Page 1

MAHMUT

KISA


6. KİTAP: SELÂMLAŞMA ADABI 131. BAB: SELÂMIN FAZİLETİ ve SELÂMLAŞMAYI YAYGINLAŞTIRMANIN EMREDİLMESİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey inananlar! Başkalarının evlerine, sahiplerinden izin alıp onlara güzelce selâm vermeden girmeyin. Bu sizin için, içeriye izinsiz girip ev halkını rahatsız etmekten çok daha iyidir. İşte Allah, size bu gibi görgü ve edep kurallarını öğretiyor ki, belki düşünüp öğüt alırsınız. (Nur, 24/27) 2. Ey iman edenler! Evlere girerken Allah katından bolluk, bereket, sağlık ve esenlik dileğiyle birbirinize güzelce selâm verin. (Nur, 24/61) 3. Düşman topraklarında bulunduğu hâlde, kendisinin Müslüman olduğunu veya size karşı barışçıl amaçlar taşıdığını ifade etmek üzere, size biri tarafından “es-selâmu aleykum!” diye selâm verildiği veya düşmanlarınız tarafından size barış teklif edildiği zaman, siz bu selâma ve barış teklifine ondan daha güzeliyle, ya da en azından aynen karşılık verin. (Nisa, 4/86) 4. İbrahim’in o değerli misafirleriyle ilgili ibret verici öyküsü sana anlatılmadı mı? Hani insan suretinde melekler, selâm vererek onun huzuruna girmişlerdi, o da “Selâm size, sanırım buralarda yabancısınız!” demişti. (Zariyat, 51/24, 25) Konu ile İlgili Hadisler: 846. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — İslam’da kişiye sevap kazandıran en güzel davranış hangisidir? diye sordu. Peygamberimiz de: — Muhtaçlara, kimsesizlere ve misafirlere yemek yedirmen ve tanıdık tanımadık herkese selâm vermendir, buyurdu. 847. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah Âdem aleyhisselâm’ı yaratınca, ona: — Git şu oturan meleklere selâm ver ve senin selâmına nasıl karşılık vereceklerini iyi dinle. Çünkü onların vereceği karşılık, senin ve neslinin selâmı olacaktır, buyurdu. Âdem aleyhisselâm meleklere:


390

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Esselâmu aleykum, dedi. Melekler de onun selâmına, “ve rahmetullah” kelimesini ilâve ederek: — Esselâmu aleyke ve rahmetullah, diye karşılık verdiler.” 848. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize şu yedi şeyi emretti: Hastayı ziyaret etmeyi, cenaze merasimine katılmayı, aksıran kişiye “Yerhamukellah!” diyerek hayır dilemeyi, zayıfa arka çıkıp mazluma yardım etmeyi, selâmı yaygınlaştırmayı ve yemine bağlı kalmayı (yahut yemin eden kişiye, yeminini yerine getirmesi için yardım etmeyi) emretti. 849. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de, gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız. Birbirinizi sevmenizi sağlayacak güzel bir davranışı size bildireyim mi? Tanıdığınız ve tanımadığınız her mümine selam vererek aranızda barışı, huzuru ve selâmı yayınız!” 850. Abdullah bin Selâm radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Selâmı yayın, yemek yedirin, akrabayı gözetin, insanlar uykudayken namaz kılın ki, böylece huzur ve selâmet içinde cennete giresiniz.” 851. Übey bin Kâb radıyallahu anh’ın oğlu Tufeyl’den rivayet edildiğine göre, kendisi zaman zaman Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’nın yanına uğrar ve onunla birlikte çarşıya çıkardı. Tufeyl diyor ki: Abdullah bin Ömer, kendisiyle çarşıya çıktığımızda ister bir eskici ister bir esnaf ister bir yoksul olsun, uğradığı herkese mutlaka selâm verirdi. Bir gün yine Abdullah bin Ömer’in yanına gelmiştim. Çarşıya gitmek için kendisine eşlik etmemi istedi. Ona: — Çarşıda ne yapacaksın? Sen alışveriş yapmaz, malların fiyatlarını sormaz, pazarlıkta bulunmazsın. Çarşıdaki sohbet yerlerinde de oturmazsın. Gel şurada oturup birlikte sohbet edelim, dedim. Bunun üzerine Abdullah: — Behey göbekli! Biz sadece selâm vermek için çarşıya çıkıyor, bu yüzden karşılaştığımız herkese selâm veriyoruz, cevabını verdi. Tufeyl iri göbekli biri olduğu için, Abdullah bin Ömer ona “Ebu Batn” (göbekli


6. SELÂMLAŞMA ADABI

391

adam) diye hitap etmişti.

132. BAB: SELÂMLAŞMANIN ŞEKLİ Konu ile İlgili Hadisler: 852. İmrân bin Husayn radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: — Esselâmu aleykum! dedi. Rasulullah, “Ve aleykumus-selâm!” diyerek onun selâmına aynı şekilde karşılık verdi. Sonra adam bir kenara geçip oturdu. Peygamber: — Bu adam on sevap kazandı, buyurdu. Sonra bir başka kişi geldi ve: — Esselâmu aleykum ve rahmetullah! dedi. Peygamberimiz, “Ve aleykumusselâm ve rahmetullah!” diyerek onun selâmına da aynı şekilde karşılık verdi. O da yerine oturdu. Peygamber: — Bu yirmi sevap kazandı, buyurdu. Daha sonra bir başka adam gelerek: — Esselâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuh! dedi. Peygamber “Ve aleykumus-selâm ve rahmetullahi ve berekâtuh!” diyerek o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Peygamberimiz: — Bu da otuz sevap kazandı, buyurdu. 853. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün bana: — Şu gelen Cebrail aleyhisselâm’dır, sana selâm ediyor, buyurdu. Ben de heyecanla: — Ve aleyhisselâm ve rahmetullahi ve berekâtuh, diye karşılık verdim. 854. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem önemli bir konuşma yaptığı zaman, sözünün iyi anlaşılması için bazı cümlelerini üçer defa tekrarlardı. Bir topluluğun yanına varıp onları selâmlayacağı zaman da –şayet kalabalık fazla olur da sesini herkese duyuramadığını düşünürse– üç defa selâm verirdi. 855. Mikdâd radıyallahu anh, uzun bir hadisinde şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bana ve benim gibi fakir olan birkaç arkadaşıma birer sağmal koyun hediye etmişti. Biz bu koyunları sağıp sütünü içer, Peygamber aleyhisselâm’ın süt hissesini de ayırıp saklardık. O da geceleyin gelir ve uyanık olanlara işittirecek, fakat uyuyanları da uyandırmayacak şekil-


392

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

de selâm verirdi. Yine bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve bize her zamanki gibi selâm verdi. 856. Esmâ binti Yezîd radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescide uğradı. Kadınlardan oluşan bir topluluk orada oturmaktaydı. Rasulullah ile kadınlar arasında epey bir mesafe vardı. Peygamber, “es-Selâmu aleykum!” diyerek ve aynı zamanda eliyle işaret ederek onlara selâm verdi. 857. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanların Allah katında en makbul ve O’na en yakın olanı, biriyle karşılaşınca selâma ilk başlayandır.” 858. Ebu Cürey el–Hüceymî radıyallahu anh diyor ki: Kabileme ait bit heyetle birlikte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldim ve: — Aleykesselâm, ya Rasulullah (Sana selâm, ey Allah’ın Elçisi!) dedim. Peygamber: — “Aleykesselâm” deme, çünkü bu, cahiliye devrinde ölülere verilen selâm şeklidir. Bunun yerine, “Esselâmu aleyke” (Selâm sana olsun!) de, buyurdu.

133. BAB: SELÂMLAŞMANIN ADABI Konu ile İlgili Hadisler: 859. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Binekte veya araçta olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan da çok olana selâm verir.” Buhârî’nin bir rivayetinde, “Küçük büyüğe selâm verir.” ilâvesi vardır. 860. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanların Allah katında en makbul olanı, biriyle karşılaşınca selâmı ilkönce verendir.” Tirmizî, aynı hadisi Ebu Ümâme’den şöyle rivayet eder: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! İki kişi karşılaşınca, hangisi daha önce selâm verir? diye


6. SELÂMLAŞMA ADABI

393

sordu. Peygamberimiz de: — Allah’a daha yakın olanı. Yani hangisi ilkönce davranıp selam verirse, en çok sevabı o alır ve Allah’a yakınlaşmış olur, buyurdu.

134. BAB: SELÂMI TEKRARLAMAK BİR YERE SIK SIK GİRİP ÇIKAN VEYA YÜRÜRKEN ARALARINA AĞAÇ GİBİ BİR ENGEL GİRMESİ SEBEBİYLE BİRBİRİYLE TEKRAR KARŞILAŞAN KİMSELERİN HER DEFASINDA SELÂM VERMELERİNİN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 861. Ebu Hureyre radıyallahu anh, tadili erkâna riayet etmeyerek namazı yanlış kılan adam hakkındaki hadisinde şöyle diyor: O kişi mescide gelip namaz kıldı, sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelip ona selâm verdi. Peygamber onun selâmına aynen karşılık verdi ve “Dön ve namazını yeniden kıl, çünkü sen kurallara uygun şekilde namaz kılmadın.” buyurdu. O da dönüp yeniden namaz kıldı, sonra Peygamber’in huzuruna gelip tekrar selâm verdi ve bu gidip gelme olayı, üç defa tekrarlandı. Her gelişince selam verdi ve her defasında Rasulullah onun selamını aldı. 862. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz din kardeşiyle karşılaşınca, ona muhakkak selâm versin. Eğer yürürlerken aralarına bir ağaç, duvar veya kaya girer de tekrar karşılaşırlarsa, yine selâm versin.”

135. BAB: KENDİ EVİNE GİREN KİMSENİN SELÂM VERMESİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Evlerinize girerken Allah katından bolluk, bereket, sağlık ve esenlik dileğiyle birbirinize güzelce selâm verin. (Nur, 24/61) Konu ile İlgili Hadisler: 863. Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana, “Yavrucuğum, kendi ailenin yanına gireceğin zaman onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun.” buyurdu.


394

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

136. BAB: ÇOCUKLARA SELÂM VERMEK Konu ile İlgili Hadisler: 864. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, kendisi çocukların yanından geçerken onlara selâm vermiş ve “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı.” demiştir.

137. BAB: ERKEĞİN KADINA, KADININ ERKEĞE SELÂM VERMESİ ERKEĞİN KENDİ HANIMINA, (ANNESİ VEYA KIZ KARDEŞİ GİBİ) MAHREMLERİNDEN BİRİNE, HAKLARINDA FİTNE KORKUSU BULUNMAYAN YABANCI KADIN VEYA KADINLARA SELÂM VERMESİ VE AYNI ŞARTLARLA KADINLARIN DA ERKEĞE SELÂM VERMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 865. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh anlatıyor: Bulunduğumuz yerde yaşlı bir kadın vardı. Pazı köklerini toplayıp güveçte pişirir, biraz da arpa öğütürdü. Biz cuma namazını kılıp döndüğümüz zaman kendisine selâm verirdik. O da hazırladığı yemeği bize ikram ederdi. 866. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in amcasının kızı olan ve Ümmü Hânî künyesiyle tanınan Fâhite binti Ebu Tâlib radıyallahu anhâ şöyle diyor: “Mekke fethedildiği gün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i ziyarete gelmiştim. Kendisi yıkanıyor, kızı Fâtıma da elinde bir örtüyle ona perde tutuyordu. Onlara uzaktan selâm verdim…” 867. Esmâ binti Yezîd radıyallahu anhâ şöyle diyor: Biz kadınlar mescitte otururken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza uğradı ve bize selâm verdi. Yukarıdaki metin Ebu Davud’a aittir. Tirmizî’de yer alan metin ise şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescide uğradı. Kadınlardan oluşan bir topluluk orada oturmaktaydı. Rasulullah ile kadınlar arasında epey bir mesafe vardı. Peygamber, “Es-selâmu aleykum!” diyerek ve aynı zamanda eliyle işaret ederek onlara selâm verdi.

138. BAB: GAYRİMÜSLİMLERLE SELÂMLAŞMAK


6. SELÂMLAŞMA ADABI

395

KÂFİRLERE İLKÖNCE SELÂM VERMENİN HARAM OLUŞU, ONLARIN SELÂMINA NASIL KARŞILIK VERİLECEĞİ, MÜSLÜMANLARLA KÂFİRLERİN BİR ARADA OTURDUĞU TOPLULUĞA SELÂM VERMENİN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 868. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam’a ve Müslümanlara karşı düşmanlık besleyen Yahudi ve Hıristiyanlara, siz onlardan önce selâm vermeyin. Çünkü selam; sevgi, dostluk ve kardeşliğin ifadesidir. Bu tür insanlara selâm vermek, onları saygıdeğer, sevgiye ve dostluğa lâyık görmek ve yaptıkları zulmü desteklemek anlamına gelir. Bu yüzden, onlara saygı ve tazim ifade edecek davranışlardan kaçının. Örneğin, yolda onlardan biriyle karşılaştığınız zaman, yol darsa ve geçerken birinin kenara çekilmesi gerekiyorsa, onları sıkıştırıp yolun kenarından yürümeye zorlayın. Fakat geniş olan ve geçilmesinde bir sıkıntı olmayan yollarda buna gerek yoktur.” 869. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Yahudilerden bazıları Rasulullah’ın evine gelerek: — Es-sâmu aleykum (Ölüm sizin üzerinize olsun)! diye selam verdiler. Durumu anlayan Peygamberimiz: — Ve aleykum (size de)! diyerek karşılık verdi. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar size bu şekilde selâm verdiklerinde, onlara ‘Ve aleykum!’ diyerek karşılık verin.” 870. Üsâme bin Zeyd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, içlerinde Müslümanların, müşriklerin (Allah’a ortak koşan putperestlerin) ve Yahudilerin bulunduğu bir topluluğa rastladı ve onlara selâm verdi.

139. BAB: AYRILIRKEN SELÂM VERMEK BİR MECLİSTEN KALKARKEN VEYA ARKADAŞINDAN AYRILIRKEN SELÂM VERMENİN MÜSTEHAP OLDUĞU Konu ile İlgili Hadisler: 871. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber


396

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz bir meclise vardığında selâm versin. Oradan ayrılmak istediği zaman da selâm versin. Çünkü ilk verdiği selâm, sonraki selâmından daha üstün değildir. Yani meclisten ayrılacağı zaman verdiği selâm, en az oraya gelirken verdiği selâm kadar değerli ve gereklidir.”

140. BAB: BİR YERE GİRERKEN İZİN İSTEMENİN GEREĞİ VE UYULMASI GEREKEN EDEPLER Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey inananlar! Başkalarının evlerine, sahiplerinden izin alıp onlara güzelce selâm vermeden girmeyin. Bu sizin için, içeriye izinsiz girip ev halkını rahatsız etmekten çok daha iyidir. İşte Allah, size bu gibi görgü ve edep kurallarını öğretiyor ki, belki düşünüp öğüt alırsınız. (Nur, 24/27) 2. Çocuklarınız ergenlik çağına ulaştığında, kendilerinden önceki diğer yetişkinler birinin odasına girerken nasıl izin istiyorlarsa, onlar da sizin yanınıza girmeden önce selâm vererek izin istesinler. (Nur, 24/59) Konu ile İlgili Hadisler: 872. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İzin isteme üç defadır. Yani bir yere ziyarete gidince, kapıyı en fazla üç kez çalar veya zile üç kez basarsın. Zil sesinin duyulmadığına kanaat getirirsen, bunu üçten fazla da yapabilirsin. Sonra yüzünü kapıya dönmeyip, sağa veya sola yönelerek içeriyi görmeyecek şekilde ev sahibinin cevabını beklersin. Sana izin verilirse girersin, verilmez ve “Şu anda müsait değiliz, daha sonra gelin.” denilirse ısrar etmez, dönüp gidersin. Sakın bunu gurur meselesi yapıp da, sana içtenlikle durumunu arz eden kardeşine karşı içinde en ufak bir burukluk, kırgınlık besleme. Düşün ki, sana “evde olmadığını” söyletseydi ya da hiç müsait olmadığı hâlde seni kabul edip büyük sıkıntılara girerek varlığına “katlansaydı” bu herhalde daha iyi olmazdı.” 873. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İzin isteme, ancak gözün ev içindeki mahremiyeti görmemesi için emredilmiştir. Özel bir mekâna girmek için izin isterken kapı veya pencereden içeri göz atmak veya daha buyur edilmeden paldır küldür içeri dalmak, görgüsüzlük ve kul hakkını çiğnemektir. Başkalarının evine pencere veya anahtar deliği gibi


6. SELÂMLAŞMA ADABI

397

yerlerden bakmak, içeridekileri gözetlemek nasıl günahsa, bu da öylece günahtır.” 874. Tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden Rib’î bin Hirâş anlatıyor: Âmir Oğulları’ndan, adının gizli tutulmasını isteyen bir sahabînin bize haber verdiğine göre, kendisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evde iken, “İçeri girebilir miyim?” diye izin istedi. Peygamber aleyhisselâm da yardımcısına: — Çık bu adama izin istemeyi öğret. Önce “Esselâmu aleykum!” desin, sonra da “İçeri girebilir miyim?” diye sorsun.” buyurdu. Adam Peygamberimizin söylediklerini duyunca: — Esselâmu aleykum, içeri girebilir miyim? dedi. Peygamber aleyhisselâm da ona izin verdi ve adam içeri girdi. 875. Kilde bin Hanbel radıyallahu anh şöyle diyor: Mekke’nin fethi günü, kavmimin temsilcisi olarak Mekke’ye gelmiştim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gittim ve selâm vermeden huzuruna girdim. Bunun üzerine, Rasulullah: — Geri dön ve “Esselâmu aleykum, girebilir miyim?” diyerek izin iste. Sana izin verilince de içeri gir, buyurdu.

141. BAB: İZİN İSTERKEN KİM OLDUĞUNU BELİRTMEK İZİN İSTEYEN KİŞİYE “KİM O?” DİYE SORULDUĞUNDA, BİLİNEN ADI VEYA KÜNYESİ İLE “BEN FİLANIM!” DEMESİNİN SÜNNET OLDUĞU, SADECE “BEN!” VEYA BUNA BENZER BİR CEVAP VERMESİNİN MEKRUH OLDUĞU Konu ile İlgili Hadisler: 876. Enes bin Malik radıyallahu anh’ın meşhur miraç hadisinde rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “… Sonra Cebrail, beni en yakın göğe çıkardı ve semanın kapısının açılmasını istedi. Kapıda görevli melekler: — Kim o? diye sordular. O da: — Ben Cebrail’im, dedi. — Yanındaki kim? denilince:


398

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Muhammed, dedi. Sonra beni ikinci kat göğe çıkardı ve yine kapının açılmasını istedi. Görevli melekler: — Kim o? diye sordular. O da: — Ben Cebrail’im, diye karşılık verdi. — Yanındaki kim? diye sorulunca: — Muhammed, dedi. Böylece üçüncü, dördüncü ve diğer göklere yükseldi. Her birinin kapısına vardıkça: — Kim o? diye soruluyor, o da her defasında: — Ben Cebrail’im, cevabını veriyordu. 877. Ebu Zer radıyallahu anh diyor ki: Bir gece dışarı çıkmıştım. Bir de ne göreyim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tek başına yürüyor. Ben de ay ışığında ona doğru yürümeye başladım. Rasulullah başını çevirip beni görünce: — Kim o? diye seslendi. Ben de: — Ebu Zer, dedim. 878. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in amcasının kızı Ümmü Hânî radıyallahu anhâ şöyle diyor: Mekke fethedildiği gün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i ziyarete gelmiştim. Kendisi yıkanıyor, kızı Fâtıma da elinde bir örtüyle ona perde tutuyordu. Onlara uzaktan selâm verdim. Rasulullah: — Kim o? diye sorunca: — Ben Ümmü Hânî! dedim. 879. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in evine gelip kapısını çaldım. Peygamber: — Kim o? deyince: — Ben, diye cevap verdim. Peygamber, bu cevabımdan hoşlanmadığını ifade eden bir ses tonuyla: — Ben, ben… Ne demek, ben? Böyle diyeceğine, adını söyleyip kendini tanıtsana, dedi.


6. SELÂMLAŞMA ADABI

399

142. BAB: AKSIRAN KİŞİYE “YERHAMUKELLAH” DEMEK AKSIRAN KİŞİ “ELHAMDÜLİLLAH” DEDİĞİ ZAMAN “YERHAMUKELLAH” DEMENİN MÜSTEHAP, ALLAH’A HAMD ETMEDİĞİ TAKDİRDE BUNU SÖYLEMENİN MEKRUH OLDUĞU ve AKSIRANA CEVAP VERMENİN, AKSIRMANIN, ESNEMENİN EDEPLERİ Konu ile İlgili Hadisler: 880. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah aksıranı sever, fakat esneyeni sevmez. Çünkü aksırma sağlık, dinçlik ve zindeliğin, esneme ise gaflet, tembellik ve uyuşukluğun belirtisidir. Sizden biriniz aksırır da Allah’a hamd ederse, onu işiten her Müslüman’ın, “Yerhamukellah (Allah sana rahmet ve afiyet versin)!” diye karşılık vermesi, bir kardeşlik borcudur. Esnemeye gelince, o da şeytandandır. Esnemenin sebebi çok yiyip içmek, karnı tıka basa doldurmak ve bunların etkisiyle hareket kabiliyetinin azalması, uyku ve tembellik hâlinin ortaya çıkmasıdır. O yüzden, sizden birinizin esnemesi geldiğinde, ağzını kapasın ve gücü yettiği kadar onu engellemeye çalışsın. Çünkü insan esnediği zaman, şeytan onun bu miskin ve tembel hâline sevinerek güler.” 881. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz aksırdığı zaman, kendisine sağlık ve afiyet bahşeden Rabb’ine şükrederek: — Elhamdülillah, desin. Kendisini işiten kardeşi veya arkadaşı da ona: — Yerhamukellah, diye karşılık versin. Aksıran da ona: — Yehdîkumullahu ve yuslihu bâlekum (Allah sizi hidayet üzere daim kılsın, ihlâs ve samimiyetinizi artırsın) desin.” 882. Ebu Musa radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Sizden biriniz aksırır da ‘Elhamdülillah’ derse, ona ‘Yerhamukellah’ diye karşılık verin. Ama Allah’a hamd etmezse, ona ‘Yerhamukellah’ demeyin. Bir de, nezle ve benzeri bir hastalıktan dolayı sürekli hapşıran birine, her defasında ‘Yerhamukellah’ demeniz gerekmez.”


400

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

883. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında iki kişi aksırdı. Rasulullah onlardan birine “Yerhamukellah” dedi, diğerine demedi. Kendisine “Yerhamukellah” demediği kişi: — Ya Rasulullah! Filân kişi aksırdı ve ona “Yerhamukellah” dediniz, fakat ben aksırınca bana bir şey söylemediniz, deyince Peygamberimiz: — Çünkü o aksırınca Allah’a hamd etti, sen ise etmedin, buyurdu. 884. Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aksırdığı zaman elini veya mendilini ağzına tutarak sesini azaltmaya çalışırdı. 885. Ebu Musa radıyallahu anh şöyle diyor: Yahudiler, kendilerine “Allah size rahmet ve afiyet versin” diyeceğini ümit ederek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında yapmacıktan aksırırlardı. Çünkü kibir, kıskançlık ve inatlarından dolayı her ne kadar Rasulullah’ın peygamberliğini görünüşte inkâr etseler de, içlerinden onun hak peygamber olduğunu bildikleri için duasının bereketine nail olmak istiyorlardı. Peygamber aleyhisselâm ise onlara rahmet temennisinde bulunmak yerine: “Yehdîkumullahu ve yuslihu bâlekum (Allah sizi doğru yola iletsin ve hâlinizi ıslah etsin)” diye karşılık verirdi. 886. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz esnediği zaman, elini ağzına tutsun. Çünkü şeytan, onun ağzından girer. Yani şeytan, esnememek için direnç göstermeyerek kendini gaflet ve tembelliğin kollarına bırakan kişiye musallat olmuş ve onu dilediği gibi yönlendirmeye hazır hâle getirmiş olur.”

143. BAB: KARŞILAŞMA ve TOKALAŞMA ADABI ARKADAŞIYLA KARŞILAŞINCA MUSAFAHA YAPMANIN, ONA GÜLER YÜZLÜ DAVRANMANIN, SALİH BİR ZATIN ELİNİ ÖPMENİN, ÇOCUĞUNU ŞEFKATLE ÖPMENİN ve UZUN YOLCULUKTAN DÖNEN KİŞİYLE KUCAKLAŞMANIN MÜSTEHAP, BİRİNİN ÖNÜNDE EĞİLMENİN İSE MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler:


6. SELÂMLAŞMA ADABI

401

887. Tâbiun neslinin önde gelen müfessir ve hadis hafızlarından Ebu’l–Hattab Katâde anlatıyor: Enes bin Malik radıyallahu anh’a: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı arasında el sıkışma âdeti var mıydı? diye sordum. O da: — Evet, vardı, diye cevap verdi. 888. Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle diyor: Yemenliler İslam’ı kabul edip heyetler hâlinde Medine’ye gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte size Yemen halkı geldi. El sıkışma âdetini ilk başlatan onlardır.” buyurdu. 889. Berâ bin Âzib radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İki Müslüman karşılaşır da, Allah rızası için birbirlerine muhabbetten dolayı selâmlaşıp el sıkışırlarsa, daha birbirlerinden ayrılmadan, kul hakkı dışındaki bütün küçük günahları bağışlanır.” 890. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: — Ya Rasulallah! İçimizden biri din veya nesep kardeşiyle yahut arkadaşıyla karşılaştığında, ona saygı ve sevgisini göstermek için önünde eğilebilir mi? diye sordu. Peygamberimiz: — Hayır, eğilemez, buyurdu. Adam: — Peki, ona sarılıp öpebilir mi? diye sorunca: — Hayır, ancak uzak bir yerden gelmiş veya uzun bir yolculuktan dönmüş ise, o zaman onunla kucaklaşabilir, diye cevap verdi. Bu defa adam: — Elini tutup onunla tokalaşabilir mi? dedi. Peygamberimiz: — Evet, bunda hiçbir sakınca yoktur. Ancak erkeğin, nikâhlı eşi ve kendileriyle evlenmesi haram olan yakın akrabaları (annesi, kızı, kız kardeşi, halası, teyzesi, yeğeni) dışındaki kadınlarla tokalaşması doğru değildir, buyurdu. 891. Safvân bin Assâl radıyallahu anh anlatıyor: Bir Yahudi, yine kendisi gibi Yahudi olan arkadaşına: — Gel şu Peygamber olduğunu iddia eden kişiye gidelim de, gerçekten Pey-


402

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

gamber olup olmadığını anlayalım, dedi. Böylece, ikisi birlikte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler ve Musa aleyhisselâm’a verilen dokuz büyük mucizeyi (yahut ona verilen on emirden dokuzunu) sordular. Peygamberimiz bütün soruları doğru olarak cevaplayınca, onun elini ve ayağını öperek: — Şehadet ederiz ki, sen gerçekten peygambersin, dediler. Bu hadisin senet zincirinde yer alan Abdullah bin Selime el-Muradî, hafızasının zayıflığı sebebiyle İmam Şafii, Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn-i Hacer, Buhari gibi büyük muhaddisler tarafından zayıf kabul edilmiştir. Dolayısıyla hadis zayıftır. 892. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ, yaşadığı bir olayı anlatırken şunları söyledi: (…) Biz de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelip elini öptük. Rasulullah bu davranışımızı yadırgamadı. Bu hadisin ravilerinden Yezid bin Ebî Ziyâd el-Hâşimî, yaşlandıktan sonra hafızasını kaybettiği için hadisleri zayıf kabul edilmiştir. (İbn-i Hacer, Takrîbu’tTehzîb, 7717) 893. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Rasulullah aleyhisselâm, Zeyd bin Hârise komutasındaki bir askeri birliği düşman topraklarına göndermişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem benim odamda iken, Zeyd bin Hârise Medine’ye döndü. Sonra Peygamber’e gelip kapıyı çaldı. Rasulullah da kalkıp heyecanla elbisesini sürüyerek yanına gitti ve onu kucaklayıp alnından öptü. Bu hadis zayıftır. Zira senet zincirinde yer alan meşhur siyer müellifi Muhammed bin İshak, aynı zamanda meşhur bir müdellistir. Yani bir başkası aracılığıyla hadis aldığı bir hocadan, o aracıyı zikretmeksizin “filandan” diyerek rivayetlerde bulunmuştur. Müdellislerin “bana söyledi, kendisinden işittim” gibi kelimeler kullanmayıp bu tür lafızlarla rivayet ettikleri hadisler zayıf kabul edilmektedir. Bu hadis de onlardandır ve bunu Zührî’den, sadece Muhammed bin İshak riayet etmiştir. 894. Ebu Zer radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi basit zannedilen bir davranış bile olsa, hiçbir iyiliği küçümseme.” buyurdu. 895. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:


6. SELÂMLAŞMA ADABI

403

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anh’ın oğlu Hasan’ı öpmüştü. O sırada Peygamberimizin yanında bulunan Akra bin Hâbis adındaki bir bedevi kabile reisi: — Benim on tane çocuğum var, ama onlardan hiç birini öpmedim, dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Merhamet etmeyene merhamet edilmez, buyurdu.


7. KİTAP: HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE HASTAYI ZİYARET ETMEK, CENAZEYİ UĞURLAMAK, CENAZE NAMAZINI KILMAK, CENAZE KABRE KONULURKEN ORADA BULUNMAK ve GÖMÜLDÜKTEN SONRA MEZARIN BAŞINDA BİR SÜRE BEKLEMEK

144. BAB: HASTAYI ZİYARET ETMEK Konu ile İlgili Hadisler: 896. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize hastayı ziyaret etmeyi, cenaze merasimine katılmayı, aksıran kişiye “Yerhamukellah! (Allah sana rahmet ve afiyet versin.)” demeyi, yemine bağlılık göstermeyi (veya yemin eden kişiye, yeminini yerine getirmesi için yardım etmeyi yahut yemin eden kimseyi tasdik etmeyi), zulme uğrayana yardım etmeyi, davet edenin çağrısına uymayı ve selâmı yaygınlaştırmayı emretti. 897. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm verdiği zaman selâmını almak, hastalandığı zaman ziyaretine gitmek, vefat edince cenazesine katılmak, davet ettiği zaman davetine icabet etmek, aksırdığı zaman “Yerhamukellah (Allah sana rahmet ve merhametini ihsan etsin.)” diye karşılık vermek.” 898. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Allah, Mahşer Günü kullarını hesaba çekecek ve: — Ey âdemoğlu! Ben hastalandım, ama sen beni ziyarete gelmedin, diyecek. Âdemoğlu şaşkınlıkla: — Ya Rab, sen âlemlerin Rabb’i iken, ben seni nasıl ziyaret edebilirim? diyecek. Bunun üzerine Allah: — Hatırlasana, filan kulum hastalanmıştı da, onun ziyaretine gitmemiştin. Hiç düşünmedin mi, eğer onu ziyaret etseydin, beni ziyaret etmiş kadar sevap kazanacak ve benim rızamı onun yanında bulacaktın, buyuracak. Sonra yine:


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

405

— Ey Âdemoğlu! Senden beni doyurmanı istedim, ama sen bana yiyecek bir şey vermedin, buyuracak. Âdemoğlu: — Ya Rab, sen âlemlerin Rabb’i iken, ben seni nasıl doyurabilirim? diyecek. Allah: — Hatırlasana, filan kulum senden yiyecek istemişti de vermemiştin. Hiç düşünmedin mi, eğer ona yiyecek verseydin, beni doyurmuş kadar sevap kazanacak ve verdiğini benim katımda mutlaka bulacaktın, buyuracak. Sonra yine: — Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, ama vermedin, buyuracak. Âdemoğlu: — Ya Rab, sen âlemlerin Rabb’i iken, ben sana nasıl su verebilirim? diyecek. Allah: — Filan kulum senden su istemişti de, vermemiştin. Hiç düşünmedin mi, eğer ona istediğini verseydin, bana su vermiş kadar sevap kazanacak ve verdiğini benim katımda mutlaka bulacaktın, buyuracak. 899. Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Hastaları ziyaret edin, açları doyurun, düşman elinde esir olan Müslümanları kurtarın ve köleleri özgürlüğüne kavuşturun!” 900. Rasulullah aleyhisselâm tarafından özgürlüğüne kavuşmuş eski bir köle olan Sevbân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bir Müslüman, hasta olan bir Müslüman kardeşini ziyarete gittiğinde oradan ayrılıncaya kadar cennet hurfesi içindedir, buyurdu. Ashap: — Cennet hurfesi nedir ya Rasulallah? dediler. Peygamberimiz de: — Cennetin olgunlaşmış meyvesidir, buyurdu. 901. Ali radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Bir Müslüman, hasta bir Müslüman kardeşini sabahleyin ziyarete giderse, yetmiş bin melek akşama kadar onun için dua eder. Akşamleyin ziyaret ederse, melekler sabaha kadar onun için dua eder. Ayrıca, onun için cennette devşirilmiş meyveler hazırlanır.” 902. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor:


406

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hizmetinde bulunan Yahudi bir genç vardı. Bir gün bu genç adam hastalandı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onu ziyarete gitti. Başucuna oturdu ve hâlini hatırını sorduktan sonra, ona: — Müslüman ol, dedi. Delikanlı, onayını almak istercesine, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Her ne kadar inadından kabul etmese de, Rasulullah’ın hak Peygamber olduğunu bilen babası: — Ebu’l–Kasım’ın (Muhammed’in) söylediğini yap, dedi. O da son nefesini vermeden önce kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi: — Onu benim vesilemle cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun, diyerek dışarı çıktı.

145. BAB: HASTAYA DUA ETMEK Konu ile İlgili Hadisler: 903. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, bir kimse yaralandığı veya bir yeri ağrıdığı zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şehadet parmağını toprağa değdirip kaldırır ve: “Bismillah. İçimizden birinin duası ve Rabb’imizin izniyle, arzımızın bu toprağı, hastalarımıza şifa olsun.” diye dua ederdi. Sonra da, üflediği parmağını ağrıyan yere koyardı. Süfyân bin Uyeyne bu hadisi rivayet ederken, şehadet parmağını yere değdirip kaldırarak Peygamber’in yaptığı hareketi fiilen gösterdi. 904. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aile fertlerinden biri hastalanınca onu ziyarete gider ve sağ eliyle hastayı sıvazlayarak şöyle dua ederdi: “Bütün insanların Rabb’i olan Allah’ım! Acıyı sızıyı gider, hastamıza şifa ver. Şifayı veren sensin, senden başka şifa verecek yoktur. Bu hastamıza, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ver ya Rab!” 905. Enes bin Malik radıyallahu anh, hastalanan talebesi Sâbit’e: — Sana, Peygamber’in hastalar için okuduğu duayı okuyayım mı? diye sordu. Sâbit de: — Evet, oku! dedi. Bunun üzerine, Enes şu duayı okudu:


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

407

— Ey bütün insanların Rabb’i olan ve acıları, ıstırapları gideren Allah’ım! Şifayı veren sensin, senden başka şifa verecek yoktur. Bu hastamıza, hiçbir hastalık izi bırakmayacak şekilde şifa ver ya Rab! 906. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hastalığımda beni ziyarete geldi ve: “Allah’ım, Sa’d’a şifa ver; Allah’ım, Sa’d’a şifa ver; Allah’ım, Sa’d’a şifa ver!” diye dua etti. 907. Osman bin Ebu’l–Âs radıyallahu anh’dan rivayet ediliyor: Osman, Müslüman olduğundan beri vücudunda hissettiği bir ağrıdan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyette bulunmuştu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de ona şöyle buyurdu: “Elini vücudunun ağrıyan yerine koy ve üç defa “Bismillah” dedikten sonra, yedi kere, ‘Duyduğum bu acının ve kendisinden sakındığım bu hastalığın şerrinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım.’ diye dua et.” Osman bin Ebu’l–Âs diyor ki: Peygamber aleyhisselâm’ın dediklerini yaptım ve Allah hastalığımı iyileştirdi. 908. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim henüz eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder ve onun başucunda yedi kere “Her şeyi kuşatan mutlak güç ve egemenliğin sahibi yüce Allah’tan, sana şifa vermesini dilerim.” diyerek dua ederse, Allah o hastayı mutlaka iyileştirir.” 909. Yine Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hasta bir bedeviyi (yani çölde göçebe hayatı yaşayan kabilelere mensup birini) ziyaret etti. Her hasta ziyaretinde yaptığı gibi, ona da, “Geçmiş olsun, hastalığın günahlarına kefaret olarak seni tertemiz kılar inşallah.” diyerek dua etti. 910. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, bir gün Cebrail aleyhisselâm Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ey Muhammed, hasta mısın? diye sordu. Peygamber de: — Evet, dedi. Bunun üzerine Cebrail: — Sana eziyet veren her şeyden kurtulman için, Allah’ın adıyla sana okuyorum. Kötülük yapan her canlının zararından ve her hasetçinin nazarından Allah seni korusun, sana şifa versin. Allah’ın adıyla sana okuyorum.” diye dua etti.


408

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

911. Ebu Said el–Hudrî ve Ebu Hureyre radıyallahu anhumâ’dan ayrı ayrı rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurmuştur: Bir kul: — Allah’tan başka ilah yoktur. Gerçek anlamda büyüklük ve yücelik sadece O’na aittir, derse, Allah onu tasdik ederek: — Evet, benden başka ilah yoktur. Gerçek anlamda büyüklük ve yücelik sadece bana aittir, buyurur. Kul: — Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur, derse, Allah yine kulunu tasdik ederek: — Evet, ben eşi ortağı olmayan bir tek ilahım. Benden başka ilah yoktur, buyurur. Kul: — Allah’tan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur. Her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir, derse, Allah: — Evet, benden başka ilah yoktur. Hükümranlık benimdir. Her türlü hamd ve övgü de yalnızca bana aittir, buyurur. Kul: — Allah’tan başka ilah yoktur. Güç ve kudret ancak Allah ile, O’nun sayesinde vardır, dediği zaman, Allah: — Evet, benden başka ilah yoktur. Kuvvet ve kudret ancak benimle, benim sayemde vardır, buyurur. Peygamber aleyhisselâm, sözlerine şöyle devam etti: “Her kim hastalığı zaman bu duaları okur ve sonra ölürse, ona cehennem ateşi dokunmaz.”

146. BAB: HASTANIN HÂLİNİ YAKINLARINDAN SORMANIN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 912. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Ali bin Ebî Tâlip radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefat ettiği hastalığında odasından çıktı. Sahâbîler: — Ya Ebu’l–Hasan! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem nasıl oldu, geceyi nasıl geçirdi? diye sordular. O da:


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

409

— Allah’a hamdolsun, geceyi rahat geçirdi. Durumu gayet iyi, dedi.

147. BAB: ÖLECEĞİNİ ANLAYAN KİMSENİN EDECEĞİ DUA Konu ile İlgili Hadisler: 913. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefat ettiği hastalığında, başını omzuma dayamış bir hâlde şöyle dua ettiğini duydum: “Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni Refik–i Âlâ’ya (Yüce Dost’a) kavuştur.” 914. Yine Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, ölüm döşeğinde iken gördüm. Yanındaki su kabına elini daldırıp yüzüne sürüyor, sonra da “Allah’ım, ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et, diye dua ediyordu. Hadisin ravilerinden Musa bin Sercis meçhul (bilinmeyen) bir ravi olduğundan hadis zayıftır. Rasulullah’ın ölüm döşeğindeki hâlini anlatan hiçbir sahih hadiste, burada zikredilen duadan söz edilmemiştir. Nitekim Tirmizi de “Bu hadis gariptir” diyerek buna işaret etmiştir.

148. BAB: HASTAYA VE ÖLÜM MAHKÛMLARINA İYİ BAKILMASINI TAVSİYE ETMEK HASTANIN YAKINLARINA VE BAKICILARINA, ONA İYİ BAKMALARINI VE ONDAN GÖRECEKLERİ SIKINTILARA SABRETMELERİNİ TAVSİYE ETMEK; HAD, KISAS VE BENZERİ CEZALAR SEBEBİYLE ÖLÜMÜ YAKLAŞMIŞ OLANLARA İYİ DAVRANILMASINI HATIRLATMAK Konu ile İlgili Hadisler: 915. İmran bin Husayn radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Cüheyne kabilesinden zina ederek gebe kalmış evli bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldi ve: — Ey Allah’ın Elçisi! Ben cezayı gerektiren bir suç işledim, cezamı ver, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yüzünü çevirdi. Fakat kadın aynı şeyi bir daha söyledi. Rasulullah yine yüzünü çevirdi. Kadın ısrarla aynı sözü tekrarlayınca, Peygamber kadının en yakın akrabasını çağırttı ve ona:


410

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Eğer bu kadın gerçekten zina etmişse, evli olduğu için recmedilerek öldürülmesi gerekir. Fakat hamileyken ona ceza uygulanamaz. Şimdi onu götür ve kendisine iyi davran. Sakın işlediği günahı yüzüne vurup da onu rencide etme. Çünkü tüm samimiyetiyle tövbe etmiş ve günahından arınmak için canını vermeyi göze almış birini tekrar utandırmaya kalkmak doğru olmaz. Doğum yaptıktan ve çocuğunu emzirmeyi tamamladıktan sonra da onu bana geri getir, buyurdu. Adam Peygamber’in dediğini yaptı. Kadını aldı ve uzun bir zaman sonra geri getirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadının üzerine elbisesinin sıkıca bağlanmasını emretti. Bunun sebebi, ceza uygulanırken kadının vücudunun açılmasına ve mahrem yerlerinin görünmesine engel olmaktı. Sonra kadın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emriyle taşlanarak öldürüldü. Çünkü İslam’a göre zina etmiş bekârın cezası yüz değnek, evlinin cezası ise taşlanarak öldürülmektir. Daha sonra Peygamberimiz, bu kadının cenaze namazını kıldı.

149. BAB: HASTANIN DERDİNİ ANLATMASI HASTANIN, KIZIP İSYANKÂRLIĞA MEYLETMEDİĞİ TAKDİRDE, “HASTAYIM, ÇOK SANCIM VAR, YANIYORUM, VAY BAŞIM!” GİBİ SÖZLER SÖYLEMESİNİN CAİZ OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 916. Abdullah bin Mesud Radıyallahu anh anlatıyor: Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girdim. Kendisi sıtmaya yakalanmıştı. Elimi vücuduna dokundurdum ve: — Ey Allah’ın Elçisi, gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz, dedim. Peygamber: — Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ıstırap çekiyorum, buyurdu. 917. Cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Yakalandığım şiddetli bir hastalıktan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ziyaretime gelmişti. Ona: — Ey Allah’ın Elçisi! Gördüğün gibi, hastalığım iyice ilerlemiş bulunuyor. Ben zengin bir adamım ve bir kızımdan başka mirasçım da yok, malımın üçte ikisini sadaka olarak verebilir miyim? dedim.


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

411

Ravi, 7 numarayla geçen hadisin tamamını nakletti. 918. Hz. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet ediliyor: Âişe, başındaki şiddetli bir ağrıdan dolayı: — Vay başım, ölüyorum! dedi. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Asıl vay başım demesi gereken benim, buyurdu.

150. BAB: ÖLMEK ÜZERE OLAN KİMSEYE “LÂ İLÂHE İLLALLAH” SÖZÜNÜ TELKİN ETMEK Konu ile İlgili Hadisler: 919. Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsan nasıl bir hayat yaşarsa, o şekilde ölür ve hangi hâlde ölürse, o hâlde diriltilir. Müslümanca yaşayan kişi, son nefesini de iman üzere verir. Ömrünü haram ve isyankârlıkla tüketen kişi ise, yaşadığı hâl üzere ruhunu teslim eder. O hâlde, imanlı olarak ahirete göçmek istiyorsanız, hayatınızı İslam’a göre yaşayın. Unutmayın ki, kimin ölmeden önceki son sözü ‘Lâ ilahe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)’ olursa, yani Allah’a ve Elçisine inanmış olarak son nefesini verirse, o kişi cennete girer.” 920. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize, yani ölmek üzere olan Müslümanlara ‘Lâ ilahe illallah’ sözünü telkin ederek, son nefeslerinde kelime-i şehadeti söylemelerine yardım edin!”

151. BAB: ÖLÜNÜN GÖZLERİNİ KAPADIKTAN SONRA OKUNACAK DUA Konu ile İlgili Hadisler: 921. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Uhud savaşında aldığı yarayla vefat eden kocam Ebu Seleme’nin yanına girdi. Ebu Seleme’nin gözleri açık kalmıştı. Rasulullah onun gözlerini kapattı ve şöyle buyurdu: “Ruh çıkınca, gözler de bedenin diğer azaları gibi hareket kabiliyetini kaybederek, ölüm hususunda onu izler.”


412

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

O sırada, Ebu Seleme’nin yakınlarından bazıları bağıra çağıra ağlamaya başladılar. Ölüye feryat ederken, “Vay ben de öleydim!” veya “Bundan böyle Allah bana gülmeyi nasip etmesin!” gibi kendilerine beddua anlamına gelen sözler de söylüyorlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Kendinize beddua etmeyin, ancak hayırlı sözler söyleyin. Çünkü melekler, sizin dualarınıza âmin derler, buyurdu. Sonra şöyle dua etti: “Allah’ım; Ebu Seleme’yi bağışla, derecesini hidayete ermişler seviyesine yükselt. Geride bıraktığı yardıma muhtaç ailesi ve çoluk çocuğu için de sen ona vekil ol. Ey âlemlerin Rabb’i! Bizi de, onu da affet. Kabrini rahmetinle genişlet ve ilahi nur ile aydınlat.”

152. BAB: ÖLÜNÜN BAŞINDA SÖYLENECEK SÖZ Konu ile İlgili Hadisler: 922. Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hasta veya ölünün başında bulunduğunuz zaman, başkaları ve kendiniz hakkında güzel sözler söyleyin. Zira melekler, sizin dualarınıza âmin derler.” Ümmü Seleme diyor ki: Peygamber’in halasının oğlu ve aynı zamanda sütkardeşi olan kocam Ebu Seleme vefat edince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna vardım ve: — Ey Allah’ın Rasulü, Ebu Seleme öldü, dedim. Rasulullah: — ‘Allah’ım, beni de onu da bağışla ve onun yerine bana daha güzel bir karşılık ver’ diye dua et, buyurdu. Ben de “Ashap arasında Ebu Seleme’den daha hayırlı kim olabilir ki?” diye düşünmeme rağmen, yine de Peygamber’in dediği gibi dua ettim. Böylece, Allah bana Ebu Seleme’den daha hayırlısını, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i eş olarak nasip etti. 923. Yine Ümmü Seleme radıyallahu anhâ rivayet ediyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Bir kulun başına bir musibet gelir de, ‘Bizler zaten Allah’a aidiz ve sonunda hepimiz O’na döneceğiz. Sahip olduğumuz bütün nimetler bize Allah’ın emanetidir ve istediği zaman emanetini elbette geri alacaktır. Allah’ım, başıma gelen bu musibete karşılık mükâfatımı ver, elimden aldığın nimetlerin daha hayırlısını bana lütfet.’ diye dua ederse, Allah mutlaka uğradığı sı-


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

413

kıntıdan dolayı onu mükâfatlandırır ve ona kaybettiğinden daha hayırlısını verir.” Ümmü Seleme diyor ki: Kocam Ebu Seleme vefat edince, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğrettiği gibi dua ettim. Allah da bana Ebu Seleme’den daha hayırlısını, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i verdi. 924. Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bir kulun çocuğu vefat ettiği zaman, Allah onun durumunu çok iyi bildiği hâlde, meleklerine: — Kulumun çocuğunu elinden aldınız öyle mi? diye sorar. Melekler: — Evet ya Rab, derler. Allah: — Demek kulumun ciğerparesini kopardınız, öyle mi? buyurur. Melekler: — Evet ya Rab, derler. Allah: — Peki, buna karşılık kulum ne dedi? diye sorunca, melekler: — Sana hamd etti ve “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn (Bizler Allah’a aidiz ve sonunda hepimiz O’na döneceğiz.)” dedi, derler. Bunun üzerine Allah: — Öyleyse, siz de onun için cennette bir köşk yapın ve adını “hamd evi” koyun, buyurur. 925. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Yüce Allah buyuruyor ki: “Dünyada çok sevdiği bir yakınını elinden aldığım zaman sabredip ecrini benden bekleyen mümin kulumun katımdaki mükâfatı, cennetten başka bir şey olamaz.” 926. Üsâme bin Zeyd radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kızlarından biri (Zeynep) kendisine bir haberci göndererek, Ali adındaki oğlunun ölmek üzere olduğunu ve hemen gelmesi gerektiğini bildirdi. O anda çok önemli bir işle meşgul olan Peygamberimiz, haberciye: “Ona git ve de ki: Veren de, alan da Allah’tır. O’nun katında her şeyin belirli bir vakti vardır. Kızıma söyle, sabretsin ve mükâfatını Allah’tan


414

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

beklesin.” buyurdu. Fakat kızı mutlaka gelmesini isteyince, Ashabı’yla birlikte kalkıp onun yanına gitti.

153. BAB: BAĞIRIP ÇAĞIRMADAN ÖLÜYE AĞLAMANIN CAİZ OLUŞU Ölünün arkasından çığlık atarak, saçını başını yolarak ağlamak veya yüksek sesle ölünün iyiliklerini sayıp dökmek haramdır. Bu konu, inşallah ileride yasaklar bölümünde (1660 – 1670 numaralı hadislerde) ele alınacaktır. Ölüye bağırıp çağırarak, yaka paça yırtarak ağlamanın caiz olmadığına dair çok sayıda hadis nakledilmiştir. Ancak “Yakınlarının ağlaması yüzünden ölünün kabirde azap çekeceğini” bildiren hadis, arkasından ağlanmasını vasiyet eden kimse hakkındadır. Ayrıca cenazede ağlama yasağı, sadece bağırıp çağırarak veya ölünün arkasından faziletlerini sayıp dökerek ağlamakla ilgilidir. Normal şekilde ağlamaya gelince, bunun caiz olduğunu gösteren birçok hadis bulunmaktadır. Aşağıdaki hadisler bunlardandır: Konu ile İlgili Hadisler: 927. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beraberinde Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebî Vakkâs ve Abdullah bin Mesud –Allah hepsinden razı olsun– bulunduğu hâlde, Sa’d bin Ubâde’yi hastalığında ziyaret etti. Rasulullah Sa’d’in hâlini görünce ağladı. Onun ağladığını gören sahâbîler de ağlamaya başladılar. İçlerinden bazıları, bu durumda ağlamanın haram olup olmadığını sordular. Bunun üzerine, Peygamber aleyhisselâm: “İyi dinleyin! Elbette Allah, gözün akıttığı yaştan ve kalbin duyduğu hüzünden dolayı kimseye azap etmez.” dedi. Sonra diline işaret ederek, “Fakat bunun yüzünden azap veya merhamet eder. O’nun razı olduğu şeyleri söylersen merhametine, razı olmadığı şeyleri söylersen gazabına müstahak olursun.” buyurdu. 928. Üsâme bin Zeyd radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Can çekişmekte olan torunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kucağına verildiği zaman, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunu gören Sa’d bin Ubâde: — Ey Allah’ın Elçisi, ölüye ağlamayı yasakladığın hâlde, bu gözyaşları da nedir? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

415

duygusudur. Kalp hüzünlenir, gözler yaşarır. Allah’a isyan sözleri söylemeden, feryat figan etmeden ölüye ağlamakta elbette bir sakınca yoktur. Bilakis, böyle durumlarda gözyaşı dökmek, Allah’ın kullarına verdiği merhamet ve şefkat hissinin tabiî ve güzel bir neticesidir. Nitekim Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder, buyurdu. 929. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ruhunu teslim etmek üzere olan oğlu İbrahim’in yanına girince, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf: — Ya Rasulullah, siz de mi ağlıyorsunuz? diye sordu. Peygamber ona: — Ey Abdurrahman! Bu gördüğün gözyaşları, rahmet ve şefkat eseridir, buyurdu. Sonra da, henüz bir buçuk yaşında hayata gözlerini yuman oğluna seslenerek şunları söyledi: — Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Fakat biz, ancak Rabb’imizin razı olacağı sözleri söyleriz. Ey İbrahim! Senden ayrıldığımız için gerçekten çok hüzünlüyüz.”

154. BAB: ÖLÜDE GÖRDÜĞÜ HOŞA GİTMEYEN HÂLLERİ SÖYLEMEKTEN KAÇINMAK Konu ile İlgili Hadisler: 930. Rasulullah aleyhisselâm’ın azat ettiği kölesi Ebu Râfi Eslem radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bir cenaze yıkar da, onda bulunan ve cenaze sahiplerinin üzülmesine sebep olabilecek bedensel kusurları yahut yüzünün kararması, karnının şişmesi gibi hoş olmayan hâlleri gizlerse, Allah onu bu incelik ve nezaketinden dolayı kırk defa bağışlar. Onun birçok günahını affeder ve derecesini yükseltir.”

155. BAB: CENAZE NAMAZI CENAZE NAMAZI KILMANIN, KABRE KADAR GİDEREK CENAZENİN MEZARA KONULMASINDA HAZIR BULUNMANIN MÜSTEHAP, KADINLARIN CENAZEYİ TAKİP ETMELERİNİN İSE MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 931. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber


416

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sallallahu aleyhi ve sellem: — Kim bir cenazede, cenaze namazı kılınıncaya kadar bulunursa bir ölçü, gömülünceye kadar kalırsa iki ölçü sevap alır, buyurdu. Bunun üzerine ashap: — İki ölçü ne kadardır, ya Rasulullah? diye sordular. Peygamberimiz de: — İki büyük dağ kadar, cevabını verdi. 932. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’ın emri olduğuna inanarak ve mükâfatını sadece Allah’tan bekleyerek bir Müslüman’ın cenaze merasimine katılır ve namazı kılınıp gömülünceye kadar orada beklerse, her biri Uhud dağı kadar iki ölçü sevapla döner. Kim de cenaze namazını kılar ve gömülmeden önce oradan ayrılırsa, sadece bir ölçü sevapla döner.” 933. Ümmü Atiyye radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Biz kadınlara, cenazeyi takip etmek ve gömülürken hazır bulunmak yasaklandı, ama kesin olarak da haram kılınmadı. Metanet ve ruhi dayanıklılık gerektiren bu ağır ve üzücü işin, erkekler tarafından yerine getirilmesi daha uygun görüldü.

156. BAB: CENAZEYİ ÇOK SAYIDA KİŞİNİN KILMASININ ve EN AZ ÜÇ SAF OLUŞTURMALARININ MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 934. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin cenaze namazını yüz kişilik bir cemaat kılar ve hepsi de onun bağışlanması için dua ederse, onların bu duaları muhakkak kabul edilir.” 935. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman ölür de Allah’a ortak koşmayan kırk kişi onun cenaze namazını, kılarsa, onların o ölen kişi hakkındaki dualarını Allah mutlaka


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

417

kabul eder. Yani bir beldede yaşayan fazilet ehli, doğruluk ve ihlâs sahibi Müslümanların, ölen birinin iyi bir mümin olduğuna şahitlik etmeleri ve bağışlanması için Allah’a dua etmeleri, o kişinin gerçekten ilahi lütuf ve rahmeti hak etmiş iyi bir Müslüman olduğunun işaretidir. Yine fazilet ehli müminlerin bir cenaze hakkında olumsuz şehadette bulunmaları, ondan rahatsızlık duymaları ve ona haklarını helal etmemeleri, o kişinin de azaba müstahak biri olduğunun alametidir. O hâlde, öldüğünüzde Müslümanların hakkınızda güzel şehadette bulunacakları tertemiz bir hayat yaşamaya çalışın. Böyle bir şehadet, hem sizin için kurtuluş işareti hem de geride bıraktıklarınız için teselli vesilesi olacaktır.” 936. Malik bin Hübeyre radıyallahu anh, cenaze namazı kılacağı zaman cemaati az bulursa, onları üç saf hâlinde dizer, sonra da şöyle derdi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Üç saf kalabalık cemaat tarafından cenaze namazı kılınan kişi, cenneti hak etmiş demektir.” buyurdu.

157. BAB: CENAZE NAMAZINDA OKUNACAK DUALAR Şafiî mezhebine göre cenaze namazının kılınışı: Cenaze namazında, toplam dört tekbir alınır. Birinci tekbirden sonra eûzu besmele çekilip Fatiha suresi okunur. İkinci tekbirden sonra “Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed” diyerek Peygamber’e salavât getirilir. “Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd” kısmını da ekleyerek tamamı okunursa daha iyi olur. Halkın birçoğunun yaptığı gibi “İnnallahe ve melâiketehû yusallûne ale’n-Nebiyy yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslimâ” ayeti okunmaz. Sadece bu ayet okunur da salâvat terk edilir ise, namaz geçerli olmaz. Üçüncü tekbirden sonra, inşallah biraz sonra zikredeceğimiz hadislerdeki dualardan biri okunarak ölüye ve bütün Müslümanlara dua edilir. Daha sonra dördüncü tekbir alınır ve cenaze için dua okunur. Burada okunacak duaların en güzellerinden biri şudur: “Allah’ım, bizi bu cenazede bulunmanın sevabından mahrum etme. Ondan sonra bizi fitneye düşürme. Bizi de, onu da bağışla.” İbn Ebu Evfâ hadisini esas alarak dördüncü tekbirden sonra okunacak duayı –halkın çoğunun yaptığının tersine– uzatmak, Şâfiî âlimlerince tercih edilen bir uygulamadır. Hanefîlere göre ise, birinci tekbirden sonra Fatiha yerine Subhâneke duası okunur. İkinci tekbirden sonra Salli ve Bârik duaları, üçüncü tekbirden sonra 938 numaralı hadiste geçen cenaze duası okunur. Dördüncü tekbirden sonra ise herhangi bir dua okunmadan selâm verilir.


418

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in üçüncü tekbirden sonra okuduğu dualardan bazıları şunlardır: Konu ile İlgili Hadisler: 937. Avf bin Malik radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir cenaze namazı kıldı. Onun cenaze namazında okuduğu duayı dikkatlice dinleyip ezberledim. Şöyle diyordu: “Allah’ım, onu bağışla, ona rahmet et. Onu azap ve sıkıntılardan koru, kusurlarını affet. Ona nimetlerini ihsan et, kabirde gireceği yeri genişlet. Onu yağmur, kar ve dolu ile yıkayıp tertemiz eyle. Beyaz giysileri kirden arındırır gibi, onu günahlarından arındır. Ona kendi evinden daha güzel bir ev, ailesinden daha hayırlı bir aile, eşinden daha hayırlı bir eş ver. Onu cennetlik eyle, kabir azabından ve cehennem ateşinden koru.” Avf bin Malik diyor ki: Bu güzel duaları duyunca, “Keşke o ölen kişi ben olsaydım!” diye içimden geçirdim. 938. Ebu Hureyre, Ebu Katâde ve Ebu İbrahim el–Eşhelî’nin sahâbî olan ve ismi ravilerce bilinmeyen babasından –Allah hepsinden razı olsun– rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir cenaze namazında şöyle dua etti: “Allah’ım, dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla. Allah’ım, içimizden hayatta bırakacaklarını İslam üzere yaşat, öldüreceklerini de iman üzere öldür. Allah’ım, bizi bu cenazede bulunmanın sevabından mahrum etme. Ondan sonra bizi fitneye düşürme!” 939. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cenaze namazı kıldığınız zaman, ölen kimseye samimi bir kalp ve ihlâs ile dua edin.” 940. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir cenaze namazında şöyle dua etmiştir: “Allah’ım, bu cenazenin Rabb’i sensin, onu sen yarattın, İslam’a sen hidayet ettin. Şimdi onun ruhunu da sen aldın. Onun gizlisini açığını en iyi sen bilirsin. Ona şefaatçi olarak affına vesile olmak için huzuruna geldik, onu bağışla ya Rab!” 941. Vâsile bin el–Eska’ radıyallahu anh anlatıyor:


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

419

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize bir Müslüman’ın cenaze namazını kıldırmıştı. Onun, ölen kişinin adını söyleyerek şöyle dua ettiğini duydum: “Allah’ım, filan oğlu filan sana emanettir ve senin güvencen altındadır. Onu kabir azabından ve cehennem ateşinden koru. Sen sözünde duran ve hamde lâyık olansın. Allah’ım, onu bağışla, ona rahmet et. Şüphesiz sen çok bağışlayıcı, çok merhametlisin.” 942. Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anhumâ, kızının cenaze namazında dört defa tekbir getirdi. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanması için dua etti. Sonra da, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı.” dedi. Bir başka rivayet şöyledir: Abdullah dört tekbir aldıktan sonra bir süre durdu. Öyle ki, biz onun beşinci defa tekbir alacağını sandık. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra, “Bu yaptığın nedir?” diye sorduk. O da bize, “Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığını gördüğüm şeye bir ilavede bulunmuş değilim.” yahut “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapardı.” dedi.

158. BAB: CENAZEYİ SÜRATLİCE TAŞIMAK Konu ile İlgili Hadisler: 943. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cenazeyi kabrine süratli taşıyın. Çünkü eğer iyi bir kişi ise, onu çabucak kabirdeki hayır ve sevabına kavuşturmuş olursunuz. Yok iyi bir kişi değilse, onu da bir an önce omuzlarınızdan atmış olursunuz.” 944. Ebu Said el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ölü tabuta konulup da insanlar tarafından omuzlandığı zaman, eğer iyi bir kişi ise, kendisini bekleyen nimetlere bir an önce ulaşma isteğiyle, “Beni çabuk götürün, beni çabuk götürün!” der. Eğer kötü biri ise, başına gelecekleri hissederek, “Eyvah, nereye götürüyorsunuz beni?” diye bir çığlık atar. Onun bu feryadını, insandan başka bütün varlıklar duyar. Eğer insan bu korkunç sesi duysaydı, düşüp bayılırdı.”

159. BAB: ÖLÜNÜN BORCUNU GECİKTİRMEDEN ÖDEMEK


420

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ÖLEN KİMSENİN BORCUNU HEMEN ÖDEMEK, ONU BİR AN ÖNCE DEFİN İÇİN HAZIRLAMAK, FAKAT ANSIZIN ÖLMÜŞ İSE ÖLDÜĞÜ İYİCE ANLAŞILINCAYA KADAR BEKLETMEK Konu ile İlgili Hadisler: 945. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Borçlu olarak ölen müminin ruhu, ödeninceye kadar borcuna bağlı kalır. Yani borcu ödeninceye kadar, Allah katında kavuşacağı ikram ve iyiliklere ulaşamaz.” 946. Husayn bin Vahvah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Berâ bin Âzib’in oğlu Talha radıyallahu anhumâ hastalanmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu ziyarete geldi. Çıktıktan sonra şöyle buyurdu: “Talha’ya ölümün iyice yaklaştığını görüyorum. Eğer ölürse, hemen bana haber verin. Teçhiz ve tekfin işinde de elinizi çabuk tutun. Çünkü bir Müslüman’ın cenazesini ailesinin yanında uzun süre bekletmek doğru değildir.” Bu hadisi Urve (Uzre de denir) bin Said, babası Said el-Ensârî’den rivayet etmiştir. Bunların her ikisi de meçhul (bilinmeyen) ravidir. (Zehebî, el-Kâşif, 1984; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb, 2426; Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, 3305) Bu sebeple hadis zayıftır. Ancak bilindiği üzere, fezail hususunda zayıf hadislerle amel etmek caizdir.

160. BAB: MEZAR BAŞINDA VAAZ VE NASİHATTE BULUNMAK Konu ile İlgili Hadisler: 947. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Cennetü’l-Baki adıyla da bilinen Bakîu’l–ğarkad kabristanında bir cenazenin defni için bulunuyorduk. Derken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem elinde baston olduğu hâlde yanımıza gelip oturdu. Biz de çevresine oturduk. Başını düşünceli bir şekilde eğip bastonuyla yere birtakım şekiller çizmeye başladı. Sonra da: — İçinizde, cennet veya cehennemdeki yeri önceden yazılmayan hiç kimse yoktur, buyurdu. Orada bulunanlar: — Ya Rasulullah; o zaman ezeldeki o yazgıya güvenip çalışmayı bırakalım


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

421

mı? dediler. Peygamber: — Hayır, siz üzerinize düşeni yaparak en güzel neticeyi elde etmek için çalışın. Böylece herkes, kendisi için takdir edilen neticeyi elde etmiş olacaktır, buyurdu.

161. BAB: ÖLÜYE DUA ETMEK ÖLÜ DEFNEDİLDİKTEN SONRA, ONA DUA VE İSTİĞFAR ETMEK ve KUR’AN OKUMAK İÇİN BİR SÜRE MEZARININ YANINDA OTURMAK Konu ile İlgili Hadisler: 948. Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir cenaze defnettikten sonra kabrinin başında durur ve şöyle derdi: “Kardeşinizin bağışlanması ve hak üzere sabit kalması için dua edin. Çünkü o, şu anda melekler tarafından sorguya çekilmektedir.” 949. Amr bin Âs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, kendisi ölüm döşeğinde vasiyet ederken şöyle demiştir: “Beni kabrime defnettiğiniz zaman, bir deve kesip etini parçalayacak kadar mezarımın başında bekleyin ki, sizin varlığınızla yeni hayatıma alışayım ve Rabb’imin elçilerine nasıl cevap vereceğimi düşüneyim.” İmam Nevevî rahimehullah diyor ki: İmam Şâfiî rahimehullah, “Mezarın başında Kur’an’dan ayetler okumak müstehaptır. Kur’an’ın tamamının okunarak hatmedilmesi de güzeldir.” der. İmam Şâfiî’ye atfedilen bu söz, ondan nakledilen zayıf bir rivayete dayanmaktadır. Onun meşhur ve muteber görüşüne göre, ölünün arkasından okunan Kur’an’ın ölüye bir faydası yoktur. (İbn-i Kesir, Necm suresi 39. ayetin tefsiri) Ölülerin arkasından Kur’an okumayla ilgili İslam âlimlerinin görüşleri: Hanefî fukahası, kabirde dahi olsa, ölmüş kimselerin ardından Kur’an okumanın caiz olduğunu ve okunan Kur’an’ın sevabının ölüye ulaşabileceğini söylemişlerdir. (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raik, c.III, s.63; Meydânî, el-Lübâb, c.I, s.138. İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, c.I, s. 844.)


422

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Hanbelîler de ölülere Kur’an okunmasını caiz görmüşlerdir. Ahmed bin Hanbel, kabirlerde Kur’an okunmasının bidat olduğunu söylemiş, fakat daha sonra bu fetvasından dönmüştür. (İbn Kudâme, el-Muğnî, c.II, s.424) Mâlikîler ise, duanın dışındaki bedeni ibadetlerin ölüye ulaşmayacağını söylemişlerdir. Onlara göre ölmek üzere olan birinin yanında, iman hakikatlerini hatırlatmak üzere Kur’an okunabilir, ama öldükten sonra okunmaz. Zira böyle bir uygulama yapıldığına dair Rasulullah aleyhisselâm’dan ve selef-i salihinden herhangi bir fetva nakledilmemiştir (Mâlik, el-Müdevvene, c.I, s.174) Şâfiîler ise, zekât ve oruç fidyesi gibi ölü namına yapılan ibadetlerin ölüye fayda vereceği, ama Kur’an okumak ve namaz kılmak gibi bedenî ibadetlerin sevabının ölüye ulaşmayacağı kanaatindedirler. (Şîrazî, el-Mühezzeb, c.I, s. 464) Fakat hicrî altıncı asırdan itibaren, Şâfiî âlimlerinin büyük çoğunluğu ölülere Kur’an okunabileceği görüşünü benimsemişlerdir. Kaynak: Yusuf Acar, Rivayet İlimleri Açısından Hayattakilerin Yaptığı İbadet ve Kıraatten Ölülerin Faydalanması Meselesi, Temkin A.H.İ. Yayıncılık, İstanbul, 2004 (Özetle)

162. BAB: ÖLÜ ADINA SADAKA VERMEK VE ONA DUA ETMEK Konu ile İlgili Ayetler: 1. Mekke’den Medine’ye hicret eden Muhacirler ve onlara kucak açan Ensar (Medineli Müslümanlar), ta başından beri Peygamber aleyhisselâm’ın yanında yer alarak iman davasına gönül veren öncü müminlerdir. Onlardan sonra gelen ve kıyamete kadar gelecek olan müminler ise, “Ey Rabb’imiz!” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce gelip geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla. İnananlara karşı kalbimizde en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusuna yer verme! Duamızı kabul eyle ey Rabb’imiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşr, 59/10) Konu ile İlgili Hadisler: 950. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, sahabilerden biri (Sa’d bin Ubade) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah! Annem ansızın öldü. Öyle sanıyorum ki, konuşmaya fırsat bulabilseydi malından sadaka verilmesini vasiyet edecekti. Şimdi ben onun adına sadaka versem sevabı ona ulaşır mı? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de:


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

423

— Evet, elbette ulaşır, dedi. 951. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsan öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı kesilir ve amel defteri kapanır, artık oraya hiçbir sevap yazılamaz. Ancak şu üç şey kendisine sevap kazandırmaya devam eder: 1. Sadaka-i câriye. İnsan hayattayken cami, mektep, çeşme, yol, köprü, han, vakıf gibi umumun faydalanacağı hizmet ve hayır kurumları oluşturmuş, bunların yapımına vesile olmuş veya yapanlara yardım etmişse, bu hayırlı kurumlar ayakta kaldığı sürece, onun amel defterine devamlı sevap yazılır. 2. Kendisinden istifade edilen bir ilim. Geride bıraktığı ilmi bir eser, yetiştirdiği öğrenciler veya kaset, disket, film, broşür gibi vasıtalarla yayınlanan ilmi sohbet ve konuşmalar da, öldükten sonra kişiye sevap kazandırmaya devam eder. 3. Arkasından dua eden hayırlı evlat. Çocuğunun iyi bir Müslüman olarak yetişmesi için gayret gösteren anne babalar, onun kendileri için yaptığı duadan ve diğer bütün hayırlı işlerinden dolayı sevap kazanırlar.” Bu üç amelden herhangi birini veya hepsini gerçekleştirmiş olan kimsenin amel defterine, onlardan yararlanıldığı sürece sevap yazılır. Bunların aksi de geçerlidir. Şöyle ki, insanlara zarar verecek kurumlar oluşturan, kitap, kaset, film vs. yayınlayan veya çocuklarının kötü bir insan olarak yetişmesi için gayret gösteren kimseler de, bıraktıkları eserler zarar vermeye devam ettiği sürece, kıyamete kadar bundan günah kazanmaya devam ederler.

163. BAB: ÖLÜYÜ HAYIRLA ANMAK Konu ile İlgili Hadisler: 952. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm ile bazı sahâbîler birlikte otururlarken, yanlarından bir cenaze geçti. Ashab-ı Kiram o cenazeyi hayırla andılar. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: — Kesinleşti, buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yine: — Kesinleşti, buyurdu. Bunun üzerine, Ömer bin Hattab: — Ne kesinleşti, ya Rasulallah? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm da şöyle


424

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

buyurdu: — Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız, bu yüzden onun cennete girmesi kesinleşti. Diğerini ise kötülükle andınız, onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz müminler, yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz. Yani bir beldede yaşayan fazilet ehli, doğruluk ve ihlâs sahibi Müslümanların, ölen birinin iyi bir mümin olduğuna şahitlik etmeleri ve bağışlanması için Allah’a dua etmeleri, o kişinin gerçekten ilahi lütuf ve rahmeti hak etmiş iyi bir Müslüman olduğunun işaretidir. Yine fazilet ehli müminlerin bir cenaze hakkında olumsuz şehadette bulunmaları, ondan rahatsızlık duymaları ve ona haklarını helal etmemeleri, o kişinin de azaba müstahak biri olduğunun alametidir.” 953. Tâbiun neslinin en önde gelen âlimlerinden Ebu’l–Esved anlatıyor: Bir gün Medine’ye gidip Ömer radıyallahu anh’ın huzurunda oturdum. O sırada yanımızdan bir tabut geçti. Orada bulunanlar, cenazeyi hayırla andılar. Bunun üzerine Ömer: — Kesinleşti, dedi. Sonra bir başka tabut daha geçti. Onu da hayırla andılar. Ömer yine: — Kesinleşti, dedi. Daha sonra üçüncü bir tabut geçti. Onu ise kötülükle andılar. Ömer yine: — Kesinleşti, dedi. Bu sefer ben kendisine: — Ne kesinleşti, ey müminlerin emiri? dedim. Ömer de şöyle cevap verdi: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi söyledim. Nitekim Peygamber aleyhisselâm: — Herhangi bir Müslüman hakkında aklı başında fazilet sahibi dört kişi hayırla şahitlik ederse, Allah onu cennetine kor, buyurmuştu. Biz kendisine: — Peki, üç kişi şehadet ederse? dedik. — Üç kişi şehadet ederse de aynıdır, buyurdu. — Ya iki kişi şahitlik ederse? deyince: — İki kişi de şahitlik etse yine aynıdır, buyurdu. Artık bir kişinin şahitliğini de sormadık.

164. BAB: KÜÇÜK YAŞTA ÇOCUKLARI ÖLEN KİMSENİN KAZANACAĞI SEVAP


7. HASTA ZİYARETİ ve TAZİYE

425

Konu ile İlgili Hadisler: 954. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman’ın henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölür de, o da bundan dolayı Rabb’ine isyan etmez, metanetli davranıp sabrederse, Allah o çocuklara olan rahmet ve şefkatinden dolayı onu mutlaka cennete koyar.” 955. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir Müslüman’ın ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu vefat eder ve o da bu musibet karşısına isyan etmeyip sabrederse, o kişi günahkâr bile olsa, bir yemini yerine getirecek kadar kısacık bir süre hariç, ona cehennem ateşi dokunmaz. 956. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Sahabi hanımlarından biri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek: — Ey Allah’ın Elçisi! Senin sohbetlerinden hep erkekler yararlanıyor. Biz kadınlar için de bir gün ayır ki, o gün toplanalım ve Allah’ın sana öğrettiklerinden bize de öğret, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Pekâlâ, şu gün şurada toplanın, buyurdu. Kadınlar söylenilen günde toplandılar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de gidip onlara Allah’ın kendisine öğrettiklerinden öğretti. Sonra onlara: — Sizden herhangi bir kadın, henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu kendisi hayattayken vefat eder de bu musibet karşısında Allah’a isyan etmeyip sabrederse, bu çocuklar mutlaka cehenneme karşı ona siper olurlar, buyurdu. İçlerinden bir kadın: — Ya Rasulullah! Bu durum iki çocuk için de geçerli midir? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Evet, iki çocuk için de, cevabını verdi.

165. BAB: KÖTÜ İNSANLARIN KABİRLERİ ZALİMLERİN MEZARLARININ YANINDAN ve HELÂK EDİLDİKLERİ BÖLGELERDEN GEÇERKEN KORKUP AĞLAMAK, ALLAH KARŞISINDA


426

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ACZİYETİNİ DİLE GETİRMEK ve BU HUSUSLARDA GAFLET İÇİNDE OLMAKTAN SAKINDIRMAK Konu ile İlgili Hadisler: 957. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Tebük seferi esnasında Semud kavminin ülkesi olan Hicr bölgesine varınca, Ashabı’na şöyle seslendi: “Şu azaba uğratılmış milletin yurduna, ancak ağlayarak girin. Şayet ağlamayacaksanız oraya girmeyin ki, onların başına gelen sizin de başınıza gelmesin. Yani buralarda yaşanan olayları sebep ve sonuçlarıyla birlikte iyi düşünün, anlayın ve onların hâllerinden ibret alıp yaşayışınızı düzeltin ki, böylesi felâketler sizin başınıza da gelmesin.” Başka bir rivayette şu ifadeler yer almaktadır: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hicr bölgesine varınca, Ashabı’na şöyle seslendi: “Kendilerine zulmeden şu insanların yurduna ancak ağlayarak girin ki, onların başına gelenler sizin de başınıza gelmesin.” Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir bezle başını örttü ve o vadiyi geçinceye kadar süratle yürüdü.


8. KİTAP: YOLCULUK ADABI 166. BAB: PERŞEMBE GÜNÜ ERKEN VAKİTTE YOLCULUĞA ÇIKMAK Konu ile İlgili Hadisler: 958. Kâb bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Tebük seferine perşembe günü çıktı. Rasulullah aleyhisselâm, perşembe günü yolculuğa çıkmayı severdi. Bir diğer rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, perşembe günleri dışında nadiren yolculuğa çıkardı. 959. Sahr bin Vedâa el–Gâmidî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ım! Ümmetime, günün erken saatlerini bereketli kıl, diye dua ederdi. Ayrıca, düşman üzerine bir ordu veya küçük bir askeri birlik göndereceği zaman sabahleyin erkenden gönderirdi. Bu hadisi rivayet eden Sahr, ticaretle uğraşırdı. Ticaret malını ve kervanlarını sabah erkenden yola çıkarırdı. Bu yüzden malı çoğaldı, zengin oldu. O hâlde, çiftçi tarlasına, esnaf dükkânına, işçi iş yerine, yolcu yoluna ve öğrenci hocasına günün ilk saatlerinde giderek yapacağı işin bereketini artırmalıdır.

167. BAB: TEK BAŞINA YOLCULUK YAPMAMAK YOLCULUĞA ÇIKACAK KİŞİNİN YANINA BİR YOLDAŞ ARAMASI ve YOLCULARIN, İÇLERİNDEN BİRİNİ KENDİLERİNİ İDARE ETMEK ÜZERE BAŞKAN SEÇMELERİ Konu ile İlgili Hadisler: 960. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Eğer insanlar yalnız başına yolculuğa çıkmanın tehlikelerini benim kadar bilselerdi, hiç kimse gece yolculuğuna yalnız çıkmazdı.” 961. Abdullah bin Amr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


428

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Bir yolcu bir şeytan, iki yolcu iki şeytan demektir. Yani tek başına ya da sadece iki kişi olarak yolculuğa çıkanlar, şeytanın ayartmasına ve ondan gelecek kötülüklere, tehlikelere açık bir vaziyettedirler. Fakat üç kişi oldular mı, o artık bir yolcu kafilesidir. İbadetlerini cemaatle ifa eder, birbirlerine destek verip yardımcı olur, bilmedikleri konuda birbirlerine danışır, tehlikelere göğüs germekte güç birliği ederler. Ortak bir cemaat şuuru oluşturarak, şeytanın yanlış yönlendirmelerinden de uzak kalırlar.” 962. Ebu Saîd el–Hudrî ve Ebu Hureyre radıyallahu anhumâ’dan ayrı ayrı rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç kişi yolculuğa çıkınca, aralarında küçük bir seçim yapsınlar ve içlerinden İslam’ı en iyi bilen ve en tecrübeli olan birini yolculuk boyunca namazları kıldırmak ve kafileyi yönetmek üzere başkan seçsinler.” 963. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yolculukta arkadaş gruplarının en iyisi, dört kişiden oluşandır. Askerî birliklerin en iyisi, dört yüz kişilik olandır. Orduların en iyisi ise, dört bin kişiden oluşandır. On iki bin kişilik bir ordunun yenilgisi, kesinlikle sayı azlığından değildir. Müslümanlardan oluşan ve mevcudu on iki bin kişiyi bulan bir ordu şayet yenilgiye uğramışsa, bunun sebebini sayılarının yetersiz oluşunda değil, aksine, sayı çokluğuyla övünüp düşmanı küçük görme, Allah’a tam olarak tevekkül edememe, korkuya kapılıp dağılma, zorluklar karşısında direnç gösterememe, savaş taktiklerini bilmeme gibi psikolojik ve taktik hatalarda aramalıdır.”

168. BAB: SEFER ANINDA UYULMASI GEREKEN KURALLAR YOLCULUKTA HAREKET ETME, KONAKLAMA, GECE YATIP UYUMA KURALLARI; YOLCULUĞU GECE YAPMANIN, HAYVANLARA İYİ DAVRANMANIN, HAKLARINI GÖZETMENİN ve BU KONUDA KUSURLU DAVRANANLARI UYARMANIN MÜSTEHAP OLUŞU ve EĞER HAYVAN TAŞIYABİLECEKSE, TERKİSİNE ADAM ALMANIN CAİZ OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 964. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber


8. YOLCULUK ADABI

429

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Otlak bir arazide yolculuk yaptığınız zaman, hayvanlarınıza –onları yavaş sürerek veya ara sıra serbest bırakarak– oradan otlama hakkını verin. Çorak arazide yolculuk yaparken de, güçleri tükenmeden gidilecek yere varmaları için onları süratlice sürün. Bir de, gece konakladığınız zaman yol üzerinde yatmayın. Çünkü yollar, geceleyin vahşi hayvanların gelip geçtiği, yılan çıyan ve haşaratın barındığı yerlerdir. Yırtıcı hayvanlar ve birtakım haşarat, geceleyin yol boyu yürüyerek oradan geçen kervanlardan düşen yiyecek kırıntılarını toplayıp karınlarını doyururlar. Hem onları rahatsız etmemek, hem de onlardan bir zarar görmemek için, geceleyin yol üzerinde konaklamayın.” 965. Ebu Katâde radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolculuğa çıkıp geceleyin konakladığı zaman, sağ tarafına uzanıp yatardı. Eğer sabaha karşı mola vermişse, uykuya dalıp sabah namazını geçirmemek için sağ dirseğini dikip bileğini bükerek başını avucuna dayar ve o şekilde uzanırdı. 966. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Size, özellikle sıcak iklim bölgelerinde ve yaz mevsiminde gece yolculuğunu tavsiye ederim. Çünkü gecenin serinliğinde o kadar rahat ve hızlı yolculuk yapılır ki, geceleyin adeta yeryüzü dürülür ve yollar kısalır.” 967. Ebu Sâlebe el–Huşenî radıyallahu anh rivayet ediyor: İslam’ın ilk yıllarında sahâbîler sefere çıkıp bir yerde konakladılar mı, istirahat amacıyla dere boylarına ve dağ yollarına dağılırlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Sizin bu şekilde dağ yollarına ve dere boylarına dağılmanız, şeytandandır. Yani konaklama yerlerinde birbirinizden ayrılıp merkezî denetim ve yönetimi zorlaştıracak şekilde disiplinsiz ve gelişigüzel bir hâlde öteye beriye dağılmanız, size zarar vermek için fırsat kollayan şeytanın ve dolayısıyla düşmanın amacına uygun bir davranıştır. Emniyet ve irtibat açısından son derece yanlış ve tehlikeli olan bu hâl, en çok şeytanın ve düşmanların işine gelir.” buyurdu. O günden sonra sahâbîler, konakladıkları yerlerde birbirlerinden hiç ayrılmadılar. 968. Rıdvan Sözleşmesi’nde bulunmuş olan ve daha çok İbnu’l–Hanzaliyye künyesiyle tanınan Sehl bin Rebî bin Amr radıyallahu anh anlatıyor:


430

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, açlıktan karnı sırtına yapışmış ve bir deri bir kemik kalmış bir deveye rast geldi. Hayvanın bu hâlini görünce: “Şu ağzı dili olmayan zavallı hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Madem onlardan faydalanıyorsunuz, o zaman onlara iyi bakın. Onlara ancak sağlıklı ve besili iken binin ve onları ancak besili iken kesip yiyin.” buyurdu. 969. Cafer bin Ebu Talib’in oğlu Abdullah bin Cafer radıyallahu anhumâ şöyle dedi: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün beni terkisine bindirdi ve hiç kimseye söylemeyeceğim bir sır verdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in abdest bozacağı zaman gizlenmek için en sevdiği yer, kum tepesi veya bahçe duvarı idi.” Müslim’in rivayet ettiği hadisi, Berkânî, yine Müslim’in senediyle, “…bahçe duvarı idi” sözünden itibaren şu ilâveyle nakleder: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medineli Müslümanlardan birinin bahçesine girince, orada bir deve gördü. Deve, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i görünce inleyip gözlerinden yaşlar akıtmaya başladı. Peygamber aleyhisselam devenin yanına giderek hörgücünü ve kulaklarının arkasını okşadı. Böylece deve sakinleşti. Daha sonra Peygamber: — Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kime ait? diyerek devenin sahibini sordu. Medinelilerden bir delikanlı gelerek: — Bu deve benimdir, ya Rasulullah! dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Allah’ın sana bahşetmiş olduğu şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Çünkü o, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana lisanı hâliyle şikâyet ediyor, buyurdu.” 970. Enes bin Malik radıyallahu anh diyor ki: Biz yolculuk yaparken bir yerde konakladığımız zaman, develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan namaza durmazdık.

169. BAB: YOL ARKADAŞINA YARDIMCI OLMAK Konu ile İlgili Hadisler: 971. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile bir seferde bulunuyorduk. Derken sefere katılan Müslümanlardan biri, devesine binmiş bir vaziyette ya-


8. YOLCULUK ADABI

431

nımıza çıkageldi. Son derece aç ve bitkin görünen bu adam, yardım umuduyla sağa sola bakınmaya başladı. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yanında ihtiyacından fazla binek hayvanı olan, olmayana versin. Fazla azığı olan da, azığı olmayana versin.” buyurdu. Ayrıca, yolculukta lazım olan elbise, ayakkabı, su, kap kaçak, çadır, para gibi daha birçok mal çeşidi saydı. Öyle ki, biz içimizden hiç kimsenin, ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya hakkı olmadığı düşüncesine kapıldık. 972. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir yere sefer düzenlemeye karar vermişti. Fakat ordu için yeterli binek, teçhizat ve yiyecek malzemesi yoktu. Bu yüzden bütün Müslümanları toplayarak onlara şöyle dedi: “Ey Muhacir ve Ensar topluluğu! Aranızda, malı mülkü ve akrabası olmayan kardeşleriniz var. Onların çoğu on kişi bir deveye nöbetleşe binmek zorunda kalıyor. Bundan dolayı, her biriniz onlardan ikişer üçer kişiyi nöbetle devesine bindirmek ve yiyeceğini paylaşmak üzere yanına alsın.” buyurdu. Câbir diyor ki: Oysa bizlerin de ancak bir kişi ile nöbetleşerek bineceğimiz devemiz vardı. Buna rağmen, onlardan iki veya üç kişiyi yanıma aldım. Benim de ancak onlardan biri gibi deveme nöbetleşe binme hakkım vardı. 973. Yine Câbir radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuk esnasında bazen ordunun gerisinden gelerek bineği olmadığı için yürümekten bitkin düşen zayıf kimselerin yürümesine yardımcı olur, onları terkisine bindirir ve kendileri için dua ederdi.

170. BAB: YOLA ÇIKMAK ÜZERE BİNEĞE BİNERKEN OKUNACAK DUA Konu ile İlgili Ayetler: 1. Allah size, bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti ve otomobil, uçak, tren gibi ulaşım araçlarını yapma ve kullanma yeteneğini verdi ki, onlara binip dilediğiniz yere rahatça yolculuk yapabilesiniz ve onların üzerine her bindiğinizde, Rabb’inizin nimetlerini hatırlayıp şöyle dua edesiniz: “Bunları bizim hizmetimize veren Allah ne yücedir! O’na sonsuz şükürler olsun. Allah bize bunları bahşetmeseydi, biz onları asla boyun eğdiremezdik. Hiç kuşkusuz biz, bu nimetlerden hesaba çekilmek üzere bir gün Rabb’imize


432

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

döneceğiz.” (Zuhruf, 43/12–14) Konu ile İlgili Hadisler: 974. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yolculuğa çıkarken, bineğine bindikten sonra üç kere tekbir getirir ve şöyle dua ederdi: “Bunları bizim hizmetimize veren Allah ne yücedir! O’na sonsuz şükürler olsun. O bize lütfetmiş olmasaydı, biz onlara güç yetiremezdik. Elbette biz, bu nimetlerden hesaba çekilmek üzere bir gün Rabb’imize döneceğiz. (43-Zuhruf suresi: 13–14)” Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden, bizlere iyilik, takva ve razı olacağın amelleri nasip etmeni diliyoruz. Allah’ım! Bu yolculuğumuzu bizlere kolaylaştır, uzağını yakın eyle. Allah’ım! Seferde bizim yardımcımız ve geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu sensin. Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından, üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve malımızın, çoluk çocuğumuzun başına kötü şeyler gelmesinden sana sığınırım.” Abdullah diyor ki: Peygamber aleyhisselâm yolculuktan döndüğü zaman da aynı duayı yapar ve şu sözleri de eklerdi: “Bizler, zorlu bir seferden yuvamıza dönüyoruz. Günahlarımızdan tövbe edip Allah’a yöneliyor, yalnızca Rabb’imize kulluk ve hamd ediyoruz.” 975. Abdullah bin Sercis radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolculuğa çıkarken, yolculuğun sıkıntılarından, kötü durumlarla karşılaşmaktan, varlıktan sonra yokluğa düşmekten, mazlumun bedduasına uğramaktan ve malda, çoluk çocukta kötü hâller görmekten Allah’a sığınırdı. 976. Tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden Ali bin Rabîa anlatıyor: Ali bin Ebî Tâlib’in yanında bulunuyordum. Binmesi için kendisine bir binek hayvanı getirdiler. ‘Bismillah!’ diyerek ayağını üzengiye koydu. Hayvanın sırtına binince de şöyle dua etti: “Bunları bizim hizmetimize veren Allah’a hamd olsun. O bize lütfetmiş olmasaydı, biz onlara güç yetiremezdik. Elbette biz, yaptıklarımızın hesabını vermek


8. YOLCULUK ADABI

433

üzere bir gün Rabb’imize döneceğiz. (43-Zuhruf suresi: 13–14)” Ardından üç defa “Elhamdulillah” ve üç defa “Allahu ekber” dedi. Sonra da: “Allah’ım; sen her türlü noksanlıktan uzaksın, yücesin. Doğrusu ben, sana hakkıyla kulluk edememekle kendime zulmettim, beni bağışla. Senden başka günahları bağışlayacak kimse yoktur.” diye dua etti. Sonra gülümsedi. Orada bulunanlar: — Ey müminlerin emiri, niçin güldünüz? diye sordular. O da şu cevabı verdi: — Rasulullah’ın bir müjdesini hatırladım da, ondan güldüm. Şöyle ki, bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in benim yaptığım gibi yaptığını ve sonra da gülümsediğini görmüştüm. Kendisine: — Ey Allah’ın Rasulü, niçin güldünüz? diye sordum. Peygamberimiz: — Yüce Allah, kendisinden başka günahları affedecek bir kimsenin olmadığını bilerek, günahlarının bağışlanması için dua eden kulundan hoşnut olur. Ben de Rabb’imi hoşnut etmenin sevinciyle gülümsedim, buyurdu.

171. BAB: SEFER ESNASINDA ALLAH’I ANMAK YOLCUNUN TEPELERE VE YÜKSEK YERLERE ÇIKTIKCA ALLAHU EKBER, VADİLERE VE BENZERİ DÜZ YERLERE İNDİKCE SÜBHÂNALLAH DEMESİ, AMA BUNLARI SÖYLERKEN YÜKSEK SESLE BAĞIRMAKTAN KAÇINMASI Konu ile İlgili Hadisler: 977. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor: Biz Peygamber aleyhisselâm zamanında sefere çıktığımızda, yokuş yukarı çıkarken “Allahu Ekber”, düzlüğe inerken de “Subhânallah” derdik. Müslümanlar yüksek bir yere çıkarken, gerçek yücelik ve büyüklüğün yalnızca Allah’a ait olduğunu ifade ederek “Allahu Ekber!” sedalarıyla Rab’lerini anarlar. Yükseklerden aşağıya indikleri zaman da, Allah’ın her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzak olduğunu ifade etmek üzere “Subhânallah” diyerek O’nu tesbih ederler. Böylece, her fırsatta Allah’ı zikretmek suretiyle kulluk bilinçlerini daima canlı tutar, O’nun yardım ve inayetinin kendileriyle birlikte olduğu tüm benliklerinde hissederler. 978. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ordusu yolculukta tepelere tırma-


434

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

nırken “Allahu Ekber”, yokuş aşağı inerken de “Subhânallah” derlerdi. 979. Yine Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hac veya umreden dönerken her tepeye çıktığında, her yokuşu tırmandığında, çok yüksek olmayan bir sesle üç kere “Allahu Ekber!” der, sonra şöyle seslenirdi: “Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır, O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir. Bizler, uzun ve yorucu bir seferden yuvamıza dönüyoruz. Günahlarımızdan tövbe edip Allah’a yöneliriz. Yalnızca O’na kulluk ediyor, sadece Rabb’imizin önünde secdeye kapanıyor ve O’na hamd ediyoruz. Allah vaadini yerine getirdi; kuluna yardım etti ve tek başına düşman ordularını bozguna uğrattı.” Müslim’in bir rivayetinde, “Peygamber aleyhisselâm, ordusuyla veya küçük bir askerî birlikle bir seferden yahut hac ve umreden dönerken…” şeklinde geçmektedir. 980. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Ashaptan biri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah, yolculuğa çıkmaya niyetim var, bana yolculuğumda istifade edebilmem için öğüt verir misiniz? dedi. Peygamber: — Sana Allah’ın emirleri karşısında dikkatli ve duyarlı olmanı ve yolculuğun esnasında her tepeye çıktığında, gerçek yücelik ve büyüklüğün yalnızca Allah’a ait olduğunu ilân edercesine, “Allahu Ekber!” sözleriyle O’nun yüceliğini anarak tekbir getirmeni tavsiye ederim, buyurdu. Adam gittikten sonra da, arkasından: — Allah’ım, ona uzakları yakın eyle ve bu yolculuğu ona kolaylaştır, diye dua etti. 981. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh anlatıyor: Bir sefer esnasında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte idik. Her tepeye çıktığımızda, “Lâ ilahe illallah” ve “Allahu Ekber” diye yüksek sesle bağırıyorduk. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm: “Ey insanlar! Allah’ı zikrederken öyle bağırıp çağırarak nefesinizi tüketmeyin, kendinize acıyın! Çünkü siz, sağır bir kimseye veya burada olmayan birine seslenmiyorsunuz. Allah daima sizinle beraberdir; her şeyi işitir, size sizden daha yakındır. Öyleyse, sesinizi aşırı yükseltmeden Rabb’inizi anın.” bu-


8. YOLCULUK ADABI

435

yurdu.

172. BAB: YOLCULUKTA DUA ETMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 982. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç dua vardır ki, onların kabul olunacağında asla şüphe yoktur: Gayrimüslim veya günahkâr bile olsa mazlumun duası, yurdundan yuvasından uzakta garip bir hâlde yaşayan yolcunun duası ve babanın çocuğu hakkındaki duası. Allah bu üç kişinin yakarışını geri çevirmez. Onun için onların dualarını almaya çalışın, beddualarından da sakının!”

173. BAB: (YOLCULUK ESNASINDA) İNSANLARDAN YA DA BAŞKA BİR ŞEYDEN KORKULDUĞU ZAMAN EDİLECEK DUA Konu ile İlgili Hadisler: 983. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluğun Müslümanlara zarar vereceğinden endişe ettiği zaman şöyle dua ederdi: “Allahumme innâ nec’aluke fî nuhûrihim ve neûzu bike min şurûrihim (Allah’ım, onlara karşı senin yardım ve himayene iltica ediyor, kötülüklerinden sana sığınıyoruz.)”

174. BAB: BİR YERDE MOLA VERİLİNCE OKUNACAK DUA Konu ile İlgili Hadisler: 984. Osman İbni Maz’un’un hanımı Havle Binti Hakîm radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kim yolculuk yaparken bir yerde konaklar da, “O’nun yarattığı varlıkların şerrinden, yine O’nun tam kelimelerine (mükemmel isim ve sıfatlarına) sığınırım derse, konakladığı o yerden ayrılıncaya kadar, hiçbir yaratık ona zarar veremez.”


436

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

985. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolculukta iken gece olup karanlık çökünce, yeryüzüne canlı bir varlıkmış gibi hitap ederek şöyle dua ederdi: “Ey yeryüzü! Benim Rabb’im de senin Rabb’in de Allah’tır. Her ikimiz de O’nun emirlerine uymakla yükümlüyüz. Senin ve sende bulunanların şerrinden, senin içinde yaratılanların ve üzerinde dolaşıp duran canlıların şerrinden Allah’a sığınırım. Yine aslan, yılan ve akrep gibi yırtıcı hayvanların ve zehirli haşerelerin şerrinden, bu bölgenin sakinleri olan vahşi hayvanların ve cinlerin şerrinden, doğuran ve doğan bütün zararlı varlıkların ve şeytanların şerrinden Allah’a sığınırım.”

175. BAB: YOLCUNUN, İŞİNİ BİTİRDİKTEN SONRA AİLESİNE DÖNMEKTE ACELE ETMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 986. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “En konforlu araçlarla yapılsa bile, yolculuk bir çeşit azaptır. Sizi doğru dürüst yiyip içmekten ve uyumaktan alıkoyar. Öyleyse, sizden biriniz önemli bir işi olmadıkça uzun yolculuğa çıkmasın. Çıktığı zaman da, işini bitirir bitirmez bir an önce ailesine dönmek için acele etsin.”

176. BAB: YOLCUNUN, AİLESİNİN YANINA GÜNDÜZ DÖNMESİNİN MÜSTEHAP, ZARURET HÂLİ DIŞINDA GECE GELMESİNİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 987. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Abdullah bin Revâha radıyallahu anh, uzunca bir yolculuktan sonra geceleyin evine dönmüştü. O sırada bir kadın, onun hanımının saçlarını taramaktaydı. Abdullah gece karanlığında o kadını erkek sanarak kılıcını çekip üzerine yürüdü. Neyse ki, son anda durumu fark edip öldürmekten vazgeçti. Onun bu dikkatsizliği, az kalsın masum bir insanın ölümüne sebep oluyordu. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uzun süre ailesinden ayrı kalan kimse, onlara haber vermeden evine gece vakti ansızın gelmesin. Dönüşünü, evine gündüz vakti varacak şekilde ayarlasın. Bazı şüpheci tiplerin yaptığı gibi, geceleyin rastgele bir zamanda ailesine


8. YOLCULUK ADABI

437

baskın yaparcasına dönerek ailede güven duygusunu zedeleyecek kuşkucu tavırlar sergilemesin. Mutlaka geceleyin gelmek zorundaysa, o zaman geleceğini önceden haber versin. Bu davranış, hem evdekilerin kendilerini şeklen ve ruhen hazırlamaları, hem eve çeki düzen vermeleri ve hem de gece vakti rahatsız olmamaları için son derece önemlidir.” Bir başka rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuktan dönen kimsenin ailesinin yanına gece vakti ansızın gelmesini yasaklamıştır. 988. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolculuktan döndüğü zaman evine geceleyin girmezdi. Kuşluk vakti veya akşamüstü gelirdi.

177. BAB: YOLCUNUN SEFER DÖNÜŞÜ MEMLEKETİNİ GÖRDÜĞÜ ZAMAN OKUYACAĞI DUA Konu ile İlgili Hadisler: 989. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferden dönüyorduk. Medine’yi görebilecek bir yere gelince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şunları söyledi: “Bizler, zorlu bir seferden yuvamıza dönüyoruz. Günahlarımızdan tövbe edip Allah’a yöneliyor, yalnızca Rabb’imize kulluk ve hamd ediyoruz.” Peygamber bu sözleri, Medine’ye girinceye kadar söylemeye devam etti.

178. BAB: YOLCULUKTAN DÖNEN KİŞİNİN İLKÖNCE MAHALLE MESCİDİNE UĞRAYIP ORADA İKİ REK’AT NAMAZ KILMASI Konu ile İlgili Hadisler: 990. Kâb bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir yolculuktan döndüğü zaman ilkönce mescide uğrayıp iki rekât namaz kılardı. Sonra orada bir süre oturarak kendisini karşılayanları kabul eder, bu arada görülecek bir iş ya da bakılacak bir dava varsa onu da hallederdi.

179. BAB: KADININ (YANINDA MAHREMİ BULUNMADAN) TEK BAŞINA YOLCULUK YAPMASININ HARAM OLUŞU


438

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Konu ile İlgili Hadisler: 991. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmaksızın bir gün bir gecelik yolculuğa çıkması helal değildir. Mümin bir kadın, tek başına veya bir grup içinde 24 saat veya daha fazla sürecek bir yolculuğa çıkacağı zaman, yanında mutlaka kocası veya bir mahremi, yani kendisiyle evlenmesi haram olan baba, kardeş, oğul, amca gibi bir yakını bulunmalıdır.” 992. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Hiçbir erkek, yanında kocası veya babası, dedesi, oğlu, kardeşi, kayınbabası, amcası, dayısı, yeğeni gibi mahremi bulunmayan bir kadınla kapalı bir mekânda yalnız kalmasın. Hiçbir kadın da, yanında mahrem bir yakını olmaksızın, bir günden uzun sürecek bir yolculuğa çıkmasın, buyurdu. Bunun üzerine bir sahâbî: — Ey Allah’ın Rasulü! Karım yanında bir mahremi olmadan hac için yola çıktı. Ben ise filanca savaşa katılmak için yazılmıştım. Bu durumda ne yapmamı tavsiye buyurursunuz? dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Sen orduya katılma. Git hac kafilesine yetiş ve hanımınla birlikte haccet, buyurdu.


9. KİTAP: FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR 180. BAB: KUR’AN–I KERİM OKUMANIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 993. Ebu Ümâme radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kur’an’ı, manasını anlayıp üzerinde tefekkür ederek, ondan öğüt ve ibret alarak çokça okuyun. Çünkü Kur’an, Mahşer Günü kendisini okuyanların bağışlanması için Allah’ın huzuruna şefaatçi olarak gelecektir.” 994. Nevvâs bin Sem’ân radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kur’an ve dünyadayken hayatlarını ona göre düzenlemiş olan Kur’an ehli kimseler, Mahşer Günü Allah’ın huzuruna getirilirler. En önde, Kur’an’ın metin olarak en uzun olan ve en çok hüküm içeren Bakara ve Âl-i İmrân sureleri vardır. Her ikisi de, kendi arkadaşları (onları okuyan ve hayatlarını ondaki hükümlere göre düzenleyen kimseler) için şahitlik eder, onları müdafaa etmekte adeta birbirleriyle yarışırlar.” 995. Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı –hem tilâveti, hem içerdiği mana ve hükümlerle birlikte– öğrenen ve öğreteninizdir.” 996. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı güzel bir şekilde okuyan ve ondaki öğüt ve uyarılarla çevresini aydınlatan kimse, ilahi mesajı insanlığa sunan şerefli ve itaatkâr elçilerle, yani vahiy melekleri ve peygamberlerle aynı makamdadır. Kur’an’ı kekeleyerek, zorlukla okuyan kimseye gelince, –her ne kadar öncekilerin makamına ulaşamasa bile– biri okuyuşunun, diğeri de harcadığı çabanın karşılığı olmak üzere, ona iki kat sevap vardır.” 997. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an okuyan mümin portakal gibidir, hem kokusu hoş, hem tadı güzeldir. Kur’an okumayan mümin ise hurma gibidir; kokusu yoktur, ama tadı güzeldir. Ona düşen en önemli görev, ilk fırsatta Kur’an okumayı öğrenmek


440

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

olmalıdır. Kur’an okuyan münafık da reyhan çiçeği gibidir; kokusu hoş, fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münafığa gelince, o da ebucehil karpuzu gibidir; ne kokusu vardır, ne de tadı.” 998. Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah bu kitap ile bazı toplumları yüceltir; bazılarını da alçaltır. Kur’an’ı okuyan, ona değer veren ve hayatlarını ona göre düzenleyen kimseleri dünyada da ahirette de kurtuluşa iletir. Bunun aksine davrananları ise doğru yoldan uzaklaştırır, her iki cihanda zillet ve perişanlığa mahkûm eder.” 999. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ancak şu iki kişi gıpta edilmeye değer: Biri, Allah’ın kendisine bahşettiği Kur’an ilmi ile gece gündüz meşgul olan, onu okuyup anlamaya çalışan, manası üzerinde düşünen, başkalarına tebliğ eden ve onun hükümlerini hayata egemen kılmak için gayret gösteren kimse, diğeri de Allah’ın kendisine verdiği malı mülkü gece gündüz O’nun yolunda hizmet faaliyetlerine ve yoksullara harcayan kimse.” 1000. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ anlatıyor: Sahabilerden biri (Üseyd bin Hudayr) geceleyin hurma bahçesinde Kehf suresini okuyordu. Yanında, iki uzun iple bağlanmış kuvvetli ve hırçın bir at vardı. Birden bulut gibi parlak bir şey onu örtüp bürümeye ve gittikçe yanına yaklaşmaya başladı. At buluttan ürküp kişnemeye başladı. Bunun üzerine Üseyd, Kur’an okumayı bıraktı. Sabah olunca da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek olup biteni anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: “O bulut, kalplere huzur ve güven duygusu veren sekîne adındaki rahmet meleğidir. Senin okuduğun Kur’an’ı dinlemek için inmiştir.” buyurdu. 1001. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Kur’an’ı anlama, öğüt ve uyarılarından istifade etme ve ona göre hayatını düzenleme amacıyla Allah’ın kitabından bir tek harf okursa, okuduğu her harf karşılığında ona bir iyilik vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevaptır. Bakınız, ben “Elif, lâm, mîm bir harftir.” demiyorum. Bilakis, “Elif” bir harf, “Lâm” bir harf, “Mîm” de bir harftir. Yani Kur’an okumanın sevabı okunan kelime veya hece sayısına göre değil, harf sayısına göre verilecektir.”


