Page 1

Sayı: 3 15 Mart 2010

Aylık Siyasi ve Kültürel Dergi

Kürt-Türk Dostluk Derneği (KTFA) Tarafından Erbil’de Hazırlanıyor Dernek Başkanı :Felekeddin Kakeyi Genel Yayın Yönetmeni: Şıwan Taveng Yazı İşleri Sekreteri: Sıtar Enwer Basın Danışmanı: Naile Aras Foto: Herdi Hewrami Grafik ve Dizayn: Akademi Dizayn, Çeviri ve Danışmanlık Ofisi

Adres: Irak / Kurdistan Bölgesi – Erbil, Gulan Cad. Dream City, No: 779/U4 Tlf. (Erbil): 009647504628041 009647702356000 Tlf.(İstanbul): 00905353015894 Web: www.kurd-turk.org Mail: diyalog@kurd-turk.org turkiyenasi@yahoo.com Kürt-Türk Dostluk Derneği

1


S i y a s e t

Editör

Sayı: 3 15 Mart 2010

2

Şıwan Taveng

2010 Irak: Demokrasinin Zaferi... Irak’ta seçimler sona erdi ve nihayet bu defaki seçim sandıkları Irak’ta demokrasi mücadesinin mihenk taşı olabildi. Bu seçimle beraber ülkedeki siyasi sürecin geleceğini ilgilendiren çok sayıda soruya beklenen cevaplar verildi. Açık bir ifade ile Iraklılar etnik, mezhebi ve dini bütün unsurlarıyla , ülkede Demokrasi’nin dışında başka hiçbir alternatifin olmadığı düşüncesine vardı. Esasında 2010 seçimleriyle beraber halkın zihninde geleceğe dair şekillenen düşünce şu şekilde tezahür etti; ‘’Mürekkebin karşıtı kandır ve halk yeni bir çatışma istememektedir’’. Bu yüzden olacak ki Iraklılar, demokrasi rüzgarını büyük bir memnuniyetle karşıladılar. İran’daki seçim senoryalarının Irak’ta yaşanmasını, ülkenin kan gölüne ve diktatörlüğe yeniden dönmesini isteyen bazı kesimlerin çabaları boşa çıktı ve bu defaki seçimler çok olumlu bir atmosfer ve karnaval havasında geçti. Seçimler, ulusal bir törene dönüştüğü gibi siyasi ve demokratik sürecin denenmesine yönelik etkili bir süreç oldu ve ülkenin dışa dönük yüzü için çok güzel bir tablo bıraktı. Olumlu süren siyasi rekabet, süreci daha da teşvik ettiği gibi demokratik sürecin daha da içselleştirilmesine katkı sağladı. Bu sürecin, tüm tarafların içerisinde yer alacağı geniş zeminli ulusal bir hükümetin kurulmasıyla taçlandırılması ve bu çerçevede ülkede ‘’Yeni Irak’’ anlayışının tamamen yerleşmesi hepimizin en önemli beklentisidir.

07.03.2010 seçimi, önceki diğer seçimlerden çok daha farklıydı. Bu defa, yeni güç, yeni koalisyon, yeni perspektif ve yeni siyasi hayaller sahneye çıktı. Şii ve Süniler kendi içinde farklı siyasal bölünmüşlükler yaşadı. Aynı şekilde Kürtlerin içinde de bölünmeler meydana geldi. KYB’den ayrılan bir grup tarafından oluşturulan Gorran Hareketi nedeniyle Kürtler de 2010 seçimlerine farklı partilerin listeleri altında katıldı. Bundan dolayı, bu defaki seçim sonuçlarının Hewler-Bağdat ilişkileri ve Kürdistan halkının haklarının korunması üzerinde büyük bir etkisi olacaktır. Öte yandan 2010 seçimlerine katılım geçmiş seçimlere oranla daha fazla idi. Şiilerin gözle görülür bir katılımı vardı. Sünniler de geçmişteki hatalardan ders alarak seçime daha büyük bir oranla katıldılar. Sünni Araplar, seçimleri boykot etmek yerine haklarını sandıklarda aramayı Irak’ın istikrarı açısından daha doğru buldular. Hepsinden de önemlisi, Kürtlerin bu sürece katılmalarındaki büyük arzu ve istekti. Kürtler Hewler, Süleymaniye, Dohuk ve Kerkük gibi dört ilde Irak düzeyinde gerekli oyu aldıklarını öğrendiklerinde büyük bir sevinç yaşadılar. Kürdistan’da kadın ve erkeklerin seçime katılım oranı % 76 idi ve Kürtler, Irak’ın diğer bölgelerinde seçimi kazanan taraflardan çok daha büyük bir heyecan duymuşlardı. Ben bunun üç nedeninin olduğunu düşünüyorum: 1-Bölge’deki istikrar ve asayişin sağlanması. Kürdistan Bölgesi yaklaşık 19 yıldır yarı ba-


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

ğımsız ve De-Facto yapısı olan bir bölge olmaya devam ediyor. Ancak Irak’ın güney ve orta kesimlerinde Kürdistan Bölgesi’nde bulunan istikrar ve asayiş hala sağlanabilmiş değil. 2-Bölge’deki siyasi güçler arasındaki siyasi ve fikri mücadelenin derinleşmesi, yeni siyasi güçlerin oluşması, yeni siyasi yüzlerin ortaya çıkması ve yeni siyasi, fikir ve hayallerin ortaya çıkması sürecin daha da teşvik edilmesi konusunda kaynak olmuşlardır. 3-Siyasi gelişmelerden haberdar olmak. Genel anlamda gelişmelerden habardar olmak ve buna yönelik dikkatin artması. Bu durum, Bölge’deki halkın Irak’ın diğer bölgelerine nazaran daha fazla sorumluluk bilinciyle hareket etmesini, görev ve haklarını bilmelerini beraberinde getirmiştir. Halk, kendini kanıtlama adına seçim sürecini ulusal ve milli bir görev bilerek değerlendirdi. Sayılar ve siyasilerin istekleri Bu seçimlerin sonuçları, Irak’ta hiçbir gücün tek başına hükümeti kuramayacağını ortaya çıkardı. Bundan dolayı, öyle görünüyor ki Irak’ta gelecek dönemde kurulack hükümet koalisyon veya geniş tabanlı bir hükümet olacaktır. Yani, yeni hükümet bir kaç ittifakın birleştiği bir koalisyon hükümeti olacak. Şimdi top, seçimlerde en fazla oyu alan başlıca dört tarafın elinde: Maliki’nin liderliğini yaptığı Kanun Devleti İttifakı Listesi; Eyad Allavi ve Tarık elHaşimi liderliğindeki El-Irakiye Listesi; Ammar el Hekim ve İbrahim el-Caferi liderliğindeki Irak Ulusal Listesi ve Mesut Barzani ile Celal Talabani lideriğindeki Kürdistan İttifakı Listesi. Bu listeler, Irak parlamentosunda en fazla sandalyeyi almayı garanti altına almış durumda. Bu ittifakların dışında rekabet halkasının dışında olmayan ve aldıkları oylar ölçüsünde ikinci dereceden öneme sahip olan bazı partiler ve oluşumlar da var; Eyad Samarrayi liderliğindeki Sünni Uzlaşma Cephesi, Cevad Bolani liderliğindeki Birleşik Irak İttifakı Listesi, Nevşirvan Mustafa liderliğindeki Gorran hareketi gibi. Kanun Devleti İttifakı Listesi, bu son seçimlerde Irak’ın 9 vilayetinde ilk sırada yer alıyor. El Irakiye listesi de Irak’ın kuzey ve orta kesimlerinde yer alan Sünni 3 vilayette ilk sırada yer alıyor. Kürdistan İttifakı Listesi de kuzeydeki 4 vilayette ilk sırda yer aldı. Kanun Devleti ve El-Irakiye listeleri, yeni Irak’ta iktidarda en fazla payı elde etmek için birbirleriyle rekabet içindeler. Gözlemciler, Kürtlerin hem Maliki hem de Allavi arasında var olan mücadelede, hükümetin kurulması için, ikisinden biriyle koalisyon kurmak noktasında bir denge unsuru olduğunu düşünüyorlar. Kürtlerin koalisyona katılmasında belirleyici olan unsurların başında ise yeni Irak’ta eşit, Anayasa’ya saygılı ve karşılıklı haklara saygı temelinde bir hükümet kurulması olacaktır. Farklı görüş ve düşüncelere sahip olmalarına reğmen Kürtlerin, Bağdat’ta milliyetçi Arap söylemi karşısında bütün Kürt oluşumları ve partileri içine alacak bir söylem geliştirmeleri bekleniyor. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti İttifakı Listesi’nden

yetkililerin ifade ettiğine göre bu liste, bazı prensiplere, ortak çalışmalara dayanan ve her iki taraf için bazı çıkarları garanti altına alacak bir anlaşma çerçevesinde bir kez daha Kürdistan İttifakı Listesi ile koalisyon kurmak istiyor. Maliki’nin grubu, radikal Sünni güçler karşısında Kürtlerle ortaklığı yenilemek istediklerini saklamadı. Kürdistan Bölgesi, federal bir Irak çerçevesinde kurulan bir hükümet ve parlamentoya sahip olmanın yanında, Irak devletinin konumunun güçlenmesinde de aktif bir rol üstlenecektir. Kürtler, geçmiş yıllarda etnik ve mezhep savaşlarının yayılmasına engel olmuştur. Bundan dolayı Kürtler, hiçbir zaman Irak’ın birliğine yönelik bir tehdit olmamıştır. Tam tersine, herkesten daha fazla birliğin korunması için çalışmıştır. Bundan dolayı, Maliki grubu, Kürdistan İttifakı’nın kendileri için güvenilir bir ortak olduğunu, hassas dönemlerde Maliki hükümeti karşısında öneminin olduğunu ve doğru sözlü olduğunu çok defa dillendirmiştir. Bundan dolayıdır ki, bu grubun Kürtlerle çok olumlu bir deneyimi olmuştur. Yine bundan dolayıdır ki aynı grup, Mam Celal’in cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmasına destek veriyor. Onlara göre, Mam Celal Sünni yada Şii olsun farketmez, bu görev için en uygun kişidir. Bundan dolayı Talabani üzerinde ulusal bir icma varken , ülkenin yönetilmesinde ve uzlaşmazlıkarın çözümünde iyi bir deneyime sahip bir devlet adamı olarak görülüyor. Eğer dışardan bir müdahale olmazsa, Kürtlerle Maliki arasında yakınlaşma olacağı çok açıktır. Her nasıl olursa olsun Iraklılar, artık uzun bir süreyi içine alacak bir şekilde, ülkede siyasi sürecin tam oturması için sırtını ABD’ye dayayamaz. Bundan dolayı 2011’den itibaren kendi başlarının çaresine bakmalılar. Çünkü ABD, bu tarihten itibaren ülkeden yavaş yavaş çıkmaya başlayacaktır. Yeni dönemde kurulacak hükümetin öncelikli ve acil görevi ise Bağdat ile Hewler arasında askıda kalan sorunların çözümü olacak. 140. Madde’ye göre çözümü beklenen Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeler sorunu, Bölge’deki petrol ve gaz konusunda imzalanan anlaşmalar sorunu ve Peşmerge gücü için bütçe temini sorunu, bu sorunların en önemlileridir. Yeni dönemde bu sorunların çözümü için iki taraf arasında sorunları tek taraflı hale getirecek siyasi ve anayasal çalışmaların olması beklentileri var. Bu sorunların çözülmemesi Irak’ı gerçek bir tehditle karşı karşıya getireceği gibi, ülkenin geleceğini de belirsizlik içinde bırakacaktır. Son olarak dost ve komşu ülke Türkiye için de şunu söyleyebiliriz ki; Türkiye Kürtlerin Bağdat’taki ağırlığını ve konumunu çok iyi okuyabilir ve Kürdistan Bölgesi ile sağlıklı bir teamül içinde olabilir. Türkiye, Irak çerçevesinde bu Bölge’yle ilişkilerini siyasi, iktisadi ve kültürel bütün açılardan geliştirebilir. Türkiye’nin Bağdat’ta sadece Kürtler yoluyla bölgesel bir denge kurabileceğini öngörmekteyiz. Zira, aksi durumda Irak’ta olası bir mezhep savaşının getireceği istikrarsızlığın tüm Orta Doğu’daki çatışma dinamiğini daha da artırması gündeme gelebilir.

3


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

Ey Dost!

Yeni bir Newroz’a daha giriyoruz

Felekeddin Kakeyi *

4

(1) Newroz bizim ortak bayramımızdır. Aydınlık ve paklık getiriyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı UNESCO örgütü, Newroz Bayramını insanlığın kültürel bir mirası olarak kaydetme kararı aldı. Dünyadaki çok sayıda millet Newroz Bayramını kutluyor: Kürt, Türk, Fars, Azeri, Ermeni, Tacik, Afgan, Pakistan ve Hindistan, Bangladeş, Çin ve Orta Asya’dan bazı halklar. Geçen yıl, ABD başkanı Barack Obama İran halkının Newroz Bayramını kutladı. Moskova’da belediye Newroz kutlamaları düzenledi ve Avrupa’nın birçok başkentinden Newroz Bayramına katılımlar oldu. Bundan yola çıkarak şu denebilir: Newroz bir dünya bayramı olabilir. (2) Bayramlar barış, mutluluk ve yenilenme olaylarıdır. Newroz, güzelliğin bir diğer alâmetidir ve bizi birbirimize kenetler ey dost! Newroz, af ve yükselişin günüdür! Newroz, ruhun ve bedenin özgürlüğüdür: —Benim özgürlüğüm senin özgürlüğündedir. —Senin özgürlüğün benim özgürlüğümdedir. Bir diğerimiz esaret ve zindandaysa bizden hiç kimse özgür olmaz. Uzun bir gece ve ben zindan odasında gelip gidiyordum. Bir Newroz günüydü. Uykum kaçmıştı. Dağların, ovaların ve gül bahçelerinin özgür kızlarını ve erkeklerini hayal ediyordum.

Gardiyan1, hapsedildiğim hücrenin ve diğer hücrelerin kapısının arkasında gidip geliyordu. Birden durdu ve hücremin kapısının demir şişlerine bir çengel taktıktan sonra gözlerini bana dikti. Konuşmak istediğini anladım. Yani o da yalnız ve sıkıntılıydı. Çok defa dertleşiyorduk. O da sosyal sorunlarının tutuklusuydu. Öne çıktım ve bana dedi ki: Sigaran var mı? “Sigara içmiyorum. Ancak mahkûmlardan dolayı her zaman bir paket vardır cebimde’’diyerek paketi çıkardım ve kendisine bir sigara ikram ettim. Teşekkür ettikten sonra dedi ki: Ne düşünüyorsun? Dedim ki: Newroz’u. Ya sen? Dedi ki: Çocuklarımı. Ve tekrar dedi ki: biliyor musun? Düşünüyorum da eğer sen ve diğerleri burada mahkûm olmasaydınız bu durumda bizim burada olmamızı gerektirecek bir şey olmazdı. Şimdi çocuklarımın içinde huzur ve esenlik içindeydim. Dedim ki: Aziz kardeşim! Her ikimiz de zindandayız. Sen dışarıda ben de içerde. Canım kardeşim: Eğer bir gün zindandan kurtulursam bil ki bu sadece kendim için değil; aynı zamanda senin içindir de. Çünkü sen de artık özgürleşmiş olacaksın. Ve şunu dedim: Sana bir hikâye2 anlatayım mı? Gardiyan, memnuniyetini ifade eden bir hareketle cevap verdi. Anlatacağım hikâye şuydu: ‘’Tutuklanmadan önce dağdaydım. Büyük bir karargâhımız vardı. Lolan dağının güzel bir vadisinde kendimizi Irak ordusundan saklamıştık. Bir gün 6 kişi


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

geldi. Şehirden yeni geçmişlerdi. Şöyle dediler: Biz siyasi bir örgütüz. Muhalifiz. Rejimin takibinden kaçtık ve Kurtarılmış Bölge’ye3 geldik. Bazı görüşmelerden ve araştırmalardan sonra onların hangi muhalif gruptan olduklarını tespit ettik. Dedik ki: Tamam. Hoş geldiniz. Burası sizin vatanınızdır. Kurtarılmış Bölge geniştir. Yüksek gök ve geniş topraklar… Nereye karargâh kurmak isterseniz kurun. Birkaç gün aradan sonra, Peşmergelerimizin yardımıyla salon, oda, hamam ve kalacakları yerleri yapmaya başladılar. Onlar da bizim gibi, toprak ve çamurla duvarlarını yaptılar ve odunlarla kalacakları yerlerin üzerini kapattılar. Bu grup, günlük olarak gelip fırından sıcak ekmek alırdı. Bir gün onlardan kimse gelmedi. Bir, iki, üç gün derken kimse görünmedi. Biz de tereddüde düştük: Niye ortalıklarda yoklar? Acaba gittiler mi? Yoksa tutuklandılar mı..? Neler olduğunu öğrenmek için iki kişi yolladık. Daha sonra bizde izlerinden gittik. Ne görsek iyi? Bu 6 kişinin birbirlerine muhalif kişiler olduğu ortaya çıktı. Üçünün görüş ve düşüncesi diğer üçünün görüş ve düşüncesinden farklıydı. Üç kişi diğer üç kişiden daha güçlü idi ve diğer üç kişinin ellerini ve kollarını bağlayıp oraya hapsetmişlerdi. Hapsedilen üç kişiye gardiyan olan diğer üç kişi de hapsedilen üç kişinin kaçmaması ve birilerinin gelip onları kurtarmaması için bu üç kişinin içinde oldukları odanın etrafında kalmak zorunda kalmışlardı. Yani… Onlar da diğer üç kişinin kaçmaması için kendilerini oraya hapsetmişlerdi. Aç ve yorgun oldukları da her hallerinden belliydi. Onların hepsi bitap düşmüşlerdi hem tutuklular hem de tutuklayanlar. Hemen yiyecek bir şeyler getirmeleri için birkaç kişi yolladık.. Sonra, her 6’sı arasında uzlaşma sağlanması ve tutuklananların serbest kalmaları için yaptığımız müzakerelerin sonunda her biri bir tarafa gitti4.’’ (3) Gardiyanım bu hikayeye güldü. Gidip geliyor, başını sallıyor ve gülüyordu. Ara ara kendi kendine soruyordu: Gardiyanların

nasıl olduğunu bilmem olanaklı mı? Ellerinde ne tür silah vardı acaba? Bu şekilde sorular sorarak gülüyordu. Newroz gecesiydi. Diğer odalarda bulunan arkadaşlarımın dışında, sadece bu gardiyan vardı karşımda ki bu dünyada dertleriyle uğraşan tek kişi de değildi. Derdi olanların sayısı çoktur. Bazıları oldukça karışık ve ağır dertlere sahip. Böyle bir zamanda, senden daha fazla soruna sahip ve senden daha şansız birilerinin olduğunu gördüğünde yükünün daha hafif olduğunu hisseder ve huzurlu olduğunu farkedersin. İşte Newroz bayramı geliyor… Newroz’un en önemli mesajını düşünmemiz çok yerindedir. Bu mesaj ise şudur: Barış, özgürlük ve şefkat. Yani, kutsal bayramımız barış gülleriyle dolup taşsın ve… barışa doğru büyük bir emek sarfedelim. Türkiye’de barış ufku daha da aydınlandı ve bunun için daha aydınlık bir mum ve çıra yakmamız gerekiyor. (4) Bizi birbirimize kenetleyecek hiç bir amaç olmazsa dahi kapsamlı ve sürekli barış bizim arzumuzdur. Küçük-büyük, erkekkadın, her dil, kültür, din, çoğrafya ve farklı ırk… Her ne olursa olsun farketmez ‘’barışa ihtiyaç yoktur’’ diyebilecek kimse yoktur. Türkiye’de ve bölgede barış ve demokratik açılım sürecini ileriye doğru götürmeliyiz. Hepsinden de önemlisi şudur ki: Türkiye’de savaş durumu tamamiyle sona ersin. Artık savaşa fırsat verilmesin ve kan akmasın taki anaların göz yaşları dursun5. (5) Newroz, sabahın bayramıdır. Bundandır ki beyaz renk onun işaretidir. ‘Barış Anneleri’ beyaz giyinir. Beyaz güvercin barışın sembolüdür. Tarihte, büyük alanlarda resmi törenlerle kutlanan Newrozlara kralların da katıldıkları ve binlerce askeriyle üst düzey komutanlar, saray yetkilileri ve din adamlarının beyaz elbise ve işaretleriyle törenlerdeki yerlerini aldıkları geçmektedir. Newroz ateşi aydınlığın işaretidir. Kutsal Kur’an Allah’ı ‘’göğün ve yerin

Senin özgürlüğün benim özgürlüğümdedir. Senin özgürlüğün benim özgürlüğümdedir.

5


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

aydınlığı’’ bilir. Yani: Newroz temizliğin ve aydınlığın bayramıdır. Güller açılır, otlar biter ve ağaçlar canlanır. Kürdistan’da ve Newroz’un kutlandığı bütün ülkelerde kimse evde kalmaz. Herkes doğal özgürlüğün havasına bırakır kendini. Bu da kendini yenilemenin işaretidir. (6) Bu yılki Newroz bayramımız daha mutlulu geçecek ve daha güzel olacak. Çünkü bunda barış ve dostluk arzusu da var. Ararat, Şirin ve Metin dağlarının eteklerinden, Türkiye’nin geniş ovalarına, denizlerine ve İstanbul’un etrafındaki göllere kadar nergiz çiçekleri açıyor. Barış ve aşk dostları Mevlana’nın kapısına gider ve mevlevi semasının havasını alırlar, ney, tambur ve def dinlerler. Sabah ezanı: Allah-u Ekber, Yarenlerin şarkısı: Ey şahım ey pirim. Dersim’den Hawraman’a yarenlerin haykırışı: Hey…hey! Hepsi de Newroz’da birbirinin tamamlayıcısı olur. Bir Newroz

daha yolda. Hoş gelsin. Yüreklerin asude ve mutluluğuna vesile olsun. (7) Gelecek, bugünün ürünüdür. Şimdi ne yaparsan ve ne dersen geleceğimiz o olur. Bugün, geçmişin taşını kaldırıyoruz çünkü yarın bügünümüzün ürünüdür. Asude, başarı ve barış için şimdiden istek ve arzumuz olmalı. Eğer bunu yapmazsak yarın gaflet ve habersizliğimiz için hiçbir bahanemiz olmaz. İnsana yaraşır aydınlık bir geleceğe doğru dikkatli bir şekilde gitmeliyiz. Burada bu insanın dili, rengi, inancı, dini, kültürü ve yaşadığı yeri6 önemli değil. Özgürlük insanın mutlak7 bir hakkıdır. Özgürlüğün ırkı ve ulusu yoktur. Ben senin özgürlüğün olmadan özgür olamam. Sen benim özgürlüğüm olmadan özgür olamazsın! Newroz bizi birbirimize kenetler. Özgürlüğün iki kutbunu birbirine bağlar.

Ekler: 1.Ceza evlerinde düzeni, tutukluların yasalara uygun biçimde davranmalarını sağlamakla görevli kimse 2. Bu hikâye bir süre Bağdat yakınlarında bulunan Ebu Gurayb hapishanesinde kalan çok sevdiğim bir dostumun konuşmasından alıntıdır. 3. Saddam rejimimin kontrolünden çıkıp Peşmerge’nin kontrolü altına girmiş bölge. 4.Onların kurduğu hapishaneye yürüdüğümüzde yaklaşık 50 kişiydik. 5.Türkiye başbakanı Recep Tayyib Erdoğan, hem Kürt hem de Türk annelerin gözyaşlarının durması için çalışılması gerektiğine dair bu insani mesajı TBMM’de beyan etti. 6.İnsanın doğduğu ve yaşadığı yer. 7.Mutlak

6

Özgürlük insanın mutlak bir hakkıdır. Özgürlüğün ırkı ve ulusu yoktur.


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Türkiye’de sivil-asker çıkmazı

T

ürkiye Genelkurmay Başkanı, daha önceleri, haftada bir durum değerlendirmesi yapmak için basın toplantısı düzenler, askeri işler hakkında bilgi verir ve bütün olaylar hakkında görüşlerini açıklardı. Başbakan ve Genelkurmay başkanının son toplantısından sonra artık bu toplantılar düzenlenemez oldu. Eğer gelecekte bir konuşmaları ve görüşleri varsa bunu Milli Güvenlik toplantısında dile getiriyorlar. İşleri ise sadece Türkiye’nin sınırları hakkında konuşmaktır. Bu konuda hükümet, görüşünü bildirmiştir. Erdoğan hükümetinin var olan kapasitesinin kaynağı ise partisinin destekleyicilerinde olduğu gibi dini ve siyasi kanaatten ibarettir. Şüphesiz ki, Obama ve Amerika’nın desteğiyle beraber, Türkiye Avrupa’yı çok iyi tanımıştır. Avrupa’nın yaşlı bir nüfusu var. Buna karşılık Türkiye’nin çok genç bir nüfusu var ve sahip olduğu büyük kapasitesinden Avrupa karşısında büyük bir yarar elde edebilir. Türkiye nüfusunun % 30’u gençtir ve bu genç nüfusun yaş ortalaması 25’in aşağısındadır. Yorumlara göre, Avrupa’nın ve özellikle de İngiltere’nin gelecekte Türkiye’ye çok ihtiyacı olacak. Öyle görünüyor ki bir taraftan İngiltere ve diğer taraftan da Almanya ile Fransa arasında bir tür mücadele var. Çoğu durumda da beraber çalışıyorlar ve her iki taraf AB’ye de üye ülkelerdir. İngiltere bu formülde yalnızdır. Bunun içindir ki Türkiye’nin AB’ye alınmasını olumlu karşılıyor ve bundan memnundur. Bu, Türkiye’nin AB’ye üye olmasının önünde engel yaratan Fransa

ve Almanya’nın tutumunun tam tersi bir tutumdur. İngiltere, formülün yeniden düzeltilmesi için, değil sadece genç nüfus kaynağına; aynı zamanda Avrupa’nın ekonomik pazarının genişlemesi yolunda Türkiye’ye ihtiyaç duymakta. ABD ve İngiltere arasındaki ilişkilerin de her açıdan çok iyi ve çok güçlü olduğu gizli değildir. Bundandır ki hem İngiltere hem de Amerika ciddi anlamda Türkiye’nin AB’ye üye olmasına destek veriyor. Bu da, Türkiye ve İngiltere’nin Almanya ve Fransa karşısında ekonomik bir pazar oluşturması amacını taşıyor. Türkiye bu temelde kapısını açmıştır. Bundan dolayı, Türkiye Avrupa’ya şunu göstermeye çalışıyor: Eğer Türkiye AB’ye giremezse, Orta Doğu’da ve İslam Dünyası’nda Avrupa Birliği’ne karşı kendisi için bir alternatif yaratabilir. Bundan dolayı, Türkiye kendisi için bugün AB’ye karşı Orta Doğu kartını çok iyi kullanıyor. Bu minval üzerine hem Arap ülkeleriyle hem de bütün İslam ülkeleriyle ilişkilerini örgütlemiştir, geliştirmiştir ve bunu önemseyerek Orta Doğu siyaseti dosyasına koymuştur. Erdoğan’ın İsrail karşısında sergilediği siyasi tutum da ilkesel ve geleceğe dair bir tutum olmakla beraber bunun kaynağını ise inanç oluşturuyor. Öte yandan bundan emin olunmalı ki iç durumu ve Türkiye’de kendi destekçilerinin ve partisin konumunu daha da güçlendirmek istiyor. Öte yandan Türkiye şunu çok iyi biliyor ki Amerika Türkiye’nin şu anda var olan iktidar şeklinin Orta Doğu’da yayılmasına

Behroz Galali*

7


S i y a s e t

S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

“Türkiye halkının % 65’inin Kürt Sorunu’nun çözümünü ve Kürt Açılımı’nı teyit ettiği bir zamanda AKP’ye destek hayli yüksekti. Ancak bugün, Türkiye halkının % 65’i Demokratik Açılım’a ve çözüme, PKK’nin siyasetine ve şuanda Parlamento’da olan Kürt partisinin siyasetine karşı.”

destek veriyor. Türkiye de bundan nasıl istifade edeceğini ve bunu nasıl daha iyi bir şekilde kendi lehine çevireceği noktasındaki fırsatı çok iyi kullanıyor. Türkiye, kendisini söz ve karar sahibi bölgesel bir güç yapmak ve bölgedeki bütün siyasi ve iktisadi olaylarda rolü olan bir ülke olmak istiyor. Bu konuda da Amerika, bölgede Erdoğan’ın liderliğinde modern, demokratik, ılımlı İslami temele sahip bir partinin olduğu iktidarında olan laik ve bağımsız bir Türkiye şiddetle destek veriyor ve yardım ediyor. Buna rağmen Amerika orada-burada Erdoğan hükümetinin çoğu siyasetinden dolayı asude olmayabilir de. Ancak, Türkiye’nin bölgedeki bu hâkimiyet şeklini desteklemek Amerika’nın amaçlarından biridir. Radikal İslami partilerin bölgede hâkim olmasını ya da Türkiye’nin günlerden bir gün bu yöne doğru gitmesini istemiyor. Eğer şu sorulacak olursa: İsrail’in siyaseti karşısında her gün memnuniyetsizliğini dillendiren Erdoğan’ın gücünün kaynağı nedir? Bunun cevabı Erdoğan’ın sahip olduğu kuvvet ve yukarıda bahsettiğim noktalardır. Bundan dolayıdır ki Türkiye’de AKP’nin bugün karşılaştığı bütün sorunlara rağmen bu parti yapılacak bir seçimde birinci olarak çıkacaktır. AKP’nin ekonomik sorunlar, Kürt açılımı ve günlük olarak muhalefetin yarattığı sorunlara rağmen yeni bir seçimde % 40 gibi bir oy oranı alma ihtimali var. Bu oran zaman zaman artarken zaman zaman da azalıyor. 2009’un Ekim ayından önce AKP’nin sahip olduğu halk desteği şimdiye oranla daha fazlaydı. Özellikle de 19.10.2009’dan önce 36 PKK’ linin dönüşü ile beraber Türkiye halkının % 65’inin Kürt Sorunu’nun çözümünü ve Kürt Açılımı’nı teyit ettiği bir zamanda AKP’ye destek hayli yüksekti. Ancak bugün, Türkiye halkının % 65’i Demokratik Açılım’a ve çözüme, PKK’nin siyasetine ve şuanda Parlamento’da olan Kürt partisinin siyasetine karşı. Bu süre içinde çok sayıda siyasi hata yapıldı. Bununla beraber hükümet şuana kadar da Demokratik Açılım’dan vazgeçmiş değil ve bu yakınlarda Kürtçe ile bazı yasa projelerini Parlamento’ya taşımak istiyor. Bu yasa projelerinin Kürtler açısında doğrudan bir önemi olmayabilir. Ancak, bu yasa projeleri, aynı zamanda, Kürtlerin varlığı, özgürlükler, serbestlikler ve bütün yönleriyle demokrasi için önemli olmanın yanında Anayasa’daki bazı maddelerin değişimi açısında yol gösterici olacaklardır. Burada önemli olan Kürtlerin de kendi siyasetlerini yeninde gözden geçirmeleridir. Çünkü bazen Kürtler için önemli fırsatlar doğuyor. Ancak, ne yazık ki ama ne yazı ki her zaman eli boş olarak dönüyorlar. * KYB’nin Ankara Bürosu Sorumlusu

8


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

Foto: Safin Hamid

Irak yüzlerce parti ve oluşumun iktidar mücadesine sahne oldu. Irak bahara yeni bir yüzle girecek mi? 7 Mart’ta yapılan Irak genel seçimlerinden sonra siyaset sahnesine farklı bir yüzle girecek olan Kürtler’in hem Irak’ın hemde Kürdistan Bölgesi’nin kaderi üzerinde ne kadar etkili olacağı yoğun bir şekilde tartışılıyor.

