Page 1

Sayı 48 | Kasım 2012 | Ücretsiz Gelsenkirchen

Bana da ailende yer var mı?

2012

DİTİB Aylık Dergi


ZAHNARZTPRAXIS Tätigkeitsschwerpunkt Implantologie

Zahnarzt

Zahnärztin

Cevdet Demir

Nilifer Çelik

Diş ve ağız sağlığı konularında her türlü rahatsızlıklarınız için hizmetinizdeyiz! -İmplant (vidalı diş), -Endodonti (kanal tedavileri) -Periodontoloji (diş eti hastalıkları), -Estetik diş hekimliği -Çocuklar için özel diş bakım eğitimleri .... Diş ile ilgili her türlü tedavi muayenehanemizde yapılır.

Diş ve implant tedavisi için Türkiye`ye gitmeye son! Biz sizin için Türkiye‘den daha kaliteli ve uygun fiyata diş protezi (zirkon kron, köprü) yaptırıp getiriyor ve buranın garantisiyle takıyoruz. Bismarckstr. 208 45889 Gelsenkirchen

Tel: 0209/875895

cevdetdemir@gmx.de www.zahnarzt-demir.de


İÇ İ N DE K İ L E R

03

BİZDEN 5 6 7 9 21

Önsöz Editörden İlk Ağızdan Bizden makale ve haberler Bedirhan GÖKÇE: Param Yok Ama...

DİN 23 25 27 29 31 33 37

Bir Konu Bir Ayet: Rahmet Kaynağı Kuran-ı Kerim En Sevgili: Allah Rasulü’nden Bilgeliğe Giden 40 Anahtar (1.Bölüm) Nakış Nakış Kainat: Güneş de Akıp Gitmektedir Çocuk ve Kitap Organ Nakli Kadının Ehemmiyeti

MESNEVİ’DEN HİKAYELER 37

Deveci ve Filozof

AİLE 39

Temelleri Sarsılmakta Olan Bir Sığınak: Aile (2. Bölüm)

ATA’MIZA DAİR 43

Okul Çocukları Üşümesin, Gitsinler!

45

HİKMETLİ SÖZLER GÜNCEL

47

Umut Yıldızı e.V. - Ailende Bana da Yer Var Mı?


SAĞLIK Baş Dönmesi

53

_HUKUK Evlenme Hakkında Genel Bilgiler

57

Bana da ailende yer var mı?

KİM KİMDİR Felix Baumgartner

59

İş Dünyası Dr. Yavuz Durmaz Röportajı

Ailende bana da yer var mı? Sayfa 47

61

KÜLTÜR Rumi

65

ÇOCUK

67

BİLGİ KÜPÜ

Rumi - Sayfa 65

Tükenmez Kalemin Dolmakalemden Farkı Nedir?

71

MİZAH

73

BULMACA Kare Bulmaca Sudoku Çengel Bulmaca

75 77 78

MEVLANA MUTFAĞINDAN

80

Bedirhan Gökçe Param Yok Ama... Sayfa 21

04


önsöz

Sevgili Mahya okurları içerden ve dışardan birlik ve beraberliğimize yine gözdikilen şu günlerde her zamankinden daha çok birbirimize ihtiyacımız olduğunu hatırlatarak geçmis Kurban Bayramı´nızı ve 89. yılını kutladığımız Cumhuriyet Bayramı´nızı kalbi duygularımızla kutlar, birlik, beraberlik ve hoşgörü içerisinde her türlü zorluklara göğüs gerdiğimiz gibi yine hep birlikte nice bayramlar görüp kutlamayı yüce Allah´dan (cc) dileriz. „Geçmişini unutan geleceğini bulamaz“ sözünden yola çıkarak belirlemiş olduğumuz bu ayki konumuzda sizlerin de okuyacağı gibi ailelerinden koparılan yavrularımızı niteliksiz –özellikle de Türk olmayanailelere vererek hem geçmişini unutturmak, hem de bazılarının dilde söylediği „asimilasyon“ denen ve bizce insanlık suçu olan bu durumdan daha ağır bir durumla karşı karşıya bulunmaktayız. Bu konuda herkesin duyarlı olacağına inancımızın tam olduğunu belirtmek isteriz. …ve MERHABA GELSENKIRCHEN. Kasım ayıyla birlikte Almanya´nın bir diğer kentinde, Gelsenkirchen´de de okurlarımızla buluşmanın mutluluğunu yasıyoruz bu ay. Oradaki vatandaşlarımıza, şimdiye kadar bizi sadece sosyal medya aracılığıyla takip edip, elektronik posta yoluyla ilgi ve alakalarını bizlere bildiren insanlarımıza, orada da dergimizin çıkmasının maddi ayağını oluşturan işadamlarımıza huzurlarınızda teşekkür eder, işlerinde başarılar dileriz. Bu dileklerimizle sizi dergimizle başbaşa bırakıyor, birdahaki sayımızda buluşuncaya dek herşeyin hayırlısının sizlerle olmasını diliyoruz. Selam ve dua ile ... Gökhan ÖNDER

IMPRESSUM/KÜNYE DİTİB Nürnberg e.V. Kurfürstenstr. 16 90459 Nürnberg

YAYIN KURULU Serhat Önder Eyüp Erdem Gökhan Önder Harun Önder Koray Kuşkuş Yunus Emre Turan

GENEL YAYIN YÖNETMENİ Serhat Önder +49 (0)179 6677888 serhat@mahya.de

KAPAK/GRAFİK TASARIM AddGraphic info@addgraphic.de

REKLAM SORUMLUSU Oğuz Yurtalan +49 (0)179 6653603 +49 (0)911 4796346 yurtalan@mahya.de

DAĞITIM SORUMLUSU Serhat Önder +49 (0)179 6677888 info@mahya.de

Nordrhein-Westfalen Temsilcisi Orhan Arslanmirze +49 (0)157 74022158 orhan.a@mahya.de

Web Sayfası Sorumlusu Eyüp Erdem eyuep@mahya.de

KONTAKT/İLETİŞİM info@mahya.de www.mahya.de Mahya Dergisi basın ve meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. Yazı ve ilanlardan yazıların ve ilanların sahipleri sorumludur.

05


editörden

Müslümanın en büyük hasmı kim? Serhat ÖNDER

Değerli okuyucular, onca yazıp çizmemize, saatlerce, günlerce ve haftalarca sürdürdüğümüz tartışmalara bu makalemle bir nokta koymak istiyorum. Hep müslümanların provoke edildiğini, gayrimüslimler tarafından kanlarının akıltıldığını, açlık ve susuzluğa terkedildiklerini, çifte standartlara maruz kaldıklarını dile getirdik geçtiğimiz sayılarda. Hatta körfez savaşında ABD’nin Ramazan Ayı’nda saldırılarını durdurmamasını kınamıştık. Bunların hepsinin Suriye’deki iç savaşta yaşananlardan sonra boşa olduğu hissine kapıldım. Müslümanın en büyük hasmının yine müslümanın olduğu görmek beni derinden sarstı. Oysa müslümanların üç günden fazla birbirine küs kalması haramken, bayramların küskünlerin barışması için çok büyük bir fırsatken müslüman müslümanı katletmeye devam etmekte ve ateşkes çağrısına her iki tarafta kulak tıkamakta.

Müslümanın en büyük hasmı kim bu durumda? Hani bir deyim var ya ‘‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yok’’ diye (pek tasvip etmediğim bir deyim), buna benzer olarak şöyle bir deyim kullanmak doğru olur mu acaba? ‘‘Müslümanın müslümandan başka düşmanı yok’’. Hal böyle olunca elbette gelen de vurur giden de vurur. Sonra bunu yapanlara itiraz ederiz kendimize itiraz edeceğimize. Gazi Mustafa Kemal’in ‘‘Yurtta sulh, cihanda sulh’’ sözüne biraz daha geniş anlamda bakarsak müslümanların başta kendi aralarında sulhu sağlamasının gerektiği aşikar. Ancak ondan sonra diğerlerine bizi rahat bırakın diyebeliriz. Ortdoğuda yaşanan mezhep çatışmasının bir an önce durması ve yayılmaması dileğiyle Allah başta bizi olmak üzere bütün insanlığı islah etsin.

Şimdi biz böyleken gayrimüslimden şikayetçi olmamız ne kadar doğru ve ne kadar adil olur?

06


önsöz

İLK AĞIZDAN Merhaba sevgili okurlar, Bu ay itibariyle Gelsenkirchen bölgesine de dergimizle merhaba demiş bulunmaktayız. Dilerim ki diğer bölgelere de açılmamıza ve oradakı vatandaşlarımızla dergimiz vasıtasıyla buluşmamıza vesile olur. Kutsal topraklarda kutsal görevlerini ifa edip gelen hacılarımıza hoşgeldiniz derken, Allah (cc) gitmeyenlere de en kısa zamanda gidip görmeyi nasip etsin diye dua etmekteyiz. Allah (cc) kabul etsin. Geride bıraktığımız Kurban ve Cumhuriyet bayramlarınızı kutlar, huzur, barış, kardeşlik ve hoşgörü içerisinde nice bayramlar dilerim. Yeni bir döneme giren Kuran kurslarımıza göstermiş olduğunuz yoğun ilgiden dolayı siz değerli velilere teşekkür eder, yavrularımıza ise Allah´dan (cc) zihin açıklığı dilerim. Umarım ki 500 civarındaki öğrencilerimizin hepsi de ileride vatana, millete ve insanlığa hayırlı birer birey olurlar. Umut Yıldızı derneğinin başlatmış olduğu harekete hepimizin destek olması kanaatindeyim. Nitekim iyiliği için çaba sarfedilen çocuklar da bir bakıma yetim çocuk sayılırlar ve dinimizin yetimlerle ilgili açıkça tavsiye ve emirleri bulunmaktadır. Hz. Peygamber, “Kendisine veya başkasına

07

ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üstlenen kimse ile ben, cennette işte şöyleyiz.” diyerek şehadet parmağıyla orta parmağını işaret etmişlerdir (Müslim, Zühd, 2). Buna karşılık, yetime kötü davranıp, yardım elini uzatmayanlar kınanmıştır (Fecr, 89/17; Mâûn, 107/2). İslâm dini, sadece yetimlere iyi davranmakla kalmamış, onların mallarını korumayı ve yetimleri yetiştirerek rüşt çağına ulaştıklarında mallarını kendilerine vermeyi, onların evlilikleriyle de ilgilenmeyi bir vazife olarak yüklemiştir (Nisâ, 4/2, 3, 5, 6, 10; En’âm, 6/152). Yani gördüğünüz gibi üzerimize baya iş düşmekte ve hepimiz gerekeni yapmak zorundayız. Şimdi sizi dergimizle başbaşa bırakıyor, iyi zaman geçirmenizi diliyorum. Aralık ayında tekrar buluşuncaya kadar özleyenin ve özlenenin en yücesine emanet olun. Başkan Yusuf Erdem DİTİB Nürnberg e.V.


bizden

NÜRNBERG’E ELVEDA ANKARA’YA MERHABA VASIFLI ELEMANA İHTİYAÇ BÜYÜYOR!! (2.Bölüm)

Dr. Kemal RAMOĞLU T.C. Nürnberg Başkonsolosluğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Ataşesi Almanya’nın bir “Multi-kulturelle Gesellschaft” olduğunu (Çok kültürlü Toplum olma sıfatı) hemen hemen hepimiz bilirken, bu ülkede göçmen kökenli yaklaşık 18 milyon insanın yaşadığı, Almanya’nın esasen yıllar öncesinden beri bir Kanada gibi “Göçmen Ülkesi” olduğunu söyleyen çok sayıda Türk ve Alman Sosyal ve Nüfus Bilimcilerinin olduğu ayrıca bilinmektedir. Çok kültürlü bir toplum olan Almanya’da yaşayan yabancılar arasında nitekim en fazla nüfusu vatandaşlarımız teşkil ederken, Almanya’nın halen bu insanlara ne zaman çifte vatandaşlık statüsünü (doppelte Staatsbürgerschaft) tanıyacağı sorusu bugün bile tartışılan konuların başında gelmekterdir. Çifte vatandaşlık konusunda Berlin’in muhtemelen önümüzdeki 10-15 yıla kadar bu konuyu çözüme bağlayacağı ve artık çifte vatandaşlık konusunun gündemi işgal etmeyeceği tahminler arasındadır. Ve nitekim konuyla ilgili olarak Sn. Büyükelçimizin de dile getirdiği gibi, Almanya’da yarım asırdır yaşayan insanımızın bulunduğu, yaşadığı, eğitim gördüğü, çalıştığı, vatandaşlık görevini vergilerini düzenli ödeyerek yerine getirdiği Almanya’da oturduğu semtte örneğin cadde onarımı, bahçe düzeni veya okuldaki eğitim sorunları gibi birçok konularda birlikte karar verebilme (Mitspracherecht/Teilhabe), birlikte paylaşma hakkına, imkanına sahip olabilmeleri, özetle söz hakkına, en azından yerel yönetimler (Belediyeler) düzeyinde seçme-seçilme hakkına sahip olmaları gerektiği düşünülmektedir.

09

Peki “okul diploması alan veya alamayan çocuklarımızın istatistiki durumları nedir?” sorusuna maalesef pekte olumlu bir yanıt verilememektedir; Okul diplomasını alamadan, okulu terk eden Türk çocuklarının oranı %30 olup, lise diplomasını alan (Abitur) çocuklarımızın oranı da yüzde 14 dolayında belirlenmiştir. Öğrenim ve eğitim oranının düşük olması, gençlerimizin işsizlikten birinci derece olumsuz etkilendiği ayrıca bilinen bir gerçektir. Başka bir deyimle, Türk gençleri arasında işsizliğin oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, Türk öğrencilerinin okul terk oranları bir hayli yüksek olduğu, bu öğrencilerimizin okul bitmeden en az bir-iki yıl önce gelip, Alman İş Ajansları Meslek Eğitimi Danışmanlarıyla görüşmeleri, kendileri için en uygun mesleği seçmelerinin en doğru seçim olacağını her bilgilendirme toplantımızda dile getirmekteyiz... Bu arada Federal İş Ajansı (BA) başta olmak üzere bu kuruma bağlı İş Ajanslarının okulu bırakacağını tespit ettiği öğrencilerin kendileriyle, ebeveynleri ve öğretmenleri ve kısacası sosyal çevresiyle mutlaka irtibata geçmeleri bu çocukların okul diplomasına sahip olmalarına kuşkusuz büyük katkı sağlayacaktır. Öte taraftan, Almanya’da son dönemlerde artış gösteren ırkçılık ve yabancılara yönelik yabancı düşmanlığı ve ırkçı eylemler ile ülkeye gelişler için talep edilen vize koşullarının katı kuralları içermesi karşısında bu ülkede


yükseköğrenim yapmaya gelen Türk öğrenciler gibi diğer yabancı öğrencilerin sayısında bir hayli düşüş olduğu görülürken, diğer taraftan Almanya’nın ABD ve İngiltere’den sonra en çok yabancı öğrenci (Mayıs 2011 rakamlarına göre 250 bin üzerinde yabancı öğrenci) bulunan ülke olmasına rağmen, bu öğrencilerin öğrenim sonrası Almanya’yı terk ettikleri, bu ülke dışında çalışma ve yaşamyı tercih ettikleri görülmektedir. Başka bir deyimle Almanya bu kalifiye insanları elinde tutamayıp, maalesef kaçırmaktadır. Bunun önemli nedenleri arasında kuşkusuz ülkede yabancıları hedef alan aşırı sağcı, ırkçı, rasist hareketlerin bir türlü sona ermemesi, ülkenin bu kadar göçmen kökenli insana rağmen kendisini hala bir “göçmen ülkesi” olarak görmek, algılamak istememesi hususlarının yer aldığı sosyal bilimciler tarafından dile getirilmektedir. Almanya’nın kendisini bir “göç ülkesi” olarak tanımlamak istememesine rağmen, birçok Alman politikacı ve göçmen uzmanı bu ül-

keyi bundan böyle ” bir göç ülkesi” (Einwanderungsland) olarak nitelendirmektedir. Bu bağlamda Almanya’nın bu kalifiye elemanları kaçırmaması, elinde tutması ve ülkeyi bu bağlamda yabancı düşmanlığından arındırmış, daha cazip hale getirmesi gerektiği ifade edilmektedir. Sonuç olarak, vasıflı eleman açığının her geçen gün büyüdüğü Almanya’daki gençlerimizin mutlaka mesleki kalifikasyonlarına gerekli önemi vermelerini, günümüzde geçerli meslekleri seçmelerini, eğitimle ilgili her türlü danışmanlık mekanizmalarını kullanmalarını yürekten arzuluyor, bu arada Türk işletmelerin Almanlara, Alman işletmelerin ise Türklere meslek eğitimi vermesinin uyuma büyük katkı sağlayacağı görüşünü F. İş Ajansı yönetim kurulu üyesi Heinrich Alt gibi ben de şahsen yürekten destekliyorum. Şimidilik siz değerli okuyuculara veda ederken, pek yakında Ankara’dan makalelerimle sizi buluşturmak dileğiyle sağlıcakla esen kalınız.

