Page 1


••

KURDOLOJI YALANLARI


••

KURDOLOJI YALANLARI

D.

Ahsen BATUR

Selenge Yayınları istanbul 20ll


Selenge Yayınları No: 60 Tarih Serisi: 48

Kapak-Sayfa Düzeni

Ahmet Yanar Tashih ve Redaksiyon

Mehmet Efendioğlu

Baskı-Cilt

Step Aj ans Matbaacılık Tel : 0 2 1 2 446 88 46

ISBN 978-975-8839-80-3

Se l eng e Yayınları

Ticare thane Sok. N o : 4 1/24 Cağaloğlu/İSTANBUL Tel : 0 2 1 2 514 45 73 Faks : 02 1 2 5 1 1 09 35 www. selenge . com. tr e-mail : selenge@selenge . com . tr


Bir halkm tarihini biraz da onun düşmanlan­ nm yazdıklanna bakarak okumah gerehir. L. N. Gumilev


İÇİNDEKİLER

ÖNSÖ Z I . GiR i Ş

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . .

.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

.

. . . . . . . . . .

.

. . . . .

.

. . . . .

.

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

l l l . H i N T-AV RU PA D i LLERİ

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . .

lV BEl-IRAM Ç U B İN K Ü R D MÜYDÜ ? V N E M R U D U N VAN M l , iS i M M İ ?

. . . .

.

. . . . .

.

. . . . .

.

. . . . .

.

.

. . . . . . . . . . . . . . . . .

.

.

. . . . . . . . . . . . .

. . . . .

. .

. . . .

.

.

. . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

V l l l . A C E M SAHABE O L U R DA K Ü RD SAHAB E O LMAZ M l ?

. . . . . . . . . . . . .

.

86

. 1 06

. . . . . . . . . . . . . . . .

. .

44

. . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

V I . K Ü RD LE R İ N TARİH İ 5 0 B İ N Y I L ÖN CESiN D EN BAŞLAR ! . V I I . TAR İ H K Ü R D L E R L E BAŞ LA R !

.

l3

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

l l . KÜ RD LER ve KÜRD TAR i H ÇiLiGi N E KISA B i R B A K l Ş .

9

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

1 16 121 1 26 1 36

I X . HAT T İ L E R/HiTiTLER KiM iN ATASı? . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 4 1 H u rril e r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 49 H u rri mi Hor m u ?

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

.

. . . . . . .

.

. . . . . . . . . . . . . . .

152

Mita n n i l e r . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 1 5 3 K i m B u Kardukl ar? . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

X. HAYALİ B İ R HALK : Z E LAN İ LER

. . . .

.

. . . .

. . . .

..

. . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

X I . B E RME KİLER K Ü R D M Ü , A C E M M i , HiN TLi M İ ? XI I . S İNDi L E R K Ü RT M Ü , Ç E R KES Mİ? X l l l . SU BAR U ' D A N ZlBARl Ç l KAR M l ?

. . . .

. . . .

XIV EBÜ M Ü SLİM HO RASA N İ K i M D i R ?

.

.

. . . . . . . .

. . . .

.

..

. . .

.

.

. . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . .

XV BAB E K NE T Ü R K ' D Ü R , N E D E K Ü RD'D Ü R ! . . . . .

.

. . .

..

1 64

. 171

. . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . .

1 56

177 1 84

. 1 89 . .

. . .

1 99

XVI. ABDU L KA D İ R G E Y LANi

KÜRD MÜ , ARAP Ml, ACEM M İ ? XV! l . DÜRZİLER D E KÜ RD MÜ Ş !

. . . . .

. . .

.

..

. . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

.

. . . . . . . . . .

. . .

. . . . . . . . .

212 219


XVI I I . ŞAİ RLERİN PRE N S i AHMET ŞEVKi K i MD İ ? X I X . YANI M E H M E T E F E N D i D E M İ KÜRD'D Ü ? X X . FU ZÜLİ HAKK I N DA F U Z U L İ B İ R İ D D İA XX I . ZA ZALAR VE K Ü RDLER

. . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

X X I I . KÜ RD P EYGAMBERi ( ! ) ZERD Ü ŞT Ü Z E RiNE XXI I I . M E HMET ALİ PAŞA DA K Ü RD M Ü Ş ! XXIV. ELEG EŞ K İ TAB E S i Ü Z ERiNE

. . . . . . . . . .

.

. . . . . . . .

. . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

XXV. TÜRK - K Ü RD E T N O G RAFYA E S E RLERt . . XXV I . B i Z HEP B U RADAY DI K MASALI

. . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

XXV I I . MALA Z G i RT SAVAŞI V E K Ü RDLER

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

XXVI I I . SALAHADDiN EYY UBİ V E N ES EB i Ü ZERiNE X X I X . KÜ RDLERi N N Ü FUSU : RAKAMLARlN SAVAŞ1 X X X . N EVRUZ K i M i N BAYRA M I ?

. . . . . . . . . . . . .

.

. . . . .

. . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

XXXI . KÜRDLER D EVLE T i N KURU C U U N SU RU MU ? SON SÖZ

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

KAY N A K Ç A DiZiN

.

. . .

.

. . .

234 240 249 283 298 309 319 344 357 3 71 390 404

. 417

. . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

230

43 2 433

. 44 6


ÖN S Ö Z

B i r Türk olarak bozkurttan türeyiş e fsanemi tarih kitaplarıma kazır, çocukları ma okuturu m ; doğrudur, yanlıştır; efsanedir, ger­ çektir, bu yal nızca beni ilgilendirir. Çünkü tarihimin uzak geç­ mişteki bir dönemiyle i lgili e fsane veya gerçek olay için kimseye hesap vermek zorunda değilim , kimse de bundan rahatsız olma hakkına sahip değildir. Tıpkı bunun gib i , siyasi Kürdçüler de kendi gençleri için yaz­ dıklan Kürd tarihiyle ilgili kitaplardan dolayı kimseye hesap ver­ mek zorunda değiller. Vaktiyle yakın doğuda veya Mezopotamya'da Milat Öncesi'nde yaşam ış herhangi bir halkı veya onlarca halkın Lamamını yahut bazılarını kendilerine ata seçebilirler. Bu konuyla ilgili hayali belgeler, akla hayal e gelmedik iddialar da il eri süre­ bili rler. Tamamıyla kendilerini bağlar. N asıl i nanmak istiyorlarsa , öyl e inanırlar. Kendileriyle aynı ülkenin belli bir kesimini payla­ şıyor olmam hasebiyle , bunlar beni fazla ilgilend irmez. Kendi ta­ rihlerini tamamen hayali bilgiler ve iddialar üzerine kuruyor ol­ maları de o nların problemi. Ama romantik ve hatta militan tarihçilik, işi "bu topraklar ta­ rihen bize a i t ti ; sizler gelip top raklarımızı işgal ettiniz " ; "Kürdler lO bin kişilik bir orduyla gelip Alparslan'ın safında yer almasa­ lardı , siz Anadolu'ya giremezdiniz; dolayısıyla Anadolu'nun kapı­ larını size bizler açıp verdik" ; "biz de bu toprakların düşman isti­ lasından kurtulması için sizin yanınızda savaştık; şehitle r verdik, dolayısıyla bu devletin asli unsuru ve kurucu üyesiyiz . . . " deme noktasına getiriyorsa, artık bu iddialar beni ilgilendiriyor demek-


lO

KÜRDOLOJİ YALANLARI

tir. Çünkü hayali iddialarla başlayan bu söylentiler, bir süre sonra gençlerin kafalarında "haklılık" fikrini doğurmakta , tarihi gerçek­ lerle ilgisi olmayan "haklar" talep etmeye kalkışmaktadırlar ki , bu durumda birilerinin çıkıp gerçekleri anlatması gerekiyordu. Şu veya bu şekilde tanışıp, Kürdoloj i iddiaları konusunda bi­ raz yoklamaya çalıştığım Kürd gençleri , kendilerini bu iddiaların doğruluğuna öylesine kaptı rm ışlardı ki, hepsi aynı telcl�n çalıyar ve söyl edikleri n i n doğruluğu ko nusun da delil göstermeleri ni is­ tediğimde, sözde tarihçi siyasi Kürdçülerin militan zihniye tle ve reaksiyo ner üslupla yazdıkları kitapları kaynak gösteriyorlarclı . Esasen hi çbirisi gerçek anlamda tarih kitapları okum adığı için, kendi yazarlarının yazdıklarının doğrul uğunu ölçebilecekleri bir mihenk taşına sahip de değiller. Dahası , kendilerinden ol mayan birilerinin, özellikle de Türklerin yazdıkları ki lapiara burun kı­ vırarak bakıyor, o ki tapları " red ve i nkar politikası " nın ürünleri olarak değerlendiri p , kapaklarını dahi açmadan bir kenara i liyor­ lar. Bu kitabı da aynı kategoriye sokabilirler. Bu, onların prob­ lemi . Fakat şu da bir gerçek ki, Türk gençleri de bir şekilde ken­ dilerini ilgilendiren bu iddialar konusunda donanımlı değiller. B i r noktada duru m , 1 9 70'li yıllarda ülkücü-devri ınci kavgaları­ nın zirve yaptığı soğuk savaş günlerine dönüşü andırınaktadır. O yıllarda da herkes (genellikle) kendi ın eşrebine ve düşünce­ sine uygun kitaplar yazan kişil erin eserlerini okur, karşı tarafın görüşlerini dinlemek dahi istemezd i . So nuçta her gün her iki ta­ ra ftan on beş-yirmi genç kara toprağı n altına giderken , yaşl ı ke­ sim bu gençlerin niye birbirlerinin gırtlağını sıktığını bir türlü anlayaınazd ı . Fakat şurası bir gerçek ki, 1 9 70'li yılların gençliği bugünkü gençliğe nazaran çok daha kültü rlü ve donanıınl ıyd ı . Şimdiki gençlik ise , - ister Türk, ister Kürd, - i n ternet sitelerin­ deki yalan yanlış bilgilerin pençesinde kıvranmakta ; daha da tu­ hafı, kimse gerçeği öğrenmek için u facık bir araştırma yapınayı dahi göze almamaktadır. Bunun bizi götüreceği sonuç, kan der-


ll

yası ve gırtlak gırtlağa b i r boğuşmadır. Yi tmişli yıllarda ülkücü ve devrimci gençler, fakülte avl ularında birbirinin gırtlağını ke­ serken , birileri , bazı siyasiler ve kimi dış güçler " iti ite kırdırıyo­ ruz ! " diye neşeli bir şekilde o nları seyrediyorlardı. Elinizdeki bu eserin yazarı , ister inanın , ister inanmayın , ke­ sinlikle peşin hükümle yola çıkmamıştır. Esasen onun amacı, yak­ laşık otuz yılını verdiği tarihçilikte , umumi Türk tarihiyle ilgili bazı çalışmalar yapmaktı ; fakat Türk ve Kürd gençlerinin acına­ cak d urumdaki cahillikleri, onu hiç aklında olmayan bir konuya yönelmek zorunda bıraktı . ilerleyen sayfalarda siyasi Kürdçülere ağır salvolarda bulunur­ ken , Türk tarihi adına kalem aynatan ve tarafgir zihniyetle hare­ ket eden bazı Türk tarihçilerine de pek toleranslı yaklaşmadığı­ mız görülecektir. Siyasi Kürdçülere tenkitler yöneltirken , birazcık satirik bir üslup kullandığımız doğrudur, ama i nanın onlar bunu fazlasıyla hak etmişlerdir. Çünkü yaptıklarına tarihçilik değil , an­ cak mil itanlık denilebilir. Biz, özellikle Kürd gençlerinden bu kitapta yazılanlara inanma­ larını da beklemiyoruz. Ama söylediğimiz her bir söz için i mkanlar dahilinde kaynak gösterdik. Bize inanmasalar bile, gösterdiğimiz kaynakları kendileri araştırabilir, doğnı söyleyip söylemediğimizi kontrol edebilirler (Tabii birkaç yabancı dil bil iyorlarsa) . Ondan sonra inanıp inanmamak kendi bilecekleri iştir, ama Rus tarihçi L . N. Gumilev'in de dediği gibi "bir halkın tarihini biraz da onun düşmanları nın yazdıkları na bakarak okumak gerekir. " Her halkın resm i tarih tezlerinde " o kadar kusur kadı kızmda da olur" kabilinden çarpıtmalar ve yalanlar vardır ve bunlar bir noktaya kadar mazur da görülebilir; ama e tnogenez aşamalarını henüz tamamlamakta olan bir etnik topluluğun tarihi baştan sona "yalan ve çarpıtmalar" üzerine kurulmak isteniyorsa , Kürd genç­ lerinin orada biraz durup ciddi şekilde düşünmeleri gerekir.


12

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Hakikat , tarih kitaplarının sayfaları arasındadır; biz onları bi­ razcık aralamaya çalıştık . Yine de Kürd gençleri "senin doğrun­ dan benim yanlışım daha iyidir" diyeceklerse, kimse onları inan­ dıklarının aksine inanmaya zorlayamaz. Peki , gerçek tarihi öğrenmek yerine, yalan olduğunu bile bile bir takım safsatalara inanmak ve ısrarla inanmaya devam etmek, kendi kendini inkar değil midir? D. Ahsen Batur


I. GİRİŞ

Bilim dallan arasında hile ve sahtekarlığa , çarpıtm aya , red ve inkara , yalana .. en müsait olanı, hiç şüphesiz tarih bilimidir. Yine savaşlara , devrimlere, kütlelerin isyanına , etnik toplulukla­ rın sınırlan içinde yaşadıklan devletlere baş kaldırmasına zemin hazırlayan da tarih ve onunla akraba olan (antropoloj i , arkeoloj i vs. ) bilim dalları dır. Birey olarak benim b i r daktarla işim , ancak hastalandığım zaman olur. Tedavi olduktan sonra daktarla işim bi ter. Bir makine mühendisi o tomobil yapmışsa , parasını verip o tomobilini satın alının ve onunla işim orada bi ter. Ama bir ta­ rihçi, bir filozof, bir sosyolog, bir antropolog, bir arkeologla ömür boyu işim bitmez . Benim beynimi yoğuran , beynime değişik fikir­ ler sokan , bazen beni isyana sürükleyen, birini öldürmeye sevk eden , bana ben ve onlar fikrini aşılayan , etnik ayrımcılık fikrini kafama sokan doktor veya makine mühendisi değil , tarihçi , filo­ zof, arkeolog vs. dir. insanlar, belki de Habil'le Kabil'in Tanrı'ya sunu yapmasından ve Tanrı'nın birinin sunusunu kabul edip , diğerininkini reddetme­ sinden sonra, kıskançlık, üstünlük-alçaklık, asalet vs. hastalık ve kavgalarından kendilerini kurtaramamışlardır ki , kıyamete kadar da kurtulabilecekleri konusunda en u fak bir emare yok. Bireyler bazında her birimiz - genellikle - asaletimizle, aile­ mizin soyluluğuyla övünmeye bayıldığımız , evienirken seçeceği ­ miz eşin - erkek veya kadı n - m u tlaka asil bir aileden olmasına önem verdiğimiz gibi , etnik topluluklar da birbirlerine karşı ata­ larının kökeninden , soylannın asaletinden dem vuru p , dünyanın en köklü halklarından olduğunu ileri sürerek, bundan kendile-


14

KÜRDOLOJi YALANLARI

rine bir üstünlük, bir övünme ve gurur payı çıkarmaya bayılır­ lar. Hatta aynı halkın bir boyundan inme bir oymak veya obanın mensuplan dah i , bazen kendi eldaşlanna karşı mensup olduk­ lan oymağın hangi boydan türediğini anlatarak kendilerine bir övünme payı çıkarırlar. Örneğin Selçuklu devletini kuran Oğuz Kınık boyuna mensup olanların ve daha sonra Osmanlı haneda­ nını kuran Kayı boyu mensuplannın diğer Oğuz boyları na karşı kendilerini i m tiyazlı , üstü n bir boyun bireyleri olarak görüp gu­ rurland ıkları muhakkaktır ki , esasen eşyanın tabiatma aykırı bir şey de değildir. Yine kendi tarihimizden örnek verecek olursak, Selçuklularda iktidar hakkı yalnızca Kınık boyunun ve bu boyun yönetici ailesinin hakkı old uğu için, başka birisi tah tı gasp e tse dahi halk tarafından desteklenmezd i . Osmanlı hanedanında ise hanedana mensup olmayan birin i n taht müdeleisi olması dahi dü­ şünül mezdi . Hatta Ti mur bile Cengiz-han'ın soyundan gel mcdiği i ç i n , Cengizllerden bir kızla evlenmiş olmakla birlikte , kendinde "han" unvanı kullanma hakkı görmemiş, bu yüzelen Cengizilerden birini hükümdar olarak tahta çıkarmış, kendisine ise "emir- i Tür­ kistan " ve " m elik-i Turan" unvanı nı al mış; daha sonraki tarihçi­ lerin "hanbazi" (hancılık oyunu) adını verelikleri geleneği başlat­ ınıştı . Cengiz-han'ın soyundan gel enler "han" unvanının ancak kendileri ne münhasır olduğunu ileri sürerken , şüphesiz hanedan asaletleri ne ve Çi ngiz-han'ın Tanrı tarafından seçilmiş bir kişi ol­ duğu iddiasına dayanıyorlardı . Aynı "hanbazi" oyununun Al tın Orda'da da sergilendiği tarihen bilinm ektedir. N i tekim Tümgene­ ral Mamay, sırf Cengiz-han'ın soyundan inme olmadığı için tah ta çıkamaınış ve halk tarafından da tutulınamıştır. Bu husus sadece Türk tarihi için değil , pek çok halkın tarihi için de geçerlid ir. Ör­ neğin Emeviler döneminde kendisi n i Hz . Al i'nin torunu olarak tanıtıp çevresine insanları toplayarak isyan hareketlerine girişen pek çok insan çıkmıştır. Çünkü o dönemele i nsanları çevresine toplamanın en kestirme yol u bu idi. Bir haneela n ı n ve o haneela nın kurucusunun şece resini takip etmek, yeterli ölçüde yazılı kaynak ve hatta bazen sözlü gelenek-


GiRiŞ

15

ler sayesinde kolaydır. B i r obanın, onun indiği oymağı n , o oy­ mağın indiği boyun tarihini çıkarmak da yazılı kaynak ve sözlü gelenekl erle mümkündür; fakat bazen ana boyun tarih başlangı­ cını tespit etmek ya zorlaşır ya da imkansız hale gelir. Buradaki zorluk, bazen söz konusu ana boyun tarihinin çok eskilere da­ yanmış olmasından , bazen isim cleğiştirmesinden , bazen de başka boyları bünyesine almakla değişik bir hüviyete bürünmüş olma­ sından kaynaklanabilir.

Bir boyun höhen tespitinde büyüh güçlükler yaşanabileliğine göre, etnih himliğinele ihtilaflar olan halkların tarihi höhlerini tespit etme/ı haddinden fazla zorduı: İşte zorlukların başladığı nolaada mantık sınırlarını zorlayan iddialaı; hayali soy lıütükleri, hayali atalaı; ha­ yali islilalaı; hayali coğrafyalaı; hayali uygarlıklar havada uçııştuğu gibi, lwıdini höldeşlirm e adına romanti h salı iplenmeleı; sahte belge­ ler; salıteharl ı ldar tesp ilı tanele ri gibi birbiri n e ulan ı r gideı: Hayali coğrafya ve hayali atalarla il gili idd ialar dünyanın pek çok ülkesinde özellikle küçük etnik gruplar, onlara sempati bes­ leyen yabancı b i l i m adamları tara fından ortaya atılmıştır; ama hiçbirisi Kürdler ve Kafkasya'daki küçük halkların iddiaları ka­ dar man tık ölçülerini zorla mamıştır. Konumuz KaO<as halkları olmadığı için o nlar üzerinde du rınayacağız; ç ünkü en azından onlar Küreller kadar ü ç değişik halk ( i ranlılar, Araplar ve Türk­ ler) tarafınd an "sen bizdensin" elenil e rek kolundan tutulup çe­ kilmemişl e rdi r. Fakat K ü rellerin d u r u m u gerç e k t e n farkl ı d ı r. Çünkü Türkl ere göre " Kürd , Tü rk' ün dağl ısıdır" ; Araplara gö re bazı Arap kabilelerinden (Mudar b . N izar, Kürd h. Mard , Rabia b . N izar'ın soyundan) gelmedirler ve zaman iç i nde dillerini unu­ tup Farsça konuşmaya başlam ışlardır. İranlılara göre ise Persle­ rin dağlı kabilelericlir. . N e va r ki Kürdler, her ü ç halkın davetlerini reddederek, hiç­ birinden olmad ıklarını, aksine kökleri çok d e rinl ere , Milat ön­ cesine ve hatta Milaltan elli bin yıl ö n cesine kadar giden atala­ rın torunları olduklarını ve "kalübela"dan beri Zagros dağlarında , eteklerinde , Mezopo tamya'da ve Anadolu'nun doğu kesimlerinde


KÜRDOLOJİ YALANLARI

16

yaşadıklannı , bu toprakların asli sakin ve sahipleri olduklarını ileri sürmektedirler. Çünkü onlar, mevcut halklardan herhangi bi­ rine aidiyeti reddeuiklere zaman kendilerine " O halde sen kim­ sin ? " diye soru lacağın ı , buna bir cevap hazırlamaları gerektiğin i ç o k i y i bilmektedirler. İşte hayali coğrafya, hayali a talar ve ha­ yali tarih yalanları da bu noktada ortaya atılmaktadır. Fakat ha­ yali a talarının doğup büyüdükle ri , devletler kurd ukları , dün­ yada her şeyin ilkinin burada icat edildiği n i ileri sürdükleri dağ silsilesi " Zagros" kelimesinin hangi halkın d iline ait olduğu , ne anlama geldiğini dah i bilmemektedi rler. Halbuki ben bir Türk olarak ataları m ın bırakıp geldiği Güney Sibirya ve şimdiki Mo­ ğolistan topraklarındaki loponimlerin ne anlama geldiğini biliyo­ rum. Eğer bir halk geçm işte bu dağlarda yaşayan ve kalubeladan beri orada olan o tokton bir milletin torunları ise , o takdirde hiç olmazsa anavatan durumu ndaki bö lgenin adının atalardan oğul­ lara geçmiş olması gerekirdi. Kürellerin n ü fusunu dünya genelinde rahatlıkla 60 m ilyona ( ! ) kadar çıkaran Mazin Bilal adlı Iraklı bir Kürd'ün kaleme al­ dığı " Kürd Meselesi - Kuruntu ve Gerçek" adlı eserinde belki de söylediği tek gerçek, Kiinlleri n bu h a n u yu sosyolojik ve antropo­ lojih yönelen ele almalı y e ri n e, lengüis tih açıdan ele almahla daha yolım başında çıkmaz bir sokağa saplandıhlarıııı

Künl tarihi ve

Kü rdis t an tanımıy la ilgili

tespi tinelen

başlw,

eserlerin tarihin zor bir dö­

neminde ve psilwlojih savaşın hızlandığı bir zamanda halerne alın­ d ı ğ ın ı, dış ethilerin çoh ağır bastığını, bu yüzelen haleme lışmaların belli bir

alın a n

ça­

amaca hizmet ettiğini bel irtmeh teclir ki , 1 son

derece hakl ıdır. Konuya d ilbilim ve etimoloj i k açıdan yaklaşılmasına rağmen yine de Kt.ird teorisyenler bazı konuları bil erek muğlakta bı rak­ ınayı tercih etmek tedirler. Tari hte ve coğrafyada herhangi bir an­ lamı olmayan hiçbir akars u , hiçbir toponiın , hiçbir etnonim ve hatta şahıs adı mevcu t değild ir. Örneğin bugüne kadar pek çok Kürcl'e " izol " veya " İzolu" kel imesinin ne anlama geldiğini sorBilal

Hazin. El-Mcs'elctii'l Kiinliyc

(El-velınıu ve'l-hakika),

s.

139-140.


GİRİŞ

17

mama rağmen , " filan köyde yaşayan b i r Kürd aşiretin i n adı " ce­ vabından başka cevap alamadım. Kürdçe sözl üklerde de farklı bir izah yok iyi ama Kürdçe konuşan ve kendisini Kürd olarak tak­ dim eden aşiretin b i r mensubunun yazdığı Kürdçe-Türkçe söz­ lüktc "bu sözlüğün yazarının da mensup olduğu Kürd aşire t i " izahından başka b i r b ilgi bul unmuyorsa , insanın "anlamı olma­ yan bu keli meyi biz nereden aldık ? " diye biraz düşün mesi gerek­ mez m i ? Halbuki Türkçe'deki her boy, oymak ve oban ın isimleri­ nin bir anlamı vardır. Yalnızca bir iki ö rnek vermekle yetinel im . Kazakların N ayınan boyuna m e nsup Kence adında bir oymağı vardır. Eğer birisi bana Nayman ve Kence'nin anlam ı nı sorarsa , hemen " N ayınan, sekiz, Kence ise en küçük oğul demektir" ce­ vabını vereb i l i ri m . Veya Göçebe Özbek ve Kırgızlarda bir oy­ mak adı olan "Murkut"un " burkut" yan i ka rtal anlamına ge ld i­ ği ni söyleyebil irim vs . Kürd teorisyenlerin en büyük açmazlarından biri , kim hoşla­ rına gi tmeyen bir şey söylers e , hemen onu " red ve inkarcılık"la suçlayıp, yal nızca kendi söylediklerinin doğru olduğunu ısrarla , ama yarı m ağızia sav u n maya çalışmalarıdır. "Bu bölgede ve başka ye rlerde e tnik ki mliği açıkça bel irlenınemiş her topluluğu Kürd kabul ediyoru m " diyen zihniye tle, "Adem'le Havva' nın Adıgece ( Çerkesce) ko nuşmadığı konusunda bir kanıt mı var? Bana göre Adem il e Havva Adıge idi, Ad ıgece ko nuşuyorlard ı ve aksi ispat edilin eeye kadar bu tez geçerlidir" diyen bir Çerkes fanatik2 ara­ s ı nda ne fark vard ı r ? U z a k D oğu , Amerika , Avrupa ve Afrika halklannın tarih ini fazla bilmeyiz ve görüş veya ilgili alanımız dışında olduğu için de bizim dikkatimizi çekmez. Ancak , içinde yaşad ığımız bölge­ deki halkların tarihleri kadar ihtilaOı bir tarih olma dığ ı nı rahat­ lıkla söyleyebilirim . Dünyanı n başka yerl erinde örnekleri var mıdır bilm iyoru m , ama sanırım geçm işte yaşamış bir halkı ba­ zen iki , bazen dört halkın birden ata kabul e tmesi i nsanın ger­ çekten akıl ölçüleri n i zorla maktadır. Bir zamanlar E ti adını ver2

Ali

Curey, Çcr/ıcs

Ti:ırilıi,

s.

l 08.


KÜRDOLOJİ YALANlARI

ıs

diğimiz Hitit (doğrusu Hatti) lere hem Çerkesler sahip çıkıyo r, hem Kürdler. U rartuları Türkler, Ermeniler, Çerkesler ve Kürel­ ler " uzak ataları " olarak görmekte ve her biri kendine göre delil­ ler ileri sürmekted ir. Ü niversi telerimizele "Hititoloj i " bölümüne özellikle Kürd gençleri rağbet e tmektedir. Bunl ardan birisini n "Bu bölümü niye seçtin? N e işine yarayacak? " şekli ndeki soruya "Ben, buraya atalarımın dilini öğrenmeye geldim " cevabını ver­ mesi dikkat çekicidir. Esasen işin daha traj ikomik yan ı , Kürellerin ata sayısını 20'ye çıkarıp bilahare biraz tenzilatla on dört ataya düşürdükten sonra Medlerde karar kılmış ve "artık Medleri n bizim a taları mız ol­ duğu kesinleşti ! " demiş olmalarıdır. 3 Bir insanın birden fazla ba­ bası olmaz . Böyle bir şe y zaten eşyanın tabiatma da aykındır. Halkların da bir tek a tası olur. Eğer aradaki zincir halkalarında kopukluk yoksa , yani bugünkü herhangi bir etnik grubun indiği ö nceki ata halkın kimden indiği, onun da kimden indiği ınunta­ zaman takip edilebiliyorsa , aynı soydan olmakla bi rlikte değişik adlar taşıyan , fakat aynı d ili konuşan değişik isimli ataları olabi­ lir. Ama tarihen birbiriyle ilgisi olmaya n , dilleri ve dinleri farklı birkaç değişik halk aynı anda bir e tninin atası olamaz. "Ben şıı ,

anda bıı bölgede yaşadığıma göre, ata/anın da ancah valaiy le bıı coğ­ rafyada yaşamış hal ldar olabi l i r" mant ığıyla İran 'ın bell i bir bölge­ sinde, Kaj1wsya'da, Mezopotamya 'da ve Anadolu'da binlerce y ı l önce yaşayıp ta rih sahnesi nelen çe hi I m i ş, hiçbi r temsilcisi kalmamış halh­ lan, aradan i l1i-üç bin yıl geçtiliten sonra, a rheolojik, lengüistih ve tarihi veri lere dayanmadan, birbiriyle etnih ahabal ığı olmayan et­ nih grupları ata ilan etmeh içi n bi r insanın ya deli o l ması lazım , ya da gözü dönmüş ı rhçı bir Janatih. Kü rellerin bugün O rta Doğu'da sergiledikleri fanatizmin b i r benzerini de O rta Asya'da Tacikler sergilemekte , yazdıkları ta­ rihlerde Milattan önce ve sonrasında o bölgede yaşamış ne kadar halk varsa , -Türkler hariç,- hepsini a ta olarak göstermektedirler 3

Naci Kutlay, Kiirtlcı;

s.

18-19.


GİRİŞ

19

k i , bunların bazıları Kürellerin sahiplend ikleri atalarla aynıdı r. 4 Halbuki Tacikler de tıpkı Küreller g i b i tarihçilerin gözü önünde e tnik temas noktalarında teşekkül etmiş karma bir etnidir. Ancak, Kürellerin tarihte bu coğrafyada yaşamış halkları sa­ hiplenmekle yelindikleri düşünülm esin . Bir de tarihi şahsiyetle­ rin, önemli bilim adamları n ı n , filozofların , ku mandanların sa­ hiplenilmesi ; bazılarını n da adlarının y azıl ışı tahrif edilerek Kürd gösterilmesi vakıası vardır. ileride daha geniş olarak üzerinde du­ racağımız için burada her ikisine de birer örnek verm ekle yeti­ neceğiz . Mehmed Emin Zeki Bey'in yazdığı " Kürd ve Kürdistan Ü nlüleri" adlı eserd e Ebussuud Efendi i çin şöyle deniliyor: "An­ cak ben d iyorum ki iskilip Anadol u'nun kuzeybatısındaki Kas­ tamonu vilaye tinci e ki Kürd merkezleri nden biriy di . Çok eskiden bugünkü Irak'ın kuzeyi ndeki Musul'a bağl ı imadiye bölgesi nden birçok Kürd gelip, Kastamonu'nun iskiJ ip kasabası n a yerleşmiş­ tir. İşte bundan dolayıdır ki kendisinin el imadi , babasının da el iskilibi lakabını al maları bundandır. Oğlu Al la m e Şeyhulislam Ebussuud da el- imadi lakabını almıştır. Bir ası rdan fazla Osmanlı D evleti'ne hizmet eden bu değerli aileni n Kürd olmasına , yukarı­ d aki dilden başka coğrafi delil de vardır. H . 1 0 6 1 (M. 1 65 1 ) yı­ lında v efat ede n ünlü Türk tarihçisi İbrahim Peçevi tarih kita­ b ı nı n 2. c ilt 5 5 . sayfasında şöyle der: "Huyu ve mizacı sert ola n m ü ftü Ebussuud K ü rd asıllıdır."'j imadiye Irak'ta olabilir ve öyle­ dir; Musul da lrak'tadır, ama o zamanlar bugünkü lrak Osmanlı s ın ırları d ah il i n d c ydi. Peki bu eyalette ve bu kasahada doğan , bü­ yüyen herkes Kürd m üdür? Yahut burası serapa Kürd müdür? Bu­ rada Türkler, Araplar, Süryan iler de yaşayamaz m ı ? ism i n i n so­ nuna el-inıadl kü n y e s i n i e kle yen herkes Kürd mü kabul edilme­ l i di r? Gelelim İ b rah i m Peçevi' n i n delil gösteril mesine . Eser Prof. Dr. B e k ir Sıt k ı B ayka l t a r afın d an günümüz Türkçesine aktarılmış ve Kültür Bakanlığı tarafından iki cilt o l arak 1 999 y ıl ı n d a bastırıl. .

4

13u konuda özellilde 13. G. Galürov\ın iki ciltlik "Tadjiki" (Tacikler) isimli eseri ibretle ve biraz da kalıkalıa atarak okunmalıclır.

5

Me lımeel Emin Zeki 13cy,

Kıiiil ve KüıdisLcln Ünlüleri,

s.

345.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

20

mıştır. Bir kere Mehmed Emin Zeki Bey'in dediği gibi Peçevi'nin o kaydı kitabın ikinci cildinin değil , birinci cildinin 56-57. sayfa­ sındadır. Orada hakkında yazılan ise yalnızca şudur: "Ebussuud Efendi uzun boylu , zayı f yüzl ü , sarığının sarılışına özen göster­ mez, tutum ve davranışlarıyla tamamıyla mollaca idi. Bugüne ka­ dar bilginlerden hiçbiri onu yermemiştir. " Görüldüğü gibi burada ne sert m izaçlı olduğu yazılı, ne de Kürd . Acaba eseri bugünkü Türkçeye aktaran B. Sıtkı Baykal mı gayret-i milliyetle metni de­ ğiştirdi düşüncesiyle ist. Ktp.'de orij inal nüshaya da baktık. Orada da Ebussuud'un Kürd olduğuna dair bir kayıt yoktu . İsimlerin imlasını tahrif ederek Kürd kimliği kazandırma veya hayali tarihi: kişilikler yaratmaya örnek olarak ise , Kürdoloj inin meşhur akl-ı evvellerinden , verdiği bazı bilgi ve rakamları nere­ den aldığı sorulduğunda, filanın beyanatma dayandım şeklinde kaçamak cevaplar veren izady'nin ve ondan alıntı yapan Naci Ku tlay'ın bir kaydı yeterlidir. " Pek çok Kürd prensi , Türk haki­ miye tindeki zay ı flıktan yararlanarak tam bağımsızl ık için acele e tti . Bunlar arasında Azerbaycan ve Doğu Kürdistan'daki Ahmed­ ya! (Ravadilerin bir kolu ve tahminen 1 20 1 yılında) , Zangan ya da Musul Zengileri ( 1 1 27- 1 2 50) , Erbil ve Kerkük'teki Kukborid­ ler . . . vardı. "6 Biz tarihte Kukborid adında bir hanedan bilmiyoruz, ama Erbil ve Kerkük'teki Kökböriler adına konuyla ilgili tüm tarih kitapla­ rında bir Türk atabeyliği olarak rastlıyoruz. Biz , kendi Kökböri'mizi alalım, muharref ve muhayyel Kukborid Kürd prensliğiyle ise var­ sm s iyasi: Kürdçüler övünmeye devam e tsinler. Bu arada Zengi:leri ve Kökbörileri büyük bir zevkle Kürd prenslikleri olarak göste­ rip Kürd gençlere övünme vesilesi yarattığı için Naci Ku tlay'ı da tebrik e tmek gereki r. Bu konudaki mugalata ve aşırılıkların yalnızca Kürdlere ve bazı Kafkas halklarına has olduğunu düşünmek haksızlık olur. Türk­ ler de dahil olmak üzere , bazı halklardan da geçmişiyle övünmek 6

Naci Kutlay, age . ,

s.

22.


GİRİŞ

21

için mantık dışı iddialar il eri sü renler olmuştur ve olacaktır. is­ kitleri ataları arasında gösteren Ruslar o lduğu gibi , onları iranh­ Iara intisap ettirenler, Kürdleri n ataları arasında sayanlar çıkmıştır. Çin'deki Yün-nan yer adından hareketle Yunanlıların ana vatanını Çin olarak gösteren sözde bir bilim adarnma doğrusu söylenecek söz bulmak zordur. Antlar, hem Çerkeslerin , hem Rusların a tası olursa , Adem ile Havva'nın Adıge ( Çerkes) yapılması karşısında , başka birinin , örneğin bir Kürd'ün çıkıp da "Adem ile Havva'nın Kürdçe konuşmadığı konusunda bir kan ı t mı var? " demesi tu­ haf karşılanabilir mi? Bazen bir çayın veya akarsuyun bir noktada toprağın derinlik­ lerine dalıp, kilometrelerce ileride bir yerde tekrar yeryüzüne çık­ ması nadiraltan olmakla birlikte, rastlanılan olaylardandır. Fakat halklar akarsu değildir. Milartan önce tarih sahnesinden silinmiş ve hiçbir temsilcisi kalmamış halklar vardır. Örneğin Kur'an'da adları geçen Ad ve Semüd kavmi ilahi bir cezalandırma ile ta­ rihten sil inmiştir ve esasen ne zaman yaşadıkları bilinmeyen bu halkların aradan birkaç bin yıl geçtikt�n sonra birile rini n o rtaya atılıp onların torunları olduklarını iddia etmeleri karşısı nda ya güler geçeriz, ya da aklını oymittığını düşünüp acırız . Tarihin kayı t altına alınmadığı dönemler hakkında bir bilgi­ miz yok, ama yazının icadıyla birlikte halkların sürekli yer de­ ğiştirdiklerini mevcut yazılı belge, rivayet ve e fsanelerden takip edebil iyo ruz. Tüm halklar yer değiştirirken, Kürdlerin kendi i fa­ deleriyle a taları olan halkların on bin yıldan beri çakılmış gibi aynı bölgede kalmış olmaları düşünülemez. Halkların çok büyük bir çoğunluğu özellikle e tnik oluşum safhalarında ya nüfus kesafeti, ya iklim şartları (aşırı kuraklık, aşırı yağış vb. tabii afe tler) ya da düşmanın i lm esi sonucu yer değiştirmişlerdir. Tarihçilerin büyük çoğunluğu , halkla rın Orta Asya'dan, bir kısmın ın da Yemen taraOarından çeşi tli bölgelere dağıldıkları görüşündedirler. Mesudi'nin anl atlığına göre Yunan­ lıların tarih öncesindeki ilk vatanları Yem e n'di . Bugün Kuzey A frika'da varlığını sürdüren Serberilerin ilk vatanı l rak'tı. Fran-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

22

sızlar ilk atalarının bir kısmının Kuzey Afrika'dan, bir kısmının (Kel tlerin) Tuna tara nanndan çıkıp geldiğini ileri sürerler.7 Kır­ gızların Tanrı Dağları eteklerine yani şimdiki Kırgızistan'a ne za­ man geldikleri tam olarak bilinmiyor, ama ilk vatanlarının Yeni­ sey sahilleri olduğu bilinmekted i r. Anadolu'da yaşayan Türkle­ rin Güney Sibi rya ve Batı Moğolistan'dan başlayan maceralı ve uzun soluklu bir yolculuktan sonra bu toprakları vatan edinmeleri ise tarihin gözü önünde olmuş bir olaydır. Bu nunla birlikte he­ nüz IX. Yüzyılda Antakya'da , Tarsus'da dahi Türkl er vardı .8 Rus­ lar tarihin hiçbir döneminde Sibirya'da yoklard ı . ingilizleri oluş­ turan halkları n adaya gelip yerleşmeleri ve tek bir halk halinde kaynaşmaları da tarih i n gözü önünde olmuştur. ilk Germen ka­ bilelerinin Kafkaslardan gittikleri, eski Yunan kaynaklarında Er­ men şeklindeki kelimelerinin Latin kaynakları nda başına bir "h" getirilerek yazıldığı , böylece Ermen'in Hermen'e dönüştüğü , za­ manla bu "h" nin de "g"ye dönüşerek kelimeni n Germen şekl ini aldığı ileri sürülmektedir. 9 Kaldı ki şimdiki Ermenilerin vaktiyle kendilerine Hay, ülkelerine ise Hayaslan ded ikleri bilinmektedir. Arapların şimdiki Irak ve Suriye taranarı na Yemen tarananndan çıkıp geldikleri tarih kitaplarında beli rtilmektedir. Bugün Latin Amerika'daki halkların hiçbiri tarihte orada yoktular vs . Daha bunun gibi onlarca örnek verilebil i r. Bizim demek iste­ diğimiz , halkların tarih boyunca ilk ana yurdunda çakılıp kal­ madığı , yukarıda belirttiği miz sebeplerden dolayı yer değiştirdik­ leri ve en son bir yerde karar kaldıklarıdır. Hal böyl eyken siyasi Kürdçüleri n "biz bu toprahiann as li sah i n iy iz ; sizler sonradan ge ­ l ip ioprahlanm ızı işgal eitiniz" gibi saçma iddiaları nın inanılacak tarafı yoktur. Eğer onlar bu toprakları n gerçek asl i sakinleri ol­ salard ı , ataları mız eledikleri halklarla birl ikte çoktan tarih sahne­ sinden silinm iş olmaları gerekird i . Çünkü en son ata seçtikl eri Medlerin tarih sahnesinelen çekilmesi M . Ö . V I . Yüzyıl ortalarında 7

S egond E . , Histoi re de France, s. 6.

8

Mesudi, Munıc, 11/1 7 .

9

Drozdov Yu . N. Tyıırlıslıaya etnonimiy a drevneyevropeisl1ix narodov, s. 13.


GiRiŞ

23

vukü bulmuş, ondan sonra bu halk Persler arasında eriyip git­ miştir. Bugün Mada adını kullanan bir hal k ve etnik grup mev­ cut değil dir. Aradan 2500 yıl geçtikten sonra bir e tnik grubun Medlerin torunları olduğunu iddia e tmesi , aradaki çok ama çok uzun zaman dilimi göz önünde bulund urulu rsa , eşyanın tabia­ lına aykı rıd ı r. Çünkü tarih, b u kadar uzun zaman diliminin ya­ ra ttığı bir boşluktan sonra ve üstel ik o boşl uk sırasında bölge bir­ çok halkın istil asına uğram ı ş , başka halklar devletler ku rmuşsa, nevz u h ur torunların iddialarına izin vermez ve ü s telik bunun h e rhangi bir örneği d e yoktur. A. Si mith' in dediği gibi , " Uzalı­

Lan lw lay l ı lda Lwııııabileıı etnih toplulu/dar bile yahın dan bahtığı­ mız ve derinlemesine araştırınayı denediğimiz zaman gözümüzün " öniinden haybol w: 1 0 Geçmişlerini arayan etnik topluluklar, tarihten silinmemek için bir kader ve tarihe ih tiyaç d uyarlar ve bunu diğer ul uslar gibi , kendi şanl ı geçmişlerinde ve yaratılış küllleri nde ararlar. Yine Ant­ hony Smith'i n dediği gibi "geçmişi arayan enLelijensiya, telnar gi­

rebi leceği can lı bir tari he ihtiyaç duyar ve ulusun içine hendini yer ­ leştirebileceği ve yerl eştirmek zorunda olduğu böyle altın çağları ve şiirsel melwn lan inşa etmek için arheoloji ve fi loloji gibi disiplin­ lerden yararlanır." 1 1 İşte Kürd teorisyenlerin en çok zorlandıkları ve sıkıştıkları noktalar da buralardadır. Altın çağı ve şiirsel me­ kanları Milat öncesi yaşamış halklarda aramakta; ama iddialarını arkeoloj i ve filoloj iyl e pekiştirme konusunda tamamıyla köşeye sıkışmaktadırlar. N i tekim İzady, " en hüçül� halidarı n bile dünya

müzelerinde sanaL eserl eri sergi lenirken, Küreilere ait hiçbir eserin, bir halı veya hilimin, hatta kırı k bir oh ucunu n bile yer almamasın­ dan" şikayet etmektedir. 1 2 Hadi aradaki adavetten dolayı Türkiye, İran ve Arap müzelerinde Kürd yadigarlarına yer verilmediğini , red ve inkar politikası uygulandığını varsayalı m ; peki Al manlar, Amerikalılar, İngilizler, Ruslar vs. de m i müzelerimizde Kürdlere lO

S mith, Anthony D. Ulusların Etııilı Kölıcni,

ll

Age.,

12

izacly, Kürtler,

s.

25. s.

13.

s.

23.


24

KÜRDOLOJİ YALANLARI

a i t kırık bir ok ucu dahi sergilerneyel im diye söz birliği ettiler? Ol mayan şeylerin neyini sergileyecekler? Yoksa iskitlere , Perslere veya bölgeele yaşayı p tarih sahnesinelen silin miş halkiara ait ar­ keolojik yadigarların üzerine " Küreilere ait eski bir . . . " ibaresini mi, yahu t etnik akrabal ığı tarihen ve bili msel olarak ispat edil­ memiş sınır tanı maz idd ialara istinaden "Kürdleri n ataları kabul eelilen Hititlere ait bir . . . " yazısını mı yazmal ıyclılar? Mit-Sembol veya Mythomoteur

Etnilerin oluşumu nda mit, sembol ve iletişi m (dil) kan bağın­ elan daha önemli yer tu tar. Çoğu zaman tarihi süreçlerin aşı n d ı r­ dığı muazzam süper-etnosların yerinde kendi gel işi m ve çöküş devirlerin i yaşamış olan adacıklar kalı r. Bu türel e n küçük etnos­ lara Basklar, Arnavu tlar, Kalkasya'daki bazı e t noslar ve Kuzey Am erika'daki İrokezler örnek gösterilebil irY Eğer etnik toplu­ luklar veya o nları oluşturan bireyler ortak bir m i t çevresinde ke­ netlenmiş, onu sahiplenmiş, ortak bir sembol yaratmış veya ata­ larından tevarüs e tmiş ve onun için ölümü göze alabilmişlerse , artık ulus olma yol una girm işlerdir. Çünkü sembol, peşinden sü­ rüklenen kişi için sadece bir endikatör değil , aynı zamanda ha­ yata t u tunma sembolüd ür. Bunların dilleri arasında bazı farklar olsa dah i , zaman içinele gruplardan biri ni n dili ortak dil haline gel i r. Örneği n bugü nkü İspanyollar, nispeten geç orta çağda eski İberler, Kel tler, Romalı kolonİstler ve Germ e n kabilcl eri n i n (Su­ evl er ve Vizigo tlar) kombinasyonu ndan etnos hal i n e gel erek bu adı almışlar; onlara Basklar (İberlcri n dol aysız torunl arı) , Alan­ lar (Sarmatlarm torunları ve Osetinlerin çok yakın akrabaları ) , Sami Araplar, Mauriler, Hami Tav:lrıklar, 14 Normanlar v e kısmen etnik özell ikleri ni muhafaza eden Katalonyal ılar karışmıştır. Vel i1.3

Gumilev, Etıwgeııcz, Hallılan n Şelıillnıişi, Yiihseliş ve Diişüşlcı i, s. 160.

14

Bu hal k ın Batı d ille rinele söyleniş ş ekli olan 'Tua reg" t amamıyla uydurma bir isim dir. Doğrusu T ava rık'u r. Ad ları, Kur' an'd a gc�·c n "venıa edra ke ı ne'ttürık?"­ "T arık ne dir bilir misin7- "K aranlığı hızla yarıp giden yılcl ızclır"' ay etincieki tarık k elimes inden gelir. T avfınk, tank kelimesinin çoğ uludur.


G i Ri Ş

25

korosslar, Kiyef Rusyasından gele n Doğu Slavyanları ile Batı Slav­ yanları (Vya tiçler) , Finler (Merya, Muroma, Ves ve Cudlar) , ad­ ları sayılan Fin kabileleriyle karışan Ugorlar, Baltlar (Goladlar) , Türkler (vaftizli Kıpçaklar ve Tatarlar) ve az miktarda Moğol lar­ dan oluşmuşlardır. İngilizler, Angleler, Saksonl ar, eşieri ni savaş­ larda kaybeden Kelt kadınları , Danimarkalıl ar, Norveçliler, Anjou ve P o itou'dan gelen Batılı Fransızlardan oluşmuş karma bir et­ nostur vs . 15 Velikorosslar biraz farklı olmakla birlikte tamamıyla Rusça konuşuyorlar; Angleler, Saksonlar, Kel tler, Danimarkal ı ­ lar vs .'nin artık dilleri İ n gil izcedir. Halbuki geçmişte b u e t n i k grupların kendil eri n e özgü dilleri vard ı . D ü n ü n iber, Kel t, Ro­ malı kolonist, Germen Suev ve Vizigo tları n dili artık İspanyol­ cadır. Demek ki , konglomera halklar zaman içinde ortak bir dil dairesinde buluşabilmektedirler. Üstelik de bu halklar ortak dil yaratmayı birkaç kuşakta başarabilmişlerdir. Kendi ifadeleriyle bölgenin en eski sakin i ve en kadim halkı olduğunu iddia eden Küreller ise, - Medlerden so nraki 2500 yıllık zaman d il i mine rağ­ m e n , - İran , Türkiye , Irak , Suriye vs.'cleki aşiretleri ortak bir m i t , ortak bir sembol ve dil bazında birleşememişlerse, değişik bölge­ lerde yaşayan ve birbiriyle karşılaştıklarında sıradan selamiaşma­ dan sonra anlaşmak için ya bir tercü mana ya da ikinci bir ortak dili i htiyaç d uyuyorlarsa , 16 bunun suçlusu olarak dağlık bölge­ lerde birbiri nden kopuk olarak yaşamak veya hakimiyetleri al­ tında yaşadıkları devletlerin baskı c ı politikaları gösterilemez. Bu söyl ediklerimiz Gumilev'den yaptığımız alı ntıya ters düşer gibi görünebilir; ama bizim demek istediğimiz Farsça'nın , Partça'nın değişik dağlı lehçelerini kullanan Kürellerin ortak bir mit, mytho­ m o teur ve sembollerinin ol maması sebebiyle , zaten Partl ar, Se­ levkuslar, Akemenller ve Sasanller zaman ında eski Med kabile­ lerinden eser kalmadığı için, adı sayılan devletlerin bünyesinele yaşaya n ve farklı diyalektler kullanan dağl ı kabil eleri n kaynaş­ mayı başaramamış oldukla rıdır. 15

Age . ,

16

Bnıinessen, ŞLylı, Ağa, Devlet, s . 4l.

s.

192-1 93.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

26

Mythomoteur kavramı A. D . Smith'e aittir ve o , bu kavramı e tnik siyasi birl iğin kurucu mili olarak tanımlamaktadır.ı7 Mit­ sembol ve mythomo teur, e tnisiteni n hamilleri nin koruyup sakla­ dıkları , yayd ıkları ve gelecek nesillere aklardı kları i nanç ve duygu bi rl iği n i sağlamada hayati rol oynar. Bu üç unsur, ayn ı zamanda bir etninin tarihi belleğini veya etnik hafızayı nesilden nesile ak­ tarır. Bu üç kavramın ortak buluşma noktası ise primajcnilor aLa, hutsal sembol, lnıLsal mehaııdır. Primaj e n i tor ata dediğimiz şey, ço­ ğunl ukla bir etninin doğuşunda hamile veya dölleyici rolü üst­ lenen bir hayvandır. Ö rneğin T ü rkle rde bozku rt, Ruslarda ay ı , İngilizlerde leopar, Fransızlarda horoz böyledir; mühim olan pri­ majenitör ata efsanesi n i n mahiyeti deği l , onu etnik hafızası ncla yaşatan etni nin kendi ü rünü olması dır. Kürell erin türeyiş e fsanesi olarak cinlerden türeyiş efsanesinin ise başka halklar tarafından o nlara tahkir amaçlı yakışt ı rılmış olması ve Küreller tarafından genel kabul görmemesi elikkat çekicid i r. Çünkü kimse bir cinelen türemiş ol mayı istemez. Bununla b i rlikte ne bozkurttan türemiş olmak Tü rklere bir fazilet kazandırır, ne de cinlerden türernek Küreller için zül sayılır. Çünkü efsaneler, halkları n muhayyele gücüyle uyclurdukları inançlardır; ama nedense halklar türeyiş e fsanelerine b i r k u tsiyet a t fe tmekten hoşlamrlar. G ü n ü m üzde Türkiye'de bir siyasi partinin kullandığı bozkurt işareti, ülkücü­ ler i çin çok şey i fade eder. Ü lkü ocaklarının tabdasında yer alan bozkurt resm ine herhangi bir hakaret veya fiili saldırı, çok şiddetli tepkiye yol açabileceği gibi , ölümle sonuçlanabilecek arbedelerin ele clavetçisid ir. Halbuki bir MHP'li ele bir bozkurttan türemedi­ ğini , bunun zaten mümkün olmadığını bilir; ama onun nazarında bozkurt ku tsal bir sembolclür. ( G u m ilev'in dediği gib i , bir etn i h Lopluluh lwLsal habul ettiği bir sembol için ölmeyi göze alınışsa, o artılı bir milleLLiı: Halbuki Kürelleri n uğrunda ölümü göze alabi­ lecekleri tarihi bir se mboll eri yoktur. ) Bugün Hıristiyan olmakla birlikte Gagauzlara kurda clokunmamayı, onu avlamamayı , ona bir tür kutsiyet a t fe tm eyi kimse telki n etmemiş ; aksine Türklerl7

Smith,

Etııih Köheıı,

s.

38.


GiRiŞ

27

deki türeyiş e fsanesi etnik hafızalarına kazınmıştır. Kurda saygı hala Anadolu'da ve Orta Asya'da yaşatılan bir gelenektir. Ergene­ kon vadisi yalnızca efsaneele geçen hayali bir yerdir; ama Türk­ lerin ku tsalları arasındadır vs. Şeyh Adi b. Müsafir'in Laliş'teki türbesi Yezidi Küreller için dünyanın en ku tsal yeri dir; 18 ama Müs­ lüman olan veya Yezidl olmayan Küreller için Şeyh Adi'nin tür­ bes i , Mel eke Tavus ve Mıshefa Reş ( Kara Kitap) hiçbir şey i fade etmez. Bunun dışında Kürellerin " Kürd asıllı" old uğuna inandık­ ları Hz. İbrahim'in U rfa'daki mezarı , hem Kürdler, hem Türkler, hem de Araplar için ku tsal yerlerclendir. Kürell erin m illi sembol olarak kabul ettikleri di refş- i haviydn19 üzerinde ise ileride ay­ rıca durulacaktır. Gelelim dille etnisitenin il işkilendirilmesine . Bir ulus inşa e t­ mede dil temel unsurlar arasında yer alır; ama dille e tnik mensu­ biyel arası nda kesin bir bağ yoktur. Pek çok dilbilimci, konuşulan dille etnik mensubiyetin birbiriyle bağlantılı olmadığı ; etimalo­ jik tahlilierin ise i nsanı çoğu kez yanlış, bazen ele gülünç sonuç­ lara götürebileceği konusunda hem fi kird i r. Her Türkçe konuşa­ nın Türk olması gerekmediği , bir şekilele dilini kaybedip başka dil kamışınakla birlikte Türk asıllı olanlar olduğu gib i , her Küreiçe veya Küreiçenin bir lehçesini konuşan da Kı:.üd değil d i r. N i teki m Türkiye'de İbranice bil meyen Yahudiler, Ermenice bilmeyen Er­ ınenil er, Çerkesce bil meyen Çerkesler vardır. Türkiye'de, Irak'da, Suriye' d e ve İ ran'da ana d ill erini Farsç a , Kü rdçe n i n h e rhangi bir lehçesi veya Arapçayla değiştirmiş Türk oymaklan mevcut­ tur. Türkiye'de kendilerini Kürd d iye tanıtan bazı oymak men­ suplarının " di nde Müslüman, mezhepte Sünni, dilde Kürd, özde Türh 'üz" demeleri nin sebebi de budur. Her ne olursa olsun , "ben Türkçe konuştuğuma göre Türk'üm veya Küreiçe konuştuğuma göre Kürd'üm " i fadesi ele doğru değildir. Çünkü yukarı da beli rt­ tiğimiz gibi, dil bir e tnik işaret değild ir. Dünyada d ilini d eğiştir­ diği halde etnik davranış kalıpların ı , gele nek ve göreneklerini ve 18

Guest, john S., Yezidilcıin Tarihi, s. 68.

19

Mesucli, Murfıc ez-Zclıcb, Türkçe çevirisi, s. 192.


28

KÜRDOLOJİ YALANLARI

hatta dinini değiştirmeyenierin sayısı hiç de az değildir. Örne­ ğin Özbekistan'da tanıdığım Rus asıllı yaşlı bir kişi evde hanımı ve çocuklarıyla dahi Türkçe ( Ö zbekçe) konuştuklarını , Rusçayı adeta unuttuklarını , ama dinlerini değiştirmeyip H ıristiyan kal­ d ıklarını anlatmıştı. Ruslar, birinden bıçak alacakları zaman doğ­ rudan elden almaz veya kendilerinden bıçak istendiği zaman doğ­ rudan eline vermez , masa üzerine bırakırlar. Böyle bir inanışları var. Sözünü e ttiğim yaşlı Rus'un evinde de aynı inancın yaşatıl­ dığına bizzat şahi t oldum . Halbuki Özbeklerde böyle bir inanç ve adet yok. Demek ki , bir dili konuşmakla e tnik mensubiyetin ve etnik davranış kalıplarının bir ilgisi yoktur. Bir de tarih tezleri yazılırken etnik mensubiyeti ispat için eti­ ınolaj ik tahliliere başvurulmaktadır ki, belirtildiği gibi, çok yan­ lış ve gülünç sonuçlara götürebilir. Bugün bazı Kürdologlar, tezle­ rini kuvvetlendirrnek i çin etimolojik tahliliere başvurmaktadırlar. Bunların üzerinde tek tek durmayacağız, fakat b u tür tahlilierin gülünçlükleri konusunda Tatar asıllı bir Rus yazarın eserinden yalnızca tek bir örnek vermekle yetineceği z . Bakın , Fransızlar bu gülünç tahlile göre nasıl Türk asıll ı olu­ veriyorlarmış: "Türk dili açısından "Frank" e tno terimi iki ana unsuru bö­ lünebilir: Fra-nk. Türkçede " fra" formatında sözcük yoktur. De­ mek burada Türkçe bir kelimenin Yunanca ve Latince transkripsi­ yonu bir baş harf değişimi CO söz konusu . Böylece kelime Thrace şeklini almıştır ki, Ruslar bunu Frank olarak karşılamaktad ırlar. Kelimenin aslı 'trank' olduğu için önce -tra kelimesi üzerinde d u ralım . B u kel ime eski Türkçede tari'den ( ta n ) yani ekmek, biçrnek kelimesinden gelir. Kelimenin ikinci kısmı -nlı, etnonim oluşturma kullanılan -nılı ekidir. Demek ki bu kabile grubunun adı tannılı'tı ve 'ekin eken kabile' demekti. İşte Fransız e tnoni­ min eski çıkış şekli budur. . " 2 0 Bu mantıkla dünyada Türk yapa­ mayacağıniz çok az halk kalır. Böyle bir etimoloj ik tahlile gü20

Drozclov, Tyurkslwya einononıiya,

s.

161 .


GİRİŞ

29

lünmez de ne yapılır? Maalesef Rus dilbilimcilerin başlattığı bu kötü gelenek özellikle Tatar yazariara siraye t etmiş, Kazak Olcas Süleymanoff'la sürmü ş , daha s onraları Türkiye'ye de uğramış­ tır. Birçokların a Türklerle hiç ilgisi olmayan halkları dahi kendi grubuna katmak çok cazip görünmüş ve işin tuhaf tarafı pro fe­ sör unvanı taşıyan bazı bilim adamları da bu kervana katılmıştır. Merhum Reha Oğuz Türkkan'ın Amerika yerlileriyle ilgili tez ve tahlilleri , Ord . P ro f. Yusuf Ziya Özer'ın Mısır Tarihi adlı eserin­ deki aşırılık kokan incileri bana hep gülünç görünmüştür. Dağı taşı Türk görmek, herkesi Türk saymak hastalığı Kürd teorisyen­ lere de bulaşmış, ama aklı başında bazı Kürd yazarları , örneğin Süha Bulut'u " tüm buradaki eskiçağ halklarını Kürd olarak var­ sayıyorlar. Kimileri neredeyse Homo Sapiens'i Kürd ilan edecek" diyecek21 kadar isyan noktasına götürmüştür. D oğrudur, bazı Amerikalı Kızılderili kabilel erde Türkçe ile şekil ve anlam bakımından aynı olan yaklaşık 300 kelime tespit edilmiştir. Wahan-haka n , tandır vs. gibi . Yaklaşık bu üç yüz ke­ lime elbette bir tesadü f değildir, ama bu , o kabilderin Türk kö­ kenl i olduğu anlamına gelmez. Bu konuda en ciddi çalışmayı ya­ pan Türkmen arkeolog A. Karimullin'dir. O, Türkçe il e Kızıl derili kabHelerin dilindeki üç yüz kadar kelimeyi tek tek tespit etmiş, karşılaştırmalarını yapmış, ama Rus tarihçisi Gumilev, Amerika'da Mongoloidleri n izine rastlanmadığı , buna karşılık Asya'da yapı­ lan kazılarda M. Ö. lll-ll. Binyıllara ait Sibiryalı iskeletleri ara­ sında Amerika yerlilerinin kafa tasiarına rastlandığı şeklinde bir itirazda bulunmuş ve "ih timal ki Türkler Ameri ka'ya geçmemiş, aksine Amerikalı yerliler Sibirya'ya geçmişlerdir" demiştir.22 Muh­ temelen kelime alış-verişi ve bazı adetlerin taklidi de bu sı ralarda olmuştur. Çünkü bir ulusa ait kel i m eler başka bir ulusun dilin­ deki keli m eleri n %5'ni geçmiyorsa , bu gibi d urumlar ancak e t­ nik temasların tabii bir sonucu kabul edilmelidir. 21 22

Suha Bulut, Arlıeo/ojiden Dcm i rci Kawa'ya Işılı, s. 147. G u ı nilev, Tisya(elcliye valmıg Kaspiya, s. 73.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

30

Tezatlar labirenti

Tarihte bazı şeyler vardır ki , e timalaj ik tahl illerl e , coğrafi bü­ tünlük kurallarıyla açıklanması zordur. Arap dünyasının Herodot'u kabul edilen Mesudi, hem Kuzey Afrika'nın bazı bölgelerini dolaş­ mış, hem de Horasan'a kadar gitmiştir. Eserini yaklaşık 940'larda kaleme alan Mesudi'nin anlattığı bir olayı kendi kaleminden ta­ kip edel im : "Mağrib'in Sicilınasse denilen bölgesinin ö tesindeki altın diya­ rının hikayesine gelince , burada, büyük bir nehrin ötesinde ya­ şayan halk birbirlerini görmeden alış-veriş ederler. Satıcılar bu­ raya gelerek mallarını bırakı r giderler. Daha sonra geldiklerinde ınallarının yanına üst üste diziimiş altınlar görürl er. Malın sahibi altını alırsa malı bırakır, eğer malını alır götürürse altına doku n­ maz ; şaye t mal ı nın yanına konulan altını az bulınuşsa ikisine de dokunmaz. Bu al ış-veriş şekli Mağrib'i n Sicilınasse bölgesinde ıneşhurdur. Tacirler, old ukça geniş ve bol sulu olan bu büyük nehri n sahil ine mallarını getirirler. Aynı adet Türk toprakları nı takiben Horasan'ın uç kısımlannda da vardır. Orada da halk bir­ biri ni gö rmeden, birbiriyl e konuşmadan alış-veriş ederler. Onlar da orada büyük bir nehir kenarında yaşarlar. "23 Ta tar tarihçi Hasan Ata el-Abeşl bu geleneğin başka Türk ka­ bilelerinde de mevcut olduğunu bel i rtmektedir. Hero d o t , tari­ ll i n d e Kartacal ıların gemiyl e mal l a rı n ı Libya J i manına getirip karaya indirdikten sonra tekrar gemiye dönüp sahilden uzaklaş­ tıklarını , sonra Libya'lı alıcıların gelip beğendikleri malları n ya­ nına bir miktar para bırakıp gi ttiklerini ve ertesi gün tekrar gel­ diklerini naklederek Mesudl'ni n anlattıklarını tey i t etmektedir. H Hadi Libya'nın Mağrib'e (Fas)'a yak ı n olduğu için Kartacalılar ve Libyalıl arclan kalan bu sessiz alış veriş geleneğin i n orada da yaşa­ tıld ığını var sayalı m . Ya peki Horasan tara fı na ve eliğer bazı Türk kabilelerine bu adet nereden gel d i ? Halbuki 930'larda Türkl erin M ağrib'clc hiç bulunmadıkları nı , hele hele Kartacal ılar zamanında o taraf1ara hiç gi tmedikleri n i biliyoru z . 23

Mcsud1, Mıınlc, s . 2 1 1 .

24

1 Jcrodol, lV: 1 9ô ,

s.

254.


Gİ RİŞ

31

Şimdi n e yapacağız ? H e m H e m d o t'un anlattıkları n a , h e m Mesudl'nin ve Hasan Ata ei-Abeşl'nin naki ll erine istinaden "bu adet bizde olduğuna göre , vaktiyle atalarımız Libya'da, Kartaca'da veya Fas'ta yaşıyorlardı" diyerek Arapları ve Kartacalılan Türk mü ilan edeceğiz? Yahut aynı a d e t bizde de var diye , Fasl ılar bizi Arap m ı ilan edecek yahut Ho rasan bir zamanlar Arapların yur­ duydu m u diyecekler? Dahası , Bi runl'nin Deccal 'ın çıkacağı ada olduğuna inanı ldığını beli rttiği25 Bertail adasındaki halk ta da aynı geleneğin var olduğu tarih kitaplarında anlatılmaktadır. 26 Hatta Kazvini:, bu adaya çıkan taeirierin anlattıklarına dayanarak, adada simaları Türklerin simasım andıran, kulaklan delik, saçları kadın saçı gibi uzun insanlar bulunduğun u nakletmektedirY Devam edelim. Herodo t , Gritlilerin e fsanevi kralı Minos'tan söz eder ve bu kralın yağmurlu v e fırtınalı bir havada elenizelen çıkıp geldiğini, batan gemilerin kurtul m asına yard ı m ettiğini an­ latır. Daha sonraları Mysia'da bir başka kahra mandan söz edi­ lir: Menos. Ama o d enizden değ i l , fırtı nal ı ve yağm urlu bir ha­ vada n c h i rd e n ç ı k ı p , batan gemileri k u r ta r ı r, insan lara yard ı m eder. 2R M ısır'da Mcnes adında bir kral da N il'den yağmurlu v e fır­ tın a l ı bi r havada ortaya çıkarak batan gemileri kurtarır. Halbuki Mısır'da Firavunlardan birinin adı Mencs't ir ve onun da Sümer­ lcrden Mısır'a geçen bir kolun hükümdan olduğu b i l i n mektedir. 29 G eçiyoruz ta Kırgızistan'da karşımıza Manas adlı b i r y i ğ i t çıkı­ yor. O da nchirden çıkar ve insanlara yardı m eder, batan tckne­ l e r i kurtarır. Mi nos, Men os, Menes ve Man a s . Dö r dün d e ele e fsa­ ncvi motiOer ayn ı . Peki bu e fsanevi moti Oeri kim kimelen aldı? Hadi Grit, Mysia ve Mısır nispeten birbirlerine yakın coğrafyadır d i yel i m Ya peki Kırgızistan'daki M anas nereden çıktı ? .

Daha bi tmedi . B i l d i ğ i niz gibi Kırgızistan'daki meşh ur göl ün a d ı lssı k-göl'dür. Sıcak göl veya deniz demektir. Ama Strab o n , 25

Di rüııi,

Mcı;:: i dcn

Kıılwı lar,

1 90.

Kazvi n i , Asd n ı '/ D i lcı d ,

27

Age . ,

28

Enis Ma rısur,

29

Türkan, Reha Oğuz, Türk Tarih Tezleri , Tiirl1 lcı;

s.

s.

s.

26

81.

82.

Wd/czine lwbaıu m i n 'es-scmc'i.

V4 1 5 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

32

eskielen İskenderun körfezine lssıkos Kö rfezi denildiğinden söz e t mekteclir. 3 0 Biraz tuhaf bir benzerlik değil m i ? B i r ö r n e k dah a . H erocl o t Libya da b i r şehri kuşatan kral ı n şehri bir türlü alamadığı n ı ; b u sırada sekiz-dokuz ya ş la n ndaki bir çocuğun yol gösterınesiyle şehri fethe ttiğin i anlatarak, çocu­ ğun kraldan "Bir öküz derisi kadar yer verseniz yeter" dediğini , fakat öküzün derisini soyd urup çok ince bir şekilde kıydıra r a k kilo ıne trelerce alanı kaplayan b i r araziyi aldığı n ı ve kralın ken­ disine hayran kaldığını hikaye eder. Aynı hikayeyi İpek Yol u E f­ saneleri adlı kitapta Buhara'nın kurul uş e fsanes i nd e buluyo ruz Benzeri hikaye Ta t arlar, Az e rbaycanlılar arasında da anlatılır. Ola­ yın kah ramanı kral veya kumandan deği l , çok akıllı ve z e k i kü­ ç ü k bir çocuktur. Peki Libya'da Milat öncesinde olan bir olayın hikayesi ta Buha r a ya kadar nasıl ulaştı? ,

'

.

'

Bildiğiniz gibi İsviçrei ii erin e fsanevi meşhur kah ramanı Wil­ liam Tell'cli r. Adına ro manlar yazılan, filimler çekilen, İsviçre'de heyk c lleri dikilen bu kahraman aslı nda yalnızca bir efsan e dir, ama bu efsanenin Danimarka kökenli olduğunu ileri süren U riel Fre­ udenberger, s ı rf bu yüzd e n canlı canlı yakılmı ş tı r. Çünkü hiçbir ciddi tarih k i t abında böyle bir kahramandan söz edilmez. Bildi­ ğiniz gibi William Teli , elınayı oğl u nun başına koyar ve yanına ü ç ok alır. i lk atışta isabet kaydeder. Kralın neden üç ok aldığı şekl indeki soruya ise, eğer ok oğluna isabet eders e , öbür oklarla kra l ı v u racağım söyl e r. Aynı hikaye Dan imarkah tarihçi Saxo G rammaticus tarafından Kral Harold'un muhafızlarından Palna­ to k i adlı birisiyle ilgili olarak anlatılır. O da aynı şekil d e üç ok alır, birinci okta isabet e t t i rir ve kral ın diğer okları neden aldığı sorusu n a " Çü nk ü b e n i m masumiyetim cezalandı rıl ı rken sizin zulmünüzün cezasız kalmaması için , hedefi ni ıskalayan ilk okun öcünü diğerleri ile alac a k tım" olur. Saxo'nun na k lettiği bu hikaye 950 yı l ında geçmektedir. Ama aynı h ikaye yalııızca Danimarka'da değil , İngiltere , N o rveç , Finland iya , Rusya ve İran'da da anla tı­ lır. Hindistan ve Mısır e fsanelerinde de benzeri hikayeler va rdır 3 1 30

Straboıı, Cwgrafilw , 26<1, 270, 276.

J o h n fiskc, M i t l e r

ve

/VI it. leri Yapanla r, s. ı 5 - 1 8 .


GİRİŞ

33

Sadece birinde çocuğun başındaki elma , diğerinde Hindistan ce­ vizi, öbüründe hurmaya dönüşmektedir. Hatta aynı Fiske , eseri­ nin bir sonraki sayfasında Dr. Dasent'in benzeri hikayeleri Türk­ ler ve M oğollarda gözlemlediğini belirttikten sonra , William Tell adını hiç duymamış , hakkında hiçbir şey okumamış vahşi Samo­ yedierin de nişancılanndan biri hakkında anlattıkları benzeri bir efsaneden söz etmektedir. Dahası , Feridüddin Auar'ın Farsça bir şiirinde çok sevdiği uşağının başındaki elmayı vuran prensin öy­ küsünü okuruz .32 Bilindiği gibi Anadolu'da hala yaşatılan bir "yağmur gel in " ge­ leneği vardır. Özellikle kurak geçen ilkbaharda küçük bir kız ço­ cuğu veya bir genç kız başı üzerine bir kalbur koyarak kapı kapı dolaşır, her evin önünde dans eder ve ev sahipleri kalbur üze­ rinden su clöker; ekmek verir. Aynı gelenek Kaşkayi Türklerinde "köse gel in" , 33 Hazara Türklerinele "kepçe gelin"34 ; Harezm'de "su ha tın" , Afşar Türklerinde "çömçö gelin" 35 adıyla yaşatılmaktaclır. Birinde "Köse gelin ne isterilanndan yağış ister" , diğeri nde "çömçö gel i n ne ister/tanrıdan yağış ister " ) gibi ortak sözler yer alır. Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar m o tif ve içerik olarak aynı olmanın dışında , yağmur yağması temennisiyl e söylenen sözle­ rin de aynıl ığına bakarak bunun yalnızca Türklere özgü bir gele­ nek olduğu düşünülebil ir. Halbuki benzeri gelenek, Güneydoğu Avrupa'da çeşi tli halkların uyguladığı yağm ur yağdırma usulünde kendini göstermektedir. Kuraklık zamanında Servianlar bir gen ç kızı sayarlar, başı ndan ayağına kadar, yüzü bile gizlenecek şe­ kilde , ot, yeşillik ve çiçeklerlerle örterler. Böylece kılık değiştiren kıza Dodola denir; bir grup genç kızla birlikte köyün içinde do­ laşır. H er evin önünde dururlar, Dodola dans eder, öteki kızlarla onun etrafı nı çevirerek Dodola şarkılanndan birini söylerler, evin kadını da kızın başı ndan aşağı b i r kova su döker. Sonra yağmur s.

1 9.

32

Age . ,

33

Yaşar Kalafat, Tiirh Halh İnaııçları , l l/3 2 .

34

Age . , 1/50.

35

Age . ,

JV28.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

34

ve suyla ilgili şarkısını okur. (Anlam itibariyl e bizdekilerle aynı değilse de, yağmur yağması temennisi vardır. ) "Buna benzer bir töre Yunanlılar, Bulgarlar ve Romanyalılarda da görülmektedir. 36 Demek ki, yalnızca Türklere özgü olduğunu sandığımız gelenek, hemen hemen aynı mo tif1erle başka halklarda da varmış. P eki bu tezatlar labirentinden nasıl çıkacağız ? Bu hikaye ve efsaneleri kim kimden aldı? Bunlar tesadüfi benzerli kler midir, yoksa etnik temaslarla, ticari ilişkilerle , kervanların gelip gidi­ ş iyle oradan o raya yayılan h ikayeler m i d i r ? G erçek m i di r, e f­ sane midir? Bir e fsanenin , bir kahramanın veya büyük bir bilim adamı nın kendi halkına ait olmasını kim istemez ki? Kısa bir anı m ı aniatmama izin verin. Bu satırların yazarına 1 994 yılında Özbekistan'ın en büyük ödülü olan N evai ödülü veri l d i . Türkiye'de Atatürk ö d ü l ü ne ise, Özbekistan'da da N evai ödülü odur. Bana verilmesinin sebebi, Özbek klasiklerini Türkiye Türk­ çesine aktanp yayınlamamdı. Brövenin üzerinde "Özbek kültürünü yabancı ülkelerde tanıtma faaliyetlerinden dolayı . . " diye yazılmış. Halbuki aynı sıralarda bir Türk akademisyen Özbekistan'da Ali­ şir N evai'yle ilgili doktora çalışmasını tamamlamıştı. Ödül onun hakkıydı , fakat Özbek aydınları "0, bizim N evai'mizi Uygur gös­ termiş ! " diyerek hakkı olan ödülü ona verdirmecliler. Tarihen sa­ b i ttir ki Alişi r N evai Uygur asıllıdır; ama Özbekl er ona bi le ta­ hammül eclemediler. Tekrar kon u ınuza dönel i m . Soy m i tleri genell i kle çeşitli söy­ lence tabakalarını ve bileşenlerini açığa vunır. Mekansal ve ge­ çici kökenlere , göçe, atalara , aynı kök ve soydan ol maya , şanlı geçmişe, düşüş, sürgün ve yeniden doğuşa ait mi tler vardır; an­ cak daha sonraları bu dağınık mit moti fl eri kökenler ve soyla il­ gili ineelikle işlenm iş bir mi loloj i oluşturmak için bir araya geti­ ril ir. Anthony Smith'in görüşü böyle ve aynı yazar bu işi modern çağda milliyetçi entelektüellerin yaptığını ileri sürmektedir. 37 Diğer 36 37

]. Frazer, Alt ında!, V1 6- 1 7. Sm ith, Etnilı Kölıen,

s.

49.


GİRİŞ

35

yandan tarihi geçmişi olduğunu ileri süren topluluklar, paylaşılan bir etnik hafıza üzerine kurulmamışsa, o etni önünde sonunda inkiraza mahkumdur. N o rmal şartlarda Kürd teorisyenlerin ileri sürelükleri tarihi kayıtların veya kendini kökleştirme iddialarının içini doldurmak için inandırıcı tarih! versiyonlar ortaya koyma­ ları beklenirdi. Fakat o nlar sahiplendikleri halkların tarihini ne­ redeyse birer paragra Oa geçiştirmeye ve millet veya devle t tarihi yerine "vatan tarihi" hikayeleri aniatmayı tercih e tm ektedirler. 38 Çünkü i ddialarının içini doldurmaya kalktıklarında şimdikinden daha da zor duruma düşeceklerinin farkındadırlar. Minorsky ve NikiLin dahi bu konuda havlu atıp geri çekilmişlerdir. Çünkü ileri sürülen mesnetsiz görüşler, ciddi bir tenkit karşısında hemen se­ raba dönüşmektedir. Millet tarihi yazamazlar, çünkü ortada be­ lirlenmiş nonnlara sahip bir mill et yok. Devlet tarihi yazamazlar, çünkü tarihte Kürd devl e ti diye bilinen bir devlet yok. Salahad­ din Eyyubl'yi Kürd , kurduğu devleti de Kürd devle ti kabul e tsek bile - ki kendilerinin iddiası böyledir, - o zaman da bizim "gidin devletinizi Mısır'da ikame edin" deme hakkımız doğacaktır. Kaldı ki bir devletin başın da bulunan hükümdarın veya günümüz tabi­ riyle başbakanın etnik mensubiyetine göre söz konusu devleti o e tnik grubun devleti kabul edecek olursak, geçmişte Bizans'ı iki dönem Ermeni , bir dönem Hazar, bir dönem Rus devleti kabul etmek gerekir. Keza bugün Özbekistan'ın başında bulunan islam Kerimov Tacik asıll ı olduğu için bu devleti de Tacik devleti ola­ rak kabu l e tmek lazım gelir. Yahut Tayyib Erdoğan Gürcü asıllı olduğu için Tü rkiye Cumhuriyeti'ni Gürcü devleti m i kabul e t­ meliyiz ? Kürellerin içinde yaşadıkları coğrafyada dini ön plana çıkararak ayrışmaya çalışmaları zaten başlı başına bir çıkmaz so­ kaktı r. Çünkü çevrelerindeki halkları n tamam ı onlar gibi Müslü­ mandır. Hatta Zerdüşt'ün Kürellerin peygamberi , eski dinlerinin Zerdüştizm olduğunu savunarak, ata dinine dönme eğilimleri de Küreller arasında yavaş yavaş belirmektedir. Zerdüşt üzerinde ay­ rıca du rulacaktır. Dilin etnik işare t olmadığı n ı , bir etninin kim­ liğini belirlemede ancak bir yan unsur olarak kullanı l abileceğini 38

Alıdulhalık Çay,

Her Yönüyle Kii rl Dosyas ı .


36

KÜRDOLOJİ YALANLARI

daha önce belirtmiştik. Kürdlerin Birleşik Devletler'deki siyah nü­ fusun yaptığı gibi , kendilerini deri rengiyle ayrıştırma şansları da mevcut değil. Çünkü Yakın Şark'taki Kürdlerin çevrelerindeki in­ sanlardan bariz şekilde ayrılmalarına imkan sağlayacak farklı bir renkleri , tek tip veya komşularından kesin çizgilerle ayrılan ant­ ropoloj ik tipleri de mevcu t değil. Bu durumda siyasi Kürdçülerin önünde yalnızca "va tan tarihi " savunması kalmaktadır. Doğrudur, bir etni dağıldığı ve anayur­ dunu kaybettiği zaman etni olmaktan çıkmaz . E tnisite m itlere , belleğe , değerlere ve sembollere ilişkin bir meseledir; siyasi ikti­ darla veya maddi m ülkiyerle ilgili değildir, ama bu ikisinin ger­ çekleşmesi için de bir coğrafyaya ihtiyaç vardır. Ancak, bir coğ­ rafya parçasının anavatan olması için hem o e tninin o coğrafyayla özdeş olması , hem de tanınması gerekir. Kürdoloj i iddialarını tek tek ele alırken bu konu üzerinde detaylı olarak durulacaktır. G ü n ümüzde Kürd teorisyenler bir soykü tük restorasyonu ve kültürel yenilenme faaliyeti içindedirler. Bunu yaparken de ken­ dileriyle aynı bölgede yaşayan Arap, Süryani ve Zazaları yutup kendileştirme faaliyetlerini de ihmal etmemektedirler. Güneydoğu bölgesinden tanıdığım bazı Araplar, Kürdler tarafından Arapça ko nuşmamaları konusunda yoğun bir baskı uygulandığını belir­ tiyorlar. Süryanilerin büyük çoğunluğu Kürd baskıları yüzünden Avrupa'ya muhaceret etmiştir. Zazaları ise öteden beri kendile­ rinden saymaktadırlar, ama bir Zaza ile bir Kür? 'ün kendi dille­ rinde konuşarak anlaşmaları m ümkün değildir. Ü ç beş yıl önce İstanbul'da açılan Kürdçe kurslarına katılan bir Türk gencin an­ lattıkları ibretle dinlenilmelidir. Anlatlığına göre kursa sadece beş öğrenci iştirak etmiş. Biri Türk, ikisi Kürd ve ikisi Zaza imiş. Zaza gençler, " N eden Zazaca öğre tmiyorsunuz, biz buraya Zazaca öğ­ renmek için geldik" demiş, Kürd öğretmen "Van yoğu bir m ilyon insansınız , bir de size devle t kurmakla mı uğraşacağız" cevabını verince Zaza gençler kursu terk edip gi tmişler. Küreller sürekl i Türkleri red ve i nkarcıl ıkla suçlamaktadırlar; ama kendileri de bölgedeki diğer azınlıklara daha be terini yapmaktad ırlar.


GİRİŞ

37

Kültürel ve Etnik Restorasyon

Kültür restorasyonu için, o halkın geçmişte atalarından teva­ rüs e ttiği ve belleğinde sakladığı kültür u nsurlarının olması ge­ rekir. Örneğin eğer bir halkın vatanı yabancılar tarafından işgal edilmişse ve işgalciler kendi kültürlerini empoze e tmek için baskı uyguluyorlarsa, işgal altındaki halk özgürlüğüne kavuşuncaya ka­ dar sessiz kalsa da , bağımsızlığına kavuştuğu günden itibaren ata­ larından tevarüs ettiği kültürü yenilemekte zorlanmaz . Bir örnek vermek gerekirse, Mısır'ın yaklaşık 2 asır Asyalı Hyksosların ha­ kimiyetinde kalmasından sonra, on sekizinci hanecianın yöneti­ minde eski kültürünü hızlı bir şekilde restore ettiği tarihen sabittir. Çünkü Mısırlıların Hyksos istilasından önce gerçekten kendilerine özgü bir kültürleri ve tarihi mirası vard ı . Mesela Mısır'ın kültürel etkisi Filistin ve Suriye'ye doğru tekrar yayıldı ; başkent, Tebes'e tekrar götürüldü; Amon-Ra'ya tapınmak için yeni bir merkez, ya­ kındaki Karnak'a inşa edildi vs. 39 Milattan önce lll. Binyılın baş­ larında Sümer'de Gutilere karşı Uruk öncülüğünde mahalli bir direniş, arkasından Yeni Sümer kül türel yenilenme hareketi ya­ şandı. Bu hareket Üçüncü Ur hanedam döneminde bir Pan-Sümer rönesansına dönüştü . Arkasından ticaret yeniden canlandı; eski kanallar o narıld ı , yeni kanallar açıldı ve Sümer hanedanının ih­ tişamını sergileyen zigguratlar inşa edildi. Gu tiler vahşi dağlı is­ tilacılar olduğuna göre Sümerlerin gerçekl eştirdikleri rönesans mymesis ( taklit) yoluyla değil , atalarından tevarüs e ttikleri kül­ tür mirası ve e tnik bellekle mümkün olmuştur. Bir milletin tarihinde bir-iki asırlık esaret çok uzun bir süre değildir. Ama 2500 yıllık bir fasıla çok, hem de haddinden fazla çok uzun bir zaman dilimidir. Çünkü iki asır içinde sağlam kül­ türel temellerden gelen bir halk, belleğinin ve geleneklerinin bir kısmını kaybetse bile , önemli bir kısmını muhafaza eder. 2500 yıllık bir fasılacia ise geriye a talardan tomnlara intikal eden hiç­ bir şey kalmaz. U ç etnik gruplar, her ne kadar kendilerini geç-

39

Smith, Etni/1 Kölwı,

s.

83.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

38

mişteki birkaç ataya bağlasalar bil e , e tnik bellekleri olmadığı için , mymesis yani takli t yoluyla etnik temasta bulundukları halklar­ dan ödünç aldıkları sanatı, mimariyi , kültürü , mutfağı vs.yi ken­ dileştirirler. Başka bir şansları da yoktur. Kültür restorasyonu konusunda dünyanın e n şanssız etnik topluluklarından biri Kürdlerdir. Çü nkü başkalarına " Kü rdlere ait olarak" takdim etmek istedikleri şeylerin neredeyse tamamı başka halklara aittir. Nergize Tari'nin " Kürdler'de Sanat" adlı ese­ rinde Hurriler, Mitanniler, Kassi tler, U rartular, Mannailer, Medler peşinen Kürd olarak ilan edilmekte , bu topluluklara ait arkeola­ j ik buluntular da Kürd sanatı olarak sunulmaktadır.40 M . Ö . V I I . Yüzyılda bölgeye hakim olan İsk i t Türk gruplarının bölge sana­ tındaki etkisi dikkate alınmadan sıralanan bir takım sanat eserle­ rinde görülen figür, tamga , yapım tekniği vb. hususlardaki Türk sanatının - yazarca biJinınediği için , - örnekleri bizzat eserin ya­ zarım yalanlamaktadır. Yazar, Türklerdeki koç m otifinin İskit­ lerce bölgeye getirildiğinden haberi olmadığı için , bunları peşi­ nen Hurrilere, Mitannilere maletmektedir.41 Kaldı ki Hurrilerin ve M i tannilerin Kürdleri n ataları ol duğu konusunda hiçbir delil su­ nulamamıştır. N ikiti n , Türklere ait yemekleri ve yemek adlarını Kürdlere malederek bir Kürd kül tür ü oluşturmaya çalışmaktadır.42 Halbuki bugün dünyanın en zengin üç mutfağı ndan biri sayılan Türk mutfağının dahi en az yarıdan fazlası değişik halkların m u t­ faklarından alınmıştır ve bugün bunların çoğunun orij i n i tespit etmek hayli zordur. Örneğin bugün bizim " Kayseri mantısı" de­ diğimiz yemeğin Türkmen , Özbek, Uygur vd. Türk halklannda aynı şekilde olması bu yemeğe bir Türk damgası vurmamız için yeterlidir. Yalnızca yemeğin adı Özbeklerde "çücvere" , Uygu rlarda "çöçire"dir. Ama yaklaşık on yılımı geçirdiğim Orta Asya'da hiçbir Türk halkında kuru fasulye ve bulgur pilavını göremedim . Eğer bu iki yemek Türk mu tfağına özgü bir şey olmuş olsaydı, diğer 40

Çay, Kiirt Dosyası,

41

Age . , ll l .

42

Age . , s . 236-237.

s.

210.


G İ RİŞ

39

Türk halklarında da bilinmesi lazımdı . Hatta evime davet etti­ ğim bir Özbek yazar, "buğday yetiştiriyoruz da, şu yemeği nasıl keşfedemedik" diyerek hem bulgu r pilavını beğendiği ni , hem de taaccübünü i fade etmişti . Kaldı ki bizim Kayseri mantısı dediği­ miz yemek bugün Ruslarda dahi vardır, ama onların bunu Orta Asya'yı istila e t tikten sonra öğrendikleri düşünülebilir. Sadece adını değiştirip "pilmen i " yapmışlar. Bugün Fransız ve Çin mut­ fağı da Türk mutfağı gibi derlemedir. Sadece Fransız mutfağında Batı, Çin mutfağında Uzak Doğu etkisi hakim dir. Ama pastırma­ nın mucidinin Türkl er olduğuna dair kesin sayılabilecek tarihi veriler m ev cu tt ur. Özbekistan'da pastırınayı yalnızca Ermeniler yapıyo rlardı . Fakat galiba bu işi taklit yol uyla yaptıkları için ha­ zırladıkları pastırmada bir gram yağ yoktur ve üzerindeki çemene çemen demek için bin şahit gerekir. Kısacası tatsız tuzsuz bir şey. Özbekistan'da çemen olmadığı için bir defasında pastırma satın aldığı m Ermeni'ye çemeni nereden aldıklarını sordu m , " Malze­ mesini Türkiye'den getiriyoruz" cevabını verdi . Üstelik Ermeniler de çemene çemen, pastırmaya pastırma diyorlard ı . Yani her iki­ sin i n adını da Türkçeden almışlar. Yoğurdun Türkler tarafından icat e d ildiği ve Batı dillerine dahi bu isimle girdiği bilinen şey­ lerdendir. Yani bir mutfak unsurunun şu veya bu halkın buluşu olabilmesi için, başka milletiere o adla geçmesi gerektiği düşü­ nülebilir. İ talyanlara özgü pizzanın ve makarnanın pek çok halka bu isimle geçmiş olması gib i . Türk mutfağına özgü olan yemek­ ler için daha pek çok örnek verilebilir, ama bu basit muhayyile ve deneme ürünlerinin pek de övünölecek şeyler olduğu kana­ atinde d eğilim . Yani b ugün bir Kürd daha düne kadar adı Tatar böreği olan "Kürd böreği"yle, bir Türk pastırmasıyla övünse ne olur, öv ü nmese ne olur? Pastırmayı , yoğurdu biz icat ettik diye, dünya halkları bize "Allah sizden razı olsun mu" diyecek veya başı mız göğe mi erişecek? Ölenin arkasından konuşmak doğru değildir, ama Kürd teo­ risyenleri arasında beni en çok güldüreni Cemşid Bender olmuş­ tur. M o dern savaş aletleri , komünikasyon cihazları ve elektro-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

40

nik eşyalar dışında aşağı yukarı hayatımızın bir parçası olan ne varsa hepsini Kürellerin a talanna , dolayısıyla Kürdlere icat etti­ rir ve kendisi de buna ciddi ciddi inanır. Ö rneğin ona göre tuzu dahi ilk defa Kürellerin atalan icat e tmiştir. Sonraki sayfalarda onun üzerinde daha detaylı du rulacaktır. Timur'un tarunu Mirza Uluğbey " Tört U lus Tarihi'' adlı eserinde, bir defasında çok eski zamanlarda Türk padişahının (Yafes oğlu Türkhan'ın) ava çıktı­ ğını, avlaclıklan hayvanları pişirip yerken bir parça etin padişahı n elinelen bir kaya üzerine düştüğünü , onu yerelen alıp yed iğinde ta­ clının birden değişmiş olduğunu fark ettiğini ve tuzun bu şekilele tesadüfen keşfedildiği ni anlatır. Ama ne tarih verir, ne de olayın n erede geçtiği ni belirtir.43 Yani tamamen efsanevl bir rivaye t. Bu duru mda Cemşid Bender'e göre Kürellerin ataları , Uluğbey'e göre eski bir Türk padişahı tuzun ilk mucididir. Peki yaklaşık on dört bin yıllık bir tarihi olan Amerikalı Mayalar binlerce yıl boyunca tuzsuz mu yaşadılar? Avrupa'daki , Afrika'daki halklar tuzu gelip Orta Asya'dan veya Zagros dağlarından mı götürüyorlardı? Böyle saçma şeylerle uğraşmak ve övünmek biz şarklılara mahsus bir haslet olsa gerek ! Kültürel ve e tnik res torasyon, diğer bir d eyişle e tnisizm te­ melde savunmaya dayalıdır. Dış tehdit ve bölünmelere karşı ve­ rilen cevaptır. Fakat bu dış tehdidi oluşturan ve askeri istilaları gerçekleştiren düşmanın kül tür ve uygarlık seviyesi de önemli­ dir. Bir halk kültür ve uygarlık açısından kendisinden daha ile­ riele olan bir düşman tarafından istila edildiği zaman, ona karşı fazla clirenemez ve belli bir süre sonra kendi içinde e tnisizmi sa­ vunan· ve istilacılarla kaynaşmayı arzulayanlar olarak ikiye bölü­ nür. Makeelon-Grek ordularının iran'ı istilası , i ranlılann kendi aralannda bölünmelere yol açmadı. Çünkü Makeelonlar kültür ve uygarlık açısından Perslerden daha ileride değillerd i . Ama Part­ ların ana unsurunu Saka kabileleri oluşturduğu için, E flatun' u , Eurepidus'un traj edilerini çok sevmişlercli.44 Çünkü Grek medeni43

M irza Uluğbey, Tört Ulııs Taıihi,

44

Gumilev, Eslıi Tiirlller,

s.

1 59 .

s.

37.


G İRİŞ

41

yeti onlarda b i r hayranlık uyandırıyord u ; hatta Suriyeliler v e Mı­ sırlılar için dahi G rek medeniyeti yeni u fuklar açabiliyordu; ama Persler için fazla bir şey i fade etmiyordu . Bu yüzdendir ki, Part­ ların yıkılıp Sasanl devletinin kurulmasıyla birl ikte hızlı bir etnik ve kül türel restorasyon başlatıldı. Devletin sınırları doğuda Beh­ rud yani Amu-derya'ya , batıda Fırat ve Mezopotamya , kuzeyde Derben t'e kadar Kafkasların bir kısmına yayıldı . Bu etnik ve kül­ türel restorasyon, Sasanileri Arap istilasına kadar ayakta tu ttu . Halbuki Moğolların Çin'i istilası , Çiniilerde kültürel ve etnik res­ torasyona yol açmadı. Çünkü Moğollar yalnızca istilacı ve sömü­ rücüydüler. Çiniileri kültür ve uygarlık yönünden etkileyebilecek hiçbir şeye sahip değillerd i . Çinliler itaat ettikleri ve vergilerini ödedikleri sürece, Moğollar için hiçbir p roblem yoktu. Sonuçta Çin'deki Moğol devleti yıkıldığırıda Çinliler bir etnik ve kültürel restorasyona i htiyaç dahi duymadılar. Çünkü Moğollar Çiniileri değil , Çinliler Moğolları e tkilemişlerdi ve Kubilay'ın sarayının bahçesine çöl b i tkilerini diktirerek yalnızca kendi özlemini tat­ min e tmesi bu e tkilenmeyi durdurmaya yetmemişti. Romalılarm Mısır'ı istilası, Mısırl ılarda askeri bir etnisizme yol açmadı ; fa kat Romalılarla Mısırlılar arasmda bir kaynaşma da olmad ı . Çünkü kültür ve uygarlık açısmdan birbirlerine verecek fazla bir şeyleri yoktu ; o yüzden yalnızca aynı toprakları belli bir süre paylaşmış oldular. Ayrıca Romalı ruhuyla Mısırlı ruhunun da ortak yönleri yoktu . Davranış kahplan dahi farkl ıydı. Gerçi Arapların istilası da Mısır'da asker! bir e tnisizm e yol açmadı , ama aynı coğrafya­ nın i nsanları olmaları sebebiyl e bir kaynaşma gerçekleşti . Sonuçta Mısırlılar fazla direnmeden hem dillerini ve dinlerini değiştirdiler, hem de Araplaştılar. Yalnızca küçük bir e tnik grup yani Kı ptıler dinlerini muhafaza ettiler. Çünkü Mısır iklim ve coğrafi yapı iti­ bariyle İran ve Anadolu'nun dağlık bölgelerine benzemediği için , KıptYler Araplarla sürekli e tnik temas halindeydiler. Eğer Araplar Mısır'ı fethettiklerinde Müslüman olmamış olsalard ı , bugün KıptY adına ancak eski tarih ki taplarında rastlardık ve "Ben Kı ptfyi m" diyen bir tek kişi kalmazd ı . Çünkü İslam d i ni fetbedilen ülkeler­ deki halkiara zımml gözüyle baktığı için, vergilerini ödediği sü-


42

KÜRDOLOJİ YALANLARI

rece Arapların onları Araplaştırmak için yapabilecekleri bir şey yoktu. Hazar Hakanlığı Ruslar tarafından yıkıldıktan sonra , Ha­ zarlann bir kısmı yurtlarında kalarak daha sonra oluşan e tnilerle kaynaştılar; çok az bir kısmı, özellikle de Yahudi kılıkiılan Yogaylo tarafından Polanya'ya götürüldü ( fakat o nların zaten Hazarlarla bir ilgisi yoktu ) , diğerleri ise Rusya'nın çeşitli yerlerine dağılarak dini baskıdan dolayı "brodnik" [ Kossak ] dediğimiz topluluklara katıldılar, bir kısmı da ta Krosnayar'a kadar uzanan alana saçı­ larak tarihten sil indiler. Bugün yeryüzünde Hazarların torunlan olduğu iddia eden hiç kimse yoktur. Üstelik de aradan yalnızca bin yıl geçmesine rağmen. Devletleri ni kaybedip sürgün hayatı yaşarnalarına rağmen yüzlerce yıl boyunca dinini, dilini, dini ri­ tüellerini, gelenek ve göreneklerini sıkı sıkıya koruyan tek top­ luluk belki de Yahudilerdir. Ama Yahudiler bunu sahip oldukları ku tsal kitaba ve yazılı literatüre borçludurlar. İçinde bulunduk­ ları her toplumda kseniya45 halinde yaşarnalarına rağmen, asimi­ lasyona karşı eşi emsali görül memiş bir direniş sergilemişler; fa­ kat Doğu Avrupa'da ghe uolar oluş turmaları , özellikl e Polonya ve Rusya'daki katliamlar sırasında ne büyük bir hataya düştük­ lerini ispat etmiştir. Yahudilerin sergiledikleri örnek, kültürel ve demografik süksesyonun en iyi örneklerindendir. Kürdlere gelince; genellikle dağlık, ulaşımı ve iletişimi zor yer­ lerde yaşayan dağlı bir topluluk o lduğu için , e tnik temasın yete­ rince sağlanmaması sebebiyle bir asimilasyon söz konusu olmamış­ tır. Bugün bazı Kürd teorisyenleri yüzlerce yıl boyunca Türklerin, Arapların ve Acemlerin kendilerini asimile edemediklerini söy­ lüyorlarsa da , bu doğru değildir. Çünkü onları asimilasyondan kurtaran şey, dilleri , örf adetleri veya etnik farklılıkları değil , ya­ şadıkları coğrafyanın sağladığı koruma olmuştur. Düz ovada ya­ şayanları zaman içinde asimile olmuş, ama dağlarda , Türklerin, Arapların ve Acemlerin pek yolunun düşmediği sapa yerlerde ya­ şayanlar kimliklerini muhafaza etmişlerdir; ancak bu kimliğin id45

Kseniya (Xenia) - Yunanca henos/misafir. jeoloj ide ksenolis, bir kayaya yapı­ şan, fakat onunla bütünleşmeyen yahut hibrit şeklinde temasta bulunan başka bir kaya parçası demektir. (Gumilev, Etnogenez, s. 1 83).


GİRİŞ

43

dia edildiği gibi Milat öncesinde yaşayan halklarla ilgisi yoktur. Onlar, sadece e tnik temas noktasında oluşmuş karma bir toplu­ luk ve bir kimera46 idiler. Fakat Türkiye'nin batı şehirlerine göç eden Kürdlerle asimilasyon belirtileri yavaş yavaş kendini göster­ mektedir. Asimilasyon dediğimiz şey öyle on beş yirmi yılda ta­ mamlanan bir süreç değildir. Bir e tnik topluluğun başka bir e t­ nik topluluğa imtisali için üç kuşak veya yaklaşık yetmiş seksen yıl gereklidir. Birinci kuşakta etnik hafıza , örf ve gelenekler sıkı sıkıya korunur; ikinci kuşakta kırılma noktasının zirvesine ula­ şır ve üçüncü kuşak tamamlanırken maziden geriye hemen he­ men hiçbir şey kalmaz . Hele hele taraflar aynı dindense ve ev­ lilik ilişkileri varsa, bu süreç daha hızlı bir şekilde tamamlanır. Türkiye'deki Ermenilerin asimile olmamasının sebebi ise, Ermeni diyasporasının Türk-Ermeni düşmanlığını sürekli canlı tutması, tarihi bir çatışmayı gündemden düşürmemesi kadar, dinlerinin farklı oluşu , evlilik olaylannın olmaması ve kutsal mekanların (ibade thaneler dahil) birbirinden farklılığıdır. Kürdlerin tarihi kaderinin ne olacağını önümüzdeki yıllarda hep beraber göreceğiz . Ama çevresi dört bir yandan düşmanlada çevrili (Suriye, Irak , İran ve Türkiye) bir halkın kendi bağımsız devletini kursa bile , düşmanları hayat hakkı tanımak istemediği sürece, ayakta kalması ve yaşaması çok zordur. Örneğin günü­ müzde Rusya'nın sınırlan içinde kalan Tataristan, bağımsız dev­ let haline gelse bile, Rusya izin vermediği sürece dış dünya ile irtibatını tamamıyla kaybeder. Çünkü kara v e hava yoluyla dış dünya ile irtibat kurmaları mümkün olmayacak; i thalat ve ihra­ cat yapamayacak; kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir kseniyaya dönüşecektir ki , böyle bir durumda Tatarlar kendi aralannda bö­ lünüp, tekrar Rusya'yla birleşrnek isteyenler ve istemeyenler ola­ rak birbirleriyle savaşmaya başlayacaktır. Fevkalade bir değişik­ lik olmazsa Kürdleri bekleyen akıbet de budur.

46

Ki mera ( Chimaera) - Aslan kafalı, keçi vücudu ve ejderha kuyrukları olan mi­ tolojik bir hayvan. Etnoloj ide ise farklı etnosların inorganik kombinasyonu an­ lamındadır. (Gumilev, aynı yerde) .


I I . KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLiGiNE

KISA BİR BAKl Ş

Ömrümün ç o k uzunca b i r bölümü tarihle geçti, fakat tarihle­ rini incelediğim halklar arasında Kürdler kadar etnik mensubi­ yeti tartışmalı bir topluluk ne gördüm , n e duydum . Gerçekten kimdir b u Kürdler? D ışarıdan gözlemcilerin v e araş­ tırmacıların görüşleri birbirini tutmadığı gibi, bizzat Kürdlerin de bu konuda hemfikir ol madıkları bir vakıa . Çünkü Medleri a taları olarak ilan edinceye kadar tam on dört ve Mehmed Emin Zeki Bey'ye göre yirmi ata ı değiştirmeleri de bunu gösterir. Kimine göre Türk'ün dağlısı , kimine gö re Ace m , kimine göre Arap , kimi ne göre cinlerin, şeytanların nesli , kimine göre tarih boyunca Anadolu , Mezopotamya ve İran'da yaşamış tüm halk­ ların torunlarının oluşturduğu bir halita , kimine göre Acemler, Araplar ve Türklerin e tnik temas noktasında oluşmuş bir uç top­ lum .. olan ve henüz bir millet vasfı kazanamam ış bulunan bu etnik topluluk kimdir? Kürdlerin kimliği konusundaki görüşleri sıralayacak olursak, bunu ü ç grupta ele almak gerekir. A) islam öncesi ve o rtaçağ kaynaklarında Kürdler; B) XIX. Yüzyıl sonları-XX. Yüzyıl ortalarına kadar yerli ve ya­ bancı tarihçileri n gözüyle Kürdler; C) XX. Yüzyıl sonları-XX! . Yüzyıl başlarında siyasi Kürdcü­ lerin bakışları . l

A. Rıza Özdemir, Kürtler ve Türhlüll, s. 3 7 .


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

45

Esasen a v e b maddeleri üzerirıde fazla durmayacağız. Çünkü islam öncesi ve ortaçağ kaynaklannda Kürdlerle ilgili rivayetlerin çoğu kulaktan duyma , abartılı, efsanevi v e yan efsanevi bilgiler­ dir ki , konumuz Kürdoloj i yalanları olduğu için , o kaynaklardaki doğru veya yanlış bilgiler bizi fazla ilgilendirmiyor. İkinci şıktaki görüşler üzerinde de çok de taylı durmayacağı z . Çünkü bunların özellikle büyük kısmı Rus v e Batılı bilim adamlannın kanaatleri, görüşleri v e yaptıkları araştırmalar neticesinde ulaştıkları sonuç­ lardır. Doğru olanlarının yanı sıra, tarafgir olanları da olduğu için, belli bir dönem siyasi Kürdcüler tarafından da kullanılmış ; fakat daha sonralan o kaynaklara atıfta bulunma işi birden kesilmiştir. Üçüncü şık ise zaten baştan sonra kitabın konusudur. A İS LAM ÖN CESi VE ORTAÇAG KAYNAKLARINDA KÜRDLER -

Bu döneme ait kaynaklarda Kürdler hakkındaki görüş ve ri­ vayetleri aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

1. Kürdler, Amr b . Sasaa'nın soyundan gelen Araplardır (Ku­ zey Arapları) ; 2 . Kürdler, Rebia b . N izar b . Maad b . Adnan'ın soyundan ge­ len Araplardır (Kuzey Arapları) ; 3 . Kürdler, Mudar b . N izar b . Maad b . Adnan'ın soyundan ge­ len Araplardır (Kuzey Arapları ) ; 4 . Kürdler, Kürd b . Mard b . Sasaa b . Hevazin soyundan gelen Araplardır (Yani Kays b . Aylan b . Mudar b . N izar b . Adnan'dan inmedirler) (Kuzey Arapları) ; 5 . Kürdler, Hümeyn b . Züheyr b . El-Haris b . Esed b . Abdu'l Uza b. Kusay'ın evlatlannın soyundandır (yani asıllan Kureyş'e varıp dayanır - Kuzey Arapları) ; 6 . Kürdler, Amr v e Müzeyka soyundand ırlar ( G üney Arap­ lan- Yemen) ; 7 . Kürdler, Persler arasında yaşayan Araplardır. Sanırım bu gö­ rüş , Taberi'de geçen saçma sapan bir rivayetten kaynaklan ınakta-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

46

dır. Bilindiği N emrud2 Zamis İbrahi m peygamberi a teşe a ttırmış , fakat Allah'ı n emriyle a teş bir gül bahçesine dönüşerek onu yak­ mamıştır. Kur'an'da geçen (Enbiya, 68) bir aye t bu olayla bağlan­ tılıdır. İşte Taberi meşhur eserinde bu olaya ilişkin o l a rak şöyle bir rivayet nakleder: Bize İbni Humeyd söyledi, ona ve arkadaşlarına Seleme , ona da Muhammed b . İshak söylemiş; o Hasan bin Dinar'dan o da Leys b. Ebi Süleym yoluyla Mücahid'den şunu rivayet eder: Ben bu ayeti Abdullah b . Ö mer'e okuduğum vakit, o benden : 'İbrahim'i n a teşte yakılmasın ı kim tavsiye e tmiştir, biliyor musu n ? ' diye s o r d u . Ben 'bilmiyorum' dediğimde , 'Farslı göçebe Araplardan biri' d iye ce­ vap verdi. Ben: 'Ya Ebü Abdurrahman ! Farsların göçebe Arapları var mı?' diye sorduğumda, o 'Evet vardır. Kürdler Farsların gö­ çebe Araplarıdır, o nlardan biri N e mrud'a İbrahim'in a t e ş t e yakıl­ masını tavsiye etmiştir' cevabını verdi . 3 Yine aynı yerde başka bir rivayet anlatılır: Bana Yakub söyledi, ona ve arkadaşların a Leys'ten naklen İbn Uleyye söylemiş, o, Mücahid'in " Onu ateşt e yakınız, ilahlarımza yardımda bulununuz" ayetini açıklarke n , ' N emrud'a İbrahim'in a teşte yakılmasını Fars göçebe Araplarından biri yani bir Kürd tavsiye etmiş tir' diye söylemiş olduğunu rivaye t e der. Bize Kasım söyledi , ona ve arkadaşlarına Hüseyi n , o n a da Hac­ cac söylemiş , o İbn Cüreye'den , o Vehb b . Süleyman ' d a n , o da Şuaby Cebbi'den şunu rivayet eder: " Nemrud'a 'İbrahi m ' i a teşte yakınız' diye tavsiyede bulunan kimsenin adı Heyzen'd i r. Tanrı­ nın emriyle onu yer yuttu , o kıyam e te dek yerin altı n d a k ı m ıl­ damayarak sarsılacaktır. "4 Eğer Taberi'nin bu rivayeti doğruysa , o zaman Mesudl'n i n "Al­ tın Bozkırlar" adlı eserinde Kürdleri anlatırken söylediği "Sonra dil lerini unultular ve Farsçayla değişlirdiler . . " şeklindeki kaydını da doğru kabul e tmek gerekir. Ancak burada insanın k a fa s ı n a ta­ kılan bir husus var. Araplar, vadiden vadiye dolaşan göçebe Arap2

Buradaki Nemnıd isim değil unvandır.

3

Taberi, 1/3 2 3 .

4

Age . , 1/3 23 - 3 24.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiH ÇiLERiNE KISA BİR BAKIŞ

47

lara "bedevi" derler. Beda (ı-'-!) kökünden gelir. Tabert'nin kaydın­ dan İran'da "Arab'ın göçebesi"ne Kürd dendiği anlaşılmaktadır ki, buradan Perslerin çok eskilerde Kürd kelimesini " göçebe" anla­ mında kullandıkları sonucuna varılabilir. N i tekim bugün ve hatta geçmişte Araplarda "bedevi " adında herhangi bir kabile veya etnik grup olmamıştu. Diğer bir deyişle "bedevllik" bir tür hayat tarzı­ dır. Yan i bir noktada Perslerde "göçebe " , Osmanlılar döneminde "dağlı" anlamında kullanılan Kürd kelimesi de, etnik bir toplu­ luğu veya halkı değil , yaşama tarzını i fade eden bir kelimedir. Fa­ kat yine d e bu , kesin bir hüküm olarak kabul edilmeyebilir. 8 . Kürdler, isfendiyar b . Minuçihr soyundandır; 9. Kürdler, Ekrad b. Farisan b . Ehliva b . İrem b. Sam b . Nuh'un soyu ndandırlar; 1 0 . Kürdler, Aşuz'un soyundandırlar (Bu kelimenin doğrusu Aşur'dur) . Çünkü Aşuz'un İra n , Nabat, Carmuk ve Basil adlı oğul­ ları vardı ve İran'ın daha doğrusu bilahare İran şekline dönüşen İ rac'ın5 Pers , Kürd v e Hazar adlı oğulları olmuş tu . l l . Kürdler, Dalıhak'ın elinden kurtularak dağlara sığınan ve orada çoğalan insanların çocuklarıdır;

1 2 . Kürdler ve Küreler ( G ü rcüler) aynı soydandırlar. Müslü­ manların Kürd dediğine, Hıristiyanlar Küre derler ( Kalkaşandi'nin görüşü; Rus dilbilimeisi Marr da b u görüştedir6) ; 1 3 . Kürdler, İrac (daha sonra İran) b . Aşur (Asur) b . Sam b . N u h' u n soyundandırlar; 14. K ü rdler, Kürd b . Ken'an b . Kuş b . Ham b . N uh'un soyun­ dand ırlar; 1 5 . Kürdler, Kürd b. Mard b. Yafes b. N uh'un soyundandırlar; 1 6 . Kürdler, Casad denilen şeyta n ı n soyundandırlar. Bu şey­ tan Hz . Süleyman'ın cariyeleri v e fe ttan karılarıyla zina e ttiği için ondan hamile kalan karılardan doğan nesildir; 5

Mesudi, Altın Bozhı rlar, s.

6

Nikitin, Küı1lcr, s. 26.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

48

1 7 . Kürdler, üzerlerindeki örtü kaldı rılan cinlerin soyundan­ dır. Ragıb el-lsfahani'nin bu konudaki rivayeti şöyl e : Ömer b. El-Hattab Hz. Peygamber'den şöyle nakletmiştir: Kürd­ ler, üzerlerinden örtünün kaldırıldığı cin soyudur. Kürd denme­ lerinin sebebi ise şudur: Süleyman aleyhisselam Hindistan'a se­ fer düzenlediğinde7 onlardan seksen cariyeyi esir alıp bir adaya iskan etti. Cinler denizden çıkıp onlarla yattılar. Kırk tanesi on­ lardan hamile kald ı. Bu durum Süleyman'a haber verilince, onla­ rın adadan Fars ü lkesine sürülmesini emretti. Bu kadınlar orada kırk çocuk doğurdular. Bunlar nü fuslan artınca bozgunculuk işlerin e , yol kesmeye başladılar. Bu durum Süleyman'a şikayet edildi . O da 'Onları dağa sürün ! ' dedi (J�I .,..; ı �9.�1) . Böy­ lece onlara " ekrad " yani dağa sürül enler, eliğer bir i fadeyle "sür­ günler" denildi . Bir kere bu hadis uydurma bir hadistir. Çünkü Hz. Peygamber'in kavinılerl e , şehirlerl e , hayvanlarla, meyvelerle vs. ilgili hadisleri­ nin neredeyse tamamı uydurmadır ve ahad yani tek kişi tarafından rivayet edilen hadislerdir. Halbuki aynı olaydan bahseden Mesudl, had iseyi Hz. Ömer'den yapılan bir rivayet şeklinde değil de, sıra­ dan bir tarihi olaymış gibi nakleder ki , bu dahi söz konusu riva­ yelin sahih olmadığını göstermekted ir. Ayrıca Ragıb el-Isfahani:, islam ali mleri arasında asla güvenilir olmayan biridir. G örüldüğü gibi islami kaynaklarda Kürcllcrle ilgili rivayet­ ler birbi riyle örtüşmemektedir. Kimi kaynaklarda Arapların so­ yunda n , kimilerinde Perslerdcn, üçüncü rivayete göre N uh oğlu Sam'ın soyundan (yani Samilerden) , dördüncü rivayete göre Nuh oğlu Yafes'in soyundan (Türkler ve Slavyanlar da Yafes'ten inme kabu l ed ilir) , beşinci rivayete göre insan değil , cinlerin soyun­ dan , altıncı ri vayete göre yarısı insan (ana tarafından) , yarısı şey­ tan (baba tarafından) soyundanclır.H 7

Halbuki Süleyman peygambe ri n devlet i b i r krallık dahi değil , çok küçük bir prensiikti ve üstelik l l incl istan tarallarına sefer düzenieyecek durumu yokLLI .

8

www. g ilganıish . o rg


KÜRDLER ve KÜRD TARiH ÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

49

Dr. Ahmed Halil'in haklı olarak işare t ettiği gibi , İslami kay­ naklann etnik orij i n konusunda bu kadar farklı görüşler içe­ ren rivaye tleri yalnızca Kürdlerle ilgili değildir. Rumlar, Persler, Deylem!ler, N abatlar, Süryanıle r, Kıptlle r, Ninovalılar, Türkler, Berberiler, Tibetliler, Endülüslüler vs. hakkındaki rivayetleri de birbirini tutmaz Y Örneğin islamı kaynaklara göre Türkler Yecüc­ Mecüc kavmidir; Tibetliler aslen Habeşlilerin1 0 soyundandır vs. İslam öncesi Arap kaynaklarında Kürdlerle ilgili hiçbir kayı t yoktur. Demek ki , islam öncesi Arapları Kürd diye bir halk ta­ nımıyorlardı. Arapların Kürdler hakkında edindikleri ilk bilgiler, Hz . Ömer döneminde Arapların Sasani İmparatorluğu'na karşı dü­ zenledikleri seferlerle bağlantılıdır. Bir diğer deyişle V I I . Yüzyı­ lın ortalarından önce Araplar Kürdleri tanımıyorlardı. Çok büyük bir ih timalle Arapların İran'ın fethinden önce Persler hakkında detaylı bi lgiye sahip olmalarına rağmen, Kürdler hakkında bilgi­ leri nin olmamasının sebebi , onların Arap tarih ve coğrafyacıları­ nın dikkatini çekecek ölçüde e tnik gruplar oluşturmamış olma­ larıdır. Öbür türlü aynı coğrafyada yaşayan Kürdler eğer önemli kitleler oluşturmuş olsalard ı , Arap fati hlerin dikkatini çekmemesi eşyanın tabiatma aykırı olurd u . Süryanl kaynakları da (örneğin 9

1O

Ay n ı ye rd e

.

1 lana Gard izi Zcyn'ül Alılıd r ad l ı escrinde Tibetl ilerin kökeni k o nusu n d a öyle pa­

l a v ra la r atar ki, insan gülınenıek için kendisini zor tutar. A n lat l i ğ ın a göre, güya

H i myeril e r arasında Sabit adlı biri varmış. Tubha tarafından naip tayin e elilinc e anası oğl una b ir mektup yazmış. M ek tup ta Tubbalardan birinin doğ uy a sefere c;ıktığııı ı , çok

ada m öldürcl üğün ü , al t ı n bitkili, ınisk top raklı bir yere kadar git­

tiğini . . . anlatmış. Sabit Tibct'e gel i nce tüm b u ba hse di l en şe y le r i görüp h ay r a n kalmış. l l e rkes hakkaniyetl i, h e rk es müş

ve

göz gözü görmez olmuş.

süyl c m i ş .

dost caniısı imiş.

Birden b i r

ka ra n l ık çök­

Sonra İ bl is, devie re Sabit'i kaç ı r ı p ge t ir m e l e rin i

Sabit'i kaç ı r ı p bir d a ğı n t ep esi n d e bı rakınışlar. Yirmi g ü n sonra İ b l is

yaş l ı bir adam k ı lığ ı nda

yanına gel miş. Birlikte aşağı inmişler; İblis Sa b it' i uyu­

lu p cinsi temas k urmuş.

A rkas ı n d a n Sabit'e kend isiyle c in si teınasta bulunma­

sını eııın:dcrck uykuya dal ın ış . . . Hi kaye böyle devam eder g i d e r ve sonra Gar­ dizi

şüylc der: Bu y ü zd e n d i r ki Tibetlilcr bit yer, bir b irleri y l e cinsi temas yapar,

kaküllerini kad ı nla r g ib i al ınlarından sark ıtır ve üstünden şerit bağlarlar. (Bkz. Bartolcl , VV Ort a Asya, Tcı rilı

ve

Uygıı rlı il , Sd e nge Yay. , 201 0, s.

346-347) .


so

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

Ebu'l Farac) Kürellerden ancak V l l l . Yüzyıldan sonra ve sadece bir kaç defa söz ederler. Bununla birlikte özellikle Taberi ve İbn el-Esir Pers tarihini anlatırken, islam öncesi döneme ait olayların hikayesinde Kürdl ere de yer verirler ki, Behram Çubin'in Kürd olduğu konusu anlatılırken bu mesele ele alınacaktır. Kürdleri Arap kökenine bağlayan rivayetler arasında en fazla tutulanı, onların Kahtanilerin (Güney Araplarının yani Yemenlile­ rin) soyundan geldiklerini ileri süren meşhur Arap nesep bilimeisi İbn el-Kelb'in " 0 , Amr Muzayka oğlu Kürd'dür; Arim seli geldi­ ğinde kuzey tarafındaydılar. Sonra Yemen halkı dağıldı" şeklindeki kaydıdır. 1 1 Kürellerin aslını Kuzey li Arapların yani "musta'rebe" (Araplaşmış) Adnan oğulları nın soyundan inme ol arak gösteren kayıt ise Arap nesep bilimeisi Ebu'l-Yakzan'a aittir. 1 2 Arap soy kütüğü kitaplarında Adnan oğulları Ndir b. Maad b . Adnan'dan i nme olarak gösteril ir. Onlar da kendi aralannda iki kola ayrılır: a) Rebia b . Nizih soyundan gelenler; b) M udar b . Nizar'ın soyun ­ d a n gelenler. Bu ikisi , Adnan oğullarının i k i ana boyudur. Elbette onlar d a kendi içinde birçok ayınaklara ayrılmaktadırlar. Örne­ ğin Kureyş kabilesi Mudar oğlu İlyas'tan inmedir. Arap rivaye tle­ rinde Küreller bazen bu iki boydan birine , bazen öbürüne i ntisap e t tiril ir. Vakıa Kürellerin bir kısmı (örneğin Milanlar) asıllarının Arap olduğu görüşüne hiç de itiraz e tmezler ve hatta kendilerini Arap kökenli olarak görürler. İkinci rivayet, Kürellerin kökenini isfendiyar b. Minuçihr vası­ tasıyla doğrudan Perslere bağlar. Bu konudaki rivayetler de birbi­ rini tutmaz. Örneği n bir rivayete göre Dalıhak' ı n veziri olan kişi­ nin serbest bıraktığı ve dağa gönderdiği kişiler zamanla çoğalarak K t.lrd denilen halkı oluşturmuşlardır. 13 Bu olaydan Biruni de " El­ Asaru'l-Baqıya " adlı eserinde detaylı şekilde bahseder, fakat Kürd adını zikretmez. Birunl'nin anlattığına gö re , 11

Tac'ul Arüs.

l2

Aynı yerde.

13

Firdevsi'nin v e eserindeki bilgileri firdevsi'nin "Şehname"sine dayandırarak ya­ zan Şerefhan'nın kayıtları bu yöndedir.


KÜRDLER ve KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

51

"Da h hak'ın omzunda iki yılan peyda olunca, 1 4 veziri Azmail'e her gün beyinleriyle yılanlarını besleyeceği iki kişi bulup getirme­ lerini emretmiş. O ise her iki kişiden birini serbest bırakarak, o na bir miktar yiyecek veriyor ve D ünbavend dağının batı kesimine yerleşip bir kulübe yapmasını emrediyor, bir yandan da serbest bıraktığı kişinin yerine bir koyun beyni koyuyor, diğeriyle karış­ tırıp yılanları besliyo rmuş. Efridun Bivaresp'i (Dahhak'ı) mağlup edince, Azmail'i huzuruna çağırtmış ve ondan öldürdüğü insanla­ rın intikamını almak istemiş . Azmail , pek çok insanı serbest bı­ raktığım , bunu ispat etmek için birkaç askerin refaka tinde onları gönderdiği bölgeye gönderilmesini istemiş . E fridun onun dedi­ ğini yapmış ve onu bi rkaç muhafızla göndermiş . Azmail , o raya varınca serbest bırakarak hayatlarını kurtardığı kişilere gelenlerin kaç kişi olduklarını saymaları için evlerinin damında ateş yak­ malarını emre tmiş . Tüm bu olaylar Bahman-mah'ın o nuncu gü­ nünde olmuş. Efridun'un gönderdiği muhafızlar Azmail'e "Ne ka­ dar çok insanın hayatını kurtarmışsın, Allah senden razı olsun ! " demişler ve varıp durumu Efridu n'a anlatmışlar. Efridun hemen atma a tlayıp hakikati kendi gözleriyle görmek için D ü nbavend dağına gi tmiş . (Gerçeği gördükten sonra) Azmail'i takdir e tmiş ve D ünvabend'i ona mülk olarak verdikten başka , onu altın bir tahta o turtup "Masmagan " 1 5 adını vermiş . " 16 G ö rüldüğü gibi Biruni'nin rivayetinde K ü rd adı geçmez ve muhtemelen bu rivayete Kürd kelimesi daha sonra girdirilmiş­ tir. Bu konuya Dahhak ve Demirci Kava'dan bahsedilen kısımda değinilecektir. Bazı rivayetler ise Kürdlerin aslını çok eski bir döneme bağlar; fakat Araplara ve Acemiere değil , Tevrat'taki etnik taksime göre 14

fakat Birı_ıni rivayelin daha sonrası nda yaptığı yorumda Dahhak'ın iki omzunda çıkan şeyin iki yılan deği l, iki yara olduğunu ve beyinierin kuruyup büzülme­ sini ve acı vermesini önlemek amacıyla yaraların üzerine sarılelığını kaydet­ mekted ir.

lS

M asmagan: Mas-ı mugan yani Magların (M ecusilerin) reisi anlamında muharr­

16

Biruni, Maziclcıı Kala ı ı lar,

ref bir kelime. s.

2 1 7.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

52

yani dünya halklarının N uh'un üç oğlu Sam , Ham ve Yafes'ten in­ dikleri kaydına istinaden N uh'un soyundan indiklerini ileri sür­ m ektedir. Ancak, burada da ittifak söz konusu değil; çünkü ki­ mine göre Kürdler Sam oğlu Aşur (Asur) dan veya Ham oğlu Kuş oğlu Kenan'dan yahut Yafes oğlu Mard'dan inmedir. Fakat Dr. Ahmed Halil'in bunları zikrederken gerçekleri çarpıttığı dikkat­ lerden kaçmamalıdır. Çünkü Tevrat'ın halkların taksimiyle anla t­ tığı yerlerde ve haua Tevrat'ın tamamında bir kere olsun " Kürd" kelimesi geçme z . Kürd v e Küre ( Gü rcü) kelimelerini birbirine yakın görerek, Müslüman olanları Kürd , Hıristiyan olanları Gürcü şeklinde ayı­ ran ve bu iki e tnik topluluğu akraba kabul eden görüşse , itimada en az layık olanıdır ve esasen tarihi gerçeklikle ilgisi yoktur. Yukarıda sayılan rivayetlerin dışında en dikkat çeken bir başka rivayet ise, Kürdleri insan ve cinin soyundan inme olarak gös­ teren rivayettir. Bu rivayet aslında Kur'an'da geçen bir ayete da­ yandırılmaktad ır: "Süleyman'ı da imtihan elU iı. Tahtmm üstüne bir ceset bıralıtıh. Sonra o, tövbe edip Rabbine döndü. " ı7 Tefsir ki tapla­ nnda bu ayetle ilgili yorumlar birbirini tutmamaktadır. Özet ola­ rak verecek olursak, hikaye şöyl e : Hz . Süleyman def-i hacet için tuvalete girerken peygamberlik ve krallık alameti yüzüğünü çı­ karır ve kanları arası nda gözdesi durumunda olan birine verir. Fakat henüz putperest olduğu için şeytan Casad [ halbuki ayette casad değil , cesed ( � ) yani bir beden şeklindedir] bu fırsatı değerlendirir; Süleyman'ın suretine bürünür ve bir hileyle yü­ züğü kadından alır. Böylece Süleyman bütün kabiliyel ve tabia­ tüstü yeteneklerini kaybeder. Artık her türlü yetki şeytandadır. Süleyman'ın karıları ve cariyeleriyle yatmaya başlar. Bir süre sonra Süleyman yüzüğünü geri al mayı ve tahtını , iktidarını ve tabia­ tüstü güçlerini tekrar kazanmayı başarır. Ama bu arada karılan şeytandan hamile kalmışlardır ve çaresiz çocuklarını doğurmak zorundadırlar. M ü fessi rler arasında Allah'ın Süleyman'ın karıla­ rının namusunu şeytanın tecavüzünden koruduğunu söyleyenl er 17

Sad süresi , 34.


KÜRDLER ve KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

53

de vardır ki, Taberi o nlardan biridir. N esefi ise yüzük ve şeytanla , Süleyman'ın sarayında pu tlara tapılınası hikayesinin Yahudilerin uydurmalanndan ibaret olduğunu belirtir. 18 Diğer yandan Kur'an tefsirlerinin çok büyük bir kısmında (en yaz yirmisinde, mesela Taberi, Kurtubi, ibni Kesir, Bağavi , Beyzavi , Alüsi, N esefi , Keşşaf, Nisaburi, ibni Suud , Celaleyn ve Fi Zilali'l-Kur'an) Kürdlerin soyu bu olaya bağlanmaz. Daha doğrusu olay anlatılırken Kürdlerden söz edilmez. O halde bu olayı Kürdlerle ilişkilendirmenin arka­ sındaki gerçek nedir? Kimi rivayetlerde ise Kürdl erin cinlerle insan neslinden gelen kadınların birleşmesinden türedikleri anlatılır. Fakat bu defa ka­ dınlar Hintli cariyeler, cinlerse karada yaşayan cinler değil , deniz­ den çıkıp gelen cinlerdir. Sonra Süleyman peygamber olayla iliş­ kilendiril ir ve bu cariyelerle cinlerin neslinden olanların eşkıyalık yapmaya başlaması üzerine " Ukrudühum ile'l-cibal" yani " Onları dağlara sürün ! " dediği rivayet olunur ve böylece "ke-re-de" kö­ künden emir kipi olarak kullanılan bu kelimeyle ilişkili olarak onlara " Kürd" denild iği söylen ir. B i r kere burada Hz. Süleyman'ın Arapça konuştuğuna işaret edilmektedir ki , Süleyman Arapça değil , İbranice konuşuyordu . Ayrıca onun Hindistan'a kadar sefer düzenlediği ve oradan esir­ ler alıp getirdiği söyleniyor. Yukarıda da işare t e t tiğimiz gibi, Hz . Süleyman'ın krallığı çok abartılmaktadır ve tarihi gerçekiere bak­ tığımız zaman onun mülkünün bir krallıktan ziyade küçük bir prenslik olduğunu görüyoruz. Değil başka bir ülkeye sefer düzenle­ mek, tahtını muhafaza edebilmekten bile acizdi. Çünkü Hama'dan başlayarak Suriye'nin önemli bir kesimini ellerinde tutan güçlü Ha ttilerin topraklarını geçip Hindistan'a gitmesi zaten mümkün değil d i . O raya geçmeyi başarsa bile Asurilerin , daha sonra Pers­ Ierin topraklarını da geçmesi gerekirdi ki , küçük bir prensliğin bunu başarabilmesini düşünmek akla ziyandır. Demek ki, bu rivayet de tamamıyla hayal ürünüdür ve gerçek­ likle ilgisi yoktur. Belki de birçok halkın oluşumuyla ilgili ola18

Nesdi, Medarili cl-tenzil ve lıahii i h et-tev'v il, 3/1 94.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

54

rak anlatılan mi toloj ik bir rivayettir ki , m itoloj ik rivayetlerle bir halkın e tnik kökeni tespit edilemez . Öyle olsaydı , o zaman biz Türklerin de kolları , hacakları kesilip bataklığa a tılan bir çocu­ ğun büyüdükten sonra dişi kurtla cinsi temas kurmasından veya Uygur Türklerinin Hun yabgusunun kızının bir erkek kurtla bir­ leşmesinden türediği şeklindeki e fsaneyi doğru kabul edip , soy­ larını kurda (erkek veya dişi) bağlamamız gerekirdi. Ama halk­ ların etnik oluşum safhasının başlangıçları için genellikle bu tür mi toloj ik hikayeler anlatılır. Bir de K ü rdlerin asıl vatanları ve kökenieri hakkında eski Pakistan devl e t başkanı Eyüp Han'ın yazdığı kita p ta ileri sür­ düğü görüşler vardır ki, buna göre Kürdler Hint-İrani bir kavim olup, asıl vatanları Pamir ve Ganga civarı yani Keşmir eyaleti ile Tacikistan'ın güney kesimi arasındaki bölge ike n , İran üzerin­ den Mezopotamya'ya muhaceret e t mişlerdir. Dill eri Farsça' n ı n D e ri ı 9 lehçesidir v e Farsça, Puştoca , B e l u c c a n ı n karışımından oluşmaktadır. 2 0 Yukarıda anlattıklarımız Kürdlerin e tnik kökeni hakkında or­ taçağ ve daha öncesi dönemlere ait rivayet ve kaynaklarda zikre­ dilen şeylerdir. Şerefname'yi hesaba almazsak, N ikitin, Minorsky v e Marr gibi Rus dilbilimci ve tarihçileriyle Ba tılı bilim adam­ larının Kürd konusu üzerine eğilmeye başladıkları XX. Yüzyı­ lın birinci çeyreğine kadar bu mesele öyle kalmıştır. Fakat isim­ lerini saydığımız kişiler ve benzerlerinin çalışmaları , Kürdlerin etnik kökeni hakkında kesin bir hükü m sunamamış ve m esele muallakta bırakılmıştır. Bir takım Kürd cemiyetlerinin kurulma­ sına ve bazı siyasi kıpırdanmalara rağmen, Kürdlük meselesinin l9

Deri, Farsçanın yaşamakı;:ı olan en eski lehçesi. Bugün kullanılan bazı Farsça kelimelerin ilk şekillerinin kökü "der" dir ve kelimelerinin köklerini bu lehçeele bulmak mümkündür. Bir söylentiye göre Der dili, Belh, Buhara, Eeclahşan ve Merv bölgelerinde konuşulan dildir. Bu dilin, Arapça ile birlikte, aynı zamanda Cennet dili olduğu hakkında bir hadisin bulunduğu bile söylenir. Der dilinin Behmen, Cemşid ve Yezdigerd tarafından icat edildiği hakkında da bazı söylen­ tiler vardır.

20

Diyar el-Hürmüzi, www.gilgamish.org


KÜRDLER

ve

KÜ RD TARİI1ÇİLERİNE KISA BİR BAKlŞ

55

ciddi şekilde ideoloj ik malzeme olarak kullanılmaya başlanması 1 980'li yıllardan i libarendir. Fakat konu ta başından beri çürük temeller üzerine otu rtulduğu içi n , yüksel tilen bina da o çürük temeller üzerinde durmaktadır ve en u fak bir yelle yıkılabilecek durumdadır. İşte Kürdler, bir halk ve millet olarak varlıklarını duyurmak istediklerinde karşılaş tıkları birinci handikap, kökenierinin ne olduğu konusuydu . Başka halkların tarih kitaplarında kendi­ leri hakkında yazılanları kabul etseler, soyları cinlere şeytanlara , H i n tli cariyelere dayanıyordu k i , kabul etmeleri mümkün değildi ve esasen kabul edilecek tarafı da yoktu . Arapları sevmiyorlardı ve köklerini onlarla aynı soya bağla­ mak istem iyorlard ı . Dilleri Farsçanın dağlı lehçesi olmasına rağ­ men Persleri de sevmiyorlard ı . Türkleri ise sevmeleri zaten müm­ kün değild i . Çünkü onlara göre bu üç halk, tarihleri boyunca onlara zulmetmiş, sömürmüş; kültürlerini yok saym ış ve asimile etmeye çalışm ışlardır. Kürdlerin kafası karışıktı ; O . L. Vilçevsky'nin dediği gibi, g e ç­ nı i ş t e o bölgede yaşamış ve ayn ı anda başha lı al lı l arı n atalan o l ­ mayan " iyi ve şöhretli b i r ata bulma" ge l e n eğine2 1 uygu n olarak kimsenin sahiplenmediği bir a ta bul mak ve bu açmazdan kur­ tulup, "peki , o halde siz kimsin iz ? " sorusuna ikna edici bir ce­ vap vermek zorundaydılar. Başta Türkleri, genel olarak Müslü­ manları sevmeyen Batılı hemrahlarıyla birlikte Kürd asıllı akl-ı evveller burada devreye girerek teoriler ü re tmeye başladılar. Fa­ kat burada da söz birliği edemediler. Rus Kürdologlar, Kürdlerin aslını bir halka bağlarke n , Avrupalı Kürdologlar başka bir halka , yerli Kürdologlar daha başka bir halka bağlamayı tercih ettiler. Böylece başlangıç ta yirmi kadar ata tespit ettikten sonra, bilahare bazılarını eleyerek on dört ata seçtiler. Kimileri (örneğin izady) bu bölgede geçmişte yaşamış tüm halkları Kürdlerin atası kabul ediyorum derke n , kimileri Hattileri, kimileri U rartuları , kimi­ leri G u tileri vs . . . ata seçtiler. Mehmet Emin Bozarslan'ın buda21

E. A. G rantovsky, Ratmaya istoriya iraııslıix plemeıı predııey azii, s. 74.


56

KÜRDOLOJİ YALANLARI

yıp kuşa çevirdiği Şerefnam e artık işlerine gel mediği için kitabın adını "Şere fsizname" koydular. N ikitin , Mino rsky, Marr gibi Sov­ yet Kürclologların bir dönemler işlerine gelen tezl eri art ık işlerine gelmiyorclu . Çünkü onların eserlerinde satır araları nda söyleelik­ leri bazı ters sözler, karşıt görüşü savunanlar tarafı ndan koz ola­ rak kull anılmaya başlanmıştı . Ö rneğin bu üçü , artık siyası Kürd­ çülerin " Karduk" yerine doğrudan " Kürd" yazmaya başlamalarına rağmen, Karelukların Kürdlerle ilişkilendirilmesinin kuşkul u ol­ duğunu ve hat ta bunan Gürcülere işaret edebil eceği ni ileri sür­ mekteydiler. O halde ne yapmalıydı? Sadece bir halkı a ta kabul e tseler, o n­ ların geçmişte yaşadıkları coğrafya ile bugün Kürell erin saçıldık­ lan coğrafya birbiriyle örtüşmüyordu . Zaten ata olarak seçtikleri bazı halkiara bölgenin başka halkları da sahip çıkıyord u . Örne­ ğin U rartulara Ermeniler, E tilere yani Hattilere (Hiti tlere) Çer­ kesler, Lahmilere ve Hamdanilere Araplar, Akemenılere Persler, Keldanllere Süryaniler, Partiara Zazalar sahip ç ıkıy o rl a rd ı . B u durumda Milaltan önce bu bölgede yaşamış, b i r devlet de kur­ muş, fakat kimse tarafından sahiplenilmemiş tek bir halk kalı ­ yord u : Medler ! Evet, o n dört atadan sonra sonunda Medlerde karar kılınmıştı. Kürellerin doğrudan a taları Medlerd i . Ancak bir probl em vard ı . Bazıları "Ama s i z daha ö n c e başka halkları a ta kabul etmiştiniz ! " denirse ne diyeceklerd i ? Onun da cevabını buldular: O nlar da bi­ zim atalarımız, geçmişte bu bölgeele yaşayan bütün halklar bizim a taları mızdır ve biz Küreller tüm bu halkların hali tasıyı z ! "Ama siz bunu bugün söylüyo rsunuz , oysa Medler M . Ö . 560'larda ta­ rih sahnesinden çekildiler. O nlarla sizin aranızda tam 2500 yıllık boşluk var? Bu boşluğu nasıl clolduracaksınız ? " clenilirse , onun da cevabı hazırd ı : Ben kendimi öyle hissediyorum ! Peki , ama diliniz, kullanclınız rakamlar, dilinizdeki kelimelerin ezici çoğunluğu n u n Farsça, bir kısmını n Arapça , kalan kısm ı nın Türkçe olmasına n e diyeceksiniz sorusunun cevabı da hazırdı : Ayn ı bölgede yaşayan halkların birbirleriyle kel ime alış verişinde


KÜRDLER ve KÜRD TARiH ÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

57

bulunmaları dünyanı n her yerinde görülen tabi i bir olaydır; dili­ mizdeki Farsça kelimelere gelince, onlar Farsça değil, Kürdcedir ve aslında Medcedir ve Persler o kelimeleri bizden al m ışlardır. Asl ı nda Kürdçülerin bu gibi yalaniara sığıı11n a ihtiyacını duy­ maları , kanaatimce , uç toplum olmayı kötü bi r şey olarak telakki e tmelerinden kaynaklanmaktadır. Halbuki etnik bir topluluğun daha büyük halkların e t n i k temas noktalarında oluşmaları ne kö tü bir şeydir, ne de u tanılacak bir durumdur. Çünkü Türkler de dahil olmak üzere , dünyadaki b ü tü n halkl ar bu şekilde oluş­ muştur. Ama bu oluşumlar en az bin iki yüz yıllık süreçl erde ta­ mamlanır. Etnogenezin kanunu budur. Öbür türlü Xseno fon'da geçen " Karduk" kelimesinin yerine doğrudan " Kürd" keli mesi yazarak, Kassitler (doğrusu Kas'lardır) yerine Kassit Kürdleri veya Kürd Kassitler, Hurriler yerine Kürd Hurriler vs . . . yazma pervasızlığı nı sergileyerek Kürd tarihini yaz­ dıkları zannedenler, ancak kendi kendilerini kandırmış olurlar. B - XIX. YÜZY I L SONLARI İLE XX. YÜZYIL BAŞ LARlNDA KÜRDLERE G ENEL BAKlŞ

1 9 20'lerde Bazi! N ikitİn ve V F. Minorsky adlı iki Rus subay, yüklendikleri Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da bir Ermeni- Kürd devleti kurma görevini yerine getirmek için bir takım araştırmalara giriş tiler. Aslında ilk amaçları bir Ermeni devleti oluşturmaktı ve bu maksatla Ermenil erin bölgenin yerli halkı olduğu tezini işle­ meye başladılar. Çünkü onlar için Küre! halkı tali derecede öneme sahipti ve bu yüzden Kürd tarihi üzerinde fazla durmuyorlard ı . Fakat daha sonra Ermeni tarihiyle uğraşmayı birden kese rek me­ sailerini Kürd tarihi üzerine yoğunlaştırdılar. Daha doğrusu ön­ celeri Ermeniler için ortaya a ttıkları tezl erin üzeri nde hafi f oyna­ malar yaparak bunları Kürdler için kullanmaya başladılarY "Bir gün Kürdistan normal ve barış içinde bir hayat yaşama olanağına kavuşursa , bilim bundan sadece kazançlı çıkacaktır" 22

Şener Üşüınezsoy, Kiirt Kimliği, s. 36.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

58

diye başlıyor Nikilin sözlerine ve " Kürdler, çağımıza kadar ayakta kalmış biricik Hint-Avrupal ı göçebelerdir"23 diye devam ed iyor. XIX. Yüzyıl sonra Batıl ılar tarafından siyasi amaçlı olarak uydu­ rulan Hint-Avrupalı tezi üzerinde ileride detaylı olarak durula­ caktır, ama yazarın " Kürdistan'ın normal hayat yaşama olanağına kavuşmasından bilimin karlı çıkacağı" görüşü nü anlayabilmiş de­ ğilim. Bir ü l ke veya bölgenin istikrarlı bir yapıya kavuşması, o bölge ve komşu halklar için ekonomik ve siyasi istikrarın yerleş­ mesine imkan sunabilir, ama bilime bir katkısı olmaz. N ikilin'in gözlemlerindeki ikinci yanılgı hemen so nrasında geliyor: "Aile yaşamı içinde mükemmel bir baba olan , ocağına bağl ı Kürd , ki bu ocak içinele kad ı n a da başka Müslümanlarda görülmeyen bir yer verilir, - çocuklarını , özellikle oğullarını çok sever. " Halbuki bugüne kadar " Kaç çocuğun var? " diye sorduğum Kürellerin he­ men tamamı, kız çocuklarını hesaba katmayarak sadece erkek ço­ cukların rakamını vermiştir. Hatta l l çocuğu olduğunu bildiğim bir Küre! , bana yalnızca "Al tı çocuğum var" dedi. Kendisine l l çocuğu olduğunu hatırlattığımda ise "Biz kız çocuklarını adam ­ d a n saymayız ! " cevabını verd i . Karelukları n Kürellerin a taları olarak gösterilmesinin ihtilanı olduğu n u , bu konuda farklı görüşler bulunduğunu ve bu halkın daha ziyade Gürcülerin a taları olduğu görüşünü savunan C. F. Lehmann-Haupt'un fikrine meyyal olan N ikitin'e göre Kareluk­ lar Kürellerin ataları değildir. 24 N ikiti n , "Dil yasaları açısından Karduklarla Küreller arasında bir yakınlık kurmak olanaklı olsun olmas ı n , şurası yine de kayda değer bir olgudur ki, Kard u nsuru mahalli yer adlarında görül­ mektedir. Araınıler bu Korduene bölgesine Beth-Qardu, Ermeniler Kordukh , Araplarsa Bakarda adını kullanıyorlardı" demektedir. 25 Aramllerin ve Ermenilerin kullandıkları isimlerin yazılışları ko­ nusunda bir şey diyecek durumda değiliz , ama Arapların bu keli23

Nikiti n, Kürtler, s. 14- 1 5 .

24

Age . , s. 24.

25

Age . , s. 28.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARi H ÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

59

meyi Kürd (._,.s) ile ilişkilendirilmesi mümkün olmayacak şekilde Bakırda veya Bakarda (p.ı-4-! 91 ,,,._>J 4 ) şeklinde yazdıkları Yakut'un kaydından26 anlaşılmaktadır ki, Kürd kelimesinin Arapça "kef" , Bakarda'nın ise "kaf" ile yazıldığı düşünülürse , Kardu ile Kürd'ün ilişkilendirilmesi pek mantıklı gelm e z . Yah u t kelimeyi " B e th ­ Qardu" yerine " Beş- Kardu" da okumak mümkündür ki, karşımıza "Beş-Karlu (k) " kelimesi çıkacaktır (d - 1 değişimi) . Siyası Kürdcülerin Kürdlerin a taları arasında saydıkları Man­ nahlar konusunda ise N ikitİn hiçbir kaynak ve kanı t göstermeden " Mannahların etnik bakımdan hangi kökene mensup oldukları hakkında kesin h içbir şey bilmiyoru z , ama muhakkak ki Med­ lerle büyük ölçüde karışmışlardır"27 diyerek, Kürdlerin saydık­ lan atalardan birinin üzerini çizmektedir. Herodot'un Matiene , Strabon'un Martiane veya Margiane dediği ülke de Mannalıların yaşadığı topraklardan başkası değildir. Minorsky, Grek yazarla­ rında görülen Mard (Mardoi) adını da Mannaların adları arasına ekler ve onların Kürdlerin komşuları olduklannı belirtir. Siyasi Kürdçüler MarcHarı da a talan arasında sayarlar. Halbuki iki hal­ kın birbirine komşu olması başka bir şey, birinin diğeri nin atası olması çok daha farklı bir şeydir. Üstelik de bu Mannalılar hak­ kında hiçbir tarih! bilgi yoktur. Kim oldukları , a talannın kim ol­ duğu , devle tlerini nerede kuru p , ne kadar hüküm sürelükleri ve tarih sahnesinden ne zaman çekildikleri konusunda dahi de taylı herhangi bir kayı t mevcut değildir. Muh temelen o dönemdeki büyük devletler arasında sıkışıp kalmış küçük bir beylikti . Buna benzer küçük beylikler Hunlarla Çinliler arasında da kısa süreli varlıklarını devam ettirip, tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Minorsky, tarihte bir Kürd halkının, bir Kürd dilinin varlığını ispat ederek, onları geçmişte bir halkın bakiyeleri olarak takdim etmeyi , akademik camiada bu yolla meşhur olmayı hayal edi­ yordu . Ama ömrünü bu işe adamış olmasına rağmen, ölmesine az bir zaman kaldığı günlerde, acı bir ilirafta bulunmuş ve "örn26 27

Yakut, MCıcenı , 1/389. Nikitin, Kürtler, s.34-35.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

60

rünü bir Kürd ulusu ve Kürd dili yaratmak" için boşuna harca­ dığını belirtmiştir. Fakat şu bir gerçek ki , gerek Minorsky, gerek N ikitin , gerek Marr ve benzerlerini fazla suçlayamayız . Çünkü bunlanri. bazılan Rus ordusunun subayları olsa da , gerçekte birer bilim adamlarıy­ dılar ve başlangıçta ideoloj ik hareket etmekle birlikte zamanla ilim vakan galip gelmiş ve gerçekleri söylemekten kaçınmamışlardır. Dolayısıyla bu gibi kişilerin söylediklerini belli bir dönem devlet politikasının gereği, kalan kısmını da vicdanİ kanaatleri olarak kabul e tmek gerekir. İşte siyasi Kürdçülerin işine gelmeyen taraf da, onların vicdani kanaatlerini yansıtan görüşleri olmuştur. Aslında N ikitin " Kürdler" adlı eserinde mevcut şartlarda, el­ deki verilerle Kürdlerin kökeni meselesinin halledilemeyeceğini açıkça belirtmekte ve pek çok noktanın karanlıkta kalacağını ifade e tmektedir. "Tarih ve dilbilim alanında yaptığımız bu gezi, henüz birçok noktayı karanlıkta bırakıyor ve Kürdlerin kökenieri üzerinde an­ cak bazı varsay ı m lar öne sürmemize imkan veriyo rsa , antropo­ loj i de bize bu konuda fazla yardımcı olamayacaktır. G erçekten de Kürdlerin an tropoloj ik bakımdan sınıflandırılmasına ancak son zamanlarla girişilmiştir. Stolze'nin fotoğraflarını çektiği doğu Kürdlerinin hepsi , bölgelerindeki İran halkıyla tam bir benzer­ lik taşıyan, esmer ve son derece brakisefal tipler olarak görünü­ yorlardı. Von Luschan'ın Nemrut ve Zincirli yöresinde (Karakuş yakınındaki Kommagene'de) antropolojik yönden titizce incele­ diği batı Kürdleri ise bambaşkadırlar. Bunlar arasında hayli bü­ yük oranda sarışın ve dolikosefal (endeksi 74-76 arasında) tipler vardır. Von Luschan'ın bu gözlemlerinden çıkardığı sonuç şudur: "Kürdler başlangıçta mavi gözlü ve dolikosefal bi r kavimdiler" ; o şekilde ki bunlar arasında ve bazı bölgelerde esmer ve brakisefal unsurların ortaya çıkmasının Türklerl e , Ermenilerle ya da İran­ lılarla bir kaynaşmanın sonucu olması gerekir. " 2 8 28

Age . , s. 48-49.


