Ağustos #6

Page 1

SayÄą 6 Nisan 2020

Melika


LA VE NDE R

Lavender Kimdir? Bizler, üniversiteli LGBTİQ+’lar olarak, maruz bırakıldığımız ayrımcılık ve şiddeti gündemleştirmek, maruz bırakıldığımız sosyal izolasyonu bir arada kırmak için ihtiyacımız olan güvenli alanı yaratmak, yaşadıklarımıza ilişkin çözüm yolları üretmek amacıyla Ege Üniversitesi’nde örgütlenen LGBTİQ+ öğrenci topluluğuyuz. Hep birlikte toplumsal cinsiyet perspektifinde hak temelli çalışmalar yürütüyor, farkındalık temelli etkinlikler düzenliyor, kampüslerde ve şehrin her yerinde var olan LGBTİQ+’lar olduğumuzu ve bulunduğumuz alanların tümünün yönetiminde söz sahibi olduğumuzu haykırıyoruz! Ege Üniversitesi öğrencisi olan veya olmayan, toplumsal cinsiyet temelli şiddete karşı mücadelesini bizimle beraber sürdürmek isteyen herkese açığız. Sen de gel, bize katıl. Bütün renklerinle gel; siyahlarınla, pembelerinle, kimliklerinle, kimliksizliğinle gel. Biz hep beraber dünyanın bütün renklerini görüyor ve gökkuşağına inanmayı seçiyoruz!

Neden Lavender? Lavender LGBTİQ+’ya isim arama sürecinde çok heyecanlı ve endişeliydik. Ne yapacağımızdan, yapmayı umduğumuz faaliyetleri başarıp başaramayacağımız konusunda tedirgindik. Seçilen ismin LGBTİQ+ tarihinden gelmesini istiyor ve aynı zamanda pozitif çağrışımlarda bulunması gerektiğini düşünüyorduk. Hem anlamlı, hem de modern; hem tarihimizden izler içeren, hem de yeni bir gelecek vaad eden… Mor renginin LGBTİQ+ tarihindeki yeri ve Lavender Menace örgütünün varlığı bize ilham verdi diyebiliriz. Bir destekçimizin umut ve tarih dolu önerisiyle kendimiz için en uygun ismi bulmuş olduk. Hiç pişman olmadığımız gibi hep çok sevdik ismimizi, ailemiz gibi, koşuyoruz o günden beri lavantalara, lavantalara doğru…

Değerlerimiz Lavender, karar alma süreçlerinin tamamını konsensus ile sürdürmektedir. Lavender vegandır, hayvansal ürün üreten hiçbir kurum ile işbirliği yapmaz, etkinliklerinde ve toplantılarında hayvansal ürün tüketimine izin vermez. Lavender, şiddet karşıtıdır. Toplantılarda ve etkinliklerde sağlıklı ve pozitif bir ortam istediğimiz için yüksek sesle konuşmayı, ofansif tanımlar kullanmayı, hiyerarşi içeren tavırlarda bulunmayı, birine duygusal, fiziksel yada psikolojik şiddet uygulanmasını kabul etmez ve şiddet içeren durumlarla karşılaştığında kurum içinde bu şiddetle mücadele eder.


İÇİNDEKİLER EMRE ADANIR

4

MELİKA

5

OĞUZ ZİYA ANIL

6

OĞUZ ZİYA ANIL

6

DENİZ Ç.

7

NAZLI YILDIRIM

8

MERYEM ULUS

10

GAMZE

11

POSTER

12

ATA ALAN

14

KAVICKIVAC

15

MELİKA

16

BURÇAK

20

SEYYAR

22

Sen Orada Beklerken sana bir şiir yazıyorum ve toprağa gömüyorum Sevgilimin Ayakları İthaf

Kolaj

Fotoğraf

Röportaj: “Hissettiklerinizle varsınız.” Lubunyanın Çapulcusu Daniel Arzola yalıçapkını Çizim

Röportaj: Hazırsanız eğer, uçuyoruz! Bitopya kuruldu. Bir Queer Mekân Örneği Olarak “Lubunistan” Ülker Sokak Vegan Lazanya Tarifi