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

441

1002. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kalbinde ve zihninde Kur’an’dan bir miktar dahi bulunmayan kimse, her an çökme tehlikesiyle yüz yüze olan harap ev gibi kalben ve ruhen çürümeye yüz tutmuş, birçok hayır ve bereketlerden mahrum kalmış bir hâldedir.” Bu hadisin ravilerinden Kâbûs bin Ebî Zabyân, muhaddislerce zayıf kabul edilmiştir. Bu yüzden hadis zayıftır. Ancak fezail hususunda zayıf hadislerle amel edilebilir. 1003. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü, Kur’an ehline, yani Kur’an’ı çokça okuyan, hükümlerini anlamaya çalışan, onun öğütlerine kulak veren ve hayatlarını ona göre düzenleyen kimselere şöyle denilecektir: “Ey Kur’an sevdalısı! Rabb’inin kitabını oku ve okudukça yüksel! Dünyada okuduğun gibi ağır ağır, üzerinde dura dura oku! Dünyada Kur’an’a ne kadar ilgi ve alaka gösterdiysen, burada da o kadar okuyacaksın. Okudukça cennetteki makamın yükselecek ve okuyacağın en son ayet, ulaşacağın en yüce mertebe olacaktır.”

181. BAB: KUR’AN’LA İLGİYİ SÜREKLİ CANLI TUTMAK, ONU UNUTULMAYA TERK ETMEKTEN SAKINMAK Konu ile İlgili Hadisler: 1004. Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ezberinizdeki ayetleri sık sık okuyup tekrar ederek, Kur’an’la ilginizi sürekli canlı tutmaya özen gösterin. Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Kur’an’ın hatırdan çıkması, bağlı devenin ipinden boşanıp kaçmasından daha çabuktur.” 1005. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’dan ezberi olan kişi, bağlı bir devenin sahibine benzer: Onu sürekli gözetirse elinde tutar, kendi hâline bırakırsa kaçıp gider.”


442

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

182. BAB: SESİ KUR’AN’LA SÜSLEMEK GÜZEL SESLE KUR’AN OKUMANIN, SESİ GÜZEL OLAN KİMSEDEN KUR’AN OKUMASINI İSTEMENİN ve ONU DİNLEMENİN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1006. Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah, güzel sesli bir peygamberin, gönderdiği kitabı yüksek sesle ve hüzünlü bir makamla okuyuşunu dinlemekten hoşnut olduğu kadar hiçbir şeyden hoşnut olmamıştır.” 1007. Kur’an’ı çok güzel okuyan sahabilerden biri olan Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurmuştur: “Gerçekten sana, Davud’a verilen güzel seslerden bir nağme verilmiştir.” Müslim’in bir rivayeti şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Musa’ya: “Dün gece senin o harika, o dokunaklı Kur’an okuyuşunu dinlerken o kadar etkilendim ki, beni bir görseydin!” dedi. 1008. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, yatsı namazında Tin suresini okurken dinlemiştim. Öylesine içli, öylesine tatlı okuyordu ki, ben onun sesinden daha güzel bir ses duymadım. 1009. Ebu Lübâbe Beşîr bin Abdulmünzir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’la teğanni etmeyen, yani aklını ve gönlünü Kur’an ile zenginleştirmeyen, Kur’an’la yetinmeyip kendisine ondan başka rehber arayan ve Kur’an’ı güzel sesle ve tatlı bir ahenkle okumaya özen göstermeyen, bizden değildir. Yani o kimse, benim ve ümmetimin üzerinde bulunduğu yolu izleyen bilinçli ve faziletli müminlerden değildir.” 1010. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana bir gün:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

443

— Bana Kur’an oku, dedi. Ben: — Ey Allah’ın Rasulü, Kur’an sana indirilmişken, ben onu sana nasıl okuyabilirim? dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ben Kur’an’ı başkalarından dinlemeyi severim, buyurdu. Bunun üzerine, ona Nisa suresini okumaya başladım. “Peki, Mahşer Günü her ümmetten bir peygamberi kendi ümmetine karşı şahit getirip de, seni de ey Muhammed, bu ümmete şahit tuttuğumuz zaman onların hâli nice olur?” ayetine (4Nisa: 41) gelince: — Tamam, bu kadar yeter, buyurdu. Kendisine dönüp baktım ki ne göreyim; gözlerinden yaşlar akıyordu.

183. BAB: BELİRLİ BAZI SURE VE AYETLERİ OKUMAYA TEŞVİK Konu ile İlgili Hadisler: 1011. Ebu Saîd Râfî bin Muallâ radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün elimi tutarak: — Şu mescitten çıkmadan önce, fazilet ve makam itibariyle Kur’an’daki en büyük surenin hangisi olduğunu sana öğreteyim mi? dedi. Sonra araya bazı konuşmalar girdi. Nihayet biz mescitten çıkmak üzereyken: — Ya Rasulallah! Hani bana Kur’an’daki en büyük surenin hangisi olduğunu öğretecektiniz? dedim. Bunun üzerine: — Kur’an’daki en büyük sure, tekrarlanan yedi ayetten oluşan ve bana verilen yüce Kur’an olarak nitelendirilen (Hicr, 15/87) Fatiha suresidir, buyurdu. Nitekim Allah, Hicr suresinin 87. ayetinde şöyle buyuruyor: “Gerçekten biz sana tekrarlanan yediyi, yüce Kur’an’ı bahşettik.” Yani ey Muhammed! Biz sana, namazın her rekâtında okunarak tekrarlanan ve Kur’an’ın anahtarı, özü, esası olan yedi ayetli Fatiha’yı, Kur’an’ın en büyük, en kapsamlı suresini indirdik. 1012. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İhlâs suresi hakkında şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, dinin temeli olan tevhid (Allah’ın birliği) inancını en mükemmel şekilde ve gayet veciz bir üslupla dile


444

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

getiren bu sure, hem muhtevası hem de onu okuyan kişiye kazandıracağı sevap bakımından Kur’an’ın üçte birine denktir.” Bir başka rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün arkadaşlarına: — İçinizde bir gecede Kur’an’ın üçte birini okuyabilecek kimse yok mu? dedi. Ashab-ı Kiram, bunu yapmanın çok zor olduğunu düşünerek: — Buna hangimizin gücü yeter ki, ya Rasulallah! dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: — İhlâs suresi, Kur’an’ın üçte birine denktir. Onu okuyan, Kur’an’ın üçte birini okumuş gibi sevap kazanır, buyurdu. 1013. Yine Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Sahabilerden biri, bir kişinin her namazda İhlâs suresi tekrar tekrar okuduğunu duymuş ve sabah olunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip durumu anlatmıştı. Bunu anlatırken, İhlâs suresinin sevabını azımsar gibi bir hâli vardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o sure Kur’an’ın üçte birine denktir!” buyurdu. 1014. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem İhlâs suresi hakkında: “Gerçekten bu sure, ihtiva ettiği ilim ve mana derinliği bakımından Kur’an’ın üçte birine denktir.” buyurmuştur. 1015. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, sahabilerden biri: — Ya Rasulullah! Ben bu İhlâs suresini çok seviyorum, dedi. Peygamberimiz de: — Ona karşı duyduğun bu sevgi, seni mutlaka cennete girdirecektir, buyurdu. 1016. Ukbe bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bu gece indirilen ayetlere bir baksana! Onların eşi benzeri asla görülmemiştir: Onlar Felak ve Nâs sureleridir.” 1017. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

445

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Felak ve Nâs sureleri indirilmeden önce, cinlerden ve göz değmesinden korunmak için birtakım dualar okuyarak Allah’a sığınırdı. Felak ve Nâs sureleri nazil olduktan sonra, daha önce yaptığı duaları bıraktı ve cinlere, büyüye, göz değmesine ve diğer bütün kötülüklere karşı yalnızca bu iki sureyi okumaya başladı. 1018. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da otuz ayetlik bir sure vardır ki, onu sürekli okuyan kişiye, bütün günahları bağışlanıncaya kadar Allah’a yalvararak şefaat eder. İşte o sure, Mülk suresidir.” 1019. Ebu Mesud el–Bedrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim geceleyin Bakara suresinin Âmenerrasûl” adıyla bilinen son iki ayetini okursa, sabaha kadar başına gelebilecek kötülüklere karşı bu iki ayet ona yeter.” 1020. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Evlerinizi namazdan ve Kur’an tilâvetinden mahrum bırakarak kabirlere çevirmeyin. Sünnet namazlarının bir kısmını evinizde kılarak, yuvanızı namaz kılmanın ve Kur’an okunmanın hoş görülmediği kabirlere, mezarlıklara benzemekten koruyun. Günün belli saatlerinde ve mümkünse aile fertlerini de yanınıza alarak, mealiyle birlikte Kur’an-ı Kerim okuyun. Özellikle, birçok hükmü içinde barındıran Bakara suresini çokça okuyun. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar. Yani o sureyi okuyan, dinleyen, öğüt ve uyarılarından istifade eden kimseleri şeytanın aldatması, saptırması mümkün olmaz. Bu sebeple bu sureyi okuyan kimseden ve okunduğu yerden kaçıp uzaklaşır.” 1021. Ebu’l–Münzir künyesiyle de tanınan Übey bin Kâb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ey Ebu’l–Münzir! Allah’ın kitabından ezberinde bulunan ayetlerden hangisinin en üstün olduğunu biliyor musun? diye sordu. Ben: — “Allahu lâ ilahe illâ huve’l–hayyu’l–kayyûm” diye başlayan ve ilahi saltanat ve hükümranlığın gayet açık ve özet bir anlatımı olan Ayetel–kürsî’dir, dedim. Peygamber, bu cevabım üzerine elini göğsüme vurarak: — İlim sana mübarek olsun, ya Ebu’l–Münzir! buyurdu.


446

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Ayetel–Kürsî’nin manası: Allah, kendisinden başka tanrı olmayan bir tek ilah, kulluk ve itaate lâyık yegâne otoritedir. Hayy’dır. Daima diridir, hayatın biricik kaynağıdır. Kayyum’dur. Kâinatın nizamını elinde bulunduran, bütün varlıkları koruyup gözeten, yöneten ve yönlendiren O’dur. Her şey O’nun kudret ve iradesiyle varlık ve intizamını sürdürmektedir. O’nun hüküm ve otoritesi kesintisizdir. Ne bir uyuklama tutar O’nu, ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın, huzurunda kim şefaat edebilir? O affetmeyi dilemedikçe, günahkârları azaptan kim kurtarabilir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında olan her şeyi bilir. Onların yaptıkları ve yapacakları, bildikleri ve bilmedikleri, açıkladıkları ve gizledikleri, yapıp gönderdikleri ve geride bıraktıkları her şeyi bilir. Oysa onlar Allah dilemedikçe, O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve hükümranlığı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bunların korunup gözetilmesi O’na asla zor gelmez. Gerçek yücelik ve büyüklük, sadece O’na aittir. (Bakara; 2/255) 1022. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beni Ramazan’da toplanan ve mescidin bir köşesinde muhafaza edilen fitre ve zekât mallarını korumakla görevlendirmişti. Derken, gecenin yarısında bir adam gelip yiyeceklerden avuç avuç almaya başladı. Onu hemen tuttum ve: — Vallahi seni Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e götüreceğim, dedim. Adam: — Ben gerçekten muhtaç biriyim, bakmakla yükümlü olduğum çoluk çocuğum var ve şiddetli geçim sıkıntı çekiyorum, dedi. Ben de adamın hâline acıyıp onu serbest bıraktım. Sabah olunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ya Ebu Hureyre, dün gece yakaladığın kişi ne yaptı? diye sordu. Ben de: — Ya Rasulallah, ihtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de acıyıp salıverdim, dedim. Peygamber: — Sana yalan söylemiş, yakında tekrar gelecektir, buyurdu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözü üzerine tekrar geleceğini düşünüp onu gözetlemeye başladım. Adam geldi ve yine yiyeceklerden avuçlamaya başladı. Hemen onu yakaladım ve: — Seni Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıkaracağım, dedim. Adam:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

447

— Ne olur beni bırak, çünkü ben gerçekten muhtaç biriyim ve bakmam gereken çoluk çocuğum var. Beni bırakırsan söz veriyorum, bir daha gelmem, dedi. Ben de yine acıdım ve kendisini serbest bıraktım. Sabah olunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: — Ya Ebu Hureyre, dün gece yakaladığın kişi ne yaptı? diye sordu. Ben de: — Ya Rasulallah! Bana ihtiyaç içinde bulunduğunu ve çoluk çocuğu olduğunu söyledi, ben de yine acıdım ve salıverdim, dedim. Peygamberimiz: — Sana yalan söylemiş, tekrar gelecektir, buyurdu. Ben de üçüncü defa gelmesini bekledim. Gerçekten geldi ve yine yiyecek şeylerden avuçlamaya başladı. Onu tekrar yakaladım ve: — Seni bu sefer mutlaka Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna çıkaracağım. Artık bu üçüncü ve son gelişindir. Her defasında bir daha gelmeyeceğine söz veriyor, ama tekrar geliyorsun, dedim. Bu defa bana: — Ne olur beni bırak. Eğer gitmeme izin verirsen, Allah’ın seni faydalandıracağı bazı sözler sana öğretirim, dedi. Ben: — Neymiş bakalım o sözler? diye sorunca: — Yatağına girdiğinde Âyete’l–Kürsî’yi oku. O zaman yanında, Allah tarafından görevlendirilen ve sürekli olarak seni koruyan bir melek bulunur. Ayrıca, sabaha kadar şeytan sana yaklaşamaz, dedi. Bunun üzerine, onu serbest bıraktım. Sabah olunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: — Dün gece yakaladığın kişi ne yaptı? diye sordu. Ben de: — Ya Rasulallah! Allah’ın beni faydalandıracağı birtakım sözleri bana öğreteceğini söyledi, ben de onu salıverdim, dedim. Peygamber Efendimiz: — Neymiş o sözler? diye sordu, ben de o adamın bana söylediklerini aynen anlattım. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bak hele! O çok yalancı olduğu hâlde, bu sefer sana doğruyu söylemiş. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun, Ebu Hureyre? dedi. Ben: — Hayır, bilmiyorum, dedim. Peygamber: — O, cinler taifesinden bir şeytandır, buyurdu. 1023. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


448

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Kehf suresinin başından on ayet ezberleyip bunları sabah akşam okuyan ve manası üzerinde tefekkür eden kişi, ahir zamanda ortaya çıkacak en büyük fitne olan Deccal’in şerrinden ve hak ile batılı birbirine karıştıran düzenbazların aldatmasından korunmuş olur.” Bir başka rivayette, “Kehf suresinin sonundan…” ifadesi yer almaktadır. Ancak yukarıdaki ilk rivayet daha sahihtir. 1024. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Cebrail aleyhisselâm Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturmakta iken, Peygamber yukarı taraftan kapı gıcırtısına benzer bir ses işitti ve başını kaldırdı. Cebrail: — Bu, şimdiye kadar hiçbir şekilde açılmayıp sadece bugün açılan bir gök kapısıdır, dedi. Sonra o kapıdan bir melek indi. Cebrail: — Bu da, şimdiye kadar yeryüzüne hiç inmemiş olan, yalnızca bugün inen bir melektir, dedi. Melek onların yanına gelip selâm verdi ve Peygamberimize şunları söyledi: — Ey Muhammed, müjdeler olsun! Sana, daha önce hiçbir peygambere verilmeyen iki nur verildi: Biri Fatiha suresi, diğeri de Bakara suresinin son ayetleri. Öyle ki, bunlardan okuyacağın her harfe karşılık, sana mutlaka sevap verilecektir.

184. BAB: KUR’AN OKUMAK İÇİN BİR ARAYA GELMEK Konu ile İlgili Hadisler: 1025. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk Allah’ın adının anıldığı ilim ve sohbet evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere eder, anlayıp kavramaya çalışırlarsa, Kur’an’ın nuru kalplerini aydınlatarak üzerlerine ilahi bir güven duygusu, bir iç huzuru, yani sekinet iner ve onları rahmet kaplar. Melekler de onları çepeçevre kuşatırlar. Onlar Allah’ı andıkça, Allah da onları kendi yanındaki meleklerin yanında, “Bakın, işte bunlar benim sevgili kullarım!” diyerek takdir ve övgüyle anar.”

185. BAB: ABDESTİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Namaz kılmak istediğiniz zaman, eğer abdestli değil-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

449

seniz, ellerinizi, yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, sonra başınızı ıslak elle sıvazlayarak mesh edin ve bileklere kadar ayaklarınızı yıkayın. Fakat abdestli iken ayağınıza mest veya mest gibi kalın çorap giymişseniz, abdest alırken, onların üzerini ıslak elle sıvazlayarak mesh etmeniz de ayak yıkama yerine geçer. Ancak bunun için, mestlerinizi çıkarmamış olmanız gerekir. Mest çıkarıldığı veya meshin süresi dolduğu zaman, mestin hükmü iptal olur, ayağı yıkamak gerekir. Bu şekilde meshin süresi mukim iken en çok bir gün, yolculukta ise üç gündür. Eğer cinsel ilişki veya şehvetle meni boşalması sebebiyle boy abdesti gerektiren bir durumda, yani cünüp iseniz, namaz kılmak, Kur’an okumak, Kâbe’yi tavaf etmek veya mescide girmek için tepeden tırnağa yıkanarak tamamen temizlenmelisiniz. Ayrıca, ay hâli gören veya lohusa olan kadınlar da, bu ibadetleri yerine getirmek için lohusalık veya hayızdan temizlenip boy abdesti almalıdırlar. Ama eğer hasta veya yolculuk hâlinde iken abdest almanız veya yıkanmanız gerektiği hâlde, buna imkân bulamamış iseniz yahut hasta veya yolcu değilken tuvalet ihtiyacınızı gidermiş veya bir kadınla aşırı derecede şehvet uyandıracak şekilde temasta bulunmuş olur da, abdest alacak veya yıkanacak su bulamazsanız, ya da bulduğunuz suyu kullanmanıza bir engel varsa, o zaman şöyle teyemmüm alın: Temiz bir toprak veya taş, kireç, kum vb. toprak cinsinden bir madde bulun ve ellerinizi ona hafifçe sürüp çırptıktan sonra, onu yüzünüze ve ellerinize, kollarınıza sürün. Namaz öncesi psikolojik bir ön hazırlık olarak, bu da abdest veya gusül (boy abdesti) yerine geçer. Bütün bunları bir zorluk, bir meşakkat sanmayın: Allah, bu emirleri vermekle sizi sıkıntıya sokmak istemez; ancak sizi ruhsal ve bedensel kirlerden arındırıp tertemiz kılmak ve size vermiş olduğu iman, sağlık, güzellik gibi nimetlerini tamamlamak ister ki, böylece şükredesiniz. (Maide, 5/6) Konu ile İlgili Hadisler: 1026. Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Mahşer Günü ümmetim, aldıkları abdestin eseri olarak yüzleri nurlu, elleri ve ayakları ışıl ışıl parlak bir hâlde çağırılacaktır.” Ebu Hureyre diyor ki: “O hâlde, nurunu artırmaya gücü yeten, abdesti farz ve sünnetlerine uygun şekilde alarak bunu yapsın.” 1027. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: Ben dostum Hz. Mu-


450

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hammed sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Müminin Mahşer Günü uzuvlarının parlaklığı –yahut cennete girince takınacağı süs ve ziynetleri –abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.” 1028. Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim güzelce abdest alırsa, abdest uzuvlarıyla işlemiş olduğu küçük günahları, –kirlerin en zor çıktığı tırnaklarının altına varıncaya kadar– bütün vücudundan çıkar. Yani farz ve sünnetlerine riayet edilerek alınan abdest, affedilmesi çok zor gibi görünen bazı günahlar da dâhil olmak üzere, bütün küçük günahların ve hataların bağışlanmasına vesile olur.” 1029. Yine Osman bin Affân radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i benim şu abdestime benzer şekilde abdest alırken gördüm. Sonra da şöyle buyurdu: “Kim bu şekilde abdest alırsa, geçmiş küçük günahları bağışlanır. Onun namazı ve mescide kadar yürümesi de, fazladan bir kazanç sayılır.” 1030. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir mümin abdest aldığı zaman, yüzünü yıkarken gözleriyle işlediği günahlar abdest suyunun son damlasıyla dökülür. Ellerini yıkarken de, elleriyle işlediği günahlar abdest suyunun son damlasıyla dökülür. Ayaklarını yıkadığında da, ayaklarıyla işlediği günahları abdest suyunun son damlaları ile akıp gider. Nihayet o mümin, işlemiş olduğu küçük günahlarından tamamen arınıp temizlenmiş olur.” 1031. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir kabristana geldi ve: — Selâm size, ey bu diyarın Müslüman halkı! İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız, dedi. Sonra bize dönerek: — Kardeşlerimizi özledim, onları görmeyi ne kadar isterdim, dedi. Ashab– ı Kiram: — Bizler senin kardeşlerin değil miyiz, ya Rasulallah? dediler. Peygamberimiz: — Sizler benim Ashab’ımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz dünyaya gelmemiş olanlardır, buyurdu. Bunun üzerine, Ashab:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

451

— Ümmetinden henüz gelmemiş olanları Mahşer Günü nasıl tanıyacaksın ey Allah’ın Rasulü? diye sordular. Rasulullah: — Ne dersiniz; bir adamın alnı ak ve ayakları sekili bir atı olsa, hepsi aynı renkte olan bir at sürüsü içinde dahi kendi atını tanıyamaz mı? buyurdu. Ashab: — Evet, elbette tanır, ey Allah’ın Rasulü, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: — İşte benim ümmetim de aldıkları abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları ışıl ışıl parlak bir hâlde gelecekler. Ben de Kevser Havuzu’nun başında onları karşılayacağım, buyurdu. 1032. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Size, Allah’ın günahları bağışlamasına ve dereceleri yükseltmesine vesile olan hayır yollarını göstereyim mi? diye sordu. Ashab-ı Kiram: — Evet ya Rasulallah! dediler. Peygamberimiz: — Bazen meşakkatli de olsa abdesti tam almak, her namazı cemaatle kılmaya gayret ederek camilere adımları çoğaltmak ve ibadet bilincini zihinde ve gönülde sürekli canlı tutarak, namazdan sonra gelecek namazı beklemek. İşte bunlar, cephede nöbet beklemek kadar sevap kazandıran ibadetlerdir, buyurdu. 1033. Ebu Malik el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Temizlik, imanın yarısıdır. Gerek maddi gerekse ahlaki bakımdan temiz olmak, mümin olmanın en tabii neticesi ve en belirgin alametidir.” 1034. Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz farz ve sünnetlerine riayet ederek güzelce abdest alır, sonra da “Eşhedu ellâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve rasûluh (Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; O, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır. Yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir)” diye dua ederse, ona cennetin sekiz kapısı birden açılır ve o da dilediği kapıdan cennete girer.” Tirmizî’nin rivayetinde, duanın devamı olarak şöyle bir ilave vardır: “Allahummec’alnî minet–tevvâbîne vec–alnî mine’l–mütetahhirîn (Allah’ım,


452

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

beni tövbe edip sana yönelen ve maddi manevi kirlerden arınıp tertemiz olan kullarından eyle).”

186. BAB: EZANIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1035. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar ezan okumanın ve namazda birinci safta bulunmanın ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi, müezzinlik yapmak veya ilk safta yer almak için birbirleriyle yarışır, hatta münakaşa ederlerdi; sonra da bunun için kur’a çekmekten başka çare bulamasalardı, bu sevaba nail olabilmek için kur’a bile çekerlerdi. Eğer camiye erken gitmenin ne kadar faziletli olduğunu bilselerdi, camiye ilk varan kişi olmak için birbirleriyle yarışa girerlerdi. Şayet cemaatle kılınan yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek ve sürünerek de olsa bu iki namaza mutlaka gelirlerdi.” 1036. Muâviye radıyallahu anh rivayet ediyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i: “Müezzinler, Mahşer Günü insanların en uzun boylu –yani en yüksek mertebeye sahip– olanlarıdır.” buyururken işittim. 1037. Abdullah bin Abdurrahman bin Ebu Sâsaa’dan rivayet edildiğine göre, Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh ona şöyle demiştir: “Ey Abdullah! Görüyorum ki, sen koyunları ve kır hayatını seviyorsun. Koyunlarının arasında veya kırda iken, kılacağın her farz namazdan önce ezan oku. Okurken de sesini iyice yükselt. Çünkü müezzinin sesini işiten cinler, insanlar ve diğer bütün varlıklar, Mahşer Günü ezan okuyanın lehine şahitlik edeceklerdir.” Ebu Saîd, sözlerine devamla: “Ben bunu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim.” dedi. 1038. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namaz için ezan okununca, şeytan ezanı duymamak için arkasını dönüp çirkin sesler çıkararak kaçar. Ezan bitince tekrar gelir. Namaz için kamet edilince, yine arkasını dönüp kaçar. Kamet bittiğinde yine gelir ve kişi ile nefsi arasına sokulur. Eğer o kişi namazda okuduğu ayet ve duaların manasını biliyor, zihnini ve gönlünü bu manalar üzerinde yoğunlaştırarak na-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

453

mazını bilinçli bir şekilde kılıyorsa, ona fazlaca vesvese veremez. Fakat ne dediğini bilmeden, adeta mekanik hareketlerle namazını kılıyorsa, o kişinin vesveseye hazır olan zihnini sürekli meşgul eder. Ona, “Şunu hatırla, şunu hatırla…” diyerek, namazdan önce aklında olmayan şeyleri hatırlatır. Sonunda o kişi, kaç rekât namaz kıldığını dahi bilemez olur.” 1039. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ezanı ve kameti işittiğiniz zaman, –tuvalet, banyo vb. uygunsuz bir durumda değilseniz– müezzinin söylediklerini tekrar edin. Ancak müezzin “Hayye ales-salâh” dediğinde “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm (Güç ve kudret, ancak yüce Allah’ın elindedir)”; “Hayye alel-felâh” dediğinde “Mâ şâallahu kâne ve mâ lem yeşe’ lem yekün (Allah ne dilerse o olur, O’nun dilemediği hiçbir şey gerçekleşmez)” ve sabah ezanında “Es-salâtu hayrun minen-nevm” dediğinde “Sadakte ve bererte (Doğru söyledin ve iyi yaptın)” deyin. Kamette de “Kad kâmetis-salâh” dediğinde, “Ekamehallahu ve edâmehâ (Allah bu dini ve bu namazı hep ayakta tutsun ve devam ettirsin)” diye karşılık verin. Bunların her birini, müezzin aralarda durduğunda söyleyin. Birkaç minarede aynı anda ezan okunuyorsa, size en yakın olanın sözlerini tekrar etmeniz yeterlidir. Sonra “Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed” diyerek bana salâvat getirin. Çünkü kim bana bir defa salâvat getirirse, Allah ona on defa rahmet ve mağfiret edip günahlarını bağışlayarak salât eder. Daha sonra, 1041 numaralı hadiste geçen duayı okuyarak benim için Allah’tan vesileyi yani günahkâr kulların bağışlanması için şefaat yetkisini isteyin. Vesile, cennette bulunan ve Allah’ın kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır ki, inşallah o kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için vesileyi isteyen kimseye şefaatim vacip olur.” 1040. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ezanı işittiğiniz zaman, siz de müezzinin söylediklerini söyleyin.” 1041. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ezanı işittiği zaman, ezanın sonunda “Allahumme Rabb’e hâzihidda’vetit-tâmmeti ves-salâtil-kâimeh. Âti Muhammedenil-vesîlete velfadîlete veb’ashu makâmem mahmudenil-lezî vaatteh. İnneke lâ tuhlifulmîâd (Ey bu mükemmel davetin ve kılınacak namazın sahibi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi ve fazileti ver. Onu, kendisine vadetmiş olduğun övgü makamına ulaştır. Şüphesiz sen, verdiğin sözden asla caymazsın.)” diye dua ederse,


454

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Mahşer Günü o kimseye şefaatim vacip olur.” 1042. Sa’d bin Ebî Vakkas radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim müezzini işittiği zaman, “Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; O, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır ve yine şehadet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Rab olarak Allah’tan, Peygamber olarak Muhammed’den, din olarak da İslam’dan razı oldum.” diye dua ederse, küçük günahları bağışlanır.” 1043. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ezan ile kamet arasında yapılan dua geri çevrilmez.”

187. BAB: NAMAZIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Sana Rabb’in tarafından gönderilen bu muhteşem Kitabı hem kendine, hem de başkalarına okumak suretiyle onun aydınlatıcı yolunu izle ve beş vakit namazı hayatın merkezine yerleştirerek, dikkat ve özenle, mümkün olabildiğince cemaatle birlikte, dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı her türlü çirkinlik ve kötülüklerden alıkoyar. Bununla birlikte, Allah’ı her an ve her yerde hatırlayıp anmak, elbette daha etkileyici ve daha önemlidir. Unutmayın ki, Allah yaptığınız her şeyi bilmektedir. (Ankebut, 29/45) Konu ile İlgili Hadisler: 1044. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ne dersiniz; birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve o kişi her gün o nehirde beş defa yıkansa, kendisinde kir namına bir şey kalır mı? diye sordu. Sahâbîler: — Hayır, onda asla kir kalmaz ya Rasulullah, dediler. Peygamberimiz de: İşte beş vakit namaz da böyledir. Bu beş vakit namaz sayesinde Allah, bütün küçük günahları silip yok eder. Yahut kıldığı beş vakit namaz sayesinde Allah, kulunun günahlardan uzak durmasını ve tertemiz, dosdoğru bir hayat yaşamasını sağlar. Zira namaz bilinciyle günde beş vakit Rabb’inin huzuruna çıkıp O’na hesap veren bir insanın, bilerek ve isteyerek büyük günah işlemesi çok zordur, buyurdu.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

455

1045. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namaz, sizden birinizin kapısının önünden akan ve her gün içinde beş defa yıkandığı büyük bir ırmağa benzer. Her gün beş kez bu ırmakta yıkanan bir insan nasıl her türlü kirden arınıp tertemiz olursa, günde beş vakit Rabb’inin huzurunda duran bir insan da namazın etkisiyle kötülüklerden uzaklaşıp iyiliklere yönelir ve İslam’a uygun bir hayat yaşar. Böylece, günahlarından arınarak iman ve ahlak bakımından tertemiz, pırıl pırıl bir mümin olur.” 1046. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Ebu’l-Yusr adında bir sahabi, kendisinden hurma satın almak için evine gelen bir kadını zorla tutup öpmüştü. Sonra da yaptığına pişman olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve gözlerinden yaşlar boşanarak durumu ona anlattı. Aslında Ebu’l-Yusr, Akabe biatlerine ve Bedir savaşına katılmış iyi bir Müslümandı. Fakat nasıl olduysa, bir an gaflete düşüp bu günahı işlemişti. Bunun üzerine Allah, “Gündüzün iki ucunda bulunan sabah, öğlen ve ikindi vakitlerinde ve gecenin gündüze yakın saatlerindeki akşam ve yatsı vakitlerinde namazı özenle ve dikkatle kılmaya devam et! Çünkü ibadet ve iyilikler, küçük günahları silip yok eder, insan ruhunu eğitip olgunlaştırarak kötülükleri ortadan kaldırır.” (11-Hud: 114) ayetini indirdi. Aslında bu ayet, bundan yıllar önce Mekke’de indirilmişti. Fakat Allah, o gün o meseleye çözüm olarak o ayeti okumasını Peygamberi’ne ilham etmişti. Bunun üzerine Ebu’l-Yusr: — Ey Allahın Rasulü! Ayette bildirilen bu af müjdesi yalnızca benim için mi geçerlidir? dedi. Peygamberimiz: — Hayır! Bu müjde, senin durumunda olan, yani yaptığı kötülüğün hemen ardından samimi olarak tövbe eden bütün ümmetim içindir, buyurdu. 1047. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz, iki cuma namazı ve iki Ramazan orucu, aralarında işlenecek küçük günahların bağışlanmasını sağlar.” 1048. Osman bin Affân radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Bir Müslüman, farz namazın vakti gelince güzelce abdest alır, saygı ve huşu içinde, rükûunu ve sücudunu da tam yaparak namazını kılarsa, – büyük günah işlemediği takdirde– bu namaz, önceki küçük günahlarının


456

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

bağışlanmasına vesile olur. Ve bu, her zaman kılınacak farz namazlar için geçerlidir.”

188. BAB: SABAH VE İKİNDİ NAMAZININ FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1049. Ebu Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kimi insanlar sabah ve ikindi namazlarını uyku, alışveriş, tembellik gibi sebeplerle geciktirir, bezen de hiç kılmazlar. Kim beş vakit namaza devam eder, özellikle de bu iki serinlik namazını aksatmadan kılarsa, büyük günah işlemediği takdirde, kesinlikle cennete girer.” 1050. Ebu Züheyr Umâre bin Ruveybe radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sabah ve ikindi namazlarını kastederek: “Allah’ın farz kılmış olduğu beş vakit namazı kılan, özellikle de güneş doğmadan önce tatlı uykusundan uyanarak ve güneş batmadan önce gündüzün yoğun meşgalesini ibadet için terk ederek namaz kılan kişi, asla cehenneme girmeyecektir.” buyurdu. 1051. Cündüb bin Abdullah bin Süfyân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namazı, özellikle de sabah namazını cemaatle kılan bir mümin, bizzat Allah’ın koruma garantisi altındadır. Onun malına, canına ve namusuna kast eden, doğrudan Allah’a savaş açmış demektir. Sakın Allah, kendi himayesi altında bulunan bir şeyi ihlal ettiğiniz için sizden hak talebinde bulunmasın! Çünkü Allah, bu konuda hak talep ettiği kimseyi yakalayıp yüzüstü cehenneme atar. Gerçi sabah namazını kılmasa ve hatta ibadetlerini yerine getirmese bile, her müminin malı, canı ve namusu dokunulmaz olup koruma altındadır. İman etmeyenler dahi böyledir. Ancak kulluk görevini titizlikle yerine getiren bir mümine karşı işlenen suç, diğerlerine göre çok daha ağır bir cezayı gerektirir. Örneğin, sıradan bir insana küfretmek ile Ashaptan birine küfretmek arasında çok büyük fark vardır. 1052. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Gece ve gündüz melekleri, nöbetleşe olarak aranızda bulunur ve sabah namazı ile ikindi namazlarında bir araya gelerek nöbet değişimi yapar-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

457

lar. Böylece, gündüz melekleri mesaiye başlar, geceleyin aranızda kalmış olanlar da Allah’ın huzuruna çıkarlar. Allah celle celâluh, kullarının hâlini çok iyi bildiği hâlde, kendisine hakkıyla kulluk edenlerin ne büyük bir üstünlük ve iltifata lâyık olduklarını göstermek için, meleklere: — Kullarımı ne hâlde bıraktınız? diye sorar. Melekler: — Sabahleyin yanlarına vardığımızda da, ikindi vakti yanlarından ayrılırken de namaz kılıyorlardı, derler. 1053. Cerîr bin Abdullah el–Becelî radıyallahu anh anlatıyor: Bir akşam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idik. Dolunay hâlindeki aya bakarak şöyle buyurdu: “Sizler şu Ay’ı nasıl hiçbir güçlük çekmeden ve izdihama kapılmadan açık ve net olarak görebiliyorsanız, Rabb’inizi de cennette öyle ayan beyan göreceksiniz. O hâlde, bu büyük nimete nail olabilmek için, kulluk ve ibadetinizi eksiksiz yerine getirmeye gayret edin. Özellikle de, güneş doğmadan ve batmadan önceki namazları elinizden geldiğince kaçırmamaya çalışın. Ne sabahın tatlı uykusunun, ne de ikindi vaktindeki alışveriş ve kazanç hırsının sizi sabah ve ikindi namazlardan alıkoymasına izin vermeyin!” Diğer bir rivayette, “Peygamber aleyhisselâm, ayın on dördüncü gecesi aya bakmıştı.” ifadesi yer almaktadır. 1054. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim unutma, uyuyakalma, ölüm tehlikesi gibi meşru bir mazereti olmaksızın ikindi namazını terk ederse, o gün işlediği amelleri neredeyse boşa gider. Yani o gün yaptığı ibadetlerden kazanacağı sevap, ikindiyi kılanlara göre o kadar azalır ki, adeta hiç ibadet etmemiş gibi olur.”

189. BAB: CAMİLERE DEVAM ETMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1055. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim beş vakit namazını kılmak ve Müslümanlar arasındaki ders, sohbet, yardımlaşma gibi sosyal faaliyetlere katılmak üzere sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allah ona cennette bir ikram, bir ziyafet hazırlatır.”


458

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1056. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse evinde abdest, gusül veya teyemmüm alarak güzelce temizlenir, sonra Allah’ın emrettiği farz ibadetlerden birini yerine getirmek amacıyla Allah’ın evlerinden birine giderse, attığı adımlardan her biri bir günahı silip yok eder, diğeri de onu bir derece yükseltir.” 1057. Übey bin Kâb radıyallahu anh diyor ki: Peygamber zamanında bir adam vardı ki, mescide ondan daha uzakta oturan bir başkasını tanımıyorum. Buna rağmen, cemaatle kılınan hiçbir namazı kaçırmazdı. Ona: — Bir merkep alsan da hava karanlık veya sıcak olduğunda ona binsen daha iyi olmaz mı? dedim. Adam: — Doğrusu, camiye bir binekle gelmeyi veya evimin caminin hemen yanında olmasını hiç istemezdim. Çünkü mescide her gelişimde ve evime her dönüşümde, adımlarımın bana sevap olarak yazılacağını ümit ediyorum, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de ona: — Allah, bunların hepsini senin için toplayıp sevap olarak yazdı, buyurdu. 1058. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Mescid-i Nebevi’nin etrafındaki bazı arsalar boşalmıştı. Bunun üzerine, Selime Oğulları kabilesi mescide birkaç kilometre uzaklıkta bulunan evlerini satıp Mescid-i Nebevî’nin yakınına taşınmak istediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu haber alınca, onlara: — Duyduğuma göre, mescidin yakınına göç etmek istiyormuşsunuz, öyle mi? diye sordu. Onlar da: — Evet ya Rasulallah, bunu yapmayı ve sana komşu olmayı çok arzu ediyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Selime Oğulları! Bu düşüncenizi takdirle karşılıyorum. Ancak Medine’nin güvenliği bakımından, bu stratejik bölgeyi terk etmeniz uygun olmaz. Orada kalmaya devam ederseniz, bana komşu olmaktan çok daha büyük sevap kazanırsınız. Onun için yerinizde kalın ki, camiye gelirken atacağınız her adım, size sevap olarak yazılsın. Yerinizde kalın ki, atacağınız her adım size sevap olarak yazılsın, buyurdu. Onlar da: — Öyleyse, biz de taşınmaktan vazgeçiyoruz, dediler.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

459

Buhârî de bu anlamdaki bir hadisi Enes bin Malik’ten rivayet etmiştir. 1059. Ebu Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazdan en büyük sevabı kazananlar, camiye en uzak mesafeden yürüyerek gelenlerdir. Yatsı namazını imamla birlikte kılmak için bekleyen kimsenin sevabı da, namazı tek başına kılıp uyuyan kimsenin alacağı sevaptan daha büyüktür.” 1060. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Karanlık gecelerde yatsı ve sabah namazı için camilere yürüyerek gidenleri, Mahşer Günü kendilerine cennet yolunu aydınlatacak tam ve mükemmel bir nur ile müjdeleyin.” 1061. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Size, Allah’ın günahları bağışlamasına ve dereceleri yükseltmesine vesile olan hayır yollarını göstereyim mi? diye sordu. Ashab-ı Kiram: — Evet ya Rasulallah, dediler. Peygamberimiz: — Bazen meşakkatli de olsa abdesti tam almak, her namazı cemaatle kılmaya gayret ederek camilere adımları çoğaltmak ve ibadet bilincini zihinde ve gönülde sürekli canlı tutarak, namazdan sonra gelecek namazı beklemek. İşte bunlar, cephede nöbet beklemek kadar sevap kazandıran ibadetlerdir, buyurdu. 1062. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bir kimsenin camiye ve cemaate devam etmeyi alışkanlık hâline getirdiğini görürseniz, onun gerçek bir mümin olduğuna şahitlik edebilirsiniz. Nitekim Allah celle celâluh buyuruyor ki: “Allah’ın mescitlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan gerçek Müslümanlar imar ederler. Onlar gerek camilerin bakım ve onarım işleriyle uğraşarak, gerek namazı cemaatle camide kılarak mescitleri mamur ve ihya ederler. İşte onların, doğru yola erişen kimselerden olmaları umulabilir (9-Tevbe; 18).” Bu hadis, senet zincirinde yer alan Derrâc Ebu’s-Semh sebebiyle zayıftır.


460

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Derrâc’ı her ne kadar Yahya bin Maîn ve İbn-i Hibbân güvenilir kabul etmişlerse de, rical ehlinin neredeyse tamamı onun Ebu’l-Heysem’den rivayetlerini zayıf ve münker saymışlardır. (Zehebî, El-Kâşif: 1473; El-Muğnî fi’d-Duafâ: 2039; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb: 1824; Tehzîbu’t-Tehzîb: 397; Ukaylî, Duafâ: 471; Makrîzî, el-Kâmil fi’d-Duafâ: 647; Aynî, Meğâni’l-Ahyâr: 636; İbnu’l-Müberred, Bahru’d-Dem: 280; İbnu’l-Cevzî, Ed-Duafâ: 1175) Bununla birlikte, hadisin manası sahih olup, cami ve cemaate devam etmenin fazileti hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır.

190. BAB: NAMAZI BEKLEMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1063. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, evine gitmesine hiçbir engel olmadığı hâlde, sırf namaz kılmak amacıyla camide beklediği sürece, namazda sayılır. Bu esnada gıybet, iftira, dedikodu vb. çirkin davranışlardan uzak durup tefekkür, tilavet, dua, zikir, sohbet gibi işlerle meşgul olursa, beklediği namaz vakti girinceye kadar, sürekli namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır.” 1064. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Sizden biriniz camide veya başka bir yerde namaz kıldıktan sonra, abdestini bozmadan ve günah sayılan bir iş yapmadan namaz kıldığı yerde oturup ilim öğrenme, dua, zikir, tefekkür gibi hayırlı işlerle meşgul olduğu müddetçe, melekler kendisine: “Allah’ım; onu bağışla, ona merhamet eyle!” diye dua ederler. 1065. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gece yatsı namazını gece yarısına kadar geciktirmişti. Namazı kıldırdıktan sonra yüzünü bize dönerek şöyle buyurdu: “Sizden başka herkes namazını kılıp uykuya daldı. Sizler ise, namazı beklemeye başladığınızdan bu yana, hiç durmadan namaz kılıyormuş gibi sevap kazanmaya devam ettiniz.”

191. BAB: CEMAATLE NAMAZ KILMANIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1066. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre,


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

461

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Camide cemaatle kılınan yatsı ve sabah namazları, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir. Diğer namazların camide kılınması ise, yirmi beş kat daha faziletlidir.” 1067. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin camide cemaatle kıldığı öğle, ikindi ve akşam namazlarının sevabı, evinde veya iş yerinde kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. Çünkü o kimse güzelce abdest alır, sonra sadece namaz kılmak amacıyla camiye gelirse, camiye varıncaya kadar attığı her adım sayesinde bir derece yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Camiye girince de, namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi sevap kazanmaya devam eder. Namazını kıldıktan sonra, kimseye eliyle veya diliyle eziyet vermeden ve abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde beklediği sürece, melekler ona: “Allah’ım; onu bağışla, Allah’ım; ona merhamet eyle!” diye dua ederler. O kimse namazı beklediği sürece, namazda gibidir. İşte bu sebeplerden dolayı, cami veya mescitte cemaatle kılınan namaz, başka yerde kılınan namazdan –cemaatle kılınmış bile olsa– yirmi yedi veya yirmi beş kat daha üstündür. Sabah ve yatsı namazları için yirmi yedi, diğer namazlar için yirmi beş kat daha fazla sevap vardır. Ayrıca cami dışında cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha sevaptır.” 1068. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: Abdullah bin Ümmü Mektum adında âmâ bir şahıs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldi ve: — Ya Rasulallah! Beni elimden tutup camiye getirecek bir kimsem yok, diyerek, namazı evinde kılabilmek için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den kendisine izin vermesini istedi. Rasulullah da izin verdi. Adam tam dönüp giderken, Peygamber onu çağırarak: — Namaz için ezan okunduğunu işitiyor musun? diye sordu. Abdullah: — Evet, cevabını verdi. Peygamber aleyhisselâm da: — O hâlde, cemaat sevabını kaçırmak istemiyorsan, davete icabet et ve ne yapıp edip camiye gel, buyurdu. 1069. Amr bin Kays adıyla da bilinen Peygamber’in meşhur müezzini Abdullah bin Ümmü Mektum radıyallahu anh anlatıyor: Ben kendisinden izin iste-


462

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

mek üzere Peygamber’e: — Ya Rasulallah! Bildiğiniz gibi, ben gözleri görmeyen biriyim. Medine ise yılan, akrep gibi zehirli haşereleri ve aslan, kurt, yabani köpek gibi yırtıcı hayvanları çok olan bir yerdir. Beş vakit namazı camide cemaatle değil de evimde kılabilir miyim? dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm: — Hayır. Mademki “Hayye ale’s–salâh, hayye ale’l–felâh (Haydi namaza, haydi kurtuluşa!)” çağrısını işitiyorsun, o hâlde, birçok hayır ve sevaptan mahrum kalmamak için, “Haydi namaza!” buyurdu. 1070. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, şu camiye gelmeyip namazlarını evlerinde kılan insanları gördükçe bazen içimden öyle geçiyor ki, bir yığın odun toplatayım, arkasından namaz için ezan okunmasını emredeyim, sonra bir adama cemaate imam olmasını söyleyeyim, sonra da o namaza gelmeyen adamlara gideyim de, evlerini yakıp başlarına yıkayım!” 1071. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh şöyle dedi: “İçinizden her kim yarın Allah’ın huzuruna Müslüman olarak çıkmak istiyorsa, şu farz namazları camilerde, ezanların okunduğu yerde kılsın. Bakınız; Allah celle celâluh, Peygamberiniz için mutlaka uymanız gereken birtakım hidayet yolları belirlemiştir. İşte bu namazlar da hidayet yollarındandır. Şayet siz de cemaati terk eden şu adamlar gibi namazları evinizde kılacak olursanız, Peygamberinizin hayati öneme sahip bir sünnetini terk etmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terk edince de sapıklığa düşersiniz. Vallahi ben, ikiyüzlülüğü herkes tarafından bilinen münafıklardan başka, içimizden hiç kimsenin cemaatten geri kalmadığı günleri çok iyi bilirim. Öyle ki, adam hasta bile olsa, iki kişinin kolları arasında sallanarak namaza getirilir ve güçlükle safa yerleştirilirdi. Yine de camiyi ve cemaati terk etmezdi.” Müslim’in diğer bir rivayetinde Abdullah bin Mesud şöyle demiştir: “Bakın; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize hidayet yollarını öğretmiştir. İçinde ezan okunan mescitlerde namaz kılmak da bu hidayet yollarındandır”. 1072. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir şehirde, köyde veya kırda üç Müslüman bulunur da içlerinden birini imam seçip namazı birlikte kılmazlarsa, şeytan onları ele geçirmiş demek-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

463

tir. Çünkü Allah’ın yardımına, ancak Kur’an şemsiyesi altında ortak bir hedef için birbirleriyle kenetlenmiş Müslümanlar nail olabilirler. Onun için siz siz olun, Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin teminatı olan camiden ve cemaatten uzak kalmayın. Unutmayın ki, sürüden ayrılan koyunu kurtlar kapar.”

192. BAB: ÖZELLİKLE SABAH VE YATSI NAMAZLARINI CEMAATLE KILMAYA TEŞVİK Konu ile İlgili Hadisler: 1073. Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, yatsıdan gece yarısına kadar hiç durmadan nafile namaz kılmış gibidir. Yatsı ile birlikte sabah namazını da cemaatle kılan kimse ise, bütün gece sabaha kadar namaz kılmış gibidir.” Tirmizî’nin yine Osman bin Affân radıyallahu anh’dan naklettiği bir rivayette şu ifadeler yer almaktadır: Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur “Her kim yatsı namazını camide cemaatle kılarsa, yatsıdan gece yarısına kadar nafile namaz kılmış gibi sevap kazanır. Hem yatsı, hem de sabah namazını cemaatle kılan kişi ise, bütün gece sabaha kadar namaz kılmış gibi sevap kazanır.” 1074. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar cemaatle kılınan yatsı namazı ile sabah namazının üstünlük derecesini bilselerdi, emekleyerek ve sürünerek de olsa, bu iki namaza mutlaka gelirlerdi.” 1075. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh ‘den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Bu yüzden onlar, sabah ve yatsı namazı için camiye çok nadir gelirler. Şayet insanlar bu iki namazda ne büyük ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi.”

193. BAB: FARZ NAMAZLARIN ÖNEMİ


464

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

FARZ NAMAZLARA DEVAM ETMENİN EMREDİLİP TERK ETMENİN KESİN OLARAK YASAKLANMASI ve TERK EDENLERİN AZAP İLE UYARILMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Dinin direği olan namazları, her türlü aşınmaya, pörsümeye, yıpranmaya, gevşemeye karşı titizlikle koruyun. Namazı mekanik hareketlere dönüştürmeden, okuduklarınızı anlayıp özümsemeye çalışarak, vaktinde ve gereği gibi kılın ve iş hayatının insanı en çok meşgul ettiği, namazın geciktirilmesine, çabucak kılınıp geçiştirilmesine ve hatta terk edilmesine sebep olan vakitlerdeki namazlara, örneğin, ikindi namazına gereken dikkat ve özeni gösterin. Daha da önemlisi, namazınızın, ibadetin bütün güzelliklerini içinde barındıran, bireyi ve toplumu her türlü aşırılıktan, kötülükten uzak tutan bir namaz olmasına gayret edin. Sizi üstün ahlakî meziyetlerle donatarak dengeli, ölçülü, uyumlu, âdil, iyiliksever ve orta yolu izleyen bir ümmet konumuna yükseltecek olan bu namazları, yani orta namazı titizlikle muhafaza edin ve bunun için, yürekten bir saygı ve bağlılıkla Allah’ın huzurunda kıyama durun. (Bakara, 2/238) 2. Sizinle yaptıkları antlaşmaya ihanet eden kâfirlerle savaşıp onları ele geçirirseniz, şayet özgür iradeleriyle Müslümanlığı tercih ederek tövbe eder ve bu tövbenin göstergesi olan namazı kılar, zekâtı verirlerse, onları serbest bırakın. (Tevbe, 9/5) Konu ile İlgili Hadisler: 1076. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah, Allah’ın en sevdiği amel hangisidir? diye sordum. — Vaktinde kılınan namazdır, diye cevap verdi. — Sonra hangisidir? dedim. — Ana babaya iyilik etmek, buyurdu. — Daha sonra hangisidir gelir? diye sordum. — Allah yolunda cihad etmek, buyurdu. 1077. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

465

1. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Elçisi olduğuna şehadet etmek, 2. Namaz kılmak, 3. Zekât vermek, 4. Hacca gitmek, 5. Ramazan orucunu tutmak. 1078. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben İslam’a karşı savaş açan insanlarla, ancak Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Elçisi olduğuna şehadet edinceye, namazı kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman aramızdaki savaş bitmiş, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Yani benim korumam altına girerek mal ve can güvenliğine kavuşmuş olurlar. Ancak İslam’a göre cezayı gerektiren cinayet, hırsızlık, gasp gibi başka bir suç işlerlerse, o zaman başka. Kelime-i şehadet getiren herkesi Müslüman kabul etmek durumundayım. Onların gizli niyetlerinin hesabı ise Allah’a aittir. İnsanların niyetlerini sorgulamak ve onları bundan dolayı yargılamak benim görevim değildir.” 1079. Muaz bin Cebel radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beni vali olarak Yemen’e gönderirken şunları söyledi: “Sen Allah’a, ahiret gününe, geçmiş Peygamberlere ve kitaplara inanmakla birlikte, benim Peygamberliğimi reddeden kitap ehli bir topluma, yani Yahudi ve Hıristiyanlara vali olarak gidiyorsun. Onları, öncelikle Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Şayet bu çağrına uyup sana itaat ederlerse, o zaman Allah’ın onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Eğer buna da itaat ederlerse, Allah’ın onlara, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere zekâtı farz kıldığını bildir. Buna da itaat edip uydukları takdirde, zekât alırken onların mallarının en gözde ve kıymetli olanlarını almaktan sakın. Mazlumun bedduasından da kork, çünkü onun duası ile Allah arasında perde yoktur.” 1080. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim:


466

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Gerçek şu ki, kişi ile şirk ve küfür arasında, namazı terk etmek vardır.” Şirk, Allah’a ortak koşmak, yani O’nun varlığını ve yaratıcılığını kabul etmekle birlikte, putlara veya diğer varlıklara tapmaktır. Küfür ise, İslam’ı tamamen veya kısmen inkâr etmek, kâfir olmak demektir. Müslüman olduğunu iddia eden bir kimsenin şirke veya küfre girmesini engelleyen şey, namazdır. Namazı terk ederse, artık o kimse ile şirk ve küfür arasında bir engel kalmaz, ya müşrik ya da kâfir olur. Eğer farziyetini inkâr ederek namazı terk ediyorsa, inanç ve itikat bakımından kâfir olur. Artık o kişiye Müslüman muamelesi yapılmaz; öldüğü zaman cenaze namazı kılınmaz ve Müslümanların kabristanına defnedilmez. Eğer namazın farz olduğuna inanıyor, ama tembelliğinden dolayı kılmıyorsa, inanç bakımından kâfir olmasa da, amel ve davranış bakımından kâfir, yani günahkâr olur. 1081. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bizimle onlar (münafıklar) arasındaki temel ayırıcı unsur, namazdır. Dolayısıyla, namazı terk eden kâfir olur.” Münafıklar, kalben iman etmedikleri hâlde Müslümanlık iddiasında bulunan kimselerdir. Onlar namaz kılmaya devam ettikleri sürece, Müslüman sayılır ve Müslümanların yararlandığı haklardan yararlanırlar. Fakat namazı terk etmek suretiyle gerçek inkârcı yüzlerini açığa vuracak olurlarsa, kâfirlerle eşit olurlar ve kendilerine, kâfirlere tatbik edilen hukuk uygulanır. Münafık olmadığı hâlde namazı terk eden kimse ise, kâfire yakışan bir tavır göstermiş ve büyük günah işlemiş olur. 1082. Tâbiun neslinden olan ve büyük bir şahsiyet olduğunda ittifak edilen Şakîk bin Abdullah rahimehullah diyor ki: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı, namazdan başka hiçbir ibadetin terk edilmesini kâfirlik sebebi saymazlardı. Namazın terk edilmesini, neredeyse kişiyi kâfir yapacak derecede büyük bir günah olarak görürlerdi. 1083. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü kulun ilk hesaba çekileceği ameli, namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa kurtuluşa ermiş, başarıya ulaşmış sayılır. Fakat namazı düzgün olmazsa, aldanmış ve hüsrana uğramış demektir. Namazdan hesaba çekilirken farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Allah celle celâluh: — Bakın bakalım, kulumun nafile namazları var mı? der. Böylece, farz-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

467

ların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.”

194. BAB: BİRİNCİ SAFFIN ÖNEMİ NAMAZI EN ÖN SAFTA KILMANIN SEVABI ve ÖNDEKİ SAFLARI TAMAMLAMANIN, SAFLARI SIK ve DÜZGÜN TUTMANIN EMREDİLMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1084. Câbir bin Semure radıyallahu anhumâ anlatıyor: Bir gün Mescid-i Nebevi’de dağınık gruplar hâlinde oturuyorduk. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem odasından çıkıp yanımıza geldi ve: — Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlamak istemez misiniz? buyurdu. Bunun üzerine biz: — Ya Rasulallah! Melekler Rab’lerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Peygamberimiz: — Onlar, öndeki safları tamamlarlar ve aralarında en ufak bir boşluk, gedik bırakmaksızın birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar. O hâlde, sizler de özellikle namaz kılarken en ön saftan itibaren saflar arasında hiçbir boşluk bırakmamalı, bir saf tamamlanmadan sonraki saffa başlamamalısınız. Ayrıca, saflar arasında boşluk kalmaması için birbirinize iyice yaklaşmalı ve omuz omuza durmalısınız, buyurdu. 1085. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar ezan okumanın ve namazda birinci safta bulunmanın sevabını bilselerdi, müezzinlik yapmak veya ilk safta yer almak için birbirleriyle yarışır, hatta münakaşa ederlerdi. Sonra da bunun için kur’a çekmekten başka çare bulamasalardı, bu sevaba nail olabilmek için kur’a bile çekerlerdi. 1086. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Erkeklerin en çok sevap kazanacağı saf en öndeki, en az sevap kazanacakları da saf en arkadaki saftır. Kadınların ise en çok sevap kazanacağı saf en arkadaki, en az sevap kazanacakları saf en öndeki –yani erkeklere en yakın olan– saftır. Fakat kadınlar erkeklerin bulunmadığı bir yerde kendi aralarında namaz kılıyorlarsa, onların en fazla sevap kazanacağı saf en öndeki saf,


468

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sevabı en az olanı da en arkadaki saftır.” 1087. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ashaptan bazılarının gerilerde saf tutmaya çalıştığını gördü. Bunun üzerine, onları uyararak: — Öne doğru gelin ve bana uyun! Sizden sonrakiler de size uysunlar. Dikkat edin; bir topluluk sevap ve iyilik konusunda ilerlemeye çalışmayıp geride kalmakta ısrar ederse, Allah da onları geri bırakır, buyurdu. 1088. Ebu Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namaza başlayacağımız zaman eliyle omuzlarımıza dokunarak saflarımızı düzeltir ve şöyle buyururdu: “Safları sık ve düzgün tutun, eğri büğrü durmayın. Sonra kalpleriniz de eğrilir, birlik ve beraberliğinizi kaybedersiniz. Namazda benim hemen arkamda, bilgi ve tecrübe sahibi kimseler dursun. Onların arkasında da, geriye doğru sırayla, bilgi ve tecrübesi daha az olanlar saf tutsun.” 1089. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı düzgün tutun. Çünkü safların düzgün tutulması, namazın tamamlayıcı unsurlardandır. Safları düzgün olmayan bir namaz ne kadar güzel kılınırsa kılınsın, eksik bir namazdır.” Buhârî’nin bir rivayetinde, ifade şu şekildedir: “Çünkü safların düzgün tutulması, namazın düzgün olmasını sağlayan unsurlardandır.” 1090. Yine Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Bir defasında namaz kılmak için kamet getirilmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mihraba geçtikten sonra bize yüzünü dönerek şöyle buyurdu: “Saflarınızı dümdüz tutun ve birbirinize sımsıkı yapışıp kenetlenin! Şunu da iyi bilin ki, ben namaz kılarken sizi arkamdan da görüyorum.” Allah Teâlâ Peygamberlerine, risalet görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için diğer insanlara vermediği bazı üstün yetenekler bahşetmiştir. Bu itibarla Peygamber alehhisselam, önünde olup bitenleri gördüğü gibi, arka tarafta yapılıp edilenleri de görmekteydi. Nitekim Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben sizin görmediklerinizi görüyor, işitmediklerinizi işitiyorum. Vallahi benim bildiklerimi bilmiş olsaydınız az güler,


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

469

çok ağlardınız.” (Tirmizî, Zühd: 9; İbn-i Mâce, Zühd: 19; Buhârî, Rikak: 27) Buhârî’nin başka bir rivayetinde, Enes’in şu sözü nakledilir: “Biz namaz için saf tutarken, her birimiz omzunu yanındakinin omzuna, ayağını da yanındakinin ayağına bitiştirirdi. Böylece kelimenin tam anlamıyla, tuğlaları birbirine perçinlenip kenetlenmiş bir duvar gibi olurduk.” 1091. Numân bin Beşîr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ya namaz kılarken saflarınızı düzeltirsiniz, ya da Allah yüzlerinizi ayrı ayrı yönlere çevirir! Cemaatle namaz kılarken, tıpkı cephede düşman karşısında saf tutarcasına, “tuğlaları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi” (61-Saff: 4) omuz omuza saf bağlayın. Safları son derece sık ve düzenli tutun. Aksi hâlde, namaz saflarındaki düzensizlik ve eğrilik, sizin bakış açınıza, ruh dünyanıza da olduğu gibi yansır. Böylece ihtilafa düşer, birlik ve beraberliğinizi kaybederek siyasi, askeri, ekonomik vb. alanlarda başarısızlığa mahkûm olursunuz. Düşman karşısında çözülür, gücünüzü kaybedip parçalanırsınız. Çünkü namazda safların düzenli olmayışı, müminlerin ortak hedef ve gayeye sahip olmadıklarının, fikren ve ruhen bölünüp parçalandıklarının, aralarında kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma duygularının zaafa uğradığının göstergesidir.” Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve selem namaza durmadan önce, sanki ok kutusundaki okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna iyice alıştığımızı görünceye kadar da böyle yapmaya devam etti. Yine bir gün namaza çıkıp namaz kıldıracağı yerde durmuştu. Tam tekbir almak üzereyken, göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü ve: “Ey Allah’ın kulları! Ya saflarınızı düzeltirsiniz, ya da Allah kalplerinize kin ve düşmanlık koyarak sizi ihtilâfa düşürüp yüzlerinizi ayrı ayrı yönlere çevirir.” buyurdu. 1092. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ anlatıyor: Namaz için saf tuttuğumuz zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ileri geri gidenleri düzeltmek için eliyle göğüslerimize ve omuzlarımıza dokunarak saffı bir baştan bir başa dolaşır ve şöyle buyururdu: “Eğri büğrü durmayın, yoksa kalpleriniz de eğrilir ve aranızdaki dostluk düşmanlığa, birlik ihtilafa dönüşür.” Ayrıca derdi ki:


470

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“İlk saflarda bulunanlara Allah rahmet, melekler de dua ederler.” 1093. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı sık ve düzgün tutun! Omuzları bir hizaya getirin, aradaki boşlukları doldurun. Önündeki boşluğu doldurmayan kardeşinizi, nazikçe elinden tutup yanınıza çekin, saflar arasında şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayın. Her kim saflardaki boşlukları tamamlarsa, Allah da ona nimetlerini tamamlar. Kim de safları kesintiye uğratırsa, Allah da ona verdiği nimetleri kesintiye uğratır.” 1094. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Saflarınızı sık tutun ve saflar arasındaki boşluğu en aza indirin. Boyunlarınızı da bir hizaya getirin. Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, şeytanın siyah bir kuzu gibi safların boş kalmış aralıklarından girdiğini görüyorum.” 1095. Yine Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Önce ilk saffı tamamlayın, sonra da sırayla arkadaki safları doldurun. Tamamlanmayan bir saf kalacaksa, bu en arkadaki saf olsun.” 1096. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah, safların sağ tarafında bulunanlara rahmet eder, melekler de onlara dua ederler.” Bu hadisi Ebu Davud, Müslim’in şartlarına uygun bir senetle rivayet etmiştir. Ancak hadisin senet zincirinde, Üsâme bin Zeyd el-Leysî adında güvenirliği şüpheli bir ravi vardır. Üsâme bin Zeyd el-Leysî, bu hadisi kendisinden daha güvenilir ravilere aykırı (şaz) olarak rivayet etmiştir. Hadisin sahih rivayetlerdeki metni şöyledir: “Şüphesiz Allah, cemaatle namaz kılarken safları düzgün tutan ve boşlukları doldurarak safları tamamlayan kimselere rahmet eder, melekler de onlara dua ederler.” 1097. Berâ radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldığımız zaman, yüzünü döndüğünde karşısında olabilmek için, onun sağ tarafında olmayı arzu


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

471

ederdik. Çünkü o, namazı bitirince genellikle sağ tarafından dönerdi. Bir defasında, selam verdikten sonra bize dönerken şöyle dua ettiğini işittim: “Kullarını diriltip huzurunda toplayacağın gün, beni azabından koru Ya Rab!” 1098. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cemaatle namaza dururken, sağlı sollu saffa durarak imamı ortanıza alın ve saflardaki boşlukları doldurun. İlk gelen kişi imamın tam arkasında dursun, diğerleri de onun sağına soluna durarak ilk saffı oluştursun. Daha sonra gelenler de, birinci safta olduğu gibi imamın hizasında başlamak üzere, sağlı sollu durarak saffı tamamlasınlar.” Bu hadis, senet zincirinde yer alan iki meçhul (bilinmeyen) raviden dolayı zayıftır. Bu iki ravi Yahya bin Beşîr ve annesidir. Ancak hadisin “saflardaki boşlukları doldurun” cümlesi, başka sahih senetlerle ayrıca rivayet edilmiştir. Bununla birlikte, zayıf olan “imamı ortanıza alın” cümlesi de mana itibariyle doğrudur.

195. BAB: SÜNNET NAMAZLARIN FAZİLETİ FARZLARDAN ÖNCE ve SONRA KILINAN SÜNNET NAMAZLARIN FAZİLETİ ve MİKTARI Konu ile İlgili Hadisler: 1099. Müminlerin annesi ve Rasulullah’ın hanımı Ümmü Habîbe Remle Binti Ebu Süfyân radıyallahu anhumâ diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Bir Müslüman, yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için her gün farzların haricinde sünnet olarak on iki rekât namaz kılarsa, Allah ona cennette bir köşk hazırlatır.” 1100. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte, sabah namazından önce iki, öğle namazından önce iki, öğle namazından sonra iki, cuma namazından sonra iki, akşam namazından sonra iki ve yatsı namazından sonra iki rekât olmak üzere, bir günde toplam on rekât sünnet namaz kıldım. 1101. Abdullah bin Muğaffel radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üç defa arka arkaya:


472

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Her ezan ile kamet arasında, kılınması meşru olan sünnet namaz vardır.” dedi. Üçüncü defasında da, “Tabi kılmak isteyenler için.” diye ekledi.

196. BAB: SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİN ÖNEMİ Konu ile İlgili Hadisler: 1102. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, öğle namazının farzından önceki dört rekât ile sabah namazının farzından önceki iki rekât sünnet namazı hiç terk etmezdi. 1103. Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazının iki rekât sünnetine diğer nafile namazlardan daha fazla önem verirdi. 1104. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sabah namazının iki rekât sünneti, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.” Müslim’de geçen bir diğer rivayet şöyledir: “Bu iki rekât namaz, bana bütün dünyadan daha sevimlidir.” 1105. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in müezzini Bilâl bin Rebâh radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Bilâl, Rasulullah aleyhisselâm’a sabah namazı vaktinin girdiğini haber vermeye gelmişti. O sırada Âişe, Bilâl’e bazı şeyler sorarak onu meşgul etti. Bu arada ortalık da iyice ağarmaya başlamıştı. Bunun üzerine Bilâl, Rasulullah’a seslenerek namaz vaktinin girdiğini haber verdi. Fakat Peygamberimiz namaza çıkmadı. Bilâl tekrar tekrar çağırmasına rağmen, Peygamber odasından çıkmakta gecikti. Nihayet Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çıkıp mescide gelerek sabah namazını kıldırdı. Daha sonra Bilâl, Peygambere durumu anlattı. Âişe’nin bir şeyler sorarak ortalık ağarıncaya kadar kendisini meşgul ettiğini, Peygamber aleyhisselâm’ın da namaza çıkmakta geciktiğini, bu yüzden ikinci kez seslendiğini söyledi. Bunun üzerine Rasulullah: — Ben o sırada sabah namazının iki rekât sünnetini kılıyordum, dedi. Bilâl: — İyi ama ya Rasulallah, namaza çok geç geldiniz, deyince Peygamber aley-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

473

hisselâm: — Bundan daha fazla geç kalsaydım bile, yine de bu iki rekât sünneti güzelce, itina ile kılardım, buyurdu.

197. BAB: SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİN MAHİYETİ SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİN HAFİFÇE KILINACAĞI; BU NAMAZDA OKUNACAK SURELERİN ve NAMAZIN NE ZAMAN KILINACAĞININ BEYANI Konu ile İlgili Hadisler: 1106. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazının ezanı ile kameti arasında hafifçe ve süratli bir şekilde iki rekât namaz kılardı. Buhârî ile Müslim’in diğer bir rivayetine göre, Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir: Peygamber aleyhisselâm ezanı işittiği zaman sabah namazının iki rekât sünnetini o kadar çabuk kılardı ki, acaba Fatiha suresini okudu mu diye kendi kendime sorardım. Müslim’in bir rivayetine göre, Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ezanı duyduğu –veya tanyeri ağardığı– zaman, sabah namazının sünnetini fazla uzatmadan kılardı. 1107. Hz. Ömer radıyallahu anh’ın kızı ve Peygamber aleyhisselâm’ın hanımı Hafsa radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, müezzin sabah ezanını okuduğu ve tan yeri de ağardığı zaman hafifçe iki rekât sünnet namaz kılardı. Müslim’in diğer bir rivayetine göre, Hafsa şöyle demiştir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazında, tan yeri ağardığı zaman hafifçe kıldığı iki rekât namazdan başka sünnet namaz kılmazdı. 1108. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, gece namazlarını ikişer rekât kılardı. Gecenin sonunda da bir rekât vitir kılarak gece namazını tamamlardı. Sabah namazının farzından önce de, kulağı kametteymiş –yani kametin okunmasına çok az bir zaman kalmış– gibi çabucak iki rekât namaz kılardı.


474

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1109. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazının iki rekât sünnetini kılarken, bazen birinci rekâtta zammı sure olarak, Bakara suresindeki şu ayeti okurdu: “Deyin ki; bizler Allah’a, iman ettiğimiz gibi, bize gönderilen Kur’an ayetlerine, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve sonraki nesillere gönderilen vahiylere, ayrıca Musa’ya ve İsa’ya verilen Kitap ve mucizelere; kısacası, Rab’leri tarafından peygamberlere gönderilen bütün vahiylere inanır, aralarında hiçbir ayrım gözetmeyiz. Çünkü biz, Allah’a gönülden boyun eğen kimseleriz (Bakara, 136).” İkinci rekâtta da şu ayeti okurdu: “Nihayet İsa, onlardaki inkârcı tavrı sezince, etrafındaki müminlere seslenerek: “Allah yolunda zalimlere karşı başlattığım mücadelede kimler bana yardımcı olacak? diye sordu. Bunun üzerine havariler dediler ki: “Allah’ın elçisinin yardımcıları biz olacağız! Zira biz, Allah’a yürekten iman ettik. Şahit ol ki, biz tüm benliğimizle O’na boyun eğmiş kimseleriz (Al-i İmrân; 52).” Diğer bir rivayete göre, Peygamber aleyhisselâm ikinci rekâtta Âl–i İmrân suresindeki şu ayeti okurdu: “De ki; ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkelerde buluşalım: Allah’tan başkasına tapmayalım. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi tanrı mertebesine yüceltip Allah’a ortak koşmayalım. Allah’ın yanı sıra, içimizden birilerini her emrine kayıtsız şartsız itaat edilen efendiler ve Rabler edinmeyelim. Eğer bu çağrıya da olumsuz cevap vererek yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun ki, bizler Allah’ın iradesine gönülden boyun eğen kimseleriz (Âl-i İmrân; 64).” 1110. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazının iki rekât sünnetinde, zammı sure olarak çoğu zaman Kâfirûn ve İhlâs surelerini okurdu. 1111. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ diyor ki: Bir ay boyunca Peygamber aleyhisselâm’ın namazına dikkat ettim, sabah namazının sünnetinde devamlı Kâfirûn ve İhlâs surelerini okuyordu.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

475

198. BAB: SABAH NAMAZININ SÜNNETİNDEN SONRA SAĞ TARAFA UZANMAK KİŞİ GECE NAMAZI KILMIŞ OLSA DA OLMASA DA, SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİ KILDIKTAN SONRA SAĞ YANINA UZANIP YATMASININ MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1112. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazının iki rekât sünnetini kıldıktan sonra, gece namazının yorgunluğunu üzerinden atıp sabah namazının farzını dinç bir şekilde kılmak için, Bilâl kamete başlayıncaya kadar sağ tarafına uzanıp yatardı. 1113. Yine Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yatsı namazını kıldıktan, tan ağarıncaya kadar geçen süre içinde gece namazına kalkar ve iki rekâtta bir selâm vererek on rekât namaz kılar, sonunda da bir rekât vitir eklerdi. Daha sonra yatıp uyurdu. Müezzin sabah ezanını okuduktan sonra tanyeri ağarmaya başlayınca gelip Peygamber’i uyandırır, o da kalkıp süratli bir şekilde iki rekât namaz kılardı. Sonra da müezzin tekrar gelip namaza başlanacağını haber verinceye kadar sağ tarafına uzanırdı. 1114. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz sabah namazının iki rekât sünnetini kıldıktan sonra, farzı zinde bir şekilde kılabilmek için bir süre sağ tarafına uzanıp dinlensin.”

199. BAB: ÖĞLE NAMAZININ SÜNNETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1115. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, öğle namazının farzından önce ve sonra ikişer rekât sünnet namaz kıldım. 1116. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öğle namazının farzından önce kıldığı dört rekât sünnet namazı hiç terk etmezdi.


476

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1117. Yine Âişe radıyallahu anhâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazının farzından önce iki rekât sünnet kılardı. Öğle ezanı okunduğu zaman, öğle namazının farzından önce benim odamda dört rekât sünnet namaz kılar, sonra mescide çıkıp öğle namazının farzını kıldırırdı. Daha sonra eve gelerek iki rekât sünnet daha kılardı. İkindi namazının öncesinde ve sonrasında sünnet namaz kılmazdı. Akşam namazını kıldırdıktan sonra evime gelerek iki rekât sünnet kılardı. Yatsı namazının farzından önce de sünnet namaz kılmaz, farzını kıldırdıktan sonra yine evime gelerek iki rekât sünnet kılardı. Vitir namazını ise gece namazının sonunda kılardı. 1118. Ebu Süfyân’ın kızı ve Rasulullah aleyhisselâm’ın hanımı Ümmü Habîbe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim öğle namazının farzından önce ve sonra dörder rekât sünnet namazı kılmaya devam ederse, Allah onu cehenneme haram kılar. Yani büyük günah işlemiş olsa bile, onu kâfirler gibi ebediyen cehennemde bırakmaz.” 1119. Abdullah bin Sâib radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem güneş tepe noktasından batıya doğru yönelmeye başladıktan sonra, öğle namazının farzından önce bazen iki, bazen dört rekât sünnet namaz kılar ve şöyle buyururdu: “Bu an, dua ve ibadetlerin kabul edilmesi için gök kapılarının açıldığı bir andır. Bu yüzden, iyi bir amelimin o anda Allah’ın huzuruna çıkmasını isterim.” 1120. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir mazeret sebebiyle öğle namazının farzından önce dört rekât sünneti kılamadığı zaman, onu farzdan sonra kılardı. Eğer ikindiye kadar da kılamamışsa, ikindinin farzından sonra onu kaza ederdi.

200. BAB: İKİNDİ NAMAZININ SÜNNETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1121. Ali bin Ebî Tâlip radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ikindi namazının farzından önce, iki rekâtta bir selam vermek suretiyle dört rekât sünnet namaz kılardı. İlk iki rekâtın sonunda, büyük meleklere ve onların yolunu izleyen mümin ve Müslümanlara selâm verirdi. 1122. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre,


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

477

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İkindi namazının farzından önce dört rekât nafile namaz kılan kimseye, Allah rahmetini ihsan etsin.” 1123. Ali bin Ebî Tâlip radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bazen ikindi namazının farzından önce iki rekât sünnet namaz kılardı. Bu hadis, ravileri güvenilir olmakla birlikte, bu lafzıyla şazdır. Yani daha güvenilir ravilere aykırı bir lafızla rivayet edilmiştir. Bir başka sahih senet zinciriyle de, “öğleden önce dört” “öğleden sonra iki” “ikindiden önce dört” gibi çelişkili lafızlarla rivayet edilmiştir. Fakat en güvenilir rivayetlerde, çelişkisiz olarak şu lafızlarla nakledilmiştir ki, doğrusu da budur: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bazen ikindi namazının farzından önce dört rekât sünnet namaz kılardı.”

201. BAB: AKŞAM NAMAZINDAN ÖNCE VE SONRA KILINAN SÜNNETLER Konu ile İlgili Hadisler: Bu konuda daha önce, Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ ile Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edilen ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in akşam namazının farzından sonra iki rekât sünnet namaz kıldığını belirten (1100 ve 1117 numaralı) iki sahih hadis geçmişti. Akşamın farzından önceki sünnet namazlara gelince: 1124. Abdullah bin Muğaffel radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üç defa: “Akşamın farzından önce iki rekât sünnet namaz kılın.” buyurdu. Üçüncü defasında da, “Dileyen kimse kılsın.” sözünü ekledi. 1125. Enes bin Malik radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in önde gelen sahâbîlerinin, akşam vakti ezan okunur okunmaz aceleyle caminin direklerine doğru durup akşam namazının farzından önce iki rekât sünnet namaz kıldıklarını gördüm. Direklerin önünde namaza durmalarının sebebi, namaz esnasında birinin önlerinden geçmesine engel olmaktı. 1126. Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor: Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, güneş batınca akşam


478

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

namazının farzından önce iki rekât nafile namaz kılardık. Orada bulunanlardan biri, Enes’e: — Peki, bu namazı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de kılar mıydı? diye sordu. Enes şöyle cevap verdi: — Hayır. Onu kıldığımızı görür, fakat bize kılın veya kılmayın demezdi. 1127. Yine Enes radıyallahu anh şöyle diyor: Biz Medine’de Peygamber aleyhisselâm’ın yanında iken, müezzin akşam ezanını okur okumaz, ashap aceleyle direklere doğru durup iki rekât namaz kılarlardı. Öyle ki, yabancı biri mescide gelirdi de, bu iki rekât namazı kılanların çokluğuna bakarak, akşam namazının farzı kılınmış zannederdi.

202. BAB: YATSI NAMAZINDAN ÖNCE VE SONRA KILINAN SÜNNETLER Bu konuyla ilgili olarak, daha önce iki hadis geçmişti. Bunlardan biri, Abdullah bin Ömer’in “Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte yatsının farzından sonra iki rekât namaz kıldım.” dediğine dair 1100 numaralı hadistir. Diğeri de, Abdullah bin Muğaffel’in Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiği, “Her ezan ve kamet arasında namaz vardır.” şeklindeki 1101 numaralı hadistir.

203. BAB: CUMA NAMAZININ SON SÜNNETİ Konu ile İlgili Hadisler: Bu konuyla ilgili olarak, Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’nın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Cuma’nın farzından sonra iki rekât sünnet namaz kıldığına dair 1100 numaralı hadis yukarıda geçmişti. Peygamberimizin Cuma namazından önce sünnet kıldığına veya bunu tavsiye ettiğine dair herhangi bir sahih rivayet yoktur. Bu yüzden cumhur (İslam âlimlerinin çoğunluğu) bu yönde fetva vermiştir. Ancak Hanefî uleması (Allah hepsinden razı olsun), aşağıdaki hadislerden yola çıkarak Cuma namazından önce dört rekât sünnet namazın meşru olduğuna kanaat getirmişlerdir: 1. Ebu Davud sahih bir senetle rivayet etmiştir: “Abdullah bin Ömer, Cuma’dan önce uzun uzun namaz kılardı. Cuma’dan sonra da evinde iki rekât namaz kılar ve Rasulullah’ın böyle yaptığını söylerdi.”


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

479

Cumhura göre bu hadiste geçen “Rasulullah böyle yapardı” sözünden maksat Cuma’nın öncesi değil, sonrası ile ilgilidir. Yani “Rasulullah Cuma’dan sonra evinde iki rekât namaz kılardı” demektir. Zira Peygamberimizin Cuma’dan önce sünnet namaz kılmadığını, o gün camiye gelir gelmez ezan okutup hemen arkasından hutbeye çıktığını belirten çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. 2. İmam Ahmed ve Tirmizi’nin naklettiği diğer bir sahih rivayet şöyledir: “Peygamberimiz, öğleden önce güneş tepe noktasından batıya doğru kayınca dört rekât sünnet kılardı.” Yine cumhura göre bu hadisteki “Öğleden önce” ifadesinden maksat, “Öğle namazından önce” demektir. Zira Cuma namazından önce böyle bir namaz kılmadığı yukarıda belirtilmişti. Şayet Rasulullah öğle namazında olduğu gibi Cuma öncesinde de sünnet kılmış olsaydı, böylesine önemli bir namazı sahabenin açık ve net olarak nakletmemesi düşünülemezdi. Cuma namazının ön sünneti ile ilgili, yukarıda zikredilenler haricinde rivayet edilen hadislerin tamamı zayıf ve uydurmadır. Ancak Peygamberimiz, Cuma günü zeval vaktinden önce, herhangi bir rekât sayısı belirtmeksizin tahiyyetü’lmescit ve nafile namaz kılınmasını önemle tavsiye etmiş ve Ashab-ı Kiram’ın pek çoğu bu namaza devam etmiştir. Cuma’dan sonra kılınacak sünnet namazlarla ilgili hadislere gelince: 1128. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz Cuma’nın farzını kılınca, ardından dört rekât sünnet kılsın.” 1129. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Cuma’nın farzından sonra mescitten ayrılıncaya kadar namaz kılmaz, evine gidip orada iki rekât namaz kılardı.

204. BAB: SÜNNET NAMAZLARI EVDE KILMAK FARZLARDAN ÖNCE VE SONRA KILINAN SÜNNETLERİ VE DİĞER NAFİLE NAMAZLARI EVDE KILMANIN MÜSTEHAP OLUŞU ve NAFİLE NAMAZI, FARZI KILDIĞI YERDEN BAŞKA BİR YERDE KILMANIN VEYA FARZ İLE NAFİLE NAMAZ ARASINDA KONUŞARAK ONLARI BİRBİRİNDEN AYIRMANIN EMREDİLMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1130. Zeyd bin Sâbit radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


480

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Ey İnsanlar! Nafile ve sünnet namazları evinizde kılın. Çünkü farzların dışındaki namazların en güzeli, kişinin evinde kıldığı namazdır.” 1131. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazlarınızın bir kısmını evlerinizde kılın da, oraları namazdan, Kur’an tilâvetinden mahrum bırakıp kabirlere çevirmeyin.” 1132. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz farz namazını mescidinde kılacağı zaman, sünnetleri evinde kılarak o namazından evine de bir pay ayırsın. Ailesinin ve çoluk çocuğunun yanında kılacağı bu namazı sayesinde, Allah onun evinde hayır ve bereket yaratacaktır.” 1133. Ömer bin Atâ rivayet ediyor: Tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden olan hocam Nâfî bin Cübeyr, beni Sâib bin Yezîd İbni Uhti Nemir radıyallahu anhumâ’nın yanına göndererek, Muâviye’nin, Sâib’i namaz kılarken görüp de uyardığı konu hakkında bilgi istedi. Ben de gidip Sâib’e bunu sordum. Sâib dedi ki: Evet, Muâviye ile birlikte, Maksure denilen ve Muâviye’nin can güvenliği için cami içine inşa edilen özel bölmede Cuma namazı kıldım. İmam selâm verince, olduğum yerde ayağa kalkıp Cuma’nın sünnetini kılmaya başladım. Fakat Muâviye hemen kalkıp camiden çıktı. Sonra evine varınca, bana haber göndererek yanına çağırdı ve şunları söyledi: “Sakın bu yaptığını bir daha yapma. Cuma namazını kıldıktan sonra, biriyle konuşmadıkça veya mescitten çıkmadıkça, bulunduğun yerde bir başka namaz kılma. Çünkü Peygamber aleyhisselâm bize, biriyle konuşmadıkça veya mescitten çıkıp eve gitmedikçe, farz bir namazın ardından başka bir namaz kılmamamızı tavsiye etti.”

205. BAB: VİTİR NAMAZI VİTİR NAMAZI KILMAYA TEŞVİK, VİTRİN (VACİP DEĞİL) SÜNNET-İ MÜEKKEDE OLDUĞU ve VİTİR NAMAZININ VAKTİ Konu ile İlgili Hadisler: 1134. Ali radıyallahu anh şöyle diyor: Vitir namazı, farz namazlar gibi kesin olarak emredilmiş bir namaz değildir.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

481

Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kendisine farz olduğu için onu devamlı kılmış ve kılınmasını tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “Allah tekdir, tek olanı sever. O hâlde ey Kur’an ehli, Allah katında derecenizin yükselmesini istiyorsanız, vitir namazını kılın.” Cumhur-u ulema (İslam âlimlerinin çoğunluğu), bu hadislerden yola çıkarak vitir namazının sünnet olduğunu söylemişlerdir. Hanefi mezhebinin âlimleri ise, “Vitir haktır, onu kılmayan bizden (bizim yolumuzu izleyen kâmil müminlerden) değildir.” (Ebu Davud, Salât, 1419) hadisine ve başka delillere dayanarak, vitrin vacip (farz ile sünnet arasında bir mertebede) olduğunu ve onu terk edenin günaha gireceğini söylemişlerdir. 1135. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, gecenin her vaktinde kalkıp vitir namazı kılardı. Bazen gecenin ilk saatlerinde, bazen gece yarısı, bazen da gecenin sonuna doğru kılardı. Hayatının son dönemlerinde, vitir namazını hep seher vaktinde kılmaya başladı. 1136. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gece kıldığınız namazı, en sonunda bir tek rekât namaz kılarak vitir ile sona erdirin.” 1137. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vitir namazını, tan yeri ağarmadan, yani sabah namazının vakti girmeden kılın.” 1138. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, önünde Hz. Âişe uzanıp yatmış olduğu hâlde gece namazını kılardı. En son vitir namazını kılacağı zaman Âişe’yi uyandırır, o da vitri kılardı. Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir: Peygamber aleyhisselâm gece namazını kılarken geriye sadece vitir kalınca: “Ya Âişe, kalk vitir namazını kıl!” diye seslenirdi. 1139. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


482

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Vitir namazını, sabah namazının vakti girinceye kadar geciktirmeyin.” 1140. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gecenin sonuna doğru namaza kalkamayacağından endişe eden, vitir namazını yatsıdan hemen sonra, gecenin ilk saatlerinde kılsın. Uyanabileceğine güvenen kimse de, vitir namazını gecenin sonunda kılsın. Çünkü gecenin sonunda kılınan namazda melekler de hazır bulunurlar ki, bu elbette daha faziletlidir.”

206. BAB: KUŞLUK NAMAZININ FAZİLETİ KUŞLUK NAMAZININ SEVABI, REKÂT SAYISI ve DEVAMLI KILINMASININ TEŞVİK EDİLMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1141. Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: Dostum Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana her ay üç gün oruç tutmamı, kuşluk vakti iki rekât nafile namaz kılmamı ve –uykum ağır olduğu için– vitir namazını uyumadan önce kılmamı tavsiye etti. 1142. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vücudunuzun her bir eklemi için her gün bir sadaka vermeniz gerekir. Bununla birlikte, her ‘Subhânallah’ (Allah’ım, sen her türlü eksiklikten uzaksın, yücesin.) zikri bir sadakadır. Her ‘Elhamdulillah’ (Allah’ım, sana hamd ederim! Bütün övgü ve yücelikler sana aittir.) duası bir sadakadır. Her ‘Lâ ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur. Kulluk edilecek, hükmüne boyun eğilecek tek otorite O’dur.) zikri bir sadakadır. Her ‘Allahu ekber’ (Allah her bakımdan en büyüktür.) zikri bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Kısacası, hayır yolları sayılamayacak kadar çoktur. Kuşluk vaktinde kılacağınız iki rekât namaz ise, bütün bunların yerini tutar.” 1143. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuk veya hastalık gibi sebeplerle geceleyin kılamadığı namaz olursa, kuşluk vakti bazen dört rekât, bazen de – Allah’ın nasip ettiği kadar– daha fazla namaz kılardı. İşte bazılarının kuşluk namazı zannettikleri namaz budur.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

483

1144. Rasulullah aleyhisselâm’ın amcasının kızı olan ve Ümmü Hânî künyesiyle tanınan Fâhite Binti Ebu Tâlib radıyallahu anhâ anlatıyor: Mekke’nin fethedildiği yıl, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i ziyarete gitmiştim. O sırada yıkanıyordu. Yıkandıktan sonra, yolculuk sebebiyle kılamadığı gece namazını kaza etmek üzere, sekiz rekât namaz kıldı. Vakit kuşluk zamanıydı.

207. BAB: KUŞLUK NAMAZININ VAKTİ KUŞLUK NAMAZINI GÜNEŞ YÜKSELMEYE BAŞLAYIP TEPE NOKTASINA ULAŞINCAYA KADAR KILMANIN CAİZ, SICAĞIN ARTIP GÜNEŞİN İYİCE YÜKSELDİĞİ VAKİTTE KILMANIN İSE DAHA SEVAP OLDUĞU Konu ile İlgili Hadisler: 1145. Zeyd bin Erkam radıyallahu anh, kuşluk namazını erken saatlerde kılan bazı kimseleri görünce, şöyle dedi: Aslında bunlar da bilirler ki, kuşluk namazını sonraki bir vakitte kılmak daha faziletlidir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Tövbe edip Allah’a yönelen kimselerin kılmayı adet edindiği evvabin namazı, güneşin birkaç mızrak boyu yükselerek kumların iyice kızdığı ve deve yavrularının ayaklarının sıcaktan yanmaya başladığı zamandır.”

208. BAB: TAHİYYETÜ’L–MESCİD NAMAZI CAMİYE GİRİNCE TAHİYYETÜ’l–MESCİD NAMAZI KILMANIN GEREKLİLİĞİ ve HANGİ VAKİTTE OLURSA OLSUN, MESCİDİ SELAMLAMA NİYETİYLE VEYA İSTER FARZ, İSTER SÜNNET OLSUN BAŞKA BİR NAMAZA NİYET EDEREK İKİ REKÂT NAMAZ KILMADAN OTURMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1146. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz camiye girdiğinde, Allah’ın evini selâmlamak üzere iki rekât namaz kılmadan oturmasın.” 1147. Câbir radıyallahu anh anlatıyor:


484

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bir gün Peygamber aleyhisselâm mescitte iken yanına gittim. Bana: “Namaz vakti dışında camiye geldiğin zaman, tahiyyetü’l-mescid (mescidi selâmlama) olarak iki rekât namaz kıl.” buyurdu.

209. BAB: ABDEST ALDIKTAN SONRA İKİ REKÂT NAMAZ KILMANIN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1148. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Bilâl’e: — Ya Bilâl! Müslüman olduktan sonra yaptığın ibadetler arasında en çok ümit beslediğin hangisidir? Çünkü dün gece bana rüyamda cennet gösterildi ve ben cennette, senin ayak seslerini hemen yanı başımda duydum, dedi. Bilâl de: — Gece veya gündüz vakti ne zaman abdest alsam, mutlaka bu abdestle, bana nasip edildiği kadar namaz kılarım. Benim en fazla ümit beslediğim amelim budur, dedi.

210. BAB: CUMA’NIN FAZİLETİ CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ, CUMA NAMAZININ FARZ OLDUĞU, CUMA NAMAZI İÇİN GUSÜL ABDESTİ ALMANIN, GÜZEL KOKU SÜRÜNÜP ERKENDEN CAMİYE GELMENİN, O GÜN DUA ETMENİN, PEYGAMBER ALEYHİSSELÂMA SALÂT U SELAM GETİRMENİN SEVABI, DUALARIN KABUL EDİLDİĞİ VAKTİN BEYANI VE CUMA NAMAZINDAN SONRA ALLAH’ ÇOK ZİKRETMENİN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Cuma namazını kıldıktan sonra, yeryüzüne dağılarak Allah’ın lütfundan rızkınızı aramaya devam edin. Ama kendinizi büsbütün dünyaya kaptırmayın. İşinizin başında veya evinizde iken yahut bir yere gelip giderken Allah’ın adını anıp zikrederek, Kur’an okuyarak, nafile namazlar kılarak Allah’ı sürekli hatırlayıp gündeme getirerek anın ki, dünyada ve ahirette kurtuluşa erebilesiniz. (Cuma, 62/10) Konu ile İlgili Hadisler: 1149. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

485

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üzerine güneş doğan en hayırlı gün, cuma günüdür. Âdem o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş ve yine o gün cennetten çıkarılıp halife olarak yeryüzüne gönderilmiştir.” 1150. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kişi güzelce abdest alıp cuma namazına gider ve hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazladan üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla veya elindeki anahtarlık, tesbih, cep telefonu gibi bir şeyle oynarsa, boş işle meşgul olmuş ve hutbe dinleme sevabından mahrum kalmış olur.” 1151. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde, beş vakit namaz, iki cuma namazı ve iki Ramazan orucu, aralarında işlenecek küçük günahların bağışlanmasını sağlar.” 1152. Ebu Hureyre ve Abdullah bin Ömer radıyallahu anhum’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in minber üzerinde şöyle dediğini işitmişlerdir: “Bazı kimseler Cuma namazlarını terk etmekten ya vazgeçerler, ya da Allah onların kalplerini öyle bir mühürler ki, bunlar manevi bir çöküntüye düşerek ilahi hidayeti bir daha kabul edemeyecek hâle gelir, böylece hak ve hakikat karşısında tamamen duyarsız ve gafil kimselerden olurlar.” 1153. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz cuma namazına gideceği zaman, tepeden tırnağa güzelce yıkanarak gusül abdesti alsın. Güzel elbiselerini giysin ve tertemiz kokularla cuma namazına gelsin.” 1154. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Aklı başında ve ergenlik çağına ulaşmış her Müslüman’ın, eğer sadece haftada bir yıkanıyorsa, cuma günü camiye gelmeden önce mutlaka boy abdesti alması gerekir.” 1155. Semure bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre,


486

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cuma günü abdest alan kişi, ne güzel bir yapmıştır. Hele boy abdesti alırsa, bu elbette daha iyidir.” 1156. Selmân el–Fârisî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse cuma günü boy abdesti alarak elinden geldiğince temizlenir, saçını sakalını tarayıp düzelttikten ve evindeki güzel kokudan süründükten sonra çıkıp camiye gider, safları yarıp insanları rahatsız etmez, orada yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz, sonra nasibi kadar nafile namaz kılar, daha sonra imam hutbe okurken susup onu dinlerse, o cuma ile bir sonraki cuma arasındaki küçük günahları bağışlanır.” 1157. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim cuma günü güzelce boy abdesti alır ve cuma namazına ilk vaktinde giderse, bir deve kurban etmiş kadar sevap kazanır. İkinci vaktinde giden bir inek, üçüncü vaktinde giden ise bir koç kurban etmiş gibi sevap kazanır. Dördüncü vakitte giden bir tavuk, beşinci vakitte giden bir yumurta sadaka vermiş kadar sevap elde eder. İmam minbere çıkınca, camiye erken gelen müminleri kaydeden melekler de ellerindeki defterleri kapatır ve hutbeyi dinlemek üzere cemaate katılırlar.” 1158. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cuma gününden söz ederek şöyle buyurmuştur: “O gün imamın minbere oturmasından, namazın kılınmasına kadar geçen zaman içinde öyle bir an vardır ki, eğer bir Müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir.” Ebu Hureyre diyor ki: Peygamber aleyhisselâm bu sözleri söylerken, o vaktin çok kısa olduğunu eliyle işaret ederek gösterdi. 1159. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’ın oğlu Ebu Bürde anlatıyor: Bir gün Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ bana: — Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadis rivayet ettiğini duydun mu? diye sordu. Ben de:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

487

— Evet, duydum. Babam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini söyledi: “O vakit, imamın minbere oturduğu andan itibaren cuma namazının kılınacağı zamana kadar geçen süre içindedir.” Hadis imamlarının çoğunluğuna göre, bu söz aslında Ebu Musa el–Eş’arî’ye ait olup, bazı rivayetlerde yanlışlıkla Peygamberimize izafe edilmiştir. Ancak Sahabe-i Kiram’ın, içtihat ve tecrübeyle bilinmesi mümkün olmayan bu gibi hususlarda aktardıkları bilgileri Peygamberden öğrenmiş olmaları ihtimali yüksektir. 1160. Evs bin Evs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cuma günü, en önemli, en değerli günlerinizdendir. Bunun için, o gün bana çokça salât u selâm getirin. Muhakkak sizin salât u selâmlarınız, bana Allah tarafından takdim edilir.”

211. BAB: ŞÜKÜR SECDESİ BİR NİMETE KAVUŞUNCA VEYA BİR SIKINTIDAN KURTULUNCA ŞÜKÜR SECDESİ YAPMANIN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1161. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Mekke’den Medine’ye gitmek üzere yola çıkmıştık. Azverâ denen yere yaklaştığımızda, Peygamber bineğinden indi. Sonra ellerini kaldırarak bir süre dua etti. Sonra secdeye kapandı ve uzunca bir süre secdede kaldı. Tekrar ayağa kalktı, yine ellerini kaldırıp bir müddet dua etti ve ardından secdeye kapandı. Bunu üç defa tekrarladı. Sonra bizlere dönerek şöyle buyurdu: “Rabb’ime yalvarıp ümmetimin kurtuluşu için dua ettim. O da ümmetimin üçte birini bana bağışladı. Bunun üzerine Rabb’ime şükretmek üzere secdeye kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabb’imden ümmetimi bağışlamasını diledim, O da bana ümmetimin üçte birini bağışladı. Ben yine Rabb’ime şükür secdesine kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabb’imden ümmetimi diledim, O da bana ümmetimin geri kalan üçte birini bağışladı. Yani ümmetimden büyük günah işleyenlerin – günahları sebebiyle ceza görseler bile– cehennemde ebediyen kalmayıp benim şefaatimle cennete kavuşacağı, küçük günah işleyenlerin ise hiç ceza görmeden bağışlanacağı müjdesini bana verdi. Ben de Rabb’ime şükretmek için secdeye


488

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

kapandım.” Bu hadis zayıftır. Zira senet zincirinde yer alan Musa bin Ya’kûb ez-Zem’î zayıf hafızalı, Yahya bin el-Hasen bin Osman ise meçhul (bilinmeyen) bir ravidir.

212. BAB: GECE NAMAZININ FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey Peygamber! Gecenin bir vaktinde kalk ve müminlerin önderi olman hasebiyle, sana özgü ve yalnızca sana farz bir ibadet olarak taheccüd namazı kıl. Umulur ki, Rabb’in seni hem dünyada hem de ahirette, tüm yaratılmışların gıptayla bakacağı yüce bir makama, Makam-ı Mahmud’a erdirecektir. (İsra, 17/79) 2. Onlar, gece vakti herkes derin uykusundayken sıcacık yataklarını terk ederek namaza kalkar, korku ve ümit içinde Rab’lerine el açıp yalvarırlar. (Secde, 32/16) 3. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyur, saatler boyu ilim, ibadet ve tefekkürle meşgul olurlardı. (Zariyat, 51/17) Konu ile İlgili Hadisler: 1162. Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bazen ayakları şişinceye kadar saatlerce gece namazı kılardı. Ben kendisine: — Ya Rasulallah! Niçin böyle yapıyorsun? Kendini neden bu kadar yoruyorsun? Oysa senin geçmiş ve gelecek bütün hataların bağışlanmıştır, dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz: — O hâlde, bana bunca nimetleri bahşeden ve böylesine lütufkâr davranan Rabb’ime şükreden bir kul olmayayım mı? buyurdu. 1163. Muğire bin Şube’den de bu hadisin bir benzeri rivayet edilmiştir. 1164. Ali radıyallahu anh anlatıyor: Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ali ile Fâtıma’nın kapısını çaldı ve onlara: “Namaz kılmayacak mısınız?” diye seslendi. Çünkü Peygamber aleyhisselâm, ailesi ve yakınları başta olmak üzere, çevresindeki bütün insanları iyilik ve ibadetlere teşvik eder, özellikle de gece namazı kılmaları için yakınlarını bazen bizzat kendisi gidip uyandırırdı.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

489

1165. Abdullah bin Ömer’den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Abdullah ne iyi adamdır, ah bir de gece namazı kılsa!” buyurmuştur. Abdullah bin Ömer’in oğlu Sâlim diyor ki: O günden sonra babam Abdullah, geceleri pek az uyurdu. Gecenin büyük bir kısmını namaz kılmakla geçirirdi. 1166. Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle demiştir: “Ey Abdullah! Sen filan kimse gibi olma, çünkü o önceleri gece namazına devam ediyordu, fakat artık kılmaz oldu.” 1167. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında, bütün gece namaza kalkmayıp sabaha kadar uyuyan bir adamdan söz edildi. Peygamber aleyhisselâm da kinayeli bir ifadeyle: “Öyleyse, o adamın kulağına şeytan pisliğini akıtmıştır. Çünkü şeytan, boş ve manasız işlerle uğraşan, faydasız sözlerle oyalanan o ve artık kulağı, ilahi sözleri ve ezan sesini duymayacak kadar kirlenen kimseleri tuzağına düşürüp hükmü altına alır ve onları en değerli ibadetlerinden alıkoyar.” buyurdu. 1168. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsan uyuduğu zaman, şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Yani çeşitli vesvese ve telkinlerle ona uykuyu, tembelliği cazip hâle getirmeye, azim ve iradesini felce uğratarak onu ibadetten alıkoymaya çalışır. Her bir düğümü atarken, “Önünde uzun bir gece var, mışıl mışıl uyu!” diyerek düğüm attığı yeri eliyle sıvazlar. Şayet o kimse uyanıp Allah’ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve zinde bir şekilde sabahlar. Fakat geceleyin kalkıp Allah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, huzursuz ve uyuşuk bir hâlde sabahlar.” 1169. Abdullah bin Selâm radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Aranızda selâmı yayın, fakir fukaraya yemek yedirin, akrabayı gözetin, geceleyin insanlar uykudayken namaz kılın ki, böylece huzur ve selâmet içinde cennete giresiniz.”