KÜRDLER

ve

KÜRD TA RiHÇiLERiNE KISA BİR BAKl Ş

61

Ş u a nki belgelerle bu işin altından kalkılamayacağını tek­ rar tekrar v u rgulayan N ikitin , Marc Sykes'ı n "Milli Kürdleri­ nin ( "Arap " tipi ) , G irdi Kürdlerinin ( " Mukri" tipi) , Şerndinan Kürdlerinin ( " N es turi" ve " Hakkari" tipleri) fo toğraflarını ya da Lynch'in eserinde 1 09 . şekil ( "Türkmen" tipi) ve 1 1 4 . şekil (çok belirgin tip) olarak verdiği Kuzey Kürdleri tiplerini karşılaştırır­ sak, "Kürd" tipi için ortak bir formül bulma düşüncesinin bir ha­ yal olduğunu kolayca söyleyebiliriz" şeklindeki görüşünü aynen paylaşmakta ve şöyle demektedir: "Bugünkü İranlılarla Kürdle­ rin , Ermenilerin ve bazı Türklerin, bu antik kraliıkiara (Babil ve N inova krallıkları) mensup halkların yerlerinde kalmış torunları oldukları düşünülebilir. Ama bu torunların, a talannın bu şaşır­ tıcı uygarlıkları geliştirdikleri topraklarda her zaman kaldıklarını kim kanıtlayabilir? " demektedir. Niki tin'in "Ama bu torunların, atalarının bu şaşırtıcı uygarlık­ lan geliştirdikleri topraldarda her zaman kaldı /darını lı im lıanıtla­ yabi lir?" cümlesine özellikle dikkat edin. Çünkü siyasi Kürdçüler yalnızca Kürdlerin d eğil , a taları kabul ettikle ri halkların 1 5 002500 yıllık bir ara dönemde şimdiki coğrafyalarında çakılıp kal­ dıklarını düşünüyorlar. N ikitin sözlerini şöyle sürdürüyo r: "Buna karşılık Kürdler nis­ peten daha geç bir dönemde U rmiye gölünün güneyine sokul­ m uşlardır. Savucbulag [ Soğukbulak] yörelerinde Türk yer adla­ rının izleri bugüne kadar yaşamaktad ır. " Halbuki siyasi Kürdçüler bu toprakların ezelden beri kendi toprakları olduğunu , Türklerin gelip işgal ettiklerini ileri sürüyor­ lar. N ikitİn ise buradaki yer adlarının Türkçe olduğunu, Kürdle­ rin daha sonra geldiğini söylemektedir. Eğer bu bölgedeki coğrafi yer adlarının eski Kürdçe adları varsa, Kürdologlar bunu belge­ leriyle ortaya koymak zorundadırlar (Eğer olsayd ı , çoktan göz­ ler önüne sermişl erdi . ) . Örneğin Türkler gelip bölgeye yerleşmiş ve oraya Soğukbulak adını vermişlerse ve Kürdler buranın daha eski sakinleri iseler, herhalde kendi dillerinde buraya bir isim vermişlerdir. Bunu yazılı belgelerle ispat ederlers e , o zaman biz


KÜRDOLOJİ YALANLARI

62

de buranın Türklerden önce Kürdlere ait olduğunu kabul ede­ riz. Ama Soğukbulak'ın [ Soğuksu/soğuk kaynak] anlamını Kürd­ çeye çevirerek, yazılı bir belge göstermeden , ileri sürülen iddia kabul edilemez. N ikilin devam ediyor: "Esasen Kürd kroniği Şerefname, Sü­ leymaniye Babanlarıyla akraba olan M ukri aşiretin i n , bu yörede ancak Kara ve Akkoyunlular hanedam zamanında yani 1 5 . yüz­ yıla doğru ortaya çıktığını açıkça belirtir. " 29 N ikitin, ölçüyü kaçırmış anlaşılan. Çünkü siyası Kürdçülere göre kendileri bu toprakların ezeli sahipleridirler ! Yani M ukri aşireli burada Karakoyunlular ve Akkoyunlulardan önce vardı ve Şerefname'nin yazarı yanılmaktadır ! P e ter Lerch gibi Kürdlerle Keldaniler arasında bağ kurmaya çalışanların yanı sıra , Sir Henry Howorth gibi Kürdleri Kafkas­ yalı olarak takdi m eden ve dillerinin Çerkesce yani Adigece­ d e n gelebileceğini iddia edenler d e var.30 M inorsky ise , İslam Ansiklopedisi'ndeki geniş makalesinde Kürdlerin önemli bir kolu olan M ilanların Arabistan'dan Zilanların İran'dan geldiklerini ileri sürerken,31 İzady Zilanları vaktiyle Anadolu'daki Zile kasabasında yaşayan Zelanllerin (halbuki böyle bir halk yoktur) torunları ola­ rak göstermeye çalışır. (Daha ileriye bkz . ) Ş u rası b i r gerçek ki , birçok Kürd aşireli asıllarını Araplara bağlamayı sempatik bulmaktadır ve hatta Cezire'deki Kürd bey­ leri Emevilerden indiklerini belirtirler ve Halid b. Velid'in torun­ ları olduklarını söylerler. Keza Süleymaniye'de Kürd beyleri de soylarını Emevllere dayandırırlar. Buna karşıl ık Mirdasl , Çemiş­ kezek ve Hakkari beyleri soylarını Abbasılere dayandın dar ki,32 bazı Kürd şeyhlerinin kendilerini "seyyid" olarak takdim etme­ lerinin altında yatan sebep de budur.

29

Age . , 83-85.

30

Abclul haluk M . Çay, Kli rt Dosyas ı , s. 59-6 1 .

31

M ino rsky, İ A , K ü rtler maddes i .

32

Abdulhalık M . Çay, Kii rt Dosyas ı ,

s.

6 1 -62.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARİI-IÇİLERİNE KISA BİR BAKlŞ

63

C . YERLİ KÜRD İDEOLOGLAR

Avrupalı tarihçiler arasında Kürd konusuna el atanlarm ve hatta Kürellerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere seyahat dü­ zenleyen seyyahl arın bu topluluğun kökeni hakkmda anl a t tıkları da yukarıda saydıklarımızdan farklı şeyler olmadığı için, kitabın hacmini gereksiz yere artırmamak maksadıyla , üzerinde durma­ yacağız. Aşağıda Türkiyeli ve Orta Doğulu Kürd tarihçilerin ( ! ) kendi tarihleri ve etnik kökenieri hakkında yazdıkları üzerinde kısaca duracağız, ama şurası bilinmelidir ki, onların söyledikleri de yukarıdan beri anlatılanlardan çok farklı değildir. Yalnızca siyasi Kürdçüler, Batılılardan v e Ruslardan farklı olarak " artık Medlerin a talarımız olduğu kesinleşti" gö rüşü üzerinde yoğun­ l aşmaktadırlar, ama bir yazılı belge veya kitabe yah u t ikna edici bir delil sunamamaktadırlar. Hatta Bruinessen ve Minorsky dahi Med- Ki.ird ilişkisi konusunda herhangi b i r belge bulunmadığmı belirtm ekteeli rler. Önce Messoud Fany'den başlayal ım. Bu zat , önceleri Kürd ta­ rih i ve Kürellerin kökeni konusunda yukarıdakilere benzer görüş­ leri savunmuş, sonra birden fikrini değiştirip Kürd denilen un­ surlarda mükemmel olmayan ırkı yapıya dikkat çektikten sonra "bölge tarihi içinde Kürd denilen unsurları dolaylı veya dolaysız ilgilend iren olayların tarih olarak ni telenc.lirilemeyeceği ni " bel i r­ te rek "Aç ı k ça s öylem e 1l gere h i rse Kiinl lari lı i diye bi r ş ey yoh tw: B u lopluluğıın çeşi t l i aş ire t l e ri n i n olayları n ı v e lıarelıetle ri n i an i Lı ­ l a n birçoh hi lwyeler bıt l ım m a h tad ı r "

demiştir. J J

Bir diğer Kürd ideologu , asker kökenl i İ lı s an Nuri dir 1 89 3 Bitlis'te doğan ve Ermenilerin amaçlarına hizmet et mek kurulmuş Hoybtm Cemiyeti'nin kurucu liderleri nden olan İhsan N uri , daha sonraları Ağrı dağı isyanlarını yönetmiş bir Kürd siyaset adamı­ dır. Ağrı dağı isyanının bastırılmasından sonra İran'a kaçmış ve oraya sığınmıştır. '

.

Sümer merkezli bir Kürd tarihi yazmaya çalışan İhsan N u r i , Sümerl erin Aryani oldukları n ı , onlarla birlikte Kürellerin a tası 33

Age. , s. 1 2 3 .


KÜRDOLOji YALANLARI

64

olarak kabul ettiği Gu tilerin de M ezopotamya'da yaşadıklarını, G u ti hükümdarlarından adı bilinen Şerlek ve Tirikan isimlerini n Aryani dillerinden geld iğini; Kassi t [ Kas ] , Subari , N ayri ve Muş­ kilerin Kürd olduğunu ileri sürmekte ve kendince bir takım eti­ ınolaj ik tahlillerele bulunmaktad ır. İhsan N uri , ayrıca Zerdüşt'ü ilk Aryan v e Kürd peygamberi ilan e tmekte , Zerdüştilik , Maz­ deizm ve IX. Yüzyılda ortaya çıkan Babek isyanı n ı n Kürd dini hareketleri olduğunu ileri sürınekted ir. 34 Anlaşılan Babek'i bile Kürd saydığına göre İhsan N uri'nin kafası ol dukça karışıktır ve b i r tarih eğitimi almadığı , askerlik günlerinde fırsat buldukça okuduğu birkaç ki taba dayanarak tezler ileri sürdüğü için bu karış ıklığı normal karşıla mak gerekir. Acaba İhsan N uri , Azer­ baycan tara O arı nda dünyaya gelen Zerdüşt'ün gençlik yıllarında Harran'da Sabiiler tara fından ye tişLirildiğini; onların fikirlerinden etkilendiğini ; Sabiilerin ağırlıklı kolunun ise aslen Yahudi oldu­ ğunu35 bilir miyd i ? Daha sonraları İhsan N uri'nin tezlerine dayanak Gilgameş des­ tanının bir Kürd tarafından yazıldığını iddia eden akl-ı evveller çıkmış ; Kürcl tarihi konusunda kalem aynatan bir çok Kürcl tara­ fı ndan da birinci dereceden kaynak olarak kullanılmıştır. Kürd tar i h i konusunda kal e m o ynatanlardan birisi d e Bo­ Amedi'dir. 1 9 9 1 yılında yayınlanan Küreller ve K ü rd Tarih i adlı eserinele İhsan N u ri'nin ve müteveffa komedi ustası Cem­ şicl Bender'in görüşlerini hiçbir araştı rmaya gerek görmeden ay­ nen tekrarlamış; olayları tahri f e tmekte aşırı şekilde ileri gi tmiş , mesel eye Marksist açıdan yaklaşmaya çalışmış, Guti, Lul u , Kas­ sit [ Kas ] , Mitanni , U rartu , Med, Subari , Nayri ve Karduları eski çağlarda Kürd devleti kurmuş halklar olarak sunmuş; geçmişteki Kürd tarihini M . Ö . 8000 yıllarına kadar geriye gö türm üş; dola­ yısıyla 10 000 yıllık bir Kürd tarihinden bahsedilmesi gerekti­ ğini ileri sürınüştür. 36 L a rı

34

Bkz. i lısan Nuri, Kürellerin Köl�e�ı i ,

35

B i ru ni El-Asar e l-baqıyc,

36

Botan A mcdl , Küı tler ve Kürt Tarih i , I ,

,

s.

s.

2 1 - 1 22.

332. s.

1 7-50.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARi H Ç i LERiNE KISA BİR BAKl Ş

65

Botan Arnedi'ye sormak gerekirdi: Yazının icadı M .Ö. SOOO'lerde gerçekleşmişse, Gutiler M. Ö. 3000'lerde tarih sahnesine çıkmışsa, Kürd tarihi nasıl olur da M . Ö . 8000 yılına kadar gidebilir? Pro f. Abdulhalık Çay'ın deyimiyle " to p tancı" ideologlardan biri de Nergize Torf'dir. izady'nin "dünya müzelerinde Kürdlere ai t bir kırık ok u c u bile yok . . " diye yakın m asına " Kim demiş bir ok ucu bile yok diye ? . . " tarzında bir tepki gösterir gibi , Ön Asya kavimlerine ait sanat eserlerini Kürdlere maletmekte , o da Hurri , Mitanni , Kassit [ Kas ] , Manna ve Med vs. gibi eski kavim­ leri Kürd toplulukları olarak takdim etmektedir. ı7 Fakat kendi­ sine koçbaşlı heykellerin ve mezar taşlarının Kürdlere ait olduk­ lannı gösteren "bilimsel bir deliliniz var mı ? " diye sorulsa , ancak "ben söylüyorum ya, yetmiyor m u ? " şekl inde cevap vermekten başka çaresi yoktur. Halbuki Luristan'daki bronz yadigarlarla İs­ kit sanatı arasında büyük bir benzerlik bulunduğunu tarihçi Frye kayde t m ektedir. '8 Gelelim Cemşid Bender'e . Hayatımda beni bu kadar çok gül­ clüren bir komedi ustası herhalde bir daha kolay kolay dünyaya gelmez. Diyebilirim k i , Kürd ideologlar arasında en çılgını bu Cemşid Bender'dir. Gerç i ölen insanın arkasından konuşulmaz , ama bu kişi , arkasından konuşulmayı gerçekten hak etmekted ir ve bence 'desteksiz a tıcılar' listesinin en başında yer ala n bir isim olarak Guinnes rekorlar kitabı na girmeyi hak etmiştir. .

Aşağıya Soner Yalçın'ın bu komedi ustası hakkı nda yazdıkla­ rı nı aynen alıyoru m : " U y garlığın Tarihini Kürtler Başlattı

Başlığa şaşırdınız mı? Şaşırmayın. Atı binek aracı olarak kim kullandı ? Uygarlığın başlangıcı sayılan tekerleği kim icat e tti? Ya­ zıyı ilk kim keşfetti? N uh Tufanı kimin e fsanesi ? Tarih te ilk yazılı antlaşmayı kim imzaladı? ilk şiiri kim yazdı? Rasathaneyi ilk kim 37 38

Torl, Kürtlerde Sanat, Naslcdiye iraııa. s. 94.

Nargiza fray,

s.

8-1 30.


66

KÜRDOLOJİ YALANLARI

kurdu? Gılgamış Destanı kimin eseri? Cirit kimin oyunu? Sazı ilk kim çaldı ? Mevlana ve Hacı Bektaş'ı kim etkiledi? Tarikatları kim­ ler kurdu? Alevilik nasıl doğdu? Ve onlarca akıldışı iddia . . . Me­ sele iki dil ve özerklikle bitecek mi sanıyorsunuz? Yeni polemik­ lere hazır olun. İşte bazıları . . . P eşinen görüşümü yazayım: Kim kendini hangi etnik gruba ait görüyorsa o ki mliktedir. Yani "Ben Kürt'üm " diyorsa Kürt'tür. D i l konusunda istediğiniz bilimsel ça­ lışmayı yapabil irsiniz, ama biri "Bu benim dilimdir ve Kürtçedir" diyorsa, öyledir. Ve ben haLi, kendi kaderini tayin hakkına ina­ nırım . . . Tamam . Şimdi istediğimi yazabilirim . Gündemde, Kürt­ lerin iki dil ve özerklik talebi var. Meselenin iki dil ve özerklikle bi teceğine inanıyorsanız, yanılırsınız. Bu sadece başlangı çtır. Na­ sıl mı? Size birini tanı tmak istiyorum . . . Said-i Nursi'nin talebesi

Adı Cemşid Bender. Bu asl ında m üstear adı. Asıl ismi Mehdi Halıcı ( 1 9 2 7 -2008) . Ko nya doğumluyd u . Halıcı a i l esinin ana ta­ rafı Van'ın Başkale's i n d e n , baba tarafı ise Bingöl' ü n Kiğı'sında n Ko nya'ya göç etmişti . Mehdi Hal ıcı, istanb ul Ü n iversi tesi Hu­ kuk Fakül tesi'nde öğrenci iken babasına yazd ığı "sadakat ve sa­ bır" mektubu nedeniyle tutuklanıp Afyon Cezaevi'ne kond u . Ba­ bası halı esnafı Sabri Halıcı da o cezaevindeydi; suçu Said-i N ursi müridi olmaktı ! Said-i N ursi her Konya'ya gidişinde talebesi Sabri Halıcı' n ı n evi nde m isafir oldu. Eserlerinde " Konyalı Sabri"den sıkça bahsetti. Sabri Halıcı çocuklarını hep Said-i N u rsi öğre tile­ riyle büyü ttü . Mehdi Halıcı yaşamı boyu nca Said-i N ursi cema­ atiyle ilişkil erini duygusal anlamda hiç koparınadı ; zor günl erde avuka tlıklarını üstlendi. Risale-i N ur'ları övdü. Yazı hayatına ise , 1 9 5 7'de ağabeyi Feyzi Halıcı i l e Konya'da " Çağrı" adlı sanat der­ gisini çıkararak başladı. So nra ani bir kararla 1 9 58'de N o rveç'e giderek kooperatif konusunda ih tisas yaptı. Sonra dönüp devlet kurumlannda çalıştı; istanbul'da avukatlık yapt ı . Bu arada kar­ deşi Feyzi Halıcı'dan da bahsetmem gerekir: iü Fen Fakültesi'ni bitirdi. Yüksek Kimya Mühendisi olmasına rağmen Konya'ya dö-


KÜRDLER

ve

KÜRD TA RiHÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

67

nüp baba mesleği halıcılığı devam e ttirdi. Şiirler yazdı. Bunun bazılan Said-i N u rsi üzerinedir. Türk Dil Kurumu üyesi oldu . 1 959'da Konya Kültür ve Turizm Derneği'ni kurdu. 1 968- 1 9 77 yıllan arasında AP Senatörü olarak TBMM'de görev yaptı. İstan­ bul Kültür ve Sanat Vakfı ile A ta türk Kültür Merkezi Bilim Ku­ rulu onur üyesi oldu . CHP G enel Başkan Yardımcısı ve Ankara milletvekili Emrehan Halıcı'nın babasıdır. Kardeşi Zaman Gazetesi Yazarı

Mehdi-Feyzi Halıcı'nın kız kardeşleri N evin Halıcı ise Zaman Gazetesi yazarıdır. Aile hakkında bu kadar bilgi vermemin ne­ deni , bir aileele nasıl farklı fikirler olduğunu göstermektir. Çünkü Mehdi Halıcı'nın yazdıklarını okuyunca çok şaşıracaksınız . O halde başlayalım. Kürtler olmasaydı insanlık ne yapardı l Cem­ şid Bender (Mehdi Halıcı) , " Kürt Tarihi ve Uygarlığı " (3. Baskı , 1 99 1 , Kaynak Yayınları) kitabı önümüzdeki günlerde sadece iki dil ve özerkliği değil , daha neleri tartışacağımızın ipuçlarını veri­ yor. Hiç araya girmeden, yorum yapmadan, sayfa sırasına da uya­ rak kitaptan bazı cümleler alıntılayacağım . İlkleri Kürtler Başlattı

"Her şeyin ilki olmak kolay mı" (s. 9) " G u tiler (MÖ 3000'ler) için Kurti denmektedir. " (s. l l ) "Bilindiği gibi Kürt Kassit İmpa­ ratorluğu Hitit ülkesiyle çağdaştı . " (s. 1 7) " İlk kerpici Kürt Kas si tler yaptı . i lk Takvim\ ilk matematik ve geometri prensiplerini ; ilk ağırlık ve uzunluk ölçü birimlerini Kürt Kassi tler buldu . " (s. 21) " ilk rasathaneyi Urfa'da Kürt Kassitler kurd u . ilk ' teşhis' ve 'tedavi' ikilemini ; masaj ı tedavi yöntem i olarak kullanmayı Kürt Kassitler uygulad ı . Ve petrolü de onlar keş fetti . " (s. 22) " insan­ lığı ilk kez mağara hayatından kurtaran , ernekleyen çocuğu elle­ rinden tutup yürüte n , uygarca bir yaşam ı n koşullarını tarihte ilk kez oluşturan Sümerl er ve Kürt halkı olmuştur. " (s. 3 1 ) "Gılga­ mış Desta n ı adlı destanla ilgili tabie tierin metinlerini Kürt Kassit uyruklu şair Sin-Lekke-unni yazmıştır. " (s. 39) " i ranlılar edebi-


68

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

yat ve sanat zenginliklerini Kürtlerden almışlardır. " (s 44) Mev­ levilik Kadirilik Kürt kökenlidir " Kürtler çoktanrılı dinlerden tek tanrılı diniere geçişin köprüsü olmuştur. " (s . 45) "Sümer­ lerle de çağdaş oları Kürt Guti topluluğu Sümerlerle birlikte çivi yazısını kullandılar. Antikçağı aydınlatan dil Kürtçe idi . " (s. 46) " Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında yer alan pek çok söylen­ cenin, efsanenin , öyküsünün ana menbaının Kürtlerle ve onla­ rın yaşadıkları bölge ile ilgili olduğu doğrudur. " (s. 52) "Meddah adı da verilen Deng-Bej Kürt kültürüne aittir. " (s. 54) "Saz söz­ cüğü Kürtçedir. Ayrıca aynı kökten türeyen sazbend (çalgıcı) , sa­ zende ve sazendegan sözcükleri de Kürt dilinin ürünleridir. " (s. 5 7) "Halk ozanlığı Kürt kültür ve sanatının bir parçasıdır. Kürt halk azarıları atışma , taşlama , güzelierne ve hikayeli türkü dal­ larında binlerce yıldan beri N ewroz bayramlarında, düğünlerde ya da uzun kış gecelerinde sanat yeteneklerini ortaya koyarlar. " (s. 59) " Kürt kökenli inanç dünyası Bektaşilik, Mevlevilik, Rufa­ ilik, Kadirilik, Kalenderi lik gibi tarikatların yaratıcısı oldu . Kürt­ ler gerek Yezidilikte ve gerekse bunun uzantıları olarak kurduk­ ları tarikatların müzikli ayinlerinde coşku ve cezbe yaratmak için çalpara , kudum , çeng, kurrane , nagur, flü t , ve bender gibi Kürt müzik enstrümanlarını kullanınışiard ır. " (s. 66) " Kürt dilini bil­ diği ve Horasan'dan geldiği için Kürt kökenli olduğu öne sürü­ len Mevlana hakkında elimizde kanı tlayıcı belge yoktur. Ancak Mevlana'nın kitaplarını yazdırdığı , 'Velayet' ve 'Hilafet' görevle­ rini bıraktığı , Mevleviliği kuran Hüsamettin Çelebi Kürt köken­ lidir. Hüsamettin Ç elebi uyguladığı ayin deyimlerinde Kürtçe kullanmıştır. Derviş , dergah, post, postnişin , sema , semazen , çe­ l ebi Kürtçe sözcüklerdir. " (s. 68-69) "Yezidiliğin kurucusu Şeyh Addi Bin Misafir, Hakkari Kürtlerindendir. " (s. 79) " Kürt düşü­ nür Ebu'] Vefa ; Hacı Bektaş Veli'yi, Baba İlyas'ı Baba İshak'ı , Ge­ yikli Baba'yı ve daha nicelerini kendi düşünce potasında yoğuran, şekillendiren, onları halkın yanında ve halk için harekete geçiren bir düşün adamı dır. " ( s . 94) " Kürt uygarlığın ın bir ürünü olan Alevilik, 'inanç felsefesi' ve 'yaşam biçimi' yaratırken, politik sos­ yal ve ekonomik alanlarda da halkı yüreklendirm iştir. " (s. 1 09)


KÜRDLER ve KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKIŞ

69

Hz. Adem Kürt müydü " (Firdevs'in yazdığı) Şehname'de anlatı­ lan e fsane tümüyle Kürtlerle ilgilidir. " (s. 1 48) " Ciri t oyununun Kürtlere özgü bir spor türü olduğu tüm dünyaca bilinmektedir. Cirit sözcüğü Kürtçedir. Cirit oyunu Kürt ırkı atlarla yapılır. " (s. 1 69 - 1 70) " Halı ve kilim dokumacılığını Kürtler icat e tmiştir. İran­ lılar ve Türkler Kürtlerden öğrenmişlerd i . " (s. 1 72) "Kök boya kullanımını Kürtler bulmuştur. " (s. l 79) " N u h Tufanı Sümerler ile G u ti Kürtlerinin ortak e fsanesidir. " (s. 1 89) "Batı tarihçileri uygarlığın tekerleğin keşfiyle başladığını söylerler. Bu söz abar­ tılıdır ama yanlış değildir. Atı tarihte ilk kez ehlileştirip binek ve çekme aracı olarak kullanan Kürt halkıdır. Aynı halk ehlileştirdiği a tın çekeceği tekerleği de keşfetmiş tir. " (s. 1 90) " Tarihte ulusla­ rarası antlaşmaları ilk yapan Kürt halkıdır. " (s. 1 9 1 ) Evet devam e tmeye gerek var mı? 256 sayfalık, " Kürt Tarihi ve Uygarlığı" ki­ tabı bu tür akıldışı iddialarla sürüp gidiyor. Bırakınız tarihteki tüm " ilk" leri , Cemşid Bender, Hz. Adem'in bile Kürt olduğunu ima ediyo r ! (s. 7 1 ) Hiç gülüp geçmeyiniz . Abdullah Öcalan, "Sü­ mer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru " kitabının 2. cildinde benzer polemiği sürdürüyor. Yani demem o ki , mesele iki dil ve özerklikle bitecek gibi görünmüyo r ! " 39 Cemşid Bender'le ilgili alayların bu kadarla bittiğini zannet­ meyin. Örneğin bir başka i nternet sitesinde bazı okuyucuların onun hakkındaki yorumları şöyle: " Ye n i çalışmalarında Babil Kulesi'ni ve Mısır p i ra m i tl e rini Kürdler yaptı, Amerika'yı Kürdler keşfetti, aya ilk ayak basan Neil Armstrong Şırnaklı bir Kürd'tür, sanayi devrimi Kürdistan'da baş­ lamıştır gibi tezler ortaya koyması olasıdır. " " Okuyucu üstünde yoğun e tkisi olan b i r yazardır. Kitapla­ rını okuduktan sonra onca okuduğum tarih kitabı , seyrettiğim belgeseller yanlış mı diye sordurtur. İyi bir okuru olarak ken­ disinden bilhassa araştırmasını ve mu tlaka yazmasını istediğim bazı konular var: -Fikir ve eylemleriyle reforma yol açan Kürd din adamlan (Almanya'da mukim olanlar kişisel tercih sebebi39

Kaynak: Ensonhaber


KÜRDOLOJİ YALANLARI

70

dir. ) - Rönesansın ünlü Kürd mimarları , ressamları , heykeltıraş­ ları ve tüm sanatçıları. -Eski Atina'da isim yapmış Kürd filozof­ lar. - Magna Carta'nın Kürd demokratikleşme hareketi üstündeki etkisi ve önemi (yurtsuz john da Kürd olabilir) - Lidya kral yolu , ipek yolu , baharat yolu gibi ticaret güzergahlannda görev yap­ mış Kürd dolmuşçular Ek olarak: Ey History Channel ve Disco­ very Channel sorumlulan ı Sözüm size . Çığlığıını duyun . Yıllar­ dır imkanım el verdiği şekilde yazılı ve görsel eserlerinizi ilgiyle takip eden biriyi m . Bize aniattığınız onca şey yanlış mıydı? . Hiç Cemşid Bender okudunuz mu? Ek 2 : Yeni Zelanda'nın yerli halkı olan Maorilerin uzay çalışmalan ile ilgili bir kitap yazsam ben de araştırmacı-yazar sayılır mı yı m ? " "Ünlü bir komedi yazarı . Yazdıklarını ciddiye alanlara d a acil şifalar diliyorum . " " Cem Yılmaz'ın tahtını saliayacak tek komedyen" "Şansını yanlış yerlerde denemiş adam. Halbuki bilim kurgu veya fan­ tastik roman konuları üzerinde dursaydı epey okunabilird i . "40 Kürd Mitoloj isi adlı eserinde "Bakıyorum da, daha bıyıkları terlememiş Kürd gençleri bizim yazdıklarımızla alay ediyorlar" ; "Ey gençler, bizim yazdıklarıma inanın" gibisinden sözler ederek ,41 yazdıklarına inanılması için adeta yalvaran bir yazarı hayatımda görmedim . Kendisi kitaplarında Dr. unvanı kullanmaktadır. Eğer Türkiye'de bu şahsa gerçekten dr. unvanı veren veya tezini ka­ bul eden bir üniversite varsa , o üniversitenin kapısına derhal ki­ lit vurulmalıdır. Dikkat edilirse diğer Kürd yazarları için asla bu tür i fadeler kullanmadık. Çünkü hiçbirisi Cemşid Bender gibi zırvalamalarda bulunmamıştır. Doğrudur, uçuk ve desteksiz iddialarda bul unmuş­ lardır, ama yine de ölçüyü kaçırmamışlardır. Cemşid Bender za­ ten beyin tümöründen ölmüş. Bu tür iddialarda bulunan bir ki­ şinin beyniyle probl emi olması da şaşırtıcı değildir. 40

www. ekşisözlük.com

41

Cemşid Bender, Kürt Mitolojisi, C. I , s.


KÜRDLER ve KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BiR BAKlŞ

71

izady'yi ki tabın ilerleyen sayfalannda değişik yönlerden ele al­ dığımız için , burada diğerleri üzerinde de birkaç satırla olsa dahi durmakta fayda var. "Kürtler" adıyla hacimli bir kitap yazmasına rağmen, Kürd ta­ rihiyle ve bizi ilgilendiren kısmıyl a alakah yazdıkları sadece 30 sayfadan ibaret olan Naci Kutlay'ı hesaba almıyoruz. Çünkü onun söyledikleri de kendinden ö ncekilerin ve ağırlıklı olarak izady'nin söylediklerinin tamamıyl a aynısıdır. Tek farkı Mısır h idivi Meh­ met Ali Paşa'nın da Kürd asıllı olduğunu iddia eden Dr. Ahmed Halil'in si tesinden aynen aktararak, Salahaddin Eyyubl'den sonra, ikinci büyük bir devlet adamı çıkarmış olmanın bahliyarlığıyla teselli bulmasıdır. Bu konu üzerinde durulacaktır. Eserinin bir sayfası nda Kürdçe "Şin " kelimesini "yeşil" ,42 bir­ kaç sayfa so nra aynı kelimeyi "mavi" anlamında veren4 3 bir ya­ zara bilmem ki ne demeli ? Irkçı fanatizm gözünü kararttığı için iki-üç sayfa önce ne dediğini dahi hatırıamayan bir fanatiğin yaz­ clıkiarına kendisi nden başka kim inanır bilmiyorum. Şu satırlar da onundur: " İS I I I . Yüzyılda Part devleti de tarihe karışır. Bu kez kurucusu Ardeşi re Babek adında bir Kürd olan Sasani hane­ danı İran'da ortaya çıkar. Ardeşir'in Kürd kökenli oluşunu ünlü Arap tarihçisi Taberi lakaplı Ebu Cafer de yazmıştır. Taberi'nin "Milletler ve Hükümdarlar" adlı eserinde, yazara göre Iran Peh­ levi ailesinden bir hükümdar, Sasani Devleti kurucusu Ardeşir'e gönderdiği tehditkar mektubunda böyle bir cümle kullanmıştı: " Ey Kürd çadırında terbiye görmüş Kürd oğlu Kürd" , 1 960'lı yıl­ larda Türkiye'de Milli Eği lim Bakanlığı çevirisi içinde de yer alan bu ibare , daha sonra D iyanet Reisliği Başkanlığı tarafından yapı­ lan baskılarda şu şekilde değiştirilmişli : "Sen ki bir köy kethü­ dası nın oğlusun . "44 .

Böylesine zır cahil ve hatta merhum Necip Fazıl'ın deyişiyle "eçhel-i cühela" yani cahillerin en cahili bir fanatikten zaten başka 42 43 44

Çölemerikli, s. 1 00. Aynı yazar, s. 1 04. Çölemerikli, s. 1 2 1 .


72

KÜRDOLOJİ YALANLARI

bir şey beklenmez. Bir kere Sasani hanedam asla Kürd değildir ve tarihinin hiçbir döneminde Kürd olmamıştır, bu bir. Taberi , o dediği n yazarı n lakabı ve künyesi değildir ve sen henüz lakapla künye arasındaki farkı bilmiyorsun , bu iki . Senin söylediğinin ak­ sin e , o tarihçinin künyesi Ebü Cafer'dir ve Taberi de onun doğ­ duğu yeri gösterir, bu ü ç . Erdeşir' e o m e ktubu gönderen kişi , senin 'll l . Yüzyılda Part devleti de tarihe karışır' dediğin Part hü­ kümdarlanndan Erdavan'dır, bu dört. l 960'h yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basılan Taberi'nin "Milletler ve Hükümdar­ lar Tarihi" daha sonra yine aynı bakaniıkça l 99 l 'de aynen basıl­ mıştır ve " Ey Kürdlerin çadırında büyümüş . . " i fadesi eserde hala durmaktadır, bu beş. i fade senin çarpıttığın gibi " Ey Kürdlerin çadırında büyümüş Kürd oğlu Kürd " şeklinde değil , " Ey Kürdle­ rin çadırında büyümüş Kürd" şeklindedir, bu al tı. Taberi'nin bu eseri Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlan arasında hiçbir zaman ya­ yınlanmamıştır, bu yedi. imdi ; bir cümlende iki , bir paragrafında yedi hata yapıyorsun ve şu halinle Kürd tarihi yazmaya kalkıyorsun . Ben , artık seni Allah'a havale ediyorum . Kürd gençleri de, eğer benim yazdık­ larıma değil de, kendi yazarianna i nanmak istiyorlarsa , lu tfedip bir tahkik e tsinler, gerçekleri göreceklerdir. " İbrahim'in Ketuna-Ketura adındaki eşinden gelen Kürtlerle a kraba bağlarını kurarlar. " ; " Kürt Samanoğullan böyle hutb e oku tmuşlardı" ; " Kürdistan hududunu , Aleksendirpol i l e Canik boğazlannın kesiştiği noktaya dayandıran rahmetli ( ! ! ! ) Kayak­ sar zamanında ( M . Ö . 585) Lidya'lı Aliyat'la yapılan savaştan sonra Kürtler, Batı Kürdistan'da kesin yerleşmişlerdir"45 diyen Muham­ med (Hako) Yarlı (Xani)'ye bilmem ki ne demel i , neresini cid­ diye almalı ? S ahte belge ile tarih y azmak

Sahte belgeyle tarihi çarpıtmak veya güya bir şeyler ispat etme olayı yeni bir şey değildir. Bu belgeleri gerçeğinden ayırt e tmenin 45

Ayvarov, Osman lı -Rus ve İran Savaşlarında Kürtler,

s.

4-5 dn.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BIR BAKIS

73

iki yolu vardır: a) Dış tenkit, b) İç tenki t . Dış tenkitte bir şey bu­ lunamayan sahte belgeler iç tenki tte ortaya çıkarılabilmektedir. Sahte belgeler belli amaçlarla üreti lir. Ya para kazanmak ama­ cıyla adi sahtekarlık sergilenir, ya da maddi kazanç düşünülme­ den ideoloj i k amaçlar göz önünde bulundurulur. Adi sahtekarlık, özellikle arkeolaj ik eserlerin orijinalinin aynısını yaparak yüksek paralar karşılığında satmak şeklinde gerçekleştirilir. Örnekleri pek çoktur. Avrupa'da minyatürlü elyazması eserler pek mu teber ol­ duğundan özellikle İranlı antikacılar bu işte çok ustadırlar. Bir de yazılı belge ve kitaplar üzeri nde yapılan sahtekarlıklar vardır. Örneğin XIX. Yüzyılda Kudüs'te Shapiro adında bir Musevi bir­ çok beyaz çanak çömlek yapmış ve bunları Filistin'in en eski eser­ leri sıfatıyla Londra'da yüksek fiyatlarla satmıştı . Fakat paranın sıcak yüzü onu rahat bırakmadı. Yemen'e giderek orada eski Ya­ hudi hattatlık eserlerine benzeterek eskitilmiş deriler üzerine bir Tevrat yazdı . Tüm Hıristiyan alemi bu haberle adeta ayağa kalktı . Güya bu Tevrat dünyada bili nen en eski Tevrat oluyord u . Times gazetesi de bu konuyla ilgili her gün heyecanlı haberler yayınlı­ yordu. Shapiro eser için 2 milyon İngiliz Sterling'i istiyordu. Belki de İngiltere hükümeti bunu satın alacakt ı , fakat kısa süre sonra Tevrat'ın sahteliği ortaya çıktı .4b Bu konuda ün yapmışlardan biri de Kırım'da yaşayan Kara­ yim alimi Firkoviç'tir. Pek çok sahte belge üretmiş, Kırım Türk­ çesine bu kelimeleri sakınayı başarmış; Karayimlerin bölgenin en eski halklarından , hatta Milat öncesinde burada yaşayan halklar­ dan olduğunu ispat amacıyla sahte mezar taşlan üretmiş , bilim dünyası bir süre bunlara i nanmış, ama daha sonra sahteliği or­ taya çıkmıştır.47 Bir diğer örnek Hüseyin Baykara zamanında Hera t'ta vezir olan N izamülmülk tarafından tertip olunmuştur. Kendisi evlad-ı Rasul'den göstermek için sahte bir şecere düzenlemiş, bunu za­ manın alimlerine onaylatmış , fakat bizde Molla Cami adıyla bi46 47

Z.V

Togan, Tarihte Usul,

Aynı yerde.

s.

76.


KÜRDOLOJİ YALANLARı

74

linen Abdurrahman Cami'den de şecerenin doğruluğunu tastik e tmesini rica edince , Cam i , hemen talebi reddetmiş ve ona bir dörtlükle cevap verm iştir ki , mazmun u şöyledir: "Alnında Pey­ gamberin nuru olanlar şecerelerin uzun ve geniş olmasına muh­ taç değillerdir; yüzünden böyle bir nur damlamayanlara ise şecere lanetten başka bir şey vermez . " Doğuda kendini şeyh veya bölge ağzıyla "şıh" diye tanıtıp, Peygamber evladından olduğunu iddia eden ve bunu ispa t için sahte şecereler sunan kişilerin olduğu bi­ l i nmektedir. Keza bir zamanlar Polanya'da Yahudiler " Pan"lara sahte şecereler düzenlemek için birçok o fisler açmışlardı.4s Bu sahada Kürd ideologlar arasında Ethem Hemgin (kendi imlası ile Xemgin) adında biri var ki, yap tığı sahtekarlığı ortaya çıkaran da yine akl-ı evvel Kürdlerden izady'dir. Yani onu sahtekarlıkla ve fanatiklikle suçlayan bizzat yine bir Kürd'tür. E theın Hemgin'e göre Aryen-Zerdüşti olan Kürdler ve İranl ıların Araplarla yaptık­ ları savaşla ilgili bir parşömen bulunmuş . Buna göre Hz. Ömer za­ manında başlayan Kürdistan fetih hareketleri çok kanlı bir şekilde gerçekleşmiş ve o dönemde yazılan bir şiirde şöyle denilıniş: A teşler sündü , Büyük büyükl er sallandı , Zorba Araplar her tarafı viran e tti Kadınları kızları esir gö türdüler, Azat erkekler kana bulandı. H emgin bu şiire dayandırdığı tarih yazımında , şiirin Sorani lehçesiyle yazıldığını ve Kürdl erin Musul'dan sürüldüklerini ileri sürmektedir. E them Hemgin'in bu iddiasına Türkler, Araplar ve Acemler herhangi bir şey demediler. Ama aynı iddiaya meşhur İzady ağır bir salvoda bulundu ve Hemgin'i "sahtekarlıkla" suç­ ladı . 48

Şirokorad, Osmanlı-Rus Savaşla n ,

s.

1 30.


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BiR BAKIS

75

İzady, Sorani lehçesiyle yazıldığı iddia olunan bu belge için şöyle demektedir: "Ancak, hiç şüphesiz ki söz konusu parşömen bir sahtekarlıktan ibarettir. Çünkü ; a) G elişimi için bin yıl daha geçmesi gereken Sorani lehçesinde yazılmıştır (eğer parşömen gerçek olsaydı man­ tıksal olarak Gorani lehçesiyle yazılmış olması gerekirdi) ; b) Par­ şömenin bulunduğu iddia edilen Orta Kürdistan Kürdleri İslam akınları esnasında ağırlıkl ı olarak Hıristiyan'dı ve geriye kalan­ ların çoğu da Yarisanİ idi; c) Söz ko nusu parşömen hakkında hiçbir zaman bilimsel bir tarihlendirme ve özgünlük incelemesi sunulmamıştır ve üzerindeki alfabenin teşhis edilmesini sağla­ yacak hiçbir fotoğraf mevcu t değildir. Muhtemelen umu tsuz bir sahtekarın işidir. "49 İyi de aynı eserinde şu satırları yazan da İzady'nin kendisidir: "Lucian M. S. 1 20 yılında doğmuş, Soran Kürdlerinden .. Samsat'ta bir Roma kasrında hizme t verirken G rekçe öğrenmiş. Kuşaklar boyu insanların zekası, bilgeliği ve m izahıyla kendisine hayran bırakmış. Greko-Romen dünyasındaki şöhretine rağmen , Lucian özel bir bağlılık duyduğu sevgili anavatanını , Samsat'ın adını an­ mayı her fırsatta vurguladığı etnik kökeninden duyduğu gururu yazılarında ifade e tmeyi hiç unu tmamış . " İzady'nin tenkit ettiği yazarı n sözünü e ttiği belge Hz. Ömer dönemine yani VII . Yüzyıla ait olmal ı . Halbuki İzady, Lucian'ın M . S . 1 20 yıllarında dünyayq gelmiş bir Soran Kürd'ü olduğunu söylüyor, sonra da Sorani lehçesinin gelişmesi için 1 000 yıl geç­ mesi gerektiğini ileri sürerek, kendi hemcinsini sahtekarlıkla suç­ luyor. Eğer Soranller Milattan hemen sonra var iseler, lehçeleri­ nin gelişmesi için neden bin yıl daha beklesinler ki? Demek ki , iş sahte belgelerle Kürd tarihi yazmaya kadar varmış­ tır. Sahte belge ile tarih yazmak, tarihi çarpıtmakla aynı şeydir. Ethem Hemgin , G u tilerin, Mar, Lulu, Hurri , Kasit, Ela m , Kı­ maş, Gunhar, Urbilum ve Kalciahar gibi Kafkasya kökenli aşiret49

İzady, Kürtler,

s.

3 1 2-3 1 3 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

76

lerin Zagros dağlarına göç etmiş nesillerinin kalıntıları olduğunu, Kafkas kökenli halkların birleşmesinden meydana geldiklerini ve bu topluluk adlarının ise Gutilere bağlı aşiret adları olduğunu ileri sürmüştür. Hemgin , G u ti tarihini anlatırken Akad Kralı Maniştsu'nun İran denizinin kuzeyine yani şimdiki Kuveyt ve Basra bölgelerine saldırdığını, bu savaşlardan sonra bölgenin Guti­ lerin elinden çıktığını aktarmaktadır. Hemgin, yazısında Gutilerle Kürdlerin aynı ırktan olduklarını gösterecek bir kaynak göstere­ memiş, sadece "ben yazdım böyledir" anlayışı ile sahte bir tarih yazıcılığı gayretine girmiştir. Yine Gu tilerle alakah bölümde Zag­ ros (İran-Irak sınırı) ile Basra körfezi arasındaki bölgeyi G u ti top­ rağı olarak i fade ederek, Anadolu'da Guti varlığından bahsetme­ miştir. Yazar, günümüzde Kürdistan olarak ifade edilen bölge ile Guti bölgelerinin farklı alanlar olduğunu görememiş, Gutilere ait bir göç hadisesinden de bahsetmemiştiL Hemgin, Guti ve Sümer­ lerin aynı zamanda tarih sahnesinde olduklarını ve farklı millet­ lerden teşekkül ettiklerini i fade etmiştir. Bu yönüyl e , farklı açı­ lardan konuya yaklaşarak ısınarlama bir Kürd tarihi oluşturma gayretiyle, Sümerleri Kürd yapmaya çalışan diğer yazarlada da te­ zada düşmüştür. Ayrıca eserinde diğer bilim adamlarının aksine, Kardulada Gu tilerin aynı devlet ve topluluk olduğunu i fade et­ miştir. Bu şekilde bir kayıt tüm bilim dünyası içerisinde sadece Hemgin tarafından ileri sürülmüştür. 5 0 Bu meyanda hatırlamamız gereken bir diğer Kürdçü yazar da

Faik Bulut'tur. Türk kelimesini işittiğinde tüyleri diken diken olan, fakat güya çok bilimsel eserler yazdığı ve Türk resmi tarihine ağır darbeler indiri p , onu temelinden sarstığı iddia olunan bu çok kül türlü , ama bir dönem Marksist-Leninist kültürle yoğrulmuş, "halklara özgürlük" sloganıyla yola çıkarak ömrünün bir kısmını Filistin gerilla kamplarında geçirmiş , İsraillilerle girdiği çatışmalarda ya­ ralar almış bu "Allah yolunda gazi ( ! ) " nin eserlerindeki çarpıt­ malardan yalnızca bir örnek vermekle yetineceğiz . 50

Ömer Özüyılmaz, www. istanbulburda.com


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKIŞ

77

Faik B u l u t " H orasan Kimin Yurdu " a d l ı eserinde, sanki Minorsky'nin her sözü peygamber sözüymüş ve doğruymuş gibi "Soğdca , Türkçenin tesirinde kalmış iranl lehçedir; ünlü İslam alimlerinden el-Birüni'nin anadilidir" sözüne sarılmakla ve şöyle devam e tmektedir: "Maveraünnehir'in yukarı havzasındaki Ha­ rezm ülkesinde yaşayan bu halk hakkında , ünlü İslam bilgesi el Birünl "Ay rı dil leri olup, Harizmceyi 1 3 . yüzyıla kadar koruyabil­ diler. Harizmlilerin bu diyara ne zaman yerleştik/eri belli değildir.

Ancak bu kavim İ ran ağacının dal larından biridiı: Türklerl e yakın i lişki leri vardır" diyor" dedikten sonra bir de kaynak gösteriyor: Bkz. El Birüni , El-Asar'ül Bakiye, s. 4 7 . 5 1

Bu şahsın Birüni'nin eserinin sayfasını dahi vererek naklet­ tiği alıntıda "Bu kavim İran ağacının dal larından bi ridir" cümle­ sinin dışındakilerin tamamı kendi uydurmasıdır ve metnin oriji­ nalinde böyle bir şey yoktur. Çünkü metnin orij inali şu şekilde:

" Harezm/i lere gel ince, her ne kadar büyük Pers ağacının bir dalı iseler de, yılın baş langıcı ve i lave beş günün dağıtımı konusunda Soğdiyan ları takl i t etmektedi r/cı: Harezml ilerin kul landı k la n ay isim leri şunlaı: . "52 Ama kendi kafasından uyd urma kısımların en korkunç tarafı ise Bi rüni'ye gelecek konusunda bir kehanette bu­ lundurmasıdır. Bi r ü ni l 048'de öldüğüne göre nasıl olur da eski Harezmce'nin 1 3 . Yüzyıla kadar varlığını koruduğunu söyleye­ bilir? Acaba diyorum, Bi rüni birkaç asır sonra mezarından kalkıp

kitabına ilave yaptı da, bu nüsha da yalnızca Faik Bulut'un elinde mi bulunuyor? Böyle bir durumda onun Minorsky'nin ağzından aktardığı sözün doğruluğuna nasıl i nanalım? Bu ve benzeri kişi­ lerin söyledikleri, nasıl olsa Türkiye'de herkes aptal , kimse be­ nim söylediğimin doğru olup ol madığı n ı tahkik e tmez, kimse ki ­ tabın orij inaline bakıp da yalan söyleyip söylemediğiıni , uydurup uyd urmadığıını ortaya çıkarmaz düşüncesinin mahsulüdür. Bir Türk bilginini başka bir halka intisap ettirınek için bile olmadık 51

Faik Bulut, Horasan Kimin Ywdu, s . 194- 1 95 .

52

Kimin doğru söylediğini ortaya çıkarmak için metnin oıij i nalini aynen veriyo­ ruz : J..> l J-!......._, I,_;I.S .U..O �>-"" .>A .u.,..; 9 _,.,_,..;.ı l .i..,. 9, .>A � !,_;LS ,:ıl! ,".iJI,_;.JI J..> l L.., l 9 �;� �L.,...w l o.;..,9 ...:I,;.JI ,_;L,.JI ��9 �1 j9 l or' ......L....ll


78

KÜRDOLOJİ YALANLARI

çarpıtma yoluna başvuran insanların , hele bir de Kürd olmayan birini Kürdlere intisap ettirmek için neler yapabileceklerini oku­ yucu kendisi takdir e tsin . Etnik kin, b u insanların gözünü ka­ rartmış, akıllarını başlarından almış galiba. Onun Kürd Dilinin Tarihçesi adlı eseri için Yalçın Küçük'ün söylediği şu sözleri de kaydetmekte fayda vardır: "Bulut'un Kürd Dilinin Tarihçesi kitabı benim okuduğum tüm kitaplar arasında ahmaklar için, ahmakça yazılmış , ahmak kitaplar içinde başta bir yer tu tuyor. " Hiçbir delil göstermeden Fuzuli'yi ve dolayısıyla Oğuzların Ba­ yat boyunu Kürd asıllı gösteren ve Almanya'da adı sanı duyulma­ dık profesörlerden ödüller alan meşhur Kürdolog Mehmet Bayrak 'ı unu tmak olmaz . Şu satırlar ona aittir: "Selçuklu ve Osmanlı dö­ nemlerinde Kürd yazarlar ve edebiyatçılar, ürünlerini egemen­ moda dillerle veriyorlard ı . Bilim dili olarak genellikle Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça tercih ediliyordu . 1 6. yüzyıl şair ve yazarlarından Kürd kökenli Güney Mezopotamyalı Fuzüll, 1 7 . yüzyıl şairlerinden Kürd kökenli Erzurumlu N ef'i . . . "53 544 say­ falık Kürdoloj i Belgeleri adlı eserinde Fuzuli'nin Kürd ası llı ol­ duğu konusundaki tek cümle budur. Demek ki , Fuzuli'nin Kürd yapılması için büyük üstadın bir cümlesi yeterliymiş. . .

Ayrıca Kürdler ve Kürdistan adlı bir eser yazan , kendinden ön­ cekileri aynen tekrar eden , fakat Kürd tarihiyle ilgili olarak farkl ı bir tez gel iştirmeyen Kemal Burkay var ki , Sakaların Dahae bo­ yunun adının kendine göre Kürd çe, aslında Farsça Dehe keli­ mesinden geldiğini ileri sürer ve arkasından ekler: " M edce ve iskitçe konuşuyorlardı . . " 54 Ama hiçbir belge veya kaynak göster­ mez. Herhalde kendisi Dahae'lerin yaşadığı dönemle onlarla bir­ likte savaşa gidenlerdend i . iskitçe ile ilgili hiçbir belge yokken, onların ve Dahae'lerden yazı l ı bir dil yadigarı kalmamışken, on­ ların iskitçeye ve Medceye yakın bir dil konuştuklarını nereden bildiler acaba? Kı sacası laf olsun diye öylesine söylenmiş bir söz, desteksiz bir atış ! Hele şu bildiğimiz Abdurrahman ism ini yazış şekline bakı n : Evdırehman ! 53

M e h m e t Bayrak, Kii ı doloj i Belgeleri , 1 112 1 .

54

Kemal Ilurkay, Kürt ler ve Kii rdislcııı,

s.

83.


KÜRDLER ve KÜRD TARiH ÇiLERiNE KISA BİR BAKlŞ

79

Türk okuyucusunun pek tanımadığı I raklı akl-ı evvellerden Dr. Ahmet Halil var ki, Cemşid Bender gibi komedyen değilse de, gerçekleri tahrif etmekte Faik Bulu t'u aratmaz. Ama İzady'nin eline su dökemez . Kitabın ilerleyen sayfasında onun yaptığı çar­ p ı tmalarla ilgili bir iki örnek bulacaksınız . İ ran'daki avcılar ve atıcılar kulübü üyelerini pek tanımıyoruz. Zaten gereği de yok. Çünkü Türkiye'dekiler ne söylemişse , I rak'takiler ve İran'dakiler aynısını tekrarlıyor veya onların söylediklerini buradakiler nok­ tasına virgülüne dokunmadan aynen aktarıyorlar. Kürd tari hi , Kürd edebiyatı, Kürd dili ve Kürdlerin e tnik men­ subiyeti hakkında yerli yabancı yüzlerce kitap yayınlanmıştır. Bun­ ların tamamını okumaya ve incelemeye gerek yoktur ve ayrıca va­ kit israfından başka bir şey değildir. Çünkü bu eserlerin neredeyse tamamı aynı fabrikanın farkl ı seri numaralar taşıyan ürünleri gi­ bi dir. Birinde bulduğunuz satı rları , diğerlerinde de aynen bula­ bil irsiniz. Ama hepsini n ortak özelliği , ortaya atılan iddialarla il­ gil i belge sunmamalarıdır. Hem tarih ten bahsed i p , hem de h i çbir belge sunmamak , komedyenl ikten başka bir şey değil dir. N itekim Martin van Bruinessen de bu komedyenliğe işaret ede­ rek şöyle demektedir: " Kürt tarihi ya da Kürt toplumu üzerine yaza n , pol itik olarak kendisini adamış ya da politik tutum almayı redde tmiş birçok Kürt var. Bazıları saçma sapan yazarken, bazı­ l arı gerçekten iyi yazıyor. Bunların en iyi1erinden Ro hat Alako m ile Malmlsanij , akademik çalışmalarl a rahatlıkla boy ölçüşebilen mükemmel kitaplar yazdılar. Kuşkusuz bu kişiler İsveç'te poli tik sığınmacı olarak bulunuyorlar ve burada kendi1eri n i entel ektüel olarak geliştirebildiler. . "5'j G ö rüldüğü gib i , Kürd o logların pir- i mürşidlerinden sayılan Bruinessen dahi tarihçi geçinen bu zeva­ tın yazd ıklarını hem beğenm iyor, hem de "saçma sapan" buluyor. Gerçi Malmlsanij'in bir kitabını okud u m , fakat hakkı nda bir ka­ naa te varamadım. Rahat Alakom'un bazı çalışmalarını bu satırla­ rın yazarı olarak ben de zevkle okudum ve bilgi de edindim . ***

55

Martin

van

Bnıinessen, Kiirdolojiııiıı Bcılıçcsindc, s. 32-33.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

80

REAKS iYONER TARiHÇiLİK

Cevdet Paşa'yı bir kenara alırsak , nasıl Osmanlılarda gerçek anlamda bir tek tarihçi çıkmadıysa , Kürdlerde de şu ana kadar bir tarihçi çıkmamıştır. Tarih ki tabı okumak ayrı şey, tarihçi ol­ mak ayrı şeydir. Su anda Türkiyeli , Iraklı ve İ ranlı Kürdler ara­ sında Kürd tarihi adına eline kalem alanların aşağı yukarı tamamı

reahsiyoner tari hçidir. Bu reaksiyo ner tarihçil ik terimi de bize değil , yazar Cemi! Gündoğan'a aittir. Şurasını da kabul etmek gerekir ki , Kürd tari­ hiyle ilgili kal em aynatan tüm Ki.ücl yazarların aynı kdeye koy­ mak haksızl ık olur. Gerçekleri arayan, vakıalan olduğu gibi kabul eden , ölçüyü elden kaçırmayan ve elesteksiz atıp gerçekleri tah­ ri f eden Küreilere ağır eleştirilen yöneiten kişiler ele vardır. K ürd Tarih Yazımının Metodoloj i k Sorunları adlı eserin sahibi Cemil Gü ndoğan'ın konuyla ilgili haklı tespiti yabana a ulmamalıclır. Süha Bulut ise, yukanda adlarını verdiğimiz kişiler ve benzer­ lerinin yap maya çalışllğı tarih yazımcılığını romanUh tarihçi l i h olarak nitelemekte v e b i r zamanlar bizele bazı fanatiklerin tutul­ cluklan "dağı taşı Türk görme hastalığına" - ki çok şiddetl e karşı çıktığım bir akımdı, - şimeli sözde Kürcl tarihçilerinin tutulma­ sına tepki göstererek, "neredeyse Homo s ap ien s 'leri bile Kürcl ya­ pacaklar" diye isyan e tmektedir.56 Cemi! G ü n doğan'ın söylediklerine kulak verelim : " Kürd histo riograisinin reaksiyoner karakteri derken kas tetti­ ğimiz , Kürcl tarihinin kendi özgün referans noktalarından kalkı­ larak değil , Ktüel ulusunun varlığına kastetmiş Kemalist histori­ ogra fi kalkış noktası kabul edilerek yazılmış olmasıdır. "Son yirmi yıl içinde Kürcl histo riografisi alanında üretilen ça­ lışmalara baktığımızda , bunların , istisnai tezler dışında , genellikle Kemalist historiografinin söylediğini tersine çevirmek suretiyle oluşturulmuş olduğunu görürüz. Örneğin, Kemal ist tarih yazım ı, geçmişteki Kürd ulusal hareke tlerine ingiliz işbirlikçisi m i dedi, 56

S. Bulut, Arlıcol(Uidcn Denı i rci Kawa'ya lşılı,

s.

1 47 .


KÜRDLER

ve

KÜRD TAR İ H C i LERiNE KISA BİR BAKlŞ

81

Kürd historiografisi'nin bu konudaki temel argümanı, Küreller'in İ ngiliz işbirlikçisi olmadığı nı, ters i n e , M ustafa Kemal'in İngiliz işbirlikçisi olduğunu iddia e tmek olmuştur. " Veya resmi tarih , sözgel işi, Şeyh S a i t isyanını d i nsel irtica eylemi olarak mı ni teledi , Kü r d tarih yazımının karşı argü manı bellidir: Şeyh Sait'in dinsel b oy u tu n u ya tümüyle silmek veya alabild iği ne önemsizleştirerek anlamsız bir ayrıntı düzeyine i n­ dirınek . . . "Bazen iş bununla da kalmaz , b u argüman Mustafa Kemal'in din alanındaki reformlarının san ıldığı kadar önemli olmadığı ve dincilerle gerçek uzlaşmayı Kemalist hareketin yaptığı türünden tezl erle takv i y e edilir. " . . Verd i ğ imiz örneklerde de görül e c eği gibi , alanlar değişse de kul l a nılan metod pek değişmiyo r : gerçek olup ol madığına fazla bakmaksızı n , res m i ideo l oj inin tersini iddia etmek temel meto­ dolojiyi oluştu ruyor. " "Bu metodoloji bilimsel olmadığı gib i , sonuçta doğ r u bir ta­ rih yazımına da müsaade etmez. Ç ü nkü bu yöntemle doğru bir tarih d e ğil yazılsa yazılsa Kemalist historiografinin arabı (nega­ ti f fo toğra O y azılabilir. Böyle nega t i f bir historiografi ise bilimsel n i te l i k t e n yoksun olur. Bazılarının kızgınlığına yol açsa da ger­ çek budur. Bu gerçeği tespi t etmeden , temellerini ortaya koyma­ dan ve en önemlisi de bunu aşmadan ortaya d o ğ ru ve bilimsel bir tarih yazı m ı çıkarmak mümkün olmayacaktır. "57 ,

Şu andaki Kı::ı r d ta rihç i l iği n i ç ocu k luk dönemi" olarak ka­ bul e d e n yazar, m e to cl o l oj i o l maması s e b e b iyle " Kü rd tarih yazıcılığı " n ı n düzeyini bilimsellikten uzaklaştırd ığını belirte rek şöyle demektedir: "

" Uydıı rıılm ıış l a r i /ı yazılı m ın a b i l i m s e l ce vap v eri lemezs e, yal ­ n ı z yalwıla ınah, redcletın elı gibi

b i r p o l i t i lu ı

i zl en i rse icleo lojih tari h

i c adı ın ııc i t l e r i lıedej1 e r i ıı e ıılaşabil i rl e ı : İl im d ı ş ı, gerç e k l eri n tah rif edilmesiyle, p ropaganclayla, birtalwn t eo r i lerle heneli s i n e ın azi b u l-

57

Ceıııil G ündoğan, age . , s. 36-37.


82

KÜRDOLOJİ YALANLARI

muş ve bu çürüh zemine dayalı bir tari h yazmış, tarihte hiçbi r top­ lum o lmamıştır, olması da mümhün deği ldiı: " Reaksiyoner v e ilkel milliyetçi Kürd tarihçiliğine işaret eden bir diğer Kürdçü yazar ise Öcalan'ın sadık şakirtlerinden Suat Gökalp'tir. " .. bu tutuma karşı tlık temelinde gelişen ve esas ola­ rak tepkiyi ifade eden (Kürdlerde) 'ulus merkezli' yaklaşım, bir di­ ğer yanlış tutum olmuştur. Özünde ilkel milliyetçi bir tarih pers­ pektifi olan bu tutum tarihin doğru incelenip açığa çıkartılmasını doğru bir güncel ve gelecek perspektifi edinimini engelleyen so­ nuçlara yol açabilmiştir" diyen G ökal p , Kürdlerin kendi yazdık­ ları tarih kitaplarının " Kürd halk real itesini 'saf ırk' eksenli ele aldığını; bu yüzden de alabildiğine yanılgılar, abartılar ve yeter­ sizliklerle bezeli bir yorum şekillendiğini" kayde tmektedir. 58 Bizim de nirengi noktamız Gündoğan'ın, Gökalp'in ve Bulut'un yukarıda verilen bu satırları oldu. Gerçekten artık kantarın to­ punu kaçı ran bu çılgın siyasi Kürdçü yazariara bir cevap veril­ mesi gerekiyord u . Bizden önce bu işe el atanlar olmuştur; bizi m yaptığımız ise ö ncekilere bir şeyl er ilave etme gayre tinden ibare t ­ tir. Türk gençleri Kürdçü yazarların eserlerini oku madıkları için , onlar açısından konu belki önemli olmayabilir, ama biz de bu ki­ tabı Türk gençlerinden ziyade Kürd gençleri için yazdık İmkan­ larımız dahilinde belgeli yazmaya çal ıştık. Karşımızdaki kişilerin hoyratlık ve tınmazlıkları karşısında biz de b i raz satirik bir üsl up kullandık. Eğer Kürd gençleri bu kitabı okurlarsa , başlarını elleri arasına alıp ciddi şekilde bir sorgul ama yapmak zorundadırlar. Bu satırların yazarı yaşı itibariyle 6 7 kuşağı ndan sayılır. Yet­ mişli yıllarda bize "Şeyh Şam i / 'i bi lmeyen a lasın ı ne b i li r ? ! " diye şiirler okuturlar, marşlar söyletirlerd i . Ancak yıllar sonra '' Ben bir Türk'üm; Şeyh Şaınil'e elbette saygı duyanm , ama nereden benim atam oluyormuş ? " diye sorgulamaya başlayabildim. Fakat bunu o gençlik yıllarımda yapamazd ım . Çünkü tarih bilmiyord u m . Ta­ rih i n , okuduğum üç-beş resmi tarih ki tabından ibare t olduğunu sanıyordum . Kendimi tarih kuyusunun içinde buld uğuında, olu58

Suat Gökalp, Mezop olamy a Siy asal Tarihi, s. 9 1 -93.


KÜRDLER ve KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKIŞ

83

şum aşamasından son şeklini alıncaya kadar, tarihinde çarpıtma olmayan bir halkın olmadığını gördüm. Ama A. Smith'in dediği gibi "uzaktan bir mil let, bir halk olarah görünen hal k lar, bazen ya­ k ından baln/dığında serap olup gider" sözü doğruymuş . Gerçekten günümüzde millet olarak takdim edilen bazı halklar mercek al­ tına alındığında , böyle bir halkın tarihte olmadığı görülür. Elbet te ki siyası Kürdçüler bu satırların yazarının bir devlet ajanı olduğunu, devletten bu iş için büyük paralar aldığını da söyleyeceklerdir. Ama kim n e söylerse söylesin, bu satırların ya­ zarının devletle, hükümeLlerle hiçbir zaman bir ilişkisi olmamış­ tır ve olmayacaktır. Çünkü onun prensib i , "As lanla padişahtan uzak dur ! " a tasözüdür. Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de bazı Türk yazarlar, " fi­ lan da Türk'tür, falan da Türk'tür . . . " diyerek hem bazı aşiretleri , hem de bazı halkların Türklüklerini iddia ve ispat e tmeye çalı­ şıp, onları tekrar Türk olmaya davet ediyorlar. Aradan yüzlerce yıl geçmiş , Türk olduğu iddiasında bulunduğunuz aşiret veya halk, Türklüğünü tamamen unutmuş, dilini , dinin i , ö rf-ü adetlerini değiştirmiş ve artık sana el olmuşsa , ona çağrı yapmanın faydası da yoktur, gereği de. Askerlik yapanlar iyi bilirler; askerlikte "ka­ zandan düşmek" şeklinde bir tabir vardır. Yani bir kişi askerlik kışlasından içeri girip, tesl i m olduktan sonra kazana dahil edilir ve terhis edildiği gün de "kazandan düşülür" . Bunun anlamı ar­ tık gid ip " askerin kazanından yemek yeme" hakkının kalmadı­ ğı dır. Tıpkı bunun gibi , artık Türklükle uzaktan yakından her­ hangi bir ilgisi kal mamış toplul ukları n "kazandan düşülmesi" gerektiği kanaatindeyi m . Öbür türlüsü , zorlama olur ki, tarih zorlamayı kabul etmez. Benim buradan siyası Kürdçülere d e söyleyecek bir iki sö­ züm vardır. Tarih, kronoloj i k boşluk ve kopukluğu asla kabul etmez . Elli­ atmış yıllık kopukluklar son derece normaldir; ama 1 500- 20002500 yıll ık bir kopukl uktan sonra, vak tiyl e bu bölgede yaşa mış halkları sı rasıyla ata kabul edip, en nihayetinde "Med" lerde ka-


KÜRDOLOJİ YAlANLARI

84

rar kılarsanız , o zaman adama "Madem Medler a talarındı da, ne­ den daha önce diğerlerine sarıldın ? " diye sorarlar. B u satırların yazarı olarak, Türklerin dağlısına Kürd denildiği , Elegeş kİtabesindeki kelimenin " Kürd " şeklinde okunup, "Ben Kürd elinin beyiydim .. " şeklind eki çözüme de karşıyım . Oradaki aynı "ü" harfini başka yerlerde "u" okuyarsun da, o kelimeele ne­ den "ü" okuma gereğini duydun? Bu da tarihin Türk çarpıtma versiyon udur. ( Konu üzerinde durulacaktır) . Sanıyorum siyası Kürdçülerin bu bölgede yaşamış tüm halk­ ları ataları olarak takdi m etmelerin d e , uzun bir süre önce bir te­ levizyon p rogramında bir zatın Kürdlere hitaben "Siz bu toprak­ larda ki racısınız ! " diye hitap etmesi önemli rol oynamıştır. N asıl bir evde kiracı olarak o turan kişi , ev sahibinin çıkarma tehdidin­ den rahatsız olursa , Küreller de bu sözden o derece rahatsız oldu­ lar ve kendilerinin bu toprakların ezeli sahibi olduklarını iddia etmeye başladılar ki , ipe sapa gelmez iddialar da böylece ortaya çıktı . Daha sonraları coğrafi isimler eski haline döndürülsün id­ diasını o rtaya attılar. Fakat coğrafi isimler eski haline döndürü­ lürse , Kürell erin karşısına çıkacak isimler ya Rumca olacaktır, ya da Ermenice . Bunun da hesabının iyi yapılması gerekir. "Bizans­

lı /arın boşaltı lan bölgelere yeniden nüfus yerleştirme gi rişimlerine rağmen yüz yı ldan daha az bi r süre sonra Ma lazgi rt Savaşı 'nın ar­ dmdan hüyüh hir Türhi göçebe seli Anadolu'y a gi rdiğinde söz lw­ nusıı bö lgeler neredeyse tümüy l e boştıı"59 diyen de Kürd ideolog İzady'nin bizzat kendisidir. Çünkü Selçuklular bu ülkeye gel dik­ Ierin de Anadolu'da yalnızca Rumlar, Lazlar, Süryaniler, Araplar ve E rmeniler vardı. Kürdlerse dağınık öbekler halinde bugünkü Misak-ı Mill! sı nırlarımız dışında kalan komşu halkların toprakla­ rı nda mevcu ttular. Daha sonra Selçukluların peşi sıra Anadolu'ya gel meye başlamışlardır (Daha ileriye bkz . ) . Ki tap ta siyasi Kürdçülerin tüm iddialarına yer vermedik. Yal­ nızca bazıları üzerinde durduk. Aklı başında bir okuyucu, bizim 59

İzady, Kiirı lcr, s. 20 1 .


KÜRDLER

ve

KÜRD TARiHÇiLERiNE KISA BİR BAKIŞ

85

yazdıklanmızı okuduktan sonra , ikna olmuşsa , "bunlar yalan ol­ duğuna göre , öbürleri de yalandır" diye düşünür. ikna olmamışsa , "ne de olsa kitabı yazan bir Türk'dür" diye peşin hükümlü hare­ ket eders e , bizim yapabileceğimiz bir şey yok demektir. Bir de şunu anlamakta güçlük çekiyoru m . Kürdçülük hareke­ tinin ortaya çıktığı tarihten beri bazı siyasiler, parlamenterler ve kimi zevat "biz kardeşiz" teranesi tu tturdular. Bu ülkenin ezici çoğunluğu Türk'se, ben mi Kürd'e "biz kardeşiz" diye yalvaraca­ ğım? Sen Kürd'ü kardeş kabul ediyorsun güzel de, acaba o seni kardeş kabul ediyor mu?


III. HiNT-AVRUPA DiLLERİ

Günümüzde pek çok insan anlamını bilmediği kavramları yerli yersiz kullanmakta, neye hizmet ettiğinin farkmda olmadan, bazı maksatlı ideoloj ilerin aleti olmaktadır. Kürdler, kendilerine göre bir Kürd tarih tezi yaratırke n , sele kapılmış insan misali, bul­ dukları her dala yapıştılar. Bunlardan biri de Hint-Avrupa dil ai­ lesi ve Ari ırk teorisidir. Okuyucunun kafasındaki karışıklıkları ve bulanıklıkları gidermek amacıyla bu iki kavram üzerinde bi­ raz genişçe duracağız. Hin t-Avrupa teri m i , ilk d e fa 1 8 1 3 yılında, İsa'nı n duaları­ nın çeviri metinlerini karşılaştırarak dünya dilleri arasındaki dil benzerliklerini o rtaya koymayı amaçlayan Adelung'un çok ciltli Mithridates'ini yeniden gözden geçirirken Thomas Young tarafın­ dan kullanılan bir terimdir. 1 Bu teri m pek çok dilbilimci tarafından benimsendi ve bunu centum-satem dilleri adı altında bir taksim (gruplandırma) takip etti. Bildiğimiz yüz ( 1 00) rakamını centuru ve türevleriyle i fade eden diller centum dilleri , satem ve türevle­ riyle i fade edenlere de satem dilleri denildi . August Schleicher'e göre centum dilleri Ön-Hint-Avrupa dilleri , satem ise Hint-Avrupa dilleridir. Schleicher, çeşitli Hint-Avrupa dilleri arasındaki büyük benzerliğin, ancak hepsinin ortak bir dilden doğduğu görüşünden hareket ediyordu . Bir örnekle i fade edecek olursak, 1 00 rakamını Latinceele centum, eski İrlanda dilinde cet , Yunancacia hehaton , G o tçada hund (kunt'dan gel ir) gibi k sesi verirken , Hintçeele sata , Farsçata satem vs. gibi s sesi vermektedir. 2 Hin t-Avrupa dil ailesi Hindistan'dan başlayıp İran'ı, Anadolu'yu , Rusya'nın ve Avrupa'nın

2

Mallory, Hint-Avru palıların İzi nde, Age . , s. 23.

s.

1 8.


HiNT-AVRUPA D i LLERİ

87

önemli bir kesimini içine alıyord u . Fakat çok geçmeden Thomas Gamkrelidze ve Vyaçeslav İvanov'un da katıldığı bu dil ve soya­ ğacı taksimine itirazlar yükseldi . Çünkü işaret edilen coğrafi sınır­ lar içinde kalmasına rağm en bu tasni fe girmeyen halklar olduğu gibi , tasni f içinde yer alması gereken bazılarının da şema dışında kaldığı görüldü. Örneğin Germen ve Baltık-Slav dilleri arasında güçlü bir yakınl ık olması gereki rken , Baltık-Slav dillerinin Asya dilleri ile daha çok benzeştiği ortaya çıktı . Tasni fi yalnızca söz­ cükleri esas alan gö rüş, buna sentaks yani cümlenin söz dizimi benzerliğini de dahil etti. Problem de orada başlad ı . Çünkü söz gelimi Farsçan ın sen taksı ile Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer alan İngilizce veya Fransızcadaki yahut Rusçadaki sentaks arasında en u fak bir benzerlik yoktur. Farsçadaki sentaks Türkçe ile ayn ı dır. Buna karşılık Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer almayan Arapçaki söz dizimi ile Rusça , İngilizce ve Fransızca söz dizimi arasındaki benzerlik de neredeyse yüzde yüzdür. Farsça öğrenmeye çalışan bir Türk, kurmak istediği bir cüm­ ledeki keli melerin altına Farsça karşılıklarını yazdığı zaman cüm­ lesi doğru olarak kurulur. Aynı şeyi Batı dilleriyle yapmaya kal­ karsanız ortaya tarzanca bir cümle çıkar. Örnek: Ben yarı n hamama gideceği m . (Türkçe) Men ferda behemmam revem. (Farsça) Halbuki aynı cümleyi Arapça ve Fransızca kurmaya kalkar­ sak: Bukra , ene seezhebu ile'l-hammam. (Arapça) Demain, j 'irai au hain (Fransızca) Görüldüğü gibi dil ailesi sınınandırması doğru bir sını nan­ dırma değildir. Yalnızca bazı sözcüklerin benzerliklerinden veya telaffuz yakınlıklanndan yahu t söz diziminden yola ç ıkarsanız, bir süre sonra tökezleyip durmak zorunda kalırsınız. Konuyla il-


88

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

gili yabancıların yazdıkları kitapların bazılarını inceleme fırsatı buldum. Gördüm ki, verilen örnekler, seçilen kelimeler son de­ rece sı nırlı ve hepsi aynı . Bu da söz konusu benzeşmelerin % 1 veya 2'yi geçmediğini göstermektedir. Hint-Avrupa dil ailesi teo­ risi öylesine zayı f bir teoridir ki , ciddi birkaç tenki tle dağılıver­ mektedir. Birkaç örnekle konuyu açıklamaya çalışal ı m : Hin t-Avrupa dili kabul edilen Hititçede watar s u demektir. Ses yönünden watar Rusçadaki voda (vada oku nur) , Al man cadaki wasser, Hintçedeki uda kelimesine yakındır. Diğer Hint-Avrupa dillerinden Latincede alıua (aqua) , Yunancada hyclor su demek­ tir. Son iki örnek kesinlikle 'watar' veya 'vocla' kelimesini çağrış­ urmadığı gibi, en ufak bir benzerlik dahi yok. 3 (Kaldı ki , Arap­ çada da matar yağmur demektir) . Bir başka örnek: Hititçede kastay 'kemik' demektir. Rusçadaki kast, Yunancadaki osteon ve Latincedeki os kelimesiyle aşağı yu­ karı örtüşmektedir. Ama Hint-Avrupa elilleriyle hiç ilgisi olma­ yan Japoncada da kosu kemik demektir. Bu kelime ele neredeyse Rusça lws l , Hiti tçe kastay ve Yunanca osteon'un aynısı. Peki , acaba japonlar kosu kelimesini Hint-AvrupaHerden ödünç al mış olabilirler mi? Hint-Avrupa dil ailesine mensup Rusçada gora ( gara okunur) keli mesi 'dağ' d e mektir, fakat A frika'daki Oromo elilinde de 'dağ' anlamı ndaclır. Eğer kelime yapısı , tel affuz ve anlam benzerliklerinden yola çıkarsanız , Ruslarla Afrika'nın ortasındaki Oro m olar akraba oluverirler. Bugü n Özbekistan ve Tacikistan'da " galça" denilen bir etnik grup vardır. Özbekler ko­ nuştuğu dili pek anlamadıkları bu insanlara "galça" d iyorlar. Bu kelime nereden gel mişti r? Aslında tari h te "Galça" elenilen bir et­ nik grup yoktur. Gur'un kuzeyinde Murgab nehrinin yukarı akı ­ mında Garç adında bir bölge vardır ki , Garçistan kelimesi bura­ dan gel mektedir. Yerli İran dilinde gar dağ demektir. Garça da dağlı anlamındadır ki, daha sonraları r-1 değişimi sebebiyle ke­ lime " galça" şeklini almıştır.4 Burada gar ve gara kelimeleri aynı s.

3

Nurihan Fettah, Tan nlann ve Fi ravunlarm Dili,

4

Barthold, Soçineniya. İstoriko-geografiçeslıiy obzor İrana, VIV26l .

49.


HiNT-AVRUPA DiLLERi

89

kökten gelmekte ve aynı anlamı i fade e tmektedir. Hin t-Avrupa dil ailesi teorisine göre Ruslar, İranlılar ve Afrika'daki üromo­ ların akraba olmaları gerekir. Hadi Ruslarla İranlıların aynı kı­ tada yer almaları sebebiyle akraba olabileceklerini var sayalım da, Afrika'daki Oromolarla akrabalıkları nereden gelmektedir? Böyle bir şey mümkün mü? Eğer değişik dillerdeki birkaç kelimenin telaffuz ve anlam itibariyle bi rbiriyle örtüşmesini nirengi noktası olarak alırsanız, pekala m ü mkü n ! Aynı coğrafyayı paylaşan , birbiriyle komşu halkların dillerin­ deki sözcük benzerliklerini etnik temasla geçen ödünçlemeler olarak izah e tmek hem mümkün, hem de mantıkl ı ; ama coğrafi yönden birbiriyle ilgisi bulunmayan, birbirinden uzak kıtalarda yaşayan toplulukların dillerindeki kelime benzerliklerini neyle izah edeceğiz? Örneğin Türkçedeki lıahan ile Amerika'daki Da­ kota dilinde aynı anlamdaki wahan'ı neyle açıklayacağız? Peki tesadü fi örtüşme söz konusu olabilir mi? Bu konuda en yetkili ağızlardan İ . M . Dyakonoff şöyle diyor: " Genealoj ik sınıf­ landırma kuralının temelinde, birbirinden farklı iki veya daha fazla dilin tesadüOer halkası dahilinde oluşumunun bu diller için temel dil veya ön-dil oluşturan ortak pro totipe bağlanabilmesi ol­ gusu yatmaktadır. Bu durumda söz konusu tesadüf, dil yapıları ­ nın ortaya çıkışıyla ilgili değildir ve olmamalıdır. " 5 D i l konusundaki yapmacık yakıştırmalar arkeoloji kon usunda da geçerlidir. Dyakonoff şöyle sürdürüyor sözlerini : "Arkeoloj ide de aynı metodla arkeoloj ik kültürlerin genetik kökü tespit edilir. Kap kacakların veya silahların şekilleri, muhtemelen fo nksiyonla­ rından kaynaklanmıştır ve dolayısıyla birbiriyle al akası ol mayan farklı genetik yapıdaki toplumların benzer gereksinimleri sebe­ biyle kendi başına oluşmuş şeyler olarak kabul edilebilir. "6 Dyakonoff'a göre akraba diller arasındaki benzerliği tespit için üçten beşe veya dokuza kadar olan basit sayıların karşılaştırılması yeterlidir. Neden bir veya iki değil de, doğrudan üçten başlaya5

Fettah , Ti:mnların,

6

Age . ,

s.

52.

s.

51.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

90

rak karşılaştırma yapılması gerektiğini ise belirtmiyor. Nurihan Fettah'ın yaptığı gibi, biz de iki'den başl ayalı m : Latince - duo , İ talyanca - due, Rusça - dva, Almanca - zwei , Latışca - divi , Mol­ davca - doy, Maratlıice - don , Beluci dilind e , Farsçacia ve d ü nya­ mn en eski dili ( ! ) Kürdçede - da " iki " demektir. Bunların tamamı Hint-Avrupa dil ail esine mensup tur. Halbuki bu aileye girmeyen pek çok dilde de aynı kelime aynı anlamıyla mevcu t: Endonezya , Sunda, Kupang, Daks ve iloko elillerinde - dua, Batak dilinde duva, Evenk dilinde -clyur, Nanay dilinele - dııe ı; Orokcada - du, Aynu dilinde - lu, Korecede - tu l "iki" dem ektir. 7 Aynı dil ail esine mensup olan dillerdeki akrabalık terimleri de çoğunlukla birbirini tutmamaktadır. Dyakonoff bunu "bebek cı­ vıltılannın çeşitli dillerele ortaya çıkardığı ulusrararası ni telikteki kelimeler hariç" istisnasıyla geçiş tirmeye çalışıyor. Esasen yapı­ lan itirazlar arttıkça , sokak diliyle söylersek, kıvırtmalar da ar­ tıyor. N urihan Fettah'ın titiz bir çalışmayla derlediği bu tezatlar kümesini aynen aktarıyoruz : " . . örneğin birbiriyle genetik bağlarla bağlı bulunmayan birçok elilde karşılaş tığımiz ab sözcüğünü ele alalım . Abhazca , Arapça, modern Moğolca , Samaritence ve Ugaritçede "baba , ata" anlamın­ dadır. "Aba" sözcüğü de Abhaz dilinde, modern Altaycada , Afgan , K u i , Kumancl i n , Malgaş, Parya (Gissar) , Puştu , Sagay, Somray, Ta­ basaran, Teleüt, Tuba-kij i , Şinaşa , Şors , Habeş elillerinde "baba" , Vahgi elilinele " anası " , Benca dilinele " ana" , Komi elilinde "ana" , Margum-mana dilinde "baba" , Mitebog dilinele "baba" anlamında­ dır. Mama terimi Alur dilinele "anam" , Assami dilinde " da yı" , Asu elilinde " ana" , Bengal , Braui dilinde "amca" , B h ili ( G ucarati) eli­ linde "dayı " , Maharaştra Bhili elilinde " teyze, hala , kaynata" , Vella dilinde "baba " , Osmanlı Türkçesinde " ana" , Gürcü dilinde "baba" , Zanzibar d ilinde "ana" , Kabul lehçesinde "clayı " , Karaim (Lu tsk) elilinele "ana" , Koyta dilinele "baba" , Çinceele "mama" , Lingal, Mal­ gap elilinele " a na" , Mançmeada "n ine " , Hindçecle "da yı" , Telegü elilinele "amca" , To bol Tatarcasıncla, Uygurcacia "baba anne " , Ta7

Age . ,

s.

55.


HiNT-AVRUPA DiLLERİ

91

cik Çistoni lehçesinde "dayı " , N guna dilinde "babam" , Raunda dilinde "anam " , Rusça "ana" demektir. . "8 Hint-Avrupa tezini savunanlar, sayılarda, akrabalık terimlerinde ve vücu t organlarının adlarında, teoriye ters düşen durumlar kar­ şısında bunları "bebek cıvıltısı " , "kem-küm sözcükleri" gibi an­ lamsız savunmalarla geçiştirmeye çalışıyorlar, ama çocuk her ke­ limeyi ancak ve ancak içinde bulunduğu ve büyüdüğü çevredeki insanlardan duyarak öğrenir. Görüldüğü gibi Hint-Avrupa terimini kullananların büyük bir çoğunluğu , terimin ve teorinin ne i fade e ttiğini , ne büyük tezat­ lar ve tu tarsızlıklarla dolu olduğunu ya bilmiyorlar, ya da gör­ mek istemiyorlar. Batıdan gelen teknoloj i ve teknoloj ik terimler dışındaki terim ve teorilerin çoğu saçmalıklarla doludur. Saçma görüş v e tezlerin arkasından gidenlerse her yerele v e her d ö ­ n e m d e olmuştur. Bir de bilindiği gibi dil öbeklerinin oluşması konusunda meşhur Babil e fsanesi a nlatıl ır. Tarih kitaplarında anlatılelığına göre Babil, büyünün ve şarabın vatanıclır. Müfessirler " Harut ve Marut"un in­ dirilcliği9 yerin burası olduğunu söylerler; ama kimine göre Ba­ bil lrak , kimine gö re Dünbavend, kimine göre Kü fe'dir ve Babil'e ilk gelenler Keldan1lerclir. 1 0 Yine rivayete göre burada ilk ikamet eden kişi N uh aleyhisselamclır. O ve onunla birlikte gemiden çı­ kanlar kuru toprak bulmak için buraya gelmiş , o raya yerleşip , çoğalmışlar. Onlar tarihten çekildikten sonra da buraya Medler sahip olmuş. Keldanller de ordu saflarını dolduruyormuş. Acem­ Iere göre bu şehri üç ağzı ve altı gözü olan kral Dahhak kurmuş­ tur. Bir başka rivayet ise N abat kralları n ı n ve Hz. İbrahim döne­ minde yaşayan Firavun'un bu şehirde ikame t e ttikleri şeklinde. Yahudileri esir alarak Babil'e yerleştiren kumandan Buhtanasar'dır. Yaku t' u n Ebu'l M ü nzir Hişam b . Muhammed'den nakl e ttiğine göre Fırat nehri vaktiyle Babil'in içinden geçermiş, fakat Buhta8

Age . , 57; Thomson, G. Tarih Öncesi Ege, V70-7 1 .

9

Bakara suresi, 1 02.

10

Yakut el-Hamevi, Mıı'cem el-Buldan, 1/367.


92

KÜRDOLOJ İ YALANLARI

nasar şehir surlarını yıkacağından korktuğu için nehrin yatağını şimdiki yerine çevirmiş . Ama eğer rivayet doğruysa aslı nda Babil , Mısır'da bir kasabanın adıymış. N ebukadnasar'la evlenen Mısırlı kraliçe N ikokerti , bir süre sonra doğup büyüdüğü kasabayı öz­ leyince buraya bir şehir kurdurmuş ve ona "Babil" yani " özlem" adını vermiş . . . Babil üzerinde daha detaylı durulacaktır. Şimdi dillerin doğuşuyla ilgili efsaneyi kısaca a nlatalım: Rivayete göre Allah halkları Babil'de haşrettikten sonra doğu­ dan, batıda n , kıble yönünden ve deniz tarafından üzerlerine bir rüzgar göndermiş ve hepsini Babil'e toplamış. O gün hepsi top­ lanıp neden buraya getirildikleri ni öğrenmek için beklerken , bir ses duyulmuş: "Batıyı sağına, dağuyu soluna alıp Kabe'ye yüzünü dönen kişi sema ehlinin dilini konuşacaktır" . Ya'rub b . Kahtan hemen ayağa fırlamış. Ona " Ey Yarub b. Kahtan b. Hud, o sen­ sin ! " denilmiş. Böylece ilk Arapça konuşan kişi o olmuş. Ayn ı ses konuşmaya devam etmiş : K i m şöyle yapar, böyle ederse şu dili konuşacaktır. Böylece insanlar 7 2 değişik dil ile konuşmaya başlamışlar. Ses kesilmiş ve diller değişmiş. Şehre de "Babil" yani değiştiren adı verilmiş _ l l Başka bir rivayet, N emrud b . Kenan'ın Babil'de çok yüksek bir bina yaptırdığı ve darnma çıkıp gökyüzüne ok attığı şeklinde . Al­ lah da ona gazaplanarak, binayı yerle bir e tmiş ve o anda şiddetli bir rüzgar esmiş. Rüzgar dindikten sonra kimse kimsenin dilini anlamaz olmuş ve diller bu şekilde ortaya çıkmış. Eğer s o n uçta k u tsal kitaplara göre tüm insanlık A d e m v e Havva'dan türemişse , binlerce yıl zarfında insanlar çoğalıp dört bir yana dağılmışlardır. Yüzlerce asır zarfında bu insanlar birbir­ lerine tamamen başkalaşmış, fiziki görünümleri ve dilleri değiş­ miş olsa bile , m u tlaka ha fızalarda nesilden nesile aktarılan geç­ mişten bazı kırıntılar kalmıştır ki, Rusçadaki "gara" (dağ) ile Afrika'da Oromo dilindeki " gara" nın aynı anlama gelmesindeki tesadüf de ancak böyle açıklanabilir. Elbette bu bir var sayımdır ve hiçbir ilmi iddiası yoktur. ll

Yakut Hamevi, Mu"ccnı el-Buldan, V367-369 .


HiNT-AVRUPA DiLLERİ

93

Ari ırk, Ari istilası, Aryani halklar

Son yıllara kadar kendilerini Ari halklardan kabul eden , Ari ırk ve Ari istilası masalına inanan Rus bilim adamları, artık "Bu Ari Irk Safsatası da Nerden Çıktı? " adında kitaplar yazmaya, dün i nan­ dıklarını bugün inkar etmeye başladılar. Keza j . Fınot, K.Hartman, F. H . Hanki ns , G . De Mortilet, Max Müller, Gaston Richard gibi bilginler de böyle bir ırkın mevcudiyetini kabul etmezler. G erçi Steve Fenton, ırk ve etnisite kavramlannın akademik camiada bile rahatlıkla ve çoğu kez birbirinin yerine kullanıldı­ ğını 12 belirtirse de, "galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır" ku­ ralı her yerde v e her şey için geçerli değildir. Çünkü "beyaz ırk" dendiği zaman, Ari halklarla hiçbir ilgisi o lmayan Türkler de bu kavramın içine dereedilmiş olmaktadır. Halbuki bilim adamları yalnızca beyaz ırk, siyah ırk ve sarı ırktan söz ederler. Bunun dı­ şında bir Kafkas ırkı değil , Kafkas tipi (Kavkazik) , Türk ırkı de­ ğil , U ral-Altay tipi , Moğol ırkı değil Mongoloid tip , Avrupa! tip vs. vardır; asla bir Ari tipi yoktur, olanlar da yakıştırmadır. Eğer Ari tipi gibi bir grup olsaydı , "uzun boyl u , beyaz tenli , sarı saçl ı , mavi gözlü" olarak tari f edilen Arilerle "saçları siyah (genelde) , kaşı gözü kara , esmer tenli" Kürdleri , neredeyse negroidleri anım­ satan siyah deril eri , siyah gözleriyle tebarüz eden Hintlileri ne­ reye koymak gerekir? Arya n lardan ırk o larak ilk bahseden ( 1 84 3 ) kişi ingiliz e t­ nolog james Cowles Prichard olmuş, daha so nra terim "Hint­ Avrupalı" veya " indo-Germ e n " şeklini a l m ış , b unların dili de vaktiyle ( l 8 1 6'da) Alman filolog Franz Bopp'un işaret ettiği şe­ kilde pro to-Hin t-Avrupa dilleri kabul edilmiştir ki , iddiaya göre hem Yunanca, Latince ve Gerınanik dil lerin, hem de Hint-İran! v e Sankri tçenin kaynağı sayılmıştır. 1 1 Buna göre Rig-Veda da Hint­ lilerden ziyade Hint-Avrupalılara aitti ve Aryanl arın Hi ndistan'a nihai yerleşi mlerinden önce ahval i n şah idiyd i . " 14 Ama daha son12

f'enton, S . Etıı isitc,

13

Michel Danino-Sujata Nahar. Tlıe Iııvasimı That Never \M.ıs ,

14

Age . ,

s.

27.

s.

4-5 . s.

26-27.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

94

raları "İndo-German" ve "Hint-Avrupalı" kelimelerinin yerini yal­ nızca tek bir kelime alacaktı : Aryan . 15 Başlangıçta bir ırkı, etnik gruplar kümesini tanımlamak için kullanılan "Ari " , " Arya " v e " Aryan " sözcüklerine daha sonra "üstün ırk" , "yüce insan" , "beyaz efendi " , "beyaz ırk" anlamları yüklend i . 16 Bu yakıştırma İranlıların ve sömürmek için ağızla­ rına bir parmak bal çalınan Hintlilerin de hoşuna gi tti . Halbuki Caina Ansiklopedisi "ari"yi et yemeyen, canl ı lara zarar verıneme

kuralını (ahimsa) benimseyen ve Vardamana'nın gerçek öğretilerine uyan himse olarak tanımlamaktayd ı . 1 7 Bu tanımlama , "beyaz, üs­ tün e fendi" Avrupalı için elbette bir şey ifade etmiyord u . Esasen Avrupalının üstün ırk olduğu iddiasının ilk temeli Milattan önce EOatun tarafından atılmış ve üstün insanla iklim arasında ilişki kurulmuştu. Şöyle diyordu EOatun: " Tanrı-kadını n . . . sizin doğ­ duğunuz yeri seçmiş olması da, mevsimler pek ılık geç tiği için orasının üstün zekalı i nsanlar yetiştireceğini önceden görmüş olmasındandı. " 1 R Mantık bu olduktan sonra, geriye söylenecek ne söz olabilir ki? Bu mantığa göre sıcak ve soğuk iklimli to prak­ larda kafası çalışan insan çıkamazdı. Birüni , ibni Sina, Uluğbey, Ali Kuşçu , Suhreverdi , ibni Rüşd vs.ler ise "kesekten tesadüfen çıkan kıvılcımlan.lı" . Buna karşılık ehl-i insaf Batılılar da vardı. Örneğin Vivien de Saint-Martin şöyle diyordu : " Esasen Avrupa'nın kendisine ait hiçbir şeyi yoktur; neyi varsa aslen Asya'dan almış­ tır; uyguladığı kültler ve Hıristiyanlığın üstünü örttüğü şeyler de Asya kökenlidir. "19 Halbuki Ari kelimesine XIX. Yüzyılda "beyaz , üstün e fendi" elbisesini giydi renlerin ataları tam altı asır boyunca o sıcak iklimde yetişen ibni Sina'nın " Kanun" adlı eserini tıp fa­ kültel erinde ders ki tabı olarak okutacaklardı. . G erçi zaman içinde Ari ırk , Ari istilası , Ari göçleri gibi kav­ ramlar yerine o tu rmuş; konuyla ilgili olarak çeşitli dillerde onDanino.

15

Michel

16

Age . ,

l7

Asya Dinini , he y et.

18

19

s.

Llııde

93-94.

s.

c t Llııvas ioıı

de

Nullc Part ,

s.

68.

24.

Eflaıun, Timaios, s . 2 2 . M . Vi vi e n ele Sainı-Marıin,

l.Asic Miııcıır, ci l ı

l , s . 2,


HiNT-AVRUPA DiLLERi

95

larca kitap, yüzlerce makale yayınlanmış; Avrupalıların tamamı, Ruslar, Hintliler, İranhlar, Kürdler, Ermeniler vs . Aryanhğı kabul etmişler, kelimeyi de çok sevmişler, hatta Anadolu , Kafkaslar, İran ve Mezopotamya'da Milat öncesinde yaşamış halklar da - Sümer­ ler, Akkadlar ve Asuriler hariç, - Aryani atalar ilan edilmişti; fa­ kat Hitler'in iktidara geldiği yıllarda yeni bir tartışma başlaya­ caktı: Gerçek Aryanlar kim? Başka bir deyişl e , Aryani halkların en safı , en temizi ve en üstünü kim ? Kimler bu Aryani nüvenin kenar mahallesini oluşturuyor? Tuhaftır ama , aynı kanda n , aynı a talardan türeyen , fakat ge­ n iş coğrafyalarda farklı isimler taşıyan ve ayrı ayrı devletler ku­ ran halklar, bir süre sonra kendi arala rı nda "en büyük" ve "en üstün" olma yarışına girerler. Ö rneğin Timur, "biz ki m , halkları n en kadimi, Türk'ün baş bağunumiz (şah damarı) " diyerek Tür­ kistanlılara bir üstünlük ruhu üflüyord u . Daha sonra Osmanlı­ lar ve özellikle J ö n-Türkler, burunları ndan kıl aldırmıyor, diğer Türk halklarını küçümsüyor, onlara tepeden bakıyor ve hatta on­ ları Türk olarak dahi görmek istemiyorlardı. N i tekim bu durum Kazanlı yazar Hasan Ata el-Abeşi'nin haklı tepkisi ne yol açmış ve "Bakıyorum da Osmanlı biraderlerimiz Türkl ük yaln ızca kendi­ lerini n hakkıymış, başkaları Türk olamazmış gibi bizlere tepeden bakıyo r ve adı mızı dahi anmak istemiyorlar" meal inde bir ser­ zenişte bulunmuştu . Bir defasında münasebetim iyi ol duğu için, önce D ubai'de bir sergiye katılıp, sonra Suudi Arabistan'a geçmesi gereken bi risi için vize almam rica edilmişti . Suudi Arabistan'ın İstanbul başko nsolosuna vard ı m . Selam sabahtan sonra, ricaını kırmamak içi n pasaporlu el ine ald ı . Tam işl emlerin yapılması için emir vereceği sırada, pasaportta Birleşik Arap Em irlikl eri' n i n vi­ zesini görünce , nazikçe pasaportu önüme uzattı ve "Senin arka­ daşın ö nce D ubai'ye gi dip, oradan bize gelecekmiş. Önce büyü­ ğü n eli öpül ü r ! Bunu bilmen gerekirdi" dedi. Donup kalmıştı m. Kısacası biz daha büyüğüz , daha şerefiiyiz demek istiyor, Dubai'yi ve o rada yaşayanları küçümsüyorclu . Bir Sudanl ı, bir Filistinli söz konusu olduğunda "Onlar bizim çinge n elerimiz" eliyen Araplarla


96

KÜRDOLOJİ YALANLARI

zaman zaman karşılaştım. Özbekistan'da tanıştığım bir Kırgız kı­ zın anlattıkları ise dudak uçurtacak türdendi. Anlattığına göre kız bir Özbek delikaniıyı sevmiş ve evlenmişler. Fakat Özbek kaynana gelinliğiyl e karşısında gördüğü Kırgız kızın yüzüne karşı "Ben bir Kırgız itin i evime koyma m ! " diye kapıyı kapatıvermiş. Aynı şey Avrupa'da da oldu . Aryanl ailesine kimlerin girdiği , asıl Aryanların kimler olduğu tartışılmaya başlandı . XX. Yüzyı­ lın ilk çeyreği nde Avru pa halkları n ı n üç gru p tan oluştuğu , en üst basamakta Nardik halklar denilen Keltik v e Gerınanik kö­ kenli Belge'ler, Hollandal ılar, İngilizler, Fransızlar, Almanlar, İr­ landalılar, iskandinavlar, Galyalılar ve hatta Polonyalılar ve Balt­ lar, H . Stewart Chamberlain tarafından asıl Aryanlar olarak ilan edildi . Yani bu halklar hangi göç dalgasıyla Avrupa'ya geldikle­ rine göre tasn i f edildiler. Bu görüş N azi ideoloj isinde de yerini aldı ve " üstün beyaz tip" model olarak alındı. İ talyanlar, Slavlar ve Yahudiler ise Nordiklere sonradan katıl mış aşağı grup olarak görüld ü. Aynı teo riye göre asıl Nordiklerin küçük gruplar halinde İskandinavya'ya ilk gel en grup olduğu kabul edildi . Ancak bu­ rada iklim çok ka tı olduğu için bil ahare bunlar gruplar halinde Doğu Avrupa ve Batı Avrupa'ya yayılıp oradan Yunanistan, İ talya , Mısır ve Hindistan'a saçıl dılar. N o rdist teorisyenlere göre Akde­ niz uygarl ığı da göç eden bu NcHelik Aryanlarla Akdeniz'in yerli ahal isinin kaynaşmasın ı n sonucudur ve Norclik seçkin zümren in etkisiyle Yuna nista n , Roma ve Mısır medeniyetleri meydana gel­ miştir. H i tler, bazı Avrupalı bilim adamlarının insanlı ğı n gelişimin ve yüceliğinin yegane kaynağının , yegane yaratıcı gücün N cHdik Aryanlar olduğu görüşünü benimsemişti . Öj eni teorisinin hara­ re tli savunucularından Maclison Grant , 1 920'lercleki an ti-semitist siyaseti müdafaa ederken , Avrupa'ya Akdeniz'den göç edip gelen­ lerin bir "alt sııı ı f" oluşturduğunu, do layısıyla benaraf eelilmesi gerektiğini söyl üyord u . Hatta 1 9 1 6'da yayınlanan "Le depassemeıı t d e la g ra n d coıı rse" adlı eserinde dü nya uygarlığının mi marları­ nın N o nlik Aryanlar olduğunu ileri sürerek, bu uygarlığın aşağı s ınıfı oluşturan halklar tara fından kirletilcliği ni , eğer bunun önü


HiNT-AVRUPA DiLLERİ

97

alınmazsa , kirliliğin N ardikleri de kaplayacağını ileri sürüyord u . Grant'ın b u eseri b u konuda Almanca'ya çevrilen ilk kitaptır v e N aziler tarafı ndan bastırılmıştır. Hatta Grant, çevresindekilere Hitler'in kendisine yazmış olduğu bir mektubu gururla göstere­ rek , eserinin H i tler'in baş ucu ki tabı olduğunu söylüyord u . 20 Chamherlain'ın görüşleri , koyu bir anti-semitist olan ve N a r­ dik Aryan kültürünün, dolikosefal kafalılann , sanşın, mavi gözlü insanların insanlığın ilerlemesinin v e Almanya'nın b üyüklüğü­ nün nişanı olduğunu ileri süren Wagner tarafından geliştirild i . Chamberlain'ın Wagner ve G obineau'nun fikirleriyle meczedil­ miş tezleri , Alınan ideolog Alfred Rosenberg tarafından 1 9 20'de "Aryan kanının ve tüm N a rdik Aryanlann asaleti" şeklinde for­ müle edildi ve bu kanın bozulmaması için aşağı grubu oluştu­ ran parazİt halkların ortadan kaldırılması gerektiği vurgulandı Y Bunu Almanların Urheimat yani asıl ana yurttan en son ayrılan­ lar olduklan için Kafkas ırkının daha saf bölümünde yer aldık­ lan iddiası takip e tti . 22 Sonrası malum. Eğer verilen rakamlar abartılı değilse (ki abar­ tılı old uğu görünüyor) , altı m ilyon Yahudi ve Çingene bu Aryan ve öjeni tezinin kurbanlan oldular. Asılsız , mesne tsiz ve tama­ men hayal i ve koyu ı rkçı bir teori , Hitler gibi bir Frankenştayn doğurmuştu . Hatta H i tler'in Kırım Yarımadası'n ı Rusların elin­ den almak istemesinin sebebi , buradaki Türk-Tatarları sevdiği n­ den değil , daha sonra onları da yarımadadan kovarak saf bir Ar­ yan kitleyi buraya getirip yerleştirmek ve böylece hiç bozulmamış bir Aryan ırkı geliştirmekti . 23 Peki , bu hayali ırk Ayranların ana vatanlan neresiydi? Bir Ar­ yan istilasından bahsedildiğine göre , sözü edilen ırkın ana vatan­ lanndan çıkarak diğer ülkeleri istila etmesi gerekirdi. O konuda bu tezi savunanlar arasında bir görüş birliği olmadığı gibi, zaman 20

En-wikipedia. org

21

Danino, Nıı lle

22

Berna!,

23

Alan Fisher, Kırım

Part, Kara Atcna,

s.

73.

s.

326.

Tatarları ,

s.

2 1 7- 2 1 8 .


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

98

içinde bu konuda üç defa görüş değiştirenleri bile var. Örneğin A. H. Sayce'nin görüşü 1 88 0 , 1 89 0 ve 1 92 7 yıllarına göre üç defa şu şekilde değiştir: a) Bu Ari dil ailesi Asya kökenli ( 1 880) ; b) Bu Ari dil ailesi Avrupa kökenl i ( 1 890) ve c) Şimdiye kadar inceledi­ ğim gerçekler sonucunda Hint-Avrupa dillerinin Küçük Asya'da geliştiğine ikna oldum ( 1 927) . 24 Ayrıca bu ana vatan kimilerine (özellikle Almanlara) göre Kafkaslar, kimilerine göre Orta Asya , kimine göre Afganistan ve Harappa vadisiyd i. (Daha ana vatan­ lan konusunda bile ittifak halinde değiller) . Sonra bir kol Avrupa taraflarına gitti. Bir kol , küçük gruplar halinde Hinclistan'a indi, bir kol Anadolu ve Zagros dağlarına gi tti . iddia böyle. Hindistan'a gidenler Sarasvati nehrini geçerek vardılar. " Rig-Veda'nın M . Ö . I SOO'lerde gelen Aryaniler tarafından yazıldığı söylenir, ama Arya­ nilerin geldiği dönemde bu nehir uzun bir zamandır zaten yoktu ! " Yani yapılan arkeolaj i k çalışmalar sonucunda Sarasvati nehrinin M . Ö. l 900'lerde kurueluğu tespit edilmişti. 21 Acaba Aryaniler ol­ mayan bir nehri nasıl geçtiler? Ayrıca küçük gruplar halinde ve tedricen gel i p , koca bir kıtayı nasıl Aryanlaştırdılar? Mallory, Hint-Avrupa tezine "amentü" gibi inandığı için , sözü geçen eserinde bu tezi ispat etmek amacıyla çırpınırken, ana va­ tan konusunda değişik bir tez ileri sürmekte ve at kelimesinin ve kazı larda bulunan a t iskel etlerinin bu ana vatana işaret edece­ ğini bel irt m e kted ir. Sözleri ne devam eden Mallory, ilk ö nce Din­ yeper nehrinin doğusundan idi! nehrine v e oradan muh teme­ len Orta Asya'nın içlerine uzanan al anın atın ilk ehlileştirildiği ve kullanıldığı bölge olarak göstererek, at kültürünü Afanasyevo kültürüne bağlar ( Siyasi Kürdçüler duyması n) . Sonra at kül tü­ rünün M. Ö. IV Bi nyılda bat ıya doğru kaydığın ı , Kuzey Karade­ niz , Balkanlar ve Karpat havzasına ulaştığı nı kaydeder.2" Ama Mallory' nin sözleri arasında cımbı zla çekilmesi gereken iki hu­ sus dikkate değer: a) Birkaç istisna dışında, Anadolu da dahil Yas.

24

Malloıy, Hi n t,

25

D an i n o Nulle Pa rt ,

26

Mallory, H i n t ,

.

s.

1 68 . s.

1 92 .

94-95.


HiNT-AVRUPA DiLLERİ

99

kın Doğu'nun büyük bölümünün a tı kuzey b ozkırlarından aldığı görülmektedir;27 b) Sümerler'in Hint-Avrupalı olmadığı kanıtla­ nabilir; Hurri-Urartu dillerinin Ön-Hint-Avrupalı olması akla ya­ kın değil dir. 28 Yine ona göre Hattiler d e H i nt-Avrupalı değildir. (Gerçi kendisi Hatti ile Hi tit'i ayırmaktadır, ama bunun yanlış ol­ duğu üzerinde ayrıca durulacaktır) . Yaklaşık on yıl kadar önce Çin'de üç a d e t iskelet bulunmuş ve yapılan incelemeler sonunda bunların Avrupa! tipe mensup ol­ dukları tespit edilmişti . Sırf buna dayanarak Kanadalı sözde bir bilim adamı Çin'in de vaktiyle Aryanlann yurdu olduğunu iddia etmiş ve bu üç iskeleti kan ı t göstermişti. Bir ü lkede birkaç me­ zarın veya iskeletin bulunması fazla bir şey i fade etmez ve çoğu kez yanıltıcı sonuçlar verebilir. Bir iki örnek vermeme izin ve­ rin. Hun yabgusu Çi-çi Talas vadisinde bir kale yaptırır. Kalede yüzd e n fazla Romalı piyade de vardır. Bunlar Partiara teslim olan Crassus'un lej yonerleriydi. Bir savaşta Partiara esir düşmüşler ve Part hükümdan da müttefiki Çi-çi'nin istihkam kurmasına yar­ dımcı olmaları için bu piyadeleri göndermişti. Romalı lejyoner­ ler kısa kılı çlarıyla Çin ordusunun seri o k atan arbaJetleri karşı­ sında bir varlık gösteremediler ve hepsi o rada öldü . 29 Peki yarın bu Romalı lej yonerlerin iskeletleri bulun u p DNA testi yapıldık­ tan sonra, RoMaanın sınırlarının Talas vadisine kadar genişledi­ ğini mi iddia edeceğiz? Her milletten maceraperest, gezgin ruhlu ve rızık peşinde oradan oraya savrulan paralı askerler çıkar. Ör­ neğin Salahaddin Eyyubi'nin ordu sanarını dolduran Oğuzlardan bir kısmı daha sonralan Kuzey Afrika'nı n ta ö teki ucuna kadar gitmiş, orada Muvahhidlerin emiri Ebü Yus u f Yakub'u n sanarına katılmış ve arkasından İspanya'ya geçip büyük yararlılıklar göster­ miş, kendilerine bu yüzden orada dirlikler verilmiş . 30 Peki yarın tesad üfe n bu Türk maceraperesrlerin İspanya'da iskeletleri bulu27

Age . ,

s.

ı9 1 .

28

Age . ,

s.

ı 93, 202.

29

Guınilev, L. N. Hwılar,

30

Bartolc\, VV So(i nen iya,

s.

ı87- l 88.

ll, I, s .

59 1 .


1 00

KÜRDOLOJİ YALANLARI

nup DNA testiyle olay aydınlığa kavuşturulursa , biz buna istina­ den İspanyolların Türk asıllı veya burasının bir zamanlar Türk yurdu olduğunu mu iddia edeceğiz? Her ne ise, tekrar konumuza dönelim . Bir an için Aryan ailesine mensup olmayan Afrikalı bir gen­ cin, üzerinde çok şeyler yazılıp çizil e n bu Aryanların kim ve Ari ırkın ne olduğunu merak edip kütüphaneden içeri daldığını dü­ şünelim . Afrikalı genç hemen elini önce Grand Larousse'a uzatıp "Aryan" maddesini açar ve şunu okur: "Aryan: M. Ö. XVIII. Yüz­

yılda Hindistan'ın kuzeyini işgal eden, orada bir dil ve kültür top­ lumu o luşturan İnda-İrani halk l ardır" . Afrikalı genç XVI I I . Yüz­ yılı not eder ve sonra Hindistan maddesine bakar: "Hint-Av rupa!. hal kların bir kolu olan Aryanlar M. Ö. II. Binyılda Orta Asya'dan çı­ kıp geldiler. Göçebeydi/er ve Kuzey Hindistan'ı yurt edindiler. Di lleri Sanskritçeyi ve Hinduizmin temelini oluşturan Vedalarda ve Upani­ şadlarda işaret edi len Veda dinini buraya taşıdı lar. Yerli es ki halh­ ların büyü h kısmını hakimiyet altına alıp asimile etti ler" . Yani ma­ kalede sözü edilen N egroidleri , üstro-AsyaLikleri ve Dravidleri . Afrikalı gen ç , burada farklı etniler arasında bir savaş olduğunu da not eder. Kafasını netleştirmek için bu defa Dravidle r madde­ sine bakar: "Aryan isti laolar tarafı ndan Hindistan'ın güneyine sü­ rülen halk. " A frikalı genç burada kendi kendine bir soru soracak­ tır: Eğer Dravidler (şimdiki Tamil gerillalarının ataları) daha ö nce Kuzey'de yaşıyorlarsa, acaba İndus uygarlığının hanileri induslar veya Harappalılar o nlar m ıydı? Hemen aynı ansiklopediden Hin­ dus kelimesine bakar: "M. ö. 1 800'le doğru birden ortadan kalhan bir uygarlı k . " Yan i Aryanların ülkeye sokulmaya başladıkları ta­ rihte ve üstelik küçük gruplar halinde. Pek tatmin olmayan Afrikalı genç , bu defa Grand Robert'e ba­ kar. "Aryan: Beyaz ı rka mensup olup, İran 'dan gelerek Hi ndistan 'ın kuzeyini işgal eden halinn adı . " İşin şekli birden değişir. Çünkü Aryanların rengi ve ı rkı tanımlaması yapılıyor. Sonra Dravid ke­ limesine bakar: "Asya'nın siyah hal h ları . " Artık siyah-beyaz farkı iyice ön plana çıkarılmış.


HiNT-AVRUPA D i LLERİ

101

Kafası iyice karışan A frikalı genç , bu d e fa Robert des noms propres ( Özel isimler Sözlüğü'nü) açar ve orada Hindistan mad­ desinde İ ndus uygarlığının yıkılışının tedrici olarak Hint-Avrupalı istilacılar tarafından gerçekleştirildiğini okur. Demek ki Hindus­ lar Dravidlerdi . Yine aynı sözlüğün Dravidler maddesine göz atar:

"Hindistan 'ı n güney inde ve Dekkan 'da yaşayan Hin t-Av rupa kö­ kenli halhlar! " Halbuki Grand Robert'de siyah deri li olarak gös­ terilen yerli halk birden Hint-Avrupalı oluvermiş. Aynı Afrikalı Harappa maddesine bakınca büsbütün şaşırır: " M . Ö. 1 500'lerde Afganistan'dan inen kabilelerin darbeleriyle yıkılan şehir.. " De­ mek ki sözü edilen Aryanlar bunlardı. Burada üç asırlık bir fark söz konusu , çünkü aynı kaynak Hindistan uygarlığının yıkılış ta­ rihi olarak 1 200 yılını gösteriyor. Halbuki Larousse tarih olarak 1 800 yılını vermekteydi . Aynı genç , Hindistan Tarihi adlı eserde bu yıkımın M . Ö . 2000 yılında gerçekleştiğini okur. Bir kaynağa göre 5 asırlık, diğerine göre 800 yıllık bir fark ! i nanılacak gibi değil . Aynı genç hala tatmin olmadığı için bu defa da "Dictionna­ i re de la civi lisation indienne" (Hint Uygarlık Sözlüğü ) ne el atar. Orada Hindista n maddesinde es ki yerli hal kların II. Binyı lda gö­

çebe, ziraatçı ve gel işmiş bir uygarlığa sahip İnda-Avrupal ı lar tara­ fından dağlara ve Dekhan'ın içlerine sürüldüğünü okur. Kafası iyice karışm ıştır: Bu Aryanlar göçebe miyd i , kabileler miydi, ziraatçı toplum muydu , uygar mıydı , barbar mıydı? Birkaç sayfa sonra ise şunu okuyacaktır Afrikalı genç aynı eserde: "Hint-Avrupalı halk­

lar geldi k lerinde .. İndusluları n şehirlerinin çoğu harap olmuş vazi­ yetteydi . " Hele şükür! Demek ki , Hindusların medeniyetini Hint­ Avrupalılar yıkmamışlar3 1

. •

işte size bir tezatlar kümesi ! Aslında bu Aryan halkları ve Ari ırk teorisi , ondan önce or­ taya atılan Hint-Avrupalı halklar tez i , bir tek amaca hizmet edi­ yord u : i ngiltere'nin Hindistan'ı işgalini yerli halka haklı ve şirin göstermek. 31

Danino, Nulle Part,

s.

93-95.


1 02

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Max Müller'in 1 847'de Oxford'da söylediği şu sözlere dikkat ediniz: "Hindistan 'ı fetheden ve kuranlarla aynı ı rktan (Ari ırkın­

dan) inen İngi lizler, Aryani kardeş leri tarafından yarım bırakı lan muhteşem medeniyeti tamamlamak için geri dönüyorlar. "32 Stanley Baldwin ise 1 929'da İngil tere Avam Kamarası'nda yap­ tığı konuşmada aynen şöyle diyordu : "Ası rlar önce orada İngi liz­

lerin ataları, Rajput lar33 ve B rahminlerle yan yana yaşamışlardı. Ve şimdi yüzlerce yıl sonra . . büyük Aryan ataların i k i kolu Tanrı 'nın lutfuyla yine birbi rlerine kavuştular. Hindistan'da İngi liz yönetimi tesis edi lirhen Tanrı İngi liz'e şöyle dedi: " Uzun bir ayrı l ı k dönemin­ den sonra işte seni ve Hintli leri tekrar bir araya geti rdim; ama se­ nin onlara karşı efendi l i k yapman veya onları sömürmen için deği l, akraba o lduğunu ispat etmen için . . . Sen, onları mümhün olduğunca kısa sürede sahip olduğun seviyeye getirmek ve insan l ığın gelişimi için bu kardeş lerinde el ele vermek zorundasm . "34 .

Peki sonra ne oldu? 30 milyondan fazla Hin tli açlıktan , bakım­ sızlıktan ve iç çatışmalardan dolayı hayatını kaybetti ! Hindistan'da nasıl olsa nüfus fazla. İ ngiliz'in kend isi gibi beyaz tenli olmayan N egroid 3 0 milyon kardeşi telef olup gitmi şse , kıyamet mi ko­ par sanki ! İ ngilizlerin Hindistan'ı , Hollanclalıların Enclonezya'yı , Rusların Orta Asya'yı ve Kafkasları istilasına "Arilerin ata yurtlarına geri dönüşü" adı verildi . Öyle ya , aradan birkaç bin yıl da geçse , bir tomnun eledelerinin ata yurduna geri dönmesinin neresi anor­ malcli? N e ticeele Aryanlar dünyanın en şerefli, en faziletli ve uy­ gar i nsanlarıyclı . En eski halk anlard ı . Her yer onlarındı . Ataları Milaltan birkaç bin yıl önce dünyanın her yerincleycliler. Türklerin ata yurclu ise Ural-Altay etekleriydi . "Tamam , onlara U ral-Al tay eteklerini verdik . Alsınlar, tepe tepe kullansınlar; ama oradan çıs.

32

Danino-Sujata: lnvasimı,

33

Halbuki Raj putlar, Sakaların torunlarıdır ve Brahminler tarafından neredeyse ta­

34

Age . ,

28.

mamıyla imha edilmişlerdir. s.

28-29 .


HiNT-AVRUPA DiLLERi

1 03

kıp başka ülkelere girederse istilacı sayılırlar ! " Mantalite bu idi . Nitekim Marko ff Vtoroy " Bu Kırgızlar ve Kazaklar Ti mur'un to­ runlarıdır. O nlar vaktiyle bizim atalarımız Aryanları nasıl asimile ve imha etmişlerse , Amerikalılar Kızılderililere nasıl muamele et­ mişlerse , biz de onlara aynı şekilde muamele ve imha etmeliyiz" derken,35 Hi ndistan'da da E. V. Ramaswamy " H itler'in Yahudilere yaptıklarını biz de Brahmanlara yapacağız" diyord u . 3(ı Rusların O r ta Asya ve Kafkasya istilaları sırasında ne kadar insanın ölüp gittiği tam olarak tespit edilebilmiş deği l . Ama Ali­ han Töre Saguni'nin Türhistan Kaygusi adlı eserinde yalnızca Ka­ zakistan için verdiği rakamlar ürkütücü boyutta . Onun kaydına göre Kazakistan'ın 1 936'da nüfusu 6 milyondu. 1 966 yılına ge­ lindi ğinde ise nüfusu 3 milyond u . 37 Normal şartlarda 6 milyon­ luk bir n ü fus, 30 yıl zarfında 1 5- 1 6 milyon olmalıydı. Türkme­ nistan, Kırgızistan ve Kazakistan'ın nüfusunun bu kadar düşük olmasının sebebi Rus isti lasıdır. Kafkaslarda yol açtıkları nüfus kaybını ise bilmiyoruz. işte size Hin t-Avrupalı ve Aryan tezlerinin kısaca özeti. Buradan i tibaren olan kısmı özellikle Kürd gençleri dikkatli okusunlar. Bugünkü Avrupa uygarlığının çökeceğini ilk haber veren kişi Oswald Spengler'di. Arnold Toynbee de aynı tehlikeyi görmüştü. 1 905'de Londra'da düzenlenen ve uzun bir süre devam eden kon­ ferans sonunda sunulan raporda şu soru sorulmuştu: "Batı sanayi devriminin birikimleri ve modern teknoloj i bu böl­ geye (Akdeniz'e sınır olan ülkeler ve Orta Asya) girerse ne olur? Eğer bu halklar bilim , eğitim ve kül türe ağırlık verirse ne olur? Eğer bu bölgede yaşayan halklar bağımsızlıklarını elde eder ve kendi tabii servetl erine sahip çıkariarsa ne olur? " Togan, Türllistan, s. 304-305.

35 36

Danino, Nullc Part,

37

Alihantöre, Türkistan Kaygusi, Taşkent, 2003 .

s.

87.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

1 04

Cevap basitti : " İşte o zaman sömürgeci imparatorluklar sonlarını getirecek bir darbe alırlar, sömürge rüyaları sona erer; i m paratorluğun ana damarları kesilir ve Roma ve Bizans i mparatorluklannın çöktüğü gibi çöker. "38 Bunu ö nlemek için şu tedbirlerin alınması tavsiye edilmişti: a) Ortak çıkarlan olan bu devletler, bu bölgeyi parçalara ayır­ maya . . halkını bölünmüşlük, gericilik ve cehalet içinde bırakmaya devam etmelidirler; b) Bölgedeki aşiret yapıları ve etnik yapılar kaşınmalı; etnik gruplarda bağımsızlık a teşi körüklenmeli; c ) Bölge halklarının dilleriyle oynanıp, kültürleri çökertilmeli. Öyle ki bölgede emperyalizmin dostu ve bölge halkının düşmanı dost bir güç o luşsu n . 39 İnsanları mensup oldukları ırklara ve renklerine , fiziki görü­ nü mlerine göre gruplara ayıran modern ırkçılığın babası Gobi­ neau siyahiler içi n şöyle diyord u : "Siyah tür en aşağıdadır ve mer­ divenin dibinde bulunur. En ilkel biçimdeki hayvanca karakteri , ana rahmine düştüğü andan i tibaren onun kaderi üzerinde etkili o l u r. . " Diğer Batılılar da siyahiler için şöyle diyorlard ı : " Zenci ırkı . . siyah deri rengi, kıvırcık ya da yü n gibi saç , basık kafatası ve yayvan bir burun ile dikkat çeker. Yüzün alt kısımlarının dışa doğru çıkık ve dudakların kalın olması, zencileri gözle görünür bir şekilde maymun soyuna yaklaştırmaktaclır. "40 Batılı aydınla­ rın Ç iniilere bakışı ise şöyleyd i : " Çok az fiziksel güçleri vardır ve uyuşukluğa eğilimlidir ler. . . istekleri aptalca , iraeleleri güçsüz ve dikkafalıdırlar. . Her şeyde bayağılığa eğilimlidirler .. " Veya bir di­ zede " Küçük domuz gözlerinle, büyük domuz kuyruğunla; yedi­ ğin sıçan, köpek, böcek, salyangozunla .. iğrenç Çinl i john, tıkını38

39

40

Es-Salu"ıfe el-lıavmiyye el-iştiralı iyye, Dımaşk, s . 73-74. s. 460-46 1 . Berna!, Kara Atena, s. 343.

Ahmet Susa, Tcııilıte Araplar ve Yalıudiler,


HiNT-AVRUPA DiLLERİ

105

y o r boyuna "41 Barbar kelimesini yüzlerce y ı l önce gerek Hintliler ve gerekse Yunanlılar, Hintçeyi veya Yunancayı iyi konuşamayan, yabancı anlamında kullanıyorlard ı . Sonralan kelime anlam değiş­ tirdi ve özellikle Türklerin alnına vurulan damgaya dönüştü . ..

Afrikalıyı maymuna, Çiniiyi domuz kuyruklu ve gözlüye ben­ zeten, Türkleri adam yerine bile koymayan yahu t medeniyet ska­ lasında merdivenin en alt basamağında değil, dibinde bile bir yer vermek istemeyen Batılı beyaz e fendiler, acaba Kürdlere nasıl ba­ kıyorlar ve bakacaklar? Harvard gibi gizli hedefi geri kalmış ül­ kelerde e tnik grupları ayrıştırma görevi olan üniversitelerin şişi r­ diği sözde bili m adamlarının - örn eğin İzady'nin - bilim adına yap tıkları desteksiz atışlara inanan Kürd gençleri bu konuyu çok, ama çok iyi düşünmelidi rler.


IV. BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ?

Türhleri yenen Pers humandan Behram Çubin Kürd'tü ve hızlıardeşinin adı Kürdiye idi hi, buradan onun Kürd bir ai leden gel­ diği açıhça görülmehtedi r. iddia :

Acaba öyle m i ? Behram Çubin adına Taberi'de ras tlanmakta v e kardeşinin adı­ nın Kürd , kız kardeşinin adının da Kürdiye olduğu belirtilmekte­ dir. Erkeğin adı Kürd , kızın adı da Kürdiye olunca , Kürdler haklı olarak övünmek için bu kelimeler üzerine balıklama atladılar. Beh­ ram Çubin'in Kürd olduğu açıkça belirtilmese bile, kardeşi ve kız kardeşinin adından dolayı onun da tabii olarak Kürd olması ge­ rekir. 12 bin kişilik bir orduyla 300 bin kişilik koskoca Türk or­ dusunu Baroran'da mağlup eden şanlı bir Kürd komutanla karşı karşıyayız . Kürdler onunla ne kadar övünseler haklıdırlar. Behram Çubin'in ve kız kardeşini n , ama aynı zamanda karısı olan Kürdiye'nin adı Mesudi'de , İbn el-Esi:r'de de göçmektedir. Ama Belazmi'de geçmez . Şimdi bu tarihçilerin doğum tarihlerine bir göz atal ı m . Taberi'n i n d o ğ u m tarihi 838; M esudi'nin doğum tarihi 896 v e İ b n el-Esi:r 'i n doğum tarihi l l 60'dır. Bunlardan hiçbiri Behram Çubin'in Türk ordusunu yendiği 589 yılında gökkubbe altına düşmemişti . E n erken tarih te do­ ğan Taberi ile B ehram Çubin'in yaşadığı dönem arasında takri­ ben 220 yıl var. Taberi'nin takriben 30 yaşlarında yazmaya baş­ ladığını var sayarsak, b u rakam 250 yıla çıkar. Demek ki , Taberi Behram Çubin'le ilgili bilgiyi başka elyazması kaynaklardan al-


BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ ?

107

mıştır. Mesudl'nin ve İbn el-EsJ:r'in kaynağı da muhtemelen Taberi veya ondan ö ncesine ait bazı elyazmalarıdır. Bilindiği gibi matbaanın icadına kadar Avrupa'da dahi eserler elle yazılarak çağaltılır ve buna da elyazması denilirdi . Avrupa'daki müstensihleri (eser çoğaltanları) bilemem , ama Orta Asya ve Ya­ kın Şarktaki müstensihlerin çok ağırlıklı bir kesimi zır cahil in­ sanlardır. Bunların büyük bir bölümü bir iki yıl m edreselerde veya bir alimin dizinin dibinde o turup okur ve genellikle hat­ ları yani yazılarının güzelliğiyle dikkati ç ekerlerdi. Kitap sahibi olmak isteyenler, bunlara yüklü bir para ö d eyerek istedikleri ki­ tabın kopyasına sahip olurlardı. Bunlar d a eseri bir an önce bi­ tirip parayı almak için hızlı bir şekilde istinsah ederlerd i . Muhte­ melen elyazması eserlerin değişik kü tüphanelerde bulunan farklı nüshalarındaki bariz örtüşmezlikler d e hem hızlı çalışmaların­ dan, hem de pek kültürlü olmamalarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca eski müstensihler noktalamaya fazla ehemmiyet vermez­ lerdi. Çünkü kendi çağlannda yaşayan insanlar noktalamalar ko­ nusunda pek sıkıntı çekmiyorlardı . Örneğin Arapça "zel" harfi­ nin üzerine nokta koymazsanız " ra" okunabilir; "şın" harfinin üzerine üç noktayı koymazsanız "sin" okunabilir vs. Bazen "kaf" harfinin üzerine öyle bir nokta koyarlar veya küçük bir çizgi çe­ kerler ki , bunun "kaf' m ı yoksa " fe" mi o lduğunu anlamak güç­ leşir. Bu yüzdendir ki , eski elyazmalarını basan bilim adamları genellikle buldukları tüm nüshalan karşılaştınr, kendine göre düzeltmeler yapar; ama diğer nüshalardaki farklı yazılışlan da dipnot halinde gösterirler. Faka t eski tarihçiler tarih tenki t me­ todunu bilmedikleri ve ellerindeki tek nüshayla yelindikleri için bu yanlışlan fark edemezlerdi . Daha iyi anlaşılabilmesi için bir­ kaç örnek verelim: Mesudi'nin "Muruc ez-Zeheb" adlı eserinin De Goej e tarafından yapılan tahkikli baskısında, BM - Barbier de Meynard nüshası ; T - Tirnuri nüsha v e M - Mekke nüshası­ nın kısaltmasıdır. Mesudı , birinci cildin 88. sayfasında Karluklar­ dan (Kharlukh şeklinde) söz etmektedir. Fakat kelime BM nüs­ hasında "Hazlec" , Tirnuri nüshada "H ulu h " şeklinde . Yine aynı


1 08

KÜRDOLOJİ YALANLARI

sayfada Çağrı kabilesinden bahsedilirken bir nüshada M acgar, BM nüshasında Cağriyye, Tirnuri nüshada Hakuma şeklinde ya­ zılmış. Yahut önemli bir ö rnek de Biruni'nin el-Asar el-Baqıya adlı eserinden verelim . Biruni , E fridun'la ilgili Pers efsanelerin­ den bahsederken şöyle der: " Yine bu gece en büyük dağın (�1 ��1) tepesinde beyaz bir öküz hayali görünürmüş ve eğer o yıl bereketli geçecekse iki defa , kurak geçecekse bir defa görü­ nür; sonra gözden kaybolur ve bir sonraki yıl aynı geceye kadar hiç gözükmezmiş . " ' Mevcut altı nüshanın beşinde bu "en büyük dağ" ibaresi "el-cebel el-a'zam " şeklinde fakat Rawlinson nüsha­ sında "A'cem" yani Acem dağı olarak yazılmış. Her ülke i nsanı için kendi ülkesindeki dağlardan herhangi biri en büyük dağdır ve dolayısıyla "en büyük dağ" i fadesinin müstensih tarafından yanlış yazıldığı , aksine burada Acem dağı şeklinin doğru olduğu anlaşılıyor. Buna benzer binlerce örnek bulmak mümkün, ama sanırım bu iki-üç örnek yeterlidir. Görüldüğü gibi Kharlukh ile Hazlee veya Huluh arasında ve keza Macgar ile Cagriyye ve Ha­ kuma yahu t 'en büyük' ile 'acem' arasında hiçbir benzerlik yok . Bu durumda işin içinden nasıl çıkılacak? İşte orası biraz zor ve ancak ömrünü bu işe vermiş , o dil i , o kül türü ve olayları iyi bi­ len kişiler bu işin üstesinden gelebilirler. Şimdi bu Behram Çubin'le ilgili biraz bilgi verelim. 589 yılında Kara Çurin Türk'ün (Bögü veya Tarduş-han) küçük oğlu Yang-su Tekin Doğu İran'ı istila etmiş; sınırlan tutan 70 bin kişilik Pers ordusu Türklere Horasan ve Talekan yoluyla Hera t , Belh ve Bad­ gis kaleleriyle müstahkem Bactria bölgesine giden yolu açıp kaç­ mıştı. Bu sırada Perslerin başında Hürmizd vardır ve Taberi'ye göre Savo-şah (Yang-su Tekin) o na bir mektup göndererek " Ne ­ hir ve derelerdeki köprüleri , benim üzerinden geçip memleketi­ nize gelebileceğim şekilde tamir edin . . . Çünkü Rum'a sizin ül­ keniz üzerinden gitmek istiyoru m ! " der. Bu bir ültimatomd u . Ctesiphon'da alınan tavsiye kararına binae n , Türklere karşı dur­ ması için Partların zadegan soyuna mensup Milıran ailesinden Birüni, El-Asar el-baqıya,

s.

226.


BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ ?

109

gelen2 ve Ermenistan ve Azerbaycan genel valiliğini yapan Beh­ ram Çubin görevlendirilmişti. Savo'nun veya Yang-su Tekin'in o rdusu Taberi'ye göre 300 bin, Firdevsi'ye göre 400 bindi.3 Türk ordusunda filler, Pers ordusunda ise "arslanlar" yani fillere karşı kullanılışlı, neftle işleyen alev püs­ kürtücüler vardı. Türkler ilk başarıdan sonra batıya yönelip kaç­ makta olan Pers ordusunu takibe başladılar. Bu arada Hürmizd Sava'ya bir casus göndererek, onu doğuya Herat vadisine çekmeyi başardı. Azerbaycan'dan hareket eden Behram Çubin de cebri bir yürüyüşle doğuya ulaşmış , kestirme yollardan geçerek Kuhistan üzerinden gelip Türkleri arkadan çevirmişti . Hera t , geniş bir va­ dinin ortasındadır; kuzey ve güneyi dağlarla çevrilidir ve dağla­ rın doğu tarafında geçit vermez Hirurüd nehri akmaktadır. Türk­ lerin tek geçebileceği boğaz yüksek bir tırmanıştan sonra dar bir koridor olan Baroron'dur. Ama Türk kumandan büyük orduyla bu dar geçitten geçemeyeceğini bildiği için , çünkü geçitten ancak iki-üç a tlı yan yana geçebiliyordu, fillerinin önemli bir kısmını , ağırlıklarını ve ordunun ç o k büyük bir miktarını geride bırakı p , yalnızca yirmi b i n kişiyle geçidi aşarak, Bauligah ovasına ulaşır. Pers ordusu karşı tarafı tutmuştur. Tek çıkış yolu yine aynı dar geçittir. Savaş alanı da 20 km . kadar genişliğe sahiptir. Kısacası Hera t önlerinde Türk ve Pers ordusunun sayısı birbirine denkti4 ve her iki tarafın da kaçacak yeri yoktu . Çarpışma başlar başlamaz Savo-şah Behram Çubin'in a ttığı bir okla öl ünce savaş Türklerin ağır bir mağlubiyetiyle sonuçlandı ve 2 3

Gumilev, Eslıi Türkler, s. 1 65. Çok hayali ve uçuk rakamlar. O yıllarda Türklerin hiçbir zaman 100 binden fazla bir orduları olmamıştır. Her Türk savaşçısının üç atla savaşa gittiğini dü­ şünürsek, 400 bin kişilik bir ordunun l 200 000 atı olması lazım gelir ki, böyle bir sürüyü besieyebilecek meralar o bölgede asla yoktu ve olsa bile birkaç sa­ atte tükenirdi. Ayrıca her savaşçının atiarına bakmakla görevli bir de ispir bu­ lunurdu ki, bu rakama göre en az 40 bin ispir de gerekirdi. Bu durumda 440 bin kişilik bir ordunun sürek avıyla iaşesini temin etmek mantıken mümkün değildir. Kısacası eski tarihçi ve kronistlerin eserlerinele bu tür saçmalıklara sık sık rastlanır.

4

Age . , s. 1 67- 1 68.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 10

çok az savaşçı kurtulabildL Olayın bundan sonraki detayları bizi fazla ilgilendirmiyor. Behram Çubin tam bir ay boyunca ganimet­ Ieri taksim edip , kalanları Hürmizd'e gönderdi. Fakat şahın ve­ ziri Erihsis el-Nuzi, şahın Behram'ın getirdiklerine beğeni ve se­ vinçle baktığını görüne onu kıskandı ve "Bu zillet bir at için bile çok fazla" diyerek Behram'ın ihanet içinde olduğunu, mücevher­ lerin, mal ve ganimetierin çoğuna kendine aldığını belirtip, onu Behram'a karşı kışkırttı . 5 Sonuçta Hürmizd'le Behram Çubin ara­ sında başlayan çekişme ve çatışmalar, Behram'ı dünkü düşmanı Türklere sığınınaya mecbur etti. Yanında karısı ve aynı zamanda kız kardeşi Kürdiye de vardı. 6 Bu sırada Hürmizd öldürülmüştü . Yerine tahta geçen Eberviz [ P erviz ] , Behram'ın Türklerden yar­ dım alarak yeni bir saldırıya geçmesinden korktuğu için bir ca­ sus gönderip, düzeniettirdiği suikast sonucunda ondan kurtuldu . 7 Hayatta kalan kız kardeşi v e aynı zamanda karısı Kürdiye, Türk hakanının oğluyla evlenmesi yolundaki tekli fini reddederek bera­ berinde bulunan İranlı askerlerle İran'a dönüp , Perviz'le evlendi ki , Sasani: şahı Ferruhzad onun oğludur.8 Buraya kadar çok önemli bir tarihi olayı , detaylarına girme­ den, kısaca özetlemeye çalıştık. Çünkü bizi ilgilendiren kısmı , Behram Çubin'in kimliği, kız kardeşi ve hanımı Kürdiye veya Kürdiyye'nin adıdır. Önce Kürd kelimesine bakalım. Yakut'un Mu'cem'in de Kürd için şöyle deniliyor: Çoğulu Ekrad olan bir kabile ve ayrıca Beyda'nın bir köyü .9 Aynı isim İstahri:'nin Mesalik el-Memalik adlı eserinde de iki yerde Kürd ve Kurd (•;� 9 •;S) şeklinde geçmektedir. 1 0 Ancak İstahri her iki yerde de Kürd'ü Beyda'nın bir köyü olarak göster­ mektedir. Sanırım kelimenin iki şekilde yazılması önemli farktır. 5

Mesudi, Muriıc, 1 64.

6

A ge ,

7 8

Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, IIV1 1 82. Biruni, el-Asar el-Baqıye, s. 1 3 1 .

9

Yakut, Mu'cem, 4/5 10.

lO

istahri, Mesalih el-Memalik, s. 1 03 ve l37.

.

s.

J 68.


BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ?

lll

Çünkü Kurd (J;,S) şekli daha sonra Şerefname'de Kürd'ün kah­ raman, cesur anlamında olduğu şeklindeki kayıtla da karşımıza çıkacaktır. 1 1 Dahası , bugün Irak Kürdleri Kürd kelimesini her iki şekliyle de kullanmaktadırlar. Aynı kelimeye İbni Havkal'da yal­ nızca Kürd (J....S ) şeklinde ve yine Beyda'ya bağlı bir köyün adı olarak rastlıyoru z . 1 2 Ayrıca Ekrad Kürd kelimesinin çoğuludur, Kurd şeklinde yazılan kelimenin çağulu ise Arap dili kurallarına göre " ekrad" olmaz. Bu durumda Kürdiye adı bu köyde doğduğu için nisbe t ya'sı ile yapılmış ve Kürd köylü anlamında olabilir diye düşünülebi­ lir. Ama olayın geçtiği dönem göz önünde bulundurulursa, o zamanlar Acemler henüz Arap kül türünün ve dilinin etkisi al­ tına girmemişlerdi. Dolayısıyla nisbet "ya " sı Acemler tara fından o dönemde kullanılmıyord u . Çünkü eski dönemlerde Araplarda ve Acemlerde, özellikle İslamiyetten sonra kad ı nların adları pek zikred ilmez , ya filanı n karısı, [il anın kızı diye belirtilir veya na­ dir hallerde doğduğu köy ve şehrin adına dişi! nisbe t "ya"sı geti­ rilerek bahsedilird i . Ancak burada böyle bir ihtimal zayıf olabi­ lir. Çünkü hiçbir kaynakta Behram Çubin'in nerede doğduğu ile ilgili bir kayı t yok. Sadece Gumi lev'in verdiği bilgiye istinaden Partların zadegan ailelerinden birine mensup olduğunu biliyo ruz . Partların ağırlıklı kesimini ise Saka kabilelerinin oluşturduğu ta­ rihen sabittir ki, bu konu üzerinde yeri geleliği nele du rulacaktır. Çünkü bu Partlada lazalar arasında ciddi bi r ilişki vardır. Diğer yandan Behram Çubin'in ad ı Behram olsa bile Çubin onun lakabıdır ve "şahin" demektir. Gerçek adı İbn el-Eslr'de Beh­ ram Haşneş olarak verilmektedir. 13 Behram'ın soyadı olan Haşneş kel imesinin ele Aşnas yani Aşina olduğu kanaa tindeyim . N i tekim İnayetullah Rıza da "İran ve Türkan" adlı eserinele Behram'ın Türk ll

Şcrefııame, s. 1 9, 22. Bitlisi, Kürd'ün "kahraman" anlamına geldiğini söylerken, Kürd ve Kurd (veya Kurg) kelimelerini birbirine karıştırmaktadır.

12

ibni Havkal, Kitab Suret el-Aıd,

l3

İbn el-Esir, El-lıtimi l fi 't-tarilı, 1/395.

s.

288.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

112

asıllı olduğunu ileri sürmekte ve Samanllerin hizmetindeki Oğuz kabilelerine mensup bulunduğunu belirtmektedir. 1 4 Kürdiye kelimesine dayanarak Behram Çubin'in de Kürd ol­ duğu iddiasına gelince, şu ana kadar yazdıklarımızı bir yana bı­ rakı p , Biruni'nin eserindeki bir kayda bakalım. Doğrusunu söyle­ mek gerekirse , Birünl'nin eserini okuyuncaya kadar ben de aynı kanaatteydim. Halbuki bu kayıt, başından beri bir muamma gibi gözüken bu Kürdiyye veya Küreliye kelimesi nin doğrusunu bize vermektedir. Ayrıca Birunl'nin kaydından Küreliye şeklinde yazı­ lan kelimeni n bu kadının adı değil , lakabı olduğu anlaşılıyor. B i rüni, Sasani hüküm darları n ı n adlarını s ayarken onların lakablarını da vermektedir. Örneğin : Adı:

Lakabı :

Kubad b i n Feyruz

Zındık

Kubad bin Kisra

Şiruye1 5

Ferruhzad b. Hüsrev b . Ebreviz annesi Behram Şubin'in kız­ kardeşi olan Kirüye (�9_rS") dir. 16 Demek ki, Mesudl'de ve Taberi'de Kürdiyye şeklinde geçen ke­ limenin doğrusu "Kirüye " dir. Peki B irüni Taberi ve Mesudl'den daha sonra olduğuna göre , hangi yazmayı kullanmıştır ki, " Kür­ diye" yerine "Kirüye" yazmıştır? Muhtemelen Birüni' nin kullan­ dığı nüsha Taberi'nin eseri nin veya o nun da faydalandığı başka eserlerin orij inal nüshasıydı. Çünkü eskiden yazarlar ve şairler bir eser yazdıklarında bunu mu tlaka baştaki hükümdara ithaf eder ve ondan yükl ü bir hediye ah rlardı. Zaten çok pahalı olan orij i ­ n a l nüshalar ancak hükümdarların veya şehzadelerin kütüphane­ lerinde bulunur; halkı n elinde ise n üshadan istinsah edil miş nüs­ halar dolaşırd ı . Rivayetler de Birunl'nin hizmetine girdiği Kabus b. Veşmgir ve daha sonra Gazneli Sultan Mahmud'un sarayında ı4

Shamsicldin S. Kaınolidd in, "To the

Q ues ti on of the Origin of

th e

Samani ds -

K voprosu o proisxojdenii b a h ra ma çubina" Transoxiana l O - julio 2005 . ıs

Biruni, El-Asa r el-Baqiye, s. 1 23 .

ı6

Age. , s. 1 3 1 .


BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ?

1 13

zengin bir kütüphane bulunduğu ve Birün!'nin oraya girme izni bulunan nadir kişilerden olduğu belirtilmektedir. Keza İbni Sina da Samani hükümdarını tedavi ettikten sonra kü tüphanesinde ça­ lışma izni kopartmış ve belki bu sayede ibni Sina olabilmiştir. D ikkat edilecek o l u rsa Sasani hükümdarlarının hemen ta­ mamının bir lakabı va rdır ve belki de o dönemin geleneği öy­ leydi . Birininki "zındık" , diğeri ninki " gü nah kar" , bir başkası­ nınki "şin1ye " yani "arslan çehreli" . Yukarıda belirttiğimiz gibi Kirüye de muhtemelen bu kadının lakabıdır ve " ince yüzl ü , kü­ çük yüzlü" anlamındadır. Şirüye kelimesini Ş i rev eyh şeklinde okuyanlar da vardır. Bu du­ rumda Ki rüye de Kireveyh şeklinde okunabilir; ama b u , sonucu değiştirmez. Eğe r kelimeyi Şirüye değil de Şireveyh şeklinde okur­ sak, anlamı, " aslan çehreli" yerine "arslan yürüyüşl ü " ; Kirüye de " ince , küçük yüzlü" yerine " narin yürüyüşlü" olur. Kel i m e , Eduard Sachau'nun kullandığı dört değişik nüsha­ dan yalnızca Paris Milli Kütüphanesi'ndeki nüshada " Kürdiye" , diğer üçünde " Kirüy e " dir. Ayrı ca 1 9 1 2 yılında Rusya'da Asya M üzesi'nde Bilimler Adakedemisi Sacha u ' n u n elindekilerden daha eski bir hüsha bulmuş, daha sonra eserin bir başka nüshası da İstanbul'da bulunm uştur. Bu nüsha n ın ve Asya Müzesi'ndeki nüshanın karşılaştırmalı yapılan Rusça çevirisinde de " Kürdiye " değil " Kirüye" [ v eya Kireveyh ] olarak geçmektedir. 1 7 Çok bü­ yük ih timalle Taberi'nin ve Mesudi' nin eserini isti nsah edenler "vav" (9) ile "d "yi (�) birbirine karıştırmış veya dikkat e tmemiş­ lerd i r. Yah ut Taberi ve Mesudi.' nin eserlerini yazarken kullandık­ l arı nüshalar, dikkatsizce istinsah edi l m i ş nüshalard ı . Çünkü ke­ l imeyi "vav" la yazarsak " Kirüye " , " d " ile yazarsak " Kürdiye" olur (4..:! 9� //<�..:! �� ) . Kel i menin doğru şeklinin "kirüye" ol ması gerekti­ ğinin bir diğer delili de, Kavad'ın l akabındaki yapıdır. B i runf'nin nin

a l t ı deği şilz yazmasından beşi nde "K i rüy e " ise, bu hel ime­ "Kü rdiye" o l m a s ı ahla m ıı haldir ve dolayısıyla Kürellerin ken-

l7

El-Biruni. Pamy atn i lı i m i nı ıvşix vrenıen,

eseri n i n

s.

