Page 1


Sir

WINSTON TEAHouse

• Sir Winston’ın erkek müşterileri genelde Beyazıt, Falım ve Belverede votka, kadınlar ise Blush rose şarap, Margarita ve Cosmopolitan kokteyllerini tercih ediyor.

• Sir Winston’da en beğenilen pasta ve tatlıları Tiramisu, Chocolate Bombaa ve The Best.


• Sir Winston Tea House, Jazz Night, Latin Music ve Oldies DJ Night gibi çeşitli etkinliklerle müşterileri için lezzetin yanısıra müzik ve eğlencenin de adresi hâline geldi.

• Sir Winston lezzetlerini hazırlayan mutfaklarda toplam 37 kişi çalışıyor.

• Sir Winston’ın çayını özel ve lezzetli kılan faktörlerden bir tanesi Hint ve Çin çaylarında olduğu gibi yedi çeşitli özel bir harman uygulanması.

• içerik ekibi: Aylin Güngör - J. Hakan Dedeoğlu Yetkin Nural - Doruk Yurdesin Ekin Sanaç • tasarım ekibi: Sadi Güran - Ethem Onur Bilgiç • katkıda bulunanlar: J.Batu Dedeoğlu - Siğnem Sangüder - Deniz Kaynak - Ozan Şentürk


kırıntılar

Hazırlayan: Siğnem Sangüder – Yetkin Nural

Güç sizinle olsun!

Playstation Phone

Cep telefonlarında oyun oynamada çığır açacak Playstation Phone’a hazır mısınız? Oyun ve telefon meraklılarının heyecanla beklediği Playstation Phone, yüksek renk ve çözünürlüklü 3.7 inç boyutlarında bir ekrana sahip olacak. Ayrıca

Bir tur daha!

Büyülü boyalar

Eski moda pastel boya ve keçeli kalemlerle boyama yapmaktan sıkılıp bu konuda teknolojinin nimetlerinden yararlanmak mı istiyorsunuz? O hâlde Griffin firmasının yeni ürünü Crayola ColorStudio HD tam size göre. iPad için hazırlanan, özellikle çocukların ilgisini çekecek olan ColorStudio HD, ürünün uyumlu kalemi iMarker ile sınırsız bir eğlence vaat ediyor. ColorStudio HD, 2011 baharında satışa sunulmaya başlayacak. griffintechnology.com/ crayola-colorstudiohd

Parti zamanı!

Bir iPhone uygulaması olan Top Shelf ile hiç vakit kaybetmeden, birbirinden çeşitli kokteylleri sadece evinizde hazır bulunan malzemeleri kullanarak hazırlamanız ve değişik

MÖ 1350

MÖ 2100

MÖ 6000

Sid Meier’in ünlü, bağımlılık yaratan PC strateji serisi Civilization, Facebook’a uyarlanıyor. Arkadaşlarınızla teknoloji paylaşımı yapabileceğiniz ya da kıyasıya bir savaşa

Star Wars sevenlere bir müjdemiz var. Adidas Originals ile LucasFilm ortaklığı devam ediyor. Adidas, geçen sene çıkan ilk serinin ardından, 2011 Adidas Originals Star Wars Koleksiyonu’nu hayranlarının beğenisine sunuyor. Star Wars’un efsanevî karakterleriyle unutulmaz sahnelerinden esinlenerek yaratılan ayakkabı ve tekstil ürünleri oldukça dikkat çekici. Star Wars fanatiği olmayanların da üzerinde görürseniz şaşırmayın.

felsefelerini örnekleyerek anlatıyor. Bir çay tutkunuysanız, The Ancient Art of Tea, Çin çayıyla ilgili önemli ve klasik bir çalışma olarak kütüphanelerinizdeki yerini hak ediyor.

en uygun olanı Top Shelf sizin için seçiyor. Size de arkadaşlarınızı arayıp parti vermek kalıyor.

Çay sanatı

The Ancient Art of Tea bizi eski Çin’e götürüyor ve çayın iki temel sırrınıi teknik ve lezzetini öğretiyor. Çay ile ilgili verdiği ilginç bilgilerin yanısıra temel bazı

Pratik seyahatler

Seyahatlerinizde otelinize yerleştiğinizde ilk işiniz bavulunuzu boşaltıp kıyafetleri dolaba asıp, çekmecelere yerleştirmek mi? Genelde çoğumuz buruşuk kıyafetlerle karşılaşmamak için bunu yaparız. Peki ya bavulunuzu tekrar toparlarken kaybedilen zaman? The Traveler’s Closet bu soruna bir çözüm buluyor. Çekmeceler şeklinde tasarlanmış ve tutacak sapı da dolap askısı olan bu pratik bavulla seyahatleriniz çok

MÖ 400

Birbirinden ilginç tişörtler satın alabileceğiniz, sıradışı bir site var. Threadless: kullanıcılar tarafından gönderilen tişört tasarımlarının oylandığı, kazanan tasarımların satışa sunulduğu bir online mağaza. Ünlü tasarımcılara ait tişörtlerin de bulunduğu siteye üye olmak ve yarışmalara katılmak herkese açık. Yarışmak istemeyenlereyse alışveriş yapmanın keyfini çıkartmak kalıyor. threadless.com

tatlar yakalamanız mümkün. Kokteyl tarifi aramak için uğraşmanıza da gerek yok,

MÖ 800

oyunlar, PSP oyunları kadar acayip rakamlara değil, mobil oyunlar düzeyinde bir ücretle online olarak satılarak PSPhone’a indirilecek. Piyasaya çıkış tarihi kesin olmasa da önümüzdeki birkaç ay içerisinde Playstation Phone ile telefonda oyun oynamanın keyfini çıkartabileceksiniz.

Tişörtünü seç!

tutuşabileceğiniz Civilization World, oyuncuları bilgisayar başına bağlayacağa benziyor. Alpha test sürümü açılan Civilization World’ün resmi çıkış tarihi belirtilmemiş olsa da 2011 yılı içinde hazır olacağına kesin gözüyle bakılıyor. 2kgames.com/civworld/alpha

şarabın zaman yolculuğu

kim bilir ne zaman! Efsane odur ki, mitolojik Pers kralı Cemşid, haremindeki kadınlardan birini kovar. Kederlenen cariye umutsuzluğa kapılır ve intihar etmek için kralın deposunda bulduğu, üzerine “zehir” etiketi yapıştırılmış şişeyi alır ve diker kafasına. Oysa şişedeki ziyan olmuş sıvı, fazla bekleyip fermente olmuş üzümdür. Şişeyi dikip de ölmeyen, üstelik bir de bünyesinde keder meder kalmayan cariye koşarak buluşunu krala götürür. Kral içtiği şeyden o kadar etkilenir ki, kızı affetmekle kalmaz, ondan sonra ülkede üretilecek bütün üzümlerin şarap yapımında kullanılmasını emreder.

• MÖ 6000 İnsanlar bugünkü Ermenistan ve Gürcistan’da şarap üretip şişelere koydular ve bilinçli biçimde yıllandırdılar. Ama muhtemelen hepsini keyifle içtikleri için arkeologlara tortuları incelemek kaldı. • MÖ 5000 İnsanlığın İran’daki ataları şarap testilerine reçine de koydular ki, sonra birileri bunları bulduğunda yanlışlıkla fermente olmuş üzüm suyu zannetmesin, uzun yıllar korunmak üzere hazırlanmış şaraplar olduğunu bilsin.

• MÖ 2600 Çinliler şarap üretimine başladıklarına dair en eski kalıntıları bıraktı. • MÖ 2100 Mısır’daki Eski Krallık sona ererken, mezar duvarlarında ölüm sonrası ziyafet için reçete hâlinde sunulmuş, hepsi de Nil Deltası’nda üretilen beş çeşit şarap sayılıyordu.

• MÖ 1350 Geleneksel Mısır şarabı kırmızıydı ama Firavun Tutankamon beyaz şarap içti. • MÖ 1000 Şarap yapma bilgisini Levant (bugünkü İsrail, Lübnan, Filistin ve Ürdün) topraklarındaki Fenikeliler devraldı ve onların ticaret yeteneğiyle şaraplar amforalar içinde Akdeniz kıyılarına yayıldı.

• MÖ 800 Epik şair Homeros, Akdeniz’i “şarap koyuluğunda deniz” diye tarif etti. Eski Romalılar Yunanlardan şarap yapmayı öğrendi. • MÖ 400 Alimoslu Yunan tarihçi Tikididis, “Akdeniz insanlarının barbarlıktan kurtulması zeytin yetiştirip şarap üretmeleriyle başladı” diye yazdı.

biliyor muydunuz? • Hem tirbuşon hem de 75 cl.’lik şişe, bugünkü hâlini 1800’lerin ortalarında aldı.

• 75 cl. şişeye doldurulacak şarap, yaklaşık 1,25 kilo üzümden üretilir.

• Türkiye dünyada bağ arazisi olarak 4’üncü, üzüm üretiminde 6’ıncı, şarap üretiminde 41’inci sırada, şarap tüketiminde 143’üncü sırada.

• Türkiye’de yılda 90 milyon litre şarap üretiliyor ve dünya üretiminin yüzde 1’inden az. Türkiye’deki üretim 1904 yılında 340 milyon litreydi.


daha rahat olacak. yankodesign.com

• MS 500 Roma İmparatorluğu tamamen yıkılırken Avrupa kaosa sürüklendi. Bu sırada güçlenen Kilise, şarap üretimini eline aldı. • MS 800 İslam kontrolüne geçen Ortadoğu’da içki yasaklansa da, alkol, bilhassa da şarap üretimi sürdü, şarap birçok şaire ilham oldu.

• Türkiye’de şarap üreticileri sattıkları şarabın fiyatı ne olursa olsun, litre başına 2,44 lira vergi ödüyorlar. 12 AB ülkesinde şaraptan ÖTV kesilmiyor.

• MS 1381 Kral II. Richard, Londra’ya giren her geminin gişelere iki tas şarap bırakmasını emretti. • MS 1385 Giovanni di Pietro Antinori, ailesinin ipek ve yün işinden ayrılıp Floransa’daki şarap loncasına girdi ve bugün Macaristan, Şili ve California’da bağları bulunan Antinori şaraplarını kurdu.

• Fransızların, Amerikalılar gibi yağlı yiyeceklere ve sigaraya düşkünlük göstermeleri, az egzersiz yapmaları, buna karşın kalp ve damar hastalıklarına Amerikalılara göre yarı yarıya az yakalanmaları yüksek kırmızı şarap tüketimine bağlanır ve buna “Fransız Paradoksu” denir.

Göz alıcı şıklık

RVS by V, İstanbul çıkışlı bir gözlük markası. Dünyanın önde gelen şehirlerinde mağazaları olan RVS by V’de hem optik hem de güneş gözlüğü bulabilirsiniz. Yılda sadece bin 500 adet üretilen el yapımı gözlükler, stilleriyle daha ilk bakışta farklılığını belli ediyor. rvsbyv.com

Sıradışı ofisler

Present & Correct ile rutinden kurtulup, çalışma ortamınızı renklendirebilirsiniz. Present & Correct online mağazası, not defterinden sayfa

• MS 1450 Sultan II. Murat, “Sâki getir, getir yine dünkü şarabımı / Söylet dile getir yine çeng ü rebâbımı” dizelerini yazdı. • MS 1787 Thomas Jefferson, ABD elçisi olarak gittiği Fransa’da Bordeaux’yu ziyaret edip kendisi ve George Washington için şarap aldı.