9


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

T

arihi, petrolü ve coğrafyası ile çok önemli stratejik bir konumu olan Irak’ta, yeni bir seçime daha adım atılırken, demokrasi imtihanında, ülkenin kaderini belirleyecek aktörlerin iktidar mücadelesi de hız kesmiyor. Ülkenin 2003’ten bu yana içinde bulunduğu zor şartlar, ülkenin bütünlüğü noktasında bir tehdit unsuru olarak algılanan Kürtleri de hızlı bir demokratik ve ekonomik yapılanmaya ve uluslar arası siyasete hızlı ve etkili adımlarla girmeye sevketti. 7 Mart’ta yapılan Irak genel seçimlerinden sonra siyaset sahnesine farklı bir yüzle girecek olan Kürtler’in hem Irak’ın hemde Kürdistan Bölgesi’nin kaderi üzerinde ne kadar etkili olacağı yoğun bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmanın temelinde ise Kürtlerin bir önceki seçimlerden farklı olarak farklı listeler halinde seçimlere girmesi gerçeği yatıyor. Irak’ın genelinde yüzlerce partinin katıldığı seçimlere ittifaklar damga vurdu. Irak’ta başbakan Nuri Maliki’nin lideri olduğu Hukuk Devleti İttifakı Listesi ve Kürdistan’da ise Kürdistan Demokratik Parti (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) başını çektiği Kürdistan İttifakı Listesi ezici bir çoğunlukla seçimde en fazla oyu alan listeler oldular. Seçime katılan ittifakların başlıcaları şunlar: Nuri el-Maliki’nin liderliğindeki Hukuk Devleti İttifakı, Irak Milli İttifakı, Başta Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Kürdistan Demokratik Parti’nin (KDP) oluşturduğu Kürt ittifakları, El-Irakiye ve Irak Uzlaşma Cephesi Aşieret Reisleri. 325 sandalyeli Federal Irak Meclisi için yüzlerce parti ve oluşum başlıca 6 ittifak halinde seçimlere girdi. Seçime katılan belli başlı ittifakları tanıyalım: Hukuk Devleti Irak Başbakanı Nuri El-Maliki, kendi partisi Dava ile aralarında bazı Sünni aşiret liderlerinin, Şii Kürtlerin, Hristiyanların ve bağımsızların bulunduğu geniş tabanlı bir ittifak oluşturdu. Dava partisinin kökeni Şii olsa da ittifak mezhepçi olmayan bir platformda seçime katıldı. İttifakın güvenliğin artmasından fayda sağlama umutları, Bağdat’taki hükümet hedeflerine yapılan bir dizi büyük saldırıyla yara aldı. Bunun yanı sıra ittifak liderlerinin Saddam Hüseyin’in Baas partisi yanlılarının seçime girmesini yasaklama girişimleri de ittifaka zarar verdi. İttifak geçen yıl Ocak ayında yapılan yerel seçimlerin birincisiydi. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor:

10

İslami Dava Partisi, Bağımsızlar, İslami Dava Partisi Irak Örgütü, Ulusal Liste, Irak Türkmenleri İslami Birliği, Ulusal Kalkınma Hareketi, Irak Geliştirme Atılımı, Irak Şeyhler ve Ayanlar Ulusal Meclisi, Adalet ve Kalkınma Akımı, Özgür Irak Egemenlik Akımı, Irak’ın Gelişimi için Ulusal Topluluk, Şaban AyaklanmasıGenel, Sekreterler, Demokratik Ulusal İtilafı, Bağımsız Irak Yetenekleri Topluluğu, 1991 Yılı Irak Şaban Ayaklanması Kitlesi, Irak’ta Kolektif, Irak Vefa Hareketi, Ulusal Reform Hareketi, Birlik Partisi, Irak Bayrakları Birleşimi, Ulusal Buluşma, Türkmen Karar Partisi, Ulusal Bayrak Topluluğu, Bağımsız Irak Akımı, Rafideyn Ülkesi Vefa Topluluğu, Temim Divanı ve Irakı Sevenler Ulusal İtilafı, Irak Süvarileri Meclisi, 20 Ayaklanma Topluluğu

Irak Milli İttifakı Çoğunluğu Şiilerden oluşan ittifak, ülkenin en büyük Şii partisi Irak İslam Yüksek Konseyi (IİYK), Amerikan karşıtı Şii lider Mukteda Sadr, Basra merkezli Fadhila, 2003 öncesinde Washington’ın gözdesi Ahmed Çelebi ile birkaç Sünni lideri bir araya getiriyor. İttifak, Şii oyları açısından Maliki’nin ittifakının baş rakibi. IİYK ile Sadrcılar, bu seçimde geçen sene Maliki’ye kaptırdıkları oyların bir kısmını geri alma umudunda. Irak Milli İttifakı ile Maliki’nin ittifakının, seçimde her ikisi de tek başına hükümet olacak kadar oy kazanamazsa, koalisyon kurabilecekleri belirtiliyor. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor: Irak İslami Yüksek Konseyi, Ahrar (Özgürler) Kitlesi, Bedr örgütü, Ulusal Reform Akımı, Irak Ulusal Kongresi, İslami Fazilet Partisi, Devlet Partisi, Anbarı Kurtarma Meclisi, Hamit Ferhan El Haiz, Irak Anayasal Hareketi, El Duat El Ahrar, Irak’ta Hizbullah Hareketi, İslami Irak Kalkınma Partisi, İslami Seyyid Şüheda Hareketi, Irak’ta İslami Hareketi, İslami Öncü Partisi, Irak İslami Çaba Örgütü, İslami Akım, Birleşik Demokratik Irak Meclisi, Bağımsız Kolektif Kitle, Bağımsız Ulusal Kitle, Adalet ve Birlik Topluluğu, Irak’ın Geleceği Topluluğu, İslami Dava Örgütü/ iç Örgütü, Feyli Kürtlerin Genel Ulusal Kongresi, Demokratik Ulusal Parti, Irak Temizlik, ve Yükselme Partisi, Eh Ahvar Mücahitleri-Hizbullah, Akademisyenler Kitlesi, Irak Özgürleri, Türkmen Vefa Hareketi, Türkmenli Partisi Kürt İttifakları Kürt ittifaklarının başında Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin lideri olduğu Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğini yaptığı Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği’den (KYB) oluşuyor. Bu iki partinin Kürdistan Bölgesi’ndeki etkisi, reform yanlısı Gorran (Değişim) bloğu tarafından zayıflatılmaya çalışıyor. Geçen sene Kürt parlamentosu seçimlerinde 25 sandalye alan bu blok, Irak genel seçimlerine tek başına girdi.


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Kürdistan İttifakı Listesi ve bu listeleri oluşturan partiler Bu liste KDP ve KYB’nin başını çektiği bir liste olup aynı zamanda Bölge’deki siyasi yapıyı kontrol eden bir liste konumunda. KDP ve KYB, geçen yıl Temmuz ayında yapılan Bölge’deki seçimlerde oyların % 65’e yakınını almıştı. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor: Kürdistan Demokratik Partisi, Kürdistan Yurtseverler Birliği, Irak Kürdistan’ında İslami Hareket, Kürdistan Demokratik Sosyalist Partisi, Bağımsız Emekçiler Partisi, Kürdistan Komünist Partisi Irak Kolu, Türkmen Liberaller Cemiyeti, Kürdistan Demokratik Milli Birliği, Kürdistan İşçi ve Emekçi Partisi, Kürdistan Emekçiler Partisi, Erbil Türkmen Listesi, Türkmen Kardeşlik Partisi/Irak, Kürdistan Halkı için Demokratik Hareketi

Kürdistan Bölgesi’ndeki diğer ittifaklar Gorran (Değişim) KYB’den koparak oluşan ve geçen yıl 25 Temmuz’da yapılan genel seçimlerde yüksek bir oy alarak sürpriz yapan Goran Hareketi Irak genel seçimleri için de iddialı olduğunu gösteriyor. Bu Liste Irak genel seçimlerine ayrı bir liste olarak girdi. KYB’nin eski yöneticilerinden olan Nevşirvan Mustafa’nın liderliğindeki hareketin seçim sürecinde en fazla kullandığı argümanların başında ‘’yolsuzluk’’ geliyor. Bu partinin etkili olduğu yerlerin başında Süleymaniye geliyor. Bu listenin Kerkük ve Diyala vilayetlerinde etkili olması bekleniyordu ancak Kerkük’te istenen sonucun alınmadığı belirtiliyor. Goran Hareketi’nin temel vurguları ise demokratikleşme, bütçede şeffaflık, idari reformlar, partilerin silahsızlanması, sivil toplumun geliştirilmesi ve siyasette partilerin etkilerin azaltılması, merkezi hükümet ile bِölgesel hükümet arasındaki sorunların anayasaya gِöre, barışçı ve demokratik bir şekilde çöِzülmesi, peşmergelerin statüsünün iyileştirilmesi, Bölge’nin Irak’ın karayolu, demiryolu ve petrol gibi sektِörlerde merkezi hükümetle eşit paylar almasını savunmak. Kürdistan İslami Birliği ve İslami Cemaat Kürdistan Bölgesi’ndeki bir diğer önemli liste ise Kürdistan İslam Birliği’dir.Selahattin Bahattin’in başkanlığını yaptığı Kürdistan İslam Birliği 2005 seçimine ayrı bir listeyle katılarak 5 milletvekili kazanmıştı. Bölge’de yapılan son meclis seçiminde 4 sandalye

KDP, yeni dönem için de karar berlirleyici olduğunu kanıtladı

11


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

kazanan parti daha çok Dohuk bölgesinde güçlü. Liste, Kürdistan Bölgesi’nde demokratik bir otoritenin kurulması, yolsuzlukla mücadele, basının özgürleştirilmesi, yargının siyasi partilerin etkisinden uzaklaştırılması gibi konular üzerinde yoğunlaşıyor. Liderliğini Ali Bapir’in yaptığı ve Kürdistan Parlamentosu’nda 4 sandalyeye sahip İslami Cemaat listesi ise ilk kez tek başına seçime katıdı. Daha önceki seçimlere Kürt ittifakıyla katılan parti 1 milletvekiline sahip. Irakiye Listesi Sünni Devlet Başkan Yardımcısı Tarık el-Haşimi, laik ve Şii eski Başbakan İyad Allavi ve Sünni Salih el-Mutlak’ın oluşturduğu grup, seçimde milliyetçi bir temelde yarıştı. Ancak ittifakın planları, El Mutlak ve diğer bazı Irakiye adaylarının Baas partisiyle bağlantıları olduğu gerekçesiyle yasaklanması girişimleri yüzünden zora girdi. Allavi’nin listesinin seçimde iyi bir sonuç alması bekleniyor. Bazı adayların yasaklanmasına ise Şiilerin Sünnileri iktidardan uzak tutma girişimi olarak bakılıyor. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor: Ulusal Iraklılar Listesi, Ulusal Irakiyyun Topluluğu, Yenileme Listesi, Ulusal Gelecek Topluluğu, Irak Türkmen Cephesi, Irak Arap Topluluğu, Irak Adalet ve Reform Hareketi, Bağımsız Ulusal kadrolar ve Seçilmiş Elitler, Bağımsız Adalet ve Sosyal Kalkınma Örgütü, Muhafazakâr Orta Akımı, Bağımsız Ulusal Irak Misakı Topluluğu, Ulusal Demokratik Topluluk, Geleceğin Akımı, Ulusal Nehreyn Cephesi, Reform ve Geliştirme Ulusal Hareketi (El Hal), Irak Ehli Hareketi, El Hayat Akımı

Irak Uzlaşma Cephesi Bir zamanlar ülkenin en büyük Sünni ittifakı olduğu halde, Irak Uzlaşma Cephesi’nden 2005 seçimlerinden sonra kaçışlar oldu. Cephe halihazırda Irak İslam Partisi ve bazı aşiret liderlerinden oluşuyor. Meclis Başkanı Eyad El-Samaray’ın içinde bulunduğu grubun, Sünni seçmenler arasındaki bölünme yüzünden geçen seçimlerdeki kadar sandalye kazanması pek mümkün görünmüyor. Bu ittifakın en önemli partileri Irak İslami Partisi (IİP), Ulusal Aşiretler Birliği Irak Ulusal Projesi ve Türkmen Adalet Partisi’dir. Partinin özellikle Diyala ve Selahaddin vilayetlerinde etkili olduğu biliniyor. Nitekim son vilayet meclisi seçimlerinde Uzlaşma Cephesi diğer vilayetlerdeki büyük kaybına rağmen bu vilayetlerde göreli olarak daha az kayıp yaşamıştı. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor: Irak İslami Partisi, Bağımsız Aşiretler Ulusal Topluluğu Irak Türkmen Adalet Partisi, Irak Halkları Ulusal Topluluğu

Irak’ın Birliği, Irak Cumhuriyetçi Topluluğu, Irak Sahva Kongresi, Irak Misak topluluğu, Bağımsız Ulusal Yol, Irak Demokratik Ulusal İttifakı, Demokratik Toplum Hareketi, Bağımsız Irak Topluluğu, Tek vatan Kitlesi, Irak Öğrenci ve Gençler Ulusal cephesi, Demokratik Özgür Irak Birliği Topluluğu, Kalkınma ve Barış Irak Kitlesi, Ulusal Adalet ve Kalkınma Cephesi, Halk Akımı, Irak Ulusal Tutum Hareketi, Irak Ümit Partisi, Ulusal Değişim Projesi, Cenan Mübarek, Dr. Abbas Dıeyç El Mamuri, Birleşmiş Irak Meclisi, Irak’ın Saygınlığı Cephesi, Irak Sosyal Hareketi, Irak İçin Toplanma, Birleşik Ulusal Akım, Fazıl El Lami, Şeyh Raim Ebu Cari, Muin El Saadi, Değişim Güçleri Oluşumu, Birleşmiş Cephe, Bağımsız Ulusal Akım, Demokratik Kasımcı Topluluğu, Ulusal Egemenlik Kitlesi, Parti ya da Oluşum, El Hilal, Irak Ulusal Hareketi, Bütün Irak Kitlesi, Evlatlarımız Kitlesi, Irak Ulusal Uğraşı Birleştirme Heyeti, Irak Ayan Meclisi Topluluğu 12

Foto: Azad Leşkri

Irak Birliği Listesi Bu laik ittifakın başını, Şii İçişleri Bakanı Cevad el-Bolani, Anbar vilayetinden Sünni aşiret lideri Ahmed Ebu Rişa ve Ahmed Abdül Gaffur el-Samaray çekiyor. Irakiye gibi Irak Birliği de Baas partisiyle bağlantıları olduğu iddiasıyla getirilen yasaklamalardan çok etkilendi. Bu listenin bünyesinde şu oluşumlar yer alıyor:


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Türkiye’nin Hewler Konsolosluğu göreve başladı Barzani: “Her türlü yardıma hazırız”

Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacı ile kurulan Türkiye’nin Hewler Başkonsolosluğu resmi olarak göreve başladı. Türkiye’nin Hewler Başkonsolosu Aydın Selçin, Bölge’deki ilk temaslarına başladı. Selçin, Bölge’deki görüşmeleri çerçevesinde, 13 Mart’ta Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani tarafından kabul edildi. Selçin, 11 Mart’ta da Kürdistan Bölgesi hükümetinin Dış ilişkiler Sorumlusu Felah Mustafa tarafından kabul etmişti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi Başkonsolosu Aydın Selçin’i kabul etti. 13 Mart 2010’da Selahaddin Kasabası’nda yapılan görüşmede, Türkiye Konsolosu’nun göreve başlamasından duyduğu memnuniyetini dile getiren Başkan Barzani, konsolosa görevinde başarılar dileyerek ‘’her türlü yardıma hazır olduklarını’’ söyledi. Görüşmede ayrıca, Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkiler değerlendirildi. Barzani: ‘’Türkiye’nin Irak Büyükelçisi’nin Irak’ta önemli bir rol oynadığını ve başkonsolosun da aynı rolü görmesi’’ temennisinde bulundu. Türkiye konsolosu Aydın Selçin de, yaptığı konuşmada, Irak’ta yapılan parlamento seçimlerinde Kürdistan halkının gösterdiği başarıdan dolayı Başkan Barzani’yi kutladı. Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki ilişkiler konusunda da Selçin, ‘’ilişkilerin geliştirilmesi için bütün çabaları harcayacaklarını, çünkü ülkesinde bu ilişkilerin gelişti-

rilmesi için gerekli siyasi iradenin olduğunu’’ bildirdi. Olumlu tutumundan dolayı Türkiye’ye teşekkür eden Başkan Barzani: ‘’Kürdistan halkı ile Türkiye halkı binlerce yıldır beraber yaşıyor. Doğal olmayan şey, iki halk arasında doğal olmayan bir şeyin meydana gelmesidir. Bundan dolayı yakın ilişkiler ne kadar çok olursa kötü düşünceler de o kadar bertaraf edilmiş olur’’ diye konuştu. Selçin, görüşmeleri çerçevesinde ayrıca, Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin Dış ilişkiler sorumlusu Felah Mustafa tarafından kabul edildi. Türkiye Konsolosu Aydın Selçin’le görüşmesinden duyduğu memnuniyetini dile getiren Mustafa, Selçin’e bölgedeki görevinde başarılar dileyerek ‘’hükümetin her türlü yardımı vermeye hazır olduğunu’’ belirtti. Görüşmede, özellikle her iki taraf arasındaki ilişkilerin her açıdan geliştirilmesi konusundan bahsedildi. Türkiye konsolosu da yaptığı konuşmada, sıcak karşılamadan dolayı Mustafa’ya teşekkür ederek, ‘’Kürdistan Bölgesi’nde göreve başlamaktan duyduğu memnuniyetini’’ dile getirdi. Selçin, ‘’iki taraf arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için elinden gelen her şeyi yapacağını’’ söyledi. Türkiye konsolosu Selçin’e bu tutumundan dolayı teşekkür eden Mustafa, ‘’her türlü yardım ve koordinasyona hazır olduklarını’’ ifade etti. Türkiye’nin Bölge’de konsolosluk açacağı, daha önce Bölge’yi ziyaret eden Türk yetkililer tarafından açıklanmıştı.

13


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

Türkmenler… Birlik düşüncesinden bölünmeye doğru

14

Foto: Fazil Feramoş

Türkmen Cephesi, Irak’ın özgürleştirilmesinin ardından Türkmenlerin başlıca siyasi kanadı olarak siyasi sürece katıldı


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

T

ürkmen partileri geçmiş seçimlerin aksine, bu yıl Irak’ın genelinde yapılan genel seçimler için ortak bir cephe etrafında toplanmadıkları gibi, büyük ve başlıca ittifakların bir parçası olarak seçime girdiler. Birkaç partiden oluşan Türkmen Cephesi, daha önceki seçimlerde sadece bir aday çıkarabildi. Yani parlamentoda sadece bir temsilcileri vardı ve o da Sadettin Muhammed Emin’di. Kürdistan İttifakı Listesi’yle beraber seçime katılan Türkmen Kardeşlik Cephesi de bir kişiyle Irak Parlamentosu’nda temsil edildi ki o da Veliydin Muhammed Salih idi. Türkmen İslami Birlik Partisi lideri Abbas Bayati de Birleşik Şii Listesi üzerinden seçime girerek parlamenter olma hakkını elde edebilmişti. 7 Mart 2010’da yapılan Irak genel seçimlerine katılan başlıca Türkmen partileri kısaca tanıyalım. Türkmen Cephesi Türkmen Cephesi 24.04.1994’te kuruldu ve bu cephe Bölge’deki üç önemli Türkmen partisini bünyesinde toplamıştı. Türkmen İli, Bağımsız Türkmenler Hareketi ve Ulusal Türkmen Partisi bu Cephe etrafında toplanan üç önemli Türkmen partisiydi. Türkmen Cephesi, Irak’ın özgürleştirilmesinin ardından Türkmenlerin başlıca siyasi kanadı olarak siyasi sürece katıldı. 15.12.2005 seçimlerine katılan Cephe, sadece 1 sandalye alabildi. 30.01.2005’te yapılan il meclisleri seçimlerinde de ise Selahaddin kentinde 5 ve Kerkük’te ise 7 sandalye aldı. 31.01.2009’da yapılan il meclisleri seçimlerinde Selahaddin kentinde sadece 2 sandalye alabildi. Türkmen Cephesi’nin hedeflerini şu şekilde sıralayabiliriz: Irak toprağının ve halkının birliğini korumak, yeni Irak’ta yasalar temelinde bir devlet teşkili için çalışmak, silahlı milis güçlerin kalmaması ve siyasilerin müdahalelerinden uzak güçlü bir ordunun kurulması için çalışmak, Duz Hurmatu ve Telafer’de olmak üzere Türkmenlere ait iki bölgesinin kurulması için çalışmak. Şimdi bazı partiler bu cepheden ayrılıp başka listelerle ittifak kurmuş bulunmaktalar. Türkmen Cephesi de tek taraflı bir hareket olarak 333 numaralı El-Irakiye listesi üzerinden 7 Mart seçimlerine katıldı. Türkmen İli Partisi Türkmen İli Partisi, daha önce Ulusal Türkmen Partisi adı altında 1990’da Türkiye’de kuruldu. Irak Ulusal Türkmen Partisi, Nisan 1991 ve Kürdistan halkının ayaklanmadan başarı ile çıkmasının ardından, Kürdistan Bölgesi’nin çeşitli yerlerinde karargâhlarını kurdu. 13.06.1996’da Hewler’de yapılan kongrede partinin ismi Türkmen İli olarak değiştirildi. Bu parti şimdi, Riyaz Sari Kehye liderliğinde faaliyetlerini sürdürüyor. Türkmen İli Partisi, 2005’te Türkmen Cepsi oluşumunda yer almıştır. Riyaz Sari Kehya, 1956’da Kerkük’te dünyaya geldi. Keyha, ilk, orta ve lise eğitimini Kerkük’te aldı. Keh-

ye, 1975’te Türkiye’ye gitmiş orada da Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde mühendislik okumuştur. Ankara’ya yerleşen Kehye, orada bulunduğu süre içinde muhalif Türkmen gruplarıyla hareket etmiştir. Kehye ve bazı arkadaşları, 1983 Anayasası’ndan sonra 1984’te Irak Türkmenleri Derneği adı altında bir derneğin açılışı için izin almıştır. Bu derneğin Türkiye’ye göç eden Türkmenlere yardım konusunda çok önemli bir rolü olmuştur. Türkmen İli Partisi, Türkmenlerin ulusal haklarının sağlanması ve Türkmen kültürünün geliştirilmesi için mücadele vermekte. Parti, ülkenin ilerletilmesinde Türkmenlerin Arap ve Kürtlerin yanında üçüncü büyük millet katılım sergilemesi için çalışmakta. Parti’nin programında Irak’ta coğrafik ve tarihi gerçekler temelinde federalizmin kurulması talebi yer almakla birlikte Türkmenlerin yasal güvencelerle, Irak’ta Arap ve Kürtlerden sonra üçüncü büyük millet olarak haklarının güvence altına alınması talebi yer almakta. Türkmen İli Parti’si, 316 numaralı Ulusal Irak İttifakı Listesi üzerinden genel seçimlere katıldı. İslami Türkmen Birliği İslami Türkmen Birliği 1990’da kurulmuş bir partidir ve Abbas Beyati liderliğinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Iran-Irak savaşında, Irak ordusunda subay olan Beyati, savaş sırasında İran’a kaçmıştır. İran’da Yüksek İslam Devrimi Konseyi’nin çalışmalarına katılan Beyati, daha sonra Suriye’ye gidip oraya yerleşmiştir. Beyati, 15.12.1995’te Irak’ta yapılan genel seçimlerde Irak Birleşik Şii Listesi üzerinden parlamenter oldu. Partinin programında Türkmen halkının haklarının elde edilmesi ve bu hakların anayasada yer alması için mücadele edileceği ve partinin Türkmenlerin Kürt, Arap ve diğer milletlerle olan ilişkilerinin güçlenmesi için çalışılacağı geçiyor. Irak toprağının ve halkının birliğinin savunulması, Irak’ın inşası için çalışmanın yanı sıra İslam’a, vatana ve halka hizmet için iyi kadroların yetiştirilmesi partinin diğer amaçları arasında yer almaktadır. İslami Türkmen Birliği, Mart ayındaki genel seçimlere 337 numaralı Kanun Devleti Listesi’nin yanında yer alarak seçime girdi. Türkmen Adalet Partisi Türkmen Adalet Partisi, 26.03.2004’te kuruldu. Reformist siyasi bir parti kimliğine sahiptir. Türkmenlerin bütün siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlarının çözümü için çalışmalar yürütüyor. Daha önce Irak genel seçimlerine ve Irak il meclis seçimlerine Türkmen Cephesi saflarında katılmıştır. Parti, Irak halkının daha da ilerlemesi ve ülkenin sağlam temeller üzerinde inşası için çalışmalar yapmakta. Türkmen Adalet Partisi, 7 Mart 2010 Irak genel seçimlerinde 337 numaralı Irak Diyalog Listesi’nin bünyesinde yer alarak seçime girdi.

