Page 1


KEPENK Esnaf ve Sanatkârlar Derneği Yayın Organı Yıl: 4 Sayı 14 Ocak-Şubat 2008

7 BAŞKANDAN Mahmut ÇELİKUS: Türkiye geleceğini KOBİ’lerde aramalıdır

İmtiyaz Sahibi ESDER (Esnaf ve Sanatkârlar Derneği) adına Mahmut ÇELİKUS

Genel Yayın Yönetmeni & Editör İbrahim BAKIRTAŞ

8

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet ÇETİN

Haber Merkezi Ayten BAKIRTAŞ Orhan ERDOĞAN

TEŞKİLATTAN Mehmet Akif Ersoy’u Unutmadık...

Yayın Kurulu Prof.Dr. Osman ALTUĞ Doç.Dr. Oya AKGÖNENÇ Opr.Dr. Leyla MOLLAMAHMUTOĞLU Mustafa ÖZEL Av. İsmail AYDOS Fermani ALTUN Abdurrahim ÇELİKTEN Yusuf YILMAZ Adem ŞİMŞEK Erdal ÇAKIROĞLU Murat KILIÇ Fatih BİLDİK Adıgüzel KUL

Grafik-Tasarım Burak KANAT

İdare ve Yazışma Adresi

12 SEKTÖR ANALİZ Kırtasiyeciler fotokopi çekerek ayakta kalıyor

İstanbul Cad. Soydaşlar Sok. No:19/6 Kat 4 ULUS / ANKARA Tel-Fax: 0312 310 47 97 - 98 www.esder.org.tr

Baskı Grup Matbaacılık A.Ş. İstanbul Yolu Trafo karşısı VARLIK / ANKARA www.grupmatbaacilik.com Baskı Tarihi: 12.02.2008 Yayın Türü: Süreli Yayın ISSN: 1306-2778 Kepenk dergisine gelen yazıların yayınlanma hakkı dergiye, yayınlanan yazıların sorumluluğu ise yazarlara aittir. Yazı ve resimler kaynak gösterilerek iktibas edilebilir. Dergimiz basın ve meslek ilkelerine uyar. DERGİ ÜCRETSİZDİR

16 KAPAK DOSYASI Ekonominin Kilidi KOBİ’ler


23

içindekiler İçindekiler............................................5

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’den ESDER’e ziyaret...

Başkandan: Türkiye geleceğini KOBİ’lerde aramalıdır.........................7 Teşkilattan: Mehmet Akif Ersoy’u unutmadık............................................8

24 AYIN KONUĞU Arçelik Genel Müdürü A. Gündüz Özdemir... Bir cevapla başlayan kariyer

Sektör Analiz: Kırtasiyeciler fotokopi çekerek ayakta kalıyor.....................................12 Kapak Dosyası Ekonominin kilidi KOBİ’ler..............16 Teşkilat Haberleri Vecdi Gönül ESDER’de.....................23 Ayın Konuğu: Bir cevapla başlayan kariyer..............24 Konuk Yazar: Kepenkler kapanmasın.......................28 Röportaj: Hedefimiz güzel şehrimizin geleceğine yön vermektir...................30

30

Şehirlerimiz: AĞRI..................................................34

RÖPORTAJ Kiptaş Genel Müdürü İsmet Yıldırım:

Röportaj: Emeği koruyan müessese: Patent.......38

Hedefimiz güzel şehrimizin geleceğine yön vermektir

Bayan Esnaflar: Evhanımlığından aşçıbaşılığına.........42 Bayan Esnaflar: Hem alaylı, hem mektepli..................43

38

Hukuk: Kira kontratında kefilin sorumluluğu............................44

RÖPORTAJ Sağlık: Destek Patent Yön. Kur. Üye. Menopoz.............................................45 Orhan Eriman: Patentin önemi her geçen gün Teşkilat Haberleri: daha da atıyor Esnaftan kardeşlik mesajı...................46


başkan’dan Türkiye geleceğini KOBİ’lerde aramalıdır KOBİ’ler, Türkiye’de geniş istihdam olanakları sağlayan ekonominin temel taşıdırlar. Rakamlara baktığımızda da KOBİ’lerin önemini rahatlıkla görebiliyoruz. Dünyanın gelişmiş ekonomilerinde KOBİ’lerin payı yüzde 98 seviyesindedir. Ülkemizde de oran gelişmiş ülkelerle aynıdır. Ancak bu gelişmiş ülkelerde KOBİ’lerin kredilerdeki payı ortalama yüzde 38 iken, ülkemizdeki payı ise yüzde 5. Haliyle KOBİ’lerimizin rekabet edebileceği diğer ülkelerdeki KOBİ’lere göre ekonomik gücü yeterli düzeyde olamıyor. Elbette KOBİ’lerin kendi içindeki problemler de yok değil. Ancak karşı karşıya kaldıkları sorunlar, yeni açılımlar yapmalarına, kendilerini geliştirmelerine mani olmaktadır. Başta finansman, pazarlama, kalifiye iş gücü, teknoloji, alt yapı sorunları olmak üzere büyük bir sorun yumağı ile uğraşmak zorundalar. KOBİ’lerin finansman sorunlarının halli, ülkenin genel ekonomik yapısındaki gelişmelerle doğrudan ilintilidir. Bilgi eksikliği de güçlü finansman desteğiyle aşılabilir. Eğer bunu veremezsek KOBİ’lerin sorunlarının çözüleceğini beklemek, nafile bir bekleyişten başka anlam taşımaz. Bu kapsamda şuna da değinmek istiyorum. Hükümet tarafından hazırlanan Ar-Ge yasası KOBİ’leri geliştirmeyi, eksiklikleri gidermeyi hedeflese de, özü itibariyle getirdiği ağır yüklerle KOBİ’lerin gelişmelerine darbe vuracağına benziyor. Yasa tasarısında Ar-Ge merkezleri için teşvik esaslarında en az 50 tam zamana eşdeğer Ar-Ge personeli zorunluluğu getiriliyor. Türkiye’deki KOBİ’lerin büyük çocunluğunun 20 kişiden az personel istihdam ettiğini düşünürsek, yasanın ruhunun KOBİ’lerle bağdaşmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

“Bilgi birikim merkezleri oluşturulmalıdır” KOBİ’lerin birlikler, dernekler aracılığı ile örgütlenmeleri teşvik edilerek, buralarda bilgi birikimi oluşturulmalı ve bu birikim paylaşılabilir hale getirilmelidir. KOBİ’ler genel anlamıyla bu birliklerin; bilgiye ulaşmak, danışmanlık gibi hizmetlerinden yararlanabilmelidir. Bu sayede KOBİ’ler finansman araçlarından da daha fazla yararlanma olanağına sahip olacaklardır. Ancak bilgi ve bilgiye erişimi sadece finansal araçlardan yararlanma gibi dar bir çerçevede değil, farklı bir boyutta düşünmek gerektiği ortaya çıkmıştır. Süreç içinde Türkiye’de KOBİ’lere hep kollanması ve korunması gereken aciz durumdaki işletmeler gözüyle bakılmıştır. KOBİ’lere korunması gereken işletmeler gözüyle bakmak yerine, onları desteklemek gerektiği inancındayız. Öncelikle nasıl ayakta kalabileceklerini öğrenmeleri gerekmektedir. Selam ve muhabbetlerimle…

Mahmut ÇELİKUS ESDER Genel Başkanı

KOBİ’lerin birlikler, dernekler aracılığı ile örgütlenmeleri teşvik edilerek, buralarda bilgi birikimi oluş turulmalı ve bu birikim paylaşılabilir hale getirilmeli. KOBİ’ler genel an lamıyla bu birliklerin; bilgiye ulaşmak, danışmanlık gibi hizmetlerinden yararlanabilmelidir.


Teşkilattan

Esnaf ve sanatkârlar, Mehmet Akif Ersoy'u ölümünü 71. yýl dönümünde andı

MEHMET AKÝF ERSOY'U

UNUTMADIK...

Esnaf ve sanatkârlar, Ýstiklal Marþýmýzýn þairi ve baðýmsýzlýðýmýzýn sembolü Mehmet Akif Ersoy'u unutmadý. Esnaf ve Sanatkârlar Derneði (ESDER), Mehmet Akif Ersoy'u ölümünün 71. yýl dönümünde Ankara'daki evinin önünde andý. Burada bir konuþma yapan ESDER Genel Baþkaný Mahmut Çelikus, Akif'in yaþamýnýn esnaf ve sanatkârlar için de yol gösterici olduðunu belirterek, "Akif, Ahilik Kültürünün temel ilkelerinden cömertliði diðergamlýðý ve civanmertliði derinden yaþamýþ örnek bir þahsiyettir" dedi.


Teşkilattan

snaf ve Sanatkârlar Derneði (ESDER) tarafýndan þairin anýsýna Hacettepe Üniversitesi Kampüsü içinde Tacettin Dergahý ile Mehmet Akif Ersoy Müze Evi'ni de kapsayan alanda kurulan Mehmet Akif Ersoy ve Ýstiklal Parký'nda düzenlenen anma törenine, AK Parti Genel Baþkan Yardýmcýsý ve Yerel Yönetimler Baþkaný Hüseyin Tanrýverdi, Vakýflar Genel Müdürü Yusuf Beyazýt, ESAM Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy, Etimesgut Halkekmek Genel Müdürü Ahmet Nemutlu ve çok sayýda esnaf ve vatandaþ katýldý. Anma töreni Mehmet Akif Ersoy için Tacettin Camii'nde okunan mevlit ile baþladý.

E

ESNAF VE SANATKARLAR ÝÇÝN DE ÖRNEK TEÞKÝL ETMEKTEDÝR Daha sonra bir konuþma yapan ESDER Genel Baþkaný Mahmut Çelikus, Ýstiklal Marþý Þairini ölümünün 71. yýlýnda saygý ve rahmetle andýklarýný söyledi. Çelikus, konuþmasýna þöyle devam etti: "Mehmet Akif Ersoy'un yaþamý, biz esnaf ve sanatkârlar için de emsal teþkil etmekte, bize yol göstermektedir. Akif, Ahilik kültürünün temel ilkelerinden cömertliði, diðergamlýðý ve civanmertliði derinden yaþamýþ, yaþamýyla hepimize örnek olmuþ bir þahsiyettir.” AKÝF CÖMERTTÝR Çelikus, konuþmasına Akif’in dostlarından Hasan Basri Çantay’ýn bir anektodu ile devam etti: “Yakýn dostlarýndan Hasan Basri Çantay anlatýyor: Üstat, bütün hayatýný fakru zaruret içinde geçirdi. Böyleyken halinden þikâyet ettiðini ne ben ne de diðer yakýnlarý, hiç duymadýk. Bununla beraber kendisi gayet cömert idi. Kesesinde kaç kuruþu var ise isteyene istemeyene daðýtýrdý. Hiç unutmam, bizi Ankara'da evine çay içmeye çaðýrmýþtý. Biz gitmek üzere iken o, koþa koþa bize geldi, dedi ki: 'Bu akþam çayý sizde içeceðiz.' Ben tabii memnun oldum. Fakat bunun sebebini de anlamak istedim. Sordum, gülerek dedi ki: 'Bizim odanýn kilimini bir fakire vermiþler.' O oda ki mefruþatý zaten o tek kilimden ibaretti ve onu da bir fakire veren kendisi idi.

AKÝF CÝVANMERTTÝR Hayatý boyunca hiç kimseden hiçbir gizlisi-saklýsý olmamasý, fikirlerinin þeffaflýðý, düþüncelerini esirgemeden ifade ediþi, doðrularý hiçbir güç karþýsýnda yýlmadan haykýrmasý, bugüne ýþýk tutan her bir fikri, halkla barýþýk yaþantýsý; onu gerçek bir dava adamý, gerçek bir ulema, gerçek bir aydýn kýldý.

AKÝF DÝÐERGAMDIR Memuriyetten istifasýndan sonra, ailece sefalet hayatýna düþtüðü halde, kýþ günü sokakta titreyen bir yaþlýya sýrtýndaki tek paltosunu da çýkartýp verecek kadar yumuþak kalpli insan… Bir daha paltosu hiç olmayacaktýr onun. Ama Ýstanbul sokaklarýnda aç çocuklarý gördükçe, çaresizce aðlayýp "Ya hamiyetsiz olaydým, ya param olaydý!" diye kahredecek kadar diðergamdý. 9


Teşkilattan

Onun civanmertliðini gösterdi. Þunu söylemek istiyorum: Ýstiklal Marþý'ný dinleyen bir nesil, o eþsiz marþý yazan þairi de yakýndan tanýmalýdýr. Doðruluðu, edebi, vefasý, cömertliði, kerem ve mertliði ile hep sevilip sayýlmýþ olan Âkif'i tanýmamak çok büyük bir kayýptýr… Ölümünün 71. yýl dönümünde Mehmet Akif Ersoy'u bir kez daha rahmetle anýyor, geleceðe ýþýk tutan fikirlerinden istifade edebilmeyi temenni ediyor, programýmýza katýlýmlarýnýzdan dolayý þükranlarýmý sunuyorum. Vakýflar Genel Müdürü Yusuf Beyazýt da Akif'in herkes için önemli bir þahsiyet olduðunu hatýrlatarak, "Mehmet Akif Ersoy'un Ankara'daki evi ile ilgili çalýþmalarýmýz var. Vakýflar Genel Müdürlüðü olarak burayý daha da güzelleþtireceðiz ve Akif'e hak ettiði deðeri vereceðiz" dedi. ESAM Genel Sekreteri Prof. Dr. Arif Ersoy ise Akif'in emperyalist güçlere karþý mücadele ettiðini hatýrl a t a r a k , Türkiye'nin

10

þimdi de Akif'in sahip olduðu anlayýþa sahip olmasý gerektiðini söyledi. Ak Parti Genel Baþkan Yardýmcýsý Hüseyin Tanrýverdi de Mehmet Akif Ersoy'un hayatýnýn herkes için örnek teþkil ettiðini ifade ederek, "Akif'in iþaret ettiði çizgide yol almak hepimizi görevidir" dedi. Töreninin sonunda Akif'in anýsýna etli pilav, Osmanlý þerbeti ve mevlit þekeri ikram edildi.


Sektör Analiz

Kırtasiyeciler Fotokopi Bakkal, manav, kasaptan sonra şimdi de kırtasiyeciler hiper ve grosmarketlerin tehdidi altında. Buna bazı akaryakıt istasyonları ile gazetelerin promosyonları da eklendi. Esnafın sabahtan akşama kadar kimlik fotokopilerini beklemekten başka çaresi kalmadı. Çoğu esnafta kırtasiye malzemelerinin yanında oyuncak satmaya başladı. dönemde Türkiye genelinde 100 bine yakın kırtasiyeci iş yerini kapattı.

İnsanları Kandırıyorlar

Erdal Çakıroğlu

E

skiden her okulun yanında birkaç kırtasiyeci vardı. Öğrenciyken en çok uğradığımız mekânlardan biri de kırtasiyecilerdi. Kalemi, defteri, ders kitaplarını, romanları, gazete ve dergileri onlardan alırdık. Sonra işleri kesat gitmeye başlayınca, oyuncak satmaya başlayanlar da oldu. Zamanla sayıları giderek azaldı. Yokolma noktasına geldiler. Oysa on binlerce işsize iş, on binlerce aileye aş sağlıyordu. Bakkalların sadece süt ve ekmek satması gibi artık onlar da fotokopi çekerek, oyuncak satarak işlerini yürütüyorlar.

12

Gıdadan, giyime, otomotivden, mobilyaya kadar hemen her sektöre zarar veren hiper ve grosmarketlerin şimdi de kitap ve kırtasiye malzemeleri perakendeciliği de yapması küçük işletmecileri, eskiden bayram yaptıkları okulların açıldığı eylülekim dönemlerinde de siftahsız kepenk kapattırıyor. Ankara Kitap ve Kırtasiyeciler Odası'nın rakamlarına göre son

Erdal Çakıroğlu, 30 yıldır kırtasiye işiyle uğraşıyor. Ankara’da Bücürük Kırtasiye’nin sahibi olan Çakıroğlu, işe başladığı ilk günleri şu sözlerle anlatıyor: “Dükkânımı ilk açtığımda şimdiki gibi çok çeşit yoktu. Sadece kırtasiyecilik yapıyordum. Ancak işlerimiz de bugüne göre çok daha iyiydi.” Özellikle 1990’lı yıllardan sonra hiper ve grosmarketlerin açılmaya başlamasıyla kırtasiye sektörünün sekteye uğradığını belirten Erdal Çakıroğlu, geçen zamanda özellikle bakkal, manav ve benzeri gibi esnafların etkilendiğini ifade ediyor. Çakıroğlu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu sektörlerden sonra şimdi de kırtasiyeciler büyük marketlerin tehdidi altında. Billboardlara ‘Çanta 3 YTL’ yazıyorlar. Bunun mantığı yok. Bir üründe zararına satış yapılıyor. Diğer ürünlerde de yüksek fiyat. Böylece insanlarımız kandırılıyor. Bunun önüne geçilmelidir.” Büyük marketlerin özellikle Eylül-Ekim dönemlerinde kırtasiye malzemesi satmasını eleştiren Çakıroğlu, “Hem sezonluk satışların hem de yıl sonu indirimlerin önüne geçilmelidir. Bu kampanyalar kesinlikle düzene girmelidir. Yanlış kampanyalar Türkiye’yi tüketim ülkesi haline getirdi” diyor. Kırtasiyecilerin artık fotokopi çekerek ve oyuncak satarak ayakta kaldığına dikkat çeken Erdal Çakıroğlu, sürecin esnaflar için iyi olmadığını savunuyor. “Biz işlerin kötüye gitmesinden dolayı çeşit değişikliğine gittik. Oyuncak, şeker satıyoruz. Aksi takdirde sadece kırtasiye malzemesi satarak kesinlikle ayakta kalamayız” diyen Erdal Çakıroğlu, Hükümet tarafından verilen ücretsiz kitap kampanyasına da karşı çıkıyor. Çakıroğlu’nun konu ile ilgili çözümü ise hayli ilginç. Erdal Çakıroğlu, şu öneride bulunuyor: “Ben eğitimin tamamen ücretli olmasından yanayım. Devlet maddi imkânı olmayanlara da kitap vererek destek olmamalı. Burslar vermelidir. Öğrenci de


Sektör Analiz

Çekerek Ayakta Kalıyor harcamayı kendisi yapsın. Bu tekelleşmeyi de önler. Ayrıca şimdi bazı büyük firmalar ücretsiz kitapları ihale yoluyla alıyorlar. Yıllardır biz çilesini çektik. Kaymağını başkaları yiyor.” Bazı gazete ve akaryakıt istasyonlarının promosyonla kırtasiye malzemesi vermesine de karşı çıkan Çakıroğlu, yapılanın ticaretle bağdaşmadığını söyledi.

