş i m d i , genel ol arak b u kategori lerin, bireyl i l i ğ i n . öze l l i ğ i n v e genel l i ğ i n ne olduğunu sorabi l i riz. Bun­ ların ne olduğu sorusuna, ancak mantıksal açıdan kar­ ş ı l ı k veri lebi l i r. O ha lde birey l i k nedir? B i reyl i k ' bu­ rada ve ş i m d i ' olan ve d uyusal ol arak kavranan bir varolanın nite l i ğ i n i gösteri r. Ş i md i , burada d u ran ma­ sa bi reysel olan b i r şeyd i r . Onun şimdi benim tara­ fımdan kavranmas ı , bu varolanın b i reyl i ğ i n i ifade eder. Onu, ş i md i l iğ i nden ve burada l ı ğ ından ayı rd ı ğ ı ­ m ızda, o n u n bireyse l l i ğ i n i d e a y ı r m ı ş o l u ruz. Genel l i­ ğe g e l i nc e : b u , b i reyi n , b i reysel varl ı ğ ı n özü n ü , idea'­ s ı n ı , onun c i ns kavra m ı n ı gösteri r. Söz gel i m i , Al i , Ayşe b i reysel b i rer varl ı ktır, ş i m d i ş urada yaşamak­ tadı rlar. Ama, onların her i ki s i de i nsan'd ı r . İ nsan-ol­ ma, onların va rl ı ğ ı n ı n özüdür, onların cins kavram ı­ d ı r. Bu yönden, i nsan kavra m ı b i r genelliği d i l e ge­ ti rir. Bi reyl i k ve genel l i k, b i r çizg i n i n iki ucunu gös­ terir. Ama, ne var k i , Lukacs'a göre , bu i k i uç a ra­ s ı nda, onların ortasında bir kavram yer a l ı r : özellik kavra m ı ya da kategori s i . N ed i r ohalde bu öze l l i k kate­ goris i ? Bu kategori , her iki kavramdan ayrı olduğu g i b i , onlarla derinden i l g i l id i r de. Söz gel i m i , A l i ' ş i m d i bu­ rada' olan bir varl ı ktır ve böyle bir varl ı k olarak da b i r b i reyd i r . Ama, aynı A l i , fiziksel ve ruhsal özel l i k­ leri i l e öbür bireyl erden ayrı l ı r ve kend i ne özgün b i r ı)

Aynı

eser. s.

1 99. 202


MARKSİST ESTETİK varl ı k o l u r. Böyle bir kendine özgünlükle d e o, b i rey­ l i l iğ i n d ı ş ı na çı kar. Ancak, bütün bu özel l i klerle de o bir genel l i ğ i göstermez, ama, b i r başka kategori yi ; « Öze l l i k özellik kategori s i n i ol uşturur. Bunun i çi n : kategori si sadece göre l i b i r genell eştirme değ i l d i r, sadece bireyl i kten genel liğe (ve bunun ters i ) gi den bir yol değ i l d i r , tersine bireyl i k ve genel l i k aras ı nd a zoru n l u b i r aracıl ı ktır . .. ( 1 ) B u n a göre, özel l i k katego­ risi , ancak, bu iki yön l ü i l g i içind e düşünül meli ve e l e alınmalıdır. Ancak, burada h e m e n bel i rte l i m ki , bu üç kate­ gori bir Çin d uvarı i l e birb i ri nden ayrı l m ı ş değ i ld i r. Tersine, Lukacs'a göre, onlar arasında sürekli geçiş­ ler vard ı r. Ama, bu geçişlerin başlangıç ve sonuç noktaları daima özellik kategorisinde bulunur. u Kate­ g ori ler arası hare ket daha çok öze l l i k kategori si nde hem ç ı k ı ş noktas ı n ı hem d e sonuç noktas ı n ı b u l u r ve öze l l i k kategori s i nden kal karak bi reyl i l iğe g itti ği g i b i sonra tekrar ortaya (öze l l iğe) g i der . .. (2) Bu ka­ tegori al hareketin sonucu ol arak da genel l i k öze l l e­ şeb i l d i ğ i g i b i , bi reyl i l i k de öze l l eşebi l i r. Bütün yaşam , bu kategori ha reketi nin somutlaşmas ı d ı r d iyeb i l iriz. B u rada, yaşam d eyince kuşkusuz düşünsel yaşam an­ l aşı i m a l ı d ı r . Düşünmek ve b i l mek demek, kategori al anlamda, kategori ler arasında geçişler yapmak d e­ mekti r. « Böyl ece , düşünme ve b i l m e yo l u , bi reyl i k­ ten genelliğe ve gene l l i kten tekrar b i reyl i ğ e sürekl i ol arak g i d i p g e l m e yoludur. M arx, pol itik ekonomi 1) 2)

Lukacs, Die Eigenart des Aesthe tischen, Aynı eser. s. 256. 203

il.,

s. 1 96.


MARKSİSl ESTETİ K yönte m i n i anlatırke n , yukarı aşağı g iden bu yol u , ö r­ neğ i n tümevarım ve tümde n g e l i m i birbirini d ışarda b ı rakan karşıtlar hal ine geti ren bir çok m etodoloj i ler­ den ayı rı rken çok iyi beti m l e r . • ( 1 ) Buna göre , hiç b i r kategori , değiş mez, kes i n s ı n ı rlar i ç i n d e kalmaz, sü­ rekli ol ara k � irbirine geçer. Bunun i ç i n : " Be l l i somut i l g i l er içinde genel olan öze l l eşebil ir, özel olan i l e be l l i b i r i l g i içine g i reb i l i r ; yine öyle durumlar ol a­ b i l i r ki , gene l-olan öze l l i kleri içine a l abi l i r, onları yok edeb i l i r ya da yeni özel l i klerle karş ı l ı k l ı ilgi içind e ortaya ç ı kab i l i r y a da daha önceki bir özel , gene l l i k hal ine gel i şebi l i r v e bunun tersi olabi l i r . ( 2 ) B u kar­ ş ı l ı klı kategorial hare ket, bir yerde bu kategori lerin özerk b i r kategori o l m a nite l i ğ i n i ortadan kaldırmaz m ı ? Lukacs 'a göre , buna kes i n o larak ol umsuz bir ya­ nıt vermek gere k i r. Şöyle d iyor Lukacs: · Ereğ i m i z a ç ı s ı ndan şöyle b i r saptamada b u l unmak yeterl i d i r : Özel l i k, b i r yandan gene l l i kl e i ç-içe sarmaş dolaş o l ­ mak g i b i b i r dia l ekti k i l g i içinde bulunur, a m a öbür yandan da bu d ialektik ilgi hiç b i r yolda, kategori a l o larak o n u n özerkl i ğ i n i ortadan kaldı rmaz ( 3) . ..

Ohalde, Lukacs'a göre , kategori ler, genel l i k, ve b i reyl i k, · objektivtirler ve onları salt bir b i l i n ç ü rünü olarak görmek yanl ı ştı r • (4) ve onlar, kend i aralarında karş ı l ı k l ı i l işki l erinde de daima özerktir­ ler. Kategoriler, süje'nin b i r ürünü olmay ı p , onlar g er­ çek l i ğ i n objektivl iğ i nd e anlam ve teme l i n i bu l u rlar. 1) i..u kacs, Die Eigenart des Aesthetischen. s. 201 . 2) Aynı eser, s. 1 96. �) Aynı eser, s. 1 96. , ) Aynı eser, s. 266. 204


MARKSİST ESTETİ K Bu üç kavram ya da kategoriyi i l k kez Lu kacs bu­ lup kullanm ıyor, düşünme tari h i nde sözgel i m i Kant'ta ve Hegel'de de bu kavramları bul uyoruz . Ama, Lu­ kacs 'a göre, bu kategori ler a rasında en az i l çı i gören özel l i k kategorisi o l muştur. Lukacs 'a göre , bu kavra­ m ı n anlam ve önem i n i i l k kez doğru olarak kavrıyan ş a i r Goethe ol muştu r. " B i l d i ğ i m iz kadarı i l e Goethe. öze l l iğe çok özel b i r ağ ı r l ı k veren ilk kişidir. G oeth e , bazan b i reysel o l a n ı n objektiv zoru n l u genel l eşti ril­ mesiyle olan bağ l ı l ığ ı ndan abartarak söz açar. .. ( 1 } Lu kacs 'a göre, öze l l i k kategori s i , en az öbür kategori­ ler kada r öne m l i b i r kategorid i r . Öze l l i k kategoris i n i n taş ı d ı ğ ı bu ö n e m i n nereden i l eri g e l d i ğ i n i sorduğu­ muzda, bu soruya veri lecek yanıt, Lukacs'ın genel ka­ tegori ler öğ reti s i n e original katk ı s ı n ı gösteri r. Çünkü, Lu kacs'a göre , öze l l i k kategori s i be l l i bir varl ı k a l a­ n ı n ı bel i rl eyen b i r kategori d i r . Bu varl ı k alanı estetik varlıktır. Esteti k varl ı k , Lukacs'a göre , ya l n ı z özel l i k kategorisi i l e b i l i nebi l i r . Estetik var l ı k alanı için Lu­ kacs 'ın böyl e bir özel kategori bulması ve bunu es­ tetik alana uygu lamas ı , Lukacs esteti k ' i n i n en origi­ nal ve en başarı l ı yan ı d ı r diyeb i l iriz. Ş i m d i Lukacs'ın bu kategoriyi estetik alanına na­ sıl uygulad ı ğ ı n ı görmeğe geçebi l i riz. b) ÖZELLİK KATEGORİSİ VE ESTETİK VARLIK.

Lukacs , bir marxist düşünür ve b i r marxist este­ tikç i d i r. Bu neden l e esteti k varl ı k a l a n ı n ı da marxist açıdan görmek ister. ı)

Aynı

eser, s.

240. 205


MARKSİST ESTETİK Araştırmam ızın Birinci Bö lümünde göstermeğe •çal ıştığ ı m ız g i b i , marxizm b i lgiyi , gerçek l i ğ i n b i l inç­ teki b i r yans ı s ı ol arak gördüğü g i b i , sanatı da y i n e ·gerçek l i ğ i n bir yans ı s ı ( m i mesi s ) ol arak görür. Lu­ kacs için de bu böyl edi r. Buna göre , estetik alanın­ d a yapı lacak şey, bu yans ı m an ı n özel l i k ve nite l i kle­ rini saptamaktır. " D ia lekti k materya lizm yansıma teo­ risi n i n en genel ve en temel nite l i klerini estetik ala­ n ı nda d a saptamak ve böylece de tari hsel materyal i z­ m i n araçlarıyla tari hsel sü reci , sanatın tari hsel be­ 'l i rl i l i ğ i n i somut ola ra k teme l lendirm e l i d i r . .. ( 1 ) Este­ tik fenomenler, biçimler ve bunların ol uşturduğu sa­ nat üslupları , tarihse l l i k i ç i nd e meydana gel i rler ve meydana g e l d i kleri g i b i kaybolurlar. Tarihsel l i k , i nsa­ nın d ı ş ı nda olan bir sü reç değildir. ters i n e . i nsansal olan b i r varl ı ktır. Tari hsel l i k , i nsan eyl eml e rinden , i n­ san yapıp etm e l erinden meydana g e l i r . Estetik feno­ menlerin oluşturduğu varl ı k da, buna göre , bu tari h­ s e l l i ğ i n bir parçası o l u r . « Sanat alan ı nda her b i ç i m al­ mış yap ı . temel e l emanları ile içinde meydana gel­ diği tarihsel ana bağ l ıdı r. Söz gel i m i , Chard i n ' i n bir natu rmort'u . yalnız bel l i obje 'lerin bir bütünlüğünü b eti m l e mez, ayn ı zamanda 18. yüzyı l ı n ortasında Fransız burjuvas ı n ı n çevresi karş ı s ı nd a nas ı l tavır al­ d ı ğ ı n ı da beti m l e r ; resmed i l e n meyve le rd en ya da kapkacaktan burjuva günlük yaşa m ı n ı n i k i yüzy ı l için­ deki tari hsel değişmesi n i görmek i ç i n , b i r yandan 1 7 . yüzyı ldan bir H o l l anda res m i i l e öbü r yandan Cour­ bet'n i n ya da Cezan ne'ın b i r resm i karş ı l aştı r ı l m a l ı�)

Lukacs, Die Eigenart des Aesthetischen , 206

il.,

s. 264.


MARKSİST ESTETİK d ı r . " ( 1 ) Böyle tarihsel bir nite l i kten yoksun sanat yapıtı düşünül emez. Başka türlü söyl ersek ; tarihsel­ l i k i l e estetik yapıyı b i rb i ri nden ayırmak olanaksızdı r . Çünkü, h e r sanat yapıtı b i r yan ıyla estetik olduğu ka­ dar öbür yanıyla da ta ri hse l d i r. " Büyük edebiyat, m ü­ z i k ya da yapı-sanatı , her sanat yap ıtı n ı n bu tarihsel özü nü kend i d i l iyle en açık biçimde d i l e geti ri r. » (2) Tarihsel gel i şmeye, kü ltürel g e l i şmeye parelel ola­ rak, bu tarihsel varl ı ğ ı n içinde yer alan estetik varl ı k d a , sanat biçim leri de sürekli ol arak değ i ş i r. İşte, bü­ tün ta rihsel gel işmeyi olduğ u g i b i , sanat b i ç i m leri n i n değişmes i n i de b i r tümel felsefe b i l i m i i nceler. B u fel sefe b i l i m i tarihsel materyalizm'dir. « Sanat b i ç i m­ leri, tarihsel sü reç içinde büyük değişmelere uğra r­ lar. Bu değişmelerin toplumsal neden lerini ve este­ tik görünüş biçiml er.i n i teme l l end i rmek yine tari hsel materya l i z m i n ödevi d i r . .. (3) Tarihsel materya l i zm i n b u görevine katı lara k , Lukacs estetik var l ı k üzer i n e eğ i l i r, onu kategorial o l a rak belirlemek ister. Ancak, estetik varlığa Lukacs'ın ya klaşı m ı , ideoloj i k bir yak­ laşım değ i l de, b i l i mse l-felsefi b i r yaklaş ı md ı r . Böy­ le b i r yaklaşım içinde, Lukacs'ın özellik kategorisi i l e karş ı laşırız. Şimdi ned i r b u özel l i k kategorisi ve b u es­ tetik varl ı ğ ı nas ı l be l i rl i yor? bunu görmeğe ç a l ı şa l ı m . İ l k i n öze l l i k kategorisi i l e estetik varl ı k arası n­ daki i l g i n i n nas ı l bir i lg i olduğunu sormal ıyız. Lukacs , �u i lg i yi şöyle betimlemek i ster: .. şimdiye kadarki 1) ) 3) 2

Lukacs. Die Eigenart des Aesthetischen. Aynı eser, s. 230. Aynı eser, s. 264. 207

il.,

s. 230.


MARKSİST ESTETİK :araştı rmalarımız sürekli olara k bizi ' özel l i k' yonune itiyor, içind e estetik o l a n ı n en yetkin olara k d i l e gel­ d i ğ i kategoriye . (1) Bu sözl e rden ş u ç ı k ı yor ki, es­ teti k olan i l e öze l l i k kategorisi a rasında içten b i r bağ1 ı l ı k , b i r öz i l g i s i vard ı r . ..

N e var k i , bu öze l l i k kategorisi yal n ı z estetik var­ l ı kla i l g i l i d eğ i l d i r , ayn ı zamanda o b i r kü ltür katego­ risidir. · Ya l n ı z tüm sanat eyl emi özel l i k kategori s i i ç i nde y e r almaz, onun sürekli olarak yaşam i ç i ne al ınması da insan kültürünün temel b i r öğes i d i r . • (2) Ş i m d i bir temel estetik ve kültür kategori s i olan özel­ l i k kategori s i , genel b i l g i sisteminde olduğu g i b i , i k i ucun, genel l i k v e bi reyl i ğ i n ortasında b u l u nur. Ancak, esteti k alanı nda bu orta yer, b i l g i alanında o l d uğun­ dan oldukça büyük bir ayrı cal ı k gösteri r . Bu ayrıca­ ·ı ı ğ ı Lu kacs şöyle temel lendirir: « Estetik varl ı ğ ı n özel­ l i ğ i , öze l l i k kategori s i n i n , gene l l i k ve b i reyl i k a rasın­ da yal ı n bir a rac ı olmak deği l d i r , ters i n e organ i ze edici orta olmasıd ı r . Bunun sonucu da şudur: yansı­ mayı gerçekleşti ren hareket, bilgide olduğu gibi g e­ nel l i kten bireyl iğe ve sonra b i reyl i kten genel l i ğ e d oğ­ ru g itmez de, ters i n e orta o l a rak özel l i k , söz konusu hareketlerin başlangıç ve sonuç noktası d ı r; bu hare­ ketl e r b i r yandan öze l l i kten genel l i ğ e g ider ve döner; öbür yandan d a özel l i k ve b i reyl i k a rasındaki bağl ı­ l ı ktır.• (3) Buna göre, bütün esteti k sürecin bel i r l e­ ·yi c i kategoris i , bu öze l l i k kategorisi d i r. Öbür katego1) 2) ::!)