15


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Kadınlar bu defa ne yapabilir? Hêro Yasin

K

adınların bütün dünyada hemen hemen her alanda gözle görülür rolleri ve etkileri var. Kadınların, siyasi hayatta etkili bir katılımları olmakla beraber erkeklerle omuz omuza devlet işlerini de yürütüyorlar. Irak’ta ise kadınların siyasette ve devlet işlerinde daha etkili olmaları için Irak Parlamento’su, 25.12.2005’te yapılan seçimlerin öncesinde çıkardığı bir kanunla Parlamento’daki sandalyelerin % 25’nin kadınlara ayrılması kararı aldı. Bu kanundan sonra, Irak Parlamentosu’nda yer alan 275 sandalyenin 69’u kadınlardan oluştu. Burada şu soru akla gelebilir: % 25’lik oranın Irak toplumunda kadınlar üzerinde nasıl bir etkisi olmuştur? Bunu daha açık bir şekilde sorarsak şayet: Bu kadın parlamenterler, görevleri süresince Irak toplumu ve kadınları için ne gibi bir iş yaptılar ve ne gibi bir hizmette bulundular? Acaba bu kadınların katılımı sadece ilgi çekmek için miydi yoksa kadınlara ve topluma hizmet etmek için miydi? Şu soruyu da sormak

16

istiyorum: Acaba kadınlar daha önce neden etkili olabilecek bir şey yapmıyorlardı? Acaba onlar partilerin ya da herhangi bir grubun temsilciliğini mi yapıyorlardı? Yoksa kadınların ve genel olarak da toplumun temsilciliğini mi yapıyorlardı? Daha önceki oranlara bakacak olursak, kadınlara tanınan fırsatların daha fazla olduğunu görürüz. Şimdi ise bu oran % 25 ile sınırlı ve bu, yasalarla oturmuştur. Bu yıl yapılacak seçimler ise açık listeyle olacağı için kadınların önceki fırsatların aynısına sahip olmaları çok zor görünüyor. Bu durumda kadınları temsil, yeni parlamentoda daha az düzeyde olacaktır. Eğer kadınlar önceki dönemlerde kendilerinden beklenenleri yerine getirememişlerse, şundan emin olunmalı ki yeni parlamentoda da halkın kendilerinden beklentilerini yerine getiremezler. Ancak bunun tersinin yaşanması, kadınların çok yetenekli ve tecrübeli olmalarından geçiyor. Kadınların sadece bir süs olarak parlamentoda bulunmalarından değil.


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

İmajın düzeltilmesi ve ortak bir geleceğin inşasına doğru

B

izi ve milli olanı, dini, mezhebi, medeniyeti veyahut coğrafyayı içine alan imajın, hayat tarzımız ve teamül şeklimiz, ilişkilerin kurulması ve yönlendirilmesi, dost ve düşman, ortak değerler ve daha çok sayıda şey üzerinde oldukça önemli ve köklü bir rolü vardır. İmaj ve imaj oluşturmak eğer psikoloji, kültür ve siyasetin bir karışım süreci ise şayet, bu bizim, ötekinin, kimliğin belirlenmesi ve bunun isimlendirilmesine dair yeniden varoluşun bir işaretidir. Bunu başka bir açıdan ifade edersek; gerçekte biz, sahip olduğumuz imajın dışında başka bir şey değiliz. ‘’Bir şey olmamak’’ , burada, bizim var olan insani, ulusal ve dini öz ve mahiyetimize bağlı değildir. Başka bir anlamda ifade edecek olursak; hakikat, kişi, grup, görüngü ve şeylerin derinliğine imaj ile hüküm vermek değildir. Ancak, aynı zamanda realite, dikkat çekici okumalar, günlük teamüller, edinilmiş kültürler, özellikle de bizim bölgemizde içeriği tarihi bir asimilasyona uğrayan siyasi ihtiyaçlar ve ilgili imgeler, çoğu zaman, içeriklere gölge düşürmekle birlikte, teamül, hakemlik, kabul etme yahut reddetme kaynağı da olabilmektedir. İmaj, hakikatte, en az düzeyde asimilasyona uğrasa da ve kişiliğe dair öz, kimlik ve insanda psikolojik, dilsel ve kültürel bir ifade etme yolu olsa da hala bize dair hakikati bize bir bütün olarak tanıtacak ve bütün ayrıntılara, gruba ve kimliğe dair görünen ve görünmeyen yanlar üzerinde hâkim olabilecek yeterlilikte değildir. Çünkü zihinsel imgeler hakikatin kendisini ortaya çıkaran değil; belki hakikati içine alan bir konumdadır. Bununla iligli sürecin işleyişi ise çok sayıda iç ve dış psikolojik unsurlardan, siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal çevre faktörlerinden bağımsız değildir. İnsanın içindeki derin ve gizli bütün fıtri güçler de bu süreçte bütün özellikleriyle ‘’kalıp’’ ve çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmalı, uygun bir şekilde yansımalı ve etkiler-

den kurtulmalıdır. Bununla ilgili olarak İslami bir düzyazıda şöyle bir ifade var: İnsan fıtri olarak inançlıldır. Ancak, bu fıtratın akideye ve dünya görüşü haline dönüştürülmesi için uygun bir kültürel çevreye ihtiyaç vardır. Buda, insanın ayakta durması, bunun içinde büyümesi ve gelişmesi içindir. Eğer bu, imgenin tehlikeli rolü ise savaş, öldürme, şiddet, nefret ve kin bunun dışarıya yansıyan tarafı olur. Eğer mesele bir ülkenin belli bir aşamadaki varlığı, iki millet arasındaki ilişki ise mesele nasıl görülmeli ve bunun hassa noktaları ne olmalı? Hiç şüphesiz, bu durumda imgeler tehlikeli olabilecek bir şekilde çarpıtılır ve binlerce hatta milyonlarca insan bu tehlikeli çarpıtılmanın kurbanı olabilir ki çarpıtma da resmi ideolojinin bir askeri yada askeri, eğitim, kültür, akademi ve bazende dini bir kurumun adamı tarafından gerçekleştirilebiliyor. Bu açıdan, eğer ‘’Medeniyetler Çatışması’’ teorisinin sahibi Amerikalı yazar Huntington’dan bir ibare alırsak bu durumda imgelerin çatışmasından da bahsedebiliriz. O’nun temel düşüncesi de bir şekilde tarihi bir imge temelindeydi. Saptırılmış zihinlerde kendini bulan imgeler, savaşın, nefretin, zulmün ve haksızlıkların meşrulaştırılması için kullanılabiliyor. Bu durumda yanacak olanlar ise kişiler, gruplar ve uluslar olacaktır. Her savaş her kavga ve her kargaşa da saptırılmış imgenin bir ürünü ise buna adaletsiz ve sahte bir sorun ve savaş denebilir. Bu, bir çeşit siyasi ve kendine tapma merkezli deliliktir. Bunun ortaya çıkması ise sadece zaman meselesidir. Eğer her toplumda kurbanların sayısının azaltılması, saygının (itibarın) geri getirilmesi için çabalamak ve gerçek kişiler için hakkın yerine getirilmesi, güçlü bir iradenin oluşturulması, barışın sağlanması yönünde çaba gösterme, savaşın ortadan kaldırılması ve akan kanın dudurulması yönünde bir eylem varsa vede taklit kültürünün, aşırılığın, kendini beğenmişliğin ya da kendine

Ebubekir Ali*

17


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

18

Saptırılmış zihinlerde kendini bulan imgeler, savaşın, nefretin, zulmün ve haksızlıkların meşrulaştırılması için kullanılabiliyor.

tapmanın, sertliğin, ırkçılığın ve nefretin kendisinde olmadığı gerçek ve samimi çabalar olursa o zaman o toplumun geleceği için çok büyük bir enerji harcamak gerekiyor. Bundan kastımız, yanlış imajın düzeltilmesidir. Çünkü bu, kişi, grup, kendi ve ötekinin yeniden tanımlanmasını beraberinde getirecektir. Bu yenilenme ve yeniden tanımlama olmadan, geçmişten farklı yeni bir ilişki ve teamülden bahsetmek kolay değildir. Çinli ünlü bilgin Konfüçyüs’ün çok eskiden beridir söylediği gibi: ‘’Şeyler karışıklıktan çıkarılmadığı ve üstüste bindiği zaman krallık vardı. Çözüm, şeylerin yeniden isimlendirilmesi ve tanımlanmasıyla başlar’’ Bu söz şimdiye kadar da geçerliliğini yitirmemiş ve gelecek için de doğur bir söz olarak kalacaktır. Çünkü insanın doğasına, yaşam tarzına ve bu dünyada maddi ve manevi hasletler çerçevesinde doğru bir şekilde muamele etme sürecine dair bir göndermede bulunuyor. Gerçekçi insanlar bize, bazen isimlerin kötü amaçlı bir niyetle kişi ve gruplara verildiğini söylüyor. İsimlendirenler, belirli bir imgenin tutulması için öncelikliydiler. İmge de tutum, teamül, tepki ve muamale şeklinin belirlenmesi için temel oldu. Sokrat’ın demokrasi adına öldürüldüğü şey, açık isim vermekten ibaretti. Bu öyle bir imgeydi ki adil ve doğruların peşinden giden bir filozofu, karşıtların tabiriyle, Atinalı gençlerin aklını bozan bir kimseye çevirdi! Buradan da şunu belirtebiliriz ki eğer imge, isim ve tanımlamalar tarihte insana ait bilim ve teknolojik ilermeye paralel olacak bir düzeyde rolünü oynamışsa ve de dünya hala keşfedimemiş çok sayıda şeyi içinde barındırıyorsa artık ne yapmak gerekiyor? Hiç şüphesiz, modernizm sayesinde imajın saptırılmasının toplum için felaketle sonuçlanacağı gün yüzü gibi açıktır. Bu, bazı zamanlarda soykırım, ırkçılık ve insanlığa karşı suç olarak ortaya çıkar. Burada önemli olan, bazı açılardan akademik ve teknik içeriğe sahip bir soruya cevap vermek değil; hakikatin karşımıza çıkardığı ahlâki, siyasi ve kanuni sorumlulukların farkında olmak ve onlara gerekli değeri vermektir. Özellikle de bizler aydın ve entellektüeller olarak teorik ve pratik açıdan imgelerin ortaya çıkarılmasında ve bunları savaş, kavga, siyaset, barış ve topluma yönlendirmede öncelikli sorumluluğa sahibiz. Bütün bu giriş, gerçekte, Türk, Kürt, Irak Kürdistan Bölgesi ve Türkiye arasında başlayan ilişkilere değinmek içindi. Bu ilişkilerin önemli bir ayağı, aydınlar ve gazeteciler arasında 15–

17.01.2010’da İstanbul’da yapılan diyaloğa dair ikinci konferanstı. Yani geçmişteki karşılıklı imajın gösterilmesi için, bu geçmişin oluşturulması ve zaman içinde meydana gelen değişiklikler üzerinde etkili olan sebepler üzerinde durmak gerekiyor ki imajın gerçekçi olması için gelecekte ne yapılması gerektiği ortaya çıksın. Bununla da gerçeklik düzeyinde oluşturulan imaj ilerletilmeli ve iki ulus arasındaki ilişkilere dair daha fazla ufuk olsun ve aynı zamanda siyasi ve ekonomik ihtiyaçlara dair karşılıklı bir anlayış ortaya çıkabildiği gibi güçlü, gerçek ve uzun süreçli bir temel atılabilsin. Bu da öyle bir temel olmalıki, gücünü ortak tarih, din, kültür, coğrafi komşuluk, halkların kardeşliği, gerçek çıkarların korunması, her iki ulus ve bölgenin medeniyetinin ilerletilmesine yönelik çabalardan alsın. Buda, bu durumda bizim tutumumuzun nasıl olacağına yönelik talepte bulunacaktır. Bu talep, özellikle de fikri, siyasi, toplum ve medya sahalarını içine alacaktır ta ki tarihi, ahlaki ve medeni sorumluluğu üstlenebilelim. Düşünce, yazı, konuşma, görüş ifade etme, tutum alma, olaylar karşısında yorum yapma şeklimiz, insanlarla geçinme şeklimiz, sorunlarımızı çözme ve kavgalarımızı ortadan kaldırmanın keyfiyeti, kurumların ve hatta devletlerin yarattığı köhnemiş ve asimile olmuş imajı yeniden düzeltebileceğimiz noktasında bizde cesaret ve sorumluluk almaya dair bir duyarlılığın oluştuğunu kanıtlama çabası bu sürecin birer parçasıdır. Eğer bizde şimdiden böyle bir duyarlılık oluşmuşsa, o zaman imaj konusunda yeniden düşünmeli ve eski imajın yerine yeni bir imaj getirilmeli. Bu, başlı başına, yeni bir aşamaya hazır olduğumuz ve sorunlara yeni çözümler ürettiğimize dair bir işarettir. Bu yeni insani, fikri, siyasi ve kültürel harekete katılan, insanlığa, kendi geleceklerine ve uluslarının geleceğine büyük hizmetler verecek olanlar, Türkiye ve bölge tarihinin unutulmaz şahsiyetlerinin olduğu saflarda yer alacaklardır. Neyse ki şimdi, imge başını ufka doğru yöneltmiş, aydınlık ve kutlu çehreyi göstermek ve barış mevsiminin geldiğine dair müjdeyi vermek için yeni bir barış gününün beklentisi içindedir. Burada soru şudur; Acaba biz kalp ve zihin kapılarımızı kurum ve kuruluşların kapılarından önce açıp onları kabul edecek miyiz? Bu yeni hayatın arkasında bulunan bütün çaba, siyaset, kalem ve temiz niyetleri gerçekten de değerlendirecek miyiz? * Eski Bakan ve Kürt İslam Düşünürü


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Hewler ve Ankara: Yeni dönemde karşılıklı ilişkilere dair bir perspektif

T

ürkiye devleti kurulduğundan buyana, Orta Doğu’daki en büyük bölgesel güç olarak kalmaya devam etti. Bu ülke, içerde, zaman içinde, her ne kadar bazı hükümetlerin düşmesine sahne olmuşsa da, önemli olan şu ki; Türkiye’de, Türkler tarafından Atatürk adıyla anılan Mustafa Kemal’in önderliğindeki ilk kuruluş zamanlarından Erdoğan’ın başbakanlığını yaptığı şimdiye kadar, bazı cüretli liderler iktidara geçmiş ve ciddi adımlar atmışlardır. Kemal Atatürk’ün bazı ulusal hakları ve hatta Türkiye’de Kürt ulusal düşüncesini dahi tanımadığı doğrudur. Ancak, Türk devletinin kurulması ve bu devletin yenilenmesi konusunda çok cüretliydi. Turgut Özal, Türkiye’nin yakın zamanlardaki bir diğer önemli lideriydi. O, Kürtlerin bir millet olduğunun ve Kürt sorununun çözülmesi gerektiğinin ve bu sorunun çözümünün Türkiye’nin önünü açacak olan en iyi kapı olduğunun çok iyi farkındaydı. Ancak, Türkiye’nin yüksek çıkarlarını göz önünde bulundurmayanlar, Turgut Özal’ın Türkiye’nin yeniden canlanmasını da içine alan bu demokratik siyasi çabaya devam etmesine izin vermediler. Onun Türkiye’yi çok sayıda iç ve dış krizden kurtardığını söyleyebiliriz. Özal’ın ölümüyle bu dönem kapandı. Şimdi ise Erdoğan, Özal’ın taşıdığı mesajı gereken yere ulaştırmaya çalışan ilk lider olarak Türkiye’de önemli gelişmelere imza attı. Acaba Erdoğan Özal’ın mesajını gerekli yere ulaştırabilecek mi? Bu soruya cevap vermeden önce şunu belirtmek gerekiyor ki Erdoğan, Orta Doğu’da hem Turgut Özal hem Enver Sadık ve hem de İzak Rabin gibi liderlerin her birinin öldürülmelerinin sebeplerini göz önünde bulunduruyor. Bu deneyim, Erdoğan için çok önemlidir. Ancak bu, Erdoğan’ın etkili ve ciddi adımlar atmayacağı anlamına gelmiyor. Erdoğan’ın üzerindeki en ağır görev ise Anayasa’yı değiştirmesidir. Bu değişiklikle beraber çok sayıda görev karışıklık ve gerilim yaşanmadan yerine getirilmiş olacaktır. Kendi ülkelerinde çok önemli bir rol oynayabilen liderler, dönemlerini altın ve ileri bir bir dönem olarak isimlendirmişlerdir. Türkiye’de de Recep Tayyip Erdoğan, kendinden önceki iktidarlardan farklı olarak ülkesini bölgesel ve uluslararası bir aşamaya doğru ilerletmesini başarabildi. Erdoğan Türkiye’nin İran, Suriye ve diğer Arap ülkeleriyle olan ilişki-

lerini daha iyi bir seviyeye ulaştırdı. Bu dönemde Türkiye’nin Yunanistan ile ilişkileri önceye göre gözle görülür bir düzeyde daha iyi. Kürdistan Bölgesi ile olan ilişkilerde ise, başta Neçirvan Barzani tarafından atılan adımlar olmak üzere, ilk adımlar Kürdistan Bölgesi tarafından atıldı. Ancak şunu unutmamak gerekiyor ki, burada, Neçirvan Barzani, devamlı iyi komşuluğun gerilimli komşuluktan daha iyi olduğu konusunda Türkiye’yi ikna etmesini başarabildi ve Türkiye’ye şu güvenceyi verdi: Kürdistan Bölgesi Türkiye için hiçbir zaman karışıklık yaratacak bir yer olmayacak. Tam tersine hem siyasi hem de iktisadi açılardan Türkiye için çok iyi bir yardımcı olacaktır. Erdoğan, Türkiye düzeyinde çok önemli adımlar attı. Atılması gereken adımlar henüz tamamlanmamışsa da Türkiye’de ekonomiyi eskiye nazaran daha iyi bir aşamaya ulaştırdığı çok açıktır. Erdoğan, bazı ülkelerle yıllardır iyi olmayan ilişkileri normalleştirebilmiş ve kendi ülkesinde askeri tahakkümü kendi kontrolü altına alabilmiştir. Geçmiş 30 yıl boyunca ordu, Türkiye’deki demokrasi ve huzur üzerinde ülkeye uygun olmayan bahaneleri olmakla beraber, bazen hükümet üzerinde dahi bir tehdit unsuru olarak varlığını siyasete dayatmaya çalışmış ve hükümetleri düşürmüştür. Erdoğan, çok akıllıca bir yöntemle ordunun tahakkümünü azalttı. Türkiye’de ordunun çıkarı, her zaman, huzurda değil karışıklıkta idi. Buna bakarak şunu diyebiliriz ki; Ordu Türkiye’yi büyük bir maddi zarara uğrattı. Türkiye’nin AB’ye üye olması sadece bu ülkeye değil, belki Kürdistan Bölgesi için de çok önemli bir noktadır. Üyelik için daha önemli adımların kaldığı doğrudur. Ancak, Erdoğan’ın bu yöndeki adımları devam ediyor, durmuyor ve ümitler zayıflamış değil. Kürdistan Bölgesi için önemli olabilecek nokta şudur; Türkiye şimdi gözle görülür bir açılıma doğru gidiyor. Kürdistan Bölgesi’de Bağdat hükümeti ile orta yollu hiçbir çözüme ulaşmamakta. Bu durumda ne yapalım? Kürdistan Bölgesi’nin kaderi Irak’ın bir parçası haline geldiği için acaba, Bağdat’la mı devam edelim ve bütün çabamızı Bağdat’a mı yoğunlaştıralım? Yoksa başka çözümler var mı ve Kürtlerin daha güzel bir planının olması mümkün mü? *Gulan Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni

Fuad Sıddık*

19


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Irak’ta Bazzaz ve Türkiye’de Erdoğan Dönemi: Benzerlikler ve çelişkiler

I *Ferid Eseserd

20

rak’ta, geçtiğimiz yüzyılın altmışlarında, Abdurrahman Bazzaz’ın sahip olduğu iktidar, birçok yönden Türkiye’de Erdoğan’ın şimdiki iktidarına benzer özellikler taşıyor. Bu iki kişinin en önemli benzerlik yönü, her ikisinin de bir mesajın taşıyıcısı ve ülkelerinin daha iyi bir sisteme ve daha iyi bir yaşam standardına layık olduklarını düşünmeleridir. Bazzaz, Irak Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ardından ilk sivil başbakandır. Göreve geldiğinde, yeni bir Irak kurma konusuna çok büyük bir ümit bağladı. O da, Erdoğan gibi, ülkesinin daha ileri bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu. Her ne kadar da halkına yeni bir Anayasa sunma konusunda Erdoğan’a fırsat verilmediyse de, ancak Bazzaz en azından Anayasa’nın yeninden gözden geçirilmesi konusunda başarılı olabildi. Bu öyle bir mesele ki Erdoğan şuana kadar da bunda başarılı olabilmiş değil. Bu iki kişi, kendi ülkelerinde var olan Kürt meselesi konusunda aynı görüşe sahipler. İkisi de sorunun varlığına dair bir tanımanın dışında belki sorunun sona ermesi için bir çözüm yolu peşinde koştular. İkisinin de bu konuda projeleri vardı. Ancak, Bazzaz’ın 1966’daki projesi Erdoğan’ın projesinden daha ileriydi. Bazzaz, çözüm projesinde Kürt dilinin resmi olması, Kürt ulusunun varlığını ve yönetim hakkını açık bir şekilde tanıyordu. Bunların hiçbiri uygulanan yasalar ve güçlü düşmanlar yüzünden “Kürdistan’’ kelimesiyle kullanılıp otonomiden bahsedilmedi ancak bu, her ikisinin de sade şeylerden başlamasının önünü kapatmadı. Şunun belirtmek gerekiyor ki onun amacı, kendisinden sonra gelecek olanların bu sorunu temelli çözmesi için bir temel koymaktı. Türkiye’de Erdoğan, önünde algılarda düşman olarak oluşan başlıca iki zor tarafın varlı-

ğını görüyor. Bunlardan biri ordu kurumu; diğer ise muhalif partilerdir. Gerçekte bu, aynı zamanda, Bazzaz’ın da karşılaştığı bir durumdu. Bazzaz’ın da önünde bu iki güç vardı. Irak’ta odu, Kürt meselesinin barışçıl yollarla çözümünü reddetme konusunda ısrarlıydı ve çözüme dair çalışmalar yürüten bütün sivil çabaları etkisiz hale getiriyordu. Türkiye’de de aynı durum yaşanıyor. Türkiye’de ordu, Kürt meselesinin tank ve topla çözüleceğini sanıyor ve orduya göre kimsenin başka yollar bulmayla meşgul olmaması gerekiyor. Bazzaz, uyguladığı siyaseti sevmeyen ve ilgili bütün siyasi programların başarısız olması için çalışan güçlü bir muhalif cepheyle karşılaştı. Türkiye’de de Erdoğan’ın siyasetine karşı çıkanlar ve Kürt meselesinin çözümü için gösterilen çabaları eleştirenler; kendilerini Parlamento’da muhalefet olarak gören iki partiden ibarettir. Bazzaz ve Erdoğan, genel özgürlük alanlarının genişletilmesi ve ülkelerinin çıkarına olacak ileri bir demokrasinin uygulanması konusunda hemfikirdirler. Bazzaz, toplam bir yılık başbakanlık döneminde çok sayıda değişiklik yapmak ümidindeydi. Ancak, kendisine hiç fırsat verilmedi. Erdoğan’da demokratik alanın genişletilmesi ve ileri bir Anayasa’nın hazırlanması çabalarında başarısızlığa uğramıştır. Kürt meselesinin çözümü konusundaki çabalarda da hiçbiri başarılı olmadı. Ancak Irak’ta Bazzaz’ın 29 Haziran projesi, görevden el çektikten sonra, kendisinden sonra gelen hükümetler için bir miras olarak kaldı ve sonraki görüşmeler için bir temel oldu. Tarihi tekerrür etmeyeceği doğrudur ancak, bütün bu benzerlikler Türkiye’nin 21.yüzyılın ilk 10 yılında Irak’ın 1960’lı yıllarını daha yeni yeni yaşadığı anlamına gelmiyor mu?


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

Mitolojide Newroz

G

erçeğin, yaygın anlamından çok daha derinlikli bir açıklamasının olduğu, bir başka anlamanın da mitolojik yazıtlardaki efsanelerden oluşmasıdır. Duyumlar duygular ve düşünceler her birinin farklı bir deneyim akışıyla fakat içeriğin aynı benzerlikte, zulmün su gibi olduğu, kaynağı kurumadan akışının durmayacağının bize yansıtılmasıdır. Medlerden başlayarak zamanın ilk dönemlerinden itibaren önde gelen dinlerde evren ile insan arasındaki geleneklerin, ince ayrıntılarla ne anlattığı bilinmemiştir. Yunanlı yazarlardan öğrenildiği kadarı ile dini inançlar Med mitolojisini konu edinirken, değindiği şablonlara, tam anlamıyla uymayan ibadet biçimleri geliştirdikleridir. Medyalı Rahiblerin geliştirdiği, Avesta’nın sunduğu düşünce sisteminde, sürekli ve kesintisiz bir mücadele söz konusudur. Avesta’da yer alan düşünce sistemine damgasını vuran İyi’nin ve Kötü’nün evrensel mücadelesinde kötü ile uzlaşmak yasaktır. Kötü ile sadece mücadele edilir. İşte bu düşünce sisteminin geliştirdiği festivallerde mücadele ve direniş konsepti hakimdir. Bu festivallerden biri de Newroz’dur. Newroz’un genelde Zerdüştiler tarafından kutlandığı, 21 Mart gününde pek çok halkın da dini sebeplerden ayinsel Festivaller düzenlediği bilinir. Mezopotomya’da çok önemli uygarlıklar kuran Sümerler tarafından 21 Mart’a anlam yüklenerek, baharda festival boyunca, tabiatın yeniden canlanışı şerefine büyük ayinler, törenler organize edilir. Bereket Tanrısı’nın her yıl dünyayı canlandırma ve yeniden doğuşu şerefine, dinsel kutlamalarda bulunulur.

