Issuu on Google+

Kültür Mantarları Şapkanın altında kalın.

Aylık Dergi Sayı: 7


Başlarken

Kültür Mantarları

Çuvaldızın Ucundakiler 4

Editörden

Aramızdakiler 5

- Kültür Mantarı

Vitrin 6 İçimizdekiler 8

Değerli Şapka Altı Sakinleri! Tam 6 sayı boyunca sizlere “Çuvaldızın Ucundakiler” başlığı altında gündemin en üst sıralarında yer almış olayları mizahi bir üslupla sunmaya çalıştık. Fakat özellikle Şubat ve Mart aylarında gördük ki, biz olaylara mizahi bir üslupla yaklaştıkça olaylar gitgide çığırından çıkıyor. Yasaklamalar, tapeler, paralel yapılanmalar vs. derken iş artık çekilmez bir hal alıyor. Twitter’a ulaşım engellendiğinde, “ne olacak ki, biz nasıl olsa bir yolunu bulur yine gireriz Twitter’a” diyerek konuyu ti’ye almayı başarabildik. Fakat arkasından daha başka yasakların da geleceğini pek öngöremedik. Adına tape dedikleri şu kanundışı dinlemelerin nasıl yapıldığı elbette bir sorundu ancak içeriklerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorduk. Fakat bir süre sonra baktık ki, “içerik miçerik” hak getire… Herkes içerikten çok, bu kanunsuz dinlemelerin nasıl yapıldığına odaklanmış durumda. Bu yüzden Kültür Mantarları olarak biraz daha apolitik bir kimlikle karşınıza çıkmayı düşünüyoruz bundan sonra. Daha sanatsal, daha edebi, daha kültürel bir yapıya büründürüyoruz Kültür Mantarları’nı. Bu, elbette toplumsal sorunlara değinmeyeceğiz anlamına gelmiyor. Toplumsal sorunları arkadaşlarımız bireysel anlamda değerlendirip sizlere sunmaya devam edecekler. Özellikle toplumsal ve siyasal konuların yer aldığı bir bölüm olmayacak dergimizde. Mart sayısındaki gecikmenin sebebi de buydu aslında. Böylesine büyük bir ilgiyle takip edilen bir bölümü lağvetmeye karar vermek açıkçası pek de kolay olmadı bizler için. Umarız yeni kimliğimiz ve yüzümüzle siz okuyucularımızın beklentilerini karşılayabiliriz.

Kültür Mantarları Şapkanın altında kalın.

Aylık Dergi Sayı: 7

Kültür Mantarları Şapkanın altında kalın. Aylık dergi Sayı: 7 Mart 2014

Editör

Kültür Mantarı Katkıda Bulunan Mantarlar Arca ALTUNAY Ata Alkan TÜRKER Betül TEZCAN Cihan AŞIK Emre GÜLSOYLU Hille PAUL İmran Aydın TALİ Kardelen KAÇAN Uğur GÖNÜL İletişim Adresi: egulsoylu@gmail.com

3


Çuvaldızın Ucundakiler

Kültür Mantarları

4


Aramızdakiler

Kültür Mantarları

Sınav Kaygısı - Arca ALTUNAY - Emre GÜLSOYLU

alamazsa üniversiteye giremez, üniversiteye giremezse çok düşük maaşlarda çalışmak zorunda kalır ve hayat standartları oldukça düşük olur" gibi bir kanı var toplumumuzda. Yine benzer şekilde "her öğrenci dershaneye gider" kuralını da benimsemiş toplumumuz. Ki bu tür genellemeler mutluluk da getirmiyor öğrencilere. Neden böyle kurallarımız var bilmiyorum. Mesela birçok öğrencide zengin olma isteği var. Bu isteğe diyebileceğim bir şey yok elbette ama zengin olduktan sonra ne yapacakları sorusuna bir yanıtı yok büyük bir çoğunluğun. Aslında parayı neden istediklerini bilmiyorlar yani. Hollywood etkisi olabilir diye düşünüyorum. Zengin olacaklar ve gökdelenlerinden şehri ellerinde bir viskiyle izleyecekler. Henüz paranın bir güç olduğunu yani bir araç olduğunu kavrayamamış insanlar üniversiteyi gelecekle ilişkilendiriyor. Dolayısıyla sınav kaygısı ortaya çıkıyor ve zararlı sonuçlar doğurabiliyor. Belki mantığımızla bu kaygının en azından bir kısmını yok sayabiliriz ama bu, güçlü kaygıların oluşmasını önlemeyebilir.