Sanat, teknoloji ve yemek tek bir kitapta buluşuyor. Modernist Cuisine, Nathan Myhrvold, Chris Young ve Maxime Bilet’in çalışmalarını içeren 6 cilt ve 2 bin 400 sayfadan oluşan bir şaheser. Şef David Chang’in “Bütün

• MS 1860 İngiltere’yle Fransa arasında yapılan anlaşmayla, Fransız şaraplarının vergileri düşürüldü. • MS 1862 Güney California’da şarapçılığa başlandı. Ormanların temizlenmesinde, bağların ekilmesinde ve şarapların saklanacağı mahzenlerin kazılmasında Çinli işçiler kullanıldı.

• Şarap kadehi bulaşık makinesinde yıkanmaz. Çok az deterjan kullanılarak sıcak suda elde yıkanır. Silinmez, kendi kendine kurumaya bırakılır.

• MS 1960 Yaklaşık 10 milyon litre taşıyan, dünyanın en büyük şarap tankeri The Angelo Petri, San Francisco’daki Golden Gate yakınında battı. • MS 1972 Çin’i ziyaret eden ilk ABD Başkanı Nixon, yanında hediye olarak California şarabı götürdü.

MS 2010

Bir yemek kitabının çok ötesinde…

Arkadaşınızın ya da sevgilinizin doğum günü yaklaşıyor ve ne alacağınıza hâlâ karar veremediniz. Bu gibi stresli zamanlarınızda ilaç gibi gelecek bir online alış veriş sitesi, bundanistiyorum.com. Akla hayale gelmeyecek birçok eğlenceli, orijinal, en son tasarım ürünler tek bir yerde seçilmeyi bekliyor.

X-Men’leri sevenlere gün doğdu. Son olarak Wolverine’e odaklanan dördüncü X-Men filminden sonra şimdi de Profesör Xavier ve Magneto’nun dost oldukları ve X-Men’lerin temellerini attıkları gençlik yıllarına odaklanan X-Men: First Class bu yaz sinemalarda. Filmde James McAvoy ve Michael Fassbender’ı başrolllerde izleyeceğiz. X-Men: First Class’in nefes kesen fragmanı ise internette dolanıyor.

MS 1972

Yeni nesil iPod Nano, özel olarak üretilen kayışlarıyla bir kol saatine dönüşebiliyor. Bunun en havalı örneklerinden biri de, Hex.

Hepsini istiyorum

MS 1960

Zamanın ritmini yakala!

yemek kitaplarının sonunu getirecek yemek kitabı” olarak tanımladığı Modernist Cuisine, yemek yapmaya daha teknik ve bilimsel bir yaklaşım getiriyor. Ryan Matthew Smith’in kitap için çektiği fotoğraflarsa tek kelimeyle muhteşem! modernistcuisine.com

X-Men: First Class

MS 1860

MS 500

Bazıları kahveyi, hayatın kahverengi yaşam kaynağı olarak tanımlar. Eğer siz de bu tanımlamayı yaparak gün boyunca sık sık bir damla kafein almanın hayalini kuruyorsanız sıkı durun. Kendi espressonuzu her nerede olursanız olun hazırlamanızı sağlayan küçük el aleti Mypressi Twist, hayatınızı değiştirebilir. Mypressi’de taze kahve çekirdekleri ya da küçük kahve kapsülleri kullanılabiliyor. Biraz sıcak su ekleyin ve düğmesine basın. Otuz saniye sonra kahveniz hazır. Keyfinize bakın ve yaşam kaynağınızın akışını hissedin. mypressi.com

MS 1381

Kahve keyfi

Online sinema platformu MUBI ile artık sinemaseverlerin istedikleri filmlere ulaşabilmeleri çok kolay. MUBI, dünya sinemasının en seçkin örneklerini bulabileceğiniz, izlediğiniz filmler hakkında yorum yapabileceğiniz ve bunu sosyal ortamlarda paylaşabileceğiniz bir altyapıya sahip. Festival filmlerinden klasik yapımlara kadar 3 binden fazla filme erişmek ve bunları pek çok dilde altyazı seçenekleriyle izlemek mümkün. Ücretsiz üye olunan platformda, filmler oldukça düşük fiyatlarla sunuluyor. mubi.com

MS 1450

Yeni nesil sinema salonu

Dokuz farklı renk seçeneğiyle satışa sunulan Hex’lerin bir güzel yanı da Nano için ek koruma sağlaması ve gelişmiş kontrol düğmeleri. Tek kusuru ise bu kol saatini herhangi bir saate göre daha fazla şarj etmek gerekmesi. shophex.com

ayraçlarına, lambalardan daktilolara kadar geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. El yapımı, özel tasarım kâğıt ve kırtasiye ürünleriyle ofisinizi sıradışı kılmak bir tık ötenizde. presentandcorrect.com

• MS 1987 Wilhelm Koch adlı bir Alman, Paris’te bulunan ve bir zamanlar Thomas Jefferson’a ait olduğu iddia edilen dört şişe şarap için 500 bin dolar ödedi. • MS 2010 Gelişmekte olan bir ülkenin başbakanı üzümle şarabı birbirine karıştırdı.

• Kaldırılan kadehlerin karşılıklı tokuşturulması âdetinin nereden geldiği tam bilinmemekle beraber, her vuruşta bir kadehten diğerine şarap geçtiği için bunun karşınızdakinin şarabına zehir katmadığınızı ispat ettiğiniz bir Antik Yunan geleneği olduğuna dair kanı yaygındır.


soru & cevap Röp: Yetkin Nural İllüstrasyon: Sadi Güran

İşlerini ve üretimlerini yakından takip ettiğimiz dört kişiye, alışılmış röportaj soruları yerine içimizden geldiğince sorular yönelttik.

serhat kılıç

aktör

Seni en son ne çok heyecanlandırdı? Stand up gösterisi için sahneye hiçbir şey planlamadan çıkmak... En son hatırladığın rüyanda neler gördün? Ah bir hatırlayabilsem... Bir yolda yürüyorum, mavi adamlar var... Yahu bunlar Şirinler olmasın... En son hangi filmi izledin? Beş üzerinden kaç yıldız verirsin? Genç bir yönetmenin çektiği ve Avrupa’da bir festivalde gösterilmesi planlanan kısa metraj Obezonlar filmi... Festivale gidecek ama bence beş üzerinden iki... Hangi filmin tekrar çekiminde oynamak isterdin? Rıhtımlar Üzerinde. Eğer başka bir objeye, canlıya dönüşebilecek olsan neye dönüşürdün? Önce insan olarak yetkinleşmemiz gerekli elbette. Hepimizin... Bunu bir başaralım, sonra düşünürüz... Dağda, şömine başında kış tatili mi, kumsalda flip flop tatili mi? Soğuk sevmiyorum. Kumsalı seçerdim. En çok tanışmak istediğin insan? Fyodor Mihayloviç Dostoyevski.

gökhan özoğuz

Güne başlamanın en iyi yolu sence nedir? Beni sabahları suyla ıslatarak uyandırıyorlar. Benim için güne kuru başlamak olsa gerek... Kendi hür irademle yüzümü yıkamak istiyorum.

müzisyen - aktör

Eksikliğinde yapamayacağın üç şey nedir? Her şekilde, her türlü yaparım diyorum ama sağlık olmazsa hiçbir şey yapılamaz diyorum… Ama bir de: Yerimde durursam yapamam. Aşk yoksa yapamam. Karanlıksa yapamam.

Bilgisayarının masaüstünde ne imajı var? Utanarak söylüyorum ama benim resmim... Sürekli değiştiriyorum, size bu denk geldi! Altıncı bir duyun olsa, neyi, nasıl hissedebilmek isterdin? Altıncı bir duyum var. Doya doya hissediyorum. Çünkü hissedebilmek her şeydir. Ne olduğu da bana kalsın...

Yemek yapmayı mı yemeyi mi seversin? Yemeyi seviyorsan en sevdiğin yemek, yapmayı seviyorsan spesiyaliten nedir? Yemeğe karşı aşk duyduğum doğru. Ama yemek yapmayı da arzuluyorum. 1998’deki pasif girişimim sonucu Hollanda’da bir yemek okuluna gideyim dedim ama albüm çıkınca her şey suya düştü. Bakalım gelecekte dokunmak istediğim köşelerden biri de bu. Belki ufak dört masalı bir yer açıp enteresan zamanlarda kapar açarım, yemek yaparım, o da olur. En sevdiğin keyif kombinasyonu? Nutella’lı kızarmış ekmek ve su. Son altı ay içinde okuduğun en iyi kitap neydi? A’mak-ı Hayal. Altıncı bir duyun olsa, neyi, nasıl hissedebilmek isterdin? Anlayabilmek isterdim, her şeyin derinindeki yanı… Gerçeğini olduğu gibi hissedip, onu bilerek yaşamak isterdim. Tuvalette ne okuyorsun? Yorumsuz! Tarihten en çok hangi olaya karşı bir merakın var? Şüphesiz, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye. Bir takıntın/takıntıların var mı? Her saniye değiştiği için kesin bir takıntı söylemek zor. Her dönem değişen hâller... Daldığımda dünyanın diğer bütün olgularından uzaklaşırcasına kaybolduğum için, iyi kötü çok şey var takıntım hâline gelen ve hepsine de âşığım. Zamanı gelince, süreleri tükenince zaten hepsi bir diğerine devrediyor görevi. Bir süper gücün olsaydı ne olmasını isterdin? Her yere ışınlanmak isterdim. MP3 çalarında sürekli çalan üç parça nedir? Derrick Morgan - Copycat The Doors - People Are Strange Hüseyin Sebilci 

• İkiz kardeşi Hakan Özoğuz’la beraber kurduğu ska-punk grubu Athena ile Türkiye’de önemli bir müzikal boşluğu dolduran Gökhan Özoğuz özellikle Türkiye Basketbol Millî Takımı için bestelenen “12 Dev Adam” parçasıyla Türkiye’nin en popüler tezahüratlarından birinin de yaratıcısı oldu.

• 2004 Eurovision Şarkı Yarışması’nda “For Real” parçasıyla Türkiye’yi temsil eden Athena, 195 puan toplayarak 4. oldu. 195 puan ise Türkiye’nin Eusovision’da aldığı en yüksek puan olarak tarihe geçti.

• 1993 yılında One Last Breath albümüyle yola çıkan Athena grubu, 2010 senesinde yayınlanan Pis ile yedi albüm ve üç EP’lik bir diskografiyi geride bırakmış oldu.

• Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Serhat Kılıç, Ankara ve Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda görev aldıktan sonra 2008 yılında İstanbul’a yerleşti. İstanbul’da Tiyatro Dot’un Böcek oyunuyla kariyerine devam etti.

