Issuu on Google+

UBE iLETiiM BiLGiLERi ADANA UBESi

0 322 232 30 40

AFYON UBESi

0 272 214 16 00

ANKARA UBESi

0 312 232 17 17

ANTALYA UBESi

0 242 243 40 50

BALIKESiR UBESi

0 266 244 00 04

BOÐAZiÇi UBESi

0 212 251 49 90

BURSA UBESi

0 224 221 08 08

DENiZLi UBESi

0 258 241 37 38

DiYARBAKIR UBESi

0 412 251 19 55

EDiRNE TEMSiLCiLiÐi

0 284 214 77 45

ELAZIÐ UBESi

0 424 212 66 66

ERZURUM UBESi

0 442 233 92 92

GAZiANTEP UBESi

0 342 231 60 25

iSTANBUL UBESi

0 212 451 59 00

iZMiR UBESi

0 232 489 83 83

iZMiR SAHiL UBESi

0 232 435 96 26

K.MARA UBESi

0 344 215 40 01

KAYSERi UBESi

0 352 338 98 64

KOCAELi UBESi

0 262 325 91 27

KONYA UBESi

0 332 342 26 10

MALATYA UBESi

0 422 324 24 10

MANiSA UBESi

0 236 232 88 88

MERSiN UBESi

0 324 237 99 99

SAKARYA UBESi

0 264 273 85 85

SAMSUN UBESi

0 362 238 28 35

ANLIURFA UBESi

0 414 314 91 34

TRABZON UBESi

0 462 321 09 09

UAK UBESi

0 276 223 81 55

VAN UBESi

0 432 215 52 50

EDiTÖRDEN // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 01

Merhaba,

ÜNAL ÖZTÜRK Kimse Yok Mu Derneği Genel Başkanı

Bir yardım kuruluşuna “Kimse Yok Mu?” ismini vermenin ne kadar anlamlı olduğunu en iyi ramazanlarda anlıyoruz. Ramazan aylarında “Kimse yok mu?” sorusunu soranların sayısı hem artıyor hem de azalıyor. Zira ramazanda çoğalan yardımlaşma eğilimi, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarının azalmasına vesile oluyor. Fakat diğer yandan ramazan, insanların kapılarının daha çok çalınmasını bekledikleri bir ay. Düşünsenize, hangimiz ramazanda evimizde konuklarımızı ağırlamayı, güzel iftar sofraları kurmayı istemeyiz ki? Hele özene bezene hazırlanan ilk iftar sofrasının tadı… Kimse Yok Mu Derneği işte o enfes tattan herkesin istifade edebilmesi için büyük gayret gösteriyor. Zengin ve yoksul herkesin… O tadın, bir ay boyunca ihtiyaç sahiplerinin damaklarında kalmasını istiyoruz. Maneviyatla geçecek olan rahmet ayında hiç kimsenin maddi sıkıntılarla uğraşmamasını, özellikle medya tarafından pompalanan “lüks ramazan sofraları” algısının imkânı olmayanları zora sokmamasını temenni ediyor; bu temenniyi gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Diğer yandan, çalışmalarımızın yeryüzünün bütün yoksullarına yetmeyeceğini, en azından “şimdilik” yetmeyeceğini biliyoruz. Dergimizin elinizde tuttuğunuz sayısının kapak dosyasında bu konuyu ele almaya çalıştık. Dünyanın yoksulluğu ve o yoksulluğun sebepleri… O sebeplerin ortaya çıkardığı acı, iç yakıcı, yürek dağlayıcı sonuçlar… Bir derginin sayfaları arasında sadece “manzarayı” ortaya koyabiliyoruz elbette. Çatısı altında vazife yaptığımız Kimse Yok Mu Derneği’nde ise o manzarayı güzelleştirecek çareleri bulmaya; dünyanın yoksulluğunu azaltmak için çalışmaya çaba sarf ediyoruz. Çabamıza ortak olan yardımseverlerimizden birisi, iş adamı Tahsin Tekoğlu da bu sayıda konuğumuz oldu. Eşinin tedavisi için gösterdiği inanılmaz çabanın yanında bir yandan da yardım faaliyetlerine koşan Tekoğlu’nun hikâyesi dikkate değer. Bir başka röportaj ise muhterem Suat Yıldırım hocamızla gerçekleştirmiş olduğumuz zekât konulu mülakat. Kuran-ı Kerim’in buyruklarını hatırlatarak yolumuza ışık olan hocamıza minnet borçluyuz. Dergimizin sayfaları arasında sizleri ramazana dair keyifli, tadı damağınızda kalacak yazılar ve haber dosyaları da bekliyor. Keyifli okumalar diliyor, hayırlı ve bereketli bir ramazan geçirmenizi temenni ediyorum.

KiMSE YOK MU DERNEĞi PERiYODiK HABER DERGiSi TEMMUZ / AĞUSTOS / EYLÜL 2011 • SAYI: 12 Kimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Adına İmtiyaz Sahibi: Ünal Öztürk Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Ülkü Fırat Atlamaz Genel Yayın Yönetmeni: Halenur Gürbüz Yayın Kurulu: Sadık Emecen, Metin Çetiner, Celal Türkoğlu Haber Merkezi: Sümeyra Üzer, Mustafa ‹lhan, Kasım Duman, Murat Çopur, Mehmet Küçükkoyuncu Tashih: Sümeyra Üzer Kapak ve İç Tasarım: GNG Tanıtım Adres: Kimse Yok Mu Derneği Kısıklı Mah. Aydınoğlu Sk. No: 19 Üsküdar / �stanbul Telefon: 44 44 593 Faks: 0216 520 16 16 web: www.kimseyokmu.org.tr e-mail: info@kimseyokmu.org.tr halenurcalisan@kimseyokmu.org.tr Baskı Yeri: Çağlayan A.Ş. / iZMiR KiMSE YOK MU HABER’iN MALiYETi SPONSORLARIMIZCA KARŞILANMAKTADIR.

iÇiNDEKiLER

KAMPANYA / 28

RAMAZAN KARDEŞLiKTiR Reyyan Denizci

Dünyanın dört bir yanı kız kardeşlerimizle, ağabeylerimizle, ablalarımızla ve çocuklarımızla doluyken; onları düşünmek, onların iyiliği için çalışmak, yediğimizi içtiğimizi onlarla paylaşmak zorundayız.

RÖPORTAJ: Tahsin Tekoğlu /12 KAPAK: Dünya Açlıkla Boğuşuyor /16 // Öteki Dünyaya Yolculuk /22 // 4. Birleşmiş M

TARiH DEFTERi: Diş Kirası /44 ARAŞTIRMA: Öteki Oruçlar Öteki Bayramlar /49 ARAŞTIRMA: Teravihin Osmanlıcası E

iYi HABERLER KOÇAKLAR iLKÖĞRETiM OKULU’NU BAKAN ŞiMŞEK AÇTI /05// YILIN ANNESi YASEMiN YUSUFOFF /07// iKBAL GÜRPIN

KAPAK 16/27 ‹ktisatçılar yaptıkları işi “sınırsız ihtiyaçları sınırlı kaynaklarla karşılamak” olarak tanımlasa da, dünyanın kaynakları bütün ihtiyaçlarımıza yetecek kadar sınırsızdır aslında.

DÜNYA AÇLIKLA BOĞUŞUYOR

RÖPORTAJ /32

ALLAH BÜTÜN NiMETLERi bize emanet vermiştir. PROF. DR. SUAT YILDIRIM

Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı /26 ZEKÂT iLMiHALi /36 DOSYA: Tarih Sayfalarında Bir Yetim Yolculuk/39

Enderun Teravihi/54 AKTiViTE: 30 Ramazan Aktivitesi / 56 KARDEŞ AiLE: Tut Elimi Selinciğim/ 62

NAR SAĞLIK MERKEZi AÇILDI /08// 21. KADIN ZiRVESi iSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTiRiLDi /11// SUDANLI ÇOCUKLARA MAAŞALLAH! /09//

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 04

Yeni Genel Başkan

ÜNAL ÖZTÜRK Kimse Yok Mu Derneği’nin genel kurul toplantısı 7 Mayıs günü İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplantıda derneğin yeni yönetim kurulu üyeleri belirlendi. Kimse Yok Mu Derneği’nin genel başkanlığı görevini 7 yıldır sürdüren Mehmet Zeki Özkara görevini yeni başkan Ünal Öztürk’e devretti. Daha önce Kazakistan’da KazakTürk Liseleri Vakfı (KATEV) Başkanı olarak görev yapan Öztürk, Kimse Yok Mu Derneği’ni daha yüksek hedeflere eriştirmek için elinden gelen gayreti göstereceğini ifade ederek görevi devraldı. Derneğin yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor: Ünal Öztürk Yönetim Kurulu Başkanı Nedim Irmak Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Demirci Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Figen Es Yönetim Kurulu Üyesi Eyüp Kaynak Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet İnan Yönetim Kurulu Üyesi Halil Ercan Gündoğdu Yönetim Kurulu Üyesi Denetim kurulu üyeliğine seçilen isimler ise şöyle: Mevlüt Uysal Denetim Kurulu Başkanı Bahri Bayram Denetim Kurulu Üyesi Mustafa Çam Denetim Kurulu Üyesi

Kimse Yok Mu “Yılın Enleri” arasında yerini aldı Kimse Yok Mu Derneği, İstanbul Yardımlaşma ve Eğitim Derneğince düzenlenen “Yılın Enleri” ödül töreninde “Yılın Sivil Toplum Kuruluşu Ödülü” ne layık görüldü. Toplumu birleştirenlere kardeşlik mesajı vermek amacıyla düzenlenen ve bu yıl üçüncüsü gerçekleşen ödül töreninde, Kimse Yok Mu Derneği adına ödülü Yönetim Kurulu Başkanı Ünal Öztürk aldı. Perihan Savaş ve Kerem Alışık’ın sunuculuğunu yaptığı ve Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkez’inde gerçekleşen törende diğer ödüllerden Yılın Gazetecisi Ödülünü Cüneyt Özdemir, Yılın Vefa Ödülünü ömrünü eğitim hizmetlerine adamış bir isim merhum Hacı Kemal Erimez aldı. Yılın TV kanalı ödülünü ise Kürtçe yayın yapan ilk televizyon olan Dünya TV aldı.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 05

Koçaklar ilköğretim Okulu’nu

BAKAN ŞiMŞEK AÇTI

Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı Koçaklar Köyü’nde ilköğretim okulu, okul müdürünün Kimse Yok Mu’ya başvurusuyla düşmüştü gündemlerimize. Araç gereçleri eskimiş, bilgisayarı ve laboratuvarı bulunmayan, tuvalet ve lavaboları bakımsız, pencere ve duvarlarından soğuk alan okulu ziyaret eden dernek yetkilileri, bu okula yardım edilmesi için kampanya başlatmıştı. Kampanyaya yapılan bağışlarla okulun tamiratı tamamlandı. Ayrıca, daha fazla öğrenciye daha iyi şartlarda eğitim sunmak için yeni bir okul binasının yapılmasına karar verildi. Temeli atılan 4 derslik, öğretmen ve idareci odalarından oluşan yeni okul binasının tamamlanması için 102.425 TL tutarında bağış toplandı. Yardımseverlerin desteği ile yürütülen çalışmalarda hem eski okul onarıldı hem de ek bir bina inşa edildi. Yapımı tamamlanan okul Koçaklar Köyü’nde gerçekleştirilen törenle eğitime açıldı. Törene Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de katıldı. Bakan Şimşek yaptığı konuşmada, Kimse Yok Mu Derneği’ne teşekkür ederek, derneğin memleketin en ücra köşelerine kadar gelip okul yapmasından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Şimşek, “Kimse Yok Mu Derneği’ne gerçekten bir teşekkür borçluyuz. Kendilerinden Allah razı olsun. Ta buralara kadar gelmişler, Batman’ın Kozluk ilçesi Koçaklar köyüne... Bu güzelim okulumuzu tümden yenilemişler” dedi.

2006’da meydana gelen sel felaketi sonrasında Batman’da 568 ev kullanılmaz hale gelmişti. Felaketin hemen ardından bölgeye koşan Kimse Yokmu Derneği, 120 aileyi 18 aylık kiraları ödenmiş ve içleri döşenmiş evlere yerleştirdi. O tarihten bu yana Batman’da yaşayan yardıma muhtaç insanlara 1.030.897 TL’lik ayni ve nakdi yardım ulaştırıldı.

Edirne Temsilciliği Açıldı Türkiye’nin dört bir yanındaki şubeleriyle sağlam bir kurumsal yapısı bulunan Kimse Yok Mu Derneği, Edirne’de yeni bir temsilcilik açtı. Edirneli gönüllülerin ve yardımseverlerin ihtiyaç sahiplerine ulaşmasında köprü görevi üstlenecek olan Edirne Temsilciliği’ne temsilci olarak daha önce genel merkezde görev yapan Ahmet Terzioğlu atandı.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 06

ANKARA’da Dolu Dolu Tanıtım Programı Kimse Yok Mu Derneği Ankara Şubesi, derneğin yurt içindeki ve yurt dışındaki çalışmalarını kamuoyuna tanıtmak üzere bir program düzenledi. Üst düzey bürokratların ve devlet yetkililerinin katıldığı programa Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da iştirak etti. Geceye Ankaralı gönüllüler, yardımseverler ve iş adamlarının yanı sıra derneğin yurt dışında yardım faaliyeti sürdürdüğü ülkelerden yetkililer de katıldı. Pakistanlı ve Haitili yetkililer konuşmalarında derneğin projelerinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Üst düzey bürokratların ve devlet yetkililerinin katıldığı programa Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ve Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek de iştirak etti.

LiBYALI MÜLTECiLERiN YANINDA OLDUK

Devlet Başkanı Muammer Kaddafi karşıtlarının isyanlarıyla iç karışıklıklar yaşayan Libya, insanlık dramlarına sahne oldu. Yaşanan olayların ardından binlerce kişinin ülkelerini terk etmek zorunda kaldığı Libya’dan kaçanlara Tunus kucak açtı. Tunus’a sığınan mültlecileri ise Kimse Yok Mu gönüllüleri yalnız bırakmadı. Acil insanî yardıma ihtiyaç duyan mültecilere gıda ve ilaç yardımı ulaştıran dernek, bölgeye gönüllü doktorlar da gönderdi. Kimse Yok Mu gönüllüsü doktorlar yüzlerce mülteciyi sağlık taramasından geçirip ilaç desteğinde bulundu.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 07

GELENEKSEL FESHANE KERMESi GERÇEKLEŞTi

Kimse Yok Mu Derneği İstanbul Şubesi’nin gelenekselleşen Feshane kermeslerinin sonuncusu Mayıs ayında gerçekleşti. 19-20-21-22 Mayıs tarihlerinde düzenlenen kermeste binlerce ürün yardımseverlere sunuldu. Özellikle giyim firmalarının bağışladığı ürünlerin uygun fiyatlarla yardımseverlere sunulduğu kermesi binlerce kişi ziyaret etti. Kermesten elde edilen gelir yetim öğrenciler yararına kullanılacak.

YILIN ANNESi YASEMiN YUSUFOFF Her yıl anneler gününde yılın annesini seçmeyi gelenek haline getiren Kimse Yok Mu Derneği, bu sene bu anlamlı ödülü Yasemin Yusufoff Çelikkol’a verdi. Türkiye’nin ilk bebek üniversitesinin kurucusu ve Bebek İşaret Dili kitabının yazarı Yasemin Yusufoff Çelikkol, aynı zamanda pekçok gönüllülük hareketinin de içinde bulunmuş bir anne... Yasemin Yusufoff’un özellikle 0-3 yaş grubu çocukların eğitimiyle ilgili akademik düzeyde yürüttüğü çalışmalar ve projeler bilim çevrelerince de kabul görmüş durumda. Kimse Yok Mu Derneği’nin yürüttüğü katarakt kampanyasına da 150 katarakt ameliyatı bağış yapan Yusufoff, halen derneğin Sudan’da yürüttüğü yetim projesine destek veriyor. Yusufoff, Kimse Yok Mu Derneği ve Anafen Dersaneleri tarafından Yılın Annesi seçildi.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 08

iKBAL GÜRPINAR SAĞLIK MERKEZi AÇILDI Herşey, İkbal Gürpınar’ın da içinde bulunduğu heyetin geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği Sudan gezisi ile başladı. Yoksulluğun başkenti Darfur’u gezen, derneğin buradaki çalışmalarını yerinde inceleyen ve halkla samimi sohbetler gerçekleştiren İkbal Gürpınar, yaşadıklarından çok etkilenmiş, harekete geçme kararı almıştı. Bölgede yapımı planlanan fakat henüz kaynağı oluşmamış olan bir sağlık merkezinden söz edildiğini duyan Gürpınar, bu merkezin yapımına sponsor olmak istediğini belirtti ve projenin startını verdi. Böylece hayata geçen proje şuanda Darfur’da yeni bir hastaneye dönüştü. Darfur’a açılan İkbal Gürpınar Sağlık Merkezi KBB, çocuk, kadın doğum, diş, göz ve dâhiliye branşları ile hizmet verecek. İçerisinde laboratuvar, ameliyathane, acil servis ve eczane de bulunan İkbal Gürpınar Sağlık Merkezi, bir süre Kimse Yok Mu Derneği tarafından işletildikten sonra Sudan Sağlık Bakanlığı’na devredilecek. Merkez ayrıca Darfur halkı için de istihdam sahası olacak. Türkiye’den gidecek uzman ekiplerin ve sağlık personelinin eğitim vereceği Kimse Yok Mu Tıp Merkezi, Türkiye ile Sudan arasında bir eğitim ve bilgi paylaşım merkezi olarak da görev yapacak.

lış, güvenlik problemleri nedeniyle Türkiye’den yoğun katılımın sağlanamamasına rağmen coşku içinde gerçekleşti. Törene Nyala Valisi Abdulhamit Kaşe ve Sudanlı devlet yetkilileri de katıldı. Açılış konuşmasında iki ülke arasındaki tarihi dostluk bağlarına dikkat çeken Vali Abdulhamit Kaşe “SudanOsmanlı arasındaki tarihi dostluk bağları bugün yapılan yeni eserlerle bir kez daha  pekiştirildi. Benim dış ticaret bakanlığım döneminde de en fazla ticaret Türkiye ile yapıldı. Çocuklarımı Türk kolejlerinde okuttum. İkbal Gürpınar Hanım’a dünyada mutluluk, cennette de peygamber efendimize komşuluk için hepimiz dua edelim. Türkiye-Sudan kardeşliğini kimse bozamaz“ dedi.

Açılış gerçekleşti Sağlık merkezinin açılışı 1 Haziran 2011 günü yapıldı. Açı-

SUDAN’DA HASTANE “HAYATTA KALABİLMEK” DEMEK Sudan, yüzde altmış sekizlik bebek ölüm oranıyla dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Yani her on bebekten en az altısı dünyaya merhaba diyemeden hayatını kaybediyor. Sağlık hizmetlerinin yetersizliği yüzünden bu trajik manzarayla başbaşa kalan Sudan’da, hastanesizlik ve ilaçsızlık şimdiye kadar başka bedeller de ödetmiş. Bu vahim tablonun daha da kötü bir hale gelmemesi için, özellikle Darfur bölgesine yapılacak sağlık yardımları büyük önem taşıyor.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 09

SUDANLI ÇOCUKLARA MAAŞALLAH!

Sudan’ın Darfur bölgesindeki sağlık hizmetlerine devam eden Kimse Yok Mu Derneği, yaz aylarının yaklaşmasıyla bölgede sünnet kampanyası da başlattı. 3000 çocuğun sünnet edilmesi için Türkiye’den Darfur’a giden gönüllü doktorlar hedeflerini aşarak 3150 erkek çocuğunu sünnet etti. Doktorlar ayrıca bölgede bulunan yerel sağlık personeline de eğitim verdi. Gönüllü doktorlar 20 günlük periyotlar halinde Sudan’a

giderek sünnet operasyonlarını gerçekleştiriyor. Bir çocuğun sünnet edilmesinin 25 dolara mâl olduğu Sudan’da, sünnet olmayı bekleyen binlerce çocuk var. Projenin en önemli ayaklarından birisi de yerel sağlık personeline eğitim verilmesi. Türk doktorlar geri döndükten sonra da sünnet operasyonlarının devam ettirilebilmesi için büyük önem taşıyan eğitimler, diğer branşlarda da sürdürülecek.

Sağlık Bakanı Ahmed Sâfî: EN BÜYÜK DESTEĞİ TÜRKİYE’DEN ALIYORUZ Geçtiğimiz günlerde Sudan’ın Darfur Bölgesi’nin başkenti Nyala Eyaleti’nin sağlık bakanı Ahmed Sâfî TürkSudan dostluk gecesine katılmak üzere Türkiye’ye geldi. Denizli’deki geceye iştirak etmek için gelen bakan Denizli Valisi Yavuz Erkmen ve Denizli Belediye Başkanı Osman Zolan’ı ziyaret etti.

Konuk bakan Sâfî, valilik ziyaretinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada Sudan’da sağlık konusunda ciddi sıkıntıların yaşandığını belirterek, ‘’Bize sağlık alanında en çok yardım yapan ülke Türkiye. Diğer ülkeler genelde gıda yardımı yapıyor” diyerek Türkiye halkına şükranlarını sundu.