10


bizden

DİTİB Genel Merkez’de Yeni Yönetim Kurulu Seçildi DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği)’nde yeni Yönetim Kurulu seçildi. Seçimlere kadar DİTİB Genel Başkanlığını yürüten Sayın Prof. Dr. Ali Dere ile diğer yönetim kurulu üyeleri Dr. Zekeriya Altuğ ve Erdinç Altuntaş yeniden aday olmadılar. Sayın Dere üç aydır tekrar akademik çalışmalarına ağırlık verip İslam İlahiyatı alanında öğretim ve araştırmalara katkı sağlamayı arzu ettiğini dile getirmekteydi. Halen DİTİB

Hamburg Eyalet Birliği Başkanlığını yürüten Dr. Zekeriya Altuğ ile DİTİB Baden-Württemberg, Stuttgart Bölgesi Eyalet Birliği Başkanı olan Erdinç Altuntaş tekrar eyalet düzeyindeki görevlerini sürdürmekteler ve eyaletlerindeki yeni gelişmelere yoğunluk vermek istiyorlar. Sayın Prof. Dr. Ali Dere Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne, bundan böyle akademik alandaki bilgi ve birikimiyle katkı sağlayacaktır.

Yeni seçilen yönetim kurulu ve görev dağılımı şu şekildedir: Genel Başkan: Genel Başkan Yardımcısı: Genel Sekreter: Genel Sekreter Yardımcısı: Muhasip: Muhasip Yardımcısı: Yönetim Kurulu Üyesi:

11

Prof. Dr. İzzet ER (İlahiyatçı) Prof. Dr. Halife KESKİN (İlahiyatçı) Suat OKUYAN (İlahiyatçı) Dr. Bekir ALBOĞA (İlahiyatçı) Kazım TÜRKMEN (İlahiyatçı) Selim MERCAN (Mühendis) Dr. Emine SEÇMEZ (Psikolog)


DİTİB KÖLN

Almanyada’daki Türk İslam Toplumunun Onur Projesi Yapılacak olan bu Cami ve Kültür Merkezi, müslümanların bu toplumda kendilerini daha yerli hissetmelerini sağlayacak ve bu anlamda uyuma büyük ölçüde katkı sağlanmış olunacaktır. Cami, Dini Bilgiler Kursu, Eğitim Merkezi, Gençlik ve Spor Merkezi, Kadınlar Merkezi, Araştırma Merkezi, İlmi Kütüphane, Dinler Arası Diyalog Merkezi, Seminer Salonu, Konferans Salonu, Ticari Bürolar, Alışveriş Merkezi, Basın Merkezi, Kapalı Otopark, Çocuk Bakım Merkezi gibi sosyal ve kültürel birimlerini bünyesinde bulunduracak olan Merkez Camii, iki minare (55 metre) ve şeffaf parçalardan oluşan bir kubbeye (36,50 metre) sahiptir.

BU KALICI ESERDE SİZİN DE BİR KATKINIZ OLMASINI İSTİYORSANIZ 1. BANKA HAVALESİ YOLUYLA BAĞIŞ Empfänger: Türkisch-Islamische Union Kontonummer: 505566000 Bankleitzahl: 37040044 Commerzbank Köln Verwendungszweck: Merkez-Camii

2. TELEFON YOLUYLA BAĞIŞ

0 900 1070105 Sabit hattan bağışta bulunmak istiyorsanız (her aramada 5€)

12

MAHYA . EYLÜL 2010 20


bizden

Almanya, Diyanet’le İşbirliği Yapacak Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaletinde eğitim gören 320.000 Müslüman çocuk için hayata geçirilen İslam Din Derslerine Diyanet İşleri Başkanlığı destek verecek. Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Eğitim Başkanlığı İslam Din Dersleri konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliğine gidiyor. Bu kapsamda ortak bir çalışma grubu oluşturularak müfredata ilişkin çalışmalar yürütülecek. Türkiye’de Uluslararası İlahiyat Fakültesinden mezun olan öğrencilerin de proje kapsamında değerlendirilmesi bekleniyor. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Almanya temasları kapsamında Kuzey Ren Vestfalya Başbakan Yardımcısı ve Eğitim Bakanı Sylvia Löhrmann ile Başbakanlık binasında görüştü. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Görmez şunları söyledi: “İslam Din Dersleri uygulaması için her türlü tecrübe ve birikimimizi paylaşmaya hazırız. Din, hayatın önemli bir parçasıdır. Doğru anlaşılırsa su ve hava kadar önemlidir. Yanlış anlaşılması halinde insanon potansiyellerini yok edebilecek bir tehlikeye dönüşebilir. Bu nedenle din cehaleti kabul etmez. Bu da bir din eğitiminin ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Bu ziyaretimiz vesilesiyle yeni başlattığınız İslam Din Dersleri uygulamasın-

13

da bütün içtenliğimizle her türlü tecrübe ve birikimimizi sizlerle paylaşmaya hazırız.” İslam Din Derslerinin Almanca verilmesini önemsediğini belirten Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Alman dilinin İslam literatürü ile buluşmasının barış ve uyuma önemli katkılar sağlayacağına inandığını söyledi ve “Artık göçmenlik bitti. İslam Din Dersleri konusunu ele almak için göçün ellinci yılı beklenmemeliydi” diyerek de bu konuda geç bile kalınmış olduğunu belirtti. Alman anayasasının dini özgürlükler bakımından herkesin eşit olması esasına dayandığını ifade eden Başbakan Yardımcısı ve Eğitim Bakanı Löhrmann otuz üç ilkokulda iki bin öğrenciyle başlattıkları bu uygulamada Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği yapmaktan büyük mutluluk duyacaklarını söyledi ve “Bu uygulamayı gerçekten önemsiyoruz. Anayasanın öngördüğü gibi din dersinden herkes istifade etmelidir. Bu uygulamanın elli yıl sonra başlamış olması sizin de ifade ettiğiniz gibi acı vericidir. Öğretmenlerin seçimi konusunda da her öğretmenin en az iki ana dalda daha uzman olmasını düşünüyoruz. Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı ile oluşturulacak ortak bir çalışma grubunun uygulamaya ciddi katkılar sağlayacağına inanıyorum.” diye konuştu.


Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Armin Laschet ile Görüştü

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Kuzey Ren Vestfalya eyaleti Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Teşkilatı Başkanını ve eski Uyum Bakanı Armin Laschet ile görüştü.

bir parçası olması yönünde önlerindeki tüm engellerin ortadan kalkması yönünde çaba içinde olduğunu ve bu yolda düşünce ürettiğini görmekten mutluluk duyduğunu kaydetti.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Armin Laschet’in eski bir bakan ve etkin politikacı olarak Almanya’da yaşayan Türk kökenli Müslümanların sorunlarına daima ilgi göstermiş bir politikacı olduğunu belirtti.

Armin Laschet de bu görüşmenin çok güzel bir görüşme olduğunu belirterek, “İslam’ın Almanya’ya ait olduğu fikrini hayata geçirmek için tartışmalarıa yer vermeden partilerce düzenleme yapılması gerekir. Ben bakan değilim, muhalefetteyim, ama eyalet hükümetinin İslam din dersiyle ilgili adımlarını destekliyoruz. Türk Müslümanların Diyanet İşleri Başkanlığı ile sıkı bağlarının olmasını da önemsiyorum.” diye konuştu.

Kendisiyle Almanya’da yaşayan Müslümanların sorunlarını açık yüreklilikle konuştuklarını vurgulayan Başkan Görmez, “Bilhassa Diyanet İşleri Başkanlığı ile Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli Müslüman kardeşlerimiz ve vatandaşlarımız arasında gönül bağının, ruhani bağının daima devam etmesi yönündeki sarf ettiği beyandan dolayı mutluluk duyduğumu belirtmek isterim” dedi. Diyanet İşleri Başkanı Görmez ayrıca Laschet’ in gerçekten Müslümanların Almanya’nın

Laschet, Almanya’da İslam Konferansı’nda güvenlik sorunlarından ziyade daha çok dinler arası diyalogdan bahsedilmesi gerektiğini ifade ederek, bu ikisinin karıştırılmamasını istedi. Armin Laschet, bu anlamda Almanya İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı afiş konusunun yanlış bir sinyal olduğunu sözlerine ekledi.

14


bizden

Mahya Gelsenkirchen’de Mahya dergisini bölgede parlayan bir yıldız haline getiren neydi? Mahyaların karanlık gecelerde verdiği berrak mesajları örnek alıp dergimizi bu doğrultuda tasarladık. Dergimizin her yaş grubundan ve her kesimden ilgisini çeken din, tarih, kültür, hukuk, güncel konular, çocuk bölümü, sağlık, finans, bulmacalar, yemek tarifi vs. ile tam bir aile dergisi kimliğine büİlk sayısı Aralık 2008’de “Kurban Bayramınız rünmesi ve okurlarımızın duygularına tercüMübarek Olsun” başlığı altında çıkan, yayın hayatındaki dördüncü yılını da dolduran ve man olmasıdır Mahya dergimizi bölgede 7’den 70’e her yaş grubundan ve her kesim- manasını taşıyan mahya’yı dergimizin ismi parlayan bir yıldız haline gelmesine sebep. kısa birden süre içerisinde büyük beğeni toplainsanımızın takip ettiği Mahya dergimiz olarak belirlememizde elbette en büyük seyan, özümsenen dergimiz yoğun bir çalışbebi bu vesileyle güzel mesajlar vermek, Temmuz 2012 sayısıyla birlikte Nürnberg ma süresinin Ren ardından Vestfalya Dağıtım ağınıverirken Almanya geneline yaymaya güzel mesajlar de bilgilenmek, bilbölgesi ardından olan Kuzey Kuzey Bavyera’nın idi. Bu yolda şimdiye Münih bölgesi Güney Bavyera baskısıy- gilendirmek Gelsenkirchen özel olan baskısıyla bu bölgedeki planladığımız dergimizin bir kadar diğerolayağı duğu gibi bundan sonra da devam etme la buradaki vatandaşlarımıza da ulaşmaya Türk vatandaşlarımızla da buluşuyor. olarak seçtiğimiz Kuzey Ren Vestfalya bölgayesini taşımaktayız. reklam çalışmaları tüm başladı. gesi baskılarımızın hızıyladergisini sürüyor.bölgede Reklamının dergimizin Lugat anlamı olarak “karanlığa ışık saçan” Mahya parlayan bir yılİlk sayısı Aralık 2008’de “Kurban Bayramınız Kuzey Ren Vestfalya bölgesi baskısında yamanasını taşıyan mahya’yı dergimizin ismi dız haline getiren neydi? Mübarek Olsun” başlığı altında çıkan, yayın yınlanmasını isteyen işverenler, olarak belirlememizde elbette büyük se- Mahyaların karanlık gecelerde verdiğitemsilcimiz berhayatındaki dördüncü yılını en da doldurmaya rak mesajları örnek alıpile dergimizi bu doğemin adımlarla ilerleyenvermek, ve kısa bir Orhan Arslanmirze 0157-74022158 nubebi budoğru vesileyle güzel mesajlar rultuda Dergimizin her yaş grusüre içerisinde büyük toplayan,bilgüzel mesajlar verirken debeğeni bilgilenmek, maralı tasarladık. telefondan veya orhan.a@mahya.de bundan ve her kesimden ilgisini çeken din, özümsenen dergimiz yoğun bir çalışma sügilendirmek idi. Bu yolda şimdiye kadar olmail adresinden irtibata geçebilirler. tarih, kültür, hukuk, güncel konular, çocuk resinin ardından Güney Bavyera özel baskıduğu gibi sonra davedevam etme bölümü, sağlık, finans, bulmacalar, yemek sıylabundan Münih, Augsburg İngolstadt bölgegayesini taşımaktayız. tarifi vs. ile tam bir aile dergisi kimliğine büsindeki Türk vatandaşlarımızla da buluşu7’den 70’e her yaş grubundan ve her kesimden insanımızın takip ettiği Mahya dergimiz Kasım 2012 sayısıyla birlikte Nürnberg bölgesi olan Kuzey Bavyera’nın ardından Kuzey Ren Vestfalya bölgesinde de ilk olarak Gelsenkirchen baskısıyla buradaki vatandaşlarımıza da ulaşmaya başladı.