• Tiyatrodan olduğu kadar televizyondan ve beyaz perdeden de tanıdığımız Serhat Kılıç, Bizim Evin Halleri, Hatırla Sevgili, Benim Annem Bir Melek gibi dizilerin yanısıra Küçük Şeyler, Uyanık Bar, Heberler ve Paranoyak gibi TV şovlarıyla da ekranlara gelmeye devam ediyor.

• Serhat Kılıç, Zülfü Livaneli’nin Veda ve Derviş Zaim’in Nokta filmlerinde rol aldı. Senaryosunu Aylin Livaneli’nin yazdığı ve Zülfü Livaneli’nin yönettiği, şu anda çekim aşamasında bulunan Elia’s Journey filminde de oynayacak.


sezin akbaşoğulları

aktör

Bu soruları yanıtlarken nerdesin, saat kaç ve dinliyorsan eğer ne dinliyorsun? Saat 5:30, evdeyim, hiçbir şey dinlemiyorum. En son hangi filmi izledin? Beş üzerinden kaç yıldız verirsin? Az önce Cennetin Çocukları’nı seyrettim, beş yıldız derim. Eksikliğinde yapamayacağın üç şey(in) nedir? Ne yapamayacağıma göre değişir. Seni en son ne çok heyecanlandırdı? Bir haber. Çocukluğundan beri yanında taşıdığın, sakladığın bir eşyan var mı? İlkokuldaki beslenme çantam. Eğer başka bir objeye, canlıya dönüşebilecek olsan neye dönüşürdün? Kedi olmak isterdim. O bedenle hareket etmek nasıl bir his merak ediyorum. Dağda, şömine başında kış tatili mi, kumsalda flip flop tatili mi?  Denizi tercih ederim. Bilgisayarının masaüstünde ne imajı var? Bu ara su var. Bir süper gücün olsaydı ne olmasını isterdin? Görünmez olmak isterdim.

ümit kayıhan

teknik direktör

Yemek yapmayı mı yemeyi mi seversin? Yemeyi seviyorsan en sevdiğin yemek, yapmayı seviyorsan spesyaliten nedir? Yemeyi severim, en sevdiğim menü ise patlıcan kebap ve cacık. Çocukluğundan beri yanında taşıdığın, sakladığın bir eşyan var mı? Futbol topum. Seni en son ne çok heyecanlandırdı? Oğlumun askere gittiği gün çok heyecanlandım. En sevdiğin keyif kombinasyonu? Zengin bir kahvaltı ve şekersiz çay… Eğer başka bir objeye, canlıya dönüşebilecek olsan neye dönüşürdün? Yeniden bebek olarak dünyaya gelmek isterdim. Hayatında en çok görmek istediğin yer neresi ve neden? Hawaii adaları; sanal ortamdan dolayı merak ediyorum. Bir süper gücün olsaydı ne olmasını isterdin? Herkese yardım ederek, kimsenin kimseye muhtaç olmayacağı bir dünya yaratmak isterdim. Altıncı bir duyun olsa, neyi, nasıl hissedebilmek isterdin? Ölümden sonra insanların ne yaşadığını görebilmek ve hissetmek. İdeal tatilini nasıl planlarsın? Kiminle, nereye, ne zaman gitmek isterdin? Ailemle ve yakın çevremdeki bireylerle beraber okyanustaki adaları gezerek, tüm güzellikleri paylaşmak isterdim… En kısa zamanda!

• İzmir doğumlu eski millî futbolcu Ümit Kayıhan, spor kariyerine teknik direktör olarak devam ediyor. Pek çok Anadolu takımında görev alan Ümit Kayıhan şu anda Çaykur Rize Spor’un başında. Ümit Kayıhan’ın geçmişte çalıştırdığı takımlar arasında Göztepe, Karşıyaka ve Altay da var.

• 1973-1986 yılları arasında orta saha oyuncusu olarak sahalara çıkan Ümit Kayıhan, Göztepe, Balıkesirspor, Eskişehirspor ve Altay formasını giydi.

• Bir dönem televizyon ekranlarında da yorumcu olarak karşımıza çıkan Ümit Kayıhan, aslında spor kariyerine kaptanlığını yaptığı Göztepe Basketbol Takımı ile başladı ve kazandığı ilk kupa bu takım ile oldu.

• İzmir doğumlu Sezin Akbaşoğulları oyunculuk kariyerine lise tiyatro ekibiyle sahneledikleri Yine Başladılar Şarkıların oyunu ile başladı.

• Bilkent Üniversitesi tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli televizyon dizilerinde rol alan Akbaşoğulları, Beyaz Gelincik dizisinde canlandırdığı Ceren Aslanbaş karakteriyle televizyon izleyicisinin beğenisini kazandı. Selim Demirdelen’in yönettiği Kavşak filmindeki Arzu karakteriyle 2010 Altın Koza En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandı.

• Oyuncu şu anda TRT 1’de yayınlanan ve bir hastane ortamında geçen olayları anlatan Sen de Gitme dizisinde rol alıyor.


izmir animasyon festivali Röp: Yetkin Nural

İzmirliler bu bahara yepyeni bir festivalle giriyor. 10-13 Mart 2011 tarihleri arasında ilki gerçekleştirilecek olan İzmir Uluslararası Animasyon Festivali. Üstelik festival bünyesinde gerçekleştirilecek tüm gösterimler ve etkinlikler ücretsiz olacak. Festivalin küratörü ve İzmir Sanat ve Tasarım Derneği üyesi Tuna Yılmaz ile İZAF ve animasyon üzerine sohbet ettik.

urla şarapçılık: kaybolan bir tarihin peşinde Röp: Yetkin Nural

Özellikle son dönemde dünya çapında kaliteli şarap üreten ülkeler arasına giren Türkiye’nin bu seçkin haritada yer almasını sağlayan yeni nesil firmalar söz konusu… Bu sektörde oldukça önemli bir enstitü olan Masters Of Wine (Şarap Üstatları) tarafından verilen ödüllerle uluslararası kalitesini kanıtlayan Urla Şarapçılık da bu firmalardan bir tanesi. Urla Şarapçılık’ın kurucu ortaklarından Bülent Akgerman ile hem başarılarının arkasındaki faktörler hem de üzüm ve şarabın incelikleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle tebrik edelim sizi. Geçtiğimiz sene The Institute of Masters of Wine tarafından Urla Boğazkere şarabınıza birincilik ödülü verildi. Bize bu organizasyondan ve Türkiye’de nasıl bir etkinlik gerçekleştirildiğinden bahseder misiniz? Teşekkürler, memnuniyetle. Şu anda 23 ülkeden 288 üyesi olan, kâr amacı gütmeyen söz konusu enstitü 1955’te şarap sektöründe yüksek

standartların tesis edilmesi ve korunması amacıyla kuruldu ve günümüzde önemli bir otorite olarak kabul ediliyor. Şarap Üstadı (Master of Wine) unvanına kavuşabilmek için oldukça zorlu bir süreçten geçiliyor. Üç ayrı kıtada, dört ayrı teorik ve üç ayrı pratik sınavda başarılı olanlar son aşamada bitirme tezi de hazırlamak zorundalar ancak başvuranların sadece yüzde 30’u bu noktaya gelebiliyor.

Ülkemizin şarap denince akla ilk gelen kişilerinin başında yer alan doktor ve vinolog Yunus Emre Kocabaşoğlu’na ait olan Veritas firması, geçtiğimiz yıl mart ayında düzenlediği Masters of Wine İstanbul Weekend etkinliğinde 25 üreticinin 118 şarabını kör tadıp puanlaması için dokuz şarap üstadını bir araya getirdi. Jüride bulunan dokuz üstat da daha sonra ülkemizin ve sektörümüzün âdeta

gönüllü elçileri hâline geldiler. Şaraplarımızdan Urla Boğazkere, Anadolu üzümlerinden yapılan şaraplar kategorisinde birincilik alırken, Urla Nero d’Avola ve Urla Karası ise uluslararası üzümlerden yapılan kırmızı şaraplar kategorisinde eşbirincilik aldı. Urla Şarapları’nın tesisinden Türkiye’nin ilk “hi-tech” şarap yapımevi olarak bahsediliyor. Şarap yapımında standart şarap üretim tesislerine göre nasıl farklılıklarınız var? Ne gibi teknikler Urla şaraplarını farklı kılıyor? Öncül amacımız yöremizin benzersiz özelliklerinin katkılarını, şarap yapımındaki bazı köklü gelenekleri ve teknolojinin nimetlerini bir potada eritip optimum yaklaşımlarla iddialı şaraplar üretmek. Örneğin, artık dünyada ender tesislerde mevcut olan, pompalama

işlemini minimuma indirip şıranın travmaya uğramasını önleyen kendi cazibesiyle akış (gravity flow) sistemini oluşturabilmek için büyük maliyetlere katlandık. Fransız danışmanımızla mimarımız en doğru sürecin üzerine tasarımı birlikte kurguladılar. Şarap yapımındaki bütün süreçlere benzersiz özen gösteriyor ve fark yaratan ekipmanlarla çalışıyoruz. Her şeyden önce, toprak analizlerine göre seçip diktiğimiz anaçlara ve özel klonlara haiz asmalardan oluşan bağlarımızla gurur duyuyoruz. Bu dönem bağlarımıza davranış şeklimizi İsrailli danışmanımız belirliyor. Sektörümüzde nitelik ve nicelik ters işlediği için birkaç kez salkım seyreltme yapıp ürünümüzün çoğunu kesip atıyoruz. Bildiğim kadarıyla ülkemizde üzümlerin saplarını ayırdıktan sonra yıkayan sistem sadece

bizde var. Böylece şaraba olumsuz etki yapacak tozlardan ve partiküllerden üzümü arındırmış oluyoruz. Üzüm çeşidine ve yapmak istediğimiz şaraba göre kullandığımız çok farklı tanklarımız mevcut. Örneğin, fazla taneli üzümlerimizi yatık tanka koyuyoruz. Fermantasyonda oluşan CO2 gazını kullanarak çalışan ve en doğal fermantasyon ortamını sağlayan Ganimede tankımız ve meşe tanklarımız da var. Laboratuvarımızda en doğru makineler ve en gelişmiş yazılımları kullanıyoruz. En değerli fıçıların saklandığı mahzenimizde özel nem pompaları var ve ancak beş sene sonrasına randevu veren, dünyanın bir numaralı soğutma sistemlerini kuran firmayla çalıştık. Şarap yapımında iki ayrı Fransız önologtan danışmanla çalışıyoruz. Bunlardan biri