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 10

Hakkârili Minikler için BÜYÜK SEFERBERLiK

Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi pek çok ayrı kişiye pek çok farklı konuyu hatırlatabilir. Fakat Kimse Yok Mu gönüllüleri için buranın en büyük anlamı; “eğitim”dir. Daha önce Şemdinli’nin Ağaçlı Köyü’ne bir okul yaparak Milli Eğitim Bakanlığı’na devreden dernek, şimdi de aynı ilçenin Öntepe Köyü için kolları sıvadı. Öntepe Köyü İlköğretim Okulu’nun mevcut binasının tamir edilmesi ve yeni bir bina eklenerek eğitime açılması için kampanya başlatan dernek, gönüllü Aysun Övün’ün çabalarıyla, iş ve sanat dünyasından katılımcıların yer aldığı bir gece düzenleyerek kampanyayı tanıttı. Daha önce yapılan Ağaçlı Köyü İlköğretim Okulu projesinin anlatımıyla başlayan gece, Öntepe Köyü İlköğretim Okulu projesinin tanıtımıyla devam etti. İstanbul ByOtel’de düzenlenen gecede, mevcut okul binasının durumunun ve yeni yapılacak binayla ilgili tasarılar katılımcılara aktarıldı. Öğrencilerin görüntülerinin yer aldığı vtr’lerle köydeki durum gözler önüne serildi.

Gecenin sürprizi sanatçı

Muazzez Ersoy’dan

Geceye katılan Muazzez Ersoy sahneye çıkıp duygularını aktardıktan sonra dernek başkanı Mehmet Özkara tarafından kendisine bir armağan verildi. Kimse Yok Mu Derneği Meslek Edindirme Kursu’nda eğitim alan ihtiyaç sahibi hanımların el emekleriyle yapılan yalı maketini açık arttırmaya çıkaran Muazzez Ersoy “Ben bu anlamlı hediyeyi imzalayıp açık arttırmaya çıkarmak istiyorum. Okul projesi için yapılacak en büyük bağışı yapan katılımcımıza benim armağanım olarak takdim edeceğim” dedi. 10 bin TL’den satışa çıkarılan el emeği eser 20 bin TL’lik bağışla iş adamı Mustafa Demirci tarafından satın alındı. Gecede iş adamlarının yaptığı bağışlarla okul projesi için gerekli bütçenin büyük bir kısmı toplanırken, katılımcılar yeni projeler için düzenlenecek aktivitelere de katılma sözü verdi. Şimdi, Öntepeli çocuklar okullarına kavuşacakları günü bekliyor. Mevcut okul lojmana dönüştürüldü, yeni okulun inşaatı ise başlıyor. Kimse Yok Mu gönüllülerinin katkılarıyla yapımı tamamlanacak olan okul 100’e yakın çocuğa ışık olacak…

iYi HABERLER // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 11

21. KADIN ZiRVESi iSTANBUL’DA GERÇEKLEŞTiRiLDi 81 Ülkeden 1000 kadın 21. Kadın Zirvesi için ‹stanbul’da buluştu. Kimse Yok Mu Derneği’de zirvenin katılımcıları arasındaydı. 21. Kadın Zirvesi’nin ana teması ise kadın sorunları üzerine yoğunlaşarak tüm dünyadaki kadınların yaşamakta oldukları sorunların en aza indirgenmesi için ulusal politikalar belirlenmesiydi. Pek çok konuda oturumların düzenlendiği zirve boyunca kadın, erkek eşitliğinin sağlanması, kadının ekonomik anlamda güçlendirilmesi, küçük kadın girişimcilerinin sayısının artırılması ve bu girişimcilerin de desteklenmesi ve işbirliklerin kurulması amaçlandı.

Zirve, 3 gün boyunca katılımcılara yaratıcılıklarını geliştirme ve fikir alışverişi yapma fırsatı sundu. 6 kıtadan kadınları temsil eden 50 uluslararası üye ve kuruluş bu amaç için Mayıs ayında İstanbul’da bir araya gelerek bu konuları tartışma fırsatı bulmuş oldular.

Her yıl farklı bir ülkede düzenlenen ve bu yıl Türkiye'de gerçekleştirilen 21. Küresel Kadın Zirvesi (Globe Women Summit), 5-7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Grand Cevahir Hotel'de gerçekleştirildi. Konferansın Türkiye’de gerçekleştirilmesi, Türk kadınının sosyal yaşamdaki yeri ve konumu düşünüldüğünde ekstra önem arzetmiş oldu. (2009 yılı Dünya Bankası verilerine göre Avrupa Birliği ülkelerindeki kadınların çalışma oranı yüzde 64, Türkiye’de ise yüzde 23,5’tir. Türk parlamentosunda 550 milletvekilinden yalnızca 48’inin kadın olduğunu, kırsaldaki kadın sorunlarını ve eğitimde kız çocuklarına yapılan negatif ayrımcılıkları göz önünde bulundurursak durumun vahameti ortaya çıkmaktadır.) 21. Kadın Zirvesi’nin ana teması ise kadın sorunları üzerine yoğunlaşarak tüm dünyadaki kadınların yaşamakta oldukları sorunların en aza indirgenmesi için ulusal politikalar belirlenmesiydi. Pek çok konuda oturumların düzenlendiği zirve boyunca kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadının ekonomik anlamda güçlendirilmesi, küçük kadın girişimcilerin sayısının artırılması ve bu girişimcilerin de desteklenmesi ve işbirliklerin kurulması amaçlandı.

Zirve; liderlik gelişimi, girişimcilik, mikro girişimciliğin gelişimi ve sorunları konularındaki oturumlarla devam etti. Katılımcılara, her kıtadan alanında başarılı, ilham verici rol modelleriyle tanışma ve yeni bağlantı kurma şansı tanındı. 2011 Küresel Kadın Zirvesi, bölgede hem lider, hem de tüketici konumunda olan kadınlara ipuçları, iş dünyası-kamu sektörü arasında ortaklık örnekleri, çevreci teşebbüslerin teşvik edilmesi için stratejiler ve liderlik yetilerinin geliştirilmesi için fırsatlar sundu. Aynı anda birden fazla oturumun yapıldığı zirveye Kimse Yok Mu Derneği de katıldı. Kimse Yok Mu’ya diğer STK’larla iletişim imkânı sağlayan zirvede, yeni projelerin ve birlikteliklerin kurulması için tohumlar atıldı.

TAHSiN TEKOĞLU HALENUR ÇALIŞAN GÜRBÜZ

RÖPORTAJ Tedavisi süren eşinin teşvikiyle Darfur’da okul yaptırıyor.

Fotoğraflar: Sümeyra Üzer

halenur.calisan@kimseyokmu.org.tr

1937 doğumlu, yani 74 yaşında. Öğrenciyken iplik alıp kumaş dokutarak başladığı mesleğini zirveye ulaştırmış; Tekmen Grup bünyesinde kurduğu şirketlerle dünya devi olmuş. Hayat enerjisi hiç bitmiyor; hem işlerine vakit ayırıyor hem de insanlığa faydalı olacağını düşündüğü projelerine... Üstelik iki yıldır beyin tümörüyle yaşayan eşi Emine Tekoğlu’nun tedavisi için çırpınıyor; çalmadık kapı, denenmedik tedavi yöntemi bırakmıyor. Gecelerini ise yine onunla sohbet etmeye, onun sağlık durumunu takip etmeye ayırıyor. Son derece dikkatli.. Muhatap olacağı kişilerin isimlerini ve soyisimlerini bir kâğıda yazdırarak toplantıdan önce masasına koyduruyor. İşiyle ilgili üniversitelerde okutulan

bir seri kitabının yanında, “İş Hayatında Başarmak” adlı bir başka eseri de bulunuyor. Çalışanlarıyla aile gibi ilişkiler kuruyor fakat herkesin üzerindeki mutlak otorite olma vazifesini de sürdürüyor. Tahsin Tekoğlu bunca meşguliyetin arasında bir de yaptığı hayır işleriyle ön plana çıkıyor. Tahsin Tekoğlu önce Kimse Yok Mu Derneği’nin Darfur’da değerlendirmesi için 6 milyon dolar tutarında yün kumaş bağışladı. Sonra da eşinin teşvikiyle bir okul yapımını başlattı. Tabii bunlar Tekoğlu’nun “kayıt altındaki” hayır işleri. Bir de yalnızca Allah katında kayıtlı olanları var ki, onları kimse bilmiyor…

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 13

Darfur’da bir okul yaptırmaya nasıl karar verdiniz?

Emine annemizin rahatsızlığı hayatınızda neler değiştirdi?

Bizim talebelerimiz var. Evlerimizde kalan öğrenci çocuklarımız… Onlar Anneler Günü’nde eşime hediye olarak destimal-i şerif getirdiler. Yanında bir de mektup yazmışlar. Eşim Emine Hanım destimal-i şerifi alınca çok sevindi; duygulandı. Eğitim hizmetlerini sürdürmek istediğini söyledi ve bana bir okul yaptırmayı tavsiye etti.

Çok şey değişti. Artık bütün hayatımız tamamen ona göre şekilleniyor. Tek düşündüğümüz onun iyileşmesi. İyileşeceğine inanıyoruz. Bütün günlük işlerimizi ona göre ayarlıyoruz.

Neden Darfur’u seçtiniz? Kimse Yok Mu Derneği’ndeki arkadaşlarımızla irtibat

Nasıl bir günlük yaşantınız var? Bizim ev hastane gibi. Doktorlar geliyor; Emine Hanım’ın gece ve gündüz hemşireleri var. Geceleri en az üç kere kalkarım. Emine Hanım’ı kontrol ederim.

Bizim ev hastane gibi. Doktorlar geliyor; Emine Hanım’ın gece ve gündüz hemşireleri var. Geceleri en az üç kere kalkarım. Emine Hanım’ı kontrol ederim. Terlemiş mi, hemşirelerin unuttuğu herhangi bir şey kalmışmı diye bakarım...

kurduk. Darfur’u tavsiye ettiler. Emine Hanım da yardım edeceğimiz yerde müslümanların yaşamasını, yardımın sadaka-i cariye olmasını tercih ediyordu. Okulların ismini nasıl seçtiniz? Emine Anne Okulları… Bu bizim eskiden beri istediğimiz bir şeydi. Düşündük, Peygamber Efendimiz (SAV)’in validelerinin ismi de Amine. Böylece Emine Anne Okulları ismine karar verdik. Okulun temeli atıldı. Siz törene katılabildiniz mi? Hayır. Ben Emine Hanım’ı bırakıp hiçbir yere gidemiyorum.

Terlemiş mi, hemşirelerin unuttuğu herhangi bir şey kalmış mı… Eğer onun doktor kontrolü varsa işyerindeki toplantılara katılmam, eve giderim. Mümkün olduğu kadar yanında olmaya çalışırım. Son zamanlara kadar bilinci biraz daha açıktı. Yanına oturup sohbet ederdim. Gün içerisinde olup bitenleri anlatırdım. Mesela sizin bu röportajınızı da anlatacağım ona. Nasıl tepkiler veriyor? Artık konuşmasını yitirdi. Fakat çok memnun oluyor, seviniyor.

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 14

Emine annemizin moralini yüksek tutmak için ciddi bir çaba verdiğinizi biliyoruz. Bu çabanızın onun tedavisindeki rolü hakkında doktorların bir görüşü oldu mu? Doktorlara kalsa Emine Hanım’ın şimdiye kadar vefat etmesi gerekiyordu! Tedavi sürecinin başında tanıştığımız doktorlar yakın zamanda “Emine Hanım ne zaman öldü?” diye sordular bana.

Üzerinde çalışmakta olduğum bir su projesi var. Bu proje durgun sudan enerji üretmeyi amaçlıyor. Çok önemli bir proje; bana göre ampülün bulunması gibi faydaları olacak.

Yurtdışındaki doktorlar mı bunlar? Yurdun içi de dışı da… Hepsi aynı. Normal şartlar altında tedavisi olmayan bir hastalık bu. Doktorlar hasta için muayyen bir süre veriyor, “Şu kadar yaşar” diyor. Bize verilen süre doldu. Allah’a hamd olsun, biz inancımızı yitirmedik. Her zaman olumlu yaklaşıyoruz yaşadıklarımıza. Doktorlarımız bizim bu tavrımızın tedavi sürecine ciddi katkıları olduğunu söylüyor. Genel olarak hayata hep böyle olumlu mu bakarsınız? Bizim kaidemizdir, menfi hiçbir şey konuşmayız. Olumsuzluklarla vakit kaybetmeyiz. Gerekli tedbirler alınırsa o menfiler tahakkuk etmez diye düşünürüz. Negatif elektriği de negatif insanı da istemeyiz. Allah’ın hazinesi sonsuz… Bize güzellikleri nasip etsin onları yaşayalım. Niçin kötüleri yaşayalım ki? Emine annemizin tedavisi için bundan sonra neler yapılacak? Almanya’daki profesörlerin geliştirdiği bir yöntem denemeye başladık. Hastanın vücudundan kan alıp kanserli bölgeye aşı uyguluyorlar. Altı kere yapılacak bu aşı. Bir de kanserli bölgeye sıcaklık tatbiki dediğimiz bir tedavi yöntemi var. Şifa olabilecek her yola başvuruyoruz; her yöntemi deniyoruz. Şifa Allah’tan… Emine Anne inşaallah iyileşecek. Sizin ondan sonraki planlarınız nedir? Emine Hanım bu hastalıktan kurtulduğunda, Türkiye’de artık bu hastalığa “ölümcül” denilemeyecek. Bütün hastalara umut olacak. Ayrıca Emine Hanım iyileştikten sonra bu hastalığa yakalananlara yönelik bir proje gerçekleştirip başkalarına da yardımcı olmak niyetindeyiz. Eğer Emine Anne bunlardan şifa bulursa bu derde düşenlere “Çaresizsin, öleceksin” denmemeli. Bu projeyi hangi çatı altında gerçekleştireceksiniz? Bizim bir vakfımız var. Tahsin Tekoğlu Vakfı. Kimse Yok Mu Derneği’ne bağışta bulunan da aslında Tahsin Tekoğlu değildir; Tahsin Tekoğlu Vakfı’dır. Vakfın sahibi ben değilim. Tahsin Tekoğlu Vakfı’nın tabii üyeleri Tahsin Tekoğlu, Emine Tekoğlu, oğlum Ömer Tekoğlu ve diğer oğlum Cem Tekoğlu’dur. Biz bütün hayır faaliyetleri-

ni vakıf çatısı altında beraberce yapıyoruz. Bütün üyeler kendi gelirlerinden vakfa bağışta bulunuyor, vakıf da Kimse Yok Mu gibi yerlerle protokol imzalayarak okul yapımı gibi hayır işlerine imza atıyor. Vakfınız ne zaman kuruldu? 1988 yılında. Hangi amaçlarla kurdunuz bu vakfı?

Vakfımızın dört tane amacı var: Bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetleri, eğitim faaliyetleri, sağlık faaliyetleri, dinî yardımlar...

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 15

DESTiMAL-i ŞERiF NEDiR? Hilafet Osmanlı’ya geçtikten sonra sarayda bir gelenek oluşur. Topkapı Sarayı’nda ramazan ayının ortasında Hırka-ı Şerif’i ziyaret merasimleri düzenlenir. Kâinatın Efendisi’nin hırkasına bir tülbend üzerinden yüz sürülür. Destimal adındaki bu tülbent, görevini ifa ettikten sonra “Destimal-i Şerif” adını alır. Destimal-i Şerif, hırkayı öpen kişiye padişah tarafından hediye edilir. Sahibi bu mukaddes hediyeyi ömrü boyunca saklar, vefatından sonra da tabutuna yahut kefenine sarılmasını vasiyet eder. Zaten bu yüzden günümüze ulaşan Destimal-i Şerif sayısı pek azdır.

ÖMER TEKOĞLU

“Annem bizim canımızdan bir parça” Ömer Tekoğlu Tahsin Tekoğlu’nun büyük oğlu. Ayrıca hem şirketin hem de vakfın kurucu üyesi. Tekoğlu Ailesi’nde her şey ortaklaşa yürütülüyor. Şirketle ilgili kararlar Tahsin, Ömer ve Cem Tekoğlu ile birlikte alınıyor. Annesinin rahatsızlığı hakkındaki sorumuza cevaben “O bizim canımızdan bir parça” diyen Ömer Tekoğlu, çocuklarıyla birlikte sürekli Emine Anne’nin yanında olduklarını anlatıyor. Ailece annelerinin moralini yüksek tutmaya çalıştıklarından söz eden Tekoğlu, Tahsin Bey’in olumlu tavrının bütün aileye güç verdiğini söylüyor.

Bilim alanında neler yapıyorsunuz? Üzerinde çalışmakta olduğum bir su projesi var. Bu proje durgun sudan enerji üretmeyi amaçlıyor. Çok önemli bir proje; bana göre ampülün bulunması gibi faydaları olacak. Nasıl bir proje bu? Sistemi nedir? Proje henüz bitmedi. Sonuçlanıp başarıya ulaşmadan ayrıntılarını anlatmamız doğru olmaz.

Müthiş bir ritminiz var. Pek çok şeye aynı anda yetişiyorsunuz. Bu kadar çok işi bir arada nasıl yapıyorsunuz? Ben bir şey yapmıyorum ki. Allah yaptırıyor. Herşeyi Allah yaptırır, biz aciz kullar kendimiz yaptık zannederiz. Ben şunu yaptım deriz, Tahsin Tekoğlu şöyle yapmış deriz. Hâlbuki hepsini yaptıran Allah’tır. Allah’ın dediği olur. Allah her yerde hazır ve nazır; külli şeylere de kadirdir. Allah isterse Emine Hanım’a şifa verir. Alman aşı yapmış, Türk ilaç vermiş; bunların hepsi vesiledir.

‹ktisatçılar yaptıkları işi “sınırsız ihtiyaçları sınırlı kaynaklarla karşılamak” olarak tanımlasa da, dünyanın kaynakları bütün ihtiyaçlarımıza yetecek kadar sınırsızdır aslında. Peki, yaşlı küre neden yoksulluktan kurtulamıyor? Hangi bölgeler fakirlikle ve açlıkla mücadele ediyor, içinde bulundukları durum nedir? Bu sorulara gerçek birer cevap olmasa da, en azından düşünmeye vesile olması umuduyla kaleme alınan işbu araştırma meraklısını bekliyor.

KAPAK

DÜNYA AÇLIKLA BOĞUŞUYOR ESRA TUR & HALENUR ÇALIŞAN GÜRBÜZ esra.tur@kimseyokmu.org.tr

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 18

Aslına bakılırsa yoksulluğun öyle net bir tanımı yok. Örneğin Bangladeşli bir çiftçiye hayatının en büyük rüyasının ne olduğunu sorduğunuzda rahatlıkla şu cevabı alabilirsiniz: “Topraklarımızın yeri hiç değişmese…” Sürekli su taşkınları olduğu için tarlaların yerlerinin değiştiğinden söz etmektedir!

1, 2, 3, 4, 5. Bir çocuk öldü… Dünyada her 5 saniyede bir çocuğun açlıktan öldüğünü kaçımız biliyoruz? Soruyu biraz daha genişletmek lazım belki de. Dünyada “açlıktan ölen” insanların olduğunun farkında mıyız? Açlığın ölümcül yüzüyle hiç göz göze geldik mi? Gelmek istemeyiz, gelmeyelim elbette. Fakat sterilize edilmiş dünyalarımızı biraz acıtıp kanatacak, ruhumuzu rahatsız edecek gerçekleri, “hakkel yakîn” olmasa bile “ilmel yakîn” derecesinde bilelim. Aslına bakılırsa yoksulluğun öyle net bir tanımı yok. Ör-

neğin Bangladeşli bir çiftçiye hayatının en büyük rüyasının ne olduğunu sorduğunuzda rahatlıkla şu cevabı alabilirsiniz: “Topraklarımızın yeri hiç değişmese…” Sürekli su taşkınları olduğu için tarlaların yerlerinin değiştiğinden söz etmektedir! Darfur’da yılmadan usanmadan okula gidip gelen bir genç kıza sorsanız “En çok istediğin şey nedir?” diye, “Yeni, beyaz bir eşarp” der size; sahip olduğumuz her yeni eşya koca bir mahcubiyet yumrusu olup boğazımıza otursun diye!.. Bu arada, Darfurlu genç kızın haline üzülen Türkiyeliler olarak biz, belki de birilerinin yoksulluk kategorisine giriyoruzdur, kim bilir?

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 19

KOMŞULARIMIZ AÇKEN BiZ TOK MUYUZ? Yeryüzünde 925 milyon aç insan yaşıyor. Komşuları, yani bizler tokken hem de. Bakın nerelerde sürdürüyorlar hayatlarını. İşte BM’nin verileri: 578 milyon Asya ve Pasifik 239 milyon Orta Afrika 53 milyon Latin Amerika ve Karayipler 37 milyon Yakın Doğu ve Kuzey Afrika 19 milyon Gelişmiş Ülkeler

Kronik yoksulluk

AFRiKA’da Afrika’da neler olup bittiğine bir örnekle yaklaşalım. Güney Afrika ülkelerinden Malavi’de 2002’de yüzlerce kişinin öldüğü kıtlıktan sonra, geçen yıl da yağmurların yetersizliği ve kuraklık nedeniyle  4,5 milyon insan açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Siyasi iktidarsızlıkların ve çekişmelerin ülkesi olan Malavi’de hayat iyice zorlaştı. Malavi 12 milyona yakın nüfusuyla Afrika’nın sıcak kalbi. 568 km. uzunluğundaki Malavi Gölü’ne sahip olan bu küçük ülke yılın 12 ayı yemyeşil. Gözünüzü çevirdiğiniz heryer mısır... Uçsuz bucaksız çay, tütün ve kahve tarlaları var. Peki, böyle bir ülkede nasıl aç ve yoksul kalınıyor? İki sebebi var. Birincisi üretilenlerin Malavililer’in eline geçmeyişi ve ürünlerin Avrupa’ya gitmesi. İkincisi ise Malavililer’in tarım konusunda yeterli donanıma sahip olmayışı.