Gani Akın

geliştirdik. Güzel hizmet sunduk. Nihayetinde 20 m²’lik küçük bir dükkânda başladığımız işte bugün 170 m²’lik büyük bir yerde hizmet veriyoruz.” Esnaflıkta başarmanın kriteri nedir sorumuza da Gani Bey, kulaklara küpe olacak bir cevap veriyor: “Babam yılların esnafı. Ama hiçbir zaman doğruluktan, dürüstlükten ve müşteriye karşı güler yüzlü davranmaktan taviz vermedi. İşi bana bırakınca da aynı öğütlerde bulundu. Ben de aynı felsefeyle hareket ediyorum.” Gani Bey, esnaflığın günümüz şartlarında zor olduğuna da dikkat çekerek, sorunlarına MEB’nin ücretsiz kitap kampanyasındaki önerisiyle söze başlıyor: “Milli Eğitim Bakanlığı ücretsiz kitap kampanyasına küçük esnafı destekleyerek başladı. Sistem şöyle işliyordu: Okul kitapları okul müdürünün aynı bölge içinde belirlediği bir iki kırtasiyeler aracılığıyla dağıtılıyordu. Tabi sonra bunu değiştirdiler. Bir semti bir kişiye ihale yoluyla verdiler. Bu bizim gibi küçük esnafları zor duruma soktu. Şimdi dağıtımı gerçekleştirebilmeniz için en az 20 kişi olmalısınız. Ancak yetiştirilebilir. Bu yanlış bir uygulama. Dileğimiz, sistemin ilk yıldaki gibi işlemesidir. Bakanlığın bu konuyla ilgili görevde bize de yer vermesi temel beklentimizdir.”

Yılların Esnafından Altın Öğütler Erdal Çakıroğlu, esnaflara da seslenerek, şu önerilerde bulunuyor: “Raflarınızı, vitrinlerinizi kesinlikle tozlu bırakmayın, sürekli temizleyin. Küçük esnaf olarak kalmak yerine bir araya gelerek şirketler oluşturalım. Küçük olsun benim olsun anlayışını kesinlikle bırakalım. Mutlaka Ar-Ge birimlerini oluşturalım. Şirketlerimizin aktif web adresleri olmalı. Zaten yeni Ticaret Kanunu’nda da bu yer alıyor. Esnaf olarak sahip olduğumuz sosyal hakları mutlaka bilmeliyiz. Firma yetkilisi yabancı dil bilmek zorunda. Yurtdışındaki projeler takip edilerek irtibata geçilmelidir. En önemlisi de Ahilik geleneğinin temel prensibi olan dürüst tüccar olmaktır. Kayıtdışı ekonomiye kesinlikle mahal bırakılmamalıdır. Vergilerini tam olarak vermelidir.”

Ücretsiz Kitap Kampanyası Esnaf Eliyle Olmalıdır Gani Akın da yıllardır Ankara’da kırtasiyecilik yapıyor. 1993 yılında babasının yanında esnaflık öğrenen Gani Bey, 8 yıldır da Ankara’nın Ufuktepe semtinde Akın Kırtasiye’nin işletmeciliğini yapıyor. Akın, esnaflığa başlamasını şöyle anlatıyor: “Babam yıllarını esnaflığa verdi. Ben de 1993’den beri babamın yanında çalışıyorum. Yaklaşık 15 yıl önce iş değişikliği yapıp, kırtasiye işine girdik. 8 yıl önce de ben babamdan işleri devraldım. Tabi geçen sürede bulunduğumuz semtin yeni olması hasebiyle ürün çeşitliliğini sürekli arttırdık. Kendimizi

Küçük Esnaflar Zor Durumda Hiper ve grosmarketlerin esnafları zor durumda bıraktığına da değinen Gani Akın, kırtasiyecilerin iş yapma döneminin 8 ay olduğunu belirtiyor. Akın, sözlerine şöyle devam ediyor: “Son zamanlarda açılan büyük marketler okul açılışları olan Eylül ayında kırtasiye malzemesi satıyorlar. Yaptıkları kampanyalarla bizi yani küçük esnafı zor durumda bırakıyorlar. Haksız rekabet oluyor. Bunun önüne geçilmelidir.” Ücretsiz kitap kampanyasının tonlarca kitabı çöpe atmaktan da kurtardığını savunan Gani Akın, “Eskiden kitap getirirdik. Satılamayanlar hep olurdu. Bunları geri dönüşüme gönderirdik. Zarar ederdik. Şimdi ise böyle bir durum kesinlikle söz konusu değil. Ayrıca MEB’nin yardımcı kitap önermesi bizlerin işlerini bir nebze olsun düzeltti diyebiliriz” diyor.

Diyarbakırlı Esnaf da Aynı Sıkıntıları Yaşıyor Diyarbakır’da 9 yıldır kırtasiyecilik yapan İşmen Kırtasiye Sahibi Temur Deniz de aynı sorunlardan şikâyetçi. “Sorunlarımız saymakla bitmez” cümlesiyle söze başlayan Deniz, yaptığı işin tarifini de şöyle yapıyor: “26 yaşındayım, 9 yıldır kırtasiyecilik ve teknik büro malzemeleri satışı ile uğraşıyorum ve bunu bir meslek olarak görüyorum.” Deniz, kırtasiyeciler için çok dediği sorunlarını da maddeler halinde şöyle sıralıyor:

13


Sektör Analiz ediyor: “Son yıllarda küçük esnafların kepenk indirmesi daha da hızlandı. Bizim sektörde son birkaç yıla baktığımızda 100 esnaftan 65’nin kapattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir de biz esnaflarda küçük olsun benim olsun anlayışı var. Mesela 10 esnaf bir araya gelemiyoruz. Kolektif ruh bizde gelişmedi. Avrupa’da milyar dolar bütçeleri olan dev şirketler bir araya gelirken, biz bir araya gelemiyoruz. Bu çok acı bir durumdur.”

Dar Gelirliler Veresiye Almak İçin Kırtasiyeleri Tercih ediyorlar

Temur Deniz Diyarbakır “Piyasanın durgunluğu ve bunun yanında tüm yerel ve ulusal marketlerin sadece okul sezonlarında kırtasiyeye ağırlık vermesi, ucuz ve kalitesiz Çin mallarının piyasada haksız rekabet oluşturması, mesleğe etik olarak bakılmaması, toptancıların erakendeye inmesiyle perakendecilere mal satmaması, ticaret ve esnaf odalarının üyelerini korumamasıdır.” Kırtasiye malzemelerinde KDV oranının yüzde 18 olmasının faturasızlığı arttırdığına dikkat çeken Temur Deniz, bunun kayıtdışı ekonomiyi de arttırdığını söylüyor. Özeleştiri de yapan Deniz, esnafın müşteri ilişkileri noktasında eğitim alması gerektiğine inanıyor.

İşsiz kalan Esnaf Mağazalarda İşçi Oluyor Ankara’nın Şose semtinde kırtasiyeci olan Ramazan Molla’nın esnaflığa başlama öyküsü ise diğerlerinden biraz daha farklı. Ankara’da bir kırtasiyede işçi olarak başlayan Ramazan Molla, azim ve başarısıyla çalıştığı kurumda aranan eleman olur.. Molla, uzun bir süre işçi olarak çalıştıktan sonra 10 yıl önce Kardelen Kırtasiye’yi açar. Bugün şube de açan Molla, hedefini de yüksek tutuyor. Kırtasiyecilerin sorunlarının Türkiye’nin ekonomik durumundan kaynaklanan sorunlar olduğuna dikkat çeken Molla, esnafın alternatif geliştirmesi gerektiğine inanıyor. “Eskiden bakkallar, manavlar vardı. Şimdi hemen hemen hepsi kapandı ve bu arkadaşların çoğu da büyük marketlerde işçi olarak başladı” diyen Ramazan Molla, aynı sorunun kendilerinin de başına gelebileceğinden korkuyor. Molla, sözlerine şöyle devam

14

Ramazan Molla

Ümitlerini sonraki yıla taşıyanlardan biri de Antalya’dan Has-Ka Kırtasiye Sahibi Hasan Çelimli. Kırtasiyelerin sadece fotokopi çeken yerler haline geldiğini söyleyen Çelimli’nin en büyük derdi ise kırtasiye malzemelerini artık her yerde bulabilmenin mümkün olması. Her işyerinin çalışma dalının ayrı olduğuna dikkat çeken Çelimli; “Ben kırtasiyeciysem kırtasiye malzemelerini satarım. Emlakçı emlakçılık yapmalı, bakkal yine kendi alanındaki malzemeleri satmalı. Ama günümüzde herkes işyerine kitap, defter, kalem gibi malzemeleri koyarak kırtasiyecilik yapar oldu. Kimse bir mesleğin daha yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunun farkında değil” şeklinde konuştu. Mahalle bakkalları ve büfelerden sonra kırtasiyeciler de zincir marketlerin getirdiği rekabet ortamından olumsuz etkilendiğini söyleyen Hasan ÇeHasan Çelimli limli; “Kırtasiyeciler, vatandaşların Antalya çocuklarının okul alışverişlerini kalitesiz olmasına rağmen, daha ucuz olması nedeniyle zincir marketlerin kırtasiye reyonlarından karşılıyorlar. Bu durum da kırtasiyecilerin yok olması anlamına geliyor” dedi. Kırtasiyecilere sadece veresiye alışveriş yapan dar gelirli kesimin geldiğini söyleyen Çelimli şöyle konuştu; “Sektörde genel bir durgunluk var. Özellikle perakendeci bu durumdan çok olumsuz etkilendi, sezon yaşayamaz oldu. Marketlerin şehir içinde olması perakendeciyi olumsuz etkiliyor. Biz bu konuda yasal düzenlemelerin yapılması için talepte bulunduk ama olmadı. Küçük işletmelerin işi çok zor. Pek çoğu yavaş yavaş kapanma yolunda. Yaratıcı fikirler geliştiren, albenili ve geniş ürün yelpazesine sahip, kendini yenileyen işletmeciler daha rahatlar. Onun dışında sektörde bir daralma var. Eskiden kırtasiyelerde yaşanan sezon yoğunluğu şimdi marketlerde yaşanıyor. Peşin alışveriş yapan velilerin büyük bölümü büyük marketlere kayıyor. Zincir marketler Antalya ekonomisinde oluşan kaynakları dışarı götürüyor ve bu nedenle de büyük alışveriş merkezlerinin şehir dışına çıkarılmaları şart. ”


Kapak Dosyası

KOBİLER K

üçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ), ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önem taşımaktadır. Bu önem özellikle Türkiye gibi zaman zaman ekonomik krizlerle karşı karşıya gelen ülkeler için daha da artmaktadır. Küçük ve esnek yapıları ile ekonomiye katkı sağlayan KOBİ’ler tüm dünyanın gündemindedir. Rekabetin ve değişikliğin çok yoğun yaşandığı günümüzde, istihdamın ve üretimin büyük

bölümünü sağlayan KOBİ’ler değişimlere kolay uyum sağlayabilen yapılarıyla ekonomilerde önemli yer tutmaktadır. KOBİ’ler, dünyada sanayinin ciddi bir bölümünü oluşturur hale gelmişlerdir. Önemleri 1970'lerden sonra daha çok fark edilmiştir. ABD, Japonya ve Avrupa Birliği KOBİ’leri ekonomik gelişmelerinin arttırılmasında önemli bir araç olarak görmektedirler. Türkiye sanayinde önemli yer tutan KOBİ’ler AB' ne girişle birlikte, uluslararası rekabete hazır olmak zorundadırlar.Küçüklüklerinin kendilerine sağladığı esneklik ve uyum kabiliyetini en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen işletmeler varlıklarını gelişerek sürdürebilecektir. Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacaklardır.

KOBİ’lerin Tanımı

16

“Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik”te KOBİ’lerin tanımı şu şekilde yer alıyor: İkiyüzelli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı


Kapak Dosyası

ya da mali bilânçosu yirmibeş milyon Yeni Türk Lirası’nı aşmayan ve bu Yönetmelikte mikro işletme, küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme olarak sınıflandırılan ve kısaca "KOBİ" olarak adlandırılan ekonomik birimlerdir.

tüketici bilinci değişmiş ve üreticiler için daha esnek bir üretim yapısı sayesinde hızla tüketici isteklerine cevap verme zorunluluğu doğmuştur.

KOBİ’lerin ekonomiye katkılarını 5 başlıkta toplayabiliriz.

KOBİ’lerin Sınıflandırılması

a) İstihdam yaratılması b) Esneklik sayesinde yeniliklere hızla uyum c) Girişimciliği teşvik d) Butik üretim sayesinde ürün farklılaşması e) Büyük işletmelere ara malı temini

Aynı yönetmeliğin 5. maddesine göre de KOBİ’ler üç sınıfa ayrılıyor: Mikro işletme: On kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilançosu bir milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan çok küçük ölçekli işletmeler,

KOBİ’lerin Türkiye Ekonomisindeki Yeri:

Küçük işletme: Elli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu beş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler, Orta büyüklükteki işletme: İki yüz elli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu yirmi beş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler.

KOBİ’lerin Önemi: Avrupa’da 1980 yılından itibaren ölçek ekonomileri görüşüne alternatif olarak ‘’Küçük Güzeldir’’ görüşü çok kabul görmeye başladı. Dünyanın birçok ülkesinde küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin korunması ve geliştirilmesi için bu kesimin gereksinimi olan finansal ve teknolojik destekler veren kuruluşların mevcut olduğu ve KOBİ’lerin yasal düzenlemelerle korunduğu bilinmektedir. Dünyada ve Avrupa Birliği’nde KOBİ’lerin istihdamın önemli bir bölümünü karşılamakta ve sanayi içinde büyük bir yer tutmaktadır. KOBİ’ler küçük, esnek yapıları sayesinde gelişmelere hızlı adapte olabiliyorlar. Ölçek üretim yerine butik üretim yaparak müşteri memnuniyetini daha iyi sağlayabiliyorlar. Uluslararası alanda iletişim araçlarının etkisiyle

Türkiye’de KOBİ’lerin tarihi 13. yüzyılda kurulan Ahilik sistemine kadar uzanmaktadır. 1933 yılında esnaf ve küçük sanayicinin kredi gereksinimini gidermek için Halk Bankası kurulmuş, Türkiye’de 1963 yılından itibaren başlatılan planlı kalkınma dönemi çerçevesinde hazırlanan 5 yıllık kalkınma planlarında KOBİ’ler sürekli olarak yer alarak bugüne kadar gelinmiştir. KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki yerinin tespitini yapabilmek için istihdam edilen kişi sayısı, iş yeri sayısı ve bu işletmelerin yarattıkları katma değerler gibi önemli göstergelere bakılabilir.