Öncelikle tebrik ve teşekkürlerimizi sunalım. Hem İzmir’in hem de Türkiye’nin ihtiyacı olan bir etkinlik, animasyon festivali. Bize biraz festivali anlatır mısın? Nasıl bir organizasyon bekliyor İzmirlileri ve ne gibi etkinlikler olacak festival kapsamında? Gerçekten de İzmir büyük ve uluslararası niteliği olan etkinlikler açısından biraz kısır bir şehir. İşte biz de bu yolda bir adım atmak için yapıyoruz bu festivali. İlk kez düzenlediğimiz festivalde kırka yakın ülkeden çok farklı türlerde film seyredecek izleyiciler. Ayrıca hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik çeşitli atölye çalışmaları olacak. Resim, karikatür ve canlandırma gibi değişik disiplinlerde yapılacak bu çalışmalar. Festival partisini de unutmamak lazım! Tüm etkinlikler halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Animasyon, stop-motion filmlerden, üç boyutlu dijital grafiklere ve Japon mangalarından beslenen anime

serilere kadar genişleyen çok çeşitli ve uçsuz bucaksız bir alan. Film seçimlerinde ne gibi kriterler söz konusuydu? Farklı tarzlarda filmler izleyebilecek miyiz İZAF’ta? Filmleri seçerken festival küratörü olarak en büyük kriterim filmlerin belirli bir profesyonellik taşımaları oldu. Filmleri seçerken bir seyirci gibi hareket etmeye çalıştım. Bunun dışında yaratıcıları sınırlamamak adına başka kısıtlamalar getirmedik. Tür, teknik ya da dil ayrımı da yapmadık. Fakat gösterimlerde çocuklara ve yetişkinlere yönelik filmleri ayrıştıracağız. Festivalde her tür ve teknikten film izlemek mümkün olacak. Hattâ programda 3D filmler bile var, salonda gerekli koşulları sağlayabilirsek bunları 3D gözlüklerle seyredebileceğiz. Bildiğim kadarıyla festival kapsamında bir de yarışma bulunuyor. Katılım nasıl? Bir ödül var mı kazanan filme? Katılım gerçekten beklediğimizden bile fazla oldu. Özellikle yurtdışından

tahminimizin çok üstünde bir katılım var ve tabiî bu da hem çok sevindirici hem de gelecek için çok ümit verici. Yedi kişilik jürimizin belirleyeceği en iyi filme bir ödül verilecek. Ödülün maddî boyutu henüz netleşmediğinden şu an için bir şey söyleyemiyorum. Ama sadece heykelcik almak bile büyük bir önem taşıyacak çünkü jürimizi hem Türkiye’den hem de yurtdışından çok önemli isimler arasından seçtik. İZAF’ın mimarı, aslında oldukça yeni bir oluşum olan İzmir Kültür Sanat ve Tasarım Derneği. Bize biraz da bu dernekten bahsedebilir misin? Kimler, nasıl bir araya geldi ve böyle bir fikir ortaya sürdü? Derneğin başka projeleri var mı? Dernek 2010 yılının son günlerinde kuruldu ve bu yıla da hiçli bir giriş yaptı. Kurucu üyeleri arasında İzmirli genç sanatçılar, tasarımcılar ve hattâ işadamları bulunan bu oluşum kentin ihtiyacı olan uluslararası bakış açısını oluşturma gayesi

taşıyor diyebiliriz. Şöyle olsa, böyle yapılsa daha iyi olmaz mı diye sürekli kendi aramızda konuştuklarımızı ancak kendimizin hayata geçirebileceğini fark edince dernekleşmeye karar verdik. İlk girişimimiz de bu festival oldu. İzmirlilere bu yıl içinde iki ya da üç tane daha küresel boyutta etkinlik sunacağımızın ve bunların da gelenekselleşeceğinin müjdesini de sizin aracılığınızla verelim. Benim dertli olduğum bir konu var: Son zamanlarda Türkiye’de vizyona giren hemen hemen tüm animasyon filmlerin dublajlı olarak gösterime sunulması. Elbette animasyonların baş izleyicisi olan çocukları ve onların tercihlerinin önemini anlıyorum. Ama bizim gibi hafiften yaşını almış, animasyon düşkünü, üstelik her filmi de çekildiği orijinal dilinde izlemek isteyenler için bir seans bile ayrılmaması kalbimi kırıyor açıkçası. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Animasyonun en önemli yanlarından biri

olan seslendirmenin dublajla katledildiğine inananlardan mısın? Yoksa Türkçe dublajları başarılı buluyor musun? Türkçe dublajları her ne kadar başarılı buluyor olsam da senin bahsettiğin durumdan ben de şikâyetçiyim. Eskiden en azından akşam seansları orijinal olarak gösterilirdi, artik bu durum da çok azaldı. Çocukları düşünmek elbette önemli ama bu filmleri sadece onlar seyretmiyor. Ayrıca Türkçe seslendirmelerde de sürekli aynı isimler kullanılıyor, bu da bence çok kısır bir durum. Dublaj filmleri katlediyor diyemem ama açık konuşmam gerekirse Shrek’i Okan Bayülgen’den değil de Mike Myers’tan dinlemeyi tercih ederim! Okuyucularımız için birkaç ipucu alalım. İZAF’ın yıldızı olması beklenen filmler hangileri? Hiç animasyon film izlemeyen, ya da pek ilgi duymayan birinin bile keyif alacağını düşündüğün isimler var mı? Festival daha yeni olmasına rağmen pek çok önemli isim filmleriyle başvurdu. Örneğin

son Cannes film festivalinde en iyi kısa film ödülünü alan Serge Avedikian’in Chienne d’Histoire isimli filmi festivalin en önemli yapımlarından biri. Bunun gibi pek çok ödüllü film olacak. Yarışmalı bölümde finale kalan filmler tabiî ki festivalin en iyileri, bunlar kaçırılmamalı. Canlandıranlar Yetenek Kampı işbirliğiyle yaptığımız özel bölümde Türkiye’den yapımları, Çağdaş Alman Canlandırmaları bölümünde ise son 10 yılda Almanya’da yapılmış işleri seyretmenizi öneririm. Çocukları da unutmadık, onlara özel filmlerimiz var, bunları tabiî ki yetişkinler de zevkle seyredebilirler. Film gösterimleri dışında canlandırma, resim ve karikatür gibi dallarda atölye çalışmalarımız da var. Tekrar altını çizeyim: tüm film gösterimleri ve atölyeler halka açık ve ücretsiz!

dünyanın sayılı otoritelerinden Robert Parker’dan 100 üzerinden 98 puana layık görülen şarapların yaratıcısı.

bilmediğinden zaman içinde asmalar sökülerek yerlerine arpa, buğday ve tütün ekilmiş. Yıllar sonra ortağım ve yönetim kurulu başkanımız Can Ortabaş bir gün palmiye çiftliğinde antik bağ setlerini görüp araştırmaya başlayınca bölgenin tarihçesiyle birlikte toprağının ve mikro klimasının şaraplık bağlara çok elverişli olduğunu öğrenmiş ve böylece Urla Şarapçılık serüveninin ilk kıvılcımları yakılmış.

üzere yörenin bazı yok olmuş üzümlerini de yeniden kazanmak için bilimsel çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Ayrıca, Can Ortabaş’ın Çakmaktepe’de bin metrelik irtifada kurduğu yeni bağda da sürpriz üzümler yetiştirmeye başladık. Kaliteli şarabın çok değişkenli uzun bir formülü var diyebiliriz. En önemli kısmını ise bağ oluşturuyor. Hâkim rüzgâr, gündüzle gece arasındaki ısı farkı, drenajı iyi olup su tutmayan, PH değeri düşük olmayan toprak, toprağın yapısına göre seçilmiş anaçlar, güneşli gün sayısı, düşen yağmur miktarı, iklime göre seçilmiş doğru üzüm, üzümün doğru klonu, sık aralıklarla dikim, doğru budama, salkım seyreltme, topraktaki elementlerin yakın takibi, damla sulama sistemi doğru bir bağ oluşturulurken çok dikkat edilmesi gereken hususlardır. İyi bir bağdan

sonra üzümü en doğru zamanda hasat edebilmek de çok önemlidir. Asıl prensip, verimsiz toprağa dikeceğimiz asmaya mümkün olduğunca can çekiştirmektir.

hattâ kaçıncı kadehi olduğu bile lezzeti algılamasını değiştirir. Genelde kaliteli bir şarapta asidite, alkol, şeker ve tanenin uyumlu birlikteliği; farklı çağrışımlar yapan güzel koku, berrak bir renk, yutkunduktan sonra saniyelerce damakta kalan hoş bir lezzet arzu edilir. Şarabınızın eşlik edeceği yemek de çok önemlidir. Uyumsuz bir eşleşme çok kaliteli şarabı düzgün algılayamamanıza yol açar. Tükettiğiniz andaki ısısı da çok büyük bir rol oynar.

servis yapılması doğru olur. Nero d’Avola & Urla Karası kupajımız, marine edilmiş ızgara et çeşitleri, tütsülenmiş ve baharatlı peynirler ve zengin soslu et yemekleriyle mükemmel bir uyum sağlar. 16-18 derecede servis edilmesi gerekir. Vourla kupajımız pizzalar, zengin soslu makarnalar, marine edilmiş ızgara etlerle mükemmel bir uyum sağlar. 16-18 derecede servis yapılması önerilir. Bornova Misketi’nden ürettiğimiz Symposium ise aperatif kanepeler, çikolata ve taze meyveler ile hazırlanmış tatlılarla mükemmel bir uyum sağlar. 8-10 derecede servis yapılması doğru olur.

Urla’nın şarap üretimi konusunda biraz unutulmuş bir tarihi var. Siz markanızla aynı zamanda tekrar bu geçmişi canlandırmak konusunda önemli bir adım atmış oluyorsunuz. Bize Urla’yı ve şarap geçmişini anlatır mısınız biraz? Urla sırasıyla İyonlar, Persler, Yunanlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından yönetilmiş. Zamanında Akdeniz kıyılarından Karadeniz kıyılarına kadar geniş bir coğrafyada talep gören şaraplar üretilirmiş Urla’da. Hattâ bir süre, filoksera yüzünden bağlarını kaybeden Avrupa’ya Karaburun Yarımadası’ndan şarap ihraç edilirmiş. Maalesef mübadeleyle bölgeye yerleşen halk şarapçılığı

Şaraplarınız için ne çeşit üzümler kullanıyorsunuz? Urla’da kendi yetiştirdiğiniz üzümler var mı? Ve şarap üretimi için üzüm yetiştirmek konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar neler? Bağlarımızda Nero d’Avola, Sangiovese, Boğazkere, Syrah, Cabarnet Sauvignon, Merlot, Petit Verdot, Cabarnet Franc, Bornova Misketi üzümlerimiz var. Urla Karası ve Gaydura başta olmak

Şaraptan pek anlamayan ben ve benim gibi okuyucularımız için soralım. Şarabın ve şarap içmenin incelikleri nedir? İyi bir şarabı ne gibi özellikleriyle tanıyabiliriz? Bu sorunun cevabını hakkıyla vermeye çalışırsak sayfalarca sürer. Zira şarabı tadanın sosyo-kültürel durumu, tadım şekli, ruh hâli, tokluk derecesi, sağlık durumu, daha önceki deneyimleri, önyargıları, şarabı saklama şekli ve süresi, servis ettiğindeki ortamın ve şarabın sıcaklık derecesi, bardağın özellikleri, saatin kaç olduğu, birlikte tadım yaptığı kişilerin yorumları, az önce içtiği şarabın lezzeti, yanında yediği peynir veya yemeğin cinsi ve