490

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1170. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan ve Şaban’dan sonra en kıymetli oruç, Allah’ın rahmet ve mağfiret ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en kıymetli namaz da gece namazıdır.” 1171. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyurmuştur: “Gece namazı ikişer rekâtlar hâlinde kılınır. Gecenin sonuna kadar her iki rekâtta bir selam vererek bu namazı kıl. Sabah namazı vaktinin girmesinden endişe ettiğin zaman da, bir rekât vitir kılarak namazını tamamla.” 1172. Yine Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gece namazlarını ikişer rekât olarak ve her iki rekâtta bir selam vermek suretiyle kılar, namazını bitireceği zaman da son olarak bir rekât vitir kılardı. 1173. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, bazı aylarda günlerce oruç tutmadığı olurdu. Öyle ki, artık o ay hiç oruç tutmayacak diye düşünürdük. Bazen de o kadar çok oruç tutardı ki, artık o ayı tamamen oruçlu geçirecek zannederdik. Onun hayatında ibadet ve istirahat iç içeydi ve o her ikisinden de nasibini alırdı. Öyle ki, onu gece namaz kılarken görmek istesen, mutlaka görürdün. Uyurken görmek istesen, o hâlde de görürdün. 1174. Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, geceleri on bir rekât namaz kılardı. Bu namazı kılarken, sizden birinizin elli ayet okuyacağı kadar bir zaman (5-10 dakika) başını kaldırmadan secdede dururdu. Sabah namazının farzından önce iki rekât namaz kılar, sonra müezzin gelip namaz vaktinin geldiğini haber verinceye kadar sağ tarafına uzanıp dinlenirdi. 1175. Yine Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ne Ramazan ayında ne başka bir zamanda gece on bir rekâttan fazla namaz kılmazdı. On üç rekât kıldığını söyleyenler, sabah namazının iki rekât sünnetini de buna ilâve ediyorlar. Peygamberimiz namazın rekât sayısına değil, güzelliğine önem verirdi. Önce iki rekâtta bir selam vererek dört rekât kılardı ki, onların güzelliğini ve uzunluğunu ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sonra dört rekât daha kılardı. Onlar da aynı şekilde


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

491

uzun ve tarif edilemeyecek güzellikteydi. Sonra yatağına uzanıp bir süre dinlenir, ardından tekrar kalkıp üç rekât daha kılardı. Ben: — Ey Allah’ın Rasulü! Vitri kılmadan mı uyuyorsunuz? Uyuyakalıp namazı kaçırmaktan veya yeniden uyanırken güçlük çekmekten korkmuyor musunuz? diye sorunca: — Ya Âişe! Benim gözlerim uyur, ama kalbim uyumaz. Ben vitir namazından önce gözlerim kapalı, ama kalbim uyanık bir hâlde uzanıp dinlenirim, buyurdu. 1176. Yine Âişe radıyallahu anhâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gecenin ilk kısmında yatıp uyur, son kısmında kalkarak gece namazı kılardı. 1177. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldım. Ayakta o kadar uzun süre durdu ki, bir ara uygunsuz bir iş yapmayı bile düşündüm. Abdullah bin Mesud’a: — Ne yapmayı düşündün ki? dediler. O da: — Peygamber’i yalnız bırakıp oturmayı düşündüm, dedi. 1178. Huzeyfe bin el-Yemân radıyallahu anhumâ anlatıyor: “Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldım. Fatiha’nın ardından Bakara suresini okumaya başladı. Ben içimden, herhalde yüz ayet okuyup rükûa varacak, dedim. Fakat yüz ayetten sonra da okumaya devam etti. Ben yine içimden, surenin tamamını bir rekâtta okuyacak, dedim. O yine devam etti. Tam şimdi rükûa varacak derken, Nisâ suresini okumaya başladı ve onu da bitirdi. O zamanlar Kur’an henüz tamamlanmamış olduğundan, sureler şimdikinden çok daha kısaydı. Ayrıca, sureler arasında bugünkü gibi bir sıralama henüz yapılmamıştı. Sonra Âl-i İmrân suresine başladı, onu da bitirdi. Ayetleri ağır ağır okuyor, içinde Allah’ı tesbih etme emri bulunan ayetler gelince tesbih ediyor, dilek ayetleri gelince “Allah’ım, senden cenneti isterim!” diyerek dilekte bulunuyor, sığınma ayetleri gelince de, “Allah’ım, cehennemden sana sığınırım!” diyerek Allah’a sığınıyordu. Sonra nihayet rükûa vardı. Rükûda “Subhâne Rabb’iyelazîm (Azamet sahibi olan Rabb’imi her türlü noksanlıktan, kusurdan tenzih ederim!)” dedi. Rükûu da kıyamı gibi uzun oldu. Sonra “Semiallahu limen hamideh! Rabb’enâ lekel-hamd! (Allah, kendisine hamd edeni işitir. Hamd yalnız sanadır, ey Rabb’imiz!)” diyerek doğruldu. Doğrulduktan sonra, aşağı yukarı rükûda kaldığı kadar bir süre ayakta durdu. Sonra secdeye


492

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

vardı ve “Subhâne Rabb’iyelâlâ (Yüce Rabb’imi her türlü noksanlıktan, kusurdan tenzih ederim!)” dedi. Secdesi de kıyamı gibi uzun oldu. Sonra bu şekilde bir rekât daha kılarak namazı tamamladı.” 1179. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Hangi namaz daha faziletlidir? Rekât sayısı çok olan mı, kıraat ve kıyamı uzun olan mı? diye sordular. Peygamberimiz: — Kıyâmı ve kıraati daha uzun olan, cevabını verdi. 1180. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah katında en değerli oruç, Davud aleyhisselâm’ın orucudur. Allah katında en değerli namaz da, yine Davud aleyhisselâm’ın namazıdır. Davud gecenin yarısına kadar uyur, sonra kalkıp gecenin üçte biri kadar bir süre namaz kılardı. Sonra yatıp altıda bir süre kadar tekrar uyurdu. Yani geceyi altı eşit parçaya bölerek ilk üç diliminde uyur, dördüncü ve beşinci dilimlerinde kalkıp namaz kılar, altıncı diliminde yine uyurdu. Örneğin, dokuz saatlik bir gecenin ilk dört buçuk saatinde uyur, sonra kalkıp üç saat namaz kılar, son bir buçuk saatinde tekrar yatıp sabah namazına kadar uyurdu. En değerli oruca gelince, Davud peygamber bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.” 1181. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Gece saatleri içinde öyle bir an vardır ki, bir Müslüman gece ibadetinde o zamana rast gelir de Allah’tan dünya veya ahiretle ilgili bir hayır dilerse, Allah ona dilediğini mutlaka verir. Ve bu sadece belirli geceler için değil, her gece için geçerlidir. Öyleyse, gecenin farklı saatlerinde kalkıp namaz kılarak, Kur’an okuyarak, dua ederek bu anı yakalamaya çalışın.” 1182. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz gece namaza kalktığında, ibadete ısınıp alışması için, hafifçe kılacağı iki rekât ile namazına başlasın.” Müslim haricindeki hadis imamları, bu hadisi Ebu Hureyre’den Peygamberimizin fiili olarak rivayet etmişlerdir ki, doğrusu da budur. 1183. Hz. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

493

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin kalktığında, namazına hafifçe kıldığı iki rekâtla başlardı. 1184. Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem herhangi bir hastalık veya başka bir sebepten dolayı gece namazını kılamadığı zaman, ertesi gün o namazı kaza etmek üzere, kuşluk vaktinde on iki rekât namaz kılardı. 1185. Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse geceleri okumayı alışkanlık hâline getirdiği Kur’an cüzünün tamamını veya bir kısmını okuyamadan uyur da, sonra onu sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, gece okumuş gibi sevap kazanır.” 1186. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da namaza kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran erkeğe Allah merhamet etsin. Aynı şekilde, geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da namaza kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kadına da Allah merhamet etsin.” 1187. Ebu Hureyre ve Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse geceleyin eşini uyandırır da, beraberce veya ayrı ayrı iki rekât namaz kılarlarsa, Ahzab suresinin 35. ayetinde cennetle müjdelenen “Zâkirîn” (Allah’ı çok anan erkekler) ve “Zâkirât” (Allah’ı çok anan kadınlar) zümresine kaydedilirler. 1188. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden birinize nafile namaz kılarken uyku hâli bastırırsa, uykusunu alıncaya ve kendisini zinde, canlı hissedinceye kadar yatıp uyusun. Sonra isterse namazına devam etsin. Çünkü uykulu iken namaz kılan kimse, Allah’tan bağışlanma dileyeceğim derken farkında olmadan kendine beddua edebilir.” 1189. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz geceleyin namaz kılmak veya Kur’an okumak için kalktığında, uyku bastırdığı için Kur’an okurken dili dolaşmaya başlar ve okuduğunu anla-


494

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

mayacak duruma gelirse, uykusunu alıncaya kadar yatıp uyusun.”

213. BAB: RAMAZAN GECELERİNİ İHYA ETMENİN, TERAVİH NAMAZI KILMANIN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1190. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ın emri olduğuna inanarak ve mükâfatını sadece Allah’tan bekleyerek gece namazlarıyla, Kur’an tilâvetiyle, teravihlerle, ilmi sohbetlerle, dua ve zikirlerle Ramazan’ı ihya ederse, geçmiş küçük günahları bağışlanır.” 1191. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kesin emir vermeksizin, Ramazan gecelerinde ibadet etmeyi tavsiye eder ve şöyle buyururdu: “Kim yürekten inanarak ve sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı gece ibadetleriyle ihya ederse, geçmiş küçük günahları bağışlanır.”

214. BAB: KADİR GECESİ KADİR GECESİNİ İHYA ETMENİN FAZİLETİ VE KADİR GECESİ OLDUĞU ÜMİT EDİLEN GECELERİN BEYANI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Biz onu (Kur'an’ın ilk ayetlerini), insanlığın kaderinin dönüm noktası olan bir gecede, barış ve huzur dolu bir dünyanın kapılarının aralandığı mübarek Kadir Gecesinde indirdik. İyi ile kötünün, doğru ile yanlışın kesin hatlarla birbirinden ayrıldığı bu Kadir Gecesinin ne muhteşem bir gece olduğunu bilir misin? Öyle büyük bir gecedir ki o, sırf senin bilgi ve idrakine kalsaydı, onun kadrinin derecesini asla bilemezdin. Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. Çünkü Cebrail’in Hz. Muhammed’le buluşup onun gönlüne Kur'an’ın ilk ayetlerini nakşettiği o gece, insanlık iyiye, güzele ulaşma yolunda müthiş bir hamle yapmış ve binlerce yılda başaramayacağı bir gelişmeyi, ilerlemeyi o bir gecede kazanmıştır. O gece görevli melekler ve ölü kalplere hayat bahşeden vahiy ve ilham mele-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

495

ği Kutsal Ruh Cebrail, Rab’lerinin izniyle, bu amaca yönelik tüm buyrukları yerine getirmek için yeryüzüne iner ve insanlığın kaderine yön verecek hikmet dolu kararlar verirler. İşte bunun içindir ki, Muhammed’in (s) ömründe bir kez yaşadığı bu Kadir Gecesinin yıldönümü olarak müminlere armağan edilen, fakat Ramazan Ayı’nın geceleri arasına gizlenerek bir ay içine serpiştirilen ve her yıl Ramazan Ay’ı boyunca “Kur’an geceleri” olarak değerlendirilmesi ve Allah’ın ayetlerinin sohbetlerle, dua ve ibadetlerle tekrar ve tekrar gündeme getirilerek kalplere, gönüllere nakşedilmesi gereken bu gece, Kur’an’ın öngördüğü adalete, barışa ve huzura susamış insanlık için bir kurtuluş fırsatı, bir esenlik müjdesidir; ta meleklerin bir sonraki Kadir gecesine dek müminlerle vedalaşacağı şafak vaktine kadar. (Kadir, 97/1–5) 2. Gerçekten biz onu, insanlık tarihinin dönüm noktası olan kutlu bir gecede indirdik. Çünkü biz, zalimleri bekleyen korkunç akıbete karşı, insanlığı daima uyarırız. O gece bütün hikmetli ve faydalı işler, insanı felâkete sürükleyecek şeytanî değer yargılarından, batıl inanç ve ideolojilerden ayırt edilir ve insanlığın hayatını düzenleyecek en mükemmel prensipler şeklinde hükme bağlanır. (Duhan, 44/3, 4) Konu ile İlgili Hadisler: 1192. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim fazilet ve bereketine inanarak ve mükâfatını sadece Allah’tan bekleyerek gece namazlarıyla, Kur’an tilâvetiyle, ilmi sohbetlerle, dua ve zikirlerle Kadir gecesini ihya ederse, geçmiş küçük günahları bağışlanır.” 1193. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, sahâbîlerden bazıları rüyalarında Kadir gecesinin Ramazan’ın son yedi gecesinde olduğunu görmüşlerdi. Sonra her biri Peygamber’e gelerek gördükleri rüyayı anlattılar. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, Ramazan’ın son yedi gecesi üzerinde birleştiğini görüyorum. O hâlde Kadir gecesini arayan, onu Ramazan’ın son yedi gecesinde arasın.” 1194. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayının son on gününde itikâfa girerek camide ibadete kapanır ve şöyle buyururdu:


496

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Kadir gecesini, Ramazan’ın son on günü içinde arayın.” 1195. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kadir gecesini, Ramazan’ın son on günündeki tek rakamlı gecelerde arayın.” 1196. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Ramazan ayının son on günü gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem itikâfa girerek gecelerin büyük bir kısmını ibadetle geçirir, ev halkını da namaza kaldırır, kendisini her zamankinden daha fazla ibadete verir ve itikâfa girdiği on gün boyunca hanımlarına yaklaşmazdı.” 1197. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan’da diğer aylardan daha çok kulluk ve ibadet yolunda gayret gösterirdi. Ramazan’ın son on gününde ise, ilk günlerine göre kendini daha fazla ibadete verir ve cömertliğin, iyiliğin, hayır hasenatın en güzelini, en faziletlisini ortaya koymaya gayret ederdi. 1198. Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ey Allah’ın Rasulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sordum. Peygamberimiz: — “Allah’ım, sen çok affedicisin, affetmeyi seversin; beni bağışla!” diye dua et, buyurdu.

215. BAB: MİSVAK KULLANMANIN FAZİLETİ ve FITRAT ÖZELLİKLERİ Konu ile İlgili Hadisler: 1199. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetime meşakkat vereceğinden endişe etmeseydim, onlara her namaz vaktinde abdest alırken mutlaka misvakla dişlerini temizlemelerini emrederdim.” 1200. Huzeyfe radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin uykudan uyanınca misvakla dişlerini temizlerdi.


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

497

1201. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in misvakını ve abdest suyunu akşam yatmadan önce hazırlardık. Allah da onu gecenin dilediği saatinde uyandırırdı. Peygamber uyanınca misvakla dişlerini temizler, abdest alır ve namaz kılardı. 1202. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Misvak kullanma hakkında size pek çok tavsiyede bulundum. Artık onun ne kadar önemli olduğunu anlamışsınızdır. Öyleyse, her abdest alışınızda, yemeklerden sonra, uykudan uyanınca, Kur’an okumadan önce, ağız kokusu hissedince, cuma ve bayram namazlarına giderken dişlerinizi misvakla yahut diş fırçasıyla temizleyin.” 1203. Şüreyh bin Hânî rivayet ediyor: Âişe radıyallahu anhâ’ya: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evine geldiğinde ilkönce ne yapardı? diye sordum. — Önce dişlerini misvaklardı, dedi. 1204. Ebu Musa radıyallahu anh şöyle diyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girdim. Ağzında misvak vardı ve onunla dişlerini temizliyordu. 1205. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Misvak hem ağzın temiz ve sağlıklı olmasını sağlar, hem de Rabb’in rızasını kazandırır.” 1206. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Fıtrat (bütün peygamberlerin ortak sünneti olan beden temizliğiyle ilgili kurallar) beş tanedir: Sünnet olmak, avret yerini tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altını temizlemek ve bıyıkları kısaltmak.” 1207. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şu on şey fıtrattan, yani insan olarak yaratılmanın tabii gereklerindendir: Bıyıkları kısaltmak, sakal bırakmak, misvak kullanmak, burna su çekip temizlemek, tırnakları kesmek, parmak boğumlarını ve kulak kıvrımları,


498

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

eklem yerleri gibi kir birikme ihtimali bulunan yerleri yıkayıp temizlemek, koltuk altı kıllarını gidermek, etek tıraşı olmak ve helâda suyla temizlenmek.” Hadisi Hz. Âişe’den nakleden râvî, “Onuncusunu unuttum; ancak onun ‘sünnet olmak’ veya ‘ağzı suyla çalkalamak’ olduğunu zannediyorum.” dedi. 1208. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bıyığınızı üst dudaklar görünecek şekilde kısaltın, sakalınızı da en az bir tutam olacak şekilde uzatın.”

216. BAB: ZEKÂT ZEKÂTIN FARZ OLDUĞUNUN TEKİDİ, FAZİLETİNİN BEYANI ve ZEKÂTLA İLGİLİ HÜKÜMLER Konu ile İlgili Ayetler: 1. Namazı dikkat ve özenle kılın, zekâtı verin ve Allah’ın hükümlerine boyun eğen müminlerle birlikte siz de boyun eğin. (Bakara, 2/43) 2. Oysa onlara, Allah’tan başka kulluk ve itaat edilen her şeyi reddetmeleri, yürekten bir bağlılık ve samimi bir inançla bir tek Allah’a yönelerek ve her konuda O’nun hükmüne boyun eğerek yalnızca O’na kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte budur, insanı kurtuluşa iletecek dosdoğru din. (Beyyine, 98/5) 3. Ey Peygamber ve onun bıraktığı mirası devralan İslam önderi! Müminlerin Allah yolunda bağışladıkları mallarından uygun bir miktarı, devlet reisi sıfatıyla zekât olarak al ve Allah yolunda harca ki, böylece onları günahlarından arındırıp tertemiz kılasın. Bir de, onların bağışlanmaları için Allah’a dua et. Çünkü senin duan, onlar için huzur ve teselli kaynağıdır. (Tevbe, 9/103) Konu ile İlgili Hadisler: 1209. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam, şu beş temel üzerine kurulmuştur: 1. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Elçisi olduğuna şehadet etmek, 2. Namazı kılmak,


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

499

3. Zekâtı vermek, 4. Hacca gitmek, 5. Ramazan orucunu tutmak. 1210. Talha bin Ubeydullah radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna, Necid taraflarından saçı başı dağınık bir adam geldi. Uzaktan adamın sesini duyuyor, fakat ne dediğini anlayamıyorduk. Nihayet Rasulullah’a iyice yaklaştı, meğerse İslam’ın ne olduğunu soruyormuş. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bir gün bir gecede toplam beş vakit namaz kılmaktır, buyurdu. Adam: — Bunların dışında kılmam gereken başka namaz var mı? diye sordu. Peygamberimiz: — Hayır, yok. Ama fazladan sevap kazanmak istersen, o başka. O zaman farz namazlara ilâveten, benim öğreteceğim sünnet namazları da kılarak daha fazla sevap kazanabilirsin, buyurdu. Sonra sözüne devam ederek: — Bir de, Ramazan ayında oruç tutmaktır, buyurdu. Adam yine: — Bunun dışında tutmam gereken başka oruç var mı? diye sordu. Peygamberimiz: — Hayır, yok. Ama fazladan sevap kazanmak istersen, o zaman başka. Ramazan’ın yanı sıra pazartesi ve perşembe günleri veya her ayın 13, 14 ve 15’inde yahut bayram günleri hariç dilediğin günlerde oruç tutarak daha fazla sevap kazanabilirsin, buyurdu. Sonra Peygamber aleyhisselâm, adama zekâttan bahsetti ve yılda bir kez, malının kırkta birini meşru idareye yahut fakirlere vermesi gerektiğini söyledi. Adam: — Bunun dışında vermem gereken zekât veya sadaka var mı? diye sordu. Peygamberimiz: — Hayır, yok. Ama fazladan sevap kazanmak istersen, o başka. O zaman zekâtın haricinde, Allah yolunda malını harcayarak, fakir ve muhtaçlara yardım ederek daha fazla sevap kazanabilirsin, buyurdu. Rasulullah aleyhisselâm, bu şekilde İslam’ın diğer bütün farzlarını ve sünnetlerini birer birer saydı. Peygamberimiz sözünü bitirince, adam: — Allah’a yemin ederim ki, bu farz olarak söylediklerinden ne bir fazlasını


500

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

yapacağım, ne de bir eksiğini, diyerek arkasını dönüp gitti. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun arkasından bakarak: — Cennetlik birini görmek isteyen varsa, şu adama iyi baksın. Çünkü eğer sözünde durursa, kurtuluşa ermiş demektir, buyurdu. 1211. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muaz bin Cebel radıyallahu anh’ı Yemen’e vali olarak gönderirken ona şu tavsiyelerde bulunmuştu: “Onları önce Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Elçisi olduğuma şahitlik etmeye çağır. Şayet bu çağrına uyup sana itaat ederlerse, o zaman Allah’ın onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Eğer buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilmek üzere Allah’ın onlara zekâtı farz kıldığını bildir.” 1212. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben İslam’a karşı savaş açan insanlarla, ancak Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Elçisi olduğuna şehadet edinceye, namazı kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman aramızdaki savaş bitmiş, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Yani benim korumam altına girerek mal ve can güvenliğine kavuşmuş olurlar. Ancak İslam’a göre cezayı gerektiren cinayet, hırsızlık, gasp gibi başka bir suç işlerlerse, o zaman başka. Kelime-i şehadet getiren herkesi Müslüman kabul etmek durumundayım. Onların gizli niyetlerinin hesabı ise Allah’a aittir. İnsanların niyetlerini sorgulamak ve onları bundan dolayı yargılamak benim görevim değildir.” 1213. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edip de yerine Ebu Bekir halife seçilince, bazı Arap kabileleri İslam devletine zekât vermeyi reddederek isyan ettiler, bazıları da tamamen dinden döndüler. Ebu Bekir de onlara karşı topyekûn savaş açtı. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh: — Peygamber aleyhisselâm, “Ben insanlarla, ancak ‘Lâ ilahe illallah’ deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim kelime-i şehadet getirirse, – başka bir suç işlemediği takdirde– onun malı ve canı benim korumam altındadır. Gizli niyetinin hesabı ise Allah’a aittir.” buyurduğu hâlde, sen onlara nasıl savaş açarsın? diye karşı çıktı. Ebu Bekir: — Vallahi, namaza evet zekâta hayır diyerek namazla zekâtın arasını ayıran-


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

501

larla –İslam’ın diğer bütün gereklerini yerine getirseler bile– mutlaka savaşırım. Çünkü zekât, malın ödenmesi gereken hakkıdır ve onu meşru İslami otoriteye ödememek, cezayı gerektiren bir suçtur. Allah’a yemin ederim ki, Peygamber’e verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu yüzden onlarla savaşırım. Çünkü bu, İslam devletinin siyasi otoritesini reddetmek anlamına gelir ki, buna sessiz kalmak Müslümanların bölünüp parçalanmasına sebep olur, cevabını verdi. Sonra da zekât vermeyen kabilelerle savaştı ve hepsini dize getirip İslam toplumunun parçalanmasını önledi. Ömer radıyallahu anh, daha sonra bu olayı anlatırken şöyle diyor: “Yemin ederim ki, zekât vermek istemeyenlerle savaş konusunda Allah’ın, Ebu Bekir’in kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve meseleyi derinlemesine düşününce, onun görüşünün doğru olduğunu anladım.” 1214. Ebu Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah! Bana, cennete girmemi sağlayacak güzel davranışlar öğret, dedi. Peygamber aleyhisselâm da: — Yalnızca Allah’a kulluk et. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi O’na ortak koşma. Namazı güzelce kıl, zekâtı ver. Akrabanı da koruyup gözet. Bu dediklerimi yapar, Allah’ın diğer emir ve yasaklarına da riayet edersen, muhakkak cennete girersin, buyurdu. 1215. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Çöllerde göçebe hayatı yaşayan bir bedevi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve: — Ey Allah’ın Elçisi! Bana, işlediğim takdirde cennete girebileceğim güzel davranışlar öğret, dedi. Peygamber aleyhisselâm: — Allah’a, –hiçbir şeyi O’na ortak koşmaksızın– kulluk et. Günde beş vakit farz namazı kıl, farz olan zekâtı da ver. Bir de, Ramazan orucunu tut. Eğer istersen, bunların haricinde sünnet ve nafile ibadetler yaparak fazladan sevap kazanabilirsin, buyurdu. O zamanlar henüz hac farz kılınmadığından, Rasulullah hac ibadetinden hiç söz etmedi. Peygamberimiz sözünü bitirince, bedevi: — Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bu söylediğin farz ibadetleri harfiyen yerine getiririm, ama onlara hiçbir şey ilâve etmem, dedi. Adam dönüp gidince, Peygamber aleyhisselâm eliyle ona işaret ederek: — Cennetlik birini görmek isteyen varsa, şu adama iyi baksın, buyurdu.


502

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1216. Cerîr bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor: Ben namazı güzelce kılmak, zekâtı vermek ve bütün Müslümanlara karşı dürüst ve samimi davranarak onlara daima nasihatte bulunmak üzere Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in elinden tutup kendisine bağlılık sözü verdim. 1217. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir konuşmasında: — Hakkı ödenmeyen ve zekâtı verilmeyen her altın ve gümüş, Mahşer Günü cehennem ateşinde kızdırılarak levhalar hâline getirilir ve elli bin yıl süren bir gün boyunca sahibinin yanları, alnı ve sırtı bunlarla dağlanır. Bu levhalar her soğuduğunda, tekrar kızdırılarak onlara azap edilir. Ve bu durum, kullar arasında hüküm verilip de, herkes yolunun cennete mi cehenneme mi çıktığını görünceye kadar devam eder, buyurdu. Ashab-ı Kiram: — Ya Rasulullah! Peki, zekâtı verilmeyen develerin durumu nedir? dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Hakkı ödenmeyen her deve sahibi –ki su başlarına getirildikleri zaman sütünün sağılıp muhtaçlara dağıtılması da bu haklar arasındadır– Mahşer Günü düz ve geniş bir alana yatırılır. Sonra da, en küçük yavrusuna varıncaya kadar o develer en semiz hâlleriyle o kişiyi ayaklarıyla çiğnemeye, dişleriyle ısırmaya başlarlar. Adamı çiğneyip geçen her sürünün ardından, yeni bir sürü gelir ve aynı şeyi yapmaya devam eder. Sürünün baş tarafı adamı her çiğneyip geçtiğinde, geri kalan kısmı gelip tekrar onu tepelemeye ve ısırmaya başlar. Ve bu durum, kullar arasında hüküm verilip de, herkes yolunun cennete mi cehenneme mi çıktığını görünceye kadar devam eder, buyurdu. Ashab-ı Kiram yine: — Ey Allah’ın Elçisi! Peki, zekâtı verilmeyen sığır ve koyunların durumu ne olacak? dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Zekâtı verilmemiş her sığır ve koyun sahibi, Mahşer Günü düz ve geniş bir yere yatırılır. Sonra o hayvanların boynuzlusu, boynuzsuzu, hepsi o kişiyi boynuzlarıyla süsmeye, tırnaklarıyla çiğnemeye başlarlar. Sürünün baş tarafı adamı her çiğneyip geçtiğinde, geri kalan kısmı gelip tekrar onu süsmeye, tepelemeye başlar. Ve bu durum, kullar arasında hüküm verilip de, herkes yolunun cennete mi cehenneme mi çıktığını görünceye kadar devam eder, buyurdu. Ashab-ı Kiram bu sefer: — Ey Allah’ın Elçisi! Ya atların durumu nedir? dediler. Rasulullah aleyhisselâm şöyle buyurdu:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

503

— Atlar kullanılış amacına göre üç çeşittir: Sahibinin sırtında bir yük, bir vebal olan atlar vardır, sahibi için cehennem ateşine karşı siper olan atlar vardır, kişiye ecir ve mükâfat kazandıran atlar vardır. Yük ve vebal olan at, sahibinin sırf çalım satma veya Müslümanlara saldırı amacıyla beslediği attır. Bu at, sahibi için bir vebal ve günah kaynağıdır. Cehenneme karşı siper olan at ise, sahibinin Allah yolunda cihad için beslediği ve gerek sırtına binerken, gerek bakımını yaparken Allah’ın hakkını aklından çıkarmadığı attır. İşte bu at, sahibi için cehennem ateşine karşı bir perde ve örtüdür. Ecir ve sevap olan ata gelince, o da sahibinin Allah yolunda cihad eden Müslümanlar için besleyip çayır ve bahçelerde otlattığı attır. Atın o çayır veya bahçeden yediği ve çıkardığı şeyler sayısınca sahibine iyilik yazılır. Hatta at ipini koparıp da bir iki tur atsa, onun izleri ve pislikleri adedince sahibine iyilik yazılır. Ya da sahibi onu bir nehir kenarından geçirirken hayvan oradan su içecek olsa, –sahibinin onu sulama niyeti olmasa bile– Allah onun içtiği su yudumları sayısınca o kişiye iyilik yazar. Ashab-ı Kiram: — Ey Allah’ın Elçisi! Peki, eşeklerin durumu nedir? diye sorunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: — Bana bu konuyla ilgili, şu geniş kapsamlı ve derin anlamlı ayetten başka bir bilgi verilmedi: “Kim zerre kadar iyilik yaparsa onun karşılığını görür; kim de zerre kadar kötülük yaparsa onun cezasını görür.” Diğer bütün binek hayvanlarını ve her türlü kara, hava ve deniz nakil ve ulaşım vasıtalarını bu ayet ışığında değerlendirebilirsiniz. Buna göre, sadece gösteriş yapmak, çalım satmak için en modern ve pahalı vasıtalar edinerek onları sadece zevk için kullanan kimselerle, hayra hizmette kullanmak amacıyla birtakım vasıtalar edinen, onların hakkını vermeye çalışan ve gerektiğinde bunları Allah yolunda seferber etmekten çekinmeyen kimseler, elbette aynı olmayacaklardır.

217. BAB: RAMAZAN ORUCU RAMAZAN ORUCUNUN FARZ OLUŞU, SEVABI ve ORUÇLA İLGİLİ KONULAR Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey inananlar! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, şeytani dürtülere karşı direncinizi artırarak günah ve kötülüklerden korunabilmeniz için, oruç size de farz kılınmıştır.


504

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Oruç, belirli ve sayılı günlerdedir. Bu da Ramazan ayının tamamıdır. İçinizden her kim hasta veya yolcu olur da orucunu tutamazsa, Ramazan’dan sonraki diğer günlerde tutmalıdır. İhtiyarlığı, bünyesinin zayıflığı, iyileşme ümidi olmayan hastalığı, ağır çalışma şartları gibi sebeplerle oruç tutmakta zorlanan ve bu yüzden ancak güçlükle oruç tutabilen kimselere gelince, onlar tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyurarak fidye vermelidirler. Fakat her kim gerekenden fazla fidye vererek gönülden bir iyilik yaparsa, bu kendisi için elbette daha hayırlıdır. Bununla birlikte, tüm zorluğuna rağmen oruç tutmanız, —eğer orucun size kazandıracağı yararları biliyorsanız— sizin için fidye vermekten daha iyidir. Oruç tutmaları sağlık açısından tehlikeli olan kimselerin ise oruç tutmayıp, — maddi imkânları elverdiği takdirde— tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyurmaları gerekir. Oruç tutmanız gereken o sayılı günler, ay takvimine göre Ramazan ay’ıdır ki, bu Kur’an, insanlığa yol göstermek, hidayetin apaçık bilgilerini ve doğruyu yanlıştan ayırt etmenin şaşmaz ölçüsü olan Furkan’ı ortaya koymak üzere, ilk olarak o aydaki Kadir Gecesi’nde indirilmiştir. Öyleyse, içinizden her kim o aya sağ salim erişirse, onu baştan sona oruçlu geçirsin. Fakat her kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı gün sayısınca diğer günlerde orucunu kaza etsin. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk çekmenizi istemez. Oruç günleri olarak belirlenen sayıyı tamamlayasınız, sizi doğru yola ilettiği için kendisini saygıyla yüceltesiniz ve bunca nimetleri karşılığında O’na şükredesiniz diye size her türlü kolaylığı gösterir. (Bakara, 2/183–185) Konu ile İlgili Hadisler: 1218. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem farklı yer ve zamanlarda şunları söylemiştir: “Allah Teâlâ, ‘İnsanoğlunun oruç dışındaki bütün yapıp ettikleri kendisi içindir. Yani oruç dışındaki her ibadetin, insana haz veren, onu tatmin eden bir tarafı vardır. Oruç ise yalnızca benim içindir ve mükâfatını da bizzat ben vereceğim. Onun sevabını yazmakta melekler bile acze düşer.’ buyuruyor. “Oruç, her türlü kötülüklere, günahlara karşı kalkandır. Onun için, biriniz oruçlu iken ne olursa olsun kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Şayet biri kendisine söver ya da sataşırsa, “Ben oruçluyum, kötülüğe kötülükle


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

505

karşılık veremem!” desin.” “Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu bile, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Ancak bu, o ağır kokunun misvak veya fırça kullanmak suretiyle giderilmesine elbette engel değildir.” “Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Biri iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabb’ine kavuştuğu andır. Oruç tutan kimsenin iftar ettiği anki sevinci ne kadar gerçek ise, Allah’a kavuştuğu zaman yaşayacağı sevinç ve mutluluk da o kadar gerçektir.” Bunlar, Buhârî’nin naklettiği metinlerdir. Yine onun naklettiği bir başka rivayet şöyledir: Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Oruçlu kişi yemesini, içmesini ve cinsel arzularını benim rızam için terk eder. Oruç doğrudan doğruya benim için yapılan bir ibadet olduğundan, onun mükâfatını da bizzat ben vereceğim. Her iyilik, aslında on kat misliyle ödüllendirilir. Ama oruç başka, onun mükâfatı bu ölçünün çok çok üzerinde olacak ve oruç tutan kişi, hayal edemeyeceği büyüklükte mükâfatla ödüllendirilecektir.” Müslim’in bir rivayetine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Yaptığı her iyiliğin karşılığı, insana kat kat fazlasıyla verilir. Bir iyilik, on mislinden yedi yüz misline kadar katlanır. Allah buyuruyor ki: “Ama oruç başka. O benim içindir, mükâfatını da sadece ben vereceğim. Çünkü oruç tutan kimse, cinsel arzularını ve yemesini içmesini yalnızca benim rızam için bırakır.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Oruçlu için iki sevinç anı vardır: Biri iftar ettiği zamanki sevinci, diğeri de Rabb’ine kavuştuğu zamanki sevincidir.” Yine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyuruyor: “Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.” 1219. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir sohbetinde: — Vermesi gereken zekât ve sadakanın kat kat fazlasını vermek suretiyle Allah yolunda çifte infakta bulunan kimseye cennet kapılarından, ‘Ey Allah’ın sevgili kulu, burada senin için hazırlanmış sonsuz hayır ve bereket vardır.’ diye nida edilir. Nitekim namazda öne geçenler namaz kapısından, Allah


506

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

yolunda mücadelede öne geçenler cihad kapısından, oruçta öne geçenler reyyân (insanı iliklerine kadar suya kandıran, susuzluğu gideren cennet içeceği) kapısından, sadaka konusunda öne geçenler de sadaka kapısından cennete davet edilirler, buyurdu. Ebu Bekir radıyallahu anh: — Anam babam sana kurban olsun ey Allah’ın Rasulü! Gerçi bu kapıların herhangi birinden çağrılan kimsenin diğer kapılardan çağırılmaya ihtiyacı yoktur, ama bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimseler de var mıdır? diye sordu. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Evet, vardır. Senin o bahtiyarlardan olacağını ümit ederim, buyurdu. 1220. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennette reyyân (insanı suya kandıran cennet içeceği) denilen bir kapı vardır ki, Mahşer Günü oradan ancak oruç tutmuş olanlar girecek, onlardan başka hiç kimse o kapıdan giremeyecektir. O gün “Oruçlular nerede?” diye çağrı yapılacak, onlar da kalkıp oradan cennete girecekler. Oruçlular girdikten sonra o kapı ebediyen kapanacak ve bir daha oradan hiç kimse giremeyecektir.” 1221. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kul Allah uğrunda bir gün oruç tutarsa, bu bir günlük orucu sayesinde Allah yetmiş onu yıl cehennem ateşinden uzak tutar.” 1222. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim yürekten inanarak ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek –yani tam bir ihlâs ve samimiyetle– Ramazan orucunu tutarsa, alacağı büyük mükâfatın yanı sıra, geçmiş küçük günahları da bağışlanır.” 1223. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayı girdiğinde, ilahi rahmet adeta coşarak müminleri her zamankinden daha fazla kucaklar. Öyle ki, cennete götüren bütün hayır ve bereket kapıları ardına kadar açılır. Cehennem davetçisi şeytanların ise faaliyet alanları daraltılır, etkileri iyice kısıtlanır. Böylece cehenneme götüren şer kapıları kapanır ve müminleri vesveseye düşürüp yoldan çıkarmaya çalışan insan ve cin şeytanlarının adeta eli kolu kelepçe ve prangalarla bağlanır.”


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

507

1224. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın, Şevval hilâlini görünce de oruca son verin. Eğer Ramazan’ın ilk günlerinde hava bulutlu olur da hilâl görülmez ise, o zaman bir önceki ay olan Şaban’ı otuza tamamlayın. Ondan sonraki günü de Ramazan’ın birinci günü sayın. Çünkü hicri takvime göre, bir ay otuz günden fazla olamaz.” Bu, Buhârî’nin metnidir. Müslim’in rivayeti ise şöyledir: “Eğer Ramazan’ın son günlerinde, yani Şevval ayının başlangıcında hava bulutlu olursa, otuz gün oruç tutun. Ondan sonraki gün hilâl görülmese bile, bayram yapın.”

218. BAB: RAMAZANDA ÇOK HAYIR YAPMAK RAMAZANDA CÖMERT DAVRANMAK, İYİLİK YAPMAK, ÇOK HAYIR İŞLEMEK VE ÖZELLİKLE SON ON GÜNÜNDE BUNLARI DAHA DA ARTTIRMAK Konu ile İlgili Hadisler: 1225. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu günler de Ramazan’da Cebrail ile buluştuğu günlerdi. Cebrail aleyhisselâm Ramazan’ın her gecesinde Peygamber ile buluşur ve karşılıklı Kur’an okuyup müzakere ederlerdi. Yemin olsun ki, Cebrail ile buluştuğu zamanlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, esen rüzgârdan daha cömert olurdu. Yüklendiği yağmur bulutları ile yeryüzünün her tarafına rahmet ve bereketler taşıyan rüzgârlar bile, Peygamberimizin o günlerdeki cömertliği, lütufkârlığı, şefkat ve merhametinin yanında sönük kalırdı.” 1226. Hz. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: “Ramazan ayının son on günü gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mescitte itikâfa girerek gecelerin büyük bir kısmını ibadetle geçirir, ev halkını da namaza kaldırır, kendisini her zamankinden daha fazla ibadete verir ve itikâfa girdiği on gün boyunca hanımlarına yaklaşmazdı.”

219. BAB: RAMAZAN’DAN ÖNCE ORUÇ TUTARAK ONU KARŞILAMANIN YASAK OLUŞU


508

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ŞABAN AYININ ON BEŞİNDEN SONRA RAMAZAN’I KARŞILAMAK İÇİN ORUÇ TUTMANIN YASAKLANMASI, ANCAK ŞABAN’I BÜTÜNÜYLE ORUÇLU GEÇİREN VEYA PAZARTESİ–PERŞEMBE GÜNLERİ GİBİ BELLİ GÜNLERDE ORUÇ TUTMAYI ÂDET EDİNMİŞ OLAN KİMSELERİN RAMAZAN’DAN ÖNCE DE ORUÇ TUTABİLECEĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1227. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, bir iki gün öncesinden oruç tutarak Ramazan’ı karşılamaya kalkmasın. Ancak belli günlerde oruç tutmayı âdet edinmiş olan kimse, orucu o zamana denk geldiyse o gün orucunu tutabilir.” 1228. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan’dan bir iki gün önce oruç tutmayın. Hilâli görmediğiniz hâlde, ne olur ne olmaz diyerek oruca erken başlamayın. Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın, Şevvâl hilâlini görünce de oruca son verin. Eğer hava bulutlu olduğu için hilâli göremezseniz, bir önceki ayı otuz güne tamamlayın.” 1229. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan’dan önceki iki hafta, yani Şaban’ın ikinci yarısında oruç tutmayın. Ancak belli günlerde nafile oruç tutma alışkanlığı olanlar, o zamana denk gelen oruçlarını tutabilirler.” 1230. Ammâr bin Yâsir radıyallahu anhumâ diyor ki: Her kim Şaban’ın son günü mü, yoksa Ramazan’ın ilk günü mü olduğunda şüphe edilen günde, güya ihtiyatlı olma adına oruç tutarsa, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e isyan etmiş olur. Çünkü Peygamberimiz, ibadetlerde şüphe ve kuruntulara itibar etmeyi, ihtiyat ve tedbir namına da olsa ibadetlerin sınırını genişletmeyi yasaklamıştır. Dolayısıyla, “Belki Ramazan girmiştir, ben en iyisi o gün oruç tutayım da, Ramazan başlamışsa Ramazan orucunu, değilse nafile oruç tutmuş olurum.” diyerek Ramazan’ı karşılayan kimse, ibadet edeyim derken günaha girmiş olur. Bu ölçü, diğer bütün ibadetler için de geçerlidir.

220. BAB: HİLÂL GÖRÜLDÜĞÜNDE EDİLECEK DUA


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

509

Konu ile İlgili Hadisler: 1231. Talha bin Ubeydullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hilâli gördüğü zaman şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bu hilâli bizim için her türlü korkulardan emniyet, imanımızda sebat, bela ve musibetlerden selâmet ve İslam üzere devam vesilesi kıl. Ey hilâl! Benim Rabbim de senin Rabb’in de Allah’tır. Bu yeni hilâl, güzelliklere ve hayırlara vesile olur inşallah.”

221. BAB: SAHURUN FAZİLETİ SAHURA KALKMANIN FAZİLETİ ve ŞAFAK SÖKMESİNDEN KORKULMADIĞI SÜRECE SAHUR YEMEĞİNİN GECİKTİRİLMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1232. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sahura kalkın ve bir lokma yemek, bir yudum suyla bile olsa sahur yapın. Çünkü sahurda bolluk ve bereket vardır.” 1233. Zeyd bin Sâbit radıyallahu anh şöyle demiştir: “Bir keresinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte sahur yemeği yedik, ardından sabah namazını kıldık.” Zeyd’e: — Sahur yemeği ile sabah namazı arasında ne kadar zaman geçmişti? diye soruldu. O da: — Elli ayet okuyacak kadar, yani 4–5 dakikalık bir süre, cevabını verdi. 1234. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in iki müezzini vardı: Bilâl ve Abdullah bin Ümmü Mektum. Ramazan ayı boyunca biri imsak vaktini, diğeri sabah namazı vaktini bildirmek üzere ezan okurlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bilâl, geceleyin sizi sahura kaldırmak için sabah namazının vakti girmeden önce ezan okur. Bilâl’in ezanından sonra, Abdullah bin Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip içebilirsiniz.” Abdullah bin Ömer diyor ki: “Bu iki ezan arasındaki zaman, müezzinlerden


510

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

biri ezan okumak için çıktığı yerden inip diğeri çıkıncaya kadar geçen vakitten ibaretti. Bilâl ezan okuduğu yüksekçe yere çıkıp ezanı okuduktan sonra orada oturur, zikir ve dua ederek gökyüzünü gözetler, şafağın sökmesini beklerdi. Şafak sökmeye başlayınca iner ve âmâ olan İbni Ümmü Mektum’a vaktin geldiğini haber verirdi. O da çıkar ve hem sahurun bittiğini, hem de sabah namazı vaktinin girdiğini ilân eden ezanı okurdu. Bu ikisinin ezanı arasında, bir saate yakın bir zaman geçerdi.” Ne yazık ki, bu güzel sünnet zamanla unutulmuş ve halkı sahura uyandırma işini Ramazan davulcuları üstlenmişlerdir. 1235. Amr bin el–Âs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bizim orucumuzla Kitap Ehli olan Yahudi ve Hristiyanların orucu arasındaki en önemli fark, sahur yemeğidir.”

222. BAB: İFTARI GECİKTİRMEMEK ORUÇ AÇMAKTA ACELE ETMENİN FAZİLETİ, HANGİ YİYECEKLERLE ORUÇ AÇILACAĞI VE ORUÇ AÇILDIKTAN SONRA YAPILACAK DUA Konu ile İlgili Hadisler: 1236. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Oruç açmakta acele ettikleri sürece, Müslümanlar hayır üzere yaşamaya devam ederler. Peygamber’in Sünnet’ine uyarak güneş batar batmaz hemen iftar etmek, bu ümmetin doğru yolda, hayır üzere olduğunun bir alametidir.” 1237. Tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden olan Ebu Atıyye anlatıyor: Ben ve arkadaşım Mesrûk, Hz. Âişe radıyallahu anhâ’nın yanına gittik. Mesrûk ona: — Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı’ndan iki kişi var ki, ikisi de hayırdan geri kalmaz. Biri Abdullah bin Mesud, diğeri Ebu Musa el-Eş’arî. Fakat bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor, dedi. Bunun üzerine, Âişe: — Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden hangisidir? diye sordu. Mesrûk, İbn-i Mesud’u kastederek:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

511

— Abdullah, cevabını verdi. Bunun üzerine Âişe: — Abdullah’ın yaptığı doğru. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de öyle yapardı, dedi. 1238. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Yüce Allah buyuruyor ki: “Kullarım arasında bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele edendir.” Hadis, senet zincirinde yer alan Kurra bin Abdurrahman sebebiyle zayıftır. Kurra, her ne kadar İbn-i Hibban ve el-İclî tarafından güvenilir kabul edilmişse de, hafızasının zayıflığı ve münker hadisler rivayet etmesi sebebiyle eleştirilmiştir. (İbnu’l-Cevzî, Ed-Duafâ: 2764; Zehebî, El-Kâşif: 4572; El-Muğnî fi’d-Duafâ: 5046; İbnu’l-Müberred, Bahru’d-Dem: 850; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb: 5541; el-Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl: 4871; Ukaylî, Duafâ: 1544; Aynî, Meğâni’l-Ahyâr: 2137; Makrîzî, el-Kâmil fi’d-Duafâ: 1598; Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl: 6892) 1239. Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gece karanlığı şu taraftan (doğu tarafından) gelmeye başladığı, gündüz aydınlığı da buradan (batıdan) dönüp gitmeye yüz tuttuğu ve güneş de tamamen batıp kaybolduğu zaman, oruçlu orucunu açar. Çünkü o zaman iftar vakti girmiş demektir.” 1240. Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anhumâ anlatıyor: Mekke’nin fethi için çıktığımız seferde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunuyorduk. Kendisi oruçlu idi. Güneş batınca, oradakilerden birine (yardımcısı Bilâl Habeşi’ye): — Ey filan! Bineğinden in de bize bir sevik (kavrulmuş undan yapılan bir çeşit çorba) karıştırıver, dedi. O da: — Ya Rasulullah! Henüz tam akşam olmadı, keşke biraz daha karanlığı bekleseydiniz, dedi. Peygamber: — Ey filan! Bineğinden in de bize sevik karıştırıver, dedi. O yine: — İyi ama, gün henüz devam ediyor, daha aksam olmadı ki, dedi. Peygamber tekrar: — Ey filan! Haydi, bineğinden in de bize sevik karıştırıver, dedi. Bunun üzerine adam indi ve oradakiler için sevik hazırladı. Peygamber sallallahu


512

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

aleyhi ve sellem ondan içti, sonra eliyle doğu tarafını işaret ederek: — Gecenin bu taraftan bastırmaya başladığını gördüğünüz an, oruçlunun iftar vakti gelmiş demektir, buyurdu. 1241. Selmân bin Âmir ed–Dabbî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz orucunu açacağı zaman, hurma ile açsın. Çünkü hurma, bereketli ve besleyici bir meyvedir. Eğer hurma bulamazsa, orucunu su ile açsın. Çünkü su, doğallık, saflık ve temizliktir.” 1242. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem orucunu, akşam namazını kılmadan önce birkaç taze hurma ile açardı. Taze hurma bulamazsa, kuru birkaç hurmayla iftar ederdi. Kuru hurma da bulamazsa, birkaç yudum su içerek iftar ederdi.

223. BAB: ORUÇLUNUN DİLİNİ ve DİĞER UZUVLARINI HARAMDAN KORUYUP KÖTÜ SÖZ ve DAVRANIŞLARDAN UZAK DURMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1243. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Oruç her türlü kötülüklere, günahlara karşı kalkandır. Onun için, biriniz oruçlu iken ne olursa olsun kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Şayet biri kendisine söver ya da sataşırsa, ‘Ben oruçluyum, kötülüğe kötülükle karşılık veremem.’ desin.” 1244. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim oruç tuttuğu hâlde yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, her ne kadar farzı yerine getirmiş olsa da, oruçtan beklenen kemal ve fazileti elde edemez. Zira Allah, yeme içmeden uzak durduğu hâlde yalan konuşmaya, kötü söz söylemeye, dedikodu yapmaya, başkalarına zarar vermeye devam eden kişinin orucuna değer vermez. Zaten oruç onu bu kötülüklerden korumak için emredilmiştir. Yoksa onun aç ve susuz kalmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

513

224. BAB: ORUÇLA İLGİLİ BAZI MESELELER Konu ile İlgili Hadisler: 1245. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz farz veya nafile bir oruç tutarken unutarak bir şey yer veya içerse, orucuna devam etsin. Çünkü onu –bir lütuf ve ikram olarak– Allah yedirmiş ve içirmiştir. Onun için, oruçlu olduğunu hatırladığı andan itibaren yiyip içmeyi terk edip orucunu tamamlasın.” 1246. Lakît bin Sabira radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek: — Ya Rasulullah; bana abdest almayı öğretir misiniz? dedim. Peygamber de bana abdesti tarif etti ve: — İşte bu şekilde, farz ve sünnetlerine riayet ederek güzelce abdest al. Bu arada, suyu el ve ayak parmaklarının arasına iyice ulaştır. Eğer oruçlu değilsen, burnunu temizlerken suyu burnuna iyice çek, buyurdu. 1247. Hz. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, bazı Ramazan geceleri ailesiyle ilişkide bulunduktan sonra, cünüp bir hâlde sabah namazının vakti girinceye kadar uyuyarak sabahladığı olurdu. Sonra ezan okununca kalkıp yıkanır, sabah namazını kıldırır ve o şekilde orucuna başlardı. 1248. Peygamberimizin hanımları Âişe ve Ümmü Seleme radıyallahu anhumâ şöyle dediler: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ihtilâm olmaksızın –yani rüyada görülen ve guslü gerektiren bir durumdan dolayı değil, cinsel ilişki sonucu– cünüp olarak sabahlardı. Sonra ezanla birlikte kalkıp gusül abdesti alır, mescide gidip sabah namazını kıldırır ve o şekilde orucuna başlardı.

225. BAB: MUHARREM ile ŞABAN AYINDA ve HARAM AYLARDA NAFİLE ORUÇ TUTMANIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1249. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


514

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Ramazan ve Şaban’dan sonra en kıymetli oruç, Allah’ın rahmet ve mağfiret ayı olan Muharrem’de tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en kıymetli namaz da, gece namazıdır.” 1250. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hiç bir ayda, Şaban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tutmazdı. Şaban ayının neredeyse tamamını oruçlu geçirirdi. Başka bir rivayet şöyledir: Peygamber aleyhisselâm, pek az bir kısmı hariç, Şaban ayını baştan sona oruçlu geçirirdi. 1251. Sahabi hanımlardan olduğu söylenen Mucîbetü’l–Bâhiliyye radıyallahu anhâ, babasından –veya amcasından– şöyle rivayet ediyor: Mucîbetü’l–Bâhiliyye’nin babası veya amcası olan Abdullah bin Hâris el–Bâhilî, kavminin elçisi olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip orada bir süre kaldıktan sonra memleketine geri dönmüştü. Bir yıl sonra, hâli ve görünüşü oldukça değişmiş bir hâlde tekrar Rasulullah’ın huzuruna geldi ve: — Ey Allah’ın Rasulü, beni tanıdınız mı? dedi. Peygamberimiz onu beli bükülmüş, gözleri çukura kaçmış, rengi solmuş bir hâlde görünce: — Hayır, tanıyamadım. Sen kimsin? buyurdu. O da: — Bir sene önce huzurunuza gelen Bâhilî’yim, dedi. Peygamber: — Seni böylesine değiştiren nedir? Oysa geçen yıl gayet iyi görünüyordun, buyurdu. Bâhilî: — Senden ayrıldığım günden beri gündüzleri hiç yemek yemedim, her gün oruç tuttum, dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Yazık, boş yere kendine işkence etmişsin. Sabır ayı olan Ramazan’ı tamamını, diğer aylardan da birer günü oruçlu geçir, bu sana yeter, buyurdu. Bâhilî: — Benim için bu sayıyı arttırın. Çünkü benim gücüm bundan fazlasına yeter, dedi. Peygamber: — O halde, her aydan iki gün oruç tut, buyurdu. Bâhilî: — Daha arttırın, dedi. Peygamber: — Peki, her aydan üç gün, buyurdu. Bâhilî:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

515

— Biraz daha arttırın, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz, adamın oruç tutacağı günlerin sayısını eliyle göstermek üzere, üç parmağını üç kere açıp açıp yumarak: — Haram aylar olan Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında üç gün oruç tut, üç gün tutma. Üç gün oruç tut, üç gün tutma. Üç gün oruç tut, üç gün tutma. Böylece peş peşe üç gün oruç tutup üç gün tutmamak suretiyle, dört haram ayın yarısını oruçla geçirmiş olursun. Diğer ayların da her birinde en fazla üçer gün oruç tutabilirsin. Bundan fazlasını da isteme. Unutma ki, benim Sünnet’ime aykırı davranarak nefsine zarar verecek şekilde ibadet etmekle Allah’ın rızasını kazanamazsın. O’nun rızasını ancak, O’nun koyduğu ölçü ve sınırlara uyarak kazanabilirsin, buyurdu. Senet zincirinde yer alan Mucîbetü’l–Bâhiliyye’nin meçhul (bilinmeyen) bir ravi olması sebebiyle bu hadis zayıftır. Ancak hadisin ilk bölümü sahih senetlerle ayrıca rivayet edilmiştir. “Sabır ayı olan Ramazan’ı tamamını, diğer aylardan da birer günü oruçlu geçir, bu sana yeter.” cümlesinden sonraki bölümü ise zayıftır.

226. BAB: ZİLHİCCE’NİN İLK ON GÜNÜNDE TUTULAN ORUCUN ve DİĞER İBADETLERİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1252. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Zilhicce ayının ilk on gününü kastederek: — Allah katında, şu günlerde yapılacak iyilik ve ibadetten daha değerli hiçbir salih amel yoktur, buyurdu. Ashap: — Allah yolunda yapılan cihad da mı, ya Rasulallah? dediler. Peygamberimiz: — Evet, Allah yolunda yapılan cihad dahi, Zilhicce’nin ilk on gününde işlenecek salih amelden daha üstün değildir. Ancak malını ve canını Allah için adayarak cihada çıkıp da, sahip olduğu her şeyi O’nun uğrunda feda eden ve geriye onlardan hiçbir şey bırakmayan kimse hariç, buyurdu.

227. BAB: ARİFE GÜNÜ VE MUHARREM’İN DOKUZ ve ONUNCU GÜNÜNDE TUTULAN ORUCUN FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1253. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu. Pey-


516

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

gamberimiz de: “O gün tutulan oruç, geçmiş ve gelecek senenin küçük günahlarına kefaret olur. Yani bir kimse kurban bayramından bir gün önceki Arefe gününde oruç tutarsa, geçmiş ve gelecek birer yıllık küçük günahlarına kefaret olmaya yetecek kadar sevap kazanır. Ancak hacılar o gün Arafat’ta vakfeye duracakları için, onların bu orucu tutmamaları daha uygun olur, diye cevap verdi. 1254. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Muharrem ayının onuncu günü olan Aşure günü oruç tutmuş ve ümmetine de o gün oruç tutmayı tavsiye etmiştir. Çünkü Muharrem’in onuncu günü, birçok peygamberin hayatında önemli olayların gerçekleştiği bir gündür. Ne yazık ki, İslam tarihinde Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilmesi de bu güne denk gelmiştir. Hicretin 61. yılında vuku bulan bu acı olay, bütün Müslümanlar için büyük üzüntü sebebi olmuştur. Ancak Rasulullah’ın tavsiye ettiği aşure orucunun bu olay ile hiçbir alâkası yoktur. 1255. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Aşure günü tutulan orucun fazileti soruldu. Peygamberimiz de: “O gün tutulan oruç, Arefe günü tutulan oruç gibi geçmiş bir yılın küçük günahlarına kefaret olur.” buyurdu. 1256. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Yahudi ve Hristiyanların sadece Muharrem’in onuncu gününe tazim ettiklerini, bu sebeple o gün oruç tuttuklarını öğrenince şöyle buyurdu: “Gelecek seneye kadar Allah bana ömür verirse, Yahudi ve Hristiyanlara benzememek için, inşallah Muharrem ayının hem dokuzuncu hem de onuncu günü oruç tutacağım.”

228. BAB: ŞEVVAL AYINDA ALTI GÜN ORUÇ TUTMANIN SEVABI Konu ile İlgili Hadisler: 1257. Ebu Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim Ramazan orucunu tutar ve buna Şevval ayından da altı gün eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur. Yani 30 gün Ramazan’da, 6 gün de


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

517

Şevval’de olmak üzere toplam 36 gün oruç tutan bir kişi, –her iyiliğin mükâfatı 10 kat verildiğine göre– 360 gün, yani hicri takvime göre tam bir yıl oruç tutmuş gibi sevap kazanır.”

229. BAB: PAZARTESİ ve PERŞEMBE GÜNLERİ ORUÇ TUTMANIN SEVABI Konu ile İlgili Hadisler: 1258. Ebu Katâde radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e pazartesi günü oruç tutmanın fazileti soruldu. O da şöyle buyurdu: “O gün benim dünyaya geldiğim ve peygamber olduğum gündür. Dolayısıyla, o gün oruç tutmak güzel olur.” 1259. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kulların amelleri günlük olarak sabah ve akşam, haftalık olarak pazartesi ve perşembe günleri, yıllık olarak da Şaban ayında Allah’a arz edilir. Ben de pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak suretiyle, amellerimin oruçluyken Allah’a sunulmasını isterim.” 1260. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya özen gösterirdi.

230. BAB: HER AY ÜÇ GÜN ORUÇ TUTMANIN MÜSTEHAP OLUŞU Bu üç gün orucun en faziletli olanı “eyyâm-ı bîd (dolunay günleri)” denilen ayın 13, 14 ve 15. günlerinde tutulandır. 12, 13 ve 14. günlerdeki orucun daha faziletli olduğunu söyleyenler varsa da, yaygın ve doğru olan görüş birincisidir. Konu ile İlgili Hadisler: 1261. Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: Dostum Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şu üç şeyi tavsiye etti: Her ay üç gün oruç tutmamı, kuşluk vakti iki rekât namazı kılmamı ve –uykum ağır olduğu için– vitri namazını uyumadan önce kılmamı tavsiye etti. 1262. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh şöyle diyor:


518

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Sevgili dostum Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey tavsiye etti ki, onları yaşadığım sürece asla terk etmeyeceğim: Her ay üç gün oruç tutmayı, kuşluk namazını kılmayı ve vitir namazını kılmadan uyumamayı. 1263. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her ay üç gün oruç tutmak, bütün yıl aralıksız oruç tutmak gibidir. Çünkü her iyilik, 10 kat fazlasıyla ödüllendirilecektir.” 1264. Abdullah el-Adevî radıyallahu anh’ın kızı Muaze el–Adeviyye anlatıyor: Bir gün Âişe radıyallahu anhâ’ya: — Ya Âişe! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her ay üç gün oruç tutar mıydı? diye sordum. Âişe: — Evet, dedi. Ben: — Ayın hangi günlerinde tutardı? diye sordum. Âişe: — Ayın hangi günlerine denk geleceğini pek önemsemezdi, cevabını verdi. 1265. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurmuştur: “Ya Ebu Zer! Ayda üç gün oruç tutacağın zaman, kamerî ayın 13, 14 ve 15. günlerde oruç tut.” 1266. Katâde bin Milhân radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize eyyâm–ı bîd denilen dolunay günlerinde, yani kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde oruç tutmayı tavsiye ederdi. 1267. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yolculukta da, evinde de eyyâm–ı bîd denilen dolunay günlerini oruçsuz geçirmezdi.

231. BAB: ORUÇLUYU İFTAR ETTİRMEK ORUÇLUYA İFTAR VERMENİN FAZİLETİ, KENDİSİ ORUÇLUYKEN YANINDA YEMEK YENEN KİŞİNİN ALACAĞI SEVAP ve ORUÇLUNUN YANINDA YEMEK YİYEN KİŞİNİN ONA DUA ETMESİ Konu ile İlgili Hadisler:


9. FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR

519

1268. Zeyd bin Halid el-Cühenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurmuştur: “Kim bir oruçluya iftar yemeği verirse, oruç tutan kişinin sevabı kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” 1269. Ümmü Umâre el–Ensariyye radıyallahu anhâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün Ümmü Umâre’nin evine misafir oldu. Ümmü Umâre Peygamber’e yemek ikram etti. Peygamber: — Buyur sen de ye, dedi. Ümmü Umâre: — Ben oruçluyum ya Rasulullah, dedi. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Oruçlu bir kimsenin yanında yemek yiyenler yemeklerini bitirinceye kadar, melekler o oruçluya dua ederler. O hâlde, oruçlunun gözü önünde yemek yemeyelim diye bir çekimserlik göstermek, ona kazandırılacak sevap açısından doğru değildir, buyurdu. Ümmü Umâre diyor ki: Peygamber aleyhisselâm, “Yemeklerini bitirinceye kadar…” yerine, “Yemek yiyenler doyuncaya kadar…” demiş de olabilir. Bu hadisi Ümmü Umâre radıyallahu anhâ’dan rivayet eden Leylâ, meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Ondan sadece Habîb bin Zeyd rivayette bulunmuştur. (Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl, 10993) Bu yüzden hadis zayıftır. Ancak İbn-i Ebî Şeybe, bu hadisi sahih bir senetle Abdullah bin Amr radıyallahu anh’ın sözü olarak rivayet etmektedir. (Musannef-i İbn-i Ebî Şeybe, 9710) Sahabe-i Kiram’ın, içtihat ve tecrübeyle bilinmesi mümkün olmayan bu gibi hususlarda aktardıkları bilgileri Peygamber’den öğrenmiş oldukları kabul edilir. Ayrıca, “meleklerin oruçluya dua etmesi” bölümü hariç, yanında yemek yenilen oruçlunun faziletini anlatan başka sahih hadisler de vardır. 1270. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün iftar açmak üzere Sa’d bin Ubâde’yi ziyarete geldi. Sa’d, bir parça ekmek ve zeytin çıkarıp Rasulullah’a ikram etti. Misafire ne ikram edeceğim diye gereksiz yere telaşa kapılıp kendini ve ailesini zora sokmadı. Gayet doğal ve samimi bir şekilde, o an evinde ne varsa onu misafirine sundu. Rasulullah aleyhisselâm onları yedikten sonra, ona şöyle dua etti: “Evinizde hep oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin, melekler de duacınız olsun.”


10. KİTAP: İTİKÂF 232. BAB: İTİKÂFIN (RAMAZANIN SON ON GÜNÜNDE İBADETE ÇEKİLMENİN) FAZİLETİ Konu ile İlgili Hadisler: 1271. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan’ın son on gününde caminin uygun bir köşesinde ibadete kapanarak itikâfa çekilir ve zaruri bir ihtiyacı olmadıkça dışarı çıkmaz, bütün vaktini orada namaz, dua, zikir, tilavet, tefekkür gibi ibadetlerle geçirirdi. 1272. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edinceye kadar, Ramazan’ın son on gününde itikâfı terk etmemiştir. Vefatından sonra da eşleri Ramazan’ın son on gününde, kendi odalarında itikâfa girmeye devam ettiler. 1273. Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, her Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerdi. Vefat ettiği senenin Ramazan’ında ise, yirmi gün itikâfa girdi.


11. KİTAP: HAC 233. BAB: HACCIN FARZ OLUŞU ve FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Kâbe’de, Allah’ın kudret ve merhametini hatırlatan, ayrıca geçmiş peygamberlerin hatıralarını canlandıran nice işaretler, alâmetler, apaçık deliller vardır. Örneğin, İbrahim’in namaz kılmayı âdet edindiği makamı –ki sizlere emanet ettiği tevhit inancının sembolüdür– oradadır. Tüm Arap Yarımadası’nda vahşet ve anarşi kol gezerken, oraya giren kişi huzur ve güvene kavuşur. Kâbe’ye gitmeye gücü yeten herkesin, orayı hac amacıyla ziyaret etmesi, Allah’a karşı mutlaka yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Her kim bu görevini terk ederek nankörlük ederse, yalnızca kendisine zarar vermiş olur. Öyle ya, Allah hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. O’nun lütuf ve merhametine asıl muhtaç olan sizsiniz. (Âl-i İmran, 3,97) Konu ile İlgili Hadisler: 1274. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam dini beş esas üzerine kurulmuştur: 1. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Elçisi olduğuna şehadet etmek, 2. Namazı kılmak, 3. Zekâtı vermek, 4. Hacca gitmek, 5. Ramazan orucunu tutmak. 1275. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize bir gün hitap ederek: — Ey Müslümanlar! Hac size farz kılınmıştır, o hâlde haccediniz, buyurdu. Akra bin Hâbis adında bir adam: — Her sene mi, ya Rasulallah? diye sordu. Peygamber cevap vermedi. O da sorusunu üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Şayet “evet” desem, her sene haccetmeniz farz olurdu ve buna da asla


522

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

gücünüz yetmezdi, dedi. Sonra sözlerine devamla şunları söyledi: — Ben sizi kendi hâlinize bıraktığım sürece, siz de beni kendi hâlime bırakın. Ben size herhangi bir konuda açık ve net olarak bir emir veya yasak getirmediğim sürece, o meseleyi kurcalayıp bana lüzumsuz sorular sormayın. Çünkü sizden önceki ümmetler, çok soru sormaları ve her soru ile daha da ağırlaşan sorumluluğu yerine getirmeyerek peygamberlerine karşı gelmeleri sebebiyle helâk olmuşlardı. Kılı kırk yararcasına ortaya koydukları kurallarla, insanların yükümlülüklerini gereksiz yere ağırlaştırmışlardı. Öyle ki, dinî hükümler zamanla uzmanların bile içinden çıkamadığı karmakarışık meseleler hâline gelmiş ve bu da, halkın ve yöneticilerin ilahi vahiyden büsbütün uzaklaşarak inkâra sürüklenmelerine sebep olmuştu. O hâlde, ben size bir şeyi emrettiğim zaman onu gücünüz yettiği ölçüde yapmaya çalışın. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman da, ondan kesin olarak kaçının.” 1276. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah, en üstün amel hangisidir? diye soruldu. Peygamber: — Allah’a ve Elçisine gönülden iman etmektir, buyurdu. — Sonra hangisidir? — Allah yolunda zulme, inkâra karşı mücadele ederek cihad etmektir. — Sonra hangisidir? diye sorulunca: — Gereklerine uygun olarak yerine getirilen, günah ve isyan karıştırılmamış, zulüm ve ihanetten arındırılmış, ihlâs ve samimiyetle yerine getirilmiş olan, kısacası, makbul olan hacdır, buyurdu. 1277. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurmuştu: “Her kim kötü ve çirkin söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hac ibadetini yerine getirirse, anasından doğduğu günkü gibi tertemiz ve günahsız bir hâlde evine döner.” 1278. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Umre ibadeti, bir sonraki umreye kadar işlenen küçük günahlara, ufak tefek kötülüklere kefarettir. Yani umre yapan kimseye, bir yıllık günaha kefaret olmaya yetecek kadar sevap verilir. Hacca gelince, makbul olan haccın


11. HAC

523

mükâfatı ise, ancak cennettir.” 1279. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Allah yolunda cihadın en üstün ibadet olduğunu görüyoruz. Bu durumda, biz kadınlar da cihada katılsak olmaz mı? diye sordum. Peygamber aleyhisselâm: — Öyle ama, en üstün cihad da makbul olan hacdır. Dolayısıyla, hac ibadetini güzelce yerine getirdiğiniz takdirde, cihada giden erkeklerden daha çok sevap kazanırsınız, buyurdu. 1280. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın, Arefe günü kadar cehennemden kullarını azat ettiği bir başka gün yoktur. Yani Allah’ın rahmet ve mağfiretinin en yoğun şekilde tecelli ettiği gün, kurban bayramından bir önceki gün olan ve hacıların Arafat’ta vakfeye durdukları Arefe günüdür. O gün her zamankinden daha çok ibadet edin, günahlarınızın affı için Rabb’inize yönelip O’ndan bağışlanma dileyin.” 1281. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayında yapılan umre, sevap bakımından tam bir hacca veya benimle birlikte yapılmış bir hacca denktir.” 1282. Yine Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, bir kadın: — Ya Rasulullah! Allah’ın hac farizası hakkındaki emri, babamın hayvan üzerinde duramayacak kadar yaşlı olduğu bir zamana denk geldi. Bu durumda, onun yerine ben haccedebilir miyim? diye sordu. Peygamberimiz de: — Evet, baban hac ibadetini yerine getirmek istediği hâlde bunu yapabilecek güce sahip değil ise, onun yerine vekâleten haccedebilirsin, buyurdu. 1283. Lakît bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet ediliyor: Lakît, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah! Babam kocamış bir ihtiyardır. Ne haccetmeye, ne umre yapmaya, ne de yolculuğa çıkmaya gücü yeter. Fakat hac ve umre sevabından mahrum kalmak da istemiyor, ne emir buyurursunuz? dedi. Peygamberimiz:


524

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— O zaman, babanın yerine sen hac ve umre yap, buyurdu. 1284. Sâib bin Yezîd radıyallahu anh şöyle diyor: Annem ve babam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in son haccını yaptığı Veda haccında beni de hacca götürdüler. O zaman ben henüz yedi yaşımda idim. 1285. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine yakınlarındaki Ravha denilen yerde bir deve kervanına rastladı. Onlara selam verdikten sonra: — Siz hangi kavimdensiniz? dedi. Onlar: — Bizler Müslümanız, ya sen kimsin? diye sordular. Peygamber efendimiz: — Ben Allah’ın Elçisiyim, dedi. Sonra kafileden bir kadın, kucağındaki küçük bir çocuğu Peygamberimize doğru kaldırarak: — Bu çocuğun haccı olur mu ya Rasulallah? diye sordu. Peygamberimiz: — Evet. Ona hac, sana da sevap vardır, buyurdu. 1286. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sırtında az miktarda eşya ve yiyecek bulunun bir deve üzerinde –Yani yanında azığını ve eşyasını taşıyan ikinci bir deve olmaksızın– hacca gitmişti. Çünkü o, daima tabii, sade, gösterişten uzak ve mütevazı bir hayat yaşardı. 1287. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: Ukaz, Micenne ve Zülmecâz çarşıları, İslam öncesi dönemde Arabistan’ın dört bir yanından gelen hacıların alışveriş yaptığı meşhur panayır yerleri idi. Fakat zamanla insanlar, hac aylarında alış veriş yapmayı günah saymaya başladılar. Bunun üzerine, “Hac mevsiminde alış veriş yaparak, ticari, kültürel, siyasi ve bilimsel etkinliklerde bulunarak Rabb’inizin lütuf ve kereminden istifade etmenizde sizin için hiçbir günah yoktur.” (Bakara, 2/196) ayeti nazil oldu.


12. KİTAP: CİHAD 234. BAB: ALLAH YOLUNDA CİHADIN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Allah’a ortak koşan müşrikler ve kâfirler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı öyle topyekûn savaşın. Bilin ki, Allah, yeryüzünde adaleti egemen kılmak için kendi yolunda cihad eden, fakat bunu yaparken de adalet ve dürüstlükten asla ayrılmayan, düşmanına bile haksızlık etmekten sakınan kimselerle beraberdir. (Tevbe, 9/36) 2. Her ne kadar hoşunuza gitmese de, haksızlıklara karşı Allah yolunda savaşmak size farz kılınmıştır. Gerçi savaşın sıkıntı ve acılarına katlanmak zordur ve aslında savaşmak kötü bir davranıştır. Fakat zulmü engellemenin başka çıkar yolu kalmamışsa, daha büyük acıları önlemek için gerekirse savaşılmalıdır. Demek ki, sizin hoşlanmadığınız bir şey aslında sizin için hayırlı olabilir, hoşunuza giden bir şey de sizin için kötü sonuçlar doğurabilir. Neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu en iyi Allah bilir, siz bilemezsiniz. Öyleyse, bilgi ve tecrübesi sınırlı olan insanoğlu, her şeyi bilen Allah’ın rehberliğine muhtaçtır. (Bakara, 2/216) 3. Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın. Gerek kolay gerek zor, gerek binitli gerek yaya, gerek genç gerek ihtiyar, gerek bekâr gerek evli, gerek zengin gerek fakir, gerek hafif gerek ağır silahlı, kısaca hangi durumda olursanız olun, cihada mutlaka katılın. Zulüm ve kötülüklerin kökünü kazıyıp yeryüzünde adalet ve huzuru egemen kılmak için, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihada koşun. Eğer bilirseniz, bu sizin için en hayırlı olandır. (Tevbe, 9/41) 4. Gerçek şu ki, Allah müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara cenneti vermek üzere satın almıştır. Çünkü onlar yeryüzünde zulmü, haksızlığı engellemek ve Kur'an’ın öngördüğü hayat sistemini egemen kılmak için Allah yolunda kahramanca savaşırlar. Er meydanlarında aslanlar gibi kükreyerek, zalimlerin ordularını bozguna uğratır, askerlerini öldürürler ve gerekirse, bu uğurda seve seve can verirler. Bu, Allah’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da yerine getirmeyi bizzat üstlendiği ve gerçekliğinde şüphe olmayan bir vaattir. Öyle ya, verdiği sözü Allah’tan daha iyi kim tutabilir? O hâlde, yaptığınız bu sözleşmeden dolayı sevinin ey müminler! İşte budur en büyük başarı, en büyük kurtuluş. (Tevbe, 9/111) 5. Savaşa gitmelerini engelleyecek bir mazeretleri olmadığı hâlde, genel bir seferberlik çağrısı yapılmadığı için evlerinde oturan Müslümanlarla gönüllü


526

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

olarak Allah yolunda malları ve canlarıyla mücadele edenler, fazilet bakımından eşit olamazlar. Çünkü Allah, malları ve canlarıyla mücadele eden fedakâr müminleri, Allah yolunda cihada katılmayıp evlerinde oturan ve kulluk görevini asgarî düzeyde yerine getiren Müslümanlardan daha üstün bir makama yüceltmiştir. Gerçi Allah, her ikisine de en güzel mükâfat olan cennetini vaad etmiştir. Fakat cihad edenleri, çok daha büyük bir mükâfat ve kendi katından bahşettiği yüksek dereceler, bağışlama ve rahmet ile fazladan ödüllendirecek ve onları, savaşa katılmayıp evlerinde oturanlardan çok daha üstün bir makama yüceltecektir. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. (Nisa, 4/95, 96) 6. Ey iman edenler! Sizi dünya ve âhirette can yakıcı azaptan kurtaracak hayırlı bir ticaret yolunu göstereyim mi? Allah’a ve Elçisine gönülden inanacak ve zalimlere karşı Allah yolunda malınızla, canınızla cihad edersiniz. Allah da size bunun karşılığında cenneti verecektir. Eğer bilirseniz, Bu sizin için dünyanın vadettiği bütün zevk ve eğlencelerden daha kazançlı, daha hayırlıdır. Eğer Allah yolunda cihad ederseniz, O da sizin kusurlarınızı bağışlayacak ve sizi, içerisinden ırmakların çağıldadığı cennet bahçelerine ve ebedî mutluluk ve esenlik diyarı olan Adn bahçelerindeki muhteşem köşklere, saraylara yerleştirecektir. İşte budur en büyük kurtuluş, en büyük başarı. Fakat ahiret nimetlerinden önce ve onlardan başka, hoşunuza gidecek peşin bir müjde daha var: Allah’ın yardımı ve yakında gerçekleşecek bir zafer. Ey Peygamber! Bunu bütün inananlara müjdele. (Saff, 61/10–13) Konu ile İlgili Hadisler: 1288. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah, İslam’da en üstün amel hangisidir? diye soruldu. Peygamber: — Allah’a ve Elçisine gönülden iman etmektir, buyurdu. — Sonra hangisidir? — Allah yolunda zulme, inkâra karşı mücadele ederek cihad etmektir. — Sonra hangisidir? diye sorulunca:


12. CİHAD

527

— Gereklerine uygun olarak yerine getirilen, günah ve isyan karıştırılmamış, zulüm ve ihanetten arındırılmış, ihlâs ve samimiyetle yerine getirilmiş olan, kısacası, makbul olan hacdır, buyurdu. 1289. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulallah! Allah’ın en sevdiği amel hangisidir? diye sordum. — Vaktinde kılınan namazdır, diye cevap verdi. — Sonra hangisidir? dedim. — Ana babaya iyilik etmek, buyurdu. — Ondan sonra hangisi gelir? diye sordum. — Allah yolunda cihad etmek, buyurdu. Peygamber aleyhisselâm bu tür sorulara, soranın durumuna ve sorunun sorulduğu zamana uygun cevaplar verirdi. 1290. Ebu Zer radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ey Allah’ın Elçisi, iyiliklerin en üstünü hangisidir? diye sordum. — Allah’a inanmak ve yeryüzünde İslam’ı egemen kılmak için O’nun yolunda mücadele etmektir, buyurdu. 1291. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda zulüm ve haksızlığa karşı savaşmak, yeryüzünde İslam’ı egemen kılmak amacıyla mücadele etmek yahut Kur’an’ı ve Peygamber’in Sünnet’ini öğrenmek ve başkalarına tebliğ etmek amacıyla yapılan bir sabah veya akşam yürüyüşü, hiç şüphesiz dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.” 1292. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Bir sahâbî, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah, Allah katında en değerli insan kimdir? diye sordu. Peygamberimiz: — Allah yolunda canıyla ve malıyla mücadele eden kimsedir, diye cevap verdi. O sahâbî:


528

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Sonra kimdir? diye sordu. Allah’ın Rasulü: — İnsanlara çok fazla iyiliği dokunmasa ve hatta birtakım kötü huylara sahip olsa bile, hiç değilse bir vadiye çekilip orada Rabb’ine ibadet eden ve insanları şerrinden uzak tutan kimsedir, buyurdu. 1293. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda bir gün hudut boyunda düşmanı gözetlemek, dünyadan ve dünya üzerinde bulunan her şeyden daha hayırlıdır. Sizden birinizin zulme karşı savaşırken atını sürmek için kullandığı bir tek kamçısının bile cennette işgal ettiği yer, dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha hayırlıdır. Kulun Allah yolunda mücadele amacıyla yaptığı bir sabah veya akşam yolculuğu da, dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha hayırlıdır.” 1294. Selmân-ı Farisi radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir gün bir gece hudut nöbeti tutmak, bir ay boyunca gündüzleri oruçlu, geceleri ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır. Şayet nöbet tutan asker görevi esnasında ölürse, yapmakta olduğu işin sevabı kıyamete kadar devam eder. Bu kişi, diğer ölüler gibi değildir. Hayat mertebelerinin bir başka boyutunda yaşamaya devam eder, şehitlere verilen nimetlerden yiyip içerek sürekli rızıklanır ve kabir azabı da görmez.” 1295. Fedâle bin Ubeyd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her ölen kişinin ameli sona erdirilir ve artık amel defterine hiçbir sevap yazılmaz. Ancak Allah yolunda hudut boylarında nöbet tutarken ölen kimseler hariç. Onların sevabı, Mahşer Gününe kadar artarak devam eder. Ayrıca onlar kabir azabı da görmezler.” 1296. Osman radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam diyarını kâfirlere karşı savunmak ve düşmanın hücumunu önlemek üzere Allah yolunda hudut boylarında bir gün nöbet tutmak, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır.” 1297. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


12. CİHAD

529

“Allah, kendi yolunda cihada çıkan kimseye, ‘Madem kulum sadece benim yolumda cihad etmek amacıyla, bana olan imanı ve elçilerime güveni ile yola çıktı, öyleyse ben de onu ya şehadet makamıyla onurlandırıp cennete koymayı, ya da zafere ulaştırıp kazandığı sevap ve ganimetlerle evine döndürmeyi garanti ediyorum.” buyurarak kefil olur. Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşırken yaralanan her mücahit, Mahşer Günü yarasının ilk günkü tazeliği ve sıcaklığı içinde, yarasının rengi kan renginde, kokusu da misk kokusu olarak Allah’ın huzuruna gelecektir. Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Medine’den sürekli ayrı kalışım Müslümanlara zor gelmeseydi, Allah yolunda cihada çıkan hiçbir birlikten asla geri kalmazdım. Fakat müminlerin tamamını savaş için teçhiz etmeye imkân bulamadığım gibi, kendi güçleri de buna yetmiyor. O zaman da benden ayrılıp geride kalmak onlara ağır geliyor. Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp şehit olmayı, sonra yine savaşıp şehit olmayı, sonra yine savaşıp şehit olmayı ne kadar arzu ederdim!” 1298. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda yaralanan her mücahit, Mahşer Günü yarasından –rengi kan renginde, kokusu misk kokusu olan– kanlar akarken Allah’ın huzuruna gelecektir.” 1299. Muaz radıyallahu anh ‘den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir Müslüman, devenin sağılacağı kadar bir süre Allah yolunda savaşsa bile cenneti hak etmiş olur. Allah yolunda yaralanan veya bir sıkıntıya düşen kimse, Mahşer Günü yaralandığı gün gibi kanlar içinde Allah’ın huzuruna gelir. Kanının rengi kıpkırmızı, kokusu da misk kokusu gibidir.” 1300. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı’ndan biri, içinde tatlı bir su gözesi bulunan bir dağ yolundan geçmişti. Burası çok hoşuna gitti ve kendi kendine: — İnsanlardan uzaklaşıp şu dağ geçidine yerleşsem ne güzel olur. Ama Pey-


530

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

gamber sallallahu aleyhi ve sellem’den izin almadan bunu asla yapmam, dedi. Sonra bu arzusunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e anlattı. Peygamberimiz: — Sakın bunu yapma. Çünkü sizden birinizin Allah yolunda cihad etmesi, evinde oturup yetmiş sene namaz kılmasından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz? Öyleyse, Allah yolunda cihada çıkın. Kim deve sağılacak kadar bir süre Allah yolunda cihad ederse, muhakkak cenneti hak eder, buyurdu. 1301. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Ashabtan bazıları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulallah! Allah yolunda cihada denk bir ibadet, bir iyilik var mıdır? diye sordular. Peygamberimiz: — Vardır, ama sizin ona gücünüz yetmez, buyurdu. İki veya üç defa aynı soruyu tekrarladılar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de her defasında aynı cevabı verdi. Sonra da: — Allah yolunda savaşan bir mücahit; her gün oruç tutan, her gece sabaha kadar namaz kılan, Allah’ın ayetlerine hakkıyla itaat eden ve o cihaddan dönünceye kadar bu ibadetlere hiç ara vermeden devam eden kimse gibidir, buyurdu. Buhârî’nin rivayetinde hadis şöyledir: Ashaptan biri: — Ya Rasulallah! Bana cihada denk bir amel öğretebilir misiniz? dedi. Peygamber aleyhisselâm: — Cihada denk olacak bir amel bulamıyorum ki, diye cevap verdi. Sonra da: — Allah yolunda cihad eden kimse yola çıktığında, o geri gelinceye kadar mescidine kapanıp her gün sabaha kadar namaz kılmaya ve hiç ara vermeden oruç tutmaya güç yetirebilir misin? İşte ancak o zaman Allah yolunda cihad eden kimsenin derecesine ulaşabilirsin, buyurdu. O kişi de: — Vay canına! Buna kimin gücü yeter ki? dedi. 1302. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar arasında en hayırlı geçim yolunu tutanlardan biri, Allah yo-


12. CİHAD

531

lunda savaşmak üzere atının dizginlerine yapışan kimsedir. O kimse, komutanın hücum emrini veya yardım isteyen birinin feryadını işitince, öldürmeyi ve ölmeyi göze alarak düşmanın bulunması muhtemel yerlere atının üzerinde uçarcasına saldırır, ölümün kol gezdiği yerlere korkusuzca dalar. İnsanlar arasında en hayırlı geçim yolunu tutanlardan bir diğeri de, bir tepenin başında veya bir vadinin içinde koyuncuklarının arasında hayatını sürdüren kimsedir ki, namazını güzelce kılar, zekâtını verir ve ölüm gelip çatıncaya kadar Rabb’ine kulluğa devam eder. İnsanlarla olan ilişkisi, yalnızca onlara iyilik yapmaktan ibarettir.” 1303. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah celle celâluh, kendi yolunda cihad edenler için cennette yüz derece hazırlamıştır. Her derecenin arası, yerle gök arası kadardır.” 1304. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Her kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve Peygamber olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den razı olur ve bu yolda yaşamaya gayret gösterir ise, eninde sonunda cennete gider, buyurdu. Bu söz Ebu Saîd’in çok hoşuna gitti ve: — Ya Rasulallah! Bu sözü bana tekrarlar mısınız, dedi. Peygamber aleyhisselâm sözünü tekrarladı. Sonra da: — Bir başka haslet daha vardır ki, onun sayesinde Allah kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da gökle yer arası kadardır, buyurdu. Ebu Saîd: — O haslet nedir, ya Rasulallah? diye sorunca, Peygamberimiz: — Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihad! buyurdu. 1305. Ebu Musa el–Eş’arî’nin oğlu Ebu Bekir anlatıyor: Babam Ebu Musa radıyallahu anh, düşman karşısında olduğumuz bir sırada: — Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i, “Cennet kapıları, kılıçların gölgeleri altındadır.” buyururken işittim, dedi. Bunun üzerine, eski ve yırtık elbiseli bir adam ayağa kalkarak: — Ya Ebu Musa! Bu sözü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bizzat işit-


532

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

tin mi? diye sordu. Ebu Musa: — Evet, işittim, cevabını verdi. Bunun üzerine adam, arkadaşlarının yanına giderek: — Sizleri veda selamıyla selâmlıyorum, dedi ve kılıcının kınını kırıp attı. Sonra elinde kılıcıyla düşmanın üzerine yürüdü ve şehit oluncaya kadar savaştı. 1306. Abdurrahman bin Cebr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda cihada giderken yahut ilim öğrenme, hasta ziyareti, cenaze defni gibi hayırlı bir iş yaparken ayakları tozlanan bir kula, asla cehennem ateşi dokunmaz.” 1307. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sağılan süt tekrar memeye dönmedikçe, Allah’a duyduğu saygı ve haşyetten dolayı gözyaşı döken kişi de cehenneme girmez. Allah yolunda savaşan mücahidin çıkardığı toz ile cehennem dumanı da asla bir kulun üzerinde birleşmez.” 1308. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İki göz vardır ki, onlara asla cehennem ateşi dokunmaz: Allah’a duyduğu saygı ve haşyetten dolayı ağlayan göz ve İslam diyarını kâfirlere karşı savunmak amacıyla Allah yolunda nöbet bekleyerek sabahlayan göz.” 1309. Zeyd bin Hâlid radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda savaşa giden bir mücahidi donatıp cihad için gerekli ihtiyaçlarını karşılayan kişi, bizzat cihada gitmiş gibi sevap kazanır. Cihada giden gazinin geride bıraktığı ailesine güzelce bakıp onların ihtiyaçlarını karşılayan kişi de bizzat cihad yapmış gibi sevap kazanır.” 1310. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sadakaların en değerlisi, Allah yolunda savaşan mücahitler için kurulan bir çadırın gölgesi, Allah yolundaki bir mücahide verilen hizmetçi ve Allah yolunda bağışlanmış bir binek hayvanıdır.” 1311. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Eslem


12. CİHAD

533

kabilesinden bir genç: — Ya Rasulallah! Ben savaşa katılmak istiyorum, fakat gerekli malzemelere sahip değilim, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Filan kişiye git. O harbe gitmek üzere hazırlanmıştı, fakat hastalandı, buyurdu. Delikanlı o adamın yanına gitti ve: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sana selam ediyor ve savaş için hazırladığın araç gereçlerini bana vermeni söylüyor, dedi. Bunun üzerine adam, hanımına seslenerek: — Hanım! Hazırladığım savaş malzemelerinin hepsini bu delikanlıya ver ve onlardan geriye hiçbir şey bırakma. Allah aşkına, onlardan hiçbir şey bırakma ki, bu sayede hayır ve berekete nail olalım, dedi. 1312. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, o zaman henüz Müslüman olmayan Hüzeyl kabilesinin Lihyân Oğulları kolu üzerine bir ordu göndermeye karar verince: “Bir ailede bulunan her iki kişiden biri cihada gitsin. Geride kalanlar cihada gidenlerin ailelerinin geçimini temin edip ihtiyaçlarını karşıladıkları, çoluk çocuklarıyla ilgilenerek onlara yardımcı oldukları takdirde, kazanılacak sevap ikisi arasında ortaktır.” buyurdu. 1313. Berâ radıyallahu anh anlatıyor: Uhud harbinde, tepeden tırnağa zırh kuşanmış Amr bin Sâbit adında bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! Sizinle birlikte savaşa katılmak istiyorum. Hemen savaşayım mı, yoksa önce Müslüman mı olayım? dedi. Peygamberimiz: — Önce Müslüman ol, sonra savaşırsın, buyurdu. Adam da Müslüman oldu, sonra savaştı ve şehit düştü. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Az çalıştı, ama çok kazanç elde etti, buyurdu. Çünkü adamın iman etmesi ile şehit olması arasında bir namaz vakti bile geçmemişti. 1314. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennete giren hiç kimse, yeryüzündeki her şey kendisine verilecek olsa bile, dünyaya geri dönmeyi istemez. Ancak şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı arzu


534

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

eder.” Bir rivayette, “Şehitliğin üstünlüğünü gördüğü için…” ilavesi vardır. 1315. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, şehidin –ödenmemiş borçları hariç– bütün günahlarını affeder Çünkü şehitlik gibi yüce bir mertebe bile, kul hakkını ortadan kaldıramaz.” Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir: “Allah yolunda öldürülmek, borç hariç bütün günahlara kefarettir.” 1316. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir savaş esnasında arkadaşları arasında ayağa kalkarak, onlara Allah yolunda cihadın ve Allah’a imanın, güzel davranışların en üstünü, en değerlisi olduğunu anlattı. Sahabîlerden biri ayağa kalkarak: — Ya Rasulallah! Şimdi ben Allah yolunda şehit olursam, bu benim günahlarıma kefaret olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: — Evet, eğer sabrederek, karşılığını yalnızca Allah’tan umarak ve cepheden kaçmadan Allah yolunda öldürülürsen, bu senin bütün günahlarına kefaret olur, buyurdu. Bir süre sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, o adama: — Nasıl demiştin? diye sordu. Adam: — Eğer ben Allah yolunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma kefaret olur mu? diye sormuştum, dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: — Evet, eğer sen sabrederek, mükâfatını sadece Allah’tan bekleyerek ve cepheden kaçmadan Allah yolunda öldürülürsen, bu senin bütün günahlarına kefaret olur. Ancak borçların bunun dışındadır. Bunu bana demin Cebrail söyledi, buyurdu. 1317. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor: Uhud Savaşı’nda Sahabe’den biri, bir yandan elindeki hurmaları yerden, bir yandan da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulallah! Şimdi Allah yolunda savaşır ve öldürülürsem, ahirette nerede olurum? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: — Cennette, cevabını verdi. Bunun üzerine cennet aşkıyla coşan adam, elin-


12. CİHAD

535

deki hurmaları fırlatıp atarak harbe daldı ve şehit oluncaya kadar kahramanca savaştı. 1318. Enes bin Malik radıyallahu anh, Bedir savaşını anlatırken dedi ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile Ashabı yola çıkarak müşriklerden önce Bedir’e vardılar. Daha sonra da müşrikler geldi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: — Sizden hiçbiriniz benden emir almadıkça bir işe kalkışmasın, buyurdu Sonra müşrikler yaklaşınca: — Genişliği göklerle yer arası kadar olan cenneti kazanmak için haydi yürüyün! buyurdu. Ensar’dan Umeyr bin Hümâm radıyallahu anh: — Ya Rasulallah; genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi dedin? diye sordu. Peygamberimiz: — Evet, buyurdu. Umeyr: — Ne güzel, ne güzel! dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: — Niye öyle söyledin? diye sordu. Umeyr: — Vallahi ya Rasulallah, ancak cennet ehlinden olmayı ümit ettiğim için bu sözü söyledim, dedi. Peygamberimiz: — Şüphesiz sen cennetliksin, buyurdu. Bunun üzerine Umeyr, torbasından bir kaç hurma çıkarıp yemeye başladı. Sonra: — Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşacak olursam, bu hayat bana uzun gelir, diyerek elindeki hurmaları attı, sonra şehit oluncaya kadar müşriklerle savaştı. 1319. Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor: Medine dışındaki kabilelerden bir grup insan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek, kendilerine Kur’an ve Sünnet’i öğretecek insanlar göndermesini istediler. Peygamber de, Medineli Müslümanlardan kendilerine kurrâ (Kur’an ilmiyle meşgul olan kimseler) denilen yetmiş kişiyi onlara gönderdi. Dayım Harâm da gönderilenler arasındaydı. Bunlar sürekli Kur’an okumakla, geceleri onu aralarında müzakere edip öğrenmekle meşgul olurlardı. Gündüzleri ise su getirip insanların abdest alması için mescide koyar, odun toplayıp onları satar, bedeliyle de Suffe Ehli’ne ve fakirlere yiyecek satın alırlardı. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onlara bu güzide insanları göndermişti. Fakat müminler gidecekleri yere varmadan, düşmanlar önlerine çıkıp onları


536

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hunharca şehit ettiler. Onlar öldürüleceklerini anlayınca: — Allah’ım! Bizim sana kavuşup senden razı olduğumuzu, senin de bizden razı olduğunu Peygamberimize haber ver, diye dua ettiler. O sırada müşriklerden biri, Enes’in dayısı Harâm’a arka taraftan yaklaşarak mızrağını sapladı. Bunun üzerine, Harâm elindeki kanları yüzüne sürerek: — Kâbe’nin Rabb’ine yemin olsun ki, işte şimdi kazandım! dedi. O anda, Medine’de ashabının arasında oturmakta olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gözyaşları içinde ayağa kalktı ve: — Kardeşleriniz şehit edildiler. Şehit olmadan önce de, “Allah’ım! Bizim sana kavuşup senden razı olduğumuzu, senin de bizden razı olduğunu Peygamberimize haber ver!” diye dua ettiler, buyurdu. 1320. Yine Enes radıyallahu anh anlatıyor: Amcam Enes bin Nadr radıyallahu anh, Bedir savaşına katılamamıştı. Bu onun yüreğine dert olmuştu. Bu sebeple: — Ya Rasulallah! Müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Ama eğer Allah onlarla yapılacak bir savaşa katılmamı nasip ederse, o zaman benim neler yapacağımı elbette görecek ve herkese gösterecektir!” dedi. Ertesi yıl, Uhud savaşında İslam ordusu dağılmaya başlayınca, amcam arkadaşlarını kastederek; — Allah’ım, şu Müslümanların yaptıkları yüzünden senden özür diliyorum, dedi. Müşrikleri kastederek de: — Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arz ediyorum, deyip ilerledi. Sonra Sa’d bin Muaz ile karşılaştı ve: — Ey Sa’d, cenneti istiyorum, cenneti! Babam Nadr’ın Rabb’ine yemin olsun ki, Uhud dağının berisinden cennetin kokusunu alıyorum, dedi. Sa’d sonradan olayı anlatırken: — Ben onun yaptığını yapamadım ya Rasulallah, diyecekti. Enes radıyallahu anh sözlerine devamla şöyle dedi: Sonra amcamı şehit edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok yarası vardı. Müşrikler kulaklarını, burnunu ve diğer uzuvlarını keserek ona müsle yapmışlardı. Bu yüzden onu kimse tanıyamadı. Sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıyabildi. Enes diyor ki: Biz şu ayetin, amcam ve onun durumunda olanlar hakkında


12. CİHAD

537

inmiş olduğu görüşündeydik: “Müminler arasında öyle yiğitler vardır ki, Allah’a verdikleri söze sonuna kadar sadık kaldılar. Onlardan kimi kanının son damlasına kadar savaşarak sözünü yerine getirdi, kimileri de şehadet şerbetini içeceği günü sabırsızlıkla bekliyor. Çünkü onlar, verdikleri sözü hiçbir zaman değiştirmediler. ” (Ahzâb, 33/23) 1321. Semure bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bu gece rüyamda iki adam suretinde iki melek gördüm. (…) Yanıma gelip beni bir ağaca çıkardılar. Ardından, şimdiye kadar eşini benzerini görmediğim muhteşem güzellikte bir eve götürdüler. Sonra bana o evin, şehitlerin sarayı olduğunu söylediler.” 1322. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Henüz çocuk denecek yaşta olan Hârise bin Sürâka, harbi seyretmek için geldiği Bedir savaşında nereden geldiği belli olmayan serseri bir okla vurularak öldürülmüştü. Hârise’nin annesi Ümmü Rübeyyi’ Binti Berâ radıyallahu anhâ, savaştan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! Bana oğlum Hârise’nin ahiretteki durumunu söyler misiniz? Eğer cennette ise sabredeyim; yok değilse, onun için daha çok ağlayayım, dedi. Peygamberimiz: — Üzülme, ey Ümmü Hârise! Şüphesiz cennetin içinde farklı mertebelerde cennet bahçeleri vardır ve senin oğlun, bunların en yücesi olan Firdevs cennetindedir, buyurdu. 1323. Câbir bin Abdullah radıyallahu anhumâ anlatıyor: Uhud savaşında şehit edilen babamın kulakları, burnu ve diğer uzuvları kesilerek müsle yapılmış olan naaşı getirilip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in önüne konuldu. Ben yüzünü açmak üzere gittim, fakat oradakiler bana engel oldular. Bunun üzerine, Peygamber aleyhisselâm bana müjde ve teselli olarak: “Üzülme, ya Câbir! Melekler Allah’ın ona olan ikramını ve cennetteki üstün mertebesini müjdelemek için adeta üzerine üşüşmüş, sürekli onu kanatlarıyla gölgeliyorlar.” buyurdu. 1324. Sehl bin Huneyf radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim samimi bir niyetle Allah yolunda şehit olmayı arzu eder ve bu niyete


538

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

uygun davranışlar gösterirse, Allah onu yatağında ölse bile, şehitlerin mertebesine ulaştırır.” 1325. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim samimi bir niyetle Allah yolunda şehit olmayı arzu eder ve bu niyete uygun davranışlar gösterirse, o kişi şehit olmasa bile, kendisine şehitlik mertebesi verilir.” 1326. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, Allah yolunda şehit olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” 1327. Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, düşmanla karşılaştığı bir savaşta – zannedersem Hendek savaşıydı– öğle vakti güneş tepe noktasından batıya doğru meyledinceye kadar bekledi, sonra ayağa kalktı ve: “Ey Müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin, Allah’tan daima sağlık ve afiyet dileyin. Ancak düşmanla karşılaşınca da sabredin ve bilin ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır!” buyurdu. Sonra ellerini açıp şöyle dua etti: “Ey Kitabı indiren, bulutları yürüten, düşman ordularını darmadağın eden Allah’ım, şu düşmanı da perişan eyle ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!” 1328. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İki dua vardır ki, asla reddedilmez yahut –bir başka rivayette– çok az reddedilir: Ezan ve kamet okunurken edilen dua ve savaş anında düşmanla göğüs göğse gelindiği sırada edilen dua.” 1329. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem savaşa çıkarken şöyle dua ederdi: “Allahumme ente adudî ve nasîrî. Bike ehûlu ve bike esûlu ve bike ukâtilu.” (Allah’ım! Benim dayanağım ve yegâne yardımcım sensin. Ben senin sayende hareket eder, yine senin yardımın sayesinde düşmana hamle yaparım. Ve senin verdiğin güç ve kuvvet ile onlarla savaşırım.)”


12. CİHAD

539

1330. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluğun Müslümanlara zarar vereceğinden endişe ettiği zaman, şöyle dua ederdi: “Allahumme innâ nec’aluke fî nuhûrihim ve neûzu bike min şurûrihim (Allah’ım, onlara karşı senin yardım ve himayene iltica ediyor, kötülüklerinden sana sığınıyoruz!)” 1331. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününe kadar hayır ve bereket, Allah yolunda cihadın en önemli simgesi olan atların perçemlerinde bağlı olacaktır. Yani Allah yolunda cihad kıyamete kadar sürecek ve müminler, en gelişmiş silah, araç ve gereçlere sahip olarak bunları Allah yolunda mücadelede ve diğer hayır işlerinde kullandıkları sürece dünyada izzet ve şerefi, ahirette de cenneti kazanacaklardır.” 1332. Urve el–Bârikî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününe kadar hayır ve bereket, atların perçemlerinde bağlı olacaktır. Hayırdan kastım, Allah yolunda cihad neticesinde kazanılacak sevap ve ganimettir.” 1333. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a inanıp vaadine güvenerek O’nun yolunda cihad etmek amacıyla at beslerse, o atın yiyip içtikleri ve hatta gübresi ve idrarı dahi, Mahşer Günü o kimsenin sevapları arasında olacaktır.” 1334. Ebu Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yuları takılmış binilmeye hazır bir deve getirdi ve: — Ya Rasulullah! Bunu Allah yolunda cihad için bağışladım, dedi. Peygamberimiz de: — Bunun karşılığı olarak, sana Mahşer Günü hepsi yularlanmış yedi yüz deve sevabı verilecektir, buyurdu. 1335. Ebu Hammâd Ukbe bin Âmir el–Cühenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir savaş öncesi minberde konuşma yaparken şöyle buyurmuştur:


540

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Düşmanlarınıza karşı, gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın (Enfâl, 8/60). Dikkat edin, kuvvet atmaktır; kuvvet atmaktır; kuvvet atmaktır! Yani ayette geçen “kuvvet” kelimesi, düşmana ok, mermi, füze atma güç ve kabiliyetini ifade eden ve aynı zamanda her türlü askerî talim, tatbikat ve ön hazırlığı kapsayan bir kavramdır.” 1336. Yine Ukbe bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yakında size birçok ülkelerin fethi nasip olacaktır. Allah, kendi yolunda yapacağınız mücadelede yardım ve desteğiyle size elbette yeter. Fakat bu gerçek, sizi tembelliğe sürüklemesin. Hiçbiriniz, Allah nasıl olsa müminlere yardım eder diye oklarıyla talim yapmayı ve atıcılık, yakın dövüş, savaş araç ve gereçlerini kullanma gibi askerî ön hazırlıkları ihmal etmesin.” 1337. Yine Ukbe bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim kendisine atıcılık öğretildikten sonra ihmalkârlık ederek onu terk ederse, bizden değildir. Yani o kimse, benim ve ümmetimin üzerinde bulunduğu yolu izleyen bilinçli ve faziletli müminlerden değildir. Veya diğer bir rivayette, o kişi Allah’ın emrine isyan etmiştir.” 1338. Yine Ukbe bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, bir ok sayesinde üç kişiyi cennete koyar: Hayır ve sevap umarak o oku yapan sanatkârı, onu Allah yolunda atan mücahidi ve oku atarken kendisine yardımcı olan kişiyi. Bu ölçü, müminlerin Allah yolunda cihat etmesi için imal edilip kullanılan her türlü silah ve harp araç gereçleri için geçerlidir. Ey müminler! Atıcılığı ve biniciliği iyi öğrenin. Atıcılık öğrenmeniz, bana göre binicilik öğrenmenizden daha güzeldir. Kim kendisine atıcılık öğretildikten sonra ihmalkârlık ederek onu terk ederse, Allah’ın kendisine bahşettiği bir nimeti reddetmiş –yahut o nimete karşı nankörlük etmiş– olur.” Bu hadis, senet zincirinde yer alan Hâlid bin Zeyd sebebiyle zayıftır. Zira Hâlid bin Zeyd, meçhul (bilinmeyen) bir ravidir. Hatta ismi bile ihtilaflıdır. İsminin bazen Hâlid bin Zeyd, bazen Hâlid bin Yezîd, bazen Abdullah bin Zeyd el-Ezrak olarak geçmesi, onun meçhul olduğunu göstermektedir. Ancak hadisin atıcılığı öğrenmeyle ilgili olan ikinci kısmı mana olarak sahihtir. Müslim’in rivayet ettiği sahih hadiste, Rasulullah aleyhisselâm şöyle buyurmaktadır: “Atıcılığı öğrenip de terk eden, bizden değildir.”


12. CİHAD

541

1339. Seleme bin Ekvâ radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ok atma müsabakası yapan bir topluluğa uğradı ve: “Ey İsmail Oğulları! Atış talimlerine devam edin! Sizin atanız İsmail Peygamber de usta bir nişancı idi, buyurdu. Araplar Hz. İsmail’in soyundan geldikleri için, onlara İsmail Oğulları da denirdi. 1340. Amr bin Abese radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bir köle azat etmiş kadar sevap kazanır.” 1341. Ebu Yahya Hureym bin Fâtik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah yolunda malını harcarsa, ona yaptığı harcamanın yedi yüz katı sevap yazılır.” 1342. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kul Allah yolunda ve yalnızca O’nun rızasını kazanmak için bir gün oruç tutarsa, bu bir günlük orucu sayesinde, Allah onu yetmiş yıl cehennem ateşinden uzak tutar.” 1343. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onunla cehennem arasında, yerle gök arası genişliğinde bir hendek açar.” 1344. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah yolunda cihada gitmeden veya gönlünde bu niyeti taşımadan vefat ederse, bir çeşit nifak üzere, yani münafıklara yaraşır bir hayat tarzı üzere ölmüş olur.” 1345. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile bir savaşta beraberdik. Bir ara şöyle buyurdu: “Medine’de kalıp da bizimle birlikte savaşa gelemeyen öyle kimseler vardır


542

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ki, siz her adım attığınızda ve her vadiyi geçtiğinizde, onlar mutlaka sizinle beraberdirler ve Allah yolunda cihada katılmış gibi sevap kazanırlar. Çünkü onlar savaşa gelmek istedikleri hâlde, sakatlık, yoksulluk, hastalık gibi meşru mazeretler onları Medine’de alıkoymuştur. Bir rivayette, “Onları birtakım geçerli mazeretler alıkoymuştur.” ifadesi yer almaktadır. Bir başka rivayet ise şöyledir: “Onlar sizin aldığınız mükâfatın aynısını alarak, sevap kazanmakta size ortak olurlar.” 1346. Ebu Musa el-Eş’arî radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına bir bedevi geldi ve: — Ya Rasulallah! Bazı insanlar ganimet elde etmek, bazıları adından söz ettirmek, kimileri de üstünlüklerini göstermek için savaşıyor. Bir rivayette: — Kimileri kahramanlık ortaya koymak, kimileri de ırkını yüceltmek ve sırf vatanını milletini düşman istilâsından korumak amacıyla harbe gidiyorlar. Bir başka rivayette: — Bazı kimseler de, kin ve intikam duygularıyla savaşıyorlar. Bunlardan hangisi Allah yolundadır? diye sordu. Peygamberimiz şöyle cevap verdi: — Kim ki İslam’ın yücelmesi ve Allah’ın dininin yeryüzünde egemen olması uğrunda savaşıyorsa, işte o Allah yolundadır ve öldüğü zaman şehitlik makamına erişecektir. Bu yüce amacı göz ardı ederek ganimet elde etme, ırkını yüceltme veya kahramanlık gösterisinde bulunma gibi amaçlar uğruna savaşanlar, Allah yolunda değildirler ve şehadet makamına erişemezler. Bununla birlikte, Allah yolunda savaşan bir kimsenin, aynı zamanda ganimet elde etme, vatanını ve namusunu koruma gibi meşru hedefleri de gözetmesi, onun asıl amacına zarar vermez. 1347. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cihada çıkan bir ordu veya akıncı birliği düşmanı yenip ganimet alır ve sağ salim bir hâlde geriye dönerlerse, hak ettikleri mükâfatın üçte ikisini bu dünyada peşin almış olurlar. Eğer ganimet elde edemeden döner yahut şehit olurlarsa, ahirette alacakları mükâfatları tam ve mükemmel olarak kalır.”


