Issuu on Google+

HAYAT GÜZELDIR - LIFE IS BEAUTIFUL NİSAN-MAYIS-HAZIRAN • SAYI:05 ÜCRETSİZDİR

Liv HOSPITAL ve MEMORIAL SLOAN KETTERING İŞBİRLİĞİ

Liv HOSPITAL

BİNLERCE KALBE DOKUNDU

KIM KORKAR

MEME KANSERINDEN?

TİROİD BEZİ

Y SLEER E W IJD SNEANNEYIUZZ

SESİNİZE ZARAR VERMESİN

UĞ ÇOC IKLIYIZ L N Ğ SA JESINI PRO ÜZÜ Y

PROSTAT KANSERİNDE ROBOTİK CERRAHİ

YAZA HAZIR MISINIZ?

KOMPAKT YÜZ ESTETİĞİ İLE ZAMAN GERİYE GIDIYOR


ÖNSÖZ FOREWORD

MERİ İSTİROTİ Genel Müdür / General Manager

DEĞERLI OKURLARIMIZ, Heyecanlıyız… Çünkü kanser konusunda her gün bir adım daha ekliyoruz bilimsel çalışmalarımıza. Memorial Sloan Kettering Cancer Center ile Ocak ayı sonunda gerçekleştirdiğimiz Kolon Kanseri sempozyumuna halkımızdan ve bilim dünyasından çok büyük ilgi oldu. Bu motive edici teşvikle kurumlar arası işbirliğinin yeni adımlarını meme, tiroid ve jinekolojik kanserler için atıyoruz önümüzdeki aylarda… Heyecanlıyız… Çünkü “Kanserle Yolculuk Destek Grubu” Programına katılan kanseri yenmiş bireyler, kanser tedavisi gören kişilerin elinden tutarak ve her hafta bir araya gelerek hayat hikâyelerini anlatıyorlar… Biz sağlıkçılar olarak onlara nasıl dokunduğumuzu daha iyi gözlemliyoruz. Heyecanlıyız… Çünkü Anne Baba Okulu, Diyabet Okulu gibi birçok farklı program, söyleşi ve etkinlikle toplumun farklı kesimleri ile sağlıklı bir gelecek için bir araya geliyoruz. Heyecanlıyız… Çünkü LİV ailesine her geçen gün yeni hekimlerimiz ve sağlık çalışanları katılıyor. Ortaya koyduğumuz iyi tıbbi hizmet iddiasını taşıyacak ve sürdürecek yeni üyeler ekibimizi onurlandırıyor. Heyecanlıyız… Çünkü Ankara Liv geliyor… Liv Hospital hizmetlerini Ankara’da da devam ettirmek üzere hazırlanıyor. Güveninize layık olmaya çalışıyoruz… Liv ailesi adına en iyi dileklerimle,

DEAR READERS, We are with you with our new issue … We are excited… Because, hundreds of people who are diagnosed with unexpected cardiac problems have been avoided to come across with unexpected distress in their life journeys, 1500 people with our social responsibility Project “Heart to Heart” We are excited… Because, we have launched our unique project for on 8th of March – World Women’s Day, for health screenings 3.000 women and children who will be our future. Our patients and doctors are holding hands for children’s physical, psychological and mental well-being and taking precautions for women’s breast and cervical cancer risks… We are excited… Because we are adding one more step into our scientific studies on cancer. There has been great interest from the public and science world in our colon cancer symposium that was held in collaboration with Memorial Sloan Kettering Cancer Center in January. With this motivating incentive, we are taking new steps for inter-corporate collaboration for breast, thyroid and gynecological cancers in the coming months. We are excited… Together with individuals have overthrown cancer and who have joined “Journey with Cancer Support Group” program are giving support to those who are having cancer treatments by gathering together every week and sharing their stories… We, as the pro health team, can now better observe how we have touched their lives. We are excited… Because, we are getting together with different segments of the society for a healthy future with various programs, talks and activities such as Parents’ School and Diabetes School. We are excited… Because new doctors and health care workers join the LIV family. New members, who will be carrying out the good medical service claim that we have set forth, are honoring our team. We are excited… Because Ankara Liv is coming soon. Liv Hospital is preparing to prolong its services also in Ankara. We are working to become worthy of your trust… With my best wishes on behalf of Liv family, • NISAN-HAZIRAN 2014


Liv’DEN HABERLER

İÇİNDEKİLER

Nisan-Mayıs-Haziran 2014 22 Liv HOSPITAL MEMORIAL SLOAN-KETTERING İŞBIRLIĞI

KALİTELİ YAŞA

SAĞLIKLI YAŞA

16 Kim Korkar Meme Kanserinden?

20 Varisler Köpükle Kuruyor

21 Liv Tele Sağlık Takibi İle Evinizden 7/24 Doktorunuza Danışın

22 Sloan Kettering ve Liv Hospital İşbirliği

26 Kadınlarda Sık Görülen Bir Sorun Kansızlık

28 A’dan Z’ye Romatizmal Hastalıklar

29 Prostat Kanserinin Robotik Cerrahisi

30 Kolon Kanseri

32

2

36 Sinüzit Tedavi Edilmezse Acı Verebilir

37 Obezite Çocukları Tehdit Ediyor

16

38 Jinekolojik Kanserlerde Robotik Cerrahi Avantajı

40 Penis Eğriliğinde (Peyronie) Tedavi Mümkün

42 Sorunsuz Bir Gebelik İçin Sağlıklı Yaşa

44 Tiroid Bezi Sesinize Zarar Vermesin

46 Safra Kesesi Cerrahisinden Korkmayın

tedavisinde Başarı Oranı yüzde 95

48 Beynin Gelişimsel

Liv Hospital Binlerce Kalbe Dokundu

50 Kök Hücre İle

Anomalilerinde Tedavi

Yenilenin

52 Göz Kusuru Kader Değil

54 Uykusuzluk Kapınızı

Çalabilir

62 Anoreksia Çocuğunuzu

Tehdit Etmesin

64

Kendinizi Bahara Hazırlayın

56 Omuz Ağrılarından Korunmak Mümkün

58 Kompakt Yüz Estetiği İle Zaman Geriye Gidiyor

60 Ayak Sağlığınızdan Olmayın

61 Terlemek Sosyal Hayatınızı Etkilemesin

54


ETKINLIK HABERLERI

SOSYAL SORUMLULUK

12

LIV HOSPITAL ADINA İMTİYAZ SAHİBİ Muharrem USTA YAYIN ADI Live

14 Liv’den Anne ve Çocukları Destekleyen Proje: ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ

ANNE VE BABA OLMAYA Liv HOSPITAL DOĞUM ATÖLYESİ’NDE HAZIRLANIN

HAYATIN TADI

SUMMARY

68-71

YAYIN TÜRÜ Yerel Süreli / 3 Ayda Bir Türkçe - İngilizce YÖNETİM YERİ Liv Hospital Ahmet Adnan Saygun Cad. Canan Sok. No:5 PK: 34340 Ulus, Beşiktaş İstanbul SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Meri İSTİROTİ YAYIN KURULU Prof. Dr. Oktar ASOĞLU Dr. Adil TANIK Dr. Gamze DEMİRTAŞ Dr. Yeşim Dalyan KAPLAN Mine TUDUK Eylem GÖKALP

YAYIN TASARIM VE UYGULAMA Kollektif Yayıncılık Reklam Tasarım Ve İçerik Hizm. A.Ş. Mat-Set Plaza Yeşilce Mah. Emektar Sok No:5 Kat:4 Kağıthane DİREKTÖR Emin GÖRGÜN YAYINLAR KOORDİNATÖRÜ Aynur ŞENOL ALTUN EDİTÖR Demet DEMİRKIR KATKIDA BULUNANLAR Güzin GÜZEY KREATİF DİREKTÖR Özkan ORAL YÖNETİCİ ART DİREKTÖRLER Fatih DUMLU GRAFİKER Büşra ÖZTÜRK

66 Sıradışı Hekimler

Hem hastalarının her an yanında oluyorlar hem de özel ilgilerine zaman ayırıp kendilerini geliştiriyorlar. Liv Hospital hekim kadrosu, doktorluğun yanı sıra sanata ve spora olan ilgisiyle de öne çıkıyor.

32

Liv HOSPITAL BİNLERCE KALBE DOKUNDU

FOTOĞRAF EDİTÖRÜ: Şeref YILMAZ BASKI: Bilnet Matbaacılık Biltur Basım Yay. ve Hiz. A.Ş. Dudulu Organize Sanayi Bölgesi 1.Cadde No: 16 Esenkent – Ümraniye 34476 İSTANBUL TEL: 444 44 03 Tüm hakları Liv Hospital’a aittir, alıntı yapılamaz. Bilgilendirme amaçlı hazırlanan bir yayındır.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KATKIDA BULUNANLAR

64

64

32

32

Doç. Dr. AHMET AKÇAY

Uzm. Dr. AHMET GÜNAY

Doç. Dr. AHMET ÖZKARA

Doç.Dr. ALP BURAK ÇATAKOĞLU

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Akçay, çocuklarda mevsimsel alerjiye yönelik dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay, ilkbahara girdiğimiz bu günlerde cildimizle ilgili öneriler de bulunuyor.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan KVC Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Özkara, kalp ameliyatı sonrası yaşam hakkında bilgi verdi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, “Kalpten Kalbe” sosyal sorumluluk projesine yönelik detayları paylaştı.

28 Uzm. Dr. AYDA ÜNLÜER ULUHAN İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Dr. Ayda Ünlüer Uluhan, romatizmal hastalıklar hakkında merak edilenleri anlatıyor. 4

16

16 38

46

16 58 Prof. Dr. AYCAN KAYIKÇIOĞLU Hacettepe Tıp Fakültesi mezunu Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aycan Kayıkçıoğlu, kompakt yüz estetiği konusuna değindi.

26

Doç. Dr. BARIŞ BAKIR

Uzm. Klinik Psikolog BERIL YARDIMCI

Doç. Dr. BINNUR ŞIMŞEK

Diyetisyen BURCU ERDÖL

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu olan Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Bakır, Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezi hakkında bilgi verdi.

Heidelberg Üniversitesi’nde Psikoloji lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayan Uzm. Klinik Psikolog Beril Yardımcı, jinekolojik kanser tanısı almış kadınlarda psikolojiye değindi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek, safra kesesi ameliyatları hakkında bilgi verdi.

Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun olan Diyetisyen Burcu Erdöl, bu sayıda kansızlık görülen hastalarda beslenme konusuna değindi.


32

54

56

32

32

Op. Dr. CENK İNDELEN

Prof. Dr. DERYA KARADENIZ

Uzm. Dr. ELIF GÜRKAN

Doç. Dr. ENIS OĞUZ

Uzm. Dr. EREN EROĞLU

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan KVC Uzmanı Op. Dr. Cenk İndelen, kalp ameliyatı sonrası yaşamın detaylarını paylaştı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Nöroloji ve Uyku Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Derya Karadeniz, uyku hastalıklarıyla ilgili bilgi verdi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elif Gürkan, boyun ağrılarında fizik tedavi yönteminin detaylarını paylaştı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Enis Oğuz, ‘Kalpten Kalbe’ sosyal sorumluluk projesine yönelik bilgi verdi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Uzm. Dr. Eren Eroğlu, sağlıklı bir kalp için hayatımızda yapacağımız değişikliklere değindi.

42

38

Op. Dr. EVRIM AKSOY

Prof. Dr. FARUK KÖSE

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, gebelik süreçleri hakkında detaylı bilgi verdi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Köse, jinekolojik kanserlerde robotik cerrahiyi anlattı.

44 Doç. Dr. FATIH TUNCA İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Tunca, Live Dergisi’nin bu sayısında tiroid hastalıklarını ve Liv Hospital’da tedavi için kullanılan teknolojiyi anlatıyor.

61

16

Prof. Dr. GONCA GÖKDEMIR

Doç. Dr. HAKAN CANGÜL

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir, Live Dergisi’nin bu sayısında aşırı terleme konusuna değindi.

New York University, Medical School’dan mezun Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Hakan Cangül, Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezi hakkında bilgi veriyor.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KATKIDA BULUNANLAR

60

48

62

50

Uzm. Dr. HILAL YILDIZ

Prof. Dr. IŞIK AKGÜN

Uzm. Dr. IŞILAY ALTINTAŞ

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız, sağlıklı ayaklar için yapılması gerekenleri anlattı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Işık Akgün, ortopedide kök hücre uygulamalarını anlattı.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Uzm. Çocuk-Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Işılay Altıntaş, anoreksiya konusuna değindi.

16

64

Prof. Dr. LEVHI AKIN

Uzm. Dr. METIN OKUCU

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Meme Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. M. Levhi Akın, Liv Hospital’daki meme takımı hakkında bilgi verdi.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Metin Okucu, bu sayıda bahar mevsimine hazırlanmaya yönelik ipuçlarını paylaştı.

6

40 Prof. Dr. MUAMMER KENDIRCI İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci, peyronie’ye yönelik bilgileri paylaştı.

29

Prof. Dr. HAKAN ORUÇKAPTAN

Doç. Dr. HALUK AKPINAR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan, gelişimsel beyin anomalileri hakkında bilgi verdi.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Haluk Akpınar, prostat kanserinde robotik cerrahiye değindi.

62

44

46

Çocuk Gelişim Uzm. ILKNUR GÜVEN

Doç. Dr. İSMAIL KOÇAK

Yrd. Doç. Dr. KÜRŞAT SERIN

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç.Dr. İsmail Koçak, ses bozukluklarına yönelik bilgiler paylaştı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kürşat Serin, safra kesesi cerrahisine ilişkin detayları paylaştı.

Hacettepe Üniversitesi’nden mezun olan Çocuk Gelişim Uzmanı İlknur Güven, bu sayıda çocuklarda anoreksiya hakkında bilgi verdi.

20

26

36

Prof. Dr. MURAT AKSOY

Prof. Dr. MUSTAFA N. YENEREL

Prof. Dr. NESİL KELEŞ

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy, varisin giderilmesinde skleroterapi yöntemini anlattı.

İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa N. Yenerel, tüm dünyada yaklaşık 2 milyar kişinin kansızlık problemi yaşadığını söyledi.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nesil Keleş, sinüziti anlattı.


16

30

50

30

Yrd. Doç. Dr. NESRIN ERÇELEN

Prof. Dr. NURI FARUK AYKAN

Uzm. Dr. OKAN FALAY

Prof. Dr. OKTAR ASOĞLU

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Tıbbi Genetik Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Nesrin Erçelen, rejeneratif tıp ve kök hücre merkezi hakkında bilgi verdi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Faruk Aykan, kolorektal kanserde onkolojik tedaviyi anlattı.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Okan Falay, Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezi hakkında bilgi verdi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu, kolorektal kanser hakkında bilgi verdi.

64

37

30

Prof. Dr. OLCAY EVLIYAOĞLU

Prof. Dr. ORHAN TARÇIN

Diyetisyen SANEM APA

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, çocuklarda obeziteyi anlattı.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden mezun olan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Tarçın, kansere bağlı ölümler içerisinde kolorektal kanserin en ön sıralarda yer aldığını vurguluyor.

Hacettepe Üniversitesi mezunu Dyt. Sanem Apa, metabolizmamızı hızlandıracak önerilerde bulunuyor.

56 Yrd. Doç. Dr. TANER BEKMEZCI Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Taner Bekmezci, omuz ağrılarından korunmayı anlatıyor.

16 Uzm. Dr. TAYFUN HANCILAR İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Tayfun Hancılar, meme kanserinin tedavisine değindi.

52

60

42

40

Op. Dr. SELIM MUĞRABI

Op. Dr. SERKAN ORAL

Doç. Dr. SERPIL SALMAN

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Selim Muğrabi, bu sayıda ayak problemi olan “Bunyon”a değindi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Serkan Oral, gebelik sürecinin detaylarını paylaştı.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serpil Salman, Peyronie hastalığı hakkında bilgi verdi.

58

52

32

Doç. Dr. TUĞRUL ALTAN

Op. Dr. ÜMRAN İLERI

Prof. Dr. VEDAT KAYA

Doç. Dr. YELDA TAYYARECI

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Altan, göz kusurları hakkında bilgi verdi.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Plastik Estetik ve Rekonstriktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ümran İleri, kompakt yüz estetiğine değindi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vedat Kaya, göz kusurlarının düzeltilmesinde lazer operasyonlarına değiniyor.

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Yelda Tayyareci, kalp yaşının belirlenmesi hakkındaki detayları paylaştı.

• NISAN-HAZIRAN 2014


YAŞAMDAN HABERLER

LİBYA’DAN TÜRKİYE’YE ŞİFA BULMAYA GELDİ

65

YAŞINDAKI LIBYALI HASTA Nabila Alisav, dizinde korkunç ağrılar nedeniyle 5 yıldır yürüyemiyordu. Oğlu da doktor olan Alisav, daha önce kendi ülkesinde tedavi için birtakım doktorlara gitti. Ancak derdine çareyi Türkiye’den ve Türk doktorlarından buldu. Nabila Alisav, “Doktorum Uğur Haklar’ın uyguladığı robotik diz cerrahisi yöntemiyle ameliyatın ikinci günü hemen ayağa kalkıp yürüdüm. Makoplasty yöntemi ile inanılmaz bir şekilde iyileştim. Doktoruma ve Liv Hospital kadrosuna canı gönülden teşekkür ederim” dedi.

8

NİKOLOZ BEBEK Liv HOSPITAL’DA ŞİFA BULDU

G

ÜRCÜ BEBEK NIKOLOZ, 12 cm’lik bir tümörle dünyaya geldi. Gürcistan’daki doktorların “Bir ay bile yaşamaz” dediği bebeğin derdine Türk doktorları derman oldu. Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan ve Çocuk Cerrahisi Uzmanı Yard. Doç. Dr. Şafak Karaçay’ın yaptığı ameliyatla Nikoloz bebek adeta bir kez daha doğdu. Gürcistan’da yaşayan Natia Gelaşvili ve Gaga Janelidze’nin ilk çocuğu olan Nikoloz Janelidze, arka karın ve omuriliğine yerleşmiş olan bir tümörle dünyaya geldi. Gürcü Doktorlar, Nikoloz bebeğe yaptıkları cerrahi müdahaleden sonuç alamayınca, “Bebeğinizi nereye götürürseniz götürün, en fazla bir ay yaşar” diyerek aileyi eve gönderdiler. Bir çıkış yolu arayan ailenin aklına, hastanede, kendi çocuğunu Türkiye’de ameliyat ettirdiğini söyleyen hasta yakını geldi ve soluğu

İstanbul’da aldılar. Nikoloz bebek, Liv Hospital’da Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan ve Çocuk Cerrahisi Uzmanı Yard. Doç. Dr. Şafak’ın beraber gerçekleştirdikleri 12 saat süren ameliyatla şifa buldu. Ameliyatta önce omur üzerindeki kitle temizlendi. Daha sonra karaciğer, böbrek ve aort üçgeninden ana damar yapılarına kadar uzanan kitlenin kalanı çıkarıldı. “Tümör tamamen çıkarıldı” Nikoloz bebeğin vücudundaki kitle tamamen temizlendi. Ancak sinirlerin yeniden toparlanması, bebeğin hareket becerisini yeniden kazanması ve kas erimesinin önlenmesi için minik Nikoloz’un fizik tedavi süreci devam ediyor. Yedi aylıkken Gürcü doktorların ümidi kestiği minik Nikoloz, artık 13 aylık ve etrafa gülücükler atan sağlıklı bir bebek olmanın tadını çıkarıyor.


BELİZ BEBEK SAĞLIKLA BÜYÜYOR

26

HAFTALIKKEN 835 GRAM olarak doğan Beliz bebek, 4 Aralık Salı sabahı 05.20’de doğdu ve yaklaşık 2 ay hastanede kaldı. Hastaneden çıktığında ise 2 kilo 25 grama ulaştı. Heyecanlı bir süreç yaşadıklarını dile getiren Beliz bebeğin ailesi, “Ekstrem prematüreler konusunda doktorlarımız bizi bilgilendirdi. Burada bize ciddi anlamda destek verildi. Psikolojik olarak kendimizi soğukkanlı olmaya telkin ettik. Bu sürecin üstesinden başarıyla geldik. Aslında daha çok Beliz’i izledik. Mutluyuz” dedi. Süreci hem sürpriz hem de zorlu olarak nitelendiren anne, “Daha öncesinde de zaten Liv Hospital’ı adres olarak belirlemiştik. O gece de ilk

adresim burasıydı. Burayı tercih etmemizin en önemli sebeplerinden biri yoğun bakım ünitesinin iyi olmasıydı. Bu bizim açımızdan bir avantajdı bir de hocaların ismini duymuştuk. İlk geldiğimizde servisteki doktorlar ciddi anlamda ilgi ve alaka gösterdiler. Hocalarımız da hızlı bir şekilde buraya geldiler. İyi bir ekiple beraber doğumum gerçekleşti. Hemşirelerin ilgisi, alakası mükemmeldi. Bu süreçte kıyaslama imkânlarımız da oldu. Sağlık sektörünün içindeyim ve bu anlamda Liv Hospital’ın kalitesine hayran kaldık. Bundan sonraki süreçlerde de Liv Hospital’da sağlıklı sıhhatli kontroller için bulunacağız” dedi.

Liv SAYESİNDE HAYALİNE KAVUŞTU

47

yaşındaki Penolope Laridon, düşük kaşlar, olmayan göz kapağı, yüzün alt kısmında çok fazla sarkma şikâyetleriyle Liv Hospital’e başvurdu. Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ümran İleri, “Hastamız daha çok yüz yaşlanması ve sarkmasından şikâyetçiydi. Özellikle orta yüz gibi gençleştirmenin en zor olduğu bölgeleri tedavi ediyoruz” dedi. Penolope Laridon’un yüz germe ameliyatı için İngiltere’den başvurduğunu belirten Op. Dr. İleri, “Uzun yıllar burnuyla ilgili şikâyetleri olduğunu ama operasyona cesaret edemediğini belirten hastamız buradaki bir hastanın ameliyat sonrası görünümünden çok etkilendiği için burun ameliyatı olmaya da karar verdi. Böylece ameliyatta endoskopik yüz germe, alın

germe, kaş kaldırma ve burun ameliyatı bir arada yapıldı. “Liv HOSPITAL’I KEŞFETTİM” Penolope Laridon, yaptığı araştırmalar sonucunda Liv Hospital’ı keşfettiğini dile getirdi. Laridon, “Liv Hospital’a bir kez daha gelmeyi istiyorum. İlerleyen yaşlara rağmen mükemmel görünmek benim en büyük hayalim. Kendimi olduğumdan 10 yaş daha genç hissediyorum ve vücut gençleştirme için Liv Hospital’a geri geleceğim” dedi. Cerrahiden sonraki bakım ve takibin de çok önemli olduğuna dikkat çeken Penolope Laridon, “Liv Hospital’ı tercih ettiğim için çok mutluyum. Burada herkesin ilgisi beni oldukça memnun etti” dedi.

• NISAN-HAZIRAN 2014


VAKA HABERLERİ

Azimle 85 Kilo Verdi

Z

AYIFLAMA SERÜVENINE 133 kilo ile başlayan Sibel Bal, küçük yaşlardan beri kilo ile ilgili problemler yaşıyordu. 2012 yılının Kasım ayında kalbinin sıkışması üzerine bir doktora başvuran, herhangi bir şikayeti olmamasına rağmen eve geldiğinde hemen spora ve diyete başlayan Bal, kendi kendisine 85 kilo verdi. Bal, “Kendimi 10 aylık bir disipline soktum, bu azimle 63 kilo verdim. Ancak diyeti üç hafta bozduktan sonra 13 kilo geri aldım. Obezite cerrahisiyle ilgili araştırmalar yaparken bir arkadaşı Doç. Dr. Hasan Altun’u önerdi. Tüp mide operasyonunun ardından 20 küsur daha kilo verdim. Şu an 64 kiloyum ve kilo vermeye

devam ediyorum, çok mutluyum” dedi. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hasan Altun, “Obezite ameliyatları kapalı yapıldığı, ameliyat süresini kısalttığı ve ameliyat sonrası gelişen sorunları en aza indirdiği için çok tercih ediliyor. Hastalar bir senede fazla kilolarının yüzde 75-85’ini veriyor ve verilen bu kilolar uzun dönemde kalıcı oluyor. Biz de Sibel Hanım’a tüp mide ameliyatı yaptık ve midesinin yaklaşık yüzde 70’ini çıkardık. Hastaların ilk bir ay kilo vermeleri daha hızlı olmasına rağmen bir, bir buçuk sene boyunca kilo vermeye

devam ediyorlar” diyor. Liv Hospital Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ümran İleri ise; “Sibel Hanım’ın göğüs, karın, bacak ve kol bölgesinde aşırı deri fazlalığına bağlı birtakım deformiteleri vardı. Bunların düzeltilmesine yönelik operasyonlar yapıldı. Hastamıza meme dikleştirme, karın germe ve laser liposuction operasyonları yapıldı. Başarılı bir operasyon oldu, onu mutlu görmek bizi de sevindiriyor.”

Küçük Mert’e Laboratuvar Ekibinden Yardım

E

G

G.S’li Futbolcu Guillermo Burdisso’nun Oğlu Oldu

alatasaray’ın ara transferde kadrosuna kattığı Arjantinli stoper Guillermo Burdisso bebek sahibi oldu. Liv Hospital’da dünyaya gelen ve Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Serkan Oral tarafından gerçekleştirilen doğumda Guillermo Burdisso’nun sağlıklı bir oğlu oldu. Bebeğe Francesco adı verildi. 3 bin 800 gram olarak dünyaya gelen Francesco, Guillerma Burdisso ve Sofia Maria Bonarda çiftinin ilk bebeği... 10

skişehir’de yaşayan 2,5 yaşında Epidermolysis Bullosa (EB) hastası olan Mert Akbaba’ya Liv Hospital Laboratuvar ekibi tarafından yardım eli uzatıldı. Önce maddi yardım yapılan aileye daha sonra da tıbbi malzeme desteği verildi. Genetik bir deri hastalığı olan EB, Mert doğduktan birkaç saat sonra kendini göstermeye başladı. EB, sürtünme ve basınca karşı deride kabarcıklar ve sulu yaraların oluşmasına neden oluyor. Vücudunda sürekli yaralar

çıkan Mert’e her gün pansuman yapılması gerekiyor. Sargı bezleri, yaraya yapışmayan örtüler gibi birçok tıbbi malzemenin kullanılması gerekiyor. Bu tıbbi malzemeleri ceplerinden ödeyen Akbaba ailesinin karşılaştığı maddi güçlük karşısında Liv Laboratuvar ekibi sessiz kalmadı ve aralarında bir kampanya başlattılar. Aileye yara örtüsü, krem, sargı bezi gibi çeşitli tıbbi malzemelerden oluşan bir koli yolladıklarını belirten Birce Testereci, “Bizim için küçük onlar için büyük bir yardım yaptık” dedi.