Mahya Münih Bölgesinde

yor. Lugat anlamı olarak “karanlığa ışık saçan”

15

rünmesi ve okurlarımızın duygularına tercüman olmasıdır Mahya dergimizi bölgede parlayan bir yıldız haline gelmesine sebep.


bizden

Prof. Dr. Görmez’in Almanya’da Sünnet ve Afiş Açıklamaları çok önemli buluyorum. Ancak burada yaşayan Müslümanların kendisini bu toplumun bir parçası olarak kabul edebilmesi için önlerindeki tüm engellerin kaldırılması gerekiyor. Sadece güvenlik ve göçmen politikalarıyla çok kültürlülüğü yönetmek mümkün değildir. Bu nedenle Hz. İsa’nın dağdaki vaazında kullandığı, Hz. Muhammed’in veda hutbesinde kullandığı yeni bir barış diline ihtiyacımız var.” Resmi temaslar kapsamında Berlin’e gelen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Almanya Protestan Kilisesi Temsilcisi Dr. Bernhard Felmberg biraraya geldi. Berlin Büyükelçiliğinde gerçekleşen kabulde son günlerde Almanya’daki sünnet ve ırkçılık tartışmalarına değinen Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Sembollerle, simgelerle bütünleşmiş dini uygulamaları ortadan kaldırmak mümkün değildir. Sünnet uygulamasını insanı yaralamak şeklinde tanımlamak dini, tarihi ve kültürü göz ardı etmek demektir.” dedi. Felmberg ise Almanya’da devam eden sünnet tartışmalarını mantık dışı diye nitelendirirken şunları söyledi; “Biz Hıristiyanlar sünnet uygulamasının devam etmesini samimiyetle ve içtenlikle savunuyoruz. Tartışmanın temelinde belli dini inançlara yönelik çekincelerin olduğunu düşünüyoruz.” Almanya Başbakanı Merkel’in Müslümanların varlığına ilişkin açıklamalarını da önemsediğini ifade eden Diyanet İşleri Başkanı Görmez, şöyle konuştu; “Şansölye Merkel’in ‘İslam Almanya’nın parçasıdır’ açıklamasını

17

Basın mensuplarıyla yaptığı görüşmede ise Prof. Dr. Mehmet Görmez yaşanan afiş skandalı ile ilgili de “Afiş kampanyası, özellikle her türlü aşırıcılıkla mücadele adı altında herkesin aynı kefeye konulmasını, özellikle bir ülkede İslam’ın ve Müslümanların varlığının asla bir güvenlik meselesi olarak görülmemesi gerektiğini, bu olaya sadece güvenlik ve entegrasyon politikalarıyla değil, çok daha farklı politikalarla, uygulamalarla, özellikle hukuk, adalet ve özgürlükler çerçevesinde bakılması gerektiğini ortaya koyuyor.” diye konuştu ve her türlü ayrımcılığın, ırkçılığın, islamofobik söylemlerin yok olması gerektiğini belirtti.


bizden

17


bizden

M-net stattet SV Eyüp Sultan mit hochwertigem Trikotsatz aus Seit einigen Monaten präsentiert sich die Mannschaft vom SV Eyüp Sultan Nürnberg voller Stolz in den neuen Outfits. Unter dem Motto “Auflaufen wie die Profis” sponsorte der Telefon- und Internetanbieter M-net der Fußballmannschaft einen kompletten Trikotsatz der neuen Nike-Kollektion. Schon seit Jahren engagiert sich das Unternehmen als Partner im Sport in und um Bayern und entlastet so, gezielt die Vereinskassen im Amateurbereich. So subventioniert das Unternehmen mit seiner Trikotaktion individuell gestaltbare Trikotsätze oder stattet die Mannschaft mit ein wenig Eigeninitiative - wie im Fall des SV Eyüp Sultan - sogar komplett kostenfrei neu aus. “Für uns steht der Sport, Spaß am Spiel und der Teamgeist an erster Stelle, da gehört eine einheitliche professionelle Ausrüstung einfach dazu” so Ercan Özcan, vom SV Eyüp Sultan. “Dank M-net können wir nun in Top

19

Trikots auflaufen, ohne ein großes Loch in der Vereinskasse zu hinterlassen. So können wir uns voll und ganz auf den Sport konzentrieren.” Die M-net Trikotsätze bestehen aus 15 individuell gestaltbaren Spieler- und einem Torwarttrikot - Hosen und Stutzen inklusive. “Mit unserer Aktion möchten wir gezielt Mannschaften aus dem Jugend- und dem unteren Amateurbereich unter die Arme greifen, denn gerade hier sind die Gelder oft knapp und neue Ausrüstung nur schwer zu finanzieren”, erklärt Rainer Schlichtherle Manager für Markenmanagement/Sponsoring bei M-net. Das Unternehmen M-net steht für Vor-Ort-Präsenz und Kundennähe und bietet günstige Flatrates für Internet, Telefon und Mobilfunk. Weitere Informationen zur M-net unter www.maxi-dsl-arena.de


bizden

İyi DiyetYok Mektubu Param Ama... Bedirhan GÖKÇE Bedirhan GÖKÇE

Aciz Beni ve horzayıfsın... görme gardaşım Artistlik yapma... Sen altınsın ben tunç muyum? Hangi okulu bitirirsen bitir, hangi muhitte Aynı vardan var olmuşuz oturursan otur, hangi makamda olursan ol. Sen gümüşsün ben sac mıyım?... Acizsin...! Aşık Veysel Eğer ***** bu güne kadar hayatında hiç bir acizliğin olmadıysa ve bununla da gurur duyuyorsan; Bu çağın en büyük hastalığı desem değil Benden sanaboyunca tavsiye; insanların birbirini küçünkü tarih Büyük konuşma. çük görme ya da ters ifadeyle kendini büyük görme hastalığı - ki bunun bir hastalık Çünkü bu henüz senin-“O” sınanmadıolduğuna inanıyorum hepşeyle olmuştur. ğın içindir... Sade ifadeyle; başlar bu kavga, ilk insan Habil bir ile Kabil’den Şu kadarçocuklarından öyle bir dertleyani. karşılaşmadığın Hz.ana Adem’in içindir. Kendini üstün ırk sayan niceleri hâlâ yaşar dünyamızda. Acizsin bunusırrına kabulerememiş, et, Asil ölmenin asil doğduÇünkü edersen rahatlarsın... ğuna inanan nice aileler vardır hâlâ. Ne kadar malın olsa, ne kadar güçlü olsan, ne kadarinsan çevren olsa Sadece ilişkilerinde mi? BOŞ Ülkeler arası ilişkilerde bile “paran kadar” dikkate alırlar seni. Bazen hayat gibi ezen “tekseninle. bir dertSilahına göresilindir kavgaya tutuşurlar le” gelir sanatlarıyla ve o tek derdin çaresiyerler de sendedir Olmadı vizyonda seni... ama nafile. Seni kompleks sahibi yaparlar, sen de onDilini tutsan o dertten kurtulacakken lar gibi olabilmek için asimile ettirirsin Boğazını tutsan o kilodan kurtulacakken kendini! Kalbini tutsan aşktan kurtulacakken. Sinemada onlariotaklit edersin, giyimde on-

21

Tutamazsın işte. onları taklit edersin, çoları, yemek yemede Çünkü acizsin!.. onları... cuk yetiştirmede Bazen dibindeki insanaolur, kendini anlatamaKırk yıllık baban babiş annen mamiş, yacak, dibindeki insanı anlamayacak kendi yavrusu çağırır gibi çağıttırırlarkadar. sana seksen yıllık neneni. Bazen kendi beynine ve kalbine söz geçiremeyecek kadar. Sana ait olan her şeyi sana “köylülük” gösBazen uykuna, bazen bazen çoterdiğinden, onlar gibisevdiğine, olunca şehirleşececuğuna kısaca tüm zaafl arına yenilecek kağine inandırırlar seni, sen de bu sefer ondan dar. daha çok yüklenirsin değerlerine ve sana açılan ekranlarda çağdaşlık masalları anlaYa da;ayak ayak üstünde, dilinde sana ait tırsın “Yapmayacağım” diyerek defalarca kendine olmayan nice cümleyle. söz verdiğin halde, yine de yaptıkların kadar. “Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını sallar” sözü anlamını bulur sen ekranda Acizsin unutma... geçmişine sövdükçe. Şimdi ya yüreğinin götürdüğü yere git ve sonuçlarını Ama yine debekle... AB’ye almazlar seni... Ya da İslam otur, iki elinin Dinin diye mi? arasına alarak başını sor kendine; Çakma Avrupalısın diye mi? Ey biricikgerisini... kendim! “Ben nerede yanlış Bilemem yapıyorum” diye...! Alem buğday, men saman Herkes yahşi, men yaman... Alvarlı Efe ***** Hadi biz ülkeler arası muvazeneyle değil, bi-


hip değilsin, itelenir ötelenir yine de sesini çıkarıp cevap veremezsin.

raz “biz” odaklı bakalım mevzuya: Hep hor görülür belli meslek grupları; Çünkü: Kapıcıdır, çaycıdır, hademedir, temizlikçidir, şofördür, hatta çok aşağılanmak istenirse “şoför” bile değil, “şoför parçası”dır onlar. Kendini üstün görenlerin değişmez aşağılama sözüdür mesela; “Çok yüz vermeyeceksin bunlara, biraz yüz ver, bunlar tepene çıkarlar senin”

Hastaneye gittiğinde değil doktor, orada çalışan herkes sana bağırabilir, seni aşağılayabilir. Polis sana sadece ceza kesmez, fırça da çekebilir. Devlet dairesinde elinde makbuzun, memur seni saatlerce ayakta bekletebilir. Senin yarı yaşındaki masa başı çalışan sana en üst perdeden emir yağdırabilir vs. vs. Şu “yalan dünyada” reel anlamda insanı üst kılan nedir? Eğitim ve Ekonomi...

Peki bunu diyenleri “üst” yapan ne? Sadece Para ! Eğer insan insanlıktan nasibini almamışsa, kapitalist sistemin insanı yok sayan etkisi tam da burada başlar...

Gerçek anlamda üst kılan nedir? Merhamet ve İzan...

Paran yoksa sen bir hiçsin, söz hakkına sa-

“Yalan dünya” YALAN olunca peki...?

‘S

K ELE Ş

CH

Düğün, kına, nişan, sünnet ve tüm özel günleriniz için sipariş alınır. Daha fazla bilgi için bizi arayın.

ILLMOB R IL G

İrtibat: 0172 2850044 01577 9698463 44653 Herne

18


din

Rahmet Kaynağı Kur’an-ı Kerim Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı

“Kur’an müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir.” (Neml, 27/77.)

M

üslümanlar Kur’an’ı bir rahmet kaynağı olarak kabul eder ve ona böyle inanırlar. Zaten Kur’an da kendisini böyle nitelendirmiyor mu? Rahmet sıfatının onun temel bir karakteri olduğu da söylenebilir. Çünkü bu sıfat, birçok defa Kur’an’la ilgili olarak kullanılmaktadır. Günümüz insanı, şiddet, hoşgörüsüzlük, uyuşturucu, depresyon, aile yapısının çözülmesi vb. çeşitli problemler yaşamaktadır. Suç oranları git gide artmaktadır. Bütün bunlar, insanlığın geleceği konusundaki endişeleri gittikçe artırmaktadır. Yaşanan bu sosyal problemler ve Kur’an’ın getirdiği prensipler birlikte düşünüldüğünde, Kur’an vahyinin insanın saadeti açısından ne denli isabetli teklifler içerdiği daha iyi anlaşılacaktır. Mesela ruhsal bunalım ve depresyonun, çağımızın önemli hastalıklarından biri olduğu ve önümüzdeki yıllarda kalp hastalığından sonra en tehlikeli ikinci hastalık olacağı belirtilmektedir. Depresyonun birçok sebebinden

23

bahsetmek mümkündür. Ancak her hâlde en önemlisi, günümüz insanının manevi, varoluşsal bir boşluk içerisinde bulunmasıdır. Hayatın amacı, maddi zevkleri yaşamaya ve hazcılığa indirgenmiş; dolayısıyla anlamını kaybetmiştir. Bu dünyada bulunuş amaçları konusunda insanlara tatmin edici bir bilgi ve bilinç verilmemektedir. Oysa insanın en önemli özelliği, maddi ihtiyaçlarının ötesinde hayatına yüklediği anlam, inandığı varoluşsal ülkü ve amaçlardır. Nitekim insanın, her an bir anlam boşluğuna düşebileceği Allah-u Teala tarafından bilindiği için, yaratılışın bir amaç ve hikmetinin olduğu Kur’an’da sık sık tekrarlanır. Şu ayet bunlardan biridir: “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Bu soruyla insanı uyaran Kur’an, başka ayetlerde de onun Allah’a ait olduğu, O’na kulluk için yaratıldığı ve nihayetinde O’na varacağını beyan eder. Yine Kur’an, ölüm ve hayatın gayesinin en güzel ameller üretmek olduğunu bildirir. Böylece insanın zihnini kemiren “Ben kimim?”, “Niçin yaşıyorum” sorularına cevap vererek ona hedef ve istikameti tayin eder. Yine insan bu şekilde bir taraftan hayır faaliyetleri konusunda muazzam bir motivasyon kazanır, diğer taraftan da zorluk ve


sıkıntıların üstesinden gelmede cesaret ve direnç sahibi olur. Kur’an, insanın önüne sonsuzluğa açılan bir kapı aralıyor. Böylece onu dünyaya hapsolmaktan kurtarıyor ve onu rahatlatıyor. Aslında insan, dünyaya eğilimli bir varlıktır; ancak diğer taraftan da sonsuzluklara bakan bir yönü vardır. İşte Kur’an, insandaki bu duyguyu tatmin etmeye yönelik şöyle cevap verir: “Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı baki kalacak.” İnsanın ruhsal gerilim ve bunalıma düşmesinin sebeplerinden birisi de, karşılaştığı musibetleri anlamlandıramamasıdır. Oysa Kur’an, küçük-büyük her olaya bir anlam yüklüyor; böylece hayatı anlamlandırmamızı sağlıyor. Bu da insana rahatlatıcı bir çıkış yolu oluşturuyor. Mesela bazı olayları anlamaktan aciz kalınca onu Allah’a havale ediyor, “Bir hikmeti vardır” diyoruz. Veya bizi sarsan bir durumla karşılaştığımızda “Şer gördüğümüzde, Allah Teala bir hayır takdir etmiş olabilir.” diyoruz yahut da bir imtihana tabi tutulmuş olabileceğimizi düşünüyoruz. Böylece musibet ve felaketler karşısında kafamız, kalbimiz allak bullak olmuyor; yılgınlığa kapılmıyoruz. Kısaca her durumda Kur’an imdadımıza yetişiyor ve bir çıkış yolu olduğunu bizlere gösteriyor. Yine insan tabiatında bağlanma ve adanma duyguları vardır. İnsan bunları doğru bir şekilde karşıla-

dığı zaman mutlu olur. Aksi takdirde de kendini boşlukta hisseder. Bir işe yaramadığı hissine kapılır, kendine yabancılaşır. İşte Kur’an, getirdiği dünya görüşü ile insan fıtratındaki bağlanma ve sığınma duygularını tatmin etmektedir. Zaten İslam, kendi isminden de anlaşılacağı üzere, bağlılarına Allah’a teslim olmayı emreder. Yine bu teslimiyetin, dünya ve ahirette gerçek kurtuluşa götüreceğini şu şekilde ifade eder: “Kim etrafına hep iyi davranarak yüzünü ve özünü Allah’a teslim ederse o kimse, en sağlam tutanağa sarılmıştır.” Bu anlamda Kur’an, adeta semadan yeryüzüne sarkıtılmış ilahi bir iptir. İnsan ona sımsıkı sarıldığında, hayatın hengâmesi içerisinde düşüp kaybolmaktan, manevi bir yok oluşa sürüklenmekten kendisini kurtarır. İnsanı ayakta tutan, ona yaşama şevkini veren ümitleridir. Ümidini kaybeden insan hayata tutunma cesaretini de kaybeder. Allah-u Teala’ya inanma, insana verilebilecek en büyük müjdedir. Zaten Kur’an’ın bir özelliği de müjde oluşudur. Yüce Yaratıcı’ya bağlı bir kimse, hayatın silleleri karşısında hiçbir zaman yaşama azmini kaybetmez. Çünkü Kur’an, her sayfasında ümit ışıkları ile insanın önünü aydınlatır, ona güven ve cesaret verir. O bakımdan çaresiz sineler ona yöneldiklerinde ümitle dolarak geri dönerler. Onlar, görünürde kaybetseler de sonsuz bir mükâfata erme ümidini hiç yitirmezler.