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 20

Kim, neden yoksul? Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (BM-FAO)’nün tahminlerine göre “halen 6,8 milyar olan dünya nüfusunun 2050 yılında  9 milyara ulaşacağı ve  bu nüfusun beslenebilmesi için mevcut tarımsal üretimin %70 oranında artırılması gerektiği” gerçeği pek sevindirici bir gelişme gibi gözükmüyor. FAO (Gıda ve Tarım Organizasyonu) ise çok daha çarpıcı gerçekleri vuruyor yüzümüze: Dünyadaki “aç” komşularımızın sayısı 1 milyardan fazla. 1 milyar aç insanın 642 milyonu Asya ve Pasifik’te, 265 milyonu Afrika’da, 53 milyonu Karayipler’de, 42 milyonu Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da; 15 milyonu ise gelişmiş ülkelerde yaşam mücadelesi veriyor! Birleşmiş Milletler’in ilk kez 2010’da yayınladığı “Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi” (Multidimentional Poverty Index) yoksulluğu değerlendirme yollarından bir tanesi. Bu indeks sayesinde 104 ülkeyi içine alan kapsamlı bir istatistiksel çalışma ortaya konmuş durumda. İndekse göre (İndeks, “gelişmişliği” 3 boyutta inceliyor: Sağlık, eğitim ve yaşam standardı. Sonra her 3 kategori için alt değişkenleri kaydediyor: Sağlık; çocuk ölümü ve beslenme. Eğitim; okuyan çocuk sayısı ve okuma yaşı. Yaşam standardı; mutfak, tuvalet, su, elektrik, evin yapısı, evde varlık) durum şöyle: Afrika, yoksulluğu azaltmada dünyada en az başarılı bölge olma ünvanına sahip. Dahası, kara kıtada 1980 ve 2005 yıl-

yardan sayısı 1 mil ın ız m rı la u a ve ş “aç” kom milyonu Asy 2 4 6 Dünyadaki ın n a yar aç ins 3 milyonu fazla. 1 mil 5 milyonu Afrika’da, 5 y 6 ğu ve Kuze 2 o , D e ’t ın ik k a if s Y a P nu lkelerde e, 42 milyo Karayipler’d milyonu ise gelişmiş ü 5 Afrika’da; 1 elesi veriyor! ad c ü m yaşam ları arasında yoksul insan sayısı ikiye katlanarak 200 milyondan 380 milyona çıkmış. Günlük yoksulluk sınırının 70 sent olduğu ifade ediliyor! Yani Afrika’da, “hâlâ” her iki kişiden biri yoksul. Güney Asya’da 455 milyonu Hindistan’da olmak üzere 595 milyon insanın yoksulluk içinde yaşadığı kaydedilse de, yoksulluk oranının yüzde 60’tan yüzde 40’a düştüğü ifade ediliyor (Galiba buna sevinmek lazım!). Çin’de ise durum biraz daha iç açıcı: 1981 yılında 835 milyon Çinli’nin yoksul olduğu belirtilirken bu rakam 2010’da 207 milyona düşmüş. Hasılı kelam, BM’nin Çok Boyutlu Yoksulluk İndeksi’ne bakılırsa dünya nüfusunun yüzde otuz ikisi yoksul durumda. Aynı araştırma çarpıcı bir gerçeğe daha işaret ediyor: Dünyada en yoksul her 10 insandan 9’u kadın.

Yarım dolar ile 10 kişilik ailesini doyuran KENYALI KADIN Kenyalı Wilbroda Aoko Wandera, 48 yaşında, on çocuğu var ve 16 yıldır dul. Bakın nasıl geçiniyor: “Hem donat satıyor hem de bir kilisede temizlikçilik yapıyordum. Kendimi en şanslı hissetiğim zaman yerel bir yetkilinin yolun kenarında bir baraka yapmama izin verdiği zaman oldu. Bu barakanın ön kısmını bir çeşit kuaför salonu olarak işletip insanların saçlarını boyarken arka kısmında da ben ve çocuklarım yaşıyorduk. Ancak baraka evim 2007 yılında Kibare Gelişim Programı kapsamında yıkıldı. Şimdi de nehrin kenarında çamurdan yapılmış olab bir kulübede kalıyorum. Biz genellikle günde bir öğün yemekle idare ederiz. Fakat bu gerçekten çok zor… Özellikle de çocuklar için. Ben tüm alieme yetecek kadar yemek yapmayı öğrendim. 40 şilinden (Yarım dolar) başka param olmadığı zamanlarda 20 şiline mısır unu, 5 şiline şeker 10 şiline de gazyağı alırım. 1 şiline limon ve 3 şiline de su alırım. Bütün malzemelerden bir çeşit püre yaparım. Herkese bir kap yatecek kadar… Bu bizi ertesi güne kadar idare eder.”

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 21

Karanlık tablo

5 BAŞLIKTA AÇLIĞIN NEDENLERi

Fotoğraf: Mehmet Ali Poyraz

Karşımızdaki manzara bize şunu gösteriyor: Yoksulluk bir veba gibi yeryüzüne yayılmış durumda. Pek çok sebebi, pek az çözümü var. Her birimiz derhal kendimizi bu sorunun çözümüne dair bir yerlerde konumlandırmazsak, yaşlı kürenin açlıktan ölümüne bile şahit olabiliriz. Üstelik de bir yahut torunlarımız o kürenin üzerindeyken…

BM “Dünya Gıda Programı” yapılanması çerçevesinde, dünyadaki fakirliğin sebeplerini 5 maddede özetlemiş:

DOĞA: Doğal afetler, felaketler, iklim değişiklikleri. SAVAŞ: Ülkeler arası savaşlar, iç savaşlar ve bu savaşların mülteci durumuna getirdiği insanlar. YOKSULLUK ÇIKMAZI: Yoksul bir ailenin maddi durumunda iyileşme olması halinde devletten aldığı yardımın kesilmesi; yoksulluğun devam etmesi.

TARIMSAL ALTYAPI (SIZLIK): Tarıma başlarken sulama gibi temel gerekliliklerin bile usulünce yerine getirilmemesi. ÇEVREYi (TABiATI) SÖMÜRME: Yetersiz tecrübe, ağaçları yok etme ve sair müdahalelerle tabiatı tahrip etme. (Açıklanan sebepler arasında en az gelişmiş sayılan fakir ülkelerin yüzyıllardan beri süregelen sömürülme öyküleri yer almamaktadır!)

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 22

ÖTEKi DÜNYAYA KISA BiR YOLCULUK SOMALi Nerede?

Doğu Afrika’nın “Afrika Boynuzu” bölgesindeki ülkeleri arasında yer alıyor.

Ne durumda? 8.600.000'lik nüfusunun % 25'i şehirlerde yaşarken, halkın yarıya yakını göçebe hayatı sürüyor. 1,2 milyondan fazla insan gıda sıkıntısı çekiyor.

Neden yoksul? 20 yıl boyunca kuraklıklar ve çatışmalar ile mücadele etmiş olan Somali’de, gerçekleştirilmesi gereken bir “mücadele” daha var: Uluslararası NGO’ların ülkeye girip yardım programları gerçekleştirmesi. Somali, dünya üzerine insanî yardım faaliyetleri yapmak için en zor kara parçası olma hüviyetini taşıyor.

SUDAN Nerede? Afrika’nın tam ortasındaki Sudan, aynı zamanda kıtanın en geniş ülkesi. Yüzölçümü ile dünyanın en büyük onuncu ülkesi olma ünvanına sahip.

Ne durumda? 45 milyon nüfuslu ülkede 1,5 milyon kişi mülteci kamplarında yaşıyor. Yer altı kaynakları açısından çok zengin olan bu müslüman ülkede maalesef özkaynaklar kullanılamıyor. 2003 yılında yaşanan iç savaş, özellikle Darfur bölgesinde yaklaşık 2 milyon insanın yaşadıkları yerlerden çıkarılmasına sebep oldu. Yüz binlercesi de öldürüldü.

Neden yoksul? İç savaşlar ve kuraklık yoksulluğun en büyük tetikleyicileri... Halkın güvenlik endişesi taşıdığı Darfur’da “yeniden yapılanma” büyük cesaret istiyor.

MOZAMBiK Nerede? Mozambik Kuzey Afrika’da yer alan bir ülkedir.

Ne durumda? Ülkenin başındaki en büyük belalardan biri yaygın bir şekilde rastlanan AIDS vakaları... Ülke nüfusu 21,7 milyon ve bu nüfusun 1,6 milyonunu yetim çocuklar teşkil ediyor.

Neden yoksul? En önemli etken kabileler arasında yaşanmakta olan kabile savaşları... Yakın zamana kadar devam etmiş ve 1992’de son bulmuş olan sivil savaş, yoksulluğu körüklemiş. Ülkede etkileri ciddi bir şekilde görülen iklim değişiklikleri ise bir başka etken… Örneğin 2000, 2001, 2007 ve 2008’de sel felaketleri meydana gelmiş daha sonra da kendini tekrarlayan kuraklıklar baş göstermiş.

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 23

BURKiNA FASO Nerede? Afrika’nın en küçük ülkelerinden biri olan Burkina Faso, Batı Afrika’da yer alıyor.

Ne durumda? 9.261.000 kişilik nüfusu ile Burkina Faso Batı Afrika’da en fazla nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerden biri. Burkina Faso yeryüzündeki en fakir ülkelerinden biri olma özelliğini taşırken, her 1000 bebekten 142’si ölüyor.

Neden yoksul? Kuraklık ve iç çatışmaların yanında, askeri darbeler de yoksulluğu tetikliyor. Kuraklık Burkina Faso topraklarının geneline yayılmış vaziyette. Yaşanan iklim değişiklikleri de su ve toprakla ilgili sıkıntıları körüklüyor. Sonuç: Mahsülleri telef olan çiftçiler ve verimsiz tarım.

u Yok M e s Kim erneği nda D mazasine a r a l y p lı kana lkelerin he sına bu ü daha fazla ve yardım niz! bilirsi e r e d gön

ÇAD Nerede? Bir Orta Afrika ülkesi olan Çad’ın Nijer, Sudan ve Libya gibi stratejik önemi haiz komşuları bulunuyor.

Ne durumda? Kendisini çevreleyen ülkelerin politik durumları da Çad’ı etkiliyor. Bölgede yaşanan siyasi istikrarsızlıklardan dolayı geçtiğimiz 6 yılda 255.000’i Sudan’dan, 77.000’i merkez Afrika’dan olmak üzere pek çok mülteci bu ülkeye sığınmış durumda. Nüfusu 10.329.208 olan ülkede ortalama yaşam süresi sadece 47,5 yıl.

Neden yoksul? Coğrafi uzaklığı, kuraklıklar, altyapı sisteminin yokluğu ve politik kargaşalar kara ile çevrili olan Çad’ın ekonomik kalkınmasındaki en olumsuz etkenler.

ETiYOPYA Nerede?

Denize sınırı olmayan Etiyopya Doğu Afrika’da bulunuyor.

Ne durumda? Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden biri olmasına rağmen son dönemlerde okur- yazar oranında ciddi bir artış meydana gelmiş ve gıda güvensizliği ile karşı karşıya olan insan sayısı bir yıl içinde 5,2’den 3,2 milyona gerilemiştir. Yaşanmakta olan tüm gelişmelere rağmen, maalesef, Etiyopya bugün hâlâ dünyanın en az gelişmiş ülkesi olma özelliğini taşıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik İndeksi’ne göre Etiyopya en az gelişmiş 169 ülke sıralamasında 157. sırada yer alıyor. Yine de Etiyopya halkı geleceğe umutla bakan ve gelenekleri ile gurur duyan bir millet olamaya devam ediyor.

Neden yoksul? Kuraklığın yanısıra ülkedeki iç çatışmalardan dolayı milyonlarca insan açlık ile karşı karşıya bulunuyor.

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 24

MYANMAR Nerede? Myanmar, 676.578 kilometrekarelik yüzölçümü ile Güneydoğu Asya’nın en büyük ülkesi.

Ne durumda? Pek çok farklı dini ve etnik gruptan oluşan ülkenin tahmin edilen nüfusu 57,5 milyon. Geniş insan kaynaklarına ve doğal kaynak sermayesine rağmen Myanmar en az gelişmiş ülkeler listesinde 132. sıradaki yerini koruyor. 2006-2010 arasındaki gelişim raporlarına göre açlık sınırında yaşayan insan oranı yüzde 32’lerden yüzde 26’lara gerilemiş olsa da, bu oran ülkenin yerel ve kırsal alanlarında değişiyor. Nüfusu 10.329.208 olan ülkede ortalama yaşam süresi sadece 47,5 yıl.

Neden yoksul? Myanmar’da ciddi boyutlarda kuraklık yaşanmakta; gıda yetersizliği bulunmaktadır. Ülke aynı zamanda doğal afet hattı üzerinde bulunduğu için depremler ve heyelanlar yoksulluğu körüklüyor. Askerî yönetimin afet anında ülkeye yardım kabul etmemesi etkenini de unutmamak lazım.

KENYA Nerede? Kenya, Hint Okyanusu’na kıyısı bulunan bir Doğu Afrika ülkesi.

Ne durumda? 39 milyonu aşkın nüfusuyla Kenya, kurak Afrika ülkelerinden bir tanesi... 4 kilometrelik alanda yaklaşık 2 milyon kişinin teneke evlerde yaşadığı meşhur “Kibera Teneke Mahallesi” Kenya’da bulunuyor. Kibera, günlük 1 doların altında yaşam mücadelesi verilen bir yer. Burası, 30 kişinin bir tuvaleti ve banyoyu –para vererek- ortaklaşa kullandığı bir mahalle. Üstelik 50 yıldır!

Neden yoksul? Geçmişe nazaran daha az politik sorunu olmakla beraber ülkedeki ekonomik dengesizlik, yolsuzluklar ve kuraklık fakirliğin ana nedenleri olarak gösteriliyor.

HAiTi Nerede? Haiti Cumhuriyeti, Amerika’da Karayip Denizi’nde bir ada ülkesidir.

Ne durumda? 12 Ocak 2010’da Haiti’de meydana gelen deprem sonrasında 220.000 insan öldü, 300.000 insan yaralandı ve milyonlarca insan evsiz kaldı. Depremden önce de durumu pek iyi olmayan Haiti’de şimdi işler her zamankinden daha zor. Ülkede halkın yüzde yetmiş altısı gündeliği 2 doların altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Her beş Haitiliden birinin 40 yaşını göremeden salgın hastalıktan yahut gıdasızlıktan ölmesi durumun vahametini açıklıyor.

Neden yoksul? Güney Amerika’nın açlıktan en fazla etkilenen ülkesi Haiti’de halkın yüzde 58’i açlığı iliklerine kadar yaşıyor. Bunun en önemli nedeni yapılan ciddi yolsuzluklar ve doğal afetler. Ülkenin makus tarihini de unutmamak lazım...

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 25

BANGLADEŞ Nerede? Güney Asya ülkelerinden Bangladeş, Hindistan’ın kom��usu ve yakın akrabası.

Ne durumda? 156 milyonu aşkın nüfusuyla Bangladeş, dünyanın en fakir, en yüksek nüfuslu ve en az gelişmiş ülkelerinden biri olma özelliğini taşıyor. 6 milyon insanın açlık sınırının altında olduğu ülkede, 5 yaşın altındaki çocukların yarısında büyüme yetersizliği görülüyor. Ülkede yetişen pirinç Bangladeşliler için şans çünkü halkın çoğunluğu pirinç yetiştiriciliği ile geçiniyor.

Neden yoksul? Ekonomik büyümenin en önemli engelleri arasında, sık görülen kasırga ve seller, devlete ait girişimlerin yetersizliği, tarım sektörünün karşılayamadığı sürekli büyüyen iş gücü, enerji kaynaklarını (doğalgaz) işlemedeki gecikmeler, yetersiz güç kaynakları ve ekonomik reformların yavaş yürütülmesi gösteriliyor.

NiJER Nerede? Nijer Batı Afrika’da yer alan geniş topraklara sahip bir ülkedir.

Ne durumda? Nüfusu 13 milyon olmasına rağmen Nijer, dünyada en yüksek nüfus artış oranına sahip ülke... Ne yazık ki bu ülkede insanların yüzde 60’ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ekonomisi tarıma dayanan Nijer’de her 100 kişiden 82’si tarımla geçiniyor. Haberlerin en kötüsü ise eğitimle ilgili: Nijer’de halkın sadece %29’u okuma yazma biliyor. Nijer, Birleşmiş Milletler raporlarına göre dünyanın en fakir ülkelerinden biri... Topraklarının %88’i çöl ve insanlar içme suyunu yağmur birikintilerinden karşılıyor. Her ailede bir kişinin günlük görevi su getirmek... Bu kişinin her gün ortalama 20 km. yol kat edip bulanık, sağlıksız gölet sularına ulaşarak 10 ila 20 litre su bularak geri dönmesi gerekiyor.

Neden yoksul? u Yok M e s Kim erneği nda a D amazpsine r a l y ı l kana lkelerin he sına ü bu daha fazla ve yardım niz! bilirsi e r e d gön

Yoksulluğu oluşturan ana etkenler çevresel ve politik stratejilerin olmaması olarak sıralanabilir. Diğer yandan ülkede yağmurların yağmaması da yoksulluk üzerinde önemli rol oynuyor.

Kimse Yok Mu Derneği tarafından kampanya düzenlenen ülke Kimse Yok Mu Derneği tarafından yılda iki kere gıda yardımı yapılan ülke Kimse Yok Mu Derneği tarafından kalıcı proje yapılan ülke Kimse Yok Mu Derneği tarafından sağlık yardımları yapılan ülke Kimse Yok Mu Derneği tarafından eğitim yardımı yapılan ülke

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 26

En Az Gelişmiş Ülkeler Forumu’ndan ortak çağrı

SESiMiZi DUYUN VE KARARLARI LEHiMiZE ÇEViRiN! 4. Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı Sivil Toplum Forumu 7-13 Mayıs 2011 tarihlerinde istanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Forumun açılışını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon yaptı. İlki ve ikincisi 1980 ve 1991 yıllarında Paris’te, üçüncüsü 2001 yılında Brüksel’de toplanan BM En Az Gelişmiş Ülkeler (EAGÜ) Konferansı’nın dördüncüsü bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. Konferans sonunda “İstanbul Eylem Planı” açıklandı. En Az Gelişmiş Ülkeler (EAGÜ) için 10 yıllık yol haritası niteliğindeki İstanbul Eylem Planı’nda 2011-2020 döneminde yapılacaklara yer verilirken, iddialı bir hedefle 2020 yılına kadar 48 en az gelişmiş ülkeden yarısının bu statüden mezun olması amaçlanıyor. Son 30 yılda mezun olabilen en az gelişmiş ülke sayısı ise sadece üç. 4. BM En Az Gelişmiş Ülkeler konferansının sonunda açıklanan İstanbul Eylem Planı, 2011-2020 döneminde en az gelişmiş ülkeler için yapılacaklar, onların yapacakları, amaçlar ve bu amaçlara ulaşmadaki ilke ve yön-

temleri içeriyor. İstanbul eylem planına dayanarak konferans sonrasında belirlenen hedefleri kısaca şu şekilde özetlemek mümkün: 1. Brüksel Eylem Planı’nda yaşanan başarısızlıkların yaratmış olduğu hayal kırıklığının tekrarlanmasından endişe duyulmaktadır. 2. Sorunun ele alındığı günden bu yana 30 yıl geçmesine rağmen 24 olan EAGÜ’lerin sayısı 48’e yükselmiştir. Bu da göstermektedir ki, EAGÜ’ler için belirlenmiş olan kalkınma planları sürdürülebilir gelişimi sağlayamamaktadır. 3. Kalkınma paradigması değiştirilmelidir. 4. En önemli sorunlardan biri olan yanlış tanımlama ve önyargılar aşılmalıdır. EAGÜ’ler BM kriterlerine göre “fakir” kategorisinde olabilirler ancak şu da bir gerçektir ki birçok yönden EAGÜ’ler en az değil, en çok gelişmiş ülkelerdir. 5. EAGÜ’ler ekonomik olarak dezavantajlıdır; sömürülmekte ve ötekileştirilmektedirler. 6. Konferans, bizim beklentilerimizi karşılamada ve BM Genel Kurulu’nun verdiği görev ve yetkiyi yerine getirmede başarısız olmuştur. EAGÜ’lerde büyük zarara mal olan gelişmiş ülkelerin, EAGÜ’lere daha fazla yardım sağlama taahhüdünde bile bulunmamalarından dolayı EAGÜ’ler hayal kırıklığı içindedir. 7. Yeni gelişim ve kalkınma hedefleri gelişmiş ülkeler tarafından baltalanmakta ve barışçıl çözümler üretilememektedir. 8. Kalkınma sürecine donörlerin ya da özel sektörün değil, hükümetlerin öncülük etmesi gerektiğinin kabul edilmiş olmasını ve bir teknoloji bankasının kurulmasını da memnuniyetle karşılıyoruz. 9. EAGÜ’lerin EFSÜ – En Fazla Sömürülen Ülkeler – olarak kalmaması gerektiğini hatırlatarak özel sektörün yanı sıra hükümetlerde sürece dâhil edilmelidir. 10. Devlet hazinelerinin istimlâk edilmesi kabul edilemez bir durumdur. 11. Kaynakların geleneksel sahiplerinin ve kullanıcılarının haklarını koruyarak, değer katarak ve adil fiyatlan-

KAPAK // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 27

dırmada ısrarcı olarak petrolümüzün, maden zenginliğimizin, arazilerimizin, ormanlarımızın, balıklarımızın ve diğer doğal kaynaklarımızın sürdürülebilir kullanımı için iş ve olanak yaratmalıyız. Savunmasız ve ötekileştirilmiş insanların hakları, daha güçlü şeffaflık, doğruluk ve hesap verebilirlik mekanizmalarıyla ekonomik karar alma sürecinin merkezine konmalıdır. 12. EAGÜ’ler özellikle emek-yoğun, daha geniş bir kitleye makul iş olanakları sağlayan, çevresel olarak sürdürülebilir ve hakkaniyetli bir büyüme stratejisi belirlenmelidir.