KURUMSAL ETKİNLİKLER

Bir Liv Geleneği: Diyabet Kahvaltıları

D

iyabet Atölyesi” kapsamında organize edilen “Liv Diyabet Kahvaltı”sında diyabetli hastalar (şeker hastaları), Liv doktorlarıyla sohbet edip kahvaltılarını yaparken, diyabetle yaşamanın püf noktalarını öğreniyor. Şimdiye dek 7’den 77’ye birçok diyabet

hastasının yakınıyla katıldığı kahvaltılar çok büyük bir ilgi görüyor. Liv doktorları tarafından, hastalara diyabetle ilgili beslenme ve diyabetle yaşam konusunda pratik bilgiler veriliyor. Ücretsiz olan kahvaltılara katılmak ve doktorlarla tanışmak için yalnızca tele-

fonla aramanız yeterli. 2014 yılı içinde 12 Nisan, 10 Mayıs, 07 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek olan kahvaltı organizasyonu saat 09.00’dan itibaren başlıyor. Detaylı Bilgi için telefon: 0530 173 06 13

Ajanda

Halka Açık Etkinlikler

31 Mart 13 Nisan

Ted’de 360 Derece Sporcu Sağlığı

T

ED Spor Klübü’nde 360 Derece Sporcu Sağlığı paneli gerçekleştirildi. 12 – 25 yaş aralığındaki 120 sporcunun yanı sıra onların velileri de panele katıldı. Liv hospital Ortopedi ve Travmotoloji Uzmanı Prof Dr. Alpaslan Şenköylü, Klinik Psikolog Beril YArdımcı

İK Yöneticileri Liv’de Bir Araya Geldi

İ

ve Diyetisyen Sanem Apa Konuşmacı olarak katıldı. Tenis, Eskrim ve Basketbol oyuncularının bulunduğu panelde sporcu sağlığı, omurga sağlığı, maç öncesi ve sonrası sporcu beslenmesi ve kazanma psikolojisi gibi konular masaya yatırıldı.

NSAN KAYNAKLARI alanında “İş Sağlığı ve Güvenliği”ne ilişkin yenilik ve uygulamalar, sektörün önde gelen firmalarının İK yöneticileri tarafından tartışıldı. Liv Hospital Konferans salonunda gerçekleşen ve Liv İnsan Kaynakları Departmanı’nın da katıldığı toplantıda, İş Sağlığı ve Güvenliği her açıdan ele alınarak masaya yatırıldı.

2-9-16-23 Nisan

Hülya Cup, TED Tenis turnuvası Doğum Atölyesi

11 Nisan

Liv EKG Kursu

12 Nisan

Astım Tedavi Edilebilen Bir Hastalıktır, Yetişkinlerde ve Çocuklarda Astım

9-11 Mayıs

İst. Tanpınar Edebiyat Festivali

22 Mayıs

Obezite Cerrahisi 2. Bahar Buluşması

25 Mayıs

Chill Out Festival

31 Mayıs

Tenisçi Sağlığı Sempozyumu

Ajanda

Bilimsel Etkinlikler

4-5-6 Haziran

Liv Hospital Sloan Kettering İşbirliği ile 8. Ortadoğu Kardiyovasküler Kongresi

9 Mayıs

Liv EKG Kursu

31 Mayıs

ALCON & Liv Hospital İş Birliğiyle Göz Sağlığı toplantısı ve Canlı Cerrahi Workshop’u • NISAN-HAZIRAN 2014


KURUMSAL ETKİNLİK

Anne ve Baba Olmaya Liv Hospital Doğum Atölyesi’nde Hazırlanın

D

OĞUM ÖNCESI KURSLARININ amacı özellikle ilk çocuğunu doğuracak annelerin, babaların ve bebekle ilgilenecek olan aile büyüklerinin bilgilendirilmesi. Bebek bekleyen anne ve babalar için çeşitli konular hakkında A’dan Z’ye eğitim veren Liv Hospital Doğum ve Bebek Atölyesi ile özellikle annelerin doğumlarının son dönemleri ve bu dönemlerde ebeveynleri nelerin beklediği konuşuluyor. Liv Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülnihal Sarman, dört hafta süren doğum atölyesinde özellikle kilo alımları, son dönem egzersizleri, ne gibi hastalıklarla karşılaşılabileceği, doğuma girme ve doğumun başlama anı, normal doğum, normal doğumun belirtileri, nefes alma teknikleri gibi merak edilenleri kadın doğum ekibiyle 12

beraber yaptıklarını söyledi. Doğum atölyesinin İlk bölümünde beslenme uzmanının yanı sıra ebe hemşire tarafından nefes teknikleri öğretiliyor. Atölyenin ilerleyen dönemlerinde çocuk doğduktan sonra ebeveynleri bekleyen süreçler ele alınıyor. Bu bölümde de emzirmenin detayları, yenidoğan bebek hakkında merak edilenler, topuk tarama testleri, bebeklerin aşılanması, bebeğin banyosu, göbek bakımı, annenin bebeğine alışma süreci, annenin beslenmesine kadar pek çok konu hakkında bilgi veriliyor. Hastane ortamının birçok insanı heyecanlandırdığını söyleyen Uzm. Dr. Sarman, “Liv Hospital Doğum Atölyesi sayesinde hastaneye gide gele o algı yıkılıyor. Buranın ne kadar huzurlu bir ortam olduğunu, bizlerle nasıl diyalog

kurabileceklerini, herhangi bir sıkıntıları olduğunda hem kadın doğum ekibini hem yenidoğan ekibini arayarak her türlü konuyu danışabileceklerini (aldıkları ilaçlar, şüphelendikleri sinyaller, hastalandıklarında ne yapmaları gerektiği vb.) hatırlatıyoruz” diyor. Liv Hospital Doğum Atölyesi’ne dışarıdan gebeler de katılabiliyor. Eğitimler 5 buçuk-7 buçuk arası her çarşamba günü interaktif bir şekilde veriliyor ve her ay yeni bir program başlıyor. İlerleyen toplantılara katılım için: livhospital.com.tr 0850 222 2 548


Liv’de “Kanserle Yolculuk Destek Grubu” Programı L iv’DE “Kanserle Yolculuk Destek Grubu” Programı Liv Hospital, kanser teşhisini yeni almış ya da tedavisi devam eden hastalar için “Kanserle Yolculuk Destek Grubu” programını devreye sokuyor. Deneyimli onkolog ve psikologlar ile daha önce kanserle mücadeleyi kazanarak uzun yıllar sağlıkla yaşayanların oluşturduğu destek grubu, kanser sürecini yeni yaşayan hastalarla bir araya gelerek deneyimlerini paylaşıyor. Ayda bir kez düzenlenecek olan etkinlikte, grup terapilerinin yanı sıra, kanserle mücadelen başarıyla çıkanlar hikâyelerini paylaşıp hastalara umut oluyor. Etkinlikte yalnızca hastanın değil, hasta yakınlarının ve çevresinin sorunları da tartışılıyor. Sağlıklı bir bedene sahip olabilmenin en önemli şartı, kişinin ruhsal açıdan da kendini iyi hissediyor olabilmesi. Kanserle mücadelede beden kadar ruhun da desteklenmesi gerekiyor. Bu, kişinin yaşam kalitesini de artırmada büyük rol oynuyor. Bu açıdan psikolojik destek kadar grup terapilerinin de sorunları atlama da faydalı olacağı unutulmamalı. Programın 1. Buluşması: “Tanıyı Aldım, Hayata Sarıldım” İlk buluşmada gönüllülerin de paylaşımı ile tanıyı almak ne demek, baştaki yaklaşımın önemi, belirsizlik içinde yaşamak ve “Ben ölecek miyim?” korkusu, tedavinin yan etkileri ile başa çıkmak, “Neden Ben?” isyan etmek ve hastalığı kabullenmek, ümidi kaybetmek ve umut yaratmak üzerine paylaşımlar yapılıyor. 2. Buluşma:: “Değişim Zamanı” Gönüllüler kendi hayatlarında neyi fark ettiklerini, neyin değişmesine izin verdiklerini, bu hastalığın nasıl keşifler yapmalarına vesile olduğunu paylaşıyorlar. Misafirlerle tümörün hayatta neyi temsil edebileceğine yönelik uygulamalı çalışmalar yapılıyor ve herkesin rahatsızlığını kendisi için anlamlandırması destekleniyor.

KURUMSAL ETKİNLİK

3. Buluşma: “Paylaştıkça Güvendeyim” Buluşmanın amacı, çevrenin kişi için daha destekleyici konuma gelmesine yol göstermek, yakınları da konuda bilinçlendirmek. Gönüllüler, tedavi sürecinde duygusal ihtiyaçlarını karşılamak üzere nasıl bir ilişki ağı yaratmış olduklarını, etrafın “acıma” duygusunu nasıl kaldırmaya çabaladıklarını anlatıyor. Konunun çocuklarla nasıl konuşulacağı ve çocukların nasıl desteklenebileceği üzerine de pratik bilgiler verilirken, cinsellik ve eşle ilişki üzerine konuşmalar yapılıyor. 4. Buluşma: “Kendimi Desteklemeyi Biliyorum” Gönüllüler en zor anlarında kendilerini nasıl desteklediklerini, tedavi zamanında hayatlarını nasıl planladıklarını paylaşıyor. Ayrıca bedensel gevşeme metotları öğretiliyor, derin nefes çalışması yapılıyor, görsel imgelem çalışmaları ile kişilerin kendilerine özel gevşeme uygulamaları oluşturması sağlanıyor. 5. Buluşma: “Duygularımın Haritası” Bu toplantıda duyguların tanımlanabilir, ifade edilebilir ve bu şekilde daha denetlenebilir olduğu üzerinde çalışmalar yapılıyor. Sanat terapisi yöntemleri ile katılımcıların kendi duygu haritalarını oluşturmaları destekleniyor. Gönüllüler, kendi duygusal yaşantılarından örnekler veriyor. 6. Buluşma: “Yeni Bir Başlangıç” Bu buluşmada gönüllüler, tedaviden sonra kendi hayatlarında nasıl öncelikler belirlediklerini, düşüncelerini – endişelerini nasıl denetlediklerini, nelere odaklandıklarını paylaşıyor. Ayrıca takip sürecine yönelik tıbbi bilgiler veriliyor. Hastalık odağı ve sağlık odağı ile yaşamak arasındaki ayrım yapılıyor. Sağlık odaklı hayat üzerine ortak bir model oluşturuluyor. Adres: Liv Hospital B1 Konferans Salonu Katılım için telefon: 0850 222 2 548

• NISAN-HAZIRAN 2014


SOSYAL SORUMLULUK

Liv’DEN ANNE VE ÇOCUKLARI DESTEKLEYEN PROJE:

ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ Liv Hospital, toplum sağlığına verdiği değerden yola çıkarak, kadınlar ve çocuklar için yeni bir sosyal sorumluluk projesine daha imza attı.

14


MERI İSTIROTI Liv Hospital Genel Müdürü

Prof. Dr. OKTAR ASOĞLU Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı

KADINLAR SAĞLIKLARININ TAKİPÇİSİ OLMALI Gelecek nesillerin sağlığının kadınlar tarafından inşa edildiğine vurgu yapan Liv Hospital Genel Müdürü Meri İstiroti “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nden yola çıkarak, kadın ve çocuk sağlığı konusunda toplumsal farkındalık için “ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ” projesini hayata geçirdik. Kadınların kendi sağlıklarının takipçisi olması, gelecek nesillerin de sağlıklı olması anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

L

iv HOSPITAL’IN “ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ” sosyal sorumluluk projesi kapsamında, üç ay süresince 3 bin kadın ve çocuk sağlık kontrollerinden geçecek.

KONTROLLER 30 HAZİRAN’A KADAR DEVAM EDECEK “ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ” sosyal sorumluluk projesi kapsamında kadınlar mamografi ile meme kanseri; pap smear testi ile de rahim ağzı kanseri konusunda erken tanı

KANSER ÖNLENEBİLİR Sağlığa erişimin artması, tanı metotlarının gelişmesi ve çağdaş yaşamın getirdiği karsinojenlere daha fazla maruz kalma sonucunda kanserin giderek arttığına dikkat çeken Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu ise; “Bazı kanserlerin önlenebildiğini unutmamalıyız, bazıları ise erken yakalanarak sevdiklerinizle uzun ve sağlıklı bir ömür geçirmeniz sağlanabilir. Bu farkındalığı oluşturmak isteyen Liv Hospital bu yıl da ağırlığını hissettirecektir” dedi.

imkânından faydalanabiliyor. 0-6 yaş arasındaki çocuğuyla sağlık kontrolüne katılan anneler, mamografi ya da smear testi yaptırabilirken, çocukları da fiziksel, zihinsel gelişimi ortaya koyan muayene ve testlerden geçiyor. 8 Mart’ta başlayan ve 30 Haziran’a kadar sürecek olan sosyal sorumluk projesinin ana hedefi ise; hastalıkları oluşmadan erken tanı ile önceden yakalamak ve düzenli kontrollerle sağlıklı, mutlu ve üretken bir gelecek yaratmak.

PROJE YÜZÜ WESLEY SNEIJDER OLDU Liv Hospital’ın gerçekleştirdiği “ANNEYİZ ÇOCUĞUZ SAĞLIKLIYIZ” sosyal sorumluluk projesinin yüzü ise Galatasaray futbol takımının sevilen futbolcusu Wesley Sneijder. Ünlü futbolcu Sneijder’in amacı ise toplumda kadın ve çocuk sağlığına ilişkin farkındalık yaratmak.

Başvuru için: livhospital.com.tr 0850 222 2 548

Liv Hospital Kadın Doğum ve Cocuk Kliniği takım olarak “Anneyiz Çocuğuz Sağlıklıyız” projesinde görev alıyor .

• NISAN-HAZIRAN 2014


TAKIM RUHU

UZM. DR. OKAN FALAY Nükleer Tıp Uzmanı

PROF. DR. AYCAN KAYIKÇIOĞLU Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı

PSIKOLOG BERIL YARDIMCI Uzman Klinik Psikolog

PROF. DR. LEVHI AKIN Meme Cerrahisi Uzmanı

?

KIM KORKAR MEME KANSERINDEN MEME TAKIMIMIZLA YANINIZDAYIZ...

En değerli varlıklarımız kadınlarımız… Onları ülkemizde görülme sıklığı oldukça yüksek meme kanserinin risklerine karşı bilinçlendirmek, erken tanının önemini vurgulayarak tedavi sürecini desteklemek görevimiz… 16


DİPNOT KIMLERE KALITIMSAL MEME KANSERI RISKI IÇIN TEST YAPILMALIDIR?

DOÇ. DR. HAKAN CANGÜL, Tıbbi Genetik Uzmanı

1. Ailesindeki iki ya da daha fazla kadında 50 yaş öncesi meme veya yumurtalık kanseri bulunanlara. 2. Ailenin herhangi bir kolunda birinci-, ikinci- veya üçüncü-derece akrabada 50 yaş öncesi meme kanseri veya herhangi bir yaşta yumurtalık kanseri bulunanlara. 3. Tanı yaşı ne olursa olsun üç veya daha fazla meme kanserli birinci veya ikinci derece akrabası olanlara. 4. Birinci ve ikinci derece yakınları arasında meme ve yumurtalık kanseri birlikte bulunanlara. 5. İki taraflı meme kanseri olan birinci derece akrabası bulunanlara. 6. Bir erkek akrabasında meme kanseri olanlara. 7. Meme kanseri açısından riskli etnik gruplara mensup olanlara

MEME KANSERI RISKININ DEĞERLENDIRMESI

DOÇ. DR. BARIŞ BAKIR Radyoloji Uzmanı

L

iv Hospital Meme Sağlığı Merkezi, tedaviyi başarıya erdiren en önemli faktörlerden biri, erken tanıyı önemsiyor. Meme kanserinde kişinin önce kendini kontrol etmesi ve şüphelendiği durumlarda ise mutlaka uzman yardımına başvurması gerekiyor. Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezi, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Levhi Akın, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aycan Kayıkçıoğlu, Tıbbi Genetik Uzmanı Doç. Dr. Hakan Cangül, Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Barış Bakır, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Okan Falay, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Tayfun Hancılar, Uzm. Kli. Psikolog Beril Yardımcı ile geniş bir ekip olarak hizmet veriyor.

“ Kontrol edilebilecek risk faktörleri: Kilo fazlalığı, diyet, alkol tüketimi, tütün kullanımı ve östrojene maruz kalma...

Sağlık Bakanlığı verilerine (2009) göre ülkemiz kadınlarında en sık görülen 10 kanser arasında meme kanseri yüzde 40,6 oranıyla birinci sırada yer alıyor. Türkiye’de ise kadın nüfusta meme kanseri görülme oranı yaklaşık yüzde 10, yani her 10 kadından biri yaşamı boyunca meme kanseri olma riskiyle karşı karşıya. Ülkemizde meme kanseri tanısı konan kadınların sadece yüzde 47,6’sında erken evre kanser saptanırken, hastaların yarıdan fazlasında bölgesel ya da uzak yayılım sözkonusu oluyor. Erken evrede tanı konduğunda iyileşme oranları yüzde 95’in üzerinde olan meme kanserine, ülkemiz kadınlarının yarısından fazlasına daha geç dönemlerde tanı konabiliyor. Bu nedenle iyileşme şansı oldukça azalıyor. Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezi, erken tanının öneminin sürekli vurgulanması ve toplumun bu konuda en üst düzeyde bilinçlendirilmesini hedefliyor.

RISK DEĞERLENDIRMESI Risk değerlendirmesi genellikle iki gruba ayrılıyor: bunlardan ilki, yüksek riskli gen mutasyonu taşıma riski; ikincisi bu mutasyon varlığında veya yokluğunda meme kanseri gelişme riski. Meme kanseri risklerinin bilinmesi, müdahalenin riskleri ve • NISAN-HAZIRAN 2014


TAKIM RUHU

yararlarıyla birlikte ele alındığında, uygun bir hastalık yönetimi stratejisi belirlemek daha kolay hale geliyor.

MEME KANSERI RISKINI ARTIRAN FAKTÖRLER Meme kanseri riskini ve riski artıran bazı faktörleri anlamak önemli. Kontrol edilebilecek risk faktörleri; kilo fazlalığı, diyet, egzersiz, vücut kitle indeksi, alkol tüketimi, tütün kullanımı, östrojene maruz kalma (hormon tedavisi, kilo fazlalığı, alkol tüketimi, vb), doğum kontrol hapı kullanımı, D-vitamini eksikliği, stres ve anksiyete olarak sayılabilir. Kontrol edilemeyen risk faktörleri ise; cinsiyet, yaş, meme kanseri aile öyküsü, yumurtalık kanseri aile öyküsü, kendisinde önceden meme kanseri öyküsü, ırk, göğüs bölgesine radyoterapi öyküsü, meme dokusu yoğunluk artışı,

“ Memede ele gelen kitle ya da duyarlılık tespit ettiyseniz mutlaka Liv Hospital’ın Meme Sağlığı Merkezi’ni ziyaret ediniz.

DİPNOT MEME PET

Dünyada az sayıda merkezde ve Avrupa’da yalnızca iki ülkede bulunan, Pozitron Emisyon Mammografi (PEM) adı verilen ve memedeki çok küçük boyutlardaki lezyonları henüz anatomik olarak görüntülenebilecek düzeye gelmeden gösterilebilen bu cihaz, ülkemizde sadece Liv Hospital bünyesinde Nükleer Tıp Bölümü’müzde bulunuyor. Üstelik memenin sıkıştırılmasından çok, yalnızca hareketsiz hale getirilmesi hedeflendiğinden çekim esnasında mammografiye göre çok daha fazla hasta konforu sunan teknolojinin, meme lezyonlarını göstermedeki duyarlılığı, yüzde 90’ın üzerinde…

GAMA PROB

Günümüzde kadınların en büyük korkularından biri, meme kanseri. Ancak tıptaki gelişmeler sayesinde ameliyat sırasında koltukaltındaki tüm lenf bezlerinin çıkarılmasına gerek kalmıyor. Sentinel lenf bezi biyopsisiyle, koltukaltındaki “ilk lenf bezi” gama prob teknolojisiyle

18

bulunarak çıkarılabiliyor.

MEME KORUYUCU CERRAHİ

Memenin tümünü almak yerine, tek tümör odaklı uygun vakalarda meme koruyucu cerrahi yöntemiyle sadece tümörlü dokunun çıkarılması tercih ediliyor, çünkü meme kanserli hastalar, memede oluşan yinelemeler nedeniyle değil sistemik tekrarlama yani yayılım (metastaz) nedeniyle kaybediliyor. Meme koruyucu cerrahide tümör dokusu, etrafındaki yaklaşık 1-2 cm. normal meme dokusu ile birlikte çıkarılıyor. Memedeki o bölgenin daha geniş çıkarılmasına dayanan diğer teknikler “kadranektomi” veya “parsiyel mastektomi” olarak adlandırılıyor. Ele gelmeyen ve kötü huylu olduğu düşünülen, mamografi veya ultrason eşliğinde telle işaretlenen kitlelerinse, tel kılavuzluğu veya ROLL (Radionuclide-Guided Occult Lesion Localisation) tekniğiyle çıkarıldıktan sonra filmi çekilerek çıkarılıp çıkarılmadığı kontrol edilebiliyor.

meme biyopsisinde hücresel değişimler, yüksek plazma östrojen seviyesi, erken yaşta adet görmeye başlanması, geç yaşta adetten kesilme, çevresel östrojene maruz kalma (böcek ilaçları, DDT, vb), gebelik ve sayısı, ilk doğum yaşı, düşük-kürtaj, emzirme süresi olarak örneklenebilir.

RISK DEĞERLENDIRMESI NEDEN ÖNEMLIDIR? Meme kanseri büyük bir küresel sorun olmaya devam ediyor. Meme kanserinden ölüm oranlarında sürekli bir azalma olmasına rağmen, meme kanseri görülme sıklığının artmaya devam ettiği gözlemleniyor. Meme kanseri riskini değerlendirmek için iki yönlü bir yaklaşım kullanılıyor. İlk olarak, gen mutasyonu taşıma riski olan hastalar belirlenerek, onlara resmi genetik teste girmeleri öneriliyor. Daha sonra genetik test için kriterlere uymayan veya gen mutasyon test sonucu negatif olan kişiler için belirli bir zaman dilimi sonunda kansere yakalanma riski ölçülüyor. Yukarıdaki meme kanseri risk faktörleri göz önüne alındığında, bazı sorgulama ve taramalar ile meme kanserine dönük risk değerlendirmesi de büyük önem taşıyor. Meme kanseri riski yüksek olarak değerlendirilen kadınlara meme koruyucu cerrahi veya ilaçla önleme gibi koruyucu yöntemler ya da yakın takip öneriliyor.

KULLANILAN MODELLERIN ETKINLIĞI NEDIR? Meme kanseri önleme stratejilerinde en fazla faydanın yüksek riskli hastalarda görüldüğü biliniyor. Önleme stratejileri düşük riskli kadınlarda da etkili olmasına rağmen daha düşük düzeyde seyrediyor. Ancak doğru sonuçlar veren ve kişiselleştirilmiş risk değerlendirme yöntemleri uygulanarak, önleme stratejileri uygun kadınları tespit etmek mümkün.


DİPNOT ERKEN TANI KENDİ KENDİNİ MUAYENE İLE BAŞLAR 1. Muayenin ilk aşaması ayna karşısında memelerin simetrik olup olmadığının control edilmesiyle başlar. 2. Eller yukarıda olacak şekilde aynı incelemeler tekrarlanır. 3. Yatarak muayenede sağ el başın arkasına yerleştirilerek sol el ile memebaşı çevresi control edilir. Meme dokusuna hafif bastırarak saat yönünde uygulanan halkasal hareketlerle kitle varlığı araştırılır. Aynı işlem sol el başın arkasına koyularak diğer meme için de uygulanır. 4. Ele gelen kitle ya da duyarlılık tespit ettiyseniz mutlaka Liv Hospital Meme Sağlığı Merkezimizi ziyaret ediniz.

Uzm. Dr. TAYFUN HANCILAR Radyasyon Onkolojisi Uzmanı

TRUBEAM HASTA KONFORUNU ARTIRIYOR Meme kanserinin tedavisinde özellikle son dönemde kullanılan cihazlarda yenilikler söz konusu. Liv Hospital Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Tayfun Hancılar, geçmiş yıllarda hasta radyoterapi alırken beraberinde özellikle kalp ve akciğer dokusunun da ışınlanmak zorunda kaldığını belirterek, günümüzde ise bu konuda çok gelişmiş cihazlar olduğunu belirtiyor. Liv Hospital’da da TrueBeam isimli çok gelişmiş bir makineye sahip olduklarını kaydeden Uzm. Dr. Hancılar, “TrueBeam; halk arasında “nokta atışı” denilen ve istenilen dozun verilmesini sağlayan, radyasyon vermeyi istemediğimiz organlara da mümkün olan en az dozu vermemize imkan veren bir cihaz. Bununla hastanın meme dokusunu ve riskli olan lenfatik alanı ışınlarken akciğer ve kalp gibi ileride aldığı dozdan dolayı ciddi problemlere uğrayabilecek organlara mümkün olduğunca en az dozu verme şansına sahip oluyoruz. Bu da hastalar açısından iyileşme oranını yükseltirken gelişebilecek yan etki oranını da çok ciddi bir şekilde düşürüyor” diyor.

KADINLAR ARTIK MEMELERİYLE VEDALAŞMIYOR 10-15 yıl önce meme kanseri olan hastalarda memenin tamamen alınması söz konusuydu. Meme kanserleri artık memenin sadece tümörlü kısmının çıkarılmasıyla tedavi ediliyor. Bunun üzerine verilen radyoterapi ile memenin geri kalan kısımlarındaki tümör olasılığı çok düşük seviyelere indiği için artık kadınların meme kanseri olduklarında memeleri ile vedalaşmalarına gerek kalmıyor. Radyoterapi teknikleriyle hastaların memelerini koruyarak, en az yan etkiyle en yüksek fayda oranına kavuşabiliyoruz. Ayrıca ameliyat ve radyoterapi tekniklerinin çok gelişmiş olması ameliyat olmuş ve ışın tedavisi görmüş memelerin de estetik açıdan sağlıklı meme görüntüsüne sahip olmaları konusunda büyük avantaj sağlıyor. • NISAN-HAZIRAN 2014


SENIN KLİNİK BEDENIN

VARISLER KÖPÜKLE KURUYOR

Prof. Dr. MURAT AKSOY Genel Cerrahi Uzmanı

Fast food beslenme ve hareketsiz yaşam biçimi gibi birçok nedenle ortaya çıkan varisler kadınların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Çeşitli tedavi yöntemleri bulunan variste skleroterapi ise son yıllarda kullanılan popüler tedavi arasında yer alıyor.

B

ACAKLARIN ÜZERINDE YAŞ ilerledikçe ortaya çıkmaya başlayan damar genişlemeleri özellikle bayanlar için kozmetik bir sorun teşkil ediyor. Bunlardan kurtulmak için çeşitli girişimler son yıllarda artış göstermeye başladı. Bu girişimler arasında skleroterapi ve lazer tedavileri yer alıyor. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy, varis tedavisinde skleroterapi yöntemi hakkında detaylı bilgi veriyor. Özellikle son yıllarda skleroterapi daha fazla ilgi çekmeye başladı. Skleroterapi yönteminin genişlemiş olan damarın içine kimyasal bir maddenin enjeksiyonundan ibaret olduğunu açıklayan Prof. Dr. Murat Aksoy, “Bu kimyasal madde damar iç duvarının yanmasına ve takiben büzüşmesine ve ortadan kalkmasına yol açar. Aslında skleroterapi yeni yeni popüler olmasına rağmen neredeyse 150 yıldır kullanılan eski bir yöntemdir” diyor.