Emre Adanır

Sen Orada Beklerken Bunca elemin, kederin ortasında, bunca mutlu insanın karşısında, namütenahi yalnızlığımın acısıyla kıvranırken ben; vazgeçmiyor Dünya, dönmek eyleminden. Feryatlarım figan oluyor, çınlıyor sokaklarda ama duyulmuyor ölümün acımasız sessizliğinden. Ben bile kendime bir el uzatmaktan öteduruyorum çoğu zaman. Kaygısız bir yer kalmıyor seni gördükçe, yüreğimde ve zihnimde. Şüphesiz ki kurtulmalıyım bu dehşetten, bilakis beni bertaraf eden ‘sen’ düşüncelerinden. Kendime karşı her defa kaybediyor olsam da savaşımı sürdürüyorum ve ayrılmıyor içimdeki çocuk, her yanı seninle dolu bu evin metruk arka bahçesinden. Sen orada beklerken... Süregeliyor kaybedişim; çünkü bir an bile ayrılmıyor kızgın bir demir gibi bakan ve canımı acıtan bakışların düşüncelerimden. Dünya denen resme bakmaya bile henüz doyamamışken, kaçıyor gözlerim, gözlerinin verdiği keyiften. Gidiyorum sen orada beklerken... Ama yine de gitmek zordu bu iklimden. Terkedilmiş, mutsuz, ıssız ve viran benzin istasyonlarını, ağaçların kurumuş ve umutsuz dallarını izlerken, bana son bakışındaki kini ve öfkeyi düşünmek oldukça zordu. Bir öğleden sonra soğukluğunda sen beni beklerken, içimin ısındığını, bana yaşattığın affedilmez hatalarını, her zaman yaralı parmaklarını düşünürken içimin ısınmasını unutmak istiyorum. Sana olağandışılığını, farklılığını anlattığım, kızgınlığımı saklayamadığım zamanları unutmak çok zor. Kulağa pek de hoş gelmeyen bu duyguların tarifi gerçekten zor ama yine de bunların tekrarlanmayacak olmasına alışarak yaşamak da oldukça zor. Sen orada beni beklerken, ben neden hiç sevilmedim? Ben neden hep terkedilirim? Öyledir ki; anımsadığım tek şey terkedilişlerim. Soğuktan dudaklarımın çatladığı, karların dans ederek yere indiği, acı ve kesici soğuk bir Ankara gecesinde yaşar gibi, İstanbul’un kalabalık caddelerinde dolaşırken sıkı sıkı tuttuğum annemin elinin, ellerimden kayışı gibi; terkedilişlerim... Başımı okşar gibi yapan ama laneti tüm bedenime nükseden yalnızlığım tarafından bile terkedilişlerim. Kalbim bugün dursa, gözlerimin yalnızca biri açık gidecek çünkü diğeri çok daha fazlasını gördü dilediğinden. Bu kez ben gidiyorum. Sen beni orada beklerken...

4


Melika

Sana bir şiir yazıyorum ve toprağa gömeceğim senin hakkında hiç yazmamıştım onun için yazacağına bana bir şiir yaz demiştin, yazamadım işte sana şiirim hiçbir zaman sana karşı hissettiklerimden emin olamadım, aşk da olabilirdi yüce bir sevgide ben böyle bir sevgiyi tanımlayacak kudrete sahip değildim ki, sadece çok sevdiğimi bildim ne acı, hep biliyordum bir gün benden sıkılacağını ve oldu sen hiçbir zaman beni seçmedin ve kıvrandım ben yatağımda hissedemiyorken senin sevgini benden bir canavar yarattın ve beni de inandırdın sen ne dersen inanırdım çünkü, kendimden de nefret ettim, zor olmadı tek istediğim senin tarafından sevildiğimi bilmekti sevgi bana çok uzak ve sen her zaman benim en sevdiğim insan olarak kalacaksın şimdi bir yabancı olsan da bunu bil, sen artık benim bir parçamsın

5


Oğuz Ziya Anıl

Sevgilimin Ayakları Sevgilimin ayakları taraklıdır İşte sırf bunun için bile şiir yazılır Sırf bunun için bir film çekilir Resimler yapılır Sevgilimin ayakları taraklıdır Biz pazar günleri onunla Halk plajına gider Denize gireriz donla İnsanlar bunun için bizi ayıplar Kadınlar erkekler hep ayıplar bizi Cemil İpekçi ayıplar Sevgilim Denizin köpüğünden iri yarı Bıyıklı bir Venüs gibi doğar Sevgilimin ayakları taraklıdır işte o kadar

İthaf Sevgilimin erkekliği düpedüz Bana ithaf edilmiş bir şiirdir Sevgilim dediğime bakmayın O benden başka herkesle yatar Liseli oğlanlarla Arkadaşlarının karılarıyla Ve yağmurlu günlerde travestilerle Üstelik yattığı insanlar ona Kasık biti bulaştırırlar Ki bence bu gerçekten çok çok Çok utanç verici Ne olursa olsun Kiminle yatarsa yatsın Günün sonunda Uykusuna yenik düşerken Sevgilimin erkekliği Düpedüz bana ithaf edilmiş bir şiirdir

6


Deniz Ç.

