Page 1

Özet Kitabı Abstract Book


On the occasion of the 400th anniversary of establishment of diplomatic relations between Turkey and the Netherlands. Türkiye ve Hollanda arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 400. yılı münasebetiyle.


Kocaeli Üniversitesi 10. Uluslararası Felsefe Günleri

Spinoza Onur Kurulu İbrahim Karaosmanoğlu (Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı) Eberhard Van Der Laan (Amsterdam Belediye Başkanı, Spinoza Komitesi) Prof. Dr. Sezer Ş. Komsuoğlu (Kocaeli Üniversitesi Rektörü) Dymph van den Boom (Amsterdam Üniversitesi Rektörü) Bilim Kurulu Prof. Dr. Sinan Özbek Prof. Dr. Josef Früchtl Prof. Dr. Atilla Erdemli Doç. Dr. Aysel Doğan Dr. Robin Çelikateş Düzenleme Kurulu Prof. Dr. Sinan Özbek Prof. Dr. Josef Früchtl Dr. Tahir Büyükalın Yerel Düzenleme Kurulu Dr. Tanzer Yakar Sema Ülper Sevinç Türkmen Cemil Uludağ Fehmi Ünsalan E. Aras Ergüneş


SEMPOZYUM PROGRAMI 1. GÜN: PAZARTESİ, 21 MAYIS 2012 Kayıt: (08:30- 10:30) Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Elemanları Dinletisi (10: 30 -11:00) Keman: Ece TORUN. Viyolonsel: Yeşim MADANOĞLU, Piyano: Rana GENÇ 11: 00 Açılış Konuşmaları Sinan ÖZBEK - Josef FRUCHTL, Sezer Ş. KOMSUOĞLU, Dymphh van den BOOM, İbrahim KARAOSMANOĞLU, Eberhard Van Der LAAN 11: 30 Açılış Oturumu Oturum Başkanı: Sezer Ş. KOMSUOĞLU Eberhard Van Der LAAN 12: 00 Öğle Yemeği 13: 00 1. Oturum Oturum Başkanı: Sinan ÖZBEK Susan JAMES – Spinoza’da Çoğulcu Düşünmenin Tutkusal Boyutu. 14:15 Kahve Arası 14:40 2. Oturum Oturum Başkanı: Robin ÇELİKATEŞ Veli URHAN – Spinoza Panteizminin Panenteistik Bir Yorumu. Ahmet Ulvi TÜRKBAĞ - Spinoza’da Zihnin Düzeltilmesi. Yücel DURSUN - Spinoza’nın “ Bir”i Ne Kadar Dolu? 16: 15 Kahve Arası 16: 45 3. Oturum Oturum Başkanı: Atilla ERDEMLİ Robin ÇELİKATEŞ – Liberalizmin Ötesi: Spinoza ve Demokrasi. Vittorio MORFINO - Spinoza ve Olumsallık.

4


2. GÜN: SALI, 22 MAYIS 2012 10:30 4. Oturum Oturum Başkanı: Harun TEPE Johan F. HARTLE – Ulussuz Bedenler: Spinoza’nın Solculuğu. Mustafa YILDIZ – Spinoza’da İnsan Doğasının Tarih ve Siyasetle İlişkisi. Sevinç TÜRKMEN - Ekolojide Anti-Teleolojik Bir Ontoloji. 12:00 Öğle Yemeği 13:00 5. Oturum Oturum Başkanı: Yasin CEYLAN Michiel LEEZENBERG – İslami Bir Filozof Olarak Spinoza. Müslim AKDEMİR – Spinoza’da Şeyh Bedrettin’in İzleri. Ogün ÜREK - Spinoza’da Yalnızlığa Bir Varlık Olarak Tanrı. 14:30 Kahve Arası 15:00 6. Oturum Oturum Başkanı: Aysel DOĞAN Pieter PEKELHARING - Spinoza ve İyi Yaşam: Fizik Etiği İçerir mi? Lokman ÇİLİNGİR –Spinoza’da Bilgeliğin “Zor Yolu”

5


3. GÜN: ÇARŞAMBA, 23 MAYIS 2012 10:45 7. Oturum Oturum Başkanı: Şafak URAL Josef FRUCHTL – Dünya’ya İnanç ve Güven: Deleuze’ün Spinozası Üzerine Estetik Bir Okuma. 12:00 Öğle Yemeği 13:00 8. Oturum Oturum Başkanı: Hakan POYRAZ Cengiz GÜLEÇ – “Libido” ve “ Conatus” Kavramları Bağlamında Freud ve Spinoza İlişkisi. Oktay TAFTALI - Diyalektiğin Çekim Alanında Spinoza. Adem YILDIRIM –“ Parrhesia” Kırılganlığında İfade Özgürlüğüne Yer Ayırma. 14:30 Kahve Arası 15:00 9. Oturum Oturum Başkanı: Martin VİALON Emre KOYUNCU – Bir Karşılaşmalar Pedagojisi: Spinoza’da “Ortak Mefhum” Kavramı. Burcu YALIM - Spinoza Felsefesinin Çağdaş Siyasi Düşüncedeki Rolü Üzeine Karşılaştırmalı Bir Çalışma.

6


SYMPOSIUM PROGRAMME 1ST DAY: MONDAY, MAY 21 , 2012 Registration 08:30-10:30 10: 30 Concert of Teaching Staff of Faculty of Fine Arts Violin: Ece TORUN - Violoncello : Yeşim MADANOĞLU - Piano: Rana GENÇ 11: 00 Welcome Speech Sinan ÖZBEK, Josef FRUCHTL, Sezer KOMSUOĞLU, Dymphh van den BOOM, İbrahim KARAOSMANOĞLU, Eberhard Van Der LAAN 11: 30 Opening Session Session Chair: Sezer KOMSUOĞLU Eberhard Van Der LAAN 12: 00 Lunch break 13: 00 1st Session Session Chair: Sinan ÖZBEK Susan JAMES - Spinoza on the Passionate Dimension of Pluralist Reasoning. 14: 15 Coffee break 14: 45 2nd Session Session Chair: Robin ÇELİKATEŞ Veli URHAN – A Panantheistic Interpretation of Spinoza’s Pantheism. Ahmet Ulvi TÜRKBAĞ - The Correction of the Intellect in Spinoza. Yücel DURSUN - How Full Is Spinoza’s “One”?

7


16: 15 Coffee break 16: 45 3rd Session Session Chair: Attilla ERDEMLİ Robin ÇELİKATEŞ - Beyond Liberalism: Spinoza on Democracy. Vittorio MORFINO - Spinoza and the Contingecy.

8


2ND DAY: TUESDAY, MAY 22, 2012 10: 30 4th Session Session Chair: Harun TEPE Johan F. HARTLE - Bodies Without Nation: Spinoza’s Leftism. Mustafa YILDIZ - Human Nature’s Relationship with History and Politics in Spinoza. Sevinç TÜRKMEN - An Anti-teleological Ontology in Ecology. 12: 00 Lunch break 13: 00 5th Session Session Chair: Yasin CEYLAN Michiel LEEZENBERG - Spinoza as an Islamic Philosopher. Müslim AKDEMİR – The Traces of Şeyh Bedrettin in Spinoza. Ogün ÜREK - Spinoza’s God as a Being Imprisoned in Solitude. 14: 30 Coffee break 15: 00 6th Session Session Chair: Aysel DOĞAN Pieter PEKELHARING - Spinoza and the Good Life: Does Physics Imply Ethics? Lokman ÇİLİNGİR – “The Hard Way” of Wisdom in Spinoza.

9


3RD DAY: WEDNESDAY, MAY 23, 2012 10: 45 7th Session Session Chair: Şafak URAL Josef FRUCHTL - Belief or Trust in the World: An Aesthetic Reading of Deleuze’s Spinoza. 11: 30 Lunch break 12: 30 8th Session Session Chair: Hakan POYRAZ Cengiz GÜLEÇ - The Relationship Between Freud and Spinoza in The Context of Concepts of “Libido” and “Conatus” Oktay TAFTALI - Spinoza in Gravitation of Dialectic. Adem YILDIRIM - Reconstructing the Freedom of Speech in Fragile of “Parrhesia” 13: 30 Coffee break 14: 30 9th Session Session Chair: Martin VIALON Emre KOYUNCU – A Pedagogy of Encountering: Spinoza’s Concept of “Common Notion” Burcu YALIM - A Comparative Study on the Role of Spinoza’s Philosophy in Comtemporary Political Thought.

10


11


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 1. Oturum

Spinoza’da Çoğulcu Düşünmenin Tutkusal Boyutu

Susan James

Birckbeck Üniversitesi, Londra

Spinoza’nın betimlemesiyle, çoğulculuk riskli olsa da güç verir. Dini çatışma ve sivil savaşla yozlaşabilme ihtimali olsa da, bireylere birbirlerini daha iyi anlamaları ve özgürlüklerini güvenle koruma altına alabilecekleri koşulları yaratmaları için araçlar sunar. Çoğulcu bir toplumun sağlayacağı faydaları sürdürme yetisi tarihsel ve politik bir edinimdir, çoğulculuktan avantaj sağlama ise kollektif bir beceridir. Spinoza, Etika ve Teolojik Politik İnceleme’de çoğulculuğun kendisine dayandığı politik, teolojik ve psikolojik süreçleri inceler. Bu konuşmada, belirli tutkuların çoğulculuğu ve özgürlüğü sürdürmede canalıcı ve olumlu bir rol oynadığını ileri süreceğim. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Tutku, Çoğulcu Toplum Biçimleri, Çoğulcu Toplum.

12


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 1st Session

Spinoza on the Passionate Dimension of Pluralist Reasoning

Susan James

Birckbeck University of London

Pluralism, as Spinoza portrays it, is risky but also empowering. While it can degenerate into religious conict and civil war, it offers individuals the means to extend their understanding of each other, and to create conditions in which their freedom is securely protected. The capacity to sustain the beneďŹ ts that a pluralist society affords is, however, a historical and political achievement, and taking advantage of pluralism is a collective skill. In the Ethics and the Theologico-Political Treatise Spinoza explores the processes on which pluralism depends in several registers, political, theological, psychological and philosophical. In this talk I shall argue that certain passions play a vital and positive role in sustaining pluralism and freedom. Keywords: Spinoza, Passion, Forms of Bodily Pluralism, Plurasit Society.

13


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 2. Oturum

Spinoza Panteizminin Panenteistik Bir Yorumu (Whitehead, Hartshorne, İkbal, Spinoza)

Veli Urhan

Gazi Üniversitesi

Etika’nın Tanrı Hakkında başlıklı birinci bölümünde eserine Spinoza, neden, töz ve Tanrı hakkında yaptığı tanımlarla başlar. Bunlardan Tanrı tanımının ötekilere göre hem mantıksal hem de ontolojik bakımdan öncelikli bir önemi vardır. “Mutlak olarak sonsuz bir varlığa, yani sonsuz sıfatları olup başsız ve sonsuz (ezeli) özü bu sonsuz sıfatlarında her biriyle ifade edilmiş olan cevhere Tanrı diyorum” (Tanım VI). “Varolmak bir cevherin tabiatı gereğidir” (Önerme VII). “Her cevher zorunlu olarak sonsuzdur” (Önerme VIII). “Herhangi sonsuz ve ezeli bir özü ifade eden sonsuz sıfatlardan kurulmuş cevher ya da Tanrı zorunlu olarak vardır” (Önerme XI). Spinoza Etika’da Tanrı’nın var olan her şeyin, aşkın ve geçici değil de, içkin ve kalıcı nedeni olduğunu öne sürer1. Tanrı’nın, varlık nedeni olduğu şeylere aşkın olamayacağı düşüncesi Spinoza panteizminin en açık ifadesidir.2 Tözü “var olmak için kendisinden başka bir şeye ihtiyaç duymayan varlık”3 şeklinde tanımlayan Spinoza için, Descartes’ın sonlu tözleri (ruh ve 1 Spinoza, Etika (çev.Hilmi Ziya Ülken), I.Böl., XVIII. Önerme, Ülken Yayınları, 3. Bask., İstanbul 1984, s.53. 2 Ahmet Cevizci, Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi, Asa Yayınları, 2. Bask., Bursa 2007, s.176. 3 Spinoza, Etika, III. Tanım. 14