XXXIII

ve

XXXIV


1 14

KÜRDOLOJİ YALANLARI

dilerine övünme payı çıkardıkları Behram Çubin ve kız kardeşi Kürd asıllı değildir. Ama tarih tenkit m etodunu bilmeyen Kür­ dologlar yahut siyasi Kürtçüler, maden bulmuş gibi kelimenin üzerine atılmışlardır. Keli m e n i n Küreliye olamayacağının b i r delili de Taberi'de Küreliye'nin erkek kardeşinin adının " Kürd" olmasıdır. Eğer bu kelimenin aslı " Kirü" değil de, gerçekten Kürd ise , kız kardeşine de "Kürd kız" anlamında bu isim verilmişse, bu hem Arap hem de Fars dili gramerine terstir. Bir kere kelime " Kürdi" şeklinele yazı lmamış . Yani Küreliye'nin erkek kardeşinin adı verilip de ar­ kasından el-Kürcli (örneğin Bessam el-Kürdi) kelimesi ilave edil­ m iş olsaydı , o zaman kız kardeşinin de adının hiç zikredilmeden yalnızca sıfatı yani e tnik mensubiyetini gösteren kelime ile yazıl ­ ması mümkün olurdu , fakat o da ancak Arap dili gramerine göre . Halbuki yukarıda belirt tiğimiz gibi o dönemde Araplarla Persle­ ri n temasları henüz dil açısından b i rbirini e tkileyecek boyutta değildi. Eğer adamın adı gerçekten Kürd ise ve kız kardeşine de bu yüzden etnik m ensubiyeline işaret için Kürdiye denmişse , bu da Pers dili gramerine göre mümkün d eğildir. D iğer yandan Kirüye'nin erkek kardeşi nin adı gerçekten Kürd ele olabilir. Çünkü yalnızca o sı ralar deği l , ondan daha önce ve sonralan da "kürd" kelimesi erkek ismi olarak kull anılmaktayd ı . Örneğin Mesudi Kürtlerin kökeninden bahsederken, onların Kürd lJ.

Ma rcl ın soyundan geldiğini belirtir. Burada Kürcl etnik anlamh '

bir kelime değil, bildiğimiz Ahmed, Mehmecl gibi sıradan bir isi m­ elir. Bir diğer örnek XII I . Yüzyılda Ermenice olarak kaleme alı­ nan Mhitar Koş'un A lban Sa lnames i 'nde mevcuttur. Eser'de ay­ nen şöyle denilmektedir: " . . . G ü rcü prensi Davi d , emri altındaki Ermeni prenslerine karşı bilhassa iyi niye tl iyd i. Prens Yalıram'ın oğl u , Ti flis şehrinin hakimi Vasak'ı ve onun Kiird v e Serkis adlı kard eşlerini cö mertçe mükafatlandırdı. " 18 Aranırsa başka örnek18

Mhitar Koş, A lban

Salııcimcsi,

Alban Tarihi'nin içinde,

s.

341 .


BEHRAM ÇUBİN KÜRD MÜYDÜ ?

1 15

lerin bulunacağı da muhakkak, ama bu iki örnek de yeterlidir. D emek k i , Kirüye'nin erkek kardeşi v e aynı zamanda Behram Çubin'in küçük kardeşinin adının Kürd olması , etnik mensubi­ yetinden dolayı verilmiş bir isim değil, bildiğimiz sıradan bir er­ kek ismi olduğunu göstermektedir. Sanıyorum yukarıdan beri söylediklerimiz ve öne sürdüğü­ müz deliller, Behram Çubin gibi ünlü bir k u ma ndanın Kürd asıllı olmadığını ispat için yeterlidir. Ama Kürd teorisyenler, "se­ nin doğrundan benim yanhşım evladır" diyorlarsa, diyecek bir sözümüz yok.


V. NEMRUD UNVAN M I , İSiM Mİ?

iddia: Nemrud bir Kürd kralıydı. 1 Kral Nemrud tüm Kürd yer­ leşim merkezlerinde efsanevi Kürd kralı olarak anılır. Kürd halkı Peygamber İbrahim 'e de Kürd kökenli bilir. Nemrud Kürd dilinde "ölümsüz" demektir. Etimalajik anlamda bu sözcüğün Kürdçe ol­ ması da hayli i lginçti r.2

Cemşid Bender'in klasik desteksiz a tışlanndan biri daha. Hz . İbrahim'in künyesi " Ebu'l enbiya" yani peygamberlerin atası ol­ duğuna ve Araplar dahi İbrahim'in Arap asıllı olduğunu söyleye­ mediğine, daha doğrusu onun etnik kökeni üzerinde fazla dur­ madıklanna göre , eğer Bender'in dediği gibi İbrahim peygamber gerçekten Kürdse, onun soyundan gelen diğer bütün peygamberler de ve hatta Hz . Muhammed de Kürd demektir ki, bazı Türklerin onu Türk göstermesi ne kadar inandırıcıysa, Bender'in iddiası da o kadar inandırıcıdır. Dolayısıyla iddianın bu gülünç tarafı üze­ rinde durmayı dahi gereksiz bir zaman kaybı olarak görüyoruz . G elelim Hz. İbrahim'le uğraşan ve onu ateşe atan, Allah'lık id­ diasında bulunan, hakkında bin bir gece masallarınciakine ben­ zer efsaneler uydurulan N emrud'a . Taberi'nin onun hakkında an­ lattıklarının büyük kısmı e fsanelerle dayurulmuş bir tür masal gibi . Mesela N emrud, özel besled iği kartallada gökyüzünün zir­ velerine çıkar; orada Allah'a ok a tar, attığı ok kanlı bir şekilde geri döner ve o da bundan Allah'ı öldürdüğü hükmüne varır vs. Taberi'nin naklettiği bir rivayete göre Dahhak'la Nemrud aynı kiBender, Kürt Mitolojisi, 2/1 1 9.

2

Age . , 2/216.


NEMRUD UNVAN M l , iSiM M i ?

1 17

şidir. Bir başka kayda göre N emrud bin Ken'an b. Kuş bin Sam b. N uh'tur. Bir diğer rivayet b ü tü n yer yüzünde hüküm sürmüş olan hükümdarlar dört tanedir: N emrud , Süleyman b . Davud, Zülkarneyn ve Buhtanasar'dır.3 Bir kere Zülkarneyn konusu çok çetrefil ve tartışmalı bir konudur ve bizim üzerinde duracağımız konular arasında değildir. Davud oğlu Süleyman'ın krallığı ise Filistin'de küçük bir krallıktır ve onun krallığıyla ilgili bilgilerin çok büyük bir kısmı efsanelerle doludur. Buhtanasar'ın bağımsız bir kral olduğu dahi şüphelidir. Gerçi N emrud adı Kur'an'da geçmez; ama Hz. İbrahim'i a teşe atan ş u N em ru d bin Ken'an acaba bizim aradığımız N em r u d m u d u r ? Kimilerine göre öyle ; kimilerine göre Sargon'un tarunu Naram-sin'dir. Eğer Ken'an'ın oğlu N emrud'sa zaten Kürd olması mümkün değildir. N aram-sin ise yine m ümkün değildir. Çünkü Sargon da , N aram-sin de Akkad hükümdarlarıdır.4 Akkadlarsa , Kürdlerin sahiplendikleri a talar arasında yer al mazlar. Taber!'nin, İbn el-Eslr'in ve Mesud!'nin kayıtlanyla biz bu meselenin için­ den çıkamayız. Ç ü nkü İbn el-Esir'e göre Hz. İbrahi m'in doğum yeri konusunda herhangi bir ittifak söz konusu değil . Rivayetler ihrahim'in Ahvaz'daki Sus'da veya Babil'de (Küfe ile Hille arasında) veya Kusa'da O rak'ta bir nehir adı) dünyaya gelmiştir. Yine ibn el-Esir, N emrud'un bağımsız bir hükümdar değil Dahhak'ın genel valisi olduğunu ileri sürmektedir. 5 Arap coğrafyacısı el-Bekri ise Süryani hükümdarlarından bahsederken, onların N abatlar veya kardeşleri olduğunu belirtir. Ayrıca Nabatları Babil kralları ola­ rak gösterir ve ilk krallarının da Nemrud olduğunu, Yunus pey­ gamberin onlara gönderildiğini, daha sonra topraklarının Farsla­ rın eline geçtiği ni kaydeder. 6 E. Honigmann, N abatların Ararnice konuştuklarını ve bu yüzden Arapların onlara Arami dediklerini , 3 4

Taberl, 1/3 1 2. Oates, Babil, s. 210.

5

İbn el-Esir, el-Kamil, 1/82.

6

El-Bekrl, el-Mesa/ilz ve'l-Memalilz, 1/203 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 18

ama daha ziyade " nabat" sözcüğünü köyl ü , göçebe anlamında tahkir sıfatı olarak kullandıklarını belirtmektedir. 7 Sanıyorum bu konuyu Birünl'nin yardımıyla da fazla açıklığa kavuşturamayacağız . Bilindiği gibi Milat öncesinden XX. Yüzyıl başlarına kadar ku­ rulan tüm devlet , beylik ve hatta imparatorlukların yöneticilerin kullandıkları unvanlar vardır. Örneğin Fergana kralları "ihşid" , Üs­ rüşene kralları "afşin" , H unlar yabgu , Türkler yabgu ve han (veya hakan) , Gazneliler, Selçuklular ve Osmanlılar "sultan " , Araplar " melik" , Acemler "kisra ve şah inşah " , Kıp tiler yani eski Mısırlı­ lar " firavun" , Romalılar "sezar" . . . vs. Peki acaba Süryaniler veya diğer bir tabiri e Keldanller ne kullanıyorlardı? Onlar da " nem­ rud" kelimesin i kullanıyorlard ı . 8 Tevrat'ta " N imrod" olarak geçen bu kelimenin "namra" (dişi kaplan) dan geldiği , bunun için de N emrud'un kaplan sütüyle bes­ lendiği bir efsane uydurulduğu belirtilir. Bir başka kayda göre ise " temerrede" (inatlaşma) kelimesinden geldiği ileri sürülmektedir.9 Ayrıca N emrud'un yaptırdığı söylenen meşhur kulenin de firavun ve veziri Haman'a isnat edildiği belirtilmektedir. 10 Cemşid Bender kelimenin " ölümsüz" anlama geldiğini belirterek, etimolojik an­ lamda bu kelimenin Kürdçe olmasıyla övünürse de, boşuna bir övünmedir, çünkü Farsça'da da "nemrud" ölümsüz anlamında­ dır. Bender, Kürdçe'yi bağımsız bir dil kabul ettiği ve Farsların pek çok kelimeyi Kürdçe'den aldıkiarına inandığı için kendi hül­ yasını zenginleştirrnek istemektedir. Birüni , eserinde Asur (Musul) krallarını sayarken şöyle der: " Musul halkı olan Asur kralları : - Balos - Ninos. Musul'da Ninova şehrini o kurmuştur. İbrahim onun hükümdarlık döneminde dünyaya gelmiştir. 7 8 9 lO

Honigmann E . , İA, Cilt 9, Nabat maddesi. Birüni, El-Asar el-baqiye,

s.

1 0 1 - 102.

Beruhard Heller, İA, Cilt IX, Nemrud md. Aynı yerde.


NEMRUD UNVAN M I , İSİM M İ ?

1 19

- Zamis b . Ninos. İbrah im'in başına bela olan budur. İbrahim onun yüzünden ülkeyi terk e tmiştir. " 1 1 Birüni , daha sonra ülkenin Iraklılar tarafından Keldani deni­ len Babil hükümdarları Keyanllerinı 2 eline geçtiğini; Keldanilerin Keyaniler d eğil , onların Babil'deki valileri old uklarını, aslında Belh'de yaşadıklarını ve lrak'a geldikleri zaman bölge halkının on­ lara Keldani adını verdiğini belirtmektedir. Yine aynı yerde N em­ rud bin Kuş bin Ham bin N uh'un Babil'de dillerin ayrılmasından 23 yıl sonra hükümdar olduğunu ı 3 kaydetmektedir ki , bu kayıt dahi - eğer doğruysa - İbrahim'i ateşe atan kişinin bu N emrud değil , N emrud unvanı taşıyan Keldani kralı N inos oğlu Zamis ol­ duğunu göstermektedir. Ancak yukarıdan beri anlattıklarımız bizi de tam olarak tat­ min etmiş değil . Çünkü BirO.ni eserinin bir yerinde " İbrahim'in doğumundan İskender'e kadar 2096 yıl geçmiştir" ı4 demektedir ki , İskender'in İran'a gelişi M. Ö . 330 yılı olduğuna göre , İbra­ him peygamberin 2426 yılında doğmuş olması gerekir. Bu du­ rumda ne I. Babil sülalesi , ne de daha sonrakilerin sal tanat yıl­ ları bu tarihle örtüşmektedir. Bu tarihle tek örtüşen sülale Sümer kralları ve Lagaş hükümdarlarının saltanat yıllarıclır. Muhtemell

Biruni , El-Asar el-baqiye, s. 85; ancak Mesudl'nin Nabat ve Keldan\ hükümdarla­ nnın sırası hakkında aktardıklarıyla Birünl'nin kaydı birbiriyle örtüşnıenıektcdir. Muhtemelen Mesudi, Ncmrud'u Keldani krallannın u nvanı değil, bir hükümdar adı olarak gönnüştür. Çünkü verdiği sırada Neınrud'u ilk Babil kralı , Bulus [ Ba­ lus [ u ise ikinci kral olarak göstem1ektedi r ki, böyle bir şey ancak Neınnıd\ı doğ­ rudan kralın adı kabul ettiğimiz zaman mümkündür. Kaldı ki, kendisi de eserinin birkaç say fa öncesinde N inova'yı Balus oğlu Ninus\ın kurduğunu belirtmektedir. (Bkz . Murüc , s. l l l

[ll,

93 J ) . Böylece gerek M csudl ' ni n

ve

gerekse Bi rı:ınl'nin ka­

yıtlanndan sözü edilen Nemrııd b. Kuş'un İbrahim zamanında yaşayan "nemrııd" olmadığı anlaşılmaktadır.

12

Keyanilerin gerçek isimleri "Key"dir v e I'arsça çoğul eki "an" getirilerek Keyan yani Keyler olmuş ve daha sonraki kaynaklarda Arapça nispet "ya" sı ilave edi­ lerek Keyani şeklinde yazılmıştır.

l3

Age., s. 87.

14

Age. , s. 84.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 20

len ya Birüni kronoloj ide bir hata yapmaktadır, ya da kullandığı kaynaklar tarafından yanıhılmıştır. Belki de müteveffa Cemşid Bender'i N emrud'un Kürd olduğu iddiasında yanıl tan husus, Taberi'deki şu kayı ttır: " .. ben bu ayeti Abdullah b. Ömer'e okuduğum vakit, o benden: ihrahim'in ateşte yakılmasını kim tavsiye etmiştir, biliyor musun? Diye sordu. Ben: Bilmiyorum deyince Farslı göçebe Araplardan biri diye cevap verd i . Ben : Ey Abdurrahman'ın babası ! Farslann göçebe Arap­ ları var mı? D iye sorduğumda , o : Eve t , vardır. Küreller Farsların göçebe Araplandı r, onlardan biri N em rud'a ihrahi m'in ateşte ya­ kılmasını tavsiye e tmiştir cevabında bulundu . " 15 Rivayelin deva­ mında ise "Fars göçebe Araplanndan biri , yani bir Kü rd tavsiye etmiştir" denilmektedir. 16 Bilindiği gib i , Mesudi de Kürellerin kö­ kenini aslen Araplara bağlamakla ve dağlara çıkıp zaman içinde Farslarla kaynaşarak dillerini değiştirdiklerini iddia etmektedi r. 1 7 Ama Küreller kendilerini o n dört ata değiştirdikten veya on dört halkı kendileri ne a ta bildikten sonra , en son olarak Medlerde ka­ rar kılmışlar ve Arap kökenli olmayı recldetmişlerclir. Taberi'nin kaydında Kürellerin Farslı göçebe Arap oldukları belirtilmektedir ki, bu durumda Araplığı kabul etmeyen Bender'in N emrud'u Kürd göstermesi kendi kendi n i tekzip e tmekten başka bir şey değildir. Kaldı ki , N emrud'a İbrahim'i a teşte yakınayı tavsiye eden kişiyi gerçek anlamda Kürcl kabul etsek bile , buradan Nemrud'un Kürd olduğu anlamı çıkmaz . N i tekim Osmanlı sultanlarının sarayları da dönme clevşirme paşa ve vezirlerle doluydu , ama hiç birimiz kalkıp da örneğin Kuyucu Murat Paşa Türk'tü demiyoruz .

15

Tabcrl, 1/323.

16 17

Mesudi, Miin1c, s. 1 9 1 .

Aynı yerde.


VI. KÜRDLERİN TARİHİ SO BİN YIL ÖNCESiNDEN BAŞLAR !

iddia: Esasen Kürd yaşamının himi izleri, Orta Kürdistan 'daki Erbi l şehrinin kuzeydoğusunda bulunan Şanidar mağaralannda ya­ şayan insanlar tarafından 50 000 yıl önce icra edilen gömme tören­ lerine de h gider. (İzady, s. 1 3 )

Bu iddia biraz Yahudilerin Zohar efsanelerinin birine daya­ narak ibrani alfabesindeki 22 harfin yaratılıştan yirmi iki nesil önce gökten indirildiği ve alevii a teşle nakşedildiği iddialarına benzemektedir. 1 Yani mahlukat henüz yaratılmamışken ibrani alfabesi binlerce yıl sonra gelecek bir halk için Allah tarafından yeryüzünde hazır-ı nazır edilmişti. Yahudilerin bu iddiaları ne kadar inandırıcı ve gerçekçi ise , izady'nin iddiası da o kadar gerçekçidir. Elli bin yıl önce bura­ daki mağaralarda icra edilen bazı defin şekillerinin ve o dönemde yaşayan i nsanların Kürdlerle ne gibi bi r alakası olabilir? Tarihi kayıtlarda Kürd adı ilk defa Hz. Ömer döneminde yani V I I . Yüz­ yıl ortalarına doğru görülmeye başlandığına ve o da yalnızca gö­ çebe , çoban anlamında kullanıldığına göre , böyle bir iddia ancak "dünya kurulduğundan beri bu bölgede yaşayan tüm halklar, et­ nik topluluklar ve kabileler, hatta homo sapiens türleri Kürdlerin atalarıd ır" şekl indeki bir saçmalıktan kaynaklanabilir. Eğer Har­ vard Ün iversitesi böyle uçuk teoriler peşinde koşan insanları öğ­ retim üyesi sıfa tıyla çatısı altında barındırmaya başlamışsa , b u , o n u n ya gizli bölgesel aj an akademisyen yetiştirme m isyonunu Susa, Araplar ve Yahudiler, s . 2 1 .


122

KÜRDOLOJİ YALANLARI

üzerine aldığın ı , ya da palavralarıyla ünl ü avcılar-atıcılar kulü­ büne dö ndüğünü gösterir. Diğer yandan çok önemli bir iddiayı inandırıcı hale getirmek için, akademisyen geçinen birinin hiç olmazsa 50 bin yıl ö nceki gö mme törenlerine ilişkin birkaç örnek veri p , bugünkü Kürd de­ fin şekilleriyle karşılaşllrma yapması gereki rdi . Kaldı ki hiçbir kaynakta 5 0 bin yıl öncesi insanların mevtalannı gömüp gömme­ dikleri konusunda herhangi bir kayı t yok. Siyasi Kürdçülerin ata ilan ettikleri halklar dahi buraya başka yerlerden göçüp yerleşli­ ğine ve tarihleri beş-al tı bin yıl ö ncesine gitmeğine göre , Kürd­ lerle nasıl bir bağlantıları olabilir? Böyle desteksiz sözler güya bir akademisyene yakışacak sözler olabili r mi? Dahası , karşılaş­ tırma yapmak için de günümüzde Kürd toplul uklarının kendile­ rine özgü defin ve mezar şekillerinin olması lazım gelirdi. Bugün Kürdlerin yaşadıkları coğrafyada ve özellikle Türkiye'de bulunan mezarlar, höyükler, mezar süslemelerinin çoğu onaçağda n , bil­ hassa Türk beylikleri döneminden kalma koç, koyun , keçi mo­ ti!1i yadigarlardır. Daha öncesine ait olanlarsa , vaktiyl e bu top­ raklarda yaşamış i lkçağ topluluklarına aittir. Türklerin ta Güney Sibirya'dan bu tarafa doğru, Saka-İskitlerden başlayıp kesin tisiz sürdürdükleri şekil itibariyle birbirine yakı n defin ve mezar gelenekleri vardır ve bunların çoğu kendilerine özgüdür. Başka halklardan yapılan ödünçlerneler de elbelle var­ dır ve bu vakı a , yabancı pek çok bilim adamı tarafından da ka­ bul edilmiştir. Fakat geç dönemde oluşmuş uç topluluklar, zaten topluluğu ol uşturan unsurlar çeşi tli halklardan kopan parçalar­ dan teşekkül ettiği için, kendilerine özgü geleneklerini de beraber­ lerinde taşıyarak , yeni topluluğu n kültür birikimlerini meydana getirirler; ama b unlar arasında bir homojenlik, bir yeknesaklık söz konusu olama z . Kaldı ki , aynı karma topluluk henüz oluşma safhasındayken yeni bir dinle - İslamiye t'le - tanışmışsa , zaten çeşi tli a talardan tevarüs edilen gelenek ve kültür unsurlarını pe­ kiştirmeye fırsa t bulamadan , yeni dinin ve özellikle İslamiyet gibi insanın yatak odası n a , tuvalete girip çıkış şekline dahi mü-


KÜRDLERİN TARİHİ

o.

BİN YIL ÖNCESiNDEN BAŞLAR!

1 23

dahalede bulunan dinin e tkisiyle kendine özgü bir kültür gele­ neği oluşturamaz. Türkler dahi Orta-Asya'dan, Batı Moğolistan ve Güney Sibirya'dan taşıdıkları geleneklerin çok önemli bir kısmını İslamiyet'le birlikte bırakmış yahu t en azından onların üzerine İslam mührü vurarak ve neredeyse özünden değiştirerek sürdür­ mek zorunda kalmıştır. Örneğin eski Türklerde bir dönemler yal­ nızca oyma mezar kültürü yaşatılırken, daha sonra ahşap mezar kültürünü de benimsemişlerdir. İslam öncesinde özellikle İskit­ Sakaların yaşattıkları kurgan m ezar tipi dahi diğer toplulukla­ rın tamamında yoktu . Eski Türklerde mezar üzerine veya yanına heykel , taşbaba ve balbal dikilmesi , mezar üzerine koçbaşlı me­ zar taşlarının konulması bugün Türk toplulukları nda uygulan­ mamaktadır. Koçbaşlı mezar taşı geleneği İslamiyet'ten sonra da bir süre devam ettirilmiş, faka t sonraları dinin müdahalesiyle bü­ tünüyle terk edilmiştir. Ölüye kurban su nulması , mezarın içine bu dünyadayken kullandığı eşyaların konulması , at, koyun ve mevta bir kral veya bey ise hizmetkarlarının da öbür dünyada efendilerine hizmet etsin düşüncesiyle aynı mezara gömülmesi İslamiyet'le birlikte tamamıyla terk edilmiştir. Bugün Anadolu'da ve özellikle Tahtacılarda nadiren de olsa hala ölürrün yanına ka­ masının ve dünyadayken kullandığı bazı küçük eşyalarının konul­ ması geleneğinin sürdürülmesi , dinin baskısına rağmen, yer yer sürdürülmekted ir. Bu geleneğin izlerini sürdürdüğümüz zaman halkalarda herhangi bir kopukluk olmadan ta Güney Sibirya'ya , Milat öncesine kadar rahatlıkla uzanabiliriz . Benzeri gelenek de­ vamlılıklan konusunda başka milletler de örnek verilebilirse d e , değmez . A m a bu gelenek sürekliliği yani süksesyo n - kabul e t ­ seler de , etmeseler de , - Küreller i ç i n geçerli değildir. Çünkü bi­ raz geriye gitmek istenilince halka birden kopmakta , bu halka­ nın eliğer ucunu aramaya kalktığımız zaman da karşımıza başka halklara ait halkalar duvarı çıkmaktadır. Çünkü en son ataları ol­ duğunu iddia ettikleri Mecllerle bugünkü Küreller arasında 2500 yıllık bir kopukluk vardır.


1 24

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Benim ne demek istediğimi Kürd teorisyenleri çok iyi anlamış­ lardır. Çeşitli halkların karışımıyla oluşmuş bir topluluk olmak ayıp ve utanılacak bir şey değildir. Dünyada saf bir ırk, saf bir kan veya topluluk zaten olmadığına göre, tamamıyla değişik halk­ Iara ait unsurlardan teşekkül etmenin u tanılacak bir yanı olamaz. Çünkü Türkler de dahil bütün halklar, tarihlerinin erken dönem­ lerinde, etnik oluşum safhasında uç topluluklard ı . Ama u tanıla­ cak olan şey, bu reali teyi kabul etmeyip , köklerini, kültürünü ve geleneklerini Milat ö ncesinde bölgede yaşamış ve kendilerinden geriye çok az şey kalmış birden fazla milleti hiçbir inandırıcı de­ lil sunamadan kendine a ta kabul edip, çaresiz ve ümitsizce bir o halkın , bir bu halkın tarihi yadigarlarından medet ummaktır. Kürdologlar ve siyasi Kürdçüler tarafından yazılan Kürd tari­ hiyle ilgili kitapların hemen tamamında aynen birbirinden kop­ yalanarak tekrar edilen bölümün çok az olmasının sebebi de budur. Söz gelimi Kürd tarihi diye ele aldığımız beş-al tı yüz say­ falık bir kitapta Kürellerin geçmişiyle ilgi li kısım yirmi-otuz say­ fayı geçmemekte, daha ziyade son yüz- yüz elli yıllık siyasi tarih üzerinde durulmakta ve ayrıca atalarla ilgili kısımlar bir veya iki paragrafı aşmamaktadır. Buna ikinci kuşak Kürdologların öncü­ lerinden N ikitin ve Minorsky de dahildir. Çünkü yazılacak fazla bir şey yoktur. Yazmak istediğiniz zaman da, eğer palavra atma­ yacaksanız , loş tarih ovasında topallaya topallaya dolaşırsınız, ama onca yorgunluktan sonra bulduğunuz malzemeler arasında maksadımza muvafık olan hemen hemen hiçbir şey bulunmadı­ ğını görürsünüz. N i tekim Şerefhan Ciziri de buna işare t ederek şöyle der: "Bölgenin ve Kürdlerin tarihi ile ilgili şu anda söyle­ necek şeyler çok sınırlıdır. Ama buna rağmen bölgenin tarihi ile önemli temel taşlar vardır. Bu temel taşları toplamak ve bunlar­ dan bir yapı inşa etme sürecinde , en önemli rolü , tarihi begeler değil tarihi anlayışlar ve teoriler oynayacak tır. "2 Kürdlerle ilgili yazılan tarih ki taplarında anlatılanların hemen tamamının birbi­ rinin kopyası olmasının yanı sıra , Batıda dahi fazla bilinmeyen 2

Şerefhan Ciziri, Anadolu'dan Mezopotamya'ya Taıih ve Uygarlıh,

s.

1 50.


KÜRDLERİN TARİHİ

BİN YIL ÖNCESiNDEN BAŞLAR!

1 25

türedi bilim adamlarına atfedilen mesnetsiz bilgilerden oluşması, ciddi bir tenkit karşısında tutunarnama endişe ve korkusundan kaynaklanmaktadır. Kürd tarihiyle ilgili yerli yabancı pek çok kitap yayıolanınasına rağmen, Kürd sanatıyla ilgili bir tek kitap yayınlanmış olmasının sebebi de budur. Olmayan bir sanatın kitabı yazılamaz . N ergize Tari'nin yaptığı gib i , cahil cesaretiyle Kürd sanatını yazmaya kal­ karsanız , muhtemelen aşırı nefret ettiğiniz Türklerin tarihine dair bir tek kitap dahi okumadığınız için, onlara ait sanat yadigarlarını Kürd sanatı olarak takdim eder; Mitannilere ait olduğu ileri sürü­ len iki dağ keçisi mermer koçbaşı, Kassitlere ait olduğu iddia edi­ len iki dağ keçisi motiOi bronz süs iğnesi , Luristan'da ele geçtiği bel irtilen iki dağ keçisinin süsleme olarak kullanıldığı at gemi vs. gibi sanat ve kültür yadigarlarının kökenini O rta Asya'da3 değil , bu bölgede aramaya kalkar, çıkmaz sokakta dolanır durursunuz. Yine o zaman Cemşid Bender'in Kürd mutfağı adı altında sun­ duğu yemekleri isim değiştirerek Kürdlere maletmeniz için ken­ dinizi fazla yormanıza da gerek kalmaz. Daha düne kadar Tatar höreği diye bildiğimiz böreğin önündeki Tatar kelimesini çizip üzerine Kürd kelimesi yazarsınız olur biter. . Sanırı m kendi kendini aldatmanın dayanılmaz bir cazibesi vardır.

3

Çay, Kiirt Dosyası ,

s.

21 1.


VII . TARİH KÜRDLERLE BAŞLAR !

Hadis-i Şeri f: "Al lah'ın i l k yarattığı benim nurumdu. Ne Adem, ne toprak, ne su, ne hava . . . vardı . " (Haşa) Yanlış ! -

"Al lah'ın ilk yarattığı Kürdlerdi . Ne Adem, ne toprak, ne yeryüzü, ne su, ne hava . . . vardı" - Doğru ! ( Cemşid Bender ve İzady'nin id­ dialarından çıkan sonuç) . iddia: Bugün yaşadı kları ül kenin yerli halkı o lan Kürdlerin ta­ rihi halı kında hiçbir "başlangıç " yoktur. (İzady, 62) Bir İzady incisi. Kürdlerin Irak, İran ve Cibal bölgesi için baş­ langıç tarihi Türklerden ve o da henüz göçebe dağlılar şeklinde bir-iki yüzyıl eski olabilir; ama tarihi kayıtlar Kürdlerin , Kürd adıyla bugünkü sınırları i tibariyle Anadolu topraklarına Türk­ lerden sonra geldiklerini belgelemektedir. Türklerin Anadolu'ya resmi gel iş tarihinde , bu ülkede (şimdiki sınırların ı kastediyo­ rum) Rumlar, Ermeniler, Lazlar, Araplar ve Süryanller vardı, ama asla Kürdler yoktu . Dolayısıyla Kürdler, Anadolu'nun yerli halkı olmadıkları gib i , e tnik temas noktalarında oluşmuş uç topl uluk olarak da bölgenin o tokton halkı değildirler. İzady, Kürdlerin tarihi hakkında hiçbir "başlangıç" yoktur der­ ken, Adem ve Havva'nın Zagros dağlarına indiklerin i , dolayısıyla onların çocukları olan Kürdlerin tarihinin bir başlangıç noktası­ nın tespit edilemeyeceğini mi söylemek istiyor acaba? Tarihi başlangıç sorunu, pek çok halkın, pek çok ulus devle­ tin de önemli problemlerinden biridir. Bu yüzden pek çok halk,


TARİH KÜRDLERLE BAŞLA R !

1 27

proto ataları üzerinde kafa patl atmaktan vaz geçmiş ve resmi ta­ rihlerini bir yerden başlatınayı tercih e tmişlerdir. Örneğin Rus vakanüvisleri tarihi olayları göz ö nünde bulundurarak 862 yı­ lını Rus tarihinin başlangıc ı kabul e ttiler. F ransız kronistleri Chlodwig Meravingue'yi "başlangıç" kabul etmişlerse d e , tarih­ çiler Augustin Thierry'nin teşebbüsüyl e Fransız tarihinin baş­ langıcını Carolus Magnus imparatorluğu'nun ikiye bölünüş ta­ rihi olan 84 3'e bağladılar. 1 Çünkü o tarihte imparatorluk Fransa ve Almanya olarak resmen ikiye ayrıldı. D ini ayinl erde okunan dualar Fransa'da Fransızca , Almanya'da Al manca yapılmaya baş­ landı ve La tince bir kenara atıldı. Ama b u , Almanların ve Fran­ sızların o tarihte gökten düştükl eri anlamına gelmez, atalarıyla olan bağlarını da koparmaz . Türk tarihi n e bir göz atalım . Masageller ve Sakaların devlet­ leri yıkıldıktan sonra hemen ortaya Hunların çıktığını görüyoruz. Htmlar ikiye ayrı l ı p devletleri yıkıldıktan elli yıl kadar sonra da ise Göktürkl er daha doğrusu Türk Devleti arz-ı enelarn etmekte­ dir. Peki kendilerine Türk adı nı alan bu insanların atalarıyla bağ­ ları kesildi mi? Hayır. Çünkü halkalarda kop ukl uk ve büyük za­ man boşl ukları o l mad ı . Türk Devleti'n i n kuruluş tarihi 555 yılı olmasına rağmen , Rus tarih çisi G u m il ev, 545 yılında Batı Wei impara toru Wen-ti'ni n Türklere bir elçi gönderdiği, ordada her­ kesin "Şimdi bize büyük devl e tten elçi gel el i ; yakında bizim ele devletimiz yükselecek" diyerek b i rbirini tebrik e ttiği ni anlattık­ tan sonr a devletin kuruluş tarih ini 545 yıl ı olarak göste rıneyi ter­ cih etmektedir. 2 Bu tarihi Türk Devleti'nin resmi kuruluş tarihi olarak kabul etmek yanlış sayılmaz. Çünkü daha önce adı Hun veya Hyung-nu olan halk, yalnızca isi m değiş tirerek Türk kel ime­ sini kullanmaya başlamıştı r. Bunu bir noktada işleri iyi gitmeyen bir esnafı n , ön ceki şirketini tasfiye edip aynı adreste yeni isimle başka bir şirket kurmasına benzetebiliriz. Burada şirketin adı de­ ğişmekle birl ikte , kurucusu aynı kişidir. Aynı şeyi Küreller için Gumilev, Eslıi Türl1ler, 2

Age . ,

s.

42.

s.

41.


1 28

KÜRDOLOJİ YALANLARI

söyleyemeyiz. Çünkü üzerinde karar kıldıkları en son a talarının M . Ö . 549'da tarih sahnesinden çekilmesinden M . S. 6 50'lerde gö­ çebe , dağlı anlamında küçük Kürd kabilelerinden bahsedilmeye başlanmasına kadar yaklaşık bin yıllık bir boşluk vardır ki, baba ile oğul arasında bu kadar büyük tarih boşluğunun o lması man­ tıken mümkün değildir. Ancak , bağımsız , bayrağı, coğrafi sınırl arı olan devletler ku­ ramam ış e tnik öbeklerin tarihi başlangıcına tarihçiler pek sıcak bakmazlar. Afrika'da da irili u faklı pek çok klan vardır; e tnolog­ lar onları incelerler ama tarihlerinin başlangıç noktasını önem­ semezler. Bir halkı n veya e tnik topl uluğun tarihi başlangıcının tespiti için bazı nirengi noktaları nın bulunması lazım-ı m u tlak şartlar­ dandır. a) Yeknesak dilin varl ığını kanıtlayan yazılı belgeler (kitabe­ ler, edebi parçalar vs. ) ; b ) Türeyiş efsaneleri ; c) Atalarla ilgili hafızalardan silinmeyen yazılı ve sözlü gele­ nekler, destanlar vs; d) Madd i ve manevi kültür yadigarları (o etnik toplul uğa özgü günlük kullanım araçları , bunların nev-i şahsına münha­ sır şekilleri; sanat "Serleri ; dini sübj e ve obj eler ( tapınaklar, ta­ pınak mimarisi , dini ayin şekilleri, o halka özgü mezar ve defin şekilleri vs. ) ; e) Belli bir coğra fya üzerinde kurulu; milli sınırları , bayrağı , ordusu , paras ı , kan unnameleri olan devlet; O Kendilerinden yazılı bir şey kalmamışsa bile , komşu halk­ ların kitabclerinde , tarih ki taplarında o halkın e tnik ad ından ve devletinden bahseden satı rlar.

Eğer bir etnik topluluk bu şartları haiz değilse , onun resmi bir tarih başlangı cı ola maz veya ancak bunlardan önemli bir kıs­ mının ortaya çıkmaya başladığı tarih onun başlangı cı kabul edi­ lir. Kürdler, bu şartlar arasında özelli kle bağımsız devlete sahip


TARil-l KÜRDLE RLE BAŞLA R !

1 29

olma unsurunu haiz değillerdir, ama diğer şartlardan yerine geti­ rilmiş olanların da tarihleri çok derinlere dalmamaktadır. Örne­ ğin Şerefname'nin yazılış tarihi dahi XVI . Yüzyıldır. Bu şartları haiz olmayan etnik topluluklar, başka devletlerin sınırları dahil inde, daha önce izah e ttiğimiz etnogenez termino­ loj isine uygun olarak ya simbiyo z , ya kimera , ya da izolattırlar. Örneğin Batılıların - sırf dilleri dönmediği için - Tüarek dedik­ leri Tavarıklar bu şartları haiz olamadıkları için tarihlerinin baş­ langıç noktası ve ilk ana vatanları nın neresi olduğu dahi tespit edilememektedir. Bugün kısmen Libya'nın çöllük kısmında , ama daha ziyade Büyük Sahra'da yaşayan Tavarıkların Berberilerden inme olduğu bel irtilmektedir. Fakat Mesudi Berberilerin ana va­ tanlarının I rak olduğunu kaydetmektedir. Muhte m elen N abat­ larla bir akrabalıkları vardı. Burada bi r halkın a talarının isminden farklı bir isimle tarih sahnesine çıkıp devlet kurmasının, atalarıyla bağlantısını kesme­ diği görüşümüzden hareke tle , aynı şeyin Küreller için de geçerli olması lazı m geldiğini ileri sürülerek kendi kendim izle ters düş­ tüğü müz söylenebilir. Görüşüınüzü değiştirıniyoruz ; doğrudur, atalarla torunları n ilişkisi kesilmez , ama aradaki halkalarda ko­ pukluk olmaması ve boşluğun çok uzun olmaması gerekir. Kürd adının ilk duyulmaya başladığı dönemden itibaren bin, Kürd te­ orisyenlerin iddialarını ortaya a tmaya başlamaları i tibariyle 2 5 0 0 yıldan fazla bir zaman diliminden sonra , atalarla bağlantı iddiası eşyanın tabiatma aykırıdır. Ama Kürd teorisyenler "ben doldurur ben içeri m ; ben böyle kabul etmek ve inanmak istiyorum" diye­ rek işin içinden çıkmak isliyorlarsa , o başka . . " Bugün yaşadıkları ülke" ifadesiyle kastedilen coğrafya neresi­ dir? Bu tanımlamaya Türkiye'nin "Misak-ı Milli " ile belirlenen sı­ nırları dahil edil mek isteniyorsa , bu, tarihi gerçeklerle kesinlikle örtüş m eyen bir iddiadır. Çünkü Kürd adını n göçebe, dağlı anla­ mında kullanılmaya başlandığı tarih ten i tibare n , bu etnik öbek­ ten bahseden Arap ve Pers coğrafyaolarından hiç kimse, onları şimdiki Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahili nde göstennemekte ;


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 30

aksine Anadolu'ya kısmen Selçuklulada birlikte veya onları takip ederek geldiklerini ortaya koymaktadır. Hatta Kürdoloj inin ikinci kuşak kalemşorlarından ve ömrünü bu işe adamış Kürdologlar­ dan Viladimir Minorsky dahi bu gerçeği kabullenmektedir. Gerçi Kürd gençliği , haklı bir tepki. olarak "siz bu ülkede kira­ cısınız" sözlerinden aşırı şekilde rahatsız olup, "biz bu toprakla­ rın asli sakinleriyiz; sizler gelip bizim topraklarımızı istila ettiniz" diyorlarsa da, tarihi hakikat bu değildir. Onlarınki , yalnızca tarih bilmernekten kaynaklanan bir hissi feryattan ibaret sözlerdir. Kürdlerle ilgil i ilk bilgiyi veren Taberi, Mesudl ve İstahrl'dir. Ebu'! Farac, Makdisi, el- Kerhi , Yakut Hamevi: , İbn el-Esir vd. daha sonraki kuşaktır. Önce Mesudi'den başlayalım. Bu yazarın tarafımızdan Türkçe'ye aktarılan eserin Kürdlerle ilgisi kısmında, onların yaşadıkları coğ­ rafya hakkında şöyle denilmektedir: " Kürdlerin bir kolu Küfe ve Basra'da yani Dinever ve Hemedan'daki Mahey bölgesindeki Şuh­ canlardır. Onlar Rabia b . N izar b . Maad'ın soyundan old ukları nı inkar etmezler. Macurdanlar ise Azerbaycan'ın Kenkever nahiye­ sindendirler. Hazbani , Sura t , Ci.bal ülkesinde yaşayan Şadencan , Lurri , Madencan , Mezdanekan , Ba risa n , Celal i , Cabark i , Cavani , Müsteka n , Şam bölgesindeki Debabil ve diğer aşiretler, en önde gelen kollarıdır ve M udar b . N i zar'ın soyundandırlar. Curkanlar Hıristiyandır. Musıl ve Cudi3 dağı civarında yaşarl a r. " 4 Diğer yandan İstahrl v e Mukaddesi'nin Kürdlerin yaşadıkları köy ve şehirleri, bölgel eri sayarken verdikleri Fars , Kirma n, Si­ cistan , Horasa n , Isfaha n , Hemedan , Şehrizor, Derabad , Şamga n , Azerbayca n , Ermenista n , Er-Ran , Baylakan vs . gibi yerleşim bi­ riınlerinin5 hiçbiri Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde de3 4 5

Bu rada k i Cudi dağın ı Ennenilcrin Ararat dedikleri Ağn dağıyla karıştırmamak gerekir. Mesudl, Muı·üc, 1 92- 1 93. :vlinorsky, Les Origines des Kurdcs. Türkçe çevirisi, s. 20; istahrl, Mesiilil< e!­ Mcmiil i lz , de Goeje neşri , Lu gduni-Batavorum, 1 927, s. 87, 99, 1 03 , 1 1 4, 1 1 5 , 1 3 5 , 200; M u kadd esl Ahscn et-talzasim, Beyrut 2003, s. 3 1 6, 339, 360, 376. ,

,


TARİH KÜRDLERLE BAŞLAR !

131

ğildir. H a t ta İ s tahri , eserinin daha önceki sayfalannda açıkça Kürdlerden ve Kürd yerleşim bölgelerinden bahsetmesine rağ­ men , 1 9 1 . sayfada "Azerbaycan, Ermenistan ve er-Ran'daki halkın dili Farsça ve Arapçadır" demektedir.6 Buna karşılık Mukaddesl , Ermenistan'da Ermenice konuşulduğunu kaydetmektedir. Kürd­ lerden Hakkari'de yalnızca 980 yılında bir isyan dolayısıyla söz edilmektedir; ama bunun dışında Diyarbakır ve diğer bazı şehir­ lere sokulmaları Selçuklulardan kısa süre öncedir. Keza Kürdle­ rin doğu Anadolu'nun Irak ve İ ran sınırlarına yakın bazı şehir­ lerdeki (Hakkari , Başnavi ve Zozan) isyanlan da X I I . Yüzyılın başlannda ve Sultan Sencer zamanındadır. iddia. Evci l leştiri len i l lı heçi, 7wyun, höpelı ve domuzlarılı lıa­

lıntılan Kürdi stan'dalıi üç önem li arheo loji h bölgede bu lunmuştur. (İzady, 64) Her ne işe her şeyin ilki tarihte bu bölgeele yaşamış ve güya Kürdlerin ataları olan halklara ve onların yaşadıkları topraklara atfedil erek, Kürd gençlerinin gururu okşanmaya çalışılmaktad ır; ama aynı gençlere Kürd adının dağlı ve çoban anlamı nda tarihte ilk görülmeye başladığı M. S. 6 50'lerden bu yana Kürdlerin böl­ geye bir tek çivi çakmadıklan anlatıl mamaktadır. Tarihleri nere­ deyse Adem ile Havva'nın tarihiyle denk düşen dünyanın bu en kadim halkının ( ! ) ekonomik ve kültürel yönden ne kadar ge­ ride olduklarını, adeta cahiliye dönemini yaşadıklarını üzülerek belirtmek isterim . Gerçi bazı Kürdologlar bunun sebebinin Arap , Pers ve Türklerin boyundurukları olduğunu ileri sürederse d e , gerçek onların iddia ettikleri gibi değildir. Aynı şeyi ırkçı Arap­ lar da ileri sürdüler ve geri kalmışlıklarının sebebini Türk haki­ miyetine hamlettiler. Halbuki Türklerden yaklaşık 1 00 yıldır ba­ ğnnsız olmal arına ve yalnızca pe trol zengini altı Körfez ülkesinin 23 yıl daki milli geliri 6 trilyon doları aşması na rağmen, geldik­ leri nokta o rtadadır. 6

ls tah ri , Mcsal i h cl-lvlemcililı , s. l 91.


132

KÜRDOLOJİ YALANLARI

N eyse , biz konumuza dönelim. Şimdi İzady'ye sormak gere­ kir: Evcilleştirilen ilk keçi , koyun, köpek ve domuzların bu ev­ cilleştirilme sürecinde - ki 1 4- 1 6 bin yıllık bir tarihten bahsedil­ mektedir, - Kürd diye bir halk, Kürdistan diye bir coğrafya veya ülke mi vardı ki , buradan bir övünme payı çıkarılmaya çalışıl­ maktadır? Sözü edilen bu hayvanlar gerçekten 14 bin yıl önce o bölgede evcilleştirilmiş olabilir; iyi de bunun Kürdlerle ne ilgisi var? Hem bu evcilleştirme işinin tarihte ilk defa orada gerçekleş­ tiği iddiası ne kadar gerçekçidir? Asya tarihini , Avustralya , Ame­ rika yeriiierin tarihi incelendi mi ki , Kürdlerle hiç ilgisi olmadığı hald e , fi tarihinde olmuş bir olaydan övünme payı çıkarılmak­ tadır? Mayaların tarihleri 1 S - 1 6 bin yıl öncesine gider. Onlar da hayvanları ehlileştirmişlerd i . Yoksa Amerika'dan kalkıp ta Zag­ ros dağlarına gelmiş ve bu hayvanların nasıl evcilleştirileceğini Kürdlerin hayali atalarından mı sormuşlardı? Çin'deki Pekin insanının tarihinin altın devri M . Ö . SOO 000 yılına tarihlenmektedir. Herhalde bu insanlar da domuz, koyun ve keçiyi biliyorlardı ve muhtemelen evcilleştirmişlerdi. Asya'da Ordos bölgesindeki SO bin yıl öncesine ait taş aletl er ve hayvan kemikleri bulunmuştur. 7 D emek ki , hayatın başlangıcı olarak se­ nin hayali coğrafyan ve hayali a talarından daha ö nce olan yerler ve halklar da varmış. Arpayı anladık da . . .

iddia: İran'daki Güney Kürdistan'da bulunan anU h Godin tüm­ seğinde kazı yapan arluologlar yakın bir zamanda üzüm şarabı ve arpa mayasının varl ığı hakkında en es ki fiziksel kanı t ları buldu. Üzümün ve arpanın anavatan larının Zagros- Toros dağları olduğu, bunların i l k oralarda ıs lah edi ldi kleri ; haldı hi, üzümün Irak'daki Güney Mezopotamya ova lannın batah l ı h ve tuzlu topraklarında hiçbi r şeki lde yeUşemeyeceği gibi olgulan göz ardı eden söz konusu kazıdahi arheologlaı; Kürd dağlannın yerl i hül tii.rünü es geçere h bu 7

Eberhard Dr. Wolfram, Çiıı Taıilı i ,

s.

13.


TARİH KÜRDLERLE BAŞLAR!

133

her iki ürünün heşfini doğrudan Güney Irak'taki Sümerl ere atfetU ler. Godin 'de, askeri sapanlar için kul lanı lan toplara benzeyen cisimlerle dolu o lan bir odada bi ra fıçı ları da bulunmuştu. ( İzady, 58) Sayın İzady'den duymaya alışık olduğumuz " . . . en eski" ma­ sallarından biri daha. Siyası Kürdçülerin beyinleri "Zagros dağ­ ları ve Kürdistan"a şartlandığı için, hemen her şeyin anavatanı olarak bu toprakları göstermekten galiba kendilerine bir övünme payı çıkarmak istiyorlar. Bu satırların yazarı pek çok halktan in­ sanlarla konuşmuş, birçok ülke gezmiştir, ama hiçbir halkı n, filan meyvenin ve bitkinin anavatanı bizim ülkemizdir gibi saçma bir iddia ile ortaya atıldığına şahi t olmamıştır. Arpanın ve üzümün anavatanı Zagros dağları olsa ne olur, olmasa ne olur? Diyelim ki , bu iki meyve ve bitkinin anavatanı Zagros dağlarıdır. Önce­ likle bunun Kürdlcrle ne ilgisi var? Kürdlerden önce o dağlar­ dan kaç millet, kaç halk, kaç kabile gelip geçmiştir, bunu kimse kestiremez. Diğer yandan bitki ve tohumlarda anavatan diye bir şey olmaz ; yalnızca sözü edilen meyve veya bi tkinin bazı türleri­ nin anavatanı olabilir. Örneğin Temprani/lo denilen bir üzüm türü var. G eleceğin üzümü denilmektedi r ve anavatanı olarak da is­ panya gösterilmektedir. Kimine göre de üzümün anavatanı Orta Asya' dır, ama asmalar bugün dünyanın her yerine yayılmıştır.H Su­ perior Seed/es denilen bir üzüm türünün anavatanı Şili'dir. 9 Acai adı verilen üzüm türünün anavatanı Güney Amerika'dır. 10 Hatta internete girip de " üzümün anavatanı" yazdığınız zaman 400'ye yakın türü bulunan üzümün her biri veya birkaç türü için ge­ rek Türkiye'de bazı şehirler ve gerekse dünyada bazı ülkeler gös­ terildiğini görürsünüz. Belki de Allah insanların bazı şeyleri te­ kellerine almasını önlemek için sebze, meyve ve tohumların çok değişik türlerini farklı farklı bölgelere serpiştirmiş. Örneğin çe­ kirdeksiz siyah üzüm Türkiye'de yoktur ve "sayegi" adı verilen bu üzüm türü Özbekistan'da dahi az miktarda yetiştirilmektcdir fnıechteadam.com

8 9

haberdenizi.com

lO

e-mega.coın.tr


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

1 34

ve muhtemelen de anavatanı arasıdır. Babür'ün hatıralarını oku­ yanlar bilirler. Babür Hindistan'ı fethettiğinde orada üzüm olma­ dığını hayretle görür ve bir iki adamını göndererek Fergana'dan asmalar getirtip sarayının bahçesine diktirir. Aynı şeyler arpa için de geçerlidir. Kimilerine göre anavatanı Anadolu , İra n , ki­ mine göre Kafkasya , kimine göre O rta Asya'dır. Doğrudur, Tür­ kiye birçok bitki türünün anavatanı durumundadır, ama bütün bi tki ve meyvelerin değil . Örneğin buğdayın 24, arpanın 8 , çav­ darın 4, yulafın 6 yabani akrabası Türkiye'de bulunmaktadır. 1 1 Cemşid Bender'e kalırsa a t ilk önce Kürdistan'da ehlileştirilmiş, sonra oradan dünyaya yayılmıştır. Halbuki Barthold şöyle der: "Atın anava tanı da Orta Asya'dır. Mısır'ın ilk 1 4 hanecianma ait resimlerde a t resmine rastlanmaz. Aksine III . Binyılda vaki Hek­ sos is tilasından sonra at Mısır'da görülmektedir .. " 1 2 Bu iki iddiaya göre daha önceki tarihlere hiçbir yerde ata veya at iskeletlerine rastlanmaması gerekirdi . Halbuki 1 9 7 7'de Guatemala'da yapılan bir kazıda başka şeyl erin yanı sıra bir veya iki atın kemikleri or­ taya çıkarıld ı ; yapılan karbonlama so nucunda da bunların M . Ö . 9 . Binyıla ait olduğu ortaya çıktıY 1 9 7 l 'de Doğu Türkistan'daki Könçi nehri civarında ortaya çıkarılan bir mezarda bir kadınla bir çocuğu n iskel e tleri bulundu . Çocuğun iskeletinin yanındaki ka­ mış sepette buğday taneleri vardı ve bu iskeleLlerin 8 bin yıl ön­ cesine ait oldukları tespit edildi . 14 Bir diğer husus da İzady'nin Mezopotamya'nın beş-altı bin yıl ö nceki arazi yapısının şimdiki gibi olduğu fikrine nereden ka­ pıldığıdır? trak'ın bazı bölgeleri yer yer bataklık, bazı yerleri çö­ lümsü ve tuzlu topraklada kaplıdır diye , bundan beş-al tı bin yıl önce de öyle olduğu anlamı çıkmaz. Öyle olsaydı Sümerler, dün­ yada yerleşilebilecek o kadar boş toprak varken , neden gelip ba­ taklık ve tuzlu topraklada bezeli bir ülkeyi seçsinler ki? agaclar. net

ll l2

Barthold , İstorilw-geografiçeshiy obzor İraııa, Soç . , 7/38; Gordon Childe, Tarihte

13 14

Neler Oldu, s. 98-99. Michael D. Coe, Maya/ar, s. 42-43. Turgun Almas, Uygıırlar, s. 1 9.


TARİH K Ü R DLERLE BAŞLAR !

135

Biranın i l k önce Kürdistan d e n ilen coğrafyada keşfedildiği id­ d iasına gelince , bu da diğerleri gibi uçuk iddialardan biridir. Sü­ merlerin yaptıkları biranın tarihi M. Ö . 4 . Binyıla kadar gitmek­ tedir, ama Amazanla rda birayı ondan çok daha önce keşfettikleri , Colomb'un Amerika'yı keşfi sırasında yerli halkın birayı tanıdığı o rtaya çıkmıştır. Tuzun ilk önce Kürellerin ataları tarafından keş­ fedildiği iddiası neys e , b i rayla ilgili iddia da odur. Ayrıca G odin tepesinde kazı yapan arkeologların Küreilere ve hayali atalarına bir düşmanlıkları olduğunu sanmam. Yani bu arkeologlar, biranın keşfini Sümerlere atfed i p , Kürellerin atalarını görmezelen gelme­ seler ve birayı Kürel lerin a talarının icat ettiklerini i tiraf etselerdi, şimdi dünyada bira içenler " Allah bu Kürellerin atalarından razı olsun" mu diyeceklerd i ? Kü rcl teorisyenlere şaşmamak mümkün değil . Her millet büyük icatların a taları tarafından bulunduğuyla övünürke n , Kürclologların peşine takılclıkları şeyl ere bir bakın: Bira , tuz, a t , arpa vs . . Gelelim ilk sapanlı savaşç ıların Zagros dağlarında yaşayan Kürel­ lerin a taları oldukları iddiasına . Sayın İ zady'ye sormak gerekir: N erden biliyorsun, nasıl bu kadar emin olabiliyorsun ve binlerce yıl önce o nlarla birlikte mi yaşıyordu n? Halbuki sapanın genel­ likle dağlık bölgelerde yaşayan insanlar tarafından kullanıldığı , dağın atlı savaşçıların clolaşmasına elverişli olmaması sebebiyle piyade sapancıları n böyle dağlık ve engebeli arazilerde daha uy­ gun olduğu tarihen bilinen bir vakıad ı r. Tüm tarih kitaplarında Tibetlilerin eskiden beri sapanı hem savaş hem de av silahı ola­ rak kullandıkları belirtilmektedir. Ayrıca Karadağlılar da eskiden savaşlarda sapan kullanıyorlardı. Diğer yandan Paul Campbell'in kayde ttiğine göre İnkalar sapan kullanıyorlardı . Eski Romalı ta­ rihçiler Balear adalarında yaşayanların sapanlada savaştıklarını belirtmekteclirl e r. Acaba A merika'daki İ nkaların a taları Zagros dağlarından mı gitmişlerd i ?


VIII . ACEM SAHABE OLUR DA KÜRD SAHABE OLMAZ MI?

iddia: Hz. Peygamber'in aslıabmdan Caban bi r Kürd 'tü. Acem yani Pers asıllı sahabelerin başında e n çok bildiğimiz kişi Selman-ı Farisi'dir ve Pers asıllı old uğu tartışmasız kabul edi­ lir. Acemierden bir sahabe yani Peygamber (sav)la arkadaşlık et­ miş , o nunla birlikte bulunmuş bir kişi çıkar da, kendi i fadele­ riyle Acemierden daha eski bir halk olan Kürelleri n bu konuda onlardan geride kalması düşünülebilir mi? Tabii ki düşünülemez. Makedonyalı İskender, meşhur Bermekiler, Nadir Şah, Salahaddin Eyyubı: , Kavalalı Mehmed Ali Paşa , Ebus­ suud Efendi, Abdulkadir G eylani: vs .. gibi yüzlerce çok önemli şahsiyetler yetiştiren Kürd halkından bir sahabenin çıkması ka­ dar tabii ne olabilir ki? Bu pervasız yalanı ortaya atan ve kendine gö re deliller ileri süren kişi de, akl-ı evvellerden izady'nin hemşehrisi Dr. Ahmed Halil . Onun G i lgamislı, Center for Kurdish S tudies and Researclı adlı sitesinde konuyla ilgili olarak yayınladığı makale Türkçe ve Arapça tüm Küre! sitelerinde noktasına virgülüne dakunulmadan ve doğru olup olmadığı tahkik edilmeden aynen konularak tek­ rar edilmiş. Küre! teorisyenlerin ve siyasi Kürdçülerin zaten en büyük zaaf ve eksikleri de, hoşlarına giden, gururlarını ve hisle­ rini okşayan bir şey yazıldığı zaman, hiçbir tahkike gerek duy­ madan alıp kullanmaları ; kendi iddialarını yalanlayanlara ise "red ve i nkarcı" damgası vurmalarıdır.


ACEM SAHABE OLUR DA KÜRD SAHABE OLMAZ Ml ?

137

Peki , gerçekten bir Kürd sahabe var mıdır v e varsa bundan ra­ hatsız olur muyum? Öncelikle Peygamber döneminde yaşamak ve onunla arkadaş olmak , onun çevresinde bulunmak ne Arab'm, ne de Acem'in tekelindedir. Eğer gerçekten bir Kürd, Peygamber dö­ neminde yaşamış ve onunla arkadaşlık etmiş, ondan hadis nak­ letmişse , bu beni asla rahatsız e tmez . " Esasen, şu ana kadar Kürdlerle Araplar arasmda islam önce­ sinde veya islam'ın zuhuru sırasında ilişkiler olduğuna dair her­ hangi bir tarihi belgeye sahip değil iz, - diye başlıyor Ahmed Halil makalesine . - Ama Peygamber Muhammed (as)ın ashabı arasmda Oi.ban adlı bir Kürd sahabenin varlığı , iki halk arasmda islam'dan kısa süre önce ilişkiler olduğunun güçlü bir delilid i r . . . "

Aynı cümle içinde kendi kendisiyle ters düşen bir yazar. Makalede anlatıldığına göre sahabe Caban hakkında biyog­ rafi kitaplarında bir iki satırlık kısa bir bilginin dışında malumat yokmuş; ama sahabeyi takip eden ve " tabi" denilen kuşak ara­ sında onun oğlu Meymün hakkında pek çok bilgi varmış . Hadis ravileriyle ilgili kitaplarda bu Meymün el-Kürdi hakkında verilen bilgilerden Caban'm kimliğini tespit etmek mümkünmüş. Bir kere yazarın ismini verdiği "Mizan el-itidal fi nakd'ir-rical" adlı eserde Meymün' u n isminden sonra Kü rdı: kelimesi falan yazılı değil . Caban'm isminden sonra el-Kurdi kelimesi yok. Bunlar yazar ta­ rafından ilave edilmiş ve muhtemelen n asıl olsa kimse o kitapları açıp "el-Kurdi" ifadesinin olup olmadığı na bakmaz düşüncesiyle konulmuş. Çünkü " Esed el-Gabe fi ma'rifet es-sahabe" 1 adlı eserde de sadece "Ebü Meymün, adı Caban'dır" C.:ı4� 4...4-ı-U I Jl..i.:! 0� �ı) denilmekte , fakat el-kurdi kelimesi yer almamaktadır. Caban'dan nakledilen bir hadis Ahmed b. Hanbel'in "Müsned " i nde de yer al­ maktadır. Hadisin rivayet zincirinde orij i nal metinde "Bize Yezid bahsetti , D eylem bahsetti ve Meymü n , Ebü Osman'ın Ömer'den Hz. P eygamber'in . . . . . buyurduğunu duyduğunu nakletti" denil­ mekle , ama makalenin yazarı yine el-Kurdi kelimesini kendi ka­ fasma göre bir hadis metnine rahatlıkla girdirebilmektedir. ibnü'l Esir, Esed el-gabe fi ma'rifet es-sahalıe, M. İbrahim el-Benna, M. Ahmed AşCir ve M. Abdulvehhab Fayed tahkiki, Kahire, 1 970.


1 38

KÜRDOLOJİ YALANLARI

İbn Hacer el-Askalani'nin meşhur "El-isabe fi temyiz es-sahabe"2 adlı eserinde aynen şöyle denilmektedir: " Caban, Meymün'un ba­ basıdır. ibni Mende, ibni Haşim'in efendisi Ebü Said vasıtasıyla Ebü Halid'den rivayet etmiştir: Meymün bin Caban es-Sardi , ba­ basının Peygamber'den şu sözü duyduğunu nakletmiştir . . . " B u radaki es-Sardı Sard'lı yani Sard isimli b i r yerden, köy­ den veya kasabadan olan kişi demektir. Yazar, Yaku t Hamevi'nin "Mücem" inde , es-Sem'ani'nin " El-Ensab" adlı eserinde ve başka kaynaklarda "Sard" (,,.,....., ) kelimesinin geçmediğinV ama Mücem'de Serderfiz kelimesinin bulunduğunu ve sözcüğün Hemedan'a bağlı bir köy olduğunun belirtildiğin i ; dolayısıyla "Sardi" kelimesinin Serderuz'lu anlamındaki Serdi (p..ı--w ) nin Arapçadaki bozulmuş şekli olduğunu ve Arapçada buna benzer pek çok örnek bulundu­ ğunu ileri sürmekte ; Hemedan'ın Kürd yurtlarından Cibal'da yer aldığını ve aynı şehrin Kürdlerin ataları Medlerin eski başkenti Ekbatana'nın diğer adı olduğunu kaydetmektedir. Hemen arka­ sından da " Kaynaklar oğlu Meymün'un Kürdlüğüne şahitlik etti­ ğine göre babasının başka bir halktan olması mümkün değildir" demekte ve akıllara durgunluk verecek bir iddiada bulunmakta­ dır: " . . . bu yüzden ona Selman-ı Farisi veya Bilal-ı Habeşi'de ol­ duğu gibi İranlı Meymün (Meymün el-Farisi:) değil , Meymun el­ Kurdi dediler ! " Halbuki isim el- isabe adlı eserde "Meymun bin Caban es-Sardi'' idi . Yani o n a Meymün el-Kurdi diyen makale yazarının kendisidir. Yazarı n iddiasına göre , Mücem el-Buldan'da Sard kelimesi bu­ lunmadığı ve sözcüğün aslının Serdi olması gerektiği ve bu da Hemedan'da Serderuz adlı bir köy olduğu için, bu sahabe Kürd idi. Tabii Hemedan'da ne kadar i nsan yaşamışsa hepsini Kürd ka­ bul etmek şartıyla . . 2 3

İnbü Hacer el-Askalani, El-İsabe, Kahire , 1970-72. İyice incelenmeden alelacele söylenmiş bir yalan. Bir yer adının Yakut'un sözlü­ ğünde geçmemesi, onun olmadığı anlamına gelmez. Çünkü Yakut'un eseri coğ­ rafya konusunda tek kaynak değildir. Halbuki aynı yazar Ravzu'l-Mi'tar'a bakmış olsaydı, bu eserin 1 76 ve 287. sayfalannda iki defa Sard-ı Kinnan kelimesinin geçtiğini, böyle kelimenin iddia ettiği gibi "Serd"din bozulmuş şekli değil, ya doğrudan Kirman'daki Sard veya Mekke yakınındaki Sard olduğunu anlardı.


ACEM SAHABE OLUR DA KÜRD SAHABE OLMA Z M I ?

139

Eğer herhangi bir isimden sonra " el-Kurd1" kelimesi ilave et­ mekle o kişi Kürd oluveriyorsa , mesele yok. Bir kere hadis tarihinde birden fazla Cihan ve Caban oğlu var­ dır. Örn eğin ibni Caban (Hakan) el-Esedı; Abdullah b . Hilal b . Caban el-Küfi el-Esedi. Caban'ın künyesi Ebu Meymun yani Meymün'un babası'dır. Araplarda eskiden beri erkek ve kadına ilk çocuklarının ismiyle bir künye verilir (örneğin Ebü Zehra ( Zehra'nın babası) ; Ü mmü Selerne ( Seleme'nin anası) ) ve ondan sonra kendi öz isimleri pek kullanılmazdı . Esed el-gabe adlı eserde Meymun b. Caban el­ Basri yani Basralı Caban oğlu Meymün şeklinde geçen isimden Meymün'un Basralı olduğu anlaşılıyor. İbn Hacer el-Askalanl'nin eserinde Meymün'u Sard'lı göstermesi onun Basralı olmasını en­ gellemez. Bu iki farklı ifadeden Meymün'un bir zamanlar Sard'da yaşadığı veya Sard asıllı iken Basra'ya yerleştiği yahut aksi sonucu çıkarılabilir. Bunlardan başka Sasaniler devrinde Hz. Ömer'in or­ dusuna karşı savaşan Caban isimli bir Pers komutanın adı da ta­ rih kitaplarında geçmektedir. Kayıtlara göre bu Caban savaşta ye­ nilmiş ve Araplar tarafından esir alınmıştır. Gelelim şimdi yazarın "Sard" kelimesinin Mücem'de geçme­ diği iddiasından yola çıkarak Caban'ı Kürd yapması olayına . Doğ­ rudur; Sard kelimesi Mücem'de yoktur, ama ondan hemen sonra "Surayd" (....->-""' .., ) kelimesi geçmekte ve şu izahat verilmektedir: Su­ rayd: Sard'ın tasgiridir (yani Sardcık demektir) . Burd da denilir. Rahrahan yakınlarında bir yer adıdır.4 Burd kelimesi için ise şu izahat verilmektedir: Diyar-ı Temim'de yani Temım oğulları top­ raklarında ot bitmez, kupkuru, çöllük bir yerin adı . 5 Sonra Ralı­ rahan kelimesine baktığımızda şu cümleyi buluyoruz : Rahrahan: Arafa t dağının arkasında, Ukaz yakınlarında bir dağın adı.6 Serd kelimesiyle ilgili olarak ise, Mücem'deki dipno tta el-Bekrl'den alı4 5 6

Yakut, Mitcem, 3/457. Yakut, Mftcem, l/448. Yakut, Mitcem, 3/4 1 .


1 40

KÜRDOLOJİ YALANLARI

narak şöyle denilmektedir: Ezd topraklarında bir yer adı; Selaman oğullarının yurdunda bir dağı n adı. Sonuç olarak Mücem'de doğrudan Sard adı yoksa da, onun ism-i tasgiri olan Surayd veya diğer adıyla Burd kelimesi vardır ve Sard yerine kullanılmaktadır. Demek ki Sard'ın diğer adı Burd ve Surayyd'dı. Surayd'ın Rahrahan yakınlarında , Rahrahan'ın da Arafa t'ın arkasında ve U kaz yakınlarında bir dağın adı olması , makale yazarının ve onun yazdıklarını hiçbir araştırmaya gerek görmeden aynen iktihas edenlerin yalancılıklarını ve hadis ki­ taplarındaki metinleri dahi tahrif edecek kadar cahil cesaretine sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Yazdıklarından anladığım kadarıyla Arapçası kusursuz olan bu Iraklı Kürd'ün "Mücem " de "Surayd" kelimesini görmemiş olması pek mantıklı gözükmüyor. Ama serde konuyu çarpıtıp Kürdlere övünme payesi çıkarmak ol­ duğu içi n , kasıtlı olarak görmezden gelmiş . Kaldı ki, Yaku t'un meşhur "Mücem" inde bir etnonimin geç­ mesi , onun olmadığı anlamına gelmez ve üstelik Yakut'ta pek çok yer adına hiç rastlanmaz . Gerçek bir bilim adamı, bir konuyla il­ gili kesin bir hükme varmak için , o konuyla bağlantılı tüm lite­ ratürü taramak zorundadır. Yalnızca elinin altındaki bir kaynakta bulunmadı diye bir etnonimin tahrif edilmiş kelime olduğunu söy­ leyerek olayı Kürdlerin lehine yorumlamaya çalışmak ancak yo­ bazlık olur. Eğer Dr. Halil , El-Himyeri:'nin Er-Ravzu'l-M i'tar adlı meşhur coğrafya sözlüğüne baksaydı, Kirman yakınlarında "Sard" adında bir köyün bulunduğunu görürd ü . 7 Demek ki, Kürd sahabe olarak yurturulmak istenen Caban, aslen Mekke'ye yakın bir yerden, muhtemelen Temim oğulların­ dandır veya Kirman yakınlarındaki bir köyden kendi halinde bir sahabedir ve Kürd değildir. Kaldı ki Caban adına Yemenlilerde de rastlanır. 7

El-Himyeri, Er-Ravzu"l Mi't dr,

s.

1 76, 287.


IX. HATTİLER/HiTiTLER KiMiN ATASI?

Önce bir halkın adını doğru tespit etmek gerekir. Hatti m i , Hitit m i ? Hatti başka , Hitit başka b i r halk mı? Yahut birisi a ta , diğeri torun m u ? Tarihçilikte yanlış veya farklı okumalar sebebiyle adları tarih kitaplarına bilerek yahu t genellikle bilmeyerek yanlış geçen halk­ lar, kabileler, krallar ve önemli şahıslar vardır. Örneğin Babür'ün teyze oğlu Mirza Haydar Duglat'ın meşhur Tarih-i Reşidi adlı ese­ rini İngilizceye çeviren Denisan Ross , Zafername'den yapılan bir alıntıda geçen sekiz yıgaç kelimesini bir kabile adı gibi algılamış­ tır. Halbuki burada geçen yıgaç kelimesi eskiden Orta Asya'da 1 040 metreye tekabül eden bir uzunluk öl çüsüdür. Bir diğer ör­ nek Kitab el-Uyün'da Halife Mürasım'ın bir gün ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında Türk muhafıziardan birinin imdadına yetiştiği ve Farsça olarak "Ya mevlaye ! Mera şinas ? " yani " E fen­ dim, beni tanıdın mı? " dediği ve o günden sonra Mutasım'ın o Türk'ü Aşinas diye çağırdığı anlatılır. Halbuki Aşina veya Aşinas Türklerde sadece kabile adı değil , aynı zamanda şahıs ismi ola­ rak da kullanılıyord u . 1 Arap yazar bu kelimeyi du ymadığı için kendine göre bir yakıştırma yapı p , hayali bir diyalog uyd urmuş ve " Men Aşina ! " sözcüğünü " Mera şinas ? " şekline sokmuş. Daha bunun gibi o nlarca örnek bulunabilir. İşte Hitit adı da bu örnek­ ler arasındadır. Avrupalılar bu kavme "Hi tit" adını verdiler. O rd . Prof. Şern­ setlin Gü naltay'a göre bunun sebebi de Tevra t'ın İbranice nüsha­ larında bu halka verilen " H ittim" veya " Kheti m " sözcüğünden Edouard Chavannes, Çin Kayna/ılarına Göre Batı Türk leri,

s.

390-39 1 , dn. 44.


142

KÜRDOLOJİ YALANLARI

alınmış olmasıdır. Halbuki Asur kitabelerinde ve Boğazköy'de bulu­ nan kendilerine ait tabJetlerde bunlar "Hatti" adıyla geçmektedir. 2 Dyako n o ff, H e ta'nın Tevrat'a dayalı klasik okumalardan oldu­ ğunu , Hattİ kelimesinin ise Akkadca yazılmış tabJetlerde geçtiğini belirtmektedir. 3 Günaltay'ın bu haklı tespiti, P ro f. Bilge U mar ta­ rafından da teyit edilmiştir. U mar şöyle diyor: "Tevra t , batı dille­ rine çevrilirken , Almancaya çeviriyi yapan Martin Luther, Ht ile gösterilmiş sözcüğü Herhitler diye; İ ngilizce ve Fransızcaya çe­ virenler Hititler diye okuyup aldılar. Çünkü o sırada , hatta 1 9 . yüzyıla kadar b u halk üzerine hiçbir şey bilinmiyordu . . Tevrat çe­ virilerinde bu çelişkili uydurmacılıkların yapılmasına şaşmamak gerekir. G erçekten Tevrat'ın Türkçe çevirisinde de aynı uydur­ macılığın değişik biçimleri bulunuyor ve aynı halk, bazen Hit­ ler diye, bazen de Het'ler, Het oğulları , Hi tti'ler diye anılıyor . . . 1 9 . Yüzyılda ve 2 0 . yüzyılın başında Türkiye aydmları arasında en yaygın yabancı dil Fransızca olduğundan , o uydurma adlar içinde , Fransızların kullandığı ad, onların söyleyiş biçimiyle Hi­ titler diye Türkçeye geçti . " 4 Halbuki Araplar dahi eserlerinde bu yanılgıya düşmemiş ve onlardan " Hassi " (,�)5 diye bahsetmiş­ lerdir. Ekrem Akurgal ise , daha önce bu hataya düştüğü için, tü­ kürdüğünü yalamamak adına , Hattileri prota-Hititler diye takdim etmeyi, bir noktada zahiri kurtarınayı tercih e tmiştir.6 Bu halkın adının Türkiye'de belli bir çevre tarafından " Eti" olarak değişti­ rilip , aynı adla bir banka dahi kurulmuş olması ise , gerçekten ta­ rih adına gülünç bir ucubedir. Halkın diline yerleşen ve kıyamete kadar değiştirilmesi mümkün olmayan " galat-ı meşhür"lar var­ dır ve bunlar bir noktada mazur görülebilir; ama üniversiteleri­ mizde hala bir bölümün adı "Hiti toloj i " ise ciddi olarak akade­ mik seviyeınİzi n sorgulanması gerekir. Ancak, "ne fark eder, ha Hitit, ha Hatti ? " deniliyorsa , o başka . 2 3

Şemseddi n Günaltay, ll:ıkın Şarh, lll XIII, cin . l .

4

Bilge Umar, İlhçafi,da Türlliye Hal lı ı , s. 32-33.

5

Arapçacia peltek se, İ ngilizceele "th" ile karşılanınaktadır.

6

Ekrem Akurgal , A nado l u Kültür Tiırilıi , Tübitak, 1 6 . basım, Ankara, 1 997.

Dyakonov, İstoriya drevnego vostolw , ll I 4 5 .


HATTİLERIHİTİTLER KiMiN ATASI?

1 43

Peki kimdir bu Hattiler ve nereden geldiler? Önce Hattiler hakkında bilgi veren kaynaklardan başlayalım . Hattiler hakkında en geniş bilgiyi sayısı yaklaşık 1 5 bin olan ve bugüne kadar büyük kısmı okunan Kapadokya'daki tabJetlerde bu­ luyoruz. Bunlar M. Ö. XIV. ve XV. Yüzyıllarda başkent Hanusa'da (Boğazköy) o turan, Kapadokya'nın tamamı ile Suriye'nin büyük bir kesimi ve O rta Anadolu'nun bir kısmını hakimiyet altına alan krallar için yazılan kitabel erdir. KuEanılan dil o gün diplomatik alanda kullanılan Akkadca'dır. Hattİ tarihinin ikinci temel kaynağı kazılarda ortaya çıkarılan veya doğrudan yer üstünde bulunan resim yazılı (hiyerogliO tab­ letlerdir. Bu tabietierin büyük kısmı henüz okunamamıştır. Üçüncü kaynak ise , Hattilerle komşu olan devletlerin arşivlerin­ deki belgelerde zikredilen bilgilerdir. Mısır'ın 1 8 - 2 1 . sülalelerinin hakim olduğu 250 yıllık dönemi anlatan arşiv vesikalarında Hatti­ lerle ilgili önemli bilgiler yer aldığı gibi, Mısır'ın hakimiyeti altında bulunan başka halklarla ilgili bilgiler de vardı r. 7 Tel-Amama'da bulunan tabJetlerde Hatti-Mısır ve Mısır-Suriye ilişkilerine ait daha fazla detay vard ır.8 Çünkü o dönemde Suriye , Mısırlıların, Hat­ tilerin ve Asurllerin çıkarlarının kesişme noktasıydı.9

S. Günaltay'a göre Hattiler, Sümer, Elam ve Subarlarla aynı ırka mensuptur ve delili de Erzurum'un kuzeybatısındaki Karaz höyü­ ğünde bulunan bakır devri çanak çöml ekleriyl e Orta Anadolu'da bulunan bu tür eşyalar arasındaki benzerliklerdir ve ayrıca bun­ lar yeni göç dalgalarının muhaceret yollarını göstermesi itibariyle önemlidir. Yine Günal tay'a göre Zagros dağlannın kuzeyindeki bölgeye yayılmış o lan brakisefal kitlelerden kopan akıncı boylar, kuzeyde Kars ve Erzurum , güneyde Erbil üzerinden Anadolu'ya yayılmışlar; Erbil üzerinden akanlar ise Dicle-Fırat arasındaki böl­ geye saçılmışlardır. Bunlardan Kapadokya'ya yayılanlar tarihçiler 7

G ünaltay, Yalnn Şarh, IU63-65.

8 9

Turayev; B. A. İstoriya drevnego vostolw, Leningrad, 1935, V302. Dyakonov; İstoriya, Vl45.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 44

tarafından ön-Hattiler, Habur-Fırat arasına yerleşenler ise Hurri­ ler olarak tanımlanmaktadır. Anadolu'da ayrı ayrı siteler kuran bu kollar, brakisefal yani kafatasları geniş ve önden arkaya doğru kısa , burunlan büyük, dilleri bi tişik olmalan hasebiyle Akdeniz dolikosefallerinden ve Samilerden farklıydılar. 10 Bunlar Asya'dan gelen Asyanik tiplerdi. M.Ö. I I . Binyıl başlannda Orta Anadolu'nun doğudan gelen yeni bir istila dalgasına maruz kaldığı anlaşılıyor. Camridge'in kla­ sik eski tarihine göre bunlar Kuzey Mezopotamya batısından ve Toroslar üzerinden gelmişlerdir. Esasen ön-Hattiler'den Hattuşaş veya Hatti şehrini alarak burayı başkent yap tıktan sonra Hattiler olarak bilinen bu halkın n ereden geldiği konusu hayli ih tilaflıdır. Kimilerine göre Batı tarafından ve boğazlar üzerinden gel mişler­ dir, kimileri (örneğin Sayce) Hatti ayakkabıları nın uçlarının dağ­ lık bölgelere mahsus çarıklarda olduğu gibi yukarıya doğru kıvrık oluşuna dayanarak bunların Kafkaslardan geldiğini ileri sürmüş­ tür. N esi ( N esa) Hattilerinin Subarular ve Hurriler gibi yuvarlak kafalı Alpin tip insanlar olduklarını bel irten Hrozny şöyle diyor: "Hititleri Anadolu'ya Balkanlardan ve Avrupa'dan getiren nazariye­ nin arkeolajik ispatı yoktur. Bunların doğudan , Kafkaslardan gel­ miş olmaları nispeten daha çok pozi tif bir görüştür. Kül tepe'den çıkarılan Asur çivi yazısı Hi tit çivi yazısına benzemiyo r. Hiti tler yazıyı M. Ö. I l . Binyıl başlarında Anadol u'ya girerken yollar üze­ ri nde başka yerlerde, Erzu rum-Van yahut Yukarı Suriye tarafla­ rında öğrenmiş olabilirler. " 1 1 Sanırım Ş . Günaltay, b u iddialara dayanarak "eski Subarular ve Hurrilerin yu rdundan gelen bu yeni dalgaları n da onlar gibi Asyalı oldukları ve muhtemelen ön-Hattiler, Luviler, Hurriler ve Kaslarla aynı zamanda batıya muhaceret eden gruplar içinde bu­ lunduklann ı " söylemektedir. Şunu da bir not olarak kaydetmek gerekir ki, diğer adı Kaneş/Kaniş olan N esa (Neşa) kentinin adı­ nın buraya nereden geldiği de araştırıl malıdır. Bilindiği gibi O rta lO ll

Age . ,

s.

66.

Age . ,

s.

7 5 ve cln. 2 ,

s.

75-76; Macquec n j . G .

Hitirler,

s.

28.


I lATTiLER/H iTiTLER KiMiN ATASI ?

145

Asya'da da şimdiki a d ı Karşı olan N esa isminde ç o k eski b i r kent vardır. Bazıları bunun İskender zamanında kurulduğunu söylü­ yorlarsa da, kentin tari h i n in çok öncelere dayandığı düşünül­ mektedir. Bilindiği gib i halklar muhacere t e tmişlerse, gi ttikleri yeni topraklara eski yurtlarındaki coğrafi adların bazılarını ta­ şırlar. Acaba N esa adı da bu nlardan biri olabilir mi? Bu konuda bir şey söylemek zor ve ancak tahminler yürü tülebilir. Ama Orta Asya'daki lssık-göl'ün adı nın eski ça,; Jarda İskenderu n körfezi­ nin issikos Denizi (Sıcak Deniz) şeklinde görülmes i , insanın ak­ lına ister istemez böyle bir ihtimali getirmektedir. Ekrem Akurgal , Hatti v e Hitit dilinin (çünkü o ısrarla Hatti­ leri ön-Hititler olarak görmektedir) Hint-Avrupa ve Sami dille­ rinden tamam ıyla değişik, kendine özgü bir dil olduğunun altını çizmektedi r. Örneğin Hatti-Hititce ö nek kullanan bir dildir. Söz gelimi çoğul eki kelimenin başına geliyord u . Mesela şapıı tanrı , waşapu tanrılar demektir12 vs. Ancak Hrozny'nin Hiti tçede hiç­ bir sözcüğün "r" ile başlamaması şeklindeki tespiti de önemlidir. 1 3 Bili ndiği gibi Türkçe'de öz Türkçe o l a n hiçbir kelime "r" i l e baş­ lamaz . Bu yüzelendir ki, Anadolu halkı " Recep" yerine " İrecep" , ramazan yerine " ıramazan" der. Ayrı ca Hattİ dilinin Hin t-Avrupa ve Semitik dillerden olmadığı da ilim adamları tarafından ittifa­ ken kabul edilmektedir. 14 Üzerinde kısaca durulması gereken bir diğer husus da , Hatti­ l erin ve onl arla akraba olan Luviler, Palalar vs .'nin Anadolu'nu n yerli halkları ın ı , yoksa muhaceret yoluyla dışanelan gelmiş halk­ lar ını olduğu konusundaki tartışmalarclır. Gerek yerli ve gerekse yabancı bilim adamları bu konuda ikiye ayrılmış durumdalar. Her iki gru p da kendine göre haklı del iller ileri sürmektedi r; ama mevcut belgelere ve i nsanların kranioloj ik yapılarına bakarak bu konuda bir h üküm vermek zor. Çünkü aynı bölgeele hem cloli­ kose fal hem ele brakisefal kafataslan bulunmuşsa, bunların hans.

12

Akurgal , Anadolu Kü ltür Tari lı i ,

l3

Bi lge Uınar, ilh(ağda Tiirlliye Hal h ı ,

14

Age . ,

s.

43 .

1 6.

s.

36.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 46

gilerinin yerl i , hangilerinin dışardan geldiğini tespit etmek pek kolay değildir. Ancak, Hattiler dönemindeki bazı yer isimlerinin, o rdu düzeninin ve aile yapılarının Asyanik halklada benzerlik göstermesi , bir göç olayının yaşandığını, ama bunun Asya'dan Anadolu'ya doğru Kafkaslar veya Zagros dağları üzerinden m i , yoksa Anadolu'dan Asya'ya doğru mu gerçekleştirildiğini kestir­ rnek güç. Kafamız bu konuda başından beri Hatti/Hititlerin dı­ şarıdan göç ederek geldikleri tezine şartlandığı için, onların ve Anadolu'da yaşayan diğer halkların m u tlaka başka yerlerden bazıları Avrupa, ba;;. ıları Asya, - muhaceret ettiklerini düşünürüz de, bu halkların, en azından bazı kollarının, Avrupa ve Asya taraf­ larına göç etmiş olabileceklerini nedense bir ihtimal olarak dahi göz önünde bulundurmayız. Eski dönemlerde Türklerin bazı ka­ bilelerinin Bering Boğazı oluşmadan önce Amerika'ya göç ettik­ lerini düşünürüz de, Amerikalı Kızılderililerin aynı yolla Asya'ya geldikleri ni aklımızdan bile geçirmeyiz. Bizi buna şartlandıranlar da tarihçil erdir. Esasen kendileri bizden önce şartlandıkları için , araştırmalarını hep o yönde sürdürmüş, tezleri ni o konu üzerinde yoğunlaştırmışlar. Sanki bir halkın başka bir halkı itmesi , nüfus kesafeti, aşırı kuraklık vs.yi yalnızca Asya'ya has bir şeymiş gibi düşünüyoruz . Anadolu ve çevresinde kuraklık, düşman itınesi ve nüfus kesafeti yaşanmış olabileceği ni, bunun da insanların batı ve doğu yönüne muhaceret etmeleri ne yol açabileceğini aklıınıza getirmiyoruz. Halbuki tufanla ilgili rivayetlerde buna açıkça işare t edilmektedir. Mesudi , N uh'un gemisinin Cudi dağı üzerine o tur­ duğunu, bu dağın Basurilerin ülkesiyle Musul'daki Cezire t ibn Ömer'de yer aldığını ve Cudi ile Dicle arasının sekiz fersah yan i yaklaşık 2 7 km . olduğunu 1 5 belirtmektedir ki , buna gö re Erme­ nileri n Ararat ded ikleri dağın konumu ile Cudi dağının bulun­ cluğu yerle ilgili sözler birbirini tutmamaktadır. Esasen Kur'an'da geçen Cudi'nin de Ararat dağı olmadığı, Cizre yakınlarındaki kü­ çük bir dağın adı olduğu bilinmektedir. Her neyse, konumuz bu değil. Mesudi , sözlerine N uh'un gemiden indikten sonra - ki 40 15

Mesud1, Mıı nlc, 23.


HATTİLER/HiTiTLER KiMiN ATASI ?

1 47

erkek, 40 kadındılar,- bir şehir kurduğunu ve seksen kişi olduk­ ları için de şehre "Semanin " adını verdiklerini, bilahare çoğaldık­ tan sonra yeryüzünü oğulları Ham , Sam ve Yafes arasında pay­ laştırdığını , Yafes'i Asya'ya gönderdiğini belirtmektedir. Benzeri bilgiler Taberi , İbn el-Esir vb. yazarlarda da vardır. Bunu sadece bir rivayet ve hatta efsane kabul e tsek bile, Yafes'in çocuklarıyla beraber Asya'ya Mezopo tamya'dan gittiğine dair bir karine ola­ bilir. Dolayısıyla göçlerle ilgili son derece muğlak bilgilere daya­ narak dalgaların hep Asya'dan batıya doğru olduğunu düşünmek pek sağlıklı olmasa gerek. Konumuz HattilHiti t tarihi olmadığı için detaylara , onların kurdukları devletin sınırlarına , komşuları yla yaptıkları savaşlara , anlaşmalara vb . konulara değinmeyeceğiz . Esasen onların kim ol­ dukları da bizi fazla ilgilendirıniyor. j . G . Macquen de " Hititler" adlı eserinde bize sadece masal anlatmaktadır. Ama yukarıda be­ lirtildiği gibi, onların Kafkasya üzerinden geldiği tezinden hare­ ketle bazı Adi ge ( Çerkes) tarihçiler Ha tti/Hiti lleri a taları olarak görmüş; kimi Kürdçü teorisyenler de Zagros dağları üzerinden Mezopo tamya , sonra Anadolu'ya gelmiş oldukları tezinden hare­ ketle bu halkın da Kürdlerin a taları arasında yer aldığını iddia e tmişlerdir. Aynı halkı a taları arası nda gösteren iki değişik e tnik gruba mensup sözüm ona tarihçilerio iddialarını okurken , aklıma birden acaba bu Zagros dağlarındaki geçi tlerde veya Kafkas dağ­ larında bilmediğimiz, o radan geçenlerin etnik kimliğini aniden değiştiren bir manyetik akımı mı var ki, bu iki etnik grup bugün yaşadıkları bölgeden geçenleri kendi a taları olarak görüyorlar? Hi­ titoloj i bölümüne atalarının dilini öğrenmek için girdiğini söyle­ yen Kürd öğrenciye , onların hangi ilmi verilere göre a taları ara­ sında yer aldığını sorsanız , inanın verebilecek bir kelimelik cevabı dahi yoktur. Aynı şey Adi ge ( Çerkes) ler için de geçerlidir. Örne­ ğin Kafkas tarihi konusunda kitap yazanlardan bi rine göre Hatti (Hititler) Çerkes yani Adigelerin a talarıdır: " Çerkeslerin ataları olduklarından kesinlikle kuşku duymadığım Hattileri n egemen­ likleri altında ve Hani Bi rleşik Devletleri adıyla çok eski zaman-


KÜRDOLOJİ YAlANıARI

1 48

larda Kafkasya'nın güney kesimlerinde , Anadolu'nun o rtalarında ve hatta bir zamanlar D icle ve Fırat havzalarında ve Suriye içle­ rinde eski Mısır ve Asur devletleri ve Sam kabileleri ile komşu oldukları . " 16 Bu durumda Kürdlerle Adıgelerin bir uzlaşma ma­ sasına o turu p , Hattilerin kimin atası olduğu konusunda nihai bir karara varmaları gerekmiyor mu? Yoksa Kürdlerden sonra Çer­ kesler de Hatti/Hititlerin a taları olduğu iddiasıyla, Anadolu'nun asıl kendilerinin ata yurdu olduğunu ileri sürüp, Türkleri işgalci , kendilerini b u ülkede misafir değil , Türkiye'nin asıl sahipleri ola­ rak mı görecekler? Bu mantıkla her şey mümkün ! . . .

Bir diğer yandan adını E ti olarak kendimize göre değiştirdiği­ miz bu halkın, Asya'dan muhaceret ederek Anadolu'ya gelmiş ol­ ması da, onların Türklerle bir akrabalığı bulunduğunu göstermez. Çünkü Asya'da ve özellikle M . Ö. 3000-2000 yılları arasında eski Türklerden başka halklar da yaşıyorlardı . Onlardan bazı kollar bilinmeyen sebeplere binaen muhaceret ederek Anadolu'ya Ka f­ kaslar veya Zagms dağları üzerinden gelmiş olabilirler. Ama on­ ların göç ettikleri dönemde ne Kürdler ve Çerkesl er, ne de onla­ rın ataları tarih sahnesinde yer almaktaydılar. Halbuki tarihte Anadolu'da ne zaman yaşadıkları , nereden gel­ dikleri bilinmeyen, ama Hemdo t'ta bir kelimeyle zikredilen Pe­ lasglar var. Onlara ait hiçbir şey bulunmadı. Haklarında hiçbir şey bilinmiyor. Hemdot'un kaydına nazaran bu kavim hakkında tek bildiğimiz şey, Asya'dan Anadolu'ya geldikleri ve fallusa tapma kültünü Yunanlılara yani ionyalılara taşıdıklarıdır. Neden onlar­ dan kimse bahsetmiyor? Çünkü onlardan geride kalan hiçbir şey yok. Kürdlerin ve Çerkeslerin Hatti!Hititleri ata gö rmelerinin se­ bebi ise , tabie tierde çözülen bazı kelimelerin bu iki etnik grubun dilindeki birkaç kelimeyle anlam yönünden değilse bile, şekil yö­ nünden örtüşmesidir. Esasen Hatti/Hititler hakkında yazılan eserlerde, genel olarak ihtimal belirten ifadelerin sıkça yer alması , kimsenin o nlar hak­ kında kesin bir hükme varamadığını n kanıtıdır. Çünkü tarih bi16

Met Çünatıkho Yusuf İzzet Paşa, Kafll as Tc:ırihi, V99 .


IIATTİLERIHİTİTLER KiMiN ATASI ?

1 49

li mi " olabilir; görünüşe göre ; öyle anlaşılıyor ki; muhtemelen . . " gibi i fadelere yer verirse, artık o tarih bilimi olmaktan çıkar, ta­ rih adına " romantizme" dönüşür. Kaldı ki , Kürd teorisyenler bu türden " olabilir, muhtemelen .. " gibi i fade kullanmaya tenezzül e tmeden, doğrudan doğruya kesin hükümler veriyorlar ! Eğer bir halk ve yaşadığı dönemle ilgili olarak tarihçiler ve ar­ keologlar, ellerindeki deliliere bakarak , farklı farklı görüşler be­ lirtiyorlarsa, bence o halkın tarihini oraJa, "bilinmeyenler" hane­ sinde bırakmak en mantıklıcasıdır. Öbür türlü "inanmazsan , git rahmetliye sor ! " man tığına dönmüş oluruz. Çünkü mevcut de­ liller, bu Hatti/Hititlerin Anadolu'da bir devlet, küçük bir impa­ ratorluk ve hatta bir uygarlık kurduklarını göstermektedir; ama nereden geldikleri , aslen kim oldukları konusunda en u fak bir ip ucu dahi yok. Bu konuda Kürd teorisyenler için söylenecek son bir söz var. Kendileri Kürdçenin Hint-Avrupa dil grubundan olduğunun altını çiziyorlar. Halbuki Hatti/Hititlerin dilinin Hint-Avrupa dil ailesin­ den olmadığı alimler tarafından i ttifakla kabul edilmiştir. O halde Kürd teorisyenler, dilleri kendi dilleriyle aynı gruptan olmayan bir halkı a ta seçmeyi nasıl düşünebiliyorlar? isterseniz, onların bu yaptığının adını siz koyun: Cahillik mi, romantizm mi? HURRİLER

Kürd teorisyenlerin sahip çıktığı ve atalan arasında bulunduğunu iddia ettiği on dört halktan birisi de Hurri lerdir. M . Ö . l l l . Binyılın son çeyrek yüzyıllarında yani Akkadlar dö­ neminde ( 2 3 5 0-2 1 50) ortaya çıktıkları tarihi kayıtlardan anlaşı­ lıyor. K onuya ö n c e H urri adından başlayalım. Avrupalılar nasıl Kas'ları Kassi ve çoğul olarak Kassit yapmışlarsa , bu kelimeyi de Hurri ve çoğul olarak da Hurrit yapıyorlar. Aynı şeyi Mitan'ların adında ( M i tanni) ve Hat veya Her'leri n (Hatti!Hetti) adlarında da görmekteyiz . Herhalde eskiden tek heceli halk isimlerindeki


ıso

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

son harfi çift okuma alışkanlığı veya lisanl bir zorlama söz konu­ suydu . Keza aynı kuralı bir şekilde eski Ruslarda da görüyoruz. O nlar da tek heceli halk adlarından Hun kelimesini Hunnu veya Gunnu şeklinde son harfi tekrarlayarak yazıyorlard ı . Elbette tek heceli halk adlarının sonundaki harfi tekraren çift yazmak veya telaffuz etmek bir kural değildir, a ma genelde böyle bir eğilim olduğu da görülmektedir. Dolayısıyla ben, kesin bir iddiada bu­ lunmamakla birlikte, bu kelimenin aslının Hur veya Hor olduğu kanaatindeyim. Eski toponomi ve etnonimlerde " o " - "u" geçiş­ leri, bunları telaffuz eden halkların dil yapılarıyla sıkı sıkıya bağ­ lantılıdır. Örneğin yıllarca "Kül-tegin " diye bildiğimiz kelimenin " Köl-tigin" olduğu ve bunun da kuzey-güney lehçesinden kay­ naklandığı ileri sürüldü . Tegin'in tigin olarak okunınası ö nemli bir farklılık değildir. Bu kesin olmayan iddiayı kafamızın bir kenannda tu tarak, sözü edilen Hurrilerin Mezopotamya ve Anadolu'ya nereden geldikle­ rine bakalım. İran, Anadolu ve Orta Asya halklarının (yerli veya göç ederek gelen) kökenleriyle iddiaların perde gerisinde yine o bildik doğu-batı üstünlük savaşının izlerini görüyoruz. Doğulu­ lar, kendilerinin "öz" olduğunu, her şeyin, icatların, bilimin ve insanlığın kendilerinden neş'et ettiğini ve Batı uygarlığının kö­ keninin doğuda olduğunu ileri sürerken, batılılar geliştirdikleri "Hint-Avrupa" ve "Ari" ırk teorisiyle üstünlüğü doğululara kap­ tırmama gayreti içindedirler. Böylece her iki tarafa mensup ilim adamları tarafından adeta bir "amentü" gibi tekrarlanan iddialar ve karşı iddialar arasında gerçekler kaybolmakta veya tanınma­ yacak hale gelmektedir. Hattiler gibi Hurrilerin de nereden geldikleri konusunda yine iki ayrı görüş var. Bir grup o nların doğudan, Orta Asya'dan gel­ diklerini; diğer bir gru p Hint-Avrupa kökenli olduklarını ve batı­ dan geldiklerini ileri sürmektedir. Örneğin Hurrilerin Orta Asya kökenli olduklarını kaydeden ve ayrıca Subarularla akrabalık­ larını belirten Ş. Günaltay şöyle der: "Anadolu'nun eski halkını


HATTİLERIHİTİTLER KiMiN ATASI ?

151

Hint-Avrupalı yapmak hastalığına tutulan Avrupalılardan Winc­ kler ve Weidner, Hurrilerin de Hint-Avrupalı oldukları iddiasını ileri sürmüş ve buna güya delil olarak Khurri adının Kharri su­ retinde olduğunu ve bunun Darios kirabesinde Aryaların ism i ni i fade eden Harrija'nın ay nı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Halbuki gerek Boğazköy arşivinden ve gerek Tel-Amama mektuplarından , hatta Asur tabietlerinden bu kavmin adının Khurri ol duğu ve Ari sözüyle bir münasebeti bulunmadığı kesin olarak anlaşılmıştır. Esasen bu kavmin dili ile Hint-Avrupa lehçeleri arasında hiçbir yakınlık olmadığı , Hurri elilinin Asyanik, yani Orta Asya kavim­ leri dilleri ne bağlı bir lehçe olduğu son zamanlarda şüphe götür­ mez bir surette meydana konulmuş olduğuna göre , bu iddianın ilmi bir kıymeti kalmamıştır. " 1 7 P ro f. Umar da Hurri dilinin Hint­ Avrupa dilleri ailesinelen olmadığı gibi Semitik eliller arasında yer almadığını; bu dilin daha sonra M. Ö. I. Binyılda ortaya çıkan Urarlu halkının d iline benzediğini beli rtm ektedir. 18 Hurri dilinin Hint-Avrupa elillerinden olmadığı konusunda daha birçok yaza­ rın görüşleri buraya alınabilirse ele, değmez . Ama eğer bu halkın dili Hint-Avrupa dilleri arasında yer almıyorsa da, kendi elillerinin bir Hint-Avrupa dili olduğunu ileri süren siyasi Kürclçüler nasıl oluyor da, en fazla dili etnik işaret kabul ettikleri halde, Hurri­ leri a taları arasında gösterebiliyorlar, doğrusu merak edilecek bir konu. Galiba Küreller için, her hangi bir Kürcl yazarın ( tarihçinin cliyemiyorum) "Hurriler Kürellerin atalarıdır" diye yazmış olması yeterli oluyor ki , Türkiye, lrak, Suriye ve iran'daki Kürcl si teleri hemen o iddiaya can simidiyle sarılır gibi sarılıyorlar. Yine sanı­ yoru m , onlar i ç i n üç keli meden oluşan o cümle tıpkı Tanrı ka­ tından inmiş bir ayet gibi kutsal ve önemlielir ki, doğru mu , de­ ğil mi, onunla kimsenin ilgilendiği dahi yok. Yeter ki söylenen söz gururlarını okşasın ! 17 18

Günaltay, Yalwı Şarh, 1 11265. Uınar, İlhçağda, s . 29.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

152

Hurrilerin Urfa-Mardin- Kerkük hattı üzerinde güçlü bir bey­ lik kurdukl arı anlaşılıyor ve hatta Mısır'ı iki asırdan fazla bir süre hakimiye t altında tu tan çoban krallar sülalesi Heksosların da bu Hurrilerin bir kolu olduğu ileri sürülmektedir. 19 Şemsettin Günaltay, batıda yayınlanan kaynakları taradıktan sonra Hurri adı altında yaşayan boyların daha so nra kendi aral a­ rında bölünerek biri Hurri , diğeri Mitanni adında iki konfederas­ yon oluşturduklarını belirtmekte ; M . Ö . XVI . Yüzyılda Mısırlıların Heksos boyunduruğundan kurtulmasında, Hurrilerle M i tanniler arasındaki rekabetin önemli rol oynadığını düşü nmektedir.20 Hurriler, Mitanni devleti içinde altın çağlarını yaşamışlard ı r, ama sonunda Mitanni devle ti de yıkılınca, onları n topraklarında Subarular tarih sahnesine çıkmışlardır ki/1 üzerinde ayrıca du­ rulacaktır. Hurri mi Hor mu?

Başından beri bu kelimenin doğrusunun Hurri olmadığını, Hur/ Huri veya Hor/Hori olabileceğini belirtmişti m . Tevrat'ta bu halkın adı Hor veya Ho ri t (Horlar) şeklinde geçmekted irY Tevrat'ı esas alarak, bu halkın adını Hor kabul edersek , o zaman bir a n için geriye, Orta Asya'ya dönüp , orada bu kel imenin köklerini aramak zorunda kalırız. Çünkü Mezopo tamya veya Anadolu'da dolaşa­ rak bu kelimeyle ilgili bir izahat bulamayız . Ama Orta Asya'da buluruz . Eğer kelimenin aslı Huri veya Hori ise, buna Ferdinand D . Lessing'in M oğolca-İngilizce sözlüğünde bir karşılık bulmakta­ yız . Bu sözlüktc verilen bilgiye göre : a) Huri : l ) İ pekböceği ; 2) Kayınbirader anlamındadır. Eğer Hori'yi esas kabul edersek, onun da BuryaLlarda bir kabilenin adı 19

Günalıay, Yal��n Şarh, 111267.

20

Aynı yerde.

21

Uınar, İllıçağda,

22

Günalıay, Yakın Şarlı, 11/267.

s.

29-30.


HATTİLER/Hi TiTLER KiMiN ATASI ?

153

olduğunu görmekteyiz. 23 Ayrıca Tuvalarda da Hori adında b i r ka­ bile vardır. 24 Yahut yalnızca Tevrat'ın kaydını esas al ırsak, yine karşımıza O rta Asya'da Hor adını taşıyan iki oymak çıkmaktadu. Birisi , Yakutların Kangalas boyuna bağlı Hor'lar, diğeri Türkmen­ lerdeki Horlar veya Korlar'dır. 25 Acaba Tevrat'ta geçen Hor kelimesiyle Moğollardaki Hor!Hori ve Yaku tlardaki Kangalas boyuna bağlı Hor ayınağı ile Türkmen­ lerdeki Hor oymağının adı basit bir tesadüf mü? Hiç sanmıyorum. Ya Orta Asya'daki bu kabileler bir zamanlar büyük kütleler iken şu veya bu sebeple topraklarını terk edip Mezopo tamya tarafına göç e tmişler ve geride bazı kırıntılar bırakmışlardı r, ya da Anadolu ve Mezopo tamya'daki devletleri zevale uğradıktan sonra Hurri baki­ yeleri O rta Asya tara fına göç edip oradaki halkların bünyelerine karışmışlar ve etnik adlarını muhafaza etmişlerdir. Hurri devleti , gelenek ve görenekieri gibi hususlar bizi ilgilen­ dirmiyor; çünkü konumuz o değildir. Ama acaba hiç düşünme­ den Hurriler, Kürdlerin atalarıdır diyen teorisyenler üç kel ime­ den oluşan bir cümle kurarak , kesin hüküm vermek yerine işin bu tarafıyla hiç il gilenmişler midir? Hiç sanmam ! MİTANNİLER

Yukanda Hurrilerin Asyanik bir halk olduklannı , Anadolu'da kendi aralannda bölünerek biri Hurri , diğeri Mitanni adıyla bi­ linen iki kabile federasyonu kurduklarını belirtmiştik. Cemşid Bender, çok rahatlıkla " Kürd Mitanniler" d iyebildiği halkın adı­ nın anlamını biliyor muydu ? Hiç sanmam. Onun ve emsallerinin tek yaptıklan şey, bir halkın adının önüne veya sonuna " Kü rd" kelimesi, meşhur tarihi kişilerin isminin sonuna "el-Kürdi" diye yazarak Kürdleştirmeyi marifet saymaktır. 23 24 25

Lessing, F D. Mangolian-English Dictionary Superanskaya-Lezina, Biitiin Tiirlı Hallıları , s. 277.

Aym yerde.


154

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Hurrilerin zaman içinde kendi aralarında bölünüp Hurri ve Mitanni federasyonunu oluşturmaları , aradan yaklaşık 2500 yıl sonra Türgişl eri n , Kara ve San Türgişler d iye bölünmelerini ha­ tırlatmaktadır. Kara Türgişlerin ağırlıklı kesimini Mukriler (son­ rad an Kürdleşmişlerdir) , Sarı Türgişlerin bel kemiği ni de Kıp­ çaklar oluşturuyordu . Burada da ihtimal ki, Mitanni adı n ı alan beyliğin bel kemiğini Mitan veya Muyten boyu oluşturuyordu. Tuhaftır ama Mitan, Mit, Miten ve Muyten adını taşıyan oymaklar günümüzde Özbekler, Başkurtlar, Karakalpaklar, Mangıtlar arasında hala var ve ayrıca ortaçağda Peçeneklerin bir kolunun adı Mi tan!Muyten'di. 26 Son­ daki "n" harfinin neden iki defa tekrar edildiği n i yukarıda belirt­ miştik. Demek ki, Mitanni dediğimiz halkın kökeni Orta Asya'dır. Bununla birlikte onların Orta Asya kökenli olması ve bakiyeleri­ nin Türk halkları arasında oymak halinde yaşıyor olmaları , Türk kökenli oldukları anlamına gelmez. Çünkü bu halkın asıl çıkış noktasının Hindistan tarafları olduğu gö rülmektedir ki,27 muh­ temelen bu Mitan kabileleri Ho r'larla birlikte Mezopo tamya tara­ fına gelmiş, bir beylik kurmuş ve devletl eri yıkıldıktan sonra da geri dönüp Orta Asya'da erken Türk kabileleri arasına karışmış ve zaman içinde Türkleşmişlerdir. Eğer biz de madem ki Orta Asya tarafl arından geldiler o halde Türk kökenlidirler iddiasında bu­ lunursak, ırkçı Kürd teorisyenlerden bir farkımız kalmaz. Çünkü Orta Asya'da Türklerden başka halklar da yaşıyo rlardı. Asya kökenli halkların topraklarını terk ederek muhaceret yo­ luyla Zagros dağlarını aşıp Anadolu'da ve Mezopo tamya'da şans­ larını denemeleri , bir noktada M. S. IX. Yüzyılda Tolunoğulları­ nın Mısır'daki maceralarını hatırlatmaktadır. M . Ö . 1 700 yıl önce Mitanni devletinin sınırları dahilinde bu­ günkü Urfa , Mard i n , Diyarbakır ve Siirt illeri bulunmaktaydı . 28 Tabii günümüzde oralarda ağırlıklı olarak Küreller yaşadığına göre 26

Lezina-Superanskaya, Bütün Tiidı Halhlan, alfebetik dizin.

27

Akurgal, Anadolu Kiiltiir Tarihi, s. 1 75 .

28

jak Yakar, Anadolumm Euıoarheolojisi,

s.

410.


HATTİLER/H iTiTLER KiMiN ATASI ?

155

3 7 0 0 yıl önce aynı bölgede yaşamış bir halk d a ancak Kürdlerin a taları olabilirdi ! Yalnızca Karakalpakların bünyesindeki Mitan oymağından aklı başında birini n , " Bir zamanlar bizim bir devle­ timiz vard ı , fakat yıktılar ! " feryadı29 Kürd teorisyenlerin kulağına yetip gelmemişti. Kaldı ki, Kerkük tabietlerinden birinde bu hal­ kın adı Mayteni (muhtemelen Muyten bu kelimenin muharrefi­ dir veya Muyten Mayteni'nin muharre fidir) , Mısır vesikalarında ise Mitan ve M i tanni şeklinde geçmektedir. 30 Aral Gölü'nun gü­ neyinde Karakalpaklar arasında yaşayan Muytenlerle Semerkant civarındaki Özbekler arasında berhayat olan Mitan adlı Türk top­ luluğu Yahudiler gibi kapalı bir toplum hayatı sürdürmekte , fakat birbirleriyle irtibatlarını devam ettirmektedirler. 3 1 Kendi rivayet­ lerine göre Tabrus ( Tebriz) civarında da Müytenler yaşamak­ taydı ve eskiden onlarla haberleşirlerdi. Bugün Tebriz civarında böyle bir topluluğun izleri bulunmamaktadır. L. S . Tolstova'ya göre bu Muytenler Azerbaycan Türkleri ve muhtemelen Kara­ kalpaklar arasında eriyip gitmişlerdir. 32 Bunların korudukları bir başka şey de, kökü binlerce yıl ö tesine ait gizemli efsaneleridir. "A. N ahmedov'dan nakledersek , Muyten efsaneleri nin temelinde, binlerce yıl önce onların İran'ın batısında yaşadıkları, büyük bir devletlerinin olduğu , yenildikten sonra devletlerinin yıkılıp hal­ kın tamamen yok edildiği olayları vardır . . . Muytenlerin bu gi­ zemli rivayetleri Rus bilginlerinin dikkatini çekmiştir. Değişik ri­ vayetlerin hepsinde ortak olan nokta, Muytenlerin Orta Asya'ya sonradan geldikleri şeklindedir. "33 Türkiye'de Kızılbaş denilen Alevi insanlar var. Bu konuda ki­ tap yazanlar nedense hep Kızılbaş teriminin savaşta giyilen kı­ zıl renkli başlıktan ve börkten geldiği tezi üzerinde dururlar ve Kızılbaş teriminin Anadolu'da ortaya çıktığı n ı , buraya özgü ol29

Ağasıoğlu, Tiirlder, V Cilt, s. 549-550.

30 31

Günaltay, Yahın Şarh, 11/268.

32

Ağasıoğlu, L. S. Tiirldeı; V Cilt, s. 550.

33

Karatay, İran ile Tııran, s. 70-7 1 .

Karatay 0 . , İran i le Tııran, s . 70.


156

KÜRDOLOJİ YALANLARI

duğunu söylerler. Halbuki Kazaklarda Alban boyunda Kızılbörk yani Kızılbaş oymağından başka, Ortaçağ Başkurtlarının adı Kı­ zılbaştı. Yine Başkurtlarda Sart ayınağına bağlı bir kolun adı Kı­ zılbaştır. Kırgızlarda Kesek, Munduz ve Teyit boyu arasında Kı­ zılbaş adında abalar var. Ayrıca Özbeklerin Kongrat boyuna bağlı bir oymağın adı Kızılbaştır ve Azerbaycan Türklerindeki İnallu kabilesinin bir oymağının adı da Kızılbaştır.3� Tıpkı bunun gibi Yakın Şark'da bir dönem güçlü bir devlet kuran M itan/nilerin adı Orta Asya'daki bazı halkların bünyesinde hala yaşadıklarını ve vaktiyle bir devletlerinin olduğunu tahassürle andıkiarı göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Eğer bu Mitanların kökeni Orta Asya değilse veya burada dev­ letleri yıkıldıktan sonra bir kol göç edip Orta Asya Türk toprak­ larına dağılmışsa, - ki her iki durumda da fark etmez, - Kürdle­ rin çıkıp da Mi tannileri ataları arasında göstermeleri biraz garip olmuyor mu? Fazlasıyla oluyor ve Kürd gençleri önlerine bu tür iddiaları süren Kürd teorisyenleri ciddi şekilde soru yağmuruna tu tmalıdırlar. Ama bunun için de önce hayali var sayımlar değil , ciddi bilgi birikimi gerekmektedir. Sadece Hatti!Hititler, Hur/Horlar ve Mitan/Müyten!Muyten ke­ limeleri üzerinde durduk ve hepsi de bizi Orta Asya'ya götürdü. Bakalım diğer isimler bizi nereye gö türecek? KİM B U KARD UKLAR?

Karduk adı ilk defa Xenofon'un Onbinlerin Dönüşü adlı hatı­ ratında geçmektedir. Xenofon'un Karduk dediği dağlı halkla kar­ şılaştığı yer, üstelik o nların Perslere bağımlı olmamaları , kelime­ nin özünde " Kard" kökü de bulunanca Kürd teorisyenler büyük bir ümide kapılmış ve bu halkın Kürdlerin erken a taları olabile­ ceği tezi işlenıneye başlamıştı . Fakat Kürd teorisyenlerin tatlı hülyaları, Kürdoloj inin ikinci kuşak öncüleri sayılan Minorsky ve Bazil Niki tin tarafından acı 34

Lezina-Superanskaya, Bütün Tür/ı Halklan,

s.

354-355.


H ATTİLER/HiTiTLER KiMiN ATASI ?

157

bir şekilde bozulmakta gecikmedi . Gerçi Xenofon'un aniattıkla­ rından Kardukların methedildiği kadar savaşçı olmadıkları anla­ şılıyor. Ama bir özellikleri bilhassa dikkat çekmektedir : Karduk yayları uzun menzillidir35 ve muhtemelen katışık yay kullanıyor­ lardı. Yunan askerlerini n aklarının menzihnin Karduklara yetiş­ mediğine göre, demek ki yaylarıyla en az dört yüz metre men­ zile ulaşabiliyorlardı. Batılıların ve özellikle yaylarıyla övünen İngilizlerin kullandıkları yayların menzihnin en fazla 200 metre olduğu bilinmektedir. Bir diğer yandan Xenofon, her ne kadar bu halkı dağlı gösteriyorsa da, dağda yaşadıkları dahi kesin de­ ğildir. Sadece Yunanlılar onlarla dağda karşılaşmışlardır. Çünkü dağlı halklar ok-yaydan z iyade sapan ve kargı kullanırlar. Bir kere ok yapımına elverişli ağaç her yerde bulunmaz . D iğer yan­ dan ok yapımı son derece zahmetli ve zaman alıcı bir iştir. Dağlı ve orman halklarının ok-yay kullanmamasının sebebi , arınanda ağaçlara saplanıp kalması veya kaybolması, dağda ise taş ve ka­ yalara çarparak kınlmasıdır. Halbuki bozkırlı halklar savaşlarda atılan akları toplayarak daha sonra tekrar kullanırlar. Gerçi Xe­ no fon Kardukların yaylannın şekli hakkında bilgi vermez , ama düşmanın a t tığı akları kullanmak istediklerinde yayları için kü­ çük kaldığı bilgisi göz önü nde bulundurulursa , muhtemelen M tipi yaylar kullanılıyordu ki , bu tip yayların Orta Asya kökenli olduğu bilinmektedir. Bu bilgiyi aklımızın bir kenarında tutarak ve Karduk kelime­ siyle ilgili görüşlerimizi daha sonraya bırakarak, bu halk daha doğrusu küçük bir topluluk hakkında bazı görüşleri aktaralım . a ) N ikitin'in a k tardığına g ö re T h . Nöldeke, M . Hartınann ve Weissbach gibi şarkiyatçılar, lengüistik sebeplerl e Kürd ve Kardu biçimlerin in eşanlamlı sayılamayacağını ileri sürmüş ve kanı tlamışlardır. 36

35

Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü ) , s. 1 1 8 .

36

Bazi! Nikitin, Kii rller, s. 24.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

158

b) Yakın şark konusunda ünlü bir uzman olan S. F Lehmann­ Haupt, Karduklar konusuna yeniden dönmüş ve bunların Kürd­ lerin değil G ü rcülerin yani Kartvellerin atalan olduğunu ileri sürmüştürY Doğu Dicle ile Batı Dicle'nin birleştiği yerin çevre­ sindeki topraklarda M. Ö. V Yüzyılın sonunda Karduklar yaşa­ m ışlardır ve Th. Nöldeke ile R. Bartınann'ın kanı tladıklan gibi , bu kavmin, Kürdlerle kesinkes hiçbir ilgisi yoktur. 38 c) Strabo n'da geçen Cyrtii adıyla Kard ( Kardukoy) ve Kord (gord+uene) kelime köklerinin Kwrt ( Ku r ty io s , Cyrtiu s ) k ö ­ küyle aynı kaynaktan gelip gelmediği konusunda kesin b i r şey söylenemez . 39 N ik i lin'in görüşü b u şekilde ama b u keli menin zaten yanlış okundu ğu v e d oğru şeklinin K u rh i olduğu daha sonra ortaya çıkmıştır. Kaldı ki , Cyrtii şekli doğru kabul edilse bile, McDowall'a göre bu sözcük e tnik bir topluluğu değil , Pan ve Selevki paralı okçulara verilen isimdir. Curtii kelimesinin et­ nik bir topluluk anlamında kullanılmadığını düşünen McDo­ wall , Kürd kelimesi için de "Bu kelimenin aradan bir yıl geçtik­ ten sonra İslami fetihler sı rasında ve muhtemelen biraz öncesinde etnik bir anlamdan çok sosyo-ekonomik bir anlam içerdiği kesi n­ dir. Bu terim , İran yaylasının batı u cundaki göçerler ve muhte­ melen aynı zamanda Mezopo tamya'daki çoğu köken olarak Sami olması gereken ve Sassanian diye bilinen aşiretler için kullanılı­ yordu" demektedir.40 Belki de Taberi eserinde " Ey Kürdlerin çadı­ rında yetişmiş Kürd ! " diye yazarken Ku ni i kelimesini d uymamış ve o yüzden bunu " Kürd" şeklinde algılamış da olabilir. d) Vaktiyle Kürdlerin kökenleriyle ilgili egemen görüş , bun­ ların Kaldelilerle (Keldanller değil) akrabalıklarına dayanıyord u . Fonetik bilimi Khald ve Kardu adları arasında b i r yakınlık kurma imkanı vermektedir ve bu adların Kartvel yani G ürcü adıyla bir 37

Aynı yerde.

38

Age . ,

s.

25.

39

Age . ,

s.

27.

40

David McDowall , Modem

Kiirt

Tcıri lı i ,

s.

31.


HATTİLER/HiTiTLER KiMiN ATASI ?

1 59

ilişkisi bulunabilir. 41 Halbuki Khaldlar hakkında bildiğimiz tek şey, dillerinin Gürcü diliyle bazı benzerlikler arz ettiğidir. Buna karşıl ık Kürdler, hiç değilse şimdi tartışma götürmez şekilde İran! , dolayısıyla Hint-Avrupalı olan bir dil konuşmaktadırlar. e) Kürellerin doğudan batıya doğru yayılmış olmaları olasılık içinded ir. Bununla birlikte bunların merkezi alana (Yukarı Mezo­ potamya) yerleşmelerinden önce, burada adları kendilerine benze­ yen Kardı adlı , fakat başka kökenli bir kavmin yaşamış olduğunu ve bunların sonradan İran kökenl i Kürdlerle karışmış oldukla­ rını ileri sürmek de olasıdır. 42 Bununla birlikte Kurtie'nin oku­ nuşu günümüze kadar kesinlik kazanmış değildir.43 Bunlar ve benzeri görüşl er, daha düne kadar Kürd teorisyen­ lerin dört elle sanldıkları, fakat İzady ve benzerlerinin ortaya at­ tıkları ütopik görüşlerden sonra burun kıvırdıkları temel görüş­ lerdir. Hatta artık Kürdçülükle ilgili yayın yapan yayınevleri bu kitapları yayınlamak dah i istememektedirler. Karduk keli mesini (sözcüğün sonuna çeşitli dillere göre ilave edilen takılar önemli d eğildir) hep Xen o fon'un verd iği bilgiye istinaden , şimdi Anadolu'da yaşayan Kürelle r ve Ka fkaslardaki Gürcü/Kartvellerle ilişkilendi rmek ilk bakışta mantıkl ı gibi görü­ nebilir. Ama acaba öyle mi? Şimdi hayallerimizi fazla zorlamadan Milat öncesinde tarihi bir gezin tiye çıkal ı m . Bilindiği gibi Saka-İskitlerden bize miras kalan iki destan vardır. Birisi Şu destanıdır ki , doğu Sakalarıyla ilgili olduğu için, konumu­ zun dışındadır. Ama diğeri Alp Er Tunga veya Perslerin tabiriyle Afrasyab destanıdır ki, zamana göre farklı unsurlar içeren Oğuz Kağan Destanı'yla aynı şeydir. Kimi iddialara göre Afrasyab veya nam-ı diger Oğuz Kağan , Kur'an'da sözü edilen Zülkarneyn'dir. Biruni , el-Asar e i B a hi ye adlı eserinde Zülkarneyn'den bahseder-

41

Age . , s. 29.

42

M inorsky-Th. Bois, Klirt Milliyctçiliği, s. l l .

43

Aynı yerde.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

160

ken , doğrudan Afrasyab'a atıfta bulunmazsa da , destancia anlatı­ lan olaylarla onun naklettikleri arasında bir paralellik göze çarp­ maktadır. Destan'ın farklı versiyonlarına göre , Afrasyab yani Oğuz Ka­ ğan , bugünkü Azerbaycan'da düşmanla girdiği bir çarpışmada ha­ yatını kaybeder. Bir diğer rivayet ise Pers prensi tarafından haince zehirlendiği veya bir şölen sırasında düzenlenen bir suikastla or­ tadan kaldırıldığı şekl indedir. Oğuz destanında anlatıldığına göre , Oğuz Han yani Afrasyab veya farklı versiyonlardaki Alp Er Tunga , Şirvan , Şamahı , Arran ve Mugan taraflarına da seferler düzenler. Daha sonra Diyarba­ kır ve Şam'a hareket eder, sonra Mısır'a gelir vs . . 44 Destanlar, elbette ki bir halkın muhayyil esinde yarattığı geç­ mişle ilgili kahramanlık ve drama destanlarıdır; ama öyle de olsa bünyelerinde bazı etnoloj ik, lengüistik , tarihi ve toponomik bilgi­ ler barındırı rlar. Zeki Yelidi Togan'ın Reşidüddin Oğuznamesi'ni göre hazırladığı tercüme ve tahlil çalışmasında, Oğuz Kağan'ın seferlerini tamamladıktan sonra ülkesine doğru dönme kararı al­ dığı anlatılınakla ve Gur ve Garcistan yoluyla geri dönülürken , yüksek bir dağda aşırı kar yüzünden birkaç ailenin (belki de oy­ mağın) ordudan geri kal dıkları belirtilmekted ir.45 " Fakat hiçbir canl ının ordudan geri kalmaması hakkında yasak vard ı . Oğuz , bunu öğrenince hiç hoşuna gitmedi ve 'nasıl olur da yağan bu kadar kardan insan yolundan kalır?' dedi . Bu birkaç aileye "Kar­ l uk' yani karlı lakabını verdi . " 4" Destana göre Oğuz Kağan veya A frasyab'ın bu oymağa Karluk adını verdiği yerin neresi olduğunu bilmiyoruz. Belki Xenofon'un Kareluklada karşılaştığı yerin aynısı veya yakınlarında bir yerdir. Veya destanı yazan kişiler Xenofon'un geçtiği yerlerin adını bil­ medikleri içi n , hafızalarına dayanarak Gur ve Garçistan ( daha 44

Z . V Togan, Oğuz Destan ı ,

45

Age . ,

46

Aynı yerde.

s.

47.

s.

29-46.


HATTİLER/HiTiTLER KiMiN ATASI ?

161

sonra Sakastan , bilahare Secistan yani Saka yurdu) adını kullan­ mış olabilirler. Yukarıda Kardukların ok-yaylarıyla ilgili tasvirleri aklımızın bir kenarında tutalım dem işlik Şimdi de Kareluk ve Karluk ke­ limelerini birbiriyle karşılaştıralı m . Görüldüğü gibi önümüzde birbirine oldukça yakın iki kelime var ve yalnızca bir harfi farklı. Hemen hemen tüm dillerde ol­ duğu gibi Türkçe'de de lehçeler arasında harf değişimleri vardır. Örneğin Özbeklerin "yok" sözcüğü Kırgız ve Kazaklarda "cok" şeklini alır. Özellikle Kazak ve Kırgız lehçesiyle Altay Türklerinde "l" harfinin kelime içinde "d"ye dönüşmesi çok sık görülü r. Ö r­ neğin Kuzeyev'in kitabında bir Başkurt ayınağına mensup kişi­ lerin a talarından bahsederken , "Bizim atamız Hundar" örneğini verın esi dikkat çekicidir. Buradaki Hundar=Hunlar anlamındadır. Kı rgız ın çoğul şekli Batı Türkçesinde " Kırgız lar" , doğu Türkçe­ sinde " Kırgızdar" şeklindedir. Garçistan Garça denilen dağlı bir halkı n ad ından gelir. Farsçacia gar dağ, garça dağlı demektir. Hal­ buki Özbekler r-1 değişimine uygun olarak bunlara "galça" der­ ler. Daha bunun gib i , onlarca cl�ğil, binlerce örnek veril ebil ir. Bu harf değişi m i , günümüz Kazak ve K ı rgız lehçesinele hala geçer­ liliğini korumaktaclır. Şimdi ö nümüzeleki Karduh kelimesindeki " cl " harfini " l " ile cleğiştirel im . Karşım ıza "Karluh" kelimesi çıkacaktır. Bu vakıa , N ikilin ele dahil olmak üzere Kürcl kon usuna eğilen şarkiyatçı­ ları n pek çoğunun gözünelen kaçmış olabili r; ama hiç olmazsa Minorsky'nin gözünelen kaçmaması gerekird i . Demek istediğimiz şudur: Anadol u , İran ve Mezo potamya coğrafyasını Orta Asya ile karşılaştırmadan değerlendiren tarihçi ve coğrafyaolar büyük ya­ nılgılara düşebilider ve hatta clüşmektedirler. Bilindiği gibi eski Türkçenin en az tahrifa ta uğramış şekli Ka­ zak, K ırgız , Altaylılar ve Sibiryal ı Saka/Yaku tlarda muhafaza edil­ mektedi r.


1 62

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Karluk adlı Türk boyunun ne zaman o rtaya çıktığı veya ne za­ man teşekkül ettiği konusunda hiçbir tarih ki tabında herhangi bir kayıt mevcut değil . Geçmişteki vatanlarının neresi olduğu konu­ sunda da bir bilgi yok. Karluk adının nasıl ortaya çıktığıyla ilgil i tek bilgi kaynağımız Oğuz Kağan destanıdır. Halbuki Karluk adına Hunlar ve özellikle Göktürkler döneminde rastlıyoruz . Göktürk­ lerin çöküşünden sonraki Karahanlı Hakanlığı'nın bel kemiğini Karlukların oluşturduğu da bilinmektedir. Üstelik aynı Karluk­ lar, bugünkü Özbeklerin atası olarak görünmekted i r. Minorsky, M . Ö . 1 000 yılında Kuzey Mezopo tamya ve Suriye civarında yaşamış olan Aramilerin bu bölgeye Bes-Kardu dedikle­ rini belirtmektedir.47 Eski Türkçeele olduğu gibi günümüz Türk­ çesinde de "s"- "ş" değişimi vardır. Etnonimlerden bi rkaç örnek verel i m . Kazaklarda Bes Semiz Nayman , Bes Tamgal ı , Bes Ten Bala, Karakalpaklarda Bes- Pşak [ Beş Pıçak] , Bessarı [ Beşsarı l , Bes­ Kempir�H [ Beş N i n e ] oymakları vard ı r. Bunlardan Bes-Kem pir'in Kırgızlardaki paral el inin adı Beş-Kempir, Bes- Pşak'ın Kırgız pa­ raleli Beş Bıçak'dır. Keza Kazaklardaki Beskurek'in Kırgızlardaki paraleli Beş Körük'dür vs . 49 Görüldüğü gibi s-ş değişimi bariz bir biçimde varlığını korumaktadır. Şimdi bir ele Bes-Kardu'yu Beş­ Karclu (k) şekl inele okuduğumuz zaman karşım ıza neyin çıktığını görürüz . Türk lehçelerinde toponimlerin sonuna +k ilave edilmesi lehçeden lehçeye göre değişir. Örneğin Batı Türkçesinde Konyal ı , Doğu Türkçesinele Konyalık; Batı Türkçesi nele Taşkentl i , Doğu Türkçesinde Taşken tlik denilir. O bakı mdan Karcl u keli mesinin bir Kardu , bir Kareluk şekli nde yazılması bizi şaşırtmamalı . Kaldı ki , Kardu keli mesi Türkçedir ve Kaşgarlı Mahmud'un sözlüğünde "zemheri sıralarında su üzerinde y üzen fındık büyüklüğü ndeki buz parçaları " anlamında olduğu belirtilir. .

Bir şeye dikkatinizi çekmek isterim. Bilindiği gibi Mi tan/Muy­ terı/Maytenlerin Mezopo tamya'da güçlü bir devlet ku rmalarına 47 48 49

Minorsky, İA, Kürtler. Kempir: Nine, kocakarı aıılamındadır. Lezi na-Superanskaya, Onomctstilıa, s. 1 48- 1 49.


HATTİLER/H iTiTLER KiMiN ATASI ?

1 63

rağmen, bilahare bakiyelerine Orta Asya'da rastlandığını belirt­ miştik. Aynı şeyi Karduk!Karluk adında da görüyoruz. Bütün b u vakıalara rağ m e n , Kardukları Xenofo n'da geç tiği şekle uygun olarak bölgeye en yakın halk olan G ü rcülere bağla­ mak, bazı lengüistik benzerliklerden dolayı pek çok bilim ada­ mının kolayına gelmiş olabilir. Halbuki o nların bağlantı kurmaya çalış tıkları Kartl i , Kartvel adıyla Karduk kelimesi arasında ben­ zerlik ne kadar azsa , Karduk!Karluk arasındaki benzerlik o ka­ dar yakındır. Üstelik, biraz önce belirttiğimiz gib i , Türk lehçele­ rinde " d " - "l" değişimi hala canlı iken, bu gerçeği görmezlikten gelmenin nasıl bir ilmi körlüğe yol açtığın ı n takdirini okuyu­ cuya bırakıyorum. N e ti c e i tibariyl e , Kardu k l a rl a ilgili tek b i lgi kayn a ğ ı m ı z Xeno fon'un eseridir ve orada veril en bilgiler de sınırlıdır. Bunun dışında yapılan tüm yakıştırma ve yaklaştırmalar sadece bir yo­ rumdur, ama kesinlikle nihai hüküm yerinde değildir. Zaten ken­ dini bilen tarihçiler de bu konudan bahsederken ihtiyatlı davran­ makta ve "olabilir, muhtemel ki" i fadeleri kullanınaktadırlar. Hatta ilk başlarda Karduklarla Kürdler arasında bir ilişki kurmak iste­ yen Kürd teorisyenleri , Batılı ve Rus tarihçilerin çekimser dav­ ranmaları üzerine, bir adım geriye a tarak, " o labil i r. . " gibisinden i fadeler kullanmak zorunda kalmışlardır. Bize göre , kesin bir tarihi hüküm olmamakla birlikte , Karduk! Karluklar tıpkı Mitan!Muyteriler gibi bu bölgeye gelmiş, fakat tarihi kader umdukları gibi tecelli etmeyince O rta Asya'ya, muhtemelen daha önceden bildikleri topraklara , geri dönmüşlerdir. Gılgaıneş d estanı gibi Sümerler üzerinde de d urmayacağız . Çünkü Kürd teorisyenler ç o k ihtilaflı olunca ve ağırlık görüş o n ­ ların Orta Asya'dan , Yulduz vadisinden g ö ç e ttikleri üzerinde yo­ ğunlaşınca , fazla zor durumda kalmamak ve "bu kadar da olmaz ki ! " dedinınemek için S ümerleri atala rı arasında göstermem iş­ lerdir. Zaten Süınerlerin Kürdlerin ataları arası nda gösterilmesi, çok çılgınca bir şey olurd u , ama yine de bir iki çılgın çıkmıştır. Üzeri nde durmaya bile değmez .


X . HAYALİ BİR HALK: ZELANİLER

Küçüh Asya'da ise sağlam bir temele sahip olan Zelani Kürt Ha­ nedanlığı rutin bir şehi lde Ahameni hraliyet mensuplanyla evi il ih­ ler yapıyordu; Zelani ler sonrahi üç yüz yıl boyunda bu husus la övü­ nüp duracahlardı. Tıphı Kürtler gibi İ ranı bir halh olan Partlar, peh çoh açıdan Kürtlere benziyorlar ve özellih/e siyasi yönetimlerinin umursamazlığı bahımından diğer İranı halhlardan, örneğin Fars lar­ dan ayrı lıyor/ardı. Kürdistan'ın doğudahi üçte ihilih hısmının yavaş yavaş Partya ile bi rleşmehte olduğu dönemde, batıdahi üç Kürt Ze­ lani Krallığı olan Kapadohya, Commagene ve özellih/e de Pontus, hendi tam bağımsız bölgelerini Ege Denizi ve ötesine doğru geniş­ letmehteydi. M.S. 72 'ye gelindiğinde Kürt hrallıhlarının çoğu zorla Roma'ya dahi l edi lmişti. Sadece Kınm 'dahi (Güney Uhrayna) sür­ gün bir Kürt l nallığı RoMaanın bölgesinde ihi yüz yıl daha yaşa­ mayı başarmışiı. Zelani ler: Bu hanedanlığın adı Zelan, günümüzde hala batıdahi Kürtleri Dicle nehrinin doğduğu yerlerden Kuzey-Orta Kürdistan'daizi Zele ve Yozgat gibi şehirlere yani aniih Kapadohya Pontus 'a hadar tanımlayan bir isimdir. "Zi lan ve Milan ", Batı Kürtlerinin gelenchsel olaralı varlıh lannı lwrumuş olan ihi alt bölünmesidiı: Zelani leı; Ka­ padohya, Karnmagene ve Pontus olaralı üç krallığa ayn lmışlardı. Pontus Zelani imparatoru Büyüh Mithridates 'tir. . . hatta hendisi de baba tarafından Pontus Kürdü ve anne tarafın­ dan Rum o lan coğrafyacı ve tarihçi Strabon ( İzady, 82-90) . . .

İzady'nin sıradan palavralarından uzun bir iddia kümesi daha. Ama bence daha önceki iddialarına rahmet okutan akıl almaz bir cahillik, daha doğrusu ı rkçı bir çılgınlık örneği !


HAYALi BiR HALK: ZELANiLER

1 65

İzady, özet olarak verdiğimiz bu görüşleri için hiçbir kaynak göstermez. Çok iddialı ve güya akademik bir tarih kitabında kay­ nak gösterilmeden söylenen sözlerin ne önemi olabileceğini ben şahsen tasavvur edemiyorum . Çünkü anlatılan olaylar M . Ö . VI-V Yüzyıllarda olmuş olaylardır. Bir insan ancak şahit olduğu olayları doğrudan anlatabilir. Onun dışındakiler için kimden duyduğunu veya hangi kaynağa istinaden söylediğini belirtmek zorundadır. Eğer bunu yapamıyorsa 'bin bir gece masalları' anlatıyor sayılır. Şimdi size Pontus Devleti , Kapadokya Pontus Devleti ve bun­ larla bağlantılı olayları kısaca anlattıktan sonra, olaylar sırasında belli belirsiz bir rol oynamış olan Zileliler yani Zile adlı şehirde yaşayanların Zilan ve Milan kabileleriyle nasıl ilişkilendirildiğini göstermeye çalışacağım. Esasen k o n u m u z Pontus Krallığı değildir. Çünkü Pontus Krallığı'nın Kü rd krallığı olduğu şeklindeki iddia tamamıyla İzady'nin fantezisi olduğu için üzerinde durmak istemiyoruz . Şu kadarını söyleyebiliriz ki , Pontus Krallığı çok eskidir ve ku­ ruluşu M . Ö . 2355 yıllarına kadar gider. Onu İstanbul'un Latin­ ler tara fından gasp edilmesinden sonra Trabzon'a kaçarak orada sözde bir Pontus İmparatorluğu kuran Komnenosların devletiyle karıştırmamak gerekir. Milat öncesindeki Pontus Krallığı'nda ilk defa hükümran olan kavm e " ilk baş" anlamında Arkenaktik denirdi . 1 ilk Pontus kralı Spartakos'dur. Bu devlet, Mithridates'den önce çökmüş, 1 70 yıl ülkenin başında bir kral bulunmamış. Polybios'a göre 1 70 yıl­ lık fasıladan sonra devletin başına geçen Mithridates , aslen Si­ nopludur; kral soyundandır ve Ermenistan büyük kralı Tigran'ın damadıdır. 2 Ancak tarihi verilerin bundan sonraki kısmı biraz ka­ rışık. Çünkü Mithridates'in kestirdiği sikkelerin bir yüzünde Grek harfleriyle " Kral Mithridates" yazısı, diğer yüzünde Apolion'un P Minas Bıj ışkyan,

2

Age . , s. 30.

Pontus

Taıihi, s.

29.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

1 66

resmi vard ı . Hale fi oğlunu n sikkeleri üzerinde de aynı şeyler vardı ve yazı Grekçeydi . Acaba sırf babası Pers , anası Grek asıllı olduğu için, anasının hatırına sikkesine Yunan tanrısının resmini mi koydurmuştu? Eğer öyle ise , oğlundan sonra tahta çıkan to­ runu Skribonios neden halk tarafından hanedandan kabul edil­ memiş ve Pontuslular tarafından kovulmuştur? Tarihi kayıtlardan anladığımız kadarıyla ilk Mithridates'ler Yu­ nan tanrıianna tapıyorlar ve yazışmalarda Grek alfabesini kulla­ nıyorlardı. Halbuki daha sonraki M i thridates'lerin Zela (Zile) 'de bir tepe üzerinde kurdukları tapınakta İran tanrılarının pu tlarını diktikleri ve onlara sunuda bulundukları görülüyor. Esasen Mith­ ridates de "Mitra+dad " yani Mitraverd i , Mitra'nın oğlu anlamın­ dadır. İşe bu taraftan baktığımız zaman, P ontus Krallığı'nda iki farklı M i thridates hanedanının hüküm sürdüğünü, birincisinin Sinop kökenli ve bölgenin insanı olduğu ; bu yüzden G rek yazısı kullanıp , Grek tanrıianna taptıkları ; ikincisini n ise bölgeye dı­ şardan gelip, kendini bu hanedana mensup gösteren bir gasıbın soyundan gelenler olduğu düşünülebilir. Bunu düşünmek için haklı sebepler var gibi görünüyor. Çünkü birinci yerli hanedanın arınalarının gemi ve gemi çapası olduğu sikkelerinin bir yüzündeki resimden anlaşıl ıyor. 3 M u htemelen ikinci hanedan da yerli halkla iyi geçinmek için aynı geleneği sürdürmüştür. Hatta daha sonraki Mithridatesler döneminde bu arınanın yerini ateş kültünün sembolle ri olan ve Turan kökenli olduklarını gösteren güneş ve ay alacaktır.4 Pon tus Devleti'yle Romalılar arasında pek çok çarpışma ol­ muştur ve M. Ö. 72 yılında Romal ı general Triarus, Büyük Mi th­ ridates tarafından mağl u p edilmiş; ama bu geçici üstünlük çok fazla sürmemiş ve daha sonraki yıllarda Pontus Sezar tarafından çiğnenmiş; ve Pompeius M i thridates hanedanını ortadan kaldır3

Age . ,

4

Femand Lequenne, Galatlar,

s.

30. s.

lll.


HAYALİ BİR HALK: ZELANİLER

167

dıktan sonra Pontus halkını h ü r ilan etmiştir. 5 Anlaşılan Pontus halkı dışarıdan gelen İran kökenli müstevli bir grubun hakimi­ yeti altındaydı . İzady'nin "sadece Kırım'daki (Güney Ukrayna) sürgün bir Kürt krallığı RoMaanın bölgesinde iki yüz yıl daha yaşamayı başarnuştı " şeklindeki iddiası da doğru değildir. Çünkü Sezar, M . Ö . 4 ?'de Pharnakes'in üzerine yürümüş , savaş Romalıların zaferiyle sonuç­ lanmış ; Pharnakes ancak birkaç adamıyla kaçabilmişti. Sezar'ın " Geldim , gördüm, yendim" sözünü de bu sırada söylediği rivayet edilmektedi r. Halbuki kendisinden önceki Pontus kral ına karşı Lucullus ve Pompeius Doğu Anadolu'da aylarca, yıllarca savaş­ malarına rağmen bir sonuç alamamışlardı . Sezar, savaştan sonra yine İran kökenl i Mithridates'i Pharnakes'in yerine Kırımdaki kü­ çük Bosphorus Devleti'nin başına vali olarak a tamıştır. 6 Yani ortada sürgün bir Kürd krallığı -ki zaten o dönemde Kürd adı henüz yoktu- olmadığı gib i , sadece Romalı hükümdar tara­ fından Olbia'ya a tanmış bir vali vardı. Yoksa İzady'nin iddia et­ tiği gibi Mi thridates'lerden birisi Kırım'a kaçıp orada bir krallık falan kurmamıştı. Ha y ali Zelaniler

Gelelim İzady'nin Zelani Kürdleri iddiasına. Okuyucu beni yanlış anlamasın. Yaklaşık o tuz yıldır tarihle ve yalnızca tarihle uğraşıyorum . Ortalama insan ömrünü düşündüğünüz zaman bu çok uzun bir zaman dilimidir. Eğer İzady'nin harikalar dizisi kita­ bını okumamış olsaydı m , tarihte Zelani Kürdleri adında bir halk olduğunu hiç duymadan bu dünyadan gitmiş olacaktım. Daha önce de söylediğim gibi, sadece Cemşid Bender değil , İzady de gözü dönmüş çılgınlar züınresindendir. Çünkü bugüne kadar okuduğum kitaplardan hiçbirinde " Zelaniler" diye bir halka rastlaınadım. Ama İzady, eseri ni Amerika'da yazmasına rağmen, s.

5

Bıj ışkyan, Pontus Tarihi,

6

Bilge U mar, İ/lı çağda Tiirhiye Hallı ı ,

31. s.

541 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 68

ana dilinin e tkisinden kurtulamadığı ve olayı getirip bugünkü Zilan kabilesine bağlamak istediği için bu kelimeyi uydu rmuş­ tur. izah edeyi m . Bir kere Zelani kelimesini " Zela" şehrinin adından türetmiş ve Farsça'da olmayan, Arapça dil kurallarına da aykırı düşen bir şekilde kelime sonuna " n " + "i" harflerini ilave etmiştir. Çünkü Zela veya bugünkü adıyla Zile bir şehir adıd ır. Bu şehirele yaşa­ yanlar yani Zelalılar anlamındaki kelimenin Farsçanın hangi ku­ ralına göre uyuurulduğu bell i değil ve zaten böyle bir kural yok. Arapçaya göre uycluruldu ise , "n" harfi nereden ilave edildi? Ay­ rıca M . Ö . 2350 yıllarında o bölgede yaşayan halkların Araplarla ve Arapçayla bir ilgisi yok ki, isimleri Arap dili kurallarına göre türetilebilsin . Demek i stediği m , kelime Farsçaya göre çoğul yapıl­ mışsa , kelimenin aslının "Zela" deği l , "Zel" olması gerekir ki, so­ nuna "Zeller" anlamında çoğul eki olarak "an" eki getiri l i p Zelan yapılabilsin (Türk - Türkan gibi) . Eğer kelimesi Arapçaya göre çoğul yapılmışsa , Arap dili kurallarına göre " Zeleviyyün" olması gereki r ki , hiçbir yerde kaydı yoktur. Kısacası bu iki dili de bildiğim için söylüyoru m , Zelani ke­ li mesi özellikle o dönem için Farsça dil yapısına uymaz ; Arap­ çaya hiç uymaz . Zela'nın hikayesi

Zela (Zile) , efsaneye göre Semiramis, gerçekte ise M. Ö. Vl. Yüz­ yılın ikinci yarısında burada Sakalara karşı bir zafer kazanan Pers generaller tara fından kurdurul muş bir şehirdir. 7 Strabon'un anlat­ tıklarına göre Mag (Mecusi) rabipleri burada düzenlenen tören­ lerde kurbanları bıçakla kesmez, sopayla vurarak öl dürürlerd i . 8 İsterseniz hikayenin bundan sonraki kısmını doğrudan Strabon'un ağzından dinleyelim: "Sakalar da Kimmerler ve Treresler gibi ülkelerine yakın yerlere ve uzak bölgelere akınlar düzenlediler. Belli bir süre Baktriana'yı 7

Murat Arslan, Mithradates VI. Eupator,

8

Aynı yerde; Strabon , Geography, 1 1 .8. 4-5 ,

s.

22. s.

263 .


HAYALİ BİR HALK: ZELAN İLER

1 69

işgal e tti ler ve Ermenistan'ın önemli bir kısmını el e geçirdiler ki, kendilerinden sonra da o topraklara Sakasene [ Saka yurdu] denil­ miştir. Sonra Kapadokyalıların topraklarına, özellikle de Karadeniz'e yakın olan kısmına , şimdilerde Pon li ci denilen bölgeye ilerledi­ ler ve ele geçirdiler. Bir gece umumi bir şenlik düzenledikl eri bir anda Pers generallerin ani saldırısına uğradılar ve bölgeyi terk et­ mek zorunda kaldılar. Bu generaller dağlardan ovaya kayalar yu­ varlatarak bir tepe kurdular, üzerine de duvar çektiler ve Ana­ i lis ile Pers tanrıları Omanus ve Anadatus'un putlarını diktiler. Sonra yılda bir defa kutsal ayin düzenlediler. Ayi n i n adı Sacaea idi . Zela sakinleri de günümüze kadar bu ayini düzenlemeye de­ vam ettiler. O (Zela) , tapınak hizmetkarlarının kaldığı küçük bir kasabaclır. Pompeuis, Mithridates'leri ortadan kalclırdıktan sonra b urasını şehir statüsüne yüksel tmiştir. "9 Strabon aynı olay için başka bir rivayet daha vermektedir: " Cyrus, bölgeyi ele geçire n Sakaları n zafer sarhoşluğu içinde zil zurna içtiklerini görünce , geri dönmüş, hepsini yerde sarhoş va­ ziyette yatarken bulmuş ve kılıçtan geçirmiş . Sonra da bunun Tanrı'nın bir lütfu olduğunu düşünüp Sacaea şöleni düzenlemiş. Bu tören sırasında katılımcılar İskit kıyafe tleri giyerler; çılgınca iç er, sarhoş olur ve birb irleriyle dans ederlerd i . " 1 0 Pontus Krallığı zamanında Zela bir yerleşim biriminden çok, tannlara adanmış ku tsal bir kült merkeziydi . Burada sadece ra­ hi pler (ınaglar) ve köleleri bul unurdu ki , kölelerin sayısının altı bin civarında olduğu belirtilmektedir. Zelitis'e gelince, Strabon bir tepe üzerindeki Zela çevresindeki bölgeye bu ad verildiğini , Pampeius'un Zelilis'in sınırlarını bir çok eyaletler ilave eelerek genişlettiğini belirtmektedir. 1 1 Görüldüğü gibi İzady, hayali bir iddia ortaya a tmadığı zaman kaynak göstermekte , fakat hiçbir kaynağa dayanmayan fantastik 9

Strabo, Geography, l l , 8, 4-5 ,

10 ll

Age . ,

s.

s.