24


Großmarkt

Marktstr. 10, 50968 Tel: 0221 3797985 Fax: 0221 3797896 Mobil: 0177 6529370

Aytaç Et Reyonları (Depo Marketlerinde)

Vogesenstr. 1, 50739 Köln Markenstr. 7, 40227 Düsseldorf Marktstr. 247, 47798 Krefeld Münsterstr. 154, 44145 Dortmund Friedrich Ebert Str. 79, 47119 Duisburg (Laar)

42


din

besser essen, besser leben Selvet KUZU Handelsvertretung/Manager Tel: 0209 6045278 Fax:0209 3865931 Mobil 0163 4412512

43


en sevgili

Allah Rasulü’nden Bilgeliğe Giden Kırk Anahtar (1. Bölüm) Derleyen: Serhat ÖNDER Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, komşusuna eziyet etmesin. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, misafirine ikram etsin. Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin yahut sussun. (Buhârî, Kitabu’l-Edeb, 10/373)

Allah; gündüz günah işleyenin tevbe etmesi için gece elini açar ve gece günah işleyenin tevbe etmesi için de gündüz elini açar. Bu, güneşin batıdan doğmasına kadar devam eder.

(Müslim, Kitabu’t –Tevbe, 2760)

Benimle sizin misaliniz, ateş yakan bir adamın misali gibidir ki hemen pervaneler, kelebekler o ateşin içine düşmeye başlarlar. O bunları kovar. Ben de ateşten korumak için sizin eteğinizden tutuyorum. Hâlbuki siz elimden kaçıyorsunuz.

(Buhârî, Rikak, 26)

Mü’minin işi ne tuhaftır! Onun her işi hayırdır. Bu da mü’minden başkasına nasip olmaz: Eğer bir nimete nail olursa şükreder; bu kendisi için hayır olur. Eğer başına bir sıkıntı gelirse sabreder; bu da kendisi için hayır olur.

(Müslim, Kitabü’z-Zühd, 2999)

27


din

NAKIŞ NAKIŞ KÂİNAT GÜNEŞ DE AKIP GİTMEKTEDİR Derleyen: Yunus Emre TURAN

Güneş de bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu Üstün Olan ve Bilen’in takdiridir. (Yasin Suresi / 38)

29


Tarihin çok uzun bir döneminde insanlar Dünya’yı sabit, Güneş’i ise Dünya’nın etrafında dönüyor zannetiler. Sonra Kopernik, Kepler, Galileo ile başlayan süreçte ise insanlar Güneş’in sabit bir şekilde ortada durduğunu, Dünya’nın ise sabit bir Güneş’in etrafında döndüğünü zannettiler. Bilimde devrim sayılan bu keşif çok önemliydi ama Güneş’in bu modelde sabit, durgun sayılması yanlış bir kanaatti. Daha sonra ise gelişmiş teleskopların sayesinde ve kozmoloji biliminin oluşturduğu birikimle Güneş’in de hareket ettiği, Dünya’nın hareket eden bir Güneş’in etrafında döndüğü anlaşıldı. Oysa Güneş’in bu hareketi Kuran’da 1400 yıl önceden açıklanmıştır. Güneş’ in Dünya etrafında kısır döngü yaptığı fikrine ve Güneş’in hareketsiz bir şekilde durduğu fikrine karşın Yasin Suresi’nin 38. ayeti, Güneş’in bir hedefe doğru akıp gittiğini söyleyerek doğru modeli ortaya koymuştur. Böylece Kuran birçok konuyu olduğu gibi Güneş’ in hareketini de doğru şekilde açıklayan bilinen ilk kaynaktır. Evren hakkındaki en temel bilgilerin Kuran’ da ortaya konulmasından bin yılı aşkın bir zaman sonra ancak öğrenilebilmesi, Kuran’ın birçok ayrı konuda açıklamalar yapıp hiçbir konuda hataya düşmemesi, Kuran’ın, Evren’ in Yaratıcısının kitabı olduğunun delilidir. Kuran, bir bilim kitabı gibi neden, niçin, ispat, bilimsel birikim gözetmeden doğrudan sonucu ortaya koymaktadır. Bilim ise tüm bu aşamaları katederek sonuca ulaşmakta; fakat sonunda ulaşılan sonuç Kuran’ın baştan söylediklerinin doğruluğunu ispatlamaktadır. Güneş saatte 700.000 km’den daha büyük bir hızla Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı’na doğru hareket etmektedir. Dünya’nın hem kendi ekseni etrafında, hem Güneş’in etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş sistemiyle beraber hareket ettiği de unutulmamalıdır.

Güneş her sabah doğmakta, her akşam batmaktadır. Fakat tüm bu doğuşları ve batışları her seferinde Evren’in ayrı bir noktasında gerçekleşmektedir. Dünya, Evren’de hiçbir zaman aynı noktadan bir daha geçmeden hareket eden bir Güneş’in etrafında yolculuk yapmaktadır. Kitabımızın sırf bu bölümünün başından bu satırlara kadar geçen süre içinde Güneş’in ve Güneş’e bağlı olarak Dünya’ mızın milyonlarca kilometre yol katettiğini düşünürsek ve inanılmaz hızdaki hareketlerden en ufak bir şekilde negatif olarak etkilenmediğimizi hatırlarsak, Allah’ın muhteşem düzeni ile karşı karşıya olduğumuzu kavrayabiliriz. Güneş saatte 700.000 km’den daha büyük bir hızla Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı’na doğru hareket etmektedir. Dünya’nın hem kendi ekseni etrafında, hem Güneş’in etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş sistemiyle beraber hareket ettiği de unutulmamalıdır. Güneş her sabah doğmakta, her akşam batmaktadır. Fakat tüm bu doğuşları ve batışları her seferinde Evren’in ayrı bir noktasında gerçekleşmektedir. Dünya, Evren’de hiçbir zaman aynı noktadan bir daha geçmeden hareket eden bir Güneş’in etrafında yolculuk yapmaktadır. Kitabımızın sırf bu bölümünün başından bu satırlara kadar geçen süre içinde Güneş’in ve Güneş’e bağlı olarak Dünya’ mızın milyonlarca kilometre yol katettiğini düşünürsek ve inanılmaz hızdaki hareketlerden en ufak bir şekilde negatif olarak etkilenmediğimizi hatırlarsak, Allah’ın muhteşem düzeni ile karşı karşıya olduğumuzu kavrayabiliriz.

O, Evren’in ve yeryüzünün ve bu ikisi arasındakilerin Efendisi’dir, doğuların (Güneş’in doğduğu yerlerin) da Efendisi’dir O. (Saffat Suresi / 5)

30


din

Çocuk ve Kİtap Sümeyye BAŞPINAR - DİTİB Schweinfurt Bayan Din Görevlisi

D

inimiz ilme, okumaya ve öğrenmeye büyük bir önem vermiş, müsait her zaman ve zeminde, bu yolda gayret ehli olmamızı bizlerden istemiştir. Okumak, öğrenmek, düşünmek, anlamak ve anlatmak insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellikler olup, insan için bir şeref vesilesidir; bir erdemdir.

başlamasını beklersek, hata yapmış oluruz. Bu noktada öncelikle bizler, davranışlarımızla onlara örnek olmalıyız. Çocuğum kitap okumuyor diyen anne-babalar, önce kendileri okumalıdırlar. Bilhassa makamları övülmüş anneler, dizi izlemeyi bırakıp örnek bir okuyucu olmanın yollarını araştırmalıdırlar.

Cenab-ı Hak, cehalet ateşi ile kavrulan bir topluluğun terbiyesine “Oku” emri ile başlamıştır. Tarihe baktığımızda gelişmiş, başarılı toplumların, ilmi seviyesi yüksek, çok okuyan bireylerden oluştuğunu görüyoruz. İnsanlığa faydalı olmak; maddi ve manevi alanlarda ilerlemek; milli, manevi, kültürel değerlerimizle yoğrulmak; dinimizi, Rabbimizin emir ve yasaklarını öğrenmek hep okumakla mümkündür.

Çocuğumuzun kitaplar ile sağlıklı bir ilişki kurabilmesini sağlayabilmek adına, konuyla ilgili uzman kişilerin tespitlerinden istifade etmenin gerekliliğine inanıyorum. Uzmanlar, çocukların kitaplara olan ilgisinin 2-3 yaşlarında başladığını ifade ediyorlar. Bu bilgi dahilinde daha erken yaşlarında beğenebileceklerini umduğumuz masal ve hikâye kitaplarını okuyarak, kitapları sevmelerini sağlayabiliriz. Kitaplarımızın çocuklarımızın elinde diğer oyuncakları gibi muamele görmesi karşısında duyduğumuz rahatsızlığı şu tespit ile en aza indirgeyebiliriz: “Onunla ne kadar içli dışlı olursa, ona karşı o derece sevgi besleyecektır.”

Öğrenmenin en etkili yolu okumaktır. İnsanın kişisel, zihinsel, sosyal ve kültürel açıdan gelişimini sağlayan bu eylem ile kişinin hayal dünyası gelişir; sözcük dağarcığı, bilgi ve birikimi artar, insanın kalbi ve ruhu beslenir. Kitap okumanın faydalarını saymakla bitiremeyiz. Ona duyduğumuz ihtiyaç, ekmeğe, suya duyduğumuz ihtiyaç nispetindedir. Bu ihtiyaca binaen asıl üzerinde durmak istediğim konu; bilinçli, duyarlı ve başarılı bir gençlik için çocuklarımıza okuma sevgisi ve alışkanlığını nasıl kazandırabileceğimiz. “Çocuğum kitap okumuyor, nasıl okutabilirim?” serzenişleri yükseliyor bazen ailelerden. Okuma alışkanlığı kazanma, ciddi bir çabanın ürünüdür. Hiç bir çaba göstermeden çocuğumuzun kendiliğinden okumaya

31

Günün belli zamanlarında, çocuklarımızla kitap okuma alışkanlığımız olsun. Düzenli yiyip içmenin sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri gibi düzenli okumanın tesirleri konusunda da çocuklarımızı bilinçlendirelim. Evlerimizin görünür bir köşesinde bir kitaplığımız bulunsun. Çocuğumuzla beraber bir markete, bir oyuncakçıya gittiğimiz gibi almak niyetinde olmasak dahi kitapçılara, kütüphanelere gitmeyi ihtmal etmeyelim. Teknolojinin bize sunduğu kolaylıkları mümkün olduğunca asgariye indirgeyerek,


aylık dergi abonelikleri ve günlük gazeteler ile çocuklarımızın evde bir okuma alanı görmelerini sağlayalım. Bilhassa kendi yaş grubuna uygun, eğlenceli ve öğretici içerikli dergilerin aboneliği, çocuk için her ay sabırsızlıkla beklediği bir heyecan kaynağı haline getirilebilir. Önemli bir detay, kitap seçimidir. Çocuğumuzun yaşına ve beklentilerine uygun olan kitapları ve ortamları seçmeliyiz. Okuma süresince karşılaşacağı zorluklara, merak içerisinde yönelteceği sorunlara karşı hazırlıklı olalım, sabır ve itina ile dinleyip cevap vermeye çalışalım. Bir yere giderken, bir yolculuk esnasında yanımıza hem kendimiz, hem de çocuğumuz için bir kitap almayı alışkanlık haline getirelim. Bu şekilde, boşlukları okuma eylemi ile doldurduğumuzu gören çocuğumuzun, okumanın değeri ve yararı üzerinde düşünmesini sağlayabiliriz. Onun için hediye olarak alacağımız bir kitapta onda aynı kanaati uyandıracaktır. Son zamanlarda ciddi bir artış gösteren dikkat dağınıklığı, konsantre bozuklu gibi sorunlarda televizyon ve internetin rolü büyüktür. Bilgisayar, televizyon başında bitkisel hayattan farksız bir şekilde büyüyen çocuklarımız, gittikçe okuma isteklerini yitirmekte ve okumanın sağladığı imkânlardan mahrum kalmaktadırlar. Çocuğumuzun

iyi bir okuyucu, iyi bir dinleyici olmasını istiyorsak onları televizyona, internete mahkum etmeyelim. Okumadan bir insan olmak, iyi işler yapabilmek, dünya ve ahiret saadetini kazanmak oldukça zor. İlk emri “Oku” olan, ilim öğrenmenin her Müslüman erkek ve kadına farz olduğunu, bilenler ile bilmeyenlerin eşit olamayacağını haber veren bir dinin muhatapları olarak yapacağımız en hayırlı iş, okumaktır. Ömür kısa, okunacak şeyler çok, evlat ise ağır bir sorumluluk. İsraf kötü, ömür israfı kötünün de kötüsüdür. Çocuklarımızı, onların ömürlerini israftan koruyalım. Rabbimizin bize ihsan ettiği en değerli varlıklarımızı, başta Kur’an ve sünnet olmak üzere, değerli olan her kitapla buluşturma gayreti içerisinde olalım. Zayi olanlardan değil, muvaffak olanlardan olabilmek niyazıyla, çocuk ve kitap ilişkisini özet bir şekilde sunan şu cümle ile sözlerimi noktalamak istiyorum.

Kitapsiz büyüyen bir çocuk, Susuz yetişen bir ağaç gibidir!