E. GULSOYLU: Lise son sınıf öğrencileri YGS için gün saymaya başladı ve haliyle sınav kaygısı da en üst noktalara erişti öğrencilerde. Maalesef bu kaygı bazı öğrencilerde sınav sonucunu olumsuz yönde etkiliyor ve işin kötüsü sınav kaygısı karakteristik bir şey. Her insanda farklı şekilde ve farklı şiddette ortaya çıkıyor ve her şeyin olduğu gibi sınav kaygısının da fazlası zararlı. A. ALTUNAY: Aile baskısı da sınav kaygısı yaratabiliyor. Hatta bazen insanın duyduğu normal kaygıdan çok daha güçlü şekilde duyuluyor aile baskısının yarattığı kaygı. Özellikle bir öğrenci, sadece kendi ailesini rol model seçerse ailesinin söyledikleri ve yaptıkları haricinde başka hiçbir yol bulamaz ve bulmak için araştırmaz. Bu ne kadar mantıklı, bu ayrı bir konu. Bir öğrencinin sınav kaygısını aşırı derecede hissetmesi öğrenci için kötü sonuçlar doğuruyor çoğunlukla. Bu konuda hem fikiriz ama bu kaygıyı yönetebilme gücü, yine insanın kendisinde bulunuyor. E. GULSOYLU: Buna katılmıyorum. İnsan beyni birçok katmandan oluşuyor bu katmanların en dibinde de bir solucanın beyniyle aynı sayılabilecek bölüm var. Bu bölümde hayatta kalma duygusu gibi temel duyguların yönetimi yapılıyor ve bu bölüme mantığımızla (beynimizin daha üst katmanlarıyla) müdahale etme şansımız yok. Tüm canlıların hayatta kalma isteği var. Bu istek, modern genç insanlarda sınavlarla doğrudan ilişkilendirilmiş halde. Yani sınavlar modern genç insanlar için hayati önem arz ediyor. "Eğer sınavdan iyi bir not

A. ALTUNAY: Mesela bende de sınav kaygısı var ve çevremin benden bir şeyler beklemesi sonucunda kendimi baskı altında hissedebiliyorum ama bu benim elimde. Üstelik kararında kaygı öğrencileri başarıya götürüyor aynı hırs gibi. Haliyle sınav kaygısını yok etmek öğrenci için son derece kötü olabilir. Ayrıca insan beynin en önemli ve güçlü bölümünün mantığımızın doğduğu yer olduğunu düşünüyorum. Mantığımızı hiçbir şey yenemez.

5


Vitrin

Kültür Mantarları

The Silkworm J.K Rowling adı pek çok okuyucuya bir anlam ifade edecektir. Evet, Harry Potter serisinin yazarıdır kendisi. Peki, Robert Galbraith adı sizin için ne ifade edecek? Aranızda bu isme pek aşina olmayan okuyucularımızın olması muhtemeldir. Robert Galbraith, J.K Rowling’in takma adıdır. Yazar bu adla bundan önce polisiye bir roman yazmıştı. Bu defa yine takma adıyla Haziran ayında okuyucularıyla buluşuyor. The Silkworm adlı kitapta yazar yine polisiyeye dalacak ve bir özel dedektif ile yardımcısının bir cinayeti çözme çabalarını anlatacak. Kitabın 19 Haziran’da yayımlanması bekleniyor.