263 .

265 .

Strabon, Geografika, XII . 3 , s . , 48.


1 70

KÜRDOLOJİ YALANLARI

iddialarda bulunduğunda herhangi bir eser adı vermemekle ve tarihi çarpıtmaya çalışmaktadır. Onun Strabon'u baba tarafından Pontus Kürdü, ana tarafından Rum olarak göstermesine gelince , Pontus devletini bir Kürd devleti kabul e ttikten sonra , Strabon'un Kürd olmasından daha tabii ne olabilir ki ! Tabii İzady'ye göre . .


XI . BERMEKİLER KÜRD MÜ, ACEM Mİ, HiNTLi Mİ?

iddia: Emevi ve Abbasi döneminin en önemli ailelerinden Bennekfler

de Kürd ası l l ıydı. Bu iddianın sahibi, Irak'lı Dr. Ahmed Halil ve tabii hiçbir araş­ tırmaya gerek görmed�n ondan alıntı yapan diğer siyasi Kürdçü­ ler. Fakat her ne işse meşhur Kürdler hakkında iki ciltlik eser yazan Mehmed Emin Zeki Bey, Bermekller gibi önemli bir aileyi unutmuş. Önemli değil ; onun unu ttuğunu tamamlayacak birileri nasıl olsa çıkacaktı . Önce Ahmed Halil'in iddiasını biraz açalım. Eski tarih kitapları "Bermek ailesinin" Pers asıllı bir aile olduğunu söylemekteymiş ; ama bu " P ers" kelimesi genel bir adiandırma imiş; dolayısı bu ta­ nımlama meşhur Bermekilerin Kürd asıllı olmasına engel değilmiş. Bu konuda en önemli bilgiyi meşhur Vefeyat el-Ayan adlı eserin sahibi Kürd ibni Hallikan veriyormuş ve ibni Hallikan kendisi­ nin de mensubu bulunduğu bu aileyi Zerzarf kabilesinden gös­ termekte imiş. Peki Bermekılerin Belh gibi uzak bir şehirde yani Afganistan'da ne işleri vardı diye sorulursa , bunun cevabı basit­ miş: Bu şehirdeki meşhur N evbahar tapınağının bakı m , koruma ve yönetimi Zerdüştilikten önce Mitraizm döneminde Medlerin soylu bir ailesine verilmiş imiş, Mecusilik döneminde de bu gö­ rev aynı ailenin elinde kalmış vs. vs . . . Bakalı m . Bermeki:ler konusunda dünyada en yetkin ağızlardan birisi , bu konuda doktora çalışması yapmış ve eser vermiş olan Suriyeli


172

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Emine Baytar'dır. Onun anlatlığına göre Bermek bir şahıs ismi de­ ğil , Belh'teki N evbahar tapınağının bakım, koruma işlerini üzerine alan; ayinleri yöneten baş kahinin lakabıdır. Mekke'de Kabe'nin bakım , koruma ve hizmet işleri nasıl bir kabile veya ailenin uh­ desine bırakılmışsa, Buddistlerde ve daha sonra Zerdüşti:lerde de aynı durum söz konusuyd u . Öncelikle b u Nevbalıann bir Budda mabedi mi, yoksa Zerdüştılerin bir ateşgedesi mi olduğu konusu tartışmalıdır. Tapınağın Zerdüştılikten önce de var olduğu belirtilcliğine göre , demek ki Buddizm döne­ minde bu tapı nak vardı. Örneğin Mesudi , Murüc ez-Zeheb adlı eserinde meşhur ateşgedeleri sayarken şöyle der: " Dördüncü bina , N evbahar denilen binadır. Onu Horasan eyaletindeki Belh şeh­ rine kamer adına Menuşihr yaptırmıştır. Hükümdarlar bu böl­ gede o binanın korumalığını yapan kişiyi ulular, emrine uyar, hükmüne m üracaat eder ve ona hediyeler getirirler. Onu koru­ makla görevlendirilen kişinin adı Bermek'di . Binayı koruma işi kendisine verilen herkes bu lakapla çağnhrdı . . . Bu bina , en yük­ sek binalardandır. Çatısına , üzerinde yeşil ipek parçalan asılı mız­ raklar dikilirdi. Her bir parçanın uzunluğu en az yüz zira idi . . . Bir defasında rüzgar bu parçalardan bazılarını koparıp elli fersah uzaklığa atmış . . . Araştırmacılardan birisi Belh'deki N evbahar bi­ nasının kapısında şu anlama gelen Farsça bir kitabe okuduğunu anlattı: Budasef dedi: " Hükümdarlann kapılan üç şeye muhtaç­ tır: Akıl , sabır ve para" . Onun altında ise Arapça olarak şu yazı varmış : " Budasef yalan söylemiş. Hür bir kişi , bu şeylerden bi­ rine sahipse , sultanın kapısı na gitmemeli" . 1 Mesudi daha sonra, Zerdüşt'ün zuhurundan önce b u ateş­ gedelerin var olduğunu kaydederek , onun da bu a teş tapınak­ larını kendisine mekan edindiğini belirtmektedir ki/ bu kayı t N evbahar'ın Buddistler d ö n eminde yapıldığının bir kanıtıdır. Nevbahar'ın Buddistlere ait bir tapınak olduğunu söyleyen yal­ nızca Mesudi değildir. Çinli hacı seyyah Hsüan Tsang, bölgeden Mesudi, M u n1c ez-Zeheb, IV/48-49. 2

Mesudi, Altın Bozlıı rlar, s. 206.


BERMEKfLER KÜRD M Ü , ACEM M i , HiNTLi M İ ?

1 73

geçerken bu tapınağı görmüş ve onun Buddistlere ait olduğunu belirtmiştir. İbn el-Fakih de burasının Buddist tapınağını oldu­ ğunu kayde tmektedir. 3 Belki de bu yüzden Emine Baytar, Bermek ailesinin Hint asıllı olduğunu kaydetmekte ve kelimenin eski kaynaklarda hem "Ber­ mek" hem de "Bermuk" şeklinde geçtiğini belirtmektedir. Eğer Baytar'ın dediği gibi Bermekl er gerçekten Hint asıllı iseler, o tak­ dirde zaten Kürd veya Med olmalan tabiaten mümkün değildir. Bartold'un Bermekilerin Sasanı soyundan olduklan ve tapınağın da Pers hükümdarlarından birisi tarafından yaptınldığı iddiası­ nın yalnızca kasıtlı uydurulmuş bir e fsaneye dayandığını beli rt­ ınesi d e , Bermekllerin Pers ve dolayısıyla Kürd asıllı olmadıkla­ rını göstermektedir. Belazuri, N evbahar tapınağının Muaviye zamanında yıkıldığını,4 Taberi ise Türk komut;:m N izak Tarhan'ın bu tapınağı ziyaret edip , ibadet ettiğini belirtmektedir. 5 Biz yine de Ahmed Halil'i üzmemek için - en azından bir sü­ reliğine - Bermeklerin Med ve dolayısıyla Kürd asıllı olduğunu kabul edelim . N evbahar tapınağında Bermeklik yani bir noktada N evbahar şeriO iği çok önemli bir makamd ı . Çünkü Hindista n , Çin ve Ka­ bil hükümdarlan burayı ziyare t ve haccederler; Bermek'in yani baş rahibin elini ö per, çok önemli hediyeler verirlerd i . Çin'de Zerdüştılik hiçbir zaman olmadığına göre , Çin hükümdarlan­ nın N evbahar'ı ziyaret etmeleri Buddizmden kaynaklansa gerek­ tir. Daha sonra N evbahar'ı Zerdüştı:lik döneminde ziyaret eden­ ler kervanına Pers hükümdarları ve Persler de katıldılar ve hatta Birünl'nin kaydına göre Harezm hükümdarlan da N evbahar'ı zi­ yarete geliyorlardı. Kabe Müslümanlar için ne ise, Nevbahar da Zerdüştizm döneminde ateşperestler için aynı şeydi. 3

WW Barthold, iA,

4

Belazuri, Fiiıuh el-Buldan ,

5

Barthold, iA, aynı yerde.

2, 560-56 1 . s.

594.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 74

Tarih kitaplarında adı ilk geçen Bermeki Ebü Halid Bermek'dir. Ebü Halid'in Hindistan'da doğup büyüdüğü , orada tıp ve astro­ nomi tahsil e ttiği ; bilahare İran'ın Müslümanlar tarafından fethe­ dilmesinden sonra Hişam b . Abdulmelik'in huzuruna gelip kendi isteğiyle Müslüman olduğu ; tıp bilgisiyle Mesleme b. Abdulmelik'i tedavi ettiği belirtilmektedir.6 Hatta ibni Hallikan, "onun Müs­ lüman olup olmadığını bilmiyorum " demektedir. 7 Ebü Halid'den sonra oğlu Halid şöhrete ulaşmıştır. Kendisi Horasan'ın önde gelen kişilerindendi. Müslüman olarak büyü­ düğü için Abbasllerin yanında yer almış , onların Horasan'daki en büyük destekçisi olmuştur. i dari konularda oldukça yetenekliydi ve Kahtaba b . Şe bi b et-Tal'nin ordusunda ganimetierin taksimi işini deruhte etmiş; arkasından Horasan'da harac işlerini tanzim e tmiştir. Daha sonra da Ebu'l Abbas'ın Irak'ta vergi dairesi ve as­ keri işler başkanlığını yürü tmüş; Ebü Selerne el-Hallal'ın öldürül­ mesinden sonra "vezir" unvanı kullanmaksızın vezirlik işlerine nezaret etmiştir. Halife Mansur, Musul ve el- Cezire'deki karışık­ lıkları onun yardımıyla bastırmış ve buraya vali tayin edilmiş tir. Hatta Musul ve el-Cezire halkı onun için şöyle derdi: " Halid bize şiddet uygulamadan heybetiyle korkuttu ; onun korkusunu kalp­ lerimizde hissederdik" . Halid , daha sonra Fars , Rey ve Taberistan valiliği görevini üstlenmiş, Mehdi zamanında görevden alınmış , fakat Harun Reşid'in annesi Hayzeran'ın araya girmesiyle tekrar görevine iade edilmiştir.8 Halid'in 78 1 - 782'de ölmesinden önce, daha o hayattayken siv­ rilen oğlu Yahya b. Halid Azerbaycan valisi olmuştu . Sonra Mehdi tarafından oğlu Harun'un lalası yapılmış ; Mağribin tamamı , Azer­ baycan ve Ermenistan Harun'un yönetimine bırakılmış, Halid de naibi ilan edilmiştir. Harun er-Reşid ona "Ya ebeti ! " (Baba ! ) diye hitap ederdi. Fakat daha sonra halife Hadi tarafından hapsedile­ cek, ama Harun'un başa geçmesiyle birlikte hapisten çıkarılarak, 6

El-Mavsüat el-A rabiyy e, Suriye , Bermel<i maddesi.

7

ibni Hallikan, Vefeyat, 6/2 1 9.

8

Aynı yerde.


BERM EKİLER KÜRD M Ü , ACEM M i , HiNTLi MP

1 75

devletin tüm işleri uhdesine verilecekti. Halkı ve devleti istediği gibi i dare ediyordu. Bir yıl sonra Harun mühür kazılı yüzüğünü de ona vermişti . Yahya , Harun'un huzuruna izinsiz girebilen tek kişiydi . Yahya , gerçekten de vezirliği sırasında devletin ve halkın refahı için çok iyi şeyler yapmış , ilim adamlarını ve şairleri ko­ rumuştur. Daha sonra oğlu Fazl - ki Harun'un sü t kardeşiydi , devlet işlerinin başına getirilmiştir. Cafer ise Fazl'ın küçüğüydü , ama o d a Harun tarafından Enbar'dan Afrika'ya kadar olan böl­ geni n yönetimine getirilmiştir. Ne var ki, Harun Reşid, Bermekilerin şan-ı şevketinin gün geç­ tikçe artmasından endişelenmeye ve onlara karşı düşmanlık bes­ lerneye başlamıştı. N ihayet bir gece Yahya b. Halid'in Enbar'daki köşküne gizlice adamlarını göndermiş, yakalatıp huzuruna getirt­ miş ve hapsetmiş ve aynı gece boynunu vurdurmuştur. Yine aynı gece Fazl b. Yahya'yı da yakalatmış ve öldürtmüştür. Bununla bir­ likte Harun Reşid'in neden birden Bermekilere karşı harekete geç­ tiği konusunda hiçbir kayı t m evcut değildir. Kimine göre Cafer'i n Harun'un kız kardeşiyle olan ilişkis i , kimine gö re Bermekilerin zındıklığı ve Mecusiliği ; kimine göre devlet malını irtikap edip, zimmetlerine geçirm eleridir. Hatta bir defasında Harun , kölele­ rinden birine şöyle der: " Mallarımı çaldılar, hazinelerimi yürüt­ tüle r ! " Bermekilerin Ali taraftarlan na maddi ve manevi destek verdikleri iddiası da Harun Reşid'in gazaplanmasına yol açmış olabilir. Tarih te bu olaya " N ükbet el-Beramike" "Bermekilerin tökezlemesi" denilir. Gelelim Ahmed Halil'in ibni Hallikan'ın Bermeki ailesine men­ sup olduğu ve bizzat kendisinin Bermekilerin Kürd Zerzari kabi ­ lesinden çıktıklarını kaydettiğini ileri sürmesine. Külliyen yala n ! ibni Hallikan'ın Kürd olup olmadığı konusu üzerinde durmaya gerek bile görmüyoruz, ama güya onun çok ciltli meşhur Vefeyat el-Ayan adlı eserinde Bermekilerin Kürd Zerzari kabilesinden olduğunu belirttiği ileri sürülmektedir.


1 76

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Ki tabın orij inali elimde mevcu t olduğu için , baştan sonra de­ falarca taradım. Dizininden bakıp "Bermek" kelimesinin geçtiği her sayfayı dikka tli şekilele bir iki defa okuclum. Yer adları el i­ zininde " Zerzarl" kelimesi ni bulamadım. E tnonimler dizininele Zerzarl adına rastlayamaclım. Acaba Zerzari adında bir Kürcl ka­ bilesi var da , benim gözü melen mi kaçtı diye bir ele İzady'nin ese­ rinele hayl i önemli yer tutan " Kürd kabileleri"ndcki listeyi tekrar tekrar taradım. Orada da Zerzarl kelimesi yoktu. Bir de İ n ternet ortaınından bakayım dedim . Orada "Zerzari" kelimesini buldum. Birkaç si tede , ki tamamının kaynağı Dr. Ahmed Halil'in si tesiycli , Zerzari adlı b i r Kürd oymağından söz edilmekte ; ama diğer site­ lerin tamamında Zerzar!l erin Yemen'de yaşayan bir Arab kabilesi olduğu belirtilmektedir. Bu durumda kime inanmak gerekir? ibni Hallikan'a atfedilen iddia, yazarın eserinele geçmiyor. D i ğer Kürdologlar da Zerzarl adlı b i r Küre.! kabilcsinden söz etmiyor. Kaldı k i , Bermckl eri n Hi ndistan kökenli olduğunu yukarıda zaten gösterdik. H i n t kö­ kenli olan bir ailenin Med veya Kürcl asıllı olması zaten tabiaten mü mkün olamayacağın a göre , Zerzarl adlı bir Kürd kabilesinin varlığını kabul e tsek bile , nasıl bu kabileye mensup o labileceği doğrusu benim akl-ı havsalasını zorlamaktadır.


XII . SİND İLER KÜRT MÜ, Ç E RKES Mİ?

iddia : Mitan n i l e ı; büyiih Hint-Av rupa göçü esn as ında güney ­

dek i Hindis tan'a göç etmelı y e ri n e, güneybatıya dönerek İran v e Kiirdistan 'a yönelen bi rhaç Hindi halhtan biri olmuş olabi l ir: Hahi ­ Jwten d e Sineli Küreileri günümüzde Batı Kürdistan 'da Mitanni/erin yaşadığı aym genel bölgelerde yaşamahtadırlar. İsim elbette Sindhf ile aynıdır; bu, gün ıiınüzde Pa1ıistan ve Gujarat 'ta, Hindistan'da ya­ şayan Hi ndi l?i r lı allmı adıdı r ve bizatihi Hindistan a d ın ın Jwynağı­ d ı r: Sindlıi, Hi rıdi, Hiııdistmı . Modern Siııdi Kü r ei l e ri elbette Kü rdçc lwııuşınah tadu; ancah bun lar pelwla da Mi tanni haııedanlığınııı hu­ ruc usu olmuş o labi l i rler. ( izady, 76) İzady, bazen de emin olmadığı konularda biraz temkinli dav­ ranarak " o labil ir" ifadesini kullanmaktadır. Fakat çoğu kez bir cümle önce söylediğini u n u tmuş gibi, bir cümle veya birkaç pa­ ragraf sonra tam aksini söyleyebilm ektedir ve kitabı bu tür çe­ lişkilerle doludur. Halbuki bir başka yerd e de Kırım'da Taman Yarımadası'ndaki Sindilerin Hindistan'dan muhacere t e tmiş bir kabile olduğunu ve Kürellerin bir kolu sayıldığını ileri sürmek­ tedi r. Eğer dediği doğru ise , İzady'nin yapacağı ilk şey, Sindil e­ rin bir Çerkes (Adıge) kabilesi olduğunu iddia eden Çerkes ta­ rihçilerle masaya oturup bu halkın Çerkes mi , Kürd mü olduğu konusu nda anlaşmak olmal ıdır. Sind-Hinci adı eskiden beri ve tabii olarak Hind istan'la i lişki­ lidir ve halen de bu iki kelime bu yarı kıtada yaşamaktadır. Sind kelimesi Sanskri tçede "büyük nehir" , " okyan us" anlamındadır. Asuriler buraya S i nda , Persler Abisiııd, Yunanlılar Sinthus , Ro ma-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 78

lılar Sindus , Çinliler Sintow ve Araplar Sind adını verdiler. Sind, Sindi , Sindhi kelimeleri birbirine yakın değil , birbirinin aynı ol­ duğu için, Kürellerdeki Sineli kabilesiyle, Pakistan'da Sindhi ve is­ kitler döneminde Kırım'daki Sindileri birbiriyle kıyaslamak, hatta bunları aynı halkın değişik bölgelere dağılmış ama aynı adı taşı­ yan üç değişik kolu olarak görmek son derece tabiidir. Konumuzun tamamıyla dışında, fakat bu meselede içinde olduk­ lan için, Sineliler konusuna önce Çerkesler açısından bakalım. " Öz ellikl e Kuban n e h ri n in aşağı kısımlannda v e Tarn a n Yanmadası'nda yerleşik o l a n Sineliler M e t e (Meotid)lerin içinde ve hatta diğer tüm Çerkes kabileleri arasında en çok uygari aş­ mış olanı icliler. " 1 ; " Keza Strabon'un açıklamalanna göre Sineliler Kolkhideliler gibi genellikl e korsanlıkla geçinirlerdi. "2 Peki İzacly'nin Silvan kon federasyonu içinde gösterdiği Sineli Kürdleri ve Çerkeslerin atalan arasında saydıkları Sineliler kim­ dir ve neden aynı kabile veya etnik grubu iki değişik halk bir­ den sahip çı kıyo r? Bir kabile aynı anda iki değişik halka mensup olamayacağına göre , ya bu iddia sahiplerinden biri yalan söyle­ yip tarihi çarpıtmaktaclır, ya da aşağıda göreceğimiz gibi ikisi de yalan söylemektedir. Kimdir bu Sindiler? Çerkeslerle veya Kü rdlerle gerçekten il­ gileri var mı? Ö nce tarihte kısa bir gezinti yapalı m . Eski coğrafyacılar şimdiki Azak Denizi'ne Maiotis Gölü derlerdi. Arap coğrafyacıları n eserlerinde ise - örneğin Mesudi:'de3 - Mayu­ tıs şeklinele geçer. Özellikle Strabon'un kaydına binaen eskiden Tarnan Yarımadası'nın sahil kesiminde yaşayan halka kel imenin dar anlamıyla Maiotlar clen ilird i . 4 Tabii ki bu Maiotlar tek bir kaYusuf izzet Paşa, Kafhas li11ihi, 111 70 - Morgan·a atfcn. 2

Age . , s. 1 72.

3

Mesudi, Altın Bozhırlar, s. 36-37.

4

Grakov, İsh i t le ı; s. 2 1 2 .


SİN DLER KÜRD MÜ, ÇERKES M İ ?

1 79

bile değildi. Bununla birlikte eski yazarlar, Sindi Adası'nda yaşa­ yan Sindileri de Maiotların bünyesinde göstermektedirler. Ancak mevcut bilgilerden Sindilerin bir kısmının adada , önemli bir kıs­ m ının ise Tarnan Yarımadası'nın sahil şeridinde yaşadıkları an­ laşılıyor. Hatta ünlü Rus tarihçi ve arkeologu M. İ. Artamonov, Pontus Krallığı'nın ilk hanedanını oluşturan Spartaküslerin Trak kökenli değil , Tarnan Yarımadası'ndaki Yunan şehirlerinin yakın civarında yaşayan ve daha önce belirttiğimiz gibi , büyük ihti­ malle Küçük Asya seEerinden dönenin Kimmerlerin iştirakinden ortaya çıkan Sindilerin Hellenleşmiş zadegan sınıfından o lduk­ larını belirtmektedir. 5 Bölgede kazılar yapan ünlü Rus arkeologlardan Grakov, Maio­ tidlerin bıraktıkları yadigarlarla Sindilerin yadigarlannın birbirine çok benzediğini , bu yüzden Sindileri onlardan ayrı bir halk ola­ rak düşünmenin çok zor olduğunu belirtmektedir.6 Grakov şöyle devanı ediyor: "Sindilerin ana şehri , Varennikova istasyonunun bulunduğu yerdeydi ve henüz M . Ö . VI. Yüzyılda bağımsızlık dö­ neminde ortaya çıkmıştı . Burada ahşap çatılı yer altı m ezarları bu­ lunmuştur. Bu kurganlardaki eşyalar genellikle İskitler ve komşu­ ları için yapılanlarda olduğu gibi hayvan figürleriyle bezenmiş tir. "7; "Burada hayvan üslubu genel detaylar açısından biraz farklı ve Sindi özell iklerden ziyade Yunan Thanagoria özelliği taşımakta­ dır. Kurganlarda çı ngıraksız ve alemsiz cenaze arabaları kalınll­ l arına rastlanmaktadır. " R ; "Sindilerde M . Ö . IV Yüzyılda aristok­ ratların defnedilişi sırasında uygulanan göre nekler iskitlerinkiyle aynıdır. Sindiler sadece küçük bir site devlet tipi oluşturmuşlardı. Onların da mezarlannda at iskelederi bulunmuştur. " 9 Sindilerden ve Sindika denilen ülke l erinden bahseden eski yazarlardan biri de Herodot'dur: " .. ve deniz donar, Kirnın erler S

Artamonov, KimmcrUcy i Slı ify,

6

G rakov, İshitler,

7

Age . , s. 223 .

8

Age . ,

s.

224.

9

Age . ,

s.

225.

s.

2 1 6.

s.

1 1 9.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

ı so

Bosphorus'u donar. Savaşta Skythler ordularını hendeğin öbür ya­ kasına , Sindlerin ülkesine buz üzerinden geçirmişlerdir. 1 0 Hemdot'un notunu sadece bir bilgi olarak aklımızda tutalım . Ama ömrünü iskitler, Sarmatlar v e komşularını araştırmaya ada­ mış Rus arkeolog Grakov'dan yaptığımız alıntılarda üç ifadenin al tını özellikle çizdiğimize dikkatinizi çekmek isterim. a) Hayvan figürleri (hayvan üslubu) ; b) Cenaze arabaları; c) At iskele tleri. Hayvan üslubunun yani kap kacaklarda , arınalarda, silahlarda, ziynet eşyalarında, takılarda vs. hayvan desenli figürler kullanmak iskitlerin geliştirdikleri kendine özgü bir sanattır. Hatta Gumilev'in belirttiği gibi daha sonraları Hunlar, Çinlilerle iç içe olmaları na rağmen onların sanatı nı değil , kendi tabiat ve ruhlarına daha uy­ gun düşen İskit hayvan üslubunu taklit etmişlerdir. Bilhassa aristokrat kesimin mezariarına cenaze arabası koyma geleneği, o bölgede yaşayan halklar arasında yalnızca İskit kur­ ganlarında rastlanan bir olaydır. Aynı cenaze arabalarının Sindi mezarlarında ve kurganlarında görülm esi önemli bir işarettir. Bir diğer önemli ve hatta e n ö n e mli husus, Sindi mezarla­ rında rastlanan at iskeletl eridir. Bilindiği gibi Sakalarda , onların batı uzantısı İskitlerde , Hunlarda ve Göktürklerde mevta için ko­ yun ve at kurban e tmek, bunları mezariarına koymak yerleşmiş bir gelenekti .

Şu ana kadar Sindiler hakkında iki sah i plenme olayı ndan başka , eski tarih ve coğrafya kitaplarında onlarla ilgili bilgileri kısaca aktardık. İşte hemen hemen tüm yaşan tılarında İskitler gibi davranan bu Sindiler, Çerkeslere göre Çerkes , Kürdlere göre Kürd imiş. lO

Herodot, IV, § 28


SiNDLER KÜRD M Ü , ÇERKES M i ?

ısı

var k i , n e Çerkesler, ne de Kürdler, Sindilerin Çerkes veya Kürdlüğü konusunda eski ya da yeniye ait hiçbir delil sunama­ Ne

maktadırlar. Bugünkü Çerkes kabileleri arasında Sindi adını taşı­ yan herhangi bir topluluk yok. İskitler d e , Kimmerler de, Traklar da hayatta deği l . Sadece İzady'nin sözünü ettiği küçük bir Kürd klanı Sindi adını taşımaktadır. Onun da gerçek mi, kendi yalanı mı olduğunu bilmiyoruz. Gelelim madalyonun öbür yüzüne. Bu kel ime, bugüne kadar eskiden Hind istan, şimdilerd e P akistan sınırları dahilinde yer alan Sind kel imesiyle çok kolaylıkla ilişkilendirilmiş; bir çok ta­ rihçi kelimeler arasındaki bu benzerlikten hareketl e , fi tarihinde Hindistan'dan bir grup insanın gelip Taman yarımadasına yerleş­ tiklerini düşünmüşlerdir. Her iki kelime de birbirinin tıpa tıp ay­ n ısı olunca, böyle bir görüşe kapılmak son derece tabii. Muhte­ melen birçokları gibi izady'yi de bu benzerlik yanılmıştır. Bu konuda en çok kafa yoranlardan biri Trubaçayev'dir. Ona gö re Sindi ve Maiotların Kimmerlerle ilgisi olduğu ileri sürülmüş (yukarıda verdiğimiz Artamonov'un görüşü) , fakat onların Kim­ merlerin toprakları dışında old uğu ortaya çıkmıştır. 1 1 Aynı yazar bu Sindilerin iskitlerle akrabal ıklarına da karşı çıkmakta , fakat o nların bir Adıge kabilesi olarak takdi m edilmesine Marquart'ın " .. ne var ki Adı ge ( Çerkes) dilinde ada kelimesi yoktur; halbuki Sindiler Taman Yarımadası'nda yaşıyorlardı" görüşüyle i lirazda bulunmaktadır. 1 2 B urada Klapro th'un Taman Yarımadası'ndaki kabilelerio tarihten silinerek yerlerini Adıgelere bıraktıkları şek­ lindeki görüşüne de yer vermek gerekir. İşin o tarafı bizim ko­ numuz dışındadır. Burada Plinius'un kaydı sanırım meseleyi çözmemizi kolaylaş­ tıracaktır. iskitlerin Tanais nehrine Sinu dediklerini kaydeden Pli­ nius " Tanaim ipsum Scythae Sinum vacant, Maeotide Tamarundam, ll

Trubaçayev, İndoarica

12

Age . ,

s.

23-24.

v

seveı nom Priçenıoınoıye, ·

s.

18.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

1 82

quo significant matrom maris" demektedir. Yani "İskitler Tanais'e Sinu diyorlar, Maeotid'e Tarnamnda diyorlar ki, kendi dillerinde denizin anası demektir. " 1 3 Kısacası İskit dilinde Sindhu nehir anlarnındadır. Ayrıca onla­ rın Sindu dediği nehir Kuban'a değil , Don'a tekabül ediyordu ki , Rusçadaki Sinaya Voda ( mavi nehir) adı da buradan gelir. 14 Netice olarak, Tarnan Yarımadası'nda yaşayan Sindiler, ne Çer­ kes (Adıge ) dir, ne de Kürd kabilesidir. Büyük ihtimalle iskit­ Sakaların bir alt koluydu veya İskitlerle hiç ilgisi olmayan yerli bir halktı ve İskitler onlara Sindu yani Don kenarında yaşayan halk anlamında böyle bir isim vermişlerdi . Kanaalimize göre bu ihtimaller içinde en sonuncusu akla daha yatkındır. Batılıların İs­ kit dedikleri Sakaların Kırım taraflarına gelen kolunun daha önce Orta Asya'da , özellikle de Hindistan'a yakın yerlerde yaşadıklarını ve Masagetierin sıkıştırmaları sonucu bir kısmının Batı tarafına muhaceret ederek şimdiki U krayna bölgesine geldiklerini hatır­ layalım. Sankritçede Sind kelimesi "büyük nehir" ve genel olarak "nehir" anlamında kullanıldığına göre, Batıya geçen Sakalar, tıpkı daha sonraları Türklerin büyük nehirlere "okuz" (Oxus) dedik­ leri gibi, dillerine girmiş olan "Sinu , Sind" kelimesini buradaki nehir için kullanmışlar; böylece Sindi kelimesi "nehir kenarında yaşayan" insanlar şeklini almıştır. Yani Maio tlann bünyesine da­ hil olan bu i nsanlar, nehir kenannda yaşadıkları için İskitler ta­ rafından Sindi adıyla anılmaya başlanmıştır. Bunda şaşılacak bir şey yok. Batılıların Attila dedikleri Atilla adının "Atilli" den geldi­ ğini biliyoruz . Eski Türkçede büyük nehre "Atil!Etil" veya onun değişik söylenişi ile " İ til" dendiği bilinmekted ir. Rusların şimdi­ lerde "Volga" dedikleri İ til ve daha önceki söyleniş şekliyle "Atil" de yalnızca " nehir" anlamındadır. Sinu ve Sind de Sanskritçeden Saka diline geçmiş bir kelime olabilir. 13

Age . ,

s.

32.

l4

Age . ,

s.

33.


SİNDLER KÜRD MÜ, ÇERKES Mİ ?

1 83

İzady'nin sözünü e t tiği Kürdce konuşan Sindi kabilesine ge­ l ince, iskitlerin Asurlarla savaşmak için o bölgeye geldiklerini ve tam 28 yıl orada kaldıklarını unu tmamak gerekir. Kim bilir belki de bugün Kürd sanılan bu insanlar, iskitlerle birlikte Asur­ lulara karşı savaşmak için bölgeye gelmiş ve küçük bir adacık hal inde oraya yerleşip kalmış; bugünkü Sindi Kürdleri de onla­ rın zaman içinde dillerini kaybetmiş toru nlan olarak varlıklarını sürdürmektedirler.


XIII . SUBARU'DAN ZİBARİ Ç I KAR Ml?

Akl-ı evvel izady ve diğer Kürd tarihçilerine ( ! ) göre Zlbarl kabilesi mensupları , Milat ö ncesinde bu bölgede yaşamış olan Subarul arın torunlarıdır ve dolayısıyla Subarular Kürell erin ata­ larındandır. Bakalım. Zlbariler, İzady'nin verdiği Kürd kabileleri listesine göre , kon­ federe olmayan bir oymak durumundadı r ve ilk bakışta Subaru ile Zlbari arasında benzerlik yönünden bir ilişki kurmak akla yat­ kın gelmektedir. Ne var ki, gerek İzady ve gerekse diğer akl-ı ev­ veller Kürd kabilelerini n etnogenez aşarnalarına girmekten özel­ likle kaçınınakla yahu t bu konuda hiçbir şey bilmemektedirler. Çünkü onlar sadece şu anda buldukları kabile isimlerini geçmişte bölgede yaşamış halkların isimlerine benzer olanlarla özdeşleştir­ mekl e , ama o kabilenin hangi ana boydan indiği konusuna gir­ mekten kaçınmakta ve sadece dili e tnik işare t olarak aldıkları için, basit bir izahla meseleyi geçiştİnneyi tercih etmektedirler. Bir noktada haklılar ve hatta buna mecbu rlar. Çünkü Kürd kabi­ lelerinin e tnik oluşum safhalarıyla (etnogenezleriyle) ilgili her­ hangi bir kaynak yok . Hal böyle olunca Kürdologların dili etnik işaret olarak esas almaktan başka çareleri bulunmuyor. Bildiği­ m iz kadarıyla Kürdologlarda Kürd kabileleriyle ilgili saha çalış­ maları da yok. Çünkü böyle bir çalışma öncelikle o nların işlerine gelmez. Saha çalışmaları yapsalar bile , ne kadar dürüst davrana­ cakları şüphelidir. N i tekim Orta Asya'daki Türk kabileleriyle il­ gili saha çalışınalarının çok büyük bir kısmı da Rus etnologlar tarafından yapılmıştır.


SUBARU'DAN ZIBARI ÇlKAR M I ?

185

Subaru i l e Zlbarı arasında benzerlik konusuna daha sonra ele almak üzere , şimdilik öncelikle Subarular üzerinde biraz dura­ lım. Ama öncelikle belirtmemiz gereken husus, Subaru ile Zlbarı arasındaki tek ortak öğe "bar" kelimesinin kısmı örtüşmesidir. Onun dışında herhangi bir benzerlik ve ortak yön yoktur. Üste­ lik de birbiriyle akraba sayılan bu iki e tn ik grup arasında yak­ laşık 4500 yıllık bir zaman dilimi vardı r. Çünkü Subaruların bu bölgede M . Ö . l l l . Binyılda yaşadıkları bilinm ekted ir. Tarihte isim değiştirmeden 4500 yıl aynı adı kullanan bir kabile veya etnik topluluk adını ben şahsen bilmiyorum v e bildiğim kadarıyla bu­ nun tarih te örneği de yoktur. M . Ö . l l l . Binyılda İç Asya'nın yüksek bölgelerinden gelen pek çok savaşçı oymak Dicle-Fırat arasındaki bölgeye yerleşmişti . Bun­ ların yaşadıkları yere Subartu , kendilerine de Subaru deniliyordu . 1 Bu boyların İ ç Asya'daki ana yurtlarından ne zaman ayrıldıklan tam olarak bilinmiyor, ama hayat tarzları Sümerlerinkine yakın küçük beylikl er kurmuşlardı. Bu beyliklerden en önem lisi Sinear tabietlerinde adı çok geçen Fırat üzerindeki Mari ile Habur çayı­ nın Fırat'la birl eştiği noktanın alt tarafındaki Hana beyl iği idi. E timoloj i k tahliliere fazla taraftar birisi olmamama rağmen , burada kel imenin bariz bir şekil de Türkçe olduğu görülmektedir. Sub suv, Türkçe'de bildiğimiz "su" anlamının dışında " nehir" manasında da kullanılmaktadır. Aru ara ise bugün dahi kullan­ dığımız bir kelimedir. Buna göre Subaru - ne/ı ir arası anlamında­ dır. Daha sonral arı yani M . S . VI. Yüzyıldan itibaren bu kelimeye Sebir, Sabi r, Sibir, Sabar şeklinde rastlıyoruz ki, Sibirya adının da oradan geldiği düşünülmektedir. Fakat Priskos\ın Sabar dediği Sa­ birlerin V I . Yüzyıl ortalarında Orta Asya taraflarından geldikleri , belli bir süre Ankara , Kayseri civarlarına kadar gelip bazı Roma şehirlerin i yağmaladıkları ve aldıkları ganimetl erle geri döndük­ leri bilinmektedir. iran-Bizans savaşlarında denge unsuru olarak belirleyici rol oynayan Sabirlerin daha sonra Dinyeper, İşim ve -

-

Günaltay, JV263.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

186

Tobol nehirleri tarafına çekildikleri çeşitli kaynaklarca bel irtil­ mektedir. Mirfatih Zekiyev, Subar ve Sabar kelimelerinin etimo­ loj isini verirken , bunun sub+ar yani su kenarında yaşayan i nsan anlamında olduğunu kaydetmektedir. 2 Bu duru mda elimizde birbirine yakın üç kelime vardır: Su­ baru , Sabar/Sahir ve Suhartu. Subaru ve Sabar birbirine oldukça yakındır ve etimoloj ileri de aynı anlamı vermektedir. Fakat bazı­ larının zannettiği gibi Subartu aynı anlamda değildir. Bartold'un belirttiği gibi eski Farsçada "arda" , " arta" kelimesi "büyük, yüce" anlamındadır ve genelde kelimenin sonunda yer alır.3 Ama bazen Ardahan kelimesinde olduğu gibi kelime önünde yer aldığı da ol­ maktadır. Subaruların yaşadığı yerin adı olan Subartu da büyük ihtimalle "büyük nehir" anlamındadır. Subaruların kurdukları Hana beyliğinin merkezi Tırka (Turka? ) n ı n idaresi sosyal teşkilatianma açısından Sümerlerinkiyle aynı idi.4 D icle nehri üzerinde Adem kolu üzerinde Harri veya Hu­ şitu denilen bir Subaru prensliği daha vardı. Bu prensliğin başında bulunan kişileri n Ur sülalesi hükümdarlarından Şulgi'yP metbu tanıdıkları çivi yazılı tabie tlerden anlaşılmaktadır.6 Subaruların ayrıca bugünkü Kerkük bölgesinde Ganhar ve Malgu adında iki bey li ği daha vardı ki , birincisinin başkenti Arbel (Erbil ) , ikinci­ sinin başken ti N inua idi . 7 Ne var ki , Subarulann beylikleri fazla uzun ömürlü olmayacak ve Mısır firavununun Fırat boylarından çekilmesinden sonra Mi­ tannilerin saldırılanyla birlikte sona erecekti. Daha sonraki gün­ lerde Anadolu'da Hatti yani Hititlerin tekrar toparlanıp Mezopo2

Zekiyev, M . , Türhl e ti n ve Tatariann Köheni , s.

3

Barıold, Orta Asya, s. 386, dn.

4

Günaltay, lll 263.

5

Krş. Şulgi!Şulhi Sümer hükümdan, Şilgi!Şi lhi Hun yabgusunun adı (Gumilev,

Hunlar) ; ayrıca Moğollarda bu kelime "Şigi/Şiki" şeklinde geçmektedir (Moğol­ ların Gizli Tarihi; Barıold, Moğol İstilasına Kadar Türkistan). 6

7

Günaltay, lll 264. Aynı yerde.


SUBARU'DAN ZİBARİ ÇlKAR M l ?

187

tamya üzerine doğru hareketlenmeleri başlayacaktır, a m a bunlar bizim konumuz dışındadır. N etice i tibariyle Türk kökenli olmaları kuvve tle muhtemelen bulunan Subarular Mezopotamya'da M i tannHer gibi güçlü bir devlet kuramamışlarsa da, bazı beylikler kurmuş ve belli bir süre hayatlarını idame ettiri p , Mitannilerin hakimiyetine girmişlerdir. Daha sonraki dönemde Subaru adı kayıtlarda geçmiyor. Kürdlerin Zibari adındaki kabilesinin Subaruların torunları oldukları iddiasına gelince, bu pek m ü mkün gözükmemektedİr. Çünkü Subaruların Mezopo tamya'daki bilinen varlıkları M. Ö . 2500- 1 500 yılları arasında site devletler halindedir. Kısacası ara­ dan yaklaşık 4000-4500 yıl geçmiştir ve bugün o bölgede ismi Subaru'yu çağrıştıran Zibari isimli K ü rd c e konuşan bir kabile mevcu t. Bu satırların yazarı sıfatıyla Türk Onomastikası - Bütün Türk Halkları adlı eseri hazırlamış ve basmış bir kişi olarak, o kitapta geçen İski t, Hun, Massaget , Hun , Göktürk, Uygur vs. gibi etnik Türk gru plarına mensup olup Milat öncesi ve sonrasında yaşa­ mış kabilelerden hiçbirinin bugün adının dahi mevcu t olmadığını söyleyebi liri m . Aksine adlar değişmiş, yaşanan topraklar değişmiş, bir kabile ortadan kalkmış yerine başka bir kabile gelmiş ve ön­ ceki kabile sonrakinin bünyesinde eriyip etnik kimliğini ve adını yok etmiştir. Bırakın üç dört bin yıl önce yaşayan kabile isimle­ rini , henüz M . S . X-XI I . Yüzyıllarda varlıklarını ve adlarını mu­ hafaza eden Oğuz boylarının bazılarının adları bile bugün kulla­ nılmamakta ve ancak tarihi kayıtlarda rastlanmaktadır. 800 veya 1 000 yılda bir kabilenin yaşadığı bu tarihi kaderin, 4000-4500 yıl boyunca bir kabile için nasıl tecelli edeceğinin tasavvurunu okuyucuya bırakıyorum . Eğer siyasi Kürdcüler farklı b i r iddiada iseler, o takdirde bize Zibari kelimesinin etimoloj isini yapsınlar. Biz Subaru ve türev­ Ierinin etimoloj isini verdik . Zibari için bulduğumuz sonuç ise farklıdır. Bir defa kelimeyi üçe ayırmak gerekiyor: zl+bar+L Zi


KÜRDOLOJİ YALANLARI

1 88

(ş:.) veya zü

(9;,) Zl, Arapça bir edattır ve " sahip , iye" anlamın­ .

dadır. " Zülkarneyn" de olduğu gib i . "Bar" C'-!) kelimesi ise Fars­ çadır ve değişik anlamlan vardır. Örneğin "yük, yavru , sacayak, ocak, kök, temel" anlamlan ifade eder.8 Kelime sonundaki nis­ pet "ya"sı ise Arapçadır. Demek ki, bu durumda Zibari (.ş)�:.) (örneğin) "köklü" anlamlannda olabilir. Mevcu t coğrafya kitap­ lannda Zlbar adında bir toponim mevcu t olmadığına göre , keli­ meyi " Zlbar"lı şeklinde düşünemeyiz . Böyle bir şey ancak "bar" kelimesini İbranice'yi esas alarak " kuyu" anlamında (Barşaba'da olduğu gibi) düşündüğümüz zaman mümkündür ki , o zaman da anlamı "su kuyusu olan halk" olabilir. Fakat bu çok zayıf bir ih­ timaldir. Ben Kürdce bilmem , ama Arapça ve Farsça bilirim . Eğer Kürd­ ler benim bu tahlilime itiraz ediyorlarsa , kendi görüşlerini açık­ larlar; bakarız . Ancak , olabileceğini sanmıyorum ; çünkü Kürdce dediğimiz dil , Farsça'nın Türkçe ve Arapça unsurlarıyla karışmış dağl ı lehçesin den başka bir şey değildir. Fakat Zlbarl kelimesi­ n in Subaru ile bir ilişkisi olamaz ; hem tarihen hem de mantıken böyle bir şey mümkün deği l . Çünkü aradaki zaman dilimi çok çok uzun bir süre . Eğer Kürdler illa da Zlbarller Subarulann to­ runlarıdır iddiasında ısrarlı iseler, o zaman bunların Kürdlüğünün sadece Kürdçe konuşmakla sınırlı olduğunu kabul etmek zorun­ dadırlar. Zaten kendi i fadelerine göre Zlbarller herhangi bir Kürd kabile konfederasyonuna bağl ı değiller. Ayrıca şunu da kaydet­ meliyiz ki , Araplarda da " Z ibarl" soyadı hayli yaygındır ve özel­ likle Bahreyn'de çok sık rastlanan bir soyadıdır.

8

Ferheng-i Ziya, V233-235.


XIV EBÜ MÜSLİM HORASANi KiMDiR?

Tarihte ün yapmış kişilere sahip çıkmak, onu kendinden say­ mak hemen hemen tüm halkiara özgü bir hastalıktır. İşte Hora­ sanlı Ebü Müslim de o nlardan biridir. Kimine göre Türk, kimine göre Acem , kimine göre Arap, ki­ mine göre de Kürd asıllı olan bu Ebü Müslim, gerçekten hangi halka mensuptur? Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Ebü Müslim Horasani Türk değildir. Onun Türk asıllı olduğunu iddia edenlerin gösterebile­ cekleri bir tek belge , bir tek tarihi kaynak yoktur. Kürd ideolog­ ların ( ! ) önemli şahsiyetleri sahiplenirken gösterdikleri saçma kan ı tlar ne ise, Ebü Müsli m Horasanl'nin Türk olduğunu söyl e­ yenierin gösterebilecekleri kanıtlar da odur. O yüzden Türk asıllı olduğu şeklindeki iddianın üzerini çizip konuya geçelim . 727 yılında 1 kimi kaynaklara göre lsfahan bölgesindeki C ey şehrine bağlı Mavane köyünün mezrasında, kimi kaynaklara göre ise babasının Sencerd köyünden olması hasebiyle Merv yakınla­ rında, Küfe'den getirdiği Veşike adlı bir cariyeden Fayik mezra­ sında2 dünyaya gelen Ebü Müslim'in gerçek adı bilinmem ekte­ dir. Fakat hastırdığı sikkelerinde geçen isminin Abdurrahman b. Müslim olduğu biliniyor. Bartold , onun Isfahan'da dünyaya gel­ miş Acem asıll ı bir kişi olabileceğin i belirtmektedir. 3 Tarihi kaEbu Müslim'in doğum tarihi hakkında değişik tarihler verilirse de , 727 yılı en doğru olanıdır. Bkz. Salih Süleyman el-Veşeml, Ebü Müs l i m el-Horasani, s. l l . s.

2

Age. ,

3

Bartold , İ A , 4/40.

12.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

190

yıtlara göre son derece soğuk kanlı , ketu m , hasüd ve kindar, ama aynı zamanda pek insafsız ve merhame tsiz bir kişidir.4 Bazı kaynaklar onun bir köle5 ve ha ua bir savaş esiri oldu­ ğunu iddia ediyariarsa da, İbn el-Eslr'e gö re bir köle değil , He­ rat veya Buşeng halkından birinin memluku idi . Efendisi İbra­ him el-İmam'ı ziyaret ettiğinde Ebü Müslim de onunla beraberdi. Onun görünüşü , zeka fışkıran bakışlan İbrahim el- İmam'ın dik­ katini çekmiş ve onu efendisinden isteyerek azat etmiştir. Son­ raki birkaç yılı İbrahim el-İmam'ın yanında geçiren Ebü Müslim, bir eşeğin sırtında Horasan'a gider gelir ve Ern eviiere karşı p ropa­ ganda yapan İbrahim el-İmam'ın m ektuplarını taşırdı . Hatta bir defasında Horasan'a giderken uğradığı bir handa birkaç serseri onun eşeğinin kuyruğunu keserler, ama yıllar so nra Ebü Müs­ lim gücünün zirvesinde olduğunda bu hanın bulunduğu kasa­ bayı yerle bir ettirecektir. 6 İbn el-Esir ve İbni Kesir, Ebü Müslim'in e tnik mensubiyeti hakkında herhangi bir kayıt düşmemektedirler. Mesu dı: ise yal­ nızca "bazı ları onun Arap ası l l ı olduğunu söylüyorl ar" 7 demekle yetinmiş; ama Acemliği veya Kürdlüğü konusuna değinmemiştir. Ha tta Mesudi onun Küfe yakınlarındaki Hu traniyye köyünde bir köle iken satılıp azat edildiğini kaydetmektedir.8 Kimilerine göre daha çocukken esir düşmüştü . Abbas oğullanndan bazı dailer onu dört yüz dirheme satın aldılar. Onlardan da İbrahim el-imam sa­ tın aldı ve onu Ebü en-Necm İsmail et-TaT'nin kızıyla evlendirdi. Ebü Müslim'in bu kadından iki kızı oldu . Başında daima siyah 4

Aynı yerde.

5

Nitekim Nasr b. Seyyar da Halife Mervan'a gönderd iği mektuba iliştirdiği şii­ rinde buna işaretle:

6

Söııdii rmezseniz eğer siz bu ateşi şimdi, I3ir lıöle olaca/ı gi receğimiz harbin lideri ! demektedir. ( Me s u cli , Mımlc, VI , 62) İbn el-Esir, El-Kamil, 3/448.

7

Mcsucli, MıırCıc , 1 973, Deynıt, 4/78.

8

Aynı yerde.


EBÜ MÜSLİM BORASANİ KiMDiR?

191

bir sarık vardı. Bunu Peygamberin Mekke'ye girdiği gün başında siyah sank olmasından mülhem olduğunu söylerdi .9 Kürellerin sahiplendikleri meşhur İbni Hallikan da esasen Mesudl'den farklı b i r görüş belirtme mektedir: " İnsanlar, Ebü. Müslim'in etnik mensubiyeti konusunda farklı görüşlere sahiptir­ ler. Kimilerine göre Araptır, kimilerine göre Acem'dir ve kimile­ rine göre de Kürd'd ür. " 1 0 Sanıyorum siyasi Kürdçüler d e buradaki "kimilerine göre de Kürd'dür" i fadesine dayanarak söz konusu id­ diayı o rtaya atmaktadı rlar. G erçi İbni Hallikan, kime göre Kürd, ki me göre Ara p , kime göre Acem olduğu konusunda herhangi bir kaynak gösterınemekted i r ve muhtemelen duyduğu bazı söy­ lentilere istinaden ve Ebu Delame'nin bi r beylinde "zalimin teki­ sin ve a taların Kürd'dür" mısrasına dayanarak eserine böyle bir cümle girdirm işti r. İbni Tıktaka da Ebu Müslim'in soyunun çok karışık ve ihtilaOı olduğu n u , mevcut durumda gerçek nesebini tespit e tme i mkanı nın bulunmadığını belirtmektedir. 1 1 Hatta bir defasında kendisine nesebi hakkında so rulduğunda "Annem, Umeyr b. Butayn el- lcell'nin cariycsiymiş. U meyr onunla yatmış ve bana hamile kalmış" dediği , 12 bir başka defasında ise "Yaptığım işler, n esebimden daha öneınlidir" 1 3 cevabı nı vermiş­ tir. Tarihçi Hasen İbrahim, onun gençlik çağına geldiğinde Ab­ dullah b . Abbas'ın oğl u Salliyt'i n H çocuklarından old uğunu iddia e ciiğini beli rtmektedir. 1 5 Ama bu düpedüz bir yalandı ve niteki m Halife Mansur onu öldürtmeden önce suçlarını sayarken sırf ken­ disine asil bir aileden olduğu süsünü vererek teyzesi Asiye ile ev­ lendiğini yüzüne vuracak ve sahtekarhkl a suçlayacaktı r. (Daha aşağıya bkz . ) 9 10

ll 12

İbni Kes ir, el-Bidayc, Cilt, 1 0. İbni Hallikan , Vefeyat e l-A'yiiıı , 3/1 55. ibni Tiktaka, Ki talnı'l-Falıri, s. 1 1 0. Dineveıi, Alıbiiru't -Tıval, s . 323.

13

Taberi, 9/86, 89 .

14

Ebül Abbas cs-Safbh'ı n atası.

15

Hasen İbra hi m , Tarihıı'l İs lam, 2126.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

192

Aslında Eb u M üsli m'i n e tnik m e n s u b iyeti konusuna dik­ katli yaklaşmak gereki r. Çünkü ibni Kesar, el-Bidaye ve'n-Ni haye adlı eseri n d e , onun ismi hakkında farklı varyan tlar vermekte­ dir. Onun kaydına göre Hatib "Onun adı Abdu rrahman b. Şiru n " ; i b n i isfendiyar "Ebu Müslim el-Mervezi" ; Ebu N uaym el-Isbahani 'Tarih-i Isbahan"da "Onun adı Abdurrahman b. Osman b. Yesar'dır. Isbahan'da doğmuştur'' derken , başka bir rivayette "Onun adı İb ­ rahim b. Osman b. Yesar b. Sündüs b. Hüzü n 'dür Zercümehr'de dünyaya gel d i . Lakabı Ebu İshak'tı . KCıfe'de büyüd ü . Babası nın emanet ettiği isa b. Musa es-Serrac tara fından yedi yaşındayken KCıfe'ye götürüldü . İbrahim el- i mam onu Horasan'a gönderirken "Adını ve lakabını değiştir" dedi" dendiğini belirtmektedir k i , 1 6 bu farklı rivayetlere dayanarak o n u n gerçek adının ne olduğunu tespi t etmek hayli zordur. Bartold'un sikkesi üzerinde yazılan ki­ tabeye dayanarak adının Abdurrah man b . Müslim olduğu görüşü de şüpheyle ka rşı lanmalıdır. Çünkü Ebü Müsl i m , piri kabul et­ tiği İbrahim el- iınam'ın tavsiyesiyle Horasan'a giderken adını de­ ğiştirdiğine göre , Abdu rrahman b . Müsli ın onun gerçek adı de­ ğild i . Ebü Müsliın ise zaten onun lakabıdır. Muhtemelen Abbasi hal i feliğinele i kinci adam durumuna yükseld ikten sonra, vaktiyle halka kendisi n i takdim e l liği ismi değiştirmemiş ve kestird iği sik­ kelerde onu kulla n m ıştır. Onun biraz da h ilekar old uğunu aşa­ ğıda göreceğiz. .

Ebü Müslim'le ilgili detaylı bilgi verenlerden biri de Ez-Zehehi.'dir. Zehebl'ye göre Ebü Müslim Şam'dan Horasan'a kadar eşek sırtında seyahat eden, sonra o rayı ele geçire n , bir devleti yıkıp başka bir devlet kuran b i r hükümdardırY Ayn ı yazann başka bir kaydında Arapça ve Farsça'yı ınükemmelen konuştuğu belirtilmekte, fakat etnik mensubiyeti hakkında herhangi bir not düşülmemektedi r. Onun Arapça ve Farsça'yı mükemmelen konuştuğunu kaydeden tarihçi Ez-Zehebi ve ibni Hallikan, eğer Ebü Müslim Kürelee de konuşuyor olsay d ı , herhalde onu da belirtirlerd i . 16

ilmi Kcsi r. EI-B idayc, Ci lt, l O.

I7

Ez-Zehebi,

Siycr A'ldnı cn-ııübela,

ci lt V


EBÜ MÜSLİM HORASANi KiMDiR?

193

Ebü Muslim'in Öldürülüşü

Emevi devleti yıkılıp, Abbasi devleti kurulduktan sonra ilk Ab­ basi halifesi es-Seffah nezdinde oldukça itibarlı olan Ebü Müslim'in hayli kibi rlendiği tarihi kayıtlardan anlaşılıyor. Rivayete gö re Ebü Müslim, hacca gitmek için halifeden izin ister. Hal i fe ona izin verir ve o sırada Azerbaycan ve civarının genel valisi olan kardeşi Ebu Cafer el-Mansu r'a da bir mektup göndererek , istiyorsa onunla birlikte hacca gidebileceğini belir­ tir. Mansur, bu teklifi kabul eder; fakat yanında bin kişiyle bir­ likte hacca giden Ebü Müslim , kendisini halifelikte ikinci adam - ve belki de devleti kuran birinci adam, - olarak gördüğünden, Mansur'un da kendisiyle bi rlikte geleceğini öğrenince , "Hacca gi­ decek başka zaman bulamamış mı? ! " diye bağırır. Hac esnasında Mansur'a son derece soğuk davranan , ona adeta tepeelen bakan Ebü Müsli m , es-Saffah'ın ölüm haberini ve Mansur'un hal i fe ilan edildiğini öğrenm esine rağmen, ona bia t edi p , tebriklerini sun­ makta ziyadesiyle gönülsüz davranır. Fakat Mansur da onun bu davranışını bir kenara not etmiştir. Konumuz Ebü Müslim'in hayat hikayesi , yaptığı savaşlar, Emevl devletini nasıl yıktığı ve Abbas! devletini nasıl kurduğu olmadığı için , detaylar üzerinde durmayacağız. Rivayete göre esasen Hal i fe Mansur onu o rtadan kaldı rmayı kafasına koymuştu . Bir gün yakın dostlarından Selem b. Ku teybe b. Müslim el-Bahili yanındayken ona " Ebü Müsli ın konusunda ne düşünüyorsun ? " diye sormuş, o da Kur'an'dan " Eğer göklerele ve yerde Allah'tan başka tanrılar olsaydı , her ikisinele de fesat çı­ kardı" ayetiyle cevap vermiş . Mansur da "Anlaşıldı ibni Kuteybe , gayet iyi anlaşıldı" demiş . 18 Ebü Müsliın hac dönüşü sırasında bir süre Kü fe yakınların­ daki H i re'de kal mış. Burada 200 yaşında bir Hıris tiyan varmış. Ebü M üslim o n u n meclisi n e gider, sohbetl e rini dinlermiş. Bir de fasında bu H ıristiyan onun ölclürüleceğini söyleelikten sonra 18

ibni 1-lallikan , Vcjeyat, 3/1 5 2 .


1 94

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

"Horasan'a gidersen kurtulursun" demiş. Bunun üzerine Ebü Müs­ l im Horasan'a dönmeye karar vermiş. Fakat bu arada Halife Man­ sur sürekli m ektuplar göndererek, bir hileyle onu huzuruna getir­ m eye çalışıyordu . Hal i fe , o sırada , vaktiyle İskender'in Medain'de kalı rken Dicle üzerinde kurdurduğu Rumiyye adlı sayfiyede kalı ­ yordu . Hal i fe Mansur'a gelen haberlere göre Ebü Müslim kendi­ sinden gelen mektuplara şöyle bir bakar, sonra önemsiz bir şey­ miş gibi burun kıvırarak yanındakilerin önüne atarmış. Sonunda Ebü Müslim halifenin huzuru na geldi . Kendisine ha­ lifenin abdest almakta olduğu söylendi . Ebü Müslim , revakta bir divana oturup beklerneye başladı. Daha sonra halifenin huzu runa kabul edildi. Halbuki Mesudl'nin kayelma göre Halife Mansur, daha önce revakı n arka tarafında bir yere özel korumalarının komu ta­ nını ve birkaç adamını gizleıniş ; onlara tartışma sırasında sesini yüksel tse dahi çıkmamalarını, ama iki elini birbirine vurunca or­ taya çıkıp Ebü Müslim'in işini bi tirmelerini tenbihlemişti . ibni Hallikan'ın kaydına göre Halife Mansur ile Ebü Müslim bir süre baş başa sohbet etmişler; ama sonra birden celallenen halife , ona ö fkeyle "Sen bana karşı şunları şunları yapu n ! . . " d iye bağı rıp çağı rınaya başl amış. Aynı yazarın eseri nde hal ife ile Ebü M üsl im arasında şu konuşmaların geç ti ği beli rtilmektedir: - "Yaptığım bunca hizmette n , sarf ettiği m bunca gayretten sonra bunları mı duyacak tım? Ben b unları yapmadı m ! " - "Bre aşağılık karının çocuğu ! Bunları bizim cedd iın i z v e bah­ tımız sayesinde yaptı n. Yerinde zenci bir karı dahi olsa senin yap­ tığını yapardı . 1 9 Bana yazdığı n mektu p ta adını benim adımdan önce yazan sen değil misi n? Abdullah b. Abbas'ın oğlu Salllyt'in evladı ndan olduğunu iddia ederek teyzem Asiye ile evlenen sen değil misin? Kendini yüksek zümreden göstererek , çok zor ula­ şılacak bir mevkie geldin ! " 19

Metin, eserin b i r başka nüshasında "Senin yerinde zenci bir kan olsa bunu yap­ mazdı" şekl indedir ki, buradan halifenin onu zenci bir kadından daha aşağı bir kişi olarak göste rıney e çalıştığı sonucu çıkarılabilir.


EBÜ MÜSLİM HORASANİ KiMDiR?

1 95

Rivayete göre işin şakası olmadığı anlayan Ebü Müslim, he­ men yerinden kalkıp hali fenin ayaklarına kapanmış, ellerini tu­ tup öpmeye ve özür dilemeye çalışırken , Hali fe Mansur: - "Allah canımı alsın ki , seni öldüreceğim ! " demiş . 2 0 İbn el-Eslr'i n rivayeti burada biraz farklı . Ona göre Ebü Müs­ l i m , p ek de aşağıdan alı p , halifeden özür dilernemiş ve " Bırak bunları şimdi ! Ben Allah'tan başka kimseden korkmayan bir in­ sanım ! " cevabını vermiş. Halife ise bunun üzerine daha da ö fke­ lenerek Ebü Müslim'e galiz küfürler savurmuş ve sonra ellerini birbirine vurmuş. 21 Olayın bundan sonraki kısmı gerek Mesudi, gerek İbni Hallikan ve gerekse İbni Keslr ve İbn el-Eslr'de hemen hemen aynı : "Bunun üzerine revakın arkasına gizlenmiş olanlar birden ellerinde kılıç­ lada ortaya çıkıp Ebü Müslim'e vurmaya başladılar. Hali fe "Vu­ run , elleri kırılasıcalar, vurun ! " diye bağırıyord u . Ebü Müslim ilk darbeyi alınca "Düşmanların için canımı bağışla ey mü'minlerin emlri ! " dedi . Mansur: "Asıl seni yaşatırsam Allah benim canımı alsı n ! Senden daha azılı düşman mı var ? " Gardizl'nin kaydına göre Ebü Müslim öldürülürken çocuklar gibi bağı rmış, yalvar­ mış ve Mansur, " Büyük işler başaran adama bak, çocuklar gibi bağınyor ! " demiştir. Aynı rivaye tte Ebu Müslim'i n kellesi daha soma Horasan genel valisi tayin edilen Ebü Davut'a gönderilmiş ve ibret-i alem i çin sokaklarda dolaştırılmıştırY İbn el-Esir, Ebü Müslim öldürüldükten sonra hal i fenin huzu­ runa Cafer b. Hanzala'nın girdiğini , onun yerde yatan cesed ini görünce, " İşte şimdi, bugünden i tibaren hal i fe oldun" dediğini kaydetmektedir. 23 Bu rivayetlerden çıkarabileceğimiz bazı hususlar var. Anla­ şıldığı kadarıyla asıl adı her ne ise , Ebü Müslim lakabıyla tanı 20

Age . , 3/1 53.

21

İ b n el-Esir, El-Kamil, 3/627.

22

Gan.liz1, ZLyııü'l-Aiılxır,

23

Age . , 3/628.

s.

95.


KÜRDOLOJİ YAlANıARI

1 96

dığımız bu kişi , sıradan bir köylü çocuğudur. Bir çarpışma sıra­ smda esir düşmüş , bir başkası tarafından satın alınmış; Horasan'a Emevller aleyhine propaganda yapması için gönderilmiş; fakat her­ halde fevkalade kabiliyetlere sahip olan bu delikanlı kısa sürede çevresine büyük kitleleri, hatta bir rivayete göre bir günde atmış köyü toplayabilmiş ve sonunda Emevi devletini yıkmıştır. Kürd­

lerin "onun ordusu Kürdlerden ve Acemierden oluşuyordu " şeklin­ deki iddia ise hiçbir kaynah tarafından desteklenmemehtedir. Daha doğrusu Ebü Müslim'in ordusunda hangi halka mensup askerle­ rin bulunduğu hiçbir kaynakta belirtilmez. Aslında Kur'an'a, Hz . Peygambere ve onun ailesine karşı bu kadar saygısızlık sergileyen , halkın nefretini kazanan Emevllerin yıkılınası zaten mukarrerdi. Örneğin Velid b. Yezid , Kur'an'a ok atması yetmiyormuş gibi , Ha­ life Hişam öldükten sonra halifelik alametleri olarak kendisine Hz. Peygamber'in hırkası , yüzüğü ve asası getirildiğinde yazdığı şiirde, Mesudi'nin kaydına göre şöyle der: " G etirdiler önüme eski bir hırka , Bir de kocaman bir deynek Ve de bir halifelik yüzüğü ! " Aynı Velid, Hişam'ın ölümünden sonra kızlarının yas tutarak ağlayıp sızlamalanyla ilgili şu şiiri yazmıştı : " Rusa fe tarafı ndan geldi dosturnun sesi , Toplayıp eteğimi baktı m , dedim nedir halleri Hişam'ın kızları . . yas tutuyorlarmış babalarına Ah vah ediyo rlarmış ; hele bitsin de şu yaslan İbneni n tekiyi m ben, eğer . . . . mezsem onları ' " 2 4

24

Mesudi, Muruc, Vl , 4.


EBÜ MÜSLİM BORASANİ KiMDiR?

197

İşte Emeviler böyle aşağılık insanlardı. Ama unu tmamak ge­ rekir ki, İslam imparatorluğu onların zamanında genişlemiş, ya­ yılıp serpilmiş; onlardan sonra gelen Abbasiler ise yalnızca on­ ların biriktirdiklerini çılgınca savurmuşlardır. D ikkat edilirse Abbasiler döneminde hiçbir fetih hareketi olmadığı gibi, hali fe­ lik sürekli toprak kaybetmiş; küçük halkların ve çetelerin elinde adeta oyuncak olmuş, zavallı durumuna düşmüş ve sonunda on­ ları düştükleri bu acıkl ı durumdan yine Selçuklu Türkleri kur­ tarıp yüceltmiştir. Ebü Müslim'in Horasan'da dini propaganda yaparken İslami inançlarla eski halk itikatlarını , özellikle tenasuh yani reenkar­ nasyon inancını meczetmiş ve kendisinde uluhiyetin tecessüt et­ tiği şeklinde iddialarda bulunmuştur. Ni tekim onun şakirtlerinden Haşi m , el-Mukanna'nın mezhebinde Ebü Müslim'i Mukanna'dan evvelki son tecessüdü olarak gösterir. Sonraları zuhur eden fırkalar, yani Babekiler, Hürremiler (Ebü Müslim'in kızlarından birinden ortaya çıkmıştır) v e Batıniler ( İsmaililer) kendi ilikatlarının menşei ve fütüvvet tarikati men­ supları (Ahiler) d e kendi tarikatlarını n kurucusu olarak Ebü Müslim'i göstermişlerdir. 25 Mükrimin H . Yınanç'ın Bartold'un makalesine yaptığı ilaveye göre , Ebü Müsli m , İran'da olduğu gibi , fütüvvet tarikatının pek fazla ve Şi iliğin ise az çok münteşir olduğu Anadolu ahalisi ara­ sında da mübarek kahramanlardan birisi olarak tanınmış ve onun hakkında evvelce yeniçeri ve d iğer askeri ocak mensuplarının mahfillerinde ve bilahare eşraf odalarında okunınası bir anane ha­ line giren romanlar ve destanlar vücuda getirilmiştir. 26 Ebü Müslim'in öldürülmesinden sonra Horasan'da başta Sin­ dibad isimli bir kişi olmak üzere bazı şahısların idaresinde bir takım i ntikam alma amaçlı isyan hareketleri başlattıkları , fakat bunların kısa zamanda basımldıkları bilinmektedir. 25

Bartold, İA, 4/40.

26

Bartold, aynı yerde.


1 98

KÜRDOLOji YALANLARI

imdi; etnik mensubiyet, doğum yeri , anasının ve babasının adı, ha tta kendisinin asıl adı ve sosyal statüsü hakkında bu kadar ih­ tilaflı rivayetlerin bulunduğu bir şahsın , sanki kesin bir karine varmış gibi bazı Kürdologlar tarafı ndan " Kürd asıllı" gösterilmesi biraz tuhaf değil mi? Üstelik de gerçek kimliğini gizleyip, ken­ dini asil bir ailedenmiş gibi göstererek halifenin teyzesiyle evlen­ mesi; halifeye yazdığı mektupta kendi adını onun adından önce zikretmesi; Mansur'un kendisiyle aynı anda hacca gideceğini öğ­ rendiği sırada "Başka zaman bulamamış m ı ? " gibi bir i fadeyle hali fe ailesini küçümsemesi, kendi adına sikke kestirmesi , onun İspanya'daki el-Cid gibi bir maceraperest, fakat Mecusı:likten ve batıni fiki rlerden de vazgeçmemiş bir kişi olduğunu göstermek­ tedir. Kısacası Ebü Müslim'in bırakın etnik mensubiyetin i , gerçek adını dahi tespit etmek mümkün değildir ve kanaaliınce onu asil bir aileden gelmeyen, fakat kabiliyelleri sayesinde yükselmeyi ba­ şarmış tarihi bir şahsiyet olarak kabul etmek gerekir.


XV. BABEK NE TÜRK'DÜR, NE D E KÜRD'DÜR !

Siyasi Kürdçülerin millileştirdikleri bir diğer şahsiyet de Babek el-Hürreml'dir. Anasının, babasının kimliği, Babek'in nasıl dünyaya geld iği , kurduğu mezhebin (Hürremlyye) Mazdakizmin devamı olup olmadığı tartışılıp durmaktadır. Kimilerine göre Hürremiler pro to-Al evılerdir, kimine göre ilkel komünizm hareketi Mazda­ kizmin devamıdırlar. N i tekim Bartold da Babek'ten bahsederken "Babek hareketi komünist bir isyandı " demektedir. 1 Bazıları Ba­ bek ve taraftarlarını Müslüman istilacı ve sömürgecilerine karşı Türklerin direniş hareketinin bayraktarı , kimileri Araplar tarafın­ dan ezilen ve sömürülen , ağır vergilerle van yoğu elinden alınan İranl ı halkların isyan duygusunun, bağı msızlık ateşinin körük­ çüleri olarak görürler. Bu sisli görüşlere göre , Babek, tabii olarak Persler tarafından Pers , Türkler tarafından Türk, Kürdler tarafın­ dan Kürd kabul edil ir. Persler, Babek'in Pers olduğunu ileri sür­ melerine rağmen her yıl iran'daki Türklerin Babek Kalesi önünde toplanıp , onu anınalarından rahatsız olur ve törenleri yasaklamak için güç kullanınaktan çekinmezler. Kürdler, aslen Kürd olduğunu ileri sürdükleri Babek'in Kürdlüğü konusunda hiçbir inandırıcı delil ileri sürenıezken , Türkler yani özellikle Azerhancanlılar da onun Azerbaycan'ın bağıınsızlığı için mücadele etmiş olmasından hareketle Türk olduğu savının dışında, Türkl üğünü ispat edecek inandırıcı bir delil sunaınazlar. Ama mesnetsiz iddialar havada uçuşınakta . Hatta Babek'le ilgili rivayetler öyle çok teza tlarla do­ ludur ki , bu rivayetlerin hangisinin doğru olduğunu tespit şöyle dursun, bunlara istinaden onun e tnik ınensubiyetini n tespi ti de Bartold, Soçineniya, 2/l ,

s.

682.


200

KÜRDOLOJi YAlANlARI

m ü mkün değildi r. Bir noktada Ebü Müsl i m Horasanl'nin e tn ik mensubiyetinin tespi tindeki zorlukla, Babek'in etnik mensubi­ yetinin tespi tindeki zorluk hemen hemen aynıdır. Üstelik Ebü Müslim'in çocukluğu ve gençliğiyle ilgili anlatılanlarda fazla mi­ toloj ik figürler yer almamasına rağmen, Babek'in dünyaya gelişi ve yetişm esiyle ilgi li rivayetlerin çoğunda geçmişteki büyük kah­ ramanların hayat hikayeleri nden esi nlenerek yaratılmış efsanevi bilgiler ağır basmaktadır. Babek'le ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır, ama iranlı yazar Said Nefisi'ni n kaleme aldığı küçük haciml i "Babek" adlı eser ko­ nuyla ilgili tüm bilgileri muhtasar olarak bir araya toplamıştır. Said N e fis i , tipik bir Pers milliye tçilik duygusuyla Babek'i Pers asıllı göstermek için çırpınıp durmaktadır; fakat Babek'in gerçek etnik mensubiyetini bulmak hakikaten güçtür. Çünkü hakkındaki bilgilerden Babek'in doğumu, çocukluk dönemi ve gençliğiyle il­ gili olanlar e fsanel erle doludur ve ancak 20 1 (8 1 6) den itibaren net bir şekilde takip edilcbilmektecl ir. 2 Babek hakkı ndaki bilgile­ rin ancak 20 l 'clen netleşmesinin sebeb i , muhtemelen isyan ha­ reketinin başına geçineeye kadar kimsenin elikkati ni çekmemiş ol masından kaynaklan maktadır. Bir rivayete göre Babek, Meclain şehrinelen yağ taeiri bir adam­ dan olmadır. Bu kişi Azerbaycan'a gelip Mimed bölges indeki Bi­ lalabad köyüne yerleşmiş. Tuluma yağ basıp Mimed bölgesindeki köyleri dolaşarak yağ satarmış. işte bu köylerelen birinde bir gözü kör bir kadına aşık olmuş. O kadınla bir süre nikahsız olarak ya­ şamış. Bir gün o kadınla birlikte köyün dışına çıkmış ve bir sofra kurup içmeye başlamışlar. Köyün kadınları Nabat dilinde şarkı söyleyerek köyelen çıkıp pınarın başına varmışlar ve onları baş başa görünce saldırmışlar. Babek'i n babası olacak olan Abdullah kaçmış , fakat kadını saçlarından sürükleye sürükleye köye geti­ rip rez il etmişl er. 3 2

Osman Turan, Babclı, İA, Cilt 2.

3

Said Nefisi, Babeh, Türkiye Türkçesine aktaran Mahmut Ayaz, Berf"in yay , 1 998, s. l l ; Osman Turan'ın sözü geçen makalesinde anlauıkları da aşağı yukarı bu


BABEK NE TÜRK'DÜR, NE DE KÜRD 'DÜ R !

20 1

ibnü Nedim'in Vahid ibn Amr et-Temiml'nin4 bilinmeyen bir eserine dayanarak yaptığı alıntıya göre , daha sonra bu yağ taeiri kadının babasının yanına gidip kızını istemiş ve onunla evlen­ miş. İşte bu evlilikten dü nyaya gelen çocuk da Babek'ti. Sonra bir yere giderlerken saldırıya uğramış ve babası ölmüş. ibni Kesir'in verdiği bilgiye göre Babek'in asıl adı Papak'tı ve Babek, kelime­ nin Arapçalaştırılmış şekliyd i . 5 Babek'in anası, çocuğun babası öldükten sonra , oğl u on yaşına gelinceye kadar başkalarının çocuklarına süt analığı yapmış. Ri­ vayete göre bir gün anası çobanlık yapan Babek'in peşinden çı­ kıp dağlara gitmiş. Vardığında oğlunu uyur vaziyette bulmuş; fa­ kat Babek'in göğüs kıllarının ve saçlarının dibinden kan aktığını görmüş ve buna dayanarak onun ileride büyük ve ünlü bir kişi olacağını anlamış.6 Yi n e aynı rivayete g ö re Babek , b i r d a ğ köyünde Şabl ibn Mengi Ezdl adlı bir adamın hayvanlarını güttüğü günlerde, onun hizmetkarlarından tambur çalınayı öğrendi . Sonra Azerbaycan'ın Tebriz şehrine gitti ve iki yıl Muhammed ibn Revvad Ezdi adlı bi­ rinin yanında kaldı. Daha sonra anasının yanına döndü ve onunla birlikte yaşadı . Bu sırada 18 yaşındaydı. Babek'in kimliği hakkındaki rivayetlerden birisi böyle. Osman Turan'ın Taberi'ye dayandırarak anlatlığına göre ise onunla Ta­ beristanl ı ibni Şervin arasında geçen muhavereye istinaden dilı­ kanlardan olduğuna hükmetmek gerekiyor. 7 Bu kayda istinaden Babek, gezgin bir yağ taeirinin ve kör bir kadının oğlu değil , ge­ niş arazileri olan bir toprak ağasının çocuğudur. ınealdedir. 4

Eseri Azerbaycan lehçesinden Türkiye Türkçesine aktaran Mahmut Ayaz'ın Rusça bilmediğinden Krilce Vagid şeklinde yazılan, fakat Vahid okunınası ge­ reken kelimeyi hep "Vagid" ; Azerilerin "a"yı "Aınr" kelimesini de "Eınr" olarak aktarmış.

5

ibni Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, s. 245 .

6

Said Nefisi, Babel1 , s. 1 2.

7

Osman Turan, agın. iA, 2.

" " e

şeklinde telaffuz ettikleri için


202

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

Görüldüğü gibi Babek'in anası babası, çocukluk günleriyle il­ gili rivayetler birbirini tutmadığı gib i , onun etnik mensubiye ti hakkında da en küçük bir bilgi yok. Bununla birlikte , birinci ri­ vayeli doğru kabul edersek, anasının yaşadığı köydeki kadınların Nabat dilinde şarkı söylediği göz önünde bulundurularak, kadı­ nın da aynı köyden olması hasebiyle , Babek'in yahut diğer de­ yişle Papak'ın Nabat asıllı olduğu söylenebilir. N abatlar ise Milat öncesinde Asuri devletinden geriye kalan bakiyelerdir. N abatlar, aslen Arap değillerdi ve Asurller döneminde Arabistan'ın içlerin­ den göç ederek Mezopotamya'ya yerleşen bir halktı. Bugün Irak'ta bir köyün adı da Nabat'tır. Babek'in çocukluğunun geçtiği yıllarda yanında sığırtmaç ola­ rak çalıştığı kişilerin soyadında görülen el-Ezdi kelimesinden böl­ gede Arapların da bulunduğu anlaşılıyor. Çünkü Araplarda Ezd adında büyük bir kabile vardı ve hala da vardır. Ama bildiğimiz anlamda o dönemde Hazarlar vard ı ; Oğuzlar bölgeye sokulmuş­ lardı; Abbasi Halifeliği sınırları dahilinde de pek çok Türk vardı. Bununla birlikte bölgede Kürdler de vardı . Kısacası pek çok değişik etnisiteye ait insanların yaşadığı böl­ gede ne Babek'in babasının kimliği , ne de anasının e tnik men­ subiyeti , dolayısıyla Babek'in orij ini tespit edilebilir. Fakat bölge halkının Arap istilacılardan nefret e ttikleri göz önünde bulundu­ rulur ve Babek'in de çevresindeki insanlarla Araplara karşı savaş­ tığı nazar-ı i tibare alınırsa, en azından onun Arap olmadığı ko­ nusunu kesinlik kazanmış olur. G eriye onu bir Ermeni prensinin Araplara (esasen Afşin'e) yakalattırdığı ve yakalanmadan önce Bizanslılara sığınmak iste­ diğini göz önünde bulundurarak Ermeni asıllı olmadığını rahat­ lıkla söyleyebiliriz . Şu halde Babek, Arap ve Ermeni asıllı olmadığına göre Acem, Türk veya Kürd asıllı olabilir; ama mevcut bilgilerle onun e tnik mensubiyetini tespit e tmek mümkün değildir. Babek'in Ebu Müslim'in kızı FatıMaanın oğlu Mu tahhar'dan olduğu şeklindeki kayıt yalnızca Ebu Hanife ed-Dineve rl'nin


BABEK NE TÜRK'DÜR , NE DE KÜRD'DÜR!

203

Ahbaru't-tıval adlı eserinde vardır8 ve başka hiçbir kaynak tara­ fından bu bilgi teyit edilmez. Teracimu'l A'lam'da ise Babek'in ana­ sının Ali b. Muzdekan adlı biriyle yattığı ve Babek'in o adamdan olduğu belirtilmektedir. Kaldı ki, D ineverl'nin kaydını doğru ka­ bul e tsek bile , bir önceki kısımda belirtildiği gibi Ebü Müslim'in etnik mensubiyeti tespi t edilememiş ve Kürdlüğü kesinleşmemiş­ ken , tarunu Mutahhar'dan olduğu iddia edilen Babek'in Kürdlüğü nasıl kesin olabilir ki? Dineverl'nin dışındaki yazarlardan Mesudl, İbni Keslr, ibn'ül Esir, ibnü N edim vb . den hiçbiri bu rivayeti desteklemedikleri gibi , sözü edilen yağ taeirinin babası olduğu şeklindeki rivayeti benimsemiş gözükmektedirler. Yalnızca M uhammed Avfl'nin ri­ vayetinde Babek'in babasının Irak civarından N abatlı birinin ana­ sıyla nikahsız yaşadığı günlerin ürünü olduğu belirtilmektedir. Eğer gerçekten babası bu Nabat ise , o zaman Babek Kürd de ola­ maz, Arap da olamaz , Acem de. Medain'li yağ taeirinin oğlu ol­ duğu kabul edildiği zaman da, Babek'in etnik mensubiyeti tespit edilemez. Çünkü Medain'de pek çok halktan insanın yaşadığı göz önünde bulundurulursa , babasının etnik mensubiyeti de meçhul­ dür. Görüldüğü gibi, Babek, kimi kaynaklara göre Ebu Müslim'in tarunu Mu tahhar'ın oğlu; kimi kaynaklara göre Irak-ı Acem'den bir N abat'ın gayr-ı meşru çocuğu gös terilmektedir. Bir rivayete göre Abdullah adlı birinin oğlu, bir başka rivayete göre Ali b . Muz­ dekan adlı birinden peydahianmış bir veled-i zinadır ve Babek'in babasıyla ilgili rivayetlerin hiçbirinde babasının Kürd olduğuna dair ne bir ima vardır, ne de kayıt. Hürremiyy e

Önce şu " Hürrem " kelimesi üzerinde durmak gerekir. Çünkü hem Babek'in isminde "Hürreml" şeklinde geçmekte, hem de mez­ hep adı olarak zikredilmektedir.

8

Abu Hanifa ed-Dinavaıi, Alıbiinı't-tıval, publie par Vladimir Guirgas, Leide, 1 888, s. 397.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

204

Mücemü'l Buldan'da "Hürrem" kelimesinin Farsçacia sevinç , eğlence anlamına geldiği ve Erdebil'de bir rustakın adı olduğu be­ lirtilerek, Babek'in de mensup olduğu Hürremiliğin adını bu rus­ taktan aldığı, "Hürreml" kelimesinin Farsçacia şehevı şeyleri seven, bu tür fiilieri helal sayan kişi anlamına geldiği kaydedilmektedir.9 Ancak Er- Ravzu'l Mı'tar'da Horasan'da Tibe t sınırına yakın bir yerde de Hürrem adında bir şehrin bulunduğu belirtilmektedir. Fakat bu Hürrem'in Hü rremllerle ilişkili olup olmadığı konu­ sunda herhangi bir bilgi yok. Birunı , Maziden Kalanlar adıyla Türkçeye çevrilen El-Asaru'l Bakıye adlı eserinde "Mazdak'ın peşinden gidenlerden geriye yal­ nızca bir avuç insan kaldı. Halk, onlara dinleri ve inançlarına göre "Mazdaki" ve " Hürremi" , onun öğretilerini yorumlayanlara ise "zındık" demeye başladı" 1 0 demektedir ki, bu kayıt tan Mazda­ kizmle Hürremi:liğin aynı şey veya en azından Hürremlliğin Maz­ dakizmi n devamı olduğu sonucu çıkarılabilir. Ayrıca aşağıda da anlatılacağı üzere Hürremilik Babek'ten önce vardı ve Babek bu mezhebin kurucusu değil , müntesibi ve devam ettiricisidir. Yukanda adlarını saydığımız yazarların eserlerinde verilen or­ tak malumata nazaran Babek'in yaşadığı dağlık bölgede Hürremiler ve Zendigelere mensup topluluklar vardı ve bunlar birbirlerine düşman olduklan için sürekli savaşırlardı . Hürremilerin lideri­ nin adı Cavidan, diğer grubun l iderinin adı İmran'dı. Bu Cavi­ dan dedikleri bir gün Babek'in yaşadığı köye gelir, onu görür ve yiğitliği , cesareti ve huyuna hayran kalır. Sonra onu anasından ister ve alıp götürür. Sonra Babek Cavidan'ın evinde kalırken onun genç kansına aşık olur. Kadın da onu sever. Bir süre sonra Cavidan'la düşman­ lan arasında bir çarpışma olur ve Cavidan ölür. Cavidan'ın ka­ rısı Hürremılere " Cavidan Babek'i kendine vekil tayi n e tmiştir. O ölürken bu yerlerin ahalisinin ona bağlı olmasını vasiyet etti . 9

Yakut, Miıcem, 2/4 14.

10

Biruni, Mazidcn Kalanlar,

s.

1 84 .


BABEK NE TÜRK'DÜR, NE DE KÜRD'DÜ R !

205

Onun ruhu Babek'e geçti .. " der. Hürremiler Babek'in emrine gir­ meyi kabullenirler. Babek sayısı hayli yüksek olan bu insanları toplayı p , silahlandırır ve o nlara şöyle der: "Hazırlanın, gecenin üçte biri geçtiğinde dışarı çıkıp nara atın ve bizim dinden olma­ yanları , kadın erkek, çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirin. " Olayların bundan sonrasında Babek'ın hızlı bir şekilde güç­ lendiğini , isyan bayrağının Azerbaycan'da açıldığını Emin ile Me'mun arasındaki ihtilaftan faydalanarak güçlendiğini , Harun Reşid zamanında da gücünün zirvesine eriştiği ve tam yirmi yıl boyunca Abbasi: Halifeliği'nin üzerine gönderdiği tüm orduları yendiği belirtilmektedir. Hürremi:lere aynı zamanda Hürremdin de deniliyordu. Sem'ani:'nin Hürremi:ler hakkında verdiği bilgiye göre "bunlar yıl da bir kez erkekli kadınlı bir yere toplanır, ışığı söndürür, her erkek eline geçirdiği kadını tutup o geceyi onunla geçirirdi. Şer­ vin adlı birini Hz. P eygamber'den ve diğer tüm peygamberlerden daha üstün görür, toplantılarında onu anıp ağlar ve şarkı söyler­ lerd i . Hemedan dağlarındaki Şervin kenti o na aitti . " 1 1 Babek'in yirmi yıl devam eden isyan hareketi sı rasında öldü­ rülen Müslümanların sayısı konusunda verilen rakamlar oldukça farklı ve çoğu hayali. Bunlardan birkaç milyon insandan bahse­ denler olduğu gib i , beş yüz bin gibi rakamlar verenleri de vardır. Daha sonra bu olayları kaleme alan yazarlar duyduklarına istina­ den yazdıkları için, her zaman olduğu gib i , burada da abartılar söz konusu . Elbette yirmi yıl boyunca yapılan önemli savaşlar sı­ rasında on binlerce insan ölmüştür, ama bunun tam bir çetelesini çıkarmak mümkün değildir. Aslında Babek'in isyan bayrağı açtığı ve Müslümanlan katletmeye başladığı günlerde, Mısır'da ortaya çıkan bir tau n (veya) da hızlı bir şekilde yayılarak ehl-i İslam'ı kırmıştı . Muhtemeldir ki , Hürremi:ye hareketini yazan Müslüman müdlifler M ü tasım zamanında vebadan ve Babek kırgınlanndan ölenlerin tamamını aynı kefeye koymuşlardır. ll

Said Nefisi, Babeh, s . 1 7 .


206

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Hürremllerde kadın erkek bir arada , çalgılı ve içkili eğlence­ lerin yanı sıra izdivaçta iştirak esaslarına göre (yani kadının top­ lumun ortak malı sayılması) hareket e ttikleri şeklindeki kayıtlar, onların Mazdeki:lerin devamı olduğu konusunda şüpheye mahal bırakmamaktadırY Siyasetname'de anlatıldığına göre bu gibi top­ lantılarda önce Ebu Müslim'e, sonra kızı FatıMaanın oğl u Mehdi ve Firuz'a salavat getirirlerdi. 13 Hatta Babek'i peygamber olarak görenlerin bulunduğu dahi rivayet edilmektedir. Osman Turan , söz konusu makalesinde " muahhar metinler, İran'da çıkan bü­ tün dini hareketler gibi, bu hareketi de Alevilik adı altında zik­ rederler ki , kelimenin sonraki manası düşünülürse , bununla ne kastedildiği anlaşılır" demekle , muğlak bir i fadeyle Türkiye'deki Alevıleri de aynı kefeye koymaya mı çalışmaktadır, anlayabilmiş değiliz . Ancak bu satırların yazarı , kendisi Alevi olmamakla bir­ likte , Hürremllerdeki bu tür ahlaksız davranışların Türkiye'deki Alevller i ç i n vari t olamayacağını kesinkes bilmektedir. Çünkü Türkiye'deki Alevllerde daha doğrusu Anadolu Aleviliğinde " eline , beline , diline sahip ol" prensibi esastır ve kesinlikle Hürremllerde olduğu gibi "mum söndü" geleneği yoktur. Bu tür iddialar yal­ nızca bir söylen ti d e n ve yanlış kanaatten ibare ttir. Muhteme­ len Anadolu Aleviliği ne yakıştırılan b u tür çirkin davranışlar, Hürremllerle ilgili rivayetlerin kapalı cemaatler hakkında halkın yanlış kanaat beslemesine yol açmış olmasından kaynaklanmak­ tadır. İnternet sitelerinde bazı kafası karışık kimi cahil kişilerin Babek ve avenesini Anadolu Aleviliği nin prototipi veya pro ta­ Alevller sayması tamamen bir cehalet ürünüdür. Bir kere Babek el-Hürreml hareketi istilacı Araplara karşı duyulan ortak kinin bir tezahürüdür. Dolayısıyla o nların Hz. Ali'yle bir ilişkileri ola­ maz . Anadolu Alevileri de Araplara pek iyi gözle bakmazlar, daha doğrusu hiç sevmezler, ama Hz. Ali konusundaki düşünceleri ta­ mamıyla başkadır. Elbette bu da anlaşılmaz bir durumdur ve bir tezattır. Her ne ise , konumuz Anadolu Aleviliği olmadığı için bu mevzuya girmek istemiyoruz. 12

Osman Turan, Babch, İA, aynı yerde.

13

Nizumülrnülk , Siyasetname,

s.

227.


BABEK NE TÜRK'DÜR, NE DE KÜRD'DÜ R !

207

Babek'in Sonu

Esasen Babek'i n yirmi yıl boyunca sergilediği başarısı , Abbasi Halifeliği'nin yaşadığı bulırandan ve bunun yol açtığı zaaftan kay­ naklanıyord u . Öbür türlü yaklaşık yirmi bin kişilik bir kuvvetle koca bir halifeliği kukla gibi oynatmak mümkün değildi. Halife Mütasım, Babek hareketinin tehlikeli bir hal alması üze­ rine sonunda işe Üsrüşane asıllı ve Afşin lakabını taşıyan Haydar isiml i komutana havale etti. Afşin, gerekli istihbarat çalışmala­ rını yaptıktan sonra, Babek'i üs olarak kullandığı Bez dağlarında sıkıştırdı ve karargahına hücum etti. Mağlup olan ve savaşçıları kırılan Babek, hanımını, çocuklarını ve en yakın adamlarını ala­ rak Ermenistan taraflarına kaçtı. Amacı oradan Bizans toprakla­ rına geçip, B izans imparatoruna sığınmaktı . Taberi'nin dışındaki yazarların muhtemelen kaynak olarak kul­ landıkları Mesucll'nin Muruc ez-Zeheb adlı eserinele Hürremiler ve Babek'i n akibetiyle ilgi l i anlatılanları b u rada aynen vererek konuyu bitirel i m : " Ebu Müslim'in öldürüldüğü haberi Horasan ve Cibal'cla clu­ yulunca , onun Müslümanlığını ve imarnet hakkı olduğunu iddia eden Hürremiler sarsıldılar ve bilahare onun imarniyeti konusunda aralarında tartışmaya başladılar. Kimisi onun ölmecliğini ve or­ taya çıkıp yeryüzünü adaletle dolcluruncaya kadar da ölmeyece­ ğini düşünüyordu . Bir eliğer grup ise [ V I , 1 8 7 ] o nun ölümüyle birlikte ilişkiyi keserek, kızı FatıMaanın imametini kabul etti. On­ l ara Fatımiye kolu clenilir. Günümüzde 332 yılı - Hürremilerin çoğunluğunu Kerdekiyye ve Ludşahiyye kolu o l uş turur. B u iki fırka Hürremllerin en büyük kollarıdır. Er-Ran ve Azerbaycan'dan Me'mun ve Mü tasım'a karşı isyan bayrağı açan Babek el-Hürremi onlardandır. İnşallah bu kitabı n Mütasım'clan bahsedilen kısmında onun işlerinden ve nasıl öldürüldüğünden bahsedeceğiz. " -

[ Vll , l 23 ] Er-Ran ve Beylekan'cla Babek el-Hürremi işi iyice ile­ riye götürmüştü . Bu civarlarcla taraftarı çağalmış ve askerleri bu


208

KÜRDOLOJi YALANLARI

şehirl ere doğru yürümeye başlamıştı . Karşısına çıkan orduları da­ ğıtıyor, mağlup ediyor, valileri öldürüyor ve insanları kırıyord u . M ü tası m , ona karşı A fşin k umandasındaki o rd uları s e v k etti. Afşin'le Babek arasında bir çok savaş vukü buldu . Babek kendi ülkesinde zor durumda kaldı , safları bozuldu ve adamları kaçış­ maya başladı . Er-Ran'daki Bezzeyn denilen dağa çekildi. Burası Babek'in ülkesielir ve bugün bile - 332 yılı (943/44) - [ V II , 1 24 ] b u adla anılır. Babek, başına gelenleri , neyle karşı karşıya oldu­ ğunu düşününce kaçtı . Kardeşini, ailesini , çocuklarını ve müla­ zıınlarını yanına alarak bölgeyi terk etti. Yolcu, tacir ve kervancı kıyafe tine büründü. Ermenistan'da bu ülkenin asilzaclelerinclen Sehl b . Su nba t'a ait sulak köyleri nden birine indi . Yakınlarında bir koyun çobanı vardı. Ondan bir koyun satın aldılar ve daha fazlasını satın al­ mak isted iler, fakat adam taleplerini reddetti ve doğruca Sehl b. Sunbat'a gid i p , durumu bildirdi. " Onun Babek olduğundan şüphe yok" dedi. Babek kampını terk edip , dağdan ayrıldıktan so nra Af­ şin onun bazı müstahkem kalelere bekinmesinden, sarp dağları tutmasından veya bu bölgede yaşayan halkların onun safına ka­ tılmasından korkuyordu. Bu durumda bol miktarda asker topla­ yabilir, ordusunu topariayıp [ VI I , 1 25 ] tekrar eski durumuna ka­ vuşabilirdi . B u yüzden yollan tu tarak , Ermenis tan , Azerbaycan, er-Ran, Baylekin ve diğer yerlerdeki kalelerde bul unan asilzadelere mektuplar göndermişti . Sehl , çobanın anlattıklarını dinledikten sonra hemen atma at­ l ayarak, askerleri ve arkadaşlarıyla birlikte Babek'in bulunduğu yere geldi. Attan inip ona yaklaştı, krallara yaraşır şekilde onu selamladı . Ona "Ey kral ! İçinde dostunun bulunduğu ve Allah'ın düşmanlannın yaklaşmasını engelleyeceği sarayı mza buyurun ! " dedi. Sonra kaleye kadar onunla birlikte yürüdı::ı. Tah tına o turttu ve şanın a yaraşır muamele etti . Kend isinin ve yanındakilerin mer­ tchesini onunkinden daha aşağı tuttu . Sofra hazırlandı ve Sehl


BABEK NE TÜRK'DÜR, NE DE KÜRD'DÜR!

209

onunla birlikte yemeğe o tu rdu. Onun cehaletinde n , kibrinden ve kim olduğunu bilmemesinden ö fkelenen Babek: "- Senin gibiler benimle aynı masada yemek mi yiyece k ? " dedi . Sehl [VII, 1 26 ] so fradan kalktı ve : "- Hata ettim , kralım. Kulunuzun kusurunu bağışlayın. Çünkü gerçekten benim menebem krallarla yemek yiyecek noktada de­ ğildir" dedi . So nra demirciyi çağırdı . "Uzat ayakları n ı , ey kral ! " dedi ve ayaklarına pranga vurdurdu. Babek: "- Bu z u l m ü yapacak mısın ? " diye s o rd u . S ehl ş u cevabı verd i : " - Bre p islik! Sen ancak koyun ve sığır çobanı olursun ! Sen kim , krallık kim siyasetçilik ve kumandanlık kim ! " Sonra onu ve yanındakilerin tamamını bağlatarak Afşin'e bir adam gönderdi ve olup biteni anlatı p , onun elinde olduğunu bildird i . ,

Afşin b u n u ö ğ renince Bamade kumandasında d ö r t bin kişilik bir ordu sevk etti. Bunlar Babek ve beraberindekileri teslim ala­ rak Afşin'c geti rd i ler. Sehl b . Sunbat da onunla birlikte gelmişti . Afşin, Sehl' i n menebes i n i yüksel tip , hil'at giydird i ; mevki verip vergid e n muaf tuttu . Mütasım'a [ VII, 1 2 7 ] kuşlarla ( posta güver­ ciniyle) haber gönclerilerek zafer müjde s i verildi. Haber MCıtasım'a gelin c e halk sevinç çığlıkları au ı. Herkes n eşel encli ve ade ta bay­ ram e t ti . Şehirlere zafer mektu p ları gönderildi Zaten sultan ın [ yani Babek' i n ] orduları yok edilmişti .

.

Afşin Babek ve b e rabe rindeki askerleri yürüterek Sürremenraa ya geleli Bu olay 223 (837/38) yılında oldu. Afşin i MCıtasım'ın oğlu Ha­ run, hal i feni n yakınları ve devlet erkanı karşıladı . Afşin, Samerra'ya beş fe rsah mesafedeki KatCıl elenilen yerde kam p kurdu. ,

'

.

'

M ü tası m , Hint hükümdarları nın kendisi ne hediye etmiş olduğu gri renkl i iri bir fili Afşin e gönderd i . Fi l, yeşil ve kırmızı dibace ve de ğ işik renkte i p eklerle süslenmişti ve ayrıca yi ne aynı şekilde süslenmiş hörgüçlü bir deve vardı . Bundan başka Afşin'e zerdüz bir elbise gö n derilmişti . Elbisenin göğsü çeşi tli [ VI I , l 28 ] yaku t '


210

KÜRDOLOJİ YALANLARI

ve mücevherlerle bezeliydi. Ayrıca değişik renkli püskülleri aşa­ ğıya doğru sarkan büyük bir takke gönderilmişti . Takkenin üzeri inci ve mücevherle bezeliydi . Bunun yanında Babek'e ve karde­ şine de pahalı bir elbise giydirilmiş, başlarına da birer takke ge­ çirilmişti . Babek'e bir fil, kardeşine ise deve getirilmiş; Babek onu görünce irkilip "Bu iri hayvan da nedir ? " diye sormuştu . Elbise hoşuna gitmiş ve "Bu, büyük bir kralın i tibarı nı yi tirmiş, aşağı­ lanmış , kaderin yanılttığı , yorgun ve bi tkin bir esire karşı göster­ diği bir l u tu ftur. B u , buruk bir sevinçtir" demişti . Katül'dan Samerra'ya kadar olan yolun iki tarafına atlar, insan­ lar, silahlar, demirl e r, sancaklar ve bayraklar dizil mişti. Babek fil , kardeşi deve üzerinde b u sa fın arasından [ V I I , 1 29 ] geçiyor; Ba­ bek bir kuzeyine bir güneyine bakıyor; insanların yüzlerine na­ zar ediyor ve kanlarını döktüğü kişiler için üzüntüsünü gösteri­ yor, fakat onların sayılarının çokluğunu önemscıniyordu. Bu olay, Hicrı 223 (837/38) yılında Safer ayının son iki gecesinden ön­ ceki Cuma günü olmuştu . insanlar böyle bir gün , böyle bir ihti­ şam görınemişlerd i . Afşin, M ü tasım'ın huzuruna gird i . Afşi n'in rütbesi ve derecesi yükseltil d i . Babek de huzuru na getirildi ve önünde yürütüldü . Babek'le Mü tasım arasında şu konuşma geçti: " - Sen Babek m isin ? " Babek cevap vermedi. Aynı so ru birkaç k e z soruldu. Babek yine suskundu . Afşin onun kulağına eğili p : " - T ü h sana ! Emlrulmüm in1:n sana soru soruyor, cevap ver­ meyecek misin ? " dedi. Babek sonunda: "- Ben Babek'im" dedi . Mütasım hemen secdeye vardı ve onun elleriyle ayaklarının kesilmesini emretti. Mesudı der ki: "Ahbaru Bağdat" adlı kitapta okuduğuma göre Babek Mütasım'ın huzuruna getirilince [ VI I , 1 3 0 ] onunla uzun bir süre hiç konuş­ madı. Sonra ona "Sen Babek misin ? " diye sordu. Babek " Evet,


BABEK NE TÜRK'DÜR, NE DE KÜRD'DÜR!

21 1

ben senin kulun ve kölenim" cevabını verdi . Babek'in adı Hasan14, kardeşinin adı ise Abdullah'dı. Mü tasım "Soyun onu ! " dedi. Hiz­ metçi üzerindeki ziynetleri yolup ald ı . Sağ elini keserek suratma vurdu , sonra sol elini kesti . Ü çüncü olarak iki ayağı kesildi . Yere akan kanları içinde yuvarlanmaya başladı . Yerde yuvarlanırken, kendisini affe tmeleri halinde çok mal ( para ve mücevher) vere­ ceğini söyledi . Sözüne i tibar edilmedi. (Cellat) dirsek kemiğin­ den arta kalan kısımla yüzüne vurmaya başladı. MO.tasım eellada daha çok acı çeksin diye kılıcı iki kaburgası arasına , kalbinin alt tarafına sakmasını emretti. Daha sonra başının kesilmesin i , or­ ganlarının bedeniyle birlikte toplanarak asılmasını emretti. 15 Em­ redildiği gibi asıldı ve başı Medinetü's-Selam'a götürülerek köprü üzerine asıldı. Daha sonra Horasan'a götürüldü ve [ V I I , 13 l ] bü­ tün şehir ve kasabalarda dolaştırıldı. Arkasından kardeşi Abdullah Medine tü's-Selam'a [ Bağdat'a l getirildi. Şehir hakim i İshak b . İbrahi m görenler sevinsin diye Babek'e yapılanı ona da yap tı . Babek'in cesedi Samerra kasaba­ sının uç kısmı nda uzun bir ağaca asıldı. O yer bugün bile bilin­ mektedir ve " Babek'in Darağacı" adıyla anılmaktadır. G erçi şu anda Samerra'da pek fazla adam kalmamıştır. " 1 6 Başka rivayetlerde ise Babek'in kolları ve hacakları kesili rken korkudan yüzünün sai duğu fark edilmesin diye, bir eliyle kendi kanını yüzüne yağladığı belirtilmektedir. İşte Babek'l e ilgili anlatabileceklerimiz kısaca bunlardan iba­ rettir. Eğer tüm bunlardan sonra birisi kalkıp da Babek'in Kürd , b i r diğeri Türk olduğunu iddia e tmekte ısrar ederse, artık onun fanatizmden basireti bağlanmış bir kişi olduğuna hükmedilir.

14

Bazı el yazmalarında Hüseyin.

15

Abdulhumeyd'i n rivayetinde "dilinin kesilmesini emrctti" şeklinde.

Mcsudi, Mıı nic

cz-Zchcb.

IV/3 5 2-356.


XVI . ABDULKADİR GEYLANi KÜRD MÜ, ARAP MI, ACEM Mİ?

Abdulkadir Geylani Miladi 1 077-78 yılında eski adı Deylem olan bölgenin ahalisi " Gil" lerle kaynaştıktan so nra coğrafya ki­ taplarında G ilan adıyla geçen bölgede bir mezrada dünyaya geldi . Henüz on dört veya on beş yaşındayken ilim tahsil etmek için Bağdat'a gitti ve orada ölmek üzere olan Hanbeli mezhebini ye­ niden canlandırdı. Günümüzde Kad i ri tarikatı olarak bilinen tari katın kurucusu olan Abdulkadi r Geylani'nin baba tarafı ndan seyyi d , ana tarafın­ dan şerif olduğu söylenirse de, bunun sonradan uydurolmuş bir yakıştırma olduğu şeklinde karşı görüşler de mevcut. Amacımız burada Abdulkadir G eylani hazre tleri ni n şahsıyla ilgili leh ve aleyhte olanlan nakl e tmek deği l , e tnik m e nsubiyeti hakkında siyasi Kürdçülerin i leri sürdükleri klasik sahiplenme iddiasının ne derece doğru olduğunu ortaya koymaktır. Elbette biz de biliyoruz ki, Abdulkadir G eylani hazretleri büyük bir ve­ lidir ve her veli için anlatılan keram e tierde olduğu gibi onunla i l gili kerametierin doğru olanlan kadar, aşırı abartıl ı ve hatta ta­ mamıyla asılsız olanlan da vardır. Bildiğimiz kadarıyla Abdulkadir G eylani'ni n eserlerinde etnik mensubiyetiyl e ilgil i bir kayıt yok­ tur. Onunla ilgili eski alimierin eserlerinde de şahsiyeti , kişiliği , ilim ve adabı, tarikatı hakkında bilgiler vardır; ama e tnik mensu­ biyeri konusunda ya hi çbir şey söylenmez, ya da nesebi baba ta­ rafından Ebü Talip oğlu Ali'ye dayandırılır. Bu nesep silsilesinde dahi onun Arap asıllı olduğuna vurgu yapılmaktadır. Bununla bir-


ABDÜLKADiR GEYLANi KÜRD MÜ, ARAP M I , ACEM M i ?

213

likte şeyhinin halka vaaz etmesini söylediğinde "Benim ana dilim Farsça, Arapçayı iyi konuşamam" dediği belirtilir. Kaynaklarda verilen bilgiye göre Abdulkadir Geylani'nin ne­ sebi şu şekildedir: Ebü Salih Muhyiddin Abdulkadir el-Giylani b. Müsa b . Abdullah b. Yahya ez-Zahid b. Muhammed b. Davud b. Müsa b Abdullah b . Musa el-Cevn b . Abdullah b . Hasan b . Ha­ san b . Ali b. Ebi Talib. Abdülkadir G eylani hazre tleri n i n doğum tarihi n i n M iladi 1 077-78 olduğunu aklımızda tu tarak , eski adıyla Deylem , daha sonraki adıyla Gilan olan bölgenin tarihin e , ahalisinin etnogra­ fik yapısına ve pek çok halkın yaşadığı bu coğrafyaya Kürdlerin ne zaman geldiklerine bir göz atalım. Bu ınıntıkada o turan ve M . Ö . l l . Yüzyıldan beri varlıkları bili­ nen Deylemilerin etnik kökenieri hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı Arap kaynaklarında meşhur İbni Düreyd'e dayandınlarak yapılan nakillerde onların Zabba b. Udd kabilesinden oldukları söylenir. Rivayete göre güya Zabba'nın oğullarından Basil adındaki iran'a gitmiş , orada bir ka­ dınla evlenmiş ve ondan Deylem adını verdikleri bir oğlu olmuştur ki, işte Deylemler bu kişinin to runlarıymış. 1 Fakat ibni Hassül'ün Tuğrul Bey'e i thaf e ttiği " Fazailü'l-etrak" adlı eserde belirttiğine göre daha sonraları kısa ömürlü de olsa güçlü bir devlet kuran Büveyhiler kendilerine bir meşruiyet kazandırmak için Araplarla ve özellikle de Kureyşlilerle akraba olduklarını gösteren bu riva­ yeti ve soy kü tüğünü memnuniye tle kabul etmişler. 2 Elbette bu uydurma bir hikayedir ve İbni Düreyd'in nasıl bü­ yük bir palavracı olduğu Arap kaynaklarında belirtildiği gibi, hiç­ bir tarihçi de onun rivayetlerini mesnet kabul etmez. Bizans tarihçisi Theophylactus Simocatta' n ın eserinde (VII. Yüzyılın ilk yarısı) görülen Zoanab v e Seramis gibi adlar Acem adlarını çağrıştırusa da , buna istinaden bir şey söylemek müm­ kün değildir. Yunan yazarları onları daha ziyade Türk, Sabir v e Ahmet Ateş, Deylem, i A , 4/568. 2

Ayn ı yerde.


KÜRDOLOJİ YAlANıARI

214

Kürdlerle bir arada zikrederler. 3 Dolayısıyla Deylemlerin Hazar sahilinde yaşayan , ama İran! olmayan kavimlerden neş'et etmiş yahut onlarla akraba bir halk ol duğu söylenebilir. Belki de Ha­ zarlann bir koluydular. Tecaribu'I- Ümem adlı eserde at eti yedik­ lerinden bahsedilmesine bakılırsa , bu, pek de ihtimal dışı değil­ dir. Çünkü bilindiği gibi Asya'da at eti yiyenler yalnızca Türkler ve Moğollardır. Ayrıca Mukaddesi Deylemlerin önemli özellikle­ rinden birinin ölüleri için matem tutmalan olduğunu belirtir,4 ama matem sırasında Türklerde karakteristik olan bıçak ile yü­ zünü kesme geleneğinin olduğundan söz etmez . İstahr15 ve onu aynen takli t eden ibni Havkal , D eylemleri n dillerinin Arapça ve Acemceye (Farsçaya) benzemediğini kayele­ derlerse el e , onların coğrafyacı ve tarihçilerin görüş alanına gir­ dikleri sıralarda kullandıklan dil ve coğrafi isimler itibariyle ar­ tık Farslaştıklan anlaşılmaktadır. Bazı siyası Kürdçüler İstahrl ve onu takliden ibni Havkal'ın sözlerini esas alarak Deylemleri kül­ l iyen K ü rd göstermekteelirler ki , tarihi hakikatle ilgisi yoktur. Bununla birlikte Deyle m sarayında kullanılan resmi elilin önce Arapça, sonra Farsça olduğu da belirtilmektedir. Daha sonralan D eylem'de devl e t kuran Kangarlar ( Kangl ı­ lar) ve Salarlar, Selçukluların yıldızının yükseldiği döneme ka­ dar Azerbaycan'da hüküm sürdüler. Fakat Deylemlerin kurduk­ ları en ö nemli devlet, hiç şüphesiz Bağclat'ı da zapt eden Büveyhl Devleti'dir. Ama Büveyhller, yıldızı pariayıp sönen güçlü bir dev­ let kurmalanna rağmen, yağınacılıktan ö teye bir maharet sergile­ miş değillerdir. Üstelik Büveyhllerin ordu saflannda çok miktarda paralı Türk askeri vard ı . G erçi Büveyhl hükümdarlan topraklan dahilindeki T ü rkleri ortadan kaldırmak istemişle rse d e , b u na güçleri yetmemiş ve onlara tahammül etmek zorunda kalmışlar­ dır. Büveyh!lerin varlığı daha sonra Selçuklular zamanında orta­ dan kalkmıştır. 3

Aynı yerde.

4

Mukaddesi, Ahsenü't-tclıasim, s. 303 .

5

İstahri , Mesiililm'l-memdlik, s. 205.


ABDÜLKADiR GEYLANi KÜRD M Ü , ARAP M I , ACEM M İ ?

215

Bunlar, Deylem'in geçmişiyle ilgili kısa bir kuşbakışıdır. Eski D eylem şimdik i Gilan'ın ahalisin i n ağırl ıklı kesim i ni oluşturan bir etnik grup yoktu r. Bölgede Acemler, Türkler, Ab­ dulmelikiler, Gilaklar, Hacevendler, Lakzlar, G i reyli ( Ke reyli/ Kazak-Özbek) , Usanlu (Türkmen) , Beluci , Afgan ve Kürdler ya­ şamaktadır ve bunlar tarihin çeşitli dö nemlerinde Pers hüküm­ darlarından başka , Şah Abbas, Ağa Muhammed Han, Kacar han­ ları vs. tarafından bölgeye nakledilmişlerdir. 6 Konumuz i tibariyle, Abdulkadir G eylani'nin Kürd asıllı oldu­ ğunu iddia edenler siyasi Kürdçüler olduğuna göre , konunun bizi ilgilendiren yanı Kürellerin bölgeye ne zaman geldikleri ve bunun Abdulkadir Geylani ile olan alakasıdır. V F. Minorsky, islam Ansiklopedisi'ne yazdığı hacimli Kürdler

adlı makalesinde, Hülagu'nun G ilan'ı zapt ettiğinde o rdusunda 3000 Kürdün de bulunduğu ve bunların buraya yerleşlikleri be­ lirtilmektedir. Fakat Hülagu'nun bölgeyi ele geçirmesi Alamu t'un zaptından ( 1 256) sonradır ki , bu kayıt esas kabul edilirse , Kürel­ lerin bölgeye gelişi ile Abdulkadir Geylani'nin doğum tarihi ara­ sında yaklaşık 200 yıl vardı r. Deylem veya G ilan ve Mazenderan hakkında en iyi ve sağlıklı bilgi kaynaklarından birisi, hiç şüphesiz İ ngiltere'nin İ ran büyü­ kelçiliğini yapmış ve bölgeyi uzun süre adım adım dolaşmış olan H . L . Rabino'dur. Rabino "Mazanclaran anel Astarabad" adlı eserinde özetle şöyle der: " Mazenderan'da sayısız seyyid vardır. İmam Rıza'nı n ölümün­ den sonra akrabaları Deylem ve Taberistan'a sığındılar. Burada ba­ zıları şehit oldu ve bilahare türbelerF ziyare tgaha dönüştü. Bu­ nunla birlikte bunların soyundan gelenler o ralarda kaldılar. Yahya b. Ömer b. Yahya b . Hüseyn Küfe'de isyan bayrağı açtığı nda , sa6

H. L. Rabino, Mazandaran and Astarabad, s. l l - 1 3 .

7

Bunlara İ m a ınz acl e ve "Masumzade" deniliyordu . "

"


KÜRDOLOJİ YAl.ANl.ARI

216

vaştan kaçan bazı seyyidler Taberistan ve Deylem'e kaçtılar. Sey­ yid Hasan b. Zeyd'i n zamanında Ali'nin soyundan seyyidler ve Haşim oğullarından 'ağaçların yaprakları kadar kalabalık' sayıda insan Hicaz , Suriye ve I rak'tan Taberistan'a geçtiler. Bu göç , di­ ğer Alevi yöneticiler zamanında da devam etti . "Bölgenin ve illerin yerl i halklarına ilaveten , ülkeye birçok kabile de getirilmiştir. Abdulmeliklle r, Hacevendler, Lakzlar, Gi­ reyl i , Usanl u , Beluci, Afgan ve Kürdler .. Bunlar İran hükümdar­ ları tarafından değişik zamanlarda Mazanderan'a nakledildiler8 ve askeri güç olarak kullanıldılar. Zaman içinde yerl i halkla kayna­ şarak o nlardan ayırt edilemez hale geldiler. Küreller ve bazı Türk kabileleri dışındakiler dillerini unu ttular. "Lakzlar Kelardeşt'te otururlar; Gireyliler Mazenderan'a Kalpüş'tan Ağa Muhammed Han tarafından göçürülerek Enderüd , Miyandurüd ve Karatugan'a iskan edildiler. Usanl Lılar gibi onlar da Türk ka­ bilesidir. Usanlular da yine Ağa Muhammed Han tarafından ge­ tirildiler. Sari kasabasında 1 50 aile kadard ı lar; başka kasabalarda da vardılar ama şu anda varlıkları o rtadan kalkm ıştır. "Mazenderan'daki Kacarların sayısı 2000 aile i d i , ama sonra­ ları bu sayı azaldı . Bölgeye getirilen ve 30-40 aileden oluşan Be­ luciler ile 3 0 kadar Afgan aile de tamamen erieli gitti . 60 kadar G ilzai Afgan aile N adir Şah tarafından Mazendaran'a iskan edil­ mişti , fakat onun ölümünden sonra bu aileler G öklenlerin top­ raklarına gitm işlerse de Ağa Muhammed Han tarafından tekrar getirildiler. " Cehanbeyl ü ve Mudanl u Kürd kabileleri Şirhwast, Miyanrüd ve Ferahabad'a yerleştirildiler. "Bir diğer büyük Türk kabilesi İmranlu Galüga kasahasına i skan edilmişti . Ağa Muhammed Han bir miktar Arap aileyi de Mazenderan'a getirip iskan etti. Bölgeye öküzü getirenler de on­ lar olmuştur. 8

Fakat bunlar yerli halka nispetlc sayıca fazla olmadıkları için zaman içinele asi­ mile edilcliler.


ABDÜLKADiR GEYLANi KÜRD M Ü , ARAP M l , ACEM M i ?

217

"Bazı Gudar aileleri, Bankaşller, Barbarlar v e Keraçi veya Çin­ genelere de Mazenderan'da rastlanmaktadır. "Şah Abbas zamanında 3 0 bin Ermeni ve Gürcü ailesi bölgeye getirilip i skan edildi . "9 .

Ama tehcir ve iskanların tarihleri , Hülagu'nun ordusuyla bir­ likte gelen Küreller de dahil olmak üzere , Abdülkadir Geylani'nin doğumundan yaklaşık 200 yıl sonrasından başlar. Abd ulkadir G eylani'nin Kürd asıllı olabil mesi , ancak siyasi Kürdçülerin m a n tığıyla hareket edip, Gilan'ın eski sakinleri n i Medlerin bakiyeleri , Deylemlileri , Büveyhlleri Kürd kabul ettiği­ niz zaman mümkündür. Yi ne Rabina'nun Mir Zahiruddin'in " Tarih-i Gi lan ve Dcyl e­ mistan" adlı eseri nden naklettiğine göre , Hali fe Ömer zamanında Hasan b . Ali'nin Abdullah b. Ö mer, Malik b . El-Haris el-Eşter ve Husam b. el -Abbas'la birlikte Taberistan'a gelip İslam'ı yayma fa­ aliyetinde bulunmuşlardır. 1 0 Araplara gelince , onlar da islami fetihler sırasında değişik ka­ bilelerden pek çok insanın oralara kafileler halinde aktığı n ı , Ab­ dulkadir Geylani'nin de bu kabilelerden birine m ensup olduğunu ileri sürmektedirler ki , Adnan oğullarına m ensup Zuğbiye kabi­ lesi bireyleri bu iddia sahiplerinden biridir. Hana Amınari adlı bir araştırınacının "Kamus cl-Aşdir Fi 'l Ür­ dün ve Fi listin" adlı eserinde Zuğbiye adını taşıyan iki büyük ai­ leden birinin anlattıklarına yer vererek , bu ailenin şu anda Ü r­ d ü n aşi re tleri arasında yer almakla birlikte aslen Havran'daki Müseyfe'den geldiğini, Abdulkadir Geylani'nin torunları olduk­ ları n ı ; bu hususta Hicrl 1 000 yılında düzenl enmiş ve tastik edil­ miş huccet ve vesikalar bulunduğunu , ayrıca huccetin Suriye'nin Katna kazasına bağlı El-Ucm vadisindeki Deyr el-Bahit'de mu­ hafaza edildiğini belirtmektedir. Yi ne onların anlattıklarına göre 9

Rabino, Mazandaran a n d Astaraba d, s. l 1 - 1 3 .

lO

Age . ,

s.

13.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

218

vaktiyle eledeleri Irak'ta n muhaceret etmişlerdir ve Zuğbiler Ad­ nan oğullarından Zağb b . Malik b . Buhte b. Selim b . Mansur b . Kays b . Aylan'ın çocuklarından türemişlerdir. D iğer yandan Ahm e d Ebu Havsa d a "Mucem e l -Aşai r e l ­ Filistiniyye" adlı eseri nde ilave bilgilerek vererek, çeşitli Arap ül­ kelerinde kolları bulu nan bu Zuğbi ailesinin kurucusunun adı­ nın Abdulkadir b . Musa b . Abdullah b . Cengi Dost el-Hüseyni olduğu n u , Taberistan ötesindeki G ilan'da doğup gençte yaşta , H. 488 yıl ı nda Bağdat'a göç ettiğini ve orada Hicri 56 1 yılında öldü­ ğün ü , Kacliri veya Ceylan! tarikatının kurucusu olduğu n u , ken­ disine G eylani veya Kiylani veya Halili dendiği n i , 27'si erkek ol­ mak üzere kırk dokuz çocuğunun bulunduğunu anlatmaktadır. Aynı yazarı n eserinde Kehhale'nin "MCıcem Kabai l i 'l Arab" adlı ki ­ tabından naklen, Zuğbil erin kendilerinin Abdulkadir Keylani'nin soyundan geldiklerini belirttikleri, bununla ilgili huccetin Irak'ta muha faza edildiği , bir kolu Akka'ya gelen bu aile fertlerinin Cezzar Ahme t Paşa'nın soğ kolu old ukları ve Paşa'nın aile reisi İbrahim ez-Zuğbi'ye ve çocuklarına 1 80 lira maaş bağladığı , fa­ kat Türklerin Filistin'den ayrılmasından sonra maaşın kesildiği aktarılmaktadır. 1 1 G ö rü l d üğ ü gib i , Arapların iddiası Abdulkadir G eylani'ni n Arap asıl lı olduğu yönünde ; fakat Kürelleri n iddialarının b i r mes­ nedi olmadığı anlaşıl dığına ve bizzat Şeyh Abdulkaclir Arapçanın ana dili olmadığını belirttiğine göre , geriye iki ihtimal kalıyor: Ya Şeyh Abdulkad ir anne ve babası zaman içinde ana dillerini Farsçayla değiştirmişlerdir, ya da bu aile Deylem'in e tnik men­ subiyeti tespit edilemeyen ve Milat öncesinden kalan bir halkın bakiyelerindendir.

ll

EI-Medi tıe el-Aiıba riyy c

20 1 1 ) .

gazetesinin internet sitesinde (erişim tarihi, 2 5 . 0 1 .


XVI I . DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

Orta Asya'daki Tae ikieri "kuzen" kabul eden siyası Kürdcüle­ rin hemen yanı başlarındaki Dürzileri sahipsiz bırakmaları düşü­ nülemezdi . Ve öyl e de oldu . Sonunda ağırlık kesimi Lübnan'da yaşayan Dürzileri de Kürd asıllı ilan ettiler. Dürzılerden bugüne kadar Kürd ilan edilme konusunda herhangi bir tepki gösterme­ dikleri göz önünde tutulursa , herhalde ya bu iddiayı duymamış­ lardır, ya da duyup "kafayı yemiş bunla r ! " diyerek gülüp geçmiş­ lerdir. Çünkü Dürziler kendilerini Fenike kökenli ve Arap kökenli kabul etmek ikilemi arasında bocalarken, Kürd oldukları şeklin­ deki tuhaf bir iddiaya kulak kabartmaları mümkün değil. Siyasi Kürdcülerin Dürzilerin Kürd oldukları şeklindeki iddia­ ları, bazı Avrupalı tarihçilerin bu topluluğun mezhep ve inançları­ nın Mazdekilerin inançlarıyla benzerlik arz etmesi, Mazdekilerinse İran kökenli olması sebebiyl e , muhtemelen bunların Medlerden veya Perslerden geriye kalan bir topluluk olduğu , Medlerin peşi­ nen Kürdlerin atası kabul edilmesi h asebiyle Dürzılerin de ancak Kürd olabilecekleri düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü o nlara göre Medlerin Kürdlerin ataları oldukları adeta labora­ tuar testleriyle ispat edilmiş kesin bir vakıadır. Eski islami kay­ naklarda Dürz!ler hakkında herhangi bir kayda rastlanmadığına ve Batıl ılar da - yeri geldiğinde - üstat kabul edildiklerine göre , elbette bir iki tarihçinin ortaya attığı bir faraziye siyası Kürdçü­ ler için bulunmaz bir dayanak noktasıydı. Günümüzde tüm dünyada yaklaşık 3 5 0 bin nüfusları olduğu sanılan Dürzilerin kökeni konusunda Med veya Pers asıllı olabi­ l ecekleri iddiasından başka , Tevrat'ın I. Krallar kitabı 5 : 6'da sözü edilen ve Süleyman Tapınağı'nın yapımı sırasında Lübnan dağla-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

220

rından kereste sağlayan Saydalı işçileri n soyundan geldikleri şek­ linde bir iddia da mevcut. Bu rivayete inanan bazı Dürziler, ken­ dilerini sözü edilen arınancı Saydalıların torunları sayarlar. Bir diğer görüş Arap kökenli oldukları , fakat Yem e n'deki Süryani asıllı Arapların soyundan geldikleri şeklinde . Rivayete göre de­ deleri büyük bir sel felaketinden sonra topraklarını bırakı p ku­ zeye göç etmiş, İslam'ın yayılmasından sonra Müslümanlığı ka­ bul ederek Lübnan'ın dağlık bölgelerine yerleşmişlerdir. Önce Dürziler kimdir, kelime nereden gelmektedir ve Dürzi:'nin anlamı nedir; tarihleri , itikatları nelerdir bunlar üzerinde kısaca durmaya çalışalı m . Dürz1: kelimesinden başlayal ım. Bu kelimenin nereden geldiği konusunda farklı görüşler var. a) Dürzı kelimesi, Kont Robert Dreux'den dolayı "Dreux" ile ilişkilidir. Dürzilerin aslını Franklara bağlayan eski bir rivayete göre X I I . Yüzyılda Suriye'de kalıp ülkelerine dönemeyen Haçlı­ lar, Müslümanların sıkıştı rması üzerine Dreux kontu Robert'in kamutasında dağlara çekil mişler; yerlilerle evlenmişler ve Müs­ lümanlar arasında bir Hıristiyan cemaati oluşturarak, Dreux ke­ limesinin bozulmuş şekli "Dürz1:" adını almışlardır. 1 b) Fatımı halifesi Hakim Biemrillah'ın Hıristiyan vezirlerin­ den Derezı adlı birinin, Hakim'in hutbelerde Allah'ın adını çıkar­ tarak kendi adını oku tınası üzerine çıkan halk isyanı sırasında Lübnan'a kaçıp saklanan ve orada kendi mezhebini kuran kişi­ nin adına nispetle bu cemaate mensup kişilere " Dürzi" denildi . 2 Runciman'ı n Derezl şeklinde verdiği kelimeyi başka kaynaklar N uştekin ed-Derezi olarak vermektedirler ki, muhtemelen doğ­ rusu budur. Halife Hakim Biemrillah'ın gerçek kimliği tartışmalıdır. Kimine göre Hıristiyan bir anne babanın çocuğudur ve Hıristiyandır;3 kiŞihabeddin Tekirdağ, Dürziler, İA, 4/666. 2

Steven Runciman, Haçl ı Seferleri Tarih i , 1/28.

3

Age . ,

s.

27.


DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

22 1

mine göre ise kendini gizleyen bir Yahudidir.4 Aslında onun kim olduğu bizim konumuz değil. Zaten attığı temel tamamen batıl ve çürük bir temel olduğu için , onun aslen Müslüman bir anne babanın çocuğu olduğu zaten düşünülemez. Bu Hakim Biemrillah , ki asıl adı Ebü Ali el-Mansur b . El-Aziz Billah b. El-Muizz Lidinillah idi , tam bir sapık , aklının birkaç çi­ visi düşmüş bir adamdı . Belli bir dönem Hıristiyanlara ve Yahu­ dilere baskı yaptı. Bizans imparatorunun tüm uyarılarına rağmen 1 004- 1 0 1 4 yılları arasında tüm Hıristiyan ve Yahudi ibadethane­ lerini ya yağmalattırdı, ya kapattı ve mallarını müsadere etti , ya da yaktırıp yıktırdı . Ayrıca yıktırmadıklarının damları üzerine de camiler inşa ettirdi. Bu aşırı baskılar karşısında Hıristiyan ve Yahudi cemaatleri toplu olarak, fakat yalnızca görünüş itibariyle Müslümanlığı kabul ettiler. Tüm bu yaptıklarına rağmen Hakim Biemrillah Hıristiyan ve Yahudi vezirler istihdam etm e yi de bı­ rakmıyordu . Sonra ne olduğu tam bilinmemekle birlikte , bir gün Hakim Biemrillah sanki kafasına odun düşmüş gibi birden doksan derece ters dönerek Hıristiyan ve Yahudilere serbesti tanıdı . Mü­ sadere edilen mallarını ve tapınaklarını geri verdi. Yıkılan kilise­ leri tamir ettirdi ve arkasından bü tün kinini Müslümanlara karşı kusmaya başladı. Kendisinde uluhiyet sı fatları bulunduğunu ileri sürdü ve kısa süre sonra da kendini Tanrı olarak ilan etti. Onun kafasına bu fikirl eri kimin soktuğu konusu çözülmüş deği l . Ama zaten yukarıda anlattığımız davranışlarından onun aklı dengesi­ nin yerinde olmadığını anlamak zor olmasa gerektir. Hakim Biemrillah adlı sapığın Hıristiyan ve Yahudi vezirlerinin güdümü nde adeta bir kuklaya dönmesinden sonra daha önce dini takibat sebebiyle Bizans , Nubia ve Habeşistan'a göç eden Hıristi­ yanlar ve Yahudiler geri döndüler. D r. Hasen İbrahim , 1 020 yılı­ nın sonlarına doğru yalnızca bir günele yedi bin Yahudi'nin tek­ rar eski dinine döndüğünü kaycletmekteclir. 5 Daha önce Hal i fe Aziz Billah'ı avuçlannın içine alan Hıristiyan ve Yahudilerin et4

L.N. Gumilev, Hazar Çevresinde Bin Yıl,

5

Mahmut Nana, Yahudi Tarihi,

s.

567.

s.

3 1 1 -3 1 2.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

222

kin olduğu günlerde bir vatandaşı n halifeye yaklaşarak "Yahudi­ leri Münşi , Hıristiyanları İsa b. N estures'le yücelten , Müslüman­ ları senin vasıtanla zelil kılan kişiye . . " diye başlayan bir dilekçe sunmaya cür'et ettiğine göre , çılgın Hakim Biemrillah döneminde Hıristiyan ve Yahudi vezirlerin ülkeyi ne hale getirdiğini, Müs­ lümanları nasıl zavallı duruma düşürdüklerini Mısırlı şair ibnu'l Bevvab'ın şu dizelerinden daha güzel ne anlatabili r?

Bir devir hi, adı devr-i Yahudi Para onda, şöhret onda, şan onda; Vezir de onlardan padişah da, Demedim mi a Mısırlı ben sana: Yahudi ol, Yahudi ol, Yahudi ! Felelı bile Yahudi, görmedin mi ?6 Fakat tüm bu şeraitte dahi cam ilerde okunan hutbede Allah'ın adının çıkarılıp yerine manyak Hakim Biemrillah'ın adının okun­ ması halkı n galeyana gelmesi için yeterli oldu . Bu kargaşa esna­ sında Hakim'in vezirlerinden N uştekin ed-Derezf kaçıp Lübnan'da saklandı . Bununla birlikte bu mezhebin asıl kurucusu Hamza b. Ali b. Muhammed ez-Zevzen!'dir ki, Hicrı 408 yılında Hakim Biemrillah'ın tanrılığını ilan eden de odur. Dü rzı akidesinin temel eserlerini yazan da aynı kişidir ve Müslümanlar nazarında Hz. Mu­ hammed ne ise , Dürzller nazarında da Hamza b . Ali aynı şeydir.H Daha sonrasında Hamza b . Ali ve N uştekin ed-Derezı hakkında başka bir bilgiye rastlanmadığına göre , muhtemelen bu ikisi aynı kişi olarak düşünülürse de, Şihabeddin Tekirdağ aynı görüşte de­ ğildir. Kaynaklarda hem Hamza b . Ali'nin, hem de N uştekin ed­ Derez!'nin Mısır doğumlu olduğu belirtilmektedir. Belki de N uş6

7

Age . , 568. Nuştekin veya Nuştegin tarih kitaplarında eskiden beri Anuştegin şeklinde de geçmektedir.

8

www. a l-q.com


DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

223

tekin ed-Derezi , Hamza b . Ali'nin künyesiydi . Ancak, N uştekin künyesini alması bu şahsın kimliği konusunda bir takım şüphe­ ler uyandırmaktadır. Bilindiği gibi N uştekin, Gazneli Mah mud'un başkumandanlarından birinin de adıyd ı . Daha sonra da Türk ku­ mandanlar arasında N uştekin adını kullananlar vardır. Eğer bir tesadüf veya gıbta eseri değilse, muhtemelen bu N uştekin Türk asıllıydı . Tekin veya tegin Türkçe b i r unvan adıdır, ama N uş'un ne anlama geldiğini şahsen ben bilmiyo rum. Her ne ise , N uştekin'in e tnik mensubiyeti bizi fazla da ilgilen­ dirmiyor. isyandan sonra Hakim Bieınrillah'ın akıbeti hakkında da bir bilgi yoktur. Kimi kaynaklarda i syan sı rasında kız kardeşi tara fından öldürüldüğü belirtilmektedir. Fakat akıbetinin kesin­ leşmemiş olması Dürz!lerde onun gerektiği zaman geri dö neceği inancını doğu rınuştur.9 Günümüzde bu topluluğun dini ve siyasi önderleri Kemal Can­ bolat, Velid Canbolat, Necib es-Asravi, Andan Beşir Reşid ve Sami Mekari m'di r. Meşhur şarkıcı Ferid el-Atraş da Dürzılerdencl ir. Dürz!lerin inançlarını kısaca özetlersek: a) Hakim Bieınrillah tanrı dır; öl memişti r ve bir gün dönecek­ tir diye inanırlar (Mesih inancının bir tür kopyası) . b) Onlara göre tüm peygamberler ve rasuller ibl istir (Behaferid'in öğretisi) . c) Tüm di nleri n mensupları na ve özellikl e de Müslümanlara karşı kin besl er; onların kanını akıtınayı, ınalları nı kal dırmayı ve aldatmayı helal sayarlar. d) Ken d i elinlerine göre geçmiş dinlerdeki her türlü inanç ve kural nesheclil ın iştir (kaldırılmıştır) ; İslam el i n i n in tüm ku ral­ ları geçersizeli r. e) Bazı dini önderleri köklerinin Hindistan'tan olduğu iddia­ sıyla hac için Hindistan'a gitmiştir ve gitmektedir (Bazı İsmail!ler de böyl e yaparlar) . 9

Graefe, islam Ans. Hakim maddesi.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

224

D Reenkarnasyona inanırlar ve ödül veya azabın ruhun ait olduğu cesetten daha iyi veya daha kötü bir cesede geçmesine gö re olacağı nı kabul ederler (Hint ve Mecusl ilikadından esin­ lenme) . g) O nlara göre öbür dünyada cennet, cehennem , ödül ve ceza diye bir şey yoktur (Yahudi i likadıyla ortak bir yön) . h) Kur'an-ı Kerim'i i nkar eder ve onun Selman- ı Farisı'nin uydu rması old uğunu söylerler. Kendilerin özel ismi olan bir ki­ tapları vardır. i) Kendilerini çok eski bir kökene, hem Mısır firavunlarına, hem de Hintli filozofların soyuna dayandındar (kafaları karışık) . j ) Takvimleri Hamza'nın Hakim'i n tanrılığını ilan ettiği Hicri 408 yılından başlar. k) Kıyamet, kendilerini Kabe'yi yıkmaya , Müslümanları ve Hı­ ristiyanları tüm yeryüzünden kazımaya sevk edecek olan Hakim'in dönüşü demektir ki, onun dönüşüyle birlikte tü m dünyaya son­ suza dek sahip olacak, Müslümanl ardan cizye alacak ve onlara aşağılık bir hayatı tattıracaklardır (Yahudi Mehdi inancıyla pa­ ralellik) . 1) Hakim'in Hamza , İsmail , M uhammed el-Kelime, Ebu'l Hayr ve Beha adında beş peygamber göndereliğine inanırlar. m) Dış evliliği, kendilerinden olmayanlara sadaka verilmesini , onlara yardım e tmeyi yasakla rlar; çok evlilik yasak olduğu gibi , boşanan bir kadının kocasına geri dönmesi ele yasaktır. n ) Kimse onların elinine giremez; elinlerinden olan biri de asla başka bi r eline geçemez . 10 Ayrıca o nlara göre tanrıları olan kiş i , bağımsız düşünceyi (el­ akl el-külli) yaratmı ş , o n u n vası tasıyla özgür ruh ( en-nefs el­ külliyye) bulunmuş ve ondan da mahlukat türemiştir. Sahabe - i k i ra m i ç i n s e s o n d erece ağır sözler sarf e d e rl e r. Buna göre Ebü Bekr'in adı " fahişe" , Ömer'in adı " m ün kir" yani kafird ir. 10

www.al-q.com


DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

225

Takiyye ve inancını gizle m ek caizdir. B u yüzden pek çoğu kendini Müslüman diye tanı tır ve "muvahhidi" yani " tüm Müs­ lümanları birleştirici" olarak takd i m ederl e r. Ama hakimiyet­ leri al tında bulunan bölgelerde bir tek cami yoktur. Uydukları imam olan Hamza da her zaman aynı kalıp ta durmaz . Bir za­ man Hakkın Mesihi, bir zaman Süleyman b . Davud, bir zaman Şuayb ve Pisagor olmuştur. 1 1 Hatta Hz. Muhammed bile odur ve Muhammed zamanının Hamzası Selman-ı Farisi'dir; Kur'an as­ lında Selman-ı Farisi'ye inmiş, fakat Muhammed ondan almıştır. İnançlarını kendi araları nda sır gibi saklayıp gizliliğe aşırı önem verirler. Bilmeyenlere söylemedikleri gibi , kemale ermemiş bir Dürzi'ye dahi söylemezler. Bir Dürzi: , ancak kırk yaşına geldikten sonra dinini öğrene­ bilir. Çünkü kırk yaşından önce olgun yani dini akla sahip bir kişi değildir. 1 2 Ahmed Cevdet Paşa'nın naklettiğine göre tenasuha inandık­ ları için kendilerinin evl iya saydıkları ileri gelen ikal den (yani akillerden) biri ölürse Ruh'u Çin'e gidip o rada bi r kalıba girer­ miş ve bu yüzden Çin dağlarında kendilerinin güya çok velileri varmış. Hakim'e kadar 3 40 milyon sene geçmiştir ve Hakim'in zamanı kıyamet zamanıdır diyerek Çin'den Yecüc-Mecüc'ün gel­ mesini beklerler vs . . 13 Konumuz Dürzllerin inançları değil , e tnisiteleri olduğu için ilikatları üzerinde daha fazla durmayacağız. Dürzıler üzerinde özellikle Arap ülkelerinde pek çok araş­ tırma yapıl mıştır. Ve elbe tte onların da bir tarihi vardır. Türkiye'de Dürzller üzerinde yazılıp çizilenler yok elenecek noktadaclır. Çünkü hem gö rüş alanımız cl ışındaclırlar, hem de yaşadıkları küçük bir toprak parçası ve dikkate değer olmayan n ü fuslarıyla Türk oku­ yucusunun ilgisini çeken bir topluluk değildirler. Osmanl ı imll

Ahıneu Cevdet Paşa, Ta ri lı-i Cevdet , l /27H.

12

www.al- q .com

l3

Ttırilı- i Cevdet. l / 1 8 1 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

226

paratariuğu döneminde zaman zaman isyan ederek çatışmalara girmeleri hasebiyle küçük çaplı da olsa baş ağrısı olmuşlarsa da , o toprakların elimizden çıkmasından s o n ra T ü rkiye'de kimse Dürzilerle ilgilenmemiştir ve ilgilenmeleri için bir sebep de yok­ tur. Bununla birlikte dilimizde "dürzü" şeklinde argo bir kelime kalmıştır. Genel anlamda "pezevenk" ve "kodoş" manasında kulla­ nılan bu kelime, mecazi anlamda sözüne güvenilmeyen , sahtekar vs . manası da i fade eder. Tarihleri

Dü rziler, Vadiu't-Teym , Sayda, Beyrut ve Şam'da hızlı bir şe­ kilde yayıldıkta n sonra , adı geçen bölgede yaşayanlara D ü rzi, Vadiu't-Tey m civarındaki Hermon dağına da Cebel-i Dür üz (Dürzi dağı) adı verilmiştir. Ancak aynı bölgede, özellikle Haçlı Sefer­ leri sırasında faal olan Alamut İsmailileri ( N i zariler) ile Dürzil er arasındaki ilişkileri tespit etmek güçtür. Gerçi bu iki grubun za­ man zaman birbirleriyle çatışmaya gi rmelerinin yanı sıra , Müslü­ manlara karşı Haçlıların yanında yer aldıklarını , fakat gü n gelip Haçlılarla çatışmalara girdikleri bilinmekted i r. 1 4 Faka t özellikle Suriye'de yaşayan Dü rziler, Hakim Biemrillah'ın tanrılığı nı redde­ den Nusayrilerin propagandaları karşısında hayli sarsılmışlardır ki, Haben'in ö tesine geçernemelerinde bu propagandaların rolü olmuştur. Ama pek çok Dürzi aile kuzeye göç ederek Havran'ı is­ tila etmeye başlamış; Mutavile aşireti ve Nusayrilerle ters düşme­ leri sebebiyle pek çok Sünni Müsl ümanı da katletmişlerdir. Onla­ rı n bu isyanı Memluklar tara fından şiddetle bastırı l m ış , Havran'a kaçamayanlar kılıçtan geçirilmiş, ama bu işten en karlı çıkanlar Maraniler olmuştur. Çünkü Memlukların yani Kıpçakların katl i ­ a m a girişmeleri sonucunda Mutavile, Nusayri ve Dürzller mü tte­ fik olmuşlarsa da, sürgün ve tenkil hareketleri sonucunda çoğu Kasravan şehrini terk edi nce , buralar Maranil erin eline geçti . XIV ve XV Yüzyılda Memluklara , XV I . Yüzyılda ise Osmanl ı­ lara tabi olan Dürziler l . Fahreddin Korkmaz idaresinde oldukça l4

Şihabeddin Tekindağ, Dürziler, İA, 4/667-68.


DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

227

önem kazandılar. Daha sonrasında Arap Maan oğulları Dürzi:ler üzerinde etkili olmaya başladılar; fakat onların kendi aralarında ikiye bölün m eleri yani Kaysıler ve Yemenller arasındaki ihti­ laf Dürzlleri de ikiye böld ü . Bir kısmı Yemenileri n , diğer kısmı Kaysilerin tarafını tuttu . Bu parçalanmışlık Osmanlılarla Memluk­ lar arasındaki Mercidabık savaşında da sürdü ve batı tarafındaki Buhturlar Memlukların yanında yer alırke n , Şuflu olan Maanlar Şam naibi Gazali'yle birlikte hareket ederek Osmanlı saflarında yer aldılar. XVl . Yüzyıl sonlarına doğru Maronilerle Dürziler ara­ sında kanlı çatışmalar olmuştur. Dürzilerin tarihinde iki aile ö nemli rol oynamıştır. l . Maan oğulları : Bu aile köken itibariyle Emin Maan b. Rabia'ya bağlanır ki , asıl vatanları N ecd ve Diyar Rabia idi . Maan'ın ba­ basın ı n adı Eyyup'tu ve Arap Eyyubileri temsil ediyordu. 15 Daha sonra Maan'ın Haleb'e muhacere t edip yerleştiğini, oğlu I. Falı­ reddin zamanında Dürzilerin faal oldukları n ı , onun l 5 1 5'deki Mercidabı k savaşı sırasında Kansu Gavri'nin safından kaçıp Ya­ vuz Sul tan Selim'e sığındığını ve Osmanl ı saflarında yer aldığını görüyo ruz . Fahreddin'den sonra Dürzileri n başına oğlu Korkmaz geçti. Korkmaz'dan sonra başa geçen oğlu l l . Fahreddin'in Osman­ l ıların sıkıştı rması üzerine İ talya'ya sığındığını, Flo ransa'da Me­ dici ailesi n i n ın İsafiri olduğu nu ve Beynı t limanlarını İ talyan ge­ milerine açtığı nı biliyoruz . Fahreddin'in ölümüyl e birlikte Maan oğulları nın yıldızı da sönmüş; Cebel-i Lüb nan'da haki miyet Ma­ anların rakibi Kaysilerin yani Şihabilerin eline geçmiştir. I I . Şihabiler. Bu aile soyunu Şihab lakabı taşıyan Malik b. El­ Haris b. Hişam el-Mahzumi el-Karşi el-Cazi'ye bağlar. Halife Ömer zamanında Hicaz'dan muhaceret ederek Havran'a yerleşen Malik, l l 6 l 'de Munkız'ın idaresi altında Vadiu't-Teym'e göçmüş ve Haç­ lılara karşı savaşmış tır. 1 6 Ayn Dara savaşından sonra Cebel-i Dürüz'un feodal yapısında da değişikl er oldu. Şihabilerden Emir Haydar Yem e nilerin muha15

Aynı yerde.

16

Aynı yerde.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

2 28

lefe tini kırmış, batı kesimde o turan Arslan ailesi el-Şufayfat üze­ rindeki hakimiyetini Talmuk Kaysileriyle paylaşmak zorunda kal­ mıştır. Olayların bundan sonraki kısmı bizi fazla ilgilendirmiyor. İsteyenler Ahme t Cevdet Paşa'nın eserinden bu olayları detaylı o larak takip edebilirler. Fakat burada iki isim bizim dikkatimizi çekmektedir. Birincisi Malik adında yer alan el-Karşi el-Cazi , diğeri ise Yenıenilerden olan Arslan ailesinin ismidir. Bilindiği gibi arslan veya aslan ke­ l imesi Farsça veya Arapça deği l , Türkçedir. Bu kelimenin Arslan ailesine nereden geldiği araştırılması gereken bir husustur. Ama asıl önemli olanı Hicaz'dan Haleb'e gelen Malik'in ismindeki el­ Karşi el- Cazi kelimeleridir. Bilindiği gibi Karş ı , O rta Asya'da Kaşkade rya'ya yakın bir şehrin adıdır. Cazi'ye gelince, Sulta n Alparslan'ın Kıfşak (Kıpçak) ve Cazi'ye karşı bir sefer düzenle­ diği kaynaklarda mevcu ttur. Ü nsüz "c" harfinin "y" harfine dö­ nüşmesi o naçağ Türk dil ve lehçelerine özgü bir durumdur ve bizim dikkat çekmek istediğimiz Cazi kelimesi de "Yazır" yerine kullanılan bir sözcüktür. Hatta Alparslan'ın Cazi-bey'in 30 bin kişilik ordusunu mağlup ettiği de bilinmektedirY Bu Karşi ke­ limesi " Mücemu'l Buldan"da da geçmektedir. Yakut'un verdiği bilgiye göre Humus sahillerinde bir köyün adıdır ve burada o tu­ ran Karşi oğullarının Kureyş kabilesinden olduğu 1 8 ileri sürülürse de, bu kesin bir bilgi değildir. Muhtemelen Kureyş ve Karşi ke­ limeleri arasındaki yakınlık böyle bir görüşün ortaya a tılmasına yol açmıştır. Cazi'nin bir yer adından gelip gelmediği konusunda söyleyebileceğimiz şey ise , mevcut kaynaklarda Arabistan'da ve H icaz'da " Caz" veya " Cazi'' adı taşıyan bir yerin bulun madığı­ dır. Bu Malik ailesinin kökeni konusunda kesin bilgimiz olma­ dığı için , Karşi ve Cazi kelimelerin den yola çıkarak bir hükümde bulunmak istemiyoru z ; ama bu konunun ciddi şekilde araştırıl­ ması gerektiği kanaatindeyiz . 17

S . G . Agacanov, Oğıızlaı; s . 360.