Son olarak biraz ürünlerinizden bahseder misiniz? Hangi şaraplarınız ne gibi tercihlere, hangi damak zevklerine hitap ediyor? Serendias Roze Şarabımız Nar ekşili Akdeniz salataları, somon ve yengeç gibi deniz mahsulleri, ördek ve soslu tavuklar ile mükemmel bir uyum sağlar. 8-10 derecede


rahatlama zamanı Hazırlayan: Doruk Yurdesin - Ekin Sanaç

Stresinizi kanatlandırıp uçurmak için daha ne bekliyorsunuz? Hayatın hızlanan ritmi, zaman kavramını gitgide daha değerli kılıyor. Sürekli artan çalışma saatleri iş dışındaki aktiviteler için ayrılması gereken zamandan yiyedursun, insan zihni ve vücudu sağlık için sahip olması gereken dengeden de gitgide uzaklaşıyor. Stres, çalışan insanları haftanın neredeyse her günü yakalamaya hazır bir düşman gibi. Oysa ki Mohandas K. Gandi’nin

de dediği gibi, “Hayat, onu sürekli hızlandırmaktan çok daha fazlasını hak ediyor.” Stres, bugün insan sağlığı adına o kadar ciddîye alınan bir konu ki birçok Avrupa ülkesinde işverenler, çalışanlarının ruhsal sağlığını korumanın yasal sorumluluklarını bile taşıyor. Bu gibi süreçlerin özellikle İskandinav ülkelerinde tıkır tıkır işlediğini biliyoruz… Ama stres, insanoğlu

için şüphesiz yeni bir mesele değil. İnsanlar aslında yüzyıllardır kendini rahatlatmanın yolları ve yöntemlerinin peşinde. Her kültür, coğrafya ve inanışın çok uzun yıllardan beri hayatın mücadelelerine karşı rahatlama adına farklı teknikler geliştirme geleneği var. ­Şu an birçok insan işten eve geldiğinde televizyon izlemeyi rahatlatıcı bulduğunu zannediyor olsa da, burada bahsetmekte

olduğumuz ruhsal ve fiziksel rahatlama, tam da önünüzdeki ekran içinde sıralanan reklam ve bilgi bombardımanının yaratacağı strese karşı bir rahatlama! Örneğin, kendinize en son ne zaman sıcacık bir banyoda 45 dakika ayırdınız? Gerçekten de banyo yapmak, gözeneklerinizin nefes almasını sağlamak için ayıracağınız bir 45 dakika yok mu gününüzün içinde?

Rahatlama ihtiyacı ve başlıca teknikler İnsanın rahatlama tekniklerine yönelten tek sebep strestir elbette. İnsan zihni hayatta yaşadığı bilumum olumsuzluktan dolayı stres altında kalabilir. 1960’larda psikiyatrlar stres kaynakları üzerinde çalışmışlar ve bunların insan hayatı üstündeki tehlikelerini ölçülebilir hâle getirmeye çalışmışlar. Bunlar, stres altındaki bireyin kontrolü

dışında gelişen dışsal tacizlerin kaçınılmaz sonucu olduğuna dair geleneksel görüşe dayanan çalışmalar. Son yıllardaysa bu dışsal olayların stres üretme potansiyelinin otomatikman bu olaylara içkin olmadığı, birey üzerindeki etkilerinin bireyin algıları, kapasitesi ve anlayışıyla da değiştiği iddia ediliyor. Yani, sadece fiziksel rahatlama

yetmeyebiliyor, hayata bakışımızda da değişikliklere gitmek gerekebiliyor, hattâ bazen bir terapist eşliğinde. Ama burada yerimiz dar, psikiyatrların uyguladığı çeşitli terapi biçimlerini, ilaçları filan dışarıda bırakıyoruz. İşte kendi başınıza yapabileceğiniz kolay alıştırmalardan, disiplin, eğitim ya da para gerektirenlere doğru, birkaç rahatlama tekniği…

Holmes and Rahe Stres Ölçer

1967’de ABD’li psikiyatrlar Thomas Holmes ve Richard Rahe, 5 bin tıbbî hasta üzerinde yaptıkları araştırmada hayatlarındaki stresle hastalıklarının ilişkisini incelediler ve doğru orantılı bir ilişki söz konusu olduğunu buldular. Buna göre, hastalara hayatlarında stres yaratabilecek 43 faktörle ilgili sorular soruluyor, bu faktörlere verilen puanların toplanmasıyla hastalık riski ortaya çıkartılıyordu. Eşin ölümüne en yüksek

değer olan 100 puan biçen araştırmada, örneğin hapse atılmaya 63, emekliliğe 45, hamileliğe 40, malî durumdaki değişikliklere 38, yakın bir arkadaşın ölümüne 37, çeşitli alışkanlıklardaki değişikliklere 15-24, Noel’e 12 puan veriliyordu. Kişinin başına gelmiş olayların puanları 300’ü geçtiğinde, stres kaynaklı fizyolojik hastalık riski de artıyordu. Bugün bu test hayatta farklı öncelikleri olan farklı kültürlere göre de uyarlanıyor.

Rahatlatıcı müzikler Doğaya çıkmak

Aslına bakarsanız, en güzeli… Araştırmalar gösteriyor ki sadece doğa resimlerine bakmak bile insanların konsantrasyon sorununa iyi geliyor. Gökyüzündeki bulutlara bakmak, dalgaların çarpması, yaprakların hışırtısı gibi doğal olaylar düşünmeyi kolaylaştırır ve hiçbir çaba sarf etmeden dikkati toplamayı sağlar. Ayrıca hastalıklardan sonraki iyileşmeyi de hızlandırır.

• 1999’dan beri her yıl Finlandiya’da düzenlenen, 110 dereceye ısıtılmış ve her yarım saatte bir ocağa su eklenen saunada en uzun kalan yarışmacının kazandığı dünya şampiyonası, geçen yıl şampiyonun hastanelik olması, ikincinin de sağ çıkamaması yüzünden tamamen kaldırıldı.

Tamam, zevkler ve renkler tartışılmaz, ama bazı müzik türlerinin stresi kontrol altına almada diğerlerinden daha etkin olduğuna dair çalışmalar da var. New age müziği, klasik müziği ve psikedelik müziği bu kapsam içinde tutuyor bu araştırmacılar. Ama herhalde bunun da derinine inmek lâzım, çünkü Yanni dinlerken plak kapağına ya da konser görüntülerine denk gelmek, Wagner’in bir zamanların savaş belgesellerinde paso kullanılan bir eserinde stres atmaya çalışmak da fiyaskoyla sonuçlanabilir.

• 17. yüzyılda İstanbul’da 4 bin 536 özel ve 300 adet halka açık hamam bulunuyordu. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde sadece 130 kadarı kalmıştı.

Stres topu

Ufak bir topu elinizde mıncıklayınca kaslar gevşer, stres azalır. Süngerden yapılanları vardır, plastiğin içine jel sıkılarak yapılanları fizik tedavide kullanılır. İlla çarşıdan almak şart değildir, evde bir balonun içine sodyum karbonat doldurarak bile yapılabilir, zira adının top olması yuvarlak olmasını gerektirmez. İddiaya göre Britanya’daki en popüler üçüncü promosyon hediyesidir.

Fiziksel egzersiz

Bunu çok deşmeye lüzum var mı? Her gün biraz vakit ayırıp düzenli hareket etmek iyidir. Kalbe ve kan damarlarına, bağışıklık sistemine, beyin fonksiyonlarına, depresyona, uykuya iyi gelir. Her şeyde olduğu gibi fazlasının stres yarattığı da bilinir. Bilinçsiz uygulamalar vücudu sakatlayabilir, inmelere sebep olabilir. Amanın…

• Türkiye genelinde 2 bin 500 adet Spa ve benzeri Termal Merkez bulunuyor. Türkiye’de şu anda işletmede olan otellerden 385’inde “Spa-Wellness” hizmeti sunuluyor.

Derin nefes almak

Üstünüze rahat birşeyler alıp oturun ya da uzanın. Bir elinizi göğsünüzün, diğerini midenizin üzerine koyun. Burnunuzdan ve hafifçe büzülmüş dudaklarınızdan (nefes almayı yavaşlatmak için) havayı yavaşça içinize çekin. Nefesi içinize çekerken, elinizle midenizin genişlemesini hissedin. Büzülmüş dudaklarınızdan nefesinizi yavaşça dışarı verin. Dinlenin ve tekrarlayın.

Progresif kas gevşetme

Az evvelki rahatınızı bozmadan oturun veya uzanın. Gözlerinizi kapatıp, sırayla vücudunuzun tüm kaslarını 10 saniye kasıp, 20 saniye gevşek tutun. Tüm seans toplam 30 dakika sürmeli. Bu anksiyeteyi giderme tekniği, 1920’lerde ABD’li psikiyatr Edmund Jacobson tarafından bulundu.

• *Malezya’da yoga bir fetvayla yasaklanırken (kanunî bağlayıcılığı yoktur), Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı iki sene önce bunları ticarî girişimler olarak adlandırdı. Mistik inançlarla en başından beri bir hesaplaşma içinde olan Vatikan da elbette bu konudaki olumsuz görüşlerini esirgemedi.


Tarihe Gömülen Buhar Cennetleri İlginçtir ki, nasıl Budistler için meditasyon çok uzun zamandır süregelen bir rahatlama yöntemi ve felsefesiyse, bizler de rahatlama adına hamam kültürünün ortaya çıktığı, kaplıcaların inşa edildiği topraklarda yaşıyoruz; her ne kadar muktedirlerimiz bu önemli bilgiyi kum altına gömmekte beis görmeseler de… Kısaca, “Yıkanma, arınma ve şifa bulmaya mahsus yer” olarak tanımlanan hamam sözcüğü, Arapça banyo ve

İbranice sıcak anlamına gelen hammam kelimesinden türemiş. Aslında yıkanmak için kapalı yerler inşa etmenin tarihi Hindistan, eski Mısır, antik Ege ve Yunan uygarlıklarına kadar uzanıyor. MÖ 4. yüzyılda Yunanistan’da bedeni terbiye ve tedavi etme amaçlı hamamlar bulunduğu bilinen bir gerçek. Anadolu’da Gaziantep yakınlarında MÖ 1200’lere tarihlenen Geç Hitit dönemine ait bir hamam kalıntısından bahsetmek bile mümkün. Fakat kendinden

ısıtmalı sistemleri bulunan hamamlar esas mimarî karakterlerini Roma çağında yakalamışlar. Hattâ Romalılar hamama “thermea” derlermiş. Bu ifade binlerce yıl içinde çok az değişerek Türkçeye bile girmiş. Bildiğiniz gibi bazı bölgelerde kaplıcalara hâlâ “termal” adı verilir. Roma’ya ait buhar cennetleri sonradan Osmanlı kültürünün ve mimarîsinin etkisiyle geliştirilmiş ve yalnızca temizlenen bir yer olarak değil, toplumsal hayatın

önemli bir mekânı olarak da benimsenmiştir. Kadınların peştamalları sarıp takunyaları giyerek arkadaşlarıyla, komşularıyla gündüzleri türlü yiyecek ve içeceklerini de alıp gittikleri, vakitlerini geçirdikleri yerlermiş hamamlar. Bayram arifelerinde ise tüm gece kapılarını kapatmazlarmış. Külhanda yanan ateş, mermer zeminin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçerek ortamı şifalı buharlarla doldurur, uzun sohbetler için ideal mekân oluştururmuş.