Ayrıca mücadeleci bir Tanrıça olan Demetere( Yunan mitolojisinde Tanrıça Dimitra olarak geçer) ye adarlar bu festivali. Grek Mitolojisin de Adis yer altı Tanrısı ve hükümdarıdır. Krallığının halkı ölülerden oluşur. Demeter (Sümer mitolojisinde) (Dimitra, Yunan mitolojisinde) Hades (Yunan mitolojisinde Adis) tarafından, kaçırılan kızı Persefones’i kurtarmak için Zeus’tan yardım ister. Fakat bir cevap alamaz. Bunun üzerine, Tanrılar Panteonumdan nefret etmeye başlarlar. Onun yeryüzüne çekilmesi felaketlere yol açar. İnsan soyu açlıktan dolayı yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bunun üzerine Hades (Adis), Zeus ve Demeter (Dimitra) arasında bir anlaşmaya varılır ve bu sayede Pensefones’in Sümer mitolojisine göre yılda bir kez ve 21 Martta yer yüzüne inmesine, Yunan Mitolojisine göre ise yılın altı ayı yeryüzünde geriye kalan 6 ayını ise yeraltında geçirmesine izin verilir. Pensefones’in yeryüzüne geldiği gün her iki mitoloji de de 21 Mart’tır. geri döndüğü günlerde, bereket olur. Newroz efsanesinin Avesta ile çok sıkı bir ilişkisi vardır. Bunun yanı sıra, Newroz’un en önemli figürü olan ateş, dinlerin önemli bir bölümünde kutsaldır. Zerdüşt dininde Ateş, iyinin koruyucusu ve bağımsızlıktır. Zafer tutkusuyla açık bir şekilde ilişkilendirilir. Aynı zamanda Kawa nın Ateşi bizi ister istemez Dehak’a karşı kazanılan zaferin ateşi yakılarak, dağdan dağa haber verilmesini hatırlatır. Mitolojide Zafer Ateşi ile Tanrısal varlık arasında bir bağ olduğu bilinir. Kürt Edebiyatı ve Efsanelerinde yaşanan aşklar, baharın ve özgürlüğün müjdecisi

Beni Saadet Erdem

21


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

Newroz ila başlar. Acıların, sevinçlerin, bağlılıkların ve aşkların farklı farklı öykülerlerle iyiliğe ve kötülüğe sahne olan bu gün özgürlüğün doğruya varma çabası ile gündemde kalmıştır. Ehmedi Xani Mem u Zin adlı yapıtının satırlardan anlaşıldığı kadarı ile Newroz Kürtlerden bir kalıntı olarak 1500 yıldır Kürdistan Botan’da coşku ile ve kitlesel olarak kutlandığını, o dönemde baharın ilk gününde hoşgörüyle, aşkların ve aşk adaylarının buluşma günü, sonsuz bir bağlılık temelinin atıldığı gündür. Ömer Hayyam (1047-1122) Newrozname eserinde, Kürt Feridun’un Dehak’ı esir ettiği günü yani zalimin şerrinden Kürtleri kurtardığı bir gün olarak 21 Martı kabul eder. Bu bayramın, bir Kürt bayramı olduğunu, tarihin içinden bin yıl öncesinden seslenerek bildiriyor. Newroz’un Kürtler için anlamı ve onun gerçek içeriğini vermekle, neredeyse tereddüde yer bırakmayacak şekilde, bu festivalin ulusların ve özgür karakterini ortaya koyması olarak görür. Newroz’un genelde Zerduştiler tarafından kutlandığı 21 Mart günü olduğu bilinir. Ayrıca pek çok halk tarafından da çeşitli dini şenlikler ve ayinsel festivaller düzenlense de bu festivallerin hemen hepsinde, farklı sebeplerle düzenlendikleri tahmin edilebilir. Bundan Ortadoğu’da kutlanıldığı gibi sonuçlar çıkarılarak yanılgıya düşülmemelidir. Önemli olan kutlanan festivaller ve şenliklerde halkın verdiği anlam ve nedenlerdir. Genel olarak, en aşırı ve en sert biçimiyle dile getirilen, efsaneler, halkların tarihinde önemli bir yer tutarlar. Aynı zamanda efsaneler, insanlığın geçmişine, dününe ve geleceğine ışık tutarlar. Demirci Kawa’nın zalim Dehak’ı öldürdüğü gün, yaktığı ateşte Newrozlarda Ateş yakma geleneği uyanışın, birliğin, barışın, kardeşliğin ateşi olarak köklenişe işaret eder. Newroz ateşi, Haksızlığa isyandır. Zulme başkaldırma ateşidir. . 2615 yıl önce, zulmün başı Kawa nın balyozu ile savrulduğu günde , Özgürlüğün kazanıldığı gündür. Zifiri karası 21 Mart bahar gecesi aydınlanır tepeler. Gün düşer iki nehir arasına, bir de ateş Ninova’dan yükselir. Gökyüzüne zılgıtlar gönderilirken, ateş çevresinde halaylar kurulur, Sevinçler süzülür, geçmiş havarlardan....

22


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesi ilişkileri; geçmiş ve gelecek 3

K

uşkusuz gerçekçi olmak gerekir, Türkiye’nin bölgeyle ilişkileri federal Irak’ın çerçevesini aşmayacak. Ancak bölgenin bugün Irak’ın en istikrarlı, kalkınma ve gelişme potansiyeline en çok sahip yöresi olması, onun sınırdaş bir bölge olarak özgünlügünü öne çikariyor. Bölge’nin çogunluk Kürt nüfusuna sahibolması bir yerde onu Türkiye’nin ’doğusunun’ doğal uzantısı yapıyor ve sınırın her iki tarafının ilişki geliştirmelerinin ortak paydalarını arttırıyor. Yakın geçmişe kadar Türkiye kendi içinde Kürt sorununu yok saydığı için komşu ülkelerdeki Kürt varlıklarını hep tehlike ve düşman olarak gördü. Ama şimdi kendi içindeki Kürtlerin varlığını kabul eden ve onların hak ve özgürlüklerini tanıyan bir ülke olarak artık dışarıdaki Kürt varlık va kazanımlarına bir tehdid olarak değil, avantaj olarak bakma olanağına sahip bir konuma yükseliyor. Geçmişte Kürt sorununa karşi reaksiyoner politikalar yürüten Türkiye bugün sorunu kendi içinde çözdükçe ve yeni durum karşisında ilk körlüğünü yitirip gerçekleri daha iyi gördükçe proaktif bir politikaya yönelmenin kendisine büyük avantajlar sağlayacağını görebilecektir. Türkiye Avrupa, Orta-Doğu ve İslam dünyasının büyük bir ülkesidir. Ekonomik gücü bakımından dünyanını 17. Avrupa’nın 6. büyük gücü dururmundadır, G-20 ülkeleri arasında yeralmaktadır. Türkiye dünyanın değişik yerlerinde uluslararası ve bölgesel anlaşmazlıklarda önemli roller üstlenen NATO’nun üyesi, Avrupa Birliği’ne üye olmak için müzakereler yürütmektedir. Orta-Doğu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da

ve Orta-Asya’da yeni proaktif siyasetlere yönelmekte, Batı ile Doğu, müslüman ve Türk dünyası arasında köprü olmaya çalismakta, medeniyetler çatismasi fikir ve çabalarina karşi, medeniyetler ittifakı projelerinde ön sıralarda yer almaktadır. Amerika başkanı Barack Hüseyin Obama Türkiye’yi ziyaretinde TBMM’nde yaptığı konuşmada, bugüne kadar kullanılan ‘Türkiye ile Amerika stratejik müttefiklerdir’ yerine ‘Türkiye ile Amerika arasında model ortaklık’ vardır dedi. ABD ile Batı Türkiye’ye artık ‘stratejik ortak’ yerine ‘model ortak’ kavramıyla yaklaşmaktalar. Bu iki kavram arasındaki esas anlam farkı ‘stratejik ortaklık’ın daha çok soğuk savaş dönemine denk düşmesidir. Batı, özellikle de Amerika Türkiye ile işbirliği yaptığında onun demokratik bir ülke olup olmadığına fazla önem vermiyordu. Ülkede demokrasi işlerlikte olduğunda iyiydi ama onlar kendileri açısından gerekli gördüklerinde askeri darbelere ve diktatörlük rejimlerine başvuruyorlar ya da destek oluyorlardı. Fakat ‘model ortaklık’ ta işbirliğinin içeriği demokratik bir değer kazanmıştır. Artık Türkiye vatandaşlarının çogunlugu müslüman olan bir ülke olarak Orta-Doğu, müslüman ve Türkî devletlerin gözleri önünde ‘ileri demokratik, modern ve Batı değerlerini yükselten cazip’ bir ülke olarak önem taşimaktadır. Türkiye’nin üstlenmis olduğu bu rol Kürdistan Federe Bölgesi için hem müslüman demokratik , hem de 15-20 milyonluk Kürt nüfusunu barındıran model bir ülke olarak son derecede önemlidir. ‘Model ortaklık’ rolü Türkiye’yi kendi

Mûrad Ali Ciwan

23


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

24

Nasıl Türkiye Kürdistan Bölgesi için önemliyse kendisi de bü ilke için önemlidir.

içindeki Kürt sorununu belli bir biçimde çözmeyi ve diğer başağrılarından kurtulmayı gerektiriyor. Bu iç sorunlar öyle bir düzeyde çözümlenebilmeli ki yeni proaktif dış politikasını sürdürürken kimse iç sorunlarını karşisına çikaramamalidir. Bugün eğer Türkiye Filistin sorununda İsrail politikasına o kadar karşi çikabiliyorsa, bu onun artık Kürt sorununu çözme konusunda en azından ciddi ve inandırıcı bir iradenin belirtilerini göstermesiyle ve kimi adımları atmaya başlamış olmasıyla yakından ilgilidir. Kafkaslar’da ve Orta Asya’da da aynı nedenlerle daha rahat hareket edebilmektedir. Artık İsrail’in ya da başka bir ülkenin Kürt sorununu ciddi biçimde karşisına çikaramayacagini bilmenin rahatlığıyla var Türkiye’de. Türkiye’de Kürt sorunu çözümlenir ve ilerleme kaydederse, aynı paralelde Federe Kürdistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler güçlenirse bu her iki tarafın bölgedeki ve Iraktaki rolerini daha çok öne çikarir. Aslında Türkiye’nin kendi içinde ve dışarıda Kürtleri tanımadığı kuşullar ile bugün tanıdığı koşullar tam farklı durumlar yaratıyor ve belki de pek çok konuda eskisinin tam aksi politikaların hayata geçirilmesini, tarafların çikarlari açısından gerekli kılıyor. Eski politikaların tam aksi yepyeni politikaların sürdürülmesinin koşulları doğmuştur. Bir örnek vermek gerekirse; eskiden beri Türkiye’nin, dış Kürtlerle ülke içindeki Kürtler arasında dilsel, kültürel ve düşünsel yakınlaşma olmasın diye bir politika izlediği, Irak’taki, hatta Sovyetler Birliği’ndeki Kürtlerin Kürtçe dilsel, kültürel, eğitim ve bilim faaliyetlerinin Türkiye Kürtlerini etkilememesi için bu ülkelerdeki Kürt alfabelerinin latince dışı (kiril, arapça) olması için sözkonusu ülke yöneticileri nezdinde girişimlerde bulunduğu idia edia edilir. Buna benzer tutumları doğrulayan bulgular da var. Oysa şimdi Türkiye’yenin Kürtleri kendi içinde sorun olmaktan çıkardığı koşullarda, Kürt dili, kültürü ve edebiyatının Türkiye’de geliştiği, radyo ve tv kanallarının dışarıdan da izlendiği ve Türkiye dışındaki Kürtlerin ilgiyle buraya baktıkları koşullarda latin alfabesinin dışarıdaki Kürtler arasında da kullanılmasını teşvik etmek (yani eski politikaya tam ters bir politika izlemek) hem Türkiye’nin hem de Kürtler’in

Bölge’de 400’den


S i y a s e t Sayı: 23 15 Ocak Mart 2010 2009

Foto: Muhemmed Abdullah

fazla Türk şirketi faaliyet gösteriyor

25


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

26

Irak Kurdistan Bolgesi’nde varolan 1200 irili ufaklı yabancı şirketin yaklaşik 400’ü Türkiye’den gelen firmalardır.

çikarinadir. Nasıl Türkiye Kürdistan Bölgesi için önemliyse kendisi de bü ilke için önemlidir. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu sadece diplomatik nezaket olsun diye Bölge’nin Türkiye için Irakın güneyine ve Körfez ülkelerine açılmanın kapısı olduğunu söylemedi. Aralık başinda yayınlanan Newsweek dergisi 2003’te Amerika’nın Irak’a savaş açmasına karşi olmasına, bir NATO müttefiki olduğu halde Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak ordularına karşi bir kuzey cephesi açmaya parlamentosunda olumsuz oy vermesine rağmen sözkonusu savaştan sonra Irak’ta ortaya çikan durumdan en çok yararlanan ülkenin Türkiye olduğunu belirtti. Hatta bir karşilaştırma yaparak durumdan en karlı çikanin İran değil Türkiye olduğunu öne sürdü. Dergi bunu 2003’ten bu yana Türkiye’nin Irak’la yaptığı ticari ilişkilere, muteahitlik işlerine, petrol anlaşmaları ve alışverişine dayandırdı. Ancak dergi hem bu kazançlı ortamın Kürtlerin çabasiyla 1 Mart tezkeresine red oyu verilmiş olması ve Kürtlerin şiddetleTürk ordusunun Irak’a girmesine karşi durmaları sayesinde oluşan ortamdan geldiğini, hem de Türkiye’nin bütün bu kazançlarının kaynağının 4/5’inin Kürdistan Bölgesi olduğunu belirtmedi. Kürdistan pazarlarında dolaşimda olan malların %80’ni Türkiye’nin resmi ve gayriresmi yollardan ihraç ettiği mallardan oluşuyor . Geçen yıl Türkiye’nin Kürdistan bölgesiyle iş hacmi 5 milyar dolardı, bu yılın sonunda 10 milyar dolara ulaşması, önümüzdeki yılda da 20 milyar dolara çikmasi bekleniyor. Türkiye’nin İranla yaptığ iş hacminin bu düzeyde seyrettiği, Suriyeyle yılda 2 milyar dolar olduğu belirtilirse Kürdistan’ın Türkiye açısından iş hacminin önemi anlaşilır. Türkiye dış ticaretinde açık vermediği ülkelerin başinda Irak geliyor ve bu ihracatın ithalattan fazlalığı büyük bir miktardır. Irak Kurdistan Bolgesi’nde varolan 1200 irili ufaklı yabancı şirketin yaklaşik 400’üTürkiye’den gelen firmalardır. Müteahitlik açısından dünyada üçünçü olan Türkiye, Kürdistan’ın hemen hemen bütün karayolları, havaalanları, üniversiteler, hükümet binaları ve diğer stratejik binalarının yapımını almış bulunuyor. Bölgedeki baraj

ve tünellerin yapımı alanında Türkiye yeni proje ve anlaşmalar yapıyor. Türk ordusu Kürdistan Bölgesi’ne karşi aşirı sertlik yanlısı bir politika izlemesine rağmen bu Bölgeye yapılan ihracatın büyük bölümünü OYAK (Ordu Yardımlaşma Kurumu adlı dev holding) ve ona bağlı şirketler gerçekleştiriyor. Çimento ve diğer inşaat malzemelerinin hemen hemen tümü OYAK’a bağlı fabrika ve şirketlerden sağlanıyor. Gıda ve kağıt alanında da OYAK var. Kasım ayında bir türk firması 178 miyon dolarlık Erbili İrana, Türkiye’nın doğusuna, Kafkaslara ve Rusya’ya bağlayacak Hamilton Yolu’nu genişletme projesini aldı. Projenin içinde yolu kısaltmak için kimi tunellerin açılması da var. Bu yol 18 ayda tamamlanacak. Biri tam bu yol üzerinde diğeri Suriyeye yakın iki gümrük kapısının açılması Erbil’deki resmi görüşmelerde benimsendi. Habur gümrük kapısıyla sayı üçe çikacak. Türkiye kuzeye giden yolun kendi sınırları içindeki bölümünde Hakkari-Yüksekova’da Esendere’de, Van’da ya da Iğdır Gürbulakta, belki de bu üç noktayı birleştiren bir alanda bir ’Serbest Sanayi Bölgesi’ kurma projesi için çalisiyor. Bu projeler Kurdistan’ı Türkiye’nin doğu ve kuzey bölgeleriyle bütünleştireceği gibi, bir yandan onu Kafkasya ve Rusya, doğu Avrupa pazarlarıyla bağlayacak, diğer yandan sözkonusu ülke ve bölgelerle Körfez ülkeleri arasında transit ülke, geçiş kapısı haline getirecektir. Habur ve batısında açılacak diğer gümrük kapısı da Kürdistanı Türkiye’nın batı ve güney bölgeleriyle ve Ak Deniz’den dünyaya açılan limanlarla bütünleştirecektir. Biryandan Türkiye’den Gürcistan, Ermenistan ve Azebaycan üzeri Kazakistana kadar gidecek, öbür yandan güneyden Musul Bağdat, Basra üzeri Körfez ülkelerine gidecek demiryolu ağı projeleri gerçekleştiklerinde de gene Kürdistanı kuzey ve güneyle bütünleştiren önemli ulaşim ağları olacak. Irak, varolan petrol rezervleriyle birlikte dünyanın üçüncü petrol ülkesi. Kerkük petrolleriyle beraber ele alındığında Irak petrollerinin %40’ı Kürdistan’dadır. Bugün varolan Kerkük Iskenderun petrol boru hattı eskiden beri iki ülke arasındaki en önemli ekonomik işbirliğidir. Geçtiğimiz yıl Taktak


S i y a s e t

Sayı: 3 15 Mart 2010

(Germiyan) ve Tawke (Zaxo) bölgelerinde Kürdistan Bölge Hükümeti Norveçli DNO, Kanada-Isviçre ortaklığındaki Addax ve Türk General Energy firmalarının birlikte çikardiklari perol, bu yılKerkük-Iskenderun hattına bağlandı. Başta günde 200 bin varil petrolü sözkonusu boru hattına aktaran projenin yakın gelecekte günde 1 milyon varil olma potansiyeli var. Çukurova Holding’e bağlı General Energy 1990’lı yılların başindan beri Kürdistan’da petrol aramaları yapıyor. ªirket aynı zamanda Kürdistan’da petrol refinerileri de inşa ediyor. Doğan Holding’e vbağlı Petrol Ofisi ve TPAO da Kürdistan’da ve Irakta perol arama ve üretimi işlerine girmeye çalisiyorlar. Kerkük’ün gaz ve petrolünü Nabucco projesiyle bütünleştime çalismalari oldukça ilerlemiş durumda. Bu başarıldığında Kürdistan ekonomisinin Türkiye ve dünya ekonomisiyle bütünleşme süreci oldukça ileri bir aşamaya varcaktır. Kerkük ve Süleymaniye yakınlarında bulunan doğalgazın ileride petrolden de daha onemli bir rol oynayacagı acıktır...Rusya ve İran doğalgazına bagımlı olmaktan kurtulmak isteyen Avrupa, Türkiye ve diger ülkeler icin Kurdistan’in doğalgazı büyük önem kazanıyor. Türkiye hem Irak, hem Suriye ile çok yönlü ekonomik, ticari ve kültürel anlaşmalar imzaladı, bakanlar kurulu düzeyinde stratejik konseyler oluşturdu, pek çok projeyi başlattı, gümrüklerde vizeyi kaldırdı. Benzer ilişkiler muhtemelen yakında İran’la da olacak. Tarihte ilk defa Türkiye, Irak, Suriye ve İran arasında Kürtleri ezmeyi amaçlamayan anlaşmalar oluyor, hatta bu, Irak’ta olduğu gibi Kürt yöneticiler aynı anlaşmalarda aktif rol üstleniyorlar. En son Türkiye Başbakanı’nın pekçok bakanıyla ve büyük bir heyetle Bağdat’a yaptığı ziyaret sırasında imzalanan 48 antlaşmada bizzat Kürt bakanların imzası var. Bu anlaşmaların pek çogu Kürdistan Bölgesi’ni de ilgilendiriyor. Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasında belirtilen alanlarda gelişecek ilişkiler sınırın iki yakasındaki Kürtlerin ekonomik, sosyal ve kültürel alanlardaki işbrliği hem iki ülkeye katkıda bulunacak hem de kendilerini bütünleştirecektir. Kuşkusuz ülkelerarasi siyasi sınırlar varlıklarını sürdürecek, ama geçmişteki ya da bugünkü anlamlarını yitirecekler, Avrupa Birliği ülkeleri arasındakine benzer

büyük bir entegrasyon olacak. Benzer ilişkiler Suriye ve İran Kürtleriyle de olduğunda devletlerin sınırlarına dokunmadan onları tehdid etmeden Kürtler arasındaki entegrasyon da meydana gelecek. Aslında Türkiye ve belki Kürtler de yeni dönemi henüz tamamıyla göremiyor ve kavrayamıyorlar. Bu nedenle Türkiye alfabe örnegini verdiğimiz konulara ilişkin inkar döneminden gelen siyasi körlüğünü üzerindan atamamış. Petrol konusunda, Kerkük sorununda ve Irak’a ilişkin bazı meselelerde Kürtlere kuşkuyla bakmakta devam ediyor, hala onları tehdit gören politikalar izliyor. Bu nedenle doğal olarak Kürtlerin de kendisine duyageldikleri kuşkuları üzerlerindan atmaları çabalarina katkı veremiyor. Türkiye’nin federal Irakta geniş bir Kürdistan federasyonuna karşitlığı, Kerkük sorununda merkeze oturttuğu Kürt karşitı politika, Kürtlerin Irak petrolü ve Bağdat’taki federal erk içindaki rollerini zayıf düşürme çabalari, bütün bunlar hala inkar dönemi politikaların uzantılarıdırlar. Oysa o dönemde eğer vardıysa bir Kürt tehdidi ve düşmanlığı, Kürtlerin Türkleri istememesinden değil, Türkiye’nin Kürtleri içerde ve dışarıda inkar ve imha politikasından geliyordu. Bu durum tek yanlı olarak Türkiye’nin Kürtleri kabullenmesi ve haklarını tanımasıyla ortadan kalkıyor. Bu kalktığına göre Kürtlerin Türkiye açısından bir tehdid unsuru olma durumları da otomatik olarak ortadan kalkıyor ve tarihi zorunluklar, Kürtlerin Türkiye’deki varlığı, onların cazibe merkezi bir ülkede ve cazip bir konumda olmaları, bütün Kürt varlığını diyelim ki Kıbrıs Türklerinden, Irak Türkmenlerindan ya da Balkan Türk ve müslümanlarından daha büyük bir avantaj olarak sunuyor. Üstelik bu yeni koşullarda dışarıdaki Kürt ve Türk, Türkmen ya da müslüman varlığı birbirine alternatif dağil, bütünleyici unsurlar olarak beliriyor. Irak’taki Kürtler ve sunni Türkmenler nasıl Türkiye’yi muhtemel doğal güvence görüyorlarsa, Türkiye’nin de bu unsurları Irak’ın kendisine en yakın aktörleri olarak görmesi gerekiyor; nasıl ki İran şiileri, Arap ülkeleri de sunni Arapları öyle görüyorlarsa… İki tarafın lişkilerinde kırılma noktaları, riskler Türkiye’nin eski siyasi konseptlerinin etkisi altında iki tarafın ekonomik, tica-

Türkiye’nin eski siyasi konseptlerinin etkisi altında iki tarafın ekonomik, ticari, siyasi ve diplomatik ilişkilerinde risk taşiyan, tehlike arzeden kimi yanlar var.

27


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

28

2003’ten önce Kürdistan resmen tanınmıyordu, bugünkü federe statüsünü elde etmemişti ve Sadam rejiminin insanlık suçlarından dolayı çifte ambargo altındaydı.

ri, siyasi ve diplomatik ilişkilerinde risk taşiyan, tehlike arzeden kimi yanlar var. Kürdistan’da iş yapan büyük ölçekli Türk işveren, muteahit ve tüccarlara bakıldığında çogunlukla devlete, hatta devletin militarist kesimlerine yakındırlar. Önemli bir kesimleri eski ve bugünkü MHP’lilerdir. Gerçi soğuk savaş dönemi MHP2’si ile bugünkü MHP arasında büyük bir fark olduğu, hatta eskiden MHP’li olan bazı işverenlerin bugün MHP’li olmadığı bir gerçek ama gene de Kürdistan’da yatırımları olan General Energy ve Çevikler bile açık açık Türk Genelkurmayı’nın tavsiyeleri ile oraya gittiklerini belirtiyorlar. Hatta daha 90’lı yıllarda Kürt bölgesine bazı inşaat ve ticari ilişkiler gerktiğinde Kürtlerin o dönemde ancak askerler aracılığıyla talepte bulundukları ve Türk Genelkurmayı’nın bugün Ergenekonla bağlantıları olan Ankara’daki odalar aracılığıyala Kürdistan’a gidecek işveren, muteahit ya da tücarları tespit ettiği basında çikti. Böylesi ilişkiler doğal sivil ve kalkınmaya, karşilıklı kazanc sağlamaya yönelik eknomik işbirliğinden çok askeri ve istihbari amaçlı kamufle işleri hatırlatıyor ve sürekli güvensizlikleri körüklüyor. 2003’ten önce Kürdistan resmen tanınmıyordu, bugünkü federe statüsünü elde etmemişti ve Sadam rejiminin insanlık suçlarından dolayı çifte ambargo altındaydı. Bu ambargolardan biri tüm dünyanın BM aracılığıyla Irak’a gıda ve ilaç dışında koyduğu ekonomik ambargoydu. Diğeri de Sadam rejiminin BM koruması altına alınan bölgeye karşi koyduğu ikinci ambargo dalgasıydı. Çünkü BM büyük bir insafsızlıkla gıda ve ilaç dağıtımını Bağdat üzeri ve Sadam rejiminin zulüm makinası aracılığıyla yapıyordu. Rejim de bu dağıtımdan bölgeyi mahrum ediyordu. Bu koşullarda Kürtler açısından en büyük çikis kapısı Türkiye idi, Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerini sürdürme işi ise tamamiyle askere ve genelkurmaya teslim edilmişti. Askerler de bazı koşulları bölgeye dikte ettirebiliyorlardı ve kendi tercihleriyle ekonomik işbirliğini yürütüyorlardı. Fakat günümüzde bu oldukça hafiflemiş ve özellikle Türk heyetinin Erbil seyahatinin ardından oluşan yani durumda sivil insiyatif ilişkilerin sürdürülmesinde belirleyici olmuştur. Zaten yeni dönemin bir önemi de

her ne kadar hala askeri etkiler sınırda ve gümrükte varolsalar bile buradan geliyor. Gerçi devlet hala Kürdistan’a yönelik yatırımlarda müdahaleci tutmlarından tümüyle vazgeçmemiş olmasına rağmen sözkonusu kesimler dışında da bazı işverenlerin ve girişimcilerin Kürdistan’a yönelmeleri, bir monopolü kırma ve ilişkileri doğal mecrasına sokma alamında olumlu adımlardır. Bu anlamda AK Partiye yakın girişimciler ve Fethullah Gülen çevresinden kesimlerin oralarda hem ekonomik hem de ışık okulları ve Işik Üniversitesi gibi eğitim ve kültür hizmetlerine yönelik yatırımlar yapmaları olumlu gelişmeler olarak değerlendirilebilir. Ancak bunlar yetmez, işbirliğinin sivil tabanının gelişmesi ve Kürt, Türk, Laz, Çerkez demeden herkesin engelsiz ve korkusuz oralara gidebilmesi yatırım yapması, öbür taraftakilerin Türkiye’de yatırımlara yönelmesi gerekir. Ne Kürdistan’daki sermayenin birgün ne olur’ diye Türkiye’deki yatırımlardan çekinmesi, ya da aşirı kamuflaj yatırımları tercih etmesi, ne da Türkiye’deki Kürt girişimcilerinin ’Kürdistan Bölgesi’ne yatırım yaparsam acaba Türkiye’deki işlerimin başina ne gelir’ kaygısını taşimamaları gerekir. İki taraf arasındaki ilişkilerde günün moda deyimiyle varolan kırılma noktalarından bir diğeri de Kerkük sorunudur. Türkiye başindan beri Kerkük’ün Kürdistan Bölgesi’ne katılmasına karşi çikiyor. 2005’te sunni ve şii Araplar’la Kürtler’in uzlaşması sonucu yapılan ve yıl sonunda halkoylamasıyla %80 oyla kabul edilen Irak anayasının 140. geçici maddesi Kerkük sorununa barışçı ve demokratik bir çözüm getirdi. Daha önce, Kerkük’ü araplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak Baas rejimleri tarafından yerlerinden yurtlarından edilen Kerkük’lü Kürt ve Türkmenlerin yurtlarına dönmeleri, bu şehre güneyden getirilerek yerleştirilen Arapların zararları de karşilanarak eski yerlerine gönderilmeleri, Kerkükten koparılıp başka şehirlere dağıtılan kaza, nahiye ve köy gibi idari birimlerin tekrar şehre bağlanması, böylece araplaştırma planlarının kaldırılarak normalleştirilmesi, ardından şehrin nüfus saayımının yapılması ve Kerkük’te Kürdistan’a bağlanmayı isteyip istemediğinin referandumla sorulması; anayasanın 140. maddesi bunu öngörüyor. *Gazeteci-yazar


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

“Kürtlere karşı kimyasal silahların kullanılması bir insanlık suçudur’’

Prof. Dr. Kamuran Reçber, 1968’de Zara’da dünyaya geldi. Reçber, ilk orta ve lise eğitimini aldıktan sonra Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. Mastır eğitimini de aynı bölümde ve aynı üniversitede tamamlayan Reçber, doktora eğitimini Fransa’nın saygın üniversitelerinden biri olan Nice Üniversitesi hukuk fakültesinde yaptı. Doktora eğitiminden sonra Uludağ Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent Dr. olan Reçber, aynı üniversitede Deçent Dr. oldu ve 2009’da da Profesörlük ünvanı aldı. Çalısma alanı uluslararası ilişkiler ve hukuk olan Reçber’in çok sayıda kitabı ve çok sayıda makalesi bulunuyor. Sayın Reçber, dergimizin bu sayısı için bize özel röportaj verdi. Sayın Reçber’e soykırım, insan hakları, uluslar arası hukuk ve Kürtlere karşı uygulanan kimyasal silahlar konusunda sorular yönelttik. Reçber, Kürtler karşı kullanılan kimyasal silahların uluslar arası hukuk açısından bir insanlık suçu sayıldığını ve bunun soykırım kapsamında olduğunu belirtiyor. 1. Sayın Reçber sizce Saddam Hüseyin döneminde Kürtlere karşı gerçekleştirilen saldırılar uluslararası hukuk açısından insan haklarının ihlali olarak düşünülebilir mi? Uluslararası hukuk itibarıyla insan hakları ve temel özgürlüklerin ihlal edilmesinin önlenmesi ve cezalandırılmasına yönelik benimsenen çok sayıda uluslararası hukuk belgesi bulunmaktadır. Bu anlamda, özellikle 1988 yılında Halepçe’de Irak askeri güçleri tarafından gerek silahlı gerek silahsız kişilere yönelik kullanılan kimyasal

gazlar, çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Burada önemle şunu vurgulamak gerekir ki kimyasal silahların savaş zamanında bile kullanılmasının yasak olduğuna dair uluslararası hukuk belgeleri bulunmaktadır. Bu tür silahların kullanılarak insanların öldürülmesi, yaralanması, sakat bırakılması, üremelerinin engellenmesi ve sakat/özürlü doğumlara sebep olunması bir insanlık suçu olmaktadır. Bir grubun sistematik ve planlı bir şekilde ortadan kaldırılması veya kaldırılmasına teşebbüs edilmesi halindeki suç veya suçlar ise soykırımı oluşturmaktadır. Saddam Hüseyin’nin iktidarda olduğu dönemde, Irak’ta yaşamını sürdüren Kürtlere yönelik kimyasal gazların (silahların) kullanılması bir insanlık suçu oluşturmuş, hatta bu suç fiili soykırım tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Ayrıca, bu kimyasal gazların sivil halka karşı kullanılması, binlerce kişinin ölümüne neden olunması ve daha sonra da binlerce çocuğun sakat veya özürlü doğmasına yol açılması da belirttiğimiz gibi önemli bir insanlık suçudur. 29


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

2. Bir devletin kendi vatandaşlarına karşı kimyasal silahlar kullanmasının uluslararası hukuk açısından ne gibi sınırlamaları vardır? Yoksa devletler istediği silahı kendi vatandaşlarına karşı kullanma hakkına sahip midir? Bir devletin prensip olarak gerek savaş gerek barış zamanında sivil halka veya silahlı güçlere karşı kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlar kullanmaması gerekmektedir. Bu konuda Uluslararası Adalet Divanı’nın tesis ettiği kararlar da bulunmaktadır. Bir devletin, kendi ülkesinde isyan eden veya ayaklanan kişilere yönelik askeri veya polisiye güç kullanması uluslararası hukuk açısından meşru kabul edilmektedir. Ancak isyan veya ayaklanma bastırılırken, gereksiz olan yakma, yıkma, öldürme eylemleri ve toplu ölümlere yol açabilecek kimyasal, biyolojik ve nükleer silahların kullanılması ise yasaklanmıştır. Elbette, bir isyan veya ayaklanma esnasında bu tür silahların kullanılıp kullanılmadığının da tespit edilmesi oldukça zor olmaktadır. Hukuksal açıdan bir devlet, isyanı veya ayaklanmayı bastırırken güç kullanması, hatta bu güç kullanması esnasında ölümlere sebebiyet vermesi belirli durumlarda (kamu düzeninin ve toplumun can güvenliğinin sağlanması gibi) meşru kabul edilmektedir. Ancak, bu isyanı veya ayaklanmayı yapan grubun kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlayan eylemlerin de yasaklanmış olduğunu belirtmek gerekmektedir.