19. Hükümetleri ve donörleri 2020’ye kadar su ve sanitasyona yeni öncelikler vermeye ve bu konularda verilen ulusal taahhütlerin yerine getirilmesi için küresel bir platform olan “Herkes İçin Sanitasyon ve Su Ortaklığı”na davet ediyoruz. 20. EAGÜ’lerin bütün borçlarının derhal ve koşulsuz olarak silinmesini ve EAGÜ hükümetlerinin borçları silinene kadarki borç ödemelerinin ertelenmesini istiyoruz. 21. Hâkim olan yardımların etkinliği yaklaşımı yerine kalkınmanın etkinliğine yöneltilmesi gereken daha fazla ve daha iyi ODA (Resmi Kalkınma Yardımı) istiyoruz.

13. EAGÜ’lerin, belli ihtiyaç ve olanaklarını yansıtan kalkınma stratejilerini benimseyebilmeleri için özel ve lehte muamele ve EAGÜ’ler için politika esnekliği getirilmelidir.

22. Sivil topluma bir kalkınma ortağı olarak daha güçlü bir rol verilmelidir. Ve hükümetler sivil toplumun bağımsız bir sesinin olması için alan yaratmalıdır.

14. Bizler, EAGÜ toplumlarının gıda bağımsızlığının güçlendirilmesi için ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilen, sosyal açıdan kabul edilebilir ve ekolojik olarak sürdürülebilir tarım uygulamalarının desteklenmesi çağrısında bulunuyoruz.

23. 4. BM EAGÜ Konferansı için etkin bir takip stratejisinin yaratılması, uygulanması ve izlenmesi gerekmektedir. Taahhütlerin yenilenmesine ve siyasi iradenin oluşturulmasına doğru ilerleyen sürecin düzenli olarak gözden geçirilmesini istiyoruz.

15. Kadınlar kalkınma sürecinin her aşamasına dâhil edilmelidir.

24. Gelecek on yılda da çalışmalarımızı sürdüreceğiz. EAGÜ’lerin karşı karşıya olduğu önemli güçlüklerle ve toplum merkezli bir kalkınma yaklaşımına olan ihtiyaçla ilgili eğitimler verecek ve farkındalık yaratacağız. Adaletsiz ve sürdürülebilir olmayan politikalar ve programlara meydan okumaları için yerel toplulukları ve diğer vatandaşları destekleyecek ve harekete geçireceğiz. Yoksulluk ve ıstırap adaletsizliğine son vermede üstümüze düşeni yapacağız. Amaçlarımızı paylaşanlarla işbirliği içinde çalışmaya devam edeceğiz.

16. Bütün ülkelerin göçmenlerin, göçmen işçilerin, onların çocuklarının ve bakmakla yükümlü oldukları diğer kişilerin insani haklarına saygı duyması gerekmektedir. 17. EAGÜ vatandaşlarının ekonomik, sosyal ve siyasi hayata tam olarak katılabilmeleri için eğitim çok önemlidir. 18. Hükümetlerin altyapı, maaş, insan kaynakları ve eğitime; kamu sağlık harcamalarını arttırmaya yeterli kaynağı ayırması gerekmektedir.

Az gelişmiş ülkelerde yardım faaliyetleri gerçekleştiren Kimse Yok Mu Derneği de konferansa; Sn. Ahmet Davutoğlu ve pek çok yerliyabancı sivil toplum kuruluşu yöneticileri ve katılımcılarının ziyaret ettiği, karşılıklı bilgi alışverişinde bulunulan bir stant açarak katıldı.

KAMPANYA

REYYAN DENiZCi

Fotoğraf: Kürşat Bayhan

Dünyanın dört bir yanı kız kardeşlerimizle, ağabeylerimizle, ablalarımızla ve çocuklarımızla doluyken, onları düşünmek, onların iyiliği için çalışmak, yediğimizi içtiğimizi onlarla paylaşmak zorundayız. Ramazan geldi, rahmet ayında kardeşlerimizi unutmayıp, sinelerimizi açabildiğimiz kadar açmak zorundayız!

KAMPANYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 29

Kız kardeşimiz gelmiş gibi

İnsanın elinde olup da kardeşiyle paylaşamayacağı bir şey var mıdır? Kalbi kırılıp küsse bile, insanın kardeşinden daha çabuk affedeceği kimse var mıdır? Kardeşlik, bağların en kuvvetlisiyle birbirine bağlar tarafları. Belki de bu yüzden Allah (cc) insanların birbirlerini nasıl konumlandırmaları gerektiğini şu buyruğuyla ifade etmiştir: “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurat, 10) Kimse Yok Mu Derneği’nin bu seneki ramazan kampan-

yasını kardeşlik mesajlarıyla süslemesinin altında bu sebep yatıyor. Derneğin yeni reklam kampanyası yardımseverlerden para, bağış veya kumanya gibi yardımlar talep etmiyor. Bunun yerine “kardeş olmayı” öneriyor; sorgulamadan, yargılamadan... Sözgelimi, Nijer’deki bir aileyi kardeş edindiğinizi düşünelim. Yüzlerini görmediğiniz çocuklar, sesini hiç duymadığınız yoksul bir anne... Belki de yaşam alışkanlıkla-

KiMSE YOK MU DERNEĞi 2011 RAMAZAN KAMPANYASI Yurt içinde 40.000 adet gıda paketiyle ihtiyaç sahiplerinin kapıları çalınacak, onlarca iftar çadırı kurulacak, hergün binlerce kişiye iftar verilecek, iftariyelik paketleri dağıtılacak ve bayramlık giysi yardımları yapılacaktır.

Yurt dışında Bu yıl Kimse Yok Mu gönüllülerinin rotası 49 ülkeye çevrilecek. Gıda paketlerinin yanında Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde kurulacak iftar çadırları ve sofralarla Türk misafirperverliği dünyaya uzanacak.

KAMPANYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 30

rı size hiç benzemiyor. Ne yediklerini, ne içtiklerini, ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini görseniz yadırgayabilirsiniz. Giyim kuşamları “otantik” yahut “etnik” olmak açısından sevimli gözükmekle birlikte, sizin giyim zevkinizin yanından bile geçmez belki… Olsun! Zaten bu yüz-

den Yaradan kardeş ilan etmemiş mi bizi? Bütün önyargıları, vezgeçilmezleri, olmazsa olmazları bir yana atıp, birbirimizi olduğumuz gibi kabul etmemiz için. Hiçbirimizin diğerinden üstün olmadığını hatırlatmak, varlığın da yokluğun da Allah’ın lütfu olduğunu unutmamamız için!

GEÇEN SENE BU ZAMANLAR

YURT iÇiNDE

YURT DIŞINDA

• 11.750 kişiye, 16 farklı noktada kurulan iftar çadırlarında iftar yemeği ikram edildi.

• 33 ülkede 20.000 adet gıda paketi ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı.

• 16.527 adet gıda paketi dağıtıldı.

• 4 ülkede kurulan iftar çadırlarında toplam 65.000 kişiye iftar yemeği ikram edildi.

• 7.170 kişiye her gün sıcak yemek ulaştırıldı. • 5.000 kişiye iftariyelik dağıtımı gerçekleştirildi.

SiZ iFTAR YAZDIĞINIZDA ONLAR DA iFTAR YAPIYOR 12 SMS bir GIDA KOLiSi demek

TURKCELL, AVEA ve VODEFONE faturalı ve kontörlü hatlarınızdan 5777’ye SMS atarak 5 TL bağışlayabilirsiniz.

Bilgi almak, gönüllü olmak ve bağış yapmak için:

Siz de çevrenizi teşvik ederek bir GIDA KOLiSini tamamlayabilirsiniz.

Kimse Yok Mu Derneği 2011 yılı Yurtiçi kumanya bedeli: 60 TL Yurtdışı kumanya bedeli: 40 $/30 £

Kamu Yararına Çalışma Statüsü ve Gıda Bankacılığı çerçevesinde, yapılan aynî bağışlar gider olarak gösterilebilmekte, vergiden düşürülebilmektedir.

KAMPANYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 31

Bir de başka açıdan okuyalım bu mesajı. Mesela, kız kardeşimizin eşinin işi dolayısıyla ailesiyle birlikte Mozambik’te yaşadığını varsayalım. Nasıl da özleriz değil mi? Yediğimiz her güzel yemekte onu hatırlar, evimize aldığımız lezzetli yiyeceklerden ona da göndermeye çalışırız. Onun çocukları olan yeğenlerimiz için kıyafetler alır, buluşup hediye edeceğimiz günü iple çekeriz. Görüşeceğimiz zamanın gelmesi için gün sayar, görüştüğümüzde ise herşeyimizi onunla paylaşmaya çabalarız. İşte buna kardeşlik denir! Ve Mozambik’te ailesiyle birlikte hayatta kalma mücadelesi veren her kadın, aslında bizim kız kardeşimizdir! Dünyanın dört bir yanı kız kardeşlerimizle, erkek kardeşlerimizle, ağabeylerimizle, ablalarımızla ve çocuklarımızla doluyken, onları düşünmek, onların iyiliği için çalışmak, yediğimizi içtiğimizi onlarla paylaşmak zorunda değil miyiz?

Eğer müminler ancak kardeşlerse, kardeşlerimizi düşünmek ve onlarla paylaşmak boynumuza asılı bir borç olarak durmaz mı? Durur. Kardeşlik söz konusu olduğunda akan sular durur! Kimse Yok Mu Derneği’nin bu seneki kampanya sloganı işte bu yüzden budur: “Ramazan kardeşliktir.” Yani, yeryüzünü kocaman bir sofra haline getirip, çevresinde oturan yüz binlerce kardeşin buluşma zamanı... Rahmet ve mağfiret ayı. Kardeşler için kucaklaşma ayı... Ramazan, dünyaya yayılmış Kimse Yok Mu gönüllüleri için yardımlaşma şöleni; yeryüzüne insanlığın şefkat elini uzatmak için bir vesile; iyilikseverliğin ete kemiğe bürünüp gönüllülerin bedenlerinde hemdem olma ayı... İşte başlıyor. Hoş geldin af zamanı... Mağfiret zamanı. Şeytanlardan kurtulup Rahman’a sığınma zamanı... Hoş geldin kardeşlik ayı!

Fotoğraf: �sa Şimşek

NDA I Y A N A MAZ 2011 RAGÖTÜRÜLMESi YARDIM AN ÜLKELER PLANLAN

Kardeşlik, rahmet ayının en güzel meyvesidir. Bencilliklerden arınıp birbirimize kucak açtığımız ramazan ayı, bereketiyle gelir. Kimse Yok Mu gönüllüleri için ramazan, çalınmamış kapıları çalmak, gidilmemiş yerlere ulaşmak demektir. Sofralar kurulur, yeryüzü büyük bir sofraya dönüşür, birbiriyle kardeş olan milyonlarca insan bu sofranın etrafında buluşur.

Afganistan, Arjantin, Arnavutluk, Bangladeş, Bosna Hersek, Burma (Myanmar), Endonezya, Etiyopya, Filistin, Fildişi, Gana, Gine (Ekvator), G. Afrika (Durban), Haiti, Hindistan, Japonya, Kamboçya, Kamerun, Kırgızistan, Kolombiya, Kongo D., Liberya, Lübnan, Madagaskar, Malawi, Mali, Mısır, Moğolistan, Moritanya, Mozambik, Nijer, Nijerya, Pakistan, Paraguay, Peru, Senegal, Sırbistan (Sancak Bölgesi), Somali, Sri Lanka, Sudan, Şili, Tacikistan, Tayland, Tunus, Uganda, Venezuella, Vietnam, Yemen, Zambia.

ALLAH BÜTÜN NiMETLERi

bize emanet vermiştir

Ömrünü Kur’an-ı Kerim’i anlayıp anlatmaya adamış olan kıymetli ilim adamı Suat Yıldırım, yardımlaşma hususunda Kur’an’ın yolunu ayetlerle gösteriyor. Yıldırım, Kimse Yok Mu Derneği’nin çalışmalarını da tebrik ederek desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Fotoğraflar: Zaman Gazetesi

PROF. DR. SUAT YILDIRIM

RÖPORTAJ Halenur Çalışan Gürbüz

‹lgili ayet ve hadislerden bizde hâsıl olan kanaat ve anlayışa göre, toplum içinde temel hak ve ihtiyaçlarını temin edememiş insanlar bulunduğu müddetçe, bu ihtiyaçları gidermeyen kimseler, ihtiyaç fazlası malları sebebiyle sorumlu olacaklardır.

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 33

Yardımlaşma insan olmanın bir gereği midir? Hangi temel üzerine bina edilebilir? Tabir yerinde ise yardımlaşmanın felsefesi nedir? Yardımlaşma, varlığın en kapsamlı kanunudur. Evrene baktığımızda, toprak, su, hava, ışık gibi cansız denilen unsurların, bitkilerin yardımına koştuğunu görürüz. Mesela bir incir ağacı çamur yer, onu tatlı bir meyve haline getirir ve canlılara ikram eder. Hayvanlar sütleri, etleri, yumurtaları, yünleri ile canlıların imdadına koşarlar. Cansızı, madenleri, bitkileri, hayvanları ile bütün kâinat da insanların ihtiyaçlarını temin etmek için seferber olur. Kandaki alyuvar hücreleri, canlı bedenin diğer hücrelerine yardım götürmek uğrunda kendilerini telef ederler. İnsanın, toplum hayatının sağlıklı bir şekilde devamı neye bağıdır? Küçük kâinat olan insanın ve insan toplumlarının da aksamadan, hastalanmadan devam etmesi için aynı yardımlaşma nizamını Yüce Rabbimiz toplum hayatına da koymuş, irademizle gerçekleştirmemizi bizim sorumluluğumuza havale etmiştir. Evren gibi toplum hayatını da bir sistem halinde kurup insanları birbiri ile ilişkilendirmiş, toplum halinde yaşamaya mecbur etmiş, aralarında iş bölümü yaptırmak suretiyle herkesin bir işlev yapmasını dilemiştir. Varlıklarını matlub olan bir biçimde sürdürebilmeleri için yardımlaşmaya mahkûm etmiştir. Bu görevin dinimizdeki adı nedir? Kur’an-ı Hakim’de “teavün” kelimesi yer alıp “yardımlaşma” demektir. Bundan çok daha fazla olarak elli kadar ayette “infak” kavramı kullanılır. İnfak; gerçek ihtiyaçları karşılayacak yardımı, muhtaç olana ulaştırmak demektir. Bu yardım, imkân sahibinin yoksula bir lütfu değildir. Kur’an’a göre, Allah Teâlâ’nın yoksullar için belirlediği bir haktır. “Onların mallarında yardım isteyenler ve ihtiyaçlarını dile getirmekten çekinenler için belirli bir hak vardır.” (Mearic 24-25) Kur’an-ı Kerim ilk inen ayetlerinden itibaren bu yardımı vurgulamıştır. Daha sonra gelen bir ayet imandan ve namazı gereği gibi kılmadan sonra üçüncü görev olarak infakı bildirmiştir: “O müttakiler gayba iman eder, namazlarını gereği gibi kılar ve kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infak ederler.” (Bakara 3) İnfak hakkındaki ayetlerden biri de şudur: “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlasını! İşte düşünesiniz diye Allah ayetlerini böyle açıklıyor.” (Bakara 219) Zekât miktarı belirlenmiş olarak farz kılınmadan (yani hicretin ikinci senesine kadar) kazanç sahipleri bu ayete göre kazançlarından kendilerine yetecek kadar alıp gerisini Allah yolunda infak ediyorlardı. Altın, gümüş gibi nakit sahipleri de bir yıllık geçimlerini alıp gerisini Allah rızası için veriyorlardı. “İlgili ayet ve hadislerden, İslam’ın getirdiği kardeşlik ve yardımlaşma kavramlarından bizde hâsıl olan kanaat ve anlayışa göre, toplum içinde temel hak ve ihtiyaçlarını temin edememiş insanlar bulunduğu müddetçe, bu ihtiyaçları gidermeyen kimseler, ihtiyaç

Hz. Ali, parayı eline alıp ona hitaben şöyle demiştir: “Ey para! Sen öyle bir şeysin ki ancak elden çıkarıldığın zaman işe yararsın.” fazlası malları sebebiyle sorumlu olacaklardır.” (Diyanet, Kur’an Yolu, bu ayetin tefsirinde, 1/237) İnfakın, Allah’a kulluğumuzun ve yaratılışımızın bir gereği olmasını açıklar mısınız? Allah’tan başka yaratıcı olmadığından mülkün tek sahibi O’dur. O elimizin altındaki bütün nimetleri emanet olarak vermiştir. Hayatı ve ölümü, kimin iyi bir iş ortaya koyacağını göstermek, imtihan etmek üzere O yaratmıştır. Maddi imkânlarımızın da ihtiyacımızdan fazla olan kısmını, muhtaçlara dağıtma şerefi ile bizi şereflendirmek istemektedir. “Yapılan yardım, yoksulun eline girmeden önce Rahman’ın eline ulaşır” hadis-i şerifi bu gerçeği belirtmektedir. Diğer taraftan infak, vereni gelişitrir, olgunlaştırır. Şu ayet-i kerime bunu açıkça bildirir: “Müminlerin mallarından zekât al ki bununla onları temizleyesin ve arındırasın.” (Tevbe 103) İnfak, veren kişinin şahsiyetini geliştirir. Yaratılışta eşimiz olan ihtiyaç sahibi bir kardeşimizi sıkıntısından kurtarma hazzını tattırır. Din kardeşinin gönlünü kazanma, duasını alma sevincini yaşatır. Böylece karşılıklı bir etkileşimle toplumu da eğitir.

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 34

İnfak ile zekât vermekle ve diğer yardımlarla mal eksilir mi?

sarf eder, o zaman fonksiyonel olur, işe yarar.

O şöyle teminat veriyor: “De ki Rabbim dilediği kimsenin nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini de kısar. Siz hayır yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerini doldurur. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe’ 39) Peygamber Efendimiz (SAV) “Mal, yardım sebebiyle noksanlaşmaz.” buyurmuştur: (Müslim, Birr 69; Tirmizi, Birr 83) Sayısız tecrübelerle bu vaat yaşanmaktadır.

İnfakın, başka hikmetleri de var mıdır?

Zekât, “Artma, çoğalma, bereket, arındırma mânâlarına gelir. Yoksul zümrelerin hakkı olan zekâtın onlara ulaşması, her şeyden önce onların onurlarını korur, onların

Elbette! Zengin ile yoksul arasında hüsn-ü zan, güven, sevgi ve saygı köprüsü kurar, insanları kaynaştırır. Fakirleri hasetten, kıskançlıktan kurtarır. İsraf gibi şeytanı sevindiren tarafları giderir. Hayırsızlık, dilencilik gibi durumları azaltır. Toplum bozulur, fertleri birbirine ilgisiz, düşman hale gelirse, topyekün millet mahfolur. İnsanlık tarihini iyi okuyacak olursak şu sonuca varırız: Bütün kargaşa ve savaşların sebebi şu iki düşüncedir: Birincisi: “Ben doyduktan sonra başkası ne olursa olsun.” İkincisi: “Sen ça-

Zekâtı, ramazan ayında verme âdeti ülkemizde yaygın. Bilindiği üzere böyle yapılması için bir hüküm yoktur. Fakat ramazanda amellerin sevabı kat kat fazla olduğundan böyle yapılması yerinde bir iştir. maneviyatlarını yükseltir. Ayrıca artan satın alma gücü sayesinde yükselen genel talep hacmi, ekonomik hayatı da hareketlendirir. ( İ. Kâfi önmez, İslam’da İnanç, İbadet Ansiklopedisi, İFAV, İstanbul, 1997, 4/523) Bu noktada Hz. Ali (r.a)’nin pek önemli bir tespiti hatırıma geldi. İktisat felsefesi bakımından son derece mühimdir, izin verirseniz aktarayım. Memnuniyetle! Hz. Ali, parayı eline alıp ona hitaben şöyle demiştir: “Ey para! Sen öyle bir şeysin ki ancak elden çıkarıldığın zaman işe yararsın.” Para, altın vs. külçe halinde insanın yanında dursa hiçbir işe yaramaz. Ne zaman ki insan onu yerinde

lış, ben yiyeyim.” İslam zekât ve yardımlaşmayı farz kılarak birinci derdi ortadan kaldırır. Faizciliği yasaklamakla da ikinci derdi giderir. İnsanın insanı sömürmesini önler. (Bediüzzaman S. Nursi, Sözler, İstanbul, Şahdamar Yay., 2007, s.771) İnfak, sadece maddi durumu iyi olanlara mı mahsustur? İslam, infakı sadece zenginlere mahsus bir ayrıcalık olarak görmez, bütün insanları da, imkânları ölçüsünde bu güzellikten hissedar etmek ister. Nitekim Peygamber Efendimiz (a.s.m) : “Yarım hurma ile dahi olsa infak edin ki Allah da sizi ahirette kurtarsın!” (Buhari, Edeb 34; Müslim, Zekât 66) buyurmuştur. Yüce Rabbimiz şu ayet-i kerimede de eli dar olanları infaka teşvik eder: “O müttaki-

RÖPORTAJ // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 35

ler ki bollukta da, darlıkta da Allah yolunda infak ederler. Kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davrananları sever.” (Ali İmran 134) “Tatlı söz, kusur bağışlama; peşinden incitme gelen maddi yardımdan çok daha iyidir. Zira Allah ğanidir (sizin böylesi yardımlarınıza muhtaç değildir), halimdir.” (Bakara 263) Yardım ederken dikkat etmemiz gereken hususları başlıklar halinde ifade etmek gerekirse neler söylemek istersiniz?