HASTANIN UYUMLU DAVRANMASI TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIYOR Son yıllarda olan gelişmelerin başında daha önce sıvı şekilde yapılan skleroterapinin artık sıvı değil; köpük şeklinde kullanılıyor olması önemli yer tutuyor. Köpük skleroterapi sırasında damarın 20

büzüşmesine neden olan kimyasal madde hava veya karbondioksit ile karıştırılıyor. Böylece hava aracılığı ile kimyasal maddenin damar boyunca rahatlıkla gezmesi sağlanmış oluyor. Ayrıca ilacın köpük haline getirilmesi maddenin konsantras yonunu azaltarak yan etkilerinin de azalmasını sağlıyor. Köpük skleroterapisi sonrası damarların tamamen büzüşmesi için üzerlerine bası yapılmasının önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aksoy, bunun için varis çoraplarının kullanıldığını, genellikle

DİPNOT Varisi önlemek için;

• Uzun süre oturarak da olsa, ayakta da olsa hareketsiz kalmayın. • Uzun süre bacak bacak üstüne atmış şekilde oturmayın. • Ağır kaldırmayın. • Bol su için ve fast food yiyeceklerden kaçının. • Kilo almamaya özen gösterin. • Varis çorabı kullanın. • Yüksek topuklu ayakkabı kullanmayın. • Çok dar pantolonlar giymeyin. • Aşırı sıcak suyla banyo yapmayın. • Bol yürüyüş yapın, spor yapın. • Futbol, voleybol, basketbol gibi ani hareketler yapmanızı sağlayacak sporlar yerine yürüme, koşu ve yüzme gibi sporları tercih edin.

ilk iki gün bir çift varis çorabının üst üste giydirildiğini; daha sonraki günlerde tek çorap giyilmesinin yeterli olduğunu kaydediyor. Uygulama yapılan damarın büyüklüğüne göre çorapları giyme süresinin üç haftaya kadar uzatılabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aksoy, “Tedavinin başarıya ulaşmasında hastanın uyum göstererek çoraplarını düzenli kullanması çok önem taşır” diyor.

EN UYGUN ZAMAN : KIŞ İşlemden sonra varis çorapları mutlaka giyilmelidir. Bunun yanı sıra skleroterapi sonrası işlem yapılan bölgelerin güneş ışığına maruz kalması işlem sonrası leke riskini artırıyor.


SENIN BEDENIN

Liv TELE SAĞLIK TAKİBİ İLE EVİNİZDEN 7/24 DOKTORUNUZA DANIŞIN Liv Hospital ve Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri işbirliği ile diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalığı olan kişiler gece gündüz 7/24 takip altında.

L

iv HOSPITAL Tele Sağlık Takibi ile kronik hastalığı olan kişilerin yanı sıra, daha sağlıklı bir yaşam sürmek isteyen herkesin kan şekeri ve tansiyon değerleri uzman ekiplerce uzaktan sürekli takip edilerek, ilgili uzman hekime düzenli olarak rapor ediliyor. Hastalık takibinde yaşanacak acil bir durumda ise, uzman ekipler hemen devreye girerek hastanın adresine ücretsiz ambulans ve ilgili doktor ile hastaneye hızla yönlendirme yapıyor.

Takibi” hizmetiyle, hastaların sağlık değerlerinin sürekli kayıt ve kontrol edildiği, uzman doktorlarımızca tedaviye uyumunun artırıldığı, en önemlisi de hiçbir zaman yalnız bırakılmadığı pratik bir sistem devreye giriyor. Tansiyon ve diyabet hastalarını düzenli ölçüm yaptırarak tedaviye uyum sağlamaya teşvik eden takip sistemi sayesin de ileride

oluşabilecek iç organ hasarları, felç, damar ve sinir sistemi tahribatı gibi ciddi komplikasyonların engellenmesi de hedefleniyor. Liv Hospital ve Eczacıbaşı Sağlık Hizmetleri işbirliği kapsamında hayata geçirilen Liv Tele Sağlık Takibi ile ilgili detaylı bilgi için; Liv Hospital Çağrı Merkezi 0850 222 2 548

MOBIL SAĞLIKTA Liv HOSPITAL VE ECZACIBAŞI SAĞLIK HIZMETLERI IŞBIRLIĞI Liv Tele Sağlık Takibi hizmeti ile kronik hastalıkların seyri kontrol altında tutulurken, kullanıcıların talebiyle ölçüm değerleri yakınları tarafından da internet üzerinden takip edilebiliyor. Bu sayede hasta yakınları da, sevdiklerinin her zaman güvende olduğunu bilmenin rahatlığını yaşıyor. Liv Hospital Tele Sağlık Takip Sistemi ile ülkemizde yaklaşık 22 milyon kronik hasta olduğu tahmin ediliyor. Sıklıkla rastlanan kronik hastalıklar arasında yer alan hipertansiyon ve diyabet ile ilgili yaşanabilecek sorunların azaltılması hedefleniyor. Hizmet kapsamında medikal çağrı merkezi, doktor takibi ve danışmanlığı, ihtiyaç halinde ise adrese ücretsiz ambulans gönderimi yapılıyor. “Liv Tele Sağlık

Nabız

• NISAN-HAZIRAN 2014


BILIMSEL ETKINLIK

Oturum Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu’nun yönetiminde gerçekleştirildi.

Liv HOSPITAL MEMORIAL SLOAN-KETTERING İŞBİRLİĞİ Ünlü kanser merkezi Memorial Sloan Kettering’in (MSKCC), 31 Ocak- 1 Şubat tarihleri arasında Liv Hospital’la ortaklaşa düzenlediği sempozyumun ilk oturumu “Kanser Depremine Karşı, Kolonlarınızı Sağlama Alın” konu başlığıyla halka açık düzenlenirken, ikinci oturum “Kolorektal Kanserli Hastalara Kişiselleştirilmiş Yaklaşımlar” konu başlığıyla hekimlere yönelik yapıldı. 22


Sempozyumun ilk oturumu “Kanser Depremine Karşı, Kolonlarınızı Sağlama Alın” konu başlığıyla halka açık yapıldı.

Halka açık olarak düzenlenen bölüm Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu’nun yönetiminde gerçekleşti.

İkinci oturum “Kolorektal Kanserli Hastalara Kişiselleştirilmiş Yaklaşımlar” konu başlığıyla hekimlere yönelik yapıldı.

Kolorektal kanserlerle ilgili tedavi yöntemleri ve gelişmeleri A’dan Z’ye masaya yatırıldı.

Ç

AĞIMIZIN en korkutucu hastalığı kanser… Özellikle sindirim sistemi kanseri olarak bilinen, kolorektal kanserlere yönelik oluşturulacak bilinç büyük önem taşıyor. Bu kapsamda Liv Hospital ve Sloan Kettering örnek bir sempozyuma imza attı. Sempozyumun halka açık bölümünde birçok kanser vakası kendi deneyimlerini paylaştı ve kanserle ilgili sorular uzmanlar tarafından cevaplandı. Sempozyumun Türkiye’den ve 30 farklı ülkeden (53 yabancı -31 yabancı hekim TIKA desteğiyle 15 farklı ülkeden katıldı181 Türk) gelen hekimlerin katılımıyla gerçekleşen bölümünde ise kolorektal kanserle ilgili tedavi yöntemleri ve son gelişmeler anlatıldı. Sempozyum

kapsamında Liv Hospital Tıbbi Direktörü ve Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu, canlı cerrahi ile kolorektal kanserli bir hastaya robotik cerrahi uyguladı. Robotik cerrahi girişim, sempozyum salonuna özel görüntüleme sistemi ile anında yansıtılarak katılımcılar tarafından canlı izlendi. Katılımcılar tarafından büyük beğeni ile izlenen canlı cerrahi sonrası düzenlenen oturumlarla A’dan Z’ye kolorektal kanserlerle ilgili pek çok konu başlığı da uzmanlar tarafından tartışıldı.

Kolorektal kanserlere yönelik oluşturulacak bilinç hayati önem taşıyor. Bu kapsamda sempozyumun halka açık bölümünde birçok kanser vakası deneyimlerini paylaştı.

“KANSER DEPREMINE KARŞI, KOLONLARINIZI SAĞLAMA ALIN” Liv Hospital Konferans Salonu’nda halka açık olarak düzenlenen oturum, • NISAN-HAZIRAN 2014


BILIMSEL ETKINLIK

“ Mutlaka 40-50 yaş aralığında kolonoskopi yaptırılmalı. Kişide ailesel faktörler varsa daha erken önlem alınmalı.

ABD’den gelen konuşmacılar ve Liv Hospital Genel Müdürü Meri Istiroti.

Sempozyum kapsamında yapılan canlı cerrahiyi birçok hekim ilgiyle izledi.

24

Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu’nun yönetiminde gerçekleşti. Sempozyumda Liv Hospital Medikal Onkoloğu Prof. Dr. Yeşim Eralp, Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’nden Prof. Dr. Julio Garcia-Aquilar, Prof. Dr. Andrea Cercek kolorektal kanserlerle ilgili son gelişme ve tedavi yöntemleri hakkındaki bilgilerini paylaştı. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu yaptığı konuşmasında“Radyasyon yayan telefonlardan baz istasyonlarına, rafineleştirilen (işlenen) yiyecek, içeceklerden giyeceklerimize kadar hepsinin taşıdığı karsinojenler, kanseri 20. ve 21. yüzyılın en ciddi hastalığı haline getirmiştir. Keşke gerek beslenme gerekse yaşam tarzımızla çok çok geriye değil ama dedelerimizin, babaannelerimizin dönemine geri gidebilseydik. Bugün için zamanda geriye yolculuk mümkün olmadığına göre yapılacak şey tarama programlarıyla kanseri erken saptamak ve kanseri erken evrede yakalamaktır. Kanseri erken tanıyarak çok başarılı sonuçlar elde etmek, yüksek düzeyde teknolojiyi kullanarak hücresel seviyede kanserle mücadele edebilir hale gelmek mümkün” dedi. Julio Garcia Aquiler ise Kolorektal kanserlerin erken teşhisi için kolonoskopinin önemini vurgulayarak,


“Mutlaka 40-50 yaş aralığında kolonoskopi yaptırılmalı. Ailesel faktörler varsa daha erken önlem alınmalı. Kanseri tetikleyenlerin başında fazla kilo, beslenme özellikle de fazla miktarda kırmızı et tüketimi, alkol, sigara ve hareketsiz yaşam geliyor. Bunlardan kaçınmak gerekiyor. Akdeniz tipi beslenme kanserden korunmanın püf noktalarından biri” dedi. “KOLOREKTAL KANSERLI HASTALARA KIŞISELLEŞTIRILMIŞ YAKLAŞIMLAR” Türkiye’den ve 30 farklı ülkeden gelen hekimlerin katılımıyla gerçekleşen bölüm, İTÜ Süleyman Demirel Kongre Merkezi’nde yapıldı. Sektörden pek çok önemli ismin konuşmacı olarak yer aldığı oturumda; MSKCC Kolorektal Kanser Uzmanı Dr. Julio Garcia-Aquilar, Kanser Biyoloğu Dr. Andrea Cercek, MSKCC Uluslararası Program Başkan Yardımcısı Dr. Murray Brennan gibi önemli isimlerin yanında; Türkiye’de önemli çalışmalara imza atan isimler ağırlandı. Kolorektal kanserlerle ilgili tedavi yöntemleri ve gelişmelerin A’dan Z’ye masaya yatırıldığı oturumun sonunda, vaka üzerinde uygulanan robotik cerrahi girişim, özel görüntüleme sistemi sayesinde canlı izlendi. Sempozyuma Türkiye’den ve 30 farklı ülkeden pek çok hekim katıldı.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

KADINLARDA SIK GÖRÜLEN BİR SORUN

KANSIZLIK

Çoğunlukla kadınlarda görülen kansızlık, genelde hafife alınıyor. Oysaki halsizlik, yorgunluk, çarpıntı ve nefes darlığı gibi şikâyetlerle ortaya çıkan bu sorun, başka ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor.

A

NEMI, halk arasındaki adıyla kansızlık, toplumda sık görülen bir problem. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre tüm dünyada yaklaşık iki milyar kişi kansızlık sorunu yaşıyor. Ülkemizde özellikle doğurganlık çağındaki kadınların 26

bir sorunu olan anemi hakkında Liv Hospital Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa N. Yenerel ile Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Burcu Erdöl detaylı bilgi veriyor. Anemi, alyuvarların içindeki oksijen taşıma görevini üstlenen ve hemog-

lobin olarak adlandırılan maddenin yaşa ve cinsiyete göre normal kabul edilen düzeylerin altında olması olarak açıklanıyor. Prof. Dr. Mustafa N. Yenerel, erişkin kadınlarda hemoglobin düzeyi için kabul edilen sınırın 12 g/dl olduğunu söylüyor. Anemi,


bu kadar sık görülen bir durum olmasına rağmen maalesef gerek tanı, gerekse tedavi aşamasındaki aksaklıklardan ötürü hastaların çoğu kansızlık problemi olduğu ve çeşitli kan ilaçları kullandığı halde kansızlığının düzelmediğini söyleyerek hematoloji polikliniklerine başvuruyor. BİRÇOK BELİRTİSİ OLABİLİR Halsizlik, yorgunluk, çarpıntı ve iş yaparken nefes darlığı en sık görülen şikâyetler arasında yer alıyor. Kansızlığın hızlı geliştiği durumlarda örneğin kazalara bağlı ciddi yaralanmalarda ya da ani gelişen mide kanamasında yukarıda belirtilen bulgular dışında bayılma, şok, hatta koma dahi gelişebiliyor. Prof. Dr. Yenerel, bu tip bulguların hemen bütün kansızlık nedenlerinde görülebildiğini vurguluyor ve şöyle devam ediyor: “Demirin alyuvarlar dışında deri ve mukozayı örten hücrelerimiz için de gerekli bir madde olması nedeniyle eksikliğinde dudak kenarlarında çatlaklar, saç dökülmesi, ciltte kuruluk, bazen kaşıntı ile birlikte yutma güçlüğü ve tırnak bozuklukları gibi bulgular görülebilir.” DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ KİMLERDE GÖRÜLÜR? Kadınlarda demir eksikliği anemisi görülme nedeninin adet kanamaları ve gebelik olduğunu belirten Prof. Dr. Yenerel, adet kanamasının üç gün sürmesi, dört ve beşinci günlerde ise tamamen bitmiş olması gerektiğini vurguluyor. Gebelerde de bebeğin ana rahmindeki gelişimi sonucu demir kullanımı artıyor. Bu durum süt verme döneminde de devam ediyor ve annelerde demir depoları da sınırda ise ciddi demir eksikliği anemileri görülüyor. Böyle durumlarda gebe

Prof. Dr. MUSTAFA N. YENEREL Hematoloji Uzmanı

kadınların daha kansızlık gelişmeden koruyucu amaçlı demir hapları ve folik asit vitamini kullanmaları öneriliyor. Risk altındaki bir diğer grup ise etten fakir beslenen kişiler ve vejetaryenler. Demirden zengin yiyeceklerin normal miktarlarda yenmesinin demir eksikliğinden korunmada önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yenerel, “Ancak uzun süreli kanama durumlarında bu yiyecekler de demir depolarının boşalmasını engelleyemez” diyor.

Dyt. BURCU ERDÖL Beslenme ve Diyet Uzmanı

ANEMİNİN NEDENİ ORTAYA KONMALI Kansızlık konusunda bilinmesi gereken en önemli şey kansızlığın bir sonuç olduğu ve buna yol açan nedenin ortaya konulması zorunluluğu. Bu nedenle kansızlıkla başvuran bir hasta karşısında acil durumlar dışında herhangi bir tedavi girişiminden önce tüm imkânlar kullanılarak aneminin nedeni ortaya konulmalı. Prof. Dr. Yenerel, demir eksikliğine bağlı kansızlık durumlarında ise ayrıca demir eksikliğine yol açan nedenin de araştırılması gerektiğini belirtiyor. Eğer bu neden bulunabilirse tedavi de ona göre yönlendirilebiliyor.

DİPNOT BU ÖNERİLERE DİKKAT! Demir eksikliği anemisi gelişmemesi için demirden zengin gıdaların alınması gerekiyor. Ancak kayıp nedeniyle kansızlığı gelişen ve demir depoları boşalmış birinde bu durumun besinle düzeltilme ihtimali bulunmuyor. Bu gıdaların tüketilmesi kansızlığın gelişmemesi için öneriliyor. Dyt. Burcu Erdöl, şu önerilerde bulunuyor: Demirin en iyi kaynakları olan et, karaciğer, böbrek, yumurta, pekmez, pestil, kuru baklagiller, kuru meyveler, yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir. • Yeşil yapraklı sebzelerde ve

tahıllarda bulunan demirin emilimi güçtür. Bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırmak için bu besinlerle birlikte turunçgiller, domates, yeşilbiber, çilek gibi C vitamini içeriği yüksek olan gıdalar yenmelidir. • Anemisi olan kişiler demirle zenginleştirilmiş un, ekmek, süt ve süt ürünlerini tercih edebilirler. • Yemeklerle içilen çay ve kahve demir emilimini azalttığından yemeklerden 1 saat önce veya 1-2 saat sonra içilmeli. • Yetişkin erkeklerde günde 10 mg, kadınlarda 15-18 mg, gebe kadınlarda 27-30 mg demir tüketimi önerilir. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

A’DAN Z’YE ROMATİZMAL HASTALIKLAR Ülkemizde romatizmal hastalıklar oldukça yaygın olarak görülüyor. Türkiye’de son yıllarda hızla gelişen bir bilim dalı olan romatoloji, hastalara çeşitli tedavi alternatifleri sunuyor.

L

iv HOSPITAL İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı Dr. Ayda Ünlüer Uluhan, romatoloji alanında merak edilenleri Live dergisine anlatıyor. Eklem yerlerimden çıtırtılar geliyor, bu romatizma anlamına mı geliyor? Eklem yerlerinden ses gelmesi tek başına olursa hastalık değildir. Spor yapmayan kişilerde, esnek eklemli kişilerde daha sık görülür. Ayrıca vaktiyle hasarlanmış (kaza veya spor esnasında) bölgelerde de görülebilir. Ağrı veya hareket kısıtlılığı varsa esas o zaman romatizmadan şüphelenmelidir. Romatizma önlenebilir mi? Halk arasında ‘kireçlenme’ denen osteoartrit yani eklem kıkırdağı dejenerasyon kısmen önlenebilir, tam olarak önlenemez. Cilt, göz gibi eklemlerin de yaşla birlikte yaşlanması söz konusudur. Özellikle en çok kullanılan eklemler daha çabuk yaşlanır. Ancak spor yaparak kasların güçlü kalması sağlanırsa, düzgün vücut duruşu, iyi uyku ve yatma pozisyonu, iyi beslenme sağlanırsa eklem yaşlanması daha geç olacaktır. Dizlerde ‘kireçlenmesi’ olan kişiler yürümeli mi? Eğer kişi şişmansa ve dizlerindeki harabiyet ileri dereceyse çok yürümeyi önermeyiz. Gerekli hareketi egzersizlerle sağlarız. Özellikle merdiven inip çıkma, namaz kılma, yer silme gibi dizi yoran hareketlerden de kaçınmayı öneririz. Hafif vakalarda ise düz zeminde, rahat ayakkabılarla ağrı olana

28

Uzm. Dr. AYDA ÜNLÜER ULUHAN İç Hastalıkları ve Romatoloji Uzmanı

dek yürünebilir, ağrı başladığı anda durmalıdır. Sabahları ağrılarla kalkıyorum, dayak yemiş gibiyim. Neden olabilir? Sabah olan yaygın ağrılar genelde uyku bozukluklarına bağlıdır. Gergin kişilerde sık görülür. Sıcak bir duş ve takiben yapılacak masaj veya jimnastik hareketleri çok rahatlatır. Uyku öncesinde de aynı şeyler yararlıdır. Midemde bazı yakınmalarım var, romatizma ilaçları dokunur mu? Evet, romatizma ilaçlarının çoğu mideye dokunur. Mutlaka doktora danışmalı ve uygun olmayan ilaçları almamalısınız. Parasetamol türü ilaçlar mideye dokunmayacağı için ilk seçenek olabilirler. Kaplıca bana iyi gelir mi? Kaplıca tedavileri ‘kireçlenmeler’ için çok yararlı olur. Uzman eşliğinde hareketler uygulanması, sıcak suyun yumuşatıcı etkisi ve belki en önemlisi yoğun ev işlerinden bir süre uzaklaşma ağrıların azalmasına hatta geçmesine neden olur. Ancak iltihaplı yani sıcak kızarık eklemlere sahip bir hastada durumu daha da kötüleştirir. Doktora danışmakta yarar vardır. Her yerim ağrıyor, kemik erimesi olabilir mi? Kemik erimesi, özellikle menopoz sonrası hormon tedavisi almayan kadınlarda sık görülür ve ağrıya pek yol açmaz. Kırıklar oluşmuşsa o zaman ağrılar oluşur ve doktora danışmak gerekir.


PROSTAT KANSERİNİN ROBOTIK CERRAHISİ

Doç. Dr. HALUK AKPINAR Üroloji Uzmanı

Erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olan prostat kanserinin tedavisinde robotik cerrahi büyük bir öneme sahip. Bu yöntem sayesinde hastaların yaşadığı komplikasyonlar en aza iniyor.

G

ÜNÜMÜZÜN kâbusu prostat kanseri; erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olarak biliniyor. Ülkemizde her yıl 100 bin sağlıklı erkekten 31’ine prostat kanseri tanısı konuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılı verilerine göre ise ABD’de erkekler arasında görülen en sık kanser açık ara prostat kanseri olarak görülüyor. Liv Hospital Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Haluk Akpınar, prostat kanserinin tedavisinde birden fazla disiplinin bir arada çalışarak multidisipliner bir tedavi anlayışının benimsenmesi gerektiğinin altını çiziyor ve prostat kanserinde robotik cerrahi hakkında bilgi veriyor.

Prostat kanseri ameliyatı ülkemizde yaygın olarak açık mı kapalı mı yapılıyor?

Kanser tanısı konulduktan sonra cerrahi şart mıdır?

Ameliyat robotu ilk olarak kalp cerrahisi hedeflenerek geliştirildi. Fakat sahadaki kullanımı sonrası özellikle radikal prostatektomi yapmaya çok uygun olduğu görüldü. Dar alanda ve derin bölgelerde rahatça çalışılabilmesi, üç boyutlu yüksek görüntü kalitesi ve yüksek hareket kabiliyeti nedeniyle robot prostat kanseri cerrahisinde hızla popüler oldu. Ben kendi pratiğimde robotu en sıklıkla prostat kanseri tedavisinde kullanıyorum.

Hayır. Her prostat kanseri tanısı sonrası ne cerrahi ne de diğer tedaviler şart değildir. Temelde kabul gören tanı sonrası tedavi için hastanın beklenen yaşam süresinin 10 yıl ve üzerinde olmasıdır. Prostat kanseri tanı sırasındaki kan PSA değeri, biyopsi hücre skoru ve parmakla muayene bulgusuna göre temelde üç değişik risk grubuna ayrılır. Bu konuda hasta ve hasta yakınına bilgi verilerek her risk grubuna uygun tedavi alternatiflerinin tartışılması gerekir.

Radikal prostatektomi adı verilen prostat kanseri ameliyatı ülkemizde daha çok açık yöntemle yapılıyor. Fakat ülkemizde robotik cerrahi yapan merkezlerin sayısı ve robotik ameliyat sayısı hızla artış gösteriyor. Üroonkoloji Derneği ve robot kayıt verilerinden çıkarımla ülkemizdeki radikal prostatektomi operasyonlarının yüzde 2530’unun robotla gerçekleştirildiği söylenebilir.

Robotik cerrahinin prostat kanseri ameliyatındaki üstünlüğü nereden geliyor?

Ameliyat sonrasında sorun görülür mü?

DİPNOT PROSTAT KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Prostat kanserinin belirtileri hastalığın evresine göre değişmekle beraber; • Başlangıç aşamasındaki hastalık hiçbir bulgu vermez. • Tanı çoğunlukla yükselen kan PSA değeri sonrası yapılan biyopsi ile konulur. • İleri evrelerde ise idrar yollarındaki tıkanmaya bağlı sık idrar, idrarda yanma, gece idrara kalkma gibi prostatizm belirtileri görülür. • Yayılmış hastalıkta ise kemik ağrısı, kansızlık, halsizlik, gibi yakınmalar olabilir. • Kesin tanı prostattan biyopsi alınıp mikroskopla patolojik inceleme yapılarak konulur.

Yapılan bilimsel çalışmalarda robotik radikal prostatektomi sonrası idrar kaçırmanın daha az olduğu, ameliyat sonrası erken dönemde görülebilen bu şikâyetin özellikle genç hastalarda daha hızlı düzeldiği bildiriliyor. Ameliyat öncesi cinsel fonksiyonları normal olan hastalarda kanser evresi de gözetilerek sinirler korunduğunda ereksiyon yeteneği de büyük ölçüde korunabiliyor.


KLİNİK

KOLON KANSERI TEDAVISINDE BAŞARI ORANI YÜZDE 95 Erken teşhisin çok önemli olduğu kolon kanseri, belirti vermeyen ve yavaş ilerleyen bir kanser türü. Özellikle 50 yaş ve üzerindeki kişilerde görülen bu kanserin tedavi başarısı ise erken teşhisle yüzde 95.

D

ÜNYADA 2. YA DA 3. sıklıkta görülen kolorektal kanserler (kolon kanseri), kansere bağlı ölümlerde en ön sıralarda yer alıyor. Kolorektal kanser, kanserin tanısı ve tedavisi hakkında bilgi veren Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Oktar Asoğlu, Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Tarçın ve Liv Hospital Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nuri Faruk Aykan, toplumun erken teşhis hakkında uyanık olması gerektiğinin altını çiziyor.

DİPNOT TANI NASIL KONUR, HANGI TETKIKLER YAPILIR?

• Öncelikle hastanın doktora başvurması ve fizik muayene yaptırması gerekir. Daha sonra sırasıyla aşağıdaki testler yapılmalıdır: • Dışkıda gizli kan incelenmesi. • Radyolojik tetkikler (Çift kontrastlı kolon grafisi, bilgisayarlı tomografi vb.) • Laboratuvar tetkikleri (Tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler). Bunların arasında CEA (Karsinoembriyonik antijen) tetkiki kolon kanserlerinde kanda yükselebilen ve tanıya yardımcı olan testlerden birisidir. • Kesin tanı için endoskopik tetkikler (Rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi) ve biyopsi (Görülen lezyondan parça alınması ve patolog tarafından incelenmesi).