12. CİHAD

543

1348. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, ashaptan biri (Osman bin Maz’ûn) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldi ve şehevi duygulardan kurtulmak üzere kendisini hadımlaştırmak istediğini söyledi. Peygamberimiz buna müsaade etmeyerek, ümmetinin şehveti önleme yolunun oruç tutmak olduğunu söyledi. Dünyadan el etek çekip kendisini tamamen ibadete vermesi için müsaade etmesini isteyince de, bunun caiz olmadığını, bu ümmetin ruhbanlığının, mescitlerde namaz vaktini beklemek olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Osman bin Maz’ûn: — Ya Rasulallah! O zaman, bir derviş gibi diyar diyar dolaşmak üzere seyahate çıkmama izin verir misiniz? dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Benim ümmetimin seyahati, Allah yolunda cihada çıkmaktır. Eğer sevap kazanmak istiyorsan, Allah’ın dinini yeryüzünde egemen kılmak ve mazlumlara, zayıflara yardım etmek için malınla ve canınla Allah yolunda cihat etmelisin, buyurdu. 1349. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Savaştan dönüş yolculuğu, kazandıracağı sevap bakımından savaşa gitmek gibidir.” 1350. Sâib bin Yezîd radıyallahu anh anlatıyor: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Tebük seferinden dönünce, insanlar onu karşılamaya çıkmışlardı. Ben de kendi yaşıtım olan çocuklarla Peygamber’i Veda tepesinde karşıladım.” Buhârî’nin rivayeti şöyledir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i karşılamak üzere, çocuklarla birlikte Veda tepesine gittik.” 1351. Ebu Ümâme radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim gücü yettiği hâlde Allah yolunda cihada çıkmaktan veya savaşa giden bir mücahidin silah ve araç gereçlerini temin etmekten yahut onun geride bıraktığı ailesine güzelce bakıp ihtiyaçlarını görmekten kaçınırsa, Allah onu kıyamet gününden önce mutlaka büyük bir belâya uğratır.” 1352. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


544

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Kâfir ve müşriklere karşı malınızla, canınızla ve dilinizle cihad edin. İslam toplumunun güçlenip yeryüzünde egemen olabilmesi için vaktinizi, yeteneğinizi, malınızı, canınızı feda ederek ve her türlü meşru propaganda araçlarıyla İslam’ı insanlara tebliğ ederek Allah yolunda cihad edin.” 1353. Ebu Hakîm künyesiyle de tanınan Ebu Amr Numân bin Mukarrin radıyallahu anh şöyle diyor: “Rasulullah aleyhisselâm, savaşta zamanlama konusuna çok önem verirdi. Ben birçok savaşta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bulundum. Şayet sabahın erken saatlerinde savaşa başlamadıysa, güneşin öğleden sonra batı tarafına yöneldiği, havanın serinlediği, rüzgârların esip ilahi yardımın ineceği vakte kadar savaşı ertelerdi.” 1354. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey Müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin, Allah’tan daima sağlık ve afiyet dileyin. Ancak düşmanla karşılaşınca da sabır ve sebat gösterin.” 1355. Ebu Hureyre ve Câbir bin Abdullah radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Harp hileden ibarettir. Savaş esnasında düşmanı yanıltmak, onlara yanlış bilgiler vermek, düşman ordusunun moralini yıkacak sözler yaymak caizdir. Yapılmış antlaşmalara riayet etmek, verilen sözden dönmemek ve insanlara zulmetmemek şartıyla, düşmanı yanıltmak için her türlü hileye başvurulabilir.”

235. BAB: HÜKMEN ŞEHİT OLANLAR (SAVAŞTA ÖLMEDİKLERİ HÂLDE,) AHİRETTE NAİL OLACAKLARI SEVAP BAKIMINDAN ŞEHİT SAYILAN GRUPLARIN AÇIKLANMASI ve KÂFİRLERLE SAVAŞIRKEN ŞEHİT OLANLARIN AKSİNE, BUNLARIN YIKANIP CENAZE NAMAZLARININ KILINMASI GEREKTİĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1356. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şehitler beş kısımdır: Veba, kolera, verem gibi bulaşıcı hastalığa yakalananlar, ishal, mide kanaması, kanser gibi iç hastalığından ölenler, suda boğulanlar, hamileyken ölen kadınlar, zulüm ve işkenceyle öldürülenler, yangında


12. CİHAD

545

yanarak can verenler, göçük altında kalanlar ve Allah yolunda savaşırken şehit olanlar. Allah yolunda savaşıp ölenler hakikî şehittirler. Ağır bir hastalık, deprem, yangın, kaza gibi bir sebeple acı çekerek ölenler ise hükmen şehittirler. Yaşadıkları acı ve ıstıraba sabretmelerinin karşılığı olarak, Allah bunları da şehitlik makamıyla ödüllendirir.” 1357. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ashabı’na: — Siz kimleri şehit sayarsınız? diye sordu. Sahâbîler: — Ya Rasulallah! Bizim bildiğimize göre, Allah yolunda öldürülen kişi şehittir, dediler. Peygamberimiz: — Desenize, ümmetimin şehitleri gerçekten çok az, buyurdu. Bunun üzerine, Ashab: — Peki, kimler şehittir ya Rasulallah, diye sorunca, Peygamberimiz: — Allah yolunda savaşırken düşman tarafından öldürülen şehittir; Allah yolunda mücadele ederken bir kaza sonucu ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehittir; iç hastalıklardan ölen şehittir; boğularak ölen şehittir, buyurdu. 1358. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Canını, malını ve namusunu zalimlere karşı korurken öldürülen kimse şehittir.” 1359. Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Saîd bin Zeyd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Malını savunurken öldürülen şehittir; canını ve kanını savunurken öldürülen şehittir; dinini savunurken öldürülen şehittir; ailesini savunurken öldürülen şehittir.” 1360. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! Bir kişi gelip malımı zorla elimden almak isterse ne yapayım? dedi. Peygamber: — Ona malını verme, sonuna kadar diren, buyurdu.


546

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Peki, benimle savaşmaya kalkarsa? diye sorunca, Peygamber: — Sen de onunla savaş, cevabını verdi. — Adam beni öldürürse? dedi. Peygamber: — O takdirde sen şehit olursun, buyurdu. Adam: — Peki, ben adamı öldürürsem? deyince, Peygamberimiz: — O zaman o cehenneme gider, buyurdu.

236. BAB: KÖLEYİ ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTURMANIN SEVABI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Fakat insan, kendisini yüce makamlara ileterek cennete ulaştıracak sarp yokuşu tırmanmak için çaba harcamadı. Nedir bu sarp yokuş, bilir misin? Çoğu insanın aşamadığı o sarp yokuş, köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Beled, 90/11–13) Konu ile İlgili Hadisler: 1361. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Müslüman bir köleyi özgürlüğüne kavuşturursa, Allah o kölenin her uzvuna karşılık onun bir uzvunu –mahrem uzuvlarına varıncaya kadar– cehennem ateşinden kurtarır.” 1362. Ebu Zer radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ey Allah’ın Elçisi, iyiliklerin en üstünü hangisidir? diye sordum. — Allah’a inanmak ve yeryüzünde İslam’ı egemen kılmak için O’nun yolunda mücadele etmektir, buyurdu. — Peki, hangi köleyi özgürlüğüne kavuşturmak daha faziletlidir? dedim. — Sahipleri nezdinde en kıymetli ve bedeli en yüksek olanı, buyurdu.

237. BAB: KÖLELERE İYİ DAVRANMANIN FAZİLETİ


12. CİHAD

547

Konu ile İlgili Ayetler: 1. Yalnızca Allah’a kulluk ve itaat edin, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi O’na denk tutmayın. Ana babaya ve diğer yakın akrabaya, yetimlere ve yoksullara, gerek soy, gerek mesafe, gerekse inanç bakımından size yakın ve uzak komşulara, birlikte olduğunuz iş, yol veya hayat arkadaşınıza, yolda kalmış kimselere, emriniz altındaki köle, cariye, hizmetçi ve işçilere iyilik edin. İyi bilin ki, Allah kendini beğenen ve büyüklük taslayan kimseleri sevmez. (Nisa, 4/36) Konu ile İlgili Hadisler: 1363. Tâbiun neslinin önde gelenlerinden Mârûr bin Süveyd anlatıyor: Bir defasında, Ebu Zer radıyallahu anh’ın üzerinde değerli bir elbise görmüştüm. Aynı elbiseden kölesinin üzerinde de vardı. Kendisine bunun sebebini sordum. Ebu Zer şunları anlattı: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, bir adama (azatlı bir köle olan Bilâl Habeşî’ye) sövmüş ve “Kara kadının oğlu!” diyerek onu annesinden dolayı ayıplamıştım. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana dedi ki: “Ebu Zer! Şu yaptığına bakılırsa, sen hâlâ İslam öncesi cahiliye huylarından kurtulamamış birisin. Bir daha insanları asla ırkından veya renginden dolayı kınama. Köleleri de sakın hor ve hakir görme. Onlar sizin yardımcılarınız ve aynı zamanda insan olmaları hasebiyle kardeşlerinizdir. Allah onları sizin himayenize emanet etmiştir. Kimin himayesinde bir kardeşi varsa, ona kendi yediğinden yedirsin, kendi giydiğinden giydirsin. Ona üstesinden gelemeyeceği işler teklif etmesin. Şayet mecbur kalır da ona ağır bir iş verirse, kendisi de ona yardım etsin.” 1364. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden birinize işçisi, yardımcısı, çırağı, kalfası veya hizmetçisi yemeğini getirdiği zaman, onu da sofraya buyur etsin ve yemeği birlikte yesinler. Ama eğer bir zaruretten dolayı onu yemeğe davet edemiyorsa, kendisine birkaç lokma versin. Çünkü o yemek, onun emeği ile yapılmıştır.”

238. BAB: ALLAH’A KULLUK GÖREVİNİ YAPAN ve EFENDİSİNİN DE HAKKINI YERİNE GETİREN KÖLENİN FAZİLETİ


548

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Konu ile İlgili Hadisler: 1365. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir köle efendisine karşı dürüst ve samimi davranır, Allah’a kulluğunu da güzelce yaparsa, ona iki kat ödül vardır. Çünkü o, hem Allah’ın hakkını, hem de efendisinin hakkını yerine getirmiştir.” 1366. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Efendisine karşı iyi davranan, ona ihanet etmeyen, kendisine emanet ettiği şeyleri güzelce koruyan köleye, hür olanlara göre iki kat sevap vardır.” Ebu Hureyre’nin canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda cihad, hac ve anneme iyilik görevlerim olmasaydı, köle olarak yaşamak ve köle olarak ölmek isterdim. 1367. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rabb’ine güzelce ibadet eden, efendisine karşı da görevini samimiyetle yerine getiren ve İslam’a aykırı olmayan emirlerinde ona itaat eden köleye, iki kat ödül vardır.” 1368. Yine Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç sınıf insan vardır ki, onların mükâfatları iki kattır: Kitap ehlinden (Yahudi veya Hristiyan) olup da hem kendi peygamberine, hem de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman eden kimse, Hem Allah’ın hakkını, hem de efendisinin hakkını yerine getiren köle, Bir cariyeye sahip olup da, o cariyeyi güzelce terbiye edip yetiştiren, sonra da onu özgürlüğüne kavuşturup kendisiyle evlenen ve böylece, içinde yaşadığı topluma hürriyetine sahip bir kadın, bir eş ve bir anne kazandıran kimse. İşte bunlara, diğer insanlara göre iki kat ödül vardır.”

239. BAB: FİTNE ve KARGAŞA DÖNEMİNDE İBADETİN ÖNEMİ Konu ile İlgili Hadisler: 1369. Ma’kil bin Yesâr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Pey-


12. CİHAD

549

gamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerin ve zalimlerin güçlenip yeryüzüne egemen olduğu, zulüm ve haksızlığın her yeri sardığı fitne ve kargaşa zamanında Kur’an’a ve Sünnet’e dört elle sarılıp namaz, oruç, zekât, hac, tebliğ, irşat, cihad gibi görevleri yerine getirerek Allah’a kulluk etmek, benim yaşadığım çağda bana hicret etmek kadar mukaddes, onun kadar önemli ve kıymetli bir davranıştır.”

240. BAB: TİCARET HAYATIYLA İLGİLİ FAZİLETLİ DAVRANIŞLAR BİR ŞEY ALIP SATARKEN CÖMERT ve HOŞGÖRÜLÜ DAVRANMANIN, BORCUNU UYGUN ŞEKİLDE İSTEMENİN ve GÜZELCE ÖDEMENİN, ÖLÇÜ VE TARTIYI KARŞI TARAF LEHİNE TUTMANIN, ZENGİNİN FAKİR BORÇLUYA MÜHLET VERİP ALACAĞINDAN BİR KISMINI BAĞIŞLAMASININ FAZİLETİ ve ÖLÇÜDE, TARTIDA HİLE YAPMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey müminler! Az çok demeden iyilik edin! Her ne iyilik yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir ve karşılığını mutlaka verecektir.” (Bakara, 2/215) 2. Şuayb Peygamber, Meyden halkına seslenerek dedi ki: “Ey halkım! Gerek hukuk, gerek siyaset ve gerekse ticaret alanında ölçüyü ve tartıyı adaletle, eksiksiz olarak yerine getirin; sakın insanları haklarından mahrum bırakmayın. Bütün bunların, toplumun dengesini bozup yozlaşmalara yol açacağını bile bile, fesadı yaygınlaştırıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın.” (Hud, 11/85) 3. Gerek ticari hayatta, gerekse diğer toplumsal ilişkilerde ölçü ve tartıyı eksik tutanların vay hâline! Onlar, insanlardan bir şey alırken haklarını eksiksiz isterler. Fakat başkalarına bir şey ölçüp tartacakları zaman, işin içine hile karıştırır, vereceklerini eksiltmeye çalışırlar. Peki, onlar bütün insanların yargılanmak üzere Âlemlerin Rabb’inin huzurunda duracağı büyük bir günde yeniden diriltilip hesaba çekileceklerini hiç düşünmüyorlar mı? (Mutaffifin, 83/1–6) Konu ile İlgili Hadisler: 1370. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:


550

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bir adam (o zamanlar henüz Müslüman olmamış Zeyd bin Şu’be adında bir bedevi) alacağını istemek üzere Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi. Adam alacağını isterken, Peygamberimize karşı sert ve kaba davranışlarda bulundu. Bunun üzerine, Ashab ona karşılık vermeye kalktılar. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bırakın onu. Çünkü hak sahibinin söz söylemeye hakkı vardır, buyurdu. Sonra da: — Ona, vaktiyle bana vermiş olduğu devesiyle aynı yaşta bir deve verin, dedi. Sahâbîler: — Ya Rasulallah! Onun verdiği deveden daha iyi, daha yaşlı olanından başkasını bulamıyoruz, dediler. Peygamberimiz: — Öyleyse onu verin. Çünkü sizin en hayırlınız, borcunu en güzel şekilde ödeyendir, buyurdu. 1371. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir şey satarken, alırken ve borcunu isterken kolaylık gösteren kimseye Allah lütuf ve rahmetiyle muamele etsin.” 1372. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim Mahşer Gününün sıkıntılarından kendisini Allah’ın kurtarmasını istiyorsa, borcunu ödeyemeyen kimseye ek mühlet tanısın veya alacağının bir kısmını bağışlasın.” 1373. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bir kıssa anlatmıştır: “Vaktiyle, muhtaçlara borç para veren bir adam vardı. Bunun dışında pek bir iyiliği de yoktu. Yardımcısına, “Darda kalmış bir fakire vardığında onun borçlarını bağışla. Umulur ki, bu sayede Allah da bizim günahlarımızı bağışlar, derdi. Nihayet o adam vefat edip Allah’a kavuştu ve Allah da onun günahlarını bağışladı.” 1374. Ebu Mesud el–Bedrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetlerden bir adam ölünce hesaba çekildi. Amel defterinde hayır namına hiçbir şeyi bulunamadı. Ancak bu adam, fakir ve muhtaç insanlarla içli dışlı olan zengin bir kimse idi. Hizmetçisine, darda


12. CİHAD

551

kalan fakirlerin borcunu bağışlamasını söylerdi. Bu yüzden Allah celle celâluh meleklere seslenerek: “Biz bağışlamaya ondan daha layığız, onu bağışlayın.” buyurdu ve onu affedip cennetine koydu.” 1375. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Allah’ın servet ve zenginlik bahşettiği kullarından biri, Mahşer Günü O’nun huzuruna getirilir. Allah celle celâluh ona: — Dünyada ne işler yaptın? diye sorar. Kullar Allah’tan hiçbir şeyi gizleyemeyeceğinden, o adam: — Ey Rabb’im! Sen bana zenginlik vermiştin. Ben insanlarla alış veriş yapardım. Alış verişte anlayışlı davranmak benim huyumdu. Alacağımı alırken zengine kolaylık gösterir, fakire mühlet verirdim, dedi. Bunun üzerine Allah: — Ben kolaylık gösterip affetmeye senden daha lâyığım, der ve meleklere seslenerek: — Kulumu affedin, buyurur. Ukbe bin Âmir ve Ebu Mesud el–Ensârî radıyallahu anhumâ diyorlar ki: “Biz bu sözleri, olduğu gibi Peygamber aleyhisselâm’ın ağzından işittik.” 1376. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim dara düşen borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa, Allah onu kendi rahmet gölgesinden başka gölgenin bulunmadığı Mahşer Günü kudret ve hükümranlık tahtının altında gölgelendirir.” 1377. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ondan bir deve satın almıştı. Peygamberimiz devenin ücretinin tartılıp üzerine bir miktar daha ilâve edilerek Câbir’e ödenmesini emretti. 1378. Ebu Safvân Süveyd bin Kays radıyallahu anh, hicret öncesi yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: Ben ve Mahreme el–Abdî adındaki ortağım, Mekke’de satmak üzere Bahreyn’in Hecer kasabasından kumaş ve elbise getirmiştik. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi ve pantolona benzer bir elbise satın almak için bizimle pazarlık yaptı. Yanımda altın ve gümüş paraları ücret karşılığında tar-


552

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

tan bir tartıcı vardı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona bir miktar gümüş para verdi ve: “Ödeyeceğim ücreti tart, üzerine bir miktar da fazladan ilâve et.” buyurdu.


13. KİTAP: İLİM 241. BAB: İLMİN ÜSTÜNLÜĞÜ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey mümin! Ne kadar bilgili olursan ol, hiçbir konuda kendini yeterli görme. Daima, “Ey Rabb’im, anlayış, idrak ve ilmimi artır!” de ve bunun gereği olan okuma, öğrenme, araştırma ve düşünme faaliyetlerini bir an bile kesintiye uğratma. (Taha, 20/114) 2. Ahiret azabının dehşetinden korkarak ve Rabb’inin rahmetini umarak gece vakitlerinde namaz için yatağını terk eden; bazen secde ederek, bazen kıyamda durarak O’na içtenlikle ibadet eden kimse, bu özelliklere sahip olmayan insanlarla bir olur mu? De ki: “Öyle ya, hiç bilenlerle bilmeyenler Allah katında eşit olabilir mi? Ancak akıl ve sağduyu sahipleri bu tavsiyelerden öğüt alırlar.” (Zümer, 39/9) 3. Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim bahşedilmiş olanları yüce makamlara eriştirecektir. (Mücadele, 58/11) 4. Allah’ın kulları arasından, ancak Kur’an’ın dile getirdiği gerçekleri bilenler O’na saygı duyarlar. (Fatır, 35/28) Konu ile İlgili Hadisler: 1379. Muâviye radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah kimin hakkında hayır dilemişse, ona dini anlama konusunda sağlam bir muhakeme ve derin bir anlayış verir.” 1380. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ancak şu iki grup insan gıpta edilmeye, imrenilmeye lâyıktır: Biri, Allah’ın kendisine bahşettiği malı mülkü yine O’nun yolunda harcayan kimse, diğeri de, Allah’ın kendisine bahşettiği ilim ve hikmet ile yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” 1381. Ebu Musa el-Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın benim vasıtamla göndermiş olduğu hidayet ve ilim, tıpkı yeryüzüne yağan sağanak yağmura benzer. Yağmur nasıl kurumuş toprağa ye-


554

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

niden hayat vererek orada bitkilerin yeşermesini, rengârenk çiçeklerin açmasını, tatlı meyvelerin yetişmesini sağlıyorsa, Allah’ın gönderdiği vahiy de ölü kalpleri öylece diriltir, inanç ve ahlak ile bezenmiş bir toplumun yetişmesini sağlar. Ancak her toprak, bu yağmurdan aynı oranda nasip almaz: Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır. Yağmur suyunu emer ve bereketli çayırlar, otlar bitirir. Bir kısmı da çoraktır, suyu emmeyip üstünde tutar. Allah burada biriken su ile insanları faydalandırır. O sudan insanlar hem kendileri içer, hem de hayvanlarını ve ekinlerini sularlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, zemini sert ve eğimlidir. Ne suyu tutar, ne de ot bitirir. Yağan yağmurun tek damlasını bile tutmaz. İşte bu misalde anlatılan birinci toprak örneği, Allah’ın dinini öğrenip benim aracılığımla gönderilen hidayet ve ilimden faydalanan, ikinci toprak örneği, onu hem öğrenip hem de başkalarına öğreten ve üçüncü toprak örneği, Allah’ın benimle gönderdiği hidayete hiç ilgi göstermeyen, onu reddeden kimsenin örneğidir.” 1382. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ali radıyallahu anh’a şöyle demiştir: “Ya Ali! Allah’a yemin ederim ki, senin vasıtanla Allah’ın bir tek kişiyi doğru yola iletmesi, senin için kırmızı develere –yani dünyanın en kıymetli nimetlerine– sahip olmaktan daha hayırlıdır.” 1383. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Benden öğrenip aldığınız Kur’an’dan bir ayet bile olsa, insanlara ulaştırın. İslam’ın ilk yıllarında, fitne ve fesada sebep olabileceği endişesiyle İsrail Oğulları’nın haberlerinin nakledilmesi ve kitaplarının okunması yasaklanmıştı. Bugün İslam’ın inanç esasları tamamlandığından, artık İsrail Oğulları’nın İslam’a aykırı olmayan ibretli kıssalarını da anlatabilirsiniz, bunda bir sakınca yoktur. Fakat kim söylemediğim bir sözü bile bile bana isnat ederse, cehennemde gireceği yere şimdiden hazırlansın.” Bir başka rivayet şöyledir: “Benim hakkımda yalan söylemek, herhangi bir kimse hakkında yalan söylemek gibi değildir. Her kim benim hakkımda kasten yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.” Yetmişten fazla sahabi tarafından rivayet edilen bu hadise göre, Peygamber aleyhisselâm’ın söylemediği yahut ona ait olduğu bilinmeyen bir sözün hadis olarak rivayet edilmesi haramdır ve bunu yapanın cezası cehennemdir.


13. İLİM

555

Bunun için muhaddisler, kılı kırk yararcasına hadis ravilerini tek tek araştırmış ve her birinin güvenirlik, hafıza, dirayet, dindarlık, yaşadığı tarih vb. özelliklerini tespit edip kayıt altına almışlardır. Bu özellikleri bilinmeyen ravileri de ayrıca belirtmişlerdir. İşte bu bilgilere dayanılarak hadislerin sıhhat dereceleri ortaya konmuştur. Hadis diye dillerde dolaşan her sözü, öyle gelişigüzel Rasulullah’a nispet etmek doğru değildir. Bu gibi sözler, ancak hadis âlimlerinin ortaya koydukları ölçülere göre sıhhatleri kanıtlandığı takdirde hadis olarak rivayet edilebilir. Sıhhatinde şüphe bulunan bir hadisin nakledilmesi mutlaka gerekiyorsa, zayıf veya uydurma olduğu da özellikle belirtilmelidir. Uydurma olduğu hususunda hadis âlimlerinin ittifak ettiği bir sözü, hadis konusunda uzman olmayan bir âlim her nasılsa kitabına almış olabilir. O âlimi bundan dolayı yalancılıkla itham etmek ne kadar yanlışsa, onlarca hadis mütehassısının görüşlerini bir tarafa atıp sırf o kitapta geçiyor diye uydurma bir sözü Peygambere nispet etmek de o derece yanlıştır. Bununla birlikte, hadisin sıhhatini belirlemek için gereken çabayı gösterdiği hâlde, hata veya unutkanlık sonucu sahih olmayan bir hadisi sahih zannederek rivayet eden kişi, bundan dolayı günaha girmiş olmaz. Yalan olduğunu bile bile bunu yaparsa, o zaman büyük günah işlemiş olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Kim yalan olduğunu zannettiği bir hadisi benden naklederse, o da o hadisi uyduran yalancılardan biridir. Rasulullah’a nispet edilen bu tür uydurma sözler onu övücü nitelikte olsalar bile, hadis diye nakledilmemelidir. Çünkü İslam dini ve bu dinin Peygamberi, yalan ve uydurma sözlerle övülmeye, yüceltilmeye muhtaç değildir. Bizzat Allah tarafından gönderilen bu din, her yönüyle tam ve mükemmeldir. Yalanlarla takviye edilmeye, desteklenmeye ihtiyacı yoktur. Müslüman da dürüst insandır, yalana tevessül edip kendisini ve başkalarını aldatmaz. İslam’ı en güzel şekilde öğrenmek ve yaşamak isteyenler için, Allah’ın kitabı ve bu kitabın pratik hayata yansıtılmasında mükemmel bir örnek ve model olan Peygamber’in sahih hadisleri yeterlidir.” 1384. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır.” 1385. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


556

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“İnsanları İslam’a ve hayırlı amellere davet eden kimse, davetine uyup doğru yola gelenlerin sevabı kadar –onların sevaplarından bir şey eksilmeksizin– sevap kazanır.” 1386. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsan ölünce, bütün amellerinin sevabı kesilir ve amel defteri kapanır, artık oraya hiçbir sevap yazılamaz. Ancak şu üç şey kendisine sevap kazandırmaya devam eder: 4. Sadaka-i câriye. İnsan hayattayken cami, mektep, çeşme, yol, köprü, han, vakıf gibi herkesin faydalanacağı hizmet ve hayır kurumları oluşturmuş, bunların yapımına vesile olmuş veya yapanlara yardım etmişse, bu hayırlı kurumlar ayakta kaldığı sürece, onun amel defterine devamlı sevap yazılır. 5. Kendisinden istifade edilen bir ilim, geride bıraktığı ilmi bir eser, yetiştirdiği öğrenciler veya kaset, disket, film, broşür gibi vasıtalarla yayınlanan ilmi sohbet ve konuşmalar da, öldükten sonra kişiye sevap kazandırmaya devam eder. 6. Arkasından dua eden hayırlı evlat. Çocuğunun iyi bir Müslüman olarak yetişmesi için gayret gösteren anne babalar, onun kendileri için yaptığı duadan ve diğer bütün hayırlı işlerinden dolayı sevap kazanırlar.” Bu üç amelden herhangi birini veya hepsini gerçekleştirmiş olan kimsenin amel defterine, onlardan yararlanıldığı sürece sevap yazılır. Bunların aksi de geçerlidir. Şöyle ki; insanlara zarar verecek kurumlar oluşturan, kitap, kaset, film vs. yayınlayan veya çocuklarının kötü bir insan olarak yetişmesi için gayret gösteren kimseler de, bıraktıkları eserler zarar vermeye devam ettiği sürece, kıyamete kadar günah kazanmaya devam ederler. 1387. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şunu iyi bilin ki, dünya ve içindekiler Allah’ın rahmetinden uzaktır, değersizdir. Ancak Allah’ı anmak, O’nun sevgisini kazandıran güzel işler yapmak ve Allah’ın dinini öğrenen ve öğreten kişi olmak müstesnadır.” 1388. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İlim tahsil edip İslam’ı öğrenmek için yola çıkan kimse, evine dönünceye kadar, Allah yolunda cihada çıkıp düşmanla göğüs göğse çarpışan, bu uğurda malını ve canını feda eden mücahitle aynı konumdadır.”


13. İLİM

557

Bu hadis yalnızca Halid bin Yezîd (el-Ezdî el-Atekî el-Lü’lüî) → Ebu Cafer erRâzî → Er-Rabî bin Enes … kanalıyla nakledilmiştir. Bu üç ravi de hafızalarının zayıflığı sebebiyle eleştirilmişlerdir. (Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr: 380; Ukaylî, Duafâ: 428; Zehebî, Tehzîbu’t-Tehzîb: 236; El-Muğnî fi’d-Duafâ: 1895; Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl: 2484) Bu yüzden hadis zayıftır. Ancak sahabe sözü olarak da rivayet edilmiştir ki, doğrusu da budur. Ayrıca ilim öğrenmenin faziletiyle ilgili çok sayıda sahih hadis vardır. 1389. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin, cennete girinceye kadar hiçbir hayra doymaz. Gerçek manada kâmil mümin, son nefesini verinceye kadar ilim öğrenmekten, güzel ve hayırlı işler yapmaktan ve sevap kazanmaktan bıkıp usanmaz.” Bu hadis, senet zincirinde yer alan Derrâc Ebu’s-Semh sebebiyle zayıftır. Derrâc’ı her ne kadar Yahya bin Maîn ve İbn-i Hibbân güvenilir kabul etmişlerse de, rical ehlinin neredeyse tamamı onun Ebu’l-Heysem’den rivayetlerini zayıf ve münker saymışlardır. (Zehebî, El-Kâşif: 1473; El-Muğnî fi’d-Duafâ: 2039; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb: 1824; Tehzîbu’t-Tehzîb: 397; Ukaylî, Duafâ: 471; Makrîzî, el-Kâmil fi’d-Duafâ: 647; Aynî, Meğâni’l-Ahyâr: 636; İbnu’l-Müberred, Bahru’d-Dem: 280; İbnu’l-Cevzî, Ed-Duafâ: 1175) 1390. Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: Rasulullah aleyhisselâm’a, biri ilimde, diğeri ibadette kemal mertebesine erişmiş iki kişiden bahsedildi ve hangisinin daha üstün olduğu soruldu. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Âlim olan bir kimsenin âbid olan birine (vaktinin çoğunu ilme ayırarak İslami ilimlerde derinleşen birinin, kendini ibadete veren birine) üstünlüğü, sizin en aşağı derecede olanınıza benim üstünlüğüm gibidir. Yani peygamberler diğer insanlardan ne kadar üstünse, âlimler de âlim olmayanlardan o kadar üstündürler.” buyurdu. Sonra sözlerini şöyle tamamladı: “Şüphesiz Allah, melekleri ve gerek gökte, gerek yerde yaşayan varlıklar –yuvasındaki karıncaya, denizdeki balığa varıncaya kadar– insanlara güzel şeyler öğreten kimseler için dua ederler.” 1391. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ilim öğrenme amacıyla bir yola girerse, Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Melekler, ilim yolunda çaba harcayan kimsenin bu yaptığından hoşnut oldukları için onlara kanatlarını gererler. Göklerde


558

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ve yerde bulunan bütün varlıklar, sudaki balıklara varıncaya kadar, her biri kendi lisanınca âlimler için dua ederler. Âlimin âbide üstünlüğü, dolunay hâlindeki ayın yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Yıldızın aydınlığı, sadece kendisini görmemizi sağlar. Oysa ayın ışığı, karanlık gecede dünyayı aydınlatır. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberlerin getirdiği mesajı öğrenmek, öğretmek, bizzat yaşamak ve insanlara tebliğ etmek suretiyle onların misyonunu devam ettirirler. Bu yüzden müminler onlara itaat etmeli, yüklendikleri görevi yerine getirmelerinde kendilerine yardımcı olmalıdırlar. Şunu iyi bilin ki, Peygamberler miras olarak altın ve gümüş bırakmazlar. Onların miras bıraktığı tek şey, ilimdir. O da Kur’an ve Sünnet olarak bütün saflığı ve berraklığı ile karşınızda durmaktadır. İşte kim o mirası alırsa, ilahi lütuf ve bereketten büyük bir nasip elde etmiş olur.” 1392. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bizden bir söz (bir ayet veya hadis) işitip de, onu aynen işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ağartsın. Kendisine böyle bir söz ulaştırılan nice insanlar vardır ki, onu, bizzat işiten kimseden daha iyi, daha doğru anlayabilirler.” 1393. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bildiği bir konuda kendisine bir şey sorulur da cevap vermeyip hakikati gizlerse, Mahşer Günü ağzına ateşten bir gem vurulur.” 1394. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ın rızası için öğrenilmesi gereken tefsir, hadis, fıkıh gibi bir ilmi sadece para, şöhret, itibar, makam gibi dünyalık şeylere sahip olmak için öğrenirse, o kimse Mahşer Günü cennetin kokusunu bile alamaz.” 1395. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah, ilmi insanların hafızalarından söküp çıkarmak suretiyle değil, her devirde yeni âlimler yetiştirmeyen toplumlarda âlimleri vefat ettirmek suretiyle alır. Nihayet ortada hiçbir âlim kalmayınca, insanlar bir kısım cahilleri kendilerine önder edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur, onlar da Kur’an ve Sünnet kaynaklı bir bilgiye dayanmaksızın cevap verirler. Böylece hem kendileri sapıklığa düşer, hem de başkalarını saptırırlar.”


14. KİTAP: HAMD 242. BAB: ALLAH’A HAMD VE ŞÜKRETMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey müminler! Siz benimle gönül bağınızı hep canlı tutarak ve ayetlerimi sürekli gündeme getirerek beni anın ki, ben de dünya ve âhirette iyilikler bahşederek sizi anayım. Hem kalbinizle, hem de söz ve davranışlarınızla Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin. (Bakara, 2/152) 2. Eğer emirlerime boyun eğerek bana şükrederseniz, size verdiğim nimetleri kat kat artırırım. Ama nankörlük ederseniz, bilin ki, benim azabım çok çetindir. (İbrahim, 14/7) 3. De ki: “Bütün övgüler Allah’a aittir ve yalnızca O’na yaraşır!” (İsra, 17/111) 4. Müminler cennete girince, sevinç içinde Allah’a şükredip yalvarırlar. Onların duaları, “Hamd olsun, âlemlerin Rabb’i Allah’a! Sonsuz şükürler olsun, bize bunca nimetleri bahşeden yüce Rabb’imize!” diye son bulur. (Yunus, 10/10) Konu ile İlgili Hadisler: 1396. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: İsra gecesinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, birinde şarap diğerinde süt bulunan iki bardak takdim edildi. O tarihte içki henüz yasaklanmamıştı. Rasulullah, bardaklara şöyle bir baktıktan sonra süt bardağını aldı. Bunun üzerine Cebrail: “Seni fıtrata, yani insanın yaratılış gayesine uygun olan saf, temiz, doğal olan tavra yönlendiren Allah’a hamdolsun. Şayet temizlik ve saflığın sembolü olan sütü tercih etmeyip bütün kötülüklerin anası olan içki dolu bardağı almış olsaydın, ümmetin de senin yolundan giderek içkiyi tabii görüp benimseyecek ve böylece doğru yoldan sapacaktı.” dedi. 1397. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Besmele ve Allah’a hamd ile başlanmayan her önemli konuşma, sohbet ve yapılan her iş, hayır ve bereketten mahrumdur. Günlük hayatın sıradan konuşmalarına gelince, bunlara mutlaka hamd ile başlanması gerekmez.”


560

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Hadis, senet zincirinde yer alan Kurra bin Abdurrahman sebebiyle zayıftır. Kurra, her ne kadar İbn-i Hibban ve el-İclî tarafından güvenilir kabul edilmişse de, hafızasının zayıflığı ve münker hadisler rivayet etmesi sebebiyle eleştirilmiştir. (İbnu’l-Cevzî, Ed-Duafâ: 2764; Zehebî, El-Kâşif: 4572; El-Muğnî fi’d-Duafâ: 5046; İbnu’l-Müberred, Bahru’d-Dem: 850; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb: 5541; el-Mizzî, Tehzîbu’l-Kemâl: 4871; Ukaylî, Duafâ: 1544; Aynî, Meğâni’l-Ahyâr: 2137; Makrîzî, el-Kâmil fi’d-Duafâ: 1598; Zehebî, Mîzânu’l-İ’tidâl: 6892) Ayrıca rivayetin metninde de ızdırap (karışıklık) vardır. Bazı rivayetlerde “hamd” kelimesi yerine “zikir”, “salavat” veya “besmele” kelimesi kullanılmıştır. “Akta’” yerine de “eczem” ve “ebter” lafızları zikredilmiştir. 1398. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bir kulun çocuğu vefat ettiği zaman, Allah meleklerine: — Kulumun çocuğunu elinden aldınız öyle mi? diye sorar. Melekler: — Evet ya Rab, derler. Allah: — Demek kulumun ciğerparesini koparıp aldınız, öyle mi? buyurur. Melekler: — Evet ya Rab, derler. Allah: — Peki, buna karşılık kulum ne dedi? diye sorunca, melekler: — Sana hamd etti ve “İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn (Bizler Allah’a aidiz ve sonunda hepimiz O’na döneceğiz.)” dedi, derler. Bunun üzerine Allah: — Öyleyse, siz de onun için cennette bir köşk yapın ve adını “hamd evi” koyun, buyurur. 1399. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, bir şey yiyip içtikten sonra kendisine hamd eden kulundan muhakkak razı olur.”


15. KİTAP: RASÛLULLAH ALEYHİSSELÂM’A SALÂT U SELÂM GETİRMEK 243. BAB: PEYGAMBER SALLALLÂHU ALEYHİ VE SELLEM’E SALÂT U SELÂM GETİRMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Hiç kuşkusuz Allah ve melekleri, Peygambere salât ederler. Allah Peygamber’ine karşı çok merhametlidir; ona daima sevgiyle yönelir, onu över, işlerini bereketli kılar, ismini yüceltir ve onun üzerine rahmetini indirir. Melekler de Peygamber’i çok severler; onun en yüce makamlara ulaşması, İslam’ın ve Müslümanların üstün gelmesi için Allah’a dua ederler. Onun şerefini gözetmeğe, şanını yüceltmeğe özen gösterirler. O hâlde, ey inananlar, sizin kurtuluşunuz için her şeyini feda eden bu Peygamber’in izinden yürüyün, tüm gücünüzle davasını destekleyin, ona saygı duyun, onu yüceltin. Böylece siz de ona salât edin ve ona tüm kalbinizle esenlikler dileyerek içtenlikle selâm edin. (Ahzab, 33/56) Konu ile İlgili Hadisler: 1400. Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana bir defa salât u selâm getirirse, Allah celle celâluh da ona on defa rahmetle karşılık verir.” 1401. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât u selâm getirenleridir.” 1402. Evs bin Evs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Cuma günü en önemli, en değerli günlerinizdendir. Bunun için, o gün bana çokça salât u selâm getirin. Muhakkak sizin salât u selâmlarınız bana Allah tarafından takdim edilir, buyurdu. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: — Ya Rasulallah! Sen vefat edip toprağa karıştıktan sonra bizim salât u selâmlarımız sana nasıl arz edilecek ki? diye sordular. Peygamberimiz de: — Allah, peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kılmıştır, buyurdu.


562

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1403. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yanında adım anıldığı hâlde, umursamama, önemsememe yahut kibirlenme gibi sebeplerle bana salât u selâm getirmeyen kimseye yazıklar olsun!” 1404. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben öldükten sonra kabrimin başına toplanıp merasimler yaparak orayı bir ziyaretgâh hâline, bayram yerine çevirmeyin. Beni yâd etmek istiyorsanız, bulunduğunuz yerde “Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed” ya da kısaca “Allahumme salli alâ Muhammed” veya “Sallallahu aleyhi ve sellem” yahut “Aleyhissalâtu vesselâm” diyerek bana salât u selâm getiriniz. Çünkü her nerede olursanız olun, sizin salât u selâmınız bana ulaşacaktır.” 1405. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse bana salât u selâm getirdiği zaman, Allah onun selâmını almam için ruhumu bana iade eder. Çünkü Peygamberler, tıpkı şehitler gibi farklı bir boyutta yaşamaya devam etmektedirler.” 1406. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gerçek cimri, yanında adım anıldığı hâlde, alacağı sevabı önemsemeyerek bana salât u selâm getirmeyen kimsedir.” 1407. Fedâle bin Ubeyd radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir adamın namazdan sonra Allah’a hamd etmeden ve kendisine salât u selâm getirmeden duaya başladığını duyunca: “Bu adam duasında acele etti.” buyurdu. Sonra o kişiyi yanına çağırdı ve ona –veya bir başkasına– şöyle dedi: “Biriniz dua edeceği zaman, önce Allah’a hamd etsin, sonra Peygamberine salât u selâm getirsin. Sonra da dilediği duayı yapsın.” 1408. Ebu Muhammed Kâb bin Ucre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamberimize salât u selâmı emreden ayet (Ahzâb, 33/56) nazil olmuştu. Biz mescitte otururken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Hemen kendisine:


15. SALÂT U SELÂM

563

— Ya Rasulallah! Sana nasıl selâm vereceğimizi biliyoruz, fakat nasıl salavât getireceğiz, onu bilemiyoruz, dedik. O da şöyle buyurdu: — “Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd. Allahumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdun mecîd” diyerek bana salavât getirin. Manası: “Allah’ım; İbrahim (ve) âline rahmet ettiğin gibi, Muhammed’e ve âline (onun Ehl-i Beytine ve izinden yürüyen müminlere) de rahmet et. Şüphesiz sen övülmeye lâyıksın, yücesin. Allah’ım; İbrahim (ve) âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi, Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyıksın, yücesin.” 1409. Ebu Mesud el–Bedrî radıyallahu anh anlatıyor: Biz Sa’d bin Ubâde radıyallahu anh ile birlikte otururken, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi. Beşîr bin Sa’d: — Ya Rasulallah! Ahzâb suresinin 56. Ayetinde, Allah sana salavât getirmemizi emretti. Peki, sana nasıl salavât getireceğiz? diye sordu. Bunun üzerine, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir süre sustu. Sessizliğinin uzaması sebebiyle biz içimizden, keşke bunu sormasaydı diye geçirdik. Çünkü onu üzdüğümüzü sanmıştık. Derken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize döndü ve şöyle buyurdu: — Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm. Ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd diyerek salavât getirin. (Allah’ım! İbrahim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. Allah’ım! İbrahim’in âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyıksın, yücesin.) Bu duayı okuyarak bana salavât getirmiş olursunuz. Selâmı ise zaten biliyorsunuz. Et-tahiyyât duasında olduğu gibi, “Esselâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullahi ve berekâtuh (Selâm sana ey Peygamber, Allah’ın rahmet ve bereketleri seninle olsun!) diyerek yahut normal selam verir gibi bana selam verebilirsiniz. 1410. Ebu Humeyd es–Sâidî radıyallahu anh diyor ki: Ashab–ı Kiram, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulallah, sana nasıl salavât getirelim? diye sordular. Peygamberimiz şöyle cevap verdi:


564

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— “Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ ezvâcihî ve zürriyyetihî kemâ salleyte alâ İbrâhîm. Ve bârik alâ Muhammedin ve alâ ezvâcihî ve zurriyyetihî kemâ bârekte alâ İbrâhîm. İnneke hamîdün mecîd” deyin. Manası: “Allah’ım; İbrahim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e, hanımlarına ve nesline de rahmet et. İbrahim’e hayır ve bereket lütfettiğin gibi Muhammed’e, hanımlarına ve nesline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyıksın, yücesin.” Allah’ım; Peygamber’in şanını hem dünyada hem de ahirette yüce kıl. Onun getirdiği İslam Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Daha önceki Peygamberlere ve ümmetlerine ihsan ettiğin gibi, ona iman eden ve onun izinden yürüyen ümmetine de dünya ve ahirette rahmet ve bereketler ihsan eyle! Âmin, âmin, âmin…


16. KİTAP: ZİKİR 244. BAB: ALLAH’I ANMANIN FAZİLETİ ve BUNA TEŞVİK Konu ile İlgili Ayetler: 1. Sana Rabb’in tarafından gönderilen bu muhteşem Kitabı hem kendine, hem de başkalarına okumak suretiyle onun aydınlatıcı yolunu izle ve beş vakit namazı hayatın merkezine yerleştirerek, dikkat ve özenle, mümkün olabildiğince cemaatle birlikte, dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı her türlü çirkinlik ve kötülüklerden alıkoyar. Bununla birlikte, Allah’ı her an ve her yerde hatırlayıp anmak, elbette daha etkileyici ve daha önemlidir. Unutmayın ki, Allah yaptığınız her şeyi bilmektedir. (Ankebut, 29/45) 2. Ey inananlar, sabırla ve namazla Allah’tan yardım dileyin. Kur’an’ın öngördüğü adalet sistemini hayata egemen kılmak için mücadele verirken, yaratıcınızla aranızdaki gönül bağını namazla, duayla, zikirle sürekli canlı tutmaya çalışın. Zorluklar karşısında yılmadan, umudunuzu ve direncinizi kaybetmeden hedefe doğru adım adım ilerleyin ve şunu asla unutmayın: Allah, daima sabredenlerle beraberdir. (Bakara, 2/153) 3. Ve sen, ey hakikat yolunun yolcusu, gönlünün ta derinliklerinde, engin bir tevazu ile boyun büküp yalvararak ve O’nun ihtişam ve azameti karşısında titreyip ürpererek, fakat kendini bilmezlerin yaptığı gibi bağırıp çağırmadan, sesini yükseltmeden, gece gündüz Rabb’ini an; sakın kibrin ve zevk-ü sefanın pençesine düşerek Rabb’ini unutan gafillerden olma. (Âraf, 7/205) 4. Cuma namazını kıldıktan sonra, yeryüzüne dağılarak Allah’ın lütfundan rızkınızı aramaya devam edin. Ama kendinizi büsbütün dünyaya kaptırmayın. İşinizin başında veya evinizde iken yahut bir yere gelip giderken Allah’ın adını anıp zikrederek, Kur’an okuyarak, nafile namazlar kılarak Allah’ı sürekli hatırlayıp gündeme getirerek anın ki, dünyada ve âhirette kurtuluşa erebilesiniz. (Cuma, 62/10) 5. Gerçek şu ki, Allah’ın hükmüne kayıtsız şartsız teslim olup esenliğe ulaşan erkekler ve kadınlar, Allah’a ve âhiret gününe yürekten inanan erkekler ve kadınlar, bu imanın gereği olarak, Rab’lerine gönülden boyun eğen erkekler ve kadınlar, her zaman doğruyu söyleyen, verdikleri söze bağlı kalan erkekler ve kadınlar, bu yolda başlarına gelebilecek belâ ve sıkıntılar karşısında sabreden erkekler ve kadınlar, Allah’a içtenlikle saygı duyan alçakgönüllü erkekler ve kadınlar, gerektiğinde servetini İslam’ın yücelmesi uğrunda seve seve


566

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

harcayabilen, yardıma muhtaç kimselere yardım eli uzatan erkekler ve kadınlar, oruç tutarak nefislerine hâkim olmasını bilen erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını titizlikle koruyan erkekler ve kadınlar ve Allah’ı sürekli yüreklerinde hissederek anan erkekler ve kadınlar var ya, işte Allah onlara günahlarını bağışlama sözü vermiş ve onlar için cennette büyük bir mükâfat hazırlamıştır. (Ahzab, 33/35) 6. Ey iman edenler! Allah’ı kalbinizle, dilinizle ve davranışlarınızla sürekli anın ve daima Rabb’inizin gözetim ve denetimi altında olduğunuz bilinciyle, O’nu sabah akşam en mükemmel sıfatlarla anıp yücelterek tesbih edin. (Ahzab, 33/41, 42) Konu ile İlgili Hadisler: 1411. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İki cümle vardır ki, bunlar dilde hafif, fakat mizanda ağır ve Rahman’ın nezdinde pek kıymetlidir: “Subhânallahi ve bihamdih” ve “Subhânallahi’l–azîm.” Subhânallahi ve bihamdih: Her türlü noksanlıktan uzak olan Rabb’imi hamd ile överek yüceltirim. Subhânallahi’l–azîm: Kudret ve azamet sahibi olan Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, mükemmeldir. 1412. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Subhânallahi velhamdulillahi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber” duası, bana göre üzerine güneş doğan her şeyden daha sevimlidir.” Duanın anlamı: “Rabb’imi, O’na lâyık olmayan bütün sıfatlardan tenzih edip yüceltir ve O’na hamd ederim. O’ndan başka ilah yoktur, gerçek anlamda kudret ve azamet sahibi ancak O’dur.” 1413. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim günde yüz defa “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr” diye dua ederse, on köle azat etmiş kadar sevap kazanır. Ayrıca ona yüz iyilik sevabı yazılır, yüz günahı da bağışlanır. Ve bu söz, o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar ve bu zikri ondan daha fazla tekrarla-


16. ZİKİR

567

yandan başka hiç kimse, ondan daha faziletli bir söz söylemiş olamaz.” Manası: “Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir.” Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim günde yüz defa “Subhânallahi ve bihamdih (Her türlü noksanlıktan uzak olan Rabb’imi hamd ile överek yüceltirim)” diye dua ederse, deniz köpüğü kadar çok olsa bile, bütün küçük günahları bağışlanır. 1414. Ebu Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim on defa, “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr” diye dua ederse, İsmail aleyhisselâm’ın soyundan fazilet sahibi dört kişiyi hürriyetine kavuşturmuş kadar sevap kazanır.” Duanın anlamı: “Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir.” 1415. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle demiştir: “Ya Ebu Zer! Sana Allah’ın en sevdiği sözü bildireyim mi? Şüphesiz Allah’ın en sevdiği söz, ‘Subhânallahi ve bihamdih’ (Her türlü noksanlıktan uzak olan Rabb’imi hamd ile överek yüceltirim) sözüdür.” 1416. Ebu Malik el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Temizlik imanın yarısıdır. Gerek maddi, gerekse ahlakî bakımdan temiz olmak, mümin olmanın tabii bir neticesi ve en önemli alametidir. İhlâs ve şuur ile söylenen “Elhamdülillah” duası, hesap günü mizanı sevap ile doldurur. “Sübhânallah” ile “Elhamdülillah” sözleri bir arada söylendiği zaman, bunun sevabı göklerle yer arasını kaplar. Elhamdülillah duasının anlamı şudur: “Allah’ım, bizlere bahşettiğin bunca nimetlerden dolayı sana sonsuz şükürler olsun! Ya Rab, bütün iyiliklerin, güzelliklerin kaynağı sensin! Her türlü övgüye, teşekküre lâyık olan da sadece sensin. Seni tüm kalbimle överek yüceltiyor, en derin saygı ve şükran duygularımla hükümlerine boyun eğiyor ve yalnızca sana kulluk ediyorum.” Subhânallah ise şu anla-


568

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ma gelir: “Allah’ım, sen her türlü noksanlıktan, kusurdan uzaksın! En mükemmel özellikler, en üstün vasıflar sana aittir. Sen sonsuz ilim, kudret, merhamet, adalet, lütuf sahibisin. Her şeyi en iyi bilen, her konuda en güzel hükmü veren sensin. Bunun için, ben senden başka hüküm koyucu, senden başka otorite, yani ilah kabul etmem. Her konuda sana danışır, yalnızca senin gösterdiğin yolda yürür, bireysel ve toplumsal hayatımı senin gönderdiğin ilkeler doğrultusunda düzenlerim.” 1417. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: Çöllerde göçebe hayatı yaşayan bir bedevi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ey Allah’ın Elçisi! Bana kırda bayırda rahatça okuyabileceğim bir dua öğret, dedi. Peygamberimiz de ona: “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Allahu ekberu kebîran ve’l– hamdu lillahi kesîrâ. Ve subhânallahi Rabbi’l–âlemîn. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi’l–Azîzi’l–Hakîm” (Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur. Büyüklük ve azamet yalnızca O’na mahsustur. Bitip tükenmeyen hamd de ancak O’na aittir. Bütün âlemlerin Rabb’i olan Allah’ı en yüce, en üstün sıfatlarla anarım. Gerçek güç ve saltanat, ancak sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah’ın elindedir.) diyerek dua et, buyurdu. Bedevi: — Bunlar Rabb’im için söyleyeceğim dua ve zikirler. Kendim için nasıl dua edeyim? diye sordu. Peygamberimiz de: — “Allahumme’ğfir lî verhamnî vehdinî verzuknî” (Allah’ım; beni bağışla, bana merhamet et, beni doğru yola ilet ve bana (hayırlı) rızık nasip et.) de, buyurdu. 1418. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namazı bitirince üç defa tövbe istiğfar eder, sonra da “Allahumme ente’s–selâmu ve minke’s–selâm. Tebârekte yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm” (Allah’ım; esenlik ve selametin kaynağı yalnızca sensin. Sağlık, selâmet ve kurtuluş sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allah’ım, sen ne yüce, ne mübareksin!) derdi. Bu hadisi rivayet eden Evzâî’ye: — Tövbe istiğfar nasıl yapılır? diye sorulunca: — Estağfirullah, estağfirullah (Allah’ım, senden bağışlanma dilerim, senden bağışlanma dilerim!) diyerek, dedi. 1419. Muğire bin Şube radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Pey-


16. ZİKİR

569

gamber sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu: “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr. Allahumme lâ mânia limâ a’tayte ve lâ mu’tıye limâ mena’te ve lâ yenfeu ze’l–ceddi minke’l–cedd.” Duanın anlamı: “Allah’tan başka ilah yoktur! O birdir, eşi ortağı yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir. Allah’ım, senin verdiğine engel olabilecek, vermediğini de verebilecek hiç kimse yoktur. Senin huzurunda (zenginlik, makam ve) soy sop (kişiye) fayda sağlamaz.” 1420. Abdullah bin Zübeyr radıyallahu anhumâ, her namazın sonunda sonra selâm verince şöyle dua ederdi: “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr. Lâ havle velâ kuvvete illâ billah. lâ ilahe illallahu ve lâ na’budu illâ iyyâh. Lehu’n–ni’metu ve lehu’l–fazlu ve lehü’s– senâu’l–hasen. Lâ ilahe illallahu, muhlisîne lehü’d–dîne velev kerihe’l– Kâfirûn.” Duanın anlamı: “Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir. Gerçek güç ve saltanat, ancak sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah’ın elindedir. Allah’tan başka kulluk edilecek, hükmüne boyun eğilecek bir güç, bir otorite yoktur. Bunun için biz, yalnızca O’na ibadet eder, ancak O’na itaat ederiz. Her türlü nimet ve lütuf O’na aittir. En güzel övgüler de yalnız O’na yaraşır. Kâfirler istemese de, biz (O’ndan başka kulluk ve itaat edilen her şeyi reddeder,) yürekten bir bağlılık ve samimi bir inançla bir tek O’na yöneliriz (Mü’min, 40/14).” Abdullah bin Zübeyr, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in farz namazların ardından bu duayı okuduğunu söylerdi. 1421. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanların fakir olanları, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Zengin Müslümanlar, Allah’ın vadettiği en yüksek dereceleri ve ahiretteki sonsuz nimetleri alıp götürdüler, dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bu da ne demek? diye sorunca, fakir Müslümanlar:


570

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Onlar da bizim gibi namaz kılıyor, oruç tutuyorlar. Fazla malları olduğu için, ayrıca hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar. Oysa biz bunları yapamıyoruz, dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara: — Fazilet konusunda sizi geçenlere yetişmenizi, sizden sonra gelenleri de geçmenizi sağlayacak ve sizin yaptığınızı yapmadığı sürece, hiç kimsenin sizden daha üstün olamayacağı bir ibadeti size öğreteyim mi? buyurdu. Onlar da: — Evet, öğret ya Rasulallah! dediler. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Her farz namazın ardından, otuz üçer defa Allah’ı tesbih edin, O’na hamd edin ve tekbir getirin, buyurdu. Hadisi Ebu Hureyre’den rivayet eden Ebu Sâlih diyor ki: Oradakiler, bu zikirleri nasıl okuyacaklarını Ebu Hureyre’ye sordular. O da: “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere, Subhânallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber der, diye cevap verdi Elhamdulillah: “Ey bütün iyiliklerin, güzelliklerin kaynağı olan Allah’ım! Her türlü övgüye, teşekküre lâyık olan sadece sensin. Bizlere bahşettiğin bunca nimetlerden dolayı sana sonsuz şükürler olsun ya Rab!” Subhânallah: “Allah’ım, sen her türlü noksanlıktan, kusurdan uzaksın, yücesin. En mükemmel özellikler, en üstün vasıflar sana aittir. Her şeyi en iyi bilen, her konuda en güzel hükmü veren, sadece sensin.” Allahu ekber: “Allah’ım, gerçek anlamda büyük ve yüce olan yalnızca sensin. Gazabından korkulmaya, merhametine sığınılmaya, emirlerine itaat edilmeye lâyık yegâne güç, yegâne otorite de ancak sensin.” Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır: Fakir Muhacirler bu duaları okumaya başladılar. Fakat birkaç gün sonra tekrar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Zengin kardeşlerimiz de bizim okuduğumuz bu zikirleri duyup aynısını okumaya başlamışlar, dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Servetini Allah yolunda harcayan ve ibadetlerinin yanı sıra benim öğrettiğim biçimde Allah’ı anan zengin ve güçlü Müslüman, Allah katında ulaşılabilecek en üstün makama ulaşmıştır. Ne yapalım, artık bu Allah’ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir, buyurdu.


16. ZİKİR

571

1422. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim her namazdan sonra otuz üç defa Subhânallah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz üç defa Allahu Ekber der ve yüze tamamlamak için de “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr” duasını ilâve ederse, deniz köpüğü kadar çok olsa bile, bütün küçük günahları bağışlanır.” Manası: “Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır, O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. Ve O, her şeye gücü yetendir.” 1423. Kâb bin Ucre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Farz namazların ardından yapılan bir zikir vardır ki, bunu okuyan – veya yapan– kişi, mutlaka umduğu hayırlara nail olur: Otuz üç defa Subhânallah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz dört defa Allahu Ekber diyerek Allah’ı anmak.” 1424. Sa’d bin Ebî Vakkas radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı: “Allahumme innî eûzu bike mine’l–cubni ve’l–buhl. Ve eûzu bike min en uredde ilâ erzeli’l–umur. Ve eûzu bike min fitneti’d–dünyâ ve eûzu bike min fitneti’l–kabr.” Manası: “Allah’ım! Korkaklıktan, cimrilikten sana sığınırım. (İnsanın iyice ihtiyarlayıp bakıma muhtaç hâle geldiği, bildiklerini unutup tekrar çocukluk günlerine döndüğü ve böylece acizliğinin, güçsüzlüğünün, bunaklığının, bilgisizliğinin ve anlayışsızlığının iyice ortaya çıktığı bu dönem olan) ömrün en düşkün, en perişan dönemine kadar yaşatılmaktan sana sığınırım. Dünyanın fitne ve belalarından sana sığınırım. Kabir imtihanından ve kabir azabından yine sana sığınırım.” 1425. Muaz bin Cebel radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun elini tutarak şunları söyledi: “Ey Muaz, Allah’a yemin ederim ki, seni gerçekten seviyorum! Ey Muaz, her namazın sonunda şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: “Allahumme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik.” (Seni anmak, sana şükretmek ve sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et Allah’ım!)


572

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1426. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazda tahiyyatı bitirdiğiniz zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle dua edin: “Allahumme innî eûzu bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l–kabr ve min fitneti’l–mahyâ ve’l–memât ve min şerri fitneti’l–mesîhi’d–deccâl.” Manası: “Allah’ım; cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün çetin imtihanlarından ve (kendisine bahşedilen üstün yetenekleri insanları saptırmakta kullanan ve kâfirlerin önderi olan deccallerin, özellikle de kıyamete yakın bir zamanda gelecek olan) kör deccalin fitnesinden sana sığınırım.” 1427. Ali radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namaz kılarken selâm vermeden önce en son şu duayı okurdu: “Allahummağfirlî mâ kaddemtu vemâ ahhartu ve mâ esrartu ve mâ a’lentu ve mâ esraftu ve mâ ente a’lemu bihî minî. Ente’l–mukaddimu ve ente’l–muahhir, lâ ilahe illâ ent.” Manası: “Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Öne geçiren de sensin, geride bırakan da sen. Senden başka ilah yoktur.” 1428. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, namazda rükû ve secde ederken şu duayı çokça okurdu: “Subhâneke’llahumme Rabb’enâ ve bihamdik. Allahümme’ğfir lî.” Manası: “Allah’ım, ey yüce Rabb’imiz! Sana lâyık olmayan eksik ve noksan sıfatlardan seni tenzih eder, hamd ile şanını yüceltirim. Günahlarımı affeyle, beni bağışla Allah’ım!” 1429. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdede iken: “Sübbûhün kuddûsün Rabb’u’l–melâiketi ve’r–Rûh.” diye dua ederdi. Duanın manası: “Allah’ım! Sen her türlü eksiklikten uzaksın, yücesin; her bakımdan mukaddes ve mükemmelsin. Sen meleklerin ve (ölü kalplere hayat veren vahiy meleği kutsal) Ruh’un (Cebrail’in) Rabb’isin.”


16. ZİKİR

573

1430. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazda rükûa eğildiğinizde, “Subhâne Rabb’biyel-azîm” diyerek Rabb’inizin yücelik ve azametini anın. Secdede ise bol bol dua etmeye çalışın. Çünkü secde anında yaptığınız dua, kabul edilmeye en lâyık olan duadır.” 1431. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kulun Rabb’ine en yakın olduğu an, O’nun huzurunda secdeye kapandığı andır. Bunun için, secdede çok dua etmeye bakın.” 1432. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem secdeye vardığı zaman şöyle dua ederdi: “Allahummağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrah.” Manası: “Allah’ım! Günahlarımın hepsini; küçüğünü büyüğünü, öncesini sonrasını, açığını gizlisini bağışla!” 1433. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir gece uyurken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanımda olmadığını fark ettim. Karanlıkta el yordamıyla onu bulmaya çalışırken bir de baktım ki, rükûa eğilmiş –veya secdeye kapanmış– şöyle dua ediyordu: “Subhâneke ve bihamdik, lâ ilahe illâ ent.” Manası: “Ya Rab! Seni en mükemmel vasıflarla anıp yüceltir, hamd ile övüp tesbih ederim. (Şehadet ederim ki,) senden başka ilah yoktur.” Diğer bir rivayet şöyledir: Karanlıkta Peygamber’i araştırırken, elim ayağının tabanına dokundu. Secdeye kapanmış, parmaklarını kıbleye yöneltip ayaklarını dikmiş bir vaziyette şöyle dua ediyordu: “Allahumme innî eûzu birıdâke min sahatik. Ve bimuâfâtike min ukûbetik. Ve eûzu bike mink. Lâ uhsî senâen aleyk. Ente kemâ esneyte alâ nefsik.” Manası: “Allah’ım! Senin gazabından rızana, azabından affına sığınırım. Senden yine sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde övüp yüceltmekten acizim. Sen kendini nasıl övüp yücelttiysen, öyle yücesin.”


574

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1434. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunuyorduk. Bize: — Sizden biriniz her gün bin iyilik sevabı kazanmaktan aciz midir? dedi. Yanında oturanlardan biri: — Ya Rasulullah! Bir kişi her gün bin sevabı nasıl kazanabilir ki? diye sordu. Peygamberimiz de: — Yüz defa “Subhânallah” der, böylece ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır, buyurdu. Bazı rivayetlerde, “...ona bin iyilik yazılır, ayrıca bin günahı da bağışlanır.” şeklindedir. 1435. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vücudunuzun her bir eklemi için her gün bir sadaka vermeniz gerekir. Bununla birlikte, her ‘Subhânallah’ (Allah’ım, sen her türlü eksiklikten uzaksın, yücesin!) zikri bir sadakadır. Her ‘Elhamdulillah’ (Allah’ım, sana hamd ederim! Bütün övgü ve yücelikler sana aittir!) duası bir sadakadır. Her ‘Lâ ilahe illallah’ (Allah’tan başka ilah yoktur. Kulluk edilecek, hükmüne boyun eğilecek tek otorite O’dur!) zikri bir sadakadır. Her ‘Allahu ekber’ (Allah her bakımdan en büyüktür!) zikri bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadaka, kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Kısacası, hayır yolları sayılamayacak kadar çoktur. Kuşluk vakti kılacağınız iki rekât namaz ise, bütün bunların yerini tutar.” 1436. Peygamberimizin hanımı ve müminlerin annesi Cüveyriye Bintu’l– Hâris radıyallahu anhâ’dan rivayet ediliyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Cüveyriye namaz kıldığı yerde oturup bazı dua ve zikirler okumakta iken erkenden evden çıktı. Sonra kuşluk vakti tekrar eve döndüğünde, Cüveyriye radıyallahu anhâ hâlâ yerinde oturmakta idi. Rasulullah onun zikre devam ettiğini görünce: — Yanından ayrıldığımdan beri hâlâ aynı hâlde misin? Saatlerce böyle tesbih ve zikir ile meşgulsun? diye sordu. O da: — Evet, dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: — Senin yanından ayrıldıktan sonra yolda yürürken üç defa söylediğim


16. ZİKİR

575

şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından hepsine denk gelir: “Yarattığı varlıklar sayısınca, kendisinin hoşnut olacağı kadar, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince Allah’ı en mükemmel sıfatlarla tenzih ve takdis eder, hamd ile övüp yüceltirim. Saatlerce tesbih çekerek kazanacağından çok daha büyük sevabı, böylece birkaç dakikada kolayca kazanmış olursun. Unutma ki, tesbih ve zikirde önemli olan sayı değil, söylenen sözlerin ve yapılan duaların manası kavramak, onları özümseyerek bilinçli ve samimi bir kalple okumaktır.” Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: “Yarattığı varlıklar sayısınca Allah’ı tenzih ve takdis ederim, razı olacağı sayıda Allah’ı tenzih ve takdis ederim, arşının ağırlığınca Allah’ı tenzih ve takdis ederim, bitip tükenmeyen kelimeleri adedince Allah’ı tenzih ve takdis ederim.” Tirmizî’nin rivayeti ise şöyledir: Peygamber aleyhisselâm Cüveyriye’ye dedi ki: “Sana, saatlerce zaman ayırmak zorunda kalmadan, her yerde kolayca okuyup gün boyunca hiç durmadan zikir yapmış gibi sevap kazanabileceğin kısa ve özlü bir zikir öğreteyim mi: “Yarattığı varlıklar sayısınca subhanallah (Allah’ı tenzih ve takdis ederim), yarattığı varlıklar sayısınca subhanallah, yarattığı varlıklar sayısınca subhanallah. Razı olacağı sayıda subhanallah, razı olacağı sayıda subhanallah, razı olacağı sayıda subhanallah. Arşının ağırlığınca subhanallah, arşının ağırlığınca subhanallah, arşının ağırlığınca subhanallah. Bitip tükenmeyen kelimeleri adedince subhanallah, kelimeleri adedince subhanallah, kelimeleri adedince subhanallah.” 1437. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rabb’ini anıp zikreden kişi ile zikretmeyen kişi arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.” Müslim ise aynı hadisi şu lafızlarla rivayet etmiştir: “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile anılmadığı ev arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.” 1438. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber


576

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: “Allah celle celâluh buyuruyor ki: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Kulum günah işler veya haksızlık yaparsa, vicdanı onu rahatsız ederek yaptığı işin kötü olduğunu söyler. O da buna rağmen tövbe etmez, bile bile isyankârlıkta ısrar ederse, benim kendisini cezalandıracağımı hisseder. Ve Mahşer Günü, beni aynen beklediği gibi bulur. Fakat bana iman eder ve güzel davranışlar ortaya koyarsa, Mahşer Günü kendisine rahmet ve lütuf ile muamele edeceğimi umar. Ben de onun bu umudu asla boşa çıkarmam. Mahşer Günü, aynen umduğu ve beklediği gibi kendisine muamele ederim. Mümin kulum beni her nerede anarsa, ben rahmet ve yardımımla daima onun yanındayım. Beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Beni hiç kimsenin duymayacağı şekilde içinden anarsa, onun bu davranışından razı olur ve mükâfatını bizzat ben, uygun göreceğim şekilde gizlice veririm. Eğer beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu meleklere gösterip kendisinden övgü ile söz ederek daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.” “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve sakın bana karşı nankörlük etmeyin.” (2-Bakara; 152) 1439. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Müferritler, hayır ve fazilet yarışında öne geçtiler, buyurdu. Bunun üzerine sahâbîler: — Müferritler ne demektir, ya Rasulallah? diye sordular. Peygamberimiz: — Allah’ı –benim kendilerine öğrettiğim şekilde– çokça anan erkekler ve kadınlardır, buyurdu. 1440. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “En üstün, en faziletli zikir, ‘Lâ ilahe illallah’tır. En üstün, en faziletli dua da ‘Elhamdulillah duasıdır.” 1441. Abdullah bin Büsr radıyallahu anh anlatıyor: Yeni Müslüman olmuş bedevilerden biri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! İslamiyet’in emirleri bana fazla ve karışık geldi. Yapamayacağım kadar sünnet ve nafile ibadetler, öğrenemeyeceğim kadar dua ve zikirler var. Bana öyle bir şey söyle ki, ona sıkı sıkıya yapışayım da, ondan başka her-


16. ZİKİR

577

hangi bir sünnet ve nafile ibadete, dua ve zikre ihtiyaç duymayayım, dedi. Peygamberimiz de: — Nerede ve hangi hâlde olursan ol, dilin hep Allah’ı ansın. Yolculuk ederken, dinlenirken, yiyip içerken, işlerinle uğraşırken, içinden “Subhânallah, elhamdulillah, estağfirulah, Allahu ekber, lâ ilahe illallah” gibi sözlerle Rabb’ini zikret. Böylece, kısa yoldan ve kolayca sevap kazanmış olursun, buyurdu. 1442. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ‘Subhânallahi ve bihamdih (Ya Rab, seni en mükemmel vasıflarla anıp yüceltir, hamd ile övüp tesbih ederim.)’ diye dua ederse, cennette onun için en güzel ve en bereketli nimetlerin sembolü olan bir hurma ağacı dikilir. Yani en bereketli ağaç olarak bilinen hurma nasıl uzun yıllar meyve verip durursa, bu güzel zikirler de onları söyleyen kimselere ahiret hayatında bitip tükenmeyen sevaplar kazandırır.” 1443. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesini anlatırken şöyle buyurmuştur: “İsra gecesi semanın katlarını çıkarken İbrahim aleyhisselâm’a rastladım. Bana dedi ki: Ya Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve düzlük olduğunu, oraya ekilecek ağaç tohumlarının da, dünyada okuduğunuz ‘Subhânallahi velhamdulillahi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber’ duaları olduğunu haber ver.” 1444. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Size amellerinizin en hayırlısı, Hükümdarınız Allah katında en temizi ve derece bakımından en yükseği olan, altın ve gümüş sadaka vermekten daha değerli, düşman ordusu ile karşılaşıp onları öldürmekten veya şehit olmaktan daha kazançlı bir amel söyleyeyim mi? diye sordu. Onlar da: — Evet söyle, dediler. Peygamberimiz: — Daima Allah’ı zikretmek, hiçbir zaman O’nu hatırdan çıkarmadan hep O’nun rızasını gözeterek yaşamaktır, buyurdu. 1445. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: Sa’d bin Ebî Vakkâs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bir ka-


578

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

dının yanına geldi. Kadın, önündeki hurma çekirdekleri veya çakıl taşlarıyla belli sayıda tesbih çekerek Allah’ı zikrediyordu. Peygamber aleyhisselâm onun bu hâlini görünce, şunları söyledi: “Sana bundan daha kolayını –veya daha faziletlisini– haber vereyim mi: “Gökyüzünde yarattığı varlıklar sayısınca subhanallah (Allah’ı tenzih ve takdis ederim), yeryüzünde yarattığı varlıklar sayısınca subhanallah, göklerle yer arasındaki varlıklar sayısınca subhanallah, bundan sonra yaratacakları varlıklar sayısınca subhanallah.” diyerek dua et. Sonra “Allahu ekber”i, “Elhamdulillah’ı, “Lâ ilahe illallah”ı ve “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah”ı da bu şekilde söylersin. Saatlerce tesbih çekerek kazanacağından çok daha büyük sevabı, böylece birkaç dakikada kolayca kazanmış olursun. Zira tesbih ve zikirde önemli olan sayı değil, söylenen sözlerin ve yapılan duaların manası kavramak, onları özümseyerek bilinçli ve samimi bir kalple okumaktır.” Senet zincirinde yer alan Huzeyme, meçhul bir ravidir. Bu yüzden hadis senet bakımından zayıftır. Ancak “Hurma çekirdekleri veya çakıl taşları ile” ibaresi hariç, hadisin metni sahih senetlerle rivayet edilmiştir. (Müslim, Zikir, 4905) 1446. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bana: — Ya Muaz! Sana cennet hazinelerinden birini göstereyim mi? buyurdu. Ben de: — Evet ya Rasulallah, dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz: — “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” diyerek dua etmektir, buyurdu. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh: Her türlü güç ve kudret, sadece Allah’ın yardımı iledir. İzzet ve kudret sahibi olmak, başarı ve kurtuluşa ulaşmak ancak O’nun yardım ve inayetiyle mümkündür. O’nun izni ve iradesi olmadan, hiç kimse hiçbir şekilde kuvvet ve kudrete sahip olamaz.

245. BAB: HER AN ve HER YERDE ALLAH’I ANMAK AYAKTA İKEN, OTURURKEN, YATARKEN, ABDESTSİZKEN, CÜNÜPKEN ve HAYIZLIYKEN ALLAH’I ANMANIN CAİZ OLDUĞU, ANCAK CÜNÜP ve HAYIZLI OLANLARIN KUR’AN OKUMALARININ CAİZ OLMADIĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Doğrusu, göklerin ve yerin o muhteşem yaratılışında ve gece ile gün-


16. ZİKİR

579

düzün mükemmel bir uyum ve düzen içerisinde birbiri ardınca gelişinde, aklı, vicdanı ve sağduyusu olanlara Allah’ın sonsuz kudret, adalet ve merhametini gösteren nice deliller vardır. O sağduyu sahipleri ki, ayaktayken, otururken ve hatta dinlenmek için uzanıp yatarken, yani her zaman ve her yerde Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin akıllara durgunluk veren o muhteşem yaratılışındaki hikmet ve anlamı üzerinde derinden derine düşünür ve Allah’a şöyle niyaz ederler: “Ey Rabb’imiz! Sen bütün bunları hikmet ve amaçtan yoksun olarak yaratmış olamazsın. Çünkü sen abesle iştigal etmekten uzaksın, yüceler yücesisin. Hikmet ve adaletinin gereği olarak cennet de haktır cehennem de haktır. O hâlde, bizi cehennem azabından koru ya Rab.” (Âl-i İmran, 3/190, 191) Konu ile İlgili Hadisler: 1447. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yürürken, otururken, yatarken, çalışırken, bineğinin üzerinde bir yere giderken, ister abdestli, ister abdestsiz, ister cünüp olsun, her zaman ve her yerde “Bismillah, Elhamdulillah, Allahu Ekber, Lâ ilahe illallah, Estağfirullah, Subhânallah gibi dualarla Allah’ı zikrederdi. Ancak cünüp iken Kur’an okumazdı. “Hayızlı kadının Kur'an okuması ve Mushaf'ı eline alması, mescide girip orada kalması, Hanefîler de dâhil fakihlerin çoğunluğuna göre caiz değildir. Bu konuda hayızlı kadın cünüp kimse gibidir. İhtiyaç halinde mescide girebilirler, dua ve zikir niyetiyle dua ayetlerini, Fâtiha, İhlâs gibi sureleri, besmeleyi, kelime-i tevhid ve şehadeti okuyabilirler. Mâlikî fakihleri ise, bazı sahabe ve tâbiîn âlimlerinden rivayet edilen görüşlerin desteğiyle, kadının hayız süresi içinde Kur'an okuyabileceğini, fakat hayız kanı kesildiği andan itibaren gusledip temizleninceye kadar cünüp hükmünde olup Kur'an okuyamayacağını belirtmişlerdir. İbn-i Hazm bu şartı da aramaz. Mâlikîler ve İbn-i Hazm dâhil bir grup İslâm bilgini, cünüplük halinin iradî, hayzın ise gayri iradî oluşundan hareketle hayızlı kadın lehine bir ayrım yapmayı gerekli görmüş, özellikle Mâlikîler kadınların Kur'an öğretimi ve öğrenimi için böyle bir ruhsata ihtiyacı bulunduğu noktasından hareket etmişlerdir. Hayızlı kadının hayız sebebiyle ibadet edememesi, Kur'an okuyamaması dinin kendisine tanıdığı bir muafiyettir. Bu ibadetleri yapamadığı için dinî bir sıkıntı, eksiklik ve sorumluluk duyması yersizdir. İbadetlerde sayı ve süreden ziyade niyet ve fikrî-ruhî yoğunluk önemlidir. Fakat Kur'an öğretimi ve öğrenimi ile meşgul olan kadınlar, hatta mazeret beyan etmesinin kendisini zor du-


580

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

rumda bırakacağı bir ortamda bulunan kadınlar, yukarıdaki ruhsattan yararlanarak hayızlı oldukları halde Mushaf'ı ellerine alıp, Kur'an okuyup dinleyebilirler.” (İlmihal 1, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Komisyon) 1448. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Biriniz eşine yaklaşacağı zaman ‘Bismillah, Allahumme cennibne’ş– şeytâne ve cennibi’ş–şeytâne mâ razaktenâ” diye dua etsin. Eğer bu beraberlikten çocukları olursa, şeytan ona zarar veremez. Yani o çocuğum Müslümanca yetiştirilmesi çok daha kolay olur.” Duanın manası: “Allah’ım! Bizi şeytandan, şeytanı da bize bahşedeceğin nimetlerden (ve nasip edeceğin çocuktan) uzak tut.”

246. BAB: UYKUDAN ÖNCE ve SONRA OKUNACAK DUA Konu ile İlgili Hadisler: 1449. Huzeyfe ve Ebu Zer radıyallahu anhumâ şöyle rivayet ediyorlar: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yatağına gireceği zaman: “Bismike’llahumme ahyâ ve emût” diye dua ederdi. Manası: “Allah’ım, senin adınla yaşar, senin adınla ölürüm. Yani senin adını anarak uyur ve yine senin adınla uyanırım.” Peygamberimiz uykudan uyandığı zaman da, “Elhamdülillahillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhin-nuşûr” derdi. Manası: “Bizi öldürdükten sonra dirilten (yani bir nevi ölüm olan uykuya daldırdıktan sonra uyandıran) Allah’a hamd ederim. Dönüş yalnızca O’nadır. Yani hepimiz eninde sonunda O’nun huzurunda toplanıp hesaba çekileceğiz.”

247. BAB: SOHBET ve ALLAH’I ANMA TOPLANTILARI ZİKİR MECLİSLERİNİN ÖNEMİ, BÖYLE YERLERE DEVAM ETMENİN GÜZELLİĞİ ve ÖZÜRSÜZ OLARAK BURALARDAN AYRI KALMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey Peygamber! Rab’lerinin hoşnutluğunu arzu ederek sabah akşam O’na dua eden o fedakâr müminlerle birlikte sen de kulluk ve ibadetin me-


16. ZİKİR

581

şakkatlerine sabret, onların dertlerine, sevinçlerine ortak ol ve sakın dünya hayatının göz kamaştırıcı cazibesine kapılıp da, gözlerini onların üzerinden bir an olsun ayırma. (Kehf, 18/28) Konu ile İlgili Hadisler: 1450. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın birtakım melekleri vardır ki, bunlar sokak sokak dolaşıp Kur’an okuyan, sohbet yapan, ilim öğrenen ve Allah’ı anan zikir ehlini araştırırlar. Böyle bir topluluğa rastladıkları zaman, birbirlerine, “Gelin, aradığımız işte burada!” diye seslenirler. Sonra o meclisi, oradan dünya semasına kadar kanatlarıyla çepeçevre kuşatırlar. Bunun üzerine Allah celle celâluh, –aslında her şeyi bildiği hâlde, sırf o müminlerin üstünlük ve değerini meleklere göstermek için– onlara: — Kullarım ne diyor? diye sorar. Melekler: — Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ediyor, senin büyüklük ve azametini anıyor, sana hamd ediyor ve yüceliğini dile getiriyorlar, derler. Allah: — Peki, onlar beni gördüler mi? — Hayır vallahi, seni görmediler. — Ya beni görselerdi ne yaparlardı? — Eğer seni görselerdi, sana daha çok ibadet eder, şanını daha fazla yüceltir, seni daha çok tesbih ve takdis ederlerdi. — Kullarım benden ne istiyorlar? — Senden cenneti istiyorlar. — Cenneti görmüşler mi? — Hayır ya Rab, vallahi cenneti görmediler. — Peki ya onu görseler ne yaparlardı? — Eğer cenneti görmüş olsalardı, onu daha büyük iştiyakla arzu eder ve onu elde etmek için daha büyük çaba harcarlardı. — Bunlar hangi şeyden bana sığınıyorlar? — Cehennemden sığınıyorlar. — Peki, onlar cehennemi gördüler mi?


582

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Hayır vallahi, onlar cehennemi de görmediler. — Ya onu görseler ne yaparlardı? — Şayet cehennemi görmüş olsalardı, ondan daha şiddetle kaçar, daha fazla korkarlardı. Bunun üzerine Allah: — O hâlde, ben de sizi şahit tutarak söylüyorum ki, beni anan bu kullarımın tamamını bağışladım, buyurur. O sırada meleklerden biri: — Bu insanların arasında, aslında onlardan olmayan, yalnızca bir işini görmek için oraya gelen biri var, der. Allah: — Bu öyle mübarek bir meclistir ki, onların bereketi sayesinde, yanlarında oturan kişi de saadete ulaşır. İyi insanlarla oturup kalkan kimseler, mutlaka onlardan bir şekilde etkilenir ve onların iyiliklerinden istifade ederler, buyurur. Müslim’in bir rivayeti şöyledir: Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın diğer meleklerden ayrı olarak, sadece zikir meclislerini tespit etmek üzere dolaşan melekleri vardır. Allah’ın anıldığı bir meclis buldular mı, onların yanına otururlar. Kanatlarını birbiri üzerine gererek, o insanlarla dünya göğünün arasını doldururlar. O meclis dağılınca, onlar da semaya çıkarlar. Allah celle celâluh, –her şeyi bildiği hâlde– onlara: — Nereden geliyorsunuz? diye sorar. Melekler de: — Yeryüzünde seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih eden, senin büyüklük ve azametini zikreden, senden başka ilah olmadığını dile getiren, sana hamd eden ve sana yalvarıp yakaran kullarının yanından geliyoruz, derler. Allah: — Benden ne istiyorlar? — Cennetini istiyorlar. — Peki onlar cennetimi gördüler mi? — Hayır ya Rab, görmediler. — Ya onu görseler ne yaparlardı? — Daha büyük bir iştiyakla isterlerdi. Bir de, senden kendilerini korumanı istiyorlar.


16. ZİKİR

583

— Onları hangi şeyden korumamı istiyorlar? — Cehenneminden, ya Rab. — Peki benim cehennemimi gördüler mi? — Hayır, görmediler. — Ya görseler ne yaparlardı? — Ondan daha şiddetle kaçar, daha fazla korkarlardı. Bir de, senden kendilerini bağışlamanı diliyorlar. — O hâlde, ben de onları affettim, istediklerini onlara bağışladım ve korumamı istedikleri her şeyden kendilerini korudum. Bunun üzerine, melekler: — Ya Rab! Onların arasında, çok günah işleyen ve yalnızca oradan geçerken yanlarına uğramış olan bir kul var, derler. Allah celle celâluh: — Onu da bağışladım. Çünkü bu öyle mübarek bir topluluktur ki, onların bereketi sayesinde, yanlarında oturan kişi de saadete ulaşır, buyurur. 1451. Ebu Hureyre ve Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Bir topluluk Allah’ı anmak üzere bir araya gelir de Kur’an ve hadis okuyup dinleyerek, onların meallerini, tefsir ve açıklamalarını öğrenerek, vaaz ve nasihatlere kulak vererek Allah’ı anıp zikrederlerse, melekler onları çepeçevre kuşatırlar. Kur’an’ın nuruyla kalpler aydınlanır ve onları ilahi rahmet kaplar. Böylece, üzerlerine ilahi bir güven duygusu, bir iç huzuru ve sekinet iner. Onlar Allah’ı andıkça, Allah da onları kendi yanındaki meleklerin arasında övgüyle anar. Allah meleklere der ki: “Sizler, yaratılışınızın gereği olarak bana kulluk ediyorsunuz. Ama yeryüzündeki kullarım böyle değildir. Bir taraftan nefisleri onlara kötülüğü telkin etmekte, öte yandan çeşitli tuzaklarıyla şeytan ve şeytanın askerleri onları baştan çıkarmaya çalışmaktadır. Bütün bunlara rağmen onlar hem nefislerinin telkinine hem şeytanların ayartmalarına kulak vermeyip ibadetlerine devam ediyor, bir araya gelip beni anıyorlar. İşte bu yüzden benim has kullarım, övgü ve takdire sizden daha fazla lâyıktırlar.” 1452. Ebu Vâkıd Hâris bin Avf radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ashabı’yla birlikte mescitte otururken, karşıdan üç kişi çıkageldi. İkisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e doğru


584

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

yöneldi. Bunlardan biri cemaatin arasında bir boşluk bulup oraya oturdu, öteki de cemaatin arkasına gidip oturdu. Zaten münafık olduğu bilinen üçüncü adam ise, kibirli bir edayla arkasını dönüp gitti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sözünü bitirince, şöyle buyurdu: “Size şu üç kişinin durumunu haber vereyim mi? Onlardan biri Allah’a sığındı, Allah da ona bir sığınak bahşetti. Diğeri insanları rahatsız etmekten utandı, Allah da iffet ve edebini mükâfatlandırarak ondan haya etti. Ötekine gelince, o bu meclisten yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.” 1453. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Muâviye, mescitte halka hâlinde oturan bir cemaatin yanına gelerek: — Burada niçin böyle toplandınız? diye sordu. — Allah’ı anmak için toplandık, diye cevap verdiler. Muâviye: — Allah aşkına doğru söyleyin. Siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz? diye sordu. — Evet, sadece bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine, Muâviye: — Ben sözünüze inanmadığım için size yemin vermiş değilim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden kimse yoktur. Onun için, şimdi rivayet edeceğim hadise iyi kulak verip belleyin: Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, halka hâlinde oturan sahâbîlerinin yanına geldi ve onlara: — Burada niçin oturuyorsunuz? diye sordu. — Allah’ı anmak ve bize İslamiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle ona hamd etmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Peygamberimiz: — Allah aşkına, gerçekten siz buraya sadece Allah’ı anmak ve O’na şükretmek için mi oturdunuz? diye sordu. — Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk, dediler. Bunun üzerine Rasulullah: — Ben sözünüze inanmadığım için size yemin vermiş değilim. Fakat demin Cebrail bana gelerek, Allah’ın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de, onun için böyle söyledim, buyurdu.

248. BAB: SABAH AKŞAM ALLAH’I ANMAK


16. ZİKİR

585

Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey hakikat yolunun yolcusu! Gönlünün ta derinliklerinde, engin bir tevazu ile boyun büküp yalvararak ve O’nun ihtişam ve azameti karşısında titreyip ürpererek, fakat kendini bilmezlerin yaptığı gibi bağırıp çağırmadan, sesini yükseltmeden, gece gündüz Rabb’ini an; sakın kibrin ve zevk-ü sefanın pençesine düşerek Rabb’ini unutan gafillerden olma. (Âraf, 7/205) 2. Ey İslam davetçisi! İnkârcıların incitici sözlerine sabret. Mücadelende sana azık olmak üzere, güneşin doğmasından ve batmasından önce, gece saatlerinde ve bir de, gündüzün uygun vakitlerinde namaz, dua ve zikirlerle Rabb’ini överek ve O’nun yüceliğini tesbih et ki, ilahi rahmet ve hoşnutluğa eresin. (Taha, 20/130) 3. Ey mümin! Allah yolunda giriştiğin mücadelede başına geleceklere sabret. Unutma ki, Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Rabb’ine giden yolda, şeytanın tuzaklarından birine takılıp tökezlesen bile, sakın ümitsizliğe kapılma. Derhal günahının bağışlanması için Rabb’ine yalvar. Gözlerini hedeften ayırmadan, kaldığın yerden yoluna devam et ve bu yolculuğunda sana azık olması için, sabah akşam Rabb’ini övgüyle yücelterek tesbih et. (Mümin, 40/55) 4. Allah’ın nuru, O’nun yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği camilerde ve Kur’an okunan evlerde ışıl ışıl parlamaktadır. Çünkü orada, gece gündüz O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini zikredip gündeme getiren yiğitler vardır. Ne geçimlerini kazanmak için yaptıkları bir ticaret, ne de alım satım gibi dünyevî kazanç getiren başka bir meşguliyet, onları Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Çünkü onlar, gönüllerin ve gözlerin dehşetten allak bullak olacağı Günden korkarlar. (Nur, 36/37) 5. Davud, ruhları okşayan o tatlı sesiyle Zebur’dan ayetler okurken, bu içli nağmelerle perde perde yankılanıp çınlayan dağları taşları ona eşlik ettirmiştik. Hepsi birlikte sabah akşam Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini terennüm ederlerdi. (Sa’d, 38/18) Konu ile İlgili Hadisler: 1454. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim sabah ve akşam vakti toplam yüz defa “Subhânallahi ve bihamdih” (Her türlü noksanlıktan uzak olan Rabb’imi hamd ile överek yüceltirim.) diye dua ederse, onun söylediklerinin aynısını veya daha fazlasını söyleyen hariç, Mahşer Günü hiç kimse onun getirdiğinden daha üstün


586

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

bir sevapla Allah’ın huzuruna gelemez.” 1455. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir sahabî Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Dün gece beni sokan akrep yüzünden ne büyük acılar çektim, dedi. Peygamber de: — Eğer akşam yatmadan önce “Eûzu bikelimâtillahi’t–tâmmâti min şerri mâ halak” (Yarattığı varlıkların şerrinden, Allah’ın tam ve mükemmel kelimelerine sığınırım.) deseydin, ne o akrep, ne de başka bir zehirli veya yırtıcı hayvan sana zarar veremezdi, buyurdu. 1456. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin şöyle dua ederdi: “Allahumme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’n–nuşûr” (Allah’ım! Senin lütfunla sabaha ulaştık, yine senin lütfunla akşama erdik. Senin izin ve iradenle yaşıyoruz ve yine senin izin ve iradenle öleceğiz. Dönüş yalnız sanadır.) Akşamleyin de şu duayı yapardı: “Allahumme bike emseynâ ve bike nahyâ ve bike nemût ve ileyke’l– masîr” (Allah’ım! Senin lütfunla akşama erdik. Senin izin ve iradenle yaşıyoruz ve yine senin izin ve iradenle öleceğiz. Dönüş yalnız sanadır.) 1457. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh, Peygamber aleyhisselâm’a: — Ya Rasulallah! Bana sabahleyin ve akşamleyin okuyacağım dualar öğretir misin? dedi. Peygamberimiz de: — “Allahumme fâtıre’s–semâvâti ve’l–ardı âlime’l–gaybi ve’ş–şehâdeti, Rabb’e külli şey’in ve melîkeh. Eşhedu enlâ ilahe illâ ent. Eûzu bike min şerri nefsî ve şerri’ş–şeytâni ve şirkih” diye dua et ve bunu sabahleyin, akşamleyin ve yatağına girdiğin zaman söyle, buyurdu. Manası: “Ey gökleri ve yeri yaratan, görünen ve görünmeyen âlemleri bilen, her şeyin Rabb’i ve hükümdarı olan Allah’ım! Ben şehadet ederim ki, senden başka ilah yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve onun Allah’a ortak koşmaya davet etmesinden sana sığınırım.” 1458. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor:


16. ZİKİR

587

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem akşamleyin şöyle dua ederdi: “Emseynâ ve emse’l–mulku lillah, vel–hamdu lillah, lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr. Rabb’i es’eluke hayra mâ fî hâzihi’l–leyleti ve hayra mâ ba’dehâ ve eûzu bike min şerri mâ fi hâzihi’l–leyleti ve şerri mâ ba’dehâ. Rabb’i eûzu bike mine’l–keseli ve sûi’l–kiber, eûzu bike min azâbi’n–nâr ve azâbi’l–kabr.” Manası: “Allah’ın bütün mülkü ile birlikte, biz de O’na boyun eğmiş olarak akşama ulaştık. Hamd ve övgüler yalnız Allah’a aittir. Allah, eşi ortağı olmayan bir tek ilahtır, O’ndan başka ilah yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir. O, her şeye gücü yetendir. Ya Rab, bu gecenin ve bundan sonrakilerin hayrını senden dilerim. Bu gecenin ve bundan sonrakilerin şerrinden de sana sığınırım. Ya Rab, tembellikten, insanı perişan hâle düşüren yaşlılıktan sana sığınırım. Cehennem azabından ve kabir azabından da sana sığınırım.” Peygamberimiz sabahleyin de: “Asbahnâ ve asbaha’l–mulku lillah…” diye başlayarak aynı duayı okurdu. Manası: “Allah’ın bütün mülkü ile birlikte, biz de O’na boyun eğmiş olarak sabaha ulaştık …” 1459. Abdullah bin Hubeyb radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bana: “Ya Abdullah! Akşam ve sabah vakitlerinde İhlâs, Felak ve Nâs surelerini üçer defa oku. Her türlü kötülükten korunman için, bu dualar sana yeter.” 1460. Osman bin Affân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Kim her sabah ve her akşam üç defa “Bismillahillezî lâ yedurru mea’smihî şey’un fi’l–ardı velâ fi’s–semâi ve huve’s–semîu’l–alîm” diye dua ederse, ona hiçbir şey zarar vermez. Manası: “Allah’ın adıyla ki, O’nun adı sayesinde yerde ve gökte hiçbir şey (bana) zarar veremez. O her şeyi işiten, her şeyi bilendir.”

249. BAB: UYUMADAN ÖNCE OKUNACAK DUA Konu ile İlgili Ayetler:


588

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1. Doğrusu, göklerin ve yerin o muhteşem yaratılışında ve gece ile gündüzün mükemmel bir uyum ve düzen içerisinde birbiri ardınca gelişinde, aklı, vicdanı ve sağduyusu olanlara Allah’ın sonsuz kudret, adalet ve merhametini gösteren nice deliller vardır. O sağduyu sahipleri ki, ayaktayken, otururken ve hatta dinlenmek için uzanıp yatarken, yani her zaman ve her yerde Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin akıllara durgunluk veren o muhteşem yaratılışındaki hikmet ve anlamı üzerinde derinden derine düşünür ve Allah’a şöyle niyaz ederler: “Ey Rabb’imiz, sen bütün bunları hikmet ve amaçtan yoksun olarak yaratmış olamazsın. Çünkü sen abesle iştigal etmekten uzaksın, yüceler yücesisin. Hikmet ve adaletinin gereği olarak, cennet de haktır, cehennem de haktır. O hâlde, bizi cehennem azabından koru ya Rab.” (Âl-i İmran, 3/190, 191) Konu ile İlgili Hadisler: 1461. Huzeyfe ve Ebu Zer radıyallahu anhumâ’dan ayrı ayrı rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geceleyin yatağına girdiği zaman, sağ elini yanağının altına koyar ve şöyle dua ederdi: “Bismike’llahumme ahyâ ve emût.” Manası: “Allah’ım, senin isminle ölür, senin isminle dirilirim (Senin adını anarak uyur ve yine senin adınla uyanırım).” 1462. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona ve Fâtıma radıyallahu anhâ’ya: “Yatağınıza girdiğiniz zaman otuz üç defa Allahu ekber, otuz üç defa Subhânallah, otuz üç defa da Elhamdulillah deyin.” buyurmuştur. Bir diğer rivayete göre, “Otuz üç defa Allahu ekber, otuz üç defa Elhamdulillah, otuz dört defa subhânallah deyin.” buyurmuştur. Başka bir rivayet ise, “Otuz üç defa Allahu ekber, otuz üç defa Elhamdulillah, otuz dört defa Allahu ekber deyin.” şeklindedir 1463. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Biriniz yatağına gireceği zaman, elbisesinin bir ucuyla veya bir bezle yatağının üzerini silkeleyip temizlesin. Çünkü o yatağa kendisinden önce hangi zararlının girdiğini bilemez. Sonra şöyle dua etsin: “Bismike Rabb’î, vada’tu cenbî ve bike erfauhû, in–emsekte nefsî fer-


16. ZİKİR

589

hamhâ ve in erseltehâ fahfazhâ bimâ tahfazu bihî ibâdeke’s–sâlihîn.” Manası: “Ya Rab, senin adınla yatağıma yatıyorum ve yine senin isminle yatağımdan kalkacağım. Eğer uykuda canımı alacaksan bana merhamet et, beni bağışla. Şayet beni hayatta bırakacaksan, iyi kullarını koruduğun gibi, beni de (fenalıklardan) koru (Allah’ım).” 1464. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yatağına girdiği zaman İhlâs, Felak ve Nâs surelerini okuyup ellerine üfler ve onları vücuduna sürerdi. Yine Buhârî ve Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her gece yatağına yattığı zaman avuçlarını birleştirerek onlara İhlâs, Felak ve Nâs surelerini okuyup üflerdi. Sonra başından, yüzünden ve vücudunun ön tarafından başlayarak ulaşabildiği yerlere kadar ellerini sürer ve bunu (ellerini sürme işini) üç defa yapardı. 1465. Berâ bin Âzib radıyallahu anhumâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Yatağına gireceğin zaman güzelce abdest al, sonra sağ tarafına uzanarak şöyle dua et: “Allahumme eslemtu nefsî ileyke ve veccehtu vechî ileyke ve fevvadtu emrî ileyke, ve elce’tu zahrî ileyke, rağbeten ve rehbeten ileyke, lâ melcee ve lâ mencê minke illâ ileyke. Âmentu bi kitâbikellezî enzelte ve nebiyyikellezî erselt.” Manası: “Allah’ım, tüm ruhumla, tüm benliğimle sana boyun eğdim. Yüzümü ve gönlümü sana çevirdim. Her işimi sana havale ettim. Lütfunu dileyerek ve azabından korkarak sana sığındım. Sana karşı, yine senden başka sığınak yoktur (Senin gazabına karşı, yine senin merhametine sığınmaktan başka bir çare, başka bir kurtuluş kapısı yoktur). Senin indirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere iman ettim.” Eğer bu duayı yaptığın gece ölürsen, anandan doğduğun gibi günahsız ve tertemiz bir hâlde, fıtrat üzere ölürsün. Ölmez de sabaha çıkarsan, iyiliklere nail olursun. Bu dua, yatmadan önceki en son sözlerin olsun.” 1466. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yatağa girdiğinde şöyle dua ederdi: “Elamdu lillahillezî et’amenâ ve sekânâ ve kefânâ ve âvânâ. Fekem


590

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

mimmen lâ kâfiye lehû velâ mu’vî.” Manası: “Bizi yedirip içiren, koruyup gözeten Allah’a hamd olsun. Sığınabileceği bir barınağı, bir koruyucusu olmayan niceleri var.” 1467. Huzeyfe radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem uyumak veya dinlenmek üzere uzanacağı zaman, sağ elini yanağının altına koyar ve şöyle dua ederdi: “Allahumme kınî azâbeke yevme teb’asu ibâdek.” Manası: “Allah’ım, kullarını yeniden dirilteceğin gün, beni (cehennem) azabından koru.”


17. KİTAP: DUALAR 250. BAB: (RASÛLULLAH’IN DİLİNDEN DUALAR) Konu ile İlgili Ayetler: 1. Rabb’iniz diyor ki: “Ey insanlar! Bir şey isteyeceğiniz zaman, yalnızca bana dua edin, ben de duanızı kabul edeyim. Bana kul olmayı gururlarına yediremeyen o kendini beğenmiş zalimlere gelince, onlar alçaltılmış ve onurları kırılmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir. (Mümin, 40/60) 2. Rabb’inize, gönülden bir yakarışla ve gizlice dua edin. Dua ederken, zikir yaparken bağırıp çağırarak veya bunu bir gösteriye dönüştürerek saygı sınırlarını aşmayın. Kuşkusuz O, sınırı aşanları sevmez. (Âraf, 7/55) 3. Ey İslam davetçisi! Eğer kullarım sana beni sorarlarsa, iyi bilsinler ki, ben insana şah damarından daha yakınım. O hâlde, hiçbir aracıya başvurmadan, doğrudan bana yalvarıp benden istesinler. Çünkü ben, bana dua edip yalvaranın yakarışına cevap veririm. Onun duasını işitir, uygun görürsem dileğini kabul ederim. Öyleyse, onlar da benim çağrıma uyup bana iman etsinler ki, böylelikle doğruluk ve olgunluğa ulaşabilsinler. (Bakara, 2/186) 4. Düşünün; kendisine yalvardığı zaman, darda kalan kullarının duasını kabul edip onları sıkıntıdan kurtaran kimdir? Allah ile beraber başka bir tanrı, öyle mi? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Neml, 27/62) Konu ile İlgili Hadisler: 1468. Numan bin Beşîr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Dua, ibadettir. Gönülden yapılan bir dua, bir yakarış, Allah’a kulluğun özü ve zirvesidir.” 1469. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kısa ve özlü duaları sever, özlü olmayan dualar yapmazdı. Rabb’ine yalvaran bir eda, gayet ölçülü bir ses tonu ve özlü ifadelerle dua ederdi. Dolambaçlı ifadelerden, uzun uzun cümlelerle vaaz verir gibi yapılan ağdalı ve tekellüflü dualardan uzak dururdu. 1470. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem en çok yaptığı dua şuydu: “Allahumme âtinâ fi’d–dunyâ haseneten ve fi’l–âhireti haseneten ve


592

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

kınâ azâbe’n–nâr.” Manası: “Allah’ım! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” Müslim’in rivayetinde şöyle bir ilâve vardır: Enes kısa bir dua okuyacağı zaman bunu okurdu. Daha uzun okuduğu dualarının arasına da bu duayı mutlaka eklerdi. Ya Rab! Bizlere dünyada sağlık ve afiyet, helal kazanç, hayırlı evlât, iyi eş, faydalı ilim, makbul amel ve ibadet nasip eyle. Ahirette de affını, cennetini, cemalini ve iyi kulların için hazırladığın sonsuz nimetlerini bahşet. Kıyametin korkunç hâllerinden, Mahşer Günü’nün dehşetinde ve felâketlerin en büyüğü olan cehennem azabından bizleri muhafaza eyle. 1471. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî es’eluke’l–hudâ ve’t–tukâ ve’l–afâfe ve’l–gınâ.” Manası: “Allah’ım, senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.” 1472. Tarık bin Eşyem radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir kimse Müslüman olduğu zaman ona namaz kılmayı öğretir, sonra da şöyle dua etmesini söylerdi: “Allahummağfir lî verhamnî vehdinî ve âfinî verzuknî.” Manası: “Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, beni doğru yoldan ayırma. Bana sağlık, afiyet ve hayırlı rızık ver.” Yine Müslim’in Tarık bin Eşyem radıyallahu anh’dan yaptığı bir diğer rivayet şöyledir: Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah! Rabb’imden bir şey isteyeceğim zaman nasıl dua edeyim? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm da şöyle buyurdu: — “Allahummağfir lî verhamnî ve âfinî verzuknî.” (Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet eyle. Bana sağlık, afiyet ve hayırlı rızık ihsan et.) diye dua et. Bu dua, senin hem dünya hayatına yönelik istek ve ihtiyaçlarını, hem de ahiret hayatına yönelik arzu ve dileklerini kapsar.” 1473. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua etmiştir:


17. DUALAR

593

“Allahumme musarrife’l–kulûb! Sarrif kulûbenâ alâ tâatik.” Manası: “Ey kalpleri yönlendiren Allah’ım, kalplerimizi sana itaate yönelt.” 1474. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Dayanılmaz dertlerden, üzüntüye uğratan belalardan, kötü akıbetten ve düşmanı sevindirecek felâketlerden Allah’a sığının.” Bir başka rivayette, hadisin râvisi Süfyân bin Uyeyne, “Acaba bunlardan birini (özellikle sonuncusunu) yanlışlıkla hadise ben mi ilave ettim, emin değilim.” demiştir. 1475. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme aslih lî dînillezî huve ısmetu emrî. Ve aslih lî dunyâyelletî fîhâ meâşî ve aslih lî âhiretilletî fîhâ meâdî. Vec’ali’l–hayâte ziyâdeten lî fî kulli hayr. Vec’ali’l–mevte râhaten lî min kulli şer.” Manası: “Allah’ım! Her işimin başı ve temeli olan inancımı doğru ve sağlam kıl. İçinde kazancım ve rızkım bulunan şu dünya hayatımı güzelleştir. Ebedi karargâhım olan ahiretimi mamur eyle. Benim için hayatı bütün hayır ve bereketleri kazanma vesilesi, ölümü de her türlü kötülükten kurtuluş sebebi kıl.” 1476. Ali radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Allahummehdinî ve seddidnî” (Allah’ım, beni hidayetten ve dürüstlükten, doğruluktan ayırma.) diyerek dua etmemi tavsiye etti. Başka bir rivayet şöyledir: “Allahumme innî es’eluke’l–hudâ ve’s–sedâd.” Manası: “Allah’ım! Senden hidayet ve doğruluk diliyorum. (Beni doğru yola iletmeni ve dürüstlükten, doğruluktan ayırmamanı niyaz ediyorum.)” 1477. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike mine’l–aczi ve’l–keseli ve’l–cubni ve’l– heremi ve’l–buhl, ve eûzu bike min azâbi’l–kabr, ve eûzu bike min fitneti’l–mahyâ ve’l–memât.” Manası: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, perişan hâle düşüren


594

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ihtiyarlıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden de sana sığınırım.” Diğer bir rivayette “ve dalai’d–deyni ve ğalebeti’r–ricâl” (Borç altında ezilmekten ve düşmana yenik düşmekten –yahut zalimlerin başımıza musallat olmasından– sana sığınırım.) ilavesi vardır. 1478. Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Bana namazımda okuyabileceğim bir dua öğretir misin? dedim. O da şöyle buyurdu: — Namazda selam vermeden önce şu duayı oku: “Allahumme innî zalemtu nefsî zulmen kesîran velâ yağfiru’z–zunûbe illâ ente, fağfirlî mağfireten min indik. Ve’rhamnî inneke ente’l–gafûru’r–rahîm.” Manası: “Allah’ım! Ben (sana hakkıyla kulluk edememekle) kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak olan da yalnız sensin. Öyleyse, lütuf ve kereminle beni bağışla, bana merhamet et. Muhakkak ki sen çok bağışlayıcı, çok merhametlisin.” 1479. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahummağfirlî hatîetî ve cehlî ve isrâfî fî emrî ve mâ ente a’lemu bihî minnî. Allahummağfirlî ciddî ve hezlî ve hataî ve amdî ve kullu zâlike indî. Allahummağfirlî mâ kaddemtu vemâ ahhartu vemâ esrartu vemâ a’lentu vemâ ente a’lemu bihî minî. Ente’l–mukaddimu ve ente’l– muahhir. Ve ente alâ kulli şey’in kadîr.” Manası: “Allah’ım! Günahlarımı, bilgisizlik yüzünden yaptıklarımı, haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı ve benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla. Allah’ım! Ciddî ve şaka yollu yaptığım, yanlışlıkla ve bilerek işlediğim günahlarımı affeyle. Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle. Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Kuşku yok ki, senin her şeye gücün yeter.” 1480. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike min şerri mâ amiltu ve min şerri mâ lem a’mel.”