32


din

Organ Naklİ Fatma BAYINDIR - DİTİB Hof Bayan Din Görevlisi

B

u konuya öncelikle empati kurarak bakıp, ondan sonra dini boyutunu ele almak gerekir. Şimdi organa ihtiyacı olanın kendimiz ya da çok sevdiğimiz biri olduğunu düşünelim... İstemez miyiz bir gün daha fazla yaşasın? İstemez miyiz bir gün, bir ay, birkaç sene daha fazla kalıp sevdiklerimizle olabilmeyi... Elbetteki ölüm En Sevgili’ye, Yüce Yaratan’a kavuşmaktır. Birde şu açıdan bakalım: kim ister daha çoluk çocuğu için, insanlık için, gerçekleştirmeyi düşündüğü hedeflerin binde birine bile ulaşamamışken bu dünyadan ayrılmayı? Tam da konunun bu boyutunda tasavvuf devreye girer: VAKTİN ÇOCUĞU OLMAK. Yada bir başka deyişle, her günümüzü son günümüz imiş gibi yaşamak. Bu bakış açısını yakalayan mü’minlerin ölümle bir derdi olmaz, olamazda zaten... Ama madem ki gönderilmişiz bu dünyaya, ne isteniyorsa bizden, hepsini uygulamak lazım. Bu konuda dinimiz tedavi olmamızı ve elimizden gelen her imkânı değerlendirmemizi istiyor. Söylememiz gereken bir şey var: İnsan organlarını yitirdiği için ölmüyor; bilâkis ömrünü, sayılı nefeslerini bitirdiği için ölüyor. Bunu sağlam bir itikada sahip her müslüman bilir... Kendi hayatımdan örnek vermek gerekirse; annem ağır bir siroz hastasıydı, her an ölümü bekliyorduk. Bir seferinde, aynı zamanda tanıdığımız olan uzman dahiliyeci hanım yüzüme karşı şunu söyledi: “Mümkün değil yaşaması, bu tıbben imkansız. Bütün organlar iflas etti, ama hâlâ yaşıyor!” Evet, ifadesi aynen böyleydi... Burada gözardı ettiğimiz şey, annemin ömrünün ecel saatinin bir saniye bile oynamıyacağı

33

idi. Ne ileri, ne de geri... Organ nakli meselesine öncelikle bu boyutuyla bakmamız gerekiyor. Allah’ın bize verdiği vücudu yaptığımız hatalarla iyi koruyamamışsak, ömrümüz bitmedikçe organlarımız devre dışı kalsada ölemiyoruz. Mademki bu böyle, o halde dinimizin yaşam kurallarını uygulamıyarak yitirdiğimiz organlarımızı aklımız başımıza gelip hatalarımızı anladıktan sonra neden yerine koymayalım? Allah, tövbeleri çok çok kabul eden değilmidir? Kurallarına uygun yaşamayıp yıprattığımız organlar için pişmansak bu da bir nevi tövbedir. Kaldı ki hastalıklar her zaman bizim sağlık kurallarına uymayışımızdan dolayı gelmez başımıza, bazen de Allah’ın imtihanı sonucu bu hastalıklar gelir, bulur bizi. Rabbimiz bizi hastalıklarla dener. Şimdi gelelim meselenin dini boyutuna: Bir kere organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır. Çünkü duygu, düşünce, akıl, inanç gibi manevi ve ruhi özellikler organların biyolojik yapısına bağlı değildir. Kaldı ki İslam, insanı insan olarak ele alır. Cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun, her insana insan olarak bakar ve eşit bir yaşama hakkı tanır. Bu durumda organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın fâsık yâhut gayri müslim olması gibi şahsi durumlarından ötürü diğer taraf dinen sorumlu olmaz. Buna göre organ nakli açısından müslüman ile gayri müslim, dindar ile fâsık ayrımı yapılması doğru değildir. Müslüman veya dindar olmayan organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslam’ın


genel esasları ile bağdaşmaz. Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler insan hayatını tehdit eden açlık ve zaruret halinde haram fiillerin mübah hale geleceği ve günahın kaldırılacağını bildirir. İslam ölüye de değer verir. Ama yaşayan insana ve hayata daha çok değer verir; bu yüzdendir ki, hayatı korumayı dinin beş temel maksadından biri saymıştır. Bu anlamda insanın canını koruması dinin birinci derecede önem verdiği bir meseledir. İslam hukukçuları, hayatı tehdit eden açlık zarureti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini, kemik, diş, kan gibi insan parçaları ile tedavi olabileceğini, yavruyu kurtarmak için annenin karnının yarılabileceğini belirtmişlerdir. İşte bu ve benzeri fetvalar organ nakline büyük ölçüde ışık tutmaktadır. Çünkü organ nakli de bir tedavi şekli, bir anlamda da canı korumaktır. Çağdaş İslam bilginleri ve fetva kuruluşları ölüden tedavi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesine çeşitli gerekçelere dayanarak cevaz vermişlerdir. Bu şartlar şöyledir:

• Organ naklinde zaruretin bulunması • Konunun uzmanlarınca hastanın bu tedavi ile iyileşeceğine dair güçlü kanaati olması • Ölümüden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayı olması • Tabii ve hukuki ölümün kesinleşmiş olması • Alıcının da buna razı olması. Diriden diriye organ nakli şartları: • Zaruretin bulunması • Verenin izninin ve rızasının bulunması • Organın alınmasının, vericinin hayatını ve sağlığını bozmayacak olması • Yeterli tıbbi ve teknik şartların bulunması • Organın ücret veya belli bir menfaat karşılığında verilmemesi. İşte bu şartlara uyulduğu takdirde ölüden diriye ya da diriden diriye organ naklinde dini hiçbir sorumluluk bulunmamaktadır. Hatta bu bir yönüyle bütün alemi diriltmek kadar sevaptır. Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir. Bir insana hayat bulmasında yardımcı olmak bütün insanlığı diriltmek gibidir şeklinde ifade edilen İslâmi prensibe göre organ bağışı dünyada yapılabilecek en büyük ibadettir.


38


din

Kadının Ehemmİyetİ Mehmet USLU

İ

nsanlığın var olduğu andan günümüze kadar geçen bin yıllar içerisinde sayısız uygarlık, ulus ve topluluk yaşam buldu. Yerleşim birimleri, yönetim şekilleri, diller, üretim araçları, yaşam biçimleri değişti. Fakat her değişimde kadın, sistemin temellerini oluşturmakla ve onu korumakla görevlendirildi. Kadına verilen ve verilmesi gereken önemin esasını bu temeller oluşturdu. Çünkü kadın, aile ve toplum arasında bir köprü görevi üslenip başta aile olmak üzere toplumun eğitilip şekillenmesinde görev aldı. Bu yüzden kadının, toplum üzerinde yerine getirdiği görevleri itibariyle, sosyal sistemin işleyişine katkısı büyüktür. Lakin zaman içerisinde bu önemin farkında olmayan ve kadını bir meta gibi gören toplumlardan dolayı kadın, gün geldi aşağılandı, gün geldi, onu ayaklar altına alınıp değersizlik yaftası boynuna asıldı. İslamiyetten önce cahiliye dönemlerinde kadın değersiz, köle diye alınıp satılan, sudan sebeplerden dolayı dövülüp hakaret edilen, hayasız iş ve mesleklerde çalışmaya zorlanan, konuşma hakkı dahi olmayan hatta ailesi tarafından bir utanç kaynağı olarak görüldüğü için diri diri toprağa gömülen bir varlıktı. İslamiyet sayesinde kadın, gerek ailesi nezninde gerek toplum nezninde hak ettiği değeri buldu. İslamiyet kadına o hak ettiği onuru, şerefi kazandırdı. Nitekim değersiz bir varlık olarak görülen ve ezilen kadınlar için, Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde “Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” buyurarak, kadının haklarını korumuş ve kadınlara haklarının verilmesini emretmiştir. Rasulüllah (sav) hadi-

37

sinde “Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır.” buyurarak kadınlara iyi ve güzel davranılmasını öğütlemiştir. Yine Rasulüllah (sav) “Cennet annelerin ayakları altındadır.” buyurarak İslamın, o değeri, onuru, şerefi ayaklar altına alınan kadının ayaklarının altına cenneti serdiğini bildirmştir. İslamiyetin kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in surelerinden birisinin de kadın manasına gelen “Nisa” ismini alması bayana verilen önemin, değerin bir başka örneğidir. Cenâb-ı Hakk yine Kur’an-ı Kerim’inde miras, mehir, talak mevzuları ile kadının hakkını korumuş ve bu haklara riayet edilmesini de emretmiştir. İslamiyetteki bazı uygulamaların temellerinde yatan ruhu anlayamayan, materyalist düşüncenin pençesine düşen, perdenin arkasındaki o şefkatli bakışı göremeyen acizler, İslamiyette kadının ikinci plana atıldığını, kadına karşı adaletsiz davranıldığını, değer verilmediğini idda ederler. Bunun aksine İslam, kadının ne kadar narin, nazik, ince ruhlu yapıya sahip olduğunu, kadının adeta erkeklerin Çeşm-i Bülbülleri olduğunu ve hatta bir erkeğin, cennetin kokusunu alabilmesi için bir kadının ayaklarının altına başını koyması gerektiği vurgular. Bunu bir misalle örneklendirmek istersek; ailede fertlerin geçim sorumluluğunun erkeğe yüklenmesi, kadın erkek arasındaki eşitsizliğinin değil bilakis kadının ne kadar değerli ve korunaklı olduğunun göstergesidir. Fakat kadının bedenine, benliğine, ruhuna bu kadar önem verilirken şuan günümüzde çağdaşlaşma adına, çağdaş denilen şu dünyada halen kadınlar bir obje ve reklam aracı olarak kullanılmaktadır. Sıradan bir araba reklamına bakıldığında dahi yarı çıplak vücutları


ile reklam aracı olarak kullanılan kadınlarla, bunun en acı örneklerini görmekteyiz. Ve yine gerek batıda gerek ABD’de sözüm ona eşitlik adı altında kadınlara askerlik görevinin verilmesi, kadınlara bu ve benzeri, mesleki ve sosyal sorumluluklar yüklenmesi, kadın onurunun hak ettiği yeri alamadığının en acı göstergesidir. Ama bu İslamiyetin kadının çalışmasını yasaklayıp, hayattan soyutladığı manasına da getirilmemelidir. Bunlar kadın onurunun, gururunun, ruhunun incitilmeyeceği ortamların hazırlanması için alınan önlemlerdir. Kadın, ayaklarının altına cennet serilecek kadar merhametli, annelik gibi ulvi bir sorumluluğu omuzlanacak kadar vefalı, aile ve toplumu şekillendirecek kadar onurlu ve özeldir.

İslam, kadının ne kadar narin, nazik, ince ruhlu yapıya sahip olduğunu, kadının adeta erkeklerin Çeşm-i Bülbülleri olduğunu ve hatta bir erkeğin, cennetin kokusunu alabilmesi için bir kadının ayaklarının altına başını koyması gerektiği vurgular!

38


mesneviden hikayeler

Deveci ile Filozof Çöllerde avare dolaşan bir filozof, devesi ile yolculuk yapan bir köylüye rastladı. Nereden gelip nereye gittiğini öğrendikten sonra, devenin iki yanına sarkmış çuvallarda neler olduğunu sordu. Köylü: “Onların birine buğday, diğerine kum doldurdum.” diye cevap verdi. Filozof: “Buğdayı anladım ama, kumu niçin doldurdun?” diye sorunca köylü: “İkinci çuval boş kalsaydı denge bozulurdu.” dedi. Filozof gülmeye başladı... “Denge sağlamak için buğdayın yarısını bir çuvala, diğer yarısını da öbürüne doldursaydın herhalde daha akıllıca davranmış, zavallı devenin de yükünü azaltmış olurdun.” dedi. Köylü şaşırmış, bu bilge adama hayranlıkla bakmaya başlamıştı. “Sen” dedi, “padişah, yahut vezir olmalısın! Bu kadar akıl ancak onlarda olur.” “Hayır” dedi filozof, “ben ne padişahım, ne de vezir.” “Öyleyse dükkan sahibi zengin birisin...” “Ne gezeeeer... Cebinde mangırı bile olmayan bir adamım ben. Bunca bilgi ve hikmetin karşılığı olarak elimdeki şu deynek ve hırpani kıyafetlerimle gezip dururum çöllerde.” Köylü bu cevap karşısında hiç memnun olmamıştı: “Çekil git yanımdan!” diye bağırdı. “Senin bilgi ve hikmet dediğin şeyin bir faydası bulunsaydı, önce sana yarardı. Torbamın birinde kum, diğerinde buğday olması, senin içi boş bilgi ve felsefenden çok daha iyidir.” ................ Rabbim ilmiyle amel etmeye erişenlerden eylesin...

39


din

39


aile

.

Temelleri Sarsılmakta Olan Bir Sığınak:

AILE 2. Bölüm

41


Toplumumuzda, uzun zamandır süre-gelen çocuklu ama kimsesiz yaşamak zorunda bırakılarak huzur evlerine terk edilen anne-babalar artmaktadır.

G

ençler, yaşadıkları fiziksel, sosyo-psikolojik ve cinsel değişim ve gelişimlerinin getirdiği sorunlar karşısında aileyi bir koruyucu, kuşatıcı ve dayanak olarak görürler. İşte özellikle gençler böyle gördükleri ve bildikleri için anne-babalar da her halükârda onları sevdikleri ve yardımcı olmak istedikleri için anlık kızgınlık ve çatışmaya yol açacak davranışlar zamanla hoş görülebilmektedir. Ancak, daha çok öfke ile yaptığımız bazı yanlış davranışları gerek anne-babalar, gerekse çocuklar olarak yapmamaya gayret etmek ve öfke anında kendimizi kontrol edebilmek, bizleri daha mutlu ve paylaşımcı hâle getirebilecektir. Aile yapımızın çürüme noktalarına gelince, modern anlayışlarla birlikte biraz daha bencilliği öne çıkaran bir görünüm arz ettiği söylenebilir. En azından özverinin daha az olduğu, anne-babaların “benim de bir hayatım var!”, “ben hizmetçi miyim?” gibi feragatlerini sorguladıkları, “görevim”, “sevap”, “beni ailem için yaptıklarım mutlu ediyor” anlayışlarının küçümsendiği günümüzde, ailelerin paylaşıma dayalı kurumsal kimlik ve yapıları sarsılmaktadır. Böyle olunca, maalesef toplumumuzda, uzun zamandır süregelen çocuklu ama kimsesiz gibi yaşamak zorunda bırakılarak huzur evlerine terk edilen anne-babalar artmaktadır. Öyle ya, mademki herkes öncelikle kendini düşünecek, o hâlde desteğe, ilgiye, bakıma muhtaç olanlar başının çaresine bakacaktır. Yapılan bir araştırmaya göre, çocukları olduğu hâlde yaşlılığında yalnızlığa terk edilen anne-babaların önemli bir kısmı

depresyona girmektedir. Bu durum, çocuğu olmayan anne ve babalarda daha düşük orandadır. Yani çocukları olan anne-babalar için huzur evleri, hüzün evlerine dönüşmektedir. Madalyonun diğer tarafı ise bundan daha az acıklı değildir. Modern aile yapılarının getirdiği bencilce anlayışlar sonucu, anne-babalı ama kimsesizlik duygusu yaşayan ve terk edilen çocukların durumu daha da vahimdir. Çünkü bu çocuklar aynı zamanda bu toplumun geleceğidirler. Çocuk yuvalarında bedenleri ısınsa da, anne-baba şefkatinden mahrum yürekleri üşüyen çocukları bir düşünsenize! İnsanlara güvensizlikle büyüyen, içlerinde öfkelerini büyüten o güzel çocukları. Hele hele sokak çocukları diye bir gerçeğimiz var ki, daha da içler acısı. Annebabaları olmasa, belki daha rahat kabullebilirler. Belki bu kadar sorun olmayabilir. Ama kimseleri olduğu hâlde, kimsesizlik duygusu yaşamak ne kadar zor olsa gerek. Gittikçe artan boşanmalar, üvey anne, üvey baba sendromları, ilgisizlikler vb. durumlar, en çok çocuklarımızı perişan etmektedir. O hâlde inanç ve kültür kaynaklarımızla kesilmiş olan göbek bağlarımızı yeniden bir araya getirmeliyiz. Sahip olduğu inanç kaynakları ve tarihi birikimlerle, hazinelerin üzerinde yaşarken, bunları görmezden gelip toplumsal dinamiklerimizi yok etmeyi tercih eden bir toplum olmayı tercih etmemeliyiz.

Modern aile yapılarının getirdiği bencilce anlayışlar sonucu, anne-babalı ama kimsesizlik duygusu yaşayan ve terk edilen çocukların durumu daha da vahimdir.