Lukacs, aynı eser, s. 230. Aynı eser, s. 264. Aynı eser. s. 206. 208


MARKSİST ESTETİK r i l o r, ancak, bu orta noktada estetik süreç i l e i l g i ıçı­ ne g i rerler, kendi baş larına böyle bir i l g i i ç i ne gi rmez­ ler. « Bu rada beti m lenen olay özel l i k'in s ı n ı rlarını es­ teti k' i n temet bir kat_e_gorisi olarak çok a ç ı kça ortaya ·-koyuyor. Sa nat yapıtı nı . Süojel<tivttk ve-objektivl i k ,. görünüş ve öz arasında bir harmani ( uyum) meyda­ na geti rme göreviyle sanat yapıtını gerçekl eştiren orta, sanat yapıtında hem bi reyl i k hem de genel l i k , öze l l i k katı na yükselt i l m e l i d i r . .. ( 1 ) Bütün b u söylenenlerden anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , öze l l i k kategori s i , sanat yapıtını v e estet i k varl ı ğ ı bel i rl eyen biricik temel kategorid i r. Ne yaz ı k ki, estetik varl ı k için bu derece önem l i olan b u kategori , Lukacs'a g e­ lene kadar pek i l g i görmemişti r. İ l k kez Lu kacs , bu kategori n i n estetik varl ı k için önem ini görmüş ve onu esteti k varlığa başarı i l e uygulam ıştır. Öze l l i k kate­ gorisine karşı i lg is i z l i ğ i Lu kacs da şöyle d i l e geti rir: « Felsefe ta rihi şunu gösterir: Bilim ol arak biyoloj i­ n i n gel işmesi , toplumsal yaşa m ı n yeni fenomen leri , k i m i düşünürlerin öze l l i k kategorisi i l e i l g i l i buluşl arr için be l i rleyici olmuştu r ; Kant ve Hegel gibi mantık ve b i l i m öğretis i alanlarında deri n l i ğ i n e ve bereketl f b i r biçimde öze l l i k kategori s i n i n öne m i n i kavrıyan düşünürler bile bu b i l gi lerini genel l i k l e estetik i ç i n hemen hemen değerlendi rme·m i şlerd i r. .. ( 2 ) B u n u yi­ ne bir başka yerde Lukacs şöyle d i l e getirmek i ster : " Özel l i k kategori s i n i n e l d e e d i l m esine büyük hizmetr 1) 7)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s.

229. 266. 209 Marksist Estetik - F./1 4 -


MARKSİST ESTETİK geçmiş düşünürl eri n , bu buluşl arı n ı esteti k ( eth i k ) varl ı kta som utlaştı rmadan g e l i p geçmel e ri ç o k i l gi nç­ tir." ( 1 ) Öze l l i k kategori s i n i n esteti k alanına uyg u l an­ mamas ı , esteti k varl ı ğ ı n ( Lu kacs'a göre) bugüne ka­ dar beli rlenememesi sonucunu doğurm u ştur. Ş i m d i , öze l l i k kategori si katı na her i ki ucu n , ge­ n e l l i k ve bireyl i l i ğ i n nasıl yükse lti l d i ğ i n i görmel iyiz. İ l ki n , buna bireyl i l i k yönünden yaklaşmak i stiyoruz. Bir estetik obj e , b i r sa nat yapıtı , bi reysel b i r varl ı k­ tır, 'burada ve ş i m d i ' olan b i r va rl ı ktır. Ama, onun var­ l ı ğ ı , herhang i b i r b i l g i obje'si g i b i b i r varl ı k deği l d i r . Şu an a l g ı la d ı ğ ı m ağaç, şu an sokakta gördüğüm adam da bir var-oland ı r. Sanat yapıtı n ı n varl ı ğ ı böy l e b i r varl ı k değ i l d i r . Bir mermer heyke l , onu ol uştu ran bir mermer kütlesi i l e örtüşmez, onunla aynı şey de­ ğ i l d i r. Bir müzik parças ı , onu o l uşturan seslerin fi­ z i ksel varl ı ğ ı i l e hiç b i r zaman örtüşmez. N e d i r a ra l a­ rındaki bu ayrıcal ı k ? Bu ayrıca l ı k sanat yapıtında öyle bir nite l i Çj e daya n ı r k i , bu nite l i ğ i nden ötürü sanat ya­ p ıtı doğadaki herhangi bir va rl ı k olmaktan ç ı karak b i r sanat yapıtı olur, kendine özgü bir varl ı k olur. Ama , bu, sanat yapıtı n ı n b i reyse l l iğini de ortadan kal d ı r m ı ş ol­ maz. Söz g el i m i , Su ltanahmet Cam i i b i reysel b i r yapıt­ t ı r, Orhan Vel i ' n i n İstanbul Tü rküsü ş i i ri , b i reysel b i r yapıtt ı r, Beethoven 'in 5 . Senfon i s i , Picasso'nun G uerni­ ca's ı hep birer b i reysel yap ıttı r, bu anlamda b i reysel bi­ rer varol andırlar. Buna bakarak burada b i reyl i k i l e özel­ l i k ' i n b i r noktada örtüştü kleri n i söyl iyemez miyiz? Kuş­ kusuz böyle bir şey söyl i yemeyiz. O halde bu durumu l)

Aynı

eser, s .

266. 210


MARKSİST ESTETİK nas ı l açı klayab il i riz? Bu durumu Lukacs, b i r yeni kav­ ramla açıklamak ister : " İçine a l m a n , " i çerme .. kav-· ram ı . Lukacs'a göre, · b i reyl i l i k, kend ine özgü öze l l i k içinde içeri l i r. Bu o şekilde o l u r k i , estetik öze l l i k h e r şeyi temellendiren b i r töz o l u r ve bu öze l l i k içi nde içerilen b i rey l i kler de b u töze ait olurlar . ( 1 ) O hal­ de, b i reysel l i k ve öze l l i k aras ındaki i l g i , öze l l i ğ i n bi­ reys e l l i ğ i içine a l ması i lg i s i d i r . B u i l g i neden iyled i r· k i , estetik obje, sa nat yapıtı öze l l i k kategorisine d a­ yand ı ğ ı halde yine bi reysel b i r va rl ı k ol arak kal ı r . Ş i m d i öze i l i ğ e b i r d e genellik açısından yakl aşa1 ı m . Genel l i ğ i n , h e r şeyden önce b i r mantı k katego­ risi olduğunu bil iyoruz. Gene l l i k kategoris i , bizi bi­ reys e l l i ğ i n çok'lar dünyasından ç ı kararak mantı ksal­ ideal b i r bir' l e r ve tüm 'ler dünyas ına geçirir. Çoklar d ünyası nda say ısız insan b i reyleri b u l un u r, ama, man-­ tıksal dünyada b i r tek insan idea's ı , b i r tek i nsan kav­ ra m ı b u l u n u r. Bireyl i l i k d ünyas ında tek tek bi reyse r ayrı ntı ların bul unmas ı n a karş ı n , gene l l i k dünyas ında qer.el'ler ve bunların b i r l i ğ i ve düzeni bulunu r. Ş i m­ d i . böyle b i r mantı k kategori s i n i n bi reyse l l i ğe daya l ı olan. v e böyle kalması gereken estetik varl ı k alan ı n­ daki ye rinin ne olduğu haklı o larak soru labi l i r . Genel­ l i k kategorisinin esteti k varl ı k alanında gerçekten ye-· ri var m ı d ı r ? Buna Lukacs şöyle b i r yanıt veri r : « G e­ nel olan, estetik d ünyada çok önem l i , bel i rg i n b i r ya­ şam gücü ol arak kend i n i gösterir. Bu genel l i k anlay·­ ş ı , özü ne hiç d e yabancı değ i l d i r. Bu kategori , ger­ çekliğin i nsana bağ l ı olm ıyan yansı masında büyük b i r ..

1)

Lukacs, D i e Eigenart des Aesthetischen. 21 1

i l .,

s.

248.


MAFıKSİST ESTETİK ro l oynuyorsa , hiç kuşkusuz bu onun araştırılması için b i r neden olmal ı d ı r : İnsanlar, sanki çevrelerini saran bireyse l l i kl erde onların içlerinde saklad ı kları genel prensipleri kavrıyam ıyacaklarm ı ş ve onlara ege­ men olam ıyaca klarm ı ş gibi çevreleri karş ı s ı nda çare­ siz kal d ı kları i ç i n genellemelere giderler. » ( 1 ) G örül­ düğü g i b i , estetik alanda da tıpkı b i l g i alan ı nd a oldu­ ğ u g i b i , i nsan ı n b i reyse l l i k dünyası i l e i l işkisi n i n zo­ run l u bir sonucu ol arak gene l l i k kategorisi ortaya çı­ kıyor. Ancak, esteti k a l a n ı nda gene l l i kl e öze l l i k ara­ s ı ndaki i l g i , a rt ı k b i l g i alanında olduğundan çok ayrı­ cal ı d ı r. Bu ayrıca l ı k , esteti k varl ı k alanında bi reysel­ lik ile öze l l i k kategori l eri arasındaki i l g i g i bi d i r : içer­ me-ilgisi. Nas ı l özel l i k kategori si bi reyse l l i ğ i i çeriyor­ sa, aynı şeki lde özel l i k, genel l i k kategori s i n i de i çe­ rir. « G enel-olan , esteti k yansımada g enel-olma özün ü korur, hatta yaşam g ü c ü ol arak d a etk i s i n i gene l l i k üzerinde sürdürür; a m a , onun herhang i b i r komposi­ tion'da ortaya ç ı k ı ş ı , onun somut ağ ı rl ığ ı bir sanat yapı tı n ı n içeri ğ i n i oluştu ran ve bu sanat yapıtı n ı n kompos ition b i ç i m i n i beli rleyen bağ lamlar i ç i n e na­ s ı l b i r güç i l e karı şmas ı na bağ l ı d ı r. K ı saca söyleni r­ se ve daha önce e l e a l ı n m ı ş olan kategori ler proble­ m i i l e i l g i içine kon u rsa : Genel-olan ve özel-olan, bu­ rada bir içerme i l g i s i içind e bulunurlar. Doğal olarak özel l i k , burada, genel l i ğ i içeren bir töz temel i ol uş­ turur." (2) Estetik alanında, sanat a l a n ı nda karş ı l aş­ t ı ğ ı m ı z gene l l i k, görüldüğü g i b i , kendine özgü b i r g e1 ) lukacs, Die Eigenart des Aesthetischen, i l ., s. 245. 2) Aynı eser, s. 245. 212


MARKSİST ESTETİK n e l l i k olup, bu öze l l i ğ e bağ l ı d ı r, onun tarafından ta­ şınır. · Sanattaki bu genel l i ğ i kavramsal biçi mden .so­ yup onun somut ol arak ne anlama geld i ğ i n i sorab i l i ­ r i z . Böyle b i r soru , d a h a açık ol arak b i r sanat yapıtı­ nın gene l l i ğ i n i d i l e g eti rir. Bunu inceleyebilmek i ç i n , sanat yapıtı n ı n kendis inden ka l kmamız gerekir. O hal­ d e sanat yapıtı ned i r ? Onun nas ı l bir varl ı ğ ı var? Sa­ nat yapıtı , şimdi ve burada olan bir varl ı ktır, k ı saca bi reysel bir va rlkıtır. Ama, onun bu bi reysel l i ğ i , özel b i r varl ı k olması tarafından içeri l i r ; onun bi reysel l i­ ğ i , özel b i r bireysel l i ktir. D i n l ed i ğ i m şu müzik, seyret­ tiğim ş u tablo okuduğum şu ş i i r hep böyle bir varl ı k­ t ı r . Ama, nas ı l olur da böyle b i r kere l i k bi reysel b i r varl ı ktan b i r gene l l i k bekl iyeb i l i ri z ? N a s ı l o l u r d a o n u n gene l l i ğ i nden söz açab i l i riz? Sanat yapıtında böyle bir genel l i kten söz açmağa hakk ı m ı z var m ı ? Öte yandan biz sanat yapıt ı n ı n , herhangi bi reysel b i r v a r ol andan da ayrıcalı olduğunu bil iyoruz. B i l g i obje­ si olan var-olan lar zaman içi nde yiti kti r. Sanat yapıtı ise zamana karş ı d u ru r, doğal belirl emelerin d ı ş ında bulunur. Bütü n bu söyl enenlerin ı ş ı ğ ı nd a , zamanca aşkın olan bir sanat yapıtı nı herhangi bir bi reysel var­ l ı k g i b i düşüneb i l i r miyiz? Ohalde. buradaki g enel l i­ ğ i n de kendine özgün b i r gene l l i k olması g ereki r. « Gerçekten sanatça görünüş dü nyasında biçim kazan­ m ı ş insan dünyası ve obje dü nyas ı , b i l g i d e buldu ğu­ muz gene l l i k türünden b i r gene l l iğ e sahip deği l d i r . Sa­ flat, insanı ve onun a l ı nyazılarını yansıtmak ve bu yan­ s ıtmalara duyusal b i r süre sağlamakl a , i nsan ı n dünya i l e i lg i le ri n i . başka türlü düşQn ü l o miyecek b i r ölçüde 213


MARKSİST ESTETİK zeng i n l eştirmek ve deri nleşti rmek l e , onlara bin lerce yıl her gün yen i l enen bir genel-geçerlik vereb i l i r v e bu da, sanat yapıtı n ı n oluşumunun ' bu rada ve ş i m d i '­ l iğ i nde temel lenir. » ( 1 ) Buna göre , sanat yapıtında onun bireysell iği i l e gene l l i ğ i bir senteze u l aşır. Sa­ nat yap ıtı nas ı l bi reysel l i kten uzak düşünül emezse -o zaman sanat yap ıtı salt mantı ksal bir obje o l u r­ du- aynı şekilde genel l i ğ i n d ı ş ı n d a , zaman-d ı ş ı b i r varl ık ol madan d a düşünül emez - ozaman sanat ya­ pıtı bir sanat yapıtı olmaktan çı kar, herhang i , s ı radan bir b i l g i objesi o l u rd u . Sanat yapıtı n ı n bütün bu sen­ tez ve bütünlüğü ise, yalnız özEllik kategorisi i l e o l a­ nak kazanır. « Öze l l i k, o halde güçlü bir bütü n l üğün temel inde bulunan i l ke'dir. Bu i l ke, estetik yap ı n ı n bütün gözenekleri i ç i ne g i rer. » ( 2) Böylece , öze l l i k kategorisinde ulaşı lan bütü n l ü k , sanat yapıtında so­ mutlaş ı r . Buna göre , sanat yapıtı üstün b i r sentezi ve birliği gösterir. Şimdi bu birl i k nas ı l bir birl i ktir? Bu b i r l i k , d o­ ğal b i r b i rl i k ol mayı p , sanatçı ded i ğ i m i z bir i nsan ta­ rafından b i r tak ı m öğelerin bir araya geti ri l mesiyle elde edilen b i r varl ı k ve bütünlüktür. Böyle b i r b i r l i k ve bütünlüğün som utlaştı ğ ı varl ı k. estetik bir yapı olan sanat yapıtı ad ı n ı a l ı r. Bu sanat yapıtı da bir var­ l ı ğ ı d i l e getird i ğ i n e göre, bu varl ı ğ ı da bel i rleyen b i r kategori o l m a l ı d ı r . Daha önce işaret etti ğ i m i z g i b i , b u kategori özellik kategori s i d i r . " Eğer bu yolda sa­ nat yapıtında öze l l i k kategorisi içinde bir 'dünya' ku1) 2)

Lukacs, Die Eigenart des Aesthetischen, Aynı eser, s. 237. 214

il..

s.

231 .


MARKSİST ESTETİK

·

ruluyorsa, o zaman bu zoru n l u l u kl a genel l i ğ i n ve bi­ reyl i l iğ i n öze l l i k katına kald ı rı l d ı ğ ı n ı gösteri r . " ( 1 ) Bununla Lukacs ' ı n d i l e getirmek i sted iği şey şudur: Sanat yapıtı nda hem nesne ler d ünyası (bi reyler d ün­ yas ı ) hem de a k ı l d ünyası (genel l i kler d ünyas ı ) d a­ ha yukarı b i r basamakta b i rleşir ve bir senteze u la­ ş ı r . Bunu marxist term i noloj i i l e söylersek: doğa-ak ı l d i alekti k ' i , sanat yapıtında b i r senteze u l aşmakla or­ tadan kalkar. Şimdi bu senteze bir az daha yakı ndan bakmağa çal ışal ı m . Bu yolda yine Lukacs'dan a l acağ ı m ız b i r cümleden kal karak i l erlemek i stiyoruz. Lukacs, bakı­ nız, şöyle söyl üyo r : « Esteti k dünya s ı n ı n merkezi nde bulunan bir yapı ol arak sanat yapıtı i nsan ı n i ç d ünya­ sı i l e d ı ş d ünya , i nsan k i ş i l i ğ i i l e onun a l ı nyazı s ı n ı n o rganik b i r b i r l i ğ i n i gerçekl eşti rmekle, bu a ş ı n uçla­ rı i nsan ve insanlık dünyas ına kald ı rı l m ış o l u r. " ( 2 ) Lu­ kacs 'ın bu sözleri nde üç önemli kavram var: iç d ü n­ ya, d ı ş d ünya ve i nsanl ı k d ü nyası kavramları. Anl a ş ı l­ d ı ğ ı g i b i , burada öze l l i k kategori si yerine insanl ı k d ü nyası deyi mi k u l l a n ı l ıyor, yu karda işaret etti ğ i m iz d ial ekti k'in ancak i nsanl ı k katında bir senteze u l a ş ı ­ labi leceğ i d i le geti ril iyor. İç ve dış dünya kavramlarına g e l i nce, bun ları ge­ n e l l i k ve bi reyl i l i k kategori l e ri n i n bel i rlediğini daha önce söyl emiştik. Ş i m d i daha yakından bakınca, bu kavramlar acaba nas ı l b i r nite l i k gösterirler? Lu kacs , bu kavram l arı ayn ı zamanda sübjektivl i k ve objektiv1) 2)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s .