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 2nd Session

madde) bu tanıma uymadıklarından töz değil ancak tek sonsuz töz olan Tanrı’nın sıfatları olabilirler. Kendi kendisinin nedeni olan (causa sui) varlık olarak bu tek tözün ya da Tanrı’nın evrenle özdeşleştirilmesi gerektiği düşüncesi Etika’nın Birinci Bölümünde, Spinoza’nın en temel tezi olarak kendini gösterir.4 Etika’nın ilk ondört önermesi, “Tanrı dışında hiçbir tözün var olamayacağı ve kavranamayacağı”5 sonucunu ortaya koymak amacını güden temel bir argüman niteliğindedir. “Var olan her şey Tanrı’da vardır, Tanrı olmadan hiçbir şey var olamaz ve tasarlanamaz”6 diyen Spinoza, bu önermenin hemen altında yer alan Scolie’de teistik Tanrı anlayışını eleştirirken “uzamlı cevherin Tanrı’nın sonsuz sıfatlarından biri “ olduğunu söyler.7 “Tanrının tabiatının zorunluluğundan, sonsuz tavırlar halinde sonsuz şeyler, yani sonsuz bir aklın bütün tasarlayabileceği şeyler çıkmalıdır.”8 Bu önermeden çıkan ilk sonuç: “Tanrı sonsuz bir aklın kavrayabileceği şeyin etkin nedeni (cause efficiente) dir” (s.49); üçüncü sonuç: “Tanrı mutlak surette ilk nedendir” (s.50). Spinoza’nın Etika’da yer alan ve onun panteist olarak nitelendirilmesine yol açan bu düşünceleri, Tanrı-evren ilişkisi problemi karşısında, Tanrı’yı evrenden uzak tutan teizm ile Tanrı’yı evrenle özdeşleştiren panteizmden farklı olarak, Tanrı’yı evrenle iç içe düşünen ama evrenle onu özdeşleştirmeyen panenteizmin en önemli temsilcileri Batı’da Whitehead ve Hartshorne, Doğuda ise Muhammed İkbal’dir. Hartshorne’a göre. klasik panteizmin Tanrısı ezeli, şuurlu, bilen ve evreni ihtiva eden bir Tanrı iken; panenteizmin Tanrısı ezeli, şuurlu, bilen, evreni ihata eden ve değişebilen bir varlıktır.9 Süreç teizminin Batıdaki en önemli iki ismi olan bu filozoflar, Hıristiyanlığın temel dogması teslisten hareketle, bir yanıyla aşkın bir yanıyla da içkin olan dipolar bir Tanrı anlayışı öne sürerken, İkbal, “Tanrının her şeyi ihtiva eden Ben” söylemekte ve evren için de “Tanrının davranışı,” 4 Ahmet Cevizci, a.g.e., s.171. 5 Spinoza, Etika, I.Böl., XIV. Önerme. 6 Spinoza, Etika, I.Böl., XV. Önerme. 7 Spinoza, Etika, I:Böl., XV.Önerme, Scolie, s.45. 8 Spinoza, Etika, I.Böl., XVI.Önerme. 9 Mehmet S. Aydın, Alemden Allah’a, Ufuk Kitapları, İstanbul 2000, s.56. 15


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 2. Oturum

“Tanrının etkileri” vb. ifadeleri kullanmaktadır.10 Her üç filozofa göre de Tanrı teizmde olduğu gibi evrene dışarıdan müdahale eden yaratıcı bir Tanrı değildir. Whitehead ve Harsthorne’a göre Tanrı evrene Asli Tabiatı (Primordial Nature) ile sürecin dışında, Oluşan Tabiatı (Consequent Nature) ile sürecin içinde yer alırken; İkbal “benim davranışımın ne benimle özdeşleştirilebileceği ne de benden ayrı olarak düşünülebileceği” benzetmesini kullanarak, “benim davranışım benim için ne ise evren de Tanrı için odur” der; ve aynı şekilde Tanrıyı sürecin içinde yer lan bir varlık olarak düşünür. Hartshorne’a göre, her panteist görüşte güçlü panenteistik motifler görülür. Bu bakımdan, klasik teizmden uzaklaşmasına rağmen panenteizmi tam olarak benimseyememiş olan Spinoza için yarı-gönüllü bir panenteist denilebilir11. Hem teizm, hem panteizm ve hem de panenteizm açısından, Tanrı-evren ilişkisi söz konusu olduğunda, Tanrı’nın kudreti ve yaratması son derece önemli konum arzeder. Hartshorne’a göre, “yaratmak daha önce belirsiz olanı belirlemek, tahsis edilmemişi tahsis etmek ve böylece realitenin zenginliğine yeni bir şey eklemektir”12. “Ne âlem, ne de Tanrı statik bir tamlığa ulaşır; her ikisi de… yenilik istikametinde ilerlemekte olan yaratıcı temponun içindedir”13 diyen Whitehead’e göre, Tanrı “Oluşan Tabiatı”ıyla sürecin içinde, yani yaratmadan önce değil, yaratma ile birliktedir. Yukarıda ana çizgilerine işaret edilmiş olan Spinoza panteizmi, yine görüşleri özet olarak verilmiş olan bu panenteist düşünürlerin düşünceleri açısından yorumlanacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Hartshorne, Ikbal.

Panteizm,

Panenteizm,

Spinoza,

Whitehead,

10 Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.74 11 Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.70-71. 12 Hartshorne, “Philosophy After Fifty Years”, Mid-Twentieth Century American Philosophy, Ed.P.A.Bertocci, New York, 1974, s.143 (den naklen) Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.89. 13 A.N.Whitehead, Procès et Réalité, Gallimard, 1995, s.528.

16


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 2nd Session

A Panantheistic Interpretation Of Spinoza’s Pantheism (Whitehead, Hartshorne, Ikbal, Spinoza)

Veli Urhan

Gazi University

In Ethics’ first part, entitled of God, Spinoza starts with definitions of cause, substance and God. Among these, definition of God has a prior significance both logical and ontological comparing to others. “By God, I understand Being absolutely infinite, that is to say, substance consisting of infinite attributes, each one of which expresses eternal and infinite esscence” (Definiton VI). “It pertains to the nature of substance to exist” (Proposition VII). “Every substance is necessarily infinite” (Proposition VIII). “God, or substance consisting of infinite attributes, each one of which expresses eternal and infinite essence, necessarily exists” (Proposition XI). In Ethics, Spinoza suggests that God is not transcendant and temporal cause but immanent and permanent cause of everyting exists.1 The idea that God can not be transcendant to the things which God is the reason for being, is the clearest statement of Spinoza’s pantheism.2 1 Spinoza, Etika (çev.Hilmi Ziya Ülken), I.Böl., XVIII. Önerme, Ülken Yayınları, 3. Bask., İstanbul 1984, s.53. 2 Ahmet Cevizci, Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi, Asa Yayınları, 2. Bask., Bursa 2007, s.176. 17


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 2. Oturum

For Spinoza who defines substance as “of which a conception can be formed independently of any other conception”3 suggests that since Descartes’ finite substances (mind and body) don’t fit in with this definition, they are not substances, but God’s attributes who is the only infinite substance. The idea that as a being which is the cause of itself, sole substance or God should be identified with nature, shows itself as Spinoza’s fundamental thesis in Ethics’ first part.4 Ethics’ first fourteen propositions have the characteristics of an argument which have the aim of to present the conclusion that “besides God, no substance can be nor can be conceived”5. Spinoza who says “ Whatever is, is in God, and nothing can be or be conceived without God”6 criticises theistical God comprehension in Scholium and suggests “extended substance is one of God’s infinite attributes”7 “From the necessity of the divine nature infinite numbers of things in infinite ways, that is to say, all things which can be conceived by the infinite intellect must follow”8 First corollary is “God is the efficient cause (cause efficiente) of all things which can fall under the infinite intellect” (p.49); third corollary is “God is absolutely the first cause” (p.50). These thoughts of Spinoza’s in Ethics which caused him to be qualified as pantheist, in the face of the problem of relation between God and nature, different from theism which keeps God apart from nature and pantheism which identifies God with nature; panantheism which considers God interbedded with nature but doesn’t identifies with it, has represantatives both in west and east; in west Whitehead and Hartshorne and in east Muhammaed Ikbal are the most important ones. According to Hartshorne, whereas God of classical pantheism is eternal, conscious, knowing and involving nature, God of panantheism is eternal, conscious, knowing, involving nature and changeable.9 Whereas these philosophers who are the most important names 3 Spinoza, Etika, III. Tanım. 4 Ahmet Cevizci, a.g.e., s.171. 5 Spinoza, Etika, I.Böl., XIV. Önerme. 6 Spinoza, Etika, I.Böl., XV. Önerme. 7 Spinoza, Etika, I.Böl., XV. Önerme, Scolie, s.45. 8 Spinoza, Etika, I.Böl., XVI. Önerme. 9 Mehmet S. Aydın, Alemden Allah’a, Ufuk Kitapları, İstanbul 2000, s.56. 18


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 2nd Session

of process theism, suggest a dipolar comprehension of God who is part transcendent and part immanent, from the view of the trinity, basic dogma of christianity; Ikbal says that “God is ego which contains everything” and uses such statements about nature like, “God’s behaviour”, “God’s influences”10. According to all three philosophers, unlike theism, God is not a creator God who interferes in nature from outside. Acoording to Whitehead and Hartshorne, God takes part in nature in process with his primordial nature and off process with his consequent nature; Ikbal uses a metaphor that “neither my behaviour can be identified with me nor can be considered apart from me” and says “what my behaviour for me is what nature for God” and he considers God as a being which takes part in process. According to Hartshorne, in all pantheistic comprehensions can be seen strong panantheistic patterns. In this respect, for Spinoza who despite drew away from classical theism, couldn’t adopt panantheism, can be said semivoluntary panantheist11. In terms of theism, pantheism and panantheism, when relation of God and nature comes into question, God’s might and creation present important position. According to Hartshorne “creation is to define indefinite, allot unalloted and by this way adding something new to oppulence of reality”12. “Neither God nor the world reaches static completion. Both are in the grip of the ultimate metaphysical ground, the creative advance into novelty”13 says Whitehead and according to him God is in process with “Consequent Nature”, that is, not before creation but with creation. Spinoza’s pantheism’s main characteristics are pointed above, will be interpreted and evaluated in terms of pantheistic thinkers considerations whose opinions are given in summary. Keywords: Pantheism, Panentheism, Whitehead, Hartshorne, Ikbal. 10 Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.74 11 Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.70-71. 12 Hartshorne, “Philosophy After Fifty Years”, Mid-Twentieth Century American Philosophy, Ed.P.A.Bertocci, New York, 1974, s.143 (den naklen) Mehmet S. Aydın, a.g.e., s.89. 13 A.N.Whitehead, Procès et Réalité, Gallimard, 1995, s.528. 19


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 2. Oturum

Spinoza’da Zihnin Düzeltilmesi

Ahmet Ulvi Türkbağ

Galatasaray Üniversitesi

Spinoza’nın etiğe yaklaşımın etik teorileri arasında (Aristoteles, Nietzsche ve Kant ile birlikte) en önemlilerinden biri olduğu kuşkusuzdur. Onun teorisini böylesine özgün kılan bazı temel noktalar vardır: Bunlardan ilki Spinoza tarafından sınırlarına ya da en uç noktalarına kadar kullanılan geometrik yöntemdir. İkincisi Tanrı’dan insan oğluna kadar uzanan devasa metafizik kurulumdur. Ve üçüncüsü, bazı dini yaklaşımları çağrıştırmakla birlikte, gayet yaratıcı bir etik yaklaşımı olan zihnin düzeltilmesidir. Zihnin düzeltilmesi Spinoza’nın etik anlayışının temelidir. Bu yaklaşım özgürlüğü ayrılmaz biçimde etik ile birleştirir. Zihnin yapısı ve yasaları insanın özgür ve ahlaki bir varlık olmasını mümkün kılar. Bu çalışma da bu üç ayaklı etik anlayışını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı aşağıdaki sorulara kısa ve mütevazı cevaplar vermektir: Nasıl kendi zihnimizin efendisi olabiliriz? Karakterimizi upuygun fikirlere göre yeniden biçimlendirebilir miyiz ve zihnimizi tümüyle yeniden düzenleyebilir miyiz? Nedensel olarak belirlenmiş bir dünyada özgürlüğün anlamı nedir? Ve son olarak mükemmelliğe ya da hakiki kutsanmışlığa nasıl ulaşırız? Anahtar Kelimeler: Etik, Özgürlük, Upuygun Fikirler, Nedensellik.

20


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 2nd Session

The Correction of the Intellect in Spinoza

Ahmet Ulvi Türkbağ

Galatasaray University

It is out of debate that Spinoza’s elaboration of ethic is one of the most primal theories (together with Aristotle’s, Nietzsche’s, Kant’s ethical theories) of ethics. Its uniqueness grounds on some key points: the first one is geometric method which was used by Spinoza in the Ethics at its limits or extremes. The second one is the huge metaphysical establishment of the Universe from God to the human being. And the third one is the concept of the correction of the intellect which is very creative approach to ethics, in spite of being reminiscent of some religious approaches. The correction of the intellect is the core concept of Spinoza’s ethics. It links freedom inseparably with ethics. The structure and the laws of the intellect enable for human being to be free and moral. So this study tried to show clearly the three-fold conception of ethics. In this context it aimed at giving modest and short answers to the following questions: How can we be the master of our intellect? Can we reshape our character according to adequate ideas and can we totally rearrange our mind? What does freedom means in a causally determined world? And the last one: how can we reach perfectness or a true blessedness? Keywords: Ethics, Freedom, Adequate Ideas, Causality.