Bir Garip'ten Mektuplar … Malda mülkte gözüm yoktur. Vallahi yoktur. Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir En yakın arkadaşlarım. Bir de sevgilim vardır pek muteber; İsmini söyleyemem Edebiyat tarihçisi bulsun. …

Kuşkusuz Orhan Veli Kanık Türk şiirinin en önemli, en yenilikçi şairlerindendir. Onun özel hayatıyla ilgili bugüne kadar pek detaylı bilgi sahibi olamamıştık. Fakat geçtiğimiz günlerde “YKY” tarafından basılan “Yalnız Seni Arıyorum” adlı eser Orhan Veli’nin özel hayatıyla ilgili pek çok eksiği kapatacak gibi görünüyor. Şairin karşılıksız fakat çok güçlü bir aşk beslediği Nahit Hanım’a yazdığı mektuplar, bizleri şüphesiz farklı dünyalara götürecek. Ayrıca belirtmeliyiz ki edebiyat tarihçisi görevini yaptı. Yukarıdaki şiirde adı geçen “muteber” hanımefendi elbette Nahit Hanım’dan başkası değil.

Binlerce Kez İyi Geceler Norveçli yönetmen Erik Poppe'nin dram tarzındaki filmi Binlerce Kez İyi Geceler 28 Mart'ta sinemalarda. Çekimleri İsveç, Norveç ve İrlanda'da yapılan film; hayatı boyunca tehlike içinde yaşamış savaş fotoğrafçısı Rebecca'nın öyküsünü beyaz perdeye taşıyor. Filmin baş rollerini ise Juliette Binoche, Nikolaj Coster-Waldau ve Maria Doyle Keneddy oynuyor.

6


Vitrin

Kültür Mantarları

Nuh: Büyük Tufan Orta Doğu'da yasaklanmaya kadar varan büyük tepkilerle gündeme gelen Nuh: Büyük Tufan 3 Nisan'da vizyonda. Film; tüm kutsal kitaplarda adı geçen peygamber Hz.Nuh'un insanlığı korkunç sel felaketinden kurtarmak için gelen kesin emirle devasa bir gemi inşa etmesini ve karşılaştığı engelleri ele alııyor. Şimdiden sansasyonel konu başlıklarıyla adından söz edilen filmin baş rollerinde ise usta oyuncular Russell Crowe, Emma Watson, Jennifer Conelly ve Anthony Hopkins yer alıyor.Yönetmen koltuğunda ise Black Swan ile karşımıza çıkan Daren Aronofsky oturuyor.

Mandela: Özgürlüğe Giden Yol Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan efsanevi lider Nelson Mandela'nın radikal hayatını konu alan film 4 Nisan'da film gösterimde. Film; 1993 yılında Nobel Barış Ödülü' ne layık görülen, Güney Afrika'nın adeta özgürlük savaşçısı haline gelen siyahi lideri Mandela'nın dramatik hikayesini beyaz perdeye taşıyor. Yönetmen koltuğunda Justin Chadwick'in oturduğu, baş rolünde ise Idris Elba'nın oynadığı film şimdiden dillere pelesenk olmuş durumda.

Nymphomaniac Gösterimi yasaklanan Lars von Trier'in Nymphomaniac filminin dağıtımcıları Özen Film ve Umut Sanat Filmcilik yasağın kalkabileceğini açıkladı. Ellili yaşlarında, seks bağımlısı bir kadının çocukluğundan itibaren erkeklerle olan ilişkisini ele alan filmin birinci bölümünün 14 Mart'ta ve ikinci bölümünün 21 Mart'ta vizyona girmesi planlanıyordu. Ancak film genel ahlaka aykırı ve pornografik ögeler içerdiği gerekçesiyle yasaklanmıştı.Yasaklama kararının hukuksuz olduğunu ve karambole getirildiğini savunarak itiraz eden dağıtım şirketlerinin avukatı Sabit Halat, yasaklama kararıyla birlikte film oyuncuları Uma Thurman ve Willem Defoe gibi Hollywood yıldızlarının birer porno yıldızı olarak gösterildiğini de ekledi. Berlin Film Festivali' nde sansürsüz yayımlanarak övgüler alan film !f İstanbul Film Festivali' nde ise Trier' in kendi yaptığı sansürle yayımlanmıştı.Eğer Kültür Bakanlığı itirazı onaylarsa filmin "İtiraflar" adı ve +16, +18 ibaresiyle gelecek haftalarda gösterime girmesi bekleniyor.