Ancak, bu köklü hamam kültürünün büyük şehirlerde modern hayatlarımızın içine girmeyi pek de başaramadığını söyleyebiliriz. Oysa ki nasıl her Fin evinde ya da ortak kullanılan bahçelerde mutlaka bir sauna var, genci yaşlısı, hâlâ her pazar gününü ailesi ve arkadaşlarıyla saunada geçirir… Büyük şehirlerde yaşayanlar için hamamlar bugün ancak turistik birer yapıdan ibaretler. Sadece yabancı bir arkadaşımızı gezdirmek amacıyla hamama

gidiyor, hattâ birçoğumuz hâlâ hamam deneyiminden yoksun bir şekilde yaşamımızı sürdürüyoruz. Zaten turistik hamamlar dışında ortada gidilebilecek pek de hamam kalmadı, olanlar için de birçok insan adına hijyenik endişeler söz konusu. Ama hamam ritüellerini kendi banyo alışkanlıklarımıza yansıtabildiğimiz de ne yazık ki pek söylenemez. Oysa ki bu basit gelenek bizler için en kurtarıcı rahatlama metodunun modelini oluşturabilirdi.

mevcut. Kolaylıkla erişilebilen bu merkezler, çalışan pek çok insan için ideal birer rahatlama pratiği olabilir. Kent merkezine sekiz kilometre uzaklıkta bulunan Balçova Termal Merkezi ise doğal kaplıcaları, sıcaklıkları 45-140 derece arasında değişen kaynak ve kuyu sularıyla başlı başına her derde deva

bir seçenek. Kaplıcaların bulunduğu sırtlara kurulan bir teleferikle çıkılan çam ormanları ile kaplı Balçova tepeleri, rahatlamak ve şifa bulmak isteyenler için son derece çekici bir alternatif.

merkezi de, sundukları uygun seçeneklerle son zamanların revaçta tercihleri arasında yer alıyor. Eh, İzmir’de yaşamak, İzmir’in içinde bulunduğu eşsiz doğaya hakkını vermeyi gerektiriyor... İzmir çevresinde irili ufaklı 20’yi aşkın doğa yürüyüşü parkuru var. Neden bir haftasonunuzu MenderesYeniköy-Balaban Göleti

parkurunda bir yürüyüşe ayırmayasınız ki? Ağaçların kokusunu içinize çekerek, orman içindeki toprak yoldan yürüyerek göletin insanı terapi edici manzarasına ulaşmak ve burada sevdiklerinizle bir piknik yapmak... Bu piknikten sonra insanda ne bir stres kalır, ne de bir tasa!

İzmir’de Rahatlamak Çok Kolay Şu çok açık ki, insanın hayat ritmi içinde kendini rahatlatmaya vakit yaratması vücut ve zihin sağlığı için elzem. Hayat akışına yapılabilecek çok ufak dokunuşlarla bu mümkün kılınabileceği gibi, farklı disiplinlere ait yaklaşımlar da artık dünyanın dört bir yanında geniş kitleler

tarafından benimsenerek uygulanmaya, hayatlara girmeye başladı ve ulaşılabilirlik büyük ölçüde arttı. İzmir, farklı rahatlama metotlarını uygulamak için son derece elverişli bir coğrafyada yer alıyor. Öncelikle büyükşehirde çok sayıda tai chi chuan, meditasyon, yoga merkezi

Ayrıca İzmir çevresinde Selçuk, Çeşme, hattâ Denizli’deki pek çok spa

Meditasyon Otojenik eğitim

Alman psikiyatr Heinrich Schultz’un 1932’de geliştirdiği bu teknik, sabah, öğlen ve akşam yapılan 15 dakikalık üç seanstan oluşur. Yoga ve diğer meditasyon tekniklerine benzerliği Schultz tarafından da kabul edilen, birkaç seansta öğrenilip tek başına uygulanabilen bu yöntemde uygulayıcı mesela yatma, bez bebek gibi oturma gibi duruşta

gözünde çeşitli canlandırmalar yapar; kolunun ağır olduğunu, sonra sıcak olduğunu hayal etmek gibi… Bunu her seansta farklı dizilerde, vücudunun değişik bölgelerine uygular. Stres kaynaklı birçok bozukluğa iyi geldiği kabul edilir, ama kalp hastalarına tavsiye edilmez.

• Amerika’da bugün 15 milyon kişi aktif olarak yoga yapıyor. Yoga dersinin saati ise ortalama 20 dolar.

Uygulayıcılarının hızla arttığı bir rahatlama metodu. Kelime Latince enine boyuna düşünmek anlamına gelen meditatumdan türetilmiştir ve zihni eğitmeye dayanır. Hinduizm ve Budizm’de ve Tao geleneklerinde olduğu gibi, İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Bahaîlik gibi Yakın Doğu’dan çıkmış dinlerde de karşılığı vardır. Bugün Batı’da seküler anlamdaki en popüler meditasyon geleneği Hinduizm ve Budizm kökenli yogadır, fiziksel ve zihinsel disiplinler bütünüdür. Transandantal Meditasyon, Vipassana gibi teknikler de mevcuttur.

• 23 Haziran 2010 tarihinde New York Central Park’ta, tam 13 bin kişinin katılımıyla dünyanın bugüne kadarki en kalabalık yoga dersi gerçekleşti.

Spa Tai chi chuan

Noradrenaline (dikkati ve tepki) ve kortizol (stres tepkileri) hormonlarını, dolayısıyla kalp ritmi ve ruh hâlini düzenleyici etkileri olduğu bilinen Uzak Doğu savaş tekniği. Birçok farklı tekniği, dolayısıyla birçok ekolü vardır. Savunma, estetik ve sağlık odaklı olarak değişik yaklaşımlarla ele alınır.

• Yapılan bilimsel çalışmalar, düzenli meditasyon yapan insanlarda anti-stress hormonlarının meditasyonu yapmayanlara göre 3,2 kat daha fazla salındığını gösteriyor.

Çigong

Bir nefes ve dayanıklılık egzersizidir. Dinamik, statik ve meditatif yöntemleri vardır. Dinamik çigong, bir seri özenli koreografiden oluşur ve vücuttaki çi, yani yaşam enerjisi akışını düzenler. Statik çikong, aynı yoga gibi, vücudu belli bir duruşta uzun süre tutarak dayanıklılık kazandırma egzersizidir.

Balneoterapi olarak da bilinen kadim bir yöntem. Mineralli suyun tedavi ediciliğine olan binlerce yıllık inanca dayanır. Bugün en çok Avrupa ve Japonya’da popülerdir. Paranıza göre aromaterapili, banyolu (termal, sıcak küvet, çamur banyosu, yosun banyosu), vücudu sarıp sarmalamalı, yüz ve vücut masajlı paketlerde de sunulur. Evinizdeki küvette özel tuzlarla hazırlanmış bir küvette yirmi dakika uzanmak da endorfin salınımını arttırır.

• Guinness Rekorlar Kitabı’nda “dünyanın en uzun meditasyonu”na dair resmi bir bilgi bulunmasa da Nepal’in Bara bölgesinde doğup büyümüş olan 21 yaşındaki Ram Bahadur Bomjon 16 Mayıs 2005 tarihinde başladığı, ara ara kaybolup geri geldiği, aylar süren meditasyon sürecinde binlerce ziyaretçi çekmişti.


küçük gurme

Hazırlayan: Deniz Kaynak

Şef Fatih Kaya 1901 yılında İtalyan İşçi Cemiyeti tarafından okul olarak inşa edilen bir tarihî binanın 2005 yılında restore edilmesiyle İstanbul lezzet adreslerine bir yenisi eklendi. Fransız Sokağı’nın gözde mekânlarından biri olan Cezayir Restaurant’ın yaratıcı ve geleneksel Türk mutfağı konseptinde hazırlanan özel menüsünün mimarı Şef Fatih Kaya ile kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Yemek yapmaya ne zaman başladınız? Okul tatillerinde ailece Berlin’e gittiğimizde babamın şefliğini yaptığı restorana sık sık uğrardım. Sanırım ilk yemeğimi 1990 yılında, 13 yaşımdayken burada yaptım. Profesyonel bir aşçı olmaya nasıl karar verdiniz? Bu mesleği babam sayesinde tanıdım. Babam çok iyi bir aşçıdır ve hâlen profesyonel olarak çalışmaya devam ediyor. O dönemlerde babamın tavsiye ettiği yerlerde çalışarak profesyonel aşçı olmak için adım attım. Kariyeriniz sırasında örnek aldığınız, size ilham veren birileri oldu mu?

Her zaman babamı örnek almışımdır. Onun dışında Mehmet Gürs ve Coşkun Uysal’ın yaptığı işleri çok beğeniyorum. Nerelerde çalıştınız? Günay Restoran, Divan Otel, Pia Cafe, 360 Restoran ve Leb-i Derya’da çalıştım. Son beş yıldır Cezayir Lokantası’nın şefliğini yapıyorum. İşinizle ilgili ulaşmak istediğiniz hedef ya da hayaliniz ne? Mesleğimde istediğim yerdeyim. Bundan sonra işimi yaparken bu işi seven insanlara da yardımcı olmak istiyorum. Bunun için bir okul projemiz var. İki ay içinde hayata geçecek bu okul sayesinde meslekî

birikimlerimi bu işi yapmak isteyenlerle paylaşabileceğim. Yemek yapmaya yeni başlayan birine verebileceğiniz en iyi tavsiye ne olurdu? Şefini iyi dinlemesi. Mutfağınızda kalmadığında, koşa koşa markete gideceğiniz malzeme nedir? Sarımsak ve zeytinyağı. İşiniz aynı zamanda hobiniz mi? Evde yemek yapıyor musunuz? Cezayir Lokantası’nın içinde ufak bir mutfağım var. Bütün denemelerimi orada yapıyorum, yaptıklarımı da mutlaka birilerini davet edip tattırıyorum. Bütün boş zamanlarımda bu denemelerle uğraşıyorum.

Bir yandan Fikir Sahibi Damaklar ile birlikte çalıştığınızı biliyoruz. Projelerinizle ilgili bizi bilgilendirebilir misiniz? Cezayir olarak Fikir Sahibi Damaklar’ı ve lüfer kampanyasını destekliyoruz. Geçen ay onlarla aynı anda İtalya’daki Terra Madre’ye katıldık. Ama ben aynı zamanda Aşçılar Derneği yönetim kurulunda olduğum için derneği temsilen oradaydım. Ayrıca Aşçılar Derneği olarak Darüşşafaka okullarında çocuklar için yemek eğitimleri düzenliyoruz. Daha önce bahsettiğim okul projemizde de, hem profesyoneller için, hem de amatörler için dersler olacak. Ayrıca bu proje kimsesizlere de iş imkânı vermeye çalışacak.