21


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 2. Oturum

Spinoza’nın Bir’i Ne Kadar Dolu

Yücel Dursun

Ankara Üniversitesi

Hegel, Felsefe Tarihi Dersleri’nde, Spinoza’nın Tanrı’sının “Mutlak olarak sonsuz varlık” olduğunu ve sonsuzun da “onun kendisinin olumlanması” (affirmation) olduğunu söyler. Gerçekten de Spinoza, Ethica’nın I. Kitabının 8. Önermesinin 1. Schol.’da “Aslında sonlu olmak bir bakıma olumsuzlama ve sonsuz olmak bir doğanın varoluşunun nitelik dışı olumlaması olduğundan, […] her töz sonsuz olmalıdır sonucu çıkar” der. İyi bilindiği gibi bu olumlama aslında, tözü ifade eden onun sonsuz niteliği (attribitum) ve sonsuz modus’udur. Bu, aslında bir bakıma, kendisinin nedeni (causa sui) olarak varoluş tabanında tanımlanan tözün, varoluşunun olumlama ile anlatılmasıdır. Varoluşun bu sonsuz olumlaması ile olumlanan arasındaki ilişki tam olarak nasıl anlaşılmalıdır? Varoluş bir olumlama ve dolayısıyla sonsuz nitelik ve sonsuz modus mudur? Yoksa olumlamasız bir varoluştan söz edilebilir mi? Eğer söz edilemezse, sonsuz olumlamanın [her bir] olumlaması neye göre mümkündür? Yok eğer edilebilirse, olumlamasından ayrı olarak varoluşu varoluş bakımından nasıl ele almamız gerekecektir? Bu sorular, Spinoza’nın Bir töz kavramının kalbinde yer alan sorulardır. Spinoza, tözün bir’liğini boşluk içermemesine göre tasarlıyordu. Ama varoluşun, kendi olumlanışı ile ilişkisi acaba bu tasarıyı gerçekten doğruluyor mu? Yoksa varoluş ile onun olumlanışı arasında zorunlu olarak bir farkı, boşluğu mu kabul etmemiz gerekiyor? Ya da Spinoza’nın Bir’i ne kadar doludur? Spinoza, kendisinin nedeni (causa sui)’yi varoluş temelinde tanımlayarak bir bakıma nedenin nedeni olan sonsuz geri gidişten sakınmaya çalışıyordu diyebiliriz. Fakat Spinoza’nın felsefesine bakarak onun felsefesinde bunun mümkün olduğunu söyleyebilir miyiz? İşte, bu bildiride yukarda belirttiğimiz soruların yanıtlarını almaya çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Bir, Boşluk, Doluluk, Töz.

22


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 2nd Session

How Full is Spinnoza’s One?

Yücel Dursun

Ankara University

In the Lectures of History of Philosophy, Hegel tells that Spinoza’s God is “absolutely infinite being” and also infinite is the “affirmation of itself”. Indeed Spinoza himself tells in the 1.Schol of 8.assertion in I.book of Ethica that “being finite is somehow a negation in fact and being infinite is an affirmation of an existence of a nature (…), it is inferred that every substance must be infinite.” It is well known that this affirmation which expresses the substance is its infinite attribitum and infinite modus. This, in fact partially, is an explanation with affirmation on the existence of substance as causa sui, which is defined at the basis of existence. How should this relation between infinite affirmation of existence and the thing which is affirmated understood? Is existence an affirmation and infinite quality and infinite modus? Or is it possible to mention an existence without an affirmation? If it is not possible to mention, how it is possible of affirmation of an infinite affirmation according to what? Or if it is possible to mention, how can one consider the existence in regards to existence separate from its affirmation? These questions are at the heart of Spinoza’s One substance Notion. Spinoza was imagining on oneness of substance according to its lack of emptiness. However does this relation of existence with its own affirmation really affirmate on this imagination? Or do we have to accept a difference, a void between existence and its affirmation? Or how much Spinoza’s One is full? We can assume that Spinoza was avoiding from an infinite regression which is itself a cause of a cause by defining the causa sui on the basis of being. However can we say by considering his own philosophy that this is possible ? We’ll search for the answers to these above mentioned questions by this paper. Keywords: Spinoza, Substance, One, Void, Fullness.

23


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 3. Oturum

Liberalizmin Ötesi: Spinoza ve Demokrasi

Robin Çelikateş

Amsterdam Üniversitesi

Konuşmamda Spinoza’nın siyaset kuramının liberal teamülün ötesinde bir demokrasi kuramına potansiyel katkısını ele alacağım. Bana göre ancak liberalizmi ve onun bazı eleştirilerini karakterize eden moralizme alternatif olarak görülebilecek özgün politik bir kuram, demokrasinin politik boyutlarını ortaya çıkarmakta başarılı olabilir. Spinoza’nın alternatif yaklaşımı cemaatçi olmamasının yanı sıra cemaatçilik karşıtı olmadığı gibi liberal olmamasının yanı sıra liberalizm karşıtı da değildir. Liberal siyaset kuramlarının aksine ne bireyselci, ne kuralcı, ne de akılsalcıdır. Ve cemaatçiliğin pek çok biçiminde varsayıldığı gibi politik cemaatin uyumlu imgesinin aksine politik olanın kurucu boyutları olarak çatışma ve güce vurgu yapar. Bu odak kayması, yine de, politik eylemi normatif boyutlarından soyutlayan bir politik realizm biçimini benimseme yoluna onu sürüklememiştir. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Liberalizm, Demokrasi, Cemaatçilik, Çatışma, Güç.

24


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 3rd Session

Beyond Liberalism: Spinoza on Democracy

Robin Çelikateş

University of Amsterdam

In my talk I will discuss the potential contribution of Spinoza’s political theory to a theory of democracy which goes beyond the liberal mainstream. I argue that only a genuinely political theoretical alternative to the moralism that characterizes liberalism and some of its critiques can succeed in bringing out the political dimension of democracy. Spinoza’s alternative approach is not communitarian, without being anti-communitarian, and it is not liberal, without being anti-liberal. In contrast to liberal theories of politics it is neither individualistic nor normativistic nor rationalistic. And against the harmonistic image of political community presupposed by many variants of communitarianism, Spinoza emphasizes conflict and power as constitutive dimensions of the political. This shift of focus does not, however, lead him to adopt a form of political realism that strips political action of its normative dimension. Keywords: Spinoza, Liberalism, Democracy, Communitarianism, Conflict, Power.

25


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 3. Oturum

Spinoza ve Olumsallık

Vittorio Morfino

Amsterdam Üniversitesi

Amacım Spinoza felsefesinde olumsallık kavramının anlamını incelemek. Spinoza’nın olumsallık kavramının karmaşık yapısını Leibniz düşüncesi ile ilişki içinde göstermeye çalışacağım: Leibniz’in de dile getirdiği şekliyle olumsallığın belirlenimsizlik anlamında bir olumsuzlanması kabul gören bir durumdur; varoluşu özünde içerilmediği sürece her tavır bir olasılıktır. Belki de Spinoza’da daha radikal bir olasılık düşüncesi bulabiliriz: “Her tavrın biçiminin olumsallığı düşüncesi, nedenlerin doğrusal bir zinciri olarak görülen klasik zorunluluk düşüncesini de değiştiren olumsallık düşüncesi. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Leibniz, Zorunluluk, Olumsallık, Biçim, Rastlantı.

26


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 3rd Session

Spinoza and the Contingency

Vittorio MorďŹ no

University of Amsterdam

My aim is to analyze the meaning of the contingency in the philosophy of Spinoza. With the help of some remarks of Leibniz, I will try to show the complexity of the problem of contingency in Spinoza: in fact, if it is well known the negation of contingency as indetermination, the mode is contingent as far as its existence is not implicated in its essence, as Leibniz remarks. But perhaps we can ďŹ nd in Spinoza an idea of contingency more radical: the contingency of the form of every mode, contingency that modify also the classical idea of necessity as linear chain of causes. Keywords: Spinoza, Leibniz, Necessity, Contingency, Form, Chance.

27


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 4. Oturum

Ulussuz Bedenler: Spinoza’nın Solculuğu

Johan F. Hartle

Amsterdam Üniversitesi

Bildirimde Spinoza’nın felsefesini, Solun siyaset ontolojisinin paradigmatik bir durumu olarak, yeniden inşa etmeye çalışacağım. Spinoza’nın siyaset üzerine denemeleri aşkınsal akıl ve evrensel hukuk normları üzerinde yükselen, bedensiz ulus fikri ötesi bir siyaset görüşünü ortaya koyar. Onun içkinlik düşüncesi siyaset normlarını maddi güçlerde, etkilenimlerin, ilişkilerin ve ittifakların bileşiminde temellendirir. Bununla birlikte onun siyaseti, kültürel olarak somut bir beden siyasetinin temelci bir düşüncesine güçlü bir biçimde muhaliftir de. “Multitudo” farklı etkilenimlerin bir melezidir –özselleştirilmiş toplumların gerekçelendirilmesi için ya da ulusal özgüllüğün kültürel olarak temellendirilmesi için ontolojik olarak yararsızdır. Bu uçlar arasında gidip gelirken Spinoza’nın siyaseti materyalist siyasetin kapsamlı bir bakış açısını sunar ve bedensiz uluslar kuramını ortaya koymamız yönünde bize meydan okur. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Solculuk, Ulus, İçkinlik, Kültür, Multitudo, Beden Siyaseti.

28


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 4th Session

Bodies Without Nation: Spinoza’s Leftism

Johan F. Hartle

University of Amsterdam

My paper will try to reconstruct Spinoza’s philosophy as a paradigmatic case of the political ontology of the Left. His political treatise introduces a vision of politics beyond the bodiless idea of the nation, founded on transcendental reason and universal juridical norms. His conception of immanence grounds political norms in material forces, in compositions of affects, relations and alliances. His politics is, at the same time, just as strongly opposed to the foundationalist idea of a culturally concrete body politic. The “multitudo” is a hybrid of various affects – ontologically useless for the justification of essentialized communities or the cultural grounding of national specificity. Navigating between these extremes Spinoza’s politics introduces an inclusive perspective of materialist politics and challenges us to theorize bodies without nations. Keywords: Spinoza, Leftism, Nation, Immanence, Culture, Multitudo, Body Politics.

29


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 4. Oturum

Spinoza’da İnsan Doğasının Tarih ve Siyasetle İlişkisi

Mustafa Yıldız

Erciyes Üniversitesi

Spinoza bireyin ahlakî gelişimini olduğu kadar devletin de tarihsel süreç içerisindeki gelişimini ya da gerilemesini insan doğasını temele alarak açıklamaya çalışır. Bunu yaparken de birey, toplum ve devlet arasında doğal ve kendiliğinden bir ilişkinin olduğunu gündeme getirir. Bu bakımdan Spinoza tüm felsefesini genelde doğa, özelde ise insan doğası üzerine oluşturur. İşte Spinoza’nın felsefesinde tıpkı doğayı yöneten doğa yasaları gibi, insan doğasının da insanî evreni yöneten ilkeselliğine işaret etmek bu makalenin başlıca amacıdır. Bu noktadan hareketle de bildirimiz, siyasî bütün olarak tanımlanabilecek olan devletin buyrukları ile bireyin eylemleri arasındaki ilişki bakımından ortaya çıkabilecek sorunlar ve Spinoza’nın çözüm önerileri ışığında ilerlememiz mümkün olacaktır. Nitekim devlet, kavramsal açıdan hem bireyi hem de birey ile toplum arasındaki ilişkileri biçimlendirme gücünün temsilcisi olarak iktidarın düzenleniş tarzını ifade eder. Ancak bu gücün sınırları nelerdir? Bir gelişme ideolojisi benimsenip insanda değişme olabilmesi için insan doğasının olmaması gerektiğini savunmakla bu gücün sınırlarını olabildiğince genişletebiliriz. Böylece bireyi, çevrenin, kültürün, tarihin ya da devletin biçim verdiği, doğası ve çekirdeği olmayan yumuşak bir protoplazma olarak görebiliriz. Fakat bu tür bir bakış açısı bize hiçbir zaman Kant’ın deyimiyle insanı bir amaç olarak görmenin olanaklarını vermeyecektir. Tam tersine insan devletin görünmez ellerinde bir araç olmanın ötesinde bir değer ifade etmeyecektir. Bu bağlamda bildirimiz, bireyin, tarih, toplum ya da devletin üzerine istediğini çizebildiği içi boş bir levha mı, yoksa doğa olarak tarihi ve toplumu biçimlendirecek kadar güçlü bir kalem mi olduğu sorusuna, Spinoza’nın felsefesinden hareketle bir yanıt verme girişimi olarak değerlendirilebilir.