Her şeyden önce yardımı, sırf Allah rızasını kazanmak için, O bizden bunu istediği için, O’nun vaad ettiği mükâfatı umarak yapmalı. Peygamber Efendimizin yoluna uymak, onun sünnetini yerine getirmek, böylece üzerimizdeki hakkını bir nebze ifa etmek ve onun şefaatine nail olmak için yapmalı. Sağlıklı, genç iken, zengin olmayı ummakla beraber kaybetme ve muhtaç olma endişesi taşırken vermeli. Tam ihtiyaç zamanında vermeli; geç kalan yardımın fazla değeri olmaz. İnfakta elini çabuk tutmalı, çünkü insan ne kadar yaşayacağını bilemez. Ayni yardım yapma halinde kaliteli mal vermeli. Yaptığı yardımdan geri dönmemeli. Yardımcı olduğu kimselerden karşılık beklememeli. Riya ve gösterişten kesinlikle uzak durmalı. İçine böyle bir his gelmesi halinde yardımını gizli yaparak adını duyurmamalı. Gerçek ihtiyaç yerlerini tespit etmeye çalışmalı. Mesela milletin istikbaline hükmedecek olan yeni nesilleri iman, bilgi ve ahlak yönlerinden güzelce yetiştirecek eğitim hizmetlerine, tam ihtiyaç sahiplerine öncelik vermeli. Size göre müslümanlar zekâtın öneminin farkında mı? Hüsn-ü zanda bulunarak, namazına dikkat eden müslümanların zekatlarını da verdiklerini zannediyorum. Zekât verenlerin önemli bir kısmı dernek ve vakıflar aracılığı ile vekâlet vermek suretiyle ulaştırıyorlar. Böyle vekâlet verenlerin güvenlerinin devam etmesi için, denetim işini de ihmal etmemeleri, verdiklerinin yerlerine ulaşıp ulaşmadığını takip etmeleri gerekir. Kimse Yok Mu Derneği’nin çalışmaları hakkında neler söylersiniz?

Kimse Yok Mu Derneği, Türkiye çapında olmanın ötesinde küresel bir yardım kurumu olmuş durumda. Pakistan, Sudan, Endonezya, Haiti, Gazze, Osetya gibi musibet yerlerine hemen ulaştıklarını görüyoruz. Pek kapsamlı çalışmalar yapan bu derneklerimize ve orada çalışan kardeşlerimize şükran borçluyuz. Diğer insanların da onlara destek olma borcu vardır.

Şahs-ı manevi, tüzel kişilik olarak çalışan Kimse Yok Mu gibi dernekler takdire değer hizmetler vermektedirler. Dünya işlerinin çok çeşitlendiği, zorlaştığı bu zamanımızda yardım etmek isteyenlere rehberlik etmek, onların zekât, kurban ve diğer yardım ve bağışlarını muhtaçlara ulaştırmak çok önemli. Zira insanların bizzat kendilerinin bu işleri takip etmeleri kolay değil. Güven verici işleri ve eserleriyle halkın teveccühünü kazanan derneklere destek olmak gerekir. Bunlar bizim yerimize iş yapıyor, farz-ı kifaye ifa ediyorlar. Kimse Yok Mu Derneği, Türkiye çapında olmanın ötesinde küresel bir yardım kurumu olmuş durumda. Pakistan, Sudan, Endonezya, Haiti, Gazze, Osetya gibi musibet yerlerine hemen ulaştıklarını görüyoruz. Musibete maruz kalan yerlere çadırlar, arama kurtarma ekipleri, evler, sağlık hizmetleri, yemek ikramları, kurak yerlerde su kuyuları açma, okullar, onlar için yardım kampanyaları organize etme, evlenme imkânı bulamayanları evlendirme çalışmaları, muhtaç annelere meslek edindirme gibi, aklımıza gelen ve gelmeyen daha başka faaliyetlerle pek kapsamlı çalışmalar yapan bu derneklerimize ve orada çalışan kardeşlerimize şükran borçluyuz. Allah onlardan razı olsun. Diğer insanların da onlara destek olma borcu vardır.

ZEKÂT iLMiHALi // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 36

Ramazanın cömert eli

ZEKÂT iLMiHALi* Zekât ne demektir?

Zekât ve fitre nasıl hesaplanır?

Zekât, malın üzerindeki kul hakkı demektir. Zekâtını veren, helâl malına haram karıştırmak istemeyen müminler, mallarının içindeki fakirin hakkı olan zekâtı verir, tertemiz helâl kazançlarına huzurla sahip olurlar. Zekât ve fitre verirken kimleri öncelemek gerekir? Kimlere zekât düşer?

Diyelim ki seksen gram altın tutarında paranız var. Bunun üzerinden bir sene geçmiş. Bunun kırkta birini, yani yüzde iki buçuğunu zekât vermek farz olmuştur. Bu imkâna sahip olan insan, ayrıca fitre vermekle de mükellef olmuştur. Bu fitrenin miktarı da yarım ölçek buğday yahut birer ölçek kuru üzüm, kuru hurma veya arpa bedeli olmalıdır.

Zekât ve fitre verilirken bir sıra takip edilmiştir. Kitaplardaki bu sırayı şöyle nakledebiliriz:

*Ahmed Şahin’in Kimse Yok Mu Haber Dergisi’nin 2010 yılı Ramazan Özel Sayısı’ndaki röportajından alınmıştır.

Öncelikle başka aileye karışmış kız kardeşlere. Sonra, eğer muhtaçlarsa, evden ayrılmış erkek kardeşlere ve bunların çocuklarına (yeğenlere). Amcalara, dayılara, teyzelere, halalara ve bunların çocuklarına da verilebilir. Saydığımız akrabalara verildikten sonra sıra akraba olmayan muhtaç konu komşuya gelir. Ardından İslâm’a hizmet için gayret sarf eden hizmet ehillerine verilir.

Zekât ve fitre kimlere verilmez?

DİKKAT! DERNEĞE BAĞIŞLAYACAKSANIZ ZEKÂTINIZI GECiKTiRMEYiN

Gerek zekât, gerekse fitre anneye, babaya, nineye, dedeye, oğullara, kızlara, bunların çocuklarına yani torunlara verilmez. Çünkü bunlar yakınlardır. Elinde imkânı bulunan kimse bunlara bakıp beslemekle mükelleftir. Bunlara verilen zekât ve fitrenin menfaati aslında veren kişinin kendine ait demektir. Hâlbuki yardımın gayesi bir cebinden çıkarıp diğer cebine koymak değildir; uzaklara ulaştırmaktır. Bu yüzden kocası da karısına zekât ve fitre veremez. Çünkü menfaat yine kendine dönmektedir.

Pek çoğumuz sevabının daha fazla olacağı düşüncesiyle zekâtımızı ramazanın son on gününe, hatta kadir gecesine bırakırız. Oysa dernekler aracılığıyla bağışlanan zekâtın dernek tarafından ihtiyaç sahibine ulaştırılması için belli bir süre geçer. Bazan zekâtın yoksulun eline geçmesi ramazanın sonunu bulur. Bu da, bir ay boyunca ramazan sofralarında sıkıntı çekmiş ihtiyaç sahibi ailenin derdine yeterince derman olmaz.

Bunlara münasip miktar verildikten sonra artan bir miktar varsa, onu da uzaklarda bulunan diğer yakınlara ve hizmet ehillerine göndermek mekruh olmaz. Ancak, servetin kazanıldığı yerin muhtaçları ihmal edilir de uzaklara gönderilirse bunun mekruh olma ihtimali vardır.

Zekât verilecek kimsenin müslüman olması şart mıdır? Evet şarttır. Gayr-i müslime zekât verilmez. Zekât ve fitrenin farkı nedir? Zekât borcunun tahakkuk edebilmesi için kişinin servetinin üzerinden bir sene süre geçmiş olması gerekmektedir. Fitre için böyle bir şart yoktur; kişi arefe gününde zengin olsa, bayramda fitresini vermesi gerekir. Demek ki, birinde servetin üzerinden sene geçmesi lâzımdır, diğerinde ise geçmeden tahakkuk eder.

Nasıl ki kendi evlerimizde ramazandan önce alışveriş yapıyor, en güzel ramazan sofralarını ramazanın ilk günleri kuruyor ve bir ay boyunca ramazanın bereketini yaşamak istiyorsak, aynı mutluluğu yardım ettiğimiz insanlara da tattırmalıyız. Zekâtı geç bağışlamak, onları daha çok bekletmek demektir.

ZEKÂT iLMiHALi // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 37

Zekât düşen mallar hakkında

AKLA TAKILANLAR Şahsî ihtiyaçlar için kullanılan özel arabanın zekâtı verilir mi?

miş senelerin verilmeyen zekâtlarını vermek de farzdır.

Binek aracı aslî bir ihtiyaçtır. Eğer araba ihtiyacı karşılamak için alınmışsa zekâta tabi olmaz. Eğer araba bir ihtiyaç değil de lüks ise, lüks ve sükse olsun diye alınmışsa zekât düşer.

Borç verilen paranın zekâtı ne zaman verilir?

Ev, araba veya başka bir ihtiyacı satın almak için bekletilen paraya zekât düşer mi? Para zekât düşecek kadar bekletilmişse zekâtının ödenmesi gerekir. Zarurî ihtiyaç için harcayacağım düşüncesiyle zekâttan mahrum edilemez. Zira zarurî ihtiyaç için zekât gününden önce harcanmış olsaydı, mesele biter, zekât gerekmezdi. Hac da böyledir. Hac mevsimi gelince elinde hacca götürecek kadar parası bulunsa, hac farz olur. Ya bu parayı aslî ihtiyacı olan ev almak gibi yere harcamış olacak ya da hacca gitme borcunu eda edecektir. Kişinin borcuna mukabil elinde bulunan parasına zekât düşer mi? Borç karşılığı paralar zekâta tâbi olmazlar. O paralar aslında alacaklınındır. Borçlunun elinde muvakkat olarak beklemektedir. Zekât vermek için sene sonunu beklemek şart mıdır? Yoksa paranın üzerinden sene geçmeden de zekât verilebilir mi? Zekât malının üzerinden sene geçmesi şartı, daha evvel verilmesine engel değildir. Bu itibarla, servetin üzerinden sene geçmeden de zekât verilir. Hatta gelecek senenin zekâtını bu seneden bile hesap edip vermek caizdir. Nitekim geç-

Geri ödeneceği kesin olan alacakların, her yıl alacaklı tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir. Şayet her yıl zekâtı verilmemiş ise, alacak tahsil edildikten sonra, geçmiş yıllara ait zekâtların da ödenmesi gerekir. Zekât verilecek paranın sene içinde azalması ve çoğalması halinde, zekât zamanı geldiğinde verilecek miktar paranın az halinden mi çok halinden mi hesaplanır? Sene içindeki değişikliklere itibar olunmaz. Zekât vermek üzere ayırım yapmaya başladığınız andaki mevcut ne ise ona göre hesap edip zekât verilir. Birinde oturup diğerini kiraya verdiği iki ayrı eve sahip olan bir kişi, zekâtını evlerin satış değeri üzerinden mi yoksa kira getirisi üzerinden mi hesaplamalı? Ev, apartman, atölye, fabrika, makine gibi sırf gelir getirmek için kurulmuş demirbaş servetlerin kendi satış değerinden değil, getirdiği paranın nisab miktarını bulan kısmından zekât verilir. Şayet ev, apartman, daire, arsa, atölye ve diğer ticarî şeyler gelirinden bir şeyler elde etmek için değil de alınıp satılmak için elde edilmişse, bugün var (fakat müşteri çıkınca) yarın yoksa bunlar demirbaş değil ticaret eşyalarıdırlar. Topyekûn maliyet değerleri hesap edilerek tutan kıymetlerinden zekât verilir.

ZEKÂT DERNEKLERE BAĞIŞLANABiLiR Mi? Zekât insanî yardım dernekleri/ vakıfları kanalıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabilir mi? Zekâtta temel esas verilen paranın yoksulun eline geçmesidir. Zekât olarak kendisine bağışlanan parayı direkt olarak ihtiyaç sahibine ulaştıran kurumlara zekât verilebilir. Kurum bu parayı kendi tasarrufuyla insanların faydasına olacak köprü, cami vs. yapımında kullanamaz. Kurumlar üzerinden zekât vermekteki temel prensip kurumun bağışlanan zekâtı ihtiyaç sahibinin eline ulaştırmasıdır.

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 01 HAİTİ // KiMSE YOK MU // OCAK • ŞUBAT • MART 2010 // 08

DOSYA

Tarih sayfalarında

BiR YETiM YOLCULUK NAZLI HiLAL KIZILKAYA / kizilkayahilal@gmail.com

Yetimleri koruyup haklarını gözetmek, Yaradan’ın emri, Peygamber’in öğüdü, atalarımızın mirasıdır bize. Osmanlı’nın yetimlerini yetim bırakmamak için kurduğu vakıflardan kimisi bugün hâlâ örnek teşkil ediyor.

DOSYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 39

Hayatın çemberinin henüz çok uzaklarda olduğu, girift düşüncelerin henüz akla hücum etmediği, oyunla, eğlenceyle dolu masum bir dünya…

Çocuk, bu dünyada, anne şefkati, baba himayesi altında, o oyundan bu oyuna koşar, büyüklere has dertlerden azade, gününü gün eder. Kozasından yeni çıkmış bir kelebek gibi bir çiçekten diğerine konar. Ve sonra eve döner. Ev deyince burada biraz durmalı… Ev, yani yuva, yani ocak, öyle basit bir kelime mi aslında! Görünüşte dört tarafı duvarlarla çevrili, üstü çatıyla örtülü... Ama o duvarların kimi emniyettir, kimi şefkattir, kimi muhabbettir, kimi meveddettir. Ev, kendisini taşıyan duvarların, direklerin sağlam oluşuyla yuvaya dönüşür. Ancak o zaman, baba ocağı, ana kucağı, cennet bucağı olur. İçerde aş piştikçe ocağı tüter; çocuk kalbini sarıp sarmalayan duvarlar sağlamsa, hele evi ayakta tutan, en sağlam direk ayaktaysa, dünyanın en muhkem yeri olur. Heyhat! Onu ayakta tutan direk yıkıldıysa, o ev artık yuva değil! Çünkü o evde, elinde ekmekle eve gelen babasına kapıyı açamayan bir yetim var! Onun, sevgi dolu ellerini başında hissedemeyen; sabahları, cebinde babasının verdiği birkaç kuruşla şıngır mıngır, okulun yolunu tutamayan bir çocuk… Evi tutan direkler başına yıkılmış gibi, başı hep biraz öne düşen; kalbinin o en derininde sakladığı “güven” duygusundan uzak bir yetim. İnsan, o yetimin gözlerinin içine baktıkça, insanlığını ölçer. Kendisini onların yerine koyup, onların dertleriyle hemhal olabildiği, elinde olanı on-

larla paylaşabildiği zaman, evet işte o zaman, “İnsanlıktan pay almışım” diyebilir.

nça, insa ık t k a b nlaiçine zlerinin erine koyup, o nö g in yetim nı o rın y insan, o . Kendisini onla diği, elinde ola an, bil er m lığını ölç iyle hemhal ola evet işte o za r , n le rın dert şabildiği zama iyebilir. la ”d y larla pa n pay almışım a kt “insanlı

İşte insan bu merhametle, kimsesiz bir yetimin “kimse”si olursa, belki vefa borcunu ödeyebilir. Resul’ün buyurduğu gibi yetimi korur, başını okşar, kendi yemeğinden ona da yedirirse, arş-ı âlâdakiler de ona merhamet gösterirler.

“Sakın yetimi ezme!” “Neden ağlıyorsun yavrucuğum?” Böyle sormuştu Allah Resulü, sokakta bir köşede ağlayıp da, oyun oynayan arkadaşlarına katılmayan Beşir’e. Öğrendi ki, babası Uhud’da şehid olmuş, annesi de bir başkasıyla evlenince, Beşir sahipsiz, öylece kalakalmış. Yine sordu: “Neden ağlıyorsun. Ben baban, Aişe annen, Fatıma kardeşin olsun istemez misin!” Beşir’in ağlayan gözleri güldü birden. Şefkat göreceği bir evi, bütün çocukların kıskanacağı bir babası olmuştu artık. Beşir o evde büyüdü, yetişti. Onu evine alıp, yetimlikten kurtaran da bir yetimdi. Ve yetimliği en iyi O bilirdi. O, mademki âlemlere rahmet olarak gönderilmişti; âlem de merhameti ondan öğrenecekti. Kalplerinden merhametin sökülüp atıldığı, en başta kendi nefislerine, sonra birbirlerine, kadınlara, çocuklara, kölelere zulmedenler; yetimi itip kakan, köle pazarlarında satanlar, yetimi muhafaza etmeyi onda görecekti. Çünkü o, bütün insanlığa seslenen şu ilahi hitabın, ilk muhatabıydı: “O, seni yetim bulup barındırmadı mı? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi? Öyleyse yetimi sakın ezme.” Evet, yetimi sakın ezme, ezdirme ve yetimliğinden dolayı kendini ezik hissetmesine de müsaade etme!

DOSYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 40

YETiMLERi KORUYUP GÖZETENLER Durum bu minval üzereyken, geçmişe doğru şöyle bir uzanıp, tarih bize bu konuda neler söylüyor, bir bakalım. Osmanlı insanı “yetimler” konusunda İslam’ın çizdiği

yolda yürür, kurduğu vakıflarla yetimleri koruyup gözetirdi. Bu vakıflar, yetimlerin bakımlarını sağlar, sevgi ve şefkatle kucaklar, onları topluma kazandırırdı. Kimi Bursa’da, kimi Edirne’de, kimi Sivas’ta… Kimi Balkanlar’da, kimi Yemen’de… Devlet-i Aliyye’nin toprağı olmuş her köşede, yetimlere göz kulak olacak, onları barındırıp, eğitecek vakıflar vardı. Öyle ya, kanadı kırık leyleği, bunamış kargayı, kör baykuşu bile korumak için vakıf kuran bir medeniyet, toplumun ilgiye ve şefkate en muhtaç kesimini, yetimlerini unutur muydu hiç! İşte bu yüzden kurmuştu Bursalı Mehmed Efendi, yetim kızlara çeyiz hazırlayan vakfını. Urfalı Hasan da , “Yetimlere Analık Babalık Edecek Vakıf”ı, merhametten aldığı pay neticesinde hayata geçirmişti. O vakıf ki, yetimlere bakacak, yaza girerken yazlık, kışa girerken kışlık kıyafetini alacaktı. Yine bir vâkıf, Hundi Hatun da, elini yüreğine koyup, bir ana şefkatiyle Daru’t-Talim’i kurmuş ve yetim çocukların eğitimden mahrum kalmamaları için, onlara Kur’an ve ilmihal öğretecek hocalar tutmuştu. Bunun için de sahibi olduğu bazı binaları, bu vakfa vakfeylemişti. Abide Hatun’u da anmadan geçmeyelim: Hani o Bursa’da, içinden kaplıca suyu çıkan su kuyusunu, arazilerini ve iki havuzlu köşkünü yetimler için vakfeden, buralardan elde edilecek gelirin yetim ve dullar için sarf ettiren şefkatli kadını…

Yetimler İçin En Hayırlı İş Tuna Valisi Mithat Paşa, Niş’te, yetim çocuklar için yeni açtığı kuruma bir isim verme telaşındadır. O an aklına bir fikir gelir, Kur’an’ı eline alır, tefe’ül açar. Tefe’ül, Mithat Paşa’nın yüreğini ferahlatacak kadar anlamlıdır: “Sana yetimlerden soruyorlar, de ki: Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır.” Paşa derin bir nefes alır ve “Islahhane” der, “Evet, burası yetimlerin işlerini düzeltecek bir ıslahhane!” Niş Islahhanesi, sadece yetim çocukları barındıran bir hayır kurumu olmaz bu yüzden. Mithat Paşa onlara aynı zamanda meslek ve sanat öğretmeyi de ister. Hem de sadece müslüman çocuklara değil, gayrimüslim çocuklara bile… Dosttan ahbaptan, bölgenin hamiyet sahibi, cömert zenginlerinden maddi yardımlar alınır. Islahhaneye bir müdür, her iki dinden de öğretmenler ve meslek öğretecek ustalar atanır. Dört yaşında ıslahhaneye gelen bir

çocuk, burada okuma-yazma gibi temel eğitimleri alır, yanında bir de terzilik, ayakkabıcılık gibi meslekler öğrenir. Islahhane, bu yönüyle bir yetim yurdu değil de, yatılı bir meslek okulu gibidir. Hatta aynı zamanda, Osmanlı topraklarında ilk “çocuk rehabilitasyon merkezi” olma hüviyetini de kazanır. Mithat Paşa’nın bu hayırlı girişimi, payitahtta da kabul görür ve II. Abdülhamid, benzer kurumların başka eyaletlerde de kurulmasını ister. Bu amaçla Rusçuk ve Sofya’da da ıslahhaneler kurulur. Niş Islahhanesi’nin kuruluşundan, yani 1863’den altın sene sonra, yine Diyarbakır valisi Kurt İsmail Paşa da aynı yolu izler ve Diyarbakır’da sur dışında, kimsesiz çocuklar için Diyarbakır Islahhanesi’ni kurar. Niş Islahhanesi daha sonra kurulacak olan kurumlara da örnek olur. İstanbul’da II. Abdülhamid döneminde kurulan Daru’l-Hayr-i Ali ve daha sonra kurulan Daru’lEytamlar gibi…

DOSYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 41

YETiMLER YURDU DARU’L-EYTAM 1900’lü yıllar… Osmanlı, ihtişamını çoktan kaybetmiş. Fethedilip âbâd edilen topraklar, bir bir elden çıkmış… Önce Rus Harbi, sonra Balkan Savaşları, derken Birinci Dünya Savaşı… İşte bu yıllarda, ciddi bir sorun ortaya çıkmış: Savaşta ailesini kaybeden, evi yurdu dağılan, sayılarının yüz bini bulduğu söylenen Tarihler, bu çocuklar… Elde var olan üç beş tane daru’leytamla iş çözülecek gibi değil. Rakamlara bakılırsa, sokakta kalan yüz bin çocuktan, sadece on bini bu evlerde barındırılıp, gözetilebiliyor. Diğerleri aç ve açıkta kalmış. Sokaklar, küçücük yaşlarına rağmen çalışmak zorunda kalan, çoğu zaman da dilenen binlerce çocukla dolu. Artık vakıfların tek başına baş edemeyeceği ciddi bir “savaş yetimleri” meselesi var.