18

Yakut, Macem, 4/367.


DÜRZİLER DE KÜRDMÜŞ !

229

Tekrar konumuza dönelim . Bazı Kürdcü sitelerde Kürdlerden bir kolun Lübnan'a muhaceret edip , Dürziler arasına karıştıkları ve zamanla Dürzllerin Kürdleştiği, Velid Canbolat'ın da Kürd asıllı olduğunu çeşitli vesilelerle dile getirdiği şeklindeki iddia yalan­ dan başka bir şey değildir. Çünkü Dürziler, bir etnik kimlik değil, batını bir mezhep ve sapık bir dini akımdır. Mısır'dan kaçıp kur­ tulmayı başaran N uştekin ed-Derezl bölgeye geldiğinde zaten orada yaşayan bir halk vardı. Bunların bir kısmı Fenikeliler dönemin­ den kalan bakiyeler, geri kalanları Araplar ve Haçlı Seferleri'nden itibaren oraya yerleşip dönmeyen Hıristiyanlardır.


XVII I . ŞAiRLERiN PRENSi AHMET Ş EVKi KiMDi?

Mısır'ın ünlü şairi ve "Emiru'ş-Şuani" unvanı taşıyan kabih­ yet timsah Ahmet Şevki Kürd'tü iddiasına gelince ; Bu iddia önce Mehmed Emin Zeki Bey'in meşhur Kürd ve Kür­ distan Ünlüleri adlı eserinde ortaya atılmış, ondan sonra onun söyledikleri kayı tsız şartsız doğru kabul edildiği için bu ünlü şa­ irin Kürd olduğuna hükmedilmiş. Şu anda in ternette Ahmet Şevki'yle ilgili si tel er ikiye bölün­ müş durumda. Kürdler tarafından kurulan web sayfalarında i tti­ faken ve sanki tek kalemden çıkmış gibi şöyle deniliyor: "Ahmet Şevk i , babası ırak'ın Süleyman iye şehrinde doğmuş Kürd asıll ı biris i , annesi T ü rk asıllıdır. Ana tara fından ninesi Çerkes' dir . . . "

Küreller tarafından hazırlanan sitelerde aşağı yukarı tek bu­ labileceğiniz bilgi b u . Mehmed Emin Zeki Bey'in yukarıda adı verilen eserde nakle ttiği bilgilerin ise bazı kısımları bilerek çar­ pıtılmış. Güya Ahme t Şevki şöyle demiş : " Rahmetli babamdan duyduğuma göre aslımız Kürd'tür. Sonradan Arap'tır. Babam daha genç iken Kahire'ye gel miş. Arap ve Türk diliyle iyi yazılar yaz­ mış olan dedem (niye Kürdçe yazmamış acaba ? ) , Mehmet Ah Paşa'nın himayesine girdikten sonra her geçen gün yüksek gö­ revlere getirilmiş. Sait Paşa'nın sayesinde Mısır'da tüm gümrük idarelerinin başına geçmiş. Ölünce babama büyük bir servet bı­ rakmış. Ancak, babam bu serveti dağıtmış. Buna pişman olma­ dan kendi hayatını yaşamıştır. Ben de onun gölgesinde yaşıyor­ dum. Çünkü onun tek oğluydum . " 1 Kürd ve Kürdistan Ünlüleri, s . 57.


ŞAi RLERiN PRENSi AHMET ŞEVKi K i M D i ?

23 1

Verilen bu bilgilerin bir kısmı doğru , bir kısmı tamamen uy­ durma ve yalandan ibarettir. Bir başka sitede ise bir Arab'ın "Ahme t Şevki gerçekten Kürd müyd ü ? " sorusuna bir Kürd'ün verdiği cevap şöyl e : "Evet o bir Kürd'tü, babası Süleymaniyeli bir Kürd , annesi Türk'dür. " Bu sa­ tırlar pek çok sitede yer alan satırların aynısı . Şimdi de size Mısır'daki yarı resmi ve son derece ciddi bir si­ tenin Ahmet Şevki ile ilgili yazdıklarını aktaralım : "Ahmet Şevki 1 6 Eyl ül 1 8 70'de Kahire'de El-Hanefi semtinde dünyaya geldi . Babası Tü rh, annesi Yunan ası l l ıdıı: Anne tarafın­ dan ninesi Hidiv İsmail Paşa'nın sarayında hemşirelik yapıyor ; lüks ve rahat içinde yaşıyordu. Torununu yanına aldı v e o n u sa­ rayda büyü ttü. 14 yaşına geld iği nde Şeyh Salih'in medresesine başlayarak Kur'an'ın bir kısmını hıfzetti. Okuma ve yazmayı öğ­ rend i . Sonra ortaokula gitti . Çok başarılı olduğu için okul mas­ rafları okul idaresi tarafından karşılandı . Burayı bitirdikten sonra 1 885 yılında Hukuk Okulu'na girerek tercüme kısmına geçti. Bu arada şiirle uğraşmaya başladı . Hacası Muhammed el-Bisunl şiir­ lerini çok beğendiği için " C eride el-Vakai'il M ısrıyye" dergisinde yayınlattı. Hidiv'in huzuruna çıkardı . Okul u bitirdikten sonra Hidiv İsmail Paşa tarafından tahsilini sürdürmesi için Fransa'ya gönderildi. " 1 887'de Osmanl ı İmparatorluğu Yunanlılara karşı zafer ka­ zanınca " Sada'l Harb " (Savaş ı n Yankısı) adıyla uzun bir m e t­ hiye yazara k Osmanlı S u l tan ı n ı göklere çıkard ı . D a h a sonra Abdülhamid'in i t tihak ve Terakki tarafı ndan tahttan indirilmesi onu gözyaşlarına boğdu . " Osmanlı'yla ilgili yazdığı başka uzun bir kasidesinde şu beyti özellikle dikkat çekicidir:

Yeryüzü yetmedi onlara, dar geldi Ve gölıyüzün e gömdüler şehit lerini l . . .

"


232

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Daha sonraları J ön Türklerle işbirliği yaptığı için İngilizler ta­ rafından İspanya'ya sürgün edilen Ahmet Şevki , Sa'd Zağlul za­ manında 1 9 20'de Mısır'a geri dündü . Faka t bu defa hükümetin ve iktidarın yanında değil , halkın yanında yer alacak ; şiirlerini tamamıyla milli d uygularla , halkın hislerinin tercümanı olarak yazacaktı. Pek çok edip ve şair tarafından kendisine '' Emlru'ş-şuara" yani "Şairlerin Prensi" unvanı verilmiştir. Hatta meşhur Taha Hüseyn2 onun için "Arap dilinin tanıdığı en büyük kişi" demişti r. Ahmet Şevki , ölmeden önce yazdığı bir şiirinde

"istemem, taş koymayın mezanmın üstüne, Yetmedi mi bir ömür onları taşıdığım l "demektedir. Yukarıda bir Mısır web sayfasından aldığımız bilgilerin tekra­ rını pek çok sitede bu şekilde bulabilirsiniz .

A'lamu'ş-şi'r el-arabi'l-hadfs (Modern Arap Şiir Antoloj isi) adlı kitabın 3 7. sayfasında ise şöyle deniliyor: "Ahmet Şevki'nin anası Yunan (Rum) asıllı bir cariyeydi. Hidiv İsmail Paşa onu bir Türk'le evlendirdi. İşte Ahmet Şevki bu evliliğin ürünüdür. " Siyasi Kürdçülerin iddialarını bir noktada anlamak mümkün: Ezikliğin verdiği hissiya tla ona buna sahiplenmekte teselli ara­ manın bir tür dışavurum u . Eğer bir Türk'ün hazırladığı kitapta veya web sayfasında Ahme t Şevki'nin Türk olduğu iddia edil­ seydi , bunu da karşı tez olarak kabul etmek mümkündü. Hatta bir Iraklı veya Suriyeli onun Türk olduğunu iddia e tse, Kürdlerle Iraklılar ve Suriyeliler arasındaki sürtüşmeden dolayı tarafgir dav­ ranınakla suçlanmalan muhtemeldi . Ama Kürdler kim , Kürdis­ tan davası nedir, bu konularda bilgi sahibi bile olmayan Mısır­ lıların verdiği bilgileri doğru kabul etmek gerekir ve mantık da bunu gerektirir. Çünkü Ahmet Şevki aslen Arap olmadığına göre bir Mısırlı için onun Türk veya Kürd veya Yunanlı yahu t Çerkes olmasının ne farkı var ki? 2

"Kur'an'ı okurken bazen elime bir kırmızı kalem alıp gramer hatalannı düzel­ tesim geliyor" d iyen ahmak edip de bu Taha Hüseyn'dir.


ŞAi RLERiN PRENSi AHMET ŞEVKi KiMDi?

233

Şimdi dikkat etmişseniz iki tarafın iddialarında iki şahsın e tnik mensubiyeti bir birine taban tabana z ı t gösterilmektedir. Şöyle ki: Kürd'e göre babası : Kürd Arab'a göre babası : Türk Kürd'e göre anası : Türk Arab'a göre anası: Yunanlı (yani Rum ) . Peki b u durumda mevcut tezadı nasıl çözeceğiz? Tabii ki , biz­ zat Ahmet Şevki'nin kendi ifad esiyle : "Ben Arab' ı m , Türk'üm, Çerkes'im ve Yunanlıyım ! " Bir insanın, özellikle d e Ahmet Şevki gibi çok iyi eğitim gör­ müş, ömrünün önemli bir kısmını (bilhassa İspa nya'da sürgün hayatı yaşadığı günlerde) tarih kitapları okuyarak geçirmiş bir ki­ şinin e tnik mensubiyetini kendisi mi belirleyecek yoksa başka­ ları mı ? Eğer babası iddia edildiği gibi Kürd olsaydı , Ahmet Şevki bunu neden saklama ihtiyacı hissetsin ki? Üstelik Ahmet Şevki hakkında yazılan biyografilerde onun "Babam bir Türk , annem bir Yunanlı kadındı" dediği belirtilmektedir. Bununla birlikte anne tarafında Çerkeslik vardı . Ama hayır, siyası Kürdçülere göre Ahmet Şevki ken disiyle ilgili bilgileri kasıtlı olarak çarpıtmaktadır. Kürdçülerin bu iddiası , Ma­ cit Gürbüz'ün " Kaç PeKeKe'li Ölmüş Abe ? " kitabında Barzani'yle mülakatı sırasında Barzani'nin ona "Sen Lazsın da haberin yok ! " demesini hatırlatıyor. Aynı mantaliteyle hareket edilirs e , siyasi Kürdçülere göre de Mütenebbl'den sonra Arap şairlerinin prensi kabul edilen Ahmet Şevki aslında kendi etnik mensubiyetini bil­ meyecek kadar cahil v e kültürsüz bir insandı ! Elbette Ahmet Şevki yanlış yapmış. i nsan etnik mensubiyetini açıklamadan önce siyası Kürdçülere sormak, onlar izin verirlerse Kürd'ün dışında bir halka kendisini intisap ettirmek zorundadır. Ama siyası Kürdcülerin sözü evliya sözüdür. Onlar Ahmet Şevki Kürd'dür diyorlarsa, Kürd'dür !


XIX. VANİ MEHMET EFENDi DE Mİ KÜRD'DÜ?

Mehmed Emin Zeki Bey'in "Kürd ve Kürdistan Ünlüleri" adlı eserinde Van! Mehmed E fendi için hiçbir kaynak göstermeden "Van'ın Hoşab kasabasında doğdu . Osmanlı ordusunun Viyana kuşatması sırasında ordu vaizliğini yaptı . Bursa civarında Kestel'e sürüldükten sonra H. 1 096 (M. 1 68 5 ) yılında orada vefat etti . . . " diye başlayan ve Osmanlı Müdlifleri adlı eserden yapılan kısa bir alıntı bilgi den başka bir şey yok . 1 İsimlerini tek tek sıralamaya gerek görmediğimiz diğer Kürd ideologlarının da bu konuda söyledikleri söz yalnızca bir cüm­ ledir. Alman tarihçi Hammer ise Van! Mehmed Efendi için "alim , fakat mürai vaiz ve birçok katı naslarla ( dogmalarla) dolu tef­ sir eserlerinin yazarı " şeklinde kısa bir bilgi vermekle yetinir. 2 Hammer'in Yani E fendi'nin "mürai" olduğu kanaatine nasıl var­ dığını bilmiyoruz. Herhalde onun Türkçülüğü Hammer'in hoşuna gitmemiş olmal ı . Öbür türlü çağdaşı olmayan, yüzünü bile gör­ mediği bir kişinin karakteri hakkında bu şekilde konuşmak, an­ cak Hıristiyan! kinin dışavurumu olabilir. Van'ın eski adı Hoşab olan Güzelsu köyünde dünyaya gelen Yani Mehmed E fendi'nin doğum tarihi kesin olarak tespit edile­ memiş durumda . İsmail Hami Danişmend , Türklük Meseleleri adlı eserinde şöyle der: " Eski milletierin asırlarca yüreklerini titreten "Türk korkusu" , Mehmed Zeki Bey, Kürd ve Kürdistan Ünlüleri, 2

Hammer, Osmanlı Tarihi, 61426.

s.

308.


V ANi MEHMET EFENDi DE Mi KÜRD'DÜ?

235

o nların muhayyilelerini yüzlerce yıl Türk ırkının3 aleyhine işlet­ miş ve işte bu hayal faaliyeti o milletlerio m i toloj ilerinden başka tarihlerinde , folklorlarında ve hatta din memba.larında (kaynak­ larında) Türk tipine adeta bir uruacı şekli veren korkunç tasvir­ ler hasıl olmasına sebep olmuştur. "Bu akla sığmaz efsanelerin icadında en mühim rolleri oyna­ yanlar, m uhtelif devirlerde memleketlerin din adamlarıdır. Yani o mu taassıp dinciler, bir taraftan da ırkçılık ve milliyetçilik taas­ subu göstermişlerdir. Bunların en şaşılacak örnekleri eski Arap müfessirleriyle, şarihleri içinde gösterilebilir. Kur'an tefsir yahu t hadisi ş e r eden Arap alimleri d i n sahasında milliyet duygularına kapılmak zaafından bir türlü içtinab edememişler ve hemen her münasebetle Türk ırkının aleyhine okkalarla mürekkep sarf e t­ mekten ve hatta böyle yapabilmek için vesile ve münasebet ara­ maktan bile zevk almışlardı . Bu vaziyetin asıl tuhaf tarafı , Türk ırkının aleyhine uydurulan bu garazkar efsanelerin Arap med­ resesinden Türk medresesine geçmiş ve Osmanlı softaları ta­ rafından da asırlarca dini birer hakikat şeklinde tekrar edilip durmuş olmasıdır ! Eski İstanbul'un ulema sınıfı içinde Türk ol­ mayan unsurlara mensup zümrenin mühim bir yekün teşkil e t­ mesi tabii bir vaziyelin takarrür (yerleşmesi) ve devamında ih­ mal edilmeyecek bir amil sayılabilir.

" Osmanlı medresesinin tarihine bakarsanız , bu hale karşı mil­ liyet narnma isyan etmiş tek bir sima görürsünüz. Aşağıda nurani şahsiyelinden bahsedeceğimiz bu Anadolu Türk'ünün takdisi , milli bir vazife olan büyük ismini hemen anmakta vicdanı bir haz bu­ luyoru m : Yani M ehmed E fendi . . . " Türk ırkı aleyhin e islam'ın tefsir ilmine doldurulan Arap, Acem ve Yahudi hurafelerine karşı yüksek kültürüyle Türklüğü müdafaa eden ve Osmanlı medresesinde Türk ırkçılığı ile mil­ liyetçiliğine alemdar (sancaktar) olan bu büyük adam nihayet 3

Yazar burada "ırk" kelimesini yanlış kullanmıştır; belki Türk halkı demek isti­ yordu. Çünkü Türk ırkı diye bir ırk yoktur.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

236

Vahdet- islamiye'ye ( İslam birliğine) mugayir (zıt) bir kavmiyet (milliyetçilik) fikrine taraftar olmakla i tharn edilmiş ve .. onu is­ yan e ttiren e fsaneler, tabii o ndan sonra da Osmanlı medresesinde eski itibarını muhafaza etmiştir . "4 .

Brockdman'ın " Geschichte der Arabischen Litteratur" adlı ese­ rinde künyesi Muhammed ibn Bestam-u Hoşabi olan bu büyük alimin " Van! E fendi, Vankulu " lakabıyla meşhur olduğundan5 söz edilmekte ise de, Brockelman'ın ikisi de aynı köyden çıkan ve aynı adları taşıyan iki alimi birbiriyle karıştırdığı anlaşılmak­ tadır. Çünkü Vankulu 59 1 senesinde vefat e tmiştir ki, Yani Meh­ med E fendi ile onun arasında 93 yıllık bir zaman dilimi vardır. Van! Mehmed E fendi, IV Mehmed devrinde a teşli ve bilgi dolu vaazlanyla dikkat çekmiş; padişaha imam, şehzadelere ise hoca­ lık etmiştir. Viyana seferi sırasında ise ordu vaizliği göreviyle gö­ revlendirilmiş , fakat seferin başarısız geçmesi üzerine M erzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edilirken , kendisi de sürgünden kurtu­ lamaımş ve Bursa'nın Kestel köyüne gönderilmiş; orada bir cami yaptırmış ve vefa t e ttiği zaman da caminin girişine defnedilmiş­ tir. İstanbul'un Anadolu yakasındaki meşhur Vaniköy'ü o imar e ttiği içi n , semt onun adıyla anılmaya başlanmıştır. "İlk tahsilini Van'da tamamlayan Mehmed Efendi, doğunun belli başlı ilim merkezlerini dolaştı . Gence , Karabağ ve Tebriz gibi bazı beldelerde ilim tahsil etti. N O reddin Şi rvan!'den Halvetı: yolunun tasavvuf bilgilerini öğrenip kemale geldi. Daha çok tefsir, hadis, fıkıh ve tarih bilgileri üzerinde çalışa n , edebiyat ve belagatta yük­ selen M ehmed E fendi, Erzurum'a yerleşti . Camilerde vaaz ve na­ sihatler ederek, insanlara Allah tealanın emir ve yasakların ı bil­ dirdi . Erzurum'da bulunduğu sırada evlenip çoluk çocuk sahibi oldu. Sonra yetişen iki kızından birini talebderinden Şeyholislam Seyyid Feyzullah E fendi'ye, diğerini de, yine talebderinden Bursa Sultaniyesi müderrislerinden Mustafa E fendi'ye verdi . Bu damadı daha sonra "Vanidamadı" diye tanındı. 4

İsmail Hami Danişmend, Tii rldük Meseleleıi , s. 1 1 0- 1 1 l .

5

Age . , s . 1 33.


VANi M EHMET EFENDi DE Mi KÜRD 'DÜ?

237

Bilgisi ve hitabetiyl e , herkesin hayranlığına mazhar olan Meh­ med Efendi , Erzurum beylerbeyi Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa ile sohbet edip , nasihatlerde bulundu. Fazıl Ahmed Paşa'nın ba­ basının vefatı üzerine sadrazam tayin olunarak İstanbul'a çağrıl­ masından sonra , Mehmed E fendi'nin namı İstanbul'da da duyul­ maya başladı. Padişah Dördüncü Mehmed Han'ın emriyle İstanbul'a çağrıldı. Padişah hocası (Hünkar şeyhi) ve Yeni Camide ilk kürsü vaizi oldu . Şehzade Mustafa'nın da hocalığını yaptı . Padişah va­ izi olunca , şehzade Mustafa'n ı n terbiyesini , talebesi ve damadı Feyzullah E fendi'ye bıraktı. Padişah hocası olmasından dolayı "Şeyh Mehmed" namıyla anılmaya başlanan Mehmed Efendi'nin Yeni Cami kürsüsünden ettiği vaazlar, büyük itibar gördü. Züht ve takvası , dünyaya ehemmiyet vermeyip , Allah Teala'dan çok korkması, itibarını yükseltti. Vaaz ve nasihatl eri pek tesirli oldu . 1 665 senesinde bazı sahte tarika tçıların çığırdan çıka n , zaman zaman İslamiyet'in dışına taşan hal ve hareketleri nin durdurul­ ması için ferman çıkarttı. Ünlü Sahatay Sevi'yi tekmeleyen şeyhülislam da odu r ! Birçok in sa n ın gafletle T ü rk zannettiği meşhur Kamusu'l Alam'ın yazarı Arnavut kökenli Şemseddin Sami Fraşeri onun için " B aşka halklara karşı olan taassubuyla tan ı n ı r " 6 tabirini kullanırken, Bursalı Tahir bey dahi onu " Müslü manların kalp­ lerini birleştirme yolunda hizmet edemeye n , siyasetten anlamaz alimlerden" olmakla suçlamıştır. 7 Yani Mehmed Efendi'nin değişik eserleri arasında hiç şüphesiz en önemli olanı "Araisu'l- Kur'an" ( Kur'an'ın Gelinleri) adlı tefsi­ ridir. Değişik kütüphanelerde bazen altı , bazen yedi cil t halinde bul unan bu tefsir, bazı kişiler tarafından " ı rhçı bir Türh tarafın­ dan yazı lan ırhçı bir tefsir!" olarak nitelenmiştir. Şurasını belirtmek gerekir ki, Arap müfessirlerin yazdıkları tef­ sirlerin büyük bir çoğunluğu İsrailiyat ve Tevrat kaynaklı safsa6

Şeıns c ddin Sami, Kiimiısıı 'l-A 'lam.

7

isınail Hami Danişmend, age . , s. 1 34.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

238

talarla doludur. Arap ve Acem m ü fessirler, Kur'an'da sözü edilen Yecüc-Mecüc'le Türklerin kastedildiği konusunda neredeyse hem­ fikirdirler. Yani Mehmed E fendi ise bu konuda Arap tefsircilere şiddetle karşı çıkmakta , ayrıca Kur'an'da sözü edilen Zülkarneyn'le Oğuz-han'ın kastedildiğini ileri sürmektedir. "Türkler, Kur'an'da bahsi geçen Zülkarneyn'den maksat Oğuz Han olduğunu söylerler ki , bu hususta tereddüdü mucip olacak hiçbir nokta yoktur" diye söze başlayan Yani Mehmed E fend i , Arapların Yecüc-Mecüc'ü Türkleştirmelerine karşılık, onların dün­ yaya yayılmalarını engellemek için set çeken Zülkarneyn'i Türk­ leştirmekte , böylece Türklerle özdeşleştirilen Yecüc-Mecüc'ü Türk dairesinden çıkarmaktadır.8 Mamafih Zülkarneyn konusu ko­ laylıkla halledilebilecek bir konu değildir. Bu konuda pek çok fikir vardır ki , Biruni'nin El-Asar el-Baqiye (Maziden Kalanlar)9 adlı eserinde ileri sürdüğü görüşler dahi bir katiyet i fade e tme­ mektedir. Yani Mehmed Efendi'nin bazı ayetlerle ilgili yorumları da ol­ dukça dikkat çekicidir. Örneğin Tövbe süresindeki "Eğer siz em­

rolunduğunuz gazaya çı kmazsamz, Al lalı sizi şiddetli bir azap ile cezalandıracak ve sizin yerinize sizden olmayan baş ka bir havmi ge­ tirecehtir . . " şeklindeki 40. ayetle ilgili yorumu fevkalade önemlidir ve Yani Efendi, burada geçen "sizin yerinize sizden olmayan baş ha bir havim"den maksadın Türkler old uğunu savu nmaktadır. Su satırlar da ona aittir: "Hicretin 350 tarihi girdiğinde İsmailller denilen Rafızilere mensup mülhi tler, Mısır ve Suriye'yi istila etmişler ve Abbas! ha­ lifelerinden başka dünyanın bütün Müslüman hükümdarları Sii­ leşmişlerd i . Müslümanların kelime-i Tevhid üzerindeki ihtilafla­ rından isti fade eden Rumlar, islam ülkelerini istila ederek vaktiyle Müslümanların kendilerinden fethelmiş oldukları memleketleri istirdat edip Roha (Urfa) ve Melazcird (Malazgirt) havalisine ka8

Age. , s. 134- 1 35 .

9

Birünl'nin bu eseri Selengc yayınları arasında çıkmıştır.


V ANi MEHMET EFENDi DE Mİ KÜRD'DÜ?

239

dar dayanmışlardı; işte bunun üzerine Allah, Müslümanlara ni­ metlerini ibzal ederek (bolca vererek) fazl-u kereminden Türk­ leri İslam dinine ithal etti. " 1 0 Moğolları Türk kabul etmeyen Van! Mehmed E fendi, Türk­ lüğü de yalnızca Oğuz dairesine oturtma gayretindedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahından medresesin­ d eki muallimine, kürsüdeki vaizin e , soysuzlar mehtebi Enderun'a çöre h lenen anası belli babası yüz e l l i vezirl e ri n çocuklanndan ordu saflarındaki Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamayan dev­ şirme yeniçerilere kadar hainlerin kuşattığı bir imparatorlukta , Türklüğü savunmayı , bu uğurda kellesini kaybetmeyi göze alan bir kişiye sırf Van'da doğdu diye - sanki Van'da yalnızca Kürt­ ler varmış gibi , - Kürt damgası yapıştırılan Van! Mehmed E fendi böyle biriydi . Van'ın Hoşab (şimdiki Güzelsu) kasabası (daha önceleri köy idi) özellikle Mahmudluların yaşadığı bir yerleşim biri miydi. İzady, eserinde tüm Kürd kabile ve aşire tlerini saymaktadır, fakat bunlar arasında Mahmud! veya Mahmudlu adında bir Kürd aşireti yok­ tur. Halbuki Mahmudluların Oğuzların Beğdili , Avşar ve Bayındır boyları içinde yer alan oymaklardan olduğu bilinmektedir. 1 1 İşte Kürdçü ideologların hiçbir araştırma yapmada n , hiçbir belge ve delil ileri sürmeden isminin önüne " Kürd" keli mesi ya­ zarak kendilerine göre Kürdleştirdikl e ri Van! Mehmed E fendi böyle bir kişiydi !

lO ll

İsınail Hami Danişmend, age . , s. 1 38. Yusuf Halaçoğlu, Anadolu'da Aşiretleı; Cernaatler, Oyrnalllar, IV/1 6 1 5- 1 6.


XX. FUZÜLl HAKKINDA FUZULİ BİR iDDiA

Mehmed Emin Zeki Bey, daha önce adı verilen eserinde "Ki­ tabıma aldığım ünlülerin bir kısmının doğum yerlerine bakarak , Kürd olduklarını kabul edebilirdim . Fakat içimde milliyetleri hak­ kında u fak bir şüphe oluşanları almad ı m . Ancak , Kürdistan ' da doğup büyüyen ve Kürd ol mayan bazı em irlerle bilginleri bun­ lara ilave ettim. Örneğin ibni Cerir Taberi ' nin Tarihü'l Ü m em ve'l-Mülük a d l ı ki tabı nın l. cildinde Erdeşir Babekan'ın Kürcl ol­ duğu belirtil mektedir. Fakat şimdiye kadar bunun doğruluğunu ka nıtlayama d ı m . . " 1 diyor. .

Mehmed Emin bey her ne kadar böyle söylüyorsa da , örneğin Ebussuud'un Kl.ird olduğuna dair iddias ı n ı ileri sürerken, doğum yerini ön plana almakta ve bir de kendine göre çarpı ttığı Peçevi Tarihi ' ne atfen bir bilgiye istinat e tmektedir. Konuya neden "do­ ğum yerlerine bakarak" i baresiyle girdiğimizi biraz sonra anla­ yacaksını z . Çünkü Kürd ideologlar, Fuzüll hakkındaki iddiaları bir cümle ve hatta bir satırdan ibaret olmakla ve biri diğeri nelen alıntı yapmakla birlikte , muhtemelen şairin doğum yerini nazar-ı i tibare almışlardır veya alanların görüşlerine kanmışlarclır. Bununla birlikte Fuzüll ' nin a d ı Mehmed Emin Zeki bey ' in " Kl.i rd ve Kürdistan Ü nlüleri " adlı eserinele geçmez . Irak ' taki meş­ hur "G ilgameş" adlı si teele yer alan Kürcl meşhurları listesinele ele FuzülJ adı mevcut deği l . Demek ki , bu iki kaynak FuzülJ hak­ kındaki Kürcllük iddiasını Fuzuli bulm uşlardır. Mehmet Bayrak , İzady ve tab ii ki danalar danas ı , alimierin hurşid-i sipehr-i cihanı , Cemşid Bender üstad-ı azam ve benzerMe h med Emin Zeki Bey; Künl

ve

Künlistaıı

Onlüleri,

s.

1 O.


fUZÜLİ HAKKINDA FUZULİ BiR iDDiA

24 1

lerinin yarım ağızia "Fuzüli bir Kürd şairidir" ifadesine dayanarak Oğuzların Bayat boyundan olduğu kendi ifadesiyle sabit bulunan bir şairi Kürd yapmak bu kadar kolaysa , varsın öyle olsun ! Peki ki mdir bu Fuzüli? Kendi adı Mehmed, babasının adı Süleyman olduğu bilinme­ sine rağmen, hangi yılda ve nerede doğduğu tam olarak tespit edi­ l emeyen bu şairi n , Çağatay edebiyatı da dahil olmak üzere Türk edebiyatının bir çok sahalarında kuvvetli tesir ve nüfuzu mevcu t ol makla birlikte, onu Azeri ve Osmanlı edebiyatlarının müşterek bir şahsiyeti saymak gerekir. 2 Ebuzziya Tevfik, doğum tarihini hi çbir kaynak göstermeden 1 504 olarak verirse de, babasının Hille müftüsü olduğu kaydı gibi, bir kesi nl ik i fade etmemektedir. Tarihçi Ali onu Bağdat'l ı göste­ ri rke n , Kınal ızade Hille'l i , Riyazi ise şairin m eşhur kıtasına daya­ narak onun Kerbela doğumlu olduğunu ileri sürmektedirler. E . Berthels tara fı ndan da neşreclilen Arapça şiirleri arasında tesadüf olu nan lıeennelı lı i l l iyy ım ve ardıılı bab i l mısrasından Fuzüli'ni n Hille'de dünyaya geldiği hükmüne varılabili r. 3 Anlaşıldığı kada­ rıyla Fuzüli ömrünün büyük bir kısmını da Hille'de geçirmiştir. Muhtemelen Rus müsteşriki Krımsky başta olmak üzere , Cl . Huart ve Minorsky gibi bazı şarkiyatçıları n onu Kürd asıllı zan­ n e t melerinde tezkireci Sadıki'ni n şairi Bayat aşire t i n e mensup göstermesi önemli rol oynamıştır. Fuat Köprülü'ye göre bunun sebeb i , Hurşid E fendi'nin Rusça'ya da çevrilen " Seyahatname-i Hudüd" adlı eserinde Keyferi (şimdiki Kifri) ve Tuzbmmatı ci­ varındaki Küreller arasında4 Bayat adı nda bir kabileye de tesa­ düf edildiği şeklindeki kaydıdır. 5 Halbuki biraz sonra göreceği­ miz gibi , o bölgede Kürd kabil eleri arasında gösterilen oymağın adı Bayat değil Bayati'dir. Neden Bayali adını taşıd ıkları aşağıda 2

M . f: Köprülü , FuzCıli, iA, 4/686.

3

Agın . , s. 687.

4

1-lurşicl-Efcndi, Opisaııic Pııtcşcslviya po lıı l"elslw-pc,.siılslwy granils, 5.- Petc rs­

s

Köprülü, Fıızuli, iA, 4/686.

burg, 1877,

s.

1 93.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

242

izah edilecektir. Kaldı ki, ne Krımsky, ne de Huart ve Minorsky o bölgede hiç bulunmamışlardır ve dolayısıyla meseleye bakış­ ları sathl ve uzaktandır. Farsça divanının mukaddimesinde ve Hadikatu's-Suada'sında ana dilinin Türkçe olduğunu kesin bir dille belirten ve Osmanlı ve İran tezkirecileri tarafından Türklüğü hakkında en küçük bir şüphe bile gösterilmeyen şairin milliyeti hakkındaki bu şüpheye Kürd ideologların nereden kapıldıklarını anlamak mümkün de­ ğil . Şu çarpı tmaya dikkat ediniz . Mehmet Bayrak "Kürdoloj i Belge­ leri - ll" adlı eserinde şöyle diyor: "M. Fuad Köprü lü, şair Fuzuli

dolayısıy la yazdığı maddede "XVI. Ası ı-da tahsil ve terbiye görmüş Kürdler arasında Tü rh hültürü nün lmvvetli tesiri altında Türhçe şi­ irler yazan şairler yetişliğini " belirliyor. "6 Halbuki Köprülü öyl e demiyor: "XVI. Ası rda tahsil ve terbiye

görmüş Kü rdler arasında Türh hültü rünün kuvvetli tesiri altında Türhçe şii rler yazan şairler yetiştiğini msi. Aşı h Çelebi Tezhiresi'nden ve Billisli Şeref Han'ın Şerefnamesi 'nden öğreniyorsah da, Fuzu lf'nin bunlardan olmadığı ve eshi bir Oğuz habilesine mensup bulunduğu muhahhalaır. " Dikkat edilirse M . Bayrak'ın çarpı tması bu sözü Köprül ü'nün söylediği şeklinde, halbuki Köprülü bu ifadenin Aşık Çelebi ve Şeref Han'a ait olduğunu belirtmektedir. M . Bayrak devam ediyor: "Bilindiği gibi Osmanlı divan şiirinin yüzakı niteliğincieki Kürd kökenli şairlerinden Fuzuli, Nabi ve Nefi'nin bir çok eserleri de Farsçadı r. " 7 Büyük üstadımız Fuzüli Kürd demiş , aksi ne müm­ kün ! Acaba M. Bayrak'a Fuzüli'nin Kürd asıllı olduğuna dair ka­ nı tların nedir diye sorulsa , ne derdi merak ediyorum . Mevcut kayı tlardan Fuzüli'nin hayatını Hille-Kerbela-Bağdat civarında geçirdiği ve Irak-ı Arap sahasının dışına çıkmadığı an­ laşılıyor. Şairin ölümü hakkındaki muhtelif rivayetler arasında, 6

Mehmet Ba yrak,

7

Aynı yerde .

Kiiıdoloji Belgeleri, l l ,

s.

53.


FUZÜLİ HAKKINDA FUZULİ BİR iDDiA

243

hemşehrisi ve muasırı Bağdatlı Ahdi'nin verdiği malumat en doğ­ rusudur: Keçdi Fuzuli cümlesini onun vefat tarihi olarak göste­ ren Ahdi'ye göre şair 1 5 5 6 yılında Irak'ta çıkan bir taun salgını sırasında ölmüştü r.8 Konumuz olmadığı için onun mezhebi ve itikadı bizi ilgilendirmiyor. Fuzüli deyince akla ilk gelen elbette "Selam verdim rüşvet değil­ dir deyü almadılar" ile başlayan Şikayetnamesi, Leyla ile Mecnun'u , Su kasidesi ve Beng-ü Bade ile Hadikatü's-Suada'sı akla gelir. Eğer Fuzüli, siyasi Kürdçülerin iddia ettikleri gibi Kürd asıllı olmuş olsaydı , hayatı Hille-Kerbela-Bağdat üçgeni içinde geçen birinin şiirlerinde hem Azeri lehçesinin, hem de Çağatay Türk­ çesinin belirgin izleri ne rastlanmazdı. Çünkü Kürd asıllı olup da Türkçe'yi kendi bölgesindeki Türklerden öğrenmiş olsaydı , kul­ landığı dilin de Osmanlıların kullandığı Türkmen lehçesi olması gerekirdi. Halbuki Fuzüll'nin dilinde Osmanlı Türkçesinde rast­ lanmayan Çağatayca kelimelere de rastlanmaktadır. Örneğin:

Dasilar, men na le vü Jeryad hı lsam, ayb imes, Çerh-i bedmehrin elinden dad hı lsam, ayb imes, Kem diyanrı dil ara abad hı lsam, ayb imes, Bu bina birle cahilnda ad hı lsam, ayb i mes, Bir hadd-ı şümşad ü gülrühsarden ayrı lmışam. Ey dostlar! Ben ağlayıp, inlesem ayıp deği ldir Acımasız Jeleğin elinden sızlansam , yalnnsam ayıp deği ldi r Gam ü l lıesini gönlümü şenlendi rip, yad h ı lsam da ayıp deği ldiı: Bu binayla (bu iş le, bu ha­ lim le) dünyada ad, ün kazansam da ayıp deği ldir Çünkü ben şim­ şir boy lu, gül yanaklı bir güzelden ayrı lmışım. Bu dörtlükte geçen "kılmak" , "im es" gibi kelimeler yalnızca Türkistan Türkçesinde rastlanır. Osmanlı Türkl e rinde ise kıl-

8

Köprülü, Fuzıili, İA, 4/688.


244

KÜRDOLOJİ YALANLARI

mak kelimesi " namaz kılmak" gibi ifadelerde çok sınırlı olarak kullanılır. Diğer yandan Osmanlı Türkleri hiçbir zaman "çok" yerine " çoh" , "yok" yerine "yoh" kelimelerini kullanmamışlardır. Hal­ buki Fuzüll'de "k" yerine " h " ni n kullanılmasının örnekleri bir hayli fazladır. Örneğin:

Değer herdem vefasız çerh yayından mene bir oh, Kime şerh ey leyim kim, möhnet ü endüh ü derdün çoh, Sene kaldı mürüvvet, senden özge hiç kimsem yoh, Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, dövletli sultanım Bana vefası z feleğin yayından her an bin ok doğaı: Derdimin, ke­ derimin, sı kınlımın çok olduğunu kime açı hlayabi liri m ? İnsan lılı, iyi l i h, mertlilı sana haldı . Senden baş ha hiç himse yok Gözüm, ca­ mm, efendim, sevdiğim yüce sultanım. Halbuki Irak ve Suriye'de Türkçeyi çevresindeki Türklerden öğrenen Kürd şairlerinin şiirlerinde Hakani Türkçesinin ve Azeri lehçesinin izlerine rastlanmaz. Bu karine dahi Fuzüll'nin Türklerin Bayat boyundan olduğunu ispat için yeterlidir. Bayatlara gelin c e ; Bayat , Oğuz boylarından bir boydur Bozakların G ün-Han oğulları koluna bağlıdır. Oğuzların sağ kolunda bul unan Bayat boyu , ekseri Oğuz hanlarının çıktığı dört Bozok boyundan biri­ dir. Diğer Oğuz boyları gibi Sır-derya (Seyhun) nehri kıyılarında ve kuzeydeki bozkırlarda yaşayan Bayat boyu , İslamiyet'ten ön­ ceki tarihinde, Korku t A ta (Dede Korkut) ile temsil edilmiştir. Baya t boyundan Kara Hoca'nın oğlu Korkut Ata , akıllı , bilgili ve keramet sahibi bir insandı. "Ala atlı kiş tonlu" Kayı İnal Yavku ile ondan sonra gelen hükümdarlar devrinde çıkan birçok zor siyasi meseleler, Korkut Ata'nın dirayeti sayesinde halledilmiştir. .


FUZÜLf HAKKINDA FUZULİ BİR iDDiA

245

Diğer Oğuz boyları gibi, İslamiyet'i kabul eden Bayat boyunun bir kısmı, XI. Yüzyılda Selçuklu hükümdarları idaresinde , Hora­ san ve İran üzerinden Anadolu ve Suriye'ye geldiler. Anadolu'ya gelenlerin bir kısmı , uçlara yerleştiler. Bir kısmı ise göçebeliği bı­ rakarak, Batı ve Orta Anadolu'da köyler kurdular. Bu bölgelerde görülen ve bazısı günümüze kadar gelmiş olan yer adları , Bayat boyunun Anadolu'ya yerleştiği deviriere aittir. Orta Asya'da kalan , Bayat boyuna mensup bir kısım oymak­ lar ise , Xlll. Yüzyılda Moğol istilasırrdan kaçarak, Doğu Anadolu , Suriye ve lrak'a geldiler. XIV Yüzyılda Kuzey Suriye'de , Bozok kolunun Avşar ve Beğdili boylarıyla birlikte yaşadılar. Yaz ayla­ rında , yaylak olarak, Anadolu içlerine göçtüler. Bayatlılar günü­ müzde Musul, Bağdat arasındaki bulunan topraklarda otuz, kırk köy olarak Araplada beraber yaşamaktadırlar. Ayrıca Irak'ın ku­ zeyi , güneyi , batısı ve doğusunda bulunmaktadırlar. Çoğunluğu Kerkük, Musul , Erbil, Basra , Nasırıya, Divaniye'de yaşayan Ba­ yatların bazı ohaları General Kasım zamanında başlayan Araplaş­ tırma politikası ve aşırı takibat karşısında kendilerini Kürd olarak göstermişlerdir ki, büyük ihtimalle İzady'nin sözünü ettiği Bayali obası da bunlardandır. Selçuklu hanlarından Aksungur Buhari'nin Basra'daki yardımcısı Sungur Bayiıtf soyadını taşmaktaydı ve tah­ miniınce Kürd olarak takdim edilen Bayali obası onun sulhün­ den indiği için bu adla anılmaktadır. Beni şaşırtan husus, Hur­ şid E fendi'nin eserinin aynı sayfasında yer alan Kürd oymakları arasında gösterilen Kara Buga'nın9 İzady'nin ve diğer Kürd ideo­ logların Kürd aşiretleri listesinde neden bulunmadığıdır? Listede Bayali oymağından iki sıra önce zikredilen bu oymağın fark edil­ memesi, üstelik de ne idiğü belirsiz bir Osmanlı memurunun ka­ leminden yazılan ve pekala belge olarak kullanabilecek bir kay­ nağa rağmen, gerçekten düşündürücüdür. Bugün I rak'ta p ek çok Bayat oymağı , Kerkük , Tuzhurmatu, Kifri , Hanekin, Mandalı, Şahreba n , Kazaniya, Kızılarba t, Karağan 9

Hurşid Efendi, Seyahatname-i Hudud, s. 193.


246

KÜRDOLOJi YALANıARI

ve çevresi , Tavuk, Karatepe ve Musul yöresi Telafer, Muhalabiye , Reşidiye , Selimiye , Efgini, Aziziye , gibi Türklerin yoğun olduğu önemli şehirlerde, köylerde, ilçelerde yaşamaktadırlar. 1 0 Kuzey Suriye'de bulunan, Avşar ve Beğdili boylanyla birlikte 40 . 000 çadırdan fazla olan Türkmenlerin Bozok kolunu mey­ dana getiren Baya tlar, bazı siyasi hadiselere katıldılar. Büyük bir ihtimalle Dulkadiroğullan Beyliği'ni kurdular. Maraş ve Elbistan bölgesinin yeniden iskanına iştirak e ttiler. XV Yüzyılın başla­ rında , Kara Tatarlardan boşalan Yozgat ve komşu yörelerd e , Bo­ zak oymaklan yurt tu ttu . Bunlar arasında , kalabalık sayıda Ba­ yatlar da vardı. Bu Bayatlar, kışın Kuzey Suriye'ye gittikleri için , Şam Bayatı adını aldılar. Şam Bayatı'nın, bir kısım Akçalu (Ağ­ çolu) ve Akçakoyunlu (Ağçakoyunlu) boylarının kollarıyla bir­ likte , Kaçar boyunu teşkil ettiler. XV Yüzyılın sonlarına doğru Ku­ zey Azerbaycan'daki Gence yöresine giden Kaçarların bir kısmı , XVI I . Yüzyılın başlarında İran'ın Esterabad yöresine göç ettirildi . XVI l l . Yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, 1 925 senesine kadar İran'ı i dare eden Kaçar hanedanının, bu Kaçar koluna mensup olup Şam Bayatı'ndan çıkmış olması mümkündür. Bozok'ta (Yozga t ve civarı) kalan Şam Bayatı kolu ise , çiftçilik yaptığı arazide köyler kurarak, tamamen yerleşik hayata geçtiler. Bayatların önemli bir kolu da, XV Yüzyılın sonunda Akkoyunlu fethi üzeri ne, İran'a göç etti. Bunların bir kısmı Azerbaycan'da , önemli bir kısmı da Hemedan'ın güneydoğusundaki Kezzaz ve G irihrud yöresinele yerleşt i . Akkoyu nlu D e v l e ti'n i n yıkıl masında n s o n ra İ r a n ' a hakim olan Safeviierin hizmetind e , birçok Türkmen topluluğu gibi , önemli miktarda Baya t da vardı. Cins a tlar yetiştiren ve 1 0 . 000 çadırdan ibare t olan bu Bayatların beyleri , Şah Abbas tara fından Azerbaycan'daki sancaklara tayin edildi . Böylece , bu yörede ya­ şayan Bayatlar dağıldı. 10

Sadun Köprülü, www. biztürkmeniz.com.tr


FUZÜLİ HAKKINDA FUZULİ BİR iDDiA

247

Aynı yüzyılda Horasan'da N işabur bölgesinde de Bayatlar ya­ şıyordu . Ancak, bu Bayatların Türk olmayıp Moğol asıllı olduk­ ları anlaşıldı . Onlara , Kara Bayat adı verildi. Asıl Bayatları bun­ lardan ayırt e tmek içi n , Akbayat veya Özbayat denildi . XIX. Yüzyılın başlarında Akbayatla n n , Azerbaycan'da 5000 kişi , Tahran çevresinde 3000 kişi , Şiraz taraOarında 3000 kişi ol­ mak üzere üç kol halinde yaşadıkları tespit edildi. Karahayatlar ise N işabur dolaylarında o turuyorlardı. Suriye ve Doğu Anadolu'nun Osmanlı Devleti topraklarına ka­ tılmasından sonra, bir kısım Bayarlar da diğer Türkmenler gibi geleneksel göçebe hayatlarını sürdürdüler. Yerleşik hayata geçen­ ler de, köy hayatı içinde uzunca bir müddet yayiaya çıkma ge­ leneğini bırakmadılar. Faka t , Osmanlı toplum yapısı içinde kay­ naştılar. Boy adlarıyla anılmaz oldular. Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde, Kuzey Suriye'deki ana Bayat kolu , yirmi obadan meydana gelmişti . Fakat bu ohaların nü­ fusları fazla değildi. XV I . Yüzyıl ın ikinci yarısında boyun başında bulunan Bozca adl ı boy beyi ailesi , boy halkından birçok kimseyi de yanına alarak i ran'a gitti . Bunlar, orada Bozcalı adıyla anıldılar ve varlıklarını geçen yüzyıl ın sonlarına kadar korudular. Anadolu'da kalan Bayatlar, Pehlivanlı ve Reyhanlı gibi güçlü oymaklar olarak hayatlarını sürdürdüler. XVI I . Yüzyılda Bayat ohalarından çoğu Pehlivanlıları n , geri kalanları da Reyhanlıla­ rın e trafında toplandılar. Böylece , XVI I I . Yüzyılda Pehlivanlılar, 1 5 . 000 çadıra sahip güçlü bir oymak halinde Bozok'ta o turdular. Reyhanlılar ise 3000 çadıra yükselerek , yaz mevsimini Sivas'ın güneyindeki Yeni il'de, kışı da Amik Ovasında geçirdiler. XIX. Yüzyılda Pehlivanlıların çoğu , Yozgat-Ankara arasındaki yörede yerleştiler. Reyhanlılar ise 1 86 5 senesinde Amik Ovasında yer­ leştirildiler. Böylece, Reyhanlı kasabası meydana geldi . Bayat bo­ yunun Kuzu Güdenli oymağı, Kayseri'nin Bucakkışla (Akkışla) yöresinde toprağa bağlandı.


248

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Irak'ı n Kerkük bölgesinde yerleşmiş olan Bayatların , geçen yüzyılın başlarında, 2000 çadır kadar olduğu tespit edildi . Bu ba­ yatların , İran Bayatlarından olması muhtemeldir. Anadolu'nun Türk yurdu haline getirilmesinde ve İslamiyet'in yayılmasında büyük hizmetleri olan Bayat boyundan , büyük şah­ siyetler yetişti . Oğuz elinin büyük manevi şahsiye ti Dede Korkut ( Korkut Ata) , şair Fuzüll , Cem Sultan adına Osmanlı hanedanı­ nın eski atalarına dair Cam-ı Cem-Ayin adlı eseri yazan Mahmud oğlu Hasan , Bayat boyundan yetişen ünlü şahsiyetlerclir. Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Yusu f Halacoğlu'nun da ded iği gibi , "Fuzüli'yi Kürcl yapmak için , tüm Bayat boyunun da Kürcl yapılması" gerekir. Eğer Kürcl ideologlar bir ismin önüne Kürcl veya Arapça yazılıyorsa 'el-kürdl' kelimesini koyarak önemli kişileri Kürd yapmakla teselli buluyorlar ve komplekslerini tat­ min ediyorlarsa , varsın bilelikleri gibi yapsı nlar.


XXI . ZAZALAR VE KÜRD LER

Kürdlerin e tnik mensubiyeti hakkında çeşitli gö rüşler ve id­ dialar olduğu gib i , hiçbiri kesinlik i fade e tmese dahi , Zazalar hakkında da değişik görüşler var. Ö nce bu görüşleri kategorik olarak sıraladıktan sonra , konuya değişik açılardan yaklaşınayı deneyeli m .

l . Zazalar Türk kökenlidir; 2 . Zazalar Kürdlerin bir koludur; 3. Zazalar ne Türk'tür ne Kürd'tür; ayrı bir millettir, hem Türk­ lerden hem de Kürdlerden önce bu topraklardayd ılar. Bunlardan birinci görüşü savunanlar arasında Türk tarihçi ve araştırmacılar kadar, Hayri Başbuğ, Mahmut Rişvanoğl u , M . Se­ rif Fırat vs. gibi Zaza asıllı bazı kişiler, Zazaları Sakalardan inme olarak kabul ederler. ileri sürdükleri görüşler genellikle pek man­ tıksız değildir; ama kronolojik olarak Zazaların Anadolu'ya ne za­ man geldikleri veya ne zamandan beri bu topraklarda bulunduk­ ları konusu muğlaktır. Gerek dil ve gerekse antropolojik açıdan bir benzerlik bulun­ mamasına rağmen, kendilerine göre Kürdistan sınırları içinde bu­ lunduklarına göre Kürd olmaları gerekir mantığıyla hareket eden siyası Kürdçüleri n , hiçbir delil ileri sürmeden , tıpkı U rartular, Hattİ (Hitit)ler, Hurriler, G u tiler vs. hakkındaki iddiaları gibi bu iddialarının da inandırıcı bir tarafı yoktur. Ç ü nkü geçmişe yö­ nelik iddialar, tarihi belgeler ve arkeolajik verilerle desteklenme­ diği sürece, kuru iddialar olmaktan öte gidemez. Bununla b irlikte


250

KÜRDOLOJİ YALANLARI

özellikle genç kuşak Zazalann bazılarının bu i ddiaların etkisinde kaldıklan görülmektedir ki , bunda Vate Çalışma Grubu'nun faali­ yetlerinin etkili olduğu düşünülebilir. Örneğin kendisiyle görüştü­ ğüm yüksek lisans yapan bir Zaza genci , Kürdçeyi anlamadığım, Kürdlerin de kendisini anlamadıklarını, aynı bölgeyi paylaşmanın dışında ortak bir yanlarının bulunmadığı n ı , fakat yine de kendi­ sini Kü rd hissettiğini belirtmiş ve bana Vate Çalışma Grubu'nun sitesini tavsiye etmişti . Siteyi ziyare t ettiğimde , Deniz Gündüz ve Munzur Çem gibi bazı kişilerin öncülük ettiği bu akımın Kurınanç lehçesini tüm Kürdlerin ortak dili haline getirmek isteyen siyasi Kürdçülerin kontrolüne veya güdümüne girdiği kanaatine ulaş­ tım . Çünkü Zaza gençl erinin ve bazı Zazaki sitelerinin şiddetle karşı çıktığı Zazacanın Kürdçenin bir kolu olduğu görüşü, yaşlı kuşağın Kürd kelimesini ağzına bile almamasına rağmen, ısrarla dayatılmaktadır. Hatta bu grubun yayınladığı Türkçe-Kırmancca (Zazaca) Sözlük'te Zazaca Kırınanç dilinin bir kolu olarak göste­ rilmek istenmektedir. Kendisi de bir Zaza olan Hayri Başbuğ'un şu sözleri çok mani­ dardır: " Zazalan Kürd uruğunun bir parçası olarak ele almak, tarihi bir hakikatİn gizlenmesinden başka bir şey değildir. Zaza Türkleri , Kürd uruğundan çok önceleri tarih sahnesine çıkmışlardır. " 1 lazalan Kürdlerin bir kolu v e Saka Türkle ri n i n bakiyeleri olarak gören iki görüşe karşılık, özellikle Zaza gençleri arasında "Biz ne Türk'üz, ne Kürd'üz; biz başka bir m illetiz ve bu toprak­ ların aslı sakinleriyiz" diyen ama henüz sesini fazla duyuramayan üçüncü bir grup vardır. Ancak , onların da kafaları hayli karışık görünüyor; tarihin hiçbir döneminde ve özellikle Milat önce­ sinde bu bölgede Zaza adında bir halktan bahsedilmediğine göre - çünkü Suziana'nın Zazalarla ilişkilendirilmesi hayli şüpheli gö­ rülüyor, - kendilerini hangi milletin devamı olarak göstermeleri gerektiği sorusu , o nlar için en çetre fil konular arasındadır. Zira Hayri Başbuğ, İlıi Türk Boyu Zaza ve Kunnançlar,

s.

14.


lAZALAR VE KÜRDLER

25 1

böyle bir soruya verebilecekleri bilimsel bir cevaplan veya gös­ terebilecekleri tarihi belgeler yoktur. Dikkat edilirse Kürdleri üç halk - Türkler, Araplar ve Acemler, - sahiplenirken , Zazalan yalnızca Türkler ve sahiplenilmek iste­ nen Kürdler sahiplenmeye çalışmaktadırlar. Bu sahiplenme akımı karşısında Kürdler her üç halkın teklifini reddederken , kendile­ rine Milat öncesinde bu coğrafyada yaşamış olan halkların nere­ deyse tamamını a ta ilan ettiler; ama deliller ortaya koyamadılar. Ancak , bu arada her iki görüşü de reddeden Zazalara bölgede sa­ hiplenecek ata bırakmadılar. Bu durumda Zazalar, eğer Kürdlerin sahiplendikleri halklardan birini ata kabul etseler, kendi kendile­ riyle çelişkiye düşmüş olacaklar. O zaman haklı olarak kendile­ rine şu soru yöneltilecektir: "Türkleri ve Kürdleri reddedi p , ayrı bir halk ve bu coğrafyanın aslı sakinleri olduğunuzu ileri sürü­ yorsunuz, ama tarihte atanız olarak gösterdiğiniz bir halk da mev­ cut değil . Bu durumda siz kimsiniz? Hiçbir halkın devamı veya bakiyesi değilseniz, gökten ze mbille mi indiniz? " Gerçekten d e tarihi bir gezintiye çıktığınızda daha birkaç adım atmadan Zaza adı ortadan kaybolmaktadır; ama Zaza diye bir halk var. Bugün Türkiye'de Zaza adını taşıyan ve Kürdçeyle çok az benzerliği olan - o da aynı coğrafyayı paylaşmanın getirdiği zo­ runlu e tnik temaslar sebebiyle , - kendilerine özgü bir dil konuş­ maktadırlar. Tarihte a tasız bir topluluk olmadığına veya olama­ yacağına göre , Zaza denilen bu topluluğun da mu tlaka bir atası veya atalan olması gerekir. Peki bu ata veya atalar kim olabilir? Biraz önce yeni kuşak Zaza gençlerin bu konuda kafalarının kanşık olduğunu belirtmiştik. Bu konuya biraz açıklık getirmek amacıyla bir Zaza sitesindeki karşılıklı atışmalardan bazı örnek­ leri aşağıya aynen alıyoruz. Alın tılar siteden kopyalama usulüyle yapıldığı için imla ve argo sözcükler yazan kişilere aittir. ***


252

KÜRDOLOJİ YALANLARI

B rush Rejber:

Kim demis kendimize y o k u z bakin tari h t e kurdugumuz devletlere .. 1 - ) Büweyhi Zaza İ mparatorluğu (932- 1 062) : Abbasi halifesini yenmiş sınırlarını, Anadoludan Hint okyanusuna dek geliştirmişlerdi. 2-) Bevandi Zaza Devleti (M.S.665- l 349) : Bu dev­ let 384 yıl ayakta kaldı . Hazar denizinin güneyinde kurulmuştu . . . . See More . . . 3-) Ziyari Zaza devleti (927- 1 090) : Tabaristan ve Gurgunda kuruldu. 1 63 yıl ayakta kaldı. 4-) Kengari Zaza Devleti (9 1 6- 1 090) : Azerbaycan ve Kuzeybatı İranda Hüküm sürdü. 5-) Kakuyi Zaza devleti ( 1 008- 1 1 1 9 ) : 6-) Badh Zaza Krallığı (9831 085-> 1 84 7) : Bu krallık tarihi sosyal eşitlikçi kahraman olan Ba­ bekin ailesidir. Büyüyüp gelişince Merwani Devleti olarak anıl ­ maya başlandı 7-) Zend Zaza Devleti: Daha önce Horasanın De h Pari bölgesine sürülen klanlarından Zendler beklenmedik bir bi­ çimde devletlerini kurdular. Eyyubiler ve Büweyhiler kadar gelişip büyüdüler.Bu devleti Kerim Han ( 1 750- 1 779) kurmuştu . Başkenti Ş iraz olarak ilan etti .8-) Part imparatorlugu 9-) Sasani imparator­ lugu 1 0-) Deylaman - DeylamistanDiğer önemli . . . Zaza Alevi Ha­ nedanlıkları: G ilan, Ruyan , Cestani ve Şebinkani'lerdir Harun

bizim varlığımızı tarih gösteriyor ama kendi varlığımızı ken­ dimiz inkar ediyoruz. kim demiş ki zazalar Kürdlerin bi koludur. işte bu gün karşılaştığımız en büyük sorun b u . Kürdler zazaları kendi içinde asimile etmeye çalışıyor madem araştırıyorsunuz o zaman bu konuyu da araştırın. tarihte bi çok zaza devleti kurul­ masına rağmen neden Kürdler bu güm zazaları kendilerinin bi kolu olarak krbul ediyor. tarihte bunun belgeleri varm ı ?BEN Bİ ZAZA OLARAK KENDiMi KÜRD HİSSETMİYORU M. SİZLRDEN DE uyanınanızı istiyorum. Engin

ben bir zazaym , ama Kürd üstkimliklym. zazalar Kürdtür ve bu tarihten böyle gelmiş . . . zazaca Kürdçenin en eski lehçesidir. . .


ZAZALAR VE KÜRDLER

253

siz kendinizi inkar ediyorsunuz da ne oluyo , öyle devam edin. bütün dünya böyle kabu l ediyor siz kabul e tmeseniz de Olur. . . . Harun

seni tarih kitaplarını okumaya davet ediyo m . Sasani devletinin tarihini oku .babürnameyi ineele fikirlerio değişir. Harun

Zazaca, Hint-Avrupa dil ailesinin İrani diller gurubun Kuzey­ Batı koluna dahildir. Beluçi , Gorani ve Sengseri dilleriyle Kuzey­ Batı kolunun Hyrkani (Gurgan) alt gurubunu teşkil etmektedir. Zazaca'nın diğer akraba olduğu diller arasında Talişi , Mazende­ rani , Semnani, G ileki , Tati, Herzendi, Kürdçe, Farsça sayılabilir. Kimileri Zazaları ayrı bir millet ve Zazacayı da ayrı bir dil ola­ rak kabul e tmiyorsa da onların tüm dayanakları siyasi güçleri­ dir. Onlar siyasi güçlerine dayanarak Zazaları küçük göstermek ve nihayetinde yok sayma peşindedirler. Bilimsel olarak bugün ispatlanmış tır ki Zazaca kimilerinin iddia ettiği gibi Kürdçe­ nin bir lehçesi değil başlı başına bir dildir. Şu ana kadar yakla­ şık 6000 dil üzerinde araştırma yapmış saygın ethnologue . com sitesi Zazacayı dil olarak sınıfiandırıyor. Zazaca dil değildir di­ yenlere duyurulur. Benim şimdiki araştırmalarım bu kadar. An­ cak Zazaların tarihi üzerinde yazılmış kaynak çok az ve tarihin i de araştıracam eğer imkanım olursa araştırmalarıının sonucunu sizinle de paylaşacağım . Şirzad

aslında benim bu tartışmalardan algıladığım kadarıyla zazaları Kürdlerden farklı bir millet olduğu iddiasındaki arkadaşların bi­ razda kendini üst kül türe yarnama derdinde olduğunu sezinliyo­ rum . gidip gelip irani kökeniiyiz demeleri her nedense zorlarına gitmez ama Kürd olduklarını söylemek nedense zor geliyor. tıpkı türk olmadıkları halde şu an türkiyede yaşayan çerkezl erin biz


254

KÜRDOLOJİ YALANLARI

çerkez türküyüz demeleri gibi bir şey buda. bunun esas nedeni ise kendini üstün ve hakim olan güce dayandırmaktır. bir nevi ya­ mamaktır. bu tabii olarak zayıf insanın psikoloj isinde görece bir rahatlama sağlar. bugün tarihçiler çıkıpta aslında Sasanilerin esas kurucu halkı Kürellerdir deseler adım gibi emini m ki en başta bu arkadaşlarım çıkıp zaten en hakiki Küreller bizleriz diyeceklerdir. ama gel gör ki tarihçilik tekeli de büyük güçlerin elind e olduğun­ dan tarihi bi lgi ve belgeleri de kendi m enfaatları doğrultusunda şekillendirmektedirler. ve Küreller gibi siyasi birliğini uzun süre sağlayamamış olan ve bu yüzden de yazılı kaynakları kıt olan bir toplum olarak bizlerde tarihimizi hep başkalarından öğrenmek du­ rumda kal mışız. zazaları n bambaşka bir toplum olduğu iddiaları da bu tür kaynaklara dayanılarak söylenen şeyler. irani kökenli ol duğunu söyleyen arkadaşlarıma şunu diyim zaza ]oran goran kurman persi peştunlar paklar ve daha sayamadığım birçok dili kullanan halkların ari topluluklar olduğu zaten bilinen bir ger­ çektir. bunu kimsenin rede ttiği de yok zaten . ama ari topluluklar fikrinden yola çıkıp biz i raniyiz d emek farkl ı bir şeyd i r. kendini Sasani safevi ve ardından gelen İran fars kültürüne yamama an­ lamı taşır. bumm diğer bir biçimi güce tapınmadır. güçlü ve ege­ men olanın gölgesinde kend ine kimlik aramadır bunun anlamı. tavsiyem şu olur kimsenin gölgesinden meclet urumayın ve ken­ d i n iz olun . zaza dilini kül türün ün gelişimi bir kurınanç olarak en az kendi dili m kadar benim için önemlid ir. aynı şey soranice ve diğer lehçeler için ele geçerlidir. Kürd kül türünün zenginliğin­ elen kimsenin korktuğu yok ki msenin ele sizi kurmançlaştırma gibi bir kaygısı ve amacı da yok. Kürell erin dilleri kültürleri tüm Küreller için zenginlik kaynağıdır. birinin eliğerine tahakkümünü kimse öngörmüyor zira kurınanç için ele zaza içinele mevcut şart­ larda öncelikli kaygı dilimizin kültürümüzün yok ol ması r. gerek egemen ulusun kültür emperyalizmine ve asimilasyon çabalarına ve gerekse de bir dünya gücü olarak abd ve ab kül tür e mperya­ lizmine kendi varlığını sürdürebilme ve yaşatabilme zaza içinde kurınanç içinde öncelikli amaç ve hedef olmalıdır diye düşünü-


ZAZALAR VE KÜRDLER

255

yorum . bu minvalde zazaki veya kurmancinin gelişimi (korun­ ması da diyebiliriz) için yapılacak tüm çabalar şahsım için kut­ saldır değerlidir v e önemlidir. ancak gördüğüm kadarıyla bu iddiaları (zazaların Kürd olmadığı) savunan arkadaşlarımın böy­ lesi bir kaygıdan çok, daha ziyade zazaların Kürd olmadığı iddi­ alarına odaklanmakta ve dikkatleri o yöne çekmektedir. bilerek veya bilmeyerek. bir kurınanç olarak zaza kültürü sayfasına ka­ tılmamdaki amacım zazacayı (iyi kö tü anlıyorum ama) biraz ge­ liştirmekti . ancak gördüğüm kadarıyla burda insanlara onu verme gibi bir kaygı yok. birkaç zazaki şarkının arkasına gizlenmiş zaza­ ların Kürd olmadığı iddialarını insanlara yayma ve kabul e ttirme çabası daha yoğunlukta. genel panorama bu olunca bende uya­ nan fikir bu arkadaşlarım bilerek veya bilmeyerek Küreileri bölme maksadındaki kimilerinin (ki bunlar herkesçe çok iyi bilinmek­ tedir) değirmenine su taşımaktadır. ve adeta bunu amaç haline getirmişlerdir. o yüzden de zaza kültürü ve sanat merkezi adın­ daki bir gruba katıldıktan sonra bu gruba da üye olmak istedim ancak bi raz göz gezdirdikten sonra gerek cluymadım zira sayfa üzerinden verilmek istenen mesaj ı herkes görebiliyor. zaza kül­ türünün gelişiminden çok Kürellerelen kendini ayrıştırmanın ça­ baları var. bu ne sizi ne de zazaları bir yere götürmeyecektir bil­ giniz olsu n ama bari i nsanların kafaların ı bulanclırmayın , temiz beyinleri zehirlerneyi n yeter. hadi kolay gele sizlere . . . Mucahid

Kü reller mi? Kurmandar mı? Bölünmek mi? Sen neden bah­ sediyorsun Şirzad? Kim kimi bölüyor? Asıl siz bir kültürü böl­ m eye çalışıyorsunuz . Yazdığınız Kurmancca Gramerler Küreiçe gramer olarak geçiyor. Halbuki Zazaca Avestçe'ye daha yakındır: onun asıl Küreiçe olması gerekmez m i ? Daha doğrusu Kürdçe nerde? Yeletleri ortalıkta lehçe olarak gezinmekte olan bu baba dil nerde? Ne zamandan berielir Zazalar'ı sahipl enmeye başladı­ nız? Zazalar'ı Kürd olarak gösterdiniz, sonra Küreilere yapılan her şey Zazalar'a da yapılmaya başlandı . Irksal araştırınalar sizi yalan-


256

KÜRDOLOJİ YALANLARI

lıyor. Irk olarak farklıyız biz birbirimizden. Avrupadaki Kurmanc öğretmenierin " lazalar'ı Kurınancca'yı devralmaya teşvik etmek lazım" dediğini bilıniyormuşuın gibi konuşuyorsun. Kurmanda­ rın lazaları sevmesi bile bir sahtekarlıktır, gerçi Kurmandar ne kadar lazalar'ı seviyor, o da ayrı bir ınesele. Sen ancak kendin gibileri kandırabilirsin. Git kendine başka bir mekan bul . laza­ lar, sizden ayrıdır. Kurınanclar'ın lazalar hakkında söyledikle­ rini söyletıne bana . Mehmet Uzun dön mesi bile bir laza olduğu halde Kurınancca romanlar yazıyor. Sen inanmak istediğin şeye i nanıyorsun . İnanman gerekene inan. Eğer bizim yaşadığımız bu bölgelerde Farisiler yaşasaydı , o zaman o nları da Kürd yapardı­ nız değil mi? İskender Türk topraklarına sefer düzenlediği sırada Türkleri görür ve Türk ınaned ( türke benziyor) der; ondan sonra Türkmen diye geçer bu bölgedeki Tü rklerin ismi . Size takılan isim de bunun gibidir: Kird-ınaneel (Kird'e benziyor) , söylemsel bir değişimle Kurdmanc olmuş sonra da Kurmanc olmuş. Şim­ diki lazalar da Kırdasİ ( Kürclüınsü, Kürclçük) derler Kurınanc­ lara . Yani o keli meden hareket ederek Aslında siz Kürcl/Kircl bile değilsiniz . . . Kürcllük Kurmandar için bir iltifauır. Şirzad

saçmalıklarında boğulacaksın kafatasçı arkadaşım mücahit. senin gibi insanı emin ol kurmançlar değil zazalar da sevmez. kendi kendi nize böyle ortamlarda fikir masturbasyonu yaparsı­ nız ancak mehmeh uzun'a dil uza tacak kadar bir alçaksın. o di­ lin kesilir haberin olsun . sen onun ayakkabısına kurban ol . o kurınançlannda zazalarıncla medar-ı i ftihanclır. adi insa n . meyve veren ağacı taşlayacağı na kalk sen madem ki kendini bir halt sa­ nıyorsun madem ki farklısın kendi grameri ni dilini geliştir ki tap yaz dergi yaz roman yaz . bi meyve üreterek var ol . burda saçına­ lıklada bey i n yıkamaya uğraşma. senin gibileri Kürd halkı çok iyi tanır. her birinizi araştırdığı mızda ortaya çıkanları n ne oldu­ ğunu herkes çok iyi biliyor. üç cümle zazaca yazınayı bilmezsi niz zazaların sahibi görürsü nüz kendinizi . bir kaç tane aj amn kuy-


ZAZALAR VE KÜRDLER

257

ruğuna takılm ış safti ı·iklerden başka birşey değilsiniz. kaynak­ lar şunu diyor kaynaklar bunu diyor. o dediğin kaynaklar senin kıçına takıldıklarının kaynakları. obj ektif ol önce biraz obj ektif tarih araştırmalarını oku . saçma sapan iddialarla gelip millelin karşısına çıkmayı n . zazaki sadece dilsel olarak değil kültürel ge­ lenek görenek yaşam biçimi vs. her açıdan Kürellerin bir parça­ sıdır.siz istediğiniz kadar yırtının yeri nizde . zaten Kürdlere bakış açı nızdan ne hall olduğımuz belli oluyor. satır aralarını okudu­ ğumuz zaman kim liğiniz kendini ele veriyor. mehmet uzuna dil uzatacaklar ancak ve ancak ajan yada onların yardakçıları olabi­ lir. derd iniz zaza dilinin kültürürünün gelişimi ise buyur bir ki­ tapta siz yazın kitaplarınızı konuşal ı m burda saçmalıklannızı de­ ğil . iş yapın ürettiklerinizi konuşalım. laf üretmekten vazgeçi n . l a f ü reliyorsanızda mümkünse doğru olsun. zaza kültürünü di­ l i ni geliştirin onun için çaba harcayın bir kurmanç olarak sizleri övelim. bravo diyelim alkışlayalı m . ama nerde sizde o kafa . tek derdiniz kendinizi Kürdlerden aynştırma ve kafa karıştırma. ulus­ laşma aşamasındaki Kürd halkına bir yerden bağ olabilirmiyizin hesabın dasın ız çok iyi farkındayız. ama sizinkisi akıntıya kürek çekm ek haberiniz de olsun çok fazla ümitli olmayın , güneş bal­ çıkla sıvanmaz. göz var nizam var kitaplar kaynaklarda mevcut. isteyen istediği kadar araştırabilir. Kürdçenin farsçadan ayrılması zazaki lehçesiyle başlar. istediğiniz yerden araştırabilirsiniz. ken­ dinizi ve başkalarını kandıı·ınaktan vazgeçin yol yakınken. zira yalancının mumu yatısıya kadar yanar demişler. yatısıya kalma­ manız dileklerimle . . . Doğan

zaza ku rınanç soran . . . . hepinıizz kürdüz . . . En e s

Hepi miz Kürd değiliz bu saçmalıklarınızı gidin kendi sitele­ ri nizele yazın birader benim elimde soy ağacım çok şükür şecere sahibiyiz ası l sız ı n gibi kıçı mızdan uydurmayız . u fürükten devlet-


258

KÜRDOLOJİ YALANLARı

leriniz üfürükten tarihçeniz asıl sen burda zazalara hakaret edi­ yorsun arkadaşım şiddet ve ö fke kokuşmuş yazılarıula kimseyi korkutaeağını sanıyarsan yanılıyorsun Şeyh ali palevi paluya gel­ diğinden beri biz zazalar islamla özdeşleştik ırkçılık yapmayız si­ zin doğu halklarına tamamen Kürd kisvesi takıp ırkçılık yapmak em eliniz var ajan kim oluyor bu durumda . . . . . D Munzur

Kürd değilim; çünkü Kürd olarak doğruadım dağsaydım bunu da inkar e tmezelim ama değilim. zazayım ve dilimele zazakidir. kendi kül türümü ve şükür ki dilimi çok iyi bilirken sonradan bi­ rileri : "sen Kürdsün , dilinde Kürdçe lehçesi" diye zırvalarsa ciddi ciddi kafayı yediklerini düşü nürü m , tartışınam bile ama bunu sözlü yazılı şiddet tehditle dayatı rlarsa demek ki işin içinde başka şeyler var deri z , ağızları nın payını veririz. bu yeni yetme yerden bitme Kürd kafa tasçıları , dil ve kültür çapulcuları yağmadan kay­ nak çıkartıyorlar buna inanıyorlar da dilbilimcil ere tarihe inan­ mıyorlar. dilini korumaya çalışa n i nsanlara da aj an muhbir bil­ mem ne etiketi el e vuruyorlar, u tanmadan. ya bi r başları vardı, adı neydi hatırlayamaclım , ne demişti 15 şubat günü hımmm : "ben ülkemi severim . annem de türk'tü. eğer bir hizmet gerekirse ya­ parız . onun dışı nda bana bir şey so rmayın. " bölücülükmüş ajan­ lıkmış . . . şirzat bey acaba başı nız ne gibi hizmetlerde bulundu üst kültüre ? hiç sordunuz mu? çok şükür a tarlımızında bizimele al­ nımız ak. siz kendinize bakın. obj ektif olmak Mercimek Çemleri Teneke Mezginleri okumaksa okucluk ama anladık ki onlar kaka Kürcl milliyetçiliklerini bizim kültürümüz ve dilimiz üzerinde yücel tmeye çalışıyorlar. kendinizi bizim üzerimizden aklamaya tamamlamaya çalışıyorsunuz ama yem ezler. tarih , nenelerimiz­ dedele rimiz , iranlı dil bilimciler,avrupalı dilbilimciler ve hatta şükür zaza dilbilimciler şi rzad ve gibileri ne obj ektif belgeyi kay­ nağı zaten sunuyor ama onların gözleri Kürd milliyetçil i ğini n ya­ landan efsan esiyle kapanmış kör olmuş, na file obj ekti fl ik nafile kaynak . bunları ciddiye alıp inan insanlara yazık. bahçemizden


lAZALAR VE KÜRDLER

259

meyve araklamaya o kadar kaptırmışsınız ki kendi bahçenizdeki yangını görmüyorsunuz . n e dağınız var ne karınız . . . bizimkine dadanmışsınız . . . durumunuz vahim ki ne vahim ha gayret tarih sayfalarına evren, yselim , m ussolini gibi girmeye aday oldunuz hadi bakalım . . . tenekelerinizi çalın . Şirzad

Kürd=zaza , kurmanç, sora n , !ora n . sen hariç . . En es

yav ben sizden hariçim tabi daha yeni dank etti kafanız elinde doğru soyağacı olan biriyim soyumdan sopumdan memnununm saf kan zazayım anam zaza babam zaza eşim zaza çocuklarım zaza sen zazanın ne olduğun u bilmesin yeğenim o soytran safsatala­ rınızı kendi si tderinizde paylaşı n dedik . . Şirzad

bence safkan bir eşşeksi n . soyağacı varmışmış. sorsam dün ne yediği ni bil mezsin zevzek. muhatap olmaya değmezsin . . . D Munzur

şirzat sen ve mehmet ercan burada atıp Lutuyorsunuz. siz mnzur çemlerin ve rşan lezginlerin kendi kendilerini tatmin e ttikleri za­ zaki net sitesine veya vaLe grubuna ya da diger qurri yerlere gi­ din. fikirleriniz orada çok rağbet görür, size şeker verip sizi ihya ederler.bir Kürd dergisinde ya da Kürd gazelesinde bir köşe ver­ mediler mi size? yalanlarınızı buraya kusuyorsunuz hadi kış kış . . . sı ma dızde loendi, xızır akil ilim irfa n sıma de ro . Leni buaneri sarexu bine qore xora bi vezeri . . . şeri kayte serri dina keri . di­ hire teni homo zalal jur eslo , sıma qan kerd u , estu yaxe ma ser. ez feki dinide, feki pie pie dinede bikeri . sıma bin e j uren e xode bı ma neri . nal e L şeru ri ye s ıma. nal e L şeru j ure sı ma. nal et şeru si­ yaset u sıma, jur nexeleşino n exeleşino , hama ma sare weren ni-


260

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

yemi , sıma mare sekerd maq sımare hin kem e . nara tepiya ma ra biterseri . . . sıma nun tırku werdu coka ju dine budelayı. - tırk­ ların ekmeğini yediğiniz için onlar gibi budalasın ız-Kürd faşola­ rının yalanları bi tmez . . . biz siz dahl her faşoyu alt ettik , ederiz. osmanlı i m p . suç ortağı , halk katili idrisi bitlis'in torunları ve osmanlı hamide alayının dölleri . . . görüyorsunuz ki bizim tari­ himizi katiler yazmadı , yap tığınız katliamların kanını üzerimize sıçratmayın. dilinizi bilmiyoruz, konuşmuyoruz ve hiç anlamı­ yoruz. bu dayatmada nedir? siz mazlum değilsiniz , masum hiç değilsiniz. bulduğunuz her fırsatta bize ihanet ettiniz. ve bugün dilimizi ve kültürümüzü KÜRDLEŞTİRME - yok etme, asimile etme, inkar etme çabalarınızın farkındayız; fakat dilimizi kültü­ rümüz sizin gibi faşolara bırakmayacağız . bölücülük paranoya­ ları da komik. dilimizle kültürümüzle tarihimizle farklıyız ispata gerek yok. siz kimsiniz ki sizi bölelim? ! Şirzad

b . . . ku ne kadar karıştırırsan o kadar çok kokar. kokmaya baş­ ladınız gerçekte n . kendi halinize terk ediyorum . o okuduğun la­ netlerde senin suratma olsun şuursuz kaz . . . reber kişilikleri . . . D Munzur

Bilmiyorum siz ne olacaksınız , ne yapacaksınız? Ama ne ya­ parsanız yapın bizden uzak duru n . ne zaman ki elinizi dağla­ rımıza uzatınız halkımız dilini, varlığını, kültürü n ü , köylerini kaybetti. .. tırkolar ve qurrolar [ Türkler ve Kürdler] yakamızı bı­ rakmadı . Şimdi görünüyor ki N aziler gibi elinizden gelse yakar yıkarsınız. Tarihte halklara ölüm ge tirdiniz. Selimin yandaşlı­ ğını yaparak binlerce insanın katili oldunuz . G eçmiş yıllarda Os­ manlı Hamidiye Alayında nefretinizle Ermenileri ve Alevileri kat­ lettiniz. Bugün İsrail ve Amerika'nın gölgesinde- desteğinde ne yapacaksın ı z ? Peki, Yarın KiMLERi ZORLA TEHD iTLE KÜ RD YAPACAKSlN l Z ! Kürdler bizden uzak dursun bizi kendi günah­ larına ortak etmesinler. D E RSİM DE ÖLDÜRÜ LDÜGÜMÜZDE


ZAZALAR VE KÜRDLER

26 1

N ERDEYD İ BU KÜRDLER? Şimdi dile gel mişler " sizde yüce-ulu Kürdlerdensiniz" diyorlar. Hadi oradan ! ! ! öldürüldüğümüzde sak­ landınız, katiliere yandaş oldunuz, içten içe sevindiniz ve sahte­ karca üzüldüğünüzü söylediniz; fakat size zulüm olduğu zaman, halkımız sizlerle savaştı ve dediler ki : "ellerinden tutalım, acıla­ rına ortak olalım, günahtır. " Siz kör oldunuz; fakat bizim saflar yanınızda yer aldı . Sizin gibi kör ve sağır olamadılar. Şimdi sizin günahınız yok, sizlere üzülmüyorum ve acınızı da paylaşmıyo­ rum . Yarın gösteriyor ki pratiğiniz ve duruşunuzda İsrail ve Ame­ rika kucağında o turmak var ve belki olası başka halkları n katlia­ mında kullanılacaksınız; fakat bizi kimsenin günahına sokmayın . Kimsenin kanını bize sıçratmayın. Yarın b i r katliam ortağı ola­ rak anılmak istemem. Bize Kürd demek büyük yalan olur. Dili­ mizi, itikadımızı , kültürümüzü bil mezsi niz , bizde sizinkini bil­ meyiz. Siz "so-be" yi anlamazsın ı , biz " here-were" bilmeyiz. Bu saçma sapan iddialarınızla ancak bir yere kadar gidersiniz. O yol bitince bilim ve tarih yüzünüze tükürecek. Bizlere Kürd diyerek, Osmanlı yalakası-ortağı Kürd idris-i Billisi ve Kürd aşiretleriyle 50 bin kişiye kılıç salladığımızı , bize Kürd diyerek Osmanlı Ha­ midiye Alayını oluşturan Kürd aşiretiyle bir olu p , Anadolu'da kat­ liam yaptığımızı söylüyorsunuz. bu Osmanlı-Kürd katliamıdır, bi­ z i m değil . Bir kez elleriyle öldürdüler, şimdi bize Kürd diyerek bu seferde bizim ellerimizle öldürmek istiyorlar. Kamil insan bi­ lir anlar, akılsız insanlar sizin gibi yalana dolana sarılır. belli ki İDRİSİN TORU N LARI YARIM KALAN İŞİ BiTiRMEK iSTiYOR. İdris kılıçla ezdi geçti , sildi , katliam yap tı , torunları ise güçlenir güçlenmez, dilimizi-kültürümüzü yok sayarak, i nkar ederek , asi­ mile ederek bizleri KÜRDLEŞTİREREK tarihten silip atmak isti­ yorlar. Osmanlı-Kürd ortaklığı yüzyıllara dayanır ve derindir. TA­ RiHTE OSMAN LIYLA AYN I YASTIGA BAŞ KOYAN SiZ DEGİL MİYDİ N İ Z ? Şimdi torunlarıyla aranız bozuldu diye bizim onlarla bir olup bölücülük-hainlik yaptığımızı söylüyorsunuz, hadi ora­ dan ! ! ! TARiHTE SİZİN ONLARLA DERIN VE YÜZYILLARA DA­ YANAN İLİŞKİLERİNiZ VARDI VE VARD IR onlarla ve sizinle bu


262

KÜRDOLOJİ YALANLARI

coğrafyada -ki maalesef artık- yaşamaktan başka ortaklığımız ol­ madı . Onlar bizi TÜRKLEŞTİRMEYE , siz KÜRDLEŞTİRMEYE ça­ l ışıyorsunuz, birbirinizden farkınız yok. Bölücülük, ihanet, hain , uşaklık bunlar hep paranoya hep hastalık . . . bunları T. Tarihin­ den öğrendiniz açık. Bu onlarında paranoyasıdır. Birbirinize ne kadar çok benziyorsunuz, şaşırtıcı gerçekten . . . Şu yazdığınız kaynaklada nenemin d edernin yanına gitseniz . . . düşüncesi bile komik. Ne kaynağı nızdan anlariardı ne dilinizden . . . AS IL HAİ N ­ LİGİ KENDiMiZE QURR DERSEK YAPMIŞ OLU RU Z . T. Tarihi yazıldığında fazlaca mübalağa rastlanır kendilerine pek överlerdi , yüceyiz, uluyuz zekiyiz bilmem ne . . . sizinde m illiyetçiğiniz o dö­ nemin kopyası gib i . . . tarihiniz yok yeniden yazıyorsun uz ama ta­ rih böyle yalanla dolanla abartıyla hırsızlıkla yazılmaz, yazılsa bile T. Tarihi gibi gelir adamın ayağına dolanır . . . umarım yazdığı­ nız yalanlarda boğulursunuz . . . bölücülük-ihanet çığırtkanlığınız ve tehditleriniz i ft iralarınızda korkutınuyar bizi. Elinizi dilimiz­ den köylerimizden dağlarımızdan çekin . Vaktiyle Osmanlılar ve torunlarıyla tarihte en çok sizi n alışverişiniz oldu ve yine T. SO­ LUN U MENFAATLERİNİZ İ Ç İ N E N ÇOK SiZ KULLAN D I N I Z . İsmail beşikçi ve gibileri sizin krallarınız ; çünkü Ç I KARLARI­ N IZI BESLİYORLAR elbette ki tapacaksınız. Türklerin Ziya Gö­ kalpi neyse Kürdlerin Beşikçiside odur. Her yerde arsızca yalan söyleye söyleye dolaşıp duruyorsunuz bizler KRAL ÇIPLAK di­ yerek bağırıyoruz ve bağıracağız . . . bu sizi deli etti ediyor edecek. DERSİM DAGLARI SİZİN G İBİ HAiN G ÖRMED i . bu ihanetinizi unu tmayack. NE DERSİM TARİHİ N İ N ne de PiR ŞEY RIZA' N I N KÜRDLERLE VE KÜRD ÇÜLERLE UZAKTAN YAKIN DAN ALA­ KAS! YOKTUR. Sizin KÜRD TARİHİN i Z iDRİSİ BİTLİSTİR HA­ MİDİYE ALAYLARıD I R de hadi gidin onları sahiplenin, onları ya­ zın . . . Zaza Kürdleriymiş sizler çok feci hastasınız gerçekten . . . . Zazaki N e t sitesine gönderilen farklı tek bir yazı bile neden ya­ yınlanmıyor? Çünkü tahammülsüz ve zorbasınız. Bakın burada ve başka yerlerde nasıl geniş geniş atıp tutuyorsunuz.


lAZALAR VE KÜRDLER

263

Şirzad

hehe dersim gibi adıyla şanıyla bir Kürd kentini senin gibi bir çapulcuya mı bırakacak Kürd halkı. had i ordan tırşıkçı solcu . sana ve senin gibilere değil dersim i , dersimin çöpleri bile kalmaz . seni ve senin gibileri dersimden atacak olan da onurlu dersimin onurlu evlatları olacak bundan da kuşkun olmasın. D Munzur

hele bak hele bak bizi yurdumuzdan SÜ RGÜ N EDECEK ma­ lamat . . . BiLiN ÇALTINDAKİ PiSLiKLERİ DÖK DÖK NE B .. K OL­ DUGUN ANLAŞILS I N . Dar ağacıcia kurarsınız , gaz odası da açar­ sınız, sizden beklenir. DERSİM QURR KENTi DEGiLDiR, DİLİ KÜRD ÇE DEGiLDiR. HALKI QURR DEGiLDiR. D ERSİMLE İL­ GİLİ TEK PLANINIZ VAR ZAZA HALKINI , D İLİN İ-KÜLTÜRÜNÜ YOK ETMEK . 2 Kimi Zaza, kimi Kürd asıllı gençler arasındaki bu atışmalar ve tartışmalar sayfalarca devam etmektedir. Fakat şu yaptığımız alın­ tılar dahi, o nların nasıl uç noktalarda bulunduklarını , kafalarının ne kadar karışık olduğunu göstermek için sanırım yeterlidir. Zaza adı nereden geliyor?

Zaza kelimesini n kökeni hakkında da çeşitli görüşler var. a) Zaza ism i , " Susu" isminin zamanla bozulmuş şeklinden başka bir şey değildir ve anlamı "Su halkı " demektir. Susulara v e ülkeleri n e eski Yunanlılar "Seleukeia, Seleukheia" , Persler "Şuş" ve Babilliler "Şuşan" demişlerdir. Latin kaynaklarında "Se­ leucia" denmiştir. Bugün Susa olarak çözümlenmiş bu kelime­ nin aslı "Susu" olmalıdır. . Geçmiş dönemlerde dillerde bugünkü çoğul ekieri yoktu . Bir nesnenin çoğulu bazen nesnenin isminin iki defa tekrarlanmasıyla elde ediliyordu . "3 2

www. facebook.com/topic.php?uid=278389582754&topic. (alıntı tarihi 25 Şubat 20 1 1 )

3

Mehmet Bayraktar, Kiirdler Tür/ılerin Nesi Oluyor?,

s.

1 17.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

264

b) Zaza (Za-Za) adı "Su" (Su-su) adının değişik bi r söyleniş biçimidir.� Tarihçi juste , eski kirabelerden bir taş üzerinde "Za-Za" kelimesini okuduğunu belirtmektedir. 5 Çivi yazılı Asur ki rabele­ rinde " Zou-Zou Marus" diye nakledilen bu adı " Zou-Zou Irmağı" şeklinde tercüme etmektedir ki, doğrusu da budur; çünkü Asur dilinde "Marus" su veya ırmak manasma gelmektedir. 6 c) Zımnı olarak Zaza kelimesinin Saka adından geldiğini ima eden Z. V Togan , eski Çin yıll ıklarında Göktürkler "Su'ların to­ runları" olarak gösterildiği gib i , Bizans elçisi Menander ile K. Dutrich ve Marquart gibi tarihçilerin "Su" larla "Saka"ların aynı olduğunu belirtmişlerdir, demektedir. 7 Zaza kelimesinin kökeni hakkında söylenenler aşağı yukarı bunlardan ibarettir ve önemsiz farklar içere n , ama aynı sonuca varan başka yorumlar da vardır. Zazaların Partlar döneminde bölgeye geldikleri şeklindeki gö­ rüşten hareketle onları Partiara ve dolayısıyla Partya'nın bel ke­ miğini oluşturan Sakalarla ilişkisine geçmeden önce , şu Saka ke­ limesinin üzerinde kısaca durmakta fayda vardır. Öncelikle şunu belirtelim: Saka ile Yakut aynı anlamdadır. Bu kelimenin aslı Sak veya Yakutların kendi deyişi ile Sak'tır. Günü­ müzde Yakutlar kendilerini hiçbir zaman Yakut diye tanı tmazlar. O nlar kendilerini " Sak" veya "Sak" olarak tanımlıyorlar. Kelime­ nin Saka şekli Farsçadır ve sondaki "a" eki çoğul eki olduğun­ dan " Saklar" demektir. Tungus dilinde "s" harfi kelime başında "Y" şeklini almaktadır ve dolayısıyla Saklarla karşılaşan Tungus­ lar o nlara kendi dillerinde "Yak" adını vermişlerdi r. Hem Moğol­ cada, hem de eski Türkçede +üt, ut çoğul ekidir ve dolayısıyla "Yakut" kelimesi "yak+ut" şeklinde "Sak+lar" demektir. Görül4

I-layri Başbuğ, age . ,

5

Nuri Dersimi, Dersim Taıilıi,

6

Mahmut Rişvanoğlu, Saklanan Gcrçeh Kunnaııclar ve Zazalann Kimliği, V20 l .

7

Z. V Togan, Umumi Tiirlz Tarihine Giriş,

s.

17. s.

27. s.

23.


lAZALAR VE KÜRDLER

265

düğü gibi hem Farsçadaki çoğul " Saka" ve hem de Tu nguscadaki "Yakut" aynı anlamdadır. 8 Saka adın ın Çin kaynaklarında "Seu " , "So" (Su) şeklinde geç­ tiğini biraz önce belirtmiştik. Hu nların da aralarında yer aldığı eski Türklerin on büyük boydan oluştuğu ve bunlardan Sakala­ rın Massagetler tarafı ndan Orta Asya'dan ba tıya doğru itildilderi tarihen bilinmektedir. işte ana yurtlarından a tıldıktan sonra bir kısmı Sibirya tara Oarı na, bir kısmı Horasan taraOarına, bir kısmı şimdiki iran'ın kuzey kesimlerine ve daha sonra oradan şimdiki Ukrayna taraOarına gelen ve Yunanlılar tarafından "Skoloti " , Batı­ lılar tara fından " İskit" denilen bu halkın Horasan'daki kolu Part­ ların bel kemiğini oluşturacak ve genişleme devrinde Anadol u ve Mezopotamya'da Part adıyla yerleşecektir ki , kesin olmamakla birlikte Zazaları n ataları da bunlardır. Şi mdi kısa bir tarihi gezinti yapalım . İskender'in M. Ö . 330'da Akemeni İ m paratorluğu'nu fethi nden sonra i mparatorluğun Hir­ kanya (şimd iki Guran) ve Parthava (Horasan) daki iki satrapl ıgı Partya sınırları dahilindeydi. Selevkus hükümdan I. An tiochus (M. Ö . 28 1 -26 1 ) Partya eyaletine Andragoras adında birini genel vali tayin etmişti. İşte bu Andragoras ll. Antiochus zamanında (M. Ö . 26 1 -246) yılında Selevkuslara karşı isyan bayrağı açarak kendi narnma altın ve gümüş sikkeler kestirdi.9 Fakat M . Ö . 24 7 yılı nda İskit veya Bactria asıllı Arsak adında biri Parni veya Aparni kabi­ lelerinin başına geçerek , kardeşi Tiri dat'la birlikte M . Ö. 238'de Partya satraplığını işgal edip Andragoras'ı öldürdüler ve hakimi­ yeti ele geçirdiler. Bu Parni veya Aparni kabileleri Dahae (Saka­ ların bir kolu) kabile federasyonuna mensuptular ve ağı rlıklı ola­ rak Sakaları n ve kısm en Medlerin karışımından oluşuyorlardı. 1 0 Bu arada İç Asya'da Hunların karşısında tutunamayan Yüeçiler8

Şeroşevsky, Saka-Yakutlar, s.

9

Vesta Sarkhosh Curtis, The Age of the Partlıians, s. 18.

lO

Age. ,

s.

19.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

266

den kopan Küçük Yüeçiler denilen bir kol İran taraflarına gele­ rek Partya sınırlarını zorlamaya, diğer yandan onlarla akrabalığı bulunan Toharlar da sınırlardan içeri dalıp akınlar tertiplerneye başlamışlardı. Gerçi Part kralı l l . Phraates , batıdan kendisini sı­ kıştıran Selevkusları mağlup ederek saf dışı bırakmıştı , fakat 1 28 yılında doğu sınırlarında Yüeçi göçebel erle girdiği çarpışmada öl­ dürülecekti . Yerine geçen I. Artabanus (Ardavan) da aynı sıra­ larda doğu sınırlarında beliren Toharlarla girdiği bir savaşta öle­ cekti. Yine de Partlar başkomuta n Surena zamanında Romahiara Carrhae'de yani şimdiki Harran'da ağır bir darbe indirerek mağ­ lup ettiler. İşte bu savaşta esir alınan 300 kadar Romalı asker daha sonra Part hükümdan tarafından Hun yabgusu Çi-çi'ye yardım için gönderilecek , fakat bu askerler Çi-çi'nin Çinlilerle girdiği sa­ vaşta hayatlarını kaybedeceklerdi. Miladi l l . Yü::yıldan i tibaren Partların yıldızı sönmeye başladı . Ö n c e Romalılarla Ermenis tan hakimiyeti i ç i n girdikleri mücade­ leden mağlup ayrıldılar ve l l S yılında Marcus Aurelius Fırat üze­ rindeki bazı şehirleri yaktıktan başka Part başken ti Ctesiphon'u da ele geçirdi. 1 1 IV Artabanus zamanında Güney İran'da yıldızı parlayan Erdeşir b. Babek tarafından bozguna uğratıldılar. On­ dan sonraki dönemde bir yandan Part İ mparatorluğu çökmeye ve iç karışıklıklar yaşamaya devam ederke n , bir yandan da hızlı bir şekilde Farslaşma sürecine girmişlerdi. Partların yani Arşakllerin bel kemiğini oluşturan Sacaeler yani Sakaların önemli bir kısmı Tahariarın i tmesi sonucu Drangiana'nın güney taraflarına çekildiler ve bir süre sonra bölgeye onların adına istinaden Sakastan (Saka ili) denildi ki , şimdiki adı Seistan veya Sistan'dır. Fakat uzunca bir zaman sonra bu Sakalar Süren reis­ Ieri tarafından Arahozya ve Pencap taraflarına sürüldülerse de, bir kısmı yurtlarında kaldı ve Partlar tekrar taparlanmaya başla-

ll

Age . ,

s.

24.


lAZALAR VE KÜRDLER

267

dılar. Bu döneme ait tespit edilen Saka hükümdarlarının isimleri şunlardır. Vonon, Spaliris , Spalagada m , Az ve Azili . ı2 Sonuç itibariyle M . Ö . 230'larda Selevkuslardan ayrılarak kendi devletini kuran Arşaklılar (Farsların deyişiyle Eşkaniler) İran'ın tamamı, Ermenistan , Irak, G ü rcista n , Türkmenista n , A fganis­ tan , Azerbaycan, Tacikista n , Pakistan, Küveyt ve ayrıca Suudi Arabistan'ın , Bahrey n , Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini'nin Basra Körfezi'ndeki kıyılarını hakimiyet altında tuttuktan ve yak­ laşık 500 yıl varlığını devam ettirdikten sonra yerlerini Sasanilere bırakarak tarih sahnesinden çekildiler. Giyim tarzları, inançları (ki ağırlıklı olarak Zerdüştizm idi) ve görenekleriyle hem hakimiyet altına aldıklan ülkelerin insanlarını hem de Romalılan dahi etkileyen ı3 Partlar, nedense çağdaş araş­ tırmacılar kadar, kendi halefieri Sasaniler tarafından da görmez­ den gelinmiştir. ı4 Örneğin Firdevsi dahi "Şahname"sinde İran'daki haki m düşünceyi yansıtarak Partlardan bahsettiği birkaç mısrada "Onların kökleri ve dallan kısaydı ; bu yüzden onların şöhretli bir geçmişi olduğu söylenemez . Onlara ait birkaç isimden başka hak­ larında bir şey duymadım ve onlara şahların vakayİnamelerinde rastlamadım" demekle yetinmektedir. " ' Firdevsi'nin Perslerin yü­ rü ttüğü kendinden öncekilerin izlerini silme şovenliğinin e tkisi altında kaldığı muhakkak . Müslüman yazarlar da İskender'den Sasanilerin ortaya çıkışına kadar geçen zamanı oldukça kısa bir şekilde verip , Partlan görmezden gelmektedirler. Yalnızca Birüni ve daha sonra Hamza el-lsfahani , kendi dönemlerine kadar yapı­ lan hükümdarlar listesini düzel terek Part yani Arşaklı hanedanı­ nın hükümdarlar listesini tam olarak vermişlerdir. Mesudl'ye göre, Partlarla ilgili dönemin kısaca geçiştirilmesini ve Part hükümdar listesinin yanlış tespitini , dini: sebeplere bağlamakla ise de, bu­ rada Erdeşir'den i tibaren gelen Pers hükümdarlannın Partlarla ill2

Age . ,

s.

39.

l3

Age . ,

s.

65-7 1 .

14

Fray, Naslediye irana,

15

Aynı yerde.

s.

242.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

268

gili hatıralan mutlak şekilde ortadan kaldırma gayreti büyük et­ ken olmuştur. Vakıa Partlar Helenistik kültürü benimsemişlerdi , ama Asya göçebe gelenekleri de muhafaza etmişlerdi. Partlar esasen Akemenilerin Horasan'ı işgal e ttikleri sıralarda dahi biliniyorlardı. Akemenilerin Horasan'ı işgali sırasında o böl­ geye saçılmış olan halklar arasında özellikle Sakalar ağır basmak­ taydı. N i tekim daha sonralan Hint kaynaklarına göre Sakalar ve Pehlevller Hindistan fetihleri ni müttefik olarak tamamlamışlardır. Nümizmatik veriler de buna şahitlik etmektedir. Çünkü sikkeler üzerindeki isirolerin bir kısmı Saka , bir kısmı Part isimleridir. ı o Hatta meşhur Rüstem destanının Seistan yani Sakastan ve Saka­ larla bağlantılı olduğu ö teden beri söylenmektedir. Destanın Doğu Türkistan'da ele geçirilen Soğd versiyonuna ait fragınanlara göre Rüstem Acem değil , Part asıllıydı. Turan yurdunun doğu sınır­ ları Seistan'ın doğu kesimine kadar dayandığı bir sırada Rüstem'in Gondofar'la özdeşleştirilmesinden başka, Sakaların veya Kuşan­ ları n Turanlılarla özdeşleştirilmesi de ayrıca dikka t çekicidir. 17 Frye'nin Rüstem desta nındaki ana mo tiOerin Sakalar tarafından Küçük Asya'dan taşınarak iran versiyonuna sokulduğu şekli n­ deki görüşü de hayli şaşırtıcıdır. 1R Partların bel kemiğini Saka Türklerinin oluşturduğunun bir diğer kanı tı da mevtanın cenaze merasiminde a t kurban e tmeleri ve atalara tapma kültünü uyguluyor olmalandır. 19 Bilindiği gibi mezara ölüyle birlikte at gömme, cenazeele at kurban etme ve ata­ lara tapma geleneği Bunlarda ve G öktürklerde de vardı. Sakalar Bunlardan daha eski olduklarına göre muhtemelen bu gelenek ve kült onlardan Hunlara , Bunlardan Göktürklere geçmiştir. Sonuç i tibariyle Partlar, devle tleri yıkıldıktan sonra Sasanllerle kaynaşmış ve islamı fetihlerin başlamasıyla birlikte Zerdüştizmi terk ederek Müslümanlığı kabul etmek istemedikleri için adlarını 16

Fray, Naslediye

17

Aynı yerde.

ıs

Age . ,

s.

19

Age . ,

s.

270. 274.

i rana, s . 253.


ZAZALAR VE KÜRDLER

269

bugünkü İranlılara miras bırakarak Hindistan'a kaçmış; orada Sa­ kalarla yeniden bütünleşerek şimdiki Sihlerin atalarını oluştur­ muşlardır. Çünkü geçmişte İrac'ın torunları olan İranlılar, daha sonraları İrac'daki "c" harfini " n"ye dönüştürerek İran kelime­ sini ortaya çıkarmışlardır. Şunu da kaydetmek gerekir ki , Part­ lann gerçek imlası "Parth" yani Pars şeklindedir ve bilahare "p" harfi " f" y e dönüşerek " Fars" şeklini almıştır, günümüzde ba­ zen Fars , bazen Pers olarak kullandığımiz bu isim aslında Part­ lardan mirastır. Belki de kelimenin doğru şekli " Pars" idi ve Yu­ nanlılar tarafından "Parth" şeklinde yazıldığı için, bizim dilimize "Part" olarak girmiştir. Bu Partlar yani Farslar, İran'ın Araplar ta­ rafından fethinden sonra dinlerini değiştirmeyi kabul e tmeyerek Hindistan'a kaçtılar ve hala Gucerat eyale tinde Zerdüştllerin to­ runları olarak varlıklarını sürdürmektedirler. 20 Burada hanedanm kurucusu Arsak veya Arşak adına da dik­ kat çekmek isterim. Daha yukarıda Sakalara Sak veya Şak den­ diği belirtmiştik. Ar veya şimdiki söylenişiyle er kelimesi Türkçe bir sözcüktür ki, bu duru mda Ar+sak (Saka oğl u , Saka yiğidi) anlamın dadır. Zazaların atası kim?

Acaba Kürd aşiretlerine İran, Türkiye, Irak, Suriye ve Kafkasya'nın Azerbaycan taraflannda rastlanırken, siyasi Kürdçülerin Kürdle­ rin bir kolu olarak gördükleri Zazalara neden sadece Türkiye'de rastlanınaktadır? Bu birincisi . İkinci olarak, bu lazalar geçmişte burada Kürdl erin salı ip­ lendikleri a talardan herhangi biriyle il işkilendirilmediğine göre Anadolu'ya en eski adıyla Hirkanya , sonraki adıyla Sakastan ve daha sonraki adıyla Seistan'dan ın ı geldiler, yoksa Zaza aksakal­ lannın i nandıkları şekilde asıl yurtları Horasan mıyd ı ? Bilindiği gibi Seyit Rıza malum isyandan önce İsmet Paşa'ya yazdığı mek­ tupta "Şayet hükümet hizmetimizden ve sadakatimizden şüphe ediyorsa , ecdadımızın eskiden yaşadığı Yukarı Türkistan , Horasan 20

Y.A. Doroşenko, Zoroastriytsı

v

İrane, s .

4.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

270

vilayetine bütün aş i retimizle hicret e tmeğe himmet buyursun . . " demesi ,21 bu konuda önemli bir karine teşkil etmektedir. Buna rağmen Seyi t Rıza , Ali Rıza Özdemir'in de belirttiği gib i , feodal yapıyı korumak isterken bölücü çevreler tarafından kullanılmış­ tır. Ama kullanılmış olmak, kişinin masumiyerini göstermez. Yaşlı Zazaların kökenieri hakkında anlattıkları birbirini tut­ maz. Kimine göre asılları Horasan'dan gelmedir (Seyit Rıza'nın görüşü gibi) , kimilerine göre Ebu Müsl i m H o rasani'yi tuzak­ tan kurtaran Mehmet Han soyundandırlar ( ! ) , kimine göre Ha­ zar Türkleri'nden inmedirlerY Bir diğer rivayete göre ise, böl­ gede "Sultan Baba" adıyla bilinen bir yatırı n , aslında Harezmşah Celaleddin Mengüberdi'nin soyundan gelmektedirlerY Bilindiği 21 22

Yaşar Kalafat, Şarh Meselesi ve Şeyh Sait Olayı, s. 24-25. Mahmut Rişvanoğlu , Salılanan Gerçeh, Kurmandar ve Zazalann Kimliği, 111756. Zazaların Hazar Türklerinden inme olduğu görüşüne gelince, l 937 Şubatında Tunceli'nin Sultan dağlarının en büyük barınaklarından olan "Beşpınar mağa­ rasında" bir toplantı yapılır. Bu toplantıda hazır bulunan ağalar isyan öncesinde çeşitli görüşler ileri sürerler. Seyit Rıza'nın 'artık beklenen günün geldiğini, "Der­ sim Nizamı"nın korunacağını, Kürdistan'ın ku rulacağını ve Koçgiri isyanın­ daki yenilginin de acısının çıkarılacağını, Yezidlere (yani Sünnilere) karşı Ehl-i Beyt'in intikamının alınacağını söylemesi üzerine akl-ı selim sahibi ve gerçek "elli-i beyt" sevgisini taşıyan aşiret reisieri bu ihtilale karşı çıkarak: "Bu ihtilal büyük bir felakete sebep olacaktır; Koçgiri isyanında bunu yaşadık, ayrıca Sünni, Kurınanç ve Zazaların bu harekete karşı çıkacaklarını, dışarından yapılacak yar­ dımiara güvenilemeyeceği, zaten kendilerinin Horasan'dan gelme Türkler oldu­ ğunu, Küre! ve Türk diye bir ayrılırnın olamayacağını" söyleyerek bu işten vaz­ geçilmesini isterler. Hele Cafer Decle denilen gün görmüş bir dede: "Er oğlu er istersen Türkistan'da vardır" diye söz arasında bahseder. Ermeni dönmesi Kam­ ber Ağa (Levon) , hemen ayağa kalkar ve bağırarak, "Uşaklıktan ruhunu, ben­ liğini kaybetmişsin koca bunak! Er oğlu er istersen Kürdistan'da bulunur" der. Cafer Dedc, Kambcr ağanın bakışları arasında eriyerek kendisini savunmak is­ tedi ve , "lrkımız Hazar Türklerinden gelir. Kitaplar böyle yazar. Büyüklerimiz de böyle söylerdi. Yakın zamanda söylenmeye başlandı" der. Bunu dinleyen Ali Rıza sinirden küplere biner ve Kamber ağaya işaret ederek ihtiyarın işini gör­ ınesini ister. l lemen oracıkta zavallı adamı alnının çatından vurarak öldürür­ ler . . " (Age . , s. 755-756) .

23

Age . , 1/230.


ZAZALAR VE KÜRDLER

27 1

gibi Harezmşahlar devleti Moğollar tarafından yıkıldıktan sonra Harezmşah Muhammed'in oğlu Celaleddin Mengüberdi başa ge­ çerek Moğollara karşı münavebeli zaferlerle devam eden bir dizi çatışmalara girer. Doğu Anadolu tarafından Türkiye topraklanna girerek, Yassıçemen'de Selçuklulada savaşır, mağlup olur ve Ma­ latya tarafına çekilir. Fakat Moğollar peşini bırakmazlar ve orada küp gibi sarhoş olduğu bir gece sabaha doğru Moğollann saldı­ rısına uğrar. Başından aşağı bir kova soğuk su dökülmesine rağ­ men kendisine gelemez ve sarhoş vaziyette atma atlayarak Silvan yakınlarında dağa kaçınayı başarır. Burada dağda dolaşan Kürd­ lere rastlar. Kendisine yaklaşan bir reise "kendisinin hükümdar olduğunu" söyler ve Melik Gazi'ye gö türülmesi halinde , zengin edileceğini yahu t ülkesine dönm esine yardım e tmesi halinde o kişiyi "bey" yapacağını söyler. Aşiret reisi paradan ziyade beyl iği tercih e ttiği için , onu alıp çadırına götürür ve at getirmeye gider. Fakat bu sırada çadıra giren kardeş i , onu görünce "Bu Harezm­ linin burada ne işi var? " diye çıkışır. Harezmşah Muhammed ne olduğunu anlamaya fırsat kalmadan elindeki kargıyı fırlatarak onu öldürür. Silvan ve Cizre emüi olan Melik Gazi durumu öğrenince Celaleddin'in eşyalarını, atını ve pek meşhur olan kılıcını, saçının ortasına diktiği ufak harbesini ge tirterek, cesedi buldurup göm­ dürür; ama onu öldüren Kürd'ü de parça parça etlirir. 24 Burada M. Rişvanoğlu'nun kendisinden ekiediği bir rivayet dik­ kat çekici . Güya " Celaleddin Harezmşah'ın şeh i t edilmesi Kur­ ınanç ve Zazaları karşı karşıya getirir. Zaza Türkleri kendilerince muhterem tutulan Sultan Celaleddin'in ölüsünü kaçırırlar. 25 Fakat Kurınançların tahrip etmesinden korkarak, gidilmesi zor olan ve kendi aşire tlerini n kalabalık olduğu Ders im (Tunceli) dağlarına götürü p , yüksek bir noktaya defnederler. Daha sonra burasını ziyare tgah haline getirirler. Dersim Zaza Türkleri , o zamandan 24

Şihabeclclin Muhammed en-Nesevi, .Jizneopisaniye sıı ltan a Ca/al ad-Dirıa Manh­

bıın1l, s. 295-297. 25

İyi de lazalar

o

sırada Celaleeldin Mengüberdi'yi nereden tanıyorlardı7 Çünkü

Celaleelelin Mengüberdi'nin Silvan'a gelişiyle öldürülüşü neredeyse aynı saatler­ dedir.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

272

beri Celaleddin Harezmşah'ın türbesinin bulunduğu dağa "Sul­ tan Baba " derler. Diğer bir adı da "Tacik Baba"dır. Tunceli laza­ ları için " Tacik Baba" (Sultan Baba) bugü n de kutsal bir ziyaret yeridir. Oraya adaklar adanır. Muharrem ayında kurbanlar kesi­ lir, merasimler yapılır. " 2 6 M. Rişvanoğl u'nun bu a nlattıklar ı , elbette bilimsel bir tenkide tabi tutul duğunda dağılıp gidecektir; fakat halk böyle inanıyorsa, ona karşı yapacak fazla bir şey de yoktur. Eyub Sul tan sem tinde, güya sahabe Eyub hazretlerinin mezarı diye neredeyse tapılan ye­ rin , Kocamustafa Paşa semtinde Sümbül Efendi Camii içinde (ki kiliseden bozmadır) güya Hz . Al i'nin torunlanndan iki seyyi de­ nin m ezarı kabul edilen mezarın (aslında iki rahibenin m ezarı­ dır) ziyare tgaha dön üştürülmesiyle ,27 Sultan Baba mezarı nın zi­ yaretgaha dönüştürül mesi arası nda bir fark yoktur ve Anadolu'da bunun pek çok örn eği vardır. Gerek Tacik Baba (Baba Sultan) , gerek Eyub Sultan türbesi ve gerekse Kocam ustafa Paşa'daki iki seyyide mezarı vs. yalnızca halkın zaman içinde kendi kafasın­ dan uydurduğu e fsa nelerdir2H ve gerçekl e ilgisi yoktur. Ama ko­ numuz bu ol madığı için detaylara girmek iste m iyoruz. 26

Mahmut Rişvanoğlu, Salılanan Gerçek, Kıırnıanclar v e Zazalarııı Kiııı ligi , V230-

27

isınail Tokalak, B izans-Os m a n l ı Sentezi, s. 4 1 5-4 1 6 .

28

Bunlar ve benzerleri arasında yalnızca Eyub Sultan hazretleriyle ilgili efsane, daha

23 l .

sonraları halk tarafından uydurulınamış, bizzat istanbul'un fethi sırasında fetih işinin uzaması üzerine Osmanlılar tarafından bilinçli olarak uydurulınuş bir ef­ sanedir. Elbette böyle hir efsane Fatih'in hocası Akşemseddin'e rüyasında güya Eyub Sultan'ı gösterecek, o da ona mezarının yerini tarif edecek; böylece oraya i lahi bir işarctle cami yapı lacaktı . Elbette bunun gerçekle ilgisi yoktur, ama o günkü şartlarda ve savaş durumu göz önüne alındığında, askere moral vermek için böyle bir efsaneye ih tiyaç vard ı . Aynı kon uyla bağlantılı olarak bir başka hi­ kayede şöyle anlatı lır: G üya I'atih'in istanbul'u fethi sırasında, fetih işi uzayınca çevreye dağılan bazı askerler bir bağa girerler; üzümler olmuştur, canlan çeker, fakat bağ sahibini bulamazlar ve hir miktar üzüm dererek, asma ağacının dalına bir miktar para bırakırlar. Tam bağdan çıkacakları sırada bahçe sahibi kişi gelir ve olayı öğrenince "Böyle helal süt emmiş askerleri olan bir pa(lişah cihaııı fet­ hetse sczad ır'· dcr. El-insaf1 İstanbul'un fethed ildiği tarihte İstanbul"un neresinde


ZAZALAR VE KÜRDLER

273

Zazaların tarihi geçmişiyle ilgili kesin bir sonuca varmak ger­ çekten zordur. Çünkü ortada yazıl ı bir kaynak veya bir kilabe ya­ hut tarihi bir kayıt mevcut değil. Yaşlı Zaza eledelerinin anlattık­ ları şeyleri n akademik yönden kullanılma olasılığı da yok, çünkü birbirini tutmuyor. Bu satırların yazarı olarak biz dahi Zazaların kökeni hakkında bazı tahminlerde bulunmuş isek de, bunları ispat etme i mkanmuz hemen hemen yoktur. Bazıları çok kolaylıkla kendilerine göre bir takım elimolajik izahlarla veya tarihi dolgular yaparak bu işi hal­ letmeye çalışsalar da , Kur'an'da "Eğer doğru sözlü iseniz, delille­ ri ııizi ortaya lwyun " buyrulduğu gib i , belgeleri konuşturulmaları istendiğinde bocalayacakları aşikard ır. Gerçi bazı izler onları ko­ laylıkla Partlara, dolayısıyla Saka Türklerine bağlamaımza i mkan verir gibi gözükın ekted ir ama, o rtada net bir tablo yok. Bununla birlikte onların Kürdlerle bir ilişkilerinin olmadığı da , lengüis­ tik açıdan bakıldığında, Hayri Başbuğ'un ve bazı Kürellerin hakl ı tesp itleriyle ispatlanmaktadır. Buna folkl or, antropoloj ik yapı ve sosyal gel enekleri de ekiediğimizde Kürellerin ve Zazaların hiç­ bir o rtak yönü olmadığı ortaya çı kacaktır ki, aşağıda bu konular üzerinde durulacaktır. Kurınançca ve Zazaca arasındaki farklar M . Rişvanoğl u tara­ fından anılan eserinde derlenip topadandığı için oradan alıntıla­ mayı daha uygun bulduk. N e de olsa kend isi de bir Zaza ve bu işin içinde .

olmuş üzüm olabilir ki:> f'ctih tarihinde İstanbul ve civarındaki asınalarda an­ yeşcrmcye başlayan koruklar bulunabilir. Aynı h i kay e başka bir ve­

cak henüz

sileyle de anlatılır. 13una benzer h i kayel e r hemen hemen tüm hal kların tarihle­ rinde vardır. Yoksa E m cv1 l e r devrinde ya k laş ık 95/96 yaşları nda olması gereken ve

bir d ev en in sırtında duramayacak kadar yaşianan Eyup Sultan'ın Med in e d en '

yola çıkması ve kayık çip

ve

gemilerin

olmadığı bir dönemde d e vesiyle karşıya ge­

orada şehit düşmesi ancak bin bir gece masallannda geçebilir. Gerçi Mesudl,

Eyup Sultan'ın Ve l i d i n ord usuyla birl ikte Istanbul önlerine geld iğini ve orada '

öldüğünü belirtirse de, hiçb i r k ayn a k gösterınediği için, fazla in a n d ı rıc ı bir ta­ rafı yo k t u r

.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

2 74

1 . Kurmançcada "ğ" sesi yoktur. Buna karşılık Zazacada "ğ" sesi vardır. Kelimenin başında , ortasında ve sonunda yer alabilir. Her üç şekil için örnekler: " ğem (ğam ) , ğı dar (ğaddar, az ğın ) , ğele (buğday) , belğur/bel­ ğul (bulgur) , çizği (çizgi) , baruğ (uruk, kabile) , sağ (sağ, sağ­ lam) gibi;29 2 . Kurmançcada "ı" ile başlayan kelime yoktur; halbuki Zaza lehçesinde "ı" ile başlayan pek çok kelime mevcuttur. " ın ca h (ancak) , ıstara (yıldız) , ın c ıl ( incir) , ın cas (kara eri k) , ın/ı nı (böyle) gibi;10 3 . Kurmançcada " u " ile başlayan kelime olmamasına karşılık, Zazaca'da mevcu ttur:

"uca (ora , orası ) ; ucağ (ocak, aile ) ; ucağkor (kör ocak) , umi (maya) ; umid (umut) , usıl (usul, biçim) , ungaz (sapan , çift sürme ale ti) gibi . 3 1 4 . Kurmançcada iki harften oluşan , fakat tek b i r ses veren "cl i f­ tong" olmasına rağmen; Zazacada bu özellik yoktur. Kurm a n ç c a :

Zazaca

Anlamı

Hwin

gun

- kan

Hweh

ara k

- ter32

Hwe

sol

- tu z 1 3

Hwişk

way

- kız kard e ş .

(ıki:-.ı d e r.ıı�...:a "huı ı" kdiınL...,i mkn hozm.ı)

29

fakat bu kelimelerden ğem/Arapça; ğıdar/Arapça; ğele/Farsça; belgur!Türkçe;

30

Verilen bu ö rneklerden ıncah/r:arsça; ıstaralArapça; ıncıVTürkçcden bozma; ın­

31

Bu örneklerden de uca/Farsça "anca'dan bozma; ucağ!Türkçe; uçağkor!Türkçe­

32

Arak/Arapça; hweh ?

33

Hwe ? ; sol: Rusça'da da "sol" tuz demektir.

çizgi!Türkçe; sağ!Türkçedir. cas/Arapça; ın/ını/Çağatayçadan geçınedir. den tah rif; umi/Çağataycadan; ümid!r:arsça; us ıl/Arapça; ungaz ? ..


ZAZALAR VE KÜRDLER

275

5. Keli melerdeki " erkeklik-dişilik" durumu her iki lehçede de vardır; ancak bu hususta da Kurmançca ile Zazaca arasında bir takım farklılıklar göze çarpmaktadır. (Fakat kaydetmek gere­ kir ki , bu eril-dişii ayrımı yalnızca sıfa t tamlamalarında söz ko­ nusudur) . 6 . Kurmançcada "nö tr" isimler vardır; fakat bu lehçede nötr olan bazı isimler Zazacada " eril" olabilmektedir. Keza Kurınanç lehçesinde "eril" veya " dişil" olan bir isim Zazacada bunun tersi olabilmektedir. Hatta aynı lehçe içinde bir kelime bazı bölge­ lerde "eril" , bazı bölgelerde " dişil " olarak kullanılabilir. Bu fak­ törler, eril ve dişil özelliğinin Farsçadan veya Arapçadan geçti­ ğinin işare tleridir.34 Zazacada kelimenin sonuna "-e" getirerek dişil yapma özelliği Arapçadan geçmiştir. "Emin/Emine; Saim/ Saime vs . . " Bundan başka insan organlanndan Kurmançcada dişil olanlar (örn . Eni (alın) , s ıng (göğüs) , lev (d udak) gibi kelimeler Zaza lehçesinde erildir; çare (alın) , sine (göğüs) gibi . 7 . Mastarlar Ku rmançcada diş il, Zazacada eril dir. 35 Bunun yanı nda gerek Kurınanç lehçesinde ve gerekse laza­ kide çoğul ekieri ya eski Göktürkçedeki eklerdir, ya da -an'ın de­ ğişik bozuk şekilleri olan -on/ın/en!un'dur. 8 . Mastarlar, Kurman çcada " -n" ve "-in"dir. Bütün mastarlar -"n" veya "-in" harneriyle son bulurlar. Eğer kök sesl i bir harne bi tiyorsa mastar eki " -n " , sessiz harne bitiyorsa "-in"dir. Halbuki Zazacada mastar ekieri " ış" ve " -yış" tı r. Sessizler -ış, sesl i ile bitenler -yış ekini alırl ar. Rişvanoğlunun eserindeki sı raladığı farklar bu şekilde devam etmektedir. Türkiye'deki ü n iversitelerde Partoloj i kürsüsü yoktur. Par­ toloj i kürsüsü yalnızca Avrupa'da bazı ülkel e rd e , Rusya'da ve Amerika'da mevcuttur. 34

A ncak, b e l i rtmek gerekir k i , farsçacia Batı d i llerinde rastlad ığım ız anlamda doğ­

35

Mahmut

rudan

cıil ve d işi ! a y rıın ı yoktur. Rişv<ınoğlu, age . , 1/2 1 6-22 1 .


KÜRDOLOJİ YAl.ANl.ARI

276

Rusya Bilimler Akademisi' nin , gerçekten dünyanın en seçkin ve ciddi akademilerinin başında yer aldığı tartışma götürmez bir gerçektir. Bu akademi tarafından tüm dünya dilleriyle ilgili seri halinde kitaplar (Yazı hi Mira) yayınlanmıştır. 36 Bunlardan l l . Cilt " İ ran dilleri " yl e ilgilidir ve bu kitapta başta Partça olmak üzere , Zazaca ve Kurmançca'nın yanı sıra Farsçadan türemiş başka leh­ çelere d e dil adı altında yer verilmektedir. Fakat aynı kitapta Za­ zacanın Kürdçenin bir lehçesi olduğu şeklinde bir kayıt mevcut değil dir. Bundan başka bir de johnny Cheung tarafından hazır­ lanan "Etimological Dictionary of the Iranian Verb"37 adlı iki cilt­ lik bir sözlük çalışmaları oldukça önemlidir. Çünkü bu sözlükte tüm fiilierin hangi dilde nasıl şekiller al dığı çarpıcı etimoloj ik ör­ neklerle gösterilmektedir. Her iki kaynak da tarafımızdan dikkatli bir şekilde incelenmiş ve sonuçta Zazacanın değişik lehçelerinde rastlanan bazı özellik­ lerin ve kelimelerin yalnızca Part dilinde olması ve bunlara Kürd l ehçeleri nde rastlanmaması özellikle dikkatimizi çekmiştir. Örne­ ğin Kürdçenin hiçbir lehçesinele " üç" sayısı için lıri sözcüğüne rastlanmazken , Zazacada bu sözcük mevcuttur; ama aynı kel ime Partçada da (hre şeklinde) vardı r. 38 Keza Zazacada "söylemek" an­ lamındaki "vat" fi ili Küreiçeele ve hatta Farsçacia bulunınazken, Partçacla "va ht" şeklinde mevcuttur. Örneğin Zazacada "vate" , Partçada "vahte" yani "söz" . Sanırım Zazacada zaman içinde "h" harfi düşmüştür. Keza Partçada baba "pid" 39 kel imesi ile karşıla­ n ırken, Zazacada "pi" ile karşıianmaktadır ki, birbirine oldukça yakındır. Keza Partçadaki das40 ile Zazacadaki des aynıdır. Üzerinde durulması gereken bir diğer örnek Haoma kelimesi­ dir. Haoma dağda yetişen iğne yaprakl ı bir ağacın meyvelerinin 36

Yazıki Mira, İransiliye yazı lıi Il, Severo-zapadniyıye iranskiyc yazıki, Moskova

37

Johnny Cheung, Etymological Dictionaıy of tlıe Iranicın Verb, Brill, Lciden. Bos-

1 999.

ton , 2007.

38 39

Age . , s. 1 6 .

40

Aynı yerde.

Yazıhi Mira,

s.

22.


lAZALAR VE KÜRDLER

277

ezilerek elde edilen usarenin sü tle karıştırılarak yapılan ekstatik bir içkidir ve Milattan önce Mecusller tarafından ayin içkisi ola­ rak kullanılıyordu . Herodo t , Batıya göç eden iskitlerin de aynı iç­ kiyi hazırladıklarını anlatır, ama o nların bu içkiye ne ad verdik­ lerini belirtmez. Bunun yanında Haoma aynı zamanda Ari:lerin tap tıkları tanrılardan birinin adıydı . Kürdçede bulu nmamasına rağmen Zazacada Haoma kelimesi " tanrı" anlamındadır. 4 1 Muh­ temelen Farsça'daki huma (kuşu) kelimesinin kökeni de bu ke­ lim edir. Bilindiği gibi Milat öncesinde Pamir-Altay eteklerinde yaşayanlar Haomavarga Sakalarıydı . Part devletinin merkezinin Horasan olduğu , devletin bel kemiğini ise Sakaların oluşturduğu tarihi bir hakikattir. Mecuslleri n , daha sonralan Mecusi:liği ye ni­ elen dirilten Partların kullandığı bu kelime muhtemelen onlarla yakın ilişkisi bulunan Zazalann diline aynı şekilele geçmiştir. Bununla birlikte bugün kullanılan Zaza dilinin saf bir şekilde Partçanın devamı olduğu nu söylemek elbe tte mümkün değil­ dir. Daha sonraki dönemlerde bu dile Arapça, Farsça (Farsçanın dağlı lehçesi olan Kürdçe dahil ) , Hazarca , Türkçeelen pek çok kelime geçmiştir. Zazaca Kürd ç enin bir leh ç esi mi?

Tüm dillerele ve özellikle de geniş coğrafyaya saçılmış halk­ larda , dağınık e tnik topluluklarda lehçe ve ağız farklan vardır ve bu tabii bir olaydır. Bunun en bariz örn eği Türkler, Araplar ve İngil izlerde görülür. Türklerde Batı Türkçesi dediğimiz Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve hatta Kırım Türkçesi birbirine çok yakındır. Doğu Türkçesi içine giren Türkmence , Özbekç e , Kazakça , Kırgızca vs. de birbirine yakındır. Yalnızca harf deği­ şimleri bu farkları oluşturmaktadır. Örneğin Özbekler ve Türk­ menler "yok" derke n , Kazaklar ve Kırgızlar "cok" derler. Azer­ baycanlılar "çoh" derken, Türkiye'deki Türkler " çok" derler. Bir de harf değişimleriyle ilgisi olmaya n , bir lehçeele bulunup da di­ ğer lehçeele hiç yer almayan kelimeler vardır. Bunlar ya uzun za41

Eshat Ayata, Zcrdiişl, Avesla Bölümler, s. 1 2.


278

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

man içinde o kelimelerin kardeş halklardan birisi tarafından bütü­ nüyle terk edilmiş olmasından (örneğin Türkistanlılar "söylemek" yerine "aytmak" derler, Türkiye'deki Türkler "söylemek, demek" derler. Halbuki Selçuklular ve Osmanlılar döneminde "aytmak" " eytmak" kelimesi kullanılıyord u . Ama zaman içinde biz o ke­ limeyi terk e ttik ve böylece yeni nesiller o kelimeyi bilmez ol­ dular. Tüm bunlara rağmen - bizzat yaşadığım için söylüyorum , - Türkiye'den Özbekistan'a giden bir Türk pek d e zorlanmadan bir Özbek'le anlaşabilir. Çünkü kullanılan kelimelerin % 70'nden fazlası ortaktır. Geriye kalanlarda ya harf değişimi vardır, ya terk edilme ya da komşu halklardan ödünçlerneler söz konusudur. Ör­ neğin "et" kelimesi Türkiye'deki Türklerde "et" , Özbeklerde "goşt" (Farsçadan alıntı) , Kırgızlarda "et" dir. Türkiyeli Türkler " midem ağrıyor" derken, Türkistanlılar "aşkazanım ağrıyaptı" derler. As­ lında doğru olan onların deyişidir. Çünkü " mide" kelimesini biz Arapçadan almışız, ama bunun öz Türkçesi "aşkazan"dır ve as­ lında "aş" ve "kazan" kelimesi Türkiye Türkçesinde de vardır. Araplardan bir iki örnek vermeye çalışalım. Mahalli lehçede Su­ riyeliler ve Filistinliler "ne kadarikaç para" için " işkedir" ; I raklı­ lar "işkadr veya şkadr" derler. Ama her iki taraf da birbirini ko­ laylıkla anlar. Çünkü "kadr" kelimesi Akdeniz mahalli lehçesinde "kedir" , Irak l ehçesinde "kadr" şeklini almıştır, ama kelime kö­ künü kaybetmemiş, telaffuz farkına uğramıştır vs . . . Bu örnekler sayısız şekilde çoğaltılabilir; ama sonuç değişmez. Halbuki bazı siyası Kürdçüler Zazaların Kürdlerin bir kolu , Zaza­ canın da Kürdçenin bir lehçesi olduğunu ileri sürerken , dil yö­ nünden birbirin i çok az anlayabilen bu iki etnik topluluğu nasıl akraba saymak gerektiğini pek anlayabilmiş değilim. Aşağıda Faruk İremet'in hazırlayıp internete koyduğu " Zone ma Zazaki" (Bı Zazaki, Tirkki , Svedki) (Dilimiz Zazaca) adlı si­ tesinden biraz uzunca bir alıntı yaparak, bu iki dilin yani Za­ zaca ve Kürdçenin ne kadar akraba olduğunu ( ! ! ! ) göstermeye çalışacağım . İsmet irernet sözlüğüne geçmeden önce şöyle diyor: "Şimdi de " diyalektimizle" diğer " DiYALEKTLERi " (hatta dili-


ZAZALAR VE KÜRDLER

279

m izi "lehçe" olarak görenlerin de a nlaması bakımından) birkaç örnekle karşılaştıralım ve varsa benzerliklerini , farklılıklarını hep birlikte görelim . "4 2

42

Türkçe

Zazaca

Kürdçe

Ağlamak

Bermayış

Gırin

Ağız

Fe k

Dev

Veyşan

Birçi

Aç !

Akı !

Veke !

Açmak

Akerdış

Vekırın

Acı

Nu

Tüj

Akşam

Şan

E var

Alt-üst

Verdi m

Berpeş

Alın

Çare

Eni

Amca kızı

Dedkayna

Dotmam

Amca oğlu

D eza

Pısmam

Anne

May

De

Arka

Dım

Paş

Arkadaş

E m baz

Heval

Armut

Mıroy

Hurmi

Atmak

Çekerdış

Avet ın

Baba

Pi

Bav

Burun

Zınci

Poz

Bıçak

Kadri

K er

Çeşme

P iyar

Kani

Çevirmek

Açarnayış

Vegerandın

Çocuk

Qeçek

Zaro

www. iremetforlag.tripod.com


280

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Çok, fazla

V eşi

Zahf

Çorap

Puçık

Go re

Damla

Dal pa

Dılop

Cimri

Koj o

Çıkoz, Destgırtı

Don

Pıren

Kıra s

Dul

Vi ya

Bi

Dur !

V ındı !

Bıse !

Dış kapı

K eber

De rı

Eşek yavrusu

Si pe

Caj , caşlkurık

Fare

M ere

Mı ş k

Geçiyor

Ra veren o

Derhas dibe

Geçmek

Ra verdış

Derhas bO.n

Gidiyor

Ş ın o

D ıçe

Git!

Şo !

Bıçe ! Heri !

G ülrnek

Huwatış

K e nın

İçi ndekiler

Teyestey

N averok

içmek

Şımıtenı

Vexwarin

ince

Te nı k

Zi rav

K aş

Bicey

Mijang

Kavun

Beşila

Kelek (QavO.n)

Kaynana

Vıstewra

XezO.r

Kesrnek

Bıbırnı

J eki

Faruk irernet'in verdiği örnek yüzlerce kelimeyle devam edi­ yor. Biz rastgele alıntılar yaptık. irernet'in sözlüğü n el e verdiği Zazaca ve Küreiçe sözcüklerin bir kaçı hariç ( Eşek= Her ve Ker gibi) eliğerleri arasında hiçbir benzerlik ve yakınlık yoktur. G ra­ mer, eril-clişil , fiil çekimi vs . yönlerelen ele bir benzerliği bulun­ mayan bu iki elilin nasıl birbirinin akrabası veya birinin diğerin-


ZAZALAR VE KÜRDLER

28 1

den kopma bir lehçe olduğuna okuyucu kendisi karar versi n . Halbuki seçeceğimiz birkaç örnek Türk lehçel erinde olsaydı şu önemsiz farkları bulurduk Kel ime

Tiirlıiye Tiirlıçesi

Türhistan Türlıçesi

Fare

Fare , Sıçan

Sıçkan

Gülrnek

Gülmek

Külmak

içmek

içmek

İçmak

İnce

İnce

İn giçke

K aş

K aş

K aş

Kaynana

Kaynana

K aynana

Dışa n

Dışarı

Taşkarı

İçeri

İçeri

İ ç keri

Dış Kapı

Dış Kapı

Taşkı Eşik

Amca oğlu

Amca oğlu

Anıeki oğlu

Ağlamak

Ağlamak

Yığlamak

Affetmek

Affetmek

Keçirmak

Afedersin

Afedersin

Keçiresiz

Nerede?

N erede ?

Kayerde? lK•ıy�i

O tara fa

O tara fa

O yakka4 3

Taşa tutmak

Taşa tutmak

Taşboran kılmak

t haııgi) y(.:rdc'ıını kı.,.·drınoı�ı )

Örnekleri binlerle çağaltmak mümkün . Lehçe farkı böyle olur. Yoksa iki değişik l ehçedeki kelimelerin birbiriyle hiç alakası yoksa, ona lehçe deği l , iki farklı dil denilebil ir. Ama bir köy üçe bölünmüş ve bir kısmı "Tü rk'üz" , bir kısmı " Kürd'üz" , bir kısmı " Zaza'yız" diyorsa , orada ters ve yanlış bir şeyler var demektir. 43

Yakka kelimesi Türkiye Türkçesinde "yaka" şeklinde zaten kullanılmaktadır. En güzel ömeği de "Karşıyaka" kelimesindedir ki, "Karşı taraf' demektir.


282

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Biz yine de din ve m ezhep ayrılıkiarına hiç girmeden, - ç ünkü bu ikisi çok farklı şeylerdir, - Zazaların Türk m ü , Kürd mü yoksa müstakil bir halk olarak Zaza mı olduklarına kendilerinin karar vermesinin daha doğru ol acağı kanaatindeyiz.


XXII . KÜRD PEYGAMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

Kimdir bu Zerdüşt? Batılıların Zorothushtra , şarklıların Zer­ düşt, eski İranlıların ve Harezmiiierin Zeraduşt dedikleri bu kişi gerçekten iddia edildiği gibi bir peygamber midir, yoksa bir mec­ zup, bir ruhani , bir mistik, yahut başta Müsevilik olmak üzere doğu ve uzak doğu filozoflarının felsefi görüşlerinden yararlanarak yazdığı kitaba ilahi kitap hüviyeti verıneye çalışan birisi midir? Zerdüşt, Kürd akl-ı evvellerine göre bir Kürd peygamberdir ve getirdiği kitap Avesta da modern Küreiçenin temel kaynağı olan Med dilidir. Zazalara göre Avesta Zaza elilindedir ve Zazacayı çok iyi bilen birisi Avesta'yı okuyup anlayabilir. 1 İranlılara göre Avesta Pehlevicenin orta Pers diliyle yazılmıştır. Zerdüşt ve güya getirdiği kitabı Avesta konusunda dışarıda ya­ zılmış kitaplarda söylenenlerl e , siyasi Kürdçülerin ve Zazaların söyleelikleri arasında çok bariz tezatlar ve örtüşmezlikler var. Gü nümüzde eski Harezmiiierin ve Soğdiyanların temsilcileri kalmadığı için onların bu konuda ne söyleeliklerini ve şayet ha­ yatta olmuş olsalardı ne gibi iddialarda bulunacaklarını bilmiyo­ ruz , ama Küreller lazaları Kürellerin bir kolu sayarken , Zazaların " hayır, biz başka bir milletiz" diye diretmeleri ve Küreiçe ile Za­ zaca arasında herhangi bir benzerliğin bulunmamasına rağmen, Kürellerin Avesta'yı Kürdç e , Zazaların Zazaca sayması, Perslerin daha değişik iddialarda bulunması gerçekten şaşırtıcı dır. Zerdüşt, Avesta Bölümler, çeviren ve hazırlayan: Ashat Ayata, Kora Yay. , 2. Baskı, İst. 2003.


284

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Bu konuyla ilgili Türkçe, Rusça ve Batı dillerinde yayınlanan bazı eserleri inceledikten sonra, Türkiye'deki Kürellerin ve laza­ lann Zerdüşt konusunda gerçekten çok az şey bildikleri ve ku­ laktan dolma bazı iddiaların peşine takıldıklan kanaatine ulaştı m . Eshat Ayata'nın hazırladığı eser, b a z ı yanlışlarla ve çarpıtmalarla doludur. Örneğin, Müslümanlarda ku tsal sayılan Zemzem suyu­ nun kaynağının da Haoma olduğu şeklinele saygısızca sözler sarf e tmektedir. Halbuki Haoma ekstatik bir ayi n içkisidi r ; Zemzem ise sarhoşluk vermediği gib i , ayin içkisi ele değildir. Yalnızca kut­ sal topraklardaki bir kuyudan çıktığı ve kuyunun ortaya çıkışı Hz . isınail'le ilgili anlatılan bir rivayete dayandığı için Müslümanlar tarafından bir ku tsiyet izafe edil ir. Dahası , Haoma içkisinin ya­ pıldığı ağaç bitkisi Pamir-Altay dağlannda yetişircl i . Arabistan'da ise böyle bir ağaç yetişmez . Biri bitki usaresinin sütl e kanştırıl­ ması suretiyle yapılır, diğeri yerde n fışkıran tabii bir sudur. Böy­ lesi basi t gerçekleri dahi göz önünde bulunclurmaclan, ekstatik bir putperest ayin içkisinin Zemzem suyunun kaynağı olduğunu iddia etmek dahi islaın'a ve Müslümanlara karşı yapıl mış çirkin bir saldırı ve saygısızlıktır. Her ne ise tekrar konuya dönelim. M . B . Meytarçiyan' ın Rusya'da yayınlanan " Pogrebalnıye obr­ yadı Zoroas triytsyev" 2 adlı kitabı , Birüni'nin Maziden Kalanlar (el -Asaru'l Baqıye)sini , Tolstov'un "Drevniye Harezm" ve diğer ça­ lışmalarını ciddi bir şekilele okuduktan sonra gerek siyasi: Kürd­ çülerin ve gerekse Zazaların iddialannın hayli uçuk ve m esnet­ siz ol duğu ortaya çıktı . Önce çok ciddi ve bilimsel bir çalışma olan Rusça eserin 1 2-72. sayfaları arasında verilen bilgileri, her bir sayfaya ayrı ayrı a tıf yapmadan özet olarak s u ndukta n sonra , Birüni'nin adı verilen eserinde yazdıklarını aktaracağım . Çünkü Meytarçiyan'ın eseri , bugüne kadar bu konuda yazılmış literatürün hepsinin taranmış hali dir. Birü ni'nin eseri ise , P ro f. Eel. Sachau'nun i fadesiyle Zer2

Zerdüşıllerin Defin Şekilleri.


KÜRD PEYGAMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

285

düştizm hakkında bize çok değerli bilgiler aktaran yegane kay­ naktır. Önce Meytarçiyan'ın eserindeki bilgileri ak taralı m. ( . . . ) içinde koyduğumuz no tlar tarafımıza aittir: "Avesta diline yanlışlıkla "Bactriaca" veya " eski Bactriaca" de­ nilmektedir, ama "Bactria dili" eski İran diline değil başka bir dile, orta Farsçaya aittir. Orta Pers diline bazen Pehlevice de denir. "Avesta ve Rigveda'yı inceleyenler, Hint ve İran dilleri birbi­ rinden ayrılıncaya kadar Mitra'ya tapınma kültünün ortak olduğu sonucuna varmışlardır. "Eski İranlılar ekstatik içecek elde edilen değerli bitkiye Ha­ oma, eski Hintliler ise Soma diyorlardı. " Zerdüşt'ün biyografisi l2 ve 1 3 . cüzlerde (nask) anlatılmış­ tır, ama onlar da eli mize ulaşmamıştır. Zerdüşt'ün hayatıyla ilgili en detaylı bilgi 1 278'de yazılan "Zerdüşt-nii.nıe" adlı eserdedir ve o da bilinmeyen Pehlevice bir kaynağa istinaden yazılmıştır. Bu­ nunla birlikte bu kitapta Zerdüş'ün tarihi kişiliği , yaşadığı dönem, yaşadığı yer, peygamberlik görevini i fa için yaptığı tarihi temas­ lar ve öğretisinin özüyle ilgili konular tartışmalıd ır. "Bazı araştırmacılar Zerdüşt'ü tamamıyla hayali ve efsanevi bir kişil ik olarak kabul ederler. Ancak, onun gerçek bir kişilik oldu­ ğunu iddia edenler de Zerdüşt'ün bir şaman mı, yoksa bir kahin mi, yahut siyasetçi mi, aristokrat mı veya mistik ve filozof mu, ya­ hut bir peygamber mi olduğu konusunda hemfikir değillerdir. " E fsaneye göre Ahura Mazda yani Hörmüzd sonsuz ışıktan Zerdüşt'ü doğuracak olan annenin bulunduğu yere inmiş. Kızda bir takım acayip emareler görülünce babası kızının büyülendiği kanaatine vararak onu evden kovmuş. Kız da Spitama (Biruni'de Sefid-tuman) sülalesinden Pouruşaspa adında biriyle evlenmiş. ilk doğan çocuk Zerdüşt olımış. Başka kaynaklarda ise Zerclüşt'ün ikisi büyük, ikisi küçük dört kardeşi vardır. (Rivaye tler arasındaki çe­ lişkiler dikkat çekici) . Zerdüşt doğunca bütün dünya sevinmiş ve bugünü bayram olarak kutlamış (sıradan bir aileele dünyaya ge­ len çocuğun ileride kim olacağını bütün dünya nereden bilmiş? )


286

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Güya Ahura Mazda tarafından dünyaya gönderilmek üzere seçil­ miş çocuk olduğu herkesçe biliniyormuş ( ! ! ) . Gelelim Zerdüşt veya Zaraduşt kelimesinin anlamına : "Grekler daha sonraları onun adını "Zoroastr" şeklinde yazarak Yunanca yıldız anlamına gelen "astron" kelimesiyle özdeşleştirmiş­ ler. Kimilerine göre eski kaynaklarda Zerdüşt bir bilge , astrolog ve müneccim olarak gösterilmektedir. Bu yüzden öğretisi ne "Zo­ roastrizm" , bu dine inananlara da "Zoroastrist"ler denmiş. (Sabii (yıldıza tapan) kelimesinin Batı dillerindeki karşılığı) . " Dupperon'a göre Zaraduştra "altın tiştr" ( Syri us/Akyıldız) anlamındadır. Rus dilbilimci Abayev'e göre ise bu kelime "yaşlı deve sahibi" demektir. " Eski İran'da ç o c u k d o ğd uğunda o n u tab i a t a karşı koru­ sun diye koruyucu hayvan isimleri takarlardı. (Bu gelenek eski Türkler'de de vard ı ) . Daha sonraları bu gelenek hoş karşılanmaz oldu ve Tacikler bu gibi isimlere " N am-ı pest" (aşağılık isim) de­ diler. Zerdüşt'ün ismi "yaşlı deve sahibi" anlamında olduğu gibi , babasının adı olan Pouroşaspa da "boz atlı" demektir. "Rivayete göre Zerdüşt otuz yaşına geldiğinde, bir gün Haoma hazı rlamak için su almak amacıyla nehre gittiğinde, sahilde Vohu­ mana ile karşılaşmış ve bu ruh onu alarak Ahura Mazda'nın ve beş ku tsal varlığın huzuruna götürmüş . Zerdüşt, tüm bilgeliğini ve zekasını orada onlardan almış. Daha sonraki günlerde yedi defa Ahura Mazda ve Ameşa Spenta (Ölümsüz Azizl er) in huzuruna gö türülm üş. Bu yolculukların birisinde Anhra Manyu (kötü ruh yani İblis) ona tebelleş ol muş. Böylece Zerdüşt karanlık ve aydın­ lık, nur ve zulmet yahut hayır ve şerle orada tanışm ış. "Başlangıçta amcaoğlundan başka kimsenin inanmadığı Zer­ düşt, daha sonra öğre tisini yaymayı başarmış ve evlenmiş. ilk ev­ liliğinden üç oğlu ile üç kızı olmuş. İkinci evliliğinden ise ço­ cuk olmamış. "Zerdüşt' ü n doğum tarihi gibi ölüm şekli de ihıilaOıdır. Ölü­ müyle ilgili rivayetler birbirini tutmaz . Güya bir gün ibadet eder-


KÜRD PEYGAMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

287

ken istiğrak halindeyken ölmüş veya gökten inen bir ateşle ha­ yatını noktalamış. Bir başka rivaye t ise 77 yaşına geldiğinde Turlardan (yani Turanlılardan) biri tarafı ndan Belh tapınağında ibadet ederken öldürülmüş. " Perslere göre Zerdüşt'ün doğum tarihi M . Ö . 569'dur. P ehlevi kroniklerine göre Zerdüşt, Makedonyalı İskender'den 2 5 8 yıl önce yaşamıştır. "W. B. Henning'e göre Zerdüşt şu tarihlerden birisi arasında yaşamıştır: M . Ö . 630- 5 5 3 ; 628-5 5 1 ve 6 1 8-54 1 . Kimilerine göre Zerdüşt, ilk Akemenilerin çağdaşıydı . F Altheim ise Zerdüşt'ün peygamberlik dönemini 569 yılına bağlar. Zoroastrians. Thei r Re­ ligious Beliefs and Practices adlı eserde Zerdüşt'ün M. Ö. 1 7001 5 00 yıllan arasında yaşadığı , Avesta'nın yazıya geçi ril diği tarihin ise M . Ö . 1 200 civan olduğu belirtilmektedir. Ölüm tarihi 1 500 kabul ed ilirse , eserinin yazıya geçirildiği tarih arasında 300 yıl­ lık bir zaman dilimi vardır ki, bu uzun süre boyunca Avesta yal­ nızca ağızdan ağza aktanlarak ve ezberde tutularak varlığını ko­ rumuştur. "Zerdüşt'ün vatanı ve Avesta'nın ortaya çıkışı konusunda biri Med teorisi, diğeri Doğu teorisi olmak üzere iki ana teori vard ır. Med teorisine göre Zerdüşt'ün vatanı Araks vadisidir3 ki , buna göre Zerdüştizm önce Batı İran'da ve Med Mag kabileleri arasında ortaya çıkmıştır. İranl ılar arasında " Doğu teorisi " daya yaygındır. Bunun için de bazı argümanlar ileri sürmektedirler: l ) Avesta'da geçen coğrafi tasvirler; 2) Avesta'daki epik motifl erin Doğu İran epik gelenekleriyle bağlantısı ; 3 ) Farsların Zerdüşt'ün o rtaya çı­ kışını Bactria bölgesiyle ilişkil endiren geleneği; 4) Avesta'daki bazı dil özelliklerinin (Gat lehçesinin) onun eski Orta Asya dil­ leriyle yani Soğdca ve Harezmceyle bağlan tılı old uğu hükmü çı­ karmaya imkan tanıyor olması ve dolayısıyla Akemeni hüküm-

3

Burada geçen Araks kelimesi bildiğimiz Aras'ı değil, A m u-derya ve onun o dönemele gürül gürül akan ana kolu Uzboy . ııehriııi göstennekteclir. (Bkz . Klyashtorny-Sultanov, Tiirlıiin Üç Bin Yı l ı , s. 37).