30


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 4th Session

Bu girişimimizde elde ettiğimiz en önemli sonuç, Etika’da tarih ve kültürel etkilerden bağımsız olarak doğal durumuyla ele alınan bireyin, yetkinleşmesini tamamlamak için siyasetin içine girip devletin aklî bir yapıya kavuşması için topluma yardımcı olması, devletin de bu yolda bireysel özgürlüğün yolunu açması gerektiğidir. Bu açıdan akıl da, insan doğasının bir parçası olan kör tutkularını aşıp onu yeni bir doğaya taşıyacak özgür birey ve demokratik toplumun kurucu temelidir. Dolayısıyla doğal hakların topluma devredilmesiyle aklın kılavuzluğunda insanın anlama yetisinin olduğu kadar tarihin de özgürlük idesi altında de ilerlemesi mümkün olacaktır. Bu bakımdan Spinoza’da kendini yönetme sanatı olarak da tanımlanabilecek olan siyasetin, toplumdan bireye doğru yöneliminde bireyin yetkinleşmesi yolundaki yararını olanaklı kılacak bir özgürleşmenin önünü açma; bireyden topluma doğru yöneliminde ise toplumun diğer bireylerinin yetkinleşmesi yolunda onlara yardımda bulunma ilkesi üzerine bir kurumsallaşmayı ifade eder. Nitekim karşıt durumda, toplumu oluşturan bireylerin yetersizlikleri toplumsal başarısızlıklar ve tarihsel gerilemelere ve bu başarısızlıklar da bireylerin eyleme gücünün zayıflamasına neden olur. Bu ise hem bireyin hem de devletin, tarihsel süreç içinde daha az yetkinlikten daha çok yetkinliğe ya da daha çok yetkinlikten daha az yetkinliğe geçmesinin olanaklı olması demektir. Açıkçası bu durum iyi ve kötünün olduğu ölçüde devletlerin tarihsel gelişiminin de belirleyicisidir: Nitekim birey ile devlet arasındaki ilişkinin niteliğini gerçek anlamıyla bilmeyen devletlerde sürekli bir çatışma içinde olması kaçınılmazdır. Bu durum hem bireyin hem de devletin yetkinleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Buna karşın bireyin kendi gücünü devlete teslim ederken sahip olduğu özgürlük kendinin olduğu ölçüde devletin de yetkinleşmesinin temelidir. Sonuçta Spinoza, bir siyaset filozofu olarak induvidualist (bireyci) bir yaklaşım sergilemekle birlikte bir yetkinleşme idesi eşliğinde siyaset kuramını inşa etmede başarı sağlayarak sosyalist (toplumcu) görüşlere de zemin hazırlar. Hatta onun sisteminde bireycilik ve toplumculuk öylesine iç içe gelişir ki bunları birbirinden ayırmak, hele ki karşıt kutuplara yerleştirmek imkânsızdır. Ona bu özgünlüğünü sağlayan şey ise devleti de tıpkı bir birey olarak görmesi ve tarihselliği içinde devletin akla dayalı yönüne vurgu yapmasıdır.

31


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 4. Oturum

Ekolojide Anti-Teleolojik Bir Ontoloji

Sevinç Türkmen

Kocaeli Üniversitesi

Spinoza’nın felsefesi her ne kadar 17. yy. felsefesinin genel kartezyen eğilimi içinde varsayılsa da onun varlık anlayışı hem 17. yy.’ın genel varlık anlayışının dışında konumlanır hem de Batı felsefesinin erekselci varlık felsefesinin kesin bir olumsuzlamasını temsil eder. Spinoza’nın ereksel nedeni reddi güncel ekolojik bir yaklaşımın dayanağı olabilecek doğa felsefesi açısından elverişli bir argüman olarak düşünülebilir. Anahtar Sözcükler: Spinoza, Ekoloji, Anti-Teleoloji, Ontoloji.

32


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 4th Session

An Anti-teleological Ontology in Ecology

Sevinç Türkmen Kocaeli University

Although the philosophy of Spinoza is debated within the general Cartesian trend of 17th century philosophy, his understanding of being goes beyond the limits of his own epoch. It also represents a certain negation of teleological ontology of Western philosophy. Spinoza’s negation of final cause could be considered as proper argument with respect of philosophy of nature which may be a base for current ecological approaches. Keywords: Spinoza, Ecology, Anti-teleological, Ontology.

33


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 5. Oturum

İslami Bir Filozof Olarak Spinoza

Michiel Leezenberg

University of Amsterdam

Ateist, demokratik, feminist ve sömürgecilik karşıtı ‘radikal bir Aydınlanma’ iddiasından ötürü Hollandalı filozof Benedict de Spinoza (1632-1677), yakın zamanlarda tarihçi Jonathan Israel tarafından gerçek anlamda ilk modern filozof olarak tanımlanmıştı. Bununla birlikte, Spinoza, Moses Maimonides (1135-1204) gibi modern çağ öncesi Yahudi düşünürlerle aynı gelenekte yer alır. Spinoza felsefi olarak Yahudi geleneğinde kendine özgü bir biçimde yer aldığından ve bu Arap-İslami arka planı olmadan asıl itibariyle düşünülemez olduğundan ötürü Spinoza’dan (bir Müslümandan farklı olarak) İslami bir filozof olarak da söz edilebileceğin iddia edeceğim. Bu iddiaları, Spinoza’nın ve Maimonides’in peygamberlik hakkındaki ve dini vahiyle felsefi bilgi arasındaki ilişki üzerine değinilerinin bir tartışması üzerinden örneklerle açıklayacağım. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Maimonides, Radikal Aydınlanma, İslami Filozof, Modern, Geleneksel.

34


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 5th Session

Spinoza as an Islamic Philosopher

Michiel Leezenberg

University of Amsterdam

The Dutch philosopher Benedict de Spinoza (1632-1677) has recently been described by historian Jonathan Israel as the first genuinely modern philosopher, in so far as he proclaims a ‘radical Enlightenment’ that is atheist, democratic, feminist, and anticolonialist. At the same time, however, Spinoza also stands in the tradition of premodern Jewish thinkers like Moses Maimonides (1135-1204). I will argue that Spinoza philosophically stands in a specifically Jewish tradition; and in so far as the latter is literally unthinkable without its Arabic-Islamic background, Spinoza may also be said to be an Islamic (as distinct from a Muslim) philosopher. I will illustrate these claims with a discussion of Spinoza’s and Maimonides’s remarks on prophecy and on the relation between religious revelation and philosophical knowledge. Keywords: Spinoza, Maimonides, Radical Enlightenment, Islamic Philosopher, Modern, Traditional.

35


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 5. Oturum

Spinoza’da Şeyh Bedrettin İzleri

Müslim Akdemir

Atatürk Üniversitesi

14. yüzyıl sonlarında Anadolu, Mısır ve Rumeli’de yaşayan Şeyh Bedrettin ile 17. Yüzyılda Hollanda’da yaşamış olan Spinoza arasında bağlantı kurmak oldukça zor görülebilir. Çünkü hiçbir eserinde Bedrettin’den bahsetmeyen Spinoza ile Şeyh Bedrettin arasında bağ kurmak çokta kolay değildir. Ancak hem Spinoza hem de Şeyh Bedrettin’in düşünce ve yaşam mücadelelerini tanıdıkça bu iki düşünürün ortak bir kaderi paylaştıklarını görebiliriz. Her iki düşünürde kendi dönemlerindeki hakim din anlayışlarınca aforoz edilmişlerdir. Spinoza Bedrettin’den 200 yıldan fazla bir zaman dilimi sonra yaşamış olmasına rağmen Tanrı ve evrenle ilgili düşüncelerinde sanki Şeyh Bedrettin’den açıkça etkilenmiş gibi görülüyor. Elbet ki bunu doğrudan onaylayacak izler yoktur. Ancak her iki düşünürü karşılaştırdığımızda Spinoza’nın panteizminde Şeyh Bedrettin’in Vahdet-i Vücud’unun izlerini görebiliriz. Ayrıca biri batıda biri doğuda yaşamış olan iki düşünürün sadece Tanrı kavrayışlarında değil, erdem, hukuk ve politika konusunda da yakınlık vardır. Çünkü “İnsan” a bakışları birbirine benzer. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Bedrettin, Panteizm, Vahdet-i Vücud.

36


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 5th Session

Traces of Şeyh Bedrettin in Spinoza

Müslim Akdemir Atatürk University

It may be seen quite difficult to make a direct connection between Şeyh Bedrettin, who lived in Eygpt and Rumelia, and Spinoza, who lived in the Netherlands in 17th century. Because it is not very simple to connect Şeyh Bedrettin with Spinoza, who never mentioned Bedrettin in his works. However, discovering both Spinoza’s and Şeyh Bedrettin’s struggles for survival and thought, we can see that these two philosophers shared the same fate. Both philosophers were excommunicated by the dominant contemporary religious understanding. Though Spinoza lived more than 200 years after Bedrettin, he seems to have been clearly influenced by Seyh Bedrettin in his ideas about God and universe. In fact, there are no signs directly verifying this situation, but when we compare the two philosophers, we can see the signs of Wahdat al-Wujud ( meaning “Unity in Existence”) of Seyh Bedrettin in the panteism of Spinoza. Both philosophers, one lived in the east and the other in the West, have a closeness not only in their comprehension of God but also in the matters of merit, law and politics. Because their point of view of ’human’ is similar. Keywords: Spinoza, Bedrettin, Panteism, Wahdat al-Wujud.

37


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 5. Oturum

Spinoza’da Yalnızlığa Mahkum Varlık Olarak Tanrı

Ogün Ürek

Uludağ Üniversitesi

Nietzsche 30 Temmuz 1881’de Spinoza’nın Etika’sı üzerine yazmış olduğu postkard’ta Spinoza için şunları söyler: “Çok şaşırdım. Çok sevindim. Bir selefim var ve hem de ne biçim bir selef. Spinoza’yı hemen hemen hiç tanımıyordum. Onu özlemiş olmam, içgüdüsel bir hareketti, sadece onun genel eğiliminin (kavrayışı en güçlü tutku haline getirme) benimki ile aynı olması değil –öğretisinin beş ana noktasında yeniden kendimi görüyorum. Bu garip ve yalnız düşünür tam bu noktalarda bana en yakın: Spinoza, irade özgürlüğünü reddediyor- amaçları da ahlaki düzeni de, bencil olmayanı ve kötüyü de…Sonuç olarak:bende tıpkı çok yüksek dağlarda başımıza gelebilecek tarzdan bir nefes darlığına yolaçmış olan yalnızlığım, artık hiç olmazsa, iki kişilik bir yalnızlık” (Nietzsche 1984). Bu bildiri, Nietzsche’nin Spinoza’ya ilişkin olarak önplana çıkardığı yalnızlık olgusu temelinde Spinoza felsefesine bakmayı ve bu bakışın sonucu olarak da yalnızlık olgusuna ilişkin bir saptama yapmayı amaçlıyor. Bu amaç doğrultusunda, Spinoza felsefesinin temel kavramları özellikle Descartes ve Leibniz’in felsefeleriyle ilgisinde ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu düşünceler ışığında, Spinoza felsefesini anlamada iki kavramın önplana çıktığı söylenebilir: Bunlar “öz” ve “varoluş” kavramlarıdır. Spinoza’ya göre, bir yandan özü varoluşunu kuşatan (2011:93) tözsel varlık olarak Tanrı varken (2011:33); diğer yandan özü varoluşunu kuşatmayan (2011:101) yaratılmış şeyler olarak Tanrı’nın sıfat (attributum) ve tavırları (modus) vardır (2011:33). Ama Spinoza’nın burada sözünü ettiği yaratma Descartesçı anlamdaki Tanrısal yaratmadan farklıdır. Çünkü Descartes’taki Tanrı’nın yaratıcılığı (1953:580), doğuştan ide (ideae innatae) olarak Tanrı idesi anlayışı merkezinde (1953:574-575) Tanrı’nın kendisi dışındaki tüm varolanları yoktan var etmesi anlamında bir yaratıcılıktır. Bu da Descartes felsefesinde Tanrı’nın dışındaki varlıklar için özün varoluştan önce geldiğine tanıklık etmektedir. Spinoza’da Descartes’taki gibi Tanrı’nın tek başına, yalnız olduğu, diğer şeyleri yarat-