7


İçimizdekiler

Kültür Mantarları

Guernica -

Ata Alkan TÜRKER

guernica kasabasında kış nisanda yaşanır geceler bükülür bir nöbetçinin gözbebeklerinde umutlar hep aynı yüreklerde yeşerir bir söz ki dile gelir tek bir ağızdan ve o söze tutunur beyaz yarınlar no pasaran! guernica kasabasında kış nisanda yaşanır geceyi gündüze bulaştırmış fena halde yorgundur aklında tek bir amaç aklında tek bir kişi ağır ağır yürür cumhuriyetçi şair kafasına koymuş yaşatmadan ölmeyecek bir haber ürpertir almanlara dair rüzgarlar ölümü taşır nöbet tutacakmış omzunda tüfek iç cebinde kalem ve aynı ıslık dudaklarında sırtındaki her günü sonraki güne taşır

Değişen Başlık -

İmran Aydın TALİ

tam her şey düzeldi derken cam kırıkları parçalıyor demir kubzunu saydamın insanın sabrına öküzün boynuzuna dokunuyor dolanarak her şeyler gaza gelmiş kainata sonra kalkıp dolduruveriyorsun inadını anasına avradına

bir cumhuriyetçi şair dolaşır madrid sokaklarında eli son derece iyi silah tutar neredeyse kaleminin yarısı kadar tehlikeli mısralar taşırır parşomenlere parmak uçları yarını düşünür tetiği her çekişinde eksik etmez o sözü dudaklarından ve büyük bir şevkle aynı ıslığı büyütür no pasaran!

yüreğim desen suyu çekilmiş at yalağı aslan soyu sanırdık girmediğimiz kavgalarda limanlarda beklemekler olurdu galibiyetler yalnız yalnızlıklarımızdaydı bizim çünkü kuş seslerini duymazdı onlar bizse şakırdık

fena halde yorgundur aklında tek bir amaç aklında tek bir kişi ağır ağır yürür cumhuriyetçi şair ama bir haber ürpertir almanlara dair telaşlı bir mektup yazar gelen haber üstüne ve ilk kez titreyen kalemiyle imzasını şöyle atar cumhuriyetçi şair ''durma orda öyle ne bakıyorsun kaç! canımı kurtar… '' ve yine rüzgarlar ölümü taşır uzun süre ses gelmez o küçük kasabadan guernica kasabasında kış nisanda yaşanır

bakırdık.. na bu ellerimle saydım bir günde plastikler içinde karıştık doğaya suya, sabuna dokunurken kirlenen bir kadın tanıdım o öğretti o öğretti ben unuttum topraktan arınıp girdim yarin koynuna ya aptallara kırdırdım hep kendimi ya da temelli ben aptaldım…

8


İçimizdekiler

Kültür Mantarları

Kayıp -

Cihan AŞIK

Zamanla âtıl bir demir parçası olur, ya bir savaş alanında ya atıldığı bir köşede çürür. Hafızasındadır dimdik durduğu günler, kendi göz yaşları ile paslanır. Hepsi zamanla toz olur. Içinden çıktıkları şeye geri dönerler zamanla: Toprağa. . . Unutulmuşlar, Unutulurlar, unutulacaklar. Çünkü kimse kılıcın hikayesini yazmaz ya da zırhın ya da inşaat demirinin. Biz biraz daha şanslıyız belki de. Bir şekilde kalıcı olmuş bazıları. Destanlar, Hikayeler, kitaplar, heykeller ve tablolar. Tarih! Yolcular hanın duvarına isimlerini ve hikayelerini kazımış. Diğer yolcular ibret alır mı bilinmez. Sevgi veya aşk, bağımlılık belki de. Boş umutlar ve boş hayaller. Fakat yine de inanmayı seçiyoruz. Neden? Gözyaşlarımız az geldi belki de.