Halepçe hala kan ağlıyor 30

3. Sayın Reçber evrensel hukuk normları itibariyle düşünüldüğünde soykırım tanımlaması nasıl yapılmaktadır? Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 09.12.1948 tarihinde 260 A (III) sayılı kararla kabul edilen ve 12.01.1951 tarihinde yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nin 2. Md.’sine göre, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla şu fiillerden her hangi birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturmaktadır: a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasıtlı olarak değiştirmek; d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak; e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.

“Halepçe’de yaşanan insanlık dramının mahkeme tarafından soykırım olarak nitelendirilmesinin neticesinde, Irak yasama organı da bu durumu teyit edici yasal bir düzenleme yoluna da gidebilir.”


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

4. Sayın Hocam geçenlerde Federal Irak Mahkemesi Halepçe’de gerçekleştirilen saldırıları Soykırım olarak kabul etti. Bir ulusal mahkeme geçmiş dönemde yapılanları Soykırım olarak tanımlama yetkisine sahip midir? Bu tür tanımlamaları ulusal veya uluslararası mahkemeler yapabilmektedir. Ancak, ulusal mahkemelerin bu türden kararlar almaları halinde, bu kararların uluslararası sistemde doğurabilecekleri etki tartışmalı olmaktadır. Bu hususun uluslararası düzeyde kabul edilmesi Birleşmiş Milletler mevzuatına uygun olarak hareket etmeyi gerekli kılmaktadır. Diğer yandan belirtmek gerekir ki, soykırım fiilini veya “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”nin 3. Md.’sinde belirtilen fiillerden birini işlediğine dair hakkında suç isnadı bulunan kimselerin, suçun işlendiği ülkedeki devletin yetkili bir mahkemesi veya yargılama yetkisini kabul etmiş olan devletler bakımından uluslararası nitelikteki bir Ceza Mahkemesi tarafından da yargılanmaları mümkündür. Bu konuda, 2002 yılında Statüsü yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (Divanı) de önemli yetkilerle donatıldığını belirtmek gerekmektedir. 5. Sayın Reçber sizce Irak mahkemesinin aldığı kararın uluslararası alanda herhangi yasal bir etkisi bulunmakta mıdır? Belirttiğimiz gibi, bir ulusal mahkeme de insanlığa karşı işlenen suçlar ile soykırım suçu konusunda yargılama yetkisine sahiptir. Bu konuda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Statüsü (Roma Statüsü), ulusal yargı organlarının yargı yetkisini tanımaktadır. Bu anlamda, bir devletin ulusal mahkemesi de soykırımda bulunanları, soykırımda bulunulması için işbirliği yapanları, soykırımda bulunulmasını doğrudan ve aleni surette kışkırtanları, soykırımda bulunmaya teşebbüs edenleri ve soykırıma iştirak edenleri yargılayabilmektedir. Bu türden bir yargılama yapılmış ve ilgili kişiler cezalandırılmış ise Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılama yapmamaktadır. Irak ulusal mahkemesinin böyle bir karar alması, sorunun veya durumun uluslararası bir nitelik almasına yol açacaktır. 6. Mahkeme kararının ardından Irak hükümeti veya vatandaşları diğer devletleri Halepçe’de yapılanlar hakkında soykırım ifadesini kullanmaları konusunda zorlayıcı bir hukuksal hakka sahip midirler? Irak ulusal mahkemesinin bu tür bir karar alması, gerek siyasilerin gerek vatandaşların mutlaka soykırım terimini kullanmalarını gerektirmemektedir. Ancak, bir yargı organının bu türden bir karar almasının da son derece önemli ve düşündürücü bir durum olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Halepçe’de yaşanan insanlık dramının mahkeme tarafından soykırım olarak nitelendirilmesinin neticesinde, Irak yasama organı da bu durumu teyit edici yasal bir düzenleme yoluna da gidebilir. Eğer bir yasal düzenleme ile

soykırım tanınır ve inkârı da suç kapsamına alınırsa, bu durumda gerçek ve tüzel kişiler de bu yasal düzenlemeye uymak durumunda olacaklardır. Bu türden bir yasanın varlığı halinde, bu yasaya uymamak da suç kapsamına girebilmektedir (örneğin Fransa ve İsviçre’deki uygulamalar gibi). 7. Sayın Reçber Halepçe’nin soykırım olarak tanımlanmasının ardından Soykırım mağdurlarının haklarını arayacakları ulusal veya uluslararası mekanizmalar bulunmakta mıdır? Bu konuda bazı hususları birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Irak ulusal mahkemesinin bu tür bir karar alması mağdur kişilere doğrudan hak yaratmamaktadır. Bu konuda, Irak iç hukukunda bir yasal düzenleme var ise bu düzenlemeye istinaden maddi veya manevi tazminatların (mağduriyetin tespit edilmesi ve sabit görülmesi kaydıyla) istenmesi doğrultusunda müracaatların yapılması gerekmektedir. Bu türden yasal bir düzenlemenin olmaması halinde, yasal düzenlemelerin yapılması gerekli olmaktadır. Diğer yandan, konuya ilişkin mağdur olanların öncelikle idari organlara başvurmaları ve sonuç alamamaları halinde yargıya müracaat etmeleri de mümkündür. Elbette, bunları sorunuza istinaden belirtiyorum. Zira, soykırım suçu, uluslararası hukukta en ağır suç kategorilerine girmektedir. Soykırımın yasaklanması da uluslararası hukukta “bir genel hukuk ilkesi” olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle öncelikle, bu suçun yetkili merciler tarafından tespit edilmesi gerekmektedir. Bu tespit yapılıp, suç da sabit görüldüğü takdirde gereğinin yapılması doğal olmaktadır. 8. Sayın Hocam son olarak Soykırımın uluslararası alanda da tanınması için hukuksal olarak neler yapılabileceği konusunda görüşlerinizi almak isterdik. Bu konuda, Uluslararası Ceza Mahkemesi tespit yapma yetkisi ile donatılmış durumdadır. Ancak, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin bu tespiti yapabilmesi için de önemli diyebileceğimiz prosedürlerin tamamlanması gerekmektedir. Diğer yandan belirtmek gerekir ki, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Statüsünün yürürlüğe girdiği 2002 yılından sonraki suçlar için yargılama yetkisine sahip olmaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü yürürlüğe girmeden önce, 1993 yılında Eski Yugoslavya ve 1995 yılında ise Ruanda’daki savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi iki ad hoc (özel nitelikte) mahkeme kurulmasını sağlamıştır. Ancak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak’a yönelik bu türden bir kararı almayı tercih etmemiştir. Ayrıca, belirttiğimiz “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen çok önemli bir uluslararası hukuk işlemi olmaktadır.

31


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

Başkan Barzani:

“Kürdistan Bölgesi federal ve demokratik bir Irak’a bağlıdır”

32


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

K

ürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, Ocak ayında gittiği ABD’de çok önemli görüşmeler yaptı. Başkan Barzani’nin ABD ziyaretinin resmi düzeyde olması uluslar arası medyanın büyük dikkatini çekti. Zira Başkan Barzani’nin ABD ziyareti hem Irak seçimlerinden önceydi hem de ABD başkanı Barack Obama’nın resmi davet üzerine gerçekleşti. Başkan Barzani’nin yurtdışı ziyareti sadece ABD ile sınırlı değildi. Barzani, Obama’nın resmi daveti üzerine gittiği ABD’de gerçekleştirdiği görüşmelerinin hemen ardından Avrupa’ya geçti. Avrupa’da Avusturya’yı ziyaret eden Başkan Barzani, orada çeşitli temaslarda bulundu. Kürdistan Başkanı, Avusturya temaslarının ardından 7 Şubat 2010’da Kürdistan Bölgesi’ne döndü. Resmi bir ziyaret Barack Obama’nın ABD başkanlık seçimlerinden başarıyla çıkmasından sonra, Kürdistan Başkanı bu ülkeye ilk defa resmi olarak davet edildi. ABD Başkanı Barack Obama ve Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, daha önce, Bağdat’ta bir araya gelmişlerdi. İkili görüşmelerin dışında, Obama ve Barzani bazı münasebetlerde telefonla görüşmeler yapmışlardır. Başkan Barzani’nin basın danışmanı Faysal Debbağ, Başkan Barzani’nin resmi ziyareti konusunda yaptığı açıklamada; “Başkan Barzani Barack Obama’nın resmi daveti üzerine Amerika’ya davet edildi ve bu davet çerçevesinde başkan Barack Obama ve çok sayıda üst düzey Amerikalı yetkili ile görüşüldü. Obama’nın daveti, resmi bir ziyaret için 11.12.2009’da Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Hewler’e gelen ABD Savunma Bakanı Robert Gates tarafından Başkan Barzani’ye ulaştırılmıştı’’ diye konuştu. Ziyaretin panoraması Başkan Barzani, ABD temasları çerçevesinde, Washington’da, Beyaz Saray’da bulunan Oval Ofis’te ABD başkanı Barack Obama tarafından karşılandı. İki başkan arasında yapılan görüşmede, Irak, Kürdistan Bölgesi ve ABD ile ilişkili çok sayıda konuda görüşalışverişinde bulunuldu. Irak seçimlerinin önemine değinen Kürdistan Başkanı, “Kürdistan Bölgesi’nin Federal, Demokratik

33


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

34

ve çok renkli bir Irak’a bağlılığının olduğunu’’ vurguladıktan sonra ABD’nin Irak ve Kürdistan Bölgesi ile olan uzun dönemli stratejisine olan bağlılığı üzerinde durdu. Irak’ta hala çözülemeyen sorunlar konusunda da Başkan Barzani, “ Irak Anayasası’nın uzlaşmazlıklar konusunda tek hakem olduğunu’’ belirtti. Barack Obama ile görüşmenin ardında Obama’nın Yardımcısı Joseph Biden ile biraraya gelen Başkan Barzani, Biden ile görüşmesinde, “ABD’nin Kürdistan Bölgesi hükümeti ile Federal Irak hükümeti arasında askıda kalan sorunların çözümü konusunda verdiği çabanın takdire değer olduğunu, Kürdistan Bölgesi liderliğinin de Irak’ta asayişin sağlanması ve Anayasa’nın uygulanması konusunda yapıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu’’ ifade etti. Başkan Barzani, ABD ziyaretinin bir diğer bölümünde, bu ülkenin Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’la Dışişleri Bakanlığı binasında biraraya geldi. Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında konuşan bakan Clinton, “görüşmede birleşik bir Irak çerçevesinde Kürdistan Bölgesi hükümeti ve Kürt halkı konusunda çok sayıda meseleden bahsettiklerini’’ belirtti. Cinton’un ardından söz alan Başkan Barzani de, Kürdistan Bölgesi’nin Federal ve Demokratik bir Irak’a olan bağlığını vurguladıktan sonra, Kürdistan Bölgesi ile ABD arasındaki yardımlaşmanın devamı üzerinde durdu. Başkan Barzani, ABD temaslarının bir diğer ayağında, ABD’ye iltica eden Kürt göçmenlerin durumunu yerinde görmek ve onları Bölge’nin siyasti konusunda haberdar etmek üzere onlarla bir araya geldi. Başkan Barzani, görüşmede, Kürdistan Bölgesi’ndeki ve Irak’taki siyasi gelişmelerden ve ABD ziyareti sırasında yaptığı görüşmelerden bahsetti. Kürdistan Başkanı, görüşme sırasında yaptığı konuşmada: “ Gelecek seçimlere elinizden geldiği kadar katılın. Çünkü öncelikli olarak sizler hakkınızı kullanacaksınız ve ikincisi de bu, Bölgeniz, ülkeniz ve geleceğinize dair bir destektir’’ diye konuştu. Daha sonra, Washington’daki temaslarına devam eden Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni ziyaret etti. Başkan Barzani, burada, Merkez Yönetim Kurulu tarafından kabul edildi. Kürdistan Başkanı, Merkez’de kendisi için düzenlenen bir seminerde Kürdistan Bölgesi’ndeki ve Irak’taki siyasi gelişmlerin değerlendirildiği bir konuşma yaptı. Başkan Barzani, daha sonra, ABD’de oturan Keldani ve Aşuri grupların önde gelen şahsiyetleri ile biraraya geldi. Kürdistan Başkanı, bu görüşmede sırasında yaptığı konuşmada, “Kürdistan Bölgesi’nin tarih boyunca kardeşlik ve herkesin beraber yaşadığı bir yer olduğunu, düşmanların planlarına rağmen bu kardeşliğin ve beraberliğin daha da arttığını, Kürdistan Bölgesi’nde Keldani, Aşuri

ve Süryani kardeşlerin görev ve haklar konusunda Kürtlerden, diğer uluslardan ve diğer mezheplerden hiçbir farkının olmadığını, bununla birlikte Irak’ın diğer yerlerin-


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

de uğradıkları tehdit ve saldırılardan kaçarak Kürdistan Bölgesi’ne gelen Keldani, Aşuri ve Süryani vatandaşların burada huzur içinde yaşadıklarını’’ belirtti.

Kürdistan Başkanı, Washington’daki bir diğer görüşmesinde, ABD Ticaret Bakanlığı’nı ziyaret etti. Bakanlık yetkilileri tarafından çok sıcak bir şekilde karşılanan Baş-

ABD Kürdistan Bölgesi’ne olan desteğini yeniledi 35


S i y a s e t Sayı: 3 15 Mart 2010

kan Barzani burada ikili görüşmelerin yapıldığı bir toplantıya katıldı. Toplantıda, Kürdistan Bölgesi ile ABD arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin yanısıra bu ilişkilerin geliştirilmesine yönelik etkili bir mekanizmanın oluşturulmasının gereğinden bahsedildi. Başkan Barzani ayrıca, ABD’li Emekli Komutanlar Komitesi’nin ana merkezini ziyaret etti. Başkan Barzani, burada, komitenin üst düzey yetkilileri tarafından kabul edildi. Başkan Barzani, burada yaptığı konuşmada, Kürdistan Bölgesi ile ABD arasındaki ilişkilerin önemi ve iki tarafın teröre karşı aynı cephede verdiği mücadeleden bahsetti. Kürdistan Başkanı, daha sonra, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’le Pentagon’da bir araya geldi. Görüşmede, terörle mücadele planının başarısı için Bölge ile ABD arasındaki kordinasyonun daha da artması konusu üzerinde duruldu. Başkan Barzani, Washington’daki görüşmelerinin devamında, ABD Kongresi’nin Dışilişkiler Komitesi Başkanı John Cary, Senatör John McCain ve Joseph Liberman tarafından ayrı ayrı kabul edildi. Görüşmelerde, Başkan Barzani’nin ABD ziyaretinden duyulan memnuniyet dile getirildi ve özelde Kürdistan-ABD; genelde ise Irak-ABD ilişkilerinin daha da sıkılaştırılması üzerinde duruldu. Başkan Barzani, ABD ziyaretinin ardından Avrupa’ya geçerek Avusturya’da bir dizi temaslarda bulundu.

36

‘‘Başkan Obama Kürdistan Bölgesi hükümetinin Irak’taki ilerlemelere olan katılımına duyguğu saygıyı dile getirdi’’

Beyaz Saray’dan yazılı açıklama Beyaz Saray, Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin ABD ziyareti ve ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesi hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şöyle denildi:” Başkan Barzani ile görüşmelerde Başkan Barack Obama, ABD’nin birleşik ve federal bir Irak çerçevesinde asayişin ve ilerlemenin hakim olduğu Kürdistan Bölgesi’ne olan desteğini vurgulamıştır. Başkan Obama Kürdistan Bölgesi hükümetinin Irak’taki ilerlemelere olan katılımına duyguğu saygıyı dile getirdi. Başkan Obama, Irak’lı bütün liderler gibi Başkan Barzani’den de elde edilen güvenliğe destek vermesi, Irak’ın siyasi, ekonomik ve bölgesel çapta sahip olduğu zenginliği kullanmasına yardımcı olması isteğinde bulundu’’

ABD Bölge’yi destekliyor Kürdistan Başkanı, ABD’ye iltica eden Kürt göçmenleri ziyaret ederek onları Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi gelişmeler konusunda haberdar etti. Kürdistan Başkanı: “ Amerikalılar Irak ve Irak Anayasası çerçevesinde Kürdistan Bölgesi’ne olan desteklerini vurguladılar. Onlar bize şunu dedi: “Biz sizden şunu istiyoruz; Federal Irak hükümetine destek verin. Eğer yarın birinin diktatörlüğü için çaba gösterilirse, bütün Irak halkı şunu anlasın ki Amerika Irak’ta sadece demokrasiye ve demokratik bir Irak’a destek veriyor’’ Diktatörle yaşayamayız Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin ABD ziyareti ve ABD Başkanı Barack Obama’yla görüşmesi konusunda Beyaz Saray tarafından yapılan yazılı açıklamada Irak’taki sorunlar ile ilgili olarak da şöyle denildi:” Başkan Obama, Irak Anayasası ve BM ile yardımlaşma temelinde Kürdistan Bölgesi hükümeti ile Irak hükümeti arasındaki sorunların çözümü konusunda siyasi bir icma oluşturulmasında, Iraklılara verdiği yardımdan dolayı ABD’nin bu ülkedeki Faaliyet Ofisi’nin çalışmalarını övdü’’ Başkan Barzani de bir konuşmasında: “ Başkan Obama ve bütün yetkililere Irak’ın mevcut anayasası devam ettiği sürece ülkenin tek parça kalacağını ancak Irak diktatörlüğün hâkim olduğu bir ülke olduğunda diktatörlükle yaşayamayacaklarını bildirdiğini’’ ifade etti. Ziyaretin sonucu Geçtiğimiz son bir kaç ay içinde ABDKürdistan Bölgesi ilişkilerinde çok büyük bir hareketliliğin olduğu gözlerden kaçmıyor. Buda Kürdistan Bölgesi’nin Irak’taki çözüm formüllerindeki güçlü bir konuma sahip olduğunun bir göstergesidir. Bu, aynı zamanda, Bölge’nin dışarıya yönelik diplomatik ilişkilerindeki ilerlemenin de bir göstergesidir. Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’nin ABD ve Avrupa ziyareti de bu çerçevede ileri bir düzeyde olunduğunun işaretidir. Kürdistan başkanı ve beraberindeki heyetin ABD ve Avrupa ziyareti hem yurtdışında hem de yurt içinde geniş bir yankı yarattı.


E k o n o m i

Sayı: 3 15 Mart 2010

BAE şirketleri için Bölge’de yatırım fırsatı

Kürdistan Bölgesi’nde yabancı yatırım 12 milyar doları geçti Hazırlayan: Hamit Ahmed

Yabancı yatırımın 12 milyar doları geçtiği Kürdistan Bölgesi’nde yeni stratejinin Arap ülkelerini Bölge’ye çekmek olduğu ve bu yönde hükümetin bir plan hazırlığı içinde olduğu bildirilidi. Kürdistan Bölgesi Başbakanı Dr. Berhem Salih’in BAE ziyaretinin bir bölümünün bu amacı taşıdığı belirtiliyor. Başbakanı Dr. Berhem Salih, 14.02.2010’da, Kürdistan Bölgesi’nde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) şirketlerine yönelik yatırım fırsatları, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla BAE hükümetinin resmi daveti üzerine, beraberindeki üst düzey bir heyetle bu ülkeye gitti. Başbakanla beraber BAE’yi ziyaret eden heyette Kürdistan Bölgesi Dışişler Bakanı Kerim Sincari, Yatırım Komitesi Başkanı Herış Muharram ve çok sayıda Kürt işadamı yer aldı. İlişkilerin sıkılaştırılması ve derinleştirilmesi Başbakan Dr. Berhem Salih başkanlığındaki heyet ile BAE yetkilileri arasında yapılan iki ayrı toplantıda, Kürdistan Bölgesi ile BAE arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, BAE’nin Irak’ta diğer bölgeler için huzur kapısı haline gelen Kürdistan Bölgesi ile olan ticari ilişkilerinin daha da yoğunlaştırılması üzerinde duruldu. Kürdistan Bölgesi’nde yatırım fırsatı Dr. Berem Salih, Şarike yetkilileri ile yapılan görüşmeler çerçevesinde, Şarike Yürütme Konseyi üyesi Dr.Sultan bin Muhammed Kasımi ve Şarike Emiri’nin yardımcısıyla bir araya geldi. Görüşmede, Dana Gaz şirketinin Genel Müdür’ü de hazır bulundu. Görüşmede, Irak’taki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bu sürece yardım edilmesi konusunun yanısıra, bütün düzeylerde ikili ilişkilerin geliştirilmesinden bahsedildi. Salih, daha sonra, Hayme Emiri Yardımcısı Şeyh Suud bin Sekar ile toplandı. Toplantıda siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesiden bahsedildi ve yatırım konusunda görüş alışverişinde bulunuldu. Şeyh Suud bin Sekar, daha sonra, Başbakan Salih ve beraberindeki heyetin onuruna bir akşam yemeği verdi. Salih ve beraberindeki heyet daha sonra, BAE Milli Petrol Şirketi’nin davetlisi olarak şirketi ziyaret etti. Şirketin Genel Müdürü Said Abdullah Khuri tarafından karşılana Kürdistan heyetine şirketin tanıtımı ile ile ilgili kısa bir sunum yapıldı. Görüşme sıra-

sında bir konuşma yapan Khuri; ‘’Kürdistan Bölgesi Başbakanı sayın Dr. Berhem Salih ve beraberindeki heyetin şirketlerini ziyaret etmesinden büyük bir memnunluk duyduğunu ve Irak’ta en fazla gelişme ve ilerleme kaydeden bir bölge olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki canlılığın büyük bir yatırım fırsatı sunduğunu ve Kürdistanlı heyetle tanışmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu’’ belirtti. Kürdistan Bölgesi ve Irak’ın canlandırılması Dr. Salih ve BAE devlet başkanı yardımcısı ve başbakanı Şeyh Muhammed bin Raşid el-Maktum arasında yapılan görüşmede ise Irak ve Kürdistan Bölgesi’nin yeniden inşa edilmesi konusundan bahsedildi. Görüşme sırasında konuşan El-Mektum, BAE’nin Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne yardım etmesinin önemli olduğunu belirtti. Aynı görüşmede Dr. Berhem Salih de, BAE’nin yardımlardaki rolü ve BAE’nin Kürdistan Bölgesi için model olabilecek deneyiminden bahsetti ve Kürdistan Bölgesi tüccarları için daha fazla kolaylık sağlanması ve iki taraf arasında daha fazla ticari görüş alışverişi yapılması talebinde bulundu. Kürdistan Bölgesi ile BAE arasında ticari geliş gidişlerde kolaylıkların sağlanmasının önemine değinen Salih, Kürdistan Bölgesi’nin Irak’ın bütününde önemli bir ticaret kapısı olduğunu söyledi. Bölge’nin beklentisi Başbakan Dr. Berhem Salih ve beraberindeki heyet daha sonra, BAE Maliye ba-

37


E k o n o m i

Sayı: 3 15 Mart 2010

kanı Şeyh Hamdan Muhammed bin Raşid el-Maktum ve çok sayıda BAE’li işadamı ile bir öğle yemeğinde biraraya geldi. İki taraf arasında yapılan görüşmelerde Kürdistan Bölgesi’nde yatırım faaliyetleri için yabancı sermayenin teşviki ve yatırımcılara kolaylıklar sağlanması konusu üzerinde konuşuldu. BAE’li yetkililer, Kürdistan Bölgesi’nde ve Irak’ta yatırımlar konusunda BAE’li işadamlarını teşvik etmek için

çalışmalar yapacaklarını bildirdiler. İyi ilişkiler arzuluyoruz Siyasi konularda da görüşmeler yapan Kürdistan heyeti, bu çerçevede, Birleşik BAE Meclisi Başkanı Abdülaziz el-Fetir ile biraraya geldi. Fetir, BAE’nin Irak’tak siyasi sürece desteğinin önemli olduğunu ve Irak’la bütün oluşumlarıyla iyi ve dostane ilişkiler içinde olmayı arzuladıklarını belirtti. Yabancı yatırım 12 milyar doları geçiyor