244. 227. 215


MARKSİST ESTETİK l i k kavramları i l e de d i l e geti rmek ister. · Sanat ya­ pıtı . esteti k dünyan ı n merkezinde bulunan bu yapı , onda ancak salt bölük pörçü klükten arınmış. gelişmiş b i r en yüksek öze l l i k ile en yüksek objektivl i k g er­ çekleşti ri l i rse kavranabi l i r. " ( 1 ) Burada d a , sanat ya­ pıtı . sübjektivl i k ve objektivl i ğ i n ol uşturd uğu bir bir­ l i k ve b i r bütü n l ü k olarak a n l aş ı l ıyor. Ama, kuşkusuz kend i ne özgün b i r birlik ve b i r bütünlük ol arak. « Es­ tetik yans ımanın objektivleşmesi (nesnelleşmesi) demek olan sanat yapıtı , hem mutlak olarak kendi içi­ ne kapa l ı b i r bütü n l ü ktür hem d e kendi içinde yetki n b i r bütü n l ü ktür . .. ( 2 ) B u n a g ö r e , kend i içine kapa l ı v e k e n d i i ç i n d e yetkin v e mutlak b i r varl ı k o l a n sanat yapıtı . iç ve d ı ş dünyal arı n , sübjektiv l i k ve objektiv­ l i ğ i n sentezinden ol uşan b i r bütünlüktü r. · Bu bütün­ l ü k, sanat yapıtı denen bir yapıda gerçekleş ir; bu ya­ p ı , b i r yandan i nsan tarafından primer o l a rak konmuş bir şeyd i r , buna göre de, kend i d i a l ekti k ' i nden doğan hiç bir objektiv ( nesnel) gerçe k l i k değ i l d i r, öbür yarı­ dan o böyl e b i r biçim olarak kend i obj ektiv yap ı s ı i ç i n­ de en üst d erecede objektivl eşmiş (nesnelleşmiş) b i r sübjektivliği (özne l l i ğ i ) içine alabi l i r; ama, böy­ le b i r yapı ol arak süje ( özne) olmak anlam ında h i ç b i r sübjektivl iğe ( öznelliğe) s a h i p olamaz . .. (3) Ohalde, sanat yapıtını oluşturan yanlardan biri olan sübjektivl i k, a rtık b i r b i l g i süj e 's i n i n sübjektiv­ l i ğ i ( öznel l iğ i ) olmadığı g i b i , y i n e sanat yapıtı n ı ol uşı) 2) 3)

Aynı Aynı Aynı

eser , s. eser , s. eser. s.

227. 232. 227. 216


MARKSİST ESTETİK turan öbür yan , objektivl i k de ( nesne l l i k ) , objektiv gerçekl i k anlam ı ndaki objektiv l i k değ i l d i r. Burada söz konusu olan süj e , objektiv bir nite l i k elde ettiği gibi, yine obje de bir sübjektiv nite l i k elde eder. De­ neb i l i r k i , sanat yapıtı bir yerde onların bir ortak ya da orta noktası n ı ol uşturur. Lu kacs'a göre : .. sanat ya­ pıtı n ı n daha bu biçimsel n itel i ğ i b i l e , onu , sübjektiv­ l i k ve objektivlik a ra s ı nda değe rl i b i r orta-yere ko­ yar. Bu o rtaya, i nsan açısı ndan bakı l d ı ğ ı nd a , her i k i aş ı rı tek yan l ı l ı ktan kurtul muş görünür: Sanat yapıtı­ nın sübjektivliğ i , kendi i ç i ne kapa l ı , bölük pörçüklük­ ten kurtu lmuş olduğu g i b i , objektivl i ğ i de, i nsana­ uzak-ol maktan kurtu l muştu r . .. ( 1 ) Buna göre , sanat yapıtı obje 'ye açık b i r sübjektivl i ğe sahip olduğu gi­ b i . ayn ı zamanda süje'ye, i nsana yakı n b i r nesnel l i ğ e de sahipti r. Lukacs'a göre d e sanatın değeri , bu i n­ sansal çizg ide bulunu r. « Sanatı n dünyas ı , insan ı n dünyas ı d ı r . Sanatta , sübjektivl i k v e objektivl iğin b i r­ l iğ i , objektiv idealizmin -yan l ış b i r objektiv d ünya kavrayışı eğ i l i m i nde- özdeş süje-obje dediği şeyi di­ l e geti ri r . » ( 2 ) Sanatın i nsansal laştı rılmas ı , bu , bü­ tün marxizm i n ve marxist düşünürlerin temel lendir­ meğe çal!ştıkları b i r varsayı m d ı r . Bir marxist düşü­ nür olan Lu kacs da, aynı varsayıma bağ l a n ı r ve o da bu varsay ı m ı n yine i nsansal son uçlarına u l aşmak i s­ ter. " İnsan ın dünyas ı : bu, güçlendi r i l m i ş i nsan süb­ jektivl i ğ i , i nsana veri l m i ş olan, ama y a l n ı z objektiv­ l i k olarak gerçekleştirilen b i r i nsan sübjektivl i ğ i .ı o (3) 1) 2) ")

Lukacs, Die Eigenart des Aesthetischen. Aynı eser, s. 226. Aynı eser. s. 227. 217

il ..

s. 227.


MARKSİST ESTETİK İ şte bu noktada, objektivl i k olarak g erçekl eşti ri l e n sübjektivl i k kavram ında felsefi b i r buna l ı m da baş l a­ m ı ş olur. Şöyle ki , objekti v l i k kazanm ı ş sübj ektivl i k « Sübjektivl i k ne demekti r ? Bunu Lu kacs d a sorar: (objektivl i k kazan m ı ş olarak) süje-obje özdeşliği mi­ d i r ? » ( 1 ) Bu soruya, Lu kacs'a göre , hem o l u m l u hem d e olu msuz yanıt veri lebi l i r. Veri len yan ıta göre d e , b i rbi rinden ayrıcalı sonuçl ara u l a ş ı l abi l i r . .. Hayır, süb­ jektivl i k ve objektivlik'in beraberl i ğ i , d a i m a anlaşıl­ m ı ş o l duğu g i b i b i r süje'de tözleşti r i l m i ş ol arak dü­ şünüleb i l i r: Real (gerçek) ol arak var olan b i r süje daima kendis inden bağ ı m s ız o l arak var o l an bir obje dünyası karş ı sında bulunur, daima onun ürünüdür, h i ç · b i r zaman o n u n bütünlüğünün yaratıcı i l kesi değil­ dır . . . " ( 2) Görü ldüğü gibi, böyle b i r özdeş l i k söz ko­ nusu olduğu zam a n , süje, bu özdeş l i ğ i o l u şturan bir töz, b i r i l ke olarak düşünüleb i l i r k i , bu , Lukacs'a gö­ re yan l ıştı r. Ters i n e , süje daima objektiv gerçek l i ğ i n b i r ürünüdür. « Süje'n i n dü nya tablosu d a daima ken­ di baş ına var olan gerçekl i ğ i n b i l i ncine uygun bir tek­ rarı d ı r . ,, (3) Ayn ı soruya o l u m l u bir yaklaşım içinde veri le­ cek b i r ' evet' de deği ş i k sonuçlara götürür: « Bu so­ ruya ve rilen ' evet' yanıtı, bu özdeş süje-obje i l e kas­ tedi len şeye gerçi bazı bakı m l ardan yakl aşır, ama, onun g erçekleşmesi böyle ya l ı n ol arak d a kavrana­ maz. » (4) Çünkü, daha önce de i şaret ettiğ i m i z g i b i , 1 ) Aynı 2) Aynı 3) Aynı ") Aynı

eser, s . eser, s. eser, s. eser, s.

227. 227. 227. 227. 218


MARKSİST ESTETİK sa nat yapıtı bölük pörçüklükten kurtu l m u ş , g e l i ş m i ş b i r sübjektiv l i k i le objektiv gerçekliğe daya l ı b i r ob­ j e ktivl iğe sahiptir. Daha ya l ı n ve daha serbest konu­ ş u l u rs a : Süje-obje özdeş l iğinde, süje'n i n süje niteli­ ği, obj e 'n i n d ı ş gerçe k l i k nite l i ğ i kaybo l u r . Oysa, sa­ nat yap ıtında, süje ve obje bu nite l i kl eriyl e bulunur. Lukacs, süje-obje özdeş l i ğ i n i n temelsizl i ğ i n i bu g er­ rekçelerle kanıtlamak ' i ster. Ancak, burada Lu kacs' ı n i l eri sürdüğü düşünce­ ler karş ı s ı nda eleştirel bir tavı r almal ıyız. Lukacs ne d iyord u ? Öze l l i k kategorisinde, süje-obje , i ç-dünya . d ı ş-dünya b i r birliğe, bir senteze ulaşır d iyord u . Ger­ ç i , kategorial yönden Lukacs'ın önerd i ğ i öze l l i k kate­ gorisi yeri nded i r:, original b i r düşünced ir. Ancak, ay­ nı düş ünceyi kategorial biçimden soyacak o l u rsak. burada içerikçe pek yeni bir şey dile geti rilmed i ğ i n i görürüz. Şöyle k i , Kant'tan b e r i bütün idealist este­ tik ayn ı düşü nceyi öne sürmüştü . Örneğ i n , Kant'a gö­ re, sanatta a k ı l ( özgürlük) i l e doğa (zoru n l u l u k ) dün­ yas ı birleşir. Hegel'de, özü ne yabancılaşarak doğa varlığı halinde objektivleşen ti n , gerçe k l i k kazan m ı ş olarak kendine geri döndüğünde o l uşturduğu var l ı k düzeyleri n i n en ü s t katı nda d i n , sanat v e felsefe bu­ lunur. Sa nat, bu anlamda, tinin maddede görünüşü­ dür. Çağdaş düşünürlerden , modern ontoloj i n i n ku ru­ cusu Nicolai Hartmann'a göre de sanat yapıtı , i rreal bir a rka-y ı p ı n ı n ( ru h , tin) real bir ön-yapıda ( madde­ sel va rl ı k ) görünüşe u l aşmasıdır. Lukacs ' ı n söyled i k­ leri de bu idea l i st çizg i n i n d ı ş ı nda d eğ i l . Onun origi­ nal yan ı , düşünce n i n düşü nce olarak kend i s i değil d e , bu düşünceye verd i ğ i kategorial biçimdir. 219


MARKSİST ESTETİK Ş i m d i sanat yapıtı n ı n varl ı ğ ı n a yeniden dönmek i stiyoruz. Çıkış noktamız, sanat yapıtı nda, genel l i k ve b i rey l i k katego ri l erinin özel l i k kategori si adı veri­ len bir orta noktada bi rl eşti kleri d üşüncesi i d i . .. şunu anı msamal ıyız: İ nsansal-o l m ıyan (esteti k d ı ş ı ) yan­ s ı mada genel l i k ve b i reyl i k aşırı uçlar ol arak d a i m a b i rb i rinden uzak noktaları g österdiği h a l d e , özel l i k kategorisi onlar a rasında aracı b i r ortad ı r, bir a l an­ d ı r. Estetik yans ı mada ise, özel l i k yal n ı z bu aş ı rı uç­ lar a rası nda bir aracı deği l , tersine b i r orta'd ı r , de­ ğer anlam ında bir o rta'dı r, merkez-kaç ve merkezc i l hareketl erinin b i r merkez-noktas ı d ı r . .. ( 1 ) Bu m erkez noktasına anlam ı n ı veren ve onu b i r değer obj esi kı­ lan varl ı k , i nsand ı r, sanat yapıtı yaratan ve ondan haz duyan i nsand ı r. « İ nsanın ortaya ç ı k ı ş ı i l e orta, aracı­ l ığ ı n d i n a m i k sistemi i ç i nd e özel b i r yer elde eder. ( 2 ) İ nsan i le bu aracı ortalar a rası nda zoru n l u b i r i lg i vard ı r, « i nsan b i l i nci , orta-arac ı l ar saptamağa ve onl arı kavramağa zorl a n ı r, çünkü, d ı ş-dünya obje'­ l erinin bağ l ı l ı ğ ı geniş ölçüde arac ı l a ra daya n ı r . » ( 3 ) Ama n e yaz ı k k i , Lukacs' a göre , ş i md i ye kadar i nce­ den i nceye a raşt ı rı l m ı ş o l ması gere ken bu sorun u çak az incelenmiş felsefe soru n ları içi nde yer a l ı r . » c � J Oysa, yine Lukacs 'a göre , cı i nsan dünyasında topl u m­ sal-tarihsel g e l i ş m e dünyas ında bu a racı orta h i ç d e önemsiz bir g ü c e s a h i p d eğ i l d i r . ., ( 5 ) B u ö n e m y a l n ı z 1) 2) 3) �) S)

Lukacs, O l e Eigenart d e s Aesthetischen Aynı eser. Aynı eser, s . 207. Aynı eser, s. 207. Aynı eser, s. 208. 220

il.,

s. 255.


MARKSİST ESTETİK b i l g i felsefesinde d eğ i l , daha çok i nsansal yansıma dünyas ı nd a , esteti k'd e ve eth i k'de görünür. Ş i m d i i l k i n eth i k'de ve sonra esteti k'de bu 'orta' nas ı l o rtaya çıkıyor? Ona değinmek istiyoruz. Ethi k 'te de bu sorunun temel bir sorun olduğunu ve bunun Anti k çağdan beri böyle s ü regel d i ğ i n i b i l iyoruz. • Ta­ rihsel yönden orta, eth i k ' i n b i r merkez problemi o la­ rak en önemli ve etk i l i biçimde Ari stote les tarafın­ dan e l e a l ı n m ı ştı r. " ( 1 ) H atta, Ari stoteles eth i k' i n i n Jen iyi-orta' görüşü i l e ü n yaptığ ı n ı işaret edeb i l i riz. Şimd i , eth i k alan ında orta'nın hangi aş ı rı uçlar ara­ sı nda bu lunduğunu sormal ıyız. Bu aş ı rı uçlar ahlaklı· lık ve yasalılık'tı r (moral ite-legalite ) , başka b i r de­ y i m l e ahlak ve hukuk'tur . Bu a ş ı rı uçların aras ında bulunan orta, yine b i l gide ve esteti k'de olduğu gibi özellik kategorisi tarafı ndan belirlenir. Ama , eth i k alanında, gene l l i ğ i n v e b i reyl i ğ i n karş ı l ı ğ ı n ı n ne oldu­ ğunu sorabi l i riz. B i reyl i l i k , ah laksal yaşantı , vicdan ve eyl emdir, gene l l i k ise, objektiv hu kuktur, yasa lar­ d ı r . Öze l l i k kategorisi ise, bunlar a ras ında b i r a racı , b i r orta olara k yer a l ı r. Ancak, böyle b i r ' aracı o rta' · nas ı l gerçekl eşti r i l eb i l ir? Bunun gerçekleşme süre­ c i n i Lu kacs şöyle saptamak istiyor: • H ukuk ve ahlak a ra s ı nda aracı orta ol arak ahl aka özelli k egemend ir. Öze l l i k, tek tek vicdan eylemlerini ahlak süje's i n i n bi reysel l iğ i nden ç ı karıp yükseltmekle, a h l a k süje'sini somut ola rak eylemde bulunan bütün i nsanlar aras ı n­ da somut ol arak eylemde bulunan i nsan yapmak l a , tek t e k vicdan eylemlerini gene l l eşti rir.• (2) İşte böy1) 2)

Aynı Aynı

eser, s . eser, s.