KÜRDOLOJİ YALANLARI

288

darlarının kilabclerinde Ahura-Mazda'dan saygıyla bahsedilmiş ol masına rağmen Zerdüşt adının geçmemesi . " B u n u nl a b irl ikte Doğu teorisini savunanl a r arasın d a da Zerdüşt'ün vatanının ve Avesta'nın ortaya çıkış yerinin tam ola­ rak neresi olduğu konusunda bir görüş birliği yok. Kimine göre Zerdüşt'ün vatanı Soğdiyana, kimine göre Harezm , kimine göre Bactria'dır. M . Bois'e gö re ise Zerdüşt İdil (Volga) nehrinin doğu­ sundaki bozkı rlarda yaşam ıştır. İ. M. Stcblin-Kamensky'ye kulak verecek olursak, Zerclüşt faaliyetlerini Merkezi Asya'nın dağlık bölgelerinde ( G üney U ral'dan O rta Asya Tanrı Dağları , Pam ir­ Altay, Hindukuş ve Kope tdag dahil Sayan-Al tay e teklerine kadar uzanan kesi minde) yürütmüştür. "Zerdüştllerin defin şekilleriyle Sakaların veya İskillerin cle­ fin merasim ve şekilleri arasında çok büyük benzerlikler vardır. Örneğin Soğdiyana'da Erkurgan harabelerinde eski şehir su rları­ nın kuzeyindeki bir höyükte , M. Ö. l l l - l l . Yüzyıla a i t bir kü m­ bet ortaya çıka rıl mışur. Kümbelin yüksekliği lO m .'clir ve içeri­ elen bir merdivenle yukarıya çıkıl maktadır. Kümbet içinde takılar ve kemik parçaları bulunmuştur. Bir başka mezarda kemiklerin d ışında kap kacaklara rastlanmıştır. İki üç odalı m ezarlara bu­ günkü Özbekistan'ın çeşitli yerl erinde, eski Paykencl'cle , Buhara yakınlarında rastlanmışur ve bazılarında hayvan kemikleri ele bu­ l unmuştur. Kimi mezarl arda cesetlerin başları kuzeybatıya , fakat yüzleri batıya çevrilm iştir. Bazı mezarlarda baş kuzeye , fakat yüz batıya çevrilid ir. Bazı mezarlar Kuşan dönemine ai ttir. Bulunan mezar eviereleki ortak özellik ise hepsin in içinde bir altar veya ocak olmasıdır. "4 Biruni ,' Maziclen Kalanlar adlı eserinde , Zercl üş t'ün elininin Harranlıların yani Harranlı Sabiilerin dinine yakın olduğunu kay­ detmektedir. Aşağıya Birünl'nin Zerdüşt hakkında yazdıklarını ay­ nen alıyoruz . Çünkü günümüzelen bin yıl önce yaşayan Bi rüni 4

M. B. Meylarçiyan, Pogrdıal n ıyc ohıyadı zoı oast. riy tscv, SPB . , Moskva, 200 1 ,

1 3-72. 5

B i rü rıi , Mazidcıı Kalwılar,

s.

67.

s.


KÜRD PEYGAMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

289

gibi ti tiz bir araştırmacının söyledikleri, günümüzdeki yazarların­ dan söylediklerinden çok daha önemlidir. Biruni'den yaptığımız bu uzun alı n L ı , eserinin "SahLe Peygamberler ve Aldatı l mış Toplu­ lukları " adlı bölümünden alınmıştır. Yani Bin1nl , Zerdüşt'ü sahte peygamberler arasında görmektedir: "Sonra Azerbaycanlı Sefid-tuman'ın oğlu Zeraduşt geldi . O , Minuçihr'in torunlarındandi v e k raliyet ailesinin zadegan sını­ fından olan Mecüsllerin bir üyesiydi . Bu olay Viştasp'ın6 saha­ natından o tuz yıl önce vukü buldu . Sağ ve sol yeni kesilmiş bir gömlek giym iş, belinde yün kuşak, yüzünü keçeyle örtmüş va­ ziyette ve elinde göğsüne bastırarak ·tuttuğu bir tomar eski par­ şömenle ortaya çıktı . Mecüs!ler, onun gün ortasında sarayın ça­ tısına çıktığını ve çatının onun için ikiye yarıldığını; Viştasp'ın bu gördükleri karşısında şaşkınlığa düştüğün ü , Zeraduşt'un onu Mecüsllerin itikadını kabul etmeye dave t ettiği ni; gerçek Tanrı'ya inanıp , ona hamd edip, adını ululamaya, şeytana ve diğer dev­ Iere ibade tten vazgeçmeye ve birinci dereceden yakınlarıyla evl en­ meyi yasaklanıaya davet ettiğini söyl erler. i nsanın kendi annesiyle evlenmesiyle ilgili ola rak Rüstem oğlu ispehdad Marzuban'dan Zeracl uşt'un Mecus!lere hiçbir zaman böyle bir şey emretmedi­ ğini, fakat bir gün Viştasp'ın önde gelen devlet adamlarını ve za­ manın bil i m adamlarını onun huzurunda toplaclığını , onların da kendisine "Bir insan, diğer insanlardan uzak d üşse ve yanmda sa­ dece anası olsa , soyunun kesilmesinden korkan bu insan anasın­ elan başka bir kadı n da bulamıyorsa , ne yapmal ı ? " diye sordukla­ rıncla, Zeraduşt'un bu durumda o insanın annesiyle cinsi temasta bulunabileceğini söylediğini işi tti m . " Zeracl uşt, Avesta adlı b i r kitap getird i . Bu k i tap, diğer tüm halkları n dili nden farklı bir dille yazılmış ve özel bir şekilele ka­ leme alınmıştı. K i tapta kullanılan dildeki harOerin sayısı , başka bir dilele kon uşan herhangi bir kişi nin bu kitapla ilgili bilgi ko­ nusunda di ğerlerine karşı bir üstünlük sağlamaması için , diğer 6

Viştasp, Pcrsle rin efsancvi lıüküıııdarlarındandır. Böyle değildir.

biri nin

yaşadığı kl·si n


290

KÜRDOLOji YAlANlARI

tüm dillerdeki harf sayısından fazla idi. Zeraduşt, kitabı Viştasp'ın önüne koydu. Bunun üzerine ülkesindeki bilim adamları ve pek çok insan toplandı. Viştasp bakır kaynatmalarını emrelti . Bakır kaynatıld ı. O an Zeraduşt şöyle dedi: " Tanrım ! Eğer bu ki tap , bu hükümdara karşı bana gönderdiğin bir kitapsa , beni bu ha­ kıra karşı koru ! " "Sonra (kaynamış) bakırın üzerine dökülmesini istedi . Bakın göğsüne ve karnma döktüler. Bakır vücudunun üstünden ve al­ tından aktı ; her bir kılın ucunda küçük bakır hancuklar oluştu. Ben, bu küçük hancukların Mecüsllerin hükümdarı nın saltanat döneminde onun hazinesinde sakJanelığını işitti m . "Böyl ece daha önce Zeraduşt'un getirdiği kitaba inanınayı red­ deden Viştasp , onun dileğini yerine getirdi ve kendisine Tanrı'nın meleklerinin gelip Zeracluşt'a inanmasını emrettiklerini bildirdi. Daha sonra Zeracluşt yetmiş yıF dinine davet e tmekle uğraştı . "Hayır, kırk yedi yıl " eliyenler ele var. " Yahudiler, Zeraduşt'un peygamber i lyas'ın şaki rtlerinclcn ol­ d u ğu nu v e bizzat kendisinin " D oğ u m ki tabın da" gençliğinele Harran'da bilge ilyas'clan hikme t dersleri alelığı nı belirttiğin i söy­ lerler. Rumlar, Zeracluşt'un Musullu olduğunu söylerler ki , muh­ temelen Azerbaycan sınırının Musul sınırına bitişik olduğunu kas­ tetmekteclirler. İ onyalılar, Amm onius'un ü nlü filozoOar hakkı n­ daki kitabında anlauıkları na istinaden, Pisagor'un yanında Kala­ ius ve Faylakus adında iki şa kirt bulunduğunu ; Kalaius'un daha sonra Hindistan'a gittiği n i ileri sürerlcr. Brahmanların öğretilc­ rini atfettikleri Brahma n , yedi yıl ondan ders aldı ve Pi sagor\ın öğre ttiklerini tahsil etti. Kalaius ölünce, I3rah man Pisagor'un öğ­ rettiklerine i lave ettiği kendi öğretisini ortaya koydu . "Faylakus'a gel ince, o da Babil'e gi tti. Orada Vartuş yani Sefid­ tuman da denil e n Paruşasi f'in oğlu Zeraduşt'la karşılaştı . Zera­ duşt, Faylakus'dan ders aldı . Faylakus ölüm�e , Zeracluşt Seylan 7

Zerclü�t, 30 yaşında peygmııber olduğuna kamın doğru olması mümkün değil.

ve

77 yaşında

öldüğün e göre bu ra­


KÜRD PEYGAMBERi ( 1 ) ZERDÜŞT ÜZERiNE

29 1

dağlarına çıktı ve kitabını yazı ncaya , öğretisinin temellerini ha­ z ırlayıncaya kadar birkaç yıl orada kaldı. " Fakat gerçek şu ki, o, Azerbaycanlıydı . G üya Zeraduşt'un "Doğum kitabı"tıda anlattığına istinaden, onun babasıyla birlikte Harran'da bulunduğu , orada bilge İlyas'la karşılaşıp , kendisinden hikm e t öğrendiğini söyleyenierin sözleri de doğru olabilir. "Vakanüvislerin kitaplarında, Şapür-Zü'l Ektaf'ın sal tanatının sonlarına doğru Mecüsilerin dinini kabul e tmeyen bir halkın or­ taya çıktığı , Adarbad b . Maraspand b . Sab h. Düser h . Minuçihr'in onlara saldırıp mağlup ettiği anlatılmaktadır. Sonra o, onlara hir alarnet gösterdi ve esasen göğsüne eri tilmiş bakır dökülmesini emretti. Bakın göğsüne döktüler; bakı r akıp indi fakat ona zarar vermedi. Bunun üzerine Şapür onun torunlarını Zeraduşt'un to­ runlarıyla birlikte môbedler môbedi ilan etti. "Bu adamın geti rdiği Avesta kitabını okumak, imanı ve sada­ kati din önderi mertebesine ulaşmış Zerdüştilere hastır. Bu da an­ cak o kişinin [Avesta'yı okuyabilecek ] din önderi olduğu n u gös­ teren bir heraat almasından sonr a mümkündür. "Dara oğlu Dara'nın hazinesinde Avesta'nın on iki bin parça öküz derisine altın suyuyla yazılmış elyazması vard ı ; fakat ateş­ gedeyi yıkı p , rahipleri öldürmeye karar veren İskender tarafın­ dan yakıl d ı . Dolayısıyla o günden itibaren [ Aves ta' n ı n ] yaklaşık beşte üçü kayboldu. Kitab ı n tamamı otuz " nask" tan ol uşuyordu, ama şimdi ellerinde yalnızca o n iki "nask " kald ı . Nask, u pkı bi­ zim Kur'an bölümlerine cüz elememiz gibi , Aves ta'nın bölümle­ rinin adıdır. "Bazı Sahiiler Zeraduşt' u n peygamberliğinin sahte olduğunu söylerler ve bazıları da ondan sonra peygamber olarak ortaya çı­ kanlara şu sözle iLirazda bulundular: " Enlemi o tuz üç dereceden daha fazla olan yerlerele o rtaya çıkan i nsan peygamberlik iddia­ sında bulunamaz . Çünkü hareketli yıldızlar bu yerde zenitte (ba­ şucu noktası) durmazlar. Bu rakam , Venüs daha ilerideki enleın e ulaştığından , en büyük açıl ıın ı n onun enleıniyl e kompozisyonu-


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

292

nun bir sonucudur. " Her ne kadar gerçekle örtüşüyor ve sınırını aşmıyorsa da , sağlam bir delil değildir bu. " O sıralar Viştasp'ın Camasp adında bir veziri vardı . Zeraduşt'a inandı ve arkasından gitti . iktidarın Zeraduşt'un zuhurundan son­ raki 1 500 yıl zarfında Perslere geçeceğini haber veren kitap ona aittir. Tarih kitaplarında yazıldığına göre , İskender'in tahta çıkı­ şından sonra 1 1 4 2 yıl geçtiğinde b u sürenin dolduğunu ve ar­ dından daha aşağıda üzerinde duracağımız sahte peygamberle­ rin ortaya çıktığını kaydetmektedirler. Meclisiler ise - daha önce üzerinde durduğumuz - Müllik-u Tavaif'in saltanat yıllarını say­ madıkları için , bu sürenin dolmadığını söylerler. Onlara göre sü­ renin nihai olarak dolması için , son hükümdarları Yezdigerd b. Şehriyar'ın öldürülmesinden ve saltanallarının sona ermesi nden sonra 530 yıl geçmesi gerekiyormuş. "8 " Eski M eclisiler Zeraduşt'tan daha önce de var idiler, fakat [ şimdilerd e ] onun getirdiği dine dahi uymayan inançların pe­ şinde gitmeyen saf Meclisi bulamazsın . Esasen onlar artık ya Ze­ raduştizme veya Şemsiye mezhebine ( Güneş'e tapanlar) mensup­ tu rlar. G erçi hala eski geleneklerini ve kurumlarını yaşatmakta ve bunları dinlerine yamamaktadırlar; ama aslında bu tür şey­ ler, Güneş'e tapanların ve eski Harranlıların şeriatlarından alı­ nan uygulamalardır. " 9 Mesudl'nin Murlic ez-Zeheb adlı eserinde " .. bu on bir ateş tapınağı , Meclisllerin peygamberi Zaraduşt b . İsbitiman'ın zuhu­ rundan önceydi . Daha sonra Zaraduşt da bu ateş tapınaklarını kendisine m ekan edindi" 10 şeklindeki kaydı da, Birlini'nin " eski Meclisller" Zeraduşl'tan daha önce de var idiler" i fadesini doğ­ rulamaktadır. Bu iki önemli kaynağa göre Zerdüşt, Meclisiliğin kurucusu değil , belki ona bir çehre kazandıran bir filozof olabilir. Zaten 8 9

Bin1n1, age. , s. l 74- 1 77.

lO

Mesudi, Muruc, s . I V, 75.

Age., s. 332.


KÜRD PEYG AMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

293

genel kanaat de Zerdüşt'ün peygamber değil, bir mistik ve filo­ zof olduğu yönündedir. N i tekim Frye da Zerdüşt'ü " rahibi ol­ duğu dinde bazı yenileşmeler başlattı" 1 1 diyerek onu bir rahip ola­ rak görmektedir. Üstelik Fry e , Zerdüşt'ün bazı uygulamalarına karşı çıktığı çok tanrılı bir elinin rahibi olduğunu söylemektedir. 12 Persepolis'teki Darius kirabesinde "Ahura Mazda ve tüm kabi le

tanrı lan bana destek verdi ler. .. Buradan Ahura Mazda'y a ve kabi le tanrı ianna sesleniyorum. Bu krallığı bana Ahura Mazda ve siz ka­ bile tanrı lan verdiniz ! " 1 3 ifadeleri d e , Zerdüştizmin tek tanrılı de­ ğil , tıpkı Grek panteonunda olduğu gib i , çok tanrılı bir din ol­ duğunun karinesidir. Çünkü metinde Ahura Mazda baş tanrı , diğer kabHelerin tanrıları ise tali derecedeki tanrılar olarak gös­ teril mektedir. Yunan yani Grek pan teonunda baş tanrı Apollo , bazen Zeüs'ten sonra daha düşük dereceleri bir çok tanrı vardı. Keza cahiliye öncesi Araplarda da her kabilenin bir putu bulunu­ yordu. Ancak bu çok tanncılığın Zerdüştizmden Grek ve Arap­ lara m ı , yoksa bunlardan Maglara yani Mecusilere mi geç tiğini kestirrnek hayli zordur. Halbuki Allah tarafından gö nderilmiş peygamberler, gerek­ tiğinde mucizeler gösterirler. Zerdüşt'ün gösterdiği iddia edilen "üzerine kızgın bakır dökölünce kendisini yakmaması" olayı yal­ nızca onun ö l ü m ü nden yüzlerce yıl sonra uydurulmuş şeyler­ dir. Yaşadığı tarih b il e tartışmalı olan ve M . Ö . XV Yüzyıl ile Vl. Yüzyıl arasında herhangi bir tarihte yaşamış olduğu ileri sürü­ len bir kişi hakkında olur olmadık efsanelerin uydurulması da kaçınılmazclı. Dikkat edilirse BirOnl'nin kaydında Zerclüşt'ün ilk başta elinde bir tomar deri parşömenle ortaya çıktığı , Dara oğlu Dara'nın ha­ zinesinde o n iki bin parça öküz derisine yazı l ı nüshasının bu­ lunduğu ve bunun çok büyük kısmının İskender tarafı ndan yak­ tınldığı belirtilmektedir. Elimizele M . Ö . X l l l . Yüzyılda yapılan ll 12

l3

Fıye, Orta Asya Mirası, s . 70. Age . , s . 72. Ayata, Zerdiişt Avesta, s . 142.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

294

yorumlarla ve ilavelerle genişleyerek on iki bin parça haline ge­ len Zendavesta yani Avesta'ya yapılan yorumlardan başka bir şey yok. Zerdüşt'ün ilk ortaya çıktığında elinde t u ttuğu bir tomar parşömende yazılanlar da, muhtemelen onun Harran'da İlyas'tan öğrendikleri şeylerdi. Yani temel felsefesi , Sabii felsefesiydi . Har­ ranlı Sa.biilerin ise eski Yahudilerin kalıntıları olduklan bilinmek­ tedir. Ahmed b . Tolun zamanında Mısır'da hayatta olan 1 30 ya­ şındaki bilge bir Kıptı'nin , Tolun'un tabibinin Yahudi olduğunun belirtilmesi üzerine " - O halde Mecüsldi r ! " şeklinde bir şerh ge­ tirmesi d e l + oldukça önemli bir karinedir. Diğer yandan Kur'an'da ve tefsir ki taplarında , keza bazı eski tarih kaynaklarında kendilerine kitap ve sahife (çoğulu suhuD gönderilen peygamberlerin isi mleri verilmektedir ve bunlar ara­ sında Zerdüşt ve Budda yoktur. Dolayısıyla Zerdüşt diye bir pey­ gamber de yoktur, faka t Mecusilerin yakıştırdıklan bir sıfat söz konusudur. Tıpkı efsanevi Oğuz Kağan'a Türklerin '' peygamber" sıfatı yakıştırdıkları gibi. " Daha sonraki dönemlerde yazılan geç Avesta'nın Zerdüşt'ün Gatha'ları ile ne zaman ve nasıl birleştirildiği bilinmemektedir. Zerdüşt'ün yermiş olabileceği ilahiler ve eski tanrıların öyküleri, onun ölümünden so nra Zerdüştiliğe sokuldu; din, tarih i çinde doğal olarak değişikliğe uğrad ığından , en sonunda İran tarihinin Sasanı döneminde yazılan iyi ve kö tünün ikili kurgusu , halkın inançları ve bu din e özgü başka özelliklerin karışımını buluruz. " 1 5 Örneğin Zerdüşt' ün karşı çıktığı haoma , Zerdüştil iğin daha son­ raki ayi nlerine girmiştir. Ateşe saygı yalnızca Hint-İranl ı inanç­ Iara özgü bir şey değildir, eski Yunanlılarda ve Batılılarda da a teşe aşırı saygı duyulurdu . Türklerde a teşe kutsiyet ifade edildiği bi­ li nmektedir; yalnızca Perslerde daha doğrusu Mecüsllerde ateşe tapınma kül t ü olmasına rağmen, Türklerde a teşe tapma yoktur; ama saygı vardır. 14

Mesudi, Mıınic, s. ll, 377.

15

Frye, age., s. 73.


KÜRD PEYG AMBERi ( ! ) Z ERDÜŞT ÜZERİNE

295

Eshat Ayata'nın Zerdüşt'ün karşı olmasına rağmen sırf Ari­ leri birleştirmek a macıyla haoma'ya izin verdiği şeklindeki id­ diası da hayli ilginçtir. Eğer Zerdüşt Tanrı tarafından gönderil­ miş gerçek bir peygamberse , insanları birleştirebilmek için karşı çıktığı şeylerden taviz verebilir m i ? Daha doğrusu Tanrı insan­ lar karşısında taviz verir mi? Halbuki ha oma, yalnızca ayin içkisi hazırlanan iğne yaprakları bir ağacın meyvesi nin adı değil , aynı zamanda Mihr-Yaşt'ta Arilerin tanrılarından birinin Altın Gözlü Haoma şeklinde geçen adıdır. Avesta'da bu Altın Gözlü Haoma şu şekilde geçmektedir: "Biz Mitra'ya tapıyoruz O ki , dua etti ona lşık saça n , şifa veren Al tın gözlü Haoma; Yüksek Harali tepesinin Başrahibi odur, o ki ..

"

Haoına yurdu yani Harali tepesiyle kasteelilen yer Pamir-Altay ülkesidir ve efeclra ( Haoma) ağaçıyla kaplı dağ silsileleriyle çev­ ri licli r. Bu bölge öncelikle Fergana ve Doğu Türkistan'dan başlar ki, Haumavarga Sakaları'nın asıl yurclu da burasıydıY' Bu Hauma­ varga Sakraları nın dili Vlll-X. Yüzyıllarda varlığını korumuş ve "Hoten-Saka dili" diye anılmıştır. Partların ana yurdu Horasan'dı ve Part devletinin belkemiğini de bu Hamuvarsa Sakaları oluştu­ ruyorcl u . Can çekişmekte olan Zerdüştizmi Partları n dirilttikleri tarihen sab i ttir. Part elilinin bazı izleri ve tespit eelilen bazı Partça kelimelerin yalnızca Zazaların dilinde görülmesi noktasından ha­ reke tle , Eshat Ayata'nın kimi görüşlerine hak verilebilir. Çok bü­ yük ihtimalle şimdi Ukrayna taraflarına giden İskit-Sakalar da bu 16

Klyashtorny-SuiLanov, Tii rhürı Üç Bin Yı l ı , s . 40.


296

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Haumavarga Sakalarının bir koluyd u . Çünkü Hemdot'un kaydın­ dan onların da bir tür yabani bitkinin meyvelerini sütle karıştı­ np içki hazırladıkları anlaşılmaktadır ki , muhtemelen bu bi tki haomanın hazırlandığı bitkinin aynısıyd ı . Zazacadaki Tanrı an­ lamına gelen "haoma" kelimesi de, muhtemelen şimdiki "huma" kelimesinin eski şeklidir ve yine muhtemelen Sakalar ve Partlar tarafından " Haoma" şekli nde kullanılıyord u . Günümüzde iran'da 3 5 b i n civarında Zerdüştl yaşamaktadı r. 1 9 78-79 Humeyni devrimine kadar Zerd üştilerin çoğu İ ran'ın Tahran , lsfahan , Şiraz , Ahvaz ve keza Yezd, Kirman ve civarında yaşamaktaydı . Zerdüştilerin kara günleri Arapları n İran'ı fethiyl e birlikte baş­ ladı ve daha sonraki günlerde de kader onları dört bir tarafa attı . Bunların büyük çoğunluğu dinlerini değiştirmek istemedikleri için İran'dan Hindistan'a, özellikle de Gucerat eyaJetine kaç tılar ve orada Pars adıyla anılmaya başladılar. Günümüzde Hindistan'da yaklaşık 1 00 bin Zerdüşti vardır. Keza Patistan'da tarriben 5 bin, Kanada , ABD ve i ngil tere'de 3 bin, Avusturya'da 200 , Siri Lanka'da 500 Zerdüşti vardır. Ayrıca Aden , Hongkong, Singapur, Şanghay ve Huang-chou'da küçük cemaatler halinde varlıklarını sürdür­ mektedirler. M . Bois'in l 9 76'da verdiği rakama göre Zerdüştilerin tüm dünyadaki toplam sayısı 1 29 bindi Y Mehdi Zana ve benzerlerinin Zerdüşt'ü Kürd peygamberi, Zer­ düştiliğin Kürdlerin eski dini olduğu ve Kürdlerin kılıç zoruyla Müslüman yapıldıkları , dolayısıyla eski dinlerine dönmeleri ge­ rektiği şeklindeki mesnetsiz çıkışı ise , zerrece tarih bilgilerinin olmadığının bariz bir kanıtıdır. Sanırım bu iddia, hiçbir belge ve tarihi veriye dayanmadan Medlerin peşi nen Kürdlerin dolaysız ataları kabul edilmesi vehminin bir sonucudur. Çünkü daha önce belirtildiği gibi , Kürdlerin küçük e tnik öbekler halinde orada bu­ rada görülmeye başladığı dönemde (VI I-VII I . Yüzyıllar) dünyada ne Zerdüşt vard ı , ne de Medler. 17

Doroşenko, Zoroastriytsı

v

iı·ane,

s.

3-4.


KURD PEYG AMBERi ( ! ) ZERDÜŞT ÜZERİNE

297

Kürdlerin bu tür iddialara prim vereceklerini za nnetmem , ama eğer siyasi Kürdçüler gerçekten Zerdüştizme yani pu tperestliğe dönmek istiyorlarsa , kimse kendilerini engellemez . Güneydoğu Anadol u'da dağ tepelerine ateşgedeler kurup büyük ateşler ya­ karak, bir sayfa Avesta'dan , bir sayfa Karl Marx'ın Kapital'inden okuyarak onlara tapınabilirler.


XXIII. MEHMET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜŞ !

Irak'ta Kürdlerin çıkardığı El- İ ttihad gaze tesinde ve bazı site­ lerde, tabii ki onlardan kes-yapıştır usulüyle kopyalama yapan Türkiye'deki Kürd sitelerinde ve hatta bazı ki taplarda1 yer alan iddiaya göre , modern Mısır'ın kurucusu Mehmet Ali Paşa ve ai­ lesi de Kürd'tür. Bu iddiayı ilk olarak ortaya atan kişi ise Suudi Arabistan'da Kral Abdülaziz Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Kürd asıllı Dr. Muhammed Ali es-Suveyriki'dir. iddianın yer aldığı haberin sonlarına doğru da şöyle bir cümle var: "Salahaddin Eyyubi'den sonra Mehmet Ali Paşa gibi dünyaca ünlü bir hükümdan çıkar­ mış olmanın şeref ve gururu bize yeter ! " Haberin başlığı şöyle: " Onlar, zannedi ldiği gibi Türk veya Ar­ navut deği l, Diyarbalnr Kürdlerindendir ! " 2 Önce haberi size aynen aktaralım (Abbas Mahmud el-Akkad anlatıyor'a kadar olan El-İ ttihad gazetesinin kendi girişidir, pa­ rantez içinde verilen yerler ise Suveyriki'nin veya El-İttihad ga­ zetesinin ilaveleridir) : "Tarih ki taplarında Mehmet Ali Paşa ve ailesinin Türk ve Arna­ vu t kökenli olduğu şayiası yok mudur? Halbuki modern Mısır'ın kurucusu ve çağdaş uygarlık seviyesine getiricisi olan Mehmet Ali Paşa , Kuzey Kürdistan'ın başkenti Diyarbakırlı ( Kürd kökenli)dır. Bunu bize 1 949'da Mısır'ın başında bulunan Kral Faruk'un ve­ liahtı Muhammet Ali haber verdi ve ayrıca bu bilgi Mehmet Ali Paşa'nın torunlarından Prens Halim tarafından teyit edildi. Bu ha1

Örn. Naci Kutlay, Kürtler. Peri Yay , İst.

2

El-İttihad gazetesinin attığı başlık.


M EHMET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜŞ !

299

ber, modern Mısır'ın kurucusu Mehmet Ali Paşa'nın ölümünün 1 0 0 . yılı münasebetiyle el-Musavver dergisinin 25 Nov. 1 949 sa­ yısı nüshasının 56. sayfasında büyük edebiyatçı ve gazeteci Ab­ bas Mahmu t el-Akkad'ın (yeri gelmişken o da bir Kürdtür) o dö­ nemde veliaht olan Prens Muhammet Ali ile yaptığı bir söyleşide yer aldı . Bu prens ve veliaht prens Mısır'daki yüce ailenin Kürd olduğunu teyit e ttiler. Kavala değil . . D iyarbakır. . Abbas Mahmud el-Akkad anlatıyor: " . . . Prens hazretleri dedi ki: "Bilmiyorum ve bilmediğim bir konuda tahminde bulunmak da isteme m , fakat yüce ailenin kökeni konusunda pek çok ki­ şinin garip karşılayacağı bir şeyden söz edeceği m . B u a ilenin Arnavutluk'ta Kavala yakınlarında bir yerde dünyaya geldiği söy­ lentisi çıkarılmıştır; ama ben Mehmet Ali'nin zamanında Mısır kadısı olan kişinin yazdığı kitapta ailenin kökeninin Kürellerin ülkesi Diyarbakır'dan olduğunu , Mahmet Ali ve kardeşlerinin oradan Kavala'ya göç ettiklerini , daha sonra amcalarından biri­ nin Asi tane'ye (İstanbul'a) göç ettiğini , diğer bir amcasının tica­ ret amacıyla başka yere gittiğini ve Muhammed Ali'nin babasının Kavala'da kaldığını yazdığım görmüştü m . " Prens Halim'in (Mehmet Ali'nin torunlarından biri) ailenin kökeninin Kürellerin ülkesi Diyarbakır'a dayandığını şekl indeki sözleri bu bilgiyi teyit etmektedir. "Abbas Mahmud el-Akkad sözlerini şöyle sürdürüyor: " Kürd eliyarına İslam dünyasına Salahacldin Eyyubi ve Büyük Mehmet Ali (Mehmet Ali Paşa) gibi iki ebecli kahraman çıkarmış olma­ nın şere fi yeter. "3 Haberin bundan sonra el-İ ttihat gazetesinin kendi yorumuyla devam ediyor ve bilelik teraneler sıralanıyor. Bu satırların yazarı, son dört yılı Tercüman gazetesi olmak üzere önemli gaze telerele sekiz yıl muhabirlik ve yazarlık yapmış eski bir gazeteciclir. Elbette bir haberin clüzmece olup olmadığını da 3

El-ittihad.


300

KÜRDOLOJİ YALANLARI

ilk bakışta aniayacak kadar tecrübe sahibidir. Daha haberi okur­ ken Mısır'da el-Musavver dergisi gibi haftalık olarak yıllar boyu yayınlanmış ciddi bir derginin böyle amatörce bir habere imza atmayacağını bilir. En amatör gazeteci dahi böyle bir haber yaz­ maz. Bu haber tamamen uydurmadır. Ama bu satırların yazarı tahmin ve zanla yetinmeyip çeşitli yerlere mektuplar gönderdi. Onlardan cevap gelmeyince Mısır'daki eski bir dostundan ricada bulundu. Sözü edilen derginin tarih ve numarasını vererek, varsa bu haberin sean edilip tarafına gönderilmesini , yoksa yine bilgi verilmesini rica etti . Eğer dostu muzun Mısırlılık damarı kabarı p da, beni aldatmamışsa , gelen ceva p , el-Musavver dergisinin be­ lirtilen sayısında Abbas Mahmu t el-Akkad'ın böyle bir haberi ve söyleşisinin yer almadığı şeklindeyd i . B i r kere şunu belirtmek gerekir ki, haberi ortaya yayan es­ Suveyrikl , gazetecilik dil ve üslubunu bilmediği için kendi kafa­ sından hi r şeyler uydurmuş. Çünkü , her şeyden önce çok önemli konuda önemli bir iddiada bulunuyorsan, aradan 62 yıl geçmiş bir söyleşinin nonnal olarak taranmış bir fragınanı habere konulur, bu birincisi . İkincisi Abbas Mahmud el-Akkad'ın ağzından Meh­ met Ali Paşa zamanında Mısır kadısı olan kişinin yazdığı kitapta "şöyle şöyle anlattığını gördüm" derken, o Mısır kadısının adını ve eserinin ismini vermesi gerekirdi. Çünkü Abbas Mahmud el­ Akkad'ın gaze tecilik yönünden ziyade bilimsel kişiliği ön plan­ dadır ve pek çok ki taba imza atmıştır. Böyle bir haberde sözünü ettiği Mısır kadısının ve eserinin ismini vermezlik edemezdi . Hal­ buki bu satırların yazarı www.al-moustafa . com sitesinde sözü edi­ len o kadı'nın kitabını bulup indirmiş , baştan sonra okumuş ve Mehmet Ali Paşa'nın çorabının rengine varıncaya kadar anlatıp ai­ leyi göklere çıkaran kişinin ailenin kökeniyle ilgili bir cümlesine rastlamamıştır. Kitabın adı " Tarihu'l-vezi r Muhammed Ali Paşa" dır ve yazarı Şeyh Halil b. Ahmed er-Recebl'dir. Elyazması olan bu eser 1 995 yılında Kahire'de değişik n üshaları ile tahkik edi­ lerek yayınlanmıştır. Gördüğüm kadarıyla kitabın yazarı Mehmet Ali Paşa'yı Osmanlı kabul e ttiği için soyundan sapundan bahse-


MEHMET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜŞ !

30 1

den bir tek kelime bile kullanmamıştır. Ayrıca bu satırların yazarı Caberti'nin "Acaibu'l asar fi 't-teracim ve'l ahbar" , Corci Zeydan'ın "Meşahiru'ş-Şark " , M. Hüsameddin İsmail'in "Medinetü'l Kah i re min vilayet Muhammed Ali ila İsmai l 1 805- 1 879" ( Kahire , 1 997) ve Muhammed Fuad Şükrl'nin "Binau Dev let-i Mısr- Muhammed Ali" adlı eserl erini de tetkik etmiş, ama bunlardan herhangi bi­ rinde Mehmet Ali Paşa ve ailesinin Diyarbakırlı ve Kürd olduğu şeklinde bir kaydına rastlamamıştır. Dahası , haberde iddia edil­ diği gib i , Mehmet Ali Paşa'nın a mcalarından herhangi birinin İstanbul'a , bir diğerinin ticarelle uğraşmak amacıyla bir yerlere çekip gittiği şeklindeki kayıt da sözü edilen kitapta yok. Haber öylesine amatörce uydurulmuş ki, amcasının biri İstanbul'da , di­ ğeri bilmem hangi şehirde ticaretle uğraşırken , birden amcalar bire düşüyor ve o da Kavala mü tesellimi oluveriyo r ! Osmanlıda belli devlet kademelerinde uzun yıllar görev yapmadan kimi bir şehrin mütesellimi yapmışlar ki ! . .

Diğer yandan dikkat edilirse , yarım ağızia uydurulan haber metninde (el-İ ttihad'ın kendi yorumlarında değil,) "Mehmet Ali Paşa ve ailesi Kürd asıllıdır" denmiyor, Kürd ülkesinden gitme bir aile olduğu vurgulanıyor. Tabii siyası Kürdçülere göre , eğer herhangi bir bölgede diğer halkların yanı sıra birkaç Kürd aşireti yaşıyorsa , orası o tomatikman Kürdistan'dır ve orada yaşayanların tamamı serapa Kürd'tür. Tıpkı bugün Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya'nın bir kısmını Rusya Kürdistan'ı ilan ettikleri gib i . Mehmet Ali Paşa'nın babasının Diyarbakır'dan göç etmiş bir kişi olduğu hakkında herhangi bir belge yok, ama hadi siyası Kürd­ çülerin gönlü olsun diye , böyle bir ihtimali gerçek kabul edelim ve karşımıza nasıl bir manzara çıkacak görelim. Önce sınır tanımaz siyası Kürdçülerin Mehmet Ali Paşa'yla il­ gil i iddiaları nı doğru kabul ederek, baş belası bu paşanın biyog­ rafisi üzerinde kısaca durduktan sonra Diyarbakır tarihine kuş bakışı bir gezinti yapacağız . islam Ansikl opedisi'nde Mehmet Ali Paşa maddesinde Şinasi Altundağ'ın anlattıklarına göre , bu hain-i vatanın babası olan İb-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

302

rahim Ağa'nın on yedi çocuğu olmuş , ama Mehmet Ali'nin dı­ şında hiçbiri yaşamamış . 4 M e h m e t Ali d e Kavala'da d ünyaya gelmiş . Babası, Mehmet Ali dünyaya geldiğinde Kavala kasabası­ nın bekçibaşısı imiş. Fakat kısa süre sonra babası ölmüş. Çocuk da Kavala mütesellimi olan amcası Tosun Ağa'nın tarafından hi­ maye altına alınmış. N e var ki, bir süre sonra Tosun Ağa da bir suistimalden dolayı Osmanlı hükümeti tarafından idam edilmiş. Tamamıyl a kimsesiz ve hamisiz kalan Mehmet Ali , aç günler de geçirerek, zamanından önce olgunlaşmış ve feleğin çemberinden geçmiş . Osmanlı'ya kini de o günlerde yeşermeye başlamış. Ona göre , yetimi n hakkını yiyen , ona buna zulmeden amcası masu m , ona yaptıklarını ödeten devlet suçlu idi . Mehmet Ali bir süre sonra Kavala'da tütün ticaretiyle meşgul olan Leon adlı bir tacire yanaşmalık yaparak, bir müddet onun postacısı , sonra da simsarı o ld u . Yeni hamisinin iyi muamelesi henüz çocuk yaş­ taki Mehmet Ali üzerinde derin izler bıraktı. Fransız kültürüne ve Fransızlara karşı hayranlığı daha o günlerde başladı . N itekim Mısır'da iktidarı ele geçirdikten hemen sonra Leon'u Mısır'a davet etmiş, fakat Leon davete icabet fırsa tı bulamadan Marsilya'da öl­ müş, Mehmet Ali de vefa borcunu ödemek için Leon'un kız kar­ deşine 5 0 bin Frank gönderıniştir. 5 Kon umuzun mihverinden saparak , başkalarının yaptığı gib i , odaklandığımız hususlar dışındaki mevzulara girmek suretiyle ki­ tabın hacmini yeterinden fazla şişirme i mkanımız olmasına rağ­ men, bunu yapmayacağız. Mehmet Ali Paşa'nın bundan sonraki hayat hikayesi, nasıl Mısır val isi, sonra Mısır hakimi olduğu ve Osmanlı'yı sı rtından nasıl hançerlediği yeterinden fazla işlenmiş­ tir. Gerçi Osmanlı bu ihaneti hak etmiş midir, etmiştir ! Hem de fazlasıyla hak etmiştir. Kılıçlarının gücüyle, o muzlarına basarak yükseldiğin, ekmeğini yediğin kendi halkına güvenmeyip , dev4

Muhtemelen çocukları ardı ardına öldüğü için sürekli çocuk yapmak zorunda

5

Şi nasi Altundağ, Kavalalı lvle1ımcl Ali Paşa İsyanı lviısır Meseles i , 1 83 1 - 1 84 1 , s .

kalmıştır.

21 -22.


MEHMET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜ S !

303

leti dönme-devşirmelerle yönetmeye kalkar, kendi halkını horla­ yıp ezersen , her türlü ihane tle de karşılaşırsın ve hatta "siz dışa­ rıdan , biz İçeriden" ruhuyla hareket eden bu devşİrınelerin ha­ inlikleri yüzünden devletin dahi yıkılır gider. . Bir kere Mehmet Ali Paşa'nın babası olan İbrahim Ağa Kavala'ya Diyarbakır'dan değil , Konya'dan göç etmiştir. Siyası Kürdçülerin buna da cevabı tabii ki hazır: " E fendi m , onun babası Konya'ya Diyarbakır'dan göç e tmişti . " Pekala, onu da kabul ettik. Babası Diyarbakır'dan göç ettiğine göre mutlaka Kürd'tür ! Çünkü siyası Kürdçülere göre Diyarbakır ve çevresinde Türkler, Araplar, Sürya­ niler, Yahudiler, Ermeniler vs. deği l , sadece sadece Kürdler yaşa r ! H e m d e bugün itibariyle değil , yaklaşık 2 5 0 yıl önce . Pekala , onu da kabul edelim . Mehmet Ali'nin babası Diyarbakır'dan göç eden bir Kürd'tü . Önce Konya'ya yerleşti , sonra Yunanistan sınırındaki Kavala'ya göç etti. Burada siyasi Kürdçül ere iki sorumuz var: a ) Mahmet Ali Paşa' nın babası Diyarbakır'dan göç eden bir Kürdse, D iyarbakır merkezinden mi göç etti? b) Merkezden değil de herhangi bir köyünden göç e tmişse , hangi köyündendir ve bunu gösteren herhangi bir resmi kayı t var mıdır? Eğer sözünüzde doğru iseniz , bu iki sorunun cevabını verir­ siniz. Çünkü vereceğiniz her cevap, tahrir defterlerinde, avarız defterlerinde bir karşılığını bulacaktır. Ama bu iki so ruyu sor­ duğunuz zaman , karşınızda size cevap verecek bir siyasi Kürdçü bulamazs ı n ı z . Ç ü nkü delil v e b e l g e isted iğiniz z am a n siyasi Kürdçüler aniden buharlaşırlar. Milat öncesi dönemlerle ilgil i yalanlarında ısrar edebilirler, çünkü belgesi olmadığı için " inan­ mazsan, gi t rah metl iye sor ! " kabilinden iddialardır; ama yakın tarihle ilgili yalanlarda ısrar edemezler, çünkü her bir yalan bel­ gelerle çürütülebilir. Şimdi D iyarbakır'ın tarih! geçmişine bir göz a talı m . Ancak öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu satırların yazarının Diyarba­ kırlı bir çok dostu vardır ve hepsi de Türk'tür. Onların anlattık-


304

KÜRDOLOJİ YALANLARI

!arına göre 1 9 7 5 yılına kadar Diyarbakır içinde Kürdçe konuşan çok az insan vardı . O tarihten sonradır ki, Ankara'daki yetkilile­ rin başka dertlerle uğraştıkları o soğuk savaş günlerinde köyl er­ den ve çevre illerden Diyarbakır'a bir Kürd akını başlamış ve şe­ hir kısa zamanda Kürdleşmiş ; yerli Türk ailelerin önemli bölümü başka şehirlere göç etmiş ve şehir Kürdlere teslim edilmiştir. Hal­ buki Şeyh Sai t isyanı sırasında isyancı güçler şehirdeki Türkl erin mukavemeti sebebiyle bir türlü şehre girememişlerdi. Osmanlıdan önce en son olarak Akkoyunluların merkezi olan şehrin tarihine kısa bir gezinti yapalım. Diyarbakır'la ilgili en derli toplu çalışmalardan birisi olan Ihrah im Yılmazçelik'in ki tabı ndan özetleme yaparak bu konuda anlatacaklarımız aşağıdaki gibidir: Şehrin eski adı olan "Diyar-ı Bekir" ve merkez kesimini oluş­ turan "Amid" adının m e nşei konusu nda çeşi tli fikirler vardır. Amid adı nın Amida'dan geld iği konusunda görülen fikir birliği, bu adın manası ve hangi dilden old uğu hususunda ise görülm e­ ıne k tecl i r. Am i cl adı T ü rklerin bu bölgeyi ele geçirmeleri n d e n sonra cla d e v a m etmiş ve bazı Türkçe kaynaklarda " Kara Amid" veya " Kara Hamid" şeklinde zikredilmiştir. Kara sıfatını n kulla­ n ıl masının sebeb i , şehri çevreleyen surların siyah bazalttan ya­ pılmış ol masıdır. Bölge aclı o l a rak kullanılan " D iy a r- ı Bekir" ise tarihi dönemler içerisinde " Cezire" yöresinin kuzey kısmını ifade etmiştir. Osmanlı haki miyeti sırası nda Diyar-ı Bekir adı eyale tin tamamına, "Amid" ise yal ııızca şehir m erkezine işare t için kullanılmıştır.

Bölgenin M . Ö . l l l . Binden iti baren Akkadların ve Gu tilerin ( Kürcllerin ön dört atasından ( ! ! ) biri) hakimiyetleri altında ol­ duğu , daha sonra Hurrilerin ( Kürclleri n ön dört atası ndan ikin­ cisi) hakimiye tine geç tiği , M i tanniler ( Kürdlerin on dört atası n ­ d a n üçüncüsü) bölgeye gel diklerinde, buraya yaşayan Urartularla ( Kürcllerin on dört atasından dördüncüsü , aynı zamanda Erın e ­ nilerin v e Çerkeslerin ataları) akraba old ukları i d d i a ed ilen Hur­ rileri hakimiyet altına almışlardır.


M EH M ET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜ Ş !

305

Diyarbakır bölgesine M. Ö. l. Binyıl başlarından itibaren Sami kökenli Anlmi kabilderin yerleştiği ve bunu takiben bölgeye Asur­ luların haki m olarak, M. Ö . IX. Yüzyıldan sonra Diyarbakır'ı Asur devletinin bir eyaleti haline getirdikleri. görül mektedir. Bölge bir Asurileri n, bir U rarluların eline geçmişse de, sonunda Asurilerin elinde kalmıştır. İskit ve Med akınlarının hem U rartuları hem de Asurlleri or­ tadan kald ırmasıyla, bölgeye M Ö VI. Yüzyıl ın ilk yarısından iti­ baren önce Medler ( Kürdlerin on dört atasından en sonuncusu) ikinci yarısından i tibaren ise Persler hakim olmuşlardır. Bunu M . Ö . IV. Yüzyılda İskender hakimiyeti takip e tmiş ve m üteaki­ ben bölge Selevkusları n eline geçmiş; Milattan sonra bölge Ro­ malıların hakimiyeti altına girmiş, fakat Pers-Roma çekişmeleri­ nin şahidi olm uştur. .

.

Roma ve onu takip eden Bizans hakim iyetleri sırası nda Diyar­ bakır, bu devletleri n iran'a karşı yürüttükleri mücadelede ileri bir karakol vazifesi görmekte i d i . Bizans imparatoru l l . Konstantin (337-362) şehrin etrafını 340 yılında bir sur ile çevirerek mü­ dafaasını sağlamlaştırmak istemiştir. Yine şehir birkaç kez geçici olarak Perslerin eline geçmiştir. 639 yılın da islam orduları el-Cezire'yi fe thetmiş ve Halid b . Vel i d Diyarbakır'! tesli m almış llr. Bu tarihten i tibaren D iyarba­ kır uzun bir süre Islam devletleri Emeviler ve onların takipçisi Abbasllerin elinde kalmış ve bu dönemde Arap-Bizans çekişmele­ rinele önemli roller oynamışıı r. Abbas! halifesi tarafından bölgeye vali tayin edilen Ehü Musa İsa b. Eş-Şeyh'in halifeye isyan etmesi sonucunda bölgede 869'cla kurulan Şeyhoğulları beyliği 899'a ka­ dar varlığını sürdürmüş, sonra tekrar bölge Abbasilerin eline geç­ miştir. Onu takiben 930-978 yılları arasında Hamdaniler, 9 78-984 yıl larında B üveyhller ve 984- 1 085 yıllarında ise Mervanil er böl­ geele haki miyeti ellerinde tutmuşlarclır. 1 040'clan i tibaren Selçukl uları n öncüleri sayılan Oğuzlar Diyar­ bakır bölgesine şiddetli akınlar düzenlemişlerse d e , Mervanilerin Sel çuklu hakimiyetini tanımasından sonra akınlar son bulmuştur.


306

KÜRDOLOJİ YALANLARI

N i tekim Selçuklu sul tanı Alpaslan bu dönemde iki defa Diyarba­ kır bölgesine gelmiş ve karargahını burada kurmuştur. Mervani emirinin Müslüman vezirini azledi p , yerine Hıristi­ yan birini getirmesi ve Hıristiyanlara im tiyazlı m evkiler verınesi yetmiyormuş gib i , Fatımllerle de temas kurması üzerine Sultan Mehlikşah bölgenin fethine karar vermiş ve Diyarbakır 1 083 yı­ lının sonlarında kuşatılmış ve şehir iki yıl sonra ( 1 085) Selçuk­ luların kesin haki miyetine geçmiştir. D iyarbakır, 1 083- 1 09 7 yılları arasında Su riye Selçukluları ha­ kimiyetinde kaldı , an cak sal tana t mücad elesinelen gal ip çıkan Berkiyaruk kısa bir süre sonra bölgeyi tekrar Büyük Selçuklu İ mparatorluğu'na bağladı. Gerek Suriye Selçukl u sul tanı Tutuş'un hakimiyet döneminde ve gerekse onelan sonraki dönemlerde bu bölgeele birçok Türk beylikleri kurulmuş ve bu beyliklerden İna­ noğulları , Diyarbakır bölgesini ele geçirmiştir. İnanoğullarının ida­ resi 1 09 7- 1 1 4 2 yıllan arasında sürmüş, sonra Anadolu Selçuklu Devleti'ne i taat arz etmişlerdir. Bu beyliğin yerini 1 1 42 yılında N i ­ sanoğullan almış, onların haki miyeti 1 1 83 tarihine kadar sürmüş­ tür. 1 1 83 tarihinele Eyyubi sultanı Salahacldin Eyyubi tara fı ndan fe thedilen Diyarbakır'ın yönetimi Anuklu N ureelelin Mehmeel'e bırakılmıştır. Hısn-keyfa Artuklulan bölgeele 1 1 83 - 1 23 2 tarih­ leri arasında hüküm sürmüş ve bazen Eyyubil ere, bazen de Ana­ clolu Selçukluianna bağlanmış; Diyarbakır 1 232'cle kısa bir süre i çin Eyyubil erin eline geçmiş, fakat 1 240 yılında şehir Anadolu Selçukluların hakimiyetine girmiştir. El-Cezlre ve Bağdat yolunun açılması maksadıyla hareket eden ilhanlı sul tanı Bayc u , 1 245 yılında bir taarruzla Diyarbakır'ı il­ hanlı topraklarına katmış, şehir 1 25 7'de iki yıllığına Eyyubilerin idaresine geçmiş, l 259'da tekrar ilhanlılar tarafından istirdat edile­ rek Anadolu Selçuklu devleti nin idaresine bırakılmıştır. 1 27 7'den itibaren şehir bizzat ilhanlı başken tinden gönderilen valiler tara­ fından yönetil meye başlamıştır. ilhanlı Gazan Han , 1 3 0 1 yılında düzenlediği Suriye seferi sonunda , Diyarbakır'ı büyük yardım gör­ düğü Mardin Artuklularına vermiş ve 1 384 yılına kadar bölgeye


MEHMET ALİ PAŞA DA KÜRDMÜŞ !

307

Artuklular hakim olmuşlardır. Ancak şehi r tekrar ilhanlı valiler tara fından yönetilmeye devam etmiş, 1 3 5 0'den i tibaren M oğol gücünün kırılmaya başlamasıyla b i rlikte Artuklular tekrar bu­ rayı ele geçirmişler; Diyarbakır 1 3 94'de Timurllerin hakimiyetine girmiş ve Timur tarafından Irak ve Suriye seferincieki h izmetle­ rine karşılık Akkayonlu beyi Karayülük Osman'a ikti olarak ve­ rilmiştir. Akkoyunlu hükümdan Uzun Hasan'ın devletin payitah­ tını Tebriz'e taşıması üzerine D iyarbakır Akkoyunlu valilerince yönetilmeye devam e tmiştir. Daha sonra D iyarbakır Karakoyun­ lular tarafından birkaç kez kuşatıl mış, fakat bunlardan bir sonuç çıkmamış ve şehir yine Akkoyunlularda kal mıştır. Akkoyunlu devletinin 1 4 73'de Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkılınasmdan sonra bölgeyi ele geçiren Şah İsmail , D ıyarbakır'a vali olarak önemli Türkmen oymaklarından U s taduların beyi Muhammed Han'ı tayin etmiş, Safeviierin bölgedeki hakimiyeti Osmanlı'nı n 1 5 1 5 fethine kadar sürmüştür. 6 Diyarbakır'm Osmanlı'nın tam hakimiyetine geçineeye kadar olan tarihi geçmişi ana hatlarıyla bu şekildedir. Çok değil , henüz 19 Eylül 1 9 1 9'da Binbaşı N oel , U rfa'dan İstanbul İngiliz Yüksek Kom iserliği'ne gönderdiği bir telgrafta "Bölge nüfusunun yüzde ellisinin Kürdlerden oluştuğu nu" kaydetmekteydi . 7 Diyarbakır'm merkezinde 1 975'e kadar hemen hemen Kürd yoktu. Köylerin ise , Binbaşı N oel'in raporu doğru kabul edilirse, yarısı Kürd'tü . Hal böyle iken ve hakkında kesin bir kayıt bulunmazke n , bir hain-i vatan ın yani Meh met Ali Paşa'nın Kürd mü, Türk mü olduğu ko­ nusu nda bir tahm inde bulunmak için insanın ya mü neccim ol­ ması gerekir, ya da gaipten bilgiler alan teberrük bir zat. Milat öncesinden başl ayarak Akkadların, Aramilerin , Asur!lerin, iski tlerin , Medlerin, Gutileri n , U rartuları n , Romalıların , Bizanslı­ ların, Arapları n, ilhanlıların, Akkoyunluları n , Karakoyunluların , Selçukl uların v e Osmanlıları n peşinen Kürd kabul edilmesi halinde 6

ihrah i m Yılınazçelik, XIX. YLizy ı l ın ilh Ya rıs ı nda Diyarhah ı r,

7

A. Rıza Özde m i r, Kü rtler ve Tlirh l ü h ,

s.

27.

s.

1 -7.


308

KÜRDOLOJ İ YALANLARI

bu şehirden çıkıp başka bir şehre göç eden herhangi bir kişinin Kürd olduğunun iddia edilmesi mümkün olabilir. Halbuki böl­ gede hakimiyet kurmuş halkl::ırdan siyası Kürdçülerin hiçbir de­ lile dayanmadan Kürellerin ataları kabul e ttikleri bir ikisi istisna , yukarıda sayılanların h: çbiri (Mervanıler hariç) Kürd de değildi, Kürellerin a taları da değildi . Evliya Ç el ebi'nin tabi riyle y e tmiş i k i b u çu k m illetin yaşadığı İstanbul'da doğup büyüyen herkesin Türk kabul edi l m esi iddiası ne kadar inandırıcı ise , siyası Kürd­ çülerin Mehmet Ali Paşa ' nın Kürd asıllı olduğu iddiası da o ka­ dar inandırıcıdır. Tarih, iddialarla değil , lıelgele rle yazılır.


XXIV. ELEGEŞ KİTABESi ÜZERİNE

Kürdler Gerçekten Türklerin Bir Kolu mu?

Her devletin, her halkın resm i tarih tezleri vardır ve bunlar tezatlarla , çarpıtmalada ve siyası f!.maçlarla kasıtlı olarak uydu­ mlmuş yönlendirmelerle doludur. Türk tarihçiliği de bu konuda fazl a bir istisna teşkil etmez. Özellikle ülke sınırları içinde fiziki özellikleri itibariyle birbirinden ayırt edilmesi pek kolay olma­ yan ve devletle problemleri olan azınlıklar varsa, devlet, huzurun bozulmamas ı , rejimin yara almaması için, o etnik grubu devletin bel kemiğini oluşturan etnik grupla akraba göstermek için bir ta­ kım deliller o rtaya koymaya çalışır. Bunlar içinde doğru olanları olduğu gibi, tarihi belgelerin ve kitabelerin çarpıtılmasından, ba­ zen sahte belgelerin üretiminden medet urumak gibi gayr- ı tabii yollara başvurulduğu da olmuştur. Birkaç örnek vermeye çalışalı m . Part hüküm darlarından birisi Sasan!lerle iktidar kavgasına tutuştuğu günlerde Ermenilerin yar­ dımını almak için, sahte şecereler hazırlatarak Partlarla Ermeni­ lerin akraba olduklarını, böyle zor günlerde akrabaların birbirine yardım etmesi gerektiğini bildirmiş, fakat Ermeniler bu akraba­ lık hikayesine inanmamışlardır. Moğolların Kafkaslara geldiği günlerde Alanlarla Kıpçaklar iş­ birliği yapı nca Moğollar ilk çarpışmada çok zor durumda kalmış­ lar ve bu birleşik güçle baş edemeyeceklerini anlamışlar. Bunun üzerine Cebe-noyon, Kıpçak hanına bir mektup göndererek, "Bu Alanlar size de bize de eld i r. Bizler ise aynı a taların çocuklarıyız. N eden bize karşı düşmanlarımızın safında yer alıyorsunuz? Si-


3 10

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

zin yeriniz bizim yammızdır. Ama yanımızda ol mak istemiyorsa­ nız , hiç olmazsa bu işe karışmayın. Size gö nderdiğimiz bu mal­ l arı küçük bir hediye olarak kabul edin. Aradan çekilin . Alanların işini bitirdiğimizde aldığımız ganimetin yarısını da size verelim" der. Kıpçaklar hem gönderilen hediyelerin göz kamaştırmasın­ dan, hem de savaştan sonra paylarına düşecek ganimetin çoklu­ ğunun iğvasından, Alanları yüz üstü bırakarak savaş meydanın­ dan çekilirler; ama Alanların işini bitiren Moğollar, hem sonraki ilk darbeyi Kıpçaklara indiri rler, hem de daha önce mektupla bir­ likte gönderilen hediyeleri fazlasıyla geri alırlar. Elinizdeki eserin başka bir bölümünde bu tarihi çarpıtmalada ilgili başka örnekler de vermiştik. Tekrar aynı şeyleri burada an­ latmak istemiyoruz. Bilindiği gibi runik Türk kitabel eri ilk önce Batılı bilim adam­ ları tarafından çözülmüş, daha sonra H . N amık Orkun gibi bazı Türkologlar da işe el atmış ve kirabelerin bugüne kadar bulunmuş olanları çözülerek yayınlanmış ve yorumlanmıştır. Eski Türk ki­ tabeleri deyince , elbe tte akla ilk gelen H . N amık O rkun'un " Eski Türk Yazı tları" adlı hacimli ve ciddi çalışması gelmektedir ve yıl­ larca da onun çalışmaları esas alınmıştır. Diğer Türk kitabeleri hakkında kimsenin fazla bir i tirazı yok, ama Elegeş kitabesinde bir kelimenin okunuşuna dayanarak Kürdlerin Turani bir halk olduğu ve Türklerin bir kabilesini oluşturdukları tezi ileri sü rül­ müş, bunu "kart-kurt" sesleri saçmalığı takip etmiş ve Tü rklerle Kürdlerin aynı atanın çocukları oldukları yazılıp çizilmiştir. Elegeş nehri , Yenisey'in kollarından biridir. Bu nehrin kena­ rında bulunan ki tabeye de Elegeş yazıtı adı verilmiştir. Göktürk kİtabelerinden yaklaşık 1 00 yıl kadar önce dikilmiştir. Yazıtın tam metni bizi burada ilgilendirmiyor. Ama Türklerle Kürdlerin kar­ deş oldukları iddiasının dayandın l d ığı 8 . satırda geçen "Kürd el han alp u runu altunlıg .. " ibaresi N. Kemal Ork un tarafından bu şekilde okunmuş ve " Kü rd elinin (halkının) ham Alp Uru ngu altunlu okluğumu bağladım belde, ülkem, . . " şeklinde bugünkü


ELEG EŞ KiTABESi ÜZERiNE

311

Türkçe'ye aktarılmıştır. 1 B u aktarına doğru kabul edildiği için de Pro f. Dr. Kırzıoğlu gibi bazı zevat Türklerle Kürellerin aynı ata­ nın çocukları olduğu tezini işlemiş, fakat yara dışarıdan kaşın­ clığı için Kürd aydınlan bu teze i nanmamışlardır. Yine de devlet ve belli ideoloj ideki kişiler bu tezi ısrarla savunmuşlardır. Esa­ sen yazı tta geçen ifade "kö rtlkn" harOeridir. Orku n , bunu "Kürd el kan" şeklinde okumuştur, ama yıllar sonra , l 9 9 5'de başka bir Türkolog, yani Prof. Dr. Talat Tekin bu okuyuşa i tiraz ederek, aynı ibareyi " Körtle kan" olarak okumuş2 ve bazı yorumlar ge­ tirmiştir. Tekin, bu makalesinde özetle " Kişi adı olması gereken ve öyle ele olan ilk sözcüğün son sesi yazımda gösterilmemiştir. Bu nedenle N amık Orkun bu söz öbeğini yanlış olarak " Ktüel el kan " şeklinde okumuş ve yine yanlış olarak " Kürd elinin ham " diye yorumlamıştır. Daha sonra Türk tarihi üzerinde çalışan yerli ve bazı yabancı araştırmacılar da (Rasonyi , Kafesoğlu vs . ) bu yo­ ruma dayanarak Kürellerin bir Türk boyu olduğu tezini işlemiş­ lerdir. Oysa Orkun'un yorumladığı aniatma bir "Kürd el kan" söz öbeği grame re aykırıdır. K(a)n "han" sözcüğünden önceki Kürt! harf dizisi ancak bir kişi adı olabilir ki , bu da "Kört !e" clen başka bir şey değildir. Körıle sözcüğü kişi adı olarak 2. Elegeşt kilabe­ sinde de geçer: Körtle S(a)yun "General Körtle" . Kelimenin bir de güzel anlamı vardır ki , Uygurca metinlerde sık sık rastlanır. " 3 E r k Yurtsever d e i fadeyi " men Körtül Kan A l p Urungu" yani "Ben kudretli kağan Alp Urungu " şeklinde okumuştur. Kal dı ki metinde geçen bu kelimeyi "körtle" şekl inde okuyan yalnızca T. Tekin de değildir. Ünlü Türkologlardan Radloff; Malov, Vasilyev ve Kormuşin de söz konusu kelimeyi " körtle" şeklinele okumakta ve ibareyi " Körtle-han" şekl inde çözmektedirler.4 Biraz önce "körtle" kelimesinin eski Uygurcada kullanılan ke­ l i m elerden olduğunu belirtmiştik. Buna bir örnek verelim: Mal

Orkun, H. Naınık, Eslli Tiirh Yazıtları,

2

Tiirlı Dillcıi A raştırmaları, V/19-32, 1995.

3

Aynı yerde.

4

Kormuşin, i . V Tyurhslıiye yeniseyslıiye epitafii ,

s.

594.

s.

236-238.


KÜRDOLOJİ YAlANLARI

312

niheist Aprincur Tekin'e ait Turfan'da bulunan iki parça şiirden birisi Mani tanrısına ithaf edilmiş üç kıtal ık bir " methiye " den ibarettir. Bu kıtanın eski Uygurca orij ini ve bugünkü Uygurcaya uyarlanan metni aşağı dadır: Kün tengri yarukın teg köküzlüğüm bilgem , Kün t engri yarukın teg köküzlüğüm bilge m , Körtle tüzün tengrim külüğüm kuzuncu m , Körtle tüzün tengrim burkanım bolun çsüzü m . 5 Bugünkü Uygurca ile: Köklü kün tengrisini n nurıdek6 danışmenem / Köklü kün tengrisinin nundek danışmene m , Güzel peziletlik,H şöhretlik, koğdıguçı9 tengri m , Güzel peziletlik, tengdaşsız burhanım tengri m . G örüldüğü gibi "körtle" kelimesi bu eski Uygurca şiirde "gü­ zel" anlamında kullanılmıştır. Bu satırların yazarı da başından beri H . N. Orkun'un bu o kuyuşunu doğru bulmamaktaydı . Dev­ lete ait bir enstitünün başında olan ve şimdilerde emekliye ayrı­ lan, ama bu işlerle uğraşan bir hocamız da kend isine bu konuda yönettiğimiz bir soruya "bunun böyle olmas ı gerehtiği, devielin çı­ harlannın bunu gerehtirdiği " şeklinde kaçamak bir cevap vermişti . Dolayısıyla biz de Talat Tekin'in görüşlerine ve okumasına katılı­ yoruz; bununla birlikte başlangıçta Arapların, sonra Perslerin ka­ nının karışım ından oluşan Kürdlerin damarlarına bol miktarda 5

Turgun Almas, Uygur/ar, s. 407.

6 7

Nurıdek: Nuru gibi. Danışmenem: Bilgeyim.

8

Faziletli.

9

Koğdıguçı : Koruyucu.


ELEGES KİTABESi Ü ZERiNE

313

Türk kanı d a şırınga edilmiştir v e bizim onlarla akrabalığımız da ancak bu orandadır. Üzerinde durul ması gereken ve bell<i de coğrafi bü tünlük ve kronoloj i açısından gözden kaçı rılan önemli bir detay ise , Hz. Ömer zamanında İslam orduları nın (ki o sı ralar yalnızca Arap­ lardan oluşmaktayd ı) İran'da F esa ve Darabcird'i fe thederken , Fars'dan gel i p Acem birliklerine katılan kalabalık Kürd savaş­ çılarından söz edilmesid i r. 1 0 H atta İbni H o rdadbeh , Kürellerin Fars'da dört sancakları bulunduğunu beli rte rek , bunların isi m­ lerini saymaktadır. 1 1 Dahası El-Bekrı , Ebü N asr el- Ceyhanl'nin kayıp olan eserine - ki kendisinden sonrakilerin çoğunun temel kaynağı odur, - istinaden Kürellerin asıl vatanının Şam (Suriye ve civarı) topraklarında Yehva ile Arap Yarımadası arasında oldu­ ğunu , Ebü N asr e l -Ceyhan! ve diğerlerinin bundan bahsettiğini kaydetmektedir. 1 2 Kürell erin Perslerin yanında İslam ordularıyla ilk çatışmaya girdikleri tarih 645 yılıclır. Orhun ki tabel erinin ilk dikiliş tarihi 73 2'dir. Elegeş ki tabesinin Orhun kİ tabesinelen yak­ laşık 1 00 yıl önce elikildiğini göz önüne aldığımızda, kitaben in takriben 620-630 yılları arasında dikildiği düşünülebil ir. Karbon­ lama usulü kayalar üzerine tatbik edilemediği için dikiliş tarihi­ nin tam olarak tespiti mümkün değildir. 630'da elikildiğini düşü­ nürsek, Kürellerin İslam o rdularıyla ilk çatışmaya girdikleri 645 yılı arasında yalnızca 1 5 yıllık bir fark olduğu görül ür. Üstelik de Yenisey ile İran'ın Fars bölgesi arasındaki mesafe çok, hem de çok uzundur. Kaldı ki, Kürellerin bir kabilesinin Yenisey'clen göç edi p , - ki bunu gösteren herhangi bir kayı t mevcut değil , - Sasani Devleti'ne sığınmak istese bile , bir devlet kendisine sığınan bir kabileyi geti r i p ülkenin merkezine yerleştirmez ve aksine örne­ ğin vaktiyle Çiniiierin Ş'a-to Türklerine , Selçuklunun Kayı bo­ yuna yap tığı gibi, uç bölgelere ve düşmandan saldırı gelebilecek sınır boylarına yerleştirir. lO ll 12

Taberi, 411 78. ibni Hordadbeh, el-Mesalilı ve'I-Mcıııalilı, s . 47.

El-Bekri, EI-Mestililı ve'l-Memtililı, I/262. (0-" ·� ..,.,) � Lo f"-8-1'' ....,_. .ş.i...l l ,_,.s:..ı ı �,_.,,

.,.,ıJi ô_r>� � Lo, I'L...i.J I ..,.,))


314

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Bir diğer yandan , eğer Küreller gerçekten iddia edildiği gibi Tü rklerin bir kolu ise ve Orta Doğu'ya Yenisey civarından göç eelerek geldilerse ve bu göçün sebebi de düşman itmesi veya ta­ bii bir afe t ise , bunun tarihen ve coğrafi yönelen mümkün olma­ dığını kabul e tmek gereki r. Bir kere Yenisey taraflarından göç edip iran'a gelebilmeleri için ya G öktürklerin topraklarından, ya Moğolistan'ı aşarak Akhunların topraklarından , ya da kuzey göç yolu üzerinden Kafkasları dolaşarak veya Bizans topraklarını ge­ çerek gelmeleri gerekirdi. Gerçi Türkler ve iranlılar el ele vere­ rek Akhunları ortadan kaldırm ış ve topraklarını bölüşmüşlerdi , ama ondan sonra aralarına kara kedi girmiş ve savaş durumuna geçmişlerd i . Böyle bir durumda Kürdler, güya akrabaları olan Türklere sığınmak istemeyip illa da Acemiere sığınmak isterlerse , Türkler düşman ordusunun saflarını artıracak kabHelerin kendi toprakları üzerinden geçip gitmesine izin verirler miyd i ? izin verseler bile, onların Türklerin akrabalan oldukları göz ö nünde bulunduran İran, Küreilere kapılarını açmazdı . Kafkaslar üzerin­ den iran'a geçmeye kalksalar, zaten Hazarlar, Ermeniler ve G ür­ cüler eskiden beri iran'la çatışma halindeydiler ve dolayısıyla onlar da düşınan saflarını güçlendirecek kabHelerin kendi top­ rakları üzerinden geçip gi tmesine izin vermezlerdi . Aynı gerekçe Bizans için de geçerliydi ve üstelik o sıralar Bizans iran'a karşı Göktürklerin mü ttefikiyd i . Böyle bir durumda Kürellerin Yenisey civarından iran'a geçebilmeleri için Göktürkleri yahut Hazarları ve diğer Kafkas halklarını , ayrıca Bizans'ı tepeleyip geçebilecek güçte ve sayıc.la ol maları gerekirdi ki , Vlll. Yüzyıl başlarına ka­ c.lar adları kroniklerele c.lahi geçmeyen dağınık bir grubun böyle bir gücünün ohnası söz konusu c.leğildi . Yah u t o kadar güçlü ol­ salardı , göç e tmek yerine kendi topraklarını genişletir, çevrele­ rindeki diğer kabileleri itaat altına alarak bir devlet kurarlardı. " El/il" kelimesi üzerinde vaktiyle cicieli tartışmalar yapılmış ve so­ nunda "el " in yurt anlamı dışında bir de çeşitli kabHelerin oluş­ turduğu "budun" yani millet olduğu hükmüne varılmıştır. Hal­ buki tari h , Yenisey bölgesinde bir Kürd milletinin veya beyliği nin


ELEGEŞ KİTABESi ÜZERİNE

315

varlığından söz etmemektedir. Bugün Kazakistan , Kırgızistan ve Özbekistan'daki çok küçük ve dağınık vaziyette yaşayan Kürelle­ rin varlıklarına gelince , Özbekistan'da yaşayan Ahıskalı Türkler ve keza Ermeniler buraya nasıl gelmişlerse , Küreller de o şekilde gelmişlerdir. Yani Sovyetler Birliği döne minde bu küçük öbekler Sovyet yönetimi tarafından oraya buraya dağı tılmışlardır. Yine de Elegeş ki tabesinin birinci şekilde okunınası konu­ sunda N . K. Or k un yalnız değild ir. Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz da metni onun gibi okumakta ve ayrıca Kürd kadınların ellerine ve yüzlerine işledikleri şekillerin eski Türk kitabelerindeki harner­ den oluştuğunu ileri sürmektedirY B u satırları n yazarı sayın Alyılmaz'la bu konuyu tele fonda kısaca konuşmuş ve kendisine aynı süslem elerin Katar, Oman ve Bahreyn'de, ayrıca Basra'daki Arap kadınlarda da olduğunu, bunun Şiiliğin değişik inançlarıyla bağlan tılı bulunduğunu belirtmiş, fakat Alyılmaz görüşünde ısrar etmiştir. G erçekten sözü edilen yerlerde dolaştığım dönemlerde bazı kad ınların yüzlerinde ve ellerinde ade ta dövme gibi çizil­ miş işaretler gördüm. Kadınlara bunu sorma imkanım olamazdı, ama erkeklerle konuşmam sırasında b unun dini bir inanç tan kaynaklandığını öğrendim. Türkiye'de Doğu ve özell ikle Güney Anadolu'da bazı kadınları n ellerinde ve yüzlerinde mürekkeple yapılmış bu işaretierin Arap kadınlardaki işaretlerle tıpatıp ben­ zerlik arz etmesi , basit bir tesadüf olamaz . Bununla birlikte sayın Alyılmaz'ın görüşü de dikkat çekicidir; ama Türklükle, Turanilikle hiçbir alakası olmayan Arap kadınlarındaki aynı işaretierin neyle izah edileceğini ben de bilmiyoru m . Rasonyi'nin H. N . Orkun'un i zinden giderek Macaristan'da Kü rd kabilesinin varlığından ve Kürd Gyurmatlardan bahse t­ mesi de gerçeklerle örtüşmemektedir. Çünkü " gy" "y" okundu­ ğuna göre bu kelime "yurmatı" dır ki, Başkurtlarda günümüzde dahi "Yurmatı" kabilesi vardır. 14 Etnonimin başına " Kürd" keli­ mesinin getirilmesi de sanırım E legeş kitabesinin yanlış okunup l3 14

Cengiz Alyılmaz, (Kölı)Türlı Haıjli Yazıtlarııı İziııde, Ank., 2007. Bkz. R. G . Kuzeyev, İtii-Ural Tiirlıleıi.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

316

yorumlanmasının etkisiyle olmuştur. Bizans imparatoru Kons­ tantinos Porphyrogeni tus'u n eserinde bir Kürd boyundan bah­ se ttiği belirtilmektedir, ama Konstantinos'un verdiği bilgi doğru­ dan kendi müşahedesi değil , duyduklarına istinaden verilmiş bir bilgidir. Kostantinos eserinde aynen şöyle diyorY'

"40. Kabariarın ve Türklerin Uruk ları Hak kında: 16 İlki Hazarlardan ayrılan mezkür Kabariarın uruğudur; ikin­ cisi N e ki l e r in d i r ; 1 7 ü ç ü n c ü s ü M e g e ri l e ri n d i r ; 1 8 d ö r d ü n c ü s ü Kourtougermatularındır; 1 9 beşincisi Tarianlarınd ı r ; 2 0 altıncısı Genakh ;21 yedincisi Kari ;22 sekizincisi Kasi'dir.23 Burada geçen "Kourto ugerınatu" yani Kurtugermotu ibaresinin Kürd-gyurmatlar şeklinde çözülmesinin doğru olduğu kanaatinde 15

'

Kostantin'in eserinden yapılan alıntı ve alıntıyla ilgili notlar Osman Karatay

tarafından göndeıilmişlir. Kendisine teşekkür ederiz.

16

Constanline Porphyrogenitus, D e Adminisırando Tmperio, yay. Gy. Moravcsik - R. ] . H. jenkins, Washington, 1 967, s. l 75.

1 7 Nyehi. Birliğin f'in-Ugor asıll ı öğelerinden kabul edilir. Kelimenin "çit"' anlamına geldiği düşünülür. 18 Megycri. Fin-Ugor asıllı öğclcrden. Macar isminin kökeni bu uıukta aranır: (Mm/Ci >) Mfgyi + Türk dr "halk" > Magyar. ilk kelimenin etimoloj isi için köken öneril­ nıez, Mansi kavnıine gönderme yapılır ve kısaca "insaıı/lar, halk" anlamına geldi­ ğin belirtilir. Ancak sanımca Mebryi ismini Mafıci'den getirmektense, her ikisini ele ortak bir kökenclen alıp, Avrasya'da çok kullanılan Mcıg ve Mmi biçimlerine doğnı gitmek daha isabetli olabilir. 1 9 Kürt-Gerınatu. En çok tartışılan yerlerden biri burasıdır. Macarca söylenişi ile Gya rmaıi olan ikinci isi m açıkça eski Sarmatların (Savromati) kalıntısı olan bir topluluğa işaret eder ki, bugün Başkurtlar arasındaki Yu nnaıı boyu nun ismi de aynı yere gider. Bunu yonılmaz şeklinele açıklamak zorlama görünmektedir. Ele­ geş yazıtında geçen Kürt keli mesini burada birlikte clüşünürsek, Batı Sibirya'da Kürt ve Sarmaılardan bi rer topluluğun örneği çok görülen bir "etnik ikili" mey­ dana getirmiş olması mümkün gözükür. Öte yandan, Berta'nın önerdiği gibi hö­ llür "göğüs" gibi açılımlar da düşünülmektedir. Ancak etnik isiınierin matema­ tiki bir düzen içinde incelenmesinin sakıncalı olacağı ortadadır. 20 Taıyan. Hemen tamamen Tcırlwn kelimesi ile açıklanmaktadır.

21 Yenel1 < Türk. Yanah "küçük yan " ? 22 Keri < Geri(deki topluluk) ? 23 Keseg "kesek, bölüm, parça"?


ELEGEŞ KİTABESi ÜZERİNE

317

değilim. Öncelikle kelime " Kürd" şeklinde değil, "Kourt" yani "ou" "u" okunduğu için "Kurt" şeklindedir. Böyle bir şey, Başkurt adının Başkürd okunınası halinde doğru olabilir. Kourtougermatu'daki Kourtou kelimesi de Batı dillerindeki Türk-o-Tatar, Türk-o-Hazar gibi yazışiarda görülen Kourt (Kurt) -o-Germatu şeklinde düşü­ nülerek Kurt olarak okunmalıdır. Yani buradaki "u" harfi (-) ye­ rine kullanılır. Kurt kelimesinin ise Başkurt'taki Kurt olduğu mu­ hakkak. Belki de çok daha ö nceleri birkaç oymaktan oluşan Kurt kabileleri birleşerek bu adı almışlardır. N i tekim bazı Arap coğraf­ yaolarının eserlerinde Başkurt kelimesi " Bişgırd" veya "Beşgırd" şeklinde yazılmaktadır ki , muhtemelen Beşkurt kelimesine işare t etmekteydi v e belki de Başkard veya Başkurt oymağı beş kabileden oluşuyord u . G ermatu'nun Gyurmat, onun da Yurmatı olduğunu yukarıda belirtmiştik. Dolayısıyla Macaristan'daki Kürd adını ta­ şıyan yerleşim birimlerindeki Kürd kelimesi de Kurt olarak dü­ şünülmelidir. Yine de gerçekten Macaristan'a Kürdlerden bir kol gitmişse , bu Yenisey boylarından değil Azerbaycan'da yani eski Hazarya'da Kabarlarla Hazarlar arasında çıkan iç savaştan sonra Kabarlarla birlikte Macaristan'a giden bir kol olabilir. Kürdlerin Türklerin bir kolu olduğuna Elegeş kİ tabesindeki okuyuşu delil gösterenlerden bazıları , Arap coğrafyaolarının verdikl eri bilgilerden Kürdlerin yaşadı kları bölgelerle Yenisey'in birbiriyle hiçbir ilgisi bulunmaması ve aradaki mesafenin had­ dinden ziyade fazla olması vakıası karşısı nda , Milat öncesinde herhangi bir zamanda Batıdan, muhtemelen Mezopotamya taraf­ larından Sibirya taraflarına bir göç yaşandığını, ama halkın ta­ mamının bu göçe katılmadığını, bir kısmının ana yurtta kaldı­ ğını ve işte Sibirya'daki Kürdlerin de bu göç dalgasıyla gidenler olduğunu ileri sürüyorlar. 24 Ama hemen arkasından da "bu ko­ nuda herhangi bir kanıt olmadığı için, bunu � yalnızca bir tah­ min olduğunu" söylüyorlar. Eğer böyle bir göç yaşan mışsa ve bu da Milattan önce olmuşsa , dünyanın o dönemlerde daha da soğuk olduğu düşünülürse , Mezopotamya gibi sıcak ve mümbit 24

Agm.


KÜRDOLOJİ YALANLARı

318

topraklardan göç eden insanların dünyanın neredeyse yarısının gayr-ı meskun olduğu bir dönemde, alışık olmadığı bitki örtüsü­ nün, karlarla kaplı soğuk bir ülkeye göç ettiklerini düşünmek, mantık ölçülerini zorlamaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi, halklar akarsu değildir. Yani na­ diren de olsa yer aluna çekilerek birden gözden kaybolan, daha sonra km .lerce uzakta başka bir yerde birden ortaya çıkan nehirler vardır. Ama halkları n böyle bir özelliği yoktur. Kürdlerin o tarih­ lerde Yenisey boylarından göç edip İran' ın ortalarına ve Basra'ya yakın topraklara geldiklerine dair hiçbir kayı t yoktur. Diğer yan­ dan Kürdlerin türeyiş efsanelerinde geçen molifler Orta Doğu kö­ kenlidir. Halbuki Orta Asya, Sibirya ve şimdiki Batı Moğolistan' da, Tanrı Dağları civarında Türk halklarının türeyişle ilgili efsane­ lerde akars u , ej derha , kurt (özellikle) ve diğer totem hayvanları vs. önemli yer tutar. Keza Türkler, Müslüman olmadan önce ne Dahhak'ın adını biliyorlardı , ne de Hz. Süleyman'ı n . Vakıa kimi­ leri Dahhak'ın asıl şekli olan Ezdahak ile ejdeha (ejderha) arasında benzerlik kurmaktadır; ama Yemeniiierin Dahhak'ı kendilerinden saydıklarını da göz ardı etmemek gerekir. 25 Kurttan türerne e fsa­ nesi nasıl yüzlerce yıl boyunca ta G üney Sibirya'dan Anadolu'ya ve hatta daha ötesine nesilden nesile sözlü olarak aktarılmışsa , benzeri bir süjenin Kürdlerin türeyiş efsanelerinde de bir şekilde yer alması gerekirdi . Kürdçedeki yeni ve eski Türkçe kel imele­ ri n, birçok örf-ü adetlerdeki benzerliğin ise etnik temasların bir sonucu old uğunu kabul etmek gerekir. Unu tmamak gerekir ki , bizim Kürdlerle etnik temasımız en az bin yıl öncesinden başla­ mış ve bazen dostane bazen hasmane devam etmiştir.

25

Mcsuclı, Mıınic, ıvı 1 4 .


XXV. TÜRK-KÜRD ETNOGRAFYA ESERLERii Yrd . Doç. D r. Mustafa Aksoy2*

[Siyasi Kürdçülerin, Kürd sanatı olaralı tahdim ettiideri eser­ lerde ve onları n etlı isinde lıalan bazı yabancı yazarları n hi tapla­ rı n da özellilde b i r tahını lı alı - hilim desen leri Kürd sanatına özgü desenler olaralı tan ı t ı lmakta, dünyaya da bu şehi lde swwlmahta­ dıı: Aşağıdalıi mcılwlede ve lwn uy la i lgi l i lwyd ıığumuz lwrşı laştı r­ malı re s im lerde bu meseleye ışıh tutıı lmuş t w: Türhiye'nin herlıangi bi r h öy ii nde veya lwsabas ında dohunan h alı- hilimlerd e h i desenie­ ri n Kürcllere özgü desen ler olduğıı iddia e d i lebi l i ı; ama acaba Kürel­ lere özgi! ol du ğu iddia olunan bu desen ve motifleri O rta-Asya'cla, Bulıara'da, B işheh'te, Altaylar'da, Sibiıya'da yaşayan Türider de ge­ l ip K ii rcll e rd e n mi ödünç aldı lar?] Sanat ve Damgalar Ne y i Anlatır?

Sana l insanın zihniyet dünyasının ifadesidir ; yani sanal, bir zihniyetin b i r duygunun , sosyo -kül türel yaşanlının çeşitli şekil­ lerd e yansnıl masıdır. Bu sebeple sana t eserleri sosyo-kültürel ta­ rihin anlaşılmasında birer belge olarak değerlendirilmelidir. Ga­ daıner de sanalla tarih arasında bir ilişki kurarak, "sa n aL eserlerini

tarih b i l i ncinin bütün lüğü içinde, 'anlama/ı ' ha v ra ın ı çerçevesinele kavray ab i l iriz" 3 der. D olayısıyla sanal eserlerini tarihi hususiYıllardır et nografya konusunda yaptığı çalışmalar sonucunda eelindiği bilgi

ve

biriki nıleri bu kitapta okuyucuya sunması yolundaki ricamızı kırmayan Aksoy'a burada teşekkür ecleyoruz.

2 3

' Sosyolog, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Poloına, Margaret M . , Çağdaş Sosyoloji Kıınrmlan (Çeviren: Hayriye Er­ baş) , Ankara, 1 993, s. 229.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

320

yelleri açısından ele al madığımız takdirde onların ve onlar üze­ rine işlenmiş olan damgaların neler i fade ettiğini yeterince an­ layamayız. Sanat eserleri sosyo-kültürel o rtamlarda meydana geldiğine göre , o sanat eserin i n , onu yapanın zihniyet dünyasını yansıt­ maması mümkün değild ir. Özellikle ananevi hal ı , ki l i m ve mezar taşl arını incelerken sosyo-kül türel tarihi yapıyı göz önüne alına­ dan değerlendirme yapan her görüş yetersiz kalır. O ese rlerdeki her damga veya hal ı , kilim dokuyanı n ve ölen insanın inancını , dini düşüncesini, ait olduğu sosyal grubun zihniyet dünyasının kendindeki yansımasın ı , sosyal yapı içi ndeki m evki ve vazife­ sini ifade eden e tnogra fya malzemeleridir. Bazı mezar taşların­ daki damgalar; bire r soyut dil olarak mezar sahibinin yaşını, kah­ ramanl ıkları n ı , bağl ı olduğu boyu ve dini inancı , sahip ol duğu eğitim-öğretim ve benzeri değerleri dile getiren ki tapçıklar gibi­ dir. Sanat escrleri ndeki damgalar, " b i ç i m y ap ı s ın dalı i çağrı ş ı m larla lle ndi senı bo l i ğ i n i, ü s l ii ııde y e r ald ığı nesneye c lı l cmeh, o n a manevi cl e ri n l i h v e rm e h v e öz lıazandı rm a lı , bir baş lw dey i ş l e o eşy ay ı h i m ­ I i iı l i lı ı l ma h l ad ı r" • .

Maddi kül türde bel l i b i r biçim kazanan gelenek, b i r zihni­ yetin yazılı ol mayan soyut ifadesidir. Diğer yandan çeşitl i şekil ­ lerde i fadesini bulan gelenek, dün i l e bugün arası nda tarihi il iş­ kiler kuran belge hüviyetindedir. Gelenek çerçevesinde oluşan bu unsurlar vasıtasıyla tarihin derinliğine gidilebili n irse onların ortaya çıkış gerekçeleri ve kaynaklan hakkında sağlıklı bilgiler elde edinebil inirdi. "Milletlerin hayatında, tarih sahnesinde görül melerinden bu yana , varlıkları n ı , bü tünlüklerini ve farkl ılıklarını koruyan, ih ti­ yaçları n ı her anlamda karışiayan düzenler görül ür. S ü rekl i l ik vas­ fına sahip bu düzenie rin her birine biz, gelenek adı veriyo ruz" 5 . 4

Mülayiın , Selçuk, "Tanımsız Figürlerin ikonografisi " , Türh Soy l ıı Ha lll la­ nn Halı,

K i lim ve Sicim

Sanatı Ulus lararası B i lgi Şölen i

Mayıs 1 996, Kayseri) , Ankara , 1 998, s. 2 1 9 . S

Y ı ld ı rı m ,

Dursun, Tiirh f3 i l (�i, Ankara, 1998,

s.

81.

B i !diıi leıi

(27 -3 1


TÜRK-KÜRT ETNOGRAFYA ESERLERİ

321

Gelenekler ise genelde yazılı b i r kültü rü sahip olmayanlar tara­ fından meydana gelirilir ve devam e ttirilirler. Başka bir Labi rle sosyo-kültürel yapı , genelde sosyal grupları n Lekrarlaya geldik­ leri gelenekler sonucu meydana gelir. Diğer yanda " . . . m illetlere dünya ınozayiğindeki milli kiml iklerini vere n , onların sahi p ol­ dukları geleneklerdir"6. Bu nedenle gelenekler sosyal tarihin ya­ zıınında önemli fonksiyonlara sah iptirler. "Bir mille t i n hayatında kültürü meydana getiren gelenekler iki ortam içinde teşekkül eder. Bunlardan ilki ne, sözlü ortam , diğeri ne yazılı ortam adları veriyoruz. Başlangıçta, milletin ha­ yatında yer alan bütün gelenekler, önce s özlü ortam eseridir. Bu ortam içinde meydana gelen gelişıneler ve değişimler yazılı o r tam ın doğmasına zemin hazırlamıştır" 7• Bu görüşe katılınakla beraber, Türk kültür tarihinin söz konusu olduğu yerde "sözlü ortam " ile "yazılı ortam " arasında bir de üçüncü ortam olarak "görsel-görüntülü ortam " ı ilave e tmek gerekir. Çünkü Türk kül­ tür tarihinde , sözlü geleneğin zamanla kaya resimlerine, kaya re­ simlerinden damgal ara ve damgalardan yazıya geçişin olduğu gö­ rülmektedir. Hatta kad im Türk alfabesinin bi rçok harfi tarih te ve günümüzde karşımıza damga olarak çıkma ktadır. ilk Türk alfa­ besindeki harllerin çeşitli etnografik unsurlarda nasıl görüldükleri hakkında bazı çalışmalar yapılımştır H Kaya resimlerinden dam­ gaya geçiş konusunda ise Somuncuoğlu'nun çal ışmaları nda çok sayıda kaynak vardı r 9 '

Gelenek ve onun ö nemli temsil cisi olan damgalar-şekiller, tari­ hin eski sayfalarının yeni yorumlarla hali hazırda okunması veya tekrar tekrar d ile ge tirilmesidir; ancak, bu tekrarlar her zaman aynı şekilde olmayıp bazen sosyo-kültürel değişmen i n gereği ola6

A.g. e . ,

s.

7

A . g. e . ,

s.

H

ııu kumıda şu eseriere bakılab i l i r:

tB .

82.

Tü rh Dwngıılar ı , l(u /1 ()

lfaıj1cı iııin

Istanbul, 1 989

-

-

Gt�nsoy, 1unccr, Orlıwı 'darı A nadolıı 'yu

Gürgümy,"'Ncriınan, Oğıı::

Dwııgaları

ve

Göh­

El :)anııl larırıı ı;:d<lll i İz/eıi , Ankara, 2002.

Soın u ncuoglu, Servet , Sibi ıycı 'Lian Aıwdol u ya Taşt ahi Tii rlı l cr (From Si­ beria To The Turks On The Rock) , İstan bu l , 2008 .


KÜROOLOJİ YALANLARI

322

rak farklı biçimlerde olabilmektedir. Bu sebeple Eliade " . . . tarih,

'içkin' bir simgeeiliğin yapısını kökten değiştirmeyi başaramamak ta­ du: Tarih sürekli olarak yeni anlamalarla eklenmektedir; ama bun­ lar simgenin yapısını yoh edememehtedi rl er" ıo der. insanlar birbirleriyle aslında pek de farkında olmadıkları bir­ takım işaretler vası tasıyla ilişki kurarlar. Semboller ise , insan­ ların birbi rleriyle yıllarca süren sosyo-kül türel etkileşimleri so­ nucu oluşur. Bu sebeple, semboller sosyal grupların hafızasında yer alan çağırıcı sözcükler/damgalar hükmündedir. Sosyoloj i deki şekle dayalı etkileşirnci anlayışa göre , "etki leşim, başha insanları n

ethi lerine harş ı l ı k olarak veri len tepk i lerden oluşan ethin lih lerden o luşw: " ı ı Ayrıca e tkileşirnci anlayışa göre, nesneler kend iliği n­ den değil , şekle dayalı etkileşimin sonucu bir anlam yüklenir­ ler. Bundan ötürü nesneler aynı olsa d a , durum ve yer içine göre taşıdıkları anlamlar farkl ı olabilir. Ö rneğin, nesne olarak inek, Hindistan'da ku tsal bir hayvan, başka bir yerde ise gıda obj esi olarak algılanır. Diğer yandan dom uzun eti Avrupalı halklar tara­ fın dan bir gı da maddesi olarak tüketilirken , Türkler arasında e ti yenmesi yasaklı hayvanlar kategorisine girer. Bu örneklere ben­ zer bir nesne de ok'tur. Türklerin haricindeki toplul uklarda oh, sadece öldürücü bir silah olarak algılanı r. Türklerel e ise ok kav­ ramı sadece silahı i fade etmez . Türkler arasında ok'un pek çok anlamı vardır 1 2 ' . Alan araştır­ masına dayalı bazı çalışmalarda da ok'un şu anlamları tespi t edil­ miştir: Çağrı u· , varl ı h , h ürriyet14' . Dolayısıyla damgalar bir neslO

E l i a de Mircea, İmgclcr Simgeler (Çevire n : Mehmet Ali Kılıçbay), A n ka ra 1 982, ,

s.

ll

12

,

1 94.

Poloma, A.g.c . , s . 228. •

M esela O ivaııü LCıgat-it Türk'de şu anlamlarda kullanılmıştır: " Paylar ve toprak

hisseleri üzeri ne ülcşmek için atılan ok; çekilen k u r' a ; mi rasta düşen pay " .

l3

Ok kavraın ı ııı b u a n l a md a bizde doktora tezi m izele Elazığ

ve

Ağrı ' d a tespit

ctmiştik. B i l i nd iği gibi düğünlerele davet için kullanılan "okuntu" kavramı da

ok kavramı ndan gelir (Doğu A nadolu Kültürü Üzerine Bir I nceleme, s. 1081 1 0) .

14

" Cassirer'de sembo lik formlar bir tür Linsel anlatım fonnlan olup , salt dil formundan mitik ve din! düşüncenin fenomonolojisine kadar yük-

'


TÜRK-KÜRT ETNOG RAFYA ESERLERİ

323

neyi ya da nesneleri i fade e tmenin ö tesinde , daha çok insanla il­ gili soyu t dünyayı i fade eder. Bu sebeple olacak ki Eliade "Her hültür bir tarihin içine düşüştür . " 1 5 der. .

.

Koç Başı Damgalarının S osyo-Kültürel Önemi ve Balballar

Hakkari'de 1 99 7'de yapmış olduğumuz çalışmalarda bizi en fazla şaşırtan konu , buranın nüfus hareketliliğinin çok düşük ol­ masına rağmen bölgede bulunan koç başlı mezar taşları ile halı­ kilimierde kullanılan damgalar ile şekiller olmuştu . Yani Hakkari halı-kilimlerinde kullanılan damgalar ile şekillerin aynısı ve koç başlı m ezar taşları Türk kültür coğrafyasının hepsinde görülme­ sine rağmen, Fars kültüründe gö rülmemeleri bizi çok etkilemiş ve düşündürmüştü ır''.

" l l Ağustos 1 998 tarihinde Hakkari kent merkezinde, bir rast­ lantı 17' sonucu 13 adet taş (dikili taş) -stel bulunmuştur" 18. Bu taş­ lar sonra Van müzesine taşınmıştır. Bizim kullandığımız resimde Van müzesindedir. Hakkari balbalları hakkında Sevin . . . M . Ö . ll. bin yılın son­ larına doğru Orta Asya 'da görülür. Kuzey batı Çin'de , Al tay yö­ resindeki Xemirxek ırmağı vadisinde ele geçirilmiş antropomorf bir stel bunun en güzel örneğidir" . Ve Hakkari balbalları M.Ö. XV "

selirler" eler. Öbür yandan Casssirer'e göre "insanlar, yalnız fiziki ev­ rende değil, bir ele sembolik evrenele yaşar. Dil , mitos , sanat ve elin ise bu evrenin parçalanclır" (Arat: Ernst Cassirer ve S. K. Langer'de Sem­ bolik Form Olarak Sanat, s. 35-42) .

15 16

Eliade, a.g. e . , s . 209. '

Bilindiği hemen hemen bütün Kürt milliyetçiliğini savunun eserlerde Kürt­

ler Farsların bir kolu olarak ifade edilir. Fars, Türk ve Kürt etnografya eserleri hakkında geniş bilgi için bakınız : www. mustafaaksoy.com

17

'

Evini tamir etmek isterken bu taşları yani balhalları bulan Necdet Yıldız vali­

liği haber vermiş ve bu haberden sonra, alanda arkeoloj i çalışınaları başlamış­ tır. 18

Sevin, V , Hal1lwri Ta�ları Çıplah Savaşçıların G izenıi, İstanbul, 2005, s. 17.


324

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Yüzyıl olarak tarihlendirilebilir19 der. Dolaysıyla bu taşların kültür coğrafyasını Türk dünyasın ın kültür alanında aramak gerekir. Za­ ten balballar deni nce akla Türk kültür coğrafyası geli r. İsteyenler bu konuda Rus kaynaklarında daha fazla bilgiye ulaşabilir. Türkiye'deki en son balbal örneklerine 1 962 ve 1 965 tarihli olarak Tunceli'de rastlıyoruz. D iğer yandan Hakkari balbalların­ dan sonra Türkiye'deki eski balbala M . Ö . IX. Yüzyıl olarak tarih ­ lendirilen Mardin Kızıltepe G irbelli höyüğünde görüyoruz. Bilgi­ lerimize göre Türkiye'nin en batısındaki balbal ise Çanakkale'nin Bayramiç ilçesinin Tahtacı köyü olan Koşuburnu'nun eski mezarlı olan Düzeğrek'te olup üzerindeki tarih l 93 l 'dir. Türkiye'deki koç-koyun başlı yada heykeli mezar taşları üze­ rinde tarihlendirme çalışmaları yapılmış olmamakla beraber, Tunceli'de yaptığımız araştırmada Pülümür'deki Koç-koyun me­ zar taşları hakkı nda köylülerin bu nlar bizim atlarımızdan kalma m ezar taşl arı dediklerini tespi t etmiştik. Diğer yandan Tun c eli d e koç-koyun heykelli m e z ar taşlarının 1 965 yıl ına kadar d evam et­ tiğini Tunceli'deki 1 9 6 5 tarihli bir koçbaşlı mezar taşından öğ­ reniyoruz . '

T ü rkiye'd eki halı-kit i mlerde kullanılan d a mgal a r ve halı­ kilimierin Kü rtçüler tarafından siyasallaştınlması gibi koç-koyun mezar taşları da tarihi gerçekiere aykırı olarak s iyasallaştırılmak­ tad ır. Mesela bu konuda Bender şöyle der: " Kü rt yerleşi m mer­ kezlerinde bulunan mezarlıklarda tannlara kurban olarak sunu­ lan koyun ve koç mezar taşlarına rastlanmıştır. Erciş, Van , Ahlat, Dersi m kent l e ri ile dolaylarındaki mezarlarda bulunan bu eserle­ rin bazıları Van Müzesi'ne teslim edilmiş , bir de okul bahçelerine ya da resmi dairele rin giriş kapılarına yerleştirilmişti r . . . Dersim'in Ovacık ilçesi Kozluca köyü m ezarlığında bulunan iki koç mezar taşmda, koçların gövdelerin Güneş tanrısı Şimigi/Şamaş'a ait sem­ boller vardır. Şimigi , günüm üzdeki Kürtlerin ataları olan Hurri­ l erin güneş tan rısıydı" 20 . 19

Se\' i n , V , a . g .e . s. 7 1 , 1 07 , 1 09 .

20

Bencler, Cemşicl , Kürt Mitoloj isi, i stanb u l , 2007,

s.

256.


TÜRK-KÜRT ETN O G RA FYA ESERLERİ

325

Tarihi gerçekler ışığı nda yukarıdaki görüşlerin tek doğru ta­ rafı eksik olmakla beraber koç-koyun mezar taşlarının bulun­ duğu alanlar ile güneş kursun u n koç mezar taşında bul unmuş olmasıdır. Bender ve onun gibi düşünenierin iddialarını doğrula­ mak için her şeyden önce dünyada ilk ve en eski koçbaşlı mezar taşları neden Altaylarda bulunmuştur? Ayrıca nasıl oluyor da bu mezar taşları Moğolistan'dan başlamak üzere Türk kül tür coğra f­ yasında karşımıza çıkıyor? Bu mezar taşları nasıl oluyor da hala Asya Türkleri tarafından mezar taşı olarak kullanılıyor ve birçok e tnografya eserlerinde görülüyo r? Güneş kursu i s e nasıl oluyor da en eski Türk arkeoloj i eserlerinde görülüyor? sorularına cevap vermeleri gerekir. Kısaca tarih yazarken tarih yazıcılannın kül tür unsurlarının coğrafyasına ve tarihi kaynaklarına bakmalan gere­ kir. Aksi taktirde Bender'in yap tığı gibi her gördüklerini bul un­ dukları bölgeyle ilişkilendirirler. Buna ise tarih yazmak deği l , ta­ rihi değerleri keyfiyete göre i fade etmek denir. Türk hal ı , kil imlerinin genel karakteristik özelliğini koçbaşı damgasının oluşturduğunu düşünüyoruz. Koçbaşı damgası canlı ve farklı üsluplarla bütün Türk dü nyasında çok belirgin olarak görülmektedir. Çay'a göre , koçbaşı damgalarını Türk hayvan üs­ lubunun en güzel karakteristik örneği olarak en sade şekilleriyl e japonya'dan Anadolu'ya kadar uzanan coğrafyadaki Türk mezar taşlannda görmek mümkündür2 1 . Faruk S ümer " Oğuz boylarına

ait damgaların Anadolu'da hayvan iara vurulduhtan başlza hal ı, hi­ lim motifi olarak kul lanı ldığını, aşı boyası ile ev lerin duvarlarına resmedi ldiğini, hap hacağa ve nazar değmemes i, uğu r getirmesi için bazı giyim eşyasına nakşedi ldiğini ve hatta mezar taş larına çizi /di­ ğini biliyoruz"22 der. Rasonyi'ye göre de, Yçp isey boylarında ve bir müddet Moğolistan'da yaşayan Kırgızların keçe cinsinden hal ıla­ nnın üzerindeki damgalar da koçbaşı damgalarıydı . 23 21

Çay, M. Abdülhaluk: Anadolu'da Türk Damgası Koç Heyhel-Mezar Taş­ s . 34.

ları Türider'de Koç-Koyun Meselesi, Ankara, 1 983, s.

22

Sümer, Faruk, Oğıız lar, Ankara, 1972,

23

Rasonyi, Laszl6: Taıihte Tiirlıliilı ( Çeviren: Harnit Zübeyr KOŞAY) , Ankara, 1971,

s.

42.

206-207 .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

326

Yap tığım saha araştırmalarında Oğuzlardan önceki T ü rkle­ rin , Oğuzların ve öbür Türk boylarının ilk kullandığı alfabedeki bazı harfleri yani damgaları ; evlerde , mezarlarda , halı, kilimlerde, mumyalarda, at kuşamlarında , bazı yerleşim birimlerindeki bazı mekanlarda tespit ettim. Bunun yanı sıra aynı damgalan örne­ ğin otobüs duraklannda , tuvaletlerde, plaj larda, paralarda , Talas baraj ında , bazı alkollü içeceklerin kutusunda, giyim eşyalarında ve bunun gibi günlük yaşamda kullanılan araç ve gereçlerin de üzerinde tespi t e tmek m ü mkünd ü . Bu damgaların daha arkaik örneklerinden bazılarını Moğolistan'dan Türkiye'ye kadar olan coğrafyada saha çalışması yapılarak hazırlanan ve T RTde ya­ yınlanan, sonradan da kitaplaştırılan bir belgeselde24 de görmek mümkündür. Göktürklerde en önemli kurban hayvanlarım , başta a t ile dağ koyunu ya da koçun teşkil ettiği ve bunlardan atın göğe , koçun da toprağa kurban edildiği bilinmektedir25. T ü rk cumhuriyet­ lerinde anlatılan Dede Korkut destanlarında da birçok defa at­ tan aygır, deveden buğra, koyundan hoç kurban edildiği zikre­ dilmektedir26. Kazakistan'da Dede Korkut'a Korkut Ata derler. Korkut Ata'nın esas mezarı Seyhun nehrinin taşması sonucu sular altında kalmış­ tır. Temsili mezarı ise , nehirden zarar görmeyecek şekilde bir te­ penin başına yapılmış olu p , mezarına giden yol üzerinde bir koç heykeli bulunmaktadır. Korkut Ata'nın bu mezarı Kızılarda-Aral yolu üzerinde Kızılarda'ya 1 50 km mesafede olan jusalı kentin­ den Seyhun nehrine doğru uzanan yolun 25. kilometresinde olup , mezarın üzerindeki borulardan rüzgarın hızı ve yönüne göre ney, tambura , davu l , kopu z , tar gibi birçok müzik aletinin sesini din­ lemek mümkündür. Hunlarda tannlara kurban edilen hayvanların arasında en mak­ bul olanı h o çtu Ayrıca Türkler'de kurban hayvanlarından özel.

24

Somuncuoğlu, a.g.e.

25

Diyarbekirli, Nejat, Hun Sanatı, İstanbul, 1972, s. 92. Oğuzlarm Diliyle Dedem Korhudun Kitabı 1 Kitab-ı Dedem Korhud 'ala lisan-ı taife-i Oğuzan, KAÇALiN, birçok yerde.

26


TÜRK-KÜRT ETNOG RAFYA ESERLERi

327

likle at ve lwç mezar taşı olarak da kullanılmışl!r. Diğer yandan Diyarbekirli'ye göre , Altaylarda , VIII. veya X. yüzyıllara ait olduğu düşünülen bir m ezarda erkeğin yanında at, kadının yanında da koç bulunmuştur27 . Uluğ Türkistan coğrafyasında yapmış olduğum saha araştır­ maları sonucunda, doğal koçbaşı veya boynuzları ile koç başlı mezar taşlarının sadece erkek mezarlarında28* ; koç başı damgası işlenmiş mezar taşlarının ise , hem erkek ve hem de kadın me­ zarlarında kullanıldığını tespi t ettim . Elini zdeki eserde de görül­ düğü üzere , Türkler, koçbaşını çeşitli eşyalarına işiemekten de uzak kalmamışlardır. Örneğin , bu bağlamda "koçbaşı ya da boy­ nuz nakışı ; Oğuzlar, Avarlar, Kırgızlar, Karakalpaklar, Çuvaşlar, Bulgarlar ve daha birçok Türk topluluklarında az değişikliklerle her çeşit malzemeyi süslemek için kullanılmıştır" 29 . Koçbaşı damgası , kadimliği göz önünde tutulduğunda , Türk kültürünün bir m ührü gibi bugün hala Altaylar'dan Önasya ve Balkaniara kad ar uzanan coğrafyadaki çeşitli mezar taşlarında , halı ve kilimierde varlığını sürdürmektedir. Ayrıca Anadolu'da ananevi anlayışa göre, dokunan halı ve kilimlerdeki hakim damga koçbaşıdır. Mezar taşlarındaki koçbaşı damgas ı , özellikle Doğu Anadolu mezarlannda yaygın olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda , koç heykelinin en son örneklerini de Tunceli ilindeki m ezarl ık­ larda görmekteyiz. Türkiye'deki koçbaşlı mezarları ele alan bir makalede, "Anaclolıı 'clahi lwç ve lwyıın heyhel lerinin Alıhoyım l u­

Iarla, Karalwywı lıı lara ait olclulı lan öteden beri lwbul edi le gel­ miştir . . . Anadolu'daizi lwç ve lıoyun hey hel lerinin Ahhoywılular ve Karalıoyunlular'm hiilıim olclulılan sahalarda bulunmaları . . . yukar­ dahi fi h ri doğrular"30 denilmektedir. Oysa başlarda izah edildiği 27

Diyarbekirli , a.g. e . , s. 92-93.

28

'

Tunceli!Malazgirt'de bir köyde koyun başlı mezar taşı tespit ettik; ancak, me­

zar sahibinin kadın mı erkek mi olduğunu tespit edemedik. Bk: "Sanat ve Dam­ galar Neyi Anlatır? "

29

Diyarbekirli, a.g.e.

30

Karamağaralı, Beyhan, "Koç Koyun ve At Şeklindeki Mezartaşlan " , Anadolu'da Türk Mührü, Ankara, 1993, s . 18.

,

93.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

3 28

gibi , koçbaşı mezar taşlarını Karakoyunlu veya Akkoyunlularla açıklamak yerine, kadi m Türk tarihiyle açıklamak daha yerinde olur. Kadim bir kültür içinde biçimlenip ortaya çıkan bir dilin, damgalar dilin i n, yaratıcıları ile birlikte tarih ve coğrafya üzerinde dağılarak bir yürüyüşünü bu koçbaş ı damgaları anlatır. Anadolu sahasında bulunan heykellerin yaşları ve bulunduk­ ları alanlar, gerçekten de hir Akkoyunlu ve Karakoyunlu olgusu üzerine gö rüşl erin toplanmasına olanak veriyor. Ancak , o zaman , elinizdeki çalışmaya göre , Altay dağları ndan Kosova'ya kadar uza­ nan coğrafyadaki Türk gruplarında, kadınların halı ve kilimlerine işl edikleri koçbaşı damgalarını ; mezarlar ve türbel erdeki koçbaş­ ların ı nasıl izah edeceğiz? Bütün bu gerçekler ışığında koçbaşı damgaları sorununa baktığımcla , kültür tarihi açısından kapsamlı bir biçimde ve her bağlam içinde çalışılması icap eden bize özgü farklı bir anlatım dili olduğunu düşünüyoru m . Diyarbekirli'ye göre , koçbaşı damgası Türkler tarafından, Hun­ lardan heri kullanıla gelmiş olup bu damga " iürbede önem li bir adamın hatta bir mu haddes kimsenin yatiığına delalet ede r" 3 1 . Esin ise , bu konu hakkında şunları ifade eder: "Zoomorfik motiflerden, o turmuş koç heykelleri ele Siwet-ulan ve Moğolistan'daki Gök­ Türk muhitine has görünmektedir. Bunların bilhassa mezarlarda bulunması , henüz daha anlaşılmamış bir mana ifade e tmiş olsa gerek. Tabgaç mezar taşı ndaki koçbaşlı ej der tasvirini de bu mü­ nasebet ile hatırlıyoruz. S iwet-ulan üslubunda , bir çi ft karşılıklı koç heykeli Kül Tigin külliyesinde, yazılı taşın bulunduğu avlu­ nun girişinde durmakta idi. Bu koç heykelleri , Türk mezarları­ nın bir hususiyeti olarak, Türklerin göç e ttiği yollar boyunca di­ zilmiş ve Mangışlak'dan geçerek Anadol u'ya kadar uzanmıştır"32. Benim tespitierime göre ise , en son bulunan koçbaşlı mezar taş­ ları Tuncel i'dedir. Bunlardan ikisi, 1 9 5 5 ve 1 962 tarihli olup Tun31

Bozkurt, Nejat, Sanat ve Estetilı Kumnılan, İs t anbul 1992, s . 259.

32

Esi n , Emel,

,

"

Ö tük e n illerinde M . S. Sekizi nci ve Dokuzuncu Yüzyıllarda Türk

Abidelerinde San'atkar Adlan " , Türlı Kültürü El-Kitabı, Cilt II, Kıs ım: l-A, istan­ bul, 1 972, s. 50.


TÜRK-KÜRT ETNO G RAFYA ESERLERİ

329

eeli/Ovacık'taki bir köy m ezarlığında; öbürü ise , 1 965 tarihlidir ve Tunceli merkezindeki bir mezarlıkta bulun maktadır. Tunceli'den başka koç heykel l e r i n i D o ğu ve G ü neydoğu Anadolu'daki birçok yerleşim yerinde karşımıza çıkmaktadır. Me­ sela yapmış olduğumuz saha araştırmal arında Kars , Igdır, Van , Bitlis, Erzi ncan, Diyarbakır, Elazığ illerinde tespi t ettik. Kaya da 2007'de Hakkari/Yüksekova'da iki adet koçbaşlı mezar taşı tespit etmişti r31. Ben de, Hakkari'de bulunmuş olan bir koçbaşlı mezar taşını Van müzesinde görmüştüm. Kaza kistan'da koç ; erlik, yiğitlik ve bağımsızlık damgası olarak bilini r. Eski zamanlarda Kazak askerlerinin dizl erinde , göğüsl e­ ri ndeki zırh parçalarında ve ellerindeki kalkanlarında koç dam­ gası bulunurmuş. Bu anlayışı Kırgızistan'ın Talas kentindeki Ma­ nas bölgesinde bulunan Manas Destanı'nın kahraınanını n , yani Manas'ın türbesinin olduğu yerde araştı rırram esnasında tespit et­ tim. Manas'ın kalkanında, yayı nda , kuşandığı zırhında hep koç başı damgaları vardır. Kazakistan halkı arasında koç'a koçhar derler. Koçiwnn başı kutlu sayılır ve insanları kötülüklerden korumak için nazarlık ola­ rak da kullanılır34* . Bunun örneklerini Doğu Türkistan'dan göç ederek İstanbul'un Zeytinburnu il çesi ne yerleşmiş Kazak Türk1 lerinele de görmek mü mkündür. Alan araştırmalarım sırasında koç ile bağlı ilginç tespi tlerden birisi kesil en koçun haşıyla ilgiliydi . Kazakistan'cla, kurhan ola­ rak koç kesilınişse koçun başını ancak baba parçalar ve çocuk­ larına dağı tır. Baba evde değilse , koçbaşı parçalanmadan haşlan­ mış olarak bekletilir. Öbür yandan , evde dede (ata baba) varsa, dede oğlundan ayrı bir evde oturuyor olsa da, koçbaşını parça­ lama hakkı cleclenindir; ancak, dedenin izin verınesi durumunda oğlu koçbaşını parçalayabilir. Cenaze ya da tay'larda (çeşi tl i eğ­ lence törenleri) koç kurban edilm işse koçun başını parçalama 33

34

Kaya, A. Menderes, Hahlwri Tari lı i Konuşan B i r Kent , Ankara, 20 1 0, s. 410. '

Karadeniz bölgemizde de aynı anlayış hakimdir.


330

KÜRDOLOJİ YALANLARI

hakkı o cemaatteki en yaşlı ve saygıdeğer kişinindir. En yaşlı ve saygın insan koçbaşını parçaladıktan sonra koçun kulağını ora­ daki yaşça en küçüğe verir. Bunun anlamı " çok dinle az konuş" demektir. Daha sonra parçalanmış koçbaşı ndan sırayla herkes bir parça alır ve böylece parçalama işlemi sona erer. Yukarıda belirtilen tüm seremoniler, işlemler ve h iyerarşik düzenin bel irleyici bir unsuru biçimine dönüşme hal i , koçbaşı­ nın Türkl er arasında nasıl önemli bir yere sahip olduğunu bize gösteriyor. Ancak, araştırmalarım esnasında, "niçin başka hay­ van değil de koç ? " dediğimde, bu hususlarda doğrusu kimse­ den açıklayıcı ve doyurucu bir bilgi alamadım. Bunun temel ne­ deni belki , damganın kendisinin , işlevlerinin ve ona kaynakl ık eden bilgil erin zihinlerden silinip gitmiş ol ması ile açıklanabilir. Belki de ben, bir araştı rmacı olarak bu hususta bilgi sahibi kim­ selere rastlayamamış olabiliri m , bilemiyoru m . Doğrus u , bu ko­ nuyla ilgili yap tığı m alan çalışmasından toplayabildiğim bilgiler sınırlıdır. Bunları şöyle sıralamak m ü mkündür: Koç, ilk kesile­ cek kurbanlık hayvandı r. At, bölge insanı için hayati öneme sa­ hip old uğundan sık sık kurban edilmesi pek mümkün değildir. Bölgede keç i , inek gibi hayvanlar ise sayıca çok fazla bulunma­ makta . Bütün bu bilgiler, daha çok, hayvanların kurban edilme işlevleri ile ilgilidir. Sonuç olarak yukarıda açıklanmaya çalışılan bağlamda şunlar da söylenebilir: Arkeolog, sanat tarihçisi, sosyolog, antrapolog ve kültür tarihçilerinin koç-koyun damgaları üzerine yapacağı ça­ lışmalar ve açıklamalar, kültür tarihine ve dolayısıyla damgala­ rın dilinin yarattığı m etinlerin aniaşılmasına önemli katkılar sağ­ layacaktır. Halı-Kilim Tarihi Bağlamında Türkler ve Kürtler

Türk hal ı , kili mlerini n genel karakteristik özelliğini koçbaşı damgasının oluşturduğunu düşünüyoruz. Koçbaşı damgası canlı ve farklı üsluplarla bütün Türk dünyasında çok belirgin olarak görülmektedir.


TÜRK-KÜRT ETNOG RAFYA ESERLERİ

33 1

Halı ve kilim sanatından söz etmeden önce , onun ham mad­ desinin elde edildiği koyun ve koyunun ortaya çıkmasını sağla­ yan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayım. Çünkü halı ve kilim sanatı ile, koyunun ehlileştirilerek çoğaltıl­ ması ve sürüye dönüştürül mesi , çadırların (yurtların-boz evle­ rin) göçebe hayatın şartlarına uygu n biçimde yapılması ve dö­ şenmesinde kullanılan keçeni n elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır. Tarihçiler, Al tay bölgesinde, adından dolayı Afanasevo kültürü denilen bir kültür alanında a tın ilk kez ehlileştirildiğini ve bu bölgede yaşayan insanların da, Hunlar olduğunu bel irtmişlerdir.35

"Hayvan yelişiiren allı göçebe/erin, göç ederhen, yük taşıyan hay­ vanlarca taşınabi lecek, kolay nakledi lebi len çadıriara ve çadır eş­ ya/anna ihtiyaçları vardı. Çadı rların tanziminde Avrupa üslubunda mobi lyalar tanın mıyordu. Böylece çadıriann tanzimin de en önemli rolü halı lar oy nuyordıı . . . Uhlemann 'a göre halıcı lığın ası l vatanının tam kuru istep bölgeleri olduğunu klimatik hususiyeller de o rtaya koyar . . . İstep huşağının en karahteristik göçebe havim leri Türk ha­ vimleri olduğu iç in, halı yapımı ve yayımı balmrıından oynadıh/an ro lün biiyüh o lduğu yolundaki düşünceler de tabiidir. Bu peh çoh miitehassısın üzerinde bi rleştiği bir Ji hirdir"36. Atla beraber koyun ve koç , bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanlarıdır. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayatta kalma hakkı sağlarken; koyun ve koç da yapağı ve yün­ lerinden giyim ve barınılacak eşyaların yapımına i mkan vermiş­ tir. Türkler koyun ve koç yününden keçeler yapmış, koçboynuz­ larını da keçelerine, kilimlerine-halılarına ve benzeri yerlere , kı­ saca etnografya eserlerine damga olarak işlemişlerdir. Örnegin . . . "

Yenisey 'in yulwrı akımında ve Uygurlardan sonra bir müddet Mo­ ğolistan da yaşayan Kırgızları n halıları da keçe cinsindendi. Bun35

Öge!, Bahaeddin, İslamiyelten Önce Türlz Kültür Tarihi, Ankara, 1 962, s. 207-

36

Rasonyi, Lydia: "Türklerde Halıcılık Terimleri ve Halıcılığın Menşei" , Türlı Kül­

209.

türü, 1 97 1 , Sayı 103, s. 6 14-6 1 5 .


332

KÜRDOLOJİ YALANLARI

larda kullanı lan bezek motiflerine yerl i ler 'koçkardıng müzü' (lwçla­ rm boynuzu) derler"37• Türklerin hala keçeden ayakkabı ve çizme yaptığını ve üzerini koçbaşlı nakışlarla süslediklerini Altay, Ha­ kas , Tuva muhtar bölgelerinde ve Türk cu mhuriyetlerinde tes­ pit etti m . Halı dokumacılığıyla ilgili Rus etnografları ndan A. Miller, 1 9 24 yılında yayımlanan eserinde aynen şunları yazmaktadır: "Fars do­

kumalarında hakim olan 'çiçek ve bitki ' motifidir. Kajhasya'da arkeo­ lojik kazı larda ortaya çı karılan höyühlerdehi halı motifleri tamamıyla 1 4-lS.yy. dahi göçebe Tü rk lerin nakışlarıy la ayn i l i /ı gösteri r. Kaj1ws dohumacı lığına Türk lerin bu hat/mını görmezden gelemeyiz"3H . Di­ ger yandan yazar, halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: "Halı ve kilimin üretici leri sadece Türh soy landır. Bunlardan bazı /arım sayacak olursak: Türkmen, Kara lwlpak, Özbek, Massaget (Meshet) ve Kı rgızlardır. Özel likle göçebe Kırgızlarda halıcılıh, göçebelilı ha­ yatına i l işkin ihUyaçlarla s ıhı i l işhiler sergiler. Bu konuda 1 5.yy. da Timurlenlı 'in sarayını ziyaret etmiş İspanyol gezgin Clavicho da bize lanı hlıh eder" 39. Bu tespitler, tarihin önümüze çıkardığı tabii gerçeklikleri bilimsel düzlemde o rtaya koyuyor. Afanasevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasa­ bası civarında bir kurganda, süs eşyalarının yanında , koyun, koç ve at gibi hayvanların kal ı ntılarına rastlanmıştır40. Buna benzer kalıntı örneklerine diğer Türk kurganlarında da bolca rastlanı l­ mıştır. Bili nd iği üzere a t , Türklerde binek hayvanı olmanın ya­ nında, en önemli kurban hayvanları arasında da yer alır. Örne­ ğin , eski Türklerin gökyüzü için at, toprak için de koç kurban e ttikleri bilinmektedir. Hala Kazakistan'da en önemli kurban hay­ vanı at olduğu gibi, onun eti; koyun , sığı r, deve gibi hayvanıara göre daha pahalıdır. 37

Rasonyi, Liszl6, a.g.e. , s. 42.

38

Miller, A., Doğu'nun Halı İşlemeci liği, Leningrad, 1 924,

39

Miller, a.g. e . , s. 22-21.

40

s.

3 , 6 , 1 5.

Çoruhlu : Türlı Saııatımn ABCsi, İstanbul, 1 993 , s. 1 7 ; Aksoy: "Türkler'de At Kımız Kültü rü " , Tiirh Diinyası Tarih Dergisi, 1998, Sayı , 142,

s.

40.

ve


KÜRDOLOJ İ YALANLARI

332

larda kul lanı lan bezeh motiflerine yerl i ler 'lwçkanlıng müzü' (lwçla­ nn boynuzu) derler"'7• Türklerin hala keçeden ayakkabı ve çizme yaptığını ve üzerini koçbaşlı nakışlarla süslediklerini Altay, Ha­ kas , Tuva muhtar bölgelerinde ve Türk cu mhuriyetlerinde tes­ pit etti m . Halı dokumacılığıyla ilgili Rus etnograf1arı ndan A. Miller, 1 924 yılında yayımlanan eserinde aynen şunları yazmaktadır: "Fars do­

kumalannda hahim olan 'çiçeh ve biihi' motifidir. Kafkasya'da arkeo­ lojik kazılarda ortaya çıkanlan höyühlerdeb halı motifleri tamamıyla 1 4-IS.yy. dahi göçebe Türh lerin nalnş lanyla ayn ilih gösteri r. Kaflws dohumacılığma Türh leri n bu hathısı n ı görmezden gelemeyiz" 3H. Di­ ger yandan yazar, halıcılık tarihi hakkında da şunları yazar: "Halı ve hilimin üretici leri sadece Türh soylarıdır Bunlardan bazı larını sayacah ol ursah: Türhmen, Kara halpah, Özbeh, Massaget (Mes het) ve Kırgızlaı·du: Özel lih/e göçebe Kırgızlarda h alıcı lıh, göçebeli/ı ha­ yatına ilişhin ihLiyaçlarla s ı h ı i l işkiler sergiler. Bu konuda 1 5.yy. da Timurlenk'in sarayı n ı ziyaret etmiş İspanyol gezgin Claviclıo da bize tanı hiziı eder"39. Bu tespitler, tarihin önümüze çıkardığı tabii gerçeklikleri bilimsel düzlemde ortaya koyuyor. Afanasevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasa­ bası civarında bi r kurgand a , süs eşyalarının yanında, koyun, koç ve at gibi hayvanların kal ı n tılarına rastlanmıştırw Buna henzer kal ıntı örneklerine diğer Türk kurganlarında da bolca rastlaml ­ mıştır. Bili ndiği üzere a t , Türklerde binek hayvam olmanın ya­ mnda, en önemli kurban hayvanları arasında da yer alır. Örne­ ğin , eski Türklerin gökyüzü için at, toprak için de koç kurban e ttikleri bilinmektedir. Hala Kazakistan'da en önemli kurban hay­ vanı at olduğu gibi, onun eti; koyu n, sığı r, deve gibi hayvaniara göre daha pahalıdır. 37

Rasonyi, Laszl6, a.g. e . ,

s.

42.

38

Miller, A . , Doğu'nun Halı İşlemeci l iği, Leningrad, 1924,

39

M iller, a.g. e . ,

40

s.

s.

3,

6,

15.

22-23

Çoruhlu: Tiirh Sanatımn ABCSi, İstanbul, 1 993,

s.

1 7; Aksoy: "I ürkler'de A t

Kımız Kültürü", Tiirlı Dünyası Tari /ı Dergis i , 1 998, Sayı , 1 42,

s.

40.

ve


TÜRK-KÜRT ETNOGRAFYA ESERLERİ

333

Türklerin İ ç Asya'da yaşadığı bölgel er tarihçiler tarafından atlı hayvan yetişti ren hültür bö lgesi olarak adlandırılırken bu kül­ türü ilk Türklerin meydana getirdiği belirtilmiştir. Türk sanatı­ nın en önemli süsleme üsluplarından biri olan hayvan üslubu­ nun da bu kül türle o rtaya ç ıktığı belirtilmektedir. i fade edilen kültürün önemli araştırmacı larından Menghin'e göre U ral-Altay halklarının dünya tarihinde iki önemli rolleri olmuştur. Bunlar­ dan biri ncisi, hayvan yetiştiricilikleri ; ikincisi de, devle t kurma becerileridir4 1 . Dünyada bilenen en eski halı , bilindiği üzere , Al tay bölgesin­ deki Pazırı h kurganında bulunmuştur'1 2 * . D iğer yandan bu bölge , tarihin bilinen devri nden bu güne kadar Türkler tara fından kul ­ lanılan yerleşim yerid ir; ancak Rus arkeolog Rudenko , Pazırık'ta bulduğu halının İran halısı olduğunda ısrar etmiştir. Ondan sonra Pazırık halısı konusunda yazı yazan başka Rus kazıbilimci v e sa­ nat tarihçileri ele bu hal ının İran ya da İs h i t halısı olduğu konu­ sunda çeşitli yazılar yazmışlard ı r. Örneğin Pio trovsky, Pazırık'ta bulunan halıdan "ünlü 1 ran halısı" olarak söz e tmekten başka , Al­ tay dağlarında bulunan keçelerde ele Çin, İran ve İskit etkisinin görüldüğünü bel irti r4:ı. Ayrıca bazı araştırmacılar da Al taylar böl­ gesinde eskiden ve günümüzde Türklerin yaşam ış olduklarından hiç söz etmeyerek, çok uzak bir ihtimal de olsa bu bölgeele Mo­ ğolları n ya da Çi niii erin yaşamış olabilecekl erini i fade etmişler­ el i r. Bu tür varsayımları yukarıda bahsedilmiş olan bilimsel araş­ tırma yöntemi içinde değerlendirmek gerekir. Halı ve kil i m sanatı konusunda ilgi çekici b i r yaklaşım da U N ESCO'clan gelmiştir. Adı geçen kuruluşun on beş dilde yayın­ ladığı Görüş dergisi , on ikinci sayısını ( 1 976) İskitler ile Pazırık halısına ayırmış olu p , dergide yazı yazanların hepsi Rus ve Uk41

Rasonyi , Laszlö, a . g . e . ,

42

'

43

s.

3-4 .

Ancak bu halıdan daha eski halı parçaları daha sonradan bugünkü Doğu

Türkistan'da bulunmuştur. Piotrovsky, Boris Borisoviç, "Iski t lcrin Dünyası"' , UN ESCO

Sayı , 12,

s.

6 , S.

Göriiş Dergisi,

1 9 76,


KÜRDOLOJ İ YALANLARI

334

rayna kökenlidir. Bu dergide yazı yazanlar çok ilginçtir ki, İran , Osset, Altaylılar, Tuva , Kazakistan , Moğol , Çin, Rus , İskit , Uk­ rayna adlarından sıkça söz e tmelerine rağmen, Türk kavramını kullanmaktan ısrarla kaçınmışlardır. Adı geçen dergi de, ilk Türk hakanının cenaze töreninden yal nızca bir örnekle söz edilmiş;

"Bizans 'tan elçi olaralı Avar ve Rum ları n da bulun muş olduğu i leri sürü lmelıtedi l: " denildikten sonra , " cenaze törenine gelenler Pasi­ Ji k h ıy ı ları, Sibiıya ve Orta Asya gibi Türklere bağlı olmayan yer­ lerden gelmişlerdir" i fadesi kullanılmıştır. Dergi bütü nüyle ince­ l enirse, yazılanların yukandaki örnekte olduğu gibi ilmi anlayışa dikkat edilmeden yazıldığı ortadadır. Örneğin bir yerde iskille­ rin yurd u için "Karadeniz'in huzey i " denirken bir başka yerde "Sibirya'daki İskit ese r! e ri " nden ; başka bir yerde ise , "İs h i tlerin, mezarlarını alırabala rı olan Altay lılar gibi düzenledi hleri"nden söz edilmiştir. Ay rıca, Orta Asya nın (yani Uluğ Türkistan'ın) Türk­ lerle ilgisi olmadığı belirtilmiş ve dil coğrafyasıyla biraz ilgil i olan­ ları eğlendirecek seviyede "Altaylı ları n, İs kitler gibi Farsçan ın çe­ şitli lehçelerini lwnuştuhlan san ı l maktadır"44 gibi ifadelerl e , tarihin mezarlığında kalan Aryanist yaklaşımlara bağlı mesnetsiz i fade­ ler kullanılmıştır. Aynı dergi d e , İskillerin a t sırtında silah kul­ landıkları , tanrılarına özellikle a t kurban e ttikleri , domuz besle­ medikleri , kım ız içtikleri43' , doğuştan çoban oldukları , ölümden sonraki hayata inandıkları , bundan dolayı da mezarlara yiyecek koydukları ; yiği t kişilerin mumyalanarak kıymetli eşyaları ve at­ larıyla gömüldüğü ; koçbaşı işlemeli kaplar kullanıp tekerlekl i ça­ dırlarda yaşadıkları belirtil miştir46. '

HEREDOTOS da, yazdığı eserele İskillerin kımız içtiklerinden ve " Tomyris" (Tomris) adl ı bir kral içelerinden bahseder.47 B ilin­ diği üzere Tomris bayanlara verilen bir Türk adıdır. 44

Piotrovsky, a.g. e . , s. 6, 8 .

45

'

46 47

At ve Kımız küllürü hakkındaki geniş bilgi bakınız: AKSOY, a. g. m .

UNESCO Görüş Dergisi, 1 9 76, Sayı, 1 2 , s. 2, l O , 1 8 , 3 2 . Herodotus, Heredot Tarihi (Çeviren: Müntekim Ökmen ) , İsıanbul, 1 9 73 , s. 229 , 24.


TÜRK-KÜRT ETNOGRA FYA ESERLERİ

335

Bilindiği üzere İskitler tarihte Tuna boylarından Çin Sedeli'ne kadar olan bir alanda , milattan önceki dönemlerden başlayarak değişik zamanlarda yasamışlardır. Onların tarih sahnesine çıktık­ ları ilk yerleşim yeri olarak, Herodotos'tan günümüze kadar ki ta­ rihçiler ve arkeologların çoğunluğu tarafından Batı Sibirya-Altay bölges i , Kuzey ve Orta Kazakistan, Aral gölü çevresi ile Aral ve Hazar arasındaki bozkır gösterilmektedir. Togan ise daha açık bir tabirle " . . . Saha devletinin asıl merkezi Türkistan" der. Okladni­ kov da Karasuk kültür döneminde Orta Kazakistan'daki j ezkaz­ gan bölgesinde İskitler'in yaşadığından bahseder48. M . Ö . VI. Asırda Ahamanişler İran'ın doğusunda yaşayanlara 'Saka' d iyorlardı. Ayrıca bu halktan olup da Tanrı Dağları böl­ gesinde yaşayanlara 'Saka Homa Varka' , Maveraünnehir'dekilere 'Saka Yayi Taradarya', Bakteriyan bölgesindekilere 'Saka iğrahoda' , Hazar denizinin batı ve güney batısında yaşayanlara da 'Sakayart' d iyo rlarclı49. Bu coğrafya bilindiği gibi Türkis tan , daha genel ta­ birl e , 'Turaneli' olarak i fade edilir. Yani Sakaların yaşadığı yerin adı Türkistan olup anlamı Tü rklerin vatanı demektir. Ul uslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi adına 1 996- 1 99 7 öğretim yılında T ü rk Cumhuriyetleri'nde yaptığım alan çalışmalarında bu Cu mhuriyetlerdeki insanların köklerini "Avarlar, Saklar ve Hunlar"a bağladıklarını dinleıniştiın . Ayrıca araştırmalarım esnasında N ukus (Harezm i) bölgesin d e , Karakal­ pak Türkleri'nden olan kadınların milli kıyafe tlerinin İski tler'den kaynaklandığını tespit etmiştim . Hazar Denizi'nin doğu kıyısında Kazakistan toprakları içinde yer ala n ; isl a m öncesi ve sonrası Türkler'in m ezarlarının olduğu , tarihi Mangışlak m ezarlığında yaptığımız çalışmada bazı mezarların İski Liere ait olduklarını tes48

Pio trovsky, a.g. e . , s. 6.

Togan, A. Zeki Velidi, Umıımi Tii rh Tarih i 'ne Okladnikov, A. P. , "İç Asya d a Paleolitik­ Neolitik Toplum ve Kültür" , İnsanlık Tari hi (Haz. A. Enel) , Ankara, 1 993, s. 23. Günaltay, Ş., "Sakalar" , Tari h Sernineti Dergis i , 1937, Sayı l, s. 5-8. Giıiş, istanbul, 1 9 70,

49

s.

-

20.

-

'


KÜRDOLOJİ YALANLARI

336

pit etmiş ve buradaki tarihi mezarlığın İskitlerden kalma oldu­ ğunu yörede yaşayan insanlardan dinlemistik Eylül 200 l 'de de Altaylar (Batı Sibirya) bölgesinde yapmış ol­ duğumuz araştırmalar esnası nda uğradığımız Hakasya'nın Uybak bölgesinde tarihi İskit mezarlığında araştırmalar yapmış, mezarlık al a n d a balbal t i pi taşlar ve taşlara bağlanan bezler ile mezarlığı ziyare t eden " iyi ruhla r " ı n atlarını bağlamak için dikilen a t başlı iki ağaç d i rek tespit etmiştik50* . Ayrıca fo toğraflardan da anlaşıl­ dığı g ibi Hakasya coğrafyasındaki çok sayıda balbal ve koçbaşlı mezar taşlarını n müzelerde sergilendiğini gördük. Hakas Tü rkleri de diğ e r Al tay Tü rkleri gibi İski tleri atalarından saymaktadı rlar. Moğolistan'a kadar, 1 25 3 - 1 2 5 5 yılları arasında se y a h at eden Rubruk da , Çağatay Han karşısında yaşadığı şu olayı anlatır: " Ay ­

rıca bize hısrah sütü içip içcmeyeceğimizi sordu; zira o n u n tabiiyeti altında yaşayan H ı ri stiyan Ruslaı; GıTizler ve Alanlar heneli d i ni hı­ ra l /a n na şiddet le uyarall at sütü n den içmezler" ';ı . 1 9 1 5- 1 9 1 8 yıl­ ları a ras ı nda U r u m iye/İran

konsolosu olarak görev yapan

N i k i­

lin d e U ru m i ye bölgesindeki Kü rtlerden bahsederken şöyle de r :

" Kısrak sütü bazen içki olarak kul lanıl ır, ama Türkistan göçebe­ lerine oranla b u na p e k az rastlanır. Ermenistan'da at y e t i ş t i rmek pek mümkün d e ğ i l d i r " 52. Yukarıdaki b i l gi l erde de görüld üğü gibi T ü rkler ve K ü r t l e r k ı nı ı z ı çok eskielen beri bir içki olarak kulla­ nı rke n , B a t ı l ı l a r, kınıız hakkındaki ilk bilgiyi Rus ordusunda gö­ rev yapan İskoçyal ı D r. C. Grawin'in 1 784 yılında yazdığı bi r ra­ pordan öğrennı işle rd i r5 3 . SO

'

I lakas T ürklerine göre ruhlar, tarihi mezarlıkları atlarıyla ziyaret ederler.

İşte hu ziyaret esnasında iyi ruhların atiarına bağlamaları için mezari ıkia ra di­ ı-ek l e r dikil ir. Konu

hakkında bakınız: http://www. mustahıaksoy. com/dclault.

asp? i nc=ıılke&icl= 10 sı

Rubnı k , Wilhelm von ,

Moğo[l;{;>ıtı B üyiih Iia nma Seyalw t (Çeviren : En­

gin Ay an ) , Istan bul, 200 1 , s . 46. '5 2

N ikitirı , Bazi!,

53

Güleç:

Kılrtlcr-Sosyoloj i /1

ve

Tcı ri h i İncclcnıe,

" Eski Türk Hayatında Kıın ız

gis i . 1 9 70, Sayı , 9 S , )'Li rttaıı Atavımla

s.

ve

807; Yalgın, H . , "Kıınız

T!ir/1

Dıiııymı , J 993,

İstanbul, 1 994, s. 9S.

Sağl ıktaki ()nemi'" , Ttlrh Kültılril Der­

Sayı 2,

ve s.

Sağiılda Ilgili ()zellikleri"', Aııa­ 19;

Aksoy, a.g.ın . s. 42.


Göz Kulaktan Önemlidir Gerek Türkiye'deki bazı Kürdologlar ve gerekse yurt dışında Kürdlere sempati besleyen bazı Ba tılı yazarlar tarafından , Kürd sanatı adı altında yayınladıkları eserlerd e , Türkiye'de Kürdle­ rin yoğun olarak yaşadıkları kimi şehir ve köylerde bulunan heykellerin sahiplenilen atalara ait olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca birçok halı-kilim des enlerinin yalnızca Kürdlere özgü , onlar tarafından bulunup geliş tirilen desenler olduğu belirtil­ mektedir ki , bu iddia ilk bakışta haklı gibi görünebilir ; ama bu sanat eserleri ve halı-kilim desenlerinin gerçekten Kürdlere özgü bir şey olup olmadığı ancak onların başka halı-kilim de­ senleriyle karşılaş tırılması ile tespit edilebilir. Manisa'da dokunan bir halı-kilim üzerindeki desenin Bitlis'te dokunan halı veya kilimden alındığı iddia edilebilir ve böyle bir iddia bir noktada mazur da görülebilir, ama aynı halı-kilim de­ senlerinin ya tamamen aynısı veya çok benzerlerinin Altaylarda , Bişkek'te , Kazakis tan'da , Buhara'da vs . bulunması haklı olarak Kürdologların bu iddialarını şüpheli hale ge tirmektedir. Müteakip sayfalarda Türkiye'nin çeşitli yerlerinde dokunan halı- kilim örnekleri ve onların Orta Asya ve Tü rkis tan'ın deği­ şik ş ehirlerinde dokunan paralelleriyle ilgili karşılıklı resimler bulacaksınız . Pek çok örnekleri bulunan bu tür resimlerden yalnızca küçük bir kısmı konulmuş tur. Acaba siyasi Kürdçüler bu benzerlikleri nasıl izah ede cekler? Acaba Bişkek'ten , Altay­ lardan bazı insanlar gelip D oğu Anadolu'dan halı-kilim desen­ lerini kendi ülkelerine mi taşıdılar? Yo ksa bu des enler vaktiyle Orta Asya' dan göç edip gelen Türkler tarafından bö lgeye taşın­ dı da, burada Kürdler tarafından taklit mi edildi , buna okuyu cu resimleri karşılaştırarak kendisi karar versin .


II


lll

N

.... ..o . .....

�


IV


V


Vl


VII


VIII


IX

Kırgızistan- Çalpanata

Diyarbakır


X


XI

-


XII


XIII


XIV


xv


XVI

\ ' ·

..

.


TÜRK-KÜRT ETNOGRAFYA ESERLERİ

337

Dünyada bulunan ilk halı örneği Pazırık hal ısı olduğuna göre , halı ve kili m hakkında ilmi yazı yazanların Pazırık halısıyla işe başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında , Yan Ulagan ırmağı kıyısındadı r. Buradaki kur­ ganların birinden çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı kabul edilen hal ı üzerindeki pars damgası ile a t , eyer ve pantolonlu sü­ varİ resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmiştir. Pars , Kazakistan'ın eski başkenti Alınatı'nın ve Tataristan'ın damgası olduğu gibi , Kazakistan'da pantolona şalvar denirken , Anadolu'da giyilen şalvar tipine de orada hiç rastlanmaz . Ayrıca , i nsanların kafa tasında olup da, eyere benzeyen bir kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiği de, tıpla az çok ilgilenen herkesin maluınudur. Dolayısıyla, bir tek eyer ile a tlı süvarilerin giyinişleri dahi , Pa­ zırık halısının Türk kültürüne ai tliğini ispatlama açısından çok önemli ipuçları vermektedir. Eyerin Türk buluşu ol ması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçim inin Fars giyi m tarzıyla alakasının olmaması öneml i bir bilgi kaynağıdır; ancak, Rudenko , Pazırık'daki incelemeleri sonucunda

"her halde bu meza r Tiiılı veya Moğol ırinncı ait değil, A ıy ani ı rlaan olan İsh iLierindi r" 54 diye yazmıştır; fakat iskitlerin aı·y ani bir ırk­ tan olni.adıkları n ı ; en azından kımız içmelerinden, domuzu top­ raklarında barı n dırmamaları ndan, at kurban etmelerinden, ölüm ve mezar törenlerine baktıgımızda anlamak mümkünd ür. Ö te yandan iskillerin T ü r k olduğu , en azından Türklerin sosyo-kültürel çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüş­ teki eserlerelen hem daha çok, hem ele bu doğrul tudaki bilgiler daha tutarlıclır. Örneğin, inan, "III. as ırdaki Çin valwniivislerine

göre Pazırı lı hava/isinde Hun lar bulunuyorlardı. . . Pazı ı·ı h höyiiğü­ n iin şarhında yaşayan Uran ha Türideri nden Uygur Ondar (mı/ar) yahut Onelar Uygur oymağı hala mevcuttur H ii/a s a Pazınh hafri ­ yatıncla açı lan mezardahi defi n ay in ve meras im lerini gösteren bii­ L i i n eserler ancal? Türiz ierin clefin, ayin ve merasim/erine ait anane ve adetleriy le izah olunmaktadı r. Hafriyauan çı kan lan bütün eserler . . .

,

54

İnan, Abdulkaclir, Malwlelcı

ve

İııcelcnıeler, Ankara,

1 99 1 , C i l t

II.

s.

262.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

338

Türk ler'in Orta Asya ve Altay 'da kablelmi lat devrinde inkişaf ettir­ di k/eri kültürün ma1ısulleridirler" 55 diyerek Pazmk halısı hakkında farklı bir bakış açısını i fade eder. L. Rasonyi ele ''Pers hakanlığma ait en es hi vesikalar M. S. VIII. yy. 'dan halmadı ı: İran kültürü ko­ nusunda görüşler i genelde dünyaca luıbul gören Spiegel, Kremer ve Geiger gibi uzman lar 'halıcı lığm Pers lerde aııtochthon (esas, asıl, otanti lı, esas yerli) bir şey olmadığı m ' söylerler"56 der. Vambery, 1 863 yılında Hive , Tahran , Buhara gibi bölgelerele yaptığı seyahatler hakkında bilgiler verirken halı ve keçe ima­ latının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrederek nakışların işlenişini: "Bir lıadın dakunulması is tenen nahışların ö rnelderini

hum üzerine parça parça çizeı; işçiler de bu örneğe baharalı halıyı dokıırlar"57 biçiminde tasvir eder. Pazmk'ta bulunan halı bili m adamlan tarafından Türlı düğümü diye bilinen Gördes düğümü ile dokunmuştur. Ayrıca, clüğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya'da kullanılmıştır. Sanat tarihçileri­ nin ortak görüşüne göre , İran düğümü tek düğüm , sembolleri ise asimetri h ; Tü rh düğümü ise, ç i ft düğümdür ve doku malarda kul­ lanılan semboll er ise, tamamen simetri h , yani geome triktir. Sa­ nat tarihçisi Yetki n , Pazırık hal ısı ndaki düğümlerin çift düğüm olması , bu halının Türk halısı olduğu hususunda önemli bir bel­ geelir hükmünü verir58. Kyzlasov, Simi rnov, Kiselev ve G riaznov gibi Rus bilim adam­ ları da Ruclenko'nun görüşlerine karşı çıkarak, Pazı rık'ta bulu­ nan hal ının İran halısı old uğuna dair görüşlere i tiraz e tmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlanndan Erdman da , önceleri Pazırık'ta bulu55 56

inan, a.g.e , s. 263, 267. Rasonyi , Ly cl ia : "Türklerde 1 lalacılık Terimleri ve Ila! ı c ılığı n Mcnşe i " , Tii rh Kii l­ tii rıl Dergis i , Sayı:

57 58

103, s. 6 1 6.

Vambery, B i r Sahte Dcı-vişirı Orta Asya Gczi s i , s. 57. Yetkin, Şerare , "Yurdumuzclaki Müzeler

ve

Camilerele Bulunan Değerli Halı­

lar" , Tiirlı Kiiltii rii Dergis i , 1 963, Sayı 4, s. 2; Yetkin, Şerare , Tiirh Hal ı Sanat ı , Ankara, 1 99 1 , s. 1 -2; Haa c k, Hermann, Doğu Halılan (Çeviren: . N . G . Görgü­ nay) , Ankara, 1975 ,

s.

İ s tanbul , 1 955, s. 46.