Ekolojik pazarlar

16 Haziran 2006 günü sabahı, Türkiye’nin çeşitli kentlerinden İstanbul Şişli’ye doğru yola çıkan 48 kişinin birazdan karşılaşacakları hakkında en ufak fikri bile yoktu. Ekolojik pazar fikri onları heyecanlandırmıştı heyecanlandırmasına, ama bu hayali gerçekçi bulmayanlar da vardı içlerinde. Şişli’deki pazar yerine vardıklarında, %100 Ekolojik Pazar Projesi sahibi Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği çalışanları, tezgâhları kurmuş, mavi örtülerini sermiş, her türlü ihtiyaçlarına yardımcı olmak için onları bekliyordu.

Aradan geçen beş senede kurulan dostluklar, pazarın müdavimi hâline gelen yüzlerce kişi, artan tezgâh sayısı ve açılan yeni pazarların da etkisiyle güvensizlik uçup giderken, heyecanları katlanarak çoğaldı. Tahminî ürün satışı 4 tondan, 8 tona çıktı, ilk başlarda 30 farklı taze sebze-meyve sunulurken, bugün avokadodan asma yaprağına, bakladan fasulyeye, çilekten elmaya, yoğurttan tereyağına kadar 100’ü aşkın çeşitte ekolojik ürün bulabilir hâle geldik. Üstelik ekolojik pazarlar yalnızca sebzemeyve alışverişi yaptığımız yerler olmaktan çıkıp, temizlik malzemesinden oyuncağa, sundukları çok çeşitli ekolojik

ürün ve düzenledikleri panel, atölye ve kurslarla zenginleşip, sosyal ve kültürel alanlara dönüştüler. Alışverişten çok muhabbet önemli pazara gelen insanlar için. Pek çok kişi satın aldıkları sebze ve meyvelerin nerede, nasıl yetiştirildiğini de, nasıl pişirmeleri gerektiğini burada öğreniyor. Bu bir avuç cesaretli insanın çabalarının sonucu ise, hırpalanmamış, temiz topraklarda, âdil ticaretle emeği sömürülmeyen çiftçilerin yüzlerinde, doğaya uyumlu ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinerek büyüyen çocuklarda ve hattâ küresel ısınmanın önlenmesine yönelik çabalarda görünür hâle gelmeye başladı.

Kısa kısa • İlk kez 1926 yılında Ermenice basılan, Vağinag Pirad’ın Mükemmel Yemek Kitabı, 85 yıl sonra Türkçe yayınlanıyor. Mevsimler değişir, yerli tohumlar kaybolurken yitirdiğimiz lezzetleri hatırlamak isteyenlere...

• Tüm Türkiye’deki restoranları, Yonca Puanı ismini verdikleri bir sistemle değerlendiren iyiyemek.com’dan yeni tüyolar alabilir, yemek etkinliklerine katılabilirsiniz.

• Şeflerle Yemekteyiz’in ikinci ayağı şubat ayında Show TV’de yayınlanmaya başlayacak. Mehmet Yalçınkaya, Erdem Dirbalı, Muhsin Ertürk, Mihrap Kızılkaya ve Burçin Acar birbirleriyle yarışırken, siz de profesyonellerden meslek sırlarını kapabilirsiniz.

• Ünlü İtalyan şef Gino D’Acampo, Ulusal Televizyon Ödülleri’ni kazanırsa programını çıplak sunacağına söz vermişti. Sizce kazanmasında kendisini, üzerinde yalnızca mutfak önlüğüyle yemek yaparken görmek isteyen hayranlarının etkisi olmuş mudur?

• Bu ay Brüksel lahanası, pırasa, kereviz ve greyfurtun en lezzetli zamanı. Muz, kırmızı turp ve pazı çok yakında tezgâhlarda olacak. Avokado ve narın mevsimi ise bitmek üzere…


Yudumla: bir lezzetin tarihi Kuşaklar boyunca tarihe tanıklık eden dükkânlar ne yazık ki artık eski bir zamanın gerçekliğinde kaldılar. Bu nesli tükenmekte olan nadir mücevherlerden biri de İzmir Kemeraltı’nda bulunan Yudumla… İşletmenin sahipleri baba Şerbetçi Mustafa ve oğlu Günhan Türkmen ile İzmir ve karadut üzerine söyleştik.

Öncelikle sizi tanıyalım. İzmir’in tarihî dükkânlarından birinin sahibisiniz. Kaç senedir İzmir’desiniz? Neler değişti o zamandan bu zamana? Hem İzmir adına hem de sizin için? Ben Kemeraltı esnaflarından Mustafa Türkmen. İzmirliler beni Şerbetçi Mustafa diye tanırlar. 1947, İzmir doğumluyum. Dedem Mustafa Türkmen (Hacı Mustafa), 1931 yılında şu an işlettiğim dükkânı satın almış. Hacı Mustafa kış aylarında helva, yaz aylarında ise Ödemiş’ten develer üzerinde heybelerle gelen kara meyvelerden imal ettiği şurupları döker, satarmış. Babam Hüseyin Türkmen (Helvacı Hüseyin) 1957 yılında dükkânı devralıp, kışın helvacılığa

yazın ise şerbetçiliğe devam etmiş. Ben de 1971’den beri YUDUMLA markasıyla dedemden kalan mirası devam ettirmekteyim.

2006 yılından beri pazara gelen Lale hanım, pazarda zarar etmesine rağmen bırakmayı asla düşünmediğini söylüyor. “Hormon kullanarak şu anda elde ettiğim ürünün iki üç katı fazlasını, çok daha kısa sürede elde edebilirim” diyor. “Ama yapmıyorum, yapmayacağım. Benim için önemli olan buradaki insanlarla birlikte olmak. Dünya için taşıdığımız kaygılar bizi yakınlaştırıyor.” Aynı şey Kandıra’dan, Antakya’dan, Kuşadası’ndan, Bursa’dan, Çanakkale’den, Antalya’dan taptaze ürünleriyle gelen diğer çiftçi ve aracılar için de geçerli.

dolayısıyla üretici ve satıcıların bir süre sonra vazgeçeceği bir heves mi? Öyle ya, şu anda yol kenarında tostayran satan mola yerlerinden süpermarket reyonlarına, semt pazarlarından endüstriyel gıda firmalarına kadar satın aldığımız her ürünün üzerinde organik, doğal, bio, saf, temiz, ev yapımı, köy üretimi, vs. gibi ibarelere rastlar hâle geldik. Bu ifadelerin çarpıtılarak kullanılması da tüketicinin satın aldığı ürünlere duyduğu güveni etkiliyor. Buğday Derneği’nin düzenlediği %100 Ekolojik Pazarların bir önemi de organik ürünlerde bir standardın yerleşmesine ve insanların bu alanda bilinçlenmesine

Peki bu yalnızca geçici bir moda, tüketicinin ve

Aslında her şey değişti. Esnaflık, sevgi, saygı, hoşgörü, ticarî ahlak, çevre değişti. İnsanlar değişti. Aslında değişmeyen hiçbir şey kalmadı. Her şey o kadar çok değişti ki gülen yüzler kalmadı… Bu kadar uzun zamandır hizmet veren bir dükkânın başından ilginç hikâyeler geçmiştir mutlaka, hatırlayabildiğiniz bir tanesini bizimle paylaşır mısınız? Eski zamanlarda, İzmir’in kurtuluş tarihi 9 Eylül’de çevre köylerden resmigeçidi

seyretmek için Kemeraltı’na gelirlerdi. Bir gün alışverişe gelen köylülerden biri işyerimizden su aldı, o zamanın parasıyla 15 kuruş ediyor. Gelen köylü vatandaş “Aboo, ulen biz bir kilogram sütü 12 kuruşa fabrikalara veriyoz, sen ne pahalıcısın böle!” deyip bana bir kızmıştı, o günü hiç unutmuyorum… Başka şubeler açmayı hiç düşündünüz mü? Tek dükkân kalmanın avantajları ve dezavantajları nelerdir? Evet, yeni şubeler açmak ve franchise vermek gibi bir proje üzerinde çalışıyoruz. Şu anda dikey büyümemizi gerçekleştiriyoruz, üretim kapasitemizi saatte 1 tonluk üretime çıkartıyoruz. Bununla

yardımcı olması. Bugün yasal dayanağı olan, daha güvenilir ve standartlara uygun ürünleri süpermarketlerde görebiliyorsak, bunun arkasında ekolojik pazarların çabasını görmezden gelemeyiz. Gerçek ekolojik ürünler için tek yapmanız gereken, satın aldıklarınızın üzerindeki “kırmızı nar” logosuna dikkat etmek... Örgütlenme alanında da önemli gelişmeler var. Pazarda bir grup üretici Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi’ni kurdu. “Türkiye’de örgütlenmek kültürel olarak çok kolay bir şey değildir, ama küçük üreticiler olarak ortak sorunlara ortak çözümler getirmek için

birlikte yatay büyümemizi de gerçekleştireceğiz. Karadut benim özellikle dondurmasına bayıldığım bir meyve. Başka neler yapılıyor karadutla? Güzel lezzetinin yanısıra insan sağlığına faydaları var mıdır mesela karadutun? Evet, karadutun dondurması lezzetli olur… Bizim kendi imalatımızda karadut şerbeti, karadut suyu, karadut reçeli, karadut şurubu, karadut kompostosu, karadut marmeladı ve bu sene yeni çıkartacağımız diyabetik ve light karadut şerbeti gibi çok çeşitli ürünlerimiz var. Karadutun faydalarıysa oldukça fazla… İçerisinde flavonoid, antioksidan etki yapan etken maddeler,

kalsiyum demir, B1, B2, B3 ve C vitamini içeren karadutun, antioksidan etkisi göstermesi, hâlsizliğe iyi gelmesi, mide salgılarını arttırması ve sindirim sistemini düzenlemesi, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini arttırması gibi insan sağlığı için pek çok olumlu etkisi var. Karadutu nereden alıyorsunuz? Ya da kendiniz mi yetiştiriyorsunuz? Tire’nin Canbazlı köyünden alırız. Dedem dedeleriyle oğlumsa oğullarıyla çalışır senelerdir. Hep aynı ağaçların ürünlerini alırız. Dünyada aroma açısından Canbazlı’da yetişen ürünün kalitesinde bir ürün daha yoktur.

Tarımdan bahsetmişken, özellikle son zamanlarda ateşlenen organik tarım GDO’lu ürünlere karşı tartışması hakkında neler düşünüyorsunuz? İnsanların kulaktan dolma bilgiler üzerinden hareket ettiği bir alan bu. Belki sizden işin aslına dair birşeyler öğrenebiliriz. Genetiği değiştirilmiş organizmaların insanlık sağlığına son derece zararlı olduğunu söylemeliyim. Herkesin uzak durması gerektiğini düşünüyorum. Organik tarım henüz Türkiye’de çok yeni… Zamanla daha gelişeceğini, devletin de bu yönde önemli desteği olacağına inanıyorum.

böyle bir girişimde bulunduk. Adım adım ilerliyoruz” diyor kurucularından Berrin hanım. Ekolojik ürünler kullanarak hem üreticilere destek olmak, hem de hızla dengesini bozduğumuz doğanın kendisini toparlaması için üstünüze düşeni yapmak istiyorsanız, Şişli, Antalya, Ümraniye, Samsun, Kartal, Beylükdüzü ve Bakırköy’deki pazar noktalarına gidebilir ya da internet üzerinden sipariş verebilirsiniz.