KOBİ’lerin Dünya ekonomilerindeki Yeri (2006): İhracat İçindeki Payı (%)

Kredilerden Aldığı Pay (%)

32,0

42,7

49,0

31,0

Bilgi yok

40,0

52,0

38,0

50,0

36,0

29,5

25,0

22,0

27,0

99,0

67,0

45,0

54,0

26,0

29,0

İtalya

98,0

83,0

52,0

47,0

Bilgi yok

Bilgi yok

Hindistan

98,6

63,0

27,8

50,0

40,0

1,3

Güney Kore

98,8

59,0

35,0

35,0

20,0

47,0

Tayland

98,0

64,0

Bilgi yok

47,0

50,0

Bilgi yok

Singapur

97,0

76,7

38,0

26,5

10,0

27,0

Türkiye

99,8

76,6

38,0

26,5

10,0

5,0

Ülkeler

Tüm işletmeler içindeki payı(%)

İstihdam içindeki payı

ABD

97,2

58,0

38,0

Almanya

99,0

64,0

44,0

Japonya

99,4

81,4

İngiltere

96,0

Fransa

Yatırım İçindeki Payı (%)

Katma Değer İçindeki Payı (%)

43,0

17


Kapak Dosyası

az elli tam zamana eşdeğer Ar-Ge perTürkiye’de KOBİ’lerin tarihi 13. soneli istihdam eden, Hükümet’in KOBİ’leri desteklemek için hazır- yüzyılda kurulan Ahilik sistemine kadar yeterli Ar-Ge birikimi yeteneği olan birimladığı 'Araştırma ve uzanmaktadır. 1933 yılında esnaf ve ve ler” sınırlaması geGeliştirme Faaliyetküçük sanayicinin kredi gereksinimini tiriliyor. Yani bir şirket lerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun gidermek için Halk Bankası kurulmuş, en az 50 Ar-Ge personeli çalıştırmadan bu Tasarısı’ incelendiğinde desteklerden yararlanaTürkiye’de 1963 yılından itibaren özünde KOBİ’lere fayda mayacaktır. Yüzde 99’u yerine darbe vuracağı başlatılan planlı kalkınma dönemi 50’ye kadar işçi görülüyor. Yasa çalıştıran KOBİ’ler, çerçevesinde hazırlanan 5 yıllık kalkınma tasarısında AR-GE merkezleri için teşvik planlarında KOBİ’ler sürekli olarak yer nasıl 50 personellik ArGe merkezleri kuracakesaslarında “En az 50 lar? alarak bugüne kadar gelinmiştir. tam zamana eşdeğer Madde 2 d)’de, “rekaAR-GE personeli istihbet öncesi işbirliği prodamı” KOBİ’leri kesinlikle kapsamamaktadır. Tasarının jeleri”nde, üniversite ve bilim kurumlarından söz ruhu KOBİ’lerle uyuşmamaktadır. Hala TBMM gündeedilmemektedir. Bu durumda projeler nasıl hazırminde bulunan tasarının yasalaşması halinde KOBİ’leri lanacak, projelerin teorik temeli ve ülke yararlılığı nasıl ağır yükler bekliyor. ölçülecektir? Madde 2 e)’de, “tekno girişim serMakine Mühendisleri Odası’nın konu ile ilgili araştır- mayesi”nde lisans-doktora öğrencileri ya da bunları 5 malarında şunlar yer alıyor: Tasarının “Amaç ve kap- yıl önce almış kişilerin kurum desteğinden söz ediliyor. sam”a ilişkin Madde 1’in 1. fıkrasında Ar-Ge Hangi sanayi kuruluşu, böyle yoğun bir eleman desteği faaliyetleri tanımlanmakta, üründe ve üretim süreç- sağlayabilir ve uzun süre Ar-Ge desteğini sürdürerek lerindeki yeniliklerden, ürün kalite ve standartlarının yapılanmayı başarabilir?

AR-GE Yasası neler getiriyor?

yükseltilmesi ve verimliliğin artırılmasından söz edilmektedir. Ancak Madde 1’in 2. fıkrasında “teknoloji merkezleri (teknoloji merkezi işletmeleri), ile Ar-Ge merkezleri, Ar-Ge projeleri ve rekabet öncesi işbirliği projeleri ve tekno girişim sermayesine ilişkin destek ve teşvikler”in kapsama alındığı belirtiliyor. Ardından Ar-Ge Merkezi için teşvik esaslarında; Madde 2’nin c) fıkrasında “en

18

Yasanın “Destek ve teşvik unsurları”nı belirten Madde 3’ün 1. fıkrasında “Ar-Ge vergi indirimi”ne esas Ar-Ge Merkezleri istihdamı ele alınıyor: “500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı (…) Kurumlar Vergisi kanununun 10’uncu maddesine göre kurum kazancının ve (…) Gelir Vergisi Kanununun 89’uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim yapılır” deniliyor. 500 ve üzerinde tam zamana eşdeğer istihdam Ar-Ge personeli ülkemizden en fazla 10–15 firmayı kapsayacaktır. Oysa KOBİ’ler sanayide önemli ölçüde istihdamı sağlayan ve üretimin ağırlığını kendilerinde toplayan kuruluşlardır. Ancak bugünkü yapıları ile özgün üretimden çok daha fazla fason üretime yönelmişlerdir. Çoğu düşük veya düşük–orta teknoloji ile çalışmaktadır. Mühendis çalıştıran ve kalifiye işgücü kullanan KOBİ sayısı toplamda % 35’e ulaşmaktadır. Önemli bir kısmının (% 45’inin) Ar-Ge faaliyeti yoktur. Toplam


Kapak Dosyası

özkaynakların dışındaki kaynaklar yeterince tanınmıyor. • Kredi temin aşamasında sorunlar mevcut. • Uygun maliyetli kredi teminin de güçlükler • İşletme sermayesi sorunları • Kredi maliyetleri, • Finansal dalgalanmalar, • Yüksek faizler

KOBİ’ler İçin Çözüm Önerileri

KOBİ’ler içerisinde Ar-Ge bölümü olanların oranı yüzde % 29’dur. Dolayısıyla KOBİ’lerin Ar-Ge Yasa Tasarısında belirtilen teşviklerden yararlanması zorunludur. Bunun için; • Ar-Ge eğitimi için üniversitelerle yapılacak çalışmalar sonucu ortaya çıkacak giderlere muafiyet tanınmalı, Ar-Ge giderleri içine alınmalıdır. • Tasarım, test, laboratuar kurulması, prototip yapılması, sertifikasyon giderleri ve patent giderleri hem teşviklere hem de vergi muafiyetine girmelidir. • Ar-Ge bölümünün personeli için sayıya bağlı olmaksızın “istihdam teşviki” uygulanmalıdır. • Makina imalat sektöründeki firmaların yeni model geliştirmeleri, “tasarım” çalışmalarının ayrıca desteklenmesi ile mümkün olacaktır. Yüksek katma değerli ürün desteğe esas alınmalıdır.

KOBİ’lerin Sorunları • Yönetim sorunları • Nitelikli iş işgücü temini • Maliyetler (işgücü, hammadde, enerji…) • Pazarlama sorunları • İhracat sorunları • İthalat sorunları • Ar-Ge sorunları • Teknolojik yetersizlikler • Finansal yönetim konusunda bilgi ve donanım eksikliği • Finansal planlama araçları zorunlu oldukça hazırlanıyor. • Bilânço bilgileri çoğu zaman gerçekleri yansıtmıyor ve bu bilgiler yorumlanmıyor. • Finansal kaynak temin etmede yaşanan güçlükler ve kredi maliyetleri • Yatırım, büyümek, gelişmek isteniyor ama

Hemen hemen tüm ülkeler küçük ve orta ölçekli işletmeler farklı şekillerde teşvik edilmektedirler. Türkiye'de KOBİ’lere yönelik teşvikler düzensiz ve yetersizdir. Bu işletmelerin uzun dönemli finansal ve yönetsel gereksinimlerinin belli merkezce yönetilen teşviklerle desteklenmesinde gerekmektedir. KOBİ’lerin desteklenmesi için bazı konularda düzenlemelere gereksinim vardır. Düzenleme yapılabilecek konular a) Banka ve diğer kuruluşların KOBİ’lere daha geniş hizmet sunmasını desteklemek, rating şirketlerinin kurulmasını teşvik etmek, b) Kendi aralarında yeni ilişkiler geliştirmeleri (Ortaklık, stratejik yakınlaşmalar, alt yapı paylaşmak vb.) teşvik etmek, c) KOBİ’lere özgü menkul kıymet pazarları geliştirmek, d) Yatırımları ve yönetim kalitesinin gelişmesini desteklemek KOBİ’lerinlerin AB giriş sürecinde, AB ve Hükümet tarafından sağlanan uzun dönemli kaynak temin etmesi mümkündür. Bu kaynaklar yatırımı ve ihracatı teşvik etmeye yönelik bir takım formalitelerin yerine getirilmesi ile sağlanabilmektedir. İmalat sanayisinin % 99’unu teşkil eden KOBİ’lerin toplam krediler içindeki payının %5 olduğunu düşünürsek dış kaynak olarak kredilerden faydalandıklarını söyleyemeyiz. KOBİ’lerin finansal sorunlarını ülkenin genel ekonomik yapısından ayrı düşünmek olanaksızdır.

Çözüm önerilerini şöyle sıralayabiliriz; a) Yaşanan yönetim ve finansman sorunlarının halline yönelik olarak düşük maliyetli eğitimler düzenlenmeli b) Şu anda KOSGEB tarafından internet ve diğer araçlarla yapılan KOBİ’lerin her alanda bilgilendirilmesi yolları arttırılmalı c) Belirli kıstaslar içinde vergi indirimleri sağlanmalı d) Kalkınmada öncelikli yörelerde uygulanan enerji desteği, diğer illerde de özellikle (1-49 işçi çalıştıran KOBİ’lere de) sağlanmalı e) Bir KOBİ Bankası oluşturulmalı f) Bu bankanın geliştireceği ürünleri özellikle KOBİ’lerin makine ve teknolojilerini geliştirmeye yönelik orta vadeli krediler olmalı. 19


Kapak Dosyası

Ekonomimizin can damarı KOBİ’ler Günümüzde gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin tamamında küçük ve orta boy işletmeler ekonominin bel kemiğini oluşturmaktadır. Tüm ülkeler KOBİ’leri ekonomik ve sosyal yapının temel taşı olarak görmekte ve bu işletmelerin desteklenmesinin kalkınmada kilit öneme sahip olduğunu kabul etDoç. Dr. Yusuf Balcı mektedir. KOBİ’ler Sanayi Bakanlığı Müsteşarı yerel ve ulusal ekonomilerin küçük sermayelerini, az sayıda işgücü ve ortalama bir yatırım tutarıyla dünya ekonomisine katma imkânı veren bir örgütlenme şeklidir. Artık bütün dünya KOBİ’lerin önemini ve ekonomik büyümeye, istihdama, toplumsal dayanışmaya ve yerel kalkınmaya katkısını kabul etmektedir. KOBİ’ler yoksulluğu hafifletmede, bölgeleri ve ülkeleri az gelişmişlikten çıkarmada ve merkezi planla yönetilen ekonomilerden piyasa ekonomilerine geçiş sürecinde çok önemli bir role sahiptir. KOBİ’lerin, az yatırımla daha çok üretim ve ürün çeşitliliği sağlamak, daha düşük maliyetle istihdam imkanı sağlamak, ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenmek, teknolojik yeniliklere hızlı uyum sağlamak, piyasada rekabeti yerleştirmek ve sürdürülmesine katkıda bulunmak, ekonomik demokrasiyi yaygınlaştırıp kökleştirmek, bölgeler arası ekonomik ve sosyal dengesizlikleri ortadan kaldırmak, nitelikli eleman yetiştirmeye katkıda bulunmak ve büyük sanayi işletmelerine destek olmak gibi avantajları vardır. Sanayi toplumundan Bilgi toplumuna geçerken, inovasyona yatkın,esnek yapılarıyla KOBİ’ler ekonomik gelişmede motor güç haline gelmektedir.

20

Müşteri taleplerine duyarlık, yeniliklere ve değişime açıklık, krizler karşısında esneklik gibi önemli avantajlara da sahip olan KOBİ’ler “işletme kurma” eylemini sadece devletin ya da daha önceden deneyimli belirli bir “işadamı” grubunun imtiyazı olmaktan çıkararak, ortalama bir birey veya grubun, güçlerini birleştirmek suretiyle yerel hammadde ve işgücü kaynağının yerinde kullanımını sağlamaktadır. Bu nedenledir ki, gelişmekte olan bölge ve ülkelerde, ileri teknolojiye gerek duymadan, bol bulunan emek ağır-

lıklı ve daha önceden fazla bir deneyimi de bulunmayan, ama istekli ve hevesli bireyler veya gruplar tarafından yeni şirketler kurulması mümkün hale gelmektedir. Ülkemiz açısından bakıldığında da işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanlarının yaratılmasındaki katkıları, dengeli ve sürdürülebilir kalkınma konusundaki önemli rolleri ve piyasa koşullarına kendilerini uyarlayabilen esnek üretim yapılarıyla KOBİ’ler, ekonomik gelişmemizin en önemli unsurudur. Bu işletmeler ülkemizde geniş bir alana yayıldıkları için bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesinde, yatırımların geniş bir alana yayılmasında da çok önemlidir. KOBİlerin doğrudan ihracat rakamlarının düşük olmasına karşılık ihracata dolaylı katkıları çok daha fazladır. Bu işletmelerin dış talepler konusunda bilgi yetersizliği, hammadde ve enerji girdi harcamalarının üretim maliyetlerine yansımasının getirdiği dezavantaj, büyük parti siparişleri için işletme bazında gerekli olan üretim kapasitesi yetersizliği, teknolojik yetersizlik ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kalite problemleri ile finansman sorunlarının varlığının ihracat kapasitelerini olumsuz etkilemektedir. KOBİ’ler tarafından yaratılan katma değerin düşük olması, doğrudan ihracat gelirlerine katkı imkanları bakımından belli bir yetersizliğe sahip olmaları ise bu işletmelerin önemli ölçüde finansman, işletme, pazarlama, teknoloji geliştirme, eğitim ve sorunları olduğunu ortaya koymaktadır. Küçük ve orta boy işletmelerimizin önündeki içsel ve çevresel riskler azaltıldığında, girişimcilerimizin yeni iş kurma becerisi ve genç insan kaynağı potansiyelimiz ülkemizde bilim ve teknoloji alanında kaydedilen hızlı gelişme ile birleşecek ve bu işletmelerimizin hem rekabet gücü, hem de ekonomiye katkıları hızla artacaktır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak amacımız, ekonomimiz içerisinde, gerek sayı, gerek istihdam, gerekse üretim kapasitesi açısından ağırlıklı bir yere sahip olan, ayrıca sosyal boyutlarıyla da çok önemli bir kesimi oluşturan KOBİ’lerimizi, kurumsallaşmasını tamamlamış, modern üretim ve pazarlama teknolojileri kullanan, küresel eğilimlerin risk ve fırsatlarını görebilen işletmeler haline getirmektir. Bu doğrultuda, KOBİ’lerimizin hem ekonomimiz içerisinde, hem de uluslararası rekabette hak ettikleri yere gelmeleri için gerekli bütün adımları atmakta kararlıyız.


Kapak Dosyası

KOBİ’ler için kümelenme stratejileri

Dr. Ömer BOLAT MÜSİAD Genel Başkanı İlk defa 1980'li yılların başında hayata geçirilen ve aynı iş kolunda faaliyet gösteren firmaların aynı coğrafi bölgede yoğunlaşmasını ifade eden “kümelenme modeli”, Avrupa ülkelerinden sonra Türkiye'de de son yıllarda hızla devreye girmeye başlamıştır. Ekonomik değerleri göz önünde bulundurulduğunda bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hemen hemen hepsi KOBİ'lerin doğması, büyümesi ve gelişmesi için uygun ortamı hazırlayacak politikalar geliştirmekte ve uygulamaktadırlar. Elbette hükümet politikalarının yanında, KOBİ dediğimiz işletmelerimizin de yeni döneme yönelik hazırlıklarını en üst ve etkin düzeyde gerçekleştirmeleri için belli başlı kriterleri yerine getirmeleri gerekmektedir. Zira global ekonomik tehdit ve fırsatları bir an önce fark edip şirketlerini bu yeni döneme hazırlayacak olan işletmeler önce ayakta kalmayı başarabilecekler, ardından da uzmanlaşıcı yeni yaklaşımlarıyla bölgesel olarak pozitif rekabet gücü kazanacaklardır. Kısacası, KOBİ'ler değişime ayak uydurmak zorundadırlar. Artık “küçük güzeldir” anlayışı geçerli değildir. Küçük işletmelerin gelişebilmesi ve ülke ekonomisinin büyümesi için güçlü ortaklıklar kurmaktan başka alternatifleri yoktur. Kümelenme ve işbirliği ağlarının

gelişimi, firmaların rekabet güçlerinin artırılması, yenilikçiliğe ve Türkiye ekonomisinin büyümesine katkı sağlanması için temel bir öncelik olarak önümüzde durmaktadır. Batıda 'şirket evlilikleri'nin gittikçe arttığı günümüzde, kümelenme yaklaşımı, yenilikçiliği ve gelişmeyi besleyerek, işletmelere ciddi bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Çağdaş ekonomilerde ortaklık kültürü artık işletmelerin olmazsa olmazı durumundadır. Ülkemizde de maliyetleri düşürmek, ölçek ekonomileri meydana getirmek, tecrübeli bir işgücü havuzu oluşturabilmek, finans yükünü hafifletmek, kamu kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla gerekli işbirliğini geliştirmek, ancak ortaklık kültürünün yerleşmesiyle mümkündür. Bugün artık, kaynaklarını iyi değerlendirebilen, verimli kullanan; ve ortaklık ruhu içerisinde hareket edebilen şirketler öne çıkmakta ve varlıklarını uzun süre sürdürebilmektedir. Ülkemizdeki işletmelerin karşılaştığı en büyük sorunların başında, birlikte iş yapma ve ortaklık kültürünün tam yerleşmiş olmaması gelmektedir. Bunun içindir ki, ömrü 50 yıla, 100 yıla varabilen şirketlerin sayısı oldukça azdır. Türkiye'de ikinci nesle devredilebilen işletme sayısı yüzde 10 iken, üçüncü nesle devredilebilen işletme sayısı ise sadece yüzde 2'dir. Aile şirketleri bile, düşünce ve gaye birliğinin yeterince sağlanamaması münasebetiyle, babadan sonra uzun süre ayakta kalamamakta ve kardeşler/ortaklar arasında çıkan ihtilaflar sebebiyle dağılıp gitmektedir. Bu sebeple iktisadî işletmeler için kaynaştırıcı, birleştirici ve işletmeyi uzun ömürlü kılan ortak amaç ve hedef birliği, yani ortaklık kültürü anlayışıdır. Bunu gerçekleştirebilen şirketler uzun ömürlü ve güçlü olabiliyorken, gerçekleştiremeyenler ise ne yazık ki iflasın eşiğine gelmektedir. Bu süreçte mikro düzeyde uzmanlaşmak ve yenilikçi yaklaşımları birlikte geliştirerek yükselen değerleri ve sektörleri ortaya çıkarmak oldukça önemlidir.