38; Diez, Ernst :

Tiirlı Sarıatı (Çeviren: Oktay Aslanapa) ,


TÜRK-KÜRT ETNOGRAFYA ESERLERİ

339

nan halının Türk halısı olduğu konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının " Türk ilmiğiyle (düğümüyle) dokunmuş" olduğunu belirterek Pazırık halısının Türk halısı ol­ duğu görüşünü savunmuştur59 . Diyarbekirli'ye göre de, "Pazırı k

halısı A ltaylarda yaşayan Hun topluluklannın bir nevi maddi de­ ğerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır"60. Ayrıca Pazırık halısındaki hakim damgaları ve Türkl erin kullandığı geometrik damgaları araştırma alanımızdaki yalnızca halı , kilimierde değil , bir evin dış duvarında , kağıt paralarda , herhangi bir yere çizilmiş "orak çeki ç"lerin arasında, bir mezar taşında, bir çok araç ve ge­ reçlerde, hatta tuvalerlerde dahi görebilirsiniz. Kürtler hakkında yazdığı ki taplarla tanınan , aslen Vanl ı , yani Doğu Anadolu menşeli olan Bender, " halıcı lık sanatında iki dü­

ğüm atma tekniği vardı r: Doğu Anadolu'da başlangıçtan beri ha lı­ lara atı lan düğüme Gördes düğümü, İran 'da dokunan halilardakine de Senneh61 ' düğümü denir: Bilindiği gibi, Sennch İran 'da bulunan bir Kürt yerleşim merkezidi ı : Sennch düğümü İran'da yaşayan Kürtler tarafından icat edi lmiş ve zaman la halı imal eden bu ülkenin öbür yörelerine de yayılmıştır"62 diyerek , halıda kullanılan düğümlere bilinenin aksine farklı bir yaklaşım sunar. Yukarıdaki atıf yapılan yerden de anlaşıldığı gibi Bender, Fars düğümü olarak bili len "senneh" ( tek düğüm) ve Türk düğümü olarak bilinen " Gördes" (çift düğüm) düğümü de Kürtl erin icadı olarak ifade etmiştir. Ha tta Doğu Anadolu'da kullanılan hakim düğümün " G ö rdes" düğümü olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Bender, " Kürt halılan geometrih desenli halılar ve çiçeh­ bi thi desen l i halılar olara h i hi büyü h grupta toplanır . " 6' diye­ .

.

rek bütün halı ve kilimler üzeri ndeki damgaları Kürtler ile açık59

Diyarbekirl i, Nejat, "İlk Türk Halısı " , T. UlıL'ila rara.'iı Türh Folldor Semineri B i ldi-

60 61 62

D iyarhekirli, a. g. m., s. 267. Bender, Cemşid, Kürt Tarihi

63

Bender, a.g. e . , s. 242.

ri / e ri Ank a ra, 1 974, s. 263; Tekçe, E. Fuat, Pazı rı h , Ankara. 1 993, s. 32-33. ,

'

Senne, sini. ve

Uygarlığı, istanbul, 2000,

s.

244.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

340

lamaya çalışır; ancak, Bender'in bu görüşü konu hakkında ilmi çalışmalar yapanların eserlerinde doğrulanmamaktadır. Dolayı­ sıyla, Bender'in bu görüşü süpekülatif değerden öte bir a nlam taşımamaktadır. Bender'in, Kürtlerin her iki düğümü kullandığı i fadesi de ger­ çeği yansıtmamaktadır. Halı v e kilimler incelendiğinde tarih­ ten beri Fars halıları nda senneh-tek düğüm ; Türk ve Kürt ha­ lılarında ise Gördes düğümü-çift düğüm kullanıldığı ortadadır. Türklerin ve Kürtlerin halı ve kilimlerinde genellikle hakim un­ sur, geome trik-simetrik damgalardır. Buna karşılık, Farslar, halı ve kilimlerinde asime trik damgalar, yani çiçek , bitki , kuş ve ben­ zeri şekilleri kullanmışlardır. Bu konuda Haack de "kıvrımlı şekil­ Iere ve bitkisel motiflere ileri derecede yer verilmesi İran halıları­ nın başlıca özelliklerini oluşturur"04 demektedir. İran'da yaşayan Türkler ile Kü rtler ise eskiden beri halı-kilimlerinde Türk dü­ ğümü olan Gördes düğümünü ve geometrik damgalan kullan­ mışlar, hala da kullanmaktadırlar.65' Kürtler hakkında , l 9 53'te saha çalışmalarına dayalı doktora tezi yapan, özellikle Kafkasya Kürtleri hakkında yaptığı çalışma­ larla tanınan Aristava da, "Irah, Türhiye, Suriye ve Kaj1wsya'da

dohunan Kürt hal ı larında motif olarah sembol i h hayvan figürleri (lwçboynuzlan, hare $eh i l ler vb.) vardır; geometri h şehi lleı; batta­ niyelere özgüdür"66 diyerek , Kürtlerin hiçbir zaman Fars damga­ ları kullanmadığına dikkati çeker. Yine Aristova, "göçebe ve yarı göçebe Kürtlere ait halılar ile bazı Türk, İran ve Irak göçebele­ rine (örneğin Kaşgaylar, Afşarlar vb)67' ait halılar arasında motif bakımından büyük benzerlikler vardır. Kürt halıları nda, salt ge64 65 66

Haack, a.g. e . , s. 44. '

Bk: "Halı Kilim" bölümü.

Aıistova, Tatyana Feodorovna, Kürtlerin Maddi Kültiirü-Gelenehsel Kül­ tür B i rl iği Sorunu (Çevirenler: İbrahim Kale - Arif Karabağ) , İstanbul, 2oo 2 ,

67

s.

ısı.

' Bilindiği gibi Kaşgaylar, Afşarlar Türk asıllı olup, Afşarlar yirmi dört Oğuz bo­ yundan biridir.


TÜRK-KÜRT ETN O GRAFYA ESERLERİ

34 1

ometrik öğelerin yanı sıra , halkın günlük çalışma hayatını (hay­ vancılık, tarım , el işleri vb) , tabiat olaylarını ve dinsel inanışlarını yansıtan öğeler de yer almaktadır"68 diyerek Kürtlerdeki hakim damgaların geometrik olduğunu belirtir. Bender, yukarıda belirttiğimiz kanıtsız ve kaynaksız görüşle­ rine ilave olarak daha büyük bir iddiada bulunmuştur. Bu iddiaya göre , halı ve kilimcilik, Kürtlere özgü bir sanattır. Bu iddiayı şu sözleriyle ifade e tmiştir: " Tanınmış halı bi lginleri de halı ve hilim

dohumacılığının Kürtler tarafından icat edi ldiği ni, İranlı lar!a Türh­ Ierin bu sanatı sonradan Kürtlerden öğrendih/erini öne sürmehtedi r­ ler . . . Halı ve kilimin vatam Zagros yöresidir. İl h dönemlerde Kürtler, Mezopotamya'nın sazlıh bölgelerinden hesip iş ledi kleri sazlar!a i l h dalıuma örnehlerini yerlere serdi ler; ancak atın ehli leştirilmesinden sonra aynı hallı yünden yapı lmış heçe sanatını yarattı "69. Doğrusu bu iddia, akıl sağlığı ile uyumlu , bilimsel ölçü tler ve yöntemler çerçevesinde açıklanabilir bir mahiyete sahip değildir. Bilindiği gibi Kürt tarihi konusunda çalışan Kürtçü araştır­ macılar, dilden hareketle , Kürtleri , Farsların bir boyu gibi kabul ederler. Bu doğru bir iddia olmasa da , varsayalım ki, doğrudur. O zaman , buradan bu iddia sahiplerine şu soruyu sormak gere­ kir: Kürtler, neden Farsların kullandığı damgaları ve düğümü de­ ğil de, bidaye tten beri hep Türklerin damgalarını ve düğümlerini kullanmışlar v e kullanmaktad ırlar? Ayrıca , Kürtlerde koç başlı mezar taşları ve balballar varke n , Farslarda neden yoktur? Dam­ gaların ve düğümlerin yaratıp günümüze çıkardığı birlikteliğin bu yönü, herkesin üzerinde düşünmesi icap eden ve kökl eri ol­ dukça derinlere i nen önemli bir bulgudur. Kardeşliğin ve birlik­ teliğin sırlı kapısı açıldıkça birleştirici bağların , ayrıştırıcılardan daha güçlü olduğu görülecektir. Ve damgaların dili , düğünüerin sırrı çözüldükçe , çift düğümün bir ayrılmaz kardeşliği i fade et­ tiği daha iyi anlaşılacaktı r.

68

Aristova, a.g.e . ,

69

Bender, a.g. e . ,

s.

1 84. 230-23 1 .

s.


342

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

Bender'in i fadesindeki atın ehlileştirilmesi ile keçecilik sanatı arasındaki ilişkiyi anlamak mümkün değildir. Ancak atın, Türk­ ler tarafından ehlileştirildiği konusu tarihçiler tarafından kabul edilen bir husus tur. Bilindiği gibi a t , Asya kökenli bir hayvan olup tekerlekle beraber M. Ö. l 600'larda Asya'dan Mısır'a getiril­ miştir70 . Türk ve Moğol tarihi hakkındaki çalışmalarıyla tanınan Roux, at konusunda şunları söyler: " Yoğun at yetiştiriciliği en yük­

sek noktasına Moğolistan'da erişmiştir. At yetiştirici liği hemen he­ men bütün bozkı r ülkelerinde yaygın bir biçimde yapı lmıştır/1 an­ cak çöllerde, Batı Sibi rya'da, Çin'de, Avrupa'da, Dicle, Fırat ve Ni l vadisinde coğrafi şartlar at yetiştiriciliğine müsait olmadığı için bu bölgelerde at çok sonra görülmüştür"72. Diğer yandan, halı-kilim tarihi konusunda çalışan uzmanlar, halı-kilim coğrafyasının İran'ın Fars bölgesi ve Türkistan oldu­ ğunu kabul eder; ancak , ilk halı-kilim örneklerinin Türkistan'da bul unması ve üzerl eri ndeki damgalar ile halıda kullanılan dü­ ğümlerin ç i ft düğüm , yani Türk düğümü olması , halı-kilimin va­ tanının Türkistan, bu sanatın sahiplerinin de Türkler olduğuna işaret e tmektedir. Haack de " Güney ve doğu İran halılannın çoğu , İran düğümü ile düğümlendiğini halde , kuzey doğu iran'da Horasan bölgesinde dokunan halılarda Gördes düğümü (Türk düğümü) kullanılır" 73 demektedir. Türkiye'de yapılan kazı çalışmalannda bulunanlar, eli belinde, koçboynuzu, gülsay ra , berehet, pıtrak, haç gibi isimlerle adlandı­ rılan damgaların en eski tarihten beri Büyük Türkistan coğrafya­ sında, batı Sibirya Türklerinde kullanılmış ve kullanılıyor olması , bu konuda fikir yürü ten insan tarafından bilinmektedir. Dolayı­ sıyla, bunların mahiyetini yalnızca Anadolu tarihiyle ve coğrafs.

70

Mülayim, Selçuk, Bilim Olarak Sanat Ta rih i Aklın İzleri , istanbul, 2006,

71

Roux , jean Paul, Tiirl< leıin Tarih i Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl ( Çevi­ ren: Galip Üstün) , İstanbul, 1 984, s.89. Roux, a.g. e . , s. 89. I-Iaack, a.g.e., s. 38.

72 73

1 8.


TÜRK-KÜRT ETNOGRAFYA ESERLERİ

343

yasıyla sınırlı kalınarak izah etmek pek mümkün değildir. Örne­ ğin , saha çalışması yapılarak ve konu hakkında önceden yapılan çalışmalardan hareketle hazırlanan Tarihi Kaynah Olaralı Sibi rya Halh/an Motij1 eri74 adlı eserde, Türkiye'deki etnografya eserlerinde görülen neredeyse bütün damga , şekil ve süs ö rneklerini görmek mümkündür. Hatta, bu eserde, bölgeler günümüzde dahi İslami­ yet ile tam anlamıyla henüz tanışmamış oldukları halde, Türk­ lerin islam dinini kabul etmelerinden sonra oluşan, özellikle de Selçuklu sanat anlayışıyla bağlantılı açıklanan ve Rumi sanatı ola­ rak i fade edilen süsleıne örneklerinden buralarda bolca bulun­ duğu görülmektedir. Bir kültür unsurunun bir bölgede bulunması o kültür u nsu­ runun o bölgeye ait olacağı anlamını taşımak zorunda değil ; fa­ kat bir kültür unsurunun tarihi özellikleri, i fade e t tiği anlam , o kültür u nsurunun hangi bölgenin ya da sosyo-kültürel çevrenin ürünü olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Bu sebeple, antro­ pologlar arasındaki yaygın kanaale göre, bir kültür unsuru daha çok nerede bulunuyor ve sosyo-kültürel hayat açısından nerede önemli anlamlar taşıyorsa , o kültür unsu ru oranın ürünüd ür. Halı hakkında yapılan çal ışınaların önemli bir kısmı halı sana­ tının dünyaya Türkler tarafından tanırıldığı nı ortaya koymaktadır. Pazırık halısından daha eski ( M . Ö . V I . yy. ait) halı parçaları da Doğu T ü rkistan'da bulunmuştur. islam ülkelerinde ise, halı, bir Türk devleti olan Selçuklular vasıtasıyla tanınmaya başlamıştır. Yukarıda i fade ettiğimiz bilgiler ve fotoğraOarın anlattıkları bir başka husus da şudur. N asıl ki biyoloj ik hayatta D NA'lar varsa sosyal hayatta da DNA'lar vardı r. Çünkü Sibirya'dan Balkaniara kadar olan Türk kültür coğrafyasına baktığımızda birbirinden ha­ berdar olmaya n , birbirini görmeyen , birbirinin coğrafyasını tanı­ mayan insanların çok farklı bölgelerde çok farklı tarihlerde aynı üslubu ortaya koymaları , aynı damgalan kullanınaları bir tesa­ düf eseri olamaz. 74

İVANOV, S. V, Omament Narodov Sibiıi Kah İstmiçeshiy İstoçnih, Moskva! Leningrad, 1 963 .


XXVI. BiZ HEP BORADAYDIK MASALI

Daha önce belirttiğimiz gib i , siyasi Kürdçüler belli bir dönem başka konulan işlerken, yaklaşık 2000'li yıllardan sonra birden "Biz kal ubeladan beri buradaydık, sizler gelip topraklanmızı iş­ gal e ttiniz" tezini işlemeye ve dolayısıyla Türklere topraklanmiz­ dan çıkıp gidin mesaj ı verıneye başladılar. Bir şeyi iddia etm ek kolaydır, hatta herkes her şeyi iddia ede­ bilir, fakat bunu belgelerle kanıtlayamıyorsa, iddiası kuru bir la­ kırdı olmaktan öteye gidemez. Burada yani bugünkü Misak-ı Milli sınırları dahil i nde Kürdleri n ne zamandan beri bulundukları ko­ nusu tartı ş ılacakt ı r. T ü rklerin Anad o l u topraklarındaki gayr-ı resmi mevcudiyetl eri konusuna girmeyeceğiz, ama 1 0 7 1 yıl ı n ­ dan i tibaren Türkler Anadolu'ya akmaya başladıklarında Kürel­ lerin nerelerde olduğu konusu üzerine yoğunlaşacağız ve elbette ki, günümüzden yaklaşık 1 000 yıl öncesinden söz edeceğimize göre , temel kaynaklarımız Arap ve Süryani , kısmen de Bizans kaynaklan olacaktır. Yapılan tespitiere göre eserinde Kürd ve Ekrad adı geçen ilk ya­ zar Taberl'dir. Bildiğimiz kadarıyla veya en azından bugüne kadar bulunan eski elyazmaları arasında Taberi'den öncekilerde Kürd kelimesi geçmez . Ancak, Taberi'de geçen şeklinden Kürd kelime­ sinin göçebe, bedevi anlamında kullanıldığı anlaşıl maktadır. Na­ sıl bir Arap tarafından yazılmış eserde geçen "bedevl" kelimesine bakarak hiç kimse "bedevi" adını taşıyan etnik bir grubun veya kabilenin olduğunu düşünmezse, burada geçen " Kürd" kelime­ sinden de e tnik bir topluluk anlamı çıkarılamaz. izah edelim .


BiZ HEP DURADAYDIK MASALl

345

Part hükümdan Erdavan'ın mektubu nda "Ey Kürellerin çadı­ rında terbiye olmuş Kürd ! " ı diye hitap ettiği kişi , Sasani devletinin kurucusu Erdeşir b. Babek'tir. Taberi'nin anlattığına göre İstahr'da Bazerencinlerden birinin hükümet ettiği günlerde Babek'in Erde­ şir adını verdiği çocuğu dünyaya gelir. İstahr hükümdannın adı Cuzher, başka bir rivayete göre Uzuhr'di ve Tira2 (.ş�) adlı bir köleyi Darabcerd'e ercebz3 olarak tayin etmişti . Erdeşir yedi ya­ şına geldiğinde babası4 onu Cuzher'in huzuruna gö türdü ve hü­ kümdara oğlunun terbiyesini Tira'ya havale etmesi ni ve o öldük­ ten sonra yerine oğlunu ercebz yapmasını rica etti. Hükümdar bu ri cayı kabu l etti . Babanın arzusu üzerine bunun için bir tutanak tertip edildikten sonra oğul Tira'nın katına götürüldü . Tira onu güler yüzle karşılayarak evlatlık edindi. Erdeşir, Tira'nın ölümün­ den sonra yerine geçerek yurdu düzgün b i r şekilde yönetti . Metnin bundan sonraki kısmı hayli karışık. Esasen bunun sebebi Taberi'nin İskender'in Dara'yı öldürmesinden sonra her biri kendi başına hükümdarlık yapan derebeyl erin yani MülCık-u Tavai f'in tarihini iyi bil memesidir. Ondaki bu bilgi eksikliği ve ef­ sanel erl e , hayali olaylarla dolu anlatımı , kendisinden sonrakilere miras kal mıştır. Rivayete göre Erdeşir, ercebzlik yap tığı sırada bir rüya görür ve güya başı ucunda oturan bir melek ona büyük iş­ ler başanp, pek çok krallık fethedeceği ni bildiri r. Böylece Erdeşir ordular toplayıp harekete geçer bazı derebeyleri öldürüp ülkel e­ ri ni ele geçirir. Babasına bir mektup yazıp velinimeti durumun­ daki Cuzher'i de öldürmesini ister. Babası yani Babek, o sırada Beyza'da bulu nan Cuzher'e saldınr ve öldürüp tacını alır. Sonra Cibal hükümdan yani Part kralı Erdavan'a bir mektup göndererek,

2

,ı.).stı l'ı..,.> � .,....J4-fı .ş,_,.s.ıı Ld-!' ffaberi, Kahire bask. , 2/39. M EB' in yayınladığı Taberi çevirisinde yanlışlıkla Tiri şehrinde yazılmış, ama doğ­

3

Bu kelimeye hiçbir kaynakta rasılayamadık; eserin Türkçe çevirisinde de bu şe­

rusu Tira'dır. kilde bırakılmış; fakat muhtemelen Taberi'nin en iyi tahkikli baskısı olan Ka­ hire baskısını yapanlar da bu kelimenin ne anlama geldiğini bulamadıkları için olduğu gibi bırakmışlar. Kanaalimizde "kethüda" veya "vali" anlaınındadır.

4

Erdeşir'in babası o sırada bir tapınağın môbedi yani rahibi idi.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

346

bu tacı oğlu Sabür'a giydirmesine izin vermesini ister. Erdavan, bu isteği reddeder ve öldürülen hükümdarların kendisine sorul­ madan öldürüldüğünü ve durumu kabullenmediğini bildirir. Ba­ bek, Erdavan'ın uyansına aldırmaz ve tacı oğlu Sabür'un başına koyar. Böylece Sabür yani aslında Erdeşir'in ağabeyi hükümdar olur. Sonra Sabür kardeşi Erdeşir'e haber göndererek yanına çağı­ rır, fakat Erdeşi r emre itaat etmez . Sabür ordu toplayıp Erdeşir'in üzerine yürür. Yolda kendisinden büyük olan kardeşleri aralarında anlaşıp taç ve tahtı alarak götürüp Erdeşir'e verirler. Böylece Erde­ şir tacı başına giyerek hükümdar olur (226-24 1 ) . Erdeşir'in diğer beylikleri birbiri ardınca i taat altına alması , Erdavan'a danışma­ dan şehirler ve mabetler kurması Eşkanl yani Part hükümdarı­ nın hiç hoşuna gi tmez ve ona bir mektup göndererek şöyle der: " Ey Kürdlerin çadırında terbiye edilmiş Kürd ! Sen çizmeyi aştın ve ölüme davetiye çıkardın . Sen , kimin izniyle başına taç giydin ve kimin izniyle o memleketleri ele geçirdi n? .. "5 Ancak , burada bir parantez açarak Taberi'nin kullandığı "kürd" ve " ekrad" kelimeleri üzerinde durmak gerekir. Eğer Kürdler Arap­ lardan inme ise ve kelime de Arapça ise , I I I . Yüzyıl başlannda Araplada P erslerin dil temasları olmadığına göre , Part hüküm­ dan Erdavan , mektubunda doğrudan " kü rd" ve "ekrad" kelime­ sini mi kullanmıştır? Mektubu , Erdeşir'e hangi dilde yazmıştır? Partça mı, eski Farsça yani P ehlevice mi? Mektubu Arapça yaz­ madığına göre , "kü rd" kelimesi o zamanlar - ister e tnik bir isim , isterse bedevi anlamında - kullanılıyor olsa dahi , ne Part dilind e , ne de Acem dilinele " ekrad" şeklinde çoğul yapılmaz . P artçada çoğul , kelimenin sonuna -an ve -in eki getirilerek yapılır. Örne­ ğin im (bu) imin; zreh (göl) zrehan. Farsçada da aynı kural geçerlidir ve Rusların hazırladığı " Dünya Dilleri" adlı eserde be­ lirtildiği gibi muhtemelen Partçadan geçmiştir. 6 Buna göre mek­ tup Partça veya eski Farsça ile yazılmış ise kürd kelimesinin ço­ ğulu ekrad değil , kürdan olmalıyd ı . Ayrıca "Eyyühe'l-ku rdi" (ey -

-

5

Taberi, lll/964-968.

6

Yazılıı mira,

s.

17.


BiZ HEP BURADAYDIK MASALI

347

Kürd) yerine de " Kürda" ( ey kürd) denmeliydi . N o rmal halde Taberi'nin bu noktaya dikkat edip, mektubun hangi dilde yazıl­ dığını ve "kürd" sözcüğü değilse bile , çoğulunun ne şekilde geç­ tiğini belirtınesi gerekirdi. Dikkat edilmeyen ve gözden kaçan bu husus üzerinde özellikle durulmalıdır. Halbuki muhtemelen Taberi'nin gözünden kaçan husus, Erdavan'ın yazdığı mektupta geçen kelimenin " Kürd" değil de " Kurtii" ola­ bileceğidir. Eğer gerçekten Erdavan, mektubunda "Ey Kurtiiierin çadırında büyümüş Kurtii ! " demişse , o zaman McDowall'in ta­ nımlaması işimizi kolaylaştırmaktadır ki, ona göre " Kurtii" ke­ limesi Zagros dağlarında yaşayan Part ve Selevkı paralı okçulara verilen isimdir" . McDowall , ayrıca Kurtii kelimesinin etnik bir topluluk anlamında kullanılmadığı kanaatindedir. Hatta aynı ya­ zar Kürd kelimesi için " Kürd teriminin aradan bin yıl geçtikten sonra islamı fetihler sırasında ve muhtemelen biraz öncesinde e t­ nik bir anlamdan çok sosyo-ekonomik bir anlam içerdiği kesin­ dir. Bu teri m , İran yaylasının batı ucundaki göçerler ve muhte­ melen aynı zamanda Mezopotamya'daki çoğu köken olarak Sami olması gereken ve Sassanian diye bilinen aşi retler için kullanılı­ yordu" demektedir. 7 Belki de Taberi "kurtii " kelimesini duyma­ dığı için, sözcüğü Kürd şeklinde anlamıştır. Tekrar konuya dönelim . Taberi'nin rivayetine göre Erdeşir, fe­ tihlerine ara vermeden devam eder ve nihayet Erdavan'la da kar­ şılaşır ve onu öldürür. Hatta başını ayakları altına alarak çiğner. Sonra Hemedan, Cibal, Azerbaycan, Ermenistan (o zamanki adıyla Ermaniye) ve Musul üzerine yürüyüp tamamını fetheder. Arka­ sından Irak taraflarına yürüyerek oraları da fetheder. Arap kabi­ lelerinin bazılan i taat arz ederken, bazılan Erdeşir'e bağlanma­ mak için Suriye taraflarına çekilirler. Taberi: , Erdeşir'in fethettiği yerler v e itaat altına aldığı h ü ­ kümdarları t e k tek saymasına rağmen , ne Kürdlerin yaşadığı bir topraktan, ne de bir Kürd hükümdanndan söz eder. Halbuki Er7

David McDowall, Modern Kiirt Tarihi,

s.

31.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

348

meni , Nabat, Arap vs. hepsini tek tek saymaktadır. Yazar, eseri­ nin daha sonra Araplarla Silsanller arasındaki çarpışmaları anla­ tırken de Kürdlerden söz e tmez . Erdeşir oğlu Sabür oğl u Behram zamanında ise El- Cezire'de Rabia ve Mudar kabilelerinin yaşadı­ ğından söz eder.8 İşte Mesudl'nin daha sonra Kürdlerin a taları olarak zikredeceği Rabia ve Mudar oğulları bunlardır. Taberi , hi­ kayesine devam ederek Perslerin hükümdarsız kalıp, hükümdar­ lık hakkı bulunan çocuk yaştaki Sabür'un büyümesinin beklen­ diği kargaşa yıllarında Türklerin ve Rumların bir yandan, Arap kabilelerinin diğer yandan Pers topraklarına göz diktiklerini; Ab­ dulkays bölgeleri , Bahreyn ve Kazima taraflarında yaşayan Arap­ ların büyük bir orduyla Pers topraklarına saldırarak İranşehr, Er­ deşir, Hurre ve Fars sahillerini ele geçirdiklerini , yağmaladıklarını ve pek çok insanı öldürdüklerini anlatır. Sonra Sabür'un tekrar güçlenip Araplar üzerine yürüdüğünü, Mekke'ye kadar ilerledi­ ğini ve Arap kabilelerini dağıtarak çeşitli bölgelere iskan ettiğini rivayet eder. 9 Taberi'nin l l cilt halinde Kahire'de yayınlanan tahkikli baskı­ sında, göçebe hayat tarzını benimsedikleri için Kürd denilen, fa­ kat esasen yalnızca yukarıda verildiği şekliyle "göçebe, abdal, be­ devi" anlamında kullanılan şekl i 1 0 dışında Kürdlerden yalnızca Taberi, llV987.

8 9

Age . , IIV992-994.

10

Burada geçen Küre! kelimesinin "göçebe, beclevi" anlamında olduğuna Tabert'deki şu rivayet delil olarak kullanılabilir: Bilindiği Nemnıcl Zamis İbrahim peygam­ beri ateşe attırmış, fakat Allah'ın emriyle ateş bir gül bahçesine dönüşerek onu yakmamıştır. Kur'an'da geçen (Enbiya, 68) bir ayet bu olayla bağlantılıdır. İşte Taberi meşhur eserinde bu olaya ilişkin olarak şöyle bir rivayet nakleder: Bize İbni Humeyd söyledi, o na ve arkadaşlarına Seleme, ona da Muhammed b. İshak söylemiş; o, Hasan bin Dinar'clan, o da Leys b. Ebi Süleym yoluyla Mücahid'den şunu rivayet eder: Ben hu ayeti Abdullah b. Ömer'e okuduğum vakit, o ben­ den: 'İbrahim'in ateşte yakılmasını kim tavsiye etmiştir, biliyor musun?' diye sordu. Ben 'bilmiyorum' dediğimcle, 'Farslı göçebe Araplardan biri' diye cevap verdi. Ben: 'Ya Ebü Abdurrahman! Farsların göçebe Arapları var mı?' diye sor­ duğumda, o 'Evet vardır. Kürdler, Farsların göçebe Araplarıdır, onlardan biri Nemnıd'a İbrahim'in ateşte yakılmasını tavsiye etmiştir' cevabını verdi. (Taberi


BiZ HEP SURADAYDI K MASALI

349

iki yerde bahseder. Birisi 4. cildin birkaç sayfasında Fars Kürdleri , diğeri El-Ekradu'l Yiikubiyye (-4!�1 •'ı-S' �ı'l) yani Hıristiyan Kürd­ ler şeklindedir. Taberi'nin yalnızca "Fars Kürdleri" şeklinde söz ettiği Kürdler hakkında daha detaylı bilgiyi ibni Hordadbeh'in el­ Mesiilik ve'l-Memiilik adlı eserinde buluyoruz. Kürdlerin Fars böl­ gesinde dört sancakta (ram) yaşadığını kaydeden ibni Hordadbeh1 1 v e daha sonra onun verdiği bilgileri aynen tekrar eden Kazvini , ibnü'l Fakih , idrisi , Yaku t , ibni Kesir, ibnü'l Esir vb . tarihçi ve coğrafyacıların anlattıklarına göre , bu dört sancağın her birinin başında bir Kürd reis vardır. Örneğin Şiraz-Isfahan yolu üzerinde Han-ı Revşen köyünden 2 1 mil sonraki köyün adının Kürd köyü (.�ı .L_ri) olduğunu12 belirten idrisi, Kürdlerin Fars eyaletindeki yerleşim birimleri hakkında da şöyle der: "Fars bölgesinde dört ram vardır. Ram, Kürdlerin yaşadığı yer demektir. Her ramda köy­ ler ve kasabalar vardır. Her ramın başında bir Kürd reisi bulunur. Bunlar, bölgelerini saldırılardan korumakla ve yolların emniye­ tini sağlamakla yükümlüdürler. Bunlardan birisi , Hasen b. Ciy­ leveyh ramıdır. Ramican denir. Isfahan'dan so nradır. Sabür böl­ gesinden ve Er-Recan'dan oraya giden yollar vardır. İkinci ram , Divan ramıdır v e Hüseyn b . Salih ramı adıyla bilinir. Soran da denilir. Üçüncü ram , Ahmed b. El-Leys'e ait olan el-Levacin ra­ mıdır. Erdeşirhurra bölgesindedir. Dördüncüsü Kariyan ramıdır. Mazencan ile Kirman arasındadır. Bu ramlardaki Kürdler beş yüz bin hanedir13 ve her mahalleden bin a tlı çıkar. Daha az a tlı çıkaçevirisi, 1/329) . Nitekim Mehmet Emin Zeki Bey, Künl ve Kiirdistan Ünlüleri adlı eseıinde, ne bulduysa bir çuvala doldurmuş olmasına rağmen, burada ge­ çen kürd kelimesiyle "bedevi, göçebe" anlamında kullanılelığını düşünmüş ol­ malı ki, Erdeşir'i Kürcl ünlüleri arasına almamıştır.

ll l2 13

ibni Hordadbeh, El-Mcsalilı ve'l-Memalilı , s. 47. El-İdrisl, Niizhetii'I-Muştak, s. 193. Bazı kaynaklarda (örneğin İbni Hordaclbeh'te) 500 hane olarak geçer ki, muh­ temelen doğrusu budur. Söz konusu X. Yüzyıl başlarında SOO bin hane, bir ha­ nenin ortalama beş kişi kabul edilmesi halinde, 2,5 milyon insana tekabül eder ki, o dönem için çok büyük ve abartıl ı bir rakamdır. Çünkü 1857 yılında Tür­ kiye, Suriye ve Irak'taki Kürellerin toplam nüfusu bir milyondu ki, yaklaşık do-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

350

ran mahalleler de vardır. Kışları köylerde o turur, yazları yaylalara çıkarlar. ibni Düreyd , onların Kürd b. Mard b. Amr b. Amir'in so­ yundan inme olduklarını söylemektedir. Onların koyunları ve de­ veleri vardır. Ama a tları yoktur. " 14 Bu bilginin hemen hemen ay­ nısı ibnü'l Fakih'in eserinde bulunmaktadır. 1 5 Yalnızca ramların yazılış şekillerinde bazı farklılıklar vardır. Örneğin El-idrisl'nin " Ramican" dediği ramın adı, ibnü'l Fakih'te "Bazencarı" , Yaku t'ta Bancan, ibni Hordadbeh'in İstanbul'daki elyazmasında " Zemican" şeklindedir vs. El-Himyeri'nin Ravzu'l Mi'tiir adlı eserinde verilen bilgiler de hemen hemen aynıdır. Dünya coğrafyasını yedi iklim taksimatma göre anlatan el-Himyerl'nin Anadolu'nun güney ve doğu kesimlerini anlatırken diğer halklardan bahsetmesine rağ­ men Kürdlerden hiç söz etmemesi de altı çizilmesi gereken hu­ suslardandır. Makrizi de (Süluh, C . I, c üz. I, s. 3 ) " .. ancak, onla­ rın tamamı Fars'da oturmaktadırlar" derken, Tacu'l A ra s 'da Kürd maddesinde şöyle denilmektedir: "Onların toprakları Fars, I rak-ı Ace m , Azerbaycan, Erbil ve Musıl'dadır. " El-Kazvinl'nin Asiiru'l Bi liid adlı eserinde ise farklı b i r bilgi ve­ rilerek " Kelar: Taberistan şehirlerindendiL Orada Deylem Kürd­ leri yaşar" denilmektedir. 16 Eserini kendi i fadesinden H . 3 3 2'de (94 3/44) yazdığı anla­ şılan Arap coğrafyacı ve gezgini Mesudl'nin verdiği bilgil erle, İstahri'nin, Mukaddesi'nin ve bilgilerini ağırlıklı olarak Mesudi'den alan el-Bekrl'nin kayı tları , Kürdlerin yaşadıkları yerlerin belirlen­ mesi açısından en önemli bilgilerdir. Bunlar üzerinde kısaca dur­ maya çalışacağız. kuz asır üncc 2,5 milyon olmaları herhalde düşünülemez. 500 b i n çadır ifadesi doğru olmuş olsaydı, her üç kişiden birinin savaşçı olduğunu düşünürsek, yak­ laşık 700 bin kişilik bir ordu teşkil edilebilirdi ki, IX. Yüzyılda bırakın 700 bin kişilik bir orduyu, Kürdler 200 bin kişilik bir ordu çıkarabilmiş olsalardı, kar­ şılarında duracak hiçbir imparatorluk olamazdı. Dolayısıyla ibni Hordadbeh'in

500 çadır ifadesi esas alınmalıdır. 14

Age . , s. 1 95.

15

İbnü'l fakih, Kitalnı'l-Buldan, s. 203 , 204.

16

Kazvini, Asaru'I-Bilad, s . 494.


BiZ HEP BURAOAYOI K MASALI

35 1

Mesudi:'yi e n sona saklayarak , aşağı yukarı çağdaşı sayılan İstahrı ile başlayalı m . İstahrı, eserinde I rak'ı anlatırken Vasıt'la Irak arasındaki bölgede Kürdlerin yaşadığından söz etmekte , l 7 ondan sonra dokuz on sayfa kadar Kürellerden h i ç bahsetmez­ ken, birden "Kürd mahallerine gelince, bunlar sayılamayacak ka­

dar çoktur, fakat tamamı Fars 'tadır ve söylendiğine göre beş yüz bin haneden fazladır/ar; tıpkı Araplar gibi kışlan köylerde, yazlan yay­ lalarda geçirirler" 18 demekte , yaklaşık yirmi sayfa kadar sonra bir­ den Kürellerin Fars'ta yaşadıkları yerleşim birimlerinin adlarını vermektedir. 19 İstahrı, Kürellerin hayat tarzının Araplar ve Türk­ lerinkine benzediğini de vurgulamaktadır. İstahri:'nin, diğerle­ rinden farklı olarak Küreller hakkında verdiği bilgiler bunlardan ibarettir. Halbuki aynı yazar Doğu Anadolu'dan ve Irak-ı Arap'tan

bahsederken, münferit Kürd gruplannın bugünü Anadolu sınırlan dahilinde olduğundan söz etmez. İstahrı, Ermenistan, Er-Ran ve Azerbaycan'ı anlatırken, Berdaa şehrinden yani şimdiki Partav'dan bahseder ve bu şehir kalesini n kapılarından birinin adının Babu'l Ehrad yani Kürd Kapısı oldu­ ğunu belirtir. 20 Ancak kapının adının Kürd Kapısı olmasına ba­ karak burada Kürellerin yaşadığı anlamı çıkarıl mamalıdır. Çünkü eskiden şehir kalelerinin kapılarından başlayan yol hangi bölgeye veya hangi halkın yaşadığı yerleşim birimine gidiyorsa , o adla anı­ lırdı. O zamanki coğrafyacılar şehrin adını Berdaa şeklinde yaz­ mış olsalar da, doğrusu şimdiki adı olan Partav'dır ve tamamen Türkçe bir kelimedir. Par, Türkistan Türkçesinde "sis , buğu" an­ lamındadır. Tav ise dağ demektir ki, buna göre "sisli dağ" mana­ sındadır. İstahrı , Azerbaycan, Ermenistan ve Er-Ran'da konuşu­ lan dillere de değinerek, "Azerbaycan, Ermenistan ve Er-Ran'da Farsça ve Arapça konuşulur; fakat Debi! ve çevresinde Ermenice , El-istahri, Mesalih el-Memali11, s . S . 87.

17 18 19

Age. , s. 99.

20

Age. , s. 1 83 .

Age . , s. 1 1 4. Konumuz Kürd aşiretleri olmadığı için, bunlar üzerinde durmaya­ cağız.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

352

Berdaa civarında Er-Ran dili kullanılır" dem ektedir. Bununla bir­ likte Mukaddes!, Debll kalesin in Kürellerin elinde olduğunu; aynı bölgedeki Salmas şehrinin civarında Kürdlerin yaşadığını , Kundu­ riye şehrinin ise Kürdler tarafından kurulduğunu bel irtmektedirY istahrl, Cibal'dan söz ederke n , Şehrizôr'da nü fusun büyük kıs­ mını Kürdlerin oluştu rduğunu anlatmaktadırY Burada Mukaddesi'nin önemli bir kaydı üzerinde durmak ge­ rekiyor. Yazar Cundlsabur'un çok eski bir şehir olduğunu ve şim­ dilerde (eserin yazıldığı 990'lı yıllarda) Küreller tara fından işgal edildiğini , şehirde nüfus çoğunluğunun Kürellerin eline geçtiğini; zulüm ve bozgunculuğun arttığı nı anlatırken ,23 şehre yakın bir yerde bulunan iki eski yerleşim biriminden söz etmektedir: Beyrüd ve Basınna. Beyrud'a "Küçük Basra" da dendiğini bel irten yazar,

bu iki şehi rde yaşayan hallun önleriy l e arkalan yani penis vey a vu lva ile popo arasında parmak büyühlüğiinde lmyruldan olduğıınıı, I raklıları n o nlarla kavga ederken " Ya hüzi, ya zenbani ! " 24 (/_ş;� 1.; ��; �.;) diye küfrettiklerini anlatmaktadı r. 2'j Hatta Taber! , Arap­ larla Aceınler arasındaki bir çarpışmadan so nra oralarda yaşayan Küreller ve diğerlerinden bir ordu toplandığını, daha sonra Fars halkından ve Kürdlerden başka birliklerin de onlara katıldığını26 belirtmek tedir ki, bu kayıttan sözü edilen Beyrud ve Basınna'cla da Kürdlerin yaşadığı anlaşılmaktadır. Keza yine Mukaddes! , is­ tahr yakınlarında Ram mu'l Ekrad (Kürd sancağı) adında bir yer­ leşim biriminin bulunduğundan söz etmektedir ki, bu kayıt di­ ğer Arap coğrafyacıları nın eserlerinde de vardır. Yukarıda Tab e ri'nin I rak'ta yaşayan Yakubı yan i Hıris tiyan Kürellerden bahsettiğini belirtmiştik. Diğer Arap coğrafyacılannın eserlerinde de bu konuda bilgi olmakla birlikte , eserini nispeten 21

Mukaddcsi, A lıseıı ü 't - Ii:ıhiisiın, s. 3 1 6.

22 23

Mukaddcsl, Alıscııii't-1cılu1s iııı,

Age . ,

s.

200.

"oğlan, kuyruklu ! "'

24 25

Yani

26

TabcrL 411 83 .

Mukadclcsi, age . , s. 337.

s.

339.


BiZ IIEP BU RADAYDIK MASALl

353

daha geç dönemlerde yazan El-Bekrl'nin El-Mesalih ve'l-Mema/ih adlı kitabında Mesud!'deki bilgiler tekrar edildikten sonra şöyle denilmektedir: "Musul ile Cudi dağı27 ci varında yaşayan Kürdleı;

Yalnıbi mezhebine bağlı Hı ristiyan /ardır. Kürdlerin ana vatan/an, Şam toprah/anndahi Yelıva i le Cezi retü'l Arap arasındahi bölgedir. Eha Nas r ei-Cey lı anf ve diğerleri de bu şeki lde bel irli rler. " 26 Bu bil­ ginin özellikle El- Ceyhani tarafından verilmiş olması önemlidir. El-Ceyhan!'nin kendisinden sonra gelen diğerlerinin en çok fay­ dalandıkları coğra fya eseri maalesef kayıptır. Mesud!'yi özellikle sona sakladık. Çünkü yukanda adları ve­ rilen yazarları n çoğuyla çağdaş olan Mesudi, aslen Bağdat'lı ol­ duğu için Kürdler hakkında daha de tayl ı bilgiyi onun eserinde bul uyoruz . Bununla bi rlikte birçoklarının zannettikleri gibi Kürd­ lerden ilk bahseden kişi Mesudi değildir. El-Bekrl'nin kayd ından ondan daha önce, eserini m uhtemelen 922 yılında tama mlayan El- Ceylıani'nin Kürdlcrden bahsettiği anlaşılıyor. Mesudi'nin Kürdlerin yaşad ıkları yerlerle ilgili kaydı şu şe­ kildedir: "Kürdlerin bi r kolu, Küfe ve Bas ra'da yani Dinever ve

Hemedan 'clahi Mahey bölgesindeizi Şuhcanlarclı ı: Onlar Rebia b. Nizar b. Maac/'ın soy ıınclan olcluhlannı inhar etmezleı: Macıınianlar ise, Azerbcıycan [III, 2541 ın Kenlıever nahiyesinclendirleı: Hazbani, Şu­ rat; Cibal ii. l hesinde yaşayan Şaclencaıı, Lurri , Maclencan, Mezcla­ nehan, Baı·isan, Ce/ali, Cabarhi, Cavaıı i, Müs telwn; Şam bölgesin­ deizi Debabi l ve diğer aş i retleı; en önde gelen lwl larıdır ve Muda r b. Nizar'ın soyun clanclı rlaı: Ya lw b i mezhebinden olanlan vardır. Cur­ hanlar Hırisliyandı r: Musul ve Cudi dağı civarında yaşarla r. "29 Görüldüğü gibi X l . Yüzyıldan önce yazılan coğrafya ki tapla­ rında Kürdlerin Anadolu'nun asl i sakinlerinden olduğuna veya Anadolu'nu n doğu ve güneydoğu kesiminde yaşad ıklarına dair 27

Kur'an'da sözü eelilen Cudi dağı irak'ta bulunan ve küçük bir dağ olan Cucli'dir. Ernıenilerin A rarat adını verelikleri Ağrı dağının Nuh Tufa nı'yla ilgili zikredilen Cucli dağıyla hiçbir ilgisi yoktur ve tamamıyla yanlış bir acllanclırmadır.

28 29

El-Bekrl, El-Mcsci / i h ve'I-Mcrıı ri / i h , 1/262. Mesucll, Mu nic cz-Zclıcb, s.ll/2 5 1


354

KÜRDOLOJİ YALANLARI

bir kayıt yok. Vakıa Mervaniler, Hamdanilerden sonra yaklaşık yüz yıl kadar ağırlıklı olarak Diyarbakır ve civarındaki bazı yer­ leri içine alan küçük bir beylik kurmuşlar, fakat 1 040 tarihinden i tibaren Oğuzların saldırılarına dayanamayıp Selçuklu hakimiye­ tini kabul e tmişler; daha sonra Mervan1 Emirliği Selçuklular ta­ rafından yıkılmıştır. Meşhur tarihçi ve coğrafyacı St. Martin , iki ciltlik ''LAsie Mi­ neur" (Küçük Asya) adlı eserinde Kürellerden çok geç tarihlerde söz eder, fakat Anadolu'ya erken dönemde yaşayan tüm halkları tek tek saymasına rağmen Kürellerden bahsetmez. Bununla birlikte onun "Memoires sur l'Armenie" adlı eserinde, garip bir yanlışlık ya­ parak Ermenice "hadım" anlamına gelen "gurd" kelimesini " Kürd" olarak okuduğu , Ed. Dulaurier tara fından kaydedilmektedir. 30 Ebu'l Farac da Kürellerden söz eder, ama yalnızca 1 03 5 yılında Harran valisi ibni Vatab'ın göçebe Kürd ve Maad oğullarından bir ordu toplayarak Bizans'ın Siharabak şehrine yürüdüğünden bahseder. 3 1 Bildiğimiz kadarıyla Xl . Yüzyıldan öncesinde Kürellerin Anadolu'daki varlığından bahseden herhangi bir Bizans kaynağı mevcut değildir. Hatta 9 5 2- 1 1 3 6 yılları arasındaki olayları anlatan Urfalı Mateos Vakayinamesi'nde Bizans i mparatoru Çımışgik'in [ I . Çimiskes ] 973 yılında Müslümanlar üzerine bir sefer tertiplediği , Bağdat şehri sınırlarına kadar olan yerlerde toplam 300 şehir ve kaleyi temelden yıkıp harabeye çevirdiği , fakat civarındaki bölge­ lerde ve dağlarda yaşayan 1 2 000 ruhaniye hürmeten U rfa'yı tah­ rip etmediği , sonra büyük bir öfkeyle Amid (Amed) üzerine yü­ rüdüğü anlatılmakta ve Amed'in o sıralar Arap emiri Hamdun'un hemşerisi olan bir kadına ait bulunduğu belirtilmektedir. 32 Ma­ teos sözlerini şöyle sürdü rüyo r: " İ mparator, vaktiyle bu kadınla töhmetli münasebetle bulunmuş olduğundan, Amid şehrini zapt etmeye gayret göstermedi. Kadın, şehrin surunun üzerine çıkıp impara tora 'Bir kadına karşı muharebe etmekle kendini küçük 30 31 32

Urfalı Mateos Valıayinamesi, Ebu'l Farac, I/29 1 . Urfalı Matcas Valıayintlmcsi,

s.

86,

s.

23.

n.

21 1 .


BiZ HEP SURADAYDIK MASALI

355

bir mevki e düşürmüş olduğunu düşünmüyor musu n? ' diye hitap etti. İmparator, ona cevabe n 'Ben bu şehrin surlarını yıkmaya ye­ min ettim, fakat ahalisinin canlarına dokunmayacağım' dedi. Ka­ dın, 'Git, Dicle üzerinde bulunan köprüyü yık, böylelikle yemi­ nini ifa e tmiş olursun' diye cevap verdi . İmparator onun dediği gibi yaptı . Altın ve gümüş büyük meblağlar aldı ve şehri kadına bıraktı. Çünkü o da kendisi gib i , bugün Çımışgadzak [ Çemişge­ zek] tesmiye edilen ve birçok mıntıkalar gibi vaktiyle Arapların elinde bulunan Khozan bölgesi ahalisindendi. "33 Bu kayıt, 9 73 yılında dahi Amed veya Amid şehrinin Arapla­ rın elinde bulunduğunu göstermektedir. Aynı yazar daha sonra Urfa'nın da 1 03 2 yılında Arapların hakimiyetinde olduğunu be­ lirtmekte ve şehri ellerinde bulunduran iki Hamdanl prensi Udair ve Şeml'in b irbirine düşmesi sonucu Urfa'nın kısa bir süre için Kürdlerin (Mervanilerin) eline geçtiğini kaydetmektedir. Mateos'un anlattığına gö re "birbirini çekerneyen pre nslerden Udair Şeml'i öldürür ve onun baş kalesini zapt e tmek için hücuma geçer. Ka­ lenin kumandanı Salman , saldı rılardan gözü yıl ı nca Miyafargin'de (Meyafarıkeyn'de) o turan büyük Arap emlri3-ı N asırdol'a35 haber gönderip kaleyi kendisine tesl i m edeceği n i b il di rd i . Nasırd o l , Balel-Rais'i 1 000 atlı ile Urfa kalesine gönderdi ; Sal man'ı ve ka­ rısı ve çocukları ile beraber yanına getirtti ve o na kıymetli he­ diyeler verd i . Başarı sızlığa uğrayan Udai r, Bal el-Rais'le hilel i bir ittifak akt e tti ve onu gizlice öldürmeyi düşündü. Bundan ha­ berdar olan Balel-Rais , şehrin dışında ziyafete o turdukları bir sı­ rada p rens Udair'i öldürdü ve bütün Urfa şehrine hakim oldu . Udair'in karısı , kocasının öldü röldüğünü görünc e , Balel'e karşı cesaretle mukavemet gösterdi. Siyah bir bayrak kaldırdı ve bü­ tün Arap m illeti içinde b i r yaygara çıkarıp 'Kürdl er gelip Arap­ ların baba yurdu olan şehri zapt etti ler ve kocam p rens Udair'i öldürdüler' diye haykırd ı . Bu suretle birçok adamı başına top-

34

Aynı yerde. Mateos, Kürdleri dahi Arap zannetmekted ir.

35

Ebü Nasr Ahmed Nasru'd-devle.

33


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

356

ladı ve Balel'e karşı yürüdü. Bunu haber alan N asırdol, büyük bir ordu ile beraber Arapların üzerine yürüdü . U dair'in karısı da N asırdol'un üzerine yürüdü ve şiddetli bir muharebeden sonra onu firara mecbur bıraktı. . " 36 Bu m e tinde geçen "Kürdler gelip Arapların baba yurdu olan şehri zapt ettiler" ifadesi, 1 03 2'den önce Kürdlerin Urfa'da bulun­ madıklarını açık bir şekilde göstermektedir. Biraz sonra da görüle­ ceği gibi, Mervani Deyliği zamanında dahi Amed ve Meyafarıkeyn'ın halkının önemli bir kesimi Araplardan oluşmaktaydı . Bu durumda siyasi Kürdçülerin " B i z h e p buradaydı k . . " şeklin­ deki iddiaları, ancak geçmişte Anadolu'da yaşayan halkların Kürd­ lerin ataları olduğunun ispat edilmesi halinde geçerlilik kazana­ bilir ki, bugüne kadar bu konuda genel kabul gören herhangi bir kanıt ortaya konulamamıştır. Yukarıda adları verilen Arap coğraf­ yaoların kayıtlarından Kürdlerin X. Yüzyıldan önce yaşadıkları toprakların şimdiki Anadolu sınırları dışında kaldığı anlaşıldı­ ğına göre , muhtemelen Kürdler başlangıçta Büveyhllerle birlikte veya Büveyhi ordusunun saOarı arasında Diyarbakır ve Mardin taraOarına gelmişl erdir.

36

Age . , s. 53-54.


XXVII. MALAZGİRT SAVAŞI VE KÜRDLER

Siyasi Kürdçülerin bir diğer iddiası, Malazgirt savaşı sırasında 10 bin kişilik bir Kü rd ordusunun Türklerin safında çarpıştık­ ları , dolayısıyla bizim Anadolu'ya gelişimizi kendilerine borçlu olduğumuz şeklindedir. Aslında yalnızca bu konuda siyasi Kurd­ çüleri fazla suçlamamak gerekir. Bu konuda onların da kendile­ rine göre ellerinde m esnetleri vardır. Çünkü Malazgirt savaşının olduğu dönemi anlatan birkaç eserde Kürdlerden oluşan bir or­ dunun Sultan Alparslan'ın safında Bizanslılara karşı çarpıştıkları şeklinde kayı tlar mevcu ttur. Aslında siyasi Kürdçülerin sığındık­ ları yegane iki kaynak , Kürd kabul ettikleri ibnü'l Ezrak, ibnü'l Esir, ibni Hallikan, Ebu'l Fida vb .lerinin eserlerinde değil , yal­ n ızca Memluk Türklerinden Devadarı'nin ve Türk asıllı Sıbt ibn el-Cevzi'nin kaynak göstermeden yazdıkları bir satırlık cü mle­ den ibarettir. Malazgirt'te Sultan Alparslan'ın ordusunun safında Bizanslılara karşı savaştığı iddia edilen 1 0 bin, bir başka rivayette 1 5 bin , bir başka rivayette ise 20 bin kişilik (galiba her rivayette bu sayı 5 bin, 5 bin artacak) Kürd savaşçısı meselesine girmeden ö nce Mervani Beyliği'nin geçmişi ne bir göz atmakta yarar vardır. iddianın doğ­ ruluğunu tespi t etmek için önce Mervanilerin gücünün ne oldu­ ğunu ortaya koymak gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü vereceğimiz bu bilgiler, Alparslan zamanında Mervanilerin l 0-20 bin kişilik bir kuvvet çıkarıp çıkaramayacağını da ortaya koyacaktır. ibnü'l Esir'in kaydına göre Mervani Beyliği'nin kurucusu , Baz adlı biridir ve Ebü Abdullah ei-Hüseyn b. Dostekı onun kardeşidir.2 Kürdler ısrarla bu kelimeyi 'Dostik' şeklinde yazmaktadırlar, ama Farsçada kü­ çültme takısı +ek'tir. +ik ise ancak Farsçanın dağlı lehçelerinde olabilir.

2

ibnü'l Esir, el-Kamil , 7/1 50.


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

358

Rivayere göre Ebü Şüca künyeli Baz , çobanlık yapan, güttüğü ko­ yunları keserek insanları ağıdayan biriydi. Bu ikramları sayesinde çevresinde bir takım insanlar birikti . Sonra onlarla birlikte eşkı­ yalık yapıp , yol kesmeye başladı . Ele geçirdiği ganimetieri çevre­ sine dağıttığı için safları gi ttikçe güçlendi. O da emrindeki adam­ larıyla Ermeni topraklarına girerek Erciş'i ele geçirdi. Arkasından D iyar-ı Bekr3 üzerine yürüdü . Aslında rivayerin b u kısmı hayli karışık. ibnü'l Esir, önce Baz'ın adının Ebü Abdullah el-Hüseyn b . Dostek olduğunu , Diyar-ı Be­ kir sınırlarına akınlar düzenlediğini ; Büveyh"l meliki Adudu'd­ Devle'nin Musul'u zapt ettiğinde onun yanında bulunduğunu ; fa­ kat Adudu'-d-Devle'nin kendisinden çekindiğini görünce , ondan ayrılarak Diyar-ı Bekir sınırlarında faaliyette bulunduğunu belirt­ mekte ve Meyafarıkeyn'i� ele geçirdiğini, Büveyhı meliki Adudu'd­ Devle'nin ölümünden sonra D iyar-ı Bekir' i n önemli bir kısmını zapt ettiğini kaydetmekte , sonra da Ebü Abdullah el-Hüseyn b. Dostek'in Baz'ı n kardeşi olduğunu5 söylemekte ; fakat daha sonra rivayeti berraklaşarak Baz ile kardeşini kesin bir çizgiyle birbi­ rinden ayırmaktadır. Baz'ın ele geçirdiği ilk kasaba Erciş'tir. Daha sonra D iyar-ı Be­ kir yani Bekir oğullarının topraklarına yürüyerek Amed'i ele ge­ çirdi, arkasından Meyafarıkeyn ve başka yerleri hakimiyet altına aldı . Sonra Musul üzeri n e yürüyerek o rayı da ele geçirdi . Fa­ kat Musul'u ele geçirmesi onun hayrına olmayacaktı. Büveyhl Samsamu'd-Devle ve veziri ibni Sa'dan konuyu ciddiye aldılar ve en güçlü kumandanlarından Ziyar b. Şehraküye'yi Baz'ın üzerine gönderdiler. Ziyar büyük bir orduyla Baz'ın üzerine yürüdü ve çıkan savaş Baz'ın yenilgisiyle sonuçlandı. Baz'ın pek çok adamı öldürüldü ve esir edildi . Ziyar, arkasından kaçınayı başaran Baz'ı 3

O sıralar şimdiki adıyla bildiğimiz Diyarbakır yoktu. Burada geçen Diyar-ı Be­ kir Bekir oğullannın topraklan anlamındadır ki, Amed ve Meyafarıkeyn de bu topraklar üzerindeydi.

4

Şimdiki Silvan.

5

Age . , 711 5 1 .


MALAZGİRT SAVAŞI VE KÜRDLER

359

yakalamak için Sa'd el-Hacib'i Ceziret İbn Ömer'e gönderdi . Fa­ kat Baz Bekir oğulları top raklarından pek çok savaşçı toplamıştı . Sa'd, düşmanın kalabalık olduğunu görünce bir çatışmayı göze alamadı ve Halep'e geri döndü. İşi bir hileyle halledip Baz'ı öldürmeye karar veren Sa'd , bir adamını düşmanın kampına yolladı . Adam gece Baz'ın çadırına gi­ rip kılıçla onun başına vurd u . Baz bağırmaya başlayınca da kaçtı . Aslında başı na kılıç salladığını zannederek ayaklarını kesmişti . Baz'ın yarası ağı rdı, bu yüzden Büveyhi emirine haber göndere­ rek barış is tedi . Vanlan anlaşmaya istinaden Diyar-ı Bekir ve Tur Alıdin'in yarısı Baz'a bırakıldı. ibnü'l Azrak ise Tur Abclin'den baş­ layarak Ceziret ibn Ömer'in yarısının Büveyhilere , yarısının Baz'a bırakıldığını kaydetmektedir. 6 TaraOar arasındaki bu anlaşma bir süre devam e tti. Bu arada Samsamu'd-Devle'nin ölümünü mü teakip kardeşi Ebü N asr Ha­ şad b. Adudu'd-Devle hükümdar oldu . ibni Sa'd yine Musul vali­ siyd i . Fakat onun 987'de ölmesi üzerine Bahau'd-Devle Ebü N asr Musul'a gelerek yönetimi kendi eline aldı ve Baz'a Cezire'yi ve Tur Abdin'i de ikUi olarak verdiyse de bir süre sonra kararı ndan vazgeçip tekrar ibni Sa'd zamanındaki sınırlara dönülmesini is­ tedi. Baz buna yanaşmadı . O da durumu Halife Mü ti' Billah'a şi­ kayet etti. Hali fe'nin gönderdiği orduyla Baz kuvvetleri arasında çıkan savaşta Baz'ın kardeşi Ebu'l Fevaris öldürüld ü . 7 Samsamu'd-Devle'nin ölümünden sonra yerine kardeşi Bahau'd­ D evle'nin geçtiği sırada Hamdanilerden Ebü Tahir ve Hüseyn Bağdat'ta Şerefü'd-Devle'nin hizmetindeydiler. Bunlar Musul'u ele geçirmek için izin istediler. Şerefü'd-Devle o nlara istedikleri izni verdi. Vukü bulan çarpı şmalardan sonra bu ikisi Musul'u ele ge­ çirdiler ve Araplar tekrar Musul'a aktılar. Baz , o nların toprakla­ rına göz dikince, bu ikisi güçlü bir ordu topladı . Vaktiyle Hak­ kari Kürdleri Musul'a girip yağmaladığı sırada Baz onların üzerine 6

İbnü'l Ezrak, Taıilıu'l Fiirılıi,

7

Age . ,

s.

57.

s.

54.


360

KÜRDOLOJi YAlANlARI

yürüyerek çoğunu kılıçtan geçirmiş ve yağmacıları oniı.dan kov­ muş olduğundan, Musul halkı nın Baz'a karşı bir sempatisi vardı . Baz , bunu bildiği için , Musul halkına haber gönderdi. Bazıları Baz'ın yanında yer almayı kabul e ttiyse de, bir kısmı buna ya­ naşmadı . Baz , sürekli yer değiştirerek onlardan kaçmaya çalışı­ yor, bir yandan da ordu topluyord u . Ebü Abdullah'ın Dicle'yi ge­ çip kendisine doğru geld iği haberini alan Baz dağa çekildiyse de, arkasında Ebu Abdullah , önünde Ebü Tahir olduğu için arada sı­ kışıp kaldı. Kaçacak yeri kalmadığı i çin savaşı kabul etti. Savaş sırasında Baz atından düştü, başka bir ata binmeye çalıştıysa da başaramadı ve silah arkadaşları kaçıp gitti . Pek çok kişi kılıçtan geçirildi. Öldürülenler arasında Baz da vardı.H Kellesini ve cese­ dini Beni Hamdan'a gö türdüler ve kasrının kapısına astılar. Daha sonra ona sempati besleyen bazıları tarafından cesedi oradan alı­ narak kefenlenip defnedildi. Fakat Baz'ın öldürülmesi, çiçeği burnundaki Mervani beyli­ ğini n sonu olmadı. Baz'ı n yeğeni yani kız kardeşinin oğlu Ebu Ali b. Mervan , bir miktar askerle birlikte Baz'ı n karısının bulun­ duğu Hısn-ı Keyfa'ya geld i . Baz'ın öldüröldüğünü bildirdi. Bir süre sonra da Baz'ın karısıyla evlendi. Böylece Mervani beyl iği­ nin başına geçti ve civardaki kaleleri tek tek ele geçi rerek dayısı­ nın sağlığındayken sahip olduğu toprakları n haki mi oldu. Daha sonra Ebu Tahir ve Ebü Abdullah'la yaptığı savaşları kazandı ve Diyar- ı Bekir'i ele geçird i . Böylece Mervanl Beyliği kurulmuş oldu ve ismini de Ebu Ali'ni n babasının adından ald ı . Bundan sonraki günlerde Meyafarıkeyn v e Amed halkıyla Kürd­ ler arasındaki bazı çatışmalar oldu ve sonunda Ebü Al i , Amed halkı tarafından bir hileyle öldürüldü . . Olayların bundan sonraki kısmı bizi ilgilendirmiyor. Fakat Sel­ çukluların Büveyhlleri sürekli ezmesi Mervanllerin toprak geniş­ letmesi için gerekli imkanı hazırlamışsa da , bu defa da Merv:iniler Oğuz akıncıların saldırılarına maruz kaldılar. 8

ibnü'l Es1r, El-Kamil, 711 77.


MALAZG İRT SAVAŞI VE KÜRDLER

36 1

Hicri 3 8 2 yılında Bizans imparatoru Ermenistan'a girerek Ah­ lat, Malazgirt ve Erciş'i ele geçird i . Mervani beyi Ebü Ali el-Hasen b. Mervan barış istedi . Yirmi yıllık bir barış anlaşması yaptı ve Bizans ordusu geri döndü .9 Mervani beyi Ebü Ali'nin barış istemesini haklı kılacak sebep­ ler vardır. Bir kere X. Yüzyıl ortalanna doğru Mısır'dan yayılan veba salgını ve akabinde başlayan kıtlık o kadar çok i nsanı alıp gö türmüştü ki, insanlar açlıktan köpek ve kedil eri bitirdikten sonra birbirlerini yemişl er, birçoğu hastalıktan kırılm ış ve böl­ gede nüfus son derece azalmıştı . Hatta Mesudı: , bir kadının neh­ rin bir tarafında elinde bir kelleyle ağladığını görenlerin, neden ağladığını sorduğunda " Kız kardeşimi rahat rahat ölmeye bile bı­ rakmadılar; parça parça edip etini paylaştılar ve bana da yalnızca bu kelleyi verdiler" dediğini nakletmektedir. 1 0 Mesudl'nin sö­ zünü ettiği veba salgını ve kıtlıktan başka , İbnü'l Esir de H. 462 ( 1 069/1070) yıl ında yine Mısır'da başlayı p yayı lan bir kı tlıktan söz ederek insanların açlıktan birbirlerini yediklerin i , Mısır'dan kaçtıklarını, önemli bir kısmının Bağda t'a gel diğini ; ayrıca gelen taeirierin yanında halifenin sarayından yağmalanmış giysiler ve eşyalar bulunduğunu belirtir. 1 1 Akl-ı evvel izady'n in dediği gibi Sul tan Al parslan Anadolu'ya girdiğinde bölge neredeyse ıssız bir haldeydi . Çünkü Abbas! Ha­ lifeliği Büveyhller yüzünden göstermelik bir hale gelmiş; bölge­ deki küçük beylikleri bir sancak altında toplayıp itaat al tına alacak o tori ter bir güç olmadığı için Büveyhiler, Hamdanller ve Kürdler arası nda ardı arkası gelmeyen çatışmalar sebebiyle bölge nüfusu adam akıllı seyrekleşmişti . Hatta bölgede nüfusun çok seyrek­ leştiğinin en güzel delillerinden birisi , Urfal ı Mateos'un U rfa'nın Hamdanllerin elinden çıkıp Bizans'a teslim edilmesinden sonra , 9

ibnü'l Ezrak, Ebü Ali'nin Bizanslılarla çarpışıp onları yendiğini ve banşa zorla­ clığını rivayet ederse ele , bu doğru cleğilclir. Aksine kendi elindeki topraklarında kaybını göze alamadığı için, barış teklifinde bulunan Ebü Ali'tlir.

lO

Mesudl, Mıııı.1c, VII I , 59.

ll

İbnıYI Esir, El-Kamil, 8/236.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

362

400 adamıyla Urfa kalesine kapanan Maniag'a karşı aynı anda ordu sevk eden Müslüman ülkelerini ve emir (prens)lerini tek tek sayması dahi , nüfus azl ığı sebebiyle gönderilen orduların kü­ çük gruplardan oluştuğunu düşünme imkanı vermektedir: "Bü­ tün Müslüman kabileleri harekete geçip Maniag'a karşı yürüdü­ ler. . . Bütün büyük emirler, her biri kendi eyaletinden, Mısır'dan ve Babil memleketinden hareke t edip Urfa şehrine d oğru ilerle­ cliler Haran'dan Şabl da geldi . . Aynı zamanda Halep'ten emir Sa­ leh, Dım ışk'tan Mahmu d , Hems'den Mahmed, Mısır'dan Azi z , Menbiç'den Ali ; Bağdad'clan Abola (Abdullah) , Musul'dan Ku­ reş , Miafargin'den Nısırclo l , Ami t'ten Ali, Cezair ( Cezire) den Bo­ şara , H ılat (Ahlat) 'tan Ahm ed , Pağeş (Bitl is) ten Zora, Her'den Hüseyin , Salması'tan G udanr, Arzun'dan Ahi , D ispon'dan Ah­ var, Bosara'dan Ahl u , Gergesera'clan Vrean , N üseybin'den Şahvar ve diğer kırk emir U rfa kalesinin önünde toplandılar. " t ı Metin hayli abartılı görünmekle birlikte , 400 kişiyle korunan bir kale­ nin fethi için pek çok şehirden ordu sevk edilmiş olduğunu gös­ termektcelir ki , bu kayıtlan bölgenin gerçekten ıssızlaştığı sonu­ cuna varılabilir. .

Dolayısıyla nüfusun çok az olduğu bir dönemde Ebü Ali'nin Bizans o rdusunun karşısına çıkmayı göze alabilecek bir o rdusu olamazd ı . Kaldı ki , zaten Meyafarıkeyn halkının tamamı Kürcl de­ ğildi ve daha önce buraların Arapların elinde olduğu düşünülürse , Ebü Ali halkına güvenebilecek durumda değildi. N i tekim ibnü'l Ezrak da buna işaret etmekte ve Ebu Ali'nin 995 yılında yaşlı ve­ zirine Meyafarıkeyn halkından şikayette bulunarak "Ben bunlarla başa çıkamaın ; bunlar eınriıni diniemiyorlar ve yönetiınim altında değillermiş gibi davranıyorlar" dediğini nakletınekteclir. l 3 Örne­ ğin şehirdeki ınani faturacılar çarşısına kimse a tıyla giremezdi. Bir d e fasında Ebu Ali'nin amca oğullarından birisi a tıyla buraya girmiş , atından inip bazı dükkanlardan alış veriş etmiş, fakat bu sırada atı çarşının o rtasına pisleıniş; ö fkeli halk o kişiyi atından l2

Uıfalı Mateos Vakayinamesi ,

13

Ebnü'l Ezrak, Mervani Kürtleri Tarihi,

s.

5 5-56. s.

82.


MALAZGİRT SAVAŞ! VE KÜRDLER

363

indirerek a tının pisliğini e teğinin içine koyup dışarı atmak zo­ runda bırakmıştı . Yine ibnü'l Ezrak'ın kaydına göre Meyafarıkeyn halkı herhangi bir askerin ve Kürd'ün kendilerine dokunmaları halinde, Mervanı beyine danışmadan o kişiyi çarşının ortasında adam akıllı döverlerd i . 1 4 Aynı yazar Meyafarıkeyn halkının Arap asıllı HamdanHere meyli olduğunu da belirtmektedir. Aynı şekilde Amed halkı da Mervanlleri sevmiyordu. N i tekim Ebu Ali'yi şehir içinde bir hileyle öldürüp , dışarıda bekleyen Kürd askerlerine başını ve cesedini atanlar da Amed halkı olmuşturY Dolayısıyla Bizans ordusunun bölgeye saldırdığında , Hamdanller, Büveyhller, Mirdasıler, D eylemliler ve Türklerden yardım alma imkanı olmayan Ebu Ali'nin kendi halkı tarafından da tam des­ teklenmediği bir sırada , güçlü bir ordu toplayarak düşmana sal­ dırması söz konusu bile olamazdı. N itekim Oğuz akıncıları topu topu birkaç bin kişilik bir kuv­ vetle 1 040 yılında Diyar- ı Bekir'e saldırd ı klarında Mervanller kalelerine kapanmaktan başka bir şey yapamamışlardır. Örne­ ğin 1 067 yılında Tuğrul Bey Diyar-ı Bekir üzerine 5000 bin ki­ şilik bir kuvvet sevk ettiğinde , Meyafarıkeyn halkı çıkıp onlarla çarpışmak yerine hemen kaleye çekilip kapıları kapatmayı ter­ cih etmiştir. 1 6 Konumuz olmadığı için Oğuz akıncılarıyla Kürd­ ler ve Araplar arasında b ölgede vuku bulan ça tışmaların dera­ yına girmeyeceğiz . Şimdi sormak gerekir: Topu topu 5000 kişilik bir kuvvetle başa çıkamayan bir beyliğin, arkası da tehdit altında iken, şehirlerini savunmasız bırakma pahasına 1 0-20 bin kişilik bir kuvveti top­ layıp Alparslan'a yardım göndermesi nasıl mümkün olabilir? Belgesiz tarihçilik masaldır, ama tarihçilik yalnızca belge sun­ mak da değildir. Belgeleri sıkı bir tenki t süzgecinden geçirip, satır aralarını da iyi okumak gerekir. Bu yüzdendir ki, ünlü Rus tarihI4

Aynı yerde.

15 16

ibnü'l Esir, El-Kamil, V 1 7 9 ; ibnü'l Ezrak, age. , ibnü'l Ezrak, age.,

s.

s. 9 1 . 1 70- 1 7 1 ; ibnü'l Esir, El-Kamil, 7/4 1 8-19.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

364

çisi Bartold, eski elyazması kaynaklara çok dikkatli yaklaşıl ması gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Şimdi geleli m , Sultan Alparslan'ı n ordusunun saflarında Kürd­ lerin Bizans'a karşı 10 bin kişilik bir kuvvetle savaştığı iddiası­ nın tenkidine. Hemen belirtmek gerekir ki , Malazgirt Savaşı'nın en yakın ta­ nıklarından birisi U rfalı Mateos ve Bizanslı Psellos'tan sonra Kürd asıllı ibnü'l Ezrak'tır, fakat o da 1 1 1 7 yılında dünyaya gelmiştir. Çocukluk, gençlik ve olgunluk dönemini çıkarırsak muhtemelen eserini 1 1 50 yıllarında yazmıştır. Yani savaştan en az 80 yıl sonra. Fakat kendisinden sonra yazılan pek çok tarih kitabına kaynaklık etmesine rağmen , savaşın hangi ayda olduğunu , Bizans imparato­ runun esir edildiğinden dahi haberi ol mayan 1 7 ibnü'l Ezrak , Ma­ lazgirt savaşından yalnızca bir iki paragrafla bahseder ve Kürd­ lerden veya yardıma gelen Kürd kuvvetlerinden hiç söz e tmez. Bizans kroniklerinde de Alparslan'ın safında çarpışan Kürdlerin varlığından bahseden herhangi bir kayı t mevcu t değildir. Örne­ ği n 976- 1 0 7 7 yılların ı arasındaki Bizans tarihini yazan Mikhail Psellos'un Kronograflyası'nda Kuman (Kıpçak) ve Peçeneklerden dahi söz edilmesine rağmen Kürd kelimesi de, Mervani Beyliği adı da kesinlikle geçmez . 18 O dönemi anlatan e n güvenilir kaynaklardan birisi ibnü'l Esir'in el-Kamilu fi 't-Tarih adlı hacim li eseridir. ibnü'l Esir de ese­ rinde Malazgirt savaşından tıpkı ibnü'l Ezrak gibi birkaç parag­ rafla bahseder, ama Kürdlerin Sultan Alparslan'a yardıma geldik­ lerinden söz etmez. Türkçe kaynaklara hiç müracaat etmeden , - çünkü siyası Kürd­ çülere göre Türklerin yazdıkları red ve inkar politikasını temel almaktadır, - ibnü'l Esir, Malazgirt savaşından bahseden yaklaşık bir sayfalık kısmı, gereksiz yerleri atlayarak, aynen verelim : 17 18

Sümer-Sevim, İslam Kaynaklanna Göre Malazgirt Savaşı, s . X . Bkz. Mikhail Psellos'un Khronographia'sı, Prof. Dr. Işın Demirkent çev: , TTK,

1 992, Ankara.


MALAZGİRT SAVAŞ! VE KÜRDLER

365

" Bizans kralı Ermanos ( Romanos) 463 yılında Rum , Frank, Rus , Peçenek, Gürcü vs. den oluşan iki yüz bin kişilik bir or­ duyla hareket ederek İslam topraklarına doğru ilerledi ve Ahlat'ın kasabalarından Malazgirt'te kam p kurd u . S u l tan Alparslan ha­ beri aldığında Azerbaycan'ın Hoy şehrindeydi. Bizans kralının büyük bir orduyla geldiğini öğrendiğinde mesafenin uzun, düş­ manınsa yakında olması sebebiyle asker toplamaya vakit yoktu . Bu yüzden ağırlıkları ve hanımını vezir N izamülmülk'le birlikte Hemedan'a gönderdi. 19 "Sultan Alparslan yanında bulunan 1 5 bin kişilik bir süvari ordusuyla hareket etti. Askerlerine "Ben, sabır ve metanetle çar­ pışacağım. Sağ kalırsam , bu bana Allah'ın bir lutfudur. Eğer şe­ hit olursa m , oğlum Melikşah veliahtımdır" d � di ve ordu hare­ kete geçti. "Düşmana yaklaşınca bir öncü birlik hazırladı . Bunlar, Ahlat yakınlarında düşmanın çıkardığı Ruslardan oluşan on bin kişi­ lik bir öncü birlikle karşılaştı. Çıkan savaş Rus öncü birlikleri­ nin hezimetiyle sonuçlandı; komutanları esir edilerek Sul tan'ın huzuruna getirildi . . . "Düşman ordusu yaklaşınca, Sultan Alparslan bir elçi göndere­ rek saldırmazlık anlaşması teklifinde bulundu . Fakat Bizans kralı 'Barış ancak Rey'de olur' dedi . Sultan'ın bu cevaba canı sıkıldı. İmaını ve fakihi olan Buharalı Ebü N asr Muhammed b. Abdulme­ lik, Sultan'a şöyle dedi: 'Sen din için savaşıyorsun. Allah bu dinin galip geleceğini ve diğer dinlerin üzerinde olacağını vaat etmiştir. Umarım Allah bu zaferi senin adına yazmıştır. Onları [ askerleri ] Cuma günü, Güneş gün ortasından aştıktan sonra, hatiplerin min­ berde oldukları saatte karşıla. Çünkü onlar [ imamlar 1 mücahitle­ ri n zaferi için dua edeceklerdir ki, duaları kabul olunur. ' "Sonra söylediği saat gelince onlara namaz kıldırdı. Sultan ağ­ ladı , askerleri de gözyaşı döktü . O [ Sultan ] dua etti; askerler de 19

Aynı bilgiler için bkz: ibni Kesir, d-Bidayc ve'ıı-Nihaye, 1 2/654; ibnü'l i mad el­ Hanbel i , Şüzüratu 'z-Zcheb, 3/3 3 1 .


366

KÜRDOLOJİ YALANLARI

onunla birlikte dua ettiler. Sultan , isteyenlerin çekip gidebilece­ ğini söyledi. Sonra beyaz bir elbise giydi ve '"Şehit olursam kefe­ nim budur" dedi . . . Sonra atma bindi ve hamle etti . Askerler de arkasından hamle ettiler. Müslümanların onların [ düşmanın] or­ tasına daldı. İki taraf arasına bir toz bulutu gerildi . Müslümanlar da keyiflerince düşman öldürdüler. Allah o nlara zafer nasip e tti . Rumlar yeniidi ve sayılamayacak kadar çok kayıp verdiler . . . "2 0 Burada Türk ve yabancı tarihçilerinin bu savaşla ilgili olarak anlattıklarına, Romanos Diogenos'un esir düştükten sonra , Sul­ tan Alparslan'la arasında geçen konuşmalara ; savaş sırasında Pe­ çenek ve Oğuzların Selçuklu saflarına geçtikleri2 1 konusuna hiç girmeyeceğiz ve aksine lO 000 Kürd savaşçısının Selçuklu ordusu saflarında Bizans'a karşı savaşa katıldığını zikreden iki tarihi ka­ yıt üzeri nde duracağız. Bu yazarlardan birisi Sıbt ibn ei-Cevzi'dir. Soyadı ndan anlaşıl­ dığı kadarıyla Türk asıllıdır. 1 1 85 yılında Musul'da (kimilerine göre Bağdat'ta) doğmuştur. Ölüm tarihi l 256'dır. Künyesi Ebu'l Muzaffer'dir. Kendisi Hanbeli alimi ibnü'l Cevzi'nin torunudur ve adı haline gelen Sıbt ( torun) kelimesinden de ibnü'l Cevzl ile ka­ rabeti tespit edilmektedir yani ibnü'l Cevzl onun dedesiydi. Daha sonraları ailesiyle birlikte Şam'a göç etmişti r. "Mir'atu'z-Zaman" (Tarihin Aynası) adlı eseriyle meşhur olmuştur. Kendi ifadesine göre bu eserini kırk cilt olarak yazmıştır. Zehebi, Mizaııu'l İtidal adlı eserinde onun adını Yusuf b. Kızağlı Ebu'! Muzaffer Sıbt ibn el­ Cevzf et-Türhi olarak verir ve daha sonraları rafızl olduğu n u , Şeyh Muhyiddin es-Süsi'nin onun ölüm haberini aldığında "Rafızlnin tekiyd i , Allah rahmet eylemesin ! " dediğini rivayet eder. Kürdlerin Türklerin yanında Bizans ordusuyla birlikte l O 000 kişilik bir kuvvetle savaşa katıldıklarını ileri süren bir diğer yazar ise, Memluklular döneminde yaşamış olan Devadar!'dir.

Ebu Beln b. Abdullah b. Aybeh ed-Devadari'nin 1 335 yılı nda doğ­ duğu tah min edilmektedir. Kenzü'd-Dürer ve Cami ' ei-Gurer adlı 20 21

ibrıü'l Esir, El-Kam i l , 8/240- 1 4 1 . Uıfa l ı Matcos Va lwy i namcs i , s.

1 43.


MALAZGİRT SAVAŞI VE KÜRDLER

367

eseri 8 cilt halinde 1 98 1 yılında Kahire'de tahkikli olarak basıl­ mıştır. Eseri tahkik eden Salahaddin el-Müneccid, Devadari'nin eseri hakkında şöyle der: " Eseri kültür yönünden zayı f; Arapçası bozuk ve sokak dilidir. Eserinde kullandığı başarılı fasih cümle­ ler ya ezberlediği şeylerdir, ya da başka kitaplardan olduğu gibi aktardığı cümlelerdir. Kitabı baştan sona gramer hatalarıyla do­ l udur. Devadarl'yi çağdaşı olan tarihçilerden Berzali, ibni Kesir, Zeheb! , Safedi , ibnü'l Cezeri , ibni Şakir el-Kütübi vs. ile kıyasla­ dığımızda onların çok dünunda olduğunu gö rürüz. Başka eser­

lerden yaptığı alıntı lan orijinalleriyle karşı laştığımızda, çoğunun aslıncı uygun olmadığı nı gördük . " 22 Devadari'nin Türk asıll ı olması sebebiyle Arapçayı bir Arap gibi mukemınelen kullanması zaten beklenemezd i , fakat onun Türk tarihi ve Mısır'daki Türk hakimiyetiyle ilgili verdiği bilgi­ ler yine de önemlidir. Onun da çağdaşlarının çoğu , daha önceki­ ler ve sonrakiler gibi, alışılmış kusurlarından birisi , hiç şüphesiz tarih tenkit metodunu bilmemesi ve elindeki eserlerde bulduğu bilgileri tenkit süzgecinden geçirmeden ve başka kaynaklarla kı­ yaslamadan aynen aktarmış olmasıdır. Yazar, "Sultan Alparslan'ın

ordusunun safında Kürel lerden ve eliğer hal ldarelan tahriben on bin lı işi toplanmıştı"23 cümlesini hangi kaynaktan aldığını belirtme­ ınektedir ve cümle , aynı şekliyle Sıbt ibn el-Cevzl'nin eserinde de yer almaktadır. 24 Sonuncusunun Devadari'den daha önce ol­ duğu düşünülürse , muhtemelen bu bilgiyi ondan aldığı sonucuna varılabil ir. Çünkü Devadari'den önceki yazarlarda bu cümle yal­ nızca Sıbt ibn el- Cevzl'de bulunmaktad ır. Yi ne de dikkat edil irse Devadari " on bin Kürd" dememekte, "Kürdlerden ve diğer halk­ lardan takriben on bin kişi" diye belirterek, to plananların tama­ m ı n ı n Kı::ırd olmadığının altını çizmektedir. Diğer kaynaklarda rastlanmayan ve yalnızca Sıbt ibn el-Cevzl ile D evadari'de bulu­ nan bu bilgiyi doğru kabul etsek bile , i fadeden Kürellerin on bin 22 23

Bkz. Kcnzii'd-Dürer, 6/38. Devacia ri, Kcıızü'd-Diirer, 6/393. (..iırı ·� H.....;_; .:,'ıl...1 1 ..,..ı ı .:,L..b.L..uJ I � ��

..,.. w ı ;ı...... .:,..o �ı9 .ı,rSırı .:,..o ) 24

El-Kalanisl, Zeylii Tali lı- i Dımaşh,

s.

102.

.u

.:,L.S9


368

KÜRDOLOJİ YAlANLARI

kişi arasında muhtemelen birkaç bin kişiyle sınırlı olduğu da dü­ şünülebilir. Böyle bir hüküm için haklı se�bimiz vardır. Çünkü yukarıda belirttiğimiz gibi Oğuz akınolan booo kişilik bir kuv­ vetle geldiklerinde , karşı koymak yerine kaleye kapanınayı tercih etmeleri, Kürellerin savaşçı sayısının çok az olduğunu göstermek­ tedir. Kaldı ki, bu on bin kişinin çarpışmaya katılıp katılmadık­ lan da belirtilmemektedir. Belki ele savaş sonrasında ganimet top­ lamak için o rada bulunan bir güruhtu . Ayrıca şunu da göz önünde bulundurmak gerekir: H e r iki ya­ zar da " 1 0 bin süvari" demedikleri gib i , "on bin kişi" i fadesini kullanmakta , Sıbt ibn el-Cevzl "Ama Sul tan Al lah Teaiii'dan sonra yalnı zca bcrabcrindchi dörl bin (gulama) giivcniyordu" 2 5 demek su­ retiyl e de, bu toplanan on bin kişinin - muhtemelen büyük ço­ ğunluğunun - savaşçı olmadığına telmihte bulunmaktadı r. Bun­ dan başka yukarıda i bnü'l Esir'den aynen aktararak verdiği miz kısımda, savaş sırasında Sultan'ın o rdusunun 15 bin kişi olduğu beli rtilmekte ve Kürellerden ve başka halklardan toplanı p gelen 10 bin kişiden söz edilmemektedir. Gerçekte Sultan Alparslan Bi zans ordusuyla savaşa girdiğinde yanında 40 bin kişilik bir kuvvet vardı . Selçukluların savaştan bir yıl önce Ani'yi, Kars'ı al dıkları , Malazgirt müstahkem mev­ kii n i zapt ettikleri , Erciş' i , Diyar-ı Bekir bölgesinden geçi p Sive­ rek, Tulhum vs. kalelerini ele geçi rdikleri ve buralara ga r n i z o n l a r bıraktıkları tarihen sabit olaylardır. 26 Alparslan'ın Bizans ordu­ sunun harekete geçtiğini Şam yolundayken haber aldı ğını düşü­ nürsek , ibnü'l Esir'i n 15 bin kişilik bir kuvvetle savaşa katıldığı şekl incieki kayd ı n ı n da doğru olmadığı; çevre illerden ve kaleler­ den kısa zamanda 40 bin kişi gibi bir kuvvet toplayabileceği ken­ diliğinden anlaşılır. Öbür türlü , henüz bölgeyi tam olarak hakimi­ yet altına alamamışke n , dört bin kişilik bir kuvvetle "sayıca çok üstü n , fakat karışık asıllı ve disiplinsiz ücretli" 27 200 bin kişilik 25

Aynı yerde. (4-.1.4 ı,_;ı.s �.i..l l ,.Jl{f .U...ılll � .,...ı ı....; ..iı ı ..ı....L! .,�, L.ı.;ı9)

26

Mehmet Altan Köymen, l3iiyılll Selçuhlu İmparatorl uğu Tari h i , 1 1 1124-2 5 .

27

Georg Ostrogorsky, B izans Devlet i 1i:ırilı i , s. 3 1 9.


MALAZG i RT SAVAŞI VE KÜRDLER

369

bir orduya karşı savaşa girmesi için bir insanın ya çaldırmış, ya da canından bezmiş olması gerekir. Kanaatİmiz odur ki , D evadarı'nin kullandığı Mir'atu'z-Zaman'ı istinsah eden (kopyalayarak çoğaltan) kişi muhtemelen kendi­ liğinde n ve gayret-i milliye t ile böyle bir cümle girdirmiştir ve Devadarı de cümleyi aynen almıştır. Devadarı'nin çağdaşı olan ta­ rihçilerin eserinde aynı cümlenin yer almaması ise , onların kul­ landıkları nüshalan istinsah eden kişilerin daha dikkatli ol ma­ larından kaynaklanmış olabilir. Ama bu söylediğimiz husus bir temenni değil , yalnızca bir tahminclir. Çünkü bu konuya değinen ve Kürd olduiz iarı iddia edi len iari hçilerin eserl erinde "on bin Kürd

savaşçının yardı ma geldiği "ııi gösteren b i r cümle olmaması, bi lahare haynahlara menşei bili nmeyen b i r söy len tinin gi rdi ri ldiği şüphesi uyandırmaktadı r. Dahası , eski eserleri yazarak çağaltan kişilerin bazen keyif1erine göre cümleler ilave ettikleri, bazen bir cüm leyi veya bir yahu t birkaç sayfayı atlacl ıklan da sık görülen olaylar­ dandır. Örneğin Ebü Reyhan el-Birüni'nin el-Asaru'l Bakıye adlı eser i , m evc ut altı n üsha birbiriyle karşılaştırılarak yayınl anmıştır. Dolayı sıyla Sıbt ibn el- Cevzl'nin eserinin de değişik kü tüphane­ lerde b ulunan farklı elyazmaları karşı laştırıldıktan sonra bir hü­ küm vermek en doğrusu olacaktır. Ola ya resm i n tamamına bakarak bir hüküm vermek sanırım daha doğru olur: Bir kere Malazgirt savaşından önce M e rvan1 Beyliği Bizans im paratoruyla yirmi yıllı k bir barış anlaşması yapmıştır. Malaz­ girt savaşı nın olduğu sırada da yapılan anlaşma yürürlülükteydi. Mervanil erin çevresi Arapl ar, Büveyh!l er ve Selçuklular tarafın­ dan sarılmış vaziyetteydi ve Selçuklular diğer ikisini saf dışı bıra­ karak Mervanileri kendilerine bağlamışlardı . Ancak, Mervanilerin her üç halkı da kendilerine düşman gördükleri muhakkaktı r ve böyl e b i r durumda onlara en iyi dost ve müttefik ancak Bizans­ l ılar olabilirdi . D iğ er yandan Bizans impara toru 200 bin kişilik bir orduyla geldiği sırada, Selçuklu ordusu değişik rivayetlere göre 4-5 bin


3 70

KÜRDOLOji YAlANlARI

veya 1 5 bin kişidert oluşmuş olsaydı, neden Mervani beyi , kendi topraklarında gözü olmayan , üstelik barış anlaşması imzalamış olduğu Bizans'a karşı kendisini hakimiyet altına alan ve bağım­ sızlığını engelleyen, üstelik 200 bin kişilik ordu karşısında 5- 1 5 bin kişilik bir orduyla şansı olmayan bir güce yard ım etsin? Bir üçüncü yönden, Oğuzların topu topu 5000 kişilik bir güçle saldırdıklarında, kaleye bekinmeyi tercih eden bir beylik, nasıl olur da Alparslan'ı n ordusunun sanarına 10 bin kişilik bir kuvvet gönderebilir ki? Bırakın on bin kişiyi , eğer Oğuzların Diyarbakır'a saldırınaları sırasında Mervanı Beyliği'nin elinde birkaç bin kişi­ lik bir kuvvet olmuş olsaydı , kaleye bekinse bil e , zaman zaman huruc hareke tleri yapar, düşmanı yıpratır ve büyük çapta para ve mal verme tekli fi nde bul unmazdı. Dolayısıyla , res me b i r bütün olarak baktığımızda , M e rva ni Beyliği'nin Alparslan'ın ordu sanarına 1 0 bin kişilik bir güç gön­ dermiş olması mümkün gözükmüyor. Metinlerde sözü edilen 1 0 b i n kişilik b i r kalabalık, belki de hangi taraf gal ip gelirse gelsi n, savaş meydanından arta kalan ganimetieri toplamak için birik­ miş bir kalabalık olabili r. Bazı siyasi Kürclçülerin ve özellikle Malazgirt belediye baş­ kanı Mehmet N u ri Balcı'nın, yakın zamanlarda bir Kürd siyaset­ çinin , yüzlerce yıl sonra Sultan Alparslan'a "Yi rmi bin Kürcl sü­ varisi olmasaydı ben bu savaşı kaza namazdım" dedi rt ın eleri ise , bir iyi niyetten ziyade inacim ve cahilliğin gülünç bir örneği ola­ rak kabul edilmelid ir. Bu sözü söyleyen kişi veya kişi lere "Bu bil­ ginin kaynağını gösterir misi n i z ? " diye sorulduğunda, verebile­ cekleri bir cevap yoktur.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

3 72 '

Perslerin bu büyük kahramanla ilgili bir iddiaları olmadığı içi n , onları bir kenk ra ayırıyoruz. Ama Salahaddin'i sahiplenen ve kendisinden göstermek için çeşitli deliller, tarihi kayıtlar o r­ taya koyan üç değişik görüş bulunduğu da inkar edilemeyecek bir hakikat . B u n a göre ; a)

Salahaddin Eyyubi, Kürd'tür ;

b)

Salahattİn Eyyubı, Türk'tür;

c)

Salahaddin Eyyubı:, Arap'tır.

Salahaddin Eyyubl'nin Haçlılara karşı verdiği mücadeleyi haklı olarak övüp göklere çıkaranlar, ne yazık ki ondan önce Selçuk­ luların Haçlıların kolunu kanadını kırdıklarını, 1 20 bin kişiyle Avrupa'dan yola çıkan Haçlıların Anadolu'yu geçerken 1 00 bin kişinin bu topraklarda Selçukl u kılıçlarıyla can verip , Kudüs'e yalnızca 20 bin kişiyle ulaştıklarını nedense görmezden gelmek­ tedirler. G erçi Haçlı saldırıları Selçukluların kesip biçmesiyle dur­ mamış ve her seferinde yeni güçlerle tekrar tekrar saldırmışlar ve bunları nihai olarak durdurmak, uzun mücadelelerden sonra , Salahaddin Eyyubl'ye nasip olmuştur. Peki , kimdir bu Salahaddin Eyyubl? Anası , atası kimdir? Et­ nik mensubiyeti nedir? Yahut e tnik mensubiyeti neden üç halkı aynı şekilde ilgilendirmektedir? Onun Kürd olduğu ispat edildi­ ğinde Kürdlerin başı göğe mi erişecek? Yahut Türk olduğunda Türklerin , Arap olduğu n u n ispatı halinde Arapların başı arş-ı alaya mı uzanacak? Halbuki Salahaddin Eyyubi, Haçlılara karşı göğsünü siper eder­ ken , Türk yah u t Kürd veya Arap olduğu için savaşmamış, yal­ nızca bu topraklarda yaşayan bir kişi olarak yurdunu ve dinini kafirlere karşı savunmuştur. Peki , aşağıda tartışmasına gireceğimiz hususların ardında n , Salahaddin'in Kürd asıllı o l m u ş olması beni rahatsız e d e r mi? Ke­ sinlikle etmez ! Çünkü vatanını , İslam yurdunu ve islam dinini savunmuştur. Türk asıllı olması bana ne kazandırır? Onun Türk


SALAHADDİN EYYUBİ VE N ESEBİ ÜZERİNE

373

asıllı olmasının verdiği gurur dışında hiçbir şey ! Elbette aynı şey Araplar için de geçerlidir. Ama nedense halklar, tarihe mal ol­ muş önemli kahramanları kendilerinden sayarak, onunla övün­ mekten garip bir haz duyar, kendilerine bir üstünlük payesi çı­ karmaya çalışırlar. Fakat bir kahramanı aynı anda üç halk birden salıipieniyor ve h erkes kendine göre bir takım deliller ileri sürüyorsa , o za­ man orada biraz durmak ve hakikati ortaya çıkarmak gerekiyor diye düşünüyoruz. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki , Salahaddin'in etnik men­ subiyeti hakk ı ndaki bu üç değişik görüş , kendiliğinden veya sırf gayret-i milliyeuen değil , mevcut tarih ve biyografi kitaplarında ve­ rilen bilgilerin birbiriyle örtüşmemesinden kaynaklanmaktadır. a) Salahaddin Eyyubi Kürd'tür Görüşü

İbnü'l Esır başta olmak üzere , mevcut kaynakların çoğu Sala­ haddin Eyyubl'nin dedesi Şazi'nin Tiflis yakınlarındaki Duvin'de 1 yaşad ı ğ ı n ı , b ü y ü k Kü rd aşireli Hazbanil e r i n b i r k o l u olan

Ravvadilere mensup olduğunu belirtmektedir. 2 Tuhaf tarafı , Sa­ lahaddin Eyyubl'nin çağdaşı olan ve m eclislerinde bulunan İbni Şeddad'ın yazdığı biyografi kitabında onun kökeni konusunda yal­ nızca şu kısa bilgin i n yer almış olmasıdır: "Onun (Salahaddin'in) doğum yeri Tikrit kalesid ir. Babası Eyyub b . Şazi Tikril valisiydi; o ise Devin'de doğmuş , sonra Musıl'a gelmiş , o v e kardeşi Ese­ düddin Şirkuh , Atabek Zengi'nin yanında hizmette bulunmuş, sonra Tikri t'e gi tmişlerdir. " 3 Herhalde İbni Şedda d , aileyi peşi­ nen Kürd kabul ettiği ve bunun herkesçe malum olduğu düşün­ cesiyl e , b u konuya girmeye , ailenin kökeniyle ilgili değişik gö­ rüşlere yer vermeye gerek bile görmemiş. ibni Şeddad, yalnızca Salahaddin'in babası Eyyub'un nasıl öldüğünden bahsetmekle yel

Tiflis yakınlarındaki bu eski şehrin yazılışı konusunda üç değişik imla mevcut­

2 3

ibni Hallikan Vefeyiit, 7/1 39. ibni Şeddad En-Ncvadirns-sultaniyyc ,

tur: Duvin, Devin ve Debi!. ,

,

5.

32.


3 74

KÜRDOLOJİ YALANLARI

tinmektedir. Ebu Şame'nin İbni Şeddad'tan naklen anlattığına göre Salahhaddin Eyyubi Karak seferinden Mısır'a dönerken yolda ba­ basının ölüm haberiyle sarsılır ve babasının vefa tı sırasında ba­ şında bulunamadığı için dizlerini döver. ibni Şeddad "Babasının ölüm sebebi attan düşmesiydi. Rahmetli dört nala a t sürmeyi pek severdi ve çevgan oyunu tutkunuyd u . Öyle ki onu görenler "bu adam ölürse, bir gün a ttan düşüp ölür" derlerdi" demektedir.4 Aynı eserin dipno tunda Sultan Salahaddin'in de bazen komu tan­ larıyla birlikte b u oyuna katıldığı, kimi zaman da onun huzu­ runda komutanların da iştirak e ttiği çevgan şenliği düzenlendiği belirtilmektedir. 5 Aynı şeyi , Endülüs'ten kalkarak Mekke'ye hacca giden ve tipik bir Salahaddin Eyyubı hayranı olan Endülüslü ibni Cübeyr de meşhur seyahatnamesinde belirtmektedir. İbni Şeddad'ın Salahaddin Eyyubl'nin savaş ve m ücadelele­ riyle ilgili anlattıkları bizim konumuz dışında olduğu için üze­ rinde durmayacağız . Ama onun Salahaddi n Eyyubl'nin kişiliği ve dünya hayatına bakışıyla ilgili konularda bazı şeylerin üze­ rini örtm eye çalıştığı da muhakkak. Örneğin Salahaclclin Eyyubı vefat ettiğinde şahsi cebinden yalnızca 4 7 N asır! gümüş elirhem ile bir adet Surl6 al tın elinar çıktığını , bundan başka herhangi bir tarla, bağ, bahçe , köy, mezra veya taşınmaz bir mülk bulun­ madığın ı belirtmektedir; ama Tuğteki n'in ölürken arkasında bı­ raktığı 200 bin Dirhem borcu ödeyen Salahaddin'in7 bu parayı 4 5

Ebü Şame, Ed-Düreı·, 1. cilt, 2.kısım, s. 534. Aynı yerde. Bazıları bunun çevgan değil, cirit oyunu olduğunu söylüyorlarsa da, metinde geçen ibare son derece açık: (ö_,.s..J I ..,....s..4 Wı ..,.,.S_,..ll ..>.;.....!. .,.-JLL; ..iı ı "-'>->; .;,LSı). İbni Şecldad'cla b u şekilele geçmektedir. Ebü Same'nin eserinin (I. cilt, 2. kısım, s.

534) alt notunda ise Subhu'l A:şa'dan (4/47; 5/458) alıntı yapılarak şöyle de­

nilmektedir: "Bu, atla oynanan oyunlardanclır. Bu oyun için bazen özel bir şen­ lik düzenlenir, Sultan da resmi mevkebiyle şenliği izlemeye gelir, kumandanlar oyuna iştirak eclerlerdi. Topa vurmak için bir değnek kullanılırdı. Bu , yağlan­ mış, uç kısmına topuz şeklinde bir şey çakılmış bir cleğnekti. " Çevganın Orta Asya kökenli bir oyun olduğu bilinmektedir ve hatta Babür'ün tonıniarın dahi Hindistan'da çevgan oynadıkları güvenilir kaynaklarda zikredilmektecl ir.

6 7

f'atımiler tarafından Sur şehrinele hastınldığı için "Suıi" denmiştir. ibni Hallikan, Vefeyat, 1/49 1 .


SALAHADDİN EYYUBİ VE NESEBİ ÜZERİNE

375

kendi cebinden mi, yoksa devlet hazinesinden mi ödediğini be­ lirtmez. Daha doğrusu bu ko nuya hiç girmez. Padişah veya hü­ kümdar biyografilerini yazan kronistlerin çoğunda olduğu gibi o da bazı şeyleri gizler. Eyyubı ailesinin tarihinden bahseden eski kaynaklann çok büyük bir kısmı , muhtemelen İbni Şeddad'ı kaynak olarak kul­ landıkları için, ailenin Revvadi Kürdlerinden olduğunu belirt­ mekte, çok azı konuyla ilgili farklı rivayetlere yer vermektedir. Dolayısıyla İbni Hallikan, İbnü'l Esir vs . gibi yazarların birbiri­ nin hemen hemen kopyası olan kayıtlarının derayına girıneyece­ ği z. Gerçi ibni Hallikan , ibnü'l Esir'e kıyasla bu ailenin kökeni konusuna , farklı görüşlere daha fazla yer vermiş, Melikü'l Muizz İsınail Tuğtekin'in kökenierinin Ümeyye oğullarına dayandığını iddia etmesi üzerine , amcası El-Melikü'l Adil'in ona mektup gön­ dererek , "gerçek nesebine dönmesi"ni yazdığını8 belirtmiş , fakat konuyu ciddi bir şekilde ele almak istemeıniştir. Hatta onun " N e söylediğini bilen biri bana dedi ki . . " şeklindeki9 rivaye t tarzı, kuş­ kuyla karşılanması gereken bir tarihçilik anlayışıdır. Kendi görüş­ lerimizi en sona bırakmak üzere , Eyyubı ailesinin e tnik mensu­ biyetiyle ilgili diğer iki görüşü de aynen aktaracağız . b) Salahaddin E yy ubı Arap'tır Gönüşü

Konuyu Salahaddin Eyyubl'nin dedesi Şazı veya daha sonra "z" harfinin "d"ye değişınesi sebebiyle Şadi'nin doğum yeri olan Devin (bazı kaynaklarda Duvi n ) den başlayarak anlatırsak, sanı­ rım ınesel eyi daha fazla nedeştirmiş oluruz . Duvin'in daha önceki adı, daha doğrusu ilk İslam coğrafya­ cılarının eserlerinde geçen adı D ebil'dir. 680 yılında Arapların eline geçineeye kadar Tiflis'e 40 fersah mesafede yer alan bu şe­ hir, önemli bir ticaret ve kültür merkeziydi . Ravvadllerin buraya Fars taraflarından Arap fetihleriyle birlikte mi göç edip geldikleri 8

Halbuki İbııi Şeddad, Salahhaddin'iıı böyle bir şeyi recldettiğini ve "bunun ke­ sinlikle gerçekle alakası yok" dediğini belirtmektedir.

9

ibni Hallikan, Vefeyiit, 711 3 9.


KÜRDOLOJİ YALANLARl

3 76

veya daha öncesinde bulunup bulunmadıkları konusunda hiçbir kayıt yok. Şehir, Moğol istilası sırasında, 1 23 0 yılında temelle­ rinden yıkılmış ve hari tadan silinmiştir. Birçok tarihçinin Eyyubı:lerin kökeniyle ilgili rivayetlerinde , ai­ lenin kurucusu Şazi'nin Duvin'cle doğduğu değil, yaşadığı belir­ tilirken, ibni Hallikan daha sonra "ne söylediğini bilen fakih bir kişi bana , Duvin kal esinin giriş tarafında Ecdanekan adında bir köy olduğunu, köyele yaşayanların tamamının Ravvacli Kürellerin­ elen oluştuğunu, Salahaddi n'in babası Eyyub'un burada dünyaya geldiğini söyledi" diyerek, değişik bir versiyon sunmaktad ır. Salahacldin ve ailesinin konuştuğu dil konusuna aşağıda de­ ğinilecektir, ama hazır yeri gelmişken istahri'nin önemli bir kay­ dını bu rada vermekte fayda görüyorum . Azerbaycan , Ermenis­ tan ve Er-Ran'da konuşulan dillere değinen İstahri , "Azerbaycan, Ermenistan ve Er-Ran'da Farsça ve Arapça konuşulur, fakat De­ bil (Devin) ve çevresinde Ermenice, Berdaa civarında Er-Ran dili kullanılır" 1 0 demektedi r. Bununla birlikte Mukaddes! , Debil kale­ sinin Kürell erin elinde olduğu nu ; aynı bölgedeki Salmas şehrinin civarında Kürellerin yaşadığını, Kuncluriye şehrinin ise Küreller tarafı ndan kurulduğunu belirtmektecl ir. 1 1 Huduel el-Alem'de ise Duvin'de ahalinin büyük çoğunluğunun Hıristiyanlardan oluştuğu kaydedilmektedir. 1 2 istahri'nin bölgede konuşulan eliller arasında Kürclçeye yer vermemesi önemli bir h usustur. Salahaddin'in Tikri t kalesinde dünyaya geldiği, fakat daha aynı gece, bir başka kayda gö re , kısa süre sonra , amcasının kaleele bi­ rini öldürmesi üzerine alelacele orayı terk eelerek Musul'a gelip Atabek İmadüdclin Zengi'ye sığınclıkları, Zengi'nin Dımaşk'ı ku­ şatmasına rağmen ele geçirememesi üzerine Bağlebek'e saldırıp zaptettiği ve Salahaddin'in babasını o raya vali tayin ettiği şeklin­ deki rivayetler arasında bazı farklar varsa da, konumuz i tibariyle bunlar bizi fazla ilgilendirmiyor. 10

İstahıi, Mesiilih, s. 192.

ll

Mukaddesi, Ahsenii't-tahasim, s. 3 16.

12

Hudad el-A lem,

s.

142.


SALAHADDİN EYYUBİ VE N ESEBİ ÜZERİNE

377

B u ailenin Kürd asıllı olduğu konusundaki iddianın temel kay­ naklannın bir iki tanesi bizzat Salahaddin Eyyubi zamanında (İbni Şeddad gibi ) , diğerlerinin neredeyse tamamı çok daha sonraları yazılmıştır ve genelde birbirine yapılan atıfl ardan ol uşmaktadır. Ancak , ailenin Arap kökenli olduğunu ileri süren kaynaklarla , Kürd kökenli olduğunu ileri süren kaynakların aynı dönemde ya­ zıldığını göz önünde bulundurmak gerekir. Eyyub! ailesinin Araplığı konusunda bilgi veren eserleri n ba­ şında şüphesiz kısa adıyla İbn i Vas ı l olarak tanıdığımız Cemaled­ din Muhammed b . Salim ibni Vasıl'ın "Müferricu'l Kurfıb fi ahbarı beni Eyyfıb" (...,. 9-:! ı � ;�ı � ..,.,,.,.s:.ıı cı-4-o) 13 adlı beş ciltlik kitabı gelmektedir. 1 994 yılında Kahire'de tahkikli olarak basılan ese­ rin birinci cildinin hemen başında Eyyubi ailesinin e tnik kökeni konusuna değinilmektedir. İbni Vasıl kendinden önceki tüm ri ­ vayetleri topladığı için , hiçbi r yorum yapmadan o satırların çe­ virisini aynen veriyoruz:

"Eyyub oğullarını n nesebi - Hükümdarların babası N ecmeddin Eyyub ve kardeşi Esed üddin Şirkuh'u n , 1 4 Mervan oğlu Şazl'nin oğulları old uğu konusunda ihtilaf yoktur. Sonra denildi ki, Mer­ van, Yakub oğlu Muhammed'in oğludur. Yine denildi ki , Mervan , bizzat Yakub'un oğludur. Onların kökeni konusunda ihtilafa dü­ şülmüş tür. Musullu tarihçi İzzeddin ihnü'l Esir, onların aslının Hezbani'lerin oymaklarından olan Ravvadi Kürdlerimlen oldu­ ğunu belirtmiştir. "Eyyub oğullanndan bir hükümdar Kürellerden olduklarını red­ detti ve şöyle dedi : "Biz , Arabız; Kürellerin yanına konduk ve on­ lardan kız aldık. " Bazılan da Ümeyye oğullarından (Emevllerden) inme olduklarını iddia ettiler. El-Melikü'l Muizz İsmail b . Seyfü'l islam Zahlrüddin Tuğtekin b. Eyyub, - ki babası Seyfü'l islam Zahirüddin'den sonra Yemen'in başına geçmiştir, - bu iddiada bu13

Eyyub oğullarıyla ilgili bilgilerdeki hulanıklıkları açıklığa kavuşturucu anlamın­ dadır.

14

isiınierin başlarında bulunan El-Melikü'l Efdal, el-Melikü'l Mansur vb. unvan­ lar metni gereksiz yere uzatmamak için alınmamıştır

.


378

KÜROOLOJİ YALANLARI

lunmuş ve "El-Muizz lidinillah " ı 5 adını alarak, kendisini Yemen'de halife olarak ilan etmiştir. ı6 Bu olay, amcası El-Melikü'l Adil Sey­ füddin Ebü Bekr b. Eyyub zamanındaydı. El-Melikü'l Adil bu (id­ diayı) reddederek " İsmail yalan söylemiş; biz , kesinlikle Ü meyye oğullarından değiliz" dedi . " CEmevilerden inme olduklarını) iddia edenler şu soy kökünü saydılar: "Eyyub � Şazi � Mervan � Hakem � Abd urrahman � Muhammed � Abdullah � Muhammed � Muhammed � Abdurrahman � Hakem � Hişam � Abdurrahman ed-Dahil � Muaviye � Hişam � Abdulmelik � Mervan � Hakem � Ebu'l As � Ümeyye � Abduşems � Abdumenaf. " Rasulullah (sav)ın ve Ümeyye oğullarının nesebi Abdumenaf'ta birleşmektedir. "Bir başka grup ise onların soyunu Mürre b. Avf oğullarına bağlamıştır. Hasan b. Garib [ b . Umran ] el-Haresi bunlardandır. O , onların soyunu Ali b . Ahmed el-Murri'ye bağlamış, bunu 6 1 9 yılında Şam valisi El-Melikü'l Adil'in oğlu el-Melikü'l Muazzam Şerefüddin İsa'ya okumuş, (Şere füddin) bunu dinlemiş , oğlu el­ Melikü'n-Nasır Salahaddin Davud'a da dinletmiştir. Bu soy kü­ tüğü şöyledir: " Eyyub � Şazi � Mervan � Ebü Ali � Useyre � Hasen � Ali [ Ahmed � Ali ] � Abdulaziz � Hüdbe � Hasın � Hars � Sinan � Aınr � Mürre � Avf. "Soy kütüğünün bundan sonraki kısmında soybilimciler ihtilafa düşmüşlerdir. Çoğunun görüşü şöyledir: Avf � Sa'd � Zubyan � Baglz � Reys � Gatafan � Sa'd � Kays � Aylan [ � İlyas ] �Mudar � N izar � Maad � Adnan. 15

"Allah'ın dinini yücelten" anlamında.

16

Benzeri bilgiler birçok tarih kitabında vardır. Örneğin, el-Hanbeli'nin Şifau 'l Kalab, s. 1 74'de " . . kendisinin Emevi olduğunu iddia etti, kendini halife ilan etti ve halifelik elbisesi giydi . Elbisenin yeninin uzunluğu yaklaşık yirmi zira' idi. Kendine El-Mehdi adını aldı. Amcası Adil mektup göndererek, yaptığı işi doğru bulmadığını, bunu yapmamasını istediğini bildirdi. Peygamberlik iddia­ sında bulunduğu da söylenir" denilmektedir. Keza bkz. ibni Hallikan, age . , ve el-Makrizi, Es-Siiluk, V42. (Aynı eserin notundan)


SALAHADDİN EYYUBİ VE N ESEBİ ÜZERİNE

379

"Bir diğer grubun şeceresi ise şöyle : Avf � Luay � Galib � Fihr � Malik � Nadr (Kureyş'in tamamı N adr'ın soyundan in­ medir) � Kinane � Hüzeyme � Mudrike � İ lyas � Mudar � N izar � Maa d � Adnan. " Soybilimciler Adnan'dan öncekiler konusunda farklı görüş­ lere sahiptirlerY Onların nesepleri hakkında söylenenler bunlar­ dan ibarettir. Bu konunun doğrusunu Allah daha iyi bilir. " 1 8 Eyyubllerin Kürd asıllı olmadığını söyleyen başka tarihçiler de vardır. Bunlardan birisi Halepli ibni Ebü Tayy'dır. Bu tarihçi şöyle diyor: "Şu emir N ecmüddin Eyyub b . ŞazL . nesebi konusunda ba­ bası Şazi'den ö tesi bilinmez. Seyfü'l islam'ın oğlu Yemen'e kral ol­ duktan so nra Erneviierden inme olduklarını iddia etti. Fakat Ey­ yub ailesi bunun yalan olduğu n u söylediler ve Şazi'den önceki atalarını bilmediklerini belirttiler. Bunu bana merhum Melik en­ N asır da bu şekilde bildirmişti . " Hasan b . Davud el-Eyyubi ise , "Feviiidü'l Celiyye fi'I-Feriiidi 'n­ Niisıriyye" adlı eserinde dedelerinin soyuyla ilgili söylenenlere açıklık ge tirerek , onların Kürd olmadıkların ı , aksine onların ya­ şadıkları yere konduklarını , bu yüzden o nlardan birileriymiş gibi zannedildiklerini kesin bir dille belirtmiş ve şöyle demiştir: "Sü­ lalemizin büyüklerinden yetişebildiklerimden hiç kimsenin bizim Kürdlerden olduğumuzu söylediğini görmedim . " Keza Hasan b . Davud, sözü edilen eserinde Hasan b . Garib'in bu aileyle ilgili verdiği şecereyi de (yukarıda şecere) benimse­ miştir. Salahaddin Eyyubi'nin soyunun güney Araplarından inme ol­ duğunu ileri sürenlerden biri de Ord . Prof. Zeki Yelidi Togan'dır. Görüşünü Aksarayı'nin eserinin 76. sayfasında verilen bilgiye da­ yandıran Togan, Eyyubilerin önce Kürdleşmiş, sonra Türkleşmiş bir Arap sülalesi olduğunu ileri sürmektedir. 1 9 Kanaatimizce Aksarayı de bu görüşünü , Arap yazarların eserlerine dayandırmıştır. ı7

Soy kütüğü Adnan'dan öncesine doğru sayarak Hz. Adem'e kadar götürülmek­ tedir, fakat bizi ilgilendirmediği için çevirisi adanmıştır.

ıs

ibni Vasıl, Müfenicu'l Kurfıb, V3-6.

ı9

Z. V Togan, Umumi Türh Tarihine Giriş, s. ı 79.


380

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Bazı islam kaynaklan Selahaddin Eyyubl'yi 758 yılında Basra'dan Azerbaycan'a sürgü n edilen, nakledilen veya göçen Yemen Arap­ lanndan Ravvad b. el-Müsenna el-Ezdl'nin soy kü tüğüne kayde­ derler. c ) Salahaddin E yyubi Türk'tür Görüşü Bu konuda görüş belirtenlerden birisi , gazeteci ve araştırmacı N ecdet Sevinç'tir. Hareket n o k tası , Şeref Han'ın Şerefname'de Ravvad Araplan i fadesini Ravende Kürdleri olarak değiştirdiği , buna karşılık aynı eserde Salahaddin Eyyubl'nin kardeşlerinin adlarında Turan Şah, Tuğtekin , Böri gibi özbeöz Türkçe kelime­ lerin bulunduğu kaydından başka , Salahaddin'in hanımını n , kar­ deşlerinden bazılannın hanımlanm n , bizzat Salahaddin'in anası­ nın Türk olması - çünkü dayısının adı Şihabeddin Mahmud b. Tekeş'di (veya Tukuş) , - çevgan oynaması, devletini Türk devlet teşkilatı esaslarına göre tanzim etmesi ve en nihayet Salahaddin'le birlikte çeşi tli savaşlara katılan Usame b . Munkız'ın Kitabu'l İ'tibar adlı eserinde Salahaddin'in Türkçe konuştuğunu belirten şu ka­ yıttan ibarettir: "Bu arada , Salahaddin, bu radaki kritik durumu muzu bildir­ mek üzere Atabek'e bir atlı gönderdi. Sonra, hızla bize doğru iler­ leyen on kadar a tlı gördük. Arkalanndaki ordu da sürekli hare­ ket halindeydi . Geldiklerinde, bunların Atabek'in komutasındaki öncüler olduğunu anladık. Ordu da arkalanndan gelecekti . Ata­ bek, 'Ey Musa, malıvolmak için mi o tuz a tlıyla Şam kapısına ka­ dar geldin ! Ne acelen vardı ! ' diye Salahaddin'i eleştirdi . Karşılıklı a tıştılar. İkisi de Türkçe konuşuyord u . Bu yüzden söylediklerini anlayamadım. " 20 Konuyu biraz daha açalım. Eyyubl hanedanında yönetici ola­ rak görev yapmış kişilerin çoğunun adları ya doğrudan Türkçe­ dir ya da adında veya unvanında Türkçe bir kelime vardır. Ör­ neğin bizzat Salahaddin'in büyük kardeşinin adı Turanşah'tır ve daha sonra babasının yerine geçen oğullan da b u soyadı aynen 20

Usame b. Munkız, Kitabu'l İ't ibar, s. 244.


SALAHADDİN EYYUBİ VE N ESEBİ ÜZERİNE

3H I

kullanmışlardır. Kardeşlerinin adları Tuğtekin ve Böri'dir. Dayı­ sının adı Şihabeddin Mahmut bin Tekeş (veya Tukuş) idi. Yani annesi Türk'tü . Salahaddin'in hanımlarından birisi Muinüddin Üner21 Bey'in kızı İsmetüddin Arnine'dir ve Türk'tür. Salahaddin kızkardeşlerinden birini Üner Bey'in oğlu Sadettin Mesud , diğe­ rini Muzafferüddin Gökbörü'yle evlendirmiştirY Bundan başka Eyyubi devle t sembol ü , Selçuklu devletinin sembolü olan kartaldır. Ancak bunun bir delil olarak kullanıl­ ması ih timali çok zayıftır. Çünkü kartal, Bizanslılarda da sembol olarak kullanılmıştır. Ahme t Ateş'in "Arapça Yazı D ilinde Türkçe Kelimeler Üze­ rine Bir Deneme" adlı makalesinde "Eyyubi sarayında Türkçe ko­ nuşulurdu . Salahaddin'in kendisi de Türkçe konuşurdu "23 şek­ lindeki bilgiyi neye dayandı rdığını ben tespit edemedim. Hatta Salahaddin'in kımız içtiği şeklinde rivaye tte bulunanlar da yazılı bir kaynak gösterememektedirler. Ko nuyla ilgili Arapça kaynak­ ların neredeyse tamamını taramış olmama rağmen, Salahaddin'in polo oyununa çok benzeyen çevgan oynadığına dair kaydın dı­ şında, kımız içtiğini gösteren bir belgeye rastlamadım . . . Tenkitler ve Şüpheli S orular

Malazgirt savaşı sırasında on veya 20 bin Kürd savaşçının Sul­ tan Alparslan'ın saflarına katıldıklan ve güya Türklerin Kürdle­ rin yardımıyla savaşı kazandıkları şeklindeki uçuk iddiayla ilgili , Arapça kaynaklardaki bilgilerin tu tarsızlığı nı bir önceki kısımda 2l

Türkçe kaynaklarda Üner şeklinde geçen bu kelimenin Onur okunınası daha doğrudur. Çünkü birçok kaynakta, örneğin ibni Vasıl ve Usame ibni Munkız'da lıareke konularak (,;ı) şeklinde yazılmıştır ki, bu durum d a Üner şeklinde okun­ ınası doğru olmadığı gibi Ünür şekli de doğru değildir. Çünkü bizler Türk­ ,

çeye göre yazdığıınız için "ü'' harfini veriyoruz, ama Arapçacia "ü" harfi yok­ tur. Çok büyük ihtimalle Arap tarihçiler Türk isimlerine fazla aşina olmadıkları için "Onur"u "Unur" şekli nde yazmışlardır. 22

Ali Rıza Özdemir, K iirtler

23

Age . , s. 2 7 1 .

ve

Tii rhliih, s. 2 7 0 .


382

KÜRDOLOJİ YAlANıARI

göstermiştik. Salahaddin Eyyubi'nin e tnik mensubiyetini Kürd­ l ere bağlayan kaynaklara gelince ; onun hem çağdaşı hem de sır­ claşı olan İbni Şeddad'ın eserini baştan sona dikkatli bir şekilde okuduk. İbni Şeddad'ın bu ailenin kökeni hakkında yazdıklarını yukarıda vermiştik. İbni Şeddad , bu eserinde kesinlikle Eyyubi ailesinin e tnik m ensubiyetine değinmez . Bunda şaşırtıcı bir şey de yok. Çünkü o dönemde Türk , Kürd , Arap etnik adları değil, o rtak kimlik Müslümanlık öncelikli kriterdi. O yüzden İbni Şed­ dad böyle bir şeye değinmeyi aklına bile getirmemiştir diye dü­ şünülebilir. Ondan sonraki tarihçilerden İbnü'l Esir başta olmak üzere di­ ğerlerinin bu aileyi Kürd asıllı gösterirken, hiçbir yazılı kaynak göstermemeleri, bazılarının " ne dediğini bilen fakih birinin söy­ lediğine göre . . " şeklinde i fadeler kullanmaları , b u rivayetlerin zayıf yanlarıdır. Halbuki İstahri'nin "Azerbaycan, Ermenistan ve Er-Ran'da Farsça ve Arapça konuşulur, fakat Debil (Devin) ve çev­ resinde Ermenice, Berdaa civarında Er-Ran dili kullanılır" şeklin­ deki kaydı son derece önemlidir. Çünkü bu kayıt, henüz X. Yüzyıl başlarına aittir. Buna karşılık Eyyubi ailesinin kurucusu Şazi'nin çocuklarıyla beraber Devin veya Debil'den ne zaman ayrıldıkları , oraya Kürdlerin ne zaman geldikleri belirtilmediği gibi , Musul'a geldikleri zaman Şazi'nin iki oğlunun yani Salahaddin'in babası ve amcasının kaç yaşında olduklarına değinilmez. Halbuki özel­ likle ibnü'l Esir, meşhur tarihini yıllara ve bu yıllarda olan olay­ lara göre tanzim e tmiştir. Şazl'nin oğullarıyla birlikte göç e tmesi konusunda tarih vermemesi, hatta Salahaddin'in baba ve amca­ sının Zengilerin hizmetine ne zaman girdikleriyle i lgili bir tarih göstermemesi , onun bu konudaki bilgileri kulaktan dolma riva­ yetlere dayand ırdığı şüphesini doğurmaktadır. ibnü'l Es1r, ibni Hallikan ve diğerlerinin rivayetlerindeki ek­ sik yönlerden biri de, Şazi'nin Devin'deki hayatına değindikleri bir paragraOık bilgide muğlak bırakılan yönlerdir. Örneğin ibni Hallikan'da şöyle deniliyor:


SALAI IADDİN EYYUBİ VE N ES EBi ÜZERİNE

383

" Onun Cemalüddevle el-Mücahid Behruz adında bir arkadaşı vardı. En nazik, en kibar ve tedbirli insanlardandı . Bu ikisi , kardeş gibi birbirine yakındı. Fakat bir gün u tanılacak bir durum ortaya çıktı ve Behruz'un (şehirdeki) komutanlardan birinin hanımıyla aşk yaşadığı anlaşılınca , şehir valisi (veya hakimi) onu yakalayıp iğdiş ettirdi. Olay duyulduktan sonra şehirde kalarnadı ve Selçuklu hükümdarlarından birinin hizmetine girmek üzere ayrıldı . Bu Sel­ çuklu sultanı, Gıyaseddin Muhammed b. Melikşah'dı . " 24 Rivayelin devamında , daha sonra Behruz'un Musul şıhneli­ ğine atandığı, bu görevini sü rdürdüğü günlerde, Salahaddin'in babası ve amcasını n aralanndaki eski kadirdanlığa dayanarak Behruz'dan yardım istedikleri , bir süre yanında hizmet ettikleri , daha sonra onun tarafından Tikri t kalesinin dizdarlığına atan­ dıklan belirtilmektedir. Başka bir rivayette ise Şazi'nin iki oğ­ luyla birlikte Bağdat'a geldiği , oradan Tikrit'e geçtiği ve Şazl'nin burada öldüğü anlatılmaktadır. 25 Yin e ri vayetin devamında bir gün Esedüddin Şirkuh'un Tikrit'te Behruz'un gulamlanndan bi­ riyle tartıştığı, adamın ona kü frettiği ve onun da okla bu gulamı öldürdüğü , bunun üzerine Behruz'u n onu ve kardeşini şehirden kovduğu hikaye edilmektedi r. ibni Hallikan , ayrıca bu Behruz'un beyaz tenli bir Rum oldu­ ğunu belirtmektedir. 26 Şirkuh ve Salahaddin'in babası Eyyub'un imadüddin Zengi'nin yanına gelip, hizmetine gi rdikleri de aynı kaynakta kaydedilmektedir. Burada bazı sorular sormak gerekiyor : O sıralar Kürellerin çeşitli bölgelerde dağınık öbekler halinde yaşadıkları , bölgenin tamamıyla Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun hakimiye tinde o lduğu bilinmekte d i r. Eğer Devin'de İstahrl'nin kaydının aksine o tarihlerde Arapça ve Farsça değil , Kürdçe ko­ nuşuluyorsa, Şazl beyaz renkl i ve Rum asıllı olan Behruz'la hangi 24

ibni Hallikan , Vefeyat, 1/296.

25

Age . , 7/140.

26

Age., 7/1 4 1 .


384

KÜRDOLOJİ YALANLARI

d ilde konuşuyord u ? Behruz , Selçuklu sultanı tarafından önce Musul'a , daha sonraları Bağdat'a şıhne olarak atanmışsa , çevre­ sindeki insanlarla, - ki Türk ve Araplardan oluşuyord u , - her­ halde Arapça veya Türkçe konuşuyor, yahu t her iki dili de bili­ yordu . Acaba Eyyub ve Şirkuh , Tikrit'e geldiklerinde ve Şirkuh dizdar olarak atandığında buradaki insanlarla hangi dilde konu­ şuyorlard ı ? Kürdçe mi, Arapça mı, Türkçe mi? Hadi Eyyub'un Şihabeddin Mahmud b . Tekeş (veya Tukuş)'un kızkardeşiyle ev­ l endiği için Türkçeyi öğrendiğini kabul edelim , peki Şirkuh ge­ rek Tikrit'te v e gerekse Zengi'nin hizmetindeyken İmadeddin Zengi'yle hangi dilde aniaşıyord u ? Salahaddin Eyyubl'nin ordusunun ağırlıklı kesimi Oğuz yani Türkmen'di Y Ayrıca Araplar ve Küreller de ordu saflarını dol27

Bunun en bariz delillerinden birisi, İbni Vasıl'ın değişik kaynaklardan toplaya­ rak naklettiği rivayettir. Buna göre N ureeldin Zengi, Karak şehrini Frenklerden almak ister ve Salahaddin'e bir mektup göndererek, onun ordusuyla M ısır'dan hareket etmesini, kendisinin de orada olacağını ve iki ordunun Karak önlerinde buluşması nı isted iğin i bildirir. Sonra Nureeldin ordusuyla harekete geçer ve Ka­ rak önlerine geli r; ama Salahadclin'in gelmediğini görünce öfkelenip geri döner. Aynı kaynakta bel irtilcliğine göre çok öfkelenen Nureddin'in Mısır'a ordusuyla girip Salahaddin'i oradan çıkarmak istediği haberi geldiğinde Salahaddin ku­ mandanlarını toplar ve ne yapılınası gerektiğini sorar. Toplantıya Salahaddin'in babası Ncemeddin Eyyub, dayısı Sihahedclin de katılmıştır. Komutan lardan h iç­ biri görüş beyan etmezken, yeğeni El-Melikü'l M uzaffer Takiyyuddin söz ala­ rak "Eğer gelirse kendisiyle çarpış ı r ve ülkeye sokınayız ! " der ve Eyyubl ailesi fertleıinden kimse bu görüşü paylaşınazken, aileden olmayan birkaç kişi onun görüşüne katılır. Bunun üzerine Necmeddin Eyyub, onları ş iddetli bir şekilde azarlar ve görüşlerine sert bir biçimde karşı çıkar. Sonra Salahadclin'c dönerek şöyle der: "Ben senin babanını ve bu da dayın Sihabeddin. Bunların hepsinin seni sevdiğin i ve bizim gibi iyiliğini istediğini m i sanıyorsun?" Salahaddin "I Ja­ yır" cevabın ı verir. Ncemeddin Eyyub kon uşmasını şöyle sürdürür: "Val lab i ben ve şu dayın, N ureddi n'i görsek hemen attan iner yaya olarak huzu runa koşa­ rız. Bize sen in boynunu vurınamızı eınreısc. eınrini mutlaka yerine getiririz. Biz bu duru mdayken , bizden olmayanlar ne yapar7 Su gördüğün komutanlar ve askerler Nureddin'i tek başına görseler hile, hiçbiri eyerinin üzerinde dur­ maya cesaret edemez. Yapacakları tek şey atian ndan inip huzurunda yeri öp­ mektir. Bu ülke onundur ve seni buraya diken odur. Seni azietmek iste rse, az-


SALAHADDİN EYYUBi VE NESEBİ ÜZERİN E

385

durmuşlardı . Hadi Salahaddin Kürd asıllı olduğu için Kürdl erle Kürdçe konuşuyordu diyelim , ya peki Türkler ve Araplarla nece konuşuyordu? Zengilerle yaptığı yazışmalarda hangi dili kullanı­ yordu? Bunları da bir yana bırakalım, kendi öz babasıyla ve kar­ deşiyle , daha sonra oğullarıyla hangi dilde konuşuyordu? Doğ­ rusunu söylemek gerekirse , Salahaddin'in hangi dilde konuştuğu konusu nda herhangi bir kay ı t yok. Yalnızca Üsame b . Munkız'ın rivayetinde Atabek'le Türkçe kon uştuğu ndan başka kayda rast­ lanılmamıştır. Ama sarayında, çevresinde , ordusunda Türkler ve Arapların çoğunluk olduğu bir ortamda , Salahaddin'in de kar­ deşlerinin de - Kürd olsalar bile, - Kürdçe konuşmayı tercih e t­ tiklerini sanma m . Kaldı ki, 1 84S'de Fransa'da yayınlanan tarih ve coğrafya sözlüğünde, Kürellerin Anadolu , Irak ve Suriye dahil olmak üzere toplam n ü fusunun bir milyon olduğu28 göz ön ünde bul undurul ursa, X I I . Yüzyılda çevrelerinin Türk ve Araplarl a sa­ rıldığı bir dönemde Kürd n ü fusa dayalı bir devlet kuracak insan ki tlesini bulabilmeleri akla pek yatkın gelmiyor. Gelelim yukarıda adlarını verdiğimiz bazı Arapça kaynaklarda Eyyubl ailesinin soy kü tüğüyle i l gili kay ı t ve şecerelere . Gerçi Eyyubl ailesinin dedel eri Şazi'den ö tesi ni bilmemeleri elbette bu ailenin etnik mensubiyetinin tespitinde en büyük engellerden bi­ ridir; ama birinin eledesinin adının önüne çeşi tli malum isimleri sı ralayarak Abd umenaf oğullarına veya ta Hz. Adem'e kadar gö!eder. Buraya gelmesine ne gerek? . . lladi kalkın gidi n . Biz hepimiz Nureddi n'in kulları ve köleleriyiz, bize ne isterse yapar. " Böylece toplantıya katılanlar dağı­ lırlar. Sonra baş başa kald ıklarında oğlu Salalıadd in'c söyle der: "Sen daha toy­ sun. Bu kadar i nsanı toplayıp içinden geçenleri söylüyorsun . Eğer Nureddin se­ nin kendisini ü lkeye sokmaya yanaşmayacağıııı duyarsa, kafasıııı bu işe takar ve ö ncelikle bu işi n üzerine gider. Eğer üzerine gelirse yanında bir tek askerin

2H

kalınadığını gö rürsü n. Seni tutup ona teslim ederler. . " (ibni Yası!. l/232-233). Ncemeddin Eyyub'un bu sözlerle Salahacldin'in Nurccldin'e karşı ordusuna gü­ vcnmeınesi gerektiği, hepsinin kalpten ona bağlı olduğunu i fade etmeye (alış­ tığı anlaşılmaktadır. Dczobry Ch. , Bachelct T h . , Diclioıı ı ı a i ı -e Ccııl'ral de 13 i ogruplı i c cl d'His w i rc , t. l l/26 76. Paris . 1 H57.


386

KÜRDOLOJİ YALANLARI

türrnek Arap soybilimcileri için hiç de zor bir şey değildir ve hatta bu tür şecereleri sıradan insanlar için uydurmak dahi mümkün­ dür. N asıl uydurma hadisler varsa , uydurma şecereler de sayıla­ mayacak kadar çoktur. Yemen'de Zahirüddin Tuğtekin'in kendine el-Mehdi u nvanı alması , halifelik elbiseleri giymesi ve soylarının Erneviiere dayandığını iddia e tmesi karşısında amcasının "bu tür gülünç şeyleri bırak ve asıl nesebine dön" demesi birçok kay­ nakta zikredilmektedir. Fakat n ormal şartlarda Tuğtekin'in bu iddiaları karşısında Eyyubi ailesi büyüklerinin "kesinlikle doğru değil" derken , asıl neseplerinin ne olduğunu belirtmeleri gere­ kirdi . Tuğtekin'in bu iddiasına karşılık ailesinin verdiği tepkiele asli neseplerini göstermeleri beklenirdi . Bununla birlikte Hz. Ömer ve Osman döneminden başlayarak Emeviler döneminde şahika devri n i yaşayan Arap fetihleri sıra­ sında Horasan, Harezm ve özdlikle Kalkasiara pek çok Arap ka­ bile ve oymağının gelip yerleştiği ; Erneviierin çöküp Abbasllerin sal tanatı devralmalarından scnra ise yine birçok Arap oymağının onların hışmından korkarak Kafkaslaı·a kaçtığı bilinmektedir. Hatta Kürd asıllı ibnü'l Ezrak dah i ki tabında bu konuyla i lgili bir ör­ nek vermektedir. Dolayısıyla İstahrl'nin o dönemde Ermenistan'da Arapça ve Farsça konuşulduğu kaydını da göz önünde bulundu­ rarak, ortaçağ Arap kaynaklarında yer alan iddiayı ve şecereyi he­ mencecik reddetmek de pek kolay olmasa gerek. Salahaddin Eyyubi'nin Türk asıllı olduğu konusunda mesnet gösterilen hususların da hayli zayıf yönleri var. Bilindiği gibi Yahudilerde baba değil , ana esastır; ama diğer şark halklarında baba esas kabul edilir. Dolayısıyla Salahaddin'in annesinin Türk olması onun Türk olduğu anlamına gelmez. Kar­ deşlerinin ve çocuklarının adlarındaki Türkçe kelimeler ve Türk isimlerine gelince , eğer sırf buna dayanarak Salahaddin'in Türk­ lüğü ileri sürülmek isteniyorsa, öncelikle onun yaşadığı ortamın hazırladığı şartları göz önünde bulundurmak gerekir. Öyle bir or­ tam düşünün ki, Salahaddin henüz kendi devletini kurmadığı ve Zengilerin gölgesinde bir komu tan olduğu dönem de, gerek daha


SALAI-IADDİN EYYUBİ VE NESEBİ ÜZERİNE

387

önce babasının kardeşlerine ve gerekse kendisinin oğullarına Türk isimleri vermesi , anasının da Türk o lduğu nazar-ı itibare alınırsa, son derece tabiidir. Ama böyle bir durum da, çocuklarına Türk isimleri veren kişinin Türk olmasını gerektirmez. Eğer yalnızca bu noktadan hareket edecek olursak, o zaman Selçuklu haneda­ nın kurucusu Selçuk'un kardeşlerinin adiarına bir göz a tmamız, yanlış bir noktaya istinat e ttiğimizi gösterecektir. Davud ve İsrafil gibi isimlerin Yahu di isimleri olduğu malumdur. Aynı mantıkla hareket edip , isimlere bakarak hükmettiğimizde Selçuk'un soyu­ nun Yahudilerle karıştığı sonucuna ulaşmamız gerekir ki, böyle bir şey tabiaten mümkün değildir. Keza , Türkiye'de Muhammed'den muharre f Mehmed adı en çok kullanılan isimlerdendir. Bunun yanında Ahmet, Mustafa vs. gibi Arapça isimler Türkiye'de hayli yaygındır. O zaman adı Mehıned veya Mustafa vs. olanları da bu mantıkla Arap saymak gerekir. Salahaddin Eyyubl'nin Türklerle kucak kucağa olduğunu ve çevresindekilerin çoğu n u n T ü rkçe isimler taşıdığını göz önünde bulundursak, babasının da onun d a çocuklarına isim verirken Türkçe adlar kullanınaları yadırga­ naınaz. Kaldı ki, anne babalar çocuklarına isim verirken , gıpta ve isiınlerin müzikal oluşları da önemli rol oynar. Bir iki örnek ver­ meme izin veriniz. Mesela bu satırların yazarı olarak, henüz çok genç olduğum dönemlerde, yaz tatili ne gittiğim bir sahil köyün­ deki bi r annenin bir oğlu ve kızını " D ilara ve Saruhan ! " diye ça­ ğırdığını görmüş, daha sonra çocuklarıma da aynı isimleri ver­ ıniştiın . O zamanlar olaya etnik hafıza zırhına bürünmüş bir kişi olarak değil, bir tür gı pta ve müzikal beğeni olarak bakıyordum. Özbekistan'da tanıştığıın Kırım Türklerinden bir ailenin kızının adı Lena idi. Kızın anasına bu adın "dişi geyik" anlamında Evenkçe bir kel ime olduğunu ve şimdilerde Rusları n çocuklarına bu ismi verdikleri n i , dolayısıyla kızına neden bir Hıristiyan adını verdi­ ğini sorduğumda , kendisinin hastanede yattığı günlerde çok iyi muamele gördüğü hemşirenin adından etkile nerek bu ismi ver­ diğini belirtmişti . Bunun gibi yüzlerce örnek bulunabi lir. Dolayı-


388

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

sıyla kişilere verilen isimler, etnik mensubiyetin belirlenmesinde bir işaret olarak kullanılamaz. Salahaddin Eyyubi: ' ni n kurduğu devl e ti n teşkilallanmasında Türk devlet modelini seçmesi kadar tabii bir şey olamaz. Çünkü e tnik mensubiyeti ne olursa ols u n , gözünü aç tığında gördüğü tek şey Türk devlet modeliydi ve esasen başka bir model de bil­ miyord u . Ayrıca - Kürd olduğu noktasından hareketle , - a taları­ nın daha önce kurmuş olduğu kendine özgü teşkilallanma sis­ temi olan bir Kürd devleti yoktu ki , Salahaddin benim atalarım bu şekilde yapıyord u , dolayısıyla benim de o şekilde yapmam gerekir diyebilsindi ! Hatta ibnü'l Esir'in haklı olarak işaret et­ tiği gib i , Eyyubiler taht tevarüs sisteminde tamamıyla Selçuklu­ ları takli t e tmişlerdir. Gerek kendisini n ve gerekse kardeşleri ve oğullarından bazı­ larının Türk kızlarıyla evlenmes i , Salahaddin'in kendi kız kar­ deşlerini Türklerle evlendirmiş ol ması da gayet tabii bir şeyd ir. Çünkü eskiden beri cari geleneğe göre krallar, ancak kendileri gibi bir kralı n kızlarıyla evlenebil ir, çocuklarını da kendi emsal­ lerinin çocuklarıyla evlendirebil irdi. Salahaddin Eyyubi'nin çev­ resinde ise T ü rklerden başka b u denkliğe sahip kimse yokt u . Kaldı ki, Reşidüddin Fazlullah'ın, "kabileler kendilerini Moğol veya Tatar olarak tanıtıyor ve bundan kendilerine bir gurur ve övünç çıkarıyorlardı. Kısacası o dönemde Moğol olmak bir mo­ daydı" dediği gibi, Selçuklular döneminde de kendini Türk gös­ termek, Türk'e kız vermek veya o nlardan kız almak bir i ftihar ve asale t simgesi halini almıştı . Yukarıdan beri yazdıklarımızdan bir sonuç çıkarmak gerekirse, Salahaddin Eyyubl ve ailesinin kökeni , kaynakların yetersizliği ve muğlaklı ğı yüzünden karışıktır. Dolayısıyla siyasi Kürdçüle­ rin ellerinde somut deliller olmadığı halde Salahadd i n ailesinin Kürd , olaya biraz daha hissi yaklaşan Türklerin Türk, düzmece­ lik kokusu saçan şecerelerle bu ailenin Arap asıllı olduğunu id­ dia eden Arapların, kanaatimizce , bu iddiaları bırakıp Salahad-


SALAHADDİN EYYUBİ VE NESEBİ ÜZERİNE

389

din Eyyubi için bir tek cümle sarf e tmel erinin en doğrusu ola­ cağı kanaatindeyiz : SALAHADDİN EYYUBİ , GÖGSÜNÜ HAYASIZ HAÇU AKIN ­ LARINA KARŞI SiPER EDEN BİR VATANSEVER V E MÜSLÜMAN KOMUTA N D i l O, KÜRDLÜ GÜ , TÜRKLÜGÜ VEYA ARAPUGI DEGİL, VATAN I N I VE D i N İN İ KAFİRLERE KARŞI SAVUN MUŞ­ TUR !


XXIX. KÜRDLERİN NÜFUSU: RAKAMLARlN SAVAŞI

Devletler nüfuslarını nadiren olduğundan fazla gösterirler. Bu­ nun çeşitli sebepleri vardır, ama konumuz herhangi bir ülkede azınlık halinde yaşayan nüfuslarının abartılması olduğu için, üze­ rinde durmayacağız. Çeşitli ülkelerde azınlık durumundaki etnik toplulukların he­ men her zaman nüfuslarını olduğundan fazla gösterdikleri bir va­ kıadır. Bu tür abartılar, her zaman o e tnik gruptan çıkmayabilir; bazen de dış güçler veya o nlara bağlı neşir organları söz konusu etnik grupla ilgili yayınlar yaparak, sanki tek tek saymışlar gibi nüfus bilgileri verirler. Türkiye'de yaşayan azınlıklada ilgil i , bu etnik azınlıkların dışında, onlarla uzaktan yakından ilgisi olma­ yan ve sözde bilim adına hareket e ttikleri iddiasında bulunan ki­ şiler de kafalarına göre istatistiki rakamlar vermişlerdir. Türkiye'deki azınlıkların nüfusu ve etnik grupların sayısıyla il­ gili çalışmalar üzerinde durulurken , elbette ki akla ilk gelen isim Peter Alford Andrews'un "Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Etnik Grup­ lar" adlı çalışmasıdır. Halbuki Andrews'un eseri , bu sahadaki ilk çalışma değildir, ama en hacimlilerinden biridir. Bildiğimiz kada­ rıyla, ondan yaklaşık 1 50 yıl önce Batılı ansiklopedistler, seyyah­ lar da bu konuda çalışmalar yapmışlar ve esasen Andrews'a ışık tutmuşlardır. Fakat gerek Andrews, gerek ondan öncekiler ve son­ rakilerin en büyük kusuru , kahir ekseriyeti Türk olan bir ülkede e tnik gru plarla ilgili araştırma yaparken, Türkler ve Türk tarihi hakkında neredeyse s ıfı r bi lgiyle bu işe girişmiş olmalarıdır. Öbür


KÜRDLERİN NÜFUSU : RAKAMLARlN SAVAŞI

391

türlü Türk'ü , Türkmen'i, Kırgız'ı, Kazak'ı, Özbek'i , Tatar'ı, Alevi'yi (Türk Alevileri) vs . ayrı ayrı gruplar olarak göstermezlerdi. Andrews'u daha sonraya bırakarak, onda önce bu konuda yapı­ lan yayınlardan ikisinin verdiği bilgiler üzerinde duralım. Bunlar­ dan birisi 1 8 5 7 yılında Paris'te iki büyük cilt halinde yayınlanan "Dictionnaire General de Biographie et d'Histoire " adlı eserdir. Bu eserde Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde yaşayan nü­ fusların sayıları ayrı ayrı verilmiştir. Bu rakamlar nispeten cid­ diye alınabilir, çünkü aynı eserden yaklaşık o tuz yıl sonra yayın­ lanan V Cuinet'in saha çalışmalarına dayalı dört ciltlik eserinde verilen rakamlarla aşağı yukarı örtüşmektedir. ilk eserde 1 8 5 7 yılı itibariyle Osmanlı İmparatorluğu'nun Av­ rupa, Asya ve Afrika'daki sınırları dahilinde yaşayan e tnik grup­ larla ilgili verdiği rakamlar1 şöyle:

Avrupa

Asya

Afrika

Toplam

Osmanlı

l . I OO . OOO

Slav

7 . 200.000

7 . 200.000

Rom e n

4 . 0 0 0 . 000

4 . 000.000

A rnavut

1 . 5 0 0 . 000

Rum

1 . 000.000

1 . 000.000

2 . 000.000

400.000

2 . 000.000

2 . 400.000

70

1 00 . 000

Ermeni Yahudi Tatar

ı 1 . 800.000

1 0 . 700. 000

1 . 5 00. 000

ı 70.000

2 3 0 . 000

Arap

-

Suryani

2 3 0 . 000 900.000

3 800 000

2 3 5 .000

Dürzi Ku re!

Tu rkınen

2 3 5 .000

2 5 . 000

2 5 . 000

1 . 00 0 . 000

1 .000.000 90.000

9 0 . 000 15 500 000

4. 700.000

16 050 000

3 300 000

3 5 8 5 0 000

Dezobıy Ch. , Bachelet Th. , Dictionnaire General de Biograplıie et d'Histoire, t. IV2676. Paris, 1 857.


392

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Fransız akademisyenlerin Ta tar ve Türkmenleri ayrı bir e tni­ siteye bağlamaları elbette gülünç bir cehalet örneğidir. Bu tabloya göre Türkleri n toplam nüfusu (Tatarl ar ve Türk­ menler dahil) : 1 2 1 20 000 kişidir. Türkiye , Irak, Suriye , Filisti n vb . ülkelerdeki Kürdlerin top­ lam nüfusu : 1 000 000 kişidir. Konumuz i tibariyle bizi yal n ızca Türkl erin ve Kürdlerin nü­ fusları ilgilendiriyor. Diğer n ü fuslar i çinde özell ikle Ermenilerin o kadar nüfuslarının olup olmadığını tartışmayacağız. Fransızların bu rakamları nereden aldıklarını bil miyoruz, fa­ kat çok ciddi bir eserde kafadan atma rakamların yer aldığı ka­ naati nde de değiliz . Bu durumda dahi Türkiye , Irak ve Suriye'de Kürdlerin Türk nü fusa oranı % 1 0'nun altındad ır. 1 880lerde Kürd olarak tanımlanan bütün unsurların toplam n ü fusunun 1 ,5 milyon olduğu tahmin edilmişti ve bunların bü­ yük bir kesimi göçebe veya kır yaşantısı sürdürmekteydi . 2 Ama Türkiye , Irak ve Suriye için verilen bu rakam ancak bir tahmini yansıtabilir; çünkü 1 8 5 7'de verilen rakam bir milyon olduğuna göre yaklaşık bu kadar artmış olabileceği hesaplan mıştır. Viral Cuinet'in yukarıda adı veril en eserden sonra 1 888 yılında verdiği rakamlara göre ise Anadolu ve Osmanlıya bağlı Arap ül­ kel erinde yaşayan toplam nüfus 2 1 . 5 5 3 . 1 86 kişidir ve Trakya ve diğer yerlerde yaşayanlarla birlikte bu rakam 27. 639 . 73 1 kişidir. Romenler, Slavlar ve Arnavu tlar bu rakama dahil edil m em iştir. Cuinet ayrıca bu rakamın Lahribi olduğunu , net rakamlar ol­ madığını da belirtmektedir. 3 Cuinet, yalnızca Anadolu'da yaşa­ yan nüfusun 1 5 ,5 53 , 1 86 kişi olduğunu da kayde tmekted ir, ama bunu ne kadarının Türk, ne kadarının diğer e tnisi telere ait oldu­ ğuna değinmemektedir. Gerçi daha sonra bu rakamları vilayet­ ler ve mutasarrı flıklar bazmda ayrı ayrı göstermektedir, ama ge­ nelde e tnisi te o ra nlarına işaret e tmemektedir. Charles Texier'in 2 3

Orhan Sakin, Osmanlıda Etnilı Yapı,

s.