Bu kurumların tek amacı, yetim çocukları barındırmak ve korumak değildir tabii ki… Eğitimlerine de çok önem verilir, hangi çocuk hangi alanda kabiliyetliyse, o alanda eğitim aldırılır. Bu şekilde binlerce çocuk, sokaklardan kurtarılarak hayata kazandırılır. Ama heyhat! Her şey o kadar güllük gülistanlık değildir yazık ki! Tarihler, bu yurtlarda barınan birçok çocuğun, gelir yetersizliği ve kötü idare yüzünden hayatını kaybettiğini yazıyor. 1918 yılında mütareke imzalanıp da, itilaf devletlerinin İstanbul’daki okullara yerleşmesi sonucu, binlerce çocuğun tekrar açıkta kaldığını ve de… Son bir çareyle, bu çocuklardan bir kısmı o dönemde boş kalan saraylara, bir kısım Şehir Yatı Merkezlerine ve yetenekli olanlar da Darü’ş-Şafaka’ya alındılar. Bir kısmı da maddi durumu yeterli ailelerin yanına verildi. Artık işlevsiz kalan daru’l-eytamlar da kısa bir süre sonra, ölen yetim çocuklar gibi, tarihin karanlık sayfalarına gömüldüler.

yurtlarda barınan birçok çocuğun, gelir yetersizliği ve kötü idare yüzünden hayatını kaybettiğini yazıyor. 1918 yılında mütareke imzalanıp da, itilaf devletlerinin istanbul’daki okullara yerleşmesi sonucu, binlerce çocuğun tekrar açıkta kaldığını ve de…

Dönemin hükümet partisi İttihat ve Terakki, bu gidişe bir son verebilmek için yetim yurtlarının sayısını artırma kararı alır ve yurdun birçok yerinde yetim yurtları kurulur. Bu yurtların masrafı devletçe karşılanacaktır. Anadan veya babadan öksüz olan çocukların haklarında bir “tahkik-i hüviyet varakası” tanzim edilir ve çocuk yurda verilir.

Yetimin hakkı “EYTAM KESESi” içinde birikiyor Osmanlı, yetimlerin haklarını korumak için mükemmel bir sistem kurmuştu: Eytam Keseleri… Yetim kalmış bir yavrucuğun, kendisine miras yoluyla kalmış menkul veya gayrimenkul malları, vâsileri tarafından işletilir, sermayesi kontrol altına alınır, elde edilen gelir yine yetim için harcanır ve reşit olduğunda da kendisine teslim edilirdi. Paraların, paraların işletimine dair evrakın, gayrimenkullerine ait belgeler vs. içine konduğu keseye eytam kesesi denirdi. Bu keseler, çocuk reşid olduğu yaşa gelince kendisine teslim edilirdi.

DOSYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 42

YETiM KALPLER MERHAMET BEKLER! Asya kıtasında 69 milyon yetim çocuğun yaşadığını biliyor muydunuz? Ya Afrika’da 36 milyon çocuğun yetim olduğunu? Bu korkunç sayıların ortaya çıkmasındaki sebeplerden en büyüğünün savaşlar ve doğal afetler olduğunu söylemeye gerek bile yok herhalde. Yeryüzü, sığınacak bir yuva, kendilerini ısıtacak bir kucak arayan yetimlerle dolu. Kimse Yok Mu Derneği iki yaralı coğrafyanın yetimleri için kampanya başlattı: Gazze ve Darfur. Kampanyanın amacı yetimleri armağanlarla sevindirmek değil. Bu kampanya, yetimlerin hayat şartlarını iyileştirmeyi, karınlarını sürekli olarak doyurmayı ve onlara hâmiler bulup o hâmiler sayesinde yetimleri devamlı gözetmeyi amaçlıyor.

1 milyon 400 bin nüfuslu Gazze’de yaklaşık 20.000 yetim çocuk bulunuyor. Çocukların pekçoğunun babaları savaşlarda ve çatışmalarda vefat etmiş. Bu yetimlere genellikle akrabaları veya komşuları sahip çıkmaya çalışıyor.  Gazze Barış Derneği’yle ortaklaşa yürütülen çalışmanın amacı 1000 yetim çocuğa yıl boyunca destek olacak hâmiler bulmak. “Yetim sponsorluğu” sistemi sayesinde yardımseverler bir yetimin yıl boyunca ihtiyaç duyacağı masrafı üstlenebiliyor. İsteyen yardımseverler, ayrıca, Gazze yetim fonuna da bağışta bulunabiliyor. Gazze’de bir yetimin yıllık masraflarını karşılamanın bedeli: 750 dolar.

GAZZE’DE GAZZE’NiN YETiMLERiNi EMANET ALDIK

BiR YETiME YIL BOYUNCA HÂMi

OLMANIN BEDELi

750 DOLAR

DOSYA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 43

DARFURLU YETiMLER ŞEFKATE HASRET Darfur, dünyanın en zor coğrafyalarından biri. Bu coğrafyada sağlıktan konuta, gıdadan eğitime kadar pekçok alanda büyük yardım projelerine imza atan Kimse Yok Mu Derneği, şimdi de yetimler için kolları sıvadı. Dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Sudan’un Darfur bölgesinde, iç savaşların da etkisiyle yaklaşık 7.000 civarında öksüz ve yetim çocuk bulunuyor.

Sayıları 200’ü bulan havleler ise son derece sağlıksız koşullara sahip. Kimse Yok Mu Derneği Sudanlı yetimlere sahip çıkıyor. Kampanya çerçevesinde bir yetime sahip çıkmanın yıllık bedeli 250 dolar. 250 doların altındaki bağışlarsa yine havlelerin tamiratında ve şartlarının iyileştirilmesinde kullanılıyor.

Yetimlerin çoğu “havle” adı verilen yerlerde kalıyor.

DARFUR’UN YETiMLERi SiZE EMANET!

BiR YETiMiN YILLLIK MASRAFI

250 DOLAR

Müzd-i Dendan nam-ı diğer

DiŞ KiRASI SÜMEYRA ÜZER sumeyra.uzer@kimseyokmu.org.tr

TARiH DEFTERi Bir eski zaman geleneği, ecdanın ince düşüncesinin cisimleşmiş hali… Eve iftar açmak için misafirliğe gelenlerin eline tutuşturulan zarif armağanlar; “Buralara kadar zahmet ettiniz, dişinizi bizim için yordunuz.” diye sunulan şükranlar…

Ecdadımızın zarif uygulamalarının inceliğiyle işlenmiş, asil bir medeniyet düşünün. Her hareketin bilgelikten, her sözün naiflikten, her bakışın tevazudan nasibini aldığı zamanlar…  Bir varmış bir yokmuş, birinin varmış, ötekinin yokmuş ama hayat var olanda da, yok olanda da su gibi tertemiz akarmış bu zamanlarda. Sahip olduğumuz medeniyetin özellikle ramazan aylarında vuku bulan zarif bir uygulaması “müzd-i dendan.” Halk arasında bilinen ismiyle diş kirası…

Keselerin ağzı genişçe açılır… Gönüllerde eskimeyen ecdadımız, pek çok zaman olduğu gibi bu uygulamada da yıllar sonra bile insana parmak ısırtacak derinlik ve zarafetini göstermiş.   Yeryüzünün rahmetle yeniden inşa edildiği; nefsimizi yoklayıp aklımızı çelenlerin ellerinin bağlandığı, rahmet ve bereket ayı ramazanlarda; Osmanlı toplumunun önde gelenleri mükellef sofralar kurar, halka açık iftarlar verirdi.  Zengin köşk veya konaklarda verilen bu iftarların davetlileri, devletin ileri gelenleri ve üst sınıf zümreyle birlikte, hali vakti yerinde olmayan halk olurdu. Bu iftarlara çat kapı gelen tanrı misafirleri de geri çevrilmez, içeri alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak, ziyafet evi halini alırdı. İftarlarını yapıp teravih namazına gitmeye hazırlanan misafirlerden hali vakti yerinde olanlara hane sahibi ta-

“Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıydı.

rafından kadife keseler içerisinde gümüş tabakalar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler  diş kirası olarak hediye edilirdi.  Hali vakti yerinde olmayan, çat kapı gelen tanrı misafirlerine ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra dualarla konaktan ayrılırlardı. “Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıydı. Diş kirasının amacı esasında muhtaçlara yardımda bulunmak onları sevindirmekti fakat bu zarif uygulamayla sadakayı alan muhtaçlar eziklik duymamış, gönülleri incinmemiş olurdu.

TARiH DEFTERi // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 45

Kısmetinde olan, kaşığında çıkar

 O keyifli zamanlarda, müzd-i dendan ile ilgili renkli uygulamalar da mevcuttu. Mahmut Paşa’nın uygulaması ise ince bir düşüncenin mahsulü... Fatih Sultan Mehmet dönemi sadrazamlarından olan ve cömertliği, hayırseverliğiyle ünlü Mahmut Paşa her vesileyle yoksullara yardım etmekten zevk alırdı. Mahmut Paşa, özellikle ramazan aylarında kesenin ağzını genişçe açar, konağında dillere destan iftarlar verirdi.  Bu iftarlar dillere destan olmuştu çünkü Mahmut Paşa başka ziyafetlerde benzerine rastlanmayan bir incelik gösterirdi davetlilerine. Sadrazamın  sofrasında oruç açanlar, ikram edilecek nohutlu pilavı dört gözle bekler, yemek esnasında diğer nohutlara benzemeyen bir nohuda denk gelmenin heyecanını yaşarlardı. Çünkü Mahmut Paşa,  kazanlarda pişmeye hazırlanan pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar attırır, fakir fukaranın gönlüne sevinç, diline dua olurdu. İşte bu incelik, günümüze dek ulaşan bir atasözüne konu olmuştur: “Kısmetinde olan, kaşığında çıkar.”

Han-ı Yağma

Eski Ramazanlarda diş kirasına benzeyen bir başka uygulama ise  “hân-ı yağma” adı verilen “yağma sofrası” idi. Allah’ın bolca para ve mal ihsan ettiği, gönlü zengin olan ev sahipleri, yine ramazan ayında konaklarında mükellef iftar sofraları kurar, o sofradan nasiplenen halkın yemek yediği çatal, kaşık ve bıçakları; tabakları, tepsileri, maşrapaları halka hediye ederlerdi. Bakır, gümüş, hatta bazen de altından olan bu eşyalar ihtiyacı olan halkın yüzünü güldürürdü.  

TARiH DEFTERi // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 46

Gönül zenginliğinin DiŞ KiRASI Milletimizin nazik, ince ruhlu ve saygılı tarafını, mütevazılığını ve âlicenaplığını yansıtan bu gelenek, zenginlere mahsus gibi görünse de; ikram sahibi, davet sahibi herkesin kendine göre uymaya çalıştığı kıymetli bir değer olarak tarihe yazar kendini.  Zenginliğin sadece para ile değil, gönülle de olabileceğinin idrakinde olanlar ilmin, birikimin, düşüncenin de bir zenginlik olduğunu bilir ve diş kirası geleneğini kendinden sonraki nesle aktararak tabir-i caizse ilminin diş kirasını vermiş olur ve günümüze taşır bu güzelliği.  Bu kimselere kulak kabarttığımızda şu derinden sesleri duyarız.    II. Meşrutiyet döneminde yetişmiş ve tiyatro alanında eser vermiş iki önemli yazardan birisi olan Musâhipzâde Celâl;  “İftâra gelen fukarâya ise

Allah’ın bolca para ve mal ihsan ettiği, gönlü zengin olan ev sahipleri, yine ramazan ayında konaklarında mükellef iftar sofraları kurar, o sofradan nasiplenen halkın yemek yediği çatal, kaşık ve bıçakları; tabakları, tepsileri, maşrapaları halka hediye ederlerdi.  

hâline münâsip bir miktar para diş kirâsı olarak verilirdi” diyerek verir ilminin kirasını.  Samiha Ayverdi ise “Ve şehrin varlıklı âilelerinin sergiye olan bu alâkaları, bayram veya iftarlarda verecekleri hediyeleri ve diş kirâlarını tedârik etmeye müsâit bir panayır yerine benzemesindendi.” diyerek diş kirasına önem veren zenginlerden bahseder.

Yapma Veli Efendizade!  Diş kirasına dair keyifli bir de hikâye anlatılır: Hali vakti pek yerinde olmayan Tanburi Arif Ağa Ramazan ayı gelip çattığında çoluk çocuğuna güzel bir ramazan ve bayram yaşatamayacak olmanın derdine düşer. Çareyi Ramazan başlamadan bir gün önce Beşiktaş’ta ikamet eden Veli Efendizade’nin yalısında tanbur çalarak para kazanmakta bulur. Zekâsı ve alaycılığıyla meşhur Veli Efendizade Arif Ağa’nın yalısına geliş sebebini hemen anlasa da bunu Arif ağa’ya hissettirmez. Yalıda geçirdiği bir günün ardından müsaade isteyen Arif Ağa’yı Veli Efendizade bırakmaz. Ertesi gün Arif Ağa yeniden müsaade ister  fakat Veli Efendizade bayrama kadar kat’i surette yalıdan ayrılmasına müsaade etmeyeceğini belirtir. Arif Ağa çaresiz bayrama kadar, çoluk çocuğunun ne hallere düşmüş olacağının derin düşünceleriyle birlikte yalıda misafir olur.  Oruçlar tamamlandığında Arif Ağa bir aydır uzak kaldığı ailesini görmenin telaşıyla Veli Efendizade’den müsaade ister. Veli Efendizade Arif Ağa’yı önemsemeden tek kelimeyle“git” der.  Veli Efendi’den ulufe, bahşiş yahut diş kirası beklemekte olan Arif Ağa hayal kırıklığına uğrar.  Yola koyulan Arif Ağa’nın aklında tanbur fasıllarının ücreti hiç değilse bir miktar diş kirası almak vardır.  Yalının kâhyasıyla karşılaşan Arif Ağa durumu kâhyaya anlatsa da kâhyadan, Efendizade’nin bu konuyla ilgili kendisine bir emirde bulunmadığını ve yapabileceği bir şey olmadığı cevabını alır.  Çoluk çocuğunun karşısına eli boş çıkacak olan Arif Ağa’nın canı daha da sıkılır. Bir şekilde bir kayık parası denkleştirdikten sonra iskeleye doğru düşünceli düşünceli yürürken bir ara geri dönüp baktığında Veli Efendizade’nin yalıdaki pencerenin köşe kenarından kendisine baktığını görür Arif Ağa. İyice incinen, diş kirasını ve tanbur fasıllarının ücretini alamamanın bedbahtlığıyla mahallesine varan Arif Ağa evinin olduğu sokağa geldiğinde evinin yerinde yeller estiğini görür.  Kendi fukara evi gitmiş yerine sıfırdan inşa edilmiş yepyeni bir ev gelmiştir. Mahalle bakkalına koşup neler olup bittiğini soran Arif Ağa’ya mahalle bakkalı; “Vallahi Efendi, hayırsever Veli Efendizade isminde bir zat gelip ailenizi, çocuklarınızı yakında bir yerde ev kiralayıp oraya taşıdı. Hepsini ayrı ayrı giydirdi. Bir aylık ev ihtiyaçlarını karşıladı. Evinizi yıktırdı, yerine böyle bir ev yaptırdı. Biz de hayretler içindeyiz.” cevabını verir. 

ÖTEKi ORUÇLAR ÖTEKi BAYRAMLAR SÜMEYRA ÜZER

Hıristiyanlara göre oruç “Hataları fark etmeyi, gurur ve günahların farkında olmayı, yanlış ilişkileri düzeltmeyi” hedefler. Evvelce işlenmiş günahların cezasını bu dünyada çekmeye başlamak da oruçla mümkündür. İncil, Hıristiyan halkının üzüntülü ve sıkıntılı oldukla-

ARAŞTIRMA “Orucu özledim” sözünü sıkça sarfetmeye yahut duymaya başladığımızda artık ramazan yaklaşıyor demektir. Bizi müslümanlığın manevî hazzının zirvelerinde dolaştıran bu müstesna ibadet, aslında yalnızca “bizim” değil. Hıristiyanlar ve Musevîler de zaman zaman kendi inançları gereği oruç tutuyor. işte onların diğer hak dinlerdeki oruç vazifesi ve gelenekleri:

rı durumlarda, ülkenin geleceği için endişe duyduklarında, günahtan dönmek ve tövbe etmek istediklerinde, Tanrı’dan ve onun öfkesinden korktukları zamanlarda, günaha düştüklerinde ve karışıklığın olduğu zamanlarda oruç tuttuğundan bahseder.

HIRiSTiYANLIKTA ORUÇ

ARAŞTIRMA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 49

En önemli bayram Paskalya’da oruç Sevilen şeylerden vazgeçmek de oruç

Paskalya Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın öldükten sonra dirildiği ve göğe çıkarıldığı gündür. Hıristiyan inancına göre Hz. İsa çarşamba günü ele verilmiş, cuma günü çarmıha gerilmiş ve cumartesi günü gömülmüştür. Bu yüzden Hıristiyanlar, çarşamba, cuma ve cumartesi günlerinde bir vefa örneği sergileyerek oruç tutarlar. Bugün ve önceki iki günü de oruçla şereflendirmek Hıristiyanlar için önem atfeder.

Hıristiyan inancına göre sadece yemek ve içmekten uzak durmak değildir oruç. Aynı zamanda alışkanlık haline gelen, sevilen şeylerden bir süre için vazgeçmektir. Bu anlamda et ve bazı hayvansal gıdalardan bir süre vazgeçilmesi de bir oruçtur.

Oruç tutarken nelere dikkat ediyorlar? • Hıristiyanlar oruç döneminde et, tavuk, süt, peynir, yumurta gibi hayvansal gıdalar ve alkol kullanmaz. • Bazı sebeplerden dolayı oruç tutamayanlar ise perhiz tutabilir. Gün boyunca su veya meyve suyu gibi sıvı şeyler alarak kısmi oruç tutabilirler. • Oruç tutan kişiler gün boyunca bir şey yemez ve içmezler. Gün batımından sonra yenen yemekle oruç bozulur. • Oruç esnasında ilaç alabilir, iğne olabilirler. Uzun süreli oruç uygulamalarında sıvı şeyler alabilirler.

ARAŞTIRMA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 50

MUSEViLiKTE ORUÇ Yom Kippur Musevilikte de oruç önemli bir farz ibadettir. Bazen nefsi terbiye etme bazen de acı çekme aracı sayılan oruç, yaratıcıyla olan ilişkiyi kuvvetlendirmeye yarayan kutsal bir araçtır. Tevrat, Hz. Musa’nın Tur Dağı'nda 40 gün 40 gece kaldığını ve bu süreyi oruç tutarak geçirdiğini söyler.

Tövbe Günü’nde 26 saatlik oruç

KADER geçmiş yıla göre yazılırsa Kaderlerinin bir yıl önceki hal ve hareketlerine göre yazıldığına inanan Museviler, 1 yıl boyunca iyi ve hayırlı işler yapmaya gayret gösterirler. Roşaşana adını verdikleri yılbaşıyla Yom Kippur arasındaki 10 gün boyunca bir vicdan muhasebesi yaparlar. Yılın muhasebesi sonucunda yapılan haksızlıklar için insanlardan özür diler ve helalleşirler. Oruç 9. günün akşamı güneş batmadan bir saat önce başlar.

Museviler, Musevi Takvimi'nin ilk ayı olan Tişri ayının 10. günü yaklaşık 26 saat boyunca Yom Kippur adı verilen kefaret orucunu tutarak pişmanlıklarını dile getirirler. İbranice’de “Tövbe günü” anlamına gelen Yom Kippur orucunu tutarken Museviler Allah’ın onları affettiğine inanırlar. Yom Kippur orucu Hz. Musa Tur Dağı'na gittiğinde Musevilerin altın bir buzağıya tapınmalarına dayandırılır.

Oruç tutarken nelere dikkat ediyorlar? • İmsak Tişri ayının 10. gününden önceki akşam güneş ba tarken başlar. O gece ve ertesi gün ilk iki yıldız görünün ceye kadar yani yaklaşık 26 saat yemek içmek yasaktır. • 26 saat aralıksız sürecek olan oruç boyunca yemek ye mek ve içmek, yıkanmak, parfüm sürünmek, cinsel mü nasebette bulunmak, çalışmak, ateş yakmak da orucun yasakları arasında...