42


atamıza dair

Okul Çocukları Üşümesin, Gitsinler! Derleyen: Koray KUŞKUŞ

Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Latife Hanım, Tarsus’tan Konya’ya ulaşmak için bütün gece tren yolculuğu yapmışlardı. 20 Mart 1923 günü saat dokuzda Karaman’da halk ve okullar tarafından karşılanırlar. Gazi Mustafa Kemal Paşa: -“Okul çocukları üşümesin, gitsinler.” Öğrencilerin kalmaları için halk çok ısrarda bulunur ve Gazi de: -“Emin olunuz ki, sizlerle çok büyük bir istekle görüşmek istiyorum. Fakat zaman çok az. Burada kalacağım birkaç saat tüm programımı alt üst edecek. İnşallah geniş bir zamanda yine gelirim, görüşürüz” demiştir. Karaman’ın aydın müftüsü cevap olarak:

43

-“Sizin sayenizde, Allah’a şükürler olsun bu günleri gördük. Hâkimiyetimizi elimize aldık. Bundan sonra yine sizin emrinizde çalışacağız. Her türlü ilerlemeye kavuşacağız. Sizin emrinize bakıyoruz. Siz emirlerinizi buyurunuz, biz yapalım. Sizden emir, bizden uygulamak” demiştir. Gazi, müftüye cevap olarak şunları söyler. -“Allah bize çok seneler ceza çektirdi. Belki, biz bunları hak etmiştik; çektik. Fakat arkasından bir uyanıklık geldi ve kendimizi kurtardık. Bundan sonra da milletin bana güveni devam ettikçe ben de millete karşı borcum olan her hizmeti yapmaya çalışacağım” demiştir.


Kalitemiz ve güveninizle 2003´den beri hizmetinizdeyiz... Akademik düzeyde Türk Halk Müziği, Sanat Müziği ve Tasavvuf Müziği doğrultusunda: Bağlama (saz) dersleri - Kısa sap (bağlama düzeni) - Uzun sap (kara düzen) - Şelpe tekniği Gitar, keman, ney, ud, org (piano), tanbur ve ritim (davul) dersleri. (Genel müzik bilgileri, teori, nota, bona, solfej, usül, makam, yöresel tavır dersleri ve repertuar çalışmaları bütünleştirilmiş bir şekilde sunulmaktadır). -Eğitim bitimi mezuniyet sonrası repertuar çalışmaları. Dersanemizde bağlama „saz“ gibi ve gerekli malzemeler (tel, tezene, saz kılıfları v.s) satılır.


(Mol ie re)

Aradığını bi lme ye n, b u lduğu n u a nl ay am a z . (C la

ın r a l ş Ba sı, b e l a ge l i r. n e d r i) di l le

Doğr ul uk , he r türlü şa rt la r al tın da mey va ve ri r.

Güçlük le r, b aşa rının değe r in i a rtıra n süs le rdir.

m

(N i z a

Düny a bi r köprüdür. Üzer in de n geç, tam ir ine ba km a.

39

(Hz . İsa a.s. )

u de Be r n a rd)

(Schil ler)

Yo k sul , ço k hırs şe y i s te lı i s e r; h e rş eyi. (S y r us )


Merve Giyim

Tesettür, abiye ve

boydan elbise çeşitleri Süleyman Dağ - Ali Dağ Hauptstr. 7-9 45879 Gelsenkirchen 015777988036


g羹ncel

Bana da ailende yer var m覺?

47


Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’ndan

HASAN HANS OLMASIN! Harekâtı Oğuzhan Şahin’in Özel Haberi - Türkiye

Hükümet, Avrupa’da, Türk ve Müslüman çocukların çeşitli bahanelerle ailelerinden alınarak yabancılara ‘evlatlık’ verilmesiyle yaşanan soruna el attı. Başta Almanya olmak üzere gurbette açılan yara için strateji oluşturulacak. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı tarafından organize edilen “Gençlik Daireleri ve Türk Aileleri Çalıştayları”nda, gurbetteki evlatlık yarası masaya yatırılacak. Gerçekleştirilecek bu çalıştaylar zincirinde uzmanlarla birlikte beyin fırtınası yapılacak. Ankara’nın yanı sıra, gurbetçilerin en kalabalık olduğu ve sıkıntının en fazla yaşandığı Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika ve Norveç’te organizasyonlar hazırlandı. Çalıştaylarda, bu ülkelerdeki “Gençlik Daireleri” tarafından “koruyucu ailelere” verilen çocukların durumu da ele alınacak. Yasal çerçeve ve mevzuat, mahkeme uygulama ve kararları, Gençlik Dairesi ve Türk aileleri konuları uzmanlarla değerlendirilecek. Programda hukuki süreçte yöntemler, ülkelerdeki sivil duyarlılık ve sosyal danışmanlık mekanizmalarının da irdeleneceği kaydedildi. Son olarak Hollanda’da 7 yaşındaki Yunus Emre, lezbiyen bir çifte verilmiş ve bu durum Türkler tarafından büyük tepkiyle kar-

şılanmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de sorunla ilgili tepkisini “Sudan bahaneler ile el konulan çocuklar uygunsuz ailelere ve farklı kültürlerden, dinlerden insanların eline veriliyor. Örneğin, 7 yaşındaki Yunus Emre isimli Türk çocuğu Hollanda’da lezbiyen bir çifte verildi. Almanya’da bu tür olaylardan çok var. Bu tür uygulamalara müsaade etmemiz mümkün değildir” demişti. Cumhurbaşkanı Gül gibi, Yurtdışı Türklerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da, “Eğer çocukların Gençlik Daireleri tarafından alınması söz konusuysa, bu çocukların Türk ailelere verilmesi gerekir.” diyerek tepkisini dile getirmişti. Gençlik Dairelerinin ailelerinden aldığı çocukların yüzde 23’ünün göçmen kökenli olduğu belirtiliyor. Almanya’da Gençlik Dairelerinin kontrolüne aldığı çocuk sayısının 2011 sonu itibariyle 36 bin 343’ü bulduğu belirtiliyor. Bunlardan 8 bin 72’sinin göçmen kökenli olduğu belirtiliyor. El konulan Türk çocuğu sayısı ise 2 bin 600’ü buluyor. El konulan çocuklar, devlet ve kilise yurtlarına veya Alman ailelerin yanına yerleştiriliyor. Gerekçe olarak da, ailelerin çocuk eğitiminde yetersiz kalması, şartların uygun olması, kötü davranma, suça karışma gibi nedenler gösterilerek “Çocuğun selameti açısından” cevabı veriliyor.

48


güncel

Uçmayı Öğrenmeden Yuvadan İtilen Serçler ve

UMUT YILDIZI Emine Karahocagil Arslaner

A

vrupalı Türkler, hayatlarının dört yol ağzında bir tercih yapmak zorunda bırakılan insanlardır. Çocuklarına daha iyi bir gelecek sunma umudu ile; annelerine, babalarına, kardeşlerine, köylerine hasret kalma zorunluluğu arasında seçim yapmak zorunda kalan insanlar, bir “geri dönüş” ihtimalini saklı tutarak evlatlarını seçmişlerdi. Evlat sevgisi, vatan hasretini göze almak demekti.

lek dallarında kendilerini ispatlamaları, yıllarca yaptıkları işlerden dolayı hor görüldükleri bu topraklarda onlar sayesinde hak ettikleri saygıya kavuşmaları yegane hayalleri oldu. Diğer taraftan, evlatlarının ait oldukları kimliklerini yitirmeleri ve katı prensiplerle dolu bu yabancı iklimlerde silinip gitmeleri endişesi de peşlerini bırakmadı. Çocuklar umutlarıydı onların. Çocuklar gurbette bırakacakları en kalıcı izlerdi. Hangi anne, hangi baba yavrusunun kendisinden, kültüründen, dininden, kimliğinden azar azar uzaklaşmasına tahammül edebilirdi ki? Camiiler için Türkiye’den hocalar, okullar için Türkiye’den öğretmenler çağrıldı. Aile içinde verilen İslami eğitim, camiilerde sunulan kurslarla desteklendi. Çocuklara Türkiye ve İslam öğretilmeye çalışıldı. Bütün bunlar yaşanırken asıl mesele hep dikkatlerden kaçıyordu oysa...

Onlar bavullarında cevizli sucuklar, pastırmalar, kiraz reçelleri ile birlikte yaşadıkları ülkeyi de Almanya’ya taşıdılar. Bir tarafları geri dönüş umudunu hep diri tutmaya çalışırken, diğer tarafları Almanya’yı vatan yaptı. Zaman hükmünü icra ettikçe ve çocuklar büyüdükçe asıl meselenin sadece refah seviyesi yüksek bir hayat olmadığı anlaşıldı. Yaşadıkları ülkenin kültürü ile, kendi kültürleri arasında çırpınan çocukların çektikleri sıkıntıları çaresizlik içinde seyrettiler. Çocuk iyi bir eğitim alması, itibarı olan mes-

49

Avrupalı Türkler, yaşadıkları ülkenin bir parçası olmuşlardı. Onlar artık sadece Türk değildiler. Onlar Avrupalı Türklerdi. Her ne kadar Alman siyasetçiler yabancılara sıcak bakmayan ve onları yadsıyan icraatler ve söylemlerle Türklerin bu gafletini diri tutmaya çalıştıysalar da, geri dönüş umudu 50 yıl sonra tatlı bir nostalji olmuştu ve Türkler Almanya’yı yurt edinmişlerdi. Ne yazık ki emlak satın alarak, iş yerleri açarak Almanya’yı yurt edindiklerini deklare eden Türkler, sivil toplumculukta hep bir adım geriden gitmeye devam ettiler. Yaşa-


dıkları ülkede birer rol model olarak Türk ve İslam kimliğini temsil etme hassasiyetini gösteremediler. Bu ulvi görevi birer doktor, mühendis, avukat olarak yetiştirdikleri çocuklarının icra edebileceğini düşündüler.

tahmin ediliyor. Kesin bir rakam verilemiyor çünkü Alman Jugendamt (Gençlik ve Çocuk Dairesi) kurumu çocukları belli bir etnik kökene dayanarak ayırmayı ve saymayı etik bulmuyor.

Oysa sahip olunan kimliği yabancı bir ülkede temsil etme görevi salt titreyle, diplomayla başarılacak kadar basit bir iş değildir. Bu görev mesleklerden, sosyal seviyelerden, maddi imkanlardan bağımsız olarak, istisnasız hepimizin görevidir. Sosyal duyarlılık bir vazifedir. Diğergamlılık ise insâni bir erdemdir.

Her ne kadar Türk çocuklarına yönelik bir inisiyatif olarak yola çıkmış olsa da, Umut Yıldızı da böyle bir tasnife sıcak bakmıyor ve Türklere “ırk ve milliyet ayrımı yapmadan, gelin yaşadığımız ülkedeki bütün çocuklara sahip çıkalım” çağrısı yapıyor.

Bizim kültürümüze matuf nice erdemleri kendi içimizde yaşadığımız kadar, içinde yaşadığımız ülkeye de sirayet ettirememiz ne acıdır. Bu acıyı hissedenler bir araya gelip bir dernek kurdular. Umut Yıldızı derneği Almanya’da yaşayan sahipsiz Türk çocuklarının yetiştirme yurtlarından çıkarılıp, kendi kültürlerine uzak insanların eline teslim edilmek sureti ile asimile edilme endişesini ön plana çıkararak bir sosyal duyarlılık yaratmaya çalışıyor. Kendi öz çocuğunun yabancı bir ülkede yok olup gitme korkusuna hayli aşinâ Türk insanına yetiştirme yurtlarındaki çocukları hatırlatıyor.

Kesin bir rakam verilmemekle birlikte Almanya’daki yetiştirme yurtlarında 1.500 ile 2.000 arasında Türk çocuğunun yaşadığı

Bizlere Türk örf ve ananaesinde var olan birçok inceliğe tam anlamıyla itina gösteremediğimiz için Alman kültüründeki kimi aksaklıkları tesbit etmekte aciz kalıyoruz.

Avrupa kültürüne has, 18 yaşına gelen her çocuğun reşit olduğu genellemesinin kültürümüzdeki daha insani ve gerçekçi karşılığını Almanlara yaşayarak ve yaşatarak göstermek zorundayız. 18 yaşına gelen her çocuğun kendi ayakları üzerinde durabilecek olgunluğa ve erişkinliğe sahip olamayacağı, sosyologların ve psikologların üzerinde ittifak ettikleri bir gerçektir. Anadolu kültürün-

50


güncel de her çocuk kendi doğasına uygun olarak, rüşdünü ispatlayacağı çağa kadar ailesinin himayesi altındadır. Nitekim İslami eğitime göre de çocuklar ancak kendilerinde bir rüşd görüldüğünde (akıl baliğ olduklarında) sorumluluk yüklenebilirler. Kur’an-ı Kerim’ de bu konuda geçen ayet çok etkileyicidir: “Ve yetimleri nikâh çağına ermelerine kadar gözetip deneyin, o vakit kendilerinden bir rüşd hissettiniz mi hemen mallarını kendilerine teslim edin.” (Nisa/6) İslam’a göre nikah çağına, yani buluğ çağına kadar mutlak surette ailenin denetimi altında olan çocuk, buluğ çağına gelir gelmez sorumluluk sahibi olmaz. Bu çağdan sonra ebeveynler o çocuğun reşit olmasını, yani rüşdünü ispat etmesini beklerler. Bu durum kişiden kişiye farklılık göstereceği için belli bir yaş sınırı zikredilmez. Nitekim rüşd yaşı bizim tarihimizde de 18 olarak belirlenmemiştir. Örneğin, Osmanlı devrindeki uygulamada, 1288 tarihli bir irade, 20 yaşını doldurmamış şahısların rüşd davalarının reddedilmesi kuralını getirmiştir (bk. Ali Haydar, Düraru’l-Hukkâm Şerhu Mecelleti’l-Ahkâm, 989. mad. şerhi). Avrupa’da bize intikal eden 18 yaş sınırı kuralı insan fıtratına aykırı ve sakıncalıdır. Almanya’daki yetiştirme yurtlarından 18 yaşını doldurunca ayrılmak zorunda bırakılan çocukların dramı Alman yetiştirmenlerin de malumudur. Bunun yanısıra, bu ülkede geçirdiğimiz yarım asrın bilinçaltımıza yerleştirdiği azınlık kompleksi, karşılaştığımız sorunlar karşısında savunma psikolojisiyle hareket etmemize neden oluyor. Kendi içimize kapanıyor, kendi gettolarımızı inşaa ediyor, kendi okullarımızı, kendi huzurevlerimizi kurarak sıkıntılarımızı çözebileceğimizi sanıyoruz. Kendi yetiştirme yurtlarımızı kuramadığımız için orada bulunan çocuklarımızın ise kesinlikle kaybolacaklarını düşünüyoruz.

51

Oysa Almanya’nın parçası olan Türkler olarak, Almanya’da bulunan ve son derece kaliteli hizmetler veren bu kurumlarda bizzat görev alarak hem kendi hassasiyetlerimize hitap edilecek hizmetlerin verilmesini sağlayabilir, hem de yaşadığımız ülkeye katkıda bulunan örnek insanlar olarak takdir kazanabiliriz.