KOSGEB Başkan Yardımcısı Hasan Tanrıöven: yeni pazarlara açılmak için fuar katılımları büyük önem taşı-

Dünya KOBİ’lerin farkındadır Ekonomik ve sosyal yaşama böylesine önemli atkılarda bulunan KOBİ’ler ortak politika ve stratejiler çerçevesinde desteklenmeli ve yönlendirilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, KOBİ’lere destek veren kurum ve kuruluşların koordineli olarak hareket etmeleridir. KOSGEB olarak KOBİ’lerle ilişkili bütün kurum ve kuruluşlarla işbirliği içindeyiz. KOSGEB’in kuruluş amacı imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin rekabet güçlerini arttırmaktır. Bildiğiniz gibi bugün ürün, hizmet ve sermaye dolaşımı sınır tanımamakta, küreselleşme bütün ülkeleri derinden etkilemektedir. Son yıllardaki bu yoğun rekabet ortamı üretilen değerlerin potansiyel alıcılara en uygun şartlarla en kısa sürede tanıtılması ve ulaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan ürünlerin tanıtımı ile

maktadır. KOSGEB’in fuar katılımcılarına verdiği destekten kuruluş kanunu gereği imalat sanayinde faaliyet gösteren ve 1150 arasında işçi çalıştıran işletmeler yararlanabilmektedir. KOBİ’ler söz konusu olduğunda her ölçek, her sektör, her bölge için aynı ipuçları geçerli olmayabilir. Ancak genel bir şeyler söylemek gerekirse, KOBİ’lerin kurumsallaşması, birleşerek güç oluşturmaları, özellikle ARGE ve inovasyon tabanlı KOBİ’ler için risk sermayesi mekanizmalarının oluşturulması, KOBİ’lerin en önemli sorunlarından biri olan finansman zorluklarının giderilmesi için bütün imkanlarımızı seferber etmeliyiz.

KOSGEB Başkan Yardımcısı Hasan Tanrıöven


Kapak Dosyası

ESDER Bursa Şube Başkanı Halil Uzunoğlu:

KOBİ’lerin Güçlenmesi İşsizliği Önler Ostim Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın:

OSTİM KOBİ’LERİN MERKEZİDİR OSTİM, Türkiye’de sanayinin plânlı ve kontrollü olarak geliştiği, 40 yıllık üretim deneyimine sahip, bölgesel kalkınma için örgütlenme ve yapılanma modeli olarak örnek alınan bir organize sanayi bölgesidir. OSTİM, firmaların farklı sektörlerde birbirini tamamladıkları, sinerji oluşturdukları ve onlara üretim sürecinde ar-ge ve danışmanlık desteklerinin düzenli olarak sağlandığı bir üretim kentidir. Bu yapı KOBİ’lerimizin ürün ve hizmet kalitesini yükseltirken, rekabetçi yönlerini güçlendirmektedir. Bölgemizdeki işletmeler nitelikli eleman konusunda istihdam ofisinden, mesleki eğitim ihtiyaçlarının karşılanmasında OSB eğitim biriminden, meslek okullarından, ar-ge ve teknolojik yenilik konusunda üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde kurduğumuz teknokent ve ar-ge şirketi ile uzman kadrosuna sahip danışmanlık hizmeti KOBİ’lerin sırtındaki yükler çok ağır. İşsizlik, aşsızlık veren şirketimizden destek almaktadır. dolayısıyla hırsızlık, kapkaç ve sosyal dramlar sürekli artıyor. İşsizlik, bu hükümetin karnesindeki ekonomik çerçevede en zayıf notlardan biridir. İşsizlik, şu anda resmi rakamlara göre yüzde 10’lar civarındadır. Düşmüyor. “Ekonomi büyüyor” fakat işsizlik artıyor. Bu bir paradoks nasıl oluyor? Şüphesiz ülkemizde ekonomik normlar, oturma süreci yaşıyor, verimlilik, makineleşme artıyor, aynı zamanda nüfus da artıyor, ama bu problem öncelikli mesele olarak ele alınıp çözüm istikametinde çok yoğun çaba harcanmadı. Şüphesiz işsizlik çok önemli bir sosyal problemdir. Acil hale getirilmeli ve çözülmeli, belki de bir kısım istenmeyen sosyal hadiselerin altında bunun da bir etkisi vardır. Tabii öncelikle insanınızı doyurmak zorundasınız! İşsizliği önlemek için KOBİ’leri büyütmek, büyük sanayi için önemli. Tedarikçi haline getirmek bir mecburiyettir. Bunun için de önce KOBİ’lerin önündeki engelleri kaldırmak gerekir. Onların asıl büyük sıkıntısı da, finans sıkıntısıdır. İşletmeci, proje geliştiriyor ama bunun finans yönünü çözmekte çok zorlanıyor. Bugün Bursa da Türkiye’nin her bölgesinde olduğu gibi siftah yapmadan dükkânını kapatan esnaflar söz konusu. Vergisinin bir kuruşunu bile ödeyemez durumda olan sanatkârlarımız var. Sadece bursa da resmi rakamlara göre 125 bin icralık vatandaş söz konusu. İlimizdeki 11 tane icra dairesi bu rakamlar karşısında yetersiz kalınca 12 ve 13. icra dairelerine ihtiyaç hissediliyor. Kredi kartı borcunu ödemek için kredi çekip borcunu ödemeye çalışan sonuç itibariyle daha çok batağa saplanan bir esnaf söz konusu.

22

Bölgemizdeki KOBİ’lerle işbirliği yaparak ihracatını geliştirmek veya yeni ticari ve sınai alanlara yönelmek isteyen firmaların ticari partnerleri de hazırdır. Amacımız, uluslararası pazarın talepleri doğrultusunda ürün çeşitliliğini ve kalitemizi yükseltmek ve bu kapsamda üyelerimizi yeni ortaklıklarla, yeni projelerle tanıştırıp yeni işbirlikleri geliştirerek dünya pazarlarına açmaktır.


Teşkilat Haberleri

Milli Savunma Bakanı Gönül’den ESDER’e ziyaret

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ESDER’i ziyaret etti. Genel Başkanımız Mahmut Çelikus’tan ESDER’in çalışmaları hakkında bilgi alan Gönül, “Sanayicilerimizi, esnaf ve sanatkârlarımızı destekliyoruz” dedi.

M

illi Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genel Merkezimize ziyarette bulundu. Genel Başkanımız Mahmut Çelikus tarafından karşılanan Gönül, daha sonra Genel Başkanlık Makamına geçti. Mahmut Çelikus, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün ziyaretinden duyduğu memnuniyeti belirtti. Gönül’e esnaf ve sanatkârların içinde bulunduğu durum ile ESDER’in çalışmaları hakkında bilgi veren Çelikus, “Esnaf ve sanatkârlarımızın sorunlarına sadece ekonomik olarak yaklaşmamalıyız. Onlar sosyal patlamaların önüne çekilmiş birer benttirler. Ekonominin lokomotifidir” dedi. Esnaf ve sanatkarların sorunlarını Gönül’e sunan Çelikus, Hipermarket Yasası’nın çıkması için de Bakan’dan destek istedi. Çelikus, sözlerine şöyle devam etti: “Hipermarket Yasası uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde. Ancak ne yazık ki bir türlü çıkarılamadı. Ancak bunun yanında her gün yeni alışveriş merkezleri açılıyor. Kepenk kapatan esnaf sayısı gittikçe artıyor. Sizden bu yasanın ivedilikle çıkmasını talep ediyoruz.”

“Esnafımızı destekliyoruz” Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de esnaf ve sanatkârların temsilcisi ESDER’i ziyaret etmekten mutlu olduğunu söyledi. Hükümet olarak esnafların önemini bildiklerini belirten Gönül, “Biz sanayicilerimizi, esnaf ve sanatkârlarımızı destekliyoruz” dedi. Küreselleşen dünyanın rekabet koşullarını değiştirdiğini belirten Gönül, sözlerine şöyle devam etti: “Artık eski usullerle iş yapma dönemi bitmiştir. Kendini geliştiren, yenileyenler ayakta kalabiliyor. Biz sanayicilerimize esnaf ve sanatkârlarımıza şu tavsiyelerde bulunuyoruz: Siz çağın gereklerini uygun şekilde kendinizi geliştirin. Biz de Hükümet olarak size gereken desteği verelim. Örneğin OSTİM’de faaliyetlerini sürdüren bir işletme bizim savunma sanayisi için talep ettiğimiz bir dişliyi yapabilecekse biz de haliyle gereken desteği veririz.” Ziyaretin ardından Genel Başkanımız Mahmut Çelikus, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e ahşap el yapımı körük hediye etti.

23


Ayın Konuğu

Bir Cevapla Başlayan KARİYER Geniş bir caddede yürüyorsunuz. Biri size çarptı. Ne yaparsınız? Elbette bu soruya herkesin bir cevabı olur. Ancak hiç kimse bu soruya vereceği cevapla Türkiye’nin en büyük şirketinin başına geleceğini tahmin etmez. Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir’in Arçelik’teki kariyeri bu soruyla başlar. Özdemir, Beko şirketinin o dönemki Genel Müdürü merhum Basri Öztekin ile iş görüşmesine gider. Öztekin, Gündüz Bey’e, “İstiklal Caddesi’nde yürüyorsunuz, biri size çarptı. Ne yaparsınız?” sorusunu yöneltir. Gündüz Bey de kendisine “Başka birisinin bir daha bana çarpmaması için daha dikkatli yürürüm” şeklinde cevap verir. Bu cevap karşısında Basri Bey, koltuğundan fırlayarak, Gündüz Bey’e “Yıllardan beri her mülakatta bu soruyu ısrarla sorarım. İlk defa sen beklediğim cevabı verdin”der ve işe alır. Evet, Arçelik Genel Müdürü’nün Koç grubunda işe alınması bir cevapla başlar. Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir, Kepenk dergisinin sorularını yanıtladı. Kariyeriniz nasıl başladı? İlk iş görüşmeniz ne zaman oldu? Hatırlayabiliyor musunuz? Bu görüşmede unutamadığınız anılarınız var mı? 1972’de Koç Topluluğu’na bağlı Beko Ticaret A.Ş.’de çalışmaya başladım. Yıllar içinde sırasıyla Bölge Müdürü, Satış Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptım. 1991’de ise Beko Ticaret A.Ş. Genel Müdürü oldum. 2000’de Beko Ticaret A.Ş.’nin Arçelik A.Ş. ile birleşmesi sonucu Arçelik A.Ş. Türkiye Satış ve Pazarlama Grup Direktörü oldum. 2003’te Arçelik A.Ş. Genel Müdürü olurken, Mayıs 2007 itibariyle bu görevimin yanında Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı olarak da görev yapmaktayım. İlk iş görüşmemde Beko Ticaret şirketinin o dönemki Genel Müdürü Sayın Merhum Basri Öztekin bana, “İstiklal Caddesi’nde yürüyorsunuz, biri size çarptı. Ne yaparsınız?” sorusunu yöneltmişti. O günü sanki bugün gibi hatırlarım. Ben de kendisine, “Başka birisinin bir daha bana çarpmaması için daha dikkatli yürürüm.” şeklinde cevaplamıştım. Bu cevabım karşısında Basri Bey koltuğundan fırlayarak bana, “Yıllardan beri her mülakatta bu soruyu ısrarla sorarım. İlk defa sen beklediğim cevabı verdin” dedi ve beni işe aldı. 24


Ayın Konuğu

Herkesin gençliğinde idealleri vardır. Hiç şüphesiz sizde de olmuştur. Arçelik A.Ş. gibi Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birisinin başına geçmek aklınızdan geçer miydi? Türkiye'nin en büyük şirketinde Genel Müdür olduktan sonra sizde neler değişti? Her insanda olduğu gibi ben de idealleri olan biriyim. Ancak hiçbir zaman Arçelik’in genel müdürü olacağım diye düşünmemiştim. Aslında ben satıcı olacağım diye de hiç düşünmedim. Bir memur çocuğu olarak o zamanki ortama göre en büyük hayalim mühendis olmaktı. Ben bu hayallerin peşinde koşarken, Beko Ticaret’te işe başladım. Annem hastaydı ve evi geçindirmek durumundaydım. Bu nedenle kısa yoldan sonuç almalıydım. O yıllardan başlayarak şu anda geldiğim yere ve geçen zamana bakıyorum. Düşündüklerimin başlangıçtan bugüne farkını düşünüyorum. Bu açıdan baktığımda da şunu söyleyebilirim ki, kişilik olarak hiç değişmedim. Bir ara kendi kendime, ‘Sen Türkiye’nin büyük şirketlerinden birisinin genel müdürüsün. Peki acaba neler değişti?’ diye sordum. Sonra karar verdim ki; değişen bir şey olmamış, ben hala eski benim… Siz başarınızı neye bağlıyorsunuz? Olmazsa olmazlarınız nedir? 35 yıllık iş hayatımda her türlü işi ciddiye alarak yapmam, kazandığım başarıların en önemli etkenlerinden biri. Her işi sonuna kadar anlamak için çaba sarfederim ve işi asla küçümsemem. İşe konsantre olurum ve bunun ötesinde sonuç odaklı olmaya çalışırım. Benim için önemli olan işin başarılı bir şekilde bitmesidir. Böyle çalışkan ve sürekli üretken bir durumda olduğum için bu sorumluluğa uygun görüldüm. Sizden bekleneni

fazlasıyla veriyorsanız, bir şekilde takdir edilirsiniz diye düşünüyorum. Başarılı olmak adına son derece şeffaf ve açık olmayı tercih ederim. Bunun çok faydasını gördüm. Bir de güçlü arkadaşlarla çalışmayı tercih ettim. Genelde piyasadaki yöneticiler kendilerinden güçlü olanları yanlarında pek barındırmak istemezler. Ben bunun hep tam tersini yaptım ve çok büyük yararlarını gördüm. Başarı için vazgeçilmez hedefim; ekip halinde çalışmak, ekip halinde aynı şeyleri düşünüp aynı yönde hareket etmektir. Ayrıca son derece şeffaf olmayı tercih ederim. Bunun çok faydasını gördüm. Arçelik A.Ş. Türkiye'nin en büyük beyaz eşya üreticisi. Arçelik Şirketi olarak 2008 yılı hedefleriniz nelerdir? Türkiye’nin sanayi devi ve öncüsü olan Koç Holding’in hızlı ve karlı büyüme ile dünyanın lider şirketlerinden biri olma vizyonunun yarattığı sinerjiyle, Arçelik A.Ş. global pazarda yatırımlarına devam etmektedir. Başarısının sırrını “Yüksek kaliteli mal, kuvvetli bir satış gücü ve etkin satış sonrası hizmetleri” şeklinde tanımlayan Arçelik A.Ş.’nin Türkiye’deki her evde ortalama iki ürünü bulunmaktadır. Şirketin vizyonu “BEKO markası ile 2010’a kadar sektöründe dünyanın en çok tercih edilen ilk on markasından biri olmak”tır. 2008 yılı hedeflerine bakacak olursak; 8 milyar YTL konsolide ciro ve 170 milyon Euro değerinde yatırım hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl Çin’de gerçekleştirdiğimiz yatırımla bu pazarla birlikte, Asya-Pasifik ve Kuzey Amerika bölgelerinde büyümeye odaklanacağız. Bununla birlikte; yurt içinde yıllardır süren açık ara

Arçelik Genel Müdürü Özdemir, Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Bakırtaş’ın sorularını cevapladı. 25


Ayın Konuğu

liderliğimizi pazar payımızı artırarak daha da güçlendireceğiz. Beyaz eşya sektöründeki tecrübemiz ve knowhow’ımızı lider uluslararası markalarımızın gücüyle birleştirerek oluşturacağımız sinerji sayesinde, hem yurt içi hem yurt dışı pazarlarda çıtamızı daha da yükselteceğimize inanıyorum. Arçelik A.Ş.’nin dünya pazarındaki yeri nedir? Arçelik A.Ş. bugün 13 satış ve pazarlama şirketiyle dünya genelindeki uluslararası pazarlarda faaliyetini sürdürmektedir ve Avrupa’nın üçüncü büyük beyaz eşya üreticisi, dünyanın yedinci büyük beyaz eşya üreticisidir. Kurulduğu günden bu yana müşterilerinin yaşamlarını kolaylaştıran ve zenginleştiren Arçelik A.Ş.’nin gücü ve başarısı, finansal sonuçlarla da kendisini göstermektedir. Arçelik A.Ş. 17.000’in üzerinde çalışanı, Türkiye, Romanya, Rusya ve Çin’de 11 üretim tesisi, dünya genelindeki 13 satış ve pazarlama şirketi ve Arçelik, Beko, Grundig, Blomberg, Elektra Bregenz, Arctic, Altus, Leisure, Flavel ve Arstil olmak üzere on markasıyla 100’den fazla ülkede müşterilerine ürün ve hizmet sunmaktadır. 1990 yılında, Arçelik A.Ş.’nin, Beko markası için “bir dünya markası” sloganıyla belirlediği hedef, Şirketin uluslararası pazarlarda sektörün önemli oyuncuları arasına girmesini sağlamıştır. Bugün 100’den fazla ülkede, her 2 saniyede, 1 ürünümüz satılmaktadır. Beko markalı ürünler şu ana kadar 280 milyon tüketiciye ulaşmış durumdadır. Arçelik A.Ş. global pazarlardaki başarının “kendi markaları ile büyüme” yoluyla gerçekleştirilebileceğine inanmaktadır. Bağımsız araştırma kuruluşu GFK tarafından düzenlenen ve Avrupa, Rusya ve Türkiye dahil olmak üzere 27 ülkeyi kapsayan analize göre, Arçelik 26