30


Prof. Dr. OKTAR ASOĞLU Genel Cerrahi Uzmanı

HASTANIN BÜYÜK CERRAHİ OPERASYONLARA İHTİYACI KALMIYOR Belli yaşlarda yapılan kolonoskopik incelemeler ile polipler tespit edilebiliyor ve saplı olanlar kesilerek kansere dönüşme ihtimali ortadan kaldırılıyor. Sapsız olan poliplerin ortadan kaldırılması ise yatay olarak yayılım göstermeleri nedeniyle zordur. Son zamanlarda geliştirilen tedavi yöntemleri ile bu yatay polipler cerrahi operasyona gerek kalmaksızın endoskopik olarak çıkartılabiliyor ve kansere dönüşümü engelleniyor. Bu yöntemlere endoskopik mukozal rezeksiyon (EMR) ve endoskopik submukozal diseksiyon (ESD) deniliyor. Bu endoskopik rezeksiyon ve diseksiyon yöntemleri ile derine inmemiş, erken evre yüzeyel kolon kanserleri de çıkartılabiliyor ve hasta büyük cerrahi operasyonlara maruz kalmadan tedavi edilebiliyor. Bu erken evre yüzeyel kanserlerin derinliğini ölçebilmek için de bazı teknolojik ön incelemeler yapmak gerekiyor. Bunun için optik boyama yapabilen özelleşmiş endoskoplar (NBI ve FICE özelliği), özel boyalarla boyama (Kromoendoskopi) ve endoskopik ultrasona ihtiyaç var. Bunların hepsi ayrı ayrı ya da bir arada kullanılabiliyor. MİNİMAL İNVAZİV YÖNTEMLER HASTA KONFORUNU ARTIRIYOR Laparoskopik ya da başka bir deyişle minimal invaziv teknik, cerrahinin özel bir uygulama alanıdır. Geçmişte kadın hastalıklarının cerrahisinde uygulanmaya başlanan laparoskopi, gelişen teknolojiyle beraber bağırsak ameliyatlarında da kullanılmaya başlandı ve giderek dünyada yaygın hale geldi. Geleneksel olarak nitelenen açık cerrahi teknikte cerrah, karın içine ulaşmak için karını boydan boya kaplayan bir kesi yapmak zorundaydı. Laparoskopik teknikte ise 0,5-1 cm boyutunda port adı

Prof. Dr. ORHAN TARÇIN Gastroenteroloji Uzmanı

Prof. Dr. NURI FARUK AYKAN Tıbbi Onkoloji Uzmanı

verilen birkaç kesi ile ameliyatlar tamamlanabiliyor. Port yerlerinden karın içine olan bölüm “kanüller trokar” olarak adlandırılıyor. Trokarlardan karın içerisini görmeye yarayan kamera ve laparoskopik teknik için özel geliştirilmiş birçok alet ilerletilerek ameliyatlar tamamlanıyor. Laparoskopik teknikte karın içerisi karbondioksit gazı ile şişiriliyor; bu sayede karın içi organlar birbirlerinden uzaklaşıyor ve ameliyat yapabilecek boşluk bir saha elde ediliyor. Kameradan gelen görüntüler yüksek çözünürlüklü video monitörlerince ameliyathaneye aktarılıyor. Bu sistem cerrahın geleneksel yöntemlerle yapılmakta olan birçok ameliyatı çok daha küçük kesilerle yapabilmesini sağlıyor. Açık cerrahiye kıyasla hastaların daha az ağrısı oluyor, daha hızlı iyileşme sağlanıyor ve hastanede kalış süresi kısalıyor. Ayrıca küçük kesilerden tamamlanan ameliyatın daha iyi kozmetik sonuçları oluyor.

“ Robotik cerrahi, gelecekte laparoskopik en iyi tedavi seçeneği olarak yerini alacak.

DİPNOT ONKOLOJİK TEDAVİ

Kalın bağırsak kanserlerinin standart tedavisi cerrahidir, yani tümörlü bölge çevreden bir miktar sağlam doku ve lenf düğümleriyle birlikte çıkarılır. Bu konu çok önemlidir ve hayati önem taşır. Yapılan çalışmalar, onkoloji prensiplerine uygun olarak ve deneyimli cerrahlar tarafından yapılan ameliyatların hastanın geleceği açısından en önemli faktör olduğunu gösterir. Kolon kanserinde ameliyattan sonra hastalığın evresine göre ek, koruyucu kemoterapi uygulanır. Örneğin, tümörün bağırsağa komşu lenf düğümlerine sıçradığı evre III vakalarda adjuvan kemoterapi artık tüm dünyada standarttır. Bu vakalara 6 ay süreli koruyucu kemoterapi uygulanır. Günümüzde bu tedavi ile evre III hastaların yaklaşık olarak yüzde 75’i

kurtarılabiliyor. Rektum kanserlerinde, anüse çok yakın tümörlerde anüsü iptal etmek ve karından dışkılamaya geçmek bazen kaçınılmazdır. Ancak son yıllarda ameliyat öncesi radyoterapi ile birlikte kemoterapi uygulanması anüsün korunmasını önemli ölçüde sağlar. Diğer organlara yayılmış (metastatik) hastalarda, hastanın genel durumuna, yaşına, hastalığın yaygınlık derecesine bağlı olarak her üç tedavi yöntemi (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) devreye girebilmekte ve hastaların yaşam süresi uzatılmaktadır. Çok yaygın olmayan metastazlarda (örneğin karaciğerin tek lobunda ise) uygun tedavi ile şifa şansı vardır. Son birkaç yılda bulunan hedefe yönelik yeni biyolojik ilaçlar (bevacizumab, cetuximab) sayesinde tedavide başarı oranı oldukça artmıştır. • NISAN-HAZIRAN 2014


SOSYAL SORUMLULUK

Liv HOSPITAL

BİNLERCE KALBE DOKUNDU

Liv Hospital, “Kalpten Kalbe” sosyal sorumluluk projesiyle toplumu kalp ve damar hastalıkları konusunda bilinçlendirmediyi hedefliyor.

T

OPLUMDA SIKLIKLA GÖRÜLEN kalp ve damar hastalıklarına karşı farkındalık yaratmak için Liv Hospital’ın başlattığı sosyal sorumluluk projesi “Kalpten Kalbe” ile 4 ay içinde 1.450 kişi sağlık kontrolünden geçirildi. Türkiye’de ilk kez sosyal sorumluluk projesi kapsamında gelecekteki kalp damar hastalığı riskini belirleyen kalsiyum skorlama testi, rutin muayene, tahlil ve testlere ek olarak tarama kapsamında uygulandı. Kalsiyum skorlama testi sayesinde gelecekte oluşabilecek kalp damar hastalığı riski önceden belirlenebiliyor. “Kalpten Kalbe” projesi kapsamında ortaya çıkan sonuçlar ise 32

adeta Türkiye’nin mini bir kalp sağlığı fotoğrafı niteliğinde. Taramaya katılan 1.450 kişiden, 800’ünün kadın, 650’sinin erkek olması, kadınların kalp sağlığı konusunda erkeklerden daha dikkatli olduğunu gösterdi. Ortaya çıkan bir başka önemli konu ise kadınlardaki sigara içme oranının, erkeklere kıyasla giderek artıyor olması. KADINLARDA SIGARA IÇME ORANI GIDEREK ARTIYOR Ülkemizde son 20 yıl içinde, 34-54 yaş arası orta yaş kadınlarda kalp krizi görülme sıklığı artarken, aynı yaş grubundaki erkeklerde ise azalıyor. Özellikle sigara kullanımı,


Doç. Dr. ENIS OĞUZ Kardiyoloji Uzmanı

Doç. Dr. YELDA TAYYARECI Kardiyoloji Uzmanı

Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı

kadınlarda kalp ve damar hastalıkları oranını her geçen gün artırıyor. “Kalpten Kalbe” kapsamında başvuran kadınlarda yüzde 28 oranında oldukça yüksek bir sigara içiciliği gözlemlendi. Bu oran kadınlarda gelecekte oluşabilecek kalp-damar hastalığı için önemli bir risk oluşturuyor. YÜKSEK KOLESTEROL KALP KRIZI RISKINI ARTIRIYOR Kolesterol yüksekliği; kalp-damar hastalığı ve kalp krizinin önemli nedenleri arasında yer alıyor. Yetişkin toplumun yaklaşık yarısı ise yüksek kolesterol tehdidi altında. “Kalpten Kalbe” kapsamında gelen başvuruların yüzde 55.6’sında yüksek kolesterol saptandı ve projede dünya verilerine benzer olarak yüzde 20 oranında da hipertansiyona rastlanıldı. Diyabet (şeker hastalığı), kalp-damar hastalığında en önemli risk faktörlerinden birini oluştururken, şeker hastalarında kardiyovasküler ölüm ihtimali yüzde 65 gibi yüksek oranlarda gözlendi. Proje kapsamında ise bu yüksek risk grubuna giren hasta oranı yüzde 15.2.

Doç. Dr. ALP BURAK ÇATAKOĞLU Kardiyoloji Uzmanı

DOÇ. DR. ENIS OĞUZ;

“ “Kalpten Kalbe” projesi ile 4 ay içinde 1.450 kişi sağlık kontrolünden geçirildi.

Kalpten Kalbe Kampanyası sayesinde sağlık kontrolleri sonucunda, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, hipertansiyon gibi kalp damar hastalığı riskini artıran diğer hastalıkların dünya geneli ile benzer oranlarda olduğunu gördük. Bununla beraber koroner kalsiyum skoru ile belirlenen kalp krizi için orta ve yüksek riskli hastaların oranının oldukça yüksek olması dikkat çekiyor. Üstelik bu durumun klasik risk faktörleri ile ilişkisi de çok kuvvetli değil. Belki de büyük şehirde yaşama stresi, hava kirliliği gibi faktörler kalp sağlığımızı daha fazla etkiliyor. Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı

DOÇ. DR. YELDA TAYYARECI;

Kalpten Kalbe Kampanyasında hedefimiz, daha önceden kalp hastalığı bilinmeyen ve görünüşte sağlıklı olan kişilerde gizli kalp damar hastalığının ortaya konulması ve bu kişilerin ilerisi için sahip oldukları kalp hastalığı riskini belirlemekti. Bu amaçla, kalp damar hastalığı taramasında damar sertliği görüntülemesinin tek başına risk faktörlerinin incelenmesinden daha önemli olduğu görüşünden yola çıkarak, tomografik olarak kalp damarlarında kalsiyum skorlaması yaparak, hastaların damar sertliği taraması yapıldı. Sonuç olarak risk faktörleri açısından düşük riske sahip kişilerde de damar sertliği saptadığımız hatta anjiyografi ile koroner arterlerinde darlık saptayarak hastaları olası bir kalp krizinden önce yakalayıp, tedavi etme imkanımız oldu. Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı

DOÇ. DR. ALP BURAK ÇATAKOĞLU;

DİPNOT “Kalpten Kalbe” Projesinin Sonuçlarına Göre;

• Cinsiyet Dağılımı: 800 kadın (yüzde 55), 650 erkek (yüzde 45) • Ortalama yaş: 54.3 yıl • Hipertansiyonu olanlar: 291 kişi (yüzde 20) • Diyabeti olanlar: 221 ki��i (yüzde

15.2) • Sigara içenler: 424 kişi (yüzde 29.2) • Kadınlarda sigara içiciliği: 223 kişi (yüzde 28) • LDL kolesterol > 130 mg/dl olanlar: 806 kişi (yüzde 55.6) • Klinik olarak orta veya yüksek risk saptanan hastalar: 233 kişi (yüzde 16)

“Günümüzde ilerleyen teknoloji ve bilgi birikimi ile kalp-damar hastalıklarını bir kalp krizi gelişmeden yakalama şansı artmıştır. Eskiden yapılan check-up stratejilerinin yetersiz olduğunu ve ileri teknoloji ile yapılan görüntülenmelerle hata payının azaltılabildiğini görüyoruz. Projemize dahil olan hastalarda kadınların kalp sağlıklarına daha çok özen gösterdiğini gözlemledik. Ancak üzücü olan veri kadınlarda sigara kullanımının Avrupa verilerine göre yüksek olmasıydı. Bu konuda önleyici adımlar atılması çok önemlidir.” • NISAN-HAZIRAN 2014


KALP KLİNİK DOSYASI

DOÇ. DR. YELDA TAYYARECI Kardiyoloji Uzmanı

Uzm. Dr. EREN EROĞLU Check-Up ve Sağlıklı Yaşam Kliniği Uzmanı

DİPNOT SAĞLIKLI BIR KALP IÇIN HAYATIMIZDA YAPACAĞIMIZ DEĞIŞIKLIKLER;

KALP YAŞINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?

Kalp yaşınızı belirleyerek kalp sağlığınız hakkında genel bilgi edinebilir ve kalp krizi riskinizi önlemek için gerekli önleyici tedavi yaklaşımlarını uygulayabilirsiniz.

K

ALP DAMAR hastalığına ait risk faktörlerinin belirlenmesi ve damar duvarında damar sertliği görüntülemesiyle belirlenen kalp yaşı, sağlıklı bir kalp için yapmamız gerekenler hakkında bize önemli ipuçları veriyor. Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Yelda Tayyareci, kalp yaşının biyolojik yaştan daha fazla, daha az veya biyolojik yaşla aynı olabileceğini söylüyor. Liv Hospital Check-Up ve Sağlıklı Yaşam Kliniği’nden Uzm. Dr. Eren Eroğlu ise kalp sağlığını pozitif etkileyen yaşam tarzı değişikliklerine yönelik ipuçlarını paylaşıyor. KALP YAŞININ BELİRLENMESİ NEDEN ÖNEMLİ? Doç. Dr. Tayyareci, görünüşte sağlıklı olan kişilerin yaklaşık yüzde 30’unda kalp yaşının, biyolojik yaştan daha yüksek olduğunu ve bu kişilerde damar sertliği gözlemlediklerini belirtiyor. CIMT testi ile kalp krizi 34

Uzm. Dr. Eren Eroğlu, “Kalbinizi tehlikeye sokan ama kontrol edemeyeceğiniz bazı risk faktörleri vardır; fakat kimi risk faktörleri doğrudan sizinle ilintilidir” diyor ve ekliyor: “Hepsi sizin konsantrasyonunuz ve çabanızla başarılabilecek hedeflerdir.” Peki, bu risk faktörleri tam olarak nedir? Bunlardan birini değiştirmeye nereden başlamak gerekir? Uzm. Dr. Eren Eroğlu paylaşıyor:

ve inme gibi ölümcül hastalıklar için erken tanı sağlayabildiklerini belirten Doç. Dr. Tayyareci, “Erken tanı, erken korunma ve tedavi yöntemlerini beraberinde getirerek bu hastalıklara ait ölümcül komplikasyonların önlenmesini sağlar” diyor.

• Tansiyonunuzu normale getirir.

CIMT TESTI NEDIR? CIMT testi günümüzde damar sertliğinin tanısında ve kalp damar hastalıklarını öngörmede tarama amaçlı olarak hem Avrupa hem de Amerikan Kalp kılavuzlarında önerilen, bir damar sertliği tanı ve damar yaşı belirleme testi. Test sonucunda ortaya çıkan değer, kişinin damar yaşını ve damar sertliği olup olmadığını gösteriyor. Yaklaşık 10 dakika kadar süren, bu ağrısız ultrasonografik görüntüleme, radyasyon içermediğinden gebelerde bile güvenle kullanılabiliyor. Detaylı bilgi için: livhospital.com.tr, 0850 222 2 548

• Yaşamınız uzar.

• Kötü kolesterol ve trigliserit seviyelerini düşürür. • Kalbiniz üzerindeki stresi ve gerginliği azaltır. • Kalp krizi riskinizi geriletir. • İnme riski düşer.

Yaşamınızın yedi alanında yapacağınız düzeltmeler kalp sağlığımız üzerine çok büyük olumlu etkiler yapar: • Sigara tüketimini bırakın. • Vücut ağırlığınızı kontrol altında tutun. • Beslenmenize dikkat edin. • Sodyum kullanımını azaltın. • Egzersiz ve spor hayatınızın vazgeçilmezi olsun. • Alkolü sınırlı miktarlarda tüketmeye çalışın. • Stresinizi kontrol edin, hayata pozitif bakın.


Doç. Dr. AHMET ÖZKARA Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Op. Dr. CENK İNDELEN Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

KALP AMELİYATI SONRASI YAŞAM Kalp ameliyatlarından sonra kendimizi iyi hissediyor oluşumuz, tamamen iyileştiğimiz anlamına gelmiyor. Bu süreçte özellikle dikkat edilmesi gereken önemli noktalar var.

K

ALP CERRAHISINDE gelişen yeni teknikler ve deneyim birleştiği zaman, ameliyat öncesi yaşamımıza dönmemiz daha kolay ve erken olabiliyor. Liv Hospital Kalp Damar Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Özkara ve Op. Dr. Cenk İndelen, en iyi, en çabuk iyileşeceğimiz yerin evimiz olduğu konusunda hemfikirler.

geçirmişse kan sulandırıcı, kolesterol, ritm ve tansiyon düzenleyici tedavisi, aksi bir durum olmadıkça ömür boyu devam etmeli. Kapak ameliyatı geçirmiş hastalardaysa, gereken kan sulandırıcı tedaviler ameliyatı gerçekleştiren hekim tarafından detaylı bir şekilde anlatılmalı ve kontroller ihmal edilmemeli.

BESLENME Sık sık, az az yemek ve yemeklerden sonra düzenli ev içi yürüyüşler hazımsızlık sorununu gideriyor. Diyabet, böbrek, yüksek tansiyon gibi kronik hastalığınız yoksa istediğiniz her gıdayı abartıya kaçmadan yiyebilirsiniz. Özellikle protein ve posalı yiyecekler kabızlığın önlenmesini sağlıyor. Kırmızı et haftada iki kez yenebilir. Mümkünse balığın sıklıkla tüketilmesi öneriliyor. Sebze ağırlıklı beslenmeli ve katı yağdan uzak durmalısınız. Bu tip beslenme alışkanlığının ömür boyu devam ettirilmesi kalp sağlığı açısından oldukça önemli. Ameliyattan bir ay sonra da, diyetisyen kontrolünde “kardiyak diyet” uygulamalısınız.

CINSEL HAYAT VE BANYO Cinsel yaşama iki-üç haftadan sonra başlayabilirsiniz. Bu konuda taburcu olmadan önce doktorunuzdan bilgi almalısınız. Her gün banyo yapabilirsiniz. Fakat oturarak ve ılık su ile yapılan banyo sonrası kurulanırken yara yerlerine temiz ve vücudun başka bir yerine değmemiş havlular kullanmaya özen göstermelisiniz.

TIBBI TEDAVI İlaçların, doğru zamanda ve dozlarda alınması gerekiyor. Aç karnına ya da tok karnına alınacak ilaçlar konusunda hassas davranın. Hasta eğer koroner bypass ameliyatı

“ Kalp ameliyatlarının ardından alacağınız bazı önlemler yaşam kalitenizi artırır.

EGZERSIZ Kemik yaklaşık iki ayda iyileşiyor. Efor sırasında eğer verilmiş ise göğüs korsenizi takmalı ve varis çoraplarınızı mutlaka giymelisiniz. Yürüyüş mesafenizi yavaşça artırmalı ve havaların iyi olduğu günlerde mutlaka dışarıda yürüyüşler yapmalısınız. Başlangıçta günde yaklaşık 10 dakika yürüyüş yeterli olur. Hasta kendi performansına göre birkaç gün aralarla yürüyüş mesafesini artırabilir ve bir ayın sonunda bir saat yürüyüş yapabilecek duruma gelebilir. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

SİNÜZİT

TEDAVİ EDİLMEZSE ACI VEREBİLİR

Günümüzde “sinüzit” yerine “rinosinüzit” olarak da tanımlanan rahatsızlığın gelişmesi enfeksiyonlar dışında oldukça nadir. Uzun süreli ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ya da uygun tedaviye rağmen sık tekrarlayan enfeksiyon ataklarında ameliyat düşünülebiliyor.

Ç

OĞU INSANIN doktora başvurmaması nedeniyle sıklığını ortaya koymanın oldukça zor olduğunu belirten Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nesil Keleş, Sinüzitin belirtilerini ve tedavi yöntemlerini paylaşıyor.

yen ya da sık tekrarlayan rinosinüzit hastalarında bilgisayarlı tomografi (BT) istenebilir. Akut rinosinüzit hastalarında komplikasyon düşündürecek semptom ve bulgular var ise BT veya manyetik rezonans (MR) gereklidir.

TEDAVISI MÜMKÜN MÜ? SINÜZIT BELIRTILERI NELERDIR? Akut rinosinüziti olan hastalarda burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, koyu sarı-yeşil burun akıntısı, göz çevresi, alın ve yanaklarda ağrı, hassasiyet, basınç hissi, koku, tat bozukluğu, diş, üst çenede ağrı ve geceleri artan öksürük yakınmaları olabilir. Ayrıca kulak ağrısı, ağız kokusu, ateş, boğaz ağrısı, halsizlik ve baş ağrısı gibi yakınmalar da eşlik edebilir. Akut rinosinüzit daha uzun süren kronik rinosinüzite dönüşebilir. Yine şiddetli enfeksiyonlar, menenjit ya da görme kaybına kadar gidebilecek göz enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu durumlarda hasarların önlenebilmesi için acil müdahale edilmesi gerekir. Ayrıca akut rinosinüzit, astım ataklarını tetikleyebilir. Özellikle çocuklarda daha sık olmak üzere kulak enfeksiyonlarına da neden olabilir.

TANISI NASIL KONULUR? Günümüzde rinosinüzit (RS) tanısı, hastanın yakınmaları klinik muayene, endoskopi ve radyolojik tetkikler ile konulur. Burun muayenesi anterior rinoskopi ya da nazal endoskopi olarak yapılabilir. Hastanın yakınmalarının dikkatli değerlendirilmesi ve kulak-burunboğaz muayenesi genellikle tanı için yeterlidir. Akut rinosinüzit tanısında konvansiyonel sinüs grafilerine gerek yoktur. Ancak tedaviye yanıt verme36

Akut rinosinüzit medikal tedavi ile düzelir. Ancak tekrarlayan ya da kronik olgularda cerrahi yöntemler uygulanır ve altta yatan nazal polip, alerji gibi etkenler yoksa ameliyat sonuçları oldukça başarılıdır. Akut viral rinosinüzitler ya da viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında sıklıkla hastanın yakınmalarını azaltıcı tedaviler önerilmelidir. Özellikle sık burun temizliği, bol su içme ve ateş düşürücü ilaçlar önerilebilir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olanlara antibiyotik verilmesinden kaçınılmalıdır. Antibiyotik tedavisi semptomları yedi günden uzun süren ve düzelme eğilimi göstermeyen ya da şiddetli semptomları olan hastalarda düşünülmelidir. Tamponlanmış tuzlu su ya da serum fizyolojik solusyonları ile nazal irigasyon (burun yıkama) hem güvenli hem de rinit semptomları üzerinde etkili bir tedavi yöntemidir. Mukolitik ajanlar her ne kadar mukus vizkoitesini azaltsalar da, rinosinüzit tedavisinde klinik etkinlikleri gösterilmemiştir. Unutulmamalıdır ki en iyi mukolitik sudur. Dolayısıyla hastaların bol su içmesinde yarar vardır. Burun içindeki enflamasyonun iyileştirilmesi amacıyla tedavisi topikal steroid spreyler kullanılabilir. Tedavi edilmeyen kronik sinüzit sinüslerde ameliyat gerektiren hasara neden olabilir. Uzun süreli ilaç

Prof. Dr. NESİL KELEŞ Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

tedavisine yanıt vermeyen hastalarda ya da uygun tedaviye rağmen sık tekrarlayan enfeksiyon ataklarında ameliyat düşünülebilir. Günümüzde kronik ya da tekrarlayan rinosinüzit tedavisinde uygulanan cerrahi tedavi endoskopik sinüs cerrahisidir. Endoskopik sinüs cerrahisi kapalı bir yöntem olup, burnun içine kameraya bağlı endoskoplar sokularak uygulanmaktadır. Endoskopik sinüs cerrahisi sıklıkla genel anestezi altında sinüslerin drenaj yollarının açılarak havalanma ve drenajını sağlamaya yönelik fonksiyonel bir cerrahi tekniktir. Amaç hastalıklı dokuyu ortadan kaldırırken, sağlıklı dokuyu korumaktır. Her cerrahi yaklaşımda olduğu gibi doğru hasta seçimi ve dikkatli bir cerrahi yaklaşım yapılan ameliyattan beklenen başarıyı artırır. Rinosinüzitten korunma yolları soğuk algınlığı ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunma yolları ile benzerdir. Kapalı yerlerde uzun süre kalınmaması, kapalı ortamların iyi havalandırılması, soğuğun vücut direncini düşürmesinin önlenmesi, sigara dumanından uzak kalınması, ve vücut direncini yüksek tutacak önlemlerin alınması üst solunum yolu enfeksiyonlarından ve dolayısıyla da sinüzitten korunmak için önemlidir. Son olarak “Saçlarımı ıslak bıraktığım için sinüzit oluyorum” düşüncesi, varsayımı doğru değildir. Her ne kadar saçın nemli bırakılması burun içinde mukozaların şişmesine, dar olan sinüs deliklerinin daralmasına ve geçici baş ağrılarına neden olabiliyor olsa da, her baş ağrısı sinüzit değildir. Unutulmamalı ki baş ağrılarının ancak %4’ü sinüs hastalıkları ile ilgilidir.


OBEZİTE

ÇOCUKLARI TEHDİT EDİYOR Hızlı yaşam, fast food, abur cubur, hareketsizlik, bilgisayar ve televizyon başında geçirilen uzun saatler erken yaşta obeziteye davetiye çıkarıyor.

Ç

OCUKLARDA ŞIŞMANLIK bir diğer adıyla obezite, vücuttaki yağ dokusu oranının artışına işaret eder, vücut ağırlığı boya göre fazladır. Liv Hospital Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, vücut ağırlığının, boyun karesine bölünerek elde edilen vücut kitle indeksine göre tanı konulduğunu belirtiyor. Çocuklarda yaşlara göre belirlenmiş olan vücut kitle indeks eğrileri bulunur. Bu eğrilere göre yüzde 95’in üzerinde bulunanlar şişman, yüzde 85’in üzerinde bulunanlar ise fazla ağırlıkta kabul edilirler. Tanıyı koymak önemlidir; çünkü şişmanlığa bağlı oluşabilecek sorunlar araştırılmalı ve daha ciddi hastalıklar oluşmadan gerekli önlemler alınmalıdır. Şişmanlığa bağlı bozuklukların başında insülin direnci gelir. İnsülin direnci bir süre sonra metabolik sendrom ve Tip 2 Diyabetes Mellitus gelişimine neden olabilir. İnsülin direncinin neden olabileceği sorunlar sadece bunlarla sınırlı BESINLER POSALI BIR ŞEKILDE SUNULMALI, MEYVE SUYU YERINE MEYVENIN KENDISI VE MÜMKÜNSE SOYULMADAN KABUĞU ILE BIRLIKTE VERILMELI.

ÇOCUĞUN EN SEVDIĞI YEMEK TABAĞININ IÇINE SEBZE DE EKLENMELI.

Prof. Dr. OLCAY EVLIYAOĞLU Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı

değil. Kızlarda ergenlikte aşırı kıllanma, polikistik over sendromu, adet düzensizlikleri, erişkin hayatta aterosklerotik damar hastalıkları ve hatta kanser gelişebilecek diğer bozukluklardır. Bütün bu nedenlerden ötürü şişmanlık oluşumunu engellemek bütün ebeveynlerin ve sağlık çalışanlarının en önemli görevlerinden biri.

ÇOCUKLARIMIZDA ŞIŞMANLIĞI ENGELLEMEK IÇIN NELER YAPMALIYIZ? Hareketli yaşam tarzı oluşturulmalı. Bu sadece çocuğumuzu değil bütün aileyi ilgilendiren hafta sonu yürüyüş programı şeklinde olabilir. Özellikle bilgisayar oyunlarının yaygınlaşması ile birlikte şişmanlık belirgin bir şekilde arttı. Bu nedenle evde televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen süre mutlaka denetlenmeli ve kısıtlanmalı. Hareket imkânı sağlayacak düzenlemeler yapılmalı.