Kürdistan Bölgesi hükümetinin yeni hedefi Arap yatırımcılar

38


E k o n o m i

Sayı: 3 15 Mart 2010

Kürdistan Bölgesi Hükümeti’ne bağlı Yatırım Komisyonu Başkanı Herish Muhammet, ‘’Kürdistan Bölgesi’ndeki yabancı yatırımın 12 milyar doları geçtiğini ve bu miktarın her geçen gün arttığını, bundan dolayı hükümetin başta körfez ülkeleri olmak üzere bütün Arap ülkelerini Kürdistan Bölgesi’nde yatırım yapmaları için bir plan hazırlığı içinde olduğunu’’ belirtti. Başbakan’ın BAE ziyaretinin bir bölümü hükümetin bu yöndeki çabalarından biri ol-

“Kürdistan Bölgesi’nde ve Irak’ta yatırımlar konusunda BAE’li işadamlarını teşvik etmek için çalışmalar yapacağız”

makla birlikte ziyaret, Kürdistan Bölgesi ile BAE arasındaki ekonomik yardımlaşmalar açısında çok büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. Muharrem, Kürdistan Bölgesi’nin yabancı sermaye için çok uygun bir yer olduğunu ve hükümetin yabancı şirketlere ve yatırımcılara her türlü yasal yardımı yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi. İlişkilerin zarureti Kürdistan Bölgesi Başbakanı Dr.Berhem Salih ve beraberindeki üstdüzey heyetin BAE ziyaretini değerlendiren ekonomi uzmanı Faysal Ali, ‘’En azından Kürdistan Bölgesi’nin varlığının çeşitli ülkelerde okunması açısından, Kürdistan Bölgesi ile diğer ülkeler arasında kurulacak her ilişkinin çok önemli bir adım olduğunu ve bu ilişkilerin zaman içinde ekonomik ilişkilere dönüşeceğini, daha önceki Kürdistan Bölgesi –BAE ilişkilerinin Kürdistan Bölgesi’nin ekonomisi üzerinde yansımasının olduğunu ve şuanda bazı büyük BAE’li şirketlerin Kürdistan Bölgesi’nde çalıştığını’’ ifade etti. Ali, bu adımın diğer ülkelerden şirketlerin Kürdistan Bölgesi’ne gelmelerine ve sermayelerini burada yatırıma dönüştürmelerine sebep olacağını’’ belirtti. Ali, ‘’Dubaili şirketlerin yabancı ülkelerde bulunan şube sayısını azalttığını ancak başbakan Salih’in BAE ziyaretinin söz konusu Dubaili şirketleri yeniden Bölge’ye gelmeleri konusunda cesaretlendireceğini, Kürdistan Bölgesi ile BAE arasındaki ticari ilişkileri sıkı ve sağlam bir temele oturacağını, bu adımın Kürdistan Bölgesi hükümetinin canlandırmak istediği konut ve turizm gibi alanlarda etkili bir rol oynayacağını ve Bölge’nin BAE’nin deneyiminden istifade edeceğini düşündüğünü’’ söyledi. ‘’Ziraat, Sanayi ve Turizm’in üç önemli sektör olduğunu’’ belirten Ali, ‘’Ziraat ve Sanayi’nin çoğu dünya ülkesinin ekonomik olarak dayandığı iki büyük ve verimli sektör olduğunu ve bu sektörlerden sonra Turizm sektörünün önemli olduğunu’’ belirtti. ‘’Kürdistan Bölgesi’nin turizme elverişli bir bölge olduğunu’’ belirten Ali, ilgili şirketlerden istifade etmelerinin mümkün olduğunu, bunun Bölge’ye turist çekeceğini, bununla da daha fazla sermayenin Bölge’ye akacağını’’ belirtti. Ali: ’’ Bu, ekonomide sık işlenen ‘önceki ve sonraki bağlılıklar’ temelinde diğer sektörler için alan açacaktır. Yerleşim krizinin çözümü için de ekonomik ilişkiler daha da genişletilmeli ki her vatandaş kendi evine sahip olabilsin. Kürdistan hükümetinin şimdiki planı, ihtiyacımız olan 120 bin ile 150 bin arası konutun 100 binini 5 yıl içinde karşılayabilecek yeterliliktedir’’ dedi. 39


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

Khayat: “Endüstriyi önemli bir sektör haline getirmeye çalışıyoruz’’ Hazırlayan: Bilal Sa’di

Hewler Ticaret ve Sanayi Odası başkanı ve Irak Ticaret Odaları Birliği Başkanı Yardımcısı Dara Celil Khayat, “Kürdistan’da ekonominin genel olarak ilerlediğini ve bu yılın Bölge’de özel sektörün yılı olacağını’’ belirtiyor. Khayat, “Bölge’deki bir diğer sektörün bankacılık sektörü olduğunu, bankacılığın ayrı bir yerinin olduğunu ancak bankaların biraz geri kaldığını’’ söylüyor. Kürdistan Bölgesi’nde ekonomi ve endüstride yaşanan gelişmleri Sayın Khayat’la konuştuk.

40


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

Kürdistan’da ticaret ve ekonominin düzeyi nedir? Dara Celil: 2003’ün ardından ve Bağdat tarafından Kürdistan Bölgesi için bütçenin belirlenmesinden sonra, Kürdistan Bölgesi’nde ticaret ve sanayi ilerlemeye başladı. Öte yandan, Bölge’deki huzur ortamı, çok sayıda insanı ticaret yapmaya sevketti. Bir bakıma onları ticaret yapma konusunda cesaretlendirdi. Bölge, ticaret için başlıca kaynak yeri haline geldi ve daha sonra Irak’ın diğer kentleri de bundan istifade etti. Bundandır ki, Kürdistan Bölgesi’nde ekonomi, önemli ve iyi bir ilerleme kaydediyor diyebilirim. Sizce Kürdistan Bölgesi’ndeki mevcut ekonomi özel sektörün gelişmesi açısından ne kadar uygundur? Dara Celil: Irak hükmeti ve Kürdistan Bölgesi hükümeti, özel sektöre önem vereceğine dair açıklamalar yaptılar. Başbakan göreve başladığında, Kürdistan Bölgesi’nde başarılı bir ekonomi ve ticaret yönetimi için özel sektörün gelişmesine özel bir önem verileceğinden bahsetti. Şimdi de özel sektör için bir kanaat oluşmuş bulunmakta ve Kürdistan’da özel sektöre daha da önem verilecekti. Geçen yıl, Kürdistan Bölgesi’nde özel sektöre ait fabrikaların % 10’u kapandı. Fabrika sahiplerinin Ticaret ve Sanayi Bakanı’na ‘özel sektöre önem vermediği’ yönünde şikayetleri var. Buna ne kadar katılıyorsunuz? Dara Celil: Kürdistan ve genel olarak da Irak’ın özel sektöre yönelik hizmeti çok açıdan geri kalmıştır. Bununla beraber, sınırsız bir açılım var. Buda Kürdistan Bölgesi’ne ucuzluğun gelmesi üzerinde etkili olmuştur. Bu, çok sayıda fabrikanın kapanmasına yol açmıştır. Sınırlarda ucuz ihtiyaç mallarının gelmesi için çok kolaylık var. Bununla birlikte Kürdistan’a gelen mallar üzerinde gerekli gümrükler alınmıyor. Bundan dolayı Kürdistan’daki fabrikalar ilerleyememişlerdir. Şimdilerde, Kürdistan Bölgesi’nde fabrikaların kapanma nedenleri üzerinde çalışmalar yapmaktayız. Ticaret ve Sanayi Odası olarak, Kürdistan Bölgesi Ticaret ve

Sanayi Bakanlığıyla berbare ortaklaşa özel sektörün ve fabrikaların daha iyi bir seviyeye ulaştırılması ve ilgili yardımlar için bir konferans düzenleyeceğiz. Özel sektörün gerilemesinden ve fabrikaların kapatılmasından kim sorumludur? Dara Celil: Kürdistan’da açılan şirketlerden de anlaşıldığı gibi, Ticarette özel sektör çok iyi bir ilerleme kaydetti. Bu, aynı zamanda, endüstriye en az önemin verilmesine neden olmuştur. Ancak şunu ifade etmek gerekiyor ki Kürdistan Bölgesi’nde endüstri sektörünün etkili bir hale getirilmesi için çabalar var. Endüstri sektörüne özel bir önem veriliyor mu? Dara Celil: Evet. Şimdi Ticaret ve Sanayi Bakanlığı, hükümetin temsilcisi ve müteahhitler birliğinin temsilcisinin içinde olduğu ortak bir çalışmayla bu mesele üzerinde duruyoruz. Bu çaba, bu sorunun çözümü içindir. Sanayi ve Ticaret Odası olarak, bu sorunun çözüm şekli konusunda üyelerimizle beraber araştırmalar yapıyoruz. Bunun yanında, ekonomi uzmanlarıyla birlikte parlamentoya gönderilmek üzere bazı önemli ekonomik projeler üzerinde çalışıyoruz. Turizm ve ziraat sektörünün aynı sorunları var mı? Dara Celil: Turizm’in geliştirilmesi için bir komisyon kurulmuş. Ziraat için beş yıllık bir plan koyulmuş. Hükümet bu konularda çalışmalar yapmakta. Bunun için de büyük bir konferans yapılması kararı var. Bankalar, ülke ekonomisinin etkili bir hale getirilmesi için başlıca rolü oynuyor. Bankaların Kürdistan Bölgesi’nde bu rolü oynayamamasının nedeni nedir? Dara Celil: Irak ve geçmiş hükümetlerde var olan olumsuz durumdan dolayı Kürdistan bankaları geri kaldı. Bankaların bu durumunun ortadan kalkmasını ümit ediyorum. Şimdi, sermayeleri çok azalan bankalar için mevcut sermayenin arttırılması için bir karar var. Bunun için de Irak Merkez Bankası, bütün

“Kürdistan Bölgesi’nin üretici değil sadece tüketici bir ülke olduğu doğrudur. Bu yıl, üretimin artması ve bir kısmının dışarıya ihracatının yapılmasını temenni ediyoruz.”

41


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

Kürdistan Bölgesinde sanayi büyük bir devrime adım atıyor

42

Şimdi, sermayeleri çok azalan bankalar için mevcut sermayenin arttırılması için bir karar var. Bunun için de Irak Merkez Bankası, bütün bankaların sermayelerini 200 milyar dinar yapmaları yönünde karar aldı.

bankaların sermayelerini 200 milyar dinar yapmaları yönünde karar aldı. Bu kararın uygulanmasından sonra bankaların durumunun düzeleceğini ve daha fazla hizmet sunacaklarını sanıyorum.

Bütün ülkelerde, ekonomin gelişmesi kişinin gelirine bakılarak d e ğ e r l e n d i r i l i r. Acaba Kürdistan Bölgesi’nde kişi başına düşen geliri ortaya çıkaracak bir veri çalışması var mı? Dara Celil: Elde hiçbir veri yok. Ancak, hükmetin memurları ve özel sektörün aylık bütçesine- ki daha önce yarım dolar daha azdı ve şimdi çok daha artmış bulunmakta- ve Kürdistan’a gelen ihtiyaç mallarına bakılarak çok kolay bir şekilde ortaya çıkarılabilir. Özel sektör, diğer sektörlere nazaran neden inşaat ve yerleşime bu kadar önem veriyor? Dara Celil: Bunda halkın talebi ve buna gereksinimi etkili. İnşaat sektörü ülkemiz için önemli bir yere sahiptir. Binaların modern olması bizim ileri olduğumuzu ortaya çıkarır. Ancak, hak olan şu ki diğer sektörler de gelişmeliydi. Kürdistan Bölgesi’nin üretim yapılan bir ülke olmadığı söylemine ne kadar katılıyorsunuz? Dara Celil:

Kürdistan Bölgesi’nin üretici değil sadece tüketici bir ülke olduğu doğrudur. Bu yıl, üretimin artması ve bir kısmının dışarıya ihracatının yapılmasını temenni ediyoruz. Kürdistan’ın ilerlemesine özel bir önem veren ve Kürdistan’ı ziyaret eden ülkeler hangileridir? Dara Celil: Bizim odamızın işi bu ilişkilerin gelişmesine önem vermektir. Şimdi, Avrupa ülkeleri, Amerika, İran, Türkiye ile iyi ilişkileri olan ülkelerden biriyiz diyebilirim. Türk şirketleri Kürdistan Bölgesi’ne neden bu kadar önem veriyor ancak İranlı şirketler aynı önemi göstermiyor? Dara Celil: Türk ürünleri bizimle uygunluk gösterdiği ve halk bundan memnun olduğu için ürünler Kürdistan’ın talep ettiği şekilde üretiliyor. İran da şimdi iyi ürün satıyor ve bu ülke ile ilişkilerin geliştirilmesi için bazı sınır kapıları açıldı. Kürdistan’da halkın zenginleştiği farkediliyor. Sizce bunun nedeni nedir? Dara Celil: Bunun nedenlerinden ilki Kürdistan’daki huzurdur. Irak’ta Kürdistan Bölgesi’nin bütçesinin artması, Irak’ın Kürdistan Bölgesi ile ilişkileri halkın çok zenginleşmesini beraberinde getirdi. Bununla birlikte Kürt tüccarlar Irak’ta piyasaları doldurdu. Çünkü Irak’ın diğer kentleri için şirketlere mal tedariki Kürdistan Bölgesi üzerinden yapılıyor. 2010 yılı için özel bir programınız var mı? Dara Celil: Çeşitli ülkelerle ilişkilerimizin geliştirilmesi, Kürdistan’a daha fazla tüccar getirmek ve aynı zamanda, Kürt tüccarların yabancı ülkeleri ziyaret etmeleri bizim programımızın içindedir. Bununla birlikte, Bölge’nin ekonomik durumunun daha da iyileştirilmesi için başka bir yasa projesinin hazırlanması ve bunun parlamentoya gönderilmesi gerekiyor.


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

Unutulmuş bir kültür ve unutulmuş bir gelir

Turizm

Shamal Nuri*

40 yıllık bir ihmal ve yıkım, Bağdat’taki hükümetlerin baskısı, Kürtler’e karşı savaşlar, Körfez savaşları ve ekonomik ambargoya rağmen Kürdistan Bölgesi hala çok sayıda turistik bölgeye ve tatil yöresine sahip. Ancak, şu bir gerçek ki bu yerlerin çoğunun üzerinde çalışılmadığı gibi, bu yerler nitelik ve nicelik açısından da ileri ve modern olabilecek turistik yerlere dönüştürülememiştir. Bizde durum böyleyken, Uluslararası Turizm Organizasyonu, 2010 yılı için dünyada turist sayısının artacağı, bu sektörden elde edilen gelirin aynı yıl içinde 1 milyar dolar olacağı, bu sektörün 2020’de artarak elde edilen gelirin 2 milyar dolara yükseleceği ve bunun da 5 milyon kişi için istihdam kapısı açacağı öngörüsünde bulunuyor. Dünyadaki çoğu ülkenin ekonomisi turizme dayanıyor. Turizm

endüstrisi iş imkânları, gelir, ekonomik canlılık, çevrenin korunması, halkların kültürlerinin birbirleriyle karışması, bu kültürlerin tanıtılması ve daha çok sayıda yarar ve çıkarlar sayesinde, yeni gelişen ülkelerde barış ve istikrarın temel kaynağı olabilir. Turizm sektörüne dair yatırım fırsatları Kürdistan Bölgesi’nde onlarca turistik yer var. Arkeolojik açıdan önemli 700 yer, yüzlerce dini türbe, turizme elverişli hale dönüştüremediğimiz ya da kış turizmi için kullanamadığımız yüzlerce dağlık bölge var. Bununla beraber, sektörün mevcut durumu hala dünya standartları ve ölçüleri düzeyinde değil. Ancak eksikliklere rağmen, coğrafya avantajı, doğal bölgelerin varlığı, bölgenin genel olarak sükûnet, istikrara sahip olması, ucuzluk, dil, bölge insanının misafirperverliği, çevre, Bölge’nin turizm açısında elverişli bir yer olması Irak’ın

43


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

44

Turistler sadece yaz turizminden yararlanabiliyor ve bu durum, mevcut halkanın dışına çıkamamakta.

orta ile aşağı kesimlerinden yüzlerce turist ailenin bölgeye akın etmesi sonucunu doğurmuştur. Turist sayısında yıldan yıla artma gözlemlenmekte. Geçtiğimiz yıl, sadece ramazan bayramının ilk haftasında, Irak’ın orta ve aşağı kesimlerinden 130 bin turist(bu sayı 2008’de 23 bin idi) Kürdistan Bölgesi’ne geldi. Temmuz- Ağustos aylarında ve bayram günlerinde 75,588 turist Hewler ve Dohuk’a; 55,000 turist de Süleymaniye’deki turistik yerlere geldi. Hewler Turizm Basın Müdürlüğü’nün verilerine göre 2008’de Hewler vilayeti sınırları içindeki turist sayısı 211,780’e ulaştı. 2009 yılının Ocak ayından Ağustos ayına kadar turist sayısı 235,155’e ulaşırken, aynı yılın sonunda bu sayının 300,000’e ulaştığı tahmin ediliyor. Sadece Hewler’de turizmden elde edilen gelirin 100 milyar dinardan fazla olduğu tahmin ediliyor ve Kürdistan’ın genelinde bu sayı 200 milyar dinara yaklaşıyor. Bu yıl içinde Bölge’ye gelen turistlerin en önemli özelliği ve önemi grup halinde gelmeleri, geri gittiklerinde de beraberlerinde hediyelik eşya, yiyecek ve dağlık bölgelerde yetişen doğal ürünleri götürmeleriydi. Kürdistan Bölgesi Turizm ve Belediye Bakanlığı ve Yüksek Komisyon arasındaki anlaşma ve çevre ülkelerdeki turizm şirketleri ile koordineli olarak turist gruplarına kolaylıklar sağlamanın ve hem dışardan hem de çevre ülkelerden Bölge’ye turist çekmenin vakti gelmiştir. Bu adım sadece ekonomik açıdan yararlı değil; bunun, aynı zamanda, başka olumlu yanları da var. Bu olumlu yanlar; bölge halkları arasındaki kültürlerin birbirine karışması, birbirine yakınlaşması ve tanıtımdır. Bölge halklarının birbirlerinden uzaklaşmaları, aralarındaki diyalogun azlığı; şiddet yanlısı bazı kimselerin çatışma tohumlarını ekmelerine, şiddet ve milliyetçilik için bundan yararlanmalarına ve bu boşluğu bu şekilde kullanmalarına yol açmıştır. Turizm sektöründe, turistleri çekmek için Bölge’de uygun bir çevre var olduğu gibi; modern otel, motel, restoran, kış turizmi ve ilgili oyunlar için tesisler kuracak ve bunları ilerletecek büyük şirketlerin Bölge’ye gelişi için de uygun bir çevre var. Ancak şunu belirtmek gerekiyor ki, turizmin bu

yöndeki varlığı oldukça zayıftır. Bundan dolayı kış turizmi için tesisler kuracak, büyük lunaparklar inşa edecek, vahşi hayvanlar için korunaklı bölgeler kuracak ve daha çok sayıdaki büyük ve modern otel ve restoran projelerine yatırım yapacak ve bunu


E k o n o m i Sayı: 3 15 Mart 2010

hayata geçirecek İranlı, Türk ve Avrupalı şirketler bu konuda cesaretlendirilmeliler. Dohuk, Hewler ve Süleymaniye gibi üç büyük kenti olan Kürdistan Bölgesi’nde, sadece yaz turizmine yönelik çalışmalar olmamalı. Turizmin daha da genişletilmesi, sektörün endüstrileşmesi ve canlandırılması

ümidi ile ilerlemeyi sağlayacak bir master plana ihtiyacımız var. Uluslararası sertifikaya sahip gelişmiş ülkelerin büyük şirketlerinin yardımı ile arkeolojik ve kültürel bölgeler turistik yerler çevrilebilirler. Turistler sadece yaz turizminden yararlanabiliyor ve bu durum, mevcut halkanın dışına çıkamamakta. Hâlbuki

de n ’ i s lge ö B e n m a z t i s r i Kürd ük pay tu y ü b n e ı d l ı r y a

45


E k o n o m i

Sayı: 3 15 Mart 2010

46

Ancak şunu unutmamak gerekiyor ki turizm sadece gelir elde etmek için değildir. Turizm, aynı zamanda, iş fırsatları bulmak ve halkların kültürlerinin birbirlerine karışması ve yakınlaşması içindir de.

bunun dışında kış turizmi ve ilgili alanlarda etkinlik sağlayacak şeyler yapılmalı. Kürdistan’da 700’den fazla eski arkeolojik yer ve turistik alana dönüştürülememiş yüzlerce doğal bölge var. Yabancı yatırımın yarısının turizme ayrıldığı ve yabancı turist ve misafirlerin çoğunun ilgilendiği turizmin unutulması büyük bir eksiklik olduğu gibi, bu durum iyi bir plan ve yönetime sahip olunmadığının da işaretidir. Bütçenin olmaması da sorunun bir diğer sebebi olmakla birlikte turizm hizmeti de çok aşağı bir düzeydedir. Eski Turizm Bakan’ı geçtiğimiz yıl 27 Eylül Dünya Turizm Günü etkinlikleri çerçevesinde yaptığı bir konuşmasında turizm sektörüne dair hizmetin gerekli düzeyde olmadığı gerçeğinin farkında olduğunu belirtti. Elbette ki kuraklığın da sektöre darbe vurduğu söylenebilir. Bilgi eksikliği, kültürel alanda uzmanlık eksikliği, turizmde aydınlanma eksikliği, turizmin ilerletilmesine dair tekniğin ileri düzeyde olmaması negatif olarak kabul edilebilecek diğer faktörlerdir. Turizmdeki ilerlemeler ve sektöre dair dünyada elde edilen veriler, Kürdistan Bölgesi’nin bu sektörde gerekli yatırımı yapmadığını ortaya çıkarıyor. Turizmin Endüstrileştirilmesi Kürdistan’da turizm sektörü, olduğundan daha geniş bir

kıta sahanlığında çalışmalarını ve faaliyetlerini yapabilmiş, eski arkeolojik yerleri, türbeleri ve kış turizmini ileri bir düzeye getirebilmiş değil. Bölge’de turizme dayalı bir şehir projesi bulunmamaktadır. Üç yıldızın üzerindeki oteller gerekli düzeye ulaşamamıştır. Büyük sanat festivalleri düzenlenmiş değil ki bütün bunların turizmin çeşitlendirilmesinde önemli bir rolü var. Otel, lokanta ve restoran ekipmanlarının yapımı, temizlik ürünleri, bölgede gıda üretiminin yapılacağı endüstriyel gıda fabrikası hiç yok. Hiç şüphesiz ki bunların yokluğu turist sayısının azalmasında etkili olmakta. Hâlbuki turizm, dünyada bir ülkenin 4. gelir kaynağı olarak kabul edilmektedir. Dünyadaki büyük sanayi ülkeleri dahi turizm endüstrisine dayanmaktadır. Turistler, aylık ya da yıllık gelirlerinin önemli bir kısmını seyahate ayırıyor. Bundan dolayı en fazla turisti çekmek en fazla geliri elde etmek anlamına geliyor. Ancak şunu unutmamak gerekiyor ki turizm sadece gelir elde etmek için değildir. Turizm, aynı zamanda, iş fırsatları bulmak ve halkların kültürlerinin birbirlerine karışması ve yakınlaşması içindir de. Bu perspektiften bakıldığında ortaya çıkan gerçek şu; yabancı turistleri Bölge’ye çekmek ve onların Bölge’de kalmalarını sağlamak için büyük turizm

Bölge’de yaz ve kış turizm için olmasına rağmen ikisi arasında


E k o n o m i

Sayı: 3 15 Mart 2010

şirketleriyle ilişki kurmak gerekiyor. Bu yıl sadece iki Amerikalı turist grubu Kürdistan’daki arkeolojik ve turistik bölgeleri ziyaret etti. Bölge’de düzenlenen uluslararası fuarlar sayesinde gözle görülür oranda yabancı sermayedar, iş adamı ve tüccar bölgeye geldi. Buradan da, Kürdistan Bölgesi’nin Irak’ın orta ve aşağı kesimlerinden farklı olarak çok istikrarlı bir bölge olduğu ortaya çıkıyor. Turizme dair master plan Kürdistan’da turizm sektörünü canlandıracak ve yabancı ülkeler rekabet edecek düzeye ulaştıracak olan, turizme dair bir master plandır. Ancak bu planın içinde ekonomi ve kültürel düzeyi arttırmaya yönelik bir strateji olmalıdır. Çünkü turizme dair aydınlanmanın zayıflığı sektörün gelişmesinin önündeki başlıca sorun ve engeldir. Eğer bu sektörden istifade etmek istiyorsak; altyapı, işçi gücü, ulusal bir strateji geliştirmemiz, yabancı sermayenin elde edilmesi için bir mekanizma kurmamız ve suç, yolsuzluk, şiddetin azaltılması için çalışarak sektörün önündeki engelleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Turistleri teşvik için ne yapılmalı? Toplum, hükümet ve yabancı şirketler turistlerin huzuru ve memnuniyeti için üç önemli unsurdur. Toplum rekabeti arttırmalı, hizmette yenilenmeyi gerçekleştirmeli, çevresini ve kültürünü korumalıdır. Hükümetin de güçlü bir strateji koyması gerekiyor. Hükümet gerekli yasaları çıkarmalı, sektörün önündeki engelleri kaldırmalı ve turizm alanında

uluslararası standartların uygulamasını sağlamalıdır. Yabancı şirketler de turizm sektörünü müessese haline getirmeli, özelleştirmeli ve bunu yatırıma dair başarılı bir ekonomik güce dönüştürmeli. Yabancı şirketler, aynı zamanda, yararlı bilgiler vermeli ve sektörde teknolojik kolaylıklar sağlamalı. Turizme dair etkili bir master plan hazırlanmalı ve bu plan en kısa zamanda hayata geçirilmelidir. Bundan da daha önemlisi, otel ve motellerin çoğu Hewler kentinin merkezinde olduğu için tatil yerlerine giden yollar düzeltilmeli, yollar çift şerit yapılmalı ve zamandan daha fazla istifade etmek için tüneller açılmalıdır. Turistleri Bölge’ye çekmek için elektrik ve içme suyunun temini, çevrenin korunması, temizlik ve hizmetin düzeyi çok önemlidir. Özellikle de yollarda ve tatil yerlerinde tesis edilen restoranların, sağlık koşullarına ne kadar uyduğunun ortaya çıkarılması için denetim yapılmalı. Turistleri bölgeye çekmenin bir diğer önemli noktası ise fiyatların indirilmesiyle ilgilidir. Iraklı aileler kalabalıktır. Bundan dolayı herkesin Ürdün, Suriye, Lübnan ve Türkiye gibi ülkelere seyahat etme imkânı yoktur. Fiyatların indirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi Kürdistan Bölgesi’nde turizm sektöründe ortaya çıkacak rekabetin önemli bir noktası olabilir. Avrupalıların Doğu Asya’da Malezya ve Tayvan’a, Afrika ülkelerinden Mısır, Fas ve Tunus’a, Orta Doğu’da ise Ürdün ve Lübnan’a akın etmelerinin sebebi indirimler ve maliyetlerin düşürülmesidir. *Siyasi Ekonomi Dergisi’nin Yazı İşleri Müdürü

büyük olanaklar büyük bir dengesizlik var. 47


K a d ı n

Sayı: 3 15 Mart 2010

e e ğ d ’ ü r l r e l ö f w o e ş H ın r a l n kadı i yüksek t e b ğ ra

12 bin 371 kadının ehliyeti var

48

Kadınların araba kullanması, geçmişte halkın büyük bir çoğunluğu tarafından anormal karşılanırken; bugün ise durum tam tersi. Kadınların araba kullanması toplum tarafından artık normal karşılanıyor ve kadın şoförlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Trafik Müdürlüğü Ehliyet dairesi başkanı Muhammed Ruşdi Şeyh Sadi çok sayıda kadının şoförlük öğrenmek istediğini ve şu ana kadar 12 bin 371 kadının ehliyet aldığını bildirdi. Kadın şoförlerden Aftab Kemal, trafik ışıklarında durduğu bir sırada Hewler’e yaptığı açıklamada, kadın olarak şoförlük noktasında hiçbir korkusunun olmadığını, kadınların kendilerine güvenmeleri gerektiğini ve kendi işlerini kendilerinin yapmaları gerektiğini belirtiyor. Bir diğer kadın şoför Zine Mustafa, kadınların çaba göstermeleri durumunda erkeklerden daha iyi olabileceklerini belirtirken, kadın şoförlerin günden güne artmasından çok memnun olduğunu dile getiriyor. Seyran Muhammed, üniversitede öğrenci ve her gün kendi arabasıyla fakülteye gidip geliyor. Muhammed, şoförlüğünün ilk dönemlerinde çok korktuğunu ancak çeşitli kurslara katıldıktan sonra korkusunun geçtiğini belirtiyor. Trafik memuru Muhammed Süleyman, eskiden kadın şoförleri çok az gördüğünü ancak bugün sayılarının arttığını belirtiyor. Süleyman, kadın şoförlerin bir çeşit korku taşıdıklarından bahsediyor ve aynı durumun erkeklerde görülmediğini söylüyor. Süleyman, kadın şoförlerin trafik kurallarına daha fazla uyduğunu dile getiriyor. Abdülkerim Kadir, Kani Sürücü Kursu’nun sahibi ve kadınların şoförlük konusundaki cesaretinden bahsediyor. Kadir, kendilerine gelen bazı kadınların şoförlük konusunda erkeklerden çok daha başarılı olduğunu söylüyor. Kadir, geçmişte şoförlük için başvuran ka-

dın sayısının çok az olduğunu ancak bugün sayının çok artığını ifade ediyor. Aram Sürücü Kursu’nun sahibi Aram Abdülkerim ise kurslarına başvuranların % 80’ninin kadın olduğunu ve başvuru sayısının artmasını sebebinin ise otomatik vitesli arabaların sağladığı kolaylık olduğunu belirtiyor. Trafik Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2009’da 14 bin 368 kişi araba kullanmak için ehliyet alırken; 474 kişi de motosiklet kullanmak için izin aldı. Trafik Müdürlüğünün verilerine göre, 2008’de 2 bin 203 ve 2009’da ise 3 bin 329 kadın ehliyet aldı. Bu ehliyetlerin 3 bin 390’ı özel ve 39’u ise genel. Şu ana kadar ehliyet alan kadınların sayısı ise 12 bin 371. Trafik Müdürlüğü Ehliyet Dairesi başkanı Ruşdi, genelde ehliyet alan kişilerin ve özelde de kadın şoförlerin sayısının artmasının ekonomik düzeyin artmasından kaynaklandığını ve Bölge hükümetinin tanıdığı imkânlar sayesinde çoğu ailenin birden fazla araba sahibi olduğunu belirtiyor Diyalog-Hewler