2 1 7. 2 1 6. 221


MARKSİST ESTETİ K l e bir süreçle insan eth i k'de aracı orta'ya u l a ş m ı ş o l u r. Eth ik'de orta'yı i l k kez eth i k fenomenin taşıyıcı­ s ı olarak görüp ele alan Ari stoteles olm uştur. Aris­ toteles'e göre , eth i k ' i n kendisi mora l ite i l e legal ite (ah lakl ı l ı k ve yasa l ı l ı k ) aras ı nd a bulunur. Lukacs 'a göre, u Aristote les bunu okadar apaç ı k görmüştür k i . yöntem te mel lendirmesinde ondan hiç söz açmam ış­ tır bile . .. ( 1 ) Aristoteles'den sonra da çağ ı m ıza gele­ ne dek, eth i k , tıpkı Anti kçağ eth i k ' i g i b i , dai ma ob­ jektiv hukuk i l e salt sübjektiv ahlak aras ı nd a orta yer alm ı ştır. Aracı-orta 'nın asıl anlam ve d eğeri n i estetik ala­ n ı nda elde ett i ğ i n i saptamış bulunuyoruz. Aracı -orta , özel l i k kategori sinde som utl u k kazan ıyordu . Bu kate­ goride, bir yandan gene l l i k (akı l ) , öbür yandan bireyl i­ lik (tek tek doğal objeler, doğa,) bir yandan objek­ tivl i k öbür yandan sübjektivl i k'in bir birl i ğ i ve bir sen­ tezi oluyor. Ş i m d i bu birlik ve sentezi n sanat yapı­ tında nas ı l somutlaştı ğ ı n ı sorabi l i riz. Bu soruya veri­ lecek genel bir yanıt, Lukacs 'a göre , bu birl i k ve sen­ tezi n bir harmani (uyu m ) olarak somutlaştığı tarzı n­ da olacaktır. Gene l l ikle sanat yapıtı n ı n varl ı ğ ı , har­ moni'ye geri götürü lür ve harmani olarak kavran ı r. Lu kacs da ayn ı anlayışa kat ı l ı r . Ancak, ne var ki , sa­ nat yapıtı n ı bir harmani olarak görüp açıkl ıyanları n . bunu salt biçimsel-aritmetik yönden yapmalarına kar­ ş ı n , Lu kacs , bu harmoniyi ontolojik yönden anlar ve yine bu yönde temell end irmek i ster. " Burada meyda1)

Lukacs, Die Eigenart des Aesthetischen, il., s. 217. 222


MARKSİST ESTETİK 11a gelen ve yetkinleşen harmani n i n » diyor Lukacs, « ne yüzeyse l görüşün sand ı ğ ı gibi biçimsel bir n ite­ l i ğ i vard ı r ne de o töz g i b i b i r mutlakl ı k i steğ i ile o r­ taya çıkar . ( 1 ) Buna göre , sanat yap ıtı n ı n harmanisi n e matemati k b i r harmon i d i r ne d e metafizik b i r har­ mon i d i r. O, ya l n ı zca ontoloj i k b i r harmon i d i r. Bu an­ lamda burada söz konusu olan harmani , ayrıcal ı var­ ·ı ı k b i ç i m l erinin b i r b i r l i ği n i , b i r s entezini d i l e geti rir. B u ayrıca l ı varl ı k b i ç i m leri süje ve obje'd i r , daha ge­ nel konuş u l u rs a , tin ( ruh) ve madded i r, tinsel ( ruh­ sal) dünya ve dış dünyadır. « Harman i , gerçekl i ğ i n yans ı ması olarak, sübjektivl i k v e objektivl i k aras ı n­ daki derin , gerçek ve yetkin b i r i lgiyi gösteri r . » (2 ) Böyle iki karş ıt varl ı ğ ı n yetkin b i r i l g i si nden doğan harmani , asıl nede n i n i i nsan ruhunda derin b i r gerek· sinmede bulur. Lukacsa göre, i nsanda harmaniye kar­ ş ı derin b i r existenti al gereks i nme vard ı r. Ama, bu gereks i nmenin karşı lanmasında d a ' orta'yi ne önem l i b i r rol oynar. « Sübjektivl i k ve objektivl i k arasındaki h armaniye d uyulan g ereksinmenin karş ı lanması da yi­ n e bu gereksinme ile onun a rasındaki b i r orta'dır. " (3) ..

Ş i m d i , böyle bir harmani isteğ i nereden doğuyor? d i ye sorduğumuzda , b u soruya Lukacs, sanat yapıtı­ nın özü nden diye karş ı l ı k veri r. « Sanat yapıt ı n ı n öde­ vini oluşturan harman i isteğ i n i n karş ı lanmas ı , i l kece gerçekl i k izlen i m i veren g erçekl i ğ i n bir yans ıması­ d ı r . " (4) Böyle bir yans ıtma isteğ i , bel l i kiş i l eri n b i r ı) 2) ·') 4)

Aynı Aynı Aynı Aynı

eser, s . eser, s. eser, s. eser, s .

228. 228. 228. 228. 223


MARKSİST ESTETİK

isteği değ i ldir. Ters i n e , böyle b i r i stek i nsan ı n özüne kök salmış b i r istektir. u Bu derece yasal ve bu dere­ ce insa n ı n özünde derin ola ra k temel lenen böy l e b i r b i r l i k ve harmani g ereksinmes i n i n gideri l mesine, bü­ tün insan l ı k çabalar ve onun giderilmesine de yakla­ ş ı k olarak u la ş ı r . " ( 1 ) Ohalde, sanata u laşmak için yapılan çaba, tüm insan l ığ ı n bir çabası d ı r. Sanat yapıtı nda u laşı lan har­ mani de, değer de, ayn ı şekilde en yüksek insansal

değerdir. Şimdi , bu öze l l i k kategori s i n i n ve harman i n i n tek tek sanat türlerinde n a s ı l gerçekleşti ğ i n i görmek i stiyoruz. Bunu da bir kaç örnek üzerinde gösterme­ yi uygun bul uyoruz. Bu örnekleri de, edebiyat, müzi k , res i m ve m i mar l ı k sanatlarından al ıyoruz. Edebiyat ned i r ? Edebiyat dil ile yap ı l a n , dile da­ yanan bir sanattı r. D i l , bir yan ıyla sözcüklere daya­ n ı r , soyut-genel b i r varl ı ktı r. Ama, öbü r yan ıyla da d i l objektiv gerçek l i ğ i , nesneleri yansıtan bi reysel b i r varl ı ktır. Örneğ i n masa sözcüğü, ş i mdi v e bu rada var olan masayı yansıttığ ı nda, masa sözcüğü bi reysel b i r varl ı ktı r. Masa sözcüğü b i r kavram ol arak e l e a l ındı­ ğ ı nda ise b i r genelliği dile g eti rir. Ş i md i , özell i k ka­ tegori s i n i n d i lde ne zaman kend i n i gösterd i ğ i n i sora­ b i l i riz. Buna veri lecek yanıt, edebiyat sanatı nda d iye ol acaktır. " Doğal o la rak gene l l i k ve öze l l i k i l e i l g i l i görüşler, h e r ş eyden önce edebiyat i l e i l g i l id i r. İ n­ san b i l i n c i n i n , yetki n l i ğ i i ç i ndeki genel l iğ i n yansı ma­ sı için dili gerçekten en uygun b i r organ ol arak g eı)

Aynı

eser, s.

227. 224


MARKSiST ESTETiK l i ştirmesi b i r rastlantı d eğ i l d i r. H e r edebiyatın üslup yönü , d i l i , bu soyutl ıyan genel l i kten kurtarmağa ve b i r yansıma aracı yapmağa yönel ir. Bizim edebiyat d i l i d ed i ğ i m i z şey, genel l iğ i n öze l l i k içine kald ı r ı l ma­ s ı ndan başka b i r şey değ i ld i r. • ( 1 ) B i r ş i i rd e , b i r ro­ manda, buna göre , gene l l i k öze l l i k h a l i n e geti ri l i r. An­ cak, özel l i k, ya l n ı z genel l i k i l e i lg i l i değ i l d i r, aynı za­ manda b i rey l i l i k i le de i l g i l id i r. D i l d e , edebiyat d i l i n­ d e bi reyl i k ' i n de öze l l i k katı na kaldırı l ması gerekir. Bunu Lu kacs şöyle anlatır: • Estetik yansıma, doğru­ dan b i reyl i k içinde kapatı l m ı ş belirleme ve i l g i l erin gel işmesine çabalar. O , bunu , b i rey l i ğ i n doğrudan doğruya veri l iş i nde bu gelişmeyi d u rd u ran i l kel eri or­ tadan kal d ı rmağa ç a l ı şmakla yapar; ayn ı zamanda o b u b i reyse l l iği homogen b i r arac ı n ı n ( orta) yeni b i r es­ teti k doğrudan doğruya l ı ğ ı içine öyle yerl eşti rme­ ğe yön e l i r k i , bi reysel olanın i nsan için önem l i olan varl ı ğ ı , bu yeni yarat ı l an bağ lam lar i ç i nd e kendi i l k­ sel b i ç i m i nden daha çok görüneb i l i r, daha çok yaşa­ nab i l i r ve daha çok anlaşı labi l i r o l u r . • (2) Burada , bi­ reyse l l iğ i n kend i s i n e yükse lti l d i ğ i homogen arac ı n öze l l i k kategori si olduğu kol ayca anlaşıl ıyor. Bi rey, kend i s i n i b i rey kı lan b e l i rlemeleri aştığ ı nda, bireyl i l i­ ğ i n özel l i k katı na yükselti l m iş o l u r. Ama, böyle b i r süreç d e ancak esteti k b i r varl ı k alanında, edebiyat türlerinde gerçekleşeb i l i r . « Özel l i ğ i n • d iyor Lukacs , · d i ld e , edebiyatın homogen a racında b i r görevi var1) 2)

Aynı eser, s. 227. Aynı eser, s. 247. 225 Marksist Estetik - F./ 1 5


MARK8İST ESTETiK d ı r : hem genel l i ğ i hem de bireyl i l i ği özel l i k katı n a yükseltmek. » ( 1 ) Buna göre, edebiyatı , b i r ş i i r i , b i r roman ı , b i r tiyatroyu b i r edebiyat yapıtı yapan kate­ gori. yine özellik kategorisi ol uyor. Resim sanatı na geldiği m izde, orada da aynı du­ rumu görüyoruz. Bir resi m , ö rneğ i n bir portre bir bi­ reysel varl ı ğ ı gösterir. Ama, öbür yandan bir portre. bir sanat yapıtı ol arak b i reysel varl ı ğ ı n bel i rlemel eri­ nin d ı ş ı n a ç ı kar. Artı k o ' b u rada ve ş i m d i ' olan b i r varl ı k olmaktan kurtu l ur, b i r sürek l i l i k elde eder. Bu­ nu, Lukacs 'a göre, Cezanne en güzel biçi mde d i l e ge­ tirir: a Cezanne şöyle d iyor: « Gördüğümüz, alg ı l ad ı­ ğ ı m ı z her şey, dağ ı n ı ktır, akıp geçi cidir. Doğ a , daima aynıdır, ama. onun görünen görünüşü daima d eğ i ş i r . B i z i m sanatı mız, bu d e ğ i ş e n görünüşlere bir sürek­ l i l i k yücel i ğ i verm e l i d i r . Sanat, onlara tasawurumuz­ da b i r ölümsüz l ü k vermel i d i r . .. (2) Nesnel eri , görü­ nüşleri değişme ı rmağı içinden çekip çı karmak, on­ lara sürekl i l i k kazandırmak. nesneleri b i reyl i l i k kate­ gorisinden kurtarmak ve onları başka b i r kategori ka­ tına yükseltmek demektir. Bu başka kategor i . öze l l i k kategoris i d i r. · Cezanne görünüşl e re sürekl i l i k sağlı­ yor, yani onlarda salt ve doğrudan birey l i k l erin d ı ş ı ­ na ç ı kan bel i rlemeler saptamak i stiyor; ancak , bu , b i reyl i l iğ i n sürekl i l i k i ç i nde kaybol mamas ı . tersine b i reyl i l i k b i reyse l l iğ i i ç i nde korunmakla, 'değişmesi­ nin bütün öğeleri ve görünümü' ile b i rl i kte ol uyor: bi reyse l l i k , normativ estetik tarzda öze l l i k katına kalı) 2)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s.

247. 249. 226


MARKSİST ESTETİK d ı rı l m ış oluyor. " ( 1 ) D i kkat ed i l i rse, burada öze l l i k kategori s i n i n i k i yönü de gerçekleşmiş ol uyor. B i r yönüyle doğal görünüş bi reys e l l i kten kurtu lup b i r sü­ rekl i l i k, b i r genel l i k kazan ıyor, ama öbür yandan bu sürek l i l i k ve genel l i k içinde o yine bi reysel n ite l i kl e­ rini koruyor. Çünkü, böyle b i r aşamada u l aşı lan kate­ gori , yeni b i r kategorid i r : özellik kategorisidir. M i marl ı k (yapı) sanatında da aynı kategorial yapıyı 9örüyoruz. Ancak, bir ayrıca l ı kl a : M i marl ı k sanatı , i n­ san ı n madde ve kütle i l e hesaplaşmas ına dayanan b i r sanat olduğundan, onda genel l i k kategorisi cfaha değ i ş i k bir görünüm ortaya koyar. Nedir m i marl ı ktak i kategoril er? Lu kacs'a göre , m i marl ı k sanatında öbür sanatl arın tersine iki tür gene l l i k vard ı r. Bu iki g e­ n e l l i k , b i r yandan düşünsel ol arak egemen o l unan do­ ğa yasaları n ı n bir siste m i , onl ara boyun eğen doğa güçleri n i n bir karşıtl ı ğ ı , öbür yandan gene l l eşti r i l m i ş toplumsal gereks inmede, gene l l eştiri l m i ş b i r top l u m­ sal istek b i r yeni m i mesis (takl it) aracıyla özellik içi­ ne soku l u r . » (2) Ş i md i burada söz konusu olan genel­ l i k, b i r yandan doğa yasalarına dayanıyor. Çünkü, mi­ marl ı k , i nsan ı n doğa yasaları ile ağ ı rl ı k , d i renç gibi doğal güçl ere egemen olmas ı n ı dile g et i ri r. Öbür yan­ dan b i r yap ı , bir toplumsal g ereks i nmeyi karş ı l ar. Bu -da bir genel l iğ i gösterir. Ohalde, özel katına kal d ı rı­ l an genel l ikler bu iki türden genel likler olup, bu m i­ mari ı k sanatı n ı n öze l l i ğ i n i ol uşturur. Yapı sanatındaki bireyl i l iğe gelince: Buradaki bia

1) '.2)

Aynı Aynı

eser, s. eser, s .

249. 426. 227


MARKSİST ESTETİK reyl i l i k yapı sanatı n ı n i ç i nd e yer aldığı uzayı göste­ rir. Bu uzay, gerçek b i r uzayd ı r ve g erçek olduğu i ç i n d e bi reyseldir. « Arkitektoni k uzayın özel l i ğ i " d iyor Lukacs , « onun gerçekliğidir. Resi mde ye heyke lde uzay yaratı l ı r ; bu uzayın estetik özü , m i mesis (tak­ l it) yoluyla görünüşe ç ı kar; onl arda uzay, m i mesis yoluyla ol uşturu lan c i s i m (nesne) , kend i n e özgü ve uygun bir çevreyi böyle bir uzay olarak yaratır. M i ­ marl ı ktaki uzay ise gerçek b i r şeyd i r. • ( 1 ) Yukard a betim lenen gene l l i kler i l e gerçek uza­ yın bi reyse l l i ğ i , m i mar l ı k sanatı nda öze l l i k kategori­ sine kald ı r ı l ı r ve buradan da yapı ded i ğ i m i z m i marl ı k yapıtları m eydana g e l i r. Müziğe gelince: Müzikte de, durum biraz kendi­ ne özgüdür ve bir az değ i ş i ktir. Bu değişi k l i k , m üzi­ ğin özünden i l eri g e l i r . Çünkü, • müzikte salt bir i çsel­ l i k kend ine uyg u n , belirli b i r biçim a l ı r . • ( 2 ) Lu kacs'a göre d e müzik, salt bir i ç-dünya sanatı d ı r . Bu bakım­ dan, d ı ş dünyanın yansısı müzikte öbür sanatlara gö­ re daha zayı f bir n itel i k gösterir. • Müzikte durum, ol­ duğu g i b i , h i ç b i r benzetmeye başvurmadan e l e al ı n­ m a l ı d ı r. Burada gerçekliğin b i r m i mes i s ' i n i n (takl it) görünebi l i r olan uzak l ı ğ ı m i marl ı k sanatından daha göze batıcıdır. Bir kez müzi ğ i n i ş itmeye d ayal ı ton s istem i , soyut varl ı ğ ı ile doğada yoktur. B u ton sis­ tem i , b i lgisel yönden matemati k-fiziksel olarak d i l e geleb i l i r ; b u rada e l d e edilen b i l g i n i n anlamı ise, m ü­ zikal biçim verme i l e estetik anlamında m i marl ı ktaki 1) Aynı 2) Aynı

eser, s . eser, s.