HAREKETLI YAŞAM TARZI BENIMSENMELI.

ÇOCUKLARDA ŞIŞMANLIĞI ENGELLEMEK IÇIN NELER YAPMALIYIZ?

ÇOCUĞUN SEVMEDIĞI YEMEKLER ZORLA YEDIRILMEMELI. SEVDIĞI YEMEKLER DIKKATE ALINMALI.

KATKILI HAZIR GIDALAR VE KIZARTMALARDAN UZAK BESLENILMELI.

DİPNOT SAĞLIKLI BIR BESLENME NASIL OLMALI?

• Çocuklar düzenli ve öğün atlamadan beslenmeli. • İyi bir beslenme alışkanlığının kazanılması için çocuğun her besin grubundan yemesi sağlanmalı. • Yemekler çocuğun yiyebileceğinden fazla olacak şekilde tabağa konmamalı. • Ara öğünlerde enerji değeri yüksek, besleyici değeri az şeker, bisküvi, gazoz, kolalı içecekler verilmemeli. • Çocuğun gelişimi için kendi başına yemek yeme alışkanlığı kazandırılmalı. • Sevmediği besinleri yemesi için ısrarcı olmak yerine başka alternatifler sunulmalı. • Çocuğun yaşına ve boyuna göre uygun kilosu bilinmeli. • Güçlü kas, sağlıklı kalp ve güçlü kemikler için çocuklar her gün fiziksel aktivite yapmaları konusunda teşvik edilmeli.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

JİNEKOLOJİK KANSERDE ROBOTİK CERRAHİ AVANTAJI

Kadınların korkulu rüyası jinekolojik kanserler tedavi edilebiliyor. Robotik cerrahi ile gerçekleştirilen ameliyatlar kadın psikolojisini de olumlu yönde etkiliyor.

T

IPTA MINIMAL invaziv cerrahi, en az girişim gösteren yani en az kesiyle yapılan cerrahi, özellikle jinekolojik onkolojide ileri evre yumurtalık kanserleri hariç karın içerisinde yapılan bütün ameliyatlara uygulanabiliyor. Bunlar rahim ağzı kanseri, rahim zarı kanseri, erken evre yumurtalık kanseri gibi kanserler. . Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Köse, bu kanserlerin çok değişik ameliyat tipleri olduğunu belirterek, jinekolojik kanserler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi veriyor. Erken evre ve çocuk istemi olan, daha çocuk doğurmamış genç hanımlarda görülen rahim ağzı kanserlerinde rahimin gövdesi ve yumurtalıkların korunarak çocuk olmasını sağlayabilecek bir ameliyat yapılması söz konusu olabiliyor. Bu ameliyatlar gerek laparoskopik olarak gerekse robotik olarak yapılabiliyor. Rahim içi zarının ameliyatları yani Endometrium kanseri adı verilen kanserlerin ameliyatları robotla daha başarılı bir şekilde yapılıyorken, laparoskopik olarak da yapılabiliyor. 38

ROBOTİK CERRAHİ ÜÇ BOYUTLU GÖRÜNTÜ OLANAĞI SAĞLIYOR Özellikle kanser hastalarında bu tür cerrahilere geçişin temel sebebi; sonrasında ilave tedavi gerektirirse (kemoterapi, ilaç tedavisi ya da radyoterapi, ışın tedavisi gibi) için uzun süre geçmemesi; kısa sürede hastayı iyileştirip verilecek ek tedavilere bir an önce başlanması. Özellikle rahim içi zarı kanserli kadınlar şişman kadınlardır. Bu kadınlarda kesi büyük olunca kesi yerinde iyileşme sorunları, açılma, iltihaplanma, söz konusu olabiliyor. Bunlar haftalar süren tedaviler

gerektirebiliyor. Bu nedenle de ilave ışın tedavisi gerektiğinde belli bir süre kaybedilmiş oluyor. Hâlbuki robotik veya laparoskopik cerrahi uygulandığında bu sorun olmuyor. Prof. Dr. Faruk Köse, laparoskopi ve robotu birlikte anlattıklarını ama bunların birbirleriyle kıyaslanırsa, robotik cerrahinin laparoskopik cerrahiye göre daha üstün olduğunu belirtiyor. Nedenleri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Köse, “Cerrahlar, robotik cerrahi yönteminde üç boyutlu görüyor. İçeride rahatça hareket edebiliyor. Laparoskopik cerrahi ise iki boyutlu. Derinlik hissi yok.


DİPNOT

Prof. Dr. FARUK KÖSE Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

O nedenle bu ameliyatları cerrahın bir miktar tahmin ederek kendi tecrübesiyle yapması lazım. Ayrıca laparoskopik cerrahide kullanılan aletler el bileği gibi hareket edemiyor; yani laparoskopide pilavı Japon çubuklarıyla yemek zorundasınız. Halbuki robotik cerrahide elinizde çatal kaşık tüm el bilek hareketlerini yapma üstünlüğü var. Ameliyat sonrası ağrı robotik cerrahide açık cerrahiye göre bariz azken, laparoskopik cerrahiden bile az olur.” diyor.

BU AMELİYATLAR KİMLER İÇİN UYGUN DEĞİLDİR? Prof. Dr. Faruk Köse, bu ameliyatların uygulanmasındaki kriterlerin sürekli değiştiğine dikkat çekerek, önceden ameliyat geçirmiş hastalarda bu uygu-

Uzm. Kli. Psikolog BERIL YARDIMCI Klinik Psikolog

lamaların yapılmasının sıkıntı doğurabileceğini söylüyor. Prof. Dr. Köse, “Bu nedenle bunlarda çok temkinli olmak gerekir. Ancak tecrübenin artmasıyla beraber daha önce ameliyat geçirse bile bu hastalara kapalı cerrahi yapılabilir” diyor. Robotik cerrahi ve laparoskopik cerrahi ek bir eğitim gerektiriyor. Robotun kendisinin maliyeti çok yüksek bir ürün olduğu için her hastanede yok. Prof. Dr. Köse, “Liv Hospital’daki robotta kullanılan aletler maksimum 10 kullanımlık, cihaz 11. kullanıma izin vermiyor. Laparoskopik cerrahiye göre belirttiklerimin dışında ağrının en aza indirilmesi, ikincisi cerrahın elinin titremesi gibi dezavantajları da robot tolere edebiliyor. Hem hasta için hem hekim için güven söz konusu” diyor.

ROBOTİK CERRAHİNİN AVANTAJLARI NELER? • Robotik cerrahide de laparoskopik cerrahide de açık cerrahiden farklı olarak hastada çok az kanama oluşur. Çünkü ameliyat edilecek bölge 20 misli büyütülebiliyor. Gereğinde daha fazla da büyütülebilir. • Kapalı cerrahide kanama olduğunda müdahale etmek oldukça sıkıntılı bu nedenle robotla kansıza yakın ameliyat yapılıyor. • Kanama kan verilmesini gerektirmeyecek kadar azdır. • Özellikle şişman hastalar için bahsedilen problemler yaşanmaz. • Hastada büyük kesiler ve o bölgede iltihaplanma olmayacağından, arkasından yapılacak tedaviler, kemoterapiler, radyoterapi çok rahatlıkla ve en kısa zamanda yapılabilir bu nedenle hiçbir sorun çıkarmaz.

TEDAVIDE DUYGUSAL BOYUT İHMAL EDILMEMELI Uzm. Kli. Psikolog Beril Yardımcı ise beden ve zihnin bir bütün olduğunu açıklayarak, bedene yapılan her müdahalenin bir de psikolojik boyutu olduğunu kaydediyor. Kanser tanısı alan kadının durumu kabullenmesi, tedaviye motive olması ve hayatına tutunması bütün süreci nasıl geçireceğini belirliyor. Tanıyı duyduktan sonra: Jinekolojik kanser tanısı alan kadınlarda en sık rastlanılan psikiyatrik rahatsızlık depresyondur. Aileden yeterince destek alınmaması, yüksek stres seviyesi, tedavinin yan etkilerinin şiddeti ve tedavi alma sürecinde yaşanan zorluklar depresyonun şiddetini artırır. Bu durumda psikolojik destek kadının içinde bulunduğu durumu yeniden anlamlandırmasına, kendini etkin hissetmesine yardımcı olur.

Tedavi uygulanıyor. Peki, ben ne yapabilirim? Kadın beslenmesine gösterdiği özenle, egzersiz planıyla, gevşeme uygulamasıyla, düşünce farkındalığıyla sosyal destek talebi ile kendini destekleyebilir. Bunlar hem fiziksel anlamda hem de psikolojik boyutta rahatsızlıkla baş etmeyi kolaylaştırır. Hasta yakınları nasıl davranmalı? Kanser tanısı ile tetiklenen krizi sadece tanıyı alan kişi değil, o kişiyi seven yakınları da yaşar. Eş, çocuklar, kardeşler, ebeveyn veya arkadaşlar, herkesin destekleyici bir rolü olabilir. Yakınların paylaşıma açık, destekleyici, gerçekçi boyutta iyimser olmalarında fayda var. Yakınların kendi duygularını fark etmeleri, denetlemeleri ve gerekirse onların da destek alması gereklidir. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

PENIS EĞRILIĞINDE

(PEYRONIE) TEDAVİ MÜMKÜN Peyronie, doğuştan gelen bir hastalık değil. Hafif bir iltihabi sertlik olarak başlayan ve zamanla büyüyerek genişleyebilen plaklara dönüşebilen rahatsızlık tedavi edilebiliyor. 40

O

rtalama görülme dönemi 50’li yaşlar olmasına rağmen, 18-70 yaş aralığında her erkeği etkileyebilen Peyronie hastalığı, şeker hastalarında ve prostat kanseri nedeniyle cerrahi geçirenlerde daha sık ortaya çıkıyor. Liv Hospital Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci, Peyronie hastalığının doğuştan olma penis eğriliğiyle karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor. Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serpil Salman ise diyabetin Peyronie oluşumunda önemli faktörlerden biri olduğunu vurguluyor.

PEYRONIE YANI “PENIS EĞRILIĞI” DIYABETE BAĞLI ORTAYA ÇIKABILIYOR Prof. Dr. Muammer Kendirci, Peyronie’nin genellikle seksüel aktif erkeklerde ortaya çıktığını ve hastaların dörtte birinde ortaya çıkarıcı nedenin, cinsel ilişki sırasında veya mastürbasyonla penise uygulanan travma olduğunu belirtiyor. Bazen cerrahi girişimler (prostat ameliyatları, idrar kanalı darlıklarının cerrahi tedavisi), uzun süreli sonda takılması veya penise enjeksiyon tedavileri sonrasında da tetiklenebilen rahatsızlık, mikro travmaların iyileşirken


Prof. Dr. MUAMMER KENDIRCI Üroloji Uzmanı

1

Doç. Dr. SERPIL SALMAN Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı

3

PEYRONIE HASTALIĞI CIDDI PSIKOLOJIK RAHATSIZLIKLARA YOL AÇABILIR. BU NEDENLE;

DURAĞAN DÖNEMDE CERRAHI OLARAK DEFORMITEYI DÜZELTMEK MÜMKÜN.

anormal skar dokusu bırakması ve bu durumun penisin elastikiyetini bozmasına bağlı olarak gelişiyor. Doç. Dr. Serpil Salman, “Diyabetin damar ve sinir sistemini ciddi şekilde etkilediğini ve sertleşme bozukluğuna yol açtığını; ayrıca şeker hastalığının Peyronie hastalığının görülme sıklığını ve ciddiyetini önemli oranda artırdığını” sözlerine ekliyor.

“ Mevcut eğrilik vajinal girişe engel değilse ek tedavi gerekmeyebilir.

PEYRONIE’ NIN TANISINDA EN ÖNEMLI YAKLAŞIM, HASTANIN ÖYKÜSÜ Prof. Dr. Kendirci, “Hastalığın nasıl oluştuğu, ne zamandır bulunduğu, sertleşme bozukluğunun eşlik edip-etmediği sorgulanmalı” diyor. Eğriliğin ciddiyetini ve ereksiyon kapasitesini belirlemek için penise ereksiyon yapıcı ilaçlar verilerek deformitenin geometrik değerlendirmesi yapılıyor. Ayrıca, penisin doppler dupleks ultrasonla değerlendirilmesi, eşlik eden damar sorunu olupolmadığının ortaya konmasında ve tedavi planını belirlemede büyük önem taşıyor. HASTALIĞIN KRONIK YA DA DURAĞAN DÖNEMINDE CERRAHI GEREKEBILIR Prof. Dr. Kendirci, hastalığın 12-18 ay süren akut yani alevli dönem ve kronik ya da dura-

ÖZELLIKLE AKUT YANI ERKEN DÖNEMDE BIR ÜROLOĞA BAŞVURMAK, EN AZINDAN HASTALIĞIN ILERLEMESININ AZALTILMASI IÇIN ÖNEMLI.

2

MEDIKAL TEDAVI ALTERNATIFLERIYLE DEFORMITENIN CIDDILEŞMESI ÖNLENEBILIR, EREKSIYONUN IDAMESI SAĞLANABILIR.

ğan olarak isimlendirilen iki aşamasından söz ediyor. Bunlardan ilkinde hastalığın kontrol altına alınmasını amaçladıklarını belirten Prof. Dr. Kendirci, “Mümkün olabildiğince geriletme veya ilerlemesinin durdurulması hedeflenir. Ağızdan kullanılan ilaçlar ve plak içine enjeksiyon tedavileri yapılabilir. Hastada sertleşme bozukluğu da eşlik ediyorsa, ereksiyonun idamesi sağlanır. Hastalık ortaya çıktıktan sonra, söz konusu süre içinde yüzde 40-45’i sabit kalır, yüzde 40-45’i ilerler ve yüzde 5-10’unda gerileme olur. Hastalığın kronik ya da durağan döneminde ise cerrahi tedavilerden yararlanılır” diyor. Mevcut eğrilik vajinal girişe engel değilse ek tedavinin gerekmeyebileceğini belirten Prof. Dr. Kendirci, daha ciddi eğriliklerde eğer sertleşme bozukluğu yok ve ereksiyon spontan varsa ya da ağızdan ilaçlardan hasta yarar görüyorsa, yalnızca eğriliği düzeltmeye yönelik cerrahi girişimler uygulanabileceğini sözlerine ekliyor. Bu durumlarda, vücuttaki bazı damarlardan elde edilen veya hazır satılan yamalar kullanılarak eğrilik düzeltilebiliyor. Sertleşme bozukluğu daha ciddi düzeyde olan Peyronie hastalarındaysa, penis protezi yerleştirildikten sonra eğrilikten kurtulmak mümkün. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

SORUNSUZ BİR GEBELİK İÇİN SAĞLIKLI YAŞA Yeni bir bebek, mevcut yaşam tarzını yeniden şekillendirme açısından güzel bir sebep. Gebeliğiniz süresince alacağınız sağlıklı kararları hayat boyu devam ettirmek çok daha kolay olacak. 42


B

U BÖLÜM size gebelik yolculuğunda, kendiniz ve büyümekte olan bebeğiniz için en sağlıklı kararları nasıl vereceğiniz hakkında yardımcı olacak. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy ve Op. Dr. Serkan Oral, 40’ıncı haftaya sorunsuz ulaşmanın altın kurallarını paylaşıyor. GEBELIKTE DÜZENLI MUAYENE BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR Op. Dr. Evrim Aksoy, gebelik kontrollerinin 32’nci haftaya kadar ayda bir kez, 32-36’ncı haftalar arası 15 günde bir kez, 36’ncı haftadan 40’ıncı haftaya kadar da haftada bir kez muayenenin gerekliliğini vurguluyor. Normal gebelik tespit edildikten sonra baş ve popo mesafesini hesaplayan CRL ölçümü yapılıyor. Gebelikte 12’nci haftaya ulaştığı bilinen bebeğe ‘Down sendromu’’ tarama testi yapılıyor. İkili test taraması ile kandaki biyokimyasal değerler incelenerek bebeğin ense kalınlığı ölçümleri değerlendiriliyor. 14’üncü haftada bebeğin cinsiyetini belirleyebildiklerini belirten Op. Dr. Aksoy, 20-22’nci haftalar arasında renkli doppler ultrasonografi ile rahime gelen kan akım formlarını inceleyerek bebekte gelişebilecek kilo alamama ve preeklampsi gibi hastalıkların tahminini yapabildiklerini sözlerine ekliyor. İkili tarama testini kaçıranlara, 15’inci ve 20’nci haftalarda, tanı koyma hassasiyeti biraz daha düşük ve eski bir yöntem olan üçlü tarama testi uygulanabiliyor. Dörtlü tarama testinin de Liv Hospital’da uygulandığını belirten Op. Dr. Aksoy, “Her zaman ikili test taramasını öneririz. Riskleri erken belirlemek, erken müdahale açısından önemli” diyor. Risk taşıyan hastalarda anomali riskine karşı amniyosentez düşünülüyor. Ayrıca çok yeni bir yöntem olan NIPT (noninvaziv prenatal test), 9-10’uncu haftalardan itibaren uygulanabiliyor. Tüm bu testler, trizomi13, trizomi18, trizomi21, down sendromu bozuklukları ve cinsiyet belirlemede hekime yardımcı oluyor. Ayrıca 13’üncü haftalardan itibaren uygulanan Koryon Villüs Biyopsi ile plasentadan doku örneği alınarak, oluşacak problemleri erkenden saptamak mümkün. 24-26’ncı haftalara sağlıklı ulaşan gebelere, şeker veya gizli şeker olarak bilinen hastalık için, şeker yükleme testi yapılması öneriliyor. 32’nci hafta, nst non stres adı

Op. Dr. SERKAN ORAL Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Op. Dr. EVRIM AKSOY Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

verilen bir yöntemle erken doğum riski saptanabiliyor ve anne adayının 40’ıncı haftaya sorunsuz ulaşması sağlanıyor.

“ Gebelik süresince bol bol meyve, sebze ve tahıl ürünleri tüketmek, yağsız protein ve düşük yağlı süt ürünlerini tercih etmek önemli.

İKI KAT DAHA FAZLA YEMEK GIBI DEĞIL, IKI KAT DAHA SAĞLIKLI BESLENMEK Op. Dr. Serkan Oral, sağlıklı beslenmeyi hamileliğin başlangıcından itibaren alışkanlık haline getirmeyi öneriyor. Çünkü bebeğin organ gelişimi hamileliğin ilk birkaç haftasında oluşuyor. Bunun için gebe kalmadan üç ay önce başlayan ve 12’nci haftaya kadar devam eden folik asit desteği önemli. Bol bol meyve, sebze ve tahıl ürünleri tüketmek, yağsız protein ve düşük yağlı süt ürünlerini tercih etmekse anahtar kurallar. Ayrıca deniz mamulleri iyi bir protein ve demir kaynağı olsalar da Op. Dr. Oral, bazı türlerin tehlikeli seviyelerde cıva içerdiğine ve bunun bebeğin gelişen sinir sistemine zarar verebileceğine yönelik uyarıyor. Çiğ balıklardan, istiridye ve midye gibi kabuklu hayvanlardan ve dondurulmuş deniz ürünlerinden kaçınmak hamilelik süreci boyunca şart. Ayrıca bahçe, tarla gibi yerlerden gelen meyve ve sebzelerin çok iyi yıkanması, kafeine düşkünseniz tüketiminizi sınırlandırmak, alkol tüketimini bırakmak, dokuz ay sürecinde sigaradan uzak durmak ve hatta pasif içici olmamaya da özen göstermek büyük önem taşıyor.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

TİROİD BEZİ SESİNİZE ZARAR VERMESİN Tiroid bezinin nodüller ve guatr olmak üzere iki türü var. Bu hastalıklara ya da tedavi sonrası sürece bağlı ses kısıklığı gelişebiliyor. Ancak başarı oranı oldukça yüksek tedavi yöntemleri sayesinde sağlığımıza kavuşmak mümkün.

T

IROID HASTALIKLARI; tiroid içerisindeki kitleler ya da tiroide bağlı hormonal bozukluklar şeklinde seyrediyor. Tiroid, anatomisi gereği gırtlağın üzerinde bulunan bir doku olduğu için gırtlağa yaptığı bası nedeniyle sesi etkileyebiliyor. Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Tunca ve Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İsmail Koçak, tedavi yöntemlerini paylaşıyor.

KANSER ŞÜPHESINDE MUTLAK TEDAVI AMELIYAT Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Tunca, ameliyat öncesi hastalara mutlaka ultrasonografi yapıldığını belirtiyor. Ultrasonografi sonucuna göre tiroid bezindeki nodüllerin kanser olduğuna dair şüphe gelişmişse, bu nodüllerden biyopsi yapılıyor. Biyopsi sonucu tiroid kanserine işaret ediyorsa, ameliyat öneriliyor. Foliküler lezyon, foliküler neoplazi, hurtle hücre neoplazi adı verilen durumlarda ise hastaların kanser olma olasılığı yüzde 30’larda seyrettiğinden bu hastalara da ameliyat öneriliyor. Eğer biyopside arada kalınırsa, tanı koyulamazsa ya da biyopsi iyi huylu gelirse hastalar yeniden değerlendiriliyor. Nodülün çapı 4 cm’den büyükse iğne biyopsisi iyi huylu sonuç verse dahi hastaya ameliyat öneriliyor. Doç. Dr. Tunca, altı ay aralıklarla yapılan ultrason takiplerinde eğer nodülün çapında iki mm’den daha fazla bir büyüme varsa bunun riskli bir nodül olduğunu belirterek, bu hastalara ameliyat önerdiklerini sözlerine ekliyor. 44

GELIŞEN TEKNOLOJI SES KISIKLIĞI RISKINI AZALTIYOR Bazen tiroidin aşırı çalıştığı durumlar yani hipertiroidi ya da tiroidin az çalıştığı hipotiroidi gibi hastalıklar da tiroidin yapısını, hormonal kapasitesini ve kalitesini değiştirebiliyor. Doç. Dr. İsmail Koçak, “Bu durum, vücutta ya aşırı hormonlu ya da hormonsuz tiroid durumuna sebep olur” diyerek, tiroid hastalıklarının tüm dokularda olduğu gibi ses tellerini ve gırtlak yapılarını da etkilediğini belirtiyor. Hipertiroidi durumlarında dokuda incelme, ses kalitesinde bozulma, seste incelme ve güçsüzlük görüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Koçak, hipotiroidi durumlarındaysa ses tellerinde kalınlaşma ve seste yorulma meydana gelebileceğini söylüyor. Hastayı ameliyat öncesinde uyuturken bir tüp yutturduklarını belirten Doç. Dr. Tunca, bunun özel bir teknoloji olduğunu belirterek, ses telleri denilen vokal kordlar hizasına yerleştirilen tüp sayesinde ameliyat sırasında ses tellerine giden sinirlerin bulunabildiğini söylüyor. Böylece ses tellerinin zarar görmediğinden emin olunabiliyor. Doç. Dr. Tunca ayrıca, Gama Prob adı verilen teknolojiyle ameliyat sırasında kalan dokuyu ya da nüksetmiş lenf bezini çok kolay bulabildiklerini belirtiyor. Damar kapama mühürleme cihazları sayesinde ameliyat süresinin kısaldığını ve daha kansız bir ameliyat yaptıklarını da sözlerine ekliyor.

“ Tedaviler oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Uygun cerrahi endikasyonlarda ve uygun dönemlerde yapılan cerrahi işlemler ya da ses terapisi gibi rehabilitatif işlemler kişilerin seslerini erken kazanmalarını, ses kalitelerine erken zamanda ulaşmalarını sağlıyor.


Doç. Dr. FATIH TUNCA Genel Cerrahi Uzmanı

Doç. Dr. İSMAIL KOÇAK Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı

SES TERAPİSİ ŞART Basıya bağlı ses kısıklıklarında yapılan cerrahi tedaviler sayesinde ses tekrar eski haline dönüyor. Ancak kişilerin seslerini kullandığı dönemlerde kullanım hataları gelişebileceğinden bu dönemlerde hastaların ses terapisiyle desteklenmesi gerekiyor. Ses kısıklıklarının diğer sebebi, tiroidi harekete geçiren Rekürren larengeal sinir dokusu. Genellikle tiroid hastalıklarının çok az bir bölümünde ya da tiroid cerrahisinin komplikasyonu olarak ses tellerinde felç ortaya çıkabiliyor. Doç. Dr. Koçak, “Tek taraflı felç olduğu zaman kişide yutma güçlüğü, ses kısıklığı; iki taraflı felç durumunda da nefes darlığı ortaya çıkar. Geçici felçlerde ses terapisi ve enjeksiyon yöntemleri; kalıcı felçte ise tiroplasti ya da lazer kordotomi gibi ameliyatlar uygulanabilir” diyor. Ses teli felçlerinin bir diğer tipi de ses telini incelten bir sinir olan superior larengeal sinirin etkilenmesi durumu. Burada sesi inceltme ve sesin kalınlığını koruma problemi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Koçak, özellikle sesini kullanan profesyonel bir kişinin yaşam kalitesinin bu durumdan etkileneceğini vurgulayarak, bu ses kısıklığının da tedavisinin yapılabildiğini sözlerine ekliyor.

DİPNOT KALICI SES KISIKLIĞI ÖNLENEBİLİYOR Tedaviler oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Uygun cerrahi endikasyonlarda ve uygun dönemlerde yapılan cerrahi işlemler ya da ses terapisi gibi rehabilitatif işlemler kişilerin seslerini erken kazanmalarını, ses kalitelerine erken zamanda ulaşmalarını sağlıyor. Doç. Dr. Koçak, kalıcı ses kısıklığı oranının yüzde birin altında olduğunun altını çizerek, kişilerde kalıcı ses kısıklığının dahi tedavi edilebildiğini, bu kişilerin seslerinin daha iyi bir noktaya getirilebildiğini vurguluyor. Güncel ve inovatif birçok teknik Liv Hospital’da ve Dr. Koçak ekibi tarafından gerçekleştiriliyor. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

Ö

ZELLIKLE genç kadınlar başta olmak üzere, her yaşta ve her iki cinsiyette de görülebilen safra kesesi problemleri, tedavi edilmediği takdirde ciddi tablolara sebep olabiliyor. Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek ve Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kürşat Serin, laparoskopik ve robotik cerrahinin önemli avantajları olduğunu belirtiyor.

SAFRA KESESI TAŞLARI Safra kesesindeki taşların büyük kısmı kolesterol, geri kalanı ise pigment yani mineral kökenli. Yaş ve kilo artışına bağlı olarak, bayanlarda daha sık görülüyor. Safra kesesindeki taşları görmek için ultrasonografi yeterli oluyor. İltihaba sebep olmamışsa safra kesesi taşları ameliyat gerektirmiyor. Ameliyat gereken vakalarda da, laparoskopik ya da robotik cerrahi öneriliyor.