A.Ş.’nin uluslararası pazar payı kendi markaları ile %10,3 seviyesine ulaşmıştır. Arçelik A.Ş., kendi alanında pazar liderliğini sürdürerek güçlü markaların üzerinde büyüme stratejisi doğrultusunda önemli gelişmeler kaydetmeye 2006 yılında da devam etmiştir. Şirket’in uluslararası satış cirosunun yaklaşık %80’ini markalı satışlarla gerçekleştirmesi, bu stratejinin doğruluğunun başlıca göstergelerinden biridir. 2007 yılını geride bıraktık. Ekonomideki tablolara baktığımızda siz geçen yılı sektörünüz açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? 2007 sonu verileri henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte, beyaz eşya sektörünün iç pazarda 2007 yılı, yaklaşık yüzde 6 oranında küçülme ile kapatması beklenmektedir. Bunun ardındaki başlıca sebep; seçim süreçlerinin uzun ve sıkıntılı geçmiş olmasıdır. Planlanandan daha önce gerçekleşen seçimler, gündemi olması gerekenden daha fazla işgal etmiş ve piyasaları olumsuz etkilemiştir. Yılın büyük bölümünde yaşanan durgunluk son aylarda bir miktar düzelme işaretleri göstermesine rağmen, yine de devam etmiştir. Bununla birlikte; tarımda kuraklıktan dolayı yaşanan gelir kaybı ve dünya piyasalarında yaşanan mortgage kaynaklı çalkantıların ekonomimize olumsuz etkileri, alımları ertelemeye yol açmıştır. Buna karşın; Türkiye beyaz eşya ihracatımız, kurlara rağmen yüzde 13 oranında artmış ve bunun da olumlu etkisiyle üretimdeki büyüme yüzde 10’a yaklaşmıştır. İşimizin diğer önemli parçası olan tüketici elektroniği sektöründe ise; 2005’te Avrupa’da yüzde 50’nin üzerindeki Pazar payı ile lider ve CRT üretim üssü olan Türkiye, pazardaki teknoloji dönüşümü ve LCD TV’ye geçiş döneminde liderliğini kaybetmiştir. CRT (tüplü) televizyondan LCD (yassı panel) televizyona geçişte, yerli üreticiler olumsuz etkilenmişlerdir. Bugün yerli televizyon üreticileri için tehdit olarak al-


Ayın Konuğu

gılanan bu durumu, ancak devlet ve özel sektör işbirliği ile lehimize çevirecek stratejiler geliştirmek kaydıyla, ülke olarak bu sektördeki konumumuzu iyileştirmemiz mümkün olacaktır. 2007’de tüketici elektroniği sektörünün TV ihracat değerlerini incelediğimizde ise; 2006’ya göre adetsel olarak yüzde 30’luk bir düşüş kaydedilmiştir. Fakat adet kaybına karşılık, daha yüksek değerde satılan LCD televizyonlar sayesinde ciro bazındaki kayıp daha azdır. Hızla büyüyen panel pazarında, uluslararası rakiplerimizin sahip olduğu “devlet teşvikleri” gibi avantajlara rağmen, Türkiye’nin 2007’deki panel TV ihracatı 2006’ya göre yüzde 29 artış yaşanması, sektör açısından oldukça ümit verici bir gelişmedir. Arçelik ve Beko ürünlerini teknoloji marketlerine vermeyeceğinizi belirtiyorsunuz. Bunun nedeni nedir? 2007; Batı Avrupa menşeili organize perakendecilerin Türkiye pazarına girerek, rekabeti artırdıkları bir yıl oldu. Türkiye’ye gelip, bu pazardan pay kapmaya çalışan teknomarket tipi, beyaz ve elektronik eşya satan zincirler, başta büyük şehirlerimiz olmak üzere, çeşitli illerimizde ard arda satış noktaları açtılar. Bu gelişme aslında bizim beklediğimiz ve hazır olduğumuz bir konuydu. Burada altını özellikle çizmek istediğim husus; hiçbir koşulda, Arçelik ve Beko Ofise her gün saat 07.00’de gelmeye özen markalı ürünlerin bu bahsettiğim zincirlerde, süpermarket ya da hipermarketlerde bulunmayacağıdır. Biz Arçelik Şir- gösteririm. Bu şekilde günlük işler başlaketi olarak; yıllar önce merhum kurucumuz Vehbi Koç’un madan önce sporumu yapıp işlerimi proinşa etmiş olduğu ve sektöre sunduğu, güçlü bayilik sisgramlamak için zaman yaratmış temimizi yüzde 100 destekleyeceğiz. Bugün gözlemlemekte olduğumuz bu yapılaşmanın oluyorum. Cumartesi dahil olmak üzere 6 ardında elektronik ürünler yer alıyor. Tüketici elektroniği sektörüne baktığımızda ise, sayısız çeşitlilikte ürünün gün çalışırım. Pazar günlerini ise aileme alınıp satıldığı bir düzen karşımıza çıkıyor. Ancak; bu zinve hava koşulları elverdiği ölçüde en cir mağazaların Türkiye pazarında beklediklerini bulamayacaklarını düşünüyorum. Bunun arkasındaki sebepler; sevdiğim spor, hatta artık benim için bir öncelikle elektronik ürünlerdeki kar marjının yetersizliği, yaşam biçimi olan golfe ayırıyorum. stok maliyetlerinin yüksek oluşu ve bu ürünlerin teknolojilerinde yaşanan değişimin çok hızlı olmasıdır. Bunların sonucunda, ciddi zararlar kaydetmeleri mümkündür. sevdiğim spor, hatta artık benim için bir yaşam biçimi Sürekli zararına satış yapılarak iş sürdürülemez. olan golfe ayırıyorum. Diğer bir sebep ise; Türkiye’de çok büyük hacime sahip beyaz eşya pazarının, bu mağazaların işinde de önemli Yeni girişimcilere/yöneticilere tavsiyeleriniz nelerdir? yere sahip olması; ancak, pazar payı büyük olan Öncelikle; kendilerine verilen hiçbir görev ve sorumlumarkalarımızın asla bu operasyonlarda yer almaya- luğu küçümsememelerini öneririm. Sonuç odaklı olup her cağıdır. işin bitiminde “Şimdi bu işi tekrar yapsaydım neyi farklı ve daha iyi yapardım?” sorusunu kendilerine sorarak Günde kaç saat çalışıyorsunuz? Pazar günleri de kişisel gelişimlerinde ilerleyebilirler. Bir de en önemlisi, çalışır mısınız? takım çalışması. Bütün başarılı projelere baktığımızda, Ofise her gün saat 07.00’de gelmeye özen gösteririm. Bu bunun bir ekip işi olduğunu görüyoruz. Ekibi kurarken, şekilde günlük işler başlamadan önce sporumu yapıp iş- güçlü ve güvenilir çalışma arkadaşlarıyla yola çıkılması lerimi programlamak için zaman yaratmış oluyorum. fevkalade kritiktir. Cumartesi dahil olmak üzere 6 gün çalışırım. Pazar gün- Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? lerini ise aileme ve hava koşulları elverdiği ölçüde en Şu an için böyle bir düşüncem, planım bulunmuyor. 27


Konuk Yazar

Kepenkler Kapanmasın

Mustafa ÖZEL Gazeteci-Yazar

Küçük esnaf, Türk toplumunun bel kemiğidir. Bir zamanlar Türkiye ekonomisinin de bel kemiği idiler. Artık değiller galiba. Öyle olsaydı, esnaf örgütlerinin hükümetler üzerinde hiç değilse işçi ve memurların yarısı kadar nüfuzu olurdu. Esder genel başkanı Mahmut Çelikus görüşme talebinde bulunduğunda kendi kendime dedim ki, "tamam, süper marketler yasasının esnaf lehine çıkarılması için propaganda gezisine çıkmıştır; eh biz de görüşelim bakalım!" Yanılmışım. Hükümetten elbette şikâyetçiler; fakat daha temelli, daha rasyonel çözümler arıyorlar. Kendilerine şu mesajı verdim: Elbette her sivil toplum odağı gibi sizler de hükümetler üzerinde baskı kurarak bazı sonuçlar elde edebilir; en azından, aleyhinize olabilecek bazı gelişmeleri önleyebilirsiniz. Fakat bilmelisiniz ki hiçbir insan topluluğu sadece dış destekle ayakta kalamaz. Eşyanın tabiatına uymaz bu. Kendi hayat imkânlarınızı kendiniz geliştirmek zorundasınız. 1984 yılında bir Uzakdoğu seyahatine çıkmıştım. Kore'de KTA adlı, bizim ticaret odalarına benzer bir kuruluş, küçük esnaftan talep topluyor; sonra onların ihtiyaç duydukları ham maddeleri topluca ithal ediyordu. Diyelim ki her biri bin ton çeliğe ihtiyaç duyan 100 küçük işletmenin talepleri birleştirilince, ortaya 100 bin tonluk muazzam bir çelik talebi çıkıyordu. Bin tonun fiyatı 800 dolar, nakliyesi 200 dolar; dolayısıyla toplam faturası 1 milyon dolar olurken; 100 bin tonun fiyat 500 dolar, nakliyesi 100 dolar; dolayısıyla işletme başına bin tonun toplam faturası 600 bin dolar tutuyordu. Yani maliyette %40 indirim! Esder yöneticilerine adres olarak DPT'yi gösterdim. Bu önemli teşkilat yaklaşık yarım yüzyıl önce, Türk sanayiine yön vermek üzere kuruldu. Başlıca amacı, ekonomiyi sürükleyecek büyük ölçekli sanayi işletmelerinin kurulması ve bu suretle Türkiye'nin sanayileşmiş ülkelerin pasif pazarı konumundan çıkarılmasıydı. Önce ithal-ikameci, sonra ihracat-teşvikçi politikalarla bu amaca belirli bir düzeyde ulaşıldı. Bugün gelinen noktada, büyük sanayi işletmelerimizin DPT'nin rehberliğine önemli ölçüde ihtiyaçları kalmamıştır. Elbette bürokratik devlet geleneği içinde, kurumların dönüşümü

28

ve yeni kimliklerin ihdası çok kolay değildir. Fakat DPT'nin önümüzdeki yarım yüzyılda ana işlevi büyük sermayedara değil, küçük esnafa yön vermek olmalıdır. Özel sektör firmalarının ülke dışından milyar dolarlık şirketler satın alabildikleri bir evrede, kamu kurumlarının işlev ve kimliklerini yeniden tanımlamak zorundayız. Şahsen DPT için odaklanacak iki alan görüyorum: Başta askerî sanayiler olmak üzere, yüksek teknolojili ve çok büyük yatırım gerektiren stratejik sektörler. İkincisi de küçük, hatta mini işletmeler. Aslında, geleneksel sektörlerin dışına çıkıldığında, çok büyük ile çok küçük arasında akıl almaz bir iç içe geçiş söz konusudur. Küçük işletmeleri yaşatmak, toplumu, kültürü, medeniyeti yaşatmakla eşdeğerdir çoğu kez. 1986 yılında Almanların ünlü Yeşil Hafta'sı münasebetiyle Berlin'deydik. Yaşlı Almanların küçük Türk bakkallardan heyecanla alışveriş ettiklerine şaşırmıştım. Çat pat İngilizce konuşan birine, bakkallar daha pahalı değil mi; niçin büyük marketlerden alışveriş etmiyorsunuz diye sordum. Aldığım cevap ilginçti: "Çünkü bakkallar bizimle konuşuyorlar!" Küçük işletmeler gerçekte küresel toplumun ve dünya ekonomisinin de bel kemiğidirler. Almanya, ABD, Japonya gibi en ileri sanayi ülkelerinde hatırı sayılır bir ağırlıkları vardır. Sayı bakımından % 95; üretim bakımından % 50; istihdam bakımından % 60 gibi paylara sahiptirler. Fakat bu ülkelerin hiç birinde bizdeki gibi üvey evlat muamelesi görmezler. Mesela bu ülkelerde (kısmen devlet desteğiyle) öyle bir kredi sistemi vardır ki, toplam finans pastasından %30-35 pay alırlar. Bizde bu oran %3-5 gibi komik düzeylerdedir. Fakat küçük esnafı esas yaşatan unsur, Japonya'daki keiretsu sistemi gibi, büyük şirketlerle girişilen bir nevi stratejik ittifaklardır. Yerel küçüklerin becerisinden yararlanamayan büyükler, küresel pazarda kalıcı başarılar elde edemezken; küresel tecrübeye sahip büyüklerle karşılıklı çıkar ilişkisi oluşturamayan yerel küçükler de giderek oksijensiz kalırlar. (Bu hususta benim Küresel Rekabet başlıklı kitabıma göz atabilirsiniz: İz yayınları. Esder'i yakından tanımak ve Kepenk dergisini ücretsiz edinmek için: www.esder.org.tr)


Röportaj

Hedefimiz Güzel Şehrimizin Geleceğine Yön Vermektir İstanbul’un çeşitli bölgelerinde yaşanabilir ve güvenilir konutlar üreten KİPTAŞ, niteliksiz ve plansız yapılaşmaları önlemenin ötesinde gelişen İstanbul’un estetik mekân vitrini olarak ön plana çıkarıyor. KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım, hayalini “Mutlu insanların yaşadığı modern yaşam alanları oluşturmaktır” sözleriyle özetliyor. Yıldırım hedefi için de şunları söylüyor: “Güzel şehrimizin geleceğine yön vermektir.”

K

İPTAŞ, özellikle son yıllardaki çalışmalarıyla İstanbul’a adeta yeni bir çehre kazandırıyor. Genel Müdür İsmet Yıldırım’ın başarılı çalışmalarıyla faaliyetlerini hızlandıran kurum, toplumun her kesimine uygun yaşanabilir mekânlar üretiyor. KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet Yıldırım, çalışmalarını Kepenk dergisine anlattı. Kiptaş hakkında bilgi verir misiniz? KİPTAŞ, 1987 yılında yabancı sermaye ortaklığı ile imar planı ve mimari projeler yapmak üzere İMAR WEIDLEPLAN ismiyle kurulmuştur. 1989 yerel seçimlerinden sonra atıl hale gelerek tasfiye edilme noktasına gelmiş, akabinde yapılan 1994 yerel seçimlerini takiben, İstanbul Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret A.Ş. ünvanını alarak

30

yeniden teşekkül ettirilmiş bir Büyükşehir Belediyesi Kuruluşudur. Başlıca görevi İstanbul'un çarpık yapılaşması ve gecekondulaşma problemine çözüm getirmek olan KİPTAŞ, 8 Mart 1995 yılında kuruluşunu tamamlayarak faaliyete başlamıştır.1995 yılından beri inşaat sektörünün önemli bir şirketi olarak faaliyet gösteren KİPTAŞ yüklendiği misyonun bilincinde, İstanbul halkına hizmet vermeye devam etmektedir. "İstanbul'a 50.000 Konut" sloganıyla 17 Mayıs 1995 tarihinde "BAŞAKHİLAL Toplu Konut Projesini'nin ilk temelini atmıştır.


Röportaj KİPTAŞ; kurulduğu günden bugüne yaklaşık 40.000 adet konut ve bu konutların ihtiyacı olan yollar, atıksu ve yağmursuyu kanalları, içme suyu isale hatları, enerji, telefon, doğalgaz hatları, sokak aydınlatmaları, peyzaj uygulamaları, ağaçlandırma, çocuk oyun alanları, otoparklar, çarşıdini ve sağlık tesisleri, okul, kreş ve spor alanlarını site sakinlerinin istifadesine sunmuştur.

İstanbul'a 50.000 adet güvenilir ve yaşanabilir konut somut hedefiyle yola çıkan KİPTAŞ, dünyanın en büyük kentlerinden biri olan İstanbul'u dünya standartlarında yaşanabilir bir kent haline getirmek için çalışmaktadır. Ocak 2002 tarihinde aldığı ISO 9001 Kalite Güvence Belgesi, kalitesini sürekli geliştiren ve yaptığı her işin her adımına özen gösteren KİPTAŞ'ın bu çabasının somut bir ifade-

“İstanbul’u ağaçlandırıyoruz” KİPTAŞ’ın vizyon ve misyonu nedir? Çarpık şehirleşmenin önlenebilmesi için çağdaş, zevkli ve güvenilir yerleşim birimlerinin hızlı ve ekonomik şekilde üretilmesi ve bu yolla, kaçak yapılaşma ve gecekondulaşmanın önlenmesidir. İstanbul'daki düzensiz yapılaşmanın görüldüğü yerleşimlerin planlı bir şekilde uygun yerlere kaydıracağız. Böylece kaçak yapılaşmanın önüne geçerek, kamu arazilerinin talanını engelleyeceğiz. Yine her gelir grubuna göre konutlar üretiyoruz. Yerleşim birimlerini oluştururken, su havzaları, orman alanları, şehrin tarihi ve doğal dokusunun korunmasına özen gösteriyoruz. Yerleşim birimlerimiz bölgenin eğitim, ulaşım, ticaret ve sanayi noktaları düşünülerek tasarlanıyor. Yine kıraç bölgelerde inşa ettiğimiz yerleri ağaçlandırarak, İstanbul’umuzun teneffüs imkanını arttırıyoruz.

sidir. Günün değişen ve gelişen standartlarını kalitesinden ödün vermeden takip eden KİPTAŞ, çağdaş bir kentlinin ihtiyacına cevap verecek kaliteli ve zevkli yaşam alanları üretmeye devam edecektir.