7


Nazl覺 Y覺ld覺r覺m

8


9


Meryem Ulus

“Hissettiklerinizle varsınız.” Mart Ayı Biseksüel Sağlık Ayı olarak kutlanmakta. Bu sebeple biz de Ege Üniversitesi öğrencisi Biseksüel beyanı olan arkadaşımıza kişisel deneyimlerini sorduk; Benim farkındalık sürecim çok karmaşık. Çünkü kavram olarak bunu düşünmeden önce de hemcinslerimle fiziksel/duygusal yakınlaşmalarım olduğu için buna çok normal bir şey olarak bakıyordum. Biseksüel olduğumu anlamam da zaten normal bir şey olarak görmemle başladı. Yani nasıl bir erkeği sevebiliyorsam bir kadını da sevmem gayet normal diye düşünerek başladı. Böyle küçük küçük olayları lise ikinin başında yaşadım. İlk başlarda kendimi biseksüel olarak adlandırmayı sevmiyordum. Bir kavram bir ad koymayı sevmiyordum. Çünkü normal geliyordu. Bir erkeği sevmek nasıl normalse bir kadını sevmek de öyle normal geliyordu. Böyle bir tanıma ihtiyaç yokmuş gibi geliyordu. Çünkü sevme işini kalpten yaptığım için bir adlandırma koymak, ben böyleyim demektense o adı koymak hoşuma gitmiyordu. “Öyle misin?” diye sorduklarında “Ya adlandırmayı sevmiyorum ama bu tanıma uyuyor” diyordum. O yüzden de öyleydi. Bir ara hiç sevgilim yoktu. Birkaç gün biriyle takılıyordum ve ayrılıyorduk. Annem bu duruma alışmıştı sanırım. Bir ara uzun süre hiç kimse hayatımda değildi ve annem böyle bir soru sordu:

“Tercihlerin farklı mı?” demişti bu konulara hakim olmadığı için. Ben bir insanın dış görünüşünü sevmiyorum, şununa bununa takılmıyorum. O yüzden bir kadının da kalbini seviyorum. Bunu anneme de söyledim. “Sonuçta bir insanı severken kalbini, davranışlarını, benzer, ortak yönlerini seversin hani cinsiyete bakmazsın. Ben de o yüzden kalp seviyorum ve bunun bir cinsiyeti yok. İnsan seviyorum yani” demiştim. Annem bana bir tepki vermedi. “Doğru, evet öyle olması gerek” demişti. Sonuç olarak bunu arkadaşlarıma anlatınca “Tabiki de öyle, öyle olması gerekiyor” diyor. İçten içe her insan bence kendi içinde biraz biseksüeldir. Bunu herkes “Evet doğru. Bence de öyle, insan seviyoruz.” diye onaylıyorsa bundan doğal bir şey yok ama insanlar için doğrulamak onaylamak kolay. Hani işlev ve kabulleniş aşaması zor. Bir insanı cinsiyetinden dolayı sevmemek, ya kendine duvar ördüğü için ya da kendi içinde yanlış olduğunu hissettiği için oluyor. Yoksa sadece cinsiyetinden kaynaklanan bir durum olsa bunları da hissetmez diye düşünüyorum. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı? Hissettiğiniz şeylerin yanlış olduğunu düşünmeyin. Hissettiklerinizle varsınız.


Gamze

Lubunyanın Çapulcusu Gezi Parkı protestosu, kısaca Mayıs 2013’te Taksim’de bulunan Gezi Parkı’nın talan edilmesi ve yerine alışveriş merkezi yapılmasına karşı isyan eden halkların sesidir. O parkta ulusalcısı ile birlikte anarşisti, sosyalisti, lgbti’leri, feministleri, alevileri, kürtleri ve daha sayamaycağımız alt kesimlerin çığlıkları yankılandı. Neoliberal politikaları kabul etmek yerine dönüştürme politikalarını uygulayabilme isteği ile halkların birleşmesine tanık olduk. Şüphesiz ki bu protestolarn en önlerinde bulunan kesimlerden birisi de LGBTİ’lerdi. 1980 sonu 1990 başlarında Türkiye’de hareket haline gelmeye başlayan LGBTİ’yi Evrensel Gazetesi kabaca üç aşamaya ayırmış; Bunlardan ilki bir araya gelme dönemi olarak adlandırılan 1990’larda Lambdaistanbul’un ve KAOS GL’nin kurulmasıyla LGBTİ’lerin birbirini bulma, yalnız olmadığını kabullenme durumlarını yaşadığı aşama. Bu aşamadan sonra ortaya çıkma olarak adlandırdığımız 1990’ların sonunda artık farklı görüşlerdeki, anarşist,feminist,sosyalist, örgütler veya siyasetlerle ortak ses çıkarma aşaması.