429. 255. 228


MARKSİST ESTETİK zoru n l u bağ l ı l ı ktan çok daha gevşek ol arak bağ l ı­ d ı r . » ( 1 ) Ama, bu müziğin b i r gerçekl i k , bir nesnel­ lik ile i l g i s i n i n olmad ı ğ ı anlamına gelmez. Bütün öbür sanatl arda olduğu g i b i , müzi kte d e özellik kategorisi egemen olduğuna göre , onda d a sübjektivl i k ve ob­ jektivlik b i r aracı orta'da birl eşeceklerd i r . .. Müzikte kategori probl e m i , figürativ sanatlarda olduğu g i b i , tümüyle ters biçimdedir, müzi ğ i n , özel homogen a ra­ c ı l ı ğ ı nda iç ve d ı ş dünyaların d i a l ekti k'inin yansıyabi­ l i rl i ğ i n i n bir sonucudur. » (2 ) Bu yansıma içind e m ü­ z i k yapıtı va rlık kazanır. " M üzik en derin i nsansal dünyayı harekete geçirdiği i ç i n , homogen orta i l e uyarı lan i çs e l l i k , onu tamam l ıyan dışsal , bel i rsiz b i r nesne l l i k i l e ( b u orta yönünde) birleşmeğe zorlama­ l ı d ı r . ( 3 ) Böyl e bir orta da ise, hem b i reyse l l i k hem d e gene l l i k ortadan kalkar. Bu o rta, i ç i nd e müzik ya­ p ıtı nın m eydana g e l d i ğ i öze l l i k kategoris idir. ..

1) 2) 3)

Aynı Aynı Aynı

eser, s . eser, s . eser. s .

254. 254. 255. 229


2.Sanat yapıtının düzeni. Sanat yapıtı , doğa gerçe k l i ğ i içinde rastladığı­ m ı z , taş lar, ağaçlar ve hayvanlar g i bi , var olanlar ara­ sınd a her hang i bir var olan d eğ i l d i r . Sanat varl ı kla­ rı n ı , yani sanat yapıtları nı insan, doğa varl ı klarını önünde hazır bulduğu g i b i hazır ol arak bul maz. Sanat yapıtı ya da sanat varl ığı , özel b i r etk i n l i k işidir. Bu etkinl iğe sanat etk i n l i ğ i , sanat yaratması dend i ğ i gi­ bi, bu yaratma i ş i nd e bulunan kişiye d e sanatçı adı veri l i r. Yaratma özel bir etk i n l i ğ i gösteri r, yaratma s ı radan b i r süje-obje i l işkisi değildir. Sanat yaratma­ s ı , 'sanat i çeriğ i ' ola rak kurg u l andıktan sonra , ancak. bel l i bir ' sanat b i ç i m i ' içine sokul abi l i r . » ( 1 ) Yaratma, bilgi olay ı nda bulduğumuz herhangi bir süje-obje i l 2)

H . Koch . Marxismus und Asthetik. s. 299. Berlin. 230

1 962.


MARKSİST ESTETİK g i s i türünden b i r i l g i değ i ld i r. Böyle bir b i l g i i l gisi , marxizm için b i r yans ıtma olduğ una göre , sanat ya­ ratmas ı , yansıtmayı aşan b i r etk i n l i ktir . .. insan » d i­ yordu M arx, « güze l l i k yasalarına göre biçim ve­ rir. " ( 1 ) Böyle b i r etki n l i kte insanı yöneten yeti , Bi­ rinci Bölümde üzerinde C:urmuş olduğumuz haya l-gü­ cüdür. Sanatç ı , haya l-gücünü kul lanarak, d uyusal ger­ çekliği değişti rerek, d uyusal-somut gerçekl i ğ i n b i r yans ı c ı s ı olmaktan kurtu l u r ve etk i n l i ğ i d e b i r yarat­ ma etk i n l i ğ i olur. İmd i , sanat yapıtı var olanlar aras ı nda herhang i b i r var olan değ i l d e , haya lgücünün nesneleri değiş­ tirmesiyle sanatç ı tarafından yaratılan kend ine özgü b i r varl ı ktır. Sanat yapıtı n ı n bu kendine özgü varl ı ğ ı nedir? Sanat yapıtın ı n varl ı kça nas ı l b i r yap ı s ı var­ d ı r ? M a rxist teori açısından bu soru n ları ele a lmak istiyoruz. Sanat yapıtı , marxist teori için d e bir düzeni gös­ terir. Bir sanat yapıtı , söz gel i m i bir ş i i r, bir res i m , b i r müzik parça s ı , h e r şeyden önce b i r düzen'dir. H e r düzen , içine biribirinden ayrıca l ı parçaları a l ı r; dü­ zen, bu parçaların çokluğuna, ama çoklukta birliğine dayan ı r ( u n itas i n multitudine) . Bu ndan ötürü her sa­ nat yapıtı nda 'çokluğa daya l ı bir birl i k' söz konusu­ dur. Bu anlayı ş , marxist sanat felsefesi i ç i n d e geçer­ l i d i r. M a rxist sanat fe lsefesi için d e : « Sanat yapıtı için sanatç ı n ı n g e l i ş i güzel rastlantı ları s ı ralaması ye­ te rli deği l d i r. Sanatç ı n ı n bu rastl antı lara verdi ğ i dü­ zen, belli karakter ve belli duru m l a rdan gelişen i ç-tuı)

Marx/Engels Werke. s. 562. 23f


MARKSiST ESTETiK tarl ı l ı k ve mantık, bütün bunlar bir yap ıtın tüm sanat­ sal yapısı nda d i l e g e l i r. Bu iç-mantık daha sonra ya­ şanab i l s i n d i ye ( g e l i ş i güzel g erçekl i kten a l ı n m ı ş de­ ğ i l de) sanatsal öyküde bütün bunlar canlı k ı l ı n ı r; sa­ nat yapıtı n ı n bütün parçalarında figürl ere ve duru m­ lara karakter verme araçlarında objektiv o l a ra k veri­ len şey ya ln ızca real itede hemen hemen doğrudan görünüşe ç ı k m ı yan zoru n l u l u k ve rastl antı i l g i leri n i n gerçek dial ekti k ' i d i r . Onları , bireysel b i r a l ı nyaz ı s ı n­ d a , biricik b i r d u rumda somut olarak görünür k ı l m ak , doğrudan doğruya gerçekl i ğ i n s a l t alg ısal kavranma­ sı için gizli olan i l g i l i l eri kavranabi l i r k ı l mak, bütün bunlar, sanatsal hayal gücünün i ş i d i r . .. ( 1 ) M arxizm için d e , anlaş ı l d ı ğ ı g i b i , sanat yapıtı b i r d üzen d i r, doğ­ rudan gerçekl i ğ i n kopyası olan olayların değil d e , ha­ yalgücünün gerçekl i kten d evş ird i ğ i eleman l arı işle­ mesi , onl ara yen i bir biçim vermesiyle karakteri sti k b i r içerik n itel i ğ i verd i ğ i b i r düzend i r. Bu d üzeni dü­ zen k ı l an i l ke de, yu kardaki sözlerinden Koch'un an­ l a d ı ğ ı m ı z g i b i , 'olayların örgüsündeki i ç-tutarl ı l ı k' ve ' i ç-mantı k't ı r. Buna göre, sanat yap ıtı , gelişi güze l , rastl antı lara daya l ı olayl ara d eğ i l , özel olarak seçil­ miş ve mantıksal b i r biçime soku l m u ş olayl ara daya­ n ı r. Bundan ötü rü , sanat yapıtı n ı kavramak, görünüş­ ten derinliğe, ön-plandan arka-plana gitmek anlamı­ na g e l i r . • B i reysel , özel ve bel irli toplumsal olayların birl i ğ i estetik-olan bir belirleme ayrı m ı n ı o l u ştu ruyor­ sa, o zaman, olayların yüzeyinde kal ı r , onları empirik o larak görür ve algı larsak, bu karş ıtların birliğinin bil1)

H. Koch. aynı

eser, s.

304. 232


MARKSİST ESTETİK g i s i n i kavrama o l anağ ı m ız kal maz . .. ( 1 ) Böy l e bir kar­ şıtlar b i rl i ğ i n i n b i l g i s i nas ı l e l d e edil ebi l i r? Böyle b i r bilgi karş ıtların kend ine i n m e k l e e l d e edil ebi l i r . .. Bundan ötürü top l u msal b i l incin bütün ideoloj i k b i ç i m­ lerinin genel ödevi , yüzeysel arac ı l ığa başvu rmadan görünen bireysel ve toplumsal ' b i reysel-h a l i n � ve ' ge­ nel-anlam'ın karş ıtlarını b i l i nce yükseltmektir. Sanatça yansıtma n ı n (tak l i d i n ) özel görev i , bireysel ve top l u m­ sal , tek i l ve genel, rastlantı ve zoru n l u , öz ve görü­ nüş, v.s. g ib i karşıtl a rı n ı , öyl e doğrudan doğruya b i r b i r l i k içinde göstermek ki , sanki o n l a r rea l i te d e böy­ le i m i ş l e r g i b i . Bu b i rl iğ i duyusal-somut biçi mde tin­ sel ol arak tekrarlamak için hayalgücüne g ereks i n m e vard ı r. • ( 2 ) Sanat yapıt ı . sanatç ı n ı n hayal gücünün arac ı l ı ğ ı i l e u l aş ı l m ı ş b i r yapıyı , karşıtların uzlaşmasından do­ ğan b i r bütün'ü, b i r birliği gösterir. Böy l e b i r karş ıt­ lar denkleşmes i , b i l i yoruz k i , daha Herakleitos'tan beri uyum ( harmoni ) olarak adland ı r ı l ı r . Buna göre , her sanat yapıtı nda b i r uyum , b i r harmoni d i l e gel ir. Ama, sanat yapıtı n ı n harmonisi , daha önce Lu­ kacs'da gördüğümüz gibi , yal n ı z yüzeysel bir kar­ şıtlar dengesi d e ğ i l d i r . • Ş imd iye kada r söyl enen­ l ere göre , bir sanat yapıt ı n ı n harmon i s i , ( b u , çoklu­ ğun salt biçimsel bir denkleşmesi ol arak kavrana­ m az) objektiv, nesnel ol a rak tem e l l en m i şti r. Sanat, onu yaş a m ı n içinden a l ı r, harmon i , seçi len obje'l ere can l ı l ı k veren ve onların örgüsünü o l u şturan insan­ sal , topl u msal be l l i i lg i ler çokluğund a n ite l i kçe ayrı1 ) Aynı 2) Aynı

eser, s . eser, s .

300. 301 . 233


MARKSiST ESTETiK cal ı , hatta karşıt yanların b i r l i ğ i n i n sanatça elde e d i l ­ m i ş b i r nüshas ı d ı r . • ( 1 ) Ancak, bu anlamda sanat ya­ pıtı , biçimsel açıdan bir harmoniyi değ i l , ters i n e i n­ sansal toplumsal tem e l i olan içeriksel bir olaylar uyumunu gösterir. Yukarda da işaret edildiği gibi , bu harmon i olayları n mantıksal-objektiv bir örgüsüne da­ yanır. Büyük sa nat yapıtla rı . sağlam içeri ksel mantığa ve tutarl ı l ığa, bu anlamda sağ lam bir mantığa daya l r yapıtlard ı r. Bu g i b i yapıtlar, g ü n l ü k , yüzeyse l olayla­ rın daima a rkas ı ndaki büyük g erçekliğe dayan ı r, da­ ima günde l ! k olanı aşar. Büyük sanat yapıtları n ı n za­ mana karş ı d i renmelerinin ve zamanca aşkın olmala­ rının nedeni de yine burada bulunur. « Sanat yapıt ı . ş i md i yi aştığ ı , zamanı aştığı ölçüde, çağ ı n ı tem s i l et­ me değeri kazanır. Çağ ına uyan Ben Jonson değ i l d e . tersine Shakespeare çağ ı n ı n tems ilcisidir. Sanat ve g erçe k l i k a rasındaki i l g i , çağ ı n ı temsil etmede sivri­ leşir; bu temsi l etmen i n , M arx ve Len i n de bir çağ ı ­ n ı aşma kategorisi olduğunu pekala b i l iyorlardı . · (2J Ş i m d i ş u sorulabi l i r : Sanat yapıtı , b i reysel ve te­ kil b i r varl ı ğ ı gösterir. Ama, nas ı l olur da b i r bel l i ça-­ ğ ı tem s i l etiğ i g i b i içinde yaratı l m ı ş olduğu zamanla koşutl anmaz d a . o zamanın dışına ç ı kab i l i r? Bunun neden i n i , sanat yapıtı n ı n özü nde aramak gerekir. Sa­ nat yapıtı , b i reysel ve tekil b i r varl ı ktı r , a m a , onun­ bu b i reysel l i k ve tek i l l iğinde b i r gene l l i k ve b i r tü­ m e l l i k d i l e gel i r . Sa nat yapıtı , gene l l i ğ i yansıtan bir 1) 2)

Aynı eser, s. 276. H . D. Sander, Marxistische ldeologie. s. 1 74. 234


MARKSiST ESTETiK teki l l i ktir. Lenin'e göre, bu, tek i l olma i l e genel-olma arasındaki özsel i l giden i l eri gel i r . .. Her bi reysel olan genel d i r . Her genel olan da bi reysel olanın bir par­ çası , bir yan ı ya da özüdür. Bütün genel-olan bütün tek tek şeyl eri salt yakl aşık ol arak kuşatı r. Bütü n tekil olan genel olanın içine tüm ol arak da g i r­ mez . ( 1 ) Ama, bunlar aras ında, özel i l e genel a ra­ s ı nda b i r özsel i l g i vardır. Sanat yapıtı n ı n bi reysel l i­ ği ve teki l l i ğ i , bu i l gi içinde düşünü l m e l i d i r . Sanat -yapıt ı , b i reysel-tekil b i r varl ı kt ı r ama, o i nsansal-top­ l umsa l öze, bu özün gene l l iğ i n e ve tüm e l l i ğ i n e ı ş ı k tutar. Bundan ötü rü , b i r küçük ş i i rde, bir öyküde, b i r küçük müzik parçası nda ya d a b i r küçük resimde i n ­ sana, topluma v e d ünyaya ait b i r öz d i l e gel i r : İnsan b · öyled ir, toplum böyled i r ve dü nya böyledir g i b i , b i r g e n e l nite l i k somutl aşır. ..

Sanat yapıtı , demek ol uyor k i , genel l i ğ i ve tü­ m e l l i ğ i yansıtan b i r bi reysel varl ı ktır. Bu varl ık, içine aldığı karşıtların birliğ ine ve harman isine daya n ı r . Ş i md i bu harmo n i k yapıya b i r a z d a h a yakı ndan ba­ ·kacak o l u rsak, onda bu yapıyı ol uşturan i k i temel öğe­ n i n b u l unduğunu görürüz. Sanat yapıtı b i r yanıyla b i r biçimdir, ö b ü r yan ıyla da b i r içerik v e bir özdür. Har­ man i , temelde b i r biçim ve · bir öz sorununu içine a l ı r . B u , bütün sanat felsefeleri i ç i n böyl edir. Aynı şekil­ de marxist sanat fel sefesi için de bu böyl ed i r . Ama. ·bu rada marxist sanat teori si ile öbür sanat teori l eri arasında önemli bir ayrıcal ı k kend ini gösteri r. Çoğu "2)

Lenin, Aus dem phil. Nachlass . s. 89 . Bak: H. Koch. aynı eser. s. 289. 235


MARKSiST ESTETiK sanat felsefe leri tinsel olan ı , biçimi a s ı l sanatsaf olan yan d iye n ite lendi rirler. Buna karş ı l ı k , özü , i çe­ ri ğ i , sanat etkin l i ğ i n i n b i r objektiv-nesnel ma lzemesi olarak düşünürler. Marxist sanat teorisine gel i nce, onun bütün bu anlayışl arı tersine çevird i ğ i n i görüyo­ ruz. Marxist teoriye göre , öne m l i olan biçim deği l , özdü r. Çünkü, öz, i nsansa l-top l u msal olandır. Marxist teoride özün önem l i b i r değer taş ı masının nedeni , onun bu i nsansa l-topl u msal n itel i ğ i nden i l eri g e l i r . A m a , y i n e de biçim, sanatı sanat yapan bir nite l i k­ tir. " Bununla b i r l i kte, bütün d i katimizi öz üzeri nde toplayı p biçime i kinci derecede bir yer vermemiz de apta l l ı k o l u r. Sanat, biçim vermektir, bir yapıta an­ cak biçim sanat n itel iği kazand ı rabi l i r . Rastgele, ge­ l i ş igüze l , gereks iz bir şey değ i ld i r biçi m . Biçimin ya­ salar ve kural ları insanın madde· üzeri ndeki üstün l ü­ ğünü gösterir; bunların yard ı m ıyla yaşantı ve elde edilen her türlü başarı bozu l m ı yacak bir biçimde ko­ runur. Bu yasa lar, sanat i ç i n d e , hayat için de gerek­ l i d i r . • ( 1 ) Esteti k yönden marxist teori de biçime, sa­ natı meydana getiren teme l b i r n itel i k o larak ağırl ı k verir. Ancak, n e var ki , marxist teori sanat yapıtına ya lnız estetik yönden değ i l , ideoloj i k yönden de yak­ laşmak i ster. Böyle b i r yaklaşım içinde, artık b i ç i m v e özün değerleri y e r değiştirm i ş olur. Şöyle ki . bi­ ç i m , be l l i b i r deyiş , çok çabuk kal ıplaşab i l i r ; buna kar­ ş ı l ı k öz, içerik, insan ve top l u m sürekli değişti ğ i ne gö­ re, sürekli b i r değ i ş i kl i k ve d i namizm gösterir. Bum­ dan şöyle b i r sonuç çıkarı labi l i r : biçim tutucudur, öz 1)