“KİPTAŞ Yaşanılır ve Güvenilir Mekânlar Üretir”

KİPTAŞ, bugüne kadar ürettiği 35.000 konut ile halkımızı konut sahibi yapmanın mutluluğunu yaşamaktadır. Üretilen konutların zamanında hak sahiplerine teslim edilmiş olİstanbul deprem bölgesinde yer alıyor. İstanbul’un ması, halkın büyük ilgisine mazhar olmuş ve konutlarımız risk altında olmasından dolayı yaptığınız konutlarda piyasaya arz edilmeden aranır hale gelmiştir. KİPTAŞ'ın belli bir kalite politikası uyguluyor musunuz? kaliteli konut üretimi konusunda geniş bir tecrübesi vardır. Elbette. KİPTAŞ, kendisine ana gaye olarak kuruluş Bugüne dek binlerce aileyi çağdaş olanaklarla konut sahibi misyonuna uygun çağdaş, yaşanyapan KİPTAŞ'ın farkını en iyi onlar abilir ve çevre ile dost yaşam alananlatır... ları üretmeyi belirlemiştir. Bu Bizim hayalimiz, güzelim ilkesini yerine getirirken birey ve şehrimizin geleceğine yön “Yerleşim Yerlerini toplulukların arzu ve isteklerini göz vermek. İstanbul’a düzenli Titizlikle Seçiyoruz” önüne alarak toplumun hayat stankentleşmeyi getirmek. Mutlu Yerleşim bölgeleri titizlikle seçilir. dartlarını, yaşam alanı kalitesini ve kentlilik bilincini yükseltmeyi ben- insanların yaşadığı modern Su havzaları, orman alanları ve tarimsemiştir. KİPTAŞ; bu amaçlarına yaşam alanları oluşturmak. ihi doku korunacak şekilde seçilen arazide önce zemin etüdü yapılır. uygun olarak kaliteyi yaşama ve Öyle yerler ki, hem eski Sonra bir ulaşım planı dahilinde gerçekleştirme yolunda, şartsız İstanbul’un insani proje çizilir. Kişi başında düşen müşteri memnuniyetini yakalamak, tüm çalışanları ile eğitim-denetim, sıcaklığıyla dolsun hem de yeşil alan metrekaresi göz önünde bulundurularak.Orada yaşayacak sürekli iyileştirme ve geliştirme modern çağın tüm toplam nüfus için gerekli tüm faaliyetleri uygulanmasını da görev olanaklarına sahip olsun. altyapı hizmetleriyle beraber. edinmiştir. Radye temel üzerine tünel kalp sis-

31


Röportaj katkı sağlamayı planlıyoruz. Vizyonumuza uygun olarak da hedeflerimiz şunlardır: -Deprem master projelerinin KİPTAŞ kontrolünde şehrin kuzeyine kaydırılması -Tarihi yarımada’nın (Süleymaniye Cami çevresi ve Zeyrek) rehabilitasyonu projesinde öncü rol oynamak. -İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Kentsel dönüşüm projelerinde koordineli çalışmak. -2/B orman arazilerinin dönüşüm projeleriyle değerlendirilmesi

Modern Yaşam Alanları Oluşturuyoruz

temiyle inşa edilir konutlar. Zaten zemin etüdü yapılmış ve depreme dayanıklı bu yöntemle inşa edilmiş konutlarda yaşayanlar deprem endişesi duymaz! Doğal ve tarihi dokuyu korumanın yanısıra, gittiği yerlere buraların ihtiyacı olan yol, su, elektrik, telefon, doğalgaz hattı gibi her türlü altyapı hizmeti götürür ve genelde kıraç bu bölgeleri yeşillendirir. Kısacası, KİPTAŞ gittiği yerlerdeki hayat kalitesini yükseltir. Kurduğu yerleşim alanlarında okuldan spor tesislerine, çarşıdan camiye, her türlü ihtiyaç önceden düşünülmüş ve sakinlerin hizmetine sunulmuştur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin belirlediği konut politikaları çerçevesinde KİPTAŞ’ın sunduğu çözüm önerileri nelerdir? -Alternatif ve modern yerleşim birimlerinin hızlı ve ucuz bir şekilde üretilmesi -Eğitim, ticaret sanayi, yerleşim, turizm, konaklama dengesine göre güvenli ve yaşanabilir modern kentlerin üretilmesi -Yeni kurulan yerleşim birimlerinin kıraç bölgelerde oluşturularak mezkur bölgelerin ağaçlandırılıp yeşillendirilmesi. -Yerleşim birimleri oluşturulurken su havzaları, orman alanları, tarım alanları, şehrin tarihi ve doğal dokusunun korunması -Kaçak yapılaşma ve gecekondu bölgelerinde oturan insanların altyapısı çözülmüş, eğitim, kültür, ticaret ve diğer sosyal donatı alanlarını içeren planlı yerleşim alanlarına kaydırılmasıdır.

32

Hedefleriniz nelerdir? Toplu konutta edinilen tecrübe ile kaliteli uydu kentler üretmeyi hedeflerimiz arasındadır. KİPTAŞ olarak, kısa, orta ve uzun vadeli projelerinde sosyal konutlar üreterek, gecekondu rehabilitasyonuna

KİPTAŞ olarak çok önemli projelere imza atıyorsunuz. Her kesime uygun konutlar üretiyorsunuz. Hayaliniz nedir? Bizim hayalimiz, bu güzelim şehrin geleceğine yön vermek. İstanbul’a düzenli kentleşmeyi getirmek. Mutlu insanların yaşadığı modern yaşam alanları oluşturmak. Öyle yerler ki, hem eski İstanbul’un insani sıcaklığıyla dolsun hem de modern çağın tüm olanaklarına sahip olsun... Doğa ile teknoloji orada buluşsun. Yurtdışı ile ilgili hedefleriniz var mı? İstanbul’da belediyecilik ve konut yapımı alanında elde ettiğimiz deneyim ve bilgi birikimini yurtdışına da taşımayı hedefliyoruz. Bu çerçevede Suriye ve Romanya başta olmak üzere birçok ülkede projeler geliştiriyoruz. KİPTAŞ’ı uluslararası bir marka haline getirmeyi amaçlıyoruz. Yatırımlarımıza hız verdik. Ayrıca yakın bir zamanda da KİPTAŞ’ı halka açacağız. Planlanan projeleriniz nelerdir? Ne zaman satışa sunulacaktır? Planlanan projelerimiz; proje çalışmaları devam etmekte olan konut bölgelerimizdir. Bu bölgelerin çalışmaları tamamlandığında konut satışlarımız web sitemizden, bilboardlardan ve basın yoluyla kamuoyuna duyurulmaktadır.


Şehirlerimiz

ADINI YASLANDIĞI DAĞDAN ALAN ŞEHİR:

AĞRI

Yaklaşık 9 ay kış yaşayan Ağrı, karın her yeri beyaza boyamasıyla adeta beyaz bir şehir görüntüsü veriyor. Ağrı Dağı’na yönelik mitler de şehrin cazibesini daha da arttırıyor.

34

Şehrin Tarihi:

Kültür ve Turizm

Ağrı’nın tarihi, Paleolitik Çağ’a kadar uzanmaktadır. Daha geç dönemlerde bu bölge ile Mezopotamya arasında kültürel ilişkiler olduğunu gösteren Tunç Çağı araç gereçleri bulunmuştur. Ağrı ve çevresine yerleşen en eski topluluklardan biri Hurrilerdir. M.Ö. 14. yüzyılda Hititlerin Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki etkinliklerini yitirmeleriyle ortaya çıkan Hurrilerden sonra yöre Urartu, Pers, Makedon, Roma ve Bizans hâkimiyetine girmiştir. M.S. 7. yy. ortalarında Arapların eline geçen ve stratejik konumu nedeniyle istilalara uğrayan Ağrı’yı 11. yüzyılda Selçuklular egemenlikleri altına almışlardır. Selçukluların aralıklarla süren egemenlikleri Moğol akınlarıyla son bulmuştur. Sonradan İlhanlılar, Celayirliler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmiştir. I. Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından işgal edilen bölge, 1918 yılında düşman işgalinden kurtulmuş ve 1921 yılında yapılan Kars Antlaşması ile Türkiye’ye iade edilmiştir. Ağrı, 1927 yılında Karaköse adıyla il oldu. 1938’de de ismi Ağrı olarak değiştirildi.

Ağrı’nın en önemli tarihi mirası, İshak Paşa Sarayı Doğubayazıt ilçesindedir. Ayrıca Doğubayazıt Urartu Kalesi, Eski Beyazıt Camii ve Hamur Kümbeti gibi kültürel değerlerin yanı sıra Ağrı Dağı, Meteor Çukuru, Nuh’un Gemisi’nin İzi, Buz Mağarası, Diyadin Kaplıcaları, Balık Gölü gibi doğal güzellikleri vardır.

İshak Paşa Sarayı: Dogubeyazıt'ın 8 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt'ın kayalıkları üzerindedir. Sarayın harem girişi üzerinde bulunan kitabesinde; "Bin yüz ile doksan dokuz oldu buna tarih, İshaka meram üzere kem kıl dü cihanı" yazılıdır. Buradan yapının H.1199 (M.1784) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede adı geçen İshak ise, II.İshak Paşa'dır. Yapı yaklaşık yüz yıllık bir dönem içerisinde tamamlanmıştır. Dolayısıyla 16341680 yılları arasında Beyazıt Sancakbeyliği'ni yapan Çolak Abdi Paşa döneminde yapının imarına başlanılmış ve 1784 yılında II.İshak Paşa döneminde yapı tamamlanmıştır. İki avlu ve bu avlularda yapılmış bölümlerden oluşan sarayda, binalar "U" şeklinde düzenlenmiştir. Birinci avluya girişi sağlayan taç kapı, dışa doğru çıkıntılıdır. Her iki yönden yuvarlak altışar sütunla takviye edilmiştir. Yüzey yuvarlak kemerli, mukarnas kavsaralı bir niş içine alınmıştır. Asıl giriş kapısı basık kemerli olarak düzenlenmiştir. Taç kapı; kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar,


Şehirlerimiz

mukarnası andıran bezemeler ve kemerlerle süslenmiştir. Birinci avluda; nöbetçi odası, çeşme, muhafız koğuşları, zindan ile at koşum ve araba yerleri bulunur. Orta avlu, dört tarafı çeşitli binalar ile çevrilmiş olup, dikdörtgen planlıdır. Bu kısımda, hizmetli odaları, selamlık, cami ve türbe yer alır. Dikdörgen planlı caminin, harim kısmı kare planlı olup üzeri yüksek kasnaklı tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Önünde üzeri teras şeklinde düzenlenmiş kapalı bir son cemaat yeri bulunur. Cami iç mekanında, ampir üslubu hatırlatan süslemelere sahiptir. Caminin güneyinde yer alan Çolak Abdi Paşa Türbesi, Selçuklu tarzına uygun olarak, iki kat halinde yapılmıştır. Orta avludan bir kapıyla, dikdörtgen planlı harem dairelerine geçilir. Bu bölümde ayrıca hamam, kiler, aşhane ve tuvalet gibi kısımlar bulunmaktadır. Sonuç olarak, İshak Paşa Sarayı farklı üslup ve bezeme şekilleriyle inşa edilmiş olup, ortaçağ şatolarını anımsatan gösterişli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.

kesimi Iğdır ilinde, kalan %35'lik kesimi ise Ağrı ili sınırları içerisindedir. Ağrı Dağı 5165 metrelik rakımıyla, Anadolu Yarımadasının en yüksek doruğudur. 4000 metreye kadar bazalt daha sonra sonraki yükseklikte andezit lavlarından oluşarak volkanik bir dağ özellikleri gösterir. Dağın doruğunda bir örtü buzulu vardır. Doğu yüzünde Serdarbulak yaylası ve 3896 m. yükseklikteki Küçük Ağrı Dağı yer alır. Türkiye'nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı jeolojik konumu ve büyük tufandan sonra Nuh'un gemisi ne ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağı’nın farklı dillerde birçok ismi vardır. Başlıcaları, Ararat, Kuh - i Nuh, Cebel ül Haris'tir.

Soyso-Ekonomik Durumu

Nuh'un Gemisi'nin izi: Türkiye-İran transit yoluna 3,5km uzaklıkta bulunan ve Ağrı Dağı'nın güneyinde Telçeker ile Meşar Köyleri arasında doğal bir anıttır. Bu anıt gemiye benzer siluet şeklindedir.

Ağrı Dağı Ağrı Dağı (Selçuklular döneminde; Eğri Dağ, resmi adıyla Büyük Ağrı Dağı), Türkiye'nin en yüksek dağıdır. Zirvesi 4 mevsim boyunca erimeyen kar ve takke buzulu ile kaplı volkanik bir dağ olan Ağrı Dağı, Türkiye'nin doğu ucunda, Ağrı ilinin sınırları içerisinde yer almaktadır. Dağ, İran'ın 16 km batısında ve Ermenistan'ın 32 km güneyindedir. Dağın %65'lik bir

Ağrı, Doğu Anadolu Bölgesinde, 11.376 km2 yüzölçümüyle yer alıyor. 1500–2400 metre arasında değişen yükseklikteki yayla ovalardan oluşur. Denizden yüksekliği 1.632 metredir. 5165 metre yüksekliği ile ülkemizin en büyük yükseltisi olan Ağrı Dağı Doğubeyazıt ilçesinde bulunmaktadır. Ağrı’da; 7 ilçe, 7 bucak, 571 köy, 355 mezra mevcuttur. 2007 yılı genel nüfus sayımı sonuçlarına göre toplam nüfus 530 bin 879’dur. Nüfusun yarıdan fazlası ise şehirde kalmaktadır. Ağrı’da halkın %75’i tarım, %22’si hizmet, %2’si inşaat, %1’de sanayide çalışmaktadır.

Giyim-Kuşam Ağrı’da erkek giyimleri, moda ve klasik giyime uygundur. Köyde çalışma zamanları ve sıcak günler hariç her erkek ceket ve pantolonla dolaşır. Orta yaştaki erkekler ve yaşlılar altta uzun don (tuman) ve fanila giyerler. Soğuk günlerde buna birde pijama eklenir. Pantolon, işlik, gömlek ve kazak bunların üstüne geçirilir. Gömleğin üzerine ceket giyilmez arada mutlaka yelek veya kazak vardır. Baştaki şapka bütün giyecekleri tamamlar. Yaşlılar şapka yerine fes ya da papak giymeyi tercih 35


Şehirlerimiz

ederler. Erkekler mutlaka bıyık bırakırlar. Sonbahar ve kış mevsimlerinde yün ve tiftikten örülmüş papak, çorap, eldiven ve kazak giyenler çok olur. En üste palto giyilir. Tiftik atkı, pazubent, pamayıl, tütünlük (tabaka),tiftik veya yün eldiven ile tesbih erkek aksesuarlarıdır. Kadınların köylerde giydikleri giysiler daha çok milli ve mahallidir. Entari bunların en önde gelenleridir. Kadın ve kızlar en alta can gömleği ve içe tuman giyerler. Üst üste entari giyme eski alışkanlıktan ve iklim şartlarından ileri gelmektedir. Entarilerin üzerine hırka veya kazak giyilir. İş zamanları öne peştamal, kola kolçak takılır. En üsteki entarinin kadife, ipek veya simli olmasına dikkat edilir. Gümüş, madeni ve öteki kemerler bunun üzerine bağlanır. Ayakta çorap ve diz kapağının altına kadar uzanan tuman vardır. Genç kız ve gelinler başlarına eşarp bağlar, orta yaştakiler leçek, yaşlı kadınlar beyaz bezle (cuna ) örter.Üzerini renkli yazma (heyrat) ile bağlarlar. Günlük ve özel giyimlerde bazı kadın ve kızlar başlarına kofi takar, boyunlarına altın asarlar, kadınlarda günlük süslenme pek olmaz. Süslenme genellikle düyünlerde, bayramlarda,şehire giderken ve özel günlerde olur. Kadınların ellerine ve saçlarına kına yakmaları kadın güzelliğini tamamlayan ögedir. Boyuna ve bileklere takılan mavi ve renk renk boncuklar süslenmek içindir. Şeve, sırğa, hızma, sürme, altın ve bilezik, mavi boncuk, yüzük küpe ve kına kadın süs ve takı aksesuarlarındandır. Başlıca erkek giysileri; Frenk gömleği, yelek, pantolon-şalvar, kaytan, dizleme-çorap, külah-papak-şapka, köstek, cepken ve kuşağı sayabiliriz. Kadın giysileri ise; Entari, yelek, palaska, önlük, kolçak, çorap, kemerli ayakkabı, kefihotoz-eşarp, şalvar ve cepkendir.