Radikal Sol Yeşil Parti Girişimi LGBTİ hareketine kendi içinde otonomi sağlayan ilk parti girişimiydi. 1 Mayıs’ta KAOS GL’nin ilk defa kortej halinde yürümesi ve 2003 yılında 50 kişilik bir katılımla Lambdaistanbul öncülüğünde 1. Onur Yürüyüşünün yapılması sayılabilirken son aşama olarak Gezi,şüphesiz ki LGBTİ’lerin görünürlüğünü arttırdı. O tarihe kadar var olduğumuz gizlenirken Gezi’den sonra haklarını alamıyor dahi olsak reddedilemeyecek şekilde var olduğumuzu göstermiş olduk. Gezi Parkı protestoları sırasında gerçekleşen 11.Onur Yürüşü’ne Türkiye’de ilk defa 50 binden fazla insan katıldı. 10 yılda yaşanan bu büyük artıştan dolayı Gezi’nin görünürlüğü arttırdığı şüphesiz doğrudur. Gezi Parkı protestolarının sonucunda, oradaki kitlenin dilindeki hakaretlerden olan “ibne,top” gibi kelimelerin kullanımı azalmış, dayanışma içinde her alt kesim birbirine yeni şeyler katmıştır. Görünürlüğümüzü arttıran ve Türkiye’nin de faşist akp iktidarlığına -bana artık pek iktidarlıkları kalmış gibi gelmiyor olsa da- karşı önemli bir isyandır. Gezi’yi anıyor,çapulcuları da selamlıyorum.


12


13


Ata Alan

yalıçapkını Bir kuş kondu paslı balkon demirine, tırnaklarıyla tutunduğu köşenin diş kamaştırıcı hissiyatını anlamlandırmaya çalışırken tüylerinin maviliği, kendinden emin duruşu ve puslu bakışları cezbediciydi. Beyaza bulanmış kahverenginin üzerinde uzun bir siyah gagayla birlikte, bakakaldım, anlamsızca.. yeni bir uyarımın boşluğundan mıdır, yoksa gözlerinin kırmızılığından mı bilmem çelikten bir kasanın güveniyle, en mahrem, en gizli, en suskun haliyle.. sustum nedense, göz bebeklerinin parmaklıkları arasında, sadece sustum trafik ışıklarının sarı yanışının uzunluğu, bir hissi tarifleyememenin hüznü, çöp poşetinin içine döktüğün çay deminin buram buram kokusu ve köşebaşı parkına adanmış hayatların timsaliyle.. yaraların gözlerinde yazıyor çocuk, ve ben, her boynunu kavradığımda, şakaklarında gezinen parmaklarımla, dudaklarının sıcaklığının verdiği gururla sarıyorum kendimi sana.. ellerime kavuşturduğun ellerin, ne iyi ki kavuşuyor bana, ne iyi ki öpüyorum onları, yine ne iyi ki eldivensiz kavrayışların

14

kaybettiği sıcaklık bir hiç oluyor yüreğinin sıcaklığıyla.. ne lebi derya öpmeler, ne acı kahve kutlamaları, ne yorgun sen, ne hüznüyle ben.. bomboş bir oda, hiç, sen ve ben ellerinle kavradığın paslı balkon demirinin diğer ucunda bir yalıçapkını selamlıyor seni, ne de benziyor sana, yorgunluğuna.. belki de açık kahveyle turkuazın buluşması uzun yıllar öncedir, gözlerini dünyaya açtığın gündür, bir yerde bakmışsındır belki, yan masadaki turkuaz gözlü çocuğa, gitmek istemişsindir yanına.. kim bilir? sevmişimdir ben seni yılların kısalığında ve saymışsındır sırtımdaki benleri nefes nefese uyandığın bir sabah, rüyanda.. biraz dinlenme zamanı, kendinden başkalarını değil, ta kendini doyurma zamanı.. nöbetini ben tutarım, sen yorulma, bayağı yalıçapkını iyi ki doğdun..


kavickivac

15


Melika

HAZIRSANIZ EĞER, UÇUYORUZ! BITOPYA KURULDU! Merhaba. Biraz kendinizden ve Bitopya’dan bahsedebilir misin? Bitopya nedir ne zaman kuruldu? Herkese merhaba, ben umut erdem. Bitopya’nın kurucusuyum. Bitopya, diğer ayrımcılık biçimleriyle birlikte monoseksizm ve bifobiyi kara deliğe yollamak üzere biseksüellerin ve bi+’ların silinmediği, görünmezleştirilmediği, dışlanmadığı bir evren tahayyülü yaratma arzusuyla kurulmuş bir internet sitesi. Uzay gemimize atlayıp gidebileceğimiz başka bir gezegen olarak kurgulanıp yaratıldı. Çünkü şemsiye bir terim olarak kullandığımız biseksüellik ve bi+ politika üzerine bir bilgi bankası, önemli bir kaynak havuzu olmayı amaçlıyor, Bitopya. Bu da şimdilik Türkçe dilinde ilk kez yapılan bir girişim. Şimdilik “Bi+ Politika”, “Biseksüel Sağlığı”, “Biseksüel Tarihi” ve video kampanyası #stillbisexual gibi başlıklarla