Fischer,

aynı

eser. s. 215. 236


MARKSİST ESTETİK ise sürekl idir. • B i ç i m bel l i bir zamanda sağlanan den­ genin ortaya çıkışıdır. Özün ayrı l maz öze l l i kleri d e­ v i n i m ve değ i ş i m i d i r . Öyleyse, yaptı ğ ı m ı z b i r yal ı n­ laştırma olsa b i l e , biçimi tutucu, özü ise devrimci ol arak tan ı m l ı yab i l i riz.,, ( 1 ) B i l i nd i ğ i gibi , sürekli dev­ ri m , marxizmin temel i l kesi olduğuna göre, eylem ve değişmeyi gösteren her hareketin marxizmin yan ı nd a olacağ ı na göre, burada da marxist teori bu devri m i gösteren özü tutacak v e onun yan ı nda olacaktır . .. sa­ nat biçim leri bir kez yerl eşi p denendi ler, kuşaktan kuşağa aktarıl arak sözün tam anlamıyla ' kutsal laştı­ r ı l d ı lar' m ı , son derece tutucu b i r nite l i k kazan ı rlar. Baş langıçtaki büyüsel anlam, büyük ölçüde unutu lsa b i l e , insanlar eski biçimlere karşı korkuyla karı ş ı k b i r sayg ı d uya rlar; bir zamanlar bel l i b i r büyücü v e top­ l u msal anlamı olan söz, dans ve res i m biçim leri i l e­ ri ve gelişmiş top l u m l arın sanatı nda yaşar, büyüsel­ toplumsal yasa yavaş yavaş estetik bir yasaya dönü­ şür. Eski biçiml eri bir yandan y ı karak bir yandan de­ ğiştirerek yeni biçiml er yaratmak i ç i n her zaman ye­ ni b i r top l u msal özün ol ması gereki r . » (2) Ş i md i , Fischer'i n bu sözleri üzerinde iki nokta­ dan durmak istiyoruz . B i ri nci si : Marxist teori ve Fisc­ her, biçim dediği zaman, bi reysel b i r sanat yapıtı n ı n b i ç i m i n i değ i l de, onun deyişini değ i l de, bir çağ ı n , b i r sanat okulunun genel üsl ubunu anl ıyor. Grek, Roma, Goti k , Renai ssance ve Barok, neo-klasik, i m press io­ nizm ve soyut g i b i üslupları anl ıyor. Bunlar, gerçek1) Aynı 2 ) Aynı

eser, s. eser, s .

1 75. 233. 237


MARKSİST ESTETİK 'ten de güç kabu l ed i l m i ş , ama bir kere de kab ı l edil­ d i kten , insan onl ara al ıştı ktan sonra, insan onları b i r "kere benimsed i kten sonra , insan onlardan çok güç vazgeçebi l m i ştir. Bütü n değişmelere karş ı n , onları yaşatmağa çal ı şm ıştır. Öz, içerik ise, i nsan ve top­ ·ı um i l e birlikte sürekli ol arak değişir. Buna göre : B i r yanda değişmeye karşı d i renen bir b i ç i m , bir üslup var, öbür yanda da değişen, devi n i m içindeki öz, i çe­ ·rik va r. Bu, genel marxist teorideki dialekti ğ i n sanat a lanına aktarı lması ndan başka b i r şey değ i l d i r . İ şte, bu dia lekti k , Fischer' i n sözl erinde bulduğu muz i ki nci 'karakteristik noktaya götü rür bizi . Tari h i n gelişi m i , marxizm'e göre, üreti m güçleri i l e ü reti m i l i şki leri arasındaki çel iş kiden oluşur. M addesel-ekonom i k te­ m e l i o luştu ran üretim güçleri sürekli olarak değ i ş i r (thesis ) . B u n a karş ı l ı k , ü reti m araçlar ı n ı n mül kiyeti ideoloj i k üst-yapı bu değişmeye karş ı d i re n i r (antit­ hes is) . Ü st yapıyı devrim i l e değişti rerek maddesel alt yapıya uygun bir i deoloj i k üst yapı kuru l u r ( synt­ hesis) . Sanat alanı nda da aynı dialekti k'i bul mak i stiyor rnarxist teori . B i r yanda sürek l i ol arak değişen, i n­ sansal-topl umsal olayl ardan oluşan b i r öz-içeri k var­ 'l ı ğ ı var : sanatın alt-yap ı s ı (thesis) . Bir de bütü n bu değişmel ere karşı d i renen genel b i r b i ç i m ve üslup var ( antithesis) . Bu çelişkiden ise, ancak, öze uygun bir biçim yaratmakla kurtu l u r sanat ( synthes i s ) . Bü­ tün sanat tarih i n i n g i d i ş i de, marxist anlayışa göre , d i a­ lekti k b i r g i d i ş o lacaktı r. N i tek i m , bunu Fischer şöy­ l e belirtmek i stiyor: · As l ı n a bakı l ı rsa, b i ç i m i n tutu­ cu yönsemesi ile özün devrimci yönsemesi aras ında238


MARKSiST ESTETiK ki dialektik çelişme, insan top l u m u için de söz konu­ s uydu , ü retim i l iş k i l eriyle üreti m güçleri arası nda b i r uyuşma olduğu zaman larda yen i v e oldukça sağ lam b i r denge de kuru l muş oluyord u . » ( 1 ) Sanat alanında, b u alt yap ı n ı n , dialektik'in the­ sis'inin ne olduğunu sorduğumuzda, bunun i nsansal­ top lumsal olaylardan ol uşan bir d i na m i k yapı oldu-­ ğ u n u görüyoruz. Ama, bu d i n a m i k yap ı , her şeyden önce top l u msal-s ı n ı fsal b i r nite l i k taş ı r. Bu bakı m­ dan, üslup ve b i ç i m değişmeleri nin tem e l i nde yatan etken, topl umsal etkendir. Bu toplumsal etken ol ma­ dan, sanat yapıtı n ı n varl ı ğ ı n ı kavramağa olanak yok­ tur. Çünkü, sanat yapıtı n ı n düzenini sağl ı yan ana et­ ken , bu d i namik topl u msal etkend i r .

ı)

Aynı

eser, s .

214. 239


3. Sanat yapıtının

toplumsal-sınıfsal niteliği

Her sanat yapıtı n ı n varl ığında, tüm b i r top l u m , bü­ tün toplumsal i l i şki l e riyle yans ı r . Bunun i ç i n : · Bi r ça­ ğın sanatı nı uydurma değ i l de, gerçek bir çerçeve i ç i n­ de görebi l mek i ç i n , her şeyden önce , o çağ ı n topl um­ sal koşulları n ı , a k ı m l arını ve çelişmeleri n i , s ı n ıf i l i şki­ leri n i ve çatı şmaları n ı , bunların sonucu o lan d i nse l , dü­ şünsel ve siyasal d üşünceleri i ncelememiz gereki r . ( 1 ) Marxist teoriye göre, sanata i ster i stemez topl umsal açıdan bakmak gereği ndeyiz. Çünkü , sanatın g i d i ş i . b i r genel dial ekti k ' i n özel b i r yans ı ması olduğuna gö­ re, sanat ı , genel tarihse l-topl u msal gel işmen i n d ı şın­ da düşünmemiz olanak d ı ş ı d ı r. · Ya l n ı z sanata top l u m­ b i l i m i uygulamazsak -sanatta, biçim ve öz deği şme­ leri n i n toplumsal nedenlerini araştırmıyorsak- ger..

1)

E. Fischer, aynı eser, s. 2 1 4 . 240


MARKSİST ESTETİK çe k l i kten çok uzak bir soyutl amanın ve ' estetizm'i n· düş ü l kesinde buluruz kend i mizi . B i r üslüp çözümle­ mes i . sanatta üslubu beli rleyen etkenin öz, yani enin­ de sonunda toplumsal öğe olduğunu görmed i kçe, ne­ kadar kes kin ol ursa olsun, en i nce sorun ları ve ayrı n­ tı ları anlamakta nekadar usta l ı k gösterirse gösters i n yan ı l mağa yarg ı l ıd ı r . " ( 1 ) B u top l umsal alt-yapı , el­ bette son derece karmaş ı ktır. Ama, bütün bu karma­ ş ı k l ı k içinde sanat yapıtı n ı n alt-yap ı s ı nda belirg i n b i r karakter çizg isi de vard ı r ; sanat yapıt ı n ı n içi nde ya­ ratı l d ı ğ ı sosyal sınıf. Bütün tari hsel-top l umsal geliş­ me, sın ıflar aras ı nda meydana gelen çatışmaların ürü­ nüdür marxizm i ç i n . • Şi mdiye kadar bütün toplum ta­ rihi bir s ı n ı f kavgaları tari h i ,, ( 2 ) olduğ una ve sanat etk i n l i ğ i de bir topl umsal etk i n l i k olduğ una göre, bı.J etki n l i ğ i n de sınıf çatı şmaları içinde yeri n i al ması ge­ rekir. Başka türlü söylersek , sanat fenomeninde, top­ l u mda egemen olan s ı nıfın d üşünceleri n i , yönseme­ lerini b u l uruz. " Egemen sınıfın d üşünceleri her dö­ nemde egemen d üşüncelerd i r , toplumun egemen maO:desel gücü olan s ı n ıf, ayn ı zamanda egemen ti n­ sel güçtür de. Maddesel ü reti m için araç lara sah i p olan s ı n ıf, bunu n l a tinsel ü reti m araçlarına sahip olur. Egemen düşünceler, egemen maddesel i l işki le­ rin ideal ifades inden başka b i r şey değ i l d i r . (3) Sa..

1) �) 3)

Aynı eser, s. 214. Marx/Engels, Werke, Xl l l . 9. Bak: H. D. Sander. Marxis­ tische ldeologie, s. 1 43. Marx/Engels, Werke, Bd. 1, s. 386. Bak: H. Koch, aynı eser, s. 1 22. 24 1

M arksist Estetik - F./ 1 6


MARKSİST ESTETİK . nat da bir tinsel ürün olduğuna göre, onda da ege­ men s ı n ıfın düşüncelerini bul uruz. Marx-Engels'in bu köktenci anlayı ş ı n a karş ı , gü­ nümüz marxist sanat teoricisi daha ı l ı m l ı b i r tavır a l ı r. Söz gel i m i , Fischer bunlardan biridir. « Her sanat yapıtında, üslup öze l l iğ i nde b i r s ı nıfın ya da toplum­ sal durumun dolays ı z ve kesi n b i r açıklan ı ş ı n ı ara­ maktan sakınma l ıyız. B i r yazarı n , sanatç ı n ı n ya d a bestec i n i n yaptı ğ ı n ı y a l n ı z o yapıtın ' i leri c i ' ya d a 'geri c i ' oluşuna göre yarg ı l amamağa bakmalıyız (çü n­ kü Len i n ' i n de Tolstoy çözüml emelerinde bel i rtti ği gi­ bi. bu i ki özel l i k i ç içe olabi l i r, üste l i k her yarg ı l ama­ da nite l i k sorununu göz önünde tutma l ıyız. • ( 1 ) Fi sc­ her bu önerisiyle, yuka rdaki sert s ı n ıfsal beli rlemeye açık ol a ra k karşı ç ı kıyor. Yine çağdaş marxist esteti k'e göre , sanat yapı­ tında s ı n ıfsal i l g i n i n d ı şında daha i nsansal-topl u msal n itel i kler de bulunur. İ nsansal - toplumsal derken , yal­ nız sosya l sın ıflara daya l ı düşünceler ve yönsemeler değ i l , s ı n ıfsal o l a n ı n d ışında kalan, onu aşan değer ve nitelikler de anlaş ı l ma l ı d ı r . Söz ge l i m i , bunu Fisc­ her yine şöyle bel i rlemek istiyor: « Değ i ş i k s ı n ıflar, değ i ş i k toplum düzen leri kendi öze l l iklerini yarat ı r­ ken , evrensel i nsan özel l i kleri n i n -oluşumuna da yar· d ı m etm işlerd i r. Özgürlük kavram ı , bel l i b i r s ı n ıfın ya da toplum düze n i n i n özel l i kleri , amaçları i l e koşu l l an­ m ı ş da olsa, ayn ı zamanda evrensel kapsamlı b i r d ü­ şünce olma eğ i l i m inded i r. İşte , bunun g i bi sanat d a zamanla koşu l lanmış b i l e o l s a , i nsanl ı ğ ı n değişmiyen •)

E. Fischer, aynı eser, s, 314. 242


MARKSİST ESTETİK öze l l i kleri n i sürekli olarak yaşatır. Köleliğe dayanan­ bir toplumun ya l ı n koşull arı nı yansıttı kları sürece .. Homeros, Aiskhilos, Sophokles zamanla s ı n ı rl ı , eski­ miş yazarlard ır. Ama, o toplumda, insanın yücel i ğ i n i gördü kleri , çatışma v e tutkularına b i r sanat b i ç i m i verdi kleri , s ı n ı rsız yeteneklerine d i kkati mizi çekti k­ leri ölçüde de bu gün yaşıyormuşças ına yen i d i r. • ( 1 ) Görü ldüğü g i b i , günümüz marxist sanat teorici­ si, sanatın tpo lumsa l l ığ ı n i artık ya l ı n bir sınıf açısın­ dan görmek istem iyor. Böyle b i r şey, bir yandan bü­ yük ve karmaşık bir yapı olan top l u m u , öbür yandan da bir sınıf sını rlaması içinde düşünülemiyecek kadar zeng i n bir psi ko-sosyal yaşamı olan insanı sınırlamak olurdu. Bu yönden, günümüz marxist düşünürü sanat­ çıyı daha özgür o larak d üşünüyor. Ama, ne var k i , bu özgü rlüğün s ı n ı rları toplumun ondan ya·pmasını i ste­ yeceği ü retimle de s ı n ı rlanamaz ve s ı n ı rlanmama l ı da. · Fakat, genel l i k l e , uyu m l u bir toplumun v e i l er­ lemeyi engel lemeyen b i r s ı n ıfın sanatç ı s ı , kend i s i n e· b i r takım konuların öneri lmesini yaratma özgürlüğü­ nün kısıtlanması saymaz . . . Veri len konuyu kendine özgü b i r an layış i l e sanatçı hem kişiliğini açıklar hem de toplumdaki yeni gelişmeleri çizmiş olurdu. Sanat­ çının yaşadığı çağ ı n başl ıca özel l i kleri n i bel i rtmekte ve yeni gerçekleri açı klamaktaki başarısı kendi yara­ tı c ı l ı k değeri nin b i r öl çüsüyd ü . • ( 2 ) Ancak, sanata bu­ lunulan bu öneri lerin n itel i ğ i ve nicel i ğ i sanatç ı n ı n yaratma özgürlüğünü kıs ıtl ıyabi l i r de kıs ıtlam ıyab i l i r 1) 2)

Aynı Aynı

eser, s . eser, s.

1 6. 64. 243


MARKSİST ESTETİK de. Örneğ i n , sosyal ist toplumların sanat birikimlerine baktığı m ı zda, bu öneri lerin g iti kçe aza l d ı ğ ı n ı ve sa­ natın daha özgü r o l m a yolunda i l erled i ğ i n i görmekte­ yiz. Ama, sanat bu yönde i l erl erken, i nsansal-top l u m­ sal nitel i ğ i n i de yiti rm iyor. Sanatın özü , i nsansal-top­ l u msa l l ı k olduğuna göre, sanatın bu n itel ikl erden yok­ sun ol ması sanat-o lma nite l i ğ i n i yitirmesi anlamına .g e l i r.