SAFRA KESESI ILTIHABI

SAFRA KESESİ CERRAHISINDEN KORKMAYIN Safra kesesinde oluşan taşlar, safra kesesi iltihabı, safra kanalı taşları, hızla büyüyen polipler, safra yolu darlıkları ve kanserleri gibi pek çok hastalık laparoskopik ve robotik cerrahi ile tedavi edilebiliyor. 46

Sıklıkla safra kesesinde taş olan insanlarda görülse de safra kesesinde taş olmayanlar da safra kesesi iltihabı geçirebiliyor. Özellikle ağır yağlı yemeklerden sonra tetiklenen ağrı atakları, bulantı ve kusma görülebiliyor. Safra kesesi iltihabı geçiren hastalara safra kesesi ameliyatı öneriliyor. İltihabın sebebi taş olan hastalarda ileride sorun çıkarma ihtimaline karşılık safra kanalında taş bulunmadığından emin olmak gerekiyor.

SAFRA KESESI KANSERI İleri yaşlarda ve kadınlarda daha sık görülen bu durumda, sıklıkla safra kesesi taşı da bulunuyor. Bu da süreğen iltihabi atakların kansere gidişe sebep olduğu yönünde şüphe uyandırıyor. Belli belirsiz şikâyetler veya safra kesesi iltihabını taklit eder ağrı gibi şikâyetler gözlemlenebiliyor. Safra kesesi kanserleri için de en etkin tedavi ameliyat. Safra kesesi ile birlikte safra kesesi komşuluğunda bulunan karaciğer dokusu ve bazı durumlarda


Doç. Dr. BİNNUR ŞIMŞEK Gastroentoroloji Uzmanı

ana safra kanalı ile etraf lenf bezlerinin çıkarılması gerekebiliyor. İleri evre veya ana damarları tutmuş kanserlerde bazen karaciğerin sağ tarafının tamamı da çıkarılıyor. Ameliyata uygun olmayan safra kesesi kanserleri için etkin kemoterapi ilaçları bulunmasa da, kemoterapiden kimi hastalar kısmen fayda görebiliyor.

SAFRA KANALI TAŞLARI Safra kanalının kendi içerisinde de taş oluşabiliyor. Bu taşlar safra kanalında tıkanıklığa sebep olursa sarılık ve buna bağlı olarak kaşıntı gelişiyor. Tıkanıklık hali uzun sürerse bu bölgede birikecek mikroorganizmalar ağır enfeksiyona sebep oluyor. Safra kanalında taş olan hastalarda safra yolu iltihabı ve pankreas iltihabından korunmak için en erken sürede taşın çıkarılması gerekiyor. Bu işlem endoskopi yolu ile yapılabildiği gibi, cerrahi girişim de gerektirebiliyor. Yine laparoskopik ya da robotik cerrahi gibi hastaların kesilerinin çok küçük, ağrının çok az, iyileşme ve işe dönme süresinin çok daha kısa olduğu kapalı ameliyat yöntemleri uygulanabiliyor.

Yrd. Doç. Dr. KÜRŞAT SERIN Genel Cerrahi Uzmanı

“ Safra kesesi problemleri, özellikle genç kadınlar başta olmak üzere, her yaşta görülebiliyor. Hastalık tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara yol açıyor.

Karaciğere yakın, ana safra kanalı ile birlikte karaciğer içerisine kadar uzanımı bulunan tümörlerde bir kısım karaciğer dokusu ile birlikte safra kanalının çıkarılması ve kalan karaciğer dokusunun safra yolunun bağırsak sistemi ile tekrar iştirakinin sağlanması gerekiyor. Sadece ana safra kanalını tutmuş tümörlerde ise safra kanalı ve etraf lenf bezleri çıkarılıyor. Onikiparmak bağırsağı ve pankreas baş kısmına yakın safra kanalından kaynaklanan tümörlerde ise Whipple ameliyatı (onikiparmak bağırsağı, pankreas başı, safra yolu ve safra kesesi ile mide son kısmını çıkarmak gereken kavşak bölgesi ameliyatı) yapmak gerekiyor.

SAFRA YOLU KANSERLERI Safra yolu kanserlerinin tedavisi değişiklik gösteriyor. Safra yolu kanserleri için en etkili tedavi şekli cerrahi. Sarılığı bulunan hastalarda endoskopi veya karaciğere dren takılması ile sarılığın giderilmesi sonrası, karaciğer fonksiyonları düzelince cerrahi tedavi uygulanabiliyor. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

BEYNİN GELİŞİMSEL ANOMALİLERİNDE TEDAVİ

Beynin gelişimsel anomali tipinin belirlenmesi ve anomalinin ne olduğunun anlaşılması bazen zor olabiliyor. Belirtileri ihmal etmemek ve bir an önce uzmana başvurmak öneriler arasında…

S

ON 20 YILDA RADYOLOJIK tanı yöntemlerinin gelişmesi ve kullanımının yaygınlaşması ile birlikte araknoid kistler, chiari malformasyonu (halk arasında beyinciğin aşağı sarkması), hidrosefali (beyindeki boşluklarda yer alan su miktarında artmaya bağlı olarak kafa içi basıncında yükselme), kafa içi basıncı normal olduğu halde beyin boşluklarının normalden daha geniş olması ve beynin değişik yerlerinde gözlenebilen 48

hamartomlar gibi problemlerle daha sık karşılaşılmaktadır. Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakan Oruçkaptan, “Bunların bir kısmının erişkin döneme kadar herhangi bir şikayet oluşturmadığı halde baş ya da boyun ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik gibi yakınmalar nedeniyle yapılan radyolojik tetkiklerde tesadüfen saptanıyor ve bu durumda tedaviye gerek olup olmadığı konusunda tereddütler ortaya çıkabiliyor” diyor.

ARAKNOID KISTLER Embriyolojik gelişim sırasında ortaya çıkan araknoid kistler basınçlı olup kitle etkisine neden olabilir ve bu durumda doğumdan kısa süre sonra veya erken çocukluk döneminde klinik bulgu verirler. İlgili şikayet ve klinik bulgular arasında baş ağrısı, bulantı/kusma, uyuklama, baş çevresinde büyüme veya kafatasının bir kısmında dışarı doğru esneme, sara nöbetleri sayılabiliyor. Araknoid kistlerin sadece önemli bir kısmında


cerrahi tedavi gerekmektedir. Başlıca cerrahi tedavi yöntemleri kistin şant denilen bir sistem ile sürekli drenajı, kistin beyindeki diğer boşluklarla ağızlaştırılması ya da kistin basit drenajıdır. Erişkin dönemine kadar herhangi bir belirti veya bulgu vermeyen ve radyolojik tetkikler sırasında tesadüfen saptanan bu kistler için bir süre düzenli radyolojik takip dışında herhangi bir tedavi önerilmiyor.

Prof. Dr. HAKAN ORUÇKAPTAN Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

HIDROSEFALI Klasik olarak beyinde olması gerekenden daha fazla sıvı toplanması ve bunun kafa içi basıncını artırması olarak tanımlanır. Embriyolojik gelişim sırasında veya doğumdan sonra oluşabilen hidrosefali; beyinde ventrikül denilen boşluklardan salınan beyin omurilik sıvısının (BOS) dolanımındaki bozulmaya, bu sıvının aşırı salınımına veya emilimindeki yetersizliğe bağlı olabilir. Hemen hemen her 500 çocuktan birinde gözlenir ve genelikle yenidoğan ve infant döneminde baş çevresinde hızlı büyüme, gözlerde aşağı doğru bakma eğilimi, kusma, huzursuzluk gibi şikayetlere neden olur. Tedavi altta yatan nedene bağlı olarak değişir ve BOS dolanımının engellendiği durumlarda biriken suyun şant adı verilen kapalı bir sistem ile karın boşluğuna sürekli olarak boşaltılması veya 3. ventrikülostomi denilen yöntem ile endoskopik olarak BOS’nın tıkanıklığın ilerisine drenajının sağlanması amaçlanır. BOS emiliminin azaldığı durumlarda şant yerleştirilmesi, BOS salınımının arttığı durumlarda aşırı salınıma neden olan lezyonun çıkarılması öncelikli olarak düşünülmesi gereken yöntemlerdir. Bazı durumlarda embriyolojik gelişimin ilk döneminde hidrosefali geliştikten sonra BOS dolanımı tekrar sağlanabilir ve kafa içi basıncı düşer. Bununla birlikte başlangıçtaki su birikimine bağlı olarak ventrikül denilen boşluklar normalden daha geniş kalabilir. Bu durum BOS dolanımı ve kafa içi basıncı normale döndüğü için ‘arrest hidrosefali’ veya pasif ventriküler genişleme’ olarak tanımlanır. Özellikle erişkin dönemde, farklı nedenlerle yapılan radyolojik tetkiklerde farkedilir ve sıklıkla herhangi bir tedaviyi gerektirmez. Bu hastalarda MR sisternografi adı verilen ve BOS

akımını gösteren tetkikle akımının normal sınırlarda olduğunun gösterilmesi gerekir.

NORMAL BASINÇLI HIDROSEFALI

“ Bazı beyin anomalileri erişkin döneme kadar herhangi bir belirti veya bulgu vermeyebilir.

Karakteristik bulguları ilerleyici unutkanlık, dengesizlik ve idrar kaçırma. Genellikle 60’lı yaşlardan sonra görülür ve görülme sıklığı 65 yaş üzeri grupta yüzde 1’e yakındır. Klasik semptomların görüldüğü vakalarda lomber ponksiyon yapılarak BOS boşaltılmasını takiben bulgularda belirgin düzelme olup olmadığının test edilmesi ve düzelme varsa şant sistemi yerleştirilerek beyindeki suyun sürekli drenajının sağlanması gerekir. Klasik semptomların olmadığı vakalarda sadece ventriküllerin genişlemesine dayanarak ameliyat yapılmasından kesinlikle kaçınılmalıdır.

CHIARI MALFORMASYONU Halk arasında beyincik sarkması olarak da bilinir ve beyinciğin tonsil denilen kısmının kafa tabanındaki boşluktan aşağıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Aşağı doğru uzanan bu yapılar beyin sapı ve omuriliğin başlangıç kısmını sıkıştırarak semptom ve şikayetlere neden olabilir. Chiari malformasyonu dört ayrı grupta incelenir. En sık tip 1 denilen hafif formu görülür ve çocukluk çağında genellikle klinik bulgu vermez. İlerleyen yıllarda enseden başlayan baş ağrısı, baş dönmesi, kulakta çınlama, uyku apnesi, uyku bozuklukları ve yutma güçlüğü gibi semptomlara neden olabilir. Yine beyin omurilik sıvısının dolaşımını etkileyerek omurilik içinde sıvı birikmesine ve buna bağlı olarak kol ve bacaklarda duyu bozuklukları ve güçsüzlüğe neden olabilir. Semptomatik olmadığı sürece tedavi gerekmez ancak klinik bulgular ortaya çıkarsa cerrahi tedavi yapılmalıdır. • NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

KÖK HÜCRE ILE YENILENIN

Rejeneratif Tıp Kök Hücre Üretim ve Uygulama Merkezi’nde diyabetik ayak yaralarından ortopedik problemlere; yanıklardan kolorektal rahatsızlıklara kadar pek çok alanda hizmet verilebiliyor.

R

EJENERATIF TIP Kök Hücre Üretim ve Uygulama Merkezi’nde amaç, genetik bilimleri ve biyoteknolojideki gelişmeleri kullanarak, hastalara hücresel ve doku bazlı yeni tıbbi tedaviler sunmak. Hastalara hücre ve doku bazlı ürünlerin nakli ile ilgili karmaşık yasal, mali ve üretim sorunlarını çözmek için uzmanlık ve altyapı sağlamak. MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM Ne tür kök hücre uygulamaları var? Liv Hospital Rejeneratif Tıp, Kök 50

Hücre Üretim ve Uygulama Merkezi, hastanın kendi dokularından elde edilen yenileştirici hücreleri kullanarak, geleneksel yöntemlerle tedavisi mümkün olmayan tıbbi ve estetik sorunlara çözüm sunuyor. Liv Hospital Rejeneratif Tıp, Kök Hücre Üretim ve Uygulama Merkezi bütün branşlarla birlikte çalışarak tıbbın klasik tedavilerle cevap veremediği birçok soruna kalıcı çözüm getiriyor. Sağlıksız, fonksiyonunu yitirmiş hücreleri ve dokuları, biyolojik ürünler kullanılarak yenileyen Rejeneratif Tıp, Kök Hücre Üretim

ve Uygulama Merkezi’nde yasal ve bilimsel prosedürlerle tanımlanmış uygulamalar kullanılıyor. Diyabetik Ayak Yaraları: Diyabet hastalarının yüzde 25’inde görülen diyabetik ayak yaralarının yüzde 8’inde parmak ya da ayak kesilmesi ile sonuçlanabiliyor. Yara tedavisinde, cerrahi bölgeye uygulanan yenileyici hücreler sayesinde diyabetik ayak yarasının tedavisi mümkün hale geliyor. Yanık: Ağır yanık, 3. dereceden yanık estetik cerrahinin karşılaştığı en


Prof. Dr. IŞIK AKGÜN Kök Hücre Üretim Ve Uygulama Merkezi Medical Direktörü

zorlu durumlardan biri. Liv Hospital Rejeneratif Tıp, Kök Hücre Üretim ve Uygulama Merkezi, kronik yanık dokularının yerine hastanın sağlıklı bir görünüme kavuşmasını sağlamak için yenileyici hücre uygulamaları yapıyor. İskemik Ekstremite Problemleri: Bu hastalıkta medikal olarak ilaç, ozon ya da yüksek basınçlı tedaviler uygulanıyor. Cerrahi müdahalede ise son çare olarak damar tıkanıklığı olan bölgenin kesilmesi ya da sempatik sinirlerin kesilmesi işlemi uygulanabiliyor. Ancak bu yöntemler yerine yenileyici hücre uygulamaları yaranın kapanması ve dolaşımın yeniden sağlanması için yeni ve etkili bir yöntem olarak ortaya çıkıyor. Ortopedide Biyolojik/Kök Hücre Tedavileri: Kıkırdak problemleri, tendon yaralanmaları ve tendinit/ tendinosis problemleri, eklem deje-

Yrd. Doç. Dr. NESRİN ERÇELEN Kök Hücre Üretim Ve Uygulama Merkezi Bilimsel Direktörü

nerasyonlarında uygulamalar, omurga sorunlarında uygulamalar, spor yaralanmalarında özellikle yumuşak doku problemlerinde kullanılabiliyor. Kıkırdak ve Dejeneratif Eklem Hastalıkları: Kök hücre uygulamaları ortopedi alanında özellikle kıkırdak sorunlarında son derece önemli bir aşama kaydediyor. Bu noktada kişinin kendi dokusundan alınan biyopsiden elde edilen yenileyici hücreler sayesinde neredeyse sıfır kıkırdağa sahip bölgelerde bile kıkırdak oluşumu gözlemleniyor. Böylelikle eklem bölgelerinde yapısal ve fonksiyonel yenilenme mümkün oluyor. Bunların yanı sıra Kişisel/Önleyici Tıp Genetik Risk Analizi, Estetik Cerrahi ve Kök Hücre Tedavisi, Yüz ve Vücut Dolgusu (Anti-aging), Yara ve Ciltteki izlerin Tedavisi ve Meme Rekonstrüksiyonu işlemleri de uygulanabiliyor.

DİPNOT YENI KÖK HÜCRE UYGULAMALARI DA MEVCUT

Kalp Hastalıklarında Kök Hücre Uygulamaları: Akut ve kronik iskemik kalp hastalıkları ile ilgili yaklaşık 10 yıldır yenileştirici hücre tedavisi üzerine yapılan çalışmalar yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Liv Hospital’da da yenileştirici hücreler ile kalp hastalıklarının tedavisi üzerine çalışmalar yapılması planlanıyor. Romatoid Artrit ve Kök Hücre Uygulamaları: Farklılaşmamış erişkin kök hücreler pek çok farklı organ ve dokuya dönüşebiliyor. Bu özellikleri ile enjekte edildikleri bölgede dejeneratif süreci durdurup, hasarlı kıkırdak dokuyu rejenere ederek romatoid artrite etkili bir tedavi seçeneği sunuyor.

• NISAN-HAZIRAN 2014


KLİNİK

GÖZ KUSURU KADER DEĞIL Göze uygulanacak girişimler, kişiye ve göze ait faktörler dikkate alınarak belirleniyor. İşte göz kusurlarının düzeltilmesi, lazer operasyonları ve retinopati hakkında merak edilenler...

G

ÖZ KUSURLARINI düzeltmede yapılan operasyonlar, lazer operasyonlarının bugün geldiği nokta ve diyabetli hastalarda sık karşılaşılan bir problem olan retinopati hakkında Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vedat Kaya ve Liv Hospital Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğrul Altan, bilgi verirken, diyabet teşhisi konan hastaları hiçbir şikâyetleri olmasa dahi her yıl göz muayenesi olmaları gerektiği konusunda uyarıyorlar. Liv’DE PEK ÇOK SEÇENEK MEVCUT Göz kusurlarını düzeltmede birçok seçenekleri olduğunu belirten Prof. Dr. Vedat Kaya, bu seçenekleri düzeltme yapılacak gözün kırma kusurunun derecesi, diğer göz bulguları, kornea topoğrafisi sonuçları, kişinin yaşı ve bunun gibi çok sayıda faktörün dikkate alınarak belirlendiğini vurguluyor. Düşük ve orta dereceli miyoplar ve hipermetroplar ile astigmatlarda göz bulguları uygunsa excimer lazer ile düzeltme; yüksek miyoplarda göz içi 52


Prof. Dr. VEDAT KAYA Göz Hastalıkları Uzmanı

lensi yerleştirilmesi ya da refraktif lens değişimi diğer seçenekler olabiliyor. Bu girişimlerden hangisinin uygun olacağı ise kişi ve göze ait faktörleri dikkate alarak belirleniyor. Eğer kişide katarakt başlamışsa katarakt operasyonu da göz kusurlarını düzeltme için bir yöntem olarak kullanılabiliyor.

LAZER OPERASYONLARININ BUGÜN GELDİĞİ NOKTA Günümüzde lazer operasyonları sadece göz numarasını düzeltmekten ibaret

Doç. Dr. TUĞRUL ALTAN Göz Hastalıkları Uzmanı

değil. Standart lazer uygulamaları sonrası göz numarasının düzelmesine karşın görme kalitesinde azalma ile sıklıkla karşılaştıklarını dile getiren Prof. Dr. Kaya, “Yapılan çalışmalarda bunun nedeninin korneanın asferik yapısının bozulması olduğu görüldü. Bazı lazer programları (Hastanemizde kullanılan “optiLASİK” programı) korneanın orijinal şeklini (asferik) koruyarak düzeltme yapmaktadır. Böylece göz dereceleri düzeltilirken optik yan etkiler görme kalitesinde düşme olmuyor” diyor.

“ Diyabet teşhisi konan hastaların hiçbir şikâyetleri olmasa dahi her yıl göz muayenesi olmaları gerekiyor.

DİPNOT DİYABETİK RETİNOPATİ GÖZÜNÜZÜ TEHDİT ETMESİN!

Diyabet; 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri. Şehir yaşamının getirdiği sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yaşam süresinin uzaması diyabet sıklığında beklenenden daha da hızlı bir artışa neden oluyor. Diyabete bağlı olarak gelişen diyabetik retinopati hakkında Doç. Dr. Tuğrul Altan bilgi veriyor. TEDAVİ ÇEŞİTLİLİK GÖSTERİYOR Diyabetik retinopatinin tedavisinde lazer fotokoagülasyon uzun yıllar altın standart olarak kabul edildi. Doç. Dr. Tuğrul Altan, lazer tedavisinin aslen ışık enerjisi kullanarak sinir tabakasını yakma işlemi olduğunu açıklayarak, bu işlemin görme kaybı riskini yarıya indirdiğini ve etkisinin genellikle kalıcı olduğunu söylüyor. Fakat sinir tabakasında oluşturulan etkiye bağlı olarak bir miktar fonksiyonel kayıp kaçınılmaz oluyor. Diyabetik makula ödeminde 2002

yılından itibaren kortizonlu ilaçların göz içine uygulanmasıyla tedavide önemli bir aşama kaydedildiğini vurgulayan Doç. Dr. Altan, bu ilaçlarla lazerle elde edilemeyen görme artışlarının sağlandığına dikkat çekiyor. Ancak katarakt gelişimi, göz tansiyonundaki artışlar gibi ciddi yan etkilerin ortaya çıkması ilacın etkinliğini sınırlandırıyor. 2007 yılında tedavi seçeneklerine bir yenisinin daha eklendiğinin altını çizen Doç. Dr. Altan, “Bu, damar büyüme faktörü karşıtı olan bir antikordur (Anti-VEGF). Bunun göz içine enjeksiyonuyla daha yüksek görme kazanımları ve korunması elde edilirken yan etkileri de kortizona göre çok daha az olmaktadır. Yakın zamanlarda yan etkisi daha düşük, etki süresi daha uzun göz içi kortizonların da piyasaya çıkmasıyla tedavi seçenekleri daha da artmıştır. Tedavi seçiminin yapılmasında muayene ve tetkik sonuçları olduğu kadar kişinin genel sağlık durumu, geçirmiş olduğu göz ameliyatları, daha önceki tedaviler gibi faktörler de etkilidir” diyor.

• NISAN-HAZIRAN 2014


IŞTE SAĞLIK

UYKUSUZLUK KAPINIZI ÇALABİLİR Sağlıklı olabilmek için sağlıklı bir uyku şart! Tedavi edilmeyen uyku hastalıkları, iş verimliliğinde azalma, sağlık harcamalarında artma, iş ve trafik kazaları gibi problemlere de yol açıyor.

U

YKU YAŞAMIMIZIN ÜÇTE BIRINI geçirdiğimiz, vücuttaki tüm organların ve beynin uyanıklıktan tamamen farklı çalıştığı, yaşamın devamı için mutlaka gerekli olan farklı bir bilinç durumu. Fiziksel, zihinsel ve psikolojik iyilik halinin ancak sağlıklı bir uyku ile mümkün olduğunu söyleyen Liv Hospital Uyku Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Derya Karadeniz, uyku hastalıklarının uyku sağlığının bozulmasına yol açtığını bu nedenle sağlıklı ve kaliteli bir uyanıklık için sağlıklı bir uykunun şart olduğunu vurguluyor.

UYKU HASTALIKLARI YAŞAM SÜRESİNİ DAHİ ETKİLİYOR Yaşam kalitesini bozmasının yanı sıra yaşamı tehdit eden bazı hastalıklara da zemin hazırlayan uyku hastalıkları aynı zamanda yaşam süresini de etkiliyor. Uyku hastalıkları tedavi edilmezse, kalp ve tansiyon hastalıkları, obezite, mide-bağırsak hastalıkları, psikiyatrik hastalıklar, iş verimliliğinde azalma, sağlık harcamalarında artma ve iş-trafik kazalarına neden oluyor. 54


TEŞHİS UYKU TETKİKİ İLE KONUYOR Uyku tetkiki (Polisomnografi), birçok uyku hastalığının tanısının kesinleşmesi ile buna paralel olarak doğru ve etkin tedavi planlaması yapılabilmesi açısından, tüm gece boyunca, uyku sırasında vücuttaki birçok fonksiyonun kaydedilmesi ve değerlendirilmesi işlemidir. Uyku tetkiki, tüm gece boyunca, uyku merkezimizde, uyku hastalıkları konusunda eğitim almış ve uzmanlaşmış bir uyku teknisyenin gözetmenliği altında yapılır. Bazı uyku hastalıklarında, gün içinde de ilave tetkik gerekebilir. Uyku tetkikinde, vücudun belli bölgele-

rine yerleştirilen sensörler aracılığı ile, beyin aktivitesi, kalp ritmi, nabız, ağız-burun solunumu, göğüs ve karın solunum hareketleri, kan oksijen düzeyi, vücut hareketleri kaydedilerek başta uyku evreleri ve uyku döngüsü olmak üzere tüm vücut fonksiyonları ölçülüyor. Kaydedilen veriler, uluslararası standartlara uygun olarak, uyku konusunda uzmanlaşmış bir hekim tarafından değerlendirilerek tanı ve tedavi yapılıyor. Uyku hastalıklarının tedavisinde, hastalığın tipine göre, ilaç tedavileri, solunum cihaz tedavileri veya Kulak Burun Boğaz ve Diş Hekimliği tedavileri uygulanıyor.

DİPNOT UYKU HASTALIKLARI NELERDİR? Uluslararası uyku hastalıkları sınıflamasına göre; 75’in üzerinde uyku hastalığı var. Ana başlıklar olarak uyku hastalıkları şunlar: Uykusuzluk Hastalıkları (İnsomni) Uykusuzluk, uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk, erken saatte uyanma veya kalitesiz uyku şeklinde tanımlanıyor. Etkin tedavi için doğru tanı ve yaklaşım önemlidir. Gündüz Uykululuk Hastalıkları (Hipersomniler) Ana belirti, gün içinde sürekli uyku isteği veya uyuyakalmadır. Aşırı uykululuk ile seyreden en önemli hastalık grubu Narkolepsi sendromlarıdır. Uykuda Solunum Bozuklukları Uykuda solunumun durması, azalması, zorlanması ile seyreder. En sık obstruktif uyku apne sendromu görülmekle birlikte kendi içinde 13 farklı hastalığı kapsar. Uykuda İstenmeyen Davranışlar ile Seyreden Hastalıklar (Parasomni Hastalıkları) Ağlama, bağırma, konuşma, şaşkın

bakma, yürüme, koşma, öfke ve hiddet içeren her türlü davranış ortaya çıkabilir. Atak sırasında bisiklete binme, yemek yapma gibi kompleks davranışlar dahi olabilir. Genelde çocuklarda görülür. Uykuda Hareket Bozuklukları Uykuda hareket bozuklukları içinde başlıcaları huzursuz bacak sendromu, uykuda periyodik hareket bozukluğu, uykuda diş gıcırdatma, uykuda ritmik hareket bozukluğu ve gece kramplarıdır. Uyku Ritmi Bozuklukları Bu hastalıklar uyanıklık ve uykunun beklenen zaman ve saatlerde gerçekleşmemesi ile seyreden hastalıklardır. İstenilen saatten çok daha önce ve sonra uyuma, uykunun 24 saat içinde farklı zaman ve sürelerde ortaya çıkması ile şekillenirler. Çocuklarda Uyku Bozuklukları Çocuklarda uykunun herhangi bir şekilde bozulması, azalması veya bir uyku hastalığının ortaya çıkması çocuğun hem fiziksel büyümesini yavaşlatır hem de başta okul performansı olmak üzere sosyal becerilerini ve psikolojik gelişimini bozar.

Prof. Dr. DERYA KARADENIZ Nöroloji ve Uyku Kliniği Uzmanı

UYKU HASTALIKLARI NE GİBİ BELİRTİLER GÖSTERİR? Gündüz Belirtileri • Gündüz uyku isteği veya uyuklama • Yorgunluk • Konsantrasyon ve dikkat bozukluğu • İsteksizlik ve mizaç bozukluğu • Motivasyon ve enerji azlığı • Unutkanlık ve bellek bozukluğu • Sabah başağrısı • Sabah ağız kuruğu • Sabah ses kısıklığı • Huzursuzluk, gerginlik ve depresyon belirtileri • Cinsel istek veya fonsiyonlarda bozulma • İlerleyici kilo alımı veya kilo verememe • Mide ve bağırsak rahatsızlıkları Gece Belirtileri • Huzursuz ve kalitesiz gece uykusu • Horlama • Yakınların farkettiği soluk durmaları • Gece sık idrara kalkma • Gece, baş, boyun ve göğüsde terleme • Reflü • Karabasan veya canlı rüyalar • Uykuda ağlama, inleme, yürüme, bağırma, konuşma, şaşkın bakma, yemek yeme, altını ıslatma, istemsiz vücut hareketleri, kendine veya yanındakine zarar verici davranışlar • Bacaklarda veya ayaklarda hareket, germe • Diş gıcırdatma • NISAN-HAZIRAN 2014


SENIN KLİNİK BEDENIN

OMUZ AĞRILARINDAN KORUNMAK MÜMKÜN

Günlük hayatımızda birtakım aksamalara neden olan sorunlardan biri de omuz ağrıları… Yaşam standardımızı olumsuz anlamda etkileyen bu ağrılara yönelik yapılan tedavilerle omuz şikâyetlerinden kurtulmak mümkün.