38


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 5th Session

mayla da bu yalnızlığına son verdiği ve yoktan varedilmiş Tanrı dışındaki diğer varolanların da kendileri dışında varolan bir Tanrı olması nedeniyle hiçbir zaman yalnız olmadıkları bir an varsayılamaz. Spinoza’da Tanrı ve Tanrı’nın sıfat ve tavırları her zaman vardır. Çünkü Tanrı’nın sıfat ve tavırları da tıpkı Tanrı gibi öz ve varoluşa sahiptir. Tanrı için oldığı gibi yaratılmış bu şeyler için de öz ve varoluş arasında bir öncelik sonralık ilişkisi düşünülemez. Çünkü Spinoza’da Tanrı, Descartes’tan farklı olarak şeylerin aşkın nedeni olmayıp içkin nedenidir(2011:101). Tanrı yaratılmış şeylerin hem özünün hem de varoluşunun içkin nedenidir (2011:89-103). Bu açıdan bakıldığında Tanrı herşeydir, bunun ötesinde hiçbir şey değildir. Tanrı sıfat ve tavırlarının toplamıdır. Bu toplamdan bir fazla değildir. Bütün bunlardan ötürü denebilir ki Spinoza’da söylenebilecek en anlamlı tek söz sadece şudur: Tanrı vardır. Descartes ve Spinoza sonrasında Leibniz’in varlık anlayışına bakıldığında ise Leibniz’e göre evrende varolan herşey basit tözsel yapılar olan monadlardan (2003:7) oluşur. Bütün varolanlar gibi Tanrı da bir monaddır. Monadlar parçaları olmayan, bu nedenle de yer kaplamayan, bölünmeyen, şekilleri (2003:7) ve birbirine geçebileceği pencereleri olmayan (2003:8) varlıklardır. Monadlar evreninde herhangi bir dış, mekanik hareketten sözedilemez (2003:9). Monadların bütün hareketi, algıları arasında geçişi sağlayan isteme ediminden oluşan bir iç harekettir (2003:9). Evrendeki her monad diğer monadlarla ortak özelliklere sahip olmanın yanında her monadı bir diğerinden farklı kılan ayırtedici bir ayrıntı da vardır (2003:10). Leibniz’de Tanrı ise evrendeki bütün monadların sahip olduğu bu ayıredici ayrıntıları kendinde toplamakla birlikte ayırtedici bir ayrıntısı olan ve bu ayrıntının da artık başka bir monadda olmadığı tek varlıktır. Tanrı’nın bu ayıredici ayrıntısı da evrendeki her monadı “önceden kurduğu” bir düzene göre yaratmasıdır (2003:33). Dolayısıyla Leibniz’in evren tasarımı ama özellikle de Tanrı anlayışı Descartes ve Spinoza’nın Tanrı anlayışının bir sentezi olarak başlangıçta yan yana gelemeyecek gibi görünen bu iki filozofun Tanrı anlayışın bir bütün oluşturabileceğine ilişkin dikkate değer bir bakış açısıdır. Sonuç olarak, bu üç filozofun varlık anlayışları yalnızlık olgusu temelinde bakıldığında Nietzsche’nin de vurguladığı gibi, saf bir varlık yalnızlığı sadece Spinoza felsefesinde görülmektedir. Şöyle ki: Yukarıda da vurgulandığı gibi Descartes’ta saf bir varlık yalnızlığı söz konusu değildir. Descartes’ta Tanrı bir zamanlar tek başına varolan olarak böylesi

39


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 5. Oturum

bir saf yalnızlığa sahipti. Ama sonra kendi dışındaki şeyleri yaratarak bu yalnızlığına son verdi. Bununla birlikte Tanrı sanki bir daha yalnızlık duygusu yaşamasın diye de ruha onu yaratırken kendi düşüncesini yerleştirdi. Ama şu da söylenebilir ki, Descartes’ta yaratılmış sınırlı şeylerin hiçbir şekilde tek başınalıkları, yalnızlıkları sözkonusu değildir. Çünkü onların varolduğu her an Tanrı da vardır. Spinoza’da varolanların yalnızlığını en iyi anlamada Leibniz’in monad anlayışı önemli bir karşılaştırma zemini sunmaktadır. Çünkü Leibniz’in monadlarına bakıldığında her monad diğer monaddan farklı olarak ayırtedici bir ayrıntıya sahip olduğu için, yani her monad diğerinden farklı olduğu için Leibniz de saf bir varlık yalnızlığı varmış gibi görünür. Oysa daha yakından bakıldığında Tanrı dışındaki her monad ayırtedici ayrıntısının yanında diğer monadlarla ortak olan kimi özellikleri de kendinde bulundurmakla birlikte hiçbiri Tanrının ayıredici ayrıntısı kendinde bulundurmamaktadır. Bütün monadların ayırtedici ayrıntılarını kendinde bulunduran Tanrı ise onu o yapan ayırtedici ayrıntısını kendisi dışında hiçbir monadda bulundurmayan tek varlıktır. Bu nedenle Leibniz’de yalnızlık sadece Tanrı’ya yüklenebilecek bir özellikken, Tanrı dışındaki monadlar için bunu söylemek olanaklı görünmemektedir. Çünkü onların bütün varlıkları Tanrı monadında zaten içerilmiştır. Oysa Spinoza’da Tanrı ve diğer şeyler ayrımı gibi bir ayrım söz konusu olmadığından, Tanrı, tek tek her bir varolanın hem özünü hem de varlığından ibaret olduğundan, yani onların toplamından bir fazla olmayan tözsel varlık olduğundan, saf bir varlık yalnızlığı ancak burada söz konusu olabilir. Varolan her tek tanrısal bir varoluşa, mutlak anlamda bir kendine yeterliliğe sahip olarak tek, eşsiz ve biriciktirler. Bu tıpkı bir zamanlar Descartes’daki Tanrı’nın ve her zaman da sadece Leibniz’deki Tanrı’nın sahip oldukları yalnızlık gibi bir yalnızlıktır. Son söz olarak, Spinoza’daki bu saf varlık yalnızlığı şöyle de ifade edilebilir: Spinoza’da Tanrı, diğer varolanlar gibi yalnızlığa mahkum olan bir varlık olarak insanın yalnızlığının açığa çıkmasıyla ancak kendini açığa çıkaran yalnızların en yalnızı, saf bir yalnızlığa sahip tek varlıktır. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Tanrı, Öz, Varoluş, Yalnızlık.

40


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 5th Session

The God in Spinoza as a Being Sentenced to Solitude

Ogün Ürek

Uludağ University

Nietzsche wrote an enthusiastic postcard about Spinoza’s Etika in July 30, 1881. He said: “I am really amazed, really delighted! I have a precursor, and what a precursor! I hardly knew Spinoza: What brought me to him now was ‘the guidance of instinct’. Not only is his whole tendency like my own –to make knowledge the most powerful passion- but I also find myself in five main points of his doctrine; this most abnormal and lonely thinker is closest to me in these points precisely: he denies free will-; purpose-; the moral world order-; the nonegoistical-; evil-; of course, the differences are enormous, but they are differences more of period, culture, field of knowledge. In summa: my solitariness which, as on very high mountains, has often, often made me gasp for breath and lose blood, is now at least a solitude for two. Strange!” (Nietzsche 1984). This paper purposes to look at the philosophy of Spinoza as based on the fact of solitude which is made prominent by Nietzsche in terms of Spinoza and as a result of this consideration to make a determination with regard to the fact of solitude. For this purpose, the writer will try to introduce essential concepts of the philosophy of Spinoza in their relation with the philosophies of Descartes and Leibniz. In the light of these thoughts it may said that in order to understand the philosophy of Spinoza two concepts become prominent which are “ essence” and “existence”. According to Spinoza, on the one hand there is a God (2011:33); as an substantial being whose essence involves existence (2011:93) and on the other hand there are attributes (attributum) and modes (modus) (2011:33) of the God, as created things, whose essence don’t involve their existence (2011:101). But the creation mentioned here by Spinoza differs from the creation of God in the Cartesian sense. Because, in the center of the idea of God as innate idea (1953:574-575), creativity of the God (1953:580) is a creativity which means creation of the God all those which are, excluding himself, out of nothing. This testifies that in the philosophy of Descartes, essence is prior to existence in terms of the beings out of God. As different from Descartes, in Spinoza, it is impossible to suppose a moment at which Got is alone, 41


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 5. Oturum

and at which by creating other beings he ends his loneness. This is also true for the other beings created from nothing, because there is a god out of them. In Spinoza, God and his attributions and modes exist for ever, because his attributions and modes have existence and essence like God. Similar to God it is impossible to thing a relation of priority in terms of those things which are created. Because in Spinoza, unlike the case of Descartes, God isn’t a transcendent cause of the things, but he is their immanent cause (2011:101). The God is immanent cause of both essence and existence of the created things (2011:89-103). From this point of view God is everything and beyond this it is nothing. God is the sum of his attributes and modes. He isn’t more than this sum. From all above mentioned it may be concluded that the most meaningful single word in terms of Spinoza is that: There is a God. If we look at, after Descartes and Spinoza, the concept of Being in Leibnitz we observe that according to Leibnitz everything that which is in the universe consist of monads which are simple substantial structures. (2003:7) Like all that which is, God is a monad too. Monads are beings without parts, hence they have no extension and they can’t be divided, they don’t have figures (2003;7) and they have no windows thorough which they pass each other. (2003;8) In the universe of monads there isn’t any exterior and mechanical motion. (2003:9). All movement of the monads is an interior movement which consists of the fact of will and leads to motion and passage from one perception to other. Each monads has common features with other monads, but also each monad have a characteristic detail which differs it from others (2003:10). In Leibniz, God is only being who collect in himself those characteristic details which in the universe each monads has, but no monad has His characteristic detail. He created each monad in accordance with a “preestablished” harmony and this is his characteristic detail (2003:33). Thus Leibniz’s conception of universe, especially of God, as a synthesis of the conceptions of Got of both Descartes and Spinoza, is a significant point of view regarding the conception of God of these philosophers which at first sight they seem incompatible but in Leibniz’s conception they may form a whole. As a result, when the concepts of Being in these philosophers are considered with regard to the fact of solitude, as Nietzsche insist,

42


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 5th Session

pure solitude of Being found only with the philosophy of Spinoza. As it is stressed above, in Descartes there is no pure solitude of Being. In him the God has once upon a time such solitude as a being existing solely. But, by creating those things out of him, he ended this solitude. However, when he created the soul he placed his own ideas in it, as if he wished to free himself from the feeling of aloneness. But it may be said that in Descartes those things which are created and limited are never alone and solitude since at each moment of their existence there is a God as well. For the best understanding of the solitude of beings in Spinoza the monad conception of Leibniz provides a signiďŹ cant ground for comparison, since when the monads of Leibniz is considered, it is seen that each monad has a characteristic detail, that is each of them is different from others, so it seems that there is a pure solitude of being. However, when it is seen more closely, each monad besides it has some features which are common in other monads, but out of God none of them has the characteristic detail of God. But the God, who includes all characteristic details of every monad is only being who does not let other monads out of himself having the characteristic detail which makes him what he is. As a result of this, in Leibniz solitude is a feature which can be attributed only to God, while it looks like impossible to say such a thing for other beings, since their whole beings are included in the monad of God. But since there is no differences in Spinoza, such as difference between God and other things and since the God consists of the essence and existence of each that which is, in other words he is a substantial being which is not more than their sum, the pure solitude of being is possible only in his philosophy. Each existing individual having divine existence and self sufďŹ ciency in an absolute sense is single, unique and sole. This is aloneness similar to that of the Got in Descartes who was alone once upon a time and of the God in Leibniz who is alone for ever and is the only one being alone. As conclusion, pure solitude of being in Spinoza can be stated as follow: in Spinoza God is the only being who is the most alone among solitaries and his aloneness is pure and he manifests himself only by the manifestation of human solitude as a being sentenced to solitude like other beings. Keywords: Spinoza, God, Essence, Existence, Solitude. 43


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 6. Oturum

Spinoza ve İyi Yaşam: Fizik Etiği İçerir mi?

Pieter Pekelharing

Amsterdam Üniversitesi

Herkesin bildiği üzere, Spinoza’nın felsefesi radikal aydınlanma için bir başlangıç noktası kabul edilir. Bununla birlikte onun felsefesi modernistik değildir: O, tek tözlü monizmi savunur, fiziği rasyonalisttir, saf aklı gerçekliğin bir betimlemesine ulaşmak için kullanır ve ‘-dir’ ile ‘-meli/malı’ arasındaki ‘modern’ ayrıma karşıdır. Dahası onun felsefesi radikal bir biçimde nesneldir: Rebecca Goldstien’ın ifadesiyle, onun bakış açısından “ bir’in varoluşunun tüm ilinekleri, birin içine doğduğu koşullar –kişinin öz ailesi, tarihi, ırksal, dinsel, kültürel, cinsel ya da ulusal kimliği de dâhil olmak üzere– bir hiç olarak görülür.” Konuşmamda, bunun onun fiziğinin gerektirdiği bir etik olup olmadığını çözmeye çalışacağım. Ve yine bunun Spinoza’nın radikal siyaset ve demokrasi savunusuyla nasıl uyumlu kılınabileceğini anlamak istiyorum. Sonuç olarak tüm bunlarda ‘modern’ olanın ne olduğunu keşfetmek istiyorum.

Anahtar Kelimeler: Spinoza, İyi Yaşam, Fizik, Etik, Modern.