El Sanatları

36

Ağrı’da kış şartlarının ağır geçmesi nedeniyle yüne dayalı dokumacılık genellikle bu aylarda el tezgahlarında geleneğe bağlı olarak devam eder. Kilimin halk

arasındaki adı yemenidir. Kilim ve halı dokumacılığı Ağrı’daki el sanatlarının en önemlileridir. Halı,yastık,heybe,yün çorap ve kazak,tiftik eldiven,çorap ve papak ‘da yün ve öremeye dayalı el sanatlarındandır. Hayvancılığın yaygın ve egemen olduğu ilde Morkaraman ırkı koyunların yünlerinden elde edilen iplik bir çok işlemden geçirildikten sonra ev tezgahlarında dokunacak duruma getirilir. En iyi iplikler bu Karaman cinsi koyunlardan elde edilmektedir. Kurs ve halıcılık atölyeleri hariç Ağrı’da halı ve kilimler ekseri mengenesiz dik döner yer tezgâhlarında dokunur. Keçecilik Ağrı’da hayvancılığa bağlı olarak gelişmiş diğer bir el sanatı koludur. El sanatlarıyla ilgili olarak halkın üzerlik veya nazarlık olarak tabir ettiği üzerlik, üzerlik otu tanelerinin ipliklere dizilerek geometrik şekiller verilen bir süs eşyası olduğu gibi inanç bakımından da kültürel değerler taşımaktadır. Halk inanışına göre üzerlik muska ve mavi boncuktan sonra nazardan iyi koruyan eşyadır. Üzerlik otu bulunmayan yerlerde arpa ve mısır taneleri boyanarak kuşburnu kızardıktan sonra toplanıp yapılır. Üzerine nazar boncuğu takılır.Özellikle Doğubayazıt’ta yetişen ve burada yapılan üzerlik köy odalarındaki duvarların başlıca süsüdür.

Halk Müziği Ağrıda Halk müziği geleneksel kültürün önemli bir parçasıdır. Halk müziği oyunlara paralel olarak gelişmektedir. Halk müziği denince düğün türküleri ve halk oyunları akla gelir. Kullanılan belli başlı halk müziği araçları Davul,zurna,kaval, tef, tulum, gayda, düdük ve bağlama’dır. Ağrı ilindeki halk oyunları içinde köy orta oyunu niteliğindeki Köse Gelin Oyunu ayrı bir yer tutar. Anadolu seyirlik oyunlarına iyi bir örnek olan Köse Gelin Oyunu, kırsal kesimdeki toplumsal yaşamı renklendiren köy orta oyunlarının en yaygınıdır.


Emeği Koruyan Müessese:

PATENT

T

ürkiye’de ekonomik yapı hızla değişirken, marka, patent ve endüstriyel tasarım tescillerini içeren sınaî hakların önemi de her geçen gün daha fazla anlaşılıyor. Ancak Türkiye için yeni önem kazanan sınaî haklar konusunda iş dünyasının yeterince bilgi sahibi olmadığı görülüyor. Destek Patent Yönetim Kurulu üyesi Orhan Eriman, patent ile ilgili sorularımızı yanıtladı. Destek Patent hakkında bilgi verir misiniz? Destek Patent Türkiye`nin gelişme döneminde Avrupa ve Amerika'daki vekil bürolar incelenerek çok uzun vadeli stratejilere dayalı olarak halen kurucu ortağı ve Başkanı olan Kemal Yamankaradeniz liderliğinde 1983 yılında yurt içi ve yurtdışında sınaî mülkiyet hizmetleri (marka, patent, tasarım vb) vermek amacıyla Bursa'da kuruldu. Türkiye'nin 1995 yılında Avrupa Birliği'ne uyum çalışmaları neticesinde resmi olarak patent ve marka vekilliğinin uygulanmaya başlaması ile Destek Patent önce Ankara ve İstanbul'da daha sonra İzmir, Konya ve İstanbul'un Anadolu yakasında kendi bürolarını açmıştır. Destek Patent'in uyguladığı büyüme ve sanayi bölgelerine yayılma stratejisi onu müvekkillerine yaklaştırmış, Ankara veya İstanbul merkezli bir yapıdan çok, doğrudan müşterinin yanında olan, onların ihtiyaçlarını yerinde inceleyerek çözüm ve strateji geliştiren bir yapıya dönüştürmüştür.

38

Destek Patent'in bu genişleme stratejisini daha kontrollü tutmak ve müşteri memnuniyetini arttırmak için 1999 yılında kalite yönetim sistemi çalışmalarına başlamış ve 2001 yılında Türkiye'de ilk kez sınai haklar konusunda ISO 9000 kalite yönetim sistem belgesi alınmıştır. Destek Patent halen Bursa, Ankara, İstanbul-Avrupa, İstanbul-Anadolu, İzmir ve Konya'da kendi bürolarındaki 210'a yakın personeli ile hizmet vermektedir. Destek Patent'in yurt içi ve yurt dışında toplam 25 binin üzerinde müşterisi bulunmaktadır. Şirketimiz, marka, patent ve tasarım başvurularında Türkiye'de ilk sırada yer almaktadır. Aynı şekilde Türkiye'den yurt dışına yapılan başvurularda yine birinci sırada bulunmakta, yurt dışından Türkiye'ye başvurularda ise ilk dört firma içinde bulunmaktadır. Marka tescili neden gereklidir? Firmaların ürettikleri hizmet ya da ürünlerin birbirinden ayrılmasında ve pazarda yer edinmelerinde en önemli faktörlerden


Röportaj

Destek Patent'in yurt içi ve yurt dışında toplam 25 binin üzerinde müşterisi bulunmaktadır. Şirketimiz, marka, patent ve tasarım başvurularında Türkiye'de ilk sırada yer almaktadır. biri markaları ürün ya da hizmetin kalite, fiyat gibi unsurları yanında taşıdığı marka da tüketici tercihlerinde önemli rol oynuyor. Firmaların büyük emek ve kaynaklar ayırarak oluşturdukları markaların başarılı olmaları halinde karşılarına taklit gibi ciddi bir sorun çıkıyor. Bazı firma ya da kişiler ürün veya hizmetin bu başarısına taklit yoluyla ortak olup, haksız rekabet yaratıyorlar. Marka tescili için müracaat ederken dikkat edilmesi gereken temel unsurlar neler? Tescil müracaatı yapılırken dikkat edilmesi gereken hususların başında, müracaatı yapılacak markanın mutlak red nedenleri yönünden en iyi şekilde değerlendirmesi geliyor. Markaların yasal yoldan koruma altına alınmaları için yapılan müracaatlarda mutlak red kararı ile karşılaşmak mümkün.

samlı bir patent araştırmasının maliyeti 1000–2000 dolar arasında değişmekle beraber, isteyenler www.ep.espace.net adresinden sınırlı bir araştırma yapabilirler. Buluşla ilgili koruma ne zaman başlar? Patent başvurusu için gereken evrakların Türk Patent Enstitüsü’ne evrak girişinin gerçekleştiği gün koruma başlar. Ancak buluş henüz bir inceleme veya araştırmaya tabi tutulmadığı için, patentin getirdiği yaptırım haklarını en azından buluş ilana çıkıncaya kadar (bu süre başvuru tarihinden itibaren 18 aydır) kullanmamak daha sağlıklı olur. Neler marka olarak tescil edilemez? Kişi adları, sözcükler, şekiller, harfler, sayılar vb baskı yoluyla yayınlanamayan ve çoğaltılamayan her türlü işaret dışında dışın da kalan, daha önce aynı ürün ve hizmetler için tescil edilmiş markalar, ticaret alanında cins, çeşit, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak vb belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar, ticaret alanında herkes tarafından kullanılan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar tescil edilemez. Yine bunun yanında mal veya hizmet niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi halkı yanıltacak markalar, yetkili mercilerden izin alınmamış ve tanınmış marka olarak korunan markalar, kamuyu ilgilendiren tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş, ilgili mercilerin izin vermediği markalar, amblemler veya nişanları içeren marka müracaatları reddedilir. Yukarıda sayılan unsurların marka olarak tescil edilerek şahıs veya tüzel kişilik adına korunması mümkün değildir.

Türk Patent Enstitüsü, marka tescili başvurularında öncelikli olarak neleri inceliyor? Müracaatı yapılan markaların Türk Patent Enstitüsü tarafından 556 sayılı Markalar Kanunu’nda sayılan mutlak red nedenleri açısından öncelikle tescilli markalara benzerliğinin incelendiğini ifade eden uzmanlar, aynı zamanda müracaatı yapılan marka örneği üzerinde yer alan unsurların cins, kalite, vasıf, miktar ve coğrafi kaynak, ürünün karakteristik özelliklerini belirtip, belirtmediğini bakıldığını kaydediyor. Uzmanlar, bunun yanında söz konusu markanın ticaret alanında kullanılan genel tabir ve ya bir meslek grubunu ayırt etmeye yarayan adlandırma olup olmadığını, ürünün doğal yapısından ve malın asli değerini içeren şekil ve ya işaretlerden meydana gelip gelmediğinin de incelendiğini bildiriyor. Patent başvurusundan önce neler yapılmalıdır? Başvurudan önce ve hatta Ar-Ge çalışmasına başlamadan önce buluşun teknik alanıyla ilgili bir patent araştırmasının yapılması son derece önemlidir. Bu araştırma sonucu ele geçen verilerle, buluşun dünyadaki benzerleri görülerek başvuru, daha dikkatli hazırlanabilir. Ya da Ar-Ge çalışmaları bu veriler ele alınarak yönlendirilebilirler. Kap-

39


Röportaj

Faydalı model genel anlamda; KOBİ’lerin buluş üretme ve bunları sanayiye uygulamalarını teşvik etmek amacıyla geliştirilmiş, patente oranla daha az maliyetli, işlemleri daha kısa süren basit bir sistemdir. Marka koruması ne zaman başlar? Marka başvurusu için gerekli müracaat, evraklarının Türk Patent Enstitüsü’nde kayda girdiği tarih, saat ve dakika itibariyle koruma başlamaktadır. Ancak müracaatı yapılan bir marka, yönetmelikte belirtilen kriterlere göre inceleme ve araştırmaya tabi tutulacağından marka hakkının getirdiği yaptırım haklarının en azından marka ilana çıkana kadar (ki bu başvuru tarihinden itibaren asgari 8 aydır) kullanmamak daha sağlıklı olacaktır.

Hangi markaların tescili reddedilebiliyor? Örneğin tescilli “pyton” markası nedeniyle “piton”, “dragons” markası nedeniyle “dragon”, “kawis” markası nedeniyle “kawı” markalarının kabul edilmez. Bir başka ilginç örneğin de seçkin anlamına gelen “select” kelimesinin müracaatında ortaya çıktığını dile getiren uzmanlar, ürünün vasıf, kalite ve cins kriterleri dikkate alınarak başvurunun reddedildiğini söylüyorlar. Bunun yanı sıra yabancı dildeki bir kelimenin ilgili ülke dilindeki okunuşunda redde gerekçe olabileceğini belirten uzmanlar, örnek olarak tescilli “oshin” markası nedeniyle “oşın” markasının tescil ettirilemeyeceğini kaydediyor. Firmaların ürün ve hizmetlerinde kullanacakları markanın telaffuzunun kolaylığı, değişik bölgelerde farklı anlama gelip gelmediği, ürünle bütünlük sağlayıp sağlamadığı, ürünlerin hitap ettiği tüketici kitlesi veya pazarlama bölgesi gibi noktaları da dikkatle ele almaları gerekir. Tescili alınacak marka sadece bir bölgeye hitap edebileceği gibi değişik bölge ve ülkelere de hitap edebilecek şekilde oluşturulabilir. Bu durumda da müracaatçı firmalarının yine aynı kriterleri göz ardı etmemeleri gerekir. Tescil ettirilerek yasal yoldan koruma altına alınan markaların sağladığı hakların etkin şekilde kullanılabilmesi, taklit ya da kötü niyetli kullanımlarının engellenmesi için etkin şekilde takip edilmeleri de önemlidir. Bu tür sorunların önlenmesi için tescilli markalar konusunda uzman firma ve vekiller aracılığıyla işlemleri gerçekleştirmek gerekir.

40

Tasarım tesciliyle korunacak tasarımlarda hangi kriterler aranır? Tasarımların koruna bilmesi için tasarımın “yenilik ve ayırt edici nitelik” kriterlerini taşıması gerekir. Yenilik: Bir tasarımın aynısı başvuru veya rüçhan tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde kamu oyuna sunulmamışsa, o tasarım yenidir. Tasarımlar sadece küçük ayrıntılarda farklılık gösteriyorlarsa aynısı kabul edilir. Ayıt edici nitelik: Bir tasarımın ayırt edici niteliğe sahip olması, bu tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenim ile herhangi bir tasarımın yine bilgilenmiş kullanıcıda yarattığı genel izlenim arasında belirgin bir farklılığın olması anlamındadır. Eğer böyle bir farklılık yoksa tasarım ayırt edici niteliğe sahip değildir. (Bilgilenmiş kullanıcı: Nihai tüketici veya tescile konu tasarım üzerinde uzman olan kişi anlamındadır.) Ayırt edici niteliğin değerlendirilmesinde; birbirleriyle kıyaslanan tasarımların ilke olarak farklılıklarından çok, ortak özelliklerinin değerlendirilmesine ağırlık verilir. “Faydalı model” nedir, avantajları nelerdir? Yenilik ve sanayiye uygulanabilirlik kriterlerini taşıyan buluş sahiplerine verilen 10 yıllık bir koruma hakkıdır. Genel anlamda, KOBİ’lerin buluş üretme ve bunları sanayiye uygulamalarını teşvik etmek amacıyla geliştirilmiş, patente oranla daha az maliyetli, işlemleri daha kısa süren basit bir sistemdir. Ancak ‘faydalı model’ ile, kimyasal bileşikler, kısmen elektronik devreler, usuller ve usuller sonucu elde edilen ürünler korunamamaktadır.


Bayan Esnaflar

Ev Hanımlığından Aşçıbaşılığına Sabahat Odabaş, Ankara’ nın Etlik semtinde ikamet ediyor. 45 yaşındaki Sabahat Hanım, iki yıl öncesine kadar ev hanımıydı. Kredi kartı mağduru kocasına destek olmak için evinde yaptığı yemekleri dışarıda satan Sabahat Hanım, Ankara’ nın en saygın restoranların birinden aşçıbaşılığı teklifi aldı.

S

abahat Odabaş 45 yaşında. Lise mezunu olan Sabahat Hanım’ın hayatı iki yıl önce değişti. Sabahat Odabaş, TSK’dan emekli olan eşinin kredi kartı mağduru olmasına kadar ev hanımı olarak hayatına devam etti. Eşinin tek başına kredi kartı faizinden kurtulamayacağını anlayan Sabahat Hanım, eşine “Bütün uğraşlara rağmen biz borçtan kurtulamıyoruz. Ben de buna katkıda bulunmak istiyorum” önerisinde bulunur.

Odabaş, artık aşçıbaşı

ÇALIŞANLARA EV YEMEKLERİ Eşinin teklifine sıcak bakmasıyla kolları sıvayan Sabahat Hanım, iki yıl önce evde yaptığı baklava, mercimek köfte, içli köfte, yaprak sarma, börek ve çörekleri, bulunduğu semtin hastane okul ve esnaflarına vererek hem çalışma hayatına girdi hem de eşine maddi destek sağladı. Yaptığı yemekler, o kadar beğenildi ki; gelen taleplere yetişemez oldu. Yanına komşusunu da alarak ona iş imkânı verdi ve işlerini de biraz daha geliştirdi. İşler o kadar yoğun devam etti ki Sabahat Hanım, sadece siparişlere cevap vermeye çalıştı. Talep fazlalığı maddi anlamda da Sabahat Hanımı rahatlattı. Durumdan eşi de hayli memnundu.

42

EV YEMEKLERİNDEN AŞÇIBAŞILIĞINA Yaptığı yemekleri SSK Dışkapı Hastanesi’ne de veren Sabahat Odabaş, artık bulunduğu bölgenin aranan insanı oldu. Odabaş, hayatını değiştiren teklifi şu sözlerle anlatıyor: “Yaptığım yemekler o kadar beğeniliyordu ki taleplere yetişemez oldum. Sabahtan yaptığım yemekleri sipariş verenlere bırakıyordum. Hemen eve gelip bir sonraki günün hazırlığına komşumla birlikte başlıyorduk. Bir gün yine SSK Dışkapı Hastanesi’ne gittim. Sipariş verenlere yemeklerini bıraktım. Daha sonra bir arkadaşım Ankara’da yöresel yemek restoranı açmak isteyen bir iş adamının benimle görüşmek istediğini söyledi. Tabi gittim. Tanıştık. Bana Ankara’da yöresel yemek yapan bir restoran açacağını söyledi ve açacağı restoranın aşçıbaşılığını teklif etti. Hem de iyi bir ücretle. Düşündüm. Olayı eşime anlattım. Çalışmaya karar verdim. Hayatım bir anda değişti. Eşime yardım için evde yaptığım yemekleri birkaç kişiye verip, eşime

destek olayım derken, Ankara’nın ciddi bir firmasından olmayacak bir teklif aldım. Bunu kelimelerle anlatamıyorum.” “KADINLARI ÖRGÜTLÜYORUM” Yaptığı işte başarı yakalayan Sebahat Hanım, şimdi de bulunduğu semtin kadınlarını örgütlüyor. İyi bir iş teklifi aldığı için mevcut işini bırakmak zorunda kalan Sabahat Odabaş, şunları söylüyor: “Ben zemin hazırladım. Belli bir müşteri profilimiz oldu. Ama şimdi işimi bırakmak zorundayım. Çevremdeki kadınlara ‘Zaten evde boş oturuyorsunuz. Oturduğunuz yerden yemekleri yapın. Müşteri bulmakta da zorluk çekemezsiniz, hem de ekonomik anlamda özgürlüğünüzü alırsınız’ diyorum. Şimdi benim yerime bu işi yaklaşık 10 arkadaşım yapacak. İnşallah gelecekte bu anlamda restoranlar zinciri kurarız.”