Ekolojik pazarlarla ilgili ayrıntılı bilgi için: http://www.bugday.org/

İlginizi çekebilecek birkaç adres • İzmir’den bir kaç adres: www.natursaorganik.com.tr www.zeytinhome.com

• Ekolojik kutu servisleri: www.organikkutu.com www.imeceekolojik.com.tr

• www.manavim.com www.organikce.com www.organikye.net

• İzmir’de Doğal Temizlik ürünleri satan bir adres: www.ekonat.net

• Kompost yapımı: www.yesiladim.com


kulağımıza çalınanlar SWT müzik direktörü ve dergi ekibi tarafından seçilen toplamaları tüm Sir Winston Tea House’larda dinleyebilirsiniz.

playlist: ekin sanaç

playlist: aylin güngör - j. h. dedeoğlu

playlist: ozan şentürk

José Larralde – QuimeyNeuquen (ChancaVia Circuito

Staff Banda Balili – Moziki

Joey Negro – Rough Times

Remix)

Ojos de Brujo – Quien Engana No Gana

Rtyme & Dwynn – Love in Music

Beth Ditto – Good Night Good Morning

Oi Va Voi – Ladino Song

Sister Sledge – Lost in Music

Arcade Lover – Fantasy Lines

Lhasa – Con Todo Palabra

Marvin Gaye – MJ Vocal Illness

Lee “Scratch” Perry And Adrian Sherwood –

Kristi Stassinopoulo –Waves

The Revenge – Just Be Good to Me

Wake Up Call

Almamegretta – Euchari

Disco Deviance – You Got the Love

Gary Clail – The Dangerous Dance

Quantic & his Combo Barbaro – The Dreaming

George Benson – Love x Love

Nite Jewel – It Goes Through Your Head

Mind

Donald Byrd – Love Has Come Around

When Saints Go Machine – Pinned

Os Mutantes – El Justicero

Luther Vandross – Never Too Much

Jimpster feat. Capitol A – Left and Right

Calexico – El Gatillo

Billy Baron – Communications Is Where It’s At

Chaz Jankel – Number One

Mariachi El Bronx – Latitation

Albino Gorilla – Psychedelic Shack

Destroyer – Kaputt

A Hawk and A Hacksaw – Song for Joseph

Esther Williams – Last Night Changed It All (I Really

Crazy P – Lady T

Beirut – Nantes

Had A Ball)

Ballistic Brothers – Blacker

Taken by Trees – Watch the Waves

Roy Ayers – Brother Green (The Disco King)

Sorcerer – Distort Yourself

David Arthur Brown – Magura

Incredible Bongo Band – Apache

The Sa-Ca Creative Partners – Love Czars

Porest – Hoyda

Dave Matthews – Star Wars

Nite Jewel

Lhasa de Sela

George Benson

Nite Jewel, Los Angeles’lı müzisyen ve multimedya sanatçısı Ramona Gonzales’in ta kendisi. Kendisi dans müziği gelenekleri, 80’ler stili elektronik disko ve erken R&B dönemlerinden aldığı ilhamlarla oluşturduğu synth tabanlı kompozisyonlarıyla orijinal tınılar icra ediyor. Müziğini analog ekipmanlar kullanarak oluşturan Gonzales, benzer yöntemleri benimsemiş olan ekip Ariel Pink’s Haunted Graffiti ile ortak çalışmalar yürütmesiyle de tanınıyor. Nite Jewel, 2009 yılında Human Ear aracılığıyla ilk albümü Good Evening’i dinleyiciyle buluşturmuş ve büyük beğeni toplamıştı.

Lhasa de Sela şüphesiz dünya müzik sahnesinin duyduğu en özel seslerden biriydi. 13 yaşında San Francisco’da bir kafede şarkı söyleyerek başlayan kariyeri 37 yaşında kansere yenik düştüğünde son buldu. Kariyerinde üç albüm yayınlayan Lhasa, Meksikalı bir baba ve yarı Lübnan yarı İsralli bir annenin kızıydı ve genlerindeki tüm özelliklere müziğinde rastlamak mümkündü. 1997 tarihli La Llorona tüm zamanların en başarılı dünya müziği albümlerinden biri kabul edilir. 2007 senesinde İstanbul’da da sahne alan Lhasa, kendi adını taşıyan son albümünü ise 2009 yılında yayınlamıştı.

1943 doğumlu George Benson, yedi yaşında gitar çalmaya başladı. Çocukluk yıllarında Charlie Parker’dan etkilendi ve gençlik yıllarında R&B gruplarında çalışmalar yaptı. 60’lı yılların başında Jack McDuff’ın grubuna katıldı, üç yıl sonra kendi grubunu kurdu. 1968’de Miles Davis’in Miles in the Sky albümünde çaldı. Benson, ilk ticarî başarısını 1970 yılında White Rabbit albümüyle elde etti. 1977 yılında iki bestesi Muhammet Ali’nin yaşamından etkilenerek yapılan The Greatest filminde kullanıldı. 1979’da ise All That Jazz filminde rol aldı. Benson gitaristliğinden çok şarkıcılığıyla elde ettiği başarılarıyla tanınıyor.

Artemis – Second Sight


playlist: sadi güran

playlist: yetkin nural

playlist: doruk yurdesin

Candi Staton - You Got the Love

Gotye – Heart’s a Mess

Toots Tielemans & Elis Regina – Wave

Chromeo - Hot Mess featuring Elly Jackson (La Roux)

Anya Marina – Waters of March

Gal Costa – Chega de Saudade (live)

Cut Copy - Take Me Over

Róisı́n Murphy – Standing in the Way of Control

Lorez Alexandrias – Baltimore Oriole

Erik Hassle - Hurtful (Penguin Prison Remix)

Ane Brun – To Let Myself Go (Malkyl Mix)

Ennio Morricone – Argomenti

Gorillaz - Doncamatic (All Played Out) (Feat Daley)

Cornelius – Drop

James Last – A Man and a Woman

Hot Chip - I Feel Bonnie (feat. Bonnie Prince Billy)

Flash & The Pan – Midnight Man

Mina – Insensatez

Jessica 6 - Fun Girl

Anjulie – Boom

Nara Leao – Quem Te Viu E Quem Te Ve

Kleerup - Until We Bleed (Feat. Lykke Li)

The Astreoids Galaxy Tour – The Sun Ain’t Shining

Nino Ferrer – Oerythia

Kylie Minogue - Los Amores

No More

Cat Stevens – Bring Another Bottle Baby

Lissie - When I’m Alone (Leo Zero Remix)

Prince – Act Of God

Chico Buarque – Tem mais samba

Marina & the Diamonds - I Am Not a Robot (Clock

The Virgins – Rich Girls

João Gilberto – So Danco Samba

Opera Remix)

Blair – Night Life (Gerd Edit)

Arabella Hong – Witchcraft

Metric - Help I’m Alive (The Twelves Remix)

Franz Ferdinand – No You Girls

The Peddlers – City Living

Monarchy - Gold in the Fire

GusGus – Starlovers

Os Cariocas – Telefone

One Republic feat. Timbaland - Marchin On

Kylie Minogue – Closer

Henry Mancini – Bistro

Tiesto ft Tegan & Sara - Feel It in My Bone

Louie Austen – Hoping (Herbert Remix)

Monarchy

Ane Brun

Ennio Morricone (1928)

İsveç doğumlu şarkıcı/söz yazarı Ane Brun, 2003’ten bu yana yayınladığı altı albüm ile Avrupa müzik sahnesinde hızlı bir yükseliş yakaladı. 2009’da iklim ve küresel ısınma karşıtı No More Lullabies isimli bir organizasyon düzenleyen Brun, bu yedi saatlik canlı müzik ve görsel şov için aralarında ABBA’dan tanıdığımız Benny Andersson’ın da bulunduğu 24 İsveçli sanatçıyı bir araya getirerek 24 Ocak 2009’da ilki gerçekleşen Uluslararası İklim Eylem Günü’nin de mimarlarından biri oldu. Stockholm’da yaşayan Brun, aynı zamanda plak şirketi Baloon Ranger Recordings’in de kurucusu.

Klasik müzikten lounge’a kadar sayısız janrda ürünler vermiş besteci, aranjör, müzik direktörü, orkestra şefi ve trompetçi. Sergio Leone, Barry Levinson, Brian De Palma gibi film yönetmenleriyle uzun süre çalışan Morricone, 500’den fazla film ve TV prodüksiyonunun müziklerine imza attı. John Zorn, Yo-Yo Ma, Muse, Murder by Death gibi avangarttan rock’a uzanan geniş yelpazede isimler onu başlıca ilham kaynakları olarak gösterdi, çalışmalarını yorumladı.

İngiliz synthpop ikilisi Monarchy aslında Avustralya çıkışlı, ancak Londra’ya yerleşip müziklerini buradan yapmaya başlamışlar. Bu yılın başında Neon Gold Plak Şirketi tarafından ilk albümleri yayınlanan ikili, Kelis, Lady Gaga, Jamiroquai, Marina & the Diamonds ve Ellie Goulding gibi isimlere yaptıkları remiksler ile tanınmışlardı. Ancak grubu asıl ünlü yapan, albümün ilk canlı konserini Cape Canaveral’da vermesi ve konserin uzaya aktarılması ile “uzaya canlı konser veren ilk grup” unvanını kazanmış olması.


Sir

WI NSTON TEAHouse

İzmir Mustafabey cad. No:20/a-b-c-d-e Alsancak t: 0232 421 88 61 – 0232 463 10 21 • İzmir Cemal Gürsel cad. No:474/a Bostanlı t: 0232 330 95 75 İzmir Forum Bornova AVM Kiosk 10 t: 0232 388 35 00 • İzmir – Swiss Otel Alsancak Şehit Nevres Bulvarı No:2 K 01-02 t: 0232 441 10 90- 441 10 30 İzmir Ege Park Balçova A.V.M Mithatpaşa cad. No:1460 Kat:1 No:150 t: 0232 259 60 10 • Sports International Mavişehir 2040 sok. no:2 Mavişehir / İzmir t:0232 324 03 65 Aydın Aydın Forum AVM t: 0256 232 02 57 • Bursa Kükürtlü Mah.Dr.Rüştü Burlu Cad. No:11 Dükkan 7 Osmangazi-Bursa • Çeşme Çeşme Altınyunus Boyalık Mevkii t: 0232 723 33 98 • Çeşme Çeşme Alaçatı Solto Beach Hotel t: 0232 716 03 41 Çeşme Alaçatı Port Alaçatı Port Marina no: G/6 Çeşme / İzmir t: 0232 716 03 41 • Denizli Denizli Çamlık Forum AVM S Blok No:19 t: 0258 215 11 13 Merkez Ofis Adres: 379 Sok No 14 Kat:5 D:14 Şenler İş Hani 2.Sanayi Bornova / İzmir t: 0232 462 04 70

SWT no2  

Sir Winston Telegraph No2

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you