44


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 6th Session

Spinoza and The Good Life: Does Physics Imply Ethics? Pieter Pekelharing

University of Amsterdam

It is well known that Spinoza’s philosophy is regarded as a starting point for the radical enlightenment. At the same time his philosophy is not modernistic: he defends one substance monism, his physics is rationalistic, he uses pure reason to arrive at a description of reality, and he denies the ‘modern’ distinction between is and ought. His philosophy moreover is radically objective: from its vantage point, in the words of Rebecca Goldstien, “all the accidents of one’s existence, the circumstances into which one was born –including one’s own family and history, one’s racial, religious, cultural, sexual, or national identity appear as naught” . In so far as his physics implies an ethics, it is an ethics shorn of identity, in which, to quote Goldstein again, “the lingering emotional attachments to such accidents are only evidence of impartial rationality and obstacles in the way of achieving a life worth living”. In my talk I want to find out whether this is the ethics his physics implies. I also want to find out how all this can be brought into harmony with his radical politics and his plea for democracy. Finally I want to find out what is ‘modern’ about all this. Keywords: Spinoza, Good Life, Physics, Ethics, Modern.

45


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 6. Oturum

Spinoza’da ‘Bilgeliğin Zor Yolu’

Lokman Çilingir

Kırıkkale Üniversitesi

Felsefenin, Pitagor ve özellikle Sokrates’ten bu yana “yaşam tarzı” olarak algılanması “bilgelik” sorununu ön plana çıkarmıştır. Ethik’inde kavramayı “erdemin ilk ve tek temeli” olarak belirleyen Spinoza, Sokratçı erdem anlayışını çağrıştırırken, “sonsuz töz” olarak kabul ettiği Tanrının entelektüel seyrini “en yüksek iyi” olarak göstermesi onu Aristoteles’e yaklaştırır. Ancak Spinoza’nın sisteminde insanın, “şahıs olmayan”, “sevgisine [dahi] karşılık vermeyen” bir Tanrıya karşı büyük bir iştiyakla yönelmesi ve O’nu bilgelik yolunun hedefi kılması oldukça güç görünüyor. Yine Spinoza’nın Tanrısının ahlaki davranan bir insana, en azından layık olduğu mutluluğa erişmesi kadarıyla da olsa, Kantçı anlamda, bir “garantör” ol(a)maması, onu hepten “kaderiyle” baş başa bırakması, sorun teşkil etmez mi? Kısaca, bilgeliği erdemli bir yaşam tarzına, bunu da yetkin bir entelektüel bilgiye, Spinoza’nın tabiriyle, “şeyleri üçüncü dereceden (sezgisel) bir bilgiyle bilmeye” indirger ve üstelik bu bilginin hedefindeki “Tanrı veya Doğa”nın mutluluğun peşinden koşan insanla kişisel bağlantısını kesersek, felsefeyi bir yaşam tarzı olarak ortaya koymak ve onu aktüelleştirmek ne derece mümkün olur? Anahtar Kelimeler: Spinoza, Bilgelik, Erdem, En Yüksek İyi, Mutluluk, Yaşam Tarzı.

46


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 6th Session

“The Hard Way” of Being Wise in Spinoza

Lokman Çilingir

Kırıkkale University

This paper aims at questioning the basic paradigm of Spinoza’s philosophy which accepts understanding as the first and unique basis of virtue. If God is merely an absolute essence and hence does not know anything of human behavior and life-targets, how can God be functional in human struggle for being virtual and ethical? If being wise depends on virtual (ethical life), and virtual life rests on intellectual (intuitive) knowledge, and finally God has no conscious relation to human beings, then how is it possible for human being to accept philosophy as a rational form of life? Keywords: Spinoza, Wisdom, The Highest Good, Happiness, Form of Life.

47


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 7. Oturum

Dünyaya İnanç ya da Güven: Deleuze’ün Spinoza’sı Üzerine Estetik Bir Okuma Josef Früchtl

Amsterdam Üniversitesi

Modernite insanla dünya, özne ile nesne arasındaki bağın koptuğu çağdır. Son zamanlarda bu çok iyi bilinen bu teze, Gilles Deleuze’ün sanatın modern bir formu olan sinemanın dünyaya olan inancımızı yeniden kazanmamızı sağladığı teziyle karşı çıkılmıştır Bunun nedeni, modern sinemanın, bir ontolojiyi sergileyen ve esasen Spinoza’ya dayanan bir epistemolojiyle iş gören karakteristiklerinde yatar: İçkinin (dışavurumculuğun) ontolojisi ve “scienta intuitiva”. Yazımda Deleuze’ün savının ağır metafizik yüklerinden arındırmak koşuluyla kabul edilebilir olduğunu tartışacağım. Bunun için dünyaya bir inanç – dahası- ya da dünyaya güven tazelemek için bu modern yetinin yararcı, psikolojik ve son olarak estetik bir okumasının yapılmasını uygun görmekteyim. Anahtar Kelimeler: Deleuze, Sinema, Modern, İçkinlik, Scienta Intuitiva, Pragmatist, Psikolojik, Estetik.

48


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 7th Session

Belief or Trust in the World: An Aesthetic Reading of Deleuze’s Spinoza Josef Früchtl

University of Amsterdam

Modernity is the age in which the link between man and world, subject and object, is broken. This well-known thesis recently was countered by the thesis of Gilles Deleuze that it is the power of modern cinema, of a modern form of art, to restore our belief in the world. The reason for that lies in the characteristics of modern cinema to present an ontology and to work with an epistemology which are essentially based on Spinoza: the ontology of (expressive) immanence and the ‘scientia intuitiva’. In my paper I want to argue that Deleuze’s thesis can be defended but should be liberated from heavy metaphysical burdens. For this it seems appropriate to give a pragmatist, psychological, and finally aesthetic reading of the modern ability to restore a belief or – better – trust in the world. Keywords: Deleuze, Cinema, Modern, Immanence, Scienta Intuitiva, Pragmatist, Psychological, Aesthetic.

49


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 8. Oturum

“Libido-Conatus” Kavramları Bağlamında Freud İle Spinoza İlişkisi Cengiz Güleç

Hacettepe Üniversitesi

Freud’un psikanalitik insan kuramını geliştirirken etkilendiği ve yararlandığı filozoflar içinde Spinoza’nın çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Freud’a neden Spinoza’ya açıkça bir atıfta bulunmadığı sorulduğunda verdiği cevap etkilenmenin niteliğini ortaya koyar: “Spinoza doktrinine tamamen bağlı olduğumu kabul ediyorum. Onun adını anmam için bir neden yoktu. Çünkü ben, hipotezlerimi onun bir eserinden değil, onun yaratmış olduğu entelektüel iklimden yola çıkarak tasarladım. Dahası, kendime felsefi bir meşruiyet de aramıyorum”(1931). Biz bu sunumuzda Freud’un Spinoza’nın adını açıkça zikretmese de ondan hangi kavram ve tasarımları ödünç aldığını göstermeye çalışacağız. Freud’un insan kuramında kilit kavram rolü üstlenen “psişik determinizm” Spinoza’nın anlatımında şöyle ifade edilmektedir.” Evrende gerçekleşen olayların tümünde olduğu gibi zihinsel olaylarda da nedensellik yasaları hüküm sürer. Nasıl ki, bir malzemeyi tanıyıp, bu malzemenin etkilenmelerini kontrol etmemiz mümkün olursa, aynı biçimde, zihnimizin yapısını ve nasıl etkilendiğini öğrenerek “ reaksiyonlarını” kontrol etme olanağı elde edebiliriz. Özetle, hangi nedenlerin bizde “olumsuz” etkiler yarattığını ortaya çıkarabilir, bu etkilerden kurtulma olanağı bulabiliriz. Hatta, bir adım daha ileri gidecek olursak, zihnimizde “olumlu” etkilerin oluşmasını zorunlu kılan koşulları yaratarak, zihnimizin bilgece çalışmasını belki de kendi etkinliğimizle sağlayabiliriz “(Etika) Psikanalizin işlevini ve önemini tanımlarken Freud’un kullandığı gerekçeler neredeyse Spinoza’nın insan zihni hakkında ileri sürdükleri ile neredeyse bire bir örtüşmektedir. Spinoza, doğuştan gelen “tanrısal” yaşam gücü olarak adlandırdığı “conatus” kavramını, felsefi sisteminin merkezine koyar. Conatus, insanların ve tüm canlıların hayatiyetini sağlayan, bizi varolşta kalmaya zorlayan, varlığımızı sürdürmek için bizi sürekli bir şeyler istemeye ve yapmaya iten bir istek ilkesidir. Freud ise “tanrısallık” sıfatını dışta tutmak koşuluyla psikanalitik kuramının merkezine “Libido”yu kor. Bu iki temel kavram bağlamında Spinoza ile Freud arasındaki ilişkilere daha yakından bakmayı deneyeceğiz.

50


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 8th Session

Relationship Between Freud and Spinoza in the Context of the Concepts of “Libido” and “Conatus” Cengiz Güleç Hacettepe University

I am of the opinion that there is a special place for Spinoza among the philosophers who influenced Freud while he developed his theory of psychoanalysis. His answer to the question why he did not openly refer to Spinoza, explains the nature of that influence: “I accept that I am completely committed to the Spinozian doctrine. There was no need to disclose his name. For, I did not construct my hypotheses out of a single work of his, but rather from the intellectual climate that he created. Furthermore, I am not looking for a philosophical legitimacy”. I will try to uncover what kinds of concepts and opinions he borrowed from Spinoza, while not mentioning the philosopher’s name. The concept of psychological determinism which plays a pivotal role in Freudian human theory, is explained in Spinoza’s words as follows: “The law of causality which is in action in all natural events is equally operative in mental happenings. As we are capable of controlling the interaction of some material object, we can also harness the activities of our mind if we learn the nature of our mind and how it comes under certain impacts. That is to say, we can discover which facts cause negative effects on us and thereby we may escape their consequences. Moreover, we may take a step further, by creating circumstances that determine positive effects on the mind; this way, we become capable of letting our mind work wisely through our own efforts. The justificatory arguments that Freud employs for proving the function and importance of psychoanalysis, confirm almost completely to the ideas concerning the mind cited by Spinoza. Spinoza puts the divine power of living, which he names as “Conatus” and which is given by birth, at the centre of his philosophical system. Conatus is a principle of will that provides life to humans and other living entities, forcing us to remain in existence. It also encourages us to desire things and acts so that we can perpetuate our existence. As to Freud, he puts the concept of “libido” in the centre of his psychoanalytic theory, excluding the notion of “divinity”. We will treat relations more closely between these two intellectuals within the context of these two major concepts. 51


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 8. Oturum

Diyalektiğin Çekim Alanında Spinoza

Oktay Taftalı

Kırklareli Üniversitesi

Spinoza felsefesi, kendisini geometrik yöntemle tanıtlamaya çalıştığında ister istemez yine geometride içkin olan diyalektiğin çekim alanına girer. Bu nedenle onu, diyalektik yöntemin ve bu yöntemle oluşturulan düşüncenin, modern zamanlara özgü yapısını kazanmadan önceki son durağı olarak görmek mümkündür. Spinoza’da Tanrı düşüncesinden maddi dünyaya ve o dünyayı oluşturan tikel nesnelere değin uzanan tasarımın her aşamasında, diyalektiğin izlerine rastlayabiliyoruz. Kartezyanist-mekanist maddi töz ve ruhi töz ikilemini “Tanrı” sentezi üzerinden organik biçimde çözen Spinoza “her belirlenim bir yoksamadır” önermesiyle, modern diyalektikçilerin de ilgisini çekmiştir. (Bkz. Felsefe Defterleri, “Hegel’in Mantık Bilimi” adlı bölüm.V.İ. Lenin) Ona göre, gerek ruh gerekse maddi dünya varlığı Tanrı’nın çeşitli görünümlerinin yansımasından, onun tezahürlerinden başka bir şey değillerdir. Varlığın bu şekilde ele alınmasıyla, ruh ve madde, iki farklı ve ayrı tözden kurtarılarak tek bir tözde tesbit edilmiş olur. Bizim ruh ve madde olarak adlandırdığımız şey, tek bir varlığın iki ayrı (attributum) niteliğidir. Doğal olarak içinde bulunduğu yüzyıla özgü obje kavrayışı dolayısıyla, Spinoza’nın bu tek varlığı, önce madde ve sonra da onun tezahürü olan ruh biçiminde tanımlaması mümkün değildir. Ancak burada onu kendisinden önceki idealist-mekanist anlayıştan ayıran fark: maddeye katılan, onun içinde yer alan Tanrı’nın maddeyi canlı, devinen, dönüşen ve hâttâ düşünen bir varlığa dönüştürmesidir. Çünkü o, ne maddeyi ne de ruhu; birinden diğerini türetmek veya birine geri giderek, ötekini oradan açıklamak niyetinde değildir. Tözün “attributum”ları olarak ruh ve madde, her birisi kendi içinde açıklanması gereken, birbirine geri götürülemeyen verilerdir. Bunlar aynı zamanda tözün ana nitelikleri arasında yer alırlar ve tözle birlikte varolurlar. 52