17. DUALAR

595

Manası: “Allah’ım! Şu ana kadar yaptığım ve bundan sonra yapabileceğim işlerin şerrinden sana sığınırım.” 1481. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in en çok okuduğu dualarından biri de şuydu: “Allahumme innî eûzu bike min zevâli ni’metike ve tehavvuli âfiyetike ve fucâeti nıkmetike ve cemîi sahatik.” Manası: “Allah’ım! Bahşettiğin nimetlerin yok olup gitmesinden, lütfettiğin sağlık ve afiyetin bozulmasından, ansızın vereceğin cezadan ve gazabını üzerime çekecek her şeyden sana sığınırım.” 1482. Zeyd bin Erkam’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike mine’l–aczi ve’l–keseli ve’l–buhli ve’l– heremi ve azâbi’l–kabr. Allahumme âti nefsî takvâhâ ve zekkihâ. Ente hayru men zekkâhâ. Ente veliyyuhâ ve mevlâhâ. Allahumme innî eûzu bike min ilmin lâ yenfau ve min kalbin lâ yahşau ve min nefsin lâ teşbau ve min da’vetin lâ yustecâbu lehâ.” Manası: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, insanı perişan hâle getiren ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Bana günahlardan korunma bilinci ver, benliğimi kötülüklerden arındır. Kişiliğimi, ruhumu en iyi arındıracak elbette sensin. Benim gerçek dostum ve yardımcım da ancak sensin. Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymak bilmeyen benlikten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım Allah’ım.” 1483. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme leke eslemtu ve bike âmentu ve aleyke tevekkeltu ve ileyke enebtu ve bike hâsamtu ve ileyke hâkemtu fağfirlî mâ kaddemtu vemâ ahhartu vemâ esrartu vemâ a’lentu, ente’l–mukaddimu ve ente’l– muahhir, lâ ilahe illâ ent.” Manası: “Allah’ım! Sana boyun eğdim, sana inandım, sana güvenip dayandım. (Tüm kalbimle, tüm varlığımla) sana yöneldim. (Sevdiklerimi senin için sevdim, buğzettiklerime senin için buğzettim.) Senin (yolunda ve senin yardımın) ile (zulüm ve haksızlıklara karşı) mücadele ettim. Yalnız senin hakemliğini kabul ettim, senin hükmüne boyun eğdim. Öyleyse, şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim, açığa vurduğum ve senin benden daha iyi bildiğin günahla-


596

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

rımı affeyle! Öne geçiren de, geride bırakan da ancak sensin. Senden başka (kulluk edilecek, emrine kayıtsız şartsız itaat edilecek bir otorite, bir) ilah yoktur.” Hadisi rivayet eden bazı raviler, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” cümlesini de ilâve etmişlerdir. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh: Her türlü güç ve kudret, sadece Allah’ın yardımı iledir. (İzzet ve kudret sahibi olmak, başarı ve kurtuluşa ulaşmak ancak O’nun yardım ve inayetiyle mümkündür. O’nun izni ve iradesi olmadan, hiç kimse hiçbir şekilde kuvvet ve kudrete sahip olamaz.) 1484. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike min fitneti’n–nâri ve azâbi’n–nâr ve min şerri’l–ğinâ ve’l–fakr.” Manası: “Allah’ım! Cehennem fitnesinden, ateş azabından, (azdıran) zenginliğin ve (isyana sürükleyen) fakirliğin şerrinden sana sığınırım.” 1485. Kutbe bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike min munkerâti’l–ahlaki ve’l–a’mâli ve’l– ehvâ.” Manası: “Allah’ım! Çirkin huylardan, çirkin davranışlardan ve çirkin arzulardan sana sığınırım.” 1486. Şekel bin Humeyd radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah, bana bir dua öğretir misin? dedim. Peygamberimiz: — “Allahumme innî eûzu bike min şerri sem’î ve min şerri basarî ve min şerri lisânî ve min şerri kalbî ve min şerri meniyyî.” diyerek dua et, buyurdu. Manası: “Allah’ım! Kulağımın, gözümün, dilimin, kalbimin ve şehevi arzularımın şerrinden (yani bana bahşettiğin bu nimetleri rızana uygun olmayacak şekilde kullanıp gazabına uğramaktan) sana sığınırım.” 1487. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike mine’l–barasi ve’l–cunûni ve’l–cuzâmi ve


17. DUALAR

597

seyyii’l–eskâm.” Manası: “Allah’ım! Alaca hastalığından, akıl rahatsızlığından, cüzzamdan ve (diğer bütün) kötü hastalıklardan sana sığınırım.” 1488. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Allahumme innî eûzu bike mine’l–cûi feinnehû bi’se’d–dacî’, ve eûzu bike mine’l–hiyâneti feinnehâ bi’seti’l–bitâne.” Manası: “Allah’ım! Açlıktan sana sığınırım, o ne kötü bir yoldaştır! Emanete ihanetten de sana sığınırım, o ne kötü bir huydur!” 1489. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, efendisine ödeyeceği belli bir miktar ücret karşılığında özgürlüğüne kavuşmak üzere anlaşma yapmış bir köle ona gelerek: — Ya Ali! Borcumu ödeyemiyorum, bana yardım eder misin? dedi. Hz. Ali ona yardım etmeden önce, hem başkalarına el avuç açmadan kendi ayakları üzerinde durmasını öğretmek, hem de dua bilincini kazandırmak üzere dedi ki: — Sana, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bana öğrettiği bir duayı öğreteyim mi? Bunu okuduğun takdirde, üzerinde dağ gibi borç olsa bile, Allah onu ödemene yardım eder. Şöyle dua et: “Allahummekfinî bi–helalike an harâmik. Ve ağninî bi–fadlike ammen sivâk.” Manası: “Allah’ım! Bana yeterli helal rızık nasip ederek haramlardan koru! (Bana bahşedeceğin) lütuf ve kereminle, beni senden başkasına muhtaç etme.” 1490. İmrân bin Husayn radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, İmrân’ın babası Husayn’a dua etmesi için şu iki cümleyi öğretmiştir: “Allahumme elhimnî ruşdî ve eiznî min şerri nefsî.” Manası: “Allah’ım! Gönlümü hakka, hidayete meylettir ve doğru yolda yürümeyi bana ilham et. Kötülüğe sevk eden duygularımın, arzu ve isteklerimin şerrinden beni koru.” İsnadında inkıta (kopukluk) ve zayıf bir ravi bulunduğu için hadis zayıftır. Bu hadisin sahih olarak rivayet edilen lafızları şöyledir: “Allahumme gınî şerra nefsî ve’zim lî alâ rüşdi emrî.”


598

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Manası: “Allah’ım! Kötülüğe sevk eden duygularımın, arzu ve isteklerimin şerrinden beni koru! Durumumu, hâl ve hareketlerimi en güzel, en olgun hale getirmem ve işlerimde doğruluk üzere olmam için bana sebat, azim ve kararlılık ver.” “Allahummeğfir lî zenbî hataî ve amdî. Allahumme innî estehdîke lierşedi emrî ve eûzu bike min şerri nefsî.” Manası: “Allah’ım, bilerek veya bilmeyerek işlediğim günahlarımı bağışla. Allah’ım, beni her işimde en doğruya, en güzele iletmeni senden niyaz eder, kötülüğe sevk eden duygularımın, arzu ve isteklerimin şerrinden sana sığınırım.” 1491. Peygamber’imizin amcası Ebu’l–Fadl Abbas bin Abdulmuttalib radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldim ve: — Ya Rasulallah! Bana Allah’tan isteyeceğim bir şey öğret ki, ben ve ailem dualarımızda hep onu Allah’tan isteyelim, dedim. Peygamber: — Allah’tan afiyet ve selamet dileyin, buyurdu. Aradan birkaç gün geçtikten sonra tekrar yanına geldim ve: — Ya Rasulallah! Bana Allah’tan isteyeceğim bir şey öğret, dedim. Peygamber yine: — Ey Abbas! Ey Peygamber’in amcası! Allah’tan size dünyada da ahirette de afiyet ve selamet vermesini dileyin. Bu kapsamlı dua size yeter. Eğer Allah size dünyada ve ahirette afiyet verirse, tamamen kurtuldunuz demektir, buyurdu. 1492. Hanım sahâbîlerden Esmâ binti Yezîd el-Ensâriyye’nin âzatlı kölesi ve tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden olan Şehr bin Havşeb anlatıyor: Bir gün Peygamber’imizin hanımı Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’ya: — Ey müminlerin annesi! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem senin yanında iken en çok hangi duayı okurdu? diye sordum. O da şöyle cevap verdi: — Çoğu zaman, “Yâ mukallibe’l–kulûb! Sebbit kalbî alâ dînik.” diye dua ederdi. Manası: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım, kalbimi senin dinin üzere sabit ve sağlam kıl.” 1493. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


17. DUALAR

599

“Davud aleyhisselâm şöyle dua ederdi: “Allahumme innî es’eluke hubbeke ve hubbe men yuhibbuke ve’l– amele’llezî yubelliğunî hubbek. Allahummec’al hubbeke ehabbe ileyye min nefsî ve ehlî ve mine’l–mâi’l–bârid.” Manası: “Allah’ım! Senden seni sevmeyi, seni seven (salih kulları, âlimleri, şehit)leri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak bir hayat yaşamayı dilerim. Allah’ım! Senin sevgini bana kendi canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha değerli kıl.” Senet zincirinde yer alan Abdullah bin Rabîa (ed-Dımışkî) sebebiyle bu hadis zayıftır. Zira Abdullah bin Rabîa, meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Ancak hadisin manası sahihtir. 1494. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Dua ederken, “Yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm!” (Ey azamet ve kerem sahibi Allah’ım!) sözünü çokça söyleyin.” 1495. Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımızda birçok dualar okudu, fakat biz onlardan hiçbirini ezberleyemedik. Biz bu durumu kendisine söyleyince, şöyle buyurdu: Size o duaların tamamını içine alan kapsamlı bir dua öğreteyim mi? Şöyle dua edin: “Allahumme innî es’eluke min hayri mâ seeleke minhu nebiyyuke Muhammed. Ve neûzu bike min şerri mesteâzeke minhu nebiyyuke Muhammed. Ve ente’l–musteânu ve aleyke’l–belâğ. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah.” Manası: Allah’ım! Peygamber’in Muhammed’in senden dilediği hayırları ben de senden dilerim. Peygamber’in Muhammed’in sana sığındığı şerlerden biz de sana sığınırız. Yardımına sığınılacak olan yalnız sensin. İnsanı dünya ve ahirette muradına ulaştıracak olan da sensin. Her türlü güç ve kudret, ancak Allah’ın yardımı iledir (O’nun izni ve iradesi olmaksızın, hiç kimse hiçbir şeye güç yetiremez).” 1496. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in dualarından biri şöyleydi: “Allahumme innî es’eluke mûcibâti rahmetike ve azâime mağfiretike


600

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

ve’s–selâmete min kulli ismin ve’l–ganîmete min kulli birrin ve’l–fevze bi’l–cenneti ve’n–necâte mine’n–nâr.” Manası: “Allah’ım! Senin rahmetini kazandıracak, bağışlamanı sağlayacak işler yapmayı, her türlü günahtan uzak durmayı, bütün iyiliklerden pay almayı, cehennemden kurtulup cennete girerek ebedi kurtuluşa ermeyi diliyorum.” Nevevî’nin kaynak gösterdiği el-Müstedrek’te bu hadis, “innî es’eluke (senden diliyorum)” yerine “innâ nes’eluke (senden diliyoruz)” lafzı ile rivayet edilmiştir. Bu hadisin senet zincirinde yer alan Halef bin Halife, hafızasının zayıflığı sebebiyle eleştirilmiştir. Humeyd bin el-A’rac el-Kûfî ise zayıf ve metruk bir ravidir. Bu yüzden hadis zayıftır. Ancak bu hadise yakın anlamda sahih hadisler vardır.

251. BAB: BİR KİŞİYE ARKASINDAN DUA ETMENİN FAZİLETİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Mekke’den Medine’ye hicret eden Muhacirler ve onlara kucak açan Ensar (Medineli Müslümanlar), ta başından beri Peygamber aleyhisselâm’ın yanında yer alarak iman davasına gönül veren öncü müminlerdir. Onlardan sonra gelen ve kıyamete kadar gelecek olan müminler ise, “Ey Rabb’imiz!” diye yalvarırlar, “Bizi ve bizden önce gelip geçmiş mümin kardeşlerimizi bağışla. İnananlara karşı kalbimizde en ufak bir kırgınlık ve nefret duygusuna yer verme. Duamızı kabul eyle ey Rabb’imiz! Şüphesiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşr, 59/10) 2. Ey mümin! Yalnızca Allah’a kulluk ve itaat et, fakat hiçbir zaman kulluğunla övünme. Aksine, hem kendi günahın, hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahları için O’ndan bağışlanma dile. (Muhammed, 47/19) 3. Ey Rabb’imiz! Hesabın görüleceği o dehşetli gün beni, ana babamı ve bütün müminleri bağışla. (İbrahim, 14/41) Konu ile İlgili Hadisler: 1497. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman din kardeşi için onun arkasından dua edince, melekler de ona, “Kardeşin için istediğin her şeyin aynısı sana da verilsin.” diye karşılık verirler. 1498. Yine Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Pey-


17. DUALAR

601

gamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman’ın din kardeşi için gıyabında yaptığı dua geri çevrilmez. O kişi kardeşine hayır duası ettikçe, hemen yanı başında duran görevli bir melek ona, ‘Âmin, Allah aynısını sana da versin.’ diye dua eder.”

252. BAB: DUA İLE İLGİLİ KONULAR Konu ile İlgili Hadisler: 1499. Üsâme bin Zeyd radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kendisine iyilik edilen biri, o iyiliği yapan kimseye “Allah da seni hayırla mükâfatlandırsın.” diye karşılık verirse, ona en güzel şekilde dua ve teşekkür etmiş olur.” 1500. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kızgınlık anında ne kendinize, ne çocuklarınıza, ne de malınıza mülkünüze, “Allah kahretsin, lânet olsun, Allah belasını versin gibi sözler söyleyerek beddua etmeyin. Yoksa dileklerin kabul edildiği bir zamana denk gelir de, Allah bedduanızı kabul ediverir.” 1501. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kulun Rabb’ine en yakın olduğu an, O’nun huzurunda secdeye kapandığı andır. Bunun için, secdede çok dua etmeye bakın.” 1502. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi birinizin duası, ‘Rabb’ime kaç defa dua ettim, ama duamı kabul etmedi.’ diyerek acele etmediği ve bu düşünceyle ümitsizliğe kapılıp Rabb’ine dua ve niyazdan vazgeçmediği sürece mutlaka kabul edilir. Müslim’de yer alan bir diğer rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Günah olan veya akraba ile ilgiyi kesmeyi gerektiren bir dilekte bulunmadığı ve acele etmediği sürece, kulun duası mutlaka kabul edilir, buyurdu. Ashap: — Ya Rasulallah! Acele etmek nasıl olur? diye sorunca, Peygamberimiz:


602

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Bir kişi duasının hemen kabul edilmediğini görünce, “O kadar dua edip durdum, ama Rabb’imin duamı kabul ettiğini görmedim!” der. Böylece, ümitsizliğe kapılarak duayı bırakır. Bu aceleciliğinden dolayı, duası gerçekten kabul edilmez. Oysa yapılan dualar hemen kabul edilmeyebilir. Bazı duaların gerçekleşmesi ayları, hatta yılları alabilir. Böyle bir durum karşısında paniğe kapılmamalı, duam kabul edilmiyor diye duadan vazgeçmemelidir, buyurdu. 1503. Ebu Ümâme radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Hangi dua kabul edilmeye daha lâyıktır? diye soruldu. Peygamberimiz: — Allah’ın, “Bana dua eden yok mu, duasını kabul edeyim; benden bir dilekte bulunan yok mu, dileğini kabul edeyim!” buyurduğu gecenin son saatlerinde ve bir de, ibadetlerin en değerlisi olan farz namazlardan sonra yapılan dua, buyurdu. 1504. Ubâde bin Sâmit radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Yeryüzünde bir Müslüman Allah’tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabayla ilgiyi kesmeyi gerektirecek bir dilekte bulunmadığı sürece, Allah ona istediğini mutlaka verir veya başına gelecek bir belayı engelleyerek, o istediği şeye denk bir kötülüğü kendisinden giderir, buyurdu. Orada bulunanlardan biri: — O zaman biz de Allah’tan bol bol isteriz, deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — İsteyin, çünkü Allah’ın lütuf ve keremi sizin dilediklerinizden çok daha fazladır, buyurdu. 1505. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üzüntü ve keder anında dua edeceği zaman şöyle derdi: “Lâ ilahe illallahu’l–azîmu’l–halîm. Lâ ilahe illallahu Rabb’u’l–arşi’l– azîm. Lâ ilahe illallahu Rabb’u’s–semâvâti ve Rabb’u’l–ardı ve Rabb’u’l– arşi’l–kerîm.” Manası: “Sınırsız kudret ve azamet sahibi, kullarına karşı da son derece şefkatli, merhametli olan Allah’tan başka ilah yoktur. Yüce hükümranlık tahtının sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Göklerin Rabb’i, yerin Rabb’i ve muhteşem hü-


17. DUALAR

603

kümranlık tahtının Rabb’i olan Allah’tan başka ilah yoktur.”

253. BAB: VELİLERİN KERAMET VE FAZİLETLERİ ALLAH’IN MÜMİN KULLARINA İKRAMLARINDAN ÖRNEKLER Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey insanlar! Allah’a kulluk ve itaat ederek O’nun sevgisini kazanmaya çalışın. İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına hesap gününde korku yoktur ve onlar o gün asla üzülmeyecekler. Onlar, Allah’ın ayetlerine yürekten inanan ve bu imanın gereğini yerine getirerek dürüst ve erdemlice yaşayan, kötülüklerden titizlikle sakınan kimselerdir. Hem dünya hayatında müjde var onlara, hem de âhirette. Çünkü ilahi yasada böyle yazılmıştır. Allah’ın sözlerinde asla değişiklik olmaz. İşte en büyük kurtuluş, en büyük mutluluk budur. (Yunus, 10/62–64) 2. Cebrail, doğum sancısıyla kuru bir hurma ağacının altına gelen Meryem’e dedi ki: “Ey Meryem! Hurma ağacını kendine doğru silkele, kucağına taptaze hurmalar döksün. Ye iç, gözün aydın olsun! Buradan ayrıldığında, eğer bir insanla karşılaşırsan, onunla hiç konuşma, sadece işaretlerle ona de ki: ‘Ben Rahman olan Allah için bir süre konuşmamak üzere oruç adadım, bu yüzden bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.’ Korkma, onların soracağı sorulara senin yerine ben cevap vereceğim.” (Meryem, 19/25, 26) 3. Böylece Allah, Meryem’i kendi yolunda adanmış kıymetli bir adak olarak güzelce kabul buyurdu ve onu nadide bir çiçek gibi güzelce yetiştirdi. Onun eğitim ve bakımını, çekilen kura sonucunda Zekeriya üstlendi. Zekeriya onu ne zaman mabetteki odasında ziyaret etse, yanında türlü türlü yiyecekler görürdü. Bunun üzerine, hayret ve hayranlıkla ona sordu: “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?” Meryem de: “Bunlar Allah katındandır. Allah dilediğine, hiç beklemediği imkânlar yaratarak sınırsız nimetler bahşeder.” dedi. (Âl-i İmran, 3/37) 4. Ashab-ı Kehf denilen ve o dönemin zalim yöneticilerine baş kaldıran bir grup mümin genç, kralın baskısı karşısında ne yapacaklarını aralarında konuşuyorlardı. İçlerinden biri dedi ki: “Madem onları ve Allah’tan başka taptıklarını terk ediyoruz, öyleyse dağlara çekilip bir mağaraya saklanalım ki, Rabb’imiz bize rahmet kapılarını açsın ve müminlerin sayısını artırıp iman cephesini güçlendirerek, bu mücadelemizde bize bir destek, bir dayanak


604

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hazırlasın.” Bu teklif kabul edildi ve gizlice mağaraya sığındılar. Bir süre sonra da, yüzyıllar sürecek bir uykuya daldılar. Eğer orada bulunup bu ilginç manzarayı seyretmiş olsaydın, güneş doğduğu zaman, girişi kuzeye bakan mağaranın sağ tarafına nasıl yöneldiğini, batarken de sol taraflarından onları hiç rahatsız etmeden nasıl yalayıp geçtiğini görürdün. Onlar ise, her şeyden habersiz, mağaranın genişçe bir dehlizinde uzanmış uymakta idiler. Ve bunların hiçbirisi, kör tesadüfler sonucu meydana gelmiş olaylar değildi. Aksine bu, Allah’ın sınırsız kudret ve merhametini gözler önüne seren delillerinden birisiydi. O hâlde, bu delilleri doğru okuyarak Rabb’inizin gösterdiği yolda yürüyün. Unutmayın; Allah kimi doğru yola iletirse, işte o hakka ulaşmıştır. Kimi de –yaptığı kötülüklerden dolayı– sapıklık içinde bırakırsa, artık onu doğru yola iletecek bir yardımcı, bir dost bulamazsın. (Kehf, 18/16, 17) Konu ile İlgili Hadisler: 1506. Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh’ın oğlu Abdurrahman radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mescid-i Nebevî’nin arka kısmında, kalacak yeri ve ailesi olmayan sahâbîlerin barınması için üstü örtülü bir yer yaptırmıştı. Bu yere “Suffe”, burada kalıp ilimle meşgul olan sahabilere de “Ehl-i Suffe” veya “Ashab-ı Suffe” denirdi. Ehli Suffe fakir kimselerdi. Bir defasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — İki kişilik yemeği olan Suffe Ashabı’ndan bir üçüncüsünü, dört kişilik yemeği olan da bir beşinci ve altıncısını yemeğe götürsün, buyurmuştu. Yahut buna benzer bir şey söylemişti. Babam Ebu Bekir, onlardan üç kişiyi alıp evine götürdü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onlardan on kişiyi evine yemeğe davet etti. Ebu Bekir, misafirleri bana emanet etti ve birtakım önemli meseleleri görüşmek üzere Peygamber’in evine gitti. İşleri uzayınca, akşam yemeğini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in evinde yedi. Yatsı namazı kılınıncaya kadar da orada kaldı. Sonra gecenin hayli ilerlemiş bir vaktinde evine döndü. Hanımı ona: — Neden misafirlerinin yanına gelmedin? diye sordu. O da: — Yoksa onlara hâlâ yemek vermediniz mi? diye çıkıştı. Hanımı: — Sofra kurup yemeğe davet ettik, ama sen gelmedikçe yemek yemeyeceklerini söylediler, dedi.


17. DUALAR

605

Abdurrahman diyor ki: Ben babamın kızacağını bildiğim için, hemen ortalıktan kaybolup saklandım. Babam: — Behey akılsız herif! diye bağırarak bana verdi veriştirdi. Sonra misafirlere dönerek, hiddetle: — Yiyin, içinize sinmesin! Vallahi ben bu yemekten yemeyeceğim, dedi. Sonra yemeğe başladık. Allah’a yemin ederim ki, elimizi uzattığımız her lokmanın altından yemek daha da artıyordu. Nihayet misafirler doydular. Yemek de ilk getirildiğinden daha fazla olarak ortada duruyordu. Ebu Bekir, yemeğin o hâlini görünce, hanımına seslenerek: — Bu ne hâl, ey Benî Firâsın kızı, dedi. O da: — Gözümün nuruna yemin ederim ki, yemek şimdi öncekinden üç misli daha fazla, dedi. Ebu Bekir az önce ettiği yemini kastederek, “Muhakkak o şeytandandı. Öyleyse bu yemini bozup kefaretini vermeliyim.” dedi ve yemekten bir lokma aldı. Geri kalanı da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdi. Yemek orada sabaha kadar durdu. Bizimle bir kabile arasında bir ittifak antlaşması vardı. O sıralar antlaşmanın süresi dolmak üzereydi. Bu yüzden, antlaşmayı yenilemek üzere Medine’ye bir heyet göndermişlerdi. Onları temsil edecek olan on iki sözcüyü ayırıp mescitte konuk ettik. Her birinin yanında da birkaç yardımcısı vardı. Yanındakilerle birlikte sayılarının kaça ulaştığını Allah bilir. İşte onların hepsi, karınları doyuncaya kadar o yemekten yediler. Bir başka rivayette şu ifadeler yar almaktadır: Ebu Bekir misafirlerin yemek yemediklerini öğrenince, o yemekten yemeyeceğine dair yemin etti. Hanımı da, o yemedikçe yemeyeceğine yemin etti. Misafirler ise, ta baştan Ebu Bekir gelip yemeğe başlamadıkça sofraya oturmayacaklarına yemin etmişlerdi. Bunun üzerine Ebu Bekir, yaptığı yemini kastederek: — Bu şeytandandır, dedi ve yemeğin getirilmesini söyledi. Önce kendisi, ardından misafirler yemeğe başladılar. Aldıkları her lokmanın altından yemek biraz daha çoğalıyordu. Bunun üzerine Ebu Bekir, hanımına: — Ey Benî Firas’ın kızı, bu ne hâl? dedi. O da: — Gözümün nuruna yemin ederim ki, yemek şimdi ilk hâlinden daha fazla, dedi. Böylece, hepsi yiyip karınlarını doyurdular. Fakat yemek hiç azalmamıştı. Sonra Ebu Bekir, yemeği Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdi. Peygamber aleyhisselâm da o yemekten yedi.


606

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bir diğer rivayet şöyledir: Ebu Bekir, oğlu Abdurrahman’a: — Ben çok önemli bir iş için Peygamber’in yanına gideceğim, misafirler sana emanet. Onlarla iyi ilgilen ve ben gelinceye kadar yemeklerini yedirmiş ol, diye tembihte bulundu. Ebu Bekir gittikten sonra, Abdurrahman misafirlere yemek getirdi ve: — Buyurun, dedi. Onlar: — Bu evin sahibi nerede? diye sordular. Abdurrahman: — Siz buyurun, yiyin. Babam daha sonra gelecek, dedi. Fakat onlar: — Vallahi evin sahibi gelinceye kadar biz yemeyeceğiz, dediler. Abdurrahman: — Lütfen yemeğinizi yiyin. Eğer babam geldiğinde siz yemek yememiş olursanız beni ağır şekilde azarlar, diye ısrar ettiyse de, misafirleri yemeye ikna edemedi. Abdurrahman diyor ki: Babamın bu yüzden bana kızacağını bildiğim için, o gelince hemen bir yere saklandım. Babam: — Misafirlere ne yaptınız? diye sordu. Evdekiler durumu haber verince, hiddetle: — Abdurrahman! diye bana seslendi. Cevap vermedim. Sonra yine: — Abdurrahman! diye bağırdı. Ben yine ses vermedim. Bu defa: — Behey akılsız herif! Sesimi duyuyorsan, Allah aşkına ortaya çık, dedi. Ben de yanına gelip: — Benim bir kusurum yok baba, istersen misafirlere sor, dedim. Misafirler: — Abdurrahman doğru söylüyor. Bize yemek getirdi, ama biz yemedik, dediler. Bunun üzerine babam: — Demek bu saate kadar beni beklediniz! Ben de Allah’a yemin ederim ki, bu gece sizinle bu yemeği yemeyeceğim, dedi. Onlar da: — Vallahi, sen yemedikçe biz de yemeyiz, dediler. Ebu Bekir: — Allah hayrınızı versin, neden yemeğimizi reddediyorsunuz? dedi. Sonra Abdurrahman’a seslenerek: — Haydi, yemeği getir de yiyelim, dedi. Yemek gelince, Ebu Bekir besmele çekerek elini sofraya uzattı ve:


17. DUALAR

607

— Az önce ettiğim o yemin şeytandandır, diyerek yeminin bozdu ve yemeğe başladı. Misafirler de onunla birlikte yediler. Daha sonra Ebu Bekir, bozmuş olduğu o yeminin kefaretini verdi. 1507. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetler içinde, kendilerine Allah tarafından ilham olunan kimseler vardı. Allah’ın kitabını derinlemesine bilen, ondaki hükümleri ve bu hükümlerin hikmet ve gayelerini çok iyi kavrayan bu insanlar, vahiy bilgisinin kendilerine kazandırdığı sağlam bakış açısı sayesinde, karşılarına çıkan en nazik meselelerde bile Allah’ın muradına uygun çözümler üretebilir, isabetli kararlar verebilirlerdi. Onlar peygamber olmadıkları hâlde, âdeta konuşan değil, melekler tarafından konuşturulan kimselerdi. Eğer ümmetim içinde de böyle biri varsa, hiç şüphesiz o Ömer’dir.” Hz. Ömer ve onun durumunda olan büyük zatların böyle ilhama mazhar olmaları, söyledikleri her sözün mutlak doğru olduğu anlamına gelmez. Birçok konuda hayranlık verecek derecede isabetli hükümler veren Hz. Ömer’in, zaman zaman yanıldığı da olmuştur. Nitekim Hz. Ömer, Hudeybiye Barış Antlaşması yapıldığında Hz. Peygamber’e ağır sözlerle itiraz etmiş, ancak daha sonra hatasını anlayıp tövbe etmişti. Rasulullah vefat ettiğinde bunu ilk anda kabullenememiş, “Muhammed öldü diyenin kellesini vururum!” demişti. Hz. Ebu Bekir dinden dönen kabilelerle savaşmaya karar verince onun bu görüşüne önce muhalefet etmiş, fakat daha sonra ona hak vermişti. Kadınlara verilecek mehir miktarını sınırlamak istediğinde bir kadının itirazıyla bu düşüncesinden vazgeçmiş ve kendisinin yanıldığını, kadının isabet ettiğini söylemişti. İşte bu ve benzeri örnekler, ilham ile desteklenen büyük zatların da her insan gibi yanılabileceğini, görüş ve fikirlerinin tartışılabileceğini göstermektedir. Nitekim bizzat Hz. Ömer istişareye büyük önem vermiş, fikirlerinden istifade ettiği bilgili ve tecrübeli arkadaşlarını meşhur istişare meclisinden hiç eksik etmemiştir. 1508. Câbir bin Semure radıyallahu anhumâ anlatıyor: Kûfe halkından bir kısmı, cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan ve o sırada Kûfe valiliği görevinde bulunan Sa’d bin Ebî Vakkâs’ı halife Ömer bin Hattab radıyallahu anh’a şikâyet ettiler. Ömer de, hem soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, hem de Kûfelilerin sebep olabilecekleri başka fitneleri önlemek için Sa’d’ı valilikten azledip yerine Ammar bin Yâsir’i Kufe’ye vali tayin etti. Zaten Sa’d’a ihtiyacı olduğu için onu Medine’de getirmeyi düşünüyordu. Kûfeliler Sa’d hakkındaki şikâyetlerini dile getirirken, onun namazı düzgün kıldırmadığını da söylediler. Ömer, adam gönderip Sa’d’ı Medine’ye getirtti ve:


608

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ey Ebu İshak! Bu adamlar senin namazı düzgün kıldırmadığını iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa’d: — Allah’a yemin ederim ki, ben en ince ayrıntısına varıncaya kadar, onlara tıpkı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in namazı gibi namaz kıldırdım. Mesela yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekâtı uzunca kıldırır, son iki rekâtı de kısa tutardım, dedi. Ömer: — Senin hakkındaki düşüncemiz de zaten budur, ey Ebu İshak, dedi. Sonra, durumu bir de yerinde araştırmak üzere Sa’d ile birlikte bir veya birkaç görevliyi Kûfe’ye gönderdi. Görevliler Kûfelilerden Sa’d’ın durumunu soruşturdu, bütün mescitlere gidip cemaate Sa’d’ı sordu. Onlar da Sa’d hakkında hep övgü dolu sözler söylediler. En sonunda Abs Oğulları mescidine gitti ve herkesi Sa’d hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet etti. Onlar arasından Ebu Sa’de Üsâme bin Katâde adında biri ayağa kalktı ve: — Mademki bize Allah’ın adını verdin, söyleyeyim: Sa’d askerle birlikte harbe gitmez, mal ve ganimet taksiminde eşitliği gözetmez, insanlar arasında adaletle hükmetmez, dedi. Bunun üzerine, Sa’d şöyle dedi: — O zaman, vallahi ben de senin hakkında üç dilek dileyeceğim: Allah’ım; eğer bu kulun şöhret ve gösteriş amacıyla ortaya çıkıp yalan şahitlikte bulunmuş ise onun ömrünü uzat, fakirliğini artır ve kendisini şiddetli bela ve fitnelere çarptır. O günden sonra, Sa’d’ın beddua ettiği o adama nasılsın diye hâli sorulduğunda: — Fitneye uğramış bunak bir ihtiyarım; Sa’d’ın bedduasına tutuldum, diye cevap verirdi. Bu hadisi Câbir bin Semure’den rivayet eden Abdulmelik bin Umeyr diyor ki: Daha sonraki yıllarda o adamı ben de gördüm. Yaşlılıktan beli bükülmüş, yüzü kırışmış, kaşları gözlerinin üzerine düşmüştü. Bu hâliyle, yollarda rast geldiği kızlara ve cariyelere sataşır, onlara çimdik atardı. Sa’d’ın bedduası, adamı gerçekten acınacak hâle getirmişti. 1509. Urve bin Zübeyr anlatıyor: Ervâ Binti Evs adındaki bir kadın, cennetle müjdelenen on sahabiden biri olan Saîd bin Zeyd radıyallahu anh’ı arazisinin bir bölümünü gasp ettiği iddiasıyla Medine valisi Mervân bin Hakem’e şikâyet etti. Bu şikâyet üzerine Saîd:


17. DUALAR

609

— Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu konudaki sözlerini duyduktan sonra, onun hakkına nasıl göz dikerim? dedi. Mervân: — Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ne duydun? diye sordu. O da: — Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, “Kim haksız olarak bir karış yer alırsa, Mahşer Günü o yerin yedi katı onun boynuna dolanır.” dediğini işittim, dedi. Bunun üzerine Mervân, Saîd’e hitaben: — Artık senden, bundan başka delil istemiyorum. Zaten o kadın iddiasını delille ispatlayamadı. Bu durumda senin o araziyi gasp etmediğine dair yemin etmen yeterlidir, dedi. Fakat Saîd, mahkeme kendi lehinde sonuçlandığı hâlde, şikâyetçi kadının iddia ettiği toprağı ona bıraktı. Ancak böylesine haksız bir suçlama karşısında çok incinmişti. Bu yüzden: — Allah’ım, eğer bu kadın yalancı ise, sen onun gözünü kör et ve onu o arazisinde öldür, diyerek beddua etti. Urve diyor ki: O kadın gerçekten de çok geçmeden kör oldu ve bir gün arazisinde gezinirken, bir çukura düşüp öldü. Müslim’de geçen ve Abdullah bin Ömer’in oğlu Muhammed bin Zeyd’den nakledilen bir başka rivayette, bu olay aynı şekilde anlatılır. O rivayete göre Muhammed bin Zeyd o kadının kör olduğunu, “Ben Saîd’in bedduasına uğradım.” diyerek duvarlara tutuna tutuna yürüdüğünü görmüş ve sonunda, dava konusu arazisindeki bir kuyuya düşüp öldüğünü ve o kuyunun ona mezar olduğunu haber vermiştir. 1510. Câbir bin Abdullah radıyallahu anhumâ anlatıyor: Uhud savaşından önceki gece babam beni yanına çağırarak şunları söyledi: “Bak evladım! Rüyamda bana şehit olacağım müjdelendi. Bu yüzden, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sahâbîlerinden ilk şehit olacak kişinin ben olacağımı sanıyorum. Evladım! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin. Bir miktar borcum var, onu mutlaka öde. Kardeşlerine de iyi bak.” dedi. Sabah olup savaş başlayınca, gerçekten de ilk şehit düşen kişi babam oldu. Uhud savaşında çok sayıda şehit vermiştik. Onları defnederken, ikişer şehidi aynı kabre koyuyorduk. Ben de onu bir başka şehit ile birlikte aynı kabre gömmüştüm. Fakat daha sonra, onu bir başkasıyla aynı kabirde bırakmaya gönlüm razı olmadı. Altı ay sonra onu kabirden çıkardım. Bir de ne göreyim; savaşta bir kısmı kesilmiş olan kulağı hariç, tüm vücudu kabre koyduğum günkü gibi taptaze, tertemiz duruyordu. Sonra onu tek başına ayrı bir mezara defnettim.


610

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1511. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı’ndan iki kişi (Useyd bin Hudayr ve Abbâd bin Bişr), karanlık bir gecede evlerine gitmek üzere onun yanından çıktılar. Yolda yürürlerken, birden önlerinde, kandile benzer iki ışık peyda oldu. Bir süre o ışıkların aydınlığında yürüdüler. İki arkadaş birbirlerinden ayrılınca, ışıklar da aynı şekilde ayrılarak, onlar evlerine varıncaya kadar yollarını aydınlatmaya devam etti. 1512. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ensar’dan Âsım bin Sâbit komutasında on kişilik bir gözcü timini istihbarat toplamak üzere düşman topraklarına göndermişti. Kafile, Usfân ile Mekke arasında bulunan Hüdât mevkiine varınca, Huzeyl kabilesinin bir kolu olan Lihyân Oğulları, Müslüman askerlerin geldiğini haber alarak yüze yakın okçudan oluşan bir grupla onları takibe başladılar. Âsım ve arkadaşları onları fark edince, kendilerini savunabilecekleri yüksekçe bir yere sığındılar. Fakat düşman çok geçmeden etraflarını sardı ve: — Aşağı inin ve silahlarınızı bırakıp teslim olun. Söz veriyoruz, hiç birinizi öldürmeyeceğiz, dediler. Bunun üzerine Âsım bin Sâbit: — Arkadaşlar! Ben bir kâfirin sözüne güvenerek aşağı inmem, dedi. Sonra da: — Allah’ım, durumumuzu Peygamberi’ne bildir, diye dua etti. Bunun üzerine düşmanlar, Âsım’ı ve komutasındaki altı kişiyi oka tutup şehit ettiler. Geri kalan üç kişi; Hubeyb, Zeyd bin Desine ve bir kişi daha (Abdullah bin Tarık) verilen söze güvenerek inip teslim oldular. Müşrikler bu üç kişiyi ellerine geçirince, yay tellerini çıkarıp onları bağlamaya başladılar. Abdullah adındaki o üçüncü kişi buna karşı direnerek: — İşte bize yapılan ilk kalleşlik! Vallahi, size asla teslim olmayacağım. Şu şehitler benim için en güzel örnektir, dedi. Onu zorla sürükleyip götürmek istedilerse, ama şiddetle karşı koydu. Bunun üzerine onu da şehit ettiler. Hubeyb ve Zeyd bin Desine’yi Mekke’ye götürüp Bedir savaşı sonrasında Müslümanlara iyice kin bileyen müşriklere sattılar. Hubeyb’i, Bedir savaşında öldürdüğü Hâris bin Âmir’in oğulları satın aldı. Hubeyb, kendisini öldürmeye karar verecekleri güne kadar onların elinde esir olarak kaldı. Bu esaret günlerinde Hubeyb, etek tıraşı olmak için Hâris’in kızlarından birinden bir emanet ustura istemiş, o da vermişti. Bu arada kadının dalgınlığı sonucu, küçük çocuğu emekleyerek Hubeyb’in yanına sokuldu. Kadın, Hubeyb’in elinde ustura olduğu hâlde çocuğu dizine oturttuğunu görünce, büyük bir telaşa kapıldı. Hubeyb onun bu hâlini görünce:


17. DUALAR

611

— Çocuğunu öldüreceğimden mi korkuyorsun? Hayır, ben Müslüman’ım, asla böyle bir şey yapmam, dedi. Kendini kurtarmak için o çocuğu rehin almayı düşünmedi bile. Sonradan Müslüman olan kadın bu olayı anlatırken diyecekti ki: “Vallahi ben hayatımda Hubeyb’den daha faziletli bir esir görmedim. Allah’a yemin olsun ki, onu zincire bağlı olduğu ve Mekke’de hiç bir meyve bulunmadığı bir gün taze üzüm yerken görmüştüm. Şüphesiz bu, Allah’ın Hubeyb’e lütfettiği bir rızıktı.” Hâris’in oğulları Hubeyb’i öldürmek için Harem bölgesinin dışındaki Hill denilen yere çıkardıkları zaman, Hubeyb onlara: — Müsaade edin de iki rekât namaz kılayım, dedi. Onlar da onu çözdüler. Hubeyb iki rekât namaz kıldı ve “Vallahi ölümden korktuğumu düşünmeyeceğinizi bilsem, daha çok namaz kılardım.” dedi. Sonra da, “Allah’ım! Bunların her birini tek tek mahvet, birer birer canlarını al, hiç birini sağ bırakma!” diye dua edip şu beyitleri okudu: Müslüman olarak öldürüleceksem, Devrilişimin hangi yana olacağını umursamam. Bütün bunlar Allah yolundadır, O dilerse, Parçalanmış bedenime bereket verir. Müslüman olarak öldürüleceksem eğer, Ne bir hüzün duyarım, ne keder. Artık ne tarafa yıkılırsa yıkılsın bedenim, Allah için olacak, benim yıkılış nedenim. Değil mi ki bunlar, hep Allah için, hep O’nun yolunda, Dilerse ne bereketler yaratır, uğrunda parçalanmış kulunda. Böylece Hubeyb, Müslümanların idam edilmeden önce iki rekât namaz kılma âdetini başlatan kişi oldu. Bu on yiğit düşman tarafından kuşatıldıkları gün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onların başına gelenleri Ashabı’na anında bildirmişti. Bazı Kureyşli müşrikler, Âsım bin Sâbit’in şehit edildiğini haber alınca, vücudundan onu tanımaya yarayacak bir parçasını kesip getirmeleri için adamlarını yolladılar. Çünkü Âsım, Bedir savaşında Kureyş’in ileri gelenlerinden birini öldürmüştü. Fakat Allah, Âsım’ı korumak için bulut gibi bir arı sürüsü gönderdi.


612

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bu arılar, Kureyşlileri Âsım’ın cesedine yaklaştırmadılar. Böylece, onun naaşına dokunamadan geri döndüler. İmam Nevevî diyor ki: “Velilerin kerameti konusunda, bu kitabın daha önceki bölümlerinde zikrettiğimiz çok sayıda hadis vardır. Meselâ, sihirbaz ve rahip arasında gidip gelen genç ile ilgili 31 numaralı hadis, 261 numaralı Cüreyc hadisi, kapısını koca bir kayanın kapattığı mağaraya sığınmış üç arkadaş ile ilgili 13 numaralı hadis, buluttan, “Filan kişinin bahçesini sula!” sesinin geldiğini duyan kişi ile ilgili 563 numaralı hadis bunlardan sadece birkaçıdır. Bu konuyla ilgili deliller hem çok, hem de pek meşhurdur. Başarı, ancak Allah’ın yardımıyladır.” 1513. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Ömer radıyallahu anh, Kur’an bilgisiyle keskinleşen feraseti ve vahyin şekillendirdiği bakış açısıyla olayları doğru değerlendirir; gerek aklını kullanarak, gerek bilenlerle istişare ederek, gerek Rabb’inden gelecek ilahi esintilere gönlünü açarak her meselede en isabetli kararları verirdi. Öyle ki, Ömer radıyallahu anh’ın bir konuda, “Benim kanaatim budur.” deyip de, onun dediğinin aksinin ortaya çıktığını hiç görmedim.


18. KİTAP: YASAKLANAN ŞEYLER 254. BAB: GIYBET ETMENİN HARAM, DİLİNE SAHİP OLMANIN FARZ OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Aşırı zandan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Günah olan zan, asılsız tahminlere, evhamlara dayanarak insanları suçlamak veya cezalandırmaya kalkışmaktır. O hâlde, ne kadar çok zanla hareket ederseniz, yanılıp günaha girme ihtimaliniz de o derece artacaktır. Bir de, evleneceği kişinin durumunu araştırma veya büyük suçluları takip etme gibi meşru bir sebebe dayanmadıkça, birbirinizin mahrem yönlerini araştırmayın ve olası bir haksızlığı engellemek amacıyla evlilik, iş ortaklığı vb. önemli konularda taraflara önbilgi vererek uyarma veya şahitlik yapma durumu hariç, lüzumsuz yere insanların kusurlarını sayıp dökerek birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Hiçbiriniz, bir başkasının arkasından onun hoşlanmayacağı sözler söylemesin. İçinizden hanginiz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? İşte bundan tiksindiniz değil mi? Oysa gıybet, bundan daha tiksinti verici bir günahtır. Öyleyse, Allah’tan gelen ilkeleri çiğnememe konusunda son derece titiz ve dikkatli davranın, dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüğün her çeşidinden sakının. Allah’ın rahmetinden de hiçbir zaman ümidinizi kesmeyin. Doğrusu Allah, içtenlikle yapılan bütün tövbeleri kabul edendir, çok ama çok merhametlidir. (Hucurat, 49/12) 2. Hakkında yeterli bilgin olmayan ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardından körü körüne gitme. Bu, birilerinin lehinde veya aleyhinde ortaya atılan bir iddia, kulislerde konuşulan siyasî bir mesele ve hatta İslam âlimlerince verilen bir fetva olabilir. Ne olursa olsun, sağlam kanıtlara ve inandırıcı delillere dayanmadan, hiçbir konuda kesin yargıda bulunma, dost düşman hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü araştırma yapıp gerçeği öğrenmen için Allah’ın sana bağışladığı kulak, göz, gönül ve akıl, işte bunların hepsi, bu yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 3. İnsanın ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın. (Kaf, 50/18) Konu ile İlgili Hadisler: 1514. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


614

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin, ya da hiç değilse sussun.” 1515. Ebu Musa el-Eş’arî radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah! En üstün, en değerli Müslüman hangisidir? diye sordum. Peygamberimiz: — Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir. İnsanlara daima güven teklin eden, başkalarına ne küfür, hakaret, dedikodu, gıybet, iftira gibi diliyle; ne de dayak, cinayet, hırsızlık gibi eliyle zarar vermeyen Müslüman en iyi, en ideal Müslümandır, cevabını verdi. 1516. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bana dilini ve iffetini haramdan koruyacağına dair söz verirse, ben de ona cennete gireceğine dair garanti veririm.” 1517. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyurmuştur: “Kul, bazen iyice düşünüp taşınmadan öyle çirkin bir söz söyler ki, bu yüzden cehennemin, doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine savrulup gider.” 1518. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bazen kul, Allah’ın hoşnut olacağı bir sözü –onu fazla önemsemeden– söyler de, bu sayede Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah’ın gazabını gerektiren bir sözü önemsemeden söyler de, bu yüzden Allah onu cehennemin dibine atar.” 1519. Bilâl bin Hâris el–Müzenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bazen insan Allah’ın hoşnut olacağı bir sözü –o sözün kendisine ne büyük sevap kazandıracağını tahmin etmeden– söyler de, Allah o söz sayesinde, Mahşer Günü huzuruna geleceği güne kadar o kimseden razı olur. Yine insan Allah’ın gazabını gerektiren bir sözü –o sözün kendisine ne büyük zarar vereceğini hesap etmeden– söyler de, Allah o söz sebebiyle, Mahşer Günü huzuruna geleceği güne kadar o kişiye gazap eder.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

615

1520. Süfyân bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ey Allah’ın Elçisi! Bana öyle özlü bir söz söyle ki, ona sımsıkı sarılayım, dedim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — ‘Rabb’im Allah’tır!’ de, sonra dosdoğru ol. Düşünce ve tasavvurunu Kur’an’ın ortaya koyduğu tevhit inancıyla şekillendirir, söz ve davranışlarında da doğru ve samimi olursan, en güzel Müslümanlığı yaşamış olursun, buyurdu. Ben: — Ya Rasulullah! Benim için en tehlikeli gördüğün ve zararını göreceğimden en çok endişe ettiğin şey nedir? dedim. Peygamberimiz, dilini işaret ederek: — İşte budur. Eğer dilini gıybet, dedikodu, iftira, hakaret, küfür gibi hastalıklardan koruyarak ona sahip olur; konuşman gereken yerde konuşmasını, susman gereken yerde susmasını bilir ve Allah’ın kelamını okuyup insanlara tebliğ ederek onun hakkını verirsen, dünyada da ahirette de bela ve musibetlerden emin olursun, buyurdu. 1521. Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ı anmaksızın çok konuşmayın. Çünkü Allah anılmadan yapılan uzun konuşmalar ve gevezelikler, kalbin katılaşmasına sebep olur. Katı kalpli olanlar ise, Allah’ın rahmet ve lütfundan en uzak kimselerdir.” Bu hadis zayıftır. Zira senet zincirinde yer alan İbrahim bin Abdullah bin Hatıb, meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. aslında bu haber israiliyattan olup Hz. İsa aleyhisselama nispet edilmektedir. (Malik, Muvatta: 3615) 1522. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah kimi dilinin ve şehevi arzularının şerrinden korursa, o kişi cennete girer.” 1523. Ukbe bin Âmir radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Dünyada ve ahirette kurtuluşa ermenin yolu nedir? dedim. — Dilini sana zarar verecek konuşmalardan koru, evinde oturup ailenle ilgilenmekten, ev işleriyle uğraşmaktan sıkılma. Bir de, işlediğin günahlar için pişmanlık duyarak gözyaşı dök, buyurdu.


616

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1524. Ebu Said el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dilin önemini temsilî bir üslupla anlatırken şöyle buyurmuştur: “İnsan her sabah yeni bir güne başlarken, vücudundaki bütün organlar dile yalvararak, lisan-ı hâl ile şöyle derler: Ey dil! Sen şu beden ülkesinin padişahı olan kalbin sözcüsü ve tercümanısın. O hâlde, bizim hakkımızı çiğneme konusunda Allah’tan sakın. Çünkü biz sana bağlıyız. Senin söyleyeceklerinle ceza ve mükâfat görürüz. Eğer sen doğru olursan biz de doğru oluruz, sen eğrilip yoldan çıkarsan biz de eğriliriz.” 1525. Muaz bin Cebel radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Bana, cehennemden uzaklaşıp cennete girmemi sağlayacak güzel davranışlar öğret, dedim. Peygamber aleyhisselâm: — Aslında zor bir şey istiyorsun. Ancak bu, Allah’ın kolaylık bahşettiği kimseler için hiç de zor değildir: Bir tek Allah’a kulluk ve itaat eder, hiç kimseyi ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmazsın. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirsin. Ramazan orucunu da tutarsın. Bir de, imkân bulabilirsen hacca gidersin, buyurdu. Sonra sözlerine devamla: — Ya Muaz! Sana hayır kapılarını haber vereyim mi: Oruç, günahlara karşı bir zırh, bir kalkandır. Su ateşi nasıl söndürürse, sadaka da günahları öyle yok eder. Kişinin gece saatlerinde kıldığı namaz ise, onu en büyük hayırlara iletir, buyurdu. Sonra şu ayeti okudu: “Onlar, gece vakti herkes derin uykusundayken, sıcacık yataklarını terk ederek korku ve ümit içinde Rab’lerine el açıp yalvarır ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden bir kısmını Allah için yoksullara harcarlar. Yaptıkları iyilikler karşılığında, kendileri için hazırlanıp cennette gizlenmiş olan mutluluk ve sevinç kaynağı nimetlerin neler olduğunu hiç kimse bilemez (32Secde; 16–17).” Daha sonra Peygamber aleyhisselâm bana dönerek: — Ya Muaz! Sana her işin başını, ana direğini ve doruk noktasını söyleyeyim mi? dedi. Ben: — Evet, söyle ya Rasulallah, dedim. Peygamberimiz: — İşin başı İslam (Allah’ın bütün emirlerine tam bir teslimiyet), direği namaz, doruk noktası Allah yolunda cihad etmektir, buyurdu. Sonra:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

617

— Peki, bütün bunların da özü, esası ve can damarı olan şeyi bildireyim mi? dedi. Ben: — Evet, bildir Ya Rasulallah, dedim. Bunun üzerine, Peygamber aleyhisselâm diline işaret ederek: — Şunu dikkat et, buyurdu. Ben: — Ya Rasulallah! Biz konuştuklarımızdan da hesaba çekilecek miyiz? diye sordum. Peygamberimiz: — Allah hayrını versin! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin acı meyvelerinden başka nedir ki? buyurdu. 1526. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bizimle sohbet ederken: — Gıybet nedir, bilir misiniz? diye sordu. Ashap, edep ve terbiyelerinin gereği olarak: — Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. Peygamber: — Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir özelliği ile anmandır, buyurdu. — Peki, bu dediğim kötü özellik onda gerçekten varsa, ne dersiniz? diye sorulunca: — Zaten o söylediğin özellik onda varsa gıybet etmiş olursun. Eğer bu özellik onda yoksa, o zaman gıybet değil, iftira ettin demektir, buyurdu. Ancak evlilik, iş ortaklığı vb. önemli konularda taraflara önbilgi verirken, suçluları takip ederken yahut şahitlik yaparken –olası bir haksızlığı engellemek amacıyla– gerekirse bir kişinin hataları, kusurları ve duyduğu takdirde hoşlanmayacağı diğer özellikleri söylenebilir. Aynı şekilde, hadis ravilerinin durumunu açığa kavuşturmak amacıyla onların kusurlarını söylemekte de bir sakınca yoktur. 1527. Ebu Bekir radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Veda haccında Mina’da kurban kesme gününde yaptığı bir konuşmasında şöyle buyurdu: “Ey müminler! Sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şu mübarek günde, şu haram ayda, şu kutsal şehirde nasıl birbirinize haram ise, kıyamete kadar her zaman ve her yerde aynı şekilde haram kılınmıştır. Dikkat edin, tebliğ ettim, değil mi?”


618

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1528. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile konuşurken. Söz Safiyye adındaki diğer hanımından açıldı. Ben kıskançlık hissiyle, onun kısa boylu, minyon tipli biri olduğunu kast ederek: — Ey Allah’ın Elçisi! Safiyye’nin şöyle şöyle oluşu ona fazla ilgi göstermemen için sana yeter, dedim. Bunun üzerine, Peygamber: — Ya Âişe! Safiyye’nin gıybetini yaparak öyle kötü bir söz söyledin ki, eğer o söz koskoca bir denize karışsa idi, onun suyunu dahi bozardı, dedi. Yine bir başka gün, kendisine birinin hâl ve hareketlerini anlatırken, o kişinin hoşlanmayacağı bir şekilde taklidini yapmıştım. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Bana dünyanın en kıymetli şeylerini verseler bile, yine de bir insanı bu şekilde taklit etmeyi istemezdim, buyurdu. 1529. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Miraca çıktığım zaman, bakırdan tırnaklarıyla kendi yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanların yanından geçtim. — Ey Cebrail! Kim bunlar? diye sordum. Cebrail: — Bunlar, gıybet etmek suretiyle insanların etlerini yiyen ve onların şeref ve haysiyetleriyle oynayan kimselerdir, dedi. 1530. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her Müslüman’ın kanı, namusu ve malı dokunulmaz olup, diğer bütün Müslümanlara haramdır.”

255. BAB: GIYBET KONUŞMALARINI DİNLEME YASAĞI GIYBET DİNLEMENİN HARAM OLUŞU, GIYBETİ DUYAN KİŞİNİN BUNA KARŞI ÇIKMASI, EĞER BUNU YAPACAK GÜCÜ YOKSA VEYA ONU DİNLEMEZLERSE, İMKÂN BULDUĞU TAKDİRDE O MECLİSİ TERKETMESİ GEREKTİĞİ Konu ile İlgili Ayetler:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

619

1. Müminler, boş ve çirkin bir söz işittikleri zaman Müslüman’a yakışan edepli ve onurlu bir tavırla oradan uzaklaşırlar ve kendilerine insafsızca sataşan kimselere derler ki: “Bizim yaptığımız işlerin sorumluluğu bize, sizin yaptığınız işlerin sorumluluğu da size aittir. Size selâm olsun! Sizin sataşmalarınıza cevap verecek değiliz. Çünkü vicdan ve sağduyudan yoksun cahillerle işimiz yok bizim.” (Kasas, 28/55) 2. Onlar ki, boş ve yararsız her şeyden yüz çevirirler. (Müminun, 23/3) 3. Hakkında yeterli bilgin olmayan ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardından körü körüne gitme. Bu, birilerinin lehinde veya aleyhinde ortaya atılan bir iddia, kulislerde konuşulan siyasî bir mesele ve hatta İslam âlimlerince verilen bir fetva olabilir. Ne olursa olsun, sağlam kanıtlara ve inandırıcı delillere dayanmadan, hiçbir konuda kesin yargıda bulunma, dost düşman hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü araştırma yapıp gerçeği öğrenmen için Allah’ın sana bağışladığı kulak, göz, gönül ve akıl; işte bunların hepsi, bu yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 4. Ey İslam davetçisi! Ayetlerimiz hakkında çirkin ve alaycı ifadelerle konuşmaya dalan kimselerle karşılaştığın zaman, onlar başka bir konuya geçinceye kadar, –mecbur kalmadığın sürece– onların yanında durma. Eğer şeytan yapman gerekeni sana unutturacak olursa, bu uyarıyı hatırlar hatırlamaz, o zalim topluluk ile birlikte oturma. Onların meclisini derhal terk et. (En’âm, 6/68) Konu ile İlgili Hadisler: 1531. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim iftiraya uğrayan, gıybeti yapılan, hakarete maruz kalan yahut taciz edilen bir din kardeşinin şeref ve haysiyetini korursa, Allah da Mahşer Günü onu cehennem ateşinden korur. Kim de bir Müslüman’ın haysiyetinin çiğnenmesine seyirci kalır, gördüğü bir haksızlığı engellemeye çalışmazsa, Allah da Mahşer Günü onu yardımsız bırakır.” 1532. İtbân bin Malik radıyallahu anh, daha önce “Allah’ın Rahmetini Ümit Etmek” adlı bölümde geçen uzun ve meşhur hadisinde şöyle rivayet etmişti: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, benim davetim üzerine evimize gelerek orada namaz kıldı. Namazdan sonra otururken, içimizden biri: — Malik bin Duhşum nerede? dedi. Bir başkası: — O adam, Allah ve Rasulü’nü sevmeyen bir münafıktır, dedi. Bunun üzerine,


620

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Böyle söyleme! Onun, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için “Lâ ilahe illallah” dediğini bilmiyor musun? Oysa Allah, rızasını umarak “Lâ ilahe illallah” diyen kimseyi –bazı kusurları olsa bile– cehenneme haram kılmıştır, buyurdu. 1533. Kâb bin Malik radıyallahu anh, daha önce “Tevbe” bölümünde geçtiği üzere, tövbe ediş hikâyesiyle ilgili uzunca hadisinde şöyle rivayet etmişti: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Tebük’te Ashabı’nın arasında otururken: — Kâb bin Malik ne yaptı acaba? diye sormuş. Bunun üzerine Seleme Oğulları’ndan bir adam: — Ya Rasulallah! Güzel elbiseleri ve sağına soluna bakıp gururlanması onu Medine’de alıkoydu, demiş. Bunun üzerine Muaz bin Cebel ona: — Ne fena konuştun! demiş. Sonra da Peygamber’e dönerek: — Ya Rasulallah! Biz onun hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyoruz, demiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Muaz’ı tasdik edercesine susmuş, hiçbir şey söylememiş.

256. BAB: GIYBETİN MUBAH OLDUĞU HÂLLER Bil ki, başka türlü ulaşılması mümkün olmayan meşru ve doğru amaçlarla yapıldığı takdirde, gıybet haram değildir. Bu amaçları, şu altı başlık altında toplamak mümkündür: 1. Zalimin zulmünü anlatmak. Zulme uğramış bir kimsenin, hükümdar veya hâkim gibi, zalime karşı kendisine yardımcı olabilecek yetki ve güce sahip birine gidip “Filan kimse bana şöyle şöyle haksızlık etti.” demesi caizdir. 2. Bir kötülüğü önlemek veya günah işleyen kimseyi yola getirmek amacıyla yardım istemek. Kişinin, o kötülüğü ortadan kaldırabileceğini umduğu birine gidip “Filanca kimse şu kötü işleri yapıyor, onu bundan alıkoy.” demesi veya buna benzer bir ifade kullanması caizdir. Amacı o günahı engellemek olmalıdır. Şayet böyle bir niyet taşımazsa, bu yaptığı haram olur. 3. Fetva sorarken de gıybet etmek caizdir. Bir kişinin müftüye gidip “Babam, kardeşim, kocam veya filan kimse bana şu haksızlığı yaptı. Onun bu işi yapmaya hakkı var mıdır? Bu zulümden kurtulmanın, hakkımı almanın ve zulmü engellemenin yolu nedir?” gibi sözler söylemesi, zorunluluktan dolayı caizdir.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

621

Ancak, “Şöyle şöyle yapan bir adam veya bir eş hakkında ne dersiniz?” diye üstü kapalı olarak durumu arz etmesi, ihtiyata daha uygun ve daha faziletli bir davranış olur. Çünkü bu gibi durumlarda isim vermeden de maksada ulaşmak mümkündür. Bununla birlikte, Hind tarafından rivayet edilen ve inşallah aşağıda zikredeceğimiz hadiste olduğu gibi, haksızlık eden şahsın isminin açıkça söylenmesi de caizdir. 4. Müslümanları olası bir kötülükten sakındırmak ve öğüt vermek amacı ile de gıybet etmek caizdir. Bu da birkaç şekilde olur: a) Hadis ravilerinden ve o rivayetleri destekleyen şahitlerden kusurlu olanları belirtmek. Raviler hakkındaki bu tür olumsuz görüşleri nakletmek, bütün İslam âlimlerinin ortak görüşü (icmâ) ile caizdir. Hatta gerektiğinde bu vacip bile olur. b) Bir kimseyle evlilik, ortaklık, alışveriş, komşuluk yapmadan, ona bir şey emanet etmeden veya buna benzer önemli bir işe girişmeden önce onu tanıyan birinin görüşüne başvurulduğu zaman, kendisine danışılan kişinin bildiğini gizlememesi, aksine, hakkında bilgi istenen kişide bulunan kötü huy ve özellikleri, öğüt ve uyarı amacıyla söylemesi gerekir. c) Bir kimse İslam’ı öğrenmek isteyen birinin bid’atçi veya günahkâr bir hocadan ders aldığını görür ve onun bundan dolayı zarar göreceğinden korkarsa, ilim almaya çalıştığı o kişinin gerçek hâlini anlatarak onu uyarmalıdır. Bu da yine sırf öğüt verme amacıyla yapılmış olmalıdır. Bu iş tehlikeli ve yanılgıya açıktır. Çünkü uyarıda bulunan kişi haset duygusuna kapılmış yahut şeytan onu yanıltmış olabilir. Bu konuda son derece dikkatli ve uyanık olmak gerekir. d) Bir yetkilinin üstlendiği göreve ehil olamaması, günahkâr olması, başkalarının aldatmasına kanması gibi sebeplerle görevini gerektiği şekilde yerine getirememesi durumunda, bunun daha üst bir makama bildirilmesi ve üst makamın, görevini ihmal eden bu yöneticiyi azledip o işe lâyık olan birini görevlendirmesini, onun bu hâlini bilip durumuna uygun davranmasını, yalanlarına kanmamasını yahut onu doğru davranmaya teşvik etmesini sağlamak üzere uyarı ve tavsiyelerde bulunmak caiz ve gereklidir. 5. Açıktan şarap içmek, zorla başa geçmeye çalışmak, haksız zekât almak, haraç kesmek, gayrimeşru işlere yönelmek gibi günahları alenen işleyen veya bid’atçiliğini açıkça ifade eden kimsenin açığa vurduğu kötülüklerini söylemek de caizdir. Ancak onun gizlemiş olduğu ayıplarının söylenmesi –onların da söylenmesini gerektiren başka bir sebep olmadığı takdirde– haramdır. 6. Bir insan şaşı, topal, sağır, kör ve buna benzer başka lakaplarla tanınıyor-


622

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sa, onu sırf tarif edebilmek için bu lakaplarla anmak caizdir. Ancak bu lakapların, kişiyi ayıplamak amacıyla söylenmesi haramdır. Böyle lakaplarla tanınan kişilerin mümkünse bu lakaplar anılmadan tarif edilmesi daha doğru olur. İşte gıybetin caiz olduğu yerler konusunda İslam âlimlerinin ortaya koydukları ve çoğunda görüş birliğine vardıkları altı sebep bunlardır. Onların bu husustaki delilleri, sahih ve meşhur hadislerdir. Şimdi onlardan bazılarını görelim. Konu ile İlgili Hadisler: 1534. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Bedevi kabile reislerinden biri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına girmek için izin istedi. Uyeyne bin Hısn adındaki bu adam, kabalığı ve kötü ahlakıyla tanınan biriydi. Peygamberimiz: “İzin verin girsin. Ya Âişe! Şunu iyi bil ki, bu adam kabilesinin en kötü adamıdır. Ama yine de, onu İslam’a ısındırmak, güzel ahlakı telkin etmek ve düşmanlığını kazanmamak için kendisine iyi davranmak zorundayım. Bu adama güler yüz gösterdiğimi görüp de, onun iyi ve güvenilir bir kişi olduğunu sanmayasın diye seni uyarıyorum.” buyurdu. 1535. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda, İslam’ı bilmedikleri hâlde fetva vermeye kalkan, yaldızlı sözlerle insanları yönlendirmeye çalışan iki Yahudi din adamı veya iki münafıktan söz edildi. Peygamberimiz, onlardan etkilenebilecek Müslümanları uyarmak amacıyla şöyle buyurdu: “Ben bu iki adamın, dinimiz hakkında bir şey bildiklerini sanmam.” 1536. Fâtıma Binti Kays radıyallahu anhâ anlatıyor: Eşim Ebu Hafs bin Muğire’den ayrıldıktan bir süre sonra, iki yerden evlilik teklifi aldım. Hemen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve: — Ya Rasulullah! Ebu’l–Cehm ve Muâviye bin Ebu Süfyân bana talip oldular, siz ne buyurursunuz? dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: — Muâviye fakirdir, alacağı hanımı geçindirebilecek kadar geliri ve malı yoktur. Ebu’l–Cehm ise, sopasını omuzundan indirmez. Yani çok sert ve haşin bir adamdır. Bana kalırsa, sen Üsâme bin Zeyd ile evlen, dedi. Böylece Peygamberimiz, kurulacak bir yuva öncesinde fikri sorulan kişinin adaylar hakkında bildiklerini –herhangi bir karalama gayesi gütmeksizin– söylemesinin gıybet sayılmayacağını göstermiş oldu.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

623

Müslim’in bir rivayetinde, “Ebu’l–Cehm, kadınları çokça döven biridir.” ifadesi yer almaktadır. 1537. Zeyd bin Erkam radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte, Mustalık Oğullarına karşı bir sefere çıkmıştık. O sefer esnasında, Müslümanlar büyük bir yokluk ve sıkıntı içindeydi. Bu yolculukta bizimle birlikte bulunan münafıkların reisi Abdullah bin Übey, yandaşlarına: “Peygamber’in çevresinde bulunan Müslümanlara bir şey vermeyin ki, açlık ve sıkıntıdan bunalıp onu terk etsinler. Eğer Medine’ye dönersek, Allah’a yemin ederim ki, güçlü olanlar güçsüzleri oradan sürüp çıkaracaktır!” dedi. Ben de derhal gidip durumu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e haber verdim. Peygamber aleyhisselâm bana, “Neden gıybet ve dedikodu yapıyorsun?” demedi. Çünkü ortada Müslümanların zarar görme ihtimali vardı. Bunun için, olayı soruşturmak üzere Abdullah’a adam gönderip yanına çağırdı. Fakat o, böyle bir söz söylemediğine dair yemin üstüne yemin etti. Bunun üzerine, bazı insanlar “Zeyd Peygamber’e yalan söyledi.” demeye başladılar. Onların bu sözü bana çok dokunmuştu. Nihayet Allah, benim doğru söylediğimi tasdik eden “Münafikûn” süresini indirdi. Daha sonra Peygamber aleyhisselâm, bağışlanmaları için dua etmek üzere onları davet ettiyse de, onlar buna da yanaşmadılar. Ayette ifade edildiği gibi, başlarını çevirip gittiler. 1538. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Ebu Süfyân’ın hanımı Hind, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ey Allah’ın Rasulü! Ebu Süfyân çok cimri bir adam. Onun haberi olmadan cebinden aldıklarım dışında, bana ve çocuğuma yetecek miktarda para vermiyor. Bu durumda, kocamın cebinden gizlice para alabilir miyim? dedi. Peygamber de: — Eğer gerçekten sizi mağdur durumda bırakıyorsa, makul ölçüler içinde sana ve çocuğuna yetecek kadar alabilirsin, buyurdu.

257. BAB: İNSANLAR ARASINDA SÖZ TAŞIMANIN HARAMLIĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey mümin! İnsanları küçümseyip alaya alan, durmadan lâf getirip götüren kimselere boyun eğme. (Kalem, 68/11)


624

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

2. İnsanın ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın. (Kaf, 50/18) Konu ile İlgili Hadisler: 1539. Huzeyfe radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Nemmâm, yani dedikodu yapmayı, insanları çekiştirmeyi, birbiri aleyhinde konuşan kimseler arasında laf taşıyarak fesat çıkarmayı alışkanlık hâline getirmiş olan kişi, –Allah tarafından affedilmediği sürece– cennete giremez.” 1540. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, iki mezarın yanından geçiyordu. Orada yatanlardan söz ederek şöyle buyurdu: “Bu iki adam, şu anda kabirlerinde azap görüyorlar. Üstelik basit ve önemsiz gördükleri bir günahtan dolayı bu azabı çekiyorlar. Oysa basit zannettikleri şey, gerçekte çok büyük bir günahtı: Biri söz taşır, insanları birbirine düşürürdü. Diğeri ise küçük tuvaletini yaparken üzerine sıçramaması için dikkatli davranmaz, idrarından sakınmazdı.” 1541. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Size gerçek yalan ve iftiranın ne olduğunu söyleyeyim mi: İnsanların arasını bozmak için laf taşımak.”

258. BAB: İDARECİLERE SÖZ TAŞIMANIN HARAMLIĞI BİR KÖTÜLÜĞÜ VEYA HAKSIZLIĞI ENGELLEMEK AMACIYLA OLMADIKÇA, HALKIN KONUŞTUKLARINI İŞ BAŞINDAKİ YETKİLİLERE TAŞIMANIN YASAKLANMIŞ OLDUĞU Konu ile İlgili Ayetler: 1-Ey iman edenler! (…) İyilikleri yaygınlaştırma ve zulme karşı tek yumruk olarak kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve düşmanlıkları körüklemek amacıyla değil. (Maide, 5/2) Konu ile İlgili Hadisler: 1542. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ashabımdan hiç kimse, –doğması muhtemel bir kötülük söz konusu olma-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

625

dıkça– bana bir başkası aleyhinde hoşlanmayacağım bir söz ulaştırmasın. Çünkü ben, içimde birinize karşı herhangi bir kırgınlık hissetmeden, gönül huzuru ile sizin yanınıza çıkmak isterim. Ancak umuma ait düzeltilmesi gereken aksaklıkların haber verilmesi bu yasağa dâhil değildir. Hatta bu bir görevdir. Bu tür olaylarda da şahısların değil, olay ve hataların üstü kapalı bir şekilde ulaştırılması uygun olur.” Bu hadis zayıftır. Zira senet zincirinde yer alan el-Velîd bin Hişâm (el-Velîd bin Ebî Hişâm veya el-Velîd bin Ebî Hâşim de denir), meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Ancak hadis mana itibariyle sahihtir.

259. BAB: İKİYÜZLÜLÜĞÜN ÇİRKİNLİĞİ Konu ile İlgili Ayetler: 1. Onlar günahlarını görecekler diye insanlardan çekinip gizleniyor, fakat her şeyi gören Allah’tan utanıp gizlenmiyorlar. Oysa onlar gecenin karanlığında Allah’ın hoşnut olmadığı bu plânları kurarlarken, Allah onların yanı başındaydı. Çünkü Allah, yaptıkları her şeyi ilim ve kudretiyle kuşatmıştır. (Nisa, 4/108) Konu ile İlgili Hadisler: 1543. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanların, madenler gibi cins cins, kalite kalite olduğunu görürsünüz. Onların İslam öncesi cahiliye döneminde hayırlı ve erdemli olanları, – İslam’ı iyi öğrendikleri takdirde– İslamiyet devrinde de en hayırlı olanlardır. Yine devlet görevine en lâyık insanların, yöneticilik işine heves duymayan kimseler olduğunu görürsünüz. En kötü insanların da, birilerine bir yüzle, diğerlerine bir başka yüzle gidip gelen ikiyüzlü kimseler olduğunu görürsünüz.” 1544. Bazı kişiler, Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’ya: — Biz idarecilerimizin yanında, onların yanına girmeden önce kendi aramızda konuştuklarımızın tam zıddı olan sözler söyleriz. Bu yaptığımız doğru mudur? dediler. Bunun üzerine Abdullah bin Ömer: — Bu sizin yaptığınızı, biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında münafıklık sayardık, diye cevap verdi.

260. BAB: YALAN SÖYLEMENİN HARAM OLUŞU


626

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey insan! Hakkında yeterli bilgin olmayan ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardından körü körüne gitme. Bu, birilerinin lehinde veya aleyhinde ortaya atılan bir iddia, kulislerde konuşulan siyasî bir mesele ve hatta İslam âlimlerince verilen bir fetva olabilir. Ne olursa olsun, sağlam kanıtlara ve inandırıcı delillere dayanmadan, hiçbir konuda kesin yargıda bulunma, dost düşman hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü araştırma yapıp gerçeği öğrenmen için Allah’ın sana bağışladığı kulak, göz, gönül ve akıl; işte bunların hepsi, bu yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 2. İnsanın ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın. (Kaf, 50/18) Konu ile İlgili Hadisler: 1545. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Söz ve davranışlarda doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye, sonunda Allah katında ‘sıddık’ (dosdoğru kimse) diye yazılır. Yalancılık ise kötülüğe, kötülük de cehenneme sürükler. Kişi yalan söyleye söyleye, sonunda Allah katında ‘kezzâb’ (çok yalancı) diye yazılır.” 1546. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kimde şu dört huy varsa, o kişi tam anlamıyla münafıktır. Eğer onda bu huylardan sadece biri varsa, o huyundan vazgeçinceye kadar kendisinde münafıklık özelliklerinden biri var demektir. O dört huy şunlardır: Kendisine bir şey emanet edilince emanete hıyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünden cayar. Birine karşı düşmanlık yapınca, haddi aşıp haksızlık ederek aşırı gider.” 1547. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim görmediği bir rüyayı gördüm diye anlatırsa, ahirette iki arpa tanesini birbirine düğümleme cezasına çarptırılır ki, bunu yapması asla mümkün değildir.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

627

Kim konuşmalarının duyulmasını istemeyen bir grubun sözlerine kulak verirse, Mahşer Günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür. Kim tapınma amacına yönelik olarak herhangi bir put, ikon, totem gibi canlının resim veya heykelini yaparsa, Mahşer Günü azaba çarptırılır ve eğer kendisini bir yaratıcı gibi görüp Yaratanla boy ölçüşürcesine resim yapmışsa, resmini yaptığı o varlığa can vermeye zorlanır ki, ona can vermesi asla mümkün değildir.” 1548. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yalanların en büyüğü, kişinin görmediği bir rüyayı gördüğünü söylemesidir.” 1549. Semure bin Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, çoğu kez sabah namazından sonra Ashabı’na: — İçinizde bu gece rüya gören var mı? diye sorardı. Rüya gören olmuşsa, rüyasını Peygamber’e anlatırdı. Peygamber de onu yorumlardı. Yine bir sabah bize rüya gören olup olmadığını sorduktan sonra, bu sefer kendi görmüş olduğu bir rüyayı anlatarak şunları söyledi: “Bu gece rüyamda iki kişi yanıma gelerek: — Kalk, gidiyoruz, dediler. Ben de kalkıp onlarla beraber yola koyuldum. Derken, yere uzanmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun başı ucunda ayakta duruyor ve elindeki kayayı o adamın tepesine indirip başını yarıyordu. Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşı arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşip eski hâline geliyordu. Kayayı getiren adam önce yaptığını tekrarlıyor ve bu böyle sürüp gidiyordu. Ben yanımdakilere: — Aman Allah’ım, bu da nedir? dedim. Onlar: — Yürü yürü, dediler. Yola devam ederek, baş aşağı yatmış bir adamın yanına geldik. Adamın başucunda, elinde demir çengel bulunan biri duruyordu. Bu adam, elindeki çengelle yatan kişinin avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor, sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar, önceki yardığı taraf eski hâline geliyor ve adam tekrar gelip aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben: — Aman Allah’ım, bunlar nedir? dedim. Onlar yine:


628

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Yürü yürü, dediler. Yine yola devam ettik. Derken, fırına benzeyen bir binanın yanına geldik. (Râvi diyor ki: Sanırım Peygamber aleyhisselâm, “İçeriden birtakım çığlıklar, feryatlar geliyordu.” sözünü de söyledi.) Oraya bakınca, bir sürü çıplak erkek ve kadınlarla dolu olduğunu gördük. Aşağıdan yükselen alevler vücutlarını sarıyordu. Alevler onları her sardığında çığlıklar atıyorlardı. Ben: — Bunlar nedir? dedim. Onlar yine: — Yürü yürü, dediler. Yola devam ederek bir nehre vardık. (Ravi diyor ki: “Sanırım Peygamber, onun kan kırmızısı bir nehir olduğunu da söylemişti.) Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına bir öbek taş yığmış bir başka adam vardı. Nehirdeki adam bir süre orada yüzdükten sonra kıyıya geliyor ve ağzını açıyordu. Kıyıdaki adam onun ağzına büyük bir taş koyuyor, o da ağzındaki taşla suda yüzmeye çalışıyordu. Adamın yanına her dönüşünde yine ağzını açıyor, öteki de tekrar ağzına bir taş atıyordu. Ben, yanımdakilere: — Bunlar nedir? dedim. Onlar yine: — Yürü yürü, dediler. Yürümeye devam ettik. Derken, son derece çirkin görünüşlü –veya görebileceğin en çirkin suretteki– bir adamın yanına vardık. Yanında bir ateş yanıyordu. Adam bir yandan ateşe odun atıyor, bir yandan da ateşin etrafında dolanıp duruyordu. Ben: — Bu adam kim? dedim. Bana: — Yürü yürü, dediler. Bir süre daha yürüdükten sonra, içinde baharın tüm çiçek çeşitlerinin bulunduğu geniş, yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında, çok uzun boylu bir adam vardı. Göğe uzanan başını nerede ise göremiyordum. Adamın etrafında, daha önce hiç göremediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben: — Bu adam ve bu çocuklar kim? diye sordum. Onlar yine: — Yürü yürü, dediler. Yürümeye devam ettik. Gide gide, ulu bir ağacın yanına vardık ki, ben ömrümde onun kadar büyük, onun kadar güzel bir ağaç görmedim. Yanımdakiler: — Bu ağaca çık, dediler. Birlikte ağaca çıkıp, binaları altın ve gümüş tuğlalarla örülmüş muhteşem bir şehre yükseldik. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz de girdik. Bizi, vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer yarısı da bugüne kadar gördüklerinizin en çirkini olan birtakım adamlar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara: — Gidip şu nehre girin, dediler. Bir de ne göreyim, yanı başımızda suyu bem-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

629

beyaz, geniş bir nehir var. Adamlar gidip nehre girdiler, sonra da çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi son derece güzelleşmişlerdi. Beni götüren iki kişi, bana: — Ey Muhammed! Burası Adn cennetidir. İşte şurası da senin konağındır, dediler. Dedikleri yere başımı kaldırıp bakınca, beyaz buluta benzeyen bir köşk gördüm. — İşte burası senindir, dediler. Ben o iki kişiye: — Allah aşkına, bırakın da oraya gireyim, dedim. — Hayır, henüz değil. Vakti gelince oraya gireceksin, dediler. Bunun üzerine ben: — Bu gece boyunca hayret verici birçok şey gördüm. Gördüklerimin anlamı nedir? diye sordum. Onlar: — Şimdi onları sana söyleyebiliriz, deyip anlatmaya başladılar: “İlkönce yanına vardığın kafası taşla yarılan adam var ya, o Kur’an’ı öğrendiği ve İslami hakikatlerden haberdar olduğu hâlde, Allah’ın kitabını okumayı ve emirlerini uygulamayı ihmal eden ve farz namaz vaktini uyku ile geçiren kimsedir. Avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, sürekli yalan söyleyen, etrafa yalanlar yayan kişidir. Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar ise, zina eden erkek ve kadınlardır. Nehirde yüzerken ağzına taş tıkılan adam, faiz yiyen kişidir. Çevresinde dolandığı ateşi sürekli yakıp duran çirkin görünüşlü kişi, cehennem bekçisi Malik’tir. Bahçedeki o uzun boylu adam İbrahim aleyhisselâm, etrafındaki çocuklar da fıtrat üzere, yani her insanın doğuştan sahip olduğu saf ve doğal hâl üzere, günahsız ve tertemiz bir hâlde ölen (bir rivayete göre fıtrat üzere doğan) küçük yavrulardır.” O sırada, Müslümanlardan biri: — Ya Rasulullah! Müşrik ve kâfirlerin çocukları da bunlara dâhil midir? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Evet, müşriklerin çocukları da cennetliktir, buyurdu. Sonra o iki kişinin sözlerini aktaramaya devam etti:


630

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Vücutlarının yarısı güzel, diğer yarısı çirkin olan adamlara gelince, bunlar da hem iyilikler yapmış, hem de günah işleyen, fakat daha sonra Allah tarafından bağışlanmış olan kimselerdir.” Buhârî’nin bir başka rivayeti şöyledir: “Bu gece rüyamda iki adam gördüm. Yanıma gelip beni kutsal bir yere çıkardılar. (…) Derken, üstü dar, altı geniş ve alt kısmında ateş yanan fırına benzer bir deliğin yanına vardık. İçinde birtakım çıplak erkekler ve kadınlar vardı. Alevler yükseldikçe onlar da yükseliyor, neredeyse delikten çıkacak hâle geliyorlardı. Alevler sakinleşince de tekrar dibe iniyorlardı.” Bu rivayette, nehrin rengi konusunda ravinin tereddüdü olmaksızın, şöyle denilmiştir: “Nihayet kandan bir nehre ulaştık. Nehrin ortasında ayakta duran bir adam, kenarında da önünde bir yığın taş bulunan bir başka adam vardı. Nehirdeki adam çıkmak isteyince, kıyıdaki onun ağzına bir taş atıyor ve onu yerine geri çeviriyordu. Çıkmak için kenara her gelişinde aynı şeyi yaparak adamın ağzına bir taş atıyor, o da geri dönüyordu.” O rivayette, şu ifadeler de yer almaktadır: “O iki kişi beni ağaca çıkararak, eşini benzerini görmediğim muhteşem güzellikte bir eve davet ettiler. Evin içinde, yaşlı ve genç insanlar vardı.” Yine aynı rivayette, şu ifadeler de bulunmaktadır: “Şu ağzının parçalandığını gördüğün adam var ya, o yalancının biriydi. Sürekli yalan söyler ve yalanları her tarafa yayılırdı. O adam, kıyamet gününe kadar böyle azap görmeye devam edecektir.” Aynı rivayette, şu ifadeler de vardır: Beni getiren kişi dedi ki: “O başının ezildiğini gördüğün adam var ya, Allah ona Kur’an öğretmeyi nasip ettiği hâlde o geceleri hep uyku ile geçirip Kur’an okumamış, gündüz de onunla amel etmemişti. Buna da kıyamet gününe kadar böyle azap edilecektir. İlk girdiğin ev, müminlerin köşküdür. Şu ev ise, şehitlerin sarayıdır. Ben Cebrail’im, bu da Mikail. Kaldır başını ve göğe bak.” Başımı kaldırdım, bir de ne göreyim, üstümde buluta benzer bir şey duruyor. İşte burası da senin konağındır, dediler. Ben: Bırakın beni, oraya gireyim, dedim. Onlar da: Hayır, sen henüz ömrünü tamamlamadın. Ömrünü tamamlayınca konağına


18. YASAKLANAN ŞEYLER

631

gireceksin, dediler.

261. BAB: YALAN SÖYLEMENİN CAİZ OLDUĞU DURUMLAR Bil ki, yalan söylemek aslında haram ise de, bazı zaruri hâllerde, el-Ezkâr adlı kitabımda açıkladığım şartlarla caiz olur. Bunu kısaca şöyle izah edebiliriz: Söz, arzu edilen amaçları gerçekleştirme aracıdır. Yalana başvurmaksızın bu amaçlara erişilmesi mümkün ise, bu durumda yalan söylemek kesinlikle haramdır. Fakat meşru bir maksadın elde edilmesi ancak yalan söylemekle mümkün olacaksa, o takdirde yalan söylemek caizdir. O maksada ulaşmak mubah ise, yalan söylemek mubah olur. Maksada ulaşmak vacip ise, yalan söylemek de vacip olur. Örneğin, bir Müslüman kendisini öldürmek isteyen bir zalimden gizlense ya da malını almak isteyen bir zorbadan malını saklasa ve bir başkasına o kişinin ve malının nerede olduğu sorulsa, sorulan kişinin onu gizlemek maksadıyla yalan söylemesi vacip olur. Yine bir kimsenin yanında emanet bir mal olsa ve bir zorba da ona el koymak istese, emanetçinin emaneti gizlemek için yalan söylemesi vacip olur. Bu gibi hâllerde yalan söylemek yerine, tevriye yapılması ihtiyata daha uygundur. Tevriye, söylenen söz dış görünüş itibariyle veya muhatabın anladığına göre yalan olsa bile, kendi zihninde doğru ve tutarlı bir manayı kast ederek konuşmak demektir. Bununla birlikte, bu durumda tevriye yapılmayıp doğrudan yalan söylense de haram olmaz. İslam âlimleri, bu gibi hâllerde yalan söylemenin caiz olduğuna, aşağıdaki Ümmü Külsüm hadisini delil getirmişlerdir. Konu ile İlgili Hadisler: 1550. Peygamber Efendimizin can düşmanlarından biri olan Ukbe bin Ebu Muayt’ın kızı Ümmü Külsüm radıyallahu anhâ diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitim: “İnsanların arasını bulmak amacıyla birinden diğerine hayırlı haber götüren ve taraflar arasında kin ve nefreti azaltacak olumlu ve güzel sözler söyleyen kimse, söyledikleri gerçek olmasa bile, yalancı sayılmaz.” Müslim’in rivayetinde şöyle bir ilave vardır: Ümmü Külsûm diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, şu üç husus haricinde, insanların yalan söylemesine izin verdiğini duymadım:


632

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Savaşta düşmanı aldatmak için, İki kişinin arasını bulmak amacıyla, Kocanın karısına, karının da kocasına aile düzenini korumak maksadıyla söylediği yalan.

262. BAB: SÖYLEYECEĞİ VEYA BİR BAŞKASINDAN NAKLEDECEĞİ SÖZLERİN DOĞRULUĞUNU ARAŞTIRMAYA TEŞVİK Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey insan! Hakkında yeterli bilgin olmayan ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardından körü körüne gitme. Bu, birilerinin lehinde veya aleyhinde ortaya atılan bir iddia, kulislerde konuşulan siyasî bir mesele ve hatta İslam âlimlerince verilen bir fetva olabilir. Ne olursa olsun, sağlam kanıtlara ve inandırıcı delillere dayanmadan, hiçbir konuda kesin yargıda bulunma, dost düşman hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü araştırma yapıp gerçeği öğrenmen için Allah’ın sana bağışladığı kulak, göz, gönül ve akıl; işte bunların hepsi, bu yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 2. İnsanın ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın. (Kaf, 50/18) Konu ile İlgili Hadisler: 1551. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her duyduğu sözü kaynağını araştırmadan, doğruluğundan emin olmadan nakletmesi, kişiye yalan olarak yeter.” 1552. Semure bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim yalan olduğunu zannettiği bir hadisi benden naklederse, o da o hadisi uyduran yalancılardan biridir. O hâlde, herhangi bir yerden duyduğunuz ve hadis diye nakledilen bir sözün sahih olup olmadığını muteber hadis kitaplarından araştırıp onun gerçekten bana olduğuna kanaat getirmeden rivayet etmeyin. Bana isnat edilen bu tür uydurma sözler beni övücü nitelikte olsalar bile, onları hadis diye nakletmeyin. Çünkü İslam dini ve bu dinin Peygamberi, yalan ve uydurma sözlerle övülmeye, yüceltilmeye muhtaç değildir. Bizzat Allah tarafından gönderilen bu din, her yönüyle tam ve mükemmeldir. Yalanlarla takviye


18. YASAKLANAN ŞEYLER

633

edilmeye, desteklenmeye ihtiyacı yoktur. Müslüman da dürüst insandır, yalana tevessül edip de kendisini ve başkalarını aldatmaz. İslam’ı en güzel şekilde öğrenmek ve yaşamak isteyenler için, Allah’ın kitabı ve bu kitabın pratik hayata yansıtılmasında mükemmel bir örnek ve model olan Peygamber’in sahih hadisleri yeterlidir.” 1553. Esmâ radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulullah! Kocamın benden başka bir hanımı daha var. Kocamın bana vermediği bir şeyi verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam günah olur mu? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Kendisine verilmemiş bir şeyle gösteriş yapan, başkasına ait altlı üstlü iki sahte elbise giyerek o emanet elbiselerle insanlara caka satan kimseye benzer. Birinden iltifat görmediği hâlde görmüş gibi çalım satan, zengin olmadığı hâlde zenginmiş gibi davranan, hiç bir bilgi ve becerisi olmadığı hâlde âlim veya filozof geçinen, farz ibadetleri bile yerine getirmezken âbid ve takvâ sahibi görünen sahteciler, hem olmayan bir şeyi var gibi gösterdikleri, hem de o şeyle kibirlenip gösteriş yaptıkları için iki kat yalan söylemiş olurlar, buyurdu.

263. BAB: YALAN ŞAHİTLİĞİN EN BÜYÜK GÜNAHLARDAN OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Putlardan kaynaklanan pisliklerden, küfür ve şirk sistemlerinin ürettiği batıl inanç ve ideolojilerden, bidatlerden, hurafelerden kaçının. Asılsız, temelsiz iddialardan, yalan sözlerden ve özellikle de yalancı şahitlikten uzak durun. (Hac, 22/30) 2. Ey insan! Hakkında yeterli bilgin olmayan ve doğruluğunu tam olarak araştırmadığın bir şeyin ardından körü körüne gitme. Sağlam kanıtlara ve inandırıcı delillere dayanmadan, hiçbir konuda kesin yargıda bulunma, dost düşman hiç kimseyi asılsız söylentilere dayanarak suçlama. Çünkü araştırma yapıp gerçeği öğrenmen için Allah’ın sana bağışladığı kulak, göz, gönül ve akıl; işte bunların hepsi, bu yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 3. İnsanın ağzından bir tek kelime çıkmaz ki, yanında kendisini gözetleyen ve söylediklerini kaydeden bir tanık hazır bulunmasın. (Kaf, 50/18) 4. Rabb’in, kullarının her hâlini her an gözetlemektedir. (Fecr, 89/14) 5. Müminler, yakın dost ve akrabalarının cezalandırılması söz konusu olsa bi-


634

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

le, asla yalancı şahitlik yapmazlar. Boş ve yararsız işlerle uğraşan kimselerle karşılaştıklarında, onları yararlı işlere yönlendirmeye çalışırlar. Bunu yapamadıkları takdirde, Müslüman’a yakışan edepli ve onurlu bir tavırla oradan uzaklaşırlar. (Furkan, 25/72) Konu ile İlgili Hadisler: 1554. Ebu Bekre radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Size günahların en büyüklerini söyleyeyim mi? dedi. Biz: — Evet ya Rasulallah, dedik. Peygamber de: — Allah’a ortak koşmak ve ana babaya karşı gelmek, buyurdu. Sonra yaslandığı yerden doğrularak oturdu ve: — Bakın, bir de yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmak, buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, daha fazla üzülmesini istemediğimiz için, içimizden, “Keşke artık sussa!” diye temennide bulunduk.

264. BAB: BELİRLİ BİR İNSAN VEYA HAYVANA LÂNET ETME YASAĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1555. Rıdvan biatinde bulunan sahâbîlerden Ebu Zeyd Sâbit bin Dahhâk el–Ensârî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir konuşmasında şöyle buyurmuştur: “Kim “Yalan söylüyorsam şu dinden olayım!” diyerek İslam’dan başka bir din adına bilerek yalan yere yemin ederse, o kişi neticede yalan da söylese doğru da söylese, dediği gibi İslam’dan çıkmış demektir. İntihar eden kişi kendisini neyle öldürmüşse, Mahşer Günü ona aynı şeyle azap edilecektir. Herhangi bir cinnet hâli yaşamadan, bilinçli olarak canına kıyan kişi kendisini hangi aletle öldürdüyse, ahirette de o aletle azap edilerek cezalandırılacaktır. Çünkü insanın masum bir cana kıymaya –o can onun kendisine ait bile olsa– hakkı yoktur. Sahip olmadığı bir şeyi adayan kişinin adağı geçersizdir. Çünkü insan, başkalarının malı üzerinde tasarrufa yetkili değildir. Mümine lânet etmek, onu öldürmek gibidir. Yani bir Müslüman’ın ilahi rahmetten ebediyen mahrum kalmasını dilemek, onu öldürmek kadar ağır bir


18. YASAKLANAN ŞEYLER

635

suçtur.” 1556. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sıddık (özü sözü doğru) olan birine, lânetçi olmak yakışmaz. Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, Sıddık makamına ulaşamamış, ihlâs ve fazilet sahibi biri olamamış demektir.” 1557. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Lânetçiler, Mahşer Günü ne şefaatçi, ne de şahit olabilirler. Sağa sola lânet etmeyi alışkanlık hâline getirmiş kimseler –ibadet ve iyilikleri hangi derecede olursa olsun– ahirette şefaat edemeyeceklerdir. Böyle kimselerin şahitlikleri de kabul edilmeyecektir.” 1558. Semure bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sakın birbirinize, “Allah sana lânet etsin!”, “Allah'ın gazabına uğrayasın!”, “Cehennemde yanasın!” gibi sözler söyleyerek Allah’ın lâneti, gazabı ve cehennem azabı ile lânet ve beddua etmeyin!” 1559. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin; yerici, lânetçi, kötü ahlaklı, çirkin karakterli olamaz. İyi bir Müslüman, insanları sürekli ayıplayan, kınayıp yeren, etrafına lânetler savuran, edepsizce sözler söyleyen, merhametsiz, kaba, onursuz, kişiliksiz biri olamaz. Eğer onda bu özelliklerin bir kısmı veya tamamı varsa, onun kalbine henüz iman tam anlamıyla yerleşmemiş demektir.” 1560. Ebu’d–Derdâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kul herhangi bir şeye lânet ettiği zaman, o lânet gökyüzüne çıkar, fakat semanın arşa açılan kapıları ona kapatılır. Sonra tekrar yere iner, ama yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, gidecek hiçbir yer bulamaz ve sonunda, lânet edilen kişiye gider. Eğer o gerçekten lânete lâyık biriyse onda kalır, değilse, o lâneti eden kişiye geri döner. Böylece, haksız yere lânet etmiş olan kişi, kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlamış olur.” 1561. İmran bin Husayn radıyallahu anhumâ anlatıyor:


636

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bir seferde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. Ensar’dan (Medineli Müslümanlardan) bir kadın, hırçınlık yapan devesinden rahatsız olarak ona lânet etti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, daha önce uyarıldığı hâlde lanet etmekten vazgeçmeyen bu kadının sözünü duyunca: “Devenin sırtındakileri alın ve onu salıverin gitsin. Çünkü o lânetlenmiştir. Lânetlenmiş bir hayvan bize yol arkadaşlığı edemez!” buyurdu. İmran diyor ki: O deve hâlâ gözümün önündedir; insanların arasında gezinirdi de, kimse ona dokunmazdı. Peygamber aleyhisselâm o hayvanın üzerine binilmesini, etinin yenilmesini, satılmasını vs. yasaklamadığı hâlde, o uyarısından sonra hiç kimse o hayvana dokunmak bile istemedi. Böylece o deve, lânetin ne büyük bir günah olduğunun canlı bir belgesi olarak ölünceye kadar halk arasında dolaştı durdu. 1562. Ebu Berze Nadle bin Ubeyd el–Eslemî radıyallahu anh anlatıyor: Bir seferde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. Genç bir kadın, kervana ait bazı eşyaları da taşıyan bir deve üzerinde yolculuk ediyordu. Kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i gördü ve devesini ona doğru sürmeye başladı. Zaten tırmandıkları yokuş onlara epey zorluk veriyordu. Deve yorulup duraklayınca: — Yürü, lânet olası hayvan, diyerek devesini sürmeye çalıştı. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm: — Lânetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın. Onu salıverin gitsin, buyurdu.

265. BAB: İSİM BELİRTMEKSİZİN GÜNAHKÂRLARA LÂNET ETMENİN CAİZ OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Dikkat, Allah’ın lâneti dünyada da ahirette de zalimlerin üzerinedir. (Hud: 11/18) 2. Cennet halkı cehennem halkına seslenerek, “Ey kâfirler! Biz, Rabb’imizin bize verdiği bütün sözlerin gerçek olduğunu gördük. Siz de Rabb’inizin verdiği sözlerin doğru çıktığını gördünüz mü?” diyecekler. Cehennemdekiler, “Evet, gördük!” diye karşılık verecekler. Bunun üzerine, Allah tarafından görevlendirilmiş bir çağrıcı melek, aralarında şöyle haykıracak: “Allah’ın lâneti, zalimlerin üzerine olsun!” (Âraf: 7/44)


18. YASAKLANAN ŞEYLER

637

Konu ile İlgili Hadisler: Sahih hadis kitaplarında geçtiği üzere, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bazı kimselere lânet ederek şöyle buyurmuştur: 1. Allah peruk takana da, taktırana da lânet etmiştir. (1644–1646 numaralı hadisler) 2. Faiz yiyene de Allah lânet etsin. (1617 numaralı hadis) 3. Putperestliğe özendirecek tarzda canlıların resim ve heykellerini yapanlara Allah lânet etsin. (1680–1688 numaralı hadisler) 4. Bahçe ve tarlalardaki izleri ve sınırları bozup değiştirenlere Allah lânet etsin. (Müslim, Edahi, 44; Nesai, Dehaya, 34) 5. Çaldığı küçücük bir yumurta bile olsa, hırsızlık yapana Allah lânet etsin. (Buhari, Hudud, 7; İbni Mace, Hudud, 22) 6. Ana babasına lânet edene Allah lânet etsin. (Müslim, Edahi, 44) 7. Bir hayvanı Allah’tan başkası adına kesene Allah lânet etsin. (Müslim, Edahi, 43; Nesai, Dehaya, 34) 8. Bütün meleklerin ve insanların lâneti, Medine’de bidat çıkaran veya bir bidatçiyi barındıran kimsenin üzerine olsun. (Buhari, İ’tisam, 5; Müslim, Hac, 403.) 9. Ya Rab! Allah’a ve Elçisine isyan eden Ri’l, Zekvan ve Usayye kabilelerine lânet et. (Buhari, Cihad, 9) 10. Peygamberlerin kabirlerini mescit edinen Yahudilere Allah lânet etsin. (Buhari, Salat, 48; Müslim, Mesacid, 19) 11. Kadınlara özenen erkeklere ve erkeklere özenen kadınlara lânet olsun. (1633 numaralı hadis.)

266. BAB: HAKSIZ YERE BİR MÜSLÜMAN’A SÖVMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. İşlemedikleri bir suçtan dolayı Mümin erkeklere ve mümin kadınlara suç isnat edip eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, apaçık bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler:


638

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1563. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman’a sövmek fâsıklık, onunla savaşmak ise kâfirliktir. Müslüman’a haksız yere sövüp saymak, onu rencide edecek söz ve davranışlarda bulunmak, şerefine namusuna dil uzatmak, doğru yoldan sapmak hak çizgiden çıkmak demektir. Müslüman’la kavga etmek, onu dövmeye, yaralamaya veya öldürmeye teşebbüs etmek ise kâfirliktir, yani ancak bir kâfirin yapabileceği çok büyük bir günahtır.” 1564. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse başkasını fâsıklıkla veya kâfirlikle itham eder de o itham edilen kişide bu özellikler bulunmazsa, bu söz mutlaka onu söyleyen kişiye geri döner. Fâsık (yoldan çıkmış, günahkâr) olmayan bir Müslüman’ı bu sıfatla itham eden kişi, bu sözüyle bizzat kendi fâsıklığını ilan etmiş olur. Aynı şekilde, bir Müslüman’ı kâfir, münafık veya din düşmanı diye itham eden biri, eğer o Müslüman’ın savunduğu değerlerin ve inanç esaslarının gerçekten kâfirlik olduğuna inanıyorsa, o zaman kendisi bu değerlere inanmıyor, yani kâfir demektir. Eğer bu sözü o kişinin kâfir olduğuna inanmadan, ona duyduğu öfke, kıskançlık, düşmanlık gibi bir sebeple söylemişse, bu yüzden kâfir olmasa da, çok büyük bir günah işlemiş olur. Fakat yanlış bir değerlendirme neticesinde o kişinin Müslüman olmadığı kanaatine vararak onu kâfirlikle itham etmişse ve bu hatasında kendisini mazur gösterebilecek geçerli mazeretleri varsa, o zaman günaha girmez. Ancak gerekli araştırmayı yapmadan, üstünkörü bir değerlendirme ile bu neticeye ulaşmışsa, ihmalkârlık yaptığı ve Müslüman görünen birini kâfirlikle itham etmek gibi lüzumsuz ve tehlikeli bir işe giriştiği için yine günaha girer.” 1565. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Birbirine söven iki kişinin günahı, mazlum olan kişi aşırı gidip haksızlık etmediği sürece, sövüşmeyi ilk başlatana yazılır.” 1566. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna içki içmiş bir adam getirdiler. Rasulullah aleyhisselâm: — Onu cezalandırın, dedi. Bunun üzerine, kimimiz elimizle, kimimiz ayakkabısıyla, kimimiz elbisesiyle ona vurmaya başladık. Ceza uygulandıktan sonra adam oradan ayrılırken, sahabîlerden bazıları ona kızarak:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

639

— Allah seni kahretsin, rezil etsin, diye beddua ettiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Böyle söyleyip de ona karşı şeytana yardımcı olmayın. Onun iyice rezil olması için beddua etmek yerine, doğru yola gelmesi için dua edin, buyurdu. 1567. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim köle veya cariyesine zina iftirasında bulunursa, Mahşer Günü o kişiye seksen değneklik had cezası uygulanacaktır.”