O

MUZ; geniş kabiliyetleri olan hassas bir eklem. Omuz eklemi birbirini tam olarak kavrayamayan kemiklerden oluşur. Hareket sınırları çok geniştir. Eklemin stabilitesini önemli ölçüde bağlar ve kaslar sağlar.Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Taner Bekmezci, “Bu kadar çok

56

iş düşen bağ ve kaslar doğal olarak aşınır, yırtılır ya da zedelenir” diyerek omuz cerrahisi hakkında bilgi veriyor. AĞRI VÜCUDUNUZUN ALARMIDIR ONU KAPATMAK SORUNU ÇÖZMEZ Normal eklemler, ağrımaz, şişmez. Mutlaka altta yatan bir sorun nedeniyle ağrı oluşur. Yrd. Doç.

Dr. Taner Bekmezci, ağrıyı bir işaret olarak görmek gerektiğine dikkat çekerek, altta yatan sorunu anlamaya ve çözmeye çalışmanın önemine vurgu yapıyor. Eklemin dengesini sağlayan bağlar ve kaslar hasar gördüğü zaman ağrılar ve kısıtlılıklar başlar. Vücudumuz küçük yırtık ya da zedelenmeleri, başka kasları kullanmayı öğrenerek dengeleyebilir. Yrd. Doç. Dr. Bekmezci, rehabilitasyon ve egzersizlerle vücudumuza bu dengenin nasıl kurulacağını öğrettiklerini vurguluyor. İlerlemiş yırtıklar, zedelenmeler ya da aşınma durumlarının hayatımızı kısıtlayacağını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bekmezci, “Bu durumda iyilik hali ya hayatınızı kısıtlamayı kabul etmekten ya da mevcut sorunu çözümlemekten geçiyor” diyor.


MODERN ORTOPEDİK ANLAYIŞ, HAYATINIZI HIZLI BİR ŞEKİLDE SİZE KAZANDIRIR Modern ortopedik yaklaşım, sorunları, en küçük kesiler, en az ağrı, en hızlı işe dönüş ile çözümlemeye çalışıyor. Sınırlı girişimsel ya da artroskopik cerrahi teknikler son 10 yıl içerisinde teknolojinin tüm avantajlarını kullanarak minimum etki ve maksimum faydayı sağlamayı başardı. Yrd. Doç. Dr. Bekmezci, bu sayede yırtılmış tendon ve bağları ileri teknoloji ürünü dikişler ile sıkı bir şekilde tamir edebildiklerini ve aşınmaya neden olan kemik yapıların çıkıntılarını rahatlıkla temizleyebildiklerini söylüyor ve ekliyor: “Girişim sonrası ağrı, hareket kısıtlılığı gibi günlük hayat konforunu geciktiren sorunlar da eklem içine uygulanan solüsyonlarla azalmış görünüyor.” Modern ortopedik girişimler, sorununuzu temelden güvenli bir şekilde çözümlemeyi ve bunu yaparken de sizi hızlı bir şekilde günlük konforunuza ulaştırmayı hedefliyor. FİZİK TEDAVİ, SÜRECİ KOLAYLAŞTIRIYOR Liv Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Elif Gürkan ise omuz problemlerinin hastalarda ağrı, hareket kısıtlılığı, hatta gece uyandıran ağrı şeklinde kendini gösterdiğini söylüyor. Uzm. Dr. Gürkan, fizik tedavide elektrik uygulamaları, masaj, kuvvetsiz kasların kuvvetlendirilmesi, omzun hareket kaybı varsa, doğal olarak erişmesi gereken açılarda kısıtlılık varsa yavaş yavaş çeşitli elle tedavi yöntemleri ve manuel tedavi yöntemleri ve rehabilitasyon uygulanması ile, omuz ekleminin kapsülünün v e kürek kemiğinin serbestleştirilmesi gibi tedaviler yaptıklarını belirtiyor. Ağrılar azalmaya başladıktan sonra da duruş bozukluğuna, hareketsizliğe ve yaşa bağlı olan omuz kavşağı adı verilen bölgenin, omuz

Yrd. Doç. Dr. TANER BEKMEZCI Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

DİPNOT OMUZ AĞRILARINDAN KORUNMAK İÇİN . Omuz ağrısında eli baş üstüne

getiren hareketleri azaltmak ( örn. yüksekten çeşitli objeleri indirirken) . Kolu devamlı olarak kaldırmayı gerektiren sporlarda öncesinde omuz germelerini yapmak ve aralar vererek spora devam etmek, yüksek ağırlıktan ziyade egzersiz tekrarlarını artırarak kas kuvvetlendirmek . Bilgisayara bağlı omuz ağrısını önlemek için kolun masanın üzerinde ve gevşek olması . Oturulan sandalye masaya olabildiğince yakın olması . Ofiste otururken karnımız masaya temas etmeli, belimiz arkaya tam dayanmalı, duruşumuz doğru olmalı ve gerekirse bilgisayar yükseltilmeli . El Bileğin yukarıya dönük olması ve boyun, omuz ve kol kaslarında çalışma anında bir gerginlik hissetmememiz . Gerginlik hissedildiği durumlarda ara verilmeli ve esneme hareketleri yapılması . Ev işlerinde yükseğe uzanmak gerektiğinde kolu ve omuzu yukarı kaldırmak yerine, bir tabure veya merdiven kullanılarak bu işlerin yapılması

Uzm. Dr. ELIF GÜRKAN Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

kaslarının güçlendirilmesi ve kuvvetlendirilmesini sağlayan özel egzersiz programları veriliyor. Bu şekilde omuz bir ay ila üç ay içerisinde iyileşiyor. Bu süre hastaya ve hastalığın süresine göre değişmekte. Uzm. Dr. Gürkan, Liv Hospital’da fizik tedavi sürecinin en fazla bir ay sürdüğünü kaydederek, daha sonra hastanın öğretilen egzersizlere evde devam ederek 3 ayı tamamladığını sözlerine ekliyor. Uzm. Dr. Gürkan, omuz problemleri diyabet ve tiroid problemi olan kişiler, spor yapanlar ya da uzun süre spor yapmayıp yeni başlayan insanlarda omuzun zorlanmasına bağlı sıkışma sendromu, tendon problemleri, kas yırtılmaları, eski travmaların etkisi ve yaşa bağlı bozulmalar şeklinde ortaya çıkabiliyor. Sıkışma sendromu ilerleyen zaman içinde yırtığa dönüşebiliyor. Kısmi yırtığa dönüşürse yine fizik tedavi ve rehabilitasyon yapıyoruz. Ancak yırtık büyürse, ortopedik cerrahi gerekebiliyor. Fizik tedavide ‘’hastalığın evresine göre müdahale ediyoruz” diyor. Ağrı azalmaya başladıkça egzersiz programlarının değiştiğini kaydeden Uzm. Dr. Gürkan, “Hastalara omuz etrafına ya da içine enjeksiyonlar uyguluyoruz. Bunlar bizim tedavimizin hızlanmasını sağlıyor ve birçok durumda gerekli oluyor. Bunları ultrasonografi altında da yapabiliyoruz. Hastanın şiddetli ağrısı geçtikten sonra rahatlıkla omzu kuvvetlendirmemizi böylece ameliyatsız bir şekilde hastanın tedavi edilmesini sağlıyoruz” diyor. • NISAN-HAZIRAN 2014


SENIN KLİNİK BEDENIN

KOMPAKT YÜZ ESTETIĞI ILE ZAMAN GERİYE GIDIYOR Estetik ile insan psikolojisi bir bütün. Yüzdeki deformasyonlar, yaşlılık belirtileri, dudak ve yanak çizgisinin belirginleşmesi, boyundaki ve yanaklardaki sarkma kuşkusuz kişiye yılların geçtiğini hatırlatıyor. Ancak kompakt yüz estetiğiyle bu durumu tersine çevirmek mümkün.

Y

ÜZ ESTETIĞINDE YÜZÜ BIR bütün olarak ele almak, yüz oranlarını analiz etmek, yaşlanma ile ilgili bir sorun varsa yaşlanma sorunlarını bir bütün olarak ele alıp hastaya ne yapılabileceğini önermek kuşkusuz ki hem uzmanlar hem de hasta için büyük avantaj. Liv Hospital Plastik Rekonstrüktif ve

58

Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aycan Kayıkçıoğlu ve Liv Hospital Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ümran İleri, kompakt yüz estetiği hakkında estetik ameliyatı düşünenlere rehber niteliğinde bilgiler sunuyor. Eğer hasta ameliyat istemiyorsa yüz ile ilgili uygulanabilecek en minimal

yaklaşım, dolgu ve botoks gibi küçük girişimlerdir. Bunlar genç yaşta biraz daha fazla etkili; ama ileri yaşta hastalarda deformasyonları yok etmekte yetersiz. Yani 40-50 yaş sonrasında özellikle cerrahiye ihtiyaç var. Peki, hastalara ne tür müdahaleler yapılabiliyor? İşte o detaylar…


ENDOSKOPİK YÜZ GERME İLE İZSİZ OPERASYON MÜMKÜN Teknolojideki gelişmelerle hastaların zaman kısıtlaması da olması nedeniyle bir seansta iki ya da üç ameliyatı bir arada yapabiliyor olmak gerekiyor. Teknolojik gelişmeler buna izin veriyor, aynı zamanda cerrahın deneyimi bu yöntemlerin seçiminde ve uygulanmasında yol gösterici oluyor. Aynı anda yapılan bu ameliyatlarda hastanın yaşı 45-50’nin üzerindeyse yüz germe ve boyunda birtakım işlemleri gerektiriyor. Biz endoskopik yüz germeyle beraber göz kapağı, alın ve burun ameliyatını da bir arada yapabiliyoruz. Bu yöntemleri bir arada yapabilmek hem hastanın dinlenmesi hem de işe başlama sürecini kısaltması açısında büyük önem taşıyor. Eskiden hastaya sadece burun ameliyatı bile yapsanız yüzünün tamamına yakın bölümünde özellikle göz çevresinde kapanma, morarma ve şişlikler meydana geliyordu. O yüzden burun ameliyatını yüz germeyle beraber yapmak imkânsızdı ve hala birçok merkezde yapılamıyor. Liv Hospital’da ise bu sorun olmuyor. Bu nedenle birkaç işlemi bir arada yapabilme imkânı var. Endoskopik yüz germe, iz olmadan

Prof. Dr. AYCAN KAYIKÇIOĞLU Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı

ya da gizlenebilen alanlarda küçük izler oluşturarak yapılan bir işlem. Diğer kombin ameliyatlarla yapılabilmesini sağlayan bir yöntem. Yüz germe operasyonu olsun olmasın yağla yüzün kontürlerini düzeltme, gençleştirme de öneriliyor. Yağın içerisinde kök hücre de var. Liposuction için gelen hastama bile eğer kişi 35-40 yaşın üzerindeyse yanak çevresine, yanaklara dolgu, dudak ve çene çevresine gençleştirme amaçlı olarak yağ enjeksiyonu yapıyoruz. 40’lı yaşlardan sonra deri altındaki dokular aşağıya doğru sarktığından bize “üzgün” bir ifade verir. Bu da yaşlılık ifadesidir. Bunlar çok küçük rötuşlarla yok edilebiliyor. Hem yüzünüze gençlik ifadesi geliyor hem de bu yöntem sayesinde karın bölgesindeki yağlardan kurtulmuş oluyorsunuz.

Op. Dr. ÜMRAN İLERI Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı

DİPNOT NASIL KORUNURUZ?

En önemli korunma yöntemi sağlıklı yaşamdır. Sağlıklı yaşam kriterlerine uyduğunuz zaman hemen bütün estetik ameliyatlarda korunmuş olursunuz. Düzgün beslenme, spor yapma, uyku sürelerine uyma, aşırı güneşten korunma özellikle öğlen güneşini sevmiyoruz. Kötü alışkanlıkların engellenmesi, sigara çok önemli bir faktör. Sigara içen bireylerin ciltlerinde de pek çok önemli zararlı etki var. Estetik açıdan bakıldığında da cildi yaşlandırıldığını unutmamamız gerekiyor. Onun dışında biyolojik yaşlanmayı durdurma şansımız yok. Yer çekimini de durdurma şansımız yok. Bunlar etkilerine maalesef devam edecekler. Bu faktörler ortadan kaldırılırsa çok daha ılımlı bir yaşlanma süreci olacağını söyleyebiliriz.

YÜZ ESTETİĞİNDE NELER YAPILABİLİYOR?

ALIN GERME: Botoks yardımıyla ince kırışıklıkların giderilmesi, dolgu işlemleri, ameliyat olarak da alın germe ve kaş germe ameliyatları yapılır. Operasyon üçWayda bir tekrarlanmalı. Botoks sonuçları ikinci ve üçüncü seanstan sonra ortaya çıkar.

GÖZ KAPAĞI: Üst göz kapağında deri fazlası, alt göz kapağında da torbalanmalar ön planda olabilir. Bu deformasyonların giderilmesi için bölgedeki yağ dokularının şekillendirilmesi, yerlerinin değiştirilmesi veya dışarıya çıkarılması işlemleri yapılır.

BURUN: Burnun yüz içindeki balansını sağlamak için fazlalığın sırt kısmından alınması ve ucunun şekillendirilmesi şeklinde bir işlem uygulanıyor. Burun estetiği kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Cerrahinin ustalığı, yüze yakışan ve kişinin istekleri doğrultusunda yüze uygun burun tercih edilir.

DUDAK VE YANAKLAR: Yerçekiminin etkisini önlemek için 30-40 yaş grubunda çoğunlukla ameliyat orta yüz şeklinde planlanır. Dudak estetiği; yüz kontürünün uygun hale getirilmesi için kalınlaştırma ya da inceltme işlemlerinden oluşur. Dudakları kalınlaştırıcı ve ileri yaş grubunda uzamış üst dudağı kısaltıcı estetikler de mevcut.

• NISAN-HAZIRAN 2014


SENIN KLİNİK BEDENIN

AYAK

SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN

Op. Dr. SELIM MUĞRABI Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

Ayağa uygun olmayan, ayak başparmağını doğal olmayan bir pozisyonda sıkan, özellikle dar ve sivri burunlu ayakkabıları uzun süre giyen kadınları bunyon tehlikesi bekliyor.

A

YAK SAĞLIĞI IÇIN yapılması gerekenleri ve ayakları tehdit eden bunyon hastalığı hakkında Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Selim Muğrabi ve Liv Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız, bu konularda merak edilenleri anlatıyor.

süreli istirahat ihtiyacı, ameliyat sonrası yoğun ağrı gibi karşılaşılan sorunlar bugün için ortadan kaldırıldı. Hastalar ameliyat sonrasında hemen yere basabiliyor ve yaklaşık üç hafta sonra bu kişiler işlerinin başına dönebiliyorlar. Ayrıca ameliyatlarda uygulanan ayak bileği blok uygulaması ile ameliyat sonrası ağrıları ortadan kaldırılıyor.

BUNYON NEDIR? Bunyon, ayakta Halluks valgus deformitesine bağlı olarak ortaya çıkan başparmak etrafındaki şişliğe verilen isimdir. Başparmak eklemi etrafında eklemi korumakla görevli olan yağ yastıkçığı deformite sonucunda ayakkabı içinde basınç altında kalan bölge olur ve buna bağlı olarak reaksiyonel bir büyüme meydana gelir. Doku büyüdükçe ayakkabı basıncı artar ve ayaktaki şişlik ve kızarıklık kalıcı bir hal alır.

TEDAVIYE DEĞINIR MISINIZ? Bunyonlar kadınlarda erkeklere oranla dokuz misli daha fazla görülür. Son yıllarda halluks valgus’un cerrahi tedavisinde ciddi değişiklikler meydana geldi. Teknoloji ve ameliyat tekniğindeki bu değişiklikler hastaların ameliyat sonrası konforlarının artmasında önemli bir rol oynar. Daha önce ameliyat sonrası alçı, çok uzun 60

KOZMETIK KAYGILAR SEBEBIYLE DE DÜZELTME YAPILABILIR MI? Halluks valgusta kozmetik amaçlı düzeltme kesinlikle yapılmamalıdır. Ameliyat sadece ağrılı başparmaklara yapılması gereken bir işlemdir.

BUNYON ÖNLENEBILIR MI? Bunyonlar tedavi edilmediği takdirde sıklıkla ağrılı hale gelirler. Fakat bütün bunyonlar ilerleyeci değildir. Pek çok bunyon problemi ameliyatsız bir şekilde tedavi edilebiliyor. Genelde ağrısız bunyonların cerrahi olarak düzeltilmeye ihtiyacı yoktur. Bu sebepten dolayı ortopedi uzmanları ağrı oluşturmayan bunyonlar için koruyucu cerrahiyi önermezler. Vakaların geniş bir çoğunluğunda bunyon ağrısı uygun ayakkabı giyimi ile ortadan kaldırılabiliyor.

Uzm. Dr. HILAL YILDIZ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı

DİPNOT SAĞLIKLI BIR AYAK İÇİN NELER YAPILMALI?

Sağlıklı bir ayağa sahip olabilmek için birtakım önerilerde bulunan Liv Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Hilal Yıldız, şunları söylüyor: • Ayak, vücudun tamamını taşıdığı için kilolu olunmamalı. • Bacak kasları çalıştırılmalı ve egzersizlerle güçlendirilmeli. • Ayakkabı seçimi oldukça önemli. Kadınlar çok yüksek topuklu ve sivri uçlu ayakkabıları tercih etmemeli. • Bireyler dümdüz ayakkabılar seçmemeli. Bunun yerine ayağın kavislerini destekleyecek spor ayakkabılar giyilmeli. • Ayakkabı seçerken yumuşak yüzeyli olanlar tercih edilmeli. • Ayağın ön kısmında tarak olan kişiler parmaklarını sıkmayacak önü geniş ayakkabılar giymeli. • Mümkün olduğu kadar ayağın biçimine en yakın uygunluktaki bir ayakkabı seçilmeli. • Ayakkabı provasını günün sonunda ayakların en büyük olduğu zaman yapılmalı. Ayakkabıların ayağa oturduğundan ve ayağa uygun olduğundan emin olmak için ayakkabılarla yürünmeli.


TERLEMEK SOSYAL HAYATINIZI ETKİLEMESİN

Prof. Dr. GONCA GÖKDEMIR Dermatoloji Uzmanı

Aşırı terleme nedeniyle pek çok insan sosyal yaşamda sorunlar yaşıyor. Vücut için doğal bir olay olan terleme, herkeste görülmesine rağmen bazı bireylerde aşırı terleme durumu söz konusu olabiliyor.

A

ŞIRI TERLEME EN çok 18-25 yaş arasında görülüyor. Yapılan çalışmalara göre; aşırı terleme toplumun yüzde 5’ini ilgilendiriyor. Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir, aşırı terleme sorununun artan yaşla birlikte azalabildiğini belirtirken, ileri yaşlarda da bu sorun ile karşılaşabileceğimizi unutmamak gerektiğine dikkat çekiyor. Terleme iki şekilde ortaya çıkıyor. Birincil terleme; psikolojik faktörler, stres, utanma, heyecan gibi duygusal değişikliklerde oluşan terleme durumu. İkincil terleme ise altta yatan bazı hastalıklar (tiroid hastalıkları, menopoz dönemi, yüksek tansiyon, nörolojik bazı hastalıklar), ilaçlar, alkol, kafein gibi maddelere bağlı ortaya çıkan terleme durumu. Altta

yatan bu nedenler herhangi bir hastalığa bağlı olmayan aşırı terleme rahatsızlığını ilgilendiriyor.

AŞIRI TERLEME TEDAVİSİNDE EN ETKİN TEDAVİLERDEN BİRİ BOTOKS İNJEKSİYONLARI Aşırı terleme tedavisinde son yıllarda uygulanan en etkili tedavi yöntemi botoks uygulamalarıdır. Botoks ter bezlerinin çalışmasını engelleyerek terlemeyi önler. Terleme tedavisinde botoks en sık koltukaltı bölgesine uygulanır. Problem olan avuç içi ve ayak tabanı bölgesinde de botoks oldukça etkin bir şekilde uygulanabiliyor. Yüz terlemelerinde ise mezoterapi yöntemi şeklinde botoks uygulamaları yapılabiliyor.

DİPNOT UYGULAMA NASIL YAPILIR?

Botoks uygulama öncesi terleyen bölgenin belirlenmesi için nişastaiyot testi yapılabilir. Böylece en çok terleyen bölge siyah renge boyanır ve botoks bu bölgere uygulanır. Koltuk altında derin olmayan uygulamalar yapılırken, avuç içi ve ayak tabanında daha derin injeksiyonlar yapılır. Botoks, yüz bölgesinde ise tüm yüz bölgesine deri altına küçük

enjeksiyonlar şeklinde uygulanır. Etki süresi ne kadardır? Terleme tedavisinde uygulanan botoksun etkisi 4-8 aydır. Riskleri var mıdır? Terleme tedavisinde uygulanan botoks deneyimi olan hekimler tarafından uygulanmalıdır. Eğer doğru uygulama yapılmazsa uygulama yapılan bölgede yanmakarıncalanma veya kas zayıflığı görülebilir.

• NISAN-HAZIRAN 2014


RUH SAĞLIĞI

ANOREKSİYA

ÇOCUĞUNUZU TEHDIT ETMESIN Annelerinden yemek yemeleri yönünde baskı gören çocuklar anoreksiya açısından risk grubunda… Çocuklarda görülen anoreksiya hakkında bilgi veren Liv Hospital Çocuk Gelişim Uzmanı İlknur Güven ve Liv Hospital Çocuk-Ergen Psikiyatristi Uzm. Dr. Işılay Altıntaş, ebeveynelere birtakım tavsiyelerde bulunuyor.

62


A

NOREKSIYA NERVOSA(AN) ergenlik ya da genç erişkin döneminde başlayan, bireyin yaşı ve boyu için olağan sayılan en az kiloda ya da bunun üzerinde bir vücut ağırlığına sahip olmayı kabul etmeme, kilo almaktan aşırı korkma ve bireyin vücut ağırlığını ya da biçimini algılamasında bozukluk olması ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Araştırmalara göre Anoreksiya Nervosa; psikolojik, biyolojik ve çevresel faktörlerden kaynaklanıyor. Bu hastalığın tedavisinde çocuk gelişim uzmanının etkinliği yoktur. Bizi ilgilendiren kısım ise; 0-6 yaş döneminde çocuklar ailelerini rol model alırlar. Yeme problemi olan bir anneyi gözlemleyen çocukta, annenin yaptıklarını taklit ettiği için çocukta da aynı problemler gözlenebilir ya da anneler kendileri yemek yemediği için çocuklarını zamanlı zamansız, yüksek kalorili gıdalarla aşırı besleme yoluna gidebilir. Bu tür vakalarda önce annenin ruh sağlığı bizim için önemlidir. Annenin psikiyatrik tedavisinin tamamlanmasından sonra, anne çocuk ilişkisi ve davranış değiştirme teknikleri ile çocuğun yeme konusunda olumsuz öğrenilmiş davranışlarının, olumlu davranışlara döndürülmesi sağlanır.

ÇOCUĞUNUZ YEMEK YEMEYİ REDDEDİYOR MU? Bebek olgunlaştıkça hangi besinleri sevip hangilerini sevmediğini algılamaya ve bunları ebeveynlerine iletmeye başlar. Ebeveynlerin çocuğun bu bireyselliğine cevapları çocuğun kendini bir birey olarak kabulünü etkiler. “Hayır” kelimesini kullanmak çocuğun gücünü nasıl kullanacağını öğretir ve “hayır” kelimesini kullandığında veya herhangi biri ona karşı kullandığında o kişiyle sağlıklı iletişimini sürdürebilmesine yardım eder. Beslenmenin aynı zamanda ebeveyne de “hayır”ı kabul etme denemeleri yapması için bir fırsat verdiğini vurgulayan Uzm. Dr. Işılay Altıntaş, “Önemli olan çocuk yemeyi reddettiğinde ebeveynin

İLKNUR GÜVEN Çocuk Gelişim Uzmanı

tepkisinin ne olacağıdır. Ebeveynler genel olarak şu 3 yoldan biriyle tepki verirler: Kabul edip çocuğun tercihine saygı duymak, çocuğu yemesi için zorlamak, baskı yapmak ve çocuktan duygusal olarak uzaklaşmak…” diyor.

ÇOCUK “HAYIR” CEVABINI KABUL ETMEYİ ÖĞRENMELİ Çocuğun “hayır”ı kullanmasını desteklememe, çocuğun bu önemli hayat becerisini kazanmasını kötü etkiler. Tersine çocuğun bazı besinleri veya aç olmadığında yemeyi reddetmesini ebeveyn kabul ederse çocuğun kendisini sevmesini desteklemiş olur. “Hayır”ı kabul eden ebeveynler,

DİPNOT ANNE VE BEBEK PSİKİYATRİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLİYOR

Tanı ve tedavi aşamalarında anne ve bebeğin psikiyatrik değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilip desteklenmesi gerekiyor. Ebeveynlerin sınır koyma ile ilgili kaygıları ve yaşadıkları sorunlar araştırılıyor. Bebeklerine sınır koyma konusundaki zorluklarını anlama, bu alanda daha etkin olmalarını sağlamak için oldukça önemli. Yeme konusunda bebeğe daha fazla bağımsızlık kazandırmayı ve ebeveynlerin kontrolünü azaltmayı, fakat beslenme sırasında ortaya çıkan uygunsuz davranışlara karşı sınır koymayı amaçlayan davranışsal yöntemler üzerinde durulur. Bu yöntemlerin amacı, bebeğin açlıktokluk duygusunu tanıması ve yemek yemeyi hissettikleri açlık duygusuna göre kendilerinin düzenlemesini sağlamaktır.

Uzm. Dr. IŞILAY ALTINTAŞ Çocuk-Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

çocuğa “Bu ailede hayır’ı kullanabilirsin ve hala sevilmeye devam edeceksin” mesajını iletmiş olur. Uzm. Dr. Altıntaş, “Bu ebeveynlerin çocukları ileride kendileri için iyi olmayan bir şey hakkında daha rahatlıkla “hayır” diyebilecektir. Aynı zamanda çocuk “hayır” cevabını da kabul etmeyi bu şekilde öğrenecektir” şeklinde konuşuyor. Çocuklarda altıncı ayda başlayan ve üç yaşa kadar devam eden bu dönem ayrılma ve bireyselleşme dönemi olarak açıklanıyor. Bu dönemde yaşanan beslenme ile ilgili sorunlardan en önemlisi çocukluk çağı anoreksiyası. Bu dönemde yeme bozukluğu; yemek reddi, aşırı yemek seçicilik ve az yeme şeklinde kendini gösteriyor. Anoreksiya nervozadaki semptomlara benzerliği nedeniyle buna “ infantil anoreksiya“ denir. 6-36 ay arasında olabildiği gibi sıklıkla 9 ay civarında olur.