Yaşam, Dalgalar… Sesleri yankılanıyor kafamda, sürekli bir gel git. Bir savaş belki de bir mücadele. Yaşam gibi bir ileri bir geri. ve ateş! ne kadar parlak Ne kadar güzel Ne kadar yıkıcı. Hayat gibi yanar, kendi ile beraber her şeyi yakar ve söner. Bir demir parçasıyız belki hepimiz. Bize şekil veren ustamız hayat. Ne kadar döverse bizi o kadar sağlam oluyoruz. Hayat, bazen Zırh eder bizi, bazen kılıç. Bazense bir binanın iskeletinde kullanılırız. Dimdik tutmamız beklenir binayı, eğilmememiz. Bazen de küçücük bir çark oluruz dev bir makinede. Küçücük bir çark oluruz da makine çalışamaz bizsiz Zaman hep aleyhimize işler. Zırh delinir, kevgire döner. Sahibi ile beraber yere yığılır kalır. kılıç körelir, paslanır. Geçmişin zaferlerini gören, nice can alan,

9


İçimizdekiler

Kültür Mantarları

Çalışmak -

Emre GÜLSOYLU

unutmamış hala. İnanıyorum ki, maalesef o kız da yakın bir zaman içinde günümüze uyum sağlayıp insanlığını unutarak bir tüketim yaratığı haline gelecek ve sonra onun çocukları. Bu böyle gidecek hatta ivmelenerek gidecek. Daha büyük tüketim, daha anlamsız hayatlar olacak gelecekte. Bütün bir gece yolculuğu sırasında az uyuyup bu olaya kafa yormaya devam ettim. Acaba kadına neden o kartonu atmak istediğini sorsam cevabı ne olurdu? Buna hala net bir şey söyleyemiyorum ama o kadının ne iş yaptığını ve neden o işi yaptığını hatta neden çalıştığını çok merak ediyorum. Belki de tatil için çalışanlardan biridir o kadın da. Tatile gitmek, fotoğraflar çekmek ve onu muhtelif sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmak için çalışıyordur. Toplama kamplarının girişinde yazılan “Arbeit Macht Frei” görüşü kendisine dayatıldığı için istemeden benimseyen bir kadındır belki de. Çalışmak özgür kılar ama tüketim için çalışmak sadece özgür gibi hissettirir. Kendini özgür hissetmek için hiç özgür olmadığı bir düzende çalışan, kendini kandıran bir kadın olmak acaba o kadının bir amacı mıydı işini seçerken? Sanırım o da toplumun özünde olmayan ama dayatmalar sonucunda sanki özünde varmış gibi hissettiği bazı düşünceler sonucunda hayatının her saniyesini başkalarının isteği doğrultusunda şekillendiren birçok insandan biri. Küçük kız da hala aklımda. Umarım “kartonu atıp yenisini almamak” için yeterince inatçı olur hayatının devamında. Kız için üzülmekten kendimi hala alıkoyamıyorum.