16

yayın yapan Bitopya, dünyadaki biseksüellik ve bi+ politikaya dair gündemi, Türkçe diline yaptığı çevirilerle, ürettiği içeriklerle lubunyalar başta olmak üzere herkesin ayağına getiriyor. Biseksüelliği ve bi+ politikayı Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin gündemine sokmaya çalışıyor. Sivil Düşün’ün desteğiyle Bitopya yayın hayatına 2019 yılının Aralık ayında başladı. Bitopya’nın kurulmasının arkasındaki neden nedir? Bir ihtiyaç mi yoksa bilgi arşivi oluşturmak mı? Bitopya’nın kurulmasının nedeni, böyle bir şeyin daha önce hiç yapılmamış olması ve yapılmasının da son derece gerekli olması. Dijital ortamda sıkça karşılaşabileceğimiz biseksüel olumsuzlama ve düşmanlığına, LGBTİ+ hareketindeki silinmemize karşı biseksüellerin tanındıklarını hissedebilecekleri ve birbirlerini bulabilecekleri, kendi seslerini de


duyurabilecekleri dijital bir alanın hayali bile çok tatlıydı. Bu konuda uluslararası gündemi yakından takip etmeye çalışıyorum. İngilizce bildiğim için okuyabildiğim ve “bu Türkçe’ye çevrilmeli” dediğim ingilizce kaynak ve makaleleri Türkçe’ye çevirip bunları insanlarla buluşturmayı ve hiç gündem edilmeyen biseksüellik meselesi ve bi+ politika insanlarda yer etsin, bu vesileyle gündemleşsin istedim. Dijital aktivizm, çeviri ve içerik üretimi yoluyla bir farkındalık çalışması gerçekleştirmek istedim. Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi biseksüellik ve bi+ politika üzerine layıkiyle bir şeyler yapmıyor, sağlıklı bilgi akışının sağlandığı ve tartışmaların dönebileceği bir ortam yaratmıyor, yaratmadı da şimdiye kadar. İş bir noktadan sonra bu gidişe “Dur!” diyen öznelere kaldı. Ayrıca Türkçe dilinde biseksüelliğe ve bi+ politikaya dair kaynak ve bilgi bankası olabilecek içerik, çok az. Üretimin ve içeriklerin sürekli olacak olması, mecranın da öz-bi+(seksüel) bir dijital aktivizm alanı olacak olması önemliydi. Aksi takdirde genelde olduğu gibi biseksüellik, belli bir çatı altında elimine edilecekti. Biseksüelliği kendi içinde bütün ve çeşitlilik arz eden bir var oluş olarak alıp gündemleştirmek gerekiyordu, bunu da ismiyle ve çıkış hikayesiyle ilk kez yapan internet sitesi, Bitopya oldu. Paylaştığı içeriklerle de bir bilgi akışı yaratmayı, LGBTİ+ toplulukları, kulüpleri ve dernekleri başta olmak üzere tüm lubunyalara ve aslında herkese etkin ve verimli bir kaynak olmayı umuyor. Böylece bifobiyi, monoseksizmi, biseksüel silinmesini gerçekten daha çok ciddiye alarak bunların heteropatriyarka,

cinsiyetçilik, kadın düşmanlığı, transfobi, yabancı düşmanlığı, türcülük, sağlamcılık gibi ayrımcılık meseleleri ve tahakküm kurucularla ilişkisini anlayabilir ve bunlarla mücadele etmek üzere kendimizi ve toplumu dönüştürmeye çalışabiliriz. Bitopya, bu konuda atılmış önemli ve gerekli bir adım. Bi+ların bilgiye erişimlerinin lgt+lardan daha az olduğunu düşünüyor musun? Evet, çünkü biseksüellik diğer cinsel/ romantik vs. yönelimlerin bir kesişimiymiş gibi görülüyor, neredeyse yok gibi. Hakiki, geçerli, bütün görülmüyor. Bi+’ların ihtiyaçları düşünülmüyor, gözetilmiyor. Trans ve nonbinary biseksüellerin, sakat biseksüellerin, biseksüel sığınmacı/ mültecilerin varlıkları tanınmadığı gibi ayrı ihtiyaçları olabileceği düşünülmüyor, bilinmiyor. Monoseksizm, patriyarka ve cisheteroseksizmle zincir gibi bağlı vaziyette, hayatlarımızı, düşünce sistemimizi kuşatmış durumda. Bi+’ların ihtiyaçlarını karşılayacak bilgiye erişimleri çok düşük bu yüzden. Neden bi+lar kendi platformuna ihtiyaç duyuyor? Her bi+ adına konuşmayayım, ama bir bi+ olarak ben başka bir etiket üzerinden elimine edilmeden, bizzat ihtiyacımın gözetileceği, tanınacağım, olumsuzlanmayacağım, hakkımda üretilen mitlerle varlığımın geçersiz kılınmayacağı ve benim buna karşı varlığımı, arzumu kanıtlamaya çalışmayacağım bir alana ihtiyaç duyuyordum. Bu yüzden Bitopya’yı kurmaya karar verdim. Yani sadece “Biseksüel Görünürlük Günü”nde etkinlik 17