244


4. Sanat yapıtı ve estetik beğeni . Sanat yapıtı n ı n , hem biçi msel hem de i çeri ksel yönden kend ine özgü bir varl ı ğ ı n ı n olduğunu, biçim­ sel nite l i klerin ' çokl u kta-bi rl i k' i l kesine, i çeriksel ni­ te l i klerin de i nsansal-top l umsal b i r özde topland ı ğ ı n ı saptamış bulu nuyoruz. Böyle b i r varl ı k , kendine öz­ gün lüğü içinde, b i r belli süje için b i r var-o lan olur, bel l i b i r süje için o b i r sanat yapıtı olur. Söz gel i m i , b i r ş i i r, b i r res i m , b i r müzik parças ı , o n u böyl e b i r varl ı k , b i r sanat yapıtı o la ra k kavrıyan b i r süje i ç i n ancak böyle b i r var-olan olabi l ir. Ama , estetik süj e , herhang i b i r b i l g i süje'si değ i ld i r. Böyle ol sayd ı , o za­ man her b i l inç sahibi b i reyin ş i i rden, m üz i kten , h ey­ kelden aynı derecede anlaması ve onlardan haz d uy­ ması beklen i rd i . Oysa , real itede , sanat yapıtlarından her süje dediğimiz varl ığın, her b i reyin aynı derece245


MARKSiST ESTETiK de haz duymad ı ğ ı n ı görüyoruz. Bunun nedeni nedir? Bunun nede n i , estetik süje ded i ğ i m i z sanat yapıtla­ rı ndan haz duyan süje'nin a l g ı sah i b i , b i l i nç sahibi herhangi b i r süje'den, bir bilgi süje'sinden ayrıcal ı o l ması nda bulunur. Sanat yapıtlarından haz d uyan böyle bir süje, böyle bir insan, beğeni sahibi b i r in­ san ol arak nitelenir. Sanat yap ıtı n ı n amac ı , böyle be­ ğeni sahibi b i r i nsan i ç i n b i r obje ol maktır. Sanat ya­ pıtı i l e kurulmak istenen estetik i l g i , ancak, böyle b i r beğeni i l g i s i i l e olanak kazanır. Beğeni ded i ğ i m i z şey genel l i k l e ned ir? Beğen i , genel anlam ında Kant'tan beri , ' sanat yapıtı ndan haz duyma ve onu güzel olarak ya da çirkin ol arak değer­ lend irme' yetis i o l a rak anlaş ı l ı r. Buna göre , beğe n i , ' estetik yargı verme yetisid ir'. Sanatç ı nas ı l deha'sr i l e yaratıyorsa , onun yarattı ğ ı bu yapıt i l e estetik i l­ g i kura n , bu yapıtı estetik ol arak yarg ı l ıyan insan da beğeniye sahip olur. B u anlamda beğen i , estetik bir objeyi estetik olarak değerl end i rme yetisi diye anla­ ş ı l ı r. Deha ve beğeni , b i rb i rine karş ıt, b i ri yaratma yetisi ol arak sanatçıda, öbürü sanat yap ıtından haz d uyma ve onu değerl endirme yetisi o larak sanat ya­ pıtı i le estetik i l gi kuran b i r i nsanda bulunan b i r yeti olarak görül üyorsa d a , aslı nda bunlar a rasında b i r i ç­ ten i l g i n i n de b u l unması gerekir. Çünkü beğen i s i z de­ han ı n yarattığı sanat yapıtl arı nın estetik yetk i n l i ğ e s a h i p olamıyacağı nekadar açıksa, h e r sanat yap ıtı i le her estetik i l gide onu yeniden tekrarl ıyan bir be­ ğeni de deha gücünden yoksun ise, böyl e b i r tekrar­ lama n ı n olanak-d ı ş ı kalacağı da aynı derecede açık olacaktır. Bunun i ç i n vaktiyle Marx : « Sanattan haz 246


MARKSİST ESTETİK duymak istiyorsan, sanatçı gibi eğiti l m i ş bir i nsan ol­ m a l ı s ı n ( 1 ) demişti . Marx bunu söylerken haklıyd ı . çünkü, sanat yapıtı i l e i l g i kurmak, ondan haz d uymak ve onu ' güzel olara k değerl end i rmek' yal ı n bir olay d eğ i l d i r. Yine bu anlamda b i r başka marxist estetik­ çiye, H . Koch'a göre d e : « Esteti k olarak haz d uymak, yal n ız bir şeyi kavramak, hatta sanat i l e tü ketim için­ d e bul unmak değ i l d i r. B u , b i r şey üzerinde sonradan düşünmek, onu herşeyden önce sonradan yaşamak, bir şeyi daha fazla tasarlamak ve tasarı gücünü ge­ n i ş l etmek ve sözün tam anlamında onun hakkında b i r tasavvu r meydana geti rmekti r. Sanat yapıtıyla i l g i ku­ ran ı n haya lgücü etk i n l i k içine konmuyorsa, onun d u­ yacağı estetik haz gerçek b i r esteti k haz olmayacak­ tır . (2) Görüldüğü g i b i , sanat yapıtından haz d uymak, es­ tetik beğen iye sahip olmak, klasik esteti kler g i b i , marxist estetik için de temel b i r estetik sorundur. Çünkü, estetik beğen iye sah i p b i rey i l e onun i l gi kur­ duğu obje, sanat yapıtı a rasında, sanatç ı n ı n bu yapıtı yaratı rken ortaya koyd uğu sürecin bir benzeri , onun yeniden meydana geti ril mesi süreci tekrarl a n ı r . » Ger­ çek ve tam bir yaratma olay ı n ı n estetik olarak tek­ rarında sanatta haz d uyman ı n ro l ü açı k ol arak şöyle bel i ri r : Süje'ye haz hazırlıyan b i r sanat yapıt ı , o sü­ je tarafından 'devam etti ri l i r' , 'tamam l a n ı r' ve ' i l erle ­ ti l i r' . (3) . Bu yaratma n ı n ı n tam olarak tekrarı d a , yi..

..

..

1)

') )

3

Marx/Engels, Werke, 1 . leil, eser, s . 1 52. H . Koch, aynı eser, s. 279. Aynı eser, s. 278.

s.

247

567. Bak: H. D. Sander, aynı


MARKSİST ESTETiK ne yaratmanın oluşuna uygun b i r süreç içinde oluşur_ « Sanat i l e i l g i kuran insan da, b i r ta kım zeng i n i l g i ­ l e r çokluğu i l e b i r esteti k te krarlama i l gisi içine g i­ rer. Durumuna, ki ş i l iğine, yaşam b i l gisine, sa­ nat deneyi ne, kültürüne, hatta zaman zaman ruh ha­ l i ne göre, o, somut olarak sanatç ı tarafı ndan yöne­ . tilen b i r takım i l g i ler ve yönler in sanatça tekrarına yapıcı ol arak katı l ı r ... ( ' ) Buradan anlaş ı ld ı ğ ı gibi , es­ teti k beğe n i n i n , yani sanat yapıtından haz duyma ve onu değerl endirme olayı n ı n , ya l ı n , kend i l iğ i nden mey­ dana gel iveren bir olay ol may ı p , b i r takım ko­ ş u l l a r altında meydana gelen b i r olay olduğu açık olarak görünüyor. Bu koşul lar, psikolojik, karakte rolo­ j i k , sosya l , kültürel n itetikted i r. Ma rxizm de, bu sos­ yal , kü ltürel ve psikolojik koşu l l a r ı , yukarda d i l e gel­ diği g i b i kabul eder. Bir insan, bu güzel bir müzik derken, beğeni yarg ı s ı n ı somutlaştı rır. Ama, bunun arka planında bir çok sosyo-kültürel ve psikoloj i k koş u l l arı da yerine geti ri r. B u anlayışı i l e çağdaş marxist estetik teori , beğeni sorununda tamamen po­ zitivist, b i l i msel bir tavı r a l ı r. Ş i m d i i nsan b i reyleri nin içi nde yaşad ı kları top­ l u msal koşullar değişik, a l d ı kları eğ itim ayrıca l ı ve psikoloj i k yeti leri de ayrı calı olduğuna göre, bu du­ rumda i nsan denen b i reyl erin beğeni yarg ı l arında bir ayn ı l ı k bekliyebi l i r m iyiz? Böyle bir durumda, beğe­ n i lerin ayrıcal ı ğ ı onların ayn ı l ı ğ ı n a göre daha çok bir gerçe k l i k kazanmış ol maz m ı ? Birbi rinden ayrı top­ l umsal çevrelerde yetişmiş, ayrıca l ı eğiti m görmüş 1)

Aynı

eser, s.

278. 248


MARKSİST ESTETİK ve sanat yapıtları ile i lg i l eri değ i ş i k olmuş ve psiko­ loj i k yapı ları değ i ş i k olan i k i i nsan beğeni yargı la­ rında, 'bu güzel ' d i r derke n , böyl e bir estetik yargı veri rken bu yarg ı lar aras ı nda bir uzlaş ı m düşüneb i l i r m iyiz? El bette, b u i k i insanın beğeni yarg ı ları b i r­ b i rinden ayrı ca l ı olacaktı r. B u , marxist esteti k için de böyled i r. " Bu noktadan bakınca, marxizm - lenin izm estetik beğen ide ol ağan üstü ayrıca l ı k ve değ i ş i k l i k o l duğunu açıklar - hem bi reysel yönden hem tari h­ sel dönemleri yönü nden, hem yersel ve u l usal top­ l u l u klar yönünden hem de s ı n ı f ayrı l ı ğ ı n a daya l ı sos­ yal s ı n ı rlar yönünde n . » ( 1 ) Bütün bu beğen i ölçütleri açısından, beğeninin büyük ayrı l ı klar gösterd i ğ i , Koch'un da yukarda işaret ettiği g i b i gerçekti r. Koch'­ un yukardaki sözlerinde i l ginç olan yan , onun beğeni öl çütlerini yalnız sınıfsal-topl u msal alanda deği l , bi ­ reysel-kişisel alanda da bulmasıdır. Yine b i r başka yerde Koch aynen şöyle diyor: " B i r objen i n benim hoşuma g i d i p g itmemes i , bana haz verip verrrıemesi , ya lnız obje'ye değ i l , aynı zamanda ben i m bi reyse l l i ğ i ­ me de bağ l ı d ı r . Benim o obje'yi 'i nsansal' olarak ta­ n ı mam ve ondan haz duymam, benim yaşam duru­ muma da bağl ı d ı r . " ( 2 ) Bunun neden i , marxist este­ tik'in bütün estetik fenomeni b i r b i rey i n yaşadığı ger­ çeğ i n i görmüş o l masıdır. Ama, bi reysel l iğe daya l ı ol ­ ma da h i ç b i r zaman biricik b i r ölçüt ol arak düşünü­ lemez. « B i r insa n ı n esteti k haz d uyarl ı ğ ı , ya lnız onun b i reyinde olup biten bir çok etkene de bağ l ı değ i l1) 2)

H. Koch, aynı eser, Aynı eser, s. 1 56.

s.

1 56.

249


MARKSİST ESTETi K d i r . Eğiti m , yaşam denemes i , b i l g i ve olgunluk g i b i toplumsal ol arak bel irlenebilen etkenl ere de bağ l ı ­ d ı r . Ama , yalnızca, mizaca , bi reysel karaktere, kişi­ sel ruh hal lerine ve e ğ i l i mlere, duygul ara, yaşantı­ l ara değ i l . Onlar da rol oynarlar. Onlar da vard ı rlar ve onlar da tatm i n edilmek i sterler. » (1) Buna göre, esteti k beğeni, çağdaş estetik için de yal nız b i r bi­ reysel-ps i koloj i k fenomen deği l , ayn ı zamanda sosyo­ kü ltürel bir fenom end ir. ( 2) Marxist estetik'in de es­ teti k beğeni konusunda tamamen çağdaş estetik gi· b i düşü ndüğ ünü ve fenomenl ere uygun b i r tavır al­ dığını görüyoruz. Bu gün artık bil iyoruz ki , estetik be­ ğeni salt bi reysel bir fenomen olmadığı g i b i , salt bi­ rey-üstü , toplumsal bir fenomen de değ i l d i r. Beğen i , bi reysel ve topl u msal n ite likl erden oluşan b i r örgü­ ye sahiptir. Marx' ın şu sözlerinde bu gerçek ol anca açıklığı i l e d i l e gel iyor: « Aç bir i nsan için yenecek şeyin i nsansal-b i ç i m i deği l , onun soyut varl ı ğ ı var­ d ı r. Acı l ı , muhtaç b i r i nsan i ç i n , en güzel tiyatrodan h az d uyma d uygusu yoktu r; madenci madende yalnız ticari değeri görür, ama madenin güzel l i ğ i n i ve asıl doğas ı n ı değ i l , onda bunu kavrıyacak b i r duyum yok­ tur.• ( 3) Böyle b i r d uyu , ancak b i r esteti k eğiti m ve b i r estetik kültürle meydana getiri lebi l i r. Marxist estetik i ç i n , klasik esteti k ' i n temel so­ runlarından olan 'beğeni doğu ştan m ı d ı r ? değil m i1) 2) 3)

Aynı eser, s. 1 57. Bak: lsmail Tunalı, Estetik Beğeni Problemi, felsefe Arkivi . Marx/Engels, Werke, Kleine Ök. Schrigt. s. 1 33. Bak: H . Koch, aynı eser. 250


MARKSİST ESTETİK dir?' g i b i b r r sorun söz konusu değ i l dir. Ama, onda önem l i olan, i ns a n ı n daha en çocu kl u ktan beri bir be­ ğen iye sahip olması ve bu beğen inin de toplumsal­ kü ltürel bir geliş meye uyarak geli şmesidir. As ı l önem­ li olan , her insa n ı n bir beğen i s i n i n olmas ı , beğeni­ siz h i ç bir insanın olmamas ı d ı r . " İ nsan beğenisi tabula rasa (boş b i r plak) değ i l d i r . Sanatla i l g i l i yar­ g ı ları , çoğu zaman, önceden verilmiş yarg ı lard ı r . Halk arasında yapılacak oylamada Viyana opereti Mozart'­ tan her zaman çok oy top l ı yacaktı r . ıı ( 1 ) Böyle b i r ger­ çek, kapitali st-bu rj uva toplum ları için karakteristi k bir feno mendir. Marxizm'e göre , bütün kapita l i st toplum­ larda ayd ı n-halk i ki l emi bulunur. Bu i k i varl ı k , b i rbi­ riyle uyuşam ıyacak biçimde b i rbirlerine ters düş er­ ler. Böyle bir i k i l e m , ancak sosya list ü l kel erde bir kü ltür devri m i i l e ortadan ka l d ı r ı l a b i l i r . Buna göre , b i r beğen i b i rl iğ i ne , ancak sosya l ist toplumlarda ulaş ı l ı.ı ­ b i l ir. Gerçi 'beğen i' başlangıçta orada da bir sorun i d i . « S iyasal başarıya kavuşan işçiler de, çoğu zaman baş­ langıçta küçük burjuva s ı n ıf ı n ı n beğenisini benimser. Bunun sonucu olarak da, önceleri i leri aydı nlarla iş­ ç i s ı n ı fının çoğunluğunun sanat anlayışları arası nda bir uzlaşmazl ı k belirir. Kimi zaman, top lum açısın­ dan i l erici bir şey i l e sanatta yen i olan b i r şey ara ­ sında öyle anlams ızca bir uzakl ı k vard ı r ki , 'modern' sözü yetk i l i kimselerin ağzında b i r aşağ ı l ama n itel i ğ i kazan ı r . " ( 2 ) Nite k i m , bunu Sovyet devri m i nde d e , hat· 1) 2)

E. Fischer, aynı eser, s. 298. Aynı eser. s. 298. 251


MARKSİST ESTETİK ta Lenin'in ağzından d uymak bile olanak içidir. Len i n A n ı l arı kitab ında C . Zetki n Len i n ' i n b i r gün şöyle ded i ğ i n i aktarıyor: « Ben, kendimi 'barbar' ol arak gös­ terme cesaretine sah i b i m . Expressionizm ' i n , fütüriz­ m i n , kübizm i n ve öbür 'izm'lerin yapıtl arı n ı sanat de­ has ı n ı n en yüksek d ı ş laşmaları ol arak değerlendire­ m iyorum. On ları anlam ıyorum ve onlardan haz duymu­ yoru m . » (1) Lenin'in kastettiği bu sanatçı lar arasında Kandinsky'n i n , Chagal l ' ı n ve M a l ewitsch ' i n bulunduğu­ nu burada yalnız işaret etmekle yetinel i m . Ama, bu top l umcu-ilerici düşünce i l e modern-o l­ ma, çağdaş-o l m a a rasındaki çelişme nasıl ve ne za­ man ortadan kal kar? Bunu, ancak daha sonraki ku­ şaklar ortadan ka l d ı rabi l i r . " G enç kuşak bu garip çe ­ l işmeyi yavaş yavaş ortadan ka ldırır; ya l n ı z i l erici ol­ m ıya deği l , gerçekten modern ol mayı d a ister; mo­ dern yani çağına uygun bir yaşama b i ç i m i arar ve her türlü yen i l i ğ i izler . » (2 ) Bu yen i kuşak, moderniz­ m i reddeden işçilerin çocu kl arı ol acaktır. « İşçi sını­ fının iyi eğitim görmüş çocukl arı , düşünce serüveni­ n i n , sanatç ı atı lgan l ı ğ ı n ı n tad ına varmağa başlam ış­ lard ı r. Moor'un, Leger' i n , Pi casso'nun a d ı n ı duyunca i rkilen, R i mbau'yu , Kaets ' i , R i l ke'yi, 'anlaş ı l maz' bu­ lan ya da oniki sesli müziği şeytan uyd u rması sayan baba ları n ı n bu yarg ı l arını g ü l ü msemeyle karş ı l amakta­ d ı rlar. • (3) 1)

Zetkin, Erinnerungen an Lenin, Berli n Sander, Marxistische ldeologie, s. 87. 2) E. Fischer, aynı eser, s. 305. 3) Aynı eser, s. 305. C.