267. BAB: ÖLÜLERE SÖVME YASAĞI (İNSANLARI UYARMAK GİBİ) MEŞRU BİR SEBEBE DAYANMAKSIZIN, HAKSIZ YERE ÖLÜLER HAKKINDA KÖTÜ KONUŞMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1568. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İster Müslüman, ister kâfir olsun, ölülere sövmeyin ve onlara hakaret etmeyin. Çünkü onlar, ahirete göndermiş oldukları iyilik ve kötülüklerin sonuçları ile yüz yüze gelmiş bulunuyorlar. Öyleyse, ölmüşlerin akıbetini değiştirmeyecek, ama Müslüman’ın ahlakına, edep ve terbiyesine zarar verecek ve gereksiz düşmanlıklara, kırgınlıklara sebep olabilecek bu tür davranışlardan kaçının. Ancak yaşayanları uyarmak ve kötülükten korumak amacıyla ölmüş kimseleri eleştirebilir, küfür ve hakaret etmeden yanlışlarını ortaya koyabilirsiniz.”

268. BAB: İNSANLARA SIKINTI ve EZİYET VERMENİN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir suçtan dolayı eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, apaçık bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler: 1569. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


640

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği, emin olduğu kimsedir. Gerçek Müslüman, insanlara daima güven teklin eder. İnsanlar onun ne küfür, hakaret, dedikodu, gıybet, iftira gibi diliyle; ne de dayak, cinayet, hırsızlık gibi eliyle bir kötülük yapmayacağını bilirler. Gerçek muhacir ise, bir yerden başka bir yere hicret eden kimse değil, asıl Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” 1570. Yine Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim cehennemden azat edilip cennete girmeyi arzu ediyorsa, son nefesine kadar Allah’a ve ahiret gününe imandan ayrılmasın. Ve kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkalarına da öyle davransın.”

269. BAB: MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİNE KİN BESLEMELERİNİN ve ARALARINDAKİ İLGİYİ KOPARIP BİRBİRLERİNE KÜSMELERİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. İnananlar birbirlerine düşman olamazlar, onlar ancak kardeştirler. O hâlde, müminler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara hemen müdahale ederek din kardeşlerinizin arasını düzeltin. (Hucurat, 49/10) 2. Müminler birbirlerine karşı alabildiğine merhametli ve alçakgönüllü, kâfirlere karşı da son derece şahsiyetli ve onurludurlar. (Maide, 5/54) 3. Muhammed Allah’ın Elçisidir. Onun yanında yer alan Müslümanlar ise, inkârcılara karşı son derece kararlı ve çetin, birbirlerine karşı ise alabildiğine şefkatli ve merhametlidirler. (Fetih, 48/29) Konu ile İlgili Hadisler: 1571. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Birbirinize kin ve nefret beslemeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyin, birbirinizle ilginizi kesmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Şunu iyi bilin ki, bir Müslüman’ın din kardeşini üç günden fazla terk etmesi, küsüp onunla konuşmaması, ondan uzak durması helal değildir.” 1572. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

641

“Her pazartesi ve perşembe günü, cennete götüren bütün rahmet ve bereket kapıları açılır ve Allah’a ortak koşmayan her kul bağışlanır. Ancak aralarında küslük bulunan kişiler hariç. Allah tarafından meleklere, “Birbiriyle barışıncaya kadar bunları bekletin; birbiriyle barışıncaya kadar bunları bekletin, küs kalmaya devam ederlerse günahlarını silmeyin, denilir.” Müslim’in bir rivayetinde hadisin ilk cümlesi, “Her perşembe ve pazartesi günü, kulların işlediği ameller Allah’a takdim edilir.” şeklindedir.

270. BAB: HASEDİN HARAM OLUŞU HASED, BİR KİMSENİN SAHİP OLDUĞU DİNİ VE DÜNYEVİ NİMETLERİN ELİNDEN ÇIKMASINI İSTEMEKTİR Konu ile İlgili Ayetler: 1. Demek o Yahudiler, Allah’ın engin lütuf ve keremiyle müminlere bahşettiği kitap, peygamberlik gibi nimetler sebebiyle onları içten içe kıskanıyor, ama kibir ve bencillikleri yüzünden yine de son elçiye iman etmiyorlar, öyle mi? (Nisa, 4/54) Konu ile İlgili Hadisler: 1573. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Haset etmekten sakının! Çünkü ateş nasıl odunu –yahut otları– yiyip bitiriyorsa, haset de iyilikleri öylece yer bitirir.” Bu hadis zayıftır. Zira senet zincirinde yer alan ve “İbrahim bin Ebî Esîd’in dedesi” denilen şahıs, ismi dahi zikredilmeyen meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Buharî de bu hadisi zikretmiş ve sahih olmadığını belirtmiştir. (et-Tarihu’l-Kebir, 876) Ancak hadis mana itibariyle sahihtir.

271. BAB: TECESSÜSÜN HARAM OLUŞU İNSANLARIN AYIP ve KUSURLARINI ARAŞTIRMANIN; SÖZLERİNİN DİNLENİLMESİNİ İSTEMEYEN KİMSELERİN KONUŞMALARINA KULAK KABARTMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! (…) Evleneceği kişinin durumunu araştırma veya büyük suçluları takip etme gibi meşru bir sebebe dayanmadıkça, birbirinizin mahrem yönlerini, gizli hâllerini araştırmayın. (Hucurat, 49/12)


642

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

2. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı suç isnat edip eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, apaçık bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler: 1574. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey müminler, kötü zandan sakının. Kesin bilgi ve kanıtlara dayanmadan, kimsenin aleyhinde söz söylemeyin, kötü düşünmeyin. Çünkü zan ile yapılan itham, sözlerin en yalanıdır. Başkalarının gizli konuşmalarına kulak vermeyin. İnsanların ayıplarını, kusurlarını araştırmayın. Aranızda düşmanca bir rekabete girmeyin, birbirinize haset etmeyin, kin ve düşmanlık beslemeyin. Birbirinizden yüz çevirip ilgiyi koparmayın. Kısacası ey Allah’ın kulları, Allah’ın size emrettiği gibi kardeş olun! “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona haksızlık etmez, onu zor anında yalnız bırakmaz, onu küçük görmez. Sonra Peygamberimiz göğsüne işaret ederek, “İşte Allah’a karşı sorumluluk anlayışı ve gerçek kulluk bilinci, yani takva buradadır, takva buradadır!” buyurdu. Sonra sözlerine devamla dedi ki: “Müslüman kardeşini hor görmesi, kişiye günah olarak yeter. Müslüman’ın her şeyi; kanı, ırzı ve malı dokunulmaz olup, bir başka Müslüman’a haramdır.” “Şüphesiz ki Allah, sizin bedenlerinize, dış görünüşünüze ve zenginliğinize bakmaz; o ancak sizin kalplerinize ve yapıp ettiklerinize bakar ve sizi buna göre değerlendirir.” Bir rivayet şöyledir: “Birbirinize haset etmeyin, kin beslemeyin. Başkalarının ayıplarını, kusurlarını araştırmayın, konuştuklarına kulak kabartmayın. Almayacağınız bir malın fiyatını, müşteri kızıştırmak için artırmayın. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!” Bir başka rivayet şöyledir: “Aranızdaki bağları koparmayın, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin tutmayın, haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!” Bir diğer rivayet ise şöyledir: “Birbirinizle ilgiyi kesmeyin. Bir başkasının pazarlığını bozarak kendi


18. YASAKLANAN ŞEYLER

643

malınızı satmaya kalkmayın.” Müslim bu rivayetlerin tamamını (Birr 28–34), Buhârî de büyük bir kısmını rivayet etmiştir. 1575. Muâviye radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Müslümanların ayıplarının ve gizli durumlarının peşine düşer, mahrem hâllerini araştırmaya kalkışırsan, onların ahlakını bozarsın veya bozulmanın eşiğine getirirsin. Özellikle yöneticiler tarafından halkın ayıplarının ve gizli hâllerinin takip ve tespite kalkışılması, halkın ahlakını iyiden iyiye bozmaktan başka bir netice doğurmaz.” 1576. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’a bir gün bir adam getirildi ve: — Bu adamın sakalından şarap damlıyor! Demek ki içki içmiş, cezasını verelim mi? denildi. Bunun üzerine, Abdullah: — Bize insanların gizli günahlarını araştırmak yasaklanmıştır. Cezayı gerektiren bir suçun alenen işlendiğini görürsek, o zaman gereğini yaparız, diye cevap verdi.

272. BAB: MÜSLÜMANLAR HAKKINDA GEREKSİZ YERE KÖTÜ ZANDA BULUNMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Aşırı zandan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Günah olan zan, asılsız tahminlere, evhamlara dayanarak insanları suçlamak veya cezalandırmaya kalkışmaktır. O hâlde, ne kadar çok zanla hareket ederseniz, yanılıp günaha girme ihtimaliniz de o derece artacaktır. (Hucurat, 49/12) Konu ile İlgili Hadisler: 1577. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zandan sakının. Hiç kimse aleyhinde kötü zanda bulunmayın, insanları potansiyel bir suçlu gibi görüp de takip altına almayın. Haksızlığı engellemek, insanların güvenliğin sağlamak gibi çok önemli bir gerekçeye dayanmadıkça, başkalarının özel hayatını araştırarak, mahremiyetlerini ihlal ederek suç ve suçlu aramayın. Zan ve tahmine dayanarak kimsenin aleyhinde söz söylemeyin, kötü düşünmeyin. Çünkü zan ile yapılan itham, sözlerin en yalanıdır.”


644

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

273. BAB: MÜSLÜMAN’I AŞAĞILAMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Hiçbir kişi veya toplum, başka bir toplumu küçümseyip alaya almasın. Her zaman şu ihtimali düşünsünler: Belki o beğenmedikleri insanlar, Allah katında kendilerinden daha üstündürler. Aynı şekilde, kadınlar da başka bir topluma mensup olan kadınlar hakkında dedikodu yapıp onlarla alay etmesinler. Belki o küçümsedikleri kadınlar, kendilerinden daha üstündürler. Meşru eleştiri sınırlarını aşıp birbirinizi kırıcı sözlerle ayıplamayın, birbirinizi küçük düşürücü lâkaplarla çağırmayın. Mümin kardeşini aşağılayan, aslında kendi günahkârlığını ilan etmiş olur. Hâlbuki imanla şeref ve üstünlük kazandıktan sonra ‘günahkâr’ ismi ile anılmak ne kötüdür! Artık her kim tövbe ederse, günahları bağışlanacaktır, kim de tövbe etmekten kaçınırsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (Hucurat, 49/11) 2. İftira, dedikodu ve gıybet yaparak insanları çekiştiren; kaş göz işaretleriyle onları aşağılayıp alaya alan küstahların vay hâline! (Hümeze, 104/1) Konu ile İlgili Hadisler: 1578. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman kardeşini küçük görüp aşağılaması, kişiye günah olarak yeter.” 1579. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Kalbinde zerre kadar kibir olan, cennete giremez, buyurdu. Bunun üzerine, sahâbîlerden biri: — İnsan elbise ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder ve bu güzelliklerle sevinç duyar. Bu duygu da kibirden sayılır mı ya Rasulallah? diye sordu. Peygamberimiz: — Hayır, giyilen güzel şeyler böbürlenmeye, gururlanmaya yol açmadığı sürece, onu giyen kişinin duyduğu sevinç kibir sayılmaz. Çünkü Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir, hakka karşı büyüklenmek ve insanları küçümsemektir, buyurdu. 1580. Cündeb bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre,


18. YASAKLANAN ŞEYLER

645

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Sizden önce yaşayan ümmetler içerisinde, Allah’a çokça ibadet eden bir adam vardı. Bu adam, günahkâr olarak ölen bir mümin hakkında: — Vallahi Allah filan kişiyi bağışlamayacaktır, diye yemin etti. Bunun üzerine Allah celle celâluh gazaba gelerek: — Filan kişiyi bağışlamayacağıma dair, benim adıma yemin etme cüretinde bulunan kimdir? İşte ben onu bağışladım, senin amelini de boşa çıkardım! Çünkü kibirlenip başkalarını küçümseyerek yapılan iyilik ve ibadetlerin benim katımda bir değeri yoktur, buyurdu.

274. BAB: MÜSLÜMANIN BAŞINA GELEN BİR FELÂKETTEN DOLAYI SEVİNMENİN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Müminler birbirlerine düşman olamazlar, onlar ancak kardeştirler. (Hucurat, 49/10) 2. Çirkin sözlerin, hayâsızlığın müminler arasında yayılmasından dolayı sevinç duyanlara hem bu dünyada, hem de ahirette can yakıcı bir azap vardır. (Nur, 24/19) Konu ile İlgili Hadisler: 1581. Vâsile bin Eskâ radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin kardeşinin başına gelen bir beladan dolayı asla sevinme. Sana kötülük yapmış birisi olduğu için elinde olmadan sevinç duysan bile, “Oh olsun, zaten bunu hak etmişti!” gibi sözlerle sevincini açığa vurma. Sonra Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da, seni derde uğratır. Müslüman’ın başına gelen felâkete sevinmek, zaten başlı başına bir felâkettir.” Bu hadisin senet zincirinde yer alan el-Kasım bin Ümeyye hakkında ihtilaf edilmiştir. Ebu Zur’a ve Ebu Hatim, bu ravinin sağlam ve güvenilir olduğunu beyan etmişlerdir. İbn-i Hibbân ise, onun Hafs bin Ğıyâs’tan münker hadisler rivayet ettiğini söylemiştir. Bu hadis de onlardandır. Bunun yanı sıra, hadisin ravilerinden Mekhul, hadis âlimlerinin çoğunluğuna göre Vâsile bin Eskâ radıyallahu anh’dan hadis işitmemiştir. Bu iki illet sebebiyle hadis zayıf kabul edilmiştir. Ayrıca, yukarıda geçen “Müslüman’ın her şeyi; kanı, ırzı ve malı diğer Müslümanlara haramdır.” şeklindeki 1574 numaralı Ebu Hureyre hadisi de


646

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

bu konuyla ilgilidir.

275. BAB: HUKUKEN SABİT OLAN NESEBE DİL UZATMANIN HARAMLIĞI Konu ile İlgili Ayetler: 2. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı suç isnat edip eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, apaçık bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler: 1582. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Halk arasında yerleşmiş iki huy vardır ki, bunlar kâfirlik dönenimden kalan en çirkin alışkanlık ve âdetlerdendir: İnsanı soyundan, ırkından dolayı aşağılamak yahut yüceltmek ve ölünün arkasından yaka paça yırtarak, bağırıp feryat ederek ağlamak.”

276. BAB: HİLE ve ALDATMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 2. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı suç isnat edip eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, apaçık bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler: 1583. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bize silah çeken, bizden –yani bizim yolumuz, tavrımız ve ahlakımız üzere olan bilinçli ve faziletli müminlerden– değildir. Bize hile yapıp aldatan da bizden değildir.” Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem pazarda bir buğday sergisine uğradı. Elini buğday yığınının içine daldırınca, parmakları ıslandı. Bunun üzerine, satıcıya: — Ey zahireci, bu ıslaklık nedir? diye sordu. Adam: — Ya Rasulullah, onu yağmur ıslattı, dedi. Peygamberimiz:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

647

— O hâlde, insanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya! Dikkat et, kim bizi aldatırsa, bizim yolumuzu izleyen bilinçli ve faziletli müminlerden değildir, buyurdu. 1584. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müşteri kızıştırmayın. Yani bir malın fiyatını yükseltmek veya sürümünü artırmak için, alıcı olmadığınız hâlde müşteri gibi davranıp değerinden fazla fiyat teklif etmek suretiyle malın yüksek fiyatla satılmasına ve böylece gerçek alıcıların zarara uğramasına sebep olmayın.” 1585. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müşteri kızıştırmayı yasaklamıştır. 1586. Yine Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Habbân bin Munkız adındaki bir sahabi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek alışveriş yaparken sürekli aldatıldığını söyledi. Bunun üzerine, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “O zaman her alışveriş yaptığın kişiye, ‘İslam’da aldatma yoktur, Müslüman sahtekâr olamaz!’ ilkesini hatırlat.” buyurdu. 1587. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bir adamın hanımını veya kölesini ayartırsa, bizden değildir. Yani bir kadını kocasından soğutarak yuvanın yıkılmasına sebep olan ya da bir insanın köle, hizmetçi veya işçisini, efendisine yahut patronuna karşı haksız yere kışkırtıp birbirlerine düşman eden kişi, Müslümanların izlediği doğru yolu terk etmiş demektir.”

277. BAB: VERİLEN SÖZDEN CAYMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Gerek Allah ile gerek insanlarla yapmış olduğunuz bütün antlaşmaları titizlikle yerine getirin. (Maide, 5/1) 2. Verdiğiniz sözleri yerine getirin. Çünkü verilen sözler, hesap günü mutlaka sorulacaktır. (İsra, 17/34) Konu ile İlgili Hadisler:


648

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1588. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kimde şu dört huy varsa, o kişi tam anlamıyla münafıktır. Eğer onda bu huylardan sadece biri varsa, o huyundan vazgeçinceye kadar, kendisinde münafıklık özelliklerinden biri var demektir. O dört huy şunlardır: Kendisine bir şey emanet edilince ona hıyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünden cayar. Birine karşı düşmanlık yapınca, haddi aşıp haksızlık ederek aşırı gider.” 1589. Abdullah bin Mesud, Abdullah bin Ömer ve Enes bin Malik radıyallahu anhum’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Verdiği sözü tutmayıp ahdini bozan insanlardan her biri için Mahşer Günü bir bayrak dikilecek ve “Bu, filancanın vefasızlık belgesidir.” diye ilân edilecektir.” 1590. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü, verdiği sözü çiğnemeyi alışkanlık hâline getiren her insanın arkasında bir bayrak bulunacak ve vefasızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir. Dikkat edin, yönetici konumunda bulunanların yaptığı vefasızlıktan daha büyük vefasızlık yoktur.” 1591. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Üç grup insan vardır ki, Mahşer Günü ben onların düşmanı olacağım: Benim adıma söz verdikten sonra sözünden cayan kişi, Hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyen kişi, Ücretle bir işçi tutup çalıştırdıktan sonra, ücretini vermeyen kişi.”

278. BAB: YAPILAN İYİLİĞİ BAŞA KAKMA YASAĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey inananlar! Başa kakmak ve gönül incitmek suretiyle sadakalarını-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

649

zı ve yaptığınız iyilikleri boşa çıkarmayın. (Bakara, 2/264) 2. Mallarını Allah yolunda harcayan ve bu harcamalarının ardından, yaptığı iyilikleri başa kakmayan, gönül incitmeyen kimseler var ya, işte onlara Rab’leri katında nice ödüller vardır. Hesap günü onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecekler. (Bakara, 2/262) Konu ile İlgili Hadisler: 1592. Ebu Zer radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Üç sınıf insan vardır ki, Mahşer Günü Allah onlarla konuşmayacak, yüzlerine rahmet nazarıyla bakmayacak ve onları günahlarından arındırmayacaktır. İşte onlar için, can yakıcı bir azap vardır, (Âl-i İmrân; 77) buyurdu ve bu sözünü üç defa tekrarladı. Ben: — Yazık, umdukların bulamadılar, hüsrana uğradılar! Bunlar kimlerdir ya Rasulallah? dedi. Peygamber aleyhisselâm da: — Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek malını satmaya çalışan kimsedir, buyurdu. Müslim’in bir başka rivayetinde, “Çalım satarak kaftanını yerde sürüyen…” ifadesi yer almaktadır.

279. BAB: KİBİRLENME ve TAŞKINLIK YAPMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey müminler! Kendinizi övüp temize çıkarmayın. Kimin dürüst ve erdemlice bir hayat sürerek kötülüklerden sakındığını, en iyi Allah bilir. (Necm, 53/32) 2. Ceza ve kınamayı hak edenler, ancak insanlara zulmeden ve hak hukuk tanımayıp yeryüzünde bozgunculuk çıkaran kimselerdir. Onlara, can yakıcı bir azap vardır. (Şura, 42/42) Konu ile İlgili Hadisler: 1593. İyâz bin Himâr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah bana, ‘Birbirinize karşı öylesine alçakgönüllü ve iyiliksever olun ki, kimse kimseye zulüm ve haksızlık yapmasın, kimse kimseye karşı üs-


650

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

tünlük taslamasın!’ diye vahyetti.” 1594. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse kendini üstün görüp başkalarını küçümseyerek, ‘İnsanlar bozuldu, helâk oldu.’ diyorsa, asıl helak olan kendisidir. Kendisini tertemiz, sapasağlam görüp diğer insanları küçümseyerek, ‘İnsanlar iyice bozuldu, bu toplum adam olmaz.’ türünden ahkâm kesip yüksekten atanlar, genellikle o bozulmada en büyük payı olan kimselerdir. Ancak insanın kendisini temize çıkarmadan, uyarı ve irşat amacıyla toplumda meydana gelen birtakım haksızlıkları, yanlış uygulamaları dile getirmesinde bir sakınca yoktur.”

280. BAB: MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİYLE ÜÇ GÜNDEN FAZLA DARGIN DURMASININ HARAMLIĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Müminler birbirlerine düşman olamazlar; onlar ancak kardeştirler. O hâlde, müminler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklara seyirci kalmayın, tatlı dille öğüt verip uyararak, din kardeşlerinizin arasını düzeltin. (Hucurat, 49/10) 2. Ey iman edenler! (…) İyilikleri yaygınlaştırma ve zulme karşı tek yumruk olarak kötülükleri engelleme konusunda birbirinizle yardımlaşın; günah işleme ve düşmanlıkları körükleme amacıyla değil. (Maide, 5/2) Konu ile İlgili Hadisler: 1595. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Aranızdaki ilgi ve alakayı koparmayın, birbirinize sırt çevirmeyin birbirinize darılıp kin beslemeyin ve birbirinize haset etmeyin! Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Şunu iyi bilin ki, din kardeşiyle üç günden fazla küs kalması, bir Müslüman’a helal değildir.” 1596. Ebu Eyyûb el-Ensârî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Din kardeşiyle üç gün üç geceden fazla küs kalması, bir Müslüman’a helal değildir. Küslük durumunda müminler arasındaki birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları öyle büyük bir yara alır ki, iki Müslüman karşılaşırlar da, biri bir tarafa, öteki öbür tarafa yüzünü çevirir. Bu ikisinden en hayırlı olanı, bunu gurur meselesi yapmayıp yeniden barışmak için ilk adımı atarak önce selam verendir.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

651

1597. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her perşembe ve pazartesi günü, kulların işlediği ameller Allah’a arz edilir. Sonra Allah, kendisine ortak koşmayan herkesi bağışlar. Ancak aralarında küslük bulunan kişiler hariç. Allah meleklere, “Birbiriyle barışıncaya kadar bunları bekletin, günahlarını silmeyin, der.” 1598. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Artık şeytan, Arap yarımadasında namaza devam eden müminlerin kendisine kulluk etmelerinden ümidini kesmiştir. Fakat bundan böyle fitneler çıkararak onları birbirlerine düşürmeye, aralarını açmaya çalışacaktır.” 1599. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Din kardeşiyle üç günden fazla küs durması, bir Müslüman’a helal değildir. Kim Müslüman kardeşini üç günden fazla terk eder ve o hâl üzere ölürse, –Allah tarafından bağışlanmadığı takdirde– bu suçunun cezasını çekinceye kadar cehenneme girer.” 1600. Ebu Hıraş Hadred bin Ebu Hadred el–Eslemî (veya es–Sülemî) radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim din kardeşini bir yıl terk edip ona küs durursa, onun kanını dökmüş gibi günaha girer. Müminler arasında dargınlık ve düşmanlığa sebep olan ve bu düşmanlığı aylarca, yıllarca devam ettiren insanların İslam toplumuna verdiği zarar, Müslümanlara silah çeken, onların kanını döken kâfir ve zalimlerin verdiği zarardan daha az değildir.” 1601. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Din kardeşine üç günden fazla küs durması, bir mümine helal değildir. Eğer aradan üç gün geçmişse, mutlaka gidip ona selâm versin. Selâmını alırsa, her ikisi de sevapta ortak olurlar. Yok, eğer selâmını almazsa, barışmaya yanaşmadığı için bütün vebali kendisi yüklenmiş olur. Selâm veren kişi ise, dargınlığa son vermek istediğini açıkça ortaya koyduğu için küs durmaktan çıkmış ve mümin kardeşiyle küs kalma vebalinden yakasını kurtarmış olur.”


652

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Ebu Davud diyor ki: “Eğer bu küslük Allah için olursa, bunda bir sakınca yoktur. Yani çok bariz bir günah işleyen ve bütün uyarılara rağmen bu günahta ısrar eden kimselere, bir süreliğine –uyarı ve ceza olmak üzere– selam vermemek günah değildir.” Bu hadisin senet zincirinde yer alan Hilâl el-Medenî, bazı hadis âlimlerine göre meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Fakat âlimlerin büyük çoğunluğu, onun güvenilir olduğunu beyan etmişlerdir.

281. BAB: GİZLİ KONUŞMA YASAĞI ÜÇ KİŞİ BİR ARADA BULUNURKEN, İKİ KİŞİNİN ÖNEMLİ BİR İHTİYAÇ OLMADIĞI HÂLDE ÜÇÜNCÜDEN İZİN ALMADAN GİZLİCE VEYA ONUN ANLAMADIĞI BİR DİLDE KONUŞMALARININ YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Kötü amaçlı gizli konuşmalar, kesinlikle şeytandan kaynaklanan çirkin bir davranıştır. Çünkü şeytan, bu yolla inananları birbirine düşürüp üzmek için her zaman fırsat kollar. (Mücadele, 58/10) Konu ile İlgili Hadisler: 1602. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç kişi bir arada iken, iki kişi kendi arasında fısıldaşıp üçüncüyü yalnız bırakmasın.” Ebu Davud bu hadisi şu ilaveyle birlikte rivayet etmiştir: Hadisin ravisi Ebu Salih diyor ki: Abdullah bin Ömer’e: — Peki, dört kişi olurlarsa? diye sordum. O da: — O zaman bir sakıncası yoktur, cevabını verdi. İmam Malik, bu hadisi Abdullah bin Dînâr’dan şöyle nakletmiştir: “Bir gün Abdullah bin Ömer ile birlikte Halid bin Ukbe’nin çarşıdaki evinde oturuyordum. Bir kişi gelip Abdullah bin Ömer’le gizli bir mesele konuşmak istedi. O sırada Abdullah bin Ömer’in yanında benden başka kimse yoktu. Bunun üzerine, dışarıdan birini çağırdı ve böylece evde dört kişi olduk. Abdullah bin Ömer, bana ve çağırdığı kişiye, “Ben şu adamla özel meselesini konuşuncaya kadar siz biraz birlikte oyalanın. Çünkü ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, “Üç kişi bir arada iken, iki kişi kendi arasında fısıldaşıp üçüncüyü


18. YASAKLANAN ŞEYLER

653

yalnız bırakmasın.” buyurduğunu işittim, dedi.” 1603. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç kişi bir arada bulunduğunuz vakit, başka insanlara karışıncaya kadar içinizden iki kişi kendi arasında fısıldaşıp üçüncüyü yalnız bırakmasın. Çünkü bu fısıldaşma, o kişiyi rahatsız eder.”

282. BAB: GEREKSİZ VE AŞIRI CEZALANDIRMA YASAĞI YETKİ ve SORUMLULUĞU ALTINDA BULUNAN BİR KİŞİYİ VEYA BİR HAYVANI MEŞRU BİR SEBEBE DAYANMADAN VEYA GEREĞİNDEN FAZLA CEZALANDIRMA YASAĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Yalnızca Allah’a kulluk ve itaat edin, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi O’na denk tutmayın. Ana babaya ve diğer yakın akrabaya, yetimlere ve yoksullara, gerek soy, gerek mesafe, gerekse inanç bakımından size yakın ve uzak komşulara, birlikte olduğunuz iş, yol veya hayat arkadaşınıza, yolda kalmış kimselere, emriniz altındaki köle, cariye, hizmetçi ve işçilere iyilik edin. Şunu iyi bilin ki, Allah kendini beğenen, büyüklük taslayan kimseleri sevmez. (Nisa, 4/36) Konu ile İlgili Hadisler: 1604. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gece gündüz ibadet eden bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azabı hak edip cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona ne bir şey yedirip içirmiş, ne de yerdeki haşereleri yemesine izin vermişti.” 1605. Yine Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edilmiştir: Bir gün Abdullah, kuşları hedef olarak dikip ona ok atan Kureyşli gençlere rast geldi. Hedefe isabet etmeyen her ok için kuş sahibine bir ödeme yapıyorlardı. Abdullah bin Ömer’in geldiğini görünce, gençler kaçıp etrafa dağıldılar. Abdullah bin Ömer: “Bunu yapan insafsız kim? Bunu yapana Allah ona lânet etsin! O kişiye açıkça lânet ediyorum, çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lânet etmiştir.” dedi.


654

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1606. Enes bin Malik radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hayvanları canlı hedef olarak bir yere bağlamayı ve hapsederek öldürmeyi yasakladı. 1607. Ebu Ali Süveyd bin Mukarrin radıyallahu anh şöyle demiştir: Ben Peygamber aleyhisselâm döneminde, Mukarrin Oğulları’ndan yedi kardeşin yedincisi olduğum zamanı hatırlıyorum. Bizim hepimizin sadece bir kölesi vardı. Bir gün en küçüğümüz o köleye bir tokat vurunca, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize ceza olarak o köleyi azat etmemizi emretti. 1608. Ebu Mesud el–Bedrî radıyallahu anh anlatıyor: Kölemi kamçı ile dövüyordum. Birden arkamdan, “Ey Ebu Mesud, şunu iyi bil ki…” diye bir ses duydum. Ancak kızgınlığımdan, sesin sahibini çıkaramadım. Sözün gerisini de anlamadım. İyice yanıma yaklaşınca, bir de ne göreyim; meğer o kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem değil miymiş? Bana: — Ebu Mesud! Şunu iyi bil ki, Allah’ın gücü sana, senin bu köleye gücünün yettiğinden çok daha fazla yeter. Allah’ın senin üzerindeki kudret ve hâkimiyeti, senin bu köle üzerindeki kudret ve hâkimiyetinden çok daha fazladır. O hâlde Allah’tan kork ve bu zavallıya eziyet etme, diyordu. Bunun üzerine ben: — Bundan böyle bir daha asla köleye el kaldırmayacağım, dedim. Müslim’deki bir diğer rivayette, “Peygamber’in heybetinden, elimdeki kırbaç yere düşüverdi.” ifadesi yer almaktadır. Yine Müslim’in naklettiği bir başka rivayet şöyledir: Bunun üzerine ben: — Ya Rasulullah! Bu köleyi Allah rızası için azat ettim, dedim. Peygamber de: — Eğer böyle yapmasaydın, cehennem ateşi seni yakardı. Çünkü zayıfları, fakirleri, kimsesizleri, hizmetçileri sebepli sebepsiz azarlayan, döven, kötü muamele eden kimseler, yaptıklarının cezasını mutlaka ödeyeceklerdir, buyurdu. 1609. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim işlemediği bir suçtan dolayı kölesini cezalandırır veya ona tokat vurursa, bunun cezası, o köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır.” 1610. Hişâm bin Hakîm bin Hizâm radıyallahu anh anlatıyor: Hişâm, Suriye’de başlarına zeytinyağı dökülerek güneş altında beklemeye


18. YASAKLANAN ŞEYLER

655

mahkûm edilmiş çiftçiler görünce: — Bu ne hâl? diye sordu. Orada bulunanlar: — Vergi borçlarını ödemedikleri için cezalandırılıyorlar, dediler. Bunun üzerine Hişâm: — Bakın, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Bu dünyada insanlara işkence edenlere, Allah ahirette mutlaka azap edecektir.” buyurduğunu işittim dedi. Daha sonra bölgenin valisine gidip ona durumu anlattı. O da çiftçilerin serbest bırakılmasını emretti. 1611. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yüzü ateşle dağlanarak damgalanmış bir merkep görünce, “Böyle yapanlara benim lânet ettiğimi bilmiyor musunuz?” diyerek bundan hoşlanmadığını ifade etti. Bunun üzerine Abdullah kendi kendine, “Allah’a yemin ederim ki, ben hayvanın yüzünden uzak bir yerine damga vuracağım.” dedi ve kendi merkebinin uyluklarına damga vurdu. İşte Peygamber zamanında uyluklara ilk damga vuran kişi, Abdullah bin Abbas’tır. 1612. Yine Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından, yüzüne damga vurulmuş bir merkep geçti. Peygamberimiz, zavallı hayvanın bu hâlini görünce: “Bu hayvanın yüzünü dağlayana, Allah lânet etsin!” buyurdu. Müslim’in bir başka rivayetinde, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yüze vurmayı ve yüzü damgalamayı yasakladı.” ifadesi yer almaktadır.

283. BAB: ATEŞLE CEZALANDIRMA YASAĞI KARINCA VE DİĞER BÖCEKLER DE DÂHİL, HERHANGİ BİR CANLIYI ATEŞLE CEZALANDIRMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1613. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir keresinde bizi bir akıncı grubu içinde düşman üzerine gönderdi ve Kureyşlilerden iki kişinin adını vererek: — Filan ve filan kimseyi ele geçirirseniz ateşte yakın, buyurdu. Fakat daha sonra, yola çıkacağımız sırada:


656

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ben size filan ve filan kimseyi ele geçirdiğinizde ateşte yakmanızı söylemiştim. Oysa Allah’tan başka hiç kimse ateşle azap edemez. Bunun için, o iki kişiyi ele geçirdiğinizde yakmadan öldürün, buyurdu. 1614. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh anlatıyor: Bir seferde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. Peygamberimiz, ihtiyacını görmek için yanımızdan uzaklaştı. O sırada, iki yavrusu olan küçük bir kaya kuşu gördük ve yavruları aldık. Kuşcağız yavrularını kurtarmak için çırpınmaya başladı. Tam bu esnada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve: — Yavrularını alarak bu kuşu kim huzursuz etti? Hemen ona yavrularını geri verin, buyurdu. Başka bir defasında da, yaktığımız karınca yuvasını gördü ve: — Bu karıncaları kim yaktı? diye sordu. — Biz yaktık, dedik. Bunun üzerine: — Hiçbir canlıyı lüzumsuz yere öldürmeyin, onlara zarar vermeyin. Mutlaka öldürmeniz gerekiyorsa, bunu onlara eziyet vermeden yapın. Hele onları asla ateşe atıp yakmayın. Çünkü ateşle azap etmek, ateşin yaratıcısından başka hiç kimsenin haddi değildir, buyurdu.

284. BAB: ALACAKLI HAKKINI İSTEDİĞİ TAKDİRDE, ZENGİNİN BORCUNU GECİKTİRMESİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Allah size, emanet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. (Nisa, 4/58) 2. Birbirinize güvenerek emanet bırakırsanız, kendisine güven duyulan kişi, Rabb’i olan Allah’tan korksun da, üzerindeki emaneti sahibine versin. (Bakara, 2/283) Konu ile İlgili Hadisler: 1615. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zengin bir kişinin durumu müsait olduğu hâlde borcunu geciktirmesi ve-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

657

ya ertelemesi, kul hakkını ihlâl ve ciddi bir zulümdür. Size borcu olan kişi, o borcu ödeyebilecek zengin birine sizi havale ederse, “Bana borçlu olan sensin, ben başkasını tanımam!” demeyin, onun teklifini kabul edip o zengin kişiye müracaat edin.”

285. BAB: BAĞIŞTAN DÖNMENİN ÇİRKİNLİĞİ (TESLİM EDİLEN BAĞIŞTAN DÖNMENİN HARAM,) HENÜZ TESLİM EDİLMEMİŞ BAĞIŞTAN ve TESLİM EDİLMİŞ OLSUN OLMASIN, KENDİ ÇOCUĞUNA YAPTIĞI BAĞIŞTAN VAZ GEÇMENİN MEKRUH OLDUĞU; SADAKA, ZEKÂT, KEFARET VS. NİYETİYLE VERDİKLERİNİN BİR KISMINI VERDİĞİ KİŞİDEN SATIN ALMANIN MEKRUH OLDUĞU, AMA BU MALLARIN İNTİKAL ETTİĞİ ÜÇÜNCÜ BİR (KURUM VEYA) ŞAHISTAN SATIN ALMASINDA HERHANGİ BİR SAKINCA BULUNMADIĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1616. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Birine verdiği veya vadettiği sadaka, hediye, yardım, hibe veya bağışından dönen kimse, kusmuğuna dönüp onu tekrar yiyen köpeğe benzer.” Bir başka rivayet şöyledir: “Verdiği sadakadan dönen kimse, yediğini kustuktan sonra dönüp onu tekrar yiyen köpeğe benzer.” Bir diğer rivayet ise şöyledir: “Bağışından dönen, kusmuğunu yiyen gibidir.” 1617. Ömer bin Hattab radıyallahu anh anlatıyor: Ben iyi cins bir atımı, Allah yolunda cihad etmek üzere bir mücahide hediye etmiştim. Fakat o kişi, fakirliğinden dolayı ata iyi bakamayıp hayvanı zayıflattı. Bunun üzerine, atı ondan satın almak istedim. Ucuza vereceğini de tahmin ediyordum. Almadan önce, durumu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e sordum. Rasulullah aleyhisselâm buyurdu ki: “Bir dirheme bile verse, sakın onu satın alıp da verdiğin sadakadan dönme. Çünkü bağışından dönen kimse, kustuğunu yalayan kimse gibidir.”


658

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

286. BAB: YETİM MALINI (HAKSIZ YERE) YEMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Yetimlerin mallarını haksız yollarla yiyenler, aslında bu davranışlarıyla sadece karınlarına ateş doldurmuş oluyorlar. Çünkü bu günahları yüzünden, çılgın bir ateşe gireceklerdir. (Nisa, 4/10) 2. Ergenlik çağlarına ulaşıncaya dek, himayeniz altında bulunan yetimlerin mal varlığına –onu en âdilâne ve en güzel biçimde değerlendirmek amacıyla olmadıkça– yaklaşmayın. Size emanet edilmiş olan bu malları, onlar ergenlik çağına ulaşıncaya dek yatırıma dönüştürerek onlar adına değerlendirebilirsiniz. Fakat gerekli yaş ve olgunluğa ulaştıklarında, mallarını onlara geri vermelisiniz. (En’âm, 6/152) 3. Ey Muhammed! Sana yetimlere karşı nasıl davranmaları gerektiğini soruyorlar. De ki: “Onların durumunu düzeltmek, günaha girme endişesiyle onlardan uzak durmaktan çok daha iyidir. Eğer onlarla birlikte yaşıyorsanız, hiç unutmayın ki, onlar sizin din kardeşlerinizdir. Onların mallarıyla ticaret yapıp kazancını birlikte yiyebilirsiniz. Fakat sakın haksızlığa yeltenmeyin. Unutmayın, Allah kimin bozguncu, kimin iyiliksever olduğunu bilmektedir. Dolayısıyla, herkese hak ettiği karşılığı mutlaka verecektir. (Bakara, 2/220) Konu ile İlgili Hadisler: 1618. Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — İnsanı felakete sürükleyen yedi büyük günahtan kaçının, buyurdu. Sahâbîler: — Ey Allahın Rasulü, bunlar hangileridir? diye sordular. Peygamberimiz de: — Allah’a ortak koşmak, büyü yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, Allah yolunda yapılan savaştan kaçmak, kötülüğü gönüllerinden dahi geçirmeyen, günahtan habersiz namuslu kadınlara zina iftirasında bulunmak, buyurdu.

287. BAB: FAİZİN ŞİDDETLE YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

659

1. İnsanların acil paraya ihtiyaç duydukları zayıf anlarını fırsat bilerek, verdikleri borç karşılığında insafsızca faiz alıp tefecilik yapanlar, yani ribâ yiyenler, Mahşer Günü kabirlerinden ancak şeytan çarpmış ve bu yüzden cinnet geçirmiş kimsenin kalktığı gibi perişan bir hâlde kalkacaklardır. Bunun sebebi: “Sizin helal gördüğünüz kâr ortaklığına dayalı borçlanmalar ve her türlü ticaret ve kira gelirleri de tıpkı faiz gibidir. Eğer faiz almak haramsa, bunların da haram olması gerekir. Zira ikisinde de sermayenin para kazanması söz konusudur!” demeleridir. Dikkat edilirse, kâfirler, faizin ticaret gibi helal olduğunu ifade etmek için “Faiz ticaret gibidir.” demeleri gerekirken, sanki iktisadi hayatın vazgeçilmez unsuru faizmiş de yasaklığı tartışılan konu ticaretmiş gibi, “Ticaret faiz gibidir.” diyorlar. Oysa Allah ticareti helal, faizi haram kılmıştır. Çünkü faiz, sermayeye para kazandırması yönüyle ticarete benzese de, sermaye sahiplerini kolay yoldan para kazanmaya sevk ederek uzun vadeli üretime yönelik girişimleri baltalaması, üretimin maliyetini yükseltmesi, haksız kazanca yol açması ve benzeri yönleriyle, ticârî faaliyetlerden tamamen farklıdır. O hâlde, her kim kendisine Rabb’inden bir öğüt ulaşır da o öğüdü dinleyip tefecilikten, faizcilikten vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir. Bu ayet inmeden önce faiz yoluyla elde ettiği kazanç kendisinden geri alınmayacaktır. Çünkü cezalar, geçmişe yönelik olarak uygulanmaz. Onun ahiretteki durumu ise Allah’a kalmıştır. Allah, tövbesindeki samimiyete ve tövbe ettikten sonraki davranışlarına göre ona hak ettiği karşılığı verecektir. Fakat kim de Allah’ın emrini hiçe sayarak yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar da cehennem halkıdır ve sonsuza dek orada kalacaklardır. (Bakara, 2/275) 2. Allah, faiz ve tefecilikle elde edilen kazancı, yani ribâyı bereketsiz kılar, sadakaları ise kat kat artırır. Nitekim faiz ve tefeciliğin yaygınlaştığı toplumlarda, çıkarcılık ve bencillik duyguları egemen olur. Sürekli sınıf çatışmaları, anarşi ve sosyal bunalımlar yaşanır. Karşılıksız yardım ve iyiliklerin yaygınlaştığı toplumlarda ise, kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma duyguları hâkim olur. Refah ve zenginlik, toplumun her kesimine yayılır. İşte bu yüzdendir ki, fakirlere verilen sadakalar cennet nimetlerine, faiz kazançları ise cehennem azabına sebep olacaktır. Çünkü Allah, nankörlüğe batmış günahkârların hiçbirini sevmez. (Bakara, 2/276) 3. İman edip doğru ve yararlı işler yapan, namazını özenle kılan, zekâtını verenlere gelince, işte Rab’lerinin katında onlara nice ödüller vardır. O gün onlar ne korkuya kapılacak, ne de üzüleceklerdir. (Bakara,


660

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

2/277) 4. Ey inananlar! Eğer Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, Allah’tan korkup sakının da, geçmişten kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin. (Bakara, 2/278) Konu ile İlgili Hadisler: Bu konuda, sahih hadis kitaplarında çok sayıda meşhur hadis vardır. Bir önceki bölümde geçen Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği 1618 numaralı hadis bunlardan biridir. Bir diğer hadis de şudur: 1619. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh şöyle diyor: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem faiz alana da, verene de lânet etmiştir.” Tirmizî ve diğerleri bu hadisi, “Şahitlerine ve yazıcısına da…” ilâvesiyle rivayet etmişlerdir.

288. BAB: RİYANIN (GÖSTERİŞİN) HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Oysa onlara, Allah’tan başka kulluk ve itaat edilen her şeyi reddetmeleri, yürekten bir bağlılık ve samimî bir inançla bir tek Allah’a yönelerek ve her konuda O’nun hükmüne boyun eğerek yalnızca O’na kulluk etmeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte budur, insanı kurtuluşa iletecek dosdoğru din. (Beyyine, 98/5) 2. Ey inananlar! İnsanların başına kakarak, gönül inciterek sadakalarınızı ve yaptığınız iyilikleri boşa çıkarmayın. Tıpkı Allah’a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde, sırf insanlara gösteriş olsun diye malını güya Allah yolunda harcayan ve böylece tüm iyilikleri boşa giden münafıklar gibi sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesi bir iyilik, tıpkı üzerinde biraz toprak bulunan kayalığa atılan tohuma benzer ki, ansızın yağan bir yağmur, tohumu filizlendireceği yerde, kaya üzerindeki toprağı silip süpürerek onu çıplak bir taş hâlinde bırakır. İşte bu tür sadakalar, böyle bir kaya üstüne atılmış tohum gibi boşa gitmeye mahkûmdur. Dolayısıyla, gösteriş amacıyla iyilik yapanlar veya yaptıkları iyilikleri insanların başına kakanlar, kazandıklarından hiçbir şey elde edemeyecekler. Allah, inkâra sapan ve cömertçe sunduğu nimetleri yoksullarla paylaşmaktan kaçınarak nankörlük eden bir toplumu, asla doğru yola iletmez. (Bakara, 2/264)


18. YASAKLANAN ŞEYLER

661

3. Münafıklar namaza kalkarken, sırf insanlara gösteriş yapmak amacıyla, üşene üşene kalkarlar ve Kur’an’ı çok az okur, Allah’ı çok az anarlar. (Nisa, 4/142) Konu ile İlgili Hadisler: 1620. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Allah buyuruyor ki: “Ben, kendisine ortak koşulmamaya en lâyık olanım. Kim yaptığı bir iyilik veya ibadette insanlara gösteriş yaparak başkalarını bana ortak koşarsa, onu bu yüzden cezalandırır ve kimin gözüne girmek için bu iyiliği yapmışsa, mükâfatını da ondan istesin diye o ortak koştuğu varlıkla baş başa bırakırım.” 1621. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Mahşer Günü hesabı ilk görülecek olan kişi, şehit düşmüş kimsedir. O kişi hesap meydanına getirilince, Allah celle celâluh ona verdiği nimetleri hatırlatır. O da hepsini hatırlayıp bunlara kavuştuğunu itiraf edince, Allah: — Peki, bu nimetlere karşılık neler yaptın? buyurur. O da: — Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir. Allah: — Hayır, yalan söylüyorsun! Sen, “Ne kahraman adam!” desinler diye savaştın, nitekim öyle de denildi. Böylece, uğrunda savaştığın şeyi elde etmiş oldun, buyurur. Sonra emredilir da, o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Ardından, ilim öğrenip öğretmiş ve Kur’an okumuş bir kişi getirilir. Allah celle celâluh ona da verdiği nimetleri hatırlatır, o da hepsini hatırlayıp bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Allah: — Peki, bu nimetlere karşılık neler yaptın? buyurur. O da: — Senin uğrunda ilim öğrendim, öğrettim ve Kur’an okudum, diye cevap verir. Allah: — Hayır, yalan söylüyorsun! Sen, “Ne bilgili adam!” desinler diye ilim öğrendin, “Ne güzel okuyor!” desinler diye de Kur’an okudun. Nitekim öyle de denildi, yani amacına ulaştın, buyurur. Sonra emredilir da, o kişi de yüzüstü cehenneme atılır. Daha sonra, Allah’ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. O da bunları hatırlayıp itiraf edince, Allah:


662

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Peki, sen bu nimetlere karşılık neler yaptın? diye sorar. Adam: — Hiç bir yerden esirgemeden, verilmesini istediğin her yere senin rızan için malımı mülkümü harcadım, der. Allah: — Hayır, yalan söylüyorsun! Sen bütün bunları, “Ne cömert adam!” desinler yaptın. Nitekim öyle de denildi, buyurur. Sonra emredilir da, o kişi de yüzüstü cehenneme atılır.” 1622. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, bazı insanlar kendisine gelip: — Biz idarecilerimizin yanında, onların yanına girmeden önce kendi aramızda konuştuklarımızın tam zıddı olan sözler söyleriz. Bu yaptığımız doğru mudur? dediler. Bunun üzerine Abdullah bin Ömer: — Bu sizin yaptığınızı, biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında münafıklık sayardık, diye cevap verdi. 1623. Cündeb bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim yaptığı bir iyiliği gösteriş amacıyla başkalarına duyurursa, Allah da Mahşer Günü onun utanç duyacağı gizli işlerini duyurur. Kim işlediği hayrı insanların takdirini kazanmak için başkalarına gösterirse, Allah da Mahşer Günü onun günah ve ayıplarını açığa vurur.” 1624. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ın rızasını kazanmak için öğrenilmesi gereken tefsir, hadis, fıkıh gibi bir ilmi sadece para, şöhret, itibar, makam gibi dünyalık şeylere sahip olmak için öğrenirse, o kimse Mahşer Günü cennetin kokusunu bile alamaz.”

289. BAB: RİYA OLMADIĞI HÂLDE RİYA ZANNEDİLEN DURUMLAR Konu ile İlgili Hadisler: 1625. Ebu Zer radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah! Bir kimse bir hayır yapar da insanlar bu sebeple onu överse, buna ne buyurursunuz? Bu övgüden dolayı sevinç duyması onun samimiyet


18. YASAKLANAN ŞEYLER

663

ve ihlâsına zarar verir mi? dediler. O da: — Hayır! Eğer bu iyiliği onların övgüsünü kazanmak için değil de sırf Allah için yapmışsa, bu gibi övgü ve takdirler, mümine verilen erken bir mükâfat ve peşin bir müjdedir. Ona, ahirette alacağı mükâfatı peşinen müjdelemiş olur. Çünkü Allah, iyilik yapan kullarına sadece ahirette değil, bu dünyada da kurtuluş ve mutluluk vaad ediyor, buyurdu.

290. BAB: MEŞRU BİR GEREKÇE OLMADIKÇA, KENDİSİNE HELAL OLMAYAN KADINLARA ve GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ OĞLAN ÇOCUKLARINA (ŞEHVETLE) BAKMANIN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. İnanan erkeklere söyle: Bakışlarında ölçülü olsun, kadınlara gözlerini dikip bakmasınlar. Eşlerinin namusunu korudukları gibi, kendi iffet ve namuslarını da aynen öyle korusunlar. Bu, onlar için en temiz ve erdemli davranış şeklidir. Unutmasınlar ki, Allah yaptıkları her şeyden haberdardır. (Nur, 24/30) 2. Gözlerini harama bakmaktan, kulaklarını haram dinlemekten ve kalbini kötü düşüncelerden koru. Çünkü kulak, göz, gönül ve akıl; bunların hepsi yaptığından sorumludur. (İsra, 17/36) 3. O Allah ki, gözlerin sinsi ve haince bakışlarını ve kalplerde gizlenen niyet ve düşünceleri çok iyi bilmektedir. (Mümin, 40/19) 4. Elbette Rabb’in, kullarının her hâlini her an gözetlemektedir. (Fecr, 89/14) Konu ile İlgili Hadisler: 1626. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Zina, sadece gayri meşru ilişki demek değildir. Zinaya götüren her türlü davranış, yöneliş ve sebepler de bir anlamda zina sayılır. Bu bakımdan, hemen hemen her insana, zinadan az veya çok bir pay ayrılmıştır, bundan kaçınması kolay kolay mümkün değildir: Gözlerin zinası, bakılması haram olan yere bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince, o arzu eder, dilekte bulunur. Üreme organı ise ya bunu gerçekleştirir ya da reddeder. Yani zi-


664

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

na, çoğu kez basit gibi görülen bir bakış, bir dokunuş veya cezbedici bir söz ile başlar. Bu yüzden, zinadan uzak durduğunuz gibi, zinaya götüren söz ve davranışlardan da uzak durmalısınız. Ayrıca, çıplaklık kültürünü yaygınlaştırmaya çalışan yazılı ve görüntülü yayınları izlememeli, okul ve işyerlerinde kadın erkek iç içe olmaktan sakınmalı, içkili danslı toplantılardan ve bar, diskotek gibi fuhşa zemin hazırlayan yerlerden uzak durmalısınız.” 1627. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Yollarda ve sokak kenarlarında oturmaktan sakının, buyurdu. Sahâbîler: — Ya Rasulallah! Buralarda oturmaya mecburuz, çünkü lüzumlu işlerimizi orada konuşuyoruz, dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: — Mutlaka yol kenarlarında oturmak zorundaysanız, o zaman yolun hakkını vermelisiniz, buyurdu. Onlar: — Yolun hakkı nedir, ya Rasulallah? diye sorunca, Peygamberimiz: — Gözü haramlardan korumak, gelip geçeni rahatsız etmemek, verilen selâmı almak ve iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmaktır, buyurdu. 1628. Ebu Talha Zeyd bin Sehl radıyallahu anh anlatıyor: Biz evlerimizin önünde, sokak başlarında oturup konuşurduk. Bir defasında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza geldi ve başımızda durarak: — Size ne oluyor ki, böyle sokaklarda, yol kenarlarında oturuyorsunuz? Buralarda oturmaktan vazgeçin, buyurdu. Biz: — Ya Rasulullah! Burada kötü bir amaçla oturmuyoruz. Aramızda fikir alışverişinde bulunuyor, bazı meseleleri konuşuyoruz, dedik. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Mutlaka oturacaksanız, hiç değilse yolun hakkını verin. Yolun hakkı, gözü haramdan sakınmak, verilen selâmı almak ve güzel şeyler konuşmaktır, buyurdu. 1629. Cerîr radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, bakılması haram olan bir yere ansızın ve elde olmadan bakma konusunu sordum. Peygamberimiz: “Farkına varır varmaz, hemen gözünü başka tarafa çevir. Kasıtsız olarak bir anlık görmenin sorumluluğu olmaz, ama bilinçli olarak bakmaya devam


18. YASAKLANAN ŞEYLER

665

edersen günaha girmiş olursun.” buyurdu. 1630. Rasulullah’ın hanımı Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydım. Yanında diğer hanımı Meymûne de vardı. O sırada, gözleri görmeyen Abdullah bin Ümmü Mektum içeri girdi. Bu olay, bize örtünme emri geldikten sonraydı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize: — Ondan gizlenin, buyurdu. Biz: — O âmâ biri değil mi, ey Allah’ın Rasulü? Bizi ne görebilir, ne de tanıyabilir, dedik. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm: — Siz de mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz? Gözleri görmediği için her an avret yeri açılabilecek olan bu kişinin karşısında durmanız doğru olmaz, buyurdu. Bu hadisi yalnızca (Ebu Yahya) Nebhan, ondan da yalnızca Zührî rivayet etmiştir. Ümmü Seleme’nin azatlı kölesi olan Nebhan, bazı hadis âlimlerine göre meçhul (güvenilir olup olmadığı bilinmeyen) bir ravidir. Hakkında ihtilaf edilen tek bir ravi tarafından rivayet edildiği için, bu hadis zayıf kabul edilmiştir. 1631. Ebu Saîd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Birbirinin avret yerine bakma ve bir örtü altında yatma yasağı, sadece karşı cinsler arasında geçerli değildir. Erkek bir başka erkeğin, kadın da bir başka kadının avret yerine bakmasın. Yine erkek başka bir erkekle, bir kadın da başka bir kadınla bir örtü altında tenleri birbirine değecek şekilde çıplak olarak yatmasın. Ancak bu yasaklar, elbette karı koca için söz konusu değildir.”

291. BAB: YABANCI BİR KADINLA KAPALI BİR MEKÂNDA BAŞ BAŞA KALMA YASAĞI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! (…) Peygamber’in hanımlarından bir şey isteyeceğiniz veya kendilerine bir şey soracağınız zaman, bunu perde arkasından isteyin, odalarına öyle gelişigüzel girip onları rahatsız etmeyin. Ayrıca, onlara karşı daima saygılı ve ölçülü davranın. Bu hem sizin, hem de onların kalplerinin tertemiz kalması ve şeytanî düşüncelere kapılmaması için en uygun davranış şeklidir. (Ahzab, 33/53) Konu ile İlgili Hadisler:


666

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1632. Ukbe bin Âmir radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Yanında kocası, annesi, babası, oğlu, kardeşi, teyzesi, sütkardeşi gibi mahremi veya yakın akrabası bulunmayan kadınların yanına girmekten ve onlarla baş başa oturmaktan sakının. Eğer kadının yanında akrabası yoksa, erkeğin kendi annesi, kız kardeşi, kızı, halası, teyzesi veya karısı üçüncü bir kişi olarak yanlarında bulunursa, o zaman da birlikte oturabilirler, buyurdu. Bunun üzerine, Ensar’dan biri: — Ya Rasulullah! Kocanın kardeşi, yeğeni, kuzeni gibi erkek akrabası hakkında ne dersiniz? Bunlar yengeleriyle kapalı bir mekânda yalnız başına kalamazlar mı? diye sordu. Peygamberimiz: — Kocanın erkek akrabası ölümdür. Yani kadının, kocasının kardeşi, yeğeni, kuzeni gibi erkek akrabalarından biri ile yalnız başına kalması, ölüm kadar tehlikeli ve kötüdür. Akraba olmanın verdiği rahatlıkla her zaman eve girip çıkma imkânına sahip olan bu gibi yakınlar, daima tehlike ile yüz yüzedirler. Bu yüzden onların bu konuya herkesten fazla dikkat etmeleri, yengeleri ile halvetten kaçınmaları gerekir, buyurdu. 1633. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, yanında mahremi veya yakın akrabası bulunmayan bir kadınla, hiç kimsenin göremeyeceği kapalı bir mekânda baş başa kalmasın. Yabancı bir erkek ve kadın bu şekilde bir arada bulunurlarsa, üçüncüleri mutlaka şeytandır ve şeytan, insanı azdırıp yoldan çıkarmak için adeta onun damarlarında dolaşır.” 1634. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cihada çıkan erkeklerin geride bıraktıkları hanımları, cihada çıkmayan erkeklere kendi anneleri gibi haramdır. Bir insan kendi öz annesine karşı nasıl duygular taşıyorsa, cihada çıkmış mücahitlerin ailelerine karşı da aynı temiz ve fedakârlık duygularıyla dolu olmalıdır. Bir erkek, mücahitlerden birinin ailesine bakmayı üzerine alır da emanete ihanet ederse, Mahşer Günü bu adam getirilir ve o mücahit, bunun sevaplarından dilediği kadarını alır ve kendi günahlarından dilediği kadarını da onun omzuna yükler.” Büreyde diyor ki: Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize döndü ve: “Ya ne zannediyordunuz?” dedi.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

667

292. BAB: ERKEĞİN KADINA ÖZENMESİNİN YASAKLANMASI GİYİM KUŞAMDA, TAVIR ve DAVRANIŞLARDA ERKEĞİN KADINA, KADININ ERKEĞE ÖZENMESİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1635. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ diyor ki: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti. Karşı cinse özenip ona benzemeye çalışan kişi, Allah’a isyan etmiş olur. Ancak doğuştan gelen bir hastalık sebebiyle bu tür eğilimlere sahip olanlar, tedavi için gerekeni yaptıkları ve iffetlerini koruyup harama girmedikleri sürece, bu hâllerinden dolayı lânete müstahak olmazlar.” Bir başka rivayet şöyledir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti.” 1636. Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hiçbir zorunluluk olmadan kadın gibi giyinen erkeğe ve erkek gibi giyinen kadına lânet etmiştir. Çünkü cinsler arasındaki duygusal yapı bozukluğu, çoğu kez giyim kuşamı taklit ile başlamaktadır.” 1637. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cehennemliklerden, dünyada henüz görmediğim iki grup vardır: Biri, sığır kuyrukları gibi cop ve kırbaçlarla insanları döven zalim bir topluluk; diğeri de giyinik oldukları hâlde, gerek tavır ve davranışlarıyla, gerek dar ve şeffaf giysileriyle çıplak sayılan, hem kendileri günaha yönelen, hem de başkalarını isyankârlığa özendiren ve yukarı doğru topladıkları saçları yüzünden başları deve hörgücüne benzeyen kadınlardır. İşte bu kadınlar cennete giremedikleri gibi, çok uzak mesafeden hissedilen kokusunu bile duyamayacaklardır.”

293. BAB: ŞEYTANA VE KÂFİRLERE ÖZENİP ONLARA BENZEMEYE ÇALIŞMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler:


668

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1638. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sol elinizle yemeyin. Zira müminleri doğru yoldan uzaklaştırmak için çalışan şeytan ve onun çağdaş temsilcileri, sol eliyle yiyip içer ve yandaşlarına da kendi kültür ve yaşam tarzlarının bir göstergesi olarak bunu emredeler. Sağ elle yiyip içme insanın yaratılışına en uygun davranış olduğu hâlde, onlar bunun yobazlık ve gericilik, sol elle yemenin ise çağdaşlık ve medeniyet göstergesi olduğunu iddia ederler.” Buna göre, yiyip içerken mümkün olduğunca sağ el kullanılmalıdır. Sol el de ayrıca yardımcı ve destek olarak kullanılabilir. Ancak sürekli sol elle yemek içmek mekruhtur. Bununla birlikte, doğuştan solak olan ve sağ ellerini kullanmakta zorlanan kimselerin, sol elle yiyip içmelerinde bir sakınca yoktur. 1639. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, hastalık, yaralanma, solaklık gibi bir mazereti olmadıkça, kesinlikle sol eliyle yiyip içmesin. Çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer.” 1640. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yahudi ve Hıristiyanlar, günahtır diyerek saçlarını boyamazlar. Siz onlardan farklı davranın. Yani onlar gibi saç boyamayı günah görmeyin. Saç ve sakalınızı istediğiniz zaman, siyah haricindeki dilediğiniz bir renge –özellikle de kına ile– boyayabilirsiniz.”

294. BAB: SAÇ BOYAMA YASAĞI ERKEKLERİN ve KADINLARIN SAÇLARINI SİYAH RENGE BOYAMALARININ YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1641. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Mekke’nin fethedildiği gün, Ebu Bekir Sıddık’ın babası Ebu Kuhâfe’yi, saçı sakalı bembeyaz olmuş ve birbirine karışmış bir hâlde Peygamber aleyhisselâm’ın huzuruna getirdiler. Rasulullah onun bu pejmürde hâlini görünce: “Saçını sakalını düzeltip boyayarak onun bu hâlini değiştirin, ama siyah boyadan kaçının. Çünkü saç ve sakal, ancak düşmana karşı güçlü ve heybetli görünmek amacıyla siyaha boyanabilir. Ayrıca simsiyah saç ve sakallar, bu yaşlı


18. YASAKLANAN ŞEYLER

669

adamın üzerinde pek iğreti durur, onun şekline şemaline hiç yakışmaz.” buyurdu.

295. BAB: SAÇ TIRAŞIYLA İLGİLİ YASAKLAR BAŞIN BİR KISMINI TIRAŞ EDİP DİĞER KISMI BIRAKMANIN YASAKLANMASI VE SAÇIN TAMAMEN KAZINMASININ ERKELERE HELAL, KADINLARA HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1642. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hristiyan din adamlarını âdeti olan ve ‘kaza’ denilen tıraş şeklini, yani başın yan taraflarının tıraş edilip üst kısmın kâkül şeklinde bırakılmasını yasakladı. 1643. Yine Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün başının bir kısmı tıraş edilmiş, bir kısmı bırakılmış bir çocuk gördü. Bunun üzerine: “Ya başın tamamını tıraş edin, ya da tamamını bırakın.” buyurarak, çocuğun ailesini bu tarz tıraştan menetti. 1644. Abdullah bin Cafer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mûte savaşında şehit düşen babam Cafer bin Ebî Tâlib’in ailesine üç gün yas süresi tanımıştı. Sonra onların yanına geldi ve: — Kardeşim Cafer için bugünden sonra artık ağlamayın, buyurdu. Daha sonra: — Bana kardeşimin çocuklarını çağırın, dedi. Hemen bizi toplayıp getirdiler. Biz kendimizi annelerini kaybetmiş kuş yavruları gibi hissediyorduk. Peygamberimiz: — Bana bir berber çağırın, buyurdu. Gelen berbere söyledi, o da bizim saçlarımızı tamamen tıraş etti. 1645. Ali radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kadının saçlarını kökünden keserek tıraş etmesini yasakladı. Bu hadis, senedindeki ızdırap (karışıklık) sebebiyle zayıftır. Bu konudaki sahih


670

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hadis şöyledir: Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hac veya umre için ihrama giren kadınların ihramdan çıkmak için saçlarını kökünden tıraş etmelerine gerek yoktur, sadece ucundan kısaltmaları yeterlidir.”

296. BAB: PERUK TAKMANIN, DÖVME YAPTIRMANIN ve SÜSLÜ GÖRÜNSÜN DİYE DİŞLERİ TÖRPÜLETMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Müşrikler Allah’ın varlığını ve kudretini kabul etmekle birlikte, O’nu bırakıp, isteklerine boyun eğdirebilecekleri bir takım dişi tanrıçalara ve sembollere tapıyorlar ve aslında, serseri bir şeytandan başkasına tapmış olmuyorlar. Hâlbuki Allah, şu sözlerinden dolayı şeytanı rahmetinden kovup lânetlemiştir: “Senin kullarından bir kısmını kendime kul edip onlardan öcümü alacağım. Onları saptıracak, boş ümitlerle oyalayıp duracağım. Onlara emredeceğim, sahte tanrılara adanmışlığın sembolü olarak hayvanların kulaklarını kesecekler. Onlara emredeceğim, Allah’ın yaratıklar için koyduğu fıtrat kanunlarını çiğneyecek, varlıklara yüklediği temel özellikleri ve onların aslî fonksiyonlarını değiştirmeye çalışacaklar.” Sözgelimi kadını erkeğe, erkeği kadına benzetecekler. Doğal yöneliş ve içgüdüleri saptıracak, yetenekleri ve organları yaratılış gayelerinin dışında kullanıp çarpık ilişkilere girecekler. Böylece, yaratılış kanunlarına ve bu kanunların amaç ve hikmetine aykırı iğreti bir hayat tarzı ortaya koyacaklar. Oysaki: Kim Allah’ı bırakır da kendisine şeytanı bir rehber ve dost edinecek olursa, kesinlikle zarara uğramış demektir. (Nisa, 4/117–119) Konu ile İlgili Hadisler: 1646. Esmâ radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir kadın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulullah, yakalandığı çiçek veya kızamık gibi bir hastalık sebebiyle kızımın saçları döküldü. Onu daha yeni evlendirmiştim, başına başka bir kadının


18. YASAKLANAN ŞEYLER

671

saçından yapılmış peruk taktırabilir miyim? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm: — Hayır, insan saçından yapılmış peruk takana da taktırana da Allah lânet etmiştir, buyurdu. Âişe radıyallahu anhâ’dan da buna benzer bir rivayet nakledilmiştir. 1647. Humeyd bin Abdurrahman rivayet ediyor: Muâviye radıyallahu anh, hac yaptığı sene Medine’de bir zabıta memurunun elinde bulunan bir tutam takma saçı alarak Mescid-i Nebevi’deki minberden halka şöyle seslenmiştir: — Ey Medine halkı! Âlimleriniz nerede? Bu tür çirkin işleri niçin önlemezler? Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu tür saçlardan halkı menederek: “Kadınları bu tür şeyleri kullanmaya başladıkları zaman, İsrail Oğulları bunu yasaklamadıkları için helâk olmuşlardır.” buyurduğunu işittim. 1648. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem saçlarına saç ekleten ve ekleyen, dövme yapan ve yaptıran kadınlara ve erkeklere lânet etmiştir. 1649. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh: “Dövme yapan ve yaptıran, yüzünde aşırı derecede sakal veya bıyık çıkmadığı hâlde, yüzünün tüylerini yolan, kaşlarını incelten, güzel görünsün diye dişlerini törpüleyip seyrekleştiren, bu gibi müdahalelerle Allah’ın yarattığını bozup değiştiren kadınlara Allah lânet etsin!” demişti. Bir kadın, Kur’an’da bu tür yasakların bulunmadığını, dolayısıyla bunları yapanlara lanet etmenin ağır bir ifade olduğunu söyleyerek Abdullah bin Mesud’u eleştirince, Abdullah: “Peygamber’in lânet ettiğine ben neden lânet etmeyeyim? Üstelik bu Allah’ın kitabında da vardır. Allah celle celâluh; “Peygamber size ne verirse onu alın, sizi hangi şeyden sakındırırsa da ondan uzak durun.” (59-Haşr; 7) buyuruyor, dedi.

297. BAB: BEYAZ KILLARI YOLMA YASAĞI SAÇ, SAKAL VE BEDENİN BAŞKA YERLERİNDEKİ BEYAZ KILLARI KOPARMANIN VE GENÇLERİN YÜZLERİNDE ÇIKAN TÜYLERİ YOLMANIN YASAKLIĞI Konu ile İlgili Hadisler:


672

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1650. Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Saç ve sakalınızı boyayabilirsiniz, ama oradaki beyaz kılları yolmayın. Zira o beyaz saç, Mahşer Günü Müslüman’ın nuru olacaktır.” 1651. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim inanç, ibadet, muamelat gibi konularda, bizim dinimizde olmayan yeni bir şey uydurup dine katarsa, bu kesinlikle kabul edilemez. Bu ilke, saç sakal ve kılık kıyafet konusunda da geçerlidir.”

298. BAB: SAĞ ELLE TAHARETLENMENİN KERAHETİ ÖZÜRSÜZ OLARAK HELÂDA SAĞ ELLE TEMİZLENMENİN ve ÜREME ORGANINI SAĞ ELLE TUTMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1652. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hiç biriniz, küçük abdest bozarken erkeklik uzvunu sağ eliyle tutmasın ve sağ eliyle temizlenmesin. Ayrıca, bir şey içerken kabın içine solumasın.” Bu konuyla ilgili, burada zikretmeye gerek görmediğimiz daha pek çok sahih hadis vardır.

299. BAB: TEK AYAKKABI İLE GEZMENİN KERAHETİ ÖZÜRSÜZ OLARAK TEK AYAKKABI VEYA MESTLE DOLAŞMANIN VE BUNLARI AYAKTA İKEN GİYMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1653. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz tek ayakkabı ile dolaşmasın. Ya ikisini giysin, yahut ikisini de çıkarsın.” 1654. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi biriniz ayakkabısının bağı koptuğu zaman, onu onarıncaya


18. YASAKLANAN ŞEYLER

673

kadar tek ayakkabıyla gezmesin.” 1655. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanın dengesinin kaybedip düşmesine sebep olabileceği için bir kimsenin zor giyilen ayakkabısını ayakta iken giymesini yasaklamış ve oturarak giymeyi tavsiye etmiştir.

300. BAB: ATEŞİ YANAR HÂLDE BIRAKIP UYUMA YASAĞI YATMADAN VEYA DIŞARI ÇIKMADAN ÖNCE, EVDE LAMBA, OCAK GİBİ YANGINA SEBEP OLABİLECEK ŞEYLERİ YANAR HÂLDE BIRAKMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1656. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gece uyuyacağınız zaman, evlerinizde ister ısınma, ister aydınlanma amacıyla yakılmış olsun, yanar hâlde ateş ve çalışır vaziyette benzinli, gazlı veya elektrikli alet bırakmayın!” 1657. Ebu Musa radıyallahu anh şöyle demiştir: Medine’de bir ev, geceleyin ev halkı ile birlikte yanmıştı. Durum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e haber verildi. Bunun üzerine, Peygamberimiz: “Size birçok yararları olan bu ateş, aynı zamanda sizin düşmanınızdır. O hâlde, uyumadan önce onu mutlaka söndürün.” buyurdu. 1658. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yatmadan önce kapların ağzını örtün, tulumları bağlayın. Kapıları kapatın ve kandilleri söndürün. Yemek ve su kaplarının üstünü ve muslukları kapatın, kapıları kilitleyip pencereleri örtün. Çünkü şeytan gibi sinsice gelen haşerat, yılan çıyan gibi tehlikeli ve zararlı hayvanlar, bağı çözemez, kapıyı açamaz ve kapağı kaldıramaz. Fakat bunları açık bırakırsanız, evinize ve kaplarınıza girip size zarar verebilirler. Eğer herhangi biriniz, kabının üzerine bir tahta parçası koymaktan ve besmele çekmekten başka bir çare bulamazsa, hiç olmazsa bunu yapsın. Kandilleri de mutlaka söndürsün. Çünkü fareler, yanmakta olan kandili devirerek evi içeridekilerle birlikte yakabilir.”


674

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

301. BAB: SÖZ ve DAVRANIŞLARDA TEKELLÜFE KAÇMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey Peygamber! De ki: “Ben bu tebliğime karşılık, sizden herhangi bir şahsî çıkar veya bir mükâfat beklemiyorum ve çok iyi bilirsiniz ki ben, liderlik hırsıyla sahte iddialar peşinde koşan, sahip olmadığı özelliklerle dikkat çekmeye çalışan, özentili, yapmacık hareketlerle kendisini ortaya koymaya çalışan kimselerden değilim. Aranızda geçirdiğim bir ömür ve size tebliğ ettiğim bu eşsiz kitap, bunun en açık delilidir. (Sa’d, 38/86) Konu ile İlgili Hadisler: 1659. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Babam Ömer bin Hattab derdi ki: “Bize tekellüf yasak kılındı. Yani faydasız ve gereksiz şeylerin peşine düşüp zaman ve emek harcama, altından kalkamayacağı konulara dalıp kafa yorma ve boş yere başkalarının zamanını alma, bilmediği hâlde sorulan bir soruya biliyormuş gibi yakıştırma cevaplar vermeye çalışma gibi tavır ve davranışlar bize yasaklandı. Bize her zaman ve her konuda mutedil ve sade davranmamız, olaylara bizi ilgilendirdiği kadar yaklaşmamız, özentisiz, iddiasız davranan kimseler olmamız emredildi.” 1660. Tabiun âlimlerinden Mesrûk diyor ki: Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’ın yanına gitmiştik. Bize şunları söyledi: Ey insanlar! Bir konuda bilgisi olan, bildiğini söylesin. Bilmeyen de, “Allah bilir” desin. Çünkü insanın bilmediği konuda “Allah bilir” demesi de bir ilimdir. Yüce Allah, Peygamberine şöyle buyuruyor: “Ey Peygamber! De ki: “Ben bu tebliğime karşılık, sizden herhangi bir şahsi çıkar veya bir mükâfat beklemiyorum. Ben, liderlik hırsıyla sahte iddialar peşinde koşan, sahip olmadığı özelliklerle dikkat çekmeye çalışan ve sahte peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan o mütekellifin zümresinden değilim. Aranızda geçirdiğim bir ömür ve size tebliğ ettiğim bu eşsiz kitap, bunun en açık delilidir.” (Sâd, 38/86)

302. BAB: ÖLÜYE FERYAT EDEREK AĞLAMANIN HARAMLIĞI ÖLÜNÜN ARKASINDAN BAĞIRA ÇAĞIRA AĞLAMANIN, YÜZÜNÜ


18. YASAKLANAN ŞEYLER

675

TIRMALAMANIN, YAKA PAÇA YIRTMANIN, SAÇINI YOLMANIN, KAZITMANIN VE KENDİ ALEYHİNE BEDDUA ETMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1661. Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Arkasından koparılan feryat ve yakılan ağıt sebebiyle, ölüye –eğer bunu vasiyet etmişse– kabrinde azap edilir.” Bir rivayette, “Ölüye ağlanıldığı sürece…” ifadesi de yer almaktadır. 1662. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ölenin arkasından yüzünü gözünü tırmalayan, yakasını paçasını yırtan, cahiliye devrinde olduğu gibi bağıra çağıra ağıt yakıp kendisine beddua eden kişi, bizden –yani bizim yolumuzu izleyen bilinçli ve faziletli müminlerden– değildir.” 1663. Ebu Bürde anlatıyor: Babam Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh hastalandı ve başı hanımlarından birinin kucağında iken bayıldı. Bunun üzerine hanımı, bir çığlık atıp yüksek sesle ağlamaya başladı. Fakat Ebu Musa, kadını engelleyecek durumda değildi. Ayılıp kendine gelince: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hoşlanmayıp uzak kaldığı şeyden ben de hoşlanmam ve uzak dururum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bağırıp çağıran, saçını başını yolan, üstünü başını yırtan kadınlardan uzak idi. Onları hiçbir zaman hoş görmezdi.” diyerek hanımını ikaz etti. 1664. Muğire bin Şube radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kimin arkasından bağıra çağıra ağıt yakılırsa, –eğer bunu vasiyet etmişse– bundan dolayı o kişiye Mahşer Günü azap edilecektir.” 1665. Ümmü Atiyye Nuseybe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, İslam’ı yaşayacağımıza dair kendisine bağlılık yemini verdiğimiz zaman, ölülerin arkasından yüksek sesle ağlamayacağımıza dair de biz kadınlardan söz aldı.


676

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1666. Numan bin Beşir radıyallahu anhumâ anlatıyor: Abdullah bin Revâha radıyallahu anh baygınlık geçirince, kız kardeşi, “Vah dağ gibi kardeşim, vah şöyle şöyle olan kardeşim!” diye onu överek yüksek sesle ağlamaya başladı. Abdullah ayıldığı zaman kız kardeşine, “Senin hakkımda söylediğin her övgü için ben melekler tarafından, ‘Sen gerçekten böyle biri misin?’ diye sorgulandım. Sen bana üzüldüğünü göstermeye çalışarak aklın sıra iyilik yaptığını sanıyorsun. Ben ise senin bu söylediklerinin hesabını vermek zorunda kalıyorum. Sakın bunu bir daha yapma!” diyerek kız kardeşini uyardı. 1667. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beraberinde Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebî Vakkâs ve Abdullah bin Mesud –Allah hepsinden razı olsun– bulunduğu hâlde, Sa’d bin Ubâde’yi hastalığında ziyaret etti. Yanına girdiğinde onu elem ve ıstırap içinde, ailesi tarafından etrafı kuşatılmış bir hâlde buldu. Bunun üzerine: — Yoksa Sa’d öldü mü? diye sordu. — Hayır, ey Allah’ın Rasulü, dediler. Rasulullah, Sa’d’in hâlini görünce ağladı. Onun ağladığını gören sahâbîler de ağlamaya başladılar. İçlerinden bazıları, bu durumda ağlamanın haram olup olmadığını sordular. Bunun üzerine, Peygamber aleyhisselâm: — Dinleyin! Elbette Allah, gözün akıttığı yaştan ve kalbin duyduğu hüzünden dolayı kimseye azap etmez.” dedi. Sonra diline işaret ederek; “Fakat bunun yüzünden azap veya merhamet eder, buyurdu. 1668. Ebu Malik el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Para karşılığında ağıt yakarak feryatlar kopararak insanları ağlatan ve bunu bir meslek hâline getiren ağıtçı kadın, şayet ölmeden önce tövbe etmezse, Mahşer Günü üzerinde katrana bulanmış bir elbise ve uyuz hastalığına tutulmuş gibi kaşındıran bir gömlek olduğu hâlde mezarından kaldırılır. Ağlarken söyledikleri sözlerle insanların duygularını inciten ve onları rahatsız eden bu kadınlar, Mahşer Günü kendilerini son derece rahatsız eden o giysiler içinde yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.” 1669. Useyd bin Ebu Useyd’in, Peygamber’e biat (bağlılık yemini) etmiş kadınlardan birinden naklettiğine göre, o hanım sahâbî şöyle demiştir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in İslami konularda emirlerine itaat konusunda bizden aldığı biat antlaşması içinde, kendisine isyan etmeyeceğimi-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

677

ze, ölülerimizin arkasından yüzümüzü tırmalamayacağımıza, ah vah diye vaveylâ koparmayacağımıza, yaka paça yırtmayacağımıza ve saç baş yolmayacağımıza dair söz de vardı.” 1670. Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ölen herhangi bir kişinin arkasından ağlayıcılar, ‘Ey dayanağımız, ey efendimiz!” gibi övgü dolu sözlerle onu övmeye başladılar mı, adamın başına iki görevli melek dikilir ve onu dürtükleyerek, ‘Sen gerçekten böyle biri miydin? Hesap ver bakalım!’ derler.” 1671. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Halk arasında yerleşmiş iki huy vardır ki, bunlar kâfirlik dönenimden kalan en çirkin alışkanlık ve âdetlerdendir: İnsanı soyundan, ırkından dolayı aşağılamak yahut yüceltmek ve ölünün arkasından yaka paça yırtarak, bağırıp feryat ederek ağlamak.”

303. BAB: KÂHİNLERE GİTME YASAĞI KÂHİN, MÜNECCİM, FALCI, CİNCİ, MEDYUM GİBİ GELECEKTE NELER OLACAĞINDAN VEYA BİLİNMEYEN ÂLEMDEN HABER VERDİĞİNİ İDDİA EDEN KİŞİLERE GİTMENİN VE SÖYLEDİKLERİNE İNANMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1672. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Bazı insanlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, gizli şeylerden ve gelecekten haber veren falcı, medyum, müneccim, cinci, astrolog ve kâhinlerin söylediklerinin doğru olup olmadığını sordular. Peygamber aleyhisselâm: — Bunların aslı yoktur. Hepsi yalan ve uydurmadan ibarettir. Böyle kimselere bir şey sormamak ve söylediklerine inanmamak gerekir, dedi. Ashap: — Ey Allah’ın Rasulü! Ama onların bize verdikleri geleceğe ait bazı haberler söyledikleri gibi çıkıyor, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Onların bu tür haberleri, aslında hak olan bir kaynaktan alınmadır. Şöyle ki, kulak hırsızlığı yapan bir cin, bazen göğün yüksek tabakalarına çıkar ve meleklerin kendi aralarında konuştukları sözlerden birkaç kelime kaparak onları kâhin dostlarının kulağına fısıldar. Kâhinler de, cinlerden aldıkları


678

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

bu söze kendi uydurdukları yüz yalan söz karıştırır ve onları kehanet diye insanlara sunarlar, cevabını verdi. Buhârî’nin bir rivayeti şöyledir: “Melekler zaman zaman bulutlara (yani dünya semasına) inerek, gökte geleceğe yönelik verilmiş kararları birbirlerine aktarırlar. Bu sırada şeytan, kulak hırsızlığı yaparak kaptığı bilgi kırıntılarını kâhinlere fısıldar. Onlar da bu habere kendi uydurdukları yüz yalanı daha katarak insanlara sunarlar.” 1673. Abdullah bin Ömer’in eşi Safiyye Binti Ebu Ubeyd, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bir hanımından naklen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Kim bir kâhine gidip ona çalıntı veya kayıp bir malın yerini yahut gelecekle ilgili herhangi bir konuyu sorar da verdiği cevaba inanırsa, kırk gün boyunca kıldığı hiçbir namazı kabul edilmez. Yani kırk gün süreyle kıldığı namazdan hiçbir sevap kazanamaz. Sadece namaz görevini yerine getirmiş ve namaz kılmamanın cezasından kurtulmuş olur.” 1674. Kabîsa bin Muhârık radıyallahu anh diyor ki: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim: “Kuşların isimlerinden, seslerinden ve hareketlerinden bir işin hayır veya şer olduğu, yapılıp yapılmaması gerektiği yönünde gaybî manalar çıkarmak, kuşların ötüşünde veya uçuşunda uğur ya da uğursuzluk aramak, yere fal çizgileri çizerek geleceğe dair hükümler çıkarmak da İslam’da yasaklanan büyü ve kehanet çeşitlerindendir.” Bu hadis, yalnızca Hayyân bin el-Alâ (veya Hayyân bin Muhârik Ebu’l-Alâ) kanalıyla rivayet edilmiştir. Oysa Hayyân, meçhul (bilinmeyen) bir ravidir. Bu yüzden hadis zayıftır. Ancak ifade ettiği anlam itibariyle sahihtir. 1675. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim müneccimlik, astrologluk, falcılık yoluyla yıldızlardan bilgi elde etmeye kalkışırsa, haram kılınan bir büyü çeşidi ile iştigal etmiş olur. Yıldız falı konusunda bilgisi arttıkça, sihirle iştigali ve günahı da o derece artar. Ancak ay ve güneş tutulması zamanlarını ölçmek, hava durumu tahminleri yapmak, yıldızlara bakarak kıble yönünü, vakitleri ve yol tayinini yapmak gibi falcılık ve kâhinlikle hiçbir ilgisi olmayan ilmi çalışmalar yasaklanmamış, aksine teşvik edilmiştir.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

679

1676. Muâviye bin Hakem radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna geldim ve: — Ya Rasulallah! Ben yeni Müslüman oldum. Allah İslam dinini gönderdiği hâlde, içimizde hâlâ kâhinlere giden ve onlara fal baktıran bilinçsiz Müslümanlar var, dedim. Bana: — Sen kâhinlere gitme, gidenleri de uyar. Çünkü kâhinlerin, medyumların, falcıların sözlerine inanan kişi, İslam dinini inkâr etmiş olur, buyurdu. Ben tekrar: — Aramızda uğursuzluğa inanan ve bir takım nesne ve olaylarda uğur ya da uğursuzluk gören kimseler de var, dedim. O da: — Bu, onların gönüllerinde hissettikleri boş ve anlamsız bir kuruntudan ibarettir. Aman dikkat et, bu gibi hurafeler ve batıl inançlar onları hak dinden çevirmesin, buyurdu. Ben: — Bizden kum üzerine birtakım çizgiler çizerek gelecekle ilgili hükümler çıkaranlar da var, dedim. Peygamberimiz: — Geçmiş peygamberlerden biri de böyle çizgi çizerdi. Ama Musa Peygamber’in asası ile gösterdiği mucizelerin nasıl sihirle alakası yok ise, onun yaptığının da kâhinlik ve falcılıkla hiçbir ilgisi yoktu. Bilakis o, falcıların ve kâhinlerin sahtekârlığını ortaya koymak için, tamamen Allah’tan aldığı bilgiler doğrultusunda çizgi çizer, geleceğe dair hükümler verirdi. Kimin çizgisi o peygamberin çizgisine uygun düşerse, o isabet etmiş olur. Hiç kimse de o Allah’tan vahiy aldığı ve o peygamber gibi kesin ve isabetli hükümler verdiği iddiasında bulunamayacağına göre, bu tür çizgiler çizerek geleceğe yönelik hükümler çıkarmaya çalışmak günahtır ve kesinlikle yasaktır, cevabını verdi. 1677. Ebu Mesud el–Bedrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem köpek alım satımından, fuhuştan ve falcılıktan elde edilen geliri yasaklamış ve bu tür kazanç yollarının helal ve meşru olmadığını vurgulamıştır. Ancak bekçi, polis, çoban, av köpeği gibi kendisinden faydalanılan ve ev dışında beslenen köpekler bu yasağın dışındadır.

304. BAB: UĞURSUZLUĞA İNANMA YASAĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1678. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:


680

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Hastalığın Allah’ın iradesi olmaksızın, kendiliğinden bulaşması yoktur. Uğursuzluk diye bir şey de yoktur. Ben tefe’ülü severim, buyurdu. Sahâbîler: — Tefe’ül nedir, ya Rasulullah? diye sordular. Peygamberimiz: — Bütün olayları, isimleri, işaretleri ve rüyaları hayra yormaktır. Teşe’üm, yani olayları kötüye yorarak uğursuzluğa hükmetme, ortada hiç bir şey yokken insanı ruhî bakımdan bunaltır, ümidini, şevkini, iş yapma azmini kırar. Tefe’ül, yani hayra yorma ise henüz ortada bir şey olmasa bile, insana bir aşk ve şevk verir, onu ruhî bir inşirah ve açılıma kavuşturur. Bu da hayatı daha anlamlı kılar, insanın yaşama sevincini artırır, buyurdu. 1679. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hastalığın kendiliğinden bulaşması yoktur. Bulaşıcı hastalıklar, ancak insanlar arasındaki münasebetler neticesinde ve Allah’ın belirlediği yasalar çerçevesinde bulaşır. Bunun için, karantina kurallarına son derece dikkat edilmelidir. Uğursuzluk diye bir şey de yoktur. Eğer bir şeyde uğursuzluk olsaydı, pek çok cahil kimsenin öteden beri uğursuz saydığı evde, kadında ve atta olurdu. Bunlarda dahi uğursuzluk olmadığına göre, hiçbir şeyde yok demektir.” 1680. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir zaman belli bir eşya, sayı, isim, renk gibi bir şeyi uğurlu veya uğursuz saymamıştır. 1681. Urve bin Âmir radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda uğursuzluktan söz edildi. Bunun üzerine, Rasulullah şöyle buyurdu: “En güzeli, her şeyi mümkün olduğunca hayra yormaktır. Uğursuzluk düşüncesi, hiçbir Müslüman’ı niyet ettiği hayırlı bir işten vazgeçirmesin. Bir baykuş ötüşünü, kuşların sağa sola uçuvermesini, önünden kara kedi geçmesini, karşısına çıkan hayvanları, onların isimlerini veya buna benzer şeyleri birtakım istenmeyen sonuçların habercisi gibi yorumlayıp yapacağı işten geri durmak, sağlam bir imana ve sağlıklı bir kişiliğe sahip birinin yapacağı bir şey değildir. Herhangi biriniz hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman, ‘Allah’ım! İyilikleri sadece sen verirsin, kötülükleri yalnız sen giderirsin. Güç ve kudret, ancak senin yardım ve inayetin iledir.’ diye dua etsin.” Bu hadisi rivayet eden Urve bin Âmir’in sahabî olup olmadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Ayrıca müdellis bir ravi olan Habîb bin Ebî Sâbit, bunu tedlis sigası


18. YASAKLANAN ŞEYLER

681

olan an’ane ile rivayet etmiştir. (İbn-i Hibbân, es-Sigât: 2169; Zehebî, Mîzânu’lİ’tidâl: 1690; İbn-i Hacer, Takrîbu’t-Tehzîb: 1084; Tehzîbu’t-Tehzîb: 323; İbn-i Huzeyme, Sahîh: 448) Bu iki sebepten dolayı hadis zayıftır. Ancak ifade ettiği anlam itibariyle sahihtir.

305. BAB: CANLI RESMİ YAPMA VE BULUNDURMA YASAĞI YAYGI, TAŞ, ELBİSE, PARA, YASTIK, MİNDER GİBİ EŞYA ÜZERİNE CANLI VARLIKLARIN RESMİNİ ÇİZMENİN VE DUVAR, TAVAN, PERDE, SARIK, ELBİSE VE BENZERİ YERLERDE RESİM BULUNDURMANIN HARAM OLUŞU; BU GİBİ SURETLERİ ORTADAN KALDIRMANIN EMREDİLMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1682. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kendilerini bir yaratıcı gibi görüp Yaratanla boy ölçüşürcesine resim ve heykel yapanlar hakkında şöyle buyurmuştur: “Bu suretleri yapanlara Mahşer Günü, ‘Bu yaptıklarınıza can verin bakalım!’ denilerek azap edilecektir.” Müminleri putperestliğe özendirme tehlikesi bulunmadığı takdirde, resim ve heykel yapmak ve kullanmak yasaklanmamıştır. Eğer resim ve heykel bizatihi haram olsaydı, Hz. Süleyman’ın emrindeki cinlere heykeller yaptırdığını anlatan Kur’an-ı Kerim, onun bu davranışının istisna teşkil ettiğini, ümmet-i Muhammed için örnek olamayacağını mutlaka belirtirdi. Nitekim müşrik olarak ölen babasının bağışlanması için dua eden Hz. İbrahim’in bu davranışının müminlere örnek olmaması gerektiği özellikle bildirilmiştir. (Mümtehine, 60/4) Zira özel olarak istisna edilmediği sürece, geçmiş peygamberlerin Kur’an’da anlatılan her hâl ve hareketi müminler için örnektir: “Emrindeki cinler, Süleyman’a dilediği şekilde büyük mabetler, saraylar, kaleler, bu muhteşem binaların etrafını süsleyen sanat harikası resim ve heykeller, binlerce kişiye aynı anda yemek pişirmek için kullanılan havuz kadar geniş yemek kapları ve yerinden sökülmeyen sabit kazanlar imal ederlerdi. (Sebe, 34/13) 1683. Âişe radıyallahu anhâ diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün bir seferden dönmüştü. Ben de o sıralar kapımın giriş kısmına, üzerinde canlı varlıklara ait resimler bulunan


682

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

bir perde takmıştım. Peygamber aleyhisselâm o perdeyi görünce, hoşnutsuzluğundan dolayı yüzünün rengi değişti ve perdeyi çekip kopardı. Sonra buyurdu ki: “Ya Âişe! Resim ve heykel, öteden beri putperestliğin en yaygın aracı olarak kullanılmıştır. Puta tapıcılıktan henüz kurtulmuş bir toplumda, putperestliği çağrıştıracak, cahiliye inançlarını hatırlatacak bu tür resimleri, o resme karşı insanlarda tazim uyandıracak tarzda teşhir etmek, putçuluk eğilimlerinin yeniden nüksetmesine sebep olabilir. Üstelik evin duvarına astığın bu resimler, ibadet sırasında insanı meşgul edip huşudan uzaklaştırır. Onun için, bu resimli örtüyü buradan kaldır ve istersen onları yastık ve minder olarak kullan. Puta tapıcılığı yeni bırakmış bu insanlarla eski düşünceleri arasındaki köprüyü ortadan kaldırmak ve bir daha böyle bir saplantıya geçit vermemek için, bu konuda çok dikkatli ve duyarlı olmalıyız. Putlara tapmak nasıl günahsa, puta tapıcılıkta kullanılan resim ve heykelleri yapmak ve onları sergilemek de aynı şekilde günahtır. Hele bu resim ve heykelleri yapanlar, kendilerini bir yaratıcı gibi görerek kibre kapılıyorlarsa, vay onların hâline! Çünkü Mahşer Günü Allah’ın huzurunda en şiddetli azap görecek insanlar, yaratma konusuna Yaratanla adeta yarışa girmeye kalkışarak, Allah’ın yaratışını taklit etmeye çalışanlardır.” Bunun üzerine, biz de o örtüyü kesip ondan bir veya iki tane yastık yaptık. 1684. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Putperestliği cazip hâle getirmek için resim ve heykel yapanlar, cehennemdedir. Yaptığı her surete Mahşer günü hayat verilecek ve bunlar ona cehennemde azap edeceklerdir.” Abdullah bin Abbas, bu tür resimler yapmak için kendisinden fetva isteyen ve mesleği resim yapmak olan bir adama: “Eğer mutlaka resim yapman gerekiyorsa, insanların tapınma aracı olarak kullanmadıkları ağaçların ve cansız şeylerin resimlerini yap.” dedi. 1685. Yine Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim tapınma amacına yönelik olarak herhangi bir put, ikon, totem gibi canlının resim veya heykelini yaparsa, Mahşer Günü hem azaba çarptırılır, hem de resmini yaptığı o varlığa can vermeye zorlanır ki, ona can vermesi asla mümkün değildir.” 1686. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre,


18. YASAKLANAN ŞEYLER

683

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü en şiddetli azaba çarptırılacak olanlar, Allah’tan başka tapınılan varlıklara tazim amacıyla suret yapanlardır.” 1687. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Allah, yaptıkları resim ve heykeller sebebiyle kendilerini bir yaratıcı gibi görerek kibre kapılan insanlar hakkında buyuruyor ki: “Benim yarattığım gibi yaratmaya kalkışan ve ‘Senin yarattığını biz de yaparız!’ derecesine küstahlaşan kimseden daha zalim kim vardır? Eğer bu iddialarında samimiyseler, haydi, küçücük bir zerre, bir buğday veya arpa tanesini yoktan yaratsınlar. Bunu yapamayacaklarına göre, sadece şekil taklidi yapmakla kibre kapılıp da, kendilerini yaratan Allah ile yarışa cüret etmesinler.” 1688. Ebu Talha radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İçinde köpek ve suret (canlı varlıkların resim ve heykeli) bulunan eve rahmet melekleri girmez. Çünkü köpek pis ve tehlikelidir. Bu yüzden evin içinde, odada tutulmamalıdır. Ayrıca namaz kılınan yerde ve özellikle kıble tarafında resim bulundurulmamalıdır.” 1689. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Bir defasında Cebrail aleyhisselâm, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e geleceğini vadetmişti. Fakat gelmesi epey gecikti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buna üzülerek dışarı çıktığında, Cebrail ile karşılaştı ve geciktiği için ona sitemde bulundu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm: “Biz rahmet melekleri, içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz. Senin evinde bir köpek yavrusu bulunduğundan, yanına gelmedim.” dedi. 1690. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Cebrail aleyhisselâm, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e belli bir saatte geleceğine dair söz vermişti. Fakat vakit geldiği hâlde Cebrail hâlâ gelmemişti. Peygamber, elinde bulunan sopayı sıkıntıyla yere atarak, “Allah da elçileri de, verdiği sözden caymaz.” dedi. Sonra etrafa bakınınca, sedirinin altında bir köpek yavrusu gördü. Bunun üzerine bana: — Ya Âişe, bu köpek buraya ne zaman girdi? diye sordu. Ben: — Allaha yemin ederim ki, bilmiyorum, dedim. Derhal köpek yavrusunun ev-


684

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

den çıkarılmasını emretti. Cebrail aleyhisselâm da hemen geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bana söz verdiğin için oturup seni bekledim, ama gelmedin, dedi. Cebrail: — Evinde bulunan o köpek yüzünden gelemedim. Çünkü biz rahmet melekleri, içinde köpek ve suret bulunan eve girmeyiz, cevabını verdi. 1691. Ebu’l–Heyyâc Hayyân bin Husayn rivayet ediyor: Ali bin Ebî Tâlib radıyallahu anh, bana: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bir zamanlar beni görevlendirdiği bir işi yapma görevini sana vereyim mi? Nerede bir suret (canlı varlıklara ait olan insanların tazim gösterdikleri, önünde eğildikleri resim veya heykel) bulursan, zihinlerde ve gönüllerde şirk izlerini tamamen silmek için onu tanınmaz hâle getir. Rastladığın her yüksek ve gösterişli kabri de yerle bir et. Bir karıştan daha yüksek bir kabir kalmasın.” dedi.

306. BAB: AV, ÇOBAN VE ZİRAAT KÖPEKLERİ DIŞINDA KÖPEK BESLEMENİN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1692. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim –av, bekçi veya çoban köpeği dışında– sırf eğlence ve süs olsun diye evinde köpek beslerse, her gün sevabından iki ölçek eksilir.” 1693. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim –ziraat veya koyun köpeği dışında– köpek beslerse, her gün kazandığı sevabından bir ölçek eksilir.” Müslim’in bir rivayeti şöyledir: “Her kim av, koyun ve ziraat köpeği dışında köpek beslerse, köpeğin verdiği zarara göre, her gün sevabından bir veya iki ölçek eksilir.”

307. BAB: HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN KERAHETİ DEVE VE DİĞER HAYVANLARA ÇAN TAKMANIN, YOLCULUKTA KÖPEK VE ÇAN BULUNDURMANIN MEKRUH OLUŞU


18. YASAKLANAN ŞEYLER

685

Konu ile İlgili Hadisler: 1694. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yanlarında köpek ve çan bulunan bir topluluğa melekler arkadaşlık etmez. Yani rahmet melekleri, yanlarında av, çoban ve bekçi köpeği dışında köpek bulunduran veya binek hayvanlarının boğazına çan, zil, çıngırak gibi şeyler takarak yolculuk eden kimselerden uzak dururlar. Köpekler pis ve tehlikelidir. Taşıdıkları mikrop ve tenyalarla insan sağlığına zarar verebildikleri gibi, zaman zaman insanlara saldırıp yaralama ve ölümlere de sebep olmaktadırlar. Hayvanın boynuna asılan ve hayvan yürüdükçe ses çıkaran çanlar ise, sürekli gürültü yaparak kafiledeki insanları rahatsız eder, düşünmekten ve Allah’ı zikretmekten alıkoyar. Ancak güttükleri sürünün sevk ve idaresinde kendilerine yardımcı olması ve gece karanlığında sürüyü takip edebilmek için bazı hayvanlara takılan zil veya çan bunun dışındadır.” 1695. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Lüzumsuz yere hayvanın boynuna takılan zil ve çan, şeytan çalgılarındandır.”

308. BAB: PİSLİK YİYEN HAYVANA BİNME YASAĞI DIŞKI YEMEYE ALIŞMIŞ DEVEYE BİNMENİN MEKRUH OLDUĞU, BÖYLE BİR HAYVAN TEMİZ YEM YER DE ETİNDEN PİSLİK KOKUSU GİDERSE, O ZAMAN (ONA BİNMEKTE, ETİNDEN ve SÜTÜNDEN FAYDALANMAKTA) BİR SAKINCA OLMADIĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1696. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, pislik ve dışkı yiyen hayvanlara semer veya eğer vurmadan binmeyi ve böyle hayvanları bir süre temiz yiyeceklere beslemeden, onların etini yemeyi ve sütünü içmeyi yasakladı.

309. BAB: CAMİ İÇİNDE TÜKÜRME YASAĞI CAMİLERDE TÜKÜRMENİN YASAK OLUŞU, ORADA GÖRÜLEN TÜKÜRÜĞÜN TEMİZLENMESİNİN ve CAMİLERİN HER TÜRLÜ PİSLİKTEN ARINDIRILMASININ EMREDİLMESİ


686

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Konu ile İlgili Hadisler: 1697. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mescide tükürmek günahtır; cezası da onu silip temizlemektir.” 1698. Âişe radıyallahu anhâ rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir keresinde mescidin kıble duvarında balgam veya tükürük gördü de, hemen onu bir taş parçasıyla kazıyıp temizledi. 1699. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, mescitlerde bugünkü gibi halı veya kilim serili değildi. İnsanlar camide, kum ve toprak üzerinde ve ayakkabılarıyla namaz kılarlardı. Hatta mescidin üzeri hurma dallarıyla örtülü olduğu için, yağmurlu günlerde orada namaz kılanların alnı çamura bulanırdı. Bir de, içinde bulundukları ağır hayat şartları sebebiyle, o günkü insanların temizlik anlayışı farklıydı. Özellikle çölde yaşayan bedeviler, görgü kurallarını pek bilmezlerdi. İşte bu bedevilerden biri gelip mescidin içinde küçük abdestini bozmaya başladı. Bunun üzerine Ashaptan bazıları: — Hey, Heey! diye bağırıp adama engel olmak istediler. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: — Dokunmayın, rahat bırakın adamı, buyurdu. Adam işini bitirdikten sonra, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu yanına çağırdı ve kendisine: — Bu mescitler, abdest bozmak ve sair tiksinti verecek şeyler için yapılmış yerler değildir. Buralar ancak Allah’ı zikretmek, namaz kılmak ve Kur’an okumak içindir, buyurdu. Daha sonra cemaatten birine emretti, o da bir kova su getirerek bedevinin abdest bozduğu yere döktü. Hadisi rivayet eden râvî, Peygamberimize eksik ya da fazla bir söz nispet etmiş olmamak için, “Rasulullah aynen bu sözleri söylemiş yahut buna benzer bir ifade kullanmıştı.” dedi.

310. BAB: CAMİLERDE GÜRÜLTÜ YAPMANIN MEKRUH OLUŞU CAMİLERDE TARTIŞMA, YÜKSEK SESLE KONUŞMA, KAYIP SORUŞTURMA, ALIM SATIM, KİRALAMA GİBİ İŞLERİN MEKRUH OLUŞU


18. YASAKLANAN ŞEYLER

687

Konu ile İlgili Hadisler: 1700. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim camide yüksek sesle kayıp eşyasını soruşturan birini duyarsa, ‘Allah onu bulmayı sana nasip etmesin!’ desin. Çünkü camiler, böyle işler için yapılmamıştır. İnsanların huzur içinde ibadet edebilmesi için yapılan mabetlerin uhrevi atmosferine aykırı düşecek bu gibi tavır ve davranışlardan uzak durulmalıdır.” 1701. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Camilerin içinde mal alıp satan birini görürseniz, ‘Allah sana kazanç vermesin!’ deyin. Orada yitik soruşturan birini gördüğünüzde de, ‘Allah onu bulmayı sana nasip etmesin!’ deyin. Zikir, ibadet ve ilim merkezi olan mescitlere günlük dünya meşgaleleri taşınmamalı, bu ulvi mekânlar sokak, çarşı ve panayır yerlerine dönüştürülmemelidir.” 1702. Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: Bir adam camide, “Kırmızı devemi gören var mı?” diyerek yitiğini soruşturuyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce: “Bulamaz olasın! Camiler hangi amaç için yapılmışlarsa, ancak o maksatlarla kullanılmalıdır. Buralar insanların özel ilanlarını vereceği yahut mallarını pazarlayacağı yerler değildir. Camiler namaz kılmak, Kur’an okumak, Allah’ı anmak, ilmi ve eğitici sohbetler yapmak, ümmeti ilgilendiren önemli konuları görüşmek gibi ulvi amaçlar için yapılmış mekânlardır.” buyurdu. 1703. Abdullah bin Amr radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem camide alış veriş yapmayı, yitik soruşturmayı ve şiir okumayı yasaklamıştır. Çünkü mabetler, sokak çığırtkanlıklarının sergileneceği yerler değildir. Camide her an namaz kılan, Kur’an okuyan, zikir ile meşgul olan insanlar vardır. Bu insanları rahatsız edecek şekilde gürültü yapmak yasaklanmıştır. Hatta Kur’an okurken, vaaz verirken ve Allah’ı anarken dahi mescitte gereksiz yere sesi yükseltmek doğru değildir. 1704. Sâib bin Yezîd radıyallahu anh anlatıyor: Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, bir gün camide oturuyordum. Biri bana taş attı. Baktım ki, taşı atan halife Ömer bin Hattab radıyallahu anh. Hemen yanına vardım. Caminin içinde bağıra çağıra konuşan iki adamı bana göstererek:


688

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Git şu iki kişiyi bana getir, dedi. Gidip adamları getirdim. Onlara: — Siz nerelisiniz? diye sordu. Adamlar: — Taifliyiz, deyince, Ömer: — Eğer Medineli olsaydınız, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidinde sesinizi yükselttiğiniz için canınızı yakmıştım. Bu seferlik cahilliğinize vererek sizi affediyorum. Ama bir daha camide yüksek sesle konuştuğunuzu görürsem, sizi kesinlikle cezalandırırım, dedi.