T o p l u m Sayı: 3 15 Mart 2010

Silah taşıma: Kaybolan bir görüngü Kürdistan Bölgesi’nde, silah taşımak artık ayıp sayılıyor

Kürdistan toplumunda silah taşıma ve bunun yayılması fenomeninin kökleri Irak’ta geçmiş rejimerin devam ettirdiği işgal mirasının yarattığı korku, Baas kültürü ve militarist uygulamalara dayanıyor. Saddam rejimi, ülkemizi baştan başa askeri bir üs haline getirdi. Önceleri Baas partisi üyeleri bir şekilde özgürce silah taşıyorlardı ve yazları kurs açarak öğrencilere nasıl silah kullanacaklarına ve nasıl adam öldüreceklerine? dair eğitim veriyorlardı. Bu da silah taşıma kültürünü daha da yaygın bir hale getirdi. Hatta Saddam’ın önemli gün, merasim ve festivallerde ya bir tabanca ya da bir Bruno marka tüfeği havaya kaldırarak ateş ettiğini görmüşsünüzdür. Bu, güç gösterisi, silahın halkın zihninde değerli hale getirilmesi ve kutsallığın silahlanma mantığına geri dönüşü için yapılıyordu. Resmi bilgiler ve kaynaklara göre, Saddam rejiminin yıkılmasıyla beraber 5 milyon silah sokaklara dağıldı ve daha sonra bu silahlar vatandaşlar tarafından ticaret için ve zaman zaman da takas için kullanılıyordu. Halbuki hükümetin bu silahlara en kısa zamanda el koyması gerekiyordu. Medeni olmayan bu görüngünün yayılmasının tehlikeli sonuçları var. Gözlemcilere göre, halk içinde silahlanmanın büyük bir oranda yayılması, iç savaşın çıkmasına ya da siyasi amaçlar elde etmek için bazı grupların baskı uygulamalarına zemin hazırlıyor. Eğer dikkat edersek son zamanlarda Kürdistan, Irak ve bölgede büyük bir siyasi dönüşüm yaşanmakta. Ancak, bununla beraber, silahlanma fenomeninin yayılmasının Kürdistan toplumu üzerinde negatif etkisi olacaktır. Sivil alanda silahlanma şiddet

49


T o p l u m

Sayı: 3 15 Mart 2010

ve tutucu grupların bunu özel amaçlar, fitne, kaos ve dar partisel mücadeleler için kullanmasını sağlayacaktır. Bu konuyla bağlantılı olarak, Hewler Valiliği’nde İçişleri Direktörü olarak görev yapan Albay Khaled Abbas Rashid, kendisiyle yapılan bir röportajda, silah taşıma fenomeninin artık ortadan kalkmaya yada azalmaya doğru gittiğinden bahsediyor. Rashid’e göre Kürdistan Bölgesi’ndeki barış, huzur ve istikrar Bölge’yi Irak’ta bir model haline getirmenin yanında bu durumu, silah bulundurmanın zamanla azalmasını ve hatta bunun halk içinde artık utanılacak bir durum olduğu düşüncesinin gelişmesini beraberinde getirmiştir. Albay Rashid polis ve asayiş güçlerinin aldığı önlemler sayesinde silah bulundurma ya da taşımanın tamamen kontrol altına alındığını belirtiyor. Albay Rashid’in ifade ettiği gibi silah taşıma görüngüsü, 1991 baharında meydana gelen ayaklanmadan sonra Kürdistan’ın bütün şehir ve bölgelerine yayıldı. Kürdistan Bölgesi hükümetinin ilk kabinesinin kurulmasından sonra ise, görüngünün azalması ve daha sonra da ortadan kalkması için bazı çalışmalar ve araştırmalar yapıldı. Ve buna ek olarak,

50

“Polis ve asayiş güçlerinin aldığı önlemler sayesinde silah bulundurma ya da taşıma tamamen kontrol altına alındı.”

bunun için Adalet Bakanlığı tarafından bir yasa projesi hazırlandı ve bu yasa projesi daha sonra Bölge hükümeti tarafından onay alıp Parlamento’ya gönderildi. Sonuç olarak, 02.10.1993’te “Silah Yasası’’ adı altında, Kürdistan Bölgesi’nde, silah bulundurma ya da taşıma durumu için yeni bir yasa üzerinde duruldu. Albay Rashid: “Silah ruhsatı verme konusunda bazen baskılarla karşılaşmalarına rağmen silah taşıma ya da bulundurma konusunda gerekli şartları taşımayan kişilerin işlemlerini yapmadıklarını’’ belirtiyor. Albay Rashid: “Yasa dışı silah bulunduran ve kullananları cezalandıracağız’’ diyor. Silah yasası ve ilgili mekanizmaların aydınlatılması Silah yasası, silah bulundurma şekli ve mekanizması açısından çok sayıda farklı konuyu içine alıyor. Bu konuda Albay Rashid, silah bulundurma yasasının maddelerini şu şekilde açıklıyor: —Silah yasasının 2. Maddesi, tabanca, Kaleşnikof ve av tüfeği gibi küçük silahlardan bahsediyor. —Yasanın 7. Maddesi, yasayı çıkaran kişi ve taraflardan bahsediyor. Bu çalışma, İçişleri Bakanı’nın yönetimindeki bir komisyon


T o p l u m Sayı: 3 15 Mart 2010

tarafından yapılırdı ve ilgili ruhsatlar da bu komisyon tarafından verilirdi. Ancak şimdi ilgili yetkiler Valiliğ’e verildi. —Yasının 4. Maddesi silah taşıma ya da bulundurmanın kategorilerinden bahsediyor. Örneğin, Tabanca kategorisinde tabanca bulundurma ruhsatını alan sadece bundan istifade edebilir. Kaleşinkof içinse durum farklıdır. Ruhsatı alan kişi sadece evde bulundurabilir ya da bir yere gideceği zaman arabanın içinde bulundurabilir. Bunların hiçbiri izin olmaksızın yapılamaz. —Yasanın 5. Maddesi silah tamiri yapan kişi ve gruplardan bahsediyor. —Asli Ceza Mahkemesi’nin 39. Maddesi, izin olmaksızın bazı kimselerin silah bulundurmasına izin veriyor. Bunlar: Soruşturma savcıları, genel dava savcısı, muhtar ve polis amiri. 8.Madde’ye göre kimse izin almadan silah bulunduramaz ve hiç kimse başkansının yerine silah alamaz. —8. Maddenin ikinci fıkrası, silah için gerekli kurşun sayısını belirliyor. Buda en fazla 120’ye kadardır. —9. Madde, ruhsatla ilgili yenilenmeye yer veriyor. Maddeye göre, ruhsat yenileme süresinin üzerinden üç gün geçtikten sonra eğer yenileme yapılmamışsa ruhsat geçersiz sayılıyor ve bununla ilgili ceza neyse ruhsat sahibi kişi tarafından ödenir. Silah sahibinin ölmesiyle de silah bulundurma ruhsatının geçerliliği sonra ermiş olur.

sorunsuz, belli ve nezih bir kişi olmalı. Muhtardan mukim olduğuna dair onaylı belge almalı ve asayişin mülakatına tabi olmalı. Devlet hastanesinden psikolojik durumu ve göz sağlığı konusunda rapor almalı. Daha önce her hangi bir suç işleyip işlemediğine dair belge araştırması yapılır. Bütün bunlardan sonra, ruhsat talebinde bulunan kişi için özel bir dosya hazırlanıp Vali’nin onayına sunulur. Onaydan sona, her yıl yenilenmesi suretiyle bir yıllık ruhsat verilir. Ruhsat için verilecek para miktarı 40 bin Irak Dinarı’dır ve ruhsatın şekli de İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenir. Hewler Valiliği İçişleri Dairesi’nin verilerine göre, şimdiye kadar 450 silah taşıma ruhsatı ve yaklaşık 700 silah bulundurma ruhsatı yenilendi. Aynı verilere göre 2009’un başından şimdiye kadar 300 taşıma ve bulundurma ruhsatı verildi.

Suç işleyen, ruhsatsız silah bulunduran ya da taşıyanların takibi için polis, asayiş ve Zerevani (ING) birimlerinden oluşan ortak bir komisyon oluşturulmuştur. Çok defa, silah alımı ve satımı yapan yerlere yönelik baskınlar düzenlenip yasal olmayan bir şey yapıldığı tespit edildiğinde silah yasasının 21.maddesine göre fiili yapan kimseler mahkemece cezalandırılmışlardır. Bu maddelerden her bir madde, silah bulundurma ya da taşıma için ne yapılması gerektiğini açıklıyor. Bunun için de bazı koşullar koyulmuştur. Silah ruhsatı alan kişi Kürdistan’da mukim olacak. Bir suçtan dolayı mahkemece caza almamış olacak. Psikolojik durumu tamam olmalı. Silah taşıma nedeni meşru bir neden olmalı. Silah ruhsatı ile ilgili işlemler Silah ruhsatı alacak kişi yasal işlemleri yerine getirmelidir. Kişi, polis tarafından soruşturmaya tabi olmalı. Silah alacak kişi

51


T a r

i h

Sayı: 3 15 Mart 2010

Son nefesler ve kültürümüzün donuk çehresi: Hewler Kalesi Tarihçe ve yaşam Her ülkenin kendisiyle özdeşleşen ve tarihine ışık tutan tarihi yapıtları vardır. Kürdistan’daki Hewler kalesi de, ayakta duran nadir yapıtlarından biridir. Mevcut özellikleriyle Halep kalesine benzeyen ve şehrin yeni kurulan bölgesinden 39 m yükseklikte sağlam surlarla çevrili olan kalenin iki ana giriş kapısı vardır. Hewler şehrinin kadim özelliğinden, kalesinden, minaresinden ve tarihteki rolünden bahseden bir çok yazıda, maalesef Kale’de yaşayan halkın hayatından çok az bahsedilmiştir. Halbuki, Kürtlerin kültürel mirası olan bu kalede yaşayan ve koruyan halktan bahsetmek gerekiyor. Kale hayatını en iyi anlatacak olanlar ise hiç şüphesiz ki yine bu Kale’de yaşayan halktır. Asurlular zamanından kalan Hewler kalesi 1190’da Muzafferiddin Kökböri tarafından yenilenmiştir. 1731’de Nadir Şah’ın kuşatması sonunda tahrib olan kale, Osmanlı döneminde 1849 yılında tamir edilmiştir. Yukarı Hewler olarak bilinen kale ve kale içindeki mahalle, köni şeklinde yığma

52

bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 15 m. yüksekliğinde surlarla çevrili olan Hewler Kalesi, XIX. yy. da savunmadan çok yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Geniş duvarların üst kısımları geriye doğru daralan asma katlar şeklinde konak, ev, depo gibi yapılar şekline dönüştürülmüştür. Üç Kapı Kalenin, bugün 3 kapısı mevcut olup, modern trafiğe elverişli hale getirilmiştir. En büyük kapı Ahmediye kapısı olarak adlandırılıyor. Kale içindeki evler yüksek duvarlarla çevrili, dar sokaklarla geçilen birer küçük kale niteliği taşımaktadır. Yığma tepe altında, kubbeli dehlizler ve sarnıçlar mevcuttur. Hewler kalesi Kerkük kalesine çok benzemektedir. Yüksek bir yuvarlak tepe üzerine kurulmuş ancak Kerkük Kalesi’nden 20 feet (fit) daha yüksektedir. Kale, 60 bin m2 bir alanı kapsar ve içinde top-


T a r

i h

Sayı: 3 15 Mart 2010

hane, tekke, saray ve üç de mahalle vardır”. Üç mahelle Kale halkından olan 1932 doğumlu Abdülrezzak Şahabeddin Dabbağ, Kale’nin Saray, Tophane ve Takye olmak üzere üç mahelleden oluştuğunu ve Saray mahellesinin en büyük mahelle olduğunu belirtiyor. Dabbağ, mahallede bulunan ünlü ailelerin Yakubiler, Çelebiler, Dabbağiler, Uzeyriler, Umer Ağa, Melafendi, Reşad Mufti, Muhtar Efendi ve Ali Ağa olduğunu; Hacı Reşit Ağa, Ali Ağa, Hıdır Ağa, Dabbağiler, Çelebiler, Uzeyriler ve Muhtar Efendi ailelerinin Saray mahallesinde yaşadıklarını; Tophane mahallesinde ise Umer Ağa, Muhammed Sefved, Yakub, Mela Efendi ve Reşad Mufti ailelerinin oturduğunu anlatıyor. Tembelhane Kale’de bir de tembelhanenin bulunduğunu belirten Dabbağ, kalede okullar, polis karakolu, hastane ve bir de kaymakamlık binası bulunduğunu ancak bu binanın zaman içinde farklı amaçlarla kullanıldığını ve en sonun da yaşlıların barınma yeri olarak kullanılığını belirtiyor. Dabbağ, kalede Osmanlılar zamanından kalma bir de hamamın bulunduğunu belirtiyor. Zengin aileler Kelenin en zengin ailesinin Dabbağ ailesi olduğunu belirten Dr.Abdurrazzak Muhammed Dabbağ, Kale’nin en zengininin ise Hacı Salih Çelebi olduğunu ve kaleye ilk defa elektrik getirenin ise Ahmet Çelebi olduğunu belirtiyor.

Irak Kralı’nı halılarla karşılama 1940’larda Irak Kralı II.Faysal’ın Hewler’e geldiğini belirten Dabbağ, o zamanı hatırladığını, Kale halkından her bir ailenin Kral’ın gelişi münasebetiyle evinin önüne halı serdiğini söylüyor. Sorunları çözümü Kale’de olabilecek yada olan sorunların çözümü konusunda Dabbağ, sorunların mahkemeye gitmediğini, sorunların Kale büyükleri tarafından çözüldüğünü ve sorunların çözümünde etkili olan isimlerden birinin Mela Efendi olduğunu hatırlatıyor. Üç araba mecvut 1940 yıllarda Kale’de üç arabanın olduğunu belirten bir diğer Kale sakini Mam Kemal Abdürrahman, bu arabaların Kale’nin ileri gelenlerine ait olduğunu belirtiyor. Mam Kemal, araba gelmeden önce, Kale’nin ileri gelenlerinin fayton kullandıklarını hatırlatıyor. Mam Kemal, Kale’de düğünlerin çok renkli olduğunu ve düğünlerin üç gün üç gece sürdüğünü belirtiyor. Kale içinde 4.000 ev ve halkın vedası Kalede 4000 bin evin bulunduğu ve bu evlerin zaman içinde çok az değişiklik geçirdiğinden bahsediliyor. Kalede, içinde eski kilim ve antik eşyalarının sergilendiği bir müze mevcut. Hewler Kalesi, 2007 yılında imzalanan bir anlaşma ile UNESCO’nun yardımıyla yeniden restore ve rehabilite edilmesine başlandı. Kale, bu tarihten sonra korunması gereken tarihi miraslar listesine alındı. Restorasyon çalışmaları için Kürdistan Bölgesi hükümeti tarafından özel bir komisyon oluşturuldu. Rehabilitasyon çalışmaları çerçevesinde kale içinde bulunan evler boşaltıldı ve kale halkı kalenin dışında bulunan çeşitli yerlere yerleştirildi.

53


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2010

Kürt müziğinin ulu çınarı Khalki: “Özgünlük müzik ve şarkının sentezinden ayrı tutulmalı’’ Hazırlayan: Halil Barzani

54

Her milletin gönlünde taht kurmuş sanatçılar vardır. Üstat Mezher Khalki, Kürtlerin şimdiye kadar hayatta kalan en eski ve en önemli ses sanatçılarından biri. Uzun yaşamına çok sayıda ölümsüz eser katan Khalki’nin besteleri ve şarkıları takipçileri ve halkın büyük bir kısmı tarafından dinlenip okunuyor. Eski tadından hiçbirşey kaybetmeyen hatta zaman geçtikçe daha da güzelleşen ve halkı coşturan şarkılara imza atan Khalki’nin halkın içinde çok saygın bir yeri bulunmakta. Khalki, ayrıca, Süleymaniye’de bulunan Kürt Kültürü Enstitüsü’nün başında bulunuyor. Khalki, bu enstitüde çok sayıda sanatçının eserlerini toplayarak, özgün Kürt müziği tutkunlarının hizmetine çok daha yüksek bir kalitede yeniden sunarak Kürt sanatına büyük bir hizmet vermekte.


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2010

“Komşu uluslarla sorunumuz yok’’ Kürdistan’a komşu ülkelerle genel ve sanat gibi özel ilişkiler konusunda Mezheri Khalki şöyle diyor: “Biz, Kürt Kültür Enstitüsü olarak dört parçada da ölümsüz Kürt sanatçılarının eserleri üzerinde çalışıyoruz. Musiki, her milletin doğru ve samimi duygularının bir ifadesi ve insanın diğer canlılardan ayrılan yönü olduğunu düşünüyoruz. Bazı ülkelerde Kürt kültürü ve dilinin yok edilmesine dönük politikalar uygulansa da bizim komşularımız başta olmak üzere hiç bir milletle sorunumuz yok.’’ “Medyanın Kürt kültürünün geliştirilmesinde etkili bir rolü olmalı’’ “Medya, sanatçı ve sanatçının eserlerini millete aktarmada öncelikli bir rol oynuyor.’’ diyen üstad Khalki, medyanın önemini şu sözlerle dile getiriyor: “Çünkü halk medya yoluyla sanatçılara aşina olur ve onları tanır. Medyanın rolü ve çalışma şekli konusunda radyo ve televizyonların sadece sanatta değil; genel olarak hayatın diğer alanlarında da çok açık bir program anlayışı ve özel bir politikası olması gerekiyor. Televizyonlarda sanat bölümlerinin sağlıklı bir şekilde işlemesi ve verimli olması için özel bir kurul oluşturulması gerekiyor. Her şarkı çığıranın sanatçı olmadığını ve bunlara sanatçı denilmemesi gerektiğini vurgulayan Khalki, “Şarkı söyleyen kişi ancak sanatçı kriterlerini yerine getirmesi halinde o sıfatı alabilir’’ diye konuştu. Kürdistan Bölgesi’nde özgür, bağımsız yayın yapan çok sayıda resmi ve özel televizyon bulunduğuna dikkat çeken Khalki, “Hükümete bağlı TV’lerin bir yayın politikası olmalı ve topluma faydalı programlara yer vermeli. Çok sayıda medya kuruluşu hala profesyonellik düzeyine ulaşamadığından medya üzerinden verilen mesajlar halka doğru ulaşamıyor’’ dedi. “Kişisel hatalar Kürt sanatının gelişimini engelliyor’’ Kürt sanatının ilerleme kaydetmesine rağmen kişisel hatalar nedeniyle layık olduğu yere henüz gelemediğinden yakınan Üstad Khalki, yine de Kürtlerin sanat alanında kısa zamanda hedeflediği noktaya ulaşacağına inandığını söyledi. Khalki, “ Teknik açıdan bir ilerleme görülüyor. Ancak, şahsi hatalar nedeniyle bu başarı gölgelense de bunların geçici sancılar

olduğuna inanıyorum. Kürdistan’da sanat alanında bugüne kadar yapılan çalışmalar umut verici. Gelecek nesiller önümüzdeki süreçte daha iyi şeyler yapacak ve Kürt sanatını dünyada layık olduğu yere taşıyacaktır’’ diye konuştu. Khalki konuşmasına şöyle devam etti: “ Kürt müziği ve şarkılarının yaratıcılığı Irak Kürdistan’ın özgürlüğünden besleniyor. Müzik çalışmalarında bir samimiyet gözlemliyorum. Bu nedenle Kürt sanatının giderek ilerleyeceğini şimdiden görüyorum. Sesi güzel olan ve halkın saygı duyduğu sanatçılarımız var. Adnan Kerim de bunlardan biri. Zevkle dinlediğim ve takdir ettiğim özgün sanatçılardan biridir.’’

“Kürt Kültür Enstitüsü olarak Kürt diliyle yapılan çalışmaları topluyoruz. Bunları arşivliyor ve koruyoruz. Amacımız bu çalışmalarımızı ileri aşamalara taşımaktır”

“Yabancı müzik sentezi Kürt sanatını yozlaştırıyor’’ Üstad Khalki, Kürt müziğinin önündeki en büyük sorunlardan birinin yabancı müzik sentezi olduğunu, bu tür çalışmaların Kürt müziğini yozlaştırdığını belirtiyor. Geçmişte bir çok Kürt sanatçısının özgünlüğünü yitirtmeden yabancı müziklerden faydalandığını aynı şekilde diğer milletlerin sanatçılarının da aynı kullandığını ifade eden Khalki, “ Kürt sanat anlayışına izlenen bu tür yöntemlerle hizmet sunulamıyor. Her şeyden önce bir tekrar söz konusu. Bir çok Kürtçe müzik var ancak sözleri dışında herşey Arapça. İyice dinlemedikçe Kürtçe olduğu da anlaşılmıyor. Şüphesiz ki bunun Kürt müziğinin özgün yapısı üzerinde olumsuz etkisi olacaktır. Nihayette ise, sanatı gerçekten anlayanlar, Kürt sanatının özgün eserlerine döneceklerdir’’ dedi. “En büyük amacımız ulusal arşiv oluşturmaktır’’ Khalki, ulusal sanattan söz edebilmek için müzik alanında ulusal değerlerin toplanmasının ve derlenmesinin büyük önemi olduğuna dikkat çekti. Bunun için Kürtlerin müzik alanında ulusal bir arşiv oluşturmasının kaçınılmaz olduğuna vurgu yapan Khalki, “Kürt Kültür Enstitüsü olarak Kürt diliyle yapılan çalışmaları topluyoruz. Bunları arşivliyor ve koruyoruz. Amacımız bu çalışmalarımızı ileri aşamalara taşımaktır. Tüm çabamız ulusal bir arşivin oluşması içindir. Çalışmalarımızı dil, müzik ve genel kültür alanlarında yoğunlaştırmış bulunmaktayız’’ dedi.

55


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2010

O, Kürt sinemasında ve müziğinde yeni bir yıldız

56

Foto: Kemal Akreyi

“Sesim Kürt müziğinin ve sinemasının özgünlüğü içindir’’


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2010

Renas Wuria, şarkı söylemede ve müzik aletlerini çalma konusunda büyük bir yeteneğe ve kapasiteye sahip. O, özgün bir sese sahip ve birden fazla müzik aletini çok iyi çalabilmektedir. O henüz çok genç bir sanatçı olmakla beraber, müzik aletlerini çalabilme konusundaki ilk deneyimin de çok başarılı olmuş ve sanat dünyasında hem gözlemcilerin ilgilisini hemde eleştirmenlerin dikkatini çekmiştir. Şunu da belirtmek gerekiyor ki Rustemi Cemili gibi çok deneyimli bir yönetmenin filminde hem müzik aleti çalarak hemde şarkı söyleyerek rol almak kolay değildir. Ama Renas Wuria, bu rolü çok büyük bir başarıyla oynamıştır.

Çalışmalarının ilk ayağı Güzel Sanatlar Enstitüsü, Kürdistan’daki çok sayıda sanatçının sanata başlamalarının ilk kapısı olmuştur. Renas Wuria da sanata Güzel Sanatlar Enstitüsü yoluyla başlayan sanatçılardan biridir. Wuria, Süleymaniye Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün organize ettiği çeşitli festivallerde çok sayıda şarkı söylemiş ve bu dönemi takip eden süreçte yeteneklerini daha geliştirip sanat çevrelerinin dikkatini çekmeyi başarabilmiştir. Kürdistan’da Renas Wuria’nın sesini dinleyen herkes onun ne kadar yetenekli ve özgün bir sesinin olduğunu şahitlik eder. Özgün şarkılar Henüz, sanatsal çalışmaların başında olan ve gelecek için çok büyük bir yetenek olma yolunda iddialı olan Renas Wuria, kendi yaşıtlarının sanatsal çalışmalarının tersine, Kürt miziğinin özgün ve ölümsüz seslerini takip ederek sanatını icra etmekte. O, bir süredir Kürdistan’dan ayrı ve şuan ABD’de yaşamına ve sanatsal çalışmalarına devam etmekte. Renas Wuria, Kürt müziğinin özgün ve ölümsüz seslerini takip ederek icra ettiği sanatı, dinleyicileri tarafından büyük bir takdir topluyor ve dinleyicileri onu dinlediklerinde Kürt müziğinin asıl ruhunu hissettiklerini belirtiyorlar. Renas Wuria, sanatçı Enver Karadaği’yi hocası olarak vasıflandırıyor ve onun sayesinde yeteneklerini ortaya çıkardığını ve ondan, sanatını icra etmede büyük bir destek aldığını belirtiyor. Wuria, Süleymaniye’de bulunan “Grup Kızlar’’ adındaki grup sayesinde daha fazla tanındığını belirtiyor. Viyana Festivali Renas Wuari, özgün bir sese sahip olduğunu kanıtladıktan sonra, “Kürdistan Jedar Grubu’’ ile arkadaşlık yapmaya başladı ve bu grupla beraber dünyadaki çok sayıda önemli festivale katıldı. Viyana’da düzenlenen uluslararası bir festivale katılan Wuria, festivalde Kürdistan’ın özgün müziğini en iyi temsil eden ses olarak kendini kanıtlamış ve dinleyicilerden büyük alkış almıştır. Sinemaya yönelme Renas Wuria, müzik çalışmalarını sürdürdüğü bir zamanda, ünlü yönetmen Rustemi Cemili’nin yönettiği “Jani Gel’’ filminde Nızar Selimi ile birlikte rol alarak büyük bir fırsatı değerlendirmiş oldu. Cemili, Renas Wuria’yı onlarca kişinin içinden sınırsız bir yeteneğe sahip bir kişi olarak seçti ve ona filminde rol verdi. Film, 1947 ile 1957 yılında meydana gelen bazı olaylara dayanıyor ve Kürt halkının çektiği acılardan bahsediyor. Hem içte hem de uluslar arası düzeyde çok sayıda ödül alan bu filmede çok başarılı bir performans sergileyen Renas Wuria, sinemada da enaz müzik kadar başarılı olabileceğini kanıtlayarak sinemaya açılan kapıyı da aralamış oldu ve kendi sözleriyle dile getirdiği “Sesim Kürt miziğinin ve sinemasının özgünlüğü içindir’’ şiarını yerine getirmek için büyük bir adım atmış oldu.