252

1961 . Bak: H. D.


MARKSİST ESTETİK İ m d i , topl umcu ü l kel erde önem l i b i r estetik eği­ ·ti m sorunu doğuyor: Sanattan a n l ıyan , ' g ü l ü mseyen' ·kuşakların yetişti rilmes i . Öbür yandan da, sanatçıda topl umsal b i r b i l inç yaratmak. Marxist estetik, ancak bu iki görevin yerine geti ril mesiyle top l u mda sanatın değeri n i bu lacağ ına inanır. • Kazanç düşkünü kapita­ l i stlerin 'sanat pazarına' artık ü reti l m i ş mal süreme­ d i ğ i topl umcu düzen i n iki yan l ı büyük bir ödevi var­ d ı r : hal kı sanattan tat alm ıya yöneltmek, yani h a l k ı n sanat anlayış ı n ı gel iştirmek; b i r de sanatç i n ı n top­ l u msal soru m l u l uğ u üzerinde d u rmak. Bu soru m l u l u k sanatç ı n ı n egemen o l a n beğen iye uymas ı , yani şu­ nun ya da bunun buyruğuna göre yazmas ı , çizmes i , bestelemesi gerekti ği anlamına gelmez; bu, b i r boş­ l u kta değ i l de, toplumun kendisi nden istediği b i r ta ­ kım şeyleri gerçekleşti rmek için ça l ı şması anlamına gelir." (1) H a l k ı n beğen i s i n i n yetkin leşmesi ve sanatç ı n ı n topl umsal soru m l u l uğunun a rtmasıyle b i r l i kte , burju­ va top l u m larında görü len beğen i i k i l e m i g iderek or­ tadan kal kar ve toplumun sahip ol duğu ortak-beğeni'.­ de, aynı zamanda sanatç ı n ı n özgürlüğü i l e topl u m u n istekleri tam b i r b i reşime, b i r uyuma ulaşmış o l u r. Ama, kuşkusuz, böyle bir b i reşim b i r anda meydana gelemez, çeşitl i yan ı l ma-deneme süreçleri içinden ge­ çerek oluşab i l i r . • H er büyük devri m , patlayıcı b i r bi­ reşimdir; ama güçlerin denges i , sürekl i olarak tek­ rar tekrar bozu l u r ve değişen koş u l lara göre yeni b i1)

Aynı

eser, s.

299. 253


MARKSİST ESTETİK reş imlerin kuru l ması gere k i r . » ( 1 ) Marxizm , bir sü rek­ l i devrim olduğuna göre, bu sürekli devri m , estetik a l anında da en yetki n beğeni bireş i m i ne ulaşmayı amaçl ıyacaktı r . . .

ı)

Aynı

eser, s .

300. 254


AD'LAR VE KAVRAM DİZİNİ


AD'LAR DİZİNİ -

A

-

Aristote les: 64, 97, 1 1 0 , 1 97, 1 99 , 22 1 - B -

8a lzac : 32 Beckett, S.: 1 63 Bedny, D : 1 72 Beethoven : 33, 2 1 0 Bel insky : 67 Berkeley: 59, 93 B recht: 1 34 -

C

-

Cervantes: 32 C ezanne: 1 59, 206, 226 257


Cieskowsky, G raf Auvgust von: 27 Chard i n : 206 Chruschtschow: 1 8 Comte , A : 21 Copern icus, A : 21 , 1 56 Courbet: 206 - 0 -

Dana. Charles : 32 Darwin, C. R . : 31 Don Ou ixote: 72 Dormro�chen : 89 Dumas, Alexandre : 3 1 - E -

Engel s , F . : 1 2 , 1 3 , 20 - 24 , 30 - 35, 56, 60, 1 1 3 , 1 1 5 . 1 29 , 1 3 1 , 1 67 -

F

-

Feuerbach , l.: 24 - 26, 46, 58, 201 - 206 Fichte : 1 1 3 Fielding, Tom Jones · von : 3 1 Fischer, E . : 6 5 - 6 7 , 7 1 , 7 7 , 8 0 , 82 , 1 32 , 1 33 , 1 41 , 1 67. 1 78 - 1 84, 1 87 Fourier: 1 1 3 ·- G -

G a l i l e i , G . : 1 56 Goeth o : 33, 205 G ogo l : 72 258


Gork i , M : 1 74 Goya : 72 - H -

Hartman . N . : 1 97, 1 98; 2 1 9 H egel : 1 3 - 1 9 , 22, 24, 25 , 27, 1 52 , 201 , 205 , 209, 2 1 9 H erakleitos : 233 Hom eros : 1 77 Hugo V. : 33 - 1 -

l nga rden , R . : 1 98 - J -

Jonson, Ben : 234

- K Kaffka : 72 Kant: 1 3 , 1 97, 1 99, 200, 209, 2 1 9 Kepler: 1 56 Koch Hans: 42, 42 , 6 1 , 65, 67, 68, 69, 74, 95, 1 08, 1 09 , 1 20, 1 24, 1 25, 1 29, 1 32, 1 41 , 1 46, 1 49, 1 57, 1 68, 1 80, 1 86 Kock, Paul de: 3 1 -

L

-

Lafargue: 3 1 Leni n : 1 2, 1 3 , 23, 30, 3 1 , 33, 34, 54 , 57, 58, 65, 93, 1 09 , 234 lermontove: 33 259


Lukacs , G . : 1 98 , 1 99 , 200 201 , 207 - 2 1 2 , 2 1 4 , 2 1 5 , 2 1 8 - 220, 222 - 225, 227, 228 - M -

Mach, E . : 59, 93 Marx : 12 - 2 1 , 22 - 24, 26 - 3 5 , 53 , 55 - 60, 87, 88, 94, 95, 97, 99, 1 05 , 1 07 , 1 08, 1 1 1 , 1 1 6 - 1 22, 1 26 - 1 29 , 1 36 , 1 38, 1 42 , 1 43 , 1 52 - 1 54, 1 59 , 1 67 , 1 68 , 1 86 , 203, 231 , 234 - N -

Napoleon : 23 Nekrassov: 33 - 0 -

Ovi d i u s : 1 67 Owen : 1 3 -

P

-

Picasso: 1 69 , 21 O Platon : 64, 1 76 - R -

R ousseau, J. J.: 1 52 -

S

-

Sancho Panza : 72 Sch e l l abov : 1 73 Sche l l i n g : 1 3 , 1 4 Sed l mayr, M . : 1 48 , 1 49 260


Shakespeare , w . : 72, 234 Si man, S . : 1 3 Sokrates : 23 Sta l i n : 1 72 , 1 73 , 1 74 , 1 75, 1 77, 1 80 - 'f -

Terenti u s : 1 55 Tuna l ı , İ . : 64, 1 97 Tschernyshevsky: 33 - W -

Worninger, W . : 1 48, 1 49 -

Z

-

Zetkin, C . : 34

261


KAVRAMLAR DİZİ N İ - A Antropos Zoon Pol iti kan : 97 Araçlar dünyası : 81 - B -

Ben: 1 4 B i l g i : 39 Bi lgi objesi : 40 B i l g i prob l em i : 40 B i l imsel b i lg i : 53, 55 Burjuva sanatı : 1 88, 1 89 Burjuva toplumu : 1 1 3

- D D i a l ektik : 21 Dışsal doğa: 48 262


Oialektik materya l izm : 1 1 , 1 3, 47 D i l : 79, 80 , 84 , 224 D i n : 24, 56 D i nsel b i l g i : 53 - 55, 57 Dogmatik ortodox M arxizm : 24 Duyusal b i lg i : 68 - E -

E!eşfüici gerçekl i k : 1 69 - 1 72 , 1 78 Estetik: 30 Esteti k beğe n i : 250 Estetik b i l g i : 52, 54, 55, 63, 64 Estetik duyu m : 54, 6 1 , 62, 6 6 Esteti k gerçekl i k : 4 0 , 4 4 - 46, 50 Estetik duyu m : 45 , 6 1 , 62, 66 Estetik obj e : 66, 86, 88 - 9 1 , 95 Estetik süj e : 9 1 , 92, 94, 95, 246 Eth i k : 221 , 222 Eyle m : 92, 93 , 1 23 , 1 26 Eylem ve İ ş : 92 , 1 23 , 1 24 , 1 26 Express ion izm : 34 -

F

-

Felsefe : 1 1 . 1 6 Felsefenin görev i : 72 Futu rizm: 34 - G -

G e l i ş me : 65 Genç Hegel c i l er : 24 27 Gene l l i k kategori s i : 2 1 1 -

263


Gerçek l i k : 1 2 , 44 , 45 , 65 , 66, 69 , 70, 72 , 73, 83, 92, 94, 1 0D Güzel Sanat: 82, 83 - H -

H armani : 222 Haya l gücü : 70 - 74, 77 Hümanizm: 1 00 - i -

ideoloj i k üst yapı : 1 07 , 1 08 İnsan : 78, 80, 97, 99, 1 0 1 , 1 05 , 1 1 0 - 1 1 2 İnsansal laştı rma : 87, 1 1 4 İnsansallaştı rı l m ı ş doğ a : 48 , 50 İnsan b i l g i s i : 50 insan gerçekl i ğ i : 50 insan etki n l i ğ i : 88, 1 23 , 1 26 , 1 27 İ nsan evrense l l i ğ i : 1 27 İ nsanın topl umsal laşması : 1 1 2 , 1 1 4 İş ve eyl e m : 92, 1 23 , 1 24 , 1 26 - K -

Kapita l i st toplumlar: 1 1 1 , 1 1 3 , 1 1 4 , 1 1 8 Kesin b i l g i : 23 Klasik sanat fel sefesi : 1 71 Kopernical Devrim i : 60 Kültür ve kültü r va rl ı ğ ı : 1 1 4 , 1 1 5

- M M a rxizm : 1 1 , 1 2 , 26, 47, 53, 57, 58, 60, 63, 68, 69, 72 , 89, 9 1 , 92, 99, 1 00 , 1 09 - 1 1 1 , 1 1 3 , - 1 1 6 , 1 1 9 , 1 23 , 264


1 29, 1 30 . 1 35, 1 38 - 1 42, 1 45 , 1 47, 1 48, 1 57, 1 60 ,,. 1 63 , 1 68 , 1 80 , 1 87 , 1 90 , 250 - 254 M arxist esteti k : 40, 42, 46, 50, 54, 6 1 , 64, 67, 69, 72 , 73 , 8 1 , 84 , 90, 9 1 , 95, 1 1 5 , 1 40 , 1 42 , 1 43 , 1 44 , 1 48 . 1 62 , 1 69 , 1 78 , 1 88, 1 96 , 243 , 250 M arxist hüman i z m : 1 00 M a rxist sanat: 1 0 1 , 1 35 , 235, 236, 243 M i mes i s : 42, 68, 1 06 , 228 M itoloj i : 56 M utlak ayrıcasızl ı k ( i ndefferens ) : 1 4 - 0 -

Objektiv tin : 1 5 - Ö -

Öze l l i k kategoris i : 201 - 2 1 4 , 227, 229 Özgürlük: 1 1 3 Özne : 80 - 9 1 - P -

Positivist tavı r : 24 -

R

-

Real alt-yapı : 1 06, 1 07 Resim sanatı : 226 Sağ Hege lciler: 24 - S -

Sanat: 65 - 67, 72, 81 , 82, 83, 84, 98, 99, 1 00, 1 05 , 1 47 , 1 49 265


Sanatç ı : 5 1 , 52 , 6 5 , 82, 95 Sa nat bilgisi : 55 - 57, 68, 70, 7 1 , 76 Sa natın büyüklüğ ü : 66 Sanat etk i n l iğ i : 1 03 Sanatın görevi : 70 - 72, 84, 1 09 , 1 34 Sanatta gerçe k l i k : 65, 83 Sanat ontoloj i s i : Sanat objes i : 45. Sanat yapıtı : 64 235

35, 1 98 48, 65. 1 20 - 67, 70, 7 1 , 8 1 , 98 , 1 08 , 2 1 7 , 234, .

Sanat yapı tı n ı n d üzeni : 1 4 1 Scientia est potentia : 76 Septi sizm : 23 Sol Hegelci l er: 25 Sosya l i st top l u m : 1 1 1 . 1 1 4, 1 1 8 Soyutla m a : 80 Soyut sanat: 52 , 69 Sübjektiv tin : 1 5 - T -

Tarihsel-i nsansal materya l i z m : 47 Tarihsel materya l i z m : 1 3 , 1 1 9 , 207 Teknoloj i : 8 , 83 Top l u mcu-gerçekçi sanat : 1 1 5 Top lumsa l l aştı r ı l m ı ş doğ a : 41ı Topl umcu gerçekçi l i k : 75. 83 , 1 69, 1 70 , 1 71 , 1 72 , 1 74 , 1 78 , 1 79 , 1 8 1 , 1 83 , 1 86 , 1 87 , 1 89 Top l u msal va rl ı k : 98, 1 05 , 1 06 , 1 1 0 . 1 1 1 Tüketi m : 1 1 9 , 1 20

266


Ü reti m : Üretim Ü retim Ü reti m

1 1 8 - 1 20 etk i n l i ğ i : 1 2 1 , 1 22 gücü : 1 1 6 , 1 1 7 i l i şkil eri : 1 8 , 1 07, 1 1 6 , 1 1 7, 1 2 1 , 1 30, 1 36

- Y -

Yabancılaşma: 28, 70, 1 07, 1 52, 1 55, 1 58, 1 59 Yabancı laşma ve sanat: 70

267


M A R KSİST ESTET i K , i l k kez Türkiye'de b i r y a p ı t ı değerle nd i rmede g ü v e n i l i r ö l ç ü l e r getiriyor. Bu ö l ç ü ­ ler, top l u m u n g e l işmes i ve y e n i d ü ş ü n c e

a k ı m larını

benimsemesiyle sanat ve edebiyat yap ıtları ora s ı n d a ­ k i paralelliği d e b e l g e l iyor. Marksist Este t i k ' i n b i r öze l l i ğ i de değerlendirme­ lerin ve yoru mların ilk el k a y n a k l arına dayandırı l m a s ı ve b u kaynakların felsefe tarih i içindeki e v r i m i b e l i rt ­ mesidir. Düşünce ortamı mızda çok sözü e d i l e n Marksiz­ m i n sonata kat k ı s ı ve o n u dünyayı değ iştirmede k u l ­ lanışı bu çal ışma i l e T ü r k oku rlar ı n ı n z i h n inde daha b i r a ç ı k l ığa kavuşacaktır. M A R K S iST ESTET I K ' i n

yazarı

P rof.

Dr.

lsmai l

Tu n a l ı 1 923'de S i l istre'de ( Ro m a n y a ) doğd u . K a b a t a ş E r k e k Lises i n i , l sta n b u l U n iversitesi E d e b i ya t Fa k ü l ­ tesi Felsefe Böl ü m ü n ü b it i rd i . V i y a n a Ü n ivers ites i nde « G üz e l l i ğ i n modern o n t o l o j iye d a ya n a ra k o b j e k t i v b i r ta n ı m d e n e mes i » a d l ı tezi i l e F e l s e f e . Este t i k v e S a n a t ta r i h i do ktora s ı y a p t ı ( 1 955 ) . Y u rda d ö n ü ş ü n d e n s o n ­ r a E d e b i y a t Fa k ü l tesi F e l se fe Böl ü m ü n e a s ista n , s o n ­ ra doçe n t . profesör o ! d u . H a l e n a y n ı g ö revde b u l u n a n Prof. T u n a l ı ' n ı n b ü t ü n ça l ı ş m a l a r ı . T ü r k i y e ' de estet i k ' i c id d i felsefi sor u n l a r ı i ç i n e a l a n b i r felsefe b i l i m i o l a ­ ra k k u r m a e reğ i n e y ö n e l i kt i r . B u n u

g e rç e k l e ş t i r m e

y o l u n d a P r o f . T u na l ı . b i r y a n d a n Poe t i k a (Ar istote l e s ) . Estet i k ( 8 . C roce ) . Soyut l a m a ve E i n f ü h l u ng (Worr i n ­ g e r) g i b i b a z ı a n a

k i ta p l a r ı tü r kçeye

çev i r m i ş , öte

y a n d a n da k e n d i s i so n a t f e l sef€si ve esteti k a l a n ı nda k i ta p l a r ve m a k a l e l e r yaz m ı ş t ı r ve yazma ktad ı r . B u n ­ l a r o ra s ı n d a : F e l sefe n i n ı ş ı ğ ı nda Modern R es i m . l m p ­ ress i o n i z m . G r e k Este t i k \ S ı;ı n a t O n t o lo j i s i . B. C roce Este t i k ' i n e G i r i ş a d l ı ya p ı t l a r ı saya b i l i ri z .

İsmail Tunalı - Marksist Estetik  
İsmail Tunalı - Marksist Estetik  
Advertisement