311. BAB: İNSANLARI RAHATSIZ EDECEK KOKULARLA CAMİLERE GELME YASAĞI SARIMSAK, SOĞAN, PIRASA GİBİ KÖTÜ KOKULU YİYECEKLER YİYEN KİMSENİN –ZARURÎ HÂLLER DIŞINDA– AĞIZ KOKUSUNU GİDERMEDEN MESCİDE GİRMESİNİN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1705. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sarımsağı kastederek şöyle buyurmuştur: “Kim şu bitkiden yemişse, ağzının kokusu geçinceye kadar toplantılarımıza ve sohbetlerimize gelmesin, mescidimize yaklaşmasın.” Müslim’in bir rivayetinde, “mescitlerimize” ifadesi yer almaktadır. 1706. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim şu bitkiden yemişse yanımıza yaklaşmasın, bizimle birlikte namaza da durmasın.” 1707. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim sarımsak veya soğan yemişse, bizden –yahut mescidimizden– uzak dursun.” Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir: “Kim sarımsak, soğan, pırasa, turp gibi kötü kokulu bir yiyecek yemiş veya sigara, içki gibi bir şey içmişse, mescidimize yaklaşmasın. Çünkü insanoğlunu rahatsız eden bu tür pis kokular, melekleri de rahatsız eder.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

689

1708. Ömer bin Hattab radıyallahu anh, halifeliği esnasında bir cuma günü hutbe verirken şunları söyledi: “Ey Müslümanlar! Siz, hoş bir kokuya sahip olmadığını gayet iyi bildiğim iki bitkiyi, sarımsak ve soğanı yiyor ve o şekilde camiye geliyorsunuz. Oysa ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, camide bulunan birinde bunların kokusunu duyduğunda, o kişiye mescitten çıkıp Baki kabristanına kadar uzaklaşmasını emrettiğini görmüşümdür. Öyleyse, ağsız kokusuna sebep olan bu tür sebzelerden yemeyin. Kim bunları mutlaka yiyecekse, hiç değilse pişirerek kokusunu gidersin.”

312. BAB: HUTBE OKUNURKEN DİZLERİNİ DİKİP OTURMANIN MEKRUH OLUŞU CUMA GÜNÜ İMAM HUTBE OKURKEN, İNSANIN UYKUSUNU GETİRECEĞİ, HUTBEYİ DİNLEMEYE ENGEL OLACAĞI ve ABDESTİN BOZULMASINA SEBEP OLACAĞI İÇİN DİZLERİ DİKİP ELLERİ DİZLER ÜZERİNE BAĞLAYARAK OTURMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1709. Muaz bin Enes el–Cühenî radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, cuma günü imam hutbe okurken dizleri dikip elleri öne bağlayarak oturmayı yasaklamıştır. Çünkü Arabistan gibi erkeklerin de entari giydiği sıcak iklim bölgelerinde dizleri yukarı dikince avret yerlerinin açılma ihtimali vardır. Bu ise, cami ve cemaat edebine uymayan çirkin bir durumdur. Ayrıca, bu tip oturuşlar insanın uyuklamasına sebep olur ve hutbeyi dikkatle dinlemesini engeller. Bu yüzden, imam hutbe okurken namazdaki oturuş gibi oturarak veya diz çökerek uyanık bir kalple, kemal-i edep ve ciddiyet ile hutbeyi dinlemek gerekir.

313. BAB: KURBAN KESECEK KİŞİNİN, KURBAN BAYRAMIN ON GÜN ÖNCESİNDEN İTİBAREN SAÇ VE TIRNAKLARINI KESMEMESİ Konu ile İlgili Hadisler: 1710. Peygamber aleyhisselâm’ın hanımı Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


690

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Kimin kesecek kurbanı varsa, Zilhicce ayının hilâlinin görülmesinden itibaren, Zilhicce’nin onuncu günü, yani kurban bayramında kurbanını kesinceye kadar saçını ve tırnağını kesmesin. Böylece, o günlerde ihramda oldukları için kurbanlarını kesinceye kadar tıraş olmayan ve saçlarını kısaltmayan hacılara eşlik ederek onlarla aynı ortamı paylaşmış ve Müslümanlar arasındaki inanç birliğini, evrensel boyutta davranış birliği şeklinde ortaya koymuş olsunlar. Kurban kesmeyecek olanlara gelince, onların bayramdan önce saç tıraşı olmalarında ve tırnaklarını kesmelerinde bir sakınca yoktur.”

314. BAB: ALLAH’TAN BAŞKASI ÜZERİNE YEMİN ETMENİN YASAKLANMASI PEYGAMBER, KÂBE, MELEKLER, GÖKYÜZÜ, ECDAT, HAYAT, RUH, LİDER, TÜRBE, EMANET GİBİ ALLAH’IN DIŞINDAKİ VARLIKLAR ÜZERİNE YEMİN ETMENİN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1711. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, sizin İslam öncesinde olduğu gibi babalarınızın adı ile yemin etmenizi yasaklamıştır. Yemin etmek isteyen Allah’ın adı ile yemin etsin ya da hiç yemin etmeyip sussun.” 1712. Abdurrahman bin Semure radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cahiliye döneminden kalma adet ve alışkanlıklarınızı artık terk edin. Putlar ve atalarınız üzerine yemin etmeyin. Böyle bir yemin insanı şirke düşürebilecek büyük bir günahtır. Bu tür yeminlerin hiçbir hukuki geçerliliği de yoktur.” 1713. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Emanete –yani Allah’ın farz kıldığı namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetlere– yemin eden, bizim yolumuzu izleyen bilinçli ve faziletli müminlerden değildir. Böyle bir yeminin geçerliliği de yoktur.” 1714. Yine Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim ‘Yalan söylüyorsam İslam’dan uzak olayım!’ diye yemin ederse, eğer bu sözünde yalancı ise, söylediği gibi İslam’dan çıkmış demektir. Yok


18. YASAKLANAN ŞEYLER

691

eğer sözünde doğru ise, İslam’dan çıkmış olmasa bile, bu çirkin sözü yüzünden dinden epey uzaklaşır ve imanı büyük bir yara alıp ruhunda ciddi bir hasar meydana gelmeden, yani sağlam ve sıhhatli bir hâlde İslam’a dönemez.” 1715. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ, “Kâbe hakkı için...” diye yemin eden bir adamı işitmişti. Bunun üzerine o, adama şöyle dedi: Allah’tan başkasının adına yemin etme. Çünkü ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah’tan başkası adına yemin eden kimse, eğer adına yemin ettiği varlıkları tazime lâyık yüce varlıklar olarak görüyorsa, küfre veya şirke düşmüş olur. Şayet böyle bir inanç taşımadan onlar adına yemin ediyorsa, küfre girmese bile, Allah’tan başkası adına yemin etme yasağını çiğnediği için günahkâr olur. Bunun için, Kâbe, Kur’an, Mushaf, Peygamber, Arş, Kürsî bile olsa, Allah’tan başka hiçbir varlığın adıyla yemin edilmemelidir. Kur’an’da geceye, gündüze, asra, kıyamet gününe vs. yapılan yeminler, insanlar arasında yapılan yeminler gibi ahit verme ve ant içme manası taşımayıp, bu varlıklara dikkat çekerek onların önemini belirten ve onlar üzerinde düşünmeye sevk eden ifadelerdir.”

315. BAB: BİLEREK YALAN YERE YEMİN ETMENİN BÜYÜK GÜNAH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1716. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman’ın malını elinden almak için yalan yere yemin eden kimse, Mahşer Günü Allah’ın gazabına uğramış bir hâlde O’nun huzuruna çıkar.” Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’ın kitabından bu sözünün delili olan şu ayeti okudu: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini ahiret nimetlerine göre pek küçük bir kazanç olan servet, makam, şöhret gibi dünyalık çıkarlarla değiştirenler var ya, onlar için ahiret nimetlerinden bir pay yoktur. Allah Mahşer Günü onlarla rahmet lisanıyla konuşmayacak, yüzlerine rahmet nazarıyla bakmayacak ve onları günahlarından arındırmayacaktır. İşte onlara, can yakıcı bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 3/77) 1717. Ebu Ümâme İyâs bin Sâlebe el–Hârisî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:


692

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Her kim yalandan yemin ederek bir insanın, özellikle de bir Müslüman’ın hakkını elinden alırsa, Allah ona cehennemi vacip, cenneti de haram kılar, buyurdu. Bir adam: — O aldığı şey küçük ve değersiz bir şey olsa da mı, ya Rasulallah? diye sordu. Peygamberimiz: — Evet, haksızlık edip aldığı şey misvak ağacından bir çubuk bile olsa böyledir, buyurdu. 1718. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlar içinde en tehlikeli olanlar, Allah’a ortak koşmak, ana babaya karşı gelmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir.” Buhârî’de yer alan bir diğer rivayet şöyledir: Çöllerde göçebe hayatı yaşayan bir bedevi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Ya Rasulallah, büyük günahlar nelerdir? diye sordu. Peygamberimiz: — Allah’a ortak koşmak, buyurdu. Bedevi: — Sonra hangisidir? dedi. Rasulullah: — Yemin–i ğamûs (yani insanı günaha batıran yemin), buyurdu. Ben: — Yemîn–i ğamûs nedir, ya Rasulullah? diye sorunca, Peygamberimiz: — Bir Müslüman’ın malından bir şeyler almak için yalan yere yapılan yemindir, buyurdu.

316. BAB: YEMİNİ BOZMAK HERHANGİ BİR KONUDA YEMİN EDEN, SONRA YEMİNİNİN AKSİNİ DAHA HAYIRLI GÖREN KİMSENİN, YEMİNİNDEN VAZGEÇEREK HAYIRLI OLANI YAPMASI VE YEMİN KEFARETİ ÖDEMESİNİN MÜSTEHAP OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1719. Abdurrahman bin Semure radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle demiştir: “Ya Abdurrahman! Herhangi bir konuda yemin eder de, daha sonra yemi-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

693

ninin aksini daha hayırlı görürsen, derhal yemininden vazgeçerek hayırlı olanı yap ve yeminini bozduğun için on fakiri doyurmak, giydirmek veya bir köle azat etmek suretiyle yemin kefareti öde. Yemin kefaretine gücün yetmiyorsa, üç gün peş peşe oruç tut. Buna da gücün yetmezse, tövbe istiğfar et.” 1720. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bir konuda yemin etikten sonra onun aksini daha hayırlı görürse, yemininin kefaretini versin ve hayırlı olanı yapsın. Örneğin, birine yardım etmek, alacağını bağışlamak, hasta ziyaretinde bulunmak, sahip olduğu bir alet veya aracı ihtiyacı olan birine emanet vermek, birinin yuva kurmasına yahut iş sahibi olmasına aracılık etmek gibi herhangi bir hayrı yapmayacağına dair yemin etmemeli, kazara etmişse bile, ‘Ne yapayım, yeminliyim; yeminimden dönersem günah olur.’ dememelidir. Derhal kefaretini verip yeminini bozmalı ve hayırlı olanı yapmalıdır.” 1721. Ebu Musa radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vallahi ben, Allah’ın izniyle, ne zaman bir konuda yemin eder de sonra aksinin daha hayırlı olduğunu görürsem, mutlaka yeminimin kefaretini verir ve daha hayırlı olanı yaparım.” 1722. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizin ailesi aleyhinde yapmış olduğu yeminini ısrarla sürdürmesi, onu Allah katında, yeminini bozup Allah’ın meşru kıldığı kefareti vermesinden daha günahkâr kılar. O hâlde, bir insan ailesi, hanımı, çoluk çocuğu, ana babası, arkadaşları veya yakın çevresinden herhangi biri aleyhinde, onu zarara uğratacak şekilde yemin etmemeli, kazara böyle bir yemin etmişse bile derhal yeminini bozup kefaret vermelidir.”

317. BAB: YEMİN MAKSADI OLMAKSIZIN SÖYLENEN SÖZLERİN YEMİN SAYILMAYACAĞI KASITSIZ OLARAK YAPILAN YEMİNİN (YEMİN-İ LAĞV) BAĞIŞLANDIĞI VE BUNDAN DOLAYI KEFARET GEREKMEDİĞİ, YEMİN-İ LAĞVIN YEMİN KASTEDİLMEKSİZİN KONUŞMA ESNASINDA “EVET VALLAHİ, HAYIR VALLAHİ!” GİBİ ÇOKÇA SÖYLENEN BİR YEMİN OLUŞU


694

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Konu ile İlgili Ayetler: 1. Allah sizi, yemin kastı olmaksızın ağzınızdan kaçıveren, ya da doğru olduğuna inanarak ettiğiniz, fakat daha sonra gerçeğe aykırı olduğu anlaşılan yeminlerinizdeki yanılgıdan dolayı sorumlu tutmaz. Sizi ancak, kasıtlı olarak yaptığınız yeminlerden sorumlu tutacaktır. Böyle bilerek yemin ettikten sonra onu yerine getirmemenin daha hayırlı olduğunu görürseniz, yemininizi bozmalısınız. Ancak bu veya başka bir sebeple yemininizi bozacak olursanız, onun cezasını ödemelisiniz ki, buna yemin kefareti denir. Yemin kefareti şudur: Kalite, miktar ve öğün sayısı olarak kendi ailenize yedirdiğinizin orta derecesinden, on fakiri bir gün boyunca doyurmak veya onları altlı üstlü takım hâlinde giydirmek ya da bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bu üçünden birini seçmekte serbestsiniz. Fakat bunlardan hiçbirini bulamayan, üç gün arka arkaya oruç tutmalıdır. Oruç tutacak gücü de yoksa, yalnızca tövbe istiğfar etmekle yetinir. İşte, yemin ettiğiniz ve onu bozduğunuz zaman, yemininizin kefareti budur. Eğer yeminin bozulmasından dolayı başkaları da zarar görmüş olursa, bu da ayrıca telâfi edilmelidir. Bir de, nasıl olsa kefaretini öder kurtulurum diyerek, iyice düşünmeden, olur olmaz yeminler etmeyin, ettiğiniz zaman da –şayet bir günaha sebep olmayacaksa– gücünüz yettiğince ona bağlı kalın. Kısacası, yeminlerinizi koruyun. İşte Allah, size ayetlerini böyle açıkça bildiriyor ki, şükredesiniz. (Maide, 5/89) Konu ile İlgili Hadisler: 1723. Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: “Allah sizi, yeminlerinizdeki yanılgıdan (yani kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden) dolayı sorumlu tutmaz.” (5-Maide: 89) ayeti, bir kimsenin yemin kastı olmaksızın, ağız alışkanlığıyla söylediği “Yok vallahi!”, “He vallahi!” gibi sözler hakkında nazil oldu.

318. BAB: DOĞRU BİLE OLSA, ALIŞVERİŞTE YEMİN ETMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1724. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah


18. YASAKLANAN ŞEYLER

695

sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Alışveriş anında yapılan doğru yemin malın sürümünü artırsa da, kazancın bereketini giderir. O hâlde, doğru bile olsa alışveriş esnasında yemin etmeyin, Allah’ın yüce adını, ticaret ve maddi kazanç malzemesi hâline getirmeyin.” 1725. Ebu Katâde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Alış verişte çok yemin etmekten sakının. Çünkü yemin ilk anda mala sürüm kazandırsa da, daha sonra onu bereketten mahrum bırakarak mahveder. Ayrıca, ticaretten kazanacağı sevabı da azaltır veya yok eder.”

319. BAB: ALLAH RIZASI İÇİN İSTEMEK ALLAH RIZASI İÇİN CENNETTEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMENİN MEKRUH OLDUĞU, BUNUNLA BİRLİKTE, “ALLAH İÇİN, ALLAH AŞKINA” DİYEREK BİR ŞEY İSTEYEN KİMSEYİ DE GERİ ÇEVİRMENİN DOĞRU OLMADIĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1726. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlardan dünyalık bir şey isterken, “Allah rızası için, Allah aşkına” veya “Allah’ın kerîm olan adı hürmetine” gibi sözlerle istemeyin. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın mukaddes ism-i şerifi, kendisiyle dünyalık bir mal, bir meta istenilmeyecek kadar yücedir. Allah rızası için (Bivechillâh), ancak cennet ve benzeri ulvi şeyler istenebilir ki, bu da yalnızca Allah’tan istenir.” Bu hadis, senet zincirinde yer alan Süleyman bin (Karm bin) Muâz et-Temîmî sebebiyle zayıftır. Zira Yahya bin Maîn, Ebu Zür’a, Ebu Hâtim ve Nesâî gibi hadis imamları, onun zayıf bir ravi olduğunu beyan etmişlerdir. Ayrıca hadisin manası, Allah rızası için dünyalık bir şey istemenin caiz olduğunu bildiren şu ayete de aykırı görünmektedir: “Ey insanlar! “Allah aşkına, Allah’a yemin olsun, Allah şahittir ki!” diyerek kendisi adına yeminler edip birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının ve aranızdaki akrabalık bağlarını koparmamaya büyük özen gösterin.” (Nisâ, 4/1) 1727. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


696

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Her kim Allah’ın adını anarak size sığınırsa, sığınma talebini kabul ederek onu koruyun. Siz insanlardan “Allah rızası için” diyerek bir şey istemeyin, ama Allah için sizden bir mal veya yardım isteyene, samimi olduğuna kanaat getirirseniz istediğini verin. Sizi düğün, nişan, sünnet gibi önemli bir törene davet edenin davetine gidin. Size iyilik yapana, siz de iyilikle karşılık verin. Eğer iyiliğine karşılık ona verecek bir şey bulamazsanız, karşılığını verdiğinize kanaat getirinceye kadar kendisine dua edin.”

320. BAB: DEVLET YÖNETİCİLERİNE “ŞEHİNŞAH” DEMENİN HARAM OLUŞU DEVLET BAŞKANLARINA ve DİĞER YÖNETİCİLERE “ŞEHİNŞAH” DEMENİN HARAM OLDUĞU, ÇÜNKÜ BUNUN “PADİŞAHLAR PADİŞAHI, MELİKLER MELİKİ” ANLAMINA GELDİĞİ, OYSA ALLAH’TAN BAŞKA HİÇ KİMSENİN BU VASIFLA NİTELENDİRİLEMEYECEĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1728. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah katında en kötü isim, “Meliku’l–emlâk” (krallar kralı, padişahlar padişahı) adını alan kimsenin ismidir.”

321. BAB: FASIKLARA HÜRMET GÖSTERME YASAĞI AÇIKÇA GÜNAH İŞLEYEN, BİDAT ve HURAFELERİ YAYGINLAŞTIRAN ve BU GİBİ (KÖTÜLÜKLER YAPAN) KİMSELERE “EFENDİ” VE BENZERİ (SAYGI İFADE EDEN) SÖZLERLE HİTAP EDİLMESİNİN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1729. Büreyde radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Münafık olan birine ‘efendi’ demeyin. Söz ve davranışlarıyla ikiyüzlü olduğunu belli eden veya açıkça büyük günah işleyen birine, her ne sebeple olursa olsun, ‘beyefendi, efendim, sayın, hazretleri’ gibi taltif edici sözlerle hitap etmeyin. Eğer onu efendi sayacak olursanız, bütün değer yargılarını altüst etmiş, böylece Rabb’inizin gazaplandırmış olursunuz.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

697

322. BAB: SITMAYA (ve DİĞER HASTALIKLARA) SÖVMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1730. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ümmü Sâib veya Ümmü Müseyyeb adındaki bir hanım sahabînin yanına geldi ve: — Ey Ümmü Sâib! Niye titriyorsun, neyin var? diye sordu. Ümmü Sâib: — Sıtmaya yakalandım, Allah belasını versin! dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Sakın sıtmaya veya herhangi bir hastalığa sövme. Şifaya kavuşmak için bütün meşru tedbirlere başvurarak üzerine düşeni yap, ama hastalıklara lânet etme! Çünkü körük nasıl demirin kir ve pasını gideriyorsa, o hastalıklar da insanoğlunun hata ve günahlarını öylece yok eder, buyurdu.

323. BAB: RÜZGÂRA SÖVMENİN YASAKLANMASI ve RÜZGÂR ESTİĞİNDE NASIL DUA EDİLECEĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1731. Übey bin Kâb radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Sizi rahatsız edip zarara uğratsa bile, rüzgâra sövmeyin. Eğer onda hoşunuza gitmeyen bir şey görürseniz, şöyle dua edin: “Allahumme innâ nes’eluke min hayri hêzihi’r–rîhi ve hayri mâ fîhâ ve hayri mâ umirat bihi. Ve neûzu bike min şerri hêzihi’r–rîhi ve ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ umirat bih.” Manası: “Allah’ım! Senden bu rüzgârın hayrını, içinde barındırdığı güzelliklerin hayrını ve ona emredilen şeylerin hayrını dileriz. Bu rüzgârın şerrinden, içinde barındırdığı kötülüklerin şerrinden ve ona emredilen şeylerin şerrinden de yine sana sığınırız.” 1732. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rüzgâr, Allah’ın görevlendirdiği taşıyıcılardandır; bazen rahmet, bazen azap getirir. Fakat her iki durumda da Allah’ın emrini yerine getirerek hayra


698

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hizmet etmiş olur. O hâlde, rüzgârı gördüğünüz zaman ona sövmeyin. Onun hayrını isteyin, şerrinden de Allah’a sığının.” 1733. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, rüzgâr şiddetli estiği zaman şöyle dua ederdi: “Allahumme innî es’eluke hayrahâ ve hayra mâ fîhâ ve hayra mâ ursilet bih. Ve eûzu bike min şerrihâ ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ursilet bih.” Manası: “Allah’ım! Senden bu rüzgârın hayrını, içinde barındırdığı güzelliklerin hayrını ve onunla gönderilen şeylerin hayrını dilerim. Bu rüzgârın şerrinden, içinde barındırdığı kötülüklerin şerrinden ve onunla gönderilen şeylerin şerrinden de yine sana sığınırım.”

324. BAB: HOROZA SÖVMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1734. Zeyd bin Hâlid el–Cühenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sabah erkenden ötüp uykunuzu kaçırdı diye horoza sövmeyin. Çünkü o, Allah’ın kendisine verdiği bir görevi yerine getirerek müminleri namaz için uyandırır.”

325. BAB: İNSANIN, “ŞU YILDIZ SAYESİNDE YAĞMUR YAĞDI.” DEMESİNİN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1735. Zeyd bin Hâlid el–Cühenî radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hudeybiye’de geceleyin yağan yağmurdan sonra bize sabah namazı kıldırdı. Namazı bitirince yüzünü cemaate döndü ve: — Rabb’iniz ne buyurdu, biliyor musunuz? diye sordu. Sahâbîler: — Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine, Peygamberimiz şunları söyledi: — Allah buyurdu ki: “Kullarımdan bir kısmı bana iman ederek, bir kısmı da kâfir olarak sabahladı. ‘Allah’ın lütuf ve rahmeti sayesinde yağmura kavuştuk.’ diyenler bana iman etmiş, yıldızları inkâr etmişlerdir. Birtakım astroloji ve yıldız falı hurafelerine inanarak ‘Filan ve filan yıldızın batıp doğması sayesinde yağmura kavuştuk.’ diyenler ise beni inkâr etmiş, yıl-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

699

dızlara iman etmişlerdir.”

326. BAB: MÜSLÜMAN’A KÂFİR DEMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1736. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir adam din kardeşine, ‘Ey kâfir!’ derse, bu sözün günahı ikisinden birine döner: Eğer o kişi gerçekten dediği gibi kâfir ise ne âlâ; yok öyle değilse, o sözün günahı kendisine döner ve din kardeşini kâfirlikle suçladığı için, büyük günah işlemiş olur.” 1737. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim bir adamı ‘Ey kâfir!’ veya ‘Ey Allah’ın düşmanı!’ diye çağırırsa, eğer o adam böyle biri değilse, bu söz mutlaka onu söyleyen kişiye geri döner. Bir mümini inkârcılıkla suçladığı için, asıl kendisi kâfir veya Allah’ın düşmanı olur.” Bir kimseyi kâfir, münafık veya din düşmanı diye itham eden biri, eğer onun savunduğu değerlerin ve inanç esaslarının gerçekten kâfirlik olduğuna inanıyorsa, bu durumda ikisi aynı din ve inanç üzere olmadıklarından, ikisinden biri gerçekten kâfir demektir. Fakat bir kimsenin kâfir olduğuna inanmadan, öfke, kıskançlık, düşmanlık gibi sebeplerle ona kâfir veya din düşmanı derse, bu yüzden kâfir olmasa da, büyük günah işlemiş olur. Açık ve kesin bir delile dayanmadan, birtakım yorum ve zanlardan yola çıkarak ona buna kâfirlik damgası vuranlar, müminler arasında kin ve nefret tohumları saçarak kardeşlik, birlik ve beraberlik duygularına zarar verdikleri için büyük bir vebal altına girmiş olurlar. Bununla birlikte, bir müminde gördüğü büyük günahlar ve inkarcılığa benzer söz ve davranışlar sebebiyle onu yanlışlıkla kâfir veya münafık diye nitelendiren kişi, bu hatasında nispeten mazur görülse de, yaptığı işin yanlış ve tehlikeli olduğu kendisine anlatılmalı ve ciddi şekilde uyarılmalıdır. Nitekim Hz. Ömer, müşriklere gizlice bilgi sızdırırken yakalanan Hatıb bin Ebi Beltea adındaki sahabi hakkında, “İzin verin bu münafığın boynunu vurayım ya Rasulallah!” demişti. Bunun üzerine, Peygamberimiz bu sözünden dolayı Ömer’i uyarmış ve Hatıb’ın aslında münafık olmadığını bildirmişti. Bununla birlikte, bir


700

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Müslüman’a münafık dediği için Ömer’in hâşâ küfre girdiğini, tövbe edip iman tazelemesi gerektiğini de söylememişti. Zira Ömer, bir nevi casusluk faaliyeti yürüttüğü için Hatıb’ın münafık olduğunu zannetmiş, bu yüzden mazur görülmüştü. Rasulullah, Bedir savaşına katılmış olan Malik bin Duhşum hakkında münafık diyen bir başka sahabiye de Ömer’e gösterdiği tepkiyi göstermişti. Gerçi bütün bunlar, hiç kimsesin hiçbir şekilde tekfir edilemeyeceği anlamına gelmez. Bir kimse bir yandan Müslüman görünüp bir yandan söz ve davranışlarıyla kâfir veya İslam düşmanı olduğunu ortaya koyuyorsa, müminleri uyarmak için o kişinin Müslüman olmadığı söylenebilir. Belli şart ve durumlarda Müslüman maskesi takmış din düşmanlarını teşhir etmek gerekebilir. Ancak kendisini Müslüman olarak tanımlayan ve açıkça kâfir olduğunu ilan etmeyen birini, her ne olursa kâfirlikle suçlamamalıdır. Böyle haksız bir suçlama yapan Müslüman’ı da ciddi şekilde uyarmalı, ama onun yaptığı hatanın aynısını yapıp da bu davranışından dolayı onu tekfir etmemelidir. Ama ne yazık ki, herhangi birine kâfir diyen kimseye, “Senin kâfirlikle itham ettiğin kişi gerçekten kâfir ise ne ala, ama değilse şimdi sen kâfir oldun.” diye karşılık veren Müslümanlara da rastlanmaktadır. Peygamberimizin, tekfir belasına karşı ümmetini uyarmak ve müminlerin birbirlerini bu şekilde suçlamasını engellemek için söylediği bir hadisin, Müslüman’ın kâfirlikle suçlanmasına delil ve dayanak yapılması gerçekten ne kadar acı, ne kadar gariptir.

327. BAB: KÖTÜ SÖZ SÖYLEMENİN ve DİLİ ÇİRKİN SÖZLERE ALIŞTIRMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1738. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin; yerici, lânetçi, kötü ahlaklı, çirkin karakterli olamaz. İyi bir Müslüman, insanları sürekli ayıplayan, başkalarının kusurlarını araştıran, etrafına lânetler yağdıran, edepsizce sözler söyleyen, merhametsiz, kaba, onursuz, kişiliksiz biri olamaz. Eğer onda bu özelliklerin bir kısmı veya tamamı varsa, iman kalbine henüz tam anlamıyla yerleşmemiş demektir.” 1739. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir işte edepsizlik, kabalık, saygısızlık, zorbalık ve hayâsızlık varsa, bu onu mutlaka insanlar nazarında sevimsiz, çirkin ve nefret edilir hâle getirerek kirletir. Bir işte edep, saygı, hoşgörü, nezaket ve hayâ varsa, bu da onu mutlaka


18. YASAKLANAN ŞEYLER

701

insanlar nazarında hoş, sevimli ve benimsenebilir hâle getirerek güzelleştirir.”

328. BAB: YAPMACIK VE ÖZENTİLİ KONUŞMALARDAN KAÇINMAK AĞZINI YAYIP EDİPLİK TASLAYARAK, HALKIN ANLAYAMAYACAĞI KELİMELER KULLANARAK, DİL ve GRAMER İNCELİKLERİNDEN DEM VURARAK KONUŞMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1740. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Aşırı gidenler, helâk olmuşlardır. Sözlerinde, işlerinde, ibadetlerinde ölçülü ve dengeli olmayan, her konuda ince eleyip sık dokuyan, hep mükemmele ulaşmak isteyenler, hiçbir zaman hedeflerine ulaşamazlar. Böyle kimseler daima başarısızlığa, yalnızlığa, huzursuzluğa mahkûmdurlar. Oysa mümin, her işinde ölçülü ve dengelidir. Son derece doğal ve rahat davranır, hata yapmaktan da çekinmez. En iyiye, en güzele ulaşma duygusu onu aşırılığa sevk etmez.” buyurdu ve bu sözünü üç defa tekrarladı. 1741. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah, sığırın otu yerken ağzında evirip çevirdiği gibi, sözü ağzında evirip çevirerek lügat paralayan kimselere gazap eder. Oysa mümin, gayet sade, içten ve doğal bir şekilde konuşur. Söz söylerken dil ve edebiyat kurallarına uyar, belagat ve hitabet inceliklerine dikkat eder; fakat ağzını yayarak, kendini sanatlı konuşmaya zorlayarak ve halkın anlayamayacağı kelimeler kullanarak özentili, gösterişli bir edayla konuşmaz.” 1742. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İçinizde en çok sevdiğim ve Mahşer Günü bana en yakın olacak kimseler, temiz ahlaklı, iyi huylu olanlarınızdır. İçinizde en sevmediğim ve Mahşer Günü bana en uzak olacak kimseler de, güzel sohbet ediyor dedirmek için yapmacık tavırlarla özene bezene konuşan, sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf eden ve bilgiçlik taslamak, üstünlüğünü ortaya koymak için lügat paralayan kimselerdir.” Ashab–ı Kiram:


702

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ya Rasulallah! Yapmacık tavırlarla özene bezene konuşan ve sözünü beğendirmek için avurdunu şişire şişire laf eden kimseleri anladık. Fakat bilgiçlik taslamak, üstünlüğünü ortaya koymak için lügat paralayanlar (mütefeyhikûne) dediğiniz kimlerdir? diye sordular. Peygamberimiz: — Yani kibirlenen, büyüklük taslayan kimselerdir, cevabını verdi.

329. BAB: “NEFSİM MURDAR OLDU” DEMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1743. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz herhangi bir rahatsızlık sebebiyle bulantı veya baş ağrısı hissettiği zaman, ‘Nefsim pis ve murdar oldu (İğrenç bir hâldeyim, ölüyorum, berbat durumdayım).’ demesin. Bunun yerine, nefsim daraldı (Midem bulandı, içim daraldı, kendimi iyi hissetmiyorum).’ desin. Yani konuşurken kötü ve çirkin kelimeler kullanmasın, kendisini kötü sıfatlarla nitelendirmesin.”

330. BAB: ÜZÜMÜ “KERM” DİYE İSİMLENDİRMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1744. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Arapçada herkesin ‘ineb’ adıyla bildiği üzüme, ‘kerm’ demeyin. Çünkü kerm, hem üzüm, hem de şarap anlamına gelir. Bu kelimeyi her kullandığınızda, içki ve şarabı hatırlatmış olursunuz. Oysa zihinlerinde kötü çağrışımlar uyandıracak kelime ve kavramları kullanmak doğru değildir. Ayrıca, kerem kökünden türeyen ve sözlük anlamı cömert, eli açık olan bu kelimeyi şarap gibi kötü bir anlamda kullanarak ona haksızlık ediyorlar. Çünkü cömert ve kerem sahibi olmak, aslında Müslüman’ın bir vasfıdır.” Müslim’de yer alan diğer bir rivayet şöyledir: “Kerm, yani cömertlik ve lütufkârlık, ancak müminin iman, takva, hidayet ve nur ile dolu olan kalbidir.” Buhârî ve Müslim’in bir başka rivayeti ise şöyledir: “Bazı insanlar, üzüme kerm diyorlar. Oysa kerm, ancak müminin kalbi-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

703

dir.” 1745. Vâil bin Hucr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üzüme kerm demeyin, ama ille de farklı bir isim kullanacaksanız, ‘yaş üzüm’ ve ‘üzüm asması’ anlamına gelen ‘habele’ kelimesini kullanın.”

331. BAB: BİR KADININ GÜZELLİĞİNİ, ONU NİŞANLAMA, EVLENDİRME GİBİ MEŞRU BİR MAZERET OLMADIKÇA BİR ERKEĞE ANLATMANIN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1746. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kadın başka bir kadınla, tenleri birbirlerine temas edecek ve birbirlerini çıplak olarak görecek şekilde bir arada bulunmasın. Yoksa içlerinden biri, diğerinin vücut hatlarını ve güzelliğini kendi kocasına, tıpkı kocası o kadını seyrediyormuş gibi anlatır.” Bir erkeğin başka bir erkekle, bir kadının da başka bir kadınla çıplak bir hâlde ve vücutları birbirine temas edecek şekilde birlikte bulunmaları doğru değildir. Aynı şekilde, bir kimsenin vücut hatlarını ve güzelliklerini insanlara anlatmak, özel hayata ve mahremiyete tecavüz anlamına geldiği için yasaklanmıştır. Kadının böyle şeyleri kocasına veya erkeğin kendi hanımına anlatması elbette daha vahim ve tehlikelidir. Zira bir başkasının cezp edici yönleri kendilerine anlatılan eşler, anlatılana özlem duyarak birbirinden soğuyabilirler. Bu da neticede yuvanın yıkılmasına sebep olabilir. Bununla birlikte, bir kadınla evlenmek isteyen erkeğe, o kadının güzelliğini beli ölçülerde anlatmakta bir sakınca yoktur.

332. BAB: DUA EDERKEN “ALLAH’IM, DİLERSEN BENİ AFFET.” DEMENİN MEKRUH OLUŞU, TALEBİN KESİN BİR DİLLE İFADE EDİLMESİ GEREKLİLİĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1747. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


704

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Sizden biriniz dua ederken, ‘Allah’ım, dilersen beni bağışla. Dilersen bana merhamet et.’ demesin, dileğini kesin bir dille ifade etsin. Çünkü bu tarz ifadeler, bir başkası tarafından etki altına alınabilen, zorlanabilen, dilediğini rahatça yapamayacak durumda olan kimseler için kullanılır. Oysa Allah’ı zorlayacak hiçbir kuvvet yoktur. O zaten dilerse verecektir. Ayrıca bu tür sözler, “Verirsen de olur, vermezsen de.” gibi bir anlam ifade eder ki, Allah’a karşı kullanılması asla caiz olmayan saygısızca bir hitap tarzıdır.” Müslim’de yer alan diğer bir rivayet şöyledir: “…Fakat dileğini kesin bir dille ifade etsin ve Allah’tan basit ve önemsiz şeyler değil, büyük ve değerli şeyler istesin. Çünkü vereceği hiçbir şey, Allah’a büyük gelmez.” 1748. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz dua edeceği zaman dileğini açık ve kesin bir dille ifade etsin, ‘Allah’ım, dilersen bana ver.’ demesin. Çünkü Allah’ı zorlayacak hiçbir güç yoktur.”

333. BAB: “ALLAH VE FİLAN DİLERSE” DEMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1749. Huzeyfe bin Yeman radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir hususta, ‘Bu iş Allah’ın dilemesi ve filancanın dilemesi ile oldu’ demeyin. Bunun yerine, ‘Bu iş esasen Allah’ın dilemesi; sonra da filancanın Allah’ın takdirine uygun şekilde dilemesi ile oldu’ deyin. Yine ‘Bu iş Allah’ın dilemesi ve Muhammed’in dilemesi ile oldu’ da demeyin. Bunun yerine, ‘Bu iş esasen Allah’ın dilemesi; sonra da Muhammed’in Allah’ın takdirine uygun şekilde dilemesi ile oldu’ deyin.” Bir dilek veya temennide bulunurken, Allah ile O’nun yarattığı varlıklardan birini, âdeta O’na denk tutarcasına birlikte ve müşterek anmak İslam adabına aykırıdır. Örneğin “Allah ve babam izin verirse bu işi yapacağım.” şeklindeki ifade doğru değildir. Bunun yerine, yalnızca Allah’ın adını anarak “Allah izin verirse bu işi yapacağım.” denilmelidir. “Babamdan da ayrıca izin alacağım.” denilerek kulun izni ayrı bir cümlede ifade edilmelidir. Allah’ın dilemesi ile kulun dilemesinin aynı cümle içinde ifade edilmesi gerekiyorsa, ikisinin arasını birlik ve ortaklık


18. YASAKLANAN ŞEYLER

705

ifade eden “ve” bağlacı ile birleştirmemelidir. Bunun yerine, farklılık, zaman aralığı, tertip ve sıralama ifade eden “sonra” kelimesini kullanarak ikisinin arasını ayırmak gerekir. Örnek cümleler: Allah ve babam izin verirse, şu işi yapacağım. (Yanlış) Allah izin verirse ve babam da izin verirse şu işi yapacağım. (Yanlış) Allah izin verirse şu işi yapacağım. Bunun için babamdan da izin alacağım.” (Doğru) Bu iş Allah’ın ve müminlerin dilemesi ile gerçekleşti. (Yanlış) Bu iş Allah’ın dilemesi ile gerçekleşti. Müminler de bunu arzu ettiler. (Doğru) Benim Allah’tan ve senden başka kimsem yoktur. (Yanlış) Benim Allah’tan başka kimsem yoktur. Senden başka da yakınım yoktur. (Doğru) Allah'a ve sana güveniyorum. (Yanlış) Allah'a güveniyorum. Senin de güvenimi boşa çıkarmayacağına eminim. (Doğru) Önce Allah’a, sonra sana güveniyorum. (Doğru) Allah’a ve Elçisine itaat eden doğruya ulaşır; o ikisine isyan eden ise yolunu şaşırır. (Yanlış) Allah’a ve Elçisine itaat eden doğruya ulaşır; Allah’a ve Elçisine isyan eden ise yolunu şaşırır. (Doğru) Ebu Davud’da geçen “Peygamber aleyhisselâm hacet hutbesi esnasında, ‘Allah’a ve Elçisine itaat eden doğruya ulaşır; o ikisine isyan eden ise yolunu şaşırır.’ dedi.” şeklindeki hadis zayıftır. Zira hadisin senedinde yer alan Ebu Iyaz ve Abdu Rabbih (İbn-i Ebî Yezîd) meçhul (güvenilir olup olmadıkları bilinmeyen) ravilerdir. Bununla birlikte, Allah ile kulun aynı cümlede peş peşe zikredildiği her türlü ifade yanlış zannedilmemelidir. Aşağıdaki ayetler buna örnektir: “Allah, gönderdiği yardımıyla ve müminlerle seni destekledi.” (Enfal, 8/62) “Bana ve anne babana şükret.” (Lokman, 31/14) “Ey Peygamber! Allah ve seni izleyen müminler sana yardımcı olarak yeter.”


706

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

(Enfal, 8/64. Ayetin bu yorumu, Hasan Basri’ye aittir. Genel kabul gören yorum ise, “Ey Peygamber! Sana ve seni izleyen müminlere yardımcı olarak Allah yeter.” şeklindedir.)

334. BAB: YATSIDAN SONRA (BOŞ ve LÜZUMSUZ ŞEYLER) KONUŞMANIN MEKRUH OLUŞU Burada mekruh olduğu ifade edilen sözlerden maksat, diğer vakitlerde konuşulup konuşulmaması arasında bir fark olmayan mubah sözlerdir. O vakitlerde haram veya mekruh olan sözlere gelince, bunlar yatsıdan sonra daha da şiddetle haram ve mekruhtur. İlim müzakeresi, sâlih zatların hayat hikâyelerinin anlatılması, güzel ve üstün ahlaktan bahsedilmesi, misafirlerle sohbet, muhtaç olanın ihtiyacının giderilmesi ve benzeri hayırlı işler hakkında konuşmak ise mekruh değil, aksine müstehaptır. Herhangi bir mazeret veya önemli bir iş sebebiyle konuşmak da mekruh değildir. Bu söylediğim konuların her biri hakkında, çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Konu ile İlgili Hadisler: 1750. Ebu Berze radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yatsı namazından önce mazeretsiz olarak uyumayı, yatsı namazından sonra da oturup boş ve lüzumsuz şeyler konuşmayı hoş karşılamazdı. 1751. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ömrünün sonlarına doğru, bir gece yatsı namazını epey geç bir vakitte kıldırdı. Selâm verdikten sonra şöyle buyurdu: “Bu geceyi görüyorsunuz ya, işte bu geceden itibaren yüz sene sonra, bugün yeryüzünde olan insanlardan hiç biri hayatta kalmayacaktır.” En son vefat eden sahabi, Ebu Tufeyl Âmir bin Vâsile’dir. Ebu Tufeyl, hicrî 100110 yılları arasında, yani Peygamberimizin bu sözü söylediği zamandan aşağı yukarı yüz yıl sonra vefat etmiştir. Bu hadisten de anlaşılıyor ki, yatsı namazından sonra güzel ve yararlı şeyler konuşmakta bir sakınca yoktur. 1752. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Bir defasında Peygamber aleyhisselâm, birtakım önemli işleri sebebiyle yatsı namazını epey geciktirmişti. Sahâbîler, uzun süre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in mescide gelmesini beklediler. Nihayet gece yarısına yakın bir zamanda onların yanına geldi ve yatsı namazını kıldırdı. Namazdan sonra bize


18. YASAKLANAN ŞEYLER

707

bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: “Bakın; sizden başka herkes namazını kılıp uykuya daldı. Sizler ise, namazı beklediğiniz sürece, hiç durmadan namaz kılıyormuş gibi sevap kazanmaya devam ettiniz.”

335. BAB: KADININ KOCASININ ÇAĞRISINA UYMA ZORUNDA OLUŞU KOCASI KENDİSİNİ YATAĞA ÇAĞIRDIĞI VAKİT, KADININ MEŞRU BİR MAZERET OLMADAN KOCASINI REDDETMESİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1753. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir erkek hanımını yatağına çağırır da hanımı hiçbir mazereti olmadığı hâlde onu reddeder ve erkek de ona dargın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lânet ederler. Şayet kadın kendisini eşiyle birlikte olmaya hazır hissetmiyorsa yahut bir sıkıntı, üzüntü sebebiyle ruhi bir gerginlik içinde bulunuyorsa, bunu kocasına söyleyerek ondan anlayış bekler. Böylece hem eşini üzmemiş, hem de günaha girmekten kurtulmuş olur.” Buhârî’nin bir rivayetinde “Melekler sabaha kadar o kadına lânet ederler.” yerine, “Kadın kocasının yatağına dönünceye kadar ona lânet ederler.” ifadesi yer almaktadır.

336. BAB: KOCASI YANINDA İKEN BİR KADININ ONDAN İZİNSİZ (NAFİLE) ORUÇ TUTMASININ HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1754. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kadının, kocası yanında iken onun iznini almadan nafile oruç tutması helal değildir. Yine kadının, kocasının izin vermediği kişileri –erkek olsun kadın olsun– evine alması doğru değildir.”

337. BAB: İMAMA UYAN KİMSENİN, İMAMDAN ÖNCE BAŞINI RÜKÛ VE SECDEDEN KALDIRMASININ HARAM


708

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1755. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz imamdan önce başını rükû veya secdeden kaldırdığı zaman, Allah’ın onun başını merkep başına veya suretini merkep suretine çevirmesinden hiç korkmaz mı? Yaptığı bu şuursuzca davranış sebebiyle bir merkep durumuna düşmek istemiyorsa, cemaatle namaz kılarken imamdan önce veya imamla birlikte hareket etmesin, bütün fiillerini imama uyarak ve ondan sonra yapsın.”

338. BAB: NAMAZ KILMAKTA OLAN KİŞİNİN ELİNİ BÖĞRÜNE KOYMASININ MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1756. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namazda elleri böğre koymayı ve namaza yakışmayan her türlü laubali hareketi yasaklamıştır.

339. BAB: İNSANIN CANININ ÇEKTİĞİ BİR YEMEK HAZIRKEN YA DA BÜYÜK VEYA KÜÇÜK ABDESTE SIKIŞMIŞ BİR HÂLDEYKEN NAMAZ KILMASINI MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1757. Âişe radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yemek hazırken yahut büyük veya küçük abdeste sıkışmış bir hâldeyken namaz kılınmaz. Bu hâlde namaz kılındığı takdirde, sevabı önemli ölçüde azalır. Çünkü namaz, kişinin zihnini ve gönlünü meşgul edecek şeylerden uzak bir hâlde, kalp huzuru ve gönül hoşluğu içinde eda edilmesi gereken bir ibadettir.”

340. BAB: NAMAZ KILARKEN GÖZLERİ SEMAYA DİKMENİN YASAKLANMASI


18. YASAKLANAN ŞEYLER

709

Konu ile İlgili Hadisler: 1758. Enes bin Malik radıyallahu anh rivayet ediyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, çevresinde uygun olmayan hâl ve hareketler gördüğünde isim vermeden genel ifadeler kullanarak ümmetini uyarırdı. Hatalı davranışlarda bulunan kimseleri toplum içinde ifşa etmeyi doğru bulmazdı. Yine bir gün böyle yanlış bir davranış görünce, Ashabı’nı toplayarak şöyle dedi: “Bazı kimselere ne oluyor ki, namaz kılarken gözlerini göğe dikiyorlar?” Sonra sözünü daha da şiddetlendirerek: “Onlar ya bu gibi namaza yakışmayan davranışlardan vazgeçerler, ya da gözlerinin nuru alınır da kör olurlar.” buyurdu.

341. BAB: BİR MAZERET OLMAKSIZIN NAMAZDA BAŞI SAĞA SOLA ÇEVİRMENİN (TENZİHEN) MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1759. Âişe radıyallahu anhâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, namazda başı sağa sola çevirmenin hükmünü sordum. Peygamberimiz: “Bu, kulun namazından bir miktarını şeytanın kapıp götürmesidir. Yani herhangi bir ihtiyacı veya mazereti olmadığı hâlde namazda başını sağa sola çevirerek başka şeylerle ilgilenen kişi, namazdan kazanacağı sevabın bir kısmından mahrum kalmış olur. Ancak başını çevirmeden göz ucuyla sağa sola bakmasında bir sakınca yoktur.” buyurdu. 1760. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazda iken başınızı sağa sola çevirmekten sakının. Çünkü bu, namazdan alınacak sevabın bir kısmını yok eden bir davranıştır. Ancak bir kimse bu işten vazgeçemiyorsa, bari bunu nafile namazlarda yapsın, farzlarda değil. Zira farz namazlar, sünnet ve nafilelere göre daha çok önem verilmesi, özen gösterilmesi gereken namazlardır.” Bu hadis, senet zincirinde yer alan Ali bin Zeyd bin Cüd’ân sebebiyle zayıftır. Zira hadis imamları onun zayıf bir ravi olduğunu beyan etmişlerdir. Ayrıca bu hadisi Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet eden Said bin Müseyyeb, ondan


710

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

hadis işitmemiştir.

342. BAB: KABİRLERE YÖNELEREK NAMAZ KILMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1761. Ebu Mersed Kennâz bin Husayn radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıble ile aynı hizaya gelmiş bile olsa, kabirlere doğru namaz kılmayın. Ayrıca önemli bir mazeret olmadığı sürece, kabirlerin üzerine oturmayın. Kabirleri kıble yaparak namaz kılmak, ileri derecede bir tazimi ifade eder. Eğer bu tazim gerçek manasıyla kabre ve kabrin sahibine yapılacak olursa, bunu yapan kâfir olur. Böyle bir niyet taşımadan kabirlere yönelerek namaz kılmak ise mekruhtur.”

343. BAB: NAMAZ KILAN KİMSENİN ÖNÜNDEN GEÇMENİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1762. Abdullah bin Hâris radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namaz kılmakta olan birinin önünden –secdesine mani olacak şekilde– geçen kimse, bu davranışıyla ne kadar günaha girdiğini bilmiş olsaydı, onun önünden geçmektense kırk vakit orada beklemeyi tercih ederdi.” Hadisin ravisi Ebû Nadr şöyle demiştir: “Peygamberimiz kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı dedi, tam hatırlamıyorum.” Namaz kılan kişinin önünden, secde edeceği yeri ihlal edecek şekilde geçmek yasaklanmıştır. Zira bu, onun secdesine ve dolayısıyla namazına mani bir harekettir. Ayrıca namaz kılanın dikkatinin dağılmasına ve huşuunun azalmasına sebep olur. Ancak secde mahalline kadar yaklaşmamak şartıyla, namaz kılanın önünden geçmekte bir sakınca yoktur. Nitekim Abdullah bin Abbas, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Mina'da insanlara namaz kıldırdığı sırada bir merkep üzerinde safların önünden geçtiği hâlde hiç kimse bunu yadırgamamıştır. Minder, yastık, ayakkabı gibi bir sütrenin gerisinde namaz kılan kişinin önünden geçmek, onunla sütresi arasına girmemek şartıyla caizdir. Cemaate namaz kıldıran imamın yahut cemaatin önünden geçmek, tek başına namaz kılanın önünden geçmek gibidir.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

711

344. BAB: MÜEZZİN KAMETE BAŞLAYINCA NAFİLE KILMANIN MEKRUH OLUŞU İMAMA UYACAK KİŞİNİN, MÜEZZİN KAMETE BAŞLADIKTAN SONRA İSTER O VAKTİN SÜNNETİ İSTER BAŞKA BİR SÜNNET OLSUN NAFİLE NAMAZ KILMAYA BAŞLAMASININ MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1763. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namaz için kamet getirilince, artık cemaatle kılınacak farzdan başka hiçbir namaz kılınmaz. Kamet getirildikten sonra, o vaktin sünneti bile olsa, herhangi bir sünnet ve nafile namaz kılmak caiz değildir. Kamet okunmadan önce namazı bitireceğine kanaat getirmeyen kişi, sünnet namaza başlamamalıdır. Sünnete başladıktan sonra kamet getirilirse, namazını iki rekâta tamamlayıp selam verdikten sonra hemen imama uymalıdır. Çünkü cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan farz ve sünnet namazlardan kat kat daha üstündür.” Hanefîler, sabah namazının sünnetinin önemine işaret eden hadisleri delil göstererek, sabahın sünnetini bu hükümden istisna etmişlerdir. Buna göre, sabah namazının sünnetini kılmayan kimse farzın ikinci rekâtına yetişeceğinden emin olursa, müezzin kamete başlamış olsa bile, mescidin dışında veya son cemaat mahallinde sünneti kılar, sonra imama uyar. Aşağıdaki hadisi delil alanlar ise, kamet getirildikten sonra, sabah namazının sünnetinin dahi kılınamayacağını söylemişlerdir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazı için kamet getirilmiş iken, bir adamın iki rekât (sünnet) namaz kılmakta olduğunu gördü. Peygamberimiz namazı bitirince, oradakiler etrafını sardılar. Rasulullah o adama (kızarak): “Sabah namazını dört rekât olarak mı kılıyorsun? Sabah namazını dört rekât olarak mı kılıyorsun? İki rekât olan sabah namazının farzını, kametten sonra iki rekât daha ekleyerek dörde mi çıkardın?” buyurdu. (Buhari, Ezan, 38)”

345. BAB: ORUCU ÖZELLİKLE CUMA GÜNÜNE, GECE NAMAZINI DA ÖZELLİKLE CUMA GECESİNE DENK GETİRMEYE ÇALIŞMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler:


712

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1764. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Geceler arasında sadece cuma gecesini namaz kılmaya ayırmayın. Günler arasında da sadece cuma gününü oruca tahsis etmeyin. Ancak birinizin belli günlerde tutmakta olduğu oruç cumaya rastlarsa, bunda bir sakınca yoktur.” 1765. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim, demiştir: “Hiçbiriniz, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla birlikte oruç tutmadıkça, yalnızca cuma günü oruç tutmasın.” 1766. Muhammed bin Abbâd rivayet ediyor: Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’a: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sırf cuma günü oruç tutmayı yasakladı mı? diye sordum. Câbir: — Evet, yasakladı, dedi. 1767. Müminlerin annesi Cüveyriye Binti Hâris radıyallahu anhâ anlatıyor: Bir cuma günü, Cüveyriye oruçlu iken Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun yanına girdi ve: — Dün oruç tutmuş muydun? dedi. Cüveyriye: — Hayır, tutmadım, dedi. — Peki, yarın oruç tutacak mısın? diye sordu. Cüveyriye — Hayır, tutmayacağım, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: — O hâlde orucunu boz. Çünkü sırf cuma gününe mahsus oruç tutulmaz, buyurdu.

346. BAB: ARADA İFTAR VE SAHUR YAPMADAN PEŞ PEŞE BİRKAÇ GÜN ORUÇ TUTMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1768. Ebu Hureyre ve Âişe radıyallahu anhumâ’dan ayrı ayrı rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, iftar ve sahur yapmadan peş peşe birkaç gün oruç tutmayı yasaklamıştır.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

713

1769. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, iftar ve sahur yapmadan peş peşe birkaç gün oruç tutmayı yasaklamıştı. Ashab–ı Kiram: — Fakat sen bunu yapıyorsun, deyince, Peygamberimiz: — Ben sizin durumunuzda değilim. Rabb’im beni yedirip içirir, buyurdu.

347. BAB: KABİR ÜZERİNE OTURMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1770. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizin bir kor ateşinin üzerine oturup da elbisesini yakan alevlerin vücuduna işlemesi, bir kabrin üzerine oturmasından daha hayırlıdır.”

348. BAB: KABİRLERİ KİREÇLEMENİN VE ÜZERLERİNE BİNA YAPMANIN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1771. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kabrin bir karıştan fazla yükseltilmesini, boyanmasını, kireçlenmesini, üzerine oturulmasını ve kabir üzerine mescit, medrese, türbe, anıt, kubbe gibi yapılar bina edilmesini yasakladı.

349. BAB: KÖLENİN EFENDİSİNDEN KAÇMASININ BÜYÜK GÜNAH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1772. Cerir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanlarla yaptığı savaşta esir düşen ve hayatı bağışlanarak bir Müslüman ailenin gözetimine verilen herhangi bir köle, zulme uğramadığı hâlde efendisini terk edip kaçarsa, Müslümanlarla yaptığı antlaşmayı bozmuş ve İslam devletinin kendisine tanıdığı korunma ve güvenlik hakkını kaybetmiş olur.


714

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Böyle bir köle Müslüman bile olsa, köle olarak alınmazdan önceki durumuna, yani Müslümanlara harp ilan eden ve onlarla savaşmakta olan bir kimse konumuna yeniden dönmüş olur.” 1773. Yine Cerîr radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir köle zulme maruz kalmadığı hâlde kaçarsa, isyankârlığının cezası olarak, kıldığı hiçbir namazı tam bir namaz olarak kabul edilmez. Namaz borcunu ödemiş olsa bile, ondan hiçbir sevap alamaz.” Bir başka rivayet şöyledir: “Bir köle kaçtığı zaman, müminlere karşı savaşan bir düşman askeri iken kendisini yakalayıp esir eden, daha sonra hayatını bağışlayıp İslam toplumu içinde yaşamasına izin veren Müslümanlara karşı nankörlük etmiş olur. Çünkü kölelikten kurtulmak istese, dilediği zaman efendisine ödeyeceği belli bir miktar mal karşılığında özgürlüğünü kazanabilirdi. Efendisi de onun bu talebine hayır diyemez, üstelik yapacağı ödemede İslam toplumunun yöneticileri kendisine yardımcı olurdu.”

350. BAB: İSLAM’IN ÖNGÖRDÜĞÜ CEZALARIN UYGULANMAMASI İÇİN ARACI OLMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onlara duyduğunuz merhamet duygusu, sizi Allah’ın hükmünü uygulamaktan alıkoymasın. Çünkü bu ceza, fuhşun ve zinanın yaygınlaştığı; sadakat, dürüstlük, fedakârlık gibi insanî ve ahlakî değerlerin erozyona uğradığı, ailelerin parçalanarak başıboş nesillerin yetiştiği bir toplumu dünyada ve ahirette bekleyen akıbetten çok daha hafiftir. (Nur, 24/2) Konu ile İlgili Hadisler: 1774. Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan Fâtıma binti Esved adında soylu bir kadının durumu Kureyşlileri pek üzmüştü. Bunun üzerine: — Bu kadının cezalandırılmayıp, ödeyeceğimiz fidye karşılığında serbest bırakılması için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile kim görüşebilir? diye kendi aralarında konuştular. Bazıları:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

715

— Buna, Peygamber aleyhisselâm’ın sevgili dostu Üsâme bin Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme de onları kıramayıp taleplerini iletmek üzere Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile konuştu. Bunun üzerine, Rasulullah Üsâme’ye kızarak: — Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun? dedi. Ardından hutbeye çıktı ve bir konuşma yaparak şunları söyledi: — Bakın, sizden önceki milletlerin helak edilmesinin sebebi, içlerinden soylu ve itibarlı biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona ceza vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, değil bu Fâtıma, Muhammed’in kızı Fâtıma dahi hırsızlık yapmış olsaydı, onun da elini keserdim. Buhârî’nin bir rivayeti şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Üsâme’nin bu sözlerini duyunca öfkeden yüzünün rengi değişti ve: — Ya Üsâme! Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun? dedi. Bunun üzerine, Üsâme pişman olarak: — Benim için Allah’tan bağışlanma dile ya Rasulallah, dedi. Sonra Peygamber aleyhisselâm emretti ve kadının eli kesildi.

351. BAB: İNSANLARIN GELİP GEÇTİĞİ YOLLARA, GÖLGELENDİKLERİ YERLERE, SU KENARLARINA VE BENZERİ YERLERE ABDEST BOZMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Ayetler: 1. Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı suç isnat edip eziyet edenler, gerçekten çirkin bir iftira atmış ve böylece, ağır bir vebal yüklenmişlerdir. (Ahzab, 33/58) Konu ile İlgili Hadisler: 1775. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — İki lânetçiden, yani lâneti gerektiren iki şeyden sakının, buyurdu. Sahabe–i Kiram:


716

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— O iki lânetçi nelerdir, ya Rasulullah? diye sordular. Peygamberimiz de: — İnsanların gelip geçtikleri yollara, gölgelendikleri yerlere ve su kenarlarına küçük veya büyük abdest bozmaktır, buyurdu.

352. BAB: DURGUN SULARI İDRAR VE BENZERİ PİSLİKLERLE KİRLETMENİN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1776. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem durgun sulara idrar yapmayı ve içine herhangi bir pislik atmayı yasakladı.

353. BAB: BABANIN ÇOCUKLARINA MAL BAĞIŞLARKEN ARALARINDA AYRIM YAPMASININ MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1777. Numan bin Beşir radıyallahu anhumâ anlatıyor: Ben küçük bir çocukken, babam beni elinden tutup Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna getirdi ve: — Ya Rasulallah! Bana ait olan bir köleyi bu oğluma bağışladım. Bu yaptığım bağışa siz de şahit olur musunuz? dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Buna yaptığın bağışı diğer çocuklarına da yaptın mı? diye sordu. Babam: — Hayır, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: — O hâlde, bu işten vazgeç. Aksi hâlde, diğer çocuklarına karşı haksızlık etmiş olursun, buyurdu. Bir diğer rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bütün çocuklarına böyle bir bağışta bulundun mu? diye sordu. Babam: — Hayır, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: — Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın, buyurdu. Babam da derhal bana verdiğini geri alarak hibesinden vazgeçti.


18. YASAKLANAN ŞEYLER

717

Bir başka rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ey Beşir, bundan başka oğlun var mı? diye sordu. Babam: — Evet, dedi. Peygamberimiz: — Buna yaptığın bağış gibi onlara da bağışta bulundun mu? buyurdu. Babam: — Hayır, dedi. Bunun üzerine: — O hâlde, beni bu işe şahit tutma. Çünkü ben haksızlığa şahitlik etmem, buyurdu. Bir başka rivayette, Peygamber aleyhisselâm: — Beni bir zulme şahit tutma, buyurmuştur. Bir diğer rivayette ise şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Bu yapacağın bağışa benden başkasını şahit tut, buyurdu. Sonra da: — Çocuklarının sana iyilik yapmakta eşit olmalarını ister miydin? diye sordu. Babam: — Elbette, diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz: — O hâlde, sen de onlar arasında adaletsizlik yapma. Yalnızca bir tek çocuğuna bağışta bulunarak diğerlerine haksızlık etme, hepsine eşit ve adil davran, buyurdu.

354. BAB: KADININ ÖLEN AKRABASI İÇİN ÜÇ GÜNDEN FAZLA YAS TUTMASININ HARAM OLUŞU, SADECE KOCASI İÇİN DÖRT AY ON GÜN YAS TUTABİLECEĞİ Konu ile İlgili Hadisler: 1778. Zeynep Binti Ebu Seleme radıyallahu anhumâ anlatıyor: Babası Ebu Süfyân bin Harb vefat ettiğinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Ümmü Habibe radıyallahu anhâ’nın yanına gittim. Ümmü Habibe, içinde safran veya başka bir şey bulunan güzel bir koku istedi. Bu kokudan önce bir cariyeye, sonra kendi yanaklarına sürdü ve şöyle dedi:


718

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Allah’a yemin ederim ki, aslında benim kokuya filan ihtiyacım yok. Bu kokuyu sürmemin tek sebebi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i minberde şöyle buyururken işitmiş olmamdır: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, –yakın akrabası bile olsa– cenaze için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Sadece kocası için dört ay on gün yas tutabilir.” Hadisi rivayet eden Zeynep Binti Ebu Seleme diyor ki: Ben bu olaydan daha önce, kardeşi vefat ettiği zaman Zeyneb Binti Cahş radıyallahu anhâ’nın yanına gitmiştim. O da koku isteyip sürünmüş ve şöyle demişti: — Bakın, Allah’a yemin ederim ki, aslında benim koku sürünmeye hiç ihtiyacım yok. Bunu yapmamın tek sebebi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i minberde şöyle buyururken işitmiş olmamdır: “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, cenaze için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Yalnızca kocası için dört ay on gün yas tutabilir.”

355. BAB: KÖYLÜ ADINA SİMSARLIK ETMENİN, PAZARLIK ÜZERİNE PAZARLIK YAPMANIN ve DÜNÜRCÜ ÜZERİNE DÜNÜRCÜ GÖNDERMENİN HARAMLIĞI ŞEHİRLİNİN KÖYLÜYE SİMSARLIK YAPMASININ, PAZARA MAL GETİREN KÖYLÜLERİ PAZAR DIŞINDA KARŞILAYIP MALLARINI UCUZA ALMANIN, (DİN) KARDEŞİNİN PAZARLIĞINI BOZARAK KENDİ MALINI SATMAYA KALKMANIN, BİRİNİN TALİP OLDUĞU BİR KIZA, O KİŞİ İZİN VERMEDEN VEYA VAZGEÇMEDEN TALİP OLMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1779. Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, şehirlinin simsarlık yaparak köylü namına satış yapmasını, –ana baba bir kardeş bile olsalar– yasakladı. 1780. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

719

“Köylülerin getirdiği mallar pazara getirilmeden, onları ucuza kapatmak için yolda veya şehrin girişinde karşılamayın.” 1781. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Pazara gelenleri yolda karşılamayın ve şehirli, köylü namına onun malını satmasın.” Tâvûs, Abdullah bin Abbas’a: — “Şehirli, köylü namına onun malını satmasın.” sözünün anlamı nedir? diye sordu. Abdullah: — Yani ona komisyonculuk, simsarlık yapmasın, diye cevap verdi. 1782. Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, şehirlinin köylünün malına simsarlık etmesini yasakladı. Ayrıca buyurdu ki: “Müşteri kızıştırmak için almayacağınız bir malın fiyatını artırmayın. Hiçbiriniz, din kardeşinin pazarlığını bozarak kendi malınızı satmaya kalkmasın. Hiçbiriniz, din kardeşinin talip olduğu bir kıza, onun talebi sonuçlanıncaya kadar talip olmasın. Hiçbir kadın, din kardeşi bir kadının kabındaki yiyeceğe göz dikerek onun boşanmasını istemesin.” Bir başka rivayet şöyledir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, şehre mal getirenlerin yolda karşılanmasını, şehirlinin köylü adına onun malını komisyonla satmasını, bir kadının evleneceği erkeğe, din kardeşi bir kadını boşamayı şart koşmasını ve bir kimsenin din kardeşinin pazarlığını bozarak kendi malını satmasını yasakladı. Ayrıca, müşteri kızıştırmak için fiyat artırmayı ve satacağı hayvanın bol süt verdiği intibaını uyandırmak için sütünü sağmayıp memesinde biriktirmeyi de yasakladı. 1783. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Birbirinizin pazarlığını bozarak kendi malınızı satmaya kalkmayın. Hiçbiriniz, din kardeşinin talip olduğu bir kıza onun talebi sonuçlanıncaya kadar talip olmasın. Ancak ilkönce talip olan kişi buna izin verirse, o zaman başka.” Dünür gönderen kimse talebinden vazgeçerek din kardeşinin dünür gönderme-


720

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sine izin verirse, böyle birine talip olmakta bir sakınca yoktur. Eğer kız tarafı önceki talebi kabul etmiş ve aralarında bu yönde bir söz kesilmişse, bir başkasının o kıza dünür gönderip istetmesi haramdır. Fakat kız tarafı hiçbir söz vermemiş ve aralarında bir anlaşma sağlanmamışsa, bu durumda bir başkasının da dünür gönderip o kızı istemesinde bir sakınca yoktur. Nitekim Fâtıma Binti Kays, Ebu’l– Cehm ve Muâviye’den evlilik teklifi alınca bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e danışmış, Peygamberimiz de ona Üsâme bin Zeyd ile evlenmesini tavsiye etmişti. (1536 numaralı hadis) 1784. Ukbe bin Âmir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin müminin kardeşidir. Dolayısıyla, hiçbir mümine, din kardeşinin pazarlığını bozarak kendi malınızı satması ve din kardeşinin talip olduğu bir kıza –o kişi talebinden vazgeçinceye kadar– talip olması helal olmaz.”

356. BAB: İSLAM HUKUKUNUN İZİN VERMEDİĞİ TARZDA MALI HARCAYIP TELEF ETMENİN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1785. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah sizin için üç şeyden razı olur, üç şeyden de razı olmaz. Yalnızca kendisine kulluk etmenizden, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdan ve O’nun ipine (Kur'an’a) sımsıkı sarılıp ayrılığa düşmemenizden razı olur. Dedikodu yapmanızdan, lüzumsuz yere çok soru sormanızdan –yahut hep başkalarından bir şeyler isteyerek insanlara yük olmanızdan– ve malı kötü yollarda harcamanızdan, har vurup harman savurarak telef etmenizden de razı olmaz.” 1786. Muğire bin Şube’nin azatlı kölesi ve kâtibi Verrâd şöyle diyor: Muğire bin Şûbe, Muâviye’ye gönderdiği bir mektubunda bana şunları yazdırdı: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, her farz namazın ardından şöyle dua ederdi: “Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Lehu’l–mulku ve lehu’l–hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr. Allahumme lâ mânia limâ a’tayte ve lâ


18. YASAKLANAN ŞEYLER

721

mu’tıye limâ mena’te ve lâ yenfeu ze’l–ceddi minke’l–cedd.” Manası: “Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir, eşi ortağı yoktur. Hükümranlık O’nundur, her türlü hamd ve övgü de yalnızca O’na aittir ve O her şeye gücü yetendir. Allah’ım! Senin verdiğine engel olabilecek, vermediğini de verebilecek hiç kimse yoktur. Senin huzurunda (zenginlik, makam ve) soy sop (kişiye) fayda sağlamaz.” Muğire, Muâviye’ye şunları da yazdırdı: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedikoduyu, malı telef etmeyi, gereksiz yere çok soru sormayı yasaklardı.” “Ayrıca Peygamberimiz, anneye itaatsizlikte bulunmayı, kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeyi, verilmesi gereken şeyleri vermemeyi, hak edilmeyen şeyleri istemeyi de yasaklardı.”

357. BAB: CİDDÎ VEYA ŞAKA OLARAK MÜSLÜMAN’A SİLÂH VE BENZERİ TEHLİKELİ ALETLER DOĞRULTMANIN VE KININDAN ÇIKMIŞ BİR ŞEKİLDE KILIÇ ALIP VERMENİN YASAKLIĞI Konu ile İlgili Hadisler: 1787. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, ister ciddi, ister şaka ile olsun, silahını din kardeşine çevirmesin. Çünkü bilemez, belki şeytan silahı elinden çekiverir de, bu yüzden katil olup cehennemin bir çukuruna yuvarlanır.” Müslim’in bir rivayeti şöyledir: Ebu Hureyre dedi ki: Ebu’l–Kâsım sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse kardeşine kılıç, mızrak, ok, bıçak gibi kesici veya ucu sivri bir demir çevirirse, o kişi onun öz kardeşi bile olsa, o demiri elinden onu bırakıncaya kadar melekler ona lânet ederler. Düğünlerde, kutlamalarda havaya silahla ateş eden ve toplum içinde başkalarını tehlikeye düşürecek biçimde gelişigüzel silah veya yaralayıcı alet taşıyan, yanlarında yırtıcı, saldırgan hayvan bulunduran kimseler de bu lânetin kapsamındadırlar.” 1788. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh şöyle diyor:


722

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kınından çıkmış kılıcın ve muhafazası olmayan kesici aletlerin elden ele verilmesini yasakladı.

358. BAB: EZAN OKUNDUKTAN SONRA, FARZ NAMAZ KILININCAYA KADAR ÖZÜRSÜZ OLARAK CAMİDEN ÇIKMANIN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1789. Ebu’ş–Şa’sâ anlatıyor: Bir gün Ebu Hureyre radıyallahu anh ile birlikte mescitte oturuyorduk. Müezzin kamet veya ezan okumaya başlayınca, bir adam kalkıp kapıya doğru yürüdü. Ebu Hureyre, o adamı mescitten çıkıncaya kadar gözleriyle takip etti ve özürsüz olarak camiyi terk ettiğini anlayınca, şöyle dedi: “Bu adam, bu davranışıyla Ebu’l–Kasım sallallahu aleyhi ve sellem’e isyan etmiştir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ‘Camide iken farz namaz için ezan okunduğu zaman, (cemaatle) namazı kılıncaya kadar dışarıya çıkmayın.’ buyurdu.”

359. BAB: HERHANGİ BİR MAZERETİ OLMAKSIZIN GÜZEL KOKUYU REDDETMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1790. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kendisine güzel bir koku ikram edilen kişi onu reddetmesin. Çünkü onun taşınması kolay, kokusu da güzeldir.” 1791. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem güzel kokuyu hiçbir zaman reddetmezdi.

360. BAB: KİŞİYİ YÜZÜNE KARŞI ÖVMEK KİBRE KAPILMASINDAN KORKULAN KİMSEYİ YÜZÜNE KARŞI ÖVMENİN MEKRUH, BÖYLE DUYGULARA KAPILMAYACAĞINDAN EMİN OLUNAN KİMSEYİ ÖVMENİN İSE CAİZ OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1792. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh anlatıyor:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

723

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir adamın bir kişiyi övdüğünü ve övmede çok ileri gittiğini işitti. Bunun üzerine: “Bu sözlerinizle adamı mahvettiniz –veya– adamın bel kemiğini kırdınız.” buyurdu. 1793. Ebu Bekre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bir adamdan bahsedilmiş ve orada bulunanlardan biri, o adamı aşırı şekilde övmüştü. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: “Yazık sana! Arkadaşının boynunu kopardın.” buyurdu ve bu sözünü birkaç kez tekrarladı. Sonra da: “Şayet biriniz mutlaka arkadaşını methedecekse ve eğer onda gerçekten övgüye lâyık özellikler olduğunu düşünüyorsa, ‘Zannederim o şöyle şöyle iyi bir kimsedir.’ desin. Çünkü onu asıl hesaba çekecek olan Allah’tır ve Allah’a karşı hiç kimse, kesin olarak temize çıkarılamaz.” buyurdu. Ayrıca, kibirlenip gururlanmasından, şımarıp fitneye düşmesinden endişe edilen kimseyi yüzüne karşı övmek de doğru değildir. Ancak takva ehli olup, kibirlenmesinden ve şımarmasından korkulmayan kimseleri, iyilikleri teşvik amacıyla ve aşırı gitmeden, “Öyle zannediyorum, öyle görülüyor” gibi ifadelerle övmekte bir sakınca yoktur. 1794. Tâbiun neslinin önde gelen âlimlerinden Hemmâm bin Hâris rivayet ediyor: Bir adam Osman radıyallahu anh’ı yüzüne karşı övmeye başladı. Orada bulunan Mikdâd radıyallahu anh, dizleri üzerine doğrularak metheden kişinin yüzüne çakıl taşları atmaya başladı. Bunun üzerine, Osman ona: — Ne yapıyorsun? deyince, Mikdâd: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Meddahları (bir menfaat elde etmek için insanları yüzüne karşı öven, dalkavukluk yapan kimseleri) gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpin.” buyurdu, diye cevap verdi.

361. BAB: BULAŞICI HASTALIK OLAN YERDEN AYRILMANIN ve BÖYLE BİR YERE GİRMENİN MEKRUH OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 1. Her nerede olursanız olun, sapasağlam kaleler içinde korunmuş bile


724

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

olsanız, hatta gökteki yıldızlara dahi çıksanız, eninde sonunda ölüm gelip sizi bulacaktır. Öyleyse, ölümden korkarak paniğe kapılmanın, yapılması gereken görevleri terk etmenin hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan insanın ölüme her an hazır olması, dünya hayatına bağlanıp kalmaması, üzerine düşen vazifeleri eksiksiz yerine getirmesidir. (Nisa, 4/78) 2. Ey iman edenler! Malınızı ve canınızı Allah yolunda harcayın da, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Ayrıca, düşman karşısında bilinçsizce ve tedbirsizce harbe atılarak, kazanma şansı olmayan ve ölümü açıkça davet eden badirelere girerek kendinizin ve diğer müminlerin hayatını tehlikeye atmayın. (Bakara, 2/195) Konu ile İlgili Hadisler: 1795. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: Halife Ömer bin Hattab radıyallahu anh, bir grup insanla birlikte beni de yanına aldı ve teftiş amacıyla Suriye’ye gitmek üzere yola çıktı. Serğ denilen yere varınca, orduların başkomutanı Ebu Ubeyde bin Cerrâh ile komuta kademesindeki arkadaşları onu karşıladılar ve Suriye’de veba hastalığı çıktığını ona söylediler. Ömer bana: — İlk Muhacirler’i (Mekke’den Medine’ye ilk hicret eden Sahabe’nin önde gelenlerini) yanıma çağır, dedi. Ben de gidip onları çağırdım. Ömer Şam’da veba salgını bulunduğunu söyleyerek onların bu konudaki görüşlerini sordu. Onlar nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları: — Sen bir amaç için yola çıktın, bu amaçtan vazgeçip geri dönmeni uygun görmüyoruz, dediler. Bazıları da: — Senin yanında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Ashabı ve halktan insanlar var. Onları bu veba salgınına götürmeni doğru bulmuyoruz, dediler. Bunun üzerine Ömer: — Tamam, gidebilirsiniz, dedi. Daha sonra: — Bana Ensar’ı (Medineli Sahabe’nin önde gelenlerini) çağır, dedi. Ben de gidip onları çağırdım. Fakat onlar da Muhacirler gibi anlaşmazlığa düştüler. Ömer: — Siz de gidebilirsiniz, dedi. Sonra: — Bana Mekke’nin fethinden önce hicret etmiş olan ve şu anda burada bulunan Kureyşli yaşlıları çağır, dedi. Ben de onları çağırdım. Onlardan iki kişi bile aralarında ihtilaf etmeden:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

725

— Bize göre insanları bu vebalı bölgeye sokmamalı, onları geri götürmelisin, dediler. Bunun üzerine, Ömer birlikte geldiği insanlara seslenerek: — Ben yarın sabah geri döneceğim, siz de dönün, dedi. Bunu duyan Ebu Ubeyde bin Cerrâh radıyallahu anh: — Ya Ömer, Allah’ın takdirinden mi kaçıyorsun? dedi. Ömer, Ebu Ubeyde’nin bu itirazını beğenmeyerek: — Keşke bunu senden başkası söyleseydi, Ebu Ubeyde! Senin gibi ilim ve fazilet sahibi birinden böyle bir söz beklemezdim. Evet, Allah’ın takdirinden, yine Allah’ın takdirine kaçıyoruz. Çünkü kulun üzerine düşeni yapıp tedbirini alması da kaderin bir parçasıdır. Söylesene; senin bir tarafı verimli, diğer tarafı çorak iki yamaçlı bir vadide develerin olsa, onları otlu yerde otlattığın zaman Allah’ın takdiriyle otlatmış, çorak yerde otlattığın zaman da yine Allah’ın takdiriyle otlatmış olmaz mısın? Otlak bölgeyi seçtiğin zaman nasıl Allah’ın kaderinden kaçmış olmuyorsan, vebalı bir yere girmediğin zaman da takdir-i ilahiden kaçmış olmazsın. Bilakis, zarar görmemek için alman gereken tedbiri alarak Allah’ın emrini yerine getirmiş olursun, dedi. O sırada, birtakım ihtiyaçları sebebiyle orada bulunmayan Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh geldi ve şunları söyledi: — Bu hususta bende bilgi var: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız, oraya girmeyin. Çünkü hastalık size de bulaşabilir. Eğer bulunduğunuz yerde veba ortaya çıkarsa, oradan da ayrılmayın. Çünkü hastalığı başka yerlere bulaştırabilirsiniz.” Bunun üzerine Ömer, kendi içtihadının Peygamber aleyhisselâm’ın sünnetine uygun düşmesinden dolayı Allah’a hamd etti ve oradan ayrıldı. 1796. Üsâme bin Zeyd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir yerde bulaşıcı bir hastalık çıktığını duyarsanız, oraya girmeyin. Bulunduğunuz yerde bulaşıcı bir hastalık çıkınca da, oradan ayrılmayın.”

362. BAB: SİHİR YAPMANIN BÜYÜK GÜNAH OLUŞU Konu ile İlgili Ayetler: 102. Yahudiler, bir zamanlar Süleyman Peygamber’in egemenliği altında esaret hayatı yaşayan kötü cinlerin ve insanların, yani şeytanların, Süleyman’ın Peygamberlik ve hükümranlığı aleyhinde uydurdukları asılsız iddiaların


726

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

peşine düştüler. Nitekim o şeytanların telkiniyle Yahudilerin uydurup Tevrat’a ekledikleri iddialara göre, Süleyman (as) güya putlar adına mabetler yaptırmış ve kendisi de o putlara taparak –hâşâ– kâfir olmuştur. Onlara göre Süleyman bir Peygamber değil, bütün kudret ve saltanatını sihir yoluyla elde eden bir günahkârdı. Oysa Süleyman ne sihirle meşgul olmuş, ne de putlara tapmıştı; yani asla kâfir olmamıştı. Fakat asıl o şeytanlar, Allah’a ve Peygamberlerine karşı gelerek kâfir olmuşlardı. İşte bu şeytanlar insanlara hem büyücülüğü, hem de Babil’deki Hârût ve Mârût adındaki iki melek aracılığı ile indirilen vahye dayalı bilgi ve becerileri öğretiyorlardı. Süleyman Peygamberden sonra İsrail Oğulları Babil şehrine sürgün edildiklerinde, Hârût ve Mârût adındaki iki melek aracılığıyla onlara birtakım bilgi ve beceriler öğretilmişti. Fakat inkârcılar, kendilerini esaretten kurtarmak üzere gönderilen bu bilgileri sihir malzemesi hâline getirerek onu kötü emellerine alet ediyorlardı. Böylece büyücülüğe dini bir görüntü vererek onu kutsallaştırıyor, itirazları engellemek, yaptıkları işe saygınlık ve dokunulmazlık kazandırmak için bunun vahye dayandığını iddia ediyorlardı. Hâlbuki Hârût ve Mârût, onlara bu bilgileri aktarırken: “Ey mümin! Sana öğrettiğimiz bu bilgiler keskin bir kılıç gibidir, iyilikte de kullanılabilir kötülükte de! O hâlde dikkat et, biz ancak bir imtihan aracıyız, sakın öğrendiklerini kötülük amacıyla kullanıp da kâfir olma!” demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi. Ama onlar bu ikisinden, erkekle karısının arasını ayıracak türden büyülere malzeme yapabilecekleri şeyleri öğreniyorlardı. Oysa bu bilgiler, ancak zalimlere karşı kendilerini savunmaları için onlara öğretiliyordu. Gerçi onlar, —Allah’ın izni olmadıkça— bu gibi şeytanî taktiklerle hiç kimseye zarar verecek değillerdi. Bu yüzden, Allah’ın nurunu söndürmek için yaptıkları çalışmalar boşunadır ve başkasına değil, ancak kendilerine zarar vermektedir. Nitekim onlar, meleklerin öğrettiği bu güzel bilgilerden kendilerine fayda verecek olanları değil, zarar verecek olanları öğreniyorlardı. Yani bu bilgileri iyilik amacıyla değil, kötülük amacıyla kullanıyorlardı. Doğrusu, böyle bir çıkar alışverişinde bulunarak, imanlarını kaybetme pahasına sihirle uğraşanların, özellikle de, İslam’a ve Müslümanlara karşı şeytani taktiklerle, yıkıcı propagandalarla savaş açanların, ahiretten yana bir nasiplerinin olmadığını gayet iyi biliyorlardı. Vicdanlarını ne kötü bir şey karşılığında sattılar, neler kaybettiklerini bir bilselerdi! (Bakara, 2/102) Konu ile İlgili Hadisler:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

727

1797. Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — İnsanı felakete sürükleyen yedi büyük günahtan kaçının, buyurdu. Sahâbîler: — Ey Allahın Rasulü, bunlar nelerdir? diye sordular. Peygamberimiz de: — Allah’a ortak koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, Allah yolunda yapılan savaştan kaçmak, kötülüğü gönüllerinden dahi geçirmeyen, günahtan habersiz namuslu kadınlara zina iftirasında bulunmak, buyurdu.

363. BAB: DÜŞMAN ELİNE GEÇMESİNDEN KORKULDUĞU TAKDİRDE, YANINDA MUSHAF İLE KÂFİRLERİN YURDUNA YOLCULUK YAPMANIN YASAKLANMASI Konu ile İlgili Hadisler: 1798. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Mushaf’ın düşman eline geçip imha edilme veya saygısızlık yapılıp hakarete uğrama tehlikesi varsa, yanında Kur’an– ı Kerim’le birlikte düşman diyarına yolculuk yapmayı yasakladı.

364. BAB: YEME, İÇME, TEMİZLENME ve DİĞER İŞLERDE ALTIN VE GÜMÜŞ KAP KULLANMANIN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1799. Rasulullah aleyhisselâm’ın hanımı Ümmü Seleme radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gümüş bardak ve kaplardan bir şey içen kimse, karnına ancak cehennem ateşi doldurmuş olur.” Müslim’in bir diğer rivayetinde, “Gümüş ve altın kaplardan yiyip içen kimse…” şeklindedir. 1800. Huzeyfe bin Yeman radıyallahu anh diyor ki:


728

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, halis ipek ve atlas kumaştan elbise giymeyi, altın ve gümüş kaplarla su içmeyi bize yasaklayarak şöyle buyurdu: “Bunlar dünyada kâfirlerin, ahirette ise sizlerindir.” İpek elbise giymenin ve altın takı takmanın haramlığı, sadece erkekler için söz konusudur. Altın ve gümüş kaplardan yiyip içmek ise, kadın erkek bütün müminlere haramdır. Buhârî ve Müslim’de yer alan bir rivayette, Huzeyfe radıyallahu anh şöyle demiştir: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, “Saf ipek ve atlas elbise giymeyin. Altın ve gümüş kaplardan da bir şey yiyip içmeyin.” buyururken işittim. 1801. Tâbiun neslinin önde gelen hadis âlimlerinden Enes bin Sîrîn anlatıyor: Bir gün Mecusîlerden bir grupla oturup konuşurken, Enes bin Malik radıyallahu anh’ın yanında idim. Konuşma esnasında, gümüşten bir kap içinde faluzeç denilen bir çeşit pelte tatlısı getirildi. Fakat Enes, gümüş kabın içinde olduğu için onu yemedi. Getiren kişiye, onu başka bir kaba aktarması söylendi. O da ağaçtan yapılmış bir kaba koyup getirdi ve Enes tatlıyı yedi.

365. BAB: ERKEĞİN ZÂFERAN KOKUSU SÜRÜLMÜŞ ELBİSE GİYMESİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1802. Enes bin Malik radıyallahu anh şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sarı renkli bir koku olan ve makyaj malzemesi gibi yüze sürülen zâferan kokusundan sürünmeyi erkeklere yasakladı. Ancak yeni evlenmiş erkekler, eşlerine güzel gözükmek için bu tür kokulardan sürünebilirler. Kadının da evinde kocasına daha çekici görünmek maksadıyla bu çeşit güzellik malzemelerini ve cezp edici kokuları kullanmasında bir sakınca yoktur. Bilakis bu teşvik edilmiştir. 1803. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, üzerimde zâferan kokusu sürülmüş altlı üstlü iki elbise gördü ve: — Böyle zâferanla boyanmış elbiseleri kadınlar giyer. Bunları giymeni sana annen mi söyledi? buyurdu. Ben:


18. YASAKLANAN ŞEYLER

729

— Evet, ama isterseniz kokusunu gidermek için onları yıkarım ya Rasulullah, dedim. Peygamberimiz, bu işin önemini vurgulamak için: — Hatta israf olmayacağını bilsem, onları yakmanı sana emrederdim, buyurdu. Ebu Davud ve İbn-i Mace’de geçen sahih bir rivayette, Rasulullah’ın bu elbiseyi yakmasını Abdullah’a emretmediği, fakat Abdullah’ın onu kendi isteğiyle tandıra atıp yaktığı ve daha sonra Peygamberimizin ona, “Keşke o elbiseyi yakmayıp ailendeki kadınlara verseydin.” dediği nakledilir. (Ebu Davud, Libas, 4066) Bir başka rivayette Peygamber aleyhisselâm: “Bu gibi kadınsı kıyafetler, aynı zamanda kâfirlerin giysilerindendir, onları giyme.” buyurmuştur.

366. BAB: BÜTÜN GÜN SUSUP KONUŞMAMA ORUCU TUTMANIN YASAK OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1804. Ali radıyallahu anh şöyle diyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şu sözleri öğrenip ezberledim: “Ergenlik çağına ulaştıktan sonra yetimlik yoktur. Yetim bir çocuk ergenlik çağına ulaştıktan sonra artık yetim sayılmaz, kendisi ve malı hakkında her türlü hukukî tasarrufa ehil kabul edilir. Ayrıca, akşama kadar hiç konuşmamak şeklinde bir oruç da yoktur. Daha önceki peygamberlerin şeriatlarında yer alan (Meryem, 19/26) susma orucu, benim ümmetime meşru kılınmamıştır.” 1805. Kays bin Ebu Hâzim anlatıyor: Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh, halifeliği döneminde, Ahmes kabilesine mensup Zeynep adındaki yaşlı bir kadını ziyarete gelmişti. Onun hiç konuşmadığını görünce: — Bu kadının nesi var, neden hiç konuşmuyor? diye sordu. Orada bulunanlar: — Susma orucu tutuyor, dediler. Bunun üzerine, Ebu Bekir ona: — Konuş, çünkü bu yaptığın helal değildir. Bu, İslam öncesi cahiliye âdetidir. Daha önceki ümmetlerde de buna benzer bir ibadet vardı, ama Allah onu bu ümmete yasakladı. O bize susmamızı değil, güzel ve hayırlı şeyler konuşmamızı emrediyor, dedi. Bu uyarı üzerine, kadın konuşmaya başladı.


730

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

367. BAB: İNSANIN BABASINI İNKÂR EDEREK BAŞKA BİRİNİN SOYUNDAN GELDİĞİNİ İDDİA ETMESİNİN ve EFENDİSİNDEN BAŞKASINI EFENDİ KABUL ETMESİNİN HARAM OLUŞU Konu ile İlgili Hadisler: 1806. Sa’d bin Ebî Vakkâs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim miras almak, güç ve itibar kazanmak gibi çıkar hesapları yüzünden veya bir başka sebeple kendi babası olmadığını bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse, günahının cezasını çekmedikçe, cennet ona haramdır.” 1807. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin. Her kim başkasının soyundan geldiğini iddia ederek babasından yüz çevirirse, bu hem Allah’a, hem de babasına karşı büyük bir nankörlüktür.” 1808. Yezîd bin Şerîk bin Târık anlatıyor: Ali radıyallahu anh’ı, cuma günü minberde konuşma yaparken gördüm ve Peygamber aleyhisselâm’ın ona ve ailesine, diğer Müslümanlardan gizlediği bazı bilgiler verdiğine ve özel olarak vasiyette bulunduğu dair ortaya atılan iddialarla ilgili olarak şunları söylediğini duydum: “Hayır, bu iddialar doğru değildir. Allah’a yemin ederim ki, bizim yanımızda Kur’an–ı Kerim’den ve şu elimde gördüğünüz sahifeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.” Sonra o sahifeyi açtı. Orada zekât olarak alınacak develerin yaşları ve yaralama cezaları ile ilgili bazı hükümler vardı. Yine o sahifede, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözleri de yazılıydı: “Medine, Ayr dağından Sevr dağına kadar Mekke gibi harem bölgedir. Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yaparak bir bidat ortaya çıkarır veya bidat çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Mahşer Günü Allah onun ne tövbesini, ne de günahlarına karşılık vermek isteyeceği fidyesini kabul edecektir.” “Müslümanların zimmeti ortaktır. İçlerinden birinin herhangi bir kâfir hakkında verdiği bir güvence, diğer bütün Müslümanları bağlar. Yaş, ilim, ma-


18. YASAKLANAN ŞEYLER

731

kam ve mevki bakımından en alt tabakada bulunan Müslüman dahi bu hakka aynı derecede sahiptir. Her kim bir Müslüman’ın verdiği himaye sözünü çiğnerse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Mahşer Günü Allah onun ne tövbesini, ne de günahlarına karşılık vermek isteyeceği fidyesini kabul edecektir.” “Bir kimse kendisini babasından başkasına nispet ederse veya bir köle efendisinden başkasının kölesi olduğunu iddia ederse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Mahşer Günü Allah onun ne tövbesini, ne de fidyesini kabul edecektir.” 1809. Ebu Zer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kendisini bile bile babasından başkasına nispet eden kişi, hem Allah’a, hem babasına karşı büyük bir nankörlük etmiş ve kesinlikle kâfirler gibi davranmış olur. Her kim kendisine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye kalkışırsa, bizim yolumuzda yürüyen dürüst ve samimi müminlerden değildir. Eğer tövbe edip haksızlıktan vazgeçmezse, cehennemdeki yerine hazırlansın. Her kim bir adama kâfir olmadığı hâlde kâfir veya Allah düşmanı derse, bu söz mutlaka kendisine geri döner ve bir mümini inkârcılıkla suçladığı için büyük günah işlemiş olur.” Bir kimseyi kâfir, münafık veya din düşmanı diye itham eden biri, eğer onun savunduğu değerlerin ve inanç esaslarının gerçekten kâfirlik olduğuna inanıyorsa, bu durumda ikisi aynı din ve inanç üzere olmadıklarından, ikisinden biri gerçekten kâfir demektir. Fakat bir kimsenin kâfir olduğuna inanmadan, öfke, kıskançlık, düşmanlık gibi sebeplerle ona kâfir veya din düşmanı derse, bu yüzden kâfir olmasa da, çok büyük bir günah işlemiş olur. Açık ve kesin bir delile dayanmadan, birtakım yorum ve zanlardan yola çıkarak ona buna kâfirlik damgası vuranlar, müminler arasında kin ve nefret tohumları saçarak kardeşlik, birlik ve beraberlik duygularına zarar verdikleri için büyük bir vebal altına girmiş olurlar. Bununla birlikte, bir müminde gördüğü büyük günahlar ve inkârcılığa benzer söz ve davranışlar sebebiyle onu yanlışlıkla kâfir veya münafık diye nitelendiren kişi, bu hatasında nispeten mazur görülse de, yaptığı işin yanlış ve tehlikeli olduğu kendisine anlatılmalı ve ciddi şekilde uyarılmalıdır. Gerçi bütün bunlar, hiç kimsesin hiçbir şekilde tekfir edilemeyeceği anlamına gelmez. Bir kimse bir yandan Müslüman görünüp bir yandan söz ve davranışlarıyla kâfir veya İslam düşmanı olduğunu ortaya koyuyorsa, müminleri uyarmak


732

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

için o kişinin Müslüman olmadığı söylenebilir. Belli şart ve durumlarda Müslüman maskesi takmış din düşmanlarını teşhir etmek gerekebilir. Ancak kendisini Müslüman olarak tanımlayan ve açıkça kâfir olduğunu ilan etmeyen birini, her ne olursa kâfirlikle suçlamamalıdır. Böyle haksız bir suçlama yapan Müslüman’ı da ciddi şekilde uyarmalı, ama onun yaptığı hatanın aynısını yapıp da bu davranışından dolayı onu tekfir etmemelidir. Ama ne yazık ki, herhangi birine kâfir diyen kimseye, “Senin kâfirlikle itham ettiğin kişi gerçekten kâfir ise ne ala, ama değilse şimdi sen kâfir oldun.” diye karşılık veren Müslümanlara da rastlanmaktadır. Peygamberimizin, tekfir belasına karşı ümmetini uyarmak ve müminlerin birbirlerini bu şekilde suçlamasını engellemek için söylediği bir hadisin, Müslüman’ın kâfirlikle suçlanmasına delil ve dayanak yapılması gerçekten ne kadar acı, ne kadar gariptir.

368. BAB: ALLAH’IN VE ELÇİSİNİN YASAKLADIĞI ŞEYLERDEN SAKINMAK Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey iman edenler! Peygamber’in size yaptığı çağrıyı, birbirinize yaptığınız sıradan çağrılarla bir tutmayın. Çünkü onun çağrısına uymak, mümin olmanın gereğidir. (…) Şu hâlde, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına, bu dünyada yenilgi, zillet, esaret, perişanlık gibi bir belânın ya da ahirette can yakıcı bir azabın gelmesinden korksunlar. (Nur, 24/63) 2. Allah, kendisine karşı gelmemeniz konusunda dikkatli olmanızı size öğütlüyor. (Âl-i İmran, 3/30) 3. Elbette Rabb’inin zalimleri yakalaması çok şiddetlidir. (Buruc, 85/12) 4. Rabb’in zulüm ve haksızlıkta direten bir ülkeyi cezalandırdı mı, işte böyle cezalandırır. O’nun azabı can yakıcıdır ve çok çetindir. (Hud, 11/102) Konu ile İlgili Hadisler: 1810. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Gerçek şu ki, Allah teâlâ da kıskanır. Fakat Allah’ın kıskanması, haram kıldığı şeyi kulun yapmasına razı olmamasıdır. Kıskanmanın kaynağı sevgi ve koruma duygusudur. Bu bakımdan, yerinde ve kıvamında olan kıskançlık, hayır ve rahmet vesilesidir. Allah da kullarını çok sevdiği ve onların zarar görmesini istemediği için, onları bu anlamda kıskanır.”


18. YASAKLANAN ŞEYLER

733

Bu hadiste geçen “Allah’ın kıskanması” sözü, şu olay esnasında söylenmiş olmalıdır: Abdullah bin Abbas anlatıyor: Hilâl bin Ümeyye, (bir gün telâş içinde) Peygamber’in huzuruna geldi ve eşinin kendisini aldattığından şüphelendiğini söyledi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Hilâl’e hitaben: — Bu durumda ya (dört şahit getirerek) iddianı kanıtlarsın, ya da (eşine iftira ettiğin için seksen değnek ile) cezalandırılırsın, buyurdu. Bunun üzerine Hilâl: — Ya Rasulallah! Bizden birimiz kendi karısıyla birlikte bir erkek gördüğü zaman, kanıt bulmak için şahit aramaya mı gidecek? (Şahit getirinceye kadar adam kaçıp gitmez mi?) diye itiraz etti. Peygamber de tekrar: — Ya şahit bulursun, ya da sırtına iftira cezası vurulur! dedi. (Buhari, 52Kitabu’ş-Şehadat: 22) (İşte tam bu sırada,) Ensar’dan Hazrec kabilesinin reisi olan Sa’d bin Ubâde: — Eğer ben karımın yanında (yabancı) bir erkek görecek olsam, vallahi onu kılıcımın keskin tarafı ile doğrarım, dedi. Rasulullah onun bu sözünü duyunca: — Sa’d bin Ubâde’nin şu aşırı kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? Vallahi ben elbette Sa’d’den daha kıskancım. Allah da benden daha kıskançtır. İşte Allah’ın bu kıskançlığından dolayıdır ki, gizli açık bütün çirkin işleri haram kılmıştır. (Buna rağmen Allah, karısının yanında yabancı bir erkek gören kişinin onu kılıcıyla doğramasına izin vermez. Çünkü zinayla suçlanan biri, suçu şahitlerle kanıtlanmadıkça cezalandırılamaz. Cezası da mutlaka ölüm değildir; bekâr ise kendisine yüz değnek vurulur, evli ise yahut ırza tecavüz etmişse öldürülür!) buyurdu. (Buhari, 98-Kitabu’t-Tevhid: 20)

369. BAB: ALLAH’IN YASAKLADIĞI BİR İŞİ YAPAN KİMSENİN SÖYLEMESİ ve YAPMASI GEREKEN ŞEYLER Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey İslam davetçisi! Eğer şeytanî bir dürtü seni kışkırtıp anlamsız bir öfke ve heyecana sürükleyecek olursa, hemen Allah’a sığın. (Fussilet, 41/36) 2. Gerçek anlamda sorumluluk bilincine sahip olan o takva sahipleri, yüreklerinde insan bilincini kör eden şeytanî bir kışkırtı duyar duymaz, derhal Rab’lerinin emir ve tavsiyeleri hatırlarlar ve işte o an duygularının esiri olmaktan kurtulur, gerçeği görürler. (Âraf, 7/201) 3. Takva sahipleri bir kötülük işledikleri ya da bir başka şekilde kendile-


734

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

rine zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayıp günahlarının bağışlanması için O’na yalvarırlar. Öyle ya, günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, günah olduğunu bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. Onların mükâfatı, Rab’leri tarafından bağışlanma ve ağaçlarının altından ırmaklar çağıldayan, sonsuza dek içerisinde yaşayacakları cennet bahçeleridir. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir! (Âl-i İmran, 3/135– 136) 4. Ey inananlar! Hepiniz kötülüklerden, günahlardan tövbe edip topluca Allah’a yönelin ki, dünyada ve ahirette kurtuluşa erebilesiniz. (Nur, 24/31) Konu ile İlgili Hadisler: 1811. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim yemin ederken, ağız alışkanlığı sebebiyle yanlışlıkla ‘Lât ve Uzzâ hakkı için!’ derse, hemen ardından ‘Lâ ilahe illallah’ diyerek şehadet getirsin. Çünkü Allah’tan başkası adına yemin etmek büyük günahtır. Hele bir putun adına bilerek yemin etmek, insanı dinden çıkarıp kâfir yapar. Her kim arkadaşına şakadan bile olsa ‘Gel seninle kumar oynayalım.’ der yahut buna benzer isyan ve kötülük içeren bir söz söylerse, günahının affedilmesi için hemen bir fakire sadaka versin.”


19. KİTAP: MUHTELİF HADİSLER 370. BAB: FARKLI KONULARDA İLGİ ÇEKİCİ HADİSLER Konu ile İlgili Hadisler: 1812. Nevvâs bin Sem’ân radıyallahu anh anlatıyor: Bir sabah Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sesini kâh yükseltip kâh alçaltarak heyecanlı bir şekilde Deccâl’den bahsetti. Öyle ki, biz Deccâl’in Medine hurmalıklarına gelip dayandığını zannettik. Bütün günü bu endişeyle geçirdik. Akşam tekrar yanına vardığımızda, Peygamber aleyhisselâm yüzümüzdeki korku ve endişeyi görerek: — Hayrola, size ne oldu? dedi. Biz de: — Ya Rasulallah! Bu sabah Deccâl’den bahsettiniz. Kâh alçak sesle kâh yüksek sesle konuştuğunuz için, biz onun hurma bahçelerine gelip dayandığını sandık, dedik. Bunun üzerine, Peygamberimiz: — Deccâl’den korkmayın, asıl dünya malına tamah ederek Deccâllere karşı Allah yolunda mücadele ruhunu kaybetmekten korkun. Doğrusu ben sizin hakkınızda, Deccâl’den başka şeyleri daha tehlikeli görüyorum. Çünkü Deccâl ben aranızdayken çıkarsa, onun delillerini çürütüp sizi ondan koruyabilirim. Ben aranızdan ayrıldıktan sonra çıkarsa, Kur’an’ın rehberliğinde imanını sağlam temellere oturtan her mümin kendini ona karşı savunup koruyabilir. Çünkü Allah celle celâluh, benden sonra da Müslümanları korumaya devam edecektir. Deccâl, kıvırcık saçlı ve tıpkı salkımından dışarı fırlamış bir üzüm tanesi gibi pörtlek gözlü bir gençtir. Ben onu, Câhiliye devrinde ölen Abduluzzâ bin Katan’a benzetiyorum. Sizden kim Deccâl’i görürse, onun hilelerine karşı imanını koruyabilmek için Kehf suresinin baş ve son tarafından onar ayet okusun. O, Suriye ile Irak arasındaki bir yerden çıkacak ve dünyanın her yerine kötülüğünü yayacaktır. Ey Allah’ın kulları, imanınızı koruyarak direnin, Deccâl’e karşı mücadelede sabırlı ve kararlı olun, buyurdu. Biz: — Ya Rasulallah! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacak? diye sorduk. Peygamberimiz: — Kırk gün kalacak. Ama onun bir günü bir yıl, bir başka günü bir ay, diğer bir günü de bir haftadır. Yani bir yılda yapılacak işleri bir günde tamamlayacak, az zamanda çok kötülükler yapacaktır. Geri kalan günleri ise, sizin bildiğiniz günler gibidir, dedi. Biz:


736

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ya Rasulallah! Bir yıl kadar olan günde kılacağımız bir günlük namaz yeterli olur mu? dedik. — Hayır, namaz vakitlerini normal günlere göre hesap etmeniz gerekir, buyurdu. Biz: — Ya Rasulallah! Deccâl’in yeryüzündeki hızı ne kadar olacak? diye sorduk. Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Deccâl, rüzgârın sürüklediği bulut gibi hızlıdır. İnsanların yanına gelerek onları kendine kul olmaya davet eder, onlar da çağrısına uyarak onun iman ederler. Göğe yağmur yağdırmasını emreder, yağmur yağar. Yere bitki bitirmesini emreder, otlar, çayırlar biter. Ona inanan insanların yayılmaya gönderdikleri hayvanları daha besili ve sütleri daha bol olarak döner. Daha sonra başka insanların yanına gelip onları da kendine inanmaya davet eder. Fakat onlar kendisine inanmayıp teklifini geri çevirirler. Deccâl yanlarından ayrılıp gidince, ertesi sabah suları çekilip çayır çimenleri kurur, bütün hayvanları telef olur. Deccâl bir harabeye varır ve ‘Definelerini ortaya çıkar!’ der. Bunun üzerine, o harabedeki defineler yerden fırlayarak, arıbeyinin peşinden giden arılar gibi Deccâl’in arkasından gider. Sonra babayiğit bir genci yanına çağırır ve bir kılıç darbesiyle onu ikiye böler; gencin vücudunun her bir parçası bir tarafa düşer. Sonra o genci çağırır, o da yeniden dirilir ve gülümseyen bir çehreyle, hiçbir şey olmamış gibi ona doğru gelir. Deccâl bunları yaparken, Allah celle celâluh Meryem oğlu İsa Mesîh aleyhisselâm’ı gönderir. İsa, iki renkli elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koyarak Şam’ın doğusundaki Beyaz Minare’nin yanına iner. Başını yere eğince, saçlarından damlalar süzülür. Başını kaldırınca, başından aşağı inci taneleri gibi damlalar dökülür. Onun nefesini koklayan kâfir derhal ölür. Nefesi, bakışlarının vardığı yere kadar ulaşır. Böylece, Deccâl’in peşine düşer ve onu Kudüs yakınındaki Bâbulud denilen yerde yakalayıp öldürür. Sonra Allah’ın kendilerini Deccâl’in şerrinden koruduğu birtakım insanların yanına gelir. Onların yüzlerini okşayarak, Deccâl fitnesinin artık sona erdiğini söyler ve kendilerine cennetteki yüksek derecelerini haber verir. Bu esnada, Allah İsa aleyhisselâm’a vahyederek, “Kimsenin savaşmaya güç yetiremeyeceği güçlü kullar yarattım. Senin yanında bulunan kullarımı topla ve Sina dağına götür.” diye emreder. Sonra Allah, Yecûc ve Mecûc’u gönderir. Onlar her tepeden süratle inerek gelirler. Önde gidenleri, Taberiye gölüne varıp gölün bütün suyunu içerler. Arkadan gelenler oraya vardıklarında, “Bir zamanlar burada çok su varmış.” derler.