yapılıp diğer 364 gün biseksüellerin silindiği, hetero/eşcinsel ikiliğine mâhkum olunduğu, monoseksizmin sorgulanmadığı bir sosyal ve politik mecradan çok daha fazlasını hak ettiğini düşünüyorum bi+’ların. Mesela Mart Ayı, Biseksüel Sağlık Ayı aslında ve çok bilinen ve hakkında paylaşımı yapılan bir şey değil Türkiye’de. Ama Bitopya olarak Mart ayı’nda #BiseksüelSağlıkAyı kampanyasını, biseksüel sağlığına ilişkin yazıların Türkçe çevirilerini okuyucularla paylaşarak yaygınlaştırmaya çalıştık. Biseksüel Sağlığı köşemiz hali hazırda da zaten var, çünkü sağlık mevzusunun bi+’lara yönelik olarak politikası yapılmıyor, gerekli hizmetler sağlanmıyor. Bu yüzden bi+’ların bu konuda bilgiye erişimleri düşük. Ayrıca bi+’lara karşı üretilen mitlerin, yapılan olumsuzlamaların ve dışlamaların sağlığa etkisi de büyük. Biseksüel tarihinin bilinmemesinin de bi+’lara ayrımcılık, silinme olarak geri 18

döndüğünü düşünüyorum. O yüzden tarihin bilinmesi de önemli, bu da ancak bi+’ların kendi platformunu kurabilmesi, bulabilmesiyle mümkün. Ki bu süreç de tarihin ta kendisi. Kendi adıma bi+’ların birbirlerini bulabilecekleri, farklılık ve çeşitliliklerini görebilecekleri, ortaklıklarını anlayıp deneyimlerini paylaşabilecekleri, kendileri adına söz sahibi olabilecekleri, bir omuz, bir el ya da dayanışma ve destek olarak tanımlayabilecekleri herhangi bir şeyi bulabilecekleri alanların yaratımı bence ancak bi+’ların kendi platformlarını yaratmasıyla mümkün. Bitopya, böyle oluşmuş oldu. Bi+ların kendi aralarında örgütlenmeleri neden önemli? Örgütlenme de bir çeşit kendi adına bir platform yaratmak aslında. O yüzden o soru için söylediğim şeyler burada da


geçerli. Güçlendirici gerçekten. Geçen sene, 2019’da şu an İngiltere’de yaşayan sevgili arkadaşım, bi+ ve feminist aktivist Zeynep Peyghambarzadeh ile Bi+ Pride İstanbul’u örgütlemiştik. Türkiye ve İstanbul’da bir ilkti. Devamının gelebilmesini ümit ediyoruz. Birçok bi+ ve bi+’ya, bifobiye dair şeyler öğrenmek isteyen, paylaşım yapmak isteyenler biraradaydı. Bu anı sadece bir günle sınırlamamalıyız. Gerçekten yalnız olmadığını görüyorsun, iyi hissettiren bir şey. Yürümeye çalıştığın yollarda o kadar da yalnız olmadığını bilmek. Ya da pusula olması gibi sana biraraya geldiğin, örgütlendiğin insanların. Bir karşılaşma bile, o temas alanının yaratılması bile çok önemli ve şu an Türkiye için bu bir aşama. Mesela Genç LGBTİ+’nın geçen sene düzenlediği Bi+ Forum. O da bir ilkti, Türkiye ve İzmir’de. Devamı geldiğinde zamanında kazandırdığı anlamı yenileyip dönüştürebilecek şeyler bulanlar, kıymetini bilmek lazım. Günümüz şartları altında bi+ örgütlenmeleri zor. Çünkü doğru dürüst bu zamana kadar konuşulmamış konuları, başka etiketlerin altında kesişim kümesi gibi konuşulmuş ya da hep olumsuz konuşulmuş bir meseleyi gündeme alıyorsun ve bu meseleyle ilişkili konuların konuşulmasına alan tanıyorsun. Bu atılması gereken ilk adım. Örgütlenme

biçimleri işte bunları konuşulabilir kılıyor. Son olarak söylemek istediğin yanda eklenej istediğin bir şey var mı? Sevgili Lavender ekibine çok teşekkür ediyorum, ilgi gösterdikleri için ve başarılar diliyorum. Bu şekilde Ağustos’un parçası olmak büyük mutluluk... bitopya.org ’da buluşalım <3 içerikleri okuyun, izleyin ve paylaşın lütfen. Dilerim ki; merak ve keyifle yolunuz Bitopya’ya düşsün. bitopya.org@gmail.com ‘a mail atabilirsiniz. Sorularınızı gönderebilirsiniz, eleştiri ve yorumlarınızı duymak çok güzel olur. Bitopya’yı birlikte döndürebiliriz. Bitopya’ya sosyal medya hesaplarından da ulaşabilirsiniz. Facebook: https://www.facebook.com/ bitopya Twitter: @BitopyaOrg Instagram: @bitopya Youtube: https://bit.ly/33SnXjx Nice beğeni, takipçi, abone, yorum, eleştiri, katkı, temas, birliktelik, örgütlenme olsun, devamı gelsin dilerim.