Örneğin, birçok Alman aile gibi koruyucu aile olarak sahipsiz çocuklara kucak açabilir, Türk çocuklarının Türk kültürü içinde yetişmesine imkan sağlayabilir, Türk olmayanlara ise Türk ailesindeki sıcaklığı yaşatabiliriz. Hiç şüphesiz her çocuk günahsız doğar ve sevgiye muhtaçtır. Ateşe atılan İbrahim misali, kader rüzgarıyla savrulduğumuz bu ülkeyi sahiplenip, cennet bahçesine çevirme azmine kavuşmamız gerekiyor artık. Bu ülkedeki tüm çocukların bizim üzerimizde de hakkı var. Üstelik, sadece Türk çocuklarına değil, yerküredeki tüm çocuklara yetecek kadar sevgimiz var. Umut Yıldızı umutları çoğaltıyor ve Türk ailelerine “koruyucu aile olun, çünkü daha uçmayı öğrenemediği halde yuvadan itilen her serçenin döktüğü gözyaşında bizim de payımız var” diyor.

Bizim kültürümüze matuf nice erdemleri kendi içimizde yaşadığımız kadar, içinde yaşadığımız ülkeye de sirayet ettirememiz ne acıdır...


Dr. Selahattin G체nay Facharzt f체r Innere- und Allgemeinmedizin

Akupunktur Chirotherapie Ern채hrungsmedizin Haus채rtzliche Diabetologie Bismarckstr. 107 45881 Gelsenkirchen

Tel: 0209 819375 Fax: 0209 3611853


sağlık

Uzun Yaşamanın Sırrı “İnsanın ölümü bağırsağına bağlıdır.” Bu bir Arap atasözüdür. Almanlarda da buna benzer bir atasözü vardır. “Der Tod sitzt im Darm.” Dünyada en fazla yaşamış iki kişi bir Türk, Zara Ağa ve bir İngiliz, Thomas Parr. Kral Charles’in emriyle ve doktor William Harvey’in otopsi araştırmasıyla bu İngilizin bağırsaklarının sanki bir çocuk bağırsağı gibi temiz ve sağlıklı bir ömür geçirdiği kanısını ispatlamıştır. 162 yaşayan Türk, 10 Osmanlı Padişahı ve Cumhuriyet’de 5 Başbakan görmüştür. Uzun yaşamasının sırrı fakir olduğundan sadece yoğurt, ekmek ve su ile beslenerek birnevi diyette gibi yaşayarak perhiz etmişçesine bağırsaklarını dinlendirdiğinden bu uzun yaşama şansına sahip olmuştur. Dikkat edilirse birinci ve ikinci dünya harbinde birçok hastalıkların kaybolduğunu ilim adamları araştırmalarıyla kanıtlamışlardır. Sebep; vücudun perhiz ve diyete girmesi. Yıl 2012, Ramazan ayı, oruç 18 saat. Bu olay ingiliz tıbbının ilgisini çekmiş. İngiltere’de oruç tutan bazı kanser hastası Müslümanlarda deney uygulaması yapılmış. Netice; geç bir zaman, yani iftara yakın bir zamana doğru vücut savunma hücrelerinin serbest radikalleri ve kanser hücrelerini yok ettiği saplanmıştır. Zaten Rusya’da buna benzer açlıkla kanser yenme kliniklerinin olduğunu biliyoruz. Tığ, bu zamanda endüstri çağında insanların çok fazla üst üste beslenmesiyle kanser vakalarının arttığını ispatlamıştır. “Yemek üstüne yemek yemek baras

53

yapar” (Hadis-i Şerif). Bir sır daha... Japonlar 30-35 defa ağıza aldıkları lokmayı çiğnediğinden ortalama yaş 90 ile 100 arasıdır. Bu günün Türklerin ekserisi çiğnemeden yuttuğundan Karaciğer, Bağırsak ve Mide hastalıkları çok fazla. Biz, Moha Doğal Sağlık Ocağı olarak Türklerin yaş ortalamasını moral bozukluğu olur diyerek beyan etmiyoruz. Zaten Almanca’da bir söz var: “Gut kauen, halb verdauen.” Sindirim ağızda başlar... Bağırsakla İlgili En Yeni İlmi Bilgiler Metabolizmanın % 80’i bağırsaklarda oluşur. Bağışıklık sistemimizin % 80’i bağırsaklarımızda oluşur. İnsanın ikinci beyni, kendi bağırsağıdır. Bağırsak ne kadar iyi ise, insanın beyin kalitesi de o kadar iyidir. Biz bunu bildiğimiz için dört baharatdan MOHA 4 C diye bir kapsül ürettik ve bağırsakdaki mukoza tabakasını yenileyen, faydalı onlarca bakteri çeşitlerinden bir ürün daha ürettik. Böylece bağırsak ve yanlış beslenmeden meydana gelen arızaları yok ettik ve çevreden ve hazır gıdalardan meydana gelen toksik kalıntıları vücutdan attık. Bir de hastalarımıza muayeneden sonra özel, kişiye has beslenme ve yiyecek kurları veriyoruz. Bir de bünyemizde Moha Doğal Sağlık Ocağı olarak Hidro-Kolo-Computer ile otomatik olarak bağırsağa içeri fazla girmeden, 38 derece ile bağırsak yıkama işleme


yapıyoruz ki, bağırsaklardaki yıllarca birikmiş mantar, parazit ve daha önceden kalmış yabancı madde ve toksik birikinti ve her türlü işe yaramayan etkenleri dışarı atarak bağırsakların aslına dönük bir pozisyon kazanmasını sağlıyoruz. Her yıl Almanya’da 15.000 kişinin bağırsak kanserine yakalandığını tıp araştırma dergileri beyan etmekte. Bu ne vahim bir olaydır. Çaresi Preventation, yani erken tanı. Erkan önlem can kurtarır. Teşhis bir şeyi değiştirmez, geç kalınmış olur. “Hasta olmadan evvel hekime gidiniz.” (Hadis-i Şerif) Kanserden korkmayınız, geç kalmaktan korkunuz. Çağın en büyük düşmanı şu anda obezite. Ye Yak Programı Uzun yaşamanın sırrı: Yediğini hareketle sindir! Hareketsiz kalanların hastalığı Almanya’da tıpda menejer hastalığı, yani oturan, yediğini yakmayan tipler ve onların getirdiği hastalıklar. Kısa ömür ve kalp krizlerinin sebepleri bunlardır. Pozitif düşünce, strese son, alkol ve sigara-

ya son, bilinçli yaşam ve bilinçli beslenme, Moha Doğal Sağlık Ocağı’nda muayene olan hastalarına bir okul gibi bunlar kişiye özel tek tek anlatılıp öğretiliyor. Her hastalık kişiye özeldir. Kişilerin beslenme, iş koşulları, hayat şartları ve her şeyi ayrı ayrı olduğundan hastalıklar -kanser dahi- kişiye özel gelişir. Kurtuluş reçetesi de kişiye özel olmalıdır. “Mideyi üçe bölünüz. Bir kısmını yemek ile, bir kısmını su ile, diğer kısmını da boş bırakınız.” (Hadis-i Şerif). Onun için Peygamber Efendimiz yere oturmuş, bu işlem için bir dizini karnına çekerek kalktığında boşluğun kalmasını sağlamıştır. Şimdi insanlar masada yemek yiyorlar ve mide sarkması oluyor. Masa çıkalı çokları reflü hastalığına yakalanıyor. Unutulmuş bir Türk atasözünde denir ki: “Gece yemeğini düşmanınıza veriniz.” Tıp bunu ispatladı. Gece Pankreas İnsulin üretmede zorlandığımızdan dolayı yemek yendiği taktirde şeker hastalıkları artıyor.


hukuk

Evlenme Hakkında Genel Bilgiler Av. Yaşar SALDIRAY

EVLENME: Evlenme iki taraflı olan özel bir sözleşmedir. Bir kadın ile erkeğin töreler ve kanunlar gereğince her türlü hayat şartları içinde tam ve sürekli bir hayat ortaklığı meydana getirmek üzere hukuken yapılan yere göre makbul ve geçerli şekilde birleşmelerine Evlenme denir. A)Türkiye’de Evlenme B)Almanya’da Evlenme A)Türkiye’de evlilik İki Türk vatandaşı, iki yabancı uyruklu ayrı cinsten iki kişi (Türk kanunları aynı cinsten olanların evliliğini kati suretle kabul etmemektedir), ya da biri Türk Diğeri yabancı olan kadın ve erkek Türkiye’de evlenebilir. Gerekli Belgeler: 1-Medeni durumlarını gösterir resmi belge. 2-4’er adet vesikalık resim. 3-4 adet evlenecek kişilerce imzalanmış ’’evlenme beyannamesi’’ 4-Nüfus cüzdanının aslı,yabancılar için pasaport,kendi konsolosluklarının ya da bulunulan ülkenin vatandaşı ise yerel makamların düzenleyecekleri onaylı doğum belgesi. 5- Yabancılar için yetkili merkezi makamlar veya o devletin mahalli temsilcilikleri tarafından verilmiş ve usulüne göre tasdik edilmiş olan evlenme ehliyet belgesi.

57

B) Almanya’da Evlilik Taraflardan biri Alman veya çift tabiiyetli ise evlilik belediyelerde ifa edilir. İki Türk vatandaşı evlenecekse dilerse belediyede dilerse konsoloslukta evlenme akdini gerçekleştirebilir. Türk vatandaşları için gerekli belgeler: 1-Vukuatlı nüfus kayıt örneği 2-Valilik ve kaymakamlıktan alınan apostille belgesi. 3-Boşanmış ise boşanma kararınınh kesinleşmiş örneği. 4-Nüfus kayıt belgesi . 5-Uluslararası evlenme ehliyet belgesi. 6-İkamet belgesi. 7-Fotoğraf 8-Pasaport ve nüfus cüzdanlarının aslı ve fotokopileri. Not1:Yabancı yetkili memur önünde yapılan evlenmeler bir ay içinde yetkili nüfus müdürlüğüne ya da yurt dışında konsolosluğa bildirim yapılmalıdır;aksi halde ilerleyen zamanlarda babalık,miras v.s ile ilgili işlemlerde sorun yaşanmaktadır. Not2: Türk konsolosluklarında evlenebilmek için her iki tarafın da Türk vatandaşı olması gereklidir. Alman vatandaşları için gerekli belgeler. 1-Doğum belgesi.


2-Kimlik aslı ve fotokopisi. 3-İkamet belgesi 4-Boşanmış ise kesinleşmiş boşanma kararı. 5-Fotoğraf Evlenme yasağı kimleri kapsar ? a) Türk hukukunda kadın boşandıktan sonra 300 gün süreyle evlenme yasağına tabidir, dolayısıyla tekrar evlenmek istiyorsa hamile olmadığını gösteren sağlık raporuyla beraber hakimden İddet süresinin kaldırılmasını talep etmelidir. b)Üstsoy arasında ile alt soy arasında (anne, baba, dede, nene); kardeşler arasında amca dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında evlenemez. c)Evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu (çocukları) ve eşi arasında evlenme yapılamaz. d)Akıl hastaları, evlenmelerinde evlenmelerinde sakınca bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemez. e)Erkek veya kadın 17 yaşını doldurmadıkça evlenemez. (TMK m124/1) Ancak hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple 16 yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir. (TMK m 124/2) Ancak Almanya yeni yabancılar yasasına gö-

re aile birleşiminde bulunacak olan çiftin yaşının en az 18 olması gerekmektedir. f )Ayırt etme gücüne sahip olmayanlar evlenemez. (Yaş küçüklüğü ya da akıl hastalığı yüzünden akla uygun davranmayanlar). g)Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında. h)Gaipliğine karar verilen kişinin eşi mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez. (TMK m.131) NOT : Unutmamak gerekir ki Almanyada verilmiş boşanma kararıi Türkiye’de mahkemece tanınınca hüküm ifade eder, dolayısıyla Almanya’da verilmiş boşanma kararı tanınmadan yapılan evlenmeler yok hükmündedir. ÖNEMLİ:Bu yazı konuyla ilgili bilgilendirme ve yönlendirme amacıyla yazıldığı için tümlük arz etmemektedir. İçeriğinin yanlış kullanılması ya da yanlış yorumlanmasından dolayı meydana gelebilecek olumsuz sonuçlardan sorumluluk kabul edilmemektedir.

Avukat Yasar SALDIRAY Aufsessplatz 19 90459 - NÜRNBERG TEL : 0 911 490 36 82 FAX: 0 911 490 36 84 avukat-saldiray.de


kim kimdir

Felix Baumgartner Derleyen: Gökhan ÖNDER 20 Nisan 1969 yılında dünyaya gelen Felix Baumgartner, ismini uzaydan dünyaya yaptığı çılgın atlayış ile bütün dünyaya duyurdu. Felix Baumgartner Avusturya’lı bir paraşütçü ve yüksek atlamacıdır. Felix Baumgartner uzaydan dünyaya yaptığı çılgın atlayışı 4 Ekim 2012 tarihinde gerçekleştirdi. Felix Baumgartner, 39 km yükseklikten dünyaya atlayıp 833.9 mph (1,342 kph) hıza ulaşarak dünya rekorunu kırmıştır. Avusturya ordusu mensubuyken pek çok paraşütle atlama denemesi gerçekleştirmiştir. Felix Baumgartner 20 Nisan 1969’da Avus-

turya’nın Salzburg şehrinde doğdu. 1999 yılında Malezya’nın Kuala Lumpur şehrindeki Petronas Kulelerinden paraşütle atlayarak dünya rekoru kırdı. 2003 yılında Manş Denizini özel bir karbon fiber kanatla hava dalışı yaparak geçen ilk kişi oldu. Brezilya’nın Rio de Janeiro şehrindeki Kurtarıcı İsa heykeli’nden de 39 m ile dünyadaki ilk atlayışı gerçekleştirdi. 2004 yılında Millau Viyadüğü, 2006 yılında Turning Torso’dan atlayışlar gerçekleştirdi. 2007 yılında Taipei 101 binasının 91. katından atlayan ilk kişi oldu.


iş dünyası

„Bizim Balıkçı“ işletmecisi Mehmet Usta´yla samimi bir söyleşi Röportaj: Koray KUŞKUŞ Mehmet Usta kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Aslen Bayburt´luyum, 43 yaşındayım, evliyim ve iki çocuk babasıyım. Türk mutfağı ustasıyım. 2001 senesinde Almanya´ya yerleşmeden önce gemilerde aşcıbaşı olarak çalışırken dünyayı dört kez turladım. Şimdi de en leziz yönüyle balık çeşitlerini müşterilerimize sunuyoruz. Restoranınız ne zamandan beri hizmet vermekte? İki senedir Almanya´nın Duisburg kentinde insanlara hizmet sunmaya devam etmekteyiz ve rağbetin yüksek olması bize bu işi ne kadar kaliteli ve doğru yaptığımızı ve doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor. Peki bazı yerlerdeki gibi standard sadece birkaç tür yemeğiniz mi var, yoksa yemek