57


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

Kürt Tiyatrosunun kaynağına inmek; Dengbêjlik Uzun zamandır Kürt Tiyatrosu’nun kaynağına ulaşabilme çabaları ve tartışmaları içerisindeyiz. Doğal olarak yaşamda her şey tiyatroya kaynakça olabilir. Fakat çıkış noktası; yani Kürt tiyatrosunu dayandırabileceğimiz bir kaynaktan söz etmek şimdiye kadar mümkün olmamıştır. Her halk bir şekilde tiyatrosunun dayanak noktasına varmış; ritüel, ayin, geleneksel halk oyunları, köy seyirlik oyunları ve daha bir çoğu. Bu yazımda Kürt tiyatrosunun kaynağına inmeye ve bugüne bir geçiş yapmaya çalışacağım. Tiyatro başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanat olgusuna ulaşmış. Kökeninde ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Avrupa’da Üst Paleolitik Çağdan (İ.Ö 40-10 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bunlar, maske ve köstüm kullanımının, dolayısıyla tiyatronun ilk örneği sayılır. Maske, kişinin kendi kimliğini aşarak başka kimlikleri ve daha genel varlık biçimlerini temsil etmesinin en etkin yollarından biridir. İlkel toplulukların inançlarına göre, yinelenen doğal olayların ruhları, kişilikleri

58

vardı; bu kişiler, sonradan tapınma nesnelerine, tanrılara dönüştüğü belirtiliyor. İnsanlar, belli zamanlarda yapılan törenlerde bu tanrıları temsil eden maskelere bürünerek kendi yaşamlarını etkileyen doğa olayları üzerinde denetim kurmaya çalıştılar. Yağmur yağdırmak ya da avda başarılı olmak için yapılan törenler danslar, kurallı oyunun ilk örneğiydi. Eski inançların hemen hepsi görülen “ölme ve yeniden dirilme” teması da, insanlara verdiği kılık değiştirme ve kişileştirme olanaklarıyla, tiyatronun çıkış noktalarından biriydi. Mevsimlerin dönüşü, kışın bahara dönüşmesi gibi yinelenen doğa olayları, eski yılı temsil eden kralın yeni yılın kralın karşısında yenik düştüğü bir törensel boğuşmayla temsil ediliyordu. Başlangıçta canlı insanların kurban edildiği bu boğuşma ve ölümler zamanla simgeleşti, iki ayrı gücün çatışması da yerini tek bir gücün ölüm ve yeniden dirilme törenine bıraktı. Bazı başka kuramlara göre ise tiyatronun kaynağı şamanist inançlardır. Şamanist törenlerin özelliği, izleyici ya da katılımcılara, tanrısal gücün simgesi yerine kendisini göstermesiydi. Bu törenlerde belirli kurallara uygun davranışlarla kendinden geçen şaman, öte dünya ile bu


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

dünya arasında bir aracı rolü üstlenmektedir. Tiyatro bugün de kökenindeki bu iki eğilimin izlerini taşır, bu iki eğilim arasındaki gerilimden güç alır: Bir yanda doğa güçlerini simgesel olarak canlandırma, temsil etme işlevi; öte yanda, doğaüstü güçlerin görünmesine aracılık etme işlevi... Bu durum Mezopotamya’da ise daha farklıdır. Burada dengbêjlik geleneği tiyatronun ritüelidir ve Kürtlerin tiyatro geleneğinin bu olgu da saklı olduğu söylenebilir. Çünkü dengbêjlik Mezopotamya’da anlatı tiyatrosunun en bariz bir örneğidir ve Kürt tiyatrosunun kaynağını oluşturuyor. Ayrıca çeşitli Köy Seyirlik oyunları da Mezopotamya’da yılbaşı, düğün, newroz ve dini günlerde görülmektedir. Bu seyirlikler günümüze çok az kalmıştır. Ve yeni nesil neredeyse bunlardan habersiz. Dünyada Çağdaş Tiyatronun Seyri Batı tiyatrosu bugün de genel olarak Stanislavski’nin sahne düzeni ve oyunculuk anlayışına dayalı bir gerçekçiliği sürdürmekle birlikte, 20. yüzyılın ilk yarısında dışavurumculuk, gelecekçilik ve Bertolt Brecht’in Epik Tiyatrosu gibi gerçekçilik karşıtı akımlar da etkili oldu. Bu akımların hepsi farklı amaçlar ve yöntemlerle de olsa, sanatın gerçeği yansıttığı düşüncesine karşı çıktılar; doğallık yanılsamasını kırarak sanatın doğal değil yapılmış bir şey olduğunu savundular. Geliştirdikleri

Teknik ve ekonomik imkânsızlıklara rağmen, birçok kurum ve grup iyi-kötü Kürtçe Tiyatro yapıyor

deneysel teknikler tiyatroyu bir vakit geçirme ve eğlenme aracı olmaktan çıkardığı için de çoğu zaman seyirci çekemedi, hatta skandallara yol açtı. Bu yeni akımların bir başka özelliği de, oyun yazarları kadar sahne tasarımcıları ve yönetmenlerin de öne çıkması, kuramcı kimliğini kazanmalarıydı. Deneysel tiyatro üzerinde etkili olmuş kuramcıların başında, İsveçli tasarımcı Adolphe Appia gelir. Appia, sahnenin bir gerçeklik atmosferi veren “sahici” dekor öğeleriyle doldurulmasına karşı çıkıyor, bunun yerine yapıtın “ruhunu” ortaya koyacak yalın bir sahne düzeni öneriyordu. Doğalcı ayrıntıların yerine, dikkati oyuncunun jestleri üzerinde toplayacak ve dramatik gerilimi çıplak bir biçimde dışa vuracak basit bir dekor gerekliydi. Appia’nın dışavurumcu görüşleri, İngiliz yönetmen Gordon Craig tarafından daha da geliştirildi. Craig, sahnede soyutlamayı uç noktasına götürdü; duygusal ve görsel değil, tinsel ya da zihinsel bir etki yaratmak için son derece öznel bir ışıklandırma yöntemi yarattı. Tek bir gotik sütunun, sahneye bir kilise havası vermekte ayrıntılı bir mukavva kilise dekorundan çok daha etkili olacağını düşünüyordu. Craig’e göre, tiyatro ve oyunculuk simgesel düzeni bozmamalıydı. Craig ve Appia’nın görüşleri, çok geniş bir uygulama alanı bulamadı. Yalnızca Avusturyalı yönetmen Max Reinhardt, Craig’in so-

59


S a n a t

Sayı: 3 15 Mart 2010

60

yutlamaya dayalı dışavurum anlatımıyla canlı ve renkli bir oyun anlayışı arasında bir uzlaşma noktası yakalayabildi.Rusya’da da 1917 Devrimi’nden sonra, kısa bir süre için, Stanislavski’nin doğalcı anlatımına karşı olan deneysel anlayışlar tiyatroya egemen oldu. Bu dönemde en etkili yönetmen, daha önce Stanislavski’nin yanında oyunculuk yapan Meyerhold’du. Craig’in izinden giden Meyerhold, dekorda soyutluğu daha işlevselci bir yöne çekti. Biyomekanik oyunculuk adını verdiği yöntemle oyuncuların özel kişiliklerini silmeye ve oyunculuğu bir dizi kimliksiz fiziksel harekete indirgemeye çalıştı. Sahnenin doğal bir ortam değil, tiyatro amacıyla kurulmuş yapma bir düzen olduğunu açıkça belirtmek için, vida ve çivileri gizlenmemiş dekor öğeleri kullandı. 1918’de, ilk Sovyet oyunu olan, gelecekçi şair Mayakovski’nin Misteriya-buff’uru (Kutsal Güldürü) sahneleyen de Meyerhold’du. Gelecekçilik, Rusya’dakinin tam karşıtı bir siyasal görüşü savunmakla birlikte, İtalya’da da etkiliydi. İtalyan gelecekçileri, makine çağının hızını, şiddetini, mekanikliğini kutsayan ve seyirciyle oyun arasındaki görünmez duvarı yıkmaya yönelen kışkırtıcı gösteriler düzenlediler. 1921’de Bağımsız Deneysel Tiyatro’yu kuran Anton Giulio Bragaglia, deneysellikle izlenebilirlik arasında bir denge oluşturmaya çalıştı. Modernizmin Almanya’daki biçimi, dışavurumculuktu. Bu akım ilk örneklerini Strindberg’in son oyunlarında, Frank Wedekind’in sahne ve kabare için yazdığı ve bestelediği şarkılı oyunlarda vermişti. Dengbêjlik Kürt Tiyatrosunun kaynağı olabilir mi? Dünyada her halkın sanatına ışık tutan ve esin kaynağı olan geleneksel bazı öğeler ve ya ritüeller vardır. Kürtlerin yüz yıllardır yerleşik hayatta olduğu Mezopotamya’da bir çok ritüel vardır. Ve bu ritüeller zaman içerisinde bir tür görsel sanatlarına dolaylı yollardan evirildi. Bunun en önemli gerçekliği dengbêjlerdir. Dengbêj kelimesi Kürtçe’de bir sözü sözle aktarmak anlamını da içerir. Deng=Ses, Bêj=Söylemek anlamındadır. Kürt toplumunda yaşanan bütün önemli olaylar, dengbêjler tarafından kılamlarla(türkü) dile getirilmiştir. Kılam bireysel ve toplumsal meseleleri anlatan müzikli bir hikâyedir. Bu anlamda Kürt tiyatrosu, Kürt edebiyatı ile geleneksel Kürt müziği birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak değerlendirilebilir. Bilge ozanlar olan dengbêjler, Kürt halkının tarihi boyunca belleğinde yer edinmiş önemli olayları, destansı kılamlarla yüzyıllardan bu yana Kürt insanının ruhunu saran ve etkileyen bir tarzda söylemişler ve bu vesileyle Kürt tarihinin önemli olaylarını toplumda hep canlı tutmuşlar. Her yeni gelişmeyle beraber bir sonraki kuşağa aktararak 20. y.y. sonlarına kadar süren gelişmiş sözlü edebiyat geleneğini oluşturmuşlardır. Kürtlerde yazının yaygınlaşmasına kadar bu önemli misyonu taşıyarak, yazılı Kürt edebiyatının temelini oluşturan destanların, kılamların,

hikâyelerin ve masalların(çîrok) önemli bir bölümünü günümüze kadar ulaştırmışlar. Dengbêjliği usta çırak ilişkisiyle meclis ve divanhanelerde öğrenen dengbêjler, gezgin sanatçılardır. Şehir şehir, köy köy dolaşarak, o yerin illeri gelenlerine gider, onların evlerinde kurulan divanlarda sanatını icra ederek geçimlerini sağlıyorlar. Her gittikleri yerin kılamlarını da alıp onları yeniden derleyerek repertuarlarını zenginleştiriyorlar. Halk arasında zengin ve etkileyici bir anlatıma sahip, belleği güçlü dengbêjlere değer verilir, dolayısıyla bu işi en iyi yapanlar dengbêj sıfatını alır. Divan=Sahne Dengbêj=Oyuncu Dengbêjler bir durumu(çîrok, destan, kılam) anlatırken durumun karakteristik yapısına göre mimik, jest, hareket ve beden diliyle olayı canlandırır. Divanda(sahne) bir ve ya birçok dengbêj vardır. Ve onu dinleyen-izleyen (seyirci) vardır. Dengbêj(oyuncu) durumun içerisinde bulunan karakteri canlandırırken pekâlâ rolünü en iyi şekilde ve anlatımın dramatik yapısı içerisinde en iyi şekilde yansıtır. Temsiline bazen seyirci de katılır, dengbêjin reaksiyonuna karşı, seyirci de bir reaksiyonda bulunur. Temsilin finali dramatik yapıya uygun genelde dram ve ya trajediyle sonlanır. Bu durumda temsil biter… Kürtler de diğer halklar gibi yüzyıllarca ritüellerle yaşamışlardır. Ritüellerinde, ayinlerinde, destanlarında ve çîroklerinde teatral öğelere rastlamak mümkündür. Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki bazı ritüeller; “Kasideler”, “Bûka Baranê”, Düzgın Baba, Gırnewas v.s. gibi onlarcası örneklendirilebilinir. Fakat şimdiye kadar doğru dürüst geleneksel seyirlikler ve özellikle dengbêjlik motifleri Kürt tiyatrosunda denenmedi. Ve ya bu motif ve kaynak günümüz Kürt tiyatrosunda nedense işlenmedi. Belki de nasıl formüle edileceği bilinemedi. Ama yukarıda belirttiğim gibi, bu kaynağın işlenememesi ve denenmesi dengbêjliğin Kürt tiyatrosundaki yerini asla küçültmez. Dengbêjliğin kaynak olmadığı anlamına gelmez. Bence dengbêjlik Kürt Tiyatrosunun en büyük ve köklü kaynağıdır. Kürtlerde folklor ve sözlü edebiyatın zengin oluşu, tiyatroya büyük kaynakçalar oluşturabilir. Çîrokbêj, Vebêj ve Dengbêjlerin yüzyıllar süren sözlü edebiyatındaki zengin teatral motifler, günümüz tiyatrosunda bir kaynakça olarak kullanılabilir olması ve bu motifler Kürt Tiyatrosu’nun kaynağını oluşturuyor olması, teatral açıdan büyük bir zenginliktir. Her yöre ve hatta her köyde, bu tür motiflere rastlamak mümkündür. Newroz ve düğünlerde köy seyirlik oyunları ve daha birçok ritüelin olduğunu ve birçok yönüyle Kürt Tiyatrosu’nun geleneksel olarak beslenebileceği alanlar olarak görmek mümkün. Fakat modern Kürt Tiyatrosu nerden beslenecek sorusuna vereceğimiz cevap ise; Modern tiyatroyu


S a n a t Sayı: 3 15 Mart 2009 2010

oluşturan tiyatro metinleri olabilir. Kürt Tiyatrosu’nun tarihsel gelişimi Kürtlerin tiyatrosu var mıdır, yok mudur, ilk piyesleri, dramatik tiyatroya geçişleri nasıl olmuştur, kendi bilgilerimiz ve bildiklerimizle bir göz atalım. Türkiye Kürtlerinin ilk tiyatro metni olarak kabul edilen “Memê Alan” 1918’de Ebdurehim Rehmi’nin yazdığı oyun olarak bilinmektedir. 1918-1919 da İstanbul’da Kürt Kadın Derneği adında bir dernekte iki Kürtçe oyun oynandığı biliniyor, fakat bu oyunlar hakkında net bir bilgiye sahip değiliz. Rivayetlere göre 1930’da Rusya’da eğitim gören Kürtler, Elegez’de iki temsil “Mem û Zîn”i oynamışlar. 1931’de Ereb Şemo “Koçekên Derewîn” adında bir oyun hazırlayıp sahnelemiş. 1934’te Ehmedê Mirazî “Zemanê Çûyî” adında bir oyun yazmış. 1970’lerde Rusya’daki Kürtler tiyatro alanında ilerlemiş ve o dönemde birçok yeni eser sahnelemişler. Onlardan bir kaçı şunlardır; Ker û Kulik, Reva Jinê, Zewaca Bê Dil. Bu oyunların birçoğu da Erivan Radyosu için Radyo Tiyatrosu’na çevrilmiş. O dönemler de Kürt yazarlar Victor Hugo ve Gogol gibi birçok dünya klasiğini Kürt diline çevirmişler. Süleymaniye Sanat Okulu açılmış, tiyatro ve oyunculuk adına iyi gelişmeler sağlanmış. Bununla beraber Kürtçe çocuk oyunları, radyo tiyatroları yapılmış. 1946’da İran Kürtlerinin sahnelediği “Dayika Niştiman”(Toprak Ana) dört parçayı anlatan bir müzikal oyundur. 1959’da Musa Anter’in Harbiye Askeri Cezaevi’ndeki hücresinde yazdığı “Birîna Reş”(Kara Yara) piyesi Türkiye Kürtleri açısından ilk Kürtçe oyun özelliğini taşıyor. Tarih boyunca yapılamayan ve yapılan Tarih 1990’ları vurunca Kürt Tiyatrosu bir diriliş yaşıyor. Varlığını onlarca oyun sahneleyerek ortaya koyuyor. Mezopotamya Kültür Merkezi’lerinin açılmasıyla Kürt Tiyatrosu kurumsal anlamda dramatik yapıyı da göz önünde bulundurarak yapılmaya başlandı. MKM’nin Teatra Jiyana Nû’su Kürt Tiyatrosu’nda avangart olma özelliğini de taşıdı bir yönüyle. Ellinin üzerinde kısa ve perdelik olmak üzere oyun sahneledi ve birçok klasiğe de imza attı. Mişko, Rojbaş, Şermola, Ta gibi oyunların yanı sıra Kürt Tiyatrosuna kazandırdığı dünya klasiklerinden; Zincire Vurulmuş Prometheus, Biz

ve Onlar, Ada ve Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü olmak üzere birçok Uluslararası Festival’de de sahne aldı. Bugün Kürt Tiyatrosu’nun varlığından bahsetmek mümkün. Kürt Tiyatro gruplarından Teatra Jiyana Nû, Seyrî Mesel Tiyatrosu, Tiyatro Avesta, Teatra Bakur, Destar Tiyatro, Teatra Mezopotamya, Teatra Arsen Poladov, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Sur Belediye Tiyatrosu, Nusaybin Belediye Tiyatrosu Kürtçe tiyatro yapan grupların bir kısmıdır. Teknik ve ekonomik imkânsızlıklara rağmen, birçok kurum ve grup iyi-kötü Kürtçe Tiyatro yapıyor- yapmaya çalışıyor. Son dönem ve son gidişat Son dönemlerde Kürt tiyatrosu açısından olumlu bir gelişmeyle beraber ekonomik sorunların ve tiyatro metinlerinin olmayışı tiyatroyu yapamayacak duruma getiriyor. Bu durumda yeni Kürtçe bilen oyunculara da rastlamak pek mümkün olmuyor. Dünyada her yıl, her tiyatro onlarca oyunla perdelerini açarken maalesef bunu Kürt Tiyatrosu için söylemek mümkün değil. Çünkü tüm dinamiklerini oyunculardan alan ve tiyatronun tüm yönleriyle uğraşan oyuncunun elindeki kısıtlı imkânları, tiyatronun teknik anlamda kısır döngü içinde bırakılmasını beraberinde getiriyor. Fakat şunu söyleyebiliriz ki; Yüzlerce Kürt oyuncu gelip geçti, sonuç şu oldu; Gelenlerin hepsi gitti, kalanlarsa bir avuç. Peki, bu durumda Kürt tiyatrosu nasıl gelişecek, nasıl yapılacak ve bu sanatı icra edenler nasıl istihdam olacak ki tiyatroya kan kaybettirmesin? Bu soru ve sorunların karşılığı kuşkusuz bu durumun ne kadar çok yapılması gerektiğinin samimiyetiyle ilgilidir. Bu sezon sahnelenmesi devam eden bazı Kürtçe oyunlar; Tiyatro Avesta; Araf / İki Ülke Arasında, Bir Dilin Ölümü Destar Tiyatro: Şevê Şevê, Cerb Teatra Bakur; Şîret DBŞT: Tu Kî Yî? Zimanê Çiya AYDIN ORAK orakaydin@gmail.com

Türkiye Kürtlerinin ilk tiyatro metni olarak kabul edilen “Memê Alan” 1918’de Ebdurehim Rehmi’nin yazdığı oyun olarak bilinmektedir.

61


S p o r

Sayı: 3 15 Mart 2010

Hewler Spor üç yıldır şampiyon ve dördüncü şampiyonluk yolda Hazırlayan: Reza Kakeyı Hewler Spor Kulübü, Irak’taki en büyük spor kulüplerinden biridir ve çeşitli oyunlarda çok sayıda başarı elde etmiştir. Kulüp, bu başarılı performansının yanında, Irak Milli Takımı’na devamlı olarak futbolcu gönderebilmiş bir kulüptür. Hewler Spor Kulübü, 1968 yılında kurulmuş olup aynı yıl içinde Irak ikinci liginde Hewler temsilcisi olarak maçlara katıldı. 1987’de, ilk defa Irak 1. Ligine yükselme başarısı gösterdi. Bu yıllarda, mali ve bölgedeki sorunlardan dolayı, kulüp gereken performansı sergileyemedi. Bundan dolayı, başarılı hiçbir sonuç elde edemedi. Çünkü futbola gereken maddi ve manevi destek verilmezse başarı elde edilemez. Kulüp, o zamanlarda her ne kadar da futbolda başarılı olamamışsa da, satranç, vücut geliştirme, halter ve bisiklet yarışı gibi alanlarda çok büyük başarılar elde etti. Bu oyunlarda

62

her zaman iyi oyuncular çıktı. Asya’da halterde çok iyi sonuçlar elde eden Muhammed Yasin, Tahir Sabir ve Rızgar Tahir bunlardan bazılarıdır. Muhammed Yasin, Olimpiyatlara katılma başarısı elde etmiştir. Vücut geliştirmede Svara Muhammed, Serdar İsmail ve Adil Kemal; Satranç’ta da hem kızlar hem de erkekler kategorisinde her zaman başarılı isimler çıkmış ve Irak Milli Takımı’nda aslan payını alabilmişlerdir. Arap dünyasında sporcu yetiştirme alanında bir hayli etkili olunduğu söylenebilir. Bayanlarda Hatuzin, Farmask Wuria, Cwan Cemal ve daha onlarca bayan sporcu; erkekler de ise Arpak Wuaria ve Nuh Ali Hüseyin gibi çok sayıda sporrcu yetiştirdik. Bisiklet dalında ise, Irak genelinde çok yüksek başarılar elde edilmiştir ve bu başarılar hala devam ediyor. Bisiklet dalında Kürt sporcuları, çok sayıda ülkede Irak’ı temsil etmişlerdir.

futbola gereken maddi ve manevi destek verilmezse başarı elde edilemez


S p o r

Sayı: 3 15 Mart 2010

Gülistan Muhammed, Arap ülkelerinde yapılan yüzme sporlarında iki altın madalya elde ederek büyük bir başarı elde etti. Vietnam’da yapılan müsabakalarda Asya düzeyinde ikinciliği elde etti. Futbolda ise, Hewler Spor Kulübü, Irak süper liginde üç dönemdir üst üste şampiyonluk kazanıyor. Bu yıl ise, ligde oynan 9 maçın 8’ini alarak liderliğini devam ettiriyor. Kulüp, bir maçta berabere kaldı ve hiçbir yenilgi almadığı gibi, şuana kadar hiç gol de yemedi. Hewler Spor Kulübü’nün bir diğer özelliği ise, ilk defa yabancı futbolcuları bünyesinde barındırmasıdır. Kulüp, Gine’den İsmail Bangura ve Senegal’den Kamra’yı transfer ederek Irak’ta bir ilki gerçekleştirdi. Kulüp, Irak’ın dışında Arap ülkelerinde düzenlenen futbol turnuvalarına ve kupalarına da katıldı ancak şuna kadar ciddi bir başarı elde edebilmiş değil. Kulüp, bundan iki dönem önce, Asya Şampiyon Kulüpler kupasına ve üç dönem önce de Arap Şampiyonlar Kupasına katıldı ancak etkili olduğu söylenemez. Bu sene ise, Irak Olimpiyat Komitesi’nin aldığı kararla Irak Futbol Birliği Komitesi’nin tasfiye edilmesinden dolayı, Hewler Spor Kulübü uluslar arası müsabakalara henüz katılmış değil. Alınacak yeni kararlardan sonra, kulübün ne yapacağı belli olacak. Ancak belli olan şu ki, bu karardan dolayı Hewler Spor Kulübü bu sene Asya Şampiyon Kulüpler Kupasına katılamadı. Hewler Spor Kulübü’nin son yıllarda uluslar arası futbol müsabakalarındaki katılımı ise şu şekilde:

Hewler Spor Kulübü’nün bünyesinde futbol, voleybol, vücut geliştirme, halter ve bisiklet ve atletsizim dalları var. Ancak, şunu belirtmek gerekiyor ki satranç ve basketbol bir süredir ihmal edilmiş durumda. Hewler Spor Kulübü maçlarını Şehit Fransua Hariri adına yapılan sahada gerçekleştiriyor. Kulüp, bütün Irak’ta en güzel futbol sahasına sahiptir. Sahanın Hariri adına yapılmasının özel bir nedeni var. Hariri, spora özel bir önem ve destek verirdi. Saha son zamanlarda, yeniden restore ediliyor. Bu sahada, ayrıca kapalı spor alanları da mevcuttur. Kulüp, kendi kendini finanse edebilmek için çeşitli yatırımlar yapmakta.

Hewler Spor Kulübü’nün son yıllarda uluslar arası futbol müsabakalarındaki katılımı şu şekilde: 2006-2007’de Arap Kulüpleri Ligine katıldı. 2007’de Tayland’da düzenlenen uluslar arası müsabakalara katıldı ve ikinci oldu. 2008’de Asya Şampiyon Kulüpler Kupası müsabakalarına katıldı. 2009’da Asya Şampiyon Kulüpler Kupasına katıldı ancak finale yükselmeden elendi. Hewler Spor Kulübü’nün Kürdistan Bölgesi ligindeki durumu: 2004-2005’te şampiyonluk 2005-2006’da şampiyonluk 2005-2006’da ikincilik 63


E d e b i y a t Sayı: 3 15 Mart 2010

İstanbul´da İki Gün Nejad Azîz Surmê

Bir grup bizdik Onlar da bir grup Toplantı salonu güzeldi Her ne kadar sigara içmenize izin verilmiyor olsa da, Salonda, maske ve yüz peçesi yasak değildi Onlar tarihi anlattılar Biz de anlattık tarihi; Onlar coğrafyadan söz etti, Biz de söz ettik coğrafyadan Gönlümüzü hoş ettiler, konuşurken..

İstanbul, “Nalî, Pîremêrd ve Hacî”nın Yaşadığı İstanbul değildi Gökdelen ve camilerinin minareleriyle halı süslerine benziyor o şehir şimdi Haşmetli ve canlıdır Parlaktır ateşin rengi gibi Batı yakasının vazolarında Doğu yakası çiçekleri açılıyor..

Birlikte

Şêrko Bêkes

64

Bir akşam; Bir kör, bir sağır ve bir dilsiz Birkaç saat bir bahçenin bankında Kendi aralarında gülüşerek oturuyorlardı. Kör adam, sağır adamın gözleriyle görüyordu. Sağır adam dilsizin kulaklarıyla duyuyordu. Dilsiz adam da onların hareketlerinden anlıyordu. Ve üçü birlikte, aynı zamanda çiçekleri kokluyordu..!

Döndükten sonra Akşamüstü yumuşak yağmuru Ve bir Kürt çocuğun manzarası kaldı aklımda... “Zaman” Genel Yayın Müdürü gençliğinde duymuş ki Çocuk, rüyasında Kürtçe konuştuğu için Cumhuriyet savcısı tarafından dava açılmış hakkında... Ne yazık ki bu kez falcıları görmeye yetişemedik. İki gün boyunca Dostlarımıza, “kalp yamalanmaz, tamir edilir” Demeye yetişemedik... 18/01/2010

Dün ve bugün

Abdûllah Peşêw Dün önünde diz çökmek istedim, Aşkın mavi gözlerinden perdeyi kaldirmak istedim. Ama gururum buna izin vermedi, Bana, ´´sabret daha erken…´´ diyeceksin diye korktum. Bugün de, Buraya gelişinle birlikte Mevsim değişti, Kuğu ve ördekler sürü halinde başka taraflara dogru koşuşmaya başladılar. Benim yorgun kalbim de, Başka bir güzelin önünde Boynu bükük durur.

Dialog Magaine  

NO 3 of Dialog magazine

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you