19


Burçak

Bir Queer Mekân Örneği Olarak “Lubunistan” Ülker Sokak Kapitalist dönemde büyük mülkiyetler çok teknik donanımlı olarak koruma altındadır. Ancak en büyük zenginlikleri ellerinde tutanlar dışında, modern toplumun yeni yaşam alanı olan kentler, zorunlu karşılaşmalar alanıdır. Türkiye’de bunun en iyi örneği İstanbul’dur. İstanbul tarihinde çok fazla devlete, imparatorluğa başkentlik yapmıştır. Bundan ötürü oldukça fazla kültürü içinde barındırmaya müsaittir. Sanat, bilim, sanayi, eğitim gibi birçok unsur tarihin çoğu döneminde orada karşılık bulmuştur. Bu gelişmişlik Anadolu’dan ve belirli taşralardan yoğun göçe neden olmuştur. Bu göçler mevcut durumda İstanbul’un içinde barındırdığı alt kültürleri yaratmıştır. Soyluluk ve göçle gelen taşralılık İstanbul’da çatışmalara sebep olmuştur. Beyoğlu’nu ele alacak olursak, arka sokaklarında transların gettolarını yaratırken Pera’da soylu valsleri devam etmiştir. Bu trans gettolarına örnek olarak gösterebileceğimiz spesifik bir alan olan Ülker Sokak soylu İstanbul’un ortasında gösterebileceğimiz bir alt kültür mekanı olmuştur. Anadolu’dan farklı sebeplerle göç etmiş insanların buluşma noktalarından biridir. Bu tarz göçlerde Türkiye’deki pratik daha çok akraba, tanıdık yanına yerleşmek en azından aynı mahallede ikamet etmek

gibi olsa da, bir başına göçlerde tıpkı Ülker Sokak örneğinde olduğu gibi yabancıların ortaklığı mümkün olabilir. Ülker Sokak’ta ağırlıklı olarak ikamet edenler seks işçileri ve trans kadınlardır. Bu birliktelikleri kulaktan kulağa aktarılarak daha da güçlenmiş kendi deyimleriyle Ülker Sokak onlar için bir “imparatorluk” halini almıştır. Sokakta yaşayan diğer insanlarla ilişkileri başlarda iyiyken, bir süre sonra bu “imparatorluk” dikkat çekmiş ve trans kadınlar ve seks işçileri dışlanmaya başlamışlardır. Hem de kendilerini mahalle sakinleri olarak adlandıranlar ve bilumum kolluk güçleri tarafından. Süreç bundan sonra hiç de sakin ilerlememiş, translara yönelik adeta bir söküp atma operasyonu her şeyiyle başlatılmıştır. Operasyon sonucunda neredeyse bütün trans kadınlar ve seks işçileri sokağı terk etmek zorunda kalmışlardır. Ülker Sokak örneği aslında bir alt kültürün egemen kültürle olan karşılaşmasıdır. Alt kültür tam güç bende diyecekken, egemen kültür olmadık sebeplerden alt kültürü ezer geçer. Bu elbette mutlak bir geçerlilik değildir. Lakin mevcut düzende mahalle sakini olmakla “dışlanması meşru olan öteki” olmak arasındaki çizgi de pek kalın değildir. Dışlayan unsurlar meşruluklarını her fırsatta iktidara kolayca dayandırabilir. Ülker Sokak örneğinde bu ataerkillik,


heteroseksistlik, Müslümanlık, Türklük gibi iktidar unsurlarına hem kolluk hem de medya aracılığıyla dayandırılmıştır. Bu unsurlar bir olay örgüsü içinde hedeflerine ulaşmış gibi görünebilirler. Lakin hiçbir alt kültürle olan ilişki söküp atmayla da ilerlememiş, kültür sökülüp atılan bir şey olmamıştır. Sonuç olarak, yıllarca sanatçılara, öğrencilere, seks işçilerine mekanlık etmiş Cihangir’in hemen dibinde Ülker Sokak’ta yaşananlar egemen iktidarın yöntemlerini, baş etme mekanizmalarını gözler önüne sermektedir. Lakin ortada bir gerçeklik de vardır hiçbir alt kültür, hiçbir kimlik sökülüp takılan unsurlar değillerdir. Yani belirli sosyal ortaklıklarla oluşturulmuş bir durum karga tulumba sökülüp atılmaz. Tekrar tekrar

yeşerir ve varlığını sürdürür. Kentlerde dönem dönem karşılaşılan bu def etme istenci ve bununla birlikte yok etmeye olan inanç tamamen hayalidir. Bugün Ülker Sokak belki eskisi gibi olmayabilir, Ülker Sokağın öğrettiği dayanışma ve birliktelik birçok insana ışık tutmaktadır. Oradan öğrenilen direngenlik belki de kimilerimizi hayata bağlayan kıymetli bir öğreti olmuştur. Ülker Sokakla ilgili çok kıymetli bir çalışma olan “Ülker Sokak: Bir Alt Kültürün Dışlanma Mekanı” sevgili Pınar Selek tarafından yüksek lisans çalışması olarak kaleme alınmış daha sonra ise “Maskeler Süvariler Gacılar” ismiyle kitap olarak uyarlanmıştır. Eğer bu konu ilginizi çekti ise doğrudan bu çalışmayı okumanızı tavsiye ederim.