61

seçenekleri biraz daha fazla mı? Bize kısaca ürün yelpazenizden bahseder misiniz? Balıklarımızı Gelsenkirchen´deki bir toptancıdan temin ediyoruz. Türkiye başta olmak üzere İspanya, Tayland, Viyetnam vs.´den gelen balıkları müşterilerimize sunuyoruz ve dile kolay 40 çeşit balık ürünümüz var. Peki bunlardan revaçta olanları hangiler, müşterileriniz en çok hangilerini tüketiyor? Özellikle hamsi, kalkan, palamut, çipura ve levrek en çok aranan ve tüketilen balık türleri arasında yerini alıyor. Sizi diğer balıkçılardan ayıran özelliğiniz ne diye sorsak? Balık her yerde yenilmez. Çevremizde ise ancak ekmek arası balık tarzı ve benzerleri var. Biz ise çok farklıyız. Lezzete düşkün müşteri-


lerimize uygun fiyata ağız tadıyla lezzetli bir yemek yedirmeyi amaçlıyoruz. Burası self service değil, alakart çalışmaktadır. Taze ve isteğe göre balık pişirilir. Sigara içilen ve içilmeyen bölümlerimiz olmakla beraber 60 kişiye aynı anda hizmet verebilecek kapasitedeyiz. Peki neden özellikle balık restoranı? Almanya´ya yerleştikten sonra gastronomi alanında hizmet vermeye başladım. Çevremdeki restoranlarda et tarzı hizmet veren mekanların yoğun olmasına rağmen insan sağlığında önemli olan besin maddesi balık üzerine restoranın olmadığını gördüm. Bu eksikliği doldurmak için Duisburg ve çevresinde İLK VE TEK ALKOLSÜZ aile restoranını açtım. Bizlere biraz da müşteri portfolyonuzdan bahseder misiniz? Genellikle Türk vatandaşlarımız mı geliyor? Çok sayıda Türk müşterimizin yanısıra Alman, Yunan, İspanyol ve diğer milletlere tabi olan insanlar bize gelmektedir. Hatta Hollanda ve çeşitli şehirlerden iş toplantıları için restoranımızın seçiliyor olmasını kısa zaman-

da yakaladığımız lezzet, uygun fiyat ve güzel ortama bağlayacak olursam, sanıyorum yanılmam. Sizleri ilk kez tanıyıp gelecek olan müşterilerinize, okurlarımıza hangi ürününüzü tavsiye edersiniz? Özel bir favoriniz var mı? Bütün ürünlerimizi gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Ama özellikle de sos ve karides tavamız çok meşhurdur, herkese öneririm. Sizin eklemek istediğiniz bişeyler var mı Mehmet Usta? Okurlarımızın burada sevdikleriyle birlikte huzurlu bir aile ortamında balık yiyebileceğini ve onlara servis yapmaktan büyük mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. Biz de Mehmet Usta´ya samimi muhabbetinden, bize ayırmış olduğu değerli zamanından ve böyle güzide bir mekanı oluşturup hizmete sunmasından dolayı teşekkür eder, işlerinde başarılarının devamını dileriz.

62


iş dünyası R

İbadetler Çok Daha Kolay Olacak!

“Bu Çoraba Mesh Edilir”

Namaz için günde beş vakit abdest alan Müslümanların işini kolaylaştıracak bir ürün geliştirildi. Sosyal hayatta abdest almak bazen çileli bir hale dönüşebiliyor. Tuvaletlerde „Lütfen ayaklarınızı lavabolarda yıkamayın“ şeklinde uyarılar bile asılıyor. Zaten bazı lavabolar da ayağınızı koymak istemeyeceğiniz kadar pis olabiliyor. Üzerine mesh yapılabilen ve son teknoloji ile üretilen çorap şeklindeki mestler abdest almanızı kolaylaştırıyor. Eshel Tekstil firmasının geliştirdiği mestler, din adamlarından „üzerine mesh edilebilir“ fetvasını da almış bulunuyor. Müslümanların ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilen bu ürünle deri mestlere bir alternatif sunulmuş. Günümüz hayat tarzına pek uymayan deri mestlerin malumunuz, birçok dezavantajı var. Birkaç numara büyük ayakkabı giymeniz gerekiyor. Ayağı ya soğuk, ya da sıcak tutuyor. Teri dışarı atmıyor, yıkanamıyor. Eshel Mest‘ler ise çok daha kullanışlı ve rahat. Görünüm olarak da çorapdan farklı değil. Su-i istimale açık, vebali olan, hassas bir konu olan mest konusu için konseptin en başından geniş bir araştırma yapıldı. İslam dünyasında mestin kullanımından, mezheplerin

63

mestlerin üzerine mesh konusundaki görüşlerine kadar. Bu ve benzer konuların aylarca incelendiği çalışmalarda ve araştırmalarda görünen şudur ki; meshin sünnet olduğu konusunda hiçbir ihtilaf yok. Sadece mestin muhteviyatı üzerinde çeşitli görüşler var. Bunlardan en önemlileri su geçirmemesi, dik durması ve dayanıklı olması. Yapılan çalışmalarda ise bu hususlar göz önünde bulundurularak yoğunlaşıldı. Kullananlardan çok olumlu tepkiler aldıklarını belirten Eshel Mest Pazarlama Sorumlusu, „İlk zamanlarda biraz tereddüt yaşamıştık, „acaba ön yargılı bakan olur mu?“ diye. Fakat şunu gördük ki, bu ürün adeta bekleniyormuş. Toplumun her kesiminden güzel bir teveccüh var. İnsanlar alıyor, kullanıyor, hediye ediyorlar. Çok sayıda mesaj, tebrik ve dualar alıyoruz.“ diye konuştu. Bu çorabı daha çok kimlerin aldığı ile ilgili sorumuza ise yetkililerden „Bu soruyu geçmiş yıllarda sormuş olsaydınız, daha çok yaşlılar diye cevap alırdınız. Fakat şimdi durum değişti. Eshel Mest‘i gençler de kullanabiliyor. Anneler, babalar, hatta çocukları için bile alanlar oluyor, namaza alışsınlar diye. Ayriyeten Eshel Mest fonksyonel bir ürün olduğu için, birçok alanda kullanabiliyorsunuz. Mesela; kronik hastalığı olanlardan tutun da, şeker hastaları var, ayaklarında yaralar, egzame türü rahatsızlıkları olanlar. Yaraların su ile temasını azaltmak için kullanıyorlar.“ diye cevaplandırdı.


Medipax’da Muhteşem Fırsatlar

ALNO, AEG, Siemens, BEKO, Wellmann gibi Almanya’nın en iyi markalarını ve en hızlı mutfaklarını bünyesinde bulunduran Medipax, sunduğu hizmetlerde dur durak bilmiyor. Ev hanımlarına özel, 24 aydan 36 aya kadar faizsiz özel kredi imkanı sunan Medipax CleverMöbelmarkt, aynı zamanda alınan

ürünlerin nakliye ve montajını da kendi profesyonel ekibi tarafından yaptırmakta ve üstelik bu hizmeti de ücretsiz olarak sunmakta. Müşterilerine sundukları imkanların bununla sınırlı olmadığını belirten şirket yetkilileri ayriyeten mobilyalara 5, elektrikli aletlere ise 2 yıl garanti verdiklerini belirttiler.

64


kültür

Rumi Derleyen: Harun ÖNDER

T

ürk süsleme sanatının temel unsurlarından olan “Rumi”, başlangıcından itibaren sadece el yazmalarında değil çinilerde, giysilerde, ağaç oymacılığında, kısacası, süsleme sanatının tüm dallarında temel bir motif olarak süregelmiştir. Bu motif, Anadolu Selçukluları’nın ellerinde gelişmiş olup Rumi ismini de onlara borçludur. Günümüze kadar ulaşan ruminin en eski örneklerine, Uygur Türkleri tarafından IX. ve X. yüzyıllarda yapılan fresklerde resmedilen deniz canavarının kanadında rastlıyoruz. Burada görülen şekil, sonraki yüzyıllarda sıkça

karşılaşacağımız “Rumi”nin klâsik bir örneğidir. Orta Asya steplerinde yaşayan Türkler’in hayatında hayvanların önemli bir yeri olduğunu biliyoruz. Hayvanların gücü ve kavgaları sanatçılar için her zaman ilham kaynağı olmuştur. Hayvanlar, genellikle kuvvetin, doğurganlığın, kötü ve iyinin sembolleri olarak temsil edilmiştir. Naom Ula ve Pazırık kazılarında gün ışığına çıkartılan Hun Türkleri’ne ait çeşitli sanat eserlerinde, genelde hayvan figürlerine rastlanmaktadır. Bu sahnelerin ana teması hayvan döğüşleridir. IX. yüzyıldan sonra oluşan akımların Selçuklular tarafından devralınmasıyla bu figürleri Rey, Bağdat, Musul, Diyarbakır ve Konya gibi sanat merkezlerinde gerçekleştirilen kazılarda gün ışığına çıkartılmış bir çok sanat eserinde görüyoruz. Orta Anadolu geleneğinde alışkın olduğumuz hayvan şekilleri, Selçuklular tarafından özgün bir biçimde resmedilmiş; böylece, tüm süslemelerde öne çıkan bir unsur haline gelmiştir. Bu dönemde rumiler değişik şekillerde ve konseptlerde kullanılmış; kuş biçimli rumiler ya kendi başına ya da hatailerle birlikte yer almıştır. Bir çizgi şeklinde resmedilse de, rumilerde şekillendirilen kuşların baş, gövde, ve kanatları anatomik özelliklerini tamamıyla muhafaza ederek bir hayvan figürünün en ince detaylarını ortaya koymaktadır. Bu tarzın en özgün örneklerine Selçuklu metal işleme sanatında rastlanmaktadır.

65


çocuk

H i̇ç Bi̇r Şe y Oʻn a De n k Ve Be n ze r Deği̇ldiçokrmuş.

kulu Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın karnı tokmuş… in kes her ş, Kulların derdi yokmu salı. Ben ninemden öğrendim bu ma , yeli ah Tatlı tatlı eserken sab yar eli, Dünyalar güzeli gülü dikerken ihti dili… Söylerdi dedemin Yiğit kucak kucak sevgi Efendim, bizim sevgili Pırpır ile ilmin sırrına ermek için vermek, bilgiyi gönüllere sermek, yine yollardaymış… an bir şehrin kıyısında Az gitmişler, uz gitmişler, kocam küçük demiş ki: bahçeli bir eve varmışlar. Pırpır kız var. Haydi, onlara ük küç üç ve e -Yiğit, bahçede nin ceğimiz çok şey vardır bu Allah’ın selamını verelim! Öğrene nur yüzlü nineden. it de izin isteyip bahçeye Pırpır uçup bir dala konmuş. Yiğ yüzlü nine onu da dizinin girmiş, edeple selam vermiş. Nur dibine oturtmuş. sormuş. Küçük kızlardan lüle lüle saçlısı -Nine, Allah kimdir? Gülümsemiş nine. ir. O, bize bütün kelime-O bizi yaratandır, bize can verend leri öğretendir. sı sormuş sonra. Küçük kızlardan pembe yanaklı ? -Nineciğim, Allah neye muhtaçtır e. nin lü yüz nur ış am Kızın saçlarını okş şeye muhtaç ir hiçb i Yan . rum yav -Allah “samed”dir, değildir.

67


Her şey O’na muhtaçtır. Küçük kızlardan kara gözlüsü de bir soru sormuş. -Allah’ın çocukları ya da babası var mıdır Nineciğim? Nine demiş ki: -Yavrularım! Yüce Allah kimsenin babası değildir. Kendisi de doğmamıştır, kimsenin çocuğu değildir. Üç kız merakla bu konuyu açıklamasını istemişler. Nine anlatmış. -Ömürleri Allah verir. İnsanı da, bütün canlıları da, daha bilmediğimiz nice şeyleri yaratan, kâinatı “ol” emri ile bir anda var eden O’dur. Doğmak ve doğurmak yaratılmış birinden olur. Kimin oğlu varsa o babadır ve elbette birinin de oğludur. Oysa Yüce Rabbimiz yoktan var edendir. Nefes almış nine. Sonra sormuş Yiğit’e. -Sen de anladın mı evladım? -Evet sevgili Niceciğim, demiş Yiğit. Siz bize İhlas Suresini anlattınız. İhlas Suresinin son ayetinde diyor ki: “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” Nine, Yiğit’in bilgisine hayran kalmış ve demiş ki: -Aferin yavrum! Yüce Allah’ın kitabını iyi bellemişsin. Allah ilmini çoğaltsın. Kur’an’ı okudukça nice bilgiler keşfediyoruz. Sonra ballardan tatlı, ilim kanatlı derin bir sohbete dalmışlar. Nineden bal börekler yemişler, çok hoş sözler demişler. Artık hava kararıyormuş. Yiğit müsade istemiş. Yeni serüvenler için Pırpır’la birlikte tekrar yollara düşmüşler.

68


bilgi küpü

Tükenmez Kalemin Dolma Kalemden Farkı Nedir? Derleyen: Gökhan ÖNDER

K

alemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır.

Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle tekrar gündeme gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekler.

71

2. Dünya Savaşı‘nda askeri uöaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştrirlimiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.


GIDA

tarifsiz lezzetler sunar

Basak‘ ¸ ta kalın, Mevsimlerin Tadını Alın!

Sonbaharın Tadını çıkardık!

Bir

Tat daha!


mizah


KOLAY

ORTA

ZOR


bizim mutfak

,

Köz Biberli ve Feslegenli Domates Corbasi 5

Malzeme Listesi - 1 adet orta boy kuru soğan - 2 – 3 dal kereviz sapı - 1 adet havuç - 2 adet kırmızı kapya biber - 4 – 5 adet orta boy domates - 4 – 5 dal fesleğen - 1 tutam şeker, tuz, karabiber - 2 su bardağı su - 2 su bardağı tavuk suyu

Köz Biberli ve Fesleğenli Domates Çorbası nasıl yapılır? •

Afiyet olsun!

• • •

Kuru soğan, havuç ve kerevizi temizleyin. Küp küp doğrayıp ısınmış tencerede zeytinyağında kavurun. Biberleri közleyin. Sebzeler renk değiştirince ince doğranmış közlenmiş biberleri ve küp doğranmış domatesleri ekleyin. Ayrı bir yerde su ve tavuk suyunu ısıtıp karışıma ekleyin. Fesleğen yapraklarını ekleyin. Kaynamaya bırakın. Kaynamaya başladığında altını kısın. 10 dk. kadar daha kısık ateşte devam edin. Tuz, karabiber ve şekeri ekleyin. El blenderından geçirin ve tel süzgeçle süzün. Çorbanız servise hazır


%50

Dekorasyon ürünleri ve halılarda ‚

ye varan indirimler

Medipax Offenbach Strahlenberger Str. 125 63067 Offenbach Tel.: 069 939 962 770 Medipax Hanau Nürnbergstr. 6a 63450 Hanau Tel.: 06181 507 87 43

Medipax Mannheim Käfertaler Str. 175 68167 Mannheim Tel.: 0621 - 462 965 10 Medipax Outlet Frankfurt Wächtersbacher Str. 76 60386 Frankfurt

Medipax Gelsenkirchen Lockhofstr. 9 45881 Gelsenkirchen Tel.: 0209 590 318 68

Medipax Walldorf Josef-Reiert-Str. 22 69190 Walldorf Tel.: 06227 384 9785


Bären Apotheke Eczaci Hýdir Ateþ Bahnhofstr. 75 45879 Gelsenkirchen Her zaman hizmetinizde!

Sizin dilinizi konuþan Eczane!

Tel: 0209 27 10 90 Fax: 0209 27 12 02 Hafta içi: 8:30-18:30 Cumartesi: 9:00-16:00

www.eczanemiz.de info@eczanemiz.de


Mahya Dergisi NRW1 Kasım 2012  

DiTiB Aylık Dergi