82.

Vital Cuinet, La Tıırqie d'A sie, 1 890, Paris, VX!l-Xlll.


KÜRDLERİN NÜFUSU: RAKAMLA R l N SAVASI

3 l) 3

üç ciltlik değerli çalışmasında ise ne yazık ki , konumuzia ilg i l i herhangi b i r bilgi mevcu t değil. Cuinet, çok d eğerli istatistiki bilgiler vermesine rağmen , ge­ nel olarak vilayet bazında nüfuslara dini aidiyete gö re vermekte , nadiren etnisi telere değinmektedir. Örneğin Halep şehrinin Müs­ lüman nüfusunu şu şekilde vermektedir: Arap

20,000

N usayri

1 0 ,000

Türk

1 0 ,000

Kürd

3 ,000

Çerkes

3 ,0004

Daha sonra da gayr-ı Müslimlerin nü fuslarını göstermektedir, ama onlar k o n u m uzun dışında olduğu için al maya gerek gör­ medik. Bir diğer örnek: Urfa ( 1 888 i tibariyle) Türk (erkek-kadın)

74. 744

Kürd (erkek-kadın)

40.676

D iğer

7 . 2455

Hıristiyan ve Yahudilerin nü fusu konumuz d ışı ndadır. Bi rkaç ö rnek daha verelim : Harput ( 1 888 itibariyle) Türk (erkek-kadın)

5 7 . 000

Kürd (erkek-kadın)

8 . 000

Gregoryen Ermeni

1 9 . 770

Katalik Ermeni

705

Pro testan Ermeni

4 . 865

Ortodoks Rum

650

Kızıl-Baş

1 8 ,000

4

Age . , II/192.

5

Age . , II/249.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

394

Yazar, Kızılbaşları ısrarla Türklerden farklı bir grup olarak gös­ termeye çalışmaktadır. "

Araphir: Türk

27 ,622

Kürd

4 ,3 1 8

Kızılbaş

26,600

Ermeni (toplam)

1 0 ,967

Görüldüğü burada toplam Türk n ü fus 54222, Kürd nüfus yal­ nızca 4,3 1 8'dir.

Hısn-ı Mansur: Türk ( Kızılbaş dahil)

3 5 ,200

Kürd

4,034

Ermeni

2 ,900

Diyarbahır (merkez) : Türk

1 5 ,000

Kürd vs .

4 , 1 30

Süryani-Arap

1 ,0 1 2

Rum, Ermeni vs ( toplam)

1 3 ,858

Genel toplam

34 ,000

Diyarbakır' ı özellikle verdik. Fakat yazar tüm şehirlerde bu ayrıma gitmemekte , çoğu kez de Türkler ve Kürdleri Müslüman kategorisi içinde tek hanede göstermektedir. Örneğin Muş : Müslüman

66,752

Ermeni

5 5 ,365

Kı ptı

372

Yezidi

970

Toplam 6

Age, IV353.

1 23 ,459


KÜRDLERİN NÜFUSU : RAKAMLARIN SAVASI

395

Ha kkari : Türk

2 ,800

Kürd

1 4 , 1 00

Ermeni , Hırist. vs .

1 7 ,000

Toplam

33 ,900

Çölemeri k (merkez kaza) : Türk

1 ,600

Kürd

3 ,000

Biz özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu şehir ve kazaların­ dan bazı örnekler verdik ve bunlardan özellikle şimdilerde sözde modern Kürdistan'ın başkenti olarak takdim edilen Diyarbakır merkezinin l 888'deki nüfus oranlarını gösterdik. Hakkari örne­ ğini de özellikle seçtik. Ezelden beri Kürd yurdu olduğu söylenen Hakkari'de Türk nüfus az olmakla birlikte Kürd nüfus da toplam nüfusun yarısını bile oluşturamamaktadı r. Cuinet'in çalışmasından sonra da Batı'da Türkiye'deki e tnik grupların sayısıyla ilgili bazı çalışmalar yapılmıştır, ama bunların değerlendirmeleri de tamamen hayal ve tahmin mahsulü şeyler olduğu için üzerinde durmaya dahi gerek görmüyoruz . Esasen bu tür tahminleri yayınlayan insanlara fazla kızmak gerekir mi onu da bilmiyoru m . Çünkü bunların neredeyse tamamı belli bir devletin malum çıkarları doğrultusunda hareket eden aj an veya akademik ajandır. Halbuki bunlar aynı şeyi eski Sovyetler Birliği'nde ve şim­ dilerde ondan çoktan ayrılmış bulu nan ülkelerde yapamazlardı. Bu konuda uzun b ir süre kaldığım Özbekistan'dan ö rnek verebi ­ lirim. Bu ülkede bizdeki gibi ayrı ayrı nüfus cüzdanı v e pasaport yoktur. Tek tip bir kimlik vardır: Pasapor t . Fakat pasaportta her bir vatandaşın kim olduğuna bakılmaksızın etnik mensubiyetini gösteren bir hane vardır. Oraya o kişinin hangi e tnik gruptan ol­ duğu yazılır. Örneğin Özbek, Koreli , Rus , Ermeni vs. Bunlar ay­ rıca bilgisayara da işlenir. Böyle bir durumda orada yaşayan Ko-


396

KÜRDOLOJİ YALANLARI

relilerin n ü fuslarını abartma şansları sıfırdır. Eğer böyle bir şey yapmaya kalkarsa, bilgisayardan ne kadar Koreli olduğu , kimin nerede ve hangi adreste yaşadığı birkaç dakika içinde o kişinin önüne konulur. Özbekistan hükumeti , Özbek n ü fusun %80'in üzerinde olduğunu bild iği için de diğer etnik grupların sayısının belirlenmesinde bir sakınca görmemiştir. Türkiye'de ise böyle bir sistem yoktur. Çünkü vatandaşlık baz alınmıştır. Dolayısıyla Türkiye'de ne kadar Türk , ne kadar Kürd, ne kadar Çerkes vs. nin yaşadığını tespit etmek hemen hemen im­ kansızd ır. Böyle olunca da elbette Türkler değil , ama diğer azın­ lık gruplar bir takım sosyal imtiyazlar ve statüler koparmak ama­ cıyla nüfuslarını tabii olarak abartırlar. Azerbaycan'dan bir örnek vermeme izin verin. Azerbaycan milli eğitim bakanlığında görevli bir arkadaşın anlattığına göre , bakanlık ilkokul ve ortaokul se­ viyesindeki çocuklar için ücretsiz ders kitabı bastırmak istemiş. Bu ülkede Tat denilen küçük bir etnik grup var. Ağırlık kesimi İ ran'da ve çok küçük bir kısmı Kırım'da yaşayan bu halkın tem­ silcilerini çağırmışlar. Onlara "Bize bir rakam verin de ona göre ders kitabı bastıralım , gereksiz yere israf yapmayalım" demişler. Temsilci , "Yahu, aşağı yukarı ı ,5 milyon insanız. O na göre hesap edin işte . . " demiş. "Bu kadar yoksunuz" demişler. "Hayır, varız" diye ısrar edilince , " O zaman bir sayım yapalım" demişler. Kısa­ cası sayım sonunda Azerbaycan'da bulunan Tatların toplam nü­ fusunun 35 bin kişi olduğu ortaya çıkmış . El-insaf! 3 5 bin kişi nerde, ı , 5 milyon kişi nerde ? Buna benzer iddiaları Türkiye'de de işittik . Örneği n , bundan yedi sekiz yıl önce Kürdlere radyo ve televizyon kurma meselesi görüşülürken , Laz asıllı bir milletvekili "Biz de 300 bin kişiyiz, bize de hiç olmazsa radyo kurma hakkı verilsin " diye bir laf et­ mişti. Halbuki Türkiye'deki tüm Lazları toplasanız 3 5 bin kişiyi geçmez. G örüldüğü gibi m illetvekili gerçek nüfusu neredeyse on m isli abartmıştır. Yine geçtiğimiz günlerde Çerkesler adına konu­ şan bir kişi Türkiye'de dört milyon Çerkes, bir o kadar da ken­ dini Çerkes kabul eden ( ? ! ) kişi olduğunu belirterek, sekiz mil-


KÜRDLERİN NÜFUSU: RAKAMLARlN SAVAŞI

397

yon Çerkes olduğunu ifade etti ki, doğrusunu söylemek gerekirse, " el-insaf! " demekten başka bir şey elimizden gelmiyor. Nasıl olsa kim nüfusunu ne kadar gösterirse göstersin , hukuki bir müeyyidesi yok. İsteyen istediği rakamı telaffuz edebilir. Aşa­ ğıya Ayşe Hür'ün Taraf gazetesindeki makalesinden bir bölüm alı­ yorum. Çünkü bu konudaki tartışmaların ne kadar çürük temel­ lere dayandığını göstermektedir: " Ö teden beri araştırmak ihtiyacı duyduğum bir konu vardır. "Türkiye nüfusunun ne kadarı Kürd'tür? " Bunu merak ederim çünkü yıllardır birbirinden çok farklı onlarca rakam duymuşum­ dur. Örneğin Hallandalı bilim adamı Martin van Bruinessen'e göre ı 9 75'te Kürd nüfusu 'en muhafazakar tahminlere göre' yüzde ı 9 , yani 7 , 5 milyondu . Bu oranı ı 990 nü fus sayımına ( 5 6 ,4 milyon) uygularsak ortaya ı 0 , 7 milyonluk bir Kürd nüfusu çıkar. 'Kürd Tarih Tezi'nin müelliflerinden Mehrdad lzady'ye göre ise ı 990 yı­ lında Kürd nüfusu yüzde 23,9 yani 1 3 , 5 milyondu . Time dergisi ıs Mart ı 9 9 ı tarihli sayısında Türkiye'de sekiz milyon Kürd ol­ duğunu yazmış, ancak nedense iki hafta sonra , ı N isan ı 99 ı ta­ rihli sayısında bunu ı4, 5 m ilyona çıkarmıştı. Aynı yıl mart ayında Paris Kürd E nstitüsü Başkanı Kendal N eza n , " T ü rkiye'de 25 mil­ yon Kürd var" derken sürgündeki önemli Kürd lideri Kemal Bur­ kay, 1 9 Aralık 1 99 ı 'de yaptığı basın açıklamasında, Türkiye'de ı 5 milyon Kürd olduğunu ileri sürmüştü . 1 994'te Tu rgut Özal'a göre Türkiye'de l2 milyon Kürd vardı. Kürd asıllı milletvekilleri Muzaf­ fer Demir ve Mahmu t Almak ise 24 Aralık ı 994 gün ü , ATVdeki Siyaset Meydanı programında Kürd n ü fusunu sırasıyla 15 ve 20 milyo n olarak vermişlerd i . Son olarak Diyarbakır'daki Demok­ ratik Özerklik Çalıştayı'nda tartışılmak üzere dağıtılan metinde Türkiye'de Kürd nü fusuna değinilmezken Ortadoğu'daki Kürd­ lerin nüfusu 40 milyon olarak belirtil iyordu . Peki , bu kişiler bu sonuçlara nasıl , nereden varmış t ı ? Bunlar­ dan birinin kaynağını biliyoru z . l zady, kend isine bu tahminini neye dayandırdığını soran 'Türk d ostu' Amerikalı bilim ada m ı j ustin McCarthy'ye " istatistiklere değil , Cumhurbaşkanlığı söz-


KÜRDOLOJİ YALANLARI

398

cüsü Kaya Toperi'nin Körfez Savaşı sırasında telaffuz ettiği bazı rakamlara , geçen yüzyılda atla dolaşıp tahminlerde bulunan sey­ yahlara ve siyasi beyanlara" dayandırıldığını söylemişti. Diğerle­ rinin de bilimsel araştırmalara dayandığını sanmıyorum . Ancak 'bilimsel araştırMaanın bu alanda pek işe yarayacağını da sanmı­ yorum . Çünkü öncelikle etnik grupların 'tanımlanması' , dolayı­ sıyla 'sayılması' çok kolay değil . " 7 justin McCarthy' n i n yönelttiği soru s o n d e rece yeri ndedir. Çünkü bu konuda yapılmış herhangi bir istatik yokken , İzady bu rakamı nereden almıştır? Kaya Toperi'nin ismi n i veriyor. Hal­ buki yakından tanıdığım Toperi , İzady'nin sözünü ettiği dönemde Türkiye'nin Küveyt büyükelçisiydi ve üstelik ne dediğini bilecek kadar da aklı başında biridi r. Böyle bir rakam vermiş olması ke­ sinlikle mümkün değildir. Dolayısıyla yalan söyleyen İzady'dir, ama Kürd nüfusu konusunda yalan söyleyen ne ilk, ne de son kişidir. Aşağıda hem Türkiye, hem de dünyada Kürd nüfusu hakkında içeriden ve dışarıdan verilen rakamları ana ha tlarıyla sunacağız . Göreceksiniz ki, hemen hemen birbirini hiç tutmayan bu rakam­ ları veren kişilerin tamamı , desteksiz atış yapmakta ve esasen te­ mennilerini d i l e ge tirmektedirler. Time Dergis i : 18 Mart 1 99 1 : 8 Milyon Kürd ; ı N isan 1 99 1 : 1 4 , 5 Milyo n Kürd (Bir ay içinde neredeyse %80 oranın da artış) Paris Kürd Ensti tüsü Başkanı Kenzal Nezan (Mart 1 99 1 ) : 25 milyon Kürd ; 23 aralık ı 994, Muzaffer Demir: ı s Milyon Kürd; Mahmut Al mak (aynı tarih) : 20 Milyon Kürd . Daha bunun gibi yüzlerce rakam verebiliriz , ama değmez . Bir haber kaynağı düşünün ki, bir ay arayla Kürd nüfusunu nere­ deyse %80 artırıveriyor; 1 9 9 ı 'de birinin 25 milyon olarak verdiği 7

Ayşe I !ür, Taraf, 26.

1 2 . 20 10.


KÜRDLERİN NÜFUSU: RAKAMLARl N SAVAŞI

399

rakamı , dört yıl sonra bir başkası 1 5 milyo n , bir başkası ise 20 milyo n veriyor. Hatta McDowall , dünyadaki tüm Kürellerin top­ lam n ü fusun u aynı yıllarda en az 25 milyon olarak vermekte ve bunun 13 milyonunun Türkiye'de yaşadığını söylemektedir.8 Hasan Celal G üzel'in Radikal gazetesindeki makalesinde veri­ len bilgiler, diğerlerine kıyasla daha mantıklıdır ve ayakları yere değen bir değerlendirmedir: Gerçek rakam nedir? "Türkiye'deki Kürd nüfusu hakkında en gerçekçi ve bilimsel veriler Devlet İstatistik Enstitüsü'nün (Şimdi TÜİK ) 1 965 nüfus sayımlarıdır. Buna göre , 3 1 . 3 9 1 .42 1 olan Tür­ kiye N ü fusu'nun 2 . 2 1 9 . 50 2'si ana dili olarak Kürdçeyi beyan et­ miştir. Bu sayı , toplam nüfusun yüzde 7 , 07's ine tekabül etmek­ tedir. Bu tarih ten sonraki n ü fus sayımlarında nüfusun ana dile göre dağılımı yapılmamıştır. Günümüzele Kürd nüfusu oranının artmış olduğunu savunan­ lar, Kürellerin diğer etnikal tı gruplara göre daha fazla doğurgan olduklarını ve Türkiye ortalamasının üstünde bir nüfus artış hı­ zına sahip bulu ndukları n ı ileri sürmektedirler. Doğurganlık ko­ nusunda elimizdeki tek veri ise , gene İstatistik Kurumu'nca ya­ pılan bir çalışmadır. Buna göre , Türkiye genelinde doğurganl ık oranı yüzde 2 , 23 ike n , Doğu ve G üneydoğu'da bu oran yüzde 3 ,65'e yükselmekte­ dir. Buna karşılık, göç eden Kürell erin yeni yerleşimlerinde diğer etnikal tı gruplara benzeşerek şeh irleşme sonucunda nüfus artış hızı bakımından Türkiye ortalamasına yaklaştığı görülmektedir. D i ğer taraftan , anılan bölgelerde bebek ölüm oranlarının yük­ sek ve ortalama hayat sürele rinin düşük olması ise n ü fus artı­ şında ters etkenlerdir. Ayrıca , bu bölgelerde n ü fusun önemli bir kısmı da Türk ve Arap'tır. Kürd nüfusu hakkında, Hacettepe Ü niversitesi N ü fus E tüdleri Enstitüsü Başkanı Pro f. Aykut Toros ve ekib i , genel nüfus sayım­ larını esas olarak yaptıkları proj eksiyonlarda, 1 9 9 2 yıl ında ana dili Kürdçe olanl arın oranını yüzde 6,2 olarak tespi t etmişlerdir. 8

McDowall. Modern Kürt Tcırilı i , s. 24.


400

KÜRDOLOJİ YALANLARI

T ü rkiye'nin e tnik yapısı konusunda bugüne kadar yapılan çalışmaları bili msel şekilde değerlendiren Ali Tayyar Önder ise 2006 yılı itibariyle 74 milyonluk varsayılan Türkiye nüfusu içeri­ sinde Kürd sayısını 5 milyon (yüzde 6,76) , Zaza sayısını 800 bin (yüzde 1 ,08) olarak tespit e tmiştir. Buna göre - lazalar Kürd ol­ madıkları halde - Kü rd ve Zaza nüfusunun toplam içindeki oranı yüzde 7 ,84 olarak bulunmaktadır. Gazi Üniversitesi'nden Prof. Mehmet Şahingöz'ün, P.A. Andrews'in merkezi ABD'de bulunan 'Ethnologue D a ta from Languages o f the World' a d l ı kuruluşta hazırladığı çalışmasında Kürd nüfu­ sunun oranı yüzde 8,36 olarak tespit edilmiştir. Bu konuda, bu­ güne kadar bulunan akademik temelli en yüksek oran, Andrews'in 'Türkiye'de Etnik Dağılım' başlıklı raporunda 200 1 yılı içinde top­ lam e tnik nüfus yüzde 1 3 . 79 olarak gösterilmiştir. Ayrıca , Eylül 2005'te 'AB Euroharameter Anke ti'nde , ana di­ lini Türkçe olarak bildirenierin o ranı yüzde 93 olarak bulu nmuş ve Kürdleri de i çine alan geri kalan nüfusun yüzde Tyi geçme­ diği görülmüştür. Kürd nüfusunun hesaplanmasında Kürdçü siyasi partilerin al­ dıkları oylar da bir gösterge sayılabilir. Her ne kadar Kürd nüfu­ sunun tamamının bu siyasi partilere oy vermed ikleri bili nse el e , seçimlerde ortaya çıkan sonuçlar, Kürd nüfusunun Kürdçülerin m übalağalanna uygun miktarda olmadığını göstermektedir. Ni­ tekim, 1 995 Aralık Genel Seçimleri'nde HAD E P, PKK'nın tehdit ve haskılarına karşılık - Kürdçüler dışındaki sol ayların da eklen­ mesiyle- ancak yüzde 4 , 1 7 oranında oy alabilmiş ; gene 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri'nde de D E HAP'ın yüzde 6 , 2 oranında oy alarak yüzde l O'luk seçim barajının altında kaldığı görülmüştür. Temmuz 2007 seçimlerinde, DTP'lilerle beraber bütün bağımsız adayların oy toplamı yüzde 5 ,36 olurken, 2009'daki mahalli se­ çimlerde DTP yüzde 5 ,04 oy alabilmiştir. Bütün bu analizierin sonucunda, 1 965 nüfus sayımı sonuç­ larının Kürd n ü fusu lehine yüzde S O o ranında arttığı varsayılsa bile, 2006 yılı itibariyle Türkiye'deki Kürd nüfus oranının yüzde


KÜRDLERİN NÜFUSU : RAKAMLARlN SAVAŞI

40 1

7 ile yüzde l l arasında bulunduğu ve en fazla yüzde l l 'e çıka­ bileceği ; Kürd sayısının da 5 ile 8 milyon arasında değişeceği ve en fazla 8 m ilyon olduğu hesaplanmaktadır. "9 Burada siyası Kürdçüler, bütün Kürellerin BD P'ye oy verme­ diklerini söyleyebili rler ki , doğrudur. Kürellerin gerek daha önce parti olarak ve gerekse 2007'de bağımsız olarak girdikleri seçim­ lerde aldıkları oy yaklaşık 2,5 milyondur. Biz , bir o kadar Kürd'ün de diğer partilere oy verdikleri düşüncesiyle hareket ederek, bu rakamı ikiyle çarpsak bil e , elde edeceğimiz sayı 5 milyond ur. 74 m ilyonluk bir ülkede 50 milyon seçmen varsa , bu demektir k i , h e r üç kişiden ikisi seçmendir. Bu durumda Kürcl nüfusuna b i r 2 , 5 milyon daha ilave e tmek gerekecektir. E l d e edeceği miz rakam 7 , 5 m ilyonclur. Hadi fazladan bir milyon daha ilave edeli m , çıka­ cak rakam 8 , 5 milyonclur. Gerçi Ali Tayyar Öneler bu rakama iti­ raz edecektir, ama biz en iyimser yaklaşımla bu rakam ı veriyo­ ruz. Bu durumda 1 3 , 1 5 , 1 9 , 2 2 , 25 milyon rakamları son derece uçuk ve temenniye dayanan rakaınlardır. İnsanın kendi kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Düny adaki Toplam Kürd Nüfus

Bu konudaki rakamlar da birbirini tu tmamaktad ır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, dünya genelindeki Kürd nüfus hakkında bir gö­ rüş birliği yok ve Türkiye'yle ilgili yapılan tahminler burada da geçerli . Paris Kürcl Ensti tüsü'nün siyasi Kürdçülerle birlikte ha­ zırladıkları tabloya göre , Kürellerin nüfus dağılımları şöyl e : Kuzey Kürdistan (onlara göre Türkiye) : 1 3 1 50 000 Doğu Kürdistan (onlara göre iran) : 9 260 000 Güney Kürdistan (onlara göre trak'ın kuzey kesimi) : 4 760 000 Batı Kürdistan (onlara göre Suriye): 1 240 000 Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan: 30 1 000 Anadolu bölgesi (region anatolienne ? ) : 385 000 9

Hasa n Celal G üzel , Radilwl, 06.09.2009.


402

KÜRDOLOji YALANLARI

Horasan ve diğer bölgeler: 500 000 Lübnan: 75 000 Toplam: 29 6 7 1 00010 Yine bir başka Fransızca sitede benzeri rakamlar verilerek top­ lam Kürd nüfusun 1 8-20 milyonunun Türkiye'de, 8- 1 0 milyonu­ nun İran'da , 5 milyonunun Irak'ta ve 1 ,5 milyonunun Suriye'de yaşadığı bel i rtilmektedir. 1 ı Keza T ü rkiye ve Irak Kürellerinden bahseden başka bir sitede daha değişik rakamlar veril mekted : r. Buna göre ; Türkiye'de 1 5 milyon , İran'da 7 milyo n , Irak'da 4 mil­ yon , Suriye'de 960 000 , Ermenistan'da 56 000, Azerbaycan'da 60 000 . . . olmak üzere toplam 3 5 milyon gösterilmektedir. 1 2

LAtlas d u Monde Diplomatique ise dü nya toplam Kürd nüfu­ sunun %50'den daha fazlasını n Türkiye'de yaşadığını beli rttikten sonra " tahmini Kürd nüfusunun 25-45 milyon arasında olduğunu" 13 kaydetmektedir ki , rakamların siyasi Kürdçülerin veya Paris Kürd Enstitüsü'nün verdiği rakamlar olduğu belli. Türkiye sınırları dahilindeki Kürd nüfusuyla ilgili takribi ra­ kamlardaki abartılar gib i , dünya genelindeki rakamlar da abartı­ lıdır. En son verdiğimiz rakam, mevcu t Kürd rakamını neredeyse iki misli göstermiştir ki , en iyimser tahminle d ü nya genelinin 1 6- 1 7 milyon olduğu düşünülmektedir ve mevcut veriler de buna işaret e tmektedir. Siyasi Kürdçüler, I . Dünya Savaşı sonrasında Kürdistan toprak­ larının Türkiye , Irak , İran ve Suriye arasında paylaşıldığını ileri sürmektedir. İyi ama böyle bir i ddianın inandırıcı olabilmesi için ortada kurulu bir devletin olması gerekirdi . Halbuki Kürellerin bölgede kurulu bir devletleri hiçbir zaman olmam ıştır. Kürdis­ tan tanıını ise , McDowall'ın " tartışmasız herhangi bir Kürdistan lO

www. t l fq.ulaval.ca (source: K u rdistan, SBSR, 1 999 , Abril , p . 39) (ulaşım

ll

www.

12

Gilloı.biz/csg!la_Turqui e_ct_lrs_Kurdes_l rakiens (erişim 27.05 . 20 1 1 )

l3

rAtlas du Monde Diplomatique, janvicr, 2003 , s . 1 74.

27.05 . 20 1 1 )

kurdistan. nu (eri�im. 27.05 . 20 1 1 )


403

KÜRDLERİN NÜFUSU : RAKAMLARlN SAVAŞI

haritası çizilemez" ;14 Şerefhan Ciziri'nin " Kürdistan ismi, ayrıca coğrafik bir isimdir, Kürdistan'ın, ne coğrafik ne de etnik sınır­ ları kesin olarak belli değildir" 15 sözlerinde belirttikleri gibi, be­ lirli bir bölgesi veya sınırları çizilmiş coğrafi bir alanı gösterme­ mektedir. Siyasi Kürdçülere göre ise Kü rdlerin dağınık olarak yaşadıkları her yer Kürdistan'dır. Meseleye kelime anlamı itiba­ riyle Kürdistan'ın " Kürdlerin yaşadıkları yer" anlamında baktı­ ğınızda ve Kürdlerin bulunduğu her yeri Kürdistan saydığınızda bu değerlendirme doğrudur. Ama Sovyet Kürdista n ı , Azerbay­ can Kürdistan'ı vs . . gibi tanımlamalar biraz abartılıdır. Örneğin Azerbaycan'da 60 bin Kürd'ü n dağınık olarak yaşadığı hangi köy ve şehirleri Azerbaycan Kürdistanı'nın sınırları içine alacaksınız? Bakü'de yaşayan çok az miktardaki Kürd'e bakarak, orayı da Kür­ distan sınırları içine mi katacaksınız? Yahut İstanbul'daki nüfus­ ları ne olursa olsu n , bu şehir de Kürdistan sınırları içine m i da­ hil edilecek? Siyasi Kürclçülerin açmazlarından biri de, herhangi bir şehirde bir miktar Kürd yaşıyorsa , oradakil erin hepsini Kürd sayma gaOeti içinde olmalarıdır. Bu satı rların yazarı olarak Türkiye ve dünyadaki Kürd nüfu­ suyla ilgili gözden geçirdiği m yaklaşık 1 00 kadar kaynakta ve­ rilen rakamların hiçbiri nin bir diğeriyle örtüşmediğini gördü m . Üstelik d e bunların çoğu birbirinden kopyalama rakamlar olma­ sına rağm e n . Anlaşılan herkes buld uğu tahmini rakamlara kafa­ sına göre bir şeyler ilave etmekte veya çıkarmaktadı r. Özbekistan örneğinde olduğu gibi, etnik bazda bir sayım yapılmadığı sürece, verilen rakamların hiçbir değeri yoktur.

14

McDowall, age. ,

15

Şere01an C izi ri, Anadolıı'dan Mczopotamya)'a Kii l t ii l ' v e Uyga d ı h ,

s.

Hı . s.

1 53 .


XXX . NEVRUZ KiMiN BAYRAM!?

1 984'de PKK'nın ortaya çıkmasından ve onu müteakip Kürdçü yazarların sahiplenmeye başladığı doksanlı yıllara kadar N evruz nedir bilmeyen, hiç N evruz ku tlamayan ve hatta N evruz'u mün­ ferİt olarak ku tlayan Türklere "kafir" gözüyle bakan Kürdler, daha sonra ideolojik olarak N evruz'a sahiplenmeye, hatta yal­ nızca Kürdlere has, tarihi Milat öncesine dayanan eski bir Kürd bayramı olduğunu dillendirmeye, arkasından da ciddi ciddi inan­ maya başladılar. Elbette Türkler de dahil olmak üzere Doğu halklarının çoğu­ nun ku tladığı bu bayram, asl ında bir tür "bahar bayramı"dır ve kimsenin inhisarında değildir. Bu bayramla ilgili farklı efsanevi versiyonlar icat ederek, keli meyi " N awroz" ve " Newroz" şeklinde yazıp içselleştirme gayre ti , bana biraz da aşağılık kompleksinin , tarih ve folklor fakirliğinin dışavurumu gibi görünüyor. Aşağıda Türklerin Ergenekon'dan çıkışının anısı na kutladıkları , onunla özdeşleştirdikleri N evruz'a hiç değinmeden, doğrudan bu bayramın diğer doğu halklarında ortaya çıkışıyla ilgili mitoloj ik versiyonları aktaracağız ; fakat bu kutlamanın tarihleriyle kaç defa oynandığını ve en son kim tarafından 2 1 Mart tarihine sabitlen­ diğini üzerinde durmayacağız . Çünkü konumuz o değildir. N evruz'u diğer doğulu halklar gibi 2 1 Mart tari hinde kutlayan Kürellerin bir sitesindeki yazıyı hiçbir yerine dokunmadan aynen aktarıyorum. Daha sonra Şere fname'nin aynı olaya bakışını, ar­ kasından Firdevsl' nin Şehnamesi'nde ve Taberi'deki N evruz hi­ kayesini ve en son olarak da Ebü Reyhan el-Birun!'nin el-Asaru'l


NEVRUZ K i M i N BAYRAMI?

405

Bakiye (Maziden Kalanlar) adlı eserindeki bi lgileri vereceğiz ve N evruz Kürdlerin de bayramı mı değil mi göreceğiz ? Bugün Newroz efsanesi olarak bilinen ve özgürlük tutkusuyla bütünleşmiş olan Demirci Kawa efsanesi şöyledir : Bundan çok

eski zamanlar öncesind e , daha yeryüzünde kimsenin olmadığı dönemlerde Zervan isimli tanrının iki oğlu olmuştur. Birinin adı Hürmüzdür ve bereket ve ışık saçan anlamına gelmektedir. Di­ ğerininki ise ise Ehrimandır ve kö tülük ve kı tlık saçan anlamın­ dadır. Fırat ve Dicle'nin yaşam bulduğu , Ahura Mazda'nın kur­ sadığı topraklarda Hürmüz hep iyinin ve uygarlığın temsilcisi, Ehriman da onun karşıtı olmuştur. Hürmüz, dünyada kendisini temsil etmesi için Zerdüşt'ü gönderir ve yüreğini sevgi ile dol­ durur. Zerdüşt ise buna karşılık oğullarını ve kızlarını Hürmüz'e hediye eder. Ehriman bu durumu kıskanır ve yüzyıll ar boyunca sürecek olan iyilerle savaşına başlar. Tüm iyilere , Zerdüşt'ün so­ yuna ve iyiliklere Medya coğrafyasındaki yaşamı çekilmez bir du­ ruma getirir. Ehriman bazen gökten ateşler yağdırır bazen fırtı­ nalar koparır ve iyiliğe ve iyilere hep zulm eder. En so nunda da içindeki nefreti ve kötülük zehrini zalim Kral Dehak'ın beynine akıtır ve onu bir bela olarak Asur ve Med halkının üzerine salar. Dehak'ın bildiği tek şey kötülük etmektir. Zalim Dehak halkının kan ı n ı e rnerken beynindeki zehir bir ura dönüşür ve onu ölüm­ cül bir hastalığın pençesine düşürür. Dehak acılar içinde kıvrana­ rak yaraklara düşer ve hastalığına bir türlü çare bulanamaz. Dö­ nemin doktorları acılarının dinmesi ve yarasının kapanması ve hastalığının iyileşmesi için yaraya genç ve çocukların beyinleri­ nin sürütınesini önerirler. Böylece kürtlerin yaşadığı coğrafyada aylarca hatta yıllarca süren bir katliam başlar; her gün zorla anne babalarındna alınan iki gencin kafası kesilip beyinleri merhem olarak Dehak'ın yarasına sürülür. Bu katliam sürerken , sıra Med halkının çocuklarına gelir. G ençler öldükçe Fıra t'ın , Dicle'nin , Mezrabotan'ın hali perişan ve içler acısıdır. Halk çaresiz ve güç­ süz düşmüştür. Gençler katiedilirken sıra bir gün daha önce bu şekilde 1 7 oğlunu kaybetmiş olan Kawa adındaki demircinin en


406

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

küçük oğluna gelmiştirHergün kürt genç leri Dehah'ın aslıerieri ta­ rafından baş lan kesi lme/ı üzere götürülürhen Kawa'nın aklına baş­ kaldırı fikri gelir ve bu konuyu etrafında güvendiği bir kaç kişiye açıklar. Demirci dükkanında demirden savaş malzemeleri olarak Gürz-ü Kember, Ker gibi araçlar yapar ve bir taraftan da başkal­ dırı için etrafındakileri eğitir. Bu hareket yavaş yavaş yayılmaya başlar. Mart ayının 20's ini 2 1 'ine bağlayan gece zal im Dehak'a karşı direniş başlar. O gece kral ı n sarayı direnişçiler tarafından ele geçirilir. Aynı zamanda bu direniş Dehak'ın egemenliğindeki bütün topraklarda devam eder. Direnişçiler hendi aralarında dağlar da ateş yakarak haberleş mekteydiler. Direniş bi ttiğinde Kawa'nın halk harekatı Dehak'ı ve yönetimini devirir. Sevinçle dağlara ko­ şan halk bu ateşlerin etrafmda oy namaya baş la r. Bir diğer söylen­ tiye göre de Kawa , 20 Mart'ı 2 1 Mart'a bağlayan gece sabaha ka­ dar demir ocağının başında sabahlar ve oğlunu zalim Dehak'ın katl inden kurtarmak için çarel er düşünürken imdadına göğün yedinci katındaki iyiliğin temsilcisi Hürmüz , Ninowa'l ı Kawa'nın yüreğini sevgi ve umu tla doldurur ve bileğine güç , aklı na ışık ve­ ri r. Ona Zalim Dehak'tan kurtuluşun yolunu öğre tİr. 21 Mart sa­ bahı , gün doğduğunda , Kawa oğlunu kendi eliyle Dehak'a tes­ lim etmek ister ve zulmün ve kötülüğün kalesi olan D ehak'ın sarayına gi rer. Oğlunu zalim Dehak'ın huzuruna çıkarırken ya­ nında getirdiği çekicini Dehak'ın ka fasına vurur. Dehak' ın ölü bedeni Demirci Kawa'nın önüne düştüğü anda kö tülüğün alevi N inowa'da söner. Kısa sürede bütün N inowa ve bölge halkı is­ yan eder ve a teşler yakarak saraya yürürler. Zulme karşı isyanı başlatan Kawa , demir ocağında çalışırken giydiği yeşil, sarı , kır­ mızı önlüğünü isyanın bay rağı , ocağındaki ateşi ise özgü rlük me­ şalesi yapar. N inowa cayır cayı r yanarken meşaleler elden ele do­ laşır, dağ başlarında ateşler yakılır ve kurtuluş coşkusu günlerce devam eder. Zalim Dellah'tan kurtulan hal klar 21 Mart'ı özgürlü­ ğün, kurtuluşun ve hal kların bay ramı olaı-al? kutlar. Demirci Kawa; başkaldırı kahramanı , N ewroz ise ; direniş ve başkaldırı günü ola­ rak tarihe geçer.


N EVRUZ K i M i N BAYRAM P

407

Kürt mitoloj isindeki Kawa efsanesi

Kürt mitoloj isindeki Kawa efsanesine göre , Kürtl er günümüz­ den 2 5 00-2600 yıl öncesinde Zuhak (Bazı kaynaklara göre D e­ hak) adında Asurlu çok ama çok zalim bir kralın altında yaşa­ yan Kawa adında bir demirci vard ı . Bu kral tam bir canavardı ve efsaneye göre her iki omzunda da birer yılan bulunuyordu . Her gün bu iki yılanı beslemek için Kürt lerden ihi hi şiyi sarayına hur­ ban olaralı getirtip aşçılarına bu iki çocuğu öldürtüp beyinlerini yılaniarına yemek olarak verdi riyordu . Aynı zamanda bu cana­ var kral ilkbaharın gelmesini engelliyordu . En sonunda bu zu­ lümden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Arınayel ve Garmayel adlı iki kişi kralın sarayına mutfağa aşçı olarak girmeyi başarır­ lar ve Kral ın yılanlarını beslemek için beyinleri alınarak öldürü­ len çocukl ardan sadece birini öldürüp diğeri nin gizlice saraydan kaçmasına yardımcı olurlar. Böylece ellerindeki bir i nsan beyni ile kestikleri bir koyunun beynini karışlirarak yılanlara vererek her gün bir çocuğun kurtulmasını sağlamış olurlar. İşte bu ha­

çan kişi lerin Kürt lerin ataları olduğuna inanı lır ve bu kaçan ço­ cuhlar Kawa adl ı dem irci tarafı ndan gizlice eğitilere/ı bir ordu ha­ line geliri l i rler. Böylece Kawa'nın liderliğindeki bu ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa halı çehiç darbeleri ile öldü rmey i başanı : Kawa el raftahi liim tepeleıde ateşler yakar ve yanındakilerle birlikte bu zaferi kutlarlar. Böy­ lece Kürt halkı zal im kraldan kurtulmuş olur ve ertesi gün ilk­ bahar gelmiş olur. ' Kürdl erin aktardığı her iki rivayete göre de 2 1 Mart N evruz'dur ve onların bugünü bayram olarak kutlamalan nın sebebi zalim Dalıhak'ın elinden kurtulup özgürlüklerine kavuşmalandır. Verdiğimiz alıntıda i talik yap tığımız kısımların tenkidini ya­ pacağız ve bu efsane anlatım için kaynak olarak kullanılan Ta­ beri , Firdevsi vs. gibi kaynaklardaki m e tnin nasıl çarpıtıldığını göstereceğiz. www. narteks .net (erişim 0 1 .06.20 1 1 )


408

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Elimizde bu e fsaneleri n anlatıldığı üç ana kaynak m evcu t . Şerefhan'ın alıntısı ise bu kaynaklara dayandığı için fazla üzerinde durmayacağız . Bu kaynaklardan ilk ikisi Taberi ve Firdevsi'nin eserleridir. Taberi , tenki t süzgecinden geç i rmeden ne buldU)'Sa k i tabına d al d u rarı bir tarihçidir. FirdevsY ise hayal gücü zen­ gin bir şaird i r. Eserlerini bu iki yazardan sonra kaleme alan Ebü Reyhan el-Biruni ise bir ilim adamıdır. Her eline aldığı ki taptaki bilgiyi olduğu gibi aktarmaz ve sıkı bir denetimden geçirdikten sonra eserinde yer verir. Taberi ve Firdevsl'nin kaydına göre asıl adı Ezdehak (ej derha) olan Dahhak , Arap asıllıdır. G erçi Persler de Dahhak'a sahiplenir ve onun kendilerinden olduğunu iddia ederlerse de, mevcu t kay­ nakların çoğu bu miteoloj ik kralın Arap asıllı old uğu yönü nde­ dir. Taberi , meşhur eserinde Dalıhak'la N emrud'un aynı kişi ol­ duğu görüşü nü de savunur 2 Eğer bu doğruysa Dalıhak'ın Asuri hükümdan o l ması gerekir. Çünkü N eınrud bir şahıs ismi değil, Asuri hükümdarlarının kullandıkları unvandı . Ama bu çok zayı f bir ihtimaldir, çünkü Firdevsi , Dalıhak'ın Cemşid'den sonra tahta geçtiğini belirtir. Cemşid ise Perslerin Hz. Adem olarak kabul et­ tikleri Tahınures'in çocuklarınciandı ki, buna göre olayın Milat­ tan birkaç bin yıl önce olması gerekir. Dalıhak'ın aslen Yemenli bir Arap olduğunu iddia edenler de var. Örneğin Ebü Nuvvas onunla övünerek, bir şiirinde şöyle der:

Bizdendi işte

o

Dahhah dedi hleri,

Ona seeele ederdi uçanı da, haçanı da ! 3 Rivayete göre Dalıhak'ın insan kıl ığındaki aşçısı ibl is, hüküm­ cların iki on1Zundan öper ve oradan iki yılan peyda olur.4 BirunY , bunların yılan değil , yara olduğunu söyler. 5 Firdevsl'nin rivaye2

Taberi, 1/1 96.

3

Mesudi, Murfıc, 11/1 1 4 .

4

Firdevsi , Şealınanıe, 1!99.

5

Birüni, Maziclen Kalan lar, 2 1 7 .


NEVRUZ KIM I N BAYRAM I ?

409

linde ibl isin Dahhak'a iki nci kez tab i p suretinde göründüğü ve yılanların acı vermemesi için onların i nsan beyniyle beslenme­ sini söylediği belirtil i r. Böylece her gün iki çocuk veya genç ya­ kalanarak boğazlanır ve beyinleriyle yılanlar beslenir. Taberi'nin rivayetine göre demirci Kava , Dahhak'ın huzuruna gelir ve ona madem yedi ikiimin padişahı ise beyinleri için öld ürülen gençle­ rin de hükümranlığı altında bulunan tüm gençlerden seçmesinin daha adilee olacağını söyler. Dahhak bu fikri beni mser ve böy­ lece geniş ülkesinin her yerinden gençler toplanmaya haşlar. 6 Bu duruma üzülen iyi kal pli iki dindar kişi padişahın sarayına aşçı olarak girm eyi başarırlar ve beyinleri alınmak üzere get i rilen iki genç ten birini kes ip, öbürünü sağ bırakarak dışarı salarlar ve or­ talarda gözükmemesini, dağlara çıkmasını söylerler. Kurtardıkları gencin beyni yerine de kestikleri bir koyun veya kuzunun beynini karıştırıp yılanlara verirler. Böylece her ay o tuz genç kurtulur. Firdevsı ve Taheri'nin rivayetleri nde bu arada Tanrı tarafından Dahhak'ı öldürmekle görevlendirilen Feridun'un büyüdüğü ania­ tıld ıktan başka , on sekiz oğlundan biri hariç diğerlerini Dahhak'ın yılanları için kurhan veren Gave'nin7 b i r gün padişahm huzu­ rundan ö fkeyl e çıktı ğı ve o gün çalışırken kullandığı öküz veya aslan derisinden yapılmış önlüğünü mızrağı nın ucuna takarak or­ taya atılıp halkı çevresine topladığı ve isyan başlattığı hi kaye edi­ lir. Yi ne aynı yazarları n rivayetine göre Gave'nin bayrak yaptığı d eri önlüğün üzerine hırmızı, sarı ve mor renkli ku maşlar bağ­ lanmıştır. Halbuki siyasi Kürdçüler Kava denilen Gave'nin bay­ rağındaki mor rengini yeşille değiştirmişlerdir. Taheri ve Firdevsl, Feridun'un Dahhak'ı öldürmesinden sonra kaçıp dağlara çıkan bu insanların Kürd halkının atalarını oluştur­ duklannı, Şere fhan ise "birçok diyalekt konuşan ve çeşitli top­ luluklardan gelen insanların zamanla evlenip çoğaldıklarını ve bunlara " Kürd" denildiğini8 kaydeder. Burada d ikkat edilirse Şe6 7 8

Taberi, 1/196. Taberi'de Kabi, bir başka nüshasıncla ise "Kani" şeklinde. Şerefhan, Şercfname, s. 1 9.


KÜRDOLOji YALANLARI

410

refhan "değişik diyalektler konuşan ve farklı halklardan oluşan insanlar" vurgusunu yapmaktadır. Yani Kürdçülerin iddia ettik­ leri gibi ne boğazlanan Kürdlerd i , ne de dilleri Kürdçe idi. Ak­ sine bu nlara Kürd ismi verilmesi çok daha sonralandır. Elbette ki, tüm bu anlatılanlar yalnızca bir efsaneden ibarettir. Fakat e fsane de olsa Taberi ve Firdevsı ile aynı kaynakları kul­ landığı anlaşılan Birunl'de olayın farklı şekilde anlatılması , ön­ ceki iki yazarın ellerindeki kaynaklarda olmayan bir cümleyi ri­ vayete girdirdikleri şüphesini doğurmaktadır. B irunl'nin farklı nakli aynen veriyoruz: "Bir başka rivayete göre bu gece ateş yakılmasının sebebi şöy­ ledir: Bivaresp [ D ahhak] halka her gün beyinleriyle yılanlarını besleyeceği iki kişi bulup getirmelerini emre tmiş ve bu işe neza­ ret etm esi için Azınail adında birini tayin etmiş. O ise her iki ki­ şiden birini serbest bırakarak, ona bir miktar yiyecek veriyor ve Dunbavend dağının batı kesimine yerleşip bir kulübe yapmasını emrediyor, bir yandan da serbest bıraktığı kişinin yerine bir ko­ yun beyni koyuyor, diğeriyle kanştınp yılanları besliyormuş . Ef­ ridun Bivaresp'i mağlup edince , Azmail'i huzuruna getinmiş ve ondan öldürdüğü i nsanların intikamını almak istemiş. Azmail , pek çok insanı serbest bıraktığım , bunu ispat e tmek için birkaç askerin refakatinde o nları gönderdiği bölgeye gönderilmesini is­ temiş. E fridun onun dediğini yapmış ve onu birkaç muhafızla göndermiş . Azmail, oraya varınca serbest bırakarak haya tlarını kurtardığı kişilere gelenlerin kaç kişi olduklarını saymaları için evlerinin damında a teş yakmalarını emretmiş . Tüm bu olaylar Bahman-mah'ın onuncu gününde olmuş.9 E fridun'un gönder­ diği muhafızlar Azmail'e " N e kadar çok insanın hayatını kur­ tarmışsı n , Allah senden razı olsun ! " demişler ve varıp durumu Efridun'a anlatmışlar. Efridun hemen atma atlayıp hakikati kendi gözleri yle görmek için Dunbavend dağına gi tmiş . (Gerçeği gör­ dükten sonra ) Azmail'i takdir e tm iş ve Dunbavend'i ona mülk 9

Bahman-mah'ın yani Bahman ayı nın lO. günü, 30 Ocak gününe tekabül etmek­ tedir.


N EVRUZ KiMiN BAYRAM I ?

41 1

olarak verdikten başka, onu altın bir tahta oturtup "Masmagan" 1 0 (:,�) adını vermiş . " l l Görüldüğü gibi, Birünl'nin aktardığı rivayette ateşle haberleş­ ükleri şeklinde bir kayıt olmadığı gibi , burada toplanan insanların güya Kürdlerin uzak atalarının Dalıhak'ı n işini bitiren Feridun'un ordusunun saflannda yer aldıkları veya çatışmalara bizzat katıl­ dıkları da belirtilmemektedir. Dahası bu insanlara Kürd denildiği rivayeti de Biruni'nin kaydında yer almamaktadır. Firdevsl'nin rivayetinde Dalıhak'ın Dünbavend dağına bağlan­ masından sonra Feridun'un insanlara ateş yakmaların ı ve içine arnher ve safran atmalarını emrettiği , Mihrigan bayramını kut­ lama, yiyip içme adetinin böylece ortaya çıktığı belirtilmektedir. 12 Yani Feridun'un Dalıhak'ın işini bitirip e tkisiz hale getirerek halka bayram ilan ettiği ay Mihr ayıdır ki , G üneş takviminin 7. ayı ol­ ması hasebiyle 23 Eylül-22 Ekim günlerine rastlar. Mihrigan ve daha sonra Mihrican denilen bayram konusunda Birunl şöyle der: " Mir-mah. Bu ayın ilk günü olan Hürmizd-ruz yani ikinci hazan'dır. Daha önce belirtildiği gibi avam tabakasının [ bayram ] günüdür. On altıncı güne rastlayan Rüz-ı Mihr, önemli bayramlardandır. Ayı n adıyla mütenasip düşmesi için Mihridin denilmiştir. Anlamı "ruh sevgisi" (0..,.ıı �) demektir. Söylendi­ ğine göre "mihr" Güneş demektir ve bugün dünya üzerine doğ­ muştur ve kisraların o gün üzerinde Güneş sureti bulunan bir tae giyip , Güneş'i temsil eden tekerlekli arabalara binmeleri de bunun delilidir. Persler o gün panayır kurarlar. Perslerin bugüne özel bir önem vermeleriyle ilgili rivayet şöyle: Kavi'nin [ Kava'nın] Dahhak!Bivaresf'e saldırı p , onu kovduğunu ve halkı E fridun'a tabi olmaya davet ettiğini işitenler E fridun'un ortaya çıkmasından m u tlu olmuşlar. Bu Kavı: [ Kava l dedikleri , Pers hükümdarlarının sancağını baht alameti kabul ettikleri kişi10

Masmagan: Mas-ı mugan yani Maglann [ Mecusllerin l reisi anlamında muharref bir kelime.

1l

Biruni, Maziden Kalanlar, s. 2 1 7 .

12

Fird e vsi , Şehname, l/1 57.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

412

dir. Söylendiğine göre bu sancak ayı derisinde n , kimilerine göre aslan derisinden yapılmıştı ve ona di refş-i kaviyan adını verdiler. 13 Daha sonra bu sancak değerl i taşlarla ve altınlada süslendi. Yin� rivayete göre o gün melekler Efridün'a yardım etmek için yeryüzüne inmişler ve bu yüzden hükümdarların saraylannın salı­ nında cesur bir kişinin şafak vakti durup yüksek bir sesle "Ey me­ lekler, dünyaya inin ve devlerin , kötülerin kökünü kazıyıp, onları dünyadan uzaklaştırıo ! " diye seslenınesi gelenek halini almıştır. Söylendiğine göre o gün Allah yeryüzüne nazar e tmiş ve ruhlara uygun bedenler yaratmış; bu yüzden o günün herhangi bir saa­ tinde i francavi feleği bedenierin durumuyla ilgilenirm iş . Yine rivayete göre o gün Allah daha önce karanlık, ışıksız bir küre şeklinde yarattığı Ay'a parlaklık ve güzellik ihsan etmiş. Bu yüzden ay parlaklık yönünden Güneş'ten daha üstünmüş ve o günün en bahtlı saatler Ay'ın saatleriymiş. Se l man-ı Farisi der ki : " Persler döneminde Allah'ın kulları için N evruz'da yakut , Mihrican'da zeberced yarattığı n ı , tıpkı ya­ kut ve zebercedin diğer madenlerden üstün old uğu gibi, bu iki günün de diğer günlerden üstün olduğunu söylerdik " İranşehri ise "Allah N evruz ve M ihrican günü nur ve zulmetle [ karanlık ve aydınlıkla ] bir anlaşma yapmıştır" der. " H

Metinde n d e açıkça anlaşıldığı gibi N evruz v e Mihrican ayrı günlerdir ve ayrı ayrı aylara tesadüf etmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, Türklerin Ergenekon'dan çıkışının anısına kutladıklan N evruz olayına hiç girmeden, asıl Perslerin her yıl kutladıklan N evruz'un nasıl ortaya çıktığına bakalı m . Çünkü yukanda anlatılan efsanevı olayın N evruz'la ilgisi yoktur. Önce Taberi ve Firdevsl'nin N evruz gününün nasıl o rtaya çık­ tığıyla ilgili rivayetlerini aktaralım. Örneğin Firdevsı şöyle der: "( Cemşid) saltanatın büyüklüğüne uygun bir taht yaptırdı , onu birçok mücevherlerle süsledi. istediği vakit , devlet o tahtı kaldı13

Direfş-i kavi.yan daha sonra Hz. Ömer tarafından yaktırılmıştır.

14

Biruni, age . ,

s.

206.


N EVRU Z KiMiN BAYRAM I ?

413

n p ovalardan göklere kadar çıkarırlardı. Buyruk sahibi padişah o tahtın üzerinde, havanın o rtasında parlayan güneş gibi o tururdu. Herkes tahtının etrafında toplandı , Dünya onun tahtındaki par­ laklığa hayran oldu . Cemşid'in üzerine mücevherler saçtılar ve bugüne N evruz adını verdiler. Yeni yılın ilk günü olan Ferverdin ayının birinci gününde insanın vücudu zahmet ve kinden kurtu­ lur. ileri gelenler, bugünü sevinçle kutlamak için şarap ve çalgı getirttiler, çalgıcılar topladılar. İşte N evruz denilen bu mesut gün o zamandan, o padişahtan yadigar kalmıştır. " 1 5 Biruni'nin N evruz'la ilgili aktardığı rivayetlerden Cemşid'le il­ gili olanı ile yukanda rivaye t hemen hemen aynıdır. Üstelik de Biruni bu rivayeti eserinin " Pers Aylannda Bayramlar ve N evruz" başlığıyla verdiği bölümde Ferverdin ayındaki bayramları sayarken anlatmaktadır. Ferverdin ayı ise her yılın 2 1 Mart-20 Nisan tarih­ leri arasına rastlamaktadır. Biruni "Bu ayı n ilk günü N evruz'dur. Bugün, yeni yılın ilk günüdür" diyerek, N evruz'la Mihrican gü­ nünün birbiriyle ilgisi olmadığını açıkça belirtmektedir. 1 6 N evruz'la ilgili çeşitli ki taplarda pek çok rivayet anlatılır. Riva­ yete göre " B u gü n , meleklerin saygı duyduğu bir gündür; çünkü onlar bugün yaratıldılar; peygamberler bu güne saygı duyarlar, çünkü Güneş o gün yaratılmıştır; hükümdarlar bu güne saygı du­ yarlar, çünkü zamanın ilk günüdür. " 1 7 Bir başka rivayet ise şöyle : Abdussamed ibn Ali'nin amcası Ab­ d ullah ibn Abbas'tan naklen anlattığına göre , Peygambere (sav) N evruz günü bir kase helva ikram e tmişler. Hz. Peygamber "Bu da neyin nesi böyl e ? " diye sormuş. " - Bugün N evruz ! " demişler. Hz. Peygamber " Peki N evruz nedir? " diye sormuş. "-Perslerin bü­ yük bayramı" demişler. Bunun üzerine Cenab-ı Peygamber " Evet, Allah'ın bir sürüyü canlandırdığı gün ! " buyurmuş. ''Bu sürü ne­ dir, ya Resulallah? " diye sormuşlar. "Bunlar, -demiş Hz . Peygam15

firclevsl, Şehnanıe, 1/86-87 .

16 l7

Birunl, age . , s. 1 96. Aynı yerde.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

414

ber- o nların topraklarından çıkanlardır; bin kişiydiler ve ölümden korkuyorlardı . Allah onlara " ölün ! " diye emretti . Sonra bugün o nlara haya t verdi ve ruhlarını iade etti. Gökyüzüne emretti ve gökyüzü onlar üzerine yağmur yağdırdı. Bu yüzden insanlar bu­ gün su dökmeyi bir gelenek haline getirmişlerdir. " Sonra helvayı yedi ve kaseyi parçalayarak sahabeleri arasında dağıttı ve neşeli bir şekilde , " Keşke her günümüz N evruz olsa ! " dedi . 1 8 Kimine göre de örneği n N evruz günü sabahına ulaşan kişi , hiçbir söz konuşmadan üç kaşık bal ve üç parça baharat yerse, tüm hastalıklanndan halas olurmuş. BirunY'nin başka bir kaydına göre N evruz'da baht-ı saadet ge­ tirmesi ve havayı temizlernesi için yüksek yerlerde a teşler yaktı­ ran kişi Şahpu r oğlu Hürmüz'dür. 1 9

l . Hergün kürt gençleri Dehah'ın as kerleri tarafından başları he­ si lmek üzere götürülürhen 2. Direnişçiler kendi aralarında dağlarda ateş yakarak haber­

leşmehteydi ler. 3. Sevinçle dağlara koşan hal k bu ateşlerin et rafında oynamaya

baş lar. 4. Kawa, dem i r ocağında çalışı rhen giydiği yeşil, san, kırmızı önlüğünü isyanın bayrağı ,

5 . Zali m Dehah'tan kurtulan halklar 2 1 Mart'ı özgürlüğün, kur­

tuluşun ve hal iziarın bay ramı olarak kullar 6. Her gün bu ihi yı lanı beslemek için Kürt lerden iki kişiyi sa­

rayına kurban o laralı geli rtip 7. İş te bu haçan kişi lerin Kürt lerin ataları olduğuna inanı lır ve bu haçan çocuh lar Kawa adlı demirci tarafından gizlice eğitileren bir ordu haline getiri l i r/er. 8 . Kawa k ralı çehiç darbeleri ile öldürmeyi başanı: Kawa etraf­ taizi tüm tepelerde ateşler yakar ıs

Age . ,

s.

ı 97 .

ı9

Age . ,

s.

202.


NEVRUZ KiMiN BAYRAMI ?

415

İ talik olarak verdiğimiz bu cümleler, Kürdçülerin Firdevsl'nin ve Taberi'nin rivayetleri esas alınarak yeniden yazılan bu mito­ loj ik rivayete kendiliklerinden ilave e ttikleri cümleler ve yaptık­ ları tahrifa tlardır.

l . Bu e fsanevi olayın olduğu sırada, olayı doğru kabul e tsek bil e , Kürd halkı da, Kürd a dı da yoktu . Çünkü Kürdçülerin ata­ ları olarak kabul ettikleri Medler dahi M. Ö. VI . Yüzyıl ortala­ nnda tarihten silinmişlerdir ; 2 . Direniş şehirdeydi v e dağlarda ateş yakıldığını gösteren bir rivayet hiçbir kaynakta yer almaz ; 3 . Yüksek yerlerde ateş yakılması geleneği , yukarıda izah edil­ diği gibi Şahpur oğlu Hürmüz zamanında başlatılmıştır; sözü edi­ len dönemde Şahpur da, oğlu da dünyada yoktu ; 4 . Yeşil, sarı , kırmızı Kava'nın giydiği önlüğün değil , daha sonra üzerine asılan kumaşların renkleridir ve bu nlar arasında yeşil rengi yoktu ; 5 . Halkın Dahhak'ın zulmünden kurtulma olay ı , rivayete göre , Martta değil , Eylül ayında gerçekleşmiştir; 6 . Her gün kurban edilen iki genç kim oldukları belirtilme­ yen halkı n çocuklanyd ı ; daha sonra Kürdlerin atası olacak olan kurtulanlar ise o sırada Kürd adını taşımıyorlard ı ; 7 . Kava asla dağa kaçan insanlan eğitmemiştir; daha doğrusu kimseyi eğitmemiştir ve sancak olarak kullandığı derisini m ızra­ ğın başına takıp ö fkeyle ortaya çıkınca, halk da arkasından yü­ rümüştür; 8 . Dahhak'ı öldüren Kava değil , Feridun'dur; tepelerde a teş yakılması olayı ise daha değişik bir şeydir. Ersanevi bir olayın dahi Kürdçüler tarafı ndan nasıl çarpıtılı p , tahrif edildiğinin tipik b i r örneği . . Topadayacak olursak, Perslerde geleneksel olarak kutlanan iki büyük bayramdan Mihrican denileni , halkın zalim Dahhak'tan kur­ tulduğu Mihr yani 7 . ay olan 23 Eylül-22 Ekim günlerine rastlar.


416

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Birunl'nin "bu olay Bahman ayının 1 0 . gününde oldu" kaydını esas alırsak , Ocak ayının 30. gününe tekabül eder .

İkinci büyük bayram ise bildiğimiz N evruz'dur ve Dahhak'tan önce hüküm süren Cemşid zamanında ihdas edilmiştir. Ayın birinci günü ne yani 21 Marta tekabül eder. Halkın Dahhak'ın zulmünden kurtuluşu münasebetiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur .

Yukarıdan beri anlattıklarımızın ışığı nda , eğer Kürdler hala Nevruz'lı Dahhak olayıyla ilişkilendiriyor ve bayram olarak ku l ­ lamak istiyorlarsa bunu ya 2 3 Eylüld e , y a d a 30 Ocakta yapmak zorundadırlar veya bu gele neği Perslerden aldıklarını kabulleni p , doğulu b i r halk olarak, olayı içselleştirmeden , başkalarıyla bir­ likte 2 1 Mart günü ku tlamal ıdırlar ,

.


XXXI. KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU MU?

Si yasi Kürdçülerin öteden beri dillendirdikleri iddialardan biri de güya Türk orduları Malazgi rt savaşında lO bin Kürd savaşçısı sayesinele zafer kazanarak Anadolu'ya girdikleri için , Anadolu'yu yurt edinmemizi kendilerine borçlu olduğumuz safsatasından başka, bir de kendilerinin de bu vatan için çarpış tıkları nı, Osmanlı-Rus muharebeleri sıras ında bizim yanımızda , omuz o muza vererek mücadele ettikleri ni ; Kurtuluş Savaşı'nda ve Çanakkale'de bulun­ duklarını , dolayısıyla T C . Anayasası'nda kendilerine "kurucu un­ sur" s ı fatıyla yer verilmesini talep e tmektedirler. Esasen bu mesele , başlı başına bir çalışma konusuclur ve mese­ leyi burada enine boyuna ele almaya kalkarsak ki tabın hacmi bir hayli artacaktır. Bu meseleyi ayrı bir çalışmada ele almak üzere , aşağıda hiçbir yorum yapmadan çoğu yabancıla rın kaleminden çıkma eserlerelen bazı alıntılar vermekle yetinecek ve bugüne ka­ dar Osmanlı'nın zayıf düştüğü veya komşularından biriyle savaşa girdiği her defası nda , ilk fırsatta arka bahçemizele isyan ederek, devleti ve Türk ordusunu zor duruma sokan Kürellerin gerçek­ ten kurucu unsur mu, yoksa yıkıcı unsur mu oldukları hükmünü okuyucuya bırakacağız . Ancak , şurasını unu tmamak gerekir ki, aşağıda vereceği miz alıntılar, konuyla ilgili yapılacak çalışmada bir kırıntı m esabesincleclir. Kürd Seri f Paşa Sevr Barış Antiaşması'nı hazırlamakta olan Pa­ ris Barış Konferansı'na Ktüel istekleri d iye 22 Mart l 9 l 9 tarihli bir muhtıra sunm uştu . Fransızca olarak sunulan bu muhtıracla şu satırlar vardı :


KÜRDOLOJİ YAlANlARI

418

"Mr. Wilson'un 1 4 maddesi Osmanlı Hükümeti tarafı ndan tü­ müyle kabul edilmiş olduğuna göre , Kürdler, adetlerini ve gele­ neklerini koruyarak yüzyıllar boyunca egemenliği altında yaşamış oldukları İmparatorluğa asla sadakatsizlik etmelısizi n , bağımsızlık isterneyi hak ettikleri ne inanmaktadırlar. " 1 İ talik olarak verdiğimiz kelimelere dikkat ediniz: "asla sada­ katsizlik etmeksizin ! " P eki isyan etmek, savaş sırasında düşmana bilgi vermek, düşman safında yer alıp kendi devletinin askerine kurşun sıkmak, bağımsız devl e t kurmak için defalarca isyan et­ mek, kendi devletini sırtından bıçaklamak sadakat ise, sadakat­ sizlik nedi r ? ibretle oku yun ! Said Nurs i 'nin d i l inden Kü rd l e r v e E rmen i l er:

"Bizi teyakkuz ve terakkiye sevk eden Ermeni biraderlerimizle kemal-i memnuniyetle el ele verip dost olacağız . " (Sai d N ursi) 2 İran yenilgisinin müsebbipleri:

"Yeni İra n şahının isteği kabul edilmediğinden İran ordusu Bağdat valisi ve Hemedan komutanı Ahmet Paşa üzerine yürüdü . Yapılan kanlı savaşta Osmanlı ordusundaki Kürt birliklerinin hi­ yaneti yüzünden Ahmet Paşa komutasındaki Türk ordusu boz­ guna uğrad ı . " 3 İngiliz kafiri Müslümandan iyidir:

" lrak'taki İ ngiliz askeri-politik yönetiminin belli başlı istek­ leri , Şeyh Mahm u t Berzenci ile işbirliğine girişmekti . Süleyma­ niye aristokratları gibi Berzenci de, belirli bir süre için İngilizle­ rin Güney Kürdistan'da geçici bir Kürt devleti oluşturulmasına Bilal Şimşir, Kiirtçiiliilı (1 787- 1 923) ,s. 305. 2

3

Said Nursi, İlli Melı te/Ji Musibetin Şelıadetnamesi , s. 7. Mustafa Nuri Paşa, Netayic iil-vıılmal, lll-IV, s. 37. ..


KÜRDLER D EVLETİN KURUCU UNSURU MU?

4ı9

yardım edeceklerini umarak, hayal kurmuş tu . ı 9 ı 8 yılı baharında Mahmut Berzenci şöyle yazmıştı: "Sınırların her iki tarafındaki Kürt halkı doğrudan İ ngiltere'nin veya şanlı İngiliz bayrağının himayesi altındaki İ ngiliz temsil cilerinin iktidarının oluşmasını istemektedir. "4 Osmanlı'nın Nizip Savaşı'ndaki hezimetinin nıüsebbibi:

( İbrahim Paşa kuvvetleriyle N izip'te yapılan savaş sırasında) " . . ricat başlar başlamaz bütün disiplin bağları çözülmüştü . Kuvvetlerimizin yarısından çoğunu teşkil eden Kürtler düşmanı­ mızdı ; kendi subayları ve arkadaşlarına ateş ediyorlar, dağ yolla­ rını kesiyorlardı. Bizzat Hafız Paşa'ya b irçok defa hücum ettil er. Diğer kaçanlar tüfeklerini atıyor, kendilerini rahatsız eden üni­ formalarını sıyırıp çıkarıyor ve keyifli keyifli türkü söyleyerek köylerine yollanıyorlardı. "5 Bozgun yiyen Türk ordusundan kaçan Türk askerlerinin baş­ larına ne geldiğin i mi merak ettiniz? William Ainsworth hatıra­ larında şöyle yazıyor: "Sivas'a vardığımızda p aşa bizimle görüşmek istediği n i bil­ d i ren birini gönderd i . Akşam saa tlerinde bozgu n yiyen o rduya mensup o tuz kadar asker geldi. Bunlar ilk ağızda gelenierdi ve tamamı Kürdler tarafından soyulmuş, üzerlerinde yalnızca kül o t v e atlet bırakılmıştı . " 6 İn g i l i z b e lg e l e rinde Kürdler:

4 Temmuz ı877: İngiltere'nin Tahran elçisi Taylor Thomson'dan Lord Derby'ye : " . . . İ ran Dışişleri Bakanı , Türkiye'ye davet edilmiş olan İ ran Kürtlerinin, Rusya'ya karşı savaşıyor görünürken, bu fırsattan ya4 5 6

M.S. Lazarev, Emperyal i zm ve Kürt Sonımı (1 9 1 7- 1 92.3) , s .36. Bilal Şimşir, Kii rtçiiliih ( 1 787-1 92.3), s. 86 (Moltke'nin mektubuna atfen) . William f: Ai nsworth , Tı·avels and Resca rehes in Asicı Minoı; Mesop otaınia, Clıal­ dea, and A rmenia, Vol. 11, s . l l . .


KÜRDOLOJİ YALANLARI

4 20

rarlanarak h em Hıristiyanların hem Müslümanların mallarını ta­ lan eden Türkiye Kürtlerini izlediklerini söylemektedir. " 1 0 Temmuz 1 877: Büyükelçi Layard'dan Dışişleri Bakanı Lord Derby'ye: " İ ran elçis i , Kürt reisi Şeyh Celalettin'in meşhur bir soyguncu olduğunu, bir İran'a , bir Türkiye'ye bağlılık gösterdiğini ve böy­ lece soygunlarını iki taraflı yapmayı sürdürdüğünü söylemekte­ dir. Bu eşkıya, Rusya'nın neden olduğu savaştan faydalanarak sağı solu talan e tmekte ve insanları öldürmektedir. " 7 Temmuz 1 87 7 : Van'daki b i r Ermeni'den Bitlis Ermeni papa­ zına yazılan mektupta n : " . . Türk ordusu Beyazıd'a gitti ve şehri Ruslardan geri aldı . Kürtler ise çarpışmalar devam ederken şehri v e civarını talan ettiler " 8 . .

1 5 Ekim 1 8 77: Van'da bulunan Rassam'dan Büyükelçi Layard'a gönderilen rapordan: " .. işittiklenın ve gördüklerime göre, Diyarbakır'dan Süleymaniye'ye kadar Kürtler sıkı bir disiplin altına alınamazlar. Kürtler yalnız vergi ödememek ve askere gitmemekle kalmıyor, canlarının is­ tediği gibi talan ediyor ve adam öldürüyorlar. Kim karşı gelirse hem canından, hem mal ından oluyor. Ancak şunu da belirtmeli­ yim ki bu işler Hıristiyanların başına geld iği gibi Müslümanları da başına gelmektedi r . . . Diyarbakır'da bulunduğum sırada mal ­ l a n yüzünden, en az üç tane Müslüman beyi Kürtler tarafından öldürüldü. "9 E n v e r Ziy a Kara i 'ın yazdı k ları :

"Hamidiye Alayları , muntazam bir askeri teşkila t olmaktan uzaktı. Reisleri , istedikçe bunları toplardı . Ne reisler ne de ağa subaylar askeri eğitim görmüşlerd i . Bild ikleri şeyler a ta binmek7

Şimşir, age . ,

s.

1 19 - 1 20.

8

Şimşir, age . ,

s.

1 23 .

9

Şimşir,

s.

1 25 - 1 26.


KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU MU?

42 l

ten v e cirit oynamaktan ibaretti. İşleri güçleri d e olduğu için as­ kerliğin sıkı icaplarına uyarak modern harp usullerini ve kaide­ lerini öğrenmeye niyetleri yoktu . Dolayısıyla kendilerinden asker olarak faydalanmaya i mkan mevcut değildi . . . Bu teşkilat asayişi koruyacak yerde, aksine türlü zorbalıklarıyla asayişi daha da kötü hale getirdi . Halkın şikayetleri her tarafta yükselmeye başladı . " 1 0 Kürd aşiret reisinin ağzından:

"Takori Aşireti reisi Hüseyin Bey kendi d iliyle dedi ki: "Dört yıl öncesine gelinceye kadar aşiretimiz içerisine bir çavuş gelecek olsa tir tir ti trerd ik Şimdi devlet bize kaymakamlık, bin­ başılık rütbeleri verdi diye hükümete hiç kulak astığımız yoktur. Hatta Tabur Ağası gelecek olsa, ben kaymakamım, sen benden bir rü tbe aşağısın , sus ! diyoruz. Ermeni köylerine gidiyoruz . Koyun kesiyoruz , tavuk vuruyoruz , istediğimizi yapıyoruz. Beş para bile vermiyoruz . Bize bir şey oldu ama ne oldu bilemem . " 1 1 Bir Kürt tarih ç inin iti rafları Kurucu unsurun yaptıkları (yorumsuz)

"Hamidiye Alayları'nın başanya ulaşması olanaksızdı ; Ermeni katlİamındaki aşağılık başarı gibi bir istisnanın dışında , başlan­ gıçta tasarlanan en u fak görevi b ile yerine getiremediler. . Her şeyden önce çok sayıda Kürt aşireti , Hamidiye Alayları'na katıl­ mayı redde tti ; çünkü bazıları böyle bir davranışı alçaltıcı bulmak­ taydı, bazıları da ağır tecrübeler sonunda görüşü nün ardında ne­ l erin yattığını görmeyi öğrenmişlerdi. Ender rastlanan cesaretleri ve olağandışı serüvenleriyle tanınan Hemandler tarihten gerekli dersleri aldıkları için haliyle Padişah'ın çağrısına kulak asmadılar. Bitlis'teki beş büyük aşiretten yalnızca Celali aşiretinin bir bölümü Hamidiye Alayları'na yazıldı. Aşiretlerin ezici bir çoğunluğunun bu alaylara itibar e tmediği D iyarbekir vilayetinde de durum pek 10

ll

Şimşir, age . , s . 2 1 7-218. Şimşir, age. , s . 237.


422

KÜRDOLOJ İ YALANLARI

farklı değildi. Sarp Dersim bölgesinde istisnasız bütün aşiretler alaylara katılmayı reddettiler . . . Bedirhaniler e tkin bir çalışmaya girerek Küt aşiretlerinin bu biriikiere katılmasına karşı çıktıla r . . . Bayezid yöresindeki Celali aşiretinin reisi İstanbul'dan döndükten sonra adamlarının İran toprakları içindeki o tlaklara göç e tmesini mazeret göstererek sözlerinden caymaya başladı. "Rusya kendi hesabına sınırcia oldukça çok sayıda aşiret reisini kendi yanına çekmeyi başarınıştı ve bunlar doğal olarak Hamidiye Alayları'na karşıydı. Bu arada Rus görevliler ve diplamatların yanı sıra Ermeniler gerek içeride , gerekse dışarıda Kürtleri bu biriik­ Iere katılmaktan vazgeçirmeye yönelik geniş çaplı bir kampanya açtılar. Öte yandan sayıca kalabalık Caflar gibi İran yanlısı ya da İran'la sıkı ilişkileri olduğu bilinen aşiretler de ilk elde Hamidiye Alayları'nın oluşturulmasını pek coşkuyla karşılamadılar. "Hamidiye Alayları'na asker yazdırmış olan aşire t reisieri bir­ çok durumda Osmanlı boyunduruğunu yıkmaya çalışan çeşitli hareket ve ayaklanmaların bastırılması yönündeki devlet emirle­ rini dinlemedi . Söz gelimi ünlü M illi aşireti reisi İbrahim P aşa , birçok değişik alandaki başaniarına duyduğu hayranlıktan dolayı kendisine paşalık rütbesini vermiş olan Sultan Abdulhamid'in ki­ şisel gözdelerinden biri olmasına karşın , Yunanlılara karşı yürü­ tülen savaşta çarpışmaya yanaşmadı ve adamlarının Yemenli asi­ lere yönelik seferlere katılmasına razı olmadı. "Sınırlı sayıda Kürt aşiret reisi bu çağrıya olumlu karşılık ve­ rirke n , ö tekiler bir savaş durumunda Türk ordusuna karşı ayak­ lanacaklarını ve Rusya'nın yanında yer alacaklarını korkusuzca ilan ettiler. " 1 2 " Kürtlerin savaşa ve seferberliğe tepkisi oldukça erken bir dö­ nemde i fadesi ni buld u . Öncelikle birçok Kürt aşireti İ ttihatçıla­ rın sürekli yinelenen cihad ve askere yazılma çağrtlarına olumlu karşılık vermekten kaçınmıştı. Ardından savaş başlayınca Kürt as­ kerleri hem tek tek, hem de toplu olarak Osmanlı Ordusu'ndan 12

Kemal Mazhar Ahmed, 1. Dünya Savaşında Kürdistan,

s.

85-90.


KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU M U ?

423

firar etmeye başl adılar. Çarpışmaların üzerinden birkaç ay geç­ tiğinde yalnız Üçüncü Ordu saflarından kaçan Kürt süvarilerin sayısı 1 5 . 000'i , bir başka deyişle bu ordudaki Kürt mevcudunun altıda beşini geçmekteydi. Sınır bölgelerinde Kürt askerlerinin, aşiret m ensuplarının ve aşiret reisierinin silahlarıyla birlikte Rus safına geçmesi olağan bir tavır haline geldi. Anılarında bu ko­ nuyu ele alan Boris Şahovski , kendilerine bağlı Hamidiye asker­ lerini de yanlarına alan Kara Kilise'deki Eyyup Paşa'nın oğulları Resul Bey ve kardeşi Halid Bey, Adaman aşireti reisi Ali Bey gibi Osmanlı saflarını terk ederek Ruslara katılan çok sayıda nüfuzlu Kürd'ü n adını vermektedir. Aynı kaynakta güçlü Haydaran aşi­ retinin ünlü reisi Kör Hüseyin Paşa Ruslarla temas kurduğu ve saflarına geçmeyi önerdiği beli rtilmektedir. " Savaşın başlamasıyla birlikte Kürt aşiretleri İngiliz kışkırt­ ması , özellikle tü fek ve cephaneye yönelik yağma arayışı ya da sırf Osmanlı otoritesine duyulan nefret gibi çeşitli nedenlerle be­ lirli yörelerde Osmanlı askeri birliklerine baskınlar düzenlemek­ ten geri durmadılar. " 13 Rus subayın dilinden Kürt ihanetleri Yabancı gözüyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu unsurları ! (Yorumsuz)

" . . fakat bazı Kürt kabileleri ö nceki savaşlarda olduğu gibi bizden teklif bekliyorlard ı . Çünkü savaşın başında hiçbir Türk ordu birliğine katılmayan bu Kürtler bizden yardım tekli fi bek­ liyorlardı. Savaşta bize yardım e tmek kendileri için bir onurdu. İşte bu esnada bizler yalnız hudut ınıntıkasında bulunan Kü rt­ lerle ilişki kurmadık Hudut ınıntıkasında bulunan bütün Kürt­ lerle de ilişki kurmaya çalıştık ve başardık Örneğin Van Gölü'nün güneyinde o turan bütün Kürtlerle ilişki kurabildik ve sıkı ilişki­ lerimizden dolayı patlak veren bazı isyanlarda bizden yardım ta­ lehinde bulunuyorlardı . Bu ilişkilerimizde 1 85 3 yılının ve 1 854 13

Age . ,

s.

1 43- 1 44.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

424

yılında inkişaf ederek Kars ve Erivan savaş ınıntıkasında da çok iyi neticelerle sonuçlanmıştır. " 1 4 (Kars savaşı sırasında) "Bu yenilgiden sonra savaş alanında pek az Kürt kal mıştır. Ka­ lanlardan bir kısmı çalışmaz haldeyken diğer kısmı da Türk ve er­ meni köylerine baskın düzenleyerek bütün varlıklarına el koymuş­ lard ır. Türkler daha sonra bu savaşta yenilclikleri için iııtizamsız bir şekilde savaş sahasından kaçm ışlar, bunun üzeri ne kendile­ riyle beraber savaşan Kürtlerden bir kısmı Türk nizami birl i kle­ rini takip ederek iaşe , silah ve gereçlerine el koymuşlardır. So nra da kend i kışlanna götürmüşlerdir. Türklerle beraber Kars'a gelen diğer bölümü de Hıristiyan ve Müslüman farkı yapmaksızın Kars çarşısındaizi varl ıklara el koymuş ve gasp e tmişlerdir. Bu suretle Kürtler kendi amaçlarına kavuşm uşlardır. Zannettikleri gibi Rus­ ları ta lan etmedilerse de Türkleri ta lan etmişlerdir. " 1 5 " 1 853 yılının sonunda Türkiye Kürtleri ile sıkı bir ilişkimiz başlad ı . Kürtl erle ilişkinin temini için Prens Vonı nsov'a yüz bin sarı lira gönderil miştir. (Bu m eblağ 1 828- 1 829 yılları nda G ra f Paskeviç'e verilen meblağ kadardır) . Kürtleri tarafıımza çekmek için ilk girişim imiz Türkl erin Başgedikler yenilgisinden sonra ol­ muştur. "Aralık 1 853 tarihinde Cemidanlı , Milanlı ve Bezik Kürtlerinin o n dört başkanı G ümrü'ye gelerek emirleriınizi dinleyi p kanunia­ nınıza i taat edeceklerini beyan etmişlerdir. Bunların geri dönüş­ leri sırasında her birine hediyel er verilmiş ve kendi iradeleriyle bizimle beraber hareket edeceklerini açıklayan bu başkanlardan dördü reh i n olarak G ümrü'de alıkonulmuştur. Bundan so nra çok zaman geçmeksizin Zilanlı aşireti başkanlan Kasım Han , Ahmet Ağa ve Sari Ağa , bütün savaşlarımızda bize yardım etmek arzu­ sunda olduklarına dair mektuplar göndermişlerd i r. " 1 o 14

Ayvarov, Osmanlı-Rus

15

Age . , s . 5 3 . Aynı yerde.

16

ve

İran

Savaşlannda

Kü rtler I ROJ - 1 900,

s.

51.


KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU MU?

425

"Kendi emri nde bulunan Kürtlerle Türk hükümetinden ayrı­ larak talebimiz üzerine Türklere karşı sekiz yüz ile bin arasında nizaıni Kürt süvarisi ile hududumuzda asayişin kurul masının te­ mini, Kulp'tan Köprü'ye kadar giden yolların emniyette bulundu­ rulması görevi Kasım Han'ın uhdesine bırakılmıştır. Buna karşı Kası m Han'a aşağıda yazılı sözlerde bulunulmuştur: " l . Rus ordusundaki albay rü tbesi nin verilmesi ; 2 . Hayatta bu­

lunduğu sürece emeklilik ınaaşı verilmesi ; 3. Kendi Kürtleri üze­ rindeki bütün hukukunun tanınması; 4 . Türkler, Kasım'ı ihanetle i tharn ederlerse ve cezalandı rmaya kalkarlarsa, Türk ordu birlik­ lerine karşı tarafımızdan askeri kuvvetler gönderilmesi ve maddi yardımda bulunulması . " Kars Paşalığı'nın Kürt üzeri ndeki nüfuzu tamamıyla elimize geçmiştir. Kürtler açıktan a çığa Türkl erden ayrılmadılarsa da başkanları her gün G ümrü yakınlarında bulunan o rdugahımıza gelerek Türkler Kars'a doğru çekildiği anda ilk fırsatta Rus bir­ likleri n e yardım e tmek üzere geleceklerine ve Rusların ilk gal i­ biyeıleri ve başarıları açıkça görüldüğü andan i tibaren Tü rkiye Hükümeti'nden ayrılacakları na söz veriyorlard ı . " 1 7 "Savaş esnasında Kürt süvarisi Türk kuvvetlerine ç o k a z ya­ rar sağlamıştır. Bu süvari kuvvetler genellikle Türk birliklerinin arkasında beklerlerdi . N e ticede Türkler üstün geldikleri zaman birliklerimizi izleyerek Erivan vilayetine baskın d ü zenlerlerd i . iaşelere el koyarlard ı . Fakat üstünlüğü elimize ald ığı mız zaman Kürtler aşağıda belirtildiği gibi bu sefer Türklere baskın yaparak iaşelerine el koyarlardı. Bundan anlaşılıyor ki, bu insanlar 19 Ka­ sım 1 853 tarihinde Başgedikler savaşlannda yap tıkları işi tekrar etmişlerdir. Çengel Savaşı'nda bütün islam mil isieri gibi bizim ya­ nımızda savaşa katılan Kürtlerin hareketi çok fenaydı . Bunlar hü­ cuma geçen piyade birliklerimizin sağ kolunun emniyeti ni sağ­ lamakla görevlendirilmişti . Bu göreve atandıklan halde tehlike mıntıkasına girmeyip, arazi engebeli olduğu için fırsat koliayarak l7

Age . ,

s.

54.


426

KÜRDOLOJİ YALANLARI

üstünlüğün hangi tarafta kalacağını bekliyorlardı . . . Çengel Köyü savaşında iyi bir çalışma göstermeyen Kürtler, genel geri çekilme esnasında Van yolu üzerinde , Bayazi t kuvvetlerinin komutanı Se­ lim Paşa'nın bütün iaşe ve mailarına el koymuşlardır. İran hudut ınıntıkasında bulunan Kürtler, Türk birliklerinin elinde bulunan bütün iaşe ve gereçlerine de el koymuşlardır. " 18 " Kürtler Bahlul [ Behlül ] P aşa'ya büyük saygı ve sevgi göster­ dikleri halde Kürt milis süvarisi kuvvetlerini oluşturmayı Türk­ ler kesinlikle başaramamışlardır. Kürtler kendi iradesiyle hare­ ket etmeleri şartıyla bile Türk ordu birliklerine katılmıyorlardı. Özellikle nizarn iye birliklerine iştirakleri için Türkler çok çalış­ mışlardır. Ama hiçbir şey başaramamışlardır. Zire Kürtler onlarla birlikte savaşmayı daima reddetmişlerdir. " 19 "Kürtlerde dini taassup ve Türkiye Hükümeti'ne bağlılık gör­ medik. Ancak Türk Hükümeti'ne karşı kin besleyen ve talancı­ lığa meyilli bir millet olarak gördük. "2 0 " Kürtlerin çoğunluğu , bu savaş esnası nda ( 1 853- 1 8 5 5 ) Türk ordusunun maruz kaldığı yenilgilere karşı ilgisiz kalmıştır. Ba­ zen de kendileri tarafımıza geçerek bunlara karşı şiddetli darbe­ ler vurmaktan çekinmiyordu . " 21 "Türk birliklerine de yalnız menfaalleri için hizmet verirlerdi . Türklerin küçük bir başarısızlıkların ı gördükleri takdirde onları bırakarak kendi yayi alarma çekilirlerdi . Zaten yerli Kürtler Türk ordusuna pek az nefer verirlerdi. " 22 " Gerçekten Faik Paşa'nın kuvvetlerinde bulunan Kürtler ya kendi kendilerine gi tmişlerdir ya da civar köylere baskın yap­ mak maksadıyla nizami silahları da yanlarında götürürerek bü­ yük gruplar halinde dağılmışlardır. Savaş sahasında hiçbir hizmet 18

Age . ,

s.

56-57.

19

Age . ,

s.

67.

20

Age . ,

s.

69.

21

Age. ,

s.

78.

22

Age . ,

s.

80.


KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU MU?

427

kabiliyeti olmayan Kürtler, savaşta dahi pek az iş görüyorlardı. Kürtlerin iştirak ettiği birkaç hücumu ve gelişen durumu bizzat gören İngiliz Yüzbaşı N orman Kürtleri şöyle tanımlar: "Bunların savaş hakkında hiçbir bilgileri yoktur. İşte Dram Dağları nın te­ pelerinde yapılan savaşta Mehmet Paşa'nın sekiz bin üç yüz mev­ cutlu kuvve tinin l/3'ü Kürt nizarniye kuvvetiydi. Bunlardan üç birlik teşkil edilmişti . Bunlar savaşa iştirak etmeksizin beklemek­ teydiler. Öğle zamanı başarı sağlamamız üzerine kendi kendile­ rine evlerine gi tmek üzere geri çekilmişlerdir. " Bu savaşı bizzat izleyen Yüzbaşı N orman Kürtlerin savaştaki durumunu şöyle izah ediyor: "Kürt süvarileri ile m ünakaşa e tmeye gerek yoktur. Yalnız Vinçesterler ile teçhizatıanmış beş yüz Çerkes'ten müteşekkil bir kuvvet mükemmel şekilde savaştı. Savaş başlamadan önce Ruslan paramparça edeceklerine söz veren Kürtler, savaş günü dağlara çekilmek zorunda kaldıla r . . . Bu şekilde gerek savaş sahasında ve gerekse savaş esnasında Kürtler Türklere bir yarar sağlamamış­ lardır. Üstelik kendilerine ait olan memleketlerini tahrip ederek maliarına el koymaları bağışlanmaz bir harekettir. " " 23 "Türkiye ve İran hükümetleri için Kürtler hiçbir fedakarlıkta bulunmamışlardır. Hem Türk ve hem de İran Kürtleri , Türkleri ve İranlılan aynı derecede sevmiyorlard ı . Fırsat buldukları za­ manlar bu iki milleti kesmeye ve bunların mallarını gasp etmeye hazırdı lar. "24 Ayrıca G ordlevsky'nin "Türkler vatan savunmasına katılma­ dıkları için Kürtlere çok kızmaya başladılar" dediğini de unut­ mamak gerekir. Kazım Karabekir Paşa'nın görüşü

"93 Harbi, Harbi Umumi, son Ermeni harekatında aşiretler­ den layıkıyla istifade temin edilmediği gibi , ancak bazı aşiretle­ rin en ziyade yağma maksadıyla harekata iştirak e ttikleri sabittir. 23

Age . ,

s.

1 10.

24

Age. ,

s.

1 28.


KÜRDOLOJİ YALANLARI

428

Muntazaman muharebede hiçbir şey yapamazlar. Düşman ric'at ederse, talan için takip ederler. Sıkı muharebe günleri ile talan günleri aşiretin firar günleridir. " 25 Bir Arap'ın gözünden Kürtler 2 6*

" . . . bu Kürt isyanları milli bir şahlanış veya bağımsız bir vatan iddiasına dayanmıyor, aksine yalnızca Osmanlı İmparatorluğu'nun girdiği savaşlarda zayıf kaldığı anlarla aynı zamana rastlıyord u . "Benzeri K ü r t isyanları Kırım harbi ve Rusya'nın Osmanlı or­ dusunu 1 854'de mağlup ederek Beyazı t'ı işgali sırasında da vukü buldu . Şir Ali , Osmanlı ordusunun yanında savaşa girmeyi red­ dederek Rusya'yla temasa geçip ondan Osmanlı'ya karşı başlat­ tığı harekette kendisine destek vermesini istedi . " Kürtler, son Osmanlı-Rus savaşının ilk günlerinden i tibaren, hem kendi reisierine hem de Osmanlı askeri: makamiarına baş kal­ dırmaya başladılar. ilk fırsatta tek tek veya toplu olarak kendile­ rine verilen silah ve yiyeceklerle birlikte fi rar ediyorlard ı . "27 Abdurrauf Si nno'nun "Osmanlı'nın Sancılı Yıllarında Araplar­ Kürtler-Arnavutlar" adlı eserinde, İngiliz işbirlikçisi Şerif Hüseyin'in isyan sırasında Kürd aşiret reisieriyle yazışmalar yap tığı , Şeyh Ubeydullah'ın isyanı sırasında bir Hicaz heyetinin gizlice Hakkari'ye geli p Kürd reislerle görüşmelerde bulunduğu belgeleriyle ortaya konulmaktadır. Yukarıda yazılanlar Kürdlerin İran'la yapılan savaşlarda, Kaf­ kas savaşları sırasında , Osmanlı-Rus savaşlarında sergiledikleri marife tlerin çok az bir kısmıdır. Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale'de yapılan savaşlarda Kürdlerin ne kadar şehit verdiklerine gelince, hemen söyleyeyim, verdikleri şehit sayısı önemsenmeyecek oran­ dadır ve o nların da Kürd olup olmadıkları belli değildir. Aşağı25 26

Kazım Karabekir, Kürl Meselesi , s. 56. *

Sinno'nun bu eseri Selenge Yayınlan arasında yakın bir zamanda yayınlana­

caktır. 27

Abdurrauf Sinno, En-Nizaalıı'l Kiyaııiyyc el-İslamiyye . , s. 1 1 5 - 1 1 7. .

.


KÜRDLER DEVLETiN KURUCU UNSURU MU?

429

daki tablolarda görüleceği gibi, kanaatimizce Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan verilen %2 oranındaki şehitler de zaten Türk asıllı­ dır. Özellikle o yıllarda Türk n ü fus şimdikinden daha fazlaydı . Diğer yandan Türk nüfus özellikle şehirlerde o tururken, Kürd nüfus dağlık bölgelerde, yaylalarda ve yüksek yerlerde dağınık halde yaşıyor; askere alma işi için gidenler de ancak şehirdeki­ lerden bulduklarını götürüyor, ama yüksek kesimlerde yaşayan­ lar ya askn vermek istem iyor, ya da bu işle görevli memurların ulaşamayacağı yerlere çekiliyorlardı . Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kurulmuş olan Türk beylik­ leri konusu çok işlendiği için tekrar aynı konuya dönmeyeceğiz. Selçukluların Anadolu'ya geldikleri dönemde şimdiki Misak-ı Milli sınırları dahilinde Kürellerin yalnızca Diyarbakır'ın belli bir ke­ siminde ve Hakkari'de bulunduklarını daha önceki bölümlerde belirtmiştik. Kürell erin şimdi bulundukları bazı şehirlerdeki yer­ lerinde ise daha önce Ermenilerin o turdukları , Kürd-Ermeni ça­ tışmaları sırasında pek çok Ermeni'nin bölgeyi terk edip yerlerini Kürdlere bıraktıkları , bazı yerlerin ise tehcirle birlikte Kürelleri n eline geçtiği yakın tarihin iyi bilinen konularıdır. Yalnızca Kafkas savaşları sırasındaki mari fe tleriyle ilgili bazı bilgileri yukanda vermiştik. En zor anlarımızda düşmanla işbirliği yapan , ne zaman bir savaşa girsek arka bahçemizele isyan eden, Türkleri yüzlerce yıl boyunca kendilerine zulmetmekle itharn eden bir halkın Kurtuluş Savaşı ve Çanakkale M uharebeleri esnasında bize asker vermesi düşünülebilir mi? ingiliz bayrağını Müslüman Türk bayrağına, Rus yönetimini Türk yönetimine tercih eden ve her vesil eyl e Türk Devleti'nin yıkılmasını can-ı gönülden arzu et­ mekle kal mayı p , bir de bu amaç uğruna düşmana yardım edenle­ rin Türk ordusuna asker vereceğini mi sanıyorsunuz? Aşağıda Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı sırasında bölgelerimize göre şehit oranlan gösterilmiştir. 28

28

Türk Solu Dergisi, sayı 240.


430

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Ç A N A K K A L I SAVA Ş I ' N D A Ş I H I T D 0 Ş I N A S K E R L E R I M I Z

Karııdonix: 8 . 247 ( % ı 7 ) · k Anadolu: 9.986 (%2 1 ) · Ege: ı 0 . 906 (%23) · Manna<a: ı 3.785 (%29) Akdenix: 3.400 (%7) · DoOu Anadolu: 832 (%2) • Gii�u Anadolu: 992 ('l.2)

K U RT U L U Ş SAVA Ş I ' N DA Ş E H I T D 0 Ş E N A S K I R L E R I M I Z

Korııdoni r: 1 ı .759 (%34) · k Anadolu: 8.827 (%25) • Ege: 5.307 (% ı 5) · Manno"" 2.488 (%7) Akdenir. 4 . 2 ı O (% 1 2) · DoOu Anadolu: 1 .609 (%5) • GünoydoOu Anadolu: 685 1%2)


KÜRDLER DEVLETi N KURUCU U NSURU MU?

43 1

Tüm bunlara rağmen şehi t düşen askerler arasında hiç Kürd yoktu diyemeyiz . Elbette vardı; ama genel yekun içinde öneınsen­ meyecek orandaydı. Böyle olmakla birlikte, Çanakkale ve Kurtu­ luş Savaşı'nda az da olsa şehit vermiş olmaları , onların geçmiş­ teki isyanlarını, bizi arkadan vurmalarını, Ruslarla, İ ngilizlerce işbirliği yapmalarını mazur ve haklı göstermez. Onların geçmiş­ teki ihanetlerini bizler hiçbir zaman unutmayacağız . Şunu umıt­ mamak gerekir ki , geçmişte defalarca ihanet edenler, yarın zayıf bir anımızı bulduklarında yine ihanet ederler, yine arka bahçe­ ınizde isyanlar çıkarırlar ve zaten çıkarmaktadırlar.


SON SÖZ

Başından beri siyasi Kürdçü yazarların hiçbir tarihi veriyle des­ teklenmeyen, ama kendilerince doğru kabul ettikleri i d dialarının yalnızca bir kısmını ele aldık. Her bir iddiayı tek tek açıp cevap vermeyi gereksiz bulduk. Bazılarına cevap vermeyi ise gerçek an­ lamda abesle iştigal olarak gördük. Örneğin Sümerleri Kürd , Sümer medeniyetini Kürd medeniyeti olarak gören, Gilgameş destanını Kürd destanı kabul eden bir zihniyet e cevap vermek, gerçekten hem gülünç, hem de abesl e iştigal olurd u . Reaksiyoner, romanti k , kimlik arayışı zihniyetiyl e yazıl maya çalışılan uyd u rma tarihierin genel yapısı budur. Halbuki tarih bi­ limi, reaksiyoner tarzı ve romantik yakl aşımı ancak fantastik öy­ küler olarak kabul eder. N e var ki , karşımızda hemen hemen ta­ mamı tek kalemden çıkmış havası veren fantastik yaklaşımlardan oluşmuş bir Küre! tarihi var. Küre! gençleri bu fan tastik yaklaşım­ ları ne kadar benimser veya benimsemiştir onu bilemem; ama be­ nim onlara tavsiyem L. N. Gumilev'in de dediği gibi "kend i ta­ rihlerini biraz da düşman kabul ettikleri kişilerin yazclıklanna bakarak" oku mayı denemeleridir. Ben, ileriki yıllarda militan zihniyetli siyasi Kürdçü yazarları n yerine gerçekten kendini tarihe adamış , çok araştıran, bulduğu her bilgiyi tenki t süzgecinden geçiren ve eserleri ni reaksiyoner zihniyetle deği l , gerçek bir tarihçi ve bilim adamı zihniyetiyle ya­ zan Kürd tarihçilerinin çıkacağına ve kendilerinden öncekilerin ipe sapa gel mez abanılarını ve yanlışlarını düzel tip, Kt.lrd genç­ lerine gerçekleri anlatan ciddi eserler vereceklerine inanıyorum.


KAYNAKÇA

Agacanov, S. G. Oğuzlar, A. Annaberdiyev-Ekber N . Necef çev. , Selenge Yay. , 2 . baskı , İst. , 2003 .

Agasıoğlu, Türkler, V. Ahmed Cevdet Paşa, Osmanlı Tarihi, C. I-VI, sadeleştiren, Dün­ dar G ü nday, Hikmet N eşr. , 1 97 2 , İst. Ainsworth , W F Ti'avels and Rescarehes i n Asia Minor, Mesopo­ tamia, Chaldea, and Armenia, Vol . l l , Londo n , 1 840. Ahmed, Kemal Mazhar, I. Dünya Savaşı 'nda Kürdistan , M . Hü ­ seyin çev. , Doz yay. , 1 99 6 , İst. Akurgal, Ekrem, Anadolu Kültür Tarih i , Tübitak Yay. , 16. ba­ sım , Ank. 1 9 9 7 . Alihantöre Sağuni, Türhis tan Kaygusi , Taşken t , 2003 . Almas , Turgun, Uygurlar, D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , İs t. 20 1 0 . Al tundağ, Şinası , Kavalalı Mehmet A l i Paşa İsyanı - Mısır Me­ selesi , 1 83 1 - 1 84 1 , TTK, Ank. , 1 988. Alyıl maz , Cengiz , (Köh) Türh Harfli Yazı t lann İzinde, Ank . , 200 7 . Andrews , P. A . Ethnic Groups in the Republic of Turhey , Wiesbaden , 1 989. Arslan, Murat, Mithradates VI Eupator, Odin Yay. , İst . , 200 7 .

A rtaın onov M . İ . , Kimeriyci i S 1ıify , Leningra d , 1 974. Ateş, Ahmet, Dey lem mad . , İA, IV.


434

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Aya ta , Es hat, Zerdüşt, Avesta Bölümler, Ko ra Yay. , 2. Baskı , 2003 , İst. Ayvarov, Osman lı-Rus ve İran Savaş lar'ında Kürtler 1 801 - 1 900, Muhammed Yarlı çev. , Sipan yay. , 1 9 9 5 , Ank. Bartold, V. V. Soçineniya, l l , I . , Moskova , 1 9 7 1 . Bartold , V V. Orta Asya- Tarih v e Uygarlık, D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , 20 1 0 , İst. Başbuğ, Hayri , İlı i Türk Boyu Zaza ve Kurmançlar, TKAE yay. , Ank . , 1 984 . Bayrak, Mehmet, İçtoroslar'da Alevi-Kürt Aşiretler, Özge Yay. , Ank. , 2006. Bayrak, Mehmet, Kürdoloji Belgeleri , ll. Ci l t . , Öz ge Yay. , An k. , 2004. Bayrakdar, Prof. Dr. Mehmet, Kürtler Türk lerin Nes i Oluyor?, Beyaz Kule Yay. , 2009 , Ank. Bekrt , El-Mesalik ve'l-Memalik, C . l-ll, Beyru t, tarihsiz. Belazuri , Fütuhıı'l-Bü lclan , Mustafa Fayda çev. , Kültür B ak. , 2002 , Ank. B e n d e r, Cemş i t , Kürt M i to l ojisi , C. l, İ s t . Berfi n yay. , İst . , 2000 . Bender, Cemşit , Kürt Tari hi ve Uygarlığı , Kaynak Yay. , İst. , 2000 . Bıj ışkyan , P Minas , Pantas Tarihi , Hrant D . Anclreasyan, Çivi­ yazıları yay. , 2 . Bask ı , İst. , 1 99 8 . B i rü nt , E b ü Rey h a n el - , E l -A.saru'l

Baqiye a n i 'l Jwruni 'l

hal iye. Birünl , E b ü Reyhan el- , Maziden Kalanlar, D . Ahsen Batur çev. , Sel en ge Yay. , İst. , 20 l l . Biruni , Ebü Reyhan el- , Pamyatnihi m inuvşix vremen , l-ll , Mos­ kova , prev. M. Sal'ye, Taşkent, 1 95 7 . Botan Amed! , Kürtler v e Kürt Tarih, 1 99 1 , İst.


KAYNAKÇA

435

Bruinessen, van Marti n , Şeyh, Ağa, Dev let, Banu Yalku t çev. , iletişim yay. , 3 . baskı , İst . , 2004. Buinessen, van Martin , Kürdolojinin Bahçesinde, Vate yay. , İst. , 2009. Bulut, Faik, Horasan Kimin Yurdu, Berfin Yay. , 1 998, İst. Bulut , Suha , Arkeolojiden Demirci Kawa'y a Işı k , Kornal Yay. , 1 99 6 , İst. Burkay, Kemal , Kürtler ve Kürdistan, C . l . , Deng Yay. , 4. Bask . , 2008 , Diyarbakır. Chavannes, Edouard , Çin Kaynakları na Göre Batı Türkleri , Mustafa K o ç çev. , Selenge Yay. , İst. , 200 7 . Childe , Gordon, Tarihte Neler Oldu, Mete Tunçay-Alaaddin Şe­ nel çev. , Kırımızı Yay. , 4. baskı , 200 7 , İst. Ciziri, Şerefhan , Anadolu'dan Mezopotamya'y a Tarih ve Uygar­ lık , Doruk Yay. , Ank. , 1 99 7 . C o e , Michael D . , Mayalar, Meltem Özdemir çev. , Arkadaş Yay. , 200 2 , Ank. Curcani , Es-Sehemi el- , Tari hu Curcan , tarihsiz. Curtis , Vesta Sarkhosh -Sarah Stewart, The Age of the Parthi­ ans , London , 200 7 . Çay, Pro f. Dr. Abdulhalük, Her Yönüyle Kürt Dosyası , ilgi Kül­ tür Sanat Yay. , 8. baskı , 20 1 0 , İst. Çölemerikl i , İhsan, Mezopotamya Uygarlığında Hak kari , Lis yay. , İst . , 2006 . Danino , Michel , Linde et l 'Invasion de Nul l e Part , le Dernier Repaire du Mythe Aryen , Les Belles Lettres , 2006, Paris. Danin o , Michel , The Invasion That Never Was , Mysore , in­ dia, 1 99 6 . Danişmend , İsmail Ham i , Tü rhlük Meseleleri , D o ğ u Kü tüpha­ nesi, i st. , 2006.


436

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

Devadari , Ebu Bekr b. Abdullah b. Aybek ed-, Kenzü'd-Dürer ve Camf' el-Gurer, VI . Cilt, Kahire , 1 98 1 . Dolukhanov, Pavel, Es lıi Ortadoğu'da Çevre v e Etnik Yapı , Su­ avi Aydın çev. , imge Yay. , 1 998, Ank. Doroşenko , Y. A . Zoroastriytsı v İrane, Moskova , 1 98 2 . Drozdov, Yu . N . Tyurkskaya etnonimiya drevneyevropiskix naro­ dov , Moskova , 2008 . Dyakonov, İ . M . İs toriya drevnego vostoka, I . , Moskova. Eberhard , Wol fram , Çi n Tarih i , T T K Yay. , 3 . Baskı , 1 9 9 5 , An k . Ebu Hanife ed-Dineveri , El- Ahbaru 't - tıval , publie p a r Vladi­ mir Guirgas, Leide, 1 888.

Ebu'l Farac Tarihi, Ö . Rıza Doğrul çev. , I . cil t , 3. Baskı, TTK, Ank . , 1 99 9 . Edmonds C .] . Kürtleı; Türkler ve Araplar, Serdar Şengül!S . R . Şengül çev. , Avesta yay. , İst . , 2003. Eflatun, Timaios , Erol G ü ney, Lut fi Ay çev. , M EB Yay. , İst. , 1 977. El-idrisi , Nüzhetü'l-Muştak jf ihtirakı'l-Ajak . E l -İ ttihad Gazetesi, Irak.

El-Mevsilatu'l Arabiyye, Suriye , Bermeki mad. Fenton, Steve, Etnisite, N ihat Şad çev. , Phoenix Yay. , 200 1 , An k. Fettah , N urihan, Tann ların ve Firavunları n Dili, D . Ahsen Ba­ tur çev. , Selenge Yay. , 2004 , İst. Fırat, M . Şerif, Doğu İ lleri ve Var to Tari hi, IQ Yay. , 200 7 , I . Bask. İst. Fird e vs i , Şehname, I - IV, N ecati Lugal çev. , MEB yay. , i s t . , 1992. Fisher, Ala n , K ı nm Tatarları , Eşref Bengi Özbilen çev. , Selenge Yay. , İst. , 2009 .


KAYNAKÇA

437

Fiske, john, Mitler ve Mitleri Yapanlar, Şebnem Duran çev. , İlya Yay. , İzmir, 2006. Frazer, j ames G . , Altın Dal , Dinin ve Folklorun Kökleri, Meh­ met H . Doğan çev. , Payel yay. , C. l, 1 99 1 , İst. F rye , Richard , Nasledie İrana, (The Heritage o f Persia) , 200 2 , RAN , Moskova . Frye , Richard , Orta Asya Miras ı , Füsun Tayanç-Tunç Tayanç çev. , Arkadaş Yay. , 2009 , Ankara . Gafurov, B . G . Tadjiki, C . I- l l , 1 9 7 2 , Duşanbe.

Gaı·dizi, Zeynü'l-Ahbar, Gökalp, Suat, Mezopotamya Siyasal Tarih i , Belge Yay. , 200 7 , İst. Graefe , Hakim md. , iA. Grakov, iskitler, D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , 2 . Baskı , İst. , 2008. Grantovsky, E . A . Rannaya İstoriya İranslıix Plemen Prednei Azi i , RAN , 200 7 , Moskova. Guest, j ohn S. , Yezidi lerin Tarih i , İbrahim Bingöl çev. , Avesta Yay. , 200 1 , İst. Gumilev, L. N. Eski Türk ler, D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , 6 . Baskı , istanbul , 2009. Gumilev, L. N . Etnogenez - Halkların Şekillenişi, Yükseliş ve Dü­ şüşleri , D. Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , 2. Baskı , İst. , 2006 . Gumilev, L. N . Hunlar, D . Ahsen Batur çev. , 4 . Baskı , 200 8 , İst. Gumilev, L. N . Tisyaçeletiye vokrug Kaspiya, Moskova , 1 99 3 . Günaltay, Şemseddin, Yakın Şark , TTK, 2 . bsk. , C . I-I I I , An­ kara . Gündoğan, Cemil , Kürt Tarih Yazımının Metodolojih Sorunları , Rewşen Hej mar, 2 (Ador 1 992) .


438

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Halaçoğlu , Yusuf, Anadolu'da Aşiretleı·; Cemaatler, Oymaklar, TTK, 2009 , An k. Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, VI . , Hikme t N eşriyat, İst . , tarihsiz . Hasen İbrahim , Tarihu'l İs lam , I-V Kahire , 1 9 7 2 . Heler, Beruhard , Nemrud, İ A , C i l t 9 . Herodot, Tarih , Müntekim Ökmen çev. , İş Bankası Yay. , İst. , 2002 . Himyerı, İbn Abdul Mün'im el-, KiWbu'r-Ravzı'l-Mi'iar fi haben'l­

aktar, 2. Baskı , 1 984 , Beyrut . Honigmann E . , Nabat lar, İ A , Cilt 9 . Hurşid-Efendi , Opisaniye Puteşes tviya p o turetsko-persidskoy granits, (Seyahatname-i Hudüd) , S . P etersburg, 1 87 7 . ibni Hallikan, Vefeyatu'l A'y an, Matbaa-i Emir, Kahire , 1 44 2 . İbni Havkal, Ki tabu Sureti'l-ard, M . j . De G o ej e neşri , Brill, 1 93 9 . İbni Hordadb e h , E l -Mesa li k ve'l-Mema l i k , D e G o ej e neşri, Brill , 1 889. ibni Kesir, El-Bidaye ve'n-Nihaye, I -V I , 2 . baskı , Daru'l Maa­ rife , Beyru t , 1 99 0 . ibni Munkı z , Usame i b n Munkız el-Kinanieş-Şeyzeri , Ki tabu'l

İ'tibar, Beyrut , 2. Baskı, 2003 . İbn i Şakir, Fevat el-Vefeyat, C . I -V, Beyrut , tarihsiz. İbni Şeddad, Bahauddin, En-Nevadirus-Sultaniyye ve'l-Mehasinu'l­ Yusufiyye, Siretü Salahaddin , Kahire , 2 . Baskı, 1 9 9 4 . İbni Tiktaka , Ki iabu'l-Fahri , Kahire , tarihsiz. ibni Vasıl , Cemaleddin M u h . B . Salim, Müferricu 'l Kurub fi ahbarı beni Eyyub, I -V, Kahire , 1 954. İbnü Haceri'l-Askalani , Kitabu'l İsabe fi temyizi 's-sahabe, Ka­ hire , 1 9 70-72. İbnü'l Esir, El-Kamil fi 't-tarih, I-IX, Daru'l Marife , Beyrut.


KAYNAKÇA

439

İbnü'l Esir, İzzü'd-din İbni'l Esir Ebi'I-Hasen Al i b. Muham­ med el-Cezerı , Esedü 'l Gabe fi ma'rifeti 's-Sahabe , Daru'l Kü tüp el­ İlmiyye , Beyru t, larihsiz. İbnü'l Ezrak, Ahmed b . Yus u f b . Ali b . El-Ezrak el-Farıki , Tarihu'l Fan lü, Kahire , 1 9 5 9 . İbnü'l Ezrak, Mavani Kürtleri Tari hi, M . E m i n Bozarslan çev. , Koral yay. , 2 . baskı , 1 99 0 , İst. İbnü'l-Faklh, Kitabu'l-Buldan. İsmail , Dr. Muhammed Husameddin, Medi11etii'l Ka11ire min vi­ layet Muhammed Ali i la İsmai l, Kahire , 1 99 7 . İstahri , Ebu İshak İbrahim b . Muhammed el-Farisi, Mesalihu'l Memali h , M . ] . de Goej e neşri, Lugduni-Batavorum , 1 9 2 7 . İzady, Mehrdad R. , Kürtler, D o z Yay. , İst. , 2004 , I . Bsk. j ohnny Cheung, Etymological Dictionaı·y of the Iranian Verb, C . Il, Brill yay. , Leiden-Bosto n , 200 7 . Kalafat, Yaşar, Tiirh Hall? İna11 ç lan , C . l , Kültür Bak. Yay. , 2002, Ank . ; C . l l , Babil yay. , 200 5 , Ank. Kalanisi , Ebu Yağla Hamza ibn el- , Zey l ü 1ari h-i Dı maş h , Mektebetü'l Mü tenebbi, Kahire , larihsiz. Karatay, Osman, İra11 ile Turan , Karam Yay. , Ank. , 2003 . Karatay, Osman , Kürtler, Tarih ve Düşünce , N isan, 2006 . Kazım Karabekir, Kürt Meselesi , Emre yay. , 1 99 4 , İst. Kazvini , Zekeriya b . Muhammed b. Mahmud el- , Asaru'l-Bi lad

ve Ahbaru'l-İbad , Daru's-Sadr, Beyru t, tarihsiz . Klyashtorny S . G . - Tursunov T . İ. Türkün Üç Bin Yı l ı , D . Ah­ sen Batur çev. , Selenge Yay. , I. Baskı , İst . , 2003 . Kormuşin, İ . V Tyurhs kiye yeniseykiye epi tafi i , Nauk, Moskva, 2997 . Köprülü , M . F , Fuzuli md. , İA , IV Köymen, Mehmet Altay, Biiyüh Selçuklu İmparatorluğu Tarihi , C . l l l , TTK, 1 99 2 , Ankara .


440

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Ksenophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) , Tanj u Gökçöl çev. , Sosyal Yay. , İst . , 1 9 9 8 . Kutlay, Naci, Kürtler; Peri yay. ,

200 2 ,

İst.

Kuzeyev, R. G., İ til-Ural Türkleri , Arif Acaloğlu çev. , Selenge Yay. , İst. , 200 5 . Lazarev, M.S. Empeıyalizm v e Kürt Sorunu (1 91 7- 1 923) , Meh­ met demir çev. , Özge yay. , Ant. , tarihsiz. Lequenne, Fernand, Galatlar, Suzan Albek çev. , TTK. , An k. Lessing, F D . Mangolian-English Dictionary ,

1995,

1 99 1 ,

I ndiana.

Lezina L. N -Superanskaya VV B ütün Türk Hal k ları , Selenge Yay. , İst. , 2009 . Macqueen , j . G . Hitit/er, Esra Davu toğlu çev. , Arkadaş Yay. , Ank . , 200 1 . Mallory, j . P. , Hint-Avrupalıların İzincle, Müfit Günay çev. , Dost Yay. , 200 2 , Ank. Martin , Bernal , Kara Atena, Özcan Buze çev. , Kaynak Yay. , İst.

1 998,

Mazin Bilal , El-Mes'eletü'l Kürdiye -El-vehmu ve'l-hakika, Beyrut, Lübnan .

1 99 3 ,

McDowal l , David , Modern Kürt Tarihi , N eşenur Domaniç çev. , Doru k Yay. , 2004 , İst. Mehmed Emin Zeki Bey, Kürtler ve Kürdistan Tarihi, N übihar yay. , 2. baskı , 20 1 1 , İst. Mesudi, Muruc ez-Zeheb (Altın Bozkırlar) , D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , 2004 , İst. Meytarçiyan B. M . , Pogrebalnıye obryadı zoroastriytsev , SPB . , Moskva , 200 1 . Minorsky V , - Bois Th . Kürt Milliyetçiliği , Örgün Yay. , İst.

2008,


KAYNAKÇA

44 1

Minorsky, V , Hudud al-'Alam, The Regions o f the World , Lon­ don, 1 9 3 7 . Minorsky, V , Kürtler, iA. M ukaddes! , Muhammed b . Ahmed el-, A hsenü't- Takasim jf ma'rifeti'l-Akalim, Beyrut, 2003 . M ustafa N uri paşa, Netayic ül-vukuat, Pro f. N eşet Çağatay sa­ deleştirmesi , TTK, Ank. 1 9 8 7 , l l l-IV Nana, Mahmut , Yahudi Tarih i , D. Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , İst . , 2 0 0 8 . N e fisi, S ai d , Babe k , M ah m u t Ayaz aktr. , Berfin Yay. , 1 99 8 , İst. N esevi , Sihabeddin Muhammed en-, ]izneopisanie sultana Ca­ la! adina Mankburnı , P rev. Z. M. Bunyatov, Baku , 1 9 73 . Nikitin, Bazil, Kürtler - Sosyolojik ve Tari hi İnceleme, C . l-ll , Deng Yay. , 4 . baskı, İst. N iz a m ü l m ül k , S iy asetname yahi S iy erü'l-mü l u k , Taşk en t , 1997.

N u ri Dersim i , Kürdis tan Tarihinde Ders i m , D o z yay. , İst. , 1 99 7 .

N u ri , İhsan , Kürtlerin Kökeni, M . Tayfun çev. , İst. ,

1 99 1 .

Nursi, Said, İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi veya Öıfi Mah­ lwne Müdafaalan , İst. Oates, joan, Babil, Fatma Çizmeli çev. , Arkadaş Yay. , Ank .

2004 ,

O rku n , H . N a mı k , Eski Tü rk Yazıtla n , T D K Yay. , Ankara, 1 99 4 .

Ostrogorsky, Georg, Bizans Devleti Tarihi , Pro f. Dr. Fikret lşıl­ tan çev. , TTK, 4 . baskı, 1 9 9 5 , Ankara. Önd er, Ali Tayyar, Türkiyenin Etnik Yapısı, yay. , Ank . , 200 5 .

5.

Baskı , Poziti f


442

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Özdemir, Ali Rıza , Kürtler ve Türk l ü k , Krip to Yay. , An k.

2009 ,

Özüyılmaz , Ö mer, Gurmanc ve Kürtlerin Kökeni, Kara Kutu yay. , 2 . baskı , 20 1 0 , İst. Peçevi İbrahim Efendi , Peçevi Tarihi, Haz . , Bekir Sıtkı Baykal , KBY. , 1 9 9 9 , C. I - I I , 3 . bsk . , Ankara . Rabino , H.L. Mazandaran and Astarabad, London,

1 928.

Rişvanoğlu , D r. Mah m u t , Sak lanan Gerçek, Kurmandar ve Zazalar'ın Kim liği , Tanmak, Ankara , c.I-ll, tarihsiz. Runciman, S teven, Haçl ı Seferleri Tarihi, Fikret Işıltan çev. , TTK , 1 99 8 . Sadun Köprül ü , www. bizturkmeniz .com . tr Saint-Marti n , M . Vivien de, LAsie Mineur, Paris ,

1852.

Sakin, Orhan, Osmanlı 'da Etnik Yapı , Ekim yay. ,

2008 ,

Salih el-Kü tübi , Fevat el-Vefeyilt, C . I-II , Kahire , Bolak, Segond E . , His toi re de France, Paris ,

İst. 1 9 1 6.

1 93 7 .

Shamsiddin S . Kamol iddin , "To the Questin of the Origin o f the Samanids - K voprosu o proisxoj denii bahrama çubina" Tran­ soxiana 1 0 - j ulio 2005 . Sinn o , Abdurrau f, En-Nizaatu'l kiyilniyye el-İslamiyye fi 'd­ devleti'l Osmaniye 1 8 7 7- 1 881 , Beyrut , 1 9 9 8 . Şimşir, Bilal , Kürtçülük 1 787- 1 923 , Bilge Yay. ,

2 00 7 .

Smith, Anthony D . Ulusların Etnik Kökeni , Sonar Bayramoğl u , Hülya Kendir çev. , D o s t Yay. , 2 00 2 , Ank. Strabon , Geografika, P ro f. Dr. Adnan Pekman çev. , Arkeoloj i ve Sanat Yay. , 2000 , İst. Strabon, The G eography o f Strabo , V, London,

1 944.

Susa , Ahm e t , Tarihte A raplar ve Yahudiler, D. Batur çev. , Baskı , Selenge Yay. , İst. ,

2.

Sümer, F. - Sevim A. İs lam Kaynaklanna Göre Malazgi rt Savaşı , TTK, 1 98 8 . 2 0 0 7 .


KAYNAKÇA

443

Sykes , P M . , Ten Thousand Miles in Persia or Eight Years in İran, N ew York, 1 90 2 . Semseddin Sami , Kamusu'l A'lam ,

1 89 8 ,

İst.

Şerefhan, Şerejname, M. Emin Bozarslan çev. , İst. ,

1975.

Şeroşevsky, V L. Saka-Yakutlar, Arif Acaloğlu çev. , Selenge Yay. , İst. , 200 7 . Şeyh Halil b . Ahmed er-Recebi: , Tari hu'I-Vezir Muhammed Ali Paşa, El-Afak el-Arabiyye yay. , Kahire , 1 9 9 5 . Şirokorad , A. B . , Osmanlı-Rus Savaş ları , D . Ahsen Batur çev. , Selenge Yay. , İst. 2009 . Taberi: , Mil letler ve Hükümdarlar Tarihi , C . I-VI , MEB. Yay. , 1 99 1 , Ank. Taberi , Tarihu 'l Mülilk , Kahire , I-XI . Tekin , Talat, Makaleler II, Haz. Emine Yılmaz-Nerettİn Demir, "Elegeşt ( Körtle Han) Yazıtı " , Ankara , 2004. Tekirdağ, Şihabeddi n , Dürziler, İA, IV

The Age of the Parthians , edited by Ves ta Sarkhosh Curtis and Sarah Stewart, London,

200 7 .

Thomso n , G eorge , Tarih Öncesi Ege, Celal Üster çev. , Pavel Yay. , 3. Baskı , İst. Togan , Z . V, Oğuz Destanı, Enderun Kit . , İst. ,

1 99 2 .

Togan , Z . V , Tarihte Usul , Enderu n Kit . ,

1 98 5 .

Togan , Z . V , Türkistan , Enderun Kit . ,

Baskı,

2.

1 98 1 ,

İst.

Togan , Z . V, Umumi Türk Tarihine Giri ş , Enderun Kit. , Baskı , 1 983 , İst.

3.

Tokalak, İsmail , Bizans-Osman lı Sentezi , Güler Boy yay. , İst. 2006 .

Tori: , N argiza, Kürtlerde Sanat , ist. ,

1 99 2 .

Trubaçayev, O . N . , Indoarica v severnam Priçernomorye - E ti­ mologiçeskiy Slovar, Moskova , Nauka, 1 99 9 . Turan , Osman , Babek maddesi , İA, Il.


444

KÜRDOLOJİ YALANLARI

Turan , Osman, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi , Boğaziçi yay. , 6 . baskı , 1 9 73 , İst. Turan , Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, Boğaziçi yay. , 7 . baskı , 1 99 9 , İst. Turayev, B. V İstoriya drevnego vostoka, C. l - l l , Leningra d , 1 39 5 . Türkler, Heyet , değişik ciltler, Ank . , 2002 . Uluğbey, Mirza , Tört Ulus Tarihi , Çalpan N eşriyatı, Taşkent, 1 994. U mar, Bilge , İlkçağda Türkiye Halkı, İnkılap Yay. , 1 99 9 , İst. Umar, Bilge , Türkiye Halk lannın Ortaçağ Tarihi, İnkılap Yay. , İst. , 1 998. Urfalı Mateos, Vakayiname, Hrant D . Andreasyan çev. , TTK, Ankara , 2000 . Üşümezsoy, Pro f. Dr. Şener, Kürt "Ki m "liği, ileri Yay. , 2006, İst. Veşemı, Salih S üleyma n , - e l , . Ebu Mus l i m e l-Horasanf, H. 1 400, Kahire . www.agaçlar. net www.al-q.com www. e-mega . com . tr www. En-wikipedia. org www. facebook . com/topi c . php ? ui d = 2 7 8 3 8 9 5 8 2 7 5 4 & top ic.

(alıntı tarihi 25 Şubat 20 1 1 ) www. fruechteadam n . com www. gilgamish. o rg www.haberdeniz i . com ww. tlfq. ulaval . ca www. kurdistan . n u www. gillot. biz/esg


KAYNAKÇA

445

www. iremetforlag. tripod .com Yakar, j ak . , Anadolunun Etnoarkeolojisi , Selen H . Riegel çev. , Homer kit. , 2 00 7 , İst. Yakut el-Hamevi: , Milcemu el-Buldan , Dar'ul Kütüp İl-İlmiyye , tarihsiz , Beyrut , C . I-V

Yazıki Mira, İranskiye Yazıki , C . l l , Moskova , RAN ,

1 999 .

Yılmazçelik, İbrahim , XIX. Yüzyı lın İlk Yarısında Diyarbakır, TTK, 1 99 5 , Ank. Yusuf İzzet Paşa , Met Çüna tıkh o , Kafkas Tarihi , Fahri Huvaj çev. , Adige yay. , Ank. , 2 0 0 2 . Yücel, Yaşar, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar, C. l-ll, TTK, 1 9 9 1 , Ank. . Zeheb1 , Semsüddin Muhammed b . Ahmed b . Osman ez-, Si­

yer A'liim en-nübela, Er-Resale Yay. , Beyrut,

1 996.


DiZiN

A

A . Karimu l l i n 2 9

Afrika 1 7 , 2 1 , 3 0 , 40 , 88 , 9 2 , 9 9 , 1 28 , 1 75 , 3 9 1

Abayev, V i . 286

A fşar T ü rkleri 3 3

Abbas Mahm u t el-Akkad 299 , 300

A fş i n 20 2 , 2 0 7 , 208 , 2 0 9 , 210

Abbasller 1 9 7

Ağa M u ha m m e d H a n 2 1 5 , 216

Abdulhal ık Çay 3 5 , 6 5 Abdulkadir G eylani 1 3 6 , 2 1 2 , 213, 215, 217, 218

Ağrı 6 3 , 1 3 0 , 3 2 2 , 3 5 3 Ahlat 3 2 4 , 3 6 1 , 3 6 2 , 3 6 5

Abdulkays 3 4 8

Ahm e d b . El-Leys 349

Abdu rrahman b . Müslim bkz. Ebü Müsl i m H o rasani

Ahmed b . To l u n 294

Abdülhamid ( O s m a n l ı S u lta­ nı) 23 1

Ahmed Halil 49 , 5 2 , 7 1 , 1 3 6 , 1 3 7 , 1 7 1 , 1 73 , 1 7 5 , 1 76

Ad kavmi 2 1

Ahmedyal 20

Adelung (yaza r) 8 6

Ahm e t Ateş 2 1 3 , 3 8 1

Adıge-ler 1 7 , 2 1 , 1 7 7 , 1 8 1 , 182

Ahm e t Şevki 23 0 , 2 3 1 , 2 3 2 , 233

A d i b . Müsafi r 2 7 Adnan o ğulları 5 0 , 2 1 7 , 2 1 8

Ahura Mazda 2 8 5 , 2 8 6 , 2 9 3 , 405

Afanasyevo 9 8 , 3 3 1 , 3 3 2

Ahvaz 1 1 7 , 296

A fganistan 9 8 , 1 0 1 , 1 7 1 , 2 6 7

Akçakoy unlu 2 4 6

A fgan-lar 9 0 , 2 1 5 , 2 1 6

A k ç a l u 246

Ahmed Ebü Havsa 2 1 8


DiZiN

Akemeni-ler Akkad-lar

44 7

Anaitis

2 5 , 265

95, 1 1 7 , 1 49 , 2 9 8 ,

299 , 300

ı 69

Andragoras

Andrews , P. A .

Akkoyu nlu-lar

6 2 , 246 , 3 0 7 ,

327, 328

Aks u ngur Buhar!

379

245

25

Anhra Manyu Anj ou

2 1 5 , 226

An takya

Alanlar

24, 309, 336

Antiochus

A l fred Rosenberg

97

A l i b . Muzdekan

203

Ali R ı z a Ö z d e m i r

Alihan T ö re Saguni Alp Er Tu nga Alparslan

22

1 03

265

Apollo

293

Araks

266

287

Arami-ler,

1 59 , 1 60

Arap-lar

228, 3 5 7 , 36 1 , 3 63 ,

265

Aparni

Arahozya

270, 38 1

286

25

Alam u t

1 1 4, 1 56

3 9 0 , 39 ı , 400 ,

433

Angieler

Aksarayı (Kerimuddin)

Alban

265

1 1 7 , 305

ı s , 1 9 , 23 , 2 4 , 3 0 ,

3 ı , 3 6 , 4 1 , 44 , 4 9 , 5 0 , 6 1 , 7 ı ,

lll,

3 6 4 , 3 6 5 , 3 6 6 , 3 6 7 , 3 6 8 , 3 70 ,

95,

38 1

1 29 , 1 3 1 , ı 4 ı , 1 68 , 1 78 , ı 8 9 ,

Altın O rda

1 9 0 , 1 9 ı , 202, 203 , 2 ı 2 , 2 1 3 ,

14

Am ed/Amid

304,

354,

355,

358, 360

A m e r i ka

1 7 , 2 2 , 2 4 , 29 , 6 9 ,

8 9 , 1 3 2 , ı 3 3 , 1 3 5 , ı 46 , 1 67 , 260, 275

Am eşa S p e n ta Ammonius

A m u - d e rya

286

230, 2 3 2 , 233 , 2 3 5 , 23 7 , 242, 2 6 7 , 3 0 5 , 3 1 3 , 3 ı s , 3 ı 7 , 344 , 347, 348, 350, 3 5 ı , 3 5 2 , 354, 355, 356, 363, 367, 3 7 ı , 372,

Ararat

50

4 1 , 287

Anadatus ( p u t )

387, 388, 39 1 , 392, 393 , 394 , 3 9 9 , 408 , 4 2 8 , 43 6 , 442

45

Am r M uzayka

2 ı 6, 2 ı 8, 2 1 9 , 220, 225, 227 ,

3 7 5 , 3 7 7 , 3 79 , 3 8 ı , 3 8 2 , 386 ,

290

A m r b . Sasaa

ı ı 4 , 1 1 6 , ı ı 7 , 1 20 ,

ı 69

Ari-ler

1 3 0 , ı 46 , 353 86, 9 3 , 94 , 98,

ı o ı , ıo2, ı so, ı s ı

Arnav u tl a r

2 4 , 3 9 2 , 428

ıoo,


KÜRDOLOJ İ YALANLARI

448

Arnavu tluk

Arnold Toynbee

6 1 , 69, 9 1 , 92, 1 1 7 , 1 1 9 ,

2 9 0 , 3 6 2 , 4 3 9 , 44 1

1 03

B a c tria

Arran

1 60

Arsak

265, 269

Artabanus

Babil

299

288

Badgis

266

Arta ınono v,

1 08 , 26 5 , 2 8 5 , 2 8 7 ,

M. i.

1 79 ,

181,

1 08

Bağd a tl ı Ahd i Bağlebek

433

Artuklular

306, 307

Aryani/Arya n-lar

63 , 93 , 9 5 ,

376

Bahreyn

1 8 8 , 2 6 7 , 3 ı 5 , 3 48

Bakarda

58

96, 1 0 1 , 1 02 , 337

Baktriana

Sayce A . H .

Bal el

Asu rile r

98

95, 1 77, 202

A ş ı k Çelebi Aşina l l l ,

Avesta

277,

Bal os

47

August Schleicher 283 ,

285 ,

297 , 434, 436, 437

Az

239, 245, 246

267

Azili

A z i z Billah

221

Azınail 5 1 ,

4ıO

130, 353

Baroro n

ı o6 , ıo9

Barthold , V. V. Basınna

88, 1 34 , ı 7 3

352

Basil 4 7 , Basklar

267

98

2 5 , 96

Barisan 287 ,

33 7

1 18

Bal tl ar 86

288 , 289 , 29 1 , 293 , 2 9 4 , 2 9 5 ,

Avşar

355

Balkanlar

141

Aşuz (Asur)

ı 68

Bal ık l ı G ö l

242

243

213

24

Basra Kö rfezi Başkurtlar

267

1 54, 3 1 6

Bateney (yer a d ı ) B

Babek

64 , 7 1 , ı 9 9 , 2 0 0 , 2 0 1 ,

2 0 2 , 203 , 2 0 4 , 2 0 5 , 2 0 6 , 2 0 7 , 208 , 209 , 2 ı 0 , 2 1 1 , 2 6 6 , 345 , 44 1 , 444

332

Batı We i İ m para torluğu Batıniler

197

B a ul i gah (yer a d ı ) Bayat-lar

ın

1 09

7 8 , 2 4 ı , 2 44 , 2 4 5 ,

2 4 6 , 24 7 , 2 4 8


D i ZiN

449

Baya tı

24 1 , 245

Bezzeyn dağı

Baycu

306

B ilalabad

Baylakan

200

Bilge U ın a r

130

Baz ( Eb u Şüca)

357,

358,

208

1 42, 1 4 5 , 1 67

Bi nbaşı N o el

307

3 5 9 , 360

B i r u n i , Ebu Reyhan

Beğdili

5 1 , 64, 1 08 , 1 1 0 , 1 1 2 , 1 1 3 ,

23 9 , 24 5 , 2 4 6

Behaferid

1 5 9 , 2 0 4 , 2 3 8 , 28 5 , 2 8 8 , 4 0 4 ,

223

B e h r a ın Ç u b i n 1 09 , 1 1 0 ,

50, 106, 1 08 ,

lll,

Behrud nehri

1 1 2, 1 14, 1 1 5

41

Behruz , Cemalüddevle M ü ca hi d 3 8 3 B e k i r S ı t k ı Baykal Belazuri Belh

el­

19, 442

1 06 , 1 73

54, 1 08 , 1 1 9 , 1 7 1 , 1 72 ,

90, 2 1 5 , 2 1 6

Berberil e r

49

Bering Boğazı

1 46

1 72, 1 73 , 1 76

B e r t a i l adası

Beyza

428

1 10

Beyrud

352

345

31

162

B e th-Qard u Beyda

Bizans

58

35,

1 04 ,

185,

20 7 ,

2 1 3 , 2 2 1 , 264 , 2 7 2 , 3 0 5 , 3 1 4 , 3 1 6 , 3 3 4 , 344 , 3 5 4 , 3 6 1 , 3 6 2 , 3 63 , 3 64 , 3 6 5 , 3 6 6 , 3 6 8 , 3 6 9 , 44 1 , 443

Boğazköy

369, 381

1 42 , 1 43 , 1 5 1

2 4 4 , 2 4 5 , 2 4 6 , 24 7

Brocke l ın a n

236

B r u i nessen

25, 63, 79, 397,

43 5

306

B e r ınek/Be r ınekil e r

Beyaz ı t

416

Bozok

Beluci-ler

Bes- Kardu

408 , 4 1 0 , 4 1 1 , 4 1 2 , 4 1 3 , 4 1 4 ,

Bizanslılar

287

Berkiya ruk

3 1 , 50,

Budda 136, 1 7 1 ,

1 7 2 , 294

B u d d i s tler Buhara

1 72

3 2 , 54, 288, 3 1 9 , 338

Bu h tanasar B u h t u rl a r B ursa

91,

ll7

227

234, 236

Buşeng

190

Büveyhile r

213,

214,

305 ,

3 5 6 , 3 5 8 , 3 5 9 , 3 6 1 , 3 63 , 3 69


KÜRDOLOJİ YALANLARI

450

C-Ç

Caban

433 138,

137,

136,

139,

C e z i re

62, 1 74 , 304, 3 0 5 , 348,

359, 362

1 40

Cabarki ( klan)

1 30, 353

Ceziret i b n Ö m e r

Caberti (yazar)

301

Cezzar Ah m e t Paşa

C a fe r b . H anzala Carmuk

Casad

Cibal

127

Cizre kl a n ı )

( Kü rd

130,

138,

20 7 ,

C o rci Zeydan

aşire ti)

99

Cudi

Celaleddi n Mengüberdi

270 ,

271 130, 353 ,

42 1

Cemalüdclevl e Behruz 3 8 3

el - M ü c a h i d

C e m i ] G ü nd oğan

80, 8 1

C u n di:sabur

3 9 , 5 4 , 64 ,

65, 66, 67, 69, 70, 79, 1 1 6, 1 1 8 , 1 20 , 1 25 , 1 26 , 1 3 4 , 1 5 3 , 1 6 7 , 240 , 3 2 4 , 3 3 9

Cyrtii

225,

1 30 , 353

345

1 58

Çağatay

24 1 , 2 4 3 , 3 3 6 , 4 4 1

228 ,

355

Ç e m işkezek ( Ç ı m ışgik) Çerkes-ler

62

17, 2 1 , 147, 177,

1 78 , 1 8 0 , 1 8 1 , 1 8 2 , 230 , 232, 233 , 393 , 396, 427

Ç ı m ışgik Çi-çi

14 80,

Cuzher

352

Ç e m işgezek

408 , 4 1 2 , 4 1 3 , 4 1 6

C e m ş i d B e n el e r

1 08 ,

39 1 , 392, 393 , 395

C u rkanlar

Cevdet Paşa

( M edain)

1 3 0 , 1 46 , 3 5 3

Cuinet, V

216

Celali ( Kürd kla n ı )

301

266

226

( K ü rd

Cehanbeylü

Ce ngiz-han

1 27

1 46 , 2 7 1

Ctesiphon

204

Cebel-i D ü rüz

Cemşicl

130,

1 26 ,

Crassus

353

Cavidan

96, 97

345 , 3 4 7 , 352, 3 5 3

266

47, 52

Cavani

218

Chlodwig Meravingue

47

Carolus Magn us Ca rrhae

Chamberlai n

195

146, 359

354

9 9 , 266

Çinli-ler

4 1 , 5 9 , 1 78


DiZiN

D

Dahae

354, 3 5 6 , 358, 359, 360, 363 , 3 6 8 , 3 70 , 394, 3 9 5 , 3 9 7 , 420,

78, 265

Dahhak

45 1

47 , 50, 5 1 , 9 1 , 1 1 6 ,

4 2 9 , 43 5 , 4 4 5

1 1 7 , 3 1 8 , 40 7 , 4 0 8 , 4 0 9 , 4 1 0 ,

Diyarbekirli , N ej a t

411, 415, 416

328, 339

D a n i m arka

32

Dodola

Darabcerd

345

D arios

D ebil ( D u v i n ) D e d e K o rku t

Drangiana

D erabad

130

D erbe n t

41

Dravidler

35 1 , 376

244 , 248 , 3 2 6

D en i s a n Ross

141

D u nbavend dağı

264, 2 7 0 , 27 1 , 3 2 4 ,

357, 366, 367, 369,

436 137, 2 1 2 , 2 1 3 , 214,

2 1 5 , 2 1 8 , 3 5 0 , 433 49

D ü rzi-ler

373,

219, 220, 222, 225,

( D i yar- ı

89 , 90, 1 42

E

E . Honigmann l l 7 E . V Ramaswamy

1 03

Ebü Abdullah e l - H üseyn b . D o s tek 3 5 7 , 3 5 8 , 3 6 0 22 1 , 360, 36 1 , 362,

3 63 , 3 7 8

98, 185

D iyarbakır

286

Dyakono ff, İ . M .

Ebü Ali

130

D inyeper

410

375, 376

422, 441

Dinever

246

226 , 229

5 4 , 280

D eylemiler

100, 1 0 1

D u v i n ( D e v i n , Debil)

220, 2 2 2

D eylem

266

D ulkadiroğulları B eyliği D u pperon

D erezi ( N u ş tegin ed-D erezi)

Devadarı

268,

Dasen t , D r. 3 3

293

1 30 , 353

D ersi m

1 34,

295 , 3 29 , 3 3 3 , 343

Darius ki tabesi

D e ri

33

D o ğ u Türkistan

151

D ebabil

326, 327,

Bekir)

1 3 1 , 1 5 4 , 1 60 , 298, 299 , 3 0 1 , 3 03 , 3 0 4 , 3 0 5 , 3 0 6 , 3 0 7 , 3 2 9 ,

Ebü Bekr

2 2 4 , 3 6 6 , 43 6

Ebu Halid B e r m e k l 7 4 Ebü H a n i fe e d - D i neveri

202


452

KÜRDOLOJİ YAlANlARI

Ebü Müsa İsa b . Eş-Şeyh 3 0 5

El-Mel ikü'l Adil 3 7 5 , 3 7 8

E b ü Müslim Horasani ı 8 9 , ı 90 , ı 9 1 , ı 9 2 , ı 93 , ı 94 , 1 9 5 , ı 9 7 , ı 98 , 2 0 0 , 2 0 2 , 206 , 20 7 , 270

Em evi:ler 1 4 , ı 9 6 , ı 9 7 , 2 7 3 , 305 , 386

E b ü N asr Haşad b . Adudu'd­ D evle 3 5 9 E b ü N asr Muhammed b . Ab­ dulmelik 3 6 5 E b ü N u vvas 408 Ebü Selerne el-Hallal ı 74 Ebü Şame 3 74 Ebü Yus u f Yakub 9 9 Ebussuud E fendi ı 9 , 1 3 6 Ebuzziya Tev fik 24 ı E d . Dulaurier 3 5 4 Edu ard Sachau ı l 3 E flatun 4 0 , 9 4 , 4 3 6 E fridun 5 1 , ı o8 , 4 1 0 , 4 1 1 Ekb a tana 1 3 8 Ekrad b . Farisan b . Ehliva 4 7 Ekrem Akurgal ı 42 , ı 4 5 Elam 7 5 , ı 43 El-Cezi:re 3 0 6 El-Himyeri: ı 4 0 , 3 5 0 Eliade 3 2 2 , 3 2 3 E l - i ttihad 2 9 8 , 2 9 9 , 4 3 6 el-Karşi: ei- Cazi 2 2 7 , 2 2 8 e i - K e rhi: 1 3 0 ei-Levacin 349

E m i n M a ' n b . Rabia 2 2 7 E m i n e Baytar ı 7 2 , ı 7 3 Enbar ı 7 5 Erbil 2 0 , 1 2 1 , ı 4 3 , 1 8 6 , 2 4 5 , 350 E rciş 3 2 4 , 3 5 8 , 3 6 1 , 3 6 8 Erdeşir 7 2 , 240 , 2 6 6 , 26 7 , 345 , 346, 347, 349 Erdeşirh u rra 349 E relman 338 Erge nekon 27, 4 0 4 , 4 ı 2 Erihsis ei- N u z i 1 1 0 Erkurgan 288 Ermeni 3 5 , 39, 43 , 5 7 , 1 1 4 , 2 0 2 , 2 ı 7 , 2 7 0 , 348 , 3 5 8 , 3 9 1 , 393 , 394, 395 , 4 ı 8 , 420 , 42 ı , 427, 429 E r-Ran 1 3 0 , 2 0 7 , 3 5 1 , 3 7 6 , 382 Er-Recan 349 Erzurum 1 43 , ı 44 , 236, 23 7 Esedüddi n Şirkuh 3 7 3 , 3 7 7 , 383 E s h a t Aya ta 2 7 7 , 284 , 2 9 5 Eti 1 7 , ı 4 2 , 1 48 E u repi dus 40 Evliya Çelebi 308


DiZiN

Eyub S u l t a n Eyüp Han

453

Frye , Richard

272

6 5 , 293 , 294,

43 7

54

Eyyub b . Şazl

3 7 1 , 373 , 376,

F u a t Köprülü

3 7 8 , 3 7 9 , 3 83 , 3 8 4

F u z ü ll

Eyyubller

2 4 3 , 244 , 2 4 8

3 7 1 , 388

78 ,

241

240 ,

F. Altheim 2 8 7

G . D e Mortilet

Fars

G adamer

46, 48, 1 1 4, 1 20, 1 3 0 ,

G a n ga

3 3 9 , 3 4 0 , 3 4 2 , 3 4 8 , 349 , 3 5 1 ,

G a n h a r beyliği

3 5 2 , 3 75

Garça 2 7 8 , 280

290 23 7

1 52

223

F e ri d ü d d i n Attar F ı ra t

33

1 10, 1 12

4 1 , 9 1 , 1 4 3 , 1 48 , 1 8 5 ,

1 86 , 2 6 6 , 3 4 2 , 405 , 43 6

Finlandiya Finler

32

294

1 0 9 , 267 , 404,

4 0 7 , 408 , 409 , 4 1 0 , 4 1 1 , 4 1 2 , 413, 415

Fiske , j oh n Frank-lar F ransızlar

3 2 , 3 3 , 43 7

28, 302, 365 22, 28, 96

306 223

Germen

22, 24, 87

G ilaklar

215

Gilan

2 1 2,

213,

215,

2 1 7,

2 1 8 , 252

G ilgameş

64 , 240 , 4 3 2

216

G i rbelli 50,

93

Gazneli M a h m u d

Gilzai

25

F i rd evsl

88, 1 60 , 1 6 1

Gazan H a n

F e rd i n a n d D . Lessing F e r i d el-A traş

1 86

88, 1 6 1

G arçistan G a tha

219

Ferruhzad

54

Gaston Richard

Fazıl A h m e d Paşa F e n ike

93

319

1 7 4 , 2 6 9 , 3 1 3 , 3 23 , 3 3 2 , 3 3 7 ,

Faylakus

242,

G

F

Faruk i re rn e t

24 1 ,

G i reyli

3 24 215, 216

Gobineau

9 7 , 1 04

G öktürkler

1 27 , 1 6 2 , 264

G ördes d ü ğ ü m ü 340 , 342

338,

339,


KÜRDOLOJİ YALANLARI

454

Grakov, B . N .

1 78 , 1 79 , 1 8 0 ,

43 7

305, 36 1 , 363

H a midiye Alaylan

G riaznov Grit,

338

H a m m er

G u cera t

2 4 , 2 5 , 2 6 , 2 9 , 40 ,

43 ,

99,

109,

lll,

127,

1 8 0 , 1 8 6 , 2 2 1 , 4 3 2 , 43 7

Hamza e l - l s fahani H a n a Am ınari Hana beyliği

Gunnu

1 50

Haoma

G u tiler

3 7 , 64, 6 5 , 6 7 , 68, 76,

295

249

G ü rcü

G ü zelsu ( H oşab)

Hakasya

H a rranlı Harri

336

61,

220, 22 1 ,

Halil

b.

300

Hama

1 73 ,

284 ,

266 ,

290 ,

271 29 1 ,

2 8 8 , 294

1 86 1 57, 1 58

Hasan Ata el -Abeşi

131,

323 ,

30, 3 1

62, 305

Ahmed

er-Recebl'

3 79

Hasen b . C iyleveyh H a s e n İbrahim Hattiler Hattusa

349

1 9 1 , 2 2 1 , 43 8

7 , 9 9 , 1 4 3 , 1 44 , 1 4 6 ,

1 50 53

77,

H a s a n b . D a v u d e l -Eyyubi 62,

3 2 9 , 3 5 9 , 3 9 5 , 4 2 8 , 4 2 9 , 43 5

Halid b . Velid

64,

Hartınann

222, 223, 226

Hakkari

33,

295

294, 354

419

Hakim B i e m ril lah

277

98, 101

Harezm

H arran

215

220

H a fı z P a ş a

185, 186

Harezmşah M u h a m m e d

144, 1 85

Haçlılar

217

288, 386

H

Haceve n d l e r

Harappa

Harati tepesi 234, 239

267

276, 284, 285 , 286 ,

H a o mavarga 35, 52, 90, 1 1 4 , 1 58 ,

1 59, 2 1 7, 365

Habur

2 3 4 , 43 8

Hamza b . Ali b. Muhammed ez- Zevzeni 2 2 2

1 34

269 , 296

G u milev

420, 42 1 ,

422

31

G u a temala

42,

H a m d a nller

1 43


DiZiN

Ha ttuşaş Havran

1 44

91,

2 1 7, 226, 227

Hay-lar

249 , 250, 264,

273 35, 42, 47, 2 1 4 , 22 1 ,

252, 270, 3 1 7, 335

Hazar Hakanlığı Hazara T ü rkleri Hazhani Heksos

42 33

130, 353 1 34, 1 5 2

Hemedan

1 3 0 , 1 3 8 , 2 0 5 , 24 6 ,

347, 418

H e n n i ng Herat

287

30, 3 1 , 32, 59, 148,

1 79 , ı 80 , 2 7 7 , 2 9 6 , 438

H e t oğulları H e ta

Hirkanya

32, 4 8 , 5 3 , 86, 9 3 ,

9 6 , 9 8 , 1 00 , 1 0 1 , 1 0 2 , 1 3 4 , ı 5 4 , 1 73 , ı 74 , ı 76 , 1 7 7 , ı 8 ı , 1 8 2 , 2 2 3 , 2 6 8 , 2 6 9 , 29 0 , 2 9 6 , 3 2 2 , 3 74

Hindukuş

ıo3,

93

2 6 5 , 269

Hirurüd nehri l 0 9 Hişam b . Abdulmelik H i ti t-ler

18,

67,

288

H i n t -Avrupa

ı 74

14ı,

ı42,

ı 44 , 1 4 5 , 1 4 7 , 1 4 8 , 1 5 6 , 2 4 9 , 440

H i tler

9 5 , 9 6 , 9 7 , ı o3 , 1 42

Hittim Hor

ı41

ı 50, 1 5 2, ı 53 , ı 54