Yolda yürürken bir parkın yanından geçtim. Genellikle parkları sevmem ama bankları severim. Bankta oturan bir anne ve küçük bir kız vardı. Kız en fazla birinci sınıfa gidecek yaştaydı. Tam önlerinden geçerken ikisi birden ayağa kalktı. Anne kıza döndü ve elindeki kartonu göstererek “Bunu atıyorum.” dedi. Kız da umutla o kartonu daha sonra kullanabileceğini, bir şeyler yapabileceğini söyledi annesine. Annesi de başka bir yerden bu tür bir kartonu tekrar alabileceklerini hatırlattı. Kız ısrar etti o kartonun atılmamasında ama galip gelen tabii ki anne oldu. Yürürken kafam biraz karışıktı. Malum, dönem sonu ve benim notlarım on dört yıldır hiçbir zaman iyi olmadı. O akşam uzun bir yolculuğa çıkacaktım ve hiçbir hazırlığım yoktu. Bunlara rağmen o esnada tüm günlük düşüncelerimden sıyrıldım bir anda. Kızın, annesinden kartonu isterkenki o umutlu bakışı ve ısrarı irdelediğim tek olay oldu. Neden annesi kartonu atıp yenisini almak istedi? Belki de elinde karton parçası taşırken görülmek istemiyordu bir nevi çöpçü gibi. Belki ne olursa olsun satın almak o kadın için bir zevkti. Belki kızının sokakta bulduğu kartonu eve taşımak istemiyordu. Bilmiyorum. Net bir açıklama getiremiyorum kadının bu tavrına. Sonuçta her tarafımız bizi tüketmeye teşvik eden mesajlarla dolu. Fakat kız için kendimi tatmin eden bir açıklama getirebildim. Kız çevresindeki tüketim yönlendirmelerinden henüz nasibini almamış. Üretimin verdiği mutluluğun, tüketimin verdiği mutlulukla karşılaştırma yapılamayacak derecede fazla olduğunu

10


İçimizdekiler

Kültür Mantarları

the night. And even though I didn’t understand most of these talks, the foreign words have been magic spells for me so I kept them in mind carefully. In the kindergarten and in the primary school I used to have communication problems with the kids of my age. They said I would be a smartass, but I couldn’t help it. I loved my books and my magic words and I didn’t want to trade them with the language of my friends, even though they would like me more. When there was a storm, and we have a lot of summer storms in the north, my mum carried a hammock to the arbour quickly. Then she took me and we lay in the hammock together, swinging in the middle of the storm and we saw the lightnings at the familiar night sky and we weren't afraid. And because she couldn’t read very well, and because the chimney fire offered a better light than a reading light, she told me stories, from today and back then, from her travels to Italy and the America and everything else that came to her mind. But after a time, the words I used lost their meaning; they weren’t magic anymore, just random intellectual slang and I begun to understand what the “big-people” where talking about. They had just become adults and I understood all of their topics. It was as if you switched painting of Picasso to one of Kasper David Friedrich. Also the old hammock got broken after a while, and no following one was as comfortable as the old one. Somebody who also loved to tell me stories was my grandmother. One of the sentences I said the most was: “Tell me something from your childhood.” Most other people would say that they had forgotten it all, what I treated with contempt, but my grandmother was waiting for this request. And she was willing to tell me again and again everything she didn’t forget so far. And I stored all her stories in my memory – archive in my dreaming head and I never forgot them. But after a while I stopped saying this sentence and I asked specific questions, not because I have a thirst for words but because I want to learn something. Trees were also important for me back then, since they always stood at the same place and there was nothing in my life constant as this trees around me. In my grandmothers garden there where three apple trees. My father had a tree that bloomed with big, white flowers, but they coloured the hand. And at my mother's there was a birch and a tree my dog was climbing on to hunt squirrels. And there was the crowtree. The crow-tree was huge, even for adults – really big – because it was actually two trees which grew together and built one wonderful tree crown. But the tree was special because of the crows. They came