SEMAVÎ OLMAYAN DiNLERDE ORUÇ • Hinduizm'de oruç; nefsi terbiye için yılın belirli aylarında ve günlerinde belirli besinleri yememe, yani bir çeşit perhiz şeklinde tutulur. • Doğu kültürlerinin dinlerinden Taoizm'de oruç, sağlığı koruma ve böylece yaşlanmayı geciktirme özelliğiyle ön plana çıkar. Çinliler ayrıca, kendilerini kötülüklerden, korumak için oruç tutar. • Güney Asya Hint dinlerinden Brahmanizm'de her ayın 12 ve 13'üncü günlerinde oruç tutmak gelenektir. • Hint dinlerinden Jainizm'de orucun kuralları daha serttir. Jainistler kesintisiz olarak 40 gün oruç tutarlar. • Güneydoğu Asya dinlerinden Budizm oruca en fazla önem veren dinlerdendir. Budizm'in ku rucusu Buda'ya göre, ne dünyaya bağlanmak ne de dünyadan vazgeçmek gerekir. Bu ama ca ulaşmak için koyduğu kuralların birincisi ise, her iki ayda bir oruç tutmak ve bu süre içinde de toplum içinde tüm günahlarını itiraf etmektir. • Manilikte oruç, ışığı gönderen güneş ve aya dua etmek amacıyla tutulur. Eski Mısır'da ise oruç genellikle dini bayramlarda tutulur.

ARAŞTIRMA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 51

MUSEViLERiN BAYRAMLARINI DUYMUŞ MUYDUNUZ ? Roşaşana Musevilerin takvimine göre yılbaşı olan Roşaşana dünyanın her yerindeki Museviler tarafından bayram olarak kutlanır. Bayram boyunca ailece ballı elma veya elma reçeli yemek, Havra’da bayramın ikinci sabahı senenin iyi geçmesi için koçboynuzundan yapılan Şofar isimli çalgıyı çalmak Musevilerin Roşaşana’da yaptıkları keyifli geleneklerdendir. Bu bayramın ilk ve ikinci geceleri kurulan sofra, geleneksel olarak her zamankinden farklı ve daha özenli hazırlanır.

Fısh Bayramı Hamursuz Bayramı Musevilerin Mısır’dan çıkışları anısına kutlan bir diğer bayram ise Fısh Bayramı. Mart ve Nisan ayları arasında sekiz gün süren bu bayram geleneklere göre kutlanır ve Museviler bu bayramda mayalı yiyecek yemezler.

Şavuot ve Sukkot Bayramı Tevrat’ın Yahudilere verilişi ve Mısır’dan çıkıştan sonra kırk yıl çölde dolaşmaları anısına kutlanan Şavuot ve Sukkot bayramları da Musevilerin dini bayramları arasındadır. Bu bayramlarda Meyve ve sütlü yiyecekler yemek, evin bahçesine çadır kurup bu çadırlarda misafirlere geleneksel oyunlar sunmak bayramın hoş ve keyifli geleneklerindendir.

BAYRAMLARINI BiLiYORUZ, ANLAMLARINI BiLiYOR MUYUZ? Adlarını sıkça duyduğumuz Cadılar Bayramı, Noel, Şükran Günü ve Paskalya Hıristiyanlar için ne anlam ifade ediyor? Hristiyanların Hz. İsa‘nın doğum günü dolayısıyla kutlandığı Noel Bayramı Aralık ayının 24, 25 ve 26’ıncı günlerine tekabül eder. Mum ve rengarenk süs eşyalarıyla donanan Noel ağaçları Hıristiyan âleminde 16. yüzyıldan beri süregelen bir gelenektir.

Hz. İsa’nın dirildiğine inandıkları gün yapılan bir başka bayram ise Paskalya’dır. Her yıl Mart ayının 14. gününü izleyen pazar günü kutlanan Paskalya Bayramı Hıristiyan âleminin baş bayramıdır. Bu bayramın en keyifli geleneği ise rengarenk boyanmış yumurtalardır.

Kökeni Amerikan tarihinin çok gerilerine uzanan Şükran Günü, dünya çapında bir Amerikan geleneği olarak bilinen ve her sene kasım ayında kutlanan bir bayramdır. “Thanksgiving” Tanrı’ya teşekkürleri iletmenin ve minnettarlığın bir ifadesidir.

İsevilerin “Holloween” adını verdiği cadılar bayramı, kökü çok eskiye dayanan ve azizlerin gecesi anlamına gelen bir bayramdır. Kışın gelişini temsil eden Holloween, bu dünyaya veda edip toprağa dönmek olarak yorumlanır. Günümüzde bazı Batı Avrupa ülkelerinin yanı sıra genellikle İrlanda, Amerika, İngiltere, Kanada ve Porto Riko’da kutlanır. Cadılar Bayramı’nın kutlanış şekli oldukça ilginçtir. 31 Ekim günü insanlar birbirinden ilginç kostümler giyer, maskeler takar ve çocuklar, kapı kapı gezerek şeker toplar. Gece ise korku filmi izleme zamanıdır.

Jenniffer C. Licero C.

BiR HIRiSTiYANIN

ORUÇ TECRÜBESi NUR SÜMEYYE KALYONCU

Jenniffer C. Licero C, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Venezuella’da doğdum. Annem bir muhasebeci, babam makine mühendisiydi. İspanyol kültüründen gelmem nedeniyle, çok erken yaşlardan başlayarak geniş bir çeşitliliğe tanık olmuştum. Afrika kökenli olan babam, küçük yaşlarda şu anda sevinçle andığım ve hayatımın bir parçası haline gelmiş kültürel ve geleneksel öğelerle tanıştırmıştı beni. Bu nedenle, sorulduğunda etnik kökenimin AfrikaLatin olduğunu söylüyordum. On yaşında, ailemin asıl memleketini terk edip babamla birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne göç ettim. Şimdi bir kez daha, geniş bir kültür çeşitliliği ile karşı karşıya geliyordum ve bu beni kendine tutkuyla bağlayan bir deneyimdi. ABD’ye vardığımda, kültürleri sevdiğimi ve bunların gelenek ve uygulamalarına fazlaca ilgi duymaya başladığımı anladım. Derin bir ilgi duyduğum kültürel özelliklerin biri de dini özelliklerdi. Farklı dinlere ilişkin sahip olduğum bilgiler sınırlıydı, çünkü doğduğum yer %90 oranla hıristiyanlardan oluşuyordu, bu nedenle hıristiyanlıktan türemiş olanlar dışındaki dinlerle karşı karşıya kalmamıştım. Bu özel eksikliğin farkına varmamla birlikte, benimkinden farklı olan dinlerin sahip oldukları özellikleri incelemeye başladım. Bunu yaparken, aslında hepimizin aynı olduğumuzu, özde insan olduğumuzu; ne isim verirsek verelim üstün bir varlığa tapındığımızı veya saygı beslediğimizi; dahası, tüm dinlerin herkesin yaşamına yönelik güzel ve uygulanabilir olan özelliklere sahip olduğunu da anladım. İlk oruç deneyiminizi ne zaman ve nerede yaşadınız?

iYi ŞEYLER O, ramazan ayında 30 gün boyunca oruç tutmuş bir hıristiyan. Yaşadığı tecrübeyi hâlâ unutamamış, bundan duyduğu memnuniyeti de! Onun hikâyesi herkesinkinden farklı; hoşgörüsü, başka görüşlere açık oluşu ve kalbinde herkes için açık olan kapıların genişliği takdire değer. Tıpkı bir müslümanın sahip olması gerektiği gibi!

Ramazan ayında tuttuğum ilk oruç Baylor University’deki ikinci yılımdaydı. Bu da, sadece varlığına ilişkin olarak değil; kökeni, uygulamaları ve inançlarına yönelik olarak İslam inancıyla yakın ilişki içinde olduğum o yıla denk gelir. Toplam kaç gün oruç tuttunuz? Verdiğim bu örnekte, ramazan ayının tamamında oruç tuttum. Oruç tutmaya nasıl karar verdiniz? Ramazan ayında oruç tutmak bir müslümanla olan arkadaşlığım sonucu gelişti. Bu kişi benim çok sevdiğim bir arkadaşım; zaman zaman kendisiyle inanç hakkında konuşurduk. Bir gün, yine bir sohbet sırasında, ramazan ayı olduğu için oruç tuttuğunu ifade etti. Ben de, ramazanın ne olduğunu bilmediğimden, bunun içyapısını incelemeye ve bilgi edinmeye başladım. Hıristiyanlar için oruç tutmak bir gün veya belli bir süre için kişinin Tanrı’ya duyduğu sevginin bir temsili olarak bir şeyden feragat etmesi anlamına gelir. Bu, bir fedakarlıktır. Bu aynı zamanda bir meditasyon ve yaşamı çözümleme sürecini temsil etmeli ve kişinin Tanrı’yla bağ kurabildiği bir zaman sağlamalıdır. Ne yazık ki, kimi hıristiyanlar, özellikle Büyük Perhiz (Lent)* dönemi sırasında, bu fedakarlığın gerçek önemini anlayamaz ve ikinci derecede öneme sahip nedenlerle oruç tutarlar. Buna karşılık, oruç tutma eylemi kimi hıristiyanlar için anlamsız hale gelir. Ramazan uygulamasını incelerken, orucun benim dinimde de bulunmasına karşın kimilerince artık derin

ARAŞTIRMA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 53

bir anlam taşımadığını anladım. İslam inancının Tanrı ile bağ kurma, hayatı takdir etme ve çözümleme ve meditasyon eylemi için tüm bir ayı ayırdığını gözlemledim. Ramazan’ın taşıdığı anlamı anlayabilmiş olmam İslam inancını takdir edebilmemi ve aynı zamanda kendi dini ritüellerime daha yakın bir gözle bakabilmemi sağladı. İlk defa oruç tuttuğunuzda ne hissettiniz? Acıkıp susadınız mı? İlk oruç tuttuğumda açlıktan bayılacak gibi oldum. Açlığın sancılarını içimde hissettim ve bunun bir uyum süreci olduğunu anladım ve bunu oruç tutmaya devam etme isteğimin sınanması olarak gördüm. Yine de, o ilk orucun neden olduğu en güzel şey sadece yemeğe duyulan açlık değil, Tanrı’ya duyulan açlık ve O’nun bana sağlayabileceği suya ve inancımı besleyeceği yemeğe duyulan susamışlıktı. İftardan önce hiç orucunuzu bozdunuz mu? Evet, test günleri veya kendimi çok zayıf hissettiğim ağır bir akademik çalışmanın içerisinde olduğum günlerde böyle durumlar oldu. Ayrıca, kendimi çalışmaya ve açlığı göz ardı etmeye zorladığım zamanlarda bile tek düşündüğüm şey yemek yemekti. Bu düşünceler nedeniyle, doğru bir ruh haliyle veya doğru amaçla oruç tutmayacaksam hiç tutmasam da olur diye düşündüm. Tanrı’yla doğru şekilde bağ kurmak istediğimden, gerçekte açlığımı veya susuzluğumu gidermeyi düşünürken, O’nunla bağ kuruyormuşum gibi yapmanın yerinde olmayacağına karar verdim. Sahura kalktınız mı? Nasıl hissettiniz? Benim için en unutulmaz sahur üniversitedeki son yılımdaydı. İkinci kez ramazan orucu tuttuğumda, Baylor Sosyal Adalet Öğrencileri adlı bir öğrenci kulübünün üyesiydim. Ramazan ayı boyunca, üyesi olduğum kulüp ve diğer

kulüpler inançlararası bir hafta düzenlemek için bir araya geldiler. Bu hafta boyunca organizasyonların üyeleri sahura kalktılar ve sahurda yer almak için bir araya geldiler. Müslüman olmamalarına rağmen diğer öğrencilerin bu uygulamada yer almaya olan istekliliklerini görmem oruç tutuyor olmam ve öğrencilerin İslam’ın diğer yönlerinin daha çok farkına varıyor olmaları açısından beni çok mutlu etti. Hıristiyanlıktaki oruçla İslam’dakini karşılaştırabilir misiniz? Hıristiyanlar için oruç, özellikle de Büyük Perhiz (Lent) sırasında özel bir öneme sahiptir. Bu hıristiyanların ibadete ve İsa’nın çarmıhta onlar için yaptığı fedakarlığı takdire çağrıldığı bir anı temsil eder. Ne yazık ki, daha önce de belirttiğim gibi, bu uygulama önemini yitirdi veya kimilerince tam olarak anlaşılmıyor. Neredeyse Noel’e benziyor. Noel ayı, hıristiyanlar için İsa’nın doğumunun ve insanoğlunu günahtan kurtarmak için dünyaya gelişinin güzelliğini temsil etmelidir. Üzülerek belirtmeliyim, bu ayın anlamı çoğunlukla hediye alıp verme veya eğlence düzenlemeye duyduğumuz istekle maskelenir ve sonuç olarak, gerçekten ne kutladığımızı çoğunlukla unuturuz. Oruç bittikten sonra nasıl hissettiniz? Oruç sona erdikten sonra kendime daha derinden duyumsayabildiğimi hissettim ve oruç tuttuğum o günler boyunca kendimi sadece Tanrı’ya adayabildiğim o anları takdir edebilmeye başladım. Gerçekten de, O’nunla bağ kurduğum ve gün içinde yaşadıklarım hakkında konuştuğum ve yol göstermesini istediğim günü o kısmına alışmaya başladım. Günün o anını o kadar sevdim ki, bunu oruç sona erdikten sonra da hayatıma uyarlamaya başladım.

�slam inancının Tanrı ile bağ kurma, hayatı takdir etme ve çözümleme ve meditasyon eylemi için tüm bir ayı ayırdığını gözlemledim. Ramazan’ın taşıdığı anlamı anlayabilmiş olmam islam inancını takdir edebilmemi ve aynı zamanda kendi dini ritüellerime daha yakın bir gözle bakabilmemi sağladı.

NAZLI HiLAL KIZILKAYA

Teravihin Osmanlıcası

ENDERUN TERAViHi Saadet Asrı’nda, ramazanın son gecelerinden biri… Peygamber Efendimiz (SAV) o güzide dostlarına yatsı namazı kıldırıyor Mescid-i Nebevi’de. Namaz bitiyor ama gece bitmiyor.

Mescid-i Nebevi’den Osmanlı sarayına

Efendimiz, tekrar ayağa kalkıyor ve ashabına iki rekât daha kıldırıyor, selam veriyor. Bir iki rekât daha kıldırdıktan sonra bir müddet oturuyor ve ashabıyla sohbet ediyor. Sonra aynı şekilde dört rekât daha namaz kıldırıyor ve yine dinleniyor.

Ashab o gece meftun oldu teravihe, sonra bütün bir ümmet... Maziyi buruşturup atan, devirleri silip yok eden asırlar, hiçbir dini heyecanı söndüremediği gibi, bu namazdaki manevi huzuru, coşkuyu da söndüremedi. Teravihler de, yıl boyu ramazan nasıl beklenirse, öyle hasretle beklendi, özlendi.

Ashab şaşkın, ilk defa oluyor bu zira. Sadece farz namazlar değil miydi cemaatle kılınan! “Bu ne namazıdır, ey Allah’ın Resulü?” diyorlar. “Teravih namazı!” buyuruyor… Teravih, yani terviha, rahatlama, dinlenme, huzur duyma… Efendimiz, rekât aralarında durup dinlendiği için bu şekilde isimlendiriyor bu gece namazını. Ama sanki arkasındaki daha derin bir mânâya işaret ediyor bu isimle. Öyle ya, burada dinlenen, huzur bulan, rahatlayan beden midir acaba, yoksa ruh mu? İnsanın, bu namazı bitirip oturuşu nasıl bir rahatlama fasılası ise, namazı kılışı da ruhu için bir rahatlama saati değil midir! İşte Efendimiz, yüzyıllar boyu ihtimamla sürdürülecek bu güzel sünnetin temelini, o gece atıyor. Ümmetine, ramazan gecelerini aydınlatacak bir kandil bırakıyor adeta. Üstelik büyük müjdelerle birlikte: “Her kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı oruçla, gecelerini de namazla ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.”

Ve teravih, Osmanlı ikliminde yepyeni bir çehreye, neşe ve ahenge büründü. Kâinatın ahenkli müziğine bir ses katma arzusu vardı burada. Bu bambaşka lezzetin adı “Enderun Teravihi” idi. İlkin saray içinde kılındığı için bu ismi almıştı, Enderun yani İç Saray teravihi. Ve ilk uygulayıcısı da, sarayın baş hanendesi, segâh tekbirin, salât-ı ümmiyenin, ezanın, cuma salâsının bestekârı, “öz musikimizin piri” Buhurizade Mustafa Itri oldu. Saraydan, İstanbul’un selâtin camilerine yayıldı, oradan dergâhlara, büyük konaklara… Sonra Anadolu’ya ulaştı ve küçük taşra camilerinde bile teravihler bu usulle kılınır oldu. Teravihler, güzel sesli, namaza ruhunun manevi heyecanını da katan imamlar ve müezzinler eşliğinde kılınan bir namaz şölenine dönüştü. Seslerin Kur’an’la, Kur’an’ın güzel seslerle süslendiği, hiç bitmesin denecek feyiz saatleri oldu. Peki, nedir Enderun teravihi? Enderun Teravihi, bir tertip, bir usuldür. Ve bu tertip kısaca şöyledir: Yirmi rekâtlık teravih namazının, her dört rekâtı, farklı makamlarda kıraat edilen Kur’an’la eda edi

ARAŞTIRMA // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 55

lir; terviha fasılalarında da cumhur müezzinler yine aynı makamla ilahiler okur. Burada en önemli şey, imam ve müezzinlerin musiki eğitimi almış, iyi bir makam bilgisine sahip ve güzel sesli olmalarıdır tabii.

Temcidle başlar, mihrâbiyeyle biter Gelin şimdi bir enderun teravih namazına misafir olup, onu yakından izleyelim. Süleymaniye’de mi olsun, Eyüp’te mi, yoksa Üsküdar’a uzanıp Aziz Mahmut Hüdai dergâhına mı gidelim, orasına siz karar verin. Yatsı ezanından önce minarelerden göğe yükselen, oradan da kalplere ılık ılık akan “temcid”ler, bu şölenin ilk habercisi. Temcid, Allah’ın azametini yüceltmek amacıyla kimi zaman bir müezzinin tek başına, kimi zaman da birkaç müezzinin birlikte okuduğu münacatlara verilen isim. Temcidlerde, bazen bir dua, bazen bir sena, bazen salat ü selam, bazen kısa bir ayet, bazen de esmaü’lhüsna tesbihlerle terennüm edilir. Minareler temcidlerle şeref bulduğu bu sırada, caminin içerisi, gecesini ihya etmek için camiye koşan mü’minlerle saf be saf dolmuş bile... Zaten kimi akşam namazından sonra camiden ayrılmamış, burada Kur’an okuyup, tesbihatla meşgul olmuş. Derken dalga dalga bir salâ yayılıyor, sonrasında yatsı ezanı. Cemaatte bir hareket başlıyor, kubbeye doğru boy veren sütunlar arasında bekleşenler, tek bir kişi gibi kalkıyorlar yerlerinden. Yatsının sünneti eda edildikten sonra, başmüezzin, hani o mehteranda okunanlar gibi, gülbank okumaya başlıyor. Evvela Efendimiz’e salavat getirmeye, sonra ilk müezzin Bilal-i Habeşi’nin, evlad-ı Resul’ün, ashabın, camiyi yaptıran hayır sahiplerinin ruhlarına “Fatiha” okumaya, hayır ve rahmetle yâd etmeye davet ediyor cemaati. Sonrasında bir başka müezzin, hatim değeri taşıdığı için, üç kere ihlas-ı şerif okuyor. Ardından bir başkası, aynı makamla kamet getirerek, cemaati farza kaldırıyor. İmam, müezzinin kamet getirirken okuduğu makamla devam ederek kıldırıyor namazı. Ama son rekâtta makamı değiştiriyor, rastı bırakıp bayati makamına geçiyor. Bu arada “mükebbire” adı verilen balkonlarda duran müezzinler, namaz boyunca imamın söylediği tekbirleri ve namaz sonundaki selamları yüksek sesle tekrarlayarak cemaate duyuruyorlar. Yatsı namazı eda edildikten sonra, sıra teravihe geliyor.

e yatin camilerin lâ e s n l’u u b tan onaklaSaraydan, is ra, büyük k la h â rg e d k taşn yıldı, orada ştı ve küçü la u a ’y lu o d na e kılıra… Sonra A bile teravihler bu usull de aza rura camilerin l sesli, nam e z ü g r, le ih mrav a katan ima d nır oldu. Te ı ın n a c e y evi he ir nahunun man de kılınan b in ğ li ş e r le ’la, zin lar ve müez önüştü. Seslerin Kur’an e d iç bit maz şölenin üslendiği, h s e rl le s e s l ze . Kur’an’ın gü saatleri oldu iz y fe k e c e mesin den

Makamların ahengiyle coşmak Mükebbirede oturan başmüezzin, neva makamında bir tesbih okuyor, ardından cumhur müezzinlerin hep bir ağızdan, yine aynı makamla okudukları salatü selam duyuluyor. Ve cemaat teravih için hazırlanıyor. Salât ü selam hangi makamda söylenmişse, ısfahan veya neva, imam da ilk dört rekâtı o makamla kıldırıyor. Ama rekâtın sonunda makamı değiştirip, saba makamına geçiyor ve ilk dört rekâtı bitiriyor. İlk tervihada müezzinler hep birlikte imamın namazı bitirirken okuduğu makama göre bir ilahi seslendiriyor. Sonra başka bir makamda, mesela hüseyni, salat ü selam okuyorlar. İmam da sonraki rekâta bu makamla başlıyor ve namazın son rekâtında yine makamı değiştiriyor ve bu ahenkli gidiş, namazın sonuna kadar devam ediyor. Namaz bitti ama şölen bitmedi. Okunan ayete’l-kürsi’den sonra, tesbihata başlanıyor. Bir müezzinin “Zü’l-celali sübhanallah” nidasından sonra, bir başkası, icra ettiği makama göre “subhanallahi subhanallahi subhanallahi…” şeklinde tesbihleri birbirine bağlayarak okuyor. Bir nefeste 7, 11 veya 21 tesbih okunabilir. Bu, makama ve tesbihe göre değişiyor. Tesbihat, müezzinlerin cumhur olarak okudukları, “Subhane Rabbiye’l aliyyi’l ale’l Vehhab” duasıyla son buluyor. Sırada, tek bir yürek olup, dua etme faslı var. Herkesin elleri yukarıda… Gece, son bir lezzetle, imamın okuduğu “mihrâbiye” ile sona eriyor. Cemaat yavaş yavaş kalkıyor yerinden, bir ziyafet sofrasından kalkar gibi… Bütün yüzlerde o manevi itmimanı görmek mümkün, gözlerdeki parıltıyı da... Az önceki lezzetlerle sarhoş, sessizce ayrılıyorlar camiden.