Seyyar

Mahallenizin Delikanlısı Seyyar Ablanızdan

Vegan Lazanya Tarifi Evet bebeksiler doğru… Lazanya sadece bedenli olmuyor. Bu zor günlerde evde yapacak bir şeyi olmayanlar (benim aksime) için hem doyurucu hem ucuz bir şekilde hazırlayabileceğiniz tarifle karşnızdayım. . Şimdi size öyle bir tarif vereceğim ki başka türlü yiyemeyeceksiniz (lazanyayı). Ben internetten tarife bakarken 8 kişilik diyordu. Valla biz 2 kişi çok güzel doyduk. Sizi bilemem tabii ama 6 dilimlik tarif vereceğim ben yine de…

İçi İçin Malzemeler:

Tabii ki Lazanya: Yarım Paket Soğan: 2 Adet Orta Boy Havuç: 2 Adet Orta Boy Kabak: 2 Adet Orta Boy Ispanak : Bir Bağ Domates: 2 Adet Büyük Boy Sarımsak: 2 Diş Biber Salçası: 1 Tatlı Kaşığı (Bas sen gene de) Zeytinyağı: 3 Yemek Kaşığı Baharatlar: Tuz ve Biber çeşitlerinin hepsi

Beşamel Sos İçin Malzemeler: Zeytinyağı: 3 Yemek Kaşığı Un: 2 Yemek Kaşığı Vegan Süt: 3 Su Bardak

Önlüğünü Tak Bacım Malzemelerimizi hazırlayarak başlıyoruz. -Önce soğanları ve sarımsağımızı soyup küçük küçük doğruyoruz. -Kabakları soyup kendimiz kadar yuvarlak doğruyoruz. Benimki baya yuvarlak oldu. -Havucu da soyup rendeliyoruz. -Domatesleri rendeliyoruz. Rendelerken kabuğu soyuluyor zaten. -Bağlı şekilde aldığımız ıspanağı yıkamadan önce doğrarsak işimiz daha kolay olur. Pişirmelere başlıyoruz. -Kabaklarımızı az yağda a-p şekilde arkalı önlü kızartıyoruz. -Zeytinyağını tavaya döküp ısınmasını bekledikten sonra soğanımızı ve sarımsağımızı tavaya alıyoruz. -Soğanlar piştikten sonra üzerine havucu ve domatesi ekliyoruz. Domatesler suyunu çekene kadar kavuruyoruz. -Tavamıza aldığımız spanağı ölene kadar kavurduktan sonra biber salçasını da grupça koli kesen tavamıza ekleyip karıştırıyoruz.

22


-İçimiz için son olarak baharatları da ekleyerek son noktayı koyuyoruz. Beşamel Sos İçin: -Tavaya koyduğumuz yağımız ısındıktan sonra üzerine un ekliyoruz. -Topaklaşan unu güzelce kavurduktan sonra üzerine sütümüzü ilave ediyoruz. -Kaynayıncaya kadar karıştırdıktan sonra beşamelimiz hazır. Fırınlama: -Fırın kabımızı yağladıktan sonra üzerine

lazanya seriyoruz. Lazanyanın üzerine bizim kadar yumuşak olması için hazırladığımız beşamel sostan gezdiriyoruz. -Beşamel sosun üzerine içimizi döküyoruz. (Valla sıkıldım yazmaktan. Ayy pardon!) -Lazanya-beşamel-iç olacak şekilde üst üste kat çıktıktan sonra en üste lazanyayı koyarak üzerine tavamızda son kalan beşamel damlacıklarını damlatıyoruz. İyice yaymalıyız, yoksa yumuşamaz (lazanya). -Önceden ısıttığımız 180 derecelik fırında 15-20 dakika arası piştikten sonra ılık olarak servis etmeye hazır.

Uff Olmasın Diye Püf Noktası Beşamel sosta top top un kalmasın diye güzel çırpın bebekler. 23


LEZBİYENLER VARDIR 26 NİSAN LEZBİYEN GÖRÜNÜRLÜK GÜNÜ KUTLU OLSUN

Instagram lavenderlgbtiq Facebook lavenderlgbtiq Twitter lavenderlgbtiq Issuu lavenderlgbtiq Web lavenderlgbtiq.org