Childhood -

Hille PAUL

As a child I used to muse a lot. I cup my head in to my hands and brooded. I frowned, because it helped me think. Just as I did that, my mum appeared put her hand on my forehead to even the wrinkles out. “Don’t crumple your little head, you’ll get wrinkles”, she said then, and I was not able to keep on thinking, because an even face doesn’t muse as good as wrinkled. Hence I dreamt much- that was the beautiful way of broodingand for a long time the people thought that would be the only thing I am able to do. Since everybody in my family has a job that deals in a way with language, I understood the value of words at a very early age. So I created myself a world of words, in which I could disappear when the reality would bore or scare me too much. I loved fairy tails and still I know all the brother Grimm's books by heart. They were a fixed part from my little own world. I relate my father mostly with books, a bunch of books. Because I used to have a big problem, I was not able to read. My father has such a voice that it made him able to melt everything around me to one golden light, and I only listened to the secret of the books, which he made understandable for me. But my father married again, and his wife gave birth to three other children- those I really love nowadays. But my first memory on one of these little crying things was that my father stopped reading out for me any time I wanted him to. I had to wait until the baby slept, so I stood in front of the bookcase that covered two walls in the big living room and wondered which story I never would discover because nobody was willing to read out for me. So I learnt how to read. I still remember me reading out my first book to myself, because I wasn’t able to read silent up to that point. And in my memories it was how it has been with my father. Everything melted to golden light and warmness and the only thing that was clear-cut was printed ink and words. All the books that I read after my first book never caused the same feeling. That was one end of my childhood, the loss of books that were magic. Sometimes ago I asked my father again to read out for me. It wasn’t the same anymore even though his voice is still the same. My mum has bad sight and even though she tried it again and again, she wasn’t able to read out for me, or either it cost her a too big of an effort. But she found a different way to feed me with words. She accepted that I really enjoyed it to listen to the “bigpeople-talks”, so she let me stay at the table late into

11


İçimizdekiler

Kültür Mantarları

nowadays that it feels hard. Let me say it in this way. My childhood ended when the grey days began to haunt my memories, days that are rushed and rainy, without the golden light. But one thing I saved is the childish happiness about small things. Even the smallest animal is a new adventure every time and I still can spend hours only watching the flowing of this world, dreaming and musing. My brow is knitted and for sure I will have wrinkles sometime.

every morning in big flocks and turned the green crown to a black ocean of feathers for a while. It was noisy and beautiful. Every morning I woke up and I looked out of the window and I saw the crows I was relieved. They returned like friends that you do not know where they have been. But one day the familiar croak got interrupted by the noise of a chainsaw and wing beats. They decided to log the tree, because the owner of the place where it stood since more than hundred years had been disturbed by it. And still, when I am looking out the window, from which I back then watched the crows I still see a hole in the sky. Maybe the logging of the crow-tree was one of these things that brought an end to my childhood little by little. Then the crow-tree was taken from a book and placed in front of my window, it could have been that Krabat was hiding between all these black birds. But it was not only that they stole another magic element from my world. I became slowly aware of the world’s soberness. I understood suddenly that there were people that preferred cement to beauty and nature. As I said, when I was a child I was dreaming a lot. But when I started school my self-created world of words didn’t help anymore. I had to come back to reality and understand the world I am actually living in, since there wasn't a space for a dreamer. That was a shock for me and I lost my joy in language thereafter. I was bad at writing, I confused B with D and D with T. I couldn’t make a difference between einem and einen, I was desperate about articles. They thought I would turn out to be untalented and I thought I would be stupid. So I stopped dreaming about words and I frowned again. I started musing and brooding again, but this time my mother’s hand didn’t help. I asked myself those big questions, why I existed and whether there is a god or not. But most of the time I asked myself why I had a wonderful life and others didn't – and because I couldn’t find an answer ,I at least tried to find one to solve this unfairness. As I turned ten, I did not know what to wish for my birthday. So I told everybody to give me money, so that I could donate it for an African orphanage. As a child I didn’t understand unfriendliness at all. I wasn’t able to understand why somebody wouldn’t be willing to share. I didn’t understand why adults don’t care about beggars and ignore them by walking past them impassively. I had a big faith in the goodness in the people. But when this faith slowly became mixed with the mistrust every adult has, my childhood was over. When I started to say: “I have my own problems” or “somebody will take care of it” I was grown up, without realising it. Still I don’t know why donating is such a hard thing, in fact there is no logical reason. But I can say

Children Again -

Hille PAUL

Let us be children again, one more time to kiss the roses faces in the morning dew, a last time. And let us welcome the day one more time As carefree as we did A million of days ago. Maybe that will ease it. Relief Or healing And maybe I can arrive then Somewhere without designation With a key as a necklace Which is not heavier than a moment

12


Kültür Mantarları Şapkanın altında kalın.


Kültür Mantarları Sayı: 7