TEHDİT ETMEK ÇOCUKTA KAYGIYI TETİKLİYOR Çocuğun beslenme sırasında karşılaştığı fiziksel ya da duygusal istismar, fiziksel şiddet ya da terk etme ile ilgili tehditler çocukta yoğun korku ve kaygı oluşturur. Bu durumun beslenmeye karşı koşullanmış kaçınmayı ortaya çıkaracağını kaydeden Uzm. Dr. Altıntaş, “Çocuktan gelen uyarıları almayan ebeveynler, çocuğun bedensel uyaranlar ile dış ortamdan gelen uyaranları birbirine karıştırmasına neden olur. Diğer taraftan yemek yemekle ilgili verilen ödüllerle bebek yemeyerek ebeveynin ilgisini kontrol altına almayı öğrenir, isteklerinin yerine getirilmesi için yeme reddini bir silah olarak kullanır ve öğün saatlerindeki mücadeleyi bir oyun olarak görmeye başlar” diyor. • NISAN-HAZIRAN 2014


İŞ’TE KLİNİK

SAĞLIK

KENDINIZI BAHARA HAZIRLAYIN

Hem bedenimizi hem de ruhumuzu yaza hazırlamanın tam zamanı. Hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle, hayalinizdeki görüntüye kavuşmanız mümkün.

Doç. Dr. AHMET AKÇAY Çocuk Göğüs Hastalıkları ve Alerji Uzmanı

BAHAR ALERJİSİNİ HAFİFE ALMAYIN Bahar mevsiminin gelmesiyle 7’den 77’ye içimizdeki huzur ve enerji de ortaya çıkıyor ama bir de alerjik bünyeler var. Özellikle çocuklarda baharın gelmesiyle alerjik nezlenin hafife alınmaması gerekiyor. Çocuklarda peş peşe hapşırmalar, nezle, gözlerde kaşınma, sulanma, burun ve boğaz kaşıntısı, sık sık burun silme, burunda sık sık tıkanma gibi şikayetler eğer çocuğunuzda bahar mevsimlerinde ortaya çıkıyorsa veya bu şikayetler bu dönemlerde daha da artıyorsa çocuğunuzda alerjik nezle veya göz alerjisi olabilir. Alerji testlerinin doğru teknikle yapılması, yorumlanması, ciltten alerji testlerinin çocuk alerji uzmanlarınca yapılması oldukça önemli.

K

IŞ AYLARININ soğuk ve kapalı havası birçok kişinin hareketsiz kalmasına, kilo almasına, spordan ve hatta sosyal hayattan uzaklaşmasına neden oluyor. İş ve yaşam koşullarına bağlı stresin üzerine bazen güneş ışığından mahrum kalmanın bedeli olan “kış depresyonu” da eklenebiliyor. Bu olumsuz beden ve ruh hallerinden kurtulmanın zamanı geldi. Yaza hazırlanmanın kolay yolu Liv Hospital’dan geçiyor.

Uzm. Dr. METIN OKUCU İç Hastalıkları Uzmanı

ADIM ADIM SAĞLIK • Hedeflerinizi saptayın. Ne kadar zaman içerisinde hazır olmak istiyorsunuz? Kaç kilo vermek istiyorsunuz? Ne kadar egzersiz yapacaksınız? Nasıl bir diyete başlayacaksınız? • Başarmak istediklerinizi haftalık programlara bölün. Yavaşça, daha çok meyve ve sebze tüketmeye başlayın. • Her hafta hedeflerinizi küçük miktarlarda arttırın. Haftada 250 gram daha kilo vermek, 15 dakika daha fazla spor yapmak, her gün ikişer

porsiyon sebze ve meyve yemek gibi… Sağlıklı yaşam için adım adım plan yaparak ve hedefler koyarak ve bu hedefleri her hafta bir kat daha arttırarak, hem daha iyi motive olacak hem de hedeflerinize daha kolay ulaşacaksınız. Üç ay sonra toplam 8-10 kg arasında vermek veya üç ay sonra haftada beş gün spor yapabiliyor olmak başarması zor istekler gibi görünse de, başlangıç için haftada 250 gr veya günde 10 dakika kolayca kabullenilebilir olacak.


Uzm. Dr. AHMET GÜNAY Dermatoloji Uzmanı

CİLDİMİZİ YAZA HAZIRLAYALIM İlkbahara girdiğimiz şu günlerde, kışın kuruyan ve yıpranan cildimize özen göstermemiz gerekiyor. Bu amaçla yapmamız gerekenler; •Kaybolan nemi yerine koymak: Bu amaçla dışardan sürülen nemlendiriciler (hekim tarafından önerilen) faydalı olabilmekle birlikte yeterli olmayabiliyor. Cildi nemlendirmek, kırışma ve sarkmaya da engel olabilmek için cilt arasına uygulanan vitamin enjeksiyon kürleri önemli. Seanslar halinde 6-8 seans uygulanan kürler sonunda çok başarılı sonuçlar alınıyor. •Su: Nemi yalnızca dışardan vermek yeterli değil bu nedenle günde 2 litre civarında su içmek cildin nemlenmesi açısından çok faydalı.

•Peeling: Cildin yıpranan ve ölen tabakalarından arındırılması ve aynı zamanda cilt lekeleri ve kırışıklıklarından kurtulabilmek için peeling (cilt soyma) işleminin yapılmasının tam zamanı.Yaz aylarında uygulamadığımız bu işlemin, uygulama sonrası hemen sosyal yaşama dönülebilen türleri olmakla beraber, birkaç gün evde kalmayı gerektiren daha kuvvetli türleri de mevcut. •Bu dönemde yalnız cildimizin değil saçlarımızın da özel bakıma ihtiyacı var. Saç için yararlı vitamin kürleri ağızdan alınabilmekle beraber, saç kaybı yaşayanlarda aynen ciltte olduğu gibi saçlı deriye uygulanan vitamin enjeksiyonları saç kaybını engellediği gibi saç kalitesini de artırıyor.

Dyt. SANEM APA Beslenme ve Diyet Uzmanı

METABOLİZMANI ATEŞLE • Metabolizmanın çalışması ve beyin performansı için en önemli öğün olan kahvaltıyı kesinlikle atlamayınız. • Beyaz rafine edilmiş besinler yerine tam buğday, çavdar, kepek gibi rafine edilmemiş tahılları tercih edebilirsiniz. • Kefir ve prebiyotik yoğurtlar tüketmek sindirim sisteminizi ve dolayısıyla bağışıklık sisteminizi destekler. • Sebze ve meyveler C vitamini açısından zengin besinlerdir. Mandalina, kivi, kuşburnu ve portakal gibi meyvelerle, ıspanak, pazı, sivribiber, brokoli, Brüksel lahanası gibi yeşil yapraklı sebzelerin tüketimini artırınız. • Kafeinli içecekleri azaltınız. Kahve, çay, soğuk içecekler, kakao ve benzerleri gibi kafeinli içecekler yerine “Beyaz çay” gibi bitkisel

çayları rahatlatıcı etkilerinden de yararlanmak için tercih edebilirsiniz. Beyaz çay sağlıklı beslenme alışkanlıları ile birlikte gün içinde 2- 3 fincan tüketildiğinde metabolizmayı canlandırıcı etki gösterir. • Geceleri yağlı ve çok miktarda yemek yememeye özen gösteriniz. Gece yavaşlayan metabolizma bir de ağır ve yağlı besinlerin sindirimi için zorlanmamalı. • Az az, sık sık yemek yemeyi tercih etmeliyiz. • Sabahları özellikle aç karnına yapılan yürüyüşler metabolizmayı canlandırmada destek sağlar. • Yaban mersini antioksidan kapasitesi nedeniyle çok iyi bir ara öğün alternatifi olabilir. • Ananaslı yoğurt vücutta oluşan ödemi atmadan lezzetli bir alternatif olarak denenebilir. • NISAN-HAZIRAN 2014


HAYATIN TADI

SIRA DIŞI HEKIMLER Hem hastalarının her an yanlarında oluyorlar hem de özel ilgilerine zaman ayırıp kendilerini geliştiriyorlar. Liv Hospital hekim kadrosu, doktorluğun yanı sıra sanata ve spora olan ilgisiyle de öne çıkıyor.

CERRAHİNİN STRESİ NÖTRALİZE OLUYOR Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Haluk Akpınar, ortaokul yıllarındayken babasının memuriyeti nedeniyle bahçesi bol olan doğa içindeki lojmanlarda büyüdü. Sonrası İstanbul, beton bloklar, konsantre hayat…

H

EP YENIDEN BAHÇELI bir evde oturmayı istedim. 20 yıl önce bir bahçe katına, son dokuz yıldır ise şimdiki bahçeli evimize taşındık. İlk görüşte bahçeye aşık olmuştum; fakat ev neredeyse harabeydi. Şanslıydım çünkü üçü bahçecilik konusunda ayrı dallarda uzman, bu konuda kitaplar okumuş dostlarım vardı. Onların sayesinde çok az hata yaparak bahçemi kurabildim. Bahçenin çok küçük bir bölümü organik hobi bahçemiz, burada mevsimine göre bir salatada bulunabilecek her şeyi yetiştiriyoruz. Ama özellikle ince kabuklu pembe sırık domatesler

konusunda iddialıyız. Sağolsunlar hastalarım her yıl Trabzon ve Kırklareli’nden çekirdeklerini gönderiyorlar. Çekirdekten büyüttüğümüz bu domatesleri yaz boyunca tüketiyoruz. Yorucu bir günden sonra, özellikle yazları bahçeye ulaştığımda kendimi çok şanslı hissediyorum. Çok eskiden okumuştum stres katsayısı en düşük mesleklerden biri bahçıvanlıkmış. Herhalde bu şekilde cerrahinin stresini nötralize etmiş oluyoruz. Eşimle, oğullarımla bu hobiyi paylaşmak daha da keyifli oluyor. Sırf Ipad’le rekabet olsun diye, bizde çimlerde futbol oynamak bile serbest.

“4 YILDIR TENİS OYNUYORUM” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Taner Bekmezci, tenis oynama konusunda hırslı olmadığını ancak tenis oynayabilmenin bile yeterince eğlenceli olduğunu düşünüyor.

4

yıldır tenis oynuyorum. Fiziksel limitlerimi korumak ve sınırlarını tartma hissi oldukça güçlü bir zindelik hissi sağlıyor. Bütün bunların yanı sıra odaklan66

ma ve hızlı karar alma pratiği ile ilgili disiplin sağladığını düşünüyorum. Ama hırslı olduğumu söyleyemem, oynayabilmek bile yeterince eğlenceli.


“FOTOĞRAF: ZAMAN VE MEKÂN İÇİNDE KAYBOLMAK” Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci, fotoğraf çekerken kendisini zaman, mekan ve insanlar arasında kaybolmuş gibi hissediyor.

F

OTOĞRAF ÇEKMEYE Üroloji ihtisasım sırasında başladım. Aynı klinikte fotoğraf çeken çok başarılı bir doktor arkadaşım vardı. Ben de onun sayesinde fotoğraf çekmeye başladım. Fotoğraflarda insan, zaman ve mekân üçlemesini bir araya getirmeyi seviyorum. Çoğunlukla bu tarz fotoğraflar çekiyorum. İnsanların mekânla bütünleştiği fotoğrafları daha çok seviyorum. Fotoğraf çektiğim zaman dinleniyorum. Zamanın içinde, mekânın içinde kayboluyorum. Fotoğraf vesilesiyle insanlarla her an iletişimde olmak, muhabbet etmek, farklı kültürlerle haşır neşir olmaya imkan veriyor fotoğraf. Bazen de kalabalık mekanlarda bile kendimi soyutlanmış, hissedebiliyorum. Örneğin Karaköy’e gittiğimde orada balıkçısından turistine kadar bir sürü insan var. Ama fotoğraf çekmeye o kadar erken kendimi kaptırıyorum ki; yalnızmışım gibi hissediyorum, kendimle kalıyorum, mekanda kayboluyorum. Bu yüzden fotoğraf çekmek beni çok dinlendiriyor. Fotoğrafın; daha bilinçli gezme, zamanı iyi kullanma, insanlarla iletişim kurma konusunda pek çok

yararını gördüm. Yurtdışında daha önce Türkiye hakkında slayt gösterisi yapmıştım. Üroloji Uzmanı olarak çalıştığım Tunceli’de, orada çektiğim fotoğraflardan oluşan ‘Gözlerimdeki Dersim’ isimli bir fotoğraf sergisi de açtım. Fotoğraf çekmenin mesleğime de önemli katkısı olduğunu düşünüyorum. Olaylara ve insanlara daha geniş açıdan ve dingin bakmayı öğretiyor. Fotoğraftaki iyi kompozisyon ve kadrajlama çabasıyla hekimlik pratiğinin benzeştiğini düşünüyorum.

SIRADIŞI YAŞAMIN SIRRI: ATÇILIK Doç. Dr. Serpil Selman, rutin yaşamdan uzaklaşmak istediğinde binicilik ortamında bulunmak istiyor.

B

INICILIK sporu engel atlama alanında yaklaşık 20 yıldır milli hakemim. Eşim de uzun yıllardır uluslararası hakem. Onun görev aldığı müsabakalara önce seyirci olarak veya sağlık görevi için katılıyorken, bu işten zevk aldığımı fark ettim. Hakem yetiştirme kursunun ardından aday hakemlik, bölge hakemliği ve sonrasında milli hakem olarak başta İstanbul olmak üzere çeşitli illerdeki ulusal müsabakalarda görev yaptım. Yarışlar genellikle 2, bazen 3-4 gün sürer. Hakemlik özellikle büyük-yoğun katılımlı müsabakalarda sabah erken saatlerden gece saatlere kadar uzayan yorucu bir görevdir. Öte yandan binicilik tesisleri genellikle doğa ile iç içe, çok keyifli ortamlardır. Ben rutin yaşamdan uzaklaşmak istediğimde sadece hakem olarak değil, seyirci olarak da binicilik ortamında bulunmaktan zevk alıyorum. • NISAN-HAZIRAN 2014


22

SUMMARY

COOPERATION OF MEMORIAL SLOAN KETTERING AND Liv HOSPITAL

While the first session of renowned cancer center Memorial Sloan Kettering (MSKCC)’s symposium in cooporation with Liv Hospital dated January 31st-February 1st featuring the head line “Keep Your Colons Safe Agains Cancer Quake” has been performed open to public, the second session featuring the topic “Personalized Approaches for Patients with Colorectal Cancer” was dedicated to medical experts.

C

ANCER, THE SCARIEST disease of our era... Consciousness towards especially the colorectal cancers known as the digestive system cancer carries great importance. In this context, Liv Hospital and Sloan Kettering have undersigned an important symposium. During the public session of the symposium, several cancer patients shared their own experiences and questions about cancer have been answered by the experts. During the symposium’s second session dedicated to experts where medical experts from Turkey and 30 different countries (53 68

Foreign-31 foreign medical experts from 15 different countries have attended with the support of TIKA183 Turkish) attended, treatment methods for colorectal cancer and recent developments have been discussed. Within the scope of the symposium, Liv Hospital’s Medical Director and General Surgery Expert Prof. Dr. Oktar Asoğlu performed a live robotic surgery on a patient with colorectal cancer. Robotic surgery performance has been projected live to the symposium hall with a special imaging system and has been viewed by the attendees. At the sittings held after the live surgery that has been

viewed by the attendees with great appreciation, several head lines from A to Z regarding colorectal cancer have been discussed by the experts. The public sitting that has been organized at the Liv Hospital Conference Hall has been conducted by Liv Hospital’s Medical Director Prof. Dr. Oktar Asoğlu. During the symposium, Liv Hospital Medical Oncologist Prof. Dr. Yeşim Eralp and Prof. Dr. Julio Garcia-Aquilar, Prof. Dr. Andrea Cercek from Memorial Sloan Kettering Cancer Center have shared information about recent developments and treatment methods of colorectal cancer.


16 WHO IS AFRAID OF BREAST CANCER? WE ARE BY YOUR SIDE WITH OUR BREAST TEAM Women are our most precious fortunes… our most valuable duty is to make them conscious about the risks of breast cancer that is highly common in our country and to reinforce treatment process by emphasizing the importance of early diognosis…

L

iv Hospital Breast Health Center prizes early diognosis as one of the factors for success in treatment. In the case of breast cancer, one should first examin herself and if in doubt, should consult an expert. Liv

Hospital Breast Health Center is in service with its team members, General Surgery Specialist Prof. Dr. Levhi Akın, Plastic Reconstructive and Aesthetics Surgical Specialist Prof. Dr. Aycan Kayıkçıoğlu,

Medical Genetics Specialist Assoc. Prof. Dr. Hakan Cangül, Radiology Specialist Assoc. Prof. Dr. Barış Bakır, Nuclear Medicine Specialist Dr. Okan Falay, Specialist Cli. Psychologist Beril Yardımcı. • OCAK-MART 2014


SUMMARY

DO YOU KNOW YOUR CARDIAC AGE? By determining your cardiac age, you can obtain a general knowledge about your cardiac health and apply necessary preventive treatment approaches to prevent heart attack risk.

70

32

C

ARDIAC AGE THAT IS DETERMINED by identifying risk factors related to cardiovascular diseases and viewing atherosclerosis on the vessel wall gives us important clues about what we can do to keep a healthy heart. Liv Hospital’s Cardiac Specialist

Assoc. Prof. Dr. Yelda Tayyareci states that cardiac age may be above, below or the same as biological age. Specialist Dr. Eren Eroglu at Liv Hospital’s Check-up and Healty Living Clinic shares his leads on life style modifications for a positive impact on cardiac health. Assoc. Dr. Tayyareci emphasizes that 30 percent of people who appear to be healthy are observed to have a cardiac age above their biological age and that they have atherosclerosis. Stating that an early diognosis of fatal diseases such as heart attack and paralysis is possible through CIMT test, Assoc. Dr. Tayyareci confirms that early diognosis combined with early protection and treatment methods can prevent fatal complications related to these diseases. CIMT test is a method for identifying atherosclerosis and vessel age that is recommended both in European and American Cardiac Manuals and is used as a scanning tool to diagnose atherosclerosis and cardiovascular diseases. The value obtained by the test results shows the patient’s vessel age and whether or not they have atherosclerosis. This 10 minute long painless ultrasound imaging can also be applied on pregnant women as it does not contain radiation.


ROBOTIC SURGERY CAN BE SUCCESSFULLY APPLIED IN GYNECOLOGIC CANCERS Gynecologic cancers that are women’s knightmare can now be cured. Operations that are performed with robotic surgery also leave positive impact on women’s psychology.

38

I

NVASIVE MINIMAL SURGERY IN medical science is the surgery that is performed with least cuts. It can be performed in all the inner abdominal region surgeries especially in gynecologic oncology, except for advanced stage overy cancers. These are cancers such as cervical cancer, endometrium cancer, early stage overy cancer. Liv Hospital’s obstetrician and gynecologist Prof. Dr. Faruk Köse states that these cancers have various types of surgery types and gives information about gynecologic cancers and their treatment methods. Young women with early stage cervical cancer who have not yet had birth but considering to have a chield can be operated with a surgery type that secures protection of corpus uteri and the overies thus enables future pregnancy. So called surgeries can be performed both with laparoscopic and robotic techniques.

ROBOTIC SURGERY OF PROSTATE CANCER

29

Robotic surgery in prostate cancer, which is the most common cancer observed on men, carries great importance. This technique minimizes the complications that the patients experience.

T

he knightmare of today, prostate cancer, is known as the second most common cancer on men. In our country, 31 out of a 100 thousand healthy men are diagnosed with prostate cancer. According to World Health Organization’s 2008 data, in the USA the most commonly seen cancer type on men is by far the prostate cancer. Liv Hospital urology expert Associate Professor Doctor Haluk Akpinar underlines that a multidisciplined treatment concept where several disciplines work together on treating prostate cancer should be embraced and gives information about robotic surgery in prostate cancer.

WHAT ARE THE SYMPTOMS OF PROSTATE CANCER? While prostate cancer’s symptoms differ according to the stage of the disease; • The disease at the early stage can not present any evidence. • Diagnosis is often made with a biopsie after the increase in blood RBC specifications. • In the advanced stages, frequent urine due to blockage in the urinary tract, stinging of the urine, night time frequent urine are the symptoms of prostatism. • With the outspread disease, there may be symptoms such as bone pain, anaemia and exhaustion. • A definite diagnosis is made with a pathalogical examination on the biopsie taken from the prostate. • OCAK-MART 2014


Liv HOSPITAL ANLAŞMALI KURUMLAR

 Aksigorta A.Ş.  Allianz Sigorta A.Ş.  Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi  Axa Sigorta A.Ş.  Compu Group Medical Bilgi Sistemleri (CGM) A.Ş. • ACE European Sigorta (Ferdi Kaza Sigorta Hastane Tedavi Teminatı) • Ankara Anonim Türk Sigorta • Dubai Starr Sigorta • Generali Sigorta • Halk Sigorta (Birlik) • HDI Sigorta • Ray Sigorta • Sompo Japan Sigorta (FİBA) • Ziraat Sigorta • Zurich Sigorta • CGM Sağlıkta Avantajlar Dünyası*  Demir Hayat Sigorta A.Ş.  Ergo Sigorta A.Ş.  Eureko Sigorta A.Ş.  Groupama Sigorta A.Ş. (Ekonomik Ürün Poliçe Dahildir)  Güneş Sigorta A.Ş.  Inter Partner Assistance Ltd Şti. • AIG Sigorta A.Ş & AIG Sigorta HSBC Acil Tedavi Sigortası • Dubai Starr Acil Tedavi Sigortası • Güneş Sigorta Acil Tedavi Sigortası • Halk Sigorta Acil Tedavi Sigortası • ING Emeklilik Acil Tedavi Sigortası • Işık Sigorta Acil Tedavi Sigortası • Medline Sağlık Paketi ve Acil Tedavi • Metlife Emeklilik Acil Tedavi Sigortası • Metro Turizm Seyahat Organizasyon A.Ş • SBN Sigorta A.Ş Acil Tedavi Sigortası • Türk Nippon Sigorta Acil Tedavi Sigortası • Back-up Kişisel Sağlık Sistemi* • Bank Asya Platinum Card & Bank Asya Classic Card* • Benefit Card* • Benefit Global & Avivasa Hayat ve Emeklilik* • Benefit Global AIG Card* • Dr.Back-up Kişisel Sağlık Sistemi & Fortis Bank Card* • ING Bank Platinium Card* • Dr.Back-up Kişisel Sağlık Sistemi* • IPA Card* • IPA Privilege Card* • Life Center ( Medikamed Sağlık ( Medika Group )* • Life Partner Card* • SBN Şeker Hayat Projesi* • Ticket Restaurant - ( IPA ) Asistans Hizmetleri* • Türkassıst Card* • Türkiye Ekonomi Bankası* • VIP Hayat Card*

72

• AXA Mbask ınsurance – AXA Mbask Seyahat Sigortası • AXA PPP & AXA Assıstance • Az Insurance – Az Seyahat Sigortası • Buta Insurance – Buta Seyahat Sigortası • Mega Insurance – Mega Seyahat Sigortası • Pasha Insurance – Pasha Seyahat Sigortası • Revan Seyahat Sigortası • Safiran Insurance – Safiran Seyahat Sigortası • Sanayı Insurance – Sanayı Seyahat Sigortası • World Signia / Master Card • Zirve Seyahat Sigortası  Mapfre Genel Sigorta A.Ş. (Eko Plan ve Tamamlayıcı Sağlık Sigorta poliçesi (SGK ile anlaşmalı olan branşlarda) dahildir)  Yapı Kredi Sigorta A.Ş. (Eko Plan poliçe dahildir)

SPOR MERKEZLERI VE KULÜPLERI  Geleceğin Yıldızları Spor ve Eğitim Hizmetleri A.Ş*  İstanbul Atlı Spor Kulübü*  Levent Tenis Kulübü*  Mac Spor Salonları*  TED Spor Kulübü*  United Clubs*

DERNEK VE ODALAR

 Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED)*  İstanbul Sanayi Odası Personel (İSO)  İstanbul Sanayi Odası Üyeleri (İSO) *  İstanbul Ticaret Odası Memurları Yardımlaşma Derneği (İTOMEMDER) *  İstanbul Ticaret Odası Üyeleri *  Rotary Kulübü* (Beşiktaş)  Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) (Branş Bazlı)

BANKA, SANDIK VE VAKIFLAR

 T.C. Ziraat Bankası ve T. Halk Bankası A.Ş.  Türk Telekom Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı (TTSSYV)  Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Emekli Sandığı Vakfı (Branş Bazlı)  Türkiye Halk Bankası A.Ş. Emekli Sandığı Vakfı  Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş Mensupları Munzam Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Vakfı (TSKB)

KAMU SIGORTALARI

 SGK (Medikal Onkoloji,Radyasyon Onkolojisi ,Anjiografi Uygulamaları, Pet BT, Sintigrafik Tetkikler, Kalp Damar Cerrahisi)

KURUMLAR

 Borsa İstanbul A.Ş.  İstanbul Barosu*  Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK)  Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF)  Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)

ŞIRKETLER

 Akmerkez Çalışanları*  Bayraktar Holding*  Deva Holding A.Ş.*  Digiturk, Show TV, Türkmax*  Fiba Emeklilik ve Hayat A.Ş. *  Hotiç Ayakkabı San. ve Tic. A.Ş *  ISS * • ISS Hazır Yemek Üretim ve Hizmet A.Ş.* • ISS Proser Koruma ve Güvenlik hizmetleri A.Ş. * • ISS Haşere Kontrol Hizmetleri A.Ş.* • ISS Tesis Yönetim Hizmetleri A.Ş.* • CMC İletişim Bilgisayar Reklam ve Danışmanlık Hizmetleri San. Tic. A.Ş *  Korozo Ambalaj San. ve Tic. A.Ş.*  Mars Entertainment Group*  Marsh Avantaj*

OKULLAR

 Bahçeşehir Üniversitesi Uğur Eğitim Kurumları*  Bilgi Üniversitesi*  Galatasaray Üniversitesi*  İstanbul Erkek Lisesi Okul Aile Birliği*  İstanbul Teknik Üniversite (İTÜ) *  Özel İstanbul Koleji*  Özel Ulus Musevi Lisesi * • Ulus Özel Musevi 1. Karma Ana ve İlköğretim Okulu* • Ulus Özel Musevi Lisesi Vakfı*  Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ)*

 Akbank T.A.Ş  Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi (Mensupları)  Darüşşafaka Cemiyeti  Film Sanayi ve Tüm Sanatçılar Güçlendirme Vakfı(Film-San)*  Fortis Bank A.Ş Mensupları Emekli Sandığı Vakfı  Milli Reasürans T.A.Ş. Mensupları Emekli ve Sağlık Sandığı Vakfı  Beşiktaş Belediyesi*  Şekerbank T.A.Ş Personeli Sosyal  Sarıyer Belediyesi* Sigortalar Sandığı Vakfı (Branş Bazlı)  Şişli Belediyesi*  T.C Merkez Bankası*

BELEDIYELER

(*) Hasta Ödemeli Detay Bilgi için; http://www.livhospital.com.tr/anlasmali-kurumlar

ÖZEL SIGORTALAR



Liv Dergisi 5 sayısı 2014