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 8th Session

Onun töz öğretisini ve töz hakkındaki tanımlamalarını Tanrı ya da tanrısal varlığa değil de, sözgelimi Aydınlanma yüzyıllarına özgü madde kavrayışına uyguladığınızda, Hegel’e gelmeden çok daha önce, diyalektiği ayakları üzerine oturtmak imkânı bulunabilir. Spinoza’da töz – Tanrı - kendi kendisine varolabilme yetisine sahiptir ve kavranabilmesi için herhangi bir dolaylı unsura gerek yoktur. Yani onu yine kendisi olarak kavramak mümkündür. O kendi kendisinin nedenidir. Tözü başka bir kavramla gerekçelendirmek, başka bir kavramdan türetmek ya da onun için herhangi bir öncül, herhangi bir ön veri aramak gerekmez. Töz bu haliyle bütün nesnelerin ve onların arasındaki ilgilerin de nedenidir. Öte yandan, insan her türlü dış duyumun etkisine açık olmasından ötürü, ruh bu nedenle denge durumunu yitirebilir. Bu durumda mutluluk içermeyen eylemlere de girişebilir. Tutkular insanın önüne set çeken ve onu indirgeyen bir etkiye sahiptirler. Tutkular insanı hırs, zenginlik, gurur ve haz gibi unsurların kölesi haline getirir. Ancak evrene ve varlığın zorunluluğuna bilgece bir bakış, insanla evrenin geri kalanı arasında gerekli uyumun temin edilmesini sağlayabilir. Ancak Spinoza insani duygu ve tutkuları bütünüyle yadsımaz. Tam tersine onları iyi ve zararlı olmak üzere ikiye ayırır. İyi duygular insanı, yaşam karşısında etkin ve üretken olmaya yönlendirenler, zararlı duygular ise insanı edilginliğe ve eylemsizliğe itenlerdir. Fakat önemle belirtmek gerekir ki, Spinoza etkin ve üretken olmaktan; ticari ve maddi yarar amaçlayan aceleci bir edilginlik türünü anlamaz. Burada kastedilen: zihni (intellektual) etkinlik sayesinde kendimizi dış verilerin tesadüfi etkisinden koruyarak hayatımızı tinsel kuvvetimizin emrine vermektir. Böylece kendimizi tesadüfte ortaya çıkan tutkuların olası etkisinden kurtararak aslen ait olduğumuz bütün bir tabiatla (Tanrı) özdeş kılabilmemiz mümkün olacaktır. Yukardaki düşünceler günüzümün tüketim toplumunda, mutluluğu gündelik tüketim gücü ve tüketim unsurlarında arayan, ancak onu bulmakta hayli zorlanan birey için de yol gösterici olabilir. Şimdilerde yüksek bir hız ve acele içinde üreterek aynı hızda tüketmeye çalışan bir varlık olarak insan, kendi doğadan sıyrılıp çıkış macerasının hangi aşamasına ulaştığını, yukardaki değiniler ışığında bir kez daha gözden geçirmelidir. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Diyalektik, Beden Zihin İkiliği.

53


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 8. Oturum

Spinoza in Gravitation of Dialectic

Oktay Taftalı

Kırklareli University

When philosophy of Spinoza attempts to demonstrate itself by geometrical method, it necessarily enters into the gravitation of dialectic which is immanent in geometry. Therefor, it is possible to see it to be the last stop of dialectical method and the thought which is constituted by this method, before thought get the constitution of the inherent in the modern times. We can find traces of dialectic in every phase of representation which extend over the god thought, the material world and the particular objects of that world. Spinoza who solves the dilemma/dualism of Cartesian-mechanistic corporial substance- menthal substance organically with “God” synthesis, has been attracted with his proposition of “every determination is a negation” by modern dialecticians too. Spinoza contends that the physical and mental worlds, both are reflexions of God’s various apperiances. Thus, mind and body are relieved of two different substances and they are ascertained with the same substance. Things we called mind and body are two different attributes (attributum) of one being. It wasn’t possible to be defined this unique being of Spinoza, firstly as a body than as a mind which was the aspect of body on the consequenses of his centries object understanding. Although, his difference of the prior idealistic-mechanistic understanding is that being is transformed into an alive, moving, transforming and even thinking existence by the God who is inside of the body. Because he doesn’t intend to derive neither body nor mind from each other. Mind and body, as the

54


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 8th Session

‘attributium’s of substance, both are datas which are explained on their own and can not be grounded by each other. At the same time, these rank among basic attributes of substance. When his doctrine of substance and definitions about substance is applied not to God or deity for instance to the body understanding of age/centries of enlightment, it would be possible to see that dialectic is supported itself long before Hegel. Substance-God of Spinoza have the ability of to be itself and it isn’t necessary any indirect object for it is comphrehended. It is the reason of itself. Keywords: Spinoza, Dialectics, Mind-Body Duality.

55


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 8. Oturum

“Parrhesia” Kırılganlığında İfade Özgürlüğüne Yer Ayırma

Adem Yıldırım

Ankara Üniversitesi

“Parrhesia” Antik Yunan yaşantı pratiğinde kullanılan önemli bir kavramdır. Çağdaş anlamda bu kavramı formüle eden Michel Foucault’tur. Bir arşiv çalışmasının neticesi olan ve kendi başına irdelenen “parrhesia”, yalın bir biçimde doğruyu korkusuzca söylemek anlamına gelmektedir. Bu anlamda “parrhesia” açıksözlülük, hakikat, tehlike ve ödev başlıklarıyla bağlantılı olarak incelenirken dönemsel olarak retorik, siyaset ve felsefeye doğru evrildiği görülür. Çalışmamızın konusu bu felsefi evrimi ilgilendirirken aslında diğer anlamlarından da bağlantısız olmayacaktır. Bu nedenle felsefe bağlamında incelenecek olan “parrhesia”nın başta Platon’un diyologlarındaki ve Kinikler’deki -özellikle Diogenes ile- karşılığı olmak üzere Euripides’in oyunlarında sıkça geçen “parrhesia”cı göndermeler üzerinde de durulacaktır. Sokratik ve Kinik felsefelerin etik/hakikat kaygısının yanında bu durumun bağlanabileceği “parrhesia”nın temel özelliği olan doğruyu söyleme politik alanda “iktidara karşı cesurca konuşma” olarak açığa çıkmaktadır. Nitekim bu tehlike durumu aslında parrhesia’nın anlamlı olmasını sağlayan en önemli özelliğidir. Örneğin bir filozofun bir hükümdara, bir tirana hitap etmesi ve ona tiranlığının rahatsız edici ve nahoş olduğunu, zira tiranlığın adaletle bağdaşmadığını söylemesi, filozofun hakikati söylemesi anlamına gelir. Çünkü hakikati söylediğine inanır ve buna ilaveten bir de risk alır. Yani kısaca “parrhesiastes” (parrhesia’yı uygulayan) risk alan kimsedir. Bu çerçevede Spinoza’nın Teolojik-Politik İnceleme’de başta döneminin hâkim teolojik-politik iktidarlarının eğilimlerine ve baskı araçlarına karşı felsefi düşüncenin ve ifade özgürlüğünün öne çıkmasına yönelik çabaları “iktidara karşı özgür düşünceyi söyleme ve onu savunma “ adına parrhesianın ifade özgürlüğüne dönüşmesine kaynaklık ettiğini söylemek mümkündür. Bu dönüşümün gerekliliği Machiavelli’den itibaren değişen politik anlayışın ve yöntemlerin yeniden yorumlanmasına olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Çünkü Machiavelli ile birlikte seküler bir bakışla 56


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 8th Session

Antik Yunan’dan modern döneme kadar gelen yönetim ve onun pratiklerinin temelindeki erdem fikri, yerini iktidar olma ve onu sürdürmeye bırakmıştır. Bu, yeniden inşa etme çalışmasında döneminin ruhuna göre oluşan bir durumdur. Paralel olarak Hobbes’un siyaset felsefesi anlayışı da bunda etkili olmuştur. Sözleşme fikrine sahip olan Hobbes’tan farklı olarak Spinoza her şeyin egemene devredilemeyeceğini ileri sürerken ifade özgürlüğünü bunların dışında tutar. Nitekim Spinoza’nın ifade özgürlüğü onu, Hobbes’tan ayıran temel özelliğidir. Hobbes’ta konuşma hakkı egemene aittir. Egemenin sözü yasa olarak kabul edilmelidir. Ancak demokrasiyi savunan Spinoza için bu durum uygun değildir. Spinozacı anlamda ifade özgürlüğünün temel kaygısı ise, her türlü aşkınsal kuruma karşı felsefi düşüncenin özgür bir biçimde sürdürülmesidir. Bunun için de düşündüğünü ifade etme özgürlüğünün gerekliliğine vurgu yaparken kaygısının felsefi/seküler bağlamda yoğunlaşması aynı zamanda politik alanının önünü de açmıştır. Buna göre Spinoza’nın ifade özgürlüğünü felsefe adına öne sürülmüş bir problematik olarak okumak gerekir. Çünkü filozof için ifade özgürlüğü basit bir biçimde konuşma etkinliği değildir. Bu ayrım çağdaş parrhesianın dönüşümünde temel argüman olarak da öne sürülebilir. Bu çalışmanın temel çatısını “parrhesia”nın temel anlam ve karşılığı ile Spinoza’nın Teolojik-Politik İncelemesi’nde üzerinde durduğu özgür düşünce imkanı ve ifade özgürlüğü olacaktır. Bunun için Sokratik/ Kinik bağlamıyla politik kaygı ile ifade özgürlüğünün geçtiği Spinoza’nın metinleri arasında bir takım karşılaştırmalar yapılırken; metinlerarasılık yönteminin yanında metnin farklı perspektiflerde okuma denemeleri de yapılacaktır. Netice olarak da “parrhesia”nın dönüşümü olabilmesinin imkanı tartışılırken Spinoza’nın da ifade özgürlüğünün dönüşümü üzerine tartışılabilir. Anahtar Kelimeler: Spinoza, İfade Özgürlüğü, Parrhesia, İktidar.

57


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 8. Oturum

Reconstructing the Freedom of Speech in Fragile of Parrhesia Adem Yıldırım Ankara University

“Parrhesia” is an important concept used in the practice of ancient Greek experience. Foucault who formulated this concept in the contemporary sense. “Parrhesia” which has been analyzed on its own, as a result of an archival study; it is simply means to tell truth fearlessly. In this sense “parrhesia” is investigated in conjunction with frankness, the truth, danger and obligation; periodically it is emerged to evolving into the rhetoric, politics and philosophy is evolving into. The discourse of study is interested to the philosophical evolution directly but it won’t be disconnected to the other means, too. So that it will be examined in context of philosophy, especially emphasis on Plato’s dialogues, Synical idea-especially of Diogenes-and Euripides’s plays which rely on the references of “parrhesia”. “Parrhesia”, with Socratic and Synic’s ethics and truth problematics, clears as a political argument with the act which can be say “bravely speaking against the rulership”. Indeed, this dangerous situation is actually the most important feature that makes parrhesia significant. For example what, a philosopher addresses to a ruler or a tyrant unpleasantly and disturbs him with saying the truths is to mean philosopher tell the truth. Because philosopher believes in truth and in addition takes a risk. Shortly “parrhesiastes” (which apply the parrhesia) who takes a risk. In this context, in Theologic-Politics Treatise, Spinoza tried to stand out philosophical thought and freedom of speech against particulary dominant tendencies and means of oppressed. It is possibility to say that Spinoza’s struggles which, “saying the thougt fearlessly and defence against the rulership” transform parrhesia to freedom of speech. The necessity of this transformation, from Machiavelli, stems 58


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 8th Session

from the need to reinterpret the changing political understanding and methods. Because a secular perspective with Machiavelli from ancient Greece to modern times the idea of virtue, the basis of management and its practices, has left to pursue her place of power. This is a condition that occurs according to reconstruct the spirit of the period of study. In parallel, has been influential in the conception of Hobbes’s political philosophy. Unlike Hobbes, with the idea of contract Spinoza said that may be all the rights devolve the sovereign except freedom of speech. This main feature distinguishes Spinoza from Hobbes. For example according to Hobbes, the right of speech belongs to sovereign. But for Spinoza, who advocate of democracy, this situation is not suitable. The main concern for freedom of speech in the Spinozist sense is to perpetuate philosophical thought in a free form against all kinds of transcendental institutions. While emphasizing the necessity to freedom of speech, his anxiety that concentration of a secular context has led the way of political fields. Accordingly, Spinoza’s freedom of speech must be read as a philosophical problematic. Therefore for philosopher, freedom of speech is not a simple speech act. This distinction can be argued as a key argument in the transformation of “parrhesia”. The basic framework of this study will be the main meaning and corresponding of parrhesia, freedom of speech and possibility of fearless thought in Spinoza’s “Theologic-Politics Treatise”. For this, with the context of Socratic/ Synic, while comparison the texts of Spinoza which mentioned to political concern and freedom of speech and other texts; it will be done the method of intertextuality with the different perspective text reading tests. As a result, wshile discussing the possibility of “parrhesia”s transformation, the same time can be argued of transformation of the freedom of speech. Keywords: Spinoza, The Freedom of Speech, Parrhesia, The Rulership.