Çocu ğunu za yaşa ramaza tmak nı için

RAM 30 AKT AZAN iViTE Si

Çocuklar ramazanı daha çok sevsin, ramazan çocuğunuzla bağlarınızın kuvvetlenmesine vesile olsun istemez misiniz? Bunun için size hem basit hem de eğlenceli önerilerimiz var!

RAMAZAN

01

iftara sadece çocuğunuzun arkadaşları davetli! Çocuğunuzun buna bayılacağına emin olabilirsiniz! İftara sadece onun arkadaşlarını çağırın. Makarna, patates kızartması ve köftenin olduğu bir sofra onlar için “mükellef” sınıfına girebilir…

RAMAZAN

02

30 sayfalık GÜNLÜK

REYYAN DENiZCi

Çocuğunuza 30 sayfalık bir günlük hazırlayın. Ondan ramazanın her günü yaşadıklarını bu günlüğe kaydetmesini isteyin. Dikkat edin, onun anlatım gücüne 30 sayfa yetmeyebilir!

RAMAZAN

03

ŞEHiR CAMiLERini tanıma turu Yaşadığınız şehirdeki camilerin hepsini tanıyor musunuz? Çocuğunuzu ve birkaç arkadaşını alıp bir günde beş cami gezmeye, her camide bir vakit namazını eda etmeye ne dersiniz?

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 57

RAMAZAN

04

Yoksul aileleri eve davet edin Evinizde hazırladığınız o mükellef sofralara kimleri davet edersiniz? Hani şu “kuşsütü eksik” olanlara… Bu ramazan yeni tanıştığınız ihtiyaç sahibi bir-iki aile için muhteşem bir sofra kurmaya ne dersiniz?

RAMAZAN

07

RAMAZAN

08

30 adet DiŞ KiRASI KESESi Bunun için büyükçe bir kumaşa ve keselerin ağzını bağlamak için kurdeleye ihtiyacınız olacak. Yaptığınız keselerle hem çocuğunuza “diş kirası” geleneğini öğreteceksiniz hem de iftar konuklarınıza minik hediyeler vereceksiniz.

RAMAZAN

05

RAMAZAN

06

MAHYA KURSU Çocukları bir araya toplayıp onlara kâğıttan mahya yaptırabilir, gerçek mahya yapımını anlatabilir, dahası camileri gezdirerek çeşitli mahyaları gösterebilirsiniz.

Okul öncesi KIRTASiYE KUMANYALARI Eylül ayında okullar açılıyor. Çocuğunuzla birlikte bir kırtasiyeye gidip birkaç çocuğa yetecek kadar çok kırtasiye malzemesi satın alın. Aldıklarınızın yoksul çocukları sevindirecek türden cicili bicili ürünler olmasına dikkat edin. Birlikte kırtasiye kumanyaları hazırlarken ikiniz de çok eğleneceksiniz!

RAMAZAN DERGiSi yapımı Bu iş için çocuğunuzun arkadaşlarını da davet etmelisiniz. Yayın toplantısı sonucu belirlenen konuları kaleme almalarını yahut çizmelerini isteyin. Onlara bolca kâğıt, kalem, boya, makas ve yapıştırıcı verin. Hazırladıkları dergiyi çoğaltmak ise sizin göreviniz!

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 58

Beraber TERAViH İstanbullular! Çocuklarınızı enderun teravihlerinden mahrum bırakmazsınız herhalde… İstanbul’da değilseniz de şehrinizin en büyük camisinde çocuklarınızla teravih kılmaktan daha güzel ramazan aktivitesi olur mu hiç?

RAMAZAN

09

RAMAZAN

10

YAZ MEYVELERinden iftariyelik paketi Oruç tutan çocukları sevindirmek için bir yol daha: Yaz meyveleri. Onlara iftar için erik, kiraz, kayısı, çilek vs. meyvelerin bulunduğu paketler hazırlayın. Oruçlarını bahçede arkadaşlarıyla açmalarına izin verin.

RAMAZAN

12

RAMAZAN

Sahura kadar OYUN

11

Yaz günlerinde gece oturmalarını kim sevmez? Çocukların erken yatmalarında fayda olsa da, bir geceliğine sahura kadar oynayıp eğlenmelerine izin vermek, mümkünse nostaljik ramazan eğlenceleriyle onları eğlendirmek hiç fena olmaz.

MUTFAKta beraber çalışma

Bir yoksul aileyi yemeğe çıkarın

RAMAZAN

13

Anneler, ramazanın bir akşamı iftar yemeği hazırlarken mutfağa çocuğunuzla girin! Oruçlu babasına kendi yaptığı çorbayı ikram etmek onu çok sevindirecek!

Gittiğiniz restoranın lüks bir yer olmasında hiçbir sakınca yok. İhtiyaç sahibi bir aileye kendi imkânlarıyla gidemeyecekleri bir mekânda iftar ikram etmek -bunu “lütuf” gibi yapmamak şartıyla- çocuğunuzun belleğinde derin bir yer edecektir.

Bir aylık OKUMA PROGRAMI

RAMAZAN

14

Ramazan kitap okumak için en güzel zamandır! Çocuklarınızla birlikte yapacağınız okuma programına kendiniz de riayet etmeyi unutmayın!

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 59

RAMAZAN

16

Mahallede KUMANYA ORGANiZASYONU

RAMAZAN

15

GÜLLAÇ yapımı kursu Çocuklarınızı ve arkadaşlarını toplayarak bolca malzemeyle güllaç yapımı kursu düzenlemek, aynı akşam iftarda güllaca doymak demektir!

Çocuğunuzun arkadaşlarıyla birlikte, mahalledeki fakirlere kumanya götürmek üzere “ihtiyaçlar listesi” hazırlayın. Sonra hep beraber mahalle esnafını ziyaret edip projenizi anlatarak ihtiyaçlarınızı tedarik edin. Çocuğunuz ve arkadaşları Toplanan gıdalardan kumanyalar yapıp yoksul ailelerin kapısına bıraksın.

RAMAZAN

17

RAMAZAN

18

30 DUA EZBERLEME Ramazan için 30 tane kısa dua seçin. İster Türkçe, ister Arapça olarak küçük kâğıtlara yazıp çocuğunuza verin. Ezberlediği her dua kâğıdını koyması için bir de kutu hazırlayın. Kutu dolduğunda yapacağınız sınav sonucu ona her dua için bir armağan verebilirsiniz.

Bir günlük KARAGÖZ YAPIMI kursu Eğer Karagöz yapmayı biliyorsanız çocuklarınıza arkadaşlarıyla birlikte bir kurs düzenleyebilirsiniz. Onlar için bundan daha eğlenceli bir ramazan aktivitesi olamaz!

RAMAZAN RAMAZAN

19

30 ÇOCUĞA 30 HEDiYE Bir oyuncak, bir şapka, bir yeni kıyafet. Çocuğunuzun okulundaki otuz yoksul çocuk için armağanlar hazırlayın. Çocuğunuza bu armağanları arkadaşlarına farklı farklı günlerde “içinden geldiği için” ramazan armağanı olarak vermesini öğütleyin.

20

Kimse Yok Mu’nun iFTARiYELiK DAĞITIMLARInda görev alma Derneğin iftar saati yolda kalanlara iftariyelik dağıtımlarında çocuklarınızla birlikte görev alabilirsiniz.

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 60

ARKADAŞIMA DA BAYRAMLIK Kimse Yok Mu’nun bayramlık kampanyasını biliyorsunuzdur. Çocuğunuza aldığınız bayramlığın aynısından yoksul bir çocuk için bir tane daha almayı sakın ihmal etmeyin.

RAMAZAN

RAMAZAN

21

RAMAZAN

22

23

Okula MiNi KUMANYALAR

KÂBE GELENEĞi Camiye iftar götürme Kâbe’de varlıklı aileler mescide iftarlık yiyecekler getirip ibadet edenlere oruçlarını açmaları için ikram eder. Siz de çocuğunuzun bu geleneği öğrenmesi için mahalle camisine iftariyelik götürebilirsiniz.

Küçük kumanya paketleri için hediye kutularını kullanabilirsiniz. Kutularda yalnızca onların beğeneceği türden yiyecekler olmalı: Sandviç, çikolata ve meyve gibi. Çocuklar oruçlu olmamalarına rağmen yiyecekleri ancak iftar saatinde yemeyi tercih edeceklerdir.

RAMAZAN

EV TERAViHi

24

Babalar! Bir akşam çocuklarınızın arkadaşlarını toplayıp onlarla oluşturacağınız cemaate teravih kıldırmaya ne dersiniz?

RAMAZAN BAYRAMI programı Ramazan bayramı yaklaşırken ailece oturup ziyaret programı hazırlayın. Programınıza ihtiyaç sahibi aileleri eklemeyi sakın ihmal etmeyin.

RAMAZAN

25

AKTİVİTE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 61

RAMAZAN

27

RAMAZAN

26

KiTAP DEĞiŞ TOKUŞU

KiTAP FUARI gezisi Ramazanda İstanbul’da düzenlenen “Dini Yayınlar Fuarı” İstanbullu çocuklar tarafından muhakkak ziyaret edilmeli. İstanbul’a yakın illerdeyseniz belki çocuğunuzu fuara götürmeyi düşünebilirsiniz.

Çocuklar için 30 tane kitap alıp kendi çocuklarınıza ve onların arkadaşlarına birer tane hediye edin. Fakat herkesten okuduklarını takas etmelerini isteyin. Ramazanın sonunda en çok okuyana ödül verin.

RAMAZAN

28

EZAN OKUMA kursu Erkek çocukları için düzenleyeceğiniz bu kursta öğretici olarak görev almak üzere gönüllü bir müezzin bulabilirsiniz. Kurstan mezun olan çocuklara mezuniyet programı düzenleyebilir, ezan okutabilir hatta Hz. Bilal’in hayatını anlatan bir etkinlik düzenleyebilirsiniz.

RAMAZAN

29

RAMAZAN KUMBARASI Kimse Yok Mu’dan tedarik edeceğiniz kumbarayı ramazan ayı boyunca doldurup ramazanın sonunda çocuğunuzla birlikte derneğe getirebilirsiniz.

Bir geceliğine RAMAZAN DAVULCUSU RAMAZAN

30

Çocuğunuzla birlikte bir geceliğine mahalle davulcusuna eşlik etmek, onun için unutulmaz bir ramazan hatırası olacaktır. Bahşişler davulcuya, maniler çocuğunuzun hafızasına!

HiKAYESi

Tut elimi

SELiNCiĞiM Neden bu kadar çok kızıyordu annem? Neden her şeyin çok temiz olması gerekiyordu? Reçelli ya da yağlı ellerimizle koltuğa, masa örtüsüne dokunduğumuz zaman neden bir kerecik bağışlamıyordu bizi? Ellerimiz kirliydi. Ne kadar yıkarsak yıkayalım bir türlü temizlendiğine inanmıyordu. “Hiçbir şeye dokunmayın,” diyordu. “Yeni temizledim. Sakın dokunmayın!” Dokunmamaya çalışıyorduk. Fakat uçamazdık ya! Oturmak zorundaydık, masada yemek yemek zorundaydık, zıplamak, saklanmak, yazmak, resim yapmak zorundaydık… Burası evdi ve bütün arkadaşlarım bunları kolaylıkla yapabiliyorlardı. Biz yapamıyorduk. En küçük bir kusurumuzda yaygara kopuyordu. Çok kalbim kırılıyordu. Keşke annem bunu bilseydi. Annem hiç durmadan temizlik yapıyordu. Beş dakikacık da olsa saçlarımı okşasın istiyordum. Saçlarım çok güzeldi. Sapsarıydı. Babam çok seviyordu. Her gün “Güzel kızım” diyordu. Ablam Selin saçlarımı atkuyruğu yapıyordu. Ama annem saçlarımı da, beni de sevmiyordu. Selin’in saçlarını da sevmiyordu. Oysa ben onun elinden tutup bakkala gitmek istiyordum. Anneannemlere gittiğimizde yanına oturmak istiyordum. Bazen annem bizi çok sevdiğini söylüyordu. Sevgisinden durduk yerde ağlıyordu. İlaç içiyordu, her akşam, her sabah… Geceleri yatmadan… Bir türlü iyileşmiyordu.

MELEK ÇE nu düşünüyorduk. Ses kesildiği zaman korkunç oluyordu. Babam hızla odaya dalıyor ve Selin’e sesleniyordu. “Krize girdi çabuk kolonyayı getir!” Selin çok hızlı koşuyordu. Annemin sımsıkı kapanan avuçlarını açmaya çalışıyordu. Annemin avuçları açılmazsa hastaneye gidiyorduk. Doktor annem ve babamla yalnız konuşuyordu. Biz Selin’le dışarıda bekliyorduk. Muayene bitince hep birlikte eczaneye gidiyorduk. Eczacı ilaçları verirken: -A! Sigortanız yokmuş! İlaç masraflarının hepsini ödeyeceksiniz diyordu. Babam cebindeki son kuruşa kadar verip ilaçları alıyordu. Eve dönerken üzgün oluyordu. Annemse yeniden ilaç kullanmaya başladığında neşeli olurdu. Yeni bir krize kadar her şey böyle devam edip giderdi. Pazartesi sabahları annem uyurken babam bizi okul için hazırlardı. Okula neşeli giderdik. Kızlarla oyun oynardık. Özellikle Ebru Gönül’le… O en yakın arkadaşımızdı. O gün derste öğretmen yine çok ciddi konuşuyordu. İçim sıkılıyordu. Yazmak istemiyordum, dersi dinlemek istemiyordum. Eve gitmek istiyordum. Teneffüste kızlardan biri gelip “Eviniz yanıyormuş” dedi. Çok korkmuştum.

“Hepsi geçecek” diyordu babam.

Balkon korkuluklarını yeni yapmıştık, annem evi yeni temizlemişti. Daha dün babamla balkonda oyun oynamıştık.

Taksicilik yapıyor, çok çalışıyordu. Geceleri çok geç geliyordu. O evde olduğu zaman bir sürü oyun oyuyorduk. İsim şehir, saklambaç, yakalamaç… Bazen hep birlikte balkonun tahta korkuluklarını tamir ediyorduk. Beraberken gülüyorduk. Bazen annem de bizimle gülüyordu. İlaçlarını almayı unuttuğu zamanlarda çabucak kızıyordu ama.

Selin koşarak yanıma geldi. Elimi sımsıkı tuttu. Ben de onun elini tuttum. Ebru Gönül hemen arkamıza takılmıştı. Bizim sokağa kadar nefes nefese koştuk. Polisler sokağımızı kapatmıştı. Geçmemize izin vermediler. Sokağımızda hiç duman yoktu. Evimiz olduğu gibi yerinde duruyordu. Ama polisler geçmemize izin vermiyordu.

Biz babamla balkonda oyun oynarken o genellikle içeride bir şeyleri siliyor oluyordu. Tıkır tıkır gelen seslerden iyi olduğunu anlıyorduk. İçimiz huzurla doluyordu böyle zamanlarda. Annemin iyi olduğu-

Arkamızdan koşan Ebru Gönül annesine haber vermişti. Ebru Gönül’ün annesi bizi evine götürdü. Yemek hazırladı. Saçlarımızı okşadı. Ağladı. Evimiz yandığı için üzgün olmalıydı. Biz hiç ağlamadık. Selin’le birbirimize sarıldık. Ebru Gönül de yanımı-

KARDEŞ AİLE // KiMSE YOK MU // TEMMUZ • AĞUSTOS • EYLÜL 2011 // 63

HiKAYESi

za geldi. Akşama kadar yangınlardan, okuldan konuştuk. Annem bizi hiç aramamıştı. Akşama doğru Ebru Gönül’ün annesi bize “Anneniz biraz rahatsızlanmış, hastaneye kaldırmışlar.” dedi. Yüzümüze bakmadan gözlerini başka yöne çevirdi, dualar okudu.

Ne yazık ki onu da işten çıkarmışlardı. Taksicilik yapıyordu ama taksi bizim değildi. Üstelik beli çok ağrıdığı için ayakta duramıyordu.

Çok üzgündüm. Selin de hep pencereden dışarı bakıyordu. Annemizi görmek istiyorduk. Evimizin içinde bir şeyler temizlediğini bilmek istiyorduk. Fakat ne yazık ki hastanede yatıyordu şimdi. Bir sürü iğne yediği için daha da sinirli olmalıydı.

Küçücük evimizde çok az sevinç kalmıştı. O da babamın akşam geldiği geç saatlerde gizliydi. Selin artık oyun oynamak istemiyordu. Ödev yapıyor, alışverişe çıkıyor ve yemek pişiriyordu. Evin bütün işlerini de o yapıyordu. Ben de ona yardım ediyordum. Ebru Gönül’le oyun oynamıyorduk. Okulda teneffüslerde konuşuyorduk. Annesinin yaptığı keklerden bize de veriyordu. Selin henüz kek yapmayı öğrenememişti. Okul önlüklerimiz de buruşuktu.

Akşam dayım geldi. Selin’e ve bana sarıldı. Ebru Gönül’ün annesine teşekkür ederek bizi anneanneme götürdü. Anneannemlerin evi müstakil, iki katlı bir evdi. Yeşillikler içinde olduğu için orada oyun oynamak her zaman çok zevkli oluyordu. Bu evi her zaman çok severdik. Dayımla birlikte içeri girdiğimizde bütün akrabalarımız oradaydı. Hepsini bir arada görünce Selin de ben de çok şaşırmıştık. Üstelik gözleri kıpkırmızıydı. Anneannem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bir şeyler olmuştu. Bunu anlıyorduk artık. Ama kimse bize bir şey söylemiyordu. Dayım bizim burada kalmamızı istemedi. Alıp evine götürdü. Onunla evde oyun oynadık. Derken telefon çaldı. Dayım, “Evet, Dilek öldü. İntihar etmiş!” dedi. Ağzından kaçırmıştı. Dilek benim annemdi! Annemdi! Annemdi! Dayım, “Hayır, o başka Dilek” dedi. O zaman Selin “Öyleyse bizi anneme götür.” dedi. “Gece gece bizi hastaneye almazlar. Sabah olsun öyle gideriz.” dedi dayım. Sabah olduğu zaman dayım bizi karşısına oturttu. Sonra o sözleri söyledi. Artık benim bir annem yoktu. Dünyanın bütün sesleri susmuştu. Kalbimiz paramparçaydı. Gözyaşlarımızın hangi nehirden geldiğini bilmiyordum. Öyle çok ve acıydılar ki, içimizi yakıyordu. Akrabalarımız, komşularımız cenazeden sonraki ilk günler “Başınız sağ olsun” demeye geldiler. Yemek getirdiler. Sonra evimiz yavaş yavaş sessizleşti. Selin, ben ve babam kaldık. Yeniden okula başladık. Babam akşamları derslerimizde yardım ediyordu.

Evimizde giderek daha az yemek pişmeye başladı. Yemekleri Selin pişiriyordu. Babam yedek taksicilik yapmaya başlamıştı.

Okuldan eve gelmek çok sıkıcıydı. Ev yapayalnızdı. Bizi arayan soran kimse kalmamıştı. Bir gün Sadullah Amca diye biri kapımızı çaldı. Kimse Yok Mu Derneği’nin şube başkanıymış. Elleri kolları dolu gelmişti. Ogün evimizde bayram havası esti. Bir anda her yan ışımıştı. Bir sürü yiyeceğimiz, giyeceğimiz olmuştu. Selin uzun süre cüzdanındaki paraları sayıp hesap yapmayacaktı. Sonra hepsinden daha güzel bir şey oldu. Burhan Ağbi ve eşiyle bizi tanıştırdı. Bizi arayıp soran, her gün kapımızı çalıp yemek yeyip yemediğimizi, iyi olup olmadığımızı merak eden birileri vardı. Sadullah Amca onları bize kardeş ailemiz olarak tanıttı. Onlarla sohbet etmek çok güzeldi. Okuldan eve dönmek eskisi kadar zor değil artık. Evimiz yeniden sıcak bir yuva oldu. Ablamız bize yemek yapmayı öğretti. Birlikte ders çalıştık. Ve o her gelişinde saçlarımızı okşadı. Selin’le okuldan gelirken onun ne zaman geleceğini konuşuyoruz. “Belki de gelmiştir,” diyor Selin. “Hatta kapıda bizi bekliyordur.” “Öyleyse tut ellerimden Selin’ciğim,” diyorum. “Birlikte eve koşalım!” Selin elimden tutuyor ve rüzgâr gibi koşuyoruz evimize. Ablamız bizi bekliyor.

iYi ÇiZGiLER

DAĞISTANÇETiNKAYA


Kimse Yok Mu Derneği Ramazan 2011 Dergisi