19. MUHTELİF HADİSLER

737

Sonra İsa aleyhisselâm ile yanında bulunan müminler, Yecûc ve Mecûc tarafından Sina dağında kuşatılır. Uzun süre aç ve susuz kalırlar. Öyle ki, bir öküz başı, onların gözünde sizin bugünkü paranızla yüz altından daha kıymetli hâle gelir. İsa aleyhisselâm ile yanındaki müminler, bu belâdan kendilerini kurtarması için Allah’a yalvarırlar. Allah da Yecûc ve Mecûc’un enselerine kurtçuklar musallat eder ve hepsi bir anda ölüp gider. Ardından İsa aleyhisselâm ile müminler Sina dağından inerler. Fakat Yecûc ve Mecûc’un kokmuş cesetlerinin olmadığı bir karış bile yer bulamazlar. İsa aleyhisselâm ve yanındaki müminler tekrar Allah’a yalvarırlar. Allah da deve boyunları gibi iri cüsseli kuşlar gönderir. Bu kuşlar, Yecûc ve Mecûc’un kokmuş cesetlerini alarak Allah’ın dilediği yere götürüp atarlar. Sonra Allah celle celâluh, hiçbir evin ve çadırın önünde duramayacağı yağmurlar gönderir. Yağmur, yeryüzünü temizleyip ayna gibi pırıl pırıl yapar. Daha sonra yeryüzüne, “Meyvelerini yeniden yetiştir, eski bereketini geri getir!” diye emredilir. Yeryüzü öyle bereketlenir ki, o gün bir grup insan tek bir nar ile doyar, kabuğuyla da gölgelenirler. Hayvanların sütü de bereketlenir. Bir devenin sütü kalabalık bir topluluğu, bir ineğin sütü bir kabileyi, bir koyunun sütü de küçük bir cemaati doyurur. Onlar böyle yaşayıp giderken, Allah celle celâluh onları koltuk altlarından sarmalayan tatlı bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr, ne kadar Müslüman varsa hepsinin ruhunu alır götürür. Geride insanların en kötüleri kalır. Onlar her türlü kötülüğü, ahlaksızlığı en çirkin şekliyle icra ederler. Öyle ki, eşekler gibi herkesin gözü önünde ilişkide bulunurlar. İşte kıyamet, onların üzerine kopar.” 1813. Rib’î bin Hırâş anlatıyor: Ebu Mesud el–Ensârî ile birlikte Huzeyfe bin Yeman’ın yanına gittik. Ebu Mesud ona: — Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den Deccâl hakkında duyduklarını söyler misin? dedi. Huzeyfe de şunları söyledi: — Peygamber aleyhisselâm’dan işittiğime göre, Deccâl, yanında bir su ve bir de ateş olduğu hâlde ortaya çıkacak. Bazılarının onun yanında gördüğü su gerçekte su olmayıp, yakıcı ateştir. Onun yanında gördükleri ateş de gerçekte ateş değil, soğuk ve tatlı bir sudur. Yani Deccâl’in insanları kandırıp kendi safına çekmek için vadettiği servet, makam, şöhret, itibar, güç gibi göz alıcı dünyalıklar, gerçekte insanı dünyada felâketlere, ahirette de cehenneme sürükleyen şeylerdir. Onun işkence, hapis, açlık, ölüm gibi tehditleri de, aslında kişiyi cennete götüren şeylerdir. Sizden kim Deccâl’e yetişirse, ateş olarak gördüğü tarafta bulunsun. Çünkü o her ne kadar ateş gibi görünse de, aslında tatlı, içimi güzel bir sudur.


738

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

Bunun üzerine Ebu Mesud el–Ensârî Huzeyfe’yi tasdik ederek, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in böyle söylediğini ben de duydum.” dedi. 1814. Abdullah bin Amr bin Âs radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Deccâl ümmetimin arasında ortaya çıkacak ve kırk vakit içlerinde kalacaktır. (Abdullah diyor ki: Peygamber aleyhisselâm kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı dedi, bilmiyorum.) Bunun üzerine Allah celle celâluh, Meryem oğlu İsa’yı yeryüzüne gönderir. O da Deccâl’i arayıp bulur ve ortadan kaldırır. Sonra insanlar, aralarında hiçbir düşmanlık olmaksızın yedi yıl yaşarlar. Sonra Allah celle celâluh, Suriye taraflarından serin bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr, kalbinde zerre kadar iman olan bütün insanların ruhlarını alır. Öyle ki, biriniz dağın içine bile girse, bu rüzgâr onu mutlaka bulup canını alır. İşte o zaman yeryüzünde kötülüklere bir kuş hafifliğiyle dalan, yırtıcı hayvan gibi şuursuzca saldıran kimseler kalır. Bunlar ne bir iyilik tanır, ne de bir kötülüğü yadırgarlar. Şeytan bir insan kılığında onlara görünür ve: — Dediğimi yapmayacak mısınız? diye sorar. Onlar: — Ne yapmamızı emredersin? derler. Şeytan da onlara putlara tapmalarını emreder. Onlar her türlü ahlaksızlığı yapıp putlara taparken rızıkları bollaşır, refah seviyeleri yükselir. Onlar bu hâldeyken, aniden kıyamet için sura üflenir. Onun sesini duyan herkes, olduğu yerde dehşet içinde yıkılıp kalır. Surun sesini ilk duyan, devesinin havuzunu tamir eden bir adamdır. O sesi duyar duymaz yıkılıp kalır ve peşinden diğer bütün insanlar aynı şekilde cansız yere yıkılırlar. Sonra Allah celle celâluh, çiğ gibi hafif bir yağmur gönderir. O yağmur sayesinde, insanların çürümüş cesetleri yeniden hayat bulur. Ardından sura bir kez daha üflenir ve herkes yattığı yerden kalkıp kendilerine verilecek emri beklemeye başlar. Sonra onlara: — Ey insanlar, Rabb’inizin huzuruna gelin, denir. Meleklere de: — Şunları tutun, çünkü onlar sorguya çekilecektir, denir. Daha sonra yine meleklere: — Cehennemlikleri ayırın, buyurulur. Melekler: — Ne kadarını ayıralım? diye sorarlar. — Her 1000 kişiden 999’unu cehennem için ayırın, denir. İşte o gün, Kur’an’ın ifadesiyle, “Çocukları bir anda ak saçlı ihtiyarlara çevirecek” bir gündür. O gün, “baldırın açılacağı” yani işlerin zorlaşıp hesap ve cezanın bütün dehşetiyle hüküm süreceği korkunç bir gündür.


19. MUHTELİF HADİSLER

739

1815. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mekke ve Medine dışında, Deccâl’in ayak basmadığı hiçbir yer kalmaz. Melekler, Mekke ile Medine’nin bütün yollarında saf tutarak bu iki şehri korurlar. Deccâl kumlu, çorak bir yere iner. Ardından Medine üç defa sarsıntıya uğrar ve Allah celle celâluh, orada bulunan bütün kâfir ve münafıkları dışarı çıkarır ve orada sadece gerçek müminler kalır.” 1816. Yine Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İsfahan Yahudilerinden, başında taylasan (Yahudilere mahsus bir çeşit sarık yahut kippa denilen başlık) bulunan yetmiş bin kişi Deccâl’e tabi olacaktır.” 1817. Ümmü Şerîk radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Deccâl’den kaçıp dağlara sığınacaklar.” 1818. İmran bin Husayn radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Âdem’in yaratılışından kıyametin kopacağı ana kadar, Deccâl’den daha korkunç bir bela, daha büyük bir fitne gelmemiştir.” 1819. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Deccâl ortaya çıkınca, müminlerden biri onun bulunduğu tarafa doğru gider. Deccâl’in silahlı adamları onun önüne çıkarak: — Dur, nereye gitmek istiyorsun? diye sorarlar. Mümin: — Şu ortaya çıkan adamın yanına, der. Onlar: — Yoksa sen bizim Rabb’imize inanmıyor musun? diye sorarlar. O da: — Bizim Rabb’imizin gizli bir yanı yok ki, onu bırakıp başkasına inanalım, der. Bunun üzerine, Deccâl’in bazı adamları: — Öldürün şunu, derler. Bir kısmı ise: — Rabb’imiz Deccâl kendisine haber vermeden birini öldürmemizi yasaklamadı mı? derler. Böylece, o mümini Deccâl’in yanına götürürler. Mümin Deccâl’i görünce, diğer müminlere:


740

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ey insanlar! Bu adam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği Deccâl’dir, diye seslenir. Bunun üzerine, Deccâl adamlarına: — Şunu yakalayın ve aklı başına gelinceye kadar dövün, der. Askerler mümini yere yatırıp sırtına ve karnına acımasızca vurmaya başlarlar. Deccâl: — Bana iman etmiyor musun? diye sorar. O mümin: — Hayır! Sen yalancı Mesihsin, der. Deccâl’in emri üzerine, onu testereyle baştan aşağı ikiye biçerler. Deccâl, ikiye bölünen bu iki parça arasından yürüyüp geçtikten sonra, ona: — Kalk! der. O da yeniden canlanıp ayağa kalkar. Deccâl tekrar: — Şimdi bana iman edecek misin? diye sorar. O da: — Bilakis, senin hakkındaki kanaatim iyice pekişti, der. Sonra halka dönerek: — Ey insanlar! O bana yaptıklarını benden sonra hiç kimseye yapamayacaktır, diye seslenir. Bunun üzerine Deccâl, kafasını kesmek için onu yakalar. Fakat Allah celle celâluh, o müminin boynundan köprücük kemiğine kadar olan kısmı bakır hâline dönüştürür. Deccâl onu öldüremeyince, ellerinden ve ayaklarından tutup bir ateş çukuruna fırlatır. İnsanlar, Deccâl’in onu cehenneme attığını zanneder. Oysa o cennete atılmıştır. Çünkü Deccâllerin cenneti cehennem, cehennemleri ise cennettir.” Peygamberimiz, sözlerine devamla buyurdu ki: “İşte bu mümin, âlemlerin Rabb’i katında şehitlerin en büyüğüdür.” 1820. Muğire bin Şûbe radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Deccâl hakkında hiç kimse benden fazla soru sormamıştır. Yine bir defasında ona bu konuyu sorunca, Peygamberimiz bana: — Korkma, o sana zarar veremez, buyurdu. Ben: — İnsanlar Deccâl’in yanında dağ kadar ekmek, nehir kadar içme suyu bulunduğunu söylüyorlar, deyince: — Hayır, Deccâl’in gücünü o kadar da abartmayın. O bütün yiyecek ve içeceklere hükmedecek kadar da güçlü değildir. Allah katında o, bundan daha düşük bir konumdadır, buyurdu. 1821. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


19. MUHTELİF HADİSLER

741

“Her peygamber, ümmetini o düzenbaz Deccâl’in tehlikesine karşı uyarmıştır. Çünkü tarihin her devrinde, insanlığı hak yoldan çevirmek isteyen Deccaller olagelmiştir. Fakat asıl büyük Deccal, ahir zamanda gelecek ve isyankârlıkta o kadar ileri gidecektir ki, sonunda Rab ve ilah olduğunu iddia edecektir. Deccal, ahir zamanda ortaya çıkacak büyük fitnelerin ve bu fitneleri körükleyen inkârcı sistemlerin, liderlerin, toplumların ve küresel güç odaklarının genel adıdır. Şunu bilin ki, onun bir gözü kördür, oysa Rabb’iniz böyle değildir. O her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır. Allah’ın kitabını iyi bilen bir mümin için Deccâl’in kâfirliği o kadar açık ve nettir ki, onun iki gözünün arasına adeta ‘kâfir’ diye yazılmıştır. Yani batıl inanç sahiplerinin ortaya koyduğu kurallar ve hayat tarzı çirkin, zararlı ve insan doğasına aykırıdır. Onun batıl olduğunu buradan anlarsınız. Allah’ın gönderdiği din ise insan fıtratına uygun, faydalı, güzel ve tertemizdir. Onun da hak din olduğunu bu özelliklerinden anlarsınız.” 1822. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Deccâl hakkında şimdiye kadar hiçbir peygamberin ümmetine söylemediği bir şeyi size haber vereyim mi? Onun bir gözü kördür. Yanında, cennete ve cehenneme benzeyen bir şey olacaktır. Fakat onun cennet dediği, aslında cehennemdir. Cehennem dediği şey de, aslında cennettir.” 1823. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanlar arasında oturup sohbet ederken Deccâl’den söz ederek şöyle buyurdu: “Allah’ın kör olması düşünülemez. O her türlü ayıp ve kusurdan münezzehtir. Oysa ilahlık iddiasında bulunacak olan Deccâl’in sağ gözü kördür. Onun bu gözü, salkımından dışarı fırlamış üzüm tanesi gibi pörtlemiştir.” 1824. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanlarla Yahudiler büyük bir meydan savaşında çarpışmadıkça, kıyamet kopmayacaktır. Bu savaşta Müslümanlar, Yahudileri yenip bozguna uğratacaklardır. Öyle ki, Yahudi canını kurtarmak için bir taşın veya ağacın arkasına saklanacak, ama o taş veya ağaç, ‘Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür!’ diyecektir. Yalnız bir çeşit dikenli çalı olan ğarkad ağacı hariç; çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır.” Yani dünyadaki bütün toplumlar ve milletler yaptığı zulümden dolayı Yahudi’ye öfke duyacak ve öldürülmeleri için müminlere yardımcı olacaktır. Ancak


742

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

birkaç emperyalist devlet, çıkarlarını korumak adına Yahudi zulmüne arka çıkacak ve onları Müslümanlara karşı korumaya çalışacaktır. 1825. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, insan bir kabrin yanından geçerken kendisini o kabrin üzerine atıp da, –dindarlığı sebebiyle değil, sırf başına gelen belâlar yüzünden– ‘Ah, keşke şu kabirde yatanın yerinde ben olsaydım!’ demedikçe, dünya hayatı son bulmayacaktır. Yani kıyametin kopmasından önceki bir zamanda, insanlık dehşet verici sıkıntı ve belalarla yüz yüze gelecek ve hayat bir çileye, dayanılmaz bir işkenceye dönüşecektir.” 1826. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Fırat nehrinin suyu çekilip de yatağında dev bir altın kütlesi ortaya çıkmadıkça, kıyamet kopmayacaktır. Bu altını ele geçirmek için oraya üşüşen devletler arasında büyük savaşlar yaşanacak ve bu savaşa katılan her yüz kişiden doksan dokuzu ölecektir. Öyle ki, o hengâmede canını kurtaran her insan, ‘Herhalde bu savaştan bir tek ben kurtuldum.’ diyecektir. Bir başka rivayet şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilecek ve altından büyük bir altın hazinesi ortaya çıkacaktır. Her kim o gün orada bulunursa, sakın o hazineden bir şey almasın.” 1827. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamete yakın bir zamanda, insanlar Deccâl’in bile giremediği Medine’yi en güzel, en bereketli hâliyle terk edip gidecekler ve orada, yırtıcı hayvanlarla kuşlardan başka hiçbir mahlûk kalmayacaktır. Medine’ye en son olarak, koyunlarını sürerek gelen Müzeyne kabilesinden iki çoban girecek ve orayı ıpıssız, vahşi hayvanlarla dolu bulacaklardır. Onlar da Veda Tepesi’ne gelir gelmez, yüzüstü düşüp öleceklerdir.” 1828. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamete yakın bir zamanda refah ve zenginlik o derece artacaktır ki, devlet başkanlarınızdan biri, saymaya bile gerek duymadan avuç avuç altın, gümüş ve para cinsinden mal dağıtacaktır.”


19. MUHTELİF HADİSLER

743

1829. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet öncesinde insanlar öyle bir zaman görecektir ki, bir kimse sadaka olarak vermek üzere eline altın alıp dolaşacak, fakat onu verebileceği bir tek fakir bulamayacaktır. Ayrıca, bütün dünyayı saran savaşlar sebebiyle erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması sonucunda, kırk kadının bir erkeğin himayesine sığındığı görülecektir.” 1830. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vaktiyle bir adam arsa satın almış ve orada gömülü altın dolu bir çanak bulmuştu. Arsayı satan adama giderek: — Altınını al. Çünkü ben senden sadece araziyi satın aldım, altınları değil, dedi. Arsanın ilk sahibi de: — Hayır, olmaz. Ben sana o arsayı içindekilerle birlikte satmıştım, dedi. Bunun üzerine, anlaşmazlıklarını halletmesi için ilim ehli olan bir adamın hakemliğine başvurdular. Hakem olan kişi, onlara: — Çocuklarınız var mı? diye sordu. Biri: — Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri de: — Benim de bir kızım var, dedi. Hakem: — Eğer razı olurlarsa, oğlanla kızı evlendirin. O altınların bir kısmını onlara verin, bir kısmını siz alın, bir kısmını da fakirlere dağıtın, dedi. 1831. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vaktiyle iki kadın, yanlarında çocuklarıyla giderken bir kurt geldi ve onlardan birinin çocuğunu kapıp götürdü. Kadınlardan biri, diğerine: — Kurt senin çocuğunu götürdü, dedi. O da: — Hayır, senin çocuğunu götürdü, dedi. Kadınlar davalarını halletmek üzere Davud aleyhisselâm’a başvurdular. O da konuşmasını daha ikna edici bularak yaşlı kadını haklı gördü ve çocuğu ona verdi. Kadınlar oradan ayrılırlarken, Davud’un oğlu Süleyman aleyhisselâm’a giderek meseleyi ona da anlattılar. Süleyman aleyhisselâm muhafızlara emrederek: — Bana bir bıçak getirin, çocuğu ikiye bölerek aralarında paylaştırayım, dedi. Çocuğu kesecekmiş gibi yere yatırınca, çocuğun annesi olan genç ka-


744

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

dın: — Allah aşkına, ne olur bunu yapma! Tamam, çocuk onun olsun, dedi. Süleyman da çocuğun o genç kadına ait olduğuna karar verdi.” 1832. Mirdâs el–Eslemî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ahir zamanda iyi insanlar birer birer ahirete göç edecek ve geride, arpa ve hurmanın döküntüleri gibi kalitesiz olan ve Allah’ın zerre kadar değer vermediği kimseler kalacaktır. Onun için, o zamanda yaşayacak olanlar, kimlerle dostluk ve arkadaşlık kurduklarına iyi baksınlar. Böyle değersiz insanlarla değil, sayıları gün geçtikçe azalan ilim ve takva sahibi insanlarla birlikte olsunlar.” 1833. Rifâa bin Râfi’ ez–Zürakî radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün Cebrail aleyhisselâm Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: — Aranızda Bedir kahramanlarının değeri nedir? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm: — Onları Müslümanların en üstün ve en değerlileri olarak görürüz, dedi veya buna benzer bir söz söyledi. Cebrail aleyhisselâm: — Biz de aramızda, Bedir savaşına katılanlar melekleri en üstün, en değerli melekler olarak görürüz, dedi. 1834. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah bir topluma azap gönderdiği zaman, azap iyi kötü ayrımı yapmadan orada bulunanların hepsine erişir. Sonra her biri, kendi amellerine göre yeniden diriltilir. İlâhî azabı hak eden kimselerin yanında yer alanlar, – onlarla aynı amacı paylaşmasalar bile– azap geldiği zaman zalimlerle birlikte helak edilirler. Ahirette ise yaptıkları işlere ve niyetlerine göre hesaba çekilirler. Azabı hak edenler cehenneme, mükâfatı hak edenler de cennete gider.” 1835. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hutbe okurken üzerinde durduğu bir hurma kütüğü vardı. Mescide minber konulduğu ve artık Rasulullah hutbeyi orada vermeye başladığı zaman, bu kütüğün, doğumu yaklaşmış deve gibi inlediğini duyduk. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem minberden inip elini kütüğün üzerine koydu ve inilti kesildi.


19. MUHTELİF HADİSLER

745

Bir başka rivayet şöyledir: Cuma günü gelip de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yeni yapılan minberin üzerine oturunca, o güne kadar kendisine yaslanarak hutbe okuduğu hurma kütüğü öyle inleyip feryat etti ki, neredeyse parçalanıp ikiye ayrılacaktı. Bir diğer rivayet ise şöyledir: Peygamber aleyhisselâm minbere çıkınca, kütük tıpkı bir çocuk gibi ağlayıp inlemeye başladı. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aşağı inerek onu tutup kucakladı. Kütük de avutulan bir çocuk gibi yavaş yavaş iniltisini kesti. Peygamberimiz: “O, bu güne kadar dinlediği zikirden mahrum kaldığı için ağladı.” buyurdu. 1836. Ebu Sâlebe el–Huşenî Cürsûm bin Nâşir radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey müminler! Allah celle celâluh bazı farzlar belirlemiştir, onları ihmal etmeyin. Hayatınıza açık ve net sınırlar çizmiştir, o sınırları aşmayın. Birtakım şeyleri de haram kılmıştır, o haramlara el uzatmayın. Bazı şeyleri ise unuttuğu için değil, size olan merhametinden dolayı es geçmiş, dile getirmemiştir; onları da araştırıp kurcalamayın. Allah bir konu hakkında herhangi bir açıklama yapmamışsa, onu unutmuş veya gözden kaçırmış olduğundan değil, bilakis, dinini kolaylaştırmak ve her mekânda, her çağda yaşayan müminlere geniş bir içtihat alanı bırakmak istediği için bazı konuları bilerek geçiştirmiştir. Öyleyse, Allah’ın size açıkça bildirdiği kadarını gücünüz yettiğince yapmaya çalışın. Daha öteye gidip de, titiz ve ihtiyatlı davranma adına yeni ibadet şekilleri oluşturmaya, hayalî haramlar ve farzlar icat etmeye kalkmayın. Aksi hâlde, kılı kırk yararcasına ortaya koyacağınız kurallarla insanların yükümlülüklerini gereksiz yere ağırlaştırır, sonunda kendiniz de bu hükümlerin altında ezilir kalırsınız. Zamanla, dinî hükümleri uzmanların bile içinden çıkamadığı karmakarışık sorunlar yumağı hâline getirir, böylece halkın ve yöneticilerin Allah’ın kanunlarından büsbütün uzaklaşarak ilahi hükümleri reddeden inkârcı sistemlere yönelmesine sebep olursunuz.” Bu hadisi Mekhul, Ebu Sâlebe radıyallahu anh’ın rivayet etmiştir. Oysa bu ikisinin görüşmediği bilinmektedir. Bu inkıta sebebiyle hadis zayıftır. Ancak hadisin içerdiği anlam doğru olup, aynı anlamı ifade eden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir. 1837. Abdullah bin Ebî Evfâ radıyallahu anhumâ şöyle diyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte, erzakımız tükendiği zaman


746

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

çekirge tutup yediğimiz tam yedi sefere çıktık. Diğer bir rivayet, “Peygamber aleyhisselâm ile beraber çekirge yediğimiz yedi sefere çıktık.” şeklindedir. 1838. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin, bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz. Çünkü o dikkatli ve uyanıktır, yaşadığı acı tecrübelerden ders almasını bilir. Kendisine hile yapan, tuzak kuran hainlerin oyununa gelmez. Dikkatsizlik veya tedbirsizlik sebebiyle yahut merhamet ve hoşgörüsü suiistimal edilerek bir defa aldatılsa bile, ikinci kez aynı tuzağa düşmez.” 1839. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç sınıf insan vardır ki, Mahşer Günü Allah onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve kendilerini günahlarından arındırmayacaktır. İşte onlar için, can yakıcı bir azap vardır (Âl-i İmrân; 77). O üç sınıf insan şunlardır: 1. Yolculuk sırasında ihtiyacından fazla suyu olup da, onu diğer yolculardan esirgeyen kimse. 2. Pazarların dağılmaya yüz tuttuğu, herkesin ihtiyacını bir an önce temin etme telaşına düştüğü akşamüzeri malını satarken, ‘Vallahi onu şu kadar fiyata aldım.’ veya ‘Şu kadar fiyat verdiler de vermedim.’ gibi sözlerle yalan yere yemin ederek müşterisini aldatan esnaf. 3. İslam toplumunun önderi olan imama dünyalık bir şeyler elde etmek için itaat sözü veren, beklediği menfaatleri kendisine verdiği sürece ona itaat eden, vermediği takdirde sözünden cayan kimse.” 1840. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in, “Sura iki üfleme arasında kırk vakit vardır.” dediğini nakletti. Orada bulunanlar: — Ya Ebu Hureyre, kırk gün mü? diye sordular. Ebu Hureyre: — Kesin bir şey söylemekten çekiniyorum, dedi. Onlar: — Kırk yıl mı? diye sordular. O yine: — Kesin bir şey söylemekten çekiniyorum, dedi. Onlar: — Kırk ay mı? diye sordular. O yine:


19. MUHTELİF HADİSLER

747

— Kesin bir şey söylemekten çekiniyorum, dedi. Sonra hadisi şöyle tamamladı: “İşte o zaman, kuyruk sokumu veya genleri hariç, insanın bütün bedeni çürüyüp yok olacak ve yeniden yaratılma işi, insan bedeninin çekirdeği sayılan bu kuyruk sokumundan başlayacaktır. Sonra Allah gökten hayat suyu denilen bir su indirecek ve herkes, bitkiler gibi yeniden canlanıp ayağa kalkacaktır.” 1841. Yine Ebu Hureyre anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir toplantıda insanlara bir şeyler anlatırken, çöllerde göçebe hayatı yaşayan bir bedevi çıkageldi ve fütursuz bir şekilde: — Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sözünü kesmeden konuşmasına devam etti. Bunun üzerine, içimizden bazıları: — Peygamber bedevinin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmediği için cevap vermedi, dediler. Bazıları da: — Hayır, soruyu duymadı, dediler. Peygamberimiz konuşmasını bitirince: — Kıyamet hakkında soru soran kişi nerede? diye sordu. Bedevi: — Buradayım ya Rasulallah, dedi. Peygamber: — Sen asıl kendi yaşayacağın kıyamete bak. Emanet zayi edildiği ve içinde yaşadığın toplumda güven duygusu kaybolduğu, itimat edilecek kişiler parmakla gösterilmeye başladığı zaman kıyameti bekle, buyurdu. Bedevi: — Emanet nasıl zayi olacak? diye sordu. Peygamber de: — İşler ehil olmayan kimselere verildiği ve cahiller bilim adamı, sahtekârlar işadamı, işbirlikçiler yönetici, edepsizler sanatçı diye baş tacı edildiği zaman, dünyayı cehenneme çevirecek toplumsal kıyameti bekle, buyurdu. 1842. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanların yöneticileri ve önderleri konumunda bulunan imamlar, sizin için namaz kıldırırlar. Doğru ve eksiksiz kıldırırlarsa, bunun hem size hem de onlara sevabı vardır. Şayet kendilerini uyardığınız hâlde bilerek yanlış kıldırırlarsa, size sevap, onlara da ceza vardır.” İmam namazı düzgün kıldırmıyor diye cami ve cemaatten uzaklaşmak doğru değildir. Unutulmamalıdır ki, imam yaptığı hatalardan bizzat kendisi sorumlu-


748

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

dur, onun hatasından dolayı cemaat günaha girmez. İmamın namazı fasit olduğu takdirde cemaatin namazının da fasit olacağına dair nakledilen rivayetlerin tamamı zayıf ve uydurmadır. Üstelik bunun tam aksini ifade eden birçok sahih hadis vardır ki, yukarıdaki hadisimiz bunlardan biridir. Ayrıca Hz. Ömer, cemaate namaz kıldırdıktan sonra cünüp olduğunu anlayınca gusül abdesti alıp namazını tek başına yeniden kılmış, ama cemaate bu namazı iade etmeleri gerektiğini söylememiştir. Beyhaki’nin Sünen’inde (İmametül-Cünüb, 489, hadis no: 4245) rivayet ettiği bu hadis sahihtir. Buna göre, imamın kendi şahsıyla ilgili hata ve eksiklikleri, cemaatin namazına zarar vermez. Örneğin imam abdestsiz olarak namaz kıldırmışsa, cemaat bunu bilse dahi namazı sahihtir. Aynı şekilde, Müslüman olmadığı anlaşılan bir imamın arkasında kılınmış olan namazların da kaza edilmesi gerekmez. Fakat imamın hatası, cemaatin namazında da birtakım farz ve rükünlerin eksikliğine yol açarsa, o zaman cemaatin de namazı bozulur. Zira ibadetlerde aslolan, rükünleri bizzat yerine getirmektir. Örneğin, imam namazı bir veya birkaç rekât eksik kıldırır veya namazın herhangi bir rüknünü terk ederse, cemaat o eksiği tamamlamalı yahut namazı yeniden kılmalıdır. Hata yapan bir imamın arkasında namaz kılan kişi, şu kıstası ölçü almalıdır: Eğer o namazı tek başına kılmış olsaydı namazı sahih olacak idiyse, o namaz sahihtir. Değilse, onu yeniden kılması gerekir. 1843. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, “Siz insanlığın kurtuluş ve mutluluğu için yeryüzü sahnesine çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Hayata doğrudan müdahale eden toplumsal bir güç olarak insanlara adaleti, doğruluğu, iyiliği emreder ve yaygınlaştırır; zulme, haksızlığa, isyankârlığa, günaha, kötülüklere engel olursunuz.” ayetini şöyle tefsir etmiştir: Yani Müslümanlar, insanlar içinde insanlığa en faydalı olan kimselerdir. Onları boyunlarından zincire vurulmuş olarak İslam toplumuna getirirler, sonra o getirdikleri esirler, bu dinin güzelliğini yakından görüp tanıyarak İslamiyet’i kabul ederler. 1844. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah celle celâluh, Müslümanlara karşı savaşırken yenilerek esir düşen, boyunlarından zincire vurulmuş olarak İslam toplumuna getirilen, sonra İslamiyet’in yüceliğini görerek Müslüman olan ve böylece cennete giren kullarından son derece hoşnut olur.” 1845. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Pey-


19. MUHTELİF HADİSLER

749

gamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın bir şehirde en sevdiği yer, oranın kulluk merkezi olan, Müslümanların ilim ve ibadetle meşgul oldukları, samimi duygularla ibadet edip kâinatın Rabb’ine kulluklarını arz ettikleri mescitleridir. Allah’ın bir beldede en sevmediği yer de, oranın fitne ve fesat merkezi olan, dünyanın ve dünya kazancının ön plana çıkarıldığı, Allah’ın ve ahiretin neredeyse unutulduğu, insanların çıkarları için her türlü yalanın rahatlıkla söylendiği, dünyalık uğrunda her türlü ahlaksızlığın mubah görüldüğü çarşı pazarıdır. O hâlde, çarşı pazarda rızkını kazanan ve alışveriş yapan müminler, buraları kötülüklerden arındırmak ve Allah’ın sevdiği bir yer hâline getirmek için gayret göstermeli, aldatıcıların tuzak ve hilelerine karşı da dikkatli ve uyanık olmalıdırlar.” 1846. Selmân–ı Fârisî radıyallahu anh şöyle diyor: “Eğer yapabilirsen, çarşı pazara ilk giren ve oradan en son çıkan kişi sen olma. Çünkü böyle yerler, şeytanın bayrağını diktiği ve egemenliğini ilan ettiği kendi savaş alanıdır.” Berkânî, Sahîh’inde bu hadisi şöyle rivayet ediyor: Selmân radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Çarşı pazara ilk giren ve oradan en son çıkan sen olma. Çünkü şeytan orada yumurtlar ve orada yavrular. Yani buralar, şeytanın kötülüklerini icra etmesine son derece müsait mekânlardır. Bunun için, insan alışverişini yaptıktan sonra böyle yerlerde lüzumsuz yere beklememelidir. İşi icabı orada bulunan kimseler de buraları şeytanın istilasında kurtarmak için çaba harcamalıdırlar. Allah’ı ve ahireti daima hatırlamalı ve hatırlatmalı, vakit namazlarını camide eda etmeli ve caminin atmosferini çarşı pazara taşımaya çalışmalıdırlar.” 1847. Âsım el–Ahvel’den rivayet edildiğine göre, Abdullah bin Sercis radıyallahu anh şöyle demiştir: Bir gün içimden geldi ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e: — Ya Rasulallah, Allah seni bağışlasın, dedim. Peygamberimiz: — Seni de bağışlasın, buyurdu. Âsım el–Ahvel diyor ki: Bunun üzerine, Abdullah bin Sercis’e: — Demek Peygamber aleyhisselâm senin için Allah’tan af diledi, öyle mi? dedim. O da:


750

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Evet, ama senin için de diledi, dedi ve şu ayeti okudu: “Ey Peygamber! Hem kendi günahın, hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahları için Allah’tan bağışlanma dile (Muhammed, 47/19). Sen de o müminlerden olduğuna göre, Peygamberimiz senin için de dua etmiş demektir.” 1848. Ebu Mesud el–Ensârî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlığın ilk peygamberlik döneminden beri dilden dile, nesilden nesile aktararak öğrendiği güzel bir söz vardır: Utanmadıktan sonra, dilediğini yap. Ama unutma ki, bir gün yaptıklarının hesabını mutlaka vereceksin. Onun için, Allah’tan ve insanlardan utanacağın işler yapma. Unutma ki, utanma duygusunu kaybetmiş olan kişi, her türlü kötülüğü, çirkinliği yapmaya hazırdır. Allah’tan ve insanlardan utanan kişi ise, içindeki kötü duygulara, şeytani dürtülere gem vurmasını bilir.” 1849. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mahşer Günü insanlar arasında kul haklarıyla ilgili ilk görülecek hesap, kan davalarıdır. Çünkü İslam nazarında insan hayatı, onun sahip olduğu diğer her şeyden daha değerli ve daha önemlidir.” Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Her kim suçsuz bir insanı, hele bir mümini kasten öldürecek olursa, onun cezası, —gereğince tövbe etmediği takdirde— ebediyen cehennemde kalmaktır! Çünkü Allah ona gazap etmiş, onu rahmetinden kovarak lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa, 4/93) 1850. Hz. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan, cinler maddenin özüne işleme özelliğine sahip zehirli ve dumansız ateşten, Âdem ise Kur’an’da size bildirildiği gibi topraktan yaratılmıştır.” 1851. Yine Âişe radıyallahu anhâ, Peygamber aleyhisselâm’ın huy ve ahlakını soran birine şöyle dedi: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ahlakı, doğrudan doğruya Kur’an idi. O, Kur’an’ın uygun gördüğünü uygun görür, reddettiğini reddederdi. Kur’an’ın helal saydığını helal, haram saydığını haram sayar ve öylece hayatına


19. MUHTELİF HADİSLER

751

uygulardı. Bunun için, Peygamber’i iyi tanımak, onun izinden gitmek ve onun tarafından sevilmek istiyorsan Kur’an’ı iyi öğrenmeli, hükümlerini anlamaya çalışmalı, emir ve yasaklarını hayatının her alanında tatbik etmeli, inancını, ahlakını ve dünyaya bakış açısını doğrudan doğruya Kur’an’dan almalısın.” 1852. Yine Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Kim Allah’a kavuşmak isterse, Allah da ona kavuşmak ister. Kim Allah’a kavuşmak istemezse, Allah da ona kavuşmayı arzu etmez, buyurdu. Bunun üzerine ben: — Ya Rasulallah! Allah’a kavuşmayı arzu etmemekten maksat, ölümden hoşlanmamak mıdır? Eğer öyleyse, hiçbirimiz ölümü arzu etmeyiz, dedim. — Hayır, öyle değil. Mümine son nefesinde Allah’ın rahmeti, rızası ve cenneti müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmak ister; Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Kâfire son nefesinde Allah’ın azabı ve gazabı haber verildiği zaman Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz; Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz, buyurdu. 1853. Müminlerin annesi ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Safiyye Binti Huyey radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan’ın son on gününde camide ibadete kapanmış, yani itikâfa girmişti. Bir gece onu ziyarete gidip kendisiyle sohbet ettim. Sonra eve dönmek üzere kalktığım zaman, o da beni evime götürmek üzere kalktı. Bu sırada, Ensar’dan (Medineli Müslümanlardan) iki kişi oradan geçiyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i görünce, bizi rahatsız etmemek için adımlarını hızlandırarak oradan uzaklaşmaya başladılar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem arkalarından: — Yavaş olun! Bakın, bu yanımdaki kadın, eşim Safiyye Binti Huyey’dir, diye seslendi. Onlar: — Hâşâ, hakkınızda uygunsuz bir düşünceye kapılmaktan Allah’a sığınırız ya Rasulallah, dediler. Bunu üzerine Peygamberimiz: — Yine de, yanlış anlamaya meydan vermemek için durumu açıklamakta fayda var. Çünkü şeytan, insanın adeta damarlarında dolaşır ve ona sürekli vesveseler, kuruntular telkin eder. Onun, “Acaba Peygamber gecenin bu saatinde hangi kadınla dolaşıyor!” diye bir şüphe meydana getirerek, kalplerinize kötü bir düşünce atmasından korktum ve bu yüzden sizi uyardım. Zira Müslüman, kendisini zan ve töhmet altında bırakacak, başkalarının da günaha girmesine


752

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

sebep olacak şüphe verici tavır ve davranışlardan uzak durmalı ve dedikoduya yol açabilecek durumlarda, etrafındakilere gerekli açıklamayı yapmalıdır, buyurdu. 1854. Peygamber aleyhisselâm’ın amcası Ebu’l–Fadl Abbas bin Abdulmuttalib radıyallahu anh anlatıyor: Huneyn savaşında, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdim. Hatta ben ve Ebu Süfyân, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanından hiç ayrılmadık. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Düldül adındaki beyaz katırının üzerinde idi. O savaşta, İslam ordusunda Müslümanlığı henüz yeni kabul etmiş çok sayıda insan vardı. Müslümanlarla müşrikler karşı karşıya gelince, sayılarının çokluğuna güvenerek gurura kapılan Müslümanlar gerilemeye başladı. Bunun üzerine Rasulullah, katırını kâfirlerin üzerine sürmeye başladı. Ben katırı geminden tutmuş, savaş alanına girmesine engel olmak için onu sakinleştirmeye çalışıyordum. Ebu Süfyân da katırın üzengisine yapışmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — Ya Abbas! Semure Ashabı’na (Hudeybiye günü müşriklerle son nefesine kadar çarpışacağına dair bana bağlılık yemini veren arkadaşlarıma) seslen!” buyurdu. Ben de –ki gür sesli biriydim– var gücümle: — Semure Ashabı, neredesiniz? diye bağırdım. Allah’a yemin olsun ki, onlar sesimi duyar duymaz, yavrusuna koşan anne şefkatiyle: — Lebbeyk, lebbeyk! Emret, emrine amadeyiz! Emret, canımız yoluna kurban olsun! sedalarıyla Peygamber’e doğru koşmaya başladılar. Sonra da, kâfirlerle kıran kırana çarpışmaya başladılar. Bu arada: — Ey Ensar topluluğu! Ey Ensar topluluğu, neredesiniz? diye seslenerek Ensar’ı da savaşa çağırdılar. Daha sonra, Ensar’ın bir kolu olan Hazrec kabilesinin Haris Oğulları oymağına varıncaya kadar her kabileye, her oymağa tek tek özel çağrı yapıldı. Böylece, İslam ordusunun seçkin askerleri yeniden toparlanarak, tüm hatlarıyla düşman üzerine hücuma geçtiler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, katırının üzerinde ileri doğru uzanmış vaziyette onların çarpışmalarını izlerken: — İşte tandırın kızıştığı ve asıl savaşın başladığı an, diye bağırdı. Sonra yerden birkaç çakıl taşı aldı ve onları kâfirlerin yüzüne doğru fırlatırken: — Muhammed’in Rabb’ine yemin olsun ki, bozguna uğradılar, dedi. Ben savaşın seyrini öğrenmek için, harp meydanına bakmaya gittim. Gördüğüm kadarıyla, savaş başladığı gibi devam ediyordu. Allah’a yemin ederim ki, Peygamber’in kâfirlere o taşları fırlatmasının ardından, güçlerinin zayıfladığını ve


19. MUHTELİF HADİSLER

753

işlerinin tersine döndüğünü gördüm. 1855. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Allah temizdir, sadece temiz ve helal olanı kabul eder. Hiç kuşkusuz Allah peygamberlerine neyi emrettiyse, müminlere de onu emretmiştir. Peygamberlere hitaben: ‘Ey Peygamberler! Size bahşettiğim temiz ve helal yiyeceklerden yiyin için ve iyi ve faydalı işler yapın. Hiç kuşku yok ki, Ben sizin yaptığınız her şeyi bilmekteyim (23-Mu’minûn: 51) .’ Müminlere de: ‘Ey iman edenler! Size bahşettiğimiz helal ve temiz yiyeceklerden yiyin için ve yalnızca O’na şükredin.’ buyurmuştur.” Daha sonra Peygamber aleyhisselâm, bize bir mesel anlatarak şunları söyledi: “Bu adam düşünün ki, Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini göğe açarak ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye dua eder. Oysa onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. İçi dışı harama bulanmıştır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilebilir?” 1856. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç grup insan vardır ki, kıyamet günü Allah ne onlarla konuşacak, ne kendilerini günahlarından arındırıp temize çıkaracak, ne de yüzlerine bakacaktır. Ayrıca onlar için, can yakıcı bir azap vardır. Bu üç grup insan şunlardır: Yaşına başına bakmadan zina eden ihtiyar, güç ve saltanat sahibi olduğu hâlde yalan söyleyen hükümdar ve kibirlenecek bir şeye sahip olmamasına rağmen kibirlenen fakir.” 1857. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Seyhan, Ceyhan, Fırat ve Nil, bunların hepsi cennet nehirlerindendir. Yani bunlar, cennet nimetleri gibi ürünler yetiştiren ve bulundukları bölgelere hayat veren bereketli nehirlerdir.” 1858. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem elimi tutarak şöyle buyurdu: “Allah, toprağı cumartesi günü yarattı. Oradaki dağları pazar günü, bitki ve ağaçları pazartesi günü, ölüm, afet, hastalık gibi sevilmeyen şeyleri salı


754

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

günü, nuru çarşamba günü yarattı. Hayvanları yeryüzüne perşembe günü yayıp dağıttı. Böylece gökleri ve yeri, her biri milyonlarca yıldan oluşan altı günde, yani altı evrede yarattı. Sonra da, insan neslinin yeryüzünde mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesini sağlamak üzere, onun ihtiyaç duyduğu her şeyi var etti. Âdem aleyhisselâm’ı ise, yaratılanların sonuncusu olarak cuma gününün son saatlerinde, ikindiyle akşam arasında –yani kıyamete çok yakın bir zamanda– yarattı.” Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “O Allah ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra emir ve iradesiyle göklere yöneldi ve onları iç içe yedi tabakadan oluşan yedi kat gök şeklinde mükemmel bir ölçüyle düzenledi. Hiç kuşkusuz O, her şeyi en iyi bilendir.” (Bakara, 2/29) “Gerçek şu ki, sizin yegâne sahibiniz, efendiniz, yöneticiniz, yani Rabb’iniz Allah’tır! Milyarlarca galaksiden oluşan gökleri ve sayısız nimetlerle donatılmış yeryüzünü her biri milyonlarca yıl süren altı günde yaratan, fakat sonra bir kenara çekilip mahlûkatı kendi kaderiyle baş başa bırakmayan, aksine, gerek evreni idare etmek, gerekse inanç, hukuk ve ahlâk kurallarını belirlemek üzere kâinatın mutlak hâkimi olarak Egemenlik Tahtına oturan O’dur.” (A’raf, 7/54) Kâinatın yaratılış süreci tam altı günde (evrede) tamamlanmış, sonra yedinci günün akşamına doğru insan yaratılmıştır. Kâinatın toplam ömrü bir hafta ise, insanlık tarihi bu bir haftanın son gününün son birkaç saatinden ibarettir. Ve o günün akşamı gelip çattığında, evren ömrünü tamamlayacak ve kıyamet kopacaktır. 1859. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ‘Seyfullah (Allah’ın kılıcı)’ unvanını verdiği Ebu Süleymân Hâlid bin Velîd radıyallahu anh şöyle diyor: Mûte Savaşı’nın yapıldığı gün, elimde tam dokuz kılıç parçalandı, sadece Yemen yapısı enli bir kılıç sağlam kaldı. 1860. Amr bin Âs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslami ilimlerde yeterli bilgi ve donanıma sahip bir hâkim, hüküm verirken gerekli inceleme ve araştırmayı yapar, Kur’an ve Sünnet’e en uygun kararı verebilmek için elinden gelen çabayı harcayarak içtihatta bulunur ve hükmünde isabet ederse, biri gösterdiği çabanın, diğeri de doğru hüküm vermesinin karşılığı olmak üzere iki sevap kazanır. Hüküm verirken içtihatta bulunur da yanılırsa, doğruya ulaşmak için gösterdiği çabanın karşılığı olarak, sadece bir sevap kazanır. Ancak gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadığı hâlde hüküm


19. MUHTELİF HADİSLER

755

vermeye kalkarsa, isabet etse dahi günaha girer.” 1861. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sıtma, cehennem ateşindendir. Yani adeta cehennem ateşi gibi insanı yakıp kavuran, bunaltan bir hastalıktır. Onun için, sıtmaya tutulan kişinin üzerine bol miktarda su dökerek onu su ile serinletin.” 1862. Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimse oruç borcuyla ölürse ve bu borcunu ödeme niyetinde olduğu halde, buna fırsat bulamamış ise, onun oğul, kız, baba, anne, kardeş gibi yakın akrabası, yani velisi, isterse onun yerine orucunu tutsun. Ya da tutmadığı her gün için bir fakiri doyurarak fidyesini versin. Bu hüküm, hac, zekât, kefaret ve her türlü adak için geçerlidir.” 1863. Avf bin Malik bin Tufeyl anlatıyor: Âişe radıyallahu anhâ’ya, değerinin çok altında sattığı veya bağışladığı bir maldan dolayı yeğeni Abdullah bin Zübeyr’in, “Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer, ya da mali haklarını kullanma ehliyetini elinden alarak ona engel olurum, gidin bunu kendisine söyleyin.” dediği haber verildi. Âişe, bu ağır ve incitici sözleri nakleden kişilere: — Gerçekten böyle mi söyledi? diye sordu. Onlar da: — Maalesef evet, dediler. Bunun üzerine Âişe: — Allah’a adağım olsun, Abdullah bin Zübeyr ile ölünceye kadar bir daha konuşmayacağım, dedi. Âişe’nin dargınlığı uzun süre devam edince, Abdullah bazı hatırlı kimseleri aracı olarak gönderdi. Fakat Âişe: — Vallahi onun hakkında hiç kimsenin aracılığını kabul etmem, adağımı da bozmam, dedi. Bu dargınlığın iyice uzadığını gören Abdullah, her ikisi de büyük birer sahabî olan Misver bin Mahreme ile Abdurrahman bin Esved radıyallahu anhumâ’ya durumu anlatarak: — Allah aşkına, Âişe ile görüşmeme yardımcı olun. Benimle böyle ilgiyi kesmek üzere adak adaması helal değildir, dedi. Misver ile Abdurrahman onun ricasını kabul ederek Âişe’nin evine geldiler ve: — Allah’ın selâmı ve bereketleri sana olsun, girebilir miyiz? diyerek izin istediler. Âişe de:


756

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Girin, dedi. — Hepimiz mi girelim? diye sordular. Âişe: — Evet, hepiniz girin, dedi. Âişe, Abdullah bin Zübeyr’in onlarla beraber olduğunu bilmiyordu. Abdullah, onlarla birlikte içeri girdi. Sonra perde arkasında duran teyzesinin yanına gidip onun boynuna sarıldı ve “Allah aşkına teyzeciğim, ne olur affet beni!” diye ağlayarak ona dil dökmeye başladı. Misver ve Abdurrahman da: — Ya Âişe, senin de çok iyi bildiğin gibi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem küs durmayı yasaklamıştır. Bunun için, bir Müslüman’ın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helal değildir, diyerek yeğeniyle konuşmasını ve özrünü kabul ederek barışmasını rica ettiler. Affetmenin güzelliklerini hatırlatma ve akrabayla ilgiyi kesmenin kötülüğünden sakındırma konusunda o kadar çok söz söylediler ki, sonunda Âişe ağlamaya başladı ve: — Ben Abdullah ile bir daha konuşmayacağıma dair Allah’a söz vererek adakta bulunmuştum. Adağı bozmanın sorumluluğu çok büyüktür, dedi. Fakat Mahreme ile Abdurrahman’ın devamlı ısrarları üzerine, nihayet Abdullah bin Zübeyr ile konuşmayı kabul etti. Adağını bozduğu için de tam kırk köle azat etti. Âişe, ömrünün geri kalan günlerinde bu adağını hatırladıkça hüzünlenir, gözyaşları başörtüsünü ıslatıncaya dek ağlardı. 1864. Ukbe bin Âmir radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sekiz yıl aradan sonra Uhud şehitlerini ziyaret ederek, hem yaşayanlara hem de kabirde yatan ölülere veda edercesine onlara dua etti. Sonra konuşma yapmak üzere minbere çıktı ve şunları söyledi: “Ben ahirete sizden önce varıp size öncülük yapacak ve sizin için Allah katında şahitlik edeceğim. Sizler, Mahşer Günü Kevser havuzunun başında benimle buluşacaksınız. Ben şu anda, şu bulunduğum yerden Kevser havuzunu görüyorum. Bakın, ben sizin yeniden inkâra dönüp Allah’a ortak koşmanızdan korkmuyorum. Ben asıl, dünyayı elde etmek için yarışa girip Allah yolunda mücadeleyi terk ve ihmal etmenizden korkuyorum.” Ukbe diyor ki: Bu, benim Rasulullah’ı son görüşüm oldu. Diğer bir rivayet şöyledir: “Ben asıl, dünyayı elde etme hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizin kanınıza girmenizden ve böylece, sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.”


19. MUHTELİF HADİSLER

757

Ukbe diyor ki: Bu, benim Rasulullah’ı minber üzerinde son görüşüm oldu. Bir başka rivayet ise şöyledir: “Ben sizin için ahirette hayırlı bir öncü olacak ve size Allah katında şahitlik edeceğim. Allah’a yemin olsun ki, şu anda Kevser havuzunu görmekteyim. Bana, yeryüzü hazinelerinin anahtarları –veya yeryüzünün anahtarları– verilmiştir. Sizler İslam’a bağlı kalarak, Allah yolunda cihat ve tebliğ faaliyetlerini aksatmadan sürdürerek bu anahtarı elinizde tuttuğunuz sürece, en güçlü ordular bile karşınızda duramayacak, bütün dünya size boyun eğecek ve İslam nuru yeryüzünün her tarafını aydınlatacaktır. Vallahi ben, sizin benden sonra tekrar şirke ve putperestliğe dönmenizden korkmuyorum. Fakat asıl, dünyayı elde etme hırsıyla birbirinizle didişip kavga etmenizden korkuyorum.” 1865. Ebu Zeyd Amr bin Ahtab el–Ensârî radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı ve öğle namazına kadar konuştu. Aşağı inip namazı kıldırdı, tekrar minbere çıktı ve ikindi namazına kadar konuştu. Minberden inip ikindi namazını kıldırdıktan sonra tekrar minbere çıktı ve güneş batıncaya kadar konuştu. Böylece Rasulullah, savaşlar, fitneler, fetihler gibi olmuş ve olacak birçok şeyi bize haber verdi. Rasulullah’ın o gün anlattıklarını içimizde en iyi bilenler, hafızası en güçlü olanlardır. 1866. Hz. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim herhangi bir ibadet veya iyilik yapacağına dair Rabb’ine yemin ederek Allah’a itaat sayılan bir konuda adakta bulunursa, adağını yerine getirerek O’na itaat etsin. Kim de herhangi bir iyilik veya ibadeti yapmayacağına veya İslam’ın yasakladığı bir işi yapacağına dair yemin ederek Allah’a isyan sayılan bir konuda adakta bulunursa, hemen adağından vazgeçsin. Böyle bir adağı yerine getirip de, Allah’a kulluk edeceğim derken O’na isyan etmesin. Adağını iptal etsin ve yeminini bozduğu için kefaret ödesin. Bu da ya bir köle azat etmek yahut on fakiri doyurmak veya giydirmektir. Bunlardan hiçbirine güç yetiremiyorsa, üç gün peş peşe oruç tutmalıdır. Buna da güç yetiremiyorsa, tövbe istiğfar eder.” 1867. Ümmü Şerîk radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona, evlere girip insanlara zarar veren zehirli iri keleri öldürmeyi emretti ve bu tehlikeli hayvanın zarar verici tabiatını çarpıcı bir misalle anlatarak şöyle buyurdu:


758

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

“Bu keler o derece muzır bir hayvandır ki, İbrahim aleyhisselâm Nemrut tarafından ateşe atılırken, diğer bütün hayvanlar onun kurtulması için çırpınsaydı bile, o İbrahim’in yanması için ateşe üfleyip körüklerdi. Yani bütün hayvanlar akıllı ve şuurlu olsaydı, içlerinden yalnızca keler kötülüğü tercih eder, zalimlerin yanında yer alırdı.” 1868. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanların yaşadığı yerlere giren zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürene, insanları tehlikeden koruduğu için şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu ikinci vuruşta öldürene, birincisinden daha az olmak üzere şu kadar iyilik sevabı vardır. Onu üçüncü vuruşta öldürene ise, ikincisinden daha az olmak üzere şu kadar iyilik sevabı vardır.” Bir başka rivayet şöyledir: “Kim zehirli iri keleri ilk vuruşta öldürürse, ona yüz iyilik sevabı yazılır. İkinci vuruşta öldürene birinciden daha az, üçüncü vuruşta öldürene de ikinciden daha az sevap verilir.” 1869. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İsrail Oğullarından bir adam, kendi kendine: — Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi. Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu gizlice bir fakire vereyim derken, yanlışlıkla bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: — Olur şey değil! Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş, diye konuşmaya başladı. Adam: — Allah’ım, sadakam yerin bulmadı, ama bunda da bir hikmet vardır. Her hâlükârda sana hamdolsun. Ben bir sadaka daha vereceğim, dedi. Sadakasını alarak evinden çıktı ve onu yine farkında olmadan, ahlaksız bir kadının eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: — Bu ne iştir! Bu gece filan ahlaksız kadına bir sadaka verilmiş, diye dedikoduya başladı. Adam: — Allah’ım! Bu ahlaksız kadına verdiğim sadaka için dahi sana hamdolsun. Ben yine sadaka vereceğim, dedi. Sadakasını alıp evinden çıktı ve onu yine bilmeyerek bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk: — Şu işe bakın! Bu gece bir zengine sadaka verilmiş, diye söylenmeye


19. MUHTELİF HADİSLER

759

başladı. Adam: — Allah’ım! Hırsıza, ahlaksız kadına ve zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun, çünkü ben her defasında onları yardıma muhtaç kimseler zannederek yardımda bulundum. Bana infakta bulunma güç ve bilincini verdiğin için sana sonsuz şükürler olsun, dedi. Sonra o adama rüyasında melekler gelerek şöyle dediler: — Sana müjdeler olsun! Bütün bu iyilikleri Allah rızası için yaptığın için, mükâfatını da niyetine göre alacaksın. Verdiğin sadakanın senin ummadığın kişilere gitmesinin hikmetine gelince: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Ahlaksız kadın belki bu sayede yaptığından vazgeçip iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır.” Mümin, verdiği sadakaların ve yaptığı yardımların yerine ulaşıp ulaşmadığına son derece dikkat etmelidir. Ancak yerine ulaşmayacağı endişesi, onu sadaka vermekten asla alıkoymamalıdır. Unutmamalıdır ki, iyi niyetle verilen sadaka yerini bulmasa bile, Allah onu kabul edecek ve mükâfatını eksiksiz verecektir. 1870. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Bir düğün yemeği davetinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Kendisine etin kol tarafı ikram edildi. Peygamber etin bu kısmını severdi. Ondan bir lokma kopardıktan sonra şöyle buyurdu: “Mahşer Günü insanların efendisi benim. Bunun sebebi nedir, bilir misiniz? Allah celle celâluh gelmiş ve gelecek bütün insanları, bakan birinin hepsini görebileceği, çağıran birinin hepsine sesini duyurabileceği düz ve geniş bir alanda toplayacak. O dehşetli günde güneş insanlara yaklaşacak, onlar da bunaltıcı sıcağın ve hesap korkusunun verdiği sıkıntı ve kederden dolayı, artık dayanamayacak hâle gelecekler. O zaman mahşer halkı birbirlerine: — Başımıza gelen sıkıntının ne boyutlara ulaştığını görmüyor musunuz? Kurtuluşumuz için Rabb’imize yalvarıp bize şefaatte bulunacak birini bulalım, diyecekler. İçlerinden bazıları: — Atamız Âdem’e gidelim, diyecekler. Bunun üzerine Âdeme gelip: — Ey Âdem! Sen ki, insanlığın atasısın. Seni Allah kudret eliyle yarattı ve sana kendi ruhundan üfledi. Meleklere sana secde etmelerini emretti, onlar da secde ettiler. Ayrıca seni cennete yerleştirdi. Rabb’inin huzuruna varıp bizim kurtuluşumuz için O’na yalvararak şefaatte bulun. İçinde bulunduğumuz hâli, başımıza gelen sıkıntıyı görüyorsun, değil mi? diyecekler. O da:


760

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Bugün Rabb’im öyle gazaplanmıştır ki, ne daha önce böylesine gazaplanmış, ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Bu durumda, ben nasıl O’nun huzuruna çıkabilirim? Üstelik ben cennetteyken, Rabb’im o ağaca yaklaşmamı yasaklamış, ama ben yasak meyveden tadarak O’na karşı gelmiştim. Asıl ben kendim şefaate muhtacım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz iyisi mi başkasına, mesela Nuh’a gidin, belki o size şefaatte bulunur, diyecek. Onlar da Nuh’a gelerek: — Ey Nuh! Sen ki, bütün yeryüzü halkına gönderilen ilk Peygambersin. Allah celle celâluh senin için ‘gereği gibi şükreden bir kul’ demişti. İçinde bulunduğumuz perişan hâli, başımıza gelen sıkıntıları görüyorsun, değil mi? Rabb’inin huzuruna varıp kurtuluşumuz için O’na yalvararak bize şefaat etmeyecek misin? diyecekler. O da: — Bugün Rabb’im öyle gazaplanmıştır ki, ne daha önce böylesine gazaplanmış, ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Benim bir duam vardı; onu da “Ey Rabb’im! Yeryüzünde bir tek kâfir bile bırakma, bütün zalimleri azabınla kahreyle!” diyerek (Nuh, 71/26) kavmimin aleyhine kullanmıştım. Asıl ben kendim şefaate muhtacım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz iyisi mi başkasına, mesela İbrahim’e gidin, belki o size şefaatte bulunur, diyecek. Onlar da İbrahim’e gelerek: — Ey İbrahim! Sen ki, Allah’ın seçkin bir peygamberi ve insanlar içinde Allah’ın halili, dostusun. Rabb’inin huzuruna varıp kurtuluşumuz için O’na yalvararak bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hâli görüyorsun, değil mi? diyecekler. O da: — Bugün Rabb’im öyle gazaplanmıştır ki, ne daha önce böylesine gazaplanmış, ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Ben vaktiyle üç yerde yalan söylemiştim. O durumda yalan söylemek caiz bile olsa, böyle bir şefaate bulunacak bir peygamberin o şartlarda dahi yalan söylememesi icap ederdi. Asıl ben kendim şefaate muhtacım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz iyisi mi başkasına, mesela Musa’ya gidin, belki o size şefaatte bulunur, diyecek. Onlar da Musa’ya gelerek: — Ey Musa! Sen ki, Allah’ın seçkin bir peygamberisin. Allah seni risaleti ve kelamı, yani büyük bir peygamber kılması ve Tur dağında aracısız konuşması ile insanlara üstün kılmıştır. Rabb’inin huzuruna varıp kurtuluşumuz için O’na yalvararak bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hâli görüyorsun, değil mi? diyecekler. O da: — Bugün Rabb’im öyle gazaplanmıştır ki, ne daha önce böylesine gazaplanmış, ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Ben vaktiyle, bana emredilmediği hâlde bir adamı öldürmüştüm. Asıl ben kendim şefaate muhtacım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz iyisi mi başkasına, mesela İsa’ya gidin, belki o size şefaatte bulunur, diyecek. Onlar da İsa’ya gelerek:


19. MUHTELİF HADİSLER

761

— Ey İsa! Sen ki, Allah’ın seçkin bir peygamberi, Meryem’e “Ol!” emriyle ilettiği kelimesi ve O’nun tarafından yaratılmış olan bir can, bir ruhsun. Sen daha beşikte iken insanlarla konuşmuştun. Rabb’inin huzuruna varıp kurtuluşumuz için O’na yalvararak bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hâli görüyorsun, değil mi? diyecekler. O da: — Bugün Rabb’im öyle gazaplanmıştır ki, ne daha önce böylesine gazaplanmış, ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır, diyecek. İsa, işlediği herhangi bir kusurdan, bir günahtan söz etmeyecek. Sonra da: — Asıl ben kendim şefaate muhtacım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz iyisi mi başkasına, Muhammed’e gidin, belki o size şefaatte bulunur, diyecek. Başka bir rivayette, bu hadisin devamı şöyledir: Onlar da bana gelerek: — Ey Muhammed! Sen ki, Allah’ın seçkin bir elçisi ve son peygamberisin. Allah celle celâluh senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabb’inin huzuruna varıp kurtuluşumuz için O’na yalvararak bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz perişan hâli görüyorsun, değil mi? diyecekler. Bunun üzerine, ben de Arş’ın altına gelip Rabb’imin huzurunda secdeye kapanacağım. Sonra Allah celle celâluh, daha önce hiç kimseye bildirmediği en güzel hamd ve övgü dualarını bana ilham edecek. Ben de gözyaşları içinde, o sözlerle Rabb’ime yalvarıp dua edeceğim. Sonra bana hitaben: — Ya Muhammed! Secdeden başını kaldır! İste, istediğin sana verilecek. Şefaat et, şefaatin kabul edilecek, buyuracak. Ben de başımı secdeden kaldıracağım ve: — Allah’ım! Hata eden, kusur işleyen bütün mümin kullarının bağışlanması için sana yalvarıyorum. Özellikle de ümmetimi affet ya Rab, ümmetimi affet ya Rab, diye yalvaracağım. O zaman bana: — Ya Muhammed! Ümmetinden hiç hesaba çekilmeyecek olanları, cennet kapılarının en sağındaki kapıdan içeri al. Onlar, başkalarıyla beraber cennetin diğer kapılarından da gireceklerdir, buyuracak. Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile Bahreyn’deki Hecer veya Mekke ile Suriye’deki Busrâ arasındaki mesafe kadar geniştir.” 1871. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ anlatıyor: İbrahim aleyhisselâm, hanımı Sâre’nin kıskanması üzerine, ikinci eşi ve İsmail’in annesi olan Hâcer ile emzirmekte olduğu oğlu İsmail’i, ilahi talimatlar doğrultusunda alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kâbe’nin üst tarafında, bugünkü


762

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

zemzem kuyusunun hemen yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O dönemde Mekke’de kimse bulunmadığı gibi, içecek su da yoktu. İbrahim, Allah’ın emri gereğince karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim aleyhisselâm dönüp gitmeye başladı. Hâcer onun peşinden koşarak: — İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu ıssız vadide tek başına bırakıp nereye gidiyorsun? dedi. Bu sözlerini birkaç defa tekrarladı. Fakat İbrahim dönüp bakmadı. Hâcer: — Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? diye sordu. İbrahim: — Evet, dedi. Hâcer: — Öyleyse Allah bizi korur, diyerek çocuğunun yanına geri döndü. İbrahim aleyhisselâm da, yüreği derin bir üzüntü ve ayrılık ateşiyle kavrulmasına rağmen, küçücük yavrusunu ve karısını orada bırakarak Suriye’ye dönmek üzere yürüyüp gitti. Eşi ve çocuğunun kendisini göremeyeceği Seniyye denilen yere varınca, yüzünü Kâbe tarafına çevirdi ve ellerini açarak şöyle dua etti: “Ey yüce Rabb’imiz! İşte ben, ailemden bir kısmını etrafı kayalık tepelerle çevrili şu verimsiz ve çorak vadiye, senin Mukaddes Evinin hemen yanı başına yerleştirdim ki, ey Rabb’imiz, seni daima hatırlasın, namazı dosdoğru kılsınlar. Öyleyse, insanların gönüllerini onlara doğru yönelterek oraya akın etmelerini sağla ve onları her çeşit bereketli ürünlerle rızıklandır ki, sana güzelce kulluk edip şükretsinler (14-İbrahim; 37).” Hâcer İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Kendisi de, oğlu da susamıştı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hâcer onun bu hâlini görmeye dayanamayıp, oraya en yakın tepe olan Safa’ya gidip tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vadiye bakındı, fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı ve vadiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi. İşte bundan dolayı, Allah’a olan güven ve umudunu asla yitirmeden, imanında en ufak bir tereddüt göstermeden sabırla mücadele eden bu fedakâr annenin anısını yaşatmak üzere, insanlar hac ve umrede Safâ ile Merve arasında hızlı adımlarla yedi kez gidip gelerek sa’y ibadetini eda ederler. Nihayet Hâcer, Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine, ‘Sus, dinle!’ dedi. Sonra iyice kulak verince, aynı sesi bir kez daha duydu. Sesin geldiği yöne bakarak:


19. MUHTELİF HADİSLER

763

— Her kimsen, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et, diye seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek, topuğu veya kanadıyla su çıkarmak için yeri kazıyor! Nihayet su göründü. Hâcer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Suyu her avuçladığında, tekrar yerden kaynıyordu. Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Eğer zemzemi kendi hâline bıraksaydı –veya suyu avuçlamasaydı– zemzem yerden fışkıran koca bir akarsu olurdu. Neyse, Hâcer o sudan içti, sonra da yavrusunu emzirdi. Melek ona: — Sana ve çocuğuna bir zarar gelir diye sakın korkma! İşte şurası Kâbe’nin yeridir. Onu şu çocukla babası inşa edecektir. Allah, kendi evini koruyan kullarının yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Vaktiyle Âdem tarafından yapılan Kâbe’nin yeri, zeminden yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Hâcer ve oğlu İsmail bu şekilde yaşayıp giderken, bir gün Cürhüm kabilesinden bir grup insan veya bir aile Kedâ yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini görünce: — Bu kuş mutlaka bir suyun etrafında dönüp duruyor. Oysa biz bu vadide su yok zannediyorduk, diyerek birkaç kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce, geri dönüp durumu haber verdiler. Hemen suyun yanına geldiler. Orada Hâcer’i görünce: — Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. Hâcer: — Evet, ama su üzerinde bir hak iddia etmeyeceksiniz, dedi. Onlar da: — Tamam, kabul diyoruz, dediler. İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıkagelmesi, Hâcer’i sevindirmişti. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip oraya yerleştiler. Böylece o bölge, birçok evlerin bulunduğu yerleşik bir alan hâline geldi. O zaman çocuk olan İsmail zamanla büyüyüp gelişti. Cürhümlüler’den Arapçayı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimseydi. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hâcer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, İbrahim, Hâcer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. İsmail’in hanımı, ona Hâcer’in öldüğünü söyledi. İbrahim buna çok üzüldü. Sonra İsmail’in karısına: — İsmail nerede? diye sordu. Kadın: — Rızkımızı temin etmek üzere avlanmaya gitti, dedi. İbrahim aleyhisselâm, ona geçimlerinin nasıl olduğunu, hâllerinden memnun olup olmadığını sordu. O da:


764

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hâllerinden şikâyet etti. İbrahim: — Kocan gelince ona selâmımı ilet ve kapısının eşiğini değiştirmesini söyle, dedi. İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına: — Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da: — Evet, şu şu özelliklerde yaşlı bir adam geldi. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi, ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail: — Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da: — Evet, sana selâm gönderdi ve kapının eşiğini değiştirmeni söyledi, dedi. İsmail: — O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi, ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra, İbrahim tekrar oğlunun evine geldi. Fakat yine İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı: — Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim: — Geçiminiz, hâliniz nasıl? diye sordu. Kadın: — Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamd etti. İbrahim: — Yiyeceğiniz nedir? diye sordu. Kadın: — Et, dedi. İbrahim: — İçtiğiniz nedir? diye sordu. Kadın: — Su, dedi. O zaman İbrahim: — Allah’ım, onların etlerine sularına bereket ver, diye dua etti. Sözün burasında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: — O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı, tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi, buyurdu. Abdullah bin Abbas der ki: İşte İbrahim’in bu duası sayesinde, Mekke’nin eti ve suyu, başka hiçbir yerin eti ve suyu ile kıyaslanmayacak derecede bereketli, tatlı ve besleyicidir.


19. MUHTELİF HADİSLER

765

Bir başka rivayete şöyledir: İbrahim aleyhisselâm oraya gelince: — İsmail nerede? diye sordu. Karısı: — Avlanmaya gitti. Siz uzun yoldan gelmişe benziyorsunuz. Buyurun, size yiyecek ve içecek bir şeyler ikram edeyim, dedi. İbrahim: — Ne yer, ne içersiniz? diye sordu. Kadın: — Yediğimiz et, içtiğimiz sudur, dedi. O zaman İbrahim aleyhisselâm: — Allah’ım, onların yiyeceklerine ve içeceklerine bereket ver, diye dua etti. Abdullah bin Abbas diyor ki: Ebu’l–Kâsım Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem: Mekke’nin etinin ve suyunun bu kadar bol, lezzetli ve sağlıklı oluşu, İbrahim’in bu duasının bereketidir, buyurdu. Sonra kıssayı anlatmaya devam etti: İbrahim gelinine: — Kocan eve gelince, ona selâmımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun, dedi. İsmail eve gelince: — Eve gelen oldu mu? diye sordu. Karısı, İbrahim hakkında güzel şeyler söyleyerek: — Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi. Bana seni sordu, ben de anlattım. Geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu söyledim, dedi. İsmail: — Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da: — Evet, sana selâm söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail: — O benim babamdır. Sözünü ettiği evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi. Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra, İbrahim aleyhisselâm bir daha geldi. O sırada İsmail zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce yerinden fırladı. Uzun süre birbirini görmeyen baba ve oğul, hasretle kucaklaştılar. Daha sonra İbrahim aleyhisselâm: — İsmail, Allah bana önemli bir görev verdi, dedi. İsmail: — Öyleyse Rabb’inin emrini yap babacığım, diye karşılık verdi. İbrahim:


766

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Ama bana yardım edeceksin, deyince, İsmail: — Sana elbette yardım ederim, dedi. İbrahim, oradaki yüksekçe bir tepeyi göstererek: — Allah, şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. Böylece, o tepenin hemen yanına Kâbe’nin temelini atıp yükselmeye başladılar. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmail şu makam–ı İbrahim diye bilinen taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Baba oğul beraberce binayı yaparlarken, şöyle dua ediyorlardı: “Ey Rabb’imiz, senin hoşnutluğun için yaptığımız bu hizmetimizi kabul eyle! Doğrusu sen, bütün duaları işiten, her şeyi bilensin (2-Bakara;127).” Bir diğer rivayet ise şöyledir: Allah’ın emriyle İbrahim aleyhisselâm, İsmail’i ve annesini alarak yola koyuldu. Yanlarında bir de su kırbası vardı. İsmail’in annesi susadıkça kırbadan içip oğlunu emziriyordu. Nihayet Mekke’ye gelince, İbrahim Hâcer’i büyük bir ağacın altına bıraktı. Sonra ailesinin yanına dönmek üzere harekete geçti. Hâcer de onun peşinden yürümeye başladı. Kedâ mevkiine gelince, Hâcer onun arkasından: — İbrahim! Bizi kime bırakıp gidiyorsun? diye seslendi. O da: — Allah’a emanet ediyorum, dedi. Hâcer: — O hâlde, ben Allah’ın himayesine razıyım, dedi. Sonra geri döndü. Hâcer kırbadaki sudan içince sütü artıyor, o da çocuğunu emziriyordu. Sonunda su bitti. Hâcer, ‘Gidip etrafa bakınayım, belki birini görürüm.’ dedi. Yürüyerek Safa tepesine çıktı. Kendilerine yardım edecek birini görebilme umuduyla uzun süre etrafına bakındı, fakat hiç kimseyi göremedi. Vadiye inince, hızlı adımlarla Merve’ye geldi. İki tepe arasında koşarak birkaç defa gidip geldi. Sonra da, ‘Gidip çocuğa bakayım, acaba ne yapıyor?’ diye söylendi. Dönüp çocuğun yanına geldi. Çocuk bıraktığı gibi bitkin bir hâlde duruyordu. Orada öylece durmaya gönlü razı olmadı. Tekrar ‘Gidip etrafa tekrar bakınayım, belki birini görürüm.’ dedi. Yine yürüyerek Safa tepesine çıktı. Birilerini görebilme umuduyla uzun süre etrafına bakındı, fakat yine hiç kimseyi göremedi. Böylece, iki tepe arasında yedi defa koşarak gidip geldi. Sonra tekrar kendi kendine, ‘Gidip çocuğa bakayım, acaba ne yaptı?’ diye söylendi. O anda, bir ses duydu. Sese doğru: — Her kimsen, eğer bir iyilik yapabileceksen, bize yardım et, diye seslendi. Bir de baktı ki, Cebrail aleyhisselâm topuğunu yere vurarak toprağı kazıyor.


19. MUHTELİF HADİSLER

767

Derken, yerden sular fışkırmaya başladı. Hâcer hayretler içinde kalmıştı. Hemen kırbasına avuç avuç su doldurmaya başladı. Buhârî, hadisin geri kalan kısmını bu şekilde sonuna kadar rivayet etti. 1872. Saîd bin Zeyd radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mantar, vaktiyle İsrail Oğulları’na verilen kudret helvası türünden ilahi bir lütuftur. Suyu da, zehirli olanlarından sakınmak ve hangi tür mantarın ne şekilde kullanılacağını bilmek şartıyla, göze şifadır.”


20. KİTAP: TÖVBE ve İSTİĞFAR 371. BAB: TÖVBE EDİP ALLAH’TAN AF DİLEME Konu ile İlgili Ayetler: 1. Ey Peygamber! Hem kendi günahın, hem de mümin erkek ve mümin kadınların günahları için Rabb’inden bağışlanma dile. (Muhammed, 47/19) 2. Ey mümin! Kusurlarının bağışlanması, eksiklerinin tam ve mükemmel sayılması için Allah’tan bağışlanma dile. Unutma ki, Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. (Nisa, 4/106) 3. Ey Peygamber! Allah’ın yardımı gelip de, kâfirlere karşı kesin zafer gerçekleştiği ve insanların, Allah’ın dinine akın akın girdiklerini gördüğün zaman, sakın övüneyim, gurura kapılayım deme. Elde ettiğin başarının senin marifetin değil, Allah’ın sana bir lütfu olduğu bilinciyle Rabb’ini övgüyle anıp yücelterek tesbih et ve hem günahının bağışlanması, hem derecenin yükselmesi için O’ndan bağışlanma dile. Hiç kuşkusuz O, her zaman kendisine yönelenleri rahmetiyle kucaklayan, tövbeleri kabul edendir. (Nasr, 110/1–3) 4. Ey İslam davetçisi! Dünyanın geçici nimetlerine ihtirasla bağlanan cahillere de ki: Size bundan daha iyisini bildireyim mi? Kötülükten sakınanlar için Rab’lerinin katında, ağaçlarının altından ırmaklar çağıldayan, sonsuza dek içerisinde yaşayacakları cennet bahçeleri, tertemiz eşler ve hepsinin üstünde, Allah’ın hoşnutluğu vardır. Allah, kullarını elbette görmektedir. Onlar ki, “Ey Rabb’imiz, biz sana yürekten iman ettik. Günahlarımızı bağışla, bizi cehennem azabından koru!” diye yalvarırlar. Allah, zorluk ve sıkıntılar karşısında sabreden, söz, niyet ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan, emirlerine gönülden boyun eğen, malını, yeteneğini ve enerjisini Allah yolunda harcayan ve ruhların en dingin ve duyarlı olduğu o seher vakitlerinde Rab’lerine el açıp yalvararak bağışlanma dileyen o seçkin kullarını görmektedir ve en büyük nimetlerini onlara verecektir. (Âl-i İmran, 3/15–17) 5. Her kim bir başkasına kötülük yapar yahut bizzat kendisine zulmeder de hemen tövbe ederek Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ın ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğunu görecektir. (Nisa, 4/110) 6. Ey Peygamber! Sen Mekke’de o inkârcıların arasında bulunduğun sürece, Allah onlara umumî bir azap gönderecek değildir. Aynı şekilde, onlar


20. TÖVBE ve İSTİĞFAR

769

tövbe edip bağışlanma diledikleri takdirde de, Allah onlara azap edecek değildir. (Enfal, 8/33) 7. Müminler, bir kötülük işledikleri ya da bir başka şekilde kendilerine zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayıp günahlarının bağışlanması için O’na yalvarırlar. Öyle ya, günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, günah olduğunu bile bile yaptıklarında ısrar etmezler. (Âl-i İmran, 3/135) Konu ile İlgili Hadisler: 1873. Eğar el–Müzenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bazen benim de yeme içme, uyuma, eşlerimle bir arada olma gibi dünyevî bazı ihtiyaçlar sebebiyle Rabb’imle gönül irtibatımın azaldığı, zaman zaman kalbimin perdelendiği olur. Bu yüzden ben, günde yüz defa tövbe istiğfar eder, şanına yaraşır bir şekilde kendisine kulluk edemediğimi düşünerek, bir anlık irtibat kopukluğu ve gaflet hâlinden dolayı Allah’tan bağışlanma dilerim.” 1874. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim.” 1875. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin olsun ki, şayet siz hiç günah işlememiş ve dolayısıyla O’na tövbe ve istiğfar etmemiş olsaydınız, Allah sizi yok eder ve yerinize, günah işleyen ve daha sonra Allah’tan af dileyen bir toplum getirir de, rahmet ve mağfiret sıfatlarının tecelli etmesi için onları bağışlardı. Demek ki Allah, sizin melekler gibi hiç günah işlemeyen varlıklar olmanızı istemiyor. Aksine, gücü yettiğince kulluk görevini yapmaya çalışan, fakat günah işlediği zaman da ümitsizliğe kapılmayan, tövbe edip Rabb’ine yönelen kullar olmanızı istiyor.” 1876. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bazen bir mecliste: “Rabb’iğfir lî ve tub aleyye inneke ente’t–tevvâbu’r–rahîm (Ya Rab, beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Doğrusu sen çok bağışlayıcı, çok merhametlisin.)” duasını yüz defa okuduğunu duyardık.


770

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

1877. Abdullah bin Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim benim öğrettiğim şekilde tövbe ve istiğfara devam ederse, Allah celle celâluh ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona hiç ummadığı yerden rızık verir.” Bu hadisin senet zincirinde yer alan El-Hakem bin Mus’ab, meçhul (tanınmayan) bir ravidir. Bu sebeple hadis zayıftır. Ancak doğru yorumlandığı takdirde, hadisin ifade ettiği anlam sahihtir. 1878. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim ‘Estağfirullahel–lezî lâ ilahe illâ huve’l–Hayye’l–Kayyûme ve etûbu ileyh” diye dua eder ve içtenlikle tövbe edip Rabb’ine yönelirse, daha önce savaş meydanından kaçmış bile olsa, bütün günahları bağışlanır.” Duanın manası: “Kendisinden başka ilah olmayan Hayy (hayatın biricik kaynağı, ebedî hayatla daima diri, ölümsüz) ve Kayyûm (bütün varlıkları sürekli olarak koruyup gözeten, yöneten ve yönlendiren) Allah’tan beni bağışlamasını diler, bütün günahlarımdan tövbe edip O’na yönelirim.” 1879. Şeddâd bin Evs radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Tövbe ve istiğfarların en üstünü, kulun şöyle dua etmesidir: ‘Allahumme ente Rabb’î, lâ ilahe illâ ente, halaktenî ve ene abduke ve ene alâ ahdike ve va’dike m’esteta’t. Eûzu bike min şerri mâ sana’tu, Ebuu leke bini’metike aleyye ve Ebuu bizenbî, fağfir lî feinnehû lâ yağfiru’z– zunûbe illâ ent.’ Her kim samimi olarak tövbe eder ve gözyaşlarıyla kapısına gelen kulunu Rabb’inin asla geri çevirmeyeceğine içtenlikle inanarak bu duayı gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse, cennetliklerden olur. Yine her kim içtenlikle inanarak bu duayı gece okur da, sabaha varmadan ölürse, o da cennetliklerden olur.” Duanın anlamı: “Allah’ım! Benim Rabb’im sensin, senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın, ben senin kulunum. Gücüm yettiğince, sana verdiğim sözüme ve vaadime bağlı kalacağım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınıyorum. Bana lütfettiğin nimetleri huzurunda minnetle anıyor, günahlarımı itiraf ediyorum. Beni bağışla Allah’ım! Şüphe yok ki, günahları senden başka affedecek kimse yoktur.”


20. TÖVBE ve İSTİĞFAR

771

1880. Sevbân radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, selâm verip namazdan çıkınca üç defa tövbe istiğfar eder, sonra da “Allahumme ente’s–selâmu ve minke’s–selâm. Tebârekte yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm” (Allah’ım, esenlik ve selametin kaynağı yalnızca sensin. Sağlık, selâmet ve kurtuluş sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi; sen ne yüce, ne mübareksin!) derdi. Hadisin ravilerinden biri olan Evzâî’ye: — Hadisin başında sözü edilen tövbe istiğfar nasıl yapılır? diye soruldu. O da: — Estağfirullah, estağfirullah (Allah’ım, senden bağışlanma dilerim, senden bağışlanma dilerim!) diyerek, dedi. 1881. Hz. Âişe radıyallahu anhâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, vefatından önce sık sık “Subhânallahi ve bihamdihî, estağfirullahe ve etûbu ileyh.” (Her türlü noksanlıktan uzak olan Rabb’imi hamd ile överek yüceltir, tüm günahlarımdan tövbe edip O’na yönelirim.) diye dua ederdi. 1882. Enes bin Malik radıyallahu anh anlatıyor: Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i, şöyle derken işittim: Allah celle celâluh buyuruyor ki: “Ey âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar çok olsa da, benden bağışlanma dilersen, senin bütün günahlarını affederim. Ey âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, benden başkasına kulluk ve itaat etmemiş olsan, ben de seni yeryüzü dolusu af ve mağfiretle karşılarım.” 1883. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhumâ anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanlarda gördüğü kusurları düzeltmek için dikkat çekici usullere başvurur, ilginç ve çarpıcı bir üslupla uyararak yanlışları düzeltmeye çalışırdı. Yine bir gün kadınlara öğüt ve nasihat verirken: — Ey kadınlar! Allah yolunda sadaka verin ve Allah’tan çokça bağışlanma dileyin. Çünkü ben miraç gecesi, cehennem halkının çoğunluğunun siz kadınlar olduğunu gördüm, buyurdu. Orada bulunan kadınlardan biri: — Ya Rasulullah! Bizim ne özelliğimiz var ki, cehennem halkının çoğunluğu


772

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

olalım? diye sordu. Peygamber aleyhisselâm: — Çünkü siz, “Allah belasını versin, Allah lânet etsin!” gibi sözler söyleyerek çokça lânet eder ve kocalarınıza nankörce davranırsınız. Aklı ve dini eksik olup da, naz ve cazibesini kullanarak aklı başında adamlara sizin kadar üstün gelen hiç kimseyi görmedim, buyurdu. O kadın: — Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ki? diye sordu. Peygamber de: — İki kadının şahitliği, bir erkeğin şahitliğine bedeldir. Bu da, kadınların hafıza ve irade bakımından genel olarak erkeğe göre daha zayıf olduğunu gösterir. Ama buna rağmen her konuda kocalarını alt eder, son sözü daima kendileri söylerler. Dindeki eksikliğe gelince, kadının özel hâllerinden dolayı günlerce oruç tutmadığı, namaz kılmadığı olur. Her ne kadar bu ibadetleri yapma niyetine sahip olduğu takdirde onları yerine getirmiş gibi sevabını alsalar da, “yapmış gibi” sevap alan ile “yaparak” sevap alan elbette bir olmaz. Bu da, kadının ibadet ve sevap bakımından erkekten geri kalmamak için daha çok sadaka vermek, dua ve istiğfar etmek gibi güzel davranışlarla eksiğini tamamlama yönünde çaba harcaması gerektiğini gösterir, buyurdu.


21. KİTAP: CENNET VE NİMETLERİ 372. BAB: ALLAH’IN CENNETTE MÜMİNLER İÇİN HAZIRLADIĞI NİMETLER Konu ile İlgili Ayetler: 1. Dürüst ve erdemlice bir hayat yaşayan o takva sahipleri, sonsuz nimetlerle bezenmiş cennet bahçelerinde, pınar başlarında olacaklar. Melekler “Cennete hoş geldiniz. Huzur ve güven içerisinde girin oraya!” diyerek onları karşılayacaklar. Onların yüreklerindeki kin ve nefret duygularını söküp atarak onları bütün olumsuz duygu ve düşüncelerden arındıracağız. Öyle ki, birbirleriyle kardeş olarak köşkler üzerinde sevinç ve neşe içerisinde karşı karşıya oturacaklar. Orada her arzuları anında gerçekleşecek ve onlara hiçbir şekilde hastalık, yaşlılık, sıkıntı, zahmet, bıkkınlık ve yorgunluk dokunmayacak. Ve onlar, oradan asla çıkarılmayacaklar. (Hicr, 15/45-48) 2. Allah müminlere, “Ayetlerime iman eden ve buyruklarıma yürekten boyun eğen kullarım!” diye seslenecek, “Bugün size ne korku vardır, ne de üzüntü. Hem siz hem de sizin gibi iman etmiş olan eşleriniz sevinç ve huzur içinde girin cennete!” Onlar cennet bahçelerinde eğlenirlerken, etraflarında altın tepsiler ve kadehler dolaştırılacak. Orada canlarının çektiği, gözlerinin görmek istediği her şey vardır. Rab’leri onlara şöyle seslenecek: “Ey iman eden kullarım! Hepiniz, sonsuza dek burada yaşayacaksınız. Vaktiyle yapmış olduğunuz güzel davranışlar sayesinde hak ettiğiniz cennet, işte budur. Burada sizin için, afiyetle yiyeceğiniz çeşit çeşit meyveler ve sonsuza dek sürecek huzur ve mutlulukla dolu bir hayat vardır.” (Zuhruf, 43/68-73) 3. O gün takva sahipleri güvenilir bir makamda; cennet bahçelerinde, pınar başlarındadırlar. İpek ve atlastan giysiler içinde, altın şişlemeli koltuklara uzanarak karşılıklı oturacaklar. İşte böyle… Ayrıca onlara, güzel gözlü eşler vereceğiz. Onlar orada, huzur ve güven içinde, canlarının çektiği her meyveyi isteyip tadabilecekler. Dünyadaki ilk ölümlerinden sonra orada bir daha asla ölümü tatmayacaklar. Ve Allah onları, ebediyen cehennem azabından koruyacaktır. Bütün bunlar, Rabb’inin lütuf ve ihsanı sayesinde gerçekleşecektir. İşte en büyük başarı, en büyük kurtuluş budur. (Duhân, 44/51-57) 4. O gün dürüst ve erdemli kullarım, sonsuz nimetler içinde doyasıya mut-


774

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

luluğu tadacak, karşılıklı koltuklara kurulup neşe ile birbirlerine bakacaklar. Öyle büyük bir mutluluk kaplamıştır ki onları, ilahi nimetlerin sevinç ve parıltısını yüzlerinden okuyabilirsin. Onlara, özenle yapılıp mühürlenmiş olan ve dünyadaki içkiler gibi sarhoş etmeyen, içildikten sonra ağızda misk kokusu bırakan halis cennet şarabından sunulacak. O şarap ki, yalnızca Rab’lerine yakınlık kazananların içebildiği Tesnim adında bir pınar ile tatlandırılmıştır. O halde, gerçek mutluluğu yakalamak için yarışanlar, işte bu hedefe ulaşmak, bu nimetleri kazanmak için yarışsınlar. (Mutaffifîn, 83/22-28) Konu ile İlgili Hadisler: 1884. Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennetlikler cennette yiyip içerler, ama bütün organizmaları yeni baştan ve mükemmel şekilde inşa edildiği için, büyük veya küçük abdeste çıkmaz ve sümkürmezler. Vücutlarından herhangi bir kir, pislik veya hoş olmayan bir koku çıkmaz. Yiyip içtikleri, yalnızca hoş kokulu bir geğirme ve ter yoluyla çıkar. İnsana bu dünyada nefes alması nasıl ilham edildiyse, cennetliklere de doğal bir şekilde, kendiliklerinden “Subhânallah, Allahu Ekber!” diye tesbih ederek ve tekbir getirerek Allah’ı anmaları ilham edilir.” 1885. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir: Allah celle celâluh buyuruyor ki: “Ben dürüst ve erdemli kullarım için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın hayal edemeyeceği muhteşem nimetler hazırladım.” Allah cennette salih kullarına, beşer zihninin tasavvur etmekte acze düştüğü, hatta peygamberlerin ve meleklerin bile hayalinden geçmeyen, yalnızca kendisinin bildiği olağanüstü güzellikte nimetler hazırlanmıştır. Ebu Hureyre diyor ki: Bu sözün karşılığını Kur’ân’da bulmak isterseniz, şu ayeti okuyun: “Müminlerin yaptıkları iyilik ve ibadetler karşılığında, kendileri için hazırlanıp cennette gizlenmiş olan mutluluk ve sevinç kaynağı nimetlerin neler olduğunu hiç kimse hayal bile edemez.” (Secde, 32/17) 1886. Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


21. CENNET ve NİMETLERİ

775

“Cennete ilk girecek olanların yüzleri, dolunay gibi parlak, ışıl ışıl olacaktır. Onların ardından girenlerin yüzleri ise, gökyüzünde inci gibi parlayan yıldız kadar aydınlık olacaktır. Cennetlikler ne küçük veya büyük abdest bozarlar, ne de tükürüp sümkürürler. Onların tarakları ve diğer süs eşyaları, elmas, yakut ve altındandır. Terleri misk kokusu gibidir. Tütsülerinden yayılan hoş koku, cennetin en güzel kokulu ağacındandır. Eşleri, cennet için yeniden inşa edilerek ruhen ve bedenen en mükemmel şekilde tasarlanmış olan mümin hanımlar yani hurilerdir. Cennetliklerin hepsi de ataları Âdem ve Havva şeklinde yaratılmış olup boyları altmış arşındır.” Buhârî ve Müslim’de yer alan diğer bir rivayet şöyledir: “Cennet ehlinin bardakları billurdan, kapları altındandır. Terleri misk kokusu gibidir. Orada her birine, bacaklarının iliği etinin üzerinden görünecek kadar güzel yani vücut hatları o kadar harika, o kadar şeffaf, pırıl pırıl ikişer hanım verilecektir. Cennetlikler arasında ne bir anlaşmazlık yaşanır, ne de birbirlerine kin, nefret, kıskançlık gibi kötü duygular beslerler. Hepsinin kalbi, adeta tek bir kişinin kalbi gibidir. Hepsi aynı duyguyla coşacak, tamamının hissettiği zevk ve lezzeti her biri ayrı ayrı hissedecektir. Her hâl ve hareketleriyle, sabah akşam Allah’ı tesbih edip O’nun yüceliğini anacaklar.” 1887. Muğire bin Şube radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Musa aleyhisselâm, Rabb’ine: — Ya Rab, cennetliklerin en aşağı derecesi hangisidir?’ diye sordu. Allah celle celâluh da şöyle buyurdu: — Cennetin en aşağı derecesi, bütün cennetlikler cennete girdikten sonra en son olarak gelen bir adama verilecek makamdır. O adama: — Cennete gir, denilir. O da: — Ya Rab, herkes cennetteki yerine yerleşmiş ve alacağını almışken, ben nereye gideceğim? der. Ona: — Sana dünya hükümdarlarından birinin mülk ve saltanatı kadar nimet verilse razı olur musun? diye sorulur. O da: — Razı olurum ya Rab, der. Bunun üzerine Allah celle celâluh: — İşte, öyle bir mülk senindir. Ayrıca, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha senindir, buyurur. Beşincisinde,


776

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

adam: — Razı oldum ya Rab, der. Allah celle celâluh: — İşte bütün bunlar ve hepsinin on misli daha senindir. Bunlara ilaveten, gönlünün arzu ettiği, gözünün görmek istediği her şey de senindir, buyurur. Adam yine: — Razı oldum ya Rab, der. Daha sonra, Musa aleyhisselâm: — Ya Rab! Cennetliklerin en aşağısı böyle ise, en üstün derecesi hangisidir? diye sordu. Allah celle celâluh şöyle buyurdu: — Onlar, özel olarak seçip beğendiğim kullarımdır. Onlara, hak ettikleri lütuf ve ikramları kendi ellerimle hazırladım ve başka hiç kimsenin göremeyeceği bu muhteşem nimetlerin üzerini mühürleyip gizledim. Öyle ki, onlar için hazırlanmış nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bu nimetler bir insanın veya meleğin hayalinden geçmiştir.” 1888. Abdullah bin Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ben, cehennemden en son çıkacak ve cennete en son girecek kimseyi biliyorum. Bu, cehennemden emekleyerek çıkacak olan bir adamdır. Allah celle celâluh, ona: — Haydi, git cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Bunun üzerine geri döner ve Allah’a: — Ya Rab, cennet ağzına kadar dolmuş, der. Allah celle celâluh tekrar: — Git cennete gir, buyurur. O da tekrar oraya gider, fakat yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah’a: — Ya Rab, cennette yer kalmamış ki, der. Allah celle celâluh ona yine: — Git ve cennete gir! Orada senin için, dünya kadar ve dünyanın on misli büyüklüğünde yer hazırlanmıştır, buyurur. Bunun üzerine adam, şaşkınlıkla: — Ya Rab! Sen kâinatın hükümdarı olduğun hâlde, benimle alay mı ediyorsun –veya başka bir rivayette– benimle eğleniyor musun? der. Hadisin râvisi Abdullah bin Mesud diyor ki: O anda, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in azı dişleri görününceye ka-


21. CENNET ve NİMETLERİ

777

dar güldüğünü gördüm. Sonra şöyle buyurdu: “İşte, cennetlikler arasında en alt dereceye sahip olan kişi bu adamdır.” 1889. Ebu Musa el–Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz mümin için cennette, içi boş bir inciden yapılmış altmış mil yüksekliğinde bir çadır vardır. Orada müminin, her birini farklı zamanlarda ziyaret ettiği eşleri ve aileleri bulunur. Fakat çadır o kadar büyüktür ki, bu aileler birbirlerini görmezler.” 1890. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennette öyle büyük ve muhteşem bir ağaç vardır ki, güçlü ve süratli bir cins ata binmiş olan süvari, onun gölgesinin bir ucundan diğer ucuna yüz senede varamaz. Yani cennette bitip tükenmeyen nimetler ve sonsuza dek sürecek rahat, huzur ve mutluluk dolu bir hayat vardır.” Buhârî ve Müslim’in Ebu Hureyre’den naklettikleri bir başka rivayete göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir atlı o ağacın gölgesinde tam yüz sene gider de, bir ucundan diğerine varamaz.” 1891. Yine Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: — Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki derece farkından dolayı, sizin doğu veya batı ufkunda batmak üzere olan parlak bir yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir, buyurdu. Bunun üzerine Ashab–ı Kiram: — Ya Rasulallah! Bunlar, sadece peygamberlere ait olan ve başka hiç kimsenin ulaşamayacağı köşkler midir? diye sordular. Peygamberimiz: — Evet, öyledir. Fakat canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah’a inanan ve gerek sözleri, gerek davranışlarıyla peygamberleri tasdik eden kimseler de, ilahi bir lütuf olarak bu makama ulaşacaklardır, buyurdu. 1892. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Cennette yay kadar bir yer bile, üzerine güneşin doğup battığı her


778

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

şeyden daha hayırlıdır. Yani cennetin bir karış toprağı bile, dünyanın bütün zevklerinden, nimetlerinden daha değerlidir. Dünya hayatı ne kadar tatlı ve çekici görünse de, ancak cenneti kazanmaya vesile oluyorsa değerlidir, yoksa hiçbir kıymeti yoktur.” 1893. Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ahiret hayatında dünyada olduğu gibi bir güneş sistemi olmasa da, farklı bir şekilde takvim, hafta ve gün mefhumu olacaktır. Cennette, cennetliklerin her cuma günü gittikleri ve kendilerine sunulan hediyeleri aldıkları bir çarşı vardır. Orada, yüzlerine ve elbiselerine cennet kokuları saçan bir kuzey rüzgârı eser ve böylece güzellikleri daha da artar. Eskisinden daha güzel ve çekici olarak eşlerinin yanına döndükleri zaman, eşleri onlara: — Vallahi daha güzel ve çekici olmuşsunuz, derler. Onlar da: — Vallahi siz de biz yanınızdan ayrıldıktan sonra daha bir güzelleşmişsiniz, derler.” 1894. Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz cennet halkı, sizin gökyüzündeki yıldızlara baktığınız gibi yükseklerdeki köşkleri gıptayla seyredeceklerdir. Bu köşklerde Peygamberler, şehitler, âlimler ve hayırda öne geçen müminler vardır. Siz de bu köşkleri kazanmak istiyorsanız, hayırlı işlerde yarışıp öne geçmeye bakın.” 1895. Yine Sehl bin Sa‘d radıyallahu anh anlatıyor: Bir gün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in cenneti anlattığı bir sohbetinde bulunmuştum. Konuşmasını bitirince “Orada, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir insanın ve meleğin hayaline gelmeyen muhteşem nimetler vardır.” buyurdu. Sonra şu ayeti okudu: “Onlar ki, gece vakti herkes derin uykudayken, sıcacık yataklarını terk ederek korku ve ümit içinde Rab’lerine el açıp yalvarır ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden bir kısmını Allah için yoksullara harcarlar. Yaptıkları iyilik ve ibadetler karşılığında, kendileri için hazırlanıp cennette gizlenmiş olan mutluluk ve sevinç kaynağı nimetlerin neler olduğunu hiç kimse hayal bile edemez.” (Secde, 32/16- 17) 1896. Ebu Saîd ve Ebu Hureyre radıyallahu anhumâ’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:


21. CENNET ve NİMETLERİ

779

Cennetlikler cennete girince, bir çağrıcı melek onlara şöyle seslenir: “Ey müminler, size müjdeler olsun! Artık cennette ebediyen yaşayacak, hiç ölmeyeceksiniz. Hep sağlıklı olacak, hiçbir zaman hastalanmayacaksınız. Hep genç kalacak, asla yaşlanmayacaksınız. Hep nimet ve mutluluk içinde yaşayacak, hiçbir şekilde keder ve sıkıntı çekmeyeceksiniz!” Öyleyse, yüreğinde sonsuz hayat özlemini duyanlar, hastalığın, rahatsızlığın, üzüntünün, yokluğun, acı ve ıstırabın olmadığı bir dünya hayal edenler, daima genç, güzel, sağlıklı ve dinç kalmayı isteyenler, bu arzularını dünyanın gelip geçici zevklerinde bulamayacaklarını bilmeli ve henüz fırsat elde iken, ebedî hayatı kazanmak için çaba harcamalıdırlar. 1897. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizin içinizde, cennetin en aşağı derecesinde olan kişinin durumu şöyledir: Allah celle celâluh ona: — Gönlünden ne geçiyorsa iste, diyecek. O da uzun uzun, bütün dileklerini sayıp dökecek. Allah: — Kalbinden geçenlerin hepsini diledin mi? diye soracak. O da: — Evet, diledim ya Rab, diyecek. Bunun üzerine Allah: — Bütün dilediklerin, bir misli fazlasıyla senindir, buyuracak.” 1898. Ebu Saîd el–Hudrî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah celle celâluh, cennet ehline: — Ey cennet halkı, diye seslenir. Onlar da: — Buyur ya Rab, emrine amadeyiz! Her türlü hayır ve iyilik, yalnız senin elindedir, derler. Allah celle celâluh: — Nasıl, hâlinizden memnun musunuz? diye sorar. Onlar: — Nasıl memnun olmayalım, ya Rab! Yarattığın varlıklardan hiç birine vermediğin nimetlerini bize ihsan ettin, derler. Allah celle celâluh: — Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi? der. Cennet halkı: — Ey Rabb’imiz, bunlardan daha değerli ne olabilir ki, derler. Bunun üzerine, Allah:


780

KISA AÇIKLAMALI RİYÂZU’S-SÂLİHÎN

— Size sevgi ve hoşnutluğumu vacip kılıyor ve sizlerden ebediyen razı olduğumu ilan ediyorum; artık ne yaparsanız yapın, size asla gazap etmeyeceğim. Bundan böyle, her türlü endişeden uzak olarak, tam bir gönül huzuru içinde cennetimde yaşayacak ve sizden başka hiçbir yaratılmışa nasip olmayan bir onurla yücelerek en büyük mutluluğu tadacaksınız, buyurur.” 1899. Cerîr bin Abdullah el-Becelî radıyallahu anh anlatıyor: Bir gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyorduk. Sohbet esnasında, dolunay hâlindeki aya baktı ve şöyle buyurdu: “Sizler şu Ay’ı nasıl hiçbir güçlük çekmeden ve izdihama kapılmadan açık ve net olarak görebiliyorsanız, Rabb’inizi de cennette öyle ayan beyan göreceksiniz. O halde, bu büyük nimete nail olabilmek için kulluk ve ibadet görevinizi eksiksiz yerine getirmeye gayret edin.” 1900. Suheyb radıyallahu anh’dan, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Cennet ehli cennete girince, Allah onlara: — Size vermemi istediğiniz başka bir şey var mı? diye soracak. Onlar: — Ya Rab! Sen bizim yüzümüzü ak eylemedin mi? Bizi cehennemden kurtarıp cennete koymadın mı? Senden daha ne isteyebiliriz ki? diyecekler. İşte o zaman Allah, kullarıyla arasındaki perdeyi kaldıracak ve müminler, arada hiçbir engel olmaksızın Allah’ın cemalini açıkça görüp doyasıya seyredecekler. Öyle muhteşem bir lezzet ve mutluluk tadacaklar ki, o ana kadar cennette tattıkları bütün nimetleri adeta unutacaklar. Böylece onlara bahşedilen en güzel ve en değerli nimet, Rab’lerinin cemaline bakmak olacak.” Yüce Allah buyuruyor ki: “İman eden ve bu imana yaraşır güzel ve yararlı davranışlar gösterenler var ya, Rab’leri onları imanları sayesinde, içerisinde ırmaklar çağıldayan nimetlerle dolu cennet bahçelerine iletecektir. Onlar orada, “Sen ne yücesin Allah’ım!” diyerek Rab’lerine seslenecekler. Birbirlerini, “Selam sizlere” sözleriyle tebrik edip selamlayacaklar ve dualarının sonu, “Hamd âlemlerin Rabb’i Allah’a! Sonsuz şükürler olsun, bize bunca nimetleri bahşeden yüce Rabb’imize!” cümlesi olacaktır.” (Yunus, 10/9-10)


Riyâzu’s-Sâlihîn’in müellifi Ebu Zekeriyya Muhyiddin Yahya bin Şeref en-Nevevî rahimehullah diyor ki: Bizi bu nimete eriştiren Allah’a sonsuz hamd ve şükürler olsun. Allah bize yol göstermeseydi, biz kendi başımıza doğru yolu asla bulamazdık. (A‘râf, 7/43) Allah’ım! İbrahim’e ve onun âline (ailesine) rahmet ettiğin gibi kulun ve elçin olan ümmî Peygamber Muhammed’e, onun hanımlarına ve nesline hayır ve rahmet ihsan eyle. İbrahim’e ve onun âline hayır ve bereket lütfettiğin gibi kulun ve elçin olan ümmî Peygamber Muhammed’e, onun hanımlarına ve nesline de hayır ve bereket ihsan eyle. Şüphesiz sen övülmeye lâyıksın, yüceler yücesisin. Bu eseri Hicrî 670 yılında 14 Ramazan Pazartesi günü (13 Nisan 1272’de) tamamladım.”

KISA ACIKLAMALI RiYAZUS-SALiHiN - 2. CiLT  

İPEYGAMBER (SAV)'İN DİLİNDEN HAYAT DÜSTURLARI

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you