59


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 9. Oturum

Bir Karşılaşmalar Pedagojisi: Spinoza’da “Ortak Mefhum” Kavramı Emre Koyuncu

Purdue Üniversitesi

Spinoza’nın Etika’da ortaya koyduğu etik anlayışının özgünlüğü bu etiğe eşlik eden bilgi teorisinden bağımsız düşünülemez. Zira Spinoza çalışmalarında sürekli güncellediği bilgi teorisine Etika’da son halini vermiştir. Etika’da Spinoza üç bilgi (cognitio) türünden bahseder. Birinci tür bilgi rastgele deneyimlerden (experientia vaga) yahut duyumlara ve geçmiş deneyimlere dayanan çağrışımlardan edinilir. Şeyleri kendinde değil, bizi etkiledikleri oranda bilmemizi sağlayan bu düzensiz fragmanlara Spinoza kanaat (opinio) ya da imgelem (imaginatio) adını verir. İkinci tür bilgi ise ortak mefhumlara (notiones communes) dayanan rasyonel bilgidir (ratio). Ortak mefhumlar kanaatlerin aksine upuygundur ve şeylerin “özelliklerine” dair genel bir bilgidir. Bir diğer upuygun bilgi türü olan sezgisel bilgi (scienta intuitiva) ise şeylerin “özlerinin” bilgisidir. Spinoza’nın Etika’da her ikisi de birer upuygun bilgi türü olan rasyonel bilgi ve sezgisel bilgi arasında yaptığı bu ayrım oldukça dikkat çekici ve karmaşıktır. Bu bilgi türlerinin birbirlerinden farklarını ve Spinoza’nın etik kavrayışıyla bağlantısını tartışmak için Deleuze’ün Spinoza:Pratik Felsefe kitabında yaptığı önemli bir tespite müracaat edeceğim. Deleuze, Spinoza’nın değişen bilgi teorisi içinde ortak mefhumlar kavramını ilk kez Etika’da formüle ettiğini vurgular. Hatta Deleuze’e göre Spinoza’nın Anlığın İyileştirilmesi Üzerine İnceleme’yi tamamlamamasının nedeni geliştirdiği ortak mefhumlar kavramının İnceleme’de çizilmiş çerçeveye uymamasıdır. Öyleyse buradaki tartışmaya Deleuze’ü takiben birbiriyle ilişkili şu iki soruyu sorarak başlayabiliriz: 1) Spinoza Etika’da upuygun bilgiyi neden ikiye ayırma gereği duymuştur? 2) Ortak mefhum kavramı Spinoza’nın Etika’da bilgi teorisi ve etik arasında kurduğu hassas ilişkide nasıl bir işlev görür? 60


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 9th Session

Spinoza’nın ontolojisini karakterize eden kip (modus)-sıfat (attributum)töz (substantia) ile epistemolojisini karakterize eden kanaat (opinio)-ortak mefhum (communes notiones)-sezgisel bilgi (scienta intuitiva) üçlülerine bakılırsa, Spinoza’nın felsefesinin özgünlüğünü kristal bir biçimde ortaya koyan manevraların orta terimlerde gerçekleştiğini görürüz. Burada öncelikle Spinoza’yı hem rasyonalist gelenek içinde hem de felsefe tarihinde ayrıksı bir noktada konumlandıran ortak mefhum anlayışının sıfat kavramıyla ilişkisini tartışacağım. Zira ikinci tür bilgiden üçüncü tür bilgiye geçiş sıfatlar hakkındaki bilginin dönüşmesiyle ya da sıfatların başka bir yönden idrak edilmesiyle gerçekleşir. Daha sonra da ortak mefhum kavramının şu dört önemli özelliğine dikkat çekeceğim. a) Ortak mefhumlar doğuştan gelen fikirler olmayıp her vücutta ortak olabileceği gibi müstakilen iki vücut arasındaki bir müşterekliği de ifade edebilir. b) Ortak mefhumlar soyut kavramlar değildir. Çünkü Spinoza’ya göre soyut kavramlar muhakkak bir indirgemeye dayanır ve bu yüzden upuygun bir bilgi teşkil etmezler. c) Ortak mefhumlar upuygun bilgi olmaları itibariyle Tanrı fikrine dayansalar da Tanrı fikri başlı başına bir ortak mefhum değildir. Çünkü Tanrı tahayyül edilemez yani asla birinci türden bilginin nesnesi olamaz. Yine de üçüncü tür bilgi yalnızca ikinci tür bilgiden hasıl olabilir. Üçüncü tür bilgi Tanrının sıfatlarının özünün upuygun bilgisinden şeylerin özünün upuygun bilgisine geçişi gerektirir. Spinoza’da bilgi türleri somuttan soyuta ya da tikelden evrensele doğru değil, tekilden teksesliliğe doğru mükemmelleşir. Tanrının özünü kavramak kiplerin özünü kavramak ile yakinen ilişkilidir. Fakat bunun sebebi kipsel özlerle tözsel özün aynı olması değildir. Zira Spinoza Tanrı kavrayışında hem anolojizmi hem de negatif teolojiyi tam da bu farkı korumadıkları için reddeder. d) Ortak mefhumlar pratiktir. Deleuze’e göre Spinoza’da Us bir başlangıç noktasından ziyade oluş ifade eder. Rasyonel-oluş iyi karşılaşmalar örgütlemek demektir. Spinoza kanaati yanlışlık değil, yanlışlığın kaynağı olarak tanımlayarak ampirik olanın yanlışlığa ve upuygunsuzluğa mahkum olmasını önler. Bir upuygun bilgi türü olarak ortak mefhumlar etiği bir buyruklar manzumesi olarak değil, karşılaşmalar pedagojisi olarak tasavvur etmeyi gerektirir. Anahtar Kelimeler: Spinoza, Ortak Mefhum, Karşılaşmalar Pedagojisi.

61


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 9. Oturum

A Pedagogy of Encounters: Spinoza’s Concept of “Common Notions” Emre Koyuncu Purdue University

The originality of Spinoza’s understanding of ethics cannot be thought independently of the theory of knowledge that underpins it. Spinoza kept updating his theory of knowledge throughout his works and presented the final version in his seminal work, Ethics. Here, Spinoza distinguishes three types of knowledge (cognito). The first type is the knowledge acquired through random experiences (experientia vaga), personal memories, and associations. Spinoza calls opinion (opinio) or imagination (imaginatio) these irregular fragments that reveal things only insofar as they affect us, rather than as they are in themselves. The second type of knowledge is rational knowledge (ratio). Rational knowledge pertains to “properties” of things and is attained through common notions (notiones communes). Unlike opinions, however, common notions do constitute adequate knowledge. The third type of knowledge, namely intuitive knowledge (scienta intuitiva), is the knowledge of singular essences. Spinoza’s distinction between rational and intuitive knowledge, both of which constitute adequate knowledge, is crucial yet complicated. As a guiding thread for our discussion of the differences between the two types of adequate knowledge and their significance for Spinoza’s notion of ethics, I would like to refer to a significant remark made by Deleuze on the issue in Spinoza: Practical Philosophy. In this monograph, Deleuze emphasizes on several occasions that it is first in Ethics that Spinoza presents the concept of common notions as part of his theory of knowledge. In fact, for Deleuze, the reason why Spinoza did not complete his Treatise on the Emendation of the Intellect is precisely because its general framework could no longer hold together, once Spinoza wanted to introduce and develop the concept of common notions. Following Deleuze, we can begin our analysis by asking the following two interrelated questions: 1) Why does Spinoza distinguish two types of adequate knowledge in Ethics? 2) How does the concept of common notions function within the framework of the delicate relationship that Spinoza establishes between his theory of knowledge and ethics? We can argue that it is the middle terms that crystallize the originality of the philosophical maneuvers of Spinoza in the ontological triad of mode (modus), attribute (attributum), and substance (substantia) and the epistemological triad of opinion, common notions, and in-

62


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 9th Session tuitive knowledge. In this paper, I will discuss the relationship between the concept of common notions, which not only sets Spinoza apart from other rationalist philosophers but also grants him a unique position in the history of Western philosophy, and the concept of attribute in Spinoza’s ethical ontology. The transition from the second type of knowledge to the third is marked by a transposition of the knowledge pertaining to attributes and a new way of apprehending them in relation to the singular essences of things and God. To highlight the subtlety of the difference between rational and intuitive knowledge, I will refer to the following four characteristics of the concept of common notions: a) Common notions are not innate ideas, and they may designate properties common to all bodies as well as relations of agreement between two or more bodies. B) Common notions are not abstract ideas. For Spinoza, abstract ideas do not constitute adequate knowledge insofar as abstraction belongs in the domain of imagination. C) Although common notions depend on the idea of God to the extent that they constitute adequate knowledge, the idea of God is not itself a common notion inasmuch as God cannot be imagined—that is, it cannot be an object of the first type of knowledge. Nevertheless, intuitive knowledge can only follow from rational knowledge. The third type of knowledge requires a movement from the adequate knowledge of the attributes of God to the knowledge of the singular essences of things. In Spinoza’s theory of knowledge, there is a shift in perspective as the knowledge turns from the singular to the univocal, a shift that does not privilege the abstract over the corporeal or the universal over the particular. Comprehending the essence of God is closely intertwined with comprehending the essence of modes. This is, however, not because the modal and substantial essences are identical. In fact, it is in the name of preserving this difference that Spinoza denounces both analogism and equivocity in his discussion of the essence of God. D) Common notions are practical. According to Deleuze, Reason characterizes a becoming rather than a point of departure in Spinoza’s ethics. In this way, becoming-rational can be defined as the practice of organizing good encounters. By regarding opinions as a source of falsity rather than the falsity itself, Spinoza avoids condemning the empirical domain to inadequacy. In Ethics, it is the concept of common notions that paves the way for an ethics that consists in discovering what a body can do through a pedagogy of encounters, rather than in prescribing what one should do. Keywords: Spinoza, Common Notions, A Pedagogy of Encounters.

63


Kocaeli Üniversitesi Uluslararası Felsefe Günleri: Spinoza 9. Oturum

Spinoza Felsefesinin Çağdaş Karşılaştırmalı Bir Çalışma

Siyasi

Düşüncedeki

Rolü

Üzerine

Burcu Yalım

Bilkent Üniversitesi

Bu sunumda bir yanda Deleuze’ün, diğer yanda Hardt, Negri ve Balibar gibi çağdaş düşünürlerin siyasi düşünceleri arasında, Spinoza felsefesini kendi düşüncelerinde ele alışlarına ilişkin olarak, karşılaştırmalı bir çalışma yapıyorum. Spinoza hakkındaki çağdaş çalışmalar ile Deleuze’cü denebilecek bir Spinoza arasında indirgenenemez bir fark bulunduğunu ileri sürüyorum. Buradaki amacım çağdaş politika düşüncesinin, politika alanının geleneksel bir siyasi ‘öznellik’ ile beslendiği ‘evrensel’ bir politika anlayışına yaslandığını ve bu ‘öznelliğin’ de Spinoza’nın belli bir yorumlanışına dayandığını göstermektir; Spinoza’nın siyasi düşüncesi Deleuze’ün felsefesinde bir ‘azınlık’ siyaseti yönünde sorunsallaştırılırken, yukarıda bahsi geçen düşünürlerde tamamen geleneksel bir ‘siyasi özne’ adına, aksi yönde çözümlenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Spinoza, Hardt, Negri, Balibar, Deleuze, Çağdaş Siyaset, Azınlık, Siyasi Özne.

64


Kocaeli University International Days of Philosophy:Spinoza 9th Session

A Comparative Study on The Role of Spinoza’s Philosophy in Comtemporary Political Thought Burcu Yalım Bilkent University

In this presentation I make a comparative study between the political thoughts of Deleuze on the one hand, and of contemporary thinkers such as Hardt, Negri and Balibar on the other, in relation to their respective treatments of Spinoza’s philosophy in their work. I argue that there is an irreducible difference between contemporary political studies on Spinoza and what I call the Spinoza of Deleuze. My purpose is to show that contemporary political thought is underpinned by a ‘universal’ understanding of politics whereby the field of the political is determined by a traditional political ‘subjectivity’ and that this ‘subjectivity’ is based on a certain undertaking of Spinoza; I argue that wheras Spinoza’s political thought is problematised in Deleuze’s philosophy in the direction of a ‘minoritarian’ politics, with the thoughts of the thinkers mentioned above, it is resolved for the sake of re-introducing a completely traditional ‘subject of politics’. Keywords: Spinoza, Hardt, Negri, Balibar, Deleuze, Contemporary Politics, Minority, Political Subject.

65


koufelsefe  

ozet kitabi

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you