Bayan Esnaflar

Hem Alaylı Hem Mektepli

K

üçük yaşlardan itibaren babasının mağazasına giden Asiye Arslan, hem esnaflığı hem de tasarımcılığı öğrenir. Daha sonra da Olgunlaşma Enstitüsü’nde de kendini geliştiren Arslan, Gazi Üniversitesi Giyim Enstitüsü ve Giyim Öğretmenliği Bölümü’nü bitirir. Asiye Hanım, memurluk yerine baba mesleği olan esnaflıkla hayatına devam eder. Başarısını sürdüren Asiye Hanım, bugün Provide mağazalarının sahibidir. Asiye Arslan, esnaf kızı. Ankara’da dünyaya gelen Asiye Hanım, eğitimini tamamlarken, kalan zamanlarında da babasının Ankara Balgat’ta bulunan mağazasında esnaflık öğrenerek geçirir. Okulunda başarı gösteren Asiye Hanım, esnaflığa olan merakı ve babasının da talebiyle Olgunlaşma Enstitüsü’nde tasarımcılık öğrenir. Daha sonra Gazi Üniversitesi’ni kazanan Asiye Hanım, Giyim Enstitüsü ve Giyim Öğretmenliği bölümünü bitirir. Asiye Arslan, eğitimini tamamlarken, bir yandan da aklında esnaflıkla ilgili projeler üretir. Ancak memur olma imkânı olan Asiye Hanım, bunu asla düşünmez. Nedenini de şu sözlerle açıklıyor: PROVİDE İSMİYLE MARKA OLACAĞIZ “Ben küçük yaştan itibaren babamın mağazasına gidiyordum. Okulumda başarılı olmama rağmen esnaflığa karşı bir merakım oldu. Ticarette de başarılı olacağıma inanıyordum. Üniversiteyi bitirdikten sonra evlendim. Sonra eşimin de desteğiyle babamın mağazasına ortak olduk. Tamamen büyük beden üzerine açtığımız mağazalarımız var. Ankara’da Sincan ve Balgat’ta, bir de Denizli de olmak üzere üç mağaza açtık. Bundan sonraki hedefim büyük beden üzerine Türkiye’de mağazalar zinciri oluşturmaktır. Provide is-

miyle marka olacağız.” İhracat yaptıklarını da belirten Asiye Arslan, şuan sadece Yunanistan ve Almanya’yla ihracat yaptıklarını söylüyor. Bayan olmanın esnaflıkta avantajları olduğuna dikkat çeken Asiye Hanım, “Çünkü bayanlar bayanlarla daha iyi iletişim kurar. Almak istediklerini çekinmeden söyleyebilirler. Özellikle bizim meslekte kadın olmak bence büyük bir avantaj” diyor. MODAYI TAKİP EDERİM Bir tasarımcı olarak modayı yakından takip ettiğini söyleyen Asiye Arslan, modacılardan da şikayetçi. “Kendime örnek aldığım modacı yok. Çünkü tasarımları artık farklı. Mesela biz büyük beden satıyoruz. Büyük beden tasarımı yok denecek kadar az” diyen Asiye Arslan, piyasaların belirsizliğinin işlerine de yansıdığını belirtiyor. Asiye Hanım, taleplerini ise şöyle dile getiriyor: “KOBİ kredilerinin faizleri çok düşük olmalıdır. Ayrıca yüksek vergiler, SSK primlerinin yüksekliği maliyet gelirlerini arttırıyor. Dolayısıyla yatırımcı da Çin’e kayıyor. Bunun önüne geçilmelidir.” ESDER’in çalışmalarını da takip ettiğini belirten Asiye Arslan, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesinin ülkeyi kalkındıracağını ifade ediyor. 43


Hukuk

Kira Kontratında Kefilin Sorumluluğu

Av. İsmail AYDOS ESDER Gn.Mrk.Yön.Kur. Üyesi

Kira sözleşmesi Borçlar Kanununda düzenlenen önemli hukuki bir meseledir. Kefillik de aynı şekilde borçlar kanunu tarafından düzenlenen, kira sözleşmesi gibi hayatımızın her alanında hemen hemen herkesi ilgilendiren ve bir şekilde temasta olduğu bir konudur. Borçlar kanunun meşhur hükmü “ahlaka, adaba ve hukuka aykırı olmayan her türlü sözleşme serbest bir şekilde yapılabilir” şeklinde özetlenebilir. Yani, buna göre, herkes istediği gibi sözleşme yapmakta serbesttir. Kiracı, kiraya verenle istediği şekil ve şartta ve içerikte sözleşme yapabilir. Yine karşılıklı kabul edilmek suretiyle istenildiği kadar ve istenilen şekil ve içerikte kefil bu kira kontratına alınabilir. Buna biz sözleşme serbestisi de diyoruz. Tabii buraya kadar bahsi geçen sözleşmeler genel kira sözleşmeleridir. Bundan başka bir de belediye sınırları içerisinde ve kapalı yerleri, mesken ve işyerlerinin kiralanmasını düzenleyin 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun vardır ki kira ve kontrat denildiğinde daha çok bu kanun kastedilmekte ve aktüel manada kira ilişkilerini bu kanun düzenlemektedir. Özellikle ev ve işyeri kiralarımıza ilişkin hükümleri bu kanun düzenlemektedir. Borçlar kanunu hükümlerine ve bu kira kanununa göre kira sözleşmeleri serbestçe düzenlenebilir. Ancak yine de buna kanun ve uygulama ile bazı düzenlemeler de getirilmiştir. Bazı hususlarda ise zamanla yenilikler ortaya çıkmaktadır. Bunlardan birisi de şudur: Kira kontratlarında ayrıca belirtilmemişse kefilin kefilliği imzalanan kontratın uzaması halinde uzamaz, kefillik sadece kontrattaki dönem için geçerli olur. Buna karşın kontratta kefilin kefilliğinin kira kontratının uzaması halinde uzayacağı ve kira ilişkisi devam ettikçe kefilin kefilliğinin de devam edeceği belirtilir ve kefaletin kira ile birlikte uzaması temin edilir. Evini ya da iş yerini kiraya veren ev sahibi, kiracıyı tanımamak, kefili tanıyıp ona güvenmek gibi sebeplerle ve kefilin kefilliğinin kira süresince devam etmesi halinde yerini kiracıya verecek aksi takdirde vermeyecektir. Öyleyse kefilin kefilliği devam etmelidir. Ancak, sözleşme serbestisine ve tarafların bu irade birliklerine rağmen Yargıtay son zamanlarda, kiracıyı koruyan bir tutum içine girmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 26.6.2006 tarih ve 2006/5059 E. 2006/7401 K. sayılı kararı ile kefilin “ kira akdi uzadıkça kefilin kefilliği uzar” ya da “ devam eden yıllarda da kefilin kefilliği devam eder” gibi ifadeleri yeterli bulmayarak bu şekildeki ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin

44

olan ve kefilin ne kadar sorumluluk altına girdiğini belirlemeyen, daha doğru bir ifadeyle, miktar itibariyle sınırı belli olmayan bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümlerinin geçerli olmadığını hükme bağlamıştır. Kararın ilgili cümlesi şöyledir: “Kira süresinin, 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun'un 11. maddesi gereğince uzadığı hallerde, uzayan kira süresi bakımından kefilin sorumluluğunun devam edebilmesi için; öncelikle bu hususun ( kefilin sorumluluğunun uzayan dönem için de devam edeceğinin) sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olması gerekir. Bunun yanında, kefilin uzayan dönemdeki sorumluluğunun azami hangi süreyle ve hangi miktarla sınırlı olacağının açıkça gösterilmiş olması da şarttır. Ne kadar uzayacağı belirsiz bir kira süresine ilişkin olan ve kefili sınırsız bir sorumluluk altına sokan sözleşme hükümleri geçerli değildir.” Kiraya veren açısından gittikçe olumsuzlaşan şartlar bu şekilde daha da olumsuz hale getirilmiş ve bana göre serbest sözleşme prensibine aykırı bir karar verilmiştir. Bu gidişle bir ev veya işyeri alıp kiraya vermek düşüncesi yerini parasını bankaya yatırıp faizini alma düşüncesine sevk edecektir. Zira diğer pek çok bakımdan da kiracılar lehine, kiraya verenler aleyhine düzenlemeler getirilmiştir. Kira artış oranlarında yapıldığı gibi. İşçi işveren ilişkilerinde de aynı şekilde düzenlemeler ve uygulamalar yerleşmekte olup “zayıf olan işçiyi ve kiracıyı güçlü işveren ve ev sahibine karşı koruyalım” düşüncesi giderek işveren ve ev sahibi aleyhine ve iş ve istihdam oluşturarak üretim yapmak, gayrimenkul alarak kiraya vermek düşüncesinden uzaklaştıran ve adaletsizliğe meydan veren boyutlara gelmemelidir. Buna hem uygulamacıların hem de düzenleme yapanların dikkatini çekmek isterim. Sözün özü iş yeri açan insanları, ev yapıp kiraya veren insanları cezalandırmayalım. Diğer yandan baktığımızda, aynı gelişmenin, kitap gibi kredi sözleşmelerine imza atan ve sonunun nereye varacağını kestiremeyen banka kefilleri hakkında vuku bulmasını temenni ederim. Her neyse efendim, konumuza dönecek olursak, kira sözleşmesinin uzaması halinde kefilin sorumluluğunun da uzamasını istiyorsak, Yargıtay’ ın bu kararına göre, kefilin sorumluluğunun ne kadar zaman ve ne miktarla devam edeceğini de sarahaten belirtmek gerekecektir. Yani, “Kefilin kefilliği, kira kontratının uzaması halinde, azami (….) Yıla kadar ve aylık kira bedeli azami (……YTL) ye kadar sorumlu olmak üzere uzar” şeklinde ya da buna benzer ifadelerle kira kontratına açıkça yazılmalıdır. Bu şekilde yazılmamışsa, uzayan yıllar için, kefil dava veya itiraz yoluyla kefilliğinin geçerli olmadığına dair mahkemeden karar alarak kefilliğini sona erdirebilir. Uygulamaya göre, kiracı kira bedelini ödemediğinde, ev sahibi, uzayan yıllar için de kefili kiracı ile birlikte icraya verdiğinde kefil buna itiraz ederek bu borçtan kurtulabilir. Tabii ki kefil, imzalandığı ilk yıl ve ya dönem için, kontratta belirlenen miktar ile kiracıyla birlikte kiraya verene karşı sorumludur


Sağlık

Menopoz

Opr. Dr. Leyla Mollamahmutoğlu Dr. Zekai T. Burak Kadın Hastalıkları Hastanesi Başhekimi

M

enopoz son adet kanamanızdır. Zaman içerisinde bir kere olur ve klimakterik sendrom denilen uzun fizyolojik süreç içinde tek bir olaydır. Bu sendrom 35 yıldan fazla bir süre olayların birbirini takip etmesi olup, 20’li yaşlarınızın geç yada 30’lu yaşların erken dönemlerinde estrojen yapımının azalması ile başlar, menopozdan çok sonra biter. Klimakterik dönem son adetten önce veya sonra estrojen yapımının azaldığı bütün o yılları kapsar. Klimakterik dönemdeki bir noktada yumurtalıklarınız tarafından yapılan hormonlarınız artık yumurtlamaya ve adet kanamalarına yetmediği zaman menopoza girersiniz. Bu arada klimakterik dönem, hormon seviyeleriniz iyice azalarak ve vücudunuzda bu nedenle bir çok değişiklikler meydana gelerek devam eder. Olaylar sanki buluğ çağının tersine dönemsidir. Vücudunuzun buluğ çağında gelişen ve daha sonra da estrojen ile devamı sağlanan tüm kısımları ve üreme yetenekleri (overler baskın rollerini kaybettikçe) yine değişmeye başlar.

NE ZAMAN OLACAK? Son adet kanamanız olan menopoz için ortalama yaş 52 olup, 45-55 yaşları normal sınırlıdır. Tabii bazı kadınlar menopoza daha erken veya daha geç girebilirler. Kadınların yaklaşık %5’i 53 yaşından sonra da adet görmeye devam ederler ve bu durum bazen 60 yaşına hatta daha sonraki yaşlara kadar devam edebilir. %8 kadar kadın da menopozu 40 yaşından önce yaşarlar. Menopoz’daki yaşınız esas olarak genlerinize (aileden gelen faktörler) bağlıdır. Dışarıdan herhangi bir etki olmadıkça menopozunuzu anneniz, büyükanneleriniz, teyzeleriniz ve kız kardeşlerinizin yaşadığı yaşta yaşarsınız. Kimse yumurtalıkların neden belli bir zamanda estrojen yapımını durduklarını bilmemektedir, ama büyük olasılıkla yumurtalıklardaki follikülleriniz (yumurtacıklar) bittiği zaman estrojen yapımıda durmaktadır. Doğumda kız be-

bekte 400.000 follikül vardır. 40 yaşında ise ortalama 5.000-10.000 tanesi kalır ve bundan sonra sayıları giderek azalır. Birçok kişinin düşündüğünün aksine ilk adet gördüğünüz yaş ile menopoza girme yaşınız arasında ilişki yoktur. Gerçekten de biolojik hikayenizin bu en önemli iki olayı arasında hiçbir bağlantı yoktur. Yani 12 veya 17 yaşında adet görmeye başlamanızın bundan sonra olacaklara etkisi yoktur. Tabii ki eğer yumurtalıklarınız ağır şekilde hasar gördüyse ya da kendileri hormon yapımını durdurmadan cerrahi olarak çıkarılırlarsa, menopozunuz ani olarak ve hangi yaşta olursanız olsun bir gün evvel normal iken, ertesi gün menopoza girmiş olursunuz. ERKEN MENOPOZ NEDENLERİ Eğer 40 yaşından evvel spontan (kendiliğinden, cerrahi olamayan şekilde) menopoza giren %8 kadından biriyseniz, yumurtalıklarını erken tüketmeye eğimli bir aileden geliyorsunuz demektir. Ama nadir olmak üzere başka nedenlerle de bu olay meydana gelebilir. Bazı kadınlarda anormal sayıda kromozom vardır ve çok erken bir dönemde, örneğin 20 yaşlarında estrojen yapımını durdururlar. Bazen de otoimmün bir hastalık kişinin kendi yumurtalık dokusuna karşı antikor oluşturarak erken menopoza girmesine sebep olur. Menopoza girmeden yıllar önce histerektomi operasyonu geçirmiş (ama yumurtalıkları bırkılmış) kadınlarda menopoz kalıtsal olarak belirlenmiş yaştan daha evvel olur. Tüpleri bağlanmış kadınlarda da durum böyledir. Çünkü cerrahi girişim pelvik (alt karın) bölgede bir miktar dolaşım bozukluğuna sebep olabilir. Bugün gittikçe artan sayıda kadın kanseri yendiği için, prematür menopozun giderek artan sebeplerinden birisi de kemoterapi (kanserin ilaçlarla tedavi edilmesi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) dir. Her iki tedavi de over fonksiyonlarını bozabilir ve menopoza girmeyi hızlandırabilir. SİGARA İÇİMİ: BÜYÜK SUÇLU Ağır sigara içimi erkenden, vakitsiz bir şekilde menopoza girmenize sebep olabilir! Sigara içen kadınlar içmeyen akranlarını göre 5-10 yıl daha erken menopoza girerler. Eğer aşırı sigara içiyorsanız, bunu normal vücut hadiselerinizi ne kadar etkileyebildiği gerçeği, bu alışkanlığı bir kere daha gözden geçirmenizin bir başka nedeni olmalıdır. 45


Teşkilat Haberleri

Genel Merkezimiz Ankara’da halka Aşure dağıttı

ESNAFTAN KARDEŞLİK MESAJI

E

snaf ve sanatkârlar kardeşlik ve dayanışmanın sembolü olan Aşure gününde aşure dağıtarak birlik ve beraberlik mesajı verdi. Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Genel Başkanı Mahmut Çelikus, Muharrem ayının ve aşure günün tarihimizde önemli bir yeri olduğuna dikkat çekerek, “Bugün milli birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir gündür” dedi. Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER), Ankara Ulus Meydanında Aşure günü nedeniyle halka aşure dağıttı. Aşure dağıtımından önce konuşma yapan ESDER Genel Başkanı Mahmut Çelikus, Muharrem ayının ve Aşure gününün inanç tarihimizde önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Bugün milli birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir gündür” dedi.

KARDEŞLİĞİMİZİ GÖLGELEMEYE ÇALIŞIYORLAR Muharrem ayının 10’unda gerçekleşen Kerbela Vakası’nın bir insanlık suçu olduğunu belirten Çelikus, sözlerine şöyle devam etti: “Böyle acılar geçmişte kardeşliğe, yardımlaşmaya, paylaşmaya 46

ve dayanışmaya gölge düşürmüştür. Bugün ise bazı dış mihraklar ülkemizin çok renkliğini bozmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Geçmişte yaşanan büyük acıları istismar ederek, bugün yine dini, vatanı ve bayrağı aynı olan bizlerin kardeşlik duygularını köreltmek ve huzurumuzu bozmaya çalışıyorlar.” Çelikus, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ancak Türk milleti büyük badireler atlatmış bir millettir. Bugün milli birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir gündür. Bu cümleden olmak üzere ESDER olarak kaynaşma, birleşme ve kardeşlik unsuru olan Aşure Günü kutlamaları halkımızla paylaşarak barış kardeşliğe ve sevgiye katkımız olsun istedik.''


Kepenk Dergisi 14. Sayı  
Kepenk Dergisi 14. Sayı  

KEPENK DERGİSİ 14